çindekiler 7 8 Yaşam Sanrıları Yaka Kanyonu 16 Gel Baba! Editörler

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "çindekiler 7 8 Yaşam Sanrıları 8 9 9 10 15 Yaka Kanyonu 16 Gel Baba! 17 17 18 Editörler"

Transkript

1

2

3 çindekiler 7 8 Yaşam Sanrıları Yaka Kanyonu 16 Gel Baba! Stres Tükenmek Editörler 1

4 İlkin Doç. Dr. Adem EFE AKSU Mehmet Süreyya Demiraslan MYO Müdürü Şu an elinize aldığınız, elinizde tuttuğunuz ve okumaya başladığınız dergi, Meslek Yüksekokulumuz tarafından kültürel ve bilimsel etkinlikler kapsamında çıkarmaya karar verdikten hemen sonra ortaya koyduğumuz çabanın ikinci sayısı, ikinci adımı. Yürümek hatta koşmak için ilk adımı atmak gerek ilkesinden hareketle birinci sayımızı Mayıs 2013 te yayınlayarak ilk adımımızı atmıştık. İlçede yayınlanan ilk dergi olmasının bazı dezavantajlarına rağmen dergimiz farklı çevrelerden olumlu tepkiler aldı. Bu da bizi ve özellikle öğrencileri cesaretlendirdi ve heyecanlarını artırdı. Akabinde hemen ikinci sayı için hummalı bir hazırlık çalışmasına başlandı. Uzun uğraşlar, araştırmalar, koşuşturmalar sonuç verdi ve yeni bir sayıyla yeniden Merhaba diyerek karşınıza çıkıp, beğeninize, takdirlerinize sunuyor ve eleştirilerinizi bekliyoruz. Öğretim elemanları ve öğrencilerin yazı, karikatür ve diğer çalışmaları ile ikinci sayımız ilkine nazaran her bakımdan, mütevazı bir deyişle, biraz daha gelişmiş vaziyettedir. Bu sayımızda öğrencilerin denemeleri yanında akademik yazılara da yer verilmiştir. Bu haliyle dergi öğrenci ağırlıklı, onlara yönelik yarı akademik bir dergi kimliğine bürünmüş oldu. Bu cümleden olarak derginin büyük oranda öğrenci yazılarından oluşan bölümü bizler için büyük önem arz ediyor. Bana göre bu tür dergilerin işlevi de bu olmalı. Zira bu tür dergilerin öğrencilerin kendilerini gösterebilecekleri, keşfedebilecekleri ve aşabilecekleri yerler olduğunu düşünüyorum. Birçok akademisyenin birçok yazar ve şairin ilk makalelerini, ilk şiirlerini, denemelerini bu tür dergilerde yazdıklarını söylersek herhalde mübalağa yapmış sayılmayız. Bir başka deyişle bu dergide yazan bazı öğrencilerin de ileride tanınmış, ünlü birer araştırmacı, yazar ve şair olabileceklerini söyleyebiliriz. Yine bu sayıda yüksekokulumuzda gerçekleştirilen akademik ve kültürel faaliyetler de kendilerine yer buldu. Yüksekokulumuzdaki öğrencilerin tanışıp kaynaşması amacıyla bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz dolayısıyla geleneksel bir hal alan Aşure ikramı, ilk defa yaptığımız Çiğ Köfte Yapma Yarışması ve yine öğrencilere yönelik panel ve konferanslarla ilgili haber ve fotoğraflar elinizdeki sayının sayfaları arasında yer almıştır. Bir dahaki sayımızda ilçemiz Aksu ile ilgili bilimsel ve kültürel araştırmalara da yer vereceğimizi şimdiden duyuruyoruz. Derginin yayınlanmasında vesile olan başta kıymetli öğrencilerimize ve Öğr. Gör. Murat ÇANCI ya, Öğr. Gör. Hüseyin ŞATIRER e, Öğr. Gör. Nurittin ARIKAN a ille de Öğr. Gör. Bedia Ümmü GAFAR Hanımefendi ye teşekkür eder ve bir sonraki sayıda buluşmak umuduyla hoşça kalın derim. 2

5 Mehmet Âkif Ersoy un Dinî Şahsiyetini Oluşturan Faktörlerden Biri: Aile Ocağı Doç. Dr. Adem EFE AKSU Mehmet Süreyya Demiraslan MYO Müdürü Çoğu büyük sanatkârlar gibi Mehmet Âkif Ersoy un hayatını, kimliğini, kişiliğini, kendi eserinde, Safahat ta, bulmak mümkündür. Bu gerçekliği kabul etmekle birlikte millî şairimiz Âkif in hayatını, dinî şahsiyetini ve onu oluşturan faktörlerden biri olan aile ocağını, bizzat kendi ifadeleriyle, ele alarak değerlendirmenin gerekli ve yerinde olduğunu düşünüyorum. Mehmet Âkif, hicri 1290 yılı Şevval ayında (22 Kasım veya 20 Aralık 1873) İstanbul un geleneksel semtlerinden olan Fatih/Sarıgüzel Mahallesi/Nasuh Sokağı nda ailesine ait 12 numaralı evde doğmuştur. Babası, oğluna, ebced hesabına uygun olarak Mehmet Ragiyf ismini vermiştir 1. Âkif, bir röportajında ismi konusunda şunları söyler: Babamın bana koyduğu asıl ad Mehmet Âkif değil, Mehmet Ragiyf ti. Ragiyf bir nevi ekmek demektir. Ben dünyaya geldiğim zaman babam bana öyle bir kelime aramış ki ebced hesabıyla doğum tarihini göstersin. Onun için Ragiyf ismini vermiş. Bu adı beğenmemiş olmalı ki annem, beni Âkif diye çağırırdı. Babam da ölünceye kadar Ragiyf dedi, ama nüfus tezkeremde Âkif yazılı. Arkadaşlarım beni Mehmet Âkif bilir. 2 Babasının ölünceye kadar Ragiyf demesine rağmen nüfus kâğıdına Mehmet Âkif olarak geçmiştir. Âkif, İstanbul da doğmuş olmasına karşın babasının memuriyeti münasebetiyle nüfus kâğıdının Çanakkale/ Bayramiç te çıkartılmasından dolayı, doğum yeri, olarak Bayramiç ilçesi kayıtlıdır. Mehmet Âkif in babası Fatih medresesi müderrislerinden Arnavutluk un İpek kasabasının Suşişe köyünden, ümmi, yarı vahşi bir Arnavut olan Nureddin Ağa nın oğlu Mehmet Tahir Efendi( ) dir. İpekli Tahir Efendi çok temiz ve titiz bir adammış. Ayrıca Fatih Medresesi nde dersiâm iki Tahir Efendi olduğundan arkadaşları, ona, diğerinden ayırt etmek için Temiz Tahir Efendi derlermiş. 3 Tahir Efendi, o sıralarda kocası Derviş Efendi nin ölümüyle dul kalan, iffet ve namusuna herkesin şahit olduğu Emine Şerife Hanım a talip olmuştur. Emine Şerife Hanım ( ) ise anne ve baba tarafından Buharalı bir ailenin kızıdır. Kocasından evvel iki oğlunu da kaybetmiş, bir kızıyla İstanbul da kalakalmıştır 4. Âkif, çok sevdiği annesi hakkında şunları söyler: Annem Şerife Hanım ın annesi de babası da Buharalı dır. Fakat kendisi Anadolu da doğmuştur. Bundan 140 yıl kadar önce Buhara dan Hekim Hacı Baba adında biri memleketimize geliyor, Boyabat ta evleniyor. Sonra karısını alıp Tokat a gidiyor, ticaret için olacak. İşte benim anneannem bu Buharalı babadan ve Boyabatlı hanımdan oluyor. Dedem anneannemi gene Buhara dan gelen tacir Mehmet Efendi ile evlendiriyor. Annem bunların kızıdır. Amasya da çocukluğunu ve gençliğini geçirmiş ve sonra ilk kocası ile beraber Tokat a gelmiştir. Bir müddet geçince İstanbul a geliyorlar; Sarıgüzel deki evimizi alıyorlar ve orada yerleşiyorlar. Pek az sonra annemin kocası ölüyor ve dul aklıyor. O zaman annem, babam Tahir Efendi ile evleniyor. 5 İbnu l-emin, Âkif in babasının ve annesinin fazileti hakkında şunları söylemektedir: 3

6 Salih, fâdıl, vefi, sahi (cömert), alicenap, mürüvvetkar, müstakim bir üstad-ı kamildi. Bir aile efradı gibi senelerce beraber yaşadık. Hadidülmizac, seriulinfial olduğu halde bizi hiçbir surette incitmedi. Aslen Buharalı olan refikası da hüsnü ahlak sahibi muhterem bir hanımdı. Tam manasıyla Müslüman Türk kadını idi. Sağlam bünyeli, sağlam seciyeli, anlayışlı, tecrübeli ve derin görüşlü, bir kadındı. İtikadı bütün bir müslümandı. Beş vakit namazını ihmal etmez, ibadetlerinden haz duyar, itikatlarını yaşar, iyilik etmekten, iyilik etmek için koşmaktan haz duyan ince hisli, yüksek ruhlu bir insandı. Cenab-ı hak ikisini de mazhar-ı rahmet buyursun. 6 Âkif in eşi İsmet Hanım Âkif, vefatından dört ay önce verdiği mülakatlarda kendisine ilk dini telkinlerini aile, mahalle ve okul çevresinden aldığını ifade etmiştir. Bu konuda özellikle dindar anne ve babasının kendisi üzerinde olumlu etkilerine dikkat çekmiştir. İlk dini terbiyemi veren, ev ve mahalle, iptidai, rüşdi tahsilden aldığım telkinler olmuştur. Bilhassa evin bu husustaki tesiri büyüktür. Annem çok abid, zahid bir hanımdı. Babam da öyle. Her ikisinin de dini salabetleri vardı. İbadetin vecdini, zevkini, heyecanını tatmışlardı. Pederim, Nakşi şeyhlerinden Hacı Feyzullah Efendi nin müridlerinden idi. Annemin tarikate intisabı yok. Babam bana tasavvuf telkininde bulunmadı. 7 Hakkın Sesleri ndeki manzumelerinden birinin haşiyesinde de babasından şöyle bahseder: Babam Fatih müderrislerinden Hoca Tahir Efendi merhumdur ki benim hem babam hem de hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim. Şiirin daha iyi anlaşılmasına, merhum da vesile olur diye bu açıklamayı yazmağa mecbur oldum 8 der. Yukarıda da ifade edildiği gibi babasının Nakşbendî olmasına karşın Âkif daha sonraki hayatında da hiçbir tasavvufi gruba intisap etmemiştir. Ali Nihad Tarlan Âkif tamamen şeriata bağlı olup, tasavvufu ruhen yaşamış bir insan gözüküyor Ne var ki içini daima sızlatan millet ve vatan sevgisi, bu madde asrında tasavvufun bir kurtuluş yolu olamayacağı kanaatiyle ruhunun bu cephesini bize ifşa etmesine imkân vermiyor. ( ) O çok takdir ettiği İkbal gibi, tasavvufun dinamizmini keşfedememişti. Nakşibendi tarikatine mensup olan babası da onu tasavvuf terbiyesi vermemişti. Verse idi belki de onun, hakim tarafı akıl ve mantık olan mizacına uygun düşmeyecekti. Tasavvuf onda bir iç meselesi idi. Çok geniş ve şuurlu tesâmühü de belki buradan geliyordu. 9 Nurettin Topçu da Âkif in yurttan ayrıldıktan sonra hasret ve hicranın da sebebiyle din idealinde tasavvufa doğru bir yükseliş olduğunu söyler. 10 Babası Tahir Efendi nin bir diğer özelliği de onun bir Osmanlı geleneği olan Huzur Dersleri ne muhatap olarak katılan âlimlerden olmasıdır. Bilindiği gibi huzur dersleri Osmanlı Devleti kurulduğundan beri her Ramazan ayında padişahların da katıldığı tefsir toplantılarıdır. Bu dersler, Sultan Üçüncü Mustafa tarafından 1758 de kanuna bağlanmıştır. Kur an dan bazı ayetleri açıklayan bir hocaefendi ile onu dinleyen ve yeri geldiğinde birtakım sorular sormak suretiyle konunun açılmasını ve ilmi bir platforma dönüşmesini sağlayan on beş âlim (Muhatap) katılmaktadır. Bu on altı âlim her ders değişmekte, padişah ve diğer davetliler de dinlemektedir. 11 Âkif in içinde yaşadığı ailesinin temel özelliklerinden birisi de anne ve babasının çocuklarıyla yakından ilgilenmesidir. İlk eşinden olan çocuklarını kaybeden Şerife Hanım, Âkif ile Nuriye yi derin bir sevgi ve şefkatle büyütüyordu. Tahir Efendi de çocuklarıyla çok meşgul oluyor ve onları her bakımdan en güzel şekilde terbiye etmeye çalışıyordu. Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarını kendi elleriyle yıkar, kızı Nuriye nin saçlarını kendi elleriyle tarar, sahleplerini pişirip içirir ve mekteplerine gönderirdi. 12 Annesi İsmet Hanım da oğlu Âkif ten devamlı hocazadem diye bahsederek, ona olan muhabbetini göstermiştir. 13 Mehmet Âkif in çocukluğu dindar, sâf, âbid ve zâhid bir Müslüman çevrede geçmiştir. İçinde doğup büyüdüğü bu çevre şairin kişiliğini, karakterini ve dünya görüşünü derinden etkilemiştir. Süleyman Nazif bu durumu şöyle tasvir etmektedir: Maişet-i mütekaddimesinin eşkâlini zamanın icâbât-ı tabiiyyesi az çok ta dîl etmekle beraber, ilk devre-i hayatının esasını ve ruhunu asla tağyîr etmedi. 14 Buradan anlaşıldığına göre Âkif in dini hayatının teşekkül edip gelişmesinde çocukluk döneminde ailesinden özellikle 4

