DANNY BOYD MAFYA'NIN KIZI Carter Brown CARTER BROWN DANNY BOYD MAFYANIN KIZI ROMANLAR GELİŞİMDEN SARI DİZİ OKURLARINA

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "DANNY BOYD MAFYA'NIN KIZI Carter Brown CARTER BROWN DANNY BOYD MAFYANIN KIZI ROMANLAR GELİŞİMDEN SARI DİZİ OKURLARINA"

Transkript

1

2 DANNY BOYD MAFYA'NIN KIZI Carter Brown CARTER BROWN DANNY BOYD MAFYANIN KIZI ROMANLAR GELİŞİMDEN SARI DİZİ OKURLARINA CARTER BROWN Edebiyat tarihçileri için Edgar Allan Poe ve Morg Sokağı Cinayeti' yepyeni bir türün, 'polisiye roman' türünün başlangıcıdır. Okur yazarlığın,yayılmasına bağlı olarak, özellikle on dokuzuncu yüzyılın sonlarında, bir koldan Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes tiplemesi, öte koldan kitlesel yayıncılığı yansıtan Nick Carter çok geniş bir okuyucu kitlesince benimsenmiş, aranır duruma gelmistir. Polisiye türü Agatha Christie. Dashiel Hammett, Raymond Chandler, Rex Stout, Erle StarıIcy Gardner, Mickey Spillane gibi yazarlar, Sam Spade, Perry Mason, Nero Wolfe, Saint gibi roman kahramanlarıyla bugün artık kurumlaşmış bulunuyor O kadar kl, sayısız yayının yapıldığı bir ortamda polisiye roman, dünyanın bir ucundan ötekine aylarca çok-satarlar listesinin doruğunu tutabiliyor DANY BOYD MAFYANIN KIZI Türk okuru önce Arşene Lupin, sonra da Mayk Hammer yoluyla tanıştı polisiye roman türüyle Sonra Agatha Christie'yi, Saint'i okudu... Anca sistemleşemedi okuyucu alışkanlıkları. Gelişim Yayınları SARI DİZİ'yi başlatırken, bu boşluğu doldurmak amacında... Bu arada, polisiye tarihinin klasiklerini de sizlere tanıtacağız. Unlü bir ingiliz din adamı, vaktiyle, gördüğüm şey, önemsiz bir polisiye yazarının bile İncil'den çok okunmasıdır," demişti, peynir ekmek gibi kapışılmasına rağmen, TÜM okuyucusuna ancak kişisel çabalarla ulaştırılabllen yazın türünü sizlere sunmaktan, Gelişim Yayınları gurur duymaktadır. GELİŞİM YAYINLARI SARI DİZİ POLİSİYE ROMANLAR İngilizce adi: THE BLACK LACE HANGOVER GELİŞİM BASIM VE YAYIM A.Ş. (1983) Levent - İstanbul Tel: Dizgi, baskı, cilt: Ağaoğlu Tesisleri Kapak renk ayrımı: Fan Grafik Kapak baskı: Apa Ofset Basımevi Gözlerimi bir açtım ki, "Aman Allah!". Yatak odamın penceresinden içeri giren keskin güneş ışınlarını görmemle gözlerimin kapanması bir oldu. Yattığım yerden biraz doğrulayım dedim. "Vay, vay, vay!" Sanki sırtıma beş yüz kilo kurşun yüklemişler. Kafam desen, sanki bir hergele almış balyozu, bizim kelleye vurup duruyor! Zonklayan kafayı yavaş yavaş toplamaya çalıştım! Akşam bizim çöplükhaneye eşi dostu toplayıp bir parti vermemiş miydim? Evet. Ama ne partiydi be...

3 Sonunda yataktan kalkabildim ve kendimi duşun altına attım; sinekkaydı bir de tıraş attırdım. Bu arada beş kez de dişlerimi fırçaladım. Ama nafile! Bir türlü kelleyi toplayıp, kendime gelemiyorum. Gece bizim partide olanları şöyle bir hatırlamaya çalıştım; sanki bir korku filminden sahneler seyrediyorum. Öncesi sonrası birbirine karışmış resimler. O şişman herif örneğin, "Of, of! Pek bunaldım arkadaşlar, şöyle terasa çıkıp biraz temiz hava alayım," deyip pencereden dışarı adımını atan şaşkın. Neyse, bizim çöplükhanede teras meras olmadığını zamanında hatırlayıp, herifi çekebildim. Yoksa on üçüncü kattan aşağı gitti giderdi şişko! Ya o kızıl saçlı avrat neydi bel Hani şu Holly-vvood'dan gelmiş artlz karı. Mutfakta beni köşeye sıkıştırıp, o nefis gögüslerlyle esir alan. Tam dudaklmma yumulmuştum ki, herif mutfağa gelip bizi tam iş üzerinde yakaladı. Of, of! Sırtım da amma ağrıyor... Herif sahiden iyi güreşçiymiş ha; beni bohça gibi toparlayıp odaya savurduğunda, sırtımın tosladığı neydi acaba? Neyse neydi birader... En iyisi şu partiyi hepten unutmak. Hatırladıkça kendimi mazoşist sanacağım yoksa! Boşverip, giyinmeye çalıştım. İyi de, parmaklarım tiril tiril titremekte. Gel de bağla bakalım şu kravat denilen naneyi... Ve işte sonunda, tarihlere geçecek büyük hatamı yaptım; bizim misafir odasına girdim. Oda mı dedim? Halt etmişim! Ulan bizim belediye çöplüğü bundan daha çok odaya benzer be! Ortalığı bir duman kaplamış bir kere. Gece burada sigara içilmemiş de, gemi ocağı yakılmış sanki. Kimi boş, kimi yarı dolu bir sürü kadeh dört tarafa saçılmış. Kiminin içinde sigara izmaritleri yüzüyor. Bazı saygıdeğer konuklar da sigaralarını kadehin içinde söndürmeyi terbiyeye aykırı bulup, halının üzerine bastırıvermişler. Eğri oturalım doğru konuşalım; mobilyaların hepsi yerli yerinde duruyor. Masanın dört ayağı üçe inmişse, aldırma canım, o kadarı da keyfe keder! Büfenin kapakları sökülmüş hepsi bu; sanınm, o güreşçi, hani Hollywood'dan gelen artiz karının kocası, kapalı kapılardan pek hoşlanmıyordu. Sigara yanıklarını saymazsan, koltuklar da fıstık gibi duruyor. Kanepe desen, devrildiği yerden kaldırıp, ayaklarının üstüne oturttun muydu, hiç sorun değil. Kanepeye doğru yürüyüp, kaldırmak için eğildim ki, "Hop, hop" dedim kendi kendime. Ulan, bu yaşıma geldim, insanların kafayı bulup, partiden ayrılırken arkalarında her çeşit nesneyi unuttuklarını gördüm ama, siz hiç bacaklarını unutan duydunuz mu? Duymadmızsa duyun. İşte karşımda bir çift nefis kadın bacağı, yerde yatıyordu. Bu bacakların sahibi olan avrat da, bacaksız gövdesiyle kimbilir nerelerde dolaşmaktaydı şimdi. Benim akşamdan kalma kafayla bu işin içinden çıkmam, nasıl olsa mümkün değildi. Boşverip, bacakları incelemeye koyuldum. Devrilmiş kanepeye paralel uzanmış, uzun, zarif bacaklardı. Dizler gamzeli, butlar yumuşak, dolgun, kıvrımlı, çoraplarsa siyah, parlak, dantelli... Ulan böyle nefis bacaklar da unutulup, geride bırakılır mı? Dizlerimin üstüne çöküp, bacaklardan birinin, tam çorabın bittiği yerin üstüne elimi yavaşça koydum. Tatlı bir ılıklık geldi elime... İyi, dedim, bacaksız gövdesiyle orada burada dolaşmakta olan avrat, akıl edip çabucak buraya

4 dönerse, sıcağı, sıcağına bacaklarına kavuşabilecek. Bu bacakları buzdolabında muhafaza etmek mi a gerekir acaba? Hani kasaplarda, 'Etlerimiz buzdola-bmdadır' yazarlar ya bazen. Ama benim buzdolabına bu uzun bacaklar zaten sığmaz ki.. Bir yandan bunları düşünüyordum, -bizim 7 akşamdan kalma kafa ile ne kadar düşünülebi-lirse- bir yandan da, gamzeli dizden yukarı doğru bacağı yavaş yavaş okşuyordum ki, kanepenin arkasından doğru keskin bir çığlık duymamla, elektrik çarpmış gibi oldum! Önce, duy-duğum çıtlığı akşamdan kalma kafamın bir hayalı sundun; sonra sesin geldiği yere doğru bakmayı akıl ottim. Oh be, bacaksız gövdesiyle surda hurda dolaşan bir avrat yokmuş. Çünkü, ok-şudıgım nefis bacaklar bir gövdeye bağlıydı. Bunu anlayınca enikonu rahatladım. Bacaklar göv-, gövde de başa bağlıydı, yani kız eksiksiz, her parçası tamam durumda yatıyordu yerde. Beni yanıltan, kızm yatış pozisyonuydu. Kız, şu tramplenden atlayanların 'jackknife' dedikleri 'yarı açık çakı' biçiminde yatmıştı. îşte o yüzden, ben bacaklarını gördüğümde, gövdesi ve başı kanepenin altında kalıyordu. Her ne hal ise, şimdi karşımda yatan bir kız vardı. Bütün parçalar tamam ve de fıstık gibi! Elbisesi de siyah dantelden ve oldukça dekolteydi. Üstelik, beline doğru sıyrılmıştı. Yani, siyah dantel külot da meydandaydı sizin anlayacağınız. Kızın kara kara. kocaman gözlerinde korku vardı. Bir an göz göze geldik, sonra yine avazı çıktığı kadar feryada başladı. Benim akşamdan kalma kafama bir odun vursa daha iyiydi yani! Bu çığlıklar beni öldürecekti... İnler gibi bir sesle, "Lütfen sus, bağırma... " dedim. "Seni utanmaz herif! Beni elledin... Farkında değil miyim sanıyorsun?.. Bacaklarımı okşadınl" Sesi haşin ve hiddet doluydu. Aşağıdan aldım. "Afedersin... O zaman senin burada olduğunu bilmiyordum. Yani, bacakların buradaydı tnlıll 8 ama geri kalanının, kanepenin öbür yanında olduğunu bilmiyordum. Bilmem anlatabildim mi?" "Sen ırz düşmanının birisin," dedi. Demek söylediklerim pek inandırıcı gelmemiş! "Irz düşmanlığı mı? Bu sabah hiç de öyle bir halim yok, merak etme. Baş ağrısından geberiyo-rum. Sanki kafamın içini oyuyorlar gibi... Hem sen bana baksana; parti çoktan bitti. Sen niye hâlâ buradasın? Senin evin yok mu?" Bu arada, beline kadar sıyrılmış elbisesini fark edip yeni bir feryada başlamaz mı? Gözlerimi kapadım... Açtığımda, ayağa kalkmış, elbisesinin eteklerini düzeltiyordu. Gözlerindeki bakışa inanmak gerekirse, ben son yüzyılın en büyük ırz düşmanı olmalıydım. Aksi sesiyle sordu, "Burada ne arıyorsun?" Sahi, ben burada ne arıyordum yahu? Birkaç saniye düşünüp buldum. "Burası benim evim... Bendeki eşekliğe bak ki, bir parti vereyim dedim ve dün gece eşi dostu davet ettim... " "Dün gece mi?.." Gözleri daha da büyüdü. "Saat kaç?" diye sordu. "Saat mi dedin? Saati bırak, şu anda hangi yılda olduğumuzdan haberim var mı benim?.. Hadi bakalım, cici çocuk ol da, ufak ufak toparlanıp git buradan, evinde dinlenirsin artık." Shakespeare'in Macbeth trajedisindeki Lady Macbeth'i andıran bir sesle, "Demek sabah olmuş," dedi. "Joe amca bana inanmayacak. Hiç inanır mı?"

