Tiyatro aklın. vitaminidir ama... Can Gürzap Perde Arkasından kitabını anlattı: Aydınlık BU SAYIDA 40

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Tiyatro aklın. vitaminidir ama... Can Gürzap Perde Arkasından kitabını anlattı: Aydınlık BU SAYIDA 40"

Transkript

1 Aydınlık. KITA PAydınlık Can Gürzap Perde Arkasından kitabını anlattı: BU SAYIDA 40 KİTAP TANITILIYOR Toplam: Temmuz 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 19 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Anne Frank ile Vermeer in benzer sonları Yaşayan ölüler Tiyatro aklın Dizeyi konuşturan kadın: Kutsal Şaire! vitaminidir ama... Kimin eli kimin cep hesinde? Türkiye nin Anayasa birikimi Ayla Kutlu nun çocukları

2

3 İÇİNDEKİLER Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 3 SUNU Haftanın Portresi: Rıfat Ilgaz s. 4 Kimin eli kimin cep hesinde? s. 5 Çakal Carlos un Gizli Savaşları s. 6 Anne Frank la Vermeer in benzer sonları s. 7 Gençlere ödüller, yarışmalar Sürekli yürüyüş halinde bir halk: Moğollar! s. 8 Babil Balığı s. 9 Bazen şaman, bazen bilge bir ihtiyar... s. 10 Hakikati Yakalama Hakkı ya da Halkın Haber Alma Özgürlüğü s. 11 Kapak / Can Gürzap: Tiyatro, aklın vitaminidir ama... s. 12 Bir Cumhuriyet Savaşçısı nın yaşam öyküsü s.14 Hegel in yazgısını Türkiye gerçeğinde paylaşmak s. 15 Egemenlik ve ait olduğu sınıflar s. 16 Agah Özgüç: Öpüldünüz Tarık Dursun K... s. 17 Yeni Çıkanlar s. 18 Ayla Kutlu nun çocukları s. 20 Sahaf s. 21 Alıntı Test-Bulmaca s. 22 Aydınlık. KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri: Damla Yazıcı Reklam Müdürü: Saynur Okuroğlu Sayfa Sekreteri: Alev Özgenç İNCİ ARAL 1) 2) 3) Varlık dergisinin yayına başladığı 1933 yılından bugüne dek sürdürdüğü edebiyatımıza yeni değerler kazandırma çabası, 79. yılında da edebiyatseverleri yeni imzalarla buluşturdu. Bu yıl şiir dalında Harun Atak, öykü dalında ise Gökçe Parlakyıldız ödüle değer görüldü. Gülseli İnal, Sinâ Akyol, Tarık Günersel, Metin Cengiz ve Enver Ercan dan oluşan şiir seçici kurulu yaptığı değerlendirme sonucu, ödülü oybirliğiyle Harun Atak ın Tekvin ve Hiçlik Kitabı ya da Âh adlı dosyasına verirken; Gökhan Turgut, Ozan Utku Akgün, Hakan Yirik in dosyalarını dikkate değer buldu. Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Hatice Meryem, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Feridun Andaç tan oluşan öykü seçici kurulu ise ödülü Gökçe Parlakyıldız ın Hasta Öyküler adlı dosyasına verirken; Orçun Ünal, Ali İpek ve Tunç Kurt un dosyalarını dikkate değer buldu. İçinde bulunduğumuz 2012 de 30. kuruluş yılını kutlayan Bu Yayınevi de genç yazarlara yönelik yeni bir edebiyat yarışması düzenliyor. Bu Yayınevi 2012 Gençlik Edebiyatı Fantastik Roman Yarışması na başvurular 1 Şubat ta başlamıştı, 13 Temmuz Cuma günü sona erecek. Yarışma jürisi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Oktuğ (psikolog-yazar), Şebnem Pişkin (yazar), Adnan Özer (yazar-şair-yayıncı), Yiğit Değer Bengi (yazar-çevirmen), Doğu Yücel (yazar-senarist) ve Bu Yayınevi nin editörü Aşkın Güngör den oluşuyor. Birinci seçilen esere 3 bin TL, ikinciye 2 bin TL, üçüncüye de bin TL verilecek olan fantastik roman yarışmasıyla ilgili ayrıntılı bilgi, dan alınabilir. Genç yazarları öne çıkarmak ve edebiyat dünyasına kazandırmak amaçlı bu tür etkinliklerin yararı, verimi tartışma götürmez tabii ki. Ama işin bir de ilerisi var ki uzun söze gerek yok Uluslararası Yayıncılar Birliği temsilcilerinin 2 Temmuz da İstanbul da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti nde düzenlediği basın toplantısında açıklandığına göre, dünyada en çok siyasi tutuklunun bulunduğu ülke Türkiye! Vurgulayalım, bu konuda, ülkelerden biri değil, ilk sıradaki ülkeyiz! Ve bir veri daha: Şu anda cezaevlerimizde bulunan lise-üniversite öğrencisi sayısı ise 771! Ne dersiniz, bir yayınevi de gençlere yönelik İleri demokrasi ve edebi yaratıcılık konulu bir yarışma düzenler mi acaba? ÖneriYorum Körlük / Jose Saramago - Roman /Can Yay. Yazar, bu romanında körlüğü bir metafor olarak kullanarak kapitalizm ve liberal demokrasinin insanları sürüklediği olumsuzlukları ve sağlıksız dünyayı ustalıkla betimlediği ve okura da yaşattığı için. Gelecek / Doğan Kuban - Siyasal Yazılar /Cumhuriyet Kitap. Türkiye'nin gelişmesini engelleyen temel sorunları ve gelecekle ilgili olasılıkları geniş bir perspektiften ve sorumlu aydın gözüyle irdeleyen çok olgun bir çalışma olduğu için. Hayatın Anlamı / Terry Eagleton - İnceleme / Ayrıntı Yay. Günümüzün en önemli edebiyat eleştirmeni ve düşünürü olan yazar, popüler kültür ve 'anlam endüs- Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt 4) 5) trisi' tarafından işgal edilen bir alanda hayatın gerçek anlamını sorgulayıp tartışmaya açtığı için. Ah Bu Rüzgar / Katherine Mansfield - Öyküler / Can Yay İncelikle işlenmiş, çekici ve usta işi bu öyküler üzerlerinden geçen zamana rağmen hiç eskimemiş. Öyküyü özleyenler için. Mrs. Dalloway / Wirginia Woolf - Roman / Kırmızı Kedi Yay. Bu klasikleşmiş romanı bir kez daha ve İlknur Özdemir'ın kusursuz çevirisinden okumak isteyenlere. Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Yalçın Koreş Cad. No: 12/A Bodrum Kat Bağcılar / İstanbul Tel:

4 4 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Rıfat Ilgaz ( ) Türkiye nin en çalkant l siyasi dönemlerindeki dergicilik çal malar, birçok yazar gibi, onun da adliye koridorlar nda ve hapishanede zaman geçirmesine neden oldu. O zorlu y llarda mizah n yükünü s rtlad, bedelini ödemeyi de göze ald Rıfat Ilgaz Okutmak Üzerine adlı şiirinde Sınıfın ozanıyım mimli / Hababam Sınıfı nın yazarıyım ünlü / Kim ne derse desin, çocuklar için yazdım hep / İki iş tuttum ömür boyu köklü / Çocukları okutmaktı ilk işim / İkincisi, / Yazdıklarımı çocuklara okutmak diyen şair, roman ve öykü yazarı, öğretmen Rıfat Ilgaz, 1911 de Kastamonu da doğdu. Özellikle eğitim sistemimizi eleştirdiği Hababam Sınıfı romanıyla tanınan Ilgaz, hem yazılarında hem de kişisel hayatında toplumcu gerçekçilik çizgisine bağlı kaldı. Türkiye nin en çalkantılı siyasi dönemlerindeki dergicilik çalışmaları, birçok yazar gibi, onun da adliye koridorlarında ve hapishanede zaman geçirmesine neden oldu. O zorlu yıllarda mizahın yükünü sırtladı, bedelini ödemeyi de göze aldı. Oldukça üretken olan yazın hayatına şiirden mizah öykülerine, romandan çocuk kitaplarına birçok farklı alanda eser sığdıran Ilgaz ın bir zamanlar toplatılan Karartma Geceleri adlı romanı 2004 yılında 100 Temel Eser listesine girdi te emekli olduktan sonra doğum yeri Cide ye yerleşen Ilgaz, 12 Eylül döneminde sürekli tehdit almış ve rahatsız edilmiş, 28 Mayıs 1981 gecesi de gözaltına alınmıştı. Gözleri bağlanan ve zincirlenen Ilgaz, Kastamonu, Et Balık Kurumu mezbahasından bozma hapishaneye kapatılmış, serbest bırakıldıktan sonra da İstanbul a yerleşmişti. Her 7-8 Temmuz da Cide de düzenlenen Rıfat Ilgaz Sarı Yazma ve Kültür Sanat Festivali, memleketinin ünlü yazara saygı duruşu niteliğinde bir etkinliktir. Ilgaz ın aynı adlı romanından 1990 da Yusuf Kurçenli nin sinemaya uyarladığı, başrolünü Tarık Akan ın oynadığı Karartma Geceleri filmi, sanatçının yaşamından bir kesiti anlatır. Oğlu Aydın Ilgaz Karartma Geceleri ni şöyle tanımlamıştır: Mustafa Ural, babam gibi, kitabı toplatılan bir öğretmen-şairdir. Onun polisten iki buçuk aylık kaçma serüveni, romanın çatısını oluşturur; ancak özellikle vurgulamak istediğim, o çatının altında yaşananlar salt babamın değil, o kuşağın yaşadıklarıdır. Fedailer Mangası nın çektiği sıkıntılardır, romanda anlatılan; ki bu, toplumun sıkıntılarından ayrı tutulamaz. Bacaksız serisiyle de ülkemizdeki çocuk edebiyatının da başyapıtlarını ortaya koymuş olan Rıfat Ilgaz, Sivas katliamında yitirdiği dostlarının acısına ve Türkiye nin yaşadıklarına daha fazla dayanamamış, 7 Temmuz 1993 te yaşama veda etmişti. 19 Kasım 1991 de yazdığı son şiirinde Elin elime değsin / Isıtayım üşüdüyse / Boşa gitmesin son sıcaklığım diyen, Türk edebiyatının ve mizahının temel taşlarından Rıfat Ilgaz ı ölümünün 19. yılında saygıyla, sevgiyle anıyoruz Dizeyi konuşturan kadın: Kutsal Şaire! DAĞHAN DÖNMEZ İnsanlık tarihine bakıldığında, peygamberlerin veya bilginlerin; söylevleri kadar yaşama biçimleriyle de toplumdan ayrıldıkları görülür. Hz. Muhammed in Nur Dağı nın Hira Mağarası nda inzivaya çekilmesi, keza Nietzsche nin Zerdüşt ünün bir tepede tek başına tefekküre dalması, insanın binlerce yıldır yükseklikle uhreviyet arasında kurduğu bağa işaret eder. Günümüz kapital çağında, holding patronlarının ofislerini; göğü delen plazaların son katına inşa etmelerinin sebebi de, zamana uygun bir peygamberlik ilanıdır belki de Oysa şairler, ruhuna tünel kazan, asimetrik yükseklikler inşa eden çok boyutlu varlıklardır. Durduğu yerde çoğalır, derinleşir şair! Bilhassa, havasını soluduğumuz maddeci, yüzeysel dünyada ayrıksı otlar gibi biter! Ruhuna tuğlalar taşır; kendi özel dünyasını inşa eder yılında eleştirmen Hüseyin Cöntürk, Turgut Uyar ile ilgili yazısında şunları söylüyor: Şairin iyi şair olması için bir dünya görüşü olması şart değildir. Ama özel bir dünyası olması ya da dünyaya özel bir bakışı olması şarttır. Leyla Mihrinaz Engin, Roza Yayınevi nden çıkan Kadın ve Dize adlı üçüncü şiir kitabıyla özel bir dünya kurmuş yazarlardan Şiir yazmak aklıma gelmedi, şiir yüreğime indi diyor! Kitabın 108. sayfasındaki mısralar, sanki bu düşünceye tercüman olur gibi: cennet de cehennem de içimde iki kalyon kendimde aradım kendimde buldum Sanırım K. İskender di; şair olmasam katil olurdum diyen şair Leyla Engin in şiire bakışı, bana K.İskender in bu sözlerini anımsattı. Leyla Engin, 1970 yılında Muş ta doğuyor. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Muhasebe Bölümü nü bitiriyor. Van da yayımlanan Prestij ve Bölge gazetelerinde deneme ve şiirleri yayımlanıyor. Artos Şiir Tepesi Antolojisi nde şiirleri, Hazan, Artos, Ahtamara, Bülten13, Mor Kalem, Seyir, Sakızağacı, Sanat Sokağı, Eşik, Roza, Esmer gibi sanat ve edebiyat dergilerinde eserleri yayımlanıyor. Özel bir bankada çalışıp, içindeki şiiri muhafaza etmeye gayret ediyor. Taşra insanı olmak ile, kent insanı olmak farklıdır. Kadın olmak, hele ki boşanmış bir kadın olmak; iyiden iyiye zordur bu coğrafyada Aramak varsa yol vardır, yol varsa uzaklaşmak Ancak insanın yegane uzaklaşacağı yer, yine kendisidir. Dinse, insanın kendiyle uzlaşmasıdır. Kendiyle uzlaşan insan, dini anlamış demektir. Leyla Engin le yaptığım telefon söyleşisinde yakaladığım, satır arası aforizmalardı; bu cümleler. Şairin dünyaya bakışını anlatan tümceler İlla bir yere koymak gerekirse, kendini varoluşçu olarak niteliyor; Leyla Engin Ve varlığının kitaba yansıyan satırları: ağını gecede ördü örümcek örümcek avına çıktı zaman uzun ve sarı saçı yoktu mavi gözü yoktu örümceğin geri döndü avdan, zaman ağ a astı yaşamı ( Kadın ve Dize, sy. 27 ) Halihazırda feodal kültürün etkilerini taşıyan Doğu coğrafyasında, kadının kendini ifade edememesinden, iletişim kuramamasından dem vuran yazar; destansı özellikler taşıyan kitabında, kadın ve dizeyi konuşturuyor. Belki de dizeyi karşı cinsin yerine koyarak, kadının içinde biriktirdiği çığlıkları; dizeye haykırmasını sağlıyor. ben susunca şiir olmaya çalışıyor içimdeki ummaca ya kafamdaki bulmaca ya lanetli kavim ya gazaba uğramış oğullarım kızlarım yerin ve arşın doğurgan rahmi nisa mehirsiz kaldı ( sy. 38 ) Kadının, sustukça içinde büyüyen şiiri tasvir eden mısralar! Kadın olmak zorluğunun serzenişini! Leyla Engin i okudukça, üstad Attila İlhan ın denklem niteliğindeki sözleri zihnimde yankılanıyor: Yazarını elinizle kapattığınızda, şiirin kime ait olduğunu anlıyorsanız; o üslubunu oturtmuş, iyi bir şairdir Kadın ve Dize kitabının sahibi yazarda, bu üslubu görmek mümkün Adının yazmasına lüzum görmeden, kendisine ait olduğu anlayacağımız; kitaptan başka dizeler: yıldız diye başlamak istiyorum iki tane olsaydı güneş gerek kalır mıydı geceye gökte nasıl yer değiştirirler bir alem göz kırpmaları Şaire Leyla, iki tane olsaydı güneş / gerek kalır mıydı geceye derken; gecenin, karanlığın, acının, sanki kadın ve şair olmanın doğal sonucu olduğunu savlıyor. Veya bunların neticesinin şiire çıktığı döngüsel bir süreç olduğunu Kadın ve Dize yi okurken, biraz Divan Şiirinin soylu musikisinin; biraz da Ahmet Arif in isyankâr kırsal sesinin harmanlaşmış tezahürünü bulmanız olası, saygıdeğer okuyucu Kitabın şu sıralarda, Londra da İngilizceye çevrilerek basılması için hazırlıklar yapılıyor. Leyla Engin ise, şimdiden roman başta olmak üzere yeni projelerin iz sürücüsü Kendi ben inden yeni ben ler üreten şu mısraların sahibi: kaldırıp perdeni yaradan misali gösterdin o mah yüzünü yerde nur topu idim beni bana doğurdun Saygıdeğer okuyucu, her kitap biter; ancak şiir kitapları hiç bitmez; iyi okumalar! ( Kadın ve Dize, Leyla Mihrinaz Engin, Roza Yayınevi, 112 s. )

5 Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 5 Kimin eli kimin cep hesinde? Fransa n n prestijli yay nevi Gallimard, kurulu unun yüzüncü y ldönümünde dünyaca ünlü otuz bir romanc dan yirminci yüzy l temsil eden roman seçmelerini ve bir yaz kaleme almalar n istedi. Bu isimler aras nda yer alan Ya ar Kemal, Erich Maria Remarque n Bat Cephesinde Yeni Bir ey Yok kitab n seçti ve niçin bu kitab seçti ini u sözlerle anlatt : Benim için 20. yüzy l en iyi anlatan roman hangisidir derken üç eser aras nda gittim geldim, Heller in Catch 22, olohov un Ve Durgun Akard Don ve Remarque n Bat Cephesinde Yeni Bir ey Yok. Remarque n kitab n gençli imde okumu tum. Bu kitap 20. yüzy l dünyas n n el kitab say labilir. Böylesi kitaplar büyük ustal kla yaz l r, dahas can pahas na yaz l r. Hat rlayal m, bu kitab Hitler meydanda yakt rm t. Bu kitab bir daha okudum. Y llar önce yaz lm bu kitap daha bugünlerde yaz lm gibi. Böylesi kitaplar insano lu sonuna kadar götürecektir. MURAT HATUNOĞLU İki hafta kadar oldu. Bu seneki son sınavından çıkmış, ilköğretimini tamamlamış bir tanıdıkla oturuyorduk. Sınavın adı -emin değilim ama- SBS ydi sanırım. O kadar çok kısaltma kullanılıyor ki son zamanlarda, karıştırmamak zorlaşıyor gerçek anlamlarını. Yakında TBMM bile karıştırılırsa şaşırmamak gerek. Gerçi, daha ne kadar karıştırılabilir... Neyse, o genç tanıdık, çok sıkıldığından yakınıyordu. Ben de o yakınmasına başlayana kadar kitabıma dalmış, sayfaları keyfe çeviriyordum. E, kitap oku. dedim. Tatildeyim. Ne gerek var, niye okuyayım? dedi. Tatildeyken kitap okunmaz mı? dedim, ergenliğe yeni ermiş olmanın verdiği asabiyetle terslendi ve televizyondan arınmış olan odadan çıkıp, içeriye, televizyonlu odaya gitti. O, her bölümü başka bir bölümünün tekrarı mahiyetinde bir içeriğe sahip olan, hiçbir bölümünün saçmalığından şüphe duyulmayan ve düşünceyi sinsice uyuşturan bir televizyon dizisini izlemeye başlamışken ben kitabımı kapattım, söylediklerini düşünmeye başladım. Tatilde kitap okumaya gerek yok, düşüncesi nereden ve neden çıkmış olabilir? Acaba kitap deyince akla sadece ders kitapları mı geliyor? Esas dersi ders kitaplarından başka kitaplar vermiyor mu? gibi sorulara yanıt ararken, bir soru daha sordum ve kendi hatıralarıma döndüm: Biz n apıyorduk o zamanlar? Bizim dönemimizde de benzer düşünceler mevcuttu genel itibarıyla. Sık sık, Bu ne işime yarayacak? diye sorardı arkadaşlar. İşin kötüsü, bu soruyu sadece ders konuları için sorarlardı, derslerden gayrısı zaten kafadan silinmişti. İşe yarayacak olan da, sınavda, üniversiteye ya da liseye giriş sınavında, sorulabilecek olan konulardı. Akranlarım, sınava kadar öğrenip sınavdan sonra tamamına yakınını unutacakları konuları ve onlarla ilgili soruları tavuk gibi eşeleyip dururdu. Benimse soru bankalarım tertemizdi, derslerle de aram -sözde iyi bir okulda olmama rağmen- pek sıkı değildi; senede toplam bir saat kadar işlenen felsefe ve ondan biraz daha uzun işlenen edebiyat dersleri haricinde. Senede bir saat, evet. Bu dersler, Ne işime yarayacak? sorusunun bile sorulmaya layık görülmediği derslerdi. O arkadaşlar liseden mezun olup gittiler, ekseriyetle doktor ve mühendis oldular. Şimdi de işlerine bakıyorlar... Sahi, edebiyat ne işe yarar? Bu sorunun onlarca, yüzlerce yanıtı var; hatta kitaplar dolduracak kadar. Ama biz yanıtları burada sıralamayalım, bir örnek üzerinden yanıt arayalım te, Nazi Almanyasında kitaplar yakılarak imha edildi. Malumdur, o zamanlar sistem biraz değişikti; önce kitapları imha ediyorlardı, sonra yazarları. Şimdilerde ise kitaplar çıkmadan evvel yazarlar ikna ediliyor, ikna olmayanlarınsa hayatlarının -ne kadar uzun olacağı belli olmayan- bir bölümü imha edilmeye çalışılıyor. Tabii bu ne o zaman başarılı oluyordu, ne de bugün başarılabiliyor; zira aydınlığın ateşi kitap yakmayla değil, kitap yazmayla parlıyor. Bu yüzden de, ne rüzgâr söndürebiliyor aydınlığı, ne de başka bir fiziksel müdahale. Erich Maria Remarque Örnekle çıkalım, dedik yola, dönelim tekrar yirminci yüzyılın başlarına. Yakılan kitaplardan, ateşe ilk atılanlardan biri, büyük yazar Erich Maria Remarque ın 1927 da yazdığı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok kitabıydı de yazılmış olan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, ancak 1929 da yayımcı bulabildi ve daha ilk yılında çok sayıda dile çevrilip dünya genelinde ses getirdi. Ertesi sene filmi de çekildi kitabın, etkisi daha da arttı. Tabii, hâl böyle olunca Nazi ateşi kitaba çabukça değdi. Ancak, o ateşin değdiği sayfalar yandıkça daha da yükseldi, kitap elli dile çevrildi. Peki, kitabın suçu neydi? İnsanları, kendilerine ve insanlığa doğrudan hiçbir katkısı olmayan olan şeyden, savaştan uzak tutmak, şavaşa karşı durmak... Bağnaz ve hitabeti güçlü öğretmenlerinin gazıyla savaşa giden gencecik çocukların savaşta ezim ezim ezilişini, onlara çok yakın gözlerden anlatıyordu Remarque. Bunu bire bir yaşatıyordu okura adeta, zira kendisi de bire bir taşımıştı savaşın ağır yükünü. I. Dünya Savaşı nı Batı Cephesi nde yaşamış, ağır yaralanıp savaşın sonuna kadar hastanede yatmıştı. Hastaneden çıkıp da gözünü açtığındaysa çabucak döktü kelimelerini kitaba. Bu kitap ne bir şikâyet ne de bir itiraftır. Sadece savaşla yok edilmiş bir nesilden söz etmek istemektedir... O insanlar bombalardan ve mermilerden kurtulmuş olsalar da! sözleriyle başlıyordu kitap. Ana karakter Paul ün dilinden geçiyordu savaşın götürdükleri. Savaş demek, yüz elli kişilik bölüğün yarısının bir çatışmada ölümüne duyulan kekre hüznün, bölüğün yarısı gitti, iki kat yemek düşecek bize düşüncesiyle vahşi bir keyfe dönüşmesiydi. Ölüm döşeğinde, tek bacağı kopmuş olarak yatan arkadaşının postalını düşünmekti, nasıl olsa onun işine yaramayacak artık deyip, kendi postalıyla takas etmeyi istemekti savaş. Yirmi yıldan fazla yaşamadan yaşlananların uçları yaşayışıydı. Hüznün ve neşe nin farklı bedenlerini denemekti kendi bedeninde ve bedeli bedenle ödeyerek. Savaşın, ederini bedenlerinden alamadıklarıysa, ruhlarıyla ödüyorlardı borçlarını; vücutlarından sıyrılmak üzere olan ruhlarıyla bekliyorlardı küllerinin sönmesini. Ama yanmadığı gibi sönmüyordu işte küller. Geçmişti çoktan iş işten in Ekiminde vurulup, yere - neredeyse memnuniyet belirten bir sakinlikle- kapaklanan bir karakterin; ölümünün ardından edilen ordu tebliğinde, Batı cephesinde kayda değer bir şey yok denilen bir gencin sözlerinde gördük bunları: Memlekete 1916 da dönseydik, yaşadıklarımızın acısı ve gücüyle neler yapmazdık neler! Ama şimdi dönersek yorgun, içimizdeki ateş sönmüş, öksüz ve umutsuz insanlar olarak döneceğiz. Bundan böyle yolumuzu bulmamıza imkân yok. Hem bizleri anlamayacaklar da. Çünkü bizden önceki bir kuşak var. Gerçi onlar da cephede bizlerle birlikteydiler, ama daha önceden meslekleri ve yuvaları vardı. Şimdi yine eski yerlerine dönüp savaşı unutacaklar. Arkamızdan gelen yeni kuşak da yetişiyor. Bizler gibi, yeni bir kuşak. Onlar da bize yabancı kalıp bizleri bir kenara itecekler. Bizler hatta kendi kendimize bile gereksiz geleceğiz. Büyüyeceğiz. Birkaçımız uyacak, diğer bir bölümümüz boyun eğecek ve pek çoğumuz da kararsızlık içinde bocalayacak, yıllar geçecek, sonunda mahvolup gideceğiz. Ama, belki de bütün bunlar, bütün bu düşündüklerim, sadece şaşkınlıktan ve umutsuzluktan. Kavak ağaçlarının altında yine durup da yaprakların hışırtılarını yine dinleyebildiğim gün hepsi unutulacak. Bütün o güzel şeylerin geçip gitmiş olması olanaksız. Kanlarımızı kaynatan o yumuşacık, o belirsiz, o şaşırtıcı şeylerin, yarın üzerine o binlerce rüya ve kitaplardan yükselen ezginin, kadınlar için beslenen peşin duyguların, kadınlara karşı duyulan sarhoşluğun baraj ateşleri, umutsuzluklar ve asker genelevleri yüzünden mahvolması olanaksız. Hayır, buna imkân yok(...) (...)Çok sakinim. Aylar ve yıllar istedikleri kadar gelsinler. Benden bir şeyler alamazlar artık. Öylesine yalnızım ve öylesine hiçbir şey beklediğim yok ki, onlara hiç korkusuz bakabilirim. Beni bütün o yıllarda taşıyan hayat ellerimde ve gözlerimde yaşıyor henüz. Üstesinden gelip gelmediğimi bilemiyorum. Ama var olduğu sürece kendi yolunu arayacak. Benim içimde ben diyen şey istese de, istemese de. Bu satırların yüreğimize zerk edilen acı bir ilaç gibi etkili oluşu, hem mürekkebe damlamış hatıraların hem de kalemi tutan parmakların has hassasiyetinden, acı görkeminden geliyor. Ve o görkemi Everest Yayınları nın Çağdaş Dünya Klasikleri arasında bize -ne bir eksik ne bir fazla- gösteren usta çevirmen Burhan Arpad ın emeğinden. Velhasıl, edebiyat ne işe yarar, sorusuna yanıt olarak okunmalı bu kitap tekrar tekrar. Ve ardından düşünülmeli şu kavramlar: bağnazlık, hatiplik, savaş, gençlik, gençlik ateşi ve cehaleti... Ne dersiniz, kimin elinin kimin cep hesinde olduğunu anlamak adına bir faydası olmaz mı? (Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Erich Maria Remarque, Everest Yayınları, Çev: Burhan Arpad, 216 s.)

