Filip efendi. Gazeteler, Gazeteciler. 85 sene evvel en çok okunan gazeteleri çıkaran bu adam kimdir? Terakki, Vakit gazeteleri

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Filip efendi. Gazeteler, Gazeteciler. 85 sene evvel en çok okunan gazeteleri çıkaran bu adam kimdir? Terakki, Vakit gazeteleri"

Transkript

1 Gazeteler, Gazeteciler 85 sene evvel en çok okunan gazeteleri çıkaran bu adam kimdir? Ben gazeteyi (Filip) ine kadar okurum!... Seksen beş, doksan sene evvelki meraklı kariler, aldıkları gazeteyi ne kadar dikkatle okuduklarını anlatmak için birbirlerine böyle söylerlerdi. Ben gazeteyi (Filip) ine kadar okurum!... Demekle bir kelimeyi bile kaçırmadıklarını anlatmak isterlerdi. O devrin meşhur gazetecisi gazetenin en sonuna imzasını atardı. Buraya kadar okumak için her satırı gözden geçirmek lâzımdı... Bu kimdi?... Nereden gelmişti, gazete çıkarmağa ne suretle başlamıştı?... Bunları bilenler pek azdır. Bilinenlerin büyük bir kısmı da yanlıştır. Bazıları nin Kayserili Ermeni, bazıları Karamanlı Rum olduğunu söylerler. i Meşhur adamlar ansiklopedisi) bu ikinci rivayeti kaydetmektedir. Halbuki Filip e- fendi ne Kayserili Ermeni, ne de Karamanlı Rumdur. Süryanî Katoliktir senesinde Diyarbakır da doğmuştur senesinde 12 yaşında bir çocukken İstanbul a geldi ve William Churchill in çıkarmağa başladığı (Ruznamei Ceridei Havadis) gazetesine hademe olarak girdi. William Churchill İstanbul da yerleşmiş, Kadıköy tarafında oturan bir İngilizdi. Eski İngiliz Başbakanı Churchill ile isim beznzerliğinden başka bir münasebeti olmayan bu adam bizde (Ceridei Havadis) adıyla Tiirkçe ilk hususî gazeteyi çıkarmağa başlamıştı. Bu gazete haftalıktı. Bir müddet sonra Ceridei Havadise bir rakip çıktı: Agâh e- fendi (Tercümanı Ahval) adıyla bir gazete neşretmeğe başladı... Churchill yeni rakiple mücadeleye girişmeğe karar verdi. (Ruznamei Ceridei Havadis) adıyla bir gazete tesis _etti. bu gazetede hademe olarak senelerce çalıştı. Çok zeki bir çocuktu. Büyüdükçe zekâsı gelişiyor, bilgisi artıyordu. Gazeteciliğin bütün çalışma sahalarını öğrenmiş, bir çok muharrirleri yakından tanımıştı. Kazandığı parayı bir kenara koyar, sermaye edinmeğe çalışırdı. Emeli bir gün bir gazete neşretmekti. Muhbir gazetesi Emeline 1866 da nail oldu; Ali Suavi ile birlikte (Muhbir) adlı bir gazete neşretmeğe başladı. (Muhbir) haftada dört defa çıkıyordu. Ali Suavi hür fikirli, ateşli bir gençti, yazdığı makaleler büyük alâka uyandırıyordu. Bir aralık Girit meselesini parmağına doladı, Giritte zulme uğrayan Müslümanlar için iane toplamağa başladı. Sık sık bir milli meclis açılması lüzumundan bahsediyordu. Hükümet ve saray muhiti bu şiddetli neşriyattan ürktü, 3 zilkade 1283 (1867) de gazetenin kapatılması için o zaman gazetelerin bağlı bulunduğu Maarif Nezaretine müracaat edildi. Yazılan tezkerede şu satırlar vardı: «Muhbir gazetesinin hükümet aleyhinde tağliti ezhanı mucip olacak bazı ekâzip ve eracif neşretmeği itiyat edinmesi ve bahusus şu günlerde çıkardığı numaralarda hilafı kanun pek çok uygunsuz ve esassız şeyler bulunduğu cihetle Matbuat nizamnamesinin yedinci bendinde tâyin olunduğu ve Matbuat kaleminden ihtar kılındığı veçhile matbaasının bir müddet tatil ettirilmesi.» Muhbir pervasız bir gazete idi. Tezkereyi aynen neşretti ve hemen döşenerek altına Filip imzasiyle şu satırları