5 Joe amca da kim yahu? Kafamın içindeki beyin değil de, sanki mürekkep şişesine düşmüş bir sinekti mübarek! Kimin kim olduğunu bilecek halde miyim? 9 "Seni bizim partiye getiren adam mı bu Joe amca?" "Joe amcam bu apartmanda oturuyor." "Yok, yanlışın var... Burada oturan benim." "Bu apartmanda dedimse, bu dairede demedim. Bu apartmanın başka bir dairesinde oturuyor Joe amcam. Dün gece olanları hatırlamıyor musun sahiden?" "Hatırladıklarım da vat arada," dedim. "Kalktığımdan beri, o hatırladıklarımı da unutmaya çalışıyorum. Hepsini bir unutabilsem ne iyi olacak! " Gücenmiş gibiydi. Dik dik gözlerime bakarak konuştu, "Burayı Joe amcamm dairesi sanıp, kapıyı çalmıştım. Kapıyı sen açtın, hatırlamıyor musun? Karşımda seni görünce, yanlış yere geldiğimi anlamıştım, ama sen beni tuttuğun gibi içeri çektin, belime sarılıp dans etmeye başladın. İçerde sanki yüzlerce kişi vardı. Bir bağırış, çağırıştır gidiyordu. Ben buraya yanlışlıkla geldiğimi anlatmaya çalışıyordum, ama dinleyen kim! Sen durmadan zorlayıp, bana o kokteylden içiri-yordun. Hani adı 'Çılgın Bakire' miymiş neymiş. Baktım, sen manyağın tekisin, elinden kurtulabilmek için içmeye başladım. Neyse, bu arada o Hollywood'dan gelme şırfıntı ortaya çıktı, seni çekip mutfağa götürdü de kurtuldum. Ama bu sefer de, o Hollywood şırfıntısının kocası çıktı. O senden de manyakmış. Zıplayıp kanepeyi devirdi önce, masanın bir bacağını tuttuğu gibi kopardı, büfenin kapaklarını söktü attı. Sonra da, bana askmtı olmaya başladı. Neymiş, sen onun karısını araklamışsın, o da senin kızını elinden alacakmış... " a "Sana bir şey yapmadı ki," dedim. "Ardımızdan mutfağa gelip, beni yakaladı kerata." "Evet, öyle oldu," dedi "Mutfağın kapısını açtı, girdi ve girmesiyle de seni yakalayıp odanın ortasına savurduğunu gördüm." "Eee, sonra ne oldu?" "Senin havada uçtuğunu gördüm, ama nereye çarpıp düştüğünü göremedim doğrusu," dedi. "Güreşçi yine gelip askmtı olacak diye korkup, kendimi devrilmiş kanepenin arkasına attım." Esmer güzeli, bu arada kendini daha da toparlayıp, endişeli ve titrek bir sesle sordu, "Peki, şimdi ben ne yapacağım? Olanları, olduğu gibi anlatsam, Joe amcam dünyada inanmaz. Üstelik, Jerome amcama da söyler... " Sesi daha da titremeye başlamıştı esmerin. Ner-deyse ağlayacak sandım, ödüm patladı. Böyle bir yavrunun, gözümün önünde ağlamasına, üstelik de bu sabah, nasıl dayanırım diye düşünürken o devam etti. "Sonra, Jerome amcam da babama söyledi mi, ah işte o zaman ben bittim demektir... " 'Oğlum Danny, şövalyelik, centilmenlik böyle zamanda belli olur,' dedim kendi kendime. 'Senin gibi kıyak bir hafiyeye, düşen nedir şimdi? Bu yavruyu endişelerinden kurtarmak, onu rahatlatacak sözler söylemek değil midir?'

6 "Bak şimdi," dedim. "Bütün bu olanlardan kim sorumlu? Ben sorumluyum! Öyleyse başına açtığım bu işi çözüme bağlamak da bana düşer. Öyleyse, ben de seninle birlikte gidiyorum Joe amcana ve ona olan bitenden senin sorumlu olmadığını, hepsinin benim yüzümden olduğunu bir bir anlatıyorum. Tamam mı?" 11 Bu kahramanlığım karşısında yavrunun gözlerinin yaşarmasını beklerken, o bana kuşkulu kuşkulu baktı ve ne dese beğenirsiniz? "Sana inanır mı sanıyorsun? Bir adam, kapısını yanlışlıkla çalan kızı, çekip içeri alıyor... Sonracığıma, o 'Çılgın Bakire' denen içkiden altı kadeh içiriyor... Ondan sonra da kız sızıyor ve bütün gece, devrilmiş kanepenin altında uyuyor. Joe amcam bunlara inanacak adam mı?" Biraz bozulmuştum doğrusu. "Şey," dedim. "Canım, gece bir kız aıkadaşımda kaldım filan diyemez misin?" Birden gözlerine garip bir ışıltı geldi. Sanki çok kötü bir şey söylemişim gibi hain hain bakarak konuştu. "Sen benim Joe amcamı bilmiyorsun tabii... Ne keskin adamdır o! Bu olayda belki, ufak bir ders olsun diye, sadece seni öldürmekle yetinir, bakarsın. Belli olmaz, belki iyi taraf ma gelir de, sadece seni öldürür yani!" "Yoksa şu Joe amcan da profesyonel güreşçi filan mı?" Kız, "Hayır, güreşçi değil," deyince bayağı rahatlamıştım, ama arkasından ekledi. "Güreşçi değil, ama çok daha beter; aksi bir adamdır." Devrik kanepeyi ucundan tutup, düzelttim, sonra da kendimi üstüne bırakıverdim. Kıza da, "Bırak bunları da, önce bir kahvaltı edelim," dedim. Joe amcan beni öldürür mü, öldürmez mi konusunu kahvaltıdan sonra düşünürüz, ha?" a ' "İstemem. Teşekkür ederim. Ben önce bir tuvalete gideyim de, kendime çekidüzen vereyim." Çevreye bakıp bir şeyler aranmaya başladı; sonunda buldu aradığını; siyah bir gece çantası. Çantayı kaptığı gibi, kararlı adımlarla odadan 12 çıkıp tuvalete yöneldi. Ben de kendimi zorlayıp, yeniden iki ayağımın üstüne kalktım, mutfağa geçtim. Mutfağın hali, odanın hali gibiydi, yalnız biraz daha berbattı o kadar! Çerin çöpün arasında, nasılsa bir portakal suyu şişesi bulabildim. Hemen açıp içtim. İçtim ama, iç organlarım, uzun zamandan beri alışık olmadıkları bu alkolsüz sıvıya karşı hep birden isyan ettiler! Neyse, isyan birkaç dakikadan fazla sürmedi, sonunda uzlaşma sağlandı. Bu arada, bizim esmer yavru da tuvalette işini bitirmiş, çıktı geldi. Makyajını tazelemiş, kokular sürünmüş, fıstık mı fıstık... Gel gelelim, o siyah dantel elbise, yine öyle bumburuşuk duruyor tabii. Yavru'nun Joo amcası, elbisedeki bu buruşuklara bakıp, aklına kimbilir ne kötü şeyler getirecek... "Sana bir şey söyliim mi?" dedi. "Joe amcam hangi dairede oturuyor, hâlâ bilmiyorum." "Bu binada olduğundan emin misin?" "Tabii eminim," dedi öfkeyle. "Sen beni ne sanıyorsun?" "Seni ne mi sanıyorum'? Sen siyah dantelli bir hülyasın!.." Baktım, kömür karası gözler yine kötü kötü bakmaya başladı. "Yani, şey..." dedim, "Benim daire numaram 12/B. Belki bundan çıkarırsın Joe amcanın numarasını." a

