MURAT EĞİTİM KPSS - TÜRKİYE EKONOMİSİ

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "MURAT EĞİTİM KPSS - TÜRKİYE EKONOMİSİ"

Transkript

1 MURAT EĞİTİM KPSS - TÜRKİYE EKONOMİSİ

2 ĠÇĠNDEKĠLER A. TÜRKĠYE EKONOMĠSĠNĠN TEMEL ÖZELLĠKLERĠ VE DÜNYA EKONOMĠSĠNDEKĠ YERĠ B. TÜRKĠYE DE MĠLLĠ GELĠR, GELĠR DAĞILIMI VE YOKSULLUK C. KAMU EKONOMĠSĠNDE GELĠġMELER D. FĠNANSAL YAPI, KRĠZLER, ĠSTĠKRAR PROGRAMLARI E. ÖDEMELER DENGESĠ, DIġ BORÇLAR F. BEġ YILLIK KALKINMA PLANLARI G. SORULAR 1

3 A- TÜRKĠYE EKONOMĠSĠNĠN TEMEL ÖZELLĠKLERĠ VE DÜNYA EKONOMĠSĠNDEKĠ YERĠ Kuzey yarımkürede yer alan Türkiye nin yüzölçümü km2, izdüģüm alanı ise km 2 dir. Göller ve adalar da dahil edildiğinde, toplam yüzölçümü km 2 ye, izdüģüm alanı ise 783,562 km 2 ye yükselmektedir. Yüzölçümü büyüklüğüne göre yapılan sıralamada Türkiye dünyanın 34 ncü büyük ülkesidir. Ülke topraklarının yarıdan fazlası dağlarla ve engebeli arazilerle kaplı olduğu için ortalama yükselti oldukça yüksektir (1.132 m). Bu nedenle gerçek yüzölçümü ile izdüģüm alanı arasında önemli bir farklılık mevcuttur. Türkiye doğuda Gürcistan (276 km), Ermenistan (328 km), Nahçıvan (Azerbaycan) (18 km) ve Ġran (560 km), batıda Yunanistan (203 km) ve Bulgaristan (269 km), güneyde Irak (384 km) ve Suriye (911 km) ile komģudur. Ülkenin toplam sınır uzunluğu km dir. Bunun km si kara, km si ise deniz sınırıdır. I. TÜRKĠYE NĠN NÜFUSU VE DEMOGRAFĠK GÖSTERGELERĠ A. Nüfusun Ülke Ekonomisi Açısından Önemi Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yerleģik olan nüfus, ülke nüfusunu oluģturmaktadır. Nüfus büyüklüğü kadar nüfusun yaģ gruplarına ve yerleģim yerlerine göre dağılımı, eğitim düzeyi, nüfusa yeterli eğitim ve sağlık hizmetlerinin sunulup sunulmadığının yanı sıra nüfusun ne kadarının sosyal güvenlik sistemi kapsamında olduğu gibi göstergeler de ülkenin sosyo ekonomik kalkınması açısından önemlidir. Nüfus, ülkenin savunma ve askerî gücü açısından da belirleyici role sahiptir. Nüfus artıģ hızı, ülke ekonomisinin yıllık net büyümesini de etkilemektedir. Bu nedenle ülke ekonomisinin yıllık büyüme hızının nüfus artıģ hızının çok üstünde olması arzulanır. Bu durum özellikle yüksek nüfus artıģ hızına sahip az geliģmiģ ve geliģmekte olan ülkelerin ekonomik büyümesi ve kalkınması açısından nüfus artıģının kontrolü önemlidir. Artan nüfusa bağlı olarak eğitim ve sağlık harcamalarına daha fazla ihtiyaç duyulur. Bu noktada nüfusun ihtiyacı olan temel hizmetlerin sağlanması gerekir. Bu ise Türkiye gibi geliģmekte olan ülkelerde sınırlı kaynakların, hızlı nüfus artıģı nedeniyle demografik yatırımlar için harcanması demektir. Demografik Yatırımlar: Eğitim, sağlık, beslenme, barınma (konut) gibi alanlar için yapılan harcamalardır. Bu yatırımlar özellikle hızlı nüfus artıģı ile birlikte ekonomideki sınırlı kaynakları emer. Böylece daha hızlı kalkınma için gerekli yatırımlara ayrılan kaynaklar azalır. B. Nüfus Sayımı, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti nde Toplam Nüfus Nüfusun ülkenin ekonomik kaynaklarına göre fazla olması iģsizliğe, elde edilen gelirin daha çok kiģi tarafından tüketilmesine, refah kaybına ve buna bağlı olarak pek çok ekonomik ve sosyal soruna neden olabilmektedir. Optimal Nüfus: Ülkenin doğal kaynaklarının mevcut sermaye ile en iyi Ģekilde kullanılabileceği nüfus miktarıdır. 1. Osmanlı Ġmparatorluğunda Nüfus Sayımı ve Amaçları Türkiye Cumhuriyeti nden önce Osmanlı Ġmparatorluğu nda ilk nüfus sayımı II. Mahmut döneminde arasında yapılmıģtır. Bu nüfus sayımında amaç, devletin asker potansiyelini ve vergi kaynaklarını (özellikle gayrimüslimlerden alınacak cizye için mükellefleri belirlemek) tespit etmektir. Bir diğer amaç, ülkede yaģayan Müslüman ve Müslüman olmayan (gayrimüslim) nüfusu ortaya çıkarmaktır. Bu sayımda sadece erkek nüfus sayılmıģtır. Osmanlıda modern anlamda ilk nüfus sayımı döneminde gerçekleģtirilmiģtir. Bu sayımda ülkedeki kadın nüfusu da tespit edilmiģtir. Osmanlı da son nüfus sayımı yılları arasında yapılmıģtır. Son sayımında Ġmparatorluğun toplam nüfusu 20,8 milyon kiģidir. 2. Türkiye Cumhuriyeti nde Nüfus Sayımları Türkiye Cumhuriyeti nde yaģayan nüfusun tespitine yönelik ilk sayım 1927 yılında yapılmıģtır. Cumhuriyet Dönemi nde ikinci nüfus sayımı 1935 yılında yapılmıģ, bu sayımı takiben 1990 yılında kadar her beģ yılda bir nüfus sayımı gerçekleģtirilmiģtir. Nüfus sayımı 1990 yılından sonra on yılda bir yapılmaya baģlanmıģtır. 25 Nisan 2006 da çıkarılan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ne (ADNKS) geçilmiģtir. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS): KiĢilerin yerleģim yerlerine göre nüfus bilgilerinin güncel olarak tutulduğu, nüfus hareketlerinin her an izlenebildiği, MERNĠS (Merkezi Nüfus Ġdaresi Sistemi) kayıtlarındaki T.C. Kimlik Numarasına göre kiģiler ile ikamet adreslerinin eģleģtirildiği TÜĠK tarafından yapılan bir kayıt sistemidir. ADNKS ye dayalı ilk nüfus sayım sonuçları 2007 yılına iliģkindir. Bu sonuçlar 21 Ocak 2008 de açıklanmıģtır. 2

4 3. Nüfus ArtıĢı Cumhuriyet ilanından sonra nüfus artıģı teģvik edilmiģtir. Osmanlı Ġmparatorluğunun son dönemindeki savaģlar, ülke nüfusunu özellikle de erkek nüfusu azaltmıģ idi. Diğer yandan yetersiz sağlık hizmetleri ve beslenmenin yanı sıra diğer faktörlerin de etkisiyle ölüm oranları geliģmiģ ülkelere göre oldukça yüksek idi. Nüfus artıģı özellikle II. Dünya SavaĢı ndan sonra hızlanmıģtır döneminde nüfus artıģı rekor düzeye ulaģmıģtır. Hızla artan ülke nüfusu, istihdam sorununu beraberinde getirdiği ve sınırlı kaynakları demografik yatırımlara yönelttiği için, 1960 lı yıllardan itibaren aile planlaması ön plana çıkmıģtır. Ülkenin nüfusu 1975 sonrasında da olsa azalma eğilimindedir. Nüfus artıģ hızı 1985 ten sonra ciddi bir düģüģ göstermiģ, nüfus artıģ hızı yıllık binde 24,88 den binde 21,71 e gerilemiģtir. Türkiye de ikamet eden nüfus 2014 yılında, bir önceki yıla göre 1 milyon 28 bin 40 kiģi arttı. Erkek nüfusun oranı %50,2 ( kiģi), kadın nüfusun oranı ise %49,8 ( kiģi) olarak gerçekleģti. Türkiye nüfusu 31 Aralık 2015 tarihi itibarıyla 78 milyon 741 bin 53 kiģi oldu. Yıllık nüfus artıģ hızı 2014 yılında 13,3 iken, 2015 yılında 13,4 oldu Nüfusun Eğitim Özellikleri Türkiye Cumhuriyeti 1924 teki Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) ile eğitim sistemini, ardından Harf Devrimi (1928) ile de kullandığı alfabeyi değiģtirmiģtir de %10 lar düzeyinde olan okuryazarlık oranı 1928 de yüzde sıfır düzeyine inmiģtir de 4036 sayılı Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim Yasası ile birlikte 5 yıllık olan zorunlu eğitim ve öğretim 8 yıla çıkarılmıģtır. Yasa, eğitim süresi açısından olumlu sonuçlar yaratırken, endüstri ve meslek liselerine yönelik talebi ciddi ölçüde düģürmüģtür. Yabancıların dikkate alınmadığı, 6 ve üzeri yaģ üzerindeki 2013 yılı verilerine göre Türkiye de yaklaģık kiģi okuma yazma bilmemektedir. Okuma yazma bilip fakat bir okul bitirmeyenler ise kiģidir. 2 Bitirilen Eğitim Düzeyi Bilinmeyen ve 15+ YaĢ Bilinmeyen ve 6+ YaĢ Doktora ve 15+ YaĢ Doktora ve 6+ YaĢ Lise Ve Dengi Meslek Okulu ve 15+ YaĢ Lise Ve Dengi Meslek Okulu ve 6+ YaĢ Okuma Yazma Bilen Fakat Bir Okul Bitirmeyen ve 15+ YaĢ Okuma Yazma Bilen Fakat Bir Okul Bitirmeyen ve 6+ YaĢ Okuma Yazma Bilmeyen ve 15+ YaĢ Okuma Yazma Bilmeyen ve 6+ YaĢ Ortaokul Veya Dengi Meslek Ortaokul ve 15+ YaĢ Ortaokul Veya Dengi Meslek Ortaokul ve 6+ YaĢ Yüksek Lisans (5 Veya 6 Yıllık Fakülteler Dahil) ve 15+ YaĢ Yüksek Lisans (5 Veya 6 Yıllık Fakülteler Dahil) ve 6+ YaĢ Yüksekokul Veya Fakülte ve 15+ YaĢ Yüksekokul Veya Fakülte ve 6+ YaĢ Ġlkokul ve 15+ YaĢ Ġlkokul ve 6+ YaĢ Ġlköğretim ve 15+ YaĢ Ġlköğretim ve 6+ YaĢ TÜRKĠYE DE ĠNSANĠ GELĠġMĠġLĠK 1970 lerden önce kalkınma diğer bir ifadeyle geliģme büyük ölçüde, milli gelirdeki artıģlarla eģit görülmekteydi. Genelde ülkenin kalkınma düzeyini (seviyesini) ölçmek için kiģi baģına milli gelir kullanılmıģtır. Kalkınmayı ekonomik büyüme ile özdeģleģtiren bu yaklaģım, ekonomik büyümenin yoksulluk gerçeğini ortadan kaldırmadığı ve ortaya çıkan çeģitli toplumsal sorunlara çözüm getirmediği için eleģtirilmiģtir 1 (EriĢim Tarihi: ) 2 (EriĢim Tarihi: ) 3