yazdı: «Vakıa dünyanın en adaletli yerlerinde bile bir matbaayı bihakkın kapatmak hükümetin yedi iktidarındadır. Fakat bâlâda muharrer müzekkerede beyan olmıyan tağliti ezhan ve neşri eracif ne gibi şeylerdir ve (Muhbir) in hangi numarasında yazılmıştır? Müşterilerimiz caniplerinden ve erbabı hamiyet taraflarından olsun beyan buyunıisa bundan böyle gazetemizi bu misillû kapatmak hükmünde bulundurmaktan salim olurduk. (Muhbir) Devleti aliyenin ve mileli Osmaniyenin hayrhahıdır. Osmanlı gazetesi olduğu için Hakkında bu yolda hüküm icra olunuyor. Bir mah müddet- : le kapandığım müşterilerimize i beyan ederim ve bu müddet içinde müşterilerimizi havadissiz bırakmamak için derhal bir Türk gazetesiyle mukavele edeceğim ve Girit ianesi meselesini o gazete ile ilân eyliyeceğim ve ileride hükümete, muhafazai hukuk yolunda bazı mülâhazat dahi beyan eyliyeceğim.» O zamanki hükümet gazeteyi kapatmakla kalmadı, ateşli Ali Suaviyi de Kastamoniye sürdü. Suavi 1868 da Kastamoniden Avrupaya kaçtı, (Muhbir) gazetesini orada çıkardı. Terakki, Vakit gazeteleri bundan sonra (Muhbir) i tekrar neşretmeğe kalkışmadı. Doktor Ali bey ile müştereken (Terakki) adlı bir gazete çıkardı. Fakat bu da uzun müddet devam edemedi, hükümet tarafından kapatıldı. 15 mayıs 1291 (1875) de (Vakit) adlı bir gazete neşretmeğe başladı. Gazetenin idaresi evvelâ Ketenciler başında Hanı Halil de iken sonraları Babıâli caddesinde 54 numaraya nakletmişti. Bir nüshası 30 paraya satılırdı. (Vakit) gazetesinde makaleler imzasızdı. Yazılarının altmda (Muharriri evvel) imzası vardı. (Vakit) kısa bir zamanda kendisine mühim bir mevki yaptı, en çok okunan gazetelerden biri oldu. (Vakit) de hürriyet fikirlerini müdafaa ediyordu. Gazetenin neşriyatına bir müddet göz yumuldu. Fakat günün birinde Abdül âzizin ve hükümetin tahammülü kalmadı, Vakit kapatıldı. Tarik gazetesi yine yılmadı, bir müddet sonra (Tarik) adlı bir gazete çıkarmağa başladı. (Tarik) kısa bir zamanda diğer bütün gazeteleri gölgede bırakakacak bir mevki temin etti. Gazetede çıkan her yazı büyük akisler yapıyordu. (Tarik) in başmuharriri Kemalpaşa zade Sait beydi. Bir müddet de Ata bey (Hammer mütercimi, tanınmış gazetecilerden) başmuharrirliğinde bulundu. Fakat Abdülhamidin istibdadı şiddetlenince ateşli makale yazan muharrirler memleketin dışına kaçmağa mecbur oldular. Memlekette kalanlar da birer tarafa sürüldüler, yahut gazetecilik yapmaktan menedildiler. (Tarik) gazetesi bu vaziyet karşısında mütedil bir meslek tuttu, etliye sütlüye karışmamağa başladı. yavaş yavaş Abdülhamidin ve sarayın gözde şahsiyetlerinden biri oldu. Rütbelere, nişanlara gark edildi, atiyeler aldı. (Tarik), nin ölümüne kadar çıktı. nin şahsına ve matbuat hayatına dair yazılara devam edeceğiz. Enis Tahsin T İ l

2 } Gazeteler, Gazeteciler j Hür fikirleri yaymağa çalışan bu adam tamamen cahildi, gazetelerin bir harfini bile okuyamazdı dört mühim gazete çıkardı, bu gazetelerin hepsinde, bilhassa (Muhbir), (Terakki) ve (Vakit) gazetelerinde hürriyet fikirlerini yaymağa çalıştı. Bir millet Meclisi kurulması lüzumundan bahsetti. Şurası dikkate şayandır- ki hür fikirleri yaymağa çalışan bu adam tamamen cahildi. Efendinin okuma yazması bile yoktu!... Ölümünden sonra (ikdam) gazetesinde çıkan bir yazıda şu satırlar vardır: «Bir çok seneler Türkçe gazete neşretmiş olduğa halde