GİRİŞ. 1. Kelime, Kavram ve Tarihçe

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "GİRİŞ. 1. Kelime, Kavram ve Tarihçe"

Transkript

1 GİRİŞ 1. Kelime, Kavram ve Tarihçe Abbâsî döneminde dinî, siyasî ve toplumsal tanımlamada sıkça kullanılan, zaman içinde fonksiyonel olarak değişip rakipleri saf dışı bırakma aracına da dönüşen zındık ( ez-zındîú -الزنديق) kavramı, Arap literatürüne Emevî döneminin sonlarında girmiştir. Kavramın kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimilerine göre bu sözcük Yunanca dan, kimilerine göre Âramca dan, kimilerine göreyse Farsça dan Arapçaya girmiştir. Bu farklı görüşler arasında sonuncusu, genel kabule daha yakın görünmektedir. Çünkü klasik Arapça sözlüklerde kelimenin Farsça kökenine ilişkin aktarılan bilgi ve görüşlerle bu kelimeye Arapça da yüklenmiş olan sözcük ve kavram anlamları arasındaki paralellik dikkat çekmektedir. Ne ki, zındık sözcüğünün Arapçaya Farsça dan geçtiği görüşünde olanlar da bu sözcüğün Farsça daki aslı konusunda görüş birliği içinde değildirler. Sözcüğün Yunanca dan Arapçaya geçmiş olduğunu iddia edenler ise Yunanca aslının ne olduğuyla ilgili her hangi bir bilgi vermemektedirler. Sözcüğün dil bakımından kökenine değinmeyen el-cevherî, zındık kavramının kültürel boyutuna vurgu yapmış ve düalist kökenli bir kavram olduğuna işaret etmiştir. Ona göre, ez-zındîú (الزن ديق) Arapçalaştırılmış bir kelime olup çoğulu ez-zenâdıúa ( (الزنادق ة dır. Fiil kipi tezendaúa ( (تزن دق masdar biçimi de

2 ez-zendaúa (الزندقة) olarak kullanılmıştır. 1 : زن د آ راي) ) Farsça daki zend gerây الزن ديق ( ez-zındîú İbn Manôûr a göre Zend taraftarı) ifadesinden alınmış olup, zamanın devamlılığını savunan ve ebediliğine inanan, ahirete ve bir yaratıcının varlığına inanmayan demektir. 2 Kavram bu anlamıyla, bir yaratıcının varlığını kabul etmeme ve tanrıtanımazlık anlamındaki ilóâd kavramıyla benzeşmektedir. Úâmûsu l-muóîù te ise düalist inanca sahip, nur ve karanlığa inanan veya ahirete ve rabliğe inanmayan, Müslüman olmadığı halde Müslüman gibi görünen, İslam a inanmayıp düşüncelerini gizleyen ve Müslüman gözüken anlamlarına geldiği ifade edilmektedir. 3 Kavramın sözlük anlamına değinmeksizin tarihsel algılanış biçimine ve yaşananlardan çıkarılan sonuçlara dayanarak Abbâsîler dönemindeki siyasal tanımlamadan hareket eden İbnu n-nedîm e (ö.385/965) göre zındıklar, inançlarını gizleyen Maniheistlerdi. Onlar, özellikle Fars mevâlî'den olan vezir, edip ve yazarlardan oluşan bir seçkin gurup tarafından yönetilmekteydi. 4 Bazı araştırmacılar da ilk dönemde el-me mûn un savaş açtığı zındıkların, Mani dini mensupları olduğu kanaatindedirler. 5 Farsça zendîk ( (زن ديك sözcüğünün anlamı ile Arapça da kullanılan zındîú sözcüğünün anlamı arasındaki yakınlık bu sözcüğün kökeninin Farsça (زن ديق) olduğunu desteklemektedir. Avesta taraftarlarının, Avesta nın dış anlamından çok iç anlamı gözetilerek yapılan ve bir tür tevili olan Zend e inananlar için kullandıkları 1 el-cevherî (İsmâèîl b. Óammâd), eã-äıhâh (tâcu l-luàa ve ãıhâhu l- èarabiyye), (Yay. Aómed A. Attâr, Beyrut, 1399, I, İbn Manôûr (Cemâluddin Ebu l-faêl Muóammed) Lisânu l-èarab, Beyrut, 1388, XII, el-fîrûzâbâdî (Mecdü d-dîn Muóammed b. Yaèúûb), Úâmûsu l- muóîù, (Yay. M. M. Mustafa el- Bâbî el-óalebî), Mısır, 1371/1952, III, İbnu n-nedîm (Muóammed b. İsóâú), el-fihrist, Beyrut, 1398/1978, s èatvân (Óuseyn), ez-zendeúa ve ş-şuèûbiyye fi l-èaãri l-èabbâsiyyi l-evvel, Beyrut, 1984, s. 13; Samarrâ î (Abdullâh Sellûm), eş-şuèûbiyye, Bağdat, tsz., s ; Ocak (A.Yaşar), Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler, İstanbul 1999, s. 8. 2

3 zendîk (زن ديك) ile Arapça daki zındîú (زن ديق) kelimesine yüklenen anlam örtüşmektedir. Buna göre zendîk, düalist inanca sahip olan Mecûsî Zerdüşt ün kitabı Zend e inanan kimse demektir. Kelime Arapçalaştırılarak sonundaki Kef,(ك) Úâf a dönüştürülmüştür. Bunun yanında, önceleri Mani dinindeki bir mertebeyi ifade (ق) etmek için, daha sonraları Maniheizm in genelinin tanımlanmasında kullanılan ve Mani dininde, dindar ve inancında sadık anlamındaki Aramca bir sözcükten (زن ده) türetildiği görüşü de ileri sürülmüştür. 6 Ayrıca Farsça daki zende kelimesinin hile ve tuzak anlamlarında kullanılmasından hareketle peygamberlik iddiasında bulunarak insanları aldattığı ve doğru yoldan saptırdığı gerekçesiyle sahtekar olduğunu ifade etmek için Mani ye bu ismin verildiği de nakledilmektedir. 7 Klasik Arap kaynakları arasında ez-zındîú kavramından söz eden ilk yazar el- Mesèûdî dir (ö. 346/ 957). el-mesèûdî ye göre bu sözcük, ilk kez Sâsânî toplumunda kullanılmış olup Sâsânîlerin resmi dini olan Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta nın tefsiri niteliğindeki Zend e uyan ve Avesta yı aslından uzaklaştırmakla suçlanan Mani ve taraftarlarına verilen bir addır. 8 6 Lüàat-name-i Dihhudâ, (Yay. Dr. Muóammed Mu in-dr. Seyyid Caèfer Şehîdî), IX, el-cevâlîúî (Ebû Manãûr Mevhûb b. Aómed), el-muèarreb, (Yay. Aómed Muóammed Şakir), Kahire, 1960, s. 343; el-yesûèî (Sebastian Reinswall), Aãlu kelimeti zındîú, el-meşrıú, I, Beyrut, 1998, ; Topaloğlu (Bekir), Zındık, İA, XIII, 558; Zerînkûb (Abdulóuseyn), Keşmekeş-i edyân der kalemrû vi-islâm, Mâhnâme-i âmûzeş u pervereş, sayı: 5, dönem: 42, Tahran, Behmenmâh 1351, el-mesèûdî (Ebu l-óasan èalî), Murûcu õ-õeheb ve meèâdinu l-cevher, (Yay. Yusuf Esèad Dâğır), Beyrut 1393, I, 275. Sâsânî hükümdarlarından Buòtunnasr ın oğlu Yestâsif zamanında ortaya çıkan ve daha sonra Zerdüşt adıyla anılacak olan Azerbaycanlı Zerâdişt b. Esbîmân, halk arasında Zemzeme adıyla bilinen, Mecusîler arasındaki adı ise Besta (Avesta) olan kutsal kitabı getiren bir peygamber olarak kabul ediliyordu. Olağan üstü mucizelerle ortaya çıkan ve geleceğe ait bilgilere sahip olduğunu iddia eden Zerdüşt, Pehlevice olan kitabı Avesta yı altmış harften oluşan bir alfabeyle yazmıştı. Anlaşılmasında ve ezberlenmesinde zorluk çekilen Avesta ya çeşitli yorumlar, hatta yorumlarına da yorumlar yapılmıştır. On iki cilt olduğu söylenen bu kitaba Zerdüşt tarafından yapılan tefsire Zend adı verildi. Zend in yorumuna Bâzend; Zerdüşt ün ölümünden sonra yapılan haşiyeye ise Barde adı verildi. Şâpur b. Erdeşîr ( M ) zamanında ortaya çıkan Mani b. Yezid ise Zend e dayanan düalist esaslı inanç sistemini Behram a arz etti. O zamana kadar Mecusîlerin kutsal kitabı olan Avesta nın tevili olan ve dış anlamından çok iç anlamının esas alınarak açıklandığı Zend taraftarlarının 3