7 "Dur, dur bakayım... Eminim, Joe amcam 12/B demişti. Ama 12/B demiş olamaz, değil mi?" "Ben Joe amcanı tanımıyorum ki, ne dediğini nerden bileyim!" Bu kız zarif esprilerin zevkine pek varamıyor 13 galiba. "Aman, ne komik!" dedi. Bir yandan da, hafifçe dışarı çıkık alt dudağını o pembecik diliyle ıslatıp düşünmeye başladı. Bana da bir haller mi oluyor ne? Sanırım, alışkın olmadığım bu alkolsüz portakal suyuyla kafayı buluyorum şimdi de! Laf olsun diye sordum. "Joe amcan ne zamandan beri burda oturuyor?" "Birkaç aydan beri," dedi dalgın dalgın. Sonra birdenbire, elini alnına vurup. "Ah kafa, ah kafa!" diye haykırdı. "Hep şu senin 'Çılgın Bakire' içkisinin yüzünden... Nasıl da unutmuşum. Joe amcam, 'Geldiğinde evde olmazsam, kapıyı açar girersin,' diye, bana bir anahtar vermişti." a Küçük siyah çantasını açtı, yüzünde zafer kazanmış bir edayla, "İşte anahtar," dedi. "14/B yazıyor üstünde. Herhalde asansörde yanlış düğmeye bastım." "Pekâlâ... Joe amcana kavuşacağına ben de çok memnun oldum. Amcanı görmeye gitmeden önce iki lokma bir şey yemek istemez misin?" "Joe amcaya birlikte gidiyoruz, unuttun mu?" "Nasıl unutabilirmişim?" diye sırıttım. "Şu berbat, öfkeli amcan değil mi?" "Hah, tam dediğin gibi, korkunç öfkeli bir adamdır." Sonra da neşeli bir sesle sordu. "Adın neydi senin? Seni Joe amcamla tanıştırmam için, adını bilmem gerekiyor." "Benim adım Danny Boyd. Seninki ne?" "Benim adımı bırak şimdi. Birbirimizi öyle fazla tanımıyoruz ki. Haydi gidelim de işimize bakalım." Birkaç dakika sonra 14/B numaralı dairenin kapısmdaydık; kız kapıyı çalınca göz göze gel- 14 dik. O anda canım bir şişe daha portakal suyu istedi. Ama içinde biraz da votka olan cinsten tabii. Baktım, bizim esmer yavru hiç de sinirli görünmüyor. Bir hayli bekledik, içerden ses seda gelmedi. Kız, zile tekrar bastı... Yine bekledik, yine ses yok. "Herhalde evde yok," dedim. "Anahtarın var ya, aç kapıyı gir." "Ha... öyle yapayım," dedi. Ben de, dönüp asansöre yürürken, "Joe amcana saygılarımı söyle," dedim. "Onunla tanışama-dığım için gerçekten üzgünüm, ama... " "Dur!.. Dur bakalım, Danny Boyd," diye seslendi. "Bir yere gidemezsin. Benimle geliyorsun." "Bak, tatlı kız," dedim, "Ben boş gezenin boş kalfası değilim. İşim gücüm var. Oturup, şu senin Joe amcanı bekleyemem. Hem belki Joe amca Alaska'ya yaz tatiline filan gitmiştir, kimbilir ne zaman gelir... " Bizim espri yine boşa gitti galiba. Esmer çok ciddiydi. "Yok canım, belki duştadır da kapı zilini duymuyordur. Hadi gel de içeri girelim. Bakalım, duşta mı?"

8 Çantasından anahtarı çıkardı, kapıyı açıp içeri girdi. Ben de ardından isteksiz isteksiz girdim içeri. Odada pahalı cinsten mobilyalar göze çarpıyordu. Ortalık, bizim çöplükhaneden çok farklı bir görünümdeydi; yani, temiz ve derli toplu. Esmer yavru, birkaç kez, "Joe amca... Joe amca!.." diye seslendi. Kimseden yanıt gelmedi. "Durum anlaşıldı," dedim. "Amcan evde değil." "Dur, gitme Danny Boyd," dedi. "Önce evde olup olmadığını anlayalım, sonra gidersin. Hadi, 15 ben mutfağa bakıyorum; sen de yatak odasıyla banyoya bak." "Bakıyorum, beni yanından ayırmak istemiyorsun... " Esprimiz yine mi boşa gitti ne? Kız bir "hıh!" dedi, ama ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadım bu "hıh"ın. Yatak odası da temiz, düzenliydi. Oradaki mobilyalar da pahalı cinstendi. Banyodan da su sesi filan geldiği yoktu, ama yine de bir bakayım dedim. Banyonun kapısını açtığımda, o günkü ikinci büyük hatamı yapmışım!.. Birinci hatam mı? Birinci hatam, sabahleyin yataktan kalkmış olmamdı tabii. Ne vardı uyanıp kalkacak!.. Joe amca banyodaydı, bu doğru. Yani banyoda bir adam vardı, herhalde Joe amca buydu. Sen Joe amca mısın?' diye sormanın da bir anlamı yoktu, çünkü ölüler genellikle böyle sorulara yanıt vermezler, değil mi? Evet, Joe amca sizlere ömürdü! Yere diz çökmüş durumdaydı, kafası da küvetin içine bakacak biçimde yerleştirilmişti. Katil, oldukça titiz bir adam olsa gerek ki, Joe amcanın boynunu, bir kulak altından öbürüne kesip bırakırken, kanların ortalığa değil de küvetin içine akmasına özen göstermişti. Küvetin içine bir göz atayım dedim, midem ağzıma geldi. Tam öğürürken, arkamda bir nefes duyup geri döndüm. Tam zamanıymış, çünkü esmer yavruyu, bir kuş gibi titreyip, bayılırken havada yakaladım. 16 "Joe amcam," diye fısıldayarak sordu, "Joe amcana ölmüş mü?" "Eğer o adam senin Joe amcansa, evet... O olduğuna emin misin?" Ses çıkarmadan başını salladı. Sonra, "Korkunç oh korkunç bir şey bu!.." diye inledi. "Zavallı Joe amca, zavallı adam..." "Onu çok mu seviyordun?" "Pek değil," dedi. Ayaklarını kanepeden aşağı indirip yavaşça oturdu. Sonra devam etti. "Doğrusunu istersen, Joe amcayı hiçbir zaman fazla sevmedim... Ama ne olursa olsun, böyle ölmek!.." "Acı, çok acı... " dedim; aynı anda, ortalama herhangi bir geri zekâlının da, bu durumda bu lafı söyleyeceğini fark ettim. Bunun üzerine, konuyu değiştirdim. "Artık, telefon edip polise haber vereyim." Esmer, birden heyecanlandı. "Hayır, hayır... Bunu yapamazsın. Sonra ben de bu işe karışmış olurum!" "Karışmak mı? Sen de, ben de karıştık bile, kızım. Banyoda cesedi kim buldu?.. " "Ben bu işe karışamam. Hayır, bu olamaz!.." 17 "Ben de bir kere karıştıktan sonra, karışmamış olamam! Ceset görüp de polise haber vermedim miydi, bizim ruhsatı geri alırlar. Haberin var mı?"

9 Gözlerini kocaman kocaman açmış bana baktı. "Ruhsat mı? Ne ruhsatı?.. " "Özel dedektif ruhsatı, canım... Hani şu bizim ekmek kapısı... " Esmer yavru, yalvaran bir sesle konuştu. "Seninle oraya gidip, Joe amcayı ölmüş bulduğumuzu kimse bilmiyor ki... Yani, bırak cesedi başkası bulsun." a "Olmaz! Dedim ya kızım, senin gül hatırın için, bizim ekmek kapısını tehlikeye atamam ben! Bu özel detektif ruhsatı demek, benim yaşamım demek, anlıyor musun?" Kızın sesi, birden sertleşti. "Jerome amcamla bir konuşayım; Jerome amca bilir, ne yapılması gerektiğini." "Ne yapılması gerektiğini Jerome amcandan filan öğrenecek değilim. Yapılacak şey basit; polise bir telefon!" Elimi tuttu... Elleri de ne güzelmiş! Kömür karası gözlerini de gözlerime dikince, içim sıcak tavaya konmuş tereyağ gibi erimeye başladı. Ben eridim bittim, ama kulaklarım hâlâ işliyor ki, esmer yavrunun sesini duyuyorum-. "Ooo... Lütfen, Danny. Sadece bir saatçik canım, bana bir saat müsaade et, gidip Jerome amcamla konuşayım. Sonra sen istersen yine polise telefonunu edersin. Olur diyorsun, değil mi canım?" O, insanın içini eriten baygın bakışlı kara gözlere gel de dayan bakalım; sonunda yumu- 18 şayıverdim. "Peki, olur..." demişim. Ah kafa ah! "Yaşşa, çok, ama çok teşekkür ederim," deyip kanepeden fırladı, dudaklarımın üstüne kısa, ama tatlı mı tatlı bir öpücük de kondurdu mu sana... "Hepsi hepsi bir saatçik... Dediğim gibi. Sonra ne yaparsan yap!" Kanepenin üstünden çantasını aldı, kapıya doğru yürümeye başladı; birden durup geri döndü. "Ay... az daha unutuyordum. Anahtarı almadım... " "Çantana koymuştum anahtarları, merak etme... " "Teşekkürler Danny, çok teşekkürler..." Sonra, bir siyah dantel zarafeti içinde, sanki uçarak kapıdan çıktı. Benim emektar kol saatini yatak odasının bir yerlerinde bulup koluma taktım. Bu arada baktım saat on biri çeyrek geçiyor. Saat on ikiyi beş geçinceye kadar oyalandım; ama sonra bizim esmer yavruyu merak etmeye başladım. Verdiğim bir saat dolmadan gelecek miydi? Yoksa, beni atlatmış mıydı? Yoksa, bu sabahtan beri bütün olanlar, benim akşamdan kalma kafanın uydurduğu hayaller miydi? Derken, birkaç dakika geçti geçmedi kapı çalındı. "Tam zamanında geldin, güzelim..." diyerek kapıya koşup açtım, ama karşımda siyah dantelli esmer güzeli dilber yerine kereste gibi bir herif bulunca laf ağzımda kaldı. Kapıda duran yarmada tam bir gerzek suratı vardı. Üzerinde siyah bir şoför üniforması, başında şoför kasketi, bir de, hani o ensesi kalın heriflerin şoförlerinde görülen, bacaklara sarılmış tozluklar. Tam bir sosyete şoförü kılığıydı işte... Kılık kıyafet iyiydi