5 A. Ġnsani GeliĢme Endeksi: Kalkınmada Ġnsani Boyutun Ölçülmesi Ülkelerin kalkınma düzeylerini belirlemede kullanılan en yaygın ölçümlerden biri de BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından kullanılan İnsani Gelişmişlik Endeksi İGE) diğer adıyla Beşeri Kalkınma Endeksi dir. UNDP 1990 yılından bu yana yıllık Ġnsani GeliĢme Raporu (BeĢeri Kalkınma Raporu) yayımlamaktadır. Rapor da ülkelerin ekonomik göstergelerinin yanı sıra ekonomik olmayan göstergelerine iliģkin veriler de ele alınarak ĠGE değerleri hesaplanmaktadır. Bunun yanında ülkelerin kalkınma politikaları ele alınmakta ve kalkınmada insani geliģme üzerinde özellikle durulmaktadır de UNDP, ĠGE değerlerine göre ülkeleri 4 gruba ayırmaktadır. Bunlar; çok yüksek insani gelişme, yüksek insani gelişme, orta insani gelişme ve düşük insani gelişme Ģeklindedir. Ġnsani GeliĢme Endeksi (ĠGE) Pakistanlı iktisatçı ve maliye bakanı Mahbub ul Haq ve Nobel ödüllü Hintli iktisatçı Amartya Sen liderliğindeki ekip tarafından geliģtirilmiģtir. Endeksin en düģük değeri 0 iken, en yüksek değeri 1 dir. UNDP, Ġnsani GeliĢme Endeksi nde insani geliģmeyi, ekonomik göstergelerin (gelir) yanı sıra ekonomik olmayan göstergeleri de dikkate alarak ölçmektedir. B. Ġnsani GeliĢme Endeksi ve Türkiye UNDP nin 2015 yılı Ġnsani GeliĢme Raporu nda Türkiye (0,761) ile 188 ülke arasında 72 ncı sıradadır. Türkiye yüksek insani geliģmiģliğe sahip ülkeler arasında yer almasına karģılık, içinde bulunduğu grubun ĠGE ortalamasından (0,744) daha yüksek bir değere sahiptir. GeçmiĢe yönelik yapılan hesaplamalarda ise Türkiye 1965 yılında düģük insani geliģme düzeyinde iken, 1972 yılında orta insani geliģmiģlik düzeyine yükselmiģtir 2015 yılı Ġnsani GeliĢme Raporu nda ĠGE değerleri açısından ilk beģte yer alan ülkeler, Norveç (0,944), Avustralya (0,935), Ġsviçre (0,930), Danimarka (0,923) ve Hollanda dır (0,922). 3 II. TÜRKĠYE DE ĠġGÜCÜ PĠYASASINA ĠLĠġKĠN TEMEL GÖSTERGELER Türkiye iģgücü piyasasındaki geliģmeler aktif nüfus, iģgücüne katılma oranı, bağımlılık oranı, istihdam oranı, iģsizlik ve iģgücü maliyetleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Aktif Nüfus: Ülke nüfusunun üretici konumunda olan kesimi, yaģ arası bireylerden oluģmaktadır. Hastalar, yaģlılar, sakatlar, askerler ve mahkûmların yanı sıra üniversite yurtları ve yetiģtirme yurtlarında kalanlar, üretim sürecine katılma imkânı olmadıkları için aktif nüfus içinde yer almazlar. Aktif nüfusun tamamı istihdam edilmeyebilir. İstihdam, çalıģmak istek ve yeteneğinde bulunan bireylerin (kiģilerin) üretim sürecinde kullanılmasıdır. İşsiz ise çalıģma istek ve yeteneğinde olduğu hâlde geçerli (cari) ücret ve çalıģma Ģartlarında iģ bulamayan bireylere denir. İşgücüne Katılma Oranı (ĠKO), nüfusun iģgücü olan kısmının kurumsal olmayan çalıģma çağındaki nüfusa (15 ve üstü yaģ grubuna) oranıdır. Bağımlılık oranı ise ülkede çalıģan (15-64 yaģ arası) her 100 kiģinin, bakmakla yükümlü olduğu çalıģmayan (0-14 ile 65+) kiģi sayısı ile ölçülmektedir. Bu oran gençler ve yaģlılar için ayrı ayrı hesaplanmaktadır yılı ġubat ayında açıklanan verilere göre, 2015 yılında Türkiye de yaklaģık milyon aktif nüfusu oluģturmaktadır. Toplam nüfus içinde milyon kiģi, iģgücünü oluģturmaktadır. ĠĢgücünün 26,448 milyon kiģisi istihdam edilirken, 3,204 milyon kiģi iģsizdir. ĠĢsizlik Türkiye ekonomisinin karģılaģtığı en önemli sorunlardandır döneminde Türkiye de iģsizlik oranları %7 nin altına indirilememiģtir verilerine göre, Türkiye de iģsizlik %10,8 olmuģtur da Küresel Mali Krizin de olumsuz etkisiyle üretimde yaģanan daralma %14 lük rekor düzeydeki iģsizlik oranını oluģturmuģtur. III. TÜRKĠYE DE SOSYAL GÜVENLĠK A. Türkiye de Sosyal Güvenlik Sistemi Osmanlı da Sosyal Güvenlik 19. yüzyılda ise Darülaceze (düģkünler yurdu), DarüĢĢafaka (yoksul, öksüz ve yetimler için okul) gibi kurumların yanı sıra emeklilik (1866 da kurulan Askeri Tekaüt Sandığı ve 1881 deki Sivil Memurlar Emekli Sandığı) ve yardımlaģma sandıkları kurulmuģtur. Tanzimat sonrasında çalıģma hayatı ve iģçilerle ilgili yapılan kanuni düzenlemeler ise dar kapsamlıdır. Bu düzenlemeler Maden Nizamnamesi (1863), Dilaver Paşa Nizamnamesi (1865) ve Maadin Nizamnamesi dir (1869). B. Cumhuriyetin Ġlk Yıllarında Sosyal Güvenlik 3 (EriĢim Tarihi: ) 4 (EriĢim Tarihi: ) 4

6 Sosyal güvenlik anlamında Osmanlı Devleti nin son dönemindeki düzenlemelerin yanı sıra Cumhuriyet in ilk yıllarındaki düzenlemeler de dar kapsamlı ve yetersiz kalmıģtır deki 151 sayılı Ereğli Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun (4. Madde) ile kurulan Amele Birliği, Türkiye nin kanun ile kurulan ve üyeliği zorunlu olan ilk sosyal güvenlik kuruluģudur. Sosyal Güvenlik KuruluĢları Türk Sosyal Güvenlik Sistemi nin ilk kurumu 1946 da oluģturulan ĠĢçi Sigortaları Kurumu dur. Bu kurum 1965 te Sosyal Sigortalar Kurumu na (SSK ya) dönüģtürülmüģtür de 11 farklı emekli sandığı birleģtirilerek Emekli Sandığı kurulmuģtur. Bağ- Kur ise 1972 yılında kurulmuģtur. Üç sosyal güvenlik kurumu arasında sosyal sigortalar alanında birçok konuda norm ve standart birliği olmadığından 2006 yılında yeni bir düzenlemeye gidilmiģtir sayılı Kanun ile Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ- KUR, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında toplanmıģtır. Reform ile aynı zamanda nüfusun tamamına eģit, kolay ulaģılabilir ve kaliteli sağlık hizmeti sunumunu amaçlayan genel sağlık sigortası sisteminin oluģturulması hedeflenmiģtir. Bu doğrultuda 31 Mayıs 2006 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kabul edilmiģtir. IV. DÜNYA EKONOMĠSĠNDE TÜRKĠYE NĠN YERĠ Türkiye ekonomisi ġubat 2001 Krizi nden sonra hızlı bir büyüme sürecine girmiģ, ülke döneminde ortalama %5 oranında büyümüģtür yılı Dünya Bankası verilerine göre; ülke içinde Milyon $ ile 18. sıradır. B- TÜRKĠYE DE MĠLLĠ GELĠR, GELĠR DAĞILIMI VE YOKSULLUK Ülke ekonomileri karģılaģtırılırken o ülkenin yarattığı hâsılayı ölçmeye yarayan makro ekonomik göstergelere sıkça baģvurulmaktadır. Bu göstergeler hepinizin bildiği Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH), Gayri Safi Milli Hâsıla (GSMH), KiĢi BaĢına GSYH dır. Günümüzde bu göstergeler açısından bakıldığında Türkiye ekonomisi sıralamalarda hep üst basamaklarda yer almaktadır. Dünya Bankası tarafından kiģi baģı gelir esas alınarak yapılan sınıflandırmada Türkiye üst-orta gelir grubunda yer alan ülkelerden birisidir. I. MĠLLĠ GELĠR VE BÜYÜME A. Milli Gelir, Gayri Safi Milli Hâsıla ve Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla Bir ülke ekonomisi hakkında fikir veren temel ekonomik gösterge o ülkenin mal ve hizmet üretimini gösteren milli (ulusal) gelir hesaplarıdır. Bunun için de kullanılan temel göstergeler Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH), kiģi baģına GSYH dır. Ulusal (milli) gelir istatistikleri üretim, harcama veya gelir yöntemleriyle hesaplanabilmektedir. Genelde kayıt dıģı ekonomik faaliyetler nedeniyle üretim yönünden yapılan ulusal gelir hesaplamalarına daha çok güvenilmektedir. Ulusal hesaplar sistemi bir ekonomideki üretim, gelir ve harcama faaliyetleri arasındaki iliģkiyi yansıtır. Bu üç yöntemde de aynı sonuç elde edilir fakat değiģik veri kaynaklarına bağlı olarak farklılıklar olabilir. Milli gelir hesaplarının gerçekçi olabilmesi, ülkedeki kayıt dıģı ekonomik faaliyetlerin düzeyine bağlıdır. Ulusal hesaplar sadece yasal ve kayıtlı faaliyetlerle sınırlandırılmamıģ, kayıt dıģı ekonomi de ulusal hesaplar kapsamında yer almaktadır. Kayıt dıģı ekonomi üç temel baģlık altında incelenmektedir: a) YasadıĢı üretim, b) Yeraltı ekonomisi (saklı ekonomi), c) Enformel sektör ve hane halkının kendi nihai kullanımı için gerçekleģtirdiği üretim Üretim yöntemine göre Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), bir ekonomide yerleģik olan üretici birimlerin belli bir dönemde, yurtiçi faaliyetleri sonucu yaratmıģ oldukları tüm mal ve hizmetlerin değerleri toplamından bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan girdiler toplamının düģülmesi sonucu elde edilen değerdir. Net DıĢ Alem Faktör Gelirleri= DıĢ Ülkelerden Elde Edilen Faktör Gelirleri- DıĢ Ülkelere Yapılan Faktör Geliri Ödemeleri (kâr, faiz, ödemeler) Piyasa fiyatlarıyla Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) yerleģik üretici birimlerin üretim faaliyetlerinin nihai sonucu olup üç Ģekilde tanımlanmaktadır: Üretim Yönünden GSYH; faaliyetlere göre gayri safi katma değer toplamına ürünler üzerindeki vergilerin ilave edilmesi ve sübvansiyonların çıkartılmasıyla elde edilen büyüklük olarak ifade edilir. 5 (EriĢim Tarihi: ) 6 (EriĢim Tarihi: ) 5

7 GSYH= Üretim - Girdi + Ürünler Üzerindeki Vergiler - Sübvansiyonlar (1) GSYH=Gayri Safi Katma Değer + Ürünler Üzerindeki Vergiler - Sübvansiyonlar (2) Harcama Yönünden GSYH; yerleģik kurumsal birimlerin nihai mal ve hizmet kullanımları (fiili nihai tüketim ve gayri safi sermaye oluģumu) ve ihracat- ithalat değeri toplamına eģittir. Gelir Yönünden GSYH; toplam ekonomide gelirin yaratılması hesabının kullanımları (çalıģanlara yapılan ödemeler, üretim üzerindeki vergiler eksi(-) sübvansiyon, gayri safi iģletme artığı ve karma gelir) toplamına eģittir. B. KiĢi BaĢına Milli Gelir (KiĢi BaĢına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) Türkiye nin GSYH sı yıl ortası nüfusa bölünerek kiģi baģına GSYH bulunur. Ülkeler arası karģılaģtırmalarda genelde ABD doları cinsinden kiģi baģına gelir rakamları kullanılır. Dolar cinsinden kiģi baģına düģen GSYH yı bulmak için cari fiyatlarla (nominal) GSYH nın ortalama döviz kuruna bölünmesi gerekir. Bunun için sıkça baģvurulan yöntemler Ģunlardır: i. Belirli bir yılı baz almak: Türkiye Ġstatistik Kurumu (TUĠK), 2008 yılında GSYH için 1998 yılını baz alarak hesaplamaya baģlamıģtır. Bu kapsamda milli gelir verileri güncelleģtirilmiģtir. ii. Deflatör yöntemi: Deflatör, bir enflasyon göstergesi olarak kullanılır. GSYH nın deģate edilmesi fiyat artıģlarından arındırılması anlamına gelmektedir. iii. Ortalama döviz kuru yöntemi: Fiyatlar genel düzeyinin (enflasyonun) yüksek olduğu ülkelerde cari (nominal) fiyatlarla GSYH rakamları ile reel veya belirli bir yılı baz alarak hesaplanan GSYH rakamları arasında önemli farklılıklar görülür. Fiyatlar genel düzeyinin (enflasyonun) yüksek olduğu ülkelerde cari (nominal) fiyatlarla GSYH rakamları ile reel veya belirli bir yılı baz alarak hesaplanan GSYH rakamları arasında önemli farklılıklar görülür. GSYH Deflatörü, nominal (cari) GSYH nın reel (sabit fiyatlarla) GSYH ya oranı olduğu için ekonomide üretilen tüm mal ve hizmetlerin o dönemdeki fiyat değiģimlerini gösterir. GSYH Deflâtörü= (Cari fiyatlarla GSMH / Sabit fiyatlarla GSMH) X 100 C. Satın alma Gücü Paritesi ne Göre Milli Gelir ve KiĢi BaĢına Milli Gelir Satın alma Gücü Paritesi (SGP), belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınması için gereken ulusal para tutarlarının birbirine oranı Ģeklinde hesaplanmaktadır. Bu oran kullanılarak harcamalar ortak bir değer üzerinden ifade edilmekte, böylece ülkeler arasında karģılaģtırma yapmak mümkün olmaktadır. Ülkeler arası iç fiyat farklılıkları nedeniyle kiģi baģına gelir karģılaģtırmalarında Satın alma Gücü Paritesi ne göre hesaplanan gelir rakamlarının kullanılması da yaygın bir yöntemdir. Satın alma Gücü Paritesi ne (SGP) göre belirlenen döviz kurunda ülkeler arasındaki iç fiyat farklılıkları ortadan kaldırılır. Ülkeler arasında kiģi baģına GSYH karģılaģtırması yaparken, farklı göstergelerden de yararlanılmaktadır. Bunlardan biri olan gerçek kiģisel tüketim göstergeleri tüketicilerin göreli refah düzeylerini karģılaģtırmakta kullanılan bir göstergedir. Avrupa Birliği için 100 kabul edilen gösterge 2010 yılında Türkiye için 58 dir. Gerçek kiģisel tüketim, tüketicilerin satın aldığı mal ve hizmetlerin yanında devlet tarafından veya kâr amacı gütmeyen kuruluģlarca sağlanan eğitim, sağlık, vb. hizmetleri de kapsamaktadır. D. Büyüme Yukarıda GSYH değerlerinin fiyat artıģlarından arındırılarak reel hâle nasıl getirildiğini görmüģ bulunmaktayız. Genel olarak bir ülkenin üretim kapasitesinin artıģı büyüme olarak adlandırılır. Büyüme hızı basit bir formülle hesaplanır. Örneğin 2014 yılında büyüme, 2012 yılına göre aģağıdaki formülle hesaplanabilir: GSYH2015- GSYH2014 G2015= X 100 GSYH2014 Sermaye birikimi, teknolojik geliģme ve istihdam artıģı ekonomik büyümenin temel belirleyicileridir. Ekonominin reel üretim düzeyinde gözlemlenen iniģ ve çıkıģlar konjonktür olarak adlandırılır. Reel GSYH daki azalmalar daralma ve dip; artıģlar da geniģleme ve tepe dönemleri olarak adlandırılır. BÜYÜME: Pozitif (+) büyüme. Nüfus artıģ hızından fazla olması istenir. DURGUNLUK: Büyümenin yatay seyretmesidir. Büyüme hızı birkaç çeyrek dönem veya birkaç yıl üst üste % 1 ile 3 arası gerçekleģmiģse ekonomide durgunluk söz konusudur. RESESYON: Sıfır (0) veya negatif (-) büyümedir. STAGFLASYON: Durgunluk + Enflasyon + ĠĢsizlik oranlarında yükselme KRĠZ: Büyüme hızında ani düģüģtür. 6

8 E. Türkiye de Dönemler Ġtibarıyla GSYH ve Büyüme 1. Cumhuriyetin KuruluĢundan Planlı Kalkınma Dönemine Kadar Lozan AntlaĢması hükümlerine göre, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti tam anlamıyla ekonomik bağımsızlığını kazanamamıģ, Osmanlı Devleti nden kalan borçlar ve Türkiye nin dıģ ticarette uygulayacağı önlemlerin sınırlandırılması Cumhuriyet in kuruluģ yıllarında sıkıntılı dönemler yaģanmasına neden olmuģtur döneminde ekonomide temel sektör tarım olmuģtur. Bu Dönemde Vatan Savunması = Ġktisadi Bağımsızlık = SanayileĢme AnlayıĢı Hâkimdir. KuruluĢ yıllarında özel sektör eliyle piyasa koģullarında sanayileģme hamleleri yapılmıģtır. Devlet, özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda yatırım yapmıģtır döneminde iki büyük yasal düzenlemeden ilki tarıma yönelik olarak 1925 yılında AĢar Vergisi nin kaldırılması, ikinci ise sanayi sektörüne yönelik olarak 1927 yılında TeĢvik-i Sanayi Kanunu düzenlenerek yürürlüğe konulmuģtur dönemini Türkiye nin ilk sanayileģme dönemi olarak nitelemek mümkündür. Dünya ekonomisinin krizin (Büyük Buhran ın) yıkıcı etkileriyle uğraģtığı bu dönemde Türkiye dıģa kapanarak, devlet eliyle ulusal sanayileģme hamlesini gerçekleģtirmiģtir. Bu olumsuz ortamda Türkiye devletçilik yoluyla sanayileģme politikasına geçmiģtir yılında Türkiye de Birinci BeĢ Yıllık Sanayi Planı uygulamaya konulmuģtur döneminde II. Dünya SavaĢı nın olumsuz etkileri nedeniyle sanayileģme süreci yavaģlamıģ, ekonomi yıllık ortalama %6,6 küçülmüģtür. Bu dönemde gerçekleģtirilen Varlık Vergisi (1942), Toprak Mahsulleri Vergisi (1943),Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (1945) gibi uygulamalara duyulan tepkiler, mevcut devletçilik anlayıģına alternatif bir siyasi görüģün de oluģmasına katkıda bulunmuģtur döneminde izlenen politikalarla dıģa kapalı, korumacı, dıģ dengeye dayalı ve içe dönük ekonomi politikaları gevģetilmiģtir. Bu dönemdeki yeni devletçilik anlayıģına göre devletin özel giriģimciliği açıkça desteklemesi, yönetim, güvenlik ve kamu hizmetlerinden baģka ekonominin planlı kalkınması için önlemler alması ve yabancı sermaye yatırımlarının özendirilmesi söz konusu olmuģtur. 2. Planlı Kalkınma Dönemi Türkiye de 1960 yılından sonra baģlatılan planlı kalkınma hareketi ile liberal ekonomi politikalarının yerini, devletin geniģ ölçüde denetim önlemleri aldığı müdahaleci bir politikaya bırakmıģtır. Planlı kalkınma döneminde, sanayinin lokomotif sektör olduğu saptanmıģ ve ekonomik dengenin kurulması, ekonomik ve sosyal kalkınmanın birlikte gerçekleģtirilmesi, hızlı bir büyüme ve sanayileģmeye öncelik verilmesi gibi uzun vadeli hedefler belirlenmiģtir yılında uygulanmaya baģlanan beģ yıllık kalkınma planları kamunun ithal ikameci sanayileģme stratejisini uygulamasına aracılık etmiģtir. Ġzlenen ilk üç BeĢ Yıllık Kalkınma Planı nda yüksek büyüme hızları hedeflenmiģ, gerçekleģen büyüme de yüksek seviyelerde olmuģtur. Nitekim döneminde GSYH yaklaģık %6 artmıģ, sanayi sektörünün büyüme hızı ise %11 seviyesine yaklaģmıģtır. Türkiye ekonomisinde 1960 lı yıllardan sonra ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek amacıyla planlı kalkınma stratejisi ekonomi politikasının temelini oluģturmuģtur yılında GSYH, 1998 yılı fiyatlarıyla 12 milyar TL seviyesine ulaģmıģtır. Bu dönemde ithal ikameci bir sanayileģme ve dıģ ticaret politikasının izlenmesi esas alınmıģtır. Bu sayede hem yurtiçinde gerçekleģecek yatırımlarla sanayi sektörünün güçlenmesi hem de Türkiye ekonomisinin dıģa bağımlılığının azaltılması hedeflenmiģtir. Planlı Dönemlerde GerçekleĢen Büyüme Hızları I. PLAN II. PLAN III. PLAN 1978 IV. PLAN 1984 V. PLAN VI. PLAN VII. PLAN PROGRAMI PROGRAM TARIM SANAYĠ HĠZMETLER GSYH GSMH Ġthal Ġkameci SanayileĢme: Bir malın yurtdıģından ithal edilmesi yerine yurtiçinde üretilmesini öngören, böylece döviz tasarrufu sağlayan sanayileģme stratejisidir. NOT: Dönemle itibarıyla bakıldığında Türkiye ekonomisinin büyüme performansı (%10,8) ile (%11,5) dönemlerinde en yüksek olmuģtur. 7