4 Zındıklık konusunu inceleyeb modern araştırmacılar arasında önemli bir yere sahip olan Tûrec Tâbân ise, Zenâdıúa der sedehâ-yi neòostîn-i İslâmî başlıklı makalesinde 9, kavramın kökeni ve yüklenen anlamları hakkında çeşitli batılı araştırmacıların görüşlerine yer vermiştir. Modern araştırmacıların hemen hepsi, zındîú (زن ديق) kelimesinin Farsça zendîk (زن ديك) kelimesinden alınarak Arapçalaştırıldığı konusunda fikir birliğine sahiptirler. Yazıda kelimenin Zend le ilgili olduğuna ve Sâsânî toplumunda mutlak anlamda Maniheistlerin tamamı için değil, daha çok önde gelen ruhanileri için kullanıldığına işaret edilmiştir. A. A. (زن ديك ( zendîk Bevan a atfen ileri sürülen varsayıma göre ise Sâsânî toplumundaki kelimesinin aslı Süryanice deki zındîú (زن ديق) kelimesidir. Süryanîlerden Sâsânîler e geçen bu kavram Araplar tarafından alınmış ve İslam literatürüne sokulmuştur. el-mehdî oğlu el-me mûn a Onlar insanları önce fuhşiyattan kaçınma, dünya nimetlerinden yüz çevirerek zühde yönelme ve sadece ahiret için çalışma gibi görünüşte güzel olan davranışlara çağırırlar. Sonra et yemeyi ve temiz suya dokunmayı yasaklayıp günahtan kaçınmak için hayvan kesmemeyi öğütlerler. önderi olan Mani, ileri gelen çok sayıda din adamıyla birlikte II. Behram tarafından öldürüldü. Zend e inanan anlamındaki zındık tabiri ilk kez bu tarihte kullanılmaya başlandı. Zındık olarak anılan Mazdek ise daha sonra gelen Kubâd b. Fîrûz ( M ) zamanında ortaya çıkmış, hilekarlığıyla ve insanları aldatmasıyla meşhur olan bu kişi, çok sayıda taraftarıyla birlikte I Husrev Enûşirvân b. Kubâd ( M ) zamanında öldürülmüştür. (Murûcu õ-õeheb, I, , , ) Zındıklık ve mani-mazdek ilişkisi hakkında ise Kemal Paşazade özetle şu açıklamaları yapmaktadır: Zend, Kisrâ Kubâd zamanındaki Senevî mezheplerden biri olan Mazdekiyye fırkasının reisi Mazdek in ortaya ortaya attığı kitabın adıdır. Onun yandaşlarına da bu nedenle zenadıka denir... Manicilikle Mazdekçilik arasında fark olmadığı hususu bizce isabetli değildir. Ayrıca Zend in mecusilerin kitabı olduğu düşüncesi de yanlıştır...mecusiler Seneviyye den farklıdır...seneviyye beş fırkadır: Maniciler, Mazdekçiler, äâbiîler, Marsiyoncular ve Kîneviyye... Senevi olan Mecusiler de dört fırkadır: Keyumersçiler, Zerdancılar, Mesihçiler, Zerdüştçüler... Araplar, semavi dinlerin dışına çıkan ve bunları inkar edenlere zındık demişlerdir. Bu da dehrîye uygun düşmektedir. [Ocak (A.Yaşar), a.g.e., s. 348.] 9 Tâbân (Tûrec), Zenâdıúa der sedehâ-yi neòostîn-i İslâmî, İrannâme, Sâl-i Pencum, 1366/1987,

5 Ardından insanları karanlık tanrısı ve aydınlık tanrısı esasına dayalı düalist inanca götürürler. Daha sonra da kız kardeş ve kız çocuklarıyla evlenmeyi, idrarla yıkanmayı, karanlıktan aydınlığa çıkarmak amacıyla çocukların çalınmasını mübah sayarlar. Onlar için darağacını kur, kılıcını sıyır, onlara karşı vereceğin mücadelede ortağı olmayan Allah a sığın. Çünkü rüyamda atan Abbas ı gördüm, bana iki kılıç hediye etti ve iki tanrıya inananlarla savaşmamı istedi. 10 tavsiyesinde yaptığı tanımlamadan, zındık derken Mani dini mensuplarını kastettiği anlaşılmaktadır. İlk başlarda sadece Mani ve Mazdek gibi eski İran kökenli dinlerin mensupları için kullanılan zındık nitelemesi, kelâm ilminin gelişmesi ve dinî kavramların tanımlanmasıyla birlikte kapsamını biraz daha genişleterek Allah a veya her hangi bir dine inanmadığı halde bu durumunu gizleyenler için, ayrıca el- Ma arrî nin de işaret ettiği gibi 11, zamanın ebediliğine inanan, peygamberlik müessesesini ve kitabı kabul etmeyen dehrîler için de kullanılır olmuştur. 12 Tefsir, tarih ve edebiyat kaynağı sayılabilecek, Emâli l-murteêâ ismiyle meşhur eserde zındıklık, dehrîlik olarak tanımlanmış ve zındıkların inanmadıkları halde Müslüman görünen kimseler oldukları ifade edilmiştir. 13 Bu tanımlamanın yanında halk arasında şık, zarif ve düzgün giyinen kimseler de bu adla anılmıştır. Bu anlayış atasözlerine kadar girmiş ve zındık zerafeti ifadesinde, zerafetin zındıklık göstergesi sayıldığı bu yüzden de zındık ifadesinin övgü anlamı da içerdiği rivayet edilmiştir eù-ùaberî (Muóammed b. Cerîr), Târîòu l-umem ve l-mulûk, Beyrut, 1407, IV, 612; eş-şeybânî (Muóammed b. Muóammed), el-kâmil fi t-târîò, Beyrut 1415/1995, V, el-maèarrî (Ebu l-èalâ ), Risâletu l-ġufrân, (Tah. èâişe èabdurrahmân bintu ş-şâti ) Kâhire 1977 s Ocak (A.Yaşar), ag.e., s. 347 vd. 13 es-seyyid Murteêâ, Kitâbu l-emâlî, Haydarabad, 1367/1948, I, el-mehdî döneminde halk arasında yaygın olan bu tanımlamaya uyan kimselere de zındık deniyordu. Zerafetleriyle ve sempatiklikleriyle meşhur olan Ebu l-èatâhiye, äâlió b. èabdulkuddüs, Muùîè b. İyas ve Yaóyâ b. Ziyâd gibi ünlü şairler zındık diye anılıyorlardı. [el-meydânî (Aómed b. Muóammed), Mecmaèu l-emsâl, Mısır , I, 124; eå-æeèâlibî (Ebû Manãûr Abdulmelik b. Muóammed), æimaru l-úulûb fi l-muêâf ve l-mensûb, (Yay. Muóammed Ebu l-faêl İbrahîm), Kahire, 1965,I, ] 5

6 Abbâsî halifelerinden el-mehdî döneminden itibaren zındık kavramının gerek içerik, gerekse yaklaşım açısından değişime uğradığını görüyoruz. Bu döneme kadar daha çok dini bir tanımlama olarak görülen bu niteleyiş, yeniden İslamlaşma politikaları izleyen el-mehdî yle birlikte siyasal bir tanımlamaya da dönüşmüştür. Sözcük, halk arasında şaka ve mizahla başlayıp dinin emirlerinin hafife alınması ve nihayet kutsal değerlere karşı çıkma ve bunlara hakarete varan davranış silsilesini izleyen kişiler için kullanılırken, kimi yöneticilerin rakiplerini saf dışı bırakmak amacıyla başvurdukları bir yaftalama biçimi haline de gelmiştir. Bazı Abbâsî halifelerinin ve kimi vezirlerin bu yöntemi kullanarak rakiplerini, Zındık Divanı adı altında bir emniyet takip birimi kurup öldürttükleri bilinmektedir. 15 Kur an da zikredilmeyen zındıú kelimesi rivayet edilen bazı hadislerde yer almış, ancak zındıkların zikredildiği iki hadiste sözü edilen zındıkların inanç esasları ve özellikleri belirtilmemiştir. 16 Ayrıca Hz. èalî nin yaktığı rivayet edilen grubun da mürtedler mi yoksa zındıklar mı olduğu açık değildir. 17 el-ġazzâlî ye göre zındıklar, kıyamet gününde ruhların bedenlerle birlikte haşr olunacakları konusunda yaptıkları itirazlar yüzünden peygamberi yalanlamış sayılmışlardır. Onlar ölümün kesin bir son olduğu ve ahiret hayatının olmadığını söylemektedirler. Bunlar Ümmetim yetmiş küsur fırkaya ayrılacak. Zındıklar dışında hepsi cennete gidecektir. hadisinin de 15 Emîn (Aómed), ëuóa l-islâm, Beyrut, tsz, I, Bu hadisler şöyledir: في هذه الا مة مسخ ألا وذاك في المكذبين بالقدر والزنديقية :سيكون Bu ümmette bazı إنه سيكون في olacaktır., bozulmalar olacaktır. Dikkat edin, bu, kaderi yalanlayanlarda ve zındıklıkta Ümmetimin içinde bozulma ve namuslu kadına iftira atma ortaya :أمتي مسخ وقذف وهو في الزنديقية والقدرية çıkacaktır. Bu zındıklıkta ve kadercilikte olacaktır. [İbn Óanbel eş-şeybânî (Ebû Abdillâh Aómed), el-musned, Mısır, tsz., II, 108, 136] 17 İkrime den anlatıldığına göre Hz.èAlî ye yanlarında kitaplar olan o zındıklar getirildi. Ateş yakılmasını emretti. Sonra da onları kitaplarıyla birlikte yaktı. İkrime, şöyle devam etti: Bu olay İbn èabbâs a söylendiğinde, o ben olsaydım, hz. Peygamber in emri gereği onları yakmaz, sadece öldürürdüm. Çünkü şöyle buyurmuştur: Dinini değiştireni öldürün, ancak Allah ın azap şekliyle işkence etmeyin. [el-musned, I, 282; el-buòârî (Muóammed b. İsmâèîl), Câmièu ã-ãahîh, (Yay. Mustafa dîb el-buğâ, Beyrut, 1408/1987, VI, 2537] Hadisin diğer versiyonunda ise zındıklar yerine mürtedlerin yakıldığı nakledilmiştir. (el-musned, I, 217) 6

7 işaret ettiği kimselerdir. 18 A.Yaşar Ocak ın B. Lewis e atfen vardığı kanaate göre; sünnîlik dışı her türlü şüpheli inancı, materyalizmi, ateizmi ve sonunda devlet ve toplum için tehlike oluşturabilecek her türlü fikir ve eğilimi tanımlayan kavram haline gelmiştir. 19 Bu tanımlama ise sünnîlik dışı olma temeline dayanmaktadır. Bu tespit sünnî düşüncenin siyasal otoritelerce benimsendiği el-mütevekkil den sonra ve özellikle yazarın incelediği Osmanlı dönemi için isabetli bir yargıdır. Ancak konumuzu teşkil eden dönem için geçerli sayılamaz. Çünkü yazarın işaret ettiği sünnî anlayış, özgürlük ilkesinden hareket eden fakat sonunda baskıcı anlayışa dönüşen Mutezile nin izlediği yanlış yöntemler sayesinde hakim olmuştur. Ancak hakim düşünce ister sünnî ister şiî isterse de mutezilî olsun farklı olanı bu ve benzeri kavramlarla tanımlamayı yeğlemiştir. Zındıklık, Abbâsî toplumunda bağımsız düşünce hareketlerinin tanımlandığı, şii ve sünnî gurupların birbirlerini suçladıkları, ilahi aşk kavramı ve Vahdet-i vücûd felsefesi yüzünden sufilerin yargılandığı ve sonunda pek çok kimsenin ölümüne neden olan bir kavramdır. Zaman ve mekâna hatta şahsa göre anlam değişikliğine uğrayan böylesi esnek bir kavramın tanımlanması beraberinde bazı zorlukları da taşımaktadır. Üzerinde karmaşa yaratılan, siyasî ve dinî karşıtlıkların ve guruplaşmaların tanımlanmasında ve rakiplerin tasfiyesinde kullanılan bu kavramın tarif edilmesi ve kapsamının çizilmesi bir bakıma bu tanımlamayı yapanı da belirlemekte ve tanımlamaktadır. Görüldüğü gibi kelime anlamlarına da uygun biçimde kullanılan ez-zındîú kavramı dinsel, siyasal ve sosyal kaygılar göz önünde tutularak tehditlerin tanımlanmasında gelişi güzel denebilecek biçimde kullanılmıştır. Bu anlam karmaşası ve keyfîlik, sosyal ve siyasal bakımdan bir çok muhalifin yok edilmesinde araç olarak kullanılmış ve farklı düşünceler bir anlamda bu yolla ortadan kaldırılmıştır. 18 el-ġazzâlî (Ebû Óâmid Muóammed), Fayãalu t-tefriúa beyne l-islâm ve z-zendeúa, (Yay. Riyâd Mustafa el-abdullâh), Beyrut,1986, s Ocak (A.Yaşar), a.g.e., s

8 Özet olarak ez-zındîú, islam hukuku nazarında sapkın olduğu halde Müslüman görünen, mevcut otoriteyi kabul etmeyen âsî, İslam ın kurallarını hiçe sayan ibâhî, tevhid inancının dışına çıkan, düalist ve septik, gelenekte ise din konusunda selefi küçümseyen ve kendi görüşlerini benimseyen kimse demektir. 20 Sonuç olarak zındıklıkla ilgili farklı tanımlamaları şu şekilde özetlememiz mümkündür: 1. Müslüman olmadığı halde kendini Müslüman olarak tanımlayan, ancak Müslüman kimliğiyle mevcut dinî-siyasî otoriteyi reddeden ve dinin buyruklarını hiçe sayan kimse. 2. Müslüman olmadığı halde kendini Müslüman olarak tanımlayan, ancak tevhid inancının dışına çıkan, bu inancı eleştiren, düalist ve septik kimse. 3. Müslüman olduğu halde din konusunda selefin görüşlerine katılmayan reformist kimse. 4. İnanç konusunda her hangi bir itirazı ya da eleştirisi olmadığı halde sırf eğlence ve zevk düşkünü bir hayat biçimini benimseyen ibâhî. 2. Konunun Kaynakları Konunun araştırılması esnasında incelenen tarihî ya da edebî kaynaklar arasındaki bakış açısının farklılığı göze çarpmaktadır. Konu hakkında yazılmış eserlerin incelenmesi sırasında gerekçeleriyle açıklanacağı gibi, bazı batılı yazarlardan farklı olarak kimi Arap yazarlar konuya, Arap toplumunun bozulmasında yegane amil saydıkları mevâlînin ve Abbâsî siyasetindeki Fars hayranlığının eseri olarak bakmaktadırlar. 20 Chokr (Melhem), İslam ın Hicrî İkinci Asrında Zındıklık ve Zındıklar, çev. Ayşe Meral, İstanbul 2002, s

9 Konunun ele alındığı eserleri klasik kaynaklar ve modern çalışmalar olarak değerlendirmek mümkündür. Abbâsîler dönemindeki zındıklık hakkında bağımsız klasik bir eser bulunmamakta, ilahiyat, edebiyat ve tarih kaynaklarında çeşitli başlıklar altında konuya değinilmektedir. Klasik dönemle ilgili çalışmaların vaz geçilmez kaynak kişilerinden birisi olan İbnu n-nedîm, zındıklığı eski Fars dinlerinden Mani dini ile ilişkilendirmiş, el-hayyât ise el-intiãâr adlı eserinde daha farklı bir açıdan yaklaşmış, Yahudi ve Hıristiyan gruplarına işaret ederek konuyu bu bağlamda ele almıştır. İbn Úuteybe de zındıklığı eski Fars dinlerinden saymış ve Úureyş te zındıklığın var olduğunu ve bunun Araplara Hîre den geçtiğini savunmuştur. 21 el-ġazzâlî ise Fayãalüt-tefriúa beyne l-islâm ve z-zendeúa adlı eserinde kavramı, kelam açısından değerlendirmiş, ahiret inancı, Peygamber in yalanlanması bağlamında ele aldığı kavramın klasik dini literatürdeki karşılığını sunmuştur. 22 Mucemu l-buldân da ise zındıkların Mani dini mensupları oldukları ifade edilmiştir. 23 Abbâsî dönemindeki siyasal ve düşünsel özgürlük, farklı düşüncelerin ve özellikle fethedilen toprakların eski inançlarının yeşermesine zemin hazırlamıştı. Bu sayede oluşan inanç ve düşünce zenginliği, Arap-İslam felsefesini benimseyenler tarafından topluma ve dine karşı bir tehdit unsuru sayıldı. Arap toplumunun bu yabancı düşüncelerin etkilerine karşı savunulmasında en ciddi mücadeleyi, hiç şüphesiz Mutezile hareketi vermiştir. Yunan, Hint ve Fars kültür ve felsefeleriyle donanımlı karşıt düşünceler ancak kendi silahlarıyla etkisiz hale getirilebilirdi. Mutezile, Yunan kültürünü, özellikle de Aristo mantığını öğrenmeye başlamış, İslam karşıtlarına ve hasımlarına karşı kendi düşünce ve delillerini Yunan felsefesiyle desteklemeye çalışmıştı. 24 Bu bağlamda iktidar erkinden de aldığı güçle, zındıklığa karşı mücadele eden önemli isimlerden biri de el-câóıô dır. el-câóıô Anti-Arabist hareket olan Şuèûbiyye yi, zındıklığın temeli ve bu hareketi besleyen en etkin kaynak kabul etmiş ve savunmacı bir yaklaşımla zındıkları hem Araplığın hem de İslam ın 21 Emîn (Aómed), Fecru l-islâm, Beyrut, 1975, s Fayãalu t-tefriúa, s el-óamevî (Yâúût b. Abdillâh), Muècemu l-buldân, II, 24; V, Molfî (èoåmân), et-teyyârâtu l-ecnebiyye fi ş-şièri l-èarabî, İskenderiyye, tsz., s

10 düşmanı saymıştır. 25 Görüldüğü gibi zındık kavramı ilk dönem eserlerinde bağımsız bir konu halinde ele alınmamıştır. Miladi X. Yüzyıldan sonra yazılan milel ve nihal eserlerinde daha geniş biçimde ele alınmış ve isminde zındık ifadesinin yer aldığı kitaplar telif edilmeye başlanmıştır. Çünkü bu dönemden itibaren ez-zındîú kavramına yüklenen anlam sadece eski İran dinlerine mensup olmayı aşmış, Ehl-i sünnet dışı bütün dini ve felsefi inançları ve doktrinleri içine alır hale gelmiştir. 26 Klasik kaynaklarda olduğu gibi zındıklık hakkında bağımsız olmayan, sadece konu akışı içinde zındıklığa değinen modern çalışmalara gelince, kültür tarihi alanında çok önemli yeri olan Aómed Emîn, klasik kaynaklarda kavrama verilen anlamları değerlendirmiş, zındık kavramının, halk arasındaki anlaşılma biçiminin alimler ve elitlerin yükledikleri anlamdan farklı olduğuna dikkat çekmiştir. Halk arasında, dinin emirlerini hafife alan, dinin yasakladığı davranışları saklama gereği duymadan, açıktan işleyen kimselerin bu adla anıldığını belirtmiştir. 27 Ùâhâ Óuseyn, Abbâsî dönemi edebiyatının özelliklerinden bahsettiği eserinde dönemin ünlü şairlerini ele almış ve bu arada da onlara yöneltilen ithamları incelemiştir. Zındıklığı mucûnla (utanmazlık) birlikte ele alan yazar, zındıklığın Irak tan Şam diyarına yayıldığını, dolayısıyla Fars kökenli olduğunu iddia etmiştir. Hareketin mantığını da Farsların Araplara olan nefretinin Arapların dinlerine yansıtılması şeklinde açıklamıştır. 28 ed-dûrî ise zındıklığı Anti-Arabist Şuèûbiyye harekitiyle bağlantılı olarak ele almıştır. Ona göre zındıklığın doğuşunu ve gelişmesini sağlayan ana etken Şuèûbiyye dir. Yaşanan din merkezli ayrılıkların hepsinin temelinde Farslar ın 25 el-câóıô (Ebû èoåmân èamr b. Baór), el-beyân ve t-tebyîn, (Yay. Fevzi èatvî), Beyrut, 1968, I, ; el-leyåî (Semîra Muòtâr), ez-zendeúa ve ş-şuèûbiyye ve ntiãâru l-islâm ve l-èurûbe èaleyhima, el-kahire, tsz., s Ocak (A.Yaşar), a.g.e., s ëuóa l-islâm, I, 156; Fecru l-islâm, s Óuseyn (Ùâhâ), Óadîå u l-erbi â, Mısır 1356/1937, II,

11 Araplara olan düşmanlıkları yatmaktadır. 29 Türkiye nin çağdaş bilim adamlarından Ahmet Yaşar Ocak tarafından telif edilen ve Osmanlı döneminde yüzyıllar arasında zındıklıkla nitelenen bazı hareketleri konu edinen Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhitler ( Yüzyıllar) isimli eser, bu konuda ülkemizde telif edilmiş değerli bir çalışmadır. Kitapta zındıklığın tanımı yapılmış ve bu konuda yazılmış klasik ve modern eserlerden bahsedilmiş, bu çalışmamıza ışık tutan önemli bir bibliyografik arka plan hazırlanmıştır. Eserde tarihsel süreci içinde zındıklık, resmi devlet ideolojisini tarif eden daire nin dışında kalmak olarak tanımlanmıştır. Bu dairenin, dinin yorumlanış biçimlerinden sadece birini esas alan sünnî karaktere sahip olduğuna dikkat çekilmiştir. Zındıklık hakkında bağımsız olarak telif edilen eserlerin başında èabdurraómân Bedevî nin yazdığı Min Târîòi l-ilóâd fi l-islam gelmektedir. Abbâsî asrında meydana gelen gelişme ve değişimlerden bahisle, aydınlanma sürecinin anlatıldığı Giriş bölümünden sonra Arap medeniyetinin temelleri hakkında ileri sürülen tezlere ayrılan bir bölüm gelmektedir. Arap toplumunun aydınlanma sürecinde karşılaştığı ciddi sorunların başında gelen zındıklığa ayrılan kısımda, konu hakkında yapılmış araştırmalar eleştirel bir üslupla incelenmiştir. Zındık kavramına yüklenen anlamlar sıralandıktan sonra, zındıklıkla itham edilmiş İbnu l-mukaffa, ibn er-râvendî gibi önemli şahsiyetlerin biyografileri, eserleri ve eserlerine yapılan eleştiriler okuyucuya sunulmuştur. Arap yazarlar tarafından kaleme alınmış eserler arasında, bilimsel bakış açısının gözlenebildiği, objektif bir çalışma olan bu eserde, zındıklık konusu siyasal ve etnik kaygılardan çok felsefi dayanakları açısından ele alınmıştır Semîra Muòtâr el-leyåî tarafından kaleme alınan ez-zendeúa ve ş-şuèûbiyye ve ntiãâri l-islâm ve l-èurûbe èaleyhima adlı çalışmada, konuya Arap milliyetçiliği bağlamında yaklaşılmış ve eser savunmacı bir üslupla kaleme alınmıştır. Yazar, ed- Dûrî gibi Şuèûbiyye hareketini zındıklığın temel etkeni saymış, bu iki kavramı bir 29 ed-dûrî (Abdu azîz), el-cuõûru t-târîòiyye li ş-şu ûbiyye, Beyrut, 1981, s. 121; el-leyåî, a.g.e., s

12 birinden ayırmamıştır. Öyle ki Şuèûbiyye ye mensup olmadığı halde zındıklıkla itham edilenlerin varlığından bile bahsetmemiştir. Bütün Sıra dışı guruplardan zındık diye söz etmiştir. Atıf Şükrî Ebû èavê ın yazdığı ez-zendeúa ve z-zenâdiúa adlı kitapta, Arapların ve Farsların İslam öncesi inançlarından, Farsların eski inançlarının öğretilerinden bahsedilmiştir. Zındıklığın genel tanımları yapıldıktan sonra kelam ve fıkıh bilginlerince zındıklığın ne anlama geldiği açıklanmıştır. Zındıklık Horasan daki dini-siyasi ayaklanmalarla ilişkilendirilmiş ve bu hareketlerin felsefeleri ve isyanları ele alınmıştır. Zındıklıkla itham edilenlere ayrılan bölümde de, bu çalışmamızda da ele alacağımız önemli şahsiyetlerden, itham gerekçelerinden ve akıbetlerinden söz edilmiştir. Óuseyn èatvân ın kaleme aldığı ez-zendeúa ve ş-şuèûbiyye fi l-aãri lèabbâsiyyi l-evvel isimli eserde, zındıklığın tanımı yapılmış, zındıklıkla Fars asıllı mevâlî arasında ilişki kurularak zındıklığın doğuşuna neden olan faktörler ve zındıklığın amaçları ele alınmıştır. Abbâsî asrında zındıklıkla itham edilenler hakkında bilgi verildikten sonra da Şuèûbiyye hareketi incelenmiş ve bu hareketin öncü şairlerinden bahsedilmiştir. Zandaqa et Zındiqs en Islama u Second Sıecle de L Hegıre adıyla Melhem Chokr tarafından hazırlanan doktora tezi ise bu konuda yapılmış ilk bağımsız modern akademik çalışmadır. Fransızca aslından, İslam ın Hicrî İkinci Asrında Zındıklık ve Zındıklar adıyla Ayşe Meral tarafından 2002 yılında Türkçe ye çevirisi yapılan eserde, zındık diye tanımlanan hareketler, fetihler ve neticeleri, zındıklıkla suçlanan Müslümanlar anlatılmıştır. İslamla zındık diye nitelenen akımlar arasındaki teolojik tartışmalardan ve bu tartışmalarda rol almış önemli simalardan ve onların kelamî görüşlerinden ayrıntılı olarak bahsedilmiştir. Tevhid konusundaki tartışmalardan ve Kur an a yapılan Muèârada (sataşma) faaliyetlerine değinilen çalışmada, zındıklıkla Şuèûbiyye arasındaki ilişki incelenmiş ve bu dönemde gerek halk tarafından gerekse yöneticiler tarafından sıkça kurulan zındıklık-ibâhîlik ilişkisi sembolik örnekleriyle ele alınmıştır. Zındıklık hakkında kısa ve öz bilgilerin verildiği, özellikle batılı 12

13 araştırmacılar tarafından yazılmış önemli makaleler de vardır. Bu makalelerde ya kavramdan hareketle önemli bir şahsiyet incelenmiş ya da şahsa hasredilmiş bir makalede kavramdan söz edilmiştir. Luois Massignon, Georges Vajda, I. Goldziher ele aldıkları konularda, zındık ve zındıklığa değinen önemli batılı bilim adamlarından bazılarıdır. 30 Konu hakkında yayınlanmış çokça Arapça ve Farsça makale bulunmaktadır. Ancak Arap araştırmacılar tarafından yazılan Arapça makalelerin hemen tamamında, konuya Abbâsî devletinin politikaları çerçevesinde yaklaşılmış, klasik kaynaklardaki Arap milliyetçiliğinden esinlenen yaklaşım taklit edilmiş ve bu kaynaklarda verilen bilgiler tekrarlamışlardır. Klasik Arap kaynaklarındaki bilgileri esas alan Farsça makaleler ise Arapça makalelerde olduğu gibi eleştirel bakış açısından yoksun olmakla birlikte Arap yazarların aksine, kısmen Fars milliyetçiliği güden bir tarzdadır. Ancak konu hakkında yapılan incelemeler arasında, kelimenin kökenini ve kavram olarak yüklenen anlamları ele alan ve çok önemli bibliyografik bilgiler sunan Tûrec Tâbân ın Zenâdıúa der sedehâ-yi nehostîn-i İslâmî (İrannâme, Sâl-i Pencum, s ) isimli Farsça makalesi özellikle dikkate değerdir. Yazar bu makalede, kavramın kökenini ve tarihsel gelişimini, Abbâsî halifelerinin zındıklıkla mücadelelerini ve zındîk olmakla suçlanan önemli şahsiyetleri ele almış ve konu hakkında ayrıntılı bir bibliyografya sunmuştur. 30 Louis Massignon,, Zındıq, İA; Georges Vajda, Les zındiqs en pays d İslam au début de la période abbaside, Rivista degli Studi Orientali, Roma, 1937, ; I. Goldziher, äâlió b. èabdal-úuddûs und das zındîkthum wahrend der regierung des chalifen al-mahdî, Transactions of the Ixth İnt.Congr. Or. London, 1892,

14 I.BÖLÜM ZINDIKLIK 1. ZINDIKLIĞIN DOĞUŞU Zındıklığın tarihçesi incelenirken, kavramın Maniheizmle olan ilişkisi en önemli hareket noktasıdır. İslam toplumunda kullanılan bir kavram olması ve zındıklığa karşı mücadele verenlerin İslam adına hareket ediyor olmaları nedeniyle siyasi ve dinî boyut kazanan kavramın tarihçesi, elbette İslam fetihleri ve doğurduğu sonuçlar bakımından ele alınacaktır. İslam ı Arap medeniyetinin ana unsuru kabul eden anlayış 31 açısından bakıldığında, Araplara yönelik bütün eleştiri ve saldırılar doğal olarak İslam a yapılmış sayılmaktaydı. Bu da kutsal bir değer olan dinle etnik yapının birbirine karıştığı garip bir paradoksun ortaya çıkmasına sebep oluyordu. Gerek dinsel gerek toplumsal anlamın yüklendiği zındıklık, kitlesel tezahürleri açısından bakıldığında, aslında yenilen bir milletin galip gelene karşı gerçekleştirdiği bir başkaldırı ve bir direnmeydi. Çok kısa sayılabilecek bir sürede antik medeniyet merkezlerini hakimiyeti altına alan İslam, içinden çıktığı Arap unsuru tarafından ideoloji haline getirilmiş, çok geçmeden de imparatorluk düzeyine ulaşmıştı. Hakimiyet esas unsur olan Araplara dayansa da bu imparatorlukta, Mevâlî adı verilen farklı unsurlar sayesinde her açıdan heterojen bir yapı vardı. 32 Ancak Emevî yönetimi tarafından fethedilen topraklarda yaşayan bu unsurlara karşı, referanslarına uygun olmayan bir politika tarzı uygulanıyordu. Efendinin köleye 31 Bedevî (èabdurraómân), Min Târîòi l-ilóâd fi l-islâm, Beyrut, 1980, s Ocak (A.Yaşar), a.g.e., s

15 bakışı 33 şeklinde nitelenebilecek bu politika ve fanatik Arap milliyetçiliği, yenilmiş olan antik medeniyet mirasçılarının içlerinde zaten var olan Arap düşmanlığının kitleselleşmesine yol açmış ve bu unsurların kendi kültürel kimliklerine yeniden dönme ya da en azından, Araplara karşı varlıklarını sürdürebilme ve asimile olmama direncini kuvvetlendirmiştir. Abbâsî yönetimiyle birlikte sadece Emevî erki tarafından bastırılan eski dinler değil, aynı zamanda Müslüman-siyasal hareketler de özgürlüklerine kavuşmuşlardı. Üst tabakada kelam ilmi gelişirken alt tabakada sahte peygamberler tarafından örgütlenen sapkın guruplar inanılmaz bir çoğalma yaşadılar. Zındıklık kavramı ise, Abbâsî halifelerinin giriştikleri İslam ın özüne dönüş hareketi olarak nitelenebilecek önemli bir evrede yayılan bu sapkın mezheplerle yürüttüğü mücadelesi esnasında tanımlanmıştı. Gayrimüslimlere zimme hakkı tanınmış ancak İslam dan önce de zulme uğramış olan Maniheizm, Deyãânizm, Marsiyonizm ve Mazdekizm e mensup guruplara bu hak tanınmamış ve zındıklar olarak tanımlanmışlardır. 34 Abbâsî döneminin özgürlük ortamı ve tercüme faaliyetleri sayesinde Fars, Hint ve Yunan kültürlerinden yapılan çeviriler ve özellikle Yunan felsefesi ve dinlere temel teşkil eden konular etrafında yapılan yoğun tartışmalar da zındıklığı doğuran etkenlerden sayılmaktadır. 35 Zındıklıkla nitelenen kitlesel hareketlerin doğuşu Emevîler in son dönemlerinde başlamıştır. Bu hareketi doğuran etkenleri; ana etkenler ve dolaylı etkenler olmak üzere iki gurupta değerlendirmek mümkündür Zındıklığın Doğuşundaki Etkenler Ana Etkenler Zındıklıkla nitelenen kitlesel hareketlerin doğuşundaki ana etkenler dini ve siyasi etkenler olmak üzere iki gurupta incenebilir: 33 Kılıçlı (Mustafa), Arap Edebiyatında Şu ûbiyye, İstanbul, 1992, s Chokr, a.g.e., s

16 Dini Etkenler: Kitlesel zındıklık olarak tanımlanan hareketlerin ortaya çıkmasının temelinde yatan en önemli unsur din faktörüdür. Yüzyıllardır yerleşik dini ve kültürü olan ve ayrıca her zaman bir kurtarıcının beklendiği bu bölgede ilerideki örneklerinde de görüleceği gibi, dini sembol ve kavramlar kolayca kullanılmıştır. Zira fethedilen İran topraklarında yaşayan halkın bir kısmı düalist felsefeyi esas alan Maniheizm e mensuptu. Onlar dinlerine bağlı kitlelerdi. Maniheistlerin yanında Marsiyonizm, Deyãânizm ve Mazdekizm gibi eski İran inançlarına mensup olanlar da vardı. Kaynaklarda Abbâsî halifesi el-mehdî nin savaş açtığı zındık kitlelerin sadece Maniheistler olmadığını, adı geçen bu gurupların da açılan bu savaştan nasiplerini aldıkları ifade edilmektedir. 36 Hıristiyan öğretinin yanı sıra sert çileciliğini ve temel kötümserliğini beğendiği Marsiyonizm eğitimi almış olan Mani, genç yaşta dindaşlarına karşı çıkarak, onların öğretilerini yetersiz bulmuş ve bunların kurtarıcı Hz. èîsâ ile Paul un emirlerine uygun olmadığını düşünmüştü. Vahyini kendi elleriyle yazan Mani kendisini, içinde Hz. Adem, Buda ve Hz. èîsâ nın da bulunduğu göksel elçi halkasının sonuncusu olarak ilan etmişti. Dünyanın kötülüklerle dolu olduğu, bedenin aşağılık bir varlık olduğu, bu nedenle de dünyadan kopmak, evlenmemek, canlılara zarar vermemek, kanlı kurbanlar kesmemek, hatta ekip biçmemek gerektiği temel öğretileri arasındaydı. 37 Dolayısıyla Fars kökenlilerin bu inanış biçimleri, artık tebası haline geldikleri Arap devletinin yöneticilerinin dini olan İslam la bağdaşmıyordu ve onların kendi kültürel kimliklerini koruma veya yeniden kazanma gayretleri, her şeyden önce inanç bakımından bu ayrışmayı açığa çıkarıyordu. 35 ëuóa l-islâm, I, èatvân, a.g.e., s Chokr, a.g.e., s

17 Siyasal Etkenler: Konu hakkında araştırma yapan bazı Arap yazarlara göre, Abbâsî devrimine rağmen iktidarın hâlâ Arapların elinde olması bir kısım Farsların amaçlarına ulaşamadıklarını düşünmelerine neden olmuştu. Onlar yönetimin, görünüşte olduğu kadar gerçekte de Farslara ait olmasını istiyorlardı. Bunun da İslam ın hakimiyetinde olamayacağının farkındaydılar. Bu nedenle Maniheizm, Zerdüştlük ve Mazdekizmi yaymaya hız verdiler. Oysa Emevî yönetimi, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm yöneticileri Arap olan Arap ve Araplığı oldukça önemseyen bir devletti. Mevâlî baskı altındaydı. Araplar zındıklıkla tanımlanan kültürlerle henüz tam anlamıyla tanışmamıştı. Abbâsî devletinin kuruluşuyla uyanan ve kültürel kimliğini ortay koyma ve yaşatma gayretine girişen mevâlî, özellikle de Farslar yönetimde bir çok kademeyi ele geçirdiler. Emevî döneminde açığa vurmaya cesaret edemedikleri eski inançlarını açıkça savunmaya ve yaymaya başladılar. Bundaki amaçları dinsel değil, siyasal temelliydi. Siyasal galibiyetlerinin ardından da asıl zındıklık sayılan eski dinleri gün yüzüne çıkmaya başladı. 38 el-câóıô da Farsların milliyetçilikleri uğruna bu eski dinleri kullandıkları kanaatindedir. Nitekim ona göre Farslar, Araplara olan düşmanlıklarından, onların dillerine ve dinlerine de düşman oldukları düşüncesindedir. Zındıklık hareketinin temelinde Anti-Arabist Şuèûbiyye düşüncesinin yattığını savunmaktadır. 39 Daha önce de belirtildiği gibi Arap dünyasında yapılmış araştırmalar ve klasik kaynak yazarları benzer kanaate sahiptirler. İslam topraklarında zındık olarak tanımlanan Maniheizm bir İran dini değildir. Zira bu dinin kurucusu olan Mani, kendini Bâbil peygamberi olarak tanımlamaktadır. Mani öğretisi Mazdekizmin Hıristiyanlığa, Buda nın öğretisinin ise Hz. èîsâ nın öğretisinin içine katıldığı bir öğretiydi. İbn Úuteybe gibi zındıklık olarak bilinen Maniheizmin bir İran dini olduğunu iddia edenlerin 40 ise Mani nin ırkından hareket ederek yanlışa düştükleri 38 ëuóa l-islâm. I, Óuseyn (Ùâhâ), a.g.e., s ; èatvân, a.g.e., s Fecru l-islâm, s

18 ortadadır. 41 Ùâhâ Óuseyn e göre zındıklık; Farsların Araplara, onların geleneklerine, ahlaklarına ve özel olarak da dinlerine karşı besledikleri kinin bir tezahürüydü. Zındıklar başka bir dine inandıklarından dolayı değil, sadece İslam a karşı olan kinlerinden ötürü başka dinlere sempati besliyorlardı. Bu inançları da İslam ı yermek için araç olarak kullanıyorlardı. Farslar ne Yahudi ne Hıristiyan ne de eski Fars dinlerine mensuptu. Onlar bu inançları sadece zevk ve eğlenceye izin verdiklerinden benimsiyorlardı. Onları bu zevk düşkünlükleri olmasa İslam a ve Araplara düşmanlık yapmazlardı. 42 èabdulóuseyn Zerrînkûb a göre ise, Abbâsî devletinin ilk zamanlarında, özellikle el-manãûr ve el-mehdî dönemlerinde çok sayıda Müslüman bu ithamla karşılaşmıştır. Kimi sadece muhalif olduklarından ya da dönemin yapısına uygun olmadıklarından bu ithamla karşılaşmıştır. Ancak itham edilenlerin bir kısmı ne Manihizm e ne de Dehriyye ye mensuptu. Şuèûbiyye hareketine mensup olmaları veya milli duyguları nedeniyle mevâlîyle ilişkilerinin olması muhtemeldi. Ancak Manihizm in eski İran devletinin ihyasını amaçladığı iddiası doğru değildi. Çünkü ne Mani İran a hastır, ne de onun zühdâne yaşam tarzı milliyetçi duyguların yaşatılacağı bir ortamdı Dolaylı Etkenler: Zındıklık olarak nitelenen hareketin, Irak ta, yönetim için ciddî bir tehdit oluşturacak denli aşama kaydetmesinin ardında, yukarıda belirtilen ana etkenlerin yanı sıra, bir takım dolaylı etkenleri de görmek mümkündür. Fethedilen topraklardaki kültürel heterojen yapı, aydınlanma hareketlerinin ve bu dönemdeki düşünce ve ifade özgürlüğünün doğal sonucu olarak güçlenmiş, farklı felsefeler yaygınlaşmış ve İslam inancıyla ilgili en temel konular tartışılır hale gelmişti. Bu 41 Chokr, a.g.e., s Óuseyn (Ùâhâ), a.g.e., s Zerrînkûb, a.g.m., s

19 özgürlük ortamında, yenilmiş olan milletlerin, fatih tabakaya karşı, gizli-aşikar fikir mücadelesi açması ve kendi felsefelerini yaymaya çalışmaları için uygun bir zemin oluşmuştu. Resmi otorite tarafından benimsenen ve desteklenen ilim adamları tarafından sunulan siyasal ve dinsel söylemlere aykırı söylem geliştirenler zındık olarak tanımlanmışlardı. Zındıklığın gelişmesinde önemli payı bulunan fanatik Şi a ekolleri ise, benimsedikleri inançlarında ve söylemlerinde eski Fars inançlarını referans alıyorlardı. 44 Şii Farslar her ayaklanmayı kendi lehlerine kullanıyor, Ehlibeyt i ise siyasal amaçlarında araç olarak kullanıyorlardı. 45 Düşünce alanında tanımlanan bu zındıklığın yanında, sosyal ve ekonomik yapı sonucu doğan zevk ve eğlence hayatında toplumun genelince benimsenmiş veya İslamca hoş görülmüş eğlencenin sınırlarını aşan ibâhî diye nitelenen ve daha sonraları sosyal zındıklık kavramıyla tanımlanmış kişiler de ortaya çıkmıştır. Açıklamak, serbest bırakmak, meşru saymak gibi anlamlara gelen ibâha kelimesi terim olarak kanunların, dini emirlerin ve ahlak kurallarının bağlayıcılığını kabul etmeyip her şeyi mubah görmek anlamındadır. Bazı klasik kaynaklarda, İbâhîlerin mülkiyet hakkını tanımadıkları, her türlü serveti hatta kadınları bile ortak kabul ettikleri, bu fikirleri yüzünden de İbâhîlerin insanların en şerlileri oldukları nakledilmiştir. Bazı yazarlar, ibâhîlerin Mazdekiyye ve Maziyariyye mensupları oldukları görüşündedirler. Genel anlamda ise, hemen her toplumda var olan ibâhîler, ilke ve görüşleri belirli bir mezhep ya da gurup olmayıp dinin emir ve yasaklarına, ahlaki kanun ve düzenlemelere karşı çıkan guruplar için kullanılan ortak bir isimdir. 46 Abbâsîler döneminde itikadî anlamda Mani ve Mazdek inançlarına mensup olanların dışında, zındık denince akla gelen, belki de en yaygın anlayış, sosyal zındıklıktı. Bunlar, eğlence düşkünü, İslam ın emirlerini yeterince önemsemeyen, şarap düşkünü, şarkıcı erkek ve cariyelerle kadınımsı erkeklerin boy gösterdiği yüksek sosyetenin eğlence meclisleri ve eğlence evlerinin müdavimi olan ibâhîlerdi. 44 èatvân, a.g.e., s Şerîf (Muóammed Bedî ), eã-äırâ beyne l-mevâlî ve l-èarab, Mısır, 1954, s

20 Bu dönem anlayışına göre, Şerîk b. èabdillâh ın sözünde belli başlı özellikleri sıralanan zındık, namazı ihmal eden ve şarap içendir. 47 Şevúî ëayf tarafından tamamen Farslara mal edilen ve onların atalarından devraldıkları miras olarak tanımlanan 48 Abbâsî toplumundaki eğlence yaşamı, Emevîler döneminde, özellikle Óicâz bölgesinde yaygınken, bu dönemde Baãra, Kûfe ve Bağdat gibi büyük şehirlerde kurumlaşmıştı. Eğlence hayatına dalmış olan ibâhî zındığın özellikleri oldukça fazladır. Eğlence ortamındaki davranışlarının hemen tamamı, zındığa ait özellik kabul edilmiştir. Dinin emirleri onun için bir engeldir. Zina eder ve oğlancıdır. Kurulu ahlaki düzen açısından yasadışıdır. Arsız, utanmaz, günahkar, fasık, soytarı ve iftiracıdır. Nefsinin isteklerini yerine getirmede cesur bir fatik, ar perdesini yırtmış mütehettik ve müstehcendir. Namaz, oruç ve hac gibi ibadetler onun için bir eziyettir ve onlarla alay eder. Hayatının sonunda şehadet getireceği yerde yakışıksız ifadeler kullanır. Şeytanın elçisidir ve onun ordusuna mensuptur. Hz. Adem e boyun eğmeyişini savunur. Kur an ı satar ve parasıyla davul alır. Zındık temiz giyimli, güzel görünümlü, etrafına jestler yapan, düzgün konuşan, ifade ve cümle seçiminde özenli zarif tir. 49 Çevresindekileri eğlendirmek için mizah yeteneğini kullanır. Bunu yaparken de kutsal değerleri hafife alır. Duygulandığında coşup kendinden geçer ve üzerindeki elbiselerini yırtar. Kur an daki bir sureden daha güzel bir şiir yazdığını iddia eder. 50 Özet olarak ibâhî zındık, İslam ın emirlerini hiçe sayan, Kur an okumayı dahi bilmeyen, hoşlanmadığı kimseleri hatta eski arkadaşlarını bile acımadan eleştiren, onlara hakaret eden ve başkalarını devlet otoritesiyle başlarını derde sokacak 46 el-curcânî (èalî b. Muóammed b. èalî), et-taèrifât, (Yay. İbrahîm el-ebyarî), D.el-Küttâb elèarabî, Beyrut, 1405, 1.baskı, I, 20; Onat (Hasan), İbâhiyye, DİA, XIX, el-òaùîb el-baàdâdî (Ebû Bekr Aómed b. èalî), Târîò baàdâd, Beyrut, tsz,, IX, 294; Vefeyât, II, ëayf (Şevúî), el-èaãru l-èabbâsiyyi l-evvel, el-kahire, 1966, s æimaru l-úulûb, I, Chokr, a.g.e., s. 332 vd. 20

21 tehlikeli bir itham olan zındıklıkla itham eden bir küfürbaz ve iftiracıdır. 51 èatvân a göre, onların amacı, İslam ın etkinliğini zayıflatıp Arapların ahlakını, ideallerini ve değerlerini yıkmaktı. Onları, temel değerlerinden koparmak, dayanaksız ve temelsiz bırakmaktı. Arapça yı ve İslam ı öğrenerek, aslından saptırmaya çalışmak, Maniheizmle benzer olduğu kanaatini hakim kılmaktı. Ahlaki bakımdan ise gençleri zevk, eğlenceye, şaraba, cinsel sapkınlığa, homoseksüelliğe ve ahlaksızlığa teşvik ederek sosyal çöküntü yaratmaktı. 52 Ùâhâ Óuseyn e göre de, zındıkların amacı her hangi bir inanç değil, sadece her türlü zevki mübah sayan ibâha ve eğlence hayatıydı. İstedikleri bu hayat tarzını yaşarken hiç bir sınır ve engelle karşılamamak en büyük emelleriydi. Zevk ve eğlence düşkünlükleri olmasaydı, İslam ın her hangi bir emrini inkar etmezler, siyasete bulaşmazlar, devlete karşı gelmezler ve Farslar Araplardan intikam almaya kalkışmazlardı. Ancak İslam, diğer semavi dinler gibi zevk konusunda hassastı. Ahlaki arınmaya önem verir ve insanların özel ve toplum yaşamlarında temiz ahlaklı olmalarına değer verirdi. Bu da ibâha ve zevk düşkünlüğüyle uyuşmamakta ve onlara karşı önlemler almaktaydı. Zevk düşkünü ve müsrif, İslam esaslarının dışına çıkmaya gücü yettiğinde, hiçbir sakınca görmeksizin zevklerden yararlanabildiğinde, insan tabiatı gereği, gittiği yolu savunmaya kalkacak ve kendisini mazur göstermek için kendince gerekçeler veya mazeretler sayacaktır. İbahiler de bunu yapmışlardı. İhtiyaç duydukları her türlü ortam ve gerekçeyi Fars toplumunda bulmuşlardı. Amaçları her hangi bir dinsel öğreti değil, sadece zevkti. Bu yaşama uygun olan dualizmi seçmelerindeki amaçları da buydu. Bazı Emevî sultanlarının bu eğilimleri onlara cesaret vermiş, Abbâsîler döneminde Farsların hakimiyetiyle de bu yaşam tarzlarını gizleme gereği duymamışlardır. 53 Yukarıda sayılan nedenlerden başka, Kur an daki açık hükümlere rağmen, bazı Iraklı alimlerin şarabın haramlığı konusunda takındıkları geleneğe aykırı tavırlar, şarap kullanımına yaygınlık kazandırmıştır. Hurma şarabı, kaynatılmış üzüm 51 Chokr, a.g.e., s. 339 vd. 52 èatvân, a.g.e., s Óuseyn (Ùâhâ), a.g.e., s

22 şarabı, bal, buğday ve incir şaraplarının helal olduklarına ilişkin yapılan içtihatlar, bazı sultanların dahi şarap kullanmalarına yol açmıştır. 54 Siyasi alanda olduğu gibi, gelenek ve eğlence yaşantısında da Emevî toplumu ile Abbâsî toplumu bir birinden ayrılıyordu. Emevî toplumu daha sade ve basit Arap gelenekleriyle yaşarken, Abbâsî toplumunda hakim olan, Fars gelenekleriydi. Düğün törenleri, buralardaki eğlence çeşitleri, çalınan aletler, misafirlere yapılan ikramlar, yöneticileri sunulan hediyeler, Abbâsîler döneminde saltanat havasında, Emevîler dönemindekilere göre daha gösterişliydi. Emevîlerde hakim olan bedevi tarzı yaşam biçimiyken, Abbâsîlerde Kisrâ benzeri bir saltanat ve gösteriş havası vardı. Abbâsîler dönemindeki eğlence hayatı ise, ekonomik kalkınmışlığın da verdiği rahatlıkla, alabildiğine sınırsızdı. Bıkılan her zevk türünün yerine yenisi icat ediliyor ve zevkin doruklarına doğru çıkılmaya çalışılıyordu. Halifelerin bir çoğu eğlence hayatıyla ilgiliydi. Her halife, tahta geçdikten sonra belli bir süre iç ve dış karmaşayla mücadele ediyor, ardından da belli bir rahatlığa eriyordu. İşte bu kısa rahatlama süresi eğlence ve zevk zamanıydı. 2. Zındıklık Bağlamında Abbâsî Yöneticileri: Zındıklıkla mücadeleyi benimsemiş olan Abbâsî halifelerinin ve diğer devlet adamlarının saray hayatını, eğlence yaşamlarını ve insanlarla olan ilişkilerini ortaya koymak, zındıklık kavramının kullanımıyla ilgili sorunun yanıt bulması açısından büyük önem taşır. Acaba bu kavrama yüklenen anlam paralelinde bir yaşam biçimi halifelerin saraylarında, yakın çevrelerinde görülmüyor muydu? Kişileri zındık olarak nitelemede ve yaptırımının uygulanmasında bir bütünlük, tutarlılık var mıydı? Nedimleriyle eğlenirken, zındıklara özgü görülen davranış biçimi sergiliyorlar mıydı? Zındıklıkla suçlamada acaba Arap ile Arap olmayan arasında bir ayrımcılık söz konusu muydu? Bütün bu sorulara aranan yanıtların bulunmasında, bizzat halifelerin ve diğer önemli devlet adamlarının yaşamlarına bu kavram açısından yaklaşmanın yararlı olacağı kuşkusuzdur. 54 ëayf (Şevúî), a.g.e., s

23 Kitlesel zındıklık hareketleri sayılan isyanların bastırılmasının ardından, saltanat merkezi olan Bağdat ta ve diğer büyük kentlerde, ekonomik refah artmış, kimi zaman saraydan halka doğru, kimi zaman da halktan saraya doğru akan popüler bir eğlence kültürü doğmuştu. Şarabın baş tacı olduğu bu eğlence hayatında şarkıcı erkekler ve cariyelerle kadın görünümlü erkekler boy gösteriyorlardı. Başlangıçta inanç ve düşünce merkezli kullanılan zındıklık kavramı, kapsam genişlemesine uğramış, bilimsel tanımlamadan uzaklaşarak avam arasında gelişi güzel kullanılan bir kavram haline gelmişti. Sosyal davranış, özel yaşam tercihi bazen de çok düşünülmeden söylenen bir söz kolayca sahibinin bu ithamla karşılaşmasına yol açıyordu. Kavram kargaşasının yaşandığı zındıklık ithamlarından dönemin önde gelen pek çok şairi nasibini almıştı. Bu ithamlarda şarap, eğlence ve cinsel tercihler de önemli rol oynuyordu. Bazı araştırmacılar tarafından sosyal zındıklık kavramıyla tanımlanan davranışları incelerken toplumdaki ve saraydaki eğlence hayatına değinmeyi gerekli gördük. Zira bu açıdan bakıldığında, toplumla saray arasındaki benzerlikler ya da farklılıklar daha da önem kazanmaktadır. Zındıklık ithamıyla karşı karşıya kalan şairlerle bu şairlere yaptırım uygulayan saray erkanının tutum ve davranışlarındaki tutarlılık ya da tutarsızlıkları ortaya koymak gerekmektedir. Bu noktaya değinirken verilecek örnekler, aynı zamanda siyaset edebiyat ilişkisinin de ip uçlarını verecektir. Bu nedenle saraydaki eğlence yaşamı ve şairlerin konumlarını incelemeyi gerekli gördük. İlk Abbâsî halifesi Ebu l-èabbâs èabdullâh b. Muóammed b. èalî es-seffâó (ö. 136/753), Emevi ailesinin hayatta kalan son fertlerini ve kurmaya çalıştığı yeni devletin düşmanlarını ortadan kaldırmak için giriştiği mücadelede kan dökmekten eğlence ve zevke ayıracak zamanı yok gibiydi. Böyle yaparak yeni yönetimin otoritesini yerleştirmeyi ve muhalifleriyle halkın içine korku salmayı amaçlıyordu. 55 Siyasal rakiplerine acımasız olsa da, bilgiye değer veren, kadın konusunda mutedil bir yapıya sahip tek eşliliği tercih eden bir halife olduğu nakledilmiştir. Karısı Ümmü 55 el-iãfahânî (Ebu l-ferec), el-eàânî, I-XXIV, (Yay. èalî Muhennâ-Semîr Câbir ), Beyrût, 1986, IV, 337 vd; Hodgson, a.g.e., I,

24 Seleme ile evlendiğinde, yaygın olan geleneğin aksine üzerine ikinci bir evlilik yapmayacağına dair söz vermiştir. 56 Siyasetle edebiyat arasındaki geleneksel ilişkiye uygun olarak onun da etrafında şairler vardı. Bazı şairler onu eğlendirmekten çok, Emevîler den intikam alması için duygularını tahrik ediyor, onlara karşı daha da acımasız davranmaya teşvik ediyorlardı. Nitekim Abbâsî propagandacılarından Sudeyf şöyle söylüyordu: Onları nasıl affedersin? Geçmişte onlar sizden olanları öldürüp, namuslarınızı ayaklar altına almadılar mı? Zeyd nerede, oğlu Yaóyâ nerede? Bu nasıl bir musıbet ve gelenektir? Harrân da canına kıyılan İmam, doğruluğun ve güvenin önderiydi. Aómed in ailesini yok ettiler, günahları bağışlayan Allah, Mervan ın suçunu affetmesin!. 57 Bir başka şair ise, Onların af dilemeleri karşısında sakın yumuşamayın! Bu sadece korkularından ve hırslarındandır. Geçen bin yıllar içinde size (acıyı) yudum yudum içirmediler mi? Saltanatları bitip, süreleri dolunca, kestikleri akrabalık bağlarını kurmaya çalışıyorlar. Artık çok geç! Kendi kaplarıyla içmeleri ve ektiklerini biçmeleri gerekir es-seffâó şairlerle arasını hoş tutmuş, dönemin ünlü şairlerinden el-èummânî ile es-seyyid el-óımyerî ye övgülerinin karşılığında hediyeler vermiştir. 59 Emevîler den intikam alınması için teşvik eden ve onları hicvederken ağır ifadelerle yeren ve hakaret eden İsmâèîl b. Òâlid b. èabdillâh el-úasrî yi, etrafında bulunanların uyarıları üzerine azarlamış ve yanından kovmuştur. 60 İkinci Abbâsî halifesi Ebû Caèfer èabdullâh b. Muóammed b. èalî el-manãûr (ö. 158/ 774), ağabeyi es-seffâó tan biraz farklı olarak, devlet otoritesini yerleştirmek için içerde ve dışarıda yürüttüğü savaşların yanında yeni devleti de şekillendirmeye çalışıyordu. Devleti şekillendirirken de Sâsânî geleneğini örnek alıyordu. Sâsânî geleneğindeki kutsal sultan ve kutsal devlet anlayışının egemen olduğu mutlakiyetçi siyasal otoritenin yerleşmesinde çok önemli katkı sağlayan bir 56 ëuóa l-islâm, I, el-eàânî, IV, el-eàânî, IV, ; el-kâmil, V, 77; el-bed ve t-târîò, VI, el-eàânî, IV, I, 65; VII, 259 vd. 60 Aynı eser, XXII,