gazetelerin bir harfini bile o- kuyamazdı. Yalnız çok uğraşarak imzasını atabilirdi.» nin bu bakandan Sabahçı Mihran efendiden çok geri olduğu anlaşılıyor. Mihran efendinin de tahsili yoktu, fa kat okuması yazması vardı. Her gün gazeteleri dikkatle o- kur, havadis atlanıp atlanmadığını kontrol ederdi. İcap e- dince oturup mektup yazmasını da becerirdi. Mürettiplikten yetişmiş olduğu için gazeteden başka en kötü yazılan bile okurdu. Fakat ile aralannda büyük bir fark vardı: Mihran efendi zamanın adamı idi. Hürriyet fikirleri, Millet Meclisi kurulması gibi, o zamana göre, tehlikeli işlerle uğraşmazdı. Halbuki, Tarik gazetesinin son seneleri müstesna, daima hür fikirleri müdafaa ederdi. Hattâ bu suretle yazılan altına icabında imzasını da atmaktan çekinmezdi. Bu hususta bir misal vermek için 30 mayıs 1876 da, Abdülâziz istibdadının en şiddetli bir devrinde (Vakit) gazetesinde çıkan iki yazıyı naklediyoruz. Müşavere (Vakit) Müşavere başlıklı makalesinde diyor ki: «Hiç bir kayıt ile mukayyet olmıyarak başlı başlarına yaşamak isteyenlerde ekseriya menafii zatiyeyi gözetmek ve bilâ mâni nüfuzlarım yürütmek arzusu bulunduğu cihetle bu misillûlar insafı elden bırakmayıp müfavvizi yedi iktidarları bulunan mesalihin riiyetinde sairin rey ve efkârına pek nadir müracaata tenezzül edeceklerinden bu gibilerden menafii umumiyenin vikayesini beklemek âdeta çorak mahallerde bir an ve dakika susuzluğa dayanamıyan nazik şükûfeleri yetiştirmek hülyasına düşmek gibidir. Binaenaleyh Tariki hak ve savaba sülük ile menafn zatiyeyi umumun menafünde aramak terki istibdat ve istiklâl ile müyesser olacağından milletine, vatanına, vatandaşlarına iyiliği dokunmak ve kıyametin son gününe kadar ta rihlerde ipkayı nam etmek isteyenler lezzeti yek ruzei istibdadı terkederek eshabı rey ve tedbir ile görüşmek ve kâffei mesalihi eshap hal ve aktın müşaveresine bırakmak iktiza eder. 700 sene evvel Hülefayı İslâmiye tarafından yazılan fermanlarda usulü meşveretin hüsnü muhafazasına dikkat o- lunması musarrah olduğu gibi vatandaşların hukukça ve- kaidei hakkaniyetçe müsavat ü- zere konulmaları emir tauyurulmuştur.» Aynı nüshada «ahkâm, t e -. gayyüratı zaman ile tebeddül eder» başlıklı yazıda deniliyor ki: «Her bir devlet ve milletin bulunduğu asrın ilcaatma ve kendisinin Ihtiyacatma göre nizamlar ve usuller vaz ve tesis etmesi lâzımdır. En evvel mâliyemizin bir esası metin ve ( bir binayı rasin üzerine tesis, ve inhasına muhtacız ki bilâ istisna anda hiç bir ferdin nü- j fuzu carî olmayıp memurinin suiistimalâtına külliyen ve katiyen vareste olduğuna berahini mantıkiye ile olmuşçasına herkesin vicdanı hüküm eyleye. İşte olvakit bedeni hükümetin kanı ve tâbiri âharle ruhu mesabesinde olan umuru maliye eyadil serf ve teleften kurtarıl- mış ve kanlar mecrayı tabiisinde cevelân ile eevarih ve asaba dahi bittabi kuvvet gel- I miş olacağından çişimi devlete arız olan ilel ve eskamı saireye bu kuvvet sayesinde müdavat olunması iktiza eder. Ancak işbu esasın neden ibaret olması ve ne suretle tesisine mübaşeret olunması bahsine gelince, tanzimatı hayriyeyi icra ile kâffei nizamat ve kavanini devleti rıfate tahvile iktidarı olan vükelâyı fahamm bu esası dahi bulmağa ve kavait ve usulü milliyemize muvafık surette icra eylemeğe muktedir olacaklarına itimadımız olmakla zuhur asarını temenni ederiz.»