10 19 de, surat çok fauldü. Kapkara bir surat; hani beş dakika önce sinekkaydı tıraş olmuş bile olsa bir haftalık sakallı gibi görünen adamlar vardır ya, onlardan. Bir de gözleri var yarmanın ki, dünyada halen yaşayan ve geçmişte yaşamış bütün insanlardan nefret ettiği, bakışlarından belli. Gelecekte yaşayacaklar için de pek umut vermiyor doğrusu! Ama bana bakışlarından, şu anda en fazla nefret ettiği adamın ben olduğum anlaşılıyordu. Ayrıca pek konuşkan bir tipe de benzemiyordu. Sıtma görmemiş bir sesle kısaca sordu. "Boyd mu?" "Evet, benim," dedim. "Bay Lansing sizi görmek istiyor... Araba kapıda-, gidelim." Ne kadar da nazik olabiliyordu bu yarma, istediği zaman canım! "Lansing de kim? Ben böyle birini tanımıyorum ki... " "Joe amca işiyle ilgiliymiş. Bay Lansing, 'Öyle dersin, o anlar,' dedi. Hem Sayın Lansing beklemekten hiç hoşlanmaz!" Yarmanın sözlerini yeterince açık buluverdim birden. Evet, iyi bir edebiyat eğitimi gördüğü söylenemezdi belki, ama meramını çok güzel anlatabiliyordu. Bir dakika sonra asansöre binmiş, birlikte aşağı inmiştik bile. Bizim kapıcı, yanımdaki sosyete şoförünün bana saygıyla kapıları açıp yol verişini görünce şaşkınlıktan küçük dilini yuttu herhalde. Yarmanın gayet saygılı bir biçimde açtığı kapıdan girip, haşmetli siyah Cadillac'm yumuşacık arka koltuğuna kuruldum. Yarma o koskoca arabayı kalabalık trafikte garip bir ustalıkla kullanıp, gideceğimiz yere on 20 beş dakika içinde ulaştırdı. Gideceğimiz yer pa-rababalarının oturduğu Sutton Place mahallesinde çok zarif bir apartmanmış. Yarma yine büyük bir saygıyla arabanın kapısını açıp, inmeme yardım etti, bu arada kulağıma fısıldayarak, çatı katma çıkmamı söyledi. Biraz sonra çatı katının kapısını çakı gibi bir uşak açtı. Doğrusu çok etkilenmiştim. Adımı söyledim, saygıyla çekilip yol verdi. "Buyrun, Sayın Boyd; beyefendi sizi bekliyorlardı." İçeriye adımımı atmamla, beni daha da etkileyen bir şey oldu. Herifin biri, arkama sokulup, belimin ortasına bir silah dayadı ve kulağıma fısıldadı. "Ellerini iyice yukarı kaldır bakalım!" Dediği gibi yaptım ve ellerimi yukarı kaldırdım; uşak büyük bir hızla üstümü arayıp, "Silahı yok," dedi. Ardımdaki herif de, bunun üzerine silahını belimin ortasından çekip, önüme geldi. Ufak tefek, ama ayaklarının üzerinde bir bale oyuncusu gibi seken çevik bir kerataydı. Suratı için, 'melek yüzlü' denebilirdi belki, ama ifadesine bakılırsa, olsa olsa cennetten kovulmuş bir melekti! Otuz yaşlarında olmalıydı. Mısır sarısı saçları ve süt mavisi gözleri vardı. Giyimine de pek meraklı olsa gerekti. Erkek moda dergilerine kapak resmi olabilecek şıklıkta bir spor elbise giymişti kerata! "Boyd mu?" diye sordu. Sesinde aşağılayıcı, küçümseyici bir ton vardı. Daha doğrusu, bana pisliğe bakar gibi bakmaktaydı. Beni bir süre süzdükten sonra, "Bizim Jerome de, aklını mı kaçırdı ne... " dedi. Sonra bir anda beni tamamıy- 21

11 la unutup, tabancasını yerine yerleştirdi ve geniş holün solundaki koridorda yürüyüp kayboldu. İçimden 'Yürrü bakalım, kerata... seni özleyecek değilim!' diye geçirirken uşağın saygılı sesini işittim; sanki az önce hiçbir şey olmamış gibiydi. "Sayın Lansing terasta sizi bekliyorlar efendim. Lütfen beni izler misiniz!" Terasa çıktık ki, ne teras! Teras değil, muazzam bir park sanki. Çeşit çeşit bitkiler, ağaçlar, çiçekler var dört tarafta. Birisi buraya parayı çuvalla döküp, beton terası bir gökyüzü bahçesine dönüştürmüş. Terası çevreleyen parmaklıklar, hep bitkilerin arkasmda kalmış, sadece en güzel manzaralı yerlerde bir iki yer boş bırakılmış; bu aralardan bizim Doğu Nehri görünüyor. Görünüyor dedimse, böyle gökyüzüne asılmış gibi duran bir bahçeden görünüşü, tabii aşağıdan göründüğünden çok daha fiyakalı. Geniş bir tentenin altına lüks bir şezlong koymuşlar, bir adam, uzanmış yatıyor. Uşak uzakta durup: "Bay Boyd geldiler, efendim," deyince, şezlongdaki adam ayağa kalkıp, yavaş yavaş yanıma geldi. Benden beş-on santim daha uzun, vücudunda fazla yağ olmayan, enerjik görünüşlü bir adamdı. Siyah saçlarına biraz ak düşmüştü, ama bu, kaim siyah bıyıkları ile çok iyi bir uyum gösteriyordu. Terasta dinlenirken giydiği şortun içindeyken bile, otoriter, emretmesini bilen bir kişiliği olduğu anlaşılıyordu. Bana bakıp, fazla önemsemez, ama nazik bir tavırla, "Bay Boyd," dedi, "geldiğiniz için teşekkür ederim." "Gelirken silahımı almamıştım; uşağınızın yardımcısı üstümü arayıp silah bulamayınca canı sıkıldı herhalde!.. " 22 Hoşgörülü bir biçimde gülümsedi, ama özür diler bir tavrı da yoktu. "Mutad bir korunma önlemi bu, Bay Boyd... Evet, kendimi tanıtayım; Jerome Lansing. Bir anlamda Lucia'nın gözetmeni ve koruyucusu... " "Lucia mı?" diye şaşkınlıkla sordum. "Evet, Lucia... Size adını söylemedi mi yoksa?" "Söylediği sadece amcalarının adıydu Joe amca ile Jerome amca. Siz Joe amcaya göre daha iyi durumdasınız... yani sağsınız!" Bir an durdu, sonra, "İçeri buyurmaz mısınız?" dedi. "Daha rahat konuşuruz orada... " a Elini omuzuma koyup, beni nezaketle yönlendirerek içeriye doğru yürüdü. İçerdeki büyük o-danın köşesinde çok şatafatlı bir bar vardı. Hemen geçip, barın önündeki iskemlelerden birine oturdum. Bay Lansing ise barın arkasma dolaşıp içki hazırlıklarına başlamıştı bile; tam bir usta barmen gibi bana bakınca, "Bir bloody Mary, lütfen," dedim. Elleri çok iyi çalışıyordu; değme profesyonel barmene taş çıkartacak çabuklukta iki bloody Mary hazırlayıverdi; hemen tadına baktım, nefisti doğrusu. Bu arada, neşeli bir sesle, "Lucia' dan duyduğuma göre, dün gece hayli eğlenceli bir parti vermişsiniz," dedi. "Evet, ne yazık ki öyle bir şey hatırlıyorum. Aslında istediğim şey nedir bilijaor musunuz? O partiyi hepten unutmak!.." Zarif bir kahkahayla güldü... İşte, dedim kendi kendime, espriden

12 anlayan adamın hali başka oluyor. Birden sordu. "Özel detektif missiniz, öyle mi? Lucia söyledi." "Evet öyleyim, ama korkarım özel detektiflik 23 ruhsatımı yakında elimden alacaklar. Şu sizin Lucia'nm polis korkusu yüzünden... Onun gibi cici bir kız, nasıl olur da bir cinayeti polise haber vermekten bu kadar korkar?" "Babasının adı Duke Borman'dır... Sorunuza cevap vermiş oldum mu?" Hiç düşünmeden, "Hayır," dedim, o ise yüzüme dikkatlice bakarak tekrarladı. "Babası Duke Borman'dır demiştim. Bu isim sizde bir çağrışım yapmıyor mu?" Bunun üzerine, az önce düşünmeden verdiğim 'hayır' cevabmı bırakıp, kelleyi zorlamaya başladım ve sonunda jeton düştü: Duke Borman, Maf-ya'nın önde gelen isimlerindendi ve bir hayli zaman önce, Birleşik Amerika'dan sınır dışı edilmişti. -" Lansing bu buluşumu takdirde karşıladı ve açıkladı. "Evet, sınır dışı edilmişti; tam altı yıl oluyor. Duke Borman şimdi Milano'da oturuyor. Birleşik Amerika'daki işleriyle de ben ilgileniyorum. Tabii söylemeye hiç gerek yok, ama yine de belirteyim; hepsi yasalara uygun işler... " "Joe amca ne işle meşguldü?" "Adı Joe Slater'dı, bizim işlerde de ortaktı, ama baş ortak değil... " Durup, içkisinden uzun bir yudum aldı, biraz bekledi; sonra beni dikkatle.süzerek devam etti: "Belki bilmiyorsunuz ama, dün gece Lucia'yı kaçırılmaktan, hatta başına daha beter şeyler gelmesinden kurtardınız." "Öyle mi? Bazen ne kadar güçlü olduğumu, neler başardığımı ben de bilmiyorum," dedim, ama baktım Lansing'in şaka ettiği filan yok. Tam tersine, çok ciddi bir sesle konuşuyor. "Joe'yu öldürenler, Joe'nun evine Lucia'nm 24 gelmesini bekliyorlardı. Bundan eminim... Baktılar Lucia gelmiyor, onun üzerine öldürdüler Joe' yu. Joe'yu öldürmelerinin ise iki nedeni olabilir. Ya korktukları için, ya da şakaları olmadığını göstermek için... " d "Yani asıl hedefleri Lucia değil de Duke Bor-man'dı diyorsunuz. Ona, kızını kullanarak ulaşmak niyetindeydiler... " Lansing bana 'aferin, zeki hafiye' der gibi baktı ve açıkladı. "Tam dediğiniz gibi... Duke, artık iyice yaşlandı. Üstelik kalbinden yana da çok ciddi bir hastalığı var. İşte bu hasta ve yalnız adam Milano'da yaşıyor. İyice yaşlandı dedim ama, belleği hiç de yaşlanmış değil. Eski günlerden pek çok gizli şeyleri iyi hatırlıyor. Bu hatırladıkları arasmda öyle şeyler var ki, bir açıklasa, ortalık birbirine karışır. Kimileri iflas eder, kimileri hapse girer, kimileri de servetler kazanır. İşte Duke* ün ardına düşen adamlar bu değerli sırları elde etmek istiyorlar. Ama Duke'ten bunları öğrenmeleri imkânsız: Hasta ve yaşlı bir adamı neyle tehdit edebilirler ki... Ölümle deseniz, Duke zaten ölüyor; günlerinin sayılı olduğunu kendisi de biliyor. Ama dünyada bir tek, kızı Lucia var. Ve Lucia için Duke'un

13 yapamayacağı şey yok. Onlar da bunu biliyorlar... İşte Lucia, bu yüzden tehlike içinde!" "Lucia'nm babasının bildiği sırlar nasıl şeyler oluyor acaba?" Biraz soğuk bir gülümsemeyle cevap verdi. "Bilmiyorum... bilmek de istemem. Duke, bir gemiye konulup bu ülkeden sınır dışı edildiği zaman, kızını bana ve Joe Slater'e emanet etmişti. 25 Benim bildiğim bu. Şimdi Joe da öldüğüne göre, bütün sorumluluk bende. Lucia'nm polisle herhangi bir takıntısı olmamalı! Soruşturma filan derken, kız New York'ta herkesin gözünün önünde olursa, peşindeki adamların eline düşebilir her an. Kısacası, Lucia'nm New York'tan ayrılıp, gözden uzak bir yerlere gitmesi gerek. Hem de hemen, bugün." Lansing bunları söyledikten sonra, uzun bir süre sustu. Gözlerini gözlerime dikmiş, sanki bir şeyler söylememi bekliyordu. Sonunda birden yüksek sesle sordu. "Sayın Boyd, soracağınız bir şey yok mu?" "Henüz değil," dedim. Lansing'in yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi. "Bense sizin, 'Bütün bunlarla benim ne ilgim var? Bana niye anlatıyorsunuz?' diye sormanızı bekliyordum. Siz, Danny Boyd'sunuz; sert, tuttuğunu koparan, asla pes etmeyen ve sonunda ne yapıp edip, müşterisinin istediğini elde eden ünlü özel detektif!.." Yine hiç pırıltı vermedim, o devam etti. "Görüyorsunuz, hakkınızda bilgi topladım." "Bana madalya mı vereceksiniz? Yoksa ben mi size madalya vereyim istiyorsunuz?" "Madalyayı filan bırakın, şaka etmiyorum. Bana, ücreti karşılığında hizmet etmenizi istiyorum. Mesleğiniz bu değil mi? Ücretimiz dolgun olacak: Haftada beş bin dolar. Tabii, bütün masraflarınızı da ayrıca karşılayacağım." "Ama hâlâ kartlarınızı açmadınız. Şu anda 'evet' veya 'hayır' diyemem ki. Konu nedir? Önce onu anlayalım." "Lucia ile birlikte ortadan kaybolmanızı isti-26 yorum. Konu bu... Bu kadar basit. Lucia'yı alıp ortadan kaybolacaksmız ve önümüzdeki birkaç hafta, kızın peşinde olanlar sizi bulamayacaklar. Anlaşıldı, değil mi? Haydi, hemen Lucia'yı alıp, yola çıkın!" "Elinizde kapalı duran kartlardan birkaçını daha açsanız nasıl olur? Karşı taraf kimdir? Ne yapıyor? Nasıl çalışıyor? Şimdiye kadarki söylediklerinizden bütün anladığım şu: Birtakım kötü adamlar var, Duke Borman'm bildiği sırları öğrenmek istiyorlar... Bunun için Joe amcayı öldürdüler, şimdi de her an Lucia'yı kaçırabilirler... İyi de, kim bu adamlar?" "Henüz ben de bilmiyorum. Milano'da Duke'e telefon edip tehditte bulunmuşlar, ama kim oldukları hakkında bilgimiz yok." "Doğrusu çok aydınlatıcı... " demekten kendimi alamadım. Lansing ise hiç bozulmadan devam etti. "Konunun üzerindeyiz. Uşak yardımcısı dediğiniz Walt adındaki adamım, kentteki dostlara haber saldı, her an bir şeyler öğrenebiliriz." "Bana sorarsanız, Lucia için en güvenli yer burası... Siz buradasınız, Walt burada, uşak ve şoför de burada, Bu durumda,

14 Lucia'yı almak için buraya ancak tankla ve havan topuyla girebilirler!" Ama Lansing hiç de aynı kanıda görünmüyordu. "Hepimizin bir arada olduğunu bilmek onların işini kolaylaştırır, o kadar. Karşımızdaki adamlar çoluk çocuk filan değil, Boyd! Bunlar, bu işlerin profesyoneli olmuş haydutlar... Bu adamlar, Lucia'yı kaçırmak için her şeyi, ama her şeyi 27 yapabilirler. Şu terasa helikopterle inmeyi bile göze alabilirler, anlıyor musunuz? Lucia için tek bir kurtuluş yolu var, o da, birkaç hafta ortadan kaybolmak!" "Kaybolmak diyorsunuz. İyi de, niçin sadece birkaç hafta? Onu anlamıyorum. Yoksa, kim olduklarını bile bilmediğiniz adamların akıllarından geçenleri mi okuyorsunuz?" Lansing birdenbire olağanüstü ciddileşti, gözlerini gözlerime dikip bir zaman durdu, sonra sesini alçaltıp konuştu. "Önce, Lucia'ya söylemeyeceğinize söz verin... Doktorlar, Duke'un ancak birkaç hafta daha yaşayabileceğini söylüyorlar; sadece birkaç hafta daha... Sonra Duke Borman ölecek, bildiği bütün sırlar da onunla birlikte gömülecek ve Lucia da tehlikeden kurtulmuş olacak." "Pekâlâ, kızı alıp ortadan kaybolacağım, anlaşıldı... Ama nereye gideceğim?" Lansing sanki ilkokuldaki öğretmenimmiş gibi sabırlı bir ifadeyle anlatmaya başladı. "Bakın, Sayın Detektif... bütün istediğim, Lucia'nm güvenliğinin sağlanması... Birkaç hafta sonra Duke ölünce, tehlike kendiliğinden ortadan kalkacak. Gelelim benim adamlara... Walt, uşak ve şoför... ' bunlar yıllardır benimle çalışan adamlar, ama acaba onlara Lucia'nm yaşamını emanet edebilir miyim? Hatta hatta bu konuda kendime bile tam güvenmemem gerekir. Öyleyse, nerede gizlendiğinizi benim bile bilmem doğru olmaz." Nedendir bilmem, gözlerimin önüne bir hayal geliverdi; kömür karası gözlü, siyah danteller içinde, ceylan bacaklı bir esmer... Lucia Borman 28 gibi bir kızm, böyle, gencecik yaşta ölmesine hiç razı olunur mu? Üstelik daha benimle doğru dürüst tanışmadan... Yani, beni tanımadan ölmesini içim götürmedi bu yavrunun ve "Tamam," dedim. "İşi kabul ediyorum." Lansing, "Buna çok sevindim işte!" dedi. Ama Joe amca gibilerin banyo küvetlerinde gırtlaklarının kesildiği bu dünyada, kimin, neye sevindiği belli mi bakalım... "Eve gidip, üstümü başımı değiştirmem gerekiyor," dedim. "Şimdi hemen gitsem iyi olur." Lansing, "Paraya ihtiyacınız olacak," dedi ve yandaki odaya giti. Geldiğinde elinde şişkin bir cüzdan vardı; elli tane yüz dolarlık banknotu sayıp, sanki simit parasıymış gibi bana uzattı. "Teşekkürler," dedim. "Bir saate varmaz döner, Lucia'yı alırım." Lansing endişeli bir ifadeyle: "Bu pek doğru olmaz," dedi. "Eğer burayı

15 gözetliyorlarsa, ki gözetledikleri muhakkak, hemen ardınıza düşüp, sizi bulurlar." "Haklısınız... Öyleyse, ne yapalım?" Yirmi saniye kadar birbirimize bakıp, düşündük. Sonra, "Bize bir şaşırtma numarası lazım," dedim. a a ' "Harika! Nasıl bir şey düşünüyorsunuz?" Saksıyı biraz daha hızlı çalıştırmaya başladım "Bir kadın peruğu," dedim. "Siyah, uzun saçlı bir peruk... Şu sizin Walt dediğiniz uşak yardımcısına iyi yakışır!" 29 Eski çağlarda geçen sefahat ve rezalet âlemlerini gösteren bir film vardı hani, Sodom ve Gömere mi ne? İşte bizim çöplükhaneye girdiğimde o filmden bir sahne görmüş gibi oldum. Ama, ortalığı toplamakla filan kaybedecek zamanım yoktu. Beş dakika içinde bir küçük çantaya giyecek bir şeyler doldurdum, bizim uzatmalı.38'liği alıp, omuzdan askılı kılıfına yerleştirdim. Üzerimde silahın o tatlı ağırlığını hissetmek moralimi düzeltti yine. Sonra da, bizim büroya telefon ettim. Yeşil gözlü, kızıl saçlı fıstık sekreterim Fran Jordan açtı telefonu ve yatak odası sesiyle, "Buyrun, Detektif Boyd'un bürosu..." dedi. "Büroda ne arıyorsun sen?.. Niye tatilde değilsin bakayım?.. " diye azarladım onu. "Danny! Demek sensin?.. Ne güzel, demek hâlâ hayattasm!" Hâlâ yaşıyor olmama gerçekten şaşmış gibiydi. "Niye şaşıyorsun? Bir şey mi var?" "Dün geceki partiyi unuttun mu? Beni de çağırmamış mıydm partiye, ben de geldim... Ama, biraz' erken ayrılmam gerekti. Çünkü, o Holly- 30 wood'lu dilberin kocası olan herif, hani şu güreşçi, seni paketleyip, odanın öbür ucuna gönderdiğinde, sabah cenaze hazırlıkları için birinin erken kalkması gerekir diye düşündüm. Ne de olsa patronumsun, cenazenle ilgilenmek bana düşer, değil mi?" Bu hücum karşısında biraz gerilemem' gerekti. "Canım, ciddiye alınacak bir şey yok, biraz eğlendik, hoşça vakit geçirdik işte..." "Evet canım, seninle mutfakta baş başa kalmak için kapıyı kapatırken, o Hollywood'lu karının yüzünü gördüm... O da pek eğlendi herhalde... " Baktım olmayacak, patronluğumu hatırlatan bir sesle, iş konuşmaya başladım. "Dinle... Birkaç haftalığına bir yerlere gitmem gerekiyor, yani New York'ta olmayacağım. Sen de tatile çıksana. Ben önemli bir iş üzerindeyim." "Anlaşıldı hangi işin üzerinde olduğun canım-, o Hollywood'lu, değil mi? Hadi iyi işler. Dur, dur yoksa senin iş dediğin şu esmer kız mı? Hani, senin kim olduğun, ne iş yaptığın filan konusunda sorular sorup duran. Senin asıl mesleğinin ırz düşmanlığı değil de özel detektiflik olduğunu duyunca gözleri büyüyüvermişti. Neyse, bunları bırakalım... On beş dakika kadar önce bir adam telefon etti... " a "Tatilde olduğumu söyle, Florida'ya gitti de, ne cehenneme gitti dersen de... Birkaç hafta ben yokum!" "Bir dakika Danny, dinle, bu ciddi... adam şey... "

16 "Dedim ya ben yokum, sen de birkaç haftalık bir tatil yap, dönüşte görüşürüz," deyip, telefonu 31 kapadım. O hâlâ bir şeyler anlatıyordu galiba... Bu sırada kapı çalındı işte... Tam da sırası. Önce açmadım; gelen her kimse çeker gider diye bekledim, ama kapı bir kere daha çalındı. Sonunda dayanamayıp açtım: Karşımda duran tipi görünce de, kapıyı açmakla halt ettiğimi anladım. Neyse, artık çok geçti; kapıyı açmıştım bir kere. Karşımda duran adama baktım; kırk, kırk beş yaşlarında, suratı sanki betondan dökülmüş gibi duran, saçları kırlaşmaya başlamış bir herifti. Buz a ' mavisi, soğuk gözlerini de gözlerime dikmiş, ters ters bakmaktaydı. "Siz Boyd'sunuz, değil mi?" "Evet," dedim. Birden, elini cebine sokup bir şey çıkardı, bana doğru uzatıp: "Müfettiş Michaels," dedi. "Size birkaç soru sormak istiyorum." Gösterdiği, sözde emniyet kimlik kartıydı, ama o kadar hızla çıkarıp, yine yerine koymuştu ki, 'Annesinin düğün fotoğrafı da olabilir,' diye düşündüm. "Bana hangi konuda soru sormak istiyorsunuz?" Geniş omuzlarını sıkıntıyla oynatıp, sordu. "Özel detektif ruhsatınız var, değil mi?" "Evet var," dedim. "Ne olacak?" "Öyleyse, emniyetle, yani bizimle işbirliği yapacaksınız! " Yanımdan sıyrılıp, içeri girmişti bile. Ben de ister istemez, kapıyı kapatıp içeri döndüm. O çoktan odanın ortasına varıp, etrafı incelemeye girişmişti. Bizim çöplükhanenin manzarasını pek sevmişe benzemiyordu. "Burayı karıncalar, böcekler filan mı işgal etti böyle?" 32 "Dün gece bir parti verdim de... Temizlemeye henüz vaktim olmadı." "Burayı temizlemek için bir ay ister," dedi. Cebinden çıkardığı mendille, bir koltuğun tozunu dikkatle sildikten sonra oturdu. İlk sorusunu sordu. "Verdiğiniz parti saat kaçta bitti?" "Bilmiyorum... Bu sabah oldukça geç kalktım. Akşam çok içmiş olacağım, kafam kazan gibiydi. Pek bir şey hatırlamıyorum. Yani, partimiz biraz fazla hareketli geçti sanırım... " "Tam sizin dairenizin altında oturan kiracının söylediğine göre, partinin gürültüsü, sabaha karşı saat dört sularında kesilmiş. O da polise telefon etmek üzereymiş, gürültü kesilince vazgeçmiş." Bu durumda ne denir? Bir şey söylemiş olmak için. "Yaa, öyle mi?" dedim. "14/B'de oturan adamı tanıyor musunuz? Hani üç ay kadar önce taşınmış buraya?" "Hayır." "Adı Slater; Joe Slater." "Burada beş yıldır oturuyorum, tanıya tanıya bir kapıcıyı tanıyabildim, o kadar. Benim bir sürü işim gücüm var, konu komşu ziyareti' yapacak halim yok." Ama baktım, bizim ziyaretçi bu laflarımdan hiç mi hiç etkilenmedi. "Dün gece birisi, Joe Sla-ter'i boğazını keserek öldürdü... Saat onla on bir arasında... " Ardından, burnunu çekip, yüzünü buruşturdu,

17 sonra yine bana döndü. "Surdan bir pencere açamaz mısınız? Burası, soğutma sistemi bozulmuş morg gibi kokuyor!" Adamın esprisi fena değildi; bunun üzerine po-33 lise yardımcı olmak için kendini paralayan özel detektif pozuna giriverdim. Fırlayıp, bir anda üç pencereyi birden öyle bir hızla açıverdim ki, gerçek bir polisin gözleri yaşarıp, bana bir altın madalya vermesi gerekirdi. Ama bu üstün çabalarımı hiç de takdir etmedi. Tam tersine, aksi bir suratla sorularını sürdürdü. "Partide kimler vardı?" "Bir sürü insan... Sayısını filan bilemem..." Ne zekice bir cevap vermiştim, değil mi? Ama o yine de sordu: "Partidekilerin hepsi arkadaşlarınız mıydı?" "Çoğu arkadaşımdı sanırım... " "Tanımadığınız kimse yok muydu partide?" Yine zekice bir cevap vermem gerekiyordu. "Birkaç kişi vardı sanırım... Hani, dostunun dostu olarak gelenler filan... Hem, daha önce de dedim ya, dün geceki içkilerden sonra belleğimi toparlamamı pek beklemeyin... " "Haaa... yaaa... " filan diye bir şeyler geveleyip, yine odanın orasına burasına bakmaya başladı. Üç ayaklı masayla kapakları koparılmış büfeyi süzdükten sonra, "Esaslı bir kavga olmuşa benziyor... " dedi. "Bir profesyonel güreşçi vardı... Adam elinin ayarını pek bilmiyen cinsten. Ayrıca, benim karısına askıntı olduğumu sanıyordu. Ama, aslında ben kadına değil, kadın bana askıntıydı... " Herif esneyerek bir laf etti ki, al torbaya koy; sakla da, ileride kullanırsın: "Kadında oldukça ileri miyopi vardı herhalde!... Geceyi burada geçiren kadın o muydu?" "Ha?.." demişim. Vay canma, herif fena sıkıştırmaya başladı. 34 ' "Şu siyah dantel elbiseli esmeri soruyorum... Hani bu sabah saat on bir sularında aceleyle çıkıp giden... Sutton Place'de oturan kız işte canım... " Başka çare yok, inkâr etmeli! "Bunlar ne demek oluyor? Hiç anlamıyorum!" dedim. Herif yine sırıtmaya ve omuzlarını sıkıntıyla oynatmaya başladı; ifadesi de değişti. Artık doğrudan ve senli benli konuşuyor: "Bak Boyd, böyle aptalca yalanlar sana yakışmaz... Kız saat on bir sularında çıktı ve kapıcıdan bir taksi çağırmasını istedi. Eğer geceyi burada geçirdiyse, - ki gece burada olduğu kesin- partidekiler arasında onu tanıyan biri mutlaka çıkacaktır. Onun için, açık ve doğru konuşsan iyi olur!" Yine benim zekice cevaplarımdan birine başvurmak gerekiyordu. "Ha... şu kızı mı soruyorsun? Tabii, hatırladım şimdi... Şu kanepenin altında sızıp kalmış, sabah orada buldum... " "Arkadaşın mı bu kız?" a "Yok canım, adını bile bilmiyorum. Şu, arkadaşımın arkadaşı olanlardan biri sanırım. Sabah kanepenin altında bulunca, sepetledim gitti." "Dün gece saat kaçta geldi?" "Hatırlamıyorum." "Saat on bir sularında mı?" "Bilmem, kesin bir şey söyleyemem."

18 Herif yine sırıtmaya başlamıştı. "Sen bilmem dersin ama, kızın ne zaman geldiğini bilenler bulunur mutlaka... Sana bir şey söyleyeyim mi? Benim bir arkadaşım var, çok okumuş adamdır. Hani bu işlerin a profesörü olmuş diyebilirsin. En çok bildiği konu da, soruşturma psikolojisi... Ne diyor bu arkadaşım biliyor musun? Bütün insan-35 larda, ama hepsinde suçluluk duygusu varmış. Yani herkes suçluluk duygusu içinde olunca, biz polislerin işi de güçleşiyor tabii. Neden dersen? Polis herhangi bir soru sorunca, kişi hemen savunma durumuna geçiveriyor ve yalan söylemeye başlıyormuş... îşte bizim o çok okumuş arkadaşın dedikleri bunlar..." a "Yahu, dedim ya, kız buradaydı tamam... O-nun gibi, burada partide olan daha en az otuz kişi vardı. Ben desen, kafayı iyice bulmuş durumdaydım. Ayrıca, o profesyonel güreşçiyle uğraşıyordum, kimseyi görecek halim yoktu. Kıza gelince, onu sabahleyin bizim kanepenin altında buldum, uyandırıp kapının önüne koydum gitti. Ben de, rahat bir nefes aldım." Herifin susacağı yoktu ki, şimdi de başka bir havaya geçti. "Bugün öğle sularında, kocaman bir Cadillac, hani şu siyah renkte ve üniformalı şoförü olan cinsten lüks bir araba, gelip seni buradan aldı... Bir saat sonra da geri getirdi. Çok yağlı bir müşteri buldun galiba, Boyd?" "Amma uzattın yahu! Bütün hayat hikâyemi dinlemek istiyorsan, başka zaman gel anlatayım, olmaz mı?" "Şu yukarıda oturan adam; Joe Slater canım, hatırladın mı? Dün gece boğazı kesilen adam... Bana öyle geliyor ki, sen o konuda bir şeyler daha biliyorsun, ama nedense, söylemek istemiyorsun. " "Sen aklını kaçırmışsın galiba... " Herifin yüzünde yine bir sırıtma belirdi, ama bu seferki, insan gülümsemesinden çok beton çatlağına benziyordu. "Aklımı kaçırmışım, öyle mi? Hadi öyleyse beni ikna et! Ver de şu cüz- 36 danma bir göz atayım örneğin... " Lansing'in verdiği yüzlükleri cüzdanıma koyduğumu hatırladım, mideme doğru yine o sızı girdi. Öte yandan, kendine polis müfettişi diyen bu herifin, kimliğini gösterirken yaptığı el çabukluğu yüzünden içimde uyanmış olan kuşku gittikçe büyüyordu. Yine zekice bir numara yapmam gerekiyordu. Sesime endişeli ve kapana sıkışmış bir hava verip, kekeleyerek konuşmaya başladım. "Peki, peki... tamam. Ne istiyorsan öyle yapacağım. Seni alıp, kızın oturduğu yere mi götüreyim... Yani Sutton Place'e. Ya da istersen, telefon edip çağırayım, kız buraya gelsin... " Herif oturduğu koltukta iyice yayılıp, keyiflen-mişti. "Telefon et, kız buraya gelsin... Bu koltuk çok rahatmış doğrusu... Pencereler açılınca hava da temizlendi. Hadi, telefon et!" 'Tamam,' dedim içimden, 'Zokayı böyle yedi-rirler adama.' Aynı anda, herhalde o da kendisini gerçek bir polis sandım diye, ağzını bırakmış, bilmem nesiyle bana gülmekteydi. O, böyle koltukta hıyar gibi otururken, ben bir telefon edeceğim, Lucia Borman gelip, kucağına düşecek. Oh, ne âlâ memleket! Üstelik, bir uyanıklık daha yapmaz mı.

19 "Telefonda kıza benden bahsetme, ha? Bakarsın kız polisten korkar morkar." "Sen hiç merak etme," dedim. Telefon, bizim uyanık polisin oturduğu koltuğun tam arkasındaki sehpanın üzerindeydi. Arkasına dolaşıp telefonun başına geçtim. Ama elim telefona değil de, bizim.38'lik cankurtarana gitti tabii. Emektarı kılıfından çekmemle kabzasını a 37 herifin kafaya gömmem bir oldu. Keriz, sarsılıp, son bir hamle yaptı, sonra burnunun üstüne düşüp kaldı. Ulan, sen kırk yıllık hafiye Danny Boydu çocuk mu sandın uyanık! Son yüzyılın en büyük detektifi Danny Boyd, polisin sahtesiyle gerçeğini ayırt edemeyecekse, gitsin kendini denize atsın be. Tövbe, tövbe... Yine tevazuum üzerimde. Baksanıza; 'Gelmiş geçmiş en büyük detektif demedim de, sadece 'Son yüzyılın en büyüğü' dedim! Bu arada, bana polis kimlik kartı diye gösterdiği şeyin ne olduğunu; bu uyanığın gerçekte kim olduğunu filan anlamak için üstünü aramaya başladım tabii. Kimliği bulmam için on saniye yetti. Bu iş çok kolay oldu da, ondan sonrasının hazmı oldukça güçtü; kafamda midemde çeşit çeşit ağrılar, sızılar filan hep birden konsere başladılar. Kimlik kartı elimdeydi ve sahte mah-te değildi. Adam, New York Cinayet Masası Müfettişlerinden Michaels'dı. 'Müşerref oldum' demenin anlamı da yoktu, çünkü başına yediği tabanca kabzası yüzünden leyla olmuş durumda yatmaktaydı. Neyse, hiç olmazsa adamın kimliğini kesin olarak öğrenmiş bulunuyoruz diye kendimi avutmaya çalıştım, ama olmadı. Bizim kelle kontrolden çıkmış, kırmızı ışıklar çakan flaşlar gibi çalışmaya başlamıştı. Demek sahte polis sandığım adam, sahte değil gerçekmiş! Bu polis, seninle Lucia Borman arasında bağlantı kurdu mu? Kurdu. Kızla da Sla-ter'in öldürülmesi arasında bir ilişki olduğuna inanıyor mu? İnanıyor. Seni köşeye sıkıştırıp, kızın Sutton Place'de oturduğunu bildiğini de söyletti mi? Üstelik, telefon edeyim kız gelsin, de- 38 din sonra da adamın kafaya.38'liğin kabzasını gömüp, bayılttın mı? Evet... Evet ama, bir yanlışlık oldu işte... Şimdi Müfettiş aydır, durumu anlatırım. Nah, anlatırsın! Şöyle bir sahne düşündüm, Müfettiş Michaels ayılıyor, ben de ona durumu açıklıyorum. Adamın yüzü ne hal alır, bir an gözümün önüne getirmeye çalıştım... Oğlum Danny Boyd, sen şaşırdm mı? Koskoca polis müfettişinin kafasına tabancayı vurup, adamı bayılt. Sonra da 'Pardon, canım... seni birine benzetmişim' de... o da 'Aldırma canım, olur böyle vakalar,' desin, bu iş böylece kapansın! Alan da kaçan mı? Baktım olmayacak, Müfettişi sürükleyip banyoya götürdüm, kapıyı da kilitleyip çıktım. İçine giyeceklerimi koyduğum küçük çantayı kaptığım gibi, yıldırım hızıyla evden dışarı attım kendimi. Birkaç dakika sonra, garajdan arabamı çıkarmış, Sutton Place'e doğru hızla sürmeye başlamıştım. Şu Müfettiş Michaelsin araya girmesi yüzünden geç kalmaktan korkuyordum. Neyse, trafik çok sıkışık değildi, birkaç dakika önce vardım, varacağım yere. Lansing'in apartmanının az ilerisinde bir park yeri bulup, park ettim. Bir iki dakika geçti geçmedi, Lansing'in evinin önünde siyah bir Cadillac durdu, şoför fırlayıp kapıyı açtı. Apartmanın kapısından çıkan çift ağır ağır yürüyerek arabaya

20 bindiler. Cenazeye gittikleri her hallerinden belliydi. Lansing siyah bir elbise giymişti, başında da siyah bir şapka vardı; yüzünde keder okunmaktaydı. Lansing'in koluna girmiş, yürüyüşü biraz garip kız da siyahlar içindeydi. Onun da başında siyah bir şapka vardı; şapkadan aşağı inen kalın siyah tülün arkasında 39 yüzü belli olmuyordu. Kız, Lansing'in koluna asılıp, sendeleyerek kendini otomobile attı, ardından Lansing de geçti oturdu. Çiftin görünüşü, bir yakınının ölüm haberini almış da ölü evine giden insanların görünüşüne benziyordu. Doğrusu bu işi iyi becermişlerdi. Walt denen kerata zaten biraz seke seke, kadmsı bir biçimde yürüyordu ya, o sayede iyi idare etti. Yalnız, topuklu iskarpinler yüzünden biraz sendeledi, ama o kadarı da, amcasının ölüm haberini almış her genç kızın basma gelebilecek bir şeydi'. Sonuç; sanırım, kızı izleyenler bu numarayı yediler. Şoför olacak yarma da iyi oynadı doğrusu. Lan-sing'le Walt binip yerleştikten sonra, kapıyı sessizce kapadı. Sonra, direksiyona geçip arabayı ağır ağır hareket ettirdi. Siyah Cadillac gözden kaybolunca, tam bir dakika bekledim; sonra arabamı çalıştırıp, kapıya yanaştım. Tam durmuştum ki, bizim esmer kapıdan çıkıp hızla arabaya doğru yürüdü. Uzanıp arka kapıyı açtım, Lucia hemen daldı; ama ardından bir kadın daha süzülüp arka koltuğa oturuverdi. Bu arada, bir sürü de çanta man ta dol-duruverdiler arka koltuğa. Benim şaşkın halime bakan Lucia, "Hadi, ne duruyorsun sersem?.. Sür arabayı! " demez mi? "Tamam, sürüyorum!" deyip 'grand prix' yarışının çıkışmdaymışım gibi gazı köklememle, araba yerinden fırladı. Tabii, bu sert çıkışın yarattığı sarsıntı, arka koltuktan bazı çığlıkların yükselmesine neden oldu. Bu da, benim o ünlü zekice yanıtlarımdan biriydi işte! Yola çıktıktan sonra, arka koltukla ilgimi kesmem gerekiyordu. Çünkü, bir gözümle gittiğim 40 yola bakarken, öbür gözümü dikiz aynasına san ki zamkla yapıştırmıştım. İzlenip, izlenmediğimizi anlamak için arkayı gözetlemeliydim. Böylece, arabayı hızla sürerek, Triboro Köprüsü'ne kadar geldik. Dikiz aynasından arkayı son bir kez daha kontrol ettim; bizi izleyen filan yok. Emin olduktan sonra, bir sigara yakıp, biraz daha rahat direksiyon sallamaya başladım. Arka koltuktaki 'davetsiz konuk' o zaman aklıma geldi. "Yanındaki arkadaş kim oluyor?" diye Lucia'ya seslendim. "Roberta Carrol..." dedi. Sonra da davetsiz konuğa beni tanıttı: "Danny Boyd işte bu!" "Merhaba... Tanıştığımıza sevindim." 'Oh be... Sese bak. Dolgun, biraz kısık, ama yine de tam kadınca bir ses,' diye geçirdim içimden. Sesin sahibi, arka koltuğun tam ense köküme düşen yerinde oturuyor; yüzünü göremiyorum. Neyse, biraz kızmış görünmem gerekiyordu: "Afedersiniz ama, bir şey söylemek zorundayım; Lansing'le pazarlığımız bir kişi içindi. Pazarlıkta Roberta diye biri yoktu!" Lucia gayet sakin yanıtladı. "Herhalde heyecan ve telaştan Jerome amcam sana söylemeyi unutmuş. Senin gibi yabancı bir adamla, tam iki hafta, beni baş başa bırakacak değildi ya! Onun için yanımıza bir refakatçi kattı: hani 'şaperon' diyorlar ya ondan... " "Şaperon mu?" dedim. "Şimdi, Roberta şaperon oluyor yani... Buna ne

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

1. Bölüm. Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu.

1. Bölüm. Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu. 1. Bölüm Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu. Tim ayağa kalktı. İpi çekti. Grk ayağa kalktı, JFK Uluslararası Havaalanı

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu:

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu: Koru Azra nın kabusun etkisinden kurtulup yataktan kalkması için birkaç on dakikaya ihtiyacı vardı. Bu sırada Azra nın geveze ev arkadaşı Berrak her zamanki nutuk öğütlerinden birini atmakla meşguldü.

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek!

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek! Kızlar, ben geldim, dedi Gönül Hanım. Hav! Cimcime! Bu köpek nereden geldi? Sen zaten hiç köpek sevmiyorsun! dedi Cimcime. Evde köpeğin ne işi var? Miyav! Miyav! Miyav! diye ağladı kedi Köfte dığı odadan.

Detaylı

SARIGÖZLER ORMAN DEDEKTİFLİK AJANSI

SARIGÖZLER ORMAN DEDEKTİFLİK AJANSI SARIGÖZLER ORMAN DEDEKTİFLİK AJANSI DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY (Artık Perili Malikâne değil, Bay Postacı he he) İçinde büyük masa olan ofis Anneciğim ve Babacığım, Lütfen lütfen LÜTFEEEN Kasvetköy e gelip

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Bu ses bu vücuttan nasıl çıkıyor, anlamıyorum, borazan

Bu ses bu vücuttan nasıl çıkıyor, anlamıyorum, borazan Doyumsuz Çocuklar Babam televizyon başında saatlerini geçirmekten keyif mi alıyor, yoksa acı mı çekiyor anlayabilmiş değilim. Ne zaman bir şey seyredecek olsa mutlaka yüzünü buruşturur, kızar, söylenir.

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör.

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör. Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Eylem ve eylemsilerin anlamalarını durum yönünden tamamlayan zarflardır. Eylem ya da eylemsiye

Detaylı

Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree Aşşk Kahve ve Laduree Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum.

Detaylı

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri)

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) I. BÖLÜM Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) Marifet, bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en masum,

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler.

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler. Alman televizyon kanalı RTL de pazartesi akşamı yayınlanan Ekstra Magazin (Extra-Das RTL-Magazin) adlı program, bir Türk ve bir Alman kadını Türkiye ye tatile gönderdi ve yaşadıklarını başından sonuna

Detaylı

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Çok Mikroskobik Bir Hikâye Çok Mikroskobik Bir Hikâye ÜMMÜŞ PÖRTLEK İlköğretim Okulu nda sıradan bir ders günüydü. Eğer Hademe Kazım, yine bir gölgelikte uyuklamıyorsa, birazdan zil çalmalıydı. Öğretmenimiz, gürültü yapmadan toplanabileceğimiz

Detaylı

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464 Otistik Çocuklar Otistik olmak normal insan olmaktan çok farklı değildir aslında, sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Yani bizim kendi başımıza yapabildiğimiz (yemek yeme, kıyafet giyme, oyun

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

Ağlat Beni Klip Senaryosu - 2006 Harun KOLÇAK

Ağlat Beni Klip Senaryosu - 2006 Harun KOLÇAK Ağlat Beni Klip Senaryosu - 2006 Harun KOLÇAK Yönetmen Ediz GÜLTEN http://www.youtube.com/watch?v=pj7l8_wstae SAHNE: 1 Harun Kolçak, bahçede yastıkların üzerinde oturmuş / YA DA TAROT BAKAR, ÖLÜM KARTI

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Bu kitabın sahibi:...

Bu kitabın sahibi:... Bu kitabın sahibi:... Dinle bir tanem, şimdi sana, bir çocuğun öyküsünü anlatmak istiyorum... Uzun çoooooooook uzun adı olan bir çocuğun öyküsü bu! Aslında her şey onun dünyaya gelmesiyle başladı. Kucakladılar

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10 Bir Gencin Eroin Kullandığı Nasıl Anlaşılır? Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Anatolia Klinikleri nde Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özkan Pektaş a bu soruyu sorduğumda söze şöyle başladı: Daha kırık kırık, çatallı,

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

ŞAHISLAR: Anne:Zişan, Baba:Orhan, Abla:Fehiman, Abla:Güzin, Abi:Osman, Küçük Kardeş:Fikret

ŞAHISLAR: Anne:Zişan, Baba:Orhan, Abla:Fehiman, Abla:Güzin, Abi:Osman, Küçük Kardeş:Fikret ŞAHISLAR: Anne:Zişan, Baba:Orhan, Abla:Fehiman, Abla:Güzin, Abi:Osman, Küçük Kardeş:Fikret (ZİL ÜSTÜSTE ÇALAR) Fehiman:Kimooo? Güzin:Benim abla. (KAPI AÇILIR) (Heyecanlı)Müjdemi ver müjdemi ver. Fehiman:(Heyecanlı)Mektup,mektup

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ:

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: Μάθημα: Σοσρκικά Δπίπεδο: Ε2 Γιάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία: Τπογραφή Καθηγητή:

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Gece geç saatlere kadar öykü dosyalarımı elden geçirmiş, yorulmuştum. Yattıktan sonra sık sık uyanmıştım.

Gece geç saatlere kadar öykü dosyalarımı elden geçirmiş, yorulmuştum. Yattıktan sonra sık sık uyanmıştım. EKRAN KAÇKINLARI Gece geç saatlere kadar öykü dosyalarımı elden geçirmiş, yorulmuştum. Yattıktan sonra sık sık uyanmıştım. Evde birileri dolaşıyor, sessizce sağı solu karıştırıyorlar sanmış, kalkıp bütün

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Çeviren: Saadet Özen ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 5. basım Resimleyen: Mustafa Delioğlu Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Resimleyen: Mustafa

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

İLK OK UMA KİT APLARI

İLK OK UMA KİT APLARI İLK OKUMA KİTAPLARI Bu kitabın sahibi:... Altı yaşındaki Ugo bir sabah uyanmış ve bir de bakmış ki karnının üzerinde yeşil bir aslan oturuyor! Aslan şişman değilmiş ama pek ufak tefek de sayılmazmış.

Detaylı

Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var:

Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: 1 2 Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: Kadınlar hayatlarını güzelleştirecek, beraber eğlenebileceği, güzel sohbetler edebileceği, bakışlarıyla kalp yakan, hayat

Detaylı

Sihirli Çaydanlık Resimleyen: Reha Barış

Sihirli Çaydanlık Resimleyen: Reha Barış Sihirli Çaydanlık Resimleyen: Reha Barış MERAKLI KİTAPLAR 2. B A S I M Her çocuk yaşama, yaşamını devam ettirme ve gelişme hakkına sahiptir! Her çocuk yaşama, yaşamını devam ettirme ve gelişme hakkına

Detaylı

TEHLİKELİ YOLCULUKLAR

TEHLİKELİ YOLCULUKLAR TEHLİKELİ YOLCULUKLAR Maun masanın sahibi, ciddi bakışlarını üstümden çekmiyordu. O izin verse ben de gözümden birkaç damla yaş çıkmasına izin verecektim. Doktorumun karşısında oturmuş, son sözlerini kavramaya

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

Kadınların Çalışma Deneyimleri

Kadınların Çalışma Deneyimleri Belkıs Kümbetoğlu: Kadınların Çalışma Deneyimleri Herhangi bir mağazanın, atıyorum işte, özellikle şey, markaların mağazalarına... Gece gidip, işte elimizde cihazla şeyleri, ürünleri sayıyoruz.bunu yapıyoruz

Detaylı

Söyleyiniz. 1- Çağdaş caddeye neden koştu? 2- Kazadan sonra Çağdaş a kim yardım etti? Sözcük Sayısı : 56

Söyleyiniz. 1- Çağdaş caddeye neden koştu? 2- Kazadan sonra Çağdaş a kim yardım etti? Sözcük Sayısı : 56 SAAT TUTARAK METİN OKUMA-1 KAZA Çağdaş ile Cevat cadde kenarında top oynuyordu. Top caddeye kaçtı. Çağdaş topun arkasından koştu. O sırada caddeden geçen minibüs Çağdaş a çarptı. Çağdaş yere düştü. Cevat

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp.

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp. Sezen Aksu 2 Onaylayan Administrator Pazar, 20 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org Çok Ayýp Söz - Müzik: Sezen Aksu Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun

Detaylı

AYLİN BALBOA Belki Bir Gün Uçarız

AYLİN BALBOA Belki Bir Gün Uçarız AYLİN BALBOA Belki Bir Gün Uçarız AYLİN BALBOA 1980 yılında İzmit te doğdu. Öğrencilik yıllarını Ankara da geçirdi. Çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. Halen İstanbul da yaşıyor. Balık adında bir köpeği

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Dil: Türkçe Seviye: A1/A2 1. Günaydın, benim adım Lavin, soyadım Çeşme. (a) Günaydın ben adım Lavin, soyadım Çeşme. Günaydın benim ad Lavin, soyad Çeşme. 2. Ben doktorum,

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Dünya Onlarla Daha Renkli

Dünya Onlarla Daha Renkli Dünya Onlarla Daha Renkli Okudunuzsa bileceksiniz, yıllar önce yayımladığım bir kitaba, Dünyanın sahipleri arasında biz insanların yanı sıra başka canlılar da olduğunu ilk ne zaman düşünmüştüm? diye bir

Detaylı

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA Havacılıkta İnsan Faktörleri Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA BÖLÜM 2 Düşünen ve Hisseden Varlık İnsan İkinci Kısım: Sosyal İnsan Geçen Hafta GEÇEN HAFTA Yanlılık BU HAFTA Sosyal Etki Tartışma Issız bir adada

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı