Kontrast. Fotograf Dergisi. Temmuz - Agustos. ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Kontrast. Fotograf Dergisi. Temmuz - Agustos. ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır."

Transkript

1 ) Kontrast Temmuz - Agustos 30 Fotograf Dergisi ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

2 1 Bizden Biri Orhan Köse İMece Özgen Özgenal İlker Maga 2 Kapak Fotoğrafı: Atila Köksal İçindekiler 3 6 Kısa Metraj Sinemada Yaratıcı Güç Eda Çalışkan Usta İşi Roger Fenton Sibel Acar 4 Konuk Yazar Kamusal Alanda Yalnız Bırakılan Birey Tahir Ün AFSAD Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Adına Sahibi Mustafa ERTEKİN Yayın Yönetmeni (Sorumlu Müdür) Koray OLŞEN Yayın Ekibi Aysel Altun Dora GÜNEL Nejla Can Güler Ayşe Saray Redaksiyon Ayşe Saray Grafik Düzenleme Ayşe Saray Söyleşi Nejla Osseiran Kontrast 8 Yönetim Yeri (Dergi İletişim) AFSAD Bestekar Sok. No: 28/21 Kavaklıdere Ankara Tel: Faks: GSM: f/64 Fotoğrafın Ayakları - Bir de Başlar Özcan Yurdalan İki ayda bir yayımlanır. AFSAD ın ücretsiz yayınıdır. Dosya Konusu Görsel Algı Zafer Gençaydın, Ahmet Telli, M. M. Gökhan Yerlikaya, Ali İhsan Ökten, Oğuz Aktan 14 Baskı Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım San. Tic. Ltd. Şti. Adres: Adakale Sok. 32/37 Kızılay - Ankara Tel: Basım Tarihi: Mayıs 2012 Yayın Türü: Bölgesel Süreli ISSN: Fotoğraf Üzerine Serpil Yıldız 41 Kitaplık Camera Lucida - Fotoğraf Üzerine Düşünceler Aysel Altun Her hakkı saklıdır. Bu dergide yer alan; yazı, makale, fotoğraf, karikatür, illüstrasyon, vb. nin, elektronik ortamlar da dahil olmak üzere, kullanım hakları AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) a ve/veya eser sahiplerine aittir. İzin almaksızın, hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun, materyalin tamamının ya da bir bölümünün kullanılması yasaktır. Dergide yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

3 Bizden Biri Orhan Köse 1 Her insan bir, bazen de bir çok hikâye eder Yalnız insan değil; her canlı, her zerre bir hikâye bırakır geçtiği yollara. Hikâyeyi tanımak güzeldir; objektifinden bakarken, tuvaline aktarırken, ezgilerini savururken ve hikâyeler birbirlerine yakınlaştırdıkça, dünya, insanlığın yurdu olmaya başlar. Orhan KÖSE 1961 yılında Ankara da doğdu. Uzun yıllar kimya teknisyeni olarak çalıştı. Halen yağlıboya resim ve fotoğrafla uğraşıyor. Çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürüyor. AFSAD ve GESAM üyesi. E-posta adresi:

4 Özgen Özgenal İMece İlker Maga 2 Ülkenin bereketli topraklarında, yaşadığı bölgenin bütün olumlu özelliklerini üzerinde toplayan güzel bir insan yaşardı. Sessizdi. Her an her insanla zorlanmadan ilişki kurmaya hazır bir ifadenin hâkim olduğu aydınlık bir yüze sahipti. Öfkenin ve şiddetin hiçbir zaman izine rastlanamayacağı bu yüz çok gülmezdi, bunun yerine gözlerinde, sahiplenen bir gülümseme vardı. Orta boylu, esmer, kara gözlü bu insanın bir toplantı sırasında varlığını hemen hissetmek kolay olmazdı. Yokluğu ise hemen fark edilirdi. Onunla olmak, kısa bir sohbet etmek, yolda ona tesadüfen rastlamak insana iyi gelirdi. Onu görmeden bir günü geçirmeyi eksiklik sayan arkadaşlarının sayısı az değildi. Dostlarına her daim zamanı vardı. İki sahibinden biri olduğu fotograf laboratuvarının en yoğun günlerinde bile dostlarına zaman ayırırdı. Dostlarından gelenler en başta, kendisinden istenen yardımların hiçbirini geri çevirmez, hayır diyemezdi. Birisi sergi mi açacak ya da bir karma sergi mi hazırlanacak, bütün işleri üzerine alır ve bunları en mükemmel şekilde yerine getirirdi. Aynı karma sergide kendisine ait fotografların insanı şaşırtacak kalitedeki baskılarını ne zaman yaptığını ise kimse bilemezdi. Cömert değil, çok cömertti. Fotograf konusunda çok geniş bir birikimi vardı. Fotograf tarihi, fotograf baskı teknikleri, en aktüel teknik gelişmeler, fotograf dünyasının öne çıkan yeni isimleri ve buraya uyan onlarca konuyu onunla konuşmak mümkündü. İletişim araçlarının sınırlı olduğu 80 li yıllarda fotografla ilgili gelişmeleri bu kadar yakından takip edebilmesi insanı şaşırtırdı. Dünyanın önde gelen hemen hemen bütün fotograf dergilerine aboneydi. En seçkin fotograf galerilerinde ve en önemli koleksiyonlarda sergilenebilecek ve yer alabilecek renkli ve siyah beyaz baskılar yapabilirdi. Yaratıcılığı da en az fotografın mühendislik tarafı kadar güçlüydü. Portre, mimari, doğa, klasik röportaj gibi geniş bir alanda çalışabilirdi. Daha sonraki yıllarda arkadaşlarıyla birlikte kurduğu fotograf tanıtım firmasında yaratıcılığının ne kadar geniş bir alanda gezindiğini çarpıcı örneklerle gösterebilmişti. Aynı firmanın tanıtım broşürleri ve yeni yıl kutlama kartları bile bu insanın fotograf yaratıcılığını gösteren iyi örnekleriydi. Onsuz, en küçük bir sohbet toplantısı bile eksik sayılırdı. Kurulduğundan beri üye olduğu ve yöneticilik yaptığı fotograf derneğinin fotograf gezilerinin istisnasız katılımcısıydı. Bu gezilerin birinde, 19 Kasım 1995 günü, kendisi dahil fotograf aşığı 13 değerli insanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazasında kaybettik onu. Özgen Özgenal, fotograf birikimi, mühendisliği ve fotograf yaratıcılığı açısından yaşadığı şehri, bölgeyi ve ülkeyi aşan önemli bir fotograf uzmanı, önemli bir fotografçıydı, arkasında küçümsenemeyecek bir fotograf arşivi bıraktı. Özgen Özgenal hakkında şimdiye kadar bir kitap, geniş bir yazı çıkmadı, fotograflarından oluşan bir sergi açılmadı. Yani, insanlığın tecrübe hanesine kazandırılıp kalıcı bir değere dönüştürülemedi. Bir kültürel ya da toplumsal olay nedeniyle ülke eleştirilirken ya efendim Batı da böyle mi diye devam eden cümleler genellikle sinir bozucu ve bayağıdır. Ancak, Batı ile ülke, değer yaratma açısından karşılaştırılabilir. Aradaki temel ayrımlardan biri, bence değer yaratmadır. Batı, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, nüfusuna oranla çok sayıda değer yaratıp, bunu insanlığın kültür hazinesine kazandırmayı başarırken, ülkemiz, kişilerin fedakarlıklarıyla yarattığı değerleri fark edip ondan yararlanmayı bilmek, değer yaratmak bir yana, değer yeme makinesi gibi çalışmaktadır. Özgen Özgenal ın kendi çabalarıyla yarattığı değer, güvenilmez olduğu yeniden ve hep yeniden ispatlanan toplumsal hafızaya teslim edilemez. Tecrübe biriktiremediği için çabuk unutan bir toplumun içindeyiz. Tecrübe biriktirmek, önce değer tespitiyle başlıyor. Değer ise hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bir ölçü sorunudur. Toplumsal ölçü, kulağa çok klasik gelse bile, tekrarlamakta hiçbir sakınca yok; Doğu Batı ayrımı yapılmadan ülkenin her tarafına yayılmış ve günlük hayatın parçası olmuş temel kültürün bir türevidir.

5 Sinemada Yaratıcı Güç Yaratıcılık deyince aklımıza hemen sınırların aşılması mı geliyor? Kimsenin yapmadığı, denemediği şekilde üretilmiş işler mi anlıyoruz bu tanımdan? Belki ezberlerin bozulması, sınırların zorlanması, belki de daha önce hiç olmadığı kadar özgün Yaratma güdüsü, aslında insanı varoluşundan beri peşisıra takip eden bir dürtü. Önce taş devri insanı ateşi bulur, ardından M.Ö lerde tekerlek, Sümerlerin yazıyı bulması, M.S ilk buharlı makine, Gutenberg tarafından matbaanın bulunması ve derken M.S lü yıllarda fotoğrafın ve sinemanın insanoğluyla buluşması. Tüm bunlar aslında insanoğlunun yaratmaya olan merakının birer ürünü değil mi? Daha iyiyi, daha yeniyi, hiç yapılmamış ve bulunmamışı bulma üzerine çalışmalarının birer sonucu Hayaller ülkesi sinema ya hoş geldiniz Yoktan var edebilme, var olmayanı hayal edebilme, hayallerimizi perdeye aktarabilme sanatı sinemada, yaratıcılığın sınırları nerde acaba? Ya da sınırları var mı? Sinemanın büyülü dünyası elbette ki yaratıcılığın yaygın kullanılabileceği bir altyapı oluşturmakta. Godard, Truffaut, Hitchcock, Tarantino, David Lynch, Woody Allen, Kim Ki-Duk gibi, filmlerinin her işini üstlenen (yazan, yöneten, yapan, kurgulayan) auteur yönetmenlerin kendilerini aşma süreçlerine baktığımız zaman, hep bir yeniliği deneme yolunda ilerlediklerine şahit oluyoruz. Örneğin, Rope (1948; Ölüm Kararı) Hitchcock un ileri düzeyde giriştiği bir teknik denemesi olarak adlandırılabilir. Bir apartman dairesinde geçen ve bazılarının süresi 10 dakikaya varan toplam 11 çekimden oluşan film, çekimler arasındaki ustaca geçişlerle, kesintisiz tek bir çekimden oluşur. Çekildiği döneme bakarak değerlendirdiğimizde, oldukça cesur ve yaratıcı bir girişimdir bu film. Yine, Serseri Aşıklar (À bout de souffle), 1960 yapımı Jean-Luc Godard filmi başlı başına yeni dalga akımını başlatabilecek nitelikte olmasıyla, öncü niteliği taşıyan yapıtlardandır. Sinema filmlerindeki tiraj kaygısı, kimi zaman izleyiciye yönelik film yapmaya zorlamıştır yönetmenleri. Ancak biz biliyoruz ki tarih boyunca sinema akımlarının hepsinin ortaya çıkışı ve gelişimi, zorlanan sınırlardan geçmiştir. En önemlisi de aslında hiçbiri bir öncekini tamamen reddederek, yeniden keşifler yapmaya yönelik değil, eklemeler yaparak yer bulmaya çalışmışlardır. Günümüz sinemasına gelene kadar katedilen uzun yolda binlerce yenilik denenmiş, görüntü ve ses kullanımında yaratma dürtüsü sinemacıları hep zorlamıştır. Deneysel sinema, sınırların zorlanmasını en derin şekliyle ortaya koyan tür olmuştur şüphesiz. Sınır, kural tanımaz, estetik görüşleri zorlayan, ele avuca sığmayan asi tavrıyla deneysel filmler, tarih boyunca her aşamada kendini göstermiştir. Deneysel film; sinema tarihçilerinin çoğu tarafından sinemada o ana kadar kullanılmamış konuları, ilginç ve değişik tekniklerle ele alarak yapılan ve sinema sanatçılarına yeni ufuklar açmayı hedefleyen film türü olarak tanımlanmaktadır. Entr acte (Rene Clair, 1924), Çapraz Senfoni (Viking Eggeling, 1924), Endülüs Köpeği (Luis Bunuel, 1929), Usher ların Evinin Çöküşü (James Sibley Watson ve Melville Weber, 1928), Öğle Sonrasının Ağları (Maya Deren, 1943), Komşular (Norman McLaren, 1952) (Kısa film Oscar ı alan tek deneysel film), Film (Bruce Connor, 1958), Dog Star Man (Stan Brakhage, ), Scorpio Rising (Kenneth Anger, 1963), Uyku (Andy Warhol, 1963) sinema tarihinde ön plana çıkmış deneysel çalışmalardır. Sinemada yaratıcılık söz konusu olduğunda, şüphesiz gelişen teknoloji büyük ölçüde önem taşımaktadır ve etkisi azımsanamayacak seviyelerdedir sonrasında mümkün olmaya başlayıp, 1990 larda yaygınlaşan, görüntü kayıtlarının sayısal olarak yapılabilmesi ve bilgisayar ortamına aktarılabildiği, kurguların sayısal ortamlarda yapılmaya başlandığı yıllardan itibaren, sinema filmlerinin yaratıcı güçlerine adeta sihirli bir değnek dokundu. Eskiden saatler alabilen bazı işlemlerin, artık dakikalar ve hatta bazen saniyeler içinde yapılabilir olması yönetmenleri işleri üzerine daha da yoğunlaşmaya itmiştir. İnsan gücünden yapılan tasarruf, daha yaratıcı işler olarak geri dönüşüm sağlamıştır. Filmlerin kurgularını yapmak için kullanılan bilgisayar programlarında, bugün, yoktan var edebilme gücüne sahibiz. Bundan sonrası yalnızca hayal gücümüze kaldıysa sizleri hayaller ülkesi sinema ya davet etmekte haksız mıyım? Bol ışıklı, sinemayla dolu günlere Kaynakça: Sabri Kaliç, Hil Yayın, Deneysel Sinemanın Kısa Tarihi Kısa Metraj Eda Çalışkan 3 AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