3 r Gazeteler, Gazeteciler J V I 1 " 1 Kulaklara kadar inmiş Aziziye fesi Düğmeleri tamamen ilikli Jstanbolin 3 - orta boylu, çok esmer, daima İstanboLin giyen, «essiz bir insandı. Başından (Aziziye fesi) denilen aşağısı geniş, yukarısı dar fes eksik olmazdı. (Tarik) idarehanesi Babıâlinin bir köşesi gibi idi. Odaların döşeniş ta m BabIâli kalemlerini andırırdı. Filip e- lendi Boğaziçinde otururdu, matbaaya hergün gelmezdi. Gel diği günler de yalnız başmuharrir ve idare müdürü ile te-' ma* ederdi. Muharrirler ancak mühim bir hâdise olunca huzuruna çıkarlardı! Dlâ evveli ricalinden olan efendinin Osmani, Mecidi nişanları, madalyaları, mühim serveti vardı. Yaşı ilerleyince ricali devletten biri tavrını ta kınmıştı. (Tarik) ın son zamanlarında bu gazetede çalışmış olan Hüseyin Cahit Yalçın (Edebi Hâtıralar) da diyor ki: Hüseyin Cahit Y alçm m hâtıraları «Eski (Tarik) gazetesi, ebediyen sönecek bir kandilin son bir gayretle hafif parlayışı gibi, tekrar dirilmek teşebbüsünde bulundu. (Tarik), Türk matbuatı arasında en ehemmiyetli telâkki, edilmiş gazetelerdendi. Sait beyin oraya başmakaleler yazdığı -hürmetkar bir lisan ile söylenirdi. Ben o zamana yetişmemiştim. Ata beyin delâletile Cavit ve ben beşer yüz kuruş maaşla (Tarik) gazetesine muharrir olarak girdik. Tarik muharrirliği benim pek memnuniyetle kabul ettiğim bir iş idi. Sait bey i&mhıin gençler arasındaki yüksek mevkii (Tank) gazetesi muharrirliğine ayn bir şeref vermişti. Gazetenin idarehanesi. j » V T ı l v â V. Ar tin Asâdoryan şirketi Müret- tibiye matbaasının üstünde idi. Sahibi imtiyazı da meşhur F i lip efendi idi. Eskiden gazetesini çıkarırken Osm anlı İmparatorluğu ricali araşma karışmış, rütbeler almış bir adamdı. Gazeteye intisap ettiğimiz zaman tabiî huzuruna girdik. Kulaklarına kadar inmiş Aziziye fesi, düğmeleri tamamen ilikli İstanbolim ile Föip efendi Babıâli yi gazete idarehanesine taşımıştı. Bizimle «efendimiz», «zatıâiiniz» kelimelerde karışık bir surette gayet teşrifat dairesinde konuştu. İçime sıkıntılar bastı. Artık bundan sonra dâ nin bir daha yüzünü görmedik. Artin Asadoryan idare işlerine bakıyordu. nin teşrifatperestliği ona da sirayet etmişti. Ay başmda ezilip büzülerek, mahcubiyetle yanımıza sokuldu. Bir zarf takdim etti. İçinde aylık varda» Adnan Adıvar m hâtıraları Tarik gazetesinin son senelerinde bu gazetede çalışanlar arasında Adnan bey (Adnan Adrvar) da vardır. Adnan Adı Filip var'rn başlıca vazifesi Fransızca mütercimliği idi. Adnan bey den o zamanlara ait dinlediklerimi şu suretle hülâsa edebilirim. «çok esmer, Aziziye fesi giyen garip bir insandı. Matbaaya haftada, on günde bir gelir, hususî odasına çıkarda Yanına girmek bir m e sele idi. Gazetenin sahibinden herkes (efendi) diye bahsederdi. (Efendi) nin matbaya gelmesi mühim hâdise olurdu. (Tarik) m, çalıştığımız son devirlerinde, başmuharriri E- bülmukbil Kemaldi. Muharrirler onunla temas ederlerdi. Muharrirler arasında Âli, Hüseyin Cahit, Cavit beyler, İskender Freri, baş muhbir olarak Mithat (hayatını evvelce anlattığımız musahhih Mithat) vardı. Bir gün İskender le görüştük gazeteye roman olarak E- mil Zola nm (Fécondité) sini tercüme etmeğe karar verdik. Emil Zola hür fikirlerinden dolayı pek sevilmezdi Bunun için romanın neşri m uv-fıt olup oimtyacağını (efendi) den istizan ettik. «muvafıktır* cevabını verdi Bunun ürerine tercüme etmeğe başladık.. Fakat daha ilk akşam romanın sansür tarafından tamamen çizildiğini gördük. Baş muharrir Ebülmükbil Kemal bunu öğrenince: Emil Zola nın eserleri tercüme edilir mi? Tabiî çizecekler! Dedi. Halbuki (efendi) mevzuu kendisine anlatılmış olan bu romaıun neşrine neden müsaade edilmediğine bir türlü akıl erdirememiş, şaşırıp kalmıştı.» Bu küçük hâdise de Filip e- fcndinin Ebülmükbil Kemalden çok hür fikirli olduğunu gösterir. Son bir yazıda nin ölümünü anlatacağız. Eni. Tahsin TH.»n»mııunıııııiiiıııııııı.,:ıııUlllHmıllinuılılU

4 I Gazeteler, Gazeteciler j Eski gazeteci* köprü üstünde boğaz vapurunu beklerken ' kalb sektesinden öldü reketine epeyce zaman olduğundan iskeledeki kıraathanede oturmuş, bm esnada kalb ta şudur: Filip- efendinin vefaj sektesinden ölmüştür. i tanı yalnız (ikdam), gazetesi 2 mart 1900 tarihli- (İkdam-)1ihaber vermiş ve bu eski gazeteci hakkında bir kaç satır yaz gazetesi bu hususta şu malûmatı veriyor: «Tarik gazetesisaihbi imtiyazı, cümanı Hakikat) ve (Sabah) mıştır. O zamanlar çıkan (Ter dünkü perşembe günü Büyük- gazeteleri bu hâdiseden bahis deredeki evinden İstanbula. bile etmemişlerdir- O devrin inerek matbaaya gelir. Orada gazetecileri birbirlerinin adlarını- ağızlarına bile almazlardı. bir kaç saat kaldıktan sonra bir araba getirtir, arabaya biner, Köprüye gider. Filip efen Hattâ ölüm olsa bile!-. di on buçuk (ezani saat) va Tasviri hümayun nin ölümünü, den vefat eder. Cenazesi sed- (Meşhur Adamlar AnsikLopedl- :ye ile Gedikpaşada oturan akrabasından papas Hanna efen ;si) şu suretle kaydediyor: «1900 senesi şubatında bir dinin evine nakledilir.» gün Köprüden, kalkacak vapura İkdamın mütalâası yetişmek üzere koşmuş ve- ye- Filip. efendinin vefatı hak tişemiyerek orada bir kıraathanede oturmuş, şişman vücudunun bu zorlanışi' yüzünden kalb sektesiyle ölmüştür.a Ansiklopedideki bu malûmat bir kaç noktadan yanlıştır. Evvelâ 1900 senesi şubatında değil, o senenin m artının birinci perşemb günü ölmüştür. Saniyen vapura yetişmek üzere koşmamış, vapur iskelesine kadar a- raba ile gitmiştir. Vapurum ha kında bu tafsilâtı veren (İkdam) gazetesi şu satırları ilâve etmiştir: «Bir çok seneler Türkçe gazete neşretmiş olduğu halde gazetelerin bir harfini bile okuyamazdı. Mânevlyatı bu mertebede olduğu halde vaktiyle memleketin en büyük vasıtai neşriyatı olabilmesi gayreti şahsiyesinin derecesine büyük bir delildir. Eski bir gazeteci olduğundan ziyama bihasebürrefaka teessüf olunur.» Dikkate şayan olan bir nok puruna binecekti. Köprüye geldiği zaman saat onu yirmi geçiyordu, vapur henüz gelmer mişti., Boğazigi vapurlarının yanaştığı yerde Mehmet efendinin tahtı isticarında bulunan Rumeli gazinosuna girerek şemsiyesini masanın üzerine bırakır. Fakat bu sarada kendisinde bir fenalık duyar, istifrağ edeceğini anlıyarak dışarıya çıkar. Istifrağdan sonra tekrar içeriye girer. Bir dakika oturur oturmaz gene dışarıya fırlar, ikinci defa istifrağ eder. Bir kaç dakika gazino ittisalindeki tütüncü dükkânında