Heidi Betts - Aşk Mahkumları

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Heidi Betts - Aşk Mahkumları"

Transkript

1 Heidi Betts - Aşk Mahkumları Romanın Karakterleri Juliet Zaccaro : Romanın Kadın Kahramanı Reid Mccormack : Romanın Erkek Kahramanı Paul Harris : Juliet in Nişanlısı Lily Ve Zoe : Juliet in Kız Kardeşleri Nigel : Lily nin Nişanlısı BİRİNCİ BÖLÜM JULIET Zaccaro, titreyen parmaklarının arasında tuttuğu plastik çubuğa bakakaldı. Yüzde yüz kesin sonuç verdiğini iddia eden test kitlerinden biriydi bu, şüpheye yer yoktu. İkinci kez denemesi de gerekmiyordu.

2 Çubuğun üzerindeki mavi işaret göz alıcı bir şekilde parlıyordu. Juliet hamileydi. Bir an nefesinin kesildiğini hissetti, dizlerinin bağı çözüldü. Sendeleyerek, bir tül ve şifon kumaş bulutu içinde, kapalı klozetin üstüne oturuverdi. Sinirleri bozulmuş bir şekilde kahkahaya boğulacaktı neredeyse, kendini zor tuttu. Kendisini iyi tanıyordu, bu şekilde bir gülmeye başlarsa bir daha kolay kolay susamazdı. Düğün günüydü. Törenin yapılacağı kilisede, hazırlandığı odanın hemen yakınındaydı ve hamile olduğunu öğrenmişti. Aslında bu testi saçı ve makyajı tamamlanıp, kız kardeşi Liiy nin tasarlayıp kendi elleriyle diktiği şahane gelinliği giydikten sonra değil, günler önce yapmalıydı. Bir haftadan uzun bir süredir halsizlikten, baş dönmesinden ve ara sıra midesinin bulanmasından, şüphelenmesi gerekmez miydi zaten? Ancak hamile olma ihtimalinden o kadar çok korkmuştu ki emin olmak için test yapmaya bir türlü cesaret edememişti. Şimdi aynaya baktığında, yüzünün birazdan yemin edecek bir gelin gibi mutlulukla parlamak yerine kıpkırmızı olduğunu görüyordu. Gerçekten hamile olabileceği durumunu bir yana bıraktığındaysa tüm kuşkuları, korkuları giderek büyümüş; zihninde korkunç bir uğultuyla seslerini yükseltmeye başlamıştı. Zaten Juliet bunun üzerine testi yaparak durumdan emin olmaya karar vermişti. Şimdi gerçeği biliyordu ama ne yapacağı konusunda en ufak bir fikri yoktu. Şimdi yemin edip, muhtemelen çocuğunun babası olmayan bir adamla yeni bir hayata başlayamazdı herhalde. Adam aslında kesinlikle çocuğunun babası değildi. Bir bebek... Juliet gerçekten hamileydi, artık tüm hayatı değişecek, bir daha kendisi olamayacaktı. Bundan böyle vereceği kararlar sadece kendisini ilgilendirmeyecekti. Artık bir anne gibi düşünecek, çocuğunun mutluluğu onun için her şeyden önce gelecekti. Banyo kapısının çalındığını duyunca irkildi. Kardeşi dışarıdan seslenirken Juliet başını zorlukla kaldırdı. Juliet. Biz hazırız hayatım, diyordu Lily. Bayan Paul Harris olma zamanın geldi. Kız kardeşinin neşeli sesi onu yüreklendirmeliydi ama tam tersine Juliet olduğu yerde iyice çökmüştü. Bayan Paul Harris olup olamayacağını bilmiyordu. Hatta olması gerektiğinden de emin değildi artık. Derin bir nefes aldı. Birazdan geliyorum. Tamam. Biz girişte bekliyoruz. Juliet, kız kardeşinin ayak sesleri duyulmaz olup dış kapı kapanana kadar bekledikten sonra zorlanarak ayağa kalktı ve yeniden aynada kendisine baktı.

3 Eğer dışarıdakiler Frankestein ın Gelini ni bekliyorlarsa tam da istedikleri gibi bir gelin göreceklerdi. Yüzünde bir gram renk kalmamıştı, kız kardeşi Zoe nin gözlerine sürdüğü far ve dudaklarındaki kırmızı rujla tam bir geyşaya benziyordu. Gözlerinin altındaki gözyaşı izlerini sildikten sonra eyeliııer ve rimelle makyajını tazeledi. Sonra test çubuğunu köşedeki çöp kutusuna attı. Ardından çöp kutusunu iyice sallayarak çubuğun en dibe gitmesini sağladı. Birinin, gelinin kullandığı banyoda pozitif çıkmış bir hamilelik testi bulup durumu anlamasını istemezdi. Kendisini dışarı çıkmaya hazır hissedince derin bir nefes aldı, kapı kolunu hafifçe araladı. Karşısında kimseyi göremeyince rahatlar gibi oldu, çevirerek koridora çıktı. Neyse ki etrafta kimse yoktu. Kapıyı rahatlayarak tamamen açıp dışarı çıktı. Biraz ilerde kız kardeşleriyle babasının fısıldaşarak konuştuklarını duyuyordu. Sola dönüp birkaç adım attığında kendini kilisede bulacak, düğün marşı eşliğinde mihraba doğru yürüyecekti. Sağa dönerse kilisenin yan kapılarına ulaşıp kaçabilirdi. Her bakımdan yeni bir hayat olurdu bu ama hiç değilse içi rahat olurdu. Juliet in kalbi, avcıdan kaçan bir tavşanınki gibi hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Sola mı dönecekti, sağa mı? Paul e söz verdiği gibi onunla evlenecek miydi, yoksa her şeyi ardında bırakıp bilinmezliğe mi bırakacaktı kendini? Zaman durmuş gibiydi, kulaklarında okyanusun dalgaları yankılanıyordu sanki... Juliet yapabileceği tek şeyi yaptı. Sağa döndü. Kaçtı... İKİNCİ BÖLÜM Üç ay önce... Bay McCormack, Juliet Zaccaro sizinle görüşmek istiyor. Reid in parmakları klavyede kalakaldı. Birden hissettiği heyecan sadece şaşkınlıktan kaynaklanıyor olmalıydı. Juliet'in ziyareti gerçekten de ani ve beklenmedikti. Teşekkürler Paula. İçeri gönder. Üzerinde çalıştığı dosyayı kaydedip masanın üzerindeki dağınık kâğıtları topladıktan sonra dikkatini kapıya verdi. İlk karşılaşmalarından beri Juliet Zaccaro nun görünümü onu yüreğinden vuruyor, Reid kendisini spor arabayla duvara son sürat çarpmış gibi hissediyordu. Juliet in pürüzsüz teni ve yumuşak yüz hatlarıyla klasik, muhteşem bir güzelliği vardı. Masmavi gözleri uzun, gür kirpiklerle çevrelenmişti. Reid in omuzlarını geçtiğini tahmin ettiği bal rengi saçlarını hep toplardı. Reid bu parlak saçları çözüp ipeksi bukleleri parmaklarının arasından geçirmek, sonra da Juliet i kusursuz tayyörlerinden ya da gömleklerinden kurtarmak isterdi hep.

4 Aralarında sadece iş ilişkisi vardı ama Juliet i gördüğü ilk andan beri Reid onu hep altında çıplak ve hazla kıvranırken hayal ediyordu. Onun bu mesafeli hanımefendi havasını kırmak ve derinlerdeki asıl kadına ulaşmak istiyordu. İşte bu asıl kadın bacaklarını onun beline sarar, daha sert, daha hızlı olması için yalvarırdı ona. Sonra tırnaklarını sırtına geçirir, doruğa çıkarken ismini haykırırdı. Reid i bir sıcaklık sarıyordu. Ayağa kalktığında Juliet in, vücudunun ona gösterdiği tepkiyi fark etmeyeceğini umuyordu. Masasının arkasından çıkmadan onun kendisine yaklaşıp elini uzatmasını bekledi. Nasılsa ilk defa tokalaşmıyorlardı, ona ilk dokunuşu değildi bu. Profesyonelliğini koru McCormack. Ancak iri pannakları onun ince zarif parmaklarını kavrarken Juliet i kendisine çekip elini biraz daha elinde tutmak, parmağını onun fildişi beyazlığındaki avucunda gezdirmek istedi. Juliet daha önce de odasına gelmişti ve Reid onun her seferinde ne giydiğini çok iyi hatırlıyordu. Bugün üzerinde sade kesimli, lavanta renkli bir elbise vardı. Beline bir kemer takmış, aynı renkte topuklu ayakkabılar ve birkaç altın takıyla kıyafetini tamamlamıştı. Juliet te, normalde pek de hoşuna gitmeyecek bir Audrey Hepburn havası vardı. Aslında daha göz alıcı ve havalı kadınlardan hoşlanırdı o. Cinsel cazibesinin farkında olan ve bunu kullanmaktan çekinmeyen kadınlar hoşuna giderdi. Öyle kadınlar kısa ama ateşli ilişkilere hayır demezlerdi. Ancak Juliet Zaccaro hiç de öyle bir kadın değildi. Öyleyse neden zihnini bu kadar meşgul ediyordu? Juliet ofisine ilk geldiğinde ona yardım etmeyi kabul etmişti, oysa kız kardeşi Lily için tamamen zıddı bir konu üzerinde çalışıyordu. O zamandan beri de Juliet i aklından çıkaramıyordu. Aslında kız kardeşiyle ilgili durumdan dolayı onunla temasa geçmekten kaçınması gerekiyordu ama ona aktaracak yeni bilgileri olmasa bile Juliet i sık sık davayla ilgili olarak arıyordu. Bazen hiç ihtiyaç olmamasına rağmen, genellikle ofisinde buluşuyorlardı, bazen buluşmayı Juliet in de istediği oluyordu. İşte gelmesi için belli bir sebep olmamasına rağmen, haber vermeden çıkagelmişti Juliet. En başta Reid e kayıp kız kardeşini bulması için gelmişti ama kayıp kız kardeş Lily, Los Angeles tan dönünce bu davanın anlamı kalmamıştı. Reid hâlâ Lily nin davası üzerinde çalışıyordu. Rakip hazır giyim firmasından birisinin kendi tasarımlarını çaldığını iddia ediyordu Lily. Yine de Juliet, Zaccaro Giyim in ortaklarından biri olmasına rağmen Reid in onunla doğrudan görüşmesi için bir sebep yoktu. Ancak onu görebildiği için mutluydu. Uzun ve yorucu bir gün geçirmiş olmasına rağmen kalbi heyecanla çarpmaya başlamıştı. Çocukken sürpriz

5 yumurtadan istediği oyuncak çıktığında hissettiği sevince benzer bir sevinçti hissettiği. Boğazını temizleyerek Juliet e oturması için bir koltuk gösterip yerine oturdu. Hoş geldiniz Bayan Zaccaro. Sizi yeniden görmek çok güzel ama hâlâ konuşmamız gereken işler olduğunu bilmiyordum doğrusu. Reid, onu zihninden hep Juliet diye geçirse de, aralarındaki iş ilişkisi mesafesini koruyabilmek için Bayan Zaccaro diyordu. Böy-lece bir yerde kendisine de onun sadece bir müşterisi olduğunu sürekli olarak hatırlatmış oluyordu. Juliet hafifçe gülümseyerek burnunu çekti. Reid ancak o zaman genç kadının gözlerindeki kızarıklığı fark etti. Endişeyle Juliet e baktı. Bir sorun mu vardı acaba? Bir yandan bu duruma çok caııı sıkılmıştı, onunla birlikte biraz daha vakit geçirebilmek için illa kötü bir şey mi olması gerekme-liydi. Öte yandan merak içindeydi. Juliet, Uğrayıp, benim davam üzerindeki çalışmanız için size çek bırakmak istedim, dedi. Reid onun için bir şey yapmamıştı ki! En fazla, bölük pörçük bilgiler verip en az bir ay kadar oyalamıştı. Çünkü o sırada, kız kardeşinin davası üzerinde çalışıyordu ve onun bilgilerini korumak zorundaydı. Bu yüzden herhangi bir ödemeyi hak etmemişti. Bana borcunuz falan yok, diye kestirip attı. Aslında onun Juliet e avansını geri vermesi gerekiyordu. Elbette var. Juliet kesin bir ifadeyle konuşmuştu. Sizi bir iş için tuttum ve siz de işinizi yaptınız. Hem de elinizden geldiğince. Size yalan söyleyerek vaktinizi çaldım. Reid bunu kendisinden nefret ederek söylemişti. Çünkü aynı zamanda Lily için çalışıyor, onun şirketimizi kurtarmasına yardım ediyordunuz. Onu anyor gibi görünmeseydiniz, herhalde kendim aramaya başlayacaktım. Onun nerede olduğuna dair en ufak bir fikrim olmadığı için de muhtemelen bir süre sonra, onun başına gelmiş olduğunu kurduğum belalardan çok daha beterleriyle karşılaşacaktım. Özellikle içinde bulunduğunuz koşullar ve seçenekleriniz düşünüldüğünde davranışınız çok asilceydi. Reid belli belirsiz, kaba bir ses çıkardı. Juliet in durumu böyle özetleyip onu neredeyse kahraman ilan etmesi kendisini iyice sefil hissetmesine neden oluyordu. Juliet ona aldırmadan devam etti. Üstelik bize yardımcı olmaya devam ediyorsunuz. Bu da bizim sizin becerilerinize olan güvenimizi gösteriyor olmalı. Ancak bu becerilerin hiç de ucuz olmadığını daha size ilk geldiğimde de biliyordum.

6 Juliet ufak el çantasını açıp içinden çıkardığı çeki masanın üstünden Reid'e uzattı. Reid onunla tartışmanın anlamsız olduğunu biliyordu ama çeki alıp yırtmak da kabalık gibi geldiğinden, bozdurmak gibi bir niyeti asla olmamasına rağmen lanet çeki aldı. İşte morlukları o zaman fark etti. Juliet in kolunun iç tarafında birkaç tane ufak morluk vardı. Reid in yerinde başka birisi olsaydı bunların üstünde hiç dur-mayabilirdi bile, insanlar kollarını bir yerlere çarpıp nereye çarptığını bile hatırlamayabilirdi ne de olsa. Ancak Reid otuz dokuz yıllık hayatında bu morluklardan çok görmüştü; ancak bir insanın bir insana yapabileceği türden morluklardı bunlar. Aile içi şiddet, bir sokak kavgası ya da kendini savunma alıştırması da olabilirdi. Kolumu dolaba çarptım cümlesiyle, birisi beni kolumdan sıkıca tuttu cümlesi arasında çok fark vardı. Birisinin öfkeyle Juliet in kolunu sıktığım düşününce dişlerini sıktı. Bir başkasının onun kolunu tutması fikri zaten hoşuna gitmiyordu ama bu izler başkaydı. Aslında Juliet in kolunu tutup izlere yakından bakmak istiyordu ama bu çok kötü bir fikirdi. Bu şekilde örselenmiş bir insanın en son isteyeceği şey bir başka adamın kendisine dokunması olurdu. Reid bu yüzden bir şey yapmadan geri çekildi. Bu sırada bir sonraki hareketi üzerinde düşünüyordu. Teşekkür ederim, diye mırıldanarak çeki kenara koyduktan sonra ellerini birleştirdi. Eğer ellerini bu şekilde sabitlemezse eninde sonunda Juliet e dokunacağından korkuyordu. İzninizle size bir şey sormak istiyorum Bayan Zaccaro. İçinde fırtınalar koparken bu kadar sakin konuşabilmesine kendisi bile hayret etmişti. Elbette. Bu arada bana Juliet deyin lütfen. Reid öyle bir şey yapmadı, öğrenmek istediği şeyi sordu. Kollarınızı kim o hale getirdi? Reid insanların yüz ifadelerini çok iyi okur, vücut dilinden anlardı. Juliet in tepkisi, neon ışık kadar belirgindi. Donakalmış, gözleri kocaman açılırken nefesini tutmuştu. Bir dakika kadar süren derin bir sessizlikten sonra Juliet, Neden söz ettiğinizi anlayamadım, dedi. Reid bakışlarını bir an kaçırmamıştı. Anladığınıza eminim. Şu parmak izlerinden söz ediyorum. Reid, Juliet in vücuduna sımsıkı yapıştırdığı kollarını gösteriyordu. Birisi kollarınızı morartacak kadar sıkmış. İzlerin büyüklüğü, bu kişinin erkek olduğunu düşündürüyor bana. Nişanlınız olabilir mi? Bu kelimeyi söylemek bile ağırına gitmişti Reid in.

7 Spor salonunda Krav Mağa dersleri almıyor ya da atölyede kalan son kırmızı parça kumaş için kız kardeşlerinizle dövüşmediyse-niz birisinin sizi darp ettiğine iddiaya girebilirim. Juliet in gözlerinin dolduğunu görünce Reid, bunu ona yapanı cezalandırmak için çok güçlü bir istek duydu içinde. Yumruklarını sıkmış, sükûnetini korumaya çalışıyordu. Kalkıp ona sarılmamak için kendisini tutması gerekiyordu. Derin bir nefes alıp yirmiye kadar saydı, sonra tekrar bire kadar indi. Neler olduğunu anlat bana Juliet, lütfen... Her şeyi başlatanın bu lütfen olduğundan emindi Reid. Juliet derin bir iç geçirdikten sonra gözyaşlarına boğulmuştu. Paul yaptı, diye itiraf etti. Neden böyle davrandığını bilmiyorum. Aslında hep kibar ve incedir ama düğün yaklaştıkça giderek tahammülsiizleşiyor sanırım. En ufak şeyler bile onu sinirlendirebi-liyor. İleride ne yapacağımız; nerede yaşayıp çalışacağımız konusunda tartıştığımızda da çok öfkeleniyor. Neden? Juliet burnunu çekti, oturuşunu düzeltti. Yüzüne biraz renk gelir gibi olmuştu. Hayatımın burada, New York ta olduğunu biliyor ama evlendikten sonra Connecticut a yerleşmemizi istiyor Paul. Çok fazla seyahat etmek zorunda kalmadan kız kardeşlerime ve işimize yakın olmak benim için çok önemli. Başlangıçta bunu o da kabul ediyordu, en azından ben öyle anlamıştım. Hatta ben buraya tamamen yerleşip, Zaccaro Giyim başarı kazandıktan sonra evlenme teklifinde bulunmuştu bana. Benimle gurur duyduğunu, çanta tasarımlarımın başarıya ulaşmasını çok istediğini söylemişti. Hem o avukat olduğu için her yerde çalışabilir. Onun New York ta bir hukuk bürosunda iş bulup buraya taşınacağını düşünmüştüm. Juliet bir an durup dalgın dalgın etrafına bakındı. Derken, şu anda çalışmakta olduğu bürodan ortaklık teklifi alınca her şey değişti. Benim hâlâ karısı olmamı istiyor ama sadece bir avukatın eşi olarak yaşamam gerektiğini düşünüyor. Onunla birlikte Connecticut a yerleşmemi, Zaccaro Giyim de çalışmayı bırakarak, onun kariyerinde yükselmesini sağlayacak şekilde davranmamı, yemek davetleri vermemi bekliyor... Nasıl da tipik bir tavırdı. Reid bu adamla tanışmamıştı ama ne kadar bencil olduğunu görebiliyordu. Cevabı umutla bekliyormuş gibi görünmemeye çalışarak, Neden ayrılmıyorsun peki? diye sordu. Juliet in omuzları hafifçe çöktü, bakışları çantasına yöneldi. Bunun geçici bir dönem olduğunu düşünüyorum. Terfi ettiği için strese girmiş olabilir. Ya da düğün hazırlıkları onu sıkmıştır. Juliet başını kaldırıp mavi gözleriyle Reid e baktı. Daha önce hiç böyle değildi. Onu yıllardır tanıyorum. Çıkmaya başlamamızdan önce bile çok

8 anlayışlı ve ince biriydi. Ya gerçekten zor bir dönemden geçiyorsa ya da anlayamayacağım şeyler yaşıyorsa? Bunlar bir insanı darp etmek için mazeret olamaz, dedi Reid hemen. Ne kadar öfkelendiği ya da nasıl zorluklar yaşamakta olduğu umurumda bile değil. Juliet başını iki yana salladı. Paul canımı yakmak istememişti. Kavga ediyorduk, birden tartışma iyice alevlendi. Ne yaptığını fark ettiği anda durdu zaten. Bir daha olmayacağından eminim. Şiddet görmüş kadınlar hep böyle şeyler söylerlerdi. Bunun devamında da korkunç bir hayat ve kimi zaman ölüm olurdu genellikle. Ancak, müstakbel kocasına âşık bir kadına asla anlatılamazdı bu. Bunu bilemezsin, dedi Reid. Eğer bir kez olduysa yinelenme ihtimali var demektir. Onunla konuşmamı ister misin? Bir daha Juliet e ya da başka bir kadına bunu yapamasın diye kafasını ya da kolunu kırmasını? Hayır, dedi Juliet hemen. Olmaz. Bunu yapmam istemiyorum. Bu bir hataydı, o kadar. Düğün yaklaştıkça üzerimizdeki baskı artıyor, aile çevremizde de herkes gergin ve sinirli. Geçecektir. Juliet söylediklerine kendisi de inanmak istiyormuş gibi başını salladı. Reid ona katılmıyordu ama tartışmasının anlamı yoktu. En iyisi ona destek olma teklifinde bulunmaktı. Juliet e, ihtiyaç duyduğu anda yanında olacağını söyleyecekti. Reid, konuşmalarından Juliet in nişanlısının çift karakterli olduğunu çıkartabilecek kadar işinde iyiydi. Zaten Juliet de kız kardeşlerine bile anlatmadığı hikâyeyi ona anlatarak ona güvendiğini belli etmişti. Ancak Reid in yetkinliği sadece işinin psikoloji kısmıyla sınırlı değildi. Yakın dövüş ve silahlar konusunda da çok iyi eğitim almıştı. Juliet in kolundaki morluklara tekrar gözü takıldığında hepsinin hesabını teker teker sormakta hiç zorluk çekmeyeceğini düşündü. Buradan nereye gidiyorsun? diye sordu Juliet e. Juliet bir an irkildi. Eve. Reid gözlerini kıstı. Nişanlın da orada olacak mı? Juliet ona şaşkınlıkla baktı. Hayır. Paul Connecticut a gidiyor bugün. Bak ne diyeceğim. Sadece güvenlik açısından, seni eve ben bırakayım. Reid cevabı beklemeden ayağa kalkmıştı bile. Hayır, buna hiç gerek yok! Juliet de ayağa kalkmıştı. Reid masanın etrafını dolaşarak Juliet i dirseğinden kibarca ama kesin bir şekilde tuttu. Lütfen. Kendimi daha iyi hissedeceğim. Juliet bir an düşündükten sonra başını sallayarak kabul etti. Odadan birlikte çıktılar. Reid kapıyı kilitledikten sonra, sekreterine, Paula, birkaç saat yokum, idare eder misin lütfen? dedi. Bayan Zaccaro yu evine bırakacağım. Paula bunu tuhaf bulduysa da belli etmedi. Peki efendim.

9 Reid bir elini Juliet in sırtına koyarak onu asansöre yönlendirdi. Aşağı inerlerken ikisi de konuşmadı. Arabayla mı gelmiştin? diye sordu Reid lobiden geçerlerken. Taksiyle gelim. Reid bu kez otoparka yönlendirdi onu. Benimkini alırız. Bu sırada saate baktığında neredeyse öğle olduğunu gördü. Belki bir taşla iki kuş vurabilirdi. Beyaz Mercedes Benz SLR McLaren otomobiline yaklaştıklarında, Bir şeyler atıştıralım mı, ne dersin? diye sordu. Kapıyı açarken, Ben ısmarlıyorum, diye ekledi. Juliet en son ne zaman atıştırmalık Çin yemeği yediğini hatırlamıyordu. Oysa bir zamanlar kız kardeşleriyle en çok yedikleri şeydi. Zaccaro Giyim i yoktan var etmeye çalıştıkları zamanlardı, yokluk içindeydiler. Üç kız kardeş tasarımlarını bir araya getirerek bir marka yaratmışlardı. Lily kıyafet, Zoe ayakkabı ve Juliet çanta tasarımlarını üstlenmişti. Bütün gece tasarımları üzerine çalışıyorlar, gündüzleri evden çıkmayıp pijamalarıyla dolaşıyorlar, hep dışarıdan yemek söyledikleri için çok kötü besleniyorlardı. Juliet in hayatının en eğlenceli zamanlarıydı. Zaccaro Giyim hâlâ dünya çapında bir marka olamamıştı ama yine de fena durumda değildi. İş yükünün artması sorumluluklarının artması anlamına gelmişti. Üç kafadarlar olarak çalıştıkça kendilerine daha az zaman ayırabiliyorlardı. Şimdiyse üçü de kendi yolunda ilerliyor, kendi tasarım toplantılarını yapıp notlarını alıyorlardı. Özel hayatları da birbirinden çok ayrıydı artık. Lily yle Nigel, Nigel in aile şirketinin Amerika merkezinin bulunduğu Los Angeles le New York arasında mekik dokuyordu. Lily, Nigel in ailesiyle tanışmak için İngiltere ye gitmeyi bile düşünüyordu. Juliet, kendi düğününü sanki yüzlerce yıldır planlıyormuş gibiydi. Hazırlıklar o kadar uzun sürmüştü ki, bazı çiftlerin neden kaçarak evlendiklerini anlamaya başlamıştı. Sürekli Connecticut a gidip gelmişler, annesiyle müstakbel kayınvalidesinin bitmek bilmeyen tavsiyelerine boğulur ve burnunu gelin dergilerinden kaldıramazken kız kardeşlerinin onu hâlâ reddetmemesine şaşırıyordu. Zoe ise apayrıydı... Zaccaro Giyim için çalışmaya bayılıyordu. Muhteşem, seksi ayakkabılar tasarlıyordu. Ayakkabıların kimileri giyilemeyecek gibi duruyordu ama satın alanlar da enteresan tiplerdi zaten. Gece kulüplerinden çıkmayan Zoe, çılgın tasarımcı imajını daha da sağlamlaştırıyordu. Yani, Zaccaro kardeşler teknik olarak hâlâ aynı daireyi paylaşıyor olsalar da çevredeki lokantaların sipariş menüleri mutfak çekmecelerine tıkılıp unutulmuş durumdaydı.

10 Reid onu yemeğe davet edince canı Çin yemeği çekmişti birdenbire. Sonra çok da düşünmeden, Reid e yemeklerini paket yaptırıp, kendi dairesine gitmelerini teklif etmişti. Reid in buna çok şaşırdığı belliydi. Yine de omuzunu silkip yol üzerinde iyi bir yer bilip bilmediğini sormuştu. Hem bu rahatlığı, hem de lokantaya vardıklarında ona arabada kalmasını söyleyip siparişleri almaya içeri girmesi Juliet in hoşuna gitmişti. Böylece dağılan makyajını toparlamaya şansı olmuştu. Yine de her an ağlamaya başlayabilirmiş gibi hissediyordu kendisini. Reid in karşısında ağlamasına inanamıyordu. Paul un yaptıklarını kız kardeşlerine bile anlatmadığı halde Reid e her şeyi anlatı-vermişti. Zor bir gün geçirdiği için böyle davranmış olmalıydı. Öte yandan, tuhaf bir şekilde Reid in yanında kendisini güvende hissediyordu. Onunkine benzer milyonlarca hikâye dinlemiş olmalıydı Reid. Belki de daha önce Lily nin davasını üstlendiği için böyle bir yakınlık gösteriyordu. Juliet onun müşterilerinin davaları konusunda ketum davranmak zoaında olduğunu, kız kardeşleriyle onu çok zorladıklarını biliyordu. Reid McCormack te en başından beri ona güvenebileceğini hissettiren bir şey vardı. En kör insan bile onun özünü görebilirdi. Reid bu güven duygusunu bir kıyafet gibi üstünde taşıyordu. Oysa Paul un bu özelliği giderek azalıyordu. Reid elinde koca bir torbayla geldiğinde Juliet makyajını tazelemeyi başarmıştı. Sessiz sayılabilecek bir yolculukla eve vardılar. Juliet kapıyı açarak Reid i içeri aldı. O salonda bir kanepeye otururken kendisi de mutfağa yöneldi. Çatal bıçakları ayarlarken, Ne içmek istersin? diye sordu. Sana şarap ikram ederdim ama belki işteyken içmezsin. Reid eğilmiş, paketi hafifçe kokluyordu. Bir kadeh şarap içebilirim. Ayrıca ben mesai başında bir polis değilim. Eğer çok içecek olursam ofise taksiyle dönebilirim. Yani şaraba evet diyorsun, öyle mi? Evet. Kırmızı mı beyaz mı? Sence Çin yemeğine hangisi iyi gider? Juliet zaten açılmış olan bir kırınızı şaraptan iki kadeh doldurdu. Reid in yanında, sehpayı önüne alacak şekilde yere oturdu. Uzunca bir süre konuşmadan yemeklerini yediler. Juliet ne diyeceğini bilemiyordu aslında ama uzun süredir yemediği için özlediği bu yemek çok hoşuna gitmişti. Çok acıkmış gibisin, dedi Reid. Onun tabağı da neredeyse boşalmış olduğu için Juliet bu sözlerden alınmadı.

