Kontrast. Fotograf Dergisi. Kasım - Aralık ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Kontrast. Fotograf Dergisi. Kasım - Aralık 2011. ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır."

Transkript

1 Kontrast Kasım - Aralık Fotograf Dergisi ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

2 İçindekiler 3 f/64 1Bizden Biri Aynur Ülker İmece Fotoğrafta Çekim Merkezi İlker Maga 2 Zerzevat Heykellerinin Olağanüstü İşlevi Özcan Yurdalan 4 Usta İşi W. Eugene SMITH Aysel Altun 6 Konuk Yazar Aşk ve Fotoğraf Murathan Mungan 8 Söyleşi Mustafa Ayaz Aysel Altun - T. Deniz Çakır Elek Işıkla Yazmak Altan Bal 11İnce 12 Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik Faruk Atalayer, Sadık Tümay, Filinta Önal, Serap Etike, Ayşe Saray 22 Söyleşi Dora Günel Kontrast 28 Kısa Metraj Ben Yaptım Oldu Bora Çekiç Kapak Fotoğrafı: Şennur Paşayiğit DEMİRER AFSAD Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Adına Sahibi Mustafa ERTEKİN Yayın Yönetmeni (Sorumlu Müdür) Koray OLŞEN Yayın Ekibi Aysel Altun Nejla Can Güler Ayşe Saray Redaksiyon Ayşe Saray Katkıda Bulunanlar Nur Altın Tuğçe Deniz Çakır Ayhan Çınar Mehmet N. Savcı Yönetim Yeri (Dergi İletişim) AFSAD Bestekar Sok. No: 28/21 Kavaklıdere Ankara Tel: Faks: GSM: Fotoğraf Üzerine Uzun Yolculuğun Kısa Yazısı Kitaplık Çoğul Estetik Şennur Paşayiğit Demirer ( ) Tuğrul Çakar Nejla Can Güler 1960 yılında Tire de doğdu. Ailesi işçi olarak Almanya da bulunduğu için ilkokul ve ortaokulu orada tamamladı. Liseyi Tire de okudu. DTCF Alman dili ve edebiyatını bitirdi. Almanya Federal Cumhuriyeti Federal Elçiliğinde çalıştı. AFSAD, Ankaralı Gezginler ve DASK üyesi olan Şennur, fotoğrafçılığın yanısıra seyahat etmeyi de çok severdi İki ayda bir yayımlanır. AFSAD ın ücretsiz yayınıdır. Baskı Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım San. Tic. Ltd. Şti. Adres: Adakale Sok. 32/37 Kızılay - Ankara Tel: Basım Tarihi: Kasım 2011 Yayın Türü: Bölgesel Süreli ISSN: Her hakkı saklıdır. Bu dergide yer alan; yazı, makale, fotoğraf, karikatür, illüstrasyon, vb. nin, elektronik ortamlar da dahil olmak üzere, kullanım hakları AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) a ve/veya eser sahiplerine aittir. İzin almaksızın, hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun, materyalin tamamının ya da bir bölümünün kullanılması yasaktır. Dergide yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

3 Bizden Biri Aynur Ülker 1 AYNUR ÜLKER Bir varmış, iki yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yüreği çok iyi, sarı saçlı, yeşil gözlü, gülmesini hiç beceremeyen; ama güldüğü zaman iki yanağında çiçekler açan, güzeller güzeli, annesinin meleği bir kız çocuğu varmış. Gel zaman, git zaman bu, güzeller güzeli kız çocuğu büyümüş. Ankara da AFSAD diye, fotograflarla sanat yapan bir dernekle tanışmış yılında derneğin 19. dönem kursuna katılmış. Yönetiminde sayman olarak çalışmış. Eren Özerdim ile portre, Adnan Veli Kuvanlık ve Merter Oral la banyo aşamasında boyama üzerine masallarını paylaşmış. Çekilen fotograftaki anlam yükünü seyredende bıraktığı ifadede bulmuş. Ama, tabii ki çekenin de seyredenin de bu konuda eğitiminin şart olduğu düşüncesindeymiş. O bizimle yeni masallarını paylaşmaya hazırlanırken gökten üç elma düşmüş...

4 Fotoğrafta Çekim Merkezi İmece İlker Maga 2 Dünya Karl Marx gibi bir yaratıcıyı bir daha tanımayacak. Platon, Aristo gibi geniş bir alanda ürünler veren felsefeciler de bir daha gelmeyecek. Günümüz insanlarının daha az zeki olduğunu söylemek istemiyorum. Dünyamız yaşlanıyor. Hemen her yıl insanlığın büyük bir ismi yüzüncü, iki yüzüncü doğum ya da ölüm yılında anılıyor. Birkaç yüzyıl önce zaman kavramı üzerine bir deneme yazmak isteyen bir felsefecinin okumak, en azından taramak zorunda olduğu kitap sayısı onu bulmazken, bugün aynı alanda ortalama bir çalışma yapmak isteyen birinin okumak zorunda olduğu eserler en az yüzü buluyor. Daha önce insanlığı ilgilendiren pek çok alan sadece felsefecilerin sahasına girerken, günümüzde bu başlıklar felsefeden başka disiplinlerin ilgi alanına giriyor. Yarım yüzyıl önceye kadar, meselâ, sadece felsefeyi ilgilendiren dostluk kavramına ilişkin yeni araştırmalar daha çok psikoloji ve sosyoloji alanlarında gerçekleştiriliyor. Artistik felsefe yerini pratik felsefe ye bırakıyor, pratik felsefe de yetmiyor, bu alandaki pek çok konunun biyolojik temelini açıklama işi başka disiplinlere kalıyor. Marx, bir çekim merkeziydi. Marx, Platon ya da Aristo hâlâ birer çekim merkezi. Yaşlanan, birikimi artan, birikimi arttığı oranda parçalara ayrılan dünyada çekim merkezi yaratmak zorlaşıyor. Henüz birkaç on yıl önceye kadar bir derginin o ülkenin politik ve kültür ortamına damga vurması mümkündü. Etkili bir gazetenin kullandığı dilin kamusal dili etkileyebildiğini de örneklerle gördük. Yine henüz birkaç yıl önceye kadar uluslararası politikada ve kültür alanında ancak bir iki merkezden söz etmek mümkündü. Bugün ise bir, iki değil, daha çok sayıda merkezden söz edilebilir. İster ekonomi, isterse kültür, hangi alana bakılırsa bakılsın dünyada tek bir merkezden söz edilemiyor. Nadar, August Sander, Henri Cartier Bresson, Ansel Adams birer öncü olduklarından birer çekim merkezi yarattılar. Bunlar hâlâ birer çekim merkezi. Ancak aynı çekim merkezlerinin oluşmasını günümüzde düşünebilmek zor. Dünyamız gibi fotograf dünyası da yaşlandı. Bir yanda her geçen yıl artan birikim ve buna paralel her birikimin kendi içinde yarattığı merkez, diğer yanda iletişim araçlarındaki artış tek bir merkezin oluşmasına imkân tanımıyor. Önceleri pasif bir gazete okurundan söz edebilirdik. Günümüz koşullarında pasif okuyucu, yarı aktif okuyucu yarı yazar rolünü üstlenmiş durumda. Elektronik ortamda okuduğu gazeteye, aynı alana, yazılı müdahale etme imkânına sahip. Bu yarı aktif, yarı pasif okur tipi önümüzdeki yıllarda daha çok gelişecek. Fotografta da durum benzer: Daha önceleri sadece fotograf algılayıcısından söz edebilirdik, bugün sergileri gezen, fotograf kitaplarını ve dergilerini takip eden fotograf izleyicisi de artık yarı algılayıcı yarı aktif fotografçı. Sergiyi izleyen birinin güzel bir fotograf dizisini çantasından çıkarıp masa üstüne koyması sürpriz değil. Henri Cartier Bresson, özellikle kendi kuşağını ve arkadan gelen en az birkaç kuşağı etkileyen bir merkezdi. Günümüz fotografçısı ne kadar birikimli ve yaratıcı da olsa, böyle bir merkez oluşturma şansına sahip değil artık. Çünkü merkez oluşturabilmek için fizikî şartlara sahip değil. Gazete okurunun artık yarı aktif yazar, fotograf izleyicisinin de yarı aktif fotografçı olduğu günümüz koşullarında, fotografı kendini ifade etmenin ana aracı seçen fotografçıların işinin hiç de kolay olmadığı açık. Sözü olan fotografçının sesini duyurması, etki çemberini genişletmesi, üstelik popüler olmayan alanları konu seçmişse, zor. Herkesin fotografçı olduğu günümüzde, fotografı merkez alan yaratıcısının, en başta ne aradığını bilmesi, konularını titizlikle seçip onlar üzerinde yoğunlaşması ve bunun için gerekli donanıma sahip olması şart. Buna paralel olarak, sabır gerektiren, çok daha uzun bir yolda yürüdüğünü bilmesi şart. Fotograf ölmedi. Fotograf büyüyor. Büyüdüğü oranda sorunlar ortaya çıkıyor, zorlaşıyor. Fotografta merkez yaratma sorunu bu zorluklardan biri. Bu zorluk bir test sahası olarak görülebilir. Bu zorlu test; öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılabilir. Test başarıyla aşılsa bile yaratılacak merkez, merkezlerden sadece biri olabilecektir. Benzer bir durumu, müzik ve resim dâhil diğer disiplinlerin hepsinde görebiliyoruz.

5 Zerzevat Heykellerinin Olağanüstü İşlevi -I- Fotoğraf ile sosyolojinin aynı tarihlerde hayatımıza girmiş olması bir tesadüf müdür yoksa insanlığın uğradığı tarihsel dönemeçte ortaya çıkan zaruri paralelliklerden biri midir? sorusu fotoğrafla ilişkisini biraz derinleştiren herkesin aklına gelmiştir. Benim de aklımdadır ve cevabım ikinci şıktan yanadır. Fotoğraf ile sosyoloji, yeni üretim ilişkilerinin filizlenmeye başladığı, bilim ve teknolojinin gemi azıya almak üzere olduğu bir devirde zuhur eder. Artan üretim ve değişen insan ilişkileriyle birlikte yeni anlamlandırmalara ve tanımlamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Fotoğrafın da sosyolojinin de çoğaltmalar çağı nın ihtiyaçlarına cevap verecek donanımı vardır. Fotoğraf, yeni hayatı görüntüler haline getirerek depolama kabiliyetine sahiptir. Sosyoloji ise yeni hayatın toplumsal katmanlarını, dinamiklerini ve davranışlarını anlamaya çalışırken sayılar, kavramlar, kategoriler kullanabilen bir araçtır. Fotoğraf ve sosyolojinin yanına akranları olan antropoloji de eklenince bu üçü, biri yese öbürü yellenecek kadar tek bünye, kanka haline gelirler. Bir çığır açtıklarını söyleyen de vardır, bir çağ yangını başlattıklarını da... Bütün bunları şu basit cümlelerle kurabilmek için söyledim: Fotoğraf toplumsallığın yansımasıdır. Özellikle bizim gibi totaliter toplumların, dogmatik akılla mücehhez tek tip insan yetiştirmekteki mahareti tescilli olduğu için, yurdum fotoğrafçılarını da, içinde var oldukları toplumsallıktan ayrı düşünmek pek mümkün değildir. Bu nedenle zaten, fotoğraf denildiği zaman tek bir alan, tek bir tarz, tek bir süreç ve tek bir sonuç geliyor aklımıza. Memlekette yaygın olan fotoğraf algısı, bu algıyla biçimlenmiş alanlar yaratıyor ve bu alanlar için durup dinlenmeden görüntüler üretiliyor: Yaşamı estetize eden görüntüler Bu tanımdan, muradımın ne olduğunu anlatmaya kalkışmayacağım. Kontrast Dergisini, Fotoğrafsız Dergisini, Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj kitabını, sabır gösterip okuyanlar ile konuşmalarımı tahammül gösterip dinleyenler bu tanımın içini ne şekilde doldurduğumu bilirler. Karşısındaki gerçeklik her ne olursa olsun, süslemeci anlayışla estetik görüntüler üretmeye çalışan fotoğrafçılık zihniyetini işaret ediyorum. Fotoğraf sanatı denilen şeyin bu olduğunu sanarak fotoğrafçılığı rönesans resmiyle koşut gören kompozisyoncu grafikçi fotoğrafçılık tan bahsediyorum. -II- Sosyal bir varlık olarak fotoğrafçının zihni ile hayatın verili koşulları arasındaki ilişki, sadece fotoğraf karesiyle sınırlı kalmaz, toplumun bütününe nüfuz edebilen bir yapıya sahiptir. Fotoğraf içine saman doldurularak duvar süsü yapılmamışsa eğer, etkili ve tehlikeli bir araçtır. Gerçekliği derinlemesine sorgulayabildiği ve itiraz edebildiği gibi, yalanın hası da fotoğraf ile söylenir, yemini de içindedir. Lakin fotoğraf, en özel alanlara ait olsa bile, kamusaldır, şahsi kalamaz. Bu nedenle, fotoğrafçı ürettiği her görüntüyle birlikte, aynı zamanda kendisinin merkezde olduğu bir sorumluluk alanı da üretmiş olur. (Tam buradan başlayarak fotoğrafçılığın etik mevzularına girilir ki bu yazının konusu değildir.) -III- Toplumsal miras olarak devraldığımız inanç ve kültür kökleri ile 1930 larda tanımlanmaya başlayan toplumsal kimliğin fotoğrafla kurduğu ilişki, hiç de iç açıcı ve umut verici bir seyir izlemez. Tarihsel, toplumsal ve güncel hakikatler, toplumsal akıl tarafından uzak dur! refleksini harekete geçiren netameli alanlardır. Bu toplumsallıkta fotoğraf, bir tanıklık aracı olarak, dürüst fotoğrafçıların elinde güncel gerçekliklerin sorgulanması için kullanılabilecekken, sadece propaganda amaçlı kullanımı tercih ve teşvik edilir. Kültürel mirasımızda, suretin herhangi bir türüyle ilişkilenmemiş toplumumuzun kolektif hafızasında fotoğrafa dair pek de anlamlı ve hayırlı bir yer bulunmaması, memleket fotoğrafçılarının talihsizliklerinden biridir. Öte yandan, askerî darbelerle tahrip edilen toplumsal dinamikler, altüst olan sosyal yapılar içindeki memleket fotoğrafçıları, varlıklarını anlamlandırabilecekleri bir alana ihtiyaç duyarlar. Kendilerini var edebilecekleri, toplumsal meşruiyet yaratabilecekleri bir alan yaratmaya çalışırlar. Toplumun kültür kökenlerinde fotoğrafçıların tutunacağı herhangi bir referans bulunmaması, öte yandan devletin özgür ifade ve yaratıcılık karşısındaki tehditkâr tutumu, fotoğrafçıların hareket alanını daraltmıştır. Günümüzdeki yaygın fotoğrafçılık anlayışı bu süreçte doğar. Fotoğrafçılar kendilerini memleket güzelliklerinin gösterilmesiyle vazifeli kılar. Bugün şahikalar yaratmış güzel kentim, güzel memleketim fotoğrafları ile bunların teorisini ve pratiğini içeren yayınlar bu kültürel ortamın, bu zihinsel iklimin ve toplumsal koşulların eseridir... -IV- Şimdi yazının tam burasında tamamen başka bir telden çalmaya başlayacağımı belirtmeliyim: Yukarıdaki satırlarda kültürel kökenlerimizin de, inşa edilmiş toplumsal yapımızın da fotoğraftan pek haz etmediğini söylemiştim, aynı durum, misliyle heykeller için de geçerli. Lakin son yıllarda yurdun dört köşesinde heykel dikme faaliyeti yürüyor. Şehirlerin girişine, ikincil önemdeki meydanlara heykeller dikiliyor. Devletin temsilcisi Valilikler de halkın seçtiği Belediyeler de hoşnut durumdan. Önemli bir zihniyet hareketinin öncüsü olabilecek girişimler bunlar. Sözkonusu heykeller, şehrin imajını yaratmasından medet umulan zerzevattan oluşuyor. Domates, muz, zeytin, kiraz, elma, armut, mısır, hıyar, hatta çatala takılı köfte heykelleri. Bu heykellerin, toplumsal işlevi olduğunu düşünüyorum. Hep birlikte heykelle tanışıyoruz. Kolektif, zihnimizde önem verdiğimiz, ortak temsil olabileceğini düşündüğümüz nesnelerin imgelerini yaratıyor ve daima görebileceğimiz bir yere yerleştiriyoruz. Bir süre sonra heykel sanatına ve bir temsil olarak heykel formuna dair çok parlak işlerin sökün etmesi şaşırtıcı olmayacak. Tıpkı toplumun heykelle tanışması gibi, yıllardır kendisini memleketin turizm tanıtım personeli, yaptığı işi de fotoğraf sanatı sanan fotoğrafçıların gerçekleştirdiği güzel şehrim, güzel memleketim fotoğraflarıyla başardıkları toplumsal işlev, gerçekleştirdikleri büyük hizmet, yerini fotoğraf sanatının gerçek eserlerine bırakacak. Bu arada Belgesel fotoğraf ve haber fotoğrafçılığı gibi alanlar da işlevlerini hakkıyla yerine getirmeye başlayacak... diyenlerin yalancısıyım ben. f/64 Özcan Yurdalan 3 AFSAD Kasım - Aralık 2011

6 W. Eugene Smith Usta İşi Aysel Altun de Wichita, ABD de doğan Smith, XX. yüzyılın en önemli fotoğraf sanatçılarından biridir. Wichita da bir Katolik okulunda başladığı eğitimini 1935 yılında tamamlar ile 1935 yılları arasında ilk fotoğraflarını çektikten hemen sonra, basın fotoğrafçısı Frank Noel in teşvikiyle ile yerel gazetelerde çalışmaya başlar. İlk çalışmalarında Martin Munkacsi nin fotoğraflarından etkilenir. Bu dönemde, babasının intiharı ile ilgili olarak yerel gazetelere yansıyan haberler, Smith i Amerikan basının rolü ve standartları hakkında düşünmeye iter ve fotomuhabirlik konusunda çalışmaya karar verir. Bu amaçla fotoğrafta yetkinleşmek için, yıllarında Indiana Notre Dame Üniversitesi nde fotoğraf eğitimi alır. Bir yıl sonra, Newsweek dergisinde kadrolu, Black Star Fotoğraf ajansında freelance fotoğrafçı olarak çalışmaya başlar. Fotoğrafları Life, Collier s, Harper s Bazaar gibi dergilerde yayınlanır. Life Dergisi için, II. Dünya Savaşı sırasında Pasifik Savaşını fotoğraflar yılında Okinowa da yaralanır ve 1947 ye kadar fotoğrafa ara verir. Dönüşü yine Life dergisiyle olur yılına kadar bu dergide çalışmayı sürdürür. Bu dönemde Cennet Bahçesine Yürüyüş gibi başyapıt fotoğraflarını, Köy Doktoru, İspanyol Köyü, Ebe ve Nobel ödüllü doktor Albert Schweitzer in Kongo da çekilen biyografik fotoöykü ve fotoröportajlarını gerçekleştirir. Sonuncusuna Life ın isteği dışında Merhamet Adamı ismini koyması, Smith in dergiden ayrılmasına neden olur yılında Magnum Ajansı na katılır. Bu dönemde demir çelik sanayisi ile dikkat çeken Pittsburg Şehrinde iki yıl süreyle bir proje çalışması gerçekleştirir. Pittsburg Projesi hem çalışma süresi, hem de tamamlanmamış olması açısından dikkat çekicidir. Smith, burada kurduğu karanlık oda ile adet negatif üretmiştir. Bu iş sürecinde kendisi için ayrılan bütçenin tamamını harcadığı gibi, kişisel birikimini de tüketir. Projeyi, ancak 1964 yılında ve sadece 64 fotoğraftan oluşan bir kitap ile tamamlar. Pittsburg projesi, Smith in fotomuhabirlik çalışmalarını farklı bir boyuta taşıması ve meslektaşlarını yönlendirmesi bakımından bir dönüm noktasıdır. Smith in Pittsburg un günlük yaşamı ve sanayileşme sürecini yansıtan fotoğrafları, 1960 ların sonunda, yine ABD de ortaya çıkan ve eğitimci Nathan Lyons tarafından kavramlaştırılan Sosyal Manzara fotoğrafına da kaynak oluşturur te Japonya nın Minamata köyündeki, civadan zehirlenen köylüleri konu alan, son projesi olan ve çok ses getiren çalışmasında sağlığını tehlikeye atmaktan çekinmez. Pittsburg projesi ile bir ölçüde başardığı, ancak kitlelere istediği ölçüde ulaştıramadığı için başarısız bulduğu fotoröportaj anlayışını değiştirme çabasını, Minamata projesi ile sonuçlandırdığı söylenebilir. Sözcüklerle fotoğrafların evliliği olarak da tanımlanan fotoöykü ve fotoröportaj geleneği, bir Leica ustası olarak anılan E. Smith in gündeme getirdiği içeriğin estetik sunumu ile en klasik örneklerine kavuşmuştur. Görüntü düzenleme, çerçeve, ışık gibi biçimi belirleyen unsurları fotoröportaj ve fotoöyküde kullanarak, fotoğraflarındaki estetik kaliteyi yükseltmiş, kompozisyonlarında oluşturduğu mükemmellikle izleyiciyi derinden etkilemiştir. Fotoğraf tarihçisi Nancy Newhall, Smith in fotoğraflarını akıldan çıkmayan ve edebi olarak betimlerken, bazılarını da Michelangelo nun resimleri kadar güçlü bulmaktadır. Onun fotoğraflarını diğer basın fotoğrafçılarının çalışmalarından farklı kılan, sanat fotoğrafı kıvamındaki teknik mükemmellik ve görsel estetiktir. Seçtiği konuları tüm ayrıntı ve çarpıcılıklarıyla bir sanat fotoğrafı duyarlılığıyla üreterek,

7 basın fotoğrafçılığının sanatsal olarak gelişimine de önemli katkılar sağlamıştır. Smith, çekimden önce dikkatli bir biçimde nesnesi üzerinde çalışması ile ünlü bir fotoğrafçı olup, özenli çalışmasını şöyle yorumlamaktadır: Ben, kaydeden ve aynı zamanda yorumcu olarak işine bağlı bir gazetecinin olguları ile yaratıcı sanatçının şiiri ve edebiyatı gerekli kılan olguları arasında kalan duruş içindeyim. Smith, fotoğrafları, alt yazıları, başlıkları ve sergilenmesi üzerindeki editöryal kontrol hakkını savunması ve bu konuda mücadele etmesiyle de bilinmektedir. Negatiflerinin Life Dergisinde kalması nedeniyle Life a yazdığı mektupta Negatifler, tıpkı birer defter gibidir; yanlış başlangıçlar, geçici hevesler, zayıf taslaklar veya iyi taslaklar olabilirler, ama asla bir fotoğraf çalışmasının tamamlanmış hali değildir onlar. Fotoğrafın tamamlanmış hali, basılmış halidir; bu, bir dergi için en iyi yatırımdır. En iyi fotoğraf, tamamlanmış fotoğraftır. Benim negatiflerim özeldir, tıpkı yatak odam kadar özel... demesi buna bir örnektir. Birçok fotoğraf ödülü bulunan Smith, 1978 yılında Amerika da yaşamını yitirmiştir. Fotoğrafa ilişkin sözlerinden birkaçı şöyledir: Müzikte minörü tercih ederim ve baskıda da karanlıktan gelen ışık hoşuma gider. Karanlığı alt eden, ona üstün gelen fotoğraf hoşuma gider, fotoğraflarımın çoğu da böyledir. Fotoğrafı olduğu gibi görebilmemin yolu budur. Bence baskıda da bu daha iyi görünür. Ben, fotoğrafçılığın ne kadar potansiyelinin olduğunu bulamadım. Her ufuk, her erişim noktası, yeni bir uzaklığı açığa vuruveriyor. Beni sorarsanız; her zaman sadece eşikteyim... Fotoğrafçılık aslında zayıf bir ses gibidir; ancak bazen, yalnızca kimi zaman tek bir fotoğraf ya da birkaç fotoğraf duygularımızı alır götürür. Aklın sınırında şiddetli duygular yaratır fotoğraf... (Minamata, 1975) Usta İşi Aysel Altun 5 Fotoğraflar: Könemann, Köln 1999 Aperture Masters of Photography AFSAD Kasım - Aralık 2011

8 Konuk Yazar Murathan Mungan 6 Aşk ve Fotoğraf I. Çoğumuzun bildiği gibi: Sevgilinin fotoğrafı suret tir bizde. Kıymettir. Suret geleneğinden gelen toplumsal belleğimizde kültürel soyaçekim gereği suret değeri taşıyan sevgilinin yüzü/ fotoğrafı, iki kişinin duygusal ilişkisinin boyutlarını aşan bir tarihe açılarak neredeyse mistik bir derinlik kazanır. Dünyevi aşktan uhrevi aşka geçilir. Suret, Allah ın yüzüne giden yoldur. Bu düşünce İslam içinde en örgütlü ifadesini Cemali tarikatında bulur. Belki de körleşene kadar bakılması bundandır. Bir surete sevdalanan Mecnun un sanrısı da bir körleşmedir. Aşk ve suret birbirlerinin körüdürler. Hem bakmak hem görmemek anlamına gelirler. Görünen ile görülenin ardındaki görünmeyene açılırlar. Suret ile bunca güçlü bir bağla kurulan ilişkinin aynı zamanda suret yasağının bulunduğu bir toplumsal gelenekte ortaya çıkmasının yarattığı aşk, günah, yasak, çekim çıkmazı başka bir yazının konusu olabilir. Aşk ve fotoğraftan söz etmeyi amaçlayan bu yazı, işin bu yanı üzerinde durmaktan çok, fotoğrafın düşündürme / düşündürebilme gücü üzerinde durmaya çalışacak. Bunlar yalnızca söylemeden edemediklerim. II. Daha çok bir yabancı kente gittiğimizde kartpostallara sığınırız. Yabancıları tanıdık kılmanın, zamanla ve mekânla ara kapatmaya çalışmanın bir yolu olabilir bu. Ya da ardımızda bıraktığımız eşi-dostu yanımıza çağırmanın. Güneşli havalarda dükkân önlerine, açık alana çıkarılmış kendi ekseni çevresinde dönen tel kulelerde sergilenen yüzlerce, binlerce kartpostalın her biri, bizi kendi içlerine, kendi hikâyelerine, kendi gösterdiklerine çağırır. İçimizde uyuklayan ya da cılız kalmış, unuttuğumuz ya da farkına varmadığımız nice duyguyu, heyecanı harekete geçirir, çağrışımları kıvılcımlandırır, belleğimizin nice kuytu yerini kamaştırırlar. Bazı fotoğraflar taşıdıkları özel bir güç nedeniyle hapsedildikleri çerçevenin içinde kalamaz, oradan taşarak bize geçer, kendi karşılıklarını bulana dek köpürttüğü çağrışımlarıyla içimizde dolaşırlar. Bellek ile duyularımız arasındaki ilişkide algılarımızı kışkırtarak bize yeni alanlar açar, anılarımızı yeniden gözden geçirmemize neden olurlar. Anımsadıklarımız kadar unuttuklarımızın da öneminin farkına vardırırlar. Biz gurbetteyken bizi kendi gurbetimizle yüzleştirirler. Fotoğraf demek en ham tanımıyla zaman demektir çünkü. Fotoğraf uzakları çağırır, kendi dışımızdaki ya da içimizdeki uzakları. Fotoğraf makinesinin bulunuşuyla başlayıp saptanan anın bir kart üzerine basılıp yaygınlaşmasıyla ilerleyen ve görüntü nün günümüz dünyasında başlı başına bir sektör haline geldiği süreçte, yazılı bir tarih kadar görüntülü bir tarih de oluşmuştur. Bize gözümüzü açmayı öğreten icat edilmiş görüntü nün günümüzdeki yeni teknolojileri, aynı zamanda bir çerçeve içine hapsedilmiş gerçeklerden yeni hayaller, sanrılar, yanılsamalar ve körlükler de türetmiştir. Görüntülü tarihin kimi kez yeniden yazılı tarihe sığınmak istemesi bundandır. Gözümüzün gördüğüne elimizin yazdığıyla da hâkim olmak isteriz. III. Yurtdışı gezilerim sırasında, nereye gitsem, kartpostal kulelerinin önünden kendimi alamam; bu nedenle, oralardan en çok topladığım şeylerden biri kartpostaldır. Fotoğrafa, görsel malzemeye olan düşkünlüğümün, kalbimde, aklımda ve evimde ayrı bir yeri vardır. Evimdeki teneke, mukavva ya da kartondan yapılma çeşitli kutuları dolduran bu kartpostallar, zaman zaman gündelik hayatıma karışarak, kitap raflarına, ayna çerçevelerine, vitrin camlarına, masa üstlerindeki nesnelerin önlerine dizilir; varlıkları ve gösterdikleriyle zamanımı, mekânımı, ufkumu genişleterek içimi zenginleştirir, duyularımı keskinleştirirler. Gözlerimin önünde yaşadıkları hayatla, bir süre sonra, her biri, neredeyse bir aile fotoğrafının anı değerine ulaşır. Bir kent, bir portre, bir Vermeer resmi, bir kedi, sıradan bir an, rastgele bir

9 manzara, bir rıhtım, bir gar, köprüden bir görünüş, bir siyah beyaz film karesi, her neyse Hayat sanki yeniden benim olur. Aşk fotoğrafları, ima eder. Bir an, bir aşkı ima eder. Bazen sıradan bir an, büyük bir aşkı ima eder. Akıp giden zamanın içinde o bir tek an, insanı bütün sürece inandırır. Temsil gücü yüksek bir fotoğraftaki ânın biricikliği, zamanın geçiciliği kadar, sürecin bütününe de bir göndermedir. Görünen bir tek ânın, görünmeyen anların çağrışımlarını da kapsadığı bilinir. Geçip gidenin ardından, yinelenebilirliğin olasılığını akla düşürür. Görüntünün yarattığı kışkırtma, aynından bir tane daha yaşamaya ilişkin bir var oluş iştahı yaratır insanda. Söylemek bile fazla, ama aşk fotoğrafları derken, daha çok yeniyetmelere yönelik ticari kaygılarla yapılandırılmış kadın-erkek ilişkisinin (ya da onların birebir taklidi olarak üretilmiş erkek-erkek ya da kadın-kadın ilişkisinin) mevcut klişe pozlarını geleneksel ya da modernleştirilmiş çeşitlemeleriyle çoğaltan piyasa işi aşk kartpostalları nı değil, has fotoğraf sanatçılarının çektiği koyu kıvam fotoğrafları kastediyorum. Işığın ya da gölgenin, en az kadın ya da erkeğin hali kadar içimize dokunduğu fotoğrafları. Hatta giderek fotoğraf ın kendisinin bir aşk olmasını IV. Ne aşk ne fotoğraf hakkında yeni bir şey söylenemez belki, ama gene de söz almak istiyor insan gördüğü, yaşadığı, okuduğu, dinlediği, hayal ettiği onca aşk ve fotoğraftan sonra... Italo Calvino nun Uzayda Bir İşaret öyküsündeki gibi bir işaret bırakmak, bir nokta. Toz, tane olmak istiyor var olmanın parmak uçlarında... Toz tane olmak istiyor insan, var olmanın parmak uçlarında... Daha fotoğrafı çekildiğinde geçmişte kaldığını biliriz içinde yaşanılan ânın. Sonrasında o fotoğraf aklımızda kalan genel resmin boşluklarını doldurmaya yarar; dolduramasak bile boşlukları hissettirmeye... Böylelikle yaşanılanların gerçekliği ve var olduğumuz zaman konusunda içimizi ikna etmeye. Fotoğrafla belgelenen ânın öncesi ve sonrası arasındaki belirsiz ilişkiyi kurarak o sürekliliği, kesintisizliği yaşam boyu diri tutmaya. Hayal gücünüze iş bırakan, kışkırtıcı bir çağrışım, bir anımsama alanıdır fotoğraf. Hareketi, kesintisiz biçimde betimleyen filmden daha verimli bir yoldur. Bir filmin bize fazla iş bırakmayan kesinliği, alan ve hikâye tanımlanabilirliği karşısında fotoğrafın imgelemimizi kışkırtma gücü daha fazladır. Zihnimize deneyimlerimizi güncelleme fırsatı tanır. Boşluklarımızı kavramaya olanak sağlayan her ifade disiplini, kendimizi yeniden üretmemiz konusunda bir olanaktır, bir tutanak... Gördüğümüz kadar, nasıl hatırladığımıza da içimizde yer açar. Zamanın unutturduklarıyla fotoğrafın hatırlattıkları içimizde çarpışır. Fotoğrafın doğasında konusuna değer kazandırma eğilimi vardır. Her neyin fotoğrafı çekilmişse, o artık çok daha dikkatli bakışlarla incelenmeyi, başka türlü bakılmayı, görülmeyi, üzerinde düşünülmeyi hak ediyor demektir. En azından kendi zamanının dışına çıkıp, fotoğrafın sonsuz zamanında kendine bir yer kazandığı için. Sözü uzatmayacağım: Birkaç kartpostal, birkaç fotoğraf elimdeki. Bu kitap için hepsi bu. Binlerce kartpostala kaynaklık eden onca fotoğraf arasından siz hayatın karşınıza çıkardıklarını seçersiniz. Çağrışımlarına kapıldığınız fotoğrafı metinleştirmek, sizden kendi hikâyenizi ister. Sonuçta her albüm kişiseldir. Fotoğraf üzerine söz almak değil amacım, fotoğraftan yola çıkan sözümü çoğaltmak. Başkalarının fotoğraflarını kendi hatıramız kılmak. 2005, 2011 Konuk Yazar Murathan Mungan 7 AFSAD Kasım - Aralık 2011

10 Söyleşi Aysel Altun - T. Deniz Çakır 8 Mustafa Ayaz Özgeçmişinizden ilk ve orta öğreniminizi Pulur Köy Enstitüsü nde yaptığınızı öğreniyoruz. İlkokul öğretmenliğinden başlayıp profesörlüğe uzanan eğitim yaşamınızdan, özellikle köy enstitüsü de olmak üzere, bize biraz söz eder misiniz? Ben ilkokula geç gittim. Biz beş kardeşiz, ben dördüncüyüm. Ablam, büyük ağabeyim, öbür ağabeyim okula gitmemiş; babam, on iki yaşında bir hastalık geçirdiği için sağır olmuş, cahil bir adamdı, o bakımdan çocuklarım okusun diye bir endişesi yoktu. Ağabeyim çok akıllı bir adamdı, benden dört ya da beş yaş büyük, bizim ailede hiç kimse okumamış, bari bu çocuğu okutalım diyor. Köyde okul yok, onun için de çocuklar okula daha erişkin yaşlarda gidiyorlar. Çünkü, bir saat yürüyorsunuz, bir saatte de eve geliyorsunuz, gidiş-geliş iki saat. O bakımdan biraz palazlanması lazım çocuğun. Ağabeyim beni kolumdan tutup okula götürdü, Çaykara ya, Nüfus cüzdanını getirin kaydedelim, demişler. Cüzdan olmayınca beni on yaşında nüfusa yazdırdılar ve okula kaydoldum. Benim okula başlamam bir rastlantı, yoksa ben de ağabeylerim gibi marangoz olacaktım. O bakımdan, ağabeyime müteşekkirim ve bugünkü konumumu da bir yerde ona borçluyum. Ben gittiğimde okul, köy enstitüsü öğretmen okuluna dönüşmüştü zaten. Beş yılı birincilikle bitirdim. Bizim başka okuma şansımız yoktu. Kasabada ortaokul yoktu. Trabzon a, Of a gitmemiz lazımdı ki, onu ancak zengin çocukları yapabiliyordu. Köy enstitüsü sınavlarına girdik, bizim akrabalardan biri ile, kazandık. Matematikten 100 üzerinden 100 almıştım, ama, Türkçe den 70 aldığım için genel sıralamada birinci olamadım. Ama matematikte dört vilayetin birincisi oldum. Benim matematiğim çok iyi; ama resmi çok seviyorum. Orası yatılı olduğu için okul kağıt veriyor, boya veriyor, köy enstitüsünde iç çamaşırına kadar her şey veriliyor. Bir kitapçık yaptım. Dedim ki, Rembrandt ın kitabı var, benim niye olmasın. O kitabın sayfasına yağlıboya ile resimler yaptım. Ortaokul üçüncü sınıfa gelince, Osman Kaptan Türkçe kitabında bir başlık. Diyor ki orada, ödev olarak, içinizde iyi resim yapan varsa, bu Osman Kaptan ın tanımlanan portresini tahtaya çizmeye çalışsın. Ben tahtaya değil de kartona çizip, kütüphaneye koydum. Derslerimize de okul müdürü geliyor. Çok sert bir müdür. Dersin sonunda baktı, önce bu resmi kim yaptı diye sordu, parmak kaldırdım korkarak. Aferin sana, sen çok iyi resim yapıyormuşsun. Resim hocası Burhan Alkar Bey e söyleyeyim, seni Çapa ya göndersin dedi. Çapa, İstanbul Resim Semineri yılı. Burhan Bey bana imkan tanıdı, İstanbul a gittik. Baktım, benim burayı kazanmam mümkün değil. O kadar lüks ki, bizim Erzurum erkek yatılı, kız yok. Gençliğimizde de kız görmedik köyde, hep kızlar erkekler ayrı. Sınava gireceğiz, ben utandım orada. Kızlar karşımda ve yemek yiyorlar; kahvaltı etmedim, aç kaldım utancımdan. Sonunda mülakata çağrıldım. Tevfik Aras Müdür Başyardımcısı, Bak burası öyle Erzurum falan değil, İstanbul. Ayağını denk al, hadi kazandın dedi. Ben de bir taraftan sevindim. Orada iken iki resmim Devlet Sergisine girdi. O zaman Devlet Sergisine girmek aslanın ağzında. Bedri Rahmi ler giriyor sergilere. Çok böyle çoluk çocuğa kalmış değil. İki resmim son sınıfta iken devlet sergisine katılınca hocam bana çok kızdı. Sen bana sormadan niye oraya resim verdin, diye. Son sınıfta iken ben hiç ders çalışmazdım, hep resim çalışırdım ama, fen derslerim süper. Bize okuldan dediler ki, sizler Ankara Yüksek Öğretmen Okulu sınavına kaydınızı yaptırmaya hak kazandınız, fen notlarınız 8-10 arası olduğu için. Ben kaydımı yaptırdım o sene. Ama içimde bir evlenme şeyi, kafama koydum. Resim sınavına girdim. Sınavda işte kafa karışık, başarısız oldum. İlk defa bir sınav kaybetmiş oldum. İlla evliliği kafaya taktık ya. Bir yıl kendi köyümde öğretmenlik yaptım, evlendik. İkinci sene Gazi ye girdim, Gazi de hoca oldum. Ondan sonra Hacettepe de 2-3 yıl çalıştım. Oradan ayrıldım, Bilkent te bir yıl çalıştım. Oradan ayrıldım, 20 sene çalıştım, müzeyi yaptım. Şimdi diyorum ki, bir sürü resmin var Mustafa Ayaz, git biraz dinlen, ama ben dinlenemiyorum. Yaşam biçimi, resim yapmak benim için gerçek bir yaşam biçimi. Yani, her gün, elim kaleme ya da boyaya bulaşacak. Web sitenizdeki Günlüğe Düşen Notlar köşesinde Devlet Sanatçısına sahip çıkmıyorsa, sanatçı kendisine sahip çıkmalı sözünüzden hareketle, bu ülkede pek de örneğine rastlama-

11 dığımız ve takdirle karşılanan, bütün birikimlerinizi müzeye dönüştürme süreci hakkında bize neler söylemek istersiniz? Gecekonduda, gerçekten şaka değil, yaşadık; çocuklar orada büyüdü. Çorum öğretmen okulundan Gazi Eğitim Enstitüsü asistanlığına girdiğim zaman, Çinçin Bağları nda teyzemin oğlunun evinde oturdum. Sonra, tek maaş o ara Şentepe de Yenimahalle nin sırtları, parayla bir yer aldık gecekonduyu yaptık, 1974 de oraya taşındık. Aradan zaman geçti, hariciyeciler gelip benden resim alıyor falan. Bir bahçe duvarı var, ben oraya beton döküp, buraya bir kabartma rölyef yapayım ve burası Mustafa Ayaz ın sanat evi olarak anılsın ileride dedim. Gücüm ancak o kadardı. Fakat yapamadım, aradan yıllar geçti, bir rahatsızlık geçirdim, çok sıkıntılı yıllar yaşadım. Derken, 1984 lere geldik, Hacettepe ye geçtik, baktık ki paralar gelmeye başladı. O rölyefi yapmaktan vazgeçtim. Dedim ben biraz daha güzel bir yerden bir ev alırım, tapulu bir yerden, böyle gecekondu değil. Bu sefer biraz daha, biraz daha derken 1990 yılında Çankaya dan bir daire aldım, oraya taşındık gecekondudan. Orda yaşadık on sene, Yenimahalle de bir arsanın üzerine özel ev yaptık. O arada paralar da birikmeye başladı, arsa aramaya başladım yılında, Öveçler e gittik. Orada bir arsa vardı almak üzere idim, çok büyük bir yerdi. İçine ağaç da dikerim, heykeller yerleştiririm gibi hayaller kurmaya başladım. Benim için arsayı almak çok önemli idi, neden önemliydi. Eğer bir arsam olursa, artık hayal kurma özgürlüğüne kavuşurdum. Dikkat et, hayal etme özgürlüğüne kavuşuyorum. Aksi takdirde hayal sonsuz, ama orada daha sınırlı, şurada benim yerim var, orası senin, burası benim derken bir şans eseri. buraya geldik arsayı aldık, ben ohh dedim. Bir sürü müjdeler verdim fakir fukaraya. Sonunda buranın planını Kadri Atabaş çizdi. Kadri Atabaş buranın mimarisinin ikimizin olduğunu söyledi. Benim çizimlerimden çok yararlandığını söyledi. İçinin boş olmasını ben istedim. Yani gecekondudan çağdaş müzeye, doğru lafı çağdaş müze. Ama çok zorluklar çektik, çekiyoruz. Bir takım yasal zorluklar. Kişilerin kabahati yok da, bizde yasalar, toplumun gerisinde kalıyor. Ben şöyle diyorum; burası bir müze, kamuya yararlı vakıf olması için işte şu kadar geliri olacak. Şu anda bazı yasal sorunlarla uğraşmaktayım. Bu engeli aştıktan sonra elimden gelirse şunu teklif edeceğim. Yasaları özel girişimcilere göre ayarlamak. Yani şimdi bu müzeleri kimse yapmamış ki. Süleyman Saim yapmış İstanbul da, ama o vakıf kurmadı. Onun şahsi malı, biz vakıf kurduk. Dergimizin bu sayısında dosya konumuz estetik. Bir fotoğraf dergisi olması nedeniyle, fotoğrafta ve sanatta estetik konusundaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. Estetik, o kadar geniş bir kavram ki. Estetiği üç beş cümle ile tanımlamak bana göre yanlıştır. Yani estetik, bir defa, kişiden kişiye değişen bir tanım gerektirir. Ben bir tanım yaparım, siz farklı yaparsınız, bir başka sanatçı başka yapar. Ama, bence estetiğin değişmeyen yanı, estetik; duyarlı herkes tarafından kabul edilebilecek değer, güzellik; güzellik de demiyorum bir değerdir. Büyük çoğunluğun estetik duyarlılığını tatmin edecek bir değerdir. Bu değer, kişiden kişiye değişir ama; bir yerde bakıyorsunuz, biraz estetik duyarlığı olan kişiler bu estetik değerde birleşebiliyor. Yani, siz ve ben üçümüz bir yerde anlaşabiliriz ama; şöyle diyeyim, beyni bir kartpostal estetiği algılaması ile şartlandırılmış kişi ile benim daha çağdaş, daha modern, daha deruni diyelim estetik algılamam birleşmiyor. Şimdi ona göre estetik o, bana göre bu. O bakımdan estetiğe, pozitif olarak, matematik olarak bu, budur demek mümkün değil. Zaten bunu yaparsak cehaletimizi ortaya koymuş oluruz. Bana göre; estetik yakalanamayan güzelliktir diyelim. Yakaladığınız anda, estetik değere sahip oluyorsunuz. Ben düşünüyorum da, ömrüm boyunca estetiğin peşinde koştum. Yani güzeli yakalamanın peşinde koştum. Ben güzeli nasıl yakalayabilirim, daha güzeli. Beni mutlu edecek, beni tatmin edecek, beni bir ohh yaptım, tamam, bu iş tamam dedirtecek bir değere, bir güzele ulaşamadım. Onun için ulaşılamayan bir değerdir bana göre aynı zamanda. Estetik aynı zamanda yaratıcılıkla eşdeğer. Söyleşi Aysel Altun - T. Deniz Çakır 9 Buradan hareketle, sorunun devamı olarak devletin müzeye ve özel müzeciliğe bakış açısından söz eder misiniz? Dediğim gibi, herkes çok olumlu bakıyor, takdirler geliyor bize. Bir yerde akıllı ya da deli diyorlar. Böyle bir şeyi Türkiye de belki ilk defa ben yapabildim. Çünkü bir resim öğretmeniyim ben, böylesine bir yatırım, senede kazandığımı biriktiriyorum, biriktiriyorum ve böyle bir şey yapıyorum. Bunu takdir etmeyecek dünyada insan yoktur. Herkes takdir ediyor, herkes takdir ediyor; ama sadece takdir ediyor. Devletin size bir yardımı olmadığını biliyoruz. Para yardımı olmuyor, şimdilik olmuyor. Belki kamu yararına vakıf olabilirsek, bir bütçe varmış, oradan belki olabilir. Bizim aslında yardıma ihtiyacımız yok. Yalnız, bizim bu kamuya yararlı vakıf olmak için belli bir miktar para gelirimiz olması zorunluluğu var. Yani müzeciliğin dışında, gereksiz başka işlerle uğraşıyoruz AFSAD Kasım - Aralık 2011

12 Söyleşi Aysel Altun - T. Deniz Çakır 10 Yaratma olgusu ile eşdeğer. Eğer, yaratıcılık yoksa, orada estetik de yoktur; ancak genel bir estetik vardır. O genel estetik dedikleri tarihin ilk çağlarından, Yunan dan, Roma dan, bilimsel hale getirilen estetik kuramlardır. O, kalıplaşmış bir estetiktir. Ben çağdaş estetikten söz ediyorum. Onun için diyorum ki, yakalayamadığım güzelliktir benim için. Ben böyle söylüyorum. Çünkü, yakaladığım zaman bana göre yaratıcılık bitiyor. Yaratıcılık bittiği zaman estetik de yoktur zaten. Estetik toplumda geniş kavramları içeriyor. Yani, sanat, sadece sanatta estetik değil, hanımın estetiği, erkeğin estetiği, binanın döşeme estetiği, vs. Yani estetiği de fazla çorba haline getirdik. Hiç fotoğrafla ilgilendiniz mi, anı fotoğrafı da olsa fotoğrafla ilginiz oldu mu? Ben fotoğraf çekerim, çektim. Mesela, küçük bir makinem vardı, küçücük bir şeydi, ağabeyim getirmişti bana Almanya dan. Askerde çekerdim arkadaşları. Hatta biraz da para kazandım yedek subay okulunda. Götürür tab ederdim Ulus ta, üç beş kuruş pahalı satardım, harçlığım çıkardı. Sonradan Yashica Elektro 35 diye bir makine getirdiler bana, onu da uzun yıllar kullandım. Şimdi bazen resmime konu olabilecek nesneleri, portreleri cep telefonu ile çekiyorum. Mesela, benim modellerim olur, bazen çekerim onları resimde yararlanmak için. Benim yararlanmam, onu tanımlamam şeklinde olur. Onu, aynen almak farklı, tanımlamak farklı. Ben fotoğraftan yararlanırım. Bir şeyin fotoğrafını çekerim, analiz ve senteze tabi tutarak kendi resmime nasıl yardımcı olacağı ile ilgili olumlu yanlarını alırım. Çok enteresan bir portre mesela. Benim yaratıcılığımı kamçılayacak, bana heyecan verecek bir durumu fotoğraflarım. Resim, fotoğrafın babası diye bilinir. Resimsellik (piktoryalizm) diye bir kavram var. Daha resimsel fotoğraflar üretiliyor. Öyle bir örnek gördünüz mü? Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? Görmedim, o konuda bir yorum getiremem, saygı duyarım. Değerli midir? Değersiz midir? Oyun başka, sanat başka yalnız. Ama kendi içinde bir hünerdir o. Fotoğraf beş güzel sanatlara girmiyor bildiğim kadarıyla. Ama birçok şeyin sanatı var. Eğer orada bir fotoğrafçı gerçekten yaratıcı bir katkıda bulunuyorsa fotoğrafa, değiştirebiliyorsa ona saygı duyulur. Son derece normal ve olumlu bir şey. Öbürü, ben makineyi alırım, deklanşöre basarım, siz de basarsınız, ben de basarım, hepimiz ayrıyız. Fotoğraf çeken kişi, sanatçının, fotoğraf sanatçısının diyelim, hüneri orada zaten. Ben sadece bakıyorum çekiyorum. Fotoğraf sanat mı değil mi? Ben desem ki, fotoğraf sanat. Desem ne, demesem ne. Fark etmiyor, her şeyde bir sanat vardır. Yemek yapma, fotoğraf çekme, giyinme sanatı vb. Şimdi bu ne yapılır? Takdir edilir. Güzel yemek yapma sanatını biliyor, kötü bir şey mi? İyi bir şey. Çok güzel fotoğraf çekiyor, çok güzel yaratıcı fotoğraf çekiyor, güzel bir şey. İnsanı, insanın kendisini yani bireyi, bir şeye yansıttığınız zaman ona saygı duyulur. İster sanat eseri olsun ister bale olsun, resim olsun, fotoğraf olsun, bina olsun. Okulda öğrendikleri bir şey var, bir tarz var, bir stil var. Ama bir tanesi bakıyorsun, yaratıcı oluyor. İşte o, sanat. Fotoğraf da, benim gibi, öyle deklanşöre basmak değil tabii. Yani bakıyorsun bir fotoğraf çekilmiş, gerçekten insan gıpta ediyor. Yine Günlüğe Düşen Notlar da şöyle bir şey söylemişsiniz. Hep iki şey arasında yaşadım. Köyle kent, sevapla günah, varlıkla yokluk. Resimlerinizin de temel öğesinin bu ikileme dayandığını söylüyorsunuz. Biraz açar mısınız? Söylediğim gibi, aynen öyle. Gerçekte bende bir ikilem var. Köyle kent dediğim, günah sevap dediğim, güzel çirkin hep var. Bu çelişki benim psikolojime de yansıyor. Mesela korkular var bende. Bir sürü korku. Onunla ilgili bir şey, söylem. İnsanların hedefleri olması gerektiğinden söz ediyorsunuz. Çok zor olan bir hayali gerçekleştirip bir müze yaptınız. Bundan sonraki hedeflerinizden söz eder misiniz? Bundan sonraki hedefim burayı yaşatmak. Yaşım da artık ikinci bir müze yapmaya müsait değil. Burayı nasıl yaşatabiliriz onun problemleriyle uğraşmak. Yani dediğim gibi, keşke imkânımız olsa da daha büyük bir yer, daha farklı, konser salonunu da içeren bir yer yapabilsek. Bundan sonraki idealim burayı yaşatmanın temellerini atmaktır. Fotoğraflar: T. Deniz Çakır

13 Işıkla Yazmak Fotoğraf kelimesi, photo ve graphy kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Bu kelimelerin Türkçe karşılıkları ışık ve yazmak demektir. Yani fotoğraf ışıkla yazmak demektir..eğer temel fotoğrafçılık bilgilerini bir seminerle de öğrenmişseniz bu cümleyi kesin duymuşsunuzdur. Duymuşsunuzdur da, bu iddialı cümleden aklınızda kalan büyük bir ihtimalle ışık olmuştur. Bir diğer klasik cümlemiz olan Işığınız bol olsun cümlesinin kaynağı da budur. Oysa bir de cümlenin yazma, yani anlatma kısmı vardır ki, pek telaffuz edilmez. Günlük hayatımızda işlevsel olarak karşımıza çıkan fotoğrafları saymazsak (haber fotoğrafları, reklam fotoğrafları vb...),seyircide estetik bir beğenme duygusu yaratmayı amaçlayan fotoğrafları (sergilerde, gösterilerde, sanat dergilerinde vb.) değerlendirme, her zaman fotoğraf meraklıları arasında konuşulan bir durumdur: Karşılaştığımız herhangi bir fotoğrafın güzel olup olmadığına nasıl karar veriyoruz? Elbette bu soruya cevap olabilecek tek bir cümle, bir formül yok. Değerlendirene göre değişen birçok yan başlık var. Ama yine de Nazif Topçuoğlu nun İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani * başlıklı makalesinden de yardım alarak, fotoğrafları değerlendirirken göz önünde tutulması gereken başlıklardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle, peşinde olduğumuz güzel fotoğraf değil, etkili fotoğraftır. Evet, güzel olan etkiler ama güzel olmayan, mesela çirkin olan da etkili dir, komik olan da etkili dir. Üzerine çok konuşulan savaş fotoğrafının güzel olması değil, çirkin olması bizi etkiler. Bir fotoğrafa karşı beğenilerimizi sorgularken yalnızca güzel başlığı altında fikir yürütürsek, karşımızdaki fotoğrafı tam olarak kavrayamayabiliriz. Bir fotoğrafçıdan beklenen; karşılaştığı ve etkilendiği bir durumu, çoğu zaman o durumu hiç göremeyecek olanlara, akıllarında kalacak şekilde gösterebilmesi ve anlatabilmesidir. Bir şekilde seyirciyi etkilemesi gerekir. Etkili fotoğraf sıradanlığın üstüne çıkmış bir fotoğraftır. Bir fotoğrafçının çektiği fotoğrafları değerlendirirken, tek tek fotoğrafların bir önemi yoktur. Fotoğrafçının ne yaptığını veya ne yapmaya çalıştığını anlamanın tek yolu portfolyolarına bakmaktır. Roman, cümlelerle yazılır. Ama biz bir yazarı, teker teker cümleler üzerinden eleştirmek yerine, romanları üzerinden eleştiririz. Bir fotoğraf dosyasına baktığımız zaman, öncelikle bilmemiz veya anlamamız gereken fotoğrafçının aslında ne yapmaya çalıştığıdır. Sergi girişlerindeki yazılar bu yüzden önemlidir. İyi fotoğrafın yazıya ihtiyacı yoktur sözü yanlış yorumlanmaktadır. Bu fotoğrafta aslında şu anlatılmak isteniyor demek elbette rahatsız edicidir. Diğer yandan, konuya fotoğrafçının yaklaşımını anlamamızı sağlayacak bir metin, değerlendirmemizi daha sağlıklı yapmamız konusunda bize yardımcı olur. Niyet ve onun gerçekleşip gerçekleşmediği bir fotoğraf, serisinin değerini belirler. Tabii ki niyet gerçekleştiği halde, siz karşınızdaki fotoğraflardan etkilenmemiş olabilirsiniz. Ama bu, çalışmanın başarılı olduğu gerçeğini değiştirmez. Kişisel zevk ile genel değerlendirme çizgisini birbirine karıştırmamak gerekir. Kişisel zevkler de tartışmaya açık olmakla beraber, tartışıp tartışmamak size kalmıştır. Fotoğrafçının tarzı, içerik ve o içeriğin fotoğrafa dönüşmesi anında yapılan fotoğrafik seçimlerle ortaya çıkar. Deklanşöre basma anı (kritik an), kadraj, çekim açısı, kullanılan objektifler, kullanılan malzeme (renkli, siyah beyaz) fotoğrafçıyı yansıtır. Dolayısıyla, fotoğrafları değerlendirirken de bu başlıkların izi sürülmelidir. Fotoğrafçının, hangi seçimi neden yaptığını araştırmak, karşımızda duran fotoğrafı, fotoğraf üzerinden de fotoğrafçıyı değerlendirmemiz için önemli anahtarlardır. Fotoğrafın günlük hayat içinde yer almaya başladığı günlerde, ilginç lik, bir fotoğrafı değerli yapma konusunda çoğu zaman yeter sebepti. Görüntü bombardımanı içinde yaşadığımız bu zamanlarda ise, bir fotoğrafın ilginç olabilme ihtimali gitgide azalıp yok oldu. Her istediğiniz an, dünyanın her yerinden, hatta dünya dışından fotoğraf görebildiğiniz bu zamanda fotoğraf sanatı açısından değerli olan, yalnızca fotoğraf yüzeyinin içinde görülen değil, fotoğrafçının o görülenden yola çıkarak neyi, nasıl anlattığıdır. Ve her zaman değerli olan günümüzde de değerlidir: Yaratıcılık. Roman, resim, sinema için her zaman önemli sayılan yaratıcılık sıfatı fotoğraf disiplininde pek anılmaz. Yeteri kadar özenilmediğinde, karşısında durduğunuz görüntünün, yalnızca basit bir kopyasını oluşturan fotoğraf makinesi, fotoğraf çekenin yaratıcılığına muhtaçtır. Sıradan ile akılda kalıcı fotoğrafın temel ayrılma noktası da budur. Karşılaştığınız herhangi bir fotoğraf dosyasını sağlıklı bir şekilde değerlendirmenin bir başka şartı da, bol bol fotoğraf bakmaktır. Beğeni, örnekler gördükçe değişen bir sezgidir. Gördüğünüz herhangi bir fotoğraf, daha önce gördüğünüz birçok fotoğraf arasında, görsel belleğinizdeki yerini alır. Ve yeni fotoğraf, bu görsel belleğin karşılaştırmaları içerisinde değerlendirilir. Fotoğrafları; güzel ve güzel olmayan lar şeklinde bir değerlendirme biçimi, aynaya bakıp ayna ayna, söyle bana, benden daha güzeli var mı diyen kraliçeyi hatırlatıyor bana. Günün birinde mutlaka daha güzel i çekilir. Ama yüzeyinde, etkileyici bir anlatıyı, yaratıcı bir biçimle barındıran fotoğraf, doğasında olan ölümsüzlüğe kavuşabilir. Her şey sana bağlı! *Nazif Topçuoğlu. İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani?, Yapı Kredi Yayınları,1992. Sayfa İnce Elek ltan Bal A 11 AFSAD Kasım - Aralık 2011

14 Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 12 Estetik Gerçek ve Fotoğraf Faruk Atalayer* Geleneksel olanı idealize eden, egemen kılmaya çalışan, gibi olmalı diye sınır çeken her dogma; mollalığın, tutuculuğun değişme, gelişme, müdahale, girişme eylemliliğine karşı duyduğu öfke çığlıklarıdır. Fotoğraf fotoğraf gibi olmalı denklemi, megalomanyakça bir hezeyanı yansıtır (Atalayer, F. Fotoğraf Seminer Notları, Eskişehir). Kuşkusuz hem felsefe, hem bilim, hem de inanç alanlarında gerçek hep tartışıldı, tartışılıyor ve tartışılacak. İnsanın dışında, insana karşın, kendi yasaları ile olan, bulunan, uzay ve zamanda yer tutan her şey som gerçektir. Ama insanın bu som, doğal gerçekleri algılaması, tüm duygusal, inançsal, mantıksal, felsefi bilişlerinden ne kadar yalıtılırsa yalıtılsın, İNSANA GÖRE (gözlemleyene göre) bir algılamadır. Bu algılama, salt insana göre bir anlama, anlamlandırma, betimleme ve bilmedir. Bilgi ve bilme gerçekliğiyle ilişkili en gerçekçi, en mekanik tanım: insanın koşullanıp güdülendiği algı, yargı, vargı işlevlerinin işleyişine ve işlemlerine göre bilmesi, anlaması, anlamlandırmasıdır. Yani, nesnel gerçeklerin insandaki izdüşümleri, yansımaları, insanın beyin donatıları ile sınırlı ve onlara göre bir kopyalamadır. Bunu en iyi insanın dışında var olan gerçeklerin, insan tarafından 1:1 olarak deneylenmesi, yinelenmesi, kopyalanması olanaksızdır nitelemesi belirtmektedir. Yani insan, kendi dışındaki gerçekleri kendine görebilir. Fotoğrafın gerçekliği de böyle bir şeydir. Estetik bilgi ve ona ilişkin gerçekler ise hem bilimsel, hem inançsal, hem de duyusal bilgiden çok farklıdır. Estetik bilgi bilimlerin, özdekle, enerjiyle, gerçeklerle olduğu gibi benzer, en yakın olma veya inançsal betimlemelerin aslına uyma, süt be süt aynı olma, değişmeme nitelikleri gibi bir iddia taşımaz. Aksine, insanın (kaynağı, birikimi ne olursa olsun) beğeni ve güzele ilişkin algılama, yargılama ve vargılamasıyla açığa çıkan bilginin gerçekliğidir. O, evrenden, doğadan edinilene insanın kattığıdır. Bu açıdan, insanın dışındaki özgül (spesifik) gerçeğin değil, insana özgü, özgül bilgilerin gerçeklikleri, estetiğin ilgi ve eylem alanını oluşturur. Fotoğraf ne ağaçta yetişir, ne de toprakta. İnsan yoksa fotoğraf da yoktur. Fotoğraf bilgidir. Fotoğraf, çekenin felsefeden inanca, ahlaktan estetiğe kadar YAPABİLDİĞİ SEÇMEYE bağlı olarak, doğaya kattığı yapay bilgi gerçekliğidir. Fotoğraf, öğrenmeden sunmaya kadar, süreçler zinciri olarak yapay gerçeklik içeren, insanın bir estetik değer yaratma alanıdır. Vesikalık fotoğraf bile, kullanımın dışında, GÜZEL ve ÇİRKİN arasında estetik bir değeri yansıtır. Güzel fotoğraf yaratıcılığı ne yoktan var etmedir, ne de mistik peri/mausa-yazgı/kader çiftleşmesidir. O bir insani değer üretme eylemliliğidir. Hangi amaçla ve hangi kültür düzeyinde olursa olsun, her deklanşöre basım, sonuçta, daima estetik bir değer yaratır. Estetik değerler, GÜZELDEN ÇİRKİNE pek çok ölçü derecelendirmesini kapsar. Belgeselden haber fotoğrafa, portreden dijital fotoğrafa kadar her çekimin güzel ile çirkin arasında, estetik bir değeri daima vardır. İnsanda, hangi sınıftan olursa olsun, fotoğrafik dil, DAHA GÜZEL OLSUN özünü hep ayaklandıran bir özelliğe sahiptir. İnsan beyninde, duyu organları ile aktarılan imler, imgeler, onu kuşatan doğasal, toplumsal, zihinsel ortamlardan yansıyanlardır. İnsan beynindeki her izdüşümün, her imgenin, her kopyanın, her yansımanın; doğal, ya da yapay, kültürel bir kaynağı (genetik olarak taşınan bilgiler dahil) daima vardır. Dolayısıyla, insanın gerçeklere ilişkin genel bilgisi, doğasal, toplumsal ya da kültürel gerçeklerin (olumlu veya olumsuz), insana göre yansımalarıdır. Her anlamda, algılananlar, insanın belleyip, koşullandığı us süzgecinden geçenlerdir. İnsan, beyninin algılama biçimine göre bilgi edinir ve yansıtır. Estetik bilgi, bu genel bilgiden de farklı olan: duyusal, bilimsel, inançsal, siyasal vs tüm bilgilerin, GÜZELE ilişkin bir bireşimi olan bilgidir. Fotoğraf üretme süreçleri, bireysel bir emeği zorunlu kılar. Fotoğraf özelleşmeyi, özgünleşmeyi ve özgürleşmeyi gerekli kılar. Fotoğraf plastik sanatlar içinde, emeği, bilinci ve kişiliği geribeslemeden öte, etkileyip belirleyen ender bir estetik dil dirimliliğine sahiptir. Çünkü bireysel seçicilik, görüntü avcısının kazanması gereken temel niteliklerden biridir. Fotoğraf dilinin estetik gerçekliği, her seviyede kolay algılanan öğelerinin matematiksel bir toplamı değildir. Tersine, fotoğrafı fotoğraf yapan şey, biçim-öz öğelerinin üst seviyede, yalın ve estetik bir bireşim bütünlüğü oluşturmasıdır. Ölçüleri, kolaylıkları, ileti üstünlüğü, her müdahaleye şans tanıması, fotoğrafa estetik iletişimde KENDİNE ÖZGÜ bir anlatı dili ayrıcalığı sağlar. Fotoğraf, günlük görüntü bombardımanında ve kirliliğinde; kayıtdışı kalan, silinen, fark edilmeyen, ilgi alanına girmeyen görsel incelikleri, kendine özgü estetik gerçekliği içinde, eşzamanlı ve gelecekli olarak sunma dilidir.

15 Sıradan düz insan algısı, gözlemi, deneyimi; nasıl bir gerçeklik bilişimi ve bilgisi içinde olacakları belli, özümsenip benimsemiş düz algı, gözlem, deneyim ve yansıtmalardır. Onların gerçekleri; izin sınırları kadar olup, belleyip, koşullandıklarıdır. Estetik gerçek, böyle kalıplı bilişim değerleri değildir. Hele egemenliğin dayatıp sunduğu, kendi felsefe ve ideolojisine uygun güzele ilişkin bilgileri hiç değildir. Estetik bilgi, olanla da, dayatılıp sunulanla da ilgilidir. Onlarla ilgilidir (bilir, yararlanır, kullanır vs.), ama onların yinelenmesi/tekrarı asla değildir. Deklanşör sayısının artmasıyla, farklı ve benzersiz olanı AVLA- MA SEÇİCİLİĞİ doğru orantılıdır. Olanları, çekilenleri tekrardan kurtarıp arındıran en etkin dil, fotoğrafın estetik dilidir. Fotoğraf, diğer sanat-tasarım dillerinden farklı olarak, ön bir tasarımdan daha çok, ön deneyimlerin bireşim sezgilerine, yönlendirilip açığa çıkarılmış dürtülere, estetikleşmiş tepkilere dayanır. Ayrıca kurguya, düzenlemeye, ön planlamaya ve tasarlayışlara da olanak sağlar. Bu açıdan fotoğraf dili, kişiyi SEÇME-FARKETME ETKİNLİĞİNE zorlar. Çünkü fotoğraf, ağırlıklı olarak SEÇME, FARKET- ME, AYIRD ETME tutumlarına dayanan, kişiselleştikçe özgünleştiren estetik bir dildir. Fotoğraf; Fotoğraf Estetiği nin Bileşenleri donatısı, insan emeği ne olursa olsun ışık ile vardır. Işık yoksa fotoğraf da yoktur. Fotoğraf, insanın ışıkla dansı, ışıkla sevişmesidir. Işığı tutuklamanın, ışığın ritmini nesnelleştirmenin, ışığı yeniden üretmenin, ışığa boyut, değer, anlam yüklemenin en çıplak en arı, en estetik dili, fotoğraftır. Emek, bilgi, araç ile doğaya yapılan her müdahale, bir insani yaratım, bir yeniden üretimdir. Ama estetik yaratıcılık gerçekliği; estetik emek, estetik bilgi ve araçların ince, duyarlı, üstün kullanımıyla nesnellik kazanır. Fotoğrafın dili, bireyin emeğini daha özel, daha özgür, daha özgün olmaya zorlar. Çünkü her çekim, daha güzel, daha başarılı ardıl çekimleri sürekli tetikler. YOKSA MAYMUNLAR DA FOTOĞRAF ÇEKER BUDALALIKLARINA İNANANLARDAN MISINIZ? (*) Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi. Öğretim Üyesi Sadık Tümay* Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 13 Fotoğrafik estetikle ilgili yaklaşımımızdan önce, estetik kavramıyla ilgili hatırlanması gereken bazı noktalar bulunmaktadır. Sonrasında fotoğraf ve onun estetiği ile ilgili durumu ortaya koymaya çalışacağız. Son olarak, bu estetiğin bileşenleri nelerdir; bunlara değineceğiz. Estetik kavramı yaşamla iç içedir. Hayatı tanımlamada, biçimlendirmede kullanılan bir açıklama şeklidir. Gündelik hayatın içinde, algılama sonrasında farkına varılan duyumların duygusal dönüşümünün ifadelendirilmesinde kullanılan bir terminolojidir, sanatsal derinlik adına başvurulan kavramdır. Yaşamın dönüşümü sonucunda ortaya çıkan manzaranın içinde estetik terminoloji, düşüncenin plastik değerlerle tanımlanmasıdır. Yaşamın dönüşümü süreklilik arz ettiği sürece yeni estetik kodların oluşması da gayet normal bir durumdur. Estetik kavramına genel olarak bakıldığında, etimolojisinden kaynaklanan konumuyla algı, duyum, imge, değişim ve duygu çerçevesinde biçimlendiğini görürüz. Algı; bir çeşit farkındalığın oluşmasıdır. İmgenin özgürlüğü kavramlaşma süreciyle sağlanır. Kavramlaşmayı sağlayacak olan zihinsel yoğunlaşmadır. Duyum; bu yoğunlaşmayı harekete geçirecek değişimdir. Değişim ise; belli bir zaman diliminde meydana gelen, algılanan farklılaşmadır. Sonuçta, duygu, ruhsal izlenimdir. Baumgarten; estetik kavramına, akla göre daha aşağı düzeydeki duyulardan gelen bilginin bilimi olarak yaklaşmıştır. Varlık olarak, insanı, yaşamın duyumları duygulandırırken, bu duyguların yansıması haz veren veya haz vermeyen şeklinde ifadesini bularak etkinliğe kavuşur. Etkinin uzantısı, haz veriyorsa güzel, vermiyorsa çirkine kadar ulaşan çeşitlemelerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Estetik, kendini dışavurum biçimleriyle gösterir ve fotoğraf da, bir dışavurum biçimidir. Fotoğraf, öncelikle teknolojik bir buluş olarak kamulaşmıştır. W. Benjamin in yaklaşımı ile fotoğraf; tekniğin olanakları ile gerçekleşen bir faaliyettir. Gerçeklikle ilişki kurma biçimi benzeşime dayalı değildir. Gerçeğe bu kadar sadakat, fotoğrafı yaşama yaklaştırırken, sanatın geleneksel yapısı için kitsch bir algı yaratmaktadır. Belki de bu yönüyle, fotoğrafa Temmuz Monarşisine Başkaldırı olarak bakılabilir. P. Bonitzer in ifade ettiği gibi, fotoğrafla hareket ve uzayın ele geçirilmesi mümkün olmuştur. Bununla beraber, Arnold Hauser in yaklaşımı ile, film çağı hayatla sanatı hiç olmadığı kadar yaklaştırmıştır. Fotoğraf bu yakınlaşmanın ilk aracıdır. Bu özelliği o denli içselleştirilmiştir ki, farklı disiplinler ve sanat yapma faaliyetinde krize AFSAD Kasım - Aralık 2011

16 Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 14 düşülen durumlarda başvurulan bir araç olarak hatırlanması, sürekliliğini sağlamaktadır. Delacroix, fotoğrafın desen eğitimini tamamlayacak çok değerli bir yardımcı olabileceğini düşünmektedir. Bütün bunların yanında fotoğraf, duygunun zamansallaştırılması, algılanmasıdır. Yaşamın amaç, yöntem ve içerik olarak düzenlenmesini sağlayan unsurlardan bir tanesidir. Yani, politik bir dışavurum biçimidir. Bir üretim alanıdır, hızlı bir şekilde endüstrileşmiştir. Kısacası ekonomi politik boyutu vardır. Ekonomi politik bir tavrın estetiğinin olması kaçınılmazdır. Fotoğrafik estetiğin bileşenlerine baktığımızda; iki ana yapıda analiz etmek mümkündür. İlki, fotoğrafın teknik bir dışavurum biçimi olduğu noktasından hareketle değerlendirilmesi gereken bileşenlerdir. Burada da öncelikle, mekanik olan; makine ve aparatları değerlendirilmelidir. Fotoğraf faaliyeti fotoğraf makinesi ile yapıldığından, teknik boyutun değerlendirilmesi gereken kısımlarından biri araçla ilgilidir. Fotoğraf makinesinin teknik olanakları; objektiflerden kaynaklanan farklılaşmalar, filtreler, flaşlar, kullanılan malzeme v.s şeklinde uzatılabilecek unsurlardır. Bunun yanısıra, fotoğraf faaliyeti sadece çekme değil, baskı ve sonrasında sunumu da ilgilendiren bir süreçtir. Bu nedenle, bu aşamalardaki müdahalelerin de, fotoğrafik estetik üstünde etkileri kaçınılmazdır. Fotoğraf tekniğinin estetiği biçimlendirmeyle ilgili olan bir başka boyutu, fotoğrafı çekenin yaşamı dönüştürmeye yaptığı müdahaleden kaynaklanmaktadır. Bu noktada fotoğrafçının bakış açısı, kadrajı, yaşamı düzenleyerek dönüştürmede, fotoğrafçıya estetik adına inisiyatifler verir. Fotoğrafçı artık biçimlendirmeye başlamıştır. Ortaya çıkacak sonucun estetiğinde bu aşamadaki seçimler önemlidir. Çünkü gerçekliğin sınırları çizilmiştir. Fotoğrafçının karar verdiği planın estetik üzerinde belirleyici gücü vardır. Dramatik ve psikolojik boyutun şiddeti bu çerçevelemeyle belirlenmiş olur. Gerçekliğin fotoğrafik çerçevede dağılımı, görsel ağırlık noktalarındaki konumu, denge, ölçü, oran, aralık ve yön gibi kadrajla sınırlandırılan ve planlanan plastik değerler fotoğrafın estetiğine etki eden unsurlardır. Buradaki, yansıyan duygu final estetiği konusunda belirleyici özelliğe sahiptir. Bir başka teknik bileşen, ışıktır. Işık, fotoğrafik estetik ifadenin oluşmasında ve etkisinin biçimlenmesinde, kadrajla beraber düşünülmesi gereken teknik, estetik bir unsurdur. Işık varsa gölgenin düşünülmesi ve yönetilmesi gerekmektedir. Gerçeklik algısında ışık ve gölge derinliği şekillendirir, duygunun anlam kazanmasında etkili olur. Hatta ışık, algılanan renk üzerinde, onun tonunda ve parlaklığında belirleyicidir. Fotoğrafik ifadenin içeriğinin vurgusunda ışık, fotoğrafçının sürekli dikkat etmek zorunda olduğu bir bileşendir. Fotoğrafik estetikte, ışıkla ilgili olarak konunun ışığı, zamanın ışığı, kavramın ışığı gibi terminolojide yer edinmiş tanımlamalarla karşılaşırız. Örneğin; romantik, dramatik, melankolik, gün batımı, vesikalık ışıklarda olduğu üzere. Fotoğrafın estetiğine etki eden bir başka unsur sunumdur. Fotoğrafların ne boyutta, ne biçimde (hangi renk paspartu ile) sunulduğu, mekân, mekândaki aydınlatma ve serginin temsil şekli gibi konular algıyı, duyumu, imgeyi, kavramı ve duyguyu etkileyeceği için fotoğrafın estetiğini de etkileyecektir. Fotoğraf estetiği ile ilgili belirleyici olan ikinci bileşen; gerçekliğin uygulamadan bağımsız olarak ele alınan bilgisidir, yani kuramdır. Burası kümülatif bir alandır. Fotoğrafçı, yaşamla yoğunlaşma derecesiyle doğru orantılı olarak, gerçekliği imgeleştirmeye çalışır. Fotoğrafik tekniğin, kuramsal bilgiyle anlam kazanmadığı sürece, ruhsuzlaşması kaçınılmazdır. Kuramı besleyen başta; kültür, ideoloji, tarih, felsefe, entelektüel derinlik ve psikoloji gibi pek çok unsur bulunmaktadır. Bu gibi alanların gerçeklikle yüzleşmesi, mimetikliği başına dert olan fotoğrafın sanat panteonunda değer görmesini sağlamaktadır. Bu nedenle, fotoğraf bulunduktan kısa bir süre sonra, kuram teknik üzerinde etkili olmaya ve fotoğrafa özgü bir takım tavırlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin; pictorealism (resimsi fotoğraf) ile saf fotoğraf, 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar gelişmiş, birbirinden ayrı fotoğrafik anlayışlardır. Yaşamın tanıklığını yapan bu teknolojik buluşla, fotoğrafın, sadece bir araç olarak değil, aynı zamanda duygu ve düşüncelerin ifadesini bulabileceği estetik, yeni bir dışavurum biçimi olduğu da kanıtlanmış olmaktadır. Ayrıca; A. Stiglitz ve arkadaşlarının 1902 de Photo Secession etrafında birleşip hem Kıta Avrupası ndan gelen sanatçıları davet ederek, hem de kendi aralarında gerçekleştirdikleri faaliyetlerle, fotoğrafın sanat adına gelişmesi konusunda çok önemli aşamalar kaydedilmiştir. Sanat galerisi olarak, Galeri 291 i açmaları, Camera Work yayınını çıkarmaları, fotoğrafik estetiğin gelişimi adına önemli girişimlerdir. Amerika daki bu yeni dışavurum biçimiyle ilgili gelişmelere Avrupa kayıtsız değildir. Sanatın kültürel mirasının zenginliğini taşıyan Avrupa, fotoğrafik estetiğin gelişimine katkı sağlamıştır. High Art, Yeni Nesnellik gibi tavırlar, Avrupalı bakışının fotoğrafik estetiğe dönüşmüş şekilleridir. Yüzyıl içinde bu ve benzeri fotoğrafik yaklaşımlar çoğalmıştır. Fotoğrafik estetiğin bileşenlerini; teknik ve teorik olarak toparlamaya çalıştığımızda, örnek çözümlemeler üzerinden gidildiğinde, bazı zamanlar tekniğin, bazı zamanlar teorinin fotoğrafik estetiği biçimlendirdiğini görebiliyoruz. Yaşamın karakteri estetize edilmeye hep açıktır. Fotoğraflarımızla estetize etmekten korkmayalım (*) Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi

17 Söyleşi Bir heykel sanatçısı olarak, estetik sana neyi çağrıştırıyor? Kendini yakın hissettiğin veya etkilendiğin kuram veya yaklaşımlar var mı? Estetiğin pek çok çeşidi var. Dünya ya nasıl bakarsanız öyle. Bulunduğunuz yere göre değişen pek çok kuram var. Hiçbiri ötekinden daha farklı, üstün, iyi ya da kötü değil. Hepsinin işe yarar tarafları var. Heykelde estetik önemli; ama heykel yaparken şu ya da bu kuramı fazla dikkate almıyorum. Özgür bırakıyorum kendimi. Çünkü bazen doğaçlama da kullanırız. Şu ya da bu kuram diye çok kesin çizgiler çizmemek lazım. Biz bilim yapmıyoruz, sanat yapıyoruz. Daha çok sezgiye dayalı bir iş olduğu için buna benzer keskin çizgilerden, yollardan uzak duruyoruz. Bilimde denenmiş, net, sabit yollar vardır. Bilim bize yol çizer, çerçeve çizer. Ama tek bir yol yok ki sanatta, pek çok yol var. Farklı yollar... Hepimiz kendi yolumuzu arıyoruz. Bunu bulabilen iyi sanatçı oluyor. Yaratıcı düşünce, çalışan bir kafa. Mühendis kafasıyla düşünüyorsun, ama sanatçı kalbiyle yaratıyorsun. İkisi bir arada. Çünkü sezgi ve akıl var. Tabii biz daha çok ve öncelikle sezgilerimizle hareket ediyoruz; ama aklımızla da. Sezgi kör çünkü. Akıl ona göz sağlar. Yoksa, sezginin köreldiği yerde fazla ezoterik veya psişik konularda kaybolabilirsin. Ama sadece akıl, bilgi ya da bilim sanat yapmak için yeterli değildir. Bu atbaşı giden, net bir formülü olmayan, içsel bir şey; içinde yaşayacaksın yani. O zaman iyi sanatçı olunuyor. İş bittikten sonra üzerine bir yazı yazmak gerektiğinde, analiz etmek gerektiğinde estetik kuramları devreye girebiliyor. İster istemez, eser bir kısmıyla ilişkili oluyor. Ama baştan konulmuş bir kuram veya çerçeve şeklinde değil. Sonradan açıklamak ve kategorize etmek için kullanılıyor. Ama biz işin o kısmıyla pek ilgilenmiyoruz. Varlık, yani ontolojik açıdan bakacak olursak estetiğe, yaptığımız sanat eserinin bazı katmanları ya da derinliği oluyor. Kuram anlamında onlardan bahsedebiliriz. İki tabaka var, ya da iki gerçeklik var. Biri reel tabaka; taş, bronz, demir, çelik gibi. Gerçek materyal. Bu dünyadaki gerçekliğe ait, gerçek boyutu sanat eserinin. Belki birkaç malzeme veya teknik bir arada olabilir. Gerçek olan nedir, görünen? Taş. Bundan sonra irreel tabaka var. İşte orada devreye giriyor estetik, kuramsal boyut. İrreel tabaka o heykelin sahip olduğu form. Aslında içinde barındırdığı bütün imge ve temalar diyebilirim. Benim düşündüğüm şeyler, yaptığım soyutlamalar, kullandığım yöntemler. İşten işe değişebilen şeyler bunlar. Bir kadın heykeli yaptık diyelim. Reel tabakaya bakacak olursak; bir, kadın heykeli. İki, ama nasıl bir kadın heykeli? Tanrıça mı, kibele mi, modern mi? Bu sefer ikinci bir kat daha çıkıyor. Kibele yse Mezopotamya mıdır, Efes teki Artemis midir, tarihte hangi referanslar vardır gibi bir takım sorgulamalar; kat kat, derinine inen bir takım tabakalar silsilesi. Bu katlar ne kadar çok olursa sanat eserinin estetik anlamda o kadar zengin olduğundan bahsedilir. Filinta Önal Heykelde de öyle değil mi; malzemeden, formdan yola çıkınca? Resim romana benziyorsa, heykel şiir gibi. Daha sade. Tek, yalın. Heykelde de bir anlamlar bütünü var; ama heykel öyle bir şey ki, yapısı gereği fazla etkilenmiyor kuramsal konulardan. Bir imgeyle, bir sözle çok şey anlatmak gibi. Tek bir objeyle anlatabildiğiniz kadar çok şey anlatıyorsunuz. Bunlar resimde, heykelden çok daha fazla kullanılabilen şeylerdir. Çünkü karışık birkaç form veya imge de olsa içinde, sonuçta heykel tek başına bir obje. Bir resim gibi. Ama resimde, çerçevenin içinde bir sürü imge, detay, katman olabilir. O da başka bir zenginlik, o dilin zenginliği denebilir. Resmi romana benzetebilirsin, Tolstoy veya Dostoyevski nin romanı gibi yüzelli karakter olabilir içinde, bir sürü detay olabilir. Hepsi bir örgü içinde tek bir iştir evet, tek bir kompozisyondur; ama bu açılımlar, detaylar irreel tabakalardır. Heykel sanatı aslında tarih boyunca pek çok sanat akımından en son ve en az etkilenen sanat dalı olmuş. Kendine has bir yapısı ve atmosferi olmuş. Resimde ise, örneğin, Rönesans, yüzyıl başları, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarındaki değişimlere bakacak olursak klasisizmden empresyonizme, hemen birkaç yıl ötesinde soyut denemelerden deneysel sanata, hızlı bir ivmeyle pek çok deneysel ürün verilmiş. Ama heykelde bu gelişim daha az oluyor. Yapısı ve doğası başka bir sanat. Onun kurallarına uyuyorsun, ona biat ediyorsun. Öyle her akımdan etkilenen ya da çözülebilen bir şey değil. Kullanılan materyaller gibi biraz katı bir yapısı var. Yine de heykelde gittikçe artan bir malzeme çeşitliliği yok mu? Deneysel çalışmalar onlar. Sanat bir yetenek ve ustalık işi, zor bir iş. Yeteneği az olan insanların deneysel akımlardan etkilenip kolay yoldan sanatçı olması mümkün. 60 lı yılların sonrasında Avrupa da denenmemiş iş kalmamış. Bizden de daha çok akademisyenler, özellikle 60 lı 70 li yıllarda devlet bursuyla yurtdışına gitmişler. Gördükleri, karşılaştıkları o deneysel işler olmuş. Tabii ülkenin sanatı da genelde akademi çevrelerindeki bu hocaların etkileriyle, kuşaktan kuşağa sanatın merkezi deneysel sanatmış, kavramsal sanatmış gibi şekillendi. Ben bunu kolaycılığa bağlıyorum. Toplumsal doygunluk Batı yı oraya getirmiş olabilir. Onlar için normal şeyler, deneyebilirler. Deneysellik görsel sanatların birçok dalında yaygın bir şekilde kullanılıyor. Bu bir çeşit olgunlaşma süreci mi? Sonunda bir öze dönüş mü olacak, bir doyuma ulaşmadan sonra veya umulan bu mu? Edebiyatta da var deneysellik, müzikte de, bütün sanat dallarında. Ancak, maalesef artık deneysellik Batı nın bir zamanlar denediği şeylerin yinelenmesinden öteye gidemiyor, götüremiyor kimseyi. Keşke gidebilse. Artık yapılmamış şey yok dünyada, söylenmemiş söz, yazılmamış birşey, yontulmamış bir form yok. Ancak senin yaptığın gibi yontulmamıştır, senin söylediğin gibi söylenmemiştir. Onu söyleyebilmek lazım. Pleksiglas cam çıkmış, cam kullanı- Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 15 AFSAD Kasım - Aralık 2011

18 Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 16 yorlar. Bu modernlik mi? Modernizm malzeme ve biçimde mi oluyor? Modernizm, yenilik, çeşitlilik malzemede olmaz; fikirde olur, düşüncede, sizin olayı ele alış ve uygulama şeklinizde olur. Onun için ben taş yontuyorum, yontmaya da devam edeceğim. Öğrenciyken de deneysellikten pek etkilenmemiştim. Bu biraz sizin olgunluğunuzla, altyapınızla ilgili bir şey. Ortada zor ve ustalık gerektiren, zekâ gerektiren bir iş var. İyisi, ya onu yapacaksın veya yapmayacaksın. Ayrıca, yaşam çok hızlandı. Kavramlar çok hızlı değişiyor. Dünya sanki çok daha hızlı dönüyor. Doğal olarak eskisi gibi, bir Michelangelo, bir Dürer gibi uzun süren işleri üretmeye ne ekonomi ne zaman, ne de yaşamdaki kavramlar izin veriyor. Dolayısıyla, sadeleşmeye, daha kolay ve çabuk üretmeye gidiliyor. Ne zaman, zaman bulacaksın üretmeye, o kadar detaylı işlere? Bu da minimalizmin özü, sebebi bence. Minimalizm biraz ekonomi ve politikanın, gelişen kavramların getirdiği, dayattığı bir sonuç. Kendi mantığı, kendi kuralları var. İyisi var, kötüsü var. Bu bir çeşit arz talep dengesi mi, insanlar bir an önce renge, figüre geçmek, hayalindeki esere, başarıya ulaşmak istiyor. Onun getirdiği bir altyapı eksikliği mi? Akademizm Türkiye de zaten zayıf. Batı daki veya Rusya daki gibi bir akademizm yok. İnsanların bir an önce renge, forma geçmek istemesini anlıyorum; ama hobi kurslarında da öyle olmalı. Temeli sağlam, insan anatomisini iyi öğreten, sağlam desen çizmeyi, figürü öğreten, gördüğünü çamura aktarabilen insanlar yetiştirmek lazım. Bu altyapı sadece, sanat bunun üstüne gelişiyor. Ancak onun üzerine inşa edilen soyutlamalar veya modernizmden bahsedilir. Burada da bir sürü güzel materyel var, onlardan da deneysel bir takım şeyler yapılabilir ama... temel yoksa, bence çok da ayakları yere basmaz. Akademi çevresine bakarsan, sanki bunlar sanat değil. Biz bunları aştık; sanat daha başka bir şey, daha ileride bir şey. Evet, olabilir; ama öğrenciyi önce o çıraklık sürecinden geçirmek lazım. Derece derece öğretilen, öğrenilen bir şey sanat. Nasıl olacak? Düşünceyle. Sanatta düşünce var. Ama dili kullanmayı bilmiyorsan, o düşünceyi nasıl yansıtacaksın? Taşın dilini bilmiyorsun; metalin, çamurun dilini bilmiyorsun; gördüğün şeyi yapmayı bilmiyorsun. Nasıl soyutlama yapacaksın veya nasıl fikir, idea katacaksın onun içine? İfade aracı olan dil. Yabancı dilleri düşün. Taşın bir dili var, bilmiyorsun. Çok iyi bir fikir olabilir; hiçbir anlamı yok, sen onu ifade edemedikten sonra. Hepsinin ayrı dili var ve hepsini de iyi konuşmak lazım o dillerin. İşte o zaman aklındakini, düşünceni çok iyi ifade edebilirsin. Sanat eğitiminde genellikle hoca veya eğitmenin etkisinde şekillenen atölye çalışmaları baskın görünüyor. Temel eğitim kısa ve yetersiz kalıyor. Bunların hepsi birbirini bütünleyen ögeler değil mi? Aslında anaokulu eğitiminden başlayarak, ilkokul, ortaokul ve lisede de daha fonksiyonel, daha sempatik, daha yaratıcı şekilde sanat dersleri verilecek ve kökten gelenin üstüne kaliteli üniversite, akademi eğitimi koyacaksın. Bizde anaokulundan üniversiteye kadar bu işin metodolojisinde çok eksiklikler var. Onun için de sonuç böyle, çok da şaşırmıyorum aslında. Gittikçe daha kolaya yöneliyor insanlar. Ayrıca, kolay olan bir yerde tükenmiyor mu dediğin gibi, ya da kendini tüketmiyor mu ve sonuçta bunların hepsi birbirini etkilemez mi? Doğanın gidişi o yönde. Öğrenciler de okulda ne görüyorsa belki de onunla yetiniyor. Onlar da pek araştırıcı değil. Ama hocaları tarafından da tabii, böyle yönlendiriliyorlar. Kimse zor olanı seçmiyor, seçmek istemiyor. Hâlbuki zor olanın algılanması, kabul edilmesi zaman alıyor; ama unutulması daha da çok zaman alıyor. Unutulmuyor, klasikleşiyor. Her çağda muhakkak modalar olacaktır. Şimdi güncel, aktüel sanat gibi kavramlardan bahsediyorlar. Aktüel olan, yani şu anda olup biten şeylere de bakacağız; ama bu, güne oynamaktır. Yarına kalmıyor. İnsan aktüel olabilir; para, popülarite de kazanabilir. Ama çabuk algılanan şeyler çabuk unutuluyor. Geriye kalan, anlaşılması, algılanması uzun süre alan işler de bir elin parmakları kadar, kaliteli iş yapan adam oluyor. Peki bunlar bir yerde kültüre ya da altkültürlere bağlı, kimi zaman eğitimden tamamen bağımsız görünen değerlerin etkisiyle de şekillenmiyor mu? Her şey evde anababa terbiyesiyle başlıyor ona bakarsan. En basitinden demokrasi kavramına bak. Bütün yasaları getirip duruyorsun, ama işlemiyor sistem. Çünkü insan faktörü var. Her toplumun bir algılama biçimi var. Demokrasi dediğin temelde nedir? Kendinden farklı olana tahammül gösterebilmek, biraz toleranslı, efendi, ağırbaşlı olmak. Bu aile terbiyesi aslında. Aile içinde demokrasi, saygı yok ki. Aile içinde böyle bir kültür olmayınca, toplum böyle oluyor. Toplum neyse, sanat da öyle oluyor. Bireysel çıkışlar olacaktır. Bireysel olarak, biraz medeni cesareti olanlar yapacağını yapacaktır. Geri kalanını da zaten tarih belirleyecektir. Bu ucube tanımlar ve tahrifat çok gündemde son dönemde. Senin de heykellerin zarar gördü, kayboldu. Ucube yorumlar tamamen cehaletten kaynaklanıyor. Hırsızlık ve tahrifatın ise; bir kısmı metal hırsızlığı için yapılıyor, bunları anlayabiliyoruz. Bazıları ise tabii ki heykel düşmanlığı. Çalınan, sökülen heykeller de oldu. Bulunamadı; istense araştırılabilir, bulunabilir belki. Temelde eğitim sorunu var. Ancak akılcı bir eğitimle insanların sempatisi kazanılabilir. Herkesin sanatçı olması zaten mümkün değil; gerek de yok. Çok büyük sanat aşığı olması da şart değil. Sempatiyle bakabilecek kuşaklar yetiştirebilirler. Düşman olmasınlar yeter. Yaratıcılık önemli bir kavram. Her insanın içinde, yaşamın her boyutunda, her meslek grubunda var; ama sanatçı

19 olarak yaratıcılığını diğer disiplinlere göre daha özgür kullanabiliyorsun. Yaratıcı düşünmeyi de sanat eğitimi geliştiriyor. Özellikle küçük çocuklarda, anaokulu ve ilkokulda. O zaman esnek düşünme, toleranslı düşünme mümkün olabiliyor. Hayatın kendisine dayattığı zorluklara çok kolay cevap bulup yaratıcı çözümler üretebiliyor. Politikacı olabilir, büyük bir patron veya çalışan olabilir. Yaratıcı insanlara ihtiyacımız var. Her kademede, her boyutta. Ülke için iyi olur. Sanat eğitiminin bir de böyle fonksiyonu var. Bu yönden de bakmak lazım; yaratıcılık kimin işine geliyor, kimin işine gelmiyor. Neden heykel? Heykel sanatçısı olman, kendini heykelle ifade etmeyi tercih etmen babanın şair olmasıyla ilişkilendirilebilir mi? Heykel benim tercihim. Babamın şair olmasının heykel sanatçısı olmamda değil; ama iyi bir heykel sanatçısı olmamda etkisi ve çok faydası olmuştur. Sanatın nasıl doğru yapılacağı, iyi sanatın ne olacağı, bu işin nasıl yapılacağını zaten biliyordum. Okula girdiğimde de, sezgisel olarak da, babamdan gördüğüm için de. Meslektaşlarımın hemen hepsinden çok daha avantajlı durumdayım diyebilirim. Bu işe kolay adapte olmuşumdur, kendi yolumu çok daha kolay seçebilmişimdir. Bildiğim yolda dik durmayı, taviz vermeden... herkesten daha önce ve kolay yapabilmişimdir. Ama heykeli tercih etmem tamamen kişisel, tamamen benle ilgili bir şey. Farklı malzemeler ile farklı iletişim kuruyor musun? Malzemeye göre değişiyordur herhalde. Sence heykelin özü taş mıdır? Malzeme sınırı koymak, malzeme şövenizmi yapmak çok yanlış. Çünkü hepsi farklı, hepsi bir bütün. Çamur çok temel bir malzeme. Onu iyi bilmek lazım. İyi ressam olabilmek için iyi desen çizeceksin. İyi heykeltraş olabilmek için de o desenin üzerine çok iyi çamur modelleyip, modelaj yapabileceksin. Ondan sonra gerisi geliyor. Taşla anlattığını metalle anlatamayabilirsin. Metalde söylediğin o uçucu, yırtıcı formları taşla yapamayabilirsin. Anlatmak, yapmak istediğin kavrama ve düşünceye göre uygun malzemeyi ve dili seçiyorsun. Bazen farklı birkaç malzemeyi, taşı bir arada kullanabiliyorsun, onları kombine edebiliyorsun. Zaten her şey birbiriyle etkileşim içinde, öyle düşünmek lazım. Bunu Mevlana nın felsefesi de doğruluyor, diyalektik de söylüyor. Her şey birbiriyle etkileşim ve döngü halinde. Hiçbir şey yok olmuyor; dönüşüyor aslında. Benim malzemeyle etkileşime girmemem mümkün mü? Mümkün değil. Aşağı yukarı hepsi birbirine benzer ama, taş, mermer biraz daha farklı, daha çok çekiyor beni. Milyonlarca yıl önce oluşmuş. Benim varlığım dışında yaratılmış. Zamanı süzmüş. Tıpkı karbon testleri gibi. Oluşumundan bu yana olan biten herşeyi doğasında, içinde barındırıyormuş gibi bir duyguya kapılıyorum ve onu alıp ben, biçimlendirmeye başlıyorum. Taş ihanet etmez, ne verirsen onu alırsın. İnsan öyle olmayabiliyor. Taşla, mesela, diyaloğumuz şöyle. Elimde bir proje var, onu taşa uygulayacağım. Çizimini yapıyorum, bazen maketini. Bazen hiçbirşey yapmadan, çizerek taşın üzerinde, bir şekilde başlıyorum. Aklındakini tamamen taşa uygulamak mümkün, hesap kitap, gönye, pergel, maket, teknoloji ile. Ama yaparken o etkileşim devreye giriyor. Çekiçle vurunca taşın üstüne, önce deliniyor, çatlıyor, molekül bağları zayıflıyor. Birkaç kere vurunca çürüyor ve kopuyor. Fiziği, kimyası her şeyi değişiyor, varlığı değişiyor. Benim dışımda var olan bir varlık; ama varlığı değişiyor. Onun varlığını değiştiren benim, benim düşüncem aslında. Sonra o düşünce geliyor benim ellerime çekiçle, başlıyorum işlemeye. O değişiyor. O değiştikten sonra ben de aynı kalamıyorum. Mümkün değil. Onu değiştirmiş, etkilemiş bir insan olarak sen de ondan etkilenmeye başlıyorsun. Taş senden etkileniyor, sen ondan derken bir macera başlıyor. Mesela, taş bir yerde direniyor. İçinde bir demir damarı çıkıyor, sert. Orayı yontamıyorsun. Zorlayınca kırılıyor. Bir bakıyorsun içinden bir form çıkmış rastlantısal olarak. Taş seninle konuşmaya başlıyor. Bak, beni dinle, diyor. Benim içimde sırlar var. Görmeyi, dinlemeyi biliyorsan açacağım sana o sırları. Ama sen dersen ki, ben aklımdakini yapacağım, dayanırsan çekice; göremezsin o sırları. Biz biraz da o macerayı, etkileşimi seviyoruz sanatçılar olarak. Ben öyleyim en azından, muhtemelen diğerleri de benzerdir. Evet, tabii ki bir fikir var başta, bir proje var. Ama o etkileşimin sonunda çıkan ürün bambaşka bir şey oluyor. Aklındakinin aynısı olmuyor, olmaması daha iyi aslında. Baştakine %70-80 benzeyen; ama çok daha güçlü bir ürün çıkıyor ortaya. Daha yaşamın içinde. Deneyselleşmiş, denenmiş. İşte deneysellik, rastlantıları yönlendirebilmek burada devreye giriyor. Felsefe de olacak, diyalektik de. Hepsi birbiriyle etkileşim halinde. Etkileşimin olmaması mümkün değil. Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 17 Heykel yapmak çocuk sahibi olmak gibi. Dünyaya gelene kadar sana ihtiyacı var heykelin. Sonra alıcısıyla, izleyicisiyle ilişkiye geçiyor. Başta bahsettiğim o varlık tabakaları, irreel tabakalar, her insan tarafından farklılıklarla algılanabilir. O, onun iletişimi, derinliği. İzleyicide de derinlik olacak ki, iletişim içine girebilsin. Bazı insanlar onu anlamayabilir, onun hakkında bir şeyler söyleyebilir... bu o çocuğun varlığını değiştirir mi? Değiştirmez. O biraz da insanların duruşu, kişiliği ve davranış biçimleriyle ilgilidir. Biz yapacağımızı yapıyoruz, gerisiyle pek ilgilenmiyoruz. Bunları düşünürsen sanat olmuyor zaten. Birilerine beğendirme kaygısıyla yapınca, o da estetikle ilgili bir şey olmuyor, ayıp oluyor! Önce benim beğenmem önemli. Ben beğeniyorsam, içim rahatsa, o değerini bulacaktır. AFSAD Kasım - Aralık 2011

20 Dosya Konusu Fotoğraf ve Estetik 18 Yatan Kibele (Bronz döküm) Türkiye deki fotoğraf veya fotoğraf sanatı hakkında ne düşünüyorsun? Örnekler sana neyi çağrıştırıyor? Benzer eksiklikleri orada da görüyor musun? Heykellerimin fotoğraflarını; amatör, artistik bir şekilde çekecek birini bulamadığım için biraz fotoğraf öğreneyim dedim. Elbette bir profesyonel kadar olmayacaktır benimki ama, kendi işlerimde anlattığım duygu bari kaybolmasın fotoğraflarda. İyi bir fotoğrafçı olmak kolay değil. Fakat sanatlar içinde değerlendirecek olursak bir heykeltraş, ressam, müzisyen veya edebiyatçı olmaktan daha kolay. Kolay sanatçı olmak isteyenler fotoğrafla daha fazla ilgileniyor. Sonuca varmak ise, kişinin kendini yetiştirmesine bağlı, her işte olduğu gibi. Teknolojinin gelişmesiyle fotoğraf ve fotoğrafçı sayısında bunca artış olmasına karşın, kayda değer iş oranında beklenen artış yok mu diyorsun? Teknoloji güzel bir şey. Ama yıllardır o taşı yontan benim elimdeki teknoloji mi benim beynim mi? Bir ton teknoloji var burada. Sen onu bir kere elle yontmayı bileceksin ki, huyuna göre teknoloji kullanacaksın, yoksa kasap gibi kesmiş olursun taşı. Böyle fotoğraf çekenler de herhalde fotoğraf kasabı oluyor. Belgesel de olsa, iyi bir iş için yaratıcılık, estetik olmalı. Fotoğrafta kurgu varsa, bu da insanın yaptığı bir kurgu sonuçta. İde var en başta. Sinemaya bakalım. Resim sanatından anlamayan yönetmen de olamaz, sinemacı da bence. Çünkü dikdörtgen ya da kare, bir çerçevedir. Televizyon olsun ya da sinema ekranı; kadrajdır. O kadrajın içindeki oyuncusu; oyuncunun girişi, çıkışı, söyleyeceği tamamıyla resimdir. Resimden farklı bir şey değildir. Dolayısıyla, estetik olacaktır. Ortaya çıkan işin estetik olarak yorumlanması? Farklı yaklaşımlar, ilk bakışta güzel görünmeyen, çirkin bulunan ama etkisi zamanla ortaya çıkanlar? Estetik deyince, Antik Yunan zamanında tanımlanmış bir Afrodit in güzelliğinden bahsetmiyorum. O çağa veya ihtiyaçlara göre değişen bir kavram, göreceli; hatta sanatçıya göre de değişir. Çirkinin de estetiği var. Mesela, Rodin in kadınlarına veya madencilere bak, hiçbiri atletik figürler değil. Hatta yaşlı madenci kadınları, dilencileri model olarak kullanmış. Ama heykel güzel, düşünce güzel, ele alış biçimi güzel, işleme biçimi güzel, sonuç güzel bir güzellikten bahsetmiyorum, estetik o değil. Bu diğer sanat dalları, eserleri için de geçerli mi? Bu bütün sanat dalları için geçerli. Sadece, çiçekten, böcekten, denizden mi bahsetmeli şiirler? Hiç öfkeli olmamalı mı, öfkeden bahsetmemeli mi? Yanlışları dile getirmemeli mi? Mesela, Victor Hugo Sefiller i yazdı. Peki Victor Hugo bunu sefilliği vurgulamak için mi yazdı? Tam tersine bir düşünceyle yazmıştır bence. Sefaletin de bir estetiği var. Tolstoy un da, Dostoyevski nin de, hepsinin kendine has bir estetiği, kendi yolu var. Hepsi, güçlü bir sanatçı olup kendi biçimini, kendi üslubunu güzel bir şekilde oluşturabilmekle ilgili. Estetik ile sanat felsefesinin farkı nedir? Fotoğraflar: Koray Olşen Estetik ve sanat felsefesini bazen karıştırıyorlar. İlişkili olduğu durumlar olabilir elbette; ama sanat felsefesi başka, estetik başka. Estetikten farklı olarak, sanat felsefesinin çok ciddi bir fonksiyonu var. Türkiye de bugün herkes sanatçı. Ama sanatın da, müzikte olduğu gibi, iki türü var; eğlence kısmı, yani genel geçer şeyler ve diğerleri. Bizim işimiz için de geçerli. Sanat felsefesi burada devreye giriyor. Hangi iş daha az sanattır, hangi iş daha fazla sanattır kısmında. Sanat felsefesinin şablonları var. Belli kuramları var. Bu şablonları alırsınız, esere uygularsınız. Kaçıncı seviyede kalıyor, ortaya çıkar. Başta bahsettiğimiz gibi reel ve irreel tabakalar üzerinden örnek vereyim. Önce, biçim. Taş mıdır, fotoğraf mıdır onu anlıyorsunuz. Sonra, irreel tabaka geliyor. İçindeki derinliklerle izleyiciyle iletişim kurabilmesi gerekiyor. Baktıkça içine çekecek, daha fazla detay, derinlik bulacak. Mesajın derinliği arttığı ve izleyiciyi işin başından ayırmadığı zaman o ürün daha fazla sanat oluyor diyor sanat felsefesi. Her sanatçının yaptığı her iş de bu kalitede olmayabilir. Dönemseldir, rastlantısaldır. Ama genelde vasatın üstünde bir kaliteyi tutturmak lazım. O dediğimiz % ise, genel olarak %70-80 in üzerinde ol, 70 lerde kal, onları yakalama şansın daha fazla olur. Çünkü tam bir formülü yok bunun. Yapınca anlaşılıyor. Çok çalışmak ve ortalamayı, çıtayı yüksek tutmak lazım.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARI OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARI Okulöncesi eğitim çevresini merak eden, öğrenmeye ve düşünmeye güdülenmiş çocuğun bu özelliklerini yönetme, teşvik etme ve geliştirme gibi çok önemli bir görevi üstlenmiştir.

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

MEB kitaplarının yanında kullanılacak bu kitap ve dijital kaynakların öğrencilerimize;

MEB kitaplarının yanında kullanılacak bu kitap ve dijital kaynakların öğrencilerimize; Sayın Veli, Yeni bir eğitim öğretim yılına başlarken, öğrencilerimizin yıl boyunca öğrenme ortamlarını destekleyecek, ders kitaplarını ve kaynak kitapları sizlerle paylaşmak istedik. Bu kaynakları belirlerken

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMü BİLGİ FORMU

TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMü BİLGİ FORMU TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMü BİLGİ FORMU Bölüm Bölüm Başkanı TARİH PROF.DR. AYGÜN ATTAR Bölümün amacı Tarih Bölümünün amacı; tarih bilimi ile ilgili meslek

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN

Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN İÇİNDEKİLER İlk Söz /9 Hayatı ve Sanatı /17 Paris'te Resim Dersleri /19 İstanbul'a Dönüş /20 "Doğululuk" Eğilimi /23 Kadın Figürleri /25 Bilimsel

Detaylı

Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ - 2009

Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ - 2009 Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ - 2009 Bu sunum, İFSAK Temel Fotoğraf Semineri Ders Notları esas alınarak hazırlanm rlanmıştır. 2005 yılında y www.fotokritik fotokritik.com internet sitesinden

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENĐ LĐSESĐ R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 2010 2011 Kız olursa Sarin, erkek olursa Masis Erkek olursa doktor, kız olursa öğretmen KENDĐNĐ TANIMA VE MESLEK SEÇĐMĐ Sevgili veliler,

Detaylı

ZKÜ DEVREK MESLEK YÜKSEKOKULU

ZKÜ DEVREK MESLEK YÜKSEKOKULU ZKÜ DEVREK MESLEK YÜKSEKOKULU YÖNETİCİ ASİSTANLIĞI Öğr.Gör.Afitap BULUT 2012 3. VE 4. HAFTALAR SEKRETERİN MESLEKİ ÖZELLİKLERİ B. SEKRETERİN MESLEKİ ÖZELLİKLERİ İletişim becerisi etkili kullanmak 1.1 Türkçe

Detaylı

MEB kitaplarının yanında kullanılacak bu kitap ve dijital kaynakların öğrencilerimize;

MEB kitaplarının yanında kullanılacak bu kitap ve dijital kaynakların öğrencilerimize; Sayın Veli, Yeni bir eğitim öğretim yılına başlarken, öğrencilerimizin yıl boyunca öğrenme ortamlarını destekleyecek, ders kitaplarını ve kaynak kitapları sizlerle paylaşmak istedik. Bu kaynakları belirlerken

Detaylı

ÖZEL BAHÇELİEVLER İHLAS 0RTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TEKNOLOJİ VE TASARIM DERSİ 7. SINIFLAR YILLIK PLANI ETKİNLİKLER / KONULAR AÇIKLAMALAR

ÖZEL BAHÇELİEVLER İHLAS 0RTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TEKNOLOJİ VE TASARIM DERSİ 7. SINIFLAR YILLIK PLANI ETKİNLİKLER / KONULAR AÇIKLAMALAR KASIM EKİM EYLÜL HAFTA KUŞAK: DÜZEN KUŞAĞI ODAK NOKTASI : BİRİMDEN BÜTÜNE ÖZEL BAHÇELİEVLER İHLAS 0RTAOKULU 1. Teknoloji ve Tasarım kavramlarını kavratmak 2.Teknoloji ve Tasarım Dersinin Genel Amaçlarını

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı. Mehmet Güler Türkiye de yetişen resim sanatının önemli isimlerinden Mehmet Güler ile Malatya dan Almanya ya uzanan yolculuğunu, resim kariyerinde rol oynayan isimleri, Almanya yı tercih etmesinde etkili

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (30 Mart 15 Mayıs 2015) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK

MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK Matematik,adını duymamış olsalar bile, herkesin yaşamlarına sızmıştır. Yaşamın herhangi bir kesitini alın, matematiğe mutlaka rastlarsınız.ben matematikten

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Etkinlik Listesi BÖLÜM II İLİŞKİLENDİRME AŞAMASI 67

Etkinlik Listesi BÖLÜM II İLİŞKİLENDİRME AŞAMASI 67 İçindekiler Etkinlik Listesi Önsöz XII XIV BÖLÜM I GİRİŞ 1 1. Danışmanlık ve yardım nedir? 3 Bölüm sonuçları 3 Danışmanlık, psikoterapi ve yardım 4 Danışmanlık nedir? 9 Yaşam becerileri danışmanlığı yaklaşımı

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

KENDİMİZİ DÜZENLEME BİÇİMİMİZ

KENDİMİZİ DÜZENLEME BİÇİMİMİZ 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ DÜZENLEME BİÇİMİMİZ (24 Mart 9 Mayıs 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında (24 Mart 2014-09 Mayıs 2014) tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 Sayın Veli, Bu mektubumuzda, 2015-2016 Eğitim - Öğretim yılı MEV Koleji Özel Güzelbahçe İlkokulu,3. Sınıflar sınıf öğretmenleri zümresi

Detaylı

SİZİN WEB SİTENİZ BİR TANEDİR!

SİZİN WEB SİTENİZ BİR TANEDİR! 1 SİZİN WEB SİTENİZ BİR TANEDİR! Tabi şu da bir gerçek ki, sizin siteniz 350 milyon ve hala artmakta olan siteden bir tanesidir. Sitenizin diğerlerinden ayrılması ve ayakta kalması için ne yapabilirsiniz?

Detaylı

Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler

Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler İNGİLİZCE -İngilizce telaffuzun düzeltilmesi adına film ve dizilerin İngilizce alt yazılı olanları izlenilebilir -İngilizce sesli hikâyeler, dinlenerek takip edilebilir.

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012)

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) Sayın Velimiz, 22 Ekim 2012-14 Aralık 2012 tarihleri arasındaki ikinci temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

Güzellerden Güzellemeler...

Güzellerden Güzellemeler... Güzellerden Güzellemeler... Geçen hafta Tosya Y!BO ö"rencilerinin yaptıklarını anlatmı#tım, bu hafta da kolejlerde okuyan çocuklardan bir iki örnek verece"im Alev Okullarına gitmi#tim ilk dönem, Alev Okulları

Detaylı

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde;

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde; Diploma Programı Çerçevesi Diploma programı her kültürün kendisine adapte edebileceği esnek bir program sunarak kendi değerlerini yitirmeyen uluslararası farkındalığa ulaşmış bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Detaylı

Özel YÜCE Okulları. İlgi ye Göre Farklılaştırılmış Öğretim

Özel YÜCE Okulları. İlgi ye Göre Farklılaştırılmış Öğretim Özel YÜCE Okulları İlgi ye Göre Farklılaştırılmış Öğretim Farklılaştırılmış Öğretim IB Temel Değerler 21.YY Eğitimi PYP deneyimi sizden farklı biri El eşleri Öğretmenlik deneyimi size yakın biri Öğretmenlik

Detaylı

DERS 2. Aylin in Eğitim Hikâyesi

DERS 2. Aylin in Eğitim Hikâyesi DERS 2 Aylin in Eğitim Hikâyesi DERS 2 Aylin in Eğitim Hikâyesi * Seviye: 3-4. sınıf Süre: 40-60 dakika Amaçlar: 1. Erişim sorunlarının toplumsal çevrenin herkes için tasarlanmamasından kaynaklandığını

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (08Aralık 2014-23 Ocak 2015)

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (08Aralık 2014-23 Ocak 2015) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (08Aralık 2014-23 Ocak 2015) Sayın Velimiz, Sizlerle daha önce paylaştığımız gibi okulumuzda PYP çalışmaları yürütülmektedir. Bu kapsamda; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Yaratıcı Metin Yazarlığı (SGT 332) Ders Detayları

Yaratıcı Metin Yazarlığı (SGT 332) Ders Detayları Yaratıcı Metin Yazarlığı (SGT 332) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Yaratıcı Metin Yazarlığı SGT 332 Seçmeli 1 2 0 2 3 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler.

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler. 0212 542 80 29 Uz. Psk. SEMRA EVRİM 0533 552 94 82 DUYGUSAL ZEKA Son yıllarda yapılan pek çok çalışma zeka tanımının genişletilmesi ve klasik olarak kabul edilen IQ yani entelektüel zekanın yanı sıra EQ

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR?

TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR? TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR? Temel sanat eğitimi çizgi, form, mekân, renk, üç boyutlu yapı, görsel algılama ve inceleme ile ilgilenir. Temel sanat eğitimi derslerinin temeli Bauhaus a, Johannes Itten in

Detaylı

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz.

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz. Aşağıda Emek vererek Yazmış olduğumuz yazı ve bilgileri 5 dakika ayırıp okur inceler ve bizden ücretsiz bir örnek kayıt dosyası talep ederseniz. Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI 23NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI Bitkileri tanıdık. Bitkileri gözlemledik. Bitki türlerini isimlendirdik. Bitkilerin

Detaylı

Zürih Kantonunda İlköğretim Okulu

Zürih Kantonunda İlköğretim Okulu Türkisch Zürih Kantonunda İlköğretim Okulu Veliler için Bilgiler Januar 2008 / Türkisch 2 / 6 Zürih Kantonu İlköğretim Okulu Hedefler ve Hedefe Yönelik Görüşler Zürih kantonunda devlet ilköğretim okulu

Detaylı

Nasıl Daha İyi Öğrenirim?

Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Farklı Öğrenme Yöntemleri Öğrenciler farklı yöntemlerle öğrenirler. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir: okuyarak ve okuduğunu hatırlayarak, önemli bölümlerin altlarını çizerek,

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

ORTAÖĞRETİM İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ ÖZEL ALAN YETERLİKLERİ

ORTAÖĞRETİM İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ ÖZEL ALAN YETERLİKLERİ A. DİL BİLEŞENLERİ VE DİL EDİNİMİ BİLGİSİ A.1. İngilizceyi sözlü ve yazılı iletişimde doğru ve uygun kullanarak model olabilme A.2. Dil edinimi kuramlarını, yaklaşımlarını ve stratejilerini bilme A.3.

Detaylı

OCAK AYINDA NELER YAPTIK?

OCAK AYINDA NELER YAPTIK? OYUN ETKİNLİĞİ Çocukların kendilerini, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebildikleri oyun etkinliklerine yer verildi. Eğitici oyuncak merkezi, evcilik merkezi, kukla merkezi, blok merkezi, müzik merkezi,

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

BÜLTEN. Ayın Konusu ALAN SEÇİMİ. T.C ALİAĞA KAYMAKAMLIĞI REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri Bölümü

BÜLTEN. Ayın Konusu ALAN SEÇİMİ. T.C ALİAĞA KAYMAKAMLIĞI REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri Bölümü T.C ALİAĞA KAYMAKAMLIĞI REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri Bölümü ARALIK Lise Ayın Konusu ALAN SEÇİMİ ALAN VE DALA GEÇĠġ: MADDE 31: ORTA ÖĞRETĠM KURUMLARI YÖNETMELĠĞĠ:

Detaylı

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: BEP HAZIRLAMA :07.10.2011 BEP Birimi Üyeleri: - ÖĞRENCİNİN ŞU ANKİ PERFORMANS DÜZEYİ:.. öz bakım becerilerini yerine getirir... okuma yazmayı

Detaylı

PAPATYALAR ve PARLAK YILDIZLAR SINIFLARI ŞUBAT AYI BÜLTENİ

PAPATYALAR ve PARLAK YILDIZLAR SINIFLARI ŞUBAT AYI BÜLTENİ PAPATYALAR ve PARLAK YILDIZLAR SINIFLARI ŞUBAT AYI BÜLTENİ KAVRAMLAR *Büyük küçük orta *Sivri-küt *Önünde-arkasında *Alt-üst-orta *Altında-üstünde-ortasında *Arasında *Renk kavramı: Kahverengi, gri *Sayı

Detaylı

Her güzelin bir kusuru var

Her güzelin bir kusuru var Her güzelin bir kusuru var Posted date: Ekim 30, 2012 Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali kapsamında hazırladığı Her güzelin bir kusuru var

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

4. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

4. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 4. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ TEMALAR 1. TEMA: BİREY VE TOPLUM 2. TEMA: DEĞERLERİMİZ 3. TEMA: ATATÜRK 4. TEMA: ÜRETİM-TÜKETİM VE VERİMLİLİK 5. TEMA: SAĞLIK VE ÇEVRE 6. TEMA: YENİLİKLER VE GELİŞME 7. TEMA:

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı

AKÇAY SANİYE KARAGÖZOĞLU ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ NİSAN AYI FAALİYET RAPORU

AKÇAY SANİYE KARAGÖZOĞLU ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ NİSAN AYI FAALİYET RAPORU AKÇAY SANİYE KARAGÖZOĞLU ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ NİSAN AYI FAALİYET RAPORU KONU: İYİLİK VE HOŞGÖRÜ Nisan ayı boyunca aşağıda ismi geçen iyilik ve hoşgörü konulu sınıf içi etkinlikleri gerçekleştirilmiştir.

Detaylı

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi 80 EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi Sayın İnşaat Mühendisi Adayı, İnşaat Mühendisliği Eğitimi Kurulu, İMO 40. Dönem Çalışma Programı çerçevesinde İMO Yönetim Kurulu nca İnşaat Mühendisliği Eğitimi

Detaylı

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ 8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİM DÖNEMİ ÖZELLİKLERİNİ BİLMEK NE

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

DİKKAT BU ÖZET 8 ÜNİTE

DİKKAT BU ÖZET 8 ÜNİTE DİKKAT BU ÖZET 8 ÜNİTE OLUP,BURADA YALNIZ İLK ÜNİTE GÖSTERİLMEKTEDİR TEMEL RAFÇILIK KISA ÖZET www.kolayaof.com 2 1. Ünite - Fotoğraf, Işıkla Resmetmek ve Fotoğraf Makinesi FOTOĞRAF NEDİR? Fotoğraf denildiğinde,

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

YÖNETİCİNİN BİREYSEL GELİŞİMİ

YÖNETİCİNİN BİREYSEL GELİŞİMİ YÖNETİCİNİN BİREYSEL GELİŞİMİ 1 2 nedir? Okulda öğrendiğimiz bilgiler hayatımız boyunca yeterlimidir? bize hangi faydaları sağlar? Kişisel gelişim kitapları okuyarak gelişim sağlanabilirmi? 3 bireyin iş

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

Anlama ve Yazma Becerileri

Anlama ve Yazma Becerileri Anlama ve Yazma Becerileri Bahar ÜRKMEZ Sınıf Öğretmeni baharurkmez@terakki.org.tr Serdar ÖZMEN Sınıf Öğretmeni serdarozmen@terakki.org.tr Anlama ve Yazma Becerileri Sizin de bildiğiniz gibi ülkemizde

Detaylı

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması Örnek Tarot Okuması Bir tarot okuması, bilinçaltına atılmış bir oltadır. Bizler yani tarot okuyucuları, sizin zihninize, bilinçaltınıza olta atarak, sebeplerini ve sonuçlarını zaten sizin biliyor olduğunuz

Detaylı