Hukuk Düzlemi. ihtilalleri ve darbeleri, Vietnam ı, Nikaragua yı, Kore yi, Kuveyt i, Ruanda yı, Serebrenika yı sayılamayacak

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Hukuk Düzlemi. ihtilalleri ve darbeleri, Vietnam ı, Nikaragua yı, Kore yi, Kuveyt i, Ruanda yı, Serebrenika yı sayılamayacak"

Transkript

1 SAVAŞ RÜZGARLARI!.. Hukuk Düzlemi savaş kasırgalarının yıkımından geçti. İki dünya savaşını, 20.yüzyıl ihtilalleri ve darbeleri, Vietnam ı, Nikaragua yı, Kore yi, Kuveyt i, Ruanda yı, Serebrenika yı sayılamayacak kadar çok kırımı 20.yüzyılda bıraktık. Dünya 18. yüzyılda yakılan devrim ateşlerini 20. yüzyılda doruğa çıkardı ve söndürdü. Anadolu ihtilalinin ve aydınlanma devriminin gururunu yaşadık. Mustafa Kemal Atatürk, imparatorluğun yüzyıllar süren savaş/ zafer/ bozgun süreçlerini noktalayan büyük zaferin ardından, genç Cumhuriyet için en önemli ilkenin altını 20. Yüzyılda çizdi; Yurtta Barış Dünyada Barış!... Savaş insan icadı olduğu kadar insanlık dışı, insan haklarının yok edildiği bir süreç. Buna rağmen bu gün zihinlerde savaşsız/ sömürüsüz bir dünya özlemine yer açmak son derece zor. Emperyalizm tüm olanaklarını yeni gerilim odakları, çatışmalar, yeni savaşlar için seferber etmiş durumda. İnsanların ezici çoğunluğu barış istiyor ve savaştan nefret ediyor. Ulrike Theusner, Mahşerin dört atlısı; Ne var ki barış sahipsiz, Picasso nun çizgilerinde bir beyaz güvercin. Savaşın, şahinleri, bakanları, bütçesi, orduları, yatırımları, fabrikaları, pazarları, lobileri, zenginleri, medyaları var. Barış tüm bu olanaklardan yoksun. Barışın bütçesi,bakanlığı, ordusu, topu tüfeği yok. Hiçbir devlet barış için bütçe ayırmıyor, yatırım yapmıyor. Savaşların ardında başkalarınca yaratılan zenginliğe zor ve şiddet kullanarak elkoyma gibi hukuk dışı bir niyet yatıyor. Tarih boyunca nice bilim adamı, sanatçı, aydın kendisini savaşın /gücün cazibesine kaptırdı. Uluslar yüzyıllarca bu haydutluğun erdemleri (! ) ile avutularak birbirlerine kırdırıldı. Leonardo da Vinci yi ( ) bilmeyen, tanımayan var mı? Mükemmelliğin ve insan zekasının en büyük temsilcisi, çok yönlü sanatçı, yüzyıllara damgasını vuran mucit, heykeltraş, mimar, mühendis, İtalyan Rönesansı nın en büyük ressamı, Leonardo da Vinci. Milano Dukası Antonio Sforza ya mektup yazarak, askerlik ve savaş yönetimi üzerine kendi buluşu olan önerilerde bulunuyor, hizmet sun- Devamı 3.sayfada...

2 YIL: 2 SAYI: 4-5 NİSAN 2012 İmtiyaz Sahibi: Toplum İçin Hukuk Derneği adına Av. Azra SİRAY Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Av.Tamer DOĞAN Yayın Kurulu: Av. Ahmet Hamdi YILDIRIM Av. Azra SİRAY Av. Çağatay YILMAZ Av. Çetin TURAN Av. Hüseyin ÖZGÜR Av. Kemal YAZGAN Av. Mert SARAÇOĞLU Av. Tamer DOĞAN Av. Uluğ İlve YÜCESOY Yönetim Yeri: Milli Kütüphane Cad. No: 19/216 Konak-İZMİR Tel: e-posta: Tasarım/Uygulama: R. Güler Baskı ve cilt: Lamineks Matbaacılık Dijital Baskı İşl. San. Tic. Ltd. Şti Sokak No:37 Çamdibi/İzmir Tel: Faks: Basım Tarihi: 9 Mayıs 2012 B U S A Y I D A 1 Savaş Rüzgarları!.. Hukuk Düzlemi 5 Ev Hanımı ve Katkı Payı Üzerine Azra Siray 6 İğneli Fıçıya Girmek Bahattin Özcan Acar 9 Yeni Türk Borçlar Kanununda Taşınır Satışına İlişkin Bazı Değişiklik ve Yenilikler Yrd. Doç. Dr. Emre Cumalıoğlu 10 Uykudaki Suyun Çığlıkları Çetin Turan 14 Avukatın Tebliğ Yetkisi Erman Kaya 15 Celse Arası / Bir Söyle Kemal Yazgan 18 Empati Yapamayanlar Hekimlik de Yapamaz Hakimlik de Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu 20 Yasalara Ruh Veren Hukukçunun Evrensel Kültürüdür Avukat Veysel Gültaş ile Söyleşi Kemal Yazgan, Azra Siray, Hüseyin Özgür, Tamer Doğan 23 Dava Güncelliğini Ne Zaman Yitirecek? Ahmet Cemal 24 Baro/Metre / Mesleğin Altı Oyulurken!.. Çetin Turan 26 Yargı Kararları 37 Cevval Kaplumbağa Diyor ki Behçet Akal 38 Cevabi İhtarname Cafer Özkan 39 Gizli Tanık Mert Saracoğlu 40 Zindanı Taştan Oyarlar Bedri Rahmi Eyüboğlu Savcı ya Fazıl Hüsnü Dağlarca Değerli dostlar, Gündeme yetişmekte zorlanıyoruz. Olaylar hızla gelişiyor ve aynı hızla eskiyip gündemden düşüyor. * Adım adım yaklaşan bir savaşın sinyalleri veriliyor. Türkiye, Suriye ye yapılacağı söylenilen bir dış müdahalenin en ateşli savunucusu gibi görünüyor. 26 Nisan günü, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu nun TBMM Genel Kurulu nda yaptığı bilgilendirme konuşmasında, Türkiye olarak bundan sonra da Ortadoğu da değişim dalgasını yöneteceğiz. Bu değişim dalgasının öncüsü olmaya devam edeceğiz!.. demesi, görüntüyü netleştiren önemli bir açıklamadır. Türkiye nin, Dünya nın ya da Ortadoğu nun aşayişinden sorumlu olduğunu düşünmüyoruz. Başka ülkelerin (diktatörlük ile yönetilse de), iç işlerine müdahale edilmesi uluslararası hukukla bağdaşmaz. Böyle bir müdahale, ülkemiz ve Ortadoğu halkları için bağımsızlık, demokrasi, özgürlük vs. anlamlarına da gelmeyecektir. Seçimlere gidilirken ortaya atılan, komşularla sıfır sorun hedefinin, bu noktaya gelip dayanması; yurtta barış, dünyada barış!... ilkesinin terkedilmesi, milli irade kavramı ile de bağdaştırılamaz. * Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ın, Anayasa Mahkemesi nin kuruluşunun 50. Yılı için düzenlenen törende..siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz!.. demesi, kamuoyunda çeşitli yankılar bulmuştu. Bu açıklamayı, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı süreci için bir tür yatırım olarak niteleyenler de oldu. Ne var ki o iş (siyasetin yargıyı kuşatması), zaten tamamlanmıştı ve sayın Kılıç tan izin isteyen de yoktu. Sayın Kılıç da, kısa süre sonra ifadesine açıklık getirdi, Anayasa Mahkemesi nin taraflara lojistik destek sağlayacak bir kuruluş olmayacağı gibi, milletin iradesini temsil edenlere çelme takma yeri olarak da kullanılamayacağı nı söyledi. Lojistik destek ve çelme kavramları, siyasi söyleme uygun, bulanık kavramlardır. Yargıçların ya da Anayasa Mahkemesi nin, şimdi ben bu kararı verirsem, falan siyasi partiye lojistik destek sağlamış olur muyum?.., ya da şöyle bir karar verirsem, millet iradesine çelme mi takmış olurum?.. diye düşünmesi, bu tür endişelerle karar oluşturmaya yönelmesi, hukuki kriterlerin dışına çıkıldığını; yargı bağımsızlığının yitirildiğini gösterir. Anayasa Mahkemesi Başkanı nın, bu açıklaması ile siyasal iktidara lojistik destek verdiği de son derece açıktır. * İdare ve Vergi Mahkemelerinde, avukatla temsil edilmeyen idari organlara avukatlık ücreti takdir edilmesini öngören 659 sayılı KHK den ( ) sonra, siyasal iktidar şimdi de, yargılama sürecinde avukatı dışlayarak şeklen hüküm kurma telaşı içinde. Ceza Muhakemesi Yasası nın Duruşmada Hazır Bulunacaklar başlıklı 188. Maddesinde yapılması düşünülen değişiklikle, zorunlu müdafi duruşmada bulunmasa bile mahkemece sanık hakkında karar verilebileceği öngörülüyor. Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, bu girişimi; Balyoz davasında delillerin tartışılması aşamasını atlayarak doğrudan sonuca gidilmesine kalkışılması üzerine avukatlar savunma hakları kapsamında ve mahkemenin delilleri tartışmasını sağlamak amacıyla bu yapılıncaya kadar duruşmaya girmeyeceklerini söylemişlerdir. Kanun değişikliğiyle avukatların söz hakları ellerinden alınarak tek taraflı bir şekilde hüküm verilmesinin yolu açılmak istenmektedir, diye açıklıyor. Yani söz konusu olan kişiye ve duruma özel kanun, daha açığı; savunmayı yok sayma ve kanun benim anlayışının kronikleşmesi. Savunma mesleği örgütlerinin buna sessiz kalması mümkün değil. * Bu sayımız, elimizde olmayan nedenlerle gecikti. Bu nedenle, maddi bakımdan yük olmasına rağmen (bizim sponsorumuz yok), bu sayımızı 40 sayfa olarak belirledik*. Savunma mesleği mensubu meslektaşlarımızdan yazı, haber, içtihat desteği bekliyoruz. Yaşadığımız günlere hep birlikte tanıklık etmeliyiz. * Beş Nisan Avukatlar Günü nüzü ve 1 Mayıs İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü nü kutluyoruz. Gelecek sayımızda buluşmak dileğiyle. Hukuk Düzlemi *Dergimize maddi destek vermek isteyenler için banka hesap numaramız: Toplum İçin Hukuk Derneği T.İş Bankası A.Ş. Kordon Şubesi (3420) HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

3 SAVAŞ RÜZGARLARI!.. Baş tarafı 1.sayfada... maya hazır olduğunu bildiriyor. Düşman köprüleri nasıl yıkılır; kuşatılan kalenin etrafındaki hendeğin suyu nasıl boşaltılır; çok kullanışlı mancınık sistemleri nasıl yapılır; en iyi top arabaları nasıl yapılır; düşmana müthiş korku nasıl salınır vs Sekiz maddelik deyim yerinde ise teklif mektubu nun 7 maddesi savaşla ilgili. Barış için bir tek madde ayrılmış. (*) Hemen aynı dönemde yaşayan, Kilise nin yerleşik yapısına yönelttiği taşlama; Deliliğe Övgü adlı eseri ile ünlü, Rönesans hümanizminin temsilcisi Desiderius Erasmus ise ( ) farklı, barışa odaklanmış; dört bir yandan ve uluslar tarafından kovulan barışın yakınması nı şöyle dile getiriyor; Eğer ben, gerçekte, gerek tanrılar, gerekse insanlar tarafından onca övgüye boğulan barışsam, gökyüzünde ya da yeryüzünde mevcut olan tüm iyiliklerin kaynağı, anası, besleyicisi, müjdecisi ve koruyucusuysam; eğer ben olmazsam, hiçbir şey gönenmezse, güvenli, saf ve kutsal olan, insanlara hoş gelen ve tanrıların minnettarlığını doğuracak olan hiçbir şey bensiz kurulamazsa; ve buna karşılık, eğer savaş, tartışmasız, orada ya da burada, tüm evreni etkileyecek tüm kötülükleri yayan bir okyanussa, eğer o felaket (savaş), yeşeren her şeyi aniden kurutuyor, gönenç anıtlarını yerle bir ediyor, sağlam yapıları sarsıyor, en iyi biçimde kurulmuş olan şeyleri yıkıyor ve tatlılığı acıya dönüştürüyorsa; kısacası, eğer o, anında yıkacak kadar büyük bir küfürse, dindarlığa ve dine el uzatan şeyse ve korkunç bir afetse, yukarıdaki güçler açısından en nefret edilesi şeyse, ölümsüz tanrı adına sorarım size: beni kovmak için ve bu kadar çok miktardaki felaketi bu kadar pahalıya ödemek için, böyle büyük bir çabayla çalıştıklarını, böyle hazırlık yaptıklarını, onca para harcadıklarını, onca dikkat ve tehlikeyi göze aldıklarını gören kim, onu kışkırtanların insan olduğuna ve en minicik beyin parçasına sahip bulunduğuna inanır? (**) Erasmus tan bu yana ne değişti?.. * * * 21. yüzyıl insanlık için barış vadetmiyor. Miğferlerini kuşanmış, zırhlanmış, silahlanmış güncel tanrılar, hedef belirleyip, ülkeleri ve insanları savaşa çağırıyorlar; yani ölüm, yani kan, yani kin ve gözyaşı vadediyorlar. Ne adına?.. Hangi kutsal değerler adına?.. Şimdi bizi de içine çekecekmiş gibi görünen, emperyalist bir savaşın sert rüzgarları esiyor. * * * Bütün tezgahlar Ortadoğu ya kuruldu. Ortadoğu coğrafyası karmakarışık, Ortadoğu halkları mazlum, kışkırtılmış, kullanılmış, kırdırılmış, yoksul, yönsüz, çaresiz Irak, körfez müdahalesinde koalisyon güçleri tarafından ekonomisi, kültürü, doğası ve insanı ile perişan edildi.. Şimdi etnik ayrımcılığın, cemaatçiliğin, mezhepçiliğin her türlüsü ile boğuşmakta. Libya ya, Tunus a, Mısır a arap baharı yerine sırayla köktendinci diktatörlükler yerleştiriliyor, demokratik kriterler unutuldu. Prof. Samir Amin ülkesi Mısır da olanlar için Bu yeni yönetim denilen Mübarek sonrası oluşturulan askeri cunta, Amerika nın desteğiyle Müslüman Kardeşler le uzlaştı bile. Müslüman Kardeşler iktidara geldiklerinde, ordunun ayrıcalıklı durumuna dokunmayacakları garantisini verdiler. Böylece hem ordunun bütçesi aynen devam edecek, hiçbir denetim ve kısıtlamaya gidilmeyecek, hem de komutanların rejim içindeki ayrıcalıklı durumları sürecek, diyor. Olayların benzerliği ne kadar dikkat çekici; önce bir ülke hedefe konuluyor. O ülkede mutlaka petrol yatakları var. Yönetimin teokratik krallık, şeyhlik ya da diktatörlük olması ölçü değil. Tek koşul ülkedeki iktidarın ABD yanlısı olup olmaması. Libya, Tunus, Mısır, Irak, Suriye, İran vs.. Hiç birinin ABD ile başı hoş değil ve bu ülkeler şimdi için için kaynatılıyor. Sonra; diktatörler demokrasiye (!..) davet ediliyor, ardından bu ilkelerde sırayla karışıklıklar çıkıyor; o güne kadar ortada görünmeyen bir silahlı muhalefet zuhur ediyor ; halk özgürlük sloganları ile meydanları dolduruyor, muhalefet ayaklandırılıyor, ülke yönetilemez hale getiriliyor. Yetmezse bombalanıp işgal ediliyor Suudi Arabistan başta olmak üzere bir dizi körfez ülkesi ise, teokratik dikta yönetimlerine rağmen süt liman. Katar Şeyhi, Suriye de reform ve demokrasi istiyor!.. Şaka gibi!.. Mahşerin dört atlısı; kırmızı atlı savaşı, siyah atlı kıtlık, açlık ve yoksulluğu, yeşil atlı salgın hastalıkları temsil eder. Beyaz atlı ise kutsallığı temsil eder; savaşır ve yener. HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

4 Ve müthiş bir dezenformasyon; bilgi kirliliği Bu filmi ezberledik; emperyalizm kedi/fare oyunu oynuyor ve hiç değişmiyor. Bir ABD politikası olarak gündeme getirilen küreselleşme kavramı, kaçınılmaz, önünde durulmaz, mutlaka uyum sağlanması gereken bir süreç olarak tanımlandı. Bu kavram pratikte ekonomik, siyasal ve kültürel olarak tüm piyasaların, kaynak havzalarının, kaynak taşıma yollarının, tedarik zincirlerinin ve coğrafyalarının ABD liderliğindeki küresel sermayenin, kültür endüstrisinin kullanımına açılması anlamına geliyor (Ergin Yıldızoğlu). Aynı pratik, yerel çıkarları öne çıkaran tüm siyasi akım ve projelerin, hiçbir ayrım gözetmeksizin ırkçılık ve faşizmle suçlanarak bastırılmasını da beraberinde getiriyor. Şimdi ABD ve AB, Ortadoğu da çalışıyorlar, bölgede hararet giderek yükseliyor. Sırada Suriye ve İran var. Bu süreçte yeni bir müdahil Türkiye görüntüsü netleşmeye başlıyor. Bir başka baş ağrısı da Malatya ya yerleştirilen radar üssüdür. 2 bin kilometre menzile sahiptir ve balistik bir füzeyi bin kilometre menzilden tespit ve takip edebilmektedir. İran ve Rusya son derece rahatsızdır ve bu üssün ilk hedef olduğunu yinelemektedirler. İşin şakaya gelir yanı yok. Gündemde savaş var. ABD seçimleri nedeniyle şahinlerden sürekli olarak İran a saldırması için baskı gören başkan Obama, Başbakan Erdoğan a duyduğu güvene vurgu yapmaktadır!.. Güven duygusu uzun ve istikrarlı bir süreçte oluşur ama bir anda bitebilir. Nitekim, Ortadoğu da Başbakan Erdoğan lehine var olan güven duygusu şimdi oldukça aşınmış görünüyor. Bu anlamda, ya Beşşar, men dakka dukka!.., çıkışının ve son günlerde iyice tırmandırılan üslubun birkaç ay öncesinin maaile görüntüleri ile uyumlu olmayışı da dikkat çekicidir. Ve bu süreçte kimin eli kimin cebinde, anlamak giderek zorlaşmaktadır. Çin ve Rusya, ağırlıklarını Ortadoğu ya taşımaktadır. 13 Şubat günlü gazete haberlerine göre, Amerikan yönetiminin başına 25 milyon dolarlık ödül koyduğu El Kaide lideri Ayman el Zevahiri de Suriye muhalefetini desteklediğini açıkladı. (Libya da da öyle olmamış mıydı?) İnternette yayımlanan ve Suriye nin Arslanları, İleri!.. adını taşıyan sekiz dakikalık video kaydında Zevahiri, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün deki Müslümanları, Esad rejimine karşı savaşan Suriyelilere destek vermeye çağırdı. El Kaide/ABD/AB/Arap Birliği aynı saflarda!.. Şaşırtıcı mı?... Zıtların birliği!.. denilen şey yoksa bu mudur? Her ne ise, uzak durulması gereken bir bataklıklığın kıyısında dolaştığımız açıktır. * * * Uzman olmaya gerek yok. Ortadoğu coğrafyasında olan biteni gören, son birkaç ayın görülmemiş ülçüde yoğunlaşan trafiğinde biraz dolaşan herkes, ufukta bir Suriye seferinin ayak seslerini duyuyor. Suriyedeki rejim bir dikta rejimi olabilir. Ama dış müdahale ile arap baharı yaratılamıyor. Bu ülkelerin hiçbirine demokrasi gelmedi. Kaldı ki, kimse kendinde olmayanı bir başkasına veremez!.. Bölgeye yönelik ilgi odakları gösteriyor ki bu kez söz konusu olan, Suriye de başlayıp yine Suriye de bitecek bir savaş değil; ortalık cehenneme dönebilir. Böyle bir savaş, Türkiye dahil ortadoğu halklarına barış, demokrasi ya da refah getiremez. Bölge halklarının böyle bir savaşta hiç bir çıkarı yoktur. Savaş bölge halkı için kırım, yokluk, açlık, salgın hastalık, bin yıl sürecek, nefret ve kin demektir. Türk halkı böyle bir savaşın tarafı, Türkiye Cumhuriyeti böyle bir savaşın taşeronu olamaz. Başkalarının iteklemesi ile büyük maceralara özenmenin bedeli de ağır olabilir. Saddam ın İran la savaşta ABD tarafından nasıl desteklendiğini, Kuveyt e karşı nasıl el altından yönlendirildiğini ve ardından nasıl ortada bırakıldığını, sonra da hedefe konulduğunu unutmamak gerekiyor. Aynı dönemde parlamentomuzun, kışkırtmalara rağmen, Irak a karşı bir kara harekatına katılmayı reddederek büyük bir basiret örneği verdiği ise, Irak ta yaşananlardan sonra daha iyi anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı na bir oldu bitti ile yuvarlanan Osmanlı nın egemenleri, bu savaşın İmparatorluğun ve kendilerinin sonu olacağını öngörmüş müydüler?.. Bu acı deneyimi unutmayan Cumhuriyet rejimi kendisini 2. Dünya Savaşı ndan uzak tutmayı başarabildi. Şimdi de güncelliğini hiç yitirmeyen en önemli ilke için sesimizi yükseltmenin zamanıdır; yurtta barış, dünyada barış!.. Tarihten ders alınabiliyorsa, şimdi yeniden tarih kitaplarını açıp çalışmanın zamanıdır. Ve Tarih göstermektedir ki haksız savaşlara yönelen tüm iktidarlar, kendi uluslarına karşı baskıyı da yükseltirler. Baskı ve şiddetin gün be gün nasıl tırmandığı görülmüyor mu?.. * * * Erasmus ile bitirelim: Yalnızca küçük bir azınlık, lânet olası mutlulukları her zaman halkın talihsizliğiyle bağlantılı olan küçük bir azınlık savaşı temenni ediyor: Bu azınlığın insandışılığının tüm iyi insanların iradesinden üstün tutulması haklı bir şey midir yoksa tamamen haksız mı, bunu değerlendirmek size düşer. (*) Türk Dili, Mektup Özel Sayısı, Temmuz 1974, s (**) Cogito, Sayı 3, kış, 1995 Adalet Bakanı Sadullah Ergin: Yargıtay postaya çalışacak Türkiye de 2002 den bu yana 205 cezaevinin kapatıldığını ve bunların yerine daha modern 60 cezaevi açıldığını, 38 cezaevi inşaatının da devam ettiğini açıklayan Ergin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nde şikâyetlerin önemli bir bölümünün uzun tutukluluk sürelerinden kaynaklandığı düşüncesine kısmen katılıyorum. Ancak bununla ilgili çok köklü çabalarımız var ve bunların da meyvelerini almaya başladık dedi. Yargıtay da görülmekte olan davaların erimeye başlayacağını söyleyen Ergin, hukukta 1 yılda, cezada da yıl arasındaki sürede stok dosyalar bitecek, Yargıtay postaya çalışacak. Bu da Türkiye de davaların temyiz süreci de dahil 1 yıl içinde bitirileceğini gösteriyor bize. Bu da Türkiye açısından bir devrimdir. Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak da HMK Tanıtım Semineri nde Yargıtay da ayda ortalama 60 bin civarında bir fazlalıkla gidiyoruz. Bu sebeple bu çalışma temposunda bu performansla biz bir sene içerisinde hukuk dairelerindeki dosya sayısını bitirmek planındayız. Ceza dairelerindeki dosyalara gelince; Onun da iki sene içerisinde biteceğini tahmin ediyoruz. Kanuni Hakim Güvencesi mi dediniz? O bir insan hakkı mıydı? TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un nerede yargılanması gerektiği konusunda "Artık Anayasa Mahkemesi son yapılan değişikliklerle birlikte özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını savunan bir anlayışa kavuştu. Anayasa Mahkememiz de özgürlükçü kararlar, demokrasiyi koruyan kararlar vereceği için, ha orada ha burada yargılanması farketmez aslında. Ha orada ha burada yargılanması farketmez. Sanki Anayasa Mahkemesine gidince farklı bir karar mı verecek?" dedi. 4 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