6 Roger Fenton Usta İşi Sibel Acar 4 General Pierre Bosquet emir veriyor, Kırım Savaşı, 1855 Roger Fenton ( ), sadece onbir yıl süren fotoğraf hayatında erken dönem İngiliz fotoğrafıyla özdeşleşmiş bir isimdir. Profesyonel olarak fotoğraf üretmeye başlamadan önce, Londra da hukuk eğitimi, ardından da Paris te Paul Delaroche stüdyosunda resim eğitimi alır yıllarında aktif olarak resim ile ilgilenir. Fotoğraf üretmeye ne zaman başladığı tam olarak bilinmese de, ilk tarih atılmış çalışmaları 1852 yi göstermektedir. O yıl mühendis arkadaşı Charles Vignoles in Dinyaper Nehri üzerinde tamamlamak üzere olduğu asma köprüyü fotoğraflamak üzere Rusya ya gider. Kiev ve Moskova da mumlanmış kâğıt negatif tekniğini kullanarak fotoğraflar çeker sonunda Rusya dan döndüğünde, cam levha ıslak kolodyum yöntemi ortaya çıkmıştır. Fenton bu tekniği öğrenir, bazı uyarlamalar yaparak mükemmelleştirir ile 1855 yılları arasında, aynı anda pek çok iş üzerinde çalışır. Avrupa yı gezerek fotoğraf çeker, fotoğraf ile ilgili makaleler yazar, fotoğraf topluluğunun kurulmasına önayak olur, sergiler düzenler yazında British Museum, Fenton a müzenin koleksiyonunu fotoğraflama işini verir. Sanatsal olarak olmasa da teknik ve lojistik olarak zorlayıcı bir iştir. Aylarca Asur tabletleri, fosiller, iskeletler gibi ağır, kırılgan ve sıradışı objeleri çatı katında kurduğu stüdyoda fotoğraflar. Yapay ışık kullanmak gibi bir seçeneği olmadığından doğal ışığı kontrol ederek çekim yapar. Islak kolodyum cam negatifler kullanmaktadır. İki yıl içinde 8000 adet baskı alır yılında Kırım Savaşını fotoğraflamak için Kırım a gider. Fenton un Kırım a gitmesine tam olarak kimin önayak olduğu bilinmese de teklifin Prens Albert ten gelmiş olması olasıdır. O sıralar kraliyet ailesinin de fotoğraflarını çekmesi nedeniyle Prens Albert ve Kraliçe Viktorya ile tanışıklığı vardır. Fenton, Prens Albert in tavsiye mektubu cebinde, yolculuk masrafları da yayıncı Thomas Agnew tarafından karşılanarak Kırım a yollanır. Çalışma şartları çok ağırdır. Bir şarap tüccarından satın alarak karanlık odaya dönüştürdüğü karavanında ıslak kolodyum tekniğiyle çalışmaktadır. Koleraya yakalanır, karavanı isabet alır, karavanın içinde kullandığı kimyasalların buharından neredeyse zehirleniyordur. Yine de üç ay içinde 360 kadar negatif elde eder. Ağırlıklı olarak İngiliz ve müttefik ordu komutanlarını ve ateş hattı gerisinde kurulan kamplardaki günlük yaşamı fotoğraflar. Çarpışma sahnelerini ya da çarpışma sonrası yaralıların ve ölülerin göründüğü trajik anları fotoğraflamaz. Çünkü bu fotoğraflar, uzayan savaş nedeniyle kamuoyunun artan rahatsızlığını ve endişesini gidermek için üretilmektedirler; ayrıca ticari bir projenin de parçasıdırlar. Fotoğrafların esas hedef kitlesi savaşa katılmış askerlerin aileleridir. Bu izleyici kitlesi, savaşın cesetler ve yaralılarla dolu trajik gerçeğini, onurlu ve haklı bir neden uğruna savaşan kahramanlar romantizmine yeğleyeceklerdir. Dolayısıyla, Fenton bazı fotoğraflarında resmin kompozisyonlarını kullanır, General Bosquet emir veriyor fotoğrafında olduğu gibi. Bu fotoğ- Ely Katedrali, 1857

7 üzere, millî semboller ve toplumsal hafızada yer eden konulara yönelik üretim yapar. Odalık, 1858 rafta komutanları önemli tarihi bir anın içinde göstermeye çalışır. Fakat fotoğrafın gerçekçiliği resim sanatının savaş fantezileriyle, abartılı jestlerle kişileri kahramanlaştırma potansiyeliyle yarışamaz. Askerleri çoğunlukla günlük hayatın faaliyetleri içinde bezgin ve yorgun ifadeleriyle otururken, konuşurken, uzanırken gösteren bu fotoğraf serisi ticari bir başarı getirmez ama tekniği ve özgünlüğü takdir edilir, fotoğraf tarihinde de ilk geniş kapsamlı savaş röportajı olarak yerini alır. Kırım dönüşünde 1855 ile 1860 yılları arasında ağırlıklı olarak gotik katedraller, kiliseler, şatolar, kır ve şehir manzaraları gibi yükselen milliyetçiliğin ve romantizmin yarattığı talebe arz edilmek Gezerek ürettiği fotoğrafların yanısıra 1858 yılında Londra daki stüdyosunda mizansenli portrelerden oluşan bir seri üretir. Belki Kırım a giderken konakladığı İstanbul hayalgücünü tetiklediğinden, belki bu tarz fotoğrafların ticari olarak daha çok talep göreceğini düşündüğünden oryantalist sahneler ağırlıktadır. Fotoğraflardaki kostümler ve kurgular Delacroix ve Ingres in resimlerinden esinlenilmiş gibidir. Uzun yıllar resimle meşgul oluşundan dolayı olmalı ki Fenton un Avrupa resim sanatının konularına ve kompozisyonlarına olan hâkimiyeti farklı çalışmalarında da hissedilmektedir. Manzara fotoğraflarında tercih ettiği ışık ve kompozisyonlar, Constable ve Turner in resimlerini hatırlatmaktadır. Ölüdoğaları sanki çağdaşı George Lance in çalışmalarına öykünmektedir. Bununla birlikte, her ne kadar resim sanatının izinden gitmiş gibi görünse de, fotoğrafçının dünyayı bir ressamın resimle aktarmasına koşut bir şekilde aktaramayacağının; fotoğraf makinasının görüşünün insan görüşünden farklı olduğunun; çok renkli bir dünyayı siyah beyaza indirgerken nasıl kompozisyonların daha etkili olacağının ayırtındadır. Büyük bir adanmışlıkla çalışarak ürettiği fotoğraflardaki görsel tat ve dışavurum, çağdaşlarına fotoğrafın sadece görsel bilgi aktaran bir araç değil, resim sanatına rakip sanatsal bir üretim olduğunu göstermiştir. Usta İşi Sibel Acar 5 Fenton, 1862 de umulmadık bir şekilde fotoğrafı tamamen bıraktığını duyurur, bütün malzemelerini ve negatiflerini satarak hukuk işine döner, 1869 da henüz elli yaşında hayata veda eder. Kaynakça: Goldon Baldwin, Malcolm Daniel ve Sarah Greenough. All the Mighty World. The Photographs of Roger Fenton (New York: The Metropolitan Museum of Art, 2004) Natürmort, 1861 AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

8 Kamusal Alanda Yalnız Bırakılan Birey Konuk Yazar Tahir Ün 6 Amerikalı fotoğraf eleştirmeni A. D. Coleman, 1990 lı yılların başlarında Modern Photography dergisinde yayımlanan bir makalesinde, bende önceleri hayli ütopik olduğu izlenimi yaratarak bıyık altından gülmeme neden olan, ama daima naif bir gerçekliği de canlı kılan şu düşüncelerine yer veriyordu: 21.yy da fotoğrafçı sayısı o denli artacak ki, tüm kamusal alanları ellerinde fotoğraf makinalarıyla insanlar dolduracak. Avlanmaya çalışan bu fotoğrafçıların diğerlerine verdikleri rahatsızlıktan dolayı, kamusal alanlarda fotoğraf çekimi yasaklanacak. Özel girişimlerle, belli bölgelerde fotoğraf çekim çiftlikleri oluşturulacak ve buralarda her grup, meslek ya da sınıftan maaşlı fotomodeller çalışacak. Fotoğrafçılar da buralara ücretli safariler düzenleyebilecek... İki yıl önce Lozan daki Elysée Fotoğraf Müzesi tarafından düzenlenen müze gecesinde fotoğraflarımla yer almıştım. Bir rastlantı olsa gerek ki, etkinliğin ismi We Are All Photographers of the Public Space! (Hepimiz Kamusal Alan Fotoğrafçılarıyız!) idi ve Coleman ın 20 yıl önceki makalesini anımsadığımda, o günden bugüne tasnif edildiğim endişesine kapılıvermiştim. Bilal-Kamera Adam Magyar Özellikle, 21.yy ile birlikte yaşadığımız Sayısal Teknoloji Devrimi, sanatta da ciddi bir dönüşüm olgusunu yaratmıştır. Fotoğraf, yüksek sanat kavramının kesin olarak yıkılmasıyla birlikte, sanatın üvey çocuğu olma durumundan kurtulmuştur. Sayısal teknolojiyle ortaya çıkarak gelişmeye başlayan birçok sanat türüyle ve yeni medya sanatlarıyla, besbelli ya da belirsiz ama sunum biçimine kadar yansıyan bir ilişki içerisine girmiştir. Buna karşın, kayıt cihazlarının inanılmaz ölçüde artışıyla birlikte, fotoğraf, kendine özgü belgesel işleviyle, daha açık seçik bir bağ oluşturmuş ama ne var ki, belgesel kavramı teşhir anlamıyla karışır olmuştur. Amerika da yapılan araştırmalar, bugün kişi başına çekilen fotoğraf sayısının 260 olduğunu ve bu rakamın 2015 yılında 325 civarında olacağını göstermektedir. Geçtiğimiz yıl Facebook ağında yer alan fotoğraf sayısı 140 milyar olurken, Dünya da çekilen fotoğraf sayısının ise 3,5 trilyon civarında olduğu varsayılmaktadır. Kuşkusuz insanların özel ilgi alanlarının da bu ölçüde evrildiğini varsayarak, neyin sanat olup olmadığını düşün-

9 meye başladığımızda, hem işin hem de sanatın içinden çıkabilmek olanaksız gibi görünmektedir. Aslında, bu belirsiz durum tam da sistemin öngördüğü gibidir. Bir yandan, sanatsal üretim için teknolojiyi tükettirirken, öte yandan üretilenin olası sanat değerini kamusal olma noktasında sıygaya çeken bir sanat endüstrisi sistemiyle tüketim olgusunu döngüsel ve diri kılmaktadır. Böyle bir iktidar iradesiyle pazara sunulan şey ise, artık toplumsal olmaktan hayli uzaktır. Bir başka deyişle, sanatın kamusal anlamdaki demokratik paylaşımı piyasa gereksinimleriyle örtüşmemektedir. Pazar boyutlarını bir an görmezden geldiğimizde, fotoğrafa yeni yüklenen çağdaş kavramıyla birlikte, fotoğrafçının, yaratıcı belgesel gibi öznel bakışını daha çok işin içine kattığı bir foto-öykü şeklini verme zorunluluğunu hissettiği ve günümüzde çok değerlenen zamanını hayli ekonomik kullanma eğilimindeki izleyici kitlesinin de küçük lokmalar halinde tüketebileceği, etkili işler üretilmeye başlanmıştır. Artık fotoğrafın kendisinden çok, özü ve sunum biçimi yeni bir estetik dil oluşturmaya başlamıştır. Bu nedenledir ki, günümüzde, çoğu zaman belgesel fotoğrafın bile işin içine katılarak, nesnel ve öznel gerçekliğin bir arada sınandığı fotoğraf, fotoğraf-video ve fotoğraf-ses yerleştirmeleri sanat ortamında çoklukla görülmeye başlanmış; yine fotoğrafla birlikte, ses-müzikvideonun tümünün ya da birkaçının bir arada kullanılabildiği çoklu medya sunumları, Magnum gibi saygın haber ajanslarının bile servis seçenekleri arasına girmiştir yılında, 21. yüzyıla girildiğinde dağılmak üzere, internet üzerinde yapılanmış olan R2001 (Renaissance 2001) adlı bir grubun üyesi olmuştum. Bana göre, R2001 Manifestosu nun en dikkate değer yanını şu cümle özetliyordu: R2001 ağ oluşumu, günümüz sanat dünyasının hiyerarşik gücüne ve önyargıya dayalı sistemine karşı ideal, demokratik bir sığınaktır. R2001 ortak etkinliklerinde sayısal yeniden üretim çağında, sanatın metalaşmasına karşı teknolojinin kullanılabilirliğini sorgulayan, birer performans Wolf, Cadde Yerleştirmesi. olarak kabul edilebilecek pek çok eşsiz deneyimin içinde bulunmuştum. Bundan 13 yıl sonra, günümüzde fotoğrafın etkileşimli ve yeni bir imge dili olarak kullanımına örnek vermek gerekirse, hiç kuşku yok ki, yeniçağın en sarsıcı performanslarından biri Bilal-Kamera dır. Bu, sanatçı ve New York Üniversitesi profesörü, Irak doğumlu Wafaa Bilal in kafatasının arkasına vidalattığı kamerayla bir yıl boyunca kamusal alanda geride bıraktıklarını öykülemek amacıyla, dakikada bir fotoğraf çekerek bu görselleri web sitesinde (http:// günce şeklinde paylaşmasına dayalı bir performans projesiydi. Bilal in kafatasına kamera vidalatma görüntüleri de en az projenin kendisi kadar popüler oldu. Bir başka şaşırtıcı yaklaşım ise, gözetim toplumu olgusuna karşı, Michael Wolf (http://www. photomichaelwolf.com) ve Edgar Leciejewski (http://edgarl.de) gibi sanatçılar tarafından, Google 3B cadde görüntüleri üzerinden, yine Google kamerasını kullanarak yeniden üretilen görsellerin sunulmalarıydı. Sonrasında ait oldukları büyük caddelere devasa boyutlarda yerleştirilen bu fotoğraflar, bir yandan gözetim altında tutulan topluma eleştirel bir yaklaşım getirirken, diğer yandan da yeni moda bir belgesel tavrın örnekleri olarak tanımlanabilirler. Macar sanatçı Adam Magyar (http://www.magyaradam.com) da kamusal alan üzerine kafa yoran bir diğer fotoğrafçıdır. Son dönem çalışmaları olan Stainless, daima aynı açıdan çekilmiş raylı toplu ulaşım araçlarını içerir. Bu görsellerin web sitesindeki etkileşimli sunumu ise, dikizci topluma taş çıkartacak şekilde, araçlarda yolculuk yapanların büyüteçle incelenmesine dayanır ve izleyenin bir röntgenci hazzını deneyimlemesine olanak tanır. Magyar ın bu çalışmasına ait video işi de hayli etkileyicidir. Bugün çevresel kaynaklara, etnik kimliklere ve ulus yapılara ilişkin pek çok mikro ölçekli sorunla birlikte küreselleşme olgusundan yola çıkarak tek tip dünya düzenine doğru gidilirken, birer tüketim hedefi olarak görülen ve hızla tüketim nesnesine dönüşmekte olan bireyin yalnızlığı olağanüstü boyutlara doğru yol almaktadır. Oysa, bu yalnızlık, imgeler dünyasının akıllıca yönetimi sayesinde yeterince hissedilememektedir. Sanatçı ise, tüm bu yönetilen imgeler sarmalını yerlerine koyacağı doğru imgelerle kırabilecek, sonsuz olasılıklara sahip bir Don Kişot tur. Konuk Yazar Ahmet Gökhan Demirer Konuk Yazar Tahir Ün 7 AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

10 Nejla Osseiran Söyleşi Kontrast 8 Boğaziçi Üniversitesi ve Özel Getronagan Ermeni Lisesi nde İngilizce öğretmenliği yapan Nejla Osseiran, fotoğrafla çok yakından ilgileniyor. Daha çok belgesel çalışan Osseiran, sosyal konulara ağırlık veriyor. Osseiran, İstanbul, çalışan çocuklar, Sulukule konularında foto-belgesel çalışmaları yaptı. Dört yaşında gelin olan ve sonra yetimhaneye verilen Afgan kızı Gulsoma ya Türkiye den, önce sevgi dolu mektuplar ve sonrasında da küçük paketler yollama kampanyası başlatan Osseiran, sosyal konuları gündeme getirerek, kısa metrajlı belgesel filmler yapıyor. Öğretmenlik yaptığınızı biliyoruz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Fotoğrafa ve fotoğrafçılığa nasıl başladınız? Fotoğrafa başladıktan sonra, herhangi bir eğitim aldınız mı? Evet, benim asıl mesleğim öğretmenlik. İngilizce hocasıyım. ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi nde öğretim görevlisi olarak çalıştım. Ayrıca dokuz yıl, Özel Getronagan Ermeni Lisesi nde de yarızamanlı hocalık yaptım. Fotoğraf üniversite zamanlarından beri sevdiğim bir uğraştı. Başta karanlık oda beni büyülemişti ve onun üzerine fotoğrafla ilgilenmeye başlamıştım. O zamanlar yanımda fotoğraf makinesiyle geziyordum. Çok severek yaptığım bir şeydi; eşimin dostumun, sokaktaki insanın fotoğraflarını çekiyordum, dünyayı başka bir açıdan keşfediyordum ve çok eğleniyordum ama ne kursa gittim, ne bir derneğe üye oldum. Tamamen alaylı bir şekilde yetiştim yani. Çok hoşuma gittiği için, bu konuda bol kitap okudum, arkadaşlarımdan, dostlarımdan çok yardım ve destek aldım. Sanıyorum sosyal sorumluluk projelerinde çalışıyorsunuz. Sosyal içerikli konularda çalışmak nasıl bir duygu ve neden bu alan? Aslında fotoğrafla ciddi bir şey yapabileceğimin 12 sene evvel farkına vardım. Bu da fotoğraf çekmeye başladıktan neredeyse 15 sene sonra. Şöyle oldu: Bir gün İstanbul un Nispetiye Caddesi nde yürürken, yerde yatan tartıcı bir çocuk vardı. Öylece, yorulmuş bir halde uyuyakalmıştı. Tartıyı da yastık yapmış kendine, parmak emerek yatıyordu. Ben onu gördüm ve kendimi çok çok kötü hissettim. Sokağın ortasında çocuk para kazanmak amaçlı, yorgun argın... Sonuçta o bir bebek yani. Yanımda fotoğraf makinesi vardı. Makineyi otomatik çıkardım ve çocuğun fotoğraflarını çekmeye başladım. Normalde insanları habersiz çekmeyi sevmiyorum ama uyandırmak istemedim. O haliyle çekmek istedim. İçimde öfkeyle karışık bir isyan duygusu vardı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan çekiyordum. Neden çektiğimi bile bilmeden çektim o fotoğrafları. Sonra bu çocuk için ne yapabilirim diye kendime sorduğum zaman; bunu gösterebilirim dedim. Evet, yani çoğu zaman insan kendini çaresiz hissedebiliyor ama benim gücüm de fotoğraf makinasıdır diye düşündüm. Yani belki siz geçerken o çocuk yoktu ama ben geçerken vardı ve işte bunu belgeledim. Ondan sonra Çalışan Çocuklar üzerine çalışmaya başladım. Ankara, İstanbul ve İzmir de çekimler yaptım. Daha sonra Sulukule de çekimler yaptıktan sonra Kentsel Dönüşüm konusu ile de çok yakından ilgilendim ve hâlâ devam ediyorum. Şimdi bir de kısa belgeseller yapmaya başladım bu konuda. Kısaca aktivist bir fotoğrafçı veya belgeselciyim denilebilir. Peki, bu fotoğrafları çekerken estetik kaygı yaşıyor musunuz? Fotoğraflarınızda estetiğin yeri nedir? Estetik ne demek tam bilmiyorum aslında! Beni çok da ilgilendirmiyor doğrusunu isterseniz. Estetik açıdan mükemmel bir fotoğrafın içi çok boş olabilir. Bana fenalık verir o tür mesela, kimse kusura bakmasın. Genellikle beni duygusal anlamda heyecanlandıran kareler çekiyorum. Ve en önemlisi içimden geldiği gibi. Ruhumu katıyorum fotoğrafa yani. Doğrusu yanlışı yoktur bir karenin, sadece üzerimizde bıraktığı etki ve söylemek istediği şey önemlidir. Ve bunun da binbir yolu vardır.

11 Söyleşi Kontrast Sizin için fotoğrafı önemli kılan nedir? Gerçek dediğimiz olgudan bir kesit verebilmesi en büyük üstünlüğüdür. Bence fotoğrafın etkisi, duygusundan beslenir. Fotoğraf insanların kalbine ve vicdanına en kısa yoldan ulaşmayı başarabilen bir araçtır. Bir kanıt diyebiliriz mesela. Benim için en önemli yönü bu. Empati kurabilmemiz için de önemlidir. Düşünsenize; birinin gözünden bir şeyi görebiliyorsunuz. Bu da o kişinin yerinde olabilmenizi sağlıyor. Onun ruhu size geçebiliyor. Bu da ne zamana, ne mekâna, ne kültüre bağlı bir şey. Tamamen her şeyden bağımsız bir deneyim veriyor bize. Müzik gibi. Özgür ve evrensel. Bazı fotoğraflar çok güzel olmasına rağmen bizde bir duygu uyandırmaz. Çünkü onu çeken kişinin gerçek gözü değildir o. Başkasının beğenebileceğini düşündüğü bir açıdır. Ben de bazen bu tuzağa düşerim. Sonra baktığımda anlıyorum bunu. Bu benim gözüm değil diyorum. Fotoğrafa yeni başlayanlara da hep bunu derim: Hep kendiniz olun, nasıl içinizden geliyorsa öyle çekin. Doğrusu varsa bu işin, o da budur! Canım Sulukule..., Gulsoma ya sevgilerle (Afganistan) gibi, sosyal içerikli konularda kısa film yönetmenliğiniz var. Bize kısaca bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz? 2007 de gazeteci bir arkadaşım Macaristan daydı, orada bir Roman Hakları Merkezi nde çalışıyordu ve ben de onu ziyarete gitmiştim o yaz. Benden, Sulukule ye gidip fotoğraf çekmemi istedi. Bir makalede yayınlamak istiyordu. Ben de gittim, bir sürü fotoğraf çektim. Göndermede biraz geciktim, ama neyse sonra götürdüm. Ve bir şeyi fark ettim; onlar için fotoğrafın ne kadar önemli olduğunu. 9 AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

12 Söyleşi Kontrast 10 Oranın yıkılacağı ve yok olacağı artık çok belliydi ayrıca. Ve ben de bunun belgelenmesi gerekiyor diye düşündüm. Çünkü orada çok zengin bir yaşam var. Bir kültür var. Bu insanlar buradan zorla tahliye edileceklerdi ve ben bunu belgeleyerek bir çeşit aktivizm yapmış olurum diye düşündüm. Aynı çalışan çocuklar için yapabileceğim gibi onların fotoğraflarını çekebilirim. Hem onlara veririm hem bir belge kalmış olur. Ne kadar önemli olduğunu şimdi anlıyorum aslında. Başka mahallerde bazen karşılaşıyorum Sulukulelilerle. Hâlâ fotoğrafları sakladıklarını söylüyorlar. Bu benim içimde çok güzel bir duygu yaratıyor. Anlatamam size. İyi ki yapmışım bunu. İyi ki bu kadar zahmete ve sıkıntıya katlanmışım diyorum kendi kendime. Ben aslında bir kitap ve sergi yapmak istiyordum ve bunun için ses kayıdı da yapıyordum. Kitapta ve sergide kullanırım diye. İnsanlara yıkım konusundaki duygularını soruyordum veya oradan taşınmak zorunda olmaya dair düşüncelerini. Sonra bunlardan sponsor için bir derleme yapmaya karar verdim. İmre Azem den rica ettim çünkü, teknik olarak bunun nasıl yapılacağını bilmiyordum. Kabasına beraber karar verdik ve kendisi fotoğraflarla Gülsüm Abla nın konuşmalarını kurguladı. O kadar etkili ve güzel bir şey oldu ki anlatamam. 2.5 yıl gibi bir süreç, on dakikada bu kadar etkili anlatılabilir. Sesin kattığı boyut olağanüstüydü. Bir çok festivalde gösterildi ama daha önemlisi internette var (http://vimeo.com/ ), dolayısıyla herkesin seyredebileceği bir yerde var.

13 Söyleşi Kontrast Gulsoma ya Sevgilerle filmi hep hayalini kurduğum bir filmdi. Benim çalıştığım lisedeki çocuklarla Afganistan da bir yetimhanede kalan Gulsoma ya ve onun arkadaşlarına yaptığımız bir yardım kampanyasıydı. (http://vimeo.com/ ). Özellikle öğretmenlere ve öğrencilere bir ilham kaynağı olsun istedim. Sevgi vermenin veya empati göstermenin o kadar zor bir şey olmadığını, her zaman her yerde yapılabilecek bir şeyin olabileceğini göstermek istemiştim. Ama fotoğraftan gelme bir sinemacı olmanın avantajları çoktur tabii. Çalışan çocuklar konusunda da çalışmalarınız var. Neden çalışan çocuklar? Başta söz etmiştim zaten. Bu, bir çeşit isyandır. Yani burada bir insan hakları ihlali var ve sizin elinizde bir kayıt cihazı veya bir fotoğraf makinası var. İşte sizin gücünüz burada! 11 Sulukule yle ilgili filmi yapınca, bunun imkânsız bir şey olmadığını gördüm ve bu konuda yönetmen Mustafa Kenan Aybastı dan yardım istedim. Çok zor bir deneyimdi benim için. Ama ağlaya zırlaya da olsa çok şey öğrendim. Kenan Hocam sağ olsun inanılmaz bir sabır gösterdi ve çok destek oldu bana. Onun sayesinde bu aleme girdim denilebilir. Fotoğraf ile sinema, görsel olarak birbirinin devamı gibi görünse de, tamamen farklı alanlar aslında. En basiti, birinde zaman durur, öbüründe akar gider. Milyonlarca kareden bir dakika yaparsınız, ötekinde ise, bir kare hikayeyi tümüyle anlatabilir mesela. Kısa film veya sinema birçok fotoğrafçının yöneldiği bir alan. Sizce neden? Bir sonraki aşama ne olabilir? Bu konuda fazla bir bilgim yok. Çok sayıda olduğunu da sanmıyorum. Çünkü fotoğrafçılık çok bireysel bir eylemdir. Halbuki film ekip işidir. Yani başkalarına bağımlısınız. Bu yüzden, bireysel çalışmaya alışmış olanlar çok zorlanabilir. Başta benim için de zordu başkalarının zamanına göre hareket etmek mesela. Kolay bir şey değildi, çünkü bazen bakanlıktan geldiğinizi sanıyorlar ve korkup fotoğraf çekmenize izin vermiyorlar. Özellikle, sanayi bölgelerinde. Bir keresinde, patron beni fark etti ve küfür kıyamet makineden filmimi (bir zamanlar film diye bir şey vardı) çıkarmamı istedi. Üstüme yürüdü ve ben çok korktum, bana saldıracak diye. En sonunda, öğretmen kimliğimi gösterip öyle ikna edebildim adamı. Çocukları kaçak ve sigortasız çalıştırıyor tabii. Çok iğrenç bir adamdı. Kimbilir oradaki çocuklara nasıl davranıyordu. Böyle yani, kolay olmadı. Tanıdık vasıtasıyla gitmek daha sağlam bu açıdan. Sonra öyle yapmaya başladım. Genellikle öğrencilerim veya arkadaşlarım yardımcı oluyorlardı bu konuda. BM Kalkınma Programının Ankara bürosundan da bilgiler aldım. Farklı kentlerde çekimler yaptım. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi. Bazı yerlerde çocuklar yok artık mesela. Bu konuda kanunlar katılaştı sanırım. Ama kaçak çalıştıranlar var hâlâ diye duyuyorum. Neyse, Bilge Karasu nun bir yazısında bir zamanlar Bursa da, sanırım 80 lerde, fırınlarda yakılan binlerce AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

14 Kısa Söyleşi Metraj Kontrast Bora Çekiç 12 köpekle ilgili bir yazısı var: Cinayetin Azı Çoğu diye. Onun sonunda şöyle diyor yanlış hatırlamıyorsam: Fırın da silah, kalem de silah. Yani siz dozerle bir evi yıktıysanız, ben de belgeledim bunu işte. Ya da bir çocuk çalışmak zorunda bırakılıyorsa, ben de bunu görüyorsam ve karşı gelmek istiyorsam bunu belgeleyebilirim. O güce karşı sizin de gücünüz var yani. Bunu kalemle yapın, fotoğraf makinesiyle yapın... Bir şeyi belgelemek veya hakkında konuşmak, yazmak, bunu yapabiliyorsanız siz de bir karşı güç oluşturabiliyorsunuz demek.. Bu inanılmaz bir şey aslında. Hayata bakışımız fotoğraflarımıza yansır. Siz hayata nasıl bakıyorsunuz? Fotoğraf çalışmalarınızda, konu belirlerken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl başlıyorsunuz yeni bir projeye? Demin de söz ettiğim gibi bunu bir güç olarak görüyorum. Bir çeşit tanık olarak görüyorum kendimi. Çoğu insanın bilmediği yerlere gidiyorum, insanlarla tanışıyorum ve belki onlara fotoğraflarımla katkıda bulunuyorum. Şöyle düşünüyorum: Bir şeye tanıklık ediyorsanız, onun sorumluluğunu da taşımalısınız. Mesela gittiğiniz yerde, bir kadının çocuğu için ilâç parasına ihtiyacı varsa, orada ah vah diyemezsiniz yani, varsa sizin cebinizde o kadar para çıkarıp vermelisiniz diye düşünüyorum. Buna karşı gelen olabilir, işte profesyonel fotoğrafçılar, işte biz objektifiz, şöyle böyle olabilir. Beni ilgilendirmiyor. Ama ben bu kadar robot olamam. Hatta tam tersi, olmamak daha iyi bir fotoğrafçı olmanıza bile neden olabilir. Zannediyor ki duygusallaşırsam, hani işimin kalitesi düşer. Çok aptalca ve katı bir yaklaşım bu. Hatta bence tam tersi, çünkü insanlar sizi severse ve sizin onlara yardım etmek istediğinizi anlarlarsa, size daha güzel suretlerini veriyorlar, ve bunu büyük bir sevgiyle veriyorlar. Çok tatlı bakıyorlar sizin objektifinize çünkü sizi seviyorlar, güveniyorlar. O zaman siz de çok iyi bir fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bu kadar basit aslında. Proje çalışmalarınız, gelecekteki projeleriniz ya da hayallerinizden bahseder misiniz? Kentsel dönüşüm konusunda çalışmalara devam ediyorum. Zorla tahliyeler ve yerinden etmeler devam ediyor maalesef. Bu konuda insanların bilgisi az, bu yüzden ben de devam edeceğim. Sanırım bu konuda birkaç film daha yapacağım. Ayrıca, kimliklerle ilgili de bir belgesel film var kafamda. Çok karışık ve çok boyutlu bir konu, onu nasıl derler toplarım, bilmiyorum; ama deneyeceğim. Daha çok şey var öğrenmem, üretmem ve karşı gelmem gereken. Bu yüzden çok iyimserim.

15 Fotoğrafın Ayakları - Bir de Başlar Fotoğraf merakının giderek arttığı konusunda hemfikiriz sanırım. Sınır tanımayan sermaye ve ticaret canlandıkça fotoğraf pazarı da büyüyor. Bu pazarın özneleri olan fotoğraf meraklıları, sadece teknik ekipman üreten firmaların değil, fotoğrafla ilişkili her türlü hizmeti üreten kuruluşların ilgi alanına giriyor. Hizmet dediğimiz şey, özel fotoğraf kuruluşları, sanat kurumlarının içinde var olan fotoğraf grupları, hatta şirketlerin fotoğraf kulüplerine kadar geniş bir alanda üretiliyor. İstanbul da fotoğraf derneklerinin sayısı malum, hatta fotoğraf alanında hizmet veren özel kurumlar da sayılabilir ama kulüp, grup vs. şeklinde örgütlenerek, bu alana katılan yapıların sayısını bilmek neredeyse imkânsız. Kaba bir hesapla, İstanbul da her ay binlerce kişinin temel fotoğrafçılık kurslarına katıldığı tahmin ediliyor. Ankara da sayı o kadar büyük olmasa bile, fotoğrafçılık öğrenmek isteyen çok kişi olduğunu biliyoruz. Anadolu nun büyük kentlerinde yükselen talebi yerinde gözleyenlerden biriyim. Bazı belediyelerin fotoğraf kursları açılmasına ön ayak olduğunu biliyorum. Sosyal ilişkiler ve imkânlar bakımından Ankara ya göre bir hayli liberal diye tanımlayabileceğimiz İstanbul daki fotoğraf talebinin yarattığı hareketlilik ve hizmetteki çeşitlilik, Anadolu nun bağrındaki Başkent e tam anlamıyla yansımasa bile eli kulağındadır. Yani Ankara da zaten var olan birkaç derneğin yanısıra özel fotoğraf kurumlarının sayısının hızla artacağını söylemek kehanet sayılmaz. Talep varsa, arz da doğar. Böylesine yüksek bir talebin varlığından haberdar olanlar sadece fotoğrafla ilgili kişiler değil kuşkusuz. Mesela, Kontrast ı ekonomik olarak destekleyen ve işi; para trafiğiyle ilgili bir hayat organize etmek olan banka da, bu büyük çekim alanının farkında. Süreç, girdiği mecraya uygun ilerliyor, ancak birkaç ayakta ciddi aksamalar hatta eksikler söz konusu: İlk başta, fotoğraf teknolojisi üretemeyen, sanayisi olmayan bir ülkenin fotoğrafçılarıyız. İkinci başta, fotoğrafa dair felsefi bir yaklaşım, bir kuram, tarz, tutum üretemeyen bir ülkenin fotoğrafçılarıyız. Ne akademyanın yapısı ve birikimi, ne bireysel bilgi ve görgü seviyemiz, fikirsizlik engelini aşabilecek düzeyde. Üçüncü başta, fotoğraf bizim için nedir?, neye yarar?, nasıl kullanılır? sorusuna tek bir cevap vermiş durumdayız ki o cevap da: Boş vakitleri değerlendirmenin en pratik yolu fotoğrafçılıktır. şeklinde. Yaygın anlayışta fotoğrafla ilişkimiz böyle kurulmuş. Üstelik boş vakitlerde, sanat yapmanın yolunu da fotoğraf sayesinde bulmuşuz. Bu haliyle fotoğraf ve biz, mutluyuz. Bu üç durum, memleket fotoğrafının kendi kendine oyalanan, sığ sularda gezinen, vasatla yetinen bir varoluş sergilemesine yol açıyor. Ustası da, kalfası da, hocası da, sanatçısı da, habercisi de, belgeselcisi de mahalli olmanın ötesine geçemiyor. Âlemin standartlarından habersiz, sınırların dışında olan bitene ilgisiz, okuyup yazmayan, içine kapanmış, kendi kendisiyle mutlu bir fotoğraf dünyamız var. Bu dünyadaki sanatçı mahalli sanatçı, usta da mahalli usta, fazlası değil. Olur, mahalli sanatçılık sanatın da sanatçının da değerini eksiltmez, lakin mesele bunun farkında olmamakta. Fotoğrafçılığımızın endüstriyel altyapıdan yoksun olması fikir üretimini zorlaştırırken, hacimli girişimleri, volümlü etkinlikleri yüreklendirecek rüzgârları estirmiyor. Yok değil var. Memlekette ithal ürünler pazarlayan geniş bir esnaf kesimi mevcut. Pazarın tüketiciyle ilişkisi onlar üstünden kuruluyor. Öte yandan dünyanın namlı markalarını ithal eden acentelikler, temsilcilikler falan da var ama onların piyasa ve tüketim vizyonları, mahalle bakkalının doğallıkla sahip olduğu çaptan daha geniş değil. Hâl böyle olunca, fotoğraf piyasasının küçük esnafı, mesela Sirkeci de fotoğraf malzemesi satan dükkanlar bile, fotoğraf alanında ticari olmayan çabalara sektörün adı büyük ithalatçılarından daha fazla destek veriyor. Ankara da da durum farklı değil. Mesela AFSAD ın şimdiye kadar yayınladığı periyodik ve diğer yayınlarında, ilan vererek kimlerin desteklediğine bir bakın, bir de bu destekçilerin ekonomik çaplarıyla desteğin boyutunu karşılaştırın, yanlışsam düzeltelim. Peki bu destek neden gerekli? Türkiye de fotoğrafın bir ağırlık, yaygınlık ve derinlik problemine sahip olduğunu düşünüyorsak; fotoğrafın bugün orta sınıfların boş vakit uğraşından öteye geçmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. Alanımızın tüm bileşenleriyle birlikte titreşebilmesi gerekiyor. Fotoğraf çekenler istedikleri kadar kendi kendilerine ırgalanıp dursunlar, mesela fikir yoksa arkalarında, başlarının döndüğüyle kalırlar. Sektörün varlığı hissedilmezse de durum değişmez... Bir miktar tehlikeli sulara açılmakta olduğumun farkındayım. Sektörün desteği... derken Bağımsız sanat mümkün mü? tartışmasının olanca yakıcılığıyla sürdüğü günümüzde, fotoğrafın sermaye ile ilişkisini öneriyormuş gibi görünebilirim ama bilen bilir ki, şimdiye kadar benim de içinde bulunduğum her faaliyet, bu sorgulamayı ciddiyetle yapmış ve sermayeyle ilişkisini olabildiğince doğru kurmaya çalışmıştır. Hâl böyleyken, sosyal sorumluluk diye nevzuhur bir kavramla tanımlanmış işler yapılırken kastımın ne olduğunu daha sonra konuşuruz nasıl olsa. Kısa Metraj Bora Çekiç f/64 Özcan Yurdalan 13 AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

16 Söyleşi Aysel Altun - T. Deniz Çakır Dosya Konusu Görsel Algı 14 Fotoğraf: Objektifle Düşünmek Zafer Gençaydın Her yenilik, insanın yalnız yaşam biçimini değil, aynı zamanda, düşüncesini de değiştirir. Bu nedenle, alışkanlıklarıyla yaşayan gelenekçiler için her yenilik bir yıkımdır. Çünkü önceki değerlerin, düşüncelerin, inançların, yıkımı demektir. Fizik ve kimya bilimi ailesinin çocuğu olan fotoğrafın keşfinin resim sanatı dünyasında nasıl bir şok yarattığını kestirebilmek günümüz insanı için pek kolay olmasa gerek. Mağara dönemi insanı için yaşam sürdürme aracı olan, büyü amacına dönük resim sanatının, sonraki çağlarda, iletişim aracı ya da -estetik içeriği dışında- yaşamın her alanını betimleyen görsel belgeler olarak da önemli bir işleve sahip olduğu bilinmektedir. Ancak teknik bir buluş olarak fotoğrafın, bir anlamda pabucunu dama attığı sanılan resim sanatına göre kolayca çoğaltılabilirlik özelliği, yaşam biçimini önemli ölçüde etkilemiş, modadan reklam endüstrisine ve bilimsel araştırmaların belgelendirilmesinden sanata dek geniş uygulama alanı bulmuştur. Daguerre ün buluşuyla, görüntünün saptanması anlamına gelen fotoğrafın doğum yılı sayılan 1839 tarihinin, o zamana dek nesnenin görüntüsüne bağımlı resim sanatını olumsuz etkileyerek yıkımını sağladığı sanılmıştı. Ama, o zaman belki de hiç kimse bu yeniliğin sanat tarihinin en büyük devrimini tetiklediğini aklına bile getirmemişti. Nesnenin optik görüntüsü yerine, görüntünün ardında yatan gerçeğe inmeyi gerektiren düşünce resmi çağını açtığını Böylece, sanatın salt beceri işi olmadığını ve zekâ pırıltısı taşımayan, düşünce ürünü olmayan hiçbir şeyin sanat olamayacağı görüşünü gündeme getirerek sanata yepyeni bir içerik kazandırmıştır. 19. yüzyılda başlayan ve 20. yüzyılda bilim ve teknolojinin yaşamı olağanüstü bir biçimde değiştirmesiyle, makineler ve onların ürettiği nesneler dünyasına gömülen insan, sanatsal anlatım gereçlerini de yeni yaşamından seçerek, sanat anlayışını değiştirmeye; böylece insan duyarlığının yerini giderek makinelerin almasıyla, İspanyol düşünürü Jose Ortega y Gasset in deyimiyle, sanatın insansızlaştırılması na doğru gidiş başlamıştır. Her şeyin baş döndürücü hızla değiştiği çağımızda, yeni buluşların yaşantımıza getirdiği değişikliklerin, değişik anlatım araçlarını da birlikte getirmesi doğaldır. Böylece başlangıçta, optik fizik yasalarına ve kimyasal maddelere bağlı, teknik bir buluştan öte bir anlam taşımayan fotoğraf da zamanla altıncı sanat olarak kültür ve sanat tarihinde yerini almıştır. Kuşkusuz ki, yeniliklerle birlikte, düşüncelerimize en uygun düşen sanatsal anlatım araç-gereçlerinin seçimini kestirebilmek pek kolay olmadığı gibi, neyin sanat ve kimin sanatçı olup olmadığını, kesin kuram ve kurallarla sınırlamak da olanaksızdır. Ancak sıkça dile getirildiği gibi, her anlamda, sipariş üzerine çalışmayan, serbest yaratıcılara sanatçı denir. Öyleyse: fotoğraf sanatçısı; kendi sanatsal düşüncelerini biçimlendirmek için fotoğraf tekniklerini kullanan ve fotoğrafı bağımsız anlatım aracı olarak anlayan kimsedir. Pop sanatının ünlülerinden Man Ray in şu sözünün tam da tanıma uygun düştüğünü belirtmek gerek: Hayallerim, rüyalarım veya ilhamlarım gibi fotoğrafını çekemediğim şeylerin resmini yaparım. Zaten varolan ve resmini yapmak istemediğim şeylerin ise fotoğraflarını çekerim. Sanatçılar arasında fotoğrafı bağımsız bir sanat olarak kullananlar olduğu gibi, 20. yüzyılın başlarından beri resim içerisinde kolaj olarak kullananlar da olmuştur. Örneğin: Dadaların, pop vb. sanatçıların yapıtlarında fotoğrafı kullanmış olmaları -fotoğraf sanatçıları dışında- fotoğraf sanatçısı sayılmalarını gerektirmemektedir. Ancak, fotoğraf tekniğinin kimyasal gereçlerini ve işlem olanaklarını kullanarak yapıtlar veren ressam Polke, fotoğraf alanında da, kendi kuşağının ileri gelen sanatçılardan biridir. Fotoğrafın geniş kullanım olanakları içinde neyin ve hangisinin sanatsal olup olmadığını belirlemek pek kolay olmadığı gibi, sorumluluk da gerektiren bir durumdur. Hangi gereci ve tekniği kullanırsa kullansın, bir sanatçı için önemli olan kendini en dolaysız biçimde dışa vurma olanağı sağlayan aracı keşfederek özgün bir dil geliştirebilmesidir. Özellikle sanat alanlarının iç içe geçtiği, akımların ortadan kalktığı ve bireyin iyice öne çıktığı çağımızda, sanattan çok sanatçılar vardır söyleminin oldukça taraftar bulduğu gerçeği yadsınamaz.

17 Özgünlüğün, öznellikle özdeşleştirildiği düşünce ortamında, sanatsal kuram ve kurallardan çok, bireyin düşüncelerinin ve duygularının ön plana çıktığı bir ortamda sanat da: duygu ve düşünceye biçim vermek olarak tanımlanabilir. Duygu ve düşünce varlığı olarak insanın sinmediği bir görüntünün ya da yapıtın sanat olup olamayacağı tartışma götürür bir durumdur. Örneğin: Van Gogh un kendini öldürmeden önceki, son yaptığı Ekin Tarlası ve Kargalar tablosundaki ne tarla ne de kargalar optik bir görüntüden ibarettir. Ekin tarlası da kargalar da, derin ruhsal bunalımlar içindeki Van Gogh un duyumsadığı ve boyasal biçimlere dönüştürdüğü duygularının, izleyicisini de derinden kavrayan psikolojik yansımasıdır. Kişinin parmak izi gibi, duygu ve düşüncenin izi olan bir tablonun etkisiyle optik yasalara bağımlı makineden yansıyan görüntünün etkisini nasıl ve hangi ölçütlerle değerlendirmek gerekir? Belki de bu nedenden ötürü sanatları, pür lük derecesine göre sınıflandıran estetik kuramcılar, teknolojik araçlara ve özdeksel gereçlere gereksinim duyup duymama durumunu göz önünde bulundurarak değerlendirme yapma gereğini duymuş olabilirler. Örneğin, doğrudan düşüncenin kalıbı olan ve özdeksel olan hiçbir şeye gereksinim duymayan şiir sanatının en pür sanat olduğu ileri sürülmektedir. Kuşkusuz anlatım olanakları ve gereçleri farklı olan sanat alanlarını kıyaslayarak, birbirleriyle yarıştırmak söz konusu olamaz. Kullanılan araçgereç ne olursa olsun, önemli olan onu kullananın sanatçı olup olmadığıdır. Kafiye dizmenin şair olmak, resim yapmanın da sanatçı olmak anlamına gelmediği gibi, her deklanşöre basanın da fotoğraf sanatçısı olduğu anlamına gelmez. Amatörlerden medya ve moda fotoğrafçılarına dek birçok alanda çalışanların, çektikleri fotoğrafların az-çok estetik değer taşıması, sanatçı sayılmalarını gerektirmeyebilir. Bir başka deyişle: Herkes nota yazar ama operayı sanatçılar besteler. Çağının tanığı olan sanatçıların her şeyden önce, yaratıcı gücünü, bilinmeyen doğaüstü güçlerden değil, uzun süreli ve disiplinli bir çalışmayla, titiz bir gözlem sonucundaki araştırmalara dayalı birikimden alan, özgür düşünce insanı ve bilge olmaları gerekir. Çünkü sanatsal yaratıcılığın ön koşulu olan duyarlı ve seçimci tavır, nesneler arasındaki düzen ve düzensizlik ilişkilerini derinliğine araştırmayı zorunlu kılar. Görsel sanatların özünü oluşturan; görsel algılama ile düşünme nin ilişkisi antik çağdan beri tartışma konusu olagelmiştir. Duyular aracılığıyla alınan izlenimlerin, düşünme eyleminin çıkış noktası ya da hammaddesi olduğu kabul edilmekle birlikte, görme ve düşünmenin birbirinden bağımsız olduğu sanılmıştır. Oysa, beyin denen fabrika, hammadde toplamadan düşünce üretemez. Düşünme dediğimiz anlama işlevleri, zihinsel süreçler, algının üstünde ve dışında değil, aksine algı ile sıkı ilişki içindedir. Bu bağlamda Schopenhauer, Akıl dişi doğadır, sadece gebe kaldıktan sonra doğurabilir. Yani açıkça, aklın evrendeki sorunlarla başa çıkabilmesi için iki işlevi yerine getirmesi gerekir; bilgi malzemesi toplamak ve işlemek. Göz beynin evrene açılan penceresidir, gözü olmayan bir beyin, penceresiz bir ev gibidir diyen Leonardo da Vinci de, gözün beyne giden açık kapı olduğunu, her şeyin en kolay oradan girerek akıl hanesine yerleştiğini belirterek, görsel algının insan yaşamı için ne denli önemli olduğunu vurgulamak istemiştir. Kısaca, gözle düşünmek anlamına gelen görsel algı, estetik haz ve bilgiye yönelik yoğun dikkat demektir. Çünkü Duyumlarda olmayan akılda da yoktur. Görme ve işitmenin zekâyı kullanmak için en mükemmel ortamlar olduğunu söyleyen sanat bilimcisi ve algı psikoloğu Rudolf Arnheim a ( ) göre de: Görmenin büyük meziyeti ise, yalnızca son derece açık seçik bir iletim ortamı olmasından kaynaklanmaz, bunun yanısıra görme evreni, dış dünyanın nesneleri ve ortamı hakkında bitip tükenmez zenginlikte enformasyon da sağlar. İşte bu yüzden görme, düşünmenin temel ortamıdır. (1) Gözle düşünmenin, dikkatin, bilinçle seçilmiş bir nesne üzerinde yoğunlaştırılması sonunda nesnenin kendi içindeki ve çevresiyle olan ilişkilerinin (yani farklılıklarının) irdelenmesi olarak kabul edersek, fotoğraf sanatçısını da gözüyle ve gözünün uzantısı olan objektifiyle düşünen bir düşünür; kendini, aklı ve duygularıyla objektifine ekleyen biri olarak değerlendirmek gerekir. Titiz bir gözleme dayanan araştırmalar sonunda, karmaşa içindeki ayrıntılarda bütünü görmeye ve evrenin gizini sezmeye çalışan, estetik bir düzen avcısıdır sanatçılar. Güzellikleri yaratanlar onlardır; çağdaş dünyamızın tüm canlılığını, entelektüel bir aşkla, doğayla sevişen bu yaramaz çocuklara borçluyuz. (1) R. Arnheim, Görsel Düşünme, Çev. Rahmi Öğdül, Metis Y., İstanbul, 2007, s. 34. Dosya Konusu Görsel Algı 15 AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

18 Dosya Konusu Görsel Algı 16 Görsel Algı John Berger, Görme Biçimleri adlı kitabına şu cümleyle girer: Görme, konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk, konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. İlginç olduğu kadar tartışmaya açık bir konu bu. Çocuğun seslere duyarlığı öncelikli olmasına karşın, Berger in cümlesi, görme nin önemine vurgu yaptığı için bu alanın ana cümlesi olarak kabul görmüştür. Maurice Merleau-Ponty, Bir şeye ulaşmam için onu görmem yeter diyor Göz ve Tin kitabında. Berger de öncelenen, Ponty de iradi idrak ile tamamlanıyor gibi. İdrak sözcüğü yerine bugün algı yı kullanıyoruz. Bunun ikisi eş anlamlı mıdır, bu da tartışmalı bir konu. Orhan Hançerlioğlu Felsefe Sözlüğü nde algı nın Osmanlıcasının idrak olduğunu belirtiyor; İngilizcesinin perception, İtalyancasının da percepzione. Mihail Bahtin de algı örgüsünü yaratan ise deneyimleme dir. Sanat ve Sorumluluk ta şunları söylüyor: (s.42) Diyelim ki karşımda acı çeken bir insan var. Onun bilincinin ufku, ona acı çektiren koşulla ve karşısında gördüğü nesnelerle dolu. Bu görünür nesneler dünyasını etki altına alan duygusal ve iradi tonlar da, acı tonları. Yapmam gereken şey, bu insanı estetik olarak deneyimlemek ve tamamlamaktır. (Yardım etme, kurtarma, teselli etme gibi etik eylemler bu örnekte dışlanıyor.) Estetik etkinlikte atılması gereken ilk adım, kendimi bu insana yansıtmam ve hayatını onun içinde deneyimlemem olacaktır. Onun deneyimlediği şeyi deneyimlemem -görmeye ve bilmeye başlamam- gerekir. Bütün bunlarla bir algı tanımına ulaşmak değil amacım; algıyı yaratan kişisel-toplumsal, edimsel-olgusal alanlara dair yorumların çeşitli olduğuna dikkat çekmektir. Hem John Berger hem Ponty, görme ve algı alanının estetleri olarak bilinirler. Bahtin ise klasik edebiyat eksenli bir sanat yorumcusu, eleştiricisidir. * Ahmet Telli Bütün bunlardan sonra, görme biçimini belirleyen ana etmenin, bastığımız zemin olduğunu söyleyebiliriz. Bastığımız zemini oluşturan ise dünya görüşümüz, bilgi donanımımız, etik ve estetik tercihlerimizdir. Geceleyin mezarlıktan geçerken, oradaki bir ağaç dalının hareketini cin sanan ve bunu böyle algılayan ile; Guernica tablosu karşısında savaş ve şiddetin, canlı ve cansızda yarattığı acı olgusunu duyumsayan kişinin görme biçimi farkını yaratan beynin algı antenleridir. Salt altbeyniyle algılayan kişi, geceleyin mezarlıkta cinler görebilir. Salt üstbeyniyle algılayan kişi ise, Guernica yı Picasso nun güzel bir eseri diye düşünür. Alt ve üstbeynini birlikte kullanan kişinin görme biçimini belirleyen ise akıl ve imgelem gücüdür. Sezgisel akıl da diyebiliriz buna. İmge, sanat dilinin ilk harfi olsa gerek. İmgeyi yaratansa beş duyudur. Karanfil çiçeğinin yaprağını dokunuşumla kadifeye, rengini sevgilinin dudağına benzetmem mümkün. Klasik edebiyatımız bu benzetmelerle doludur. Ama benzetme imge değildir. Beş duyumuzla algıladığımız ve zihnimize yansıyan görüntü, görünüm dür. Ama imgenin belirmesinde duyularımızdan olmazsa olmazı görme dir. İmgeler ilk kez, orada olmayan şeyleri gözde canlandırmak amacıyla yapılmışlardır diyor John Berger. İmge kuruluşu için Berger e bir kez daha başvurmamız gerekirse şu alıntıyı yapabiliriz: Bir imge, yeniden-yaratılmış ya da yeniden-üretilmiş bir görünüdür. İmge ilk kez ortaya çıktığı yerden ve zamandan -birkaç dakika ya da birkaç yüzyıl için- kopmuş ve saklanmış bir görünüş ya da görünüşler düzenidir. Her imgede bir görme biçimi yatar (abç). Fotoğrafta bile. Çünkü fotoğraflar çoğu zaman sanıldığı gibi mekanik kayıtlar değildir. Her fotoğrafa bakışımızda ne denli az olursa olsun fotoğrafçının sınırsız görünü olanaklarından o görünüyü seçtiğini farkederiz. Bu,

19 en rastgele alınmış aile fotoğraflarında da böyledir. Fotoğrafçının görme biçimi konuyu seçişine yansır.( ) her imgede görme biçimi yatsa da imgeyi algılayışımız ya da değerlendirişimiz aynı zamanda görme biçimimize bağlıdır. (s.10) İmgeler, alımlayıcısında huzursuzluğa yol açıyorsa, sanatın, bireyin kendini gerçekleştirmesinde bir olanak olduğu olgusuyla karşılaşırız. Bu huzursuzluk güzel huzursuzluk tur. Biraz önce adını geçirdiğimiz için, o örnek üzerinden söylersek, Guernica tablosu karşısında hissettiklerimiz bizim görme ve algı biçimimizdir. Demek ki imge, estetik gibi etik olanı da içselleştirmektedir. Donmuş, kireçleşmiş, özgünlüğünü yitirmiş imgeler de vardır. Röprodüksiyonlar böyledir. Hemen herkeste aynı duyguyu, tanımlanır duyguyu yaratmak ister bu örnekler. Alımlayıcısının iradesine, görme biçimine yer yoktur bunlarda. İmge, benzetmelere indirgenmiş ve anonimleşmiştir. Oysa sanatın biricikliği üzerinden bakarsak, bir fotoğraf, bir resim (sanat), kendi iç yolculuğumuza hazırlar bizi ve bu yolculukta yol arkadaşımız olurlar. Körlerde görme algısı diğer duyulara geçerek, bu kişilerin özelliğini belirler. Kör, dokunarak, duyarak, koklayarak görür, algılar. Değinmek gerekir mi bilmiyorum. Feodal kültürlerde bir egemenlik ilişkisi olarak zalim hayatlar vardır: Görücü usulü ile evlilik. Görücü usulü ile evlendirilen gençlerin algılarına, beğenilerine izin vermez töre. Töre, görselliği, görsel algıyı tehlikeli bulur. Buradan da belli ki, görsel algı, sanat pratiği için değil, tüm hayatlar için önemlidir. * Son söz: Görme, kişide beğeniyi, hayır diyebilmeyi de yarattığı için, görme eğitimi galiba en çok sanat aracılığıyla gerçekleşebilir. Bir Heykel Sanatçısı Gözü ile Görsel Algılama M. M. Gökhan Yerlikaya Dosya Konusu Görsel Algı 17 birlikte küçük bir tartışma çıkararak başlayalım yazımıza!.. Öyle ya! Ortaya dökmek için sabırsızlanıp durduğunuz bir savınız var ise önce bir sorun çıkartmanız lazım ki anlamı olsun. Değil mi? Ve çelişki, bize işte tam da burada lazım!.. Çelişki dediğin de öyle olmalı ki, hem varlığınızla hem de savınızla zıtlaşmalı Sorunu çıkarttığımıza göre, artık savımızı ortaya koyabiliriz. Nasıl yani! Görsel algılama, değişik meslek guruplarına göre farklılık gösterir mi!? Merhaba Doğrusu, yazanı olmasaydım, bu soruyu kendi kendime sormadan edemezdim!.. O yüzden, Güzel sanatlar ve özellikle, görsel sanatlar, birbirinden farksız olarak görsel algılama ile ilgilidir. Gerek sanatçıları, gerek sanat eserlerini, gerek sanatseverleri derinden ilgilendiren, eşit ağırlıkta bir nitelik oluşturur. Algı derinliğini, hiçbir meslek gurubuna göre değerlendiremeyiz. Bu nedenle kendime sorduğum bu soruya, HAYIR GÖSTERMEZ ELBETTE cevabını verebilirim Ancak, bir heykel sanatçısı iseniz, AFSAD Temmuz - Ağustos 2012

20 Dosya Konusu Fotoğraf Görsel Algı ve Estetik 18 o zaman, bu cevap tam olarak doğru olmayacaktır. Çelişkiyi doğuran sebepleri anlamak için bakış açımızı değiştirip detaylara göz atmalıyız Ayrıntıları irdelediğimizde, ortaya çıkan küçücük nüanslar, bize EVET! TABİİ Kİ GÖS- TERİR cevabını da verdiriyor! Bu yazının konusu, işte tam olarak o küçücük nüanslardır. Konuya ilgi gösteren okurlara tavsiyem, okumayı bitirdikten sonra, aynı soruyu kendilerine tekrar sormaları ve kendi meslekleri ile kıyaslama yapmalarıdır Çünkü görsel algılamayla ilgili ayrıntılara ihtiyaç duyan her beyin, algı ötesinin ayırdına da ihtiyaç duyar! Görsel algıyı dürtüklemeyi beceremeyen hiçbir üretim, sanatsal değildir! Küçük bir farkı ortaya koyarak başlayalım irdelemeye Bir heykel sanatçısının, hayata ve kendi sanatına çok boyutlu bakmasının gerekliliğinden yola çıkıp, fiziki gerekliliğin ötesine, görsel algılamanın yarattığı farka bir göz atalım... Aslında, görme kabiliyeti olan, fakat üç boyut algısından uzak her canlı, yaşamsal sorunlarını çözebilmek ve derinliği algılayabilmek için, ilkel de olsa başka fonksiyonlarla donanmıştır. Anlaşılıyor ki derinliği algılama ihtiyacı, öncelikle yaşamsal bir ihtiyaçtır Ancak bir heykel sanatçısı için, daha da ötesinin algılanması gerekliliği, yaşamsal ihtiyaçlardan çok daha önemli gibidir! Üç boyutu algılama, bütün insanları, hatta, bütün primat türlerini eşitlemiş olsa da, bir heykel sanatçısını farklılaştıran bir özellik ortaya çıkarır. Bu özellik, bir heykel sanatçısının derinliği ölçümleme ihtiyacından doğar. Sanatsal bir objeyi görsel olarak algılamak ile, onun, görsel olarak, doğru algılanabilmesini mümkün duruma getirmek, birbirinden oldukça farklıdır Bu serüven, bir sanatçı için önce tasarım yapmakla başlar. Görsel algılamanız ve yeteneğinizden gelen özelliklerinizle bir hayal kurar, kurduğunuz bu hayali yine aynı özelliklerinizi kullanarak kafanızın içinde şekillendirerek derinliği ölçümlendirmek ile devam eder Sancılı ama eğlenceli bir süreçtir ve işte o küçük ayrıntılar, tam da bu noktada, farklılıklarını ortaya koyarak, sanatçıya özgü karakteristik özellikler barındıran çok boyutlu bir görsel algı ürünü ortaya çıkarır Bir heykel, insanların çevresinde dolaşabilecekleri şekilde sunulmalıdır mesela!.. Eğer sunumunuz üç boyutlu bir özellikte ise ve görsel algılamayı, doğru bir etki ile iletmek istiyorsanız, en doğru yöntem budur İster bir heykel, ister ticari bir ürün ya da tarihi bir yapı olsun, üç boyutlu her objenin çevresinde dolaşılabilmesi, onun görsel olarak doyurucu bir şekilde algılanması için gereklidir Hiçbir heykel, tek cepheden izlenerek yeterli düzeyde algılanamaz! Buradaki ayrıntı şudur ki; bir izleyici, derinlik hissine sahip olmasına rağmen, sunulan üç boyutlu objeyi, sadece bulunduğu konum anındaki derinlikte görebilecektir Görüş alanının değiştiği her santim harekette, algılama açısı farklılaşacak, çevresel gezintinin yarattığı bu farklılaşma, sunulan objenin, görsel algılanma oranını ideal duruma getirebilecektir. Aslında, bir heykel sanatçısının eserinde vermek istediği veya gizlediği her ayrıntı, tam olarak buralarda saklıdır!.. Ve fark şudur ki, sanatçı bu eseri daha kafasında ölçümlendirirken, insanların doğru algılaması için, çevresinde tur atarken bulunabilecekleri görüş açılarını bile hesaplıyor olmasıdır!.. Bir objenin arkasını, üstünü, altını, profil görünümlerini ve tüm açısal ayrıntılarını, işte o çevresel seyahate ihtiyaç duymadan ölçümlüyor oluşudur!.. Ortada tek bir obje olsa da, sınırsız sayıda fotoğraf karesi içermektedir aslında Oldukça zor ve karmaşık göründüğünü biliyorum, ama görsel algıyı irdelemek, tüm bu zorluk ve karmaşanın üstesinden gelecektir!.. Bir denemeye var mısınız? Haydi, böyle bir nesneyi birlikte yaratalım!.. Ben bir tasarım başlatıp, çok boyutlu algılarımı sizlerle paylaşmayı deneyeceğim Mesela, AŞK ismi koyabileceğimiz, teması aşk olan bir heykeli, hep birlikte zihinlerimizin derinliklerinde oluşturmaya çalışıp, görsel algının, her birimizi nereye götürebileceğini görelim. Bakalım başarabilecek miyiz? Şimdi, bir hayal kurup, zihinsel olarak üreteceğim görsel objeyi tanımlamaya başlayalım Bu hayali tanımlamaya çalışırken kullanacağım sözcüklerin her biri, zihinlerinizde çok boyutlu bir obje yaratabilmek için binlerce görsel veri oluşturacak, aynı sözcükleri almamıza rağmen, görsel algılama özelliklerimize göre, her birimiz farklı objeler üreteceğiz! Böyle bir çalışmayı yaparken, her bir veri ile görüntünün plastik yapısındaki değişimler, sanıyorum oldukça şaşırtıcı ve eğlenceli olacaktır.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

GAZETECİLİK ALANI. Bu faaliyet sonucunda gazetecilik alanındaki meslekleri tanıyabileceksiniz.

GAZETECİLİK ALANI. Bu faaliyet sonucunda gazetecilik alanındaki meslekleri tanıyabileceksiniz. GAZETECİLİK ALANI AMAÇ Bu faaliyet sonucunda gazetecilik alanındaki meslekleri tanıyabileceksiniz. A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ Gazetecilik alanı, kamuya ve özel sektöre ait kurum ve kuruluşların

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

ÖĞRENME FAALİYETİ 16

ÖĞRENME FAALİYETİ 16 ÖĞRENME FAALİYETİ 16 AMAÇ FOTOĞRAFÇILIK ALANI Bu faaliyet sonucunda fotoğrafçılık alanındaki meslekleri tanıyabileceksiniz. A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ Reklâm ve tanıtım sektörü ile bilgisayar

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

Prof. Şazi SİREL 13.12.2005 2 / 6

Prof. Şazi SİREL 13.12.2005 2 / 6 AYDINLATMA Aydınlatma konularında bir yazı dizisine başlarken, önce, bu sözcükten ve aydınlatma tekniği kavramından, bu gün ve en azından altmış yıldır, ne anlaşıldığını ve ne anlaşılması gerektiğini açıklığa

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

Festivalin Tarihçesi

Festivalin Tarihçesi Festivalin Tarihçesi Uluslararası İzmir Film Festivali ilk kez 1990 yılında düzenlenmeye başladı. 11 kez düzenlenen Festivale 2000 yılında ara verildi. İzmir Film Festivali, 11 yıl boyunca dünyadan ve

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ!

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! EĞİTİMİN ALTIN MARKASINDA BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! %100 ÖĞRENİM BURSU FIRSATI ANADOLU LİSESİ TEOG PUANINLA SÜRESİZ BURS KAZAN! GELECEĞE GÜÇLÜ BAŞLA! EN İYİSİNİ SEÇ, DOĞRU KARAR VER ŞANSA İHTİYACIN YOK EĞİTİME

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat

Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat Ezgi İçöz, MA 24 Haziran 14 Salı Tammam Azam Inside Outside Project: Gazeteci ve fotoğrafçılar ile çalışmak Motivasyon farklılıkları ve etik Çalışma süresi

Detaylı

FOTO MUHABİRİ A- GÖREVLER

FOTO MUHABİRİ A- GÖREVLER TANIM Toplumu bilgilendirme amacı ile bulunduğu ortamlarda haber değeri olabilecek olay, kişi ve durumların fotoğrafını çekerek, bu fotoğraflar arasında habere en uygun olanlarını seçip gerektiğinde haberi

Detaylı

05-21 ARALIK DECEMBER 2015 AÇILIŞ / OPENING: 05 ARALIK DECEMBER SAAT TIME

05-21 ARALIK DECEMBER 2015 AÇILIŞ / OPENING: 05 ARALIK DECEMBER SAAT TIME Doğu Gündoğdu BİR RULO Atölye / Workshop: Özgün Fotoğraf Baskısı / 12 Aralık 2015 / Saat: 14:00 3, Van Dyke Brown, 05-21 ARALIK DECEMBER 2015 AÇILIŞ / OPENING: 05 ARALIK DECEMBER SAAT TIME 18:00 Doğu Gündoğdu

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN

Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN İÇİNDEKİLER İlk Söz /9 Hayatı ve Sanatı /17 Paris'te Resim Dersleri /19 İstanbul'a Dönüş /20 "Doğululuk" Eğilimi /23 Kadın Figürleri /25 Bilimsel

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER VE ORGANİZASYON HİZMETLERİ

HALKLA İLİŞKİLER VE ORGANİZASYON HİZMETLERİ HALKLA İLİŞKİLER VE ORGANİZASYON HİZMETLERİ A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ Halkla İlişkiler ve Organizasyon Hizmetleri alanı, küreselleşen dünya içinde kurum ve kuruluşlar için bir ihtiyaç olarak

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

ISSN 2146-9164 Yayın Türü: Yerel ve Süreli. Yayın Danışmanları Oya İşeri - Hüseyin Emiroğlu. Görsel Yönetmen Sedat Gever. Grafik Arz Tanıtım

ISSN 2146-9164 Yayın Türü: Yerel ve Süreli. Yayın Danışmanları Oya İşeri - Hüseyin Emiroğlu. Görsel Yönetmen Sedat Gever. Grafik Arz Tanıtım ISSN 2146-9164 Yayın Türü: Yerel ve Süreli Abonelik: Yıllık 60 TL Posta Çeki: 666874 Banka: Denizbank IBAN TR550013400000191012400002 İş Bankası IBAN TR070006400000110950784959 Dekont karabatakdergisi@gmail.com

Detaylı

MEB kitaplarının yanında kullanılacak bu kitap ve dijital kaynakların öğrencilerimize;

MEB kitaplarının yanında kullanılacak bu kitap ve dijital kaynakların öğrencilerimize; Sayın Veli, Yeni bir eğitim öğretim yılına başlarken, öğrencilerimizin yıl boyunca öğrenme ortamlarını destekleyecek, ders kitaplarını ve kaynak kitapları sizlerle paylaşmak istedik. Bu kaynakları belirlerken

Detaylı

GÖRSEL SANATLAR DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI NIN GENEL AMAÇLARI

GÖRSEL SANATLAR DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI NIN GENEL AMAÇLARI GÖRSEL SANATLAR DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI NIN GENEL AMAÇLARI Öğretim Programı, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu nun 2. maddesinde ifade edilen Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçları ile Türk Millî Eğitiminin

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

FOTOĞRAF SANATÇISI TANIM

FOTOĞRAF SANATÇISI TANIM TANIM Fotoğraf makinesiyle varlıkların görüntüsünü filme kaydeden ve görüntülerin karta basımını yaparak istenen sayıda kopyasını çıkaran kişidir. A- GÖREVLER KULLANILAN ARAÇ, GEREÇ VE EKİPMAN Fotoğrafçılık,

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Haziran 2010 SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI: TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Proje Koordinatörleri: İndeks Araştırma Ekibi Simge Şahin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Giriş:

Detaylı

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede Yaz Sanat Kulübü 2010 Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Fener-Balat bölgesinde yaşayan çocuklar ve kadınlar için eğitim, kişisel gelişim ve sağlık gibi konularda projeler yürütüp kültürel

Detaylı

"Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden

Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden O O LY F RT L Kİ Ş E İS PO "Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden başlamıştır. Çocukluk döneminde,

Detaylı

İzmir Ekonomi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü

İzmir Ekonomi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü İzmir Ekonomi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ GÖRSEL İLETİŞİM TASARIMI BÖLÜMÜ Günün Menüsü Görsel İletişim Tasarımı nedir? Görsel İletişim Tasarımcısı ne yapar?

Detaylı

Not: Öğretmenimizin elinden taşlar üzerinde sanat!

Not: Öğretmenimizin elinden taşlar üzerinde sanat! Not: Öğretmenimizin elinden taşlar üzerinde sanat! SANAT EĞİTİMİ NEDİR? Sanat eğitimi, çizgi, form, mekan, renk, üç boyutlu yapı, görsel algılama ve inceleme ile ilgilenir. Temel sanat eğitimi derslerinin

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ NE HOŞGELDİNİZ Sevgili Öğrencilerimiz; 2008 yılında kurulan Gümüşhane Üniversitesi nin dünyaya açılan penceresi sloganıyla kısa sürede büyük gelişim sağlayan Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi,

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

Dünyayı gezen fotoğrafçı Patricia Willocq

Dünyayı gezen fotoğrafçı Patricia Willocq Röportaj Didem Müftüoğlu Dünyayı gezen fotoğrafçı Patricia Willocq ddmftgl@gmail.com Bir çok ülkeyi gezmis ve beyaz siyahilere dair proje yapmis Patricia Willocq ile fotoğraf üzerine sohbet ettik. Dünyayı

Detaylı

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENİ LİSESİ R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 2010 2011 Bilgili olduğumuz oranda özgür oluruz. Sokrates 9. S ı n ı f l a r LĠSELĠ OLMAK ve REHBERLĠK SERVĠSĠNĠN TANITIMI Sevgili

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ VELİ BÜLTENİ MAYIS -2012 ÇOCUK VE KİTAP "EĞİTİM YAŞAM İÇİNDİR" 2 ÇOCUK VE KİTAP Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

ÇOCUĞUM BAŞARACAK MI?

ÇOCUĞUM BAŞARACAK MI? ÇOCUĞUM BAŞARACAK MI? Öncelikle başarıp, başaramadıklarına karar vermek için hedefimiz belli olmalı. Yabancı dil öğreniminde çocuğunuz için nasıl bir hedef düşünüyorsunuz, o, kendisi için ne düşünüyor?

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

KULLANICI DENEYİMİ ARAŞTIRMASI

KULLANICI DENEYİMİ ARAŞTIRMASI HASTA EĞİTİMİ DERSİ KULLANICI DENEYİMİ ARAŞTIRMASI Kullanıcı Deneyimi Araştırması Raporu 03 Örgün Öğrencilerin Aldıkları Uzaktan Eğitim Dersi Hakkındaki HASTA EĞİTİMİGörüşleri DERSİ KULLANICI DENEYİMİ

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı. Mehmet Güler Türkiye de yetişen resim sanatının önemli isimlerinden Mehmet Güler ile Malatya dan Almanya ya uzanan yolculuğunu, resim kariyerinde rol oynayan isimleri, Almanya yı tercih etmesinde etkili

Detaylı

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENĐ LĐSESĐ R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 2010 2011 Kız olursa Sarin, erkek olursa Masis Erkek olursa doktor, kız olursa öğretmen KENDĐNĐ TANIMA VE MESLEK SEÇĐMĐ Sevgili veliler,

Detaylı

TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR?

TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR? TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR? Temel sanat eğitimi çizgi, form, mekân, renk, üç boyutlu yapı, görsel algılama ve inceleme ile ilgilenir. Temel sanat eğitimi derslerinin temeli Bauhaus a, Johannes Itten in

Detaylı

Her güzelin bir kusuru var

Her güzelin bir kusuru var Her güzelin bir kusuru var Posted date: Ekim 30, 2012 Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali kapsamında hazırladığı Her güzelin bir kusuru var

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları günlük bakımcıya veya kreşe gidecek olan vede başlamış olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 9-14 aylık çocuklar hakkında durum ve

Detaylı

Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik

Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik Zuhal Özer 18 Nisan 2013, İzmir Çocuk Dergileri - Amaçlar Çocuklara küçük yaşlardan itibaren bilimi sevdirmek, Bilimin yaşamın

Detaylı

YGS-LYS de. 20 Yıllık ÇINAR Tecrübesi. www.cinarkoleji.com.tr

YGS-LYS de. 20 Yıllık ÇINAR Tecrübesi. www.cinarkoleji.com.tr YGS-LYS de 20 Yıllık ÇINAR Tecrübesi www.cinarkoleji.com.tr Çınar Koleji nde güne her sabah mutlulukla başlarsınız. 20 yıllık eğitim tecrübesiyle geliştirilen Sınavlara Hazırlık Sistemi ile sınav endişesi

Detaylı

YAPI LABORATUVARI TEKNİSYENİ

YAPI LABORATUVARI TEKNİSYENİ TANIM Yapının inşaası süresince, inşaata ait agrega, çimento, alt yapı, beton ve zemin deney ve uygunluk kontrollerini laboratuvar ortamında inşaat mühendisi ve inşaat teknikeri gözetimi altında yapan

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Türkçe dili etkinlikleri, öğretmen rehberliğinde yapılan grup etkinliklerindendir. Bu etkinlikler öncelikle çocukların dil gelişimleriyle ilgilidir.

Türkçe dili etkinlikleri, öğretmen rehberliğinde yapılan grup etkinliklerindendir. Bu etkinlikler öncelikle çocukların dil gelişimleriyle ilgilidir. KİTAP VE ÇOCUK Türkçe dili etkinlikleri, öğretmen rehberliğinde yapılan grup etkinliklerindendir. Bu etkinlikler öncelikle çocukların dil gelişimleriyle ilgilidir. Türkçe dil etkinlikleri çocuğun kendi

Detaylı

GELECEGIN MUCITLERI ROBOT YAPMAYI ÖGRENIYOR

GELECEGIN MUCITLERI ROBOT YAPMAYI ÖGRENIYOR GELECEGIN MUCITLERI ROBOT YAPMAYI ÖGRENIYOR Portal : www.haberinozu.com İçeriği : Gündem Tarih : 03.01.2016 Adres : http://www.haberinozu.com/genel/gelecegin-mucitleri-robot-yapmayi-ogreniyor-h303269.html

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

Dünyanın en büyük sosyal dil öğrenme ağı busuu şimdi Türkiye de!

Dünyanın en büyük sosyal dil öğrenme ağı busuu şimdi Türkiye de! BASIN BÜLTENİ 18 Mart 2014 Türkiye busuu'da en hızlı büyüyen ülkelerden birisi... Dünyanın en büyük sosyal dil öğrenme ağı busuu şimdi Türkiye de! 40 milyonun üzerinde kullanıcıyla dünyanın en büyük sosyal

Detaylı

GRAFİK VE FOTOĞRAF ALANI

GRAFİK VE FOTOĞRAF ALANI GRAFİK VE FOTOĞRAF ALANI AMAÇ Bu faaliyet sonucunda grafik ve fotoğraf alanındaki meslekleri tanıyabileceksiniz. A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ Günümüzde her alanda yaşanan bilimsel, teknolojik, kültürel

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

Nasıl Bir Deniz Feneriyiz?

Nasıl Bir Deniz Feneriyiz? Nasıl Bir Deniz Feneriyiz? Üniversitelerin, kültürel sermaye sinin en başında kuşkusuz bilimsel araştırmalar ve bilimsel yayınlar gelir. Kültürel sermaye ne denli yoğunlaşmış ve ne denli geniş bir alana

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

APADOKYA. Güzel atlar ülkesi

APADOKYA. Güzel atlar ülkesi K Güzel atlar ülkesi APADOKYA Aslına bakarsanız anlatacağım hikayenin neresinden başlamalıyım inanın bilemiyorum. İçinde tarih olan, mitolojik çağların mistik kokularını çağrıştıran ilginç ve bir o kadar

Detaylı

1, 2, 3, 4, 5, 14,16. Haftalık Konular. Konular

1, 2, 3, 4, 5, 14,16. Haftalık Konular. Konular Ders Kodu Teorik Uygulama Lab. SİNEMADA ANLATIM YÖNTEMLERİ Ulusal Kredi Öğretim planındaki AKTS 213032000000504 3 0 0 3 6 Ön Koşullar : Bu dersin ön koşulu ya da yan koşulu bulunmamaktadır. Önerilen Dersler

Detaylı

prop & tasarım prop & tasarım İrem Ergene restoratör & iç mimar rem dizayn www.remdizayn.com

prop & tasarım prop & tasarım İrem Ergene restoratör & iç mimar rem dizayn www.remdizayn.com İrem Ergene restoratör & iç mimar rem dizayn rem dizayn Hayal Edebileceğiniz Herşey Gerçektir... HAKKIMDA PROJELER REFERANSLAR İLETİŞİM Değerli Olan iyi Yaptığın Değil, Yapmaya Değer Olandır... İrem ERGENE

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

İktidarıyla, muhalefetiyle bütün Belediye Meclis Üyesi arkadaşlarımın da aynı bilinçle görev yaptığına inanıyorum.

İktidarıyla, muhalefetiyle bütün Belediye Meclis Üyesi arkadaşlarımın da aynı bilinçle görev yaptığına inanıyorum. Belediye Meclisimizin Değerli Üyeleri Bandırmalıların güveni ve desteği ile göreve gelen bu yüce meclis, halkımıza ve bu güzel kente hizmet yolunda bir yılı geride bıraktı. Geçen bir yıllık sürede, kentimizin

Detaylı

Belmin Söylemez: Bütün mesele, bir şeyi anlatmaya çalışmak ve farklı yöntemler denemek

Belmin Söylemez: Bütün mesele, bir şeyi anlatmaya çalışmak ve farklı yöntemler denemek Belmin Söylemez: Bütün mesele, bir şeyi anlatmaya çalışmak ve farklı yöntemler denemek 2002 yılında da filmleriyle Film Merkezi ne konuk olan yönetmen Belmin Söylemez, 14 Aralık 2005 tarihinde Hayatımın

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

SODA Sunar. Meriç Kara. SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk kişisel sergisi A Domestic Schizophrenic Project e ev sahipliği yapıyor!

SODA Sunar. Meriç Kara. SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk kişisel sergisi A Domestic Schizophrenic Project e ev sahipliği yapıyor! BASIN BÜLTENİ SODA Sunar Meriç Kara: A Domestic Schizophrenic Project 26 Mayıs 2010 3 Temmuz 2010 Açılış: 26 Mayıs 2010 Çarşamba / 18:30-21:00 (Basın Toplantısı: 17:00) SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk

Detaylı

TEKNİK GEZİ RAPORU. Ders: MİM 121 MİMARİ TASARIM I. Tarih: 07.10.2011 Gezi alanı: Antrepo 3 & 5

TEKNİK GEZİ RAPORU. Ders: MİM 121 MİMARİ TASARIM I. Tarih: 07.10.2011 Gezi alanı: Antrepo 3 & 5 TEKNİK GEZİ RAPORU Ders: MİM 121 MİMARİ TASARIM I. Tarih: 07.10.2011 Gezi alanı: Antrepo 3 & 5 Meclis-i Mebusan Caddesi - Liman İşletmeleri Sahası - Tophane Konumu: Bienal alanının konumunu gösteren harita

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ 09.05.2013

TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ 09.05.2013 TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ Tutundurma, mal ya da hizmetleri satışını arttırabilmek için, alıcıları satın almaya ikna edebilmeye yönelik satıcı tarafından başlatılan tüm çabaların koordinasyonu

Detaylı

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde;

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde; Diploma Programı Çerçevesi Diploma programı her kültürün kendisine adapte edebileceği esnek bir program sunarak kendi değerlerini yitirmeyen uluslararası farkındalığa ulaşmış bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Detaylı

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI. Sanat ve Tasarım Yüksek Lisans Programı (Tezli)

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI. Sanat ve Tasarım Yüksek Lisans Programı (Tezli) SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI Sanat ve Tasarım Yüksek Lisans Programı (Tezli) Ülkemizde Sanat ve Tasarım alanında yetişmiş uzman kişiler sınırlıdır. Üniversitelerimizde Güzel Sanatlar

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI DUA ETTİĞİNİZDE J. Robert Ashcroft ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI Yeni Yaşam Yayınları İsteme Adresi: ICI P.K.: 33 Bakırköy İstanbul

Detaylı

ERDEK KIZ TEKNİK VE MESLEK LİSESİ ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ ALANI TANITIM KILAVUZU

ERDEK KIZ TEKNİK VE MESLEK LİSESİ ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ ALANI TANITIM KILAVUZU ERDEK KIZ TEKNİK VE MESLEK LİSESİ ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ ALANI TANITIM KILAVUZU 2012-2013 Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmeni Bölüm Şefi Zuhal ALTINTAŞ ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ Bu faaliyet ile çocuk

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

LEGOLİNO. HEDEF-1 Legolino oyununu tanıma

LEGOLİNO. HEDEF-1 Legolino oyununu tanıma LEGOLİNO HEDEF-1 Legolino oyununu tanıma 1-1 Oyunla ilgili dikkatini toplar. 1-2 Anlatılanları dikkatle dinler. 1-3 Parçaları kendisinin çıkarıp tekrar toplaması gerektiğini bilir. 1-4 Uygulama kutusunu

Detaylı