6 6 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Çakal Carlos un gizli savaşları Hayat n Filistin davas na adayan ve birçok etkili eyleme imza atan Venezüellal Carlos, halen Fransa da bir cezaevinde yat yor. Onun ya am na daha yak ndan bak nca marjinal bir karakterin ba kahramanl k yapt s rad bir roman okuyor gibi olacaks n z GÜL YILDIZ Gazeteci-yazar John Follain in en önemli kitabı Çakal Carlos un Gizli Savaşları kısa süre önce Türkçe olarak yayımlandı. Daha önce Reuters muhabiri olan Follain, şu anda Sunday Times gazetesinin İtalya muhabiri. Sicilya mafyası ve İtalya nın ortasındaki özerk vatan Vatikan hakkında da kitaplar yazan Follain in Carlos üzerine yazdığı kitabın eleştirmenlerden tam not almasının başlıca sebebi, derinlikli bir araştırmaya dayanıyor olması. Follain, gazeteci özverisiyle topladığı belgeleri akıcı bir dille aktarıyor bu kitapta; ünlü bir devrimciyi anlatıyor. Hayatını Filistin davasına adayan ve birçok etkili eyleme imza atan Venezüellalı Carlos, halen Fransa da bir cezaevinde yatıyor. Onun yaşamına daha yakından bakınca marjinal bir karakterin başkahramanlık yaptığı sıradışı bir roman okuyor gibi olacaksınız. LEN N HAYRANI B R BABA Lenin hayranı bir babanın üç oğlundan en büyüğü olan Ilich Ramirez Sanchez, namı diğer Çakal Carlos kardeşleri gibi sadece adında (Ilich) devrimi taşımadı. Avrupa nın birçok ülkesinde gizli savaş yürüten Carlos, devrimi Ortadoğu daki yoldaşları adına uluslararası bir ağa taşıdı. Ve bunu birçok gerilla savaşçısının aksine: emirlere karşı gelerek radikal bir biçimde yaptı. 70 ve 80 li yıllarda yaptığı silahlı eylemler nedeniyle Batı tarafından dünyanın en tehlikeli teröristlerinden biri olarak anılan, 20. yüzyılın en çok arananlar listesinin başında gelen Çakal Carlos Soğuk Savaş döneminde, aslında sadece güç dengelerinin değiştiğini ve savaşın alenen böyle süregittiğini de gösterdi. Filistin kutsal topraklar ı için mücadele ederken o bunu devrim adı altında yaptı. Günümüzde de birçok örgüt bu yöntemi kullanmaya devam etmektedir. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi nin Musevilere karşı verdiği savaşı, Nazilerin yaptığı katliamlardan ayıran çatı olan enternasyonal devrim ideali, birçok sol görüşlü Alman ın da bu mücadeleye katılmasına yol açtı. 2. Dünya Savaşı ndan sonra oluşan iki kutuplu dünyada Filistin hareketinin bu düşündürücü mücadelesinin içinde yer alan Latin Amerikalı Carlos, bunu yaşamı boyunca sorgulamadı. Zira şu anda Müslümanlığı kabul etmiş esir bir devrimci olarak Fransız hapishanelerinde yazdığı kitaplar ve verdiği röportajlarda bunu açıkça görmekteyiz. Carlos, 11 Eylül ü yorumlarken de ezilmiş halkların ortak emperyalist düşmana karşı verdiği bir tepkiydi der. Carlos un entelektüel duruşu hakkında tartışmak elbette mümkün ama öncelikle onun bu fikirleri nasıl bir hayat bağlamında kazanmış olduğuna bakmak gerekir. DER NL KL B R ARA TIRMA Carlos hakkında çekilmiş birçok belgesel ve film ve bu ünlü devrimci üzerine yazılmış pek çok kitap bulunuyor. Bu çalışmaların kimisinde Carlos, gereğinden fazla yüceltilmiş bir kahraman, kimisinde de burjuva yaşam biçimiyle kanlı devrimci eylemlerinin örtüşmediği vurgulanarak yerilen bir terörist olarak tanımlandı. OPEC baskını gibi uluslararası eylemleriyle ünü Türkiye ye kadar ulaşmış olan Carlos hakkında yeni bir kitap daha yayımlandı. John Follain in kaleme aldığı Çakal Carlos un Gizli Savaşları adlı kitap, Pelin Ünker in özenli çevirisiyle Karşı Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Carlos hakkında yapılmış diğer çalışmalara kıyasla Follain nin çalışması oldukça kapsamlı; birçok resmi belge, mektup, istihbarat raporu ve arşive ulaşması nedeniyle görece nesnel Carlos hakk nda yap lm di er çal malara k yasla Follain nin çal mas oldukça kapsaml ; birçok çok resmi belge, mektup, istihbarat raporu ve ar ive ula mas nedeniyle görece nesnel duru uyla dikkat çekiyor duruşuyla dikkat çekiyor. Ancak şunu da hemen belirtmek gerekir ki her yapıt bir özne elinden çıktığı için zorunlu olarak öznelliği de barındıracaktır. Zira en objektif olmasını öngördüğümüz bir fotomuhabiri bile objektifini nereye yönelteceğine kendisi karar vererek kadrajı belirler. Follain in objektifi daha çok Carlos un ve çevresindekilerin kendi demeçlerine dayanıyor. Ancak Carlos un sanık konumunda mahkeme heyetine anlattıkları, ne kadar samimidir ya da Carlos un hayatında yer almış biri herhangi bir gazete röportajında gerçeği ne kadar doğru yansıtmıştır; elbette bunlar ayrıca sorgulanabilir. Buna karşın, Follain in çalışmasının oldukça kapsamlı olduğunu ve polis tutanaklarından gazete kupürlerine, sanık ve tanık ifadelerinden Carlos ile ilgili çeşitli yayımlara kadar geniş bir yelpazede derinlemesine bir çalışma olduğunu belirtmek gerekir. Biyografi yazım türünde bu tür belgeler, eseri gerçekçiliğe yaklaştıran en önemli unsurlardır. Follain, bunları hayat öyküsünün akıcılığını bozmadan etkin bir şekilde kullanarak anlatımın içine sindirmiş. Burada hemen şunun da altını çizmek gerekiyor ki Follain in kurgunun akışı içinde bahsettiği birçok ayrıntı okumayı kolaylaştırdığı gibi yazarın yorumunu da içeriyor. Örneğin Carlos un öğrencilik yaşamında uçarı hayat tarzını anlatırken odasını basan yetkililerin görmemesi için bir kadını camdan atması gibi bir ayrıntıyı Follain özellikle çalışmasının içine katıyor. Carlos un Saint Germain deki saldırısında plak bakmaya gelen genç bir çifti ve 12 yaşındaki bir çocuğu da hedef aldığını ya da kanlı suikastların hedeflerinden biri olan Fransa Büyükelçiliği'nde çalışan Cavallo'nun eşinin yedi aylık hamile olduğunu vurgulayan Follain, bunu yaparken hem derinlikli bir araştırma yaptığını hem de kişisel bakış açısını yani objektifini nereye doğru yönelttiğini ortaya koyuyor. Böylece Carlos'un eylemlerini sorgulatmayı başarıyor. Follain, kitapta sık sık Carlos un çelişen ifadelerini örnek göstererek şöhret zaafı nedeniyle Carlos un bazı eylemlerini biraz abartarak anlattığını gözler önüne sermekten kaçınmıyor. Carlos un burjuva yaşam tarzına düşkünlüğünü de kitapta sık sık vurgulayan Follain, bu çelişkili yaşam biçiminin savunmasını da bizzat Carlos un ağzından anlatmayı ihmal etmemiş. Ancak yazarın kendi biyografisine baktığımızda Follain'in Reuters, Sunday Times gibi Batı basını nda çalışmış, Oxford mezunu bir gazeteci olduğunu da hesaba katmak gerekiyor. 15 BÖLÜMDE YA AM ÖYKÜSÜ Carlos'un nasıl bir ailede doğduğunu anlatarak yaşamöyküsüne başlayan kitap, toplam 15 bölümden oluşuyor. Marks ve Kutsal Haç başlıklı ilk bölümde babasının idealleriyle örtüşen bir hayat süren oğul, Terör Eğitim bölümünde hırslı genç bir devrimci, Saint-Germain Eczanesi adlı bölümde kanlı eylemleriyle adını duyurmaya başlayan bir terör suçlusu, Sırlar ve Yalanlar da son derece keskin hisleriyle hareket eden kötü bir arkadaş, meşhur OPEC baskınının anlatıldığı Berbat Bir Parti bölümünde bir gerillanın daima yüz yüze olacağı sıra dışı durumlarda inisiyatif kullanmasını bilen bir lider, Firari Devrimci adlı bölümde mücadele verdiği örgütte gereğinden fazla sivrilen özgür bir kaçak, Uyumsuz Evlilik te ikili ilişkilerde aldatmayı düstur edinmiş ancak davasına asla ihanet etmeyen inatçı bir idealist, kitabın Kirli, Gizli Bir Savaş bölümünde ise eşini kurtarmak adı altında prestijini koruyan yeterince güç kazanmış bir örgüt hükümdarı Öldürme Yetkisi adlı bölümde özellikle de Fransız hükümetinin kinini kazanmış bir gölgeden ibaret hedef, Açıkta Kalmak ta kapitalizmin kurumlarının dünya genelinde yerleşmesinin habercisi bir dönemde çetrefilli ilişkileriyle nam salmış suçlu bir diplomat, Defetme Kararı adlı bölümde ise Körfez Savaşı gibi herkesi ilgilendiren ancak çok azının ilgilendiği bir işgalde kendi rolünü oynayan ve nihayetinde Sudan'a sürülmüş bir kilit adam, kitabın İhanet ve İntikam bölümünde bir baba tarafından çizilen kaderi izlerken kendi kaçak hayatından uzaklara kaçırılmış kızının özlemini çeken bir baba, Çakal Kafeste bölümünde kendisine ün kazandıran ihanete artık teslim olmuş bir mahkum, Mahkeme bölümünde ise kendi ifadeleriyle bütün bir yaşamını savunan sanık anlatılıyor. Kitabın Sonsöz bölümü ise Follain'in Carlos'un kaderine dair yorumlarını içeriyor. Carlos un Gizli Savaşları adlı çalışma, dünya medyasını günümüzde bile meşgul etmeyi sürdüren bir devrimcinin hayatını mercek altına almakla kalmıyor; aynı zamanda devrimci mücadelenin zirve yaptığı bir döneme de yakın planda ışık tutuyor. Avrupa ve Ortadoğu da birçok ülkede bulunan Carlos un yaşadıkları çerçevesinde Soğuk Savaş döneminin kenarda kalmış ayrıntılarını barındıran kitap, sadece bu nedenle bile okunmayı hak ediyor. Ülkeler arası güç dengelerinin yanı sıra örgüt içi güç savaşları hakkında da bir fikir sunan kitap, sınırda gezen bir karakterin sınırlar arası yaşamını anlatarak çıkarmasını bilene özellikle son dönemde Arap Baharı nın ne olup ne olamayacağını tahmin etmek isteyenler için geçmişi göstererek- bir dizi ders sunuyor. (Çakal Carlos'un Gizli Savaşları, John Follain, Karşı Yayınları, Çev: Pelin Ünker, 344 s.)

7 Aydınlık KİTAP MAV DEFTER : GEZ K TABI TADINDA B R ANLATI Anne Frank ile Vermeer in benzer sonları Vermeer ile Anne Frank aras ndaki benzerlik nedir? Kay p bir valiz bizi kaybolmu hayatlara götürebilir mi? Bir Venedik evindeki eski kartpostallarla dil kitaplar neyi simgeler? Mavi Defter do usu, bat s, kuzeyi, güneyiyle bugünkü Avrupa'n n iirsel bir portresi ve yazman n bütünüyle dürüst bir u ra olup olamayaca sorusuyla bir yüzle me MELİS YALÇIN Polonya istasyonlarının mavi çerçeveli levhaları gibi, her beyaz alan yazarın onu biçimlendirme isteğiyle çevriliydi. İç içe geçmiş iki anlatı: yazarın kış yaklaşırken Bremerhaven'den Gdansk'a yaptığı dolambaçlı yolculuğun hikâyesiyle üç ayrı noktada üç Avrupa şehrinde geçirdiği birer haftanın hikâyesi. Anlatılardan birinde yollarda rastlanılan manzaralar öbüründe de sorular birbirini kovalıyor: Vermeer ile Anne Frank arasındaki benzerlik nedir? Kayıp bir valiz bizi kaybolmuş hayatlara götürebilir mi? Bir Venedik evindeki eski kartpostallarla dil kitapları neyi simgeler? Mavi Defter doğusu, batısı, kuzeyi, güneyiyle bugünkü Avrupa'nın şiirsel bir portresi ve yazmanın bütünüyle dürüst bir uğraş olup olamayacağı sorusuyla bir yüzleşme. Şavkar Altınel in Mavi Defter adlı eseri haziran ayında Yapı Kredi Yayınları ndan çıktı te İstanbul da doğan yazar on dokuz yaşından beri yurtdışında yaşıyor. Daha önce anılarını ve gezi yazılarını kitaplaştıran yazarın bu son eseri de gezi kitabı tadında. Kitabın başında İkinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudi olduğu için, ailesiyle birlikte iki yıl boyunca Alman işgal kuvvetlerinden saklanan; ele geçirildikten sonra on beş yaşındayken bir toplama kampında ölen Anne Frank ın hikâyesini dinliyoruz yazarın ağzından. Frank ve van Daan ailesinin Amsterdam daki evini ziyaretinden önce yazar, Yahudilere karşı uygulanan soykırımın ucuzlaştırılmasından ve katledilen küçük kız edebiyatından korktuğunu belirtmektedir. Ama birkaç yıl önce boş bir anımda elime Anne in deneyimlerini kaydettiği ünlü günlüğü geçmiş ve biraz karıştırmak için açtıktan sonra birkaç saat içinde okuyup bitirdiğim kitabın olağanüstü bir yapıt olduğunu görmüştüm. Günlüğün arada bir, İngiliz uçaklarının Amsterdam a attığı bombaların uzaktan gelen boğuk patlayışları ya da BBC deki bir haber şeklinde ortaya çıkan savaş ve soykırımla o kadar ilgisi yoktu. Önemli olan bunlar değil, bu son derece zeki ve duyarlı çocuğa (yalnız olgunluğundan dolayı değil, işlediği konulardan biri uyanan cinselliği olduğu için de onu bir genç kız ya da kadın olarak düşünmek belki daha doğruydu) iki yıl boyunca her gün saatlerce birbirlerini görerek bir arada yaşayan sekiz kişinin oynadığı insanlık trajedisi ve komedisinden kalan bir dizi unutulmaz portre ve sahneydi. Sonra Hollanda ressamları arasında en büyüğü olduğu tartışma götürmeyen Vermeer in tüm hayatının geçtiği Delft te buluyoruz kendimizi. Sağlığında yalnızca Delft te tanınan, sonraki iki yüzyıl boyunca orada bile unutulan Vermeer keşfedildikten sonra resimleri Avrupa ve Amerika da kapışılmıştı. Anne Frank da, Vermeer de daracık bir alan içinde yaşayıp güç koşullar altında ölmüş ve arkalarında dünyada görüp kayda geçirdikleri bir avuç çarpıcı resim bırakmışlardı. Ressamın çoğu yapıtı gibi yüksekliği de, eni de elli santimi geçmeyen Küçük Sokak solda açık bir kapıdan görünen avlunun ötesinde göğün altında kümelenmiş bir dizi evle avlunun sağındaki göğü örtecek şekilde yükselen başka bir evden oluşuyordu. Evlerin yıpranmış tuğlaları, belki bir sağlık önlemi olarak kireç sürülmüş kapı çerçeveleri ve hem içerisinin görünmesini önlemek, hem de yukarıdan ışık girmesine izin vermek için yapılmış yarım panjurları özenle resmedilmişti. Avluda sırtı resme bakanlara yarı dönük olarak duran kadının az önce taşları yıkamış olduğu önündeki oluğun suyla dolu olmasından belliydi. Sağdaki evin açık kapısından hemen içeride oturan başka bir kadın, başı önüne eğik bir şekilde iş işliyor, dışarıdaki kaldırımda da biri erkek, öteki kız iki çocuk diz çökmüş, ne olduğu belli olmayan bir oyun oynuyordu. Her şey, dünyanın işte bu kadar güzel ve bize bu kadar uzak olduğunu söylercesine dingin, sessiz ve kendi içine gömülüydü. (Mavi Defter, Şavkar Altınel, Yapı Kredi Yayınları, 120 s.)