oturur. Bu sırada vapur yanaşır ve yolcularını alarak hareket eder. diğer vapuru beklemek için gene gazinoya girer. Bir çeyrek kadar oturduktan sonra gazino direktörü Aristidi efendi yanına gelip nasıl olduğunu sorar. Yüreğindeki fenalığı elân defedemediğini ve muztarip bulunduğunu söyler. Aristidi efendi bir araba getirterek, bir eczaneye naklini teklif eder, fakat kabul etmez. Aristidi efendi, hastanın vahim haline bakarak, Köprü başındaki kimyager doktor Zanni efendinin eczanesine haber gönderir, burada bulunan doktor Ayvazyan efendiyi getirtir. Fahat doktor kendisini muaye nin öliknü hakkında sayın Adnan Adıvar dan şu malûmatı aldım: B ir gün gazetede. çalışırken Mithat, soluk soluğa geldi: Efendi öldü! Diye haber verdf. Bu bekien- :medik haber karşısında hepimiz şaşırdık. Mithat, bütün heyecanına rağmen yapdacak mühim bir iş olduğunu hatırladı : Zatı şahane efendiye resmini hediye etmişti. Resim odasında asılıdır. Kimsenin el sürmemesi için odayı kili tüyelim ve saraya haber verelim. Mithatın dediği yapıldı. Bundan sonra o koşarak saraya gitti: «vefat etti. Odasında tasviri hümayun vardır, gelip alın» dedi. Ertesi gün saraydan memurlar gediler «tasviri hümayun» u alıp götürdüler! katoük olduğu için cenaze merasimi Beyoğlunda katolik kilisesinde yapıldı. Merasimde bulunanlar İncilin Arapça olarak okunduğunu hatırlıyorlar. Enis Tahsin TİL İstanbul - Bursa uçak seferleri İstanbul - Bursa uçak seferlerinin yolcu ücreti yenideı j tesbit edilmiştir. Gidiş 10 lira ' dır. Gidiş dönüş biletleri de ne ederken Filip efnedi sandalye üzerinde kalb sektesin- olarak, on beş dönüş müddeti 15 gün mutebe liradır.

5 misal vermek ıçm ou u u ;U 1876 da, Abdülâziz istibdadının en şiddetli bir devrinde (Vakit) gazetesinde çıkan iki yazıyı naklediyoruz. Müşavere (Vakit) Müşavere başlıklı makalesinde diyor ki: «Hiç bir kayıt ile mukayyet olmıyarak başlı başlarına yaşamak isteyenlerde ekseriya menafi! zatiyeyi gözetmek ve bilâ mâni nüfuzlarını yürütmek arzusu bulunduğu cihetle bu misillûlar insafı elden bırakmayıp müfavvizi yedi iktidarları bulunan mesalihin rüyetinde sairin rey ve efkârına pek nadir müracaata tenezzül edeceklerinden bu gibilerden menafii umumiyenin vikayesini beklemek âdeta çorak mahallerde bir an ve dakika susuzluğa dayanamıyan nazik şükûfeleri yetiştirmek hülyasına deşmek gibidir. Binaenaleyh Tariki hak ve savaba sülük ile menafii zatiyeyi umumun menafimde aramak terki istibdat ve istiklâl ile müyesser olacağından milletine, vatanına, vatandaşlarına iyiliği dokunmak ve kıyametin son gününç kadar ta rihlerde ipkayı nam etmek isteyenler lezzeti yek ruzei istibdadı terkederek eshabı rey ve tedbir ile görüşmek ve kâffei mesalihi eshap hal ve aktin müşaveresine bırakmak iktiza eder. 70o sene evvel Hülefayı İslâmiye tarafından yazılan fermanlarda usulü meşveretin hüsnü muhafazasına dikkat o- luııması musarrah olduğu gibi vatandaşların hukukça ve kal- dei hakkaniyetçe müsavat Süzere konulmaları emir buyurulmustur.» Aynı nüshada «ahkâm, te- gayyüratı zaman ile tebeddül eder» başlıklı yazıda deniliyor ki: «Her bir devlet ve milletin bulunduğu asrın ilcaatma ve kendisinin ihtiyacatına göre nizamlar ve usuller vaz ve tesis etmesi lâzımdır. En evvel mâliyemizin bir esası metin ve bir binayı rashı üzerine tesis ve inhasına muhtacız ki bilâ istisna anda hiç bir ferdin nüfuzu cari olmayıp memurinin suiistimalâtına külliyen ve katiyen vareste olduğuna berahini mantıkiye ile olmuşçasına herkesin vicdanı hüküm eyleye. İşte olvakit bedeni hükümetin kanı ve tâbiri aharle ruhu mesabesinde olan umuru maliye «yadil scrf ve teleften kurtardtesine başm utnu ili tuuu. ««v.. başmuharrirliği esnasında Filip efendiyi de saray erkânı ile tanıştırdı. Efendi, Abdülhamidin o kadar teveccüh ve itimadına mazhar oldu ki padişah kendisine bir fotoğraf isini hediye etti. Bu, o zaman için görülmemiş bir teveccüh eseri idi! Ebülmukbil Kemal, Tarik başmuharriri iken matbuat müdürü Hıfzı beydi. Hıfzı bey şiddetli bir sansür tatbik ediyordu. Bu zatın ölümünden sonra matbuat müdürlüğüne 1905 te Ebülmukbil Kemal getirildi. Kendisine bâlâ rütbesi, nişanlar verildi, maaşı 150 altına çıkarıldı! Gazetecilikten yetişmiş olmasına rağmen Ebülmukbil'in matbuat müdürlüğü esnasında sansür, görülmemiş derecede şiddetlendi. Bütün gazeteciler kendisinden şikâyetçi idi. Bu yüzden Ebülmukbil yerine (Kü kuyruk) adı verilmişti de meşrutiyetin ilânından sonra Adalardan birine nefi edildi, affedilip İstanbul a geldiği zaman yoksulluk içinde öldü. Diğer bir yazıda yi. tarayanların anlattıklarından bahsedeceğiz. Enis Tahsin. TİL

6 V Gazeteler, Gazeteciler Yine Bir Ingiliz gazetecinin Abdülhamitle görüşmesi için tavassut ediyor! İstanbul matbuatının tarihî simalarından biri olan Filip efendi hakkında (AKŞAM) da çıkan (21, 22, 23, 29 maıys n ü s-, halan) yazılar münasebetile Yataklı Vagonlar idaresinin Türkiye mümessili sayın Hüsnü Durukal dan bir mektup aldım. Mektup tarihî bir vakayı aydınlatıyor ve Filip Efendinin sarayda ne kadar kuvvetli bir mevkii olduğunu gösteriyor. Sayın Hüsnü Dudukal diyor ki: «İstanbul matbuatının tarihi simalarından biri olan Filip efendi hakkındaki yazılarınız bana tanınmış gazetecilerden M. de Blowitz tarafından Orient Express ile İstanbul a yapılan ilk seyahate dair neşredilen kitapta hakkmdaki satırları hatırlattı, Bu yabancı gazetecinin İstanbul a seyahati 1883 yılı eylül ayma raslar. Bu gezinti se yahatine iştirakinden maksadı, mesleğinin icabı röportaj mevzuları bulmak, bu arada Sultan Hamitle görüşmekti. Padişahla mülakatı kendisine tavsiye eden Paris Osmanlı sefareti başkâtibi Oseb efendidir. Mülâkatı kolaylaştırmak maksacıile Osmanlı sefiri Esat paşadan biri Sadrâzam Sait paşa ya, diğeri teşrifatçı Münir beye olmak üzere iki tavsiye mektubunu hâmil olarak İstanbula gelen bu gazeteci bu iki mühim şahsiyetin Sultan Hamit ten kendisi için, mülakat istemeğe cesaret etmediklerini görünce sarayla münasebeti olanlar vasıtasile mülakatı temin edebileceğini kendisine hatırlatıyorlar. Sarayla sıkı münasebeti ve Sultan Hamid in teveccühüne nıazhar olanlar arasında (Vakit) gazetesi müdürü Filip efendinin de; bulunduğunu söylerler. ile tanışır ve delâletini rica eder. Blowitz kitabında den bahsederken kendisinin serbes fikirli ve Sultan Hamidin yarı resmî gazetesi (Vakit) in müdürü olup sadakati re Padişahın şahsına bağlılığı dolayısile Sultan Hamidin teveccühüne mazhar olduğunu ve i boş mabeyinci Osman bey tavafından himaye edildiğini»yitiyor. Sultan Hamitle mü- Jâkatm hazırlanmasında Guaracino ile nin çok yardımları dokunduğunu ve nin Yıldız sarayına kendisile birlikte gittiğini nakil ve hikâye ediyor.» Blowitz kimdir? 