5 Ev Hanımı ve Katkı Payı Üzerine Azra SİRAY Avukat, İzmir Barosu Son beş yılda açıklanan istatistiklere göre boşanma davalarında önceki yıllara göre artış görülmektedir. Boşanma davalarının artması, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi sorununu da beraberinde getirmiştir. Ülkemizde orta ve altı ekonomik düzeydeki vatandaşların büyük çoğunluğu uzun ve zorlu çalışma koşullarında, sırasında temel gereksinimlerinden de vazgeçerek genelde kooperatifler aracılığıyla taşınmaz sahibi olabilmektedirler. Söz konusu edinimlerin büyük bir kısmı da ilk gençlik yıllarından ve genelde kişinin evlenmesinden sonra gerçekleşmektedir. Yaşamlarının büyük bir bölümünde koşullarını rahatlatmak, geleceklerini güvence altına almak kaygıları ile taşınmaz edinen birey boşanma söz konusu olduğunda mallarının tasfiyesi ile karşılaşmaktadır sayılı Türk Medeni Kanunu ndan önce yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, çoğunluğa ait örf ve adetlerin etkisi ile erkeği evin reisi kabul ederek söz konusu yapıyı yasal olarak da desteklemiştir. Bunun sonucunda da evin reisi olan erkek, çoğunluk tarafından halen kabul edilen yapı sebebiyle tüm tasarruf ve edinimlerin sahibi olması gereken kişi olarak kabul edilmektedir. Bu görüş doğrultusunda da kadının ailesinden kalan mirasın kullanılmasıyla elde edilen mallar da dahil olmak üzere aile birliğinde edinilen mallar genelde erkeğin adına tescil edilmektedir. Ülkenin çoğunluğuna hakim bu eşitliksiz yapı zaman içinde evliliklerin boşanma ile son bulmasındaki artışlarla mağdur, varsa çocuklarına, yakınlarına muhtaç kadınlar yaratmıştır. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi nin yürürlükte olduğu süre içinde Yargıtay da evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz malların genelde erkek adına kaydedildiğini, boşanma söz konusu olduğunda kadınların mağdur olduklarını tespit etmiş olmalı ki bu mağduriyeti gidermek üzere kadınlar lehine içtihatlar zaman içinde yerleşmiştir. Yargıtay; eşler arasında kendilerine daha iyi bir gelecek sağlamak için akdi ilişki kurulduğunu, evlilik birliği içinde alınan mallarda birlikte malik olmanın amaçlandığını, bu anlaşmaya aykırı hareket ederek hepsini kendi üzerine alan taraftan diğer tarafın tazminat isteyebileceğini pek çok kararında hükme bağlamıştır. 1 Ancak ev hanımı olarak adlandırılan, her hangi bir işte çalışmayan tüm emek ve zamanını evine harcayan kadınlar için yerleşik içtihat oluşturulamamış, bir kısım kararlarda ev içindeki emek ve mesai katkı olarak kabul edilmiştir sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden sonra da Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarihli kararında; Davalı kocanın çalışarak ürettiği artı değeri hane gelirine kattığı gibi, davacı Fadiye'nin de kendi emek ve gücü ile ev işlerine katkı sağladığı açıktır. Davacı kadının başka bir işte çalışmadığı gerekçesi ile bu katkı ve emeğini gözardı edilerek evlilikten sonra edinilen dava konusu taşınmazın davacı kocanın geliri ile edinilerek üzerine bina yaptırıldığını kabul etmek hayatın olağan akışına uygun düşmez 2 demektedir ki genel toplum yapısına uygun olan görüştür. Ancak ne yazık ki Yargıtay artık yerleşik olduğunu söyleyebileceğimiz yakın tarihli kararlarında ev hanımı olarak katkıyı kabul etmemektedir. Yargıtay 2. H.D tarihli kararında; Dava, katkı bedelinin tahsili istemidir. Kadının, ev işlerini yapması ve çocuklara bakmış olması, diğer eşin edindiği mala katkı sayılamaz. Sonuç olarak; tarihinden önce; eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, kadın veya kocanın diğerinden katkı payı karşılığı bir tazminat isteyebilmesi için mutlaka, parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle bir katkısının olması gerekir. Davacı dava konusu taşınmaza katkıda bulunduğunu kanıtlayamamıştır. O halde taşınmaz hakkındaki davanın reddi gerekirken, usul ve yasaya aykırı olan bilirkişi raporu esas alınarak taşınmaz hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir 3 demektedir. Aynı şekilde Yargıtay 8. H.D tarihli kararında Dosya arasındaki tercümelerden davacının tarihinde çalışmaya başladığı, öncesinde ev hanımı olduğu ve bir gelir elde etmediği, tarafların 1999 yılı Ağustos ayından itibaren ayrı yaşadıkları, tarihinden önce ve 1999 yılından sonra davaya konu taşınmazların edinilmesine ve kooperatif hissesine yapılan ödemelere davacının bir katkıda bulunma imkanı olmadığı, 1990 ile 1999 yılları arasında edinilen taşınmaz ve kooperatif hissesine yapılan bir ödeme de bulunmadığı toplanan delillerden anlaşıldığına göre mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında da usul ve kanuna aykırı bir yön görülmemiştir 4 denilmektedir. Yargıtay ın ev hanımı olarak çalışmanın katkı kabul edilemeyeceğine ilişkin kararları sebebiyle, tarihinden önce evlenip tarihinden sonra boşanan ev hanımı kadın; ancak tarihinden sonra eşinin çalışmaları karşılığı elde ettiği mallarının (varsa bu mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra) değerinin yarısı üzerinde Artık Değer Alacağı/Katılma Alacağı talebinde bulunabilecektir. Yargıtay evlilik birliği içinde tarihinden önce erkek adına kaydedilen taşınmaza kadının ev hanımı olarak çalışmalarını katkı olarak kabul etmemesine karşın, Y.8. H.D tarihli kararında kooperatife davalı eşin davacı adına üye olduğu peşinat ve aidatların davacı tarafından ödendiği açıklanmış ise de, peşinat ve aidatların kooperatife üye olan eş adına ödenmesi ve davalı eşin kooperatife üye olması birlikte değerlendirildiğinde, peşinat ve aidatların davacı tarafından davalı eşe bağışlandığının kabulü gerekir.. Borçlar Kanununun 244 ve devamı maddeleri gereğince bağıştan dönme ile ilgili yöntemine uygun bir biçimde açılmış herhangi bir dava ve istekte bulunmadığına, kooperatif peşinat ve aidatları ise davacı tarafından davalıya yapılan bağış olduğu kabul edilmesi gerektiğine göre tazminat isteğinin de reddine karar verilmesi gerekir 5 diyerek taşınmaz ev hanımı kadın adına kaydedilmiş ise erkeğin bu mal üzerindeki katkısını da bağış olarak nitelendirmekte ve katkı alacağı olmadığına hükmetmektedir. Yargıtay 8. H.D. si söz konusu görüşüne uygun olarak tarihli kararında bağımsız bölümlerin alım bedellerinin tamamının davacı tarafından karşılandığı güvene dayanarak davalı eş adına tescil edildiği, bunun gizli bağış niteliğinde olduğu ancak sonradan davalının evi terk etmesi nedeniyle bağıştan rücu koşullarının gerçekleştiği ileri sürülerek açılan tapu kayıtlarının iptali ile ilgili davada, davacı vekili, gerek yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında gerekse Yargıtay duruşması sırasında davanın genel hükümlere göre açıldığını, bağıştan rücu koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek Borçlar Kanunu hükümlerine göre karar verilmesini istemiştir. Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkin bulunmadığına göre; uyuşmazlığın çözümünde Aile Mahkemesi görevli olmayıp, görevli mahkemenin genel usul hükümlerine göre belirlenmesi gerekir 6 şeklinde karar vererek söz konusu uyuşmazlıkların aile mahkemeleri görev alanında olmadığını da kabul etmiştir. 1 YHGK T. 1996/2-406 E, 1996/672 K. 2 Y14. HD T 2006/11169/12117 EK 3 Y.2.H.D.T /19251E K 4 Y.8.HD.T /6802 E2010/2624 K 5 Y.8.H.D. T / E.K. 6 Y.8.HD. T / K HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

6 İğneli Fıçıya Girmek Bahattin Özcan ACAR Avukat, İzmir Barosu 12.Nisan 2010 tarihli Vatan Gazetesinde Sanem Altan, Avukat Turgut Kazan a soruyor: İlhan Cihaner in avukatısınız. Ama Ergenekon davasında bildiğim kadarıyla hiç müvekkiliniz yok. Girmediniz. Bunu almayı niye tercih ettiniz? Ergenekon soruşturması başladığında, bu soruşturmalar için avukatlık görevi üstlenmeyi, böyle bir soruşturmada istediğim performansı gösteremeyeceğimi düşünerek istemedim. İsteyenler, arayanlar vardı, onlara Özür dilerim ben bu performansı gösteremem dedim. Bu tip zorlu davaları çok iyi bilirim çünkü, bunlarla çok uğraştım, ama o zamanlar 40 lı yaşlardaydım tabii. Ama bir gün telefon çaldı, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı arıyor dediler. Ben İstanbul a geldim, sizinle bir görüşmek istiyorum dedi. Buyrun dedim. Buraya, ofise geldi. Uzun uzun anlattı, dehşet içinde dinledim anlattıklarını, Anlaşılan bir şey olacak, bunun sonu oraya gidiyor, kararlılık içindeler çünkü dedi. Başsavcı yaptığı soruşturmalar nedeniyle hedefte. Bu soruşturmada basının yazamadığı şeyler var. Cemaatler için yasal dinlemeler yapılırken bu soruşturmayla ilgili, inanılmaz konuşmalar takılıyor. Tamamı kirli iş. Kimse yazmıyor. İmar mevzuatına aykırı işler var, ranta dönük, ihaleye fesat karıştırmaya dönük hareketler var. Danıştay da bir işin çözümü için aracıyla sorun çözülürse aracının oğlunun THY de işe alınacağına ilişkin görüşmeler. İktidara yakın medyanın desteklenmesine yönelik konuşmalar, Basın İlan Kurumu yla ilgili görüşmeler. Dinlemeye takılanlar arasında gazete patronları var. Ve ilk Ergenekon vurgusu, ortalıkta daha müvekkelime yönelik bir Ergenekon soruşturması yokken o gazetede çıktı. Bu bir Ergenekondur vurgusu yapıldı. İlişkiler ortaya çıkmış, durum Av. Turgut Kazan Bir gün telefonum çaldı arayan Cihaner di, İstanbul dayım sizinle görüşmem gerekli dedi. Ofise geldi, uzun uzun anlattı, dehşetle dinledim. Davayı Ergenekon a bağlayacaklarını düşündüm, vicdanım el vermedi... cemaati çoktan geçmiş. Dosyaların Cihaner in elinden alınması gerekiyor.bakanlık bastırıyor, Erzurum daki Osman Şanal bastırıyor, dosyayı gönderiyor mecburen. Bu davayı merak eden herkese şunu söylüyorum, Erzurum İddianamesini okuyun. Ülkenin ne hale geldiğini göreceksiniz. Yaptıklarına bakıyorum, yargının bağımsızlığıyla ilgili kaygılarımın somut bir örneği ile karşı karşıyayım. Bunu Ergenekon a bağlayabileceklerini düşündüm. O yüzden mesafe koymak istedim ama vicdanım el vermedi. Gece uyuyamam, kaçmış gibi olurum.... diyor Turgut Kazan ve İlhan Cihaner in avukatlığını üstleniyor. Kazan, 12 Mart ve 12 Eylül yargılamalarında bile görmediği, yaşamadığı bu durumu, iğneli fıçıya bile bile girmek diye tanımlıyor. * * * 8 yıl İstanbul Barosu Başkanlığı yapan, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, etkin ve bağımsız savunmanın gelişmesi mücadelesinde 50 yıllık mesleki geçmişi olan Avukat Turgut Kazan ın, müvekkilini hangi koşullarda nasıl savunduğunu, gençlere taş çıkartacak bir enerjiyle İstanbul-Erzurum-Ankara üçgenindeki çabalarını bütün Türkiye yakından izledi. Üstelik Türkiye, Kazan ın sezgisinde ve endişelerinde yanılmadığını gördü ve yaşadı. O günleri kısaca anımsayalım: 1- Erzurum da bir/birkaç özel yetkili savcı, soruşturma kapsamında, MİT e, askeri garnizona, Erzincan Adliyesi ne baskın yapıyor, arama, gözaltı işlemlerini yerine getiriyor, tutuklamalar talep ediyor. HSYK, Adalet Bakanlığı nın bilinçli suskunluğu karşısında duruma el koyuyor ve yasal yetkisini kullanıyor. Yargının kurumsal yapısı ve işleyişi içinde tesis edilen bu işlem en çok kimi rahatsız ediyor? Yargı mensuplarını mı, yargı bağımsızlığını savunanları mı? En çok siyasal iktidar, yani yürütme bundan rahatsız oluyor. Başbakanlıkta uzun toplantılar, Adalet Bakanından ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tan zehir zemberek tepki ve açıklamalar yapılıyor, yürütme organı tarafından yargı bağımsızlığı savunuluyor (!), yargının yargıya darbe yaptığı ileri sürülüyor. Paradoksal bir durum. 2- Bu şiddetli tepkinin sebebi ne? Yetkileri alınan savcıların mesleki onurlarını korumak mı, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesini savunmak mı? Hiçbiri değil. Cumhurbaşkanı dahil, siyasal iktidar sözcüleri ve çok bilmiş kalem erbabı asıl hedefi açıkça söylüyor: Acil çözüm Yargı Reformu (!) 3- Reform ile yargıya, milli irade ye dayalı meşruiyet kazandırmak, uzun laf kalabalığı içinde Anayasa Mahkemesi ve HSYK nın yapısını, görev ve yetkilerini, üyelerinin seçimini kadiri mutlak Milli İrade anlayışına göre belirlemek. Gerekçesi, seçilmişlerin egemenliği atanmışlarla paylaşmasının demokrasiyle bağdaşmadığı, bu nedenle yüksek yargının ( Anayasa Mahkemesi, Danıştay, HSYK) demokratik meşruiyetinin olmadığı yönündeki çağ dışı anlayıştır. 6 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

7 Kısacası, Erzincan-Erzurum hattındaki yargısal mücadele, buradaki taraflarla sınırlı kalmamış, yürütmenin yargıya el koymasını hedefleyen yargı reformu nun (!) tetikleyicisi olmuştur. Erzincan Başsavcısı hakkındaki soruşturma ve işlemlerle sıkça görülen benzeri uygulamalar, iktidarın kadrolaşma yoluyla kurumları ele geçirme, başaramadıklarını baskı altında tutma, her konuda yandaş yaratma, engel olan kurum ve kişileri tasfiye etme, edemezse etkisizleştirme, itibarsız hale getirme ve bu şekilde devlete tümüyle egemen olarak güçlü, otoriter, denetimsiz bir yönetim kurma planının uygulamalarından biridir * * * Turgut Kazan ın sezgi ve görüşlerinde yanılmadığını, yaptığı görevin gerçekten iğneli fıçıya girmek olduğunu, özel yetkili yargı da kanıtladı. Müvekkilini savunmak için mücadele veren Kazan hakkında Erzurum Özel Yetkili 2 Ağır Ceza Mahkemesinde terörle mücadele eden kamu görevlisini /özel yetkili savcıyı hedef göstermek iddiasıyla dava açıldı. Bu davayı anlayabilmemiz için, yaşananları yeniden kısaca bir kez daha anımsamamız gerekiyor. 17 Şubat 2010 tarihinde Erzincan Adliyesi basılıyor, İ. Cihaner gözaltına alınarak Erzurum a götürülüyor. 18 Şubat günü HSYK bu soruşturmayla ilgili savcıların yetkilerini kaldırıyor ve bu karar de okunan haberlerde açıklanıyor. Adalet Bakanlığı tebligatı geciktiriyor, yetkileri alınan savcılar soruşturma evrakını (çuvallarla) alelacele yazılan bir kararla Ergenekon davalarıyla birleştirilmesi için İstanbul a gönderiyorlar. Cihaner in avukatları o saatlerde yeni görevlendirilen savcıya tahliye dilekçesi veriyorlar, dilekçeyi alan savcı, dosyanın İstanbul a gittiğinden habersiz, avukatlara dosya içeriğini bilmiyorum, akşam inceleyeceğim, yarın gereğini yaparım diyor. Dosyanın gönderildiğini bilahare öğreniyor ve durumu Turgut Kazan a bildiriyor. Bu kez İstanbul Beşiktaş Adliyesine dilekçe veren T. Kazan Adliye çıkışında dosyaların Erzurum dan kaçırılması olayının hukuk dışı, militanca bir davranış olması nedeniyle kamuoyunu bilgilendirmek için açıklama yapıyor. Savcı Osman Şanal ın, bu açıklamadan yedi ay sonra yaptığı şikayette dayandığı birinci olay bu. Av. Turgut Kazan ve İlhan Cihaner. Cihaner in soruşturma açtığı İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu... İlhan Cihaner tutuklanıyor. 23 Şubat 2010 da kendisine, İzmir de silahlı yağma suçundan tutuklu bulunan İbrahim Gezer adlı bir kişiden mektup geliyor.. Gezer, mektubunda, Erzurum daki Risale-i Nur Dershanesi ne gittiğini, burada Cihaner i tutuklatan eski Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal ı ve iki savcıyı gördüğünü, savcıların memur dersi adı verilen bir ders aldığını ileri sürüyor. Gezer, Cihaner in yakınındaki bir polisin de orada bulunduğunu ve Başsavcı ya yönelik bir plandan bahsedildiğini iddia ediyor. Bu olayda bir tertip, bir tuzak olabileceğini düşünen Turgut Kazan, bu mektubu bir dilekçeyle 1 Mart 2010 da Erzurum Başsavcılığına sunuyor ve konunun soruşturulmasını talep ediyor. Bir işlem yapılmadığını gören Turgut Kazan 27 Nisan da soruşturmanın akıbetini öğrenmek için ikinci kez savcılığa başvuruyor. İlhan Cihaner hakkında Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla açılan davanın 05 Mayıs 2010 tarihli duruşmasında bu mektup olayını mahkemeye anlatan ve başvurularına cevap alamadığını bildiren Turgut Kazan a Adliye çıkışında gazeteciler tarafından bu konu sorulduğunda kendisi duruşmada yaptığı açıklamaları tekrarlıyor, müracaatıyla ilgili gerekli işlemlerin yapılmadığını açıklıyor. Savcı Osman Şanal bu açıklamadan 4 ay sonra, kendisini terörle mücadele eden bir kamu görevlisi olarak tanımlayıp hedef gösterildiğini, ayrıca kamu görevlisine hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun işlediğini belirterek şikayetçi oluyor. Erzurum Özel Yetkili C.Savcılığı Eylül 2010 da yapılan şikayetten 5 ay sonra Ocak 2011 de şikayet edilen Turgut Kazan ın ifadesini (bilgisini/savunmasını) almaya gerek duymadan, CMK 250/3 fıkrasına dayanarak, Avukatlık Kanunu nun 58 ve 59. maddelerindeki işlemlere gerek duymadan Turgut Kazan hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu nun 6. maddesi ile cezalandırılması ve TCK nun 53. maddesi kapsamında avukatlık mesleğinden yasaklanması talebiyle Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıyor. Suçlanan kişinin ifadesinin alınmamış olmasını eksiklik olarak görmeyen ve iddianameyi kabul eden mahkeme, Turgut Kazan ın sorgusunun talimatla alınması için İstanbul a talimat yazıyor. Talimatı işleme alan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan duruşmada, avukat Turgut Kazan'ın yanı sıra Kazan'a destek vermek amacıyla yaklaşık 20 avukat katılıyor. Savunması sorulan Kazan, duruşmadan bağışık tutulmayı istemediğini, hakkında açılan davanın görüldüğü Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesinde ifade vermek istediğini beyanla birlikte, mahkemeye verdiği dilekçesinde "Talimat yoluyla sorgu vermek istemiyorum. Çünkü özel yetkili mahkemeleri sürekli tartıştığım, onları demokrasi ve hukuk devletine aykırı oluşumlar saydığım gibi, Erzurum özel yetkili savcılığıyla özel yetkili mahkeme sorumluları hakkında suç duyurusu isteklerim oldu, bunlar kabul edildi, Yargıtay 11. Ceza Dairesince suç duyuruları yapıldı. Mesleki görevimin gereği olarak halen bu suç duyurularını izlemeye çalışıyorum. Dolayısıyla beni kimlerin yargılayacağını görmek ve bilmek istiyorum." dedikten sonra, iddianame okunmadan talimat evrakının bu mahkemeye gönderilmesini talep ediyor. Mahkeme heyeti, talep doğrultusunda, talimat evrakını Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesine iade ediyor. Esasında bu dava sadece Turgut Kazan için açılmıyor. Davada üç sanık daha var. Bunlar, "Cübbeli Adalet" isimli kitabın yazarı İlhan Taşçı, "Postmodern Cihad" isimli kitabın yazarı İsmail Saymaz ve "Operasyon Adı Ağa 01" isimli kitabın yazarı Ali Dağlar olup bu gazetecilere ilişkin davalar ayrılarak Basın Kanunu gereğince ilgili oldukları mahkemelere gönderiliyorlar. Bu dava, hukuk adamlarına verilmiş bir gözdağıdır. Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 2 muhteşem oturum yapıldı. 1 Kasım 2011 tarihinde yapılan ilk oturuma Turgut Kazan ve müdafileri Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, İzmir Barosu Başkanı Sema Pekdaş başta olmak üzere diğer baro başkanları ve çok sayıda avukat ve Cihaner dahil bir çok milletvekili katıldı. Turgut Kazan görüntülü olarak da kaydedilen sorgusunda baştan sona bir hukuk dersi verdi. Önce Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin dayanağı olan CMK düzenlemelerinin Anayasaya aykırılığını ileri sürdü. Ünlü Alman Hukukçusu Günther Jakops un geliştirdiği, özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında sıkça görülen Düşman Ceza HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

8 Hukuku anlayışının bu mahkemelere yansıdığını, bu kapsamda savunmanın imha edilmesi gereken bir düşman gibi algılandığını, CMK 250/3 hükmünün ve benzeri düzenlemelerin silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu anlattıktan sonra avukatlık mesleğinin icrasını temin etmek üzere hükümetlere düşen görevleri ve bunlara dayanak olan uluslararası belgeleri (Havana Kuralları, Avrupa Konseyi vb.), AİHM kararlarını izah etti. Bu davada şahsının yargılanmadığını, asıl hedefin savunma mesleği ve savunmanın işlevi olduğunu örneklerle açıklayan Kazan, Savunmaya bundan daha ciddi bir baskı olabilir mi? Savunma görevi terör suçu sayılmıştır. Türkiye bir ilki yaşıyor. Ben 12 Mart ı 12 Eylül ü hep müdafi bazen de sanık olarak yaşamış 49 yıllık bir avukatım. Bu darbelerin zulmünü yakından yaşadım. Ama savunmanın terör suçu sayıldığına ilk kez tanık oldum dedikten sonra olayla ilgili iki hususa dikkat çekti. Birincisi, savcı kendisini terörle mücadele eden birisi sanıyor. Savcıya terörle mücadele görevi verilmez, verilemez. Siz hukukçusunuz, işiniz adaleti sağlamak, terörle mücadele değil, üstelik kimliğiniz açık ve resmen bilinir. Diğeri ise çok komik. Avukatın görevi yargıyı etkilemektir, savcıyı, hakimi etkilemektir. O nedenle yargıyı etkilemeye teşebbüs suçu avukat için muhal (işlenemez) suçtur. Benim şeklen sanık olduğum bir dava gibi görülüyor ama aslında savunma mesleğini yargılıyorlar. Bütün avukatlara boyun eğdirmek, ihlallere sessiz kalan avukat istiyorlar. Korku salıp, ihlallere seyirci kalmamızı sağlamak için açılmış bir davadır. Hukuk dinamizmdir. Eleştirir, dondurursanız hukuku, hayatı durdurursunuz. Meslekten yasaklanmaktan korkmuyorum. 49 yılın sonunda ileri demokrasi Turgut Kazan'ı yasaklasın. Bu benim için onurdur, dedi. Müdafi olarak katılan Baro Başkanlarının bu sorguya paralel açıklamalarından sonra duruşma savcının esas hakkındaki görüşünü açıklaması için 06 Mart 2012 gününe ertelendi. Mahkemenin Çözümü: Turgut Kazan ın eylemi avukatlık görevi kapsamında değildir. 6 Mart Günü mahkemede yine benzeri bir katılım mevcuttu. Başkanlar, milletvekilleri dahil yaklaşık meslektaşımız destek amacıyla duruşmadaydı. Savcı tarafından okunan esas hakkında mütalaada; terörle mücadele eden kamu görevlisini hedef gösterme ( TMK Md.6) suçunun oluşmadığı, eylemin Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret ve Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs suçlarını uygun olduğu, bu suçların Özel Yetkili Mahkemenin görevi dışında olması sebebiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın atılı suçlar bakımından Erzurum Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi istendi. Mütalaaya karşı söz alan Turgut Kazan önceki oturumda açıkladığı görüşlerini daha kapsamlı ve somut örnekleriyle sunduktan sonra, bir kez daha burada yargılananın şahsı olmadığını, avukatlık mesleğinin yargılandığını vurgulayarak, sözlerim budur, siz bildiğinizi yapın, buyurun diyerek konuşmasını noktaladı. Başta Av. Ümit Kocasakal, Av.Metin Feyzioğlu olmak üzere müdafi avukatlar davayı açan ve mütalaayı sunan savcının aynı kişi olduğunu, dosyada bir değişiklik olmadığı halde suç vasfını şimdi değiştirdiğini, o zaman iddianamedeki terör suçu isnadını görevini kötüye kullanarak yaptığını savunarak savcı hakkında suç duyurusunda bulundular. Davanın başından bu yana vurgulanan hukuksuzluğa yeni bir hukuksuzluk daha ekleneceği evreye gelindi. Mahkeme açmazdaydı. Hedef gösterme suçu oluşmadığı halde beraat kararı veremiyordu. Avukatın yargılanmasına ilişkin Avukatlık Kanunundaki 58 ve 59. maddeleri Özel Yetkililik sebebiyle dikkate alınmamış, izin yöntemi kullanılmamıştı. Eylem avukatlık görevi içindeyse bu yolun izlenmesi zorunluydu. Ancak eylem, avukatlık görevi dışında sayılırsa o takdirde izin prosedürü gerekmediği için görevsizlik kararıyla dosyanın Erzurum Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi bir çözümdü (!). Mahkeme de öyle yaptı. Özel yetkili mahkeme bu kararıyla yeni bir hukuksuzluk yapmış, avukatlık mesleğini büro ile mahkeme salonuna hapsetmiştir ki bu da son derece önemli ve ciddi bir sorundur. 12 Eylül darbesi hakkında iddianame hazırlayan Savcı Sacit Kayasu'nun mesleğe dönüş talebi reddedildi. Kayasu, Adana Cumhuriyet Savcısı iken, 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve arkadaşların yargılanması için 2000 yılında iddianame hazırlamıştı. Bu iddianame nedeniyle 2003 yılında eski HSYK kararıyla meslekten çıkarılma cezası verildi. Kayasu, meslekten çıkarma kararı 3 Kasım 2003 tarihinde kesinleşmeden önce, 7 Temmuz 2003 tarihinde avukatlık mesleğini yapabilmek için emekli oldu. Yeni HSYK tarafından meslekten ihraç kararı kaldırılan Kayasu nun kendi isteğiyle emekli olması ve 58 yaşında oluşu red gerekçesi olarak öne sürüldü. Kendi isteğimle ayrılmadım. Emekli olmasaydım ihraç edilecektim. Üç yıl açıkta kaldım. AİHM ihraç kararı haksız dedi. Aynısı Van Savcısı Ferhat Sarıkaya için yaptılar. Sarıkaya yı birinci sınıfa ayırdılar. Ona ayrı bana ayrı kanun işlerse, kanun kanun olmaktan çıkıyor. İade-i itibar bekliyorum diyen Kayasu, karara tepkili. İzmir Büyükşehir Belediyesine yönelik operasyona tepki İzmir Barosu Başkanı Sema Pektaş, operasyonun başından bu yana içinin boş olduğunu söyleyerek, Bir şey bulamıyorlar ve İzmir halkına büyük haksızlık yapıyorlar dedi.örgütlü çete oluşturma suçlamasıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ne geçen mayıs ve kasım aylarında iki ayrı operasyon düzenlenmiş, 16 sı belediye bürokratı 34 kişi tutuklanmıştı. Süreçte, tutuklular, çete üyesi olmakla suçlanıyorlar. Pektaş, soruşturma sürecinde belediye bürokratlarına haksız kazanç elde ettiklerine yönelik herhangi bir soru yöneltilmediğine dikkat çekerek Belediye bürokratlarının neden hâlâ tutuklu olduklarını anlayabilmiş değiliz dedi. Operasyonun ardından başlayan soruşturma sürecinde savcılığın hazırladığı iddianame ise Özel Yetkili İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 130 sanığın adının geçtiği iddianamede, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğluhakkında örgüt lideri olduğu savıyla, 33 ayrı suçlamadan toplam 397 yıl hapis cezası istendi. Tutuklu olanlar gazeteci değil terörist!.. TBMM Başkanı Cemil Çiçek tutuklu gazeteciler konusunun gündeme gelmesi üzerine, Gazetecilerle ilgili yanlış bir değerlendirme olduğunu ifade etmek isterim. Şu an cezaevlerinde, gazetecilik mesleğini icra etmekten dolayı tutuklu bulunanlar sanıldığı gibi değildir ama bir kısmının yaptığı iş gazetecilik gibi gözükse de terör örgütüne üye olmak, evrakta sahtecilikten tutun, sade insanların bile işlemesi yasak olan fiillerden dolayı kalmaktadır. Sadece gazeteci sıfatına bakarak bir değerlendirme bence çok ciddi bir yanılgı olur. Vakit olsa bunu çok daha detaylı ifade etmek isterim. Çünkü, bu ve terör konusu, çok iyi bildiğim ve en çok uğraştığım konulardır. Bu görevimden önce Adalet Bakanlığı da yaptım, bu konuların biraz uzmanı sayılırım, dedi. 8 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

9 Yeni Türk Borçlar Kanununda Taşınır Satışına İlişkin Bazı Değişiklik ve Yenilikler Yrd. Doç. Dr. Emre CUMALIOĞLU Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girecek olması nedeniyle aşağıdaki kısa yazıda taşınır satışı sözleşmesine ilişkin bazı değişiklikler ve yeniliklere yer vermek istiyorum. Bu yazı, yorumdan uzak bir şekilde ve yalnızca iki kanun arasındaki bazı farklılıklara kanun metinleri ile gerekçeden yararlanılarak değinmektedir. Aşağıda değinilen konular dışında; taşınmaz satışına ilişkin maddelerde ve satış sözleşmesinin bazı özel türlerinin düzenlendiği Dördüncü Ayrımda da önemli değişiklik ve yenilikler bulunmaktadır. Örneğin Yeni Kanunun 238. maddesinde; önalım, alım ve geri alım haklarının en çok on yıllık süre için kararlaştırılabilecekleri ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh edilebilecekleri düzenlenmiştir. Ayrıca bu üç hakkın devredilmesine, miras yoluyla geçmesine (m.239) ve sözleşmeden doğan önalım hakkına (m ) ilişkin yeni maddeler bulunmaktadır. Diğer yandan Dördüncü Ayırımda; I.Taksitle satış, II.Ön ödemeli taksitle satış olarak ikiye ayrılmış olan C.Kısmi ödemeli satışlar (m ) başlığı altında önemli değişiklikler ve yenilikler bulunmaktadır. Özellikle Ön ödemeli taksitle satış incelenmesi gereken önemli bir yeniliktir fakat yukarıda da değindiğim gibi bu yazının amacı ana hatlarıyla taşınır satışı konusunda kısa bilgi vermekten ibarettir sayılı Türk Borçlar Kanununda taşınır satışına ilişkin bazı değişiklik ve yenilikler şunlardır: 1. Konuyla ilgili göze ilk çarpan değişiklikler; dil, madde numaraları, madde sayısı ve bazı terimlerdir. 818 sayılı Kanunda maddelerde düzenlenen satım sözleşmesi 6098 sayılı Kanunda maddelerde satış sözleşmesi adıyla düzenlenmiştir. Satım ibaresinin satış olarak değişmesinin yanında; semenbedel nefi-yarar, cari fiatı-piyasa fiyatı, muayene-gözden geçirme, mal-satılan olarak değiştirilmiştir. 2. Satış sözleşmesinin tanımında (m.207) satıcının asli edim yükümü açıklanırken teslim ve mülkiyeti nakletmek yerine satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme ifadesi kullanılmıştır.madde gerekçesinde Zilyetliğin devri ibaresine yer verilerek;kısa elden teslim, hükmen teslim gibi fiilen teslim olmaksızın zilyetliğin devredildiği haller de düşünülerek daha kapsamlı bir düzenleme yapıldığı belirtilmiştir. 3. Önemli bir değişiklik satış sözleşmesinde yarar ve hasarın geçmesi konusunda yapılmıştır. Anlamak ve mana verebilmek için önemli çaba gerektiren, İsviçre nin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış olan 818 sayılı Kanunun düzenlemesi yerine, basit ve ülkemiz şartlarına daha uygun bir kural getirilmiştir. Yeni Kanunun 208. maddesine göre; kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça, hasar ve yarar, taşınır satışında zilyetliğin devri, taşınmaz satışında ise tescil anına kadar satıcıya ait olacaktır sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle satılanın cinsiyle belirlenmiş olup olmadığını, cinsiyle belirlenmişse ayırdedilip edilmediğini, satış sözleşmesinin geciktirici şarta bağlı yapılmış olması durumunu değerlendirmeye gerek kalmayacaktır. Taşınır satışında alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda yarar ve hasar zilyetlik devredilmiş gibi alıcıya geçecektir (m.208/ii). Taşınmazlarda satılanın tescilden sonra teslimi kararlaştırılmış ve sözleşmeyle bir süre belirlenmişse (bu sözleşme geçerlilik şartı olarak adi yazılı şekle bağlıdır -m.245/ii) satılanın yarar ve hasarı teslim ile geçecektir. Alıcının teslim almada temerrüdde düşmesi durumunda da satılan teslim alınmış sayılacaktır (m.245/i). 4. Satıcının temerrüdünü düzenleyen 818 sayılı Kanunun 187. maddesini karşılayan 212. maddede, satıcının temerrüdünde borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı belirtilerek konu açıklığa kavuşturulmuş, soru işaretleri giderilmiştir. 5. Satıcının temerrüdü halinde alıcının zararının, satılanın bir benzerini satın almak için dürüstlük kuralına uygun olarak ödediği bedele göre hesaplanabilmesi imkanı, 818 sayılı Kanunun aksine, ticari satışlarla sınırlandırılmamıştır, olağan satışlarda da uygulanabilecektir. Böylelikle ticari satış tan kastedilenin ne olduğu konusundaki tartışmalar son bulmuş, zararın tespitinde somut metodun uygulanması tüm satışlar bakımından mümkün kılınmıştır sayılı Kanunun 216. maddesinde; alıcının, üstün hak iddiası üzerine mahkeme kararı olmaksızın satılanı üçüncü kişiye vermesi durumunda, satıcının zapttan sorumluluğunun devam ettiği haller düzenlenmiştir. Bu haller; a. Alıcının dürüstlük kuralına uygun olarak üçüncü kişinin üstün hakkını tanıması ve satılanı ona vermesi, b. Alıcının satıcıyı, uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi aksi takdirde tahkim yoluna başvuracağı hususunda gecikmeden uyarmış olması ancak sonuç alamaması nedeniyle tahkim yoluna başvurmak zorunda kalmış olması c. Alıcının, satılanı üçüncü kişiye vermek yükümlülüğü altında olduğunu ispat etmesidir. 7. Satıcının ayıptan sorumluluğuyla ilgili 219. maddenin ilk fıkrasında (818 sayılı Kanunun 194/I. maddesi) satıcının; a.alıcıya bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmamasından, b. Nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıplardan sorumlu olduğu belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Kanunda da yer alan, satıcının bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olduğunu düzenleyen hüküm korunmuştur. 8. Bir değişiklik de alıcının satılandaki gizli olmayan ayıbı bildirim külfeti konusunda yapılmıştır. 818 sayılı Kanunun 198. maddesine göre, alıcının satılanı örf ve adete göre imkan hasıl olur olmaz gözden geçirmesi (muayene etmesi) ve bir ayıp varsa bunu derhal bildirmesi gerekirken, yeni düzenlemede alıcının işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz gözden geçirmesi ve ayıp varsa uygun bir süre içinde bildirmesi zorunlu kılınmıştır. Gizli ayıplar bakımından ise yalnızca derhal kelimesi hemen ile değiştirilmiştir sayılı Kanunun 202. ve 203. maddelerinde düzenlenen satıcının ayıptan sorumluluğunda alıcının seçimlik hakları Türk Borçlar Kanununun 227. maddesinde birleştirilmiştir. Bu mad- HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

10 dede yeni bir seçimlik hak olarak alıcıya aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde tüm masraflar satıcıya ait olmak üzere ücretsiz onarılmasını isteme hakkı tanınmıştır (bilindiği gibi Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinde, tamirin aşırı bir masrafı gerektirmemesi şartı bulunmamaktadır.). 10. Yeni Kanunda alıcının ayıp halinde seçimlik haklarını kullanabilmesinin yanında genel hükümlere göre tazminat da talep edebileceği açıkça belirtilmiştir (m.227/ii). Ayrıca satıcının derhal satılanın ayıpsız bir benzerini vererek alıcının seçimlik haklarını kullanmasını önleme imkanı, 818 sayılı Kanundan farklı olarak satılanın başka yerden gönderilip gönderilmediğine bakılmaksızın tanınmıştır sayılı Kanunda hakim alıcının dönme hakkını kullanması ve durumun bunu haklı göstermemesi durumunda satış bedelinin indirilmesine karar verebiliyorken yeni Kanuna göre satış bedelinin indirilmesine veya satılanın onarılmasına karar verebilecektir (227/IV) sayılı Kanuna göre alıcı, satılandaki ayıp nedeniyle satılanın değerindeki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması durumunda ancak sözlemeden dönme hakkını kullanabiliyorken, yeni Kanun ile sözleşmeden dönme ya da satılanın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkını kullanabilecektir. 13. Türk Borçlar Kanununun 228. (818 sayılı Kanun m.204) maddesinde getirilen düzenleme ile alıcı,ayıplı satılanın; ayıp, beklenmedik hal veya mücbir sebep nedeniyle yok olması ya da ağır derecede zarara uğraması hallerinde de sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Bu durumda alıcının iade yükümlülüğü 818 sayılı Kanundaki düzenlemede olduğu gibi elinde kalanla sınırlıdır sayılı Kanunun 231. maddesinde satıcının, satılandaki ayıptan doğan sorumluluğuna ilişkin davalarda zamanaşımı süresi 1 yıldan 2 yıla çıkartılmıştır. Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise (818 sayılı Kanunun 207. maddesinde alıcıyı iğfal etmiş ise diyordu) bu süreden yararlanamaz. 15. Yeni Kanunun Satış bedelinin belirlenmesi başlıklı 233. maddesine göre; alıcının bedel belirtmeden satılanı alacağını kesin olarak bildirmesi durumunda bedel, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyat üzerinden yapılmış sayılacaktır (818 sayılı Kanunda ise bedelin siparişin yapıldığı gün ve mahaldeki cari fiyat a göre belirleneceği hükmü yer alıyordu). Maddenin son fıkrasında bedelin daralı ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticari teamüllerin saklı olduğu da belirtilmiştir sayılı Kanunun 236/II maddesinde, alıcının temerrüde düşmesi durumunda satıcının zararını, satışın olağan ya da ticari olup olmadığına bakılmaksızın, somut metoda göre de isteyebilmesi kabul edilmiştir. Böylelikle olağan satışlarda da satıcı bedeli ödemede temerrüde düşen alıcıdan, dürüstlük kuralına uygun olarak satılanın başkasına satışından elde edeceği bedel ile aradaki farkı talep edebilecektir. Uykudaki Çe tin Tu ran Avukat, İzmir Barosu Dikili Belediyesinde olanları hatırlıyor muyuz?.. Belediye Başkanı Osman Özgüven ve belediye meclisi üyeleri niçin suçlanmış ve yargılanmıştı?.. * * * Doğal bir kaynak olan su, vazgeçilmesi imkansız bir kullanım değeridir; yaşamın kaynağıdır. Bu niteliği gereği su insanlık için ortak değer dir. Bu nedenle suyun metalaştırılmaması gerekir. Doğayı besleyen su havzalarının ve yoksulların temiz/güvenilir suya erişme hakkının korunması gerekir. Ne var ki kapitalizm suyu metalaştırma yolunda büyük mesafe katetmiş durumda. Yurt sathına dağılmış tüm derelerin üzerinde şirketle su hakkı anlaşmaları imzalanmış durumda. Bu şirketler artık bu nehir havzalarının, dereleri besleyen yamaçlarla birlikte sahibi. Havzada yaşayan, bitkisi ve hayvanıyla tüm canlılar için artık bu su yok hükmünde!.. Suyu kullanan çevre insanları artık yamaçlardan akan yağmur sularını bile biriktirip kullanamayacak, kullananlara şirket suyumu çalıyorsun!.. diyebilecek. Hayvanınıza, tarlanıza ve tabii kendinize su lazımsa parasını verip şirketten satın alacaksınız. Paranız yoksa ya kirli, sağlıksız sulara yöneleceksiniz, ya toprağınızı satıp yöreyi terkedeceksiniz, ya da eski topraklarınızda o toprakların yeni sahibi şirketlere işçi olmayı kabul edeceksiniz. Devrin 49 yıllığına yapılmasının hiçbir önemi yok, verdiğinizi aynen geri alamıyorsunuz, 49 yılda doğa elden gidiyor; ağaçlar kesiliyor, derelere barajlar kurulurken hafriyat yapılıyor, çevre yolları açılıyor, kayalar patlatılıyor, çıkan binlerce tonluk hafriyat havzanın başka bölümlerini doldurmak, yatay zeminler oluşturmak için kullanılıyor. Barajda biriken su kilometrelerce uzunluktaki bu yatay zemin üzerinde, betonarme duvarların arkasında (aynı seviyede kalarak) boruların içinde taşınıyor Ta ki düşürülüp türbini çevirdikten sonra diğer şirkete devredilene kadar. Aynı vadi üzerinde projelendirilmiş art arda onlarca baraj Su bu şekilde şirketler arasında elden ele boruların içinde taşınıp devredilerek denize ulaşacak. Prof. Beyza Üstün bu duvarların/kanalların Mercan da 12 Km., Erbaa da 63 Km. uzunluğa ulaştığını söylüyor. İnşaat için gerekli kum/çakıl dere yatağından alınıyor, dere yatağı kavramı da tarih oluyor, çünkü artık su kendi yatağında akarak denize ulaşamayacak. Akmayan suyun yatağı ne olur?... Dereler, bu süreç tamamlanırsa, köpürüp havadan oksijen alarak, yer altı sularını besleyip topraktan beslenerek, alüviyonla bereket taşıyıp deltalar yaratarak akamayacak. Dere yatağında su kalmayınca yeraltı suları kuruyor, deltalar eriyor, kıyılarda deniz suyu nehir yatağına yürüyor, bereketli topraklarda tuzlanma başlıyor, üremesini tatlı sularda yapan calıların nesli tükeniyor (1) 10 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

11 Suyun Çığlıkları Burdur Gölü nün üçte biri barajlar yüzünden kurudu. Su havzalarına yönelik 1800 şirket eliyle ve özellikle Karadeniz yöresinde yürütülen bu kapsamlı ve çılgın operasyon endişe vericidir. Enerji üretimi bahanesi ile su havzalarına el konuluyor ve değiştiriliyor. Sermayenin suya saldırısı kırılamaz, dünya su kaynaklarının yağmalanıp metalaştırılması önlenemezse, insanlık benzersiz bir felaketle karşı karşıya kalacaktır. Petrol savaşlarını biliyorduk, şimdi sırada çok daha yakıcı su savaşları görünüyor. Geride bıraktığımız yirminci yüzyıl, yeryüzünün su dengelerini bozdu. Süreç, doğru ve adil yönetilemezse, yirmi birinci yüzyıla su kıtlıkları, uluslararası su anlaşmazlıkları ve her kıtada inanılmaz çevre yıkımları damgasını vuracak İnsanlığın bu gidişe sessiz kalmaması gerekiyor. Artvin in Şavşat İlçesinde 28 köyü susuz bırakacak Susuz Regülatörü ve HES Projesi için Rize İdare Mahkemesi yeni yıla girerken yürütmenin durdurulması kararı verdi. Rize nin Fındıklı İlçesi Arılı Deresinde köylüler derenin 5 er metrelik duvarlarla kanala alınmasına karşı çıkıyor, Fındıklı ilçe meydanında toplanan bine yakın köylü, fındıklı dereleri özgür akacak pankartı açarak hafriyat çalışmalarının durdurulmasını istiyor. Tortum da, Kastamonu Loç ta, Kumluca Alakır da, Göcek Kızıldere de, Manavgat Değirmenözü nde, Çayeli Senoz da, Antalya Köprüçay vadilerinde, Fındıklı Arılı Deresi nde hemen tüm HES alanlarında, köylüler in yaygın tepkileri, protestoları, direnişleri gözleniyor. Ne var ki küresel ve yerel gelişmeler ümit verici değil. Uluslararası forumlarda kabul edilen metinler, HES lere karşı giderek yaygınlaşan karşı çıkışlarda sesini yükseltenlere gösterilen sert tepki, öğretmen Metin Lokumcu nun HES karşıtı gösteride biber gazından hayatını kaybetmesi, HES protestocusu Leyla Yalçınkaya nın 9 yıla kadar hapsinin istenmesi, suyun ticarileştirilmesindeki kararlılığın ve kör gidişin göstergeleridir. * * * Suyun Kamusal Alandan Piyasaya Dönüşümünün Kronolojisi * 1992 Dublin Uluslararası Su ve Çevre Konferansı 1992 Rio Kalkınma ve Çevre Konferansı 1992 İçmesuyu Arzı ve Çevresel Hıfzısıhha Bakanlar Konferansı, Noordwijk 1994 BM Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı 1995 Dünya Sosyal Kalkınma Toplantısı, Kopenhag (Yoksulluk, su arzı ve hıfzısıhha) 1995 BM 4.Dünya Kadın Konferansı Pekin (Cinsiyet sorunları, su arzı ve hıfzısıhha) 1996 BM İnsan Yerleşimleri Konferansı Habitat II, İstanbul 1996 Dünya Gıda Toplantısı Roma 1997 I. Dünya Su Forumu Marakeş 1997 BM Genel Asamblesi Özel Oturumu 2000 II.Dünya Su Forumu, Lahey Dünya Su Vizyonu ve Eylem Planı 2001 Uluslararası Temiz Su Konferansı, Bonn 2002 Dünya Sürdürülebilir Gelişme Toplantısı Rio III.Dünya Su Forumu, Kyoto 2003 Camdessus Raporu (Report of World Panel on Financing Water Structure) 2006 IV. Dünya Su Forumu, Mexico City 2009 Dünya Su Forumu, Istanbul *Türkel Minibaş VII. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi Yaşam-Çevre-Teknoloji Ekim 2007, İzmir, Çağrılı Tebliğ Çevre ve su kaynakları yönetimi adı altında yeni bir yapılanma modeli uzun süredir ABD ve AB çevrelerinde tartışılıyor, uluslararası toplantılar düzenleniyor, forumlar yapılıyor ve anlaşmalar imzalanıyor. Bütün çalışmalar suyun metalaştırılması ekseninde yürütülüyor. 6. Dünya Su Forumu Mart 2012 tarihlerinde Marsilya da yapıldı. Foruma 140 ülkeden binlerce devlet görevlisi, sivil toplum kuruluşu ve uzmanın katıldı. 5 gün boyunca tartışıldı. Ne var ki sonuç önceki forumlardan farklı değil. 5. Dünya Su Forumu toplantısı ise Mart tarihleri arasında (2009), İstanbul da yapılmış, toplantı sonunda İstanbul Su Mutabakatı başlıklı bir belge yayınlanmıştı. Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu ise Dünya Su Forumu na alternatif olarak çeşitli etkinlikler düzenlemiş ve oldukça kapsamlı bir karşı bildirge ile Forum a cevap vermişti. Suyun doğal çevriminin, ekosistemin bütünlüğünün, akarsuyun özgürce akmasının, doğal yaşam ve tarımsal etkinlikler için yaşamsal önemini vurgulamış, suyun bir piyasa malı haline getirilmesine karşı çıkmış, alternatif önerilerde bulunmuştu. TMMOB-İMO da Mart 2006 tarihinde bir Su Politikaları Kongresi düzenlemiş ve tehlikeli gidişe, dikkat çekmişti; suya erişmenin bir insan hakkı olduğu kabul edilmeli ve suyun kamu yararı ilkesi doğrultusunda ve kâr gözetilmeden olabildiğince ucuz olarak yurttaşın kullanımına sunulması sağlanmalıdır. Ne var ki konferans ve forumları düzenleyenlerin bu önerilere kulakları tıkalı. Yirmi yıl önce, 1992`de Dublin`de toplanan BM Su ve Çevre Konferansı`nda da su, ekonomik bir mal olarak tanımlanmıştı. 2000`de Lahey`de toplanan 2. Dünya Su Forumu`nda aynı doğrultuda bir dizi karar alınmıştı. Avrupa Birliği, uyum sürecinde üye ve aday ülkelerden bu konferans ve forumlarda alınan kararlar doğrultusunda su rejimlerini yeniden yapılandırmalarını istemektedir. Uymaları gereken temel ilkeler Avrupa Birliği Su ve Çevre Direktifi (SÇD), ile belirlenmiştir. HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

12 İsmi üzerinde bu bir direktif!.. Neo liberal uygulamalarla sudan çıkmış balığa döndürülen kamu nun artık su denildiğinde sadece düzenleyici ve denetleyici olması, daha ileri gitmemesi ve bu alanı özelleştirerek su dan elini ayağını bütünüyle çekmesi istenmektedir. Ve tabii su meta olarak tanımlanınca tüketicinin, serbest piyasa koşullarında, yani arz talep dengesinde belirlenen hizmetin bedelini tam olarak ödemesi hedeflenmektedir. SÇD, bu tanım gereği su kaynakları yönetiminde yeni kurumlar ve yeni ilişkiler önermektedir. Entegre Su Yönetimi, Havza Bazında Yönetim vs. SÇD nin 12 nci maddesine göre üye ülkeler arasında entegre havza yönetimi zorunlu. Üye ülkelerin üye olmayan ülkelerle ilişkilerinde ise bu yönetim tarzı direktif değil teşvik düzeyinde. * * * Ne demek havza bazında yönetim? Suyun doğduğu kaynaktan denize dökülünceye kadar katettiği alan, su havzasıdır. Bir nehrin su havzası bazen birkaç ülkeyi kapsayabilir. Bu durumda su üzerinde uluslararası bir ortak yönetim hakkı tanımlanmaktadır. AB nin, Türkiye nin (AB üyesi olmadığı halde), toplam su kaynağının %28,5 ini oluşturan Fırat ve Dicle nehirlerinin suları için İsrail ve komşuları ile birlikte uluslararası bir su yönetimi kurmak istediğini de hatırlamalıyız. Bu anlamda yeni ve önemli bir gelişmenin altını çizmemiz gerekiyor. ABD Ulusal İstihbarat Ajansı tarafından 22 Mart 2012 tarihinde bir rapor açıklandı. CIA nın da katkılarıyla hazırlanan raporda önümüzdeki 10 yıl içinde dünya su sorunlarının artacağı ve ABD nin ulusal güvenliği açısından önemli ülkelerde istikrarsızlıklar ve ABD nin küresel liderliğini pekiştirmesi için yeni fırsatlar yaratacağı vurgulanıyor. Soruna çözüm bulma değil, üzerine binip egemenliğini pekiştirmek için sorundan yararlanma söz konusu; insanlık için ne sinir bozucu ne korkunç bir durum. Vahşi kapitalizm bu değilse nedir?...rapor 2040 yılına kadar olası gelişmeleri saptıyor ve 10 ülkeyi kapsayan havzaları en kritik bölgeler olarak saptıyor. Bunlar, Nil nehri havzası, Türkiye, Suriye ve Irak tan geçen Dicle-Fırat nehirleri, İsrail-Filistin sorunu bağlamında Ürdün nehri, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet i etkileyen İndus havzası. (Ergin Yıldızoğlu-Su Savaşlarına doğru, Cumhuriyet ) * * * Sadun Aren şunları söylüyor; Gereksinimlerimizi gidermek niteliği olan maddi nesnelere mal denir. Mallar serbest ve ekonomik mallar olarak ikiye ayrılırlar. Serbest mallar hiçbir emek harcanmadan elde edilebilen mallardır: Güneş ışığı, hava ve su gibi. Bunlar, ekonominin konusu dışındadırlar. (2) Marx da kullanım değerlerinin metaya dönüştürülmesi ile ilgili incelemesinde iki kullanım değerini dışarda bırakmıştı; temiz hava ve temiz su. * * * Oysa şimdi, her şeyin, istisnasız alınıp satıldığı bir zaman dilimindeyiz. Bir zamanlar su için öngörülemez olanın bu gün nasıl gerçekleştiğini, suyun nasıl yerinden yurdundan/havzasından edildiğini, metaya dönüştürüldüğünü, biliyoruz. Her türlü su kaynağı; yer altı suları, su birikintileri, göller, ırmaklar, hepsi büyük gözaltında. Kendi doğal mecrasında özgürce akan, hayatın kaynağı su, bugün beton kanallarla, plastik borularla, bidonlarla naklediliyor; ya da HES lerde dönüşmek üzere depolanıyor. Su, doğasından koparılıyor, deyim yerinde ise, ırmaklar dereler tutuklanıyor. Çevrenin; yerel yerleşimlerin, yöre insanlarının, hayvanların, bitkilerin, tarımsal alanların su havzası ile alışverişi kesiliyor. Kime su lazımsa bedelini ödeyecek. Ya bu deveyi güdecek ya bu diyardan gidecek Enerji verimliliği düşük HES lerden üretileceği söylenen enerjinin neye derman olacağı Doğu Karadeniz in bir çok bölümünde, Giresun Dağları ile Kuzey Anadolu Dağlarının bazı kesimlerinden doğan çok sayıda küçük akarsu vardır ve bu nedenle kıyı şeridi sık vadiler ağıyla yarılmıştır. Bölge topraklarındaki akarsuların tümü, dağların dik yamaçlarından büyük bir hızla aktığından oluk biçimli derin vadiler oluşmuştur. 12 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

13 belirsiz ama insana ve doğaya malolduğu kesin. Enerji ve çevre politikalarını bağdaştırıcı uzlaştırıcı herhangi bir yaklaşım yok. Amaç enerji üretmekten çok suya ve havzaya el koymak. Elektrik enerjisinin tek kaynağı su ve tek bedeli doğa mıdır?.. * * * Dünyanın en güzel üç sesinden biri su sesidir. Para sesinin de güzel olduğu söylenir ama böyle giderse, gün gelecek, para sesi, su sesini bastıracak; dereler çağlamayacak. (3) Su, doğaya can vererek özgürce, gürül gürül, pırıl pırıl akmak yerine, kurşun, plastik, beton borularda dolaşan, arıtma ya da geri kazanım tesislerinde üretilen renksiz, kokusuz, tatsız, kimyasal bir sıvı (H2O), olarak algılanacak. Su bu mudur? Ivan Illich, Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni ( ), H 2 O su mudur?.. diye soruyor ve cevaplıyor; H 2 O, su değildir. Tarihçilerin maddenin tarihine duyarlı olmaları için uykudaki suyun çığlıkları nı (Bachelard) dinleme zamanı geldi; rüya suyun başlangıç yerini takip ederlerse, bu çığlıkların ayırdına varacaklar. Kulağı derin suların müziğine aşina oldukça, bu sulara ait olmayan modern şehirlerin su borularından çıkan düzensiz bir ses duyacak. Dallas borularında akan H2O nun su değil de endüstriyel toplumun yarattığı bir madde olduğunu öğrenecek. 20. Yüzyıl ın suyunu, başlangıçtaki suyla hiçbir ilişkisi olmayan bir sıvıya dönüştürdüğünün farkına varacak. (4) * * * Dünyanın su sorunu üzerine eğilen Jean Robert (5), ise Suyun Ekonomi Politiği ni yazmış. İlginç saptamalar yapıyor, önemli sayısal bilgiler naklediyor. Yeryüzündeki suyun %97 si tuzlu su, %3 ü tatlı su. Tatlı suyun (%3 ün), %79 unun Kutuplardaki buz dağları, %20 sinin derin yer altı suları, geri kalan %1 inin ise erişilebilir su olduğunu Falkenmark tan (6) aktarıyor. Bütün yaşanılabilir bölgeleri sulayan ve insanların da yararlanabildiği su işte bu %1 lik bölüm. (%3 ün %1 i) Ama bitmedi; bu %1 in %52 si göllerde, %38 i toprakta nem olarak, %8 i havada buhar olarak bulunuyor. Geri kalan %1 canlıların bünyesinde, son %1 ise nehir ve dereleri oluşturuyor. Yani nehir ve dereler yeryüzündeki toplam suyun sadece milyonda üçü (%0,0003 ü). Kullanma suyumuzun %80 i bu nehir ve derelerden, kalan %20 si ise yer altı sularından geliyor. Jean Robert diyor ki; Bütün nehirlerin üzerine barajlar kurulsa, bütün göllerdeki su şebekeye bağlansa dahi, tarımsal ve endüstriyel kullanım dahil, insanın yıllık kullanımına uygun su döngüsünün tamamı, yeryüzündeki suyun bir milyonda üçünden fazla değildir. Yani tatlı su sınırlı miktarda ve tehlikelere maruzdur. Söz konusu inceleme 1992 verilerine dayalı ile 1992 arasında (92 yılda) dünya nüfusu 4 katına, su ihtiyacı 9 katına çıkmış. Endüstri alanında kullanılan su ise 40 kat artmış. 20. yüzyılın, yeryüzünün su dengesini bozduğunu belirliyor Jean Robert ve artan nüfus eğrisi azalan su kaynakları üzerine çökecek mi?, diye soruyor. Dünya Bankası su kaynakları uzmanı Alfred M. Duda nın uyarısını naklediyor; Yirmi birinci yüzyıl, inanılmaz boyutlardaki su kıtlığı, uluslararası su anlaşmazlıkları ve her kıtadaki inanılmaz çevre yıkımı ile başlayacak. (7) Kavganın bir yanında su sınırlı miktardadır, herkese yetmez!.. anlayışı var. Jean Robert, her şeyin daha fazlasının vaadi ile sınırlılık arasındaki çelişkinin kıtlık olarak tanımlandığına dikkat çekiyor. Kıtlık,doğanın içsel bir özelliği değil, ilişki türünün doğrudan bir uzantısıdır, diyor ve ekliyor; Suya erişim kıtlık kanunlarına göre düzenlenecek olursa fiyatı öylesine yükselir ki, yoksullar bir damla suya dahi hasret kalırlar. Endüstri, tarım ve aşırı tüketimci bireylere su kullanımından dolayı belirli bir vergi uygulaması akılcı gibi görünse de, yoksulların suya bedelsiz erişimi garanti altına alınmalıdır. Tehlikeye dikkat çekerken, suyu kullanan bedelini tam olarak ödemeli diyen piyasacı görüşe karşı çıkıyor ve çözümler öneriyor. Ücretsiz suya erişim, kıt suyun paylaşımından oldukça farklı bir kavram ve ücretsiz suyun yerel su olduğunu anlamalıyız, diyor. * * * Evet, ücretsiz suyun yerel su olduğunu anlamalıyız. Belediye Başkanı Osman Özgüven bunu anlatıyor, tabii anlayana Sermayenin suyu metalaştırma girişimlerine karşı çıkıyor. Karşı çıkmakla kalmıyor, gereğini yapıyor; suyu sadece insani amaçlarını karşılamak için kullananlara (on tona kadar) bedelsiz olarak dağıtıyor. Egemenler ayağa kalkıyor; suyu bedava dağıtmak kimin haddine!.., ya yol olursa?.. Sayıştay devreye giriyor, hazinenin zarara uğratıldığı öne sürülüyor, Özgüven sorgulanıyor ne var ki iddia makamı..sanıkların eylemlerinde belediyenin su borçlarının tahsili amacıyla ve su tasarrufunu sağlamak için kamu yararı düşünülerek gerçekleştirdikleri anlaşıldığı için tümünün beraatini istiyor, mahkeme de suç kastı bulunmadığı için beraat kararı veriyor.(8) İnsanların memleket olarak adlandırdıkları yöredeki suya ilişkin karar verme haklarını ellerinden almaya çalışan ve bu yolda büyük mesafe kateden SÇD türü dayatmaların niteliğinin açığa çıkarılması bir görev olarak önümüzde duruyor. Bu kritik süreçte Dikili Belediyesinin attığı bu adım, tüm dünya belediyeleri için örnek alınacak, ümit verici bir gelişmedir. Ama öncelikle tek tek yurttaşların bu sorunun bilincine varması, uykudaki suyun çığlıklarını duyması gerekiyor. Evlerimize takılmaya çalışılan köntörlü saatlerden, havzalar arası su transferlerine kadar yayılan suyun ticarileştirilmesi çılgınlığı karşı çıkılamaz ve durdurulamazsa, ekolojik yıkım ve sağlıklı/güvenilir su kaynaklarının tümden yitirilmesi felâketkaçınılmaz hale gelecektir. 1) Prof. Dr. Beyza Üstün ün açıklamasının tam metni için; ource=message 2) Prof. Dr. Sadun Aren, 100 Soruda Ekonomi El Kitabı, Gerçek Yayınevi, Şubat ) Üçüncü güzel ses; kadın sesi ise Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan 8 Mart 2012 de töre ve şiddet kıskacında çığlığa dönüşmüş durumda. 4) Suyun ekonomi-politiği, Jean Robert, Ütopya Yayınevi, ) Jean Robert, İsviçre kökenli mimar ve öğretim üyesi. 6) Prof. Dr. Malin Falkenmark, Stocholm Royal Üniversitesi. 7) Dünya Bankası ) Dikili Asliye Ceza Mahkemesi T., 2008/118 E., 2010/144 K HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

14 AVUKATIN TEBLİĞ YETKİSİ Erman KAYA Avukat, İzmir Barosu Avukatlık güven karinesinden yararlanan bir meslektir. Avukatlık Kanunu nda ve çeşitli kanunlarda avukatlara tanınan hak ve yetkiler mesleğe duyulan güvenin sonucudur. Avukatların tebliğ yetkisinin bu güvenin en mütevazı sonucu olduğu söylenebilir. Genel olarak tebliğ işleminin, posta yoluyla ve tebliğ memurları aracılığıyla, birtakım biçimsel kurallara uyularak yapılması zorunlu olduğu halde avukatlarca yapılacak tebliğ işlemleri kanun koyucu tarafından bu kuralların dışında tutulmuştur. Avukatın tebliğ yetkisi yarım asrı aşkın bir süredir mevzuatımızda olmasına rağmen hiç kullanılmamıştır. Yasal düzenlemelerin başarısız olması ve adli işlemlerdeki menfaat zıtlığı tebliğ yetkisinin kullanılmamasının ana nedenleridir. İki ayrı kanunda avukatların tebligat yapabileceklerinden söz edilmektedir. Bunlardan ilki Tebligat Kanunu, ikinci ise Avukatlık Kanunu dur. Avukatlık Kanunu ndaki düzenlemenin örnek çıkarabilme ve tebligat yapabilme hakkı başlığını taşıyan 56. maddenin 4. fıkrasında Avukatlar, vekalet aldıkları işlerde, ilgili yargı mercii aracılığı ile ve bu yargı merciinin tebligat konusunda bir kararı olmaksızın, diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler. Tebliğ edilen kağıt ve belgelerin birer nüshası, gerekli harç, vergi ve resim ödenmek şartiyle, ilgili yargı merciinin dosyasına konur. denilmektedir. Fıkranın avukatlara tebliğ yetkisi tanıdığı konusunda genel bir kanı bulunmaktadır. Maddenin başlığı ve fıkranın ikinci cümlesi bu kanıya hak verdirmektedir. Çünkü maddede geçen tebliğ edilen belgelerin bir nüshasının dosyaya konulması, bu belgelere ait harç ve vergilerin tebliğ işleminden sonra alınması ancak tebliğ işleminin yargı mercii aracılığı olmaksızın - avukat tarafından- yapılmasıyla mümkündür. Buna karşın fıkranın ilk cümlesinde açıkça tebligatın ilgili yargı mercii aracılığıyla yapılacağı öngörülmüştür. Avukatın tebliğ yetkisinden kasıt tebliğ işlemini bizzat avukatın yapmasıdır. Yargı mercii aracılığıyla yapılan işlem ise alelade bir tebliğ işlemidir. Avukat bu işlemde yer almaz. O halde bu fıkrayla avukatlara tebliğ yetkisi verildiği söylenemez. Fıkrada düzenlenen avukatın tebliğ yetkisi değil, tebligat yaptırabilme hakkıdır. Yalnız avukatlar değil, adli işlemlerin tarafı olan herkes diğer tarafa ilgili yargı mercii aracılığıyla tebligat yaptırabilir. Öyleyse Avukatlık Kanunu nun 56. maddesinin 4. fıkrasında avukatlara tanınan ayrıcalık nedir? Yargılama hakkında bilgi sahibi olma hukuki dinlenilme hakkının bir parçası olduğundan tarafların bilgilendirileceği durumlar diğer tarafın isteğine bağlı tutulmamıştır. Örneğin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, dava (m. 122), hâkimin reddi (m. 38/5), ıslah (m. 177/2), istinaf (m. 347/1) ve tavzih (m. 306/1) dilekçelerinin diğer tarafa tebliğini emretmiştir. Bunun yanında mahkemeler sıklıkla tensip veya duruşma tutanağında tebligat konusunda kararlar verdiklerinden çoğu zaman duruşma arasında bu konuda bir karar verilmesine gerek de kalmamaktadır. Duruşma arasında ara karara dayanmaksızın bir belgenin tebliği talep edildiğinde ise Tebligat Kanunu nun 40. maddesine göre acele bir iş söz konusu olduğundan duruşma günü beklenmeksizinhakimin talep hakkında bir karar vermesi mümkündür. Hâkim talebi yerinde görürse diğer tarafa tebligat yapılabilir. Tebligat yaptırabilme hakkı ise aynı durumda avukatın talebi halinde hâkim kararı aranmadan tebligatın yapılabilmesini sağlamaktadır. Takdir edileceği üzere avukatın tebligat yaptırabilme hakkı çok istisnai bir durumda söz konusu olabilmektedir. Kanaatimce usul hükümleri ve özellikle Tebligat Kanunu nun 40. maddesi karşısında avukatın tebligat yaptırabilme hakkının hiçbir işlevi yoktur. Avukatların tebliğ yetkisi Tebligat Kanunu nda kısa ve yalın bir biçimde düzenlenmiştir. Tebligat Kanunu, Avukatlık Kanunu ndaki düzenlemenin aksine avukatlara gerçek anlamda tebliğ yetkisi vermiştir. Tebligat Kanunu nun 38. maddesindeki düzenlemeye göre Vekil vasıtasiyletakibedilen davalarda, vekiller makbuz mukabilinde yekdiğerine tebligat yapabilirler. Düzenlemede öne çıkan ilk husus, yetkinin yalnızca avukatlar arasında kullanılabileceğidir.bu yüzden avukatlar, diğer tarafa ya da diğer taraf vekilinin kâtip ve stajyerine tebligat yapamaz. Avukatlara tebligat yapma yetkisini veren madde, Tebligat Kanunu nun kazai tebligat bölümünde yer almaktadır. Bu yüzden söz konusu yetki yalnızca yargısal işlerde kullanılabilir. İdari ve mali işlerde avukatların tebliğ yetkisi yoktur. İlgili maddede avukatların tebliğ yetkilerini davalarda kullanabilecekleri ifade edilmiştir. Kanun, bu düzenlemeyle tebliğ işlemlerini hızlandırmayı amaçladığından tanınan yetkiyi davalarla sınırlamak doğru olmayacaktır. Bu nedenle maddede geçen dava sözünün teknik anlamda dava olmayan yargısal işler ile icra müdürlüklerindeki işleri kapsayacak şekilde her türlü adli iş olarak anlaşılması gerekir. Maddede her hangi bir istisna öngörülmediğinden ceza davalarında ve diğer yargı yollarındaki işlerde de avukatlar tebliğ yetkilerini kullanabilirler. Kanunda tebligatın konusu hakkında hiçbir sınırlama yoktur. Yargısal tebligata konu olan her türlü tebligat avukat eliyle yapılabilir. Tebligatın konusu, adli makamların düzenlediği ilam, duruşma tutanağı, icra emri, satış ilanı olabileceği gibi avukatlarca düzenlenen dava, cevap ve temyiz dilekçeleri ve kanıtlar da olabilir. Kanun, tebliğ işlemlerinde mazbata kullanılmasını zorunlu kılmasına rağmen avukat eliyle tebligatta buna gerek görmemiş, makbuz düzenlenmesini yeterli saymıştır. Böylece avukat eliyle yapılan tebligatın kanıtlanması ve geçerliliği biçimsellikten arındırılmış ve kolaylaştırılmıştır. Zorunlu bir biçimi olmamakla birlikte makbuzda, tebliğ işleminin ait olduğu yargı merciinin adı ve dosya numarası, tebliğ eden ve tebellüğ eden taraf vekillerinin adları ve imzaları ile tebliğ tarihi ve tebliğ edilen evrakın yazılı olması halin icabından doğan şartlardır. Tebliğ işlemi tamamlanınca düzenlenen makbuzun ilgili adli makama teslim edilmesi de gerekmektedir. Avukat eliyle yapılacak tebligatta diğer taraf avukatının tebellüğden kaçınmaması gerekir. Çünkü avukatlık meslek kurallarının 30. maddesinde Mesleki çalışmada avukatlar arasında usule ilişkin işlemlerde ve dosya incelemelerinde dayanışma gereği sayılabilecek yardımlar ve kolaylıkları esirgemezler. denilmektedir. Dolayısıyla avukatın tebellüğden kaçınması disiplin cezasını gerektiren bir eylem olmaktadır. Diğer taraf avukatının disiplin sorumluluğunu göze alarak tebellüğden kaçınması halinde tebellüğden kaçınma hali için yasada düzenlenmiş sonuçlar doğmaz, tebligat yapılmış sayılmaz. Artık posta veya diğer yollarla tebligat yapılması gerekir. Sonuç olarak şunlarsöylenebilir: Avukat eliyle tebliğ işlemi, diğer tebliğ yollarına göre daha kolay, hızlı ve güvenilir bir tebligat şeklidir. Posta yoluyla tebligat yapmak için yeterli zaman yoksa ya da usulüne uygun tebligat yapılamıyorsa başvurulacak en güvenilir yol avukat eliyle tebligat yapmaktadır. Bu yolla, tebligat usulündeki katı şekil koşullarına takılmadan tebliğ işlemini gerçekleştirmek, zaman, emek ve para kaybının önüne geçmek ve yargı hizmetlerinin hızlandırılmasına katkıda bulunmak mümkündür. Avukatlara tanınan yetkinin kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla mevcut düzenlemelerin eksik ve hatalı yönlerinin düzeltilmesi yerinde olacaktır. Bu amaçla, Avukatlık Kanunu nun 56/4. maddesinin kaldırılması ve Tebligat Kanunu nun 38. maddesinin Avukatlar takip ettikleri adli işlerde birbirlerine makbuz karşılığında tebligat yapabilirler. şeklinde düzenlenmesi faydalı olacaktır. Arzu edilen, avukatların her türlü işte ve yalnız diğer tarafın vekiline değil, doğrudan diğer tarafa hatta üçüncü kişilere tebligat yapma hakkına kavuşması; tebliğ işleminin belgelenmesinde yalnız tebligatı yapan avukatın beyanının yeterli sayılmasıdır. Ne yazık ki ülkemizdeki avukatlık, bu yetkiyi elde edeceği günlerin çok uzağındadır. 14 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

15 Bir Söyle KLASİK Türk müziğinin ağır semai usulünün eşliğinde aheste yürümekte olan yargımızın birazcık hızlandırılması sorununa çare olarak ilk akla gelen önlemlerden biri, zaman zaman yapılan değişikliklerle 85 yıldır uygulanmakta olan emektar Hukuk Muhakemeleri Yasası yerine yenisinin getirilmesi oldu. Gerçi bazı akademisyenlerimiz Avrupa ülkelerindeki örneklerine göre bu yasamızın önemli bir eksiklik içermediğini ve bir çok yönden onların reform olarak düşündükleri hükümlerin bizde zaten var olduğunu, asıl çözümün yargıya bütçeden ayrılacak yeterli düzeyde ödeneklerde yattığını her fırsatta söylüyordu. Ama başta dili olmak üzere günümüzün koşullarına göre bazı maddelerinin yeniden ele alınması, yeni hükümlerin eklenmesi de gerekiyordu. 1 Ekim 2011 tarihi itibariyle yürürlüğe giren yeni yasada esas itibariyle HUMK daki ana yapının büyük ölçüde korunduğu, kimi hükümlerinin ise artık işlevinin kalmadığı dikkate alınırken, bazı işlemlerin yönteminin değiştirildiği, metninin de günümüz Türkçesiyle kaleme alınmış olduğu görüldü. Elbette yeni hükümlerdeki önceden öngörülemeyen aksaklıklar her zaman olduğu gibi uygulama ile ortaya çıkacak ve bunlar gerek yargısal gerekse bilimsel içtihatlar ışığında yeni biçimler alacaktı. Nitekim daha beşinci ayını bile doldurmadan, yasanın 3 üncü maddesindeki, idarenin sorumluluğundan kaynaklanan vücut bütünlüğünün yitirilmesi ya da kişinin ölümü nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarının asliye hukuk mahkemesinde görüleceğine ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği açıklandı. Yasanın kimi hükümleri de daha ilk günden çeşitli tartışmalara yol açtı. Örneğin, adaletin hızlandırılmasının araçlarından biri olarak, tüketim toplumunun yüce değeri konumundaki para, yasanın ön sıralarında yerini almıştı! Piyasanın tüm hızıyla kredi kartlı taksitli satışlara yöneldiği bir dönemde yargıda peşinata gidiliyordu! Nakit Adaletin Temelidir Akşam gazetesi bunu yukarıdaki başlıkla verirken, Hak, hukukta nakit dönemi! 1 Ekim'de yürürlüğe giren yeni düzenlemeye göre artık hukuk mahkemelerinde açılacak tüm davalarda masraflar peşin ödenecek. Vatandaş sıkıntılı, hukukçular tepkili: Amerikan modeli, anayasaya aykırı şeklinde özetledi. Habere konu yasa hükmü önemliydi. Çünkü yargıyı hızlandırmanın yollarından biri olarak hak arama yoluna başvuracak kişinin öncelikle cebinde yeterli parasının olması ve bu paranın işin başında devlete ödemesi zorunluluğu öngö- rülmüştü. Gerçi dörtte bir peşin harç alma uygulaması eskiden olduğu gibi devam edecekti. Ama artık, gerektiğinde dava sürecinin değişik evresinde kullanılması söz konusu olabilecek giderlerin avansları günü geldiğinde değil, daha davayı açarken toplu olarak ödenecekti. Kullanılmazsa sahibine iade edilecek olduktan sonra sorun yoktu! Tepkiler üzerine Adalet Bakanlığı ndan hemen bir basın açıklaması yapılarak, yargılama giderlerinden bazıları için peşin alınmasına ilişkin eski usulde de bulunan hükmün yeni yasa ile kapsamının genişletilmek suretiyle, bu işlemlerin masraflarının zamanında ödenmemesi nedeniyle davaların gereksiz şekilde uzamasının önleneceği bildirildi. Bakanlık açıklamasında ayrıca yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olan kimselerin adli yardım kurumundan yararlanmalarının mümkün olduğunun anımsatılması da ihmal edilmedi.. Yoksulluğun ölçütü? İlk bakışta Bakanlığın açıklamasında haklılık payı var gibi görünmekte olup, ödeme gücünden yoksun olan kişiler dava açmak istediklerinde, 6100 sayılı HMK nın 334. maddesine göre adli yardım isteminde bulunabileceklerdi. Yasa, yoksula bu olanağı vermesine veriyordu da, uygulaması nasıl olacaktı? Bu hüküm gerçekten dava açmak isteyen dar gelirlinin derdine deva olacak mıydı? Gerçi benzer düzenleme HUMK da da vardı. Ama orada yargılamanın bitimine kadar yapılması olası giderlerin peşin ödenmesi sözkonusu olmadığı için, genelde bu yol tercih edilmemiş; zamanı geldiğinde gerekli masrafı taraflar kendi olanaklarıyla karşılamıştı. Bu yüzden hükmün fazla işlerliği olmamıştı. Şimdi ise peşin ödemeyi yapamayacak olan kişiler zorunlu olarak bu hükümden yararlanmak isteyecek ve fakat bunun için öncelikle talepçilerin, dilekçelerine ekleyecekleri delillerle gerek yoksulluk ve gerekse davaya esas iddia ve savunmalarında haklı oldukları yolunda yargıçta kanaat uyandırmaları gerekecektir. Milyonlarca insanı açık ya da gizli işsiz olan; onbinlerce emekçisi asgari ücretle çalışan; emekli maaşlarının açlık sınırının altında kaldığı ülkemizde, geçim sıkıntısı içindeki bir yurttaşın, adli yardımdan yararlanarak, Anayasanın 36. maddesinde yerini bulmuş hak arama özgürlüğünü kullanabilmesi için, kanıtlaması gereken yoksulluğunun ölçütünün ne olacağını kestirmek ise mümkün olamamaktadır. Yasayı hazırlayan bilimsel komisyonda görev almış akademisyenlerin de belirttikleri gibi, mahkeme, talepte bulunan kişinin adli yardımdan yararlanabilme bakımından yoksul sayılıp sayılmayacağına karar verebilmek için kişinin mali durumunu, bu kapsamda gelirini, malvarlığını, borçlarını ve sosyal durumunu, yani kendisinin ve ailesinin yaşam düzeyi ve ihtiyaçlarını da göz önüne alarak, her olayı kendi koşullarına göre tespit edecektir.(1) Bu konuda her zaman nesnel bir sonuca varabilmenin güçlüğü bir yana, bu hususların belgelendirilmesi davacı açısından, gerektiğinde bunların araştırılıp değerlendiril- HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

16 mesi de mahkeme için zaman yitimine yol açmayacak mıdır? Kaldı ki, mahkeme bununla da yetinmeyip, davacının, gösterdiği delillere göre davaya esas iddia ve savunmalarında haklı olup olmadığına da bakmak zorundadır. Yani daha işin başında davacının davadaki iddiasında haklı olup olmadığı konusunda, bir anlamda, kanaatini belirtmiş olmayacak mıdır? Davacının gerek yoksullukla ve gerekse dava ile ilgili iddia ve savunmalarının doğruluğunun tespiti de yine bir süreci gerektirmeyecek midir? Yargıç bu hususların ayrıntısına girmeden, önüne konulan dilekçe ve belgelerden edindiği ilk izlenime göre istemin yerindeliği ya da tam karşıtı bir karar vermesi hakkaniyete uygun bir uygulama yöntemi olacak mıdır? İş davaları Yeni yasanın uygulanmasında tartışmaya yol açan hususlardan biri de, işçi alacaklarından kaynaklanan istemlerin belirsiz alacak davasına konu edilip edilemeyeceği konusundadır. Kimi akademisyenlere göre işçi, çalışma süresini, son ücretini, izin kullanmamışsa, fazla çalışma yapmış ise bunların sürelerini bildiğine göre, davaya konu edeceği miktarı belirleyebilecek durumda olup, bu konularda belirsiz alacak davası açamayacaktır. Dava açmadan önce düşünecek, hesabını iyi yapacak, ona göre davasını açacaktır (2). İş akdi feshedilip işsizler safına gönderilmiş bir emekçi ileride kavuşmayı umduğu alacaklarını elde edebilmek için dava açmadan önce oturup düşünecek, hesaplayıp kitaplayarak alacağını belirleyecek ve başvurusunu yapacaktır! Kendisi bunu beceremiyorsa çaresiz değildir; bulur konunun uzmanı bir bilirkişi, öder ücretini, bilebileceği verileri de kendisine aktarıp hesabını yaptırarak öyle açar davasını! Böylece de yargı süreci hızlanmış olur! Ekonomik koşullarının ve işverene karşı haklarını talep etmek olanaklarının sınırlı olduğu dikkate alınarak, işçinin başvurusu durumunda ilgili idari mercilerin bile onun adına iş mahkemelerinde dava açabildiği bir hukuk düzeninde, emekçinin bu durumunu bir yana bırakıp hesapla / kitapla, alacağını belirleyip davanı öyle aç denilmesi yaşamın gerçekleriyle ne derece bağdaşır bilinmez. Ama, uygulamanın içinde bulunan pek çok yargıç ve avukat aynı düşüncede değildir. Yargıtay Tetkik Hakimleri Şahin Çil ile Bektaş Kar ın yasanın yürürlüğünden sonra yayımladıkları kitapta, kıdem ve ihbar tazminatının ikramiye, devamlılık arzeden prim, yakacak, giyecek, kira, servis vb. ödemeler dikkate alınarak, yani giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanacağı; kötüniyet tazminatının, taraflar arasındaki anlaşmazlıklara göre izin ücretlerinin belirlenmesinde çeşitli verilerin etkili olacağı ayrıntılarıyla açıklandıktan sonra, sonuç olarak özetle şöyle denilmektedir: İşçi açısından bakıldığında, yukarıda her bir alacakla ilgili olarak yapılan açıklamalara göre, işçiden işçilik hak ve alacaklarını tam olarak belirlemesi çoğu kez beklenmemelidir.hesabın tüm unsurlarının tartışmasız olması halinde dahi işçinin eğitim durumu ve bilgisi doğrultusunda işçilik alacaklarını doğru şekilde belirlemesi oldukça zordur. İş sözleşmesi sona erdirilen ve Öldükten Sonra Yaşamak.. ROMANDA Kemal Tahir, uygarlığın tarihinde Server Tanilli nin yapıtları vazgeçilmezlerim arasında olduğundan, her biri kitaplığımın kolay ulaşılabilecek kesimindedirler. Zaman zaman, yerine göre birini çekip sayfaları arasında dolaşır, kimini de baştan sona yeniden okurum. Tanilli nin kitaplarıyla uygarlığın geçmişine uzanırım. Nereden başlamış, nerelerden geçilmiş, nerelere gelinmiş?.. Bana sorarsanız, canlılar aleminin en acımasız varlıkları arasında başı çekmiş olduğundan en küçük kuşku duymadığım insan soyunun, uygarlık yolundaki yüzbinlerce yıllık süreç içinde varabildiği nokta iç açıcı olmamıştır. Yaşanabilir bir dünyayı yaratmak elinde olduğu halde, hırslarını, çıkarlarını önde tutması sonucu bunu başaramamış; daha doğrusu başarmamıştır! Ama bilim insanları, düşünürler, felsefeciler bencileyin sıradan insanlar gibi umutsuz değildirler. Bakın Tanilli Hoca, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası adlı altı ciltlik yapıtının önsözünde, benim gibi düşünen insanlardaki umut kadar umutsuzluğun ve yılgınlığın alabildiğine yaygın olduğu bir dönemde tarih üzerine bütünlüğüne eğilmenin yararlı olduğunu belirttikten sonra, insanlıktan bir an bile umudunu yitirmediğini şu sözlerle dile getirmektedir: İnsanlık, mağara döneminden bu yana, sürekli bir ilerleme içinde evrilmiştir ve ilerleme daha güzel bir dünyanın kuruluşu adına, geleceğe doğru uzanmaktadır. Bütün bu süreç, geçmişten bugüne, ilerici, demokrat ve devrimci güçlerin eseri olmuştur ve yarınların güzel dünyasını da o güçler kuracaktır gene. Bu umudu bir an bile yitirmediğini yapıtlarıyla ortaya koymuş olan uygarlık öğreticisi Tanilli Hoca nın, daha kırk yaşlarının başında genç bir doçent iken, ilkel bir yaratığın elindeki silahla canına kastedilip göğsünden vurulmasına ve sonraki yaşamında tekerlekti sandalyede yaşamak zorunda bırakılmasına ne demeli?! Çok sayıda pırıl pırıl aydının ölüme gönderildiği bir dönemde bu da teselli olmalıdır. Gerçi kendisinin sonraki yaşamında ameliyat, tedavi ve çeşitli sağlık sorunları nedeniyle sıkıntılar yaşamış olsa bile yapıtlarını ara vermeksizin üretmekten geri kalmadığı için, okurlarını aydınlatmaktan geri kalmamıştır. Geçtiğimiz Kasım ayı sonunda Tanilli Hoca sonsuzluğa uğurlandı. Ölümünden sonra her yönüyle yazılıp anlatıldı. Arkadaşı şair Can Yücel, Tanilli Hoca nın vurulmasından sonra sağlık haberlerini beklediği sırada bir şiir yazmıştı: TANİLLİ YE BAŞSAĞLIĞI Kulağım sende Server Nasıl beklediysem doğacak çocuğumun haykırışını Senin sağlık haberini de öyle bekliyorum Sanki bir tel gerilmiş aramıza, bir saz En püften bir işaret kıprar kıpramaz Ötmeye başlıyor nabzımın kızıl serçesi Şakaklarımda Geçerken gördüm demin Küçüksu yun ordan Mezarlığın orda bir erguvan açmış Senin resmin tıpkı, çıktı ya gazetelerde Ak sedyenin içinden koşturuyorsun baharı Kana kana kanayarak ölüme karşı. Bu toprak var ya can verdiğin senin, Bu toprağa düşman baltalarla budanarak Üstüne yığıldığın toprak var ya hani O toprak işte seni ayağa kaldıracak Onun için sıkı dur, kardeşim, sık dişini Ve ateşten ölüp ölüp dirilen semendercesine 1 Mayıs ta Taksim e yetişmeye bak Taksim de birleşmeyle birleşmeye! BEKLİYORUZ HAA, GECİKMECE YOK! Artık ne Can Yücel ne de Server Tanilli hayatta. Ama bakın işte, her ikisi de şiirleriyle yapıtlarıyla yaşıyorlar. Öldükten sonra yaşamak bu olsa gerek hiçbir hakkını alamamış olan işçinin işçilik alacaklarını tam olarak belirleyerek bir dava açmaya zorlanması adalete olan güven duygularını da sarsabilir (3) Yukarıda da değinildiği gibi, elbette başlangıçtaki birtakım hatalı uygulamalar zaman içinde yargısal ve bilimsel içtihatlarla giderilecektir. Ama olan, hatalı yorumlar yüzünden geçiş döneminde mağduriyete ve hak kayıplarına uğrayanlara olacaktır. Oysa belirsiz alacak davası açılıp işyeri ve SSK kayıtları geldikten ve bilirkişi incelemesi yaptırılıp miktar belirlendikten sonra talep sonucunun artırılmasının süreci uzatmayacağı, yargının hızını kesmeyeceği açıktır. 16 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

17 Hızlandırıyorum derken.. Bu ve benzer soruların yanıtlarını yine zamana, yani bunların içtihatlarla çözümüne bırakıp hız ile ilgili diğer savlara dönelim. TOBB Konsey toplantısında yaptığı bir konuşmada Adalet Bakanı, yargının fiziki, teknik alt yapı ve personel yetersizliği ile mevzuat ve yüksek yargıdan kaynaklanan sorunları olduğunu anımsatırken, yüksek yargıdaki gecikmeleri ortadan kaldırmak için Yargıtay ve Danıştay ın üye ve daire sayısını artıran düzenlemeler yaptıklarını, bu sayede yüksek mahkemelere gelen dosyadan daha fazlasının karara bağlanmakta olduğunu açıklıyor. Sayın Bakana göre, Yargıtay daki stok dosyaların hukukta 1 yılda, cezada 1,5-2 yılda tamamı sonuçlandırılacak ve artık her dava temyiz süreci dahil bir yıl içinde bitecek. Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak da, temyiz edilip inceleme sırasını bekleyen dosya sayısının hızla eridiğini bildirerek, hukuk dairelerindeki dosya sayısının 1 yıl, ceza dosyalarının ise 2 yıl içinde bitirilmesini hedeflediklerini belirtiyor. Temyize gönderilen ceza davaları içinde çekle ilgili olanların sayısının çok yüksek olduğunu ve yeni bir yasa ile bu suçun ortadan kaldırılarak davaların düşürüleceğini bildirmesinin hemen ardından bu dilek Çek Yasasında yapılan bir değişiklikle yerine getiriliyor. Görüldüğü gibi ceza davalarında dosyaları eritme nin yolu diğerlerine göre biraz daha kolay. Bazı eylemleri suç tanımına dahil etmez ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması vb. uygulamaların kapsamını genişletip süreleri de uzatır; kimi eylemleri idari para cezası kapsamına sokar; bir bölümü için de kovuşturmanın ertelenmesi olanağı tanıyıp sayıyı azaltabilirsiniz. Bu tür eylemlerden mağdur olanların haklarını ise Tanrıya havale ederek çözüme kavuşturursunuz. Çare tükenmez.. Hukuk davalarında ise sorunun çözümü biraz daha karmaşık ve güçtü! Ama yerleşik uygulamaları geçici olarak durdurup yeni bir takım önlemler de alınabilirdi! Örneğin, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu nun 36. maddesinin ilk fıkrasında, Yargıtay tetkik hakimliği için meslekte en az beş yılını doldurmuş olma koşulu öngörülürken, hemen izleyen fıkrasında, ihtiyaç durumunda boş bulunan kadrolarda, buralara atanma niteliğine sahip yargıç ve savcıların geçici yetki ile görevlendirilebileceği hükmüne yer verilmişti. Böylece daha o tarihte olası sıkıntıya karşı, bir anlamda, önlem alınmış oluyordu. Tetkik hakimlerinde 5 yıllık kıdem koşulu aranırken, ilk derece mahkemelerinden gelen bir davanın üst mahkemedeki ön incelemeyi ve sonrasındaki ilk incelemesini yapıp rapor hazırladıktan sonra, gerektiğinde kuruldaki görüşmede üyelere bilgi verecek olan yargıcın belirli deneyime sahip olmasının gerekli olduğu düşünülmüş olmalıydı. Geçen yılki kanun hükmünde kararnameler furyasında ise, Yargıtay Kanunu na eklenen geçici 11. maddeyle yasanın 36. maddesindeki beş yıllık deneyim koşulunun uygulanması on yıl için donduruldu. Madem ki yargının hızlandırılmasına karar verilmişti, öyleyse deneyim türünden bir takım niteliklerden bir süreliğine vazgeçilmesine katlanmak gerekecekti! Gerektiğinde bazı ilke ve kurallar geçici olarak dondurulup, beklemeye alınabilirdi! Nitelikten niceliğe.. Yüksek mahkemelerdeki dosyaların hızla eritilmesi için başka önlemler de gerekiyordu! HSKY nın görevlendirdiği 230 kursiyer yargıcın, tetkik hakimi sıfatıyla büyük performans göstererek 2 ayda 15 bin dosyayı incelediği haberleri basında yer aldı. Bu özverili genç yargıçlar, yerel mahkemelerden gelip kendilerine verilen dosya ve evrakları inceleyip bunların usule, yasaya, hakkaniyete uygun olup olmadığına ve yapılması gereken işlere ilişkin düşüncelerini bir rapor halinde düzenleyerek gerektiğinde kurulda açıklama görevini yerine getireceklerdi. Emekli Yargıtay üyesi Senai Olgaç ın Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu Şerhi ni daha avukatlık stajımı yaparken almıştım. O gün bu gündür, yani kırk yıldır yeri geldiğinde açıp bakarım. Yine öyle yaptım yılında yayımlanan Borçlar Kanunu nun sunuş yazısını yeniden okudum. Sayın Olgaç şöyle diyordu: Adalet, hukuk kurallarına ve ilkelerine ve uygulanmakta bulunan kanunların hükümlerine dayanılarak sağlanır. Hukuk kararlılık ve güven ister. Bu yönden Yargıtay ın emsâl içtihatları, bu kararlılığı ve güveni sağlar. İşte bu güven, sosyal yaşamın hukuk alanındaki gereklerinin en başında gelir. Benzer olaylarda aynı hükümlerin aynı biçimde uygulanması güveni gerçekleştirir. Benzer olaylarda başka başka hükümlerin uygulanışı ve aynı hükmün başka biçimde uygulanması, yurttaşların adalete olan inançlarını sarsar; onları tedirgin eder; sosyal yaşamı ve özellikle bu yaşamın iktisadi yönünü altüst eder. (2) Bugünkü yargı düzeninde Yüksek Mahkemeden Sayın Olgaç ın belirttiği örnek kararların çıkması mümkün müdür? Nitelik yerine nicelik öne alındığında, yüzbinlerce dosyaya karşılık, daire ve üye sayısının yetersizliği nedeniyle bunların özenle incelenerek sonuçlandırılması hayalden ibarettir. Fiili olanaksızlıklara karşın yine de Yüksek Mahkemedeki dosyaların hızla erimekte olduğu doğru ise, iki olasılık akla gelir: ya kamuoyunun bilgisi dışında daire ve üye sayısı çok sayıda artırılmıştır, ya da her ön inceleme aşamasındaki görev, işbölümü, temyiz süresi, temyiz koşulu vb. şablonda gösterilen usuli nedenlere bakılarak karar verilmektedir. Bu yüzden olsa gerek, Sayın Bakan, bir konuşmasında Yargıtay bundan böyle postaya çalışacak demiştir DİPNOTLAR: (1) Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez / Prof. Dr. Oğuz Atalay/ Prof. Dr. Muhammet Özekes- HMK Hükümlerine Göre Medenî Usûl Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011, 12. baskı, sh (2) Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası (HMK m.107), Yetkin Yayınları 2011, sh (3) Şahin Çil- Bektaş Kar, Yargıtay Tetkik Hakimleri, 6100 Sayılı HMK ye Göre İş Yargısında Belirsiz Alacak Davası Ve Kısmi Dava, Yetkin Yayınları, Ankara (4) Senai Olgaç,Borçlar Kanunu, İsmail Akgün Matbaası, İst. 1970, İkinci baskı. Hammarberg Raporu: Türk adalet sisteminde kronik işlev bozukluğu var!.. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Temsilcisi Thomas Hammarberg tarafından kaleme alınan raporda, yargı sistemi yönetiminde uzun süredir devam eden sistemli eksikliklerin, insan haklarını olumsuz etkilediği görüşü dile getirildi. Türkiye de önemli reformların yapılmasına rağmen, önemli konulara ilişkin bazı yasa ve uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uygun olmadığı eleştirisi yapılan raporda, özellikle yargıç ve savcıların insan haklarını korumak yerine, devleti korumaya öncelik veren yerleşik davranışları, Türkiye de gelişmeleri engelleyen bir faktör denildi. Uzun dava ve tutukluluk sürelerinin ciddi endişe kaynağı olduğu uyarısı yapılan raporda, Türk yetkililer, davaları hızlandırmak için çalışmalarını yoğunlaştırmalı, gözaltına alma dışında diğer seçenekleri daha sık kullanmalı, 10 yıla kadar giden tutukluluk sürelerinin azaltılması için gerekli düzenlemeler yapılmalı ifadeleri kullanıldı. Türkiye de terör ve suç örgütleriyle ilgili yasalardaki tanımlamaların, mahkemelere geniş bir yorum alanı bıraktığı ve bunun endişe vericiği olduğu da ifade edilen raporda, terörle mücadele sırasında insan hakları ihlallerinin yapılmamasına dikkat edilmesi istendi. Raporda Komiser, yargılamanın aşırı uzun sürmesinin, Türk adalet sisteminde kronik bir işlev bozukluğu olduğunu gözlemlemekte ve AİHM nin bu bağlamda ihlaller yapıldığı sonucuna varan çok fazla kararı olduğunu belirtmektedir denilirken Hammerbeg in özellikle AİHM içtihadı göz önüne alındığında, tutukluluğa çok sık başvurulmasına ve uzun tutukluluğa ilişkin kaygılarını tekrarlamakta olduğuna dikkat çekildi. Yetkili makamları, kişilerin mahkûm olmadan önce tutuklu olarak geçirdiği sürelerin makul sınırlar dışına çıktığı durumlardan kaçınmaya acilen davet eden Hammerbeg, bu uygulamanın, tutukluluğun cezaya dönüşmesi anlamına gelebildiğine vurgu yaptı. HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

18 Yargılama süreçleri gündemdeki yerlerini korumaya devam ediyor. İnönü Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu da Ergenekon davası sanıklarından. Savunma haklarının kısıtlandığı bir dönemden geçilirken, bir hekim olan Hilmioğlu nun mahkemede yaptığı savunmayı meslektaşlarımızın bilgisine sunuyoruz. Hukuk Düzlemi Hak aramada piyasacı mantığa hayır! Bağımsız Savunma Grubundan peşin avansın iptali için dava tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan 30 Eylül 2011 tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı, Tanık Ücret, Bilirkişi Ücret ve Hakem Ücret Tarifeleri nin iptali için dava açıldı. İzmir Barosuna kayıtlı Bağımsız Savunma Grubunu oluşturan avukatlarca kurulan Toplum İçin Hukuk Derneği ile HUKUK DÜZLEMİ yayın kurulu üyesi olan Av. Azra Siray a vekaleten Av. Ahmet Dokucu tarafından yürütmenin durdurulması istemi ile açılan dava, Danıştay 10. Daire 2011/11269 Esasına kaydolundu. Dava dilekçesinde özetle aşağıdaki görüşlere yer verildi: Tarifelerde belirlenen çok fazla gider ve ücretler hak arama, adalete erişim ve hukuki yollara başvurma haklarını ortadan kaldırmıştır. Bu düzenlemeler, acele ve toplumun genel ekonomik ve sosyal durumu dikkate alınmadan piyasacı mantıkla yapılmıştır. Yasa davalıya yasa ile giderleri belirleme yetkisi dışında yetki vermemiştir. Nitekim giderlerle ilgili maddelerde yasa koyucu yasada ayrıntılı düzenlemeler yapmıştır.buna karşın tarifelere kanun koyucu gibi yasaya aykırı maddeler konulmuştur. Anayasa m. 141/son hükmü Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. şeklindedir. Öncelikle HMY 30. maddesine göre hakim gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.tarifeler hakimin bu yetkisini ve görevini ortadan kaldırmıştır. Empati yapamayanlar hekimlik de yapamaz hakimlik de... Prof. Dr. Fatih HİLMİOĞLU İnönü Üniversitesi Eski Rektörü, Ergenekon Davası Tutuklusu Sayın Başkan, Savunmam ile ilgili konuşmama başlamadan önce izninizle son yaşanan Kâşif Kozinoğlu nun ölüm olayına ilişkin olarak mesleğimin gerektirdiği sorumluluk nedeniyle bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Bundan önce yine mesleğimle ilgili olarak yapmış olduğum bir konuşmada son olarak tahliye olan ve kendisini ilk kez burada tanıdığım Mehmet Koral ın bana göstermiş olduğu ve 20 ye ulaşan tansiyon değerlerini sayın heyetinize göstermiş ve bu yükseklikteki tansiyon değerlerinin tıbbi açıdan iki sonucu olacağını, bunlardan birinin kalp enfarktüsü, diğerinin ise beyin kanaması olduğunu ve her iki durumunda ani ölümle sonuçlanabileceğini ifade etmiştim. Bu nedenle bu tür hastaların ilgili uzman doktorların olduğu bir merkezde birkaç haftalık tedavi ile tansiyonlarının kontrol altına alınması gerektiğini arz etmiştim. Bu konuda sizleri bilimsel olarak inandıramadım. Ancak ismini bile ilk kez bu dava nedeniyle duyduğum Kaşif Kozinoğlu nun, 20 ye ulaşan yüksek tansiyon sonucu enfarktüs geçirerek yaşamını kaybetmesi, bu konuda daha önce söylediklerimin tümüyle bilimsel bir gerçeğe dayandığını açıkça göstermektedir. Benzer şekilde ölümcül kalp ritm bozukluğu olmasına rağmen ve cezaevinde ağır stres koşullarında olan bir başka hasta, Mehmet Haberal dır. Mehmet Haberal ın da bu koşullarda yüksek ölüm riski taşıdığını söylemiştim. Ayrıca dünyanın en önemli tıp merkezlerinden biri olan Harvard Üniversitesi nin Kardiyoloji Bölümü nün bu konudaki bilimsel yayınını da göstermiştim. Harvard Üniversitesi nin bu konudaki bilimsel yayınının da sayın heyetinizce dikkate alınmadığını üzüntüyle görmekteyim. Bu bilimsel değerlendirme ve bilimsel yazıların doğruluğunun heyetinizce dikkate alınması için Mehmet Haberal ın da akıbetinin Kaşif Kozinoğlu gibi olması mı gerekir? Yine burada şahit olduğum bir başka hasta Yusuf Erikel dir. İlk kez burada tanıdığım ve sizlerin meslektaşı da olan bu kişi, bir yıl boyunca şikâyetleri nedeniyle gittiği Silivri Devlet Hastanesi nde grip vs. tanılarıyla geçiştirilmiş ve geniz tümörü 6-7 cm çapa, yani bir portakal büyüklüğüne eriştikten ve sayın mahkemenizin huzurunda kan kustuktan sonra ancak tahliye olabilmiştir. Kanserde erken teşhisin tedavide ne denli hayat kurtarıcı olduğunu artık on yaşındaki çocuklar bile bilmektedir. Erken teşhis ve tedavi ile geniz kanserlerinde son derece iyi sonuçlar alınabilirken, Yusuf Erikel in hastalığında teşhisin gecikmesi nedeniyle hastalık ilerleyerek vücudun diğer kısımlarına yayılmış ve bu nedenle Yusuf Erikel, bu şansını kaybetmiştir. Artık yaşam günleri sayılıdır. Normal bir hukuk düzeninde bu durumun sorumluları tespit edilir ve gereği yapılır. Ancak ben bugüne kadar bu konuda tek bir girişimin dahi yapıldığını duymadım. Ülkemizde yaşandığı iddia edilen ileri demokrasi bu mudur? Şahit olduğum diğer bir kişi ise ilk tutuklandığımda aynı koğuşu paylaştığımız Erol Mani- 18 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

19 İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu Ergenekon Davası kapsamında gözaltına alınırken... salı dır. Tutuklanmadan üç dört sene önce, üç kez beyin felci, üç kez de kalp enfarktüsü geçiren hasta, ancak meme kanseri teşhisi konduktan sonra tahliye olabilmiştir. Şahit olduğum diğer bir hasta ise ismini dahi ilk kez bu dava nedeniyle duyduğum ve kendisini ilk kez, aynı gün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi nden Silivri Devlet Hastanesi ne sevk edildiğimiz gün gördüğüm Levent Ersöz dür. Tahliye olsa bile yılın onbir (11) ayını hastanede geçirecek ağırlıkta hastalıkları, bu yargılama sürecinde akıbetinin ne olacağını bilmek için sanırım hekim olmaya gerek yoktur. Sayın Başkan, Bu dava sürecinde yaşanan hastalıklar ve ölümler, sanıklarda aslında bir yargılama sürecinde değil bir Rus ruleti sürecinde bulundukları izlenimi yaratmıştır. Sanıklar kendilerine ve diğer sanıklara sessizce ve derin bir endişe ile, gözleriyle sormaktadır. Şimdi sıra kimdedir? Ölümcül ritm bozukluğu olan Mehmet HABE- RAL da mı? Artık yatalak hale gelmiş Levent ERSÖZ de mi? Kalp damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle Hasan Atilla UĞUR da mı? Yoksa cezaevi koşullarında her biri 1000 ton stres yükü altında olan bir başka sanıkda mı? Kimbilir belki de sıra bendedir. Bütün bunları, Bekleyerek göreceğiz, Yaşayarak göreceğiz, Ya da ölerek göreceğiz, Sonra da bütün bunlara adalet, diyeceğiz öyle mi? Adalet insanları öldürür mü hakim Beyler? Sayın Başkan, Sayın Üyeler, Sayın Cumhuriyet Savcıları, Lütfen biraz düşününüz, bu dava sırasında; Onurlarına yediremeyerek intihar edenleri, Onurlarına yediremeyerek hastalanıp ölenleri, Ruh sağlığını kaybedenleri, Beyin kanaması, kalp enfarktüsü geçirenleri, Kanser olanları, Ölümü bekleyenleri ve ölenleri düşününüz. Ve yine yaratılan bu korku ikliminde meslektaşlarımın hekimlik mesleğini korkmadan ve özgür bir şekilde yapamadıklarını düşününüz. Hekimlerin bu duruma gelmesinde hangi koşulların neden olduğunu düşününüz. Burada bulunan sanıklar arasında sanıyorum altı (6) hastane ile en çok sayıda hastanede bulunan kişilerden biriyim. Yattığım bütün hastanelerde, meslektaşlarımın yüzlerinde, gözlerinde, tutum ve davranışlarında ve hatta ses tonlarındaki korkuyu ve tedirginliği gördüm. Hangi hekim bu koşullar altında mesleğini layığı ile yapabilir ki. Belki de çok az bir kısmı... Bir tıp akademisyeni olarak söylemek isterim ki; Bu davalar çerçevesinde yargılanan sanıklarla ilgili hekimlerin kanaatleri, hastanelerin heyet raporları ve de özellikle Adli Tıp Kurumu raporlarının bu korku iklimi altında bilimsel geçerliliği artık kalmamıştır. Artık bilimsel bir değer taşımayan bu kanaat ve raporların hukuki bir değer taşıdığını iddia etmek, hukukun bilimsel bir temele dayanmadığını iddia etmekle eş anlamlıdır. Sayın Başkan, Bilindiği üzere bir insan için en kutsal hak, YAŞAM HAKKI dır, YAŞAMA HAKKI dır. Ve bir insan için en yüce değer de ÖZGÜRLÜK tür. Özgür ve demokratik bir hukuk devletinde insanların en kutsal hakkı olan YAŞAMA HAKKI nın mesleki karşılığı hekimlik tir. Bakınız bu konuyla ilgili olarak Amerika da görev yapan dünya çapındaki Türk doktoru Prof.Dr. Mehmet Öz şöyle diyor: En iyi hekim, hasta olan hekimdir. Çünkü en iyi empatiyi onlar yapar. Öte yandan yine özgür ve demokratik bir hukuk devletinde insanlar için en yüce değer olan ÖZGÜRLÜK ün mesleki karşılığı ise hakimlik tir. Bakınız, bu konuyla ilgili olarak hukukçu akademisyen Prof. Dr. Adnan Güriz, Hukuk Felsefesi kitabında şöyle diyor: Empati, yani karar verenin kendisini karar verilen yerine koyması, hukukun etkinliği ve tarafsızlığı bakımından önem taşımaktadır. Sayın Başkan; Hiçbir somut delile dayanmadan ve tümüyle akıl ve mantıktan uzak, hayali suçlamalar nedeniyle otuz ayı aşkın bir süredir tutuklu olmam nedeniyle, ben yukarıdakilerden birisiyim. Birisi de sizlerin meslektaşı olan iki profesörün söylediklerinden daha da öte şunu açıkça ifade etmek isterim. Empati yapamayanlar, hekimlik de hakimlik de yapamazlar, yapmamalıdırlar! Eminim ki her iki profesör de, bu yargılama sürecinde yaşananlara şahit olsalardı, benden farklı düşünmezlerdi. Sayın Başkan, Bu yargılama esnasında sadece sanıkların değil, sanık yakınlarının da beden ve ruh sağlıklarını nasıl kaybettiklerini gördüğümde veya bunları duyduğumda sanıkların beyin kanaması, kalp enfarktüsü geçirmesine, kanser olmasına ve nihayet ölümlerine şahit olduğumda; İsyan ediyorum ve sadece hekimliğimden değil, insanlığımdan da utanıyorum. Ancak benim tıbbi bilimsel açıklamalarımın, sayın heyetinizce bir sivrinsek vızıltısı kadar bile dikkate alınmadığını görsem de, ben mesleki açıdan sorumluluğumun gereğini yapmaya devam edeceğim. Deniz Feneri savcıları hakkında dava açıldı Almanya bağlantılı Deniz Feneri e.v. yolsuzluğu soruşturmasını yürüten ve asıl failler olarak gösterilen Zahid Akman ve Zekeriya Karaman ı tutuklatan savcılar Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz ün başına gelmedik kalmadı. Soruşturma kapsamında Temmuz 2011 de tutuklamalar yaşanınca, Zahid Akman ın şikâyeti üzerine HSYK üç savcı hakkında evrakta tahrifat iddiasıyla inceleme başlattı. Soruşturma dosyasına el koyan müfettişlerin incelemesi soruşturmaya dönünce, Ankara Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, 26 Ağustos 2011 de üç savcıyı görevden aldı. Savcılar hakkında disiplin soruşturması başlatan HSYK İkinci Dairesi, ayrıca 27 Eylül de yaptığı toplantıda üç savcı hakkında kovuşturma izni verilmesine karar verdi. Daire, kararı iddianamenin yazılması için Sincan Başsavcılığı na gönderdi. Bu karardan yaklaşık bir ay sonra, 21 Ekim de mahkeme, Akman ve Karaman ın da aralarında bulunduğu 6 şüpheliyi tahliye etti. Deniz Feneri iddianamesi henüz tamamlanmadan, Sincan Başsavcılığı, üç savcı hakkında iddianame düzenledi. İddianamede, Türkaslan ın TCY nin 204. maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği savunuldu. Türkaslan ın Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi nin şüphelilerin malvarlıklarına el koyma kararının şirketlerin malvarlığına el konulması talebinin reddine ilişkin kısmını kapatması gösterildi. Ayrıca Türkaslan ın zanlıların avukatlarının buna ilişkin yaptığı itirazı reddederek de görevi kötüye kullandığı iddia edildi. Türkaslan için iki suçtan toplam 8.5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Tamöz ve Yaren için ise sadece görevi kötüye kullanma iddiasıyla üç aydan bir yıla kadar hapis cezası istendi. Gerekçe olarak ise iki savcının mahkeme kararının üzerinin kapatılmasıyla ilgili itirazı reddetmeleri gösterildi. Bu arada, savcıları mahkeme kararının bazı bölümlerini kapattığı gerekçesiyle evrakta tahrifat yapmakla suçlayan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun, bu konuda aldığı kovuşturma izni kararının örneğini savcılara gönderirken bazı bölümlerin üzerini kapattığı ortaya çıktı. HSYK, tutanak üzerinde bazı bölümleri kapatmasının kişisel verileri koruma amaçlı olduğunu savundu. HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN

20 Hukukçu/Şair Kemal Yazgan Azra Siray Hüseyin Özgür Tamer Doğan Avukat, İzmir Barosu Üyeleri Söyleşi yapacağınız kişi emekli yargıçlığının, avukatlığının, yazarlığının yanı sıra ozan kişiliğiyle de tanınan biri ise elbette söze şiirle girilecektir: tut bir sevdanın ucundan o saat akdeniz olursun avuçla sonsuzlukta uzayıp giden göğü, maviyle dolsun için. akıt gözyaşını geceye, fırlat yüreğini boşluğa, hüznün isyanıyla buluşsun. Ceza Davaları, Trafik Kazalarında Cezai Sorumluluk, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, Sahtecilik Suçları, Cinsel Suçlar, Hayata Karşı Suçlar, Rücu Davaları, Ceza Avukatının Hukuk Rehberi kitaplarını yazmış bir hukukçu. Aynı zamanda şair. Geceye Anlat Sevdanı, Usulca Söylenen, Hüznün Adresi Yok, Mührü Bozulmamıs Sevdalar ve Yeryüzüne Birkaç Şiir adıyla basılı beş şiir kitabı, Kadı Burhaneddin den Günümüze Hukukçu Şairler Antolojisi derlemesi var. Düz yazılarını ise, Ama Ben Senin Yanındayım ve Affet Bizi Zeytin Ağacı kitaplarında, çeşitli derlemelerini Geçmişten Günümüze İnsan Hakları, İnsan Hakları Odağında İşkence adıyla yayımlamış. Son olarak da Ütopyanın Peşindeki Adam Dr. Kriton Dinçmen kitabını yayına hazırlamış. HUKUKÇU / TEKNİSYEN söyle şafak söylencelerinin ateşiyle yalazlanan, en güzel türkünü söyle. anlat çocukların katledildiğini, utansın zeytin dalı, barışa kessin yeryüzü Ama, diyor Gültaş, son yıllarda başka alanlarda öylesine yoğun çalışmalar içine girdim ki, ne yazık, şiire yeterli zaman ayıramıyorum! Yaklaşık otuz yıl kadar savcılık ve yargıçlıktan sonra emekli olup avukatlığa başlayan Veysel Gültaş, başta hukuk olmak üzere çeşitli alanlarda kitaplar yazmış üretken bir meslektaşımız. Uygulamada Ağır - Yoğun bir çalışma temposu içindesiniz.. Edebiyata, şiire, müziğe geleceğiz.. Ama önce, savcı, yargıç ve avukat olarak yaklaşık kırk yıllık meslek yaşamınızın çok büyük bölümünü kürsüde geçirmiş bir meslektaşımız olarak bize kürsüde oturanlarla önünde bulunanların duyguları arasındaki ayrımı anlatır mısınız? - Kürsünün üstü ya da önü, önemli değil. Yasalara ruh veren hukukçunun evrensel kültürle, sanatla, felsefeyle kendini zenginleştirmiş olmasıdır önemli olan. Hakimlik boyutunda olsun, savcılık, avukatlık boyutunda olsun, bir hukukçunun yalnızca yasalarla değil, insan ve toplumu ele alan sosyolojisiyle, Veysel Gültaş psikolojisiyle, edebiyatıyla, sanatıyla ve şiiriyle, evet şiiriyle yakından ilgili olması gerekir. Bir söz vardır: Kötü yasa yoktur, iyi yargıç vardır denilir. Çok kötü bir yasa iyi bir yargıç elinde mükemmel uygulanabilir ya da çok iyi bir yasa uygulamayı hayata geçirmekte yetersiz kalan bir yargıcın elinde kötü bir yasa görünümüne dönüşebilir. Yargı mensuplarının her yönden donanımlı olmaları keyfiyeti buradan kaynaklanmaktadır. Eskilerin deyimiyle, kem aletle kemalât (olgunluk) olmayacağını akıldan çıkarmamak gerekir. Biliyorsunuz Avukat Cengiz İlhan ın günümüz Türkçesine çevirip aslı ile birlikte yayıma hazırladığı, ancak ölümünden kısa bir süre sonra basımı yapılabilen Mecelle de yargıcın niteliklerini belirleyen madde şöyledir: Hâkim; hakîm, fehîm, müstakîm ve emîn, mekîn, metîn olmalıdır. Demek ki yargıç, bilge olacak; anlayışlı olacak; doğru ve güvenilir olacak; saygın ve metin olacaktır. Bu niteliklerin kazanılması ise, en başta bilgiyle, kültürle, donanımla mümkün olabilir. Bu nitelikleri taşımayan bir hukukçunun teknisyenlikten öteye gidebileceğini düşünemiyorum. 20 HUKUK DÜZLEMİ 4-5 NİSAN 2012

Sayı: Ankara, 24 /03/2014 ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA

Sayı: Ankara, 24 /03/2014 ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR. DURUŞMA TALEPLİDİR. ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA DAVACI VEKİLİ DAVALILAR : Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı : Oğuzlar Mah. Barış Manço Cad. Av. Özdemir Özok

Detaylı

T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü GENELGE NO: 2007/02....VALİLİĞİNE (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü)

T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü GENELGE NO: 2007/02....VALİLİĞİNE (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü) IV- KREDİ KARTI ÜYELİK ÜCRETİ İLE İLGİLİ GENELGELER 1. GENELGE NO: 2007/02 Tüketicinin ve Rekabetin Korunması lüğü GENELGE NO: 2007/02...VALİLİĞİNE Tüketiciler tarafından Bakanlığımıza ve Tüketici Sorunları

Detaylı

DAVACI : Nesrin Orhan Şahin vekilleri Av.Serap Yerlikaya ve Av.İlter Yılmaz

DAVACI : Nesrin Orhan Şahin vekilleri Av.Serap Yerlikaya ve Av.İlter Yılmaz ZİYNET (ALTIN) EŞYASI İSPAT YÜKÜ. T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU ESAS NO : 2012/6-1849 KARAR NO : 2013/1006 KARAR TARİHİ:03.07.2013 Y A R G I T A Y İ L A M I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gölcük 1. Asliye

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI GENEL OLARAK Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148. maddesinde yapılan değişiklik ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır. 23 Eylül 2012

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43

İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/1967 Karar No. 2014/1792 Tarihi: 10.02.2014 İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ İŞYERİNE YENİ ALINAN İŞÇİLERİN

Detaylı

AVUKAT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 01.01.2013-31.12.2013

AVUKAT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 01.01.2013-31.12.2013 ANKARA BAROSU AVUKAT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 0.0.0 -..0 0 Ankara Barosu Yönetim Kurulu nun..0 gün ve / sayılı kararı ile kabul edilerek, meslektaşlarımıza tavsiye niteliğinde duyurulmasına

Detaylı

: Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA

: Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA Esas No : 1995/1983 Karar No: 1997/519 Temyiz İsteminde Bulunan :. : Türk Dişhekimleri Birliği : Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA İstemin Özeti : Dişhekimi olan davacıya, Türk Dişhekimleri

Detaylı

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2010

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2010 Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2010 T.C. Resmi Gazete Yayın Tarihi 24 Aralık 2009 PERŞEMBE Sayı : 27442 GENEL HÜKÜMLER Konu ve kapsam MADDE 1 (1) Bütün hukuki yardımlarda avukat

Detaylı

HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU İKİNCİ DAİRE KARARI Esas No 2013/149. Karar No 2013/1034

HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU İKİNCİ DAİRE KARARI Esas No 2013/149. Karar No 2013/1034 Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi aşağıda isimleri yazılı üyelerin katılımı ile tarihinde toplandı....eski Hâkimi hâlen emekli... (... ) ile... Hâkimi... (...) hakkında, Hâkimler ve Savcılar

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 410 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/21152 Karar No. 2012/20477 Tarihi: 12.06.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 DAVA ŞARTI GİDER AVANSININ

Detaylı

ORDU BAROSU BAŞKANLIĞI AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 2013 YILI BARO TAVSİYE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİDİR.

ORDU BAROSU BAŞKANLIĞI AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 2013 YILI BARO TAVSİYE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİDİR. ORDU BAROSU BAŞKANLIĞI AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 2013 YILI BARO TAVSİYE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİDİR. A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Mirasçılık belgesinin

Detaylı

2- Dâvanın, her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi. hükmü öngörülmüş. iken,

2- Dâvanın, her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi. hükmü öngörülmüş. iken, A- 01/10/2011 yürürlük tarihli 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu ndan önce yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu nun 43. maddesinde düzenlenen İHTİYARİ DAVA ARKADAŞLIĞI müessesesi

Detaylı

AVUK AT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ

AVUK AT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ ANKAR A BAROSU AVUK AT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 0.0.0-3..0 Ankara Barosu Yönetim Kurulu nun..03 gün ve 63/ sayılı kararı ile kabul edilerek, meslektaşlarımıza tavsiye niteliğinde duyurulmasına

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

TÜRK YARGI SİSTEMİ YARGITAY Öğr. Gör. Ertan Cem GÜL MYO Hukuk Bölümü Adalet Programı

TÜRK YARGI SİSTEMİ YARGITAY Öğr. Gör. Ertan Cem GÜL MYO Hukuk Bölümü Adalet Programı TÜRK YARGI SİSTEMİ YARGITAY Öğr. Gör. Ertan Cem GÜL MYO Hukuk Bölümü Adalet Programı Yargıtay, tanımı Anayasa ile yapılan, işlevleri, mensupları ve bunların seçimi ve diğer kuruluş esasları, Anayasa'da

Detaylı

CEZA YARGILAMASI KAPSAMINDA İHAM UYGULAMASINDA KLON DAVA KAVRAMI

CEZA YARGILAMASI KAPSAMINDA İHAM UYGULAMASINDA KLON DAVA KAVRAMI CEZA YARGILAMASI KAPSAMINDA İHAM UYGULAMASINDA KLON DAVA KAVRAMI GİRİŞ : Yakın kavram olarak, ceza yargılaması hukukumuzda mükerrer dava kavramı vardır. Mükerrer dava; olayı, tarafları, konusu aynı olan

Detaylı

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU RET KARARI :F.Y.

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU RET KARARI :F.Y. T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO : 04.2013.1870 KARAR TARİHİ : 10/03/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ ŞİKAYET EDİLEN İDARE ŞİKAYETİN KONUSU :F.Y. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ziyabey Cad. No:6 Balgat/ANKARA

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S.HMK. /176

İlgili Kanun / Madde 6100 S.HMK. /176 T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/16110 Karar No. 2014/94 Tarihi: 13.01.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2014/3 İlgili Kanun / Madde 6100 S.HMK. /176 ISLAHIN BİR HAFTALIK KESİN SÜREDE

Detaylı

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE KARAARSLAN TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no. 4027/05) KARAR STRAZBURG 27 Temmuz 2010 İşbu karar AİHS

Detaylı

AVUK AT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ

AVUK AT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ ANKAR A BAROSU AVUK AT - İŞ SAHİBİ ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 0.0.0-3..0 Ankara Barosu Yönetim Kurulu nun 03..0 gün ve / sayılı kararı ile kabul edilerek, meslektaşlarımıza tavsiye niteliğinde duyurulmasına

Detaylı

II. ANAYASA MAHKEMESİNİN YETKİSİNİN KAPSAMI

II. ANAYASA MAHKEMESİNİN YETKİSİNİN KAPSAMI İÇİNDEKİLER I. GENEL AÇIKLAMALAR 1. Bireysel başvuru nedir? 2. Bireysel başvurunun temel nitelikleri nelerdir? 3. Bireysel başvuru yolu hangi ülkelerde uygulanmaktadır? 4. Ülkemizde bireysel başvuru kurumuna

Detaylı

Bir tüketici olarak dişhekimi

Bir tüketici olarak dişhekimi HUKUK Bir tüketici olarak dişhekimi Dişhekimleri, mesleklerinin icrasında kullanmak üzere satın aldıkları malzemelerde sorun yaşarlarsa ne yapmalıdır? Yasalar bu konuda ne diyor? İstanbul Dişhekimleri

Detaylı

İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI NA. : Şüpheli hakkında suç duyurusu dilekçemizin sunumudur.

İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI NA. : Şüpheli hakkında suç duyurusu dilekçemizin sunumudur. İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI NA Müşteki Vekilleri Şüpheli Konu Müsnet Suç : (T.C.:.)./ 3 Ümraniye İstanbul : Av. Aytekin TETİK & Av. Ahmet AYDIN - Adres Antette :...T.C.:2...2 Üsküdar İstanbul

Detaylı

İZMİR BAROSU 01.01.2011-31.12.2011 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

İZMİR BAROSU 01.01.2011-31.12.2011 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ İZMİR BAROSU 01.01.2011-31.12.2011 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ 01.01.2011-31.12.2011 DÖNEMİ AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Avukatlık ücreti peşin ödenir. Tarifede belirlenen ücretler

Detaylı

MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER

MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER 1 31 Sayılı BAHUM İç KONU; 659 sayılı KHK nın Adli uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri başlıklı

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 Z ;... Sayı TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile Bankacılık Kanunu'nda Değ Yapılması

Detaylı

Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen: Tüketici Dernekleri Federasyonu. : 1- Başbakanlık - ANKARA. 2- Maliye Bakanlığı - ANKARA

Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen: Tüketici Dernekleri Federasyonu. : 1- Başbakanlık - ANKARA. 2- Maliye Bakanlığı - ANKARA T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2010/14697 E:2010/14697 Danıştay Onuncu Dairesinin; sabit oranlı Türk Lirası tüketici kredilerinde faiz tahakkukunun ve buna bağlı kaynak kullanımını destekleme

Detaylı

KPSS 2007 GK (50) DENEME 3 / 52. SORU 50. Aşağıdakilerden hangisi hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri değildir? A) Yasal idare B) Devlet faaliyetlerinin belirliliği C) İdarenin mali sorumluluğu

Detaylı

T.C. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ

T.C. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ T.C. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No : 2012/28063 Karar No : 2012/28555 Özet: İşveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Diğer tazminat ve alacaklar

Detaylı

ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri

ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri T#'C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ ESAS NO î 1988/37 KARAR NO î 1988/38 ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan sanıkların askerî cezaevinde işledikleri suça ait davanın,aynı

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/53,57

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/53,57 T.C YARGITAY 22.HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/13098 Karar No. 2013/6371 Tarihi: 26.03.2013 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/53,57 İŞÇİNİN TANIK OLDUĞU DOSYADA KENDİ DURUMUNA İLİŞKİN VERMİŞ OLDUĞU BEYANIN

Detaylı

: İstanbul Barosu Başkanlığı

: İstanbul Barosu Başkanlığı 31.05.2013 815 İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İHBARDA BULUNAN : İstanbul Barosu Başkanlığı İHBAR EDİLENLER : Şiddet ve zor kullanan kolluk görevlileri, onlara bu yönde emir ve talimat verenler, bu

Detaylı

TİCARÎ SIR, BANKA SIRRI VE MÜŞTERİ SIRRI HAKKINDA KANUN TASARISI

TİCARÎ SIR, BANKA SIRRI VE MÜŞTERİ SIRRI HAKKINDA KANUN TASARISI TİCARÎ SIR, BANKA SIRRI VE MÜŞTERİ SIRRI HAKKINDA KANUN TASARISI Amaç ve kapsam MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; kamu kurum ve kuruluşları ile iktisadî, ticarî ve malî sektörlerde üretim, tüketim ve hizmet

Detaylı

AKOFiS. Halkla İlişkiler Başkanlığı

AKOFiS. Halkla İlişkiler Başkanlığı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Halkla İlişkiler Başkanlığı TA K D İ M Değerli; Ana

Detaylı

YÖNETİM KURULU 23 EYLÜL 2014 GÜNDEMİ

YÖNETİM KURULU 23 EYLÜL 2014 GÜNDEMİ Sıra GÜNDEM MADDELERİ YÖNETİM KURULU 23 EYLÜL 2014 GÜNDEMİ KARAR 1 Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin katıldıkları toplantı, ziyaret ve benzeri konular hakkında Yönetim Kurulu'nu bilgilendirmesi. Yönetim

Detaylı

A. SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR

A. SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR Avukatlık Ücreti Peşin Ödenir. K.D.V. ayrıca eklenir. A. SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Mirasçılık Belgesinin Alınması 900,00 TL. 2 Tahliye Davaları 3 Kat Mülkiyeti Kanunundan Kaynaklanan

Detaylı

Ahmet Cemal RUHİ Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Ahmet Cemal RUHİ Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Önalım Davaları Ahmet Cemal RUHİ Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÖNALIM DAVALARI Ankara 2010 Önalım Davaları Ahmet Cemal RUHİ Hukuk Kitapları Dizisi: 1025 ISBN 978-975-02-1281-9 Birinci

Detaylı

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE KARYAĞDI TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no. 22956/04) KARAR STRAZBURG 8 Ocak 2008 İşbu karar AİHS nin

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 1475.S.İşK/14 4857 S.İşK/57 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2009/17310 Karar No. 2011/19792 Tarihi: 30.06.

İlgili Kanun / Madde 1475.S.İşK/14 4857 S.İşK/57 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2009/17310 Karar No. 2011/19792 Tarihi: 30.06. İlgili Kanun / Madde 1475.S.İşK/14 4857 S.İşK/57 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2009/17310 Karar No. 2011/19792 Tarihi: 30.06.2011 KIDEM TAZMİNATI HESABINA ESAS ÜCRET YILLIK İZİN ÜCRETİ HESABINDA

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785. Karar No : 2012/3582

T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785. Karar No : 2012/3582 T.C D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785 Karar No : 2012/3582 Anahtar Kelimeler : Haciz İşlemi, İhtiyati Haciz, Şirket Ortağı, Teminat, Kişiye Özgü Ev Eşyaları Özeti: Teşebbüsün muvazaalı olduğu

Detaylı

ÖNSÖZ 3 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAZISI 5 İÇİNDEKİLER 7-12 KANUNLAR VE KAYNAKLAR 13-15 BİRİNCİ BÖLÜM Genel Bilgiler 17-29 1. Dersin adı ve konusu 17

ÖNSÖZ 3 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAZISI 5 İÇİNDEKİLER 7-12 KANUNLAR VE KAYNAKLAR 13-15 BİRİNCİ BÖLÜM Genel Bilgiler 17-29 1. Dersin adı ve konusu 17 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ 3 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAZISI 5 İÇİNDEKİLER 7-12 KANUNLAR VE KAYNAKLAR 13-15 BİRİNCİ BÖLÜM Genel Bilgiler 17-29 1. Dersin adı ve konusu 17 2. Dersin amacı ve planı 18 3. CMH ve Hukuk

Detaylı

Durdurulmasını İsteyenler : 1- Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği

Durdurulmasını İsteyenler : 1- Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyenler : 1- Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği 2- Mersin Gümrük Müşavirleri Derneği 3- Bursa Gümrük Müşavirleri Derneği 4- İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği 5-

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR. Başvuru Numarası: 2013/8492. Karar Tarihi: 8/9/2014 İKİNCİ BÖLÜM KARAR

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR. Başvuru Numarası: 2013/8492. Karar Tarihi: 8/9/2014 İKİNCİ BÖLÜM KARAR TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başvuru Numarası: 2013/8492 Karar Tarihi: 8/9/2014 İKİNCİ BÖLÜM Başkan : Alparslan ALTAN ler : Serdar ÖZGÜLDÜR Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM M. Emin

Detaylı

Trabzon üçüncü noteri olan davalı ise, süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur.

Trabzon üçüncü noteri olan davalı ise, süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur. MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - DAVANIN CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİ DOLMADAN AÇILDIĞI - TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI ÇERÇEVESİNDE HUKUKEN GEÇERLİ TÜM DELİLLERİ SORULUP TOPLANARAK KARAR VERİLMESİ GEREĞİ

Detaylı

Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA

Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA Temyiz Eden (Davacı) : Vekili : Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA Vekili : Av. Cansın Sanğu (Aynı adreste) İstemin

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş. K/41

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş. K/41 488 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2010/4805 Karar No. 2012/12361 Tarihi: 11.04.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş. K/41 FAZLA ÇALIŞMA ÜST DÜZEY YÖNETİCİNİN

Detaylı

Beraat Eden Sanıklar Müdafiinin Vek âlet Ücreti

Beraat Eden Sanıklar Müdafiinin Vek âlet Ücreti Beraat Eden Sanıklar Müdafiinin Vek âlet Ücreti Av. Coşkun ÖZBUDAK* * Ankara Barosu. 1. Giriş Bilindiği gibi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT), beraat eden sanık yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi

Detaylı

KESİN SÜRE VERİLİRKEN GİDERLERİN KALEM KALEM AÇIKLANMASI GEREKTİĞİ

KESİN SÜRE VERİLİRKEN GİDERLERİN KALEM KALEM AÇIKLANMASI GEREKTİĞİ İDER AVANSI, GİDERLERİN KALEM KALEM AÇIKLANMASI GEREKTİĞİ YARGITAY 17. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2012/13494 KARAR NO : 2013/12373 GİDER AVANSI VE DELİL AVANSI ARASINDAKİ FARKLAR KESİN SÜRE VERİLİRKEN GİDERLERİN

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ 2 ALT İŞVEREN MUVAZAA

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ 2 ALT İŞVEREN MUVAZAA T.C YARGITAY 22.HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/28980 Karar No. 2013/435 Tarihi: 23.01.2013 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/2 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ 2 ALT İŞVEREN MUVAZAA ÖZETİ 4857 sayılı

Detaylı

İZMİR BAROSU 01.01.2015-31.12.2015 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

İZMİR BAROSU 01.01.2015-31.12.2015 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ İZMİR BAROSU 01.01.2015-31.12.2015 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ 01.01.2015-31.12.2015 DÖNEMİ TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Avukatlık ücreti peşin ödenir. Tarifede

Detaylı

İZMİR BAROSU 01.01.2013-31.12.2013 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

İZMİR BAROSU 01.01.2013-31.12.2013 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ İZMİR BAROSU 01.01.2013-31.12.2013 TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ 01.01.2013-31.12.2013 DÖNEMİ TAVSİYE NİTELİĞİNDE AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Avukatlık ücreti peşin ödenir. Tarifede

Detaylı

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 25.5.2005 tarihli ve 5352 Sayılı Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifim gerekçesi ile birlikte ektedir. Gereğini arz ederim. 29 Ocak

Detaylı

2 Kasım 2011. Sayın Bakan,

2 Kasım 2011. Sayın Bakan, SayınSadullahErgin AdaletBakanı Adres:06659Kızılay,Ankara,Türkiye Faks:+903124193370 E posta:sadullahergin@adalet.gov.tr,iydb@adalet.gov.tr 2Kasım2011 SayınBakan, Yedi uluslarası insan hakları örgütü 1

Detaylı

İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI

İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI ÖZET: İş güvencesi hükümleri dışında kalarak işveren vekili konumunun tespitinde iki temel ölçüye göre değerlendirme yapılır. Buna göre işletmenin bütününü sevk ve idare

Detaylı

D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2011/10572

D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2011/10572 D A N I Ş T A Y Esas No : 2011/10572 Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen: Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Vekili ;Av. Nurten Çağlar Yakış Selanik Cad. No:19/1 - Kızılay/ANKARA Davalı

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı na

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı na 1 Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı na Suç Duyurusunda Bulunan : (Avukat) Serdar ÖZTÜRK TCKN :18689107606 5 No lu L Tipi C. İ.K. C Blok No:9 SİLİVRİ/ İSTANBUL Şüpheliler Suç :1- Hüseyin ÇAPKIN- Suç Tarihinde

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire Esas No : 2012/4237 Karar No : 2012/7610 Anahtar Kelimeler: Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi, Yatırım Teşvik Belgesi, Muafiyet Özeti: Yatırım teşvik mevzuatı koşullarına

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

MADDE 4 - MAL/HİZMETİN TESLİMİ, SÖZLEŞMENİN İFA YERİ VE TESLİM ŞEKLİ:

MADDE 4 - MAL/HİZMETİN TESLİMİ, SÖZLEŞMENİN İFA YERİ VE TESLİM ŞEKLİ: MADDE 1 - SÖZLEŞMENİN TARAFLARI SATICI: MISIR ÇARŞISI BAHARAT İTH. İHR. LTD. ŞTİ. Adresi: Selanik cad. 14/C Kızılay-ANKARA ALICI: Müşteri MADDE 2 - SÖZLEŞMENİN KONUSU: İş bu sözleşmenin konusu, Alıcının

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/648 Karar No. 2014/1121 Tarihi: 30.01.2014 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK ÖZETİ: Mahkemenin 30.12.2010 tarihli kararı

Detaylı

Yönetim Kurulu üyelerinin Yemin Töreni'ne katılımı gerçekleşti.

Yönetim Kurulu üyelerinin Yemin Töreni'ne katılımı gerçekleşti. 15.01.2013 Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin katıldıkları toplantı, ziyaret ve benzeri konular hakkında Yönetim Kurulu'nu bilgilendirmesi. Yönetim Kurulu'na bilgilendirme yapıldı. Yemin Töreni Yönetim

Detaylı

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Güneş GÜRSELER * Hiçbir planlama yapılmadan birbiri ardına açılan hukuk fakültelerinin yılda ortalama

Detaylı

Aile Hukukumuzda Mal Rejimleri ve Eşin Yasal Miras Payı

Aile Hukukumuzda Mal Rejimleri ve Eşin Yasal Miras Payı Aile Hukukumuzda Mal Rejimleri ve Eşin Yasal Miras Payı Doç. Dr. Faruk ACAR Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi AİLE HUKUKUMUZDA MAL REJİMLERİ VE EŞİN YASAL MİRAS

Detaylı

İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ

İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ Çalışmamızın amacı idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yer ifadesinin, verilen dilekçelerin kayda girdiği tarihi belirlemede

Detaylı

7 Mirasçılık belgesinin iptali

7 Mirasçılık belgesinin iptali 01.07.2008-31.12.2008 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Kat Mülkiyeti Yasasından 3.150,00 YTL Kaynaklanan Uyuşmazlıklar 2 Mirasçılık

Detaylı

10. Hukuki Rapor. 2- Mahkemesi : Ankara 15. İş Mahkemesi Dosya No : 2003/90 Davacı : Celal UYAR Davalı : İMO

10. Hukuki Rapor. 2- Mahkemesi : Ankara 15. İş Mahkemesi Dosya No : 2003/90 Davacı : Celal UYAR Davalı : İMO 10. Hukuki Rapor 39. Dönem Yönetim Kurulumuz 38. Dönemden gelen ve 2004-2005-2006 yılları arasında açılmış olan, aşağıda ayrıntıları verilen 40 davanın 19 unu sonuçlandırmıştır. Devam eden 21 davanın 5

Detaylı

ALTINCI BÖLÜM. Ziyaretler

ALTINCI BÖLÜM. Ziyaretler ALTINCI BÖLÜM Ziyaretler Ankara Barosu 61 inci Olağan Genel Kurulu nda seçilerek 13 Ekim 2010 tarihinde yeni görevine başlayan Ankara Barosu Başkanı Av. Metin Feyzioğlu, Baronun Yönetim Organları ve TBB

Detaylı

: ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI

: ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI DANIŞTAY BAŞKANLIĞI NA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR. D A V A C I V E K İ L İ D A V A L I L A R : ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI Adliye Sarayı B Blok 5. Kat 06251 Sıhhıye/ANKARA : Av. Mehtap CEVİZCİ Aynı

Detaylı

İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 10.19.1. Ek: Dava Dilekçesi İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığına 24.10.2008 Yürütmenin durdurulması istemlidir. İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

Detaylı

DÖNEMİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ. A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Kat Mülkiyeti

DÖNEMİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ. A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Kat Mülkiyeti 01.01.2016-31.12.2016 DÖNEMİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Kat Mülkiyeti 4.700,00 Yasasından Kaynaklanan Uyuşmazlıklar 2 Mirasçılık belgesinin 2.500,00 alınması 3

Detaylı

DAVALI: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Bilkent Plaza, B2 Blok VEKİLİ: Av. Oya PELİT / Aynı yerde

DAVALI: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Bilkent Plaza, B2 Blok VEKİLİ: Av. Oya PELİT / Aynı yerde DAVACI: NTV Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş VEKİLİ: Av. İsmail ATAK, Hafta Sok. No:23/5 Gaziosmanpaşa / DAVALI: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Bilkent Plaza, B2 Blok VEKİLİ: Av. Oya PELİT / Aynı yerde

Detaylı

ADİ VE TİCARİ İŞLERDE FAİZE İLİŞKİN YENİLİKLER

ADİ VE TİCARİ İŞLERDE FAİZE İLİŞKİN YENİLİKLER ADİ VE TİCARİ İŞLERDE FAİZE İLİŞKİN YENİLİKLER Prof. Dr. Mustafa ÇEKER Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi 31.10.2013 FAİZ KAVRAMI Faiz, para alacaklısına parasından

Detaylı

HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ PROF. ONUR HAMZAOĞLU NA

HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ PROF. ONUR HAMZAOĞLU NA HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ PROF. ONUR HAMZAOĞLU NA Elektrik Mühendisleri Odası nın (EMO) kaçak elektrik kullanımına karşı verdiği mücadelede hain bir saldırıyla katledilen üyesi Hasan Balıkçı anısına iki

Detaylı

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE CELAL ÇAĞLAR TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no. 11181/04) KARAR STRAZBURG 20 Ekim 2009 İşbu karar AİHS

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/41. T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2008/923 Karar No. 2008/5603 Tarihi: 21.03.2008

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/41. T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2008/923 Karar No. 2008/5603 Tarihi: 21.03.2008 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2008/923 Karar No. 2008/5603 Tarihi: 21.03.2008 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/41 FAZLA ÇALIŞMANIN KANITLANMASI ÜCRET BORDROLARI FAZLA ÇALIŞMANIN HAFTALIK ÇALIŞMA

Detaylı

TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI

TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI İİK. nun 277. vd maddelerinde düzenlenmiştir. Her ne kadar İİK. nun 277/1 maddesinde İptal davasından maksat 278, 279 ve 280. maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmetmektir.

Detaylı

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü30 Mayıs 2009 CUMARTESİResmî GazeteSayı : 27243 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü30 Mayıs 2009 CUMARTESİResmî GazeteSayı : 27243 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü30 Mayıs 2009 CUMARTESİResmî GazeteSayı : 27243 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2009/16 Karar Sayısı : 2009/46 Karar Günü : 12.3.2009 İTİRAZ

Detaylı

SİRKÜLER İstanbul, 08.02.2012 Sayı: 2012/33 Ref: 4/33. Konu: ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN YAYINLANMIŞTIR

SİRKÜLER İstanbul, 08.02.2012 Sayı: 2012/33 Ref: 4/33. Konu: ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN YAYINLANMIŞTIR SİRKÜLER İstanbul, 08.02.2012 Sayı: 2012/33 Ref: 4/33 Konu: ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN YAYINLANMIŞTIR 03.02.2012 tarih ve Mükerrer 28193 sayılı Resmi Gazete de 5941 Sayılı Çek Kanunu

Detaylı

REKABET KURULU KARARI

REKABET KURULU KARARI Rekabet Kurumu Başkanlığından, REKABET KURULU KARARI Dosya Sayısı : 2015-4-34 Karar Sayısı : 15-34/525-166 Karar Tarihi : 01.09.2015 A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER Başkan Üyeler : Prof. Dr. Ömer TORLAK :

Detaylı

5. A. TELEFON DİNLEMELERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

5. A. TELEFON DİNLEMELERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER 5. A. TELEFON DİNLEMELERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER İddianame içeriğinde müvekkilimize isnat edilen suçlara ilişkin olarak toplam 10 adet telefon görüşmesi yer almaktadır. Bu telefon görüşmelerinin; 2

Detaylı

YÖNETMELİK. MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı, taksitle satış sözleşmelerine ilişkin uygulama usul ve esaslarını düzenlemektir.

YÖNETMELİK. MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı, taksitle satış sözleşmelerine ilişkin uygulama usul ve esaslarını düzenlemektir. 14 Ocak 2015 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 29236 Gümrük ve Ticaret Bakanlığından: YÖNETMELİK TAKSİTLE SATIŞ SÖZLEŞMELERİ HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1

Detaylı

Yönetim Kurulu'nun yemin törenine katılımı gerçekleşti.

Yönetim Kurulu'nun yemin törenine katılımı gerçekleşti. 19.02.2013 Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin katıldıkları toplantı, ziyaret ve benzeri konular hakkında Yönetim Kurulu'nu bilgilendirmesi. Yönetim Kurulu'na bilgilendirme yapıldı. Yemin Töreni Yönetim

Detaylı

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m - Bakan Yıldırım dan yıldırım gibi özlü sözler - Manisa 4. Asliye Ceza dan insan hakları ve Anayasa dersi - Telefon Ablukası ile Gazze Ablukası arasındaki on benzerlik RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar

Detaylı

MAYIS 2010 HAZİRAN 2010 ÖDENEN TUTAR

MAYIS 2010 HAZİRAN 2010 ÖDENEN TUTAR EMEK ELEKTRİK ENDÜSTRİSİ a) İlgili ayda (21 yılı Haziran ayında) alınan ve ödenen krediler ile ilgili ay sonu kısa ve uzun vadeli kredi bakiyeleri MAYIS 21 HAZİRAN 21 ÖDENEN TUTAR AY İÇİNDE ALINAN T.İş

Detaylı

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ T. 17.9.2001 E. 2001/4012 K. 2001/8028 MANEVİ TAZMİNAT - YANSIMA ZARAR

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ T. 17.9.2001 E. 2001/4012 K. 2001/8028 MANEVİ TAZMİNAT - YANSIMA ZARAR YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ T. 17.9.2001 E. 2001/4012 K. 2001/8028 MANEVİ TAZMİNAT - YANSIMA ZARAR ÖZET : Manevi tazminatı ancak cismani zarara uğrayan kimse isteyebilir. Yansıma suretiyle bir zarardan sözedilerek

Detaylı

YURTDIŞI İNŞAAT HİZMETLERİ SEKTÖRÜ İÇİN ULUSLARARASI TAHKİM REHBERİ

YURTDIŞI İNŞAAT HİZMETLERİ SEKTÖRÜ İÇİN ULUSLARARASI TAHKİM REHBERİ YURTDIŞI İNŞAAT HİZMETLERİ SEKTÖRÜ İÇİN ULUSLARARASI TAHKİM REHBERİ İÇİNDEKİLER Önsöz İçindekiler Kısaltmalar Giriş BİRİNCİ BÖLÜM: ULUSLARARASI TİCARİ SÖZLEŞMELERDEN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARIN HUKUKİ

Detaylı

01.01.2015-31.12.2015 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ

01.01.2015-31.12.2015 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 01.01.2015-31.12.2015 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Kat Mülkiyeti Yasasından Kaynaklanan Uyuşmazlıklar 2 Mirasçılık belgesinin

Detaylı

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI NA

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI NA DANIŞTAY BAŞKANLIĞI NA Yürütmenin Durdurulması Taleplidir. Duruşma Taleplidir. DAVACI : Türkiye Barolar Birliği adına Başkan Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU Oğuzlar Mahallesi Barış Manço Caddesi Avukat Özdemir

Detaylı

UZUN SÜRELİ ARAÇ KİRALAMA - FİNANSAL KİRALAMA

UZUN SÜRELİ ARAÇ KİRALAMA - FİNANSAL KİRALAMA UZUN SÜRELİ ARAÇ KİRALAMA - Uzun süreli kiralama, ariyet ve rehin gibi hallerde aracı elinde bulunduran işleten sayılır. Aracı işleten ise, kusursuz sorumluluk kurallarına göre zarardan sorumludur. Finansal

Detaylı

01.01.2014-31.12.2014 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ

01.01.2014-31.12.2014 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ 01.01.2014-31.12.2014 DÖNEMİ AVUKAT-VEKİLEDEN ARASINDAKİ EN AZ ÜCRET ÇİZELGESİ A- SULH HUKUK MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR 1 Kat Mülkiyeti Yasasından Kaynaklanan Uyuşmazlıklar 2 Mirasçılık belgesinin

Detaylı

EVLİLİK SÖZLEŞMESİ. Toplumda yaygın kullanılan ve aslında içinde pek çok yanılsamayı barındıran kavramlardan biri de evlilik sözleşmeleri

EVLİLİK SÖZLEŞMESİ. Toplumda yaygın kullanılan ve aslında içinde pek çok yanılsamayı barındıran kavramlardan biri de evlilik sözleşmeleri Av. Afet Gülen KÖSE 1 EVLİLİK SÖZLEŞMESİ Toplumda yaygın kullanılan ve aslında içinde pek çok yanılsamayı barındıran kavramlardan biri de evlilik sözleşmeleri Evlilik sözleşmeleri önemli bir kesim tarafından

Detaylı

Sayı: 32/2014. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki Yasayı yapar:

Sayı: 32/2014. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki Yasayı yapar: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi nin 24 Şubat 2014 tarihli Kırkaltıncı Birleşiminde Oybirliğiyle kabul olunan Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası Anayasanın 94 üncü

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemelerinin Tarihi Gelişimi

Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemelerinin Tarihi Gelişimi Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemelerinin Tarihi Gelişimi Yrd. Doç. Dr. Selman DURSUN İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Uluslararası Suç ve Ceza

Detaylı

T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2013/6189 KARAR NO: 2014/9008Y A R G I T A Y İ L A M I

T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2013/6189 KARAR NO: 2014/9008Y A R G I T A Y İ L A M I T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2013/6189 KARAR NO: 2014/9008Y A R G I T A Y İ L A M I MAHKEMESİ: İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi TARİHİ: 21/06/2012 NUMARASI: 2010/187-2012/526 DAVACI: Şule Murtezaoğlu

Detaylı