8 8 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Sürekli yürüyüş halinde bir halk: Moğollar! Mo ollar yazara göre sert iklim ve zorlu hayat ko ullar ndan kaynaklanan ac mas z bir do al seçilimin ürünüydüler. Bu sayede açl k ve yorgunluk konusunda dayan kl, a k ve içki konusunda sab rs zd rlar M. İLKER YÜCEL Moğolca, evrensel han manasına gelen Çingis Kağan, Moğolları birleştirdi ve nasıl gökte bir Tanrı varsa yerde de tek bir İmparator olmalı dedi! Yaban otları ve soğanlarıyla, küçük yaylarıyla vurdukları kuşlarla, küçük oltalarıyla tuttukları balıklarla beslenerek göçebe bir yaşam süren Moğolların içerisinden çıkan Evrensel Han ın hikayesi.. Ünlü Türkolog Jean Paul Roux Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Cengiz Han ve Moğol İmparatorluğu isimli kitabında çarpıcı ve gereksiz başarıların uzmanı Moğollar ı anlatıyor. Kitap çok sayıda resim ve harita ile beslenmiş. Aynı zamanda sıradışı tasarımı, farklı baskı kağıdı ve fiziksel formuyla da kolay okunabilen bir eser. Roux, ismi söylenince Batı da ürküntü yaratan, 2. Friedrich in şeytanın birlikleri ve Cehennemin oğulları diye tanımladığı Moğollar hakkında detaylı bilgiler sunuyor. Birbirinden ilginç ve iştahla yutulan bir çok bilginin bu kadar küçük boyutlu bir kitapta toplanabilmesi ayrı bir maharet. Ortaçağ devletlerinin kuruluşunda özellikle gördüğümüz liderin efsaneliştirilmesi olgusu ve kan bağı konusunda güç ve kudret intikali açısından iyi çağrışımlar yapmasını sağlayan süreklilik icadı Moğollar da da yer alıyor. Moğollar yazara göre sert iklim ve zorlu hayat koşullarından kaynaklanan acımasız bir doğal seçilimin ürünüydüler. Bu sayede açlık ve yorgunluk konusunda dayanıklı, aşk ve içki konusunda sabırsızdırlar. Moğol ordusu sanıldığının aksine ne başıbozuk güruhların zincirlerinden boşanmışcasına saldırısı ne de bir yıldırım harekatıydı. Her sefer kılı kırk yararak hazırlanıyordu. Büyük muharebelerden kaçınır, düşmanı yoran ve moralini bozan yıpratma savaşı tercih edilirdi. Esirler canlı kalkan olarak kullanılır ve batı dillerinde hurra ya dönüşen Ur ha! Çığlıklarıyla saldırıya geçilirdi. Moğollar bazen hızlarını alamayarak denizciliğe bile bulaşıyor. Sonu başarısız olsa da Endonezya ve Japonya ya çıkarma yapıyorlar! Kitapta Moğol ordusunun dehşet saçmak için özel bir çaba sarfettiği kaydedilirken, diri diri kazanlara atılan tutsakların varlığı dönemin kaynaklarında defalarca belirtilirken, yazar yine de Moğolların yıkım ve katliamlarının biraz abartıldığını not düşüyor. Biraz ilerde ise Cengiz Han ın 1227 deki ölümünden sonra ruhunun şerefine muazzam bir katliam yapıldığını okuyoruz! Küçük, tıknaz, güçlü, dayanıklı ve hızlı atlar Moğollar için olmazsa olmazdır. Karların altındaki otları bulabilen, keçi gibi kaya üzerinde koşabilen günde yüz kilometre gidebilen atlar! At üstünde uyuyan bir halk. Bu durumda at hırsızlığı en ağır suçlardan biri oluyor. Mezara efendisiyle birlikte atları da gömüyorlar. Yazar, döneme hakimiyetini ve kaynaklar konusundaki uzmanlığını kitabına yediriyor. Örneğin Reşideddin in Cami üt- Tevarih indeki resimlerin, versiyonlara ve çağlara göre, olaylara olabildiğince sadık kaldığı gibi, aslında çok önemli bir notu ancak böyle dolu dolu bir çalışmada bulabiliriz. Moğolların ordu mevcutları genellikle bilinmiyor. Tek bilinen imparatorluğun kurucusu öldüğünde toplam 129 bin olduğudur. Bu, her on erkekten birinin silah altına alındığını göstermektedir. Kimse onların savaşı bırakıp yağmaya giriştiğini görmemiş. En büyük Moğol komutanlarından Sübötey, koca koca eyaletleri yönetebilecek durumda olmasına rağmen ömrünü mutevazi bir biçimde doğduğu çadırda noktalayacaktır. Avrasya nın en güçlü isimlerini dize getiren bu askeri dayanışmanın özel olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kitapta bu durumu anlamamızı sağlayacak çok sayıda veri var fakat Moğol ordusu ile dönemin ordularının karşılaştırmalı bir incelemesi ne büyük bir hevesle okunurdu! Roux, Cengiz Han ın geleneksel klan dayanışmasının yerine muharip birlik dayanışması getirdiğini belirtiyor. Adalet anlayışlarının katı ve herkes için eşit olması, dine hiç karışmayıp, fethedilen toprakların hemen uzağına gözlerin dikilmesi ve bu sırada üretim ve ticaret faaliyetinin huzurlu yapılabilmesi Moğolların başarılarının en önemli yönü diyebiliriz. Yazar, Afganistan ve Horasan ın en ücra köşelerine kadar yollar açma faaliyetinin planlandığı bir idare tarzından bahsediyor ki bu yeni fethedilecek bölgelerde halkın bir Moğol beklentisi içerisinde olabileceğini düşündürmektedir. Sürekli yürüyen bir halkın şehir ve mimari yapı merakı bir açıdan ilginçtir ama yerleşiklerin hakimiyet altında tutulabilmesi için bunun zaruri bir kamusal hizmet olarak görüldüğünü düşünebiliriz. Avrupanın en büyük şehri olan Paris in nüfusunun iki yüz bini geçmediği dönemde Moğol şehirlerinin nüfusu Batılılara inanılmaz geliyordu. 8 milyon gibi abartılı rakamlar telafuz edilir. Kitabın son kısmında Tanıklıklar ve Belgeler başlıklı bölümde yazar, Moğollar külliyatından seçmelerle okuyucuyu konunun derinliklerine itiyor. Batı literatüründe göçerliğin başı bozuk bir avarelik olarak anlatılmasına cevap dönemin sefirlerinin anlatımıyla veriliyor. İranlı tarihçi Cuveyni, Faslı Seyyah İbn Battuta gibi canlı tanıkların kısa anlatımları, okuyucunun zihninde eseri daha da kalıcı kılıyor. Yazar, titiz okuyucuların her tarih kitabında beklediği bir bölüm olan kronolojik nirengi noktalarını ve fotoğraf sahiplerinin listesini unutmamış. İlk yirmi beş sayfada verilen yorucu bilgiler kısa bir an tereddüt yaratsa da yazar tipik bir Moğol taktiği ile sizi yavaş yavaş girdabına çekiyor. Moğolların mutlu bir esiri olmak istiyorsanız bu eseri kaçırmayın. (Cengiz Han ve Moğol İmparatorluğu, Paul Roux, Yapı Kredi Yayınları, Çev: Ali Berktay, 144 s.)

9 BABİL BALIĞI Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 9 Yaşayan ölüler M. SALİH KURT Beyin Daha çok beyiiiiiin Zombi Atasözü Wayne Simmons Bu hafta korku edebiyatı ve kurgusunun, temelleri eskiye dayansa da şekillenmesi modern zamanlara denk gelen bir alt türüne bakış atıyoruz: Zombiler. Zombi, ismini Haiti den ve Batı Afrika nın Vodun (Voodoo diye de bilinir) inanışından alır. Genel olarak cadılık gibi mistik bir öğe tarafından yeniden hayata döndürülen bir ölü anlamını taşır. Zombiler hakkında pek çok farklı inanış ve halk öyküsü mevcuttur. Fakat kurgusal zombi ile arasında her ne kadar bağlantılar olsa da kesin bir bağ olup olmadığı tartışma konusudur. Çünkü modern zombi mistik bir öğenin değil bilim kurgunun yaratısıdır. Enfeksiyon, genetik mutasyon vb. faktörler devreye girer. Bu anlamda zombi türü korku edebiyatının olduğu kadar bilim kurgunun da kapsamındadır. Zira kurgusal anlamda zombi kelimesinin ilk kullanımı George Romero nun sineması ile gerçekleşmiştir. Hatta Night of The Living Dead isimli 1968 tarihli filminin içerisinde ve senaryosunda da zombi kelimesi değil, gulyabani (ghoul) kelimesi kullanılmıştır. Fakat ilginçtir ki Arap kültüründeki gulyabani ile arasında bir benzerlik yoktur ve oyuncular ve rolleri yazılırken zombi kelimesi ilk kez kurgusal olarak göze çarpmaktadır. Romero da ghoul kelimesini nedeni bilinmeden kullanmayı bırakmış ve sonraki filmlerinin senaryolarında zombi kelimesini kullanmıştır. Elbette Romero dan çok önce çevrilen White Zombie filminde olduğu gibi kelimenin kullanımı çeşitli yerlerde geçse de kurgusal anlamda modern zombi kültürünün ilk oluşumu için Romero nun Night of The Living Dead filmini başlangıç kabul etmek durumundayız. Modern zombiler veya diğer deyişleriyle enfekteler, yürüyen ölüler, yaşayan ölüler, namevtler, enfeksiyon, mutasyon vb. nedenlerle tekrar hayata dönen ve içgüdüsel olarak insan etinin veya bazı kurgularda insan beyninin peşinde sürüklenen canlılardır ve zombiler tarafından yaralanan canlılar enfeksiyonu kaparak zombiye dönüşürler. Pek çok kurguda zombi kelimesinin kullanımından artık kaçıldığı göze çarpmaktadır, çünkü popüler kültür anlamı altında o kadar çiğnenmiş ve tüketilmiştir ki kurgusal ve anlatı bakımından farklılıklarına dikkat çekmek ve kitaplarının/filmlerinin vb. içeriğinin sadece zombilerden oluşmadığını vurgulamak mecburiyeti hissetmektedirler. Bunun da nedeni, bir yaratık olarak zombi temasının türün içeriğini tam anlayamamış kişilerce perişan edilmesidir. Bu konuya bir başka yazıda döneceğiz. Zombi kurgusundaki bir başka unsur, zombi salgını ile meydana gelen apokaliptik settir. Türün tam şekillenmesinin öncesine gidersek, halk inançlarının öykülerinin yanı sıra, vampir öyküleri de esasında ölü olan lanetli bir bedeni içerir, yine Kuzey mitolojisindeki Draugr lar da yeniden canlanan cesetlerdir ve Draugr un yaraladığı bir canlı da ölünce Draugr olmaya mahkûmdur. Vodun inanışının zombisini Batı kültürüyle tanıştıran ilk roman olarak 1929 tarihli W. B. Seabrook un The Magic Island ı gösterilmektedir. Mary Shelley in Frankenstein ı da bir zombi öyküsü olmamakla birlikte, mistik değil bilimsel bir unsurla bir ölünün canlandırılmasını içermesi ile türün temel taşlarından bir tanesidir. Daha sonra Ambroce Bierce in The Death of Halpin Frayser ı ve Edgar Allan Poe nun bazı gotik temalı öykülerinde de canlanan ölülere rastlanmaktadır. Bunları takiben edebiyatta popüler kültürün zombisini tanımlayıcı en güzel örneklerden biri de H.P. Lovecraft ın kaleminden Herbert West olarak çıkacaktır. Sanılanın aksine zombi çizgi romanları da popülerliğin arkasından değil, önünden çıkmıştır ve EC Comics tarafından yayınlanan Tales From The Crypt serisinde intikam peşinde yeniden dirilen ölülerden bahsedilmektedir. Daha sonra George Romero da ilham kaynağı olarak bu seriyi işaret edecektir. ÖNER LER... Richard Matheson un yazdığı 1954 tarihli Ben, Efsane (İthaki Yayınları) ilk modern vampir öyküsü olmasının yanı sıra, barındırdığı apokaliptik ve hayatta kalma unsurları ile zombi türünün şekillenmesi üstüne büyük katkıda bulunmuştur. Modern, popüler kültür hali tamamen şekillendikten sonra kabul edilen ilk zombi kitabı ise 1990 yılında editörlüğünü John Skipp ve Craig Spector ın yaptığı Book of The Dead öykü antolojisidir. Önsözünü Romero nun yazdığı ve içinde Stephen King den Ramsey Campbell a Brian Hodge a kadar pek çok korku ustasını barındıran antoloji, ne yazık ki zombi kurgularının bu kadar popüler olduğu çağda dahi dilimize henüz kazandırılmamıştır. Modern zombi kurgularına örnek olarak tavsiye edebileceğim aklıma ilk gelen kitaplar şunlardır; Brian Keene in The Rising i, Stephen King den Cep (Altın Kitaplar), Jonathan Maberry den Zombie CSU, David Wellington un zombi üçlemesi Monster Island, Monster Nation ve Monster Planet, Mira Grant in Feed i ve zombi hikâyelerini sevsin sevmesin herkesin okuması için tavsiye edebileceğim Max Brooks dan Zombi Savaşı (Doğan Kitap), Seth Grahame Smith ten Aşk ve Gurur ve Zombiler (Domingo Yayınevi). Kitapların yanında çizgi roman olarak da Image Comics den çıkan 4 sayılık Drums ve elbette dizisiyle de oldukça ses getiren, dizisinden en az bin kat daha içerikli Walking Dead i (Yürüyen Ölüler adıyla Marmara Çizgi tarafından dilimize kazandırılıyor) kaçırmayın derim. ÇARES ZL K DUYGUSU Zombiler hakkında artık okumadığım şey kalmadı derken, yayınlarıyla, değerli proje koordinatörleri Gamze hanım aracılığıyla tanıştığım Altın Bilek Yayınları ndan çıkan Wayne Simmons ın Salgın (Orijinal adı Flu ) romanı da tür için çok iyi bir örnek oluşturuyor. Kimi okuyucu tarafından gerek sinemada gerek edebiyatta kurgusu oldukça yanlış değerlendirilen zombi türünün temel ruhu çaresizlik duygusudur. Alt metninde hazırlıksız yakalanılan herhangi bir tehlikeyle uygarlığın nasıl bir anda alaşağı olabileceği işlenir. Aynı zamanda bu tehlikeye karşı gelişen çaresizlik ve panik duyguları, hayatta kalma dürtülerini tetikler. Dolayısıyla insanın ilk panikte ilkelliğine ve kendi hayatta kalmasına yönelik bencilliğine dönmesini, egosuna yük ettiği uygarlığın iskambil kâğıtlarından inşa edilmişçesine yerle bir olmasını anlatır. Karakterlerini adım adım geliştirerek, en ilkel halindeki saldırgan ve korkak tutumlarında bile insanoğlunun her bireyinin eşsizliğine vurgu yaparcasına karakterler arasındaki çatışmaları konu alır. Bir yaratık öyküsünden fazlasıdır. Yaratıklar kişisel korkulara yol açarlar, zombiler ise Max Brooks un da belirttiği gibi bütün insanlığın yok oluşu için tehdit oluştururlar. EMEK GEREKT R YOR Bu bağlamda sanılanın aksine bir zombi kurgusu oluşturmak oldukça zordur. Tahmin edilenden daha fazla emek gerektirir. Karakterleriniz çeşitli olmalı, apokaliptik set yansıtılabilmeli ve hepsinden öte tekrar altını çiziyorum çaresizlik duygusu okuyucuya/izleyiciye geçebilmelidir. Bütün bu faktörler göz önüne alındığında daha önce keşfedemediğim için şu an hayıflandığım Wayne Simmons, harika bir iş çıkarmış diyebiliriz. Zombileri ve yayılmakta olan enfeksiyonu arka planda tutarak (enfeksiyon hakkında pek açıklama içermediği için kimi okuyucuyu kızdırabilecektir), adım adım oldukça çeşitli ruh hallerine dağılan, ya sevip ya nefret edeceğiniz (her iki halde de karakter kurgulamada başarı kriteridir şüphesiz) karakterlerinin gelişimine, çatışmasına, hayatta kalma mücadelelerine bizi de tanık ediyor. Pek çok zombi kurgusunun düştüğü tuzağa düşmüyor. Bir korku öyküsü olmaya çalışmıyor, tersine böyle bir durumla karşılaştıklarında karakterlerinin nasıl davranacağı sorusuna ağırlık veriyor, karakterlerinin mücadelelerine yoğunlaşıyor, korku faktörünü yaratıktan değil insandan çıkarıyor. Ve benim için bir zombi kurgusunun en önemli kriteri olan çaresizlik duygusunu iliklerinize kadar hissettiriyor. Şu sıcak günlerde, zombi öykülerini özlediyseniz veya hiç zombi öyküsü okumamış ve önyargılarınızı bir kenara bırakarak gerçekte ne hakkında olduklarını anlamak istiyorsanız, Wayne Simmons ın Salgın ını kesinlikle tavsiye ediyorum. Max Brooks un World War Z (Zombi Savaşı, Doğan Kitap) kitabından bir alıntıyla vedalaşalım: Ölümden gelen yaratıklar, kalplerimizde taşıdığımız yaratıkların yanında hiç kalır. (Salgın, Wayne Simmons, Altın Bilek Yay., Çev: Zuhal İnal, 363s.)

10 10 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HÜSEYİN FERHAD, BÜYÜK UMUDUN BOŞLUĞU VE KILIÇ İPEKLE SINANIR Bazen şaman, bazen bilge bir ihtiyar... Hüseyin Ferhad iirinin temel izleklerinden biri yak n tarihimizde yenilgiye u ram olan devrimci mücadeledir. Bu izlek y llar itibar yla giderek yo unlu unu yitirecektir ama yiten büyük umudun bo lu undan yay lan hüzün hiç ummad n z anda onun iir süreklili i içinde yer yer ve de i ik biçimlerde yüzünü göstermekten geri durmayacakt r CAFER YILDIRIM Üzerinde toplu şiirler ibaresi olan bir kitapla ne zaman karşılaşsam içimi bir rahatlık duygusu kaplar. Artık güncelliğini yitirmiş dergilerde, gündemden çıkmış kitaplarda varlığından haberdar olunması tesadüflere kalmış fakat aslında büyük bir ırmağın yan kolları, iç akıntıları, dip kaynakları olan bütün şiirler ait oldukları ve oluşturdukları varlığın bünyesindeki yerlerini almış, işlevlerini yükümlenmişlerdir. Artık şairin inşaasına taptaze ümitlerle başladığı, emek ve bilinçle her parçasını tamamlayıp bir kenara koyduğu yapı birimleri bir araya gelmiş ve esas yapı hayal edilen kimliğine kavuşmuştur. Şairin iç huzuruyla eserine bakma olanağına ulaştığı bu aşamada bilinir ki okurun yolculuğu başlayacaktır. Bütün toplu şiirler şairlik kadar okur olarak da bu nedenlerden dolayı benim sevinç kaynağımdır. Hüseyin Ferhad ın Kılıç İpekle Sınanır ını da aynı duygular, benzer düşüncelerle satın aldım. Daha sonra kendisiyle yapılmış bir mülakatı okuduğumda şairimizin de toplu şiirler konusunda benzer düşünceler taşıdığını gördüm. Bütün şiirlerini içeren Kılıç İpekle Sınanır için bakın ne diyor: Kılıç İpekle Sınanır, tek bir şiir. Bir fısıltılar kitabı. Bir tür divan ( ) Aslında her şiir, her şiir kitabı, birer seyir defteridir veya seyir defterinin bazı sayfaları. Bu açıdan bakıldıkta Kılıç İpekle Sınanır a Hüseyin Ferhad ın düşsel hayatı denebilir. KÜLTÜREL YI INAK Şairin otuz yıllık çalışmasının sonucu olan ürün toplamına alçakgönüllü bir dille düşsel hayatım demesine bakmayın siz. Onun şiirlerinin arka planında esaslı bir kültürel yığınak bulunuyor. Özellikle Türk tarih bilgisi, dinlerle ilgili birikimi ve güncele ilişkin seçkin gözlemciliği, Hüseyin Ferhad şiirinin üzerinde yükseldiği ana sütunlardır. Eski Türk toplumlarının dünyasına yönelik merak, dinsel değer ve kaidelerin insan hayatındaki yeri, Türkiye sevgisi ve bu bağlamda uç veren devrimci mücadelenin yenilgisinden gelen hüzün ve aşkın bireyin yaşantısında yarattığı anaforlar farklı yoğunluklarda da olsa Hüseyin Ferhad şiirinin belirginlik kazanmış, öne çıkmış tematik yörüngeleridir. Camın üzerinde ışığa tırmanan bir bal arısıyım; yüzümü gölgeliyor kan birikintileriyle sulanan bir saydam ağaç fabrikaların güneşe bakan uzak kıyılarında. -Bu kırmızı lekeler de ne, ellerimi tutan da kim? -Niye böyle yaşlı, niye böyle gencim? Dipçiklerle ezilmiş çığlıklar, çiğnenmiş grev bildirileri; bir toplu iğneyle boynuma asılan suçlu bilinç. Hayır, tüm soruların yanıtlarını biliyorum aslında, Üzerime çevrili silahların namlusundan sarkıyor diplomalarım, nüfus cüzdanım. Uçurumlar Dolambacı-I den alıntıladığım bu bölüm şairin Deniz Çobanları (1982) adlı kitabında yer alıyor. Bizde Türk tarihine ait de erlerin savunucu ve koruyucu rolünü hiç hak emedi i halde daima sa sahiplenmi tir. Sa ne lteri Ka an la lbilge Hatun un yanyana duru unu ne laik ya am tarz n ne Gök Tanr y ne de bireyler ras ndadaki e itli i ve obalar n demokrasi kültürünü içine sindirebilmi tir YA ANAN LE TAR HSEL' N HARMANI Hüseyin Ferhad şiirinin, daha önce belirttim, temel izleklerinden biri yakın tarihimizde yenilgiye uğramış olan devrimci mücadeledir. Bu izlek yıllar itibarıyla giderek yoğunluğunu yitirecektir ama yiten büyük umudun boşluğundan yayılan hüzün hiç ummadığınız anda onun şiir sürekliliği içinde yer yer ve değişik biçimlerde yüzünü göstermekten geri durmayacaktır. Yaşanan la tarihsel in harmanlanmasında şairimizin çok başarılı olduğu aşikârdır. Yaşananla tarihselin, bugünle geçmişin iç içe geçtiği estetik örgünün iç koridorlarında, ara uğraklarında, gölgeli dehlizlerinde, kenar bölgelerinde ise farklı kimliklerle karşınıza çıkan şiir kişisi bazen cin, bazen şaman, bazen bilge bir ihtiyar, bazense kendi kimliğinden sıyrılmış Hüseyin Ferhad olarak konunun gerektirdiği sözcüklerle ve hasbıhalin ruhuna uygun bir tonla size kendisini hiç bıkkınlık vermeden, üstelik sayfalar boyu dinletiyor. Genellikle sözü kısa sürmüyor şiir kişisinin. Aynı adı taşıyan şiirler, örneğin Güneş İşaret Parmağımın Arkasından Doğar ya da Hayal Ülkesinin Keşfi diye ve sürüp gidiyor. Orta Asya içlerinden onca yol ve dağı aşarak, onca gece ve gündüzü geçerek Anadolu ya inmiş bir kavmin buradaki bin yıllık bir tarhinin penceresinden ve ulaşabildiği uygarlık mesafesinden geriye, geçmişe dönük merak ve arayışın ürünü olan şiirler onun şiir toplamı içinde tabii ki oransal bir ağırlığa sahip. Bu nedenle olmalı steplerin at nallarıyla bezenmiş sesi ve rüzgârın uğuldayan soluğu onun şiir dilini, şiirsel söylemini besleyen ana kaynaklardan biridir. Kımız dolu bir çini kâse: Bakü misk ve ambere batırılmış bir otağ: Aşkâbâd som altından bir İskit tacı: Alma-Ata karla çitilenmiş bir keten mendil: Abakan göğü saf atlastan bir hasbahçe: Urumçi. Asya, kül denizindeki ada! Sağrındaki ışık bulutundan ağdım toprağa ben, tanıdım hayatı. Susa yollarında dolaştım, pürenlerle örtülü bayırlarında uyudum, at sürdüm tundralarında. Kam larınla, lama larınla arkadaşlık ettim. Asya, totem denizindeki ada! Seni aşkla sevdim. D L Ç L YLE ANLAM KATMANLARI Hüseyin Ferhad, duygulu bir anlatım alanında yetkin bir dil işçiliği ile sürekli yeni anlam katmanları oluşturuyor. Her anlam katmanının ise lirik anlatımın genel sarmalı içinde kendine özgü söylemi bulunuyor. Bu Hüseyin Ferhad söylem bazen destansı (Hayal Ülkesinin Keşfi-8) olabildiği gibi bazen mizahi ve ironik bir eda da (Ah Barbar Kalbim) taşıyabiliyor. Issık Göl, Erlik, Umay, Ötüken, Begüm, Çin Seddi, Ulan-Bator, Tiyanşan, Talas, Bahr-i Hazer, İtil, Divan-ı Lügati t Türk, Kutadgu Bilig ve yüzlerce daha başka İslamlık öncesi Türk kültürü, yaşantısı ve coğrafyasıyla ilgili kelime... Fakat Hüseyin Ferhad tarih olmuş gerçekliğin, yaşantı ve serüvenlerin, kültür ve maneviyatın bize armağan kalmış kavram ve kalıtlarından bir malzeme olarak yararlanmıyor. O samimi olarak o devirlerin hayatlarına ait olan değerleri bugünün dünyasına da taşımak istiyor. Bastırılmış devrimci mücadelenin, şairi yönelttiği yeni arayışlarla ilgilidir belki bu tutumu. Belki de İslamiyet öncesi Türk dünyasının değerleriyle sosyalizm değerleri arasında bir yakınlık görmesindendir. Her iki durumda da tavrını ve tarzını önemli bulduğumu belirtmeliyim. Bizde Türk tarihine ait değerlerin savunucu ve koruyucu rolünü hiç hak emediği halde daima sağ sahiplenmiştir. Sağ ne İlteriş Kağan la İlbilge Hatun un yanyana duruşunu ne laik yaşam tarzını ne Gök Tanrı yı ne de bireyler rasındadaki eşitliği ve obaların demokrasi kültürünü içine sindirebilmiştir. O değerlerin özü ve içeriğiyle hiç alakaları olmadıkları halde sağ, daima ecdat hamasati yapmaktan ve bu hamasatin rantını yemekten hiç geri kalmamıştır. Sağın ekmeğine tabii ki solun tarzı ve Türk tarihi karşısındaki tavrı da fazlasıyla yağ sürmüştür. Hüseyin Ferhad ın Kılıç İpekle Sınanır ı ne iyi ki bu tabloyu alt üst eden bir nitelik taşıyor. Dileğim Hüseyin Ferhad ın bakışının, ufkunun, yeteneğinin yeni şairlerde yankısını bulması, kültür alanımızdaki çarpıklığın düzelmesi, herkesin durşunun ve konumunun gerçek sesi, gerçek sahibi olmasıdır.

11 Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 11 Hakikati yakalama hakkı ya da halkın haber alma özgürlüğü kircikli, ürkek ayd nlar n aksine, sistem ve sistemin temsilcileri halka güveniyorlar. Halk n haber almas n n ne menem bir tehlike yaratabilece inin bilincinde olanlar ''sansür''ün zorunlulu unu, halk deyi lerinin, halk dilinin yayg nla mas n n yaratabilece i sorunlar hemencecik kavr yorlar. Bu nedenle, ayd nlar hapise at yorlar, bas n sansürlüyorlar, kitaplar toplat yorlar. CENK ÖZDAĞ Hiç kimse özgürlükle savaşmaz; olsa olsa diğerlerinin özgürlüğüyle savaşır. Öyleyse her türden özgürlük daima varolmuştur, bir zamanlar sadece özel bir imtiyaz, bir başka zamandaysa evrensel bir hak. K. Marx Son zamanlarda özellikle Gramsci üzerine eğilen, Marksizme ilişkin çeviri kitaplara yer veren Dipnot Yayınları, 2012'nin ilk aylarında Karl Marx'ın Ren Bölge Meclisi'nde görüşülen basın sansürüne ve basın özgürlüğüne ilişkin görüşlerini içeren gazete makalelerinin bir çevirisine yer verdi. ''Basın Özgürlüğü Üzerine'' başlıklı eseri çevirenler Önder Kulak ve Kurtul Gülenç'tir. Eserin sunuş metni Haluk Gerger tarafından, ''Özgürlük ve Özgürlüğün Basındaki Zorunlu Dışavurumu'' başlıklı açıklayıcı metin ise Thedor Oizerman tarafından yazılmış. Marx'ın söz konusu yazılarının güncelliğini ve önemini özlü bir biçimde işleyen Haluk Gerger'in yazısı eseri okutan önemli bir unsur. Gerger, liberal yazında ''basın özgürlüğü'' şeklinde ifade edilen özgürlüğü ayakları üstüne dikiyor ve bu özgürlüğü, bir hak olarak, ''toplumun habere ulaşma ve bilgi edinme hakkı'' şeklinde kavramsallaştırıyor. Daha özlü bir ifade olarak ''halkın haber alma özgürlüğü'' kavramsallaştırmasını öneriyoruz. ÖZGÜR BASIN HALKIN UZUVLARIDIR! İnsanın geleceğini tayin etmede öngörü, tasarım yetisi ve nesnel koşullar başat önemdedir. Öngörü ve nesnel koşulların bilinmesi, dahası tüm bunlara dayanarak tasarımın yapılması insanın haber alma menzilinin genişliği ve doğruluğu ile yakından ilgilidir. Bu açıdan haber alma edimi insanın, insan topluluğunun türsel bir edimidir. İnsanın doğayı, nesnelliği dönüştürme sürecinin özsel bir uğrağı olan bilme süreci, yapma sürecinin özsel bir parçasıdır. Bu bağlamda, hele hele öznelerararası bir varoluş içeren devlet, gündelik hayat, vergi düzenlemesi, aile kurumu, sokak temizliği, güvenlik, eğitim, sağlık, bütçe harcamaları gibi konular insanın kişi olarak varoluşunun gerçekliğini saran nesnelliğin çeşitli yönleridir. Bu yönler, gerçek kişilerin, somut hayatının bileşenleri olduğundan, gerçek insanlara yakalamanın en etkili silahı gündelik hayatı bilmek ve bu bilgiyi kamusal alanda paylaşmak, yaymaktır. Dolayısıyla, basın demokratik mücadelenin en başat ortamlarındandır. İncil'de ''taşı kaldırsan beni bulacaksın'' diyordu, modern toplumda ise taşın altına bakanlar hakikati kayda düşen, iz bırakan haberlerde bulacaktır. Hakikat, mürekkeple kamusal alan iz bıraktıkça kamunun hakikati haline gelecek. Tekil olaylar kamusallaştıkça kamunun tanıklığında yeniden gerçekleşecek ve yeniden anlamlandırılacak. Dolayısıyla basın, halkın uzuvları olduğu denli, halkın ruhu, zihnidir. Marx, özgür basın için yazdığı yazıda bunu özlü bir biçimde ifade ediyor: Özgür basın insan ruhunun her yerdeki uyumayan gözü, insan kaderinin kendinde somutlaşmasıdır. DDET N KONUSU VE ORTAMI OLARAK BASIN Gerger'in yazısında da belirttiği gibi, her haber belirli bir haberdir. Dolayısıyla tekil bir olaya gönderme yapmaktadır. Bu tekil olay öznelerararası gerçekliğin bir unsuru olduğundan, son tahlilde, taraflardan birinin lehine sonuçlanmış yahut sonuçlandırılacak bir olaydır. Bu olayın hakikate iliştirilmesi için yayılması gerektiğinden, yayılım öncesinde olayın yeniden yaratılması gerekmektedir. İşte bu yeniden yaratım ve yayım aşamalarında şiddet kendini gösterir: ya sistemin sansürü, ablukası ya da hakikatin devrimciliği iş başında olacaktır. Hakikatin devrimciliği işte bu şiddeti delip geçmesindendir. Bu şiddet, insan hakkının, demokratik hakların önündeki en büyük engeldir. Bu engelin aşılması da, tek tek olaylar bazında değil, proleter bir haber kaynağı üretmek en büyük demokratik mevzilerdendir. Herkese eşit uzatlıkta olabilecek tek şey, hakikattir. Kişiler ve sınıflar hakikatin karşısında eşitlenebilir ve eşitlendikçe sınıfsal sınırlar tehlike altındadır. Sınıfların sınır koyucuları için, basına ve halkın haber alma özgürlüğüne yönelik şiddet zorunludur. S STEM N DE D YECEKLER VAR! Bu gerçeklere karşı sistemin dediklerini her gün duyuyoruz. Eserde, Marx'ın ele aldığı konuşmacı da o günün sistemi adına konuşuyor: ''Halkı etkilemeyin, meclisi ve yargıyı etkilemeyin!''. Özgürlüğe karşı en sıradan, en yavan argümanı büyük bir iştahla dile getiriyor: Halk henüz olgunlaşmamıştır. İkircikli, ürkek aydınların aksine, sistem ve sistemin temsilcileri halka güveniyorlar. Halkın haber almasının ne menem bir tehlike yaratabileceğinin bilincinde olanlar ''sansür''ün zorunluluğunu, halk deyişlerinin, halk dilinin yaygınlaşmasının yaratabileceği sorunları hemencecik kavrıyorlar. Bu nedenle, aydınları hapise atıyorlar, basını sansürlüyorlar, kitapları toplatıyorlar. Y BASIN '' Z'' BIRAKMAZ! ''İyi basın, insanlar üstünde etkisiz, kötü basın kaçınılmaz bir etkiye sahipken, konuşmacı iyi basın aciz ve kötü basın her şeye kadir dediğinde, iyi basının kötü basınla ilişkisi hâlâ tuhaftır. Konuşmacı için iyi basın ve aciz basın özdeştir. Yoksa böylece iyi olan acizdir ya da aciz olan iyidir mi demek istiyor?'' diyor Marx. Onların iyi, uslu basını etki etmeyen, kimsenin kanaatine tesir etmeyen bir basın olmalıdır, okunmasa daha da iyi olur. Okunmadığı sürece basın sonuna kadar özgürdür. Böyle bir mazlumu gören sistem kıyamaz, okunmaması şartıyla sürekli şımartır. Basın halkı, halkın dilinden ve halk için anlattığı için sansürleniyor. ''Tin anlaşılamaz gizemli sözcüklerle konuşur, çünkü anlaşılabilir sözcüklerin anlaşılmasına artık müsaade edilmiyor''. Almanya'da felsefe halkı anlatmadığı sürece özgürdür, Türkiye'deyse aydınlar soyut bir edebiyat yaptığı sürece özgürdürler. Belki de bu nedenle Almanya'da en soyut felsefe, Türkiye'de de en soyut edebiyat boy verebildi. Basın anlaşılmazlık, bilinmezlik, kimliksizlik sayesinde ''özgürlükler''e, serbestliğe, kayıtsızlığa erişebiliyor. Bu türden bir özgürlük arayışına Marx'ın yanıtı kısa ve net: ''Onlara, Prusyalı gazeteler Prusya halkına karşı ilgisiz olurlarsa, Prusya devletinin de gazetelere karşı ilgisiz olacağını anlatmalıyız''. MÜTH ÇÖZÜM: A RIYAN KOLU KESEREK TEDAV ETMEK! Marx basının işleyebileceği cürümleri ve bunlara koşut olarak basının sınırlılıklarını incelterek ele alan bir yasal mevzuat yokluğunun, esasında, basın özgürlüğünün bir yokluğu anlamına geldiğini belirtmekte ve basın özgürlüğü ve basına ilişkin sınırlamalar yasalaştırılmadığı sürece böyle bir özgürlüğün olmadığını söylemektedir. Marx, kimsenin özgürlüğe karşı olmadığı konusunda ısrarcıdır: karşı olunan belirli kimselerin özgürlüğü daha doğrusu eldeki imtiyaza ortak çıkmasıyla imtiyazın son bulmasıdır. Buradaki silahların başında ise geleceğin belirsizliğinden hareketle yaratılan felaket senaryoları ile halkın zihnini bulandırmaktır. ''Basın özgürlüğü'' pratikte, devlet tarafından resmi ilanlarla başarıyla uygulanırken, ilanlara ilişkin soru sormak, ilanları eleştirmek işte bu imtiyazı çiğnemektir. İmtiyaz çiğnenince, yeniden mülkiyet hakları devreye girer: Adalet mülkün temelidir ve mülk korunur. Önce gelen, mülkü üzerine geçirmiştir ve bunlar ortak istemezler. Liberalizmin özgürlükçülüğü sınır komşuluğu aşıldığı an son bulur. DEAL ZM N SINIRLARINDA GEZ NEN MARX Söz konusu makalelerin yazarı, o tarihlerde hâlâ idealist felsefenin çerçevesinden yazmaktaydı. Bu, Marx'ın kullandığı sözcüklere de yansımış. Doğal hukuk ve pozitivizm karşıtlığında henüz ikisini de aşan tutuma erişmemiş olan Marx, doğal hukukun belirli bir türünü savunur görünmektedir ve ''gerçek yasa''dan söz etmektedir: ''Sansür yasası özgürlüğe karşı bir şüphe yasasıdır. Basın yasası, özgürlüğün kendisine verdiği bir güvenoyudur. Basın yasası özgürlüğün istismarını cezalandırır. Sansür yasasıysa özgürlüğü bir istismar olarak cezalandırır ve bir suçlu olarak anar... Sansür yasası sadece bir yasa biçimine sahiptir. Basın yasası ise gerçek bir yasadır'' ya da ''Sansürcü yasalara değil, üstlere sahiptir. Hakim de üstlere değil, yasaya sahiptir.'' Buna karşın devrimci yönelimleri nedeniyle negatif özgürlük anlayışının yerine, özgürlüğün yasada somutlanmasını savunan pozitif özgürlük anlayışını savunur: ''...Basın mevzuatının yokluğu, yasal özgürlük ortamından basın özgürlüğünün dışlanması olarak kabul edilmelidir; çünkü yasal olarak tanınan özgürlük devlette yasa olarak varolur... Yasa çiğnendiği zaman etkili hale gelir... Yasanın gerçek bir yasa, eşdeyişle özgürlüğün varoluşunun bir biçimi olduğu yerde, insan için özgürlüğün gerçek varoluşu vardır... Basın yasasının olmadığı yerde, basın tarafından çiğnenecek hiçbir yasa da yoktur. Sansür beni mevcut bir yasayı çiğnediğim için suçlamaz.'' TÜRK YE HALKININ HABER ALMA VE MÜCADELE ETME ÖZGÜRLÜ Ü Bugün Türkiye'de de ihlal edilen, basın özgürlüğünü aşan bir özgürlüktür: Halkın haber alma ve mücadele etme özgürlüğüdür. Sorunu yalınlaştırırsak, insanın türsel gelişiminin önüne imtiyazlarıyla geçenlerle imtiyazlara sahip olma ihtiyacı bile duymadan hakikati haykıranlar arasındaki mücadeledir. Hakikat mürekkeple yazılır ama mürekkeple yaratılmaz. Hayatı yakalayanlar hayatlarını feda edebilenlerdir ve hakikat onlarla yaşamaktadır! (Basın Özgürlüğü Üzerine, Karl Marx, Dipnot Yayınları, Çev: Kurtul Gülenç, Önder Kulak, 120 s.)

12 12 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK CAN GÜRZAP, PERDE ARKASINDAN KİTABINDA DEVLET TİYATROSU GERÇEĞİNİ ANLATIYOR Tiyatro, aklın vitaminidir ama... Ben bu kitab on sene önce yazmaya ba lad m. On sene boyunca kimi zaman ara verdim, dü ünmeye zaman ay rd m, biraz daha olgunla mas n istedim, biraz daha sinirli halimden, onun bana getirdiklerinden, beni rahats z eden eylerin uyand rd duygulardan ar nmak istedim. Kitab m Ocak ay sonunda haz rd. ehir Tiyatrosu olaylar Nisan ay nda gündeme geldi. Devlet Tiyatrosu olay ise May s'ta. Ama ben bunlar gördüm. Bunlar olacakt. PINAR AKKOÇ Yılların tiyatro sanatçısı Can Gürzap'ın, bugüne dek kapalı kutu olarak görülen Devlet Tiyatrosu'na, belgeler, tanıklıklar ve anılarla yaklaştığı çalışması Perde Arkasından, geçtiğimiz günlerde Remzi Kitabevi tarafından okurlara sunuldu. Devlet Tiyatrosu'nda 45 yıl boyunca oyuncu, yönetmen, çevirmen ve yönetici olarak çalışan Gürzap, son dönemde Türkiye gündemine oturan Devlet Tiyatrosu'na içeriden bir bakış gerçekleştiriyor 392 sayfalık kitabında. Elimizdeki kitabın yalnızca isim dizini bile okurun ne denli geniş bir dünyaya ve zengin bir tarihe dalacağının işareti. Devlet Tiyatrosu'nun neden kapatılamayacağı üzerinde duran, Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları'nın özelleştirilme girişimlerini de değerlendiren Gürzap'la tiyatrocular adına özeleştirel bir bakışın da yer aldığı bir söyleşi gerçekleştirdik. Kitabınızın arka kapağında şöyle deniyor: Gürzap bu kapsamlı araştırmasında Devlet Tiyatrosu sorununu içeriden, yani perdenin arkasından inceliyor. Size bu kitabı yazdıran, Devlet Tiyatrosu sorunu nedir? Devlet Tiyatrosu sorunsuz zamanlar da yaşamıştır sorunlu zamanlar da. Sorunlu zamanlar Devlet Tiyatrosu'na çeşitli zararlar vermiştir. Tiyatro huzurlu bir ortamda yapılır, moralli bir ortamda yapılır. Türkiye'de yaşananlara bakacak olursanız 1960'tan itibaren -daha öncesini ben bilemiyorum - son derece problemli dönemlerden geçilmiştir. Bu problemli dönemlerde Devlet Tiyatrosu bu problemlerden zaman zaman etkilenmiş zaman zaman da etkilenmemeyi bilmiştir. Sorun, politikacılar ya da politika kökenli bürokratlarla sanat arasındaki ilişkiden kaynaklanmaktadır. Çünkü -kitabımda da yazdığım için rahatlıkla söyleyebilirim- kültür sanat alanında bakan olarak atanan kişilere baktığınız zaman bu kişilerin yüzde sekseninin kültürle, sanatla, tiyatroyla, baleyle, operayla hiçbir ilişkisinin olmadığını görürsünüz. Olması gerekir mi diyeceksiniz. Hayır, gerekmez. Olmayabilir. O kişiler politik gerekçelerle oraya getirilmişlerdir. Oysa oraya gelen kişiler politik gerekçeyle belirlenmemeli. Bu kişilerin belli bir bilgiye sahip olmaları, o bilgiyi kullanabilmeleri, örneğin bir basın organında bir yazı kaleme almış olmaları, görüş bildirebilmeleri, en azından sanatla, kültürle uzaktan da olsa ilişkilerinin olması lazım. İşin içine politika girince bütün bunlar birden gözardı ediliyor. Bu işin doğasında olan bir şey bu. Ne olacak? Bir partili gelecek, sizden bir şey isteyecek... Herhangi bir meslekten olsa bir partiye bağlılık kabul edilebilir. İşini yaparken yeri gelir, parti yönlendirir. Ama sanat söz konusu olduğu zaman, sanat yönlendirilemez. Sanat, ancak sanatın oluşacağı ortamın hazırlanmasıyla yönlendirilir. Bundan başka Can Gürzap arkada m z P nar Akkoç ile birlikte... bir yönlendirme kabul edilemez. Bir yönetim Ben şöyle bir kültür politikası uyguluyorum dediği zaman orada kültür yara almış demektir. Ismarlama, ya da bu meseleyi bilmeyen kişiler tarafından politik tercihlerce yönlendirme yapılması son derece yanlıştır. Sonucu alınamaz. Bunun kendilerine de faydası olmaz, sanata da faydası olmaz. Tam tersi zararı olur. Bu kitabı yazmamın sebebi de şu: Devlet Tiyatrosu sanatçıları için Bunlar zaten yan gelip yatarlar, para alırlar, iş yapmazlar, arada sırada ayaklanırlar... denir. Merak ettiniz mi? Bu kadar insan neden bir araya gelip de toplum önünde kamuoyunu aydınlatmak için bildiriler okuyor? Gerekli makamlara, gerekli mercilere neden raporlar veriyor? Bunu her zaman mı yapıyorlar, ya da durup dururken mi? Tabii ki hayır. Neler olmuş, nasıl olmuş, bunların sonucunda tiyatrocular ne yapmış, işte onları anlatıyorum. BU BA KA YERLERE G DEB L R Kitabın "tiyatro tartışmaları"nın gündeme oturduğu, tiyatrocuların ayakta olduğu dönemde yayımlanması tesadüf değil öyleyse... Tesadüf! Ben bu kitabı on sene önce yazmaya başladım. On sene boyunca kimi zaman ara verdim, düşünmeye zaman ayırdım, biraz daha olgunlaşmasını istedim, biraz daha sinirli halimden, onun bana getirdiklerinden, beni rahatsız eden şeylerin uyandırdığı duygulardan arınmak istedim. Kültür sanat akl n vitaminidir. Vitaminsiz bir vücut olabilir mi? Vitaminsiz ya ayabilir miyiz, ya ayamay z. Ak l insan n en önemli yol göstericisidir. Akl m z n geli tirilmesi laz m. Her eyi okulda ö renemezsiniz. Baz eyleri sanatla ö reniriz Benim kitabım Ocak ayı sonunda hazırdı. Şehir Tiyatrosu olayları Nisan ayında gündeme geldi. Devlet Tiyatrosu olayı ise Mayıs'ta. Ama ben bunları gördüm. Bunlar olacaktı. Tiyatroların kapatılmasını düşünmedim tabii ama bu iş başka yerlere gidebilir; bunu gördüm ve bunu anlatmaya çalıştım. Ve bütün bunları belgelere dayanarak yaptım, yaşadıklarımla açıkladım, şahitlerimle destekledim. Devlet Tiyatrosu nedir? Farkı nedir? Neden gereklidir? Türkiye'de tiyatroyu, ilk akademik tiyatroyu ya da modern tiyatroyu Şehir Tiyatrosu, arkasından da Devlet Tiyatrosu oluşturmuştur. İkisinin de kuruluşunda Muhsin Ertuğrul vardır. Şehir Tiyatrosu kurulurken çok genç bir insan, fakat tiyatroyu iyi bilen, tiyatroya gönül vermiş, tiyatroyla yatıp tiyatroyla kalkan bir insan. Devlet Tiyatrosu'nun kuruluşunda da önemli rolü var. Ödenekli tiyatrodur bunlar. Dünyanın her yerinde bu böyledir, devlet tiyatrolara ödenek verir. Bazı yazarlarımızın, televizyona çıkıp görüş bildiren bazı entelektüellerimizin çıkıp da bunun aksini iddia etmelerini hayretle izliyorum. Hiçbir yerde sadece özel tiyatro yoktur. Özel tiyatrolar vardır ama devlet tiyatroları da vardır. Kaldı ki özel tiyatrolar da devletten belli bir para alır. Ama bir de doğrudan Devlet Tiyatrosu vardır. Özellikle bizim gibi ülkelerde özel tiyatroların yapamayacağı işi devlet tiyatrosu yapar. Nedir yapamayacakları tiyatro? Büyük kadrolu oyunlar ki tiyatro ede-

13 KAPAK Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 13 biyatının klasikleri ve pek çok oyunu geniş kadrolu oyunlardır. Olmaz, bunları özel tiyatro oynamaz, oynayamaz. Devlet Tiyatrosu oynar. Kalabalık oyunları özel tiyatro oynamaz çünkü özel tiyatroların yeteri kadar teknik kapasitesi yoktur. Oyuncularla uğraşacak mercileri yoktur. Ayrı bir yapıya sahip. 20 kişiyle çalışmak başkadır, altı kişiyle çalışmak başkadır. 20 kişiye kostüm yapmak başkadır, altı kişiye kostüm yapmak başkadır. Bütün dünyada tiyatrolar devletten ya da vakıflardan destek alırlar. En uygar ülkelerde, bütün Avrupa ve Amerika'da bu böyle. Güney Amerika dahil. Tiyatro dediğiniz şey sadece bugün yazılan şeyler değildir. Moliere, Shakespeare bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Buna benzer yüzlerce, binlerce oyun var. Türk oyunları da var. Özel tiyatroların da daha iyi dönemleri oldu. Türk klasiklerini oynadıkları oldu. Fakat şimdi başka bir aşamaya gelindi. Artık oynayacak tiyatro bulamazsınız. İstediğiniz kadar katkı sunun, istediğiniz kadar para yardımında bulunun, olmaz. Oynayamaz. Devlet Tiyatrosu Türk tiyatrosunun amiral gemisidir. Amiral gemisini batırırsanız tiyatro biter. UNUTULMAMASI GEREKENLER YAZDIM Şehir tiyatrolarında yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? Dediğim gibi, bunların olacağı belliydi. Bundan sonra neler olabileceğini bilmiyorum. Göreceğiz. Bu iş sadece tiyatrocuların kararlılık sergilemesiyle olmaz ki. Güç kimdeyse, iktidar kimdeyse biraz o yön veriyor sürece. Bu kitabı zaten bunların olabileceği ihtimalini düşünerek kaleme aldım. Bakıyorsunuz, neler neler olmuş, görüyorsunuz. Ben bile unutmuşum bazı şeyleri, yazarken fark ediyorum, gördüğüm zaman şaşırıyorum. Arkadaşlarımız da okuyunca hatırlayamadıkları şeyler olduğunu söylüyorlar. Nasıl hatırlamazsın, bak burada belgesi var diyorum o zaman. İnsanın en büyük özelliği unutmaktır. Unutmak hem iyidir hem kötüdür. Mesela bir yakınınızı kaybedersiniz yavaş yavaş unutursunuz, başka türlü yaşayamazsınız. Unutulmaması gereken şeyler vardır. Onları bu kitapta bir araya getirmeye çalıştım. Şehir tiyatrolarında yaşananlara katkısı olur diye ümit ediyorum. CAN GÜRZAP Ucube olayı kültür sanatı tartışmaya açtı sanki. Nedir kültür sanat, tanımını yapabilir miyiz? Kültür sanat aklın vitaminidir. Vitaminsiz bir vücut olabilir mi? Vitaminsiz yaşayabilir miyiz, yaşayamayız. Akıl insanın en önemli yol göstericisidir. Aklımızın geliştirilmesi lazım. Her şeyi okulda öğrenemezsiniz. Bazı şeyleri sanatla öğreniriz. Mesela ruhumuzu, beynimizi dinlendiren, ona huzur veren gibi bir konser bir terapi gibidir. İnsanlar niye mutlu olur, neye gülerler. Bir resim gördüğünüz zaman o resim size bir haz verir. O hazzın getirdiği bir vitamin vardır. Tiyatro da aynı etkiyi yaratır. Tiyatro aynı zamanda yaşamın gerçeğidir. Yaşamdaki yanlışları ve doğruları anlatır. Öyle değilse zaten o ileriye kalmaz, oynanır biter. Ama iyi oynanması lazım, doğru oynanması lazım. İyi demek doğru demek. Doğru olan her şey iyidir. Kötü olan doğru yoktur. Tiyatroda da bu geçerlidir. Orada istenmeyen bir şey cinayet bile en doğru şekilde canlandırılır. Onun için mesela bir cinayeti konu alan eserler heyecan verir ama o heyecanla birlikte pek çok şey öğrenirsiniz. Bu işin neden yanlış olduğunu anlatır orada size. Yani tiyatro doğruları anlatır. Okulda her şeyi öğrenemezsiniz, okulda hayat gerçeğini vermezler. Mantık verir, felsefe verir. Ben bunların yeterli olduğuna inanmıyorum. İşte orada sanat devreye girer. Tiyatro, sinema, bale, müzik, resim, heykel; her biri eğitime hizmet eder. OYUNCULUK DA DEMOKRAS YLE GEL T Biraz da oyunculuk hakkında konuşalım. Sinema oyunculuğuyla tiyatro oyunculuğu biraz farklı denir... Hiç farklı değil. Sinemada bilmeniz gereken bazı teknik meseleler vardır. Onun dışında fark yok. Birinde büyük oynanır diğerinde daha sade denirdi. Yok öyle bir şey. Tiyatroda ne oynuyorsak sinemada da onu oynuyoruz. Evveldendi o. Eskiden tiyatroda büyük oynarlar sinemada küçük... Bakın eski filmlere, bulabilirseniz görürsünüz. O zaman tiyatro gibi sinemada da jestler büyüktü. Antikden kalmaydı bu herhalde. Sonraları her şey sadeleşmeye başladı. Demokrasinin yaygınlaşmasıyla birlikte oyunculuk da değişti, sadeleşti. Yaşama daha yakın olması gerektiği görüşüne varıldı. Bu, rejisör tiyatrosuyla ortaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan bir tiyatrodur. Yine tiyatronun bu gelişimine en büyük katkıyı sağlayan öncülerden Stanislavski'nin geçtiğimiz yüzyılın başında büyük katkıları olmuştur. Arkasından tiyatroya psikodramayı getirmiştir. Psikolojiyi dahil etmiştir, insan yapısını işlemiştir. İnsanı araştırmıştır. Ve en doğalını yansıtmaya çalışmıştır. Onlardan sonra Max Reinhardt gelir. Ondan sonra bazı kuramcılar gelir. Bunların hepsinin ortak görüşü tiyatronun ayrı bir anlatımının olmaması, yaşamda neyse bunun olduğu gibi anlatılması gerektiği yönündedir. Gerçeklerin daha iyi verilmesidir amaçları. Gerçeğin olduğu gibi yansıtılması çabası oyunculukta sadeleşmeyi getirdi. Bu hem sinema oyunculuğu hem de tiyatro oyunculuğu için geçerli. Dizileri nereye koyuyorsunuz? Diziler hayatın bir gerçeği. Arz talep meselesi. O kadar çok dizi çekiliyor ki. Çok zor şartlarda çekiliyor. Dört beş günde bir bölüm çekiliyor. Bir film uzunluğunda. İki set yapıyorlar. Çalıştıkları toplam saat 20 iş gününe denk geliyor. 20 günlük işi dört güne sığdırmış oluyorsunuz. Ama yine de çok iyi, çok kaliteli çekimler yapılıyor. Çok iyi diziler var. Hepsini takip etme imkanım olmasa da iyi işler yapıldığını biliyorum. Halk da seviyor. Zaten beğenilmeyen de kaldırılıyor. APARTMAN DA RES NDE T YATRO ÇALI ILMAZ Tiyatronun gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni yazarlar, yeni oyuncular... Her şeyden önce salona ihtiyaç var. Şu anda Türkiye'de salon yok. Olanların asgari donanımı yok. Birkaç tane var. Çok yetersiz. Devletin bu işi planlaması lazım. Görüyoruz, kentsel dönüşüm projesi var mesela Beyoğlu'nda. Binalar yıkılıp yeniden yapılıyor. Neden bir tanesini tiyatro yapmıyoruz. Ben genç tiyatroculardan müthiş şeyler çıkacağına inanıyorum. Ama kendilerini gösterme imkanları yok. Bugün buradalar, oyun çıkarıyorlar. Yarın nerede oynayacakları belli değil. Nasıl geliştirecekler kendilerini? Bir çadır olsa sabit, o bile işe yarar. Şimdilerde gençler ellerinde çadır, dolaşıp duruyorlar. Yer bulamıyorlar. Apartman dairelerinde çalışıyorlar. Ama apartman dairesinde tiyatro yaparsanız tiyatro gelişmez. Mini futbolla futbolu geliştirebilir misiniz? Futbol nizami sahada gelişir. Tiyatroda da asgari düzeyde nizami bir salonun olması lazım. Siz ne yapıyorsunuz? Siz varolan salonu kapatıyorsunuz? Alın size AKM... Ben nasıl mutlu olurdum hafta sonları o gençleri gördüğüm zaman. Salonlar dolup taşardı. Neredeler şimdi o gençler? Bu bizim görevimiz. Biz onları eğitimlerinden mahrum bırakıyoruz. Bunda bizim sendikalarımızın da sorumluluğu var. Ben yıllarca derneklere, sendikalara üye oldum. Artık bıraktım çünkü oralarda neler olduğunu biliyorum. Onlarda da kabahat var. Bakın benim özel tiyatrom vardı. Kendime göre ciddi bir miktar zarar ettim. Ben tiyatrolara para kazandıran biriyim normalde. Sadece kendimi demiyorum, içinde olduğum oyunları kastediyorum. Ama tiyatronuzu kurunca ne oluyor? Burada oyun yapıyorsun, izleniyor. Oyun beğeniliyor, fısıltı gazetesi dağılıyor. İnsanlar gelip aynı oyunu izlemek istiyorlar. Bir geliyorlar ki oynadığın salona, oyun yok. Nerede? Valla bilmiyoruz burada oynamıyor bu ay. Senin tiyatron değil ki. Sonra nereye gidiyorsunuz? Küçükçekmece'ye gidiyorsunuz mesela. Dekoru kaldırıyorsunuz, yeni dekor koyuyorsunuz. Mazot parası, kamyon parası. Nasıl yöneteceksin tiyatronu? Mali olarak da altından kalkılabilir bir şey değil. Seyirci açısından da çile. Seyirciye seni takip etme imkanı tanımıyorsun ki. Çünkü tiyatro yok. Tiyatro dediğin pazartesi, salı başlayacak, bir sonraki pazartesiye kadar sürecek bir programdır. Devamlılık şart. Bu, iki ay oynar, bir ay oynar, önemli değil. Ama tiyatro dediğin böyle olur. Bir gün orada oyna, bir gün başka bir yerde, olmaz. Çadır tiyatrosu bile böyle olur. Çadırı alırsın, kurarsın. Ben buradayım diye bağırırsın. Zaten kitapta yazıyor. İstanbul'da en aşağı tane tiyatro yıkıldı diyorum. Ben demiyorum, gerçek bu. Yıllardır aynı sorunlarla uğraşıyoruz. Aşamıyoruz. Tiyatronun önündeki en büyük engel bu salon meselesi. O yüzden şu anda ülkemizde tiyatronun durumu deyince bunun dışında bir değerlendirme yapamıyorum. Cumhuriyet diyoruz. Bakıyoruz, Cumhuriyet döneminde nasıl olmuş bu işler. Ben bakıyorum. On sene önce lise son sınıf edebiyat kitaplarına baktım. Son okutulan metinler Halide Edip Adıvar'ın kitapları, Ateşten Gömlek, Yazıldığında daha savaş devam ediyor. Cumhuriyet ilan edilmemiş. Hiç mi bir şey yazılmamış ondan sonra... Neden bu kadar korkuyoruz yazılanlardan. Hep sansür, hep baskı. Neler çektirdik yazarlarımıza, sanatçılarımıza. Nazım'a, Kemal Tahir'e. Sinemayı sansürle, kitabı sansürle, dizileri yak. Yılanların Öcü sansür edildi bu ülkede. Fakir Baykurt, Cumhuriyet yazarı değil mi. Neden yaptık bunları? Yaşar Kemal neler çekti... E T M DÜZEY Y DE L Üniversitelerde tiyatro eğitimi ne durumda? İyi olduğunu zannetmiyorum. Sadece tiyatro değil diğer alanlarda da eğitim düzeyi iyi değil. Duyuyorum arkadaşlardan. 25 kişilik sınıflarda eğitim yapılıyormuş konservatuarda. Olmaz. En fazla 10 kişiyle olur. Biz burada diksiyon derslerine bile en fazla 13 kişi alıyoruz. Şu anki çalışmalarınız neler? Devlet Tiyatrosu'nda yeni bir oyun çalışıyoruz. Altı yedi yıldır Devlet Tiyatrosu'nda oynamıyordum. Çalışmalarına başladık ama bu sezona yetiştiremedik. Eylül'de başlayacağız. Çok güzel bir oyun. Bana göre son yüzyılın en büyük yazarlarından Friedrich Dürrenmatt'ın Yaşlı Hanımın Ziyareti oyununu sergileceyeceğiz. Bir de bir dizi olacak. Onlar da yeter herhalde..

14 14 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK DOĞU KARAOĞUZ DAN KUVAY-I MİLLİYE RUHUYLA BİR ÖMÜR Bir Cumhuriyet Savaşçısı nın yaşam öyküsü İRFAN YALÇIN Kurtuluş Savaşı tarihimizde, Kuvay-ı Millîyeci denilen ulusal savaşçı tipinin en seçkin örneklerinden biri olan Tâhir Karauğuz un yaşam öyküsünü, oğlu Doğu Karaoğuz Kuvay-ı Milliye Ruhuyla Bir Ömür adlı kitabında nesnel bir yöntemle, ortaya somut belgeler koyarak anlatıyor. Gazeteci-Yazar Orhan Karaveli nin önsözü ve Doğu Karaoğuz un sunuş yazılarıyla başlayan ve sekiz bölümden oluşan yapıtta, yer yer geriye dönüşlere başvurulsa da, genellikle sıradizinsel (kronolojik) bir çizgi izleniyor de Safranbolu da doğan, ilkokulu (iptidai) ve ortaokulu (rüştiye) burada okuduktan sonra, Kastamonu Lisesi ne giden Tâhir Karauğuz, burada İsmail Habib (Se-vük), İsmail Hakkı (Uzunçarşılı), Suat Hakkı (Soyer) gibi kendi alanlarında ün yapmış öğretmenlerin öğrencisi oluyor. Balkan Savaşı yıllarında ( ) henüz 15 yaşındayken, Kastamonu da İttihat ve Terakki Cemiyeti nin yapısı içindeki Türk Gücü ne yazılan ve yine orada yayımlanan Köroğlu gazetesinde, yurt sevgisini çığlıklaştıran koçaklamalı (hamâsi) şiirler yayımlayan Tâhir Karauğuz, bir yandan da Mehmet Âkif, Aka Gündüz ve Ziya Gökalp gibi ünlü yurtsever yazın adamlarına mektuplar yazıp, onlarla ilişki kurmaya çalışıyor da henüz 18 yaşındayken, gönüllü olarak askere yazılıyor ve yedek subay (ihtiyat zâbiti) olarak göreve başlayıp, Kördede adında bir eşkiyâyı ve onun adamlarını kovalayan birliğe kumanda ediyor de, 2 yıl, 7 ay, at sırtında, firari ve eşkiyâ kovaladıktan sonra, terhis edilen Karauğuz, yarım kalan öğrenimini bütünlemek için, 20 yaşındayken, yeniden Kastamonu Lisesi ne geliyor ve iki okul arkadaşı ile birlikte tek yapraklı bir gazete çıkartıyor: Açıksöz. Tâhir Karauğuz un iki arkadaşı ile birlikte çıkardığı o tek yapraklı gazetede, Nidâ imzasıyla İstanbul halkını isyana çağıran zehir zemberek bir yazı yayımlanıyor: Zavallı İstanbul!. Şöyle bitiyor yazı: Uyan ey Anadolu ahâlisi! Uyan! Uyan! Uyku devresi çoktan geçmiştir!.. (S.16). İşin ilginç yanı, bu yazı yayımlandığında, Mustafa Kemal in Samsun a çıkışı iki ay bile olmamış, Erzurum ve Sivas Kongreleri henüz yapılmamıştır. İşte o üç liseli gencin çıkardığı Açıksöz gazetesi, Ulusal Kurtuluş Savaşı nı destekleyen ilk Anadolu gazetesi olacaktır. Açıksöz ü çıkaranlar, İstanbul Hükümeti nin yayın organı Zafer gazetesinden gelen Asarız, keseriz tehditlerine kulak asmamakta, hemen her sayıda Kuvay-ı Milliyeciliği övmekte, sürekli olarak Mustafa Kemal in telgraflarına yer vermektedir. Ulusal Hareket in Anadolu daki sesi olan Açıksöz ün 1919 Ağustos sayısında, İstiklâlimize yan gözle bakan bir müzâhiri (yardımcıyı), velev ki bizi hazinelere garketse ve şu bir iki asırlık terakki (ilerleme) yolunda bizi senede katettiriverecek bile olsa, istemeyiz. İstiklâlimizden zerre kadar fedakâlığa râzı değiliz. yazılıdır (S.46) da, Kastamonu Lisesi ni bitiren Tâhir Karauğuz, Safranbolu nun bir bucağı olan Ulus a Bucak Müdürü olarak atandıktan hemen sonra, oradaki 67 köyü at sırtında tek tek dolaşarak Kuvay-ı Milliye ye asker yardımı için elinden geleni yapacak ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile bağlantı kurarak onun şubelerini açacaktır. KARAELMAS D YARI ZONGULDAK Tâhir Karauğuz, 1920 de, Zonguldak ta kömür ocağı işleten ve buraya Kuvay-ı Milliye anlayışını ilk getiren dayısı Maksut Çivi nin önerisiyle, Ulus tan ayrılıp Zonguldak a geli-yor. Burada Zonguldak Müftüsü İbrahim Hakkı (Ak-ça) Efendi nin başkanlığında Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti nin Zonguldak Şube-si nin kurulmasına yardım ediyor. Ankara Hükümeti tarafından çalışmaları yakından izlenen ve göğsünde Birinci Dünya Savaşı ile ilgili madalyası bulunan Tâhir Karauğuz, Garp Cephesi Komutanlığı nca As-kerî Polis Müdürü olarak atandıktan pek az sonra, 1 Aralık 1920 de, Osmanlı ordusunda 2 yıl 7 ay askerlik yapmış olmasına karşın, Akçaşehir İskele ve Limanlar Kumandanlığı emrine atanıyor, teğmen olarak. GARP CEPHES Tâhir Karauğuz u örnek bir Kuvay-ı Milliyeci olarak gören Ankara Hükümeti, ona durmadan yeni görevler vermektedir. Akçaşehir de beş ay görev yapan Karauğuz, 24 Nisan 1921 de, Garp Cephesi Komutanlığı na bağlı İstihbârat Zâbiti (Giz Araştırma Subayı) olarak Zonguldak ta, daha sonra da Ankara da Garp Cephesi Komutanlığı Matbuat ve Neşriyat Şubesi nde çalışıyor. Karauğuz, Ankara daki görevi sırasında, Yunus Nâdi, Zonguldak milletvekili Tunalı Hilmi, Mehmet Âkif, Hamdullah Suphi, Yusuf Akçuraoğlu gibi, Ankara Hükümeti yanlısı ünlülerle tanışıyor. O günlerde, İnönü nün, Yunan ordusunun Anadolu halkına yaptığı zulmün tarihe net olarak geçilmesi için kurduğu Tetkik-i Mezâlim Heyeti nde, Hâlide Edip (Adıvar), Yâkup Kadri (Karaosmanoğlu), Yüzbaşı Yusuf (Akçura) dan başka Tâhir Karauğuz da vardır (Hâlide Edip Adıvar, Türk ün Ateşle İmtihanı kitabında, Tâhir den Mülâzım diye söz ediyor). Tâhir, düşmanın yakıp yıktığı Anadolu yu gezerken, gördük-lerinden duyduğu büyük acıyı, Harâbeler İçinde, Ötme Bülbül, Ah Vatan, Sen Misin?, Akşam gibi şiirleriyle dile getiriyor. Tetkik-i Mezâlim Heyeti nin çalışması bittikten sonra Ankara ya dönen Karauğuz, İsmat İnönü ve Fevzi Çakmak la görüşme olanağı buluyor ve onların övgülerini kazanıyor. İşte tam o günlerde, Müdür-i Umûmi (Genel Müdür) Ağaoğlu Ahmet in imzasıyla, yeniden Zonguldak a atanıyor. Yeni görevinin adı: GenelKurmay Başkanlığı İstihbarat Subayı ve İstihbarat Müdürlüğü dür. ZONGULDAKLI YILLAR Tâhir Karauğuz un Zonguldaklı yılları, 1922 den 1962 ye kadar sürüyor ve bu 40 yıl içinde insanüstü bir çabayla çalışıp, hemen hemen bütün Türkiye ye sesini duyuran bir Zonguldak basını yaratıyor tek başına. 23 Mart 1923 te, Zonguldak ta ilk gazeteyi (Zonguldak) çıkaran, 13 Aralık 1923 de ilk basımevini (Zonguldak Karaelmas Basımevi ni) kuran odur. Gazetenin yazarları arasında, Aka Gündüz, Ahmet Naim Çıladır, Sâdi Yâver Ataman; ozanları arasında, Behçet Kemal Çağlar, Ârif Nihat Asya, Orhan Şâik Gökyay, Rızâ Polat Akkoyunlu gibi o yılların ünlüleri bulunmaktadır. Sık sık Cemal Nâdir in karikatürleri de yer alır gazetede. Zonguldak madenlerinin kamulaştırılması konu-sunda sürekli olarak yayın yapan gazetenin genel politikasını, gazetenin yazarlarından Hüseyin Avni şöyle özetliyor: 1. Her şeyin üstünde millî menfaat duygusu; 2. Tam ola-rak inkilâp davâsı; 3. Türkçülük davâsı; 4. Kömür havzasının davâsı. Yalnız gazete yayımlamakla yetinmeyen Karauğuz, kurduğu basımevinde kitaplar da yayımlıyor de, Hâlide Edip Adıvar ın önsözüyle yayımlanan Orduya Armağan adlı şiir kitabı ve özellikle Orta Anadolu da Yunan Faciaları, o zamanki Anadolu bası-nında büyük yankı uyandırıyor. Öyle ki, Süleyman Nazif ve Abdülhak Hâmid, yazdıkları mektuplarla Tâhir Karauğuz u kutluyorlar. Ama kuşku yok ki, Karauğuz u en çok mutlu eden, Atatürk ün 9 Mayıs 1922 tarihli mektubu olmuştur (S.113): Ankara, (1922); Zonguldak İstihbârat Müdürü Tâhir Karauğuz Bey e: Türki-ye Büyük Millet Meclisi nin üçüncü sene-i devriyesi münasebetiyle yazılan şiiri hâvi 23 Nisan 338 tarihli mektubunuzu ve Orduya Armağan ve Orta Anadolu da Yunan Facia-larıı ünvanlı iki kitabınızla beraber 1 Mayıs 338 tarihli mektubunuzu memnuniyetle al-dım. Hissiyât-ı vataniyyelerinize teşekkür eder ve hidemât-ı millîyede muvaffak olmanızı temenni ederim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, Başkumandan Mustafa Kemal. Tâhir Karauğuz, yaşamı boyunca yüreğindeki Kuvay-ı Milliye ateşini hiç soğutmamış, Kurtuluş Savaşı nın bitimiyle, 1922 de Zonguldak a geldikten sonra da, aynı güç, inanç ve coşkuyla, âdeta tek kişilik bir kültür kurumu gibi çalışarak, yalnız Zonguldak basınının değil, başka bir çok toplumsal kurum ve etkinliklerin oluşturulmasında da öncülük etmiş ve bu ildeki türlü ilk lere imza atmıştır. Ama ne hazindir ki, 1962 de büyük parasal sıkıntılar içinde kalarak, varını yoğunu, canı gibi sevdiği basımevini satmak zorunda kalarak, kimseye duyurmadan, bindiği Tarı vapuruyla, ömrünü verdiği Zonguldak tan küskün ayrılmış, 1982 yılında öleceği İstanbul a oğlunun yanına gitmekten başka çare bulamamıştır. (Kuvay-ı Milliye Ruhuyla Bir Ömür, Doğu Karaoğuz, Truva Yayınları, 376 s.)

15 ARAKABLO Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 15 Hegel in yazgısını Türkiye gerçeğinde paylaşmak Onca do ru saptamadan sonra Hilav, ne yaz k ki, Marksizm in felsefi ve tarihsel ilkelerini verdikten sonra evrensel bütünün tekerle ini dü ünsel hakikatle ekonomik yasalar aras ndaki yar a sokan Hegel in yazg s n ba ka ba lamda, politikan n s radan girdab nda ve trajikomik biçimde payla r. SEYYİT NEZİR Geçen haftaki Arakablo nun başlığı Dine Dair Kimi Yanılsamalar ve 2 Temmuz du. Yazıda Selahattin Bağdatlı nın Selahattin Hilav la Konuşmalar (Nisan 2012, YKY) kitabını da birçok meseleyi dinle ilişkisi bağlamında ele almasından ötürü önemli bularak Hilav ın kimi saptamalarını tartışmaya çalışmıştım. Polemik yanı ağır basan bir yazı ortaya çıkmıştı: Düşünebiliyor musunuz, [1950 den beri] dinsel yabancılaşmanın yanılsattığı kitleler, laik ve Kemalist olmadıkları için, seçilenlerse onları ülkenin talanına ortak etmek üzere din kisvesiyle aldatarak büsbütün soyup soğana çevirdikleri için sol oluyor?! Tutarsızlığın bu kadarına pes! Bu vargı, olumlu ve olumsuz tepkilere yol açtı. Hilav ın ATÜT çü bakış açısının ürünü olan bu tür sakatlıklarını eleştirmekle iyi ettiğimi belirtenlerin yanı sıra, hem ülkemiz felsefesinde emek ve katkısı bulunduğunu söylüyorsun hem de tutarsızlıkla suçluyorsun diyerek, asıl tutarsızlığa benim düştüğümü, gerçekliğe karşı sorumluluk duygusunu polemik tutkusuyla zedelediğimi öne sürenler oldu. Birincilere olumlama yönünde sık sık gönderdikleri iletilerle beni düzenli yazmak üzere yüreklendirdikleri için teşekkür ederim. İkincilere benim için öğretici saptamalarından ötürü iki kez teşekkür ederim. AÇIMLAYICI VE YARATICI GÖRÜ LER YLE ÖNE ÇIKAN ÇAPLI B R DÜ ÜNÜR Selahattin Hilav, benim için hep, ülkemiz Marksist felsefe kültürünün oluşmasında büyük emek ve katkısı bulunan, dahası bizde diyalektik felsefenin dilini kurmada öncü ve kalıcı çabaları yıllar geçtikçe yoğun anlamlar kazanacak derin bir felsefecidir. Nâzım Hikmet üstüne yazılmış en güzel birkaç yazıdan birini Papirüs te (1967) onun kaleminden okuduğumdan beri, Yeni Dergi, Yazko Felsefe ve başkalarında adını görmemle yürek atışlarımın hızlandığını duyumsadığım, Aydınlık ta yazmaya başlamasını (1993) büyük gazetecilik başarısı olarak sevinçle karşıladığım bir yazardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Can Yücel eleştirileri ve gerçeküstücülük yorumları (Edebiyat Yazıları, 1993, YKY), Murat Belge ve Hilmi Yavuz la yürüttüğü, bugün niye benzerleri yok diye hayıflandığımız eşsiz derinlikteki polemikler, o yazmazsa kimsenin el atıp da yazamayacağını düşündürten birçok felsefe kavramı ve sorunu üstüne yazılar (Felsefe Yazıları, 1993, YKY), Diyalektik Düşüncenin Tarihi (1966, Sosyal Y.) ve 100 Soruda Felsefe Elkitabı (1970, Gerçek Y.) gibi kırk yıldır elden düşürmediğim kitaplar bize hep onun armağanı. Yine birçok meselede olduğu gibi, Türkiye nin tarihsel geçmişi, toplumsal yapısı, kültürel derinliği ve politik ufku üstüne hazırlop yargılara uzak duruşu, aydınlarımızı silkeleme girişimlerinin yanı sıra ATÜT (Asya Tipi Üretim Tarzı) konusunda genç araştırmacılar kadar uzmanlar için de son derece açımlayıcı ve yaratıcı görüşler ortaya koyuşu onun çaplı düşünür kimliğinin kalıcı yansımalarıdır. Entelektüeller ve Eylem kitabı (haz.: Sema Rifat, 2008, YKY) Hilav ın gazete ve dergilerde kalmış yazı, tartışma ve söyleşilerinin derlendiği bir kitap olarak onun düşüncesini bütünleyen, ama daha önemlisi, günümüzde çok yakıcı biçimde gereksinilen aydın ve eylem diyalektiğini vurgulamasıyla öne çıkmaktadır. İki kalem darbesi üç tuş dürtmesiyle onu harcayacağını sanma hafifliğine kapılacak kadar enayi ya da hödük olmadığım kanısındayım; onun bir Marksist felsefeciye uygun düşen bu özellikleri üstüne 1967 dekinden farklı düşünüyor da değilim. Yazı işini öyle ciddiye alır ve titizlikle yürütür ki, özensiz yazılmış tek cümlesini, gereksiz tek sözcüğünü gösteremezsiniz. D N FELSEFEN N KAR ITI B R DEOLOJ K TOPLAMDIR Onu hep çekici ve etkili kılan yönüyle en iyi tanımlayan kişi, Bağdatlı nın da anımsattığı gibi, Kemal Tahir olmuştur: Selahattin Hilav ın özelliği ve gücü, genel olarak eski ve yeni felsefe bilgisinin sağlamlığında, genişliğinde ve derinliğinde değil, bu bilgiyi en ileri görüşlerle birleştirebilme özelliğinde, yeteneğindedir. (...) Modern felsefede büsbütün kendi alanına girmiş olan Selahattin Hilav, burada Marx ı hazırlayan büyük düşünce ırmağını, Batı da bile çok az rastlanan bir sağlamlıkla izlemekte, Marksizm in günümüzü etkileyen yönlerine ayrıca önem vererek, Batı daki çalışmaları aydınlattığı gibi, bizim belli anılarda kalmış kalıp aktarıcı Marksist geçinenlerimizi de uyarmaya çalışmaktadır. Benim Hilav da tutarsızlık olarak nitelediğim durumlar, din ve politik egemenlik ilişkisine dair tanım ve tavırlarda ortaya çıkıyor. Anadolu toplumuna ilişkin, yine Kemal Tahir in de dikkat çektiği şu saptaması, gerçeğin somut ve engin anlatımıdır: İdeoloji, yani din, gelenek ve alışılagelmiş yaygın düşünce tarzları, felsefenin ve felsefe ihtiyacının yerini tutmaktadır. (...) din ve ideoloji felsefenin yerini almış... felsefî düşüncenin canlanması ve yeniden doğması (Rönesans) imkânsız hale gelmiştir. Anadolu Türk toplumu da Yakındoğu İslâmî toplumlar kategorisi içinde yer alır ve belki de bu kategorinin en kusursuz örneğidir. (Elkitabı, s ) Hilav daha Yön deki bir yazısında (Şubat 1966, S: 149) dini ideolojik bir olgu, bir yanılsama biçimi olarak tanımlar: Din, temel yapısı bakımından, bir ideolojidir. Yani insanların içinde yaşadıkları maddi şartların, aldatıcı bir biçimde insan bilincinde yansımasıdır. LA KL K VE ASKER-S V L AYDIN ZÜMRE Hilav, insanoğlunun aldanması, kendini aldatması olarak adlandırılabilecek yöneliminin dinde karşılık bulduğunu, bu toplumsal ve ruhsal gereksinmenin aşılması yönünde yüzeysel ileri-geri kavgasının çözümsüz kaldığını belirtir. Din üstüne Aydınlık taki Bizdeki Laiklik yazısında ( ), İttihat-Terakki den kaynaklanan ve Cumhuriyet döneminde radikal bir biçim alan din düşmanlığı nın yobazlık karşıtı edebiyata dönüşmesini eleştirerek Marksistleri uyarır: Kemalizmin tezgâhında dokunmuş solculuk ile Marxçılık arasındaki örtüşmezliği ve uyuşmazlığı apaçık bir biçimde ortaya koymak gerekiyor. Cumhuriyet laikliğinin tarihsel-toplumsal koşullardan soyutlanarak tek başına ele alındığında kendi öz amacına ters düşen bir tutum a yöneldiğini belirtir. Kemalizmin aydınlanma savaşımının da askersivil aydın zümrenin Osmanlı dan müdevver baskıcı ve yasakçı yöntemlerle, yüzeysel olarak yürütüldüğünü ısrarla öne sürer. Toplumun geleneklerinden ve tarihinden kopartılmasını eleştirir. İslâm toplumlarında isyanların başladığı yere dönerek sona erdiğini belirleyen Engels e dayanarak Hilav Anadolu da dönüşüm ve yenilenme geçirmeksizin toplumun kendini sürekli yinelediği gerçeğini sık sık anımsatır; Hegel in saptama ve öngörülerini de kaynak alır. Bu durumda topluma dinamizm kazandırmak ancak dış etkilerle olanaklıdır. Emperyalizmin dayatmasıyla örtüşen dinci politika ve örgütlenmeler, toplumun tarihsel ve yapısal bir özellik olarak talanı üleşme alışkanlığını bu kez dış yardım ve borçla giren yabancı sermayenin paylaşılması eğiliminde canlı tutarak dinci kitlelerle bütünleşir, çıkarları uğruna ülkeyi pazarlamayı ve peşkeş çekmeyi dinsel örtülerle kutsallaştırır. Peki toplumun %50 si emperyalizmin yedeğinde ülkesine ihaneti dinsel meşruiyete ve rızaya dayalı yıkıcı ittifaklarla yürütünce sol oluyor da, yurdunu savunmak niye azınlıkçı, seçkinci, yasakçı, halk düşmanı ve sağ oluyor? Doğu ve İslâm toplumlarının, özellikle Türk toplumunun özgün tarihsel nitelikleri bulunduğu gerçeğinde bugün herkes birleşiyor. Asker sivil aydın zümrenin toplumsal değişme sürecinde tam da bu gerçeğin karşı ucunda yer alması tarihsel bir olgu. Bu gerçeği ilk kez tanımlayan Yusuf Akçura nın sınıfsal çözümlemesiyle 1908 Devrimi nde ve yüz yıldır yaşananlara bakınca şunu görüyoruz: Dönüşüme yatkın unsurlar olarak asker-sivil aydın zümre, ulusal burjuvazi ve halkın üretici kesimleri, emek verdiği yurdunu Batı nın evrensel değerleriyle donanmış düzeyde yeni bir toplumsal ve anayasal düzene taşıma savaşı verir. Emperyalizm de bu gelişmeyi durduracak dinci karşıdevrim cephesiyle sürekli işbirliğinin önündeki engelleri adım adım kaldırır... Onca doğru saptamadan sonra Hilav, ne yazık ki, Marksizm in felsefi ve tarihsel ilkelerini verdikten sonra evrensel bütünün tekerleğini düşünsel hakikatle ekonomik yasalar arasındaki yarığa sokan Hegel in yazgısını başka bağlamda, politikanın sıradan girdabında ve trajikomik biçimde paylaşır.

16 16 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP 150 YILLIK MÜCADELEDEN SÜZÜLÜP GELEN TÜRK YE N N ANAYASA B R K M Egemenlik ve ait olduğu sınıflar Anayasan n devlet ve onun örgütlenmesi bak m ndan ta d anlam, yeni toplumu kurmada ve ekonomik, siyasi, sosyal ili kilerin düzenlenmesinde anayasalar n üstlendi i rol ortaya konuluyor. Anayasalarla devrim ve kar devrimler aras ndaki ili ki, hem toplumsal geli me, hem de Türkiye prati i düzleminde aç klan yor. HÜSEYİN ÇOBANOĞLU Doğu Perinçek in Türkiye nin Anayasa Birikimi Bölücü Anayasa nın Eleştirisi ve Cumhuriyetin Yeniden Örgütlenmesi adını taşıyan son kitabı geçtiğimiz günlerde Kaynak Yayınları ndan çıktı. Kitap, ülkemizde anayasa hukuku üzerine yazılan; meselenin teknik yönlerine yoğunlaşan şekli ve maddi anayasa hukuku eserlerinden ya da yalnızca güncel tartışmaya yoğunlaşıp anayasayı toplumsal sürecin bütünlüğünden koparan eserlerden esaslı bir şekilde ayrılıyor. Türkiye nin anayasa tarihindeki birikimi ve saflaşmaları tarihsel gelişim içinde ortaya koyarak, bugünkü tartışmaları, anayasa yapma girişimini ve Türkiye nin ihtiyacı olan anayasayı bu temelde açıklıyor. Bu sebeple, klasik bir anayasa hukuku kitabı olmanın çok ötesine geçiyor. Diğer yönden, yeni devletin temellerinin yazıldığı kurucu hukuk olan anayasayı, bu niteliğine uygun olarak, Türkiye nin devrimler ve karşı devrimler tarihi düzleminde ele alıyor ve hukukun en siyasi olanını, hak ettiği biçimde toplumsal pratikle birleştiriyor. Bu da eseri klasik anayasa hukuku kitaplarından farklılaştırıyor. Aslında alt başlıkta yer alan Cumhuriyetin Yeniden Örgütlenmesi ifadesi de, eserin niteliğini ortaya koyuyor. Yanıt aranan soru yalnızca anayasanın nasıl, kim tarafından, hangi içerikle hazırlanacağı değil; karşı devrim saldırısıyla Cumhuriyetsiz kalmış bir toplumun, bu saldırıyı püskürtürken Cumhuriyetini yeniden nasıl örgütleyeceği. Devrimci Cumhuriyetin esasları, kuruluşu ve felsefesi, devrimci anayasanın Doğu Perinçek da içeriğini oluşturuyor. Eserin ilk bölümünde anayasanın ne olduğu sorusuna yanıt aranıyor. Anayasanın devlet ve onun örgütlenmesi bakımından taşıdığı anlam, yeni toplumu kurmada ve ekonomik, siyasi, sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde anayasaların üstlendiği rol ortaya konuluyor. Anayasalarla devrim ve karşıdevrimler arasındaki ilişki, hem toplumsal gelişme, hem de Türkiye pratiği düzleminde açıklanıyor. Bu bölümde ayrıca, güncel anayasa tartışmasında neoliberal cephenin can simidi olan ve bilgi kirliliği yaratma aracına dönüşen sivil, ideolojisiz, uzlaşma gibi kavramların, tarihsel gelişmede nasıl ortaya çıktıkları, yüklendikleri anlamlar ve devletin, anayasanın taşıdığı anlam ortaya konularak, kavramların anayasa teori ve pratiğine yabancılıkları inceleniyor. Bu bölüm, kamuoyunda yürütülen yüzeysel ve içi boş tartışmaya, kapsamlı eleştiri ve yanıtlar içeriyor. Sonraki iki bölümde Türkiye nin anayasa tarihi ve birimi, devrim ve karşı devrimler esas alınarak, dört temel süreç içinde ve kronolojik biçimde ele alınıyor. Burada iki de direnç noktası yer alıyor. Bunlardan biri Tanzimatçılığa direnç olarak ortaya çıkan Genç Türk hareketi ve onların getirdiği 1876 Anayasası, diğeri ise Küçük Amerika sürecine direnç ortaya koyan 27 Mayıs Devrimi ve 1961 Anayasası. Bunların direnç olarak ifade edilmelerinin nedeni ise devrimci, ilerici yönleriyle içinde bulundukları süreçleri kesintiye uğratmalarına karşın, sürecin yönünü değiştirememiş olmalarıdır. Özellikle ilerici ve devrimci yanları yanında, zayıf yanları ve hatalarıyla 1961 Anayasası na ilişkin, eserin ilgili bölümünde önemli değerlendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde, çok partili yaşam tecrübeleri irdelenirken, demokrasinin özü ve gerçek demokrasinin ancak Ortaçağ kurum ve ilişkilerinden tamamen arınmış ve özgürleşmiş bir toplumda kurulabileceği yalın bir biçimde ortaya koyuyor lerden itibaren geçilen çok partili yaşamda, demokrasinin nasıl adım adım yürürlükten kalktığını ve Ortaçağ ın, yaşamın her alanına hakim kılındığını, 60 Anayasa; yeni bir devletin, yeni bir toplumun, yeni bölü üm ili kilerinin gündeme geldi i ko ullarda ortaya ç k yor. Bu ko ullarda bölü ülecek en de erli ey ise egemenlik oluyor. Çünkü bütün di er bölü ümlerin kayna n olu turuyor yıllık tecrübe de tartışmasız biçimde ortaya koyuyor. Eserde, yeni anayasa girişimi ve Cumhuriyet in yeniden örgütlenmesiyle buna bağlı devrimci bir anayasa seçeneği ise ayrı birer bölüm halinde ele alınıyor. Yeni Anayasa girişimine ilişkin bölümde, bu anayasanın omurgasını oluşturan, Türklüğün ve milletin anayasadan çıkarılması, özerklik, vatandaşlık, anadille eğitim konuları; felsefi temelleri, sosyolojik yönleri ortaya konarak ele alınıyor. Vatandaş olmakla millet olmak arasındaki fark, millet kavramının Ortaçağ aidiyetlerine üstünlüğü ve birleştiriciliği, Atatürk milliyetçiliği ve emperyalizm, Cumhuriyet Devrimi pratiği konularında yapılan açıklamalar, hem bölücü anayasa girişiminin temellerine vurmak, hem de cumhuriyet anayasasının ihtiyaçlarını anlamak bakımından büyük önem taşıyor. Eserin bir diğer önemli yanı, anayasal belgeler incelenirken, yalnızca madde içerikleri ve içeriğin, anayasal gelişim bakımından önemi değil; değişiklere yol açan toplumsal pratikler, bu pratiklere önderlik eden sınıflar ve onların karşıt güçleri ortaya konuyor. Bu, anayasanın anayasa hukuku için taşıdığı değerden öte, verili koşullar ışığında toplumsal yaşam bakımından taşıdığı değeri ve üstlendiği rolü kavramayı, anayasa tarihimizdeki ilerleme ve gerilemeleri muhakeme edebilmeyi mümkün hale getiriyor. Ayrıca bu bölümlerde herkes tarafından kabul edilen anayasal metinlerden başka, daha derin bir bakış açısıyla kapsamlı bir çalışmanın ürünü olan pek çok metne yer veriliyor. Bunlardan belki de en önemlisi 1921 Anayasası na da ruhunu veren Halkçılık Beyannamesi. Aslında yazar, eserin bütününde, anayasa tarihimizi en yalın ifadeyle, egemenlik ve onun ait olduğu sınıflar temelinde tarihsel bir biçimde açıklıyor. Anayasa; yeni bir devletin, yeni bir toplumun, yeni bölüşüm ilişkilerinin gündeme geldiği koşullarda ortaya çıkıyor. Bu koşullarda bölüşülecek en değerli şey ise egemenlik oluyor. Çünkü bütün diğer bölüşümlerin kaynağını oluşturuyor. Anayasa ise en üst paylaşımı güvenceye kavuşturan en üst hukuk metni olarak karşımıza çıktığı için, egemenliğin paylaşımına esaslı değişiklik getiren metinler anayasal nitelikte metinler oluyor. Egemenliğin kayıtsız şartsız halka ait olduğunu ilan edenler devrimci birikimi, egemenliği Avrupa merkezlerine ve ABD ye devredenler ise karşı devrimciliği temsil ediyorlar. Kuşkusuz tek ölçüt bu değil, ama eninde sonunda her ölçüt egemenliğin ait olduğu sınıfa bakılarak cevaplanıyor. Egemenlik halka aitse, gerçek demokrasi ve laiklik hayat buluyor, kamuculuk ve toplum yararı öne geçiyor, Ortaçağ ilişkileri geriletiliyor. Egemenliğin kaynağı ABD ve AB merkezlerinde aranıyorsa, Ortaçağ ilişkileri mezarlarında hortluyor, bencillik ve bireysel menfaat öne çıkıyor, toplum yozlaşıyor, demokrasi soytarılığı yaşanıyor, laikliğe rahmet okunuyor. İşte Türkiye nin Anayasa Birikimi, en başta köklü anayasa birikimimizi ortaya koyuyor; 150 yılı aşan ve bugün de en büyüğüyle karşı karşıya olduğumuz bir çok karşıdevrimci atakla boğuşan bu mücadelenin ve onun devrimci anayasa birikiminin özgüveniyle, devrimci seçeneğe ışık tutuyor. Anayasayı tartışırken sırtını neoliberalizmin sahte kavramlarına değil, Namık Kemallere, Ziya Paşalara, Talat Paşalara, Mustafa Kemallere, Cahit Talaslara ve onların gerçek demokrasi, özgürlük, hak arayışlarına yaslıyor. Eser bütün bu yönleriyle, büyük anayasa çarpışmalarının ve mücadelesinin arifesinde, bu sürece ışık tutacak bir başucu kitabı ve başvuru kaynağı olma özelliği taşıyor. (Türkiye nin Anayasa Birikimi, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, 384 s.)

17 BİR KİTAP BİR FİLM Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 17 HOMEROS UN LYADA SI VE PETERSEN N TRUVA SI Hektor dan yana olmak TARIK DURSUN K.'NIN YA GÜNÜ K TABINA YET T R LEMEYEN B R SAYGI YAZISI: Öpüldünüz Tarık Dursun K... Paris in Helen i kaç rmas n n, Yunanl lar n yay lmac emelleri için bir bahane olarak kullan l n özellikle vurgulayan; genel sempatisini, binlerce gemiyle Anadolu ya, Truva surlar önüne ç karma yapan i galcilerden de il, yurtlar n savunan Truval lar dan yana gösteren Petersen in, dolay s yla tarihteki ilk Bat -Do u sava nda do ru bir tercih yapm durumda TUNCA ARSLAN Homeros un epik destanı İlyada da binlerce yıldır yankılanan, O dövüşen adamın adı Hektor du. Ama o atların sürüklediği artık Hektor değildi dizesi, Truva Savaşı'nı çok iyi özetler. Truvalıların kahraman başkomutanı, ülkesini canla başla savunan, işgalci Yunan gemilerini ateşe veren ama sonunda karşı saflardaki benzeri Aşil in öfkesinden kurtulamayıp kılıçla can verdiğinde cesedi atlar tarafından sürüklenen Hektor un öyküsü gerçekten de binlerce filme bedeldir. Hollywood un Alman kökenli yönetmenlerinden, Ateş Hattında, Kusursuz Fırtına gibi büyük bütçeli, aksiyonu bol sansasyonel filmleriyle tanıdığımız Wolfgang Petersen de Hektor un, Aşil in, Paris in, Helen in, Yunanlıların, Truvalıların öykülerinden oluşan, garantili mitolojik malzemeyi doğrusu gayet iyi değerlendirmişti 2004 te çektiği Truva da. İşbilir yönetmen Petersen, özel efektlerin başarısı, savaş sahnelerinin etkileyiciliği, iki ayrı aşk öyküsünün akışı, Aşil rolündeki Brad Pitt in her kesimden seyirci üstündeki karizması sayesinde, klasik metne saygıda kusur etmeyen iyi bir film koymuştu ortaya. Paris in Helen i kaçırmasının, Yunanlıların yayılmacı emelleri için bir bahane olarak kullanılışını özellikle vurgulayan; genel sempatisini, binlerce gemiyle Anadolu ya, Truva surları önüne çıkarma yapan işgalcilerden değil, yurtlarını savunan Truvalılar dan yana gösteren Petersen in, dolayısıyla tarihteki ilk Batı- Doğu savaşında doğru bir tercih yapmış durumda. Bunu da bilinen mitolojik kabulleri çok fazla eğip bükmemeye borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Filmde Aşil in (Akhilleus) kullanım biçimine gelince, bir iki noktanın üzerinde özellikle durmak gerekir. Homeros destanının başkahramanı, kollarından, bacaklarından güç ve canlılık fışkıran, tanrıça oğlu ve tanrılara denk Aşil, destana uygun biçimde öncelikle kaba güçten, savaşçılıktan, hatta acımasızlıktan ibaret gösteriliyor. Wolgang Petersen de sanatı Aşil den ama yüreği, yurdunu savunan, erdemli Hektor dan yana olan Homeros gibi davranmış; Aşil i içinde savaştığı düzenli ordunun kurallarına bile boyun eğmeyen, günümüzün anarşizm modası na uygun, itaatsiz bir karakter olarak resmetmekten çekinmemiş. Homeros un da destanında Aşil e fazlasıyla eleştirel yaklaştığı, hem iyi hem kötü bir karakter olarak anlattığı düşünülürse Petersen e diyecek fazla bir şey yok. Ama destanı okumamış çoğu seyircinin, örneğin Hektor dan değil de Aşil den etkilendiği, Aşil i olumlu kahraman gibi algıladığı da bir gerçek... Homeros, Agamemnon a karşı, Kıyasıya savaşta benim kollarım görür en büyük işi / ama bölüşmede payın en okkalısı sana gider dedirttiği Aşil in hiçbir çıkar gütmeden savaştığını, sömürüye karşı olduğunu vurgular. İşte filmde bu vurgunun yeterince yapılmayışı, seyircinin kafasında bazı eksen kaymalarına yol açabiliyor. Biz yine de karısına Köleliğe sürüklenirken çığlığını duymaktansa / Dağlar gibi toprak örtsün beni daha iyi diyen, yurdu için ölmeyi göze almış, alçakgönüllü yiğit Hektor a daha fazla kulak verelim elbette. AGAH ÖZGÜÇ...Öyküleriyle romanları, gençlik yıllarından bu yana su gibi okuduğum biri o. Anlatı kişileri, iletişimsizlik, toplumsal çalkantı, insanların kayıtsızlığı karşısında kendileri için evrenler kurmaya girişirken birer sığınak arar hep; aşktır bu yuvadır, dostluktur, güvendir kimileyin ucu rezilliğe de varsa... Bu nedenle karakterlerden yansıyan korku, güven, kuşku, aşk, bağlılık, ihanet duyguları, baskın rol oynar yapıtlarında... Böyle yazar M. Sadık Aslankara, Tarık Dursun K. için. Gerçekten, o kendine özgü yalın anlatı biçimiyle su gibi okunan bir yazardır. Ve Türk edebiyat dünyasındaki 1950 kuşağının en verimli, en renkli kalemlerinden biri Tarık Dursun K. Yalnızca edebiyat dünyasının mı? Bir sinemacı kişiliği var ki, enine boyuna üzerinde durulup araştırılması gerekir. Film eleştirmenliğiyle, senaryoculuğuyla, diyalog yazarlığıyla. Evet, Tarık Dursun K., bir Orhan Kemal gibi diyalog ustası dır Türk sinemasında. Orhan Kemal de edebiyattaki ustası değil mi Tarık Dursun K.'nın... YÖNETMENL K YA AMI O, bir yazı ustasıdır tartışmasız. Herkes tanır, herkes bilir. Ne var ki yeni kuşak, çoğu kişi, Tarık Dursun'un yönetmenlik yaptığını bilmez. Bir süre Osman F. Seden'e asistanlık ve senaryo yazarlığı yapan Tarık Dursun, kamera arkasına geçip, 1962'de Ahmet Mekin'le Aramıza Kan Girdi, 1963'te Eşref Kolçak'la Korkusuz Kabadayı, 1964'de Sezer Sezin ve Cüneyt Arkın'la Cehennem Arkadaşları ve aynı yıl Sadri Alışık, Ahmet Mekin ve Sevda Ferdağ'la Kelebekler Çift Uçar ve de Yılmaz Güney'le Yaralı Kurt adlı filmleri çeker. Tartışmalı bir yönetmenlik macerası yaşasa da, yeni bir bakış açısıyla tekrar izlenmeli filmleri. Özellikle de Kelebekler Çift Uçar'ı. Ama nasıl?.. Kayıp film lerden biri o, yazık ki... Bir kaçak olarak asistanlığını yaptığım bu filmin maceralı bir perde arkası vardır. Çetin Emeç'in yayın yönetmenliğini yaptığı Ses Mecmuası nda çalışırken röportaja gidiyorum numarasıyla dergiden kaçıp, Tarık Dursun'a gizlice ve kaçak olarak asistanlık yaptığımı anımsıyorum da... Tarık'la dostluğumuz yıllar öncesine dayanır, 1960'lı yılların başlarına. O yıllarda T.Kakınç imzasıyla çeşitli gazete ve dergilerde film eleştirileri yazmaktadır. Arada bir beni de peşinden sürüklerdi. 1965'de Milliyet gazetesinin Haftasonu ekinde bir süre birlikte çalışmıştık. Tarık, Haftasonu ekinin birinci sayfasını hazırlıyor, ben de sinemayla ilgili güncel yazılar kaleme alı yordum imzasız. 1960'ların başı film eleştirmenliğinin en etkin ve en saygın yıllarıdır. Semih Tuğrul'la, Çetin A. Özkırım'la, Ali Gevgilili'yle, Giovanni Scognamillo yla, Onat Kutlar'la, Nijat Özön'le, Rekin Teksoy'la ve Tuncan Okan'la. Ve elbette Tarık Dursun'la. Ne yazık ki bu öncü eleştirmen kuşağının en önemli kalemlerinden altısı yaşamıyor bugün. Ve o kuşağın en acımasız kalemlerinden biriydi Semih Tuğrul. Türk sinemasıyla ilgili eleştirilerinde kimsenin gözünün yaşına bakmaz, vur abalıya misali önüne gelene verip veriştirirdi. Dost Dergisi'nin sinema özel sayısındaki bir eleştiri yazısının bazı yerlerini hafifletmek için az mı ter dökmüştü Tarık Dursun. Benim de en iyi on Türk filmi soruşturmasını düzenlediğim bu sinema özel sayısında Tarık da Semih Tuğrul'u aratmayan bir genel yazı yazmıştı. İmzasız bir yazıydı bu. Ve bana Aman benim yazdığımı kimse bilmesin diyerek kulağımı çektiğini hatırlıyorum. Dinarlı şair ve adaşı Tarık Gürcan, şair Tevfik Akdağ, gazeteci yazar Cengiz Tuncer'in vakitsiz ölümüyle nasıl da sarsılmıştı. Ama o ne ki? Onu asıl yıpratan, yalnızlaştıran, yaşam düzenini bozan sevgili eşi Nermin Kakınç'ın ölümüydü. Her ne kadar ölenle ölünmez dense de içinden bir şeyler kopmuş ve yaşam la ölüm arasında kalakalmıştı öylece... Tarık Dursun K. önsöz lerinin birinde şöyle diyordu: İnsanlar yaşlandıkça bellekleri de eski gücünü yitirir. Her şey, giderek unutulmanın ıraksal sislerine bürünür. Hatırlamaya kalktığınızda yanılgının çeşitli tuzaklarına düşebilirsiniz. İzlenecek en akılcı yol, yazılmaya değer bulduklarınızı unutmadan kağıda dökmektir. UCUNDA ÖLÜM YOK! İşte Tarık Dursun, eşi Nermin Kakınç için şöyle yazmıştı. Onun ölümünden yıllar önce Karım Benim başlığıyla kağıtlara dökerek, der ki: Aradan kırk yıl geçmiş. Tam dün gibi. Hayır, düş gibi. İlk yaptığın yemeği ikimizde hatırlıyoruz; pilavdı ve dibi tutmuştu. İlk ütüsünde pantolonumu yaktı ve hiç sesimi çıkarmamıştım. Ankara'daydık, paramız yoktu ve ikinci pantolon alamayacağımı ikimiz de biliyorduk. Çok üzüldü, evet... Ama ucundan ölüm yoktu ki! Oysa ölüm denen yokoluş, yazarken ardında hiçbir şey bırakmayanlar içindir. Ölümsüzlük ise bir sanatçının ya da bir yazarın geride bıraktığı ürünlerle, eserlerle geçerlidir. Evet, sevgili Tarık Dursun K., sonsuza dek öpüldünüz...

18 18 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP YENİ ÇIKANLAR Ben Kap c Süleyman Sen Bana Bakma Kendine Do ru Yolculuk Ac Dü ler Bulvar Süleyman Yürük, Do an Kitap, 306 s. Antalya'da bir apartmanda kapıcılık yapan "engelli" Süleyman Yürük'ün anılarını çok değişik duygularla okuyacak, çok farklı bir dünyaya girecek ve hayata farklı bir pencereden bakacaksınız. Bir engellinin hayata tutunma mücadelesi... Elinizdeki kitap, tam anlamıyla bir "hayatım roman" öyküsü içeriyor. İlk bakışta "sıradan", "alelade", "hepimizinki gibi" görünen ama bir yandan da zorluklarla, sıkıntılarla, engellerle dolu olağanüstü bir hayat serüveni bu... Belirleyici olansa azim, direnç, hayata tutunma arzusu ve milyonda bir görülen bir hastalığa rağmen yıkılmama iradesi... Antalya'da bir apartmanda kapıcılık yapan "engelli" Süleyman Yürük'ün anılarını çok değişik duygularla okuyacak, çok farklı bir dünyaya girecek ve hayata farklı bir pencereden bakacaksınız. Ben Kapıcı Süleyman, hayata isyan etmek ile hayata sıkı sıkıya bağlanmayı bir arada sunan samimi ve açık sözlü bir anlatı. Ben Senin Bakt n Yönde Olurum Kolektif, Yap Kredi Yay nlar, 120 s. Kitap, Özdemir Asaf'ın kızı Seda Arun'un babasının sesini kaydettiği kayıtlarından oluşuyor. Bu kayıtlarda Özdemir Asaf'ın kendi sesinden dinleyeceğimiz şiirleri ve bir de İstanbul Radyosu'nda yapılan röportajı bulunuyor. Seda Arun, kitabın önsözünde evlenme teklifi aldığının ertesi konuyu babasına nasıl açtığını, onun verdiği tepkiyi ve şiirlerin kaydedilme hikayesini şu sözlerle anlatıyor: "Beş sene olmuştu annemle babam ayrılalı. O mayıs akşamı babam, annemin Caddebostan'daki evine geldi. Sofrada babamla karşılıklı oturduk... Sonra annem konuyu açtı. Sordu. Benim yanaklarım yine kızarmıştı. Cevabını bekliyordum ama vermedi. 'Benim şiir kitaplarım nerede?' diye sordu. Annem kitapları sofraya getirdi. Babam tabağını kenara itti. Rakı bardağını kitaplardan uzaklaştırdı. Sayfaları karıştırmaya başladı. Şiirlerle cevap vereceğini anlamıştım. Makaralı teybi sehpanın üzerine koyup, düğmesine bastım." Tahsin Yücel, Can Yay nlar, 128 s. Tahsin Yücel, 50'li yıllarda, bir yandan öyküler yazıyor, bir yandan çeviriler yapıyordu. Aynı yıllarda göstergebilimle de ilgilenmeye başlayınca bu alanın dünyaca ünlü hocası Greimas'ın ilgisini çekti ve onun öğrencisi oldu. Bernanos, Balzac, Queneau gibi yazarların metinleri üzerine incelemeler yazmaya başladı. Bu yazılar kısa sürede Avrupa dilbilim çevrelerinde adının duyulmasını sağladı. Kendine Doğru Yolculuk, Tahsin Yücel'in 1974'ten 2005'e Avrupa'nın önemli dilbilim ve eleştiri dergilerinde Fransızca olarak yayımlanan yazılarından yaptığı çevirilerden örnekler içeriyor. Bu metinler, dilin oluşum süreçleri üzerinden anlatıların kurgusal yapılarını inceliyor; anlatıyı oluşturan bağlamları, dilbilim yöntemleriyle sistemli biçimde açıklamaya çalışıyor. Yücel, ele aldığı anlatıların kültürel göndermelerini kendi yöntemleriyle çözümlerken, özellikle edebiyat eleştirisiyle ilgilenen okurlara tadına doyamaz yazılar sunuyor. Cumhur Oranc, Ayr nt Yay nlar, 176 s. Üstteki adam çorabının içinden bir jilet çıkardı, alttaki adama belli etmeden sağ elinin baş ve işaret parmakları arasına aldı. Adam jileti parmaklarının ucunda zehirli bir akrebi tutar gibi tutuyordu. Bir yankesicinin el çabukluğuyla alttaki adamın kasığına jiletle bir yarım ay çizdi. Alttaki adam neye uğradığını anlayamadan üstteki adam sol elini yarım ayın ortasına bastırdı, sağ elini açılan delikten içeriye soktu, alttaki adamın bağırsağını çekti zamanı durdurmak istercesine bir hırsla. Yıllar önce işlenmiş bir travesti cinayeti etrafında gelişen zincirleme olaylar, İstanbul'dan New York'a kadar uzanan kirli ilişkiler, hiç kimsenin masum olmadığı bir kurmaca dünyası. Haber peşinde koşan gazeteciler, Osmanlı hanedanı mirasçıları, güzel kadınlar, zengin işadamları, tuhaf dedektifler, dedektifliğe soyunan işsiz güçsüz bir Ermeni, Meksikalı uyuşturucu kaçakçıları ve bir dizi cinayet... Düzeltmeler Piyano Ö retmeni Stratejist Rimbaud Jonathan Franzen, Sel Yay nc l k, Çev: Füsun Doruker, 496 s. Düzeltmeler, birbirlerine duydukları güvenle kusursuz bir "aile" olmak isteyen, ama birbirlerini sürekli hayal kırıklığına uğratan, farklı hayatlar içinde çırpınırken ortak bir alanda bir türlü buluşamayan beş kişinin ince ince örülmüş, çarpıcı ve sürükleyici hikâyesi. Düzeltmeler, her gün yaptıkları hataları onarmaya çalışırken yeni hatalar yapan tüm insanların tuhaf olduğu kadar da gerçek hayat hikâyesi. "Bu kitabı okurken gülümseyeceksiniz, öfkeleneceksiniz, söyleneceksiniz, gözleriniz yaşaracak, yüreğiniz sevinç ve ümitle dolacak. Ama her şeyden önce neden iyi edebiyat metinlerine ihtiyacımız olduğunu anlayacaksınız." -The New York Review of Books- Janice Y. K. Lee, Artemis Yay nlar, Çev: Canan Sakarya, 320 s. Bazen, aşkın bitişi bir başlangıçtır yılında, Will Truesdale adlı İngiliz, Hong Kong'a geldi ve kendini, Avrasya sosyetesinden güzeller güzeli Trudy Liang'la tutkulu bir aşkın içinde buldu. Ancak kısa süre sonra aşkları, ülkenin Japon işgaliyle sarsılmasıyla altüst oldu. İşgalin hem iki aşık hem de içinde yaşadıkları kırılgan toplum için korkunç sonuçları olacaktı. Savaşın en karanlık günlerinde, herkes en yakınlarına dahi, ihanet edecekti. On yıl sonra, Claire Pendleton, Hong Kong'a geldi ve varlıklı Chen ailesinin kızlarına piyano dersi vermeye başladı. Koloninin renkli sosyal hayatı, yeni evli bir İngiliz olan Claire'in başını döndürmüştü. Claire çok geçmeden yeni bir ilişkiye başladı. Ancak sevgilisinin esrarengiz davranışlarının ardında korkunç bir geçmiş yattığını keşfedecekti. Cynthia Montgomery, Optimist Yay., Çev: Ümit ensoy, 208 s. Son otuz yılda strateji üzerine sayısız kitap yazıldı, ancak Stratejist ve bu can alıcı rolün onu omuzlayan kişiden neler beklediği hakkında ilk kez bir kitap kaleme alınıyor... Şirketiniz önemli mi? Her liderin yanıtlaması gereken en önemli soru budur. Bugün işinizin kapısına kilit vursanız müşterilerinizin gerçek bir kaybı olur mu? Onların gereksinimlerini sizin kadar iyi karşılayabilecek başka bir firma bulmaları ne kadar zaman alır ve ne kadar zor olur? Bu soruya vereceğiniz yanıttan emin değilseniz, stratejiye yenilikçi bir bakışla tanışmanızın vakti gelmiş demektir. Yirmi yılı aşkın bir süredir Harvard İşletme Okulu'nda stratejinin varyasyonlarını anlatan dersler veren profesör Cynthia Montgomery, strateji uygulaması ve öğretisinde devrim yaratan yaklaşımları açıklıyor. Graham Robb, Bankas Kültür Yay., Çev: Süha Sertabibo lu, 543 s. Şeytani yaratıcılığının müthiş parıltısını 16 yaşında bir delikanlıyken dünyaya saçmaya başlayan Fransız şair Arthur Rimbaud ( ), hayli sarsıcı olaylar yaşadıktan sonra tutkulu bir ilişki sürdürdüğü Paul Verlaine'e ve şiir yazmaya ilgisini yitirerek ortadan kaybolur. Çeşitli efsanelere kaynaklık eden hayatının bundan sonraki döneminde on üç ülkeye yolculuklar yapar; fabrika işçiliği, öğretmenlik, dilencilik, liman işçiliği, paralı askerlik, denizcilik gibi çok çeşitli mesleklere girip çıkar. Yaralı bir genç olarak o zamanın uygar dünyasının dışında kendini arar. Bulur da... Habeşistan'a yerleşir, iş kurar, ev kurar, silah ticareti dahil bir sürü iş yapar. Delikanlılık çağında Fransa'nın müesses nizamını reddeden Rimbaud, orta yaşlarında Harer'in o kadar müesses olmayan nizamında saygın bir yer edinir kendine...

19 YENİ ÇIKANLAR Aydınlık KİTAP 6 TEMMUZ 2012 CUMA 19 Bar Filozofu Be K zkarde nfaz Çetesi Sakl iirler Matt Lawrance, Say Yay., Çev: Irmak Kaleli, 304 s. "Tanrı kendi başına kaldıramayacağı kadar büyük bir bira fıçısı yaratabilir mi?" "Evrenin sonunda bir meyhane var mı?" "Bir bilgisayar, bira hakkında fikir sahibi olabilir mi?" Böyle aykırı soruların yanıtını öğrenmeye hazır olun! Bar filozofu, biranın ve felsefenin dünyalarını birleştirerek sizi en ünlü ve şaşırtıcı felsefi bilmeceleri çözmeye çağırıyor! Bar filozofları bu kitap sayesinde hem dünyanın en kaliteli biralarını tanıma hem de ilkçağdan günümüze dek felsefecilerin aklını en çok kurcalayan konular üstünde düşünme fırsatını yakalayacaklar. Kitabı okurken Lukretius'un Mızrağı, Zenon'un İkilemi, Platon'un Biçimleri gibi en eski felsefi düşünceler ile Zamanda Yolculuk ve Işınlanma Sorunsalı gibi en yeni tartışmalar hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Bar filozofu hem eğlenmek hem felsefe yapmak isteyenler için birebir... Barbara Alpern Engel, Clifford N. Rosenthal, Kald raç Yay., 352 s. Sınıflı toplumların tarihinde "ikinci cins" olarak hep daha fazla sömürülen kadınlar, kendileri ve tüm toplumun değiştirilmesi için mücadele alanlarına çıktıkça özgürleşiyor. Sınıflı toplumlar; işçi sınıfının öncülüğünde dünya devrimi gerçekleştiğinde son bulacak. Komünizm; herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar, diye formüle edebileceğimiz yeni bir üretim ve bölüşüm sistemi olarak aslında "yeni insan"ın da tarihi demek. İşte o zaman kadın da "ikinci cins" olmaktan kurtulup "iki cinsten biri" olarak tarih sahnesinde yerini alacak. Fakat bu kadın sorunlarının ötelenmesi demek değil! Aksine her sorunda olduğu gibi, çözmeye bugünden başlamak zorunda olduğumuz bir sorun. 19. yüzyıl hareketi koşulları göz önüne alındığında olağanüstü denecek kadar önemli roller üstlenmiş olan kadınlar, ağırlıklı faaliyet biçimi olan köylü sınıfı arasında yürütülen propaganda çalışmasından, l Mart 1881'de Çar II. Alexander'a yapılan suikastla doruk noktasına ulaşan politik "terörizm" aşamasına kadar hareketin her evresinde yer aldılar. Recep Bulut, Destek Yay., 440 s. 30 yıllık bir çalışmanın ürünü, değerli gazeteci Recep Bulut'tan olaylara yepyeni bir boyut kazandıracak kitap. Türkiye bu kitabı konuşacak. İsimler, yerler, olaylar... İnfaz Çetesinin Kanlı Tarihi... "Bu kitapta, 12 Eylül darbesinin hemen öncesinde sırf siyasi görüşleri nedeniyle cinayet örgütlerinin kurbanı olanların trajedilerine tanık olacaksanız. Bu cinayetler Adana, Kayseri ve Nevşehir'de bir dönem yaşanan karanlık olayları içeriyor. Gazeteci Recep Bulut bu olayları 30 yıl boyunca yurtiçinde ve yurtdışında araştırdı. Adana, Kayseri ve Nevşehir'de 1978'de başlayıp 12 Eylül 1980'e kadar devam eden süreçte onlarca insanın hunharca öldürüldüğü olaylar zincirini polis ve mahkeme tutanaklarında takip etti. Anlatılan suç ve suçlulara ilişkin tanıkların ifadelerini okuduğunuzda sizler de sarsılacaksınız. İnsanların, nasıl olup da sadece siyasi düşünceleri uğruna böylesine kolayca öldürüldüğüne şaşıracaksınız. Siyasi görüşü farklı sanılarak aynı görüşte olan çetelerce infaz edilen kurbanlara hayıflanacaksınız. Ay e Kulin, Everest Yay., 88 s. Derler ki Türkiye'de herkes şairdir! Bunu diyenleri mahcup etmemek adına, yazı yazmayı öğrendiğim günden beri şiir yazarım ben. Çocuklarıma şiir-masallar yazdım. Arkadaşlarım yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş yaşlarına, babam seksen yaşına basarken, onlar için kutlama şiirleri yazdım; eğlenceli yolculuklarımızın, keyifli günlerimizin anılarını, hatta en hüzünlü anlarımın duygularını bile düzyazıyla değil, şiir formunda ifade ettim. Bennu Gerede, 2008'de Teslimiyet sergisinin resimlerine resim altı yazmamı istediğinde, elimden yine bir şiir çıkmıştı. Şiirlerimin arasında sadece babam için 1983 yılında yazdıklarım, bir "Babalar Günü" vesilesiyle yazıldıktan on dokuz yıl sonra buluşabildi okurla. Diğerleri hep saklı kaldılar. -Ayşe Kulin- Siz beni tanımazsınız Uzaktan geliyorum Şiirin satırlarında saklı kimliğim Kavak yellerinde gizlidir Ayk r Kad nlar Anadolu Yakas Milletlerin Zenginli inin Ölçülmesi Anayasalar m zda Emekçiler ve Sendikalar Hüseyin Aykol, mge Kitabevi Yay., 231 s. Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, sol örgütlerle ilgili yıllar süren araştırmaları sırasında can sıkıcı bir gerçekle karşılaştı. Neredeyse bütün sosyalist örgüt liderleri erkekti. Yazar, konuyu biraz daha derinden araştırınca, Türkiye'de verilen toplumsal mücadele tarihinin aslında kadınlarla dolu olduğunu, fakat "erkek tarih"in onları ya görmezden geldiğini ya da öykülerini kısaltıp önemsizleştirdiğini fark etti. Yoksa solun yaşadığı başarısızlıkların temel nedeni kadınların hep geri planda kalmaları mıydı? Bu sorudan hareket eden Hüseyin Aykol, bir kez daha ismi tarih kitaplarında geçen kadınların peşine düştü. Lider olarak öne çıkan kadınların yanı sıra, eşini yaratan, ama onun gölgesinde kalan kadınların da mücadele ve katkılarıyla anlatıldığı Aykırı Kadınlar, bütün bu düşünce ve çabaların ürünü olarak ortaya çıktı. Mustafa Kutlu, Dergah Yay., 207 s. Mustafa Kutlu'nun son kitabı Anadolu Yakası, Dergâh Yayınları'ndan çıktı. Son dönemde moda olan nehir söyleşi formatından bir uzun hikâye çıkarmayı başaran Kutlu, bu yeni tarzıyla Türk edebiyatında bir ilki gerçekleştiriyor. Kitabı eline ilk alanların Anadolu Yakası isminin altında yer alan Nehir Söyleşi ibaresini görünce ister istemez "Mustafa Kutlu ile yapılmış bir söyleşi mi var karşımızda?" diye meraklanmasına yol açan kitapta, "Anadolu Yakası" adlı yerel bir kanalın başarılı sahibi Muzo Gönül ile bir gazete muhabirinin yaptığı nehir söyleşi, hikâye formatında sunuluyor okura. Yerel bir televizyon kanalı sahibiyle yapılan röportajdan doyumsuz bir uzun hikâye çıkaran yazar, okura Anadolu ile İstanbul arasında gelgitler yaşatarak taşra-şehir eksenindeki değişimi gözler önüne seriyor. -H. Salih Zengin- Anwar Shaikh, E. Ahmet Tonak, Yordam Kitap, 408 s. Bu kitap, ülkelerin üretimlerinin ölçümü için farklı bir temel sunmakta ve bunu II. Dünya Savaşı sonrası dönem için ABD ekonomisine uygulamaktadır. Elde edilen sonuçlar, konvansiyonel ulusal muhasebe yoluyla sağlanmış istatistiklerden, eğilimlerden köklü bir biçimde farklıdır. Konvansiyonel ulusal muhasebe, askerî, bürokratik ve finansal faaliyetleri yeni zenginlik yaratımı olarak tasnif ettiği için temel ekonomik büyüklükleri ciddi bir biçimde çarpıtır. Oysa, Shaikh ve Tonak'a göre, söz konusu faaliyetler, kişisel tüketim gibi, icraları sırasında toplumsal zenginliği kullandıkları için toplumsal tüketim olarak sınıflandırılmalıdırlar. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, sadece temel ekonomik ölçümleri değil, aynı zamanda gözlemlenen büyüme ve durgunluk eğilimlerinin kavranışını da etkilemektedir. Y ld r m Koç, Kaynak Yay., 144 s. -Sendikal hak ve özgürlükleri düzenleyen hukuk metinleri: Anayasa, Yasalar, Kanun Hükmünde Kararnameler, Tüzükler, Yönetmelikler, Bakanlar Kurulu Kararları... -Anayasalarla belirlenen sendikal hak ve özgürlükler Kanunu Esasi'sinden 1982 Anayasasına Türk Anayasalarında işçi ve sendika hakları -İşçi ve sendika hakları konusunda 27 Mayıs Anayasasının özel yeri -Etnik köken, dini inanç, bölge mensubiyeti, hükümete yakın durma gibi sınıf dışı etken ve tercihlere göre bölünmenin, bugün emek örgütlerini AKP liderliğinde yürütülen yeni anayasa çalışmaları karşısında edilgen duruma düşürmesi...

20 20 6 TEMMUZ 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ÇOCUKLAR İÇİN Ayla Kutlu nun çocukları Evrendeki Son Kay t Türk Edebiyat n n sayg n yazarlar ndan Ayla Kutlu son kitab n çocuklar için yazd : Melek ve Dostlar Rodman Philbrick, Gün Kitapl, Çev: Mehmet A. Ar duru, 240 s. İREM HALIÇ İyi yetişen bir insanın en belirgin özelliği taşmasıdır. Herkeste taşacak bir hazine mutlaka vardır. Bende otuz beş te taştı diyen Ayla Kutlu yazarlığa geç yaşlarda başlamasına rağmen, Türk Edebiyatı na art arda değerli fakat değeri yeteri kadar bilinmeyen eserler verdi. İlk romanı Kaçış ı 1977 de tamamladı. Kamu görevinden ayrıldıktan sonra yazmaya daha çok vakit ayıran Kutlu, 1980 yılında Islak Güneş i, 1983 te Cadı Ağacı ve Tutsaklar ı, 1985 te de Madaralı Roman Ödülü nü kazandığı Bir Göçmen Kuştu O adlı romanını yayımladı. Ardından kitabı Sait Faik Hikaye Ödülü nü, filmi de Altın Koza Ödülü nü kazandıran Sen de Gitme Triyandafilis adlı yapıtıyla en çok sesini duyurduğu dönemi yaşadı. Filme çekilen diğer iki eseri de Hoşçakal Umut ve Solgun Sarı Bir Gül. Kadının mitolojik çağlardaki öyküsüyle bugünü bağdaştırarak kadın sorunlarını ele aldığı manzumesi Kadın Destanı nın kapağında diğer birkaç kitabında yaptığı gibi Frida Kahlo tablosuna yer verdi ve bunun kadını anlatan insanlar arasında bir duygu birliği oluşturmak amacı olduğunu açıkladı da Bir Göçmen Kuştu O romanının devamı niteliğindeki Emir Bey in Kızları adlı romanını yayımladı. Acıları, ıstırapları, göçleri yaşayan kadınların öykülerini anlatan Kutlu, Zaman da Eskir adlı kitabında bu kez anılarını anlattı. YAZARLAR ARASINDA B R KADINIM Ayla Kutlu Türk Edebiyatı nda kadın edebiyatı nın habercisi sayılır. Romanlarındaki kadınlar, toplumun lanetlediği, konuşmaktan kaçındığı, kabullenemediği, dışladığı şeyleri yaşarlar. Tecavüze uğrayan, sürgüne maruz kalan, darbeler gören bu kadınları edebiyatımız yeterince sahiplenemedi ne yazık ki. Oysaki söylenmeyeni söyleyebilen bir avuç yazarımız var, hele ki bir kadın yazar hemcinsleri hakkında bu kadar cesurca yazabilsin. Yazarlar bazen yalan, bazen de geleceği söyler. Ben geleceği söyleyen yazarlardanım diyor Ayla Kutlu. Karakterlerini toplumsal olaylarla iç içe, titizlikle ve tüm derinlikleriyle işliyor. Türkçeyi iyi kullanan yazarlardan değil, kusursuz ve benzersiz anlatımıyla Türkçeyi zenginleştiren yazarlardan biri Kutlu. Bu zenginlikten çocuklar da faydalansın diye 1990 lardan sonra çocuk kitaplarına ağırlık verip ve yirmiye yakın eser verdi. Son çocuk kitabı olan Melek ve Dostları, tüm çocuklar gibi sevinçleri, kıskançlıkları, korkuları olan kocaman bir yüreğe sahip Melek in hayvan dostlarıyla olan ilişkilerini anlatıyor. MELEK ABLA OLMAKTAN KORKUYOR Kedileri, köpekleri, kaplumbağaları olan ve hepsini de çok seven Melek bir gün anne ve babasından kendisine kardeş geleceğini öğrendiğinde neredeyse ödü kopuyor. Arkadaşları kardeşin gelince pabucun dama atılır deyince zavallı çocuk pabucunu gerçekten dama atacaklarını zannediyor. Bir de doğum yapan köpeği, yavrularını korumak için hırçın ve saldırgan bir hayvana dönüşünce Melek sanıyor ki, annesi de kardeşini doğurunca Melek e karşı böyle hırçın olacak. Bu yüzden onları kardeş istemediğine ikna etmeye çalışıyor. Ama zaman geçtikçe hayvan dostlarından gördükleri, ananesinden öğrendikleriyle Melek insanları daha iyi anlamaya başlıyor ve kendini doğacak kardeşine hazırlıyor. Şimdi tek derdi, kardeşinin kız mı yoksa erkek mi olacağı. İyi okumalar diliyoruz. (Melek ve Dostları, Yazan: Ayla Kutlu, Resimleyen: Ayda Kantar Ataman, Bilgi Yayınları, 240s.) Dünyayı altüst eden Büyük Sarsıntı nın ardından eski metropol kalıntılarında karanlık bir yaşama mahkûm olan sıradan çoğunluğun mutsuzluğundaki tek ışık, beyin burgularıdır. Spaz, hastalığı nedeniyle bu sanal eğlenceyi yaşayamaz. Geçirdiği krizlerin kardeşini etkileyeceğinden korkan ailesi tarafından reddedilerek evden uzaklaştırılan delikanlı, yaşlı bir bilgeyle tanışır. Bilge, kitapların bile uzak geçmişte kaldığı ve yasaklandığı bu karanlık dünyada, gizlice kitap yazmayı sürdürmektedir. Kız kardeşinin ölmek üzere olduğunu öğrenen Spaz, bilge ve Küçük Surat la birlikte, hayatlarını Martin Heidegger in Böce i Yan Marchand, Metis Yay nlar, Çev: Necmiye Alpay, 63 s. Metis Yayınları nın Küçük Filozoflar Serisi nin son kitabı Martin Heidegger i anlatıyor. Martin adındaki küçük böcek, filozof Heidegger'in cesedinde bir serüvene çıkıyor. Fanatik karıncalar, çılgın makinalar ve şair kurtçuklarla dolu etlerden oluşan bu evrende, böbreğin kıyılarında, küçük Martin'e var olma nedenini bakalım kim söyleyebilecek? Filozof olmadan önce onlar da çocuktu. Cevaplarını merak ettikleri soruları vardı. Onların hikayeleriyle siz de kendi sorularınızın peşine düşebilirsiniz. Martin Heidegger'in Böceği, Küçük Filozoflar dizisinin onuncu kitabı. riske atarak çok tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Ancak, yol onları hiç düşünmedikleri bir yere götürecektir... Polisiye ve bilimkurgunun çok ödüllü Amerikalı yazarı Rodman Philbrick ürkütücü uzak geleceği, gerçekle hayal arasına sıkışmış, duygulardan yoksun bir topluluğun karşısına mükemmel insan kavramını koyarak işliyor, ve günümüzde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz pek çok değeri yeniden sorguluyor. Geçmişe ilişkin her türlü kaydın yok olduğu acımasız bir geleceği kurgulayan roman, günümüz dünyasına tuttuğu aynada umudu yansıtmayı başarıyor. Dinkin Dings ve Ürkünç Böcüler Guy Bass, Final Kültür Sanat Yay., 130 s. Dinkin Dings Serisi nin dördüncü kitabı! Dinkin Dings her şeyden korkuyor! Yatağının altındaki Ürkünç Böcüler dışında... Dinkin, bitişikteki eve yeni taşınan komşuları gördüğünde küçük kızlarının Korku Gezegeni'nden gelen ve insan yiyen uzaylı bir zombi olduğundan kesinlikle emin olur. Ancak anne ve babası, her zamanki gibi Dinkin'in fena halde yanıldığını ve bunun asla gerçek olamayacağını düşünürler. Acaba Dinkin ve Ürkünç Böcüler, bütün insanlık beyinsiz zombi kölelere dönüşmeden önce gezegeni bu kötü yürekli zombilerden kurtarabilecekler mi? Başrollerde sarsak bir iskelet, obur bir canavar ve mızmız bir hayaletle her köşe başında tehlikelerin beklediği bir hikâye... Bu ürkünç üçlüyü merak ediyorsanız sayfa 22'ye bir göz atın!

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Adı: REMBRANDT HARMENSZOON VAN RİNJN Doğum: 15 Temmuz 1606 Leiden Hollanda Milliyeti: Hollandalı Sanat Akımı: Lüministik sanat Alanı: Resim Baskı

Adı: REMBRANDT HARMENSZOON VAN RİNJN Doğum: 15 Temmuz 1606 Leiden Hollanda Milliyeti: Hollandalı Sanat Akımı: Lüministik sanat Alanı: Resim Baskı REMBRANDT Adı: REMBRANDT HARMENSZOON VAN RİNJN Doğum: 15 Temmuz 1606 Leiden Hollanda Milliyeti: Hollandalı Sanat Akımı: Lüministik sanat Alanı: Resim Baskı Ölümü: 4 Ekim 1669 Ünlü Yapıtları: Dr.Nicolaes

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 03.11.2012 Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Belediyesi'nde belgesel film gösterimleri tüm hızıyla devam ediyor. Levent Kültür Merkezi'nde sinema gösterimleri için de Salkım

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Tarih geçmiş hakkında eleştirel olarak fikir üreten bir alandır. Tarih; geçmişteki insanların yaşamlarını, duygularını, savaşlarını, yönetim

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

LOJISTIK SEKTÖRÜNÜN PÜF NOKTALARI ANLATILDI

LOJISTIK SEKTÖRÜNÜN PÜF NOKTALARI ANLATILDI Portal Adres LOJISTIK SEKTÖRÜNÜN PÜF NOKTALARI ANLATILDI : www.sabah.com.tr İçeriği : Gündem Tarih : 08.06.2015 : http://www.sabah.com.tr/guney/2015/06/08/lojistik-sektorunun-puf-noktalari-anlatildi 1/3

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI Türk ve dünya edebiyatında ortaya konan eserler, amaçları ve içerikleri açısından farklı özellikler taşırlar. Bu eserler genel olarak üç ana başlıkta toplanır. Ancak son dönemde bu sınıflandırmaların sınırları

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 5 MART 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Çağdaş Kibeleler Belediyesi nin sekiz sezondur düzenlediği Ustalara Saygı toplantıları, Dünya Kadınlar Günü geleneksel etkinliği Çağdaş

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik.

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Şebnem GÜZELOĞLU 21302293 TURK 102-25 İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Dünya üzerindeki insanların hepsine Yapmayı en çok istediğin şey nedir? diye sorsak, muhtemelen çoğundan alacağımız

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık İslam Coğrafyasının en batısı ile en doğusunu bir araya getiren Asya- Afrika- Balkan- Ortadoğu Üniversiteler Konseyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde resmen kuruldu.

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

7AB 2 nd SEMESTER TURKISH FINAL REVIEW PACKET. 1. A: Adın ne? B:... a) Adım Alex b) Adın Alex c) Adımız Alex d) Adları Alex

7AB 2 nd SEMESTER TURKISH FINAL REVIEW PACKET. 1. A: Adın ne? B:... a) Adım Alex b) Adın Alex c) Adımız Alex d) Adları Alex 7AB 2 nd SEMESTER TURKISH FINAL REVIEW PACKET ADI SOYADI: SINIF: TARIH:.. 1. A: Adın ne? B:. a) Adım Alex b) Adın Alex c) Adımız Alex d) Adları Alex 2. Senin adın ne? a) Benim adım Sana b) Senin adım Sana

Detaylı

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI!

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! 51. ULUSLARARASI ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ'NİN ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI'NIN JÜRİSİ BELLİ OLDU Bu yıl 51.si düzenlenecek olan Uluslararası Antalya

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir.

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir. Abraham Lincoln, senin yaşındayken dedi babası çocuğuna, Okula gidebilmek için her gün 10 mil yürüyordu. Gerçekten mi? dedi çocuk ve ekledi: Tamam, fakat o senin yaşındayken de başkan oldu baba! İletişim,

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI Sayın Âli Meclis Başkanı, Sayın Bakan, Sayın Oda Başkanları, Değerli İş Adamları,

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim,

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim, Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Sayın Bakanlarım, Valim 15 Ekim 2015, İzmir Sayın MV'lerim, Değerli MÜSİAD Üyeleri ve MÜSİAD Dostları, Değerli Basın Mensupları, MÜSİAD İzmir Şubemizin düzenlediği

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye deki üniversite imkanlarının zorluğu ve kontenjan sıkıntısı öğrencileri değişik arayışlara itiyor. Her yıl 50 binin üzerinde

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayatın kendisi müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür.

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Kullanılmayan beyinde kısmi ve genel büzülme meydana gelir. Bilim adamlarının araştırmaları,

Detaylı

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Zehra İpşiroğlu ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Resimleyen: Gözde Bitir Bu kitabın ilk baskısı ÇYDD için Toroslu Kitaplığı tarafından yapılmıştır. Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Düzelti: Leyla Nebioğlu Kapak

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

KIRMIZI KANATLI KARTAL

KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Şiir 1. basım Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

Hayatı ve Çalışmaları

Hayatı ve Çalışmaları Hayatı ve Çalışmaları Hayatı Albert Einstein, 14 Mart 1879 da, Almanya nın Ulm şehrinde dünyaya geldi. Babası Hermann Einstein bir mühendis ve satıcıydı. Annesi Pauline Einstein müziğe oldukça ilgiliydi.

Detaylı

Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik

Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik Zuhal Özer 18 Nisan 2013, İzmir Çocuk Dergileri - Amaçlar Çocuklara küçük yaşlardan itibaren bilimi sevdirmek, Bilimin yaşamın

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST

ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST ÖZET Oscar lı oyuncu Benicio Del Toro ya tüm dünyada fenomene dönüşen Hunger Games serisinin yıldızı Josh Hutcherson ın eşlik ettiği ESCOBAR: KAYIP CENNET,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

Kentliye yollar açıktı. Cad. Uçaksavar Sitesi 3- Güzergâh: Arnavutköy Yeri-Sekbanlar Sk.-Akmerkez- Nisbetiye Cad.- Karakol Sk.

Kentliye yollar açıktı. Cad. Uçaksavar Sitesi 3- Güzergâh: Arnavutköy Yeri-Sekbanlar Sk.-Akmerkez- Nisbetiye Cad.- Karakol Sk. 9 OCAK 2013 Kentliye yollar açıktı Ring seferlerinin güzergahları şöyle: 1-Güzergâh: Şebboy Sk-Faruk Nafiz Çamlıbel Sk.-İzzettin Aksular Cad.-4 Levent Metro/Dönüş-Akağaç Sk.- Ihlamur Sk.-İhsan Hilmi Alantar

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

EVRİM TRANSCENDENCE 10 EKİM DE SİNEMALARDA!

EVRİM TRANSCENDENCE 10 EKİM DE SİNEMALARDA! EVRİM TRANSCENDENCE 10 EKİM DE SİNEMALARDA! EVRİM - TRANSCENDENCE Evrim Transcendence filminde Oscar adayı Johnny Depp, Rebecca Hall, Paul Bettany, Cillian Murphy ve Oscar ödüllü oyuncu Morgan Freeman

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA (1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA Birinci Ehlibeyt (a.s) Kültür ve Sanat Festivaline Davet Kısa Filmler ve İngilizce Kitap Yazımı bölümlerinde Büyük Peygamber (s.a.a) konulu ve büyük hediyeli

Detaylı

BEYŞEHİR BELEDİYESİ BEYFOT 4. ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOMARATONU

BEYŞEHİR BELEDİYESİ BEYFOT 4. ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOMARATONU BEYŞEHİR BELEDİYESİ BEYFOT 4. ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOMARATONU 17 18 19 Haziran 2011 Yazı ve Fotoğraflar: Müge Kuday, Haziran 2011 Fotoğraf Sanatı Kurumu ndan (FSK) bir grup, 18 Haziran 2011

Detaylı

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI DUA ETTİĞİNİZDE J. Robert Ashcroft ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI Yeni Yaşam Yayınları İsteme Adresi: ICI P.K.: 33 Bakırköy İstanbul

Detaylı

www.rehberlikservisi.org

www.rehberlikservisi.org www.rehberlikservisi.org 1 BAŞLARKEN Çocuklarımız bizim için ne kadar önemli? TEOG öncesinde onlar için neler yapıyoruz? Gelecekleri için planlarınız var mı? Çocuklarınızı yeterince anlıyor musunuz? Neden

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ Adı ve Soyadı : Cengiz ALYILMAZ : Prof. Dr. Bölüm/ Anabilim Dalı : Türkçe Eğitimi Bölümü Doğum Tarihi : 11.4.1966 Doğum Yeri : Kars Çalışma Konusu : Eski Türk Dili, Türkçe Eğitimi,

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar.

İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar. İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar. Tüm bu olumlu ve kalıcı var oluşların ortak duygusu yaratıcılıktır.

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ * Koyu renkle yazılmış kazanımlar; ulusal sınavlarda (SBS...gibi) sınav sorusu olarak çıkabilen konulardır; diğer kazanımlarımız temel ana dili becerilerini geliştirmeye

Detaylı

a 3 -<» rt3 ft3 Ö o\3 CO o\3 Ö o\3 CO v-< 0x3 Ö V-i -i» 3 Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın 0x3 Ö 0x3 Kitap / Kayıp Gül

a 3 -<» rt3 ft3 Ö o\3 CO o\3 Ö o\3 CO v-< 0x3 Ö V-i -i» 3 Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın 0x3 Ö 0x3 Kitap / Kayıp Gül ft o\ I V-i :p --( a * > Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın Kitap / Kayıp Gül Röportaj / Dr. Süleyman Ozüpekçe El Sanatları / Geleneksel Sanatlarımız/

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

Karikatüristlere fırsat

Karikatüristlere fırsat Karikatüristlere fırsat Beşiktaş Belediyesi etkinliklerini sürdürmeye devam ediyor. Beşiktaş Belediyesi bu sefer karikatür sanatının öncülerinden bir tanesi olan 'Nehar Tüblek' adına bir karikatür yarışmasına

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

Geçtiğimiz dönemlerde olduğu gibi bu dönem de Sevgi Gönül Kültür Merkezimiz sanatla dolu bir sezon geçirdi.

Geçtiğimiz dönemlerde olduğu gibi bu dönem de Sevgi Gönül Kültür Merkezimiz sanatla dolu bir sezon geçirdi. Aylık Elektronik Haber Servisi Ocak 2012 Sanatla dolu geçen bir dönem daha: Sevgi Gönül Kültür Merkezi Geçtiğimiz dönemlerde olduğu gibi bu dönem de Sevgi Gönül Kültür Merkezimiz sanatla dolu bir sezon

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

KIRILL ISTOMIN in. renkli dünyası ve DEKO TASARIM

KIRILL ISTOMIN in. renkli dünyası ve DEKO TASARIM DEKO TASARIM Senem ÖZTÜRK / senem.ozturk@alem.com.tr Biliyorum ki dekoratör sözcüğü bugün pek de popüler değil, hatta modası geçmiş bir ifade fakat yine de kendimi dekoratör olarak tanımlamak bana daha

Detaylı