9 3. DıĢa Açılma ve Ġhracata Dayalı SanayileĢme Dönemi Türkiye de GSYH nın geliģimi açısından bakıldığında 1980 sonrası dönemi ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Bildiğiniz gibi Türkiye, 24 Ocak 1980 tarihinde alınan istikrar kararları ile ithal ikameci sanayileģme stratejisinden vazgeçmiģ, dıģa açık, ihracata yönelik ve özel sektöre dayanan bir sanayileģme stratejisi benimsemiģtir. Ekonomide kaynakların ihracata yönelik seferber edilmesinin ardından, 1989 yılında alınan Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile finansal serbestleģme sürecinde önemli bir adım atılmıģtır. 7 Ġhracata Dayalı SanayileĢme: Ülkenin iç üretim için kullanabileceği kaynaklar ihracat amacıyla yapılacak üretime yönlendirilir. Ulusal malların dıģ ülkelerde rekabetine önem verilerek, karģılaģtırmalı üstünlükler esas alınmaktadır. NOT: 1923 ten günümüze Türkiye ekonomisinin ortalama büyüme hızı yaklaģık %5 seviyesindedir. Türkiye nin dıģa açılma süreci, makroekonomik yapıdaki istikrarsızlıkların giderilmesi amacıyla 1998 yılında Uluslararası Para Fonu ile imzalanan Yakın Ġzleme AnlaĢması sonrasında farklı bir yönelim kazanmıģtır. Bu süreçte Türkiye ekonomisi Kasım 2000 ve ġubat 2001 de finansal krizlerle karģılaģmıģtır. Bu krizlerin ardından Türkiye 2008 yılına kadar IMF ve Dünya Bankası gözetiminde sürdürülen yapısal reformlarla birlikte ekonomide yeniden yapılanmayı sağlamıģtır krizinden sonra 2008 yılının sonuna kadar reel GSYH nın 27 çeyrekte pozitif büyüme rakamları sergilemesi dikkat çekicidir. Türkiye, 2001 yılında 8. BeĢ Yıllık Kalkınma Planı ile birlikte dönemini kapsayan Uzun Vadeli Stratejisi ni (Vizyon 2023) belirlemiģtir. Bu kapsamda döneminde yıllık ortalama büyüme hızının %7 dolayında olması ve büyümenin yaklaģık %30 unun toplam faktör verimliliğinden kaynaklanması, böylece 1998 yılında dolar olan kiģi baģına gelirin 2023 yılında AB ülkeleri düzeyine yaklaģtırılması hedeflemektedir. Türkiye nin, dönem sonunda ulaģacağı 1,9 trilyon dolar civarında GSMH düzeyi ile dünyanın ilk on ekonomisi arasına gireceği öngörülmektedir. F. GSYH nın Sektörel Dağılımı Gelirin sektörel dağılımı, bir ekonomide yaratılan toplam hâsılanın iktisadî faaliyet kollarına göre dağılımını ifade eder Verileri 2011 Verileri Hizmetler %49 Hizmetler %64 Tarım %27 Sanayi %24 Tarım %9 Sanayi %27 Hizmetler sektörü pek çok farklı alt sektörden oluģmaktadır. Bunlar; inģaat, toptan ve perakende ticaret, oteller ve lokantalar, ulaģtırma, depolama ve haberleģme, mali aracı kuruluģların faaliyetleri, konut sahipliği, gayrimenkul, kiralama ve iģ faaliyetleri, kamu yönetimi ve savunma, zorunlu sosyal güvenlik, eğitim, sağlık iģleri ve sosyal hizmetler, diğer sosyal, toplumsal ve kiģisel hizmet faaliyetleri Ģeklinde sıralanabilir. II. TÜRKĠYE DE GELĠR DAĞILIMI Türkiye nin GSYH büyüklüğü açısından dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer aldığını, ancak nüfusunun yüksek olması nedeniyle kiģi baģına GSYH açısından orta sıralara gerilediğini söyleyebiliriz. Bu nedenle Türkiye nin yüksek ve sürdürülebilir-istikrarlı bir büyüme hızını yakalaması temel makro ekonomik hedeflerin arasında yer almaktadır. Burada sadece milli geliri artırmak değil, bu geliri paylaģım biçimimiz de oldukça önem taģımaktadır. Gelir dağılımı, bir ekonomide belli bir dönemde yaratılan gelirin kiģiler, toplumsal gruplar (kesimler) ve üretim faktörleri arasında bölüģülmesini ifade etmektedir

10 A. Türkiye de Gelir Dağılımı AraĢtırmaları ve Sonuçları ,55 0,56 0,51 0,51 0,52 0,5 0,43 0,49 0,44 0,42 0,400 0,380 0,402 0,404 0,402 0,400 0,391 NOT: Gelir dağılımı eģitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, sıfıra yaklaģtıkça gelir dağılımında eģitliği, 1 e yaklaģtıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade etmektedir. B. KiĢisel Gelir Dağılımı Türkiye genelinde 2001 krizinden sonra yaģanan hızlı ekonomik büyüme neticesinde Gini katsayısında düģüģ eğilimi gözlenmektedir. Bu rakamlar bize Türkiye de gelir dağılımında iyileģme olduğunu göstermektedir. Lorenz Eğrisi: Milli gelirin nüfusa dağılımındaki eģitsizliği göstermekte kullanılan grafiktir. Eğri, bir karenin köģegenini uç noktalarda keser. Karenin dikey kenarında gelirin birikimli payları, yatay kenarında ise nüfusun birikimli payları yüzde olarak gösterilir. KöĢegen doğru, gelirin nüfus arasında eģit dağılımını (mutlak eģitlik) gösterir. Lorenz eğrisi köģegenden uzaklaģtıkça gelir dağılımındaki eģitsizlik artmaktadır. Farklı dönemlere iliģkin Lorenz eğrileri karģılaģtırılırken, bu eğrilerin mutlak eģitlik doğrusuna yakınlığı dikkate alınır. Lorenz eğrisinin tam eģitlik doğrusundan uzaklaģmaya baģlayarak daha çukur hâle gelmesi gelir paylaģımında eģitsizlik olduğu anlamına gelmektedir ve 2013 yıllarına ait Lorenz eğrilerindeki çalıģma gelir dağılımında önemli bir değiģim olmadığını göstermektedir. Mutlak EĢitlik Doğrusu: Yaratılan milli gelirin fertler(bireyler) arasında eģit dağılımını gösteren 45 lik doğrudur. Bir ekonomide gelirler bireyler arasında eģit olarak dağılmıģsa Lorenz eğrisi mutlak eģitlik doğrusu ile çakıģarak 45 lik bir doğru biçimini alacaktır. III. TÜRKĠYE DE YOKSULLUK KüreselleĢme süreci beraberinde getirdiği gelir eģitsizliğinin artmasını da getirmiģtir. Bu nedenle baģta Dünya Bankası, BirleĢmiĢ Milletler gibi küresel örgütler yaptığı çalıģmalarla yoksulluk kavramını dünya gündemine yerleģtirmiģtir. Genel olarak yoksulluk, insanların temel gereksinimlerini karģılayamama durumudur. Yoksulluğun dar anlamda tanımı; açlıktan ölme ve barınacak yeri olmama durumu iken, geniģ anlamda yoksulluk; gıda, giyim ve barınma gibi olanakları yaģamlarını devam ettirmeye yettiği hâlde toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmayı ifade etmektedir. Mutlak yoksulluk, hane halkı veya bireyin yaģamını sürdürebilecek asgari refah düzeyini yakalayamaması durumudur. Göreli (nispi) yoksulluk; bireylerin, toplumun ortalama refah düzeyinin belli bir oranının altında olması durumudur. Dünya Bankası, mutlak yoksulluk sınırını az geliģmiģ ülkeler için kiģi baģına günde 1$, Latin Amerika ve Karayipler için 2,15$, geliģmekte olan ülkeler için 4$, geliģmiģ ekonomiler için 14,40$ olarak kabul etmektedir. Yoksulluk hesaplamaları yapılırken refah ölçüsü olarak harcama veya hane halkı geliri esas alınabilir. EĢdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin %50 si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı bir önceki yıla göre değiģmeyerek %15 olarak gerçekleģti. 9 Medyan Gelir: Gelirler küçükten büyüğe sıralandığında ortaya düģen değer medyan geliri ifade eder. Ülkemiz açısından yoksullukla ilgili bir baģka çarpıcı gerçek de eğitim seviyesi ile yoksulluk iliģkisidir. Eğitim seviyesi arttıkça, yoksulluk oranları düģmektedir. 8 (EriĢim Tarihi: ) 9 (EriĢim Tarihi: ) 9

11 C- KAMU EKONOMĠSĠNDE GELĠġMELER Kamu ekonomisi, ekonominin bir alt dalıdır ve devletin ekonomi içindeki temsil ettiği pay ile ölçülür. Devletin harcamaları, gelirleri, borçları ile ilgili uygulamaların nedenleri sonuçları ve etkilerini incelemektedir. I. KAMU EKONOMĠSĠ VE TÜRKĠYE DEKĠ GELĠġĠMĠ Kamu harcamalarının ya da bu harcamaların finansmanını sağlayan kamu gelirlerinin Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla ya (GSYH ya) oranları kamu kesiminin büyüklüğünü ölçmede kullanılan ölçütlerden biridir. Kamu kesimi genellikle tam kamusal mal ve yarı kamusal mal ve hizmet üretmenin yanında özel mal ve hizmette üretmektedir. Kamu kesiminin büyüklüğünü dar anlamda kamu bütçesi içinde görebiliriz. GeniĢ anlamda kamu kesimi ise yerel yönetimleri (mahalli idarileri), kamu iktisadi kuruluģlarını, fonları, sosyal güvenlik kuruluģları ve döner sermayeli kuruluģları da kapsamaktadır. Tam Kamusal Mal: Bireylerden herhangi birisinin tüketimi nedeniyle, diğerlerinin aynı malı tüketme olanağında herhangi bir azalıģın olmadığı, birlikte ve eģit biçimde tüketilen mal ve hizmetlerdir. Yarı Kamusal Mal: Tüketimleri sonucu topluma yoğun dıģsal faydalar sağlarken, kiģilere de ayrıca özel fayda sağlayan mal ve hizmetlerdir. Kamu Kesiminin Büyüklüğü Kamu kesiminin büyüklüğü ülkelerin siyasal sistemlerinin de belirleyicisi olmaktadır. Devletin milli hâsıladan aldığı payın küçültülmesi gereği son yıllarda ekonomik etkinlik açısından daha fazla önerilmektedir döneminde kamu gelirlerinin GSYH içindeki payına bakıldığında azalma trendi görülmektedir. Kamu gelirlerinin GSYH ya oranı ilgili dönemde ( ) dünya ortalamasında %24,43 ile %25,55 arasında değiģmektedir. Türkiye nin bulunduğu konum dünya ortalamasının biraz altında kalırken, sosyal devletin ağırlığının olduğu AB üyesi ülkelerden Ġngiltere ve Yunanistan da bu oranlar %38 ler civarındadır. ABD ve Hindistan da ise kamu gelirlerinin GSYH ya oranı %20 lerin altındadır. AB üyesi ülkeler Ġngiltere ve Yunanistan da kamu harcamalarının GSYH içindeki payı oldukça yüksektir. Yunanistan da bu pay 2009 yılında %50 nin üzerine çıkmıģtır. Kamu kesiminin verimliliğinin özel kesime göre düģük olduğu düģünüldüğünde yüksek kamu harcama oranlarının ekonomik sorunları ortaya çıkarması kaçınılmazdır. Kamu harcamalarının oranının çok yüksek olması ekonomik sorunlara yol açarken çok düģük olması durumunda da toplumun ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetler yeterince karģılanamayacaktır. Kamu harcamaları ile kamu gelirleri arasındaki oluģan fark kamu harcamalarının daha yüksek olması Ģeklinde geliģtiğinde kamu açığı oluģacaktır ve bu açık borçlanma yoluyla karģılanmaktadır. Kamu Açığı: Toplam kamu harcamalarının toplam kamu gelirlerini aģan kısmıdır. II. TÜRKĠYE DE KAMU HARCAMALARI Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluģundan günümüze kadar olan süreçte kamu harcamalarının GSYH ya oranında genel eğilim, tüm dünyada olduğu gibi, artıģ yönündedir lu yıllarda devletçi sanayileģme politikaları neticesinde kamu harcamaları hızla artmıģtır yıllarında (Ġkinci Dünya SavaĢı döneminde) kamu harcamalarının GSYH ya oranı giderek düģmüģtür. Dolayısıyla devletçi politikaların uygulandığı 1930 lu yıllar ile Ġkinci Dünya SavaĢı döneminde kamu harcamalarında ani dalgalanmalar mevcuttur. SavaĢtan sonraki dönemde kamu harcamalarının GSYH ya oranında tekrar bir artıģ trendi söz konusudur li yıllarda ise ciddi dalgalanmalar olmamıģtır. Bahsettiğimiz dönemlerde kamu gelirleri de harcamalarla benzer bir seyir izlemiģtir lerin ilk yıllarına kadar bütçe denkliği genel olarak önemsenirken, bu tarihlerden sonra belirgin bir Ģekilde açık bütçeler söz konusudur lı yıllar kamu harcamaları ve kamu gelirleri arasındaki farkın iyice açıldığı yıllardır. Kriz yılı olan 2001 de ise kamu harcamaları ile gelirleri arasındaki fark maksimum (en yüksek) seviyeye ulaģmıģtır krizi sonrasında uygulanan istikrar programı (Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programı) sonrasında bu oranlarda büyük düģüģ sağlanmıģtır ların ortasından 2000 lerin baģlarına kadar kamu harcamalarının GSYH oranı ile kamu giderlerinin GSYH oranı arasındaki fark %10 ların üzerinde seyrederken bu fark 2011 yılında %1,36 ya düģmüģtür. 10

12 III. TÜRKĠYE DE KAMU GELĠRLERĠ Kamu bütçesinde harcamaların finansmanında kullanılan kamu gelirlerinin en önemlisi vergi gelirleridir. Bunun dıģındaki gelirler vergi dıģı normal gelirler, özel gelirler ve fon gelirleri, diğer gelirler ve katma bütçe gelirleri olarak sınıflandırılmaktadır. Bu, dar anlamda kamu gelirlerini oluģturur. Geniş anlamda kamu gelirleri ise devlet, il özel idareleri, belediyeler ve sosyal güvenlik kuruluģlarının gelirlerinden oluģur. Kamu gelirleri, vergi gelirleri ve vergi dışı gelirler ikiye ayrılmaktadır. Vergi dışı gelirleri içinde teşebbüs ve mülkiyet gelirleri, faiz, pay, ceza gelirleri, sermaye gelirleri yer almaktadır. Kamu gelirlerinin daha çok vergilere dayanması kamu kesiminde hesap verme sorumluluğunun ve Ģeffaflığın geliģmesine katkıda bulunur. Gelir vergileri dolaysız vergilerin en önemli bölümünü oluģturmaktadır. Türk Vergi Sisteminde dolaysız vergileri payı düşerken, dolaylı vergilerin payı artmıştır. Bu, bizi gelir dağılımı tartıģmalarına götürecektir. Fonlar 1990 lı yıllarda hızlı yükseliģ göstermiģtir. Fonların bütçenin birliği, Ģeffaflığı ve genelliği ilkelerine verdiği önemli zararlar nedeniyle 2000 li yıllardan itibaren fonların sayısı hızla azaltılmıģtır. Dış ticaret vergileri ise söz konusu dönemde istikrarlı bir çizgi izlemiģtir. Devletin dolaylı vergilere yönelmesinin en önemli sebepleri bu vergilere karģı tepkinin düģük olması, vergi maliyetinin düģük olmasından kaynaklanmaktadır. Fon: Belirli bir amacın veya birbirine yakın amaçlar grubunun gerçekleģtirilmesi için belirli kaynakların toplandığı ve harcandığı, bütçe içi veya bütünüyle bütçe dıģı kamusal nitelikli özel bir hesaptır. Vergi sisteminin dört temel ayağı; 10 o Gelir Vergisi, %22,67 o Kurumlar Vergisi, %7,96 o Katma Değer Vergisi (KDV) %33,03 o Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) %22,94 Türkiye de dolaylı vergilerin dolaysız vergiler aleyhine geliģmesi ekonomik etkinliğin, gelir dağılımından daha öncelikli olduğunu gösterir. Türkiye de Vergi Yükü Verginin ödenmesi mikro açıdan gerçek ve tüzel kiģilerin gelirlerinin, makro açıdan toplumun gelirlerinin özel kesimden kamu kesimine aktarılmasıdır. Vergi doğrudan karģılığı olmayan bir ödemedir ve ödeyenin Ģimdiki ve gelecekteki harcanabilir gelirinde bir azalmaya yol açar. Bu durumdan mükellef hem maddi olarak hem de psikolojik olarak etkilenmektedir. Verginin ödenmesi mükellefler üzerinde ölçülemeyen (sübjektif) veya ölçülebilen (objektif) bir yük yaratır. Vergilemede adalet ve eşitlik kavramı temel vergi prensiplerindendir. Bireysel Vergi Yükü: Bireyin ödediği vergilerin bireyin gelirine oranıdır (Bireyin ödediği tüm vergiler/bireyin geliri) Net Vergi Yükü: (Ödenen tüm vergiler-kamu hizmetlerinden sağlanan yarar)/gelir Toplam Vergi Yükü: Ödenen vergilerin toplum gelirine (milli gelire) oranıdır (ödenen vergiler/milli gelir). Ödenen vergi ile gelir arasındaki oranı ifade eden vergi yükü, bir ekonomide geliģme, kalkınma, ekonomik denge ve adil gelir dağılımı gibi ekonomi politikası amaçlarına uygun vergi politikalarının belirlenmesi açısından önem taģır (Erişim Tarihi: ) 11

13 IV. TÜRKĠYE DE ĠÇ BORÇLANMA VE BORÇ YÖNETĠMĠ Kamunun borçlanmasını vergilerden ayıran en önemli özellik borçlanmanın kiģinin (veya tüzel kiģinin) oluruyla yapılmasıdır. Kamu (devlet) iç borçlanmada bazen gönüllülüğü ortadan kaldırabilmektedir yılından sonra Türkiye de uygulanan Tasarruf Bonoları zorunlu olarak kamu borç vermeye iyi örnektir. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Ġmparatorluğu ndan kalan borçlar ve borç yönetimindeki sorunlar nedeniyle borçlanma konusunda oldukça temkinli davranmıģtır. Ġkinci Dünya SavaĢı döneminde iç ve dıģ borçlanma konusunda geliģmeler yaģanmıģtır. Ġlk defa bütçe açıklarının finansmanı için iç borçlanmaya gidilmiģtir. Bütçe açıkları arasında iç borçların önemli sebeplerinden biri olmuģtur sonrası dönemde, vergi gelirlerinin hedeflenen kalkınma için yapılan kamu harcamalarını karģılamada yetersiz kalması, iç finansman açığını büyütmüģtür. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1970 li yıllara kadar iç borçlanmaya çok fazla baģvurulmamıģtır. Açıklar genellikle Merkez Bankası kaynaklarına baģvurularak finanse edilmeye çalıģılmıģtır sonrası dönemde kamu açıkları ağırlıklı olarak iç borçlanmayla karģılanır hâle gelmiģtir. Yüksek iç borçlanma, borçların sürdürülemez hâle gelmesine yol açmıģtır yılında yaģanan ekonomik krize bağlı olarak yaģanan daralma ve yüksek kur ayarlamaları gerçekleģmiģtir. ġubat 2001 de yaģanan ekonomik krizin faizler ve borçlanma vadeleri üzerinde yarattığı olumsuz etkiler sonucunda iç borç stoku büyük bir artıģ göstermiģtir. Mali istikrarın sağlanmasında borç yönetimi önemli bir politika aracıdır. Borç yönetimi mali istikrarı etkilediği gibi faiz oranları vb. parametreler üzerindeki etkisi nedeniyle para politikalarını da etkilemektedir. Borç yönetiminde temel amaç faiz oranları, döviz kurları ve likidite dalgalanmalarını minimum düzeyde etkileyecek borç yüküne sahip olmak ve bunu sürdürebilmektir. Türkiye de kamu borçlanmasından sorumlu olan birim Hazine MüsteĢarlığı dır. Borç yönetiminin birincil amacı borç yükünün azaltılmasıdır döneminde borç yükündeki azalmada faiz harcamalarındaki düģüģ birincil etkendir. Faiz harcamalarındaki azalma ise bütçe dengesi ve faiz dıģı dengeyi olumlu etkilemektedir. Borç yükündeki bu azalma aynı zamanda faiz oranları, döviz kurları ve likidite dalgalanmaları gibi ekonomiyi yakından etkileyen para politikası parametreleri açısından da olumludur. V. TÜRKĠYE BÜTÇESĠNĠN GELĠġĠMĠ A. Mali Yapıdaki DeğiĢiklikler Türkiye de kamu mali yönetimine iliģkin ilk düzenleme 1927 yılında çıkarılan 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu dur. Bu kanun 2006 yılına kadar uygulanmıģ ve 2006 yılından itibaren bütçeler 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu na göre hazırlanmaktadır. Bütçenin kapsamı geniģletilmiģtir. Büyük ölçüde kamu idarelerinin tüm gelir ve giderlerinin bütçelerde yer alması sağlanmıģ ve bütçe dıģında gelir elde edilmesi ile gider yapılması önlenmiģtir. Diğer önemli değiģiklik ise mahalli idareler ve sosyal güvenlik kurumlarının bütçe büyüklüklerinin TBMM nin bilgisine sunulması sağlanmıģtır. Vergi muafiyeti istisna ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle vazgeçilen kamu gelirleri cetveli (Vergi harcamaları cetveli) bütçe kanunlarına eklenmeye baģlanmıģtır. Yeni mali yapı ile bütçe birliği, mali saydamlık ve hesap verebilirlik, kamu kaynaklarının kullanımında etkinlik, ekonomiklik ve verimlilik öne çıkmaktadır. Kamuda mali saydamlık kamu sektörünün mali görünümü hakkında kamuya açık olmak ya da kamu kesimi ile halkın arasındaki asimetrik bilginin azaltılması anlamına gelir. Kamu kaynağının etkin kullanımı açısından 5018 sayılı Kanun ile Kamu Mali Yönetim Sisteminde getirilen önemli diğer bir yenilik hesap verme sorumluluğudur (Erişim Tarihi: ) 12

14 5018 sayılı Yasa (Kanun) çerçevesinde 2006 yılından itibaren bütçenin kapsamı geniģletilmiģ ve konsolide bütçeden merkezi yönetim bütçesine geçilmiģtir. Yeni kamu mali yönetimi ile girdi odaklı geleneksel bütçeleme anlayıģından, çıktı-sonuç odaklı bütçeleme anlayıģına geçilmiģtir sayılı Kanun dan önce yıllık bütçeler yapılmakta idi. Buna karģın 5018 sayılı Kanun orta vadeli yaklaģım adı altında üç yıllık bütçe uygulamalarını zorunlu hale getirmiģtir. Orta vadeli harcama sistemi, öngörülen bütçe yılı ile onu takip eden iki veya daha fazla yılı kapsadığı için geleceğe yönelik sağlıklı projeksiyon yapma imkânını arttırmakta ve harcamaları disiplin altına almaktadır. Nakit bazlı muhasebe sisteminden tahakkuk bazlı muhasebe sistemine geçiģte diğer bir yeniliktir. Bu sistem hem özel sektör hem de kamu sektörü için aynı standartları kullanmasını sağlamaktadır. Bu muhasebe sisteminin uygulanması sonucunda, kamu idaresi yapmıģ olduğu toplam harcamaları görebildiği gibi, sahip olduğu varlıkların değerlemesini de yapabilmektedir. Bütçe açığının disiplin altına alınması ve azaltılmasını bu yeni teknik olumlu katkılar sağlamıģtır sayılı Kanun ile bütçe türleri yenilenmiģ, 2006 yılında destekli bütçe yerine merkezi yönetim bütçesi kavramı kullanılmaya baģlanmıģtır yılından itibaren düzenleyici/denetleyici kurumların da harcama ve gelirleri bütçeye dahil edilmiģtir. Ayrıca eskiden genel bütçe dıģında tutulan ve parafiskal gelir elde eden kuruluģlar olarak bilinen sosyal güvenlik kuruluģlarının ve mahalli idarelerin bütçeleri de genel yönetim bütçesi Ģemsiyesi altına alınmıģtır. Genel Yönetim Bütçesi; Merkezi Yönetim Bütçesi, Mahalli Ġdareler Bütçesi ve Sosyal Güvenlik Kurumları Bütçesi olmak üzere üç ana baģlık altında toplanmıģtır. B. Bütçe Büyüklüklerinde GeliĢmeler Cumhuriyetin kuruluģ döneminde denk bütçe ve istikrarlı para ilkesi esas alınmıģtır. Tarihsel deneyimlerden dolayı denk bütçe ulusal egemenliğin temeli olarak algılanmıģtır. Cumhuriyetin ilk bütçesi (1924 yılı bütçesi) denk bağlanmıģ ve dönem sonunda 18 milyon TL fazla vermiģtir. AĢar Vergisi nin 1925 yılında kaldırılması nedeniyle bir sonraki yıl bütçesi %2 oranında açık vermiģtir yılında baģlayan Büyük Buhran ın (Büyük Bunalım) etkisiyle 1930 lardan itibaren devletçi politikalar ağırlık kazanmıģtır ten itibaren ekonomi tamamen devlet ağırlıklı hâle gelmiģtir. Ġkinci Dünya SavaĢı ile birlikte devletçi politikalarla birlikte savaş ekonomisi uygulanmıģtır lere kadar savunma harcamaları belirgin bir Ģekilde bütçedeki en büyük payı alırken, yıllar itibarıyla payı giderek azalmaya baģlamıģ ve nihayet 2003 yılından itibaren eğitim harcamalarının altına düģmüģtür yılı için, SIPRI yöntemi ile hesaplanan Türkiye nin askeri harcamalarının GSYH ya oranı ise % 2,33 olmaktadır. Yine SIPRI verilerine göre, 2011 yılında Türkiye dünyada en yüksek askeri harcama yapan 14. ülke iken 2012 yılında 9. ülke olmuģtur. 12 Kalkınma carileri olarak bilinen eğitim ve sağlık harcamalarının yanı sıra sosyal harcamaların artması da sosyal devlet anlayışının bir sonucudur. Artan karayolu ve demiryolu yatırımları, bütçede ulaģtırma hizmetlerinin toplam harcamalara oranının %6,7 e kadar yükselmesine neden olmuģtur sayılı kanunda bütçe türleri: Genel bütçe (I sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçeleri) Özel bütçe (II sayılı cetvelde yer alan özel bütçe ile yönetilen kamu idareleri) Düzenleyici ve denetleyici kurum bütçeleri (III sayılı cetvel) VI. TÜRKĠYE DE ÖZELLEġTĠRME Dar anlamda özelleģtirme kamu mülkiyetindeki ekonomik kuruluģların (KĠT lerin) yönetim ve mülkiyetinin özel sektöre devredilmesidir. Burada KĠT lerin sermayesinin en az %51 inin özel sektöre devri gerekmektedir. ÖzelleĢtirmede ilk Ģart mülkiyet devrinin gerçekleģmesidir. Yönetim devride özelleģtirmenin ikinci koģuludur. Geniş anlamda özelleģtirme, devletin ekonomik faaliyetlerinin azaltılması amacıyla kamu sektörünün denetimi altındaki kuruluģların özel sektöre devredilmesidir. ÖzelleĢtirmenin baģarısında rekabet ortamının yaratılması önemlidir. Eğer özelleģtirme ve deregülasyon (kurumsal serbestleģme) kamu tekeli yerine özel sektör tekeli yaratıyorsa, söz konusu ekonomide etkinlikten ve serbest rekabetten bahsedemeyiz (EriĢim Tarihi: ) 13

15 Diğer ülkelerde özelleģtirme dıģ borç ödemelerine ve artan bütçe açıklarına karģı bir önlem olarak düģünülmüģtür. Türkiye de özelleģtirme ile ilgili önemli çalıģmalar 1980 sonrasında baģlamıģtır. 24 Ocak 1980 Kararları sonrasında kamu iktisadi teģebbüsleri ile ilgili olarak yapılan düzenlemeler, bu teģebbüslerin piyasa ekonomisine entegrasyonunu sağlamaya yardımcı olmuģtur. ÖzelleĢtirme çalıģmaları 1983 seçimleri sonrasında Anavatan Partisi nin (ANAP) iktidara gelmesi ile baģlamıģtır yılında 2983 sayılı Kanun (Tasarrufların Teşviki Ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun) ile yapılan düzenleme ile gelir ortaklığı senedi, hisse senedi çıkarılması ve iģletme hakkı devredilmesi öngörülmüģtür. Bunlar geniģ anlamda özelleģtirmenin ilk adımlarını oluģturmuģtur. Türkiye de özelleģtirmeye iliģkin kapsamlı düzenlemeler 1994 tarihinde 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun ile yapılmıģtır. Bu kanunla Özelleştirme Yüksek Kurulu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Özelleştirme Fonu kurulmuģtur. Kamu Ġktisadi TeĢebbüsü(KĠT): 233 sayılı KHK ya göre iktisadi Devlet TeĢekkülü (ĠDT) ile Kamu Ġktisadi KuruluĢuna (KĠK) verilen ortak addır. Ġktisadi Devlet TeĢekkülü (ĠDT): Sermayesinin tamamı devlete ait olup ticari esaslara göre mal ve hizmet üreten kamu iktisadi teģebbüsüdür. Kamu Ġktisadi KuruluĢu (KĠK): Sermayesinin tamamı devlete ait olup, tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve bu nedenle imtiyazlı sayılan kamu iktisadi teģebbüsüdür. Regülasyon: Devletin ekonomiye doğrudan müdahale ettiği çeģitli iktisat politikası araçlarını kapsamaktadır. Deregülasyon (Kurumsal SerbestleĢme): Devletin özel sektörün karar alanını daraltan regülasyonları azaltması veya kaldırması, kamu gücünün özel sektöre ve sermayeye devredilmesi yönünde yapmıģ olduğu yasal düzenlemelerdir. Türkiye de özelleģtirme iģlemlerini yürütmekle görevli olan kuruluģ ÖzelleĢtirme Ġdaresi BaĢkanlığı dır (ÖĠB). Hazine nin Türk Telekom da bulunan yüzde 55 oranındaki hissesi 2005 yılında 6,5 milyar dolar bedelle özelleģtirilmiģtir ve bu iģlem Ģimdiye kadar ülkemizde tek kalemde yapılan en büyük özelleģtirme uygulaması olmuģtur. Ayrıca 2005 yılı en fazla özelleģtirme gelirinin sağlandığı yıl olmuģtur (EriĢim Tarihi: ) 14

16 D- FĠNANSAL YAPI, KRĠZLER, ĠSTĠKRAR PROGRAMLARI Merkez bankacılığı ilk kez Ġngiltere de ortaya çıkmıģtır. Türkiye de 1863 te Ġngiliz-Fransız sermayesi ile yapılandırılan OSMANLI Bankası yla baģlamıģtır. Bugünkü Merkez Bankası 1930 da kuruldu, 1932 de göreve baģlamıģtır. Merkez Bankasının en önemli görevi iktisadi atmosferin kontrol edilmesinde para politikası araçlarıyla politika yapıcılara yardımcı olmaktır. TEMEL GÖREVĠ ise FĠYAT ĠSTĠKRARI (enflasyonu kontrol altında tutmak) Merkez Bankası hükümete mali ve ekonomik müģavirlik, mali ajanlık ve haznedarlık yapar. Ekonomik konularda görüģ bildirir. Mevduat bankaları (Ticari banklar) Para ve menkul değer-temel faaliyet alanıdır. Kaydı para üretir. Katılım bankaları: faizsiz bankacılıktır. Yatırım bankaları: Atıl fonlara sahip olanlara menkul kıymet alım-satımında aracılık yapar. Kalkınma bankaları firmalara kaynak ve teknik yardım sağlar döneminde: banka sayısı 58 den 48 e düģmüģtür. Kamu bankalarının sadece kredilerde payı artmıģtır. Özel bankaların tüm kategorilerde payı azalmıģ, yabancı bankaların payı artmıģtır. Hane halkı kredileri artarken, kurumsal krediler azalmıģtır. Reel sektör krizleri: Mal ve hizmet piyasalarındaki enflasyon ve durgunluk. Ayrıca faktör piyasalarında istihdamı etkileyen dengesizliklerden kaynaklanır. Finansal sektör krizleri: Para, bankacılık, borsa ve finansal piyasalardaki dalgalanmaları ifade eder. Finansal kriz türleri: BORÇ KRĠZĠ, BORSA KRĠZĠ, PARA KRĠZLERĠ, BANKACILIK KRĠZLERĠ, ĠKĠZ KRĠZ. 14 ORTODOKS ĠSTĠKRAR POLĠTĠKASI: Fiyat istikrarının sağlanmasında sıkı para ve maliye ile sabit kur politikası kullanır. HETEREDOKS ĠSTĠKRAR POLĠTĠKASI: Ortodoks program yanında ücret ve fiyat kontrolleri (gelirler politikası) kullanır. IMF tipi geleneksel Ortodoks politikasında Ģu araçlar tercih edilir: Sıkı para, maliye, Devalüasyon Fiyat kontrollerinin kaldırılması Uluslararası ticaretin serbestleģtirilmesi Türkiye de ilk kapsamlı istikrar politikası 4 Ağustos 1958 kararlarıdır. 24 Ocak 1980 kararları diğerlerinden ithal ikameci yerine, ihracata dayalı sanayileģme ile farklıdır. 5 Nisan 1994 kararları hem ortodoks hem heteredoks özellik gösterir sonrasında en büyük daralma 2001 de yaģanmıģtır. Büyüme - %9,5 Güçlü ekonomiye geçiģ programında temel amaç; güven bunalımı ve istikrarsızlığı gidermek, kamu yönetimi ve ekonomiyi yeniden yapılandırmaktır. Bu programda; Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadele Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması Kamu dengesinin güçlendirilmesi Gelirler politikasının sürdürülmesi Etkinlik, esneklik, Ģeffaflığın sağlanması hedeflendi. Güçlü ekonomiye geçiģ programının en önemli özelliği enflasyonla mücadelede döviz çapası 15 yerine, örtük enflasyon hedeflemesidir. 16 Küresel Ekonomik Kriz (2008) Lehman Brothers iflası ile baģlıyor. Krizin belirtileri: Küresel ekonomide büyümenin düģmesi GeliĢmekte olan ülkelere sermaye hareketlerinin yavaģlaması Büyük bankaların sorunları Menkul kıymet borsalarında ciddi düģüģ Likiditenin kurumaya baģlaması 14 Para ve bankacılık krizlerinin bir arada yaģanmasına denir. 15 Nominal döviz kurunun reel döviz kurundan düģük tutulmasıdır. 16 Örtük enflasyon hedeflemesi rejimi, enflasyon hedeflemesi rejimini resmi olarak ilan etmeksizin sayısal enflasyon hedeflerinin açıklanması ve bu hedeflere ulaģmak için merkez bankasının politika araçlarını kullanması olarak tanımlanabilir. Türkiye de ( ) yılları arasında uygulanmıģ ve 2006 yılı itibari ile Açık enflasyon hedeflemesine geçilmiģtir. (EriĢim Tarihi: ) 15

17 Krizin temel dinamikleri a) Menkul kıymetleģtirme b) Derecelendirme kurumlarının rolü c) Asimetrik bilgi d) Makroekonomik arka plan TÜRKĠYE DE UYGULANAN ĠSTĠKRAR PROGRAMLARI 4 Ağustos 1958 Ġstikrar Kararları TL devalüe edilmiģtir (dıģ ticaret açığını azaltmak için). Merkez Bankası kaynakları sınırlandırılarak, para arzı kontrol edilmeye çalıģılmıģtır (enflasyonu önlemek için). KĠT'lerin Merkez Bankası'ndan finansmanına sınırlama getirilmiģtir (hem enflasyon hem de bütçe açığını önlemek için). KĠT ürünlerine zam yapılarak KĠT'lerin zararları azaltılmaya çalıģılmıģtır (bütçe açığını önlemek için). Kamu harcamaları kısılarak bütçe açıkları daraltılmıģtır(bütçe açığını önlemek için). Ancak Ġstikrar Programı ile gerçekleģen devalüasyon ve KĠT fiyatlarının yükseltilmesi, fiyatlar genel seviyesinin hızla yükselmesine yol açmıģ ve fiyat artıģları 1959 yılında da devam etmiģtir(1957 yılı enflasyonu %13.5, 1958 yılı %20,5 ve 1959 yılı enflasyonu %28.5 gerçekleģmiģtir). Sonuç olarak 1958 Ġstikrar Programı da enflasyonu önlemede ve ödemeler dengesi açıklarını gidermede baģarılı olamamıģ ve 1959 yılında ekonomide bir durgunluk baģ göstermiģtir. 10 Ağustos 1970 Ġstikrar Programı %67 oranında devalüasyon yapılarak dolar kuru 15 TL olarak belirlenmiģtir. Mali disiplin kapsamında vergiler yükseltilmiģ, maaģ ve ücretler dondurulmuģ, KĠT ürünlerine zam yapılmıģtır. Sonuç olarak sonraki yıllarda olumlu hava bir süre devam etmiģ, Fakat 1970 lerdeki petrol Ģoku nedeniyle artan maliyet baskısı ekonominin üretim ve rekabet gücünü düģürmüģtür. 24 Ocak 1980 Kararları 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan istikrar programının öngördüğü uygulamalar aģağıdaki gibi özetlenebilir: Devalüasyon: TL'nin değeri ABD Doları karģısında %49 oranında düģürülmüģtür. Kur Sistemi: Sabit kur uygulaması terk edilmiģ, günlük olarak ayarlanan esnek kur sistemine geçilmiģtir. Kamunun Payı: Devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınmıģtır. Destekleme Alımları: Tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmıģ, enerji ve ulaģtırma dıģındaki sübvansiyonlar kaldırılmıģtır. Ġthalat: Kademeli olarak libere edilerek, dıģ ticaret serbestleģtirilmiģtir. Ġhracat: Vergi iadesi, düģük faizli kredi, imalatçı-ihracatçılara ithal girdilerde gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaģan teģvik sistemiyle teģvik edilmiģtir. Döviz Alım/Satım Serbest BırakılmıĢtır: Bankaların ve mevduat sahiplerinin döviz iģlemlerindeki kısıtlamalar kademeli olarak kaldırılmıģ; kiģilere portföylerinde döviz bulundurma olanağı tanınmıģtır. KĠT Ürünleri: Bu ürünlere zam yapılarak, görev zararlarının azaltılması ve böylece bütçe yükünün en aza indirilmesi amaçlanmıģtır. Finans Piyasası: Mevduat ve kredi faiz oranlarının belirlenmesi serbestleģtirilmiģtir. Sermaye Piyasası: Menkul Kıymet Piyasaları oluģturulması için çalıģmalar baģlatılmıģ, 1985 yılında ĠMKB kurulmuģtur. Her Alanda Liberalizasyon: Her alanda liberalizasyon ön gören 24 Ocak kararlarında, emek piyasasında da hareketlerin serbestleģtirilmesi öngörülmüģtür. Ancak bu alandaki serbestleģme baģarılı olmamıģtır. 5 Nisan 1994 Kararları Nedenleri: 1984 sonrası baģlayan ve özellikle 1989 yılından sonra sürdürülemez bir yapı sergileyen; kamu tasarruf açığındaki büyümenin, kronik ve yüksek enflasyonun varlığının ve yarattığı makroekonomik sonuçların ve artan dıģ tasarruf açığının bir sonucudur yılında Körfez SavaĢı nedeniyle bankalardan çekilen mevduatlar ve bankaların sürekli artan açık pozisyonları, 1991 de yapılan erken seçim öncesinde iktidarın parasal disiplin konusunda hassas olmaması ve 1994 yerel seçimlerinin kamu harcamalarını arttırıcı etkisi, Dünya ekonomisinden yaģanan durgunluk. Yapılanlar: 16

18 KKBG ve enflasyonun düģürülmesi için kamu harcamalarının azaltılması ve gelirlerin arttırılması, Mevduatlara getirilen garantinin yükseltilmesi, Hazine nin TCMB nden kısa vadeli avans kullanımı kısıtlama, KĠT lerin yeniden düzenlenmesi ve özelleģtirme politikalarının hızlandırılması Sosyal güvenlik reformu 9 Aralık 1999 (Enflasyonla Mücadele) IMF ile dönemini kapsayan 3 yıllık bir stand-by anlaģması imzalanmıģtır. Faiz dıģı fazlanın arttırılmasına yönelik sıkı maliye politikası, Enflasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikası, Beklentileri iyileģtirmek, reel faizler ile enflasyonda düģüģ sağlamak. Kaynak olarak özelleģtirme ve yabancı fonlar öngörülmüģtür. 14 Nisan 2001 (Güçlü Ekonomiye GeçiĢ) ġubat 2001 krizinin ardından TCMB hakkında kanun ile düzenleme yapıldı ve IMF ye niyet mektubu hazırlanarak görüģmelere baģlandı. Programın Amacı: Güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve bu duruma bir daha geri dönülmeyecek Ģekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluģturmaktır. Yapılanlar: Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadele, Bankacılık sektöründe hızlı bir yapılanma ve bankacılık sektörü ile reel sektör arasında sağlıklı iliģki kurulması, Kamu finansman dengesinin sağlıklı ve kalıcı Ģekilde güçlendirilmesi, Toplumsal uzlaģma ile enflasyon hedefi için gelirler politikası uygulanması, Etkinlik, esneklik ve Ģeffaflığın sağlanmasına yönelik yasal altyapının hazırlanması. E- ÖDEMELER DENGESĠ, DIġ BORÇLAR I. ÖDEMELER DENGESĠ Belirli bir süre içinde bir ekonominin yerleģikleri ile yabancılar oluģan ekonomik akımlara bağlı değerlerin, transfer ödemelerinin ve rezervlerde meydana gelen değiģikliklerin muhasebe kayıtlarına uygun olarak tutulduğu istatistiki belgedir. Ülkenin borç ve alacağını değil, diğer ülkelerle yaptığı ekonomik iģlemlerin ne yönde değiģtiğini gösterir. Kâr-zarar tablosuna benzer. ÖDEMELER DENGESĠ HESAPLARI: 17 1) Cari ĠĢlemler Hesabı: Mal Ticareti (DıĢ Ticaret): En önemli hesaptır. 17 Ġhracatın ithalatı karģılama oranı 2014 Mart ayında %73,7 iken, 2015 Mart ayında %67,1 e düģtü. 17

19 Ġhracat ve ithalattan oluģur. Hizmetler Ticareti: -Turizm -Uluslararası taģımacılık-transit ticaret -ĠnĢaat Uluslararası Gelir Hesabı: Uluslararası ücret ödemeleri, doğrudan ve portföy yatırım gelirleri ve mevduat ve kredi faiz gelir-giderleri. Transferler Hesabı: 2) Sermaye Hesabı: Doğrudan yatırım Portföy yatırımı Diğer (Krediler) Yardımcı Hesaplar: Net Hata-Noksan Hesabı: Ödemeler dengesi çift kayıt sistemine göre tutulur. Fakat bazı kalemlere ait bilgilerin eksik olması, kayıt yapılırken gerçekleģen hatalar ve unutmalar nedeniyle ödemeler dengesi ile ilgili eksik ve fazlalar net hata ve noksana yazılmaktadır. Resmi Rezervler Hesabı: -Altın -Döviz -IMF nezdindeki Özel Çekme Hesaplar (SDR) Türkiye de ödemeler bilançosu verilerini Merkez Bankası hazırlamaktadır. Esas alınan para birimi ABD Dolarıdır. Türkiye de cari iģlemler açığının temel kaynağı dıģ ticaret iģlemlerinden doğan açıktır DıĢ Ticaretin Yapısı 18 Son yıllarda toplam ihracatımız içerisinde hammadde/ara malı ihracatımızın payı artarak %50 ye ulaģmıģtır. Türkiye de ithalatta ağırlık sermaye ve ara mallarındadır (%88) Nedeni; yerli üretimin ithal sermaye malı ve girdilere olan bağımlılığıdır Ocak Ayı verilerine göre; Türkiye nin ihracatında ilk 4 ülke: 19 Almanya Ġngiltere Ġtalya Irak Türkiye nin ithalatında ilk 4 ülke: Çin Rusya Almanya Ġtalya Finans hesabında Türkiye ekonomisinde en fazla kaynak giriģi yurtdıģından sağlanan krediler yoluyla meydana gelmektedir. Ġkinci sırada ise tahvil ihracı gelir. Ocak, 2015 verilerine göre 20 ; yılı Mart ayı verileri, (EriĢim Tarihi: ) 19 (EriĢim Tarihi: ) 20 Ocak 2015 verilerine göre; 18

20 Doğrudan Yabancı Yatırımlar GiriĢ yaptıkları ülkeye sermayenin yanı sıra teknoloji ve iģletmecilik bilgisi de getirmektedir. Ġstihdam ve rekabete katkı sağlar. DıĢ ticaret dengesinde olumlu geliģmelere neden olabilir. Kalkınmaya katkı sağlar. Türkiye de en fazla doğrudan yatırım yapan ülkeler AB ülkeleridir. Dünyada en fazla doğrudan yatırımı çeken ülke ABD dir. Yabancıların Portföy Yatırımları Yabancıların Türkiye deki portföy yatırımları mevduat, hisse senedi ve bankalardaki menkul kıymetlerden oluģmaktadır. Türk hisse senedi borsasının yaklaģık üçte ikisi yabancıların elinde bulunmaktadır. Ülke ekonomisine yönelik Ģüphelerde bu yatırımlar ülkeden çıkar. Osmanlı Dönemi DıĢ Ticaret Açığı Osmanlı nın ihracatı engelleyici, ithalatı artırıcı bir dıģ ticaret politikasından söz edilebilir Ticaret AnlaĢmasının etkileriyle yabancılara kendi ülkelerinde bile göremeyecekleri serbestlik tanınmıģtır. Ġhracatta; tarım ürünleri ve madenler ağırlıklı bir yer tutar. Ġthalatta; dokuma-giyim eģyası, Ģeker, un, diğer gıda maddeleri ve yakıtlar baģta gelmektedir. Düvel-i Muazzama: Osmanlı da Ġngiltere, Almanya, Rusya ve Fransa gibi büyük devletlere verilen addır. II. DIġ BORÇ Osmanlı da DıĢ Borçlanma Osmanlı nın ilk dıģ borçlanması 1854 Kırım SavaĢı nın etkisiyle olmuģtur de Muharrem Kararnamesi ile dıģ borçlarda yeniden yapılanmaya gidilmiģ ve Duyun-u Umumiye Ġdaresi kurulmuģtur. Son Osmanlı dıģ borcu 1954 yılında ödenebilmiģtir. Cumhuriyet rejimi ilk dıģ borçlanmasını demiryollarının ve HaydarpaĢa limanının kamulaģtırılmasını yapmak amacıyla yapmıģtır. Türkiye Cumhuriyeti ilk dıģ borcunu 1930 yılında ABD'den almıģtır. Ġngiltere den sağlanan 16 milyon Ġngiliz Sterlini Karabük Demir Çelik Fabrikasının yapımında kullanılmıģtır. Truman Doktrini: SavaĢ sonrasında yeterli döviz rezervi bulunan hatta dıģ ticaret fazlası olan Türkiye, dünya ekonomisindeki serbestleģme doktrininin etkisiyle dıģ yardım arama çabasına giriģmiģ ve Truman Doktrini, daha sonra da Marshall Planı çerçevesinde dıģ yardım almıģtır. Truman Doktrini'ni hızlandıran baģlıca neden, Sovyetler Birliği'nin güneye doğru yayılmasıdır. Yunanistan'da komünist gerillalarla zayıf merkezi hükümet arasında baģlayan iç savaģ, Truman Doktrini'nin ilan edilmesini hızlandırmıģtır. Ayrıca Sovyetlerin Türkiye'den toprak ve Boğazlarda ortak savunma anlaģması istemesi ve bu amaçla Türkiye'ye baskı yapması, diğer hızlandırıcı nedenler arasındadır. ABD BaĢkanı olan Truman, 12 Mart 1947'de Kongrede kendi adıyla anılacak bu doktrini açıkladı. Truman'a göre Amerika, komünizm ile silahlı mücadele veren ve dıģ ülkelerin baskısı altında bulunan devletlere mali ve askeri yardım yapmalıydı. Burada kastedilen ülkeler Yunanistan ve Türkiye'dir. Bu amaçla kongreden 400 milyon dolar kullanma izni istedi. Kongrenin 22 Mayıs'ta bu isteğini kabul etmesi üzerine Türkiye'ye 100 milyon, Yunanistan'a ise 300 milyon dolar yardım yapılmıģtır. 19

21 da Marshall Planı 21 bağlamında ABD den 50 milyon dolarlık bir dıģ yardım alınmıģtır yılında ise devlet dıģ borçların faizini ödeyemez hale gelince moratoryum ilan edilmiģtir. Son durum Türkiye nin dıģ borcu ağırlıklı olarak dolar üzerinden yapılır. DıĢ borçta devletin payında düģüģ, özelin payında artıģ var. Maastricht Kriterlerine göre kamu toplam borç stokunun milli gelire oranı en fazla %60 olmalıdır. Türkiye de 2011 yılında %48 olmuģtur. Kamunun iç ve dıģ borçlanmasında doğal kaynak bankacılık kesimidir. Borç ve döviz rezervi iliģkileri: Eğer Merkez Bankası nın döviz rezervi, kısa vadeli dıģ borçları karģılayabiliyorsa, kısa vadede o ülkenin döviz krizine karģı nispeten dayanıklı olduğu söylenebilir. Türkiye nin krizlerinde tetikleyici unsur, yetersiz döviz rezervi olmuģtur. Son yıllarda ulusal döviz rezervi bu tür bir tehlikeyi kolaylıkla savuģturacak düzeydedir. Merkez Bankası nın yükümlülükleri düģüldükten sonra kalan net rezerv pozisyonu 2011 yılı sonunda 48 milyar dolardır tarihli Borç ve Risk Yönetiminin Koordinasyonu ve Yürütülmesine ĠliĢkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik ile tespit edilen borçlanma ilkeleri Ģunlardır: Makroekonomik dengeleri gözeterek para ve maliye politikaları ile uyum sürdürülebilir, saydam ve hesap verilebilir bir borçlanma politikası Finansman ihtiyaçlarının, iç ve dıģ piyasa koģulları ve maliyet unsurları göz önüne alınarak belirlenen risk düzeyi çerçevesinde orta ve uzun vadede mümkün olan en uygun maliyetle karģılanması KAMU NET BORÇ STOKU: Net kamu borcuna ulaģmak için, kamu borcundan kamu kesiminin sahip oldukları varlıkları düģmek gerekir. (ĠĢsizlik sigortası fonu net varlıkları, kamu mevduatı, Merkez Bankası net varlıkları) II. Dünya SavaĢı'nın yarattığı büyük yıkımdan en çok etkilenen Avrupa Devletleri, iktisadi ve siyasi güçlerini büyük ölçüde kaybettiler. Birçok Avrupa ülkesinde sosyalist akımların güç kazanması, ABD ekonomik politikasına ve stratejik hedeflerine ters düģüyordu. Özellikle Sovyetler Birliği ile gerilen iliģkiler ve birbirleri arasındaki felsefi açıdan su yüzüne çıkmıģ olan farklı dünya görüģleri ABD'yi Avrupa ülkelerine yardım etmeye zorluyordu. Komünist partilerin hızla Avrupa'da güçlenmesini engellemek için iģ dünyasının destekçisi olan liberal partileri ve siyaset adamlarını desteklemek üzere mali ve iktisadi yardım yapılmasını öngören plan hazırlandı. ABD'ye göre komünizmi Batı Avrupa'dan yalıtmak için, komünistlerin fakirliği bir avantaj olarak ellerinde tutması engellenmeliydi. Avrupa iktisadi açıdan güçlenmeliydi ve endüstri yeniden iģlemeliydi. Bu nedenle Avrupa ülkelerine mali yardım planı olarak bilinen Marshall Planı devreye girdi. Komünizmin batıda ilerlemesini ancak batıda güçlü bir Avrupa durdurabilirdi. 20