11 Evet. Bugünlerde çok meşgulüm, düzensiz besleniyorum. Düğün hazırlıkları ve Paul la yaşadıkları yüzünden çoğu zaman yemek yemeyi bile unuttuğu oluyordu aslında. Lily ve Zoe yle sabahladığımız zamanlarda hep Çin yemeği sipariş ederdik. Bu kadar özlediğimin farkında değildim. Bu yemeğin çok sağlıklı olduğunu söyleyemem ama arada sırada olabilir herhalde. Kesinlikle, dedi Juliet. Teşekkür ederim. Reid omuzunu silkti. Çin yemeği alıp buraya gelmemizi öneren şendin. Hem sen biraz mola verebilirsin gibi gelmişti hem de ben seni eve bırakıp ofise döndükten sonra tekrar yemeğe çıkacağımı söylemeyeyim dedim. Juliet gülümsedi. Reid nezaket gösteriyordu. Yoksa McCormack Araştırma nın sahibi olarak ofisine istediği zaman gidip gelebilirdi. Milyon dolarlık çok büyük bir kuruluş olan McCormack, Reid olmadan da bir iki hafta idare edebilirdi, değil bir iki saat... Reid, onun güvende olduğundan emin olmak için evine kadar getirmeyi teklif etmişti. Onun, ofiste anlattıklarından hemen sonra nişanlısının yanına dönmesini istememişti. Yani aslında onun sadece fiziksel güvenliğini düşünmemiş, duygusal açıdan da iyi olmasını önemsemişti. Böylece eve kapanıp tek başına yemek yemekten de kurtarmıştı onu. Elbette Reid bunların hiçbirini söylememişti ama olmasını sağlamıştı. Juliet bir kez daha, neden Reid i Paul dan önce tanımadığına hayıflandı. Paul u, daha New York a taşınmadan çok önce, üniversitedeyken tanıdığı için bu çok normaldi. Giderek Reid i, Paul dan daha fazla düşündüğünü fark etmişti. Birlikte olduklarında Paul dan uzak durmaya başlamıştı çünkü aklında hep Reid in yüzü ya da sesi oluyordu. Paul ona elini uzattığında artık gerilip kalıyordu, ona yumuşak mı yoksa sert mi dokunacağından emin olamıyordu çünkü. Reid le o güne kadar sadece tokalaşmışlar ya da Reid bir iki kere sırtına dokunmuştu ama bu temasları hatırlamak bile içini titretiyordu. Juliet, Reid in ona daha fazla dokunmasının nasıl olacağını hayal etmeye başlamıştı. Güçlükle yutkunarak şarap kadehini kaldırdı. Nefes alış verişinin normale dönmesi için zaman kazanmaya çalışıyordu. O, nişanlı bir kadındı. Başka bir adamla oturup onunla ilgili hayaller kurması yanlıştı. Nişanlısının aşağılık bir adam olduğu anlaşılmış olsa bile... Ama hem Paul un ne olduğu anlaşılmış, hem de Connecticut a dönmüştü. Yani, Juliet in hoş bir adamla hoş bir yemek yediğini bilmesi gerekmiyordu. Hayır, bunda bir kötülük yoktu. Juliet uzun zamandır kendisini böyle iyi hissetmediği için tadını çıkaracaktı. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Günümüz

12 Reid McCormack, Cumartesi günü ofisinde çalışıyordu ve bu durumdan şikâyetçi değildi. Her şeyden önce etraf sessizdi. Manhattan ın göbeğindeki gökdelenlerden birinde beş kata yayılmış olan araştırma şirketi her zaman çok kalabalık ve gürültülü olurdu. Telefonlar, fakslar susmaz, insanların uğultusu hiç dinmezdi. Bazen hafta sonları bile kalabalık olurdu ama neyse ki bu hafta sonu Reid in şansına etrafta kimse yoktu. Etraf bir mezar kadar sessizdi, Reid nefes aldığını duyabiliyordu. Ne yazık ki... En azından onu bir süre meşgul edecek dosya işleri vardı. Birkaç rapor yazması, takip etmesi gereken birkaç iş vardı. Ayrıca iş başvurularını değerlendirmesi gerekiyordu. Kimileri bir süredir ertelediği, kimileri de çok fazla zaman alacak işlerdi bunların. Her durumda, bugününü geçirmesini ve sessiz evine mümkün olduğunca geç gitmesini sağlayacaklardı. Daha da önemlisi, bu işler üzerinde çalışırken zihnini çaresizce düşünmeme-ye çalıştığı şeyden uzak tutmuş olacaktı. Homurdanarak bir dosyayı kapatıp kenara koydu. Evinden nefret etmiyordu, hatta çok sevdiği zamanlar bile olmuştu. Neredeyse enkaz halindeyken aldığı evi tepeden tırnağa yenilemiş, semtteki diğer şık evlerle aynı duruma getirmişti. Daha sonra oraya Juliet i götürmüştü. İkisinin gizli buluşma yeri olmuştu burası. Orada dünyadan uzaklaşabiliyorlardı. Şimdiyse, yatağında onu özlemediği bir an olmuyordu. Mutfağa her gidişinde onu kadehine şarap koyarken ya da üzüm yerken görüyordu sanki. Juliet in anıları duvarlarda yankılanıyordu. Parfümü evin havasına sinmişti. Bir zamanlar çok sevdiği evi şimdi ona, tam o saatlerde başka bir adamla evlenmek üzere olan kadını hatırlatıyordu sadece. Elindeki kurşun kalem kırıldı. Kalemi elinde tuttuğunun farkında bile değildi. Montblanc dolmakalemlerinden birisi de olabilirdi kırılan, kurşun kalemle atlattığına sevindi. Derin bir nefes aldı. Juliet in kararı hoşuna gitmeyebilirdi ama karar onundu. Onun kararı, onun hatasıydı. Reid, ilişkilerini bitirip kendini yeniden işine vereli epey zaman olmuştu. McCormack Araştırma yı, özellikle de bir kadın yüzünden dikkati dağıldığı için heba etmek üzere kurmamıştı. Bu kadın ne kadar güzel, sevimli ve akıllı olursa olsun. Ofise adımını attığından beri dört ya da beşinci seferdir telefon çalıyordu. Üstelik direkt hattı aranıyordu. Cumartesi günü kim arardı ki bu numaradan? Hiddetle ahizeyi kaldırdı. Ne var? Bir anlık bir sessizlikten sonra kalın bir erkek sesi duyuldu. Bay McCormack. Ben danışmadan Glenn. Reid, danışmada duran elemanını hatırlamıştı. Affedersin Glenn, sana nasıl yardımcı olabilirim?

13 Burada sizi görmek için ısrar eden iki genç kadın var. Bugün burada olmadığınızı söyledim ama sanırım bana inanmadılar. Kimmiş onlar? Lily ve Zoe Zaccaro. Sabahtan beri sizi aradıklarını ama ulaşamadıklarını söylüyorlar. Reid içini çekerek burnunun üstünü kaşıdı. Telefonun neden bir türlü susmadığı anlaşılıyordu. Ancak bu iki sarışın felaketi çekebilecek durumda değildi o gün. Tamam, belki felaket lafı biraz ağır kaçmış olabilirdi. Reid, en küçük kardeş Zoe yle tanışmamıştı ama hakkında duyduğu hikâyeler onun içlerinde en çılgını olduğunu gösteriyordu. Öte yandan onu Zaccaro üçlüsünün çılgın dünyasına sürükleyen Lily olmuştu. Lily nin hırsızlık ve kurumsal ispiyonla başlayıp ortadan kaybolmayla süren macerası, sonunda Reid in, Juliet le tanışmasına vesile olmuştu. Eğer Lily ofisine hiç girmemiş olsaydı Reid o gün daha mutlu bir adam olacağından emindi. Lily ona gerçek bir yılan hikâyesine dönen bir dava getirmekle kalmamış, Reid in kişisel felaketine giden yolu da açmıştı. Reid elbette bunlar yerine Glenn e, Hanımları yukarı gönder, dedi. Kız kardeşler yukarı çıkana kadar da sinirlerini yatıştırmaya çalıştı. Kapı açılıp Zaccaro kardeşler içeri daldığında Reid en profesyonel pozunu takınmış durumdaydı. Öte yandan iki kadın, sarı saçları ve ağlamaktan allak bullak olmuş yüzleriyle tam anlamıyla berbat durumdaydılar. Nihayet Reid c ulaştıkları için rahatladıklarını belirten sesler çıkararak, Reid in masasının önündeki misafir koltuklarına çöktüler. Şükürler olsun, diye içini çekti Lily. Zoe da aynı anda, Tam zamanında, diye mırıldandı. Reid şaşırmasına rağmen yüzünden bir şey belli olmuyordu. Hanımlar? diye selamladı kadınları. Hafta sonuydu! Lily nin sürmekte olan tasarım hırsızlığı davasında hemen görüşmelerini gerektirecek bir gelişme yoktu. Reid ayrıca bunu sık sık yapabileceklerini düşünmelerini istemiyordu. Hem, üzerlerindeki süslü kıyafetler nedime kıyafeti değil miydi? Bugün kardeşlerinin düğününde olmaları gerekmiyor muydu bu kadınların? Çok alışılmadık bir durum bu. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı? diye sordu Reid. İmdat! diye bağırdı iki kadın birden. Reid onların ikiz olmadığını biliyordu ama ancak ikiz olsalar bu kadar aynı hareket edebilirlerdi herhalde. Lily, Bize yardım etmek zorundasın, dedi. Hafta sonu olduğunu biliyorum. Bizden bıkmış olabileceğini de biliyorum. Nasıl da biliyordu böyle!

14 Ama başka ne yapabileceğimizi bilemedik. Ne hakkında? Ortadan kayboldu! Zoe ydi konuşan, gözyaşlarıyla dolu gözleri kocaman açılmıştı. Reid in gözleriyse tam tersine, iyice kısıldı. Ensesinde bir ürperti hissediyordu. Kim? Juliet, dedi Lily. Sesi biraz daha sakin çıkmaya başlamıştı. Ailelerinin meseleleriyle daha önce de uğraşmış bir öze! dedektifle konuşmanın sağladığı bir rahatlıktı bu. Reid, Juliet in kız kardeşlerinin ilişkilerinden ne kadar haberdar olduğunu bilmiyordu. Juliet onlara açılmış mıydı acaba? Lily, Juliet kilisede ortadan kayboldu, diye devam etti. Kendi düğününde... Ne olduğunu bilmiyoruz. Gelinliğini giymişti, saçı ve makyajı tamamdı. Kapısını çaldım, her şeyin hazır olduğunu haber verdim. Sonra bir anda... Qrtadan kayboldu. Biz kilisede onun gelmesini bekliyorduk. Uzun süre bekledik ama gelmedi. Lily kabarık sarı eteğinin kıvrımlarını düzeltti. Bunun üzerine ona bakmaya gittim ama ortada yoktu. Lily gözlerinden yaşlar süzülerek Reid e baktı. Geride ne bir not vardı, ne de ona ne olduğuna dair bir ipucu... Reid in midesi kasılmıştı. Kaçtığını mı düşünüyorsunuz? Bunu umut etmeye kalkmıyordu. Kendisi bu yola daha önce girmiş ve derin bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Ancak Juliet kendi kaçmadıysa diğer seçenekler çok ürkütücü olabilirdi. Bilmiyoruz, dedi Lily. Ya nişanlısı? O alçağın adını telaffuz edemeyecekti. Eğer Juliet e bir şey yaptıysa hiç kimse onu elinden alamazdı. Zoe şaşırarak ona baktı. Ona ne olmuş? O da mı kayboldu? İki kadın başlarını iki yana salladılar. Hayır. Paul hâlâ kilisede, dedi Lily. Belki de oteline dönmüştür şimdiye, bilemiyorum. Reid biraz olsun rahatlamıştı. Öyleyse birlikte kaçmadılar, dedi emin olmak için. Belki kaçarak evlenmeye karar vermişlerdir, Juliet de çantasını almak için eve gitmiştir. Zoe yüzünü buruşturdu. Kesinlikle hayır. Düğün töreni organizasyonuna onca para harcadıktan sonra mı? Hem bizim hem de Paul un ailesi ikisini de öldürürdü. Zoe doğru söylüyor, dedi Lily. Eğer böyle bir şey yapacak olsalar haftalar önce yaparlardı. Reid de başını sallayarak onlara katıldığını belirtti. Sizce kaçırılmış olabilir mi?

15 Aman Tanrım! Zoe inledi. Lily, gözlerinden yaşlar boşanmasına rağmen, Öyle bir şey olmadığını umuyoruz, dedi. Küçük kardeşine göre daha kontrollü görünüyordu. Hiçbir şey duyup görmedik, ayrıca etrafta bir boğuşma izi yoktu. En azından bizim anlayabildiğimiz kadarıyla. Ters dönmüş bir eşya falan? Ya da gelinliğinden bir yere takılıp yırtılmış bir parça? Zoe elleriyle yüzünü kapattı. Reid bunların çok ağır sorular olduğunu biliyordu ama eğer onlara yardım etmesini istiyorsa bu sorulara cevap vermek zorundaydılar. Hayır, öyle bir şey yoktu, dedi Lily. Kendi iradesiyle gittiğini varsayarsak, nereye gidebileceği konusunda bir fikriniz var mı? Hayır, yok. Bir kadın neden düğün gününde kaçsın ki? Üstelik her şey hazırken ve herkes onu kilisede beklerken? Reid sebebi tahmin edebiliyordu ama şimdi elindeki işe odak-lanmalıydı. Normalde aileye, polise gidip kayıp başvurusunda bulunmalarını tavsiye ederdi. Ancak bu vakada Juliet Zaccaro nun peşine kendisinin takılmasının daha iyi olacağını düşünüyordu. Onu bulmamı istiyorsunuz diye anlıyorum. Zoe ellerini yüzünden çekip ona kötü kötü baktı. Herhalde! Niye buraya gelelim yoksa? Reid ona aldırmadı, aynı tonda karşılık verdi. Bu sefer gerçek, değil mi? Geçen defa da Juliet seni bulmamı istemişti, hatırlarsın. Reid bir kaşını kaldırmış, kıpkırmızı kesilen Lily ye bakıyordu. Lily, Evet, dedi. Juliet gerçekten kayıp ve onu bulmanı istiyoruz. Lütfen. Bana daha fazla bilgi venneniz gerek. Dairenizin ve Juliet in eşyalarının araştırılması, banka hesapları, telefon ve elbette bilgisayarlar... Elbette. Onu bulabilmen için her şeyi yaparız. Reid, Zaccaro klanıyla daha fazla uğraşmayı ya da başka bir adamı tercih etmiş bir kadının peşinden koşmayı hiç istemiyordu ama iki kardeşin ricalarını geri çeviremeyecekti. Juliet in nerede olduğunu ya da tam yemin edecekken neden ortadan kaybolduğunu bilmiyordu ama onun iyi olduğunu öğrenene kadar içi rahat etmeyecekti. Juliet, düğmesiz hırkasına iyice sarınarak, ailesine ait kulübeye giden yokuşu tırmanmaya başladı. Vermont Gölü kıyısındaki kulübeye uzun süredir gelen kimse olmadığı için patika neredeyse kaybolmaya yüz tutmuştu. Kayık hâlâ korunaklı yerindeydi ve kulübe toz toprak içindeydi. Juliet burasının kısa bir süre için de olsa harika bir saklanma yeri olduğunu düşünüyordu. Aslında sonsuza kadar saklanmayı istiyordu ama burada en fazla bir hafta kalabileceğini kestirebiliyordu. Geleli daha iki gün olmuştu.

16 Bu kadar süre kaçması bile büyük bir korkaklık göstergesiydi. Kilisede onu bekleyen ailesinin yanına gidip onlarla konuşması gerekirdi. Paul un kafasında bittiği sırada da onlarla konuşması gerekirdi. Sonra Paul a gidip fikrini değiştirdiğini söylemeliydi. Paul un ve ailesinin beklentileri ne olacaktı? Başkalarının ne düşündüğüne aldırmamak, bu şekilde kaçmamalıydı. Yine de kararından hiç pişman değildi. O kiliseyi, gelinliği düşününce bile nefes alamayacak gibi oluyordu. Hele hele mihraba yürüme kısmını aşması mümkün değildi. Daha sıraların arasında ilerlerken düşüp bayılacağından emindi Juliet. Ya da misafirlerden birinin üstüne kusabilirdi. Kesin olan tek şey, döndüğünde herkese açıklama yapması gerekeceğiydi. Cep telefonu şimdiden sesli mesajlarla dolmuştu. Daha kiliseden çıkar çıkmaz aranmaya başlamıştı. Kız kardeşleri onun kayıp olduğunu anlar anlamaz telefonlarına sarılmışlardı. Ailesini çok endişelendirdiğini bilmesine ve telefonu hiç susmamasına rağmen hiçbirine bakmamış, mesajlarını dinlememişti. Yola çıkıp Manhattan dan uzaklaşana kadar telefonunu kapatmamıştı bile. Kiliseden çıktıktan sonra gelinliğiyle, etraftakilerin bakışlarına aldırmadan doğruca kız kardeşleriyle kaldığı daireye gitmiş, üstünü değiştirmiş, yanma telefonla biraz para almıştı. Nereye gideceğini, ne kadar kalacağını bilmiyordu ama o gelinlikle biraz daha ortalıkta dolaşırsa yaşlanacağından emindi. Sonra aklına göl evi gelmişti, orada hem yiyecek hem de kıyafet sıkıntısı olmazdı. Burada telefon bağlantısı çok zayıf olduğu için cep telefonunu kapalı tuttuğu sürece ona kimse ulaşamazdı. Burada sadece birkaç gün kalıp kafasını toplamak istiyordu. Tepeyi tırmanıp kulübenin önündeki açıklığa vardığında soluk soluğa kalmıştı. Burası güneş aldığı için daha aydınlık ve sıcaktı. Juliet elini gözüne siper yaparak kulübeye doğru baktı. Kulübenin yanında, kendi gümüş mavisi BMW sinin yanında duran yeşil Range Rover ı görünce şaşırdı. Kim olabilirdi bu? Birisi onu takip mi etmişti, yoksa tamamen yabancı biri miydi? Burası pek de yol üstü sayılmazdı, kötü niyetli birileri de olabilirdi. Kafasından onlarca kötü senaryo geçerken kararsız kalmıştı. Merakını yenmek için gidip bakmalı mıydı, yoksa arkasına bakmadan oradan kaçıp yardım mı istemeliydi? Daha karar veremeden verandadaki ayak seslerini duydu. Dönüp o tarafa bakınca Reid McCormackTe göz göze geldi. Selam kaçak gelin. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

17 REID doğru olmadığını biliyordu ama yine de Juliet in yüzündeki dehşet ifadesi hoşuna gitmişti. Ne buraya gelmek, ne başkasıyla evlenmeye hazır olan Juliet i yeniden görmek istemişti. Aralarında geçen onca şeyden sonra Juliet yine de bir başkasıyla evlenecekti. Üstelik kendisine hiç de iyi davranmayan bir adamla... Ancak Juliet in kız kardeşlerine söz vermişti Reid. Ayrıca içten içe onun iyi olduğundan emin olmak istiyordu. Artık onu sapasağlam bulduğuna göre iyi olduğundan emindi, gönül rahatlığıyla New York a dönebilirdi. Meselenin muamma kısmı Juliet i ilgilendirirdi, her şeyden önce neden kaçtığını ailesine açıklamak zorundaydı. Reid sadece onu bulduğunu haber verecekti, neden kaçtığı onu ilgilendirmiyordu. Juliet şaşkınlıkla ona baktı. Ne işin var burada? Ailenle tuhaf bir ilişkim var, istesem de onlardan kurtulamıyorum bir türlü. Zaccaro kızları beni kişisel problemlerini çözmekle yükümlü birisi olarak görüyor sanırım. Seni kız kardeşlerim mi aradı? Hayır. Cumartesi günü, sen düğününden kaçalı daha bir saat olmadan ofisime damladılar. Bunu açıklayabilir misin? Juliet omuzlarını silkip çenesini kaldırdı. Seni ilgilendirmez. Bu doğruydu. Görüştükleri sırada da ilişkilerini hep gizi tutmaya çalışmış, kimsenin onu bilmemesini istememiş miydi Juliet. Reid arkasını dönüp kulübeye girdi. Juliet onun peşinden gelirdi herhalde. Eğer gelmezse Reid onu yakalardı. Yeniden. Bu adam kendini ne sanıyordu böyle? Juliet olduğu yerde kalakalmıştı, ne diyeceğini ya da yapacağını bilemiyordu. Reid in onu bu kadar çabuk bulabilmesi inanılmazdı. Gerçi onun işinde ne kadar iyi olduğunu biliyordu, bu kadar şaşırması gereksizdi. Reid in, kız kardeşlerinin yardım isteğini neden kabul ettiğini anlayamıyordu. Son görüşmelerini düşündüğünde onun kendisinden nefret ettiğinden emindi. Juliet, birlikte iyi vakit geçirdikleri ve kendisine iyi davrandığı için ona teşekkür etmiş, ancak birlikte yapamayacaklarını ve bir daha görüşmemeleri gerektiğini söylemişti. Reid in yumuşacık, kahverengi gözleri en başından beri aklını başından alıyordu. Bu gözler ona karşısında güçlü, iyi ve güvenilir bir adam olduğunu söylüyordu. Zaten Paul e karşı hislerinin bitmesine bu neden olmuştu. Reid e karşı öylesine güçlü bir arzu duyuyordu ki, Paul gözünden silinip gitmişti. Juliet, nişanlıyken başka birisiyle ilişkiye girebilecek birisi değildi ancak kalbinde başka birisi varken gelecek planlarını doğru yaptığından emin

18 olamıyordu. Reid e karşı duygularını iyice tarttığında, hissettiklerinin yoğunluğu onu korkutmuştu. Belki de bu yüzden kaçmıştı. Yani aslında düğününden değil, Reid den kaçmıştı. Geri, Paul e dönmek ve Reid le yaşadıkları hiç olmamış gibi davranmak... Tüm bu süre boyunca Paul e söz vermiş durumdaydı çünkü. Ailesine, o kadar uğraştıkları düğünü mahvettiği için ne söyleyebileceğini bilmiyordu. Hele hele Paul iin damatları olmasını ne kadar çok istediklerini bilirken bu çok zordu. Kız kardeşleriyle yüzleşecek cesareti de yoktu. Çünkü onlara Reid i anlatmak zorunda kalacaktı ve böyle bir tartışmaya hiç hazır değildi. Lily yle Zoe nin ağızlarını sıkı tutacaklarından emindi ama kendisi karmakarışık duygularını nasıl anlatacağını bilemiyordu. Reid meselesi giderek ciddi bir hâl alıp onu korkutmaya başlamıştı. Bunun üzerine Juliet hemen kaçıvermişti. Bunun giderek kötü bir alışkanlığa dönüştüğünü fark ediyordu. Aşkta gerçekten talihsiz olabilirdi ve bu yüzden tüm ilişkilerinde çuvallıyordu. Ne olursa olsun, var olan düzeni bozması gerekmeyebilirdi. Juliet in nişanı bozduğunu sadece Reid le Paul biliyordu. Paul onun düşüncesini değiştirebileceğini düşünmekten bir an olsun vazgeçmemişti. Ona karşı sert davrandığı için defalarca özür dilemiş, en azından evliliklerinin ilk yıllarında Connecticut la New York arasında gidip geleceğine söz vermişti. Eğer kız kardeşleriyle tasarım işinde olmak hoşuna gidiyorsa onlarla Zaccaro Giyim deki ortaklığına devam edebileceğini de söylemişti. Bunlar aslında Juliet in ondan duymak istediği şeylerdi. Neden her şeye yeniden başlayamıyordu ki? Kader buna engel oluyordu işte... Yeniden Paul a dönmek ve herkesin beklediği gibi onunla bir hayat kurabilmek için Reid le ilişkisini bitirmişti. Şok! Çubuk maviye dönmüş ve Juliet, Reid den hamile kaldığını öğrenmişti. Bunun üzerine, çocuğunun babası olmayan bir adamla evlenmemek için düğününden kaçmıştı. Şok! Kız kardeşleri hemen bir güvenlik ve araştırma şirketine başvurmuşlardı. Bu sırada Juliet güvende olacağını düşünerek ailesinin Vermont daki göl evine sığınmıştı. Şok! Hayatta en son görmek istediği adam onu bulmak için peşine takılmış, birdenbire dağ başında karşısına çıkıvermişti. Her yer mesaj doluydu, olan bitenlerin hepsi bir şeye işaret ediyordu. Acımasız bir ironiydi bu. Üstelik Juliet, Reid in hemen gitmeyeceğinden emindi. Aslında işini yapmış, onu sağ salim bulmuştu. New York a dönüp ailesine iyi haberleri verebilirdi. Ama bunu yapmayacaktı! Önce biraz burada kalarak Juliet in kendisini iyice berbat hissetmesini sağlayacaktı.

19 Juliet, kulübeye girmemeyi ve dışarıda beklemeyi düşündü. Gerekirse bütün gece dışarıda kalabilirdi. Aslında arabasının anahtarlarını kulübede bırakmış olmasa anında arabaya atlayıp son sürat tam ters istikamete dalardı. İçini çekti. Sonsuza kadar böyle kaçıp kaçamayacağını düşünüyordu... Hem gittikçe çevresini sararak onu dibe çeken problemlerinden kaçarak kurtulabileceği bir yer yoktu... Yapması gereken en akıllıca şey bu problemlerle yüzleşmekti ama henüz böyle bir şeye hazır değildi. Her şey çok hızlı gelişiyordu. Juliet in başkalanna açıklama yapmadan önce kendisinin de olanları anlayıp sakinleşmesi gerekiyordu. Derin bir nefes alarak kulübeye yöneldi, verandadan geçip kapıyı açtı. Reid in tam olarak ne istediğini bilmiyordu aslında. Kardeşleri onu bulmasını istemişlerdi, bundan başka çevrede dolanması için bir sebep yoktu. Ancak Juliet onun kendisini iyi ve hazır hissedene kadar gitmeyeceğini çok iyi biliyordu. Öyleyse oyunu sürdürecekti. Son birkaç ay içinde rol yapma konusunda ustalaşmıştı zaten. Şimdi de Reid bıkıp onu yalnız bırakana dek aynısını yapacaktı. Kulübeye girdiğinde Reid in mutfakta kendisine portakal suyu koyduğunu gördü. Juliet buraya gelirken ufak bir market alışverişi yapmayı ihmal etmemişti. Juliet oturma odasında, göle yukarıdan bakan geniş camın önündeki koltuklardan birine oturdu. Böylece Reid le aralarına epey bir mesafe koymuş oluyordu. Ona neden hâlâ orada olduğunu, ondan ne istediğini ve neden gitmediğini sormamak için kendisini tutuyordu. Eğer ilk konuşan olursa kaybedeceğini biliyordu. Sessiz kalıp onun konuşmasına izin verirse, Reid in aklından neler geçtiğini anlayabilirdi hiç değilse. Saniyeler birbirini kovalıyordu. Tik tak. Tik tak. Tik tak. Reid de bir başka koltuğa oturdu, yıllardır orada yaşıyormuş gibi rahattı. Onun bu rahat tavırları en başından beri Juliet e çok çekici gelmişti. Etrafında ne olursa olsun Reid her koşulda çok rahat görünürdü. Onun gibi bir adamın da böyle olması gerekirdi aslında. Eski bir ordu mensubuydu, tüm servetini kendisi kazanmıştı. Her yerde bulunmuş, her şeyi yapmıştı. Juliet onun korku nedir bilmediğini düşünüyordu. Kolay kolay temkini elden bıraktığını da sanmıyordu. Reid her an tetikte olur, çevresinde olan biten her şeyi fark ederdi. Juliet in kendisini onun yanında rahat hissetmesinin sebeplerinden biri de buydu. Reid nihayet konuşmaya başlayınca Juliet irkildi. Peki... Neler olduğunu bana anlatmak ister misin? Juliet dilini dudaklarının üzerinden geçirdi, zaman kazanmaya çalışıyordu. Bir şey olduğu yok. Sadece biraz uzaklaşmam gerekiyordu.

20 Siyah bir kaş havaya kalktı. Demek uzaklaşman gerekiyordu, diye tekrarladı Reid. Düğün töreninin ortasında mı? Balayı için söylenmez miydi o? Aslında daha tören başlamamıştı bile ama Reid in balayı sözünü nasıl acı bir şekilde telaffuz ettiğini fark ettiği için düzeltmekten vazgeçti Juliet. Balayı sözü onun da midesine kramplar girmesine neden olmuştu. Şu anda Paul le evlenmiş, çoktan baş başa kalmış olabilirlerdi. Paul, Fiji de yerlerini ayırtmıştı ama Juliet aslında Paris i tercih ederdi. Louvre Müzesi ni gezmek, geçmiş yüzyılların moda dünyasından örnekleri yerinde görüp, Lily yle Zoe nin tasarımlarına uygulayabilecekleri parçalan bulmayı isterdi. Elbette Paul, Juliet in tasarım işlerine devam etmesini aslında istemediği için bu fikre hiç yanaşmamış; deniz, kum ve güneşin en iyi balayı seçeneği olduğunu söylemişti. Juliet ses çıkarmayınca Reid bardağını dudaklarına götürdü. Belki de nihayet aklın başına gelmiş ve o yumrukçu aptalla elli yıl geçirmek istemediğine karar vennişsindir. Paul bana asla yumruk atmadı, dedi Juliet hemen. Onu neden savunduğunu bilmiyordu. Sadece Reid in hayatına burnunu sokmasından hoşlanmıyordu. Ancak Reid sakinleşeceğine iyice öfkelendi. Ne fark eder ki? Kolunu sıkıp morartmış. Cüssesini ve ilkel gücünü senin üzerinde kullanmış işte. Ayağa kalkıp Juliet e yaklaştı. Juliet onun farkında olmadığından emindi ama o anda Paul den daha ürkütücü görünüyordu. Geniş omuzları, güçlü tavırları, esmer yakışıklı yüzüyle... O çizmeleri gıcırdayarak Juliet e yaklaşırken Juliet tir tir titriyordu. Mesele, neden titrediğiydi... Reid ona doğru eğilirken tıraş losyonunun kokusu Juliet in başını döndürmüştü neredeyse. Reid, Bir erkek bunu ancak şu şekilde kullanmalı, diyerek Juliet i ayağa kaldırdı, dudaklarıyla dudaklarını kapattı. Neler yapıyordu böyle? Bu kadınla yaşadıklarından hiçbir şey öğrenmemiş miydi? Anlaşılan Juliet, şeker, nikotin ya da eroinin kadın haliydi; müthiş bir bağımlılık yaratıyordu, bırakmak çok zordu. Burada olmaması gerekiyordu. Kız kardeşlerin yardım isteğini geri çevirmeli, ya da Juliet in iyi olduğunu gördüğü arıda çekip gitmeliydi. Kulübeye zaten hiç girmemeliydi, onun mutlaka yakınlarda olduğu belliydi işte. Onunla ne kadar yakın durursa ona dokunmamanın ne kadar zor olduğunu bilmiyor muydu sanki? Aralarındaki her şey bittikten ve o kadar kötü ayrılmalarından sonra bile Juliet e karşı koyamıyordu. Onu kollarında tutarken kendini cennette gibi hissediyordu. Yumuşacık ve sıcacık, ona sokulmuş, kıvrımları vücudunu bulmuştu. Ilık dudakları hemen dudaklarının altındaydı. Reid uzun uzun öptü Juliet i. Onunla birlikteyken tüm dünya silinip gidiyordu sanki. Ne yapması gereken işi, ne Juliet in kız kardeşlerine verdiği

21 söz, ne de mihrapta kalan damat... Hiçbir şey umurunda değildi. Onun kendisini nasıl terk edip başka bir adama gittiğini, o zamandan beri Juliet e ne kadar kızgın olduğunu bile umursamıyordu o anda. Sonsuza kadar Juliet i öpebilirdi. Sonra biraz geri çekildi. Juliet nefes nefese kalmış, gözleri dolmuştu. Reid onun da en az kendisi kadar etkilendiğini görünce sevindi. Juliet in kollarını bırakıp ellerini saçlarından geçirdi, şakaklarını okşadı. Bunu yapmamalıydın, dedi titreyen bir sesle Juliet. Reid bir adım geri çekildi. Neden? Artık nişanlı değilsin. En azından, rahibe evet cevabını vermeden beş dakika önce kaçtığına göre artık nişanlı değilsindir diye düşünüyorum. Juliet irkildi ama hemen kendini toparladı. Gitmen gerek Reid, dedi. Görüyorsun, iyiyim ben. New York a dönüp kız kardeşlerime de bunu söyle. İyi olduğumu ama bir süre yalnız kalmam gerektiğini anlat aileme. Yakında gelirim. Neden gittiğini bilmek isteyeceklerdir. Juliet omuzlarını silkti. Bilmediğini söyle. Seni beni bulman için tutmuşlardı değil mi, neyi neden yaptığımı bulmak değil işin. Reid kendini tutup ters bir şey söylemedi. Nerede olduğunu bilmek isteyecekler. Juliet gözlerini kısarak ona baktı. Gözlerinin mavi derinliklerinde öfkeli pırıltılar belirmişti. Sakın söyleme. Onlara yalan mı söyleyeyim yani? Reid onu köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu hâlâ. Elbette hayır. Onlara iyi olduğumu ama yerimi kimsenin bilmesini istemediğimi söyle. Birkaç şeyi daha hallettikten sonra onlarla temasa geçeceğim, telâşlanmalarına gerek yok. Kulağa çok iyi geliyor, dedi Reid. İnanabilirler bile. Juliet ona kaşlarını çatarak bakarken yerine dönüp oturdu. Bunun üzerine Juliet de yerine oturdu yeniden. Senin gerçekten iyi olduğunu nasıl bilebilirim? diye sordu Reid. Ya aslında çok kötü bir şey yaşıyorsan ve bunu söylemiyorsan? Ya arkamı dönüp gittiğim anda başına bir şey gelirse, ne bileyim kaçırılır ya da tutuklanırsan? Juliet dehşete kapılmıştı. Neden tutuklanayım ki? Sesinde, asla tutuklanmasını gerektirecek bir şey yapmamış olmanın güveni vardı. Reid onun park cezası bile almadığından emindi, buna şaşırmamıştı. Juliet her zaman kurallara uygun hareket eden bir kadındı. Hız yapmaz, sesini yükseltmez, hele kanunlara hiç karşı gelmezdi. Reid onun hayatında sadece bir kez suçluluk duymasına neden olacak bir şey yaptığından neredeyse emindi, kendisiyle birlikte olmasıydı bu... Yutması zor, acı bir haptı bu. Reid öfkesini kontrol edebilmek için dişlerini sıktı. Biraz sonra sakinleşmişti; oraya JulietTe kavga etmek için değil, onun

22 iyi olup olmadığını görmek için gittiğinin farkındaydı. Yani artık onu kızdı anamalıydı. Omuzunu silkerek, Neden burada olduğunu ya da neyin peşinde olduğunu bilmiyorum. Belki o adamla nişanlanmış gibi yaparak para sızdırmaya çalışmışsmdır, şimdi de gerçek sevgilinle buluşmaya gidiyorsundur. Juliet in haykırarak üzerine atlamasını beklemişti ama sadece öldürücü bir bakış aldı. Ya da çiçek kız olmaya karar vermişsindir, doğayla bütünleşmek için de buraya gelmişsindir. Juliet hâlâ kızgın kızgın bakıyordu ama dudağındaki kıvrımdan eğlenmeye başladığı anlaşılıyordu. Bence burada bir süre daha kalıp her şeyin yolunda olduğundan emin olmalıyım. Bunun üzerine Juliet in gözleri kocaman açıldı. Ah, hayır! Anında ayağa kalkmıştı. Reid onun verdiği tepkiyi fark etmemiş gibi ayağa kalkıp evi potansiyel bir alıcı gibi dolaşmaya başladı. Buraya sadece tamamen ahşap malzemeyle inşa edildiği için kulübe denebilirdi, yoksa basbayağı geniş ve konforlu bir evdi. Reid eğer işlerden vakit bulabilse muhtemelen kendisi için de böyle bir yer düşünebilirdi. Maddi olarak gücü yeterdi ama kendisine bir tekne almak, bu tekneyle dünya turuna çıkmak ya da Alpler-de bir şato alıp orada emekliye ayrılmak gibi maddelerin bulunduğu yapılacaklar listesine eklemesi gerekiyordu. Burada bulunmak aslında tatile çıkmak gibi bir şeydi, her an pençelerini ona geçirmeye hazır bir kadın olması dışında. Burada kalmıyorsun Reid. Reid cevap vermedi, bunun yerine içeriye doğru başını uzatıp yatak odası olduğunu tahmin ettiği odayı görmeye çalıştı. Ciddiyim, diye üsteledi Juliet. Kollarını kavuşturmuş, Reid in peşinde dolaşıyordu. Reid şimdi de banyoya göz atıyordu. Banyoda kocaman bir duş kabini, bir gömme küvet bulunuyordu. Armatürler pırıl pırıl pirinçti, her şey çok şık görünüyordu. Neden? Kocaman bir yer burası. Reid dönüp ona bakmamıştı bile. Juliet onun peşinden gitmeye devam etti. Çünkü burada olmanı istemiyorum. Reid, banyonun yanındaki, içinde Juliet in eşyalarının bulunduğu büyük yatak odasına da göz attıktan sonra dönüp ona baktı. Her istediğimiz olmuyor işte. Juliet geri çekildi, koridorun duvarına yaslanınca durdu. Reid gülümsememeye çalışarak onun yanından geçti, az önce geldiği tarafa yöneldi.

23 Peki, diye seslendi Juliet arkasından. Sen kal o zaman, ben gidiyorum. Reid yine mutfağa gitmişti. Juliet de gidip karşısına dikildi. Gergin ve tedirgin görünüyordu ama sert davranmaya kararlı olduğu anlaşılıyordu. Reid eğilip alçak bir sesle konuştu. Git, peşinden gelirim. Nereye gidersen git seni bulurum. BEŞİNCİ BÖLÜM JULİET kızmış mıydı yoksa yılmış mıydı karar veremiyordu. Elem öfkelenmiş hem de duygulanmıştı. Kız kardeşleri onun için endişelenip peşinden Reid i gönderdikleri gibi, Reid de onun tamamen iyi olduğunu görene kadar gitmeyi reddediyordu. Reid aslında bu davranışının onu ne kadar öfkelendirdiğini fark ediyor olmalıydı ama onun gerçekten iyi olduğunu görmek istediği de bir gerçekti. Eğer Juliet in yerinde bir başkası olsaydı, müşterisinin isteğini kabul edip orayı terk eder, New York a dönerdi herhalde. Ancak Juliet herhangi biri değildi. Çok tuhaf, karmakarışık, harika ve aynı zamanda korkunç bir geçmişleri vardı. Juliet, Reid le hayatının en güzel zamanlarını geçirmişti ama bu harika anları yaşarken bile içten içe yanan, çok hızlı bir şey yaşadıklarını hissedebiliyordu. Reid de bundan hiç memnun değildi. Juliet onu en başından uyarmıştı, aralarındaki gelip geçici bir şeydi, ciddi değildi. Tutkudan başı dönerek kendini Reid in yatağına attığında başkasıyla nişanlıydı. Daha sonrasında vicdan azabının ağırlığı altında ezilmemek için nişanı hemen bozduysa da bunu kimsenin bilmesini istememişti. Nişanlısından ayrıldığını, evlilik hazırlıkları yapması gerekirken başka bir adamla görüştüğünü başkalarının bilmesini istememişti. Annesiyle babasının yüzlerindeki hayal kırıklığı ifadesini görmek, ya da Paul gibi, nüfuzlu bir aileye mensup bir adamla nişanlandığı için ne kadar şanslı olduğu konusunda söyleyeceklerini duymak istemiyordu. Öte yandan, Reid le ilişkisini gizli tutmak hoşuna gitmiyordu ama kalıcı bir ilişki niyetinde de değildi. Tutku üzerine kurulu, yasak bir ilişki yaşıyorlardı, Juliet in yapısına tersti bu. Juliet onun bu ısrarcı tavrının başka bir sebebi olduğunu düşünüyordu. Muhtemelen kafasında hâlâ bitiremediği şeyler vardı Reid in, erkeklik egosu örselenmişti. Ancak bu Juliet in hatası değildi. Juliet en başından beri ona karşı dürüst davranmıştı. Anlaşılan duygularının sağduyularına baskın olmasına izin verenler sadece kadınlar değildi. Juliet suratını astı. Verandada oturuyordu, Reid mutfaktayken kulübeye girmeyecekti. Reid, misafirperverliği için ona teşekkür ettikten sonra akşam yemeğini kendisinin yapabileceğini söylemişti. Bu sırada Juliet e sinir bozucu bir şekilde gülümsüyordu. Juliet, Reid in onun pekiyi yemek pişiremediğini

24 bildiği için böyle bir şey teklif ettiğinden şüpheliydi. O kadar da kötü sayılmazdı aslında mutfakta. Reid en yakın hastaneden bu kadar uzaktalarken gıda zehirlenmesi riskini ortadan kaldırmak istemiş de olabilirdi. Neyse ki, Juliet in midesi sadece sabahları bulanıyordu. Şimdi Reid le karşılıklı otururlarken midesine kramplar girmesi ise iyiye işaret değildi. Sabah, kesin bir hamilelik belirtisi olan sabah bulantılarını yaşarken ne olacaktı? Juliet sabahları zombi filmlerinden fırlamış gibi oluyor, en az bir iki saat kendine gelemiyordu. Çok fena bir durumdu bu. Juliet, hamileliğin keyifli bir hâl alacağı ve anne adayı olarak pırıl pırıl parlayacağı dönemi iple çekiyordu doğrusu. Hamilelerin stresten uzak durmaları gerektiğini duyardı hep ama şu anda Reid le bu kadar yakın olmaktan daha stresli bir durum düşünemiyordu. Ayrılmışlar, Juliet nişanlısını mihrapta bırakıp kaçmıştı, Reid den hamileydi ve Reid in bundan haberi yoktu. Reid in haberinin olmasını istediğinden emin değildi Juliet. Onun kendisini böyle gölge gibi takip etmesi düşüncelerini netleştirmesini zorlaştırıyordu. Bu, birisi kulağına rastgele sayılar fısıldarken bine kadar saymaya çalışmaya benziyordu. Juliet daha konuyu düşünmeye başlarken başına ağrılar saplanıyordu. Ürpererek yumruklarını sıktı. Donmadan önce içeri girse iyi olacaktı. Şömine yanmasa bile içerinin yeterli ısıda olduğunu biliyordu ama inadından dışarıda duruyordu. Neyse ki Reid, Yemek hazır, diye seslenerek yardımına koşmuş oldu. Juliet onu dikkate almayarak, BMW sine atlayıp gitmeyi geçirdi aklından. Reid in onun peşine düşmesi de umurunda değildi. Ama sonra kendisini çok yorgun ve aç hissetti, çok da üşümüştü. Reid Te mücadele edebilecek kadar güçlü hissetmiyordu kendisini. Kulübeye girip kapıyı kapatır kapatmaz içerinin sımsıcak havası sarıverdi onu. Juliet rahat bir nefes aldıktan sonra hırkasını çıkarıp bir sandalyenin arkasın attı. Sonra yemek masasına verdi dikkatini. Reid iki kişilik bir sofra hazırlamıştı. Artık nereden bulduysa, içinde yapay çiçekler bulunan ufak bir vazoyu bile ihmal etmemişti. Juliet ona çok kızgın olmasa, bu sahneyi romantik bile bulabilirdi. Reid ona hiç bakmadan mutfakla masa arasında gidip geliyor, sofradaki eksikleri tamamlıyordu. Bu sırada kadehlere şarap koymayı da ihmal etmemişti. Şarabı görünce Juliet afalladı. Şarap içmemeyi nasıl başaracaktı şimdi? Daha önce Reid in yanında hiçbir zaman geri çevirmemişti kırmızı şarabı. Aynı şekilde yemekler de onu düşündürüyordu. Eğer aniden midesi bulanacak olursa durumu Reid in dikkatli gözlerinden saklayamazdı.

25 Neyse ki yemek fena değil gibiydi. Juliet ne olduğunu tam anlayamamıştı ama en azından koku onu fena yapmamıştı. Yemekte ne var? diye sordu Reid e. Reid dönüp ona baktı. Juliet onun çikolata kahverengisi gözlerinde parlayan tekinsiz ışıltıyı görmezden gelmeye çalıştı. Uyuya-madığı bazı geceler, onu en çok özlediği zamanlardaki karanlık saatlerde yüreğinde hissettiği bu ışıltıya gözlerini kapayacaktı. Reid, sandalyesini çekerek Juliet in oturmasına yardımcı oldu. Burada çok sağlam bir kileriniz varmış. Derin dondurucudakilerle senin taze aldıkların da bir araya gelince hiçbir eksik kalmamış. Reid daha sonra masanın etrafını dolaşarak kendi yerine geçti. Bifteklik etle bir kavanoz dolusu sos buldum, hatta dondurulmuş hamur bile vardı ekmek için. Sadece yeşil salatamız eksik. Reid gülümserken Juliet başını iki yana salladı. Yemek yaptığına inanamıyorum. Juliet onun yirmi beş milyon dolar civarında bir serveti olduğunu öğrenmişti. Sahibi olduğu araştırma şirketi ülkenin en iyileri arasındaydı ve çok başarılıydı. Ancak Paul ün tersine, Reid servetiyle gösteriş yapmıyor ya da çok pahalı şeyler alarak çevresindekileri etkilemeye çalışmıyordu. Üstelik Paul ün banka hesabrreid inkinin yanında solda sıfır kalırdı. Juliet, Reid i kusursuz bir Armani takım elbiseyle gördüğünde neden GQ ya kapak olmadığına şaşırmıştı. Frakla gördüğündeyse James Bond gözünden silinip gitmişti bile. Yani aslında istese servetiyle çok sükse yapabilecek durumdaydı. Ancak kot pantolon ve beyaz, sade gömlekleri tercih ediyordu genellikle. Bazen de üzerine bir ceket geçiriyordu. Çok arada sırada kravat taktığı da oluyordu. Şimdi de üzerinde her zamanki iş kıyafeti vardı, sadece kollarını sıvamıştı. Tarzı hoştu ama pahalı değildi. Juliet, Reid in gardırobunda gerçekten çok pahalı parçalar olduğunu da biliyordu ama genellikle üstüne başına fazla para harcamazdı. Aslında, ordudan ayrılmış, çok iyi eğitim almış, kendi araştırma ve güvenlik şirketini kurarak muazzam bir başarıya ulaşmış bir adamın tam da böyle bir tarzı olmasını beklerdi Juliet. Bu da, o istemediği sürece Reid den kurtulamayacağını gösteren şeylerden biriydi. Reid, şirketinin fınansal olanaklarını, kişisel becerilerini, kendi kişisel servetini kullanarak, kız kardeşlerine fatura etmesine gerek bile kalmadan onu sonuna kadar takip edebilirdi. Juliet e acı çektirmek için bu kadar inatçı, ısrarcı ve kararlı görünüyordu. Neyse ki, bu amacına ulaşmak için şimdilik sadece aynı odada bulunmak yetiyordu ona.

26 Juliet yeniden yemeğe döndü, nefis kokuyordu gerçekten de. Çatalla bıçağı eline aldı ama başlamadan bekledi. Yemeğe saldırıyor gibi görünmek istemiyordu. Reid başıyla başlamasını işaret edince hemen yemeğe başladı. Reid bir yandan yerken, Annem, bir kadını en çok etkileyen şeyin yemek yapabilen bir erkek olduğunu söylerdi, dedi. Bu yüzden ondan bana yemek pişirmeyi öğretmesini istedim, sonra kendim de bir iki şey ekledim. İşe yaradı mı peki? Reid ağzına bir parça et atmıştı, önce lokmasını çiğneyip yuttu. Bilmem. Sen etkilendin mi mesela? Bunu kabul etmek Juliet e acı gelecekti ama gülümseyerek, Aslında epey etkilendim, dedi ister istemez. Öyleyse işe yaradı demektir. Bir süre konuşmadan yemeklerini yediler. Hiç yemek pişirmemiştin biz... Juliet cümlesini tamamlamadan sustu. Birlikteyken? O ihtiraslı ilişkimizi yaşarken? Reid in yüzünden ne düşündüğü anlaşılmıyordu. Hiç zaman yoktu sanki... dedi. Hep bir acelemiz vardı ve buluştuğumuzda başka şeylerle ilgileniyorduk. Ya da mutfağı olmayan yerlerde buluşuyorduk ama buna aldırmıyorduk çünkü her zaman başka şeylerle meşguldük. Reid peçetenin üzerine resim çizerek anlatsaydı daha net anlatamazdı derdini. Juliet kızarmıştı. Ayrıca sen hep dışarıdan yemek sipariş etmeyi tercih ediyordun. Benim çok sevdiğim bir şey değildir ama sen bayılıyordun. Reid omuzunu silktikten sonra yeniden bifteğine döndü. Hem böy-lece, en iyi yaptığımız şey için daha fazla vakit kalıyordu. Juliet işte bu yüzden onu orada istemiyordu. Çok şey yaşamışlardı ve Reid bunları büyük bir rahatlıkla dile getirebiliyordu. Juliet onun bunu sürekli yapacağından emindi. Ya Juliet i utandırmak ya da birlikte neler yaşadıklarını hatırlatmak için hep bu tarz şeyler söyleyecekti. Juliet in ondan ayrıldıktan sonra çok özlediği ve sonuçta düğününden kaçarak başladığı yere dönmesine sebep olan şeyleri canlandıracaktı hep onun zihninde. Reid onu çok da iyi tanıyordu. Juliet onun kendisini kirpiklerinin altından nasıl dikkatli izlediğini ve her hareketini gözlemlediğini hatırlıyordu. O bir dedektifti, insanların davranış şekillerini gözlemlemek onun işiydi. Reid i belki bir süre kandırabilirdi ama eninde sonunda ona rol yaptığını anlayacaktı Reid. Meselenin sadece düğününden ve sonra insanlardan kaçmak olmadığını mutlaka çözecekti. Juliet in müstakbel kayınbiraderinin sözüyle, Reid fazla zekiydi. Karşısındaki kanlı canlı adamdan bakışlarını kaçırıp tabağına döndüğünde, yemeğini neredeyse bitirdiğini fark etti Juliet. Mide bulantıları yüzünden günlerdir tuzlu kraker ve açık çayla besleniyordu neredeyse, bu kadar acıktığının farkında değildi.

27 Reid in yaptığı yemek her şeyiyle çok iyi gelmişti ona. Juliet aslında ona teşekkür etmeliydi ama ona hâlâ kızgın olduğu için hiçbir şey söylememeyi tercih etti. Konuyu değiştirmek ve tehlikeli sulardan mümkün olduğunca uzak durmak için, peçeteyle ağzını sildikten sonra sandalyesine yaslanıp, Beni nasıl buldun? diye sordu. Biliyorum, bu senin işin ama gerçekten nasıl buldun? Reid de tabağındakileri bitirmişti. Kalan bir iki parçayı da ağzına attıktan sonra Juilet e baktı. Cep telefonundaki GPS cihazından. Juliet gözlerini kıstı. Burada telefon hatları iyi değildir. Ben de buraya gelmeden önce cep telefonumu kapatmıştım. Reid in yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. Ancak şehirden ayrılırken telefonun açıktı, bir süre de açık kaldı. Bunun üzerine senin izini sürebildiğim kadar sürdüm, sonra bu civarda ailenin bir göl evi olduğunu öğrenince taşlar yerine oturmuş oldu. Ya burada olmasaydım? Fikrimi değiştirip Las Vegas, Kanada ya da Meksika ya gidebilirdim. O zaman bir iki gün daha fazla uğraşmam gerekirdi ama eninde sonunda seni bulurdum. Juliet yine ürpermişti. Kendisini ışıltılı zırhlar kuşanmış şövalyesi tarafından kurtarılmış zavallı genç kız gibi hissediyordu. Reid in güçlü olduğuna şüphe yoktu, aynı zamanda sahipleni-ciydi de. Ancak bu özelliklerine rağmen Juliet i asla ezmemiş ya da yönlendirmemişti. Sadece onun kendisini güvende hissetmesini sağlamıştı. Her şeye karşı korumuştu onu. Juliet, ondan önceki ilişkilerinde hep mutluymuş gibi yaptığını anlıyordu. Paul le evlilikleri konusunda da heyecanlıymış gibi görünmek zorunda hissetmişti kendini. Sadece Paul ve anne babasının yanında değil, kız kardeşlerinin yanında da rol yapmak zorunda kalmıştı ki en zor kısım buydu. İkisinin de ona sonuna kadar destek olup sırrını saklayacağını biliyordu ama nedense onlara açılamamıştı. Reid le ilişkisi konusunda kafası karmakarışıktı. O bile anlamlandırıp bir isim verememişken kız kardeşlerinin anlamasını nasıl bekleyebilirdi. Umarım, sen burada olduğumu söyledikten sonra benim aslında kaçmadığımı anlarlar. Sadece biraz zamana ihtiyacım var. Yoksa gerçekten başka yerlere dc gidebilirdim. Çok daha uzaklara, okyanus aşırı ülkelere bile gidebilirdim. Onu seven insanların bunu gerçekten anlamasını istiyordu. Durumu böyle ifade edince daha az korkak göründüğünü, Paul ü daha az küçük düşürmüş olacağını umuyordu. Reid şarabına uzandı, dikkatle kadehine baktı. Juliet nefesini tutup, nasıl bir sorgulama geleceğini beklemeye başlamıştı. Ancak Reid şarabından bir yudum aldıktan sonra kadehi masaya bıraktı.

28 Onlarla çoktan konuştum bile. Juliet heyecanla sandalyesinde öne kaydı. Onlarla konuştun mu? Kiminle? Lily ve Zoe yle mi yoksa annemlerle mi konuştun? Yoksa Paul mu? Onlara ne anlattın? Onlar ne dediler? Hem onlarla nasıl konuşabildin? Burada telefon çekmiyor ki! Juliet sonuncusunu gözlerini kısarak, öylesine şüpheci bir şekilde söylemişti ki Reid sırıttı. Juliet masadaki vazoyu o anda onun kafasına indirmeyi isterdi. Merak etme, nerede olduğunu söylemedim. Lily yle konuştum. Ona, Los Angeles a kaçtığında kimsenin yerini bilmesini istemediğini hatırlattım, hak verdi. Onlara seni bulduğumu, senin iyi durumda olduğunu ve benim de bir süre yanında kalacağımı söyledim. Buna da mı olur dediler? Juliet hâlâ kuşkuluydu. Çok güvenilir bir adamım ben, dedi Reid. Ayrıca, durumda bir değişiklik olursa onları arayıp haberdar edeceğime söz verdim. Juliet in ona minnettar olması gerekirdi ama hiçbir şey demedi. Bu arada, yanımda bir uydu telefonu var. Onlara bu şekilde ulaştım. Juliet dişlerini sıktı. Kesinlikle sinir bozucu bir adamdı bu. Hiç üç adım sonrasını göremediğin ya da her tür koşula hazır olamadığın olmaz mı? Aslında kendisinin böyle olduğu düşünülürdü. Juliet kurallara her zaman uyardı, hep düzenliydi. Ancak Reid in yanında kendisini son derece dağınık ve savruk hissediyordu. Reid kadehini yeniden eline alıp, tadını çıkararak koca bir yudum şarap aldı. Sonra kadehim masaya bırakırken Juliet e o müthiş gülümsemesiyle bakıp cevap verdi. Hayır. -ALTINCI BÖLÜM- Juliet kapıyı kilitledikten sonra bir kere daha kontrol etti. Reid in ona bir şey yapmasından korktuğu için değildi bu, sadece ona habersiz yakalanmak istemiyordu. Hiç değilse bu kadarını yapabilmeliydi. Yemekten sonra, yorgun olduğunu söyleyerek Reid in yanından ayrılmıştı. Bu yalan değildi zaten. Çok zor ve uzun bir gün geçirmişti, buna bir de hamileliği eklenince, uzanıp yatmaya can atıyordu. Saat epey geç olmuştu zaten. İçini çekerek yatak odasına geçti. Ailesiyle buraya geldiklerinde bu odada annesiyle babası kalırlar, kız kardeşleriyle Juliet diğer odalarda kalırlardı. Bazen hepsinin aynı odaya toplaştığı olurdu. Şimdiyse, bitişiğinde bir banyo bulunan bu koca odada yalnız kalabildiği için halinden memnundu. Banyoyu kullanması gerektiğinde Reid'le karşılaşma riski olmayacaktı hiç değilse. Ayakkabılarını ayağından çıkarıp attı, yatağa doğru yürürken üzerindekileri de çıkardı, yatağın ayakucuna bırakıverdi. Elbette onları katlayıp düzgünce

29 koyacaktı daha sonra, pek çok insan onun bu halini görse çok şaşırırdı. Juliet, yalnız kaldığı zamanlarda bazen dağınık olabiliyordu. En azından kısa bir süreliğine... Sonra yine titizliği tutuyor, kalkıp etrafı topluyordu. Şimdiyse hiçbir şeye dokunmayacaktı. Sadece sıcak bir duş alıp rahat pijamalarını giymek istiyordu. Yemekte hiç dokunmadan bıraktığı şarap kadehi hâlâ akimdaydı ama önündeki birkaç ay boyunca bu tür yardımlar almadan rahatlamayı öğrenmesi gerekiyordu. Duş aldıktan sonra kendisini daha rahat hissetti. Saçlarını bir havluya sarıp yumuşacık pijamalarını giydi. Neyse ki eve uğrayıp giyecek bir şeyler alabilmişti. Üzerindeki, pembe yeşil tonlarda, saten biyeleri olan tam kız işi bir pijamaydı. Kesimi son derece feminen olsa da tepeden tırnağa kapalıydı. Bunun dışında gardırobundaki yatak kıyafetleri hep omuzlarını, bacaklarını açıkta bırakan türdendi. Juliet, Reid i düşününce, yanına bu pijamayı almakla çok isabetli bir karar verdiği sonucuna vardı. Yatak odasına dönünce, az önce dağınık bir şekilde çıkardığı kıyafetlerini toplayıp katladı. Dolapta ne bulacağını biliyordu. Onları dolaba koyduğundan beri bakmamaya çalışmıştı ama artık bunu yapabilecek kadar kendini toplamıştı. Dolabın kapaklarını daha açarken dağ gibi bir dantel ve tafta yığınıyla karşılaştı. Kar gibi bembeyaz gelinlik o kadar güzeldi ki her seferinde Juliet in nefesi kesiliyordu bakarken. Gelinliğin birkaç yeri lekelenmiş görünüyordu. Juliet, eğer bu lekeler çıkmayacak olursa Lily nin onu öldüreceğini düşündü. Kız kardeşi bu gelinlik için çok uğraşmıştı. Gelinliğine bu kadar vakit harcamak yerine kendi tasarımları üzerinde çalışabilirdi ama Lily, Juliet in düğünü için o kadar heyecanlanmıştı ki onun gerçekten eşsiz, harikulâde bir gelinlik giymesini istemişti. Ayrıca, Zaccaro kız kardeşlerin başka bir tasarımcının imzasını taşıyan bir şey giymesinin yanlış olduğunu düşünüyordu Lily. Böy-lece hem Juliet gerçekten muhteşem görünecekti, hem de Zaccaro Giyim in reklâmını yapmış olacaklardı. Juliet ise bu olağanüstü gelinliği kimse göremeden düğünden kaçmış, Vermont sokaklarında koşturmuş, nihayet sıradan bir mağazanın giyinme kabininde üstünü değiştinnişti. En azından hikâyenin bu kısımlarını Lily den saklasa iyi olacaktı, yoksa kızcağızın yüreğine inebilirdi. Juliet dolabın kapağını açık bırakarak geri çekildi, yatağın kenarına oturdu. O şekilde dakikalarca durup gelinliğe baktı. PaııEle asla evlenmeyeceğine karar vermişti. Onunla mutlaka yüz yüze geleceklerdi, Juliet özür dileyecek ve onu neden bırakıp gittiğini anlatmaya çalışacaktı. Ona, haftalar önce nişanı bozmuş olmasına rağmen aslında

30 onunla evlenmeyi gerçekten istediğini anlatacaktı. Eğer şansı varsa, bu sırada çevrede başkaları da olur ve bu yüzden mesele gürültüsüzce kapanırdı. Bu yüzden, gelinliği onun için bir kez daha giymek düşünülemezdi bile. Eğer günün birinde bir başka adamla iyi günde kötü günde yemini edecek olursa yine bu gelinliği mi giyerdi yoksa üzerinde bir anı taşımayan başka bir gelinlik mi seçerdi, bilmiyordu. Doğrusu, bu şahane gelinliğin ziyan olmasına çok üzülürdü. Burada dolapta asılı kalsa da, ikinci el giysi satan bir mağazaya yollanarak, yok pahasına birilerinin eline geçse de yazık olacaktı. Juliet yerinden fırlayıp, eve uğrayıp eşyalarını tıkıştırdığı çantaya el attı, içinden çizim defteriyle kalemlerini çıkardı. Bir krizin ortasında bile olsa onlarsız bir yere adım atmazdı. Kendi kendine gülümseyerek, elinde defter kalemle yatağın üstüne bağdaş kurarak oturdu. Karşısında hâlâ kıyamet günü gelinliği duruyordu. Juliet ne kadar kötü zaman geçirirse geçirsin, tam bir tasarımcının ruhuna sahipti. Onun için defter ve kalemleri diş fırçasıyla macunundan önce gelirdi. İstediği şekilde çalışmayalı çok uzun zaman geçmişti. Lily yle Zoe son birkaç aydır şirketlerinin tüm yükünü omuzlanırken Juliet ya düğün hazırlıklarıyla uğraşıyordu ya da Paul ün kötü davranışlarıyla Reid e karşı hissettikleri arasında bocalıyordu. Hâlâ kafası karışıktı, hâlâ netleşmemiş çok şey vardı ama tuhaf bir şekilde kendisini çok yaratıcı hissediyordu. Bir an önce işe dönmek ve ruhunu sıkan meselelerden bol bol çizim yaparak kurtulmak istiyordu. Bu yöntemle, beklenmedik bir şekilde sorunlarını çözmesi bile mümkün olabilirdi. Örneğin şimdi bu gelinlik meselesini dert edinip bir çözüm bulmaya uğraşabilirdi. Lily ve Zoe nin şıkır şıkır çantalar tasarlaması için bir başlangıç noktası olamaz mıydı bu? Annesiyle babası, düğün için çok masraf yapmışlardı, bu yüzden onlara ne sunarsa sunsun karşı çıkma ihtimalleri vardı ama torunlarını kucaklarına aldıklarında onlar da yumuşayabilirdi. Juliet, elinin altındaki kuru ve pastel boyalarla bir şeyler çizmeye başladı. Başlangıçta sadece rastgele çizgiler vardı, bir kaçı çiçek desenlerini andırıyordu. Çizdikçe ortaya daha belirgin şeyler çıkmaya başlamıştı. Juliet beyninin sol ve sağ tarafı arasındaki işbirli-ğiyle çalışırken geri planda en sevdiği şarkılardan birisi çalıyordu sanki. Ne var ki bu şarkı ona hemen Reid le geçirdiği ilk geceyi hatırlatmıştı. O gün Reid üçüncü kez Çin yemeği getiriyordu gelirken. Bu artık keyif aldıkları bir yaramazlık gibiydi. Ya Reid onu arıyor, ya da o Reid'i arıyordu. Kız kardeşlerinin evde olmadıkları zamanda görüşüyorlar ya da Reid onu kendi evine davet ediyordu. Öyle olduğunda kapıyı Juliet için açık bırakıyordu. Juliet bu gizli randevulardan suçluluk duysa da aynı zamanda heyecanlanıp canlanıyordu. Bunu yapmaması gerekiyordu. Bu çılgın ilişkiye en başından kalkışmamalıydı, işlerin buraya varacağı belliydi. Ancak çok da zevk

31 alıyordu bu ilişkiden. Reid le, başka kimseyle konuşmadığı şekilde konuşabiliyordu çünkü Reid onun hayatına dair kimsenin bilmediği şeyleri biliyordu. Juliet neredeyse ilk defa rahat nefes alıp kendisi olabiliyordu. Bu yüzden ilişkiye son veremiyordu. Ayrıca, sadece yemek yiyorlardı. Hem de öyle romantik hazırlanmış yemekler falan değil; en fazla karton kutuda ekşi tatlı soslu tavuk, bir iki kadeh şarap oluyordu yemek niyetine. Ancak en önemlisi, Zaccaro giyim ve düğün dışında sohbet edebiliyorlardı. O gün Reid kapıyı çaldığında Juliet in sevinçten etekleri zil çalıyordu. Kapıyı açtığı anda Reid'le göz göze geldiklerinde sanki onun dokunuşunu hissetti, bir anda içi sıcacık oldu. Kendisini böyle hissetmesi çok tuhaftı çünkü normalde böyle tepkiler vermezdi Juliet. Genellikle mesafeli ve ağırbaşlı biriydi. Ne var ki Reid McCormack in yanında başka türlü hissediyordu. Reid gülümseyerek yanından geçti, oturma odasının ortasındaki kanepeye oturdu. Gelirken getirdiği hazır yemek torbasını sehpaya bıraktı. Juliet de çatal bıçakları ve iki kadeh kırmızı şarabı hazırlayarak ona katıldı. Bu şekilde Reid in yanında olmak sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi geliyordu Juliet e. Sadece arada sırada titremesine neden olan, ufak elektrik şoklarına benzer etkileşimler farklıydı. Dizleri birbirine değdiğinde bu durum daha da yoğunlaştı. Juliet nefesini tuttu, neredeyse yutkunamıyordu. Şarap koyarken elleri titriyordu, Reid in fark etmeyeceğini umdu. Sonra kendini kontrol edebilmek için bir an gözlerini kapatıp yavaşça nefesini verdi. Gözlerini yeniden açtığında Reid hemen yanında, tüm dikkatiyle ona bakıyordu; yeniden nefessiz kaldı. Biraz müziğe ne dersin? dedi Reid birdenbire. Juliet cevap veremeden kanepeden kalkıp, aşağıdaki caddeye tepeden bakan pencerelerin önündeki masaya gitti. Masada, Juliet le kardeşlerinin yığınla ıvır zıvırının yanı sıra bir ipod ve hoparlörler de vardı. Tek problem, ipod un Zoe ye ait olmasıydı. Zoe o sıralarda tuhaf kulüp müziklerine sardığı için Reid in kulak zarlarını patlatmayacak ya da sinir krizi geçirmelerine neden olmayacak bir şarkı bulması biraz zahmetli olmuştu. Yine de aleti bir süre kurcaladıktan sonra harika bir şarkı bulmayı başarmıştı. Doğrusu Juliet, hoparlörlerden yayılan sakin ve romantik müziği duymayı beklemiyordu. Müziğin sakin olması çok hoştu. Ancak romantik olması Juliet i bitirebilirdi. Reid tekrar kanepeye döndü sonra. Bir yarım saat kadar daha yemeklerini yiyip sohbet ettiler. Aslında Reid sohbet ediyordu demek daha doğru olacaktı. Juliet arada sırada onu onaylamak ya da ufak yorumlarda bulunmak

32 dışında pek konuşmuyordu. Kendisini sadece birisi arkasında durur kollarını kaldırırsa hareket edebilecek oyuncak bir bebek gibi hissediyordu. Reid onun çok rahatsız olduğunu anlamış mıydı acaba? Yoksa daha önce Reid in yanında fazla rahat olduğu için mi kendisini böyle hissediyordu? Juliet in lokmaları ağzında büyüyordu. Tek yapmak istediği, yemekten sonra Reid in yanına kıvrılıp kollarını ona sarmaktı. Reid aniden, Bitirdin mi? diye sorunca Juliet irkildi. Tabağında biraz sebze kalmıştı kendini ne kadar zorlarsa zorlasın onları yiyemeyeceğini biliyordu. Çatalını tabağına bıraktı. Reid de tabağı alıp sehpaya koydu, elini ona uzattı. Dans edelim. Juliet in kalbinde arzuları ve sorumlulukları kıyasıya çarpışıyordu. Bunu yapmaması gerektiğini biliyordu ama çok istiyordu. Ancak Reid onun çok fazla düşünmesine izin vermedi. Juliet i elinden tutup ayağa kaldırdı. Juliet yatağına doğru akan bir nehir gibi kolaylıkla Reid in kollarında bulmuştu kendini. Yumuşacık ve kolay bir hareketti bu, sanki dünyanın en doğal şeyiydi. Reid onu bir an kollarında tuttu. Vücudunun sıcaklığı Juliet in saten elbisesini geçip yüreğinin derinliklerine sızıp onu ısıtıyordu. Juliet o ana kadar içinin aslında üşüdüğünü bilmiyordu bile... Neredeyse gözlerini kapatıp ona daha sokulacaktı, bu anın sonsuza dek sürmesini istiyordu. Ancak Reid geri çekilince bu büyülü kozadan çıktı. Reid onu kanepenin arkasındaki geniş alana, pencerenin önüne çekmişti. Bu sırada güneş batmak üzereydi, gökyüzü, yer yer turuncu ve lavanta dokunuşlar dışında duman grisi bir renge bürünmüştü. Zoe nin ipod undan dökülen melodi Juliet in zihninde uzun tuvaletler, siyah smokinler, dans pistinde kusursuz hareketlerle süzülen çiftleri çağrıştırıyordu. Reid onu yeniden kendisine çekti, bir koluyla Juliet in beline sıkıca sarılırken, bir yandan da sımsıkı elini tuttu. Juliet de neredeyse istem dışı bir hareketle elini onun omzuna koymuştu. Reid dansa başlamıştı bile, onu sımsıkı tutuyor, yanağını onun alnına yaslıyordu. Juliet gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı, sonra farkına varmadan derin bir iç geçirdi. Kız kardeşlerin nerede? Juliet hemen konuşamadı, sesini kaybetmişti sanki. Nihayet, Zoe mağazayı kapattıktan sonra arkadaşlarıyla kulübe gidecek, diyebildi. Lily ise Nigel le birlikte, Los Angeles ta. Yani bu akşam burada yalnızsın öyle mi? Juliet güçlükle yutkunarak başını evet anlamında salladı. Reid, Güzel... diye mırıldandı. Sonra birdenbire Juliet in başını geriye eğip dudaklarıyla dudaklarını buldu. Dudakları sıcacıktı. Çin yemeğinden dolayı tuzlu, şaraptan dolayı tatlıydı. Nasıl öpüşüleceğim çok iyi biliyordu.

33 Juliet i sahiplenmiş, onu alıyordu ama bir o kadar da karşılığını veriyordu. Başlangıçta dudaklarının teması çok hafifti, deniyormuş gibiydi. Ancak Juliet in onu itmeyeceğini anlayınca biraz daha kararlı bir şekilde öpmeye başlamıştı. Dilinin bir hareketiyle Juliet in dudaklarını araladı, açıklıktan içeri girdi. Juliet onu reddedebilecek durumda değildi. Onu çok uzun zamandan beri arzuluyordu. Miizik odayı sarmış, zihnini dolduruyor, Juliet in vücuduna ürpertilerle yayılıyordu. Juliet, Reid in geniş omuzlarına sımsıkı tutunmuş, bırakacak olursa yere yığılacağından korkuyordu. Reid dudaklarını onun dudaklarından çekip çenesine doğru indi, oradan kulak memesine geçerek hafifçe ısırdı. Juliet in boynunu öperken Juliet hafifçe inledi. Reid, dudaklarını onun teninden ayırmadan, Eğer bunu yaparsak yarın sabah kendinden nefret edecek misin? diye sordu. Muhtemelen. Ama o anda hiçbir şey umurunda değildi Juliet in. Peki ya benden? Juliet gözlerini açıverdi. Bu sırada Reid de onu öpmeyi bıraktığı için doğru düzgün düşünebiliyordu. Reid, rengi iyice koyulmuş kahverengi gözlerini ondan ayırmadan cevabı bekliyordu. Hayır, dedi Juliet. Sade. Net. Aralarında ne geçerse geçsin Reid den nefret edemezdi. Daha sonra ne kadar suçluluk duyarsa duysun... Orada yaşadığı her şey sadece kendisine aitti. Bunu istiyordu. Orada Reid le birlikte olmayı çok uzun bir zamandır hayal ediyordu. Bunun dışındaki her şeyi zihninin çok gerisine atmıştı. Sadece Reid in ellerinin vücudunda, bakışlarının yüzünde olması, dudaklarının tarifsiz hazlar vaat etmesiydi önemli olan. Güzel. Reid parmaklarını onun saçlarından geçirdi, büyük bir tutkuyla onu öpmeye başladı. Bu sırada Juliet de onun sırtını okşuyordu. Uzun bir süre sadece birbirlerine sarılıp öpüştüler. Sonra Reid dudaklarını çekti, bir hamlede Juliet'i kucağına aldı. Juliet bunu beklemiyordu ama şaşırmamıştı da. Böyle, başını onun göğsüne yaslayınca kendisini çok iyi hissetmişti. Ne tarafa? diye sordu Reid. Juliet in, Ne için? demesi gereksizdi. Merdivenleri işaret etti sadece. Reid uzun ve güçlü adımlarla onu üst kata çıkardı. Juliet bir kapıyı işaret edince kapıyı açıp, arkasından kapattı. Sonra Juliet i yatağına götürdü. Yatak dekorasyon dergilerinden fırlamış gibi düzenlenmişti. Aslında oda genel olarak kusursuz bir düzen içindeydi. Tam Juliet in kendisini rahat hissettiği tarzdaydı.

34 Ancak anlaşılan Reid böyle hissetmiyordu. Juliet i bırakmadan kollarında yeniden dengelerken, yatağın üzerindeki yastıkların yarısını yere attı, yatak örtüsünü açtı. Juliet i ancak ondan sonra çiçekli çarşafların üzerine bıraktı. Çarşaflar, yatak örtüsünün ve yastıkların mor rengine uyumlu olacak şekilde ufak menekşe desenliydi. Juliet, Reid in erkeksi görünümü yanında odasının fazla feminen göründüğünü fark etmişti. Neredeyse sırf onun için, minik menekşelerin yerine futbol topu olmasını isteyecekti. Ancak odanın dekorasyonu Reid in hiç umurunda değil gibiydi. Bir dizini yatağın kenarına koymuş, Juliet e yukarıdan bakıyordu. Gözleri tutkudan alev alevdi. Reid uzanıp gömleğinin en üst düğmesini açarken Juliet içten içe ürperdi. Reid, bronz parmaklarıyla hiç acele etmeden göğsünün ortasındaki hattı izleyerek aşağı doğru iniyor, düğmelerini teker teker açıyordu. Juliet, gömleğin yavaşça açılmasıyla onun pürüzsüz tenini parça parça görmeye başlıyordu böylece. Reid nihayet en aşağıya geldiğinde gömleği pantolonundan kurtardı, çıkarıp, bembeyaz bir bulut gibi yere fırlattı. Juliet in nefesi kesilmişti. Reid in göğsü, tam da haftalardır hayal ettiği gibi, çırılçıplak karşısındaydı. Biçimli ve geniş göğsüne serpiştirilmiş gibi duran siyah tüyler, kaslı yapısını gizleyemiyordıı. Reid eğilip Juliet in belindeki kuşağı çözdü, saten elbisesinden çekip aldı. Sonra elbisenin eteğini tuttu, yavaşça yukarı doğru sıyırmaya başladı. Sıcacık elleri Juliet in tenine sadece değse bile onun içini titretmeye yetiyordu. Nihayet elbiseyi iyice yukarı çektikten sonra Juliet in başından geçirip çıkardı, kenara attı. Şimdi Juliet in üzerinde sadece siklamen rengi dantelli saten sutyeniyle külotu kalmıştı. Reid in bakışları karşısında ürpermemesi mümkün değildi, Reid kor gibi yanan gözleriyle onu baştan aşağı süzüp duruyordu. Tam Juliet doğrulacağı sırada Reid ona uzandı, ortada buluştular, dudakları büyük bir açlıkla birbirini buldu, vücutları birleşti. Reid ellerini onun saçlarından geçirmiş, onu tutkuyla öperken Juliet de onun kemerini çözüyordu. Deri kemeri çözdükten sonra tüm dikkatini pantolona verdi Juliet. Önce üstteki tokayı açtı, ardından yavaşça fermuarı aşağı indi. Elini pantolonun içine soktuğunda Reid in dudaklarından bir haz iniltisi döküldü. Reid şimdi Juliet in merhametine kalmıştı. Belki de Juliet onun merhametine kanmıştı. O da elini Juliet in sırtına uzatıp sutyeninin kopçalarım çözüyordu. Sutyenin askıları omuzlarından kayıp aşağı düşerken Reid daha fazla beklemeden sutyeni iyice aşağı indirdi, alev alev gözlerle Juliet in çıplak kalan göğüslerine baktı. Juliet bir an elini ondan çekip sutyenini tamamen çıkardıktan sonra Reid in geniş omuzlarına sımsıkı sarıldı, yatağa uzandı. Reid de onunla birlikte yatağa yaklaşmıştı. Bu sırada Juliet in külotunu parmaklarına takıp çekerek

35 çıkarmıştı. Ardından geriye doğru oturdu, pantolonunun arka cebinden cüzdanını aldı, içinden çıkardığı kondomu Juliet in kamına attı. Juliet soğuk plastiğin temasıyla ürperirken Reid pantolonunu çıkardı, yerdeki diğer kıyafetlerin arasına gönderdi. Juliet de kondomu kenara koyarak Reid e kollarını açtı. Reid kendisini tüm ağırlığıyla onun üstüne bıraktı, yavaşça öpmeye başladı. Juliet in göğüsleri Reid in ağırlığı altında eziliyordu, meme uçları hazla kabarmıştı. Juliet de onun altında hareket ederek aldığı hazzı daha da artırıyor, bir yandan Reid in sırtını, bacaklarını okşuyordu. Haz iniltileri birbirine karışmıştı. Reid yatağın ortasına doğra ilerlerken Juliet i de sürükledi. Elini ikisinin arasına yerleştirip Juliet in göğsünü sıkıca kavradı, başparmağıyla meme ucunu iyice ezmeye başladı. Juliet artık çok daha fazlasını istiyordu. Reid konum değiştirerek diğer tarafa geçti, diğer göğüsle de aynı şekilde ilgilenmeye başladı. Kasıklarını Juliet e daha güçlü bir şekilde bastırıyordu şimdi. Juliet de bacaklarını ona dolamış, sımsıkı sarılmıştı. Dudakları bir an birbirinden ayrıldığında Juliet nefes nefese kalmıştı ama Reid de farklı durumda değildi. Reid dudaklarını onun omuzlarında gezdirirken, Beni öldürüyorsun, diye mırıldandı. Juliet gülmeye çalıştı ama boğazından sadece hırıltılı bir ses çıktı. İçimde olmalıydın, diyebildi sadece. Reid in yüzünden muzır bir ifade geçti. Ben de isterim. Sonra elini yatakta gezdirip az önce bıraktığı kondomu bulmaya çalıştı. Kondom Juliet in sol bacağına yapışmış durumdaydı. Reid kondomu oradan alırken, Bunun yeri burası değil, dedi gülümseyerek. Haklısın... Yerini göstermemi ister misin? Reid in boynundaki damarlar gerildi, Juliet e arzuyla baktı. Juliet bunun evet anlamına geldiğini düşünerek Reid in elindeki kare paketi aldı, açarak kondomu ağır hareketlerle olması gereken yerine taktı. Reid bu sırada gözlerini kapatmış, başını geriye atmıştı... Juliet böyle bir şeyi ilk kez yapıyordu. Paul hep kendisi ilgilenirdi bu işle. Doğrusu onunla birlikte olmayalı o kadar uzun bir süre olmuştu ki onun ne yapıp ne yapmadığını bile hatırlayamayacaktı neredeyse. Şimdi tahmin edilebilir ve zorunlu bir şey yaşamıyordu, tutku yönlendiriyordu ikisini. Reid le birlikteyken dirseklerinin içi terliyor, ayak parmakları kıvrılıyordu; sahiciydi yaşadığı şey. Aralarındaki çekimin yoğunluğu Juliet in aklını başından alıyordu. Artık Paul le evlenmeyeceğinden emindi, hemen nişanlarını bozmaya karar verdi. Haftalardır zihninin gerisinde söylenip duran iç sesi de bunu söylemiyor muydu zaten ona?

36 O anda Reid le birlikte olmak istiyordu. En azından bir kere de olsa. Koşullar umurunda bile değildi. Ne olacaksa olabilirdi, onlarla ertesi gün uğraşacaktı. Hazır mısın? diye sordu Reid. Juliet öylesine hazırdı ki... Yine de cevap veremedi, bildiği tüm kelimeleri unutmuştu sanki. Dudaklarını araladı, dilini dudaklarında gezdirdi... Derin bir nefes alarak başıyla onayladı. Reid ona gülümsedi. Öyle ince ve anlayış dolu bir gülümsemeydi ki bu Juliet in kalbi mutlulukla doldu. Reid... Lütfen... Bu kadar oyun yeter mi? Hem de nasıl... Reid onu dizlerinden yakalayıp kendine doğru çekti, bacaklarını arkasına doğru atarken vücutlarını tam birleşecekleri konuma getirdi. Birbirlerine hafifçe dokundular. Bir an sonra Reid yerine yerleşmişti. Juliet onu omuzlarından sıkıca tuttu, iyice kendisine çekti. Bu sırada vücudu yay gibi gerilmiş, Reid i en derin yerindeki kaslarla sıkıştırıyordu. Evet... Reid ileri geri hareket ederken Juliet gözlerini kapatmış, kendisini haz denizinin dalgalarına bırakmıştı. Reid in elleri aynı anda her yerde gibiydi, onun sırtını okşuyor, kalçalarından kavrıyor, sonra tekrar belinden tutuyor ya da göğüslerini kavrıyordu. Böylece uzun süre devam ettiler, sadece kesik kesik soluk alış verişlerinin sesi duyuluyordu. Juliet arada Reid in ismini sayıklar gibi söylüyor, arzuyla kıvranıyordu. Derken Reid onu daha sıkı kavradı, parmakları Juliet i çelik gibi sardı, temposu hızlandı. Juliet gözlerini sımsıkı kapatmıştı, öyle yoğun bir zevk hissediyordu ki yıldızlara yükseliyormuş gibi geliyordu ona. Nihayet en doruk noktasına çıktığında müthiş bir haz dalgası ona çarpıp darmadağın etti. Birdenbire ortaya çıkıveren bu dalganın şiddetiyle, Juliet zevkten dağılmış bir halde kendini yatağa bıraktı, çok mutluydu. Reid de üzerine yığılmış, tatmin olmuş bir şekilde derin bir iç geçirmişti. Ağırlığıyla Juliet i bir battaniye gibi sarmıştı. Juliet i normalde sıkıp bunaltacak bu ağırlık ve sıcaklık şimdi ona çok iyi geliyor, kendini güvende hissettiriyordu. Sonsuza dek bu şekilde kalabilirdi Juliet. Reid yan tarafa çekilerek kalkmaya niyetlendi. Juliet bunu hiç istemiyordu. Hayır, hayır... Henüz olmaz... Lütfen, hemen bitmesin, biraz daha sürsün. Ancak Reid kalkıp onu yatakta yalnız bırakmak yerine, yan tarafa kaymasına rağmen Juliet e sımsıkı sarılıp kendisine çekti, göğsüne yaklaştırdı. Umarım senin için bir sakıncası yoktur, biraz yanında kalacağım. Reid in pürüzlü sesi şakaklarında yankılanmıştı Juliet in, sıcak nefesini zaten yüzünde hissediyordu. Doğum günü hediyesi almış gibi gülümsedi.

37 Reid, Kız kardeşlerin gelirse dolaba saklanırım, diye ekledi. Bunu söylemesi doğum günü hediyesi hayalini havaya uçurmuştu; saklı yaşamaları gerekiyordu ilişkilerini. Juliet yine de bu mutluluk anma sıkı sıkı tutunmaya kararlıydı. Ben de seninle oraya saklanırsam? Reid gülümsedi. Başka türlüsünü düşünmemiştim zaten. YEDİNCİ BÖLÜM Keid, mutfakta oturmuş, dördüncü seferdir saatini kontrol ediyordu. Bir ara dayanamayıp masada parmaklarıyla tempo tuttu, hatta bir ara ortaokul öğrencisi gibi sandalyesini iyice geriye kaydırıp arka bacaklarının üstünde durdurmaya uğraştı. Juliet nerede kalmıştı böyle? Elbette onun günlük alışkanlıklarını bilmiyordu ama yine de Juliet gibi enerjik bir kadının bu saate kadar uyuyacağını sanmıyordu. Juliet ağzında gümüş kaşıkla doğmuş olabilirdi ama sıkı bir çalışma alışkanlığı vardı. Zaccaro Giyim i kız kardeşleriyle birlikte yatarak bu hale getirmemişlerdi. Reid onun ne kadar düzenli bir insan olduğunu da biliyordu. Erken yatıp erken kalkan tiplerdendi Juliet. Kendisi sabah altıdan beri ayaktaydı, gece de hiç uyumamıştı. Ancak onun hemen koridorun devamındaki odada olduğunu bilirken nasıl uyuyabilirdi ki? Aralarında sadece ahşap bir iki panel vardı, o kadar. Tüm gece, kafese kapatılmış bir kaplan kadar gergin bir halde odasında dolaşmış durmuştu. Çoktan New York a dönmeleri gerekirken hâlâ bu dağ başında olmamaları gerekiyordu. Şehre döndüklerinde neler olacağından emin değildi ama ilk yapacağı şeylerden birisi Juliet i kız kardeşleriyle buluşturmak olacaktı. Kendisinin de istediği bu değil miydi zaten? Böylece hem JulietTe ilişkisini tamamen bitirmiş hem de Zaccaro klanından kurtulmuş olacaktı. Yine de, bir gece önce konuştuklarında Juliet e, New York a dönmeleri konusunda çok da ısrar etmemişti. Gerekirse onu omzuna atıp Range Rover ına götürebilir, arkaya oturtabilirdi oysa. Tekrar saatine baktı. Onu yirmi geçiyordu. Bu kadarı yeterdi. Bugün ne olacaksa olacaktı. Bunun için gerekirse Uyuyan Güzel in kafasından aşağı bir kova su boşaltabilirdi. Juliet in kapısını çaldıktan sonra bir süre bekledi, kulağına tuhaf bir ses gelince durup dikkatle dinledi. Ses kesilmişti. Biraz daha bekledikten sonra kapıyı tekrar çaldı. Ses bu defa biraz daha boğuk bir şekilde duyulmuştu. Reid kaşlarını çatarak kapıyı açtı, yavaşça içeri girdi. Juliet i yatakta bulmayı umuyordu ama yatak boştu. Yatak örtülerinin dağınıklığından yatağa yattığı anlaşılıyordu ama şimdi ortada yoktu. O tuhaf ses banyodan geliyordu. Sanki...

38 Reid hemen banyoya gitti. İçerideki manzara, düşündüğünde haklı olduğunu gösteriyordu. Juliet yerdeydi, ufak banyo dolabının yanma kıvrılmıştı. Neler oluyor Juliet! Reid hemen Juliet in yanına eğildi, saçlarını yüzünden çekti. Juliet in yüzü kül gibi olmuştu, dudakları hafifçe aralanmış, gözlerini kırpıştırmaya çalışıyordu. Reid kısık bir sesle, İyi misin? diye fısıldadı. Sonra böyle bir şey sorduğu için kendini aptal gibi hissetti. Juliet in iyi olmadığı her halinden belliydi işte. Onu en son on saat önce gördüğünde Juliet son derece iyiydi, bu kadar kısa bir süre içinde ne olmuştu da böyle hastalanmıştı? Eğer grip falan olsaydı akşam belli olurdu. Yoksa... Gıda zehirlenmesi mi geçiriyordu Juliet? Ama ikisi de aynı şeyleri yemişlerdi, eğer yemekte bir problem olsaydı kendisinin de hastalanması gerekirdi. Eğer Juliet onun yüzünden bu haldeyse Reid kendisini berbat hissedecekti. Hayatım... diye mırıldandı. Kaşlarını öyle çatmıştı ki başı ağrıyacaktı neredeyse. Çok üzgünüm. Gel, yardım edeyim sana. Juliet homurdanarak ondan uzak durmaya çalıştı ama Reid onun sarı saçlarını yüzünden çekip onu ayağa kaldırıp lavaboya götürdü. Bir havluyu soğuk suyun altına tutup iyice sıktıktan sonra yavaşça Juliet in yanaklarında, alnında ve ensesinde gezdirdi. Neyse ki Juliet içini çekmişti, ıslak havlu ona çok iyi gelmiş, biraz rahatlatmış gibi görünüyordu. Reid bir iki dakika kadar daha onun yüzünü yıkayıp saçlarını okşamaya devam etti. Derken Juliet birdenbire yeniden öne eğilip öğürmeye başladı. Reid in yüreği burkulmuştu. Normalde bu kadar hasta birinin yanında olmak berbat bir şeydi, Reid de kusan birinden mümkün olduğunca uzaklaşmak isterdi. Ancak Juliet i bırakamazdı, böyle bir şey aklının köşesinden bile geçmemişti. Tek istediği onun kusmasına engel olabilmek, onun kendisini iyi hissetmesini sağlamaktı. Nihayet biraz sonra kusma nöbeti geçince Juliet bitkin bir şekilde lavabonun kenanna tutunarak durdu. Reid hemen yere bir havlu serip, Juliet i oraya yatırdı. Ardından havluyu yeniden ıslatarak alnına koydu. Birazdan gelirim. Hemen fırlayıp buzdolabına gitti, anında geri döndü. Hadi al, bir yudum al. İyi gelecek, inan bana. Juliet söyleneni yaptı. Reid onun memnuniyetle içini çektiğini duymuştu sanki. Onu rahatlatmaya çalışıyordu sadece. Juliet birkaç yudum su daha içtikten sonra gözlerini açtı. Ateşi olmasa da gözleri çakmak çakmaktı. Reid onun saçlarını geriye doğru okşamaya devam ederek, Daha iyi misin? diye sordu. Juliet başını evet anlamında salladı. Saat kaç?

39 Reid saatine baktı. On biri biraz geçiyor. Neden? Juliet, Toparlanmama az kalmış, dedikten sonra Reid den uzaklaştı, küvetten destek alarak kalkmaya çalıştı, yapamadı. Reid, onun kendisini bu şekilde aniden uzaklaştırmasının üzerinde durmamaya çalıştı. Sonra Juliet in sözlerini yeniden düşündü, ona biraz tuhaf gelmişti son söyledikleri. Toparlanmana az kaldı da ne demek? Juliet gıda zehirlenmesi, nezle ya da virütik başka bir rahatsızlık geçiriyor olsaydı ne zaman sona ereceğini böyle bilebilir miydi? Juliet başını yine küvetin kenarına koydu, gözleri yarı kapalıydı. Genellikle a doğru geçiyor. Ne a doğru geçiyor? Reid kaşlarını çatmıştı, zihninde bir şüphe uyanmaya başlamıştı bile. Juliet başını iki yana salladı, bu sırada onun ayağa kalkmasına yardımcı olmaya çalışan Reid e engel olarak, titreyen bacaklarının üstünde doğruldu. Bir eliyle küvete tutunurken diğer eliyle duvardan destek alıp lavaboya yürüdü. Yüzüne biraz soğuk su çarptıktan sonra kuruladı, saçlarını arkada toplayıp aynanın önündeki tokalar-dan biriyle tutturdu. Sonra hiçbir şey söylemeden bitkin bir şekilde banyodan çıktı. Reid, onun sırf inat ettiği için yanından ayrıldığından ve yatak odasına geçtiğinde yere yığılıp kalacağından endişeliydi. Yılgınlıkla ayağa kalkıp Juliet in peşindengitti. Gerçekten de Juliet i yatağına yığılmış bir şekilde buldu. Enerjisi onu oraya kadar taşıyabilmişti ancak. Ne kadar inatçı bir kadındı bu! Kutuplarda donmak üzere olsa, konuşmak istemediği birinin uzattığı montu almazdı üzerine. Reid, Juliet in yanma ilişti. Ona dokunmuyordu. Juliet in onun dokunmasını istemediğinden emindi ama onun saçlarını okşamamak için kendini zor tutuyordu. Neler olduğunu anlatacak mısın bana? diye sordu. Juliet başını önce geriye attı, sonra öne eğildi. Onu dinlemek istemediğini anlatmaya çalışıyordu bu şekilde. Şöyle sorayım, dedi Reid. Neler oluyor? Juliet gözlerini sımsıkı kapayarak inledi. Gıda zehirlenmesi mi geçiriyorsun? Evet. Çok hızlı bir cevaptı, demek ki gıda zehirlenmesi değildi mesele. Tuhaf. Çünkü dün gece ikimiz de aynı şeyleri yedik, ben gayet iyiyim. Bir an bir sessizlik oldu. Nezle misin? Evet. Yine çok hızlı bir cevaptı bu. Juliet yalan söylüyordu, ama neden?

40 Bu da çok tuhaf çünkü dün gece hiç ateşin varmış gibi durmuyordun. Hiç nezle belirtisi yoktu üzerinde. Ayrıca ben iyiyim. Eğer nezle olsaydın, bulaşıcı bir hastalık olduğu için bende de bir iki belirdi olurdu herhalde. Bir sessizlik daha... Peki, geriye ne kalıyor? Menenjit? Ebola? Kuduz? Sabah bulantıları! diye aniden bağırıverdi Juliet. Sabah bulantılarım var, tamam mı? Sonra en yakındaki yastığı alıp kafasını altına soktu. Hamileydi. Juliet hamileydi. Reid hayatında birkaç kere gerçekten çok şaşırıp afalladığını hatırlıyordu ama böylesi hiç başına gelmemişti. Aslında Juliet gerçekten de bulaşıcı bir hastalık geçiriyor olabilirdi çünkü Reid in de birdenbire başı dönmeye, midesi bulanmaya başlamıştı. Güçlükle ayağa kalktı, neredeyse ayakları birbirine dolanarak odayı geçti, dışarı, verandaya çıktı. Orada epey bir süre durdu. Dizlerinin bağı çözülmüş, ancak verandanın kenarındaki korkuluklara tutunarak ayakta durabiliyordu. Bayılmak ya da kusmak gibi utanç verici bir şey yapmamak için ciğerlerine çekebildiği kadar temiz hava çekmeye çalıştı. Juliet in verdiği haber onu neden bu hale getiriyordu ki? Onun ne ilgisi vardı bu meseleyle? Juliet eğer kendini döven bir adamla evlenmeye kalkmış, sonra da düğünden kaçmışsa bu onun bileceği işti, Reid i ilgilendirmezdi. Reid sadece onun başka bir adamın çocuğunu taşıyor olmasına dayanamıyordu. Özellikle de o adamın. Paul le şahsen tanışmamıştı ama Juliet in anlattıklarından, pek de sevebileceği birisi olmadığını anlamıştı. Daha da kötüsü, damat adayının müstakbel eşine nasıl davranabildiğini görmüştü, bu da Reid i çıldırtmaya yeterdi. Juliet şimdi bu adama bir çocukla sonsuza dek bağlanmıştı. Reid elinden geldiğince kendini toparlayarak içeri girdi. Juliet ortalıkta olmadığına göre odasında olmalıydı. Reid hem zaman geçirmek, hem de sanki içine batıp duran öfke iğneciklerinden kurtulmak için mutfağa gitti, dolapları açıp kapadı, amaçsızca etrafa bakındı. Bir içki iyi gelirdi aslında. Juliet in babası mutlaka bir yerlere sert bir içki saklamış olmalıydı. Birkaç dakika sonra, damarlarında viskinin yatıştırıcı damlaları dolaşmaya başlarken koridordaki ayak seslerini duydu. Juliet biraz önceki haline göre çok daha iyi durumdaydı. Üstünü değiştirmiş, yüzünü yıkamış, saçlarını taramış, yine çekici bir at-kuyruğuyla tepede toplamıştı. Hayır, çekici dememeliydi. Artık Juliet hakkında böyle şeyler düşünemezdi, düşünmemeliydi. Sabaha göre daha iyiydi, hepsi bu. Juliet gergin bir şekilde ellerini pantolonunun cebine sokup mutfak tezgâhına yaklaştı. Selam, dedi Reid e zor duyulur bir sesle.

41 Selam. Daha iyisin, değil mi? Aslında Reid bunu sormasa da anlayabilirdi. Juliet in yanakları pembeleşti. Evet, teşekkür ederim. Odada derin bir sessizlik oldu. Mutfağın ortasındaki mermer tezgâhın iki yanında öylece duruyorlardı. Reid bu duruma bir son vermesi gerektiğini biliyordu. Özellikle kendisinin meseleye artık profesyonel bir şekilde yaklaşması gerekiyordu. Aralarında yaşananlar yüzünden ona ayrıcalık göstermeyi bırakmalıydı. İş sebebiyle oradaydı. Juliet de onun işiydi. Bir an önce bu işi tamamlayıp ofisine dönmeliydi. Bak Juliet. Sabahki haline çok üzüldüm ama şimdi iyi görünüyorsun. Yani en azından genel olarak. New York a dönüp kardeşlerinin iyi olduğun konusunda rahatlamalarını sağlayacağım. Onlara nerede olduğunu söylemeyeceğim. Sadece zamana ihtiyacın olduğunu, kendini hazır hissettiğinde de onları arayacağını söyleyeceğim, merak etme. Juliet bir an yere baktıktan sonra başını kaldırıp Reid e baktı. Bana bir şey sormayacak mısın? Reid bir an nefesinin kesildiğini hissetti. Nefes alış verişinin normale dönmesi için uğraşması gerekmişti. Beni ilgilendirmez, diyebildi nihayet. Bu koşullar altında düğününden kaçman için kendince sebeplerin vardı demek ki. Kadınlar genellikle çocuklarının babasına koşarlar aslında, tersi yönde koşmazlar. Reid omuz silkip bakışlarını Juliet den kaçırdı. Yine de ona doğru bakıyormuş gibi olmak için Juliet in omzunun üstünden arkadaki mutfak rafına bakıyordu. Nişanlınla aranızdaki meseleleri çözeceğinizden eminim. Hele de şimdi baba olmanın gurunu taşıdığı için daha kolay olacaktır. Söyledikleri biraz ağır gelmiş olabilirdi ama durum böyleydi zaten. Juliet, aşağılık bir adamdan hamile kalmıştı. Hamile olduğunu öğrenmenin şokuyla düğünden kaçmış olabilirdi. Ancak evlenmemiş ve hamile bir kadın olmaktansa en kısa zamanda nişanlısına döneceği kesindi. Juliet in en baştan PauPle birlikte olması çok saçmayken bir de üzerine hamile kalması Reid i çılgına çevirmişti, bir şeyleri yumruklamak istiyordu. Hem de çok sağlam yumruklar atmak istiyordu. Gözünün önüne Paul Harris in suratı geliyordu bu sırada. Paul le hiçbir şeyin düzelmeyeceğinden eminim. Reid merakla Juliet e baktı ama bir şey söylemedi. Onu ilgilendirmezdi. Ne kadar uzak kalırsa o kadar iyiydi. Eğer düğünden kaçmama rağmen bir araya gelmemiz için bir umut kaldıysa, bebeği öğrenince her şey tamamen bitecektir. Reid yüzünü buruşturdu. Neden? Benim bildiğim Paul, çocuğunu taşıdığın için seni eve kapatmaya can atacaktır. O lekesiz itibarını gayrimeşru bir çocukla lekelemek ister mi hiç?

42 Juliet derin bir nefes aldı. Bebek ondan değil. Senden. SEKİZİNCİ BÖLÜM Juliet bir nükleer bomba patlatmıştı sanki bombanın mantarı hâlâ tepelerindeydi. Juliet bunu neden yaptığını bilmiyordu. Reid böyle ansızın ortaya çıkıp sonra da gitmeyi reddetmeseydi bile ona bebekten söz etmeyi kesinlikle düşünmüyordu. Ancak sonra ona sabah bulantısı sırasında yakalanmıştı. Kendisi bile ne kadar berbat durumda olduğunu düşünürken Reid son derece şefkatli ve anlayışlı davranmıştı. Bu yüzden, hamile olduğunu yakın zamanda kimseye, hele hele ona söylemeye hiç niyetli olmamasına rağmen son bir buçuk saatte yaşadıklarını açıklamak zorunda hissetmişti kendisini. Reid in baba olacağını bilmeye hakkı vardı, Juliet bunu ondan saklayamazdı. Önce nasıl söyleyeceğini bilememiş, sonra da yara bandım çekip çıkarmak gibi aniden söyleyivermişti. Şimdiyse bu fikrin o kadar da parlak olmadığım düşünüyordu. Reid pekiyi görünmüyordu çünkü söylediklerini tam kavramış gibi bile değildi. Juliet in söyledikleri üzerine bir anda bembeyaz kesilmişti. Yüzünde, sabah Juliet in yüzünde olandan beter bir ifade vardı. Önce karşısında çok tuhaf bir yaratık varmış gibi Juliet e bakmış, sonra arkasını dönüp dışarı çıkmıştı. Hâlâ verandadaydı, bir ileri bir geri yürüyüp duruyordu. Arada sırada duruyor, sonra yine adımlamaya başlıyordu. Juliet pencereden onu izliyordu. Reid in dudaklarının kıpırdadığım, kendi kendine bir şeyler söylediğini görünce içini çekti, o da dışarı çıktı. Reid yürümesine devam ederken bir süre öylece durdu. Reid nihayet yanma yaklaşıp onu fark edince bir an durdu, sonra ona kötü kötü baktı. Çenesinde bir kas seğiriyordu. Juliet telâşla, Bir şey söylemeden önce, senden herhangi bir beklentim olmadığını bilmelisin, diye atıldı. Sana söyledim, çünkü bilmeye hakkın olduğunu düşündüm ama bir şeye karışmak zorunda değilsin. Ben başımın çaresine bakarım. Maddi destek konusunda falan sana gelmeyeceğimden emin olabilirsin. Test çubuğundaki mavi artıyı gördüğü andan beri bu düşüncesi değişmemişti. Başının çaresine bakabilirdi o. Elbette ailesine ve Paul e açıklaması gereken şeyler olacaktı ama özgür ve güçlü bir kadındı Juliet. İyi bir işi, ona destek olacak sevdikleri vardı. Muhakkak en başta hepsi çok şaşıracak ama daha sonra koşulsuz bir şekilde onu destekleyip yanında olacaklardı. Bebeğini babasız büyütecekti. Çok iyi bir anne olacaktı, bebeği de ona hep Reid le geçirdiği zamanı hatırlatacaktı. Bunun bir süre onu çok üzeceğini de biliyordu ama genellikle hoş anılar olacaktı hatırladıkları.

43 Juliet böylece söyleyeceklerini söyleyip Reid in tepkisini beklemeye başladı. Onun yerinde bir adam, Tamam, harika, teşekkürler, dışında ne diyebilirdi ki? Durup dururken baba oluyordu zira. Elbette eğer çocuğunun hayatında yer almak isterse Juliet buna engel olacak değildi. Bu durum işleri biraz karıştırabilirdi ama yine de üstesinden gelebilirdi. Ancak Reid in yüzünde bir rahatlama ifadesi belirmediği gibi, daha da sert bir ifadeyle bakmaya başlamıştı. Emin misin? diye sordu Juliet e. Juliet anlayamamıştı, şaşkınlıkla ona baktı. Pardon? Emin misin? Hamile olduğundan ve bebeğin benden olduğundan emin misin? Sorunun ikinci bölümü Juliet için korkunçtu. Hemen savunma pozisyonu aldı. Evet. Her iki soru için de. Öyleyse bir doktora görünmüş olmalısın. Hayır. Juliet kollarını göğsünde kavuşturdu. Ancak eczaneden gebelik testi alıp uyguladım, pozitif çıktı. Ayrıca sabahları midesi bulanıyordu, adet dönemi gecikmişti ve daha başka belirtiler de vardı ama o plastik çubuğun doğru gösterdiğinden emindi. Reid dişlerini sıktı, gözleri incecik birer çizgi halini almıştı. Juliet korkunç şeyler olacağını hissediyordu. Bir adım geri çekildi. Kaçmak için çok geç kalmıştı herhalde. Yatak odasındaki kapının kilidinin sağlam olacağını umuyordu. Ancak daha bunu deneyemeden Reid onu bileğinden yakalamıştı bile. Juliet in canını yakmıyordu ama sıkı sıkı tutuyordu. Juliet onun canım yakmayacağım biliyordu, bırakmasını isteseydi bırakacağını da biliyordu. Evet, onun tek başına gitmesine izin vermeyebilirdi ama asla Juliet in canını yakmazdı. Juliet bu yüzden gerilse de bileğini çekmeye kalkışmadı. Reid in soru sormaya ve cevap istemeye hakkı olduğunu düşünüyordu. Bu sırada biraz öfkelenmesini de normal karşılıyordu Reid onu kulübeye soktu. Eşyalarını topla, gidiyoruz. Ne? Bekle. Neden? Juliet elini çekip ona baktı. New York a dönüyoruz. Önce bir doktora görünüyorsun, sonra da... Reid cümlesini tamamlamadan susmuştu. Juliet onun ne diyeceğini kestiremediği ya da tutamayacağı sözler vermekten çekindiği için sustuğunu düşündü. Başını iki yana sallayarak, Hayır, diye cevap verdi. Sana söyledim, dönmeye henüz hazır değilim. Paul, ailem... Henüz cevabını veremeyeceğim sorular soracaklar. Buraya yalnız kalıp kafamı toplamak için geldim. Böylece meseleyi daha iyi halledebileceğim. Zamana ihtiyacım var.

44 Çok kötü, dedi Reid. Sesi son derece sertti. Artık böyle bir lüksün yok. Benim de. Bir an durduktan sonra daha yumuşak bir sesle devam etti. Bak, sadece emin olmak istiyorum. Bu sabah berbat durumdaydın, o yüzden her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak istiyorum. Bende kalacağız. Sen onları görmeye hazır olana kadar kimse senin şehirde olduğunu bilmeyecek. Ancak, gerçek dünyaya dönmediğimiz sürece ortada mesele yokmuş gibi kalamayız burada. Juliet başını yana eğdi. Reid in hamileliğinden mesele olarak söz etmesi canını sıkmıştı. Kendisi de test sonucunu aldığı andan itibaren böyle düşünmüştü aslında. Hatta korkunç bir felaket olduğunu düşündüğü anlar bile olmuştu. Sen dönsen de beni burada bir süre daha bıraksan nasıl olur? diye sordu umutla Reid e. Reid in planı gayet mantıklıydı. Juliet onun durumundan tıbbî açıdan da emin olmak istediğini biliyordu ama New York a dönmeye zihnen hiç hazır değildi gerçekten de. Sakin kafayla oturup düşünecek vakti hiç olmamıştı, Reid in çıkıp gelmesi de tuz biber ekmişti. İyi deneme, dedi Reid. Şimdi gidip eşyalarını toplayıp on dakika içinde burada olmazsan seni omzuma atar doğruca arabaya götürürüm; eşyaların olsun ya da olmasın. Juliet gözlerini kıstı. Reid in söylediğini yapacağını biliyordu. Peki, dedi gönülsüzce. Bu durum hiç hoşuna gitmemişti ama Reid onun evinde kaldığını kimseye söylemediği sürece bir doktora görünme fikri çok da ters gelmiyordu ona. Hem hamileliği teyit edilmiş olurdu hem de belki vitamin gibi şeyler almaya başlardı. Tek problem, belirsiz bir süre boyunca Reid le baş başa kalacak olmasıydı. Zaten her şey ikisinin baş başa kalmasıyla başlamamış mıydı? Juilet in arabasını göl evinde bırakıp şehre Reid in Range Ro-ver ıyla döndüler. Bu da hoşuna gitmemişti Juliet in ama Reid ona seçme şansı vermemişti. Bu sırada Reid şirketi arayıp, elemanlarının gelip Juliet in BMW sini New York a götünneleri işini ayarlamıştı. Elbette arabayı bir yere gizlemeleri gerekecekti; Juliet in ailesinden birinin arabayı fark etmesi riskini göze alamazlardı. Reid in kafasında bin bir şey dolanıyordu. Sırlardan ve yalanlardan hoşlanmazdı. Araştırma işinde olmasının sebeplerinden biri de buydu aslında. Kullanılmış ya da ihanete uğramış insanlar için ayrıntıları bir araya getirip, beladan kurtulmalarını sağlıyordu. Oysa hemen yanı başında oturan kadın sırlar ve yalanlarla doluydu. Hem de karşılaştıkları andan itibaren. Daha da kötüsü, çok sağlam karakterli ve ilkeli biri olduğunu düşünürken kendisi de bu sırlar ve yalanlar yumağının tam ortasına düşmüştü.

45 Juliet in çekimine karşı koyamadığı için belirtileri görmemezlikten gelmiş, mazeretler uydurmuştu hep. Şimdi ortada bir bebek vardı. Belki. Juliet in bu konuda yalan söyleyeceğini sanmıyordu ama hata yapmış olabilirdi. Uygun testler yapıldıktan sonra bebeğin varlığını bir uzmandan duyarsa kendisini daha iyi hissedecekti. Ancak ondan sonra gelecek için planlar yapmaya başlayabilirdi. Direksiyonu daha sıkı kavradı. Eğer biraz daha sıkarsa direksiyonu ikiye ayırabilirdi. Başı çatlayacak gibi ağrımaya başlamıştı bu arada. Aynı şeyi hayatında ikinci kez yaşıyor olması çok tuhaftı. Valerie yle tanıştığında ordudaydı. Tam olarak belirtmek gerekirse, Özel Kuvvetlerdeydi. İkisi de, davranışlarını hormonlarının belirlediği, sağduyularının işe yaramadığı en genç yaşlarındaydılar. Derken Valerie hamile kalmıştı. Valerie buna hiç sevinmemiş ama Reid havalara uçmuştu. Evlenip bir yuva kurmaya, işiyle hayatı arasında bir denge kurmaya hazırdı. Valerie ye karşı daha çok şehvet besliyordu, âşık olduğu söylenemezdi ama yolda bir bebek olunca Reid evlenip modem Amerikan ailesi rüyasını gerçekleştirmeye kendini hazır hissetmişti. Ancak Valerie nin ne evlenmeye ne de yuva kurmaya niyeti vardı. Reid bir sabah kapısında bir not buldu, Valerie bebekle birlikte ortadan kaybolmuştu. Elbette peşlerinden gitmeyi düşünmüştü, hem de her gün. Ancak eğer Valerie onunla birlikte olmak istemiyorsa Reid de çocuklarına babalık yapmak istemiyordu. Belki de Valerie nin nereye gittiğini haber vermeden çekip gitmesi herkes için en iyisi olmuştu. Reid onun bebeği aldırmış olabileceğini bile düşünmüştü. Daha sonra ordudan ayrılıp özel sektörde çalışmaya başlamış ve kendi şirketini kurmuştu. Bankadaki hesabında ilk milyon dolarını gördükten ve Forbes dergisinde ismi geçtikten sonra Reid tüm olanaklarını kullanarak Valerie nin izini bulmuştu. Valerie nin ve on yaşındaki oğlu Theo nun. Valerie bebek doğana kadar Texas da, ailesinin yanında yaşamış, birkaç yıl sonra da Dallaslı bir avukatla evlenmişti. Reid in öğrenebildiği kadarıyla mutlu bir aileydiler, oğluna iyi davranılıyordu. Reid in, Theo nun avukatın gerçek babası olmadığını bilip bilmediği konusunda bir fikri yoktu. Çocuğun hayatım alt üst etmenin bir anlamı olmadığı için Reid de sessiz kalmıştı. Ancak bu Reid in onu düşünmediği anlamına gelmiyordu. Oğlunun bilime mi yoksa spora mı düşkün olduğunu; dinozorlardan mı yoksa trenlerden mi hoşlandığını merak ederdi. Valeire aralarına duvarlar örüp başka bir adama gitmeyip de yanında kalsaydı neler olabileceğini de merak ederdi. Şu anda Juliet le yine aynı durumu yaşıyor olmasının dışında bunun bir önemi yoktu da artık.

46 Geçmişinin bugünüyle bu kadar birbirini tutması Reid e ağır gelmişti, yüreği sıkışmıştı. Gerçi bu kez Juliet in hayatındaki adam şimdiden vardı, Valerie hikâyesindeki gibi bebek doğduktan birkaç yıl sonra ortaya çıkmamıştı. Bu adam aynı zamanda Juliet in doğmamış bebeğinin babası da olabilirdi. Ancak Reid buna pek ihtimal vermiyordu. Juliet bebeğin onun olduğunu söylemişti, buna inanıyordu. Diğer türlü olsa Juliet o hödükle evlenmiş olurdu çoktan. Hem öyle olsa, Juliet in bebeğin ondan olduğunu söylemesine de gerek yoktu. Bu sadece durumu karmaşık hale getiriyordu. Bu meseleyi de halletmesi gerekiyordu. Eğer Juliet gerçekten hamileyse ve bebek ondansa eski nişanlının yoldan çekilmesi gerekiyordu. Ya kendi rızasıyla çekilir ya da Reid gerekeni yapardı. İkincisi, hamilelik meselesiydi. Bu konuda ne yapacaktı? Her şeyden önce karar Juliet e aitti, Reid bunun farkındaydı. Kendisi ne hissederse hissetsin, geri çekilip Juliet in kendi kararım verip ona göre davranmasına izin verecekti. Eğer bebeği doğurmaya karar verirse Reid in bir iki karar vermesi gerekiyordu. Örneğin birlikte oturup bebeğe düzgün bir aile ortamı mı vereceklerdi yoksa ayrı evlerde yaşayıp velayet sistemini mi sürdüreceklerdi? Reid bu kez kaçıp gitmeyeceğinden ya da tepkisiz kalmayacağından kesinlikle emindi. Bir kadının daha onun çocuğunu tek başına doğurarak onu sürecin dışında bırakmasına izin vermeyecekti. Bu kez o da çocuğunun hayatının bir parçası olacaktı. Bu kez gerçek bir baba olacaktı. Bunun için her şeyi yapmayı göze almıştı. Juliet, Reid in üst kattaki banyosunda, aynaya baktı. Ne çok büyük, ne de ufak bir banyoydu burası. Duvarlar krem rengiydi, yer yer ahşap ve koyu yeşil malzemeyle döşenmişti. Juliet banyodaki bu yumuşak dekorasyon tarzına şaşırmamıştı. Evin kalanı da profesyonel bir dekoratörün elinden çıkmışçasına, nefis bir şekilde döşenmişti. Neyse ki sabah bulantısının etkileri geçmişti. Biraz da makyajın yardımıyla yine canlı ve sağlıklı görünüyordu. Reid onun sabahları kötü olduğunu öğrendiği için doktor randevusunu öğleden sonraya almıştı neyse ki. Ayrıca Juliet e, koridorun sonundaki odayı vermiş, buzdolabını sodayla doldurmuş, mutfak raflarına kraker gibi, mide bulantısına iyi geleceğini umduğu şeyler yerleştirmişti. Gerçekten çok kibar ve düşünceli bir ev sahibiydi. Yani Juliefin kendisini bu kadar gergin hissetmesine gerek yoktu aslında. Oysa Reid ona eşyalarını toplamasını söylediğinden beri kendini iğneli fıçıya girmiş gibi hissediyordu. Hele şimdi, aynı çatı altında onunla birlikte olmak, akvaryumda balık olmaktan farksızdı. Odasından çıkmayarak plastik bir şatoya hapsolmuştu sanki.

47 Lily ya da Zoe yle karşılaşmayı göze alamadığından kendi dairesine gidemiyordu. Bu yüzden yanında sadece göl evine giderken aldığı spor kıyafetlerle kazak türü şeyler vardı. Bu yüzden, normalde doktor randevusuna giderken giyeceği tarzda şık elbiseler ve topuklu ayakkabılar yerine haki renkli salaş bir pantolon, krem rengi bir örgü kazak ve bot giymişti. Saatine baktı. Daha fazla banyoda saklanamazdı. Aşağıya inerken Reid in kapının önünde sabırsızlıkla onu beklediğini gördü. Saatine bakıyor, kapının önünde bir gidip geliyor, sonra saatine tekrar bakıyordu. Juliet merdivenleri inip onun yanma gidene kadar bunu iki kez yapmıştı. Nihayet Juliet onun yanına varınca ellerini beline koydu. Hazır mısın? dedi biraz sertçe. Juliet onun ne kadar sabırsız ve gergin olduğunu anlayabiliyordu, bu tavrı üzerine alınmamaya karar verdi. Evet, dedi sadece. Reid kapının yanındaki askıdan Juliet in hafif montunu alıp giymesine yardımcı oldu. Aslında New York ta kazak ve ceket için hayli sıcak gidiyordu hava o günlerde ama bu kıyafetlerle Juliet in daha az fark edileceğine karar vermişlerdi. Ayrıca Juliet arabaya bindiğinde ya da muayenehanede montunu çıkarabilirdi. Juliet montun önündeki düğmeleri ilikleyip kemeri bağladıktan sonra Reid in ona yüzünün yarısını kaplayacakmış gibi duran bir güneş gözlüğüyle şapka uzattığını gördü. Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak yeğdir, dedi Reid. Juliet kendini tuhaf hissetse de gözlükle şapkayı da taktı. Bu kadar tedbire gerek yoktu belki ama Juliet in tanıdık birine rastlaması riskini göze alamazlardı. Özellikle de Lily, Zoe ya da Paul e. Reid in Mercedes iyle gidiyorlardı. Uzunca bir süre hiç konuşmadılar. Juliet parmaklarıyla oynamakta olduğunu fark edince kendini tuttu. Bu kadar gerilecek bir şey olmadığına inandınnaya çalıştı kendini. Hamile olduğu teyit edilecekti ve sonra Juliet çocuğunun babasının bu haberi nasıl karşıladığına göre tavır alacaktı. Hayır, gerilecek ne vardı ki? Üstündeki o kat kat giysilerle ne durumdasın? Klimayı açabilirim istersen. Reid in sesi mezar sessizliğini dağıtırken Juliet i irkiltmişti. Ses tonu daha öncesine göre yumuşaktı ama Juliet yutkundu, ellerini bacaklarının üzerinde hareketsiz tutmaya çalıştı. Hayır, gerek yok, teşekkür ederim. Biraz sonra Reid, Kendini nasıl hissediyorsun, iyi misin? diye sordu bu kez. Juliet gülümseyerek ona göz ucuyla baktı. Sodayla krakerler işe yarıyor, daha iyiyim. Yeniden teşekkür etmeyi düşündü ama kırık plak gibi görüneceğinden korkarak vazgeçti. Ayrıca Reid e çok fazla teşekkür ederek ona minnettar olduğunu düşünmesine yol açmak istemiyordu. Ne de olsa onu Nevv York a

48 sürükleyen Reid di. Hamileliği teyit edildikten sonra Juliet onun kendisini hor görmesine ya da ona borçluymuş gibi hissettirmesine izin vermeyecekti. Yolculuğun kalanı Manhattan trafiğinin tipik dur kalklarıyla geçti, fazla konuşmadılar. Doktorun muayenehanesinin olduğu binaya geldiklerinde Reid arabayı binanın altındaki garaja bıraktı, birlikte asansörle yirmi yedinci kata çıktılar. Reid resepsiyonist kıza randevularına geldiklerini haber verip gerekli işlemleri yaparken Juliet bekleme salonunda bir koltuğa oturdu. Bir iki dakika sonra bir hemşire onu çağırarak bir form doldurmasını rica etti. Juliet bu basit soru cevap işini rahatlıkla tek başına halledebilirdi ama Reid ona eşlik etme konusunda ısrarlı davrandı. Hemşire onun bu davranışını tuhaf, hatta kollarını göğsünde kavuşturup o uzun boyuyla onlara tepeden bakmasını ürkütücü bulduysa bile bir şey söylemedi. Juliet sorulara cevap verdi, tansiyonuna ve ateşine bakıldı. Sonra hemşire onu kan almak için bir odaya götürdü. Hemşire ona soyunmasını söyleyince, Reid, Juliet i şaşırtarak dışarı çıktı. Ancak hemşirenin verdiği ince muayene gömleğini giydikten sonra ona haber vermesini söylemişti. Reid in tüm servetine ve nüfuzuna rağmen muayene odasında epey uzun bir süre doktorun gelmesini beklediler. Oysa Juliet onun özel bir randevu ayarlayacağından son derece emindi. Böylece Juliet muayene yatağının en ucuna oturdu, Reid de karşısında bir sandalyeye yerleşti. Juliet in tam arkasındaki saatin tik takları neredeyse çığlık atmasına neden olacaktı. Nihayet kapı çalındı ve doktor içeri girdi, her ikisiyle de el sıkıştı. Adam elinde tuttuğu, Juliet in test sonuçlarının olduğu dosyayla birlikte muayene yatağının diğer ucundaki tabureye oturdu, sıcak bir ifadeyle gülümsedi. Dikkatini hastasıyla faturayı ödeyen adam arasında eşit paylaştırıyordu. O büyük sorunun bir an önce cevaplanmasını istediğinizi biliyorum. O halde hemen söyleyeyim. Tebrikler, bebek bekliyorsunuz. Juliet nefesini bırakana kadar o kadar tuttuğunun farkında bile değildi. Reid de en az onun kadar gergindi demek ki Juliet onun da nefesini bıraktığını odanın diğer ucundan duymuştu. Ancak yine de Reid in yüzünde herhangi bir ifade yoktu. Sevinmiş miydi, hayal kırıklığına mı uğramıştı; kızmış mıydı umurunda değil miydi, Juliet anlayamıyordu. Bu yüreğinin biraz daha sıkışmasına neden oldu. Doktorun sıcak ve dostça tavırları iyi gelmişti neyse ki. Bir sonogram muayenesine ne dersiniz? diye sordu doktor. Sizin ufaklığa göz atıp ne kadar yol aldığınızı anlarız böylece. Minicik bile olsa bebeği o bulanık siyah beyaz ekranda görebileceğini düşününce Juliet in yüreği heyecandan çatlayacaktı sanki. Gözleri dolmuştu. Güçlükle yutkunarak başını salladı. Evet, lütfen...

49 Bu sırada Reid e baktı. Reid de ayağa kalkmış, doktor gerekli düzeneği hazırlarken muayene yatağının başına gelmişti. Juliet neredeyse uzanıp onun elini tutacaktı, içinden öyle geliyordu. Ama onlar normal bir çift değillerdi. Onlar sadece birlikte bir bebek dünyaya getirecek olan iki insandı. DOKUZUNCU BÖLÜM Reid loş çalışma odasındaydı. Önündeki masada bir bardak viskiyle açık bir viski şişesi bulunuyordu. Bardağın dibinde kalan viskiyi bir yudumda içtikten sonra bardağa yeniden viski koydu. Bunları yaparken bakışlarını elindeki resimden ayırmamıştı. Neye baktığını bilmese bunun Loch Ness Canavarı ya da ay yüzeyinde bir krater olduğunu düşünebilirdi. Ancak neye baktığını çok iyi biliyordu. Doktor ufaklık demişti kızı ya da oğlu için. Şimdiden bunu tespit etmek zordu ama Juliet belli olduysa bile söylememesi için yalvarmıştı doktora. Bunun süıpriz olmasını istiyordu. Reid buna itiraz etmemişti. Ne de olsa sürprizlerle dolu bir hafta geçiriyordu. Baba olacaktı. Yeniden. Bir kez daha, çocuğunun hayatında olmak zorunda değilsin diyen bir kadın vardı karşısında. Valerie yle ilişkisinin çok basit olduğunu düşünürken işler nerelere varmıştı. Öte yandan Juliet le ilişkisi her bakımdan karmakarışıktı. Reid daha onun ofisine girip kız kardeşini bulmasını istediği gün hissetmişti zaten bunu. Bir yudum daha viski aldıktan sonra masasının orta çekmecesini açıp sonogram resmini dikkatlice yerleştirdi. Sonra ayağa kalkıp çalışma odasından çıktı, yavaşça ikinci kata tırmandı. Juliet in odasının kapısı yine kapalıydı. Doktordan çıktıktan sonra Reid onu yine buraya getirmiş, yol boyu tek kelime konuşmamışlardı. Juliet eve girdiğinde acıkmış olduğunu hissedip doğruca mutfağa gitmiş, kendisine yiyecek bir şeyler hazırlamıştı. İştahının bu kadar açık olmasına hâlâ alışamamıştı. Yine de sabahlan zor geçen saatlerinden sonra midesinin kendine gelebilmesine seviniyordu, hiç değilse iki lokma bir şey yiyebiliyordu bu şekilde. Reid onun mutfakta yiyecek hazırlamasına karışmamıştı. Juliet ona da teklif ettiyse de Reid in canı hiçbir şey istemiyordu. Doğrusu günlerce bir şey yemese akima gelmeyebilirdi. Zihninde binlerce düşünce varken yemek, ihtiyaç listesinde epey gerilerde kalıyordu. Cam konuşmak da istemiyordu, Juliet çekingen bir şekilde konuşmak isteyip istemediğini sormuştu ama Reid in bir süre susup düşünmesi gerekiyordu. Juliet i kırmamaya çalışarak, konuşmak istemediğini söylemekle yetinmişti. Aslında bu açık davranışı ve iletişim çabası için Juliet i takdir etmişti. İstese onunla hiç konuşmaya kalkmaz, Reid i hamilelik sürecinin tamamen dışında da bırakabilirdi.

50 Reid nihayet kapısını çalarken onun hâlâ konuşma havasında olduğunu umuyordu çünkü şimdi konuşmaya hazırdı. Juliet de onu dinleyecekti. Juliet yatağında bağdaş kurmuş otumyordu. Çizim defteri kucağındaydı. Göl evinde başladığı yeni çanta tasarımları üzerinde çalışmayı umuyordu ama kaleminden sadece bebek şapkaları ve ayakkabıları dökülüyordu. Otlayarak, az önce çizdiği beşik tasarımının üzerini karaladı. Beşiği şimdiden kendi evindeki odasında köşeye yerleştirdiğini hayal edebiliyordu. Hayalinde beşiğin etrafını da sade ama renkli ayrıntılarla donatıvermişti hemen. Aslında Zaccaro Giyim de bebekler için de çeşitli tasarımlar yapmayı deneyebilirlerdi. Juliet buna çok yatkın olduğunu hissediyordu, çok güzel şeyler tasarlayabileceğinden emindi. Hamileliğin ona ilham verdiği kesindi. Ancak önce bu konuda kız kardeşlerini de ikna etmesi gerekirdi. Birisi kadın giyim, diğeri sadece ayakkabı tasarlarken minik bebek giysilerini araya sokacaklarını hiç sanmıyordu Lily yle Zoe nin. Yeğenlerine bayılıp onu şımartacaklarından hiç kuşkusu yoktu ama ikisinin de Zaccaro Giyim in bebekler için ürün sunmasını istemeyeceğini biliyordu. Ayrıca bebek alışverişine çıkmadan ya da Lily yle Zoe ye yeni tasarım fikirleri sunmadan önce halletmesi gereken çok daha önemli konular vardı. Öncelikle bebeği haber vermesi gereken insanlar vardı. Annesiyle babasını düşünemiyordu Juliet, tüm bu olup biteni nasıl anlatacaktı onlara? Her zaman kurallara uygun davranan, ailenin en uslu çocuğunun böyle şeyler yapacağı ikisinin de aklının köşesinden geçmiyordu herhalde. Kapı çalınıyordu. Juliet'in yüreği ağzına geldi. Kapıyı elbette Reid çalıyor olmalıydı ama haberler önemli olmasa odasına kadar gelmezdi. Geldiğinden beri Juliet i istediği şekilde yalnız bırakma konusunda son derece özenli davranmıştı. Juliet çizim defterini kenara bıraktıktan sonra bacaklarını uzattı, ayaklarını çaprazladı. Gel. Reid içeri girdi. Beyaz gömleğinin üstten birkaç düğmesi açılmış, gömleği hafif kırışmıştı. Juliet, gömleğin açık yakasından görünen bronz teni ve kıvrılmış kolların açığa çıkardığı güçlü bilekleri fark etmemiş gibi davrandı. Reid kapıyı açık bırakmıştı. Bu aslında şart değildi ama yine de Juliet in kendisini daha rahat hissetmesini sağlıyordu. Böylece daha az köşeye sıkıştırıldığını düşünecekti. Neyse ki Reid o kadar kızgın görünmüyordu. Doktorun yanından çıktıklarında tuzağa düşürülmüş birisi gibi davranıyordu, yol boyu somurtmuş durmuştu. Juliet onun bu ruh halini çok iyi anlıyordu. Bu yüzden yemeğini tepsiye koyup odasına çekilmiş, Reid e yalnız kalması için fırsat vermişti. Reid yalnız kalınca düşünebilir, kendince çözüme ulaşabilirdi belki.

51 Reid ellerini cebine sokmuş, ona öylece bakıyordu. Ne diyeceğini biliyor gibi bir hali yoktu ama Juliet onun kafasında bir şey olduğundan emindi, yoksa kapısını çalmazdı. Aynı anda birbirlerine, Reid ve Juliet dediler. Reid nefesini bıraktı. Önce sen, dedi Juliet e. Juliet aslında ne diyeceğini tam olarak bilemiyordu ama bir yerden başlamak zorundaydılar. Dik oturup ayaklarını yataktan sallandırdı. Artık bebek konusunda bana inandığını biliyorum, dedi. Bebeğin senin olduğuna inandığını da biliyorum. Eğer bu kadar emin olmasam sana söylemezdim. Biz şey olmadan önce... Yani anlıyorsun, bizden önce çok uzun bir süredir Paul le birlikte olmuyorduk. Senden sonra da olmadık zaten. Juliet durdu, dikkatle Reid in gözlerine baktı, herhangi bir şüphe ya da güvensizliğin izini görmeye çalışıyordu. Neyse ki sadece dingin bir ifadeyle karşılaşmakla kalmadı, Reid başını eğerek Juliet in anlattıklarına katıldığını işaret etti. Ancak senden bir şey umduğumu düşünmeni istemiyorum, diye devam etti Juliet. Sen kendini nasıl rahat hissediyorsan o kadar katılabilirsin bu sürece. Senin paranın peşinde de değilim. Yani, seni ve şirketini biliyorum, bu yüzden kadınlara servet avcısı mıdır diye şüpheyle yaklaşıyor olabilirsin. Ancak hem kendi ekonomik bağımsızlığım var hem de ailem yardıma ihtiyaç duyarsam bana destek olabilecek durumda. Bu yüzden senin boğazına sarılıp senden bir şeyler koparmaya çalışacağımı düşünüp telâşlanma. Reid, bir şeyler koparma lafı geçerken bir kaşını havaya kaldırmıştı. Zaten Juliet daha bunu söylerken bile aptalca olduğunun farkındaydı. Bitti mi? diye sordu Reid sakince. Juliet in beklediği tepki bu değildi aslında. Evet, dedi. Bir tek sorum var. Tamam, sor. Doğuracak mısın? Bir an Juliet nefes alamadı, kalbi durmuştu sanki. Sabah bulantılarının artık güne yayılmaya başladığını bile düşünebilirdi. Sonra güdüsel bir hareketle elini kamına koydu. Elbette, dedi sertçe. Soruya bozulması gerekmiyordu ama ses tonundan çok bozulduğu anlaşılıyordu. Bakışlarını birbirlerinden ayırmadan bir süre öylece durdular. Sonra Reid elini cebinden çıkarıp düşünceli bir şekilde çenesini ovuşturdu. Ardından elini çekti, kararlı bir şekilde başını kaldırdı. Bu durumda evlenmemiz gerekiyor sanırım. Juliet şaşkınlıkla ona baktı. Reid in söyleyebileceğini düşündüğü pek çok şey vardı; doğmamış çocuğunun babasıyla yapmayı beklediği pek çok konuşma vardı. Ancak bu konuşma kesinlikle onlardan biri değildi. Pardon?

52 Reid bir kez daha, bu sefer daha da net bir şekilde tekrarladı. Juliet elinden geldiğince yumuşak bir şekilde başını iki yana sallayıp, Olmaz, dedi. Reid gözlerini kıstı. Olmaz mı? Sesinde bir acılık vardı, hatta Juliet i uyarır gibiydi. Juliet ürpermişti ama bunu göz ardı edecekti. Bir tek kelimeyi telaffuz etmek bazen ne kadar zor olabiliyordu. Juliet dudaklarını hafifçe ıslattı, omuzlarını dikleştirip yeniden, Üzgünüm ama hayır, dedi. Kollanın iki yanma sarkıtıp yerdeki halıya bir an baktıktan sonra başım iki yana salladı. Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Davranışını gerçekten takdir de ediyorum ama buna hiç gerek yok. Böyle bir jeste ihtiyacım yok, iyiyim ben. Bebekle gayet iyi olacağız, söz verdiğim gibi sen de istediğin zaman onu görebileceksin. Parmağımda alyans yok diye görüşmenize engel olacak değilim. Juliet birkaç gün öncesine kadar Paul ün yüzüğünün bulunduğu parmağını ovuşturdu. Şimdi Reid bir yüzük takmak istiyordu bu parmağa ama Juliet buna hazır olduğundan emin değildi. Hele de bu koşullar altında. Reid dişlerini sıkarak, Öyle bir şey yapmıyorum ben, dedi. Juliet başını kaldırıp ona bakarken gülümsedi. Evet, yapıyorsun. Ancak ben bir düğünden daha yeni kaçtım, hemen ardından bir başkasına katılmaya niyetim yok. Reid ona gözlerinden ateşler saçarak bakıyordu. Juliet onun bu bakışını zorlu rakipleri ya da bilgi vermek istemeyen tanıklar üzerinde de kullandığından emindi. Gerçekten de etkili bir bakıştı ama Juliet pes etmedi. Sence benden iyi baba olmaz mı? diye atıldı Reid. Ya da iyi koca? Mesele bu mu? Juliet afalladı. Elbette değil. Doğrusu bunu düşünmemişti bile. Hamile olduğunu neredeyse daha yeni öğrenmişti, Reid in nasıl bir baba olacağına kafa yoracak kadar vakti olmamıştı. Dahası, bir bebek olsun ya da olmasın Reid le evlenmeyi aklından hiç geçirmemişti. Ancak şimdi Reid böyle söyleyince durup düşünmesi gerekiyordu. Reid in çok iyi bir baba olacağından emindi. Güçlü, cesur, kendinden emin, başarılı bir adamdı ve en azından Juliet in görebildiği kadarıyla bencil değildi. İlişkilerinde en başından beri bir gerginlik vardı ama aynı zamanda çok da eğlenmişlerdi. Juliet, Reid in espri anlayışı olduğunu biliyordu, çocuğunu parka götürüp onunla kum havuzunda oynamaktan hoşlanacak bir adamdı. Bu, bir çocuk için çok önemliydi. Juliet kendisi için de önemli olduğunu anlıyordu.

53 Yani, evet, Reid çok iyi bir baba olurdu. Juliet, gerçekten seveceği bir kadına rastlarsa Reid in kusursuz bir koca olacağından da emindi. Onu iyi bir baba yapacak olan özellikleri aynı zamanda iyi bir eş olmasını da sağlayacaktı. Reid in her akşam sıcak yuvasına geldiğini hayal edebiliyordu. Selam hayatım, günün nasıldı? rutinini... Birlikte yemek yer, çocukları yatırırlardı. Sonra kendileri de yataklarına çekilirlerdi. Juliet, Reid McCormack le evli olmanın bu kısmının da çok tatmin edici olacağından kesinlikle emindi. Bu düşünceleri ve aklını başka yerlere çelen anıları zihninden uzaklaştırmaya çalıştı ama son kısımda takıldı kaldı. Başka kadınlar için tatmin edici olacaktı bu evlilik... Onun için değil. Çünkü Reid le evlenmek söz konusu değildi onun için. Reid ona evlenmelerini teklif etmişti ama Juliet çok anlaşılır sebeplerden dolayı reddetmişti. Bir düğün fiyaskosunu daha yeni arkasında bırakmışken yeniden evlenmeye kalkışması düşünülemezdi. Ayrıca sırf hamile olduğu için evlenmek de istemiyordu Juliet. Ancak Reid in evlilik teklifini reddetmesinin asıl sebebi başkaydı. Juliet, kendisini deliler gibi sevmeyen birisiyle bir daha asla nişanlanmak hatta ciddi bir ilişkiye girmek bile istemiyordu. Bunları daha önce yaşamış, kalbinin sesini dinlemektense ondan bekleneni yapmaya kalkmıştı. Sonuç ortadaydı. Bir dahaki sefere evet diyerek parmağına yüzüğü taktığında, karşısındaki adama sırılsıklam âşık olmak istiyordu, aynı zamanda o da kendisine karşı aynı şeyleri hissetmeliydi. Bu kadar. Reid in gözlerinin içine baktı, söylediklerinde içten olduğunu anlamasını istiyordu. Bence harika bir baba olursun. Günün birinde aynı şekilde harika bir eş olacağından da eminim. Reid onu anlamaya çalışarak baktı. Günün birinde demek... Ancak bugün ve seninle değil, öyle mi? Juliet elinden geldiğince gülümsedi. Hayır. Reid bir anda öne doğru atıldı, ancak dizleri birbirine değince durdu. Juliet bakışlarını indirip pantolonlarının birbirine dokunmasına baktı, sonra başını yeniden ona kaldırdı. Reid onu dirseklerinden tutup, sıkıca kendisine çekti. Şaşkınlıktan Juliet in nefesi kesilmişti. Yoksa uyum sorunu yaşayacağımızdan mı korkuyorsun? diye sordu Reid. Uzun vadede? Juliet cevap vermek için ağzını açtı ama konuşamadı. Neredeyse nefes bile alamazken konuşması mümkün değildi. Kesinlikle uyum meselesi değildi bu. En azından Reid in ima ettiği anlamda bir uyum sorunu yoktu aralarında.

54 Reid, Juliet in çenesini ve boynunu okşadıktan sonra başını geriye doğru yatırdı, aynı yolu bu kez dudaklarıyla geçti. Juliet e düşünecek ya da itiraz edecek vakit bırakmamıştı. O da denememişti. Sıcak ve yumuşak dudakları Juliet in dudaklarını örterken Juliet onun nefis tadını aldı, çok hoş bir likör gibiydi bu. Öte yandan Juliet onun kendisini gerçekten arzuladığından emin olamıyordu. Bir şey kanıtlamaya çalışıyor da olabilirdi Reid ama onu itecek gücü kendisinde bulamıyordu. Öyle çok şey geçmişti ki aralarında. Konuştukları ve konuşmadıkları, karmakarışık çok şey vardı... Bu yaptıkları sadece listeyi biraz daha uzatıp zorlaştırırdı. Ancak Reid onu öptüğü, dudakları ve dilleri birbirine dokunduğu sürece hiçbir şey umurunda değildi Juliet in. Geri kalan her şeyi daha sonra ilgilenmek üzere bir kenara fırlatıp atmak istiyordu. Çok daha sonra... Juliet ellerini Reid in omuzlarında gezdirirken Reid in güçlü göğüs kasları tişörtünün altında kasılıp gevşiyordu. Tıpkı hatırladığı gibiydi; güçlü, sıcak ve erkeksi... Reid, öpüşmelerine ara vermeden Juliet i sırt üstü yatağa itti. İkisi birlikte yatağa gömüldüler, Reid tüm ağırlığını onun üstüne vermişti. Bu Juliet e, birlikte oldukları ilk seferi hatırlatmıştı. Aralarındaki o yoğun tutkuyu, arzuyu unutması mümkün değildi zaten. Reid o zaman tüm kontrolü eline almış ama Juliet kendisini ezili-yormuş gibi hissetmemişti. Juliet onun geniş sırtını okşarken Reid de ellerini aşağı doğru kaydırdı, kazağını etek ucundan tuttu. Parmakları Juliet in çıplak tenine dokunurken kazağı yavaş yavaş yukarı kaldırmaya başladı. Kazak yukarı sıyrılırken Juliet in ciğerlerindeki nefesi de çekip alıyordu sanki. Reid e aynı şekilde karşılık vermeyi umarak Juliet de onun kemerini ve pantolonunun düğmelerini çözdükten sonra elini içeri uzattı. Dudakları hâlâ bir aradaydı, Reid boğuk bir sesle inleyince Juliet bu tahrik edici sesi tam içindeymiş gibi hissetmişti. Reid kazağım tamamen çıkarırken o da Reid in pantolonunu sıyırıp attı. İkisi de nefes nefese kalmışlar, bakışlarını birbirlerinden ayıra-mıyorlardı. Juliet, karşısındaki koyu kahverengi gözlerin tutkuyla alev alev olduğunu görebiliyordu, kendisininkilerin de farksız olduğundan emindi. Reid ulaşabildiği her yeri öpüyordu, dudaklarını, çenesini, gözlerinin kenarını, boynunu, gerdanını... Sutyenini çıkarmadan iki göğsünü de kavradı, meme uçlarını dantelin üzerinden sıkıştırdı. Juliet içini çekerek kendini bu harika hisse teslim etti. O da ellerini Reid in göğsünün orta yerine koymuş, gömleğinin düğmelerini çözerek onun tenine ulaşmıştı. Reid bir ara elini Juliet in göğüslerinden çekerek onun gömleğini tamamen çıkarmasına izin verdi. Juliet de bunu fırsat bilerek onun sert kaslı göğsünü doyasıya okşadı, pürüzsüz teninde parmaklarını gezdirdi... Sonra Reid in

55 gömleğini omuzlarından aşağı indirip çıkardı, kenara fırlattı. Sonra elini yavaşça aşağı kaydırıp Reid in biçimli baldırlarını sıkıştırdı, ardından tekrar yukarı doğru, omurgasını takip ederek sırtında dolaştı. Reid içi titreyerek nefesini verince Juliet kendini gülümsemek-ten alamadı. Ancak bu rahatlık uzun sürmeyecekti çünkü Reid onu ayak bileklerinden tutup çekti, pantolonunu bir hamlede çıkarıverdi. Böylece Juliet in üzerinde sadece sutyeni ve külotu kalmıştı. Reid kendi ayakkabılarını ve pantolonunu da çıkardıktan sonra Juliet in bacaklarının arasına yerleşti. Ardından elini onun kamına koydu, parmağını Fransız kesimli dantel külotunun kenarında dolaştırdı. Sonra Juliet in göğüslerinin arasına kadar uzandı ve onu tutup oturur konuma getirdi. Bu şekilde Juliet in gözlerinin içine baktı bir süre, sıcak nefesi Juliet in yüzünü okşuyordu. Reid arkaya uzanıp sutyeninin kopçasını çözerken Juliet bacaklarını onun kalçaları üzerine atıp ona daha da sokulmuştu. Reid kopçayı çözdü, sutyen aşağı kaydı. Juliet kollarını hareket ettirip sutyenini çıkardıktan sonra yatakta yay biçimini alarak Reid in külotunu da çıkarmasına yardımcı oldu. Reid o sırada kendisi de soyunmuştu ama Juliet in onu izlemesine fırsat vermeden yeniden ona uzanıvermişti bile. Bu kez Juliet üzerindeydi, kucağında oturuyordu. Reid in sertliği ikisinin arasındaydı ama Reid onu kullanmak yerine Juliet in yüzünü ellerinin arasına almış, dudaklarıyla dudaklarını bulmuştu. Diliyle onun dudaklarına dokunurken bir yandan Juliet in sırtını, omuzlarını okşuyor, arada kalçalarını sıkıştırıyordu. Juliet kalçaları sıkıştırılırken kıvranıyor, göğsü Reid in göğsünde ezilirken daha da büyük bir haz alıyordu. Bu şekilde karşılıklı hareket ederek, tam vücutlarının birleşebileceği konuma yaklaşmışlardı ama Reid hazır olmasına rağmen Juliet in içine girmiyordu. Juliet pazularını sımsıkı kavrayınca, Reid de kalçalarını kavrayarak karşılık vermişti. Ancak Juliet kasıklarını ona ne kadar yaklaştırırsa yaklaştırsın Reid hep belli bir mesafede, uzak duruyordu. Reid... diye inledi Juliet yalvarırcasına. Gözlerini açtığında Reid in ona hınzırca gülümsediğini gördü. Bakalım ne kadar uyumluymuşuz, diye fısıldadı Reid zor duyulur bir sesle. Ardından vücutları tek bir güçlü hareketle birleşti. Aynı anda Juliet nefesini tuttu, başını geriye attı. Gözlerini kapatmış, kendisini tamamen Reid e teslim etmişti. Ancak Reid hâlâ hareketsiz duruyordu. Juliet onun kesik kesik nefes aldığını duyuyordu ama sanki hareket etmeye korkuyor gibiydi Reid. Onun tam olarak ne hissettiğini çok iyi anlıyordu Juliet. Sadece kontrolünü kaybetmek istemediği için değil, bunun sonsuza dek sürmesini istediği için öylece duruyordu Reid.

56 Sadece seks değildi yaşadıkları; yakınlıktı, bir olmaydı. Bu şekilde birlikte olduklarında, ortada hiçbir engel ya da pürüz yokken her şey mükemmeldi. Juliet, daha önce hiçbir erkekle hissetmediği bir bağın kurulduğunu hissediyordu aralarında. Ne yazık ki aralarında sayılamayacak kadar çok sorun vardı ve ne kadar hoşuna giderse gitsin yedi gün yirmi dört saat çırılçıplak yatakta olamazlardı. Ancak şimdi tam olarak öyleydiler; çıplak ve yatakta... Şimdilik aralarındaki sorunları ve engelleri tamamen unutabilirler, kendilerini haz denizinin müthiş dalgalarına bırakabilirlerdi. Reid, Juliet in çenesinin tam altım hafifçe dişlerinin arasına aldı. Juliet dizlerinin üstünde doğrularak hafifçe ondan çekildi, ikisinin de nefesi kesilmişti. Ardından, Reid in onu hâlâ kalçalarından kavrıyor olmasından güç alarak kendini geriye doğru, boşluğa bıraktı Juliet. Artık odayı ikisinin kesik kesik nefes alış verişleri ve haz iniltileri sarmıştı. Birlikte harika bir tempo tutturmuşlar, hiç bitmeyecekmiş gibi sevişiyorlardı. Eğer Reid onu sımsıkı tutuyor olmasa defalarca düşebilirdi Juliet. Ancak Reid onu bırakmamış, düşmesine izin vermemişti. Juliet yavaş yavaş doruğa tırmanmaya başlamıştı, tüm evren çevresinde dönüyor gibiydi. Reid in omuzlarına sımsıkı tutunmuş, bacaklarıyla beline sarılmıştı. Reid... Onun ismini peş peşe söylüyordu; hangisini gerçekten seslendirdiğinin hangisini sadece aklından geçirdiğinin farkında değildi artık. Reid de onun ismini söylüyor, her seferinde Juliet'in başı dönüyordu. Derken tüm vücudu kaskatı kesildi, önce güçlü bir doyum hissetti, ardından peş peşe yenileri geldi, tıpkı kıyıya vuran dalgalar gibi... Reid in parmaklan kalçaları ve baldırlarını sıkıştırırken Juliet hâlâ bu dalgalarda sürükleniyor durumdaydı. Nihayet Reid de bir haz çığlığı atarak son kez güçlü bir şekilde ileri atıldı ve doyuma ulaştı. Juliet yüzünü onun boynuna gömmüş, nefesinin düzene girmesini bekliyordu. Bu sırada Reid in de göğüs kafesi hızlı hızlı inip kalkıyordu, o da soluk soluğa kalmıştı. Dakikalar sonra, Juliet çok uykusu olmasına rağmen artık kalkması gerektiğini düşünürken Reid in kulağına fısıldadığını duydu. Sanırım geçtik. Juliet onun yüzünü görebilmek için başını ona doğru çevirdi. Merak etmişti. Neyi geçtik. Uyum testini. Hmm... Zaten bu konuda en ufak bir kuşkusu yoktu Juliet in. Sadece koşulların başka türlü olmasını çok isterdi. Yine de fikrini değiştirmeyeceksin ama değil mi? diye sordu Reid. Benimle evlenme konusunda? Juliet yaşadıkları anm güzelliğini mahvetmek istemiyordu ama cevap vermek zorundaydı. Hayır.

57 Bir an bir sessizlik oldu. Sonra Reid içini çekerek ona sokuldu, beline sımsıkı sarıldı. ONUNCU BÖLÜM Juliet uyandığında yatakta yalnızdı. Reid yanında yatmıyordu ama belli ki epey bir süre yanında kalmıştı. Juliet yorganın üzerine dikkatlice örtüldüğünii fark etmişti. Kalkıp yatakta doğruldu, derin bir nefes aldı. Son yaşadıklarını nasıl değerlendireceğini bilemiyordu; başarı mı, başarısızlık mı? Her ikisinden de biraz vardı herhalde... Ancak şimdilik Reid evlilik meselesini kapatmış gibi görünüyordu. Juliet, Reid McCormack in her zaman hayatında olacağını biliyordu. Bir çocukları olacağına göre buna hakkı vardı zaten. Juliet onunla evlenmeye karşıydı ama bu onu çekici bulmadığı anlamına da gelmiyordu. Tam tersine, dürüst olması gerekirse, son derece çekici buluyordu Reid i. Şimdi bile, yatağa sinmiş losyonunun kokusunu alınca burnunu yastıklara gömmek istiyordu. Tıpkı birlikte oldukları her an hissettiği gibi. Her baş başa kaldıklarında kendilerini yatakta bulmak için neredeyse Reid in parmağıyla işaret etmesinin yetmesi gibi. Juliet tepeden tırnağa titredi. Reid le yaşadıkları anlar geliyordu gözünün önüne. Birlikte yemek yemeleri, sohbet etmeleri... Onun evinde geçirdiği zamanlar; sevişmelerinden sonra çırılçıplak, Reid in ona birkaç beden büyük gelen bornozuna sarınması... Reid in devasa yatağındaydılar o zaman, bu misafir yatağında değil. Juliet yeniden orada ve o zamanda olabilmeyi çok isterdi, o zaman her şey çok daha basitti. Gerçekten gitmesi gerektiğini anladı o anda. Orada daha fazla kalamazdı. Ne geçmişe dönebilirler ne de koşulları değiştirebilirlerdi, o halde onun harekete geçmesi gerekiyordu. Reid in ona evlenme teklif etmesi aslında Juliet e saklanmakta olduğu gerçeğini hatırlatmıştı. Paul den saklanıyordu, ailesinden ve gerçeklerden saklanıyordu. Ancak sonsuza dek saklanamazdı. Saklandıkça daha da güçsüz görünecekti. Ne kadar zor olursa olsun hayatına dönmek zorundaydı Juliet, buna mecburdu. Öte yandan Reid in onu evinde ağırlayıp korumasına izin vermeye devam ederse onun da kendisini korunmaya muhtaçmış gibi görmesinden korkuyordu. Reid için bir iş ya da yükümlülük haline gelmek istemiyordu, böyle olmazdı. Artık ayağa kalkıp silkelenmesi gerekiyordu. Bebeği doğduğunda yine o güçlü ve bağımsız kadın olması gerekiyordu. Kararlı bir şekilde yataktan kalktı, eşyalarını toplamaya başladı.

58 Eşyalarını hazırladıktan sonra merdivenlere yöneldi. Reid üst katta yoktu, aşağıda bir yerde olmalıydı. Juliet onu görmek isteyip istemediğinden emin değildi. Reid bu kadar kısa süre sonra onunla yeniden görüşmek istemiyor olabilirdi. Belki de yaptıklarından pişmandı ya da evlenme teklifinin reddedilmesinden dolayı hâlâ canı sıkkın olabilirdi. Ancak evden habersizce çıkmak ya da sadece bir not bırakıp gitmek de Juliet in içine sinmeyecekti. Bu yüzden çantasını kapının önünde bırakıp, evin içinde Reid e bakındı. Reid çalışma odasındaydı. Odanın ışıkları kapalıydı, şömine yanıyordu. Masanın üstündeki boş viski şişesi Reid in epeydir burada olduğunu gösteriyordu. Juliet derin bir suçluluk hissiyle sarsıldı. Reid e bunları mı yaşatıyordu? Sırları, yalanlan, beklenmedik haberleriyle onu şaşkına çevinniş ve nihayet evlilik teklifini reddederek Reid i sert bir içkiden medet umacak hale getirmişti. Ancak Juliet, Reid i onunla, onu içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak ve kendisini mecbur hissettiği için evlenmesini istemiyordu, bu ona çok yanlış geliyordu. Biraz sonra olabileceklerden ürkmesine rağmen, Reid in dikkatini çekmek için hafifçe kapıyı tıklattı. Reid önündeki ekrandan hemen dönüp ona baktı. Kaşlarının çatık olduğunu o anda fark etmiş gibi tekrar kayıtsız yüz ifadesini takındı sonra. Juliet içeri girdi. Rahatsız ettiğim için kusura bakma ama gittiğimi haber vermek istedim sana. Gidiyor musun? Reid in kaşları yeniden çatılmıştı. Neden? Eve gidiyorum. Artık zamanı geldi. Burada sonsuza kadar sak-lanamam, göl evinde de saklanamazdım zaten. Hatalarımla yüzleşmek zorundayım. Paul le meselemi halletmem, aileme olanları anlatmam gerek. Juliet kapının kolunu sıkıca tuttu. Her şey için teşekkür ederim. Hem göl evinde, hem de burada yaptıkların için. Hak ettiğimden çok daha sabırlı ve anlayışlı davrandın bana. Reid masanın üzerindeki ellerini sıkıp gevşetti. Bunu yapmak zorunda değilsin. Gitmen ya da bana teşekkür etmen gerekmiyor. Juliet gülümsedi. Gerekiyor. Yine haberleşiriz. Beni nerede bulacağını biliyorsun. Bir daha ortadan kaybolmayacağım, söz. Juliet nasıl bir tepki beklediğini bilmiyordu ama Reid söylediklerini tam bir sessizlik ve ifadesiz bir yüzle karşılamıştı. Juliet bir iki dakika daha durup onun bir şey söylemesini bekledikten sonra onun bu şekilde veda ettiğini düşündü. Diğer alternatif de konuşamayacak kadar kızmış olmasıydı. Her iki durumda da Juliet e gitmekten başka yapacak bir şey kalmıyordu. Başını eğerek Reid i son kez selamladıktan sonra çalışma odasından çıktı.

59 Juliet evde nasıl karşılanacağından da emin değildi, tedirgin bir şekilde anahtarla kapıyı açtı. Aslında sinsice girmeye çalışıyor değildi, sadece gürültü yapmak istememişti. Lily ve Zoe mutfaktaydılar. Zoe sırtını kapıya dönmüş, ortadaki mutfak tezgâhına yaslanmıştı. Bir dizini kenardaki tabureye koymuştu, ayağında taşlarla süslü şıkır şıkır bir stiletto vardı. Tam Juliet in karşısındaki Lily ise, önünde duran kocaman tabaktaki salata malzemelerini karıştırıyordu. Kapının kapandığını duyunca ikisi de başlarını kaldırıp ona doğru baktılar, gözleri kocaman açılmıştı. Lily elindelcileri bir kenara fırlatıp, Juliet! diye bağırdı, tezgâhın çevresini dolaşıp ona doğru atıldı. Aynı anda Zoe de, Juliet! diye bağırmış, ona koşmuştu. Juliet bir anda kız kardeşleri tarafından sarmalanmış buldu kendisini. Nefes alamamasına rağmen gözleri mutlulukla yaşarmıştı. Ne yaparsa yapsın, başını ne kadar derde sokarsa soksun kız kardeşlerinin her zaman yanında olacağını biliyordu. Onu hep kabul edecekler, destekleyecekler ve kollarını sonuna kadar açacaklardı. Mutluluk gözyaşları döküp hıçkırarak bir süre öylece kaldıktan sonra ayrıldılar. Kız kardeşlerinin yüzlerindeki ifadenin değişmesi fazla sürmemişti. Lily ellerini beline koymuştu bile. Neredeydin? diye sordu. Meraktan öldük. En azından Reid McCormack seni bulup iyi olduğunu haber verene kadar, diye ekledi Zoe. Sonra da senin nerede olduğunu ya da ne zaman dönmeyi planladığını söylemeyince endişelendik. Biliyorum. Çok üzgünüm, dedi Juliet. Kız kardeşlerinin ellerini tutup sıktı, içtenlikle özür dilediğini anlamalarını diliyordu. Anlatacak çok şey var... Artık döndüğüme göre hepsini anlatacağıma söz veriyorum. Ama o düğünü tamamlayamazdım, önce yalnız kalıp, eve dönmeden önce ne yapacağıma karar vermem gerekiyordu, buna ihtiyacım vardı. Lily yle Zoe bir an durup düşündüler. Nihayet Lily eğilip Juliet e bir kez daha, sıkıca sarıldı. İyi olmana çok sevindik. Anlatacaklarını dinlemeye hazırız. Kaçmana sebep olan her neyse... Lily durup gülümsedi. Biliyorsunuz, ben de yapmıştım bunu. Siz beni sırlarımdan dolayı affet-miştiniz, eminim Zoe yle ben de seni affedebiliriz. Değil mi Zoe? Zoe, Lily nin dirsek darbesi sanki canını çok yakmış gibi ikiye katlanarak, darbeyi aynen Lily ye iade etti. Ancak Juliet, Zoe nin de onun dönmesine çok sevindiğini biliyordu. Zoe masmavi gözlerinde büyük bir ciddiyetle ona baktı. Kristal ayakkabılar giyen kızlar taş atmamalı. Lily yle sen beni idare ettiğiniz sürece ben de sizi idare ederim. Juliet küçük kız kardeşine gülümseyip onu kendisine çekti. Anlaştık.

60 Bir süre daha birbirlerine sarılıp hasret giderdikten sonra Lily, Juliet in eşyalarım içeri taşıdı. Biz de tam yemek hazırlıyorduk. Yemekten önce yukarı çıkıp biraz kestirmek ister misin? Gelmeden önce bol bol kestirdim, emin olabilirsin. Lily yle Zoe anlamlı bir şekilde bakıştılar ama Juliet oralı olmadı. Nasılsa her şeyi anlatacaktı birazdan. Eşyalarımı odama koyayım, yanınıza gelip size yardım ederim. Ne yiyoruz? Diğer ikisi aynı anda, Pizza! dedi. Harika! Juliet bayılmıştı buna. Kızaran pizza hamurunun kokusu evi sarmıştı. Zoe nin vejetaryen tercihleri sonucu sebze dolu bir pizzaydı bu. Pizzanın yarımda şarap ya da gazoz içerlerdi. Bazen bira içip uzun uzun sohbet ettikleri de olurdu. Juliet bu kez en çok kendisinin konuşacağını ve kardeşlerinin onu can kulağıyla dinleyeceklerini biliyordu. Gerçekten de anlatılacak uzun bir hikâyesi vardı! Zoe ve Lily mutfağa dönerken Juliet eşyalarını alıp odasına çıktı. Makyaj çantasını banyoya bıraktı, kirlilerini kirli sepetine koydu. Üzerindekileri çıkarıp rahat bir eşofmanla yumuşacık bir tunik geçirdi üstüne. Sonra tekrar aşağı inip mutfağa geçti, Lily yle Zoe ye yardım etti. Bu sırada havadan sudan konuşuyorlardı. Juliet, yokluğunda kardeşlerinin neler yaptığını dinlemeyi tercih etmişti, nasılsa birazdan yemeğe oturduklarında o konuşacaktı. Nihayet bir saat kadar sonra üçü de pizzaları, salataları ve kolalarıyla büyük orta sehpasının çevresinde, yere bağdaş kurup oturmuşlardı. Lily tabağını önüne çekip en üstteki koca brokoli parçasını ağzına atar atmaz, Dökül bakalım şimdi, dedi Juliet e. Juliet derin bir nefes alarak anlatmaya başladı. Anlatacaklarının hepsi bitene kadar da susmadı. Onlara Reid le, Lily çalman tasarımlarının peşine düşerek Los Angeles a gidip ortadan kaybolduktan sonra, onun bulunması için ofisine gittiğinde tanıştıklarını anlattı. Bu çok yakışıklı adamın daha ilk karşılaşmalarında aklım başından aldığını, o zaman Paul le çoktan nişanlanmış oldukları için kendisini bu yüzden suçlu hissettiğini ekledi. Lily ve Zoe nin hikâyenin kalanını tahmin etmekte zorlanmayacaklarını biliyordu ama onlara her şeyi anlatacağına dair söz vermişti. Paul ün onu giderek daha fazla hırpalamasını, Reid in kolundaki morlukları fark ederek nişanlısına öfkelenmesini, birlikte geçirdikleri ilk geceyi, hemen ardından Paul le ilişkisini bitirdiğini, sonraki birkaç ay Reid le neredeyse yasak bir ilişki yaşadığını... Onlara Paul ve ailesi düğün hazırlıkları için uğraşırken kendisini ne kadar ağır bir baskı altında hissettiğini de anlattı.

61 Nihayet, düğünden kaçmasının sebeplerini sıraladı. Test çubuğu maviye dönmüştü, bir başkasının bebeğini taşırken yemin ederek Paul'le evlenemezdi. Özellikle de çocuğunun babasına karşı karmakarışık duygular beslerken... Juliet, kardeşlerinin, özellikle de Zoe nin hayatlarında atmadıkları kadar hayret çığlıkları attığının farkındaydı. Ancak asıl hayret çığlıkları hikâyenin sonundaki asıl düğüme geldiğinde atıldı. Zoe, Hamile misin? derken düşüp bayılıyordu neredeyse. Lily kocaman gülümseyerek, Ah Juliet, bu harika! dedi. Tebrikler! Sonra ikisi de aynı anda tabaklarını bir kenara itip Juliet e sarıldılar yeniden. Ayrıldıklarında Lily, Juliet in bir tutam saçını kulağının arkasına iterken, Peki Reid e söyledin mi bebeği? diye sordu. Juliet başını evet anlamında sallayıp hikâyenin devamını da anlattı. Reid in onu göl evinde bulduğunu, onu hayatının en utanç verici mide bulantısında yakaladığını, bu yüzden ona bebeği söylemek zorunda kaldığını... Ardından New York a geldiklerini ve bir doktora görünüp hamileliği teyit edilene kadar onda kaldığını ekledi. Zoe, Aman Tanrım, diye inledi. Seni bulması için ondan yardım istememeliydik. Her şeyi berbat ettik. Hayır, etmediniz, dedi Juliet. Ona her durumda söyleyecektim zaten. Baba olacağını bilmeye hakkı var en nihayetinde. Ayrıca bu sayede birbirimize karşı açık davranmış olduk. Ona, bebekten dolayı kendisinden herhangi bir şey talep etmeyeceğimi ama onu bebekten uzak tutmaya çalışmayacağımı da söyledim. Lily kaşlarını kaldırdı. Hepsi bu kadar mı yani? Sen ona hamile olduğunu söyledin ve onun tek dediği tamam mı oldu? Juliet omuzunu silkti. Kız kardeşinin imasının onu rahatsız etmediğini belli etmeye çalışmıştı. Öyle sayılır. Onun kendisini kapana sıkıştırılmış gibi hissetmesini istemedim. Sırf hamile kaldım diye onunla evlenecek değilim. Bu kez hayretle bakan Zoe ydi. Sana evlenme mi teklif etti? Juliet boğazını temizleyerek kız kardeşlerinin meraklı bakışlarından kurtulmaya çalıştı. Bardağına biraz daha gazoz ekleyip bir yudum içtikten sonra, Evet ama ben kabul etmedim, dedi. Bunu sadece kendisini mecbur hissettiği için yaptığını biliyorum. O mihraba bir kez daha yanlış sebeplerle yürümek istemiyorum. Kız kardeşleri sessizce birbirleriyle bakıştılar ama ikisi de onun fikrini değiştirmek için girişimde bulunmadı. Nihayet Lily başını salladı, Zoe de Juliet in dizini okşadı. Lily, Neye ihtiyacın olursa, bu işi nasıl halletmek istersen, senin yanındayız, dedi. Aman Tanrım, teyze olacağız! diye bağırdı Zoe. Kanepenin üstünde zıplamaya başlamıştı bile.

62 Yine uzun uzun birbirlerine sarılıp gülüştüler, bebeğin kız mı yoksa oğlan mı olacağını konuştular. Sonra tabaklarına ikinci dilim pizzalarını aldıklarında Juliet asıl ciddi konuyu açtı. Annemle babam düğün iptal olduktan sonra gittiler mi? Bir süre daha buralarda durdular, diye cevap verdi Lily. Sonra Reid seni bulup iyi olduğunu haber verdi. Senin nerede olduğunu öğrenememek hiç hoşlarına gitmedi ama onlara bizim meseleyle ilgilendiğimizi ve onları her şeyden haberdar edeceğimizi söyledik. Bu şekilde Connecticut a gitmeye razı oldular ama her gün bizi arayıp senden haber alıp almadığımızı soruyorlar. Juliet ağır bir suçluluk duygusu altında ezilerek yere baktı. Gidip onları görmem gerek. İkisinden de özür dilemeliyim. Sonra başını kaldırıp içini çekti. PaulTe de konuşmalıyım. Zoe nin mavi gözleri öfkeden çakmak çakmak oldu. Ona bir şey borçlu değilsin. Lily de kaşlarını çatmıştı. Katılıyorum. Aslına bakarsan özür yerine, sağlam, güzel bir tekmeyi hak ediyor. Sizinle bu konuda tartışamam, diye mırıldandı Juliet. Onunla ilişkimi çok daha önce bitirmem gerekirdi. Zoe homurdandı. Sana elini kaldırdığı anda hem de. Juliet de pişmandı bunun için. Kesinlikle. Onunla evlenmek istemediğime karar vermiştim. Ama ona bir şans daha vermem için beni ikna etti. Yine de onu o şekilde kilisede bırakıp gitmem hiç iyi olmadı. En azından onunla yüz yüze görüşüp, onu utandırdığım için özür dilemem gerektiğini düşünüyorum. Lily, Öyle bir şey yapacaksan birimiz seninle gelelim, dedi. Zoe hemen atıldı. Ben gelirim. Hem yapacak daha iyi bir işim yok, hem de Nigel yakında Los Angeles tan geliyor. Böylece evde yalnız kalmış olursunuz. Lily kulaklarına kadar kızarmıştı. Şey, bu fena olmaz aslında. Zoe son bir muzırlık yapmaya kararlıydı. Etrafı temiz bırakmayı unutmayın, dedi göz kırparak. ON BİRİNCİ BÖLÜM Reid sistemli düşünme konusunda çok iyiydi. Bu yüzden, işine odaklandığında, JulietTe bebeği aklına bile getirmeyebiliyordu. Ancak akşamları evine döndüğünde zihnine üşüşen düşüncelere ve görüntülere engel olamıyordu. Çalışma odasına geçip kendisine bir şişe viski açıyor, şöminedeki yanmayan odunların önünde oturup içiyordu. Bu şekilde içmeye devam ederse viskiyi toplu almaya başlayacaktı. Bu odada geçirdiği başka bir gece geldi aklına. O zaman şöminedeki odunlar gürül gürül yanıyordu, dışarıda lapa lapa bir kar vardı. Viski yerine şarap içiyorlardı. Juliet le işten sonra gizlice buluştukları gecelerden biriydi. Juliet bir taksiye atlayıp gelmişti. Tanınmamak için atkısını yüzüne iyice dolamış, koyu renkli bir gözlük takmıştı. Reid onu kapıda karşılamıştı, daha

63 içeri girmeden uzun uzun öpüşmüşlerdi. Sonra Reid kapıyı ayağıyla kapatıp, dudaklarını onunkilerden ayırmadan Juliet i kaldırıp kucağına almış, doğruca odasına götürmüştü. Orada tutkuyla sevişmişlerdi, birbirlerine öylesine çok sarılmışlar, öylesine çok yuvarlanmışlardı ki Reid ayrıntıları tam gözünün önüne getiremiyordu. Öte yandan Juliet in pürüzsüz tenini unutması mümkün değildi, nefis kokusunu da... Vücutları birleştiğinde ya da sonrasında bitkin bir şekilde yan yana yığıldıklarında hissettiklerini de unutamazdı. Onunla sevişmedikleri zamanlarda da çok rahat olduğunu hatırlıyordu Reid. Etrafta kimse yoksa geceleri telefonda uzun uzun konuşabiliyorlardı. O gece de seviştikten sonra mutfağa geçip yiyecek bir şeyler hazırlarken keyifle sohbet etmişlerdi. Sonra bu odaya gelmişler, Reid in önceden şöminenin önüne attığı kilimin üzerinde oturup şaraplarını yudumlamışlardı. Bir yandan yanan odunların çıtırtısını dinliyorlardı derin bir huzur içinde... Reid için hayatının en kusursuz anlarıydı bunlar. Valerie nin bebekleriyle birlikte gitmesinden sonra, böyle bir şey yaşayabileceğini düşünmemişti hiç. Kadınlarla görüşmüştü elbette ama hiç uzun süreli bir ilişki tasarlamamıştı. Şimdiyse Juliet çıkagelmişti. Yanlış zamanda, yanlış kadındı; sırlarla, yalanlarla ve engellerle doluydu. Yine de Reid ondan uzak duramıyordu. Belki de artık geçmişi bir kenara bakıp şimdiye bakması gerekiyordu. Juliet onun için bambaşka bir anlam kazanmaya başlıyordu. Boğazını temizleyip, yapacağı konuşmaya hazırlandı. Juliet e ne diyeceğini biliyordu. Juliet ondan önce davrandı. Reid... Burada olmak o kadar değerli ki benim için, bilemezsin. Reid ona daha sıkı sarıldı, çok mutluydu. Ancak bu mutluluk uzun sürmeyecekti. Juliet, Ancak seninle daha fazla görüşemem, deyiverdi. Sonra onun yüzünü görebilmek için iyice ona döndü. Üzgünüm. Bu ilişkinin geçici olduğunu, aslında hiç başlamaması gerektiğini ikimiz de biliyorduk. Artık bitirmemiz gerek. O işi yapacaksın değil mi? Neyi? O adiyle evleneceksin, değil mi? Juliet geri çekilip ayağa kalktı. Hayır, mesele o değil. Öyle mi? dedi Reid inanamayarak. O da ayağa kalmış, Juliet in hemen yanında duruyordu. Ona dokunmak istiyordu ama dokunacak olursa sarsacağından korktuğu için bir şey yapmadan durdu. Ya da bu saçmalığa son vermesi için öpebilirdi onu.

64 Bu bir yarışma değil Reid. Eğer öyle olsaydı sen kazanırdın. Haftalar önce düğünü iptal edip Paul den ayrıldım zaten. Şimdi de benden ayrılıyorsun. Benden ne istiyorsun Reid? Sana en başından beri bu ilişkinin ciddi olamayacağını söylüyorum. Paul le nişanımız bozulduktan sonra, bunca zamandır seninle görüştüğümüz ortaya çıktığında insanlar ne düşünür dersin? İnsanların benimle ilişkini öğrenmesinden utanıyorsun. Hayır! Anla artık, bunun seninle bir ilgisi yok. Sadece zamanlama ve beklentilerle ilgili bir şey bu. Juliet derin bir nefes aldıktan sonra devam etti. Hayatım boyunca ailemin benden istediği şekilde davrandım. Zoe her zaman asi olandı. Lily de özgür ruhluydu ama ben hep ailemin uslu kızı oldum. Belki de en büyükleri olduğum içindir, bilemiyorum. Ancak Connecticut tan ayrılıp buraya yerleşmenin benim için ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsin. Annemle babamı hayal kırıklığına uğratmaktan çok korkuyordum. Kararımı kabul ettiler ama bu onların çok da hoşuna gitmemişti. Bu yüzden hep suçluluk duydum. Juliet çok üzgün görünüyordu. Onlara evlenmekten vazgeçtiğimi daha söyleyemedim bile. Deliye dönecekler. Bir de, Paul le evlilik hazırlıkları yapmam gerekirken seninle gizli saklı buluştuğumu öğrenecek olurlarsa durum ne kadar kötü olur, düşünsene. Juliet başını iki yana salladı. Çok üzgünüm ama bununla başa çıkamam. Keşke her şey farklı olsaydı... Keşke seninle Paul le ilişkimiz bittikten aylar sonra tanışsaydık, o zaman böyle olmazdı. Şimdi insanların basit bir hesap yaparak benim seninle daha nişanlıyken görüşüyor olduğumu anlamalarını kaldıramam. Belki çok sonra, toz duman dağıldıktan sonra yeniden görüşmeye başlayabiliriz. O zaman gizlice görüşmek yerine normal bir ilişki kurarız. Reid kaşlarını çatıp tekrar yere oturdu. Bana jest yapman gerekmiyor, dedi sadece. Lütfen böyle söyleme. Bu ilişkinin sona ereceğini biliyordun. Son anlarımızı kavga ederek geçirmek istemiyorum. Juliet lütfen dediği için Reid dilini tutmuştu. Ona kararının ne kadar yanlış olduğunu, o adamla evlenmek yerine onunla kalmasını söyleyecek yerde susup kalmıştı. Juliet onun bir şey söylemeyeceğini anlayınca Reid in gömleğini üzerinden çıkarmış, katlayarak kenara koymuştu. Sonra başım eğerek odadan çıkmıştı. Reid, Juliet in o zaman hamile olduğunu biliyordu şimdi. Geriye dönüp baktığında onu bırakmamış olması gerektiğini de biliyordu. Onun peşinden gitmeliydi, gerekirse kavga etmeliydiler ama onu kendisiyle kalmaya ikna etmeliydi. Yapmamıştı işte. Burada, çalışma odasında kalakalmış, onun merdivenlerden inmesini, giyinip bir kaç parça eşyasını aldıktan sonra gitmesini dinlemişti. Juliet evinden, hayatından gitmişti ama hâlâ akimdaydı, kalbin-deydi.

65 Reid elindeki cam kâğıt ağırlığını lambanın loş ışığında evirip çeviriyor, yüzeylerini inceliyordu. Yıllar önce Valerie nin çekip gitmesi ona bu kadar acı vermemişti. Sadece, kendince planları olduğu için sarsılmıştı, o kadar. Yine de onu en çok üzen şey çocuğunu kaybetmek olmuştu. Oğlunu hiçbir zaman tamyamayacaktı ama yüreğinde minik boşluğunu hep taşıyacaktı. Juliet ten sonraysa kalbine bir acı saplanmıştı, dinmek bilmiyordu. Juliet evini varlığıyla; yumuşacık sesi ve kahkahasıyla doldurduktan sonra onu bırakıp gitmişti. Reid kalbindeki ağrıya kulak asmamaya karar vermişti ama Juliet i göl evinde bulduğunda ıstırabının hiç azalmadan sürdüğünü anlamıştı. Juliet hamile olduğunu söyleyince ıstırabı hafifler gibi olmuş, yerini belli belirsiz bir umut almıştı. Belki yıllar önce kaybettiği mutluluğu şimdi yakalayabilirdi. Ancak Juliet her şeye rağmen onu tamamen bırakmış, Reid i yakıcı bir acıya mahkûm etmişti. Reid, Juliet in onun için çok önemli olduğunu biliyordu artık. Bebek olsun ya da olmasın, onun için önemli olan Juliet ti. Juliet onu tamamen değiştiren kadındı. Reid boşalan bardağına yeniden viski koydu. Juliet i unutabileceğim düşünmüştü. Onu, tutkulu ilişkilerini geride bırakıp, her zamanki hayatına dönecekti. Ancak bu kez yaşadıklarını geride bırakmak istemiyordu. Juliet in ondan uzaklaşmasını ya da çocuğunu sadece hafta sonları görmek istemiyordu. Juliet ondan iki kez kaçmıştı, üçüncüsüne izin vermeyecekti. Keid, Juliet in kapısına vardığında akşamki içki faslının en ufak bir izi yoktu üstünde, tamamen ayık durumdaydı. Sabah pek de iyi geçmeyen bir toplantıya katılmış, sonra doğruca buraya gelmişti. Aslında bu görüşmeyi bir iki gün ertelemesi daha iyi olabilirdi. Toplantının kötü geçebileceğini hesaba katmamıştı. Oysa aklını bir türlü işe veremediği için buna çok şaşırmaması gerekirdi. O gün gidip kafasını biraz dağıtmaya çalışması, ancak kendini daha iyi hissettiği zaman gelmesi daha iyi olurdu ama dayanamamış gelmişti. Hem, sabah Juliet e gideceğini düşünerek uyandığı için daha da özenle hazırlanmıştı. İyi görünürse Juliet i daha kolay etkileyeceğini düşünerek, her zamanki spor ve salaş kıyafetlerinin dışında şeyler tercih etmişti. Uzun süre düşündükten sonra, koyu gri pantolon ve ceketin içine açık mavi renkte bir gömlekte karar kılmış, koyu mavi bir kravat takmıştı. Kıyafeti baştan aşağı jilet gibiydi. Kapıyı Juliet ya da kız kardeşlerinden birisinin açacağını düşünürken, Lily nin nişanlısı Nigel Statham ı buldu karşısında. Reid onunla Lily nin tasarımlarının çalınması vakasında çalışırken karşılaşmıştı. Hırsızın, Nigel in şirketinde çalıştığı anlaşılmıştı. Reid, Nigel in aceleyle giymiş olduğu anlaşılan gömleğinden ve yüz ifadesinden, münasebetsiz bir zamanda geldiğini anlamıştı. Muhtemelen Los

66 Angeles tan nişanlısını görmek için gelmişti Nigel. Evde birbirleriyle hasret gideren bir çift varken Juliet in evde duracağını sanmıyordu. Yine de neden orada olduğunu söylemesi gerekiyordu. Şey, özür dilerim, dedi. Juliet evde değil sanırım. Nigel özür dilenecek bir şey yok anlamında elini salladı. Sonra, Hayır. Evde sadece... diye söze başladı ama tamamlayamadan Lily kapıya geldi. Onun da üstü başı nişanlısımnkinden farklı değildi. îkimiz varız, diye bitirdi Nigel. Juliet in şu anda seni görmek istediğini sanmıyorum, dedi Lily Zor günler geçiriyor. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacı var. Biliyorum. Yine de onunla konuşmam gerek. Lily yle Nigel bir an bakıştılar. Reid in sabrı taşıyordu. Juliet benim çocuğumu taşıyor. Bu biraz değiştirmez mi durumu? Nigel, nişanlısını korumak istermiş gibi kolunu onun omzuna attı. Reid onun bu tavrına saygı duyuyordu ama Lily den Juliet in nerede olduğunu öğrenmeye kararlıydı. Lily nin masmavi gözlerine tüm içtenliğiyle bakarak, Lütfen, diye fısıldadı. Lily bir an sustuktan sonra içini çekti. Juliet, New York ta değil. Connecticut a, annemlerin yanma gitti. Orada Paul le de görüşüp arasını düzeltmeye çalışacak. ON İKİNCİ BÖLÜM REID direksiyonu sımsıkı kavradı. Hız sınırını aşalı epey olmuştu. Kan beynine sıçramıştı, Lily nin söyledikleri zihninde yankılanıp duruyordu. Demek Juliet, PaulTe arasını düzeltmek istiyordu, öyle mi? Sonra Lily nin diğer sözleri geldi akima. Juliet in onu görmek istemediğini söylemişti Lily. Bu çok kötüydü işte. Oysa Juliet daha önce hem eski nişanlısıyla artık ilişkisinin kalmadığını, kendisiyle de hem hamileliği sırasında hem de bebek doğduktan sonra görüşebileceklerini söylemişti. Lily yle nişanlısının yanından ayrıldıktan sonra arabaya atlamış, öfkeyle kravatını çıkarıp atmış ve doğruca ofisine gitmişti. Ofiste kimseyle konuşmadan odasına kapanarak Juliet in ailesinin Connecticuftaki adreslerini buldu. Bunu Lily ye sorarak da öğrenebilirdi ama o zaman Lily hemen Juliet e haber verirdi, Reid de bunu istemiyordu. Bu işi sekreterine de yaptırabilirdi ama ofiste bile kimsenin ne yapmaya çalıştığını öğrenmesini istemiyordu. Adresi bir kâğıt parçasına yazdıktan sonra ofisten çıktı, Paula ya programını bir süreliğine boş tutmasını söyledikten sonra asansörle aşağı indi, Mercedes ine atladı. İlk yaptığı, Zaccaroların adresini GPS e girmek oldu, ardından tüm hızıyla yola koyuldu. Şimdiyse, Zaccaroların evine varmasına az kalmıştı ama hâlâ öfkesi yatışmış değildi. Dumanı tepesinden tütüyordu.

67 Öte yandan, Juliet i gördüğünde ona ne söyleyeceği konusunda bir fikri yoktu, sadece öfkesini kontrol etmesi gerektiğinin farkındaydı. Nihayetinde Juliet in eski sevgilisi değildi, asla da olmayacaktı. Ona ne kadar kızarsa kızsın sakin kalacaktı. Nihayet, rengârenk çiçek tarhlarıyla çevrelenmiş, bembeyaz ve çok güzel eve vardı, biraz gerisinde kontağı kapatarak durdu. Arabadan inmeden önce iyice sakinleşmeye çalıştı, meditasyon yapmayı bile denedi ama beceremedi elbette. Tek yapabildiği derin derin nefes alıp vermek oldu. Gidip Juliet le doğrudan konuşacaktı. Onun yeniden düşünerek doğru hareket etmesini sağlamaya çalışacak, bu da olmazsa, son çözüm olarak mahkemeye başvurarak çocuğunu görme hakkı için savaş açacaktı. Bunu yapmayı hiç istemiyordu aslında ama Juliet in, tıpkı Valerie nin yaptığı gibi oğlunu ya da kızını alıp ortadan kaybolmasına izin veremezdi. Üstelik Juliet le yaşadıkları Valerie yle yaşadıklarıyla kıyas edilemezken çok daha zordu vazgeçmesi. Arabadan inip eve doğru yürüdü. Ayak sesleri yakınlardaki ağaçların arasından esip gelen melteme karışıyordu. Nihayet kapıya geldiğinde bir an durdu, sonra zile bastı. Zilin evin içinde yankılanan sesini dinlerken kapının açılıp açılmayacağını merak ediyordu. Yine Juliet i beklerken başka bir Zaccaro kızı çıktı karşısına. Bu kez Zoe ydi kapıyı açan. Kapıyı gülümseyerek açmış ama karşısında Reid i görünce mavi gözleri buz kesmiş, suratını asmıştı. Reid derin bir nefes aldı, yeniden başlıyoruz, diye düşündü. Yumuşak bir ifadeyle selamladı en küçük Zaccaro yu. Merhaba Zoe. Neredeyse kibarlıktan kırılacaktı. Zoe cevap vermedi. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, süslü ayakkabısının topuğunu sinirli sinirli yere vuruyordu. Reid onun aile ziyareti için fazla iddialı giyinmiş olduğunu düşündü. Vücudunu saran bir elbise giymişti, kıyafeti oldukça dekolteydi. Ancak ne Zoe nin ona fikrini sormaya niyeti vardı ne de Reid bu konuda herhangi bir şey söylerdi. Özellikle de aniden sinirlenebildiği bu kadından laf almaya çalışırken asla yapmazdı bunu. Juliet i arıyorum, diye devam etti Reid. Neden orada bulunduğunu açıklaması zorunluydu. Kimi aradığını biliyorum, diye atıldı Zoe. Ayağını daha hızlı ve daha sert vurmaya başlamıştı yere. Seni görmek istediğini hiç sanmıyorum. Reid dişlerini sıktı, öfkelenmeye başlıyordu. Bunu duymaktan gerçekten bıkmıştı artık. Derin bir nefes aldı. Lütfen burada olduğumu ona söyler misin, kararı o versin.

68 Zoe gözlerini kıstı, Reid i baştan aşağı süzdü. Bir süre sonra biraz rahatlamış gibiydi. Kollarını çözdü, kendi tasarımı olan ayakkabılar zemini dövmeyi bıraktı. Juliet burada değil, biraz dışarı çıktı, dedi sonra sakince. Nereye gittiğini sorabilir miyim acaba? Reid de en az onun kadar sakin konuşmaya çalışmıştı. Zoe nin yüzünde ilk kez bir kararsızlık ifadesi belirdi. Sonra mutsuz bir şekilde homurdandı. Peki, öyle olsun. Paul ü görmeye gitti. Onu bundan vazgeçirmeye çalıştım, sonra da hiç değilse beraber gidelim dedim ama bunu tek başına yapması gerektiğini söyledi. Reid sinirinin tepesine zıpladığını hissediyordu yine. Yumruklarını sıktı. Juliet i o aşağılık adamla arasını düzeltmeden yakalayabilmeyi umuyordu. Bunu önlemek için ne yapacağı ya da ne söyleyeceği konusunda en ufak bir fikri yoktu yalnız. Yine derin bir nefes alıp parmaklarını gevşetmeye çalıştı. Paul ün nerede oturduğunu söyleyebilir misin bana? Böylece gidip Juliet le konuşabilirim. Umarım bunu o korkunç bir hata yapmadan önce başarabilirim. Zoe onu dikkatle süzdü yine. Ona zarar vermeyeceksin değil mi? Söz verir misin bunun için? Reid in gözleri hayretle açılmıştı. Ona asla elimi kaldırmam diyebildi tüm yüreğiyle. Bir insanı incitmenin pek çok farklı yolu vardır, dedi Zoe yavaşça. Hepsi mor izler bırakmaz. Zoe nin ilk sorusu onu şaşkına çevirmişti ama bu yorumu daha da beter sarsmış, onu allak bullak etmişti. Haklısın, dedi fısıldar gibi. Söz veriyorum. Onu incitmemek için her şeyi yapacağım. Zoe yine de hemen vermedi adresi. Ancak bir süre daha kararsız kalıp düşündükten sonra verdi Juliet in eski nişanlısının adresini. Juliet evden çıkıp kapıyı kapattıktan sonra kıyafetinin abartılı olduğunu düşündü. İyi görünmek istiyordu ama fazla da iyi görün-memeliydi. Ne çok özensiz ne de çok uğraşmış gibi olmalıydı. Sonunda kardeşinin yaz koleksiyonundan sevimli, kısa bir yazlık elbise seçmiş, altına, elbisenin üzerindeki kocaman çiçeklere uygun turuncu bir espadril giymişti. Alışverişe ya da öğle yemeğinde bir şeyler atıştırmak için dışarı çıktığında giyebileceği, tiril tiril bir elbiseydi bu. Ancak o gün iyi görünmeye çalışmasına gerek yoktu. Zoe makyajının tamamen boşa olduğunu söylemişti. Arkasındaki kapının kilitlendiğini duydu. Bu ses aslında bir son demekti ama Juliet in içi çok rahatlamıştı. Yüzüne gittikçe yayılan bir gülümsemeyle

69 neredeyse zıplar gibi üç koca adım atarak lüks semtin üç şeritli caddesine çıktı. Neredeyse evi olacaktı burası... Arabasına yaklaşırken kendisini hâlâ iyi hissediyordu, bir an önce ailesinin evine gitmek istiyordu. Belki giderken en sevdikleri pastaneye uğrayıp güzel bir pasta alabilirdi, içinde bir şeyleri kutlaması gerekiyormuş gibi bir his vardı. Tam arabaya binecekken başını kaldırdı ve kalakaldı. Caddenin karşısında Reid duruyordu. Mercedes ini Juliet in arabasının ters istikametinde park etmiş, simsiyah parlak arabaya sırtını yaslamıştı. Juliet şaşkınlıkla, Reid... diyebildi. Makyajını o kadar da boşa yapmamış olabilirdi. Burada ne işin var? Reid ona doğru yürümeye başladı. Kendim görmeye geldim. Reid in ses tonu hiç de sıcak değildi. Oysa Juliet uzun zamandır ilk kez kendisini iyi hissettiğini düşünüyordu. Neyi kendin görmeye geldin? Şunu. Reid başıyla Paul ün evini gösterdi. Öyle yapmayacağına söz verdiğin halde hemen nişanlına döndüğünü... Hem de benim çocuğuma hamileyken. Juliet cevap vermek için ağzını açtı. Parlamaya hazırdı. Reid in onun her hareketini izlemeye, her köşe başında karşısına çıkmaya ya da işlemediği hatalar yüzünden onu suçlamaya hakkı olmadığını söyleyecekti. Sonra birdenbire durdu. Bana hiçbir zaman güvenmeyeceksin değil mi? diye sordu yavaşça. Cevabı beklemeden devam etti sonra. Aramızda geçen onca şeyden sonra; bebek meselesi, eski nişanlı hikâyesi; sürekli benden şüpheleneceksin. Hep beni sorgulamak için fırsat kollayacaksın çünkü hep senin arkandan bir iş çeviriyor olduğumu düşüneceksin. Juliet başını iki yana salladı, bakışlarında çok üzgün bir ifade vardı. Nasıl Paul e geri dönüp onunla çok mutlu bir elli yıl geçireceğine inanması mümkün değilse, Reid le de mutlu bir gelecekleri olacağına inanaınıyordu artık. Ancak Reid le aralarında bir çocuk vardı. Hayatları boyunca birbirlerine yakın olacaklar vc düzenli olarak görüşeceklerdi. Bu mecburi görüşmeler nazik ve dostça geçebilirse çok iyiydi ama anlaşılan bu biraz zor olacaktı. Bu arada, ben sana Paul ü asla görmeyeceğime ya da onunla bir daha görüşmeyeceğime dair söz vermedim. Sana ancak bir araya gelmeyeceğimize dair söz verebilirim. Eğer böyle bir niyetim olsa bile, -kesinlikle yok- Paul ün buna yanaşacağını hiç sanmam. En azından onu yatakta çıplak bir kadınla bulmamdan bunu anladım. Üstelik bu ilk kez olmuyor. Anlaşılan uzun zamandır başka kadınlarla görüşüyor. Benimle sadece durumu kurtarmak için evlenmek istediğini büyük bir keyifle söyledi. Ancak evlensek bile bu tatlı kaçamaklarına kesinlikle ara vermeyecekti belli ki.

70 Reid in gözleri biraz daha açıldı. Juliet onu şaşırtabildiği için kendinden memnundu. İkimiz de kendi yolumuza gidiyoruz, en iyisi de bu zaten. Ama yine de o gün kilisede yaptıklarım için Paul den özür dilemem gerekiyordu. Yaptıklarım kabul edilemezdi. Paul beni hak etmiyordu belki ama o davranışları da hak etmiyordu. Uzun bir sessizlik oldu. Juliet cırcır böceklerinin sesini duyamı-yordu ama ağaçlardaki birkaç kuşun cıvıltıları her yeri sarmıştı. Sonra Reid nefesini bıraktı, bunu öyle güçlü yapmıştı ki neredeyse kuşların sesini bastırmıştı. Sonra başını eğip parmaklarını kısa, siyah saçlarından geçirdi. Bir dakika sonra tekrar Juliet e baktı. Biliyor musun, kız kardeşine seni incitmeyeceğime söz vermiştim, dedi dikkatli bir şekilde. Sözümü tutamadım, görüyorsun. Juliet bir şey diyecek oldu ama Reid izin vermeyip devam etti. Bu konuşmayı eski nişanlının evinin önünde yapıyor olmamız çok saçma. Gidip baş başa konuşabileceğimiz bir yer yok mu? İkisi de kendi evlerinden uzaktaydılar, bu yüzden fazla seçenekleri yoktu. Juliet, Bizimkilere gidebiliriz, dedi. Reid yüzünü buruşturdu, fikir hoşuna gitmemişti. İyi ama kız kardeşin orada. Juliet e önerisini neden beğenmediğini tam olarak anlatmıştı bu şekilde. Zoe nin ne kadar çabuk öfkelenebileceğini ve istediği zaman nasıl can sıkıcı olabileceğini çok iyi bilen Juliet neredeyse kıkırdayacaktı. Eve arkadan girip doğruca benim odama geçebiliriz. Kimsenin orada olduğumuzu bilmesi gerekmiyor. Reid in aklına tamamen yatmamıştı bu ama nihayet başını eğerek kabul etti. Juliet in yanından geçerek sürücü kapısını açtı, onun direksiyon başına oturmasını bekledikten sonra kapıyı kapattı. Seni takip edeceğim, dedi Juliet e. Bu sırada Juliet emniyet kemerini takıp arabayı çalıştırmıştı. Reid, Dikkatli kullan, diye ekledi. Sakın yanlış yollara sapma, seni mutlaka bulacağımı biliyorsun. Sonra yolun karşısına geçip Mercedes ine bindi. ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM REID in başlangıçta o kadar ters davrandıktan sonra onun için endişelenmesi Juliet i şaşırtmıştı. Öte yandan Reid in özenli ve çevresindekileri önemseyen yanını sakladığını biliyordu. Eve gerçekten de arka kapıdan girdiler, doğruca Juliet in odasına geçtiler. Juliet çantasını koltuğa bıraktıktan sonra kapıyı kapatıp Reid e döndü. Burası yeterince iyi mi? Fena değil. Odan hoşmuş. Çocukken de böyle gizlice girer miydin odana? Juliet gülümsedi. O işler Zoe den sorulurdu.

71 Sonra ikisi de ciddileşti. Reid boğazını temizleyerek söze başladı. Mesele şu; sana güvenmedim. Juliet yumruk yemiş gibi nefesinin kesildiğini hissetti. Kollarını göğsünde kavuşturarak ona ne söyleyebileceğini düşündü. Bir yandan da Reid in ona güvenmediğini söyleyerek oradan gitmesi en kolayı olacaktı, böylece minik minik sorunlarla uğraşmayacaklardı, ilişkilerini tümden bitireceklerdi. Öte yandan Reid in başka bir şey söylemesini ve yanında biraz daha kalmasını istiyordu. O anda ayrılırlarsa bir daha yollarının kesişmeyeceğinden korkuyordu Juliet. Birbirlerini asla görmeyecekler, sadece çocuklarının velayet düzenlemesine göre haftanın belli günlerinde onu alır ya da bırakırken selamlaşacaklardı. Eskiler unutulacak, yerlerini yeni anılar alacaktı. Birbirlerine karşı hissettikleri tutku, çekim ve şefkatin yerini kayıtsızlık alacaktı. Oysa Juliet bir kez olsun aşkta iyi gidiyordu. Bunu daha önce kabul edememişti, ancak iş işten geçtikten sonra anlıyordu. Düşünceleri kendisine acımaya kaymaya başlamışken Reid uzanıp ellerini tuttu. Juliet şaşkınlıkla ona baktı. Veda ettiklerini düşünüyordu, birbirlerine dokunmaları gerekmiyordu. Ancak Reid ona dokunduğu anda içi titremişti. Reid yeniden, Sana güvenmedim Juliet, dedi. Çünkü... Yapamadım. Kimseye fazla güvenemediğimin farkında değildim bu ana kadar. Belki de bu yüzden girmişimdir araştırma ve güvenlik işine. Sonra ellerini Juliet inkilerle birlikte aşağı indirdi. Aralarında bir köprü varmış gibi el ele tutuşmuşlardı. Daha önce bu konuda kimseyle konuşmamıştım. Reid, Juliet e doğru bakıyordu ama gözleri onun gözlerinde değildi. Bu konuşmayı yapmak onun için çok zordu, kendisini rahatsız hissediyordu. Juliet hiç konuşmadan onu dinliyordu. Çok uzun zaman önce hayatımda bir kadın vardı. Hamile kaldı. Ben de doğru olanı yapıp ona evlenme teklif ettim. Ancak bunu suçluluk duygusuyla yapmamıştım, gerçekten. Onunla evlenmek istiyordum. Bir yuva kurmak, baba olmak istedim. Reid in gözlerinde derin bir keder vardı. Evleneceğimizi sanıyordum ama Valerie evlenmek ya da anne olmak istemediğini söyledi. Şehirden ayrıldı ve bir daha ondan haber alamadım. Yıllar sonra, kendi işimi kurduğum sıralarda, onun bebeği dünyaya getirdiğini öğrendim. Sonra da başka bir adamla evlendiğini... Anlaşılan Valerie nin karşı olduğu şey evlenmek ya da anne olmak değildi, benimle bir derdi vardı. Juliet in gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmıştı. Reid in başka bir çocuğu daha vardı demek ki?

72 Hikâyedeki eski sevgili kısmı onu rahatsız etmemişti, her ikisinin de kendisine göre geçmişleri vardı. Geçmişteki ilişkiler geçmişte kaldığı sürece problem yoktu. Ancak çocuk başka bir şeydi. Juliet, doktorda hamile olduğunu söyledikten sonra Reid in ona evlenme teklif etmesinin onun için ne kadar zor olduğunu şimdi anlayabiliyordu. Önünde diz çökmemiş ya da sevgi gösterilerinde bulunmamıştı elbette çünkü muhtemelen aynı şeyleri daha önce de yaşadığını düşünüyordu o sırada. Juliet bunu bilseydi kesinlikle çok farklı davranırdı. Bir çocuğun mu var? diye sordu inanamayarak. Kaç yaşında? Kız mı erkek mi? İsmi ne? Görüşüyor musunuz? Kendini tutamayarak çok şey sormuştu. Başını iki yana sallayarak, Özür dilerim, dedi hemen. Reid yavaşça, Önemli değil, dedi. Daha önce anlatmam gerekirdi sana. On yaşında, erkek. İsmi Theo. Yüzünden bir ıstırap ifadesi geçti. Görüşmüyoruz. Valerie onları araştırdığımı bilmiyor bile. Onun çocuğumuzu dünyaya getirdiğini ve başka bir adamla evlendiğini bildiğimi bilmiyor. Ama Reid... Juliet ona doğru bir adım attı, ellerini sıktı. Onunla görüşmeye, birlikte vakit geçirmeye hakkın var, sen baba-sısın onun. Onun da seni tanımaya hakla var. Hayatında bir baba figürü olsa bile gerçek babası sensin. Reid, Juliet in ellerini sımsıkı tuttu, bir süre bir şey söylemedi. Duygularıyla mücadele ediyordu sanki. Juliet onun aklından geçenleri çok merak etse de bir şey söylemedi. Hiç beklemediği halde ona bu kadar çok şey anlattığına göre, kendisini hazır hissettiğinde yine konuşabilirdi Reid. Gerçekten de Reid derin derin iç geçirdikten sonra Juliet e dönüp baktı. Sana bunları anlatıyorum çünkü Valerie giderken aslında benim sahip olacağımı umduğum geleceği de götürmüştü. Bir eş, çocuklar, beyaz çitle çevrilmiş bir bahçe rüyasıydı bu. Farkına varırıa-sam da insanlara güvenmeyi o zaman bırakmış olmalıyım. Özellikle de kadınlara. Yeniden incinmek istemiyordum ama daha da önemlisi, geleceğe yönelik planlar yapmıyordum artık. Hayallerimin bir kez daha yıkılmasını istemedim çünkü. Reid, Juliet in yanağını okşadı. Bu yüzden, yaşadıklarımızın mükemmel olduğunu düşünüyordum. Tutku doluydu ama geçiciydi. Eninde sonunda biteceği belliydi. Bağ yoktu, söz ya da beklenti yoktu. Reid hafifçe güldü. Ne var ki işler böyle yürümedi. En başından beri aklımı başımdan alıyordun. O zaman farkında değildim, soracak olsalar kesinlikle inkâr ederdim. Ama durum çok açıktı. Juliet in nefesi kesilmişti. Reid onu önemsediğini söylüyordu. Hatta ona âşık olduğunu söylüyordu! Juliet gözünü kırpmıyordu, hareket ederse Reid in sözlerini geri alacağından korkuyordu. Sen bana bebekten söz etmeden önce bile seninle birlikte olmak istiyordum ben. Düğünün olduğu gün ofisimde oturmak ve kiliseye gidip törene engel

73 olmamak için tüm irademi kullanmak zorunda kaldım. Cumartesi günü ofise de bu yüzden gitmiştim zaten, evde kalsaydım kendimi tutamayacağımı biliyordum. Kız kardeşlerin gelip de senin ortadan kaybolduğunu haber vermeseler daha ne kadar durabilirdim, hiçbir fikrim yok. Senin başka bir adamın kolunda rahibin karşısında durduğunu düşündükçe öfkeden delirecek gibi oluyordum, neredeyse masamı kemirecektim. Juliet kendini tutamayarak hafifçe güldü. Reid de bir an gülümsedi ama sonra ciddileşti yeniden. Valerie gittiğinde işler istediğim gibi yürümediği için üzülmüştüm. Theo nun hayatında olamayışıma daha çok üzülüyorum. Ancak seni kaybedeceğimi düşünmek... Reid başını iki yana salladı. Sonra Juliet i dirseklerinden tutarak kendisine biraz daha çekti. Beni çıldırtıyor. Göğsüm sıkışıyor, nefes alamıyorum. Juliet in gözyaşları yanaklarından aşağı süzülüyordu. Bebek olsun ya da olmasın, seni seviyorum Juliet Zaccaro. Seninle evlenmek, hayatımın sonuna kadar seninle birlikte olmak istiyorum. Ulaşamadığım hayallerime seninle ulaşmak, bir yuva kurmak istiyorum. Eğer sen de beni istersen yani... Juliet şimdi resmen ağlıyordu, kocaman gözyaşları yanaklarından aşağı akıyordu. Makyajı dağılıp gitmişti. Gerçekten de o gün makyaj yapmaması gerekiyordu demek ki. Öte yandan, Cadılar Bayramı ndan ışınlanmış gibi görünse de umurunda değildi Juliet in. Sevdiği adamın gözlerinden alamıyordu gözlerini, o da onu sevdiğini söylemişti. Elbette seni isterim, dedi Reid e. Ellerini onun göğsünü koydu, kalp atışlarını hissedebiliyordu. Onunki de en az kendisininki gibi hızlı atıyordu. Seni seviyorum Reid. Eğer en başından beri bunu hissediyor olmasam tüm onları yaşamazdık seninle. Senden ayrıldığım her iki seferde de kalbim paramparça oldu ama senin bana karşı aynı şeyleri hissetmediğini düşündüğüm için gitmiştim. Uygun gibi duran ama aşk eksik olduğu için hüsranla sonuçlanmaya mahkûm başka bir ilişki daha istemiyordum. Juliet parmak uçlarında yükselerek Reid in boynuna sarıldı, içini çekti. Bu sırada Reid de onun beline sarılmış, onu kendisine iyice çekerek ayaklarını yerden kesmişti. Hamile olduğumu öğrenmeseydim bile o törenin sonunu getiremeyecektim. Tüm yüreğimle sevmediğim ya da beni tüm yüreğiyle sevmeyen bir adamla evlenmek istemiyordum. Her şeyimle sevdiğim tek adam sensin. Reid geriye çekilip Juliet in gözlerinin içine baktı. Yumuşacık, çikolata rengindeki gözlerinde öyle sıcak, öylesine davetkâr bir bakış vardı ki Juliet eğer Reid onu tutuyor olmasaydı dizlerinin bağı çözüldüğü için yere yığılır, eriyip giderdi.

74 İyi ki hamilesin, dedi Reid. Böylece seni mihraba sürükleyip, hayatın boyunca parmağında taşıyacağın bir yüzük takmak için bahanem oldu. Bu fikir çok hoşuma gitti. Reid, Benim de, dedikten sonra onu uzun uzun öptü. Nefes almak için ayrıldıklarında Juliet e tüm kemikleri dağılıp gitmiş gibi geliyordu, pamuk gibi olmuştu. Zihninde hiçbir düşünce kalmamıştı sanki hepsi uçup gitmişti. Sonsuza dek bu şekilde, Reid le sarmaş dolaş kalabilirdi. Ailen burada olduğumuzu anlamadan önce bana yatak odanı gezdirmeye ne dersin? diye mırıldandı Reid. Özellikle yatağını denemeyi çok istiyorum. Juliet kıkırdadı. Sanırım bunu ayarlayabiliriz. Ancak daha sonra bizimkilerle akşam yemeğine kalmak zorunda olduğunun farkın-dasın değil mi? Onlara birkaç şeyi açıklamamız gerekiyor. Aslında onlara anlatacakları çok şey vardı. Onların gönlünü kazanıp seni karım yapmama yardımcı olacak her şeyi yapmaya hazırım. Reid, Juliet in elini tuttu, yatak odasına yöneldi. Doğruca yatağın yanına gidip yüz yüze durdular. Juliet başını kaldırıp Reid e bakarken o da onun yanağını okşadı. Bana ikinci bir şans verdiğin için teşekkür ederim. Juliet onun o andan söz etmediğini biliyordu, Reid geçmiş, bugün ve gelecek için söylüyordu bunu. Geçmişteki yanlışları düzeltip daha iyi bir gelecek kurabilmek için ikinci bir şanstı bu. Juliet, Reid in ipek gibi yumuşak saçlarını okşadı. Beni bırakmadığın için teşekkür ederim. Asla, diye söz verdi Reid. Benim işim insanlan bulmak hayatım. Benim sana uzanan yolumu da her zaman bulacağım. SON SÖZ Juliet, ailesinin evindeki kendi yatak odasındaydı. Boy aynasının karşısına geçti. Üzerindeki kıyafeti en son giydiği zamanki halinin tersine, bu sefer gülümsüyordu. Doğrusu, kız kardeşinin tasarladığı ve kötü anılarla dolu bu gelinliğe tekrar bakabileceğinden bile emin değildi. Şimdiyse, gelinliği giymiş, kendisini çok mutlu hissediyordu. Lily her zamanki gibi harikalar yaratmıştı. Gelinliği bir kenara bırakıp yeni bir tasarım yapmak yerine, gelinliği baştan sona yeniden dikmişti. Öyle ki eskisiyle yenisinin tek ortak yönleri sadece renkleri ve kullanılan temel malzemeydi. Şu haliyle gelinliğin daracık askıları vardı. Etek eskiden yerleri süpürür, geriden gelirken şimdi en fazla yere değecek kadardı. Daha da önemlisi, daha önce üst taraf tam Juliet in üzerine otururken, şimdi hamileliğini de gizlemek amacıyla biraz daha bol tutulmuştu. Juliet üçüncü ayında olmasına rağmen yine de hamileliğinin henüz o kadar belli olmadığını umuyordu. Lily nin harika tasarımı sayesinde düğüne

75 gelenlerin hiçbiri Juliet in hamile olduğunu anlayamayacak, daha sonra fotoğraflarda bile belli olmayacaktı bu. Arkasındaki kapı açılmıştı bu sırada. Juliet aynadan, kız kardeşlerinin içeri girdiğini gördü. Lily kapıyı kapatırken, Hâlâ burada, inanılmaz! dedi. Yine kaçmaya niyetleniyorsundur diye düşünmüştük. Ha ha ha! Juliet dönüp kardeşlerine baktı. Bu mesele hallolup Reid le birbirimize resmi olarak bağlanana kadar bir yere gitmeye niyetim yok. Lily gülümseyerek tuvalet masasından Juliet in saçma takılacak çiçekleri aldı. Bunu duyduğuma sevindim. Bir düğünden önce daha kaybolacak olursan annemin yüreğine inecekti. Davetlilerden bazılarını kapılara nöbetçi olarak yerleştirdi bile. Zoe buna güldü ama Juliet geçen defa ailesine yaşattıkları için kendisini yine çok kötü hissetmişti. Şimdi kesinlikle aynı şeyleri yapmayacaktı. Acaba müstakbel kocası da benzer korkuları yaşıyor muydu? Reid nasıl? diye sordu. O da kaçacağımı düşünüyor mu? Lily, Sanmıyorum, diye cevap verdi. Çalışma odasındaki kilimin üzerindeki desenleri adımlarıyla yeniden çizip beş saniyede bir saatine bakıyor, dedi Zoe. Juliet kaşlarını kaldırdı. İyi mi peki? Tereddüt ediyor mu? Gelin kararını vermişken, bu kez damadın kaçması gerçekten çok tuhaf olurdu. Sanmıyorum. Lily bir yandan Juliet in saçındaki çiçekleri düzenliyordu. Senin nerede olduğunu ve şu lanet olası gösteriye nc kadar kaldığım sorup duruyor. Juliet, kız kardeşlerinin Reid in sabırsızlığını tarif etme şekille rine güldü yine. Tuhaftı belki ama onun bu huysuzluğu aslında Juliet için sevindiriciydi. Onun da en az kendisi kadar aralarındaki bağı bir an önce kurmaya hevesli olduğunu görüyordu böylece. Hayatlarım sadece karı koca olarak birleştirmekle kalmayacak lar, yakında aralarına katılacak olan küçük kızları ya da oğullarıyla da perçinleyeceklerdi bağlarını. Daha iyisi, Reid in artık görüşmeye başladığı oğlu da hayatlarında hep olacaktı. Juliet in de yüreklendirmesiyle Reid, çocuğunun annesiyle te masa geçmişti. Kadın ilk önce bundan pek hoşlanmamış ama sayı sız telefon görüşmesi, eposta ve mesajdan sonra nihayet Reid in Theo yu ziyaret etmesine izin vermişti. O zamandan beri Reid, ara ya avukatları sokmadan düzenledikleri bir çizelgeye göre Theo yn görüyordu. Valerie, Theo nun düğüne katılmasına bile izin vermiş ti. Yüzüklerini Theo taşıyacaktı hatta. Lily, Juliet in omuzlarını okşadı, onu yeniden aynaya çevirerek kendisini görmesini sağladı. İşte oldu. Muhteşem görünüyorsun. Geçen seferden daha iyi, diye ekledi Zoe. Bir yândan ayağını sallıyor, kendi tasarımı olan nedime ayakkabısının Fransız topuklarını inceliyordu. Teşekkürler, dedi Juliet.

76 Gitmeye hazır mısın? Lily, kırmızı beyaz güllerden oluşan, dantele sarılmış harika bir gelin buketini Juliet e uzattı. Dantelin üzerine serpiştirilmiş kristaller ışıl ışıl parlıyordu. Evet. Üçü birlikte odadan çıkıp, merdivenlerden aşağı inerken Juliet yine gülümsüyordu. Lily yle kısa bir süre durup, Zoe nin babalarına törene başlayabileceklerini haber vermesi için beklediler. Reid e Juliet i o teslim edecekti. Biraz sonra, arka bahçeye kurulmuş olan on kişilik orkestranın müziği duyulmaya başladı. Daha önce hazırlandığı düğün iptal edilmiş olan anneleri, büyükanne olacağını haber almanın da coşkusuyla, sanki doğuştan düğün organizatörüymüş gibi bütün ayrıntıları düşünmüştü. Müzikten çiçeklere, ilcram edilecek yiyeceklerden içkilere kadar her şeyi organize ederek, evlerini bir kraliçe düğününe uygun hale getirmişti. Her şey şahane görünüyordu. Juliet in zaten bundan en ufak bir kuşkusu yoktu, hazırlıkların ne kadar özenle yapıldığım biliyordu. Yine de düğüne dair hiçbir ayrıntı umurunda değildi aslında. Onun tek istediği, Bayan Reid McCormack olmaktı. Düğün günün herhangi bir saatinde olabilirdi, kimin katıldığı ya da katılmadığı hiç önemli değildi, etrafın nasıl süslendiğinin de en ufak bir önemi yoktu. O sadece Reid i düşünüyordu. Orkestra Düğün Marşı nı çalarken Juliet babasının kolunda, Reid e doğru yürümeye başladı. İleride onu bekleyen Reid i görünce gözleri mutluluktan dolu dolu olmuştu. Reid, frakıyla çok göz alıcı görünüyordu, sanki daha da uzun ve yapılı olmuştu. Yüzünün güzel çizgileri, Juliet e bakarken sevgiyle parlıyordu. Nihayet babası onu Reid in yanına kadar getirdi, kızının elini hem fiziksel hem de manevi olarak müstakbel kocasına verdi. Reid, Juliet in elini hafifçe sıkarken gülümsedi. Sanki herhangi bir zamandalarmış ve sadece onlar varmış gibi, Başardın, dedi Juliet e. Oysa rahip hemen yanlarında duruyor, törene başlamayı bekliyordu. Yüzden fazla davetli de onların yemin etmesini izlemek için toplanmıştı. Bu defa peşinden koşmam bile gerekmedi. Juliet başını salladı. Artık kaçmak yok. Tam olmak istediğim yerdeyim ben. Reid in gülümsemesi daha da aydınlandı. Sonra daha rahip hiçbir şey diyememişken, kendiliğinden Şimdi gelini öpebilirsin faslına geçti, Juliet i kendisine çekti. Kitap Taramak Gerçekten İncelik Ve Beceri İsteyen, Zahmet Verici Bir İştir. Ne Mutlu Ki, Bir Görme Engellinin, Düzgün Taranmış Ve Hazırlanmış Bir E-Kitabı Okuyabilmesinden Duyduğu Sevinci Paylaşabilmek Tüm Zahmete Değer. Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5.Maddesinin İkinci Fıkrası Çerçevesinde Bandrol Taşıması Zorunlu Değildir.

77 Buraya Yüklediğim E-Bookları Download Ettikten 24 Saat Sonra Silmek Zorundasınız. Aksi Taktirde Kitabin Telif Hakkı Olan Firmanın Yada Şahısların Uğrayacağı Zarardan Hiç Bir Şekilde Sitemiz Sorumlu Tutulamaz ve Olmayacağım. Bu Kitapların Hiçbirisi Orijinal Kitapların Yerini Tutmayacağı İçin Eğer Kitabi Beğenirseniz Kitapçılardan Almanızı YaDa E-Buy Yolu İle Edinmenizi Öneririm. Tekrarlıyorum Sitemizin Amacı Sadece Kitap Hakkında Bilgi Edinip Belli Bir Fikir Sahibi Olmanız Ve Hoşunuza Giderse Kitabi Almanız İçindir. Benim Bu Kitaplarda Herhangi Bir Çıkarım YaDa Herhangi Bir Kuruluşa Zarar Verme Amacım Yoktur. Bu Yüzden E-Bookları Fikir Alma Amaçlı Olarak 24 Saat Sureli Kullanabilirsiniz. Daha Sonrası Sizin Sorumluluğunuza Kalmıştır. 1)Ucuz Kitap Almak İçin İlkönce Sahaflara Uğramanızı 2)Eğer Aradığınız Kitabı Bulamazsanız 30 Ucuz Satan Seyyarları Gezmenizi 3) Ayrıca Kütüphaneleri De Unutmamanızı Söyleriz Ki En Kolay Yoldur 4)Benim Param Yok Ama Kitap Okuma Aşkı Şevki İle Yanmaktayım Diyorsanız Bizi Takip Etmenizi Tavsiye Ederiz 5)İnternet Sitemizde Değişik İstedğiniz Kitaplara Ulaşamazsanız İstek Bölümüne Yazmanızı Tavsiye Ederiz Bu Kitap Bizzat Benim Tarafımdan By-Igleoo Tarafından Siteleri İçin Hazırlanmıştır. E-Book Ta Kimseyi Kendime Rakip Olarak Görmem Bizzat Kendim Orjinalinden Tarayıp E-Book Haline Getirdim Lütfen Emeğe Saygı Gösterin. Gösterinki Ben Ve Benim Gibi İnsanlar Sizlerden Aldığı Enerji İle Daha İyi İşler Yapabilsin. Herkese Saygılarımı Sunarım. Sizlerde Çalışmalarımın Devamını İstiyorsanız Emeğe Saygı Duyunuz Ve Paylaşımı Gerçek Adreslerinden Takip Ediniz. Not : Okurken Gözünüze Çarpan Yanlışlar Olursa Bize Öneriniz Varsa Yada Elinizdeki Kitapları Paylaşmak İçin Bizimle İletişime Geçin. Teşekkürler. Memnuniyetinizi Dostlarınıza Şikayetlerinizi Yönetime Bildirin Ne Mutlu Bilgi İçin Bilgece Yaşayanlara. By-Igleoo

78