1883 te İstanbula gelen ve Abdülhamitle görüşen M. de Blowitz kimdir? Paris ten gelmesi, Sadrâzam Sait paşa ile teşrifatçı Münir beye Paris sefiri Esat paşadan tavsiye mektupları getirmesi ve bu seyahatten dönüşte kitabını Fransızca olarak Paris te neşretmesi kendisinin - Fransız olduğu hissini veriyor. Fakat bu zat Fransız değil İngilizdir. Semih Mümtaz beyefendinin verdiği malûmata göre M. de Blowitz aslen PolonyalIdır, sonra İngiliz tabiiyetini ihraz etmiştir. Paris te Times gazetesinin muhabiri olarak bulu- \ nuyordıı. Paris sefareti müsteşarı Oseb efendinin tavsiyesi ; üzerine yi İstanb alda tanır. kendisine delâlet ederek saraya götürür ve Ragıp beyin (mabeyinci Ragıp paşa) delâletile Sultan Hamit muharriri kabul eder. Bu zatı saraya takdim işinde İstanbûl daki İngiliz sefareti tercümanlarından M. Guaracino nun da hizmeti vardır. Blowitz bu seyahati hakkında (Üne Course â Constantinople) adlı bir eser neşretmiştir. Sayın Hüsnü Durukal ikinkci bir mektup göndererek bu ziyaret ve miilâkat hakkında ş u ' tamamlayıcı malûmatı veriyor: «Blowitz in İstanbul a gelin- j ce İngilterenin İstanbul sefiri; bulunan lord Dufferin ile ı görüşerek mülakat işini kolaylaştırmak üzere sefirden teşrifatçı Münir beye tavsiye mektubu almış * olması, yine bu mülakatın yapılmasında mühim rolü olan Gııaracino- nun İngiliz konsolosluk erkânından bulunması bu gazetecinin İngiliz tabiiyetinde bulunması lâzım geldiğini, teyit etmektedir. Fransız tabiiyetinde olsaydı Fransanm İstanbul sefirinden tavsiye mektubu alması icap ederdi. Paris te İkamet" etmemiş olsaydı tavsiye mektuplarım Londra Osmanlı sefirinden almış olması daha mantıki olurdu.» İkinci nokta Verdikleri kıymetli malûmattan dolayı gerek sayın Hüsnü Sadık Durukal a, gerek Semih Mümtaz beyefendiye bilhassa teşekkür ederim. Bu malûmat iki bakımdan dikkate şayandır: 1 67 sene evvel bir gazeteci, Sadrâzamm, Devlet ricalinin yapmağa cesaret edemedikleri bir işi yapabiliyor, bir meslekdaşını kabul etmesi için Padişaha müracaat ediyor ve muvafık cevap alıyor. Bu h â dise nin sarayda Padişah tarafından çok mergup olduğunu gösterir. Resün vermekte pek imsakli davranan Abdülhamid in ye bir resmini hediye etmesi ve bunun matbaada efendinin o- dasında asılı durması da Padişahın teveccühünü büyük ölçüde kazanmış olduğuna delildir. 2 gençliğinde âdeta ihtilâlci denilecek kadar hür fikirli idi. Gazetesinde daima zamanın en hürriyetperver muharrirleri yazı yazarlardı. Bunların hepsi bir tarafa sürülmüş ve yazı yazamıyacak hale getirilmiştir. Abdülhamit buna rağmen, başlı başına bir şey yapamıyacağmı anladığı, ye karşı sert davranmamış, bilâkis bu zatı kendi adamı yapmak için çalışmıştır. de, hür fikirlerini bir tarafa bırakmamakla beraber, Padişaha sadık kalmış, sarayda mühim nüfuz sahibi olmuştur. Enis Tahsin TİL Nevyork ve Londra- İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi