ADABELEN EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT-AKTÜALİTE İÇİNDEKİLER

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ADABELEN EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT-AKTÜALİTE İÇİNDEKİLER"

Transkript

1 İÇİNDEKİLER Prof. Dr. Cahit Kavcar Tevfik Fikret in Eğitimci Yönü...2 Prof. Dr. Kemal Kocabaş Aydınlanmanın Sesi Ataol Behramoğlu...5 Prof. Dr. Osman Gökçe Gözün Aydın Türkiye...7 Tahsin Şimşek Afrodisyas...9 Rıza Yetim Bu Kördüğümün Emi de Umarı da Eğitim...10 Mehmet Genç Uyuma diyenler uyuttu bizi...11 Prof. Dr. T. Ayhan Çıkın Tarımı sömüren, çiftçiyi yoksullaştıran ekonomi politikaları...12 Emin Ugunlu Değerli Osmanlıcı ve Osmanlıcacı kardeşim...14 Hüseyin Yaşar Plastik Omurgalılar veya Naylon Adamsılar...15 M. Cevat Turan Hadi Gari Haydi!...16 Faik Ay Bedel...17 Etem Oruç Dağlar ve Yörükler...18 Ahmet M. Egemen Tarih Affetmez...20 Nurettin Özkan Acıyı Bal Eyleyenler...23 Şadiye Dönümcü Ben Annem Gibiyim; Kızlarım da Anneleri Gibi Aslında...24 Muammer Özler Şeref Köyü'nde Yıllar Öncesi Ekilen Kültür ve Sanat Tohumu...25 Cuma Esentürk Özledim Seni Anacığım...26 Ali Kaya Sürgünler...30 Salih Gözek Küstah Zamanlar...32 Rahim Gür Taşrada Yazın; Yazında Taşra...40 Zekeriya Yavuz Kader mi İhmal mi?...42 Kadri Gülhan 27 Mayıs ve İki Ayyaş...44 Fuat Keyik Bu Oyun Oynanmalı...45 Yıldırım Aytaç Köy Enstitüleri...46 Nabide Kılınç Köy Enstitüleri Bir Devrimdi...47 Bahtiyar Takkalı Olmadıkça...48 Hüseyin Şener Öğretmen Kazım Aras ve Karakurt Köyü Olayları...49 Metin Güven Kayrak Taş...50 Azmi Ermiş Vekil Dediğin...51 Ümit Oğuz Öğretmen Olma Aşkı...53 Mehmet Karabacaklar Dilek...54 Turgut Dereli İzmir e Yolculuklarım (3)...55 Ali Karabulut Çakır ın Sevdası...56 Müjgan Tutan Katlan Deli Mavi...56 Ayla Tarhan Kavrukkoca Karargah...58 Hamdi Eray Tarhan Emek Ocağı...58 Mertcan Deliktaş Mehtap Hilale Kayar...60 Teoman Ali Güneş Vazgeçmek...60 Haberler...61 'Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın rengi aynıdır.' Afrika Atasözü -1-

2 TEVFİK FİKRET'İN EĞİTİMCİ YÖNÜ Prof. Dr. Cahit KAVCAR Ankara Üniversitesi 1.Giriş Bir kişinin, bir sanatçının yüz yıl sonra anılması, hakkında çeşitli etkinlikler düzenlenmesi onur verici bir oluşumdur. Türk edebiyatının ve eğitiminin bu onura sahip tanınmış kişilerinden biri de Tevfik Fikret'tir yılında doğdu, 1915 yılında öldü, 48 yıl yaşadı yıl ı, Fikret'in 100. ölüm yılıdır. Bilindiği gibi Tevfik Fikret Türk edebiyatında büyük bir şair olarak ün yapmış, devrine ve edebiyatımıza damgasını basmış bir sanatçıdır. Üstelik sağlam kişiliği, karakteri, yaşayışı, dürüstlüğü, düşünce- davranış tutarlığı ile de örnek birçok yönü vardır. Ve bütün bunların yanı sıra onun bir de eğitimci kişiliği vardır ve bu yönü üzerinde de önemle durulması gerekir. Ünlü düşünür Ziya Gökalp, Fikret'i Uyanış devrimizin pedagogu olarak nitelerken, Yusuf Ziya Ortaç da onun için, Fikret hâlâ eğitim ve öğretim dünyamızın eşini bulamadığı adamdır. diyor (Kavcar, 1988:57-58). Onun eğitimci yönü üzerinde yeterince durulduğu söylenemez. İşte bu yazıda Tevfik Fikret'in eğitimci yönü ve Şermin adlı çocuk şiirleri kitabı üzerinde kısa kısa durulacaktır. 2. Eğitimci Yönü Tevfik Fikret meslek hayatının hemen tümünü eğitim- öğretim hizmetlerinde geçirmiştir. Birkaç okulda öğretmenlik yapmıştır. Çağdaş bir okulu amaçlayan Yeni Mektep tasarısı vardır. Galatasaray Lisesi'nde (Mekteb-i Sultani) çok etkili ve başarılı müdürlük dönemi vardır. Ve çarpıcı şiirleriyle eğitim hizmetinde bulunmuştur. Şimdi kısaca bunlara değinelim Öğretmenliği 1889 yılında Ticaret Yüksek Okulu'nda Türkçe ve Güzel Yazı (hüsn-i hat) öğretmenliği ile başlayan eğitim yaşamı, ömrünün sonuna kadar yani 26 yıl sürdü. 1894'te Galatasaray Lisesinde Türkçe öğretmeni olur, üç yıl sonra hükümete haklı bir tepki gösterir ve görevden ayrılır. 1897'de Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliğine başlar, Türkçe şubesi için de çok önemli çalışmalar yapar ve bu görev ölümüne kadar sürer (Kavcar, 1974:58-59) Yeni Mektep Tasarısı Bilindiği gibi her olumlu işin kökeninde insan kaynağı yatar. Bu kaynağı, bu temel maddeyi yoğurup işleyen ve ona biçim veren süreç eğitim, araş ise okuldur. Böyle olunca, okul un önem kazanmasından ve güncelliğini sürekli korumasından daha doğal bir şey olamaz. İşte yeni okul, çağdaş okul yolunda ilginç ve bilinçli çabalardan biri, bundan 106 yıl önce eğitimci şair Tevfik Fikret tarafından hazırlanan yeni bir okul kurma ve çalıştırma tasarısıdır. Fikret bu okula yenilik ve ilerleme örneği olacağı için Yeni Mektep adını vermiş, onu hep bu adla anmıştır (Kavcar, 1974:61). Bu okulun kuruluş amaçları, gerekçesi, çalışma düzeni, işleyişi, öğretim biçimi, kayıt- kabul koşulları ile ilgili çok ayrıntılı bir tüzük hazırlamış ve bu eser 1910 yılında küçük bir kitap halinde yayımlanmıştır. Yeni Mektep, 1908'de ilan edilen 2. Meşrutiyet'ten sonra Tevfik Fikret tarafından ciddi bir teşebbüs olarak girişilen yeni ve modern bir okul kurma çabasıdır. Meşrutiyet ve özgürlük sarhoşluğu içinde herkes farklı şeyler düşünürken, ülkenin kurtulması için çareler aranırken, kimileri de ne yapacağını bilemeyişin şaşkınlığı içinde kıvranıyordu. Çeşitli ideolojiler de çıkıyordu ortaya. Uzun zamandır Robert Kolej'de öğretmenlik yapmakta olan Tevfik Fikret ise konuya eğitim açısından yaklaşır, yeni gençler, yeni kuşaklar yetiştirme açısından bakar. Öğretmenlik gözlem ve deneyimlerinden, yaşantılarından yararlanır, yeni bir insan tipi yetiştirmeyi düşünür, bu çabaya girişir. Elbette ki en doğru, en kalıcı yaklaşım da budur. Gençliği bilgisizlik, çaresizlik ve uyuşukluktan kurtarmanın yollarını arar. Ona göre ülkenin gelişmesi için tek çare vardı: Milletin kültür düzeyini yükseltmek; aydın, yaratıcı ve beceri sahibi gençler yetiştirmek. Yürürlükteki eğitim sisteminden bambaşka, yepyeni esaslara, yöntemlere dayanan bir okul sistemi. Ezbere dayalı ve kuramsal bilgiler yerine, gerçek hayata dönük değerler ve beceriler kazandırma. Kuru bilgi adamı değil iş ve hayat adamı amaçlanıyor. Baktırarak değil, yaptırarak eğitim- öğretim anlayışıdır bu. Pratik ve yararcı Anglo- sakson eğitim sisteminden esinlenmekte, yürürlükteki kuramsal Fransız sisteminden üstün tutmakta onu. Öğrenim bir amaç değil, araçtır. Tasarıda Tahsil bir gaye değil vasıtadır diye geçiyor bu söz. Yeni Mektep'in özü, felsefesi bu sözdür (Yeni Mektep, s.6). Yeni Mektep, çocuğu duygu, düşünce ve beden -2-

3 gelişimi ile bir bütün olarak ele alıyor, tek yönlü değil. Sanat eğitimine, müzik, resim ve spora da büyük önem veriyor. Yeni Mektep, paralı yatılı, özel bir okul olarak tasarlanıyor yaşları arasındaki çocuklar alınacak, okulun öğrenci sayısı 150, en çok 200 olacak. Okulda öğretim toplam 8 yıl olarak düşünülüyor. Öğretim dili Türkçe ve İngilizce olacak, başka diller de öğretilecektir. Okulun İstanbul'a en çok 3-4 saatlik bir uzaklıkta, ulaşımı kolay olan en az bin dönümlük bir alanda kurulması planlanmıştır. Küçük binaları, bahçeleri, derslikleri, yatakhaneleri, spor salonları, atölyeleri, yemekhanesi ile tam bir eğitim sitesi, modern bir yerleşke hedeflenmektedir. Çok sonraları açılan Köy Enstitüleri, şimdiki üniversite yerleşkeleri gibi eğitim siteleri düşünülüyor ( Kavcar, 1972). Görüldüğü gibi yepyeni bir tasarı bu. Günümüzden çok ileri, bundan 106 yıl önce düşünülen bir tasarı. Ne yazık ki Yeni Mektep, başta ekonomik nedenler olmak üzere çeşitli zorluklar yüzünden gerçekleşememiştir Galatasaray Lisesi Müdürlüğü Tevfik Fikret büyük emekler sonucu oluşturduğu Yeni Mektep tasarısındaki düşüncelerini ve eğitim anlayışını, 1909 yılında Galatasaray Lisesi'ne müdür olunca uygulama alanına koymaya çalışır. Büyük bir bölümünü de gerçekleştirir. Daha önce tam bir düzensizlik içinde bulunan, bir kargaşa yuvası haline dönüşmüş olan okulu kısa zamanda düzene sokar. Onu tam ve gerçek bir eğitim kurumu haline getirir, önceki saygınlığına kavuşturur yılında büyük bir yangın geçiren Galatasaray Lisesi Beylerbeyi'ne, barakalara taşınmış, okulda düzen ve disiplin kaybolmuş, öğrenciler derslere gelmez ve girmez olmuş, tam bir kargaşa ve curcuna ortamı doğmuştur. Okul neredeyse başıboş kalmıştır. Lisenin bu kötü durumuna çok üzülen eski mezunlardan bir grup devreye girer, çare arar. Eski öğretmenleri Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Bey'e başvururlar, müdürlüğe Tevfik Fikret'in gelmesini önerirler. Sonunda Fikret müdürlüğü kabul eder. Beyoğlu'ndaki yanan binanın yerine kısa zamanda yeni bina yapılır, fiziki ortam, temizlik, pırıl pırıl derslikler, tertemiz yemekhane ve yatakhaneler oluşur. Beylerbeyi'ndeki barakalardan buraya taşınılır, öğrenciler ve personel şaşkınlık içinde kalır. Baskıya ve zora dayalı değil, saygıya ve sevgiye dayalı bir düzen kurulur. Öğrencinin kişiliğine ve ruhuna seslenmeye öncelik verilir. Bütün bunları, o dönemde okulun öğrencisi veya öğretmeni, personeli olmuş birçok tanınmış kişi anılarında ve yayınlarında çarpıcı bir biçimde anlatır (Kavcar, 1974:67-70). Tevfik Fikret'in 1.5 yıl süren Galatasaray Lisesi Müdürlüğü sırasında yaptığı işler, uyguladığı yöntemler 5 madde halinde şöyle sıralanabilir: 1. Yöneticilik anlayışı: Kendisine ve yetkilerine karışılmaması koşuluyla, yetki- sorumluluk bilinciyle görevi kabul etmiştir. Yapıcı ve yaratıcı olmuş, üst yöneticilere yaranma kaygısından uzak kalmış, rahat çalışma ortamı kalmayınca da hemen istifa etmiştir (Bu istifa o zaman büyük bir olay oldu, basında ve eğitim çevrelerinde bomba gibi patladı. Geniş tepkiler ve ayrıntılı bilgiler için bkz. Akyüz, 1947: ). 2. Seçkin ve yetenekli kadro anlayışı: Öğretmen, müdür yardımcıları, personel, okul doktorları bakımından seçkin ve güçlü bir kadro kurmuş, tam bir ekip çalışması örneği vermiştir. 3. Öğretim yöntemi: Bütün dersleri, taşıdıkları özelliklere ve olanaklara göre gözleme, deneye ve beceriye dayandırma yoluna gitmiştir. Örneğin İstanbul'daki müzeler ve tarihsel eserler, tarih derslerinin laboratuvarı haline getirilmiştir. Coğrafya dersinde dilsiz haritalar, biyoloji dersinde böcekler ve çeşitli canlılar vb. kullanılmıştır. 4. Öğrencilerle ilişkiler: Haftanın dört gecesini yatılı olan okulunda ve öğrencilerinin arasında geçirirdi. Örnek davranışları, sıcak ilgisi ile şımarık, disiplinsiz ve yalancı öğrencileri bile kısa zamanda yola getirmeyi başardı. Psikolojik ve pedagojik yaklaşımları ile öğrencileri derinden etkiledi (Akyüz, 1947: 294). Öğrencilerin bedensel ve ruhsal gelişimleriyle de yakından ilgilenilmiş, her öğrenci için özel dosyalar tutulmuş, öğrenci velileriyle sıkı ilişki ve işbirliği kurulmuştur. 5. Öğrenci etkinlikleri: Öğrencileri gerçek hayata hazırlamak için beceri kazandırmaya, yetenekleri geliştirmeye, sosyal ve milli sorumlulukları kavratmaya büyük önem verilmiştir. Bu amaçla yer verilen başlıca etkinlikler şunlardır: a) Doğru ve düzgün yazılı- sözlü anlatım için güzel yazma ve topluluk içinde serbest konuşma çalışmaları. Bu arada Tiraje (gökkuşağı) adıyla bir okul dergisi çıkarılır, güzel yazılar burada yayımlanır, öğrenciler özendirilir. b) Çevre inceleme gezileri yapılır, kültürel ve tarihsel değerler tanıtılır. c) Okul konferans salonu öğrenci etkinlikleri için serbestçe kullanılır. Sınıf ve sınıflar arası konuşma, münazara ve konferanslar vb. düzenlenir. ç) Spor salonundan öğrenciler etkin bir biçimde yararlanır, beden ve ruh sağlığı için çeşitli sportif etkinliklerde bulunurlar. d) Öğrencilere her fırsatta bireysel ve sosyal sorumlulukları anlatılır, onların iyi bir insan, iyi birer yurttaş olarak yetişmeleri için okulca çalışılır Şermin Adlı Çocuk Şiirleri Kitabı Türk edebiyatında gençlerle birlikte çocukları da düşünen ilk Türk şairi Tevfik Fikret olmuştur. O, gençler -3-

4 kadar çocuklara da önem verip onlar için edebiyatımızda ilk şiir kitabını yazan şairdir. Bundan dolayı, büyük Türk eğitimcisi Sâtı Bey şöyle diyor: Hiçbir şairimiz çocuklarla gençleri Fikret kadar düşünmedi, hiçbir şairimiz gençlerle çocukların haklarına hitap etmenin yollarını Fikret kadar arayıp bulmadı. (Kavcar, 1972). Çocuklar için yazdığı şiirlerden oluşan Şermin, yalnızca ele aldığı konular ve yalın diliyle değil, eğitici yönüyle de büyük önem taşır. Öğretmen şair burada çocuğu, beden, ruh ve düşünce bakımından bir bütün olarak ele alır. Çocuk şiirlerinde eğlendirerek öğretme yani oyun içinde eğitim, oyun biçiminde eğitim ilkesini ön planda tutar. Bu da onun aynı zamanda büyük eğitici olduğunu göstermektedir. Halûk'un Defteri (1911) adlı eserinde gençliğe inandığı fikirleri aşılayarak onları fikir yoluyla eğitmek isteyen eğitimci şair, Şermin'de ise çocukları şiir yolu ile eğitme çabasındadır. Şermin 1914 yılında yazılmış ve aynı yıl kitap halinde yayımlanmıştır. Bu eserin daha sonra yeni harflerle kez daha basıldığını görüyoruz. Yalın bir dille, 8'li Hece ölçüsüyle yazılmış olan uzunlu kısalı 31 çocuk şiirinden oluşur. Çocuk eğitimiyle ilgili olarak ilginç ve değişik konulara, düşünce ve becerilere yer verilir. Konular, çağımız çocuk eğitiminde en geçerli yöntem olan oyunla ve eğlendirerek eğitme görüşüyle işlenir. Bu eserin gücü, bugünkü yaparak- yaşatarak öğretim yöntemine, baktırarak değil, yaptırarak eğitim görüşüne dayanmasından kaynaklanır. Bir başka deyişle, kuramcı ve ezberci değil, yararcı ve işlevsel eğitim anlayışıdır bu. Yeni Mektep tasarısının özü de budur. Şermin'deki ilk şiirde çocuk yuvaları nın önemine ve değerine edebiyatımızda ilk kez yer verilir. Bugün bile ülkemizde okulöncesi eğitimin yeterli düzeyde bulunmadığı göz önüne alınırsa, Şermin'in önemi daha iyi anlaşılır. Şiirlerden birkaçının adını verelim: Şermin'in Elifbası, Hediye, Keman, Öksüz, Papatya, Kuşlar, Kış Baba, İş Salonu, Marangoz, Ağustosböceği ile Karınca, İki Yolcu, Veli Baba Şair, şiirlerde el becerilerine büyük önem verir. Çocukların atölye ve iş yerlerinde çalışıp bir şeyler yapmasını, kuramsal bilginin beceriye dönüşmesini ister. Bu arada çalışma yerlerinin temiz tutulması, savurganlıktan kaçınılmas ı, tutumlu olma gibi her zaman için önem taşıyan konulara yer verir. Şermin'de ele alınan başlıca konular, ana-baba sevgisi, büyüklere saygı; kardeş, arkadaş, yurt ve insan sevgisi, iş ve çalışma sevgisi, okul sevgisi, iyilik, güzellik, doğruluk, doğa sevgisi, hayvan sevgisi, yoksullara ve düşkünlere yardım, okuma zevki, sanat zevki, müzik sevgisi, boş inançların ve tembelliğin zararları Böylece Halûk'un Defteri'ndeki yeni genç tipi nin yerini Şermin'de yeni çocuk tipi alır. Yalın ve duru bir dille 1914 yılında yazılmış ve basılmış olan bu şiirler, çocuk ruhuna nasıl inilebileceğini ve çocuğun dünyasına nasıl girilebileceğini göstermektedir. Bu nedenle Şermin, gerek çocuk eğitimi ve gerekse çocuk edebiyatı alanında bugün bile başlı başına bir önem, çok ayrı bir değer taşıyor. 3. Sonuç Türk edebiyatına büyük bir şair ve yazar olarak damgasını vurmuş olan Tevfik Fikret aynı zamanda önemli bir eğitimcidir ve onun bu yönü üzerinde yeterince durulmamıştır. Öğretmenliği vardır, çok ilgi çekici bir Yeni Mektep tasarısı vardır, Galatasaray Lisesinde çok etkili bir müdürlük dönemi vardır. Bunların dışında gençlere yönelik eğitim değerlerini içeren Halûk'un Defteri, çocuklara yönelik eğitim değerlerini içeren Şermin adlı şiir kitapları da vardır. Bu yazıda Fikret'in bu yönlerine kısaca yer verildi, değinildi. Özellikle Yeni Mektep tasarısı, Galatasaray Lisesi Müdürlüğü ve Şermin, onun nasıl bir eğitimci olduğunu çarpıcı bir biçimde göstermeye yeter. Bilindiği gibi Cumhuriyet'in kurucusu Büyük Önder Atatürk, Tevfik Fikret'i, karakterini ve şiirlerini çok sever. Tevfik Fikret'in kendini tanıtırken söylediği Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim. sözünü Mustafa Kemal, büyük güven duyduğu öğretmenlere şöyle uyarlar: Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister. Burada bir etkilenme, yararlanma belki düşünülebilir ve bu çok doğaldır. Bu durum Atatürk'ün kültürel birikimini, aydınlanmacı kimliğini de açıkça gösterir. Fikret'in en çarpıcı, sarsıcı toplumsal şiirlerinden Yağma Sofrası (Hân- ı Yağma) şiirinden yalnızca dört dize: Verir zavallı memleket, verir ne varsa: Malını, Varlığını, hayatını, ümidini, hayalini Yiyin efendiler yiyin, bu iştah sofrası sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! Şermin'deki Papatya şirinden bir bölüm: Bahar olsun da seyredin Nasıl süsler bayırları Zümrüt gibi çayırları Yüze gülen ince, nazlı Gelin yüzlü papatyalar Altın gözlü papatyalar Kaynakça Akın, İsmail (1995) Çocuk Edebiyatında Tevfik Fikret ve Şermin Adlı Eserinin Yeri, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Akyüz, Kenan (1947) Tevfik Fikret, Ankara. Kavcar, Cahit (1974) II. Meşrutiyet Devrinde Edebiyat ve Eğitim ( ), Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayını. Kavcar, Cahit (1972) Tevfik Fikret'in Eğitimciliği ve Yeni Mektep, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, C.5, Sayı 3-4, s ,Ankara. Kavcar, Cahit (1982) Tevfik Fikret ve Güzel Sanatlar, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, C.15, Sayı 2, s ,Ankara. Kavcar, Cahit (1999) Edebiyat ve Eğitim, 3. Baskı, Ankara: Engin Yayınevi, s Tevfik Fikret (1979) Ş ermin,istanbul: Göl Yayınları. Uysal, Sermet Sami (1973) Tevfik Fikret ve Şermin,İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitapevleri. Yeni Mektep (1325/1910) İstanbul. -4-

5 AYDINLANMANIN SESİ ATAOL BEHRAMOĞLU Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ Geçen haftalarda telefonun bir ucunda Ataol Behramoğlu vardı. İzmir'de 28 Nisan 2015 günü yapılacak 50. sanat yılı kutlamasının açış konuşmasını yapmamı istiyordu. Şair, yazar, akademisyen ve ülkenin yüz akı bir aydının, bir dostun bu ricasını onurla kabul ederek açılışta Aydınlanmanın Sesi Ataol Behramoğlu başlıklı konuşma ile katıldık. 28 Nisan 2015 günü Fuar İsmet İnönü Kültür Merkezinde şiir ve müzikle dolu bir gece yaşandı. Opera sanatçıları, Düş Gezginleri müzik grubu, şairler Ataol Behramoğlu'nun şiirlerini ve bestelenen şiirlerini yorumladılar. Sanat; duygularımızın tarihidir. Hayal kırıklıklarımızın, hasretlerimizin, cesaretlerimizin, vefanın ve vefasızlığın tarihidir diye tanımlayan Sayın Behramoğlu'nun 50. sanat yılı emeğine ve yaratıcılığına yakışır bir şekilde gerçekleşti. Ataol Behramoğlu kim? Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesinde Rus Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1966 yılında mezun oldu. 1962'de üyesi olduğu TİP'in örgütlenme çalışmalarına katıldı. Bu dönemin şiirlerini bir araya getiren ilk şiir kitabı "Bir Ermeni General", 1965'te Ankara'da Toplum Yayınevi'nce basıldı. Şiirlerinde toplumcu ruhun en güzel örnekleri yer aldı, bunu yaparken şiirsel estetiği korudu ve edebiyatımızın en özgün dillerinden biri oldu. 1965'te yayımlanan Bir Gün Mutlaka adlı kitabı 60'lı yıllar toplumcu kuşağının manifestosu niteliğindeki şiirlerden oluşmaktaydı yılında politik koşullar nedeniyle yurtdışına çıkan Behramoğlu, 1972'ye kadar Londra ve Paris'te yaşadı. Paris'te Louis Aragon ve Pablo Neruda ile tanıştı. Sovyet Yazarlar Birliği'nin davetlisi olarak 1972'de gittiği Moskova'da yaklaşık iki yıl kaldı. Bu dönemde Moskova Devlet Üniversitesi'nde stajyer olarak Rus Edebiyatı üzerine çalıştı. 1974'te af yasasından yararlanarak ülkeye dönen Behramoğlu, Muhsin Ertuğrul yönetimindeki İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda dramaturg olarak çalışmaya başladı. 1979'da Türkiye Yazarlar Sendikası genel sekreteri oldu. 1982'de Barış Derneği kurucu ve yöneticisi olarak tutuklandı, on ay tutuklu kaldı. Cezaevinde bulunduğu sırada, Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus Ödülü 'nü kazandı. 1983'te 8 yıl hapse mahkum edildi. 1984'te ülkeden gizlice ayrılarak Fransa'ya gitti. Hakkındaki davaların beraatla sonuçlanması üzerine Haziran 1989'da Türkiye'ye döndü. 1995'te Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı seçilen şair; bu görevi 1999'a kadar iki dönem sürdürdü. 2002'de Türkiye PEN Yazarlar Derneği "Dünya Şiir Günü Büyük Ödülü" 'nü aldı. Ayrıca Rusya Federasyonunca kendisine uluslararası Puşkin Nişanı verildi. 1992'de İstanbul Üniversitesi'nde başladığı Rus Dili ve Edebiyatı öğretim üyeliğini 2003'te aynı üniversitede doçent, 2009'da Beykent Üniversitesi'nde profesör olarak sürdürdü. Halen İstanbul Aydın Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak dersler vermekte ve Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır. Aydınlanmanın düşünürü Kant, Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir. derken Cumhuriyet Aydınlanmasının önderi Mustafa Kemal Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek, akıl ve bilimin gelişimini inkar etmek olur ifadeleriyle 1920'li yıllarda Cumhuriyetin temellerini aydınlanma felsefesiyle şekillendiriyordu. Aydınlanma, felsefi kökleri Descartes'a kadar uzanan ve ilk önemli politik sonuçlarını Fransız Devrimi'yle hayata geçirmiş bir düşüncedir. Aydınlanma, Ortaçağdan Yeni Çağa yol almanın, özgürleşmenin düşünsel temelidir Batı'da Rönesans'la başlayan bir sürecin sonucunda ortaya -5-

6 çıkan, tanrı-merkezli dünyanın yerine insan-merkezli dünyayı, doğaüstü yerine doğayı, din referanslı yaşam yerine bilimi, aklı ve bilimsel eğitimi koyarak insanın kendi aklını keşfetmesi sürecini öne çıkarır Cumhuriyet Aydınlanması; akıl ve bilimin egemenliğinde laik-demokratik bir Türkiye arayışıdır. Cumhuriyet Aydınlanması, İnsan olma, birey olma, kadın-erkek eşitliği, eğitim yoluyla hayatların değişmesi, Millet Mektepleri, Halkevleri, Eğitmen Kursları, Köy Enstitüleri, Tercüme Bürosu, Konservatuar ve Opera, güzel sanatlar, özerk ve demokratik üniversite çaba ve emekleriyle dolu 92 yıllık bitmeyen bir yolculuğun, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik arayışlarının adıdır. Sayın Behramoğlu, bu arayışı 19.yüzyılda Namık Kemal kuşağı ile başlayan aydınlanma mücadelesi Mustafa Kemal ile zirveye ulaşmış ve evrensel bir boyut kazanmıştır. Ifadeleriyle değerlendirir. Behramoğlu bir yazısında İnsan yeryüzündeki karanlığı aklıyla aydınlatmaya koyulmuştur. Benimle bugünlerde yapılan bir söyleşide Neyin mucidi olmak isterdiniz? sorusunu, Ateşin diye yanıtladım. Ateşi keşfeden insan, dünyayı aydınlatma yolunda ilk adımı atan kişidir. ifadelerini kullanır. Sayın Ataol Behramoğlu aydınlanmayı Aydınlanma akıl demektir, Var oluş olgusunu akılla kavrama çabası demektir, akılda, bilimde, özetle de insanda odaklanan dünya görüşü demektir ifadeleriyle tanımlar. Behramoğlu, gerçek anlamıyla insan oluşumuzun, aydınlanma süreciyle başladığını belirtir ve aydınlanmayı reddeden, var oluşu akıl dışı, akıl ötesi, akıl üstü güçlerle açıklamaya çalışan anlayışlar, insanlaşma sürecinin gerisinde kalmıştır diyerek Aydınlanma değerlerinden yoksun biri, insan olma onurunun bilincinde değildir, Aydınlanma düşmanlığı ise tarihin bütün dönemlerinde, insanlık onurunun düşmanı olmuştur yorumunu yapar. Behramoğlu her daim umudun sesidir ve şöyle seslenir Tarihsel olarak bu savaşımın zaten en başından yenik olan, çağını çoktan tamamlamış bu gerici unsurların karşısında, üstelik yakın tarihin en büyük aydınlanma devrimlerinden birinin gerçekleştirilmiş olduğu bir ülkede umutsuz olmak ise her şeyden önce ayıptır Dünyanın ışığına gözlerini açan her yeni bebek, aydınlanma yolunda yeni bir olanak demektir. Aydınlanma arayıştır, yenilenmedir, bitimsiz ve doyumsuz bir keşif ve yaratış ve yaratılış olgusudur Ataol Behramoğlu Cumhuriyet Aydınlanmasının en önemli kazanımı olan ve bu günlerde 75. kuruluş yılını kutladığımız Köy Enstitüleri gerçeğini: Köy Enstitüleri gibi kısa sürede olumlu sonuçlar veren, öğrenim görmeye çarıklarıyla gelmiş yoksul köy çocuklarından dünya ölçüsünde yazarlar yaratan eğitim kurumları kapatılarak yerlerine skolastik düşüncenin bayrağını taşıyacak imam hatip okulları açıldı ifadeleriyle 1950'li yılları değerlendirir. Sayın Behramoğlu, yazdıklarıyla, dizeleriyle, duruşuyla gericiliğe, karanlığa ve despotizme karşı aydınlanmanın savunucusu oldu, aydınlanma düşüncesinin ve Köy Enstitülerinin yanında onurla yer aldı Bu nedenlerle derneğimizin 2014-Aydınlanma Onur Ödülünü, Sayın Behramoğlu'na 17 Nisan 2014 tarihinde YKKED-Balçova Belediyesi imecesi ile onurla, sevgiyle verdik. Ataol Behramoğlu, dayanışmadan, aydınlığa omuz omuza birlikten yürümeden yanadır. Bir yazısında bu düşünü Özgür düşünce, aklın üstünlüğü, kadınerkek eşitliği, insanlık onuru gibi modern insanlığı oluşturan en temel değerlerin bir tek ulusa, ya da bazı uluslara değil bütün insanlığa özgü olduğunu kanıtlayan Mustafa Kemal öncülüğündeki Cumhuriyet devrimleri, bunların başarılabilmesi, daha ileri aşamalara taşınabilmesi yolunda çok sağlam bir temel oluşturuyor. Yapılması gereken, öncü aydınların, sanatçıların, yazarların, bilim insanlarının, tekil çabalarını birleştirmeleri, daha ortak ve büyük bir güç oluşturmaları, böylece de ülkemizi karanlıklarda yok olmaktan kurtararak çağdaşlaşma evriminin yeni bir aşamasını gerçekleştirmeleridir. İfadeleriyle ortaya koyar. Jean Paul Sartre, aydın olma yı, dünyaya ve çağına karşı sorumlu olmak, yaşananları değerlendirerek haksızlıklara müdahale etmek olarak niteler. Sayın Behramoğlu da yaşadıdığımız kaotik-karanlık süreçlerde aydın sorumluluğunu bu tanıma yakışır bir şekilde yerine getirmeyi yaşam biçimi olarak seçen saygın bir aydınlık savaşçısıdır. Sanatçılar Girişimi üyesi olarak sanat, eğitim ve kültür dünyasında yaşanan olumsuzluklara anında yanıt vererek bir aydının toplumsal duyarlılığı anlamında demokratik kültüre çok değerli katkılar sağlamaktadır. Sayın Behramoğlu yine bir yazısında Günümüz dünyasının egemen güçleri, adları ve sanlarıyla söyleyecek olursak kapitalizm ve emperyalizm, dünyayı yeni bir ortaçağ karanlığına doğru sürüklemekteyken, insanlığın büyük aydınlanma mirasının bayraktarı olabilenlere ne mutlu! Ateşi keşfeden insanın günümüzdeki sürdürümcüleri onlardır diyerek eşitlik, özgürlük, kardeşlik arayışlarının kahramanlarını selamlar. Karanlığa itiraz eden, demokratik-hukuk devleti arayışlarını sürekli gündemde tutan, demokratik sanat ve kültürün, özgürlüğün egemen olduğu Aydınlık, Demokratik Türkiye arayışlarına emek veren, tuğla koyan, toplumcu şiir akımının değerli temsilcisi Sayın Ataol Behramoğlu'nun 50. sanat yılını kutlar, hayatımızdaki bir kutup yıldızı olarak umudun, aydınlığın, özgürlüğün sesi olarak sevgiyle, saygıyla selamlıyorum -6-

7 GÖZÜN AYDIN TÜRKİYE Prof. Dr. Osman GÖKÇE Kaynağı, kökeni ve dayanağı ne olursa olsun, bilimin en büyük düşmanı inanç bağnazlığıdır. Bilim kuşkuludur, meraklıdır, sorgular. Bilimsel bilginin tarlası kuşkulu, meraklı, hayal dolu ve sezgili beyinlerdir. Bilim kanıtlayıcıdır, ıspatlayıcıdır. Oysa inanç bağnazlığı bunlara kapalıdır, izin vermez. Diğer yandan, hangi din olursa olsun, en güçlü, en direngen, en bağlayıcı inanç bağnazlığı da, dinsel inanç bağnazlığıdır. Tarihsel süreç gösteriyor ki bilim ve bilim yuvası üniversiteler dinsel inanç bağnazlığından çok çekmişlerdir. Bu olgu bilime ve üniversitelere çok zarar vermiştir. Bugün de vermektedir. Örneğin, bilimin ve üniversitelerin temel değerlendirme ölçütü bilimsel ölçütlerdir. Bilim daha uzunu, daha ağırı, daha yükseği, daha büyüğü, daha doğruyu bilimsel ölçütlerle ölçerek saptar. Oysa bugün üniversitelerimizde yaşanan ve benim akademik yaşamımda çok sık gördüğüm şey bunun tersidir. Öğrenci alırken bu böyledir, öğrenci değerlendirirken bu böyledir, akademik personel alınırken bu böyledir, akademik yükselmelerde bu böyledir. Bölüm başkanı, anabilim dalı başkanı, araştırma merkezi müdürü, yüksekokul müdürü, dekan ve rektör atamalarında bu böyledir. Yani bilim kurumunun yönetimi bilimsel ölçütlere göre değil inançsal ölçütlere göre yapılmaktadır. Yansız değil yanlı olunmaktadır. Önyargısız değil önyargılı hareket edilmektedir. Bu konularda örnek vermeye kalkışmak ormanda ağaç aramak kadar abestir. Yalnızca benim başımdan geçen olayları anlatmaya çalışsam kitaplara sığmaz. Bu kadar çok böyle olan yani yanlış olan şeyden nasıl olur da şu kadar çok şöyle olan şeyler yani doğru şeyler beklenebilir?... Ayrıca, her kurum gibi üniversitenin başarısı da ürettiklerinin nitelik ve niceliği ile ölçülür. Üretimin bu özellikleri ise üretim sistemi ve üretimin girdisinden bağımsız olamaz. Üniversitelerin bilgi üretim ve yayım hizmetlerini bir kenara bırakarak yalnızca yetiştirdiği öğrenciler açısından olaya biraz yakından bakalım: Eğitilmişliğin ölçütü olarak Ortalama Eğitim Yılı, ulusal ve uluslararası düzeyde, en sık kullanılan bir ölçüttür. Bu ölçüte göre, Türkiye ortalama 7.6 yıl ile ortalama 9.5 yıl olan Sırbistan ve ortalama 11.2 yıl olan Azerbaycan'dan daha geride yer almaktadır. Yine bu ölçüte göre Türkiye'nin ortalama eğitim yılı 2005'ten 2013'e kadar geçen 8 yılda yalnızca 1.6 yıl artabilmiştir. Ancak, burada ben bu durumu yılların sayısı açısından yani süre açısından değerlendirmeyeceğim. Bu rakamların büyüklüğü ya da kçüklüğü üzerinde durmayacağaım. O konu da çok önemli bir konudur. Fakat o konuyu başka bir bağlamda ele almak uygun olur. Burada kısaca verilen ya da alınan eğitimde edinilen bilgilerin nicelik ve nitelikleri üzerinde duracağım. Soru şu: Okullarımızda öğrencilerimize hangi bilgiler öğretilmektedir? Çocuklarımıza ne kadar matematik, fizik, kimya, biyoloji; ne kadar psikoloji, sosyoloji, felsefe; ne kadar dil, tarih, coğrafya, din bilgisi öğretiyoruz? Bu sorunun yanıtını kısa adı PISA olan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı verilerine göre yanıtlamaya çlışacağım. PISA, üyesi bulunduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü yani OECD'nin her üç yılda 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir. Bu proje bağlamında öğrencilerin Matematik Okuryazarlığı, Fen Bilimleri Okuryazarlığı ve Okuma Becerileri ölçülmektedir. Burada okuryazarlık kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır Değerlendirme kapsam olarak örgün öğretime kayıtlı olan 15 yaş grubu öğrencilerin bulunduğu tüm okulları (İlköğretim, Genel Lise, Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Meslek Lisesi, Anadolu Meslek Lisesi, Çok Programlı Liseler, Özel Okullar vb.) içermektedir. OECD üyesi olan ülkemiz 2000 yılından başlayan ve her üç yılda bir uygulanan bu projeye 2003 yılından beri katılmakta ve ölçümlenmektedir. Çocuklarımızın uluslararası derecesi belirlenmektedir. -7-

8 PISA 2012 uygulamasının sonuçları, OECD sekreterliği tarafından Aralık 2013'te açıklanmıştır ( http//www.pisa.oecd.org). Değerlendirmeye alınan ülkeler şunlardır : OECD Üyesi Ülkeler: Almanya, Amerika, Avustralya, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Japonya, Kanada, Kore, Lüksemburg, Macaristan, Meksika, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, Şili, Türkiye, Yeni Zelanda, Yunanistan. Diğer Ülkeler: Arjantin, Arnavutluk, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya, Bulgaristan, Çin (Hong Kong), Çin (Makau), Çin ( Şanghay), Çin (Tayvan), Endonezya, Güney Kıbrıs, Hırvatistan, Karada ğ, Katar, Kazakistan, Kolombiya, Kosta Rika, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Malezya, Peru, Romanya, Rusya, Sırbistan, Singapur, Tayland, Tunus, Uruguay, Ürdün, Vietnam. Değerlendirme sonuçları kısaca şöyledir: -Türkiye'nin sıralamadaki yeri 2003'ten 2013'e kadar anlamlı bir biçimde değişmemiş ve OECD ülkeleri arasında 32. sırada kalmışız. Yani sondan üçüncü olmuşuz. -Matematik alanında değerlendirmeye alınan toplam 65 ülke arasında Çin (Şangkay) 613 puanla birinci, Türkiye 448 puanla kırkdördüncü ve Peru 368 puanla sonuncudur. OECD ülkeleri ortalaması 494 puandır. -Okuma alanında 65 ülke arasında Çin (Şangkay) birinci, Türkiye 475 puanla kırkikinci ve Peru 384 puanla sonuncudur. OECD ülkeleri ortalaması 496 puandır. -Fen alanında 65 ülke arasında Çin (Şangkay) 580 puanla birinci, Türkiye 463 puanla kırküçüncü ve Peru 373 puanla sonuncudur. OECD ülkeleri ortalaması 501 puandır. -Türkiye'deki farklı okullarımızın ortalama matematik başarı puanları incelendiğinde 391 puanla içinde İmam Hatip liselerinin de bulunduğu Meslek Liselerinin en düşük puana sahip olduğu, en yüksek puanın 668 ile Fen Liselerine ait olduğu, yine içinde Anadolu İmam Hatip Liselerinin de bulunduğu Anadolu Meslek Liselerinin 450, Anadolu Teknik Liselerinin 474, Anadolu Liselerinin 533 ve Anadolu Öğretmen Liselerinin de 577 puana sahip olduğu görülmektedir. Bu bilgileri akılda tutalım. Bir de ülkemizde okullaşma ile ilgili aşağıda sunacağım bir başka olguyu birlikte düşünelim: -Ülkemizde İmam ve Hatip yetiştirmek için ilk kez 1913'te bir okul açılmıştır. -Cumhuriyet'ten sonra 1924'te 29 adet İmam Hatip Mektepleri açılmıştır. Bu mekteplerin 1930 yılında öğrenci yokluğu nedeni ile tümü kapatılmıştır yılları arasında din eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığı içinde açılan Kur'an Kursları yarafından yerine getirilmiştir yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı İmam Hatip Kursları açılmıştır yılında İmam Hatip Okulları açılmıştır 'te İmam hatip Okulları'nın adı İmam Hatip Liseleri olarak değiştirilmiştir 'te Anadolu İmam Hatip Liseleri açılmaya başlanmıştır. -İmam Hatip Okullarının yılı toplam sayısı 450 ve bu okullarda okuyan öğrenci sayısı da 'tür. Aradan geçen 10 yıllık sürede yani yılında okul sayısı 2074 ve öğrenci sayısı da olmuştur. Yani 10 yılda okul sayısı 624 adet ve 6.61 kat, öğrenci sayısı da adet ve 6.99 kat artmıştır. Şimdi yukarıda sorduğum sorunun yanıtını düşünelim. Ben düşündüm ve vardığım sonucu aşğı a da veriyorum. Dilerim ki herkes düşünsün: Biz Sırbistan'dan ve Azerbaycan'dan bile düşük olan 7.6 Ortalama Eğitim Yılı ile nicelik olarak, ağırlıklı bir biçimde Din Bilgisi dersleri oktuyoruz ve öğetiyoruz çocuklarımıza. Nitelik olarak da Matematik Okuryazarlığından, Fen Okuryazarlığından ve Okuma Becerisinden uluslararası düzeyde nal topluyoruz. Mutlu olun çocuklar! Gözün aydın Türkiye! Bir kapısından pamuk girip diğer kapısından ipekli kumaş çıkan bir fabrika henüz yapılmamıştır. Maden ocağından gelen kamyon kamyon demir filizini bir baştan sokup öbür baştan külçe külçe altın üreten fabrika henüz kurulamamıştır. Şapı kaynatmakla şeker olmuyor. Üniversite ne yapsın? Giriş kapısından imam alıp çıkış kapısından fizikçi Albert Einstein mezun edecek sihirbazlığı hangi üniversite gösterebilir? Buyurun cenaze namazına... Bornova, 16 Şubat

9 AFRODİSYAS Tahsin ŞİMŞEK İnsan Karya'da yaşar. der Herodot, Halikarnaslı hemşerimiz Şu bizim tarih baba. Afrodisyas'tır Karya'nın altın tacı Sarışın rüzgârların kenti Güzelliğin, Doyasıya aşkın Ve bir beyaz merhabanın Hani şu ağustos a adınıveren Augustus'un Tüm Asya'nın içinden bir tek bu kenti seçtim kendime dediği Merak bu ya İki sayfa daha çevirelim, Tarihten ve yürekten hadi: Roma bilir miydi acaba Afrodisyas olmasaydı Heykeli ve felsefeyi; Donkişot'tan 1500 yıl önce Bir roman yazıldığını Afrodisyas'ta Herhangi bir edebiyat meraklısı Venüs'tür öteki adı. Şair düşlerindeyse Söze secde ettiren Milo Venüs'ü, Hani Afrodisyas'a kapı komşu Antakyalı Aleksandros'la Güzellikte yürek yarıştıran. Bu yüzden burada Surlara sığmaz hiçbir yaşam Hiçbir anı İşte böyle sevgili, Afrodisyas bize Bir de şunu öğretir iyice: Ne aşk girer kalıba Bir gönülde Ne güzellik. Tek doğru odur ki Gönül kimi severse Zamanın Ve tarihin gönlünü sorarsan Günbatımlarından hemen sonra Samanyolu'nda buluşmaktır Afrodit'le hâlâ O beyaz merhabada O Afrodisyas ki Afrodit'ten alır adını Aşkın ve güzelliğin O köpük beyazı tanrıçasından Gökyüzünün çoban yıldızından Dipnot: Heredot: MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan ve tarihin babası kabul edilen Bodrumlu (Halikarnas) yazar. Augustos (MÖ 27-MS14) Roma imparatoru. Karya: Büyük Menderes ile Fethiye'nin doğusundaki Eşen Çayı arasında kalan Güney Ege'nin antik dönemdeki adı. Antakyalı Aleksandros, Milo Venüsü'nün heykeltraşı. Bu Antakya (Antiokhia), Dandalas'ın Büyük Menderes'e karıştığı yerde, Başaran Köyü sınırları içinde yer alan, Afrodisyas'a komşu antik kenttir. -9-

10 BU KÖRDÜĞÜMÜN EMİ DE UMARI DA EĞİTİM Rıza YETİM Toplumsal yaşamımız, Cumhuriyetimiz; Cumhuriyetle elde ettiğimiz kazanımlar, hatta bireysel özgürlüklerimiz, bütünüyle kördüğüm. Önümüz karanlık, karanlığa doğru hızla yuvarlanıp gidiyoruz ama tepkilerimiz yetersiz. Oysa teslim olmak, boyun eğmek ayıp. Bilenler görenler, gidişin kötüye doğru olduğunun ayrımında olanlar için ayıp. Aydınlığın gönencinden gelenler, bilimin özgürlüğünü, insanlığın onurunu yaşayanlar için ayıp. İnsansak, bir ayak önce bu ayıptan kurtulmalıı y z. Hiç değilse, ayıplıyaşamak, tedirgin etmeli bizi. Çünkü bu sorun, ülke sorunu olduğu dekli, belki de ondan önce bile onur sorunudur. Hiç kuşkusuz,hepimiz, nohuda makarnaya, on torba kömüre onurumuzu satmadık.hele hele, inancımızla oynayanların kulu kölesi olmaya evet demedik, diyemeyiz. İnsansak, sorup sorgulamalı, sorulara ve sorunlara yanıt bulmalıyız. Çoğumuz, neden karanlığın kör kuyusuna düştüğümüzü tam olarak bilmiyoruz, bu açık. Bilsek, yumruğumuzu aynı yere vururuz, bilsek, sesimiz çok daha gür çıkar. Salt bugün değil, dün de bilemedik, dün de sesimiz gür çıkmadı. Örneğin, köy enstitüleri kapatılırken aydınlıkta yaşadığını sananlarımız ne yaptı? Tıpkı bugünküler gibi pusmadılar mı? Eğer onlar,pusup teslim bayrağını çekmeselerdi, köy enstitüleri kolay kolay kapatılamaz, biz de bugünleri, bu kördüğüm olmuş açmazları hiç görmezdik. Çünkü eğitim, böyle çürük döküntüleri, onurunu makarnaya nohuda, on torba kömüre değişen insan değilleri eleyip atardı köy enstitüler kapatılmış olmasaydı. İnsanları aydınlığa, uygarlığa, erince ve gönence, yani,insan olup insanca yaşamaya hangi eğitim götürürdü? Hiç kuşkusuz, sorup sorgulayan, eleştiren, yamukları düzelten,üretirken eğitip öğreten; sevgi ve barışı, birlikte yaşamayı, birlikte başarmayı öne alan çağcıl ve yaşamsal bir eğitim. Tıpkı İsmail Hakkı Tonguç'un ilke ve yöntemlerini ve işlerliğini ortaya koyup kanıtladığı köy enstitüsü uygulaması gibi bir eğitim. Yani, bize özgü, bizim öz ekinimizden ve bizim yaşam gerçeklerimizden doğma Atatürkçü,aydınlıkçı,bilim ve barıştan yana, insancıl bir eğitim. Erince gönence, mutluluk, sevgi ve barışa götüren bir eğitim.özet olarak, insanı insan yapan, insanlığa yaraşır bir eğitim. Söylenceye dayalı değil, gerçekleri dokuya dokuya yaşatan özgür bir eğitim. Kulaktan dolma değil, yaparak yaşayarak, üretip yaratarak ussal ve deneysel bir eğitim. Yani, başarıyla uygulanmış, ürünleri ortada olan köy enstitüsü adlı övünülesi kanıtlanmış bir eğitim. Şimdi ortada bir sorun var. İnsanlarımızın yarıs ı, kimlik, kişilik ve onuruna sahip değil. Bu insanların, elleri kollar ı, en önemlisi, onurları istençleri, inanç ve para aracılığıyla bukağaya vurulmu ş, onların hepsi de etkisiz ve tepkisiz hale gelmişler. Neden? Neden olacak, aldıkları eğitim yüzünden. Onlara sorma sorgulama, sorunlara çözüm arayıp bulma, sınayıp denemediği bilgi, bulgu ve söylentiden kuşkulanma öğretilmemi ş. Onlara, En doğrusunu büyüklerimiz bilir. Bizi her zaman büyüklerimiz bizden daha iyi düşünür. Ululemre uymayanlar, tanrıya ve peygambere karşı gelmiş olurlar. Eti senin,kemiği benim. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter. diye öğretilmi ş, sorup sorgulama yasaklanm ış. Öğretmen anlatm ış, onlar dinlemişler. Okullarda hep uslu çocuk olmuşlar. Günah korkusuyla yaşamışlar. Onur nedir bilmeden almaya alıştırılmışlar. Doğrulardan gerçeklerden korkup kaçmışlar. Kendilerini kendileri değil, dinsel inançları yönetmi ş. Üretip ortaya koyduklarıyla değil, boş sözlerle kendilerini savunmuşlar. Kim onlardan yana duruş gösteriyorsa, kim onların hakkı için savaşım veriyorsa, onlara düşman olmuşlar. O yüzden, oylarını karanlığa karanlığa çeken yarasalara veriyorlar. Hep yanlış eğitim yüzünden. Hep kimliklerini kişiliklerini bilmemeleri, öz varlık saygılarını yitirmiş olmaları yüzünden. Hep başkalarından beklemelerinden dolay ı. Onların uslarıtutsak olmamışolsa, olasıdeğil, bu iletişim, bilim ve bilişim çağında böyle mal gibi tepkisiz durmazlard ı. Bir de şu var: Bu ülkede bilgütay(üniversite)diye hiçbir kurum yok sanki. Nedir bilgütayın görevi? Bilgi üretmek. Kimin için? Ülkemizin insanlar ı, hatta insanlık için. Ne yapıyor bizim bilgütaylarımız, bilim insanlarımız? Durup bekliyor, üzerlerine ölü -10-

11 toprağı örtülmüş gibi sus pus olmuşlar, iktidara bağılsız koşulsuz kulluk ediyorlar. En çok inanıp güvendiğimiz bilgütaylardan da umut yok. İş, gerçek yurtseverlere, gerçek aydınlara düşüyor. Öyleyse hiç durmadan bir ayak önce eğitim savaşına başlamak zorundayız. Bugünkü açmazlardan kurtulmak için ulusal eğitimimizi ta baştan ele almazsak olmaz. Eğer insanımızı insan yapmak, insan olarak uygar, mutlu, erinç ve gönenç içinde yaşatmak isteyip şu içinde bulunduğumuz utanç verici karanlık eğitim sarmalından kurtarmak istiyorsak; Cumhuriyetin getirdiği tüm eğitim değerlerinden yararlanarak eğitim dizgemizi, istediğimiz temele oturtmak için hiç durmadan kolları sıvamada geç kalmamamız gerektiğinin bilincinde olmamız gerekir. Hem de hiçbir engelden, hiçbir baskıdan yılıp korkmadan. Dediği gibi Tonguç Baba'nın Korku, bizden korksun. Ayrıca, geç kalmak teslim olmak demektir. Teslim olmaksa, salt kendimiz için değil, gelecek kuşaklar için de yıkım olacaktır hiç kuşkusuz. Gelin hep birlikte geleceğimiz için direnelim! Bu hallere düşmüş olmamız asla yazgı değildir, bunu bilelim. Öteki yarımız, yazgı olarak kabul etse bile yüzü güneşe dönük olanlar için karanlığa teslim olmayanlar için hiçbir zaman yazgı olmayacak, hiçbir zaman aydınlıkta yürüyenleri karanlığın kör kuyusuna çekemeyecektir. Görevimiz, öteki yarımızı yazgı tutsaklığından kurtarmaktır. Nasıl mı? İşlevi karanlığa götüren bu eğitim dizgesini söküp atarak. Söküp atıp da yerine insanı insan yapan, - kul değil,- üretken eğitimi yaşama geçirerek. O zaman karanlığa giden yolları kapatmış oluruz. O zaman çağdaş uygarlık yollarıaçılır, o zaman sevgi ve barışgülleri açar ülkemizde. Bugünler, inancımızı savunma günleri, insanlığımızı ortaya koyma günleri. Bugünler, çocuklarımızı ve geleceğimizi kurtarma günleri. Bugünler, yiğitliğimizi gösterme günleri. Bugünler, özveri günleri. Sis basmış yanımızı yöremizi, göz gözü görmez olmuş. Geç kaldık karanlıkların üstüne üstüne gitmeye. Dağ başlarını duman almadan yürüyelim arkadaşlar! Uyuma diyenler uyuttu bizi Mehmet GENÇ Sen şey de, deme başka bir şey, kal öylece Ben hiç dedikten sonra durup bakışalım Bilirsin söz düğümlenmesidir bu iki sözcük Sevmişimdir bu iki sözcüğün art arda gelişini Temize çekelim kendimizi gecenin kör noktasında Uyumayalım, uyuklayana aşk çarpsın bu gece Sisli havada sürüye ninni çeksin kurtlar Ev sahibinin uykuya dalışını beklesin tilki Hele patron sendika başkanını yemlesin Yedi düvel uyuma diyenler uyuttu bizi Çağın tanığı olsun uykuya hasret aşklar Uyumayalım, uykusuz kalalım bu gece Savaş kararları altında imzası olmayan Kadın, çocuk ve Çingenelerin ölüm yaşına Yüz yıl sınırı getirmiş şiirin yeni yasası Kutlayalım bu zaferi, uyumayalım güzelim Bilinçsizce gözlerimizi kapasak da sevişirken Uyumayalım, uyuma diyenler uyuttu bizi Kan meydanında boş beşiği omuzlayan kadın Son damla deniz suyunu deve içti, tuzdur kalan Kanayan yaraya tuz basma devri geldi geçti Sevinçle havuzdan çıkan ördek yavrularının Islak olmayışına şaşarak uyumayalım kadınım Uyumayalım, uyuma diyenler uyuttu bizi Tarih kitaplarının görünmeyen sayfalarında Kan kaşanarak* gelip geçerken madalyalılar Ahmak ıslatan yağmurları ıslatsın bu kara geceyi Aldırma, güvercin kanatlarıdır omzuna yağan kar Üşenmeyip yıldızları sayalım geceden habersiz Kim az yıldız saymışsa zamansız bir aşk çarpsın Kara sabunla eze eze yıkadı tellak derimi Çıkmıyor tenimdeki gençliğimden kalma izler Gitti giden ömrün geri sensiz dönülmezliğinde Halk türkülerine yansıyan hasretten beter Beni ensemden ve sırtımdan öpme güzelim Sırtımda hâlâ cop, ensemde polisin göz izi * Korkudan idrar kaçırmak -11-

12 Tarımı sömüren, çiftçiyi yoksullaştıran ekonomi politikaları Prof. Dr. T. Ayhan ÇIKIN Son çeyrek yüzyıldır Türk tarımı, Cumhuriyet döneminin en bunalımlı günlerini yaşamaktadır. Yüzyıllar süren bitmez tükenmez savaşların ardından ulusal kurtuluş savaşının başarıyla sonuçlanmasında Türk halkının elindeki yegane kaynak tarımdı. Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında genç Türkiye'nin yaptığı atılımlarda tek dayanak noktası tarımdı. Bugünkü sanayileşme sürecinin temel mayası, 1930'lu yıllarda atılırken tarımdan başka basamak yapılacak bir sektör yok gibiydi. Son onlu yıllarda Sümerbankı bitirdik, yakında tarihten silinir. söylemiyle övünenlerin yetiştiği okullar ve sanayi kuruluşlarının hepsinin harcında Türk tarımının yadsınamaz payları vardır. Sanayileşmemiz onun omuzlarında yükseldi, dış ticareti, bankacılığı onunla öğrendik. Çok partili demokrasiye geçerken tarım odaklı tartışmalar hep gündemdeydi. Nasıl oldu bu? Türk ekonomisinin bu günlere gelmesinde, 1930'ların uygulamalarını eleştirenler, o günün koşullarında nasıl politikalar üretilip, yoksul bir ülkenin tek kaynağı olan tarımından nasıl bir çağdaş Türkiye Cumhuriyeti yaratıldığını anladıklarını sanmıyorum. Nedir o günlerin politikasının özü? Öncelikle tek üretim kaynağı olan toprak potansiyelini ve onun üzerindeki insan kaynağını harekete geçirebilen bir sistem yaratmak Yer altı kaynaklarını harekete geçiren politikaları bir yana bırakıyorum. Sadece tarım kısmını şöyle bir irdeleyelim : - Öncelikle insan beslenmesinin temel kaynağı olan hububat üretimini sürekli kılan ve onu pazara ve sanayiye sürekli ürün veren bir düzen kurmak (Toprak Mahsulleri Ofisi örneği). - Ardından insanın temel giyim ihtiyacı olan pamuk ve pamuklu sanayini devreye sokmak (Tarım Satış Kooperatifleri ve Sümerbank örneği); - yine insanların önemli enerji kaynağı olan şekeri elde etme çabaları (şeker pancarı tarımını geliştirme ve şeker sanayi örneği[1]). - Yabancıların elindeki Tütün Rejisini ulusallaştırarak yüz binlerce tütün yetiştiren aileye ve yeterli geliri olmayan maliyeye önemli gelirler yaratmak (Tekel örneği). - Ayrıca tarımsal hammaddeleri kullanan sanayilerle (özel ve kamuya ait) tarım-sanayi bütünleşmesini sağlama çalışmaları. - Tarımın ve tarıma dayalı sanayilerin finans desteğini yapabilecek finans kurumlaşması örneği (Ziraat Bankasının bu amaca uygun yapılandırılması ve Tarım Kredi Kooperatifleri örneği). - Tarıma teknik girdi sağlayacak ve bunu çiftçinin tarlasına kadar ulaştıracak girdi üretimi ve dağıtım kanalları (Zirai Donatım Kurumu örneği). - Çiftçinin beyinsel gücünü, çevresindeki kaynakları algılayabilecek bir şekilde geliştiren bir eğitim ve yayım örgütünün kurulması ( Köy Enstitüleri ve Tarımsal Yayım Teşkilatı örneği)... - Vb vb Örnekler çoğaltılabilir. 1930'lar döneminin tarım politikalarını, daha doğrusu ekonomi politikalarını şöylece özetlemek mümkündür : Her alanda üretimi artırmak için onun sanayisiyle, pazarıyla, hizmetler kesimiyle organik bir doku içinde çalışan bir ekonomi politikası. Zorunlu ve gerekli olarak bu politikanın en büyük aktörü Devlet olmak durumunda kalmıştır. Çünkü, yeterli sermaye, bilgi birikimi ve girişimci insan tipi yoktu. Ancak, özel girişimcinin de yolları tıkanmamıştır Bugün övündüğümüz tekstil sanayi, bu politikanın eseridir. Ne yazık ki, bu ülkenin bir bakanı çıkıp da, Sümerbankı bitirdik sözüne bu kesimden bir tepki beklerdim Ne yazık ki böyle bir tepki göremedim. Bu politikaların rüzgarıyla 1980'li yıllara kadar dünyada iyi gelişen, dünyaya örnek gösterilen bir tarımsal gelişme yaşadık. Sonra ne oldu da Türk tarımı bugünkü hazan mevsimine girdi? Tarımda rüzgarlar niye tersine esmeye başladı? Bunun pek çok nedenleri sıralanabilir: - tarımsal yapının bozukluğu, - tarımı finanse eden bir bağımsız banka sisteminin olmayışı, -12-

13 -Türk çiftçisinin kendi öz potansiyelinin tarımda bir dinamizm yaratamaması, vb -Vb.. pek çok nedenler ileri sürülebilir. Bunlar alt yapı sorunlarıdır. Alt yapı sorunlarının çözümü de siyasi sorumlulara aittir. ** AB'ye girme sorunları çözecek mi? Türkiye, AB'ye girme niyetini 1963'te ortaya koydu. 1980'de tam anlamıyla piyasa ekonomisine geçişi benimsedi. Bütçe ve dış ticaret açıkları, iç ve dış borçlanma ile kapatılmaya yönelindi. Ülke, son çeyrek yüz yıl içinde ulusal geliri boyutunda borçlandırıldı. Vergileme sistemi, adeta rant vergi sistemine dönüştürüldü. Tarım, iç ve dış ticaret hadleri aracılığı ile adeta sömürüye açıldı. Çiftçiler, kendi iç dinamiklerini harekete geçirebilecek bir eğitim sisteminden uzak kaldı. Tarım dışı kesimlerde müdahale sistemini kaldıran siyasi erkler, tarımın daha fazla sömürülmesi için, tarımsal girdi fiyatlarını yükselten, tarım ürünleri fiyatlarını düşük tutan politikalara ağırlık verdi. Çiftçi, kendini siyasi ve ekonomik konumlarda ifade edebilecek örgütlenmeden yoksun bırakıldı. Çiftçi ve işçi örgütlenmeleri üzerinde siyasi erkin uyguladıkları kafa karıştırıcı yasal düzenlemeler ve uygulamalar, emekleriyle geçinenlerin bu sömürü sistemini kavramalarını zorlaştırdı. Kısacası, kırsal kesim, kendi dinamiğini yaratmada yetersiz kaldı. Tarım kesimi, finansal alt yapısız bırakıldı. 1970'lerde Köy Koop hareketiyle yaratılan dinamizm, 1980'lerde kırıldı. Örneğin, tarım ve kooperatiflerin finans alt yapısı çeşitli bahanelerle engellendi. 1970'lerde, Köy Koop'un satın aldığı bir banka, dönemin maliye bakanı tarafından bir gecede, sermaye artırımı yapılarak, bu bankanın o yıllardaki bir başbakanın yeğenine aktarılması sağlandı. 1980'li yıllara doğru yoğunlaşan Stand-by anlaşmaları ile tarıma yapılan destekler, teker teker ortadan kaldırıldı. 2000'li yıllarda çıkarılan tütün ve şeker yasalarıyla, tarımın bu gözde sektörlerinin piyasa alanları yabancılara adeta peşkeş çekildi. Tarımsal KİT'ler özelleştirilerek tarımın sanayi ve pazar ile ilişkileri kurumsuzlaştırıldı. Bunların yerine yeni kurumsal yapılar oluşturulmadı. Örneğin Yunanistan, Türkiye'deki TMO'sine benzer bir kurumunu özelleştirirken, bunu alabilecek ve yönetebilecek çiftçi kooperatiflerini yaratmak için 15 yıl uğraş verdi. Uluslararası anlaşmalar ve tarım? Son çeyrek yüzyıldır, Türkiye'nin siyasi sorumluları, çiftçilere Dünya ölçeğinde rekabet etmelerini söylüyorlar. 1994'de GATT Uruguay Tarım Ticaret anlaşmasını, 1995'te AB Gümrük Birliği, Dünya Bankası ile Stand-by anlaşmaları imzalanırken tarımın mevcut yapısının Dünya rekabetine açılmaya elverişli olup olmadığı hiç düşünülmedi mi? Düşünülmediyse, tarımın bu gün düştüğü sıkıntıdan sorumlu olanlar çiftçiler mi, yoksa Türkiye'yi uluslararası rekabete açan anlaşmalara imza koyan siyasi sorumlular mı? AB ile bütünleşmek elbette büyük bir proje. Bu projenin getirece ği oldu ğu gibi götürece ği de var. 1950'lerden sonra tarıma uygulanan politikalar, çiftçiyi piyasa ekonomisine adapte olmaktan çok, 1930'ların projesi çerçevesi içinde oluşturulan kurumsal dokulardan yararlanarak, seçimden seçime biraz yükseltilen girdi ve çıktı destekleri olmuştur. Türkiye'nin mali politikalar ı, reel üretim yerine, rant tipi vergilendirmeye dönük olduğundan, tarım politikalar ı, piyasada oluşan fiyatlar yoluyla bu açığı kapatacak şekilde organize edildi. AB uyguladığı tarım politikaları ile önce kendine yeterli bir tarım yarattı. 1980'lerden sonra da bu politikalarla, tarımda ihracatçı bir konuma geldi. 1960'larda tarım ürünleri bakımından net ithalatçı olan AB, bugün net ihracatçı yapıya ulaştıysa, burada piyasa mekanizması içinde kooperatifleşmenin rolü inkar edilemez. Türkiye'nin AB müzakerelerinde en sıkıntı çekeceği dosya Tarım Dosyasıdır. Bunun nedenleri bütün ayrıntılarıyla basında yer almaktadır. Tarımda son yarım yüzyıldır yapamadığımızı şimdi AB kanalıyla yapmak durumunda kalacağız. Bu, en az bir nesil, çiftçinin oldukça sıkıntılı yıllar geçireceği anlamındadır. Gelecek kuşaklar rahat edebilecekler mi? Gelecek çiftçi kuşaklarının refah ı, AB ile müzakerede Türk tarafıı n n başarıı s na ve uygulamalara ba ğı l olacaktır. Özellikle hayvancıı l k, tütün, pamuk, şeker ve hububat üreticilerinin oldukça sıkıntılar yaşayacağını söylemek pek de kehanet olmayacaktır. Öncelikle tarımsal alt yapıy ı, tarım işletmelerini belirli bir ölçeğe getirerek rekabet gücünü geliştirmek durumundayız. Tarım- sanayi-hizmetler dizisinde yer almasını sağlayacak örgütlenme (özellikle kooperatifçilik) konusunda örgün ve yaygın e ğitim verecek önlemleri almalıı y z. Bugünkü rekabet düzeni içinde finansal yapıyla desteklenmeyen sektörlerin yaşama şansı zordur. Onun için Türkiye'de, tarımı ve onun kooperatiflerini kucaklayacak bir banka sistemi oluşturmak zorunludur [1] Türkiye'de ilk şeker fabrikasının temeli 1925'de Uşak'ta atılmıştır; ilk şeker üretimi Alpullu şeker fabrikasında gerçekleştirilmiştir; 1933'de Eskişehir, 1934'de Turhal şeker fabrikaları devreye girmiştir yıı l nda Şeker Enstitüsü kurulmuştur (AÇ) -13-

14 Emin UGUNLU'dan ilgilisine: Diyorsun ki: - ''Dedesinin mezar taşını okuyamayan tek millet biziz.' Aklınca harf devrimini, dil devrimini, Kemalizm'i tam on ikiden vurduğunu sanıyorsun böylece... Yazıyı ve dili değiştirerek kuşaklar arasındaki kültürel kopuşu gerçekleştirdiğini ima ediyorsun Kemalistlerin. Herkese Osmanlıcayı öğreterek bu kuşaklar arası kültürel kopuşun ortadan kalkacağı gibi bir niyeti kullanarak sinsi sinsi vuruyorsun Kemalizm'e. Şimdi biraz zamanını çalacağım. Lütfen beni iyi dinle: Osmanlı dedelerimizin dedeleri, Göktürkler ve Uygurlar'dı. Göktürklerin kendilerine özgü alfabeleri vardı. Uygurların alfabeleri de büyük ölçüde özgün bir alfabedir. Bu dedelerimizin dilleri de pırıl pırıl bir Türkçe'ydi. Sonra ne mi oldu? Karahanlı, Selçuklu, Osmanlı dedelerimiz bu milli yazıyı bırakıp yerine Arap yazısını aldılar. Güzel Türkçe'mizi yazı, kültür, devlet dili olmaktan çıkardılar; Arapça ve Farsça' ya yöneldiler. Böylece asıl kuşaklar arası kültürel kopuş o zaman gerçekleşmiş oldu. Artık dedelerimiz, asıl dedeleri olan Göktürk-Uygur dedelerinin mezar taşlarını okuyamaz ve anlayamaz duruma geldiler. Osmanlı dedelerimiz zamanında bunun üzerine bir de ''Arapça+Farsça+Türkçe'' nin karışımından, adına ''Osmanlıca'' denilen yapay bir dil oluştu. Osmanlı dedelerimiz bu yapay dili, devlet ve yazı dili olarak kullandılar. Halk bu dilden hiçbir şey anlamıyordu. Saray ve devlet daireleri, konak, medrese üçgeninde kullanılan bu dil; devletle halk; halkla aydınlar arasında iletişim zorluğuna yol açtı. Onları bir ölçüde birbirlerine yabancılaştırdı. Ünsüz harfler bakımından bir enflasyon gösteren Arap Alfabesi, ünlü harfler bakımından tam bir çölistandı. Oysa güzel Türkçe'miz ünlüler bakımından bir Cennet zenginliğindeydi. Yani Arap Alfabesi Türkçe'mizin sesler dünyasına taban tabana tersti. Bu, okuma-yazmayı çok çok zorlaştıran bir durumdu. ADABELEN Değerli Osmanlıcı ve Osmanlıcacı kardeşim, Emin UGUNLU Türkçe ile felsefe yapılamaz, diyenlere selam olsun! Osmanlılar zamanında Osmanlı dedelerimiz, değil dedelerinin, babalarının dahi mezar taşlarını okuyamıyorlardı. Çünkü okuma-yazma bilmiyorlardı. Okuma bilenlerin oranı ancak % 5'ti. Okuma bilenlerin de çok çok büyük bir kısmı yazma bilmiyordu. Okuma bilenlerin tamamına yakını erkekti. Kadınlar arasında okuma bilen çok çok azdı. Bu yıllarda nüfusun % 80'ninden fazlası kırsal kesimdeydi; ama okumayazma bilenlerin tamamına yakını kentlerdeydi... Osmanlı nenelerimizin maalesef neredeyse tamamı alfabesizdi. Değerli kardeşim, Ayrıca tarihimizin çeşitli dönemlerinde eski yazıyla yazılmış temel eserlerin belki de tamamına yakını transkripize edilerek günümüz yazısına çevrilmiştir. Bunlar; bu halleriyle üniversite kütüphanelerinde, büyük kütüphanelerde bulunuyorlar; sizlerin, bizlerin ilgilerini bekliyorlar.. Benim Osmanlıcacı güzel kardeşim, sen bunların kaçını okudun? Yoksa okumak istedin de Kemalistler mi engelledi?(!) Konuyla ilgili daha çok şeyler söylenebilir. Ben, küçük bir hatırlatma yapayım, dedim.. Belki de haddimi aştım. İnşallah uzmanlar konuyu çok daha derinlikli biçimde ortaya koyarlar. Ancak şunu da belirteyim: Böbürlenmek gibi olmasın Osmanlıca'yı az çok bilirim. Çünkü üniversitenin Türkoloji bölümünden mezunum. Lisans tezim de Künhü'l Ahbar adlı meşhur Osmanlı tarihinin yazarı Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Ali'nin MİHR Ü MAH mesnevisinin transkripsiyonudur beyiti epey geçen bu el yazması mesnevinin tek nüshası, British Museum'dadır. Ben mikrofilmden çevirmiştim yeni yazıya.. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin kütüphanesinde bekliyor.. Dengemizi koruyarak, art niyetsiz tartışarak her şeyi anlamaya çalışalım. Unutmayalım ki ''Dün ile bugünü kavga ettirirsek yarınımızı kaybedebiliriz.'' -14-

15 Plastik Omurgalılar veya Naylon Adamsılar Hüseyin YAŞAR* Güç karşısında inand ığı/düşündüğü gibi davranamayan insanlar vardır. Kendisi olmayan, sahte bir yüzle /maske ile çıkarlar topluma. Sahtekârlık onlar için yaşam biçimi olmuştur. Yalan, talan ve zulüm karşısında suskundurlar. Daha iyi olanaklara kavuşabilmek için, yetkilerini keyfi kullananlara karşı çıkamazlar. Hatta amirlerinin makul istekleri karşısında bile aşırı duyarlılık gösterirler. Onları memnun etmek için onurlarından, hatta olası tehlikeleri bertaraf etmek için namuslarından dahi taviz verebilirler. Asli görevlerini onurlu bir görev olarak değil, hizmetçi/köle anlay ışı/duygusu ile yerine getirirler. Güç kimdeyse o yana yaslanırlar. Hatalı olana karşı direnemez, en küçük tehlikede saf değiştirirler, karabatak gibi hemen suya dalar ve uzun süre görünmez olurlar. Küçücük bir tartışmada ortadan kaybolurlar. Bir olay karşısında olumlu ya da olumsuz bir tavır koyamaz, olayın iki tarafı da onun nezdinde haklıdırlar. Filozofça fikir içeren yazılar/konuşmalar döktürürler. Yazarlar ama yazdıklarının içeriğini yerine getirmezler. Örneğin, aşık oldum, bile derler ancak aşık olmak onların kaldıramayacağı kadar ağırdır. Kaldırmaya kalkınca kantarları bozulur. Yoldaşlarını yolda terk ederler. Köstebek gibi deliğe girer, ortalık yatışana kadar yeraltında kalırlar. Çünkü doğacak olası bir sorumluluktan korkarlar. Hiç kimsenin görmediği güvenli ortamlarda ve tatlı sularda tatlı su kelebekleri gibi uçuşurlar, gerektiğinde bir dostluk için kendini dipsiz uçurumlara atacağı hissini verirler, ama küçücük bir tıkırtıda sıvışıverirler. Baskılara karşı direnmezler, direnemezler. Çünkü ya omurgasız ya da omurgaları plastiktir. Halk deyimi ile naylon insanladır/ adamsıdırlar. Güneş batınca parlayan yıldızlar cinsinden değil, karanlık başlayınca karanlığa karışanlardandırlar. Bir partiye kayıtlı, hatta o partide milletvekili ve bakan olabilirler. Kişilikleri kurşun askerlerden daha aşağıda olduğu için gözleri daima genel başkanın gözündedir. İşaretle parmak kaldırırlarindirirler. Talimatla hareket ederler; kendi düşüncelerini söyleyemezler. Yapılanları sorgulayamazlar. Partide isimleri var, fakat kişilikleri yoktur. Naylon oyuncak gibi ezilmişlerdir. Ama omurgaları plastik olduğu için fiziksel bir hasar söz konusu değildir. Din ticareti yaparak geçimlerini sağlarlar. Yüzleri güleçtir. Güleç yüzleri çoğunluğun anladığı anlamda içinin dışa vurumu değildir; bir zaman önce gülerken donmuş, o günden bu yana yüzünde asılı kalmış bir maskedir. Çok sayıda maske çeşidine sahiptirler, güç veya güçlüyle karşılaşınca maskeleri hazırdır; yüzlerine takıverirler. Laf taşımakta üstlerine yoktur. Bundan en yakın 'arkadaşlarının' bile zarar göreceği onları ilgilendirmez. Patrona, ağaya, müdüre, genel başkana veya bölüm şefine şirin görünmek onlar için en büyük ''ibadet'' sayılır. Çalışma hayatında, göze girmek için istenilenin ötesinde işler yaparlar. Bu işleri ve yeni yaratılarını yakınlarına söylemezler, gizlerler. Söylemeyerek iş arkadaşları arasında kendilerince ''fark'' yaratırlar. Farkın iş arkadaşlarına yeni yük getirdiğini, işverene karşı onları zora soktuğunu bilmezler, ya da bilmek istemezler. Böyle bir sorun onların gündemlerinde bile yoktur. Bunlar, eskiden padişahları güldürür/eğlendirirlerdi ve soytarı olarak adlandırılırdı. Şimdi işlevleri değişti; iktidarların veya bazı kurumların tahkimatında dolgu maddesi olarak kullanılıyorlar. Bunlar ya ana, ya da babadırlar, ya da olacaklardır. Ön teker nerden giderse arka teker de oradan gider, hesabından düşünürsek, çocuklarına böyle bir ana/baba/öğretmen olmak, gelecek için ne büyük talihsizliktir. Mesleklerinin öğretmen olmasını düşünmek ise bir kâbustur. Böylelerini takip edenler, uyandıklarında / uyanabilirlerse, ne -15-

16 büyük kaos içinde olduklarını, atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra, göreceklerdir. Bu cinslerden /cisimlerden dün de vardı, bugün de var.12 Eylül herkesi kavururken plastik omurgaya sahip olan bu tipler ayaktaydılar. Onları ne tank ezebildi, ne de dipçik kırabildi. Her iktidar değişiminde ön saflarda onlar vardır. Her iktidar, her müdür veya ortam değişimi onlar için''dört gözle bekledikleri bir hasrettir''çünkü. Bu kişiliği ezik, kimliği çizik insan tipi nereden çıkt ı, diye merak edenler varsa okullara bakıversinler. Gerçekten, müfredat adı verilen malumat/enformasyon, okullarda, sormadan / sorgulamadan /araşı t rmadan bir bidona doldurur gibi, çocuğun kafasına doldurulur. Bu, şu anlama gelir; sen ne kadar ve neler öğreneceğini bilemezsin.biz senin için her şeyi düşündük ve belirledik. Senin işin talimat ya da tebliğedilenleri kabul etmektir. Araşı t rmana ve tartışmana da gerek yok. Tek doğru bizim söylemiş olduklarımızdır. Ayrıca sen potansiyel bir hırsızsın. Sınavlarda gözetmen olarak bulunmamıı z n nedeni de budur. Bu durum beyinsel travma değilse onursal bir tecavüzdür. Çevremiz tecavüze uğrayanlarla ve tecavüzcülerle doludur. İşte okul adı verilen fabrikalar, bu tiplerin üretildiği yerlerdir. Tanı bunları, tanımadan sakın büyüme çocuk! *Em. Coğ. Öğretmeni Gezi olaylarının yıldönümünde öldürülenlerin anısına bu sloganlarını yayımlıyoruz. Onları hiç unutmayacağız. HADİ GARİ HAYDİ! Cevat TURAN Bir gün biri sorarsa eğer, EN ÇOK NEYİ SEVİYORSUN? diye Önce eşimden özür dilerdim, Çocuklarımdan, torunlarımdan. Öğrencilerimden bir bir Diz çöker mesleğimin önüne Af dilerdim ağlayarak af. Sonra ağır ağır kalkar En uzaklara bakarak, PAYLAŞMAYI derdim PAYLAŞMAYI böbürlenerek * " Ben" sözcüğünü kazırdım sözlüklerden "Biz" yazardım yerlerine Ekmekse, sofrada paylaşırdım Vatansa barışta. Tüm yarışları sevmek üzerine yapardım İnançsa eğer konu Korkuyla değil Sevgiyle tapardım * Özgürlüğü ortaklaşa yaşardım, Bir de kardeşliği Hele hele doyunca yaşayalım insanl ığı, derdim * Doğayı kutsal belletirdim, El kaldırmayı en büyük suç sayardım ona Ateşi ve baltayıuzak tutalım anamızdan, Dalını gövdesini ateşte değil Çiçeğini gözümüz ile Meyvesini dilimiz ile paylaşalım, isterdim * Hadi, bre kardeşler haydi! Paylaşalım her şeyi Yârin dudağından gayri. ( Bergama Cevat Turan-61) -16-

17 BEDEL Faik AY 18 Nisan 2015 günlü Cumhuriyet gazetesinde, IŞIK KANSU'nun - Ankara Kulisi- köşesinde Köy Enstitülerinin kuruluşunun 75. Yılı nedeniyle kaleme aldığı 75. Yıl Kutlu Olsun başlıklı yazısında 2 cümlelik bir paragraf ilgimi çekti. Bu paragrafı 75 yılın özetiydi. Bu konuda yüzlerce makale ve kitap yazıldı, ama bu kadar vurucu olmadı. Köy enstitülerinde öğretmenlik yapan Nazif Evren öğretmenimizin Kekik Kokulu Yıllar adlı anılar derlemesinde şöyle der: Fire (eksiltme azaltma) leri pek az oldu ve ucuza yetiştiler, kendilerine harcananları yüksek katıyla ulusa ödediler. Kendilerinden ve bizlerden bahsediyor. Bir konu ancak bu kadar özlü olarak anlatılabilir. Bir açık oturum izlemiştim. Konu Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama, gerileme ve çöküş nedenleriydi. Katılımcılardan birisi aykırı profesör olarak tanınan Yalçın Küçük idi. Katılımcılar pek çok neden ileri sürdüler. Örneğin: Çocuk padişahlar iş başına geldi. Maliye bozuldu. Askeri örgütlenme bozuldu. Yeniçeri teşkilatı bozuldu. Devlette görevler rüşvetle satıldı vs Yalçın Küçük dedi ki; Beyler bunun cevabı tek cümle. Haraç bitti Osmanlı gitti. Haracın bedelini devlet misliyle yok etmek suretiyle ödedi. Ben de diyorum ki: Köy Enstitüleri ve Öğretmen Okulları bitti. Ülkemizde Öğretmenlik ve Eğitim gitti. Bedelini ulus olarak ödemeye devam ediyoruz. Ucuza yetiştiler i kendimizden örneklersek; yaşlarında gittiğimiz okullarımızda hiçbir lüksümüz yoktu. Olamazdı da. Çoğunluğumuz yoksul kesimden geldik. Ayakkabıyı, ceketi ilk defa görenimiz fazlaydı. Ama biz seçilmiştik. İlçelerdeki yazılı sınavlardan sonra, başarılı olanlar Ortaklar'daki yazılı ve sözlü sınavlardan geçirildik. Bu sınavlarda da başarılı olduktan sonra okula kabul edildik. Ağzı açık boş çuval gibiydik. İçine ne konursa almaya hazırdık. Bilgiye açtık. Açlığımızı yararlı bilgilerle giderdiler. Hayatta karşılaşabileceğimiz sorunları çözmek için gerekli bilgiyi verdiler. Bizim kuşaktakiler niye Zülfikar Ortaç' ı anarlar? Çünkü o gideceğimiz köylerde bize nelerin gerekli olduğunu ve köylünün her türlü bilgiye aç olduğunu biliyordu. Onun için tutturduğu özel deftere; Fakr-ü Hal (Fakirlik Belgesi)kâğıdı Hayvan Menşe-i Şahadetnamesi (yani hayvana sahiplik belgesi veya eşek şahadetnamesi) örnekleri yazdırıyordu. Çoğumuz kendimizden ve yaptığımız hizmetlerden bahsederken ''öğünmek gibi olmasın '' der tevazu göstermeye çalışırız. Ben hiç de öyle demeyeceğim. Öğünmek hepimizin hakkı, bu hakkı da bizi yetiştirenlere teslim etmek zorundayız. Köyümüzde hiç bir şey değilken, çoğunluğumuzun anne-babaları okumaz yazmaz iken, bizler bizi yetiştirenler sayesinde yurdun dört bir tarafına göçmen kuşlar gibi dağıldık. Yıllarca her derecede görev yaptık. Boyun eğmedik. Yurdun sorunları kendi sorunlarımız oldu. Yurt sorunları hakkında düşünce ürettik. Ne yaptığımızın en yakın göstergesi dergimizin son sayısı(34). Öğretmeninden, yöneticisinden, profesöründen, hukukçusundan, ziraatçisinden, sağlıkçısından vs olan 49 kişi yurt sorunları hakkında düşünce üretmiş, ışık saçmıştır. Gelelim bedel ödemeye; ben dahil pek çok arkadaşımız görev yaptığı süre içinde, kimilerinin hoşlarına gitmedikleri için görev değişikliklerine, sürgünlere, maaş kesimlerine uğramışlardır. Ülke bedel ödemesin diye kendileri bedel ödedi. Köy enstitülerinin ve öğretmen okullarının kapatılma nedeni de bu bedelde gizli değil mi? Her önüne gelen çıkar çevresi ulusa bedel ödetsin diye Örneğin dergimizin son sayısında 34 yazıda söz edilen; Esat Ersöz'ün Zülfikar Ortaç' ı OrhanArık'ın İsmail Tuna'sı Metin Güven'in Ömer Sümer'i Hatice Yüceli'in ve Kemal Kocabaş'ın Yaşar Kemal'i Ali Kaya'nın Gazi Dedem'i Nabide Kılınç'ın Mehmet Erbil'i Muharrem Karataş'ın Özdemir İnce'si Etem Oruç'un Mesut ve İsmet Tarcan'ı Şadan Gökovalı'nın Ayhan Çıkın'ı Osman Gökçe'nin Renan Pekünlü'sü Fire vermeden (eksilmeden) bedel ödeyenlerdir. Ulus, bedel ödemesin diye ellerini taşın altına sokanlardır. Onlar, insanlık var oldukça onurlu yaşantılarını sürdüreceklerdir. Ulusa BEDEL ödetenler kin ve nefretle, BEDEL ödeyenler ise şan, şeref, saygı ve sevgiyle anılmaya devam edeceklerdir. -17-

18 DAĞLAR ve YÖRÜKLER Etem ORUÇ Halk arasında bir deyiş vardır, Kurt bunalırsa köye iner, kul bunalırsa dağa çıkar, diye ben de dağlara, doğa anaya sevdalı biriyim. Zaman zaman kentin beton yığınları,şehrin -sözde açıkgöz- iki yüzlü, bencil insanlarından sıkılınca dağlara, özgürlüğün simgesi dağlara kaçarım. Oraların, mersin, kekik, geven, çam kokan tertemiz havasını ciğerlerime doldurunca kendime gelirim. Uçsuz bucaksız ufku seyrederken bir de çamsakızı atarım ağzıma, mis gibi Dağların özgür çocuklarıdır Yörükler. Hayvancılıkla geçinen Yörükler, doğayla barışık insanlardır. Her hayvanın, bitkinin dilinden anlarlar. Tüm gereksinimlerini de kendileri üretirler. Özcesi, kendi yağıyla kavrulan insanlardır yörükler. Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan' ın anılarında okumuştum. Selanikte yaşarlarken bir yaramazlık yaptıklarında anneleri: Yörük çocukları,siz hiç laf dilemiyorsunuz! diye bağırırmış. Makbule de ağabeyi Mustafa'ya: Ağabey, annem bize yörük çocukları diyor, ne demek yörük? Mustafa Kemal de: Yörük, yürüyen Türk demektir. Orta Asya'dan yüryerek Anadolu'ya, oradan da Selanik'e gelmişiz, der gülermiş. Öz be öz Türk olan, Mustafa Kemal'in yürüyen Türkler dediği yörükler doğayla öylesine bütünleşmişlerdir ki her şeyden yeteri kadar alıp, kurda, kuşa, tüm canlılara düşünen paylaşımcı insanlardır. Kadın-erkek ayrımı yoktur, kendilerince inançları vardır ama bağnaz değildirler. Bir çadırın kıyısından geçerken mis gibi bir ekmek kokusu yayılır. Ekmek yapıp, sacın üstünde pişiren Elif Nineye: Kolay gelsin nine, bereketli olsun! dersin, nine hemen yassıgeçle ocaktan aldığı yufkayı, içine peynir koyup dürüm ederek, Yavrum, şu dürümü sıcacık yiyiver bakayım! diye size uzatır. Sizden hiçbir beklentisi de yoktur. Belki bir daha yüzünüzü de görmeyecektir. Az ötede ebem kuşağı renkli giysili bir yörük kızı. Gözleri akşam sabah yıldızı. Kendinden emin salına salına gezer keçi sürüsü arasında. Karıncalı Dağ denli güzel, kaşlar gözlere paralel. Bakışının derinliklerinde yanar dağlar alev fışkırır. Sevda yüklü dağ çiçeği, kalbime vurdukça vurur. Ak köpüklü karlı sularda yunar, sevdiğini görünce durulur. Lafı gevelemez yörük güzeli severse yürekten sever, sevmezse de çeker gider. Çam sakızı çoban armağanı dediğimiz -küçük de olsa- bu özverili güzel ilişkiler, dostluğu, sevgiyi pekiştiren davranışlardır. Dağ adamı, avluna erği, damına yörüğü sokmayacaksın diye küçünsediğimiz insanlarda görürüz bu güzel ilişkileri. Osmanlı Devleti de yüzyıllarca bu yörüklerle,türkmenlerle uğraşmıştır. Ereği, hiçbir şey vermediği bu insanlardan daha çok vergi almak -18-

19 ve oğullarını askere alarak bilinmeyen, Yemen, Galiçya gibi yerlerde çoğunlıkla ölümüne neden olmak. Ne yapsın Yörük, nasıl insin düze Düze inse sivrisineği, tahsildarı var, dağa çıksa ayısı var, çalıkakıcısı var. Çalıkakıcılarla efeleri birbirine karıştırmamak gerekir. Çalıkakıcı, adi soygun yapan, ırza, namusa el uzan kişilerdir. Kim koruyacak Yörükleri, Türkmenleri? Efesi var Aydın elinin eğilmez Türk'ün başı. Aydın Dağları, Karıncalı Dağ, Babadağ, Bozdağ, Beydağ' ı yıllarca efelerini barındırmış koyaklarında. Osmanlı'nın zülmünden, dağların çalıkakıcılarından ise efeler korumuş. Adı bazen Börklüce Mustafa, Birgili Cennetoğlu, Sultanhisarlı Kadıoğlu olmuş, bazen de Gizemli Kadın Efe, Atçalı Kel, Sinanoğlu, Çakıcı Mehmet Efe, Yörük Osman Efe olmuş Osmanlı'ya başkaldırmış Sadece Ege'de mi? Hayır, baskının ve zulmün başgösterdiği her yerde. Bolu'da adı Köroğlu olmuş 16. yüzyılda. Fazla vergilerle zülmeden Osmanlı'ya karşı ayaklanan halkına yönder olmuş Köroğlu. Benden selam olsun Bolu Beyi'ne, / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır, / Ok gıcırtısından kalkan sesinden, / Dağlar seda verip seslenmelidir, diyerek dağlara çıkar. Söylencelere göre Köroğlu'nun annesi ışıktan hamile kalır ve diri diri toprağa gömülür. Köroğlu mezarda doğmuş, ölü annesini emerek büyümüştür. Kimileri ona Gorolu- Korun, yani ateşin, kutsal gücün oğlu da derler. O kendini hep kurda benzetirmiş, Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu, demiştir. Dadaloğlu 18. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı Develti'nin Anadolu Yörüklerini düze indirme politikasına başkaldıran bir halk ozanıdır. Oğuzların Afşar boyundan. Toros Dağları'nda yaşar, yerleşik hayata geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin sesidir. Kalktı göç eyledi Afşar elleri, / Ağır ağır giden eller bizimdir, / Arap atlar yakın eder ırağı, / Yüce dağdan aşan yollar bizimdir. / Dadaloğlu'm bir gün kavga kurulur, / Öter tüfek davlumbazlar vurulur, / Nice koçyiğitler yere serilir, / Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Hele bir ilkbahar gününde çıktıysan dağlara tadına doyum olmaz. Pelit çalılarının altından, meşe yapraklı bitek topraktan başını uzatarak sizi bakan, kırmızı, beyaz, mor laleler, katırtırnağı dediğimiz çeşit çeşit orkideler, Ödemiş kırlarında iseniz kır laleleri, salep çiçekleri, Yörük kilimleri denli güzel, süslemiştir bayırları. Yağmur sonrası, su damlaları çiçeklerin üstünde. Bir sis basarsa üstünüze, bizim buralarda körduman da denir. Sis dağılırken perde perde büyülü bir hava yayılır her yere. Yayla bulutları yavaş yavaş yükselirken, çelik bir yay gibi gerilen efeler toprağa diz vurmaya başlarlar. Bir savaş seyri vardır efenin her tavrında, / Görünce kanın kaynar o an damarlarında, / Efe çelik bir yaydır fazla germeye gelmez, / Çağlayınca sel olur kimseye boyun eğmez, / Yayla bulutu gibi yükselir yavaş yavaş, / Sonra birden sel olur başlamıştır bir savaş. Efeler yoksul babalarıdır, yoksulu, mazlumu korur, zalimi ezer. Halkının koruyucusu, dağda adaletin simgesidir. Yatak ölümü bilmezler, onlar ölümü yenmiş, obası için kendini adamış kişilerdir. Türk askerleri onlara silah atmaz, onlar da Türk askerine. Osmanlı, efeler için özel Arnavut, Çerkez birlikleri kurmuştur. Efeler ölseler de türkülerde yaşarlar. Arnavutlar atar atar vuramaz, / Sinanoğlu isvahından duramaz, / Efenin mermisi hiç adres sormaz, / Aman efem Osmanlı'dan dost olmaz. Osmanlı'dan dost olmaz sözü halk dilineaydın elinde yerleşmiştir. Osmanlı binbir yalanla düze indirdiği efeleri kalleşleyerek öldürtmüştür. Türk Halkının Osmanlı'ya hiç güveni yoktur. Dağdaki Yörüklerin, düzdekilerden, saraylarında oturan padişahlardan hiç bir talebi olmamıştır. Gölge etme başka bir şey istemem demiştir. Ama düzdeki egemen çevreler durmadan istemişlerdir. Vergi ister, oğlunu ister, düze indirmek ister. Dağdakiler paylaşmasını, dayanışmasını, doğaya saygılı olmayı bilirler. Düzdeki egemenler açgözlüdür, doyumsuz, bencildir. Dağdaki onurlu, dikbaşlı kişileri düze indirerek kul yapıp kullanmak ister. Bugün de ülkemizin içinde bulunduğu duruma bakarak; eğer demokrasi, bilinçsiz çoğunluğun, bilinçli azınlık aydınlığı yok etmek için uygulanan bir yönetim ise ben demokrat falan değilim. Teknoloji dediğimiz yeni buluşlar da emperyalist egemen güçlerin elinde, zavallı insanları daha güzel sömürmek için bir araç. Atatürk gibi bir Yörük çocuğu çıkıp: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, dediyse de onun verdiği özgürlükleri kullanarak, gizli amaçlarını alet ederek, onun ilkelerini yok etmek için kullanmaktadırlar. Yeni Osmanlıcıların yürekler acısı duruma gördükçe Dadaloğlu'nun dediği gibi, Ferman padişahınsa dağlar bizidir, diyesim gelir

20 TARİH AFFETMEZ!.. Ahmet M. EGEMEN İnsan topluluklarında ve toplumlar arasında geçmişte meydana gelen olayları, yer ve zaman göstererek inceleyen ve bu olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini kaynaklara dayanarak araştıran bilim dalına TARİH denildiğini çoğumuz biliriz. Buna göre, tarihsel olayların mutlaka insanı konu alması ve geçmişte yaşanmış olması gereklidir. Ayrıca yaşanan olayların coğrafyasını göstermesi, kronolojisini belirtmesi, belge ve kaynaklarını sunması, neden-sonuç ilişkisi içinde analiz yapması gerekir. Tarihte temel öğe insandır. Tarih, insana değil, insan tarihe yön verir. Tarihi oluşturan, insanın ta kendisidir. Tarihsel olayların deney ve gözlemi yapılamaz. Tekrarlanamaz. Belirli yasası ve kuralları yoktur. Her şeyden daha önemlisi, tarihsel olaylar GÜNÜMÜZÜN KOŞULLARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLEMEZ BİR TARİHSEL OLAYDA, ROLÜ OLANLARIN KATKILARININ D O Ğ R U O L A R A K DEĞERLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN, OLAYIN GEÇTİĞİ ZAMANKİ KOŞULLARIN GÖZ ÖNÜNDE TUTULMASI GEREKİR. Örneğin, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcında; olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin oluşturulması, TBMM'nin ilk yıllarında, Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılarak İstiklal Mahkemeleri'nin kurulması o dönemin olağanüstü koşullarından kaynaklanmıştır. Ayrıca, Cumhuriyetimizin ilk yıllarında; denemeler yapılmasına rağmen çok partili yaşama tam olarak geçilememesi, Takrir-i Sükûn Yasası'nın çıkarılması, Terakkiperver Partisi'nin kapatılması ve Serbest Cumhuriyetçi Parti'nin kendisini feshetmesi gelişmeleri de, yine o dönemin olağan olmayan koşullarıyla doğrudan ilgilidir. Türkiye'de yasalar gereği savaş, seferberlik ve sıkıyönetim ilan edildiği zamanlarda, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri bozmamak koşuluyla, yasalar çerçevesinde, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan ya da tümüyle kaldıran kararlar alınabilir. Söz gelimi Türkiye, Dünya'nın ikinci kez paylaşımı sırasında, oluşturulan anlaşma ya da bağlaşmalardan herhangi birisine, bloklaşan devletlerin tüm zorlamalarına ve üstelemelerine karşın taraf olmadığı halde, Türk ekonomisi bu savaştan, doğal olarak olumsuz yönde çok etkilenmiştir. Bu durum, bazı sıkı ekonomik önlemler alınmasına yol açmış ve halk sıkıntılı günler yaşamıştır. Ülkenin, sosyoekonomik bir dar boğazdan geçmesinin gerektirdiği bu arzu edilmeyen önlemler ve o zamanın tüm uygulamaları, toplumda hoşnutsuzluk oluşturmasına karşın, bir zorunluluğun gereğidir. O dönemin zorluklarının bir sonucudur. Hani, bazı güzel sözler vardır ya, BİLGİ SAHİBİ OLUNMADAN, FİKİR SAHİBİ OLUNAMAZ!.. ya da BÜYÜK BEYİNLER FİKİRLERİ, SIRADAN BEYİNLER OLAYLARI, KÜÇÜK BEYİNLER İSE KİŞİLERİ TARTIŞIR diye.. Tarihsel olayları da tam öğrenmeden, günümüzün koşullarına göre yorumlamak, Tarih'in bilimsel değerlerine aykırıdır. Çok büyük bir yanılgıdır. Tarih Bilimi'nin özünü bilmemektir Olayları geçtiği zamanki koşulları göz önünde tutmadan değerlendirmek, kasıtlı ve önyargılı hareket etmekten başka bir şey değildir. Bu şekilde davranan kişilerin amacı; yanlı düşüncelerle tarihsel gerçekleri saptırmaktır. Niyetleri, ÜZÜM YEMEK DEĞİL, BAĞCIYI DÖVMEKTİR. İşte bu gerekçeyle, Mustafa Kemal ATATÜRK: TARİH YAZMAK, TARİH YAPMAK KADAR MÜHİMDİR. YAZAN, YAPANA SADIK -20-

DEĞİŞEN DÜNYA-DEĞİŞEN ÜNİVERSİTE:YÜKSEKÖĞRETİMİN GELECEĞİ TÜRKİYE İÇİN BİR ÖNERİ

DEĞİŞEN DÜNYA-DEĞİŞEN ÜNİVERSİTE:YÜKSEKÖĞRETİMİN GELECEĞİ TÜRKİYE İÇİN BİR ÖNERİ DEĞİŞEN DÜNYA-DEĞİŞEN ÜNİVERSİTE:YÜKSEKÖĞRETİMİN GELECEĞİ TÜRKİYE İÇİN BİR ÖNERİ Kemal Gürüz Atılım Üniversitesi 12 Mart 2012 Yirmi beş yaş üstü nüfus içinde ortaöğrenim görmüş olanların oranı, %. 2007.

Detaylı

KALKINMA BAKANLIĞI KALKINMA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

KALKINMA BAKANLIĞI KALKINMA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Yükseköğretim Sisteminin Uluslararasılaşması Çerçevesinde Türk Üniversitelerinin Uluslararası Öğrenciler İçin Çekim Merkezi Haline Getirilmesi Araştırma Projesi KALKINMA BAKANLIĞI KALKINMA ARAŞTIRMALARI

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

International Cartographic Association-ICA

International Cartographic Association-ICA International Cartographic Association-ICA 1.AMAÇ: Uluslararası Kartografya Birliği (International Cartographic Association-ICA), 1959 yılında kurulmuştur. Hükümetler dışı bir kuruluş olan ICA nın ana

Detaylı

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı.

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ HAFTA 2 Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu AET nin kurulması I. AŞAMA AET de Gümrük Birliğine ulaşma İngiltere, Danimarka, İrlanda nın AET ye İspanya ve Portekiz in AET ye

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

GTİP 392310: PLASTİKTEN KUTULAR, KASALAR, SANDIKLAR VB. EŞYA

GTİP 392310: PLASTİKTEN KUTULAR, KASALAR, SANDIKLAR VB. EŞYA GTİP 392310: PLASTİKTEN KUTULAR, KASALAR, SANDIKLAR VB. EŞYA TEMMUZ 2009 Hazırlayan: Mesut DÖNMEZ 1 GENEL KOD BİLGİSİ: 392310 GTIP kodunun üst kodu olan 3923 GTİP koduna ait alt kodlar ve ürünler aşağıda

Detaylı

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER 20. yy.da meydana gelen I. ve II. Dünya Savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirmiş ve telafisi imkânsız büyük maddi zararlar meydana gelmiştir. Bu olumsuz durumun

Detaylı

LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ 2013

LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ 2013 OECD 2013 EĞİTİM GÖSTERGELERİ RAPORU: NE EKERSEN ONU BİÇERSİN (4) Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 5 Ocak 2014 Geçtiğimiz üç hafta boyunca 2013 OECD Eğitim Göstergeleri

Detaylı

TÜRKİYE DEKİ YABANCI ÜLKE TEMSİLCİLİKLERİ

TÜRKİYE DEKİ YABANCI ÜLKE TEMSİLCİLİKLERİ Ülke TÜRKİYE DEKİ YABANCI ÜLKE TEMSİLCİLİKLERİ Temsilcilik Türü Şehir Telefon Faks e-posta A.B.D. Başkonsolosluk Adana (0322) 346 62 62 (0322) 346 79 16 A.B.D. Büyükelçilik Ankara 455 55 55 467 00 19 A.B.D.

Detaylı

2015 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU

2015 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU 2015 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 HAZİRAN

Detaylı

PAGEV - PAGDER. Dünya Toplam PP İthalatı

PAGEV - PAGDER. Dünya Toplam PP İthalatı 1 DÜNYA ve TÜRKİYE POLİPROPİLEN ( PP ) DIŞ TİCARET ANALİZİ Barbaros Demirci ( Genel Müdür ) Neslihan Ergün ( Teknik Uzman Kimya Müh. ) PAGEV - PAGDER DÜNYA TOPLAM PP İTHALATI : Dünya toplam PP ithalatı

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü AVRUPA BİRLİĞİNEDİR? Hukuki olarak: Uluslar arası örgüt Fiili olarak: Bir uluslararası örgütten daha fazlası Devlet gibi hareket

Detaylı

PISA 2012 ULUSAL ÖN RAPORU

PISA 2012 ULUSAL ÖN RAPORU T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü 1 S a y f a PISA ULUSLARARASI ÖĞRENCİ DEĞERLENDİRME PROGRAMI HAZIRLAYANLAR HÜSEYİN HÜSNÜ YILDIRIM SELDA YILDIRIM MEHMET İKBAL

Detaylı

Çok tatil yapan ülke imajı yanlış!

Çok tatil yapan ülke imajı yanlış! Tarih: 19.05.2013 Sayı: 2013/09 İSMMMO nun Türkiye de Tatil ve Çalışma İstatistikleri raporuna göre Türkiye tatil günü sayısında gerilerde Çok tatil yapan ülke imajı yanlış! Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında

Detaylı

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL 24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü «UNCTAD» ın Uluslararası Doğrudan Yatırımlara ilişkin olarak hazırladığı Dünya Yatırım

Detaylı

TR33 Bölgesi nin Üretim Yapısının ve Düzeyinin Tespiti ve Analizi. Ek 5: Uluslararası Koşulların Analizi

TR33 Bölgesi nin Üretim Yapısının ve Düzeyinin Tespiti ve Analizi. Ek 5: Uluslararası Koşulların Analizi TR33 Bölgesi nin Üretim Yapısının ve Düzeyinin Tespiti ve Analizi Ek 5: Uluslararası Koşulların Analizi Sektörün genel özellikleri Kümes hayvanlarının etleri ve yenilen sakatatı Ürünler dünyada ortalama

Detaylı

İÇİNDEKİLER (*) 1- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu (2002-2015 Eylül)

İÇİNDEKİLER (*) 1- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu (2002-2015 Eylül) İÇİNDEKİLER (*) 1- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu (2002-2015 Eylül) 2- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcunun Borçluya Göre Alacaklı Dağılımı (2002-2015

Detaylı

Yeni kanun teklifi neden yeterli değildir?

Yeni kanun teklifi neden yeterli değildir? tepav Economic Policy Research Foundation of Turkey Yeni kanun teklifi neden yeterli değildir? Güven Sak 28 Şubat 2012 Çerçeve Ne yapmak istiyoruz? İnsan gücümüz dünyanın en büyük 10 uncu ekonomisi olma

Detaylı

2015 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU

2015 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU 2015 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 OCAK / TÜRKİYE

Detaylı

MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ MAL GRUBU ÜLKE RAPORU (TÜRKİYE GENELİ) - (KÜMÜLATİF)

MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ MAL GRUBU ÜLKE RAPORU (TÜRKİYE GENELİ) - (KÜMÜLATİF) ALTINDAN MAMUL MÜCEVHERCİ VE KUYUMCU EŞYASI 1 BİRLEŞİK ARAP EMİRLİ 269.665.223,68 305.580.419,69 13,32 ALTINDAN MAMUL MÜCEVHERCİ VE KUYUMCU EŞYASI 2 IRAK 155.240.675,64 92.044.938,69-40,71 ALTINDAN MAMUL

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü KONYA ÖZELİNDE YABANCI SERMAYELİ FİRMALARIN ÜLKE BAZLI ANALİZİ 06.08.2014 1 DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ Fakültemiz 2809 sayılı Kanunun Ek 30. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 02.06.2000 tarih ve 2000-854 sayılı kararnamesiyle kurulmuş, 2001-2002 Eğitim

Detaylı

Avrupa Ve Türkiye Araç Pazarı Değerlendirmesi (2011/2012 Ekim)

Avrupa Ve Türkiye Araç Pazarı Değerlendirmesi (2011/2012 Ekim) Rapor No: 212/23 Avrupa Ve Türkiye Araç Pazarı Değerlendirmesi (211/212 Ekim) Kasım 212 OSD OICA Üyesidir OSD is a Member of OICA 1. Otomobil Pazarı AB (27) ve EFTA Ülkeleri nde otomobil pazarı 211 yılı

Detaylı

BÜYÜMEDE 110, ENFLASYONDA 134 ÜLKE BİZDEN DAHA İYİ DURUMDA

BÜYÜMEDE 110, ENFLASYONDA 134 ÜLKE BİZDEN DAHA İYİ DURUMDA Umut Oran Basın Açıklaması 12.5.2013 İşte görmezden gelinen IMF verilerinin ortaya koyduğu gerçek: EKONOMİDE MAKYAJ NAFİLE, BAŞARI HİKAYE BÜYÜMEDE 110, ENFLASYONDA 134 ÜLKE BİZDEN DAHA İYİ DURUMDA TÜRKİYE,

Detaylı

TEST REHBER İLKELERİ PROGRAMI ULUSAL KOORDİNATÖRLER ÇALIŞMA GRUBU 26. TOPLANTISI (8-11 Nisan 2014, Paris)

TEST REHBER İLKELERİ PROGRAMI ULUSAL KOORDİNATÖRLER ÇALIŞMA GRUBU 26. TOPLANTISI (8-11 Nisan 2014, Paris) TEST REHBER İLKELERİ PROGRAMI ULUSAL KOORDİNATÖRLER ÇALIŞMA GRUBU 26. TOPLANTISI (8-11 Nisan 2014, Paris) Dr. A. Alev BURÇAK Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Sunu Planı OECD Hakkında

Detaylı

KARŞILIKLI TANIMA ANLAŞMALARI OCAK 2014 GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI AB VE DIŞİLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YÜCEL KARADİŞ/DAİRE BAŞKANI

KARŞILIKLI TANIMA ANLAŞMALARI OCAK 2014 GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI AB VE DIŞİLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YÜCEL KARADİŞ/DAİRE BAŞKANI KARŞILIKLI TANIMA ANLAŞMALARI OCAK 2014 GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI AB VE DIŞİLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YÜCEL KARADİŞ/DAİRE BAŞKANI İÇERİK -Karşılıklı Tanıma Anlaşması (MRA) Nedir? -Karşılıklı Tanıma Anlaşmaları

Detaylı

Plast Eurasia İstanbul 2015 Fuar Sonuç Raporu

Plast Eurasia İstanbul 2015 Fuar Sonuç Raporu Plast Eurasia İstanbul 2015 Fuar Sonuç Raporu 2 BAŞARI GÜVEN TECRÜBE BİLGİ TEKNOLOJİ Plast Eurasia İstanbul Avrasya Plastik Sektörünün Buluşma Noktası T 10 Salon 98.000 m2 S Avrasya nın En Büyüğü SAYISAL

Detaylı

SEKTÖRÜN TANIMI TÜRKİYE KOZMETİK ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ

SEKTÖRÜN TANIMI TÜRKİYE KOZMETİK ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ SEKTÖRÜN TANIMI Gümrük Tarife İstatistik Pozisyon Kodları (G.T.İ.P) esas alınarak oluşturulan Kozmetik ve Kişisel Bakım Ürünleri Gümrük Tarife İstatistik Pozisyon Kodları (G.T.İ.P) ve ürün tanımları aşağıda

Detaylı

ALTIN MÜCEVHERAT. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi

ALTIN MÜCEVHERAT. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ALTIN MÜCEVHERAT Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006 T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ALTIN MÜCEVHERAT Türk altın mücevherat üretim geleneği çok eskilere dayanmaktadır.

Detaylı

DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ

DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ Hazırlayan ve Derleyen: Zehra N.ÖZBİLGİN Ar-Ge Şube Müdürlüğü Kasım 2012 DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİNDE ÜRETİM VE TÜKETİM yılında 9.546 milyon

Detaylı

Avusturya Liseliler Vakfı. Özel ALEV Okulları IB DP Aday Okulu. İSTANBUL Bilgilendirme Toplantısı Sunumu

Avusturya Liseliler Vakfı. Özel ALEV Okulları IB DP Aday Okulu. İSTANBUL Bilgilendirme Toplantısı Sunumu Avusturya Liseliler Vakfı İSTANBUL Bilgilendirme Toplantısı Sunumu ALEV Okulları Misyonu Yaşam boyu öğrenme bilinciyle, potansiyellerini en üst düzeyde eyleme dönüştürmeyi ve yetkinliklerini geliştirmeyi

Detaylı

2015 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU

2015 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU 2015 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 NİSAN / TÜRKİYE

Detaylı

9. Uluslararası İlişkiler

9. Uluslararası İlişkiler 9. Uluslararası İlişkiler 9.1. Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları (ÇVÖA) Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları, 03.11.1970 tarihinde Avusturya ile imzalanarak başlamış olup, bugüne kadar 76 ülke

Detaylı

2014-2015 AKADEMİK YILI ERASMUS ARTI (+) PROGRAMI BİLGİLENDİRME TOPLANTISI

2014-2015 AKADEMİK YILI ERASMUS ARTI (+) PROGRAMI BİLGİLENDİRME TOPLANTISI 2014-2015 AKADEMİK YILI ERASMUS ARTI (+) PROGRAMI BİLGİLENDİRME TOPLANTISI SUNUM PLANI Erasmus artı( +) Programı Nedir? Erasmus artı (+) Programının Amacı? Programa Kapsamındaki Ülkeler Program Kapsamında

Detaylı

PISA EARGED PISA BÜLTENÝ 2 OECD MEB Eðitimi Araþtýrma ve Geliþtirme Dairesi Baþkanlýðý nýn Uluslararasý Öðrenci Deðerlendirme Programý (PISA-Programme for International Student Assessment) ile ilgili hazýrladýðý

Detaylı

Education at a Glance: OECD Indicators - 2006 Edition

Education at a Glance: OECD Indicators - 2006 Edition Education at a Glance: OECD Indicators - 2006 Edition Summary in Turkish Bir Bakışta Eğitim: OECD Göstergeleri - 2006 Türkçe Özet Bir Bakışta Eğitim, eğitimciler, politika yapıcılar, öğrenciler ve velilere

Detaylı

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır.

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır. 1992 yılına gelindiğinde çevresel endişelerin sürmekte olduğu ve daha geniş kapsamlı bir çalışma gereği ortaya çıkmıştır. En önemli tespit; Çevreye rağmen kalkınmanın sağlanamayacağı, kalkınmanın ihmal

Detaylı

OECD VE AB KAPSAMINDA EN ELVERİŞSİZ YATIRIM ORTAMI TÜRKİYE DE TABLO 1

OECD VE AB KAPSAMINDA EN ELVERİŞSİZ YATIRIM ORTAMI TÜRKİYE DE TABLO 1 OECD VE AB KAPSAMINDA EN ELVERİŞSİZ YATIRIM ORTAMI TÜRKİYE DE TABLO 1 OECD VE AB ÜLKELERĠNDE YATIRIM ORTAMININ ÇEKĠCĠLĠK SIRALAMASI, 2005 Yeni Zelanda ABD Kanada Norveç Avusturalya Danimarka İngiltere

Detaylı

CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi

CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi CAM SANAYİİ Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006 T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi TÜRKİYE'DE ÜRETİM Cam sanayii, inşaat, otomotiv, meşrubat, gıda, beyaz eşya, mobilya,

Detaylı

İçeriği, Amacı, Tarihsel Gelişimi ve Yapılan Değişiklikler [değiştir]

İçeriği, Amacı, Tarihsel Gelişimi ve Yapılan Değişiklikler [değiştir] Danimarka Halk Okulları İçeriği, Amacı, Tarihsel Gelişimi ve Yapılan Değişiklikler [değiştir] Folkeskole Danimarka daki devlete bağlı olan ilköğretim ve ortaokul sistemidir. Bir yıl hazırlık sınıfı ile

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

2015 MART DIŞ TİCARET RAPORU

2015 MART DIŞ TİCARET RAPORU 2015 MART DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 MART / TÜRKİYE

Detaylı

Tarih: 13 Temmuz 2012 Daha fazla bilgi için Nurgül Usta Genel Md. Yardımcısı Tel: 0212 349 48 50 E mail:nurgul.usta@dorinsight.

Tarih: 13 Temmuz 2012 Daha fazla bilgi için Nurgül Usta Genel Md. Yardımcısı Tel: 0212 349 48 50 E mail:nurgul.usta@dorinsight. BASIN BÜLTENİ Tarih: 13 Temmuz 2012 Daha fazla bilgi için Nurgül Usta Genel Md. Yardımcısı Tel: 0212 349 48 50 E mail:nurgul.usta@dorinsight.com Hitay Yatırım Holding firmalarından Türkiye nin en büyük

Detaylı

BÜYÜK OLMAK BÜYÜK DAVRANMAKLA OLUR!

BÜYÜK OLMAK BÜYÜK DAVRANMAKLA OLUR! BÜYÜK OLMAK BÜYÜK DAVRANMAKLA OLUR! Ülke yönetiminde söz sahibi olup, sorumluluk makamlarını temsil edenler iyi yönetim sergilediklerini her fırsatta kamuoyuna yüksek vurgularla belirtmektedirler. Yöneticilerin

Detaylı

2014 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU

2014 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU 2014 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 AĞUSTOS

Detaylı

Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme. Tablo 1. En hızlı daralan ve büyüyen ekonomiler 3. 2009'da En Hızlı Daralan İlk 10 Ekonomi

Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme. Tablo 1. En hızlı daralan ve büyüyen ekonomiler 3. 2009'da En Hızlı Daralan İlk 10 Ekonomi POLİTİKANOTU Mart2011 N201126 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Sarp Kalkan 1 Politika Analisti, Ekonomi Etütleri Ayşegül Dinççağ 2 Araştırmacı, Ekonomi Etütleri Büyüme Rakamları Üzerine

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

UMUMA HUSUSİ HİZMET DİPLOMATİK A.B.D Vize Var Vize Var Vize Var Vize Var. AFGANİSTAN Vize Var Vize Var Vize Var Vize Var

UMUMA HUSUSİ HİZMET DİPLOMATİK A.B.D Vize Var Vize Var Vize Var Vize Var. AFGANİSTAN Vize Var Vize Var Vize Var Vize Var VİZE TABLOSU Pasaport Vize Tablosu MAVİ YEŞİL GRİ KIRMIZI ÜLKE UMUMA HUSUSİ HİZMET DİPLOMATİK MAHSUS DAMGALI A.B.D Vize Var Vize Var Vize Var Vize Var AFGANİSTAN Vize Var Vize Var Vize Var Vize Var ALMANYA

Detaylı

DÜNYA, AB ve TÜRKİYE ŞEKER İSTATİSTİKLERİ

DÜNYA, AB ve TÜRKİYE ŞEKER İSTATİSTİKLERİ Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği DÜNYA, AB ve TÜRKİYE ŞEKER İSTATİSTİKLERİ MAYIS 2015 ANKARA Ulus. İliş. ve İş Geliş. Müdürlüğü Cem KAPTAN Mithatpaşa Cad. 19/3 06420 ANKARA TÜRKİYE Tel: + 90 312

Detaylı

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI HOŞGELDİNİZ DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN Marmara Üniversitesi EMAİL:mza@mehmetzekiaydin.com TEL:0506.3446620 Problem Türkiye de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta

Detaylı

ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER & LLP/ ERASMUS / FARABİ KURUM KOORDİNATÖRLÜĞÜ

ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER & LLP/ ERASMUS / FARABİ KURUM KOORDİNATÖRLÜĞÜ KARABÜK ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER OFİSİ TANITIM SUNUSU ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER & LLP/ ERASMUS / FARABİ KURUM KOORDİNATÖRLÜĞÜ Karabük Üniversitesi kurulduğu andan itibaren uluslararası tanınırlığa

Detaylı

PISA 2012 ULUSAL ÖN RAPORU

PISA 2012 ULUSAL ÖN RAPORU T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü 1 S a y f a PISA ULUSLARARASI ÖĞRENCİ DEĞERLENDİRME PROGRAMI HAZIRLAYANLAR HÜSEYİN HÜSNÜ YILDIRIM SELDA YILDIRIM MEHMET İKBAL

Detaylı

2013/ 2014 (%) 3301 Uçucu Yağlar 3.727.592 4.017.602 4.524.926 12,63 3,97

2013/ 2014 (%) 3301 Uçucu Yağlar 3.727.592 4.017.602 4.524.926 12,63 3,97 KOZMETİK SEKTÖRÜ HS No: 3301,3302, 3303, 3304, 3305, 3306, 3307 DÜNYA TİCARETİ Dünya kozmetik ürünler ihracatında ilk sırada güzellik/makyaj ve cilt bakımı için müstahzarları oluşturmaktadır. Bu ürün grubunun

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 29. Uluslararası Tekstil Makineleri Fuarı 4. İstanbul Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuarı 9. Uluslararası İstanbul İplik Fuarı Hazırlayan TEKNİK Fuarcılık

Detaylı

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI Sektörlerindeki ürünlerin, en son teknolojik gelişmelerin, dünyadaki trendlerin ve son uygulamaların sergilendiği, 25-28 Eylül 2014 tarihleri arasında

Detaylı

2015 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU

2015 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU 2015 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 ŞUBAT / TÜRKİYE

Detaylı

AVRUPA OTOMOTİV PAZARI 2014 YILI OCAK AYINDA %5 ARTTI.

AVRUPA OTOMOTİV PAZARI 2014 YILI OCAK AYINDA %5 ARTTI. 28 Şubat 2014 BASIN BÜLTENİ AVRUPA OTOMOTİV PAZARI 2014 YILI OCAK AYINDA %5 ARTTI. AB (28) ve EFTA ülkeleri toplamına göre otomotiv pazarı 2014 yılı Ocak ayında 2013 yılı aynı ayına göre %5 büyüdü ve toplam

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 12 17 Ocak 2016 İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMANIN KONUSU 3 1.1. FUAR KÜNYESİ 3 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.3. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ VE ÖRNEK YAPISI 3 2. FUAR SONUÇ ÖZET

Detaylı

Yeni Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Notlar

Yeni Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Notlar Yeni Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Notlar Recep Kapar Muğla Üniversitesi recepkapar@sosyalkoruma.net www.sosyalkoruma.net Sosyal Güvenlik Harcamaları Yüksek Değildir Ülke İsveç Fransa Danimarka Belçika

Detaylı

ÇAĞDAŞ EĞİTİM KOOPERATİFİ ÖZEL 3 MART İLKÖĞRETİM OKULU

ÇAĞDAŞ EĞİTİM KOOPERATİFİ ÖZEL 3 MART İLKÖĞRETİM OKULU ÇAĞDAŞ EĞİTİM KOOPERATİFİ ÖZEL 3 MART İLKÖĞRETİM OKULU Uyguladığı kooperatif modeli ile eğitimde ülkemizde tek ve örnek bir kurum olan Çağdaş Eğitim Kooperatifi, kurulduğu tarihten bu yana hep eğitimin

Detaylı

ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ 13 MART 2015

ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ 13 MART 2015 ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ 13 MART 2015 2014-2015 ÖĞRETİM YILI ERASMUS+ STAJ HAREKETLİLİĞİ BAŞVURU KILAVUZU SON BAŞVURU TARİHİ 30 MART 2015 1 Erasmus Stajı Nedir? Staj, bir yararlanıcının programa katılan

Detaylı

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ!

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! EĞİTİMİN ALTIN MARKASINDA BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! %100 ÖĞRENİM BURSU FIRSATI ANADOLU LİSESİ TEOG PUANINLA SÜRESİZ BURS KAZAN! GELECEĞE GÜÇLÜ BAŞLA! EN İYİSİNİ SEÇ, DOĞRU KARAR VER ŞANSA İHTİYACIN YOK EĞİTİME

Detaylı

Makine Mühendisliği Bölümü

Makine Mühendisliği Bölümü Makine Mühendisliği Bölümü Neden Makine Mühendisliği Teknolojiyi kullanan, teknoloji üreten ve teknolojiye yön veren, toplum yararına bilimsel bilgi sağlayan günümüz ve yarınların problemlerine çözüm arayan

Detaylı

12. HAFTA PFS105 TÜRK EĞİTİM TARİHİ. Prof. Dr. Zeki TEKİN. ztekin@karabuk.edu.tr

12. HAFTA PFS105 TÜRK EĞİTİM TARİHİ. Prof. Dr. Zeki TEKİN. ztekin@karabuk.edu.tr 12. HAFTA PFS105 Prof. Dr. Zeki TEKİN ztekin@karabuk.edu.tr Karabük Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 2 İçindekiler CUMHURİYET DÖNEMİNDE ORTA ÖĞRETİMDE YENİLİK VE GELİŞMELER...

Detaylı

AVRUPA DA HİBE DESTEKLİ STAJ DUYURUSU

AVRUPA DA HİBE DESTEKLİ STAJ DUYURUSU AVRUPA DA HİBE DESTEKLİ STAJ DUYURUSU Erasmus+ Programı dâhilinde, Ankara Ticaret Odası Koordinatörlüğünde 12 Üniversitenin katılımıyla oluşan Yeni İş Tecrübeleri için Ankara Konsorsiyumu (YİTAK) Projesi,

Detaylı

Reel Efektif Döviz Kuru Endekslerine İlişkin Yöntemsel Açıklama

Reel Efektif Döviz Kuru Endekslerine İlişkin Yöntemsel Açıklama Reel Efektif Döviz Kuru Endekslerine İlişkin Yöntemsel Açıklama İstatistik Genel Müdürlüğü Ödemeler Dengesi Müdürlüğü İçindekiler I- Yöntemsel Açıklama... 3 2 I- Yöntemsel Açıklama 1 Nominal efektif döviz

Detaylı

TR 71 BÖLGESİ 2013 YILI İHRACAT RAPORU AHİLER KALKINMA AJANSI

TR 71 BÖLGESİ 2013 YILI İHRACAT RAPORU AHİLER KALKINMA AJANSI TR 71 BÖLGESİ 2013 YILI İHRACAT RAPORU AHİLER KALKINMA AJANSI NİSAN 2014 İçindekiler 2013 YILI İHRACAT RAKAMLARI HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME... 3 2013 YILI TR 71 BÖLGESİ İHRACAT PERFORMANSI... 4 AKSARAY...

Detaylı

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DÜNYADA GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DÜNYADA GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DÜNYADA GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK Dünyada gelir dağılımındaki adaletsizliğin hangi boyutlarda olduğunu

Detaylı

2013 Kış Etkinlikleri

2013 Kış Etkinlikleri KARTAL ANADOLU İMAM-HATİP LİSESİ Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi 2013 Kış Etkinlikleri İlk Dönem Sonu Eğitim sistemimizde seçkin bir yere sahip olan İmam Hatip Liseleri içerisinde ayrı bir konumda bulunan

Detaylı

Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı

Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı Mustafa Kemal Üniversitesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen 2012-2013 Cemil Meriç Yılı etkinlikleri kapanış töreni Hatay Kültür Merkezi nde geniş

Detaylı

25 ŞUBAT2015 MESAİ SAATİ BİTİMİNE KADAR

25 ŞUBAT2015 MESAİ SAATİ BİTİMİNE KADAR ERASMUS + 2015-2016 ÖĞRENCİ HAREKETLİLİĞİ İLANI (Öğrenim/Staj) SON BAŞVURU TARİHİ: 25 ŞUBAT2015 MESAİ SAATİ BİTİMİNE KADAR Erasmus + Programı kapsamında 2015-2016 akademik yılı Öğrenci Öğrenim Hareketliliği

Detaylı

Avrupa Birliği ve Türkiye Yerel Yönetimler Analizi

Avrupa Birliği ve Türkiye Yerel Yönetimler Analizi Büyükdere Cad. No. 106 34394 Esentepe - İstanbul AçıkDeniz Telefon Bankacılığı: 444 0 800 www.denizbank.com Avrupa Birliği ve Türkiye Yerel Yönetimler Analizi 2013 Mali Verileri DenizBank bir Sberbank

Detaylı

BATMAN TİCARET BORSASI

BATMAN TİCARET BORSASI BATMAN TİCARET BORSASI 10-14 KASIM 2014 EURO TIER 2014 TARIM VE HAYVANCILIK FUARI & HANNOVER/ALMANYA İŞ SEYAHATİ RAPORU 1.EURO TIER 2014 TARIM VE HAYVANCILIK FUARI 1.1. FUAR İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER Euro

Detaylı

TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN 2009 YILI ARALIK AYI İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME

TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN 2009 YILI ARALIK AYI İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN 2009 YILI ARALIK AYI İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME 2009 Ocak Aralık Oniki Aylık Tekstil İhracatı Türkiye nin tekstil ihracatı, 2009 yılının Ocak Aralık döneminde geçen

Detaylı

İÇİNDEKİLER. 1 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları Yassı Ürünler İthalat Rakamları. 2 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları Yassı Ürünler İhracat Rakamları

İÇİNDEKİLER. 1 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları Yassı Ürünler İthalat Rakamları. 2 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları Yassı Ürünler İhracat Rakamları İÇİNDEKİLER 1 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları Yassı Ürünler İthalat Rakamları 2 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları Yassı Ürünler İhracat Rakamları 3 2007-2008-2009-2010-2011 Yılları çelik borular İthalat-İhracat

Detaylı

* EL KAZANDI BİZ ÖVÜNÜYORUZ *BORSA 2012 DE DE YABANCIYA ÇALIŞTI *İstanbul da kazanıp, New York ta, Londra da şampanya patlattılar

* EL KAZANDI BİZ ÖVÜNÜYORUZ *BORSA 2012 DE DE YABANCIYA ÇALIŞTI *İstanbul da kazanıp, New York ta, Londra da şampanya patlattılar Umut Oran Basın Açıklaması 06.01.2013 Yarın Aydın-Söke de pamuk üreticileriyle bir araya gelecek olan CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Umut Oran ın, yazılı açıklaması şöyle: * EL KAZANDI

Detaylı

Eko-Okullar Programı

Eko-Okullar Programı Uluslararası Eko-Okullar Programı Gülbahar CEBESOY Eko-Okullar Ulusal Koordinatörü FEE (Foundation for Environmental Education) PROGRAMLARI www.fee-international.org Eko-Okullar Uluslararası Koordinasyonu

Detaylı

İstanbul, 14.07.2015. Sirküler No : 2015 / 70 Konu : Gelir Vergisinden İstisna Yurt İçi ve Yurt Dışı Harcırah Tutarları

İstanbul, 14.07.2015. Sirküler No : 2015 / 70 Konu : Gelir Vergisinden İstisna Yurt İçi ve Yurt Dışı Harcırah Tutarları Rödl & Partner Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. Teşvikiye Cad. 17 D 12 13 15 Ikbal Ticaret Merkezi 34365 Teşvikiye-Istanbul Telefon: + 90 (212) 310 14 00 Telefax: + 90 (212) 327 32 14 E-Mail : istanbul@roedl.pro

Detaylı

T.C. TOROSLAR KAYMAKAMLIĞI AKŞEMSETTİN ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ AKŞEMSETTİN İMAM HATİP ORTAOKULU 2014-2015 BRİFİNG DOSYASI

T.C. TOROSLAR KAYMAKAMLIĞI AKŞEMSETTİN ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ AKŞEMSETTİN İMAM HATİP ORTAOKULU 2014-2015 BRİFİNG DOSYASI TC TOROSLAR KAYMAKAMLIĞI AKŞEMSETTİN ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ AKŞEMSETTİN İMAM HATİP ORTAOKULU 2014-2015 BRİFİNG DOSYASI 2014-2015 Okul /Kurum Haritası I BÖLÜM KURUMUN ADI : AKŞEMSETTİN ANADOLU İMAM HATİP

Detaylı

BĠR MESLEK OLARAK ÖĞRETMENLĠK

BĠR MESLEK OLARAK ÖĞRETMENLĠK BĠR MESLEK OLARAK ÖĞRETMENLĠK Meslekleşme ölçütleri Öğretmenlik Mesleğinin Yasal Dayanakları Öğretmenlik Mesleğinin Temel Özellikleri Türkiye de Öğretmenliğin Meslekleşmesi Öğretmenlerin hizmet öncesinde

Detaylı

YABANCI DİL ULUSLAR ARASI MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR?

YABANCI DİL ULUSLAR ARASI MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR? YABANCI DİL ULUSLAR ARASI HAREKETLİLİKTE OLMAZSA OLMAZ MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR? DOÇ.DR.DİLEK KARAASLAN Süleyman Demirel Üniversitesi it i Erasmus Kurum Koordinatörü 05 Kasım

Detaylı

ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA OKUTULACAK DERSLERDE UYGULANACAK ÖĞRETİM PROGRAMLARI

ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA OKUTULACAK DERSLERDE UYGULANACAK ÖĞRETİM PROGRAMLARI AÇIKLAMALAR Haftalık ders çizelgeleri, 2014 2015 eğitim ve öğretim yılında ortaöğretim kurumlarının 9-10. sınıflarından başlamak üzere kademeli olarak uygulanacaktır. Haftalık ders çizelgelerinde ortak

Detaylı

DAHİLDE İŞLEME REJİMİ HAKKINDA GENELGE (2005/2) TELAFİ EDİCİ VERGİ UYGULAMASI

DAHİLDE İŞLEME REJİMİ HAKKINDA GENELGE (2005/2) TELAFİ EDİCİ VERGİ UYGULAMASI ifade eder. DAHİLDE İŞLEME REJİMİ HAKKINDA GENELGE (2005/2) 1- Bu Genelge de geçen kısaltmalardan; TELAFİ EDİCİ VERGİ UYGULAMASI - AKÇT: Avrupa Kömür Çelik Topluluğu nu, - AT: Avrupa Topluluğu nu, - DİİB:

Detaylı

2012-2013 Akademik Yılı Erasmus Öğrenci Öğrenim Hareketliliği ve 2011-2012 Akademik Yılı Staj Hareketliliği Başvuru Duyurusu

2012-2013 Akademik Yılı Erasmus Öğrenci Öğrenim Hareketliliği ve 2011-2012 Akademik Yılı Staj Hareketliliği Başvuru Duyurusu 2012-2013 Akademik Yılı Erasmus Öğrenci Öğrenim Hareketliliği ve 2011-2012 Akademik Yılı Staj Hareketliliği Başvuru Duyurusu Öğrenci Seçim Takvimi 20 Şubat 8 Mart 2012: Adayların online başvuru sürecini

Detaylı

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde;

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde; Diploma Programı Çerçevesi Diploma programı her kültürün kendisine adapte edebileceği esnek bir program sunarak kendi değerlerini yitirmeyen uluslararası farkındalığa ulaşmış bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2006

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2006 UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2006 ULUSLARARASI YATIRIMCILAR DERNEĞİ 16.10.200.2006 İSTANBUL DÜNYADA DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR (milyar $) 1600 1400 1396 1200 1092 1000 800 693 826 716 710 916 600 400 331

Detaylı

GEÇMİŞTEN BUGÜNE DOĞUŞ

GEÇMİŞTEN BUGÜNE DOĞUŞ DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ GEÇMİŞTEN BUGÜNE DOĞUŞ Doğuş markası, eğitime adanmış yarım asra yaklaşan bir anlam ifade etmektedir. Doğuş Üniversitesi eğitimde ilklerin sahibi, yeniliklerin öncüsü olarak, geçmişinden

Detaylı

Yaşam Temelli Öğrenme. Yazar Figen Çam ve Esra Özay Köse

Yaşam Temelli Öğrenme. Yazar Figen Çam ve Esra Özay Köse Bilginin hızla yenilenerek üretildiği çağımızda birey ve toplumun geleceği, bilgiye ulaşma, bilgiyi kullanma ve üretme becerilerine bağlı bulunmaktadır. Bu becerilerin kazanılması ve hayat boyu sürdürülmesi

Detaylı

ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ 27 ŞUBAT 2015

ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ 27 ŞUBAT 2015 ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ 27 ŞUBAT 2015 2015-2016 ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ ERASMUS+ ÖĞRENİM HAREKETLİLİĞİ BAŞVURU KILAVUZU 1 Erasmus+ Programı Erasmus öğrenci öğrenim hareketliliği, Standart veya Genişletilmiş

Detaylı

tepav OECD Beceri Stratejisi ve UMEM Projesi Aralık2011 N201161 POLİTİKANOTU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

tepav OECD Beceri Stratejisi ve UMEM Projesi Aralık2011 N201161 POLİTİKANOTU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı POLİTİKANOTU Aralık2011 N201161 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Ayşegül Dinççağ 1 Araştırmacı, Ekonomi Etütleri OECD Beceri Stratejisi ve UMEM Projesi Başta ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri

Detaylı

GTİP 3924 Plastikten sofra, mutfak, ev, sağlık veya tuvalet eşyası

GTİP 3924 Plastikten sofra, mutfak, ev, sağlık veya tuvalet eşyası GTİP 3924 Plastikten sofra, mutfak, ev, sağlık veya tuvalet eşyası Haziran 2013 1 Genel kod bilgisi: VII PLASTİK VE PLASTİK ÜRÜNLERİ; KAUÇUK VE KAUÇUK ÜRÜNLERİ 39 Plastikler ve mamulleri 3924 Plastikten

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

We are experts of. workplace culture. GIFTWORK Modelini Anlamak. greatplacetowork.com.tr

We are experts of. workplace culture. GIFTWORK Modelini Anlamak. greatplacetowork.com.tr We are experts of workplace culture GIFTWORK Modelini Anlamak greatplacetowork.com.tr Great Place to Work Hakkında Great Place to Work Enstitüsü bugün dünyada 53 ülkede faaliyet gösteren, 25 Yıldır işletmeleri

Detaylı

Hakkımızda GHA 2007 / 2

Hakkımızda GHA 2007 / 2 Tanıtım Hakkımızda Kurucumuz, yaşam ile ilgili araştırma, deneyim, gözlem ve eğitim ile hayatın bilinçle uygulanması gereken bir süreç olduğunu belirledi ve bu bilincin insanlığa verilmesini hedefledi.

Detaylı