7 babasından aldığı dini bilgilerin ve yaşayış biçimlerinin çok önemli katkısının olduğu muhakkaktır. 15 İyi bir eğitimci olan Tahir Efendi iki çocuğunun da manevi eğitimlerine ayrı bir özen göstermiştir. Onların dini, ahlaki ve kültürel değerleri yerinde görerek anlayıp kavramaları için yakınlarında bulunan Fatih Camii ne götürmüştür. Âkif, Fatih Camii adlı şiirinde kız kardeşiyle birlikte babasının iki yanında mutlu bir halde camiye gittikleri o günleri 38 yaşlarında iken şu şekilde dizelere dökmüştür: Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: Bu gece, Sizinle camie gitsek çocuklar erkence. Giderseniz gelin amma, namazda uslu durun Meramınız yaramazlıksa işte ev, oturun. Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi Nazma durdu mu haliyle koyverir peşimi Dalar giderdi. Ben artık kalınca azade Ne aşıkane koşardım hasırlar üstünde Hayal otuz sene evvelki hal-i pişimden Geçirdi başladım artık yanımda görmeye ben; Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak Vücudu zinde, fakat saç sakal ziyadece ak Mehib yüzlü bir adem: Kılar edeble namaz; Yanında küçücük kızcağızla pek yaramaz Yeşil sarıklı bir oğlan ki, başta püskül yok. İmamesinde fesin bağlı sade bir boncuk Sarık hemen bozulur, sonra şöyle bir dolanır Biraz geçer, yine rayet misali dalgalanır. Koşar koşar duramaz Akibet denir amin Namaz biter. O zaman kalkarak o pir-i güzin, Alır çocukları, oğlan fener çeker önde Gelir düşer eve yorgun dalar pek asude Derin bir uykuya. Çocukluğunda camiye giden Âkif daha sonraki dönemlerinde camiye gitmeyi sürdürmüştür. Gidip de öğleyi Fatih te kılmak istiyoruz, Geçende Fatih e çıktık ikindiüstü biraz, Alıp dolaşmadayım yatsı vakti dünyayı gibi ifadelerinden onun inançlı ve ibadetlerini camide eda etmeye çalışan bir şahsiyet olduğunu çıkarsamak mümkündür. Öz olarak dindar bir ailede, çevrede yetişen Âkif, tıpkı ailesi gibi samimî dindar bir şahsiyet olarak yaşamış ve o şekilde vefat etmiştir. Kendisi üzerinde büyük emeği olan anne ve babasını hayatının her aşamasında derin bir sevgi ve saygıyla yad eden Âkif, özellikle babasını Safahat ın birçok yerinde doğrudan veya dolaylı olarak anmış, okuyuculardan babası için dua istirham etmiştir. Böyle kuvvetli bir dindarlığın yaşandığı ailede yetişen Âkif in dini şahsiyeti konusunda M. Cemal O, dini bir sanatkâr gibi değil bir mütefekkir gibi sevmiştir. der. 16 Jaschke de Mehmet Âkif i, sağlam, sarsılmaz hatta biraz çocuksu inançlı tam bir Müslümandı 17. şeklindeki ifadesiyle onun dinî şahsiyetini değerlendirir. Mehmet Âkif ve oğulları Tahir ile Emin Tahir Efendi oğluna hiçbir konuda baskı uygulamamış, hatta Rüşdiye den sonra gideceği okulu bile onun tercihine bırakmıştır. Özgür seçimiyle Âkif, devrin gözde okullarından Mülkiye yi tercih edecek, idadi kısmını bitirdikten sonra, yüksek kısmının birinci sınıfına devam ederken babasını kaybedecektir (1888). Bunun ardından Sarıgüzel deki evlerinin yanması ile mülkiyeli Âkif maddi bakımdan çok zor bir durumda kalacaktır. Genç yaşta evin bakımı ve idaresi ile karşı karşıya kalan Âkif, o yıllarda mülkiye mezunlarına hemen iş verilemediğinden yeni açılan ve mezunlarına hemen bir iş verileceği vaat edilen Mülkiye Baytar Mektebi ne birkaç arkadaşıyla beraber kaydolur. 18 Bu okulu bitirir bitirmez atanır ve mesleği sayesinde Anadolu nun birçok yerini dolaşarak Türk toplumunu yakından tanıma fırsatı bulur. Bu ara cümleden sonra tekrar aynı konuya dönersek Âkif, babasının ve Hoca Kadri Efendi nin telkinleri ile yabancı bir dil öğrenmenin önemini çok çabuk kavramış, dile karşı olan kabiliyeti ile gerek Rüşdiye de gerekse Mülkiye nin idadi kısmında Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde akranları arasında 5

8 daima birincisi olmuştur. Küçük yaşarından itibaren babasından Arapça ders aldığı için dört dili kullanabilecek seviyeye ulaşmıştır. Âkif Baytar Mektebi nde okurken bir yandan derslerine çalışırken bir yandan da ortaokul yıllarında başladığı hafızlığını tamamlamaya çalışıyordu. Mektebi bitirdikten kısa bir süre sonra hafızlığını ikmal etmiştir. Kendi deyimiyle demir hafız olmuş, hatta hatimle teravih namazı kıldıracak seviyeye ulaşmış ve dostlarına da arkamda teravih namazı kılacak cemaat gönderin demiştir. Anlaşıldığına göre Âkif, ailesinden ve mahallesinden aldığı dini eğitim ve daha sonra Baytar Mektebi nden öğrendiği pozitif bilimler ve yine babasının ve hocalarının telkinleri ile öğrendiği yabancı diller sayesinde çok yönlü bir aydın olmuştur. Mehmet Âkif Ersoy un kızları Feride ve Suad 22 Şairimiz, 1314/1894 yılında Baytar Mektebi ni bitirdikten sonra, 24 yaşında iken her bakımdan iyi yetiştirilmiş, kibar bir İstanbul hanımefendisi olan Müneccimbaşı sülalesinden Tophane Amire-i veznedarı M. Emin Bey in 20 yaşındaki kızı İsmet Hanım ile evlenmiştir. Parantez arası bir cümleyle Âkif in kayın validesinin, Refik Halid Karay ın babasıyla kardeş çocukları olduğunu burada zikredelim. 19 Âkif in İsmet Hanım ile evliliğinin ilk yılında Cemile 20, dünyaya gelir. Daha sonra Feride, Suad, Emin, Tahir isminde dört çocuğu daha olur. Dostlarının ifadesine göre bazen Âkif in evinde çocuk kalabalığından geçilmezmiş. Bu konuda şöyle bir olay anlatılır. Âkif, Baytar Mektebi nde iken çok sevdiği bir sınıf arkadaşı ile ileride evlenir çoluk çocuğa karışır ve emr-i Hakk vaki olur da birimiz önce vefat ederse sağ kalan diğerinin çocuklarına sahip çıksın diyerek, sözleşirler. Arkadaşı ondan önce vefat edince Âkif, vermiş olduğu sözünü yerine getirerek arkadaşının çocuklarının bakımını üstlenir. Şair, Mısır daki ikameti sırasında da eşinin hiç geçmeyen nefes darlığı ve asabi bir hastalığa yakalanması, çocuklarının başıboş kalması, hasret, hicran ve maddi sıkıntılar sebebiyle çok sıkıntı çekmiştir. Peygamber aşığı, mücâvir, şair Ali Ulvi Kurucu, İsmet Hanım ın hastalığı hakkında Hatıralar ında Yozgatlı İhsan Efendi nin ağzıyla şunları anlatır: Âkif Bey in bir talihsizliği vardı ki, hiç sormayın! Âkif Bey çileli bir insandı. İnsan evlenir, mes ud olur, rahat eder, zihnini, vücudunu dinlendirir. Dışarıda yorulup üzülse, evinde teselli bulur, rahat eder, Fakat Âkif in evi, maalesef bir matem hane idi. Hanımı, bilhassa son zamanlarda, had safhada sinir rahatsızlığına dûçar olmuştu. Evhamlar içindeydi. Sinir krizleri geçiriyordu. Devamlı ilaç kullanırdı. Zevcesi, Âkif Bey in ikinci bir hanımı olduğuna kâni idi. Âkif Bey: Hanım bütün hafta beraberiz, bir Cuma günü namaza, İhsan Efendi ye gidiyorum. İstersen oraya da gel beraber gidelim, seni de evine bırakırım dese de fayda etmez; kadıncağız Aaa, ben uyuduktan sonra, sen gidiyorsundur dermiş. Hatta komşularda düğünler olur, defler duyulunca: Âkif in düğünü oluyor. dermiş. 21 *** Sonuç olarak Âkif içinde doğup yetiştiği aile ocağı sayesinde, sarsılmaz ve güçlü bir iman sahibi, son derece samimi ve dost canlısı, vefalı, diğergam, maddeci hayat anlayışından uzak ve oldukça cömert, asla yalan söylemeyen, her daim verdiği sözü tutan, şükreden ve her haliyle, söz ve davranışlarıyla örnek bir insan olmuştur. Bunların yanı sıra gerek mesleği icabı gerekse Milli Mücadele esnasında Anadolu yu ve bazı toplumları yakından tanıyan Âkif, deyim yerindeyse kendini toplumuna adamıştır. Bir başka deyişle uzun süreden beri birçok sorunla çalkalanan İslam dünyasının ve içinde bulunduğu Türk toplumunun problemlerine çözüm bulmak amacıyla adeta kendisini kaybetmiştir. Bu cümleden olarak onun toplumu kurtarmak için kendi aile bireylerini ihmal ettiğini dahî söylemek mümkündür. *** ** * 6

9 Dipnotlar * Doç. Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Aksu Mehmet Süreyya Demiraslan MYO Müdürü. 1 Rı: gayn: ye: 10 + fe: 80: Emin Erişirgil, Ölümünün 50. Yılında İslamcı Bir Şairin Romanı, Yay. Haz.: Aykut Kazancıgil-Cem Alpar, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., Ankara 1986, s Mithat Cemal, Ölümünün 50. Yılında Mehmet Âkif, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., Ankara 1986, s. 157; Beşir Ayvazoğlu ve diğ., Mehmed Âkif ve Safahat, Tercüman Yay., İstanbul 1986, s Ayvazoğlu ve diğ., s Erişirgil, s. 29; Mithat Cemal ise farklı bir bilgi aktarmaktadır. Ona göre Emine Hanım ın babası Buharalıdır ve Buhara dan hacca giderken Amasya da ölüyor; orada bulunan Şirvani Rüştü Efendi, Emine Hanım ı yanına alıyor, İstanbul a getirip konağında biriyle evlendiriyor; bu zat bir süre sonra vefat ediyor, dul kalan Emine Şerife Hanım İpekli Tahir Efendiye varıyor. Bkz. Mithat Cemal, s İbnu l-emin Mahmut Kemal, Son Asır Türk Şairleri, İstanbul 1980, s Eşref Edib, Mehmed Âkif Hayatı ve Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, Asarı İlmiye Kütüphanesi Neşriyatı, , (Nevzat Ayas a ait yazıdan),istanbul 1938, s Süleyman Nazif, Mehmet Âkif, Amedi Matbaası, İstanbul 1924, s Ali Nihad Tarlan, Mehmet Âkif ve Safahat, İstanbul 1971, s Geniş bilgi için bkz. Nurettin Topçu, Mehmet Akif, Hareket Yay., İstanbul 1970, s Ahmet Faruk Kılıç, Milli Yürek, Değişim Yay., Sakarya 2008, s Kılıç, s Mithat Cemal, s Süleyman Nazif, s Vahit İmamoğlu, Mehmet Âkif ve İnanan İnsan, Ravza Yay., İstanbul 1996, s Mithat Cemal, s Gotthardt Jaschke, Yeni Türkiye de İslamlık, Çev.:Hayrullah Örs, Bilgi Yay., Ankara 1972, s Ayvazoğlu ve diğ., s Erişirgil, s Âkif, Bebek yahud Hakk-ı Karar isimli şiirinde: Bizim Cemile Feride yle bir sabah gelerek, Unutma bey baba, akşam bize birer hotozlu bebek, Getir kuzum dediler. Ben de kızların keyfi, Kırılmasın diye reddetmedim şu teklifi. ifadeleri ile kızlarının ismini zikreder. 21 Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar 1, Der.: M. Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Yay., 9. Baskı, İstanbul 2011, s Mehmet Âkif kızı Suad Hanım a yazdığı bir mektupta şunlardan bahseder. Nasıl oruç tutuyor musun, yoksa güzel güzel yiyip içiyor musun? Tahir geçen sene bütün Ramazan ı tuttu. Emin Mısır a geleli beri Ramazanları tamamıyla oruçlu geçiriyor. Annen Allah nasip ederse Nisanda İstanbul a gelmek istiyor. İnşallah bir mani zuhur etmez de hem altı ay kadar tebdil-i hava etmiş, hem kızlarını, torunlarını görmüş olur. Tabiî sen de bir ay olsun kendisinin yanında oturursun değil mi? Rabbin Unutmaz Seni Çağla SERT Herkes seni unutsa da Rabbin seni unutmaz. diyordu bir kitapta. Kudreti büyük, sevgisi büyük, merhameti sonsuz Rabbim Unutmaz elbet. Bittim dediğinde yettim diyen o değil miydi? İnşallah dediğinde inşa eden, Af Rabbim, af dediğinde affeden; Sıkıntıya düştüğünde bir şey demesen de bilen, Rabbin değil miydi? Senin için hayırlısını veren Dualarına bir şekilde karşılık veren Senin şer dediklerini hayra çeviren, Sen onu unutsan da seni unutmayan Rabbin Hep mutlu, sıkıntısız hayat istediğin Dua dua yalvardığın Sana senden yakın olan Rabbin. Hani seni her gün beş vakit huzuruna davet eden Ama senin ise sadece dara düştüğünde hatırladığın Rabbin... Unutur mu hiç yarattığı kulunu Unutmaz elbet. O değil miydi sana sen yolunu şaşırma diye Kur an-ı gönderen, Doğru insan nasıl olurum dediğinde; Sana yaşamıyla Hz. Muhammed i örnek gösteren. Rabbin değil miydi? Unutmuyor seni Rabbin unutmuyor. Sen dünyalık yaşantına dalıp unutsan da onu Unutmuyor O seni. 7

10 Hayat Nedir? Hacer GÜRBÜZ Ben hayatı hep bir kahveye benzetirim. Orta, tuzlu, şekerli ve sade. Bunlar da o gün ki ruh halime benzer. Sabah uyandığımda havada yağmurluysa şekerli kahve gibi her şey tadında gider (yağmur aşığıyım). Kimse yağmuru sevmez ben severim. Yağmur berekettir, aşktır, şükretmektir, toprak kokusudur. Yağmurda şemsiyeni almazsan ıslanırsın ve hasta olursun. Tedbirsizce davranmamak gerekir. Dününü bilmeyen yarınını göremez çünkü. Hayat size neyi yaşamanızı emrediyorsa onu yaşarsınız bunu iyi yaşamak da kötü yaşamak da bizlere bağlıdır. Yaşama pozitif bakarsanız her şey güzel olur. Negatif düşünürseniz konu kapanmıştır, fazla söze gerek yok. Hayatı gülücükle karşılar, hüzünle yollarız. Ne zaman, nerede son bulacağını bilmediğimiz bir yoldur hayat. Hayat merhabaların, hoşçakalların; elvedaların yaşandığı bir dünyadır. Hayat deniz gibidir. İyi bir yüzücüysen kurtulursun; kötü bir yüzücüysen boğulursun. Hayat halen içinde okuduğumuz okuldur öğretmeni belli olmayan. Hayat keşkelerin az kullanılması gerektiğidir. Hayat film şeridi gibi geçen zamandır. Hayat sadece bir noktayı görüyorsan; yani at gözlüğüyle dünyaya bakıyorsan avuçlarının içinden akıp gider ve seksenine geldiğinde hala farkına bile varamazsın hayatın. Geriye dönüp baktığında, aslında başladığın yerde olduğunu fark edersin ve geçip giden hayat sana hiçbir şey katmamıştır. Hayat derin bir nefes aldığında içine dolan havanın ciğerlerimizin gözeneklerine temas ettiğini hissedebilmektir. Bir bayram sabahı sımsıcak bir aile ortamına uyanıp sevdiklerimizle sıkı sıkı sarılabilmek ve sarılabilecek insanların olmasıdır hayat. Kaybettiklerini, yanında olamayanları yüreğin titreyerek anımsamaktır. Hayatın anlamı yaşamak ve paylaşmaktır. İstediğin, istemediğin, yaptığın, karar verdiğin, yapamadığın, kaçırdığın, kırılıp dağıldığın, gülerek var olduğun, anlayamadığın, anlaşılmadığın, anladığın, anlaşıldığın, fırtınalar estirdiğin, durulduğun, kızdığın, insan olduğun, dünle yarın arasında kalan ve süresi belli olmayan bir bugünden ibarettir hayat... Yaşam Sanrıları Yusuf TOMAN Nereden başlayayım? Öteberilerden yazıla gelmiş inançlarımı, subliminal oynayan ne isteyeceğimize karar veren reklam deryasına mı, yemek saatlerimize denk gelmesi bir zümre tarafından ayarlanılan, herkesin bir parçası olan, kutuların izlenildiği akşamlarımızı, kendi göstermek istediklerini dayayan yanlı ve sansürlü medya gündemlerini mi maskenin altındaki kişiliği saklayamayan Ahmet Necip Fazıl Kısakürek mi, çobanın değnekleri ve itleri arasındaki tek başına bir şey ifade etmeyen, duyu organları ile beyinlerine el konulmuş, uzaktan kumanda ile yönlendirilen halkları mı, kişileri mi, yoksa sürekli canı sıkkın, ne yapacağını bilmeyen çok sigara içen öğrencileri mi? Uzayıp giden hiç olmuşluktan gelip, hiç yok yere yaşam sorunlarımız haline gelen, başa çıkılmayacak gibi görünen, ben tek başıma neyi değiştirebilirim yanlışından kurtularak, damlaların birikip derya olduğunu hatırlayalım. Bir damla olmanın zevkini kar tanesi gibi, yeşeren düşünce filizlerimizle yaşayalım. Hangi düşünce etkinliğinden ateşlendiği bilinmeyen bu gibi sirkülasyonlara, çevriliyor olanları bakmaktan öte görmeyi öğretecek, aklın yolunu bulmasını sağlayacak, aydınlık veren düşünceler için, meşalenin tutulması gereken yeri fark etmen gerekli umudumsun. Gördüğümü gördüğüm gibi göstermek için yarınlara 8

11 Gençlerde Tükenmişlik Sendromu Muhammed B. YILMAZ Psikolojik anlamda yıpranmış yaşadığı sorunlardan dolayı kendisini karanlık bir odada gören, Niye ben, neden? gibi sorularla kendisini suçlayan kendini imkânsızlığa sürükleyen ve temelinde yatan sorunu gün yüzüne çıkartmak yerine içinde yaşamayı tercih edip kendi kendini üzen ve bu üzüntüye bağlı olarak fiziksel rahatsızlıklar yaşayan yeni bir nesile sahibiz. Peki, bizim gençliğimiz daha doğrusu yeni neslimiz neden bu sorularla karşı karşıya? Aslında birçok nedeni var. Bu nedenlerden birincisi çocukların birtakım yaşanmışlıkları erken yaşta yaşamalarıdır. Yeni neslimizin hızlı atik ve maalesef karamsar olmasının nedeni budur. Bir diğer nedeni ise gençlerin duygu ve düşüncelerine hitap eden müzik türlerinin ve şarkılarının ağırlıklı olarak ülkemizde psikolojik yönden yıpratıcı şekilde yayınlanmasıdır. Teması aşk, sevgi, merhamet, şefkat, acı Ağır duygular olan şarkılar yeni neslimizin beynini yıkamakta Ağaç yaş iken eğilir. atasözünü doğrulamaktadır. Yeni neslimiz ağır duygu ve durumlardan ötürü yanlış eğilimler göstermektedir. Teknolojinin getirdiği sorunlar neslimizi derinden etkilemekte, hatta sarsmaktadır. Bir diğer ve belki de en önemli sebep gençlerin aileleri tarafından çok fazla serbest bırakılmalarıdır. Aslında bu neden diğer iki nedeni de kapsar. Çünkü serbestlik duygusu yaşanmışlıkları artırır. Artan yaşanmışlıklar sıkıcı gelmeye başlar. Buna bağlı olarak daha fazla şeyler yaşayan yeni nesil hayal kırıklıklarıyla yıkılarak arzu ve isteklerinden uzak kaldıkları için karamsarlığa düşerler. Bu karamsarlık gençlerimizi olumsuz yönde etkilemekle içinden çıkamaz sandıkları durumların içine yani tükenmişliğe itmektedir. Bu bahsettiğimiz sendromun gençlerimizde gözle görülen belirtileri; aşırı heyecan, huzursuzluk, gerginlik, aşırı öfke, abartılı tepkiler, her şeyin daha kötüye gideceğini düşünmek, hayal kırıklıkları ve karamsarlık nedeni ile değişime karşı gelmek ve bunu engellemeye çalışmak, enerji kaybı gibi rahatsızlıklarla beraber baş ağrısı, iştahsızlık veya obezite derecesinde iştahlılık, kendisini beğenmeme, kendini olumsuz ifade etme ve tanımlama gibi durumlardır. Bu durumun daha kötü yanı, hiç kimsenin bu sendroma karşı bağışık olmayışıdır. Fakat bağışıklık kazanılabilen bir durumdur. Yani herkes bunu yaşayabilir. Gençlerimizin bu sendromdan kurtulmaları için; öncelikle bu durumun herkesin başına gelebileceğini bilmeleri gerekmektedir. Her durumda motivasyonu yüksek tutmak için kendilerine olumlama yapmaları gerekir. ( Zayıf değilim, bu da geçer ) Ayrıca egzersiz, iyi beslenme, kitap okuma, motive edici yönde müzikler dinleme ve kitap okuma, sosyalleşme gibi rahatlatıcı eylemlerde bulunmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki tükenmişlik sendromu özellikle gençlerimizi etkileyen veba gibidir. Teşhisi bilgi sahibi olmak, önlemi olumlu yaşamaktır. Her Şey Bitti Deyişinle Başladı Kenan SALAR Yağan yağmur bitti deyişinle başladı. Gözlerim gidişinle bulutlandı. Akıp gidiyor yağan yağmur ile birlikte, Her şey o düşüncesizce gidişinle başladı. Artık gülmüyor bu yüzüm. İçim dolu bu kez hüzün. Görmüyor artık iki gözüm. Her şey o düşüncesizce gidişinle başladı. Şimdi söyle hadi! Zamansız gelen bu ayrılığın hikâyesini; Bu düşüncesizce gidişinin, Sebebini söyle hadi 9

12 Deniz Hamamları Hüseyin AYDOĞMUŞ Özet Osmanlı Devleti, konumu itibariyle, ucu açık denizlere sahip bir cihan devletiydi. Ancak Osmanlı Devleti nin her zaman bu denizleri ya savunma ya da ticaret amaçlı kullanmayı tercih ettiği görülmektedir. Osmanlı toplumunda denize girmek söz konusu bile değildi. Bunda biraz da sosyal yaşamda dini kuralların geçerli olmasının payı vardı. Denize girmenin günah ve tuzlu suyun sağlık açısından zararlı sayıldığı bir anlayış hakimdi. Ancak 18.yy yarılarına doğru, Osmanlı toplumunun sahip olduğu haremlik-selamlık geleneğinin denizlere taşındığı ve deniz hamamlarının ortaya çıkışıyla biraz da olsa denizle barışıp, kendilerine yeni bir eğlence buldukları görülmektedir. Bu çalışmada deniz hamamlarının tarihsel gelişimi ile birlikte, günümüz deniz kültürünün oluşmasına da nasıl öncülük ettiği anlatılmaktadır. Giriş Osmanlı Devleti nde denize girme alışkanlığı 18.yy ın ikinci yarısından itibaren söz konusu idi. Ondan önce de denize girme alışkanlığının, seyrek de olsa görülmekle beraber yaygın olmadığı bilinmektedir. Gerek Osmanlı Devleti nin içinde bulunduğu zor koşullar (savaş, ekonomi, dış devletlerin baskısı vb.) gerekse vakanüvistlerin verdikleri eserlerde gündelik yaşama pek yer vermemelerinden dolayı, önceleri denize girilip girilmediğine dair pek bilgimiz yoktur. Denize girme bir alışkanlıktan ziyade, kimsenin aklına gelen bir şey değildi. O dönemde denize girmek tulumbacıların, sandalcıların ve bahriyelilerin işiydi. Ancak deniz hamamlarının yapımıyla beraber halk, denizle tanışmaya başladı ve 19.yy ın sonlarına doğru vazgeçilmez bir eğlence haline geldi. Ayrıca sağlık açısından da denize girmenin iyi olduğu öğrenilince ilginin artması üzerine, deniz hamamlarının sayısında da artış görüldü. Devlet eliyle organize edilerek, yapımında ve denetiminde büyük bir titizlik gösterilmeye başlandı. Deniz hamamlarına gidenlerin niyeti aslında yüzme değil, tıpkı çarşı hamamında olduğu gibi banyo yapmaktı. Osmanlı toplumu ananevi bir yapıya sahip olduğundan ötürü, güneşte yanmak ve kararmak hiç hoş karşılanmıyordu. Çünkü toplumda böyle esmer tenli kimselere iyi gözle bakılmazdı. Osmanlı toplumu özelllikle de Osmanlı kadınları için beyaz tenli olmak, bir ayrıcalık ve gurur kaynağı idi. 18.yy da oluşmaya başlayan deniz hamamları, sezon sonu (yaz bitiminde) tekrar sökülür ve gelecek sezon kullanılmak üzere çürümeyi engellemek amacıyla saklanırdı. Sezon başında yeniden kullanılmak üzere tekrar kurulurdu. Deniz hamamları sayesinde Osmanlı toplumu denizle küskünlüğüne son vermiş, başlangıçta yıkanma amaçlı olsa da deniz sonraları onlar için vazgeçilmez bir hal almıştır. Hiç kuşkusuz günümüz deniz kültürünün temelinde de, deniz hamamları yatar. Osmanlı Devletinin Denizle Münasebeti Osmanlı dünyasının deniz kültürüyle tanışması, henüz tüm benliğini, toplumsal gövdesine canlılık veren, bozkır ruhuna adadığı bir döneme rastlaması, tarihsel gecikmişlik sorununu 19.yy yenilikçilerine trajik biçimde yaşatmıştır. Ülkemizde denize girme alışkanlığının 19.yy başlarında yaygınlaştığı varsayılır. Ama bu dönemden önce, seyrek de olsa denizle insanın yüzme-serinleme eylemini ortaya koyan kimi belgelere de rastlanmıştır. Her bir olaya tarih düşen vakanüvistlerimiz, ne yazık ki gündelik yaşamın kimi olaylarına yabancı kalmışlar, saraya dönük yüzleriyle halkın yaşam biçimine ilişkin alışkanlıklarını hep ıskalamışlardır. Bu bilinmezlikte her konuda olduğu gibi kendine özgü o tatlı üslubuyla Evliya Çelebi imdadımıza yetişir. Salacak sahili ile Kağıthane Deresi boyunu anlatırken Cümle dilberan mahi Temmuz da deryada çimerler Mukaşşer badam (kabuğu soyulmamış badem) gül pembe misal vücudi nazeninlerin nilgün (kırmızı) ibrişim futalara (peştemallere) sarub mahiler gibi gavvaslık iderler der. 1 Evliya Çelebi nin bu betimlemesinden de anlaşılacağı üzere, daha 17.yy da denize girildiğini, mayoların atasının da tıpkı çarşı hamamlarındaki gibi peştemallerin olduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı döneminde kadının su kültürüyle ilişkisi, mesire geleneği içinde kalmak şartıyla dolaylı yoldan sağlanmıştı. Gündelik hayatın egemen duygusu mahremiyet tarafından korunan kadın ruhu ise, bu geleneğin tanıdığı imkanlar çerçevesinde ancak dere kenarlarında huzur bulabiliyordu. Osmanlı kadını her ne kadar ahlak duvarını aşıp denize girememişse de, aynı engel erkek için de geçerliydi. Toplumun büyük bir kesimi bu tür bir eğlenceye hazır değildi. Bir diğer yandan o dönemde denize girmek, sağlıklı olmanın ötesinde hastalanmanın, pek revaçta olmayan esmerleşmenin kısacası amilliğin, sıradanlığın ayıp sayılan bir eylemiydi. İlk dönemlerde deniz yalnızca çocuklar için bir şey ifade ediyordu ki o da girmek için değil, ancak kıyısında dadı, bacı ve lalalar refakatinde arasıra ayaklarını dahi ıslatmadan kıyı boyu, kumlar, kayalar arasında şeytan minarisi ve renkli taşlar toplamak içindi. 19.yy 10

13 ortalarına doğru, deniz biraz geç de olsa keşfedilmeye başladı. Sandalla mehtaba çıkmayı bile kafirlik sayan toplumun büyük bir kesimi, denize girip yüzmeyi deneyen iki ayrı insan grubunu engelleyemedi: Şehzadeler ve tulumbacılar. Şehzadeler için yüzmek, bir çeşit spor olup binicilik, okçuluk gibi saray eğitiminin gereği idi. Tulumbacılar ise, Osmanlı marjinal kültürünün temsilcileriydi. Yasak olana karşı tepkisel tutum, söz konusu çevrenin en belirgin niteliğiydi. Ahlakın genel çerçevesini kendi grup kültürleri içinde parçalayan bu kesim, davranış normlarındaki esneklik sayesinde denize girmeyi, eğlence anlayışlarının bir parçası olarak yaşamıştır. 2 Buradan da anlaşılacağı üzere, halk için denize girmek ayıp ve sağlıksızlık kaynağı sayılırken, saraylılar için bu durum pek geçerli değildi. Denize Giren İlk Padişah 19.yy da yüzme sporuna merak saran şehzadelerin en ünlüsü, 2. Abdülhamid idi. Jön Türkler in korkulu rüyası 2. Abdülhamid, şehzadelik döneminde Müslüman cemaatin hışmına uğramaktan çekindiği için, azınlıkların yaşadığı Tarabya da denize girmiştir. 3 Öyleki 10 yaşında bir kaza geçiren Abdülhamid in iyileşmesi için deniz banyosu yapması gerekiyordu. Ayşe Osmanoğlu nun Babam Sultan Abdülhamid adını taşıyan anılarında, bu tedavi Abdülhamid in ağzından şöyle anlatılır: O zaman sarayda Doktor Masiro adında bir İtalyan hekimi vardı. Hemen onu getirip tedaviye başlattılar ve bunu babamdan sakladılar. Üç ay kadar hasta yattım, doktor bana deniz banyosu tavsiye etti. Beylerbeyi Sarayı na gittim. Doktor da benimle birlikte Beylerbeyi Sarayı nda kaldı. Her sabah denize birlikte girdik. Beni denize alıştırdığı gibi banyo usulünü de doktordan öğrendim. Şimdi bir itiyat haline geldi. İşte o gün bugün susuz yaşayamaz oldum. Abdülhamid 10 yaşında edindiği denize girme alışkanlığını uzun bir süre sürdürmüştü. Nitekim Abdülhamid şehzadeliği sırasında kızının ölümünü Tarabya da denizde yüzerken öğrenmişti. 4 Padişah olduktan sonra bu alışkanlığını devam ettirip ettirmediğini bilmiyoruz ama yine çeşitli anılarda, denizle olmasa bile suyla arasını bozmayıp, her sabah mutlaka banyo yapma alışkanlığını sürdürdüğünü öğrenmekteyiz. Yine Ayşe Osmanoğlu nun Babam Sultan Abdülhamid adlı anılarından da anlaşıldığı üzere, Abdülhamid in en önemli alışkanlığı sabahları güneşten evvel kalkıp hamama gitmek ve banyosunu yapmaktı. 5 Neticede Abdülhamid in padişahlık döneminde denizle olmasa da suyla münasebetini sürdürdüğünü ve her sabah banyo yapma alışkanlığını kesintisiz devam ettirdiğini görmekteyiz. Hekimlerin tavsiyesiyle denizin kimi rahatsızlıkları iyileştirici bir sağlık kaynağı olduğu keşfedilip de, zorunlu denize girme eylemi başlayınca böylesine bir gereksinme sonucu deniz hamamları da açılmaya ve giderek çoğalmaya başladı. Deniz hamamlarıyla birlikte yüzme mevsimi halkın deyimiyle karpuz kabuğu suya düştüğü zaman olarak belirlenirdi. Yani karpuz çıkıpda harc-ı alem olup çürükleri denize atıldığı zaman soğuk alıp üşümek, sam yelinden, vücudun lekelenme tehlikesi ortadan kalktıktan sonra Deniz mevsimi ise üzüm küfelerinin ortaya çıkması yani üzüm satan satıcıların sokaklarda gezinmesiyle son bulurdu. 6 Deniz Hamamlarının Yapısı Sahilde, denizin üstünde, gözlerden uzak denize girilebilen dört tarafı kapalı mekan. Fransızca bain de mer den Türkçe ye hamam olarak aktarılmıştır. Deniz banyosu dendiği de olurdu. 7 Deniz hamamları, Osmanlı insanının yüzme ihtiyacına bir çözüm olarak geleneği ürkütmeden düşünülmüş ilginç bir sosyo-kültürel bir projedir. İlk önceleri 19.yy ın ortalarına doğru görülmeye başlanan bu hamamlar aslında harem ve selamlık geleneğinin denize taşınmasından başka bir şey değildi. Deniz hamamları genellikle 35 metre boyunda, 20 metre eninde, kıyıya sığ yerlerde 5-6 metre, Boğaz sahilleri gibi akıntılı ve derin yerlerde 1-2 metre uzunlukta ahşap iskele ile bağlı; dört tarafı kapalı ve küçük soyunma kabinleriyle çevrili; akıntılı yerlerde kurulmuşlarsa, suya dayanıklı sağlam kereste ayaklarla denizin içine çakılmış ahşap yapılardı. Ortada suya girilen bölümün derinliği genellikle 1,5 metreyi geçmezdi ve bu seviyede bir ahşap kafes bulunurdu. Bazı yerlerde sadece erkeklere mahsus deniz hamamları olduğu gibi, bazı kıyılarda da kadın ve erkeklere mahsus ayrı ayrı deniz hamamları, aralarında belli bir mesafe bırakılarak yan yana kurulurdu. Kadın ve erkek deniz hamamlarının aynı sahilde bulunduğu yerlerde, bunların arasında her türlü meraklı gözü saf dışı edecek bir bekçi kayığı dolaşırdı. 8 Kadınlar hamamı ile erkeklerin ki arasında plan farkı bulunurdu. Kadınlar hamamının içinde soyunma odaları bulunmaktaydı. Buradan denize salınmış bir veya birkaç merdivenle, hamamın ortasında etrafı tahta 11

14 perde ile kapanmış ve bir çeşit havuz ile bezenmiş denize inilirdi. Erkekler hamamının içi de aşağı yukarı bu planın benzeriydi. Fazlası ise, hamamın çevresini dolanan ikinci bir balkonun ya da güneşlenme - dinlenme yolunun bulunmasıydı. Hamamlarda dışarı çıkmak kadınlar için katiyen yasaktı. Zaten yüzme bilen kadın yok gibi bir şeydi, bilenler kurbağalama veya yan yüzer, havuz içinde dört dönerlerdi. Erkeklerden de dışarı açılanlar nadirdi. 9 İşte Osmanlı insanı için denizde yüzmek, bu dört tarafı kapalı mekanın ortasındaki suya dalıp çıkmak demekti. Ne içinde yüzen dışarısını ne de dışarıdaki meraklı içerisini görebilirdi. Erkeklere ait deniz hamamları, kadın hamamlarından yükselen seslerin duyulamayacağı bir uzaklıkta inşa edilir ve her iki mekan arasında inzibat kuvvetleri sandalla dolaşarak kamusal ahlakın bekçilini yaparlardı. Ayrıca her hamamda bir çavuş bulunur ve ahlaka mugayir davranışta bulunanları dışarı atardı. 10 Deniz hamamlarının yanlarında birer gazino ve gazinonun gedikli müşterileri vardı. Bunlar katiyen denize girmezler, sadece kendilerine hamama gelenleri görebilecek yer seçerler, nargilelerini fokurdatarak tespihlerini çekerek birer halete duçar olurlardı. Bu sebepten, deniz hamamcıları, yanlarında akrabalarından veya pala bıyıklı kimseler olmadıkça gençleri içeri almaz, soyundurmazlardı, yahut gençler mahalle mahalle toplanıp gelebilirler, denize beraber girer beraber çıkar giderlerdi. Hamamların iç kısmında belirli yükseklikteki yerlere peştamal asılıp kurutmak için özel kancalar bulunurdu. Islanan peştemaller buraya asılır, uzaktan hamamın üstü bayraklarla donatılmış gibi bir görüntü verirdi. 11 Buradan da anlaşılacağı üzere, Osmanlı tebaası haremlik- selamlık geleneğini denizde de sürdürmüş ve deniz hamamlarını, banyo ihtiyacını karşılamak için gittiği çarşı hamamlarından pek farklı görmemiştir. Deniz Hamamlarının Türleri Deniz hamamları hususi (özel) ve umumi (genel) olarak ikiye ayrılırdı. Genel hamamlar da kadınlara ve erkeklere ait olmak üzere iki çeşitti. Bazı semtlerde, Salıpazarı ve Kumkapı da olduğu gibi erkek hamamları tek olarak yapılır, kimi semtlerde ise Fenerbahçe, Bostancı, Moda gibi kadın ve erkek hamamları birbirlerinin seslerini duyamayacak uzaklıkta yan yana olurdu. Bu hamamlara ailecek gidilir, herkes kendi hamamında yıkanırdı. Özel hamamlar ise büyük yalıların önünde yapılırdı. Eğer yalı denizle bitişikse hemen yanında denizle arasında bir rıhtım varsa rıhtımın bir köşesine yapılırdı. Boğaziçi ndeki tüm yabancı elçiliklerin önünde kendilerine ait birer özel deniz hamamları bulunurdu. Bu özel hamamlar, genel hamamlar gibi her yaz başında yeniden yapılmaz, bir kere yapılıp, her mevsim bakım gördükten sonra kullanıma sokulurdu. Genel hamamlar ise her mevsim yeniden yapılır ve mevsimin sonunda çürümesini önlemek için sökülüp deniz kıyısında üstü kapalı bir yere konulurdu. Hususi deniz hamamlarının yapımı da Şehremaneti tarafından bir kurala bağlanmıştı. Bu hamamlarda isteyen dilediği tahtayı kullanabilirdi ama yalnızca deniz hamamının derinliğini kendisi tespit edemezdi. Şehremaneti tarafından daha önceden tespit edilmiş bir derinliğe göre yapılması şarttı. Ayrıca hususi deniz hamamlarının tabanında tahta ızgara bulunması mecburi idi. Hususi deniz hamamı yaptıracak kişinin Şehremaneti ne müracaat edip izin alması da gerekiyordu. İzin alınmadan kaçak olarak yapılanlarla Nizamname nin şartlarına uymayan deniz hamamları yıktırılıyor, bunu yapan usta ise cezalandırılıyordu. 12 Bazı küberanın hususi deniz hamamlarına gelince: Bunlardan biri ikisi rabıtalıca ve müstesna, alt tarafı kümes kadar şeylerdi. Hani şimdiki apartmanlar yapılırken dört çıta dikip etrafını tahta kuşatarak duvarcılara, ameleye memşa yapmıyorlar mı, tıpkı onların aynı 13 Özel deniz hamamları denilince, bir başıboşluk ve keyfi uygulamalar akla gelmemelidir. Osmanlı Devleti her alanda olduğu gibi deniz hamamları konusunda da belli kurallar ve uygulamalar getirmiş ve o dönemde denizde dahi disiplini elden bırakmamıştır. İlk Deniz Hamamları Deniz hamamlarının ilk kez hangi tarihte, nerede kurulduğuna ilişkin rivayetler muhteliftir tarihli belgede İstanbul da Davutpaşa İskelesi yakınlarındaki bir deniz hamamı çeşmesinden söz edilmektedir. Bu belgeden de anlaşıldığı gibi deniz hamamlarının kuruluş tarihi kimilerince iddia edildiği gibi 19.yy ın başları değil, 18.yy ın ikinci yarısına kadar inmektedir. Reşat Ekrem Koçu 1826 ile 1850 arasında İstanbul da üç deniz hamamı bulunduğunu, bunlardan en eskisinin Çardak İskelesi Deniz Hamamı olduğunu, ikinci hamamın Salıpazarı nda, üçüncüsünün ise Kumkapı da olduğunu yazar. Beşiktaş Deniz Müzesi arşivinde bulunan 1263/1847 tarihli bir belgeye göre, o tarihte haliç kıyısında iki deniz hamamı vardır tarihli ilgili nizamnâmeye göre, o tarihte İstanbul da altmış iki deniz hamamı bulunmaktadır. Bunlardan otuz dördü erkeklere, yirmi sekizi kadınlara mahsustur. 14 Bir başka belgede 1829 da İzmir de deniz hamamları- 12

15 nın varlığından söz edilmektedir. Bu tarihte Mütesellim Tahir Paşa nın izni ile İzmir de birden fazla deniz hamamı yaptırılmıştır. Bu deniz hamamlarının tümü İzmir deki bir hastaneye gelir sağlamak için Hariciye eski katibi Emin Efendi tarafından işletilmiştir. Fakat bu hamamlar kısa bir süre sonra Redif Miralayı Hacı Reşid Bey in emriyle yasa dışı olarak yıktırılmıştır. Daha sonra bu yıktırılma eylemi üzerine dava açılmış ve Hacı Reşid Bey yaptığı işin yanlış olduğunu kabul ederek davacıdan özür dilemiştir. Ancak bu özür dileme hamamları geri getirmemiş, onun yerine on iki bin kuruş harcanarak bir iskele yapılmıştır. Bu olaydan anlaşıldığı üzere, İzmir de 1829 ile 1853 arasında deniz hamamlarının işletildiği bilinmektedir. 15 İstanbul tarafının en belli başlı iki hamamı Kumkapı da ve Samatya da idi. Erkeklere ve kadınlara mahsus olarak, yan yana ikişer taneydiler. Suya çakılmış kazıklar üstünde dört köşe bir salaş. Etrafı pedavra tahtalarla örtülü, kadınlarınkinde budaklar bile tıkalı. Berikinin önü ve altı açık. Havalinin belli başlı deniz hamamları müteadditti. Üsküdar da Salacak taki, Haydarpaşa da rıhtım boyundaki, Moda da Şifa sahilindeki, Fenerbahçe de şimendifer durak yerinin eteğindeki, bir de Caddebostan vapur iskelesinin solundaki. Haydarpaşadakilere gelince, bunlar da bermutat, erkekli-kadınlı olarak çifte; fakat sırf kendilerine has ve İstanbul un başka hiçbir deniz hamamında bulunmayan hususiyetleri var. Erkeklerinki yalnız Cumartesi günleriyle akşam ezanından yatsıya kadarki saatler işler; sair zamanlar in cin top oynar. Kadınlarınki sabahtan akşama kadar kaynar. Yel değirmenindeki bütün kibarca Museviler, kucakta elde boy boy çocuklarıyla durmadan taşınır. Moda hamamlarındaki hususiyet, semtin şapkalı, barbişli, Frenk bozuntusu tatlı su frenkleriyle İngiliz, Alman, Fransız kırması madamları ve matmazelleri tarafından rağbet görmesiydi. Acıbadem ve Çamlıca dan tut, Kızıltoprak, Feneryolu, Göztepe, Erenköy, Bostancı dahilinde sayfiyenişin paşalar, paşazadeler, beyler, hanımefendiler, kerime hanımlar, civarın mösyöleri, madamaları hep buraya müdavim. Burada da aynı şaşmaz vaziyet. Sağdaki hamam kadınlara soldaki ise erkeklere mahsus. Caddebostan hamamlarının Fenerbahçe dekinin yanında esamisi okunmazdı. Gelenleri gidenleri vardı ama çoğu ayak takımıydı yy ın başlarına ait kaynaklar, en önemli deniz hamamlarının Yeşilköy, Bakırköy, Samatya, Yenikapı, Kumkapı, Çatladıkapı, Ahırkapı, Salıpazarı, Fındıklı, Kuruçeşme, Ortaköy, İstinye, Tarabya, Büyükdere, Yenimahalle, Beykoz, Paşabahçe, Kuleli, Çengelköy, Beylerbeyi, Üsküdar, Salacak, Moda, Fenerbahçe, Caddebostan, Bostancı, Kartal, Maltepe, Pendik ve Tuzla da bulunduğunu kaydetmektedir. Kentin yerleşmesinin gelişmesine, toplumsal yapı değişikliklerine ve bunun sonucunda açık plajların kurulmaya başlanmasına bağlı olarak deniz hamamlarının bir bölümü 20.yy ın ilk çeyreğinin sonlarında ortadan kalkmış, bazıları ise uzun süreler plajların bir köşesinde kadınlar deniz hamamı olarak varlıklarını korumuştur. Fenerbahçe ve Moda deniz hamamları bunların 1950 lere ve!960 lara kadar gelen örnekleridir. Boğaz kıyılarındaki bazı deniz hamamları ise zamanla sadece yola bakan cepheleri kapalı bırakılıp, deniz tarafları açılarak kadın-erkek birlikte denize girilebilen plajlara dönüştürülmüştür. 17 Aslında bugünkü plaj kavramı ve deniz kültürümüzün temeli hiç kuşkusuz deniz hamamlarına dayanmaktadır. Deniz Hamamına Gidiş Osmanlı kadını için beyaz tenli olmak güzelliğin ve tercih edilmenin neredeyse olmazsa olmaz baş koşuluydu. Şemsiyeler yağmurlu havalardan çok güneşli havalarda kullanılırdı. Kibar bir hanımın bırakın deniz hamamında denize girmesi, ayaklarını suya değdirmesi bile söz konusu değildi. Kibar hanımlar serinlemek için değil, eğlenmek için deniz hamamlarına giderlerdi. Tabii ellerinde şemsiyeleri hiçbir zaman eksik olmazdı. Ziya Osman Saba ise deniz hamamlarına; denize girmek için değil de adeta orada yıkanmak için gidilirdi, der. Denize girmek, güneşle örtüşmek ise sıradan kadınların işiydi. Onlar tıpkı çarşı hamamına gider gibi deniz hamamına da bohçalarla giderlerdi. Deniz hamamlarına, çarşı hamamına gider gibi her zaman bohçalarla gidilmezdi tabii. Özellikle diğerlerine oranla biraz daha sosyetik olan Moda Deniz Hamamı na İstanbul un karşı yakasından da akın edenler olurdu. 18 Oradan çıngır çıngır yaygaralar, billur billur kahkahalar, ciyak ciyak çocuk feryatları duyulur mu, bilki harem bölüğündekiler çıpı çıpı banyoda. 19 Buradan da anlaşılacağı üzere, kadınlar hamamı tabiri boşa söylenmiş bir söz değildir. Sonuç Osmanlı Devleti jeopolitik konumu itibariyle güçlü bir cihan devletiydi. Ancak Osmanlı Devleti sahip olduğu denizlerin güzelliğini ve aslında denizin bir sağlık kaynağı olduğunu geç anlamıştır. 18.yy da deniz hamamlarının ortaya çıkmasıyla birlikte Osmanlı toplumunun denize olan ilgisi artmıştır. Deniz hamamları yapı itibariyle denizin üzerinde kazıklar üzerine oturtulmuş, 13

16 etrafı kapalı bir nevi yüzme havuzunu andıran, insanların ihtiyaçlarına karşılık vermek amacıyla yapılmış bir yapıdır. Bu hamamlar kadınlara ve erkeklere mahsus olmak üzere ikiye ayrılır. Bunda ise Osmanlı toplumunun gelenekçi yapısının büyük etkisi vardır. Bazen toplumları içinde bulunduğu koşullar yönlendirmek durumunda kalır. Coğrafi, ekonomik, yönetim, kültürel vb.. Osmanlı nın da teokratik yapısı bunu gerektirmiştir. Deniz hamamlarına genellikle çarşı hamamına gider gibi gidilirdi. Herkes elinde bohçasıyla peştemallerini götürür ya da belli bir ücret karşılığı kullanmak üzere oradan alırlardı. Aslında günümüz mayolarının atası peştemallerdir. Günümüz plajlarının atasının da deniz hamamları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Deniz hamamlarının yapısı olsun denetimi olsun her zaman devlet kontrolünde olmuştur. Deniz hamamları sayesinde Osmanlı insanı denizle barışmış ve zamanla ondan vazgeçemez olmuştur. Denize girmek ilk etapta onlar için ayıp ve günah iken, sonraları bunu bir eğlence ve sağlık kaynağı olarak görmüşlerdir. Tabi ki de o dönemde insanların deniz hamamlarına gitmelerindeki gaye yüzmek değildi. Ancak günümüz deniz kültürünün ve yüzme sporunun zemininde hiç şüphesiz deniz hamamları yatmaktadır. Deniz hamamları varlıklarını 1950 lere ve 1960 lara kadar sürdürmüşlerdir. Bunlardan en önemlisi Moda Deniz Hamamı dır. O günlerden bugünlere kadar sürekli bir değişimin olduğu kaçınılmazdır. Bu değişim içinde deniz hamamları yerini sahile, sahiller de yerini plajlara bırakmıştır. Dipnotlar 1 Burçak EVREN, İstanbul un Deniz Hamamları, Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca(derleyen), Türkler, cilt.15, Ankara, 2002, s Ekrem IŞIN, İstanbul da Gündelik Hayat, İstanbul, 2006, s IŞIN, a. g. e., s EVREN, a. g. m., s Ayşe OSMANOĞLU, Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul, 2007, s EVREN, a. g. m., s Gökhan AKÇURA, Deniz Hamamları, Necdet Sakaoğlu, Nuri Akbayar, Oya Baydar(derleyen), Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt.3, İstanbul, 1993, s AKÇURA, a. g. m., s EVREN, a. g. m., s IŞIN, a. g. e., s EVREN, a. g. m., s EVREN, a. g. m., s Sermed Muhtar Alus, Eski Deniz Hamamları, Enis Batur(derleyen), İstanbul İçin Şehr-engiz, İstanbul, 1991, s AKÇURA, a. g. m., s EVREN, a. g. m., s ALUS, a. g. m., s AKÇURA, a. g. m., s EVREN, a. g. m., s Sermed Muhtar Alus, Eski Günlerde, İstanbul, 2001, s Seyyahın İzleri Gibi Cümlelerim Neslihan KILIÇ Düşüncelerin yâd ettiği, meleklerin seyre daldıkları anın en ücra köşesinde yaşanmışlığın ortasına selam salarcasına hüzün aktarıyorum benden geriye kalan yaşanmışlıklara Düşüncemin başucunda toplanan masum bir cümle gibi kurmaya çalışıyorum ömrümdeki mabedi sonsuzluğuma. Çizip seyre daldığım ufkun geniş iklimlerindeki mevsim misali dağıtıyorum kendimi; sel sel olmuş su birikintisi misali fısıldayan bulutlara İzler gibi göçüyorum arkamda bıraktığım onca yıkıntının üstümdeki bedbahtlığına. Seyrediyorum uçsuz bucaksız, dipsiz yosun tutmuş hayallerin bir kenarında, varlığıma duacı olmuşluğun gölgesinde. Kapanmış yaraları, yaşanmış yasları, silinmiş çehreleri, aldatılmış yaprak yaprak solmuş kâğıtları, birer birer katlayıp kaldırıyorum tozlu rafların en uç kısmına, bir daha açmamak pahasına Dolduruyorum her bardağı, zehir şerbet niyetine içiyor, anıyorum ansızın gelen çaresizliği, yıkıyorum kirlenmiş düşüncenin sarhoşluğunda avuttuklarımı Yazıyorum bir bir silmekten alıkoyduğum geçmişi, yakıyorum birer birer ışıkları, pili biten fener misali yıprattığım geleceği, ansızın alevlendiriyorum yaşamaya bahane edercesine hislerimi. Ey yalnızlığa sillesini çekmiş göçüp kalmakta bocalayan biçare ömrüm. Yık at üzerinden sonsuz olmaktaki yegâneni Savur savurabildiklerini içine veya yık tabularını yaşamaktaki amacım neydi diye. Yaşa mabetlerin sonsuzluktaki ilahi tılsım gibi dağıttıkları yegâne ilacı. Emsalsiz yaşanmışlığın izi olmayacağı gibi teferruatsız anın vahdetini ebediyete kondur öylece; yaşa gözlerinin daldığı en derin anda. Hayal et ufak parçalardan oluşan çığ tanelerini, birleşip bütünleşen taneleri varlığına dua diye nimetlendirip göğsüne dokundur, hisset en derinden Olabildiğince anla birer vazgeçilmezlik zinciri diye. Seç seçebildiklerini tamahkâr bir edayla, dinginle genzinin yandığı geniş gürültülerin kitle olduğu cümlelere 14

17 Bilinçaltı, Reklam ve 25. Kare Yusuf TOMAN Başlıkta da görüldüğü gibi ilk olarak bilinçaltıyla başlamak istiyorum. Çünkü reklam ve 25 kare olan başlıktaki diğer iki kavramımız, tıpkı Osmanlı daki gibi savunmasız ve her etkiye açık olduğundan hasta adam olarak nitelendirilmektedir. Bir şeyin bilincinde olma; o şeyin varlığına ya da gerçekliğine ilişkin tam ve açık bilgi edinmiş olmaktır. Örnek verecek olursak hepimiz zamanın akıp geçtiğini biliriz. Bilinçaltında böyle bir durum söz konusu değildir. Buz dağının görünmeyen gizemli ve ürkütücü kısmı diyebiliriz bilinçaltına. Bilinçaltı: sadece anı yaşar ne geçmişi, ne de geleceği. Sembollerle konuşur; kelimelerden fazla resimlere tepki gösterir. Doğru, yanlış, zararlı, zararsız, anlayışı yoktur. Asla dinlenmez, uyumaz ve çalışmayı bırakmaz. Abartıcı özelliği vardır. Özellikle de korkuları. Çocuk gibi ısrarcıdır, istenilen hemen olsun ister. Bilincin dikkat etmediği şeylere daha fazla dikkat eder ve otomatik olarak kayıt eder. Kısacası bu günkü sizi oluşturan her şeye bilinçaltı denir. Bilinçaltı adına bilmemiz gereken en önemli olgu; bilinçaltının kişinin tutumlarına ve davranışlarına direk etki etmesidir. Tam bu noktada reklam ve 25. kare istihdamı devreye girer. Reklam ve bilinçaltı arasında nasıl bir ilişki var bunlardan bahsedeceğim. Çünkü üçü birbiriyle ortak yönlü hareket halindedirler. Reklamı tüketicide belli bir ürüne ihtiyaç uyandırma, kütleleri satın almaya teşvik etme, kütleleri yönlendirmek gibi terimlerle açıklayabiliriz. 99 Frances isimli filmden hatırımda kaldığına göre: İnsan sıfır yaşından on sekiz yaşına kadar 350 bin reklama maruz kalırmış. İnsan gözü hiç bu kadar saldırıya uğramamıştı. Her şeyi satma, alma duygusu aşılandı; aşk, sanat, yerküre, siz ben... Asla sahip olamayacağımız şeyleri hayal etmemizi sağlarlar. Photoshoptan çıkma mükemmel mutluluklar gibi Resim ve slogan ağlarını fark ettirmeden örerler hayatımıza. Bunlardan bilinçsizce etkilenebileceğimizi çok iyi bilirler. Reklamlar zekice hazırlanır ve hepimiz bu tuzağa düşeriz. Nasıl mı? Bir süper markette yürürken daha önce duyduğumuza inanmadığımız bir ürüne yakınlık hissederiz ve onu almak isteriz. Zekice hazırlanan reklamlardır bu tuzağa düşmemize neden olan. Reklam sektöründe insanlar bir üründür, tıpkı diğer ürünler gibi. Bulunduğumuz yüzyıl onların çağı. Yolda yürürken, TV seyrederken, radyo dinlerken gördüğümüz duyduğumuz her yerde reklam var ve istesek de istemesek de reklamlarla yönlendirilir, onların istediğini isteriz. Ayrıca reklamlarla ilgili değinmek istediğim başka bir husus ise hep sırıtan, kilo, boy, yüzünde sivilce ve leke problemi olmayan, olmayacak kadar beyaz dişlere sahip insanlar tıpkı fabrikada üretilmiş ürünler gibiler. Erotik filmlerden fırlama çikolata rek- 15

18 lamlarına ne demeli peki... Ekonominin de dediği gibi; insan ihtiyaçları sınırsızdır düşüncesiyle hareket eder reklamlar. Bilinçaltıyla reklam ve bu ikisiyle de 25.kare namı diğer; subliminal ortak yönlü hareket eder demiştim şimdi sırası değinmenin. 25.kare ne demek; sinemada filmler projeksiyon ışığı önünden saniyede 24 tane olmak üzere hızlıca gecen fotoğraf karelerinden oluşur. İnsan da en fazla bilinçli olarak 24 kareyi fark ediyor. 25.kare bu kare sayısının 25 ve o 25. karede bir mesaj içerikli olmasıdır. İnsanı bilinçli olarak fark edemeyeceği ama bilinçaltında değindiğimiz gibi bilinçaltı bilincin fark edemediğini bilgileri önemser ve kayıt eder. Bu mesajlar reklam ve her şey içeriklidir. Bu konuyla ilgili bir deneyi paylaşmak istiyorum. Sinema filminin çeşitli yerlerine 25. kare yerleştirilmiştir ve verilen mesaj patlamış mısır ye, kola iç tir. Filmin sonunda sonuç şaşırtıcı. Patlamış mısır satışlarında %18,1; kola satışlarında %57,7 artış olmuştur. yine değindiğimiz gibi bilinçaltı ısrarcı bir çocuk gibi istenilen hemen olsun ister. Bu sistem bildiğimiz bütün markalar tarafından kullanılmaktadır. Bizi satın almaya teşvik için, daha çok satış daha çok üretim ve daha çok para... Sadece tüketmeye odaklı büyüyoruz. Bütün bir nesil, araba ve kıyafetler peşinde. Süper markette yürüyorduk değil mi? Bir ürüne yakınlık hissetmiştik. Sebebi bu subliminal mesaj; başka hiç bir şey değil. Bu reklam yöntemiyle kitleler koyun gibi yönlendiriliyor. Siyasi propagandadan tutun iç çamaşırımıza kadar ne istediğimize onlar karar veriyor, onlar Bu işlem sadece sinema ve dizilerde yapılmıyor. Afişlerde de yapılıyor. İnsan bilinçaltı en çok doğuma ve ölüme tepki gösterir. Bu iki unsur yaşam temellerimizi oluşturuyor. Her canlı gibi insan da üreme eğilimindedir. Ayrıca öleceğini bildiği halde ölümden korkmak ve ölümden kaçmak bilinçdışı hareketlerdir. Bu iki olaya verilen tepkiyi gören reklam sektörü bunlar üzerine oynamaktadır. Nasıl dersen? Ölüm de kafatası sembolü doğumda ise sex yazısı kullanılarak Kimse gördüğünü bilmiyor, ama görüyor bu mesajları. Burada görmediğimiz bir şeyden nasıl etkileneceğiz sorusu var. Sen bilinçli olarak göremiyor ve fark edemiyorsun; ama bilinçaltı bilincin fark edemediğini önemser ve kaydeder. Örnek verecek olursak bir marka afişinde görülen sex yazısı ya da kafatası sembolü ile bilinçaltımız direk bağlantı kurar. Markette yürüyorken bir ürünü diğer benzeri onlarca ürün arasından seçmemizin de tek sebebidir bu. Bu bilinçli olarak verdiğimiz bir karar değildir, bilinçaltımızın kararıdır. Bu teknik, kötü amaçlar için de kullanılmaktadır. Tom ve Jerry i hepimiz izlemişizdir. Bu sadece bir tanesi. Bu ve bunun gibi birçok çizgi filmde de bilinçli olarak fark edemeyeceğimiz sex ve kafatası sembolü gibi birçok gizli kareler vardır ve dört bir yandan bilinçaltımıza savaş açılmış durumdadır. Günümüz yüzyılında. Bunlar hangi amaçla yapılıyor? Tek nesil, tek düşünce, tek kültür ve küresel markalar için tabi ki. Örneğin Starbucks gezegeni... Ayrıca çevremize bakacak olursak hepimiz, aynı şeyi istiyor, aynı şeyi seviyor ve aynı şeye sahip olmak istiyoruz. Teker teker hiç birimiz hiçbir şey değiliz. Bunun sebebe küresel reklamlar ve subliminal mesajlardır. Subliminal mesaj içeriği masonluk ve illüminatinin en etkili silahıdır. Türkiye ve diğer 55 ülkede subliminal mesaj içerikli her şey yasaklanmıştır. Gel gör ki kontroller ve denetimler iyi olmadığı için usta reklamcılar bunlardan çok kolay bir şekilde sıyrılabiliyor fark edilmeden. Sonuç olarak kendimizin ve bilinçaltımızın az da olsa farkına varmak, gereksiz alış verişi bırakmak, lüks tüketimden ve etiket takıntısından kaçınmak, istediğimiz şeyi neden istediğimizi bilmek kısacası Agop un kazı gibi verilen her şeyi yutanlardan olmamak adına bizi tüketen, yaşam alanımızı yaşanılmaz hale getiren bu sisteme dur! diyelim. Yaka Kanyonu Isparta Aksu İlçesi Yaka Köyü yakınında, Dedegöl Dağı nda bulunan bu kanyonun derinliği 30 ile 100 metre arasında değişmektedir. Genişliği de 1.5 metre ile 2.5 metre arasıdır. İçerisinde şelaleler bulunmaktadır. Yaka Kanyonu nu geçmek için bazı yerlerinde belinize kadar suyu girmeniz gerekir. Ayrıca çevresinde çınar, çam, ardıç başta olmak üzere zengin bir bitki örtüsü bulunmaktadır. Yeterince tanınmayan bu kanyon içerisinde kuş ve bazı hayvan türleri yaşamaktadır. İçerisinde soğuk su akintisi ve gölcükler bulunan ve renk renk kelebekler barindiran görülmeye değer bir gezi harikasıdır. Kanyon sonunda Orman Evi denilen bir kulübe bulunmaktadır. 16

19 Gel Baba! Emine Reyhan COŞKUN Ben geldim, ben en küçük kızın. Sana bir kez olsun sarılıp öpemeyen, bir kez olsun baba diyemeyen en küçük kızın. Ne hasret kalmışım bu kelimeye. İnsan hiç mi bu harfleri yan yana getiremez; insan hiç mi bir kez olsun baba diyemez? Bir tabuttu seni bizden alan. Bir avuç topraktı yüzünü bile görmeme izin vermeyen. Ve ay yıldızlı bir bayraktı sana şehit dedirten. Keşke hep küçük kalsaymışım, keşke hep baban gelecek diye kandırsalarmış beni. İnsan büyüdükçe anlıyormuş neyin nerde olduğunu, kimin nerede yattığını ve onların bir daha hiç gelmeyeceğini. Ben bilirim o acıyı, kendini kimsesiz hissetmenin nasıl bir duygu olduğunu, canının nasıl acıdığını, her zaman içinde bir boşluk olduğunu, bilmenin acısını ben bilirim. Baba! Çok canını yaktı mı zalimin silahından çıkan kurşun, üzerinde asker kıyafeti var mıydı can verdiğinde, kaç parçaya bölmüşlerdi cesedini, seni anneme verdiklerinde? Hiç mi bizi düşünmedi o zalimler sen şahadet getirdiğinde? Gururluyum elbet. Öyle herkese nasip olmaz ki benim babam şehit demek Ama hiç göremedim ya seni o yüzden bu öfke, bu sitem. Bıraktığın yerden devam edemedi hiç kimse. Seni bizden alan o kurşun var ya çok şey değiştirdi hayatımızda. Annem eskisi gibi değil mesela Bir yanı çökmüş, hüzünlü İyi şeyler de oldu tabi Oğlun evlendi, o da baba oldu; babaya hasret kalarak. Hiç göremedim ya seni bari rüyalarıma girsen, orda görsem seni; sarılıp öpsem, baba desem. Geldiğinde üzerinde beyaz olmasın. Beyaz olmasın giydiğin renk. Çatışmaya gittiğin gibi. Asker kıyafeti olsun üzerinde. Annemin kimselere vermediği saatini tak ya da halamın hala sakladığı ceketini giy. Bak bugün yine annemi çok üzdüm. Gel, gir rüyama; bağır, çağır : Anneni neden üzdün de. Ama yeter ki gel. Sen gel de beyaz giysen de olur. Sana dua etmeden uyuduğum, seni düşlemeden uykuya daldığım tek gecem yok. Beni teselli eden, ayakta tutan ve hatta gurur duyduğum bir cümle: Şehitsin baba Teknolojinin Yararları (!) Cevdet ÖZDEŞ Çağımız gün geçtikçe yeni bilimsel ve teknolojik gelişmelere sahne oluyor. Uyandığımız her güne yeni icatlar, makineler ve diğer teknolojik ürünlerle uyanıyoruz. Hayatımız kolaylaşıyor ve neredeyse insanoğlu olarak bize yapacak hiç bir şey kalmıyor. Yaşantımıza giren ve hayatımızı kolaylaştıran teknolojik aygıtlar ve cihazlar bizi farkında olmadan sosyal yaşantımızdan koparıyor. Öyle bir duruma gelindi ki insanlar en samimi oldukları dostlarıyla bile SMS ve internet aracılığı ile merhabalaşır oldular. Eski masa başı sohbetler gitti yerini internet üzerinden toplu sohbetler aldı. Hatta yan yanayken bile mesajlaşmalara şahit olur olduk. Gitgide yalnızlaşan bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. Bu yalnızlığın gün geçtikçe psikolojik sorunlar oluşturacağı korkusu da cabası. Aslında bu durum teknolojinin bilinçsizce kullanılmasından kaynaklanıyor. Yararlı olabilecek teknolojileri zararlı hale dönüştüren insanoğlu içinde bulunduğu tehlikenin farkına varamadığı takdirde gelişen teknolojiye eşlik ederek hayatını kolaylaştırıp asosyallik yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam edecektir. En sonunda gerçeği fark ettiği zaman çok geç olduğunu anlayacaktır. Gecikmişlikleri engelleyebilmek adına yapabileceğimiz tek şey gecikmeden bilinçlenip geciktirmeden bilinçlendirmektir. Unutmamalıyız ki teknoloji gelişmesi gereken ve bilinçli olarak kullanılması icab eden bir kolaylıktır. 17

20 Suriye Seyahat Notları - 1 Bülent AKBUĞA Halen devam eden savaştan önce güzel bir Mayıs ayı gecesinde Suriye topraklarına, Hatay Reyhanlı Cilvegözü sınır kapısından, kısa bir beklemenin ardından giriş yapıyoruz. Hedefimiz başkent Şam. Yaklaşık 3-4 saatlik bir yolculuktan sonra sabah saatlerinde Şam a varıyoruz. İlk durağımız Muhiddin Arabi nin ( ) türbesi. Büyük bir Arap tasavvuf adamı. Vahdet-i Vücud (varlık birliği) diye anılan ünlü tasavvuf nazariyesini şiddetle savunmuş, İslam tasavvufuna hakim olan belli başlı kişilerin arasında yer alan büyük bir şahsiyet olarak tanıyoruz kendisini. Türbesinin, 1518 de Yavuz Sultan Selim tarafından onarıldığını, İslam dünyasının sayılı ziyaret yerlerinden biri haline geldiğini öğreniyoruz. Buradan hareket ederek Kerbela da kardeşi Hz. Hüseyin in başının kesilerek şehit edilişini yaşamış, adaleti ve cesaretiyle sembol olan Peygamber Efendimizin torunu Hz. Zeyneb in türbesini ziyaret ediyoruz. Daha sonra Mimar Sinan ın eseri olan Süleymaniye külliyesine doğru yola koyuluyoruz. Külliyenin bahçe kısmında son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin in mezarı bulunuyor. Ömrünün son yıllarını İtalya da geçirmek durumunda kalan Sultan Vahdettin in yine bu ülkede vefat ettiğini, borçlarından dolayı cenazesine bile el konulduğu, hayatının son dönemini büyük zorluklar içinde geçirdiği rehberimiz tarafından bize anlatılıyor. Buradan Bab üs Sağîr mezarlığına gidiyoruz. Burada ise Müslümanları namaza çağıran ezanı Peygamber Efendimizin emriyle okuyan ilk insan, Peygamberimizle birlikte bir çok savaşa katılan bir zat olan Bilal-i Habeşi nin kabrini ziyaret ediyoruz. Şehrin merkezi denilebilecek bir konumda olan 1860 lı yıllarda Sultan Abdülhamit Han tarafından yaptırılmış Hamidiye Çarşısına geliyoruz. Ecdadın bu coğrafyadaki eserlerinin hala 18 ayakta ve ticari hayatta bu kadar etkin kullanılıyor olması bizi ziyadesiyle memnun ediyor, gurur duyuyoruz tabi. Çarşının bitiminde gözümüzü dünyanın en büyük mabetlerinden birine çeviriyoruz. Karşımızda tüm ihtişamı ile duran Şam şehrinin kalbi Emevi Camii. 630 yılında inşa edilmiş bu caminin mimarisi ve işçiliğinin oldukça ender bulunan bir tarzda olduğunu görüyoruz. Caminin içinde Hz. Yahya Peygamberin yeşil ışıkları içinde başının gömüldüğü yer bulunuyor. En çok ziyaret edilen yerlerden biriside burası. Hz. Yahya nın haricinde Emevi Camii nin bir misafiri daha bulunmakta. Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hüseyin, Yezid in askerleri tarafından şehit edildikten sonra başı buraya defnedilmiş. Çok ilginç bir not ise dünyada ezanın koro halinde okunduğu tek yerin burası olduğunu öğreniyoruz ve arkasından o muhteşem koro halinde okunan ezanı dinliyoruz. Emevi Camii ziyaret edilmeyi bekleyen çok önemli bir tarih ve sanat hazinesi. Buradan ayrıldıktan sonra Osmanlı nın Hicaz demiryolu hattının en önemli noktalarından biri olan Sultan Abdülhamid Han ın yaptırdığı muhteşem tren garını görüyoruz. Tur programımızda olmayan, ancak ısrarla gitmek istediğimiz bir yer daha var. Şam a yaklaşık 140 km. uzaklıktaki Busra şehri. Burada ise Peygamber Efendimizin izlerini sürmek istiyoruz. Neden mi? Burada Rahip Bahira var. Busra Manastırında asıl adı Cercis olan ve engin ilminden dolayı kendisine Buheyra veya Bahira denilen rahiptir. Muhammed bin Abdullah ın Peygamber olduğunu (Peygamber Efendimizin) tahmin eden ve Yahudiler tarafından öldürülebileceğini Ebu Talip e söyleyen kişidir. Bunun sonucunda Ebu Talip Peygamber Efendimizle birlikte Mekke ye geri dönmüştür. Bu şehirdeki Selahaddin-i Eyyubi nin yaptırdığı kale, Hz Peygamber in konakladığı yeri (şu anda bir mescit) ziyaret ederek buradan ayrılıp Şam a tekrar geri dönüyoruz. Şam ı hem gece hem gündüz bütünüyle avucunuzun içinde gibi görebileceğiniz bir yer. Şam şehrinin sırtını yasladığı tepe burası. Bütün Şam a hâkim manzarası olan Kasyon Tepesine gidiyoruz. Harika bir manzara. Çayımızı içtikten sonra kalacağımız otele doğru hareket ediyoruz. Seyahat notlarımızın ikinci bölümünde Halep, Hama ve Humus şehirlerindeki izlenimlerimizi anlatacağız. Sağlıklı ve huzurlu günler dileklerimle yazımın birinci bölümünü sonlandırıyorum.

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti?

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti? Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti? Denize girmediği gibi, denizden çıkanı da mutfağına sokmamıştı

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Siirt'te Örf ve Adetler

Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te diğer folklor grupları gibi örf ve adetlerde ke NİŞAN Küçük muhitlerde görülen erken evlenme adeti Siirt'te de görülür FLÖRT YOK Siirt'te nişanlıların nişandan evvel birbirlerini

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Yayınevi Sertifika No: 14452 Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Genel Yayın Yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi Editörü: Ömer Faruk Paksu İç Düzen ve Kapak: Cemile Kocaer ISBN: 978-605-9723-51-0 1. Baskı:

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir.

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Görünümü Elbiseleri Hz. Peygamber çeşitli renk ve desenlerde elbiseler giymiştir. Ancak daha çok

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı On5yirmi5.com Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı Türkiye ve İstanbul çapında verilecek olan Yaz Kur an Kursu eğitimlerini İstanbul Müftü Yardımcısı Mehmet Yaman ile konuştuk Yayın Tarihi : 15

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 1 İsmail İPEK İl Müftüsü Sultan Bayezit Camii 5.6.2016 Pazar Yatsı Rahmet Ayı Ramazan 2 Mehmet BUŞKUN Vaiz Sultan Bayezit Camii 6.6.2016 Pazartesi Öğle Rahmet Ayı Ramazan 3 Adem AYRANCI Müftü Yardımcısı

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK

NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK kimdir? Necip fazıl kısakürekin ailesi ve çocukluk yılları. 1934e kadar yaşamı 1934-1943 yılları hayatı Büyük doğu cemiyeti 1960tan sonra yaşamı Siyasi fikirleri

Detaylı

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA (1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA Birinci Ehlibeyt (a.s) Kültür ve Sanat Festivaline Davet Kısa Filmler ve İngilizce Kitap Yazımı bölümlerinde Büyük Peygamber (s.a.a) konulu ve büyük hediyeli

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Tövbe ve Af Dileme-4

Tövbe ve Af Dileme-4 Tövbe ve Af Dileme-4 Kutsalsın, Kutsalsın, Kutsalsın ey güçlü Rab Tanrı; Yer ve gök Sana verilen hamtlarla doludur. Rabbin adına gelen ve tekrar gelecek olana en yücelerde hamtlar olsun. Baba ya, Oğul

Detaylı

17.10.2014 11:30-12:30 24.10.2014 11:30-12:30 31.10.2014 11:30-12:30 7.11.2014 11:30-12:30 14.11.2014 11:30-12:30 AYHAN KAYA 21.11.

17.10.2014 11:30-12:30 24.10.2014 11:30-12:30 31.10.2014 11:30-12:30 7.11.2014 11:30-12:30 14.11.2014 11:30-12:30 AYHAN KAYA 21.11. MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ İÇEL TV-YÖRÜK FM PROGRAM TABLOSU Cami ve Gençlik ( gençlerin camiye ilgisi,hz peygamber ve gençlik (kaynak : DİB cami-gençlik sayfası) İsraf duyarlılığı ya da Tüketim Ahlakı (Hasan

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

II. ABDÜLHAMİD ARŞİVİNDEN İSTANBUL

II. ABDÜLHAMİD ARŞİVİNDEN İSTANBUL KÜLTÜR A.Ş.'DEN BÜYÜK HİZMET II. ABDÜLHAMİD Kültür A.Ş. Sultan II. Abdülhamid'in fotoğraf arşivinden hiçbir yerde görmediğiniz fotoğraflar yayınladı. Fotoğraf merakıyla bilinen Sultan II. Abdülhamid dünyanın

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI Kahramanmaraş ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95. Yıldönümü törenlerle kutlandı. Valilik Kavşağında gerçekleştirilen kutlama törenleri, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet

Detaylı

8, Safsaf sokak Emirrân Tel. 63 52 31 27 Ağustos 1963. Muhterem Bey Efendi

8, Safsaf sokak Emirrân Tel. 63 52 31 27 Ağustos 1963. Muhterem Bey Efendi 8, Safsaf sokak Emirrân Tel. 63 52 31 27 Ağustos 1963 Muhterem Bey Efendi Yılmaz öztuna Beye 20/8/1968 tarihiyle yazdırınız mektubu gördüm. Orman Mektebinin Sami Paşa tarafından tesis edildiği "lalnamei

Detaylı

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır?

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır? İSTEK ÖZEL KEMAL ATATÜRK ANAOKULU MARTILAR SINIFI Mevsimler Geçtikçe Doğadaki Canlıların Yaşam Biçimleri de Değişir Konusu İle İlgili Neler Biliyoruz? Ece S. : Yaz mevsimi olunca hayvanlar daha da heyecanlanır.

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

İstanbul un 100 Hamamı

İstanbul un 100 Hamamı Osmanlı nın Berrak Bakiyeleri İstanbul un 100 Hamamı Yayında! Osmanlı da Kuşluk Hamamı neye denirdi? Dinlere göre hamam farkı var mıydı? Erkekler kahvehaneye, kadınlar hamama mı giderdi? Hamamlarda sosyal

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu

Detaylı

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ 10 KASIM ATATÜRK Ü ANMA ŞİİRLER 10 Kasım geldi işte Üzgünüz biz milletçe Atatürk! ü anarız O bizim kalbimizde 10 Kasım geldi işte Koşarız Anıtkabir e Atatürk ü anarız

Detaylı

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

ÇANKIRI-ILGAZ (19-20 Şubat 2011)

ÇANKIRI-ILGAZ (19-20 Şubat 2011) ÇANKIRI-ILGAZ (19-20 Şubat 2011) 19 Şubat cumartesi sabah saat 07.30 da FSK Başkanı Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Çankırı ve Ilgaz a gitmek için yola çıkıyoruz. Hava biraz kapalı, hafiften yağmur çiseliyor.

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 Düzenleyen Administrator Salý, 15 Haziran 2010 Mersin Gazetesi KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 YAZIK Abidin GÜNEYLÝ-Mersin Küfürün adýný günah koymuþlar Etsem bana yazýk etmesem

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

TERMAL SU NEDİR? Termal sular, sıcaklıkları 20 C nin üzerinde ve mineral yönünden zengin olan doğal kaynak sularıdır.

TERMAL SU NEDİR? Termal sular, sıcaklıkları 20 C nin üzerinde ve mineral yönünden zengin olan doğal kaynak sularıdır. Su olmadan medeniyet olmaz. Tarih boyu kurulan bütün medeniyetler su etrafında şekillenmiştir. Su kemerleri, sarnıçlar, çeşmeler ve hamamlar medeniyetin olmazsa olmaz unsurları haline gelmiştir. Özellikle

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

YECDER. l.ulusal DIN GüREVLILERI SEMPOZYUMU TEBLIGLERI

YECDER. l.ulusal DIN GüREVLILERI SEMPOZYUMU TEBLIGLERI YECDER KiTAPLARI ı YECDER l.ulusal DIN GüREVLILERI \J SEMPOZYUMU TEBLIGLERI (22 Mayıs 2010) V. BÖLÜM 1- YAYGIN VE ÖRGÜN DİN EGİTİMİNDE CAMi MODELİ Kurban EREZ- İmam Hatip 1 İstanbul Giriş İslam, İnsanlığın

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

18-24 Mart Yaşlılar Haftası münasebetiyle Üniversitemiz Tıp Fakültesi ve Karabük Alzheimer Derneği organizasyonluğunda üniversitemiz ev sahipliğinde Yaşlılık-Bunama ve Alzheimer Hastalığı Tanıtım ve Bilinçlendirme

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı