I. TARIM SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ SEMPOZYUMU

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "I. TARIM SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ SEMPOZYUMU"

Transkript

1

2 I. TARIM SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ SEMPOZYUMU ÇEVRESEL VE MESLEKİ RİSKLER 6-7 Nisan Şanlıurfa 1

3 Sempozyum Onursal Başkanları Prof. Dr. İbrahim Halil MUTLU Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tevfik SABUNCU Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Sadrettin KARAHOCAGİL GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Sempozyum Eş Başkanları Prof. Dr. Zeynep Şimşek Doç. Dr. Tacettin İnandı Bilimsel Sekretarya Yrd. Doç. Dr. İbrahim Koruk Yrd. Doç. Dr. Hakan Baydur Arş. Gör. Dr. Canan Demir Sempozyum Düzenleme Kurulu Prof. Dr. Zeynep Şimşek Prof. Dr. Çağatay Güler Prof. Dr. Muhsin Akbaba Prof. Dr. Hilal Özcebe Prof. Dr. Melikşah Ertem Doç. Dr. Tacettin Inandi Doç. Dr. Ferdi Tanır Yrd. Doç. Dr. İbrahim Koruk Arş. Gör. Dr. Canan Demir Arş. Gör. Dr. Burcu Kara Adalet Budak Akbaş Uzman Celal Kaya Sosyal Program Koordinatörü Öğr. Gör. Hasan Kırmızı Organizasyon Komitesi M. Murat Yaşar Hüseyin Eriş Nebiye Yentür Doni Gülcan Gürses Sami Akpirinç Reşat Dikme Gözde Erçetin Hasret Yavuz Semahat Doğru Canan Demir Burcu Kara Evin Kımızıtoprak Web Sitesi Sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Hakan Baydur İletişim Bilgileri Harran Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı-Şanlıurfa 2

4 BİLİMSEL KURUL Yasemin AÇIK Muhsin AKBABA Ayşe AKIN Ayhan ATLI Erdal BEŞER Nazmi BİLİR Işıl BULUT Z. Aytül ÇAKMAK Mehmet Ali ÇULLU Necati DEDEOĞLU Alp ERGÖR Çağatay GÜLER Gülsen GÜNEŞ Ali Osman KARABABA Leyla KARAOĞLU Oktay KESKİN Pınar OKYAY İrfan ÖZBERK Hilal ÖZCEBE Erkan PEHLİVAN Ramazan SAĞLAM Kemal SÖNMEZ Zeynep ŞİMŞEK Faruk YORULMAZ Abuzer YÜCEL Ferruh AYOĞLU Çiğdem ÇAĞLAYAN Yücel DEMİRAL S. Erhan DEVECİ Mehmet GENCER Mustafa N. İLHAN Emine Didem Evci KİRAZ Tevfik PINAR Meral SAYGUN Salih SELEK Burcu TOKUÇ Pelin YAZGAN A.Hulusi DİNÇOĞLU Filiz ERGİN İbrahim KORUK A. Ferdane OĞUZÖNCÜL A. Tevfik OZAN Ali ÖZER Nihat TEKEL Berrin TELATAR E.Işıl Arslan TOPAL Y.Benal YURTLU 3

5 İÇİNDEKİLER AÇILIŞ KONUŞMALARI...5 SEMPOZYUM PROGRAMI...8 SÖZLÜ BİLDİRİ LİSTESİ...10 POSTER BİLDİRİ LİSTESİ...11 KONFERANS VE PANEL METİNLERİ...14 SÖZLÜ BİLDİRİ METİNLERİ POSTER BİLDİRİ METİNLERİ

6 Değerli Katılımcılar, Türkiye İstatistik Kurumu nun 2011 verisine göre ülkemizde her dört kişiden biri tarımda istihdam edilmektedir. Dolayısıyla tarımın Türkiye ekonomisindeki yeri azalmaya başlamakla birlikte, gıda gereksiniminin karşılanması, sanayi sektörüne girdi temini, ihracat ve yarattığı istihdam olanakları açısından önemini korumaktadır. Tarımda çalışan, kırsal alanda yaşayan insanların genel nüfus içindeki payı giderek azalmakla birlikte, toplam sayısı azalmamış tersine artmıştır. Ülkemizde ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış ve yaklaşık 13 milyon nüfusun %80 inin kırsal alanda yaşadığı görülmüştür. Bu da yaklaşık 10 milyon dolayında insanın kırsal alanda yaşadığını göstermektedir. Bugün kırsal alanda yaşayanların oranı % 20 ye kadar gerilemiş olsa da, toplam sayı 15 milyon dolayındadır. Tarım sağlığı ve güvenliği tarım işgücünün mesleki yaralanma ve hastalıklarını azaltmayı ve bu alanda sağlık hizmetlerini geliştirmeyi hedefler. Çünkü, tarım işçiliği, yaşam koşullarının ve barınma koşullarının uygunsuzluğu, temel sanitasyon eksikliği, yetersiz-dengesiz beslenme, kaza ve yaralanmalar, pestisit gibi kimyasal etkilenimi, aşısı sıcak ve soğuk, hizmete erişememe nedeniyle hastalık ve ölümlerin en yüksek olduğu, çalışma yaşamının en tehlikeli işlerinden biridir. Ülkemizde tarım sektöründe çalışan insanların güveliğine ve eğitimine ilişkin yapılması gereken önemli işler bulunmaktadır. Gerek bireye gerekse çevreye yönelik koruyucu önlemlerin alınması ve bu alanda yasal düzenlemelerin hazırlanması ve denetim mekanizmalarının kurulması öncelikli işler arasındadır. Ülkemizde tarım sektöründe çalışan insanlarda gözlenen kaza ve hastalık sayıları, türleri ve nedenlerine ilişkin güncel, güvenilir ve geçerli veriler ile kanıtlanmış müdahale programlarına gereksinim vardır. Tarım sektörü yapısı gereği işgücüne ihtiyaç duymakta ve diğer sektörlerden farklı olarak çoğunlukla ailedeki tüm bireyleri etkilemektedir. Bu nedenle tarım sağlığı ve güvenliği hizmetleri hem tarım alanlarına anaçocuk sağlığı, bulaşıcı hastalıkların kontrolü gibi temel sağlık hizmetlerinin, hem de pestisit, tarım aletleri gibi doğrudan mesleki risklerin önlenmesini içeren işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin götürülmesini içermektedir. Yapılan çalışmalar incelendiğinde; tarım sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütüldüğü ülkelerde tarımda çalışmaya bağlı ortaya çıkan hastalıklar önlenmekte, yaşam kalitesi yükselmekte, bunlara bağlı tarımsal üretimin niteliği ve niceliği de iyileşmektedir. Ülkemizde tarım sağlığı alanında belirsizliklerden biri de bu alanda öncülüğü hangi kurumun yapacağıdır. Kuşkusuz tarım sağlığı özünde bir halk sağlığı hizmetidir ve bu alanda pek çok sektörün işbirliği içinde çalışma sorumluluğu vardır. Bu nedenle sempozyumun, hem tarım sağlığı ve güvenliği alanında bilimsel üretimin artmasına hem de hizmet sunum sisteminin kurulmasına katkıda bulunmasını sağlamak amacıyla ilgili tüm tarafların katılımının sağlanması için yoğun emek harcanmıştır. Ülkemizde ilk kez düzenlenen bu sempozyumda, mesleki ve çevresel riskler, bu risklerin neden olduğu sağlık sorunları ve önleme yöntemlerinin tartışılması amaçlanmıştır. Sempozyumun tarımda çalışanların sağlığına yönelik çalışmalara katkıda bulunmasını diler, destekleyen tüm kurum ve kuruluşlar ile katılımcılara teşekkür ederiz. Prof. Dr. Zeynep Şimşek Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD ve Sempozyum Eş Başkanı Doç. Dr. Tacettin İnandı Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu ve Sempozyum Eş Başkanı 5

7 Değerli Katılımcılar, Şanlıurfa, günümüzden on bir bin yıl öncesine dayanan tarihiyle Anadolu nun en eski kentlerinden biri, uygarlığa açılan kapı, medeniyetler beşiği olarak bilinmektedir. Dünyanın en eski okulu bu topraklar üzerinde kurulmuş ve birçok ünlü bilim adamı da bu bölgede yetişmiştir. Güneydoğu Anadolu projesinin kalbi konumunda olan Şanlıurfa ilinin suyu, toprağı, doğal zenginlikleri bilinçli olarak kullanıldığı takdirde geçmişte olduğu gibi bugünde dünyanın gelişmiş sayılı kentleri arasında yerini almış olacaktır. Ülkelerin ekonomik, toplumsal, kültürel ve teknik yönden ilerlemelerinde en etkili araç bilgi üretimi olup, kalkınmanın sağlanmasında o bölgedeki üniversiteler büyük önem taşımaktadır Yılında kurulan ve 20. Yıla erişmenin haklı gururunu yaşayan Harran Üniversitesi her alanda bilgi üretme, araştıran ve sürekli gelişmeyi hedef edinen meslek elemanları yetiştirme yanı sıra, toplumun ihtiyaçlarını saptayıp, çözümü için bütün kurum ve kuruluşlarımızla işbirliği içinde çalışmalar yapmayı misyon edinmiştir. Harran Üniversitesi, bugün 9 Fakülte, 11 Meslek Yüksekokulu, 4 Yüksekokul, 1 Devlet Konservatuarı ve 3 Enstitüsünde yaklaşık öğrenciye eğitim araştırma hizmeti sunmanın yanı sıra topluma yol gösterici lider olma sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmaktadır. Tarım, Türkiye için sosyal ve ekonomik bakımdan en önemli sektörlerin başında gelmekte olup, ülkemizde yaşayan her 4 kişiden biri tarımda istihdam edilmektedir. Bugün dünyada ve ülkemizde, hızla artan nüfusun beslenmesi, üretim alanlarını artırmakla mümkün olmadığına göre, tarımsal üretimde verimliliğin artırılmasıyla sağlanabilir. Dünyada sayılı projelerden olan Güneydoğu Anadolu Projesi tamamlandığında tarımsal üretimde verimliliğin artması sağlanmış olacaktır. Tarımsal üretimin artırılması kadar, kaliteli ve sağlıklı ürünlerin üretimi de önemlidir. Her alanda olduğu gibi tarımsal üretimin niteliği de üretenin sağlığı ile doğrudan ilişkilidir. Halk Sağlığı Anabilim Dalımız tarafından çoğunluğu mevsimlik tarım işçilerinde olmakla birlikte, yapılan araştırmalar toplumun sağlık düzeyinde tarımın belirleyici olduğunu göstermiş ve bu konuda gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Ancak, ülkemizde bugüne kadar tarımda çalışanların sağlığına yönelik bilimsel bir sempozyum yapılmamış ve bu alanda kurumsal hizmetler de henüz gelişmemiştir. Üniversitemizin kuruluşunun 20. yılında böylesine önemli bir alanda Halk Sağlığı Uzmanları Derneği ve GAP İdaresi Başkanlığı ile birlikte düzenlenen sempozyuma, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, TÜBİTAK, Şanlıurfa Valiliği, Belediye Başkanlığı, Ticaret ve Sanayi Odası ve THY gibi kurum ve kuruluşların desteklediği ilk bilimsel toplantının yapılması ve bu toplantıya dünyada tarım tıbbının kurucularından Iowa Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu öğretim üyesi Sayın Prof.Dr. Kelley Donham ın ve ülkemizden değerli halk sağlığı bilim insanlarının katılması bizleri onurlandırmıştır. Harran Üniversitesi olarak, Ülkemizde tarımda çalışanların sağlığı ve güvenliği konusunda araştırma, geliştirme ve insangücü yetiştirme hedeflerine erişmek için, yine sektörler arası işbirliği ile Tarım Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezimizi kurmak ve bu alanda dünyanın önde gelen üniversiteleri ile işbirliği içerisinde bilim insanı yetiştirmek önemli stratejilerimizdendir. Sempozyumun gerek bilimsel gerekse uygulama çalışmaları açısından tarımda çalışanların sağlık düzeyine katkı sağlayacağını umar, sempozyuma destek veren tüm katılımcılara şükranlarımı sunarım. Prof.Dr. İbrahim Halil MUTLU Rektör 6

8 Değerli Katılımcılar, Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Proje alanı Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak ı kapsamakta ve GAP Bölgesi olarak adlandırılmaktadır lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980 lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.82 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir. Toplam yatırım değeri 44.5 milyar TL si olarak tahmin edilen GAP Projesi, Türkiye Cumhuriyeti nin en büyük bölgesel kalkınma projesi olma özelliğini taşımaktadır. GAP ta nakdi gerçekleşme 38.8 milyara; proje kapsamında bugüne kadar üretilen elektrik miktarı 355 milyar kilovat saate ve üretilen elektriğin parasal değeri 21.3 milyar dolara ulaşmıştır. GAP ın meydana getireceği yüksek tarım ve sanayi potansiyeli, Bölgede gelir düzeyini 5 kat artıracak ve yaklaşık 3.8 milyon kişiye iş imkanı sağlanacaktır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi toplam arazi varlığı ve bitkisel üretim potansiyeli açısından oldukça zengin bir bölgedir. 7.5 milyon hektar olan toplam arazi varlığının % 43,6 sı bitkisel üretim, % 29,4 ü çayır-mera ve % 19,2 si orman-fundalık arazisidir. Mevcut durumda, GAP Bölgesi, Türkiye pamuk üretiminin yarısından fazlasını karşılamakta olup ülkemizde yetiştirilen diğer bitkisel ürünlerinde önemli bir bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi nden karşılanmaktadır. Bölgede sulamaların tamamlanmasıyla birlikte özellikle yaş sebze, meyve ve endüstri bitkilerinin üretiminde büyük artış beklenmektedir. Dünyanın sayılı, Türkiye nin ise en büyük bölgesel kalkınma projesi olan GAP, gelecek kuşaklar için kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratılmasını amaçlayan sürdürülebilir insani kalkınma felsefesi üzerine kurulmuştur. Sürdürülebilir kalkınma, insan ile doğa arasında denge kurarak doğal kaynakları tüketmeden, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına ve kalkınmasına imkan verecek şekilde bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını programlama anlamını taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma sosyal, ekolojik, ekonomik, mekansal ve kültürel boyutları olan bir kavramdır. GAP ta kalkınma ve gelişme; ortalama yaşam süresi, bebek ölüm oranı, okur-yazarlık oranı, eğitime katılma süresi, sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik, bölgeler ve cinsler arası refah farklılıkları ile yaşam kalitesi ve sürdürülebilirliği gibi göstergelerle tarif edilmektedir. Sürdürülebilir insani kalkınmanın sağlanması ve insan kaynağının geliştirilmesi, yoksulluğun azaltılması, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sağlanması çabası içinde olan GAP İdaresi için alanında ilk olan bu sempozyum oldukça önemlidir. Tarım toplumu olan ülkemizde istihdam edilen her dört kişiden biri tarım sektöründe çalışmaktadır. Sempozyum süresince, değerli bilim insanlarının katkılarıyla tarım sektöründe çalışanların hastalanmalarına, yaralanmalarına ve erken ölümlerine neden olan faktörler, sık görülen hastalıklar ve bunlardan korunma yolları tartışılacak. Bu alanda yapılan bilimsel çalışmalar paylaşılacak ve ilgili taraflar yaptıkları çalışmalar hakkında bilgilendirmeler yapacaklar. Bu çabalar, ülkemizin lokomotif sektörü olan tarım sektörü çalışanlarının sağlık sorunlarının önlenmesi için yapılması gerekenleri ortaya çıkaracak. Ortaya çıkacak öneriler paketi bu alanda çalışan kamu, sivil toplum ve özel sektör için bir ev ödevi ve yol haritası olacaktır. Başta Harran Üniversitesi olmak üzere, sempozyumun gerçekleşmesine katkıda bulunan tüm kurum ve kuruluşlara şahsım ve İdarem adına teşekkür ediyor ve saygı ile selamlıyorum. Mustafa KÖLMEK GAP İdaresi Başkan Vekili 7

9 8 6 NİSAN 2012 CUMA Kayıt Açılış Konuşmaları Prof. Dr. Zeynep ŞİMŞEK Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Doç.Dr. Tacettin İNANDI Halk Sağlığı Uzmanları Derneği BaĢkanı Prof Dr. İbrahim Halil MUTLU Harran Üniversitesi Rektörü Mustafa KÖLMEK GAP Ġdaresi BaĢkan Vekili Celalettin GÜVENÇ (Tensip Buyururlarsa) ġanlıurfa Valisi Ara Konferans 1. Oturum BaĢkanı: Doç.Dr. Tacettin ĠNANDI Tarımda Çevresel Riskler Prof.Dr. Çağatay GÜLER Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Konferans 2. Oturum BaĢkanı: Prof.Dr. AyĢe AKIN Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Iowa Modeli Prof.Dr. Kelley J. DONHAM Iowa Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu, Tarım Sağlığı ve Güvenliği Merkezi Yemek Tarım Çalışanlarında Sık Rastlanan Sağlık Sorunları ve Koruma I Oturum BaĢkanları: Prof.Dr. Alp ERGÖR, Prof.Dr. Mehmet Ali ÇULLU Tarımda Çalışanların Sosyo-Demografik Özellikleri Prof.Dr. Hilal ÖZCEBE Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Pestisit Etkilenimi Prof.Dr. Ömer Faruk TEKBAġ Gülhane Askeri Tıp Akademisi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Zoonoz Hastalıklar Doç.Dr. Turan BUZGAN Sağlık Bakanlığı MüsteĢar Yardımcısı Su ile Bulaşan Hastalıklar Prof.Dr. Günay SAKA Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Üreme Sağlığı Sorunları Prof.Dr. AyĢe AKIN BaĢkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Ara Tarım Çalışanlarında Sık Rastlanan Sağlık Sorunları ve Koruma II Oturum Başkanları: Prof.Dr. Ali Ġhsan BOZKURT, Prof.Dr. Ramazan SAĞLAM Kaza ve Yaralanmalar Prof.Dr. MelikĢah ERTEM Ġzmir Ġl Sağlık Müdürlüğü Dermatolojik Sorunlar Prof.Dr. Muhsin AKBABA Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Solunum Sistemi Hastalıkları Prof.Dr. Nazmi BĠLĠR Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Kas Ġskelet Sistemi Hastalıkları Doç.Dr. Pelin YAZGAN Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Psiko-Sosyal Sorunlar Prof.Dr. Zeynep ġġmġek Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Sözlü Bildiri Oturumu Oturum Başkanı: Prof.Dr. Selma KARABEY Sıra Gecesi

10 7 NİSAN 2012 CUMARTESİ Tarımda Çalışanların Sağlığını Geliştirmede İyi Uygulamalar Oturum Başkanları: Prof.Dr. Selma KARABEY, Prof.Dr. Erdal BEġER Binyıl Kalkınma Hedefleri Açısından Tarımda Çalışanlar Dr. Gökhan YILDIRIMKAYA BirleĢmiĢ Milletler Nüfus Fonu Mevsimlik Göçebe Tarım Ġşçilerinin Sağlığını Geliştirme Programları Prof.Dr. Zeynep ġġmġek Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Mevsimlik Göçebe Tarım Ġşçilerinin Temel Sağlık Hizmetlerine Erişimi Yrd.Doç.Dr. Ġbrahim KORUK Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Adana'da Mevsimlik Tarım Ġşçiliği Doç.Dr. Ferdi TANIR Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı METĠP Projesi Av. Gürbüz ERDOĞAN ÇalıĢma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ÇASGEM 1. Hukuk MüĢaviri SAFER Projesi Yrd.Doç.Dr. YeĢim Benal YURTLU Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri Bölümü, 10:45-11:00 Ara 11:00-12:15 Gıda Güvenliği-Genetiği Değiştirilmiş Ürünler ve Halk Sağlığı Oturum Başkanları:Prof.Dr. Gül ERGÖR, Prof.Dr. Ayhan ATLI Gıda Güvenliği Yrd.Doç.Dr. Ahmet Hulusi DĠNÇOĞLU HarranÜniversitesi Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin Sağlık Etkileri Prof.Dr. Ali Osman KARABABA Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin Tarımsal Üretime ve Tarım Politikalarına Etkileri Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Genetiği Değiştirilmiş Ürünler ve Risk Algısı Öğr.Gör.Dr. IĢıl ERGĠN Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı 12: Yemek 13:30-14:45 Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Kurumsal Hizmetler Oturum Başkanı: Prof.Dr. Muhsin AKBABA, Prof. Dr. MelikĢah ERTEM Dr. Rana GÜVEN Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ġş Sağlığı ve Güvenliği Genel Md.Yrd. Dr. Mehmet Ali TORUNOĞLU Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Dr. Mesut GÖLBAġI Gıda, Tarım ve hayvancılık Bakanlığı Uluslararası Tarımsal Eğitim Merkezi Müdürlüğü Uzm.Ahmet TOZLU Kalkınma Bakanlığı Kadir Uysal Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye Temsilciliği Adalet BUDAK AKBAġ GAP Bölge Ġdaresi Başkanlığı Yrd.Doç.Dr. Talat BAHÇEBAġI Tarım Çalışanlarına Uygun Hizmet Modeli Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı 14:45-15:00 Ara 15: Sözlü Bildiri Oturumu Oturum Başkanı: Doç.Dr. Ferruh AYOĞLU Kapanış 8 Nisan 2012-Pazar Sosyal Program 9

11 KONFERANS VE PANEL METİNLERİ N0 KONUŞMA BAŞLIĞI KONUŞMACI SAYFA NO 1 Tarımda Çevresel Riskler Çağatay GÜLER 14 2 Agricultural Medicine: The Iowa Model Kelley J. DONHAM 19 3 Tarım ÇalıĢanlarının Sosyo-Demografik Özellikleri ve Risk Hilal ÖZCEBE 27 Altındaki Gruplar 4 Pestisit Etkilenimi Ömer Faruk TEKBAġ 34 5 Tarım ÇalıĢanlarında Sık Görülen Zoonoz Hastalıklar ve Turan BUZGAN 42 Korunma 6 Tarımda ÇalıĢanlarda Su ile BulaĢan Hastalıkların Kontrolü Günay SAKA 49 7 Tarım ÇalıĢanlarında Üreme Sağlığı Sorunları AyĢe AKIN 54 8 Tarım ĠĢ Kolunda Kazalar ve Yaralanmalar MelikĢah ERTEM 58 9 Dermatolojik Sorunlar ve Koruma Muhsin AKBABA Tarım ÇalıĢanlarında Solunum Sistemi Hastalıkları Nazmi BĠLĠR Tarım Kesiminde ÇalıĢanlarda Kas Ġskelet Sistemi Hastalıkları Pelin YAZGAN Tarım ÇalıĢanlarında Psiko-Sosyal Sorunlar ve Koruma Zeynep ġġmġek Binyıl Kalkınma Hedefleri Açısından Tarımda ÇalıĢanlar ve Gökhan 81 Üreme Sağlığı YILDIRIMKAYA 14 Mevsimlik Göçebe Tarım ĠĢçilerinin Sağlığını GeliĢtirme Zeynep ġġmġek 84 Programları 15 Göçebe Mevsimlik Tarım ĠĢçilerinin Temel Sağlık Ġbrahim KORUK 88 Hizmetlerine EriĢimi Sağlamaya Yönelik Bir Müdahale 16 Adana'da Mevsimlik Tarım ĠĢçiliğinin Sorunları Ferdi TANIR 93 Mevsimlik Gezici Tarım ĠĢçilerinin ÇalıĢma ve Sosyal Gürbüz ERDOĞAN 97 Hayatlarının ĠyileĢtirilmesi Projesi (METĠP) 17 Kırsal Alanlarda ÇalıĢanlar Ġçin Daha Güvenli Tarım (Safer) Projesi YeĢim Benal YURTLU Tarımda Gıda Güvenliği Ahmet Hulusi DĠNÇOĞLU 19 Genetiği DeğiĢtirilmiĢ Ürünlerin Sağlık Etkileri Ali Osman KARABABA 20 Genetiği DeğiĢtirilmiĢ Ürünlerin Tarımsal Üretime ve Tarım Tayfun ÖZKAYA 119 Politikalarına Etkileri 21 Genetiği DeğiĢtirilmiĢ Ürünler ve Risk Algısı IĢıl ERGĠN ÇalıĢma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nın ÇalıĢmaları Rana GÜVEN Mehmet Ali 133 Sağlık Bakanlığı Tarafından Yürütülen Hizmetler TORUNOĞLU 24 Tarım Sektöründe ĠĢ sağlığı ve Güvenliği nde Tehlike 135 Mesut GÖLBAġI Kaynakları ve Önleyici YaklaĢımlar Ġçin Bazı Öneriler 25 Kalkınma Planları ve Yıllık Programlar Çerçevesinde ĠĢçi 139 Ahmet TOZLU Sağlığı ve Güvenliği 26 Dünya da Tarım Sektöründe ĠĢ Sağlığı ve Güvenliği: Genel Bir 141 Kadir UYSAL BakıĢ ve ILO Düzenlemeleri 27 Sağlık Sistemi Ġçinde Uygun Hizmet Modeli Talat BAHÇEBAġI Güneydoğu Anadolu Projesi; Ġnsan Odaklı Sürdürülebilir Kalkınma Projesi Adalet BUDAK AKBAġ

12 SÖZLÜ BİLDİRİLER S-N0 BAŞLIK YAZARLAR SAYFA NO Çiftçilerin Pestisitleri Saklama KoĢulları Rukiye YALAP TUNA, Ġskender 150 S-1 ve Güvenli Kullanımı Konusunda Bilgi, Tutum ve DavranıĢları GÜN, Osman CEYHAN S-2 Tarım ĠĢgücünde Pestisit Etkilenimi- E.Didem EVCĠ KĠRAZ, Filiz ERGĠN, 153 Aydın Farkındalık ÇalıĢması Ebru SERTER, ġakir KARAKAYA Mevsimlik Tarım ĠĢçisi Gençlerin Zeynep ġġmġek, Evin 160 S-3 Güvenli Pestisit Kullanımı Bilgilerine Akran Eğitiminin Etkisi KIRMIZITOPRAK S-4 Çay Tarımında ÇalıĢanlarda Kas-Ġskelet Sistemi Ağrı Prevalansı ve ĠliĢkili Faktörler Leyla KARAOĞLU, Nazmi BĠLĠR, Hale SANDIKÇI, Gül DEVRĠMSEL, Mehmet Sabri BALIK, Davut 168 S-5 Çay Tarımında ÇalıĢanlarda Yaralanma Sıklığı ve Yaralanma Türleri S-6 Çanakkale EvreĢe Beldesi Yülüce Köyünde Çiftçilerin Tarım Ġlaçlarını Kullanımı S-7 Tarım ÇalıĢanlarında Görülen Ergonomik Problemler ve Uygulanabilecek Basit ve Etkili Çözümler Tarım ĠĢçiliği ve Pazarcılığın Kadın S-8 Üreme Sağlığı Üzerine Etkisi Denizli de Hayvancılığın Yaygın S-9 Olduğu Dört Ġlçede Hayvancılıkla UğraĢan Ailelerde Kist Hidatik (KH) Seroprevelansı ve Risk Faktörleri Antakya Semt Pazarlarında Kendi S-10 Ürettikleri Tarımsal Ürünleri Pazarlayanların Tarımsal Sağlık Riskleri KESKĠN Leyla KARAOĞLU, Nazmi BĠLĠR, Hale SANDIKÇI, Gül DEVRĠMSEL, Mehmet Sabri BALIK, Davut KESKĠN Sibel CEVĠZCĠ, Ülken Tunga BABAOĞLU, CoĢkun BAKAR Bahar TĠRYAKĠ, Tuna ORUL, Çağla Pınar ARSLAN TATAR Erdal BESER, Filiz ERGĠN, Didem Evci KĠRAZ, Pınar OKYAY ġerife AKALIN, Selda Sayın KUTLU, Selmin DĠRGEN ÇAYLAK, Özgür ÖNAL, Selçuk KAYA, Ali Ġhsan BOZKURT Nazan SAVAġ, Tacettin ĠNANDı, Ersin PEKER, Ömer ALIġKIN S-11 ġanlıurfa Doğum ve Kadın Hastalıkları Hastanesinde Tarım ĠĢçisi Gebelerde Riskli Faktörler S-12 Tarım ĠĢçilerinde Kanserle ĠliĢkili Faktörler GAP Bölgesinde Tarım ĠĢçilerini Tehdit S-13 Eden Mikroorganizmalar S-14 Tarımda ÇalıĢan Kadınların ve Çocukların Sağlığı S-15 Çukurova da Pestisit Maruziyetinin Değerlendirilmesi ġanlıurfa Yöresinde Tarımsal Amaçlı S-16 Sulama Kanallarındaki Suda Boğulma Olayları Feray KABALCIOĞLU, Bekir YAGUġ, Metin ERĠġEN 196 Ersin NAZLICAN 197 Nebiye YENTÜR DONĠ, Gülcan 200 GÜRSES, Muharrem Öncül, ReĢat DĠKME Buhara ÖNAL 205 Nazan EKĠZ, Süleyman TÜREMĠġ, 207 AyĢe POSTALLI Adnan AĞIR, HALĠL POLAT

13 POSTER BİLDİRİLER P-N0 BAŞLIK YAZARLAR SAYFA NO Çanakkale Gelibolu da Tarım Ġlaçlarının Sibel CEVĠZCĠ, CoĢkun 215 P-1 Kontrolsüz ve Korunmasız Kullanımı BAKAR KırĢehir Ġlinde Merkeze Bağlı Bir Köyde Ulken Tunga BABAOĞLU, 218 P-2 Hayvancılıkla UğraĢan Bireylerin Brusella ĠliĢkin Bilgi, Tutum ve DavranıĢları Sibel CEVĠZCĠ P-3 Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Genetiği DeğiĢtirilmiĢ Organizmalar Ġle Ġlgili Bilgi, Tutum ve DavranıĢlarının Belirlenmesi Murat Emrah AÇIKGÖZ, Ġsmail ATÇEKEN, Tevfik PINAR, Meral SAYGUN, Emre AYGÜN 223 P-4 P-5 P-6 P-7 Mevsimlik Tarım ĠĢçilerinin Güvenli Pestisit Kullanma DavranıĢları Hayati Harrani Mahallesinde YaĢayan Tarım ĠĢçisi Gebe Kadınların Aile Planlamasına ĠliĢkin Tutumlarının Doğumdan Sonra Kullanacakları Kontraseptif Yöntemler Ġle ĠliĢkisi Malatya Merkezinde HaĢere Mücadelesi Ġle Ġlgili YetiĢkinlerin Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Kutanöz Leishmaniasis Tedavisi Uygulanmakta Olan Olguların Tanımlayıcı Özellikleri ve Hastalık Hakkında Bilgileri Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Dünya da Yapılan ÇalıĢmalar Dünyada Gıda Güvenliği Ġçin Uygulanan Yöntemlerin KarĢılaĢtırılması Zeynep ġġmġek, Canan DEMĠR, Burcu KARA, Sami AKPĠRĠNÇ, Gözde ERÇETĠN Feray KABALCIOĞLU, Gamze UÇAR, Ġnci YALÇINKAYA, Derya YOLCU Erkan Pehlivan, Ali Özer, Elvan Türkol, Gülsen GüneĢ Zeynep ġġmġek, Burcu KARA, Canan DEMĠR Hasret YAVUZ, Zeynep P-8 ġġmġek Murat Mehmet YAġAR,Nuri P-9 YORULMAZ P-10 Tarım ĠĢ Kolunda Akut Yaralanmalar ve Önleme Sami AKPĠRĠNÇ, Zeynep ġġmġek P-11 Topraktan BulaĢan Nematodlar Nebiye YENTÜR DONĠ, Gülcan GÜRSES, ReĢat DĠKME P-12 Akuatik Toksikoloji ÇalıĢmaları, AraĢtırmacı ve Arzu UÇAR, Muhammed 251 Çevre Sağlığı ATAMANALP, Gonca ALAK P-13 Türkiye de Kimyasal Gübre Kullanımı ve Çevresel Murat TOPAL, E.IĢıl ARSLAN 254 Etkileri TOPAL P-14 Pestisitlerin TaĢınım Süreçleri ve Çevresel Etkileri Meral TOPCU SULAK 260 P-15 Pestisit YanlıĢ Kullanımı Sonuçları Seva ÖNER, Gülçin YAPICI 266 P-16 Genç Tarım ĠĢçisinde: Karpal Eklemlerde Effüzyon Pelin YAZGAN, Rıfat ARĠDĠCĠ 269 P-17 Kontrolsüz Tren Yolu Hemzemin Geçitlerinde Tarım Makineleri Ġle GeçiĢ Güvenliği Mesut GÖLBAġI, Ali Ġhsan ACAR P-18 Mevsimlik Gezici Tarım ĠĢçilerinin ÇalıĢma ve Sosyal Hayatlarının ĠyileĢtirilmesi Projesi (Metip) ve 184 Sayılı ILO SözleĢmesinin KarĢılaĢtırılması Gürbüz ERDOĞAN, Esra KARAMAN P-19 GAP Bölgesindeki Tehlike Schistosomiyazis Gülcan GÜRSES, Nebiye YENTÜR DONĠ P-20 Gülcan GÜRSES, Nebiye Leishmaniosis YENTÜR DONĠ, ReĢat DĠKME P-21 Tarımda Mekanik ve Elektriksel Riskler Nihan Merve AKGÜL, Aykut KARAKAVAK

14 P-22 Tarım Sektöründe Elle TaĢıma ĠĢleminin ĠĢ Sağlığı ve Güvenliği Açısından Değerlendirilmesi P-23 Pestisitlerle ÇalıĢmalarda Kullanılan KiĢisel Koruyucu Donanımlar P-24 Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Tarım Sektöründe ÇalıĢanların Isıl Strese Maruziyeti P-25 Organofosforlu ve Karbamatlı Pestisidlere Mesleki Maruziyet P-26 Tarımda ĠĢ Sağlığı ve Güvenliği Hayvan Kaynaklı Riskler P-27 Hububat Silolarında ĠĢ Güvenliği P-28 Türkiye de Tarım Sektörü Ġçin Avrupa Birliği Tarım Rehberi Örneği P-29 Tarım Sektöründe Kullanılan Ġlaçların Kullanım, Depolanma ve Bertarafı Sonucu Meydana Gelen Tehlikeler P-30 Tarım Sektöründe Meydana Gelen ĠĢ Kazaları P-31 P-32 P-33 Tarım Sektörüne Ait ĠĢ Sağlığı ve Güvenliği Alanındaki Yasal Düzenlemeler Güneydoğu Anadolu Projesi ve GAP Organik Tarım Küme Projesi Mevsimlik Tarım ĠĢçisi Olarak ÇalıĢan Çocukların Tarlada ġiddet Görme Durumları, Depresyon,Ġstismar Düzeyleri ve Sıklıkları Çiğdem ALBAYRAK, Zafer ALTIPARMAK, Yavuz AYDEMĠR, AyĢe GÜMÜġ, Nurdan KILIÇ, Seçil GÜRLER Seçil CEYLAN, Berk ATLI Alper Yasin ÖZÇELĠK, Funda ġentürk Ümit TARHAN Ömer SERT Funda ġentürk, Alper Yasin ÖZÇELĠK Hande TAġTEKĠN, Mustafa TÜLÜ, Elif ATASOY, Mehmet ÖZKAN Çağla Pınar ARSLAN TATAR, Bahar TĠRYAKĠ, Melis ÖZMEN Gökçe Begüm GÖREN, Yağmur ERTEKĠN S.Suna AHĠOĞLU, Ġlknur ÇAKAR Nusret MUTLU, Mehmet Murat CANDEMĠR Feray Kabalcıoğlu,Mehmet Nuri Akat,Sedat Benek P-34 Tarımda ĠĢ Sağlığı ve Güvenliği Mehmet Berk 352 P-35 Kalkınma Bakanlığı GAP Bölge Kalkınma Ġdaresi 354 Sevgi ÖZEL Tarafından Yürütülen ÇalıĢmalar

15 TARIMDA ÇEVRESEL RİSKLER Prof.Dr. Çağatay Güler Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Eskiden çevre Sağlığı İnsan ve toplum sağlığını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal ve psikolojik etkenlerin belirlenmesi ve kontrol altına alınması uygulamaları olarak tanımlanırdı. Ancak insan merkezli yaklaşımların diğer canlılara ve ekosistemlere verdiği zararın sonuçlarının görülmesinden sonar bu tanım İnsan ve diğer canlıların ve topluluklarının sağlığını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal ve psikolojik etkenlerin belirlenmesi ve kontrol altına alınması uygulamaları şekline dönüştü. Ekosistemlere dolayısıyla diğer canlılara yapılacak müdahaleler insan varlığını da tehlikeye düşürebilecek boyutlara ulaşabilir. Last, bir halk sağlıkçı olarak Sağlık insan ve ekosistemleri paylaşan diğer yaratıklar arasında bir ahenk durumudur derken bunu vurgulamaktadır (1). Canlıların yaşadığı bölgeye canlıküre 1 denir. Okyanusların tabanından canlıların yaşayabildiği atmosferin üst tabakalarına kadar uzanır. Kalınlığı kilometredir. Biyosfer ekosistem denilen birimlerden oluşmaktadır. Ekosistem bitki ve hayvan canlı topluluğu ve bunlarla bağlı cansız çevrelerinin dinamik ve bağlantılı bir tümleşiğidir. İlk kez 1930 yılında Roy Clapham tarafından kullanılmıştır. Bölgede enerji ve madde taşınması ilişkisi içindeki canlı ve ölü organizmalarla fiziksel ve iklimsel özelliklerin hepsidir. Canlıların birbirleriyle ve cansızlarla etkileşimine bağlı olarak enerji taşınmasının söz konusu olduğu herhangi bir bölgedir(2). Ekosistem ekolojinin temel birimidir. Birbiriyle etkileşen canlı topluluğu ve çevre tümleşiği doğada bir ekolojik birim oluşturur. Ekosistemler geçici ya da sürekli olabilir. Ekosistemlerin boyutları çok değişir. Dünyayı da bütün bir ekosistem olarak ele almak mümkündür. Okyanuslar, göller, ormanlar, bataklıklar, kentler bir ekosistemdir. Bu 4600 milyon yıllık dönem 460 km.lik bir yolculuk olarak alındığında belli başlı evrimsel aşamalar Tablo 1 de özetlenmiştir(3): Tablo 1: İnsanın biyolojik evrimi (3) Başlangıç(km) Olay Ne kadar önce? 0 Dünya yaratıldı Güneş enerjisini yakalayan biyokimyasal süreçler gelişti 310 Çekirdekli tek hücreli canlılar gelişti Çok hücreli canlılar belirdi Modern memeliler belirdi Hominid dalı gelişti ,6 Australopirhecus belirdi ,98 Neanderthal insan belirdi ,999 Tarım başladı ,99999 Günümüzde 100 yaşındaki insan doğdu 100 Gezegenimizin 4600 milyon yıllık ömrünü 460 kilometrelik bir yolculuk sayarsak yolculuğun ilk 100. Km sinde yaşam başladı. Tarımın ne kadar yakın olduğu açıkça görülmektedir.günümüzde 100 yaşında olan bir insan ise 460 km lik bir yolculuğun sadece 10 milimeteresini geçmiştir. Tarım dünyanın yolculuğunda bir metrelik bölümde yer almakta. Ancak tarım nedenli küresel yıkımlar bir insan ömründen çok kısa sürede gerçekleşmiştir. Giderek ivmesi artan olumsuz bir sürece dönüşmüştür. Tarım ve hayvancılık önemli bir ekosistem müdahalesi olarak ele alınmalı, Last ın sözettiği ahenk bozulmamalıdır(1,4). Tarım uygulamalarının çevresel riskleri ile ilgili birçok gösterge vardır. Sözgelimi tarım arazi 1 biosphere 14

16 yönetimi tarım çevresel başarımının birincil belirleyicisidir.tarım arazi yönetimi çevreyi kaynak kullanım ve koruma etkililiği, doğal habitatların varlığı, tarımın doğal hayat ve istilacı türlerle örselenebilirliği vb nedenlerle etkiler.tarım toprak örtüsü göstergesi tarım topraklarının bir yılda örtülü ve erozyona yol açan etkenlerden korunmuş olduğu gün sayısıdır(5). Ancak bu göstergelerin belirlenmesi aslında tarım alanlarının belirlenmesi için yol göstericidir sürekli izlemede kullanılabilmesi için etkin bir kayıt sistemi gerekir. Açılmış tarım alanlarının çevresel etkilerinin beirlenmesi ancak varolan durumun yani etkinin sonuçlarının belirlenmesine yönelik araştırmalarla belirlenebilir. Tarım ve hayvancılığa bağlı çevresel etkiler Şekil 1^de özetlenmiştir.. Şekil 1. Tarım ve hayvancılığa bağlı başlıca etkiler Ekin, ekin artıkları ve karla kaplı tarım alanalrı bir ölçüde erozyondan korunur. Bitki yetiştirme açısından topraktaki azot, fosfor ve potasyum elzem elementlerdir. Gereğinde gübre desteği ile bu sağlanmaya çalışılır. Ancak organik ve anorganik gübre kullanımına bağlı sorunlar ortaya çıkabilir. Suyun insan ve hayvan atıkları ile kirlenmesi önemli salgınların nedeni olabilir. Topraktaki besin ögelerinin aşırı artışı çevresel risk nedenidir. Çünkü bitkilerce kullanılmayan, ya da kuraklık vb sonucu ürün yetiştirilememesi çevreye yayılabilecek önemli bir tehlike olarak kalır. Aşırı azot buharlaşarak atmosfer sera gazı oranını artırır. Azot ve fosfor suyla yeraltısularına ve su kitlelerine taşınabilir. Suyun besinden zenginleşmesi (ötrofikasyon) suda suyosunu ve diğer bitkilerin art- 15

17 16 masına, su kitlelerinin oksijen kapsamının düşmesine neden olur. Sonunda ölen bitkilerin çürümesi sorunu daha da ağırlaştırır ve su kitlesi canlıların yaşamasına elverişsiz hale gelir. Tarımın yarattığı risklerden bir diğeri otkıran, böcekkıran vb canlıkıranalrın kullanılmasıdır. Ölçüsüz ve sınırsız kullanım diğer canlıların etkilenmesine, ürünlerin, su kaynakalrının kirlenmesine insan ve diğer canlıların sağlıklarının tehlikeye düşmesine yol açar. Yağışlar, rüzgâr vb sözkonusu maddelerin hedeflenmeyen bölgelere yayılmaınsa yol açar. İnsanda yaygın kullanılan bir ilacın hayvanalrda kullanımının yol açabileceği ekosistem sorunları ve insan ve canlı sağlığı üzeründeki etkisi diğer kirleticilerin yol açabileceği sorunların anlaşılabilmesini kolaylaştırabilir: Diklofenak steroid olmayan bir antienflamatuar etkendir. Hayvanlarda kullanımı Hint altkıtasında akbaba sayısının hızla düşmesine yol açmıştır. Son on yılda on milyonlarca akbaba ölmüştür.azalmanın 2003 te %95 ve 2008 yılında % 99,9 a ulaştığı belirtilmektedir. Etki düzengesinin böbrek yetmezliği olduğu düşünülmektedir. Veterinerlerce diklofenak verilen besi hayvanlarının ölülerini yiyen akbabaların bu kimyasalın birikime bağlı olarak zehirlendiği belirtilmektedir. Kızıl akbabalar doğal ve evcil hayvan kalıntılarını parçalayan en önemli canlı grubudur. Bunların yok oluşunun vahşi ve başıboş köpek sayısının artmasına kuduz tehlikesinin büyümesine yol açtığı belirtilmektedir. Isırık sayısı civarına çıkmıştır. Cesetlerden köpek ve sıçanlara geçebilecek hastalıkyaparların bölgedeki kalabalık ülkelerde, özellikle Hindistan da büyük salgınlara yol açabileceğinden korkulmaktadır. Akbaba sindirin sistemi bu tür hastalıkyapar etkenleri yok etmektedir. Köpeklerin çoğalması bu hayvanlarla beslenen leoparların sayısının artmasına da neden olmuştur. Kentsel bölgelere köpek avlamaya inen leoparlar bazen çocuklara da saldırmaktadır.o bölgedeki Zerdüşt toplulukları bile cesetlerini Huzur kuleleri dedikleri yerlerde akbabalara terk etmekte iken geleneklerini değiştirmişlerdir. Diklofenak çelikbaş alabalıklar gibi tatlısu balık türlerine de zarar vermektedir(6-8). Burada kasıtlı olarak tedavide kullanılan bir etken örnek verilmiştir. Canlıkıranlara bağlı olumsuz etkiler küresel çaptadır, canlılar üzerindeki etkileri ise diklofenakla kıyaslanamayacak boyuttadır. Canlıkıranarın doğrudan öldürücü etkilerinin yanı sıra salgıbozar etkileri, sinir sistemi, karaciğer ve böbrek üzerindeki etkileri de yıkıcıdır(9). Havadan ilaçlama, ilaçlayıcıların kendi etkilenimlerine bağlı sorunları, ilaçlanan alanda bulunanalrın etkilenimi, ilaçlanan bölgelerde ikinci giriş zamanının belirtilmemesine bağlı habersiz etkilenimler; su, toprak ve hava kirliliği etkiler, hamileler, çocuklar ve yaşlıların özel risk grubu olarak etkilenimleri özellikle önemlidir. İlaçların kaplarının su ve yiyecek saklamak için kullanılması, çevreye rastgele atılması, depolanma ve saklanma yetersizlikleri, kullanılmak üzere hazırlanırken ortaya çıkabilen sorunlar, hatta ilaçlama yapanların giyecekelrine bulaşan canlıkıranlar başlıbaşına birer sorun haline gelmektedir(9). Aşırı sulamaya bağlı olarak çoraklaşma tehlikesi doğabilir. Yeraltındaki tuz katmanalrında bulunan tuzlar eriyerek topağın tuzlanmasına ve bitki yetiştirilemez duruma gelmesine neden olur. Bitki örtüsünün yokolması akıntı ve tüzgar erozyonunu hızlandırır. Yüksek tuz oranı bitkilerin su ve temel besin ögelerini alabilmesini engeller. Organik maddelerin temel bileşeni olan karbon, bitkilerin güneş enerjisinden yararlanarak yaptıkları fotosentezle organik yapı taşlarına dönüştürülür. Birki ve hayların ölümüyle toprağa karışır. Organik masddelerin bozunması sırasında çoğu karbondioksit olarak havaya karışr. Bir kısmı organik madde olarak toprakta dengelenir. Toprak organik maddesi bitki ve toprak canlıların gelişmesi için gerekli bir çok temel besin ögesini de bulunduru. Ancak ağır metaller ve canlıkıranalr gibi bir çok zararlı maddeyi de bağlar.kadmiyum, bakır, kurşun, çinko gibi iz elemenler toprak tarafından güçlü bir biçimde bağlanır. Ancak aşırı miktarları zararlı olur. Ürünlerin metal kirliliğini artırır. Bitkileri toksik hale getirir. Toprak canlılarına doğrudan toksik etki yaparlar. Azot bütün bitkiler için temel maddedir. Hasat ve aşırı otlatma topraktaki azotun azalmasına neden olur. Bazı baklagiller atmosfer azotunu bağlayarak kullanırlar. Hasattan sonra toprakta kalan azot yer altı sularına ve atmosfere sızar. Toprakta kalan azotun çoğu çözünürlüğü yüksek nitrat halindedir. Yer altı sularına ve yüzeyel sulara karışması canlı sağlığı ile ilgili sorunlar yaratır. Nitritsizleştirme süreci havaya NO, sera gazı N2O ve N2 biçiminde azot verilmesine neden olur. Toprağı azottan yoksullaştırır. Tıoprakta kalan anorganik azot nitrat biçimindedir ve çözünürlüğü yüksek olduğundan yer altı suları, akarsular ve su kitlelerinin kirlenmesine yol açar. Fosfor da bütün bitkiler ve hayvanalr için temel ögelerdendir. Su kitlelerinde aşırı artması ötrofikasyona yol açar. Siyanobakter üreme patlamasına neden olur. Hertürlü yararlanam amacı açısından su kitlelerinin niteliğini düşürür.

18 İnsan etkinliklerine bağlı başlıca sera gazları CO2, CH4 ve N2O dur.insan nedenli NH3 salınımım %785 i tarımdan kaynaklanır(5). Tarım alanları ve hayvancılık önemli bir koku nedeni olabilir. Değişik büyüklükteki uçartoz ve uçardamallar havada paraçacık kirliliğinin artmasına yol açar. Tarımda birincil ve ikincil organik madde oluşumuna katkı yapan başlıca etkinlik ve etmenler Şekil 2 de, Tarım-ekosistem ve insan sağlığı ilişkisi Şekil 3 te gözterilmiştir(5) Şekil 2.Tarımda birincil ve ikincil organik madde oluşumuna katkı yapan başlıca etkinlik ve etmenler(5) (Değiştirilerek) Şekil 3.Ekosistemelr ve insan iyiliği arasındaki bağlantılar (10,11) Hayvancılık ve mandıracılık Ortamalının trajedisi nde 2 çok güzel işlendiği gibi meraların yıkımına neden olabilir. Kirli mandıracılık su, toprak ve3 hava kirliliği etkisiyle felakete dönüşebilir. Yeni Zelanda daki kirli mandıracılık olayını örnek verebiliriz. Yeni Zelanda da yoğun mandıracılık sığır atıkları nedeniyle akarsuların ağır bir biçimde kirlenmesine neden olmuştur. Çok esikiden başlayarak Walkato nehri, daha sonra Manawatu ırmağı yüksek kirlilik düzeylerine ulaşmıştır. Ellesmere gölü 1970 lerden başlayarak azot-fosfat boğulumuna uğramıştır. Günümüzde Taup, Rotoura 2 Garret, Hardin; Tragedy of commons, Science 162 (3859):

19 gölleriyle akarsuların büyük bölümü ağır biçimde kirli durumdadır(12,13). Ekosistem sağlığının bozulmaya başladığını gösteren başlıca belirti ve bulgular şöyle sıralanabilir(14-17): -Ekosistem atıklarının ve bunlar üzerinde çoğalan minicanlı, böcek ve benzerlerinin artması -Seçici türlerin yani besin zincirinin en sonundaki avcı ve yırtıcı hayvanların kaybına bağlı olarak küçük etçillerin çoğalması ve bu çoğalmanın otçul canlılar üzerinde baskı yaratması. -Türlerin hastalığa bağlı ölümlerinin, diğer nedenlere bağlı ölümlerinin çok üzerine çıkması. -Türlerin geçmişteki örneklerinden çok farklı biçimde bölgeye ya da bölge dışına göçmeye başlamaları. -İstilacı türlerin ya da tek türlerin aşırı hızla çoğalmaya başlaması. Bu belirtiler insan ve diğer canlıların sağlığı ve iyiliği açısından bir felaketin habercisi sayılmalıdır. Kaynaklar 1. Last, John M.; John, M. Last tan sözler; Quotations from John M. Last; Çev. Çağatay Güler, Yazıt Yayıncılık, Ankara, The MIT Integrated Global System Model: Ecosystems Impacts, web. mit. edu/globalchange/www/tem. html, 11 Eylül, Astrand, Per Olof, Rodahl, Kaare, Textbook of Work Physiology, McGraw Hill International Editions,New York, Güler, Ç.Ekosistemelr ve Sağlık, Özgür Doruk Güler Çevre Dizisi No.55, Yazıt Yayıncılık, Ankara, MacKay,Eilers, Graham,W., R., L. and Lefebvre, A. (editors), Environmental Sustainability of Canadian Agriculture: Agri-Environmental Indicator Report Series - Report No. 3, ISBN number: , Agriculture and Agri-Food Canada, Oaks JL, Gilbert M, Virani MZ, Watson RT, Meteyer CU, Rideout BA, Shivaprasad HL, Ahmed S, Chaudhry MJ, Arshad M, Mahmood S, Ali A, Khan AA, Diclofenac residues as the cause of vulture population decline in Pakistan. Nature 427 (6975): , Swan G, Naidoo V, Cuthbert R, Green RE, Pain DJ, Swarup D, Prakash V, Taggart M, Bekker L, Das D, Diekmann J, Diekmann M, Killian E, Meharg A, Patra RC, Saini M, Wolter K Removing the threat of diclofenac to critically endangered Asian vultures. PLoS Biol 4 (3): e66., Diclofenac, Güler, Ç.Canlıkıranlar (pestisitler), Özgür Doruk Güler Çevre Disizi No. 82,Yazıt Yayıncılık, Ankara, Turner, R.K. and G.C. Daily, The Ecosystem Services Framework and Natural Capital Conservation. Environmental and Resource Economics, 39, 1: 25-35, Turner, R.K., S. Georgiou, R. Clark, R. Brouwer, and J. Burke, Economic valuation of water resources in agriculture. FAO Water Reports 27, Rome, Dirty dairying, 13. PCE,Growing for good: Intensive farming, sustainability and New Zealand s environment. Parliamentary Commissioner for the Environment, Wellington, Oct Last, J. M., Soskolne, C. L., Human Health in a Changing World, in Robert B. Wallace, Neal Kohatsu (eds); Wallace/Maxcy-Rosenau-Last, Public Health and Preventive Medicine, pg , 15th ed., McGraw Hill, Medical, New York, Daily GC, ed. Nature s Services: Societal Dependence on Natural Ecosystems. Washington, DC: Island Press; Hancock, T., Health, human development and the community ecosystem: three ecological models, Health Promotion International, 8, , Canadian Public Health Association (CPHA), Human and Ecosystem Health. Canadian Perspectives, Canadian Action, CPHA, Ottawa,

20 AgrIcultural MedIcIne: The Iowa Model KELLEY J. DONHAM MS, DVM,DACVPM Professor of Occupational and Environmental Health Director Iowa s Center for Agricultural Safety and Health College of Public Health, University of Iowa, USA Introduction: Connections and Comparison to The country of Turkey and the State of Iowa Iowa is a major agricultural state in the middle of the United State of America. The development of the agricultural in North American evolved from the Native Americans who began farming around 2000 BC. Agriculture rapidly changed beginning in Iowa in the 1850 s as northern Europeans began to immigrate to claim inexpensive and fertile land. In 2012 we have 92,000 farms, with approximately 280,000 men, women, children, and employees living and working on those farms, making up about 10% of the population of the state of 3 million people, on a land area of 146,306 km2. Turkey is 770,760 km2 with 3 million farms. Iowa s main farm products include pigs, eggs, cattle, corn, and soybeans. Turkey has a more diverse agriculture with cereals, cotton, tobacco, fruits, vegetable, and livestock as major commodities (Akbay and Boz, 2005). About 27% of the workforce of Turkey is employed in Agriculture (Hauer and Bauer 2007). The connection comes in that both states have two major rivers that aid the agricultural production; the Tigress and Euphrates in Turkey, and the Missouri and Mississippi rivers that bound the East and West boarders of Iowa. Turkey and Iowa are major export states of agricultural products. The agricultural worker health connection with Turkey initiated in June of 2011, with the arrival of Zeynep Simsek who came to attend our Agricultural Medicine Core Course in Iowa City, Iowa. She was very engaged in the course, and I was pleased to see she was able to use some of the knowledge and enthusiasm she gained to help initiate this excellent conference. I look forward to continued connections with Turkey and in the future of agricultural medicine training and other farm health programs that may evolve. A history, overview, and definition of Agricultural Medicine in Iowa It was in 1955 that the health of agricultural workers became a focus of research at the University of Iowa with the founding of the Institute of Agricultural Medicine in the Department of Preventive Medicine in the University of Iowa College of Medicine. With assistance in funding from the Kellogg Corporation (breakfast cereal manufacturer) the Institute was established with multi-professional staffing to researching agricultural illnesses. The faculty included the employment of veterinarians, physicians, toxicologist, agricultural engineers, and social scientists. The author of this paper received his first post graduate training in occupational and environmental medicine at this Institute. Having left and obtaining a degree in veterinary medicine, he came back out of practice with the charge of establishing an enhanced educational program in agricultural medicine which has been one of his major foci of work in addition to research and service for the past nearly 40 years. The author was born and raised on a farm, and he still owns and operates a farm in addition to his academic duties. This heritage and experience brings a certain practicality to the training and research, along with a degree of credibility with the farm population. We have two centers in our institute which focus on Agricultural Health and Safety. One is funded by the State of Iowa (Iowa s Center for Agricultural Safety and Health [I-CASH] [http://www.public-health.uiowa.edu/ icash/ ], which combines the University of Iowa, The Agricultural and Veterinary Colleges, and Extension service at Iowa State University, the Iowa Department of Public Health, and the Iowa State Department of Agriculture and Land Stewardship. Additionally, several nonprofit organizations, and farm organizations are also member of I-CASH. I-CASH is an intervention and outreach organization, working together to establish prevention program for farmer s health. The second Center (the Great Plains Center for Agricultural Health) is funded by our National Institute for Occupational Safety and Health (NIOSH). It is, and is a research oriented center, but serves nine states of the upper Midwest. Originally, the Institute of Agricultural Medicine was within the College of Medicine, but in 1990, a new 19

21 College of Public Health was formed, which now houses the Institute, which was renamed the Institute for Rural Environmental Health, within the Department of Occupational and Environmental Health. We have 18 professors in the Department with various professional specialties including veterinary medicine, medicine, toxicology, industrial hygiene, injury epidemiology, and ergonomics. The term agricultural medicine was first used by an institute in Poland. We adopted the term for our Institute early on and now use it as the name of our education program. We defined agricultural medicine in a peer reviewed article in 2005 (Donham, Wheat, Simpson, and James, 2005), as a multidisciplinary specialty area of occupational and environmental health, that focuses on the health and safety hazards of agricultural populations, their assessment, diagnosis, treatment, and most important prevention. The importance of developing a sustainable agricultural system, that includes the health of the farming people The evolution of agriculture in the fertile crescent changed the human condition. It allowed people to spend time developing to a higher order of human endeavor in that they did not have to spend most of their time and energy hunting and gathering food. It allowed civilizations to settle into cities rather that leading nomadic lives. The famous sociologist Maslow created a pyramid model of an advancing society (Maslow, 1943). His model suggests that before civilizations can progress to a higher order, it first must have very basic needs sustained (food, clothing and shelter). These necessities are a product of agriculture. History tells us that no society has thrived without a productive and secure and sustainable agricultural industry. Agriculture has allowed our populations to increase at previous impossible numbers. Our farmers must produce food for 6 billion people in the world as of By 2050, population s scientist predicts we will have 9 billion mouths to feed. In our developed industrial countries, a small percentage of the population is actively engaged in farming. For North America, Western Europe, and Australia, only 2% -5% of the population is engaged in farming. Although that percentage is higher for Turkey at the present, the trend is for fewer farmers on larger more productive farms (Hauer and Bauer 2007). This makes each farmer and agricultural worker increasingly important over time. Without farmers and farm workers, we have no agricultural production. The human capital of agriculture is its most important component. It is essential that worldwide, we have programs to protect our farmers and workers for the sake of our civilizations today and well into the future. The Iowa Model for the Health of Agricultural Populations The Iowa model is essentially a public health approach (with some modification) but focused on the agricultural community. We transitioned to the public health approach accelerated in 1990, with a national policy conference we held in Iowa City titled Agriculture at Risk (http://www.publichealth.uiowa.edu/icash/publications/ag-at-risk/index.html). Agriculture at Risk was followed by a national public health conference (the Surgeon General s Conference on Agricultural Safety and Health [www.cdc.gov/niosh/pdfs/ a.pdf] ) lead by our national public health agency (Center for Disease Control [CDC]). The National Institute for Occupational Safety and Health (NIOSH), was given the task of developing a national program on agricultural health. This conference confirmed a policy for the nation that agricultural health and safety is a public health issue. Considering the public health approach to prevention, CDC lists 10 essential services of public health which follow (http://www.cdc.gov/nphpsp/essentialservices.html): 1.Monitor health status to identify and solve community health problems. 2.Diagnose and investigate health problems and health hazards in the community. 3.Inform, educate, and empower people about health issues. 4.Mobilize community partnerships and action to identify and solve health problems. 5.Develop policies and plans that support individual and community health efforts. 6.Enforce laws and regulations that protect health and ensure safety. 7.Link people to needed personal health services and assure the provision of health care when otherwise 20

22 unavailable. 8.Assure competent public and personal health care workforce. 9.Evaluate effectiveness, accessibility, and quality of personal and population-based health services. 10.Research for new insights and innovative solutions to health problems. The Iowa Model of Agricultural Medicine includes all of these elements to a certain extent, but we consolidate and simplify these elements into five basic components; surveillance, Research, Education, intervention/prevention, and services to the people that deploy research to practice. An important key is that all of these elements must be coordinated, for the best outcome of the public health approach. The following figure 1 illustrates this concept. Figure 1 The Following paragraphs will define these elements in more detail as they function in the Iowa Model. Surveillance Surveillance in the Iowa model has two principal components: 1) statistics of injuries and illnesses among our agricultural population, and the detailed causes of those injuries and illnesses; and 2) The specific practices and associated hazardous exposures of production agricultural in specific regions / country (e.g. cotton production, grain production etc.). The essential reasons of surveillance are to facilitate understanding of the major problems, and to focus the research and prevention on those major problems to the greatest benefit of the population. Secondly surveillance is important so that one can compare injury and illness rates over time to see if the research and prevention programs are having a positive impact. Also, surveillance provides the tools for program evaluation so that modifications may be made as necessary to assure that the resources and efforts are being placed in the best way for the people we serve. Our surveillance has included a variety of elements that are in part a function of our public health system, plus additional methods that we deploy separately. The elements include 1) hospital records survey, 2) death certificate data, 3) injury reports in newspapers, and 4) questionnaire surveys of the agricultural population (Thu, Donham Yoder, and Ogilvie, 1990). Research Surveillance has driven the subjects of our research programs. Based on our surveillance, we know that the issues listed in the following figure 2 are our major problems, and we have research ongoing in all of these areas. We have found that the major cause of respiratory disorders among farmers in Iowa and the U.S. generally is exposure to organic agricultural dusts (eg. grain dust, livestock dust). Further, the number one cause of occupational fatalities among our farmers is acute trauma from farm machinery; especially tractor overturns which crush the operator. Diseases transmitted from Livestock to farmers are important topics of research. Currently we have important research ongoing in Livestock associated methicillin resistant Staphylococcus aureus (MRSA). 21

23 Figure 2 Education Our education program in agricultural medicine has evolved over the past four decades. The philosophy and attributes of our training are well described in the text book we use for our core course (Agricultural Medicine, Donham and Thelin, 2006). There are four essential characteristics of this training which include the following: Connecting the Environment to the Patient o We find it essential that the training includes sufficient information about the specific agricultural practices and resulting risks and exposures such that the student can make the connection from the farm exposure to the health risks, and resulting illnesses seen in a person or population. An example of the benefit is the ability to anticipate health appropriate health risks in different types of operations, and the ability for a health care provider to ascertain a proper and accurate occupational history leading to a correct diagnosis, treatment, and prevention strategy. Multidisciplinary o We aim Agricultural Medicine training to a wide spectrum of disciplines, including health professionals of all types, veterinarians, extension workers and other agriculturalists. First of all this is critical as it often takes a multidiscipline team to solve and current programs. Further, as health care in most rural areas around the world is in short supply, we must rely on many professionals in the rural community to assist in this endeavor. Cultural sensitivity and competency o For health professionals of all types, it is important to understand the specific culture of the population you are dealing with. The agricultural population often have cultural differences and practices that differ from their health providers Interventions theory and practice appropriate for Agricultural populations o Just as culture, practices and resources vary among populations within common political boundaries, so do effective prevention strategies and health delivery practices vary. Public health practices in large cities obviously vary from that which might be appropriate for agricultural populations. Therefore, research, common sense, and input from the target population should be sought in order to develop and apply the best practices for your agricultural populations. This is a important key in our educational programs. Having discussed important characteristics of our agricultural medicine training, I will now describe the different elements of that program. Training of medical students o We began training of medical students in agricultural medicine back in the 1970 s. Our methods and principles are described in a book designed as component of their community health training (Mutel and Donham, 1983) and in a public article, (Donham, Mutel, 1982). That training is now provided in lectures in the ambulatory 22

24 medicine curriculum for third-year medical students, and not being introduced into a new rural health track training program for medical students. They will be required to take the 40 hour course we offer to graduate students called rural health and agricultural medicine. Didactic / special post graduate programs in Agricultural Medicine Although we have been offering post graduate courses in agricultural medicine for many years, it was not until 2006 that we began offering special graduate degrees in agricultural medicine, within the Department of Occupational and Environmental Health in our College of Public Health. We offer the following graduate programs (See education and training at [http://www.public-health.uiowa.edu/icash/]). a.graduate Certificate in Agricultural Health and Safety This is a 12 semester hour program, designed to reach health professionals who are already in practice. They must attend the basic 40 hour Agricultural Health course offered during one week in the month of June on our University campus. The other courses (Agricultural Safety, current topics in agricultural health, occupational health or safety, and a preceptorship) are offered by distance learning. b.master of science and Doctorate graduate degrees in Agricultural Safety and Health Both programs require rigorous course work plus research training with a thesis or dissertation. The programs are offered such that there is substantial academic core information in agricultural safety and Health, plus a required second area of training in one of the following areas: Industrial hygiene, Occupational Epidemiology, Injury Prevention, Ergonomics, or Occupational Nursing. Practical training including a preceptorhip, and a comprehensive examination are also required for completion of studies. We intend these graduates to be leaders in the field in their future professional careers. Outreach and continuing education a. We have 10 family medicine residency programs scatted across the state, and we have regular lectures in those program on agricultural medicine. b. The largest and most important program is what we call our Building Capacity Program in Agricultural Medicine. This is a program that we offer to states outside our region to learn about agricultural medicine. The aim is to create new centers of education in agricultural medicine so that a much broader area and more health professionals can be trained. This program began in 2007, and since that time we have trained well over 600 health and agricultural specialists, and we now have sustaining programs in seven states and in Australia being carried on by students who have taken our course in Iowa City, and worked with us to establish these programs. The following figure 3 indicates the number of students, their home locations, and the sites where new training programs have been established. Figure 3 23

25 Intervention/prevention Mentioned previously, specific characteristics an agricultural medicine program must fit the population you aim to intervene. Although the basic principles of the Iowa Model may fit many countries, exact duplication in Turkey may be difficult because of differences in culture, economic, political or other differences. Our Iowa Model of Multiple Modes of Intervention has evolved over several years of research and experience, evaluation and modification. Some key points include that the intervention must positively affect the profitability of the operation. This must be visible and believable by your farm population, as farmers work from day to day to make a living for their families, and to help assure they are in business the next harvest season. Therefore, health and safety is usually not in their immediate thoughts. Education of the farm population is important, but for education and intervention to the farm community to have the best chance of making an impact, it must include as many of the following attributes as seen in Figure 4 below. Figure 4 One of our most successful programs to date is called the Certified Safe Farm (http://www.public-health. uiowa.edu/icash/programs/csf/index.html). This program includes all of the attributes in Figure 4 above, in addition to well farmer clinical exams, education, and on farm safety audits. Farms must achieve a passing score of 85% on the farm audit, plus having completed the clinical and educational components to become certified. Our goal is to provide incentives if they achieve Certified Safe Farm Status. We are working with farm support businesses to lower insurance costs, and gain preferred customer status to attain lower seed, fertilizer and operating loan costs. This program has been well studied over a 10 year period, and there is an ongoing effort to standardize Certified Safe Farm across the country. Details of this program can be seen in the following web site, and in the relevant articles in the bibliography that follows. Service to the Farm Population People, and Research to Practice Although it is critical that all of our rural health professionals have a base knowledge of agricultural medicine, we have found it is helpful to have specialty clinics that have health professionals with additional training and resources scattered around the countryside to offer more in-depth occupational health and safety services to the farming community. In 1987, we established a service now called the AgriSafe Network (Gay, Donham, Leonard, 1990). It began as a program of our Iowa s Center for Agricultural Safety and Health, but in 2003, we facilitated this organization to become a new non-profit organization so that it could expand beyond the borders of Iowa. The following figure 5 illustrates where the clinics are today in the United States. There are foreign countries in the network as well. Australia is a recent addition to the Network, with trained AgriSafe Providers in Canada, and Korea as well. 24

26 Figure 5 To become an AgriSafe provider, the health professional must take the agricultural medicine course that we offer at Iowa or in one of the other locations that has evolved from out Building Capacity Program (see figure 5 above). These clinics offer a variety of services, from those described above in the Certified Safe Farm program, to selections and fitting of personal protective equipment and special training in in agricultural health and safety for the farm community and families. The following web site provides additional information about this important program (http://www.agrisafe.org/). Summary and Conclusions Agriculture is a fundamental industry critical to the sustainability of our nations and our world s population. However, the health and safety of our farmers and farm workers is often overlooked. If we do not have them, we do not have agriculture. Farming worldwide is one of the most hazardous of occupations. Maintaining and promoting the human capital of our agricultural industry takes a systems approach. The Iowa model described includes an integrated system of surveillances, research, education, appropriate interventions and prevention, and a service delivery system. As health care and other human services are often rare in rural areas, we need to create a system of multi-professions training and collaboration in rural communities. This of course takes governmental policy and resources to help develop and maintain the system (Donham 1993). The Iowa Model has developed over a course of four decades. Elements of the Iowa Model may be relevant to many countries, but certainly not all as there are many cultural, political, and economic differences among countries. However, country-specific modifications of the basic surveillance, research, education, interventions and prevention, and delivery system are likely common to strategic planning in many if not all countries. This may all seem like an extremely large task. However it begins with a dream and a commitment from the heart for some of the most important people of the world. One step at a time is the only way to make a journey of a thousand miles. References Akbay, C, and Boz, I, Turkey s livestock sector: Production, consumption and policies, Livestock Research for Rural Development 17 (9) 2005, (http://www.lrrd.org/lrrd17/9/akba17105.htm) Donham KJ. Agricultural medicine and environmental health: the missing components of the sustainable agricultural movement. CRC Press, Inc , Jun

27 26 Donham KJ, Mutel CF. Agricultural medicine: The missing component of the rural health movement. J Fam Prac 14(3): , Donham KJ, Thelin A. Agricultural medicine: rural occupational and environmental health for the health professions. Blackwell Publishing, Donham K, Thu K. Relationships of agricultural and economic policy to the health of farm families, livestock, and the environment. JAVMA 202(7): , Donham KJ, Wheat JR, Simpson W, James P. What s in a name? Revisited; Terms used to describe activities related to the health and safety of agricultural-associated populations and consumers. J Agromedicine 10(1):5-11, Gay J, Donham KJ, Leonard S. Iowa agricultural health and safety service project. Am J Ind Hyg 18: , Hauer, U, and Bauer, K, EU Accesion of Turkey, Challenges and Opprotunities for Agricuolture and Ural Developkment, 2007 (http://www.google.com/#hl=en&output=search&sclient=psy-ab&q=number+of+farms+in +turkey+&oq=&aq=&aqi=&aql=&gs_l=&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.r_qf.,cf.osb&fp=877d999dc4530baa&biw=10 24&bih=526) Maslow, A, A Theory of Human Motivation, Psychological Review 50(4) (1943): Mutel CF, Donham KJ. Medical Practice in Rural Communities. New York: Springer-Verlag, Thu K, Donham KJ, Yoder D, Ogilvie L. The farm family perception of occupational health: A multi-state survey of knowledge, attitudes, behaviors, and ideas. Am J Ind Med 18(4): , 1990.

28 TARIM ÇALIŞANLARININ SOSYO-DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ VE RİSK ALTINDAKİ GRUPLAR Prof. Dr. Hilal Özcebe Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Tarım ürünlerini eken, yetiştiren, hasatını yapan, işleyen kişilere tarım çalışanı adı verilmektedir. Tarım işçisi hasatını yaptığı ürünlerin pazarlamasını da yapabilir. Tarım alanında çalışanlar tarım ürünlerinin yanı sıra hayvan yetiştiriciliği de yapabilirler. Bu nedenle bu alanda çalışanlara tarım ve hayvancılıkta çalışanlar adı da verilebilmektedir. 1 İnsanlığın ilk dönemlerinde gelişmeye başlayan tarım, günümüze kadar pek çok değişim geçirmiştir. Sanayinin gelişme dönemine kadar tarım insanların temel geçim kaynağı olmuştur. Osmanlı Döneminde tarım önce çok gelişmiş ancak daha sonra tüm alanlarda önce gelişen tarım sektörü daha sonra zayıflamaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra yapılan İzmir İktisat Kongresinde tarımcılık ve hayvancılığın geliştirilmesine ilişkin kararlar alınmış, vergi sistemi değiştirilmiş ve yabancı ülkelerin tekelinde olan bazı tarım ürünlerinin devlete geçmesine ilişkin kararlar alınmıştır. Daha sonra 1926 yılında Medeni Kanun ile mülk edinme ile ilgili süreç de başlatılmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk kurulduğu yıllarda halkın önemli bir kısmının gelir kaynağı olan tarım geliştirilmeye çalışılmıştır. 2 Pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de tarım alanında çalışanlar ağırlıklı olarak kırsal kesimde oturmaktadırlar. Bu makalede genel olarak kırsal kesimin nüfus yapısı, sosyoekonomik yapısı ve risk gruplarına ilişkin durum analizi başlıkları altında değerlendirme yapılacaktır Kırsal Kesim Nüfus Yapısı Bir toplumun sağlık durumuna ilişkin risk analizinin tanımlanabilmesi için farklı göstergeler kullanılmaktadır 3. Bu göstergelerin başında nüfus ile ilgili göstergeler yer almaktadır. Adrese Dayalı Nüfus Kayıtları Sistemi tarihi itibariyle Türkiye nin toplam nüfusu u olup bu nüfusun %23,9 u köylerde ve beldelerde yaşamaktadır. 4 Türkiye kırsal ve ülke nüfusunun yaş gruplarına göre dağılımı Tablo 1 de verilmiştir. Türkiye kırsal nüfusunun yaş gruplarına göre dağılımı değerlendirildiğinde çocukluk yaş gruplarının yüzdeleri arasında önemli bir fark yok iken özellikle genç erişkin yaş grubunda genel nüfus yapısına göre farklılaşma görülmektedir. Kırsal nüfus yapısı içinde yaş grubunun daha az payının olması dikkat çekicidir. Yaşlı nüfusun payı ise ülke geneline göre daha yüksektir. Bu da genç erişkin nüfusun köy nüfusundan ayrıldığını göstermektedir. Kalan genç erişkin nüfus ve aileleri ile köydeki yaşlı nüfus kırsal kesimi oluşturmaktadır. 4 Tablo 1. Türkiye Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine Göre 2011 Yılı Toplam ve Köy Nüfusunun Yaş Grupları ve Cinsiyete Göre Dağılımı 4 Yaş Grupları Türkiye Belde ve Köyler Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın Toplam 0-4 4,26 4,04 8,52 4,31 4,08 8, ,18 3,96 8,36 4,37 4,17 8, ,53 4,30 9,07 4,91 4,69 9, ,34 4,12 8,68 4,58 4,35 8, ,25 4,08 8,55 3,49 3,58 7, ,30 4,14 8,67 3,66 3,18 6, ,40 4,30 8,93 3,50 3,29 6, ,80 3,74 7,74 3,09 3,05 6, ,25 3,13 6,56 2,83 2,69 5,52 27

29 ,22 3,19 6,58 3,06 3,03 6, ,56 2,52 5,21 2,54 2,55 5, ,30 2,33 4,75 2,56 2,70 5, ,65 1,79 3,52 2,06 2,33 4, ,17 1,33 2,56 1,67 1,91 3, ,87 1,07 1,99 1,39 1,65 3, ,67 0,83 1,53 1,15 1,31 2, ,35 0,57 0,94 0,61 0,90 1, ,13 0,25 0,39 0,21 0,38 0, ,03 0,08 0,10 0,04 0,11 0,16 Toplam Sosyal ve Ekonomik Yapı Sosyal ve ekonomik yapı sağlığın temel belirleyicileri arasında yer almaktadır. Sosyalve ekonomik yapı göstergeleri içinde, toplumun öğrenim durumu, nüfusun değişik yaş gruplarında öğrenim kurumlarına devam yüzdeleri, meslek ve yapılan işlere ilişkin durum, yaşama ve çalışma koşulları kullanılabilir. Gelir düzeyi doğrudan veya dolaylı bazı ölçütlerle ifade edilebilir. Kişi başına düşen gayri safi milli hasıla kullanılan ve karşılaştırmalara uygun bir ölçüt olarak değerlendirilmektedir. 3 Öğrenim Durumu Türkiye de kırsal kesimde yaşayan nüfusun öğrenim durumu genel Türkiye ortalamasına göre daha düşüktür. Kırsal kesimde erkeklerde altı yaş üzerinde eğitimi olmama/ilkokulu bitirmeme %26,1, ilköğretim birinci kademeyi tamamlama %45,5, ilköğretim ikinci kademeyi tamamlama %15,3 ve lise ve üzeri öğrenim durumuna sahip olma %12,7 iken bu yüzdelerin Türkiye değerleri %19,8; %36,7; %17,1 ve %25,9 şeklindedir. Kadınlarda da benzer bir dağılım görülmektedir. Kırsal kesimde kadınlar arasında eğitimi olmama/ilkokul bitirmeme %47,6, ilköğretim birinci kademeyi tamamlama %37,4, ilköğretim ikinci kademeyi tamamlama %8,8 ve lise ve üzeri öğrenimi olma %5,9 dur. Kadınlarda Türkiye ortalaması değerleri ise sırasıyla %33,3; %35,8; %12,3 ve %18,2 dir. Yani hem erkek hem de kadınlar arasında öğrenim durumu Türkiye ortalamasından daha düşüktür. 5 Bu da kırsal kesime ilişkin risk etmenlerinin tanımlanması için önem taşımaktadır. Tarım Alanında İstihdam Cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin tarımsal ilk istatistiki bilgi 1927 yılında yapılan Ziraat Sayımı sonuçlarından elde edilmektedir. Buna göre, ülkenin toplam nüfusu 13,6 milyon, kırsal nüfus ise 10,3 milyondur. Çiftçi ailesi sayısı da olarak belirtilmektedir. 2 Bu da Türkiye nüfusunun önemli bir kısmının tarımla geçindiğini göstermektedir. Tarımdaki ilk system ilkel, kapalı ve ağalık sistemine dayalıdır. Toprak mülkiyetinde dağılım adaletsiz olmuştur. Bu döneme ait kesin kayıtlar olmamakla birlikte 1938 de 35 ilde yapılan ve genelleştirilen bir anket çalışmasına göre nüfusun %25 inin toprakların %14 üne sahip olduğu bulunmuştur. Yıllar boyunca bu eşitsizliğin giderilmesine ilişkin müdahaleler planlansa da toprak ve gelir dağılımı kırsal kesimde belirgin olarak devam etmesi, kırsal bölgeden kentsel bölgeye göçün başlaması ve gelişen teknolojinin tarım alanında yeterince kullanılmaması da tarım gelirlerinin gayri safi milli hasıla içindeki payının daha da azalmasına neden olmuştur. 2 Tablo 2. Cumhuriyetten Günümüze Bazı Tarımsal Göstergeler 2 Yıllar Tarımsal İstihdam Tarımsal İstihdamın Payı (%) Tarımsal GSMH * (sabit fiyatlarla) GSYİH da Tarımın Payı (%) ,5 43,1 27, ,1 46,8-3, ,6 44,8-1,2 Tarım GSMH Büyüme Hızı (%) 28

30 ,8 40,9 10, ,5 37,5 2, ,7 2, ,2 1, ,3 7, ,1 4, ,7-4, ,8 7,1 * yılları değer Milyon TL yılları Milyar TL. Türkiye de 2001 yılında yapılan Genel Tarım Sayımı istatistikleri göstermektedir ki; nüfusu altında olan il ve ilçe merkezleri dahil olmak üzere yerleşim birimi olup bu yerleşim birimlerinde toplam hanehalkı bulunmaktadır. Nüfusu altında olan yerleşim birimlerinde haneahalklarının %66,4 ü tarımsal faaliyette bulunmaktadır. Yerleşim birimlerinde gelir getiren faaliyette bulunan kişi sayısı olup bu nüfusun %56,9 u erkek ve %43,1 i kadındır. Tarımsal faaliyet ile geçimini sağlayan erkek nüfusun %2,6 sı ve kadın nüfusun %2,9 u yaş grubundadırlar. Tarımsal faaliyetten gelirini sağlayanların %86,3 ünün başka gelir kaynağı getiren işi bulunmamaktadır. Gelir getiren başka bir işinin olma yüzdesi %10,9 olup, bu nüfusun içinde olup sadece başka gelir kaynağı olma ise %2,8 dir. 6 Tarım alanında çalışanların bir kısmı kendi toprakları üzerinde çalışırken bir kısmı ise başkalarının topraklarında ücretli olarak çalışmaktadır. Çalışanların bir kısmı kentlerde oturmakta, tarımda iş olduğu zaman kırsal kesime geçmektedir. 1 Tablo 3 de görüldüğü gibi ülkemizde tarımsal işletmelerde çalışanların %98,5 i kendi ya da ailesinin hesabına çalışmaktadır. Erkeklerde nüfusun %57,19 u kendi hesabına çalışırken %40,81 i ailesiyle beraber ortak gelir havuzu için çalışmaktadır. Bu yüzdeler kadınlarda %6,48 ve %92,82 dir. Tarımsal işletmelerde çalışanların %0,7 si ücretli çalışan iken %0,7 si ise işverendir. 6 Tablo 3. Tarımsal işletmelerde esas işi tarımsal faaliyet olan hanehalkı fertlerinin cinsiyete göre işteki durumu, İşteki Durumu Erkek Kadın Toplam Sayı Yüzde Sayı Yüzde Sayı Yüzde Ücretli (maaşlı) , , ,05 Yevmiyeli (mevsimlik) , , ,65 İşveren , , ,70 Kendi hesabına , , ,10 Ücretsiz aile işçisi , , ,48 Toplam , , ,0 Tarım sektöründe çalışanlar arasında çocuk ve kadınlar diğer alanlara göre oransal olarak daha fazladırlar. Tarım çalışanları genel olarak aile olarak çalışmaktadırlar, bu nedenle de kazanılan para aile geliri olarak görülmektedir. Kişilerin çalışma sürecinde özel olarak kendilerine ait gelirleri bulunmamaktadır. Diğer kişilerin yanında çalışanlar ise genellikle düşük ücretle çalışan işçiler olup sosyal güvenceleri bulunmamaktadır. 1 Yaşam Koşulları İnsanların yaşama koşulları sağlıklarını etkileyen temel çevre ortamlarından biri olduğu kadar sağlıklı konutta yaşamak temel bir insan hakkıdır. Konut koşullarının içinde temiz suya ulaşma ve atıkların sağlıklı bir şekilde uzaklaştırılması aynı zamanda temel sağlık hizmetlerinin de içinde sayılan minimum ulaşılması gereken hizmetlerdir. Türkiye yi temsil eden bir araştırma olan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasında (2008) kırsal bölgede konut koşulları aşağıdaki gibi bulunmuştur 5 : Kırsal bölge hane nüfusunun %88,4 ü içme suyu kaynağına ulaşmaktadır. Evde/bahçede şebeke suyuna ulaşma %18,7, evde/bahçede pınar suyuna ulaşma %53,4 dür. Diğer seçenekler evde/bahçe dışında ortak şebeke 29

31 suyu (%0,2) evde/bahçede kuyu suyu (%7,1), ortak kullanılan kuyu suyu (%1,4) ve şişe suyu (%7,6) şeklindedir. İyileştirilmemiş suya (pınar, ırmak, tanker vb) ulaşma %11,6 dır. İçme suyuna olan mesafe şu şekildedir: Evde/bahçede su olması %87,8, 30 dakikadan az sürede gitme ve geri dönme mesafesinde su olması %5,4; 30 dakikadan uzak sürede gitme ve geri dönme mesafesinde su olması %2,7 dir. İçme suyuna ulaşma (gidiş ve dönüş) 15 dakikadan az olma %91,4 dür. Hanelerin %61,3 ünün tuvaleti ev içinde, %35,1 inde evin dışında ve %2,8 inde hem içerde hem de dışarda tuvalet vardır. Tuvaleti olmayan hane yüzdesi ise %0,8 dir. Ev içinde tuvaleti olan nüfus %57,4 olup ev dışında tuvaleti olan nüfus %38,3 dür. Tuvaletin kanalizasayona bağlı olma durumu %40,8, açık çukur olması %15,3 ve kapalı çukur olması %41,8 dir. Tuvaletlerin %94,7 si sadece hanehalkı tarafından kullanılırken %3,5 i ise diğer hanelerle ortak kullanılmaktadır. Yeterli atık sistemi olan tuvaletlerin (sadece hanehalkının kullanımına açık) %39,8 i kanalizasyona bağlı iken %39,3 ü kapalı çukur şeklindedir. Konutların zemin malzemesi %40,0 ında beton, %22,5 inde tahta ve %11,0 ında toprak şeklindedir. Konutların %83,3 ü soba- odun/kömür ve %10,1 i soba-tezek ile ısınmaktadır. Konutların %15,7 sinde ayrı mutfak ve %15,9 unda ayrı banyao yoktur. Kırsal bölgede hanelerin %52,6 sının refah düzeyi çok düşük, %25,5 i düşük, %13,3 ü orta, %6,2 si yüksek ve %2,4 ü çok yüksektir. Bu yüzdeler kentsel kesimde %7,7, %17,9, %22,5, %25,2 ve %26,6 dır. 5 Tarım çalışanlarının en dezavantajlı grubu olam mevsimlik gezici tarım işçilerinin yaşam koşulları çok daha kötüdür. Gezici işçi barınaklarında taban örtüsü olarak kilim tercih edilmektedir. Fakat, çadırın içini çoğunlukla düşük kaliteli kilim veya örtüler kaplamaktadır. İşçiler bazen yöredeki mevcut kamış, hasır vb. malzemelerle de barınak yapabilmektedir. Bu gibi barınakların yağmurdan korunmaları için üzeri naylonla örtülmüştür. Pek çok yerleşim yerinde tuvalet bulunmamaktadır. Çadır içinde her bir kişiye düşen yaşam alanı çok küçüktür. Kalabalık yaşam koşulları mahremiyet alanının daraltmaktadır ve kalabalık gruplar halinde yaşanılmaktadır. Temiz suya ulaşma zor olup, çadırın bir tarafında mutfak düzeneği oluşturulmaktadır. Tuvalet olanağı genellikle çadırın bir yanında olmaktadır. 7 Çalışan Sağlığı Çalışma hayatındaki temel çalışma alanlarından biri olan tarım sektöründe çalışan sayısı çok olmasına karşılık dağınık olarak oturma ve çalışma olmasının yanı sıra geleneksel bir bakış açısı ile irdelendiği için organize olamamıştır. Genel olarak çalışma sağlığı içinde yer almayan tarım çalışanları uzun süre ihmal edilmişlerdir. 1 Çalışma koşulları ile ilişkili olarak sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır. Açık havada çalışılmasının getirdiği güneş yanıkları, güneş çarpması, dehidratasyon gibi sağlık sorunlarının yanı sıra koşulların getirdiği olumsuz etkenler kanser gibi uzun vadede çıkacak sağlık sorunları da ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan düzensiz çalışma temposuna bağlı olarak iş olduğu zaman aşırı yorgunluk olması sorun olabileceği gibi kış aylarında sedanter yaşam söz konusu olabilmektedir. Yine yaşama ve çalışma koşullarından dolayı, hijyen koşullarının sağlanamaması, beslenme sorunları, enfeksiyon ve enfestasyonlar, hayvan ısırıkları da sık görülen sağlık sorunları arasındadır. Pestisid kullanımının da zehirlenme ve kanserojen etkisi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca iş güvencesizliği ve gelir azlığı nedeniyle depresyon, alkol kulanımı, anksiyete ve intihar gibi psikososyal sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 1,8 Tarım çalışanlarının sağlık kuruluşuna başvurusu da diğer sektörlerde çalışanlara göre farklıdır. Ülkemizde kentsel yerleşime göre planlanmış olan sağlık hizmetleri genel olarak kırsal alanda yaşayanlar tarafından kolay ulaşılamamaktadır. Bu da sağlık sorunlarının zamanında çözülmesinin önünde bir engel oluşturmaktadır. 1 Kırsal alanda nüfus artışı ve ülkenin genel ekonomik durumuna bağlı olarak, tarımsal faaliyetlerde de önemli değişimler olmaktadır. Türkiye de küçük işletmeciliğin yanı sıra kırsal alanda topraksız hane halklarının oranı da azımsanmayacak oranlardadır. Kırsal alanda yaşayan ve geçimi büyük ölçüde tarıma dayalı olan hane halklarının %30,2 si topraksızdır. İşletmelerin giderek küçülmesi ve topraksızlık kırsal alanda yaşayan hane halklarının yeterli gelir elde etmesini güçleştirmektedir. Bunlardan dolayı, mevsimlik işgücü arzının en önemli nedeni ve kaynağı; küçük işletmecilik ve topraksız çiftçi ailesinin oldukça fazla olmasıdır. Ayrıca, köyden kente göç 30

32 etmiş fakat yetersiz bilgi, eğitim ve sermaye nedeniyle atıl kalan işgücü de mevsimlik tarımsal işgücünün önemli bir kaynağını oluşturmaktadır. 10 Bu kesime yönelik kayıt düzeni/sistemi bulunmadığından çeşitli araştırmalara göre farklı bölge ve üretim konularında aileleriyle birlikte 800 bin ile 1,2 milyon gezici ve geçici tarım işçisi olduğu ve bunların da en az % nın 5-17 yaş grubu çocuk işçiler den oluştuğu tahmin edilmektedir. 11 Mevsimlik gezici tarım işçilerinin öğrenim düzeyleri oldukça düşüktür. Kırsal çalışma sırasında kadınlarla yapılan bir çalışmada görüşülen kadınların %1 i ilkokul ve üstü öğrenim durumuna sahip iken erkeklerde ise bu oran %42,4 dür. Mevsimlik tarım işçilerinin kentsel kesimden gelmesi durumunda ilkokul ve üstü öğrenim düzeyine sahip olma kadınlarda %7,7-13,4 arasında değişirken erkeklerde %67,4 dür. Ergenlerde de okula devam etme yüzdeleri oldukça düşüktür. Ergenlerin %39,4 ü ilköğretim ve altı öğrenime sahip iken %58,1 i okula devam etmemektedir. Bu yüzdeler kızlarda %24,6 ve erkeklerde %67,9 dur. Gezici mevsimlik tarım işçileri arasında sağlık güvencesi olmayan %21,7 ve yeşil kartı olan %73,5 dir. Kadın işçilerin % i Türkçe bilmemekte, Arapça ya da Kürtçe konuşmaktadırlar. 11 Mevsimlik göçebe tarım işçiliği, yaşam koşullarının uygunsuzluğu (sağlıksız barınaklar, temiz içme kullanma suyunun olmayışı, yaşam alanında biriken atıklar, sağlıksız tuvalet, gıda yetersizliği vb.), işin niteliğine bağlı olarak maruz kaldıkları riskler (tarım ilacı, tozlar, güneş, gürültü, ısı etkisi) ve sağlık sorunları (kazalar ve yaralanmalar, böcek sokmaları, güneş çarpması vb) ile temel sağlık insan hakkı olan hizmetlere (sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler) ulaşamama söz konusudur. Hanehalklarının yaşadığı imkansızlıklar yüzünden çocuklar yetersiz beslenme koşullarında bulunmaktadır. Araştırmada beslenme koşullarından dolayı, çocukların %67,1 sinin zayıf gelişme grubunda olduğu belirlenmiştir. Yetersiz beslenme koşularının yanı sıra ağır çalışma ortamı ve uzun süreli çalışmalar da çocukların fiziksel ve psikolojik gelişmelerini olumsuz yönde etkilemektedir. 10 Ayrıca trafikte olumsuz koşullarda yapılan seyahatler nedeniyle trafik kazasında yaralanma riskleri de artmaktadır. 7 Kadın Sağlığı Tarım sektörü kadınların en fazla çalıştığı alandır. Çalışma yaşamında oldukça az yer alan kadınlar tarımda ücretsiz aile işçisi olarak yer almaktadırlar. Kadında erkekle beraber çalıştığı halde sosyal güvenceye sahip olmama yüzdeleri daha yüksektir (kadınlarda %96,1 ve erkeklerde %75,7). Kadının tarımda aktif olarak çalışmasının yanı sıra evdeki işlerinde de azalma olmamaktadır. Bu nedenle günlük çalışma saati çok daha uzun olmaktadır. 12 Kadının tarımsal etkinlikleri yanında, besin maddelerinin hazırlanması ve saklanması, içme suyunun, yakacakların taşınması, pazar için yoğurt, peynir yapımı gibi etkinlikleri kapalı aile ekonomisi içinde kaybolmakta, kadın bağımsız olarak emeğinin karşılığını alma ve kullanma olanağından hukuken olmasa da uygulamada yoksun bulunmaktadır. Bu durumda bağımsız ücret kazanan kesime girmeyen fakat ekonomik açıdan üretim etkinliği olan işleri yapan kadın, geleneksel değerlerin yaygın olduğu kırsal kesimde çalışan kadın statüsüne de sahip değildir. Yaptığı ev dışı iş, kırsal yapılanma modelinde ev işinin bir uzantısı olarak görülmekte ve çoğunlukla ekonomik faaliyet sınıfına alınmamaktadır. Kırsal kesimde kadın, ev işlerini işletme işleriyle birlikte aksatmadan yürütebilecek şekilde planlamaktadır. Formel olarak herhangi bir iş planından söz etmek pek olası değilse de, her kadın tarımsal işlerin yoğunluğuna ve önemine göre evdeki işlerini ayarlamakta ve ona göre yönlendirmektedir. 7 Kadın da erkek gibi çalışan sağlığı açısından olumsuz olarak etkilenmektedir. Kadının doğurganlık özelliği onun farklı risklerle karşılaşmasına neden olmaktadır. Kadınların üreme sağlığı ile riskleri sağlık durumlarının temel belirleyicileri arasındadır. Kırsal kesimde kadınların üreme sağlığı açısından daha fazla risk altında oldukları görülmektedir 5 : Kırsal kesimde toplam doğurganlık hızı 2,68 dir. Son gebeliklerin arasındaki süre 7-17 ay arasında olma %14,5 ve ay arası %13,9 dur. Yani riskli doğum aralığına sahip olma %28,4 dür yaş grubundaki kadınların %6,5 i anne olmuş, %2,1 i ilk çocuğuna gebedir yaş kadınlarda herhangi bir kontraseptif yöntem kullanma %68,9, herhangi bir modern yöntem kullanma %40,4, herhangi bir geleneksel yöntem kullanma %28,6 ve yöntem kullanmama %31,1 dir. Gebelerin %84,2 si doğum öncesi bakım almış, %80,2 sinin doğumu sağlık personeli tarafından yaptırılmış, %73,7 si doğum sonrası bakım almıştır. Kırsal kesimde kadınların doğurganlıklarının daha fazla olduğu, sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin daha sınırlı olduğu görülmektedir. 31

33 32 Tarım çalışanları arasında göçebe tarım işçilerinin sağlık riskleri daha yüksektir. Göçebe tarım işçisi kadınların %95 i 18 yaşın altında, yani çocuk yaşta evlenmektedirler. 5 Kadın mevsimlik gezici tarım işçilerinin üreme sağlığı hizmetlerinden yararlanması daha da düşüktür. Gebe kadınların %44,3 ünün tetanos aşısı olmayıp, %53 ü son gebeliğinde gebelik izlemi olmamış, %57,6 sı son doğumunu sağlık kuruluşunda yapmıştır. Bu da doğurganlığın ek olarak sağlık sorunlarına neden olduğunu göstermektedir. 13 Mevsimlik tarım işçileri ile yapılan bir çalışmada ailede ortalama çocuk sayısı 4,1 olarak bulunmuştur. Aile planlaması yöntemi kullanılmasına karşı olma ise %24,1 dir. 7 Çocuk Sağlığı: Kırsal kesimde doğurganlığın yüksek olmasının yanı sıra olumsuz yaşam koşullarının da eklenmesi çocukların risklerini artırmaktadır. Kırsal kesimde beş yaş altında çocukların nüfusa kayıtlı olmama yüzdesi %8,4 dür. Çocukların temel sağlık hizmetlerine ulaşması ve sağlık durumları genel ülke ortalamasına göre daha düşüktür. 5 Doğumdan sonra bebeklerin %79,9 u sağlık muayenesinden geçmiştir. Doğum ağırlığı bilinen bebeklerin %12 si küçük doğmuştur (2,5 kg dan daha az), doğum ağırlığı bilinmeyen bebeklerin %28,4 ünün küçük doğduğu belirtilmiştir. Anne ifadesine göre aylık bebeklerin %67,4 ü tam aşılıdır. BCG aşılama yüzdesi %94,3, DBT3 aşılama yüzdesi %82,2, polio3 aşılama yüzdesi %81,4, kızamık aşılama yüzdesi %86,5 ve hepatit3 aşılama yüzdesi %78,2 dir. Beş yaş altı çocukların %24,7 si son iki hafta içinde ishal ve kanlı ishal olmuş, %1,9 u kanlı ishal olmuştur. İshal olan çocukların %46,4 ü sağlık kuruluşuna götürülmüştür. Doğumdan sonra ilk bir saat içinde bebeklerin %33,9 u anne sütü almıştır. Ortanca emzirme süresi 15,1 aydır. Beş yaş altındaki çocukların %17,4 ünün yaşa göre boyu -2SS nın altında (kısa boylu, bodur) ve %5,9 unun ise -3SS altındadır (çok kısa boylu). Çocukların %0,9 unun boya göre ağırlığı -2SS nın altında, %4,8 inin yaşa göre ağırlığı -2SS altında (zayıf) ve %0,5 inin ise -3SS altındadır (çok zayıf) yılları için bebek ölüm hızı %033, yenidoğan ölüm hızı %020, yenidoğan sonrası ölüm hızı %014 ve beş yaş altı ölüm hızı %043 dür. Tarımda çocuk işçiliği hane halklarının ekonomik, sosyal ve kültürel konum ve tutumlarıyla yakından ilgilidir. Çocuğun sosyalleşme sürecinde başta hane halkı olmak üzere toplumsal kurumların işleyişinde yer alan değer ve normlar belirleyici olmaktadır. Çocuğun eğitimine karşı hane halkının tutumu ve okul sistemine anlam veren toplumsal değer ve normların çocuğa yaklaşımı çocuk işçiliğinin işgücü içindeki yerini belirlemektedir. Hane halkı, eğer çocuğa gelir getiren bir birey olarak değil de, eğitimini alan ve sosyalleşmesini gerçekleştirmek durumunda olan bir birey olarak bakarsa, bu durum çocuğun sağlıklı bir birey olarak aileye ve topluma kazandırılmasına aracı olur. Burada hanehalklarının çocuk çalıştırılması konusundaki tutumlarının büyük ölçüde ekonomik yetersizliklerden kaynaklandığı bilinmektedir. Çünkü, yoksul hanehalkları çocukların gelirlerine gereksinim duymaktadır. Çocuk gelir aracı olarak görülürken, çalışma sırasında karşılaşabileceği riskleri göz ardı edilebilmektedir. 10 Mevsimlik gezici tarım işçilerinin çocuklarının daha fazla risk altında olduğu bilinmektedir. Çocuklar hem çalıştırılmakta hem de yaşam koşulları kırsal alandan daha kötü olmaktadır. Tarım işçisi aileler açısından, çocukların tarım alanlarına götürülmesi, çocuklarına bakacak kimsenin olmaması nedeniyle bir zorunluluk, yaşı büyük olanların tarla işlerinde, daha küçük yaşta olanların ise bulaşık, çamaşır ve kardeş bakımı gibi işlerde çalıştırılması olağan bir durum olarak görülmektedir. Başka bir deyişle göçebe tarım işçisi ailelerde her yaşta çocuk emeği tarım alanlarında kullanılmaktadır. Araştırmalarda, çocukların %12 sinin iş kazası geçirdiği belirtilmektedir. Tarlada geçen yaşama bağlı yılan, akrep (%17) ve böcek sokmaları (%65) sık karşılaşılan sağlık problemleridir. Çocuklar arasında beslenme bozukluğu yaygın olup (%45), çocukların %16,9 u anemik, %17,8 i psikomotor gelişimleri geri kalmış ve %38,1 i ise kısa boylu kalmıştır. 10,14. Çocukların sadece %48,8 i tam aşılı olarak bulunmuştur. 11 Mevsimlik tarım işçileri ile yapılan bir çalışmada çocuğu olan ailelerin %56,8 i bir veya daha fazla çocuğunu kaybetmişlerdir. 7

34 Sonuç Tarım çalışanlarının oluşturduğu sektör oldukça büyük olmasına karşılık yeterince organize değildir. Tarım çalışanlarının öğrenim durumları düşük, meslek ile ilgili özel bir eğitimleri bulunmamaktadır. Bu alanda çalışanların sosyal güvenceleri olmadığı gibi çalışma ve yaşama koşullarından dolayı risk altında bulunmaktadırlar. Ücretsiz aile işçisi olarak kadın ve çocuklar hem bedensel özellikleri hem de çalışma koşullarının ağırlığından dolayı risk gruplarını oluşturmaktadır. Tarım çalışanlarının arasında en dezavantajlı gruplar arasında mevsimlik gezici tarım işçileri yer almaktadır. Tarım çalışanları arasında yer alan risk gruplarının sosyodemografik özelliklerinin tanımlanması, çalışma haklarının korunmasına yönelik sosyal politikalarının bir an önce uygulamalarıyla beraber yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Tarım alanında çalışanların hem çalışma hem de yaşama koşullarının iyileştirilmesine yönelik acil müdahalelere gereksinim vardır. Risk gruplarının sağlık izlemlerinin yapılması, hastalıkların tanı ve tedavisinin yanı sıra sağlığın korunması ve geliştirilmesine ilişkin hizmetlere ulaşabilmeleri sağlanmalıdır. Kaynaklar 1. Bilir N, Yıldız AN. Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği. İş Sağlığı ve Güvenliği. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Ankara. Hacettepe Üniversitesi Basımevi, 2004; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. Osmanlı dan Günümüze Tarım ve Tarıma Hizmet Veren Kurumların Teşkilatlanma Süreçleri. Erişim Tarihi: 10 Mart Üner S, Açıkel C ve Özcebe H. Sağlık Yöneticileri ve Epidemiyolojinin Kullanımı. Editörler: Coşkun Can Aktan ve Ulvi Saran. Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Yönetimi. İstanbul. Aura Kitapları, 2007; TÜİK, Nüfus Demografi, Konut ve Toplumsal Yapı. ttp://www.tuik.gov.tr/pretablo.do?tb_id=39&ust_ id=11. Erişim Tarihi: 10 Mart Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve TÜBİTAK, 2009; TÜİK. Tarım İstatistikler, Tarım Sayıları. Toplam yerleşim yeri ve hanehalkı sayısı ile tarımsal faaliyette bulunan ve bulunmayan hanehalkı sayısı. Erişim Tarihi: 10 Mart Yıldırak N, Gülbuçuk S, Olhan E, Kılıç M. Türkiye de Gezici ve Geçici Kadın Tarım İşçilerinin Çalışma ve Yaşam Koşulları ve Sorunları. Uluslararası Çalişma Örgütü Türkiye Temsilciliği, Ankara. 2002; Bakırcı N. Tarımda çalışanların sağlığı ve güvenliği. TTB. Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. Ocak Şubat Mart 2011: Yenigül SB. The effects of migration on urban. G.Ü. Fen Bilimleri Dergisi 2005;18(2): TBMM. Kayıp Çocuklar Başta Olmak Üzere Çocukların Mağdur Olduğu Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, Temmuz Koruk İ. İhmal Edilen Bir Grup: Göçbe Mevsimlik Tarım İşçileri. TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. Ekim Kasım Aralık 2010: Etiler N. Tarımda Kadın Emeğine Kısa bir Bakış. TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. Ocak Şubat Mart 2011: Koruk İ, Şimşek Z. Göçebe mevsimlik tarım işçisi olan ve olmayan kadınlarda tetanoz aşılama durumu ve ilişkili diğer faktörler. Türkiye Halk Sağlığı Dergisi 2010;8(3): Şimşek Z, Koruk İ. The Effects of migratory seasonal farmwork on psychomotor development and growth among children ages 0-5 years in Southeastern Anatolia Turkish Journal of Public Health 2011;9(3):

35 PESTİSİT ETKİLENİMİ Prof.Dr. Ömer Faruk TEKBAŞ Gülhane Askeri Tıp Akademisi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Pestisitler, insan ve hayvan vücudu ile bitkiler üzerinde veya çevresinde yaşayan, besin kaynaklarının üretim, depolanma ve tüketimi sırasında besin değerini düşüren ya da zarara uğratan böcek, kemirici, yabani ot, mantar gibi canlı formlarının yıkıcı etkilerini azaltmak için kullanılan kimyasal maddelerdir 3. Pestisit böcek kontrolünde kullanılan tüm kimyasalları kapsamaktadır. Genellikle aktif oldukları etkene göre sınıflandırılırlar. Pestisit çeşitlerinden sık kullanılanlar şunlardır 1 : 1. İnsektisit: Karınca, sinek, hamam böceği, sivrisinek vb. böcek öldürücüler. 2. Herbisit: Zararlı ot öldürücüler. 3. Fungisitler: Mantar öldürücüler. 4. Akarisitler: Keneler, halı böcekleri vb. akar öldürücülerdir. 5. Rodentisitler: Fare vb. kemirgen öldürücüler. 6. Pisisitler: Balık öldürücüler 7. Avisitler: Kuş öldürücüler 8. Mollususitler: Yumuşakça öldürücüler 9. Nematositler: Nematod öldürücüler Entegre Zararlı Yönetimi (IPM; Integrated Pest Management) nedir 5? Entegre Zararlı Yönetimi, mevcut zararlı problemini insan sağlığına, çevreye ve diğer hedef alınmayan organizmalara en az zararı vererek çözmeyi amaçlayan bir strateji olarak tanımlanabilir. Entegre Zararlı Yönetiminin kapsamı; pestisitleri mümkün olan en az miktarda kullanmak, pestisitler arasında sağlık riski oluşturma potansiyeli en düşük olanların ve varsa, pestisitlerin kimyasal olmayan alternatiflerinin kullanımını desteklemek, pestisit kullanımını en aza indirecek çevre politikaları geliştirmek, yoğun olarak pestisit kullanan insan gruplarına eğitim vermek şeklinde özetlenebilir. Entegre Zararlı Yönetiminin okullar bünyesindeki uygulamaları, çocukların pestisit maruziyetinden tamamen uzak kalmaları üzerine bina edilmiştir. Zararlılarla mücadele için geliştirilecek alternatif yöntemlerle pestisitlerin okul çevresinden bütünüyle uzaklaştırılmaları hedeflenmektedir. Çeşitli Özelliklerine Göre Pestisitlerin Sınıflanması 6 İşlev Kimyasal Yapı Kullanım Alanı Kalıcılık Yaprak Organofosfatlar Tarımsal Dökücüler Kalıcı Olmayanlar Kurutucular N-metil karbamatlar Kereste koruma (Birkaç gün-12 hafta) Dezenfektanlar Klorlu hidrokarbonlar Halk sağlığı Kaçıncılar Bisditiyokarbamatlar Yapısal Orta Derecede Kalıcı Olanlar (1-18 ay) Çekiciler Fenoksialifatik Asit Endüstriyel Kalıcı olanlar (20 yıla kadar) Kısırlık Piretroidler Evsel (DDT, aldrin, dieldrin) Yapanlar Büyüme Sürekli kalıcılar Fenol Türevleri Bahçe Pestisitleri Düzenleyiciler (Cıva, kurşun, arsenik) Tarihçe ve Kullanım Alanları Pestisit olarak kullanılan ilk maddeler arsenik ve kükürttür. Bunları 19. yüzyılda krizantemden elde edilen pyrethrum, Colorado patates böceğine karşı ABD de kullanılan Paris yeşili gibi bakır arsenik bileşikleri izlemiştir. Cıva ve kurşun gibi metal bileşiklerinin kullanıma sokulması daha sonraki yıllara rastlamaktadır 6,7. 34

36 Zararlılarla karşı savaşta pestisitlerin yaygın kullanımı 1940 lı yılların ortalarında başlamıştır. Alman kimyacı Otjmar Ziedler tarafından 1874 te sentezlenen fakat pestisit özellikleri bilinmeyen diklorodifenil trikoloroetamin yani DDT nin bu özelliği, 1939 yılında İsviçreli kimyacı Paul Mueller tarafından ortaya çıkarılmış, 1942 yılında piyasaya sürülen DDT hızla yaygın kullanıma girmiştir 6. DDT, 1980 lerde yasaklanana kadar tüm Dünya da yaygın olarak kullanılmış olup, ülkemizde ve Dünya da gerçekleştirilen tifüs, sıtma gibi vektör mücadelelerinde oldukça önemli bir paya sahip bulunmaktadır 8. DDT ve diğer pestisitlerin sağlık zararları ile ilgili kaygıların başlaması 1960 lı yıllara rastlamaktadır. Yıllarca sınırlama olmaksızın kullanılan DDT, ilk olarak 1969 da İsveç te, 1971 de ABD de yasaklanmıştır 8. Ülkemizde toplum sağlığı sorunların çözümünde kullanılan pestisitlere: halk sağlığı alanında kullanılan pestisitler denilmektedir. Halk Sağlığı alanında kullanılan pestisiler şu özelliklere sahip olmalıdır 1 ; Toksik özellikleri hedef canlıya spesifik olmalıdır, Ucuz olmalı, kolay uygulanabilmelidir, Toksik olmayan maddelere kolaylıkla dönüşebilmelidir, Yanıcı, patlayıcı, korozif ve boyayıcı olmamalıdır. Günümüzde kullanılan pestisitlerin özellikleri nelerdir 1,9? Günümüzde sentezlenmiş ve kullanıma sunulmuş olan yaklaşık çeşit pestisit bulunmaktadır. Yukarıda ifade edilen pestisit çeşitlerinin tamamı, 620 farklı hammaddeden değişik formülasyon ve preperatlar kullanılarak üretilmiştir. Üretilen pestisitlerin %80 i tarım sektöründe zararlı ot ve haşerelerle mücadelede, herbisit ve insektisit olarak kullanılmaktadır. Evlerde böcek mücadelesi için aerosol, yapışkan bant ve yem gibi formlarda kullanılan pestisitler üretilen pestisitlerin çok küçük bir kısmını oluşturmakta, bu kullanım şekline Raf üstü kullanım denilmektedir. Raf üstü kullanımda kullanılan miktar az olsa da insanların 24 saat yaşadıkları ortamlarda kullanıldıklarından dolayı, birim alana düşen pestisit miktarı tarımda kullanılana göre daha fazladır ve beklenen sağlık riskleri daha ciddidir. Pestisit kullanımının kilometre taşları 10 Bilinen en eski pestisit kullanımının MÖ 2000 yıllarında olduğu sanılmaktadır, Bilinen en eski pestisitin antik Sümer ler tarafından Mezapotamya da kullanılan elementer sülfür olduğu düşünülmektedir, Arsenik, kurşun, cıva gibi zehirli kimyasallar 15. yüzyılda pestisit olarak kullanılmaya başlanmıştır, On yedinci yüzyılda tütün yapraklarından elde edilen nikotin sülfat pestisit olarak kullanılmıştır, Sentetik pestisit üretiminin arttığı ve kullanımlarının yaygınlaştığı dönem 40 lı yıllara rastlamaktadır, Pestisit kullanımı 1940 ile 1950 yılları arasında 50 kata artarak 2,3 milyon tona yükselmiştir. Söz konusu 10 yıllık dönem pestisit çağı olarak adlandırılmaktadır. Dünyadaki tüm pestisit kullanımının %75 i gelişmiş ülkelerde gerçekleşmektedir ancak, gelişmekte olan ülkelerde pestisit kullanımı artmaktadır. Pestisitlerin Çevreye Etkileri Çağımızın en büyük sorunlardan beslenme problemini çözmek amacıyla, tarım alanlarından maksimum düzeyde ürün alınabilmesine çalışılmaktadır. Bu sebepten dolayı insanlar, zararlılarla mücadelede uygulama kolaylığı ve hızlı sonuç alınması nedeniyle daha çok pestisit kullanımına başvurulmaktadır 11. Bunun yanında pestisit kullanımı; enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi amacıyla vektörlerle mücadele alanında da yoğunlaşmakta, pestisit kullanımı yaygınlaşmaktadır 11. Pestisitler, yaygın kullanım sonucu çevrenin temel bileşenlerinden olan hava, toprak, su ve bitkilerde değişik oranlarda saptanabilmekte, hayvan ve insanların vücudunda tespit edilebilmektedirler 1. Pestisitlerin çevredeki hareketi arasında en istenmeyen durum pestisitlerin bitkilerin ve diğer canlıkların yapısına girerek yoğunlaşması ve besin zincirine girmesidir 1. Ekolojik dengedeki besin zinciri göz önüne alındığında pestisitlerin, alt türlerden (bitki ve böcekler) 35

37 üst türlere (kuşlar, memeliler ve insan) doğru birikim ve yoğunlaşmaları söz konusu olmakta, bu duruma; biyoakümülasyon ve biyomagnifikasyon adı verilmektedir 1. Pestisitlerin hedef olmayan organizmalara ulaşması 12 : Tarımsal ekosistemler, insanların üretimi artırma çabaları nedeniyle pestisit katkıları içeren ekosistemlerdir. Söz konusu ekosistemler çoğunlukla tek bir bitki türüyle sınırlanmış yapıya sahiptirler. Böyle bir ekosistemde ürün kaybına neden olan zararlılara, hastalıklara ve yabancı otlara karşı yapılan ilaçlamalarda atılan ilacın %0,015-%6,0 sı hedef alınan canlı üzerine ulaşmakta, geri kalan % 94,0-99,9 luk kısım ise hedef olmayan organizmalara ve toprağa ulaşmakta ya da çevredeki diğer ekosistemlere kimyasal kirletici olarak karışmaktadır. Dünya da ve Ülkemizde yıllık pestisit kullanımı ve yapılan harcama ne kadardır Kullanılan pestisit miktarı yıllık olarak Dünya genelinde 3 milyon, ülkemizde 13 bin tondur. Dünya genelinde kullanılan pestisitin yıllık maliyet 31 milyar ABD dolarıdır. Dünyadaki pestisit kullanımının %20 si ABD de gerçekleşmekte ABD yi Brezilya izlemektedir. ABD nin yıllık pestisit harcanması yedi milyar dolardır. Pestisitlerin biyolojik birikiminin sonuçları nelerdir 1? Pestisitler besin zincirinin üst basamaklarına doğru tırmandıkça, canlıların vücutlarında yoğunlaşabilmekte, zincirin her aşamada daha büyük bir orana ulaşmaktadırlar. Biyolojik birikim ile ilgili kanıtları olan insektisitlerden başlıcaları; organoklorlu insektisitler, DDT, dieldrin ve aldrindir. Bunların birçoğu yasaklanmıştır veya yasaklanma aşamasındadır. Yağda çözündükleri için dokularda birikebilen bu kimyasallar çevrede yıl uygulanan miktarın yarısına yakın oranda saptanabilmektedir. Pestisitler besin zincirinin en üstünde yer alan yırtıcı hayvanlar ve leşçillerde normalin katına kadar yoğunlaşabilmektedirler. Pestisitlerin çevredeki hareketleri 1 Toprağın yapısına girebilirler, Buharlaşıp başka yerlere taşınabilirler. Doğrudan havaya karışarak rüzgârlarla uygulandıkları alanların uzağına taşınabilir, orada yağmurlarla toprağa karışabilirler, Yıkanma ile toprağın alt katmanlarına difüze olabilirler, Bitkilerin, hayvanların ve insanların vücut yapısına girebilirler, Pestisitlerin çevredeki hareketi arasında en istenmeyen durum pestisitlerin bitkilerin ve diğer canlıkların yapısına girerek yoğunlaşması ve besin zincirine girmesidir. Yeraltı ve yerüstü sularına karışabilirler, Suyun; kar, buz, yağmur, sis gibi tüm formlarında bulunabilirler, Pestisitler kimyasal olarak değişebilir veya parçalanabilirler (Degredasyon). Bu değişim veya parçalanma, toprağın yapısı, mikroorganizma içeriği, sıcak, soğuk ve UV ışınlar gibi etkenlerden dolayı gerçekleşmektedir Pestisit etkilenimi en sık hangi yollarla gerçekleşmektedir 18? Etkilenimin en sık gerçekleştiği yol olarak deri yolu karşımıza çıkmaktadır. Vücudun örtülmemiş yerlerinden, özellikle el ve yüz yoluyla gerçekleşmektedir. Vücudu tam olarak kapatmayan veya geçirgen yapıya sahip giyecekler de deri yolu ile etkilenime yol açmaktadır. Etkilenimin ikinci en sık gerçekleştiği yol solunum yoludur. Genellikle kapalı mekânlarda spreyleme şeklinde yapılan pestisit uygulamalarından sonra görülmekte, mekânın havalandırılmaması ve sıcaklığın yüksek olması etkilenimin düzeyinin artırmaktadır. Önceki yollara göre sindirim yolu ile etkilenime daha nadir rastlanmaktadır. Kazayla veya yemeklere bulaşan pestisitlerin tüketilmesiyle ya da intihar amaçlı olarak gerçekleşmektedir. Pestisit etkilenimine karşı alınması gereken tedbirler nelerdir? 19 36

38 Üretim Nakliye Depolama Satın alma Kullanım Kullanım sonrasında Çalışanlara koruyucu kıyafetler sağlanmalı, azami çalışma süreleri aşılmamalıdır. Çalışanların sağlığı takip edilmeli. Toplu taşıma araçlarında taşınmamalı, kaza anında çevreye yayılımını önleyecek uygun nakliye aracı ve paketleme kullanılmalı. Depolama yerleri uygun malzemeden doğal afetlerde zarar görmeyecek şekilde yapılmalı, mülki amirlerde depo yerlerinin listesi bulunmalı. İhtiyaca uygun çeşit ve miktarda alınmalı, paketler zarar görmüş olmamalı. Koruyucu giysiler (eldiven, gözlük, çizme vb.) kullanılmalı, çocukların ulaşamayacağı yerlerde kilit altında bulundurulmalı. Kullanım sonunda tüm vücut ve kullanılan aparat bol su ile yıkanmalı. Boş kapları uygun şekilde bertaraf edin, boş pestisit kaplarını başka amaçlarla kullanmayın, ateşe atmayın, biriktirmeyin. Pestisitlerin İnsan Sağlığına Etkileri DDT başta olmak üzere insektisitlerin sağlık etkileri olabileceği konusunda endişeler ve araştırmalar 1960 lı yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır 1. Bugün, ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) 165 pestisiti insanlar için karsinojen olabileceği şüphesi ile karsinojenler kategorilerine dâhil etmiştir 20. Pestisitler; deriden, solunum sisteminden ve gastrointestinal (mide-barsak) yolundan alınabilmektedir. Mesleki etkilenim, sanıldığının aksine büyük oranda solunum yoluyla değil deri yoluyla olmaktadır 21. Pestisitlerin insandaki etkilerinin değerlendirilmesi oldukça güçtür. Çünkü problemin tam niteliğiyle ilgili bilmediğimiz birçok etmen bulunmaktadır. Yaş, cins, ırk, ekonomik durum gibi sosyo-demografik veriler etkilenimin boyut ve sonuçlarını önemli oranda değiştirmektedir 21,22. Gıdalardaki pestisit kalıntıları özelikle çocuklarda erişkinlerdekinden çok daha farklı ve beklenenin ötesinde sağlık sorunları oluşturabilirler 23. Pestisit zehirlenmelerinde bilinmesi gerekenler 24 : Pestisitlerden yalnızca organofosfat ve karbamat zehirlenmelerinde atropin kullanılır, Atropin, pestisit zehirlenmelerinden korumaz! Sadece belirtileri geciktirir. Sedatif ilaçlar (uyku ilaçları), morfin, barbütiratlar, fenotiyazin, aminofilin ve solunumu yavaşlatan veya durduran ilaçlar pestisit zehirlenmelerinde kesinlikle kullanılmaz. Pestisitlerin ağız yolu ile alınması durumunda içilecek bir bardak sütün zehirlenmeden koruyucu etkisi olmamakla birlikte, pestisit yayılımını yavaşlatıcı etkisi bulunmaktadır. Pestisitlerin kullanıldığı her yerde pestisit zehirlenmelerinde yapılacakların yazdığı ve gerekli tüm ilk yardım malzemelerini içeren bir ilk yardım çantası bulundurulmalıdır. Rachel Carson kimdir? 25 Rachel Carson; DDT nin zararlı etkilerini kanıtlayan, ve toplumsal bilinçlendirme için çalışmalar yapan, 1962 de yayımladığı Silent Spring isimli kitabı ile dünyada çevresel hareketi başlatmış olan çevre dostu bir bilim kadınıdır. Bu kitap Prof. Dr. Çağatay GÜLER tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Sessiz Bahar adıyla yayınlanmıştır. Zooloji bölümü mezunu bir biyolog olan Rachel Carson 1940 lardan beri tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir insektisit olan DDT yi ölen kuşların yumurtasında saptamıştır. Yaygın kullanılan insektisitlerin sadece böcekleri değil yaban hayvanlarını da öldürdüğünü gözlemlemiş, Amerikan kartallarının sayısındaki azalma dikkatini çekmiştir. Birçok deney sonucu kuşların yumurtalarının kabuğunda DDT olduğunu tespit etmiştir. Böylece toplumda çevre bilincini oluşturmaya başlamış, dünyayı zehirleyen bu tür kimyasal maddelerin kullanımına yasal olarak sınırlılık getirilmesinin yolunu açmıştır. 37

39 Bazı pestisitler, ait oldukları aile ve başlıca yan etkileri 26 Pestisit Türü Yan Etkileri Endosulfan (organoklorin) İnsektisit Baş ağrısı, gözyaşı, kusma, bulantı, ishal. Chlorpyrifos (organofosfat) Malathion (organofosfat) Pyrethrins İnsektisit İnsektisit İnsektisit Kaşınma, yanma, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, koma. Baş ağrısı, gözyaşı, kusma, bulantı, ishal, nefes daralması, bilinç kaybı. Üst solunum yolu tahrişleri, dermatit, alerjik tepkiler, astım. (doğal orijin) Captan Fungisit Göz, cilt, solunum yolu tahrişleri. Chlorothalonil Fungisit Gözdeki mukozalı hücrelerin tahrişi, alerjik dermatit Atrazine Herbisit Göz, cilt, solunum yolu tahrişleri, karın ağrısı, ishal, kusma. Paraquat Herbisit Ağızda, boğazda, göğüste yanma, ishal, sersemlik. Pestisitlerin sağlık etkilerinin epidemiyolojisi Pestisitlerin akut etkileri irritasyondan ölüme kadar değişmektedir. Dünya Sağlık Örgütü nün (WHO) hesaplarına göre akut istenilmeksizin zehirlenmeler dünyada 3,5-5 milyon vaka arasındadır ve yirmi bini ölümle sonuçlanmaktadır. İntihar amaçlı zehirlenmeler ise iki milyondur ve bunun iki yüz bininin ölümle sonuçlandığı tahmin edilmektedir 27. Pestisitlerin neden olduğu bilinen başlıca kronik sağlık etkileri şunlardır 28 : Kanser Üreme sistemi ve fertiliteye olumsuz etkiler Doğum defektleri Endokrin bozukluklar Nörolojik hasar Baş Ağrısı, Bulantı, Aşırı Terleme, Baş Dönmesi, Kramplar Pestisit zehirlenmesi istatistikleri: 29 Orijini kaza ya da intihar amaçlı olabilen pestisit zehirlenmeleri, tüm dünyada yaygın önemli bir morbidite ve mortalite sebebidir. Dünyada yılda yaklaşık üç milyon ciddi akut pestisit zehirlenmesi olduğu tahmin edilmekte, bunların den fazlası ölümle sonuçlanmaktadır. Fatal pestisit zehirlenmelerinin %95 i gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir Ülkemizde pestisit zehirlenmeleri ile ilgili ayrıntılı istatistikî veriler bulunmamaktadır Pestisitlerin akut toksik etkileri hakkında bilgi verir misiniz? 30 Yüksek dozlarda karşılaşma sonucunda ani ortaya çıkan sağlık sorunlarıdır. Ölümlerin tamamına yakını gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde olmaktadır. Dünyadaki pestisitin sadece %25 i gelişmekte olan ülkelerde kullanılırken ölümlerin çoğunun bu ülkelerde olması kontrollü kullanmanın önemini göstermektedir. Tarım sektöründeki zehirlenmelerin çoğu kayıtlara geçmediğinden gerçek rakamlar bilinmemektedir. Çünkü belirtiler çoğunlukla nonspesifiktir ve gastroenterit, soğuk algınlığı, nezle vb hastalıklarla karıştırılabilmektedir. Bunun yanında gerek hekimler gerekse tarım işçileri bu belirtilerin pestisit zehirlenmelerinden kaynaklanabileceği konusunda bilgisizdir. Ayrıntılı bir iş ve çevre öyküsü tanıyı koymada yardımcı olacaktır. Pestisit zehirlenmelerinin tüm zehirler içindeki payı %4 civarındadır. Organofosfatlar ve karbamatlar bu zehirlenmelerin üçte birinden sorumludur. Pestisitlerin kronik toksik etkileri 6 38

40 Toksik etki Kanser Özellikleri Non Hodgkin lenfoma, lösemi, multiple myeloma, akciğer kanseri riskinde istatistiksel olarak önemli risk artışı saptanmıştır. Pestisitlerle karşılaşan tarım işçisi kadınlarda doğum defekti olan çocuk doğurma sıklığı normal popülâsyona göre daha yüksektir. Nemastosit olarak kullanılan 1, 2 dibromo 3 kloropropan (DBCP) ve Etilen dibromürün (EDB) azospermi ve oligospermi yaptığı saptanmıştır. Erken puberte, feminizasyon, meme başı büyümesi, hipospadias, meme tümörleri, anormal ovaryan siklus gibi durumlar görülebilmektedir. Özellikle organofosforlu pestisitler olmak üzere pestisitlerin sinir sistemi üzerinde felç, demiyelizasyon, ağır psikolojik bozukluklar, bellek, bozukluğu ve düşünme yeteneğinde önemli azalmalara neden olabilirler Pestisit zehirlenmelerinde ilk yardım Pestisit zehirlenmeleri genellikle kaza sonucunda veya intihar amaçlı olarak gerçekleşmektedir. Bu tür Doğum Defektleri Üreme Sistemi Bozuklukları Endokrin Bozukluklar Nörolojik Bozukluklar zehirlenmeler, ilaçlama yaparken koruyucu önlemlerin alınmaması, pestisitlerin kolay ulaşılabilir yerlerde bırakılması ve özellikle çocuklar başta olmak üzere, insanların yanlışlıkla bu ilaçlarla temas etmeleri ve pestisit uygulamaları sırasında veya sonrasında pestisitlerin su ve gıdalara karışması sonucunda gelişebilmektedir 1. Tarımsal pestisit uygulamaları sırasında gerçekleşen zehirlenmeler önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; yalnızca Asya-Pasifik bölgesinde bu sebepten dolayı yılda yaklaşık insan ölmektedir 29. Akut pestisit zehirlenmelerinde en sık görülen yakınmalar; baş ağrısı, vücut salgılarında artma, mide bulantısı, kusma ve ishaldir 30. Pestisit zehirlenmelerinde yapılması gerekenler: 31 Kazazedeye müdahale etmeden önce pestisitten etkilenmemek için önlem alın, Kazazedeyi olay yerinden uzaklaştırın, Kazazedenin bilinç durumunu değerlendirin, solunum ve dolaşımı kontrol edin, Zehir danışmayı arayın (114), Derhal doktor veya sağlık ekibi çağırın, Doktor veya sağlık ekibine olay hakkında hızlı ve öz bilgi verin. Zehirlenme sebebi olan pestisitin kutusunu, kullanma kılavuzunu, etiket bilgilerini vb. doktor veya sağlık ekibine teslim edin, Tüm zehirlenmeler arasında pestisit zehirlenmelerinin payı nedir? 29,31 34 Zehirlenmeler ile acil servise başvuran hastalar arasında pestisit zehirlenmeleri önemli bir paya sahiptir. Dünyada her yıl yaklaşık kişi organofosfat bileşikleri ile zehirlenmektedir. A B D d e Zehir Kontrol Merkezleri Birliği nin 2007 raporuna göre zehirlenmeye maruz kalan olguların %3,9 u pestisit zehirlenmesidir. Bu oran 19 yaş üzerinde %5,2 ye çıkmaktadır. Ülkemiz Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Merkez Başkanlığı Zehir Araştırma Müdürlüğü verilerine göre tüm zehirlenme olguları arasında pestisitlerle zehirlenme üçüncü sırada yer almaktadır. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İlaç ve Zehir Danışma merkezi verilerine göre, Ocak 1993 ile Aralık 2001 arasında zehirlenme ile başvurular arasında pestisitler %8 ile ikinci sırada yer almaktadır. 39

41 Pestisit zehirlenmelerinin geliştiği vücut bölgesine göre ilk yardım prensipleri 35 Deri Solunum Sistemi Göz Sindirim Sistemi Deri yoluyla gerçekleşen zehirlenmelerin büyük kısmı el veya ön koldan olmaktadır. Kazazedenin elbiseleri tamamen çıkarılmalı, vücudu su ve sabunla gerekirse duş altında yıkanmalıdır. Kazazedeye müdahale edecek kişiler, kimyasallardan etkilenmeyecek kıyafet kullanmalıdır. Kazazede derhal temiz havaya çıkarılmalıdır. Solunum yolu kontrol edilmelidir. Kazazedenin bilinç kaybı bulunduğunu fark ederseniz dilinin solunum yolunu tıkamadığından emin olunuz. Kazazedeye oksijen solutmak faydalı olabilir. Göz kapaklarını açık tutarak akan su ile gözü 15 dakika boyunca yıkayınız. Halen ağızda bulunan pestisit varsa boşaltıp ağzı yıkayınız. Pestisitin yutulan kısmına müdahale etmek için mutlaka etiketini okuyunuz veya zehir danışmayı arayınız. Yutulmuş bazı pestisitleri su içerek sulandırmak zararlı olabilmektedir. Kusturmanın gerekli olduğu durumlarda mutlaka hastanın bilinç durumunu değerlendiriniz. Fayda sağlayacak ise ipeka şurubu veya aktif kömür yutturunuz. KAYNAKLAR 1.Tekbaş ÖF. Çevre Sağlığı. Ankara. GATA Basımevi, Güler Ç, Çobanoğlu Z. Vektör kemirici ve başıboş hayvanların kontrolü. Birinci Baskı. Ankara. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Koren H, Bisesi M. Handbook of Environmental Health and Safety Principles and Practices. 3 rd ed. CRC press, Matthews GA. Pesticides: health, safety and the environment. Oxford. Wiley-Blackwell, Dhawan AK, Peshin R. Integrated pest management: consept, oportunities and challanges. Eds: Dhawan AK, Rajinder P: Integrated Pest Management: Innovation-Development Process. Springer, Güler. Ç, Çobanoğlu. Z. Pestisitler, Çevre Sağlığı Temel Kaynak Dizisi No:52. Ankara. TC Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, McKinney ML, Schoch RM, Yonavjak L. Environmental science: systems and solutions. 4. Baskı. Sudbury. Jones & Bartlett Learning, Mastalerz P. The true story of DDT, PCB, and Dioxin. Wroclaw. Wydawnictwo Chemiczne, Levine MJ. Pesticides: a toxic time bomb in our midst. Westport. Greenwood Publishing Group, Miller GT. Living in the Environment. 12 th ed. Belmont. Wadsworth/Thomson Learning, Clive T. The Pesticide Manual. 14 th edition. Hampshire. British Crop Protection Council (BCPC), Yıldız M, Gürkan Mo, Turgut C, Kaya Ü, Ünal G. Tarımsal Savaşımda Kullanılan Pestisitlerin Yol Açtığı Çevre Sorunları. [Erişim Tarihi: ] Pesticide Market Estimates: Sales. sales2001.htm [Erişim Tarihi: ]. 14. Crop Protection association Handbook. Peterborough. Crop Protection Association, Durmusoglu E, Tiryaki O, Hilal C. Türkiye de Pestisit Kullanımı, Kalıntı ve Dayanıklılık Sorunları. [Erişim Tarihi: ]. 16. Fenske RA, Day EW. Assesment of Exposure for Pesticide Handlers in Agricultural, Residental and Instutional Environments. Eds: Franklin C, Worgan JP: Occupational and residential exposure assessment for pesticides. West Sussex. John Wiley and Sons, Dong HM, Ross JH. Coping with Aggregate Pesticide Exposure Assesment: An Integration Approach. Eds: Krieger RI: Handbook of Pesticide Toxicology: Principles. Second Edition. California. Academic Press, Human Health Risk Assessment. [Erişim Tarihi: ]. 40

42 19. Storage and Disposal. [Erişim Tarihi: ]. 20. Carroquino MJ ve ark. The U.S. EPA Conference on Preventable Causes of Cancer in Children: A Research Agenda. Environ Health Perspect. 1998; 106 Sup 3: Keiffer MC, Wesseling C, McConnell R. Pesticides and Related Compounds. Eds: Rosenstock L, Cullen M, Brodkin CA, Redlich CA. Textbook of Clinical Occupational and Environmental Medicine. Second Edition. Elsevier Saunders, Assessing Health Risks from Pesticides. [Erişim Tarihi: ]. 23. Fortmann RC, Sheldon LS, Cohen Hubal EA, Morgan MK, Stout DM, Thomas KW at al. The EPA Natıonal Exposure Research Laboratory Chıldren s Pestıcıde Exposure Measurement Program. gov/heasd/children/pdf/measurement-program-fortmann.pdf [Erişim Tarihi: ]. 24. Reigart JR, Roberts JR. Recognition and Management of Pesticide Poisonings. Washtington, DC. Environmental Protection Agency, Rachel C. Silent Spring. (Çev. Güler Ç. Sessiz Bahar). Ankara. Palme Yayıncılık, Pesticide Reregistration Status. [Erişim Tarihi: ]. 27. Bronstein AC, Spyker DA, Cantilena LR, Green JL, Rumack BH, Heard SE Annual Report of the American Association of Poison Control Centers National PoisonData System (NPDS): 25th Annual Report. Clinical Toxicology. 2008; 46: Potential Health Effects of Pesticides. [Erişim Tarihi: ]. 29. The impact of pesticides on health: preventing intentional and unintentional deaths from pesticide poisoning. WHO, [Erişim Tarihi: ]. 30. Cochran RC. Risk Assesment for Acute Exposure to Pesticides. Eds: Krieger RI: Handbook of Pesticide Toxicology: Principles. Second Edition. California. Academic Press, Clinical Management of Acute Pesticide Intoxication: Prevention of Suicidal Behaviours. Geneva. World Health Organization, Bronstein AC, Spyker DA, Cantilena LR, Green JL, Rumack BH, Heard SE Annual Report of the American Association of Poison Control Centers National PoisonData System (NPDS): 25th Annual Report. Clinical Toxicology. 2008; 46: Mollahaliloğlu S, Hülür Ü, Yardım N, Özbay H, Çaylan A, Ünüvar N, Aydın S. Türkiye de Sağlığa Bakış Ankara. Bölük Ofset Matbaacılık, Tunçok Y. Türkiye de ilaç ve zehir danışma merkezi aktiviteleri: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İlaç ve Zehir Danışma Merkezi. Toksikoloji Dergisi. 2003; 1(1): Diane Publishing Company. Citizen s Guide to Pest Control And Pesticide Safety. Diane Publishing,

43 TARIM ÇALIŞANLARINDA SIK GÖRÜLEN ZOONOZ HASTALIKLAR VE KORUNMA Doç Dr. Turan BUZGAN Sağlık Bakanlığı, Müsteşar Yardımcısı Zoonoz terimi Yunanca zoon (hayvan) ve noses (hastalıklar) kelimelerinden türetilmiştir. Zoonoz tanımı önceleri sadece hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar olarak yapılmaktayken, 1959 yılında FAO/WHO ortak uzmanlar kurulunca doğal olarak omurgalı hayvanlardan insanlara, insanlardan hayvanlara geçen hastalıklar veya enfeksiyonlar olarak değiştirilmiş olup günümüzde de bu anlamda kullanılmaktadır. Asıl bulaşma yolu insan insan bulaşı halini alan enfeksiyon hastalıkları hayvan kökenli de olsa artık klasik zoonoz sayılmamaktadır. Konakları insan veya hayvan olan birçok mikroorganizma (bakteri, virüs, parazit, mantar, prion vs.) zoonotik hastalıklardan sorumludur. Zoonotik hastalıkların sınıflandırılması farklı şekillerde olabilmektedir. Zoonozlar konakçıların insan ve hayvan olmasına göre 3 grup altında toplanırlar: 1-Antropozoonoz zoonozlar (hayvanlardan insanlara geçen zoonozlar): a)yabani hayvanlardan insanlara bulaşanlar (Tularemi, kuduz vb.) b)yarı yabani hayvanlardan (güvercin, rat vs.) bulaşanlar (Leptospiroz, psittakoz vb.) c) Evcil hayvanlardan insanlara bulaşanlar (Kedi tırmalama hastalığı, bruselloz, toksoplazmozis vb.) 2-Zooantroponoz zoonozlar: İnsanlardan hayvanlara geçenler; difteri, amebiyazis vb. 3-Amfiksenöz zoonozlar: İnsan ve hayvanların her ikisi arasında da karşılıklı geçebilenler (stafilokoklar, streptokoklar, mikobakteriler vb.) Etiyolojilerine göre Zoonozlar (pratikte en çok kullanılan sınıflamadır): 1- Bakteriyel zoonozlar: Brusellozis, şarbon, leptospirozis, ruam, tularemi vb. 2- Viral zoonozlar: Kuduz, KKKA, hantavirüs enfeksiyonu, Batı Nil Virüsü enfeksiyonu vb. 3- Fungal zoonozlar: Aspergillozis, aktinomikozis, microsporum canis enfeksiyonu vb. 4- Protozoal zoonozlar: Layşmanyazis, babeziyozis, sıtma, kist hidatik vb. 5- Helmintik zoonozlar: Trişinozis, ekinokokkozis, tenyazis vb. 6- Prion zoonozlar: BSE. Zoonozlar bütün dünyada önemi gittikçe artan hastalıklardır. Dünya Sağlık Örgütüne göre insanlarda görülen toplum kaynaklı enfeksiyonların %60 ını zoonozlar oluşturmakta olup, son 10 yılda ortaya çıkan enfeksiyonların %75 i de zoonotik karakterlidir. Ayrıca biyoterörizm ajanlarının %80 ini de zoonozlar oluşturmaktadır. Dünyada kuduz, sarıhumma gibi bazı zoonotik hastalıklar gösterilen çabalara rağmen eradike edilememişken, son iki dekadda yeniden önem kazanan veya ilk kez tanımlanan zoonotik hastalıkların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bunlara örnek olarak; Lyme hastalığı, kriptosporoidoz, hanta virüs enfeksiyonları ve kuş gribi verilebilir. Ülkemizde şarbon, bruselloz gibi bazı zoonozlar hala hiperendemik iken 2000 li yıllardan itibaren KKKA, kuş gribi, tularemi, hantavirus enfeksiyonu ve son olarak da batı nil ensefaliti gibi zoonozlar ilk defa veya yeniden önemli sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmıştır. Bu hususta sosyoekonomik faktörler, ekosistemdeki değişikler ve iklim değişiklikleri gibi çeşitli faktörlerin rolünün olduğu düşünülmekle beraber, laboratuvar tanı imkânlarının artması, hastalık kontrol programları dolayısıyla duyarlılık artışı ve hastalık bildirimlerinin de artmasının etkisi de söz konusudur. Ülkeler arası artan ticaret ve seyahatler nedeni ile dünyanın bir coğrafi bölgesinde görülen hastalık, diğer ülkeleri de ilgilendirmektedir. Son yıllarda yaşanan SARS, Kuş Gribi ve Domuz Gribi Salgınları birçok ülkeyi etkilemiştir. Değişen iklim şartları, göçler, artan kent/azalan kır nüfusu ve seyahatler zoonoz hastalıkların klasik görülme şekillerini de değiştirmektedir. Zoonozlar nedeniyle hayvanlarda ölümler görülebilmekte, evcil hayvanların et, süt ve döl verimi olumsuz etkilenmekte ve bu nedenlerle de büyük ekonomik kayıplar ortaya çıkabilmektedir. Hasta hayvanlarla direkt temas veya hayvansal gıdaların tüketimi ile hastalık insanlara da bulaşabilmekte ve bu enfeksiyonlardan bazıları, insanlarda da ölümcül seyredebilmektedir. Zoonozlar özellikle toplumların sosyo-ekonomik düzeyi ve sosyo-kültürel alışkanlıkları ile paralel olarak görülmektedir. Toplumun her kesiminde görülebilirse de özellikle kırsal kesimde yaşayanlar, tarım çalışanları, 42

44 veteriner hekimlik alanında çalışanlar daha fazla risk altındadır. Zoonoz hastalık sayısı 200 den fazla olup bunların da yaklaşık 40 ı tarım çalışanlarının sağlığını tehdit etmektedir. Ülkemiz için önemli olan zoonozlar; bruselloz, tularemi, kuduz, KKKA, leishmaniazis, leptospirozis, şarbon, kistik ekinokokkozis, batı nil ensefaliti ve hantavirüs enfeksiyonu gibi hastalıklardır. Zoonozların insidansının azaltılmasında en önemli faktör, yerinde ve zamanında uygulanması gereken uzun süreli mücadele yöntemleridir. Bazı hastalıklarda bu mücadele oldukça uzun süreye ihtiyaç duyar. Örneğin; şarbonda kontamine olmuş bölgeler etkenin sporlu olması nedeniyle uzun yıllar (40-50 yıl) sonra bile potansiyel odaklardır. Zooonotik hastalıklardan sorumlu olan enfeksiyon etkenleri insanlara değişik yollardan direkt veya indirekt temas ile bulaşmaktadır. Başlıca bulaşma yolları aşağıdaki gibi özetlenebilir; a. İnhalasyon yolu ile (Q ateşi gibi), b. Kontamine gıda veya suların yenmesi veya içilmesi (Salmonella ve Brusella türleri ile oluşan enfeksiyonlar gibi), c. Hayvan ısırmaları (kuduz, ısırık enfeksiyonları gibi), d. Kontamine su ile deri teması (leptospiroz, şistozomiyaz gibi), e. Artropod vektörlerle bulaş (arbovirüs enfeksiyonları, Lyme hastalığı gibi). Tablo: Bazı Zoonozların Türkiye de Görülme Sıklığı Hastalık (Bildirimi Yapılan Olgu Sayısı) Yıl Bruselloz KKKA Kuduz Riskli Isırık Hanta virüs Enf. Şark Çıbanı * * * * * * * * * 994 * * * * * * * * * * * * * * * 2005 yılından önce bildirim mecburiyeti yoktu. Kist Şarbon Tularemi Leptospiroz Hidatik BAKTERİYEL ZOONOZLAR Bakteriyel zoonozlar; hem hayvanlarda hastalık yaparak ölümlere veya kalitesiz et, süt ve süt ürünleri gibi gıdalar üretilmesine, hem de ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Ayrıca, hayvansal ürünlerle insanlarda hastalık oluşturarak toplum sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Brusellozis: İnsanlarda hafif klinik seyirden ölüme kadar çok değişik klinik görünümlere yol açan önemli bir zoonotik hastalıktır. Hasta hayvanlara ait enfekte sütlerin çiğ veya yeterli ısıl işlemden geçirilmeden tüketilmesi ve bu hayvanlara ait enfekte materyal ile temas sonucunda insanlara bulaşabilmektedir. Özellikle Akdeniz ve ortadoğu ülkelerinde yaygın bir zoonozdur. Hastalık yıllar içinde azalmakla birlikte, geleneğe bağlı usullerle hayvancılığın yapıldığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedir. Hastalık insanlarda değişik klinik görünümler sergilemekte ise de, genel olarak titreme ile yükselen ateş, gece terlemeleri, kaslarda ve büyük eklemlerde ağrılarla karakterize bir klinik tablo ile seyretmekte ve kronikleşebilmektedir. Hastalık spesifik antibiyotik tedavisine cevap vermektedir. 43

45 Ülkemiz için bruselloz hem insan, hem de hayvan sağlığı açısından önemli bir morbidite ve ekonomik kayıp nedenidir. Hayvanlarda et ve süt kaybı, düşük, infertilite ve ölüme neden olmaktadır. Bu durum ciddi ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Brusellozla mücadele ve hastalığın kontrol altına alınmasında en etkili yöntem, hayvanlarda hastalığın kontrol altına alınmasıdır. Bu sebeple hayvanların aşılanması, hastalıktan ari işletme sayısının arttırılması oldukça önemlidir. Korunmada özellikle geleneksel olarak ısıl işlem yapılmadan üretilen süt ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, yavru atan hayvanların atıklarıyla temas etmeden bertaraf edilmesi ve bu amaçla yaygın eğitim verilmesi gerekmektedir. Şarbon: Şarbon, ot yiyen hayvanlardan insanlara bulaşan zoonotik bir enfeksiyon hastalığıdır. Etkeni sporlu bir basil olan Bacillus anthracis tir. Şarbon hastalığı, tarihin bilinen en eski hastalıklarından biridir. Ülkemizde bazı bölgelerde endemiktir. İnsanlara enfekte hayvanlardan direkt temas veya indirekt yolla bulaşabilmektedir. Bulaşma endüstriyel, tarımsal ve laboratuvar kaynaklı olabilmektedir. Ülkemizde görülen şarbon olguları genellikle tarımsal kökenlidir. Tarımsal kökenli şarbon, enfekte otçul hayvanlarla direk temas sonucu gelişir. Hastalıklı veya ölen hayvanların kesilmesi, derisinin yüzülmesi, etinin kıyılması sonucu direk temasla deri şarbonu veya enfekte etlerin yenilmesi ile gastrointestinal sistem şarbonu gelişir. Ülkemizde olguların büyük çoğunluğu deri şarbonu şeklinde ve Doğu Anadolu bölgesinde görülmektedir. Mücadele tedbirleriyle hastalıkta giderek bir azalma gözlenmektedir. Hastalığın kontrolünde ve korunmasında hayvanların, hastalığın görüldüğü bölgelerde en az 5 yıl süreyle şarbona karşı aşılanması, şarbon olduğundan şüphe edilen hayvanların asla kesilmemesi, yüzülmemesi, hasta hayvanların bulunduğu veya nakledildiği ortamların dezenfeksiyonu, karantina tedbirlerine uyulması ve eğitim önem taşımaktadır. Leptospirozis: Weil hastalığı, pirinç tarlası hastalığı, bataklık ateşi olarak da bilinen akut, sistemik enfeksiyonlardır. Leptospiraların en önemli rezervuarı fareler olmakla birlikte 180 den fazla hayvan türü kaynaklık yapabilir. Her bölge kendi ekolojisi ile belirlenen serotiplere sahiptir. Her serovarın tercih ettiği hayvan konak ya da konakları bulunmaktadır. İnsanlarda yaz ve sonbaharda pik insidansa ulaşır. Hastalık sporadik olarak veya salgın şeklinde ortaya çıkabilir. Enfeksiyonun en önemli rezervuarı, uzamış leptospirürisi olan ve genellikle de hastalık belirtisi olmayan hayvanlardır. İnsanlarda ve hayvanlarda enfeksiyonlar nazal, oral ve konjunktival mukoza ve deri sıyrıklarından direkt ya da indirekt bulaşabilir. Hayvan idrarı ile kontamine olmuş toprak, su ve yiyecekler ile oluşan indirekt temas en sık görülen yoldur. Epidemik salgınlar, sel baskını gibi çevresel değişiklikler sonrasında kemiricilerin yerleşim yerlerine doğru yönelmesi ile ortaya çıkar. Leptospirozlar yüksek neme, nötral veya hafif alkalin ph ya ve uygun ısıya ihtiyaç duyarlar. Sel basmış topraklar, yapay ya da doğal tatlı su kaynakları (yapay göl, akarsu, su deposu vb.) hayatta kalım için tercih edilen ortamlardır. İnsandan insana yayılım nadirdir. Hayvanlarda hastalık asemptomatik olabileceği gibi düşük, hematüri, sarılık ve anemiyle birlikte olan akut ateşli bir form şeklinde de görülebilir. Şiddetli formu; kanama, vaskülit ve böbrek yetmezliği ile seyreden Weil hastalığıdır. Enfeksiyonların %90 ından fazlası kendini sınırlayan, özgül olmayan febril bir hastalık şeklinde görülmektedir. Hayvancılıkla uğraşanlar, çiftçiler, laboratuar çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, avcılar, balıkçılar, hayvan bakıcıları, lağım işçileri, mezbahada çalışanlar ve inşaat işçileri risk grubunda yer almaktadır. Spesifik antibiyotikler tedavide etkilidir. Korunmada; kişisel hijyene dikkat edilmesi, çiftlik işleri yapılırken koruyucu giysiler giyilmesi ve kemiriciler için koruyucu önlemler alınması, gıda güvenliği ve çöplerin uygun bertarafı, evcil hayvanlarda hastalığın kontrolünün sağlanması, riskli akarsu ve diğer kontamine olabilecek su kaynaklarında yüzülmemesi ve yüksek riskli meslek gruplarında (askerler, şeker kamışı ve pirinç-çeltik işçileri) profilaksi yapılması önemlidir. Doksisiklin (haftada bir oral olarak 200 mg) ile yapılacak kemoprofilaksi > %95 etkilidir. Çin dışında insan aşılanmasında yaygın bir uygulama yoktur. Tularemi: Tularemi tavşan ateşi veya avcı ateşi olarak da adlandırılan bir hastalıktır. Yüz yirmi beşten fazla hayvan türünün F. tularensis in konağı olduğu bilinmektedir. Tavşan, fare ve sincap gibi kemirici hayvanlar hastalığın asıl kaynağıdır. Hastalık etkeni uygun çevre şartlarında dört aydan fazla hayatta kalabilmektedir. Etkenin iki alt tipinin bulunduğu ortaya konmuştur. Bunlardan F. tularensis subsp. tularensis çok virülan tip A suşları olup, insan ve hayvanların klasik tularemi hastalığının nedenidir. Bu tip suşlar Kuzey Amerika ya hastır. F. tula- 44

46 rensis subsp. halarctica ise düşük virülansa sahip tip B suşları olup, insan ve hayvanlarda daha hafif seyirli hastalıklara yol açar. Ülkemizde bu tip suş görülmektedir. Hayvanlarda çeşitli klinik görünümler olmakla birlikte daha çok latent enfeksiyonlar şeklinde seyretmektedir. Tularemi etkeni kadavralarda saatten fazla canlı kalamaz. Buna karşılık dondurulmuş ette 120, deride 40 gün kadar canlı kalabilir. Etken, yüzülmüş deride 40 gün kadar canlı kalmaktadır. İnsanlara hastalık temel olarak üç yol ile bulaşmaktadır: Deri ve mukozal yol, oral yol, solunum yolu: Oral yol ülkemizdeki ana bulaş yoludur. Ülkemizde endemik bir hastalıktır. Yakın zamana kadar ağırlıklı olarak Marmara, Batı ve Orta Karadeniz bölgelerinden olgular bildirilirken, son yıllarda, İç Anadolu Bölgesinden (Yozgat, Çankırı, Kütahya vb) bildirilen olgu sayısındaki artış dikkati çekmektedir. Hastalığa karşı farkındalığın artması, insan aktivitelerinde ve ekolojik değişiklikler ve laboratuvar tanı yöntemlerindeki gelişmeler tespit edilen olgu sayısındaki artışın muhtemel nedenleri arasında sayılabilir. Ülkemizde hastalık genellikle kırsal alanlarda su kaynaklı salgın şeklinde görüldüğünden, en sık kırsal bölgelerde yaşayan çiftçi aileleri, ev hanımları, çocuklar, avcılar ve orman işçileri etkilenmektedir. Her mevsimde görülebilmesine karşın, kemiricilere bağlı infeksiyonlar avcılık nedeniyle kış aylarında, kene ile ilişkili olanlar ise daha çok yaz aylarında görülmektedir. Tularemide klinik bulgular subklinik seyirden sepsis ve ölüme kadar farklı klinik tablolar şeklindedir. Ülseroglandüler, glandüler, oküloglandüler, sistemik (tifoid), pulmoner ve nadir olarak karşılaşılan gastrointestinal şekilleri vardır. Olguların büyük çoğunluğu Ülseroglandüler ve glandüler tiptir. Tularemi tedavisinde spesifik antibiyotikler etkilidir. Hastalıktan korunmada en önemli unsur, kaynağı belli olmayan içme ve kullanma sularının tüketilmemesidir. İçme ve kullanma sularıyla ilgili kaynak, depo ve taşıma hatlarının muhtemel bir bulaşı önleyici şekilde ıslah edilmesi, içme ve kullanma sularının düzenli olarak klorlanması, meyve ve sebzelerin iyice yıkandıktan sonra tüketilmesi, gıda maddelerinin kemirici hayvanların ulaşamayacağı şekilde muhafaza edilmesi, av hayvanlarını yüzerken veya parçalarken korunma önlemlerinin alınması gerekmektedir. Av hayvanlarının etleri yenmeden önce iyi pişirilmelidir. Kene ısırıklarından korunulması için kimyasal koruyucuların yanı sıra mukozal teması önleyecek eldiven, önlük ve çizme gibi bariyer önlemlerine önem verilmelidir. Tularemi tanısı ile uğraşan laboratuvarlarda üçüncü derece güvenlik önlemlerinin alınması gerekmektedir. Attenüe F. tularensis suşunun kullanıldığı aşı mevcut olup tifoid tulareminin gelişmesini önlediği, ülseroglandüler tulareminin ise şiddetini azalttığı gösterilmiştir. Aşı sadece laboratuvar personeli gibi bu patojenle sık karşılaşma riski olan kişilere önerilmektedir. Lyme Hastalığı: Lyme hastalığı, bir spiroket olan Borrelia burgdorferi tarafından oluşturulmaktadır. Bir çok memeli, kuş ve sürüngen etken için rezervuardır. Hastalık esas olarak Ixodes cinsi sert kenelerin ısırması sonucunda bulaşmaktadır. Tarım çalışanları ve kırsal kesimde yaşayanlar riskli gruptur. Tüm sistemleri tutabilen, kronikleşebilen bir hastalıktır. Ülkemizdeki epidemiyolojik veriler incelendiğinde seropozitiflik oranının %6.43 ile %35.9 arasında değiştiği görülmektedir. Hastalıktan korunmada, keneden korunmaya ait önlemlere uyulması önem taşımaktadır. VİRAL ZOONOZLAR Özellikle deniz kabukluları tüketimiyle enterovirüsler, calicivirüsler, reovirüsler, hepatit A ve B virüsleri ve Norwalk ajanı gibi çeşitli gastroenterit virüsleri insanlarda epidemilere neden olmakla birlikte, doğrudan temas sonucu bulaşma olmadığından bu enfeksiyonlar zoonoz olarak kabul edilmemektedir. Bugün için tanımlanan 500 den fazla zoonotik virüs arasında yaklaşık 120 kadarı insanda enfeksiyon oluşturmaktadır. Zoonotik virüslerin doğal konakları genellikle bu virüslerden etkilenmezler. Viral zoonozlar büyük oranda artropodlardan ve kemiricilerden bulaşır. Bir kişinin veya hayvanın zoonotik viral enfeksiyonlara karşı duyarlılığında endemik bölgede doğup büyümüş olması önem taşımaktadır. Örneğin; endemik bölgelerde yaşayan ve sıklıkla maternal antikorlarla korunan çocuklar, enfeksiyonu subklinik geçirir ya da erken yaşta enfeksiyona daha az duyarlı hale gelirler. Serolojik çalışmalar, bu bölgelerde klinik hastalık sıklığının beklenilenin altında olduğunu göstermektedir. Rezervuarları olan hayvan konaklarında replike olan zoonotik virüsler, insana direkt (rezervuar hayvanın ısırığı veya bu hayvanların kontamine doku ya da vücut sıvıları ile temas) ya da indirekt (kan emen vektör artropodların ısırması) yollarla bulaşırlar. Viral zoonozlar insanlarda asemptomatik ya da özgül olmayan hafif semptomlarla seyredebildiği gibi, ağır ve ölümle sonlanan sendromlarla da ortaya çıkabilmektedir. Kuduz: Akut, ilerleyici viral bir ensefalomiyelittir. Ülkemizde insan kuduz vakası ya hiç görülmemekte ya da yılda bir, nadiren iki vaka şeklinde görülmektedir. Ancak yıllık civarındaki kuduz şüpheli ısırık sayısı 45

47 işin önemine işaret etmektedir. Kırsal alanda yaşayan veya çalışan insanlar, yabani hayvanlarla temas ihtimali olduğu için riskli grup olarak değerlendirilir. Bununla beraber ülkemizde hastalık kontrolü için esas olan sokak hayvanlarının rehabilitasyonu ve kontrolüdür. Hastalıktan korunmak için epidemiyolojik verilere ve yaptığı işe göre temas öncesi profilaksi uygulanabilir. Riskli bir temas sonrası ise uygun yara bakımı, riskli temaslının tetanoz açısından değerlendirilmesi ve ihtiyaç duyduğu kuduz immünglobulini ve/veya kuduz aşısı uygulamalarının en kısa sürede yapılması gerekmektedir. Problemin esası, başıboş sokak hayvanı varlığının kontrol altına alınamayışı ve hayvanlarda gerekli aşılamaların yapılamayışıdır. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA): Hayvanlarda genellikle asemptomatik seyirli, insanlarda ise fatalitesi yüksek olan bir hastalıktır. İnsanlarda sporadik vaka veya salgınlar şeklinde görülmektedir. Hastalığın bulaşması genellikle enfekte kene tutunması veya kene, enfekte hayvan kanı, dokusu ve çıkartılarıyla korunmasız temas ile hasta kişilerin çıkartı ve sekresyonları ile korunmasız temas sonucunda olmaktadır. Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlar ve kırsal alanlarda yaşayanlarda görülmektedir. Ülkemizdeki varlığı 2003 yılında ortaya konmuştur. Bahar ve yaz aylarında görülmektedir. Kuluçka süresi 10 günü geçmemektedir. Hastalık ateş, halsizlik, çeşitli kanama odakları ile seyretmektedir. Klinik belirti olan olgularda ölüm % 5 lerdedir. Ölüm DİC ve organ yetmezlikleri sebebiyle olmaktadır. KKKA da tedavinin esasını destek tedavisi oluşturmaktadır. Spesifik tedavisi kullanılabilir güvenlikte etkin bir aşının bulunmaması, hastalıktan korunma tedbirlerinin önemli kılmaktadır. Korunma tedbirlerinin başında ise kene popülasyonunun kontrolünün sağlanması, keneden korunmaya yönelik tedbirlerin alınması ve hayvanların ve vakaların kanı, dokusu ve çıkartılarına, korunmasız temas edilmemesi gelmektedir. Hantavirüs Enfeksiyonu: Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde 2009 yılından itibaren görülmeye başlayan zoonotik karakterli bir hastalıktır. Türkiye de Puumala ve Dobrova serotiplerinin etken olduğu renal sendromla seyreden form görülmektedir. Doğadaki rezervuarları kemiricilerdir. Esas olarak, kemiricilerin idrar ve dışkılarıyla kontamine aerosollerin inhalasyonuyla bulaşmaktadır, kontamine hayvan salgıları ile direk temasla da bulaşabilir. Hastalıktan korunmada en önemli unsur, insanların yaşam alanlarında kemirici kontrolünün sağlanması, kemirgen yuvalarıyla direkt temastan kaçınılmasıdır. Özellikle tarlada çalışanların, tarla farelerinden uzak durması, riskli temas sonrası ellerin yıkanması önemlidir. Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu: Yabani kuşlar ana konaktır. Virüs insanlara ve atlara sivrisineklerin (culex) ısırmasıyla bulaşır. Ancak bunlarda enfeksiyon düşük viremi ile seyrettiğinden insanlar ve atlar diğer sivrisinekleri enfekte edemez, dolayısı ile kazara döngüye girerler ve son konak olurlar. BNV ile enfekte olan vakaların %20 sinde semptomatik enfeksiyon gelişir. Semptomatik enfeksiyon geçirenlerde düşük bir oranda nöroinvaziv tutulum görülebilir. Ülkemizde BNV enfeksiyonu 2010 yılından itibaren görülmeye başlamıştır. Etkili bir aşısı bulunmamaktadır. Hastalıktan en önemli korunma yöntemi sivrisineklere maruziyetin en aza indirilmesidir. Kapı ve pencerelerden sivrisineklerin girişinin engellenmesi, yaşam alanında sivrisineklerin barınması ve çoğalmasına yol açacak odakların bertaraf edilmesi, uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi, endemik bölgelerde sivrisinekle mücadele programlarının yürütülmesi gerekmektedir. Kuş Gribi: Etkeni Orthomyxoviridae ailesindeki influenzavirus A H5N1 dir. Hastalığın bulaştırıcısı kanatlı hayvanlardır. Göçmen su kuşları virüsü barsaklarında taşırlar ve genellikle hastalanmazlar veya hastalığı hafifçe geçirirler. Salya, burun akıntısı ve dışkıyla doğrudan veya bu salgılarla kirletilen materyalle temas eden evcil kanatlı hayvanlar hastalığa yakalanırlar. Hastalık evcil kanatlılarda %100 ölümcüldür. Kanatlı hayvandan insana bulaşması enfekte hayvana korunmasız temasla, çevreden insana bulaşması ise; enfekte hayvanların gözyaşına, burun ve boğaz akıntılarına veya dışkılarına temasla, enfekte salgı ve dışkılarla kontamine olmuş yüzeylere ve eşyalara temasla, enfekte tozların solunmasıyla olur. Hastalıktan korunmada en önemli öge kuşlar-kümes hayvanları-insan bulaşındaki zinciri kırmaktır. Ölü kanatlı hayvanlara çıplak elle dokunulmaması, yumurta veya kanatlı etlerine temastan sonra ellerin sabun ve bol su ile iyice yıkanması alınabilecek kişisel önemlerdir. PARAZİTİK ZOONOZLAR Parazitik zoonozlar arasında protozoonlar, helmintler (trematodlar, sestodlar ve nematodlar), pentastomidler ve artropodlar bulunmaktadır. Artropodlar aynı zamanda virüslerin, riketsiyaların, bakterilerin, proto- 46

48 zoonların ve helmintlerin taşıyıcısı olarak da rol oynarlar. Son yıllarda parazitik zoonozların önemli bir bölümü fırsatçı enfeksiyon nedeni olarak da karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; pek çok sağlıklı kişinin akciğerlerinde az sayıda Pneumocystis carinii bulunmasına rağmen, bu parazit ancak immün sistemi baskılanmış hastalarda sıklıkla fatal pnömoniye neden olabilmektedir. Yine çok rastlanan bir başka parazit olan Toxoplasma gondii uzun süreli latent enfeksiyonlarda daha ılımlı iken, AİDS hastalarında fatal toksoplazmik ensefalite neden olabilmektedir. Parazitik zoonozlar halk sağlığında, hayvan yetiştiriciliğinde ve et endüstrisinde son derece önemli problemlere neden olmaktadır. Bugüne kadarki bilgilerimiz parazitik zoonozların incelenmesi ve kontrol altına alınmasında biyolojinin, tıp ve veteriner hekimliğin birlikte çalışmaları gerekliliğini ortaya koymaktadır. Kist Hidatik: Kist hidatik hastalığı, erişkini köpek barsağında yaşayan Echinococcus granulosus adlı parazitin enfekte köpek dışkısıyla atılan yumurtalarının kirli eller, su ve yiyeceklerle alınması sonucu karaciğerde, bazen akciğerlerde daha nadiren diğer organlarda içi sıvı dolu kistlerin oluşumuyla seyreden zoonotik bir hastalıktır. Kaynak sıklıkla enfekte köpek, kurt, çakal, tilki gibi et yiyen hayvanlardır. Hastalık sıklıkla asemptomatik seyreder ve olgular rutin radyolojik incelemeler sırasında tesadüfen saptanabilir. Hastalığın bulaş ve korunma yolları hakkında eğitim, sokak köpeklerinin ıslahı, çiğ ve iyi pişmemiş et tüketilmemesi, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi önemlidir. Toksoplazmozis: Toksoplazmozis, Toxoplasma gondii tarafından oluşturulan protozoal bir enfeksiyondur. Kediler enfeksiyonun yayılmasında temel bulaştırıcıdır. İnsana, protozoonun doku kistlerini içeren çiğ veya az pişmiş etler veya enfekte kedi dışkısıyla atılan ookistlerin kontamine su ve gıdalarla alınmasıyla geçer. Toksoplazmozis, bağışıklık sistemi normal kişilerde genellikle asemptomatik veya hafif üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülürken yenidoğan ve immün yetmezlikliler gibi risk gruplarında ise, ağır ve yaşamı tehdit eden hastalık tablosuna neden olabilmektedir. Ayrıca gebelik esnasında anne ilk kez enfekte olursa konjenital enfeksiyonlara da yol açabilmektedir. Türkiye de seroprevalans %30.1 ile %60.4 arasında değişmektedir. Enfeksiyonun prevalansı sosyoekonomik şartlar kötüleştikçe artmaktadır. Doku kistlerinden korunmak için etlerin iyice pişirilmesi (66 o C üzerinde), pastörize edilmemiş süt ve çiğ yumurtanın tüketilmemesi son derece önemlidir. Bununla birlikte yemek hazırlamada, çiğ etle temas sırasında ellerin ağız ve göz gibi müköz membranlara dokunulmasından kaçınılması, kedi dışkısı ile kirlenmiş alanlara dikkat edilmesi önemlidir. Ayrıca konjenital toksoplazmoz için seronegatif gebeler periyodik olarak kontrol edilmelidir. Leishmaniazis: Kutanöz leishmaniazis, özellikle Şanlıurfa, Osmaniye, Adana, Hatay, Diyarbakır, Kahramanmaraş ve Mersin illerinde endemik olarak görülen bir hastalıktır. Etkeni L. tropica (ülkemizde) ve L. major dür. Visseral leishmaniazis (Kalaazar) olguları da daha çok Ege ve Akdeniz Bölgelerinde sporadik olarak görülmektedir. Etkeni L. infantum (ülkemizde), L. donovani dir. Rezervuarı insan, köpek ve kemirgenlerdir. Ülkemizde yıllık civarında bir kalaazar bildirimi söz konusu olmaktadır. Hastalığın bulaşması vektör olan Phlebotomus (tatarcık, kum sineği) ile olur. Korunmada, ince delikli cibinlik kullanılması, ev ve hayvan barınaklarının fiziksel şartlarının iyileştirilmesi (ahırların sıvanması ve kireçle badana yapılması, kalıcı insektisit uygulanması), halk eğitimlerinin yapılması, tatarcığın yaşama alanlarının ıslahına ilişkin çalışmalar yapılması önemlidir. Kaynaklar: 1. World Health Organization Expert Committee onzoonoses (Steele, 1981; 1982): 2. World Health Organization. Neglected zoonotic diseases. (http://www.who.int/neglected_diseases/diseases/zoonoses/en/index.html) Erişim Tarihi: World Health Organization. Crimean-Congo Haemorrhagic Fever Fact Sheet (http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs208/en/) Erişim Tarihi: T.C. Sağlık Bakanlığı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Zoonotik Hastalıklar Hizmet İçi Eğitim Modülü Kitabı. Ankara T.C. Sağlık Bakanlığı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Tularemi Saha Rehberi. Ankara Brucellosis in humans and animals.: WHO guidance. Geneva, World Health Organization, Doganay M, Metan G. Human anthrax in Turkey from 1990 to Vector-Borne and Zoonotic Diseases 2009; 9:

49 48 8. Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyolojisi. Editörler Willke TA, Söyletir G, Doğanay M. 3. baskı İstanbul. Nobel Tıp Kitabevleri World Health Organization. Leptospirosis. (http://www.who.int/zoonoses/diseases/leptospirosis/en/) Erişim Tarihi: World Health Organization. Rabies Fact Sheet (http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs099/en/) Erişim Tarihi: Çelebi G. Hantavirüs Enfeksiyonları. Klinik Gelişim Dergisi. 2010: 23(3): Centers for Diseases Control and Prevention. Parasites-Leishmaniazis. (http://www.cdc.gov/parasites/ leishmaniasis/epi.html) Erişim Tarihi: Azap A, Meço O. Batı Nil Virüsü Ensefaliti. Klinik Gelişim Dergisi. 2010: 23(3): Öner AF. Grip ve Kuş Gribi. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri. Sempozyum Dizisi No:55 Ocak 2007; Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirim Sistemi Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar 16. Rehberi. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. 4. Baskı. Eylül Ankara 18. Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı hastalık İstatistikleri ( ) 19. Acha PN, Szyfres B. Zoonoses and Communicable Diseases Common to Man and Animals. Pan American Health Organization Mandell CL, Bennett JE, Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases. 6th ed. Philadelphia: Churchill Livingstone, Krauss H, VVeber A, Apel M, et al. Zoonoses: Infectious Diseases Transmissible from Animals to Humans. Washington: ASM Press, Levett PN. Leptospirosis. Clin Microbiol Rev 2001; 14: Ustaçelebi Ş (editör). Temel ve Klinik Mikrobiyoloji. Güneş Kitabevi, 1999, Ankara. 24. B. Menne, KL Ebi (Eds). Climate Change and Adaptation Strategies for Human Health. Springer, Doğanay M, Altıntaş N (Editörler). Zoonozlar. Bilimsel Tıp Yayınevi, 2009, Ankara.

50 TARIMDA ÇALIŞANLARDA SU İLE BULAŞAN HASTALIKLARIN KONTROLÜ Prof. Dr. Günay SAKA Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Diyarbakır Tarımda sulama ve tarımda çalışanlar Yaşam için vazgeçilmez olan su ve su kalitesi herkes için en önemli konulardandır. Dünya üzerindeki temiz su miktarı sınırlıdır ve kalitesi sürekli baskı altındadır. Temiz suyun kalitesinin korunması, içme suyu ve gıda üretimi için çok önemlidir. Su kalitesi enfeksiyon etkenleri ve toksik kimyasal maddeler ile bozulabilir (1). Yaşamın tüm alanlarında ve tarımsal üretimde su gereklidir. Nüfus artışı, sanayileşme, tarımsal endüstrinin gelişmesi gibi nedenlerle bitkisel ve hayvansal ürün gereksinimi artmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması için suyun tarımda kullanımı tüm dünyada yaygınlaşmaktadır. (2). Son yılda nüfustaki artış ve tarım teknolojisindeki gelişmeler tarımsal endüstri için hayvansal ve bitkisel ürün gereksinimini arttırmıştır. Tarımsal üretimdeki bu büyüme toprak ve suyun kirlenmesinde artışla sonuçlanmıştır (3). Türkiye de de sulama alanları hızla genişlemektedir (4). Çukurova dan sonra GAP bölgesinde tarım alanları sulamaya açılmaktadır. Halen GAP bölgesinde gerçekleşme oranı %15 olduğu bilinmektedir. TUİK Hane Halkı İşgücü Anketi 2011 sonuçlarına göre Türkiye de ekonomik faaliyette buluna nüfusun %25,5 i ( ) tarım sektöründe çalışmaktadır(5,6). Tarımda çalışanlar aşağıdaki şekilde gruplandırılabilirler: 1. Ücretli: bir başkasının işinde gelir elde etmek amacıyla çalışanlar 2. Yevmiyeli (mevsimlik, geçici): başkasının işinde düzenli ve sürekli olmadan işine göre mevsimlik ya da geçici olarak iş buldukça çalışanlar 3. İşveren: kendi işinde en az bir ücretli veya yevmiyeli eleman çalıştıranlar 4. Kendi hesabına: tek başına veya ücretsiz aile fertleriyle birlikte gelir elde etmek için çalışanlar 5. Ücretsiz aile işçisi: hane halkının yaptığı işe yardım etmek amacıyla ücret almaksızın çalışan aile fertleri Tarımda çalışanlar eğer işveren (veya kendi hesabına çalışan) değilse toplumun düşük sosyoekonomik grubundandır. Özellikle gezici, mevsimlik tarım işçilerinin eğitim düzeyleri düşük, gelirleri yetersizdir. Başlıca sorunları; sanitasyon, barınma, eğitim, sağlık hizmetlerine erişememe, beslenme, pestisitler gibi mesleki zararlılara maruz kalma yanı sıra bulaşıcı hastalıklardır (6). Çoğunlukla olumsuz çevre koşullarında yaşamakta, sağlık hizmetlerine ulaşmakta da sorun yaşamaktadırlar. Mevsimlik tarım işçilerinin kendilerinin yanı sıra birlikte - aynı koşullarda - yaşadıkları diğer bireyler, özellikle çocuklar da risk altındadırlar. Tarımda çalışanlarda su ile bulaşabilen hastalıklar hem kullandıkları içme kullanma suyu hem de tarımsal sulama suyu aracılığı ile olabilir. Ayrıca yetersiz içme kullanma suyu nedeniyle de bazı hastalıklar ortaya çıkabilir. Küresel iklim değişikliklerinin de sudan kaynaklanan hastalıkları arttırabileceği belirtilmektedir (8). Başlıca su ile bulaşan hastalıklar 1. Su ile bağlantılı enfeksiyon hastalıkları bulaşma yolları dikkate alınarak 4 ana grupta değerlendirilebilir (9,10): 2. Sudan kaynaklananlar: İnsan ve hayvan dışkısı ile suya karışan hastalık etkeni mikroorganizmalar edilgen olarak taşınır ve bu kirli suyu kullananlara ulaşarak hastalık oluşturabilir: Tifo, kolera, hepatit A gibi. Su kaynaklı hastalıkların çoğu ishale yol açarlar. Dünyadaki ishal olgularının %88 i güvenli olmayan su, yetersiz hijyen ve sanitasyonla ilişkilidir. Bu hastalıklar çoğu çocuk 1,5 milyon kişinin ölümüne yol açmaktadır (11). Kontamine olmuş suların tarımsal sulamada taze sebze ve meyve yetiştirilmesinde kullanılması yoluyla da mikroorganizmalar ve parazitler tarım çalışanlarında ve bu ürünleri tüketenlerde hastalıklara neden olurlar. 3. Su yokluğundan kaynaklananlar: Yeterli temizlik yapılamayacağından ( kişisel hijyen, mutfak temizliği, giysiler v.b.) bazı hastalıklar ortaya çıkıp başkalarına da bulaşabilirler (sakabies, pedikülozis, trahom, basilli dizanteri gibi) 4. Suda yaşayan canlılarla bulaşanlar: Bazı parazit yumurtaları suda yaşayan omurgasız canlılarla ( salyangoz, midye v.b.) yerleşir ve gelişir: Olgunlaşan larvalar suya dökülür, bu su ile temas edilmesi veya 49

51 içilmesi ile enfeksiyon oluşabilir (şistozomiazis, hepatit A, salmonella). 5. Su ile bağlantılı vektörlerle bulaşanlar: Suda üreyen, su üzerinde yaşayan vektörler aracılığıyla bulaşan hastalıklar bu gruptandır (Sıtma, Tripanozomiazis, Sarı ateş, onkoserkayazis v.b.). Tablo 1: Su ile bağlantılı enfeksiyon hastalıkları (9,10,12) Hastalık Etken Kaynak Kaynaktan çıkış Bulaşma yolu Sudan kaynaklananlar Su yokluğundan kaynaklananlar Suda yaşayan canlılar aracılığıyla bulaşanlar Tifo, paratifo S. typhi, İnsan Dışkı Oral S.paratyphi Kolera V. cholera İnsan Dışkı Oral Hepatit A, E Hepatit A, E virusları İnsan Dışkı Oral Amipli dizanteri E. histolitica İnsan Dışkı Oral Basilli dizanteri Shigella dysanteria İnsan Dışkı Oral Gastroenteritler Virüsler, bakteriler İnsan, hayvan Dışkı Oral Dracunculiasis D. medinensis İnsan Dışkı Oral Skabies Sarcoptes scabies İnsan Deri Temas Pedükülozis Pdiculus capitis İnsan Deri Temas Trahom Chlamidia trachomatis İnsan Mukoza Temas İmpedigo Staf. Aureus strep. Pyogenes İnsan Deri Temas Dermatofitozlar Tinea İnsan Deri Temas Askariazis A.lumbricoides İnsan Dışkı Oral Lepra M. lepra İnsan Deri, burun Deri, akıntısı solunum Amipli dizanteri E. histolitica İnsan Dışkı Oral Basilli dizanteri Shigella dysanteria İnsan Dışkı Oral Enterobius E. vermicularis İnsan Dışkı Oral Trichuriasis T. Trichura İnsan Dışkı Oral Kancalı kurtlar N. americanus, A. duodenale İnsan Dışkı Deri Oral Paratifo S. Paratyphi İnsan Dışkı Oral Tifüs Riketsia prowazaki İnsan Kan Deri Şistozomiyazis S. mansoni, İnsan Dışkı Deri S. japonicum, hayvan S.hematobium Dracunculiasis D. medinensis İnsan Hayvan Dışkı İdrar Deri Oral 50

52 Su ile Malaria P. vivax, malaria, ovale İnsan Kan Deri bağlantılı Trypanosomiasis Trypanoma İnsan Kan Deri vektörlerle bulaşan Yellow fever Flavivirus İnsan Kan Deri hastalıklar Hayvan Onchocerciasis O. volvulus İnsan Kan Deri Dengue Dengue viruses İnsan Kan Deri Filariasis W. bancrofti İnsan Kan Deri Şistosomiasis: Mısır da Assuan barajı yapımı sonrası yaygınlaşan sulu tarım bu hastalığın prevalansını arttırmıştır (13, 14). Ülkemizde tarımsal sulamanın yaygınlaşmasıyla artması beklenen hastalıklardan biri de şistosomiasistir yılından beri Güneydoğu Anadolu illerinde sporadik olarak hastalık ve hastalık taşıyıcısı salyangozun varlığı gösterilmiştir (4, 15, 16). Sıtma: Türkiye, sıtmanın endemik olduğu ve ara sıra salgınlara yol açtığı bir ülkedir. İklim koşulları sıtma vektörünün çoğalması için çok uygundur. Ülkenin kuruluşundan beri, alınan değişik kontrol önlemlerine karşın, tekrarlayan sıtma salgınları ortaya çıkmıştır arası Çukurova bölgesinde, 90 lı yıllarda ise Güneydoğu Anadolu bölgesinde salgınlar yaşanmıştır. Sıtmanın epidemiyolojik görünümünde kötüye gidişe etki eden pek çok etken vardır. Çukurova ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan son salgınların nedenleri karşılaştırıldığında büyük benzerlikler görülmektedir. Vektör popülasyonunu artıran çevresel değişiklikler, sıtma parazitinin yayılmasını kolaylaştıran nüfus hareketleri yanı sıra çeşitli yönetsel ve teknik sorunlar salgınların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Günümüzde kontrol altına alınmış olan sorun, alınan önlemler sürdürülmezse yeniden ortaya çıkabilir (17). Su ile bağlantılı hastalıklarda enfeksiyon zinciri Sudan kaynaklanan hastalıklar başlıca hasta ya da taşıyıcı insan veya hayvan dışkısıyla kirlenmiş içme kullanma sularının içilmesi veya besin hazırlanmasında kullanılması sonucu ağız yoluyla olur. Uygun şekilde yok edilmeyen insan veya hayvan dışkısının içme kullanma suyuna, sulama suyuna karışması, buradan suyu içme yoluyla doğrudan veya kirli eller, besinler ve eşyalar aracılığıyla dolaylı olarak ağız yoluyla alınmaktadır. Arıtılmamış atık suların sebze, meyve yetiştirilmesinde kullanılması ve bu yiyeceklerin tüketilmesi yoluyla da özellikle barsak parazitleri, hepatit A, E bulaşabilmektedir. Su eksikliğinden veya yokluğundan kaynaklanan hastalıklarda da kaynak çoğunlukla insandır. Hastalık etkenleri insandan insana temas yoluyla bulaşmakta, bazıları yiyecek ve içeceklerle veya eller, eşyalar ve araçgereçler aracılığıyla ağız yoluyla vücuda girmektedirler. Burada suyun yokluğu veya azlığı sonucu kişisel hijyen ve temizliğin yapılamaması başlıca rol oynamaktadır. Bu iki grup hastalık tarımda çalışanlara özgü olmayıp olumsuz çevre ve sanitasyon koşullarının olduğu, yeterli ve temiz içme kullanma sularının bulunmadığı bütün yörelerde görülmektedir. Ancak tarımda çalışanlar özellikle mevsimsel işçiler göz önüne alındığında benzer koşullarda yaşadıkları görülmektedir. Üçüncü grup hastalıklarda hastalık etkeni yaşamının bir bölümünü kirli sularda yaşayan bazı omurgasız canlıların vücudunda geçirir. Schistosomiasis de de kaynak genellikle insandır. Dışkı veya idrarla vücuttan atılarak sulama suyuna karışan hastalık etkeni yumurtaları bir süre sudaki salyangozda yaşar. Salyangozdan çıkan yavrular (cercariae) insan derisine temas ederse penetre olup vücuda girer. Bu grup hastalığın sulu tarımda çalışan işçilere özgü olduğu söylenebilir. Suda üreyen veya yaşayan vektörler (sivrisinekler) aracılığıyla taşınan hastalıklar da da enfeksiyon kaynağı insandır. Bu grup hastalığın su ile ilgisi taşıyıcı vektörden dolayıdır. Bu vektörler hasta ya da taşıyıcı insandan beslenmek amacıyla kan emdiklerinde etkeni alırlar, başka insanlara da kan emerken bulaştırmış olurlar. Sulu tarımın yapıldığı sıcak ve ılıman bölgelerde tüm yaşayanları olduğu gibi tarımda çalışanları da etkileyebilirler. Kontrol önlemleri (9, 18) Kontrol önlemleri her grup hastalığın enfeksiyon zincirleri göz önüne alınarak hastalıklar ortaya çıkmadan önce ve sonrası için düşünülmelidir. Hastalıklar henüz ortaya çıkmadan önce insanlara ve çevreye yönelik ön- 51

53 52 lemler, çıktıktan sonra ise kaynağa bulaşma yollarına sağlam kişilere yönelik önlemler olarak ele alınabilir. Hastalıklar çıkmadan önce insanlara yönelik alınabilecek önlemler: Hastalıklar ortaya çıkmadan önce hastalıkların etkenleri, bulaşma yolları, sağlık etkileri, korunma yolları, bireysel temizlik gibi konularda yapılacak sağlık eğitimleri ile tarımda, özellikle sulu tarımda çalışanlarda olumlu davranış değişiklikleri geliştirilmeye çalışılmalıdır. Bu çeşit işçiliğin yaygın olduğu yörelerde toplum sağlığı merkezleri aile sağlığı merkezleri gibi temel sağlık hizmeti sunan kuruluşlar etkin rol üstlenmelidir. Bireysel temizlik konusunda özellikle mevsimli tarım çalışanlarına gerekli olanaklar sağlanmalıdır. Uygun barınma koşulları, yeterli ve temiz içme kullanma suyunun temini gereklidir. Su ile bağlantılı hastalıkların bazıları zoonoz olduğundan sulu tarımın yaygın olduğu yörelerde veterinerlik hizmetlerinin güçlendirilmesiyle hayvan sağlığı iyileştirilmeli. Hayvan atıklarının doğrudan suya karışması önlenmelidir. Schistosomiasis, sıtma, sarıhumma, dizanteriler, hepatitler, tifo, kolera, trahom bildirimi zorunlu hastalıklar olup yerel sağlık kuruluşlarınca bu hastalıkların bildirilmesi gereklidir (19). Sulu tarımın ve mevsimsel işçiliğin yoğun olduğu bölgelerde bu grup hastalıklara yönelik taramalar ile hasta ve taşıyıcılar bulunup tedavileri yoluna gidilmelidir. Şistozomiyazisten korunmak için tarım çalışanlarının durgun suyla temasını en aza indirmek, suya girerken çizme gibi koruyucular giymesini sağlamak gerekir. Sıtmadan korunmak için insan sivrisinek ilişkisini kesecek cibinlik kullanımı basit ve etkili bir yöntemdir. Sinek kaçırıcı veya öldürücü insektisitler diğer kontrol önlemleridir. Hastalıklar çıkmadan önce çevreye yönelik alınabilecek önlemler: İçme kullanma suları ve sulama sularının insan ve hayvan atıklarıyla kirlenmesine engel olacak önlemlerin alınması öncelikli olmalıdır. Bu bağlamda atıkların uygun şekilde yok edilmesi, gübreliklerin kontrolü gerekir. Kirli suların kullanılmadan önce arıtma, dezenfeksiyon işlemlerinden geçirilmelidir. Tarımda çalışan mevsimlik işçilerin yeterli ve temiz içme kullanma suyunun sağlanması önemlidir. Yerel sağlık örgütlerince suların denetimi yapılmalı, gerektiğinde suların dezenfeksiyonu sağlanmalıdır. Şistozomiyazis etkeninin üzerinde yaşadığı salyangozların yok edilebilmesi için sudaki bitki örtüsünün bozulması, sulama kanallarının açılması, suyun akış hızının değiştirilmesi yoluna gidilebilir. Sulu tarım nedeniyle oluşabilecek jit alanlarının (sivrisinek üreme alanları) oluşmaması için önlemler alınmalıdır. Bu amaçla su birikintilerin oluşmaması için drenaja önem verilmelidir. Biyolojik veya kimyasal larva mücadelesi uygulanabilir. Hastalıklar çıktıktan sonra kaynağa yönelik alınabilecek önlemler: Suda yaşayan ve suda üreyen canlılar aracılığıyla insanlara bulaşabilen şistozomiyazis ve sıtma gibi hastalıklar yanısıra doğrudan su aracılığıyla bulaşan veya su azlığında ortaya çıkan tifo, hepatitler, dizanteriler, gastroenteritler, scabies, pedikülosis, askariasis gibi hastalıklarda ortak kaynak genellikle insandır. Bu durumda hastalık belirtisi gösteren veya taşıyıcı olan bireylerin saptanması, kesin tanılarının konup tedavilerinin sağlanması hastalıkların kontrolünde etkili olacaktır. Sıtma için endemik bölgelerde aktif ve pasif sürveyansa önem verilmelidir. Tarımda yaşayanların sosyoekonomik özellikleri yaşam koşulları göz önüne alınarak bu gruplara sağlık hizmetlerinin götürülmesi gereklidir. Mevsimlik tarım işçilerinin yerleştiği ilçenin Toplum Sağlığı Merkezince bu hizmetler planlanmalıdır. Su ile bağlantılı hastalıkların zoonoz olanları için (salmonellosis, trypanosomiasis, gastroenteritler, hepatovirüsler, giardia, ascaris, tenia v.b ) hayvan sağlığı hizmetleri önemlidir. Hasta hayvanların tedavisi veya yok edilmesi düşünülebilir. Hastalıklar çıktıktan sonra bulaşma yollarına yönelik alınabilecek önlemler: Sularla ilişkili hastalık kontrolünde çevre koşullarının düzeltilmesine yönelik önlemler etkilidir. El yıkama başta olmak üzere bireysel temizlik önemlidir. Tarımda çalışanların bireysel temizliklerini yapabilmelerini sağlamak öncelikle su olmak üzere gerekli koşullar sağlanmalıdır. Gerektiğinde sular dezenfekte edilmelidir. İnsan ve hayvan dışkılarının uygun şekilde yok edilmesi, çöplük ve gübreliklerin kontrolü, yiyeceklerin temizliği hastalık etkenlerinin bireye ulaşmasını engelleyebilecek etkili önlemlerdir. Şistosomiasis için sulu tarımda çalışanların sulama suyuyla açık deri temasının olmaması gerekir. Zorunlu hallerde çizme, eldiven v.b. kullanılmalıdır. Keza sulama suyunda salyangoz olup olmadığı varsa eliminasyonu gerekebilir. Sıtma kontrolü için biyolojik veya kimyasal larva ve erişkin sivrisinek mücadelesi ve insan

54 sivrisinek temasının engellenmesi uygundur. Hastalıklar çıktıktan sonra sağlam kişilere yönelik alınabilecek önlemler: Bu grup hastalıkların rutin uygulamada olan aşısı yoktur. Tifo, kolera, hepatit A, Yellow fever aşıları endemik yörelerde çalışacak tarım işçileri için uygulanabilir. Sıtma için riskli bölgelere gidecekler için kemoprofilaksi uygulanabilir. Su ile bağlantılı hastalıkların özellikleri, sağlık etkileri, korunma yöntemleri gibi konularda sağlıklı bireylerin eğitimi önemlidir. Öğrenim düzeyi düşük olan mevsimlik tarım işçilerinin sağlık eğitimi için fırsatlar yaratılmalıdır. Tarımda çalışanların sağlık sorunlarının önlenmesi çözümü için tarım, hayvan sağlığı ve sağlık sektörünün birlikte çalışmaları gereklidir (20). Kaynaklar: 1. (erişim 13,03,2012) 2. Water in Agriculture Eds: Vang Seng, Eric Craswell, Shu Fukai and Ken Fischer ACIAR Proceedings No. 116e (printed version published in 2004) 3. (erişim 11,03,2012) 4. Harmancıoğlu N, Alpaslan N, Beolee, E. Irrigation, health and environment: A review of the litereture from Turkey. Colombo, Sri Lanka: International Water Management Institute (IWMI working paper ), (erişim ) 6. Bakırcı N. Tarımda çalışanların sağlığı ve güvenliği. Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi 2011;39: Wilk VA. Migrant and seasonal Farm Workers. In Maxy-Rosenau-Last Pblic Health&Preventive Medicine fourteenth edition, Wallace RB (edit), McGraw-Hill 8. McMichael AJ, Campbell-Lendrum DH, Corvalan CF et.al. Climate Change and Human Health. Wold Health Organization, Geneva, Aksakoğlu G. Bulaşıcı Hastalıklarla Savaşım, Üçüncü Yazım, İzmir (Sayfa 96) 10. Clasen T, Sugden S. Water and Sanitation. In Oxford Textbook of Public Health fifth edition Detel R, Baeglehole R, Lansang MA, Gulliford M (edit). Vol 1, Oxford University Press WHO, Safer Water, Beter Health: costs, benefits and suistanability of interventions to Project and promote health. WHO, 2008 (http://whqlibdoc.who.int/publications/2008/ _eng.pdf, erişim 11.03,2012) 12. Benenson AS (edit). İnsanda Bulaşıcı Hastalıkların Kontrolü (Akyol M. Çev.) Hatipoğlu yayınevi, Ankara, Malek AE, Effect of the Aswan High Dam on prevalance of schistosomiasis in Egypt. Trop Geogr Med,1975, Dec; 27(4): Strickland GT, Abdel-Wahab MF. Schistosomiasis on the Aswan high Dam lake. Egyptyan Journal of Bilharziasis 12(1), 1990, pp Sesem R, Yıldırım MZ. Life cycle of Bulinus trancatus under laboratory conditions. Acta Parasitologica Turcica 1994; 18: Irmak H. Sularla İlgili Hastalıklar. Sağlık Bakanlığı yayın no 727, Ankara, Saka G. İlçin E. Çukurova ve Güneydoğu sıtma epidemilerinin karşılaştırılması. İnfeksiyon Dergisi (Turkish Journal of Infection) 2005; 19 (3): Tekbaş ÖF. Çevre Sağlığı, Ankara, 2010, sayfa TC Sağlık Bakanlığı. Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirim Sistemi Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuar Rehberi, Ankara, Eylül Hawkes C, Ruel M. The links between agriculture and health: an intersectoral opportunity to improve the health and livelihoods of the poor. Bulletin of the World Health Organization, December 2006, 84(12):

55 TARIM ÇALIŞANLARINDA ÜREME SAĞLIĞI SORUNLARI Prof.Dr.Ayşe AKIN Yrd.Doç.Dr.Elif DURUKAN Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Ankara Tarım işçiliği dünyada en yaygın istihdam alanıdır (1). Türkiye İstatistik Kurumu nun verisine göre 2011 yılında istihdam edilenlerin %25.4 ünün tarım sektöründe olduğu görülmektedir (2). Aileleri ile birlikte düşünüldüğünde nüfusun önemli bir kısmının tarım işçiliği ile ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. Mesleksel maruziyetler ve iş sağlığı ile ilgili risklerin tanımlandığı ilk endüstrilerden birisinin tarım olmasına rağmen, modern koruyucu hekimlik ve iş sağlığı çalışmalarında bu alan genellikle göz ardı edilmiştir (3). Tarım endüstrisi çiftçilik, hayvan çiftliği, balıkçılık ve ormancılığı içermekte ve bu alanların tümü kaza, yaralanma ve hastalık oluşumu için risk taşımaktadır (1). Tarım işçileri her yaş grubu ve cinsiyetten olabimektedir, çoğunluğu göçmen tarım işçileridir ve yaşam koşullarının da beraberinde getirdiği sağlık risklerine sahiptirler (1). Tarım endüstrisinde iş sahipleri, tarım işçileri ve aileleri tarımsal makine-teçhizatın kullanımı, pestisit ve gübre uygulaması, ekipman yapımı ve kullanımı, çiftlik hayvanları ile içiçe bulunmak gibi nedenlerle kaza, yaralanma, zehirlenme ve hastalıkla karşı karşıya kalmaktadır (3). Tarım çalışanlarında geliştiği bilinen ve en çok incelenen, üzerinde durulan durumlar kazalar, kanser dışı solunum sistemi hastalıkları ve dermatitlerdir (4,5). Aşırı sıcak, soğuk, yağmur, güneş ışınları, çalışırken sürekli eğilip kalkmak, tırmanmak, ağır yük taşımak gibi nedenle kasiskelet rahatsızlıkları da sık görülmektedir (6). Pek çok ülkede yaplan çalışmalarda tarım çalışanlarında Hodgin hastalığı, lösemi, multiple myeloma, Nonhodgin lenfoma, dudak, mide, prostat, deri (melanotik ve melatonik olmayan), beyin ve bağ doku kanserlerine bağlı mortalitenin genel populasyona göre daha yüksek olduğu bildirilmektedir(4). Bu durum tarım işçilerinin güneş maruziyeti, beslenme durumları, kontamine içme suyu kullanmaları ve pek çok kimyasal ve biyoljik ajana maruz kalmaları ile açıklanmaktadır (1,3,4,6). Trarım işçileri pestisidler, hayvan virüsleri, mycotoxinler, toz, fosil yakıtlar, yağlar, tarımsal araçların egzozu, gübre gibi pek çok etkene sürekli veya aralıklı olarak maruz kalmaktadır (3-8). Özellikle pestisitler kanserlere neden olmaktadır (4, 7,8). Tarım çalışanlarının özellikle de kanser dışı sağlık sorunları ise sinir sistemi, böbrekler, solunum ve üreme sistemi ile ilgilidir (4, 9,10). Bu yazı kapsamında özellikle üreme sistemi ve üreme sağlığı ile ilgili sorunlar üzerinde durulacaktır. Uzun süre ayakta kalma ve eğilip kalkma, aşırı yorgunluk, dehidrasyon, kötü beslenme, pestisid ve kimyasal maruziyeti kendiliğinden düşük, premature doğum, fetal malformasyon ve büyüme geriliği va postnatal anormal gelişme riskini artırmaktadır (6, 11,12). Düşük sosyoekonomik düzey, bu grupta sık ratlanılan genç anne yaşı, hiç doğum öncesi bakım alınmaması/ geç ya da yetersiz alınması, hem anne hem bebek için sağlık risklerini artırmaktadır (12). Göçebe tarım işçilerinde bebek ölümü normal poulasyondan daha yüksek, kimi ülekelerde yaklaşık 2 katıdır (6,13). Amerika da yapılan bir çalışmada tarım işçisi kadınların %24.2 sinin en az bir kendiliğinden düşük veya ölü doğum yaptığı (6); İspanya da yapılan bir araştırmada tarım işçilerinde düşük doğum ağırlıklı bebek prevalansının %6.2 ile diğer iş gruplarına göre daha yüksek olduğu bildirilmiştir (14). Tarım çalışanlarında prostat, testis, rahim ve serviks kanserlerinin genel popülasyondan daha yüksek sıklıkta görüldüğü bildirilmiştir (6, 15) A. Kimyasallardan kaynaklanan üreme sağlığı sorunları 1. İnfertilite Tarımsal alanda çalışanlarda mesleksel ve çevresel kimyasal maruziyeti ile erkek infertilitesi arasında ilişki saptanmıştır. Dibromokloropan, etilen dibromid, karbaril, klordekon (kepon), tetraklorodibenzo-p-dioksin (TCDD) gibi pek çok pestisid düşük sperm kalitesi ve azalmış fertilite/infertilite ile ilişkilidir (16). Kadınlarda infertilite ile tarım işçiliği arasında ilişki olduğunu blidiren çalışmalar da mevcuttur,ancak bu ilişkiyi doğrulayacak direk maruziyeti değerlendiren çalışmalar yoktur (17). Bir infertilite kliniğinde tedavi gören kadınlarda Serum ve folliküler sıvıda DDT nin bir metaboliti olan p,p-dde yüksekliği ile düşük fertilizasyon 54

56 hızı arasında ilişki saptanmıştır (17, 18). Fuortes ve ark. nın bir çalışmasında tarım çalışanı kadınlarda infertilite riskinin arttığı gösterilmiştir (19). Aynı çalışmada over veya tubal kaynaklı bir infertilite nedeni saptanma olasılığının tarım çalışanlarında 4-16 kat daha yüksek olduğu belirlenmiştir (19). 2. Gebelik sonuçları Anne ve/veya babanın pestisit maruziyeti ile kendiliğinden düşük riski artmaktadır (17). Babanın Dibromokloropan maruziyeti bu riski 3 kat artırmaktadır. (17). Çinli kadınlarda yapılan bir araştırmada serum DDE seviyesi ile artmış kendiliğinden düşük insidansı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (20). Ontarioda yürütülen çalışmalarda da babanın ditiyokarbamat ve karbaril kullanımı ile düşük riski ilişkili bulunmuş; Kolombiya da da hem çiçek yetiştiricisi kadınlar hem de erkek çiçek yetiştiricilerin eşlerinde kendiliğinden düşük riskinin genel populasyondan yüksek olduğu belirlenmiştir (17). Tarım işçiliği erken doğum, intra uterin gelişme geriliğine veya düşük doğum ağırlıklı bebek doğurmaya neden olabilmektedir (17). Kanada da herbisid maruziyeti ile erken doğum arasında ilişki gösterilmiştir. Kırsal Iowa da içme suyunda atrazin ve diğer herbisid seviyelerinin yüksekliği ile intrauterin gelişme geriliği riskinin arttığı belirlenmiştir (21). Maternal pestisid kullanımı düşük doğum ağırlığı ile ilişkilidir (17). 3. Doğum defektleri Norveç te doğum kayıtları incelenerek yapılan bir araştırmada pestisid kullanımının yoğun olduğu Nisan-Hairan aylarında pestisid maruziyeti ve bu dönemde meydana gelen konsepsiyonun bebekte santral sinir sistemi defektleri, nöral tüp defektleri, uzuv eksiklilkleri, hipospadias ve kriptorşidizm gibi genitouriner defektlerin görülme riskini arttırdığı gösterilmiştir (22). Annenin tarım işçisi olması ile bebekte yarık dudakyarık damak görülmesi arasında ilişki saptanan bir çalışma mevcuttur (23). Babanın tarım çalışanı olması ve pestiside maruz kalması ile bebekte doğumsal defekt görülmesi arasında kesin ilişki saptanmamıştır (17). İspanya da annenin ilk trimesterda pestisid maruziyeti ile santral sinir sistemi defektleri ve yarık-dudak yarık damak anomalis arasında kuvvetli ilişki olduğu gösterilmiştir(17). Filipinlerde de yoğun yüksek doz pestisid kullanımının, doğum defekti riskini artırdığı belirlenmiştir (17). 4. Çocukluk çağı kanserleri Anne babanın tarım çalışanı olması ve tarımsal maruziyetleri ile çocukta kanser görülmesi arasında kesin ilişki gösterilmemiş olmakla birlikte, uluslarası bir çalışmada çocukluk çağı beyin tümörleri ile annenin ciftlik hayvanları ile bir arada bulunması, çiftlikte çalışması ve pestisid maruziyeti arasında nedensel ilişki olduğu bildirilmiştir, ancak bununla ilgili kesin kanıt yoktur (17). Kuzey Almanya ve birkaç ülkede Anne babanın mesleksel olarak pestisid maruziyeti lösemi, çocukluk çağı beyin tümörleri, Wilm s tümörü ve Ewing Sarkomu ile ilişkili bulunmıştur (17). Norveçte arasında anne babanın tarımsal alanda çalışarak belirli bazı gübrelere maruziyetinin özellikle seminom olmak üzere, testiküler kanser hızını artırdığı saptanmıştır (17). Küçük bir grupta yapılan bir çalışmada da anne babanın pestisid maruziyetinin renal kanser riskini artırdığı bildirilmiştir (17) B. Üreme Sağlığı Açısından Risk Yaratan Biyolojik Etkenler Toxoplasma, riketsiyal enfeksiyonlar, Psittacosis, bruselloz, malarya, lyme hastalığı gibi pek çok enfeksiyon tarım işçilerinde üreme sağlığı sorunlarına neden olabilmektedir. Toxoplasma enfeksiyonu fetal ölüm veya kalıcı nörolojik defekt; riketsiyal enfeksiyonlar düşük, ölü doğum, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum; grip benzeri enfeksiyon tablosu yaratan chlamydia psittaci fetal ölüm, düşük ve prterm doğum; bruselloz bebekte düşük doğum ağırlığı ile birlikte gelişme geriliği, ateş, sarılık ve hepatosplenomegali ile kendini gösteren neonatal bruselloz; malarya preterm doğum ve intrauterin gelişme geriliği, ölü doğum; Lyme hastalığı ölü doğuma neden olmaktadır (17) C. Üreme Sağlığı Açısından Risk Yaratan Fiziksel Riskler Tarım çalışanlarında üreme sağlığını etkileyen fiziksel riskler genellikle gebelik süresince yapılan fiziksel aktivitedir. Tarım işçiliğinde üreme sağlığını etkileyen fiziksel risklerle ilgili birkaç çalışma mevcuttur. Tarım 55

57 işçiliğinde fizik işgücü, ağır kaldırma, uzun çalışma süreleri ve vardiyalı çalışma gibi faktörlerin gebeliği olumsuz etkilediği gösterilmiştir (1,3,6,17). Eğilip kalkma ve ağır kaldırma gibi abdominal basıncı artıran işler, günde 6 saatten uzun süre ile ayakta kalma, haftada 40 saaatten fazla çalışma kendiliğinden düşük ve preterm doğum insidansını artırmaktadır. Fizksel güç gerektiren işler ile düşük doğum ağırlığı arasında bir ilişki saptanmamıştır; sadece bir çalışmada haftalar boyunca ağır işlerde çalışan gebelerin bebeklerinin doğum ağırlığnın biraz daha düşük olduğunu göstermiştir. Çalışma ortamında sürekli 85dB ve üzerindeki gürültü düşük doğum ağırlığı ile ilişkilidir. (17). Tarım çalışanı kadınların gebelikleri süresince çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi, bu sağlanamıyorsa, daha fazla doğum bakım hizmeti almalarının sağlanması son derece önemlidir. TÜRKİYE DE DURUM Türkiye de çok büyük bir kadın nüfusu, yoğun olarak tarım sektöründe çalışmaktadır. Özellikle az topraklı ve topraksız ailelerde geçici veya mevsimlik tarım işçiliği yaparak tarım işçiliğinin her aşamasına katılmaktadırlar (24). Kilis te yapılan bir araştırmada tarımda çalışan kadınların %45 inin sosyal güvenlik kapsamında olmadığı ve kadınların eğitimi, çevre ile ilişkileri, ücret yapısı, çalışma ve yaşam koşullarının önemli sorunlar olarak ortaya çıktığı görülmüştür (25). Tarım işçisi kadınlar doğum öncesi ve sonrası bakım alamamakta, istemsiz düşükler, ölü doğumlar, aşırı doğurganlık, erken gebelikler ve gebelikle ilişkili sağlık sorunları sık görülmektedir. Tarım işçisi ailelerin kapsamlı ve ulaşılabilir sağlık hizmetine ihtiyaçları fazla iken, kentsel alanların dışında tarlalarda yaşamaları, sık yer değiştirmeleri, sağlık güvencelerinin olmayışı, sağlıklarını koruma bilgilerinin olmayışı nedeniyle hizmete erişememektedirler. (25,26). Türkiye de tarımda çalışan aileler, yaklaşık 7-8 ay yaşadıkları tarım alanlarında çadır ya da biriket kulübelerde barınmaktadırlar. Bu alanlarda temiz içme-kullanma suyu temininde güçlük, tuvaletin olmayışı, atıklar, güneş, toz, böcek sokmaları, bilinçsiz tarım ilacı kullanımı önde gelen çevresel riskleri oluşturmaktadır. En sık görülen durumlardan biri trafik kazalarıdır. Mayıs-Ekim arasında basında yer alan trafik kazaları içerisinde mevsimlik tarım işçilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir (24, 26) SONUÇ Kadın ve erkek tarım çalışanları ve tarım alanlarında yaşayanlar, geçici tarım işçileri genel sağlıkları ile ilgili risk altındadırlar. Ancak her iki cinsiyet, özellikle de kadınlar hem kendileri hem de doğacak çocukları ile ilgili olarak üreme sağlığı açısından çok daha fazla sağlık riski taşımaktadırlar. Tarım işçilerinde, biyolojik ve kimyasal ajanlara maruziyeti ve fizksel yükten kaynaklanan riskleri kontrol altına almak, fertilite ve sonraki jenerasyonda çocukta oluşacak olumsuz etkileri önlemek amaçlı programlar uygulanması gerekmektedir. Stratejiler mümkünse kimyasal ajanların kullanımının azaltılması hatta eliminasyonu, kişisel koruyucu kullanımının sağlanması, çalışma koşullarının ve hijyenin iyileştirilmesi, çlışanların eğitimi, bilinçlendirilmesi, biyolojik maruziyetlerin önlenmesi ve annenin fiziksel güç gerektiren işlerde çalışma saatleri ve yoğunluğunun azaltılmasına yönelik olmalıdır. Tarımda çalışanları kapsayan sosyal güvenlik sisteminin kapsamında olmaları ve bağlantılı olarak sağlık hizmetinden yararlanmaları aynı zamanda işçi sağlığı iş güvenliği kapsamında ele alınmaları gerekmektedir. Bu gruba verilecek hizmetlerin özellikle de üreme sağlığı hizmetlerinin, çalışma özelliklerine, mekânlarına uygun ve uyumlu olarak ve mutlaka çalıştıkları yörelere düzenli olarak ulaşabilen mobil sağlık hizmet modeli ile kendilerine koruyucu, erken tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaştırılması sağlanmalıdır. Bu konuda Türkiye ye en uygun olabilecek hizmet modellerinin geliştirilerek özellikle de geçici tarım işçilerinin bulunduğu alanlarda rutin olarak uygulanması, o gurubun sağlık hakkının teslimi sosyal devletin görevi olmalıdır. KAYNAKLAR 1. Frank AL, McKnight R, Kirkhorn SR ve ark. Issues of agricultural safety and health. Annu Rev Public Health. 2004;25: (erişim tarihi: 08/03/2012) 3. Chaudhuri RN. Occupational health problems among agricultural and plantation workers. J Indian Med Assoc 2000;98(8):439-41, Alavanja MCr, Sandler P, McCaster SB ve ark. The Agricultural Health Study. Environl Health Perspect 56

58 1996; 104(4): Hunter s diseases of occupations, 8th ed (Raffle PAB, Adams PH, PJ Baxter, WR Lee, eds). Boston:Little, Brown Co. 1994;490, Hansen E, Donohoe M. Health issues of migrant and seasonal farmworkers. J Health Care Poor Underserved 2003; 14(2): Sordillo PP, Markovich RP, Hardy WD. Search for evidence of feline leukemia virus infection in humans with leukemia, lymphomas, or soft-tissue sarcomas. J Natl Cancer Inst 1982;69: Morrison HI, LWilkins K, Semenciw R ve ark. Herbicides and cancer. J Natd Cancer Inst 1992; 84: Greaves IA. Agricultural health: exposure to toxic substances. Health Environ Digest 6(4):1-4 (1992). 10. Baker SR, Wilkeson CF, eds. Advances in modern environmental toxicology, vol XVIII. The effects of pesticides on human health: exposure to pesticides. Princeton, NJ:Princeton Scientific Publishing Co. 1990; Gwyther ME, Jenkins M. Migrant farmworker children: Health status, barriers to care, and nursing innovations in health care delivery. J Pediatr Health Care 1998;12(2): Smith KG. The hazards of migrant farm work: An overview for rural public health nurses. Public Health Nurs 1986;3(1): Slesinger DP, Christenson BA, Cautley E. Health and mortality of migrant farm children. Soc Sci Med 1986;23(1): Ronda E, Regidor E. Higher birth weight and lower prevalence of low birth weight in children of agricultural workers than in those of workers in other occupations. J Occup Environ Med Jan;45(1): Zahm SH, Blair A. Cancer among migrant and seasonal farmworkers: An epidemiologic review and research agenda. Am J Ind Med 1993 Dec;24(6): Petrelli G, figa-talamanca I. Reduction in fertility in male greenhouse workers exposed to pesticides. Eur J Epidemiol 2001;17: ,. 17. Goldberg R. L, Janssen S. Reproductive Hazards. Agricultural Medicine, A Practical Guide. Eds: Lessenger J.E. Springer, 2006, Younglai EV, Foster WG, Hughes EG ve ark. Levels of environmental contaminants in human follicular fluid, serum, and seminal plasma of couples undergoing invitro fertilization. Arck Environ Contam Toxicol 2002; 43: Fuortes L, Clark MK, Kirchner HL ve ark. Association between female infertility and agricultural work history. Am J Ind Med 1997; 31: Korrick SA, Chen C, Damakosh AI ve ark. Association of DDT with spontaneous abortion: a casecontrol study. Ann Epidemiol 2001; 11: Munger R, Isacson P, Hu S ve ark. Intrauterine growth retardation in Iowa communities with herbicide contaminated drinking water supplies. Environ Health Perspect 1997; 105: Kristensen P, Irgens LM, Andersen A ve sark. Birth defects among offspring of Norwegian farmers Epidemiology 1997;8: Engel LS, O Meara ES, Schwartz SM. Maternal occupation in agriculture and risk of limb defects in Washington State, Scand J Work Environ Health 2000;26: Yıldırak N, Gülçubuk B, Gün S ve ark. Türkiye de Gezici ve Geçici Kadın Tarım İşçilerinin Çalışma ve Yaşam Koşulları ve Sorunları Uluslar arası Çalışma Örgütü Türkiye Temsilciliği, 2002 Ankara (http:// /eurpro/ankara/publ/kadintarim.pdf) (erişim tarihi: 04/04/2009) 25. Türk NK. Kilis ili Elbeyli ilçe merkezindeki kadın tarım işçilerinin sosyal ve ekonomik yapıları Ankara Üniver sitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. Ankara Bakırcı N. Tarımda çalışanların sağlığı ve Güvenliği. TTB mesleki sağlık ve güvenlik dergisi 2011; 39:

59 TARIM İŞ KOLUNDA KAZALAR VE YARALANMALAR VE KORUNMA Prof.Dr. Melikşah ERTEM İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Karşıyaka Halk Sağlığı Laboratuarı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nun iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin istatistikleri ne göre, 2007 yılında 80 bin 602 iş kazası yaşandı, 1208 meslek hastalığı vakası tespit edildi. Bunların 1044 ü ölümle sonuçlandı ve her yüz kişiden biri 2007 yılında iş kazası geçirdi (1). SGK verilerine göre, 2007 yılında en fazla kaza yaşanan sektör 11 bin 224 iş kazası ile toplam kazaların yüzde 13,9 unu oluşturan metalden eşya imalatı (makine hariç) oldu. Bunu yüzde 9,4 ile inşaat, yüzde 7,8 ile kömür madenciliği, yüzde 6,9 ile dokuma sanayi ile nakil araçları imali, yüzde 6,8 ile makine imal ve tamiratı, yüzde 6,3 ile taş, toprak, kil, kum imali ve yüzde 5,6 ile nakliyat sektörleri izledi. Görüldüğü gibi tarım iş kolu kazaları istatistiklere girememiştir. Bunun nedeni tarım iş kolunda kazaların olmaması değil, SGK kayıtlarına girmemesidir. Aslında tarım iş kolunda daha çok genç yaş grup çalışanlarını ilgilendirmek üzere kazalar oldukça sık görülmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde tarım iş kolunda 2000 yılında iş kazası insidansı 100 binde 7 olduğu ve her yıl 806 iş kazası nedeniyle ölüm olduğu rapor edilmiştir (2). İş kazalarının izlendiği 15 Avrupa Birliği ülkesinde tarım iş kolunda iş kazası nedeniyle her yıl 674 kişi hayatını kaybetmektedir. Sözü edilen 15 AB ülkesinde her yıl ölümcül olmayan 300 bin kaza olduğu rapor edilmektedir. Chicago eyaletinde iş kazaları nedeniyle olan ölümlerin %10 unun tarımsal üretime bağlı olduğu ve yılları arasında diğer endüstrilerde ortalama fatalite hızı 100binde 3,9, tarım iş kolunda 100 binde 22,3 olduğu saptanmıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde diğer endüstrilerde 100 binde 5 olan ortalama fatalite hızı, tarım iş kolunda 100 binde 12,7 olarak rapor edilmiştir (3) TUİK in yaptığı çalışmada tarım iş kolunda son 12 ay içerisinde çalışmış olanların % 2 si bir iş kazası geçirmiş olduğunu belirtmiştir ve pek çok iş kolundan daha fazla iş kazası görüldüğü belirlenmiştir (4). Tarım iş kolunun diğer iş kollarından ayıran en önemli özelliklerinden biri tarım işçisinin maruz kaldığı risklerin pek çoğuna ailelerinin de maruz kalmasıdır. Tarım işletmelerinin çoğunlukla aile işletmeleri olması yanında aile üyelerinin yaşam alanları içinde tarım işinin yürütülmesi bunda etkilidir. Tarım iş kolu kazaları ve meslek hastalıklarının 18 yaş altı çocukları yada 65 yaş üzeri grubu daha çok etkilemesi bu iş kolunun daha çok aile işletmelerinden oluşması ve günlük yaşam alanıyla çalışma alanlarının iç içe olmasından kaynaklanmaktadır. Mevsimlik tarım işçiliği, 18 yaş altı ya da 65 yaş üzeri işçilerin daha sık olarak kazaya maruz kalmasının önemli nedenlerinden biridir. Mevsimlik tarım işçileri düşük ücretle, daha az güvenli koşullarda, sosyal güvenlik şemsiyesi dışında çalışmaktadır. Çoğunlukla küçük yaştaki, iş tecrübesi olmayan işçilerden oluşmaktadır. Bu durum kaza riskini artırmaktadır. Tarımda üretimi artırmak için kullanılan teknolojik ürünler beraberinde iş kazalarını da getirmektedir. Daha az organize, mesleki eğitim olanaklarına ulaşamayan tarım iş kolu çalışanları tarım makineleri ve diğer teknolojik ürünlerle ilişkili kazalara maruz kalmaktadır. Tarımda kullanılan kimyasallar, makineler, hayvanlar oldukça geniş çeşitlilikte riskleri doğurmaktadır. İş kazaları bir yandan üretimde düşmeye, maddi kayıplara neden olurken asıl önemlisi çalışanların sakatlanmasına, ölümüne yol açmaktadır. Gerek tıbbi bakım için yapılan harcamalar gerekse kazazedelerin yaşadıkları yoksunluklar, acılar, iş göremezlik durumları iş kazalarının ekonomik boyutunu oluşturmaktadır. İş kazalarının, iş güvenliği bilincinin geliştirilmesi ile engellenebilirliği söz konusudur. Çalışanları korumak, üretim güvenliğini korumak, işletme güvenliğini korumak iş güvenliğinin üç temel bileşenidir. Tarım iş kolunda da iş güvenliğini sağlamak iş kazalarını azaltırken neden olduğu ekonomik kayıplar da engelleyebilir. Tarım İş Kolunda İş Kazalarının Nedenleri: Gelişmiş ülkelerde tarımsal alanda çalışan işçiler toplam işçilerin %10 unu oluştururken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran %60 lara ulaşmaktadır. ABD de 2009 yılında tarım iş kolunda kişi çalıştığı ve iş kazası nedeniyle ölüm hızının 100binde 24,7 olduğu rapor edilmiştir. Bu ölümlerin en fazla (%36) yaş grubunda görüldüğü kaydedilmiştir. Gençlerdeki en sık kaza nedenleri %23 ile araç (traktör gibi) kazaları, %19 motorlu taşıt, %16 boğulmalar olarak sıralanmıştır (5). Gelişmiş ülkelerde bile tarım iş kolu kazalarını özellikle ölümcül olmayanları kayıt etmek ve istatistiksel 58

60 analizlerini yapmak pek olanaklı değildir. Kayıtların yetersizliği tarım iş kolu kazalarının gerçek nedenlerini saptamayı zorlaştırmaktadır. Tarım sektöründe çalışanların yaşlarının daha genç ya da daha yaşlı olması kazaların ölümcül olma riskini artırmaktadır. Tarım iş kolunda en sık traktör kazaları görülmektedir. Grafik 1 de 2004 yılında yayınlanan ABD kaynaklı verilerden elde edilmiş, tarım iş kolundaki iş kazası nedenleri sıralanmıştır. Görüldüğü gibi tarım iş kolu kazaları oldukça geniş bir spektruma sahiptir. (2) Grafik 1: ABD de tarım iş kolunda iş kazası nedenleri, ABD de ölümcül olan tarım iş kolu kazaları nedenleri incelendiğinde kazaların %47 sinin nedeninin taşıt kazaları olduğu görülür (Grafik 2). Taşıt kazaları dışında sert cisim çarpmaları, boğulmalar, düşmeler, ateşli silah yaralanmaları, hayvan nedenli kazalar ölüme neden olmuştur (aaa). Taşıt kazalarının %90 ınından fazlası traktör kazalarıdır. Grafik 2: ABD de yılları arasında 8338 tarımsal iş kolu kazası ölümünün nedenlerine göre dağılımı. Ölümcül olmayan kazalar en sık çiftlik hayvanı besleme, çiftlik işleri, tarla işleri, ürün işleme, tarım aleti işlerinde olmaktadır. Çiftlik hayvanı, traktör dışındaki makineler, toprak işleme aletleri, el aletleri, traktörler, ağaç aletleri, güç kaynakları, kamyon, diğer taşıtlar, sıvılar, pestisitler, kimyasallar kazaya neden olan materyallerdir. Ölümcül olmayan kazalarda düşmeler, sert cisim çarpmaları, kayma, takılmalar, zararlı etkene maruz kalma, yol kazaları, yanıklar, yorgunluktan düşmeler gibi olaylar gelişir. Tarım Makineleri Nedeniyle Olan Kazalar: Traktör kazaları tarım makineleriyle olan kazaların en fazla sayıda görülenidir. Traktör kazaları tarım iş kolu kazalarının %36 ile %55 arasında değişmektedir. Tablo1 de farklı ülkelerdeki istatistiklere göre traktör kazalarının ağırlığı gösterilmektedir. ABD de 1992 ile 2009 yılları arasında olan ölümlerin %90 ı traktör kazalarıyladır (5). Tablo 1: Tarım iş kolundaki kazalar içinde traktör kazalarının ağırlığı. Yüzde Dönem Kaynak Finlandiya da tarım iş kolu kaza insidansının %55 i Rissanen, Taattola 2003 Kolombiya % ILO 2000 Kanada iş kazası olan ölümlerin %45 i Brison, Pickett 2003 Yeni Zelenda tarımda ölümlerin %37 si Horsburgh 2001 ABD de tarımda raporlanan ölümlerin %36 sı National Safety Council, 1999 Traktör kazaları arasında devrilmeler, traktör altında ezilmeler, kuyruk mili yada aktarma organları arasında ezilmeler ile ilgili kazalar en sık nedenlerdir. Ürünün toplanması, işlemden geçirilmesi, taşınması ve boşaltılması 59

61 sırasında traktör kazaları olabilmektedir. Matkap, taşıyıcılar, çiftlik hayvanları besleme düzenekleri, toprak gübreleme aletleri gibi ek parçalar karmaşaya yol açıp kazalara neden olabilmektedir. Bunların içinde ne kadarının traktörden kaynaklandığını kestirmek olanaksızdır. Traktör kazaları nedenleri çarpışma, devrilme, takılma, traktör altında kalma, düşme, traktör bağlantılarına takılma, bağlantı arasına sıkışma vb. olarak sayılabilir. Traktör kazalarının nedenlerinin incelendiği çalışmada denge kaybı, yüksek hız, uygun olmayan zemin, kontrol kaybı, sürücü önsezi yanlışlığı gibi faktörler belirlenmiştir. Traktör kazalarının nedenleri Tablo 2 de sıralanmıştır (6). Tablo 2: Traktör kazalarının nedenlerine göre sıralanması. Kategori Neden Sayı(%) Traktörle ilgili Denge kaybı Yüksek hız Uygun olmayan zemin Kontrol kaybı 95 (17) 56 (10) 34 (6) 125 (22) Sürücü faktörü Sürücü önsezi eksikliği 145 (26) Diğer Sürücüsüz kazalar, trafik kazaları gibi 105 (19) TOPLAM 560 (100) Traktör kazalarında çocuk ölümleri de görülmektedir. Çocuk ölümleri genellikle fazladan yolcu taşınması nedeniyle olmaktadır. Traktörlerin güvenlik kabinlerinin olmaması ve kaza sonuçlarını ağırlaştırmakta, çoğunlukla ölümler, uzuv kayıplarıyla karşılaşılmaktadır. Çiftlik işlerinin neredeyse yarısı traktör gerektirmektedir. Traktör kazalarının en sık şekli devrilmelerdir ve en sık ölüme neden olan da devrilmelerdir. Emniyet kemeri, traktör kabini, koruyucu barlar traktör kazalarından ölümleri azaltabilecek önlemlerdir. Traktör kazalarının engellenmesi için uyulması gereken kurallar: Kabinli traktörlerin kullanılması ve emniyet kemeri, koruyucu barların kullanılması Hendek kenarları, büyük çukurlar, zeminin çok bozuk olduğu yerler, büyük kayalar, ağaç kütükleri vb. yerlerde traktör kullanmaktan kaçınma Tarlada yada yolda traktörlerin gereğinden fazla hızda kullanılmaması Rampada eğimden uzak durulması Traktörü özellikle çocuklar olmak üzere başkasının sürmesine müsaade edilmemesi Traktörle ilgili her türlü bilgiye sahip olunması Traktörün arkasına yavaş tehlikeli araç şeklinde uyarı yazılması Traktörde ekstradan yolcu taşınmaması Tarlada işi olmayan kişilerin uzaklaştırılması Benzinlikte, park ederken yada traktörü başka nedenle terk ederken motoru durdurmak, el frenini çekmek, anahtarı üzerinde bırakarak ve bağlantı parçalarını çıkararak bırakılması. Halka ayrılmış yollarda kullanırken uyarı ışığı yakılması Traktörün bakımının zamanında yapılması İlk yardım çantası taşınması Giysilerin traktörün hareketli parçalarına takılmasını engellemek için tertipli giyinilmesi Aracın el freni, tekerleri, hidroliğini, zincirlerini vb. kontrol edilmesi Uyku ilacı yada uykuya neden olan ilaçlar, alkol yada bağımlılık yapıcı madde ile traktör kullanılmaması (7) KAZALARDAN KORUNMA: Korunma yöntemlerini belirlerken kazaların nedenlerini anlamak ve bunlara yönelik önlemler almak gerekir. Kazaların nedenlerini kişiye ait ve çalışma ortamına ait nedenler olarak ikiye ayırabiliriz. Tarım kazaları düşünüldüğünde kaza nedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir (8). Bireysel faktörler: 60

62 18 yaş altı veya 65 yaş altı grup Erkek cinsiyet İş tecrübesi Madde bağımlığı, sigara ve alkol kullanımı Tehlike kaynaklarını bilmeme Tehlike kaynaklarını önemsememe Güvensiz davranış tarzını kolay seçenek olarak görme Çevresel/işin yürütüm koşullarına ait faktörler: Yüksek ısı, güneş altında çalışma Karmaşa içinde çalışma Makine ve aletlerle çalışma Pestisitler gibi kimyasallarla çalışma Hayvanlar Mevsimlik işçi olarak çalıştırılma Tarım iş kolundaki kazaları önleyebilmek için tarım iş kolunu daha iyi anlamak gerekir. Her şeyden önce tarım iş kolu bireylerin günlük yaşamlarıyla iç içedir ve maruz kalınan risk fark edilmemektedir. Tarım bireyler sosyal güvencesiz ve kayıt dışı çalıştıkları gibi kazalar da çoğunlukla kayıt dışı kalmaktadır. Tablo 3 de tarım iş koluyla diğer endüstri alanlarını birbirinden ayıran özellikler özetlenmeye çalışılmıştır. Tablo 3: Tarım iş kolunu diğer endüstrilerden ayıran ve kazaların engellenmesini etkileyen bazı özellikleri. Özellik Tarım iş kolu Diğer endüstri Çalışılan yer Doğal yaşam alanı Ev dışında ayrı bir yerde İş gücü Çalışma rutini Sağlık Gereksinimleri Acil Sağlık hizmetleri İşçilerin korunması ve güçlendirilmesi Yönetim ile işçi aynı kişi Çok değişken işyeri, kırsal alan Çocuklar, yaşlılar, eşler çalışma gücünün parçası. Sınırsız çalışma süreleri yada mevsimlik tarım işçileri İşle ilgili belirgin bir eğitim yok Çok değişik iş konuları Harman zamanı yada ekim zamanı gibi dönemlerde iş temposu çok yüksek Kullanılan araç gerecin tamirini kendisi yapar İşçiler seçilmeden gelir Çok sınırlı olarak sağlıkları izlenir Hijyenik hizmetlere çok sınırlı olarak ulaşırlar. Sağlık ve sosyal güvenlik şemsiyesi dışında kalırlar Tatil ve istirahat günleri belirgin değildir. Ulaşılabilirliği sınırlıdır Genellikle kendi başlarınadırlar. Rehabilitasyon çok sınırlı Çok sınırlı Kazalardan korunma 3 temel stratejiye sahiptir. Çalışma ortamında standartların iyileştirilmesi ve yasal düzenlemeler Tehlike kaynaklarına yönelik mühendislik önlemleri Yöneticiler ve işçiler ayrı İşçiler bir arada, gözlem yapmak kolay İşçiler yetişkinlerle sınırlı Haftada 40 saatle sınırlı Çalışanların işle ilgili belli bir eğitimi var Yapılacak iş çok belirgin ve sınırlı İş temposu belirgin Tamirat işleri için spesifik personel vardır. Tıbbi olarak işe uygun işçi seçilir Periyodik muayenelerle işçilerin sağlıkları izlenir Hijyenik hizmetler organizedir. Sağlık ve sosyal sigortası çalışma hayatıyla başlar ve güvence altındadır Belirlenmiş tatil ve istirahat günleri Ulaşılabilir Çalışma arkadaşları ilk yardım için eğitilmiştir Rehabilitasyon çoğunlukla organize Düzenli ve kuramsal 61

63 Güvenli davranış konusunda çalışanların eğitimi ve gelişiminin sağlanması Mühendislik önlemleri diğer stratejilerden daha etkinken kişilerin davranışlarında değişiklik yaratmak daha zor ve etkinliği daha sınırlıdır. Tarım iş kolunda kaza nedenleri ve bunların engellenmesi için yapılması gerekenler: KORUNMANIN 4 ÖĞESİ: Eğitim Kanun çıkarma/ kanunları uygulama Mühendislik önlemleri Ekonomik teşvikler ve cezaların uygulanması KAZALARA HALK SAĞLIĞI YAKLAŞIMI Kazaların sürveyansı. Problemin ne olduğunun tanımlanması için yapılır. Tüm kazaların kayıt altına alınması ve analizinin de yapılabileceği tarım iş kolu kazalarının kayıt edildiği bir sistem geliştirilmelidir. Bu sistem kolay ulaşılabilir, tüm ülkeyi yansıtır verileri içermelidir. Veri kaynaklarının iyi belirlenmesi ve veri kalitesinin sürekli izlenmesi gerekir. Sürveyans bulgularına göre risklerin tanımlanması yapılır. Kaza nedenleri ortaya konur. Kazaya neden olan faktörlerin etkisi ölçülebilir. Toplumun kendi sorumluluğunu almasının sağlanması: Çiftçi eğitim programlarının geliştirilmesi ve bu programlara kişilerin katılımını sağlayacak projelerin geliştirilmesi çok önemlidir. Sağlığı geliştirme programları iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını da içermelidir. Tarım iş kolundaki genç ölümleri de düşünerek gençlik gelişim programlarına kazalardan korunma projelerini entegre edilmesi yararlı olur. Bilgilendirme, bilinçlendirme çalışmaları internet de dahil olmak üzere tüm medya ortamını içermelidir. Bilinçlendirme programları mevsimlik tarım işçilerini de kapsamalıdır. Müdahale: Yapılan müdahalelerin neler olduğu, neler olabileceği, daha başka neler yapılabileceği sorularına cevap aranır. Müdahalelerin etkinliği irdelenir. Örneğin en sık görülen traktör kazalarını engellemek üzere traktör kullanma sertifikası geliştirilmelidir. Traktör sertifikası olmayanların tarlada traktör kullanması yasal yollarla engellenmelidir. Traktörlerin gençliğin hayatındaki önemi yaygınlaştırılmalıdır. Uygulama: Yapılan müdahalelerin ne düzeyde çalıştığının incelenmesi sağlanır. Çıktıların ölçülmesi: Yapılan müdahaleler etkin oldu mu sorusuna yanıt aranır. (9). KAZALARDAN KORUNMA Primer korunma: risklerin yok edilmesi Sekonder korunma: kazanın etkisini azaltma Üçüncül korunma: sağlık düzeyinin iyileştirilmesi PRİMER KORUNMA: Primer korunmada kaza riskleri saptanıp yok edilmesi gerekmektedir. Kaza riskleri 3 başlık altında toplanabilir. Hayvansal kazaların nasıl, nerede, ne zaman olduğu belirlenip buna göre eleminasyon çalışmaları planlanmalıdır. Çevresel nedenler Hayvanlar: Tahmin edilenden çok daha fazla kazaya neden olabilmektedir. Özellikle gece saatlerinde taşıt kazalarına neden olabilir. Hayvanların daha düzenli ve kontrol altında tutulması bu tip kazaları engelleyebilir. Düşmeler: Tarım iş kolunda yüksekte çalışma işleri de vardır. Düşmelerin azaltılması için alınacak standart işler yaralı olabilir Hava koşulları: Sıcak çarpmaları, donmalar, araçların bozulmasına bağlı kazalar görülebilir. Tıkanıklık: Silo, kuyu, bacalardaki tıkanıklıklar kazalara neden olabilir. Tarlada, ormanda yada yerleşim yerlerinden uzak tek başına çalışma şartları Kullanılan aletlere bağlı 62

64 Traktörler: devrilmeler, çiğneme gibi pek çok tipi vardır. Traktör kazalarını engellemeye yönelik projeler gelitirilmelidir. Güç kaynağına bağlı kazalar: Çiftliklerde kullanılan elektrikli aletler olan kazalar Koruyucu ekipman olmadan çalışma tarzı: Çoğunlukla çalışanlara koruyucu parçalar olmadan çalışmak daha kolay daha pratik gelmektedir. Tüm bundan dolayı sık sık kazalar gelişmektedir. Çiftçilerde güvenli çalışma bilinci geliştirilmeli bunun için eğitim çalışmaları yapılmalıdır. İnsan faktörü Yaş: Genç yaş kazaları özellikle tarım alanında büyük önem taşımaktadır. Gençlerin korunmasına yönelik projeler geliştirilmelidir. Açlık, bitkinlik: Tarım iş kolunda çalışan bireyler çoğunlukla yoksul ailelerdir ve tarım iş kolunda çalışma saatleri güneş altında saatleri alabilmektedir. Bu durum çalışma şartları düzeltilmelidir. Tecrübesizlik: Tarım iş kolunda fazlaca tecrübeye gerek olmadığı yolundaki yanlış inanış düzeltilmelidir. Tecrübesiz gençlerin daha sık kazaya maruz kalması unutulmamalıdır. Madde, alkol bağımlılığı: Madde ve alkol bağımlılığı ile mücadele edilmelidir. İKİNCİL KORUMA Kazaya yatkınlığı olan kişisel özellikteki işçilerin tıbbi muayenelerinin yapılması gerekmektedir. Tarım iş kolunda kazalara neden olabilecek hastalıkların taramaları yapılabilir. Örneğin tansiyon, alkol-madde bağımlılığı taramaları kazaları engelleyebilir. Tarım iş kolunda sağlık hizmetlerine ulaşım önemli bir sorundur. Kazalara acil müdahale edebilecek sağlık istasyonlarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Kazalarda ölümlerin azaltılmasında sağlık hizmetlerindeki organizasyon önemli yere sahiptir. Kaza anında kazazedeyi ilk gören arkadaşı yada aile üyesi, ilk karşılaşan sağlık personeli dışı yardım ekibi (itfaiye eri gibi), acil servis çalışanları, ikincil hatta üçüncül bakım yapan sağlık personeli ve rehabilitasyondan sorumlu personel birlikte organize olmalıdır. Kazalarda ölümleri artıran 3 temel neden sağlık merkezine geç getirilme, yaraların kirli kontanime olması, tavmanın oldukça büyük boyutta olmasıdır. Yaralanmalar genellikle işçilerin tarlada, herkesten uzak ve tek başına olduğu anda gerçekleşmesi gecikmelerde en büyük nedendir. Gecikmede bir başka neden sağlık merkezlerinin uzak olmasıdır. Bu tip bir gecikme kanamalı hastalar için çok daha önemlidir. Tarımda çalışılan ortam mikrobik kontaminasyon için uygun olduğundan yaralanmalar çoğunlukla toprak, gübre vs. ile kirlenmiştir. Çiftlik hayvanları için kullanılan antibiyotikler dirençli mikrobiyolojik ajanların çoğalmasına neden olur. Clostridium tetani yada Clostridium perfringens kontaminasyonu oldukça yaygındır. Acil müdahale ekiplerinin varlığı, iletişim yeteneği, uzmanlaşmış hasta nakil sisteminin varlığı kazalardan ölümleri önemli ölçüde azaltabilir. Sağlık çalışanlarının da tarım iş kolu kazaları konusunda eğitimli olması ve örgütlü olması değerli bir stratejidir. Çiftliklerde çalışanların ilk yardım becerisine sahip olmalarının sağlanması gerekmektedir. İlk yardım becerisine sahip bireyler tarım kazalarının temel tiplerini ; kazazedeye zarar vermemeyi ; kazazedenin daha fazla zarar görmesinin nasıl engellenebileceğini ; acil servisi ve acil hizmet birimlerine nasıl ulaşabileceği ve olayın yerini nasıl tarif edebileceğini bilmeli ve kardiyo pulmoner resüsitasyon becerilerine sahip olmalıdır. ÇOCUKLARIN KAZALARDAN KORUNMASI Çiftliklerde çocukların güvenle oynayabileceği alanlar oluşturulması ve bu alanların çiftlik işlerinden izole edilmesi etkili olabilir Traktör olsun biçer döver olsun pek çok tarım aracı kompleks bir yapıya sahiptir ve bu araçların kullanımı, temizliği, bakımında 18 yaşın altındakiler çalıştırılmamalıdır. Traktör yada tarım araçlarıyla çocukların yolcu olarak taşınmaması gerekir Çocuklar tarım aletleri kadar hayvanlara da ilgi duyarlar ve çiftlik hayvanlarının zararına uğrayabilirler. Bu nedenle çiftlik hayvanlarının bakımının, barınmasının sağlandığı alanlardan çocuklar uzak tutulmalıdır. Anne babaların çocuklarını koruma sorumluluğu geliştirilmelidir. Çocuklar için riskli iş ortamından uzaklaştırıldığından emin olunmalıdır. Küçük cüsseleri ve tehlikeyle başa çıkma becerilerinin düşüklüğü unutulmamalıdır. (10) 63

65 65 YAŞ ÜZERİ BİREYLERİN KAZALARDAN KORUNMASI Yaşlıların maruz kaldıkları kazalar aşağıdaki grafikte gösterilmiştir. Yaşlıların yaptığı işlerin listesini çıkarıp riskleri analiz edilmelidir. Örneğin kazaların pek çoğunda yaşlıların dalgınlığından kaynaklanmaktadır. Uzun çalışma saatleri yaşlılar için uygun değildir. Denge gerektiren işlerin yaşlılara yaptırılmaması gerekmektedir. Yüksek çalışma her zaman önemli riskleri beraberinde getirmektedir. TARIM MAKİNELERİYLE OLAN KAZALARIN ENGELLENMESİ Tarım makineleriyle olan kazaların en sık nedenleri dikkate alınarak bunlara yönelik önlemler alınmalıdır. Traktör yada diğer araç kazalarının en sık nedenleri: Sürücülerin dikkatsiz davranışları ve hızlı sürmeleri Araçtan düşmeler Hareketli aletin altında kalıp ezilmeler Devrilen aracın altında kalma Traktör devrilmeleri Ek araç ile traktör arasında sıkışma Traktörlerle ilgili olarak alınabilecek önlemler: Traktörlerin insan taşımak amacıyla kullanılmaması gerektiği bilincinin geliştirilmesi. Traktörlerde kabinlerin çıkarılmaması Traktör yada diğer tarım aletlerinin bakımlarının düzenli yapılması, eklemlerinin yağlanması vs. Eskimiş traktörlerin kullanılmaması, bu konuda AB standartlarına uyulması Traktör kabinlerinin temizliği, bakımının sağlanması Frenlerin iyi çalışması Hidroliklerin iyi çalıştığından emin olunması Traktör ile diğer araçların bağlantı noktalarının yıpranmamış olması Hidrolik sistemle ilgili önlemler Hidrolik hortumların denetlenmesi ve eskilerinin değiştirilmesi Hidrolik sızıntılarını parmaklarınızla kapatmaya çalışmaması Hidrolik sızıntıları bir damla bile olsa önemsenmesi Ölümcül olan tarım makineleriyle olan kazaların dağılımı şu şekilde olmaktadır. Kuyruk mili dolanmaları %32, bir makine parçasına yakalanma %18, makine parçası altında ezilme %17, makine yada kamyon çarpması %16, traktörle bir başka makine arasında sıkışma %11, makine parçası fırlaması %5 çeşitli ölümcül kaza nedenleridir. Makinelerle standart prosedürler çerçevesinde çalışmak kazaları engelleyebilecek bir yoldur. İşçiler makine ile ilgili olarak uygun bir eğitim almalıdır. Kullanılan makineye ait kullanım kılavuzu ve uyarıların dikkatle okunması sağlanmalıdır. Makine çalışırken etrafta özellikle çocukların olup olmadığı kontrol edilmelidir. Ma- 64

66 kinedeki tüm parçaların sağlam, iyi çalışmakta ve uygun yerinde olduğuna dikkat edilmelidir. Kuyruk mili tüm ölümcül kazaların %32 sini oluşturduğundan kuyruk mili çalışmalarında standart prosedürlerin dışına çıkılmaması önemlidir. Kuyruk mili dönen parçaların tamamen kapalı olmasından emin olunmalıdır. HAYVANLARLA OLAN KAZALARIN ENGELLENMESİ Hayvan kazalarının nedenleri, çok farklılık göstermekle birlikte, azgın boğanın çarpması, attan yada eşekten düşme, çiftlik hayvanları tepmeleri olarak sayılabilir. Hayvanların uygun bir şekilde ahırlanması, hayvanlara uygulanan işlemler sırasında uygun kafesleme işlerinin planlanması koruyucu önlemlerdir. Hayvanları beslerken, tımarlarken, bir yerden bir yere götürürken kaza riskleri düşünülerek planlamalar yapılmalıdır. DÜŞMELERE BAĞLI YARALANMALARI ENGELLEME Damdan, araçtan, kaygan zemin nedeniyle düşmeler gibi pek çok nedenle düşmeler tarım iş kolunda önemli bir yüke sahiptir. Bina yapılarının uygun olmaması, gereksiz kalabalık ve düzensizlikler düşmelere zemin hazırlayabilir. Bina aralarının dar ve kör noktaların olması tehlikenin nereden geldiğinin fark edilmemesine bu da kazalara yol açar. Bina aralarının yeterli genişlikte olması ve kör noktalara uyarıların asılması korunmada etkili olabilir. Özellikle damlarda korkulukların sağlam ve güvenilir yükseklikte olması düşmeleri engelleyebilir. Çalışılan zeminin kaygan olması kazaya yol açan önemli bir faktördür. Çiftliklerde doğası gereği engebeli bir alan üzerinde çalışılır ancak yine çalışılan alanda gereksiz hendekler, kanalların kapatılması da etkin bir önlem olabilir. Merdivenler yine kayıp düşmeler için tehlike kaynağıdır. Kısa süreli bile olsa merdiven kullanılacaksa maksimum önlem alınmalıdır. Merdiven sağlam bir yere fikse edilmeli yada bir yardımcı tarafından tutulmalıdır. Çiftlikte tahtalarla çakılarak elle yapılmış yada kırık, eskimiş merdivenler genellikle güvensizdir ve kullanılmamalıdır. Merdivenle ağır eşyalar taşınmamalıdır. Merdiven yerine bidon, kutu vs kullanmamak gerekir. Yüksekte uzun süreli çalışılacaksa iskele kullanılması daha doğru bir yaklaşımdır. Çatı kaplama malzemeleri genellikle insan ağırlığına dayanamayacak yapıdadır. Pek çok kez çatı kaplama malzemeleri kırılır ve çalışanların düşmesine neden olur. Çatıda çalışılacaksa uygun bir zemin hazırlanmalıdır. Çiftlik binaları yapılırken güvenlik önlemleri planlanmalıdır. Yangın güvenlik önlemleri alınmalıdır. Yanıcı patlayıcı malzemeler ve yanarak çalışan makineler izole edilmelidir. Yangın söndürücüler bulundurulmalıdır. Elektrik sistemi yangınlara neden olmayacak şekilde düzenlenmeli, yada onarılmalıdır. Yangın anında çiftlik ortamını acil boşaltma planı yapılmalıdır. ATÖLYE KAZALARINI ENGELLEME Çiftlikleri pek çoğunda atölye bulunur ve atölyelerde kazalar olabilir. Atölye bina yapısı sağlam, yangınlara, yıkılmalara dayanıklı olmalıdır. Zeminin kaygan olmaması ve soğuğu geçirmemesi için tahtadan yapılması tercih edilmelidir. Yanıcı yüzeylerden kaçınılmalı, yerlere gaz, yağ, benzin vs. döküldüğünde hemen temizlenmelidir. Aydınlatma çok önemlidir. Atölyede kullanılan kaldıraçlar, takozlar çok defa kazalara neden olur. Güç kullanan matkap, dişli aletler sık sık kazalara neden olur. Bu tip aletlerin bakımı, uygun parçalarla kullanımı sağlanmalıdır. Kullanılan kaynak makineleri, hava kompresleri de zararlı olabilir. KİMYASALLARLA OLAN KAZALARIN ENGELLENMESİ Tarımda kullanılan kimyasallar aşağıdaki gibi gruplandırılabilir: Genel kullanımı olanlar: fertize ediciler, benzin, yağlar, gres yağları: Kimi zaman parlayıcı patlayıcı özelliğe sahip bu kimyasallar, ciltte yanma, solunum yollarında ve gözlerde tahriş yapabilirler. Depolanmalarında ve taşınmalarında dikkatli olunması gerekir. Özellikle metallerin paslanmasını engellemek için kullanılan boyaların içinde kurşun olabilir. Bu boyların solunması engellenmelidir. Asitler veya bazlar: Formik yada sülfürik asit tarımda yaygın kullanılırlar. Gözlerde yanma, mukozalarda tahrişe neden olur. Kullanımı sırasında koruyucu giysiler giyinilmelidir. Tarımda asitlerin yanında ağartıcı olarak kullanılan bazlar da vardır. Gözlerde ve deride korozyona neden olur. Asit ve bazların kolayca kimyasal reaksiyona gireceği unutulmamalı ve saklanmalarına özen gösterilmelidir. Bitki koruma ilaçları (herbisit, fungusit, insektisit): İnsan sağlığı için büyük risk oluştururlar. Koruyucu giysiler kullanılmalıdır. 65

67 Biyosidaller (dezenfektanlar, pestisitler, diğer koruyucu maddeler): Rodentisit gibi insan sağlığını da tehdit eden likidlerin kullanımı, saklanması, yada taşınması dikkat gerektirir. Yanlışlıkla içmelerin önüne geçilmeli, kendi kabı dışında bir kapta saklanmamalıdır. Veteriner ilaçları: Mutlaka prospektüsünde yazıldığı gibi kullanılmalı, çocukların ulaşamayacağı, kapalı dolaplarda saklanmalıdır. Kimyasallarla ilgili genel önlemler aşağıdaki gibi sıralanabilir: Kimyasallar mutlaka kilitli, çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve yangın tehlikesinden uzak yerlerde saklanmalıdır. Saklandıkları dolaplar tercihen çelik yada metal olmalıdır. Kimyasalların dökülme, saçılma durumlarında kolayca toplanabileceği şekilde dizayn edilmiş dolaplarda saklanması gerekmektedir. Saklama dolaplarına tehlikeli kimyasalların olduğunu gösteren işaretler, amblemler konulmalıdır. Kimyasalları saklarken kendi orijinal ambalajında saklamak en doğrusudur. İçecek şişelerinde saklanması kazara içme durumlarına neden olabilir. Yangın tehlikesi için her zaman tedbir alınmalıdır. Saçılmaları kolayca kurutacak tozlar saklama alanında bulundurulmalıdır. Buharlaşmanın olabileceği sıcak saatlerde değil daha çok akşam saatlerinde kimyasallarla çalışmak daha güvenli olabilir. Pestisitlerin kullanılması çok ayrı bir eğitim gerektirmektedir. (11) KAYNAKLAR erişim tarihi: NIOSH. Worker Health Chartbook CDC. erişim tarihi: Madsen M, Donham KJ, Grafft LM, Thelin A. Acute Agricultural Injuries. (Agricultural Medicine: Rural Occupational and Enviromental Healthfor the Health Professions kitabından Editör:. TUIK, İş Kazaları ve İşe Bağlı Sağlık Problemleri Araştırma Sonuçları PreHaberBultenleri.do?id=3916. Erişim tarihi: Ahioğlu S. Tarımda iş sağlığı ve güvenliği. İSGÜM dergisi, 2009, 9(41): Samulis RJ. Benificial facts for farmers. Farm Safety Newsleter WHO, Occupational Health A Manual for Primary Health Care Workers. Module 6 Occupational safety and accident prevention. erişim tarihi Agriculture Related Injuries: Report from Ohio Commission on the prevention of Injuries, erişim tarihi: CDC and NIOSH. Injuries to youth on farms and Safety Recommendations niosh/docs/ /pdfs/ pdf erişim tarihi Health and Safety Authority. Code of practice for preventing injury and occupaitonal ill health in agriculture. erişim tarihi:

68 DERMATOLOJİK SORUNLAR ve KORUMA Prof.Dr. Muhsin AKBABA Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Tarımsal alanda çalışan işçiler ve kırsal alanda yaşayan insanlar deri hastalıklarına neden olabilen maddelere sık sık temas etmektedirler. Amerika daki tarım üreticileri ile ilgili yapılan bir çalışmada (382 erkek çiftçi ve onların eşi olan 256 kadın çiftlik çalışanı üzerinde), çiftçiler 12 ay boyunca takip edilmiş ve kadınların %14.4 ünde ve erkeklerin % 9.6 sında kontakt dermatit oluştuğu gösterilmiştir 1. Kaliforniya da yapılan bir çalışmada, nüfus oranıyla kıyaslandığında mesleğe bağlı deri hastalıkları içerisinde en yüksek oranın tarım işçilerinde olduğu gösterilmiştir 2. Finlandiya da yapılan bir çalışmada inek dışkısı, dezenfektanlar ve deterjanlar, pestisitler ve plastik kimyasalların tarım işçilerinin ellerinde oluşan dermatitin ana sebebi olduğu rapor edilmiştir 3. Tarım işçilerinin önemli bir kısmı mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaktadır. Mevsimlik tarım işçiliği oldukça zor koşullar altında yapılmakta olup, bu kişiler yılın 6-7 ayını evlerinden uzakta geçirmekte ve hijyenik olmayan bir ortamda yaşamlarını idame ettirmektedirler. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma şartları da oldukça zor olup sabahın aydınlığından akşamın karanlığına kadar yaklaşık saat güneş altında çalışmaktadırlar. Adana da mevsimlik tarım işçilerinde yapılan bir çalışmada ise dermatit sebebiyle sağlık ocağına başvuru % 6.3 olarak bulunmuştur 4. Tarımsal ve kırsal alan ile alakalı deri hastalıkları beş ana kategoride sınıflandırılabilir; 1. Kontakt dermatit 2. İnfeksiyöz dermatit 3. Artropod(bit, kene, akar vb) kaynaklı dermatit 4. Güneş ışığı kaynaklı dermatit 5. Sıcak, soğuk ve nem ile alakalı deri bozukluklarıdır. Kontakt Dermatit Bir takım maddelerin dışarıdan deriye direkt teması suretiyle meydana gelen dermatitlere kontakt dermatit denir. Kontakt dermatitin çiftçiler arasında % 12 kadar yüksek bir oranda olduğu bazı çalışmalarda iddia edilmektedir 3. Kontakt dermatitler genel olarak üç grupta incelenebilir. 1-İrritan kontakt dermatit 2-Alerjik kontakt dermatit 3- Fotokontakt dermatit a)fototoksik dermatit b)fotoalerjik dermatit c)irritan Kontakt dermatit Tarımsal alanda çalışanlarda en fazla görülen dermatit türü, irritan kontakt dermatittir. İrritan kontakt dermatit güçlü bir irritan maddeye veya birden fazla zayıf irritan maddelere maruziyet sonucu gelişebilir. İrritan kontakt dermatitin etyolojisinde rol oynayan etkenler kişinin deri yapısı, irritan maddenin özelliği ve konsantrasyonu, temas süresi gibi çevresel nedenlere bağlıdır. Pestisit kaynaklı kontakt dermatitlerin çoğu irritan kontakt dermatittir. Pestisitler düzgün bir şekilde sulandırılmadığı, koruyucu giysilerin giyilmediği ya da iş kıyafetlerinin yıkanmadan tekrar giyildiği durumlarda görülür. Diğer bir maruz kalma şeklide; meyve toplayan işçilerin pestisit bulaşmış yapraklarla sürekli ve yakın teması sonucudur. İlave risk faktörleri arasında; pestisitlerin karıştırılması, taşınması ve uygulanması ile ilgili bir eğitim almamış olmak veya kimyasalların uygulanması sırasında yetersiz tedbir almak sayılabilir 5. Pestisitlere ek olarak kontakt dermatite yol açan pek çok madde vardır örneğin; -Kullanılan antibiyotik ürünler hem irritan hem de alerjik kontakt dermatite yol açabilir. Tetrasiklinler büyük baş hayvanlar ve kümes hayvanları için katkı maddesi olarak kullanılır. Yemlere temas sonucunda özellikle güneşe maruz kalan yerlerde fotoirritan kontakt dermatit benzeri lezyonlara yol açabilir 6. -Suni gübreler nitrojen, fosfat gibi irritan maddeler içerir, bir çeşit gübre olan kuru amonyak kimyasal ya- 67

69 nıklara yol açabilir. -Yağ ve benzin, irritan kontak dermatite yol açabilir. Yağ ile temastan sonra vücutta akne ve folikülitler meydana gelebilir. Alerjik kontakt dermatit Toplumda alerjik kontakt dermatit insidansı %1-10 arasında değişmektedir. Mesleki dermatozlar içerisinde önemli bir yer tutar 7. Tarımda kullanılan kimyasallar alerjik kontakt dermatite yol açabilir örneğin; herbisitler(propaclor, alaclor), insektisitler(pyretrhum), fungusitler(thiram, captan), antibiyotikler(furazolodin, spektinomisin). Mandırada çalışan işçiler özellikle kauçuk, lateks maddesine karşı gecikmiş tipte bir alerjik reaksiyon geliştirebilir. Ayrıca tarım arazilerinde yetişen bazı bitkilerde alerjik kontakt dermatit yapabilir örneğin(zehirli sarmaşık, meşe, sumak, domates, kabak, patates, havuç ). Bitkilerle oluşan alerji daha çok bitkilerin öz suyundaki bazı maddeler ile temas sonucu gelişir 8. Fotokontakt Dermatit Fotoallerjik kontakt dermatit nadir görülmektedir. Mera ve sulak alanlarda yetişen bazı bitkiler ile güneş ışığı ile birlikte temas eden çiftçilerde bu reaksiyon görülebilir. Güneş ışığı bazı bitkilerin öz suyunda bulunan flurokumarinleri değiştirir ve sonuçta deri için irritan reaksiyonlara yol açan maddelere dönüştürür 7,8. Çeşitli boyar maddeler, nonsteroidal ilaçlar, katran gibi maddeler sık karşılaşılan fototoksik ajanlar arasındadır 8. Kontakt Dermatitten Korunma Kontakt dermatitin tüm tiplerinden neden olan ajana maruziyetin azaltılması ve ya hiç temas edilmeyerek korunmak mümkündür. Özel önlemler arasında koruyucu giysi kullanmak, kirlendikleri zaman giysi ve eldivenleri değiştirmek, yemek öncesi ve iş bitimi sonrası maruziyet bölgelerini yıkamak sayılabilir. Tarım işçileri pestisit, gübre ve diğer tarım ilaçlarını kullanırken paketin üzerindeki uyarı yazılarını mutlaka okumalı ve buna uymalıdırlar. Bunların dışında çiftçilerin kullanacağı irritan yada alerjik maddenin absorbsiyonunu önleyen yada azaltan deriye ve ellere uygulanan kremler vardır 7,8. Enfeksiyöz Dermatit Tarım işçilerinde enfeksiyöz dermatoza yola açan en önemli hastalıklar; zoonotik dermatofitik mantarlar ve iki viral hastalıktır (Milkers nodulu ve orf). Bu dermatozlar Tularemi, Antraks ve diğer infeksiyoz dermatozlar gibi deri bulguları ile seyreder. Çiftçilerde görülen dermatofitik fungal enfeksiyonlar özellikle Trikofiton ve Microsprium türleri tarafından oluşturulur. Bugüne kadar hayvanlardan insana geçen en yaygın dermatofit Trikofiton Verrukozumdur. Bu türün primer konağı sığırlardır. Diğer çiftlik hayvanları da sahip oldukları dermatofitlerle insanları enfekte edebilir. Bu mantarlarla enfekte hayvanlarla direkt temas veya hayvanlara ait çevresel maddeler yoluyla insana geçebilir. Orf pox virüs tarafından oluşturulan bir enfeksiyondur. Koyun ve keçilerde çok sık görülen bu hastalık insanlara kontamine çevreden (çit, ahır) veya hayvanları beslerken hasarlı cilde hayvanın direkt teması sonucu bulaşır. Bir haftalık inkübasyon süresini takiben lezyonlar tipik olarak ellerin, parmakların veya kolların dorsal kısımlarından başlar. Lezyonlar bir yada birkaç tane kırmızı papül şeklinde başlayıp hafifçe kabarık nodüllere dönüşerek hemorajik ve püstüler hale gelir. Lezyonun merkezi üzeri kabuklu, kırmızı ve sızıntılı bir şekle dönüşür. İkincil bakteriyel enfeksiyonlar sıktır. Bölgesel lenfadenopati veya hafif ateş gibi sistemik yanıtlar ortaya çıkabilir. Orf lezyonları 6 hafta içinde kendiliğinden skar bırakarak iyileşir. Milker s nodulleri pox virüsleriyle oluşan başka bir enfeksiyondur. Fakat bu virüs psödo cowpox virüsüdür. Enfekte ineklerin meme ve meme başlarıyla derinin direkt teması sonucu bulaşır. İnsanlardaki lezyonlar orf taki lezyonlardan ayrılamaz. Tanıyı koymada hikaye önemli bir yer tutar. Orf lezyonlarına benzer şekilde milker s nodulleride 6 hafta içerisinde kendiliğinden skar bırakarak iyileşir. Hem orf hemde milker nodullerinin tedavisinde amaç sekonder bakteriyel enfeksiyonların kontrolüdür. Topikal antiboyotikli merhem sürülür ve lezyonun üstü bir bezle sarılabilir. Ayrıca ülkemizde şark çıbanı olarak bilinen Kutanöz Leishmaniasis, kendiliğinden iyileştiğinde deride yü- 68

70 zeyinden çökük sikatris ve şekil bozukluğuna yol açan bir deri hastalığıdır. Hastalık phlebotomus(tatarcık sineği) aracılığıyla L.tropica parazitinin insan vücuduna girmesiyle meydana gelir. Flebotomlar aktivitelerini geceleri kan emerek gösterirler. Özellikle yaz aylarında saklandıkları ahırlar, samanlıklar, kerpiç evlerin duvarlarındaki oyuklarından akşam alacakaranlıkta çıkarak kan emecek hayvan ve insan ararlar. Klinik lezyon sivilceye benzer şekilde kahverengimsi eritemli bir papül şeklinde başlar. Yaklaşık 6 ay içinde ülsere nodül haline gelir. Tedavide lokal veya sistemik antileishmanial ilaçlar(antimon bileşikleri, amfoterisin B, dapson vb.) kullanılır 9. Artropod Kaynaklı Dermatit Tarım işçileri zamanlarının çoğunu açık havada geçirdiklerinden ısıran yada sokan eklembacaklıların pek çok çeşidi karşılaşmaktadır. Bu türler; eklembacaklılar, arılar, karıncalar, çok çeşitli örümcekler, akarlar ve keneler, sivrisinek ve ısıran sinekler ve tırtılları içerir. Bu eklembacaklıların sokmasına karşı gelişen kutanöz tepkiler, böceğin deri içine enjekte ettiği maddeye ve kişinin hassasiyet derecesine göre önemli ölçüde değişir. Eklembacaklılar tükürük veya diğer salgılarını sadece kan emmeyi kolaylaştırmak için(böcekler, sivrisinekler, keneler, kene vb.) ya da ani bir acı hissi vererek savunma amaçlı bir toksin gibi (örneğin, eşek arısı, arılar, karıncalar) kullanabilirler. Bazı eklembacaklılar sistemik toksinlere sahiptir (örneğin, kara dul örümcekleri ve akrepler), bazıları da sitotoksik bir madde enjekte ederek lokal nekroza neden olur (örneğin kahverengi örümcekler). Kan emici böceklerin ısırıkları ve sokmalarına karşı başlangıçta az ya da hiç reaksiyon gelişmeyebilir. Ancak kişide duyarlılık(sensitivite) geliştikçe, genel anafilaktik reaksiyonlar yada eritematöz maküller, papüller, kaşıntılı lezyonlar veya veziküller gibi lokal reaksiyonlar gelişebilir 7-9. Himenoptera türlerine (eşek arısı, arı, karınca) ait sokmalarda en sık, sokma yerinde ani bir ağrı ve yanma hissi oluşur. Buna çoğu enzim yapısında olan, çevresindeki sinir dokusu ve yumuşak dokularda şiddetli yerel inflamasyona yol açan toksik proteinler neden olur. Bu lezyonlar 10 güne kadar sürebilir. Diğer himenoptera sokmalarının çoğu hafif bir rahatsızlık ve geçici deri lezyonlarına neden olur. Kırsal alanda yaşayan ve tarımla uğraşan insanlarda deri sorunlarına neden olabilen pek çok akar türü vardır. Bu akarlar, hem parazit,hem de serbest yaşayabilir. Insanlar da dahil olmak üzere pek çok hayvan türünün, skabiese(uyuz) neden olan, konağa özgü parazitik akarları vardır. Uyuz akarları epidermis içine dişilerinin yumurta bırakabileceği tüneller açar, yaşam döngülerini tamamlar ve çok kaşıntılı bir enfestasyona neden olurlar. At, sığır, ve köpek gibi hayvanlara has uyuz akarları geçici olarak insanlarda da enfestasyona neden olabilir. Ancak, lezyonların dağılımı ve ciddiyeti, maruziyetin boyutuna ve konağın hassasiyet derecesine bağlıdır. Lezyonlar; normal görünümlü kaşıntılı alanlardan, makül, papül, peteşiyal lezyonlar, vezikül ve hatta büllöz alanlara kadar farklı şekillerde olabilmektedir. İnsanlarda, hayvan uyuzuna ait lezyonlar, genellikle enfekte hayvanlarla doğrudan temas halinde olan el ve ön kolda bulunur 7-9. Deri hastalıklarına neden olabilen örümcek türleri vardır, bunların bazıları sistemik yanıtlara da neden olabilir. Isırık yeri ve çevresindeki alan bir kaç gün içinde mor ile siyah arası bir renk alır ve nekroze deri alanlarına dönüşür. İyileşme, nekroz alanının yer ve boyutuna göre 3 ay veya daha fazla sürebilir ve skarlaşma olabilir. Dünyada, özellikle çöl ve subtropikal iklimlerin hakim olduğu sıcak bölgelerde, 500 den fazla akrep türü yaşamaktadır. Toksin sıklıkla bir nörotoksindir. Ancak, sitotoksini de olan bazı türler vardır. Akrep sokmasının da duyarlı bazı insanlarda hymentoptera türünün neden olduğuna benzer şekilde anafilaktik reaksiyona sebebiyet verebileceği unutulmamalıdır. Güneş Işığı İle Oluşan Dermatozlar Hem akut hem de kronik deri değişiklikleri ultraviyole güneş ışınlarının sonucu oluşur. Birkaç istisna dışında, bu sorunların çoğu açık tenli bireylerde daha sık görülür. Güneş ışığına karşı görülen en sık reaksiyon güneş yanığıdır. Deri kanseri ise yaşlı çiftçiler arasında önemli bir risktir. Deride en sık görülen kronik, güneş kaynaklı değişiklikler, kalınlaşma, elastikiyet kaybı, kırışıklık, üçlüsü ve aktinik keratozdur. Bu lezyonların %5-10 kadarı skuamöz hücreli karsinoma dönüşür. Tüm güneş kaynaklı deri sorunları, geniş kenarlı şapka gibi koruyucu giysiler ve geniş spektrumlu güneş kremi kullanımı ile büyük ölçüde azaltılabilir. Kimyasal güneş koruyucuların çocuklar için önerilmediği unutulmamalıdır. Tarım işçilerinin bahar ve yaz aylarında her sabah güneş kremi uygulamaları fayda sağlayacaktır. Yoğun terleme, varsa öğlen ikinci bir uygulama akıllıca olacaktır. Mümkün olduğunca öğlen 12:00 ve 14:00 arası 69

71 70 güneşten kaçınmak, çalışılacaksa gölgede çalışmak önemle tavsiye edilmektedir. Çiftçiler gibi saatlerce güneş altında çalışan diğer mesleklerden kişiler de deri kanseri için yüksek risk altındadır. Çiftçiler arasında yapılan bir çalışmada, çiftçilerin baş veya boyunda görülen tüm deri kanserleri yönünden daha fazla risk altında olduğu, ancak vücudun diğer bölgelerinde olan deri kanseri için daha düşük bir risk altında olduğu görülmüştür. Kanser riskini gösteren bu çalışma, yaşam tarzı ve korunmanın risk üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Güneşe maruz kalmaya ek olarak, eskiden yaygın olarak kullanılan arsenikli herbisitlere kronik maruziyet de, karsinoma in situ de dahil olmak üzere deri kanserlerine neden olabilir. En sık rastlanan deri kanseri bazal hücreli karsinomdur. Tedavi edilmeyen bazal hücreli karsinom, lokal olarak çok yıkıcı olabilir, ancak nadiren metastaz yapar. Skuamöz hücreli karsinom, derinin yüzeysel katmanlarının neoplastik lezyonlarıdır. Bu karsinomlar aktinik keratozların görülme riskinin fazla olduğu yerlerde meydana gelir ve yukarıda da belirtildiği gibi, aktinik keratoz zemininde de ortaya çıkabilir. Melanomlar içinde sadece lentigo melanom, melanotik olmayan tümörler gibi kronik güneş maruziyetle ilişkilidir. Güneşin çoğu melanom üzerine etkisi açık değildir. Çoğu deri kanserleri (melanoma hariç), kötü prognozlu değildir. Yaklaşık 2/100 kutanöz skuamöz hücreli karsinom metastaz yapar. Lezyonlar dudak veya kulak üzerinde gelişirse metastaz ihtimali daha fazladır. Genellikle bölgesel lenf düğümlerine yayılmasına rağmen, akciğer ikinci en sık metastaz yeridir. Sıcak, Soğuk ve Neme Bağlı Deri Hastalıkları Sıcak ve nemli ortamlar, Miliaria rubra ya neden olabilir. Miliaria inflamasyon, olası enfeksiyon ve sonuçta ter kanallarının tıkanması sonucu ortaya çıkar. Miliaria yaygın olarak nemin yoğun olarak bulunduğu vücut katlantı yerleri, koltuk altları gibi bölgelerde bulunur. Ayrıca, kemer çizgisi gibi basınç ve sürtünme alanlarında oluşur. Tedavi, hastanın sıcak ve nemli ortamlardan uzaklaştırılması ile olur. Topikal steroid krem uygulanması yararlı olabilir. Miliaria için, rahat ve hava alan kıyafetler giymek, evi serin tutmak için fan ve klima kullanmak gibi önlemler alınabilir 7-9. Düzenli banyo yapmak ve iş günü başlangıcında, talk veya benzer vücut tozu kullanmak, nemi emer, sürtünmeyi azaltır ve Miliaria rubra riskini ve şiddetini azaltabilir. Aşırı terleme, vücut kıvrımlarında maserasyonla eritematöz erupsiyonlar oluşması şeklinde tanımlanan intertrigoya neden olabilir bu da özellikle obez kişiler arasında sekonder bakteriyel ve kandidal enfeksiyonlar için risktir. Perniosis, soğuk yaralanmasının hafif bir formudur. Özellikle el ve ayak parmakları, burun ve kulaklar gibi vücudun dışta kalan kısımları etkilenir. Bu lezyonlar, büllöz şişlikler, ülserasyonlar ve kırmızımsı mavi renklenmeler şeklindedir. Tedavi semptomatiktir. Kaynaklar 1-Park, Hyesook M, Sprince. Farm-Related Dermatoses in Iowa Male Farmers and Wives of Farmers: A Cross-Sectional Analysis of the Iowa Farm Family Health and Hazard Surveillance Project. Journal of Occupational & Environmental Medicine 2001;43(4): Michael A, Mathias T. Distribution of lost-work-time claims for skin disease in California agriculture: Am J Ind Med 1988;14(6): Susitaival P, Hannuksela M. The 12-year prognosis of hand dermatosis in 896 Finnish farmers. Contact Dermatitis 1995;32(4): Sütoluk Z, Tanır F, Savaş N, Demirhindi H, Akbaba M. Mevsimlik Tarım İşçilerinin Sağlık Durumlarının Değerlendirilmesi.Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi 2004;1: Arcury TA, Quandt SA, Mellen BG. An exploratory analysis of occupational skin disease among latino migrant and seasonal farmworkers in North Carolina. J. Agric. Safety Health 2003;9(3): Belsito D. Allergic Contact Dermatitis.In:Freedberg I, Eissen A, Wolf K, Austen K, Goldsmith L, Katz S. 6th ed. New York:McGraw-Hill.2003; Atmanoğlu N. Kontakt Dermatitler.Ed: Atmanoğlu N. Hurriyet Ofset,1988; Donham KJ, Thelin A. Agricultural Medicine. Eds: Donham KJ, Thelin A. 1 st edition. Blackwell Puplishing, 2006; Tüzün Y, Gürer MA, Serdaroğlu S ve ark.dermatoloji. Ed:Tüzün Y, Gürer MA, Serdaroğlu S, Oğyz O, Aksungur VL. 3.baskı, Nobel Tıp Kitabevleri, 2008;

72 TARIM ÇALIŞANLARINDA SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI VE KORUNMA Prof. Dr. Nazmi BİLİR Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ Tarım ürünlerini eken, yetiştiren, hasatını yapan, bu ürünleri işleyen kişilere tarım çalışanı denir (1). Tarım çalışanı ürettiklerinin pazarlamasını da yapabilir. Öte yandan tarım alanında çalışanlar hayvan yetiştiriciliği de yapabilir. Dünyanın çoğu ülkesinde, özellikle gelişmekte olan ülkelerde tarım sektörü hakim olan çalışma alanıdır. Dünyada tarım alanında çalışanların en fazla olduğu yer Asya kıtasıdır. Tarımda çalışanların dörtte üçü (%75,9) bu kıtada çalışmaktadır. Bu bakımdan %12,8 pay ile ikinci sırada Afrika gelmektedir (2). Ülkelerin gelişmişlik düzeyi arttıkça sanayi ve hizmet sektörleri gelişir, tarım alanında çalışan sayısı azalır. Türkiye de son yıl içinde bu yönde bir değişiklik yaşanmıştır. Örneğin 1970 yılında çalışma hayatındaki erkeklerin yarısından çoğu (%57), kadınların ise tamamına yakın bölümü (%90) tarım alanında çalışırken bu değer yıllar içinde azalamış ve 2010 yılında da %25,2 ye (erkeklerde %18,3 kadınlarda %42,4) düşmüştür (3). Tarım çalışmaları çok çeşitli işleri içerir. Bu işlerin başlıcaları, toprağı gübreleme, sürme, düzleme gibi ekim için hazırlama işleri, arkasından ekim işi, sonra bakım, sulama gibi ekilen tohumların yetiştirilmesi işlemleri, sonra da ekilen ürünlerin toplanması (harman), depolanması, sevkedilmesi ve nihayet toprağın sonraki ekim için hazırlanması işlemleridir (2). Tarım işletmelerinde çoğunlukla hayvan yetiştirme de olduğundan, bu konudaki işler de tarım çalışmaları arasında sayılır. Tarım ve hayvancılık işlerinde bu işlemler ve bu işlemlerin yapıldığı ortamdan kaynaklanan, ayrıca kullanılan araç-gereç ve malzemeye bağlı olarak çeşitli sağlık ve güvenlik tehlikeleri söz konusudur. Bunlar arasında açık havada çalışmadan kaynaklanan sorunlar, enfeksiyon ve parazit hastalıkları, beslenme sorunları, pestisid kullanımına bağlı sorunlar ve iş kazalarının yanı sıra tozlara ve başka etkenlere bağlı akciğer sağlığı sorunları da olabilir. TARIMDA ÇALIŞANLARDA SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI (4-7) Tarım alanında çalışanlarda çoğu işten daha çok olarak solunum sistemi sorunları görülebilir. Bu alanda çalışanlar topraktan, bitki ve hayvanlardan, hayvan atıklarından ve onların besinlerinden, pestisid ve gübrelerden kaynaklanan şekilde solunum sistemine etki eden çeşitli etkenlerle karşılaşabilirler. Bu etkenlerin kaynaklarının başlıcaları Tablo 1 de yer almaktadır. Tablo 1. Tarım çalışanlarında başlıca solunum sistemi etkenleri Etkenin kaynağı İlgili sorunlar Bitkiler Bitki tozları ve kırıntıları, tanenler Böcekler Böcek parçacıkları, hamamböceği dışkısı Hayvanlar Hayvan dışkısı, tüy ve kıllar, Mikroorganizmalar Bakteriler ve endotoksinleri, mantarlar Pestisidler Bitki üzerinde pestisid kalıntıları, çeşitli kimyasallar: metil bromür, fosfin, formaldehit, CCl 4 Enfeksiyon etkenleri Bakteriler (şarbon, tularemi), Riketsia (Q fever), mantar (histoplazma, blastomikoz), viruslar (kuş gribi, domuz gribi, Hantavirus Yiyecek katkıları Antibiyotikler, katkı maddeleri Gazlar ve tütsüler Amonyak (gübreden, hayvan dışkısından), H 2 S, metan (dışkıdan), azot gazları (silolar), CO (araçların egzos gazları), kaynak gazları Tarım alanında çalışanların bu etkenlerle karşılaşmaları genellikle düşük dozlardadır ve sürekli değildir. Bununla birlikte bazı işlemler sırasında oldukça yüksek konsantrasyonda etkilenme olabilir. Örneğin tahılların yükleme ve boşaltma işlemleri, siloların açılması ve boşaltılması, saman ve pamuk balyalarının açılması, hayvan yiyeceklerinin karıştırılması ve hayvanların beslenmesi, pestisid uygulaması, hayvancılıkta hayvan dışkılarının depolanması, gübre atma gibi işlemler sırasında çeşitli etkenlere fazlaca maruz kalınır. Hatta bu etkilenimler tarım alanında çalışanların sorunu olmakla kalmaz, aslında tarım çalışanı olmayan ancak bu işlemlere karışan 71

73 bazı kişilerin de sorunu olabilir. Örneğin bazı operatörler (bantlı taşıma sistemi operatörü), kamyon sürücüleri, mezbaha çalışanları, veterinerler, profesyonel ilaçlama yapanlar gibi işleri yapanlar da tarım işlerindeki bu etkenlere maruz kalabilirler. Tarım alanında çalışanlarda çeşitli sağlık sağlık sorunları olmakla birlikte bu kişilerde solunum sistemi ile ilgili sorunlar da oldukça sıktır. Tablo 1 de yer alan etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan solunum hastalıklarının başlıcaları şunlardır: 1) Tozlara bağlı hastalıklar: Tarım çalışmaları sırasında hem inorganik toz hem de organik toz etkilenimi söz konusu olabilir. Organik tozlar: Silolarda, tavuk çiftliklerinde, tahılların depo yerlerinde çok miktarda organik toz birikir. Organik toz tek ve saf bir toz olmaktan çok bir karışımdır. Bu karışım içinde bitki kırıntısı, polen, hayvan dışkısı kırıntısı, böcekler, kuş tüyü, mikro organizmalar, pestisid kalıntıları ve antibiyotikler bulunabilir. Organik toz etkilenimi sonucu basit bir enflamasyon oluşabileceği gibi IgE aracılığı ile olan immün cevap ve allerjik tablolar ortaya çıkabilir. İnorganik tozlar: En çok toprağın sürülmesi, ekime hazırlanması, meyve toplama, patates sökümü ve harman işlemleri sırasında topraktan kaynaklanan inorganik toz etkilenimi olur. Tarım işlerindeki inorganik toz etkilenimi sanayide tozlu işletmelerdeki etkilenime göre daha azdır. Bununla birlikte kişilerin soluduğu havadaki toz düzeyi zaman zaman izin verilen sınırların üzerinde olabilir. Özellikle temelde kronik akciğer hastalığı veya astım vb. sorunları olan kişilerin hastalığının seyri bu etkilenim sonucunda alevlenebilir. 2) Hayvan atıklarına bağlı hastalıklar: Hayvan yetiştirme ağıllarında hayvanların dışkısından hidrojen sülfür (H 2 S), amonyak (NH 3 ), karbon dioksit (CO 2 ) ve metan (CH 4 ) gazları açığa çıkar. Karbon dioksit ayrıca hayvanların solunumu sonucu da açığa çıkar ve bazan 5000 ppm değerini aşabilir. Metan gazı kapalı yerlerde yüksek konsantrasyona ulaştığında patlama tehlikesi ortaya çıkar. Gazların çıkışı yaz dönemlerinde daha çok olur. Hidrojen sülfür (H 2 S): Kimyasal boğucu bir gazdır, 1-3 ppm düzeyinde çürük yumurta kokusu ile tanınır, düşük dozlarda gözlerde ve solunum yollarında tahrişe yol açar, ppm düzeyinde koku duyusunu felç eder ve kişiler gazın ortamda varlığını farkedemez. Ortamdaki düzeyi 250 ppm düzeyine ulaştığında akciğer ödemi oluşur, 500 ppm üzerinde bilinç kaybı ve solunum felci olur, kişi yaşamını kaybeder. Dışkı yığını karıştırıldığı zaman içeride biriken gaz ortama yayılır ve 1500 ppm düzeyine kadar yükselebilir. Gaz havadan ağır olduğu için yere yakın bölgelerde daha yoğun bulunur. Amonyak (NH 3 ): Solunum yollarında ve mukoz membranlarda ciddi irritan etkisi olan keskin kokulu bir gazdır. Yüksek konsantrasyonda öksürük ve göğüs ağrısına neden olur. Amerikan İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetimi (OSHA; Occupational Safety and Health Administration) tarafından izin verilen sınır değer 25 ppm dir. Ancak çalışmalar 7 ppm düzeyindeki dozlarda da solunum yollarında sorun yaratabildiğine işaret etmektedir. 3) Non-enfeksiyoz hastalıklar: Tarım çalışanlarında görülen bazı solunum hastalıkları viruslar tarafından meydana getirilen tablolara benzemekle birlikte hastalarda herhangi enfeksiyon yoktur. Bu hastalıkların nedeni çalışma ortamında karşılaşılan bazı etkenlerdir. Bu başlık altında da bazı hastalıklar tanımlanmıştır. Hipersensitivite pnömonisi: Aspergillus ailesinden mantar tarafından meydana getirilen bu tablo en çok tavuk ve diğer hayvanları yetiştiren kişilerde ve hayvan bakıcılarında görülür. Etken, uzun zaman beklemiş ve küflenmiş hayvan yemlerinde bulunur. Bu işlerde çalışanlarda görülme sıklığı %10 a kadar çıkabilmektedir. Karmaşık bir immünolojik mekanizmaya bağlı olan hastalığın klinik olarak akut-subakut ve kronik seyirli formları vadır. Akut form önceleri Çiftçi Akciğeri (Farmer s Lung) olarak adlandırılırdı. Hastalığın önlenmesi bakımından bu işlerde çalışanların koruyucu maske kullanması gereklidir. Organik toksik toz sendromu: Hipersensitivite pnömonisine benzer bir tablodur. Farkı bu tablodaki immünolojik mekanizmanın olmayışı ve tablonun organik tozlara ve küflere yoğun bir maruziyet sonucu meydana gelmesidir. Hastalıktan esas olarak tahıllardaki endotoksin sorumlu tutulmaktadır ve bu konuda da özellikle darı 72

74 ve soya taneleri daha önemlidir. Bu işleri yapanlarda oldukça sık görülebilen bu tablonun belirtileri saat içnde şiddetli olarak ortaya çıkar, etkenle temasın kesilmesinden sonra da bir hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Mesleksel astım: Çeşitli uyaranların etkisi ile ortaya çıkan ve IgE üzerinden seyreden bir mekanizma sonucu meydana gelen bir tablodur. Hayvan besleyicileri ve bakıcıları ile tahıl depolarında çalışanlarda görülen bu tabloda akut belirtiler akut astım krizi gibidir. Hastalarda FEV1.0 değeri hzla düşer, ancak etkilenimin kesilmesi ile tablo birkaç hafta içinde tamamen düzelir. 4) Diğer toksik gazlara bağlı hastalıklar: Azot dioksit(no 2 ): Silo Doldurucuların Hastalığı tablosunun da etkeni olan bu gazlar solunum yollarında ciddi irritan etki yaparlar. Silolara doldurulan tahıllar (özellikle mısır) kapalı ortamda bekleyince bakteriel fermentasyon oluşur ve bu hali ile hayvanlar için daha lezzetli hale gelir. Bu tahıl depolarında azot oksitleri meydana gelir. Tahıl üretiminde azotlu gübre kullanılması durumunda bu gazlar daha fazla oluşur. Sarı-turuncu renkte ve havadan ağır bir gaz olan NO 2 için izin verilen sınır değer 3 ppm dir ppm değerlerinde gözlerde irritasyon, bulantı, solunum yollarında hafif tahriş ortaya çıkar, etkilenim devam ederse 6-12 saat sonra belirtiler artar ve sonunda akciğer ödemi talosu gelişebilir. 200 ppm ve üzerindeki düzeylerde belirtiler akut olarak ortaya çıkar ve daha ciddi tabloya neden olur. Bu durumda steroidlerin kullanılması gerekebilir. Hastalıktan korunmak bakımından tahılların doldurulduğu silolara 2 hafta süre içinde girilmemesi gerekir. Bu dönemde girilmesi gerekiyorsa da uygun maske kullanılmalıdır. Karbon monoksit (CO): Renksiz, kokusuz bir gaz olan CO çok tehlikelidir. Gazyağı ile çalışan ısıtıcılardan ve araçların egzosundan ortama yayılır. Başlangıç belirtileri (baş ağrısı, halsizlik vb) nonspesifiktir, bu nedenle farkında olunmaz. Gazın ortamda varlığı da farkedilmediği için hızla zehirlenme belirtileri ortaya çıkar. Kişi gazın bulunduğu ortamdan hemen çıkarılmazsa hızla ölüm meydana gelir. Tedavide oksijen yarar sağlar. Pestisidler: Organik fosforlu bileşikler ve karbamatlarla olan zehirlenme tablolarında solunum sistemi belirtileri de vardır. Artmış bronşiyal sekresyon ve bronşlarda daralma nedeni ile nefes darlığı, öksürük, göğüs ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkar. Paraquat ise akciğerlerde fibrozise neden olur. Dezenfektanlar: Dezenfektan özelliği olan klor ve amonyak içeren temizlik malzemeleri özellikle kapalı ortamlarda kullanıldığı zaman solunum yollarında irritasyona neden olur. Yüksek konsantrasyonlarda etkilenim durumunda akut solunum sıkıntısı ile seyreden astıma benzer tablo oluşabilir. 5) Mikroorganizmalara bağlı hastalıklar: Tarım çalışmaları sırasında karşılaşılan çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak da bazı sorunlar yaşanabilir. Bunların başlıcaları şu şekildedir: Hantavirus: Bir RNA virusu olan Hantavirus, akciğerlerde bilateral infiltrasyon ve ateş ile seyreden bir tabloya yol açar (HPS: Hantavirus Pulmonary Syndrome). Hastalık en çok hayvanların barınaklarını temizleyen kişilerde görülür. Hafif ateş, baş ağrısı, adale ağrısı gibi belirtilerin olduğu 3-5 gün süren prodromal tablodan sonra yüksek ateş, iki taraflı akciğer infiltrasyonu, lökositoz, karaciğer fonksiyonlarında bozulma ile seyreden bir hastalık tablosu oluşur. Oksijen ve destekleyici uygulamalar yapılır. Koruyucu amaçla solunum maskesi, eldiven ve ayakkabı dahil olmak üzere koruyucu giysi kullanılmalıdır. Blastomikozis: Üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer bir tablodur ama bazı vakalarda plöritik ağrı ve pnömoni gelişebilir. Akciğerlerde radyolojik olarak infiltrasyon ve nodüler görünüm vardır. Zoonotik hastalıklar: Bu grupta da hayvan ve insanda hastalığa yol açan bazı tablolar vardır. Bunlar arasında önemli olanlar şunlardır: Şarbon: Gram (+) bakteri tarafından meydana getirilen bu hastalık esas olarak deri belirtileri ile seyreder ancak bazı vakalarda akciğer ve diğer iç organ tutulumları olabilir. Bakteri solunum yolu ile girdiği zaman 3-5 gün içinde ateş, titreme, baş ağrısı, adale ağrısı ve göğüs ağrısı ile seyreden bir tablo ortaya çıkar. Mediastinal lenf bezlerinde çok büyüme olur. Hızla tedavi yapılmazsa 3-4 gün içinde ölümle sonlanır. IV yolla antibiyotik (doxycycline veya ciprofloxacin) tedavisi yarar sağlar. Akut dönemden sonra oral antibiyotiklere 60 gün devam edilir. Psitakozis: Tavukçuluk, özellikle de ördek, hindi ve papağan, kanarya gibi kuşları yetiştirenlerde görülen bir hastalıktır. Veterinerler, pet-shop çalışanları da risk altındadır. Etken hasta kuşların dışkısında ve diğer atıklarında bulunur. Bir-iki haftalık inkübasyon döneminden sonra ateş, titreme, öksürük, nefes darlığı, baş ağrısı 73

75 ile tablo ortaya çıkar. Radyolojik olarak akciğerlerde pnömonik infiltrasyon görülür. Hızla solunum yetmezliği ve şok gelişir ve ölüm olur. Tedavide tetrasiklin ve doksisiklin kullanılır. Korunma için solunum maskesi, eldiven, koruyucu giysi kullanılmalıdır. İnfluenza: H1N1 virusu ile meydana gelen domuz influenzası insana da bulaşabilir. Domuz çiftliğinde çalışanlar risk altındadır. Tüberkloz: Veterinerler, hayvan çiftliklerinde çalışanlar, mezbaha çalışanları, hayvan bakıcıları bovin tipi tüberküloz basili enfeksiyonu bakımından risk altındadır. Öksürük, ateş, iştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı ile seyreden bir hastalıktır. TEDAVİ VE KORUNMA (1) Tarım alanında çalışanlarda görülen solunum sistemi hastlıklarının bazıları için spesifik bir tedavi yöntemi yoktur. Bu durumda genel destekleyici yaklaşımlar yapılır. Spesifik tedavi yöntemi varsa bu yöntemler uygulanır. Ancak bu hastalıkların tedavisi bakımından ilk yapılması gereken, hastanın daha ileri etkileniminin önüne geçmek bakımından kişinin çalışma ortamından uzaklaştırılmasıdır. Korunma amacı ile İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama İlkeleri kurallarına uyulmalıdır. Uygun işe yerleştirme: Kişiler işe başlarken muayeneden geçirilmeli ve nitelikleri ile uyumlu olan bir işe yerleştirilmelidir. Allerjik problemi olan veya solunum sistemi rahatsızlığı olan kişilerin bu tür işlerde çalıştırılması önlenmelidir. İşyeri risklerinin saptanması: İşin niteliğine göre işyeri ortamında bulunan faktörler saptanmalı ve miktarları belirlenmelidir. İşyeri risklerinin kontrol altına alınması: Ortamda bulunan faktörler uygun yöntemlerle kontrol altına alınmalıdır. Sorunlar hemen daima kapalı ortamdan kaynaklandığı için bu ortamların yeterinde havalandırılması sağlanmalıdır. Ayrıca çalışanların kişisel koruyucu donanım kullanmaları konusunda titizlik gösterilmelidir. Aralıklı kontrol muayenesi: Çalışanlar belirli aralıklarla sağlık kontrolünden geçirilmeli, gelişen bir sağlık sorunu varsa erken dönemde saptanarak çözüm yolu bulunmalıdır. İşyerinde sağlık ve güvenlik hizmetleri sağlanması: Bütün çalışanların gereksinim halinde ulaşabilecekleri bir sağlık hizmeti işyerinde sağlanmalıdır. Sağlık eğitimi: Bütün çalışanlara ve işverenlerine özellikle koruyucu uygulamalar konusunda bilgilendirme yapılmalı, gereken durumlarda kişisel koruyucu donanım kullanımının önemi üzerinde durulmalıdır. SONUÇ Tarım alanında çalışanlar arasında solunum sistemi hastalıkları tahmin edildiğinden daha fazladır. Özellikle erken tanı ve koruyucu uygulamalar konusunda yeterince titiz davranılmadığı takdirde geciken vakalar bakımından güçlük yaşanabilecektir. Öte yandan koruyucu uygulamalarla hastalıklardan etkili şekilde korunma sağlamak olanaklıdır. KAYNAKLAR 1- Bilir N, Yıldız AN. Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği, İş Sağlığı ve Güvenliği içinde sayfa , Hacettepe Üniversitesi Yayını, Ankara, Agricultural Works, Encyclopedia of Occupational Health and Safety, ILO Publication, Fourth Edition, (sayfa 64.2), ILO Geneva, TUIK Hane Halkı İşgücü Anketi, Donham K and Thelin A., Agricultural Respiratory Diseases, Agricultural Medicine, Rural Occupational and Environmental Health for the Health Professions, USA, Kirkhorn SR, Gary WF. Agricultural Lung Diseases, Environmental Health Perspectives (2000), 108: Shalat S, Robsen, M. G., Mohr, S. N. (2005.) Textbook of Clinical Occupational and Environmental Medicine. L. Rosenstock, et al. Agricultural Workers. (s ). Elsevier Saunders. 7- Schenker MB, Kirkhorn SR, Human Health Effects of Agriculture: Physical Diseases and Illnesses, AHS-NET,

76 Tarım Kesiminde Çalışanlarda Kas İskelet Sistemi Hastalıkları Doç.Dr. Pelin Yazgan Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı 1-Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Şanlıurfa İşe bağlı gelişen kas iskelet sistemi hastalıklarının, prevalansı tüm dünyada giderek artmaktadır. Son yıllarda tarımsal kesim çalışanlarında da tekrarlanan hareketler ve ergonomik koşulların kötülüğüne bağlı gelişen; çeşitli kas iskelet sistemi hastalıkları (KİSH) giderek daha fazla tanınmakta ve önlemek için pek çok yöntem geliştirilmektedir. Bugün bazı ülkelerin tarım işçilerinde KİSH gelişimini önlemek için, sağlık politikası vardır. Ancak tarım kesiminde çalışanlarda KİSH nın gerçek prevalansının bilinmemesi bu konudaki önemli engellerden biridir. Hastaların tedavi olmak için farklı merkezlere başvurması, kaçak ve çocuk çalışanların çokluğu ve iş kaybetme korkusu da eklenince çoğu kayıt altına bile alınamamaktadır. Farklı tarım kesimlerinde çalışanlarda, değişen ergonomik riskler nedeniyle KİSH da çeşitlilik göstermektedir. Cinsiyet ve yaşa bağlı risklerde eklenince, bu çeşitlilik daha da artmaktadır. Örneğin; üzüm hasatı sırasında kadınlarda KİSH %75, erkeklerde %45,1 oranında saptanmıştır. Tarım kesiminde KİSH; çok tekrarlayan hareketler, titreşimli aletlerin kullanımı, elleriyle ağır taşıma ve uygun olmayan postürde, sıklıkla öne eğilmiş halde uzun süre, çalışmaya bağlı gelişmektedir. Ancak değişik iklim koşulları ve ısı farklarının olduğu ortamlarda çalışmanın da etkisi vardır. Rüzgar, yağmur, aşırı sıcak, güneş ışınlarına maruz kalma risk faktörlerindendir. Bunun sonucunda, sıklıkla travmaya bağlı olmayan çeşitli yumuşak doku hastalılıkları gelişmektedir. Boyun, bel, el bileği, omuzlar, kalça ve dizler özellikle sık etkilenen vücut kısımlarıdır. Akut bel ağrısı, lomber diskopati, rotator kaf tendinitleri veya tenosinovitleri, el bileği tendiniti, karpal tünel sendromu, diz ve kalça eklemi artritleri en sık tanı konulan hastalıklardır. Yaşa bağlı gelişen diz ve kalça osteoartritinin varlığında kişiler çömelme sırasında ve traktör kullanırken zorlanır. Süt üreticilerinde ise omuz, kol ve el bileği hastalıkları sorun oluşturmaktadır. Portakal bahçesinde çalışanlarda bel ağrısı sık görülürken; traktör kullananlarda omuz ağrısı %60, bel ağrısı %56, boyun ağrısı %52 oranında gözlenmiştir. Tablo 1 de bugüne kadar yapılan çalışmalarda farklı tarım kesiminde çalışanlarda belirlenen KİSH özetlenmiştir. Hastalarda semptomların farklılığı da bir diğer sorunu oluşturmaktadır. Kişiler ayrıca tekrarlanan hareketlerin monotonluğuna da bağlı olarak; halsizlik, çalışma isteksizliği, yorgunluk, güç kaybı, ellerde uyuşma, parmak uçlarında yanma, ellerine aldıkları gereçleri düşürme şikayetleriyle hekime başvurmaktadırlar. Semptomların çeşitliliği, kişilerin önceki hastalıklarına bağlı risk faktörlerini belirlemek ve iş verimliliğini arttırmak amacıyla; bu alanda çeşitli sorgulama formu geliştirilmiştir. Eğitim düzeyinin yetersizliği, sigara tüketimi ve çok erken yaşta çalışmaya başlamanın da bu riskleri artırdığı bilinmektedir. Tarım kesimi Süt üretimi Üzüm hasatı Portakal hasatı Elma hasatı Buğday hasatı Sık görülen KİSH 1-el el bileği tendiniti 2-karpal tünel sendromu 3-pronotor teres sendromu 4-diz ve kalça artriti 1-bel ağrısı 2-el hastalıkları 3-omuz hastalıkları Bel ağrısı Bel, boyun ve omuzda ligamant hasarı El ve el bileği hastalıkları Tablo 1: sık görülen kas iskelet sistem hastalıkları Şimdiye kadar vurgulanan hastalıklar daha çok tekrarlanan travmaların biriken etkisine bağlı olmakla birlikte; akut yaralanmalar düşme, kayma, hayvan ısırması, kesilme, kontüzyon ve laserasyon sonucu oluşmaktadır. 75

77 76 Kronik KİSH kadınlarda daha sık gözlenirken, akut yaralanmalar erkek çiftçilerde daha sıktır. Haftalık çalışma süresi arttıkça akut yaralanmaların sıklığı da artmaktadır. Haftada 60 saatin üstünde çalışanlarda, akut KİSH riski normalin üç katına çıkmaktadır. Tekrarlanan travmaların birikimi sonucu; kas, tendon, bursa, ligament, kemik, kıkırdak, periferik sinir ve intervertebral disklerde hasar oluşmaktadır. Servikal miyofasiyal ağrı, omuzun sıkışma sendromu, torasik çıkış sendromu, epikondilit, karpal tünel sendromu, De Quervain tenosinoviti, tetik parmak ve mekanik bel ağrısı biriken hasarlar sonucu oluşan hastalıklara örneklerdir. Tarım Kesiminde Çalışanlarda Sık Gözlenen Kas İskelet Sistemi Hastalıkları 1-Bel Ağrıları: Çiftçilerde %20 den %41 lere kadar değişen oranlarda, özellikle ekim sırasında gelişen bel ağrısı bildirilmiştir. Semptomlar genellikle siyatalji şeklindir. Üç ayı geçen kronikleşmiş bel ağrılarının prevalansı %10 lara kadar çıkmaktadır. Hatta bel ağrısı oranı, genel olarak çalışan nüfusun bel ağrısı oranının iki katına kadar çıkmaktadır. Traktör, biçer-döver gibi tarım makinelerini kullanmaya bağlı tüm vücudunun vibrasyona maruz kalması, ağır taşıma, gövdenin kötü postürü bel ağrıları için risk faktörüdür. Gövdenin öne doğru 60º fazla eğilerek çalıştığı durumlarda; bu oran daha fazla artmaktadır. Yirmi beş saniyeden fazla, 20º ve 45º aralığında tekrarlayan gövde fleksiyon postürü yine risk oluşturmaktadır. 2-Üst ekstremite ağrıları (el, el bileği, omuz, kol, dirsek ağrıları): üst ekstremite ağrıları çiftçilerde %22 den %28 e değişen oranda gözlenmektedir. Kadınlar daha fazla etkilenmektedir. El bileğinin kötü duruşu, sık tekrarlayan kavrama hareketi ve bu esnada el eklemlerine yük binmesi önemli nedenlerdir. El ve el bileğinin dakikada 15 den fazla yapılan kavrama hareketi özellikle risk oluşturmaktadır. Hasat sırasında, ellerle aşırı güç kullanma zorunda kalmak da bunu artırmaktadır. Süt sağma sırasında el bilekleri ve ellerin sık tekrarlayan hareketleri sonucu, karpal tünel sendromunun gelişimi sıktır. Tomates toplarken ve üzüm hasatı sırasında da omuzların uzun süreli fleksiyon ve abduksiyonda durmasına bağlı omuz hastalıkları gelişmektedir. Meyve bahçelerinde; a-yukarı uzanarak meyve toplama b-sepetleri omuz üstünde taşıma c-merdiven gibi gereçlerin ağaçtan ağaca taşınması omuz eklemine yük bindirmektedir. 3-Alt ekstremite ağrıları (kalça, bacak, diz, ayak bileği, ayak ağrıları): hem kadın hem de erkek tarım çalışanlarında kalça osteoartriti sıktır. Tütün ve süt üreticilerinde diz ve ayak hastalıkları daha sık görülmektedir. Kalça, diz, ayak bileği ve ayaklarda osteoartrit gelişimi için risk faktörleri: a- 65 yaş üstü olmak b-bmi 30 kg/ M² üstünde olması c-oldukça tekrar gerektiren zorlayıcı işlerde çalışmak d-eğilme olarak sıralanmaktadır. Ağır taşımak, uzun süre ağır yükle veya yüksüz yürümek, çömelerek çalışmak alt ekstremite hastalıkları için tetikleyici olabilmektedir. Zeminin sert, düzensiz ve dengesiz olması; uzun süre ayakta durma ve yürüme sırasında olası riskleri artırmaktadır. 4-Sırt ve boyun ağrıları: yerden ürün toplama, budama, ot yolma sırasında boynun fleksiyonda ve ekstansiyonda uzun süreli durmasına bağlı olarak sırt ve boyun ağrıları sık gelişmektedir. Tarım kesiminde çalışan kadınlarda da kollarla ağır taşımaya bağlı servikal spondiloz gelişimi sıktır. Tarım kesiminde çalışanlarda sık gözlenen diğer sistem hastalıklarda eklenince, iş güçlüğüne bağlı erken emeklilik bir diğer önemli sorundur. Bu nedenle tarım kesiminde çalışanlarda üretkenliği artırmak için; uygun ergonomik koşullar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Vibrasyonu azaltan tarım makinelerinin ve sepetler yerine standart ağırlığı yayan çantaların kullanılması, selelerin ufak ve hafif olması önlemlerden bazılarıdır. Kaynaklar 1-Ergonomic risks and musculoskeletal disorders in production agriculture: recommendations for effective research to practice. Kirkhorn SR, Earle-Richardson G, Banks RJ. J Agromedicine. 2010;15(3): Review. 2- Musculoskeletal disorders in labor-intensive agriculture. Fathallah FA. Appl Ergon. 2010;41(6): Review. 3-Understanding the ergonomic risk for musculoskeletal disorders in the United States agricultural sector. Davis KG, Kotowski SE. Am J Ind Med. 2007;50(7): Review. 4-Risk factors for sick leave due to musculoskeletal disorders among self-employed Dutch farmers: a casecontrol study. Hartman E, Oude Vrielink HH, Huirne RB, Metz JH. Am J Ind Med. 2006;49(3): The changing face of agricultural health and safety--alternative agriculture. Donham KJ, Larabee B. J Agromedicine. 2009;14(1): Musculoskeletal disorders in farmers and farm workers. Walker-Bone K, Palmer KT. Occup. Med. Vol. 52 No. 8, pp , 2002

78 TARIM ÇALIŞANLARINDA PSİKOSOSYAL SORUNLAR VE KORUMA Prof. Dr. Zeynep Şimşek Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından tanımlanan ve tüm üye ülkeler tarafından kabul edilen sağlık tanımı, kişinin sadece hastalık ya da engelliliğinin olmayışı değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönlerden tam iyilik halinde olmasıdır (1). Bilindiği gibi, 2020 yılında toplam hastalık yükünün %15 ini ruhsal bozuklukların oluşturacağı, iskemik kalp hastalıklarından sonra 2. sırada depresyonun yer alacağı tahmin edilmektedir (2). Her 4 kişiden birinde yaşantısının herhangi bir döneminde bir ya da daha fazla ruhsal bozukluk gelişeceği, her 4 aileden birinde de ruhsal ya da davranışsal bozukluğu olan bir kişinin olduğu bildirilmektedir (3-4). Dolayısıyla ruhsal bozukluklar görülme sıklığının yüksek olması, önemli ölçüde yeti yitimine neden olması ve yüksek maliyet gerektiren hastalıklar olması nedeniyle önemli halk sağlığı sorunudur. Yapılan çalışmalar, ruhsal bozuklukların cinsiyet, yaş, kalıtım gibi biyolojik faktörler yanı sıra fiziksel ve sosyo-kültürel çevre faktörlerinden etkilendiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla, fiziksel ve psiko-sosyal sağlık sorunlarının etyolojisinde benzer sosyal, çevresel ve ekonomik belirleyiciler rol oynamaktadır (4). Dolayısıyla toplumda ruhsal bozuklukların kontrol altına alınmasında sağlığın geliştirilmesi stratejilerinin etkili olduğu bildirilmektedir. Ruh sağlığının geliştirilmesi, bireylerin sağlıkları için destekleyici ve sağlıklı çevre koşulları yaratarak, sağlıklı yaşam biçimi kazanmaları ve sürdürmeleri için gerekli girişimlerdir (4). Ruhsal iyilik hali, sosyal destek ve güçlü sosyal ilişkiler fiziksel sağlığı da koruyan faktörlerdir. Diyabet, kanser, kardiyovasküler hastalıklar, başta depresyon olmak üzere ruhsal bozukluklardan etkilenir. Örneğin kalp hastalıkları depresyondaki kişilerde 2 kat daha fazla bulunurken, kalp hastalığı olan kişilerin yaklaşık yarısında da majör depresyon atakları görülmektedir (3). Dolayısıyla risk faktörlerini ortadan kaldırma ya da erken dönemde saptama amaçlı sağlığın korunmasına yönelik çalışmalar psiko-sosyal sağlığın korunmasında da en temel adımlardır. Örneğin gebe adayında yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması ve sürdürülmesi, doğumların sağlıklı koşullarda yaptırılması anne ve bebeklerin ölümüne engel olurken, diğer yandan mental retardasyon da kontrol altına alınmış olmaktadır. Tarım iş kolunda psikososyal sorunlar incelendiğinde, genel olarak çevresel risklerle ilişkili olduğu ve iş koluna özel fiziksel ve ruhsal bozuklukların ortaya çıktığı görülmektedir. Literatürde tarımda çalışanlarda stres ve ortaya çıkardığı hastalıklarla ilgili çalışmalar yer almaktadır. Çevresel tehditlere kişinin verdiği cevaba atfen stres kelimesi kullanılmaktadır ve Genel Adaptasyon Sendromu (GAS) olarak adlandırılan genel fiziksel cevap veya bir sendromdur. Strese direnç kapasitesi kişiye göre değişmektedir. Uzun süre yoğun stres altında kalmanın büyümeyi yavaşlattığı, öğrenme kapasitesini düşürdüğü, iyi huylu kolestrolü düşürüp kötü huylu kolestrolü yükselttiği, sürekli stresin pankreastaki bata hücrelerini sürekli uyarma yoluyla beta hücrelerinin iş göremez hale gelmesiyle tip II diyabetin geliştiği, depresyon başta olmak üzere anksiyete bozuklukları, uykusuzluk, post travmatik stres bozukluğu, ilaç bağımlılığı, kronik ağrı bozukluklarının görüldüğü, abdominal bozukluklar, irritable barsak sendromu, romatoid artrit ve ülseratif kolit gibi otoimmün hastalıkların stresden etkilendiği kanıtlanmıştır. Kronik stresin tükenmişliğe neden olduğu, sıklıkla depresyonla ya da ölümle sonuçlanabildiği bildirilmektedir (5). Son yıllarda yapılan araştırmalar tarım sektöründeki krizler nedeniyle tarım iş kolunda da, özellikle çiftçilerde depresyon belirtilerinin ve intihar girişimlerinin arttığını göstermektedir. Yapılan çalışmalarda, hasat döneminde kötü hava koşulları, makinelerin bozulması, hayvanların hastalanması tarımda önemli stres kaynakları olmaktadır. Bütün bunlar iş ve aile çevresini etkileyerek hastalıkların ortaya çıkışını ve sürecini etkilemektedir. Kronik streslerin de diyabet, obezite, depresyon ve kardiyovasküler hastalıkları ortaya çıkardığı bildirilmektedir (5-6). Strese verilen yanıt stres yaratan faktörün düzeyi ve başa çıkma becerisi ile yakından ilişkilidir. İki tip başa çıkma yolu vardır, bunlar problem odaklı başa çıkma ve duygusal odaklı başa çıkmadır. Problem odaklı kişiler, probleme neden olan durum ve çevre arasındaki ilişkiyi anlayıp nedenleri ortadan kaldırma yoluyla başa çıkarlar, duygusal odaklı bireyler ise, probleme neden olan durum ve çevre arasındaki ilişkileri anlamaya çalışarak başa çıkarlar. Sağlığın geliştirilmesi stratejilerinden özellikle sağlık okur-yazarlığının sağlanması, sağlık sistemini güçlendirme, toplumu güçlendirme ve sektörler arası işbirliği çalışmalarında strese neden olan faktörlerin 77

79 78 tanımlanması ve kontrolüne yönelik çalışmaların etkisi büyük olacaktır. Tarımda çalışanlarda stres yaratan faktörler içsel ve dışsal stres faktörleri olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Murray tarafından yapılan çalışmada, çiftçilerin %90 ı finansman yönetimi, yeni teknolojiler konusunda bilgi ve bilinç düzeyinin düşüklüğü, tarımla ilgili yasaları bilmeme, tatil günlerinin olmayışı, uzun çalışma saatleri, fiziksel kaza ve yaralanmalarla ilgili stresler bildirmişlerdir. Bunların yanı sıra, makinelerin bozulması, hastalık salgınları, kazalar ve hükümetin tarımsal düzenlemeleri, hava durumunun tahmin edilememesi, coğrafi uzaklık, önemli stresörler olarak tanımlanmıştır. Son yıllarda ise pestisit etkilenimi ile stres ve depresyon arasındaki ilişkiye dikkat çeken çalışmalar bulunmaktadır. Belirtilen dış streslerle başa çıkmanın problem odaklı başa çıkma stratejileriyle mümkün olduğu kanıtlanmıştır. Çiftçiler dış stres kaynaklarıyla başa çıkma becerilerinden yoksun olduğunda, anksiyete ve depresyon insidansının yükseldiği bildirilmektedir (5-6). İç stres faktörleriyle ilgili çalışmalar incelendiğinde, bunların çoğunlukla aile içi çatışmalar, ekip çalışmasının olmayışı, çiftçiliğin kuşaklararası geçişi sırasındaki çatışmalar ve komşularla özellikle sınır çiftçilerle çatışmalardır (7). Tarımda cinsiyete göre stres düzeyinin farklılık gösterdiğini ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır. Kadınlara hem tarla hem de evdeki işleri yapma sorumluluğunun verilmesi nedeniyle kadınlardaki stres düzeyinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle diğer alanlarda olduğu gibi tarımda ruh sağlığı çalışmaları açısından kadınlar risk grubu olarak tanımlanmıştır. Stresin sonuçları incelendiğinde, stresin yarattığı fiziksel ve psikolojik değişimlere bağlı olarak, fiziksel hastalıkların arttığı, her yıl %10 nun işini yapmaya engel olan bir yaralanma yaşadığı, iş sırasında konsantasyonun kaybedilmesine bağlı ölümle sonuçlanabilen kazaların arttığı, bağışıklık sistemin zayıfladığı, ellerde titreme ve kronik ağrılarda artma saptanmıştır. Carruth ve Logan tarafından çiftçi kadınlarda depresyonun araştırıldığı bir çalışmada, fiziksel sağlık sorunları görülen kadınlarda depresyonun 8 kat daha fazla olduğu, traktör kullanan, pestisit etkilenmi olan kadınlarda depresyonun 6 kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Kendi tarlasını işleyenlerde anksiyete ve kontrolü kaybetme korku düzeyinin yüksek olduğu da ifade edilmektedir. İntihar sıklığına yönelik yapılan bir çalışmada, Kentucky deki çiftçi erkeklerde çiftçi olmayanlara göre tamamlanmış intihar anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (Çiftçilerde de 42.2; çiftçi olmayanlarda de 30.1). Tehlikeli iş çevresinin, soysal ve coğrafi izolasyonun, ekonomik değişimlerin, ağır aletleri kullanma gücünün azalmasının, kırsal alanda acil sağlık hizmetlerine ulaşma güçlüğünün ve kırsal alanlarda ruh sağlığı hizmetlerinin yetersizliğinin intihar riskini arttırdığı saptanmıştır (6). Ücretli tarım işçileri, ücret karşılığı bir yerden başka yere göç ederek çalışanlar ve aynı ilde mevsimlik çalışanlar olarak ikiye ayrılmakla birlikte, çoğunlukla ikisinin bir arada görüldüğü bu gruba göçebe mevsimlik tarım işçisi adı verilmektedir. Yapılan çalışmalar gerek çevresel risklerin gerekse fiziksel sağlık durumunun kötüleşmesinin önemli stres kaynakları olduğunu göstermektedir. Hovey ve Magana tarafından yapılan bir çalışmada göçebe tarım işçilerinde, genel popülasyonda depresyon %20 iken bu grupta %40 olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada düşük benlik saygısı, aile fonksiyonlarının bozulması, sosyal destek sistemlerinin azalması, kontrol duygusunun kaybolması ve göçebe mevsimlik tarım işçisi olarak yaşamanın anksiyete ve depresyonla ilişkili faktörler olduğu saptanmıştır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada, mevsimlik tarım işçilerinde ruhsal belirti sıklığı %50 iken, tarım işçisi olmayanlarda %22.5 bulunmuştur (9). Hovey tarafından geliştirilen Göçebe Tarım İşçileri Stres Ölçeği nde; arkadaşlardan ve aileden uzak olma, aşırı fiziksel harekete bağlı ağrılar, işe bağlı güçlükler (uzun çalışma saatleri, tatil günlerinin olmayışı, işin nerede bulunacağının önceden tahmin edilememesi), olumsuz barınma koşulları, düşük gelir, yoksulluk, sağlık hizmetine erişememe, dil sorunları, coğrafi ve sosyal izolasyon, fiziksel uzaklık (diğer insanlarla görüşememe, alışveriş yapamama), duygularını diğer insanlarla paylaşılamaması, ulaşım olanaklarının olmayışı, güvensiz yolculuklar, çocukların eğitimi, toplumdan uzaklaşma, işveren baskıları, çocukların bakım sorunu, aile içi şiddet/ sağlıksız aile içi ilişkiler, statülerinin yasal olmaması ve kadın olmaya bağlı sorumluluklar önemli stres faktörleri olarak belirlenmiştir (10). Şanlıurfa da mevsimlik tarım işçisi 150 kişiyle yapılan derinlemesine görüşmelerde stres yaratan faktörler sorgulanmış, okuma yazma bilenlere bunları yazmaları istenmiş, bilmeyenlerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Daha sonra bu yazılan ve söylenen ifadeler listelenmiş ve yaş üstündeki farklı yaş ve cinsiyetteki kişilere uygulanmıştır. Geçerlik analizleri yapıldıktan sonra 59 maddelik Mevsimlik Göçebe Tarım İşçisi Stres Ölçeği geliştirilmiştir. Bu ölçekte toplam varyansın yaklaşık %80 ini açıklayan aşağıdaki maddeler

80 elde edilmiştir. 1. Sosyal faktörler -Tarlada sorunlarını paylaşacak kişilerin olmaması -Yakınlarından / arkadaşlarından uzakta olma -Çocukların okul başarısızlığı -Çocukların okula devam edememesi -Açık ilköğretim ve lise ücretleri -Açıktan okuyanlara derslerin anlatılmaması -Aile içi şiddet -Çalışılan yerlerde ayrımcılık yapılması -Tarım işçisi olduğu için kendini değersiz hissetme -Sürekli göç etme/yer değiştirme -Güvensiz yolculuklar -Aracı/yarıcıların kötü davranması -Çocukların bakım sorunu -Alışverişe gidememe 2. İşle ilgili faktörler -Sıcakta çalışma -Soğukta çalışma -Uzun çalışma saatleri -Çok erken işe başlama -Güvensiz ve uzun yolculuklar -Tatil günlerinin olamaması -Sigortalı olmama -Düşük ücret -Ücretlerin vaktinde ödenmemesi 3. Barınma koşullarıyla ilişkili faktörler -Temiz su olmaması -Banyo olmaması -Düzenli yemek yiyememe -Tuvalet olmaması -Çadırda yaşama -Elektrik olmaması 4. Sağlıkla ilgili faktörler -Kronik bir hastalığın olması -Tarlada hasta olma -Vücut ağrıları -Böcek-akrep-yılan sokmaları -Kaza ve yaralanmalar -Sağlık hizmetine erişememe -Çok fazla sigara içilmesi Yapılan çalışmalarda stres puanı yükseldikçe anksiyete, depresyon, umutsuzluk ve intihar girişimlerinin arttığı saptanmıştır. Tarımda çalışanlara stres faktörleriyle başa çıkma becerilerinin kazandırılması ve o faktörler üzerinde kontrollerini arttırıcı sağlık eğitimi programlarının etkisi büyüktür. Sonuç Toplum ruh sağlığı hizmetleri açısından mevsimlik göçebe tarım işçileri başta olmak üzere tarımda çalışanlar öncelikli risk gruplarından biridir. Ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından; bu grupta ruhsal bozuklukların sıklığı ile risk ve koruyucu faktörlerin saptanması, ruh sağlığı sürveyans sistemlerinin geliştirilmesi, risk faktörlerinin kontrol altına alınması için önleme çalışmaları, erken tanı ve tedavi amaçlı tarama çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Tarım işçiliğinin yaygın olduğu bölgelerde görev yapan sağlık çalışanlarının tarımda çalışanlara sağlıklı yaşam alanları oluşturmak başta olmak üzere güvenli tarım ilacı kullanımı konusunda sağlık eğitimi yapmaları, fiziksel hastalıkların ruh sağlığı ile ilişkisi düşünülerek kronik fiziksel hastalığı olanların ruh sağlığı açısından da değerlendirilmesi, tarama ve muayenelerde Depresyon-Anksiyete ya da Genel Sağlık Anketi gibi risk altındaki grupları yakalamaya yönelik ölçekleri kullanmalarının yararlı olacağı düşünülmektedir. 79

81 80 Kaynaklar 1. WHO. Basic Documents, 43rd edition. World Health Organization, 2001,Geneva. 2. WHO. Mental Health. New understanding, New hope. The World Health Report. World Health Organization. 2001, Geneva. 3. Sturgeon S. Health Promotion Challenges. Promoting mental health as an essential aspect of health promotion. Health Promotion International 2007;21(1): WHO. Promoting Mental Health. Concepts, Emerging Evidences, Practice. Summary Report. World Health Organization Department of Mental Health and Substance Abuse in collaboration with the Victorian Health Promotion Foundation and the University of Melbourne, 2004, Geneva. 5. Donham KJ, Thelin Anders. Psychosocial Conditions in Agriculture. In: Agricultural medicine: Occupational and environmental health for the health professions. Iowa, USA: Blackwell Publishing, 2006; Hovey JD, Seligman LD. The mental health of agricultural workers. (Ed: James E. Lessenger). Agricultural Medicine, A Practical Guide, Springer, 2006; Murray JD. The small farm; economic and emotional stres. Rural Community Mental Health Newsletter 1995; 12: Lefcourt H, Martin R. Locus of control and the rural experiences. In: Childs A, Melton G, eds. Rural Psychology. New York: Plenum Pres, Şimşek Z, Baklalı B, Kaya M ve ark. Bir Aile Sağlığı Merkezine Herhangi Bir Nedenle Başvuran Yaşları Arasındaki Kişilerde Ruhsal Bozukluk Sıklığı ve İlişkili Faktörler. 14. Halk Sağlığı Kongresi. Trabzon Hovey JD. Correlates of migrant farmworker stres among migrant farmworkers in Michigan. Migrant Health Newsline 2001: 18:5-6.

82 Binyıl Kalkınma Hedefleri Açısından Tarımda Çalışanlar ve Üreme Sağlığı Dr. Gökhan Yıldırımkaya Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Sürdürülebilir insani kakınmanın boyutları, toplam sekiz alanı kapsayan, ülkemizin sürdürülebilir insani kalkınma mücadeleleriyle doğrudan ve son derece yakın ilişkili olan Binyıl Kalkınma Hedeflerini oluşturmaktadır. Bunlar; Amaç 1: Mutlak Yoksulluk ve Açlığı Ortadan Kaldırmak, Amaç 2: Herkesin Temel Eğitim Almasını Sağlamak, Amaç 3: Kadınların Konumunu Güçlendirmek ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Geliştirmek, Amaç 4: Çocuk Ölümlerini Azaltmak, Amaç 5: Anne Sağlığını İyileştirmek, Amaç 6: HIV/AIDS, Sıtma ve Diğer Salgın Hastalıklarla Mücadele Etmek, Amaç 7: Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması, Amaç 8: Kalkınma için Küresel Ortaklıklar Geliştirmek, olarak sıralanmıştır. Ülkemiz ulusal düzeyde Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşma yolunda çok iyi mesafe almış ve iyi sayılabilecek bir noktaya gelmiştir. Ancak, halen toplumsal cinsiyet ve coğrafi özelliklere dayalı belirgin yapısal eşitsizliklerin söz konusu olduğu bölgeler ve nüfus grupları bulunmaktadır. Bu nedenle, Türkiye, tüm nüfus genelinde Birinci Hedef (yoksulluk ve açlığın yok edilmesi), Üçüncü Hedef (toplumsal cinsiyet), Dördüncü Hedef (çocuk ölüm oranı) ve Beşinci Hedef (anne ölüm oranı), Altıncı Hedefe (HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele) tüm sosyal grupların ve coğrafi bölgelerin tamamen veya kısmen erişmiş olmasında eşitsizliklerden kaynaklanan güçlükler ve olumsuzluklarla yüzyüze gelecektir. Kalkınma açısından karşılaştırılabilir ölçme aracı olan İnsani Kalkınma Endeksi kullanılarak yapılan sıralamada, Türkiye 182 ülke içinde 92 inci sırada yer almaktadır. Ancak yapılan güncel, çok boyulu analizler, ulusal boyutlardaki dengesizlik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin, temiz su ve gelişmiş sağlık imkânlarına erişimi nasıl engellediğini, ayrıca gelir dengesizliğinin etkilerini nasıl artırdığını gözler önüne sermektedir. Bir başka deyişle, bölgesel ve nüfus gruplarına dayalı gelişmiş farklılıklarının çok önemli bir sorun olarak ortaya çıktığını ve bunun her türlü eşitsizliği derinleştirdiği artık çok belirgin hale gelmiştir. Türkiye, sağlık ve eğitimle ilgili göstergelerde kişi başına düşen gelir sıralamasında kendisinden daha düşük sıralarda olan ülkelere göre daha olumsuz göstergelere sahip olabilmektedir. Bu durum, ülkemizin insani kalkınmanın sosyal boyutları itibariyle önemli bir mücadeleyle karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir. Bu eşitsizlikler, gezici mevsimlik tarım işçilerinde kalkınma ile ilgili tüm hedeflerde çok belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Türkiye de nüfusun yaklaşık beşte biri ulusal yoksulluk sınırının altında gelire sahip iken bu grubun beste dördü ulusal yoksulluk sınırının altında gelire sahiptir. Yine nufusun tamama yakını (% 97,4) ilköğrenimde okullaşırken, bu grupta her dört kişiden biri ilköğrenime devam etmemektedir. Bu sorun çözülmeden Türkiye nin hedef olarak belirlediği herkesin ilköğretimi tamamlama oranının %100 e ulaşmasını güçleştirmektedir. Yanısıra, üçte birinin temiz içme suyuna erişemediği, dörtte birinin düzenli doğum öncesi bakım alamadığı, kadınların yarısının henüz ergen ya da çocuk iken anne olduğu ve sonucunda ülke ortalamasının birkaç kat üstünde anne ve çocuk ölümleri tanık olunduğu bir sosyal grup karşımıza çıkmaktadır. Yer yer bu insanların nüfus kayıt sisteminde yer almamaları bile tek başına eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerinin tamamen dışında kalmalarına neden olabilmektedir. Ve belki de bu nedenle daha nüfusa kaydolmadan ölen anne ve bebekler, istatistiklere bile konu olamadan aramızdan ayrılmaktadırlar. Ülkemizde üreme sağlığı, anne ve çocuk sağlığı göstergelerini ulusal düzeyde ortaya koyan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (2008) sonuçlarının ortaya koyduğu gösterge ve sonuçlara temel alındığında, mevsimlik tarım işçilerinin sağlık göstergeleri en olumsuz göstergelere sahip bölgelerden daha geride yeralmaktadır. 81

83 82 Mevsimlik Tarım İşçileri dısında, benzer özellikleri taşıyan gruplar da gözönünde bulundurulduğunda binyıl kalıkınma hedeflerine erişebilmeye yönelik güçlüğün boyutu daha belirgin bir şekilde gözönüne serilmektedir. Nüfusun en zengin ve en yoksul kesimi arasındaki ve bölgeler arasındaki belirgin farklılıklar dolayısıyla, ekonomik büyümeden bütün nüfusun faydalanmasını sağlamak için özel çaba harcanması gerekecektir. Böylelikle, Türkiye 2015 e kadar yoksulluğu yarıya indirme ve Binyılın Kalkınma Hedefleri kapsamındaki hedefe erişme yolunda adım atmış olacaktır. Günümüzde her alanda kalkınmanın, insan haklarına dayalı yaşamın, refahın, gelişmenin sağlanmasının; her anlamda olumsuz farklılıkların azaltılmasının temel odak olduğu bir süreçte, mevsimlik tarım işçilerinin yaşam ve sağlık standartlarının kararlılığı ile bir araya geldik. Bu süreçte kendimize sormadan edemiyoruz; Acaba temel kamu hizmetleri mevsimlik gezici tarım işçileri için erişilebilir mi? Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Ofisi ve Harran Üniversitesi işbirliği ile Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması öncelikle bu grubun demografik özelliklerini ve sosyal hizmetlerden yararlanabilme düzeyini ortaya koymak üzere planlanmıştır.araştırma sonuçlarından hareketle bu grubun sağlığını ve sosyal düzeyini geliştirmeye yönelik müdahale araçları ve uygulama modelleri geliştirilmesi temel amaçtır. Bu şekilde bu grupta yer alan bireyler üreme sağlığı ve kadına yönelik şiddet alanlarında sunulan sosyal servislerden daha etkili ve sürekli yararlanabileceği düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmanın her aşamasında bu hizmetleri yürütmekle sorumlu yerel ve merkezi kamu kurumları ile etkin ve etkileşimli bir işbirliği öngörülmektedir. Bu ay (2012 Nisan) sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması planlanan çalışma, bu grupta yer alanların karşı karşıya kaldıkları sağlık risklerini, eşitsizliklerini çok boyutlu olarak ortaya koyacaktır. Aynı zamanda çalışma bu alanda sosyal hizmetlere erişimin güçlendirilmesi ve Binyıl Kalkınma Hedeflerine erişim açısından yapılacak müdahalelere ışık tutacaktır. Özellikle üreme sağlığı, anne ve çocuk sağlığı açısından ülkemizin geldiği düzey ile bu grup arasındaki farklar; ilk bakışta ülkemizin çeyrek yüzyıl öncesi bir zaman dilimindeki düzeyini ya da 2011 İnsani Gelişme Raporunda orta/düşük gelişme indeksinde yer alan coğrafyaları çağrıştırmaktadır. Üreme sağlığı alanında ( güvenli annelik, hijyen, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, riskli gebelik, erken evlilik, cinsel şiddet, istismar, istenmeyen gebeliklerin önlenmesi vb.) riskler ve karşılanmamış ihtiyaçlar daha fazla öne çıkmakta ve bu riskler gençler sözkonusu olunca kat be kat artmaktadır. Tarım işçisi kadınlar yeterince ve nitelikli doğum öncesi ve sonrası bakım alamamakta, istemsiz düşükler, ölü doğumlar, aşırı doğurganlık, adölesan gebelikler ve gebelikle ilişkili sağlık sorunları açısından riskleri oluşturmaktadır. Şanlıurfa da yapılan bir saha çalışmasında, kadınların hastalıklarını çadırda kendi kendilerine tedavi etmeye çalıştıkları, önemli bir kısmının tarlada olduğu zaman diliminde, çalışmayınca para kazanamayacaklarından dolayı işi bırakıp hastalık nedeniyle sağlık kurumlarına gidemeyeceklerini paylaşmışlardır. Sağlık sorunlarının nedenlerinin çok boyutlu olması nedeniyle, bölgesel farklılıkları azaltmada Herkes İçin Sağlık politikası ile Binyıl Kalkınma Hedefleri ne ulaşmada sağlığı geliştirme stratejileri anahtar stratejiler olarak kabul edilmektedir.birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından, kalkınmada sağlığı geliştirme ve hastalıkları önlemenin öncelikli önemi vurgulanmış ve sağlık okur-yazarlığının, sektörler arası işbirliğinin ve sağlığın sosyal belirleyicilerinin önemi yeniden gündeme getirilmiştir. UNFPA ülkemizde 40 yıldır özellikle üreme sağlığı ulusal programı başlığı altında; güvenli annelik, anne ölümlerinin önlenmesi, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlarla mücadele, gençlerin cinsel sağlık üreme sağlığı alanı gibi temel konularda ülkede karşılanmamış ihtiyacı karşılamaya yönelik programları yürütmektedir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere birçok kamu kuruluşu, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ile yürüttüğü bir çok çalışmada ülkemizde üreme sağlığı hizmetlerini ve göstergelerini geliştirmeye yönelik proaktif modeller geliştirmekte ve uygulamaktadır. Bu yolla ülkemizin bin yıl kalkınma hedeflerine erişimini desteklemektedir. Aslında bir kalkınma kuruluşu olan UNFPA, ülkemizde üreme sağlığı alanında en köklü ve kapsamlı işbirliklerini yürütmektedir. UNFPA son dönemde üreme sağlığı politikalarında hizmetten yeterince yararlanamayan gruplara öncelik vererek, ülkemizde üreme sağlığı ve anne sağlığı açısından göstergelerde ülke genelinde gözlenen olumsuz farkı azaltmaya yönelik politikalara ağırlık vermeyi stratejik hedef olarak belirlemiştir. Bu konuda yürütülecek olan geniş kapsamlı yeni projenin amacı, mevsimlik tarım işçisi ailelerin ihtiyaçlarını

84 saptayarak, araştırma sonuçlarına dayalı; bireysel güçlendirme (sağlık okur-yazarlığını arttırarak uygun sağlık davranışı geliştirme), sağlık sistemini güçlendirme, toplumu güçlendirme, sağlıklı toplum politikaları geliştirmek için sektörler arası işbirliğine yönelik öneriler geliştirmektir. Ülkemizde benzer çalışmaların, ihtiyaç duyulan bölgelerde ve sosyal gruplar için ilgili kuruluşlarca yaygınlaştırılarak sürdürü devam edeceğini umuyor, elde edilen sonuçların karar vericiler tarafından Türkiye de kadın ve erkeklerin üreme sağlığının geliştirilmesi ve bölgesel farklılıkların en alt düzeye indirilmesi amacıyla dikkate alınacağını ümit ediyoruz. Binyıl Kalkınma Hedeflerine tüm bireyler için eşitlikçi ölçülerde erişilmesinde ve bölgesel farkların azaltılmasında önemli ışık tutuacağına inandığımız bu sempozyumu gerçekleştiren başta Harran Üniversitesi Rektörlüğü, Tıp Fakültesi Dekanlığı ve de Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof Dr Zeynep Şimşek e, Hasuder e ve değerli yönetici ve temsilcilerine, katılımcılara teşekkür ederim. 83

85 MEVSİMLİK GÖÇEBE TARIM İŞÇİLERİNİN SAĞLIĞINI GELİŞTİRME PROGRAMLARI Prof. Dr. Zeynep Şimşek Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ Bir toplumun sağlık düzeyini, biyolojik faktörler (yaş, cinsiyet, genetik), beslenme, fiziksel çevre faktörleri (hava, su, barınma koşulları, çalışma koşulları, gürültü, kamu güvenliği, katı atıklar), sosyal çevre faktörleri (sosyo-ekonomik durum, eğitim, erken çocukluk dönemi, yaşam biçimi, çocuk yetiştirme normları, işsizlik, sosyal destek, kültürel yapı, sosyal dışlanma, sosyal kontrol), sağlık, eğitim, sosyal hizmetler başta olmak üzere hizmetlerin varlığı/erişilebilirliği, niteliği, gıda ve ulaşım politikaları belirlemektedir (Şekil 1). Bütün bu faktörlerin erken ölüm ve fiziksel ya da ruhsal hastalıklarla ilişkisi bilinmektedir. 1,2 Bu nedenle de ülkeler, ülkelerin bölgeleri ve bölgelerin kendi içinde de sosyo-ekonomik gruplar arasında farklılıklar söz konusudur. Günümüzde küreselleşme, sosyal eşitsizlikler, kronik hastalıkların insidansının yükselmesi, yeni enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkışı ve kontrol altına alınan bazı enfeksiyon hastalıklarının yeniden artışı, göç, kentleşme, hızlı teknolojik yenilikler ve iklim değişikliği dünyada sağlık alanında yaşanan önemli tehditlerdir. Sağlığı geliştirme, yaşanan bu sorunların çözümünde ve Herkes İçin Sağlık politikası ile Binyıl Kalkınma Hedefleri ne ulaşmada anahtar bir strateji olarak belirlenmiştir Alma-Ata Konferansı başta olmak üzere, 1986 yılında gerçekleşen Ottowa konferansı ndan 2009 yılında Nairobi de yapılan 7. Sağlığı Geliştirme Konferansı na kadar sağlığı tehdit eden durumlarla başa çıkmak için hangi yöntemlerin kullanılması gerektiği konusunda önemli kanıtlar elde edilmiştir. 3,4 Sağlığı geliştirme, bireylerin sağlık durumunu iyileştirmek için onların sağlığı tehdit eden faktörler üzerinde kontrollerini arttırmayı sağlayan bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Ottowa Sözleşmesi nden bu yana sağlığı geliştirme stratejilerinin beş alanı kapsadığı görülmektedir. Bunlar 1. Bireysel güçlendirme (sağlık okur-yazarlığı ve sağlık davranışı), 2-Toplumu güçlendirme, 3-Sağlık sistemini güçlendirme, 4- Sağlıklı toplum politikaları inşa etmek için sektörler arası işbirliği, 5-Sağlığı geliştirmede kapasiteyi arttırmadır. Dolayısıyla sağlığı geliştirme, sadece bireylerin bilgi ve davranışlarını değil, toplumsal kapasiteyi güçlendirme ve politika değişimlerini de kapsamaktadır Haziran ayında toplanan Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi Bakanlar Deklarasyonu nda da kalkınmada sağlığı geliştirme ve hastalıkları önlemenin öncelikli önemi vurgulanmış ve sağlık okur-yazarlığının, sektörler arası işbirliğinin ve sağlığın sosyal belirleyicilerinin önemi yeniden gündeme getirilmiştir. 3 Bölgesel eşitsizlikleri azaltmak için risk altındaki grupları belirlemek, bu grupların ihtiyaçlarını tanımlamak ve ihtiyaçlara uygun müdahale programları geliştirmek gerekmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi nin, sağlık ve eğitim düzeyi Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA, 2008) 5 ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülke ortalamasının altındadır. Yapılan çalışmalar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde mevsimlik tarım işçiliğinin yaygın olduğunu ve sağlık sorunlarının önemli bir açıklayıcısı olduğunu göstermiştir Tarımsal üretimin yaygın olduğu diğer ülkelerde de, kaza, yaralanma, hastalık ve erken ölümler açısından kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve mevsimlik gezici tarım işçileri özel risk grubu olarak tanımlanmıştır. Sürdürülebilir tarımsal üretimin kalbi olarak tanımlanan mevsimlik tarım işçileri, dünyada 1,1 milyar tarım işgücünün yaklaşık 450 milyonunu oluşturmaktadır. 12 Gelişmiş ülkelerde tarımsal üretimin sürdürülmesinde istihdam edilenlerin çoğunluğunu mevsimlik göçmen tarım işçileri oluşturmaktadır. Avrupa da yaklaşık i Avrupa dışından gelen 4.5 milyon tarım işçisi istihdam edildiği, bu sayının Amerika Birleşik Devletleri nde yaklaşık 2.5 milyon olduğu bildirilmekte ve ABD de tarımda istihdam edilenlerin %50 inden fazlasının diğer ülkelerden göç olduğu bildirilmektedir. 13 Türkiye İstatistik Kurumu nun (TÜİK) 2011 yılı istatistiklerine göre yaklaşık 25 milyon istihdam edilen işgücünün yaklaşık %26 sını tarım işgücü oluşturmaktadır. Yaklaşık 6,3 milyon tarım iş gücünün, tüm aile bireyleri ile birlikte hesaplandığında yaklaşık 3 milyonunu mevsimlik tarım işçilerinin oluşturduğu tahmin edilmektedir. Mevsimlik tarım işçileri dünyada, yaşam koşullarının ve barınma koşullarının uygunsuzluğu, yetersiz-dengesiz beslenme, kaza ve yaralanmalar, üreme sağlığı sorunları, pestisit etkilenimi, aşırı sıcak ve soğuk, hizmete erişememe nedeniyle erken ölümler ve hastalıkların yüksek olduğu, çalışma yaşamının en kötü şartlarına maruz 84

86 kalan ve sosyal dışlanmanın bütün boyutlarını yaşayan bir grup olarak ele alınmaktadır. Son yıllara kadar da karar vericiler, kamu ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra, bilim insanları ve araştırma kurumlarınca görülmeyenler ve duyulmayanlar olarak rapor edilmiştir Ülkemizde de, önceki yıllara göre tarım işçilerinde sağlık sorunlarına yönelik bilimsel çalışmalar artmaya başlamış, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Genelgesi (24 Mart 2010) yayınlanarak, kaza ve yaralanmaların en çok yaşandığı ulaşımdan başlamak üzere, barınma, eğitim, ücret ve diğer kamu hizmetlerine erişim konuları ele alınmış, ayrıca özellikle tarlalarda yaşam alanı oluşturma amaçlı altyapı çalışmaları için illere hazırladıkları projelere yönelik bütçe aktarımları yapılmış ve halen devam etmektedir. Mevsimlik tarım işçilerine yönelik yürütülen sağlığı geliştirme programları Literatür incelendiğinde tarımda çalışanların sayısız mesleki ve çevresel risklerinden söz edilmektedir. 8,9 Yukarıda da belirtildiği gibi MGTİ leri sağlık açısından öncelikli risk gruplarından birini oluşturmaktadır. Sağlık sorunlarının ortaya çıkışındaki risk faktörleri; Barınma koşulları, Atıklar, Beslenme sorunları, Çalışma ortamı, Yoksulluk, Tarımda kullanılan kimyasallar, Tarım aletleri, Koruyucu ekipman olmayışı, Uzun ve yorucu çalışma saatleri, Ulaşım sorunu, Hizmetlere erişememedir. Yukarıda belirtilen risk faktörlerine bağlı olarak sıklıkla görülen sağlık sorunları; 6-14 İshalli hastalıklar ve zoonotik hastalıklar başta olmak üzere bulaşıcı hastalıklar, Beslenme bozuklukları, Kaza ve yaralanmalar, Kas-iskelet sistemi hastalıkları, Yılan, akrep ve böcek sokmaları ve kimyasal etkilenimi sonucu zehirlenmeler, Güneş çarpması, Kanserler, Üreme sağlığı sorunları, 85

87 Solunum sistemi hastalıkları, Cilt hastalıkları, Ruhsal bozukluklar, Engellilik. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından mevsimlik tarım işçilerine yönelik yürütülen sağlığı geliştirme programları 1. Sağlık Sistemini Güçlendirme: Mevsimlik tarım işçilerinin sağlık hizmetlerine erişimlerini sağlamak amacıyla; Mevsimlik tarım işçilerine gezici sağlık hizmeti modeli (BM-Sabancı Vakfı Ortak Programı): 11 Tarım işçilerinin ikamet adreslerinde ve tarım alanlarında model geliştirmeye yönelik bir programdır. Topluma dayalı güvenli annelik programı: 15 Mevsimlik tarım işçilerinin yoğunlukta yaşadığı bir bölgede 6 sağlık elçisi/aracısı yetiştirilerek sağlık personeline entegre çalışmaları sağlanmış bir modeldir. Programın etkisi değerlendirildiğinde gebe tesbiti ve izlemlerinin arttıpı, aile planlaması hizmeti kullanımının arttığı ve aşı oranlarının yükseldiği saptanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da 1970 li yıllarda temel sağlık hizmetlerinin sunumunda gelişmemiş bölgelerde kullanımı ulusal programlarla desteklenmiş, ancak eğitim ve süpervizyon eksikliği, sağlık aracılarının sağlık sistemine entegre edilmesinde yaşanan güçlükler, kanıtların yetersizliği nedeniyle 1990 lı yıllara kadar yaygınlaşamamıştır lı yıllarda ise AIDS başta olmak üzere infeksiyon hastalıklarındaki artış, kronik hastalıkların kontrolünde sağlık sisteminin yetersiz kalması, sağlık davranışının gelişmesinde rol modellerinin etkisinin anlaşılması, sivil toplum örgütlerinin hizmet sunumuna aktif katılımları, sağlık alt yapılarının hızla değişimine bağlı insan gücünde yaşanan krizler, dezavantajlı grupların hizmete erişiminde yaşanan sosyal, kültürel güçlükler yeniden ilgiyi artırmıştır. Özellikle az gelişmiş bölgelerde, Milenyum Kalkınma Hedefleri kapsamında çocukları yaşatma, anne ölümlerini önleme ve tbc /AIDS kontrolünde önemli bir araç olarak ele alınmış, emzirmenin desteklenmesi başta olmak üzere aile planlaması hizmetlerinde, pnömoninin topluma dayalı yönetiminde etkisi kanıtlanmıştır. Dönem 3 Halk Sağlığı Komitesi ne Mevsimlik Tarım İşçilerinin Sağlık Sorunları ve Kontrolü adında 2 saatlik bir ders konulmuş ve intern eğitim programına dahil edilmiştir. Amaç risk altındaki bu grubun sağlık sorunlarına ve çözümlerine duyarlı hekimler yetiştirmektir. 2. Bireysel güçlendirme / Sağlık okur-yazarlığını arttırma Mevsimlik tarım işçilerinin sağlıklarını bozan faktörler üzerinde kontrollerini arttırmak amacıyla sağlık davranışı teorilerinin kullanıldığı akran eğitimi modellerinin sıklıkla uygulandığı sağlık eğitimi programlarıdır. Programların içeriğini; tarlada sağlıklı yaşam alanı oluşturma, temel ilk yardım, hastalık kontrol programları, anaçocuk sağlığı programları, güvenli pestisit kullanımı oluşturmuştur. Bunlar; Gençten gence paylaşım projesi (Türk Filantropi Vakfı desteğiyle) (www.metider.org.tr): akran eğitici yetiştirilerek mevsimlik tarım işçisi gençlere ulamışlardır. Sağlık eğitimi filmleri yoluyla toplum eğitimi programı: METİP projesi kapsamında Polatlı Kaymakamlığı nın finansörlüğünde 5 adet toplum sağlığı filmi yaptırılmıştır. Bunlar; 1-Prof.Dr. Çağatay Güler Tarlada Sağlıklı Yaşam Alanı Oluşturma 2-Prof.Dr. Ayşe Akın Kadın Sağlığı, 3-Prof.Dr. Hilal Özcebe Çocuk Sağlığı, 4-Prof.Dr. Muhsin Akbaba Güvenli pestisit kullanımı, 5- Öğr.Gör. Nebiye Yentür Doni İlk yardım dır. GAP İdaresi ve Türkiye İş Kurumu nun Tarım İnsangücü Yetiştirme Programlarına Tarım Sağlığı Eğitimlerinin entegrasyonu: Program kapsamında ağaç budama, seracılık gibi farklı insangücü yetiştirme eğitimlerine Sağlığın Korunması adı altında 20 saatlik dersler eklenmiş ve oldukça yararlı olduğu geribildirimleri alınmıştır. 3. Toplumu Güçlendirme Mevsimlik Tarım İşçilerinin Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Derneği nin kurulması (www.metider. org.tr). Bu dernek toplum katılımını sağlamak, kendi-kendine yardım ve sosyal destek sistemlerini geliştirmek amacıyla kurulmuştur. 4. Sektörler arası İşbirliği 86

88 Savunuculuk Programı: Sağlık Bakanlığı, Şanlıurfa Valiliği, Şanlıurfa Belediyesi kaynaklarının harekete geçirilmesi sonucunda; İl Genel Meclisi tarafından 4 tam donanımlı gezici sağlık aracı almıştır, bu araçlar 2 yıldır hizmet vermektedir. Sağlık Bakanlığı tarlalarda uygun yaşam alanı oluşturma ve gezici sağlık hizmeti için genelge yayınlamıştır. Başbakanlık tarafından Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Genelgesi yayınlanmıştır. Polatlı Kaymakamlığı na eğitim ve farkındalık desteği verilmiştir, İl ve ulusal düzeyinde yapılan tüm toplantılarda konu gündeme getirilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç: Sağlık göstergeleri oldukça düşük düzeyde olan mevsimlik tarım işçilerinin sağlığını iyileştirmeye yönelik hazırlanan sağlığı geliştirme programlarının yaygınlaştırılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Kaynaklar 1. World Health Organization (2003). Social determinants of Health: The Solid Facts. (Eds: Richard Wilkinson, Michael Marmot). 2. edition. International Centre for Health and Society, Denmark. 2. Berkman LF, Kawachi I. Social Epidemiology. Oxford University Press World Health Organization. Promoting Health and Development: Closing the Implementation Gap, World Health Organization, Nairobi, 2009 (Erişim tarihi: ) 4. World Health Organization. An Official Journal of the International Union for Health Promotion and Education 6th Global Conference on Health Promotion, Bangkok, 2005 (Erişim Tarihi: ) 5. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (2009) Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve TÜBİTAK, Ankara, Türkiye. 6. Şimşek Z, Mevsimlik Tarım İşçilerine Gezici Sağlık Hizmeti. 13.Ulusal Halk Sağlığı Kongresi Ekim 2010 İzmir, Bildiri Özetleri Kitabı;ss: Koruk I, Simsek Z, Tekin Koruk S, Doni N, Gürses G. Intestinal parasites, nutritional status and physchomotor development delay in migratory farm worker s children. Child Care Health Dev Nov;36(6): Simsek Z, Koruk İ. The Effects of migratory seasonal farmwork on psychomotor development and growth among children ages 0-5 years in Southeastern Anatolia. Turkish Journal of Public Health Vol 9, No 3 (2011): Şimşek Z, İnakçı Hİ, Koruk İ, Shermatov K. Şanlıurfa da Aylar Arasındaki Çocuklarda Aşılama Durumu ve Belirleyicileri. Türkiye Klinikleri, J Pediatr 2010;19(1): Koruk I, Şimşek Z, Tekin Koruk S. Effect of migratory and seasonal farmworks on coverage of vaccination of aged 0-5 years children in Sanliurfa in Turkey. 12.th World Congress on Public Health, April 27-May 1, İstanbul. 11. Simsek Z, Koruk I, Doni NY.An Operational Study on Implementation of Mobile Primary Healthcare Services for Seasonal Migratory Farmworkers, Turkey. Matern Child Health J Jan Hurst P, Temrine P, Karl M. Agricultural Workers and Their Contribution to Sustainable Agriculture and Rural Development. 2007, International Labour Organization, Food and Agriculture Organization, International Union of Food, Agricultural, Hotel, Restaurant, Catering, Tobacco and Allied Workers Associations. 13. Donham KJ, Thelin A. Agricultural Medicine Occupational and Environmental Health for the Health Professions. Blackwell Publishing All right reserved, 2006; 3-27, Arcury TA, Quandt SA. Delivery of health services to migrant and seasonal farmworkers. Annu Rev Public Health 2007; 28: Şimşek Z. Topluma Dayalı, Kültüre Duyarlı Güvenli Annelik Programının Etki Değerlendirmesi ve Sağlık İnsangücü, «14. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi» 4-7 Ekim 2011 Trabzon 16. Şimşek Z, Kırmızıtoprak E. Mevsimlik Göçebe Tarım İşçisi Gençlerin Sağlıklı Yaşam Bilgi ve Davranışlarına Akran Eğitiminin Etkisi. I. Ulusal Nüfus Bilim Kongresi (Ankara); Genişletilmiş Bildiri Özet Kitabı;7-10 Ekim 2010;

89 GÖÇEBE MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLERİNİN TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİMİNİ SAĞLAMAYA YÖNELİK BİR MÜDAHALE Yrd. Doç Dr. İbrahim KORUK Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ Gelişmekte olan ülkelerde ekonomi, tarım ve tarıma dayalı sanayi üzerinde yoğunlaşmakta dolayısıyla tarım sektörünün yalnız istihdam açısından değil ekonominin geneli açsısından büyük önem taşıdığı kabul edilmektedir. Dünya da yaklaşık 450 milyon tarım işçisinin bulunduğu; %60 ından fazlasının yoksulluk sınırının altında olduğu, en az %80 inin sosyal güvencesinin bulunmadığı ve %70 nin tarlalarda çocuklarıyla birlikte çalıştıkları bildirilmektedir (1). Türkiye de de Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) Hane Halkı İşgücü İstatistikleri 2009 a göre sivil istihdam içinde tarımın payı %24.7 ile önemli bir düzeydedir (2). Ancak, göçebe mevsimlik tarım işçileri(gmti) ve mevsimlik tarım işçilerinin(mti) sayısı tahmin edilememektedir. Tarımda mevsimlik istihdam edilen, istihdam amaçlı geçici mesken kuran, oturduğu kalıcı yerden bir gecede gidebilenleri Göçebe Mevsimlik Tarım İşçisi (GMTİsi) olarak tanımlanmaktadır(3). Genellikle ya işleyecek toprağı bulunmayan veya yetersiz toprağa sahip olan aileler işgücü talebi yoğun olan yerlere giderek tarım işçiliği yapmaktadır. Yaşam koşullarının uygunsuzluğu (sağlıksız barınaklar, temiz içme kullanma suyunun olmayışı, yaşam alanında biriken atıklar, sağlıksız tuvalet, gıda yetersizliği vb.), işin niteliğine bağlı olarak maruz kaldıkları riskler (uzun çalışma saatleri, tarım ilacı, tozlar, güneş, gürültü, ısı etkisi) ve sağlık sorunları (kazalar ve yaralanmalar, böcek sokmaları, güneş çarpması vb) ile temel insan hakkı olan hizmetlere (sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler) de ulaşamama nedeniyle Göçebe Mevsimlik Tarım İşçiliği(GMTİği tarım işçiliğinin en zor biçimlerinden birisidir(4,5). GMTİ, hastalıklar açısından yüksek risk altında olmalarına rağmen yeterince sağlık hizmeti alamamaktadır. Coğrafik ve sosyal izolasyon, sürekli yer değiştirme, sağlık güvencesi yokluğu, sağlık gereksinimlerinin ve temel sağlık hizmetlerinin farkında olmamak, yetersiz kaynaklar, dil sorunları gibi pek çok engel zor şartlar altında çalışan ve yaşayan tarım işçilerinin sağlık hizmetine ulaşımını ve kullanımını zorlaştırmaktadır(6-9). Bu nedenle bu ailelere kapsamlı ve nitelikli sağlık hizmetinin kolay ulaşılır hale getirilmesi son derece önemlidir. Bu araştırma, Şanlıurfa da göçebe mevsimlik tarım işçilerine etkin temel sağlık hizmetlerinin gezici hizmetler yolu ile sağlanıp sağlanamayacağını göstermek amacı ile yapılmıştır. YÖNTEM Araştırma iki evreden oluşmuştur. Birinci Evre: Araştırma populasyonunun ve sağlık sorunlarının tanımlanması amacıyla bir dizi araştırmadan oluşmuştur. Bu araştırmalar yaşayanların yaklaşık %70 inin mevsimlik tarım işçisi olduğu Hayati Harrani mahallesinde yürütülmüştür. Toplam 341 hanede 580 i tarım işçisi olmak üzere toplam yaş grubu kadın ile görüşülmüş, yaş çocuk değerlendirilmiştir. Ayrıca 33 mahalle muhtarı ile görüşülerek tarım işçisi sayısı ve göç rotasına yönelik veri toplanmıştır. Çalışma sırasında sağlık ve sosyal hizmet gereksinimleri olanlar ilgili merkezlere yönlendirilmiştir. İkinci evre: Ortaya konan problemlerin olası çözüm yollarının ve çalışma prensiplerinin belirlenmesi, müdahalenin yapılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi, sonuçların yaygınlaştırılması bölümlerinden oluşmuştur. Müdahale, Şanlıurfa İli merkezine bağlı Paşabağı Sağlık Ocağı bölgesine bağlı tarım alanlarında gerçekleştirilmiştir. Tespit edilen 85 yaşam alanı(çadır, baraka vs) ile burada yaşayan yaş kadın ve yaş çocuk Nisan Ağustos dönemi boyunca izlenmiştir. 1.Problemin Tanımlanması Çalışılan grubun sağlık düzeyini ortaya koymak için Şanlıurfa nın Hayati Harrani mahallesinde bir dizi araştırma yürütülmüştür. Bu araştırma sonuçlarına göre; Ailelerin ortalama büyüklüğü 8.4 ± 2.8, ortalama çocuk sayısı 4.9 ± 2.2 dir. GMTİsi kadınlarda; ilkokul 88

90 ve üzerinde eğitim alanlar %7.1 ile %13.4 arasında bulunurken erkeklerde; %58.9 olarak belirlenmiştir. Hatta, kadınların %5,4-%16.1 i hiç Türkçe bilmemekte Arapça ya da Kürtçe konuşmaktadır. Erkeklerde Türkçe bilmeme çok daha düşüktür (%0.6). Ailelerin %47.6 sı ekonomik durumunu kötü olarak tanımlarken, %14.9 u sosyal güvencesiz ve %67.9 u da yeşil kartlı olduğunu belirtmiştir(10,11). Çocukların %55.4 ünde intestinal parazit(%37.2% Giardia intestinalis, %11.6 Taenia saginata, % 9.1 Hymenolepis nana, %7.9 Enterobius vermicularis, %6.7 Ascaris lumbricoides, %1.2 Trichirus trichiura) saptanmıştır. Çocukların %38.1 i bodur, %20.8 i düşük kilolu, %5.4 ü kavruk, %16.6 sı anemik, %17.8 inde de genel gelişme geriliği saptanmıştır. Bodurluğu GMTİği 2,6 kat, anne öğrenim durumunun 1,2 kat arttırmaktadır. Sağlık hizmetine erişimin önemli göstergelerinden biri olarak, GMTİ nin çocuklarında tam aşılı olma durumu %48.8 bulunmuştur(10,12,13). GMTİği, pek çok belirleyici ile birlikte genel anlamda ana-çocuk sağlığını da olumsuz etkilemektedir. Şanlıurfa daki GMTİsi kadınlarda tetanoz aşı durumu (%44.3) tarım işçisi olmayanlardan (%56.9), daha düşük bulunmuştur. GMTİği, tetanoz aşı durumunu 1.6 kat olumsuz etkilemektedir. Tüm tetanoz dozların %80 den fazlasının sağlık ocağına bağlı gezici ekipler tarafından yapılmış olması bu hizmete talebin arttırılması çalışmalarının gerekliliğine işaret etmiştir. Doğum öncesi bakım hizmeti olanlarda tetanoz aşılamalarının da yüksek olduğu bilinmektedir. Ancak, GMTİsi kadınların %53 ü son gebeliğinde doğum öncesi bakım almış ve %57.6 sı son canlı doğumunu bir sağlık kuruluşunda yapmıştır(12). Şanlıurfa Valiliği nin desteği ile mahalle muhtarları ile yapılan toplantılar ve yazışmalar sonucunda il merkezindeki mevsimlik tarım işçisi populasyonunun büyüklüğü ortaya konulmuştur. Şanlıurfa il merkezinde yaşayanların %22.4 ünün ( ), il merkezindeki sosyo-ekonomik düzeyi düşük toplam 33 mahallede yaşayanların %44 ünü ( kişi) GMT işçisi ailelerin oluşturduğu belirlenmiştir. Şanlıurfa da yerleşik GMTİ nin, genellikle şehirden ayrılışları Şubat ayında, Şanlıurfa ya geri dönüşleri ise Ekim ayında başlamaktadır. Her aile bir yıl içinde ortalama iki farklı ile gitmektedir. Tarım işçilerinin göç yolları Konya, Adana, Eskişehir, Hatay, Ankara, Yozgat, Kayseri, Aksaray, Kırıkkale, Malatya, Kütahya, Düzce, Antalya, Giresun, İzmir, Afyon, Kahramanmaraş, Mersin, Kırşehir ve Bursa nın da içinde olduğu en az 21 ilden geçmekte, Şanlıurfa nın ilçesi Harran ya da Şanlıurfa merkeze bağlı tarlalarda sonlanmaktadır. Ailelerin %71.1 i her yıl aynı yere gitmekte ve %59.1 i gidilen yeri elçi/yarıcılar belirlemektedir. Aileler, yaklaşık 3 ile 8 ay arasında tarım alanlarında kalmakta hatta bazı aileler bazı yıllar kalıcı adreslerine dönmemekte çalıştıkları illerde çadırlarda kalarak bir sonraki iş mevsimini beklemektedir(14). 2. Olası çözüm yollarının tanımlanması Bu aşamada karar vericiler(şanlıurfa Valiliği, Şanlıurfa Belediyesi, Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü), sağlık çalışanları, tarım işçileri ve muhtarlarla birlikte hareket edildi. Müdahalenin yapılacağı alanı belirleme, toplumla iletişim sağlama, toplumu anlama, ihtiyaçlarına göre hizmet içeriğini belirleme, uygun bir çalışma programı hazırlama, kaynak sağlama konuları gündeme getirildi. Karar vericilerle yapılan üç toplantıda uygun, ölçülebilir, yasal, kolay uygulanabilir yöntem olarak Gezici Temel Sağlık Hizmeti uygulamasının en uygun yöntem olacağına, başarılı olduğu taktirde de alınacak araçlarla hizmetin yaygınlaştırılmasına karar verildi. Bu hizmetin Gezici Sağlık Ocağı şeklinde olması ana-çocuk sağlığı programlarını(antenatal bakım, postnatal bakım, bebek çocuk izlemi, aile planlaması, neonatal tarama vs) uygulayacak, tedavi hizmetleri sağlayacak, temel ilaçları sağlayacak, su hijyeni başta olmak üzere çevre sağlığına yönelik hizmetler ile sağlık eğitimi çalışmaları yapması planlandı. Gezici Sağlık Ocağı ekibinde araştırmanın yürütücüsü öğretim üyesi, bölgenin bağlı olduğu sağlık ocağından bir doktor ve 2 hemşire/ebe, Halk Sağlığı Stajını yapan bir intörn doktor ve bir şoför yer aldı. Gezici ekip üyeleri değişse de ekibin bu haliyle kalması sağlandı. Çalışmaya başlamadan önce tüm ekip kısa bir hazırlık sürecinden geçirildi. Gezici Sağlık Ocağı olarak dönüştürülen araç, aracın yakıtı ve şoförün ücreti Şanlıurfa Belediyesi tarafından sağlandı. Bu projenin doğrudan tarım işçilerini hedefliyor olması açısından bir ilk olduğu söylenebilir. Proje yürütülürken yapılan uygulamaların yasal prosedüre bağlı yürütülmesi özen gösterildi ve yapılan çalışmaların mevcut sisteme entegre olarak çalışması gözetildi. 89

91 Ek olarak, saha eğitimlerinde kullanılmak üzere tarım işçilerine yönelik ana-çocuk sağlığı, bulaşıcı hastalıklar, su hijyeni, çöp bertarafı, hijyenik tuvalet konularını işleyen bir de broşür geliştirildi. 3. Müdahalenin yapılması ve değerlendirilmesi Öncesi sonrası tarzı bir müdahale yapıldı. Veri toplamak için Mevsimlik Tarım İşçisi İzlem Formu geliştirildi. Bu form sosyodemografik bilgileri, birinci basamak sağlık kuruluşlarında yürütülen sağlık programlarına ait bilgileri ile yaşam alanları ve çevreyle ilgili bilgileri toplamaya yönelik hazırlandı. Bu formların bir kopyası, araştırmanın bitiminde daha önceden planlandığı gibi sağlık müdürlüğüne kendi sağlık ocaklarına gönderilmek üzere teslim edildi. Müdahale Nisan-Ağustos aylarında yapıldı. Hizmet sunumu yarım günlük periyodlar halinde sürdürüldü. Önceden belirlenen tarım alanları her gün farklı rotaları izlemek yoluyla gözlendi ve saptanan GMTİ barınakları Google Earth ten indirilen haritalara işaretlendi ve ailelerin kayıtları yapılıp sağlık hizmetleri verildi. İhtiyaca göre bir sonraki ziyaret tarihi kaydedildikten sonra ayrılındı. Özellikle çocuk aşılamalarında aşılama programına uyum zorunluluğundan dolayı ve tekrarlardan kaçınmak için aileden yeterli bilgi alınamadığında bağlı bulunduğu bölgenin sağlık ocağı ile iletişime geçilerek eksik bilgiler tamamlanmaya çalışıldı. Verilerin analizinde Spss 11.5 istatistik programı kullanılmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler ve Mc Nemar ki kare testi ile analiz edilmiştir. SONUÇLAR Verilen sağlık hizmetlerinin müdahale öncesi ve sonrasına ait durumları Tablo 1 de gösterilmiştir. 4. Sonuçların Paylaşılması Mart 2008 de konunun Şanlıurfa İl Hıfzıssıhha Kurulu nda tartışılması sağlanarak kuruldan, tarım işçilerine yönelik hijyenik su sağlanması konusunda iş verenlerin uyarılması, sıhhi tuvalet yapımı konusunda tarım işçilerinin eğitilmesi yönünde kararlar çıkması sağlanmıştır. Daha sonra gezici sağlık hizmeti çalışmalarının sonuçları sağlık bakanlığı ile paylaşılmıştır. Bu rapor daha sonra sağlık bakanlığı tarafından tarım aktivitelerinin yoğun olduğu 25 ile örnek olarak gönderilmiştir. Bu çalışmaları takiben sayılı Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Genelgesi yayınlanmasında, Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma Ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Stratejisi ve Eylem Planı oluşturulmasında da bu araştırmanın sonuçlarının önemli katkısı olmuştur. Bu projenin bir parçası olarak Şanlıurfa Valiliği iç tasarımı Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından yapılan 4 gezici sağlık aracı satın alarak Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğüne devretmiştir. Table 1: Tarım alanlarında Gezici Temel Sağlık Hizmetleri Sonuçları Parametre Müdahale öncesi Müdahale sonrası N % N % Ki kare P Çocukluk aşılaması Aşısız < Tam/Eksik aşılı Kadın TT aşılaması Aşısız < doz ve fazla Neonatal taraması Yapılmamış Yapılmış * Tuvalet Uygun değil <

92 Uygun Çöp Bertarafı Açıkta biriktirme Gömme İyotlu tuz kullanımı Kullanılmıyor Kullanılıyor Güvenli pestisit kullanımı Yok < Var *12 ayını tamamlamayan çocuklara yapılmıştır. İstatistiksel karşılaştırma yapılmamıştır. TARTIŞMA ve ÖNERİLER Doğrudan mevsimlik göçebe mevsimlik tarım işçilerine temel sağlık hizmeti ulaştırmayı hedefleyen bir çalışma olması açısından ilk kapsamlı çalışmadır. GMTİ hem çalışma hem de yaşam alanlarının zorluğundan ve risklerinden dolayı temel sağlık hizmetlerini daha çok ihtiyaç duymaktadırlar ancak hizmete ulaşmada önemli sorunları vardır. Düşük eğitim düzeyi ve yoksulluk bu sorunlarının çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Özellikle kadınların iletişim ve eğitim sorunları çok daha fazladır. Sağlık hizmetlerinin topluma uyumlu olması ilkesinden yola çıkarak Gezici Temel Sağlık Hizmetlerinin özellikle tarım alanlarında konaklayan GMTİ için uygun bir model olduğu söylenebilir. Toplumun ihtiyaçları göz önüne alındığında ana-çocuk sağlığı programları, çevreyi geliştirmeye yönelik çalışmalar öncelikli olmakla birlikte, mesleki risklerin azaltılması, kronik hastalıkların önlenmesi ve ruh sağlığı çalışmalarının da geliştirilmesi gerekmektedir. Nitekim Haran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünde yapılan Göçebe Mevsimlik Tarım İşçisi Ergenlerde Yaşam Kalitesi Düzeyi ve Sorun Davranışları Sıklığı ve Erişkin Göçebe Mevsimlik Tarım İşçilerinin Yaşam Kalitesi Düzeyi ve Etkileyen Faktörler isimli çalışmalar ruh sağlığı hizmetlerinin de bu Gezici Temel Sağlık Hizmetleri içerisine dahil edilmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur. Ancak bu çalışma başarılı bir müdahale için bazı ipuçlarını da bize vermiştir. Şöyle ki: Bölgesel iklim koşulları göz önüne alındığında yüksek sıcaklık hizmet sunumunu zorlaştırmaktadır. Hizmet sunum saatleri ve ortamları bu duruma uygun olmalıdır. Nitelikli hizmetin sunulması için istekli ve bilgili sağlık personelinin çalışması olmazsa olmazlardan biridir. Zor çalışma koşulları ve personelin kişisel programları ancak yarım günlük periyodlar halinde çalışmayı olanaklı kılmıştır. Araç şoförümüzün Arapça bilmesi iletişimimizi son derece kolaylaştırmış. KAYNAKLAR 1. Sustainable Agricultural and Rural Development (SARD) Policy Brief 1. SARD and Agricultural Workers, (Erişim Tarihi: ) 2. Türkiye İstatistik Kurumu, Hane Halkı İşgücü İstatistikleri (Erişim Tarihi: ) 3. United States Code: Title 29 Migrant and Seasonal Worker Protection Act, Chapter 20, Section (Erişim Tarihi: ). 4. Yıldırak N, Gülçubuk B, Gün S, Olhan E, Kılıç M. Türkiye de Gezici ve Geçici Kadın Tarım İşçilerinin Çalışma ve Yaşam Koşulları ve Sorunları, Tarım-İş Sendikası Yayınları, Weathers AC, Garrison HG. Children of migratory agricultural workers: the ecological context of acute care for a mobile population of immigrant children. Clin Ped Emerg Med 2004; 5: Arcury TA, Q uandt SA. Delivery of health services to migrant and seasonal farmworkers. Annual Review of Public Health 2007, 28,

93 92 7. Hansen E, Donohoe M. Health issues of migrant and seasonal farmworkers. Journal of Health Care for the Poor and Underserved 2003, 14, Gwyther M E, Jenkins M. Migrant farmworker children: Health status, barriers to care, and nursing innovations in health care delivery. Journal of Pediatric Health Care 1998, 12, Bender DE, Harlan C. Increasing Latino access to quality health care: Spanish language training for health professionals. Journal of Public Health Management and Practice 2005, 11, Koruk İ, Simsek Z, Koruk S, Gürses G, Doni N. Intestinal Parasites, Nutritional Status and Physchomotor Development Delay in Migratory Farmworker s Children. Child: Care, Health and Development, 2010; 36(6): Koruk İ, Şimşek Z. Göçebe Mevsimlik Tarım İşçisi Olan ve Olmayan Kadınlarda Tetanoz Aşılama Durumu ve İlişkili Diğer Faktörler. Türkiye Halk Sağlığı Dergisi, 2010; 8(3): Şimşek, Z. ve İ. Koruk, The Effects of Migratory Seasonal Farmwork on Psychomotor Development and Growth Among Children Ages 0-5 Years in Southeastern Anatolia, Türkiye Halk Sağlığı Dergisi 2011, 9, Koruk, I., Simsek, Z., Koruk, T.S., Effect of migratory and seasonal farmworks on coverage of vaccination of aged 0-5 years children in Sanliurfa in Turkey 12th World Congress on Public Health, İstanbul, Turkey, Şimşek Z, Koruk İ. Şanlıurfa İl Merkezinde Gezici Mevsimlik Tarım İşçisi Kadınların ve Çocuklarının Gezici Sağlık Hizmeti Yoluyla Sağlık Hakkının Korunması Projesi Raporu, 2008

94 ADANA DA MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLİĞİNİN SORUNLARI Doç.Dr. FERDİ TANIR Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ Tarım sektöründe üretim büyük ölçüde doğa koşullarına bağlıdır. Ayrıca üretimde insan emeğine olan gereksinim diğer sektörlere göre daha fazladır. Üretim aşamalarına bağlı olarak işgücüne olan gereksinim de bazı dönemlerde (mevsimlik olarak) artmaktadır. Türkiye de nüfusun 1/3 kadarı ( kişi) tarımda istihdam edilmektedir. Bu nedenle tarım çalışanları toplumda önemli büyüklükte bir kesimdir ve sorunları bir halk sağlığı sorunudur. Adana ili hektar tarım arazisi olan Türkiye nin en önemli ve büyük tarım merkezlerinden birisidir(tablo 1). Sivil Toplum Örgütlerine göre sayıları bir milyon, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına göre 300 bin olan mevsimlik göçer tarım işçileri; her yıl, başlıca Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Adıyaman, Siirt, Batman gibi Güneydoğu Anadolu illerinden ve Niğde, Aksaray, Nevşehir gibi Orta Anadolu illerinden Anadolu nun Güney, Kuzey ve Batısındaki 19 ilde tarım işlerinde çalışmaktadır. Çukurova bölgesine özellikle bahar aylarından itibaren çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden olmak üzere çok sayıda mevsimlik göçer tarım işçisi gelmektedir. Bu işçilerin çalışacakları yere gelmelerini, Çukurova da Elci adı verilen mevsimlik işçi ile işveren arasında aracılık yapan kişiler sağlamaktadır. Elciler, İşkur un verdiği Tarım Aracısı belgesiyle beraber resmiyet kazanmışlardır. Buna karşın sayıları azda olsa resmi kayıtlı olmayan elciler de halen aracılık işlemlerini sürdürmektedir. 1,2 Mevsimlik tarım işçileri(mti) mahalli ve gezici olmak üzere ikiye ayrılırlar. Başka bir ifadeyle mahalli işçileri yöre içi mevsimlik tarım işçileri, gezici işçileri ise yöre dışı mevsimlik tarım işçileri olarak adlandırabiliriz. Yöre içi MTİ, bulundukları yerlerde ya da yakın çevrelerde sebze, meyve ve fındık hasat zamanlarında saatlik, günlük ya da iş birimine göre belirlenen ücretlere bağlı olarak çalışırlar. Yöre dışı mevsimlik tarım işçileri ise, işe göre çeşitli yörelere tek başına ya da aileleriyle giden tarım işçileridir. MTİ, Çukurova bölgesine daha çok Mart ayı başında ve en çok Adana iline gelmektedir. Mevsimlik göçer tarım işçileri yılın 6-7 ayını evlerinden uzakta geçirmektedirler. Yaşadıkları memleketlerinde sürekli işe sahip olmayan bu kişiler, elcilerin gösterdikleri bölgelerde genelde saz, kamış, naylondan yapılı çadırlarda kalırlar. Elektrik, su, kanalizasyon vb. alt yapısı olmayan geçici barınma yerlerinde, hijyenik olmayan koşullarda ikamet ederler. Uzun çalışma saatleri ile olumsuz çevre koşullarında (güneş, yağmur, tarım ilacı vb.) ve düşük ücretle çalışırlar. Bu çalışma, Adana ili Karataş ilçesi, Tuzla beldesi ve Yüreğir merkez ilçesinin Solaklı ve Doğankent mahalleleri çevresine 2011 yılında gelen mevsimlik tarım işçilerinin koşullarını belirlemek ve düzeltilmesi için gerekenleri paylaşmak amacıyla yapılmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM Çukurova Bölgesinin Adana iline 2011 yılında gelen ve 4 yerleşim yerinin 9 çadır grubundaki 372 çadırda yaşayan, mevsimlik göçer tarım işçisinin barınma, gıda, su, atık, hijyen ve çalışma koşulları yerinde gözlemlenmiş, aracılık yapan elcilerle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca 2011 yılının Adana İli Sağlık Müdürlüğü kayıtlarındaki Adana iline gelen mevsimlik göçer tarım işçilerine verilen Toplum Sağlığı ve Aile Sağlığı Merkezlerinde verilen hizmetler, Karataş İlçesi Belediyesi, Kaymakamlığı ile Özel İdare Müdürlüğü çalışmaları, Adana İşkur, Yüreğir, Seyhan ve Ceyhan İlçe Tarım Müdürlükleri kayıtlarına göre yapılan çalışmalar özetlenerek sunulmuştur. Çalışmamız, tanımlayıcı saha ve kayıt araştırmasıdır. BULGULAR Adana da Adana iline 2011 yılı verilerine göre 74 yerleşim yerinde 80 kadar elcinin aracılığı ile den fazla çadırda kadar tarım işçisi ailesi ile gelmiştir. Bu işçilerin 4 yerleşim yerindeki 9 çadır grubundaki 372 çadırda yaşayan sinin koşulları ile diğer kayıtlı yerlerin verileri değerlendirilmiştir. Ziyaret edilen çadır gruplarının geldikleri yerler; Adıyaman-Besni, Gerger, Kahta, Şanlıurfa-Harran, Siverek, Viranşehir- Merkez, Kahramanmaraş-Çağlayancerit, Pazarcık, Diyarbakır-Çermik, Hatay-Altınözü, Mersin-Merkez, Adana- Merkez dir. 93

95 Konaklama yerlerinin çoğu drenaj-sulama kanalı kenarları, bir kısmı taşlı, yamaçlı, engebeli araziler ve işverene ait tarla kenarlarına ait yerlerdir. Konaklama alanlarının hemen hepsi, alt yapısı yapılmamış engebeli, taşlı çukurlu ve çamurlu yerlerdir. Elektrik, su, kanalizasyon, çöp toplama vb. altyapı yoktur. Aydınlatmada mum veya lüks lamba benzeri araçlar kullanılmaktadır. Barınaklar, kamış, sera naylonu, branda, muşamba vb. malzemelerin kullanıldığı çadırlardan oluşmuştur. Çadırlar; sıcak, soğuk, yağmur, don gibi hava koşullarına karşı dayanıksız, her türlü su taşkını ve sel baskınlarına açık alanlardadır. Genellikle çok çocuklu ve kalabalık (ortalama 6 kişi) aileler, tek gözlü çadırlarda yatmakta, gıdaları koruma, hazırlama ve yeme aynı ortamda yapılmaktadır. İçme-kullanma suyu ihtiyacı genellikle su tankerleri ve sağlıksız plastik kaplarla yerleşim alanına taşınmakta, bazı konaklama alanlarına ise yakın köylerden plastik hortum veya boru ile su getirilmektedir. İçme ve kullanma suyu taşıma ve saklanmasında sağlıksız, tarımda kullanılan ilaçlara ait boş bidonlar, su tankerleri ve plastik kaplar kullanılmaktadır. Bu bidonların birçoğu paslı, kirli ve yosunludur. Tankerlerle getirilen suyun çevredeki yakın çiftliklerdeki su kuyularından sağlandığı, herhangi bir klorlama işleminin yapılmadığı, yapılan klor ölçümü sonuçlarından anlaşılmıştır. Hijyenik tuvalet, banyo, çamaşır yıkama yerleri yoktur. MTİ ve aileleri tuvalet ihtiyaçlarını açık arazide ve bazıları ise etrafı naylon ile çevrili sağlıksız yapılarda gidermektedir. MTİ barınaklarındaki sıvı ve katı atıkları, barınma yerlerine yakın drenaj kanallarına veya yakın çevrelere atmaktadırlar. Konaklama alanlarındaki banyo,tuvalet, bulaşık suları ile çöplerin rastgele çevreye atılması sonucu, haşereler ve kemiriciler için uygun ortam oluşmaktadır. Barınakların kış aylarında ısıtılmasında sağlıklı olmayan ve tehlikeli olan teneke soba, mangal tarzı açık tenekeler kullanılmaktadır. Çalışma yaşında olmayan çocuklar çadırlarda kendi hallerine veya kendilerinde büyük ama yaşı çok küçük kardeşlerine, yaşlılara bırakılmaktadır. Bu çocuklar her türlü çevresel tehlikeye karşı açıktır. Çadırlar yerleşik toplumsal yapıdan uzak, sosyal ve kültürel ilişkileri zayıftır. Okul çağındaki çocuklar düzenli eğitim almamaktadır. Okula kayıt yaptıranların devam etmedikleri ama ilköğretimdeki sınıf geçme zorunluluğu nedeniyle öğrenimlerini tamamlamış gibi göründükleri belirlenmiştir. MTİ ve aileleri ile yerleşik düzendeki köylüler arasında iletişim, sosyo-kültürel bir çok sıkıntı yaşandığı bildirilmiştir. Sivil Toplum Kuruluşları(STK), kamusal yardımlar ve özellikle METİP projeleri ile sağlanan desteklerle özellikle büyük çadır yerleşimlerinde ve yerel yönetimlerce destek verilen yerlerde mucur dökülerek çadır zeminlerinin çamurdan kısmen veya tamamen de kurtarıldığı, çadırların yerine konteynırlar, elektrik, içme suyu, seyyar tuvalet ve fosseptik tankı, banyo ile atıklar için çöp kutuları verildiği, çevre ilaçlaması yapıldığı belirlenmiştir yılında Adana bölgesine gelen MTİ için il Sağlık Müdürlüğü ekiplerince, gebe(205), loğusa(24), bebek(333), çocuk(263), yaş kadın(782) izlemleri, Aile Planlaması destekleri (66 hap, 2408 kondom) ile çocuk(238) ve gebe(108) aşılarının yapıldığı saptanmıştır. Aile hekimlerine başvuran MTİ nin en sık sağlık sorunları; halsizlik, yorgunluk, bel ağrısı gibi kasiskelet sistemi yakınmaları, gastroenteritler, solunum yolu enfeksiyonları, dermatit, piyodermi, scabies gibi cilt hastalıkları, güneş çarpması, baş ağrısı, tarım ilaçları ile intoksikasyonlar olarak belirlenmiştir. SONUÇ Çadır grupları ile çalıştıkları tarım alanlarında MTİ ile, elcilerle, tarım işverenlerinle, belediyeler, kaymakamlıklar, işkur, özel idare ve ilçe tarım müdürleri, bölgede çalışan Toplum Sağlığı Merkezi ve Aile Sağlığı Merkezi hekimleriyle yapılan görüşmeler ve kayıtların incelenmesi ile daha önceki çalışmalar incelendikten sonraki değerlendirme sonucunda: 1. Başbakanlık tarafından MTİ için 2010 yılında çıkarılan genelge, METİP başta olmak üzere MTİ için 94

96 gerçekleştirilen çeşitli kamusal ve Sivil Toplum Kuruluşları(STK) projeleri ile yerel koşullar ve destek farklarına göre değişen oranlarda MTİ ne çok değerli destekler sunulmuştur ve sunulmaktadır. Bu destekler mutlaka çok yararlıdır ama organize olmayan ve yetersiz desteklerdir. 2. Destekler ve iyileştirmeler; MTİ yerel istekleri, bölgesel yönetim destekleri alınarak ve aşamalı olarak yerine getirilmelidir. Organizasyon ilçe bazında kaymakamlık yönetiminde, elciler dahil kayıt ve hizmet organizasyonu ile sekreterya ilçe tarım müdürlükleri, bütçe ve malzeme temini özel idare-köylere hizmet götürme, sağlık hizmetleri toplum sağlık merkezleri, alt yapı(su, elektrik, atıklar, wc, banyo vb.) belediyeler ve ilgili kuruluşlar, eğitim ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından sunulmalıdır. 3. METİP gibi kamusal ve STK nın yaptıkları projelerin yönlendiricisi de aynı organizasyon olmalı ve birbirinden habersiz aynı amaçla çalışan farklı kurum ve kuruluşların güçleri birleştirilerek zaman ve kaynak tüketiminin önüne geçilmelidir. 4. MTİ için kamusal duyarlılık artırılmalı ve MTİ nin sorunlarının toplumsal sorumlulukla yerine getirilmesi gerektiği, yazılı-görsel basında yer alan toplantı ve kampanyalarla toplumsal paylaşımı periyodik olarak yinelenmelidir. 5.MTİ için yapılacak aşağıdaki çalışmalarda tarım işverenlerin katkısı sağlanmalıdır. 3,4 Yaşam ortamında yapılabilecek düzenlemeler: Çadırlara altyapı ve hizmetin götürülmesini kolaylaştırmak için çadır gruplarının dağınıklığı en aza indirilmelidir. Çadırların sağlamlaştırılması için, saz-naylon iskelet yerine demir iskelet, vb. model çalışmalar örnek alınarak yapılmalıdır. 5,6,7 Çadır zeminin iyileştirilmeli, çadır içinde toprakla bağlantıyı kesecek izolasyon yapılmalıdır. Çadır gruplarında, özellikle yürüme yollarında görülen çamurun engellenmesi için, yollara basitçe taş-mucur döşenmelidir. İtfaiye, ambulans ulaşımı sağlanabilmelidir. Sulama kanallarının çevresinin tel, çit gibi engelleyicilerle çevrelenmesi ve uyarıcı levhaların asılması sağlanmalıdır. Hijyenik içme, kullanma suyu ile tuvalet, banyo ve çamaşırlık sağlanmalıdır. Sivrisinek, haşere ve böceğe karşı belediye yetkililerinin çadır gruplarının çevresini ve su birikintilerinin ilaçlaması sağlanmalıdır. Sağlık kurumları bünyesinde gezici ekiplerle düzenli sağlık hizmeti (erken tanı, aşı, üreme sağlığı, gebe, loğusa izlemi, çevre sağlığı, sağlık eğitimi-akılcı ilaç kullanımı, gıda güvenliği, sağlıklı beslenme,) ruh sağlığı çalışmaları yapılmalıdır. Çadır gruplarında bir adet donanımlı ilkyardım dolabı bulunmalıdır. Toplantı, eğitim vb. amaçlı sosyal ortam çadırı ile çocuk oyun çadırı ve/veya alanı yapılmalıdır. Düzenlenen yerleşim yerleri geçici özellikli olmalı ama her yeniden kurulumunda yer ve kurulum çok kısa sürede yapılabilecek uygunlukta olmalıdır. Çalışma ortamında yapılabilecek düzenlemeler: Çalışma saatleri, belirli saatlere sınırlandırılmalıdır. Günde iki ya da üç kez dinlenme olanağı yaratılmalıdır. Güneşin etkisini azaltmak amacıyla şapka veya benzeri bir koruyucu kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. MTİ olan herkesin sosyal güvenlik kapsamına girmesi sağlanmalıdır. Çalışılan ile ulaşım gibi tarlaya gidiş gelişler de daha güvenli hale getirilmelidir. MTİ ve ailelerinin, tarımda iş kazaları ve tarım ilaçlarından korunma eğitimlerini almaları sağlanmalıdır. Elci, çavuş vb. aracıların hepsinin kayıtlı olması sağlanmalıdır. Tablo 1. Adana ili tarım arazileri dağılımı Tarım alanı çeşidi Yüzölçümü (Hektar) % Tarla Alanı Nadas Alanı Meyve Alanı Sebze Alanı Toplam

97 96 KAYNAKLAR 1.TÜİK Ekim Hane Halkı İşgücü Araştırma Sonuçları. URL: Erişim: Adana İl Tarım Müdürlüğü Tarım Raporu, Ocak 2012, Adana. 3.İnandı T. Doğankent, Solaklı-Yüzbaşı Sağlık Ocakları Bölgesine Gelen Mevsimlik Tarım İşçilerinin Çocuklarında Malnütrisyon Prevalansı ve Etkileyen Faktörler. Uzmanlık tezi, 1995, Adana. 4.Gülçubuk B, Karabıyık E, Tanır F. Tarım Kesiminde En Kötü Biçimde Çalışan Çocuk İşçiliği Temel Araştırması (Adana İli-Karataş İlçesinde Pamuk Hasadında Çalışan Çocuklar Örneği) Raporu. 2003, Ankara. 5.Özbekmezci Ş, Sahil S. Çukurova Yöresindeki Mevsimlik Tarım İşçilerinin Yerleşim Dokuları ve Yaşam Üniteleri. Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Der. 2004:19-4; TMMOB Adana Mimarlar Odası. Çukurova Bölgesi Mevsimlik Tarım İşçilerine Yaşam Alanı Tasarımı Ulusal Öğrenci Mimari Fikir Yarışması Projeleri, Karaman K, Yılmaz A.S. Mevsimlik Tarım İşçileri ve Enformal İlişkiler Ağı: Giresun da Çalışan Mevsimlik tarım İşçileri Üzerine Bir araştırma. Zcitschrift für die welt der Türkan, 2011:3-1;

98 MEVSİMLİK GEZİCİ TARIM İŞÇİLERİNİN ÇALIŞMA VE SOSYAL HAYATLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ PROJESİ (METİP) Av. GÜRBÜZ ERDOĞAN METİP Hazırlama Komisyonu Üyesi ve Koordinatörü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi 1. Hukuk Müşaviri I. GİRİŞ Mevsimlik tarım işçileri çalışma hayatındaki en zor şartlarda çalışan gruplardan biridir. Ülkemizde yaklaşık 300 bin kişi evlerinden ayrılarak binlerce km uzaklıktaki yerlere uygun olmayan araçlarla yolculuk yapmakta, ilkel denilebilecek barınaklarda yaşamakta, yetersiz beslenmeyle karşı karşıya bulunmakta ve bunun yanında daha düşük ücretle çalışmaktadırlar. Ayrıca sosyal güvenliklerinin olmayışı da sağlık sorunlarını ve gelecek kaygısını artırmaktadır. Çocukların eğitimi ise, hiç değinilmemiş bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin sorunlarını çözmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nca Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi (METİP) hazırlanmıştır. Bu proje için 2010 yılı ocak ayında çalışma grubu oluşturulmuştur. Çalışma grubu ilk olarak kaynak taraması yapmıştır. Ancak çalışmanın ilk başından itibaren bu konuda akademik kabul edilebilecek çalışmaların çok az olduğu, istatistiklerinde yeterli olmadığı ve var olan istatistiklerin de sağlıklı olmadığı belirlenmiştir. Bunun üzerine çalışma grubu saha araştırtmaları yaparak bu konuda kullanılabilecek veri ve bilgiler elde etmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında 81 il valiliğine mevsimlik tarım işçileri ile ilgili yapılan çalışmalar ile göç alan ve göç veren illerden özellikle istatistiksel veriler ile diğer bilgiler istenmiştir. Valiliklerden gelen raporlar bu çalışmalarda değerlendirilerek bu alanda yapılması gerekli olan işlemlere katkı sağlamıştır. Bu projede öncelikle risk alanları ve mevcut durum tespit edilerek, çözüme yönelik eylem planı hazırlanmıştır. Bu kapsamda tarihli ve sayılı Resmi Gazete de 2010/6 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayınlanarak yürürlüğe girmiş ve müteakiben de Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi (METİP) uygulanmaya başlanmıştır. METİP projesi ile mevsimlik gezici tarım işçilerinin güvenli ulaşım, altyapıya sahip barınma alanları, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması amaçlanmaktadır. Sistem; il valiliklerince hazırlanan projelerin Bakanlıkça değerlendirilmesi ile yeterli kaynağın bu valiliklere gönderilmesi ve belirlenen projenin valiliklerce uygulanması şeklinde olmaktadır. Bu bağlamda projelerin uygulanmasında valiliklerle birlikte özellikle il özel idaresi genel sekreterliği ile kaymakamlıkların ortak çalışmaları önemli yer tutmaktadır. II. TÜRKİYEDE MEVSİMLİK GEZİCİ TARIM İŞÇİLERİ Kırsal alanda topraksız çiftçilerin yanı sıra tarım işletmelerinin başta miras hukuku olmak üzere çeşitli nedenlerle giderek küçülmesi ve parçalanması birçok işletmeyi kendine yeterli olmaktan uzaklaştırmıştır. Bunun sonucu olarak, tarımsal faaliyet ile uğraşan birçok aile, geçimini sağlayabilmek amacıyla daha fazla tarımsal iş olanağı bulunan yörelere gezici (yerleşik olmayan) ve mevsimlik (geçici) işçi olarak gitmek durumunda kalmaktadır. İşgücünün yaklaşık % 25 nin istihdam edildiği tarım sektöründe, özellikle gezici işçi olarak çalışan grup, tarımın kendine özgü niteliklerinden dolayı oldukça ağır koşullarda çalışmaktadır. Genellikle işleyecek toprağı bulunmayan, yetersiz toprağa sahip olan ya da çeşitli nedenlerle bu toprakları işleyemeyen aileler, tarımsal işgücü talebi yoğun olan yerlere giderek, gezici veya geçici olarak çalışmaktadırlar. Bu işçilerin sayısı konusunda güvenilir bir istatistikî veri, ulusal düzeyde bulunmamaktadır. Tarım işlerinin özelliği gereği mevsimsel iklim koşulları, teknoloji kullanım düzeyi gibi unsurların yanı sıra ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktür de mevsimlik gezici tarım işçilerinin sayılarında değişikliğe yol açabilmektedir. Bu alanda yapılan çalışmalar, çoğunlukla yerleşim yeri problemi ve toplum sağlığı gibi konu ve coğrafi alanlarla sınırlı olup konuyu Türkiye düzeyinde bütünsel açıdan ele alan bilimsel çalışmalar bulunmamaktadır. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin zor koşullarda çalıştıkları bilinen bir gerçektir. İşçiler, içinde bulundukları çalışma ve yaşam koşulları ile eğitim düzeyleri ve örgütlenme gibi alanlarda asgari standartları elde edebilecek durumda değildirler. Bu işçilerin sorunları; eğitim, sağlık, ulaşım, güvenlik, barınma, iş ve sosyal güvenlik vb. gibi çok boyutlu niteliktedir. Bu özelliği itibariyle, çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından bütünsel yaklaşım- 97

99 dan uzak bir biçimde, kendi görev alanlarına giren konularda mevzuat düzenlemeleri yapılması, sorunlara kökten ve bütüncül çözüm getirilmesini sağlayamamaktadır. III. MEVSİMLİK GEZİCİ TARIM İŞÇİLERİNİN ÇALIŞMA VE SOSYAL HAYATLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ PROJESİ (METİP) a. Projenin Amacı Proje, ülkemizde en zor şartlarda çalışan ve hayatlarını devam ettiren mevsimlik tarım işçilerinin; ulaşım, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik, sosyal çevre ile ilişkiler, iş ve sosyal güvenlik koşulları vb. konular itibariyle, ülkenin uzun vadeli nitelikli işgücünü karşılamak, mevsimlik gezici tarım işçilerini kayıt altına almak amacıyla mevsimlik gezici tarım işçilerinin ve aile üyelerinin yaşama ve çalışma şartlarının iyileştirilmesini amaçlamaktadır. b. Projenin Hedefleri Bu çalışma, mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını bütünsel ve çok boyutlu bir bakış açısıyla belirleyerek, oluşturulan faaliyet planı çerçevesinde iyileştirme öngörmektedir. Bununla ilgili tespit edilen problemlere yönelik aşağıda belirteceğimiz hedefler ve çözüm yolları geliştirilmiştir. Ulaşım Göç mevsiminde mevsimlik gezici tarım işçilerinin şehirlerarası ulaşımlarının ucuzlatılması yönünde tedbirler alınmakta, göç mevsiminde ikametgâhlarından çalışacakları yerlere ve tarladan konaklama mahalline ulaşımları esnasında yol güvenlikleri sağlanmaktadır. Ulaşımda yol güvenliğini artırmak amacıyla, şehir içi nakillerde (tarladan-konaklama mahalline) yük üzerinde yolcu taşınması engellenmekte, işçilerin güvenli bir şekilde ulaşımları ve daha güvenli olan yollardan gitmeleri sağlanmaktadır. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma mahallerine gidiş ve dönüşlerinde, il/ ilçe merkezlerinde geçici konaklamaları için ihtiyaç halinde kamuya ait alan ve tesislerden yararlanma imkânı sağlanmakta, şehir içinde, otogar ve istasyonlarda, parklarda, vs. gelişi güzel konaklama ve beklemelerine fırsat verilmemektedir. Barınma Mevsimlik gezici tarım işçilerinin asgari imkânları haiz, yeterli, güvenli ve sağlıklı konaklama alanlarında barınmaları sağlanmaktadır. Toplulaştırılmış çadır yerleşimlerine sunulan hizmetlerin aksamadan yürütülmesini sağlamak üzere Toplulaştırılmış Çadır Yerleşimi Yönetimleri oluşturulmuştur. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin yeterli yaşam alanı, tuvalet, banyo, ekmek ve yemek pişirme, çamaşır ve bulaşık yıkama imkânları gibi asgari sosyal ihtiyaçların karşılandığı barınma yerlerinin işçileri çalıştıran arazi sahibi veya işleyenlerce sağlanamadığı bölgelerde işçilerin yoğun olarak çalıştığı yerlere en yakın mesafede alt yapısı il özel idarelerince hazırlanan toplulaştırılmış uygun yerleşim yerleri oluşturulmuştur. Konaklama yerlerinin mümkün olan en az sayıda belirlenmesine, dağınık yerleşimin asgari seviyeye indirilmesine gayret edilmiştir. Konaklama alanının belirlenmesinde; sel, heyelan, taşkın, kaya düşmesi vb. doğa olaylarından etkilenilmeyecek olması (dere, ırmak yatağı vb. olmaması), elektrik, su, kanalizasyon, yol gibi hizmetlerin sunumunun kolay olarak sağlanabileceği mesafede bulunması, tahmini işçi sayısının ihtiyacını karşılayacak büyüklükte olması, sağlık şartlarını tehlikeye atan atık su tesisi, çöplükler, insan sağlığına zararlı mamul üretimi gerçekleştiren tesisler, girilmesi yasak alanlar, turistik alanlar ve tehlikeli yapılara yeterli uzaklıkta olması gibi hususlar göz önünde bulundurulmaktadır. Yer tespitinde şahıslara ait araziler değil, hazine arazilerinin seçilmesine özen gösterilmektedir. Toplulaştırılmış çadır yerleşim yerlerinde il özel idarelerince seyyar kolaylık tesisleri kurulmuştur. Kolaylık tesislerinde tahmini işçi sayısının ihtiyacını karşılayacak ölçüde; tuvalet, banyo, çamaşır ve bulaşık yıkama yerleri ile ekmek pişirme imkânları, çocuk oyun alanları ve gerektiğinde derslik olarak kullanılabilecek sosyal tesis bulundurulmaktadır. Toplulaştırılmış çadır yerleşim yerlerinde mevsimlik gezici tarım işçilerine aileleriyle birlikte kalabilecekleri yeterli büyüklük ve sayıda, aynı zamanda soğuğa, dona, yağış ve sıcaklık gibi iklim koşullarına dayanıklı, havalandırmaya müsait tek tip çadırlar sağlanmaktadır. Mevsimlik gezici tarım işçileri barınma alanlarının kullanımı, çevre temizliği, çevrede bulunan bitki örtüsünün ve ağaçların korunması, orman yangınlarının önlenmesi vb. konularda bilinçlendirilme çalışmaları yürütülmektedir. Eğitim Mevsimlik gezici tarım işçiliği ile ilgili eğitimden kaynaklanan sorunların çözümüyle ilgili 24/03/2010 tarihli 2010/6 sayılı Başbakanlık Genelgesi gerekçe gösterilerek Milli Eğitim Bakanlığı nca 20 Nisan 2011 tari- 98

100 hinde 2011/25 sayılı Mevsimlik Gezici Tarım İşçisi Çocuklarının Eğitimleri konulu Bakanlık Genelgesi yayınlanmıştır. Bu Genelgeyle proje kapsamında çocukların eğitimi ile ilgili sorunlarının çözümüne yönelik tedbirler geliştirilmiştir. Proje eylem planında eğitim ile ilgili faaliyetler genelge kapsamında düzenlenmiştir. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin zorunlu eğitim çağında olan çocuklarının eğitime devam oranları artırılması hedeflenmiştir. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin çocuklarının yeterli eğitim almaları amacıyla yatılı okul, yaz okulu gibi öğretim seçenekleri değerlendirilmektedir. Okul çağının altındaki çocukların bakımının kolaylaştırılmasına yönelik tedbirler alınmaktadır. Özel eğitim ihtiyacı bulunan işçiler ve aile üyelerinin tespit edilerek, eğitim olanaklarından ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden yararlanabilmeleri sağlanmaktadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarınca yardım almaya müstahak mevsimlik gezici tarım işçi ailelerinin, çalışmak amacıyla yer değiştiren, ancak okula devam eden çocukları için şartlı nakit transferi (ŞNT/e-okul sistemine göre örgün ilk ve orta öğretime devam edenler) yardımları ve diğer eğitim yardımlarının devamı sağlanmaktadır. Tarım aracılarının yapmakta oldukları mesleğe ilişkin niteliklerine dair kurslar düzenlenmektedir. Halk Eğitim Merkez Müdürlüklerince çalışma saatleri dışında meslek edindirme kursları ve Aile Eğitim Programları (okuma-yazma kursları, meslek edindirme kursları, ana çocuk sağlığı vb.) çerçevesince eğitim verilmektedir. Mevsimlik tarım işçileri ve aile üyelerinin yörede gerçekleşen çeşitli sosyal faaliyetlerden yararlanmaları, aynı zamanda toplumsal uyumu artırmaya yönelik olmak üzere en yakın yerleşim birimindeki imkânlardan (okul, cami, kurslar vb.) yöre halkıyla birlikte yararlanmaları sağlanmaktadır. Sağlık Mevsimlik gezici tarım işçilerinin yeterli ve düzenli sağlık hizmeti almaları amacıyla göç alan illerde hizmetlerin; öncelikle tam teşekküllü gezici sağlık araçlarıyla verilmesi olmak üzere, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarınca verilmesi, toplum sağlığı merkezlerince verilmesi, seçeneklerinden uygun olan hizmet sağlanmaktadır. Sağlık birimlerince mevsimlik gezici tarım işçilerinin ortak yerleşim alanlarına yönelik; bulaşıcı ve kronik hastalıklar ve bunlara yönelik muayene ve tedavi hizmetleri, aşılama hizmetleri, özellikle banyo, tuvalet vb. yerlerde çevre sağlığı, temiz içme ve kullanma suyu sağlanması, gebe ve bebek kontrolü, gıda güvenliği, özürlü bakımı, ruh sağlığı vb. konularda sağlık hizmetleri sunulmuştur. Bunlarla birlikte yerleşim alanlarına çöp konteynırı konulması ve çöplerin alınması işlemi mücavir sınırlara göre ilgili belediye veya il özel idaresi tarafından yerine getirilmektedir. Bunlarla birlikte yerleşim alanlarına çöp konteynırı konulması ve çöplerin alınması işlemi mücavir sınırlara göre ilgili belediye veya il özel idaresi tarafından yerine getirilmektedir. Barınma alanları ve çevresinin sağlık koşullarına uygunluğu konusunda önlemler alınmıştır. Barınakların çevresinde, sivrisinek, akrep, yılan, karasinek, kene vb. haşerelere karşı ilaçlama, yine tuvalet ve banyo gibi ortak kullanım alanlarının sağlık koşullarına uygunluğu konularında (tuvaletlerin kireçlenmesi vb.) önlemler alınmaktadır. Mevsimlik gezici işçilere ve aile üyelerine yönelik uzman kişilerce; bulaşıcı hastalıklar, erken tanı yöntemleri, aile planlaması ve gebelik dönemi, çevre ve kişisel temizlik kuralları, su kullanımı, beslenme yetersizliği ve iyot kullanımı, gıda güvenliği, çocuk ve bebek bakımı, anne sütü verilmesi, aşılamanın önemi, temel ilkyardım bilgisi, ruh sağlığı, atıkların kontrolü, tarımsal ilaçlama, akılcı ilaç kullanımı, sağlık hizmetlerinin sunumuna ilişkin usuller, vb. konularda bilgilendirmeler yapılmıştır. Güvenlik Konaklama alanlarının ve mevsimlik gezici tarım işçilerinin güvenliği sağlanmaktadır. Göç alan/veren illerde güvenlikle ilgili bilinçlendirme çalışmaları yapılmıştır. İşçilerin belirlenen konaklama alanları dışında başka alanlara yerleşimlere izin verilmemektedir. Konaklama alanı veya tarla yakınlarında bulunan, kanal, kanalet, baraj, göl, gölet, akarsu vb. gibi girilmesi yasak ve tehlikeli olan alanlarda boğulmalara karşı mevsimlik gezici tarım işçilerinin bu yasak ve tehlikeli alanlara girmemesine yönelik tedbirler alınmaktadır. Sosyal Çevreyle İlişkiler Mevsimlik gezici tarım işçilerinin sosyalleşmelerine yönelik her türlü sosyal dışlanmışlığın önlenmesi ve toplumsal uyumun sağlanması için göç alan illerde bilinçlendirme çalışmaları yapılmaktadır. Konaklama alanlarında toplumsal gelişime destek faaliyetleri için ihtiyaç duyulan kolaylık tesisleri oluşturulmuştur ve yöre halkıyla birlikte gerçekleştirilecek etkinlikler için ortak alan olarak kullanılmaktadır. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin toplumsal kaynaşmalarının artırılmasına ve sosyal dışlanmanın engellenmesine yönelik yöre halkının ve kamu 99

101 100 görevlilerinin duyarlılıkları artırılmaktadır. Çok eşlilik, berdel, küçük yaşta evlilik, kan davası, aşiret kavgası vb. toplumsal sorunlara ilişkin konularda uzmanlarca belirli aralıklarla bilinçlendirme çalışmaları yürütülmektedir. İş ve Sosyal Güvenlik Mevsimlik gezici tarım işçilerinin sosyal güvenlikleri açısından mevcut durumları Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından yürütülecek çalışmalarla iyileştirilmektedir. İş aracılarının ve toprak sahiplerinin/ işleyenlerin; ücret ödeme, genel sağlık sigortasından yararlanma, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile ilgili usul ve esaslar hakkında düzenleyici işlemler yapılmakta ve bilinçlendirilmeleri sağlanmaktadır. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin sosyal güvenlik kapsamı açısından mevzuat değişikliği yapılarak; iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası, genel sağlık sigortası ve uzun vadeli sigorta kollarından yararlanmaları planlanmış olup bu kapsamda 6111 sayılı Kanunun ile gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerde mevsimlik tarım işçilerinin 2011 yılından başlamak üzere 18 gün ve her yıl bir gün artırılmak suretiyle prim yatırmaları halinde bütün sigortalılık kollarından yararlanmaları yer almaktadır. Tarımda iş aracılığını düzenleyen yönetmelikte değişiklik yapılmış olup, belgesi olmayan ve sözleşme imzalamadan iş alan aracılar, Türkiye İş Kurumu tarafından Tarımda İş Aracılığı Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde denetlenmektedir. Mevsimlik gezici tarım işçilerine; tarımsal mekanizasyon, tarım ilaçlarının ve kişisel koruyucuların kullanımı, muhafazası konularında iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmesi sağlanmaktadır. c. Ön Hazırlık, Projelendirme, İzleme ve Değerlendirme Proje hazırlanırken Bakanlıkça Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri Proje Hazırlama Komisyonu oluşturulmuştur. Öncelikle, bu konuda hazırlanan akademik çalışmalar, makaleler ve diğer yayınlar taranmış, bu konuda çalışma yapan akademisyenler komisyona davet edilmiş, kamu ve sivil toplum kuruluşlarından ilgili olanlarla bu kapsamda görüşülmüştür. 81 il valilikleriyle temasa geçilerek mevsimlik gezici tarım işçileriyle ilgili şu ana kadar yapılan çalışmalar istenilmiş, ilgili kurumlardan istatistiki amaçla hangi ilden kaç kişi göç ettiği ve hangi illere kaç mevsimlik gezici tarım işçisinin geldiği sorulmuştur. Daha sonra sorunları yerinde görmek üzere mevsimlik gezici tarım işçilerinin yoğun olarak bulundukları yerlere gidilerek işçi, aracı, ziraat odası, emniyet, jandarma, belediye başkanı ve kaymakamların da olduğu toplantılar yapılarak durum tespiti ve çözüm önerileri tartışılmıştır. METİP Hazırlama Komisyonunca hazırlanan taslak proje Bakanlığa davet edilen 24 il vali ve belediye başkanlarınca tartışılmış, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı gibi ilgili kurumların görüşü alınarak eylem planı hazırlanmış ve uygulanmak üzere Valiliklere gönderilmiştir. Bu projede öngörülen faaliyetler için ihtiyaç duyulan kaynak, Valiliklerce hazırlanan projeler doğrultusunda; 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 6. maddesinde yer alan ekonomik kalkınma ve sosyal gelişmeye yönelik altyapı yatırımları için işsizlik sigortası fonundan aktarılan kaynaklardan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca il özel idarelerine gönderilecek ödenekler ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ve il özel idare bütçelerinden karşılanmaktadır. İlgili kamu kurum ve kuruluşları arasındaki koordinasyonun sağlanması, yapılan iş ve işlemlerin izlenmesi ve bir veri tabanı oluşturulması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde 2010 yılı içerisinde bir Müsteşar Yardımcısı Başkanlığında; Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri İzleme Kurulu oluşturulmuştur. İzleme Kurulu; İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Türkiye Kızılay Derneği Başkanlığı, tarım işkolunda örgütlü en çok üyeye sahip işçi sendikası ile Türkiye Ziraat Odaları Birliği temsilcilerinden oluşur. Mevsimlik işçi gönderen ve alan her il ve ilçede mahalli mülki idare amirinin başkanlığında ilgili kurum, kuruluş, tarım işçisi, aracı ve işveren (toprak sahibi/işleyen) temsilcilerinin katılımı ile 2010 yılı içerisinde bir İl/ İlçe Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri İzleme Kurulu oluşturulmuştur. Mevsimlik çalışma döneminin başında ve sonunda (tarım takvimine göre) İl/İlçe Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri İzleme Kurulları yapılan faaliyetler, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri ile ilgili olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde oluşturulan İzleme Kuruluna rapor vermektedir. Bu kapsamda 2010 yılında hazırlanarak, döneminde yürütülen projeler için Bakanlığımız tarafından 44 Milyon TL bütçe ayrılmıştır yılında Şanlıurfa iline ,00 TL ödenek tahsis edilmiştir yılında 27.5 milyon TL bütçeli projede toplam tahsis edilen ,11 TL nin Şanlıurfa için ayrılan kısmı ,00 TL dir.

102 YILLAR KAPSANAN BARINMA EĞİTİM SAĞLIK DİĞER TOPLAM KİŞİ SAYISI yılı için proje değerlendirme çalışmalarımız devam etmekte olup Şanlıurfa ilinin 2012 projesi için ödenek talebi TL dir. IV. SONUÇ Bu projeyle çalışma hayatımızın en zor şartlarında çalışan gruplarından biri olan mevsimlik gezici tarım işçilerinin insan onuruna yakışır, asgari hayat şartlarına sahip olabilmeleri için ulaşım, barınma, sağlık, eğitim, güvenlik ve sosyal çevreyle ilişkiler konusunda bir nebze de olsa iyileştirebilme yapmak projenin temel hedefini oluşturmaktadır. Öte yandan, mevsimlik gezici tarım işçiliği uygulaması kesinlikle teşvik edilen ve tasvip edilen bir sistem değildir. Bu çalışma şekli hiçbir şekilde 21. yüzyıl modern Türkiye sine uymamaktadır. Bu projenin hiçbir şekilde amacı bu sistemi teşvik etmek değil, bilakis mevcut durumu tüm sorunlarıyla beraber ortadan kaldırarak ve sadece bir realiteyi dikkate alarak toplumsal sorunu çözmeye çalışmaktır. Bu amaçla, proje kapsamında hiç bir şekilde kapsamdaki kişilere ayni ve ya nakdi yardım bulunulmamaktadır. Bu kapsamda çalışanların harcamış olduğu elektrik ve su gibi giderleri de diğer vatandaşlarımız gibi ücret ödeyerek kullandırılmaktadır. Barınma yerlerinde kesinlikle kalıcı yapıya müsaade edilmemekte, uzun vadede bu işçilerin kalıcı konutlarda sürekli iş imkanlarıyla sabit ikametli çalışma imkanları araştırılmaktadır. İşçi aracı işveren arasındaki üçlü yapı yönetmelikle düzenlenmeye çalışılmış ise de konunun mevzuat yönünden kanunla düzenlenerek taraflara koruyacak güçlü bir yapıya ulaştırılması sağlanmalıdır. Proje, çalışma hayatının en zor bölümlerinden birinde çalışan mevsimlik gezici tarım işçilerinin hayat standardını yükseltmek amacını taşımaktadır. Bu nedenle, METİP projesi kapsadığı kesimin çalışma şartları ve hayat standartları dikkate alındığında ısrarla uygulanması gerektiği ve bu projenin sürdürülebilirliği için her türlü imkanın sağlanması gerektiği düşünülmektedir. Proje verilerinin tamamı ayrıntılı olarak değerlendirildikten sonra bu konuda atılması gereken yasal ve idari düzenlemelerinde yürürlüğe konulması hedeflenmektedir. 101

103 KIRSAL ALANDA ÇALIŞANLAR İÇİN DAHA GÜVENLİ TARIM (SAFER) PROJESİ Yeşim Benal YURTLU, Kerim EKMEKCİ, Mesut GÖLBAŞI Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri Bölümü, Samsun, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ankara GİRİŞ VE AMAÇ Tarım, birçok ülkede en tehlikeli sektörlerden biridir. Dünyadaki 1.2 milyon iş kazası sonucu gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yarısının tarımda meydana geldiği tahmin edilmektedir. Tarım makineleri kazaları ile bitki koruma ilaçları ve diğer kimyasallara maruz kalma, sektördeki yaralanma ve hastalıkların iki temel nedenidir. 1.3 milyar dünya tarım çalışanının sadece % 5 inin çalışma koşulları denetime tabi olup, bunlar bir miktar yasal güvenceye sahiptirler (Rosskam, 2001). Tarımda çalışanların iş güvenliği açısından yeterli bir seviyeye gelmemiş olmasının önündeki temel nedenler hemen hemen tüm az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzerlikler göstermektedir. Bunlar arasında; tarımda çalışanların genellikle örgütsüz veya iyi çalışmayan örgütler nedeniyle ortak bir sesten yoksun oluşu, eğitim seviyelerinin yetersizliği, kadın işçilerin çoğunlukta oluşu, çalışanlar arasında mevsimlik olanların veya yer değiştirme oranının yüksek olması gibi nedenler sayılabilir. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (EUROSTAT) ne göre tarım, bölgede inşaattan sonra en tehlikeli sektör konumundadır. Ülkeler bazında değerlendirildiğinde; İngiltere de tarım, endüstriyel sektörler içerisinde ölümcül kaza ve mesleki hastalıklar açısından en kötü sektördür. Tarımda çok iyi bir sosyal güvenliğin bulunduğu Fransa da kazalar genel olarak azalmaktadır. Ancak tarımda uygulanan mekanizasyon tüm kazalar içinde yaralanmaların % 25 inin ana nedenidir (Dupre, 2005; Anonim, 2000). Yine Amerikan iş istatistikleri bürosunun 2009 yılı verilerine göre tarım ölümcül kazalar açısından Amerika daki en tehlikeli birkaç sektörden biridir. Birleşik Devletler Çalışma Bölümü verilerine göre tarım ve tarımla ilgili sektörler tüm sektörler içerisinde tam zamanlı çalışan işçi başına 29.4 ölümcül kaza ile en tehlikeli olanıdır (Anonim, 2009). Gelişmekte olan ülkelerde ise durum çok daha kötüdür. Avrupa Birliği adaylık sürecinde, iş güvenliği alanında oluşturulan yönetmeliklerin ülkemiz mevzuatı ile uyumlaştırılması yaklaşımları sonucunda bu yöndeki yasal düzenlemeler ve uygun mevzuatların çıkarılmasını sağlayacak altyapı çalışmaları devam etmektedir. Ancak bu yönetmeliklere bağlı olarak yapılan çalışmaların uygulamaya aktarılmasında özellikle tarım kesimi açısından ciddi sıkıntılar bulunmaktadır. İş güvenliği çalışmaları çerçevesinde konu ile ilgili çalışanların üzerinde anlaşmaya vardığı en önemli nokta önce güvenli ürün/makine/sistem sonra eğitim anlayışıdır. Bu nedenle tarımda çalışanlar tarafından kullanılacak her türlü ürün/makine/sistemin kabul görmüş güvenlik standartları içerisinde tasarlanması/üretilmesi sağlanmalıdır. Bu bakımdan AB uyum çalışmaları çerçevesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan 2006/42/AT Makine Yönetmeliği nin tam olarak uygulanması büyük önem taşımaktadır. Yine son kullanıcıların, sorunun ciddiyetinin farkına varması ve yaptıkları işin gereklerini yerine getirmeleri için çok yönlü bir eğitim çalışması şarttır. Tarımda iş güvenliği eğitimleri kapsamında, öncelikle tarımda kendi hesabına çalışanlar olmak üzere (imkânları en az ve eğitime en fazla ihtiyaç duyan gruptur), ücretsiz aile işçileri, bir hizmet akdine bağlı olarak veya olmayarak özel sektörde daimi veya geçici çalışan tarım işçileri ve profesyonel çiftçiler ile tarım makineleri imalatçıları bulunmalıdır. Kırsal Alanda Çalışanlar için Daha Güvenli Tarım Safer Agriculture For Employees in Rural SAFER projesi, Hayat Boyu Öğrenme Programı Leonardo da Vinci Yenilik Transferi Projeleri kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklenen uluslararası bir projedir. Proje, Ondokuz Mayıs Üniversitesi koordinatörlüğünde, Federacion Agroalimentaria de Comisiones Obreras (CCOO)-İspanya, Asesoria Declerq SL Estudios Europeos- İspanya, Ente Nazionale per la Meccanizzazione Agricola (ENAMA)-İtalya ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (yeni adıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı) Uluslararası Tarımsal Eğitim Merkezi Müdürlüğü (UTEM), Ankara Üniversitesi, Türk Tarım Alet ve Makineleri İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR), Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) ve Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (yeni oluşumda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü) olmak üzere toplam dokuz kurum ve kuruluş ortaklığıyla yürütülmüştür. Proje 102

104 iki yıllık bir proje olup 1 Aralık 2008 tarihinde başlamış 31 Aralık 2010 tarihinde de tamamlanmıştır. Bu projede, tarımda kazaların azaltılabilmesi için, öncelikle güvenli makine imal edilmesi, daha sonra güvenlik kurallarına uygun makine kullanımını sağlayacak eğitimler düzenlenmesi gerektiği düşüncesinden hareket edilmiştir. SAFER projesiyle, ülkemiz tarım makineleri imalatçıları ile başta çiftçilerimiz olmak üzere tüm kullanıcılara yönelik, güvenli makine imalatı-kullanımı için ihtiyaçların belirlenmesi ve bu ihtiyaçlara uygun eğitim materyallerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Proje kapsamında, üretilen materyallerle pilot eğitimler düzenlenerek tarımda iş güvenliği gönüllüleri oluşturulmaya çalışılmaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM SAFER projesi, bir Yenilik Transferi Projesi kaspamında daha önce yürütülerek başarılı sonuçlar elde edilmiş olan Training for the Correct Use of Farm Machinery FORMAAGRI (http:// /formaagri/ en) projesinin yöntem ve sonuçlarının kullanımı, adaptasyonu ve geliştirilmesine dayandırılmıştır. FORMAAGRI projesinde, tarımda küçük ve orta ölçekli işletmeler ile kendi hesabına çalışanlar için tarım makinelerinin doğru kullanımı konusunda yenilikçi eğitim materyali geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, iş yerlerinde güvenli çalışma ve kazaların azaltılması, tarım makinelerinin doğru kullanılması ve bakımları ile performanslarının artırılması konularında eğitim materyali üretilmiştir. Projede İspanya, İtalya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Portekiz olmak üzere 6 farklı ülke yer almış, üretilen eğitim materyalleri her ülkenin kendi dilinde olmak üzere proje web sitesinden kullanıcıların yararına sunulmuştur. SAFER projesinin yürütülmesinde çeşitli iş paketleri oluşturularak bunların ortaklar tarafından yürütülmesi sağlanmıştır. Projenin çatısını oluşturan iş paketlerinden biri olan bilgi ve veri toplanması aşamasında, transfer edilen projenin yöntem ve çıktılarının incelenmesinin yanı sıra yerli ve yabancı kaynaklar taranarak konu ile ilgili proje veri bankası oluşturulmuştur. Kullanıcı ve imalatçılara yönelik eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi için yapılan anketlerde, transfer edilen projenin anket formu Türkiye şartlarına uyarlanarak geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesine yönelik anketler, çoğu uzmanlar tarafından yüz yüze olmak üzere kullanıcılar, imalatçılar, tarım makineleri satan yetkili bayiler, çeşitli kurum ve kuruluş temsilcileri, sivil toplum kuruluşu üyeleri, üniversite çalışanları vb önceden belerilenmiş/seçilmiş kişilerle, kullanıcılar için 38, imalatçılar için ise 42 kişi ile yapılmıştır. Anket sorularının büyük bölümü kolay cevaplanabilirliği sağlamak amacıyla kapalı uçlu sorulardan ve çoktan seçmeli olarak hazırlanmıştır. Diğer bir ana iş paketinde, elde edilen veriler ışığında proje çalışma grupları, eğitim modül ve materyallerini oluşturmuşlardır. Bilginin üretilmesi ve yayılması aşamasında değişik zamanlarda diğer konu uzmanlarının görüşleri alınmaya çalışılmıştır. Bu amaçla projenin ikinci yarısında Güvenli Tarım Makineleri konulu bir çalıştay düzenlenmiş, üretilen proje çıktıları katılımcıların görüş ve önerilerine sunulmuştur. Ayrıca, iş planına uygun olarak proje ortaklarını ve ilgili paydaşları bir araya getiren açılış, proje izleme ve kapanış toplantıları Samsun-Türkiye, Roma-İtalya, Madrid-İspanya ve Ankara-Türkiye de gerçekleştirilmiştir. Proje çıktılarının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla Ankara-Sincan Ziraat Odası işbirliği ile tarım makinaları kullanıcılarına yönelik ve TARMAKBİR işbirliği ile de tarım makinaları imalatçılarına yönelik birer pilot eğitim düzenlenmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ Projede eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi için yapılan anket sonuçları kullanıcı ve imalatçı eğitim ihtiyaçları adı altında iki ayrı raporla değerlendirilmiştir. Anket sonuçları ve veri bankası bilgileri geliştirilecek modüllere karar verme aşamasında kullanılmıştır. Geliştirilen modüller ülkemizde kazaların sıkça karşılaşıldığı koşullar ve yaygın kullanılan makineler göz önüne alınarak 17 modülden oluşacak şekilde üretilmiştir (Tablo 1). Projenin ana çıktıları olarak geliştirilen modüllerden bilgi kartları, animasyon ve video şeklinde üretilen eğitim materyalleri yayım faaliyetleri ile hedef kitleye ulaştırılmaya devam etmektedir. Bu amaçla tüm eğitim modül ve materyallerini içeren basılı materyaller ile CD ve DVD formatındaki eğitim setleri proje koordinatörlüğünce ilgili kişi ve kurumlara iletilmiştir. Bilgisayarın günümüz eğitimine sağladığı olanaklar düşünülerek bir proje web sayfası hazırlanmıştır. adresinden ulaşılabilecek web sayfasından projede hazırlanan tüm modül ve materyallere erişim sağlanmaktadır (Şekil 1, Anonim, 2011). Bu sitede yer alacak iş güvenliği bilgi ve verilerinin bu alanda 103

105 çalışanlar kadar, eğitimcilere de katkı sağlayacağı umut edilmektedir. Tablo 1. SAFER projesi eğitim modülleri Bitki koruma makineleri Yaya kontrollü traktörler, motorlu çapalar, taşıma tekerlekli motorlu çapalar Dönü hareketli toprak işleme makineleri Çayır biçme makineleri Yem karıştırma ve dağıtma vagonları Hasat makineleri Balya makineleri Silaj makineleri Kendi yürür tarım makineleri Çekilir ve asılır makineler (Genel) Değirmen ve karıştırıcılar Mafsallı miller Tarım arabaları Harman makineleri Helezon ve götürücüler Tarım traktörleri Kişisel koruyucu ekipmanlar Ayrıca farklı kurumsal dergi, gazete, tarım fuarları ve TV programları ile projenin yaygın etkisinin artırılmasına çalışılmaktadır. Sonuç olarak, SAFER projesiyle, tarımda çalışanların güvenliği için, güvenli makine imalatı-kullanımı için ihtiyaçların belirlenmesi ve bu ihtiyaçlara uygun eğitim materyallerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Proje kapsamında, üretilen materyallerle; son kullanıcı ve imalatçılar üzerinde yapılacak pilot eğitimler ile oluşturulan kaynakların işlerlik dereceleri belirlenerek yararlanıcıların her zaman erişebilecekleri bir bilgi kanalına sahip olmaları gerçekleştirilmek istenmektedir. SAFER projesiyle, tarım sektöründe sıkça karşılaşılan ve çoğu tarım makineleri kullanımıyla ilgili olan üzücü kazalar ile bu kazaların sonuçları hakkında toplumsal farkındalık yaratılması da beklenmektedir. Ondokuz Mayıs Üniversitesi koordinatörlüğünde yürütülen bu projenin, tarımsal alanda faaliyet gösterenlere yararlı olması en büyük dileğimizdir. Teşekkür Bu projenin gerçekleştirilmesine olan katkılarından dolayı Avrupa Komisyonu Eğitim ve Kültür Müdürlüğü Leonardo da Vinci programına özel teşekkürlerimizi sunarız. Ayrıca, projenin hazırlanması ve yürütülmesinde olağanüstü desteklerini gördüğümüz Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı (Ulusal Ajans) yetkilileri ve çalışanlarına teşekkür ederiz. Şekil 1. SAFER proje web sayfasından eğitim araçlarına erişim. 104

106 KAYNAKLAR Anonim, ILO Safety and Health in Agriculture, 88th Session 2000, Report VI (1), p 100, İtalya. Anonim, U.S. Bureau of Labor Statistics, U.S. Department of Labor, USA. Anonim. Erişim tarihi: Anonim. Erişim tarihi: Anonim. Erişim tarihi: Dupre D, Work Related Accidents in the EU, , OSHA Magazine, Issue 4, p 5-8, Belçika. Rosskam E, Tarımsal Çalışma Yaşamının İyileştirilmesi İçin Eğitim İhtiyacı, Çeviren: Dursun Güleç. Türk Tabipler Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, Temmuz Sayısı, s 42-47, Ankara. 105

107 TARIMDA GIDA GÜVENLİĞİ Yrd.Doç.Dr. Ahmet H. DİNÇOĞLU Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı GİRİŞ Gıda güvenliği, tarımcılık ve diğer gıda üretim sektörleri için önemli halk sağlığı konularındandır. Dünya nüfusu sürekli olarak artmaya devam ederken gıda güvenliği konusu büyük bir problem olarak yerini korumaktadır. Küresel sağlığı tehdit eden temel risk açlık ve beslenme yetersizliğidir. Bu riskin boyutu; AIDS, malaria ve tüberkülozisden etkilenen insanların toplamından daha büyüktür. Dünya üzerinde bir milyara yakın insan açlık yüzünden sefalet çekmektedir. Bunun 200 milyon kadarını çocuklar oluşturmaktadır. Her beş saniyede bir olmak üzere yılda 10 milyondan fazla insan açlık ve beslenme yetersizliğinden ölmektedir (1). Dünya Sağlık Örgütü nün (WHO) ilk 11 önceliğinden biri gıda güvenliğidir. WHO gıda kaynaklı mikrobiyel hastalıkların riskini azaltmak için daha sistematik ve agresif adımların atılması gerektiğini ifade etmiştir. Bunun için, küresel boyutta olmak üzere gıda mikrobiyolojisi alanında kapsamlı çalışmaların yapılması ve geniş çaplı işbirliklerinin kurulması gerekliliğini ifade etmiştir.. Gıda kaynaklı mikrobiyel hastalıkların riskini azaltmak için pestisit ve diğer kimyasalların kullanımı, gıda ışınlamaları ve ısısal olmayan teknolojilerin tek başına ya da kombine uygulamaları gibi temel gıda güvenliği metotları denenmektedir. Bununla birlikte, genetiği değiştirilmiş gıdaların üretimi ve organik tarımcılığın daha yeni metotları, kimyasal ve pestisitlerin kullanımını azaltırken küresel gıda ihtiyacı sorununu çözmenin yolu olarak geliştirilmiştir. Organik çiftçilik son 20 yılda çok daha popüler hale gelmiştir. Fakat beraberinde gıda güvenliği açısından bazı riskleri de getirmiştir. Bu teknolojik ilerlemeler gıda güvenliği ve tedarikinin artmasına yardım etmesine rağmen tarım çalışanları ve çevre üzerinde bazı potansiyel mesleki etkilere de sahip olabilirler. Gıda Güvenliği ve Tarımın Kısa Hikâyesi Tarım, insanlığın toplu hayata geçişinde büyük bir rol üstlenmiştir. Taş Devri süresince bulunan avcıtoplayıcı toplulukların, yerini tarımla uğraşan halklara bırakması, toplumları ve devletleri ortaya çıkarmıştır. Sanayi devrimine kadar tarım, insanlığın büyük çoğunluğunun temel geçim kaynağı olmuştur. Ancak günümüzde de tarımda gözle görülür gelişmeler ve teknolojinin getirdiği etkiler bulunmaktadır. Özellikle 20. yüzyıl boyunca tarımda önemli değişiklikler yaşanmıştır. Tarımcılık, insanoğlunun mısır gibi 6000 yıldan daha önce yetiştirmeye başladığı bitkilerden bugüne kadar geçen sürede evrim geçirmiştir. Günümüz dünyasında, tarım iki farklı temel amaç için kullanılmaktadır. Bunlardan ilki, sadece ailesini besleyebilmek için üretim yapan insanlardan oluşan grup, ikincisi ise ticari amaçla tarım yapan insanlardan ve kurumlardan oluşan gruptur (2). Mevcut tarımsal uygulamalar dünya çapında çok çeşitli olmakla birlikte Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve gelişmiş ülkelerdeki tarımsal uygulamalar 1940 lardan bu yana artan bir şekilde endüstriyel bir hal almıştır. Tarım mekaniğindeki gelişmeler elle yapılan iş gücünü azaltmış ve tahıl ürünlerinin üretimini teşvik etmiştir. Ayrıca, arsenik ve kurşun bazlı pestisitler 1800 lü yılların sonlarından beri yaygın bir şekilde kullanılmış olmakla birlikte 20. yüzyılın ortalarındaki tarımsal patlama sonucunda yeni pestisit formülasyonları satış noktalarındaki yerini almıştır lardan bu yana ABD de pestisit kullanımı, organoklorinler (OK) gibi bazı toksik etkili olanların kullanımı yasaklanmasına rağmen üç kat artarak yıllık 455 bin tonun üzerine çıkmıştır (3,4). Bilimsel gelişmeler sayesinde, tarımsal faaliyetler çok farklı coğrafyalarda ve koşullarda yapılabilmektedir. Bitki ve hayvanların genlerinde yapılan değişiklikler sayesinde belli türlerin karşı karşıya olduğu hastalık riskleriyle savaşılabilmektedir. Buna ek olarak başvurulan tarımsal ilaçlamalar, her ne kadar verimi arttırsa da, doğaya, ekin kalitesine ve tarım çalışanlarına zarar vermektedir. Ayrıca hayvanlara hormon verilerek daha kısa sürede daha çok et ve süt vermesi sağlanmaktadır. Bu yöntem ekinlerde de kullanılmakta ve bitkisel ürünlerin daha bol üretilmesini sağlamaktadır. Bununla beraber et ve süt üretiminde, hayvanlar küçük koğuşlarda aşırı beslenerek ve gün ışığına çıkarılmayarak verim arttırıcı etki oluşturulmaktadır. Ancak bunlar da yine ürün kalitesini düşürmekte ve doğallığı azaltmaktadır. Özellikle gelişmiş aşılama teknikleri, hayvan ve bitki türlerinin karşı karşıya olduğu hastalık riskleriyle savaşmaktadır. Ayrıca çoğu batılı toplum başta olmak üzere organik 106

108 tarıma dönüş dikkat çekmektedir (2). GIDA GÜVENLİĞİNE YÖNELİK TEHDİTLER 1) Gıdaların Mikrobiyel Kontaminasyonu Gıda kökenli hastalıklar dünya çapında büyük bir risk olarak karşımızda durmaktadır. Dünya üzerinde her yıl en az 2 milyar insan güvensiz gıdalar yüzünden hasta olmaktadır. Ayrıca, gıda ve su kaynaklı diarrel hastalıklar nedeniyle her yıl çoğu çocuk olan 1,8 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Spesifik gıda kökenli mikrobiyel hastalıkların insidensinin doğru bir şekilde tespiti dünyanın birçok bölgesinde güçtür. ABD de her yıl gıda kaynaklı 76 milyon hastalık vakasının meydana geldiği, bunların 325 bin inin hastaneye yattığı ve 5000 inin ölümle sonuçlandığı tespit edilmiştir (5,6). Türkiye İstatistik Kurumu nun (TÜİK) son verilerine göre (7), ülkemizde gıda zehirlenmeleri sonucu hastaneye intikal eden vaka sayısının 8700 civarında olduğu bunlardan 109 unun ölümle sonuçlandığı bildirilmiştir. Uygun ısıl işlem görmemiş, hatalı depolamaya maruz kalmış veya sonradan kontamine olmuş et ve kanatlı ürünleri gıda kökenli patojenlerin en önemli kaynaklarıdır. Salmonella, Camphlobacter, Escherichia coli O157, Cholera ve Listeria türleri gıda kökenli hastalıklarda en önemli patojen grubundadırlar. Bununla birlikte, mikrobiyel ve kimyasal kaynaklar özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar gibi belli insan grupları açısından daha büyük halk sağlığı riskleri oluşturabilirler (6,8). Önemli zoonotik hastalıkların meydana gelmesi açısından gıda güvenliğini tehdit eden bir diğer unsurda enfekte hayvanlardan elde edilen et ve sütlerdir. Çiftçiler ile onların aileleri ve ziyaretçileri bu tehlikelerden habersiz olabilirler. Bu yüzden bu grup insanlar bahsedilen tehlikeler yönünden bilgilendirilmelidirler. WHO ve Dünya Sağlık Örgütü (FAO), gıda kökenli hastalıkları küresel ölçekte azaltmak için 5 anahtar strateji yayınlamıştır. Bunlar: 1. Eller ve pişmiş gıda yüzeylerinin temiz bir şekilde muhafazası 2. Çiğ ve pişmiş gıdaların birbirinden ayrı tutulması 3. Gıdaların tam olarak pişirilmesi 4. Gıdaların uygun ısıda muhafaza edilmesi 5. Güvenilir su ve çiğ gıda bileşenlerinin kullanımı (9). WHO tarafından tavsiye edilen diğer metotlar ise; pişirilmiş gıdaların kısa sürede tüketilmesi, pişmiş gıdaların tam olarak yeniden ısı işlemine tabii tutulması, mutfak yüzeyinin tam olarak itinayla temizlenmesi ile gıda ve gıdayla ilişkili alanların haşereler, kemirgenler ve diğer hayvanlardan korunmasıdır (10). 2) Gıda Kökenli Hastalıkların Taşıyıcısı Olarak Tarım Çalışanları Tarım işçileri ve ürünleri toplayanlar gıda kökenli hastalıkların potansiyel taşıyıcılarıdırlar. Ürünlerin toplanması gibi birçok tarımsal uygulamalar taze ürünle direk insan kontağının en yoğun olarak gerçekleştiği aşamadır. İnsanlar ve hayvanlar gıdalarımızdaki patojenlerin en büyük kaynaklarıdır. E. coli O157:H7, Salmonella spp., Staphylococcus aureus, Giardia limblia ve Crytosporidium parvum gibi önemli patojenler insan yada hayvansal kaynaklardan köken alırlar. Hepatit A vakaları dünya üzerindeki birçok yerde enfekte gıda çalışanları tarafından kontamine olmuş gıdalarla ortaya çıkmaktadır (11-13). Gıda çalışanlarının sebep olduğu taşınabilir hastalıkların yayılmasını azaltmanın temel yolu aşılama gibi önleyici tedbirlerdir. Ayrıca yüksek risk grubunda bulunanların bulaşıcı hastalıkları taşıyıp taşımadıkları yönünden belli periyotlarda taranması gerekmektedir. WHO, tarım işçileri ve gıda çalışanlarının rutin medikal ve mikrobiyolojik taramalara tabii tutulmasını tavsiye etmemekle birlikte; sarılık, ishal, kusma, ateş, boğaz ağrısı, deri kızarıklığı ya da deri lezyonları gibi semptomlar eşliğinde bir hastalık tablosu sergileyen işçilerin, o gün işe başlamadan önce mutlak suretle bu durumu yöneticilerine haber vermeleri ve gıda ile direk teması gerektiren uğraşılardan uzaklaştırılmaları gerektiğini ifade etmiştir (14). Tarım sektöründe; üretim, ürünün toplanması ve gıdanın işlenmesi esnasında iyi hijyen uygulamaları ile kontaminasyonlar önlenebilir yada en düşük seviyeye çekilebilir. Örneğin etkin bir el yıkama işleminin nasıl gerçekleştirileceğinin işçilere öğretilmesi gibi basit önleyici tedbirler alınabilir. Sahadaki işçilerin sigara içmesinin ve bir şeyler yemesinin yasaklanması (tükürük kazara ürün üzerine sıçrayabilir) ve taze ürüne el değdiği safhada geçirgen olmayan nonlateks eldiven kullanımı üzerinde durulması alınması gereken diğer yararlı yöntemlerdir (14). 107

109 108 3) Pestisit ve Kimyasallarla Gıdaların Kontaminasyonu Pestisitler, insan ve hayvan vücudu ile bitkiler üzerinde veya çevresinde yaşayan, besin kaynaklarının üretim, depolanma ve tüketimi sırasında besin değerini düşüren ya da zarara uğratan böcek, kemirici, yabani ot, mantar gibi canlı formlarının yıkıcı etkilerini azaltmak için kullanılan kimyasal maddelerdir. Pestisitler ve diğer kimyasalların tarımsal alanlarda kullanım miktarı artmaya devam etmekle birlikte artış hızı yavaşlamaya başlamıştır. Dünyada toplam pestisit üretimi yıllık 3 milyon ton civarında olup, parasal değeri ise yaklaşık 30 milyar Euro dur (15). Türkiye de ise pestisit tüketimi 1970 li yıllarda 8 bin ton civarındayken bugün 55 bin ton dolaylarındadır ve bunun parasal karşılığı 868 milyon TL dir (16). Ortalama ton olan tarım ilacı tüketiminin %47 sini insektisitler, %24 ünü herbisitler, %16 sını fungisitler, %13 ünü de diğer gruplar oluşturmaktadır. Dünya pestisit piyasasında Türkiye nin payı % 0,6 dır. Türkiye de pestisit kullanımı diğer ülkelere göre daha düşük düzeyde bulunmasına karşılık, ihraç ettiği gıda ürünlerinde pestisit kalıntısı yönünden uygun bulunmayan parti sayısı oldukça fazladır. AB ülkelerine gıda ihraç eden ülkeler arasında örneğin Hollanda da pestisit kullanımı 13,8 kg/ha buna karşılık uygun bulunmayan parti sayısı 63 iken Türkiye de pestisit kullanımı 0,7 kg/ha ve uygun bulunmayan parti sayısı 309 olarak saptanmıştır. Uygun bulunmama nedeni olarak 60 partide pestisit kalıntısı, 203 partide toksin kalıntısı, 46 partide diğer kalıntılar (Sudan boyası, küf, böcek vs.) olduğu saptanmıştır (17). Gelişmiş ülkelerde yasaklanmış veya geri çekilmiş Dikloro Difenil Trikloreton (DDT) ve diğer organoklorinler gelişmekte olan ülkelerde hala üretilmekte ve satılmaktadır (18). Afrika nın bazı bölgelerinde malaria ya karşı koruyucu olarak DDT spreylemesi gerçekleştirilmektedir. Daha eski ve daha toksik olan organofosfatlar (OF) ve karbamat insektisitleri ile herbisitler üçüncü dünya ülkelerinde önemli bir satış alanı bulmaktadır. Gelişen ülkelerde de bu pestisitler küçük çiftçiler tarafından hala tercih edilmektedir. Çünkü bunların fiyatı ucuz, bulunması kolay ve biyoaktivite spektrumu geniştir (4,19,20). Pestisitler hava, toprak ve su vasıtasıyla canlı dokulara geçerler. Gerçekte tarımsal olarak uygulanan pestisitlerin %85-90 ının asla hedef pest organizmalara ulaşmadığı fakat hava, toprak ve su vasıtasıyla dağıldığı, uzun süre orada kaldığı tespit edilmiştir. Örneğin Toxaphene nin topraktaki yarılanma ömrü 29 yılın üzerindedir (4,21). Organoklorin ve metal ihtiva eden pestisitler insanların vücut yağlarında birikirler. Bunlar yağ enerji için metabolize edilmedikçe orada kalırlar (4). Akrilamid ve semikarbazid ler WHO tarafından insanlar için sağlık sorunlarına yol açabilecek yeni kontaminantlar olarak tanımlanmıştır. Akrilamid, poliakrilamid ihtiva eden materyallerin üretimi, içme ve atık sularında partikül ve atıkların uzaklaştırılması, baraj temelleri ve tünellerin inşasında kullanılabilen bir kimyasaldır. Bununla birlikte Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) akrilamidi hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalardan elde edilen kanıtlarla insanlar için muhtemel karsinojenik madde olarak sınıflandırmıştır. İlginçtir ki akrilamid aynı zamanda bazı gıdaların yüksek ısı derecesinde üretimi esnasında açığa çıkmaktadır. 120 C nin altındaki ısı uygulamalarında tespit edilememiştir. En yüksek akrilamid miktarı patates ve tahıl ürünleri gibi nişastalı gıdalarda saptanmıştır (22). Semikarbazid, metal kapaklı cam kavanozlarda bulunan gıda ürünlerinde bulunmuştur. Bu kimyasal, bebek gıdalarını da kapsayan birçok üründe düşük seviyelerde tespit edilmiştir. Yüksek dozlarda semikarbazid ihtiva eden gıdalarla beslenen laboratuar hayvanlarında zayıf karsinojenik etkilerin ortaya çıktığı görülmüştür (23). Poliklorinat bifenil ler, dioksinler ve deniz ürünlerindeki cıva kontaminasyonu gıdalardaki diğer önemli kimyasal kontaminant örneklerindendir (24). 4) Organik Çiftçilik ve Gıda Güvenliği Geleneksel ve organik çiftçilik bugünkü tarımsal uygulamaların iki büyük temel formudur. Organik çiftçiliğin temeli 1920 li yıllarda İngiltere ye dayanmasına rağmen geniş yelpazede uygulama alanını son dönemde bulmuştur. Organik tarımcılıkta sentetik kimyasalların ve genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) kullanımı yoktur (25). Organik tarımcılığın birçok olumlu yanı olmasına rağmen bu tür tarımcılıktaki birkaç eleştiriden biri gıdanın mikrobiyolojik açıdan kontamine olma riskidir. Bir başka endişe gübre olarak doğal hayvan gübrelerinin kullanılmasıdır. Bu tür gübreler halk sağlığı için sorun yaratabilecek patojenleri taşıyabilirler. Bununla birlikte işlem görmüş hayvansal gübreler etkili ve güvenilir bir gübre haline gelebilir. Organik tarımcılıktaki diğer kontaminasyon kaynaklarını tarla ve işletme yakınlarındaki gübre yapım ve depolama alanları, hayvan çiftlikleri, atık su ve biyolojik madde depoları, bölgede vahşi hayat unsurlarının yüksek düzeyde olması durumları oluşturmaktadır (26).

110 GIDA GÜVENLİĞİNİ ARTIRMAK İÇİN KULLANILAN METOTLARDAN KAYNAKLI MESLEKİ RİSKLER 1. Pestisit ve Kimyasalların Kullanımı Bu maddeler özellikle insan ve hayvanlarda akut ve kronik zehirlenmeler ile teratojenik, mutajenik ve karsinojenik etkilere sebep olurlar. Ayrıca lipit peroksidasyonu, kas ve sinirlerde dejenerasyon, çeşitli doku ve organlarda hasar ve bozukluklar gibi sorunları doğuranları doğurabilirler. Pestisit kalıntılarına uzun süre düşük miktarlarda maruz kalma ve kanser arasında ilişki olduğuna dair kanıtlar mevcuttur. Özellikle DDT ve metabolitlerine maruz kalan kadınların göğüs kanserine yakalanma oranının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Diğer pestisitlerde kanser olgularıyla ilişkilendirilmiştir. Örneğin İtalya da yapılan bir çalışmada herbisitlerden olan Triazin lere maruz kalan kadınlarda ovaryum kanseri riskinin önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir (27-29). Çalışma alanından kaynaklı faktörler ve iş uygulama şekilleri bu maddelere maruz kalma düzeylerini etkiler. Tarımsal alanda pestisit ve diğer kimyasallara ne kadar zaman maruz kalındığı, çalışanlarda ortaya çıkacak sağlık sorunlarının düzeyini belirleyen faktörlerden biridir. Pestisitlerin halk sağlığına etkilerini ortaya çıkaran çalışmalar ana bulaşma noktasının tüketim sonrasında meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Oral bulaşmayı, deri ve solunum yoluyla ile meydana gelenler takip etmektedir (29,30). Cinsiyet tabanlı yapılan çalışmalar, kadın tarım işçilerinin erkek tarım işçilerinden daha güvensiz şartlarda çalıştıklarını, olası sıkıntılar konusunda daha bilgisiz olduklarını ve çalışma statülerinin daha düşük olduğunu, bu nedenlerle de kadın işçilerin daha yüksek risk grubunda bulunduklarını ortaya koymuştur. Tayland da 500 ün üzerindeki tarım işçisinde yapılan bir çalışmada kadınların %53 ünün, erkeklerin ise %29 unun pestisitlerin etiketlerindeki güvenlik uyarılarını okumadıkları tespit edilmiştir. Bu tür sıkıntılara maruz kalan bir diğer çalışan grubu ise çocuklardır. Uluslararası İşçi Organizasyonu, dünya üzerinde yaşları 5 ile 14 arasında değişen 250 milyon çocuğun tam zamanlı ya da yarım zamanlı olarak çalıştığını bildirmektedir. Tarım sektöründe çalışanlar içinde çocuklar büyük bir kitle oluşturmaktadır (27,31,32). Çocuk tarım işçilerinin çok büyük bir kısmı kayıt dışı olduğundan dolayı bu gerçek rakamları yansıtan resmi bir veri yoktur. Bununla birlikte yapılan saha çalışmaları 1 milyona yakın çocuğun mevsimsel olarak bu sektörde çalıştığını ortaya koymaktadır. TÜİK verilerine göre (33), Türkiye de tarım sektöründe toplam 5 milyon 990 bin kişinin çalışmaktadır. Bunun 2 milyon 815 binini (%58,6) kadınlar oluşturmaktadır. 1. Gıda Işınlamaları Gıda ışınlaması, gıda maddesinin istenilen bir teknolojik amaca ve yöntemine uygun olarak yeterli bir dozda ışınlanmasıdır. Gıdaların ışınlanmaları, gıda kökenli hastalıkların insidensini azaltma potansiyeline sahip bir uygulamadır. Bu uygulama metilbromid, etilen oksit ve propil oksit gibi toksik ve çevreye zararlı kimyasal dezenfekte edicilerin yerini almada bir yöntemdir. Işınlama, belli gıda maddelerinin raf ömrünü artırmasının yanında bozulma ve pestisitlerden kaynaklı zararları azaltabilir. Tartışılabilir olmasına rağmen gıda ışınlaması, gıda üretimi ve servisi yapan gruplarda dahil birçok uluslararası bilimsel çevre ve halk sağlığı organizasyonları tarafından geniş çapta desteklenmektedir. Gıda ışınlaması, gelişmiş ve gelişmekte olan 50 ülkede 50 den fazla gıdanın kalite ve güvenliğinin sağlanmasında endüstriyel olarak uygulanmaktadır (34,35) li yılların başından itibaren gıda ışınlama konusunda Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun araştırma merkezlerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Gıda Işınlama Yönetmeliği; Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı (TKB) ile Sağlık Bakanlığı nın (SB) işbirliği ile hazırlanarak 6 Kasım 1999 tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (36). Gıdaların ışınlanması teknolojisi gamma ışınları, elektron ışınları ve x-ışınlarının herhangi birinin uygulanması esasına dayanır. Bu ışınlama teknolojilerinin hiçbiri gıdalarda insan sağlığını için tehlikeli olabilecek bir radyoaktif kalıntı bırakmaz. Bu uygulamada dikkat edilmesi gereken husus bu işlemleri gerçekleştiren işçilerin bu ışınlardan korunmasıdır (37). Işınlama işleminde kullanılan radyasyon dozları üç grup altında incelenebilir. 1 kgy den daha az olanlar düşük doz, 1-10 kgy arasında olanlar pastörizasyon dozu, 10 kgy den daha yüksek olanlarda sterilizasyon dozudur. Gıda ışınlaması işlemlerinin yapıldığı alanlarda mesleki çalışma riski eğer güvenli çalışma talimatları uygulanırsa çok düşük seviyede olur. ABD dışındaki bazı ülkelerde çok yüksek radyasyon dozuna maruz kalmış bazı işçilerde ölümle sonuçlanan az sayıda vaka olduğu bildirilmiştir (34,38). 109

111 2. Isısal Olmayan Alternatif Metotlar Yüksek hidrostatik basınç, atımlı elektrik akımı, basınçla kombine yüksek yoğunluklu ultrason metotları, bu metotların kombinasyonları veya ışınlama ile bu metotların kombine edilmesi ısısal olmayan alternatif gıda muhafaza yöntemleridir. Bu metotların uygulanmasında çalışanların maruz kalabileceği riskleri ortadan kaldırmak, oluşabilecek yaralanma ve kazaları önlemek için çalışanların iyi bir eğitimden geçirilmesi ve çalışma talimatlarının etkin bir şekilde uygulanması yeterli olacaktır (39). GIDA GÜVENLİĞİNDE BİYOTEKNOLOJİNİN ETKİSİ Biyoteknolojik uygulamalar tarımda devrimsel nitelikte genomik ve transgenik gelişmelere yol açmıştır ve bu sayede tarımda değişim devam etmektedir. Günümüzde genetiği değiştirilmiş tohumların dünya üzerindeki pazar büyüklüğünün 12 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ticari olarak transgenik ürün geliştiren ülke sayısı 1992 de 1 iken bu rakam 2010 yılında 29 a çıkmıştır. Küresel olarak GDO lu tohumların ekim alanı ise 148 milyon hektara ulaşmıştır. ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Çin GDO üretimi yapan ilk beş ülke olarak sıralanmaktadır. Tarımsal Biyoteknoloji Uygulamaları için Uluslar arası Hizmetler Enstitüsü nün (ISAAA) tahminlerine göre 2015 yılına kadar 11 ülke daha GDO lu ürün üretimine başlayacak (40). Genetiği değiştirilmiş ürünler, tarımsal üretimdeki bazı girdileri ortadan kaldırıp bazılarını da azaltarak çiftçiye ekonomik yarar sağlamış olurlar. Bu teknolojiyle, hızlı büyüyebilen, hastalık, iklim şartları ve böceklere dirençli, herbisitlere dayanıklı bitkisel ürünlerin yanı sıra daha lezzetli, daha güvenilir, besleyiciliği ve verimliliği yüksek, raf ömrü uzun, sağlık açısından daha faydalı bitkisel ve hayvansal ürünlerin elde edilmesi gibi potansiyel faydalar elde edilebileceği düşünülmektedir (41) Fakat bu yararlar tarım işçilerinde bazı problemleri de beraberinde getirmektedir. Biyolojik mücadelede kullanılan Bacillus thrungiensis (Bt) sporlarının tarım işçilerinin sağlığı üzerindeki etkilerinin incelendiği bazı çalışmalar yapılmıştır. Yoğun bir şekilde Bt pestisit spreyleme programını gerçekleştiren tarım işçilerinde kızarıklık ve anjioödemi kapsayan bazı belirtilerin oluştuğu bildirilmiştir. Bu işçilerin birinde deri yangısı, kaşıntı, kabartı ve konjuktival kızarıklıklar gelişmiştir. Yine astım sorunu olan tarım işçileri üzerinde yapılan bir çalışmada Bt ye maruz kalmış olanların astım sebebinin bu pestisit olduğu saptanmıştır (42,43). TERÖRİZM VE GIDA GÜVENLİĞİ Terörizm günümüzde dünyanın yüz yüze kaldığı acı bir gerçektir. Tarım sektörü de terörizm için potansiyel bir hedef olabilir. Bu terörizm türünde (agroterörizm) kullanılan biyolojik silahların hedefi sadece insanlar değildir. Bu silah ajanlarının, bir ülkenin hayvan popülasyonuna, tarım ürünlerine ve öz kaynaklarına zarar verebileceği ifade edilmektedir. Bu amaç, çeşitli mikroorganizma ve zehirli maddeler kullanılarak gerçekleştirilir. Örneğin, Swine Fever Virüs etkeni bir domuz sürüsünü etkileyip, önemli kayıplara yol açarak, ekonomik açıdan zarara neden olmaktadır. Gıdalarda biyolojik ajanların etkisi sonucu meydana gelen kontaminasyon, o ülkede besin kaynaklarının tüketimini sınırlayarak açlık durumunun ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Pirinç tüketimi yüksek bir ülkede pirinç tarlalarının enfekte edilmesi sonrası doğabilecek sıkıntılar bunun en iyi örneği sayılmaktadır. Aynı şekilde enfeksiyöz ajanların evcil hayvanlarda ciddi sağlık problemlerine neden olması sonucu, bu hayvanların her türlü yan ürünleri de dahil olmak üzere ihracatı yapılamadığı açıklanmaktadır yılında enfekte edilmiş at ve sığırların ABD den Almanya ya yollandığı ve ilerleyen yıllarda Almanya ve Romanya da sığırlarda Anthrax ve atlarda Ruam olgularının yaygın olarak görüldüğü bildirilmiştir yılında Avustralya daki sığırlarda Şap salgını gözlendiği ve bu dönemde konuyla ilgili olarak Avustralya hükümetinin ABD ve diğer müttefik ülkelerle gizli görüşmeler yaptığı ifade edilmektedir (44). Gıda terörizmi ile terörist grupların varmak istedikleri hedefler şunlardır: Geniş hayvan popülasyonlarının hastalıklardan etkilenmesi, atık alanı olarak kullanılan sahalarda tahıl ürünlerinin yetiştirilmesi ve ekonomik yönden zararın oluşması için saldırıların arttırılmasını sağlamaktır. Agroterörizm ABD nin tarım ekonomisine bugüne kadar 201 milyar dolarlık zarar verebilmiştir (45). Günümüzde potansiyel olarak agroterör eylemlerinde kullanılma olasılığı olan mikroorganizmalar ve toksinler Tablo 1 de görülmektedir (46). 110

112 Tablo 1. Potansiyel agroterör etkenleri Bakteriler Viruslar Biyolojik Toksinler Bacillus anthracis Yersinia pestis Francisella tularensis Coxiella burnetti Brucella spp. Burkholderia mallei/pseudomallei Rickettsia prowazekii Chlamydia psittaci Salmonella spp. Shigella dysenteriae Cryptosporidium parvum Çiçek virusu Kanamalı ateş etkeni viruslar (Ebola, Marburg, Lassa, Junin, Machupo) Alfaviruslar Venezuella at ensefaliti Batı at ensefaliti Doğu at ensefaliti Botulinum toksini Stafilokokal enterotoksin B (SEB) T-2 mikotoksini Risin toksini SONUÇ Tüm dünyada neoliberal tarım politikalarının uygulanmaya başlamasıyla birlikte beslenmeden çevresel sorunlara ve sosyo-ekonomik değişimlere varan olumsuz etkiler gün geçtikçe artmaktadır. Bir yandan tarımsal üretim artışından bahsedilirken, diğer tarafta açlık sorunu devam etmektedir. Bu sorunları ortadan kaldırmak, tarımsal gıda güvenliğini küresel olarak sağlayabilmek ve devam ettirebilmek için uluslar arası işbirliği mutlak suretle gereklidir. İyi tarım uygulamaları kavramı, hızlı bir şekilde değişen ve küreselleşen gıda ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılamak ve gıda üretimi, gıda güvenliği ve kalitesi, tarımda çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması üzerinde ilgili tarafların endişelerini gidermek için değişime uğramıştır. Gıda güvenliği ve kalitesini en üst seviyede tutmak için çiftlikten sofraya şeklinde tabir edilen gıda zincirinin üretimden tüketim aşamasına kadar bir bütün olarak ele alındığı sistemler uygulanmakta ve buda her geçen gün geliştirilmektedir. Bu sistemin daha geniş uygulama alanlarına yayılması ve sistemin sürdürülebilirliğinin kontrol altında tutulması tarımsal alanda vurgu yaptığımız sorunların giderilmesi ve gıda güvenliğinin sağlanmasında en önemli faktör olacaktır. KAYNAKLAR 1. World Food Programme (WFP). Erişim Tarihi: VİKİPEDİ, Özgür Ansiklopedi. Erişim Tarihi: Joachim D, Davis R. From farm to fork: good reasons to choose pure food. In: fresh Choices. New York: St. Martin^s Pres, Mansour S. Pesticide exposure: Egyptian scene. Toxicol 2004; 198: World Health Organization. Food safety. Erişim Tarihi: Mead PS, Slutsker L, Dietz V, et al. Food-related illness and death in the United States. Emerg Infect Dis 1999; 5: Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), Sağlık İstatistikleri. do?istab_id=257. Erişim Tarihi: Murray CJL, Lopez AD, eds. The Global Burden of Diseases: A Comprehensive Assessment of Mortality and Disability from Diseases, Injuries, and Risk Factors in 1990 and Projected to Boston: Harward University Press; World Health Organization. Five simple measures could significantly reduce the global incidence of foodborne illness. Erişim Tarihi: Foodborne intoxications (Food poisoing). In: Chin J, ed. Control of Communicable Diseases Manual, 17th ed. 2000: Washington, DC: American Public Health Association; Viral hepatitis A. In: Chin J, ed. Control of Communicable Diseases Manual, 17th ed. 2000: Washington, DC: American Public Health Association;

113 Center for Disease Control and Preventation. Foodborne transmission of hepatitis A: Massachusetts, 2001.MMWR 2003;52: Chaudhuri AK, Cassie G, Silver M. Outbreak of food-borne type A hepatitis in Glaskow. Lancet 1975;2: World Health Organization. Food safety and foodborne illness. intlmediacentrelfactsheets/fs237/en/. Erişim Tarihi: Delen N. Fungisitler. Nobel Yayınevi, İzmir, 2008; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü (GKGM), 2010 Yılı Bitki Koruma Ürünleri İstatistikî Bilgileri. koruma_urun_alet_main.html. Erişim Tarihi: Çağlayan Ç. Tarım Politikalarındaki Değişimin Sağlık Üzerine Etkileri. Türk Tabipler Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2010; 38: Dalaker J, Naifeh M. Poverty in United States: U.S. Bureau of the Census, Current Population Reports, Series p Washington, DC: U.S. Government Printing Office, Gupta PK. Pesticide exposure: Egyptian scene. Toxicol 2004; Wendo C. Uganda considers DDT to protect homes from malaria. Lancet 2004; 363: Moses M, Johnson ES, Anger WK et al. Environmental equity and pesticide exposure. Toxicol Ind Health 1993; 9: FAO/WHO consultation on the health implications of acrylamide in food. Geneva, June Erişim Tarihi World Health Organization. Semicarbizide. Erişim Tarihi: World Health Organization. PCBs and dioxin in salmon. pcbsalmon/en/. Erişim tarihi: Peggy GL. Genetically Engineered Plants and Foods: A Scientist s Analysis of the Issues (Part I). Annu Rev. Plant Biol. 2008; 59: James EL. Agriculturel Medicine: A practical guide. Morinda Medical Group, Inc Porterville, California, 2006 Springer Science+Business Media, Inc. 27. Garcia AM. Pesticide exposure and women s health. Am J ınd Med, 2003; 44: Mathur V, Bhatnagar P, Sharma RG, et al. Breast cancer incidence and exposure to pesticides among women originating from Jaipur. Environ Int 2002; 28: Dona A, Crosignani P, Robutti f, et al. Trazine herbicides and ovarian epithelial neoplasms. Scand J Work Environ Health 1989; 15: Hakkert BC. Refinement of risk assessment of dermally and intermittenly exposed pesticide workers: a critique. Ann Occup Hyg 2001; 45: Kunstadter P, Prapamontol T, Sirirojn B, et al. Pesticide exposures among Hmong farmers in Thailand. Int J Occup environ Health 2001; 7: International Labor Organization. Child Labor cfm?&bsuppresslayout=1. Erişim Tarihi Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), Hane Halkı İşgücü Araştırması 2011 Aralık Dönemi Sonuçları. Erişim Tarihi: Osterholm MT, Norgan A. The role of irradiation on food safety. N Engl J Med 2004, 350; Crawford LM. Challenges and oppurtunities for food irradiation in the 21 st century. In: Loaharanu P, Thomas P, eds. Irradiation for Food Safety and Quality. Lancaster, PA: Technomic Publishing, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü (GKGM), Gıda Işınlama Yönetmeliği. Erişim Tarihi: Thayer DW. Irradiation of food: Helping to ensure food safety. N Engl J Med 2004; 350: Loaharanu P. Irradiated Foods, 5th ed. New York: American Council on Science and Health, Ross A, Griffiths MW, Mittal GS, et al. Combing nonthermal technologies to control foodborne microorganisms. Int J Food Microbiol 2003; 89:

114 40. Çiftlik Dergisi, GDO lu Ürün Pazarı. Erişim Tarihi: Shutske JM, Jenkins SM. The impact of biotechnology on agricultural worker safety and health. J Agric Saf Health 2002; 8(3): Pearce M, Habbick B, Williams J, et al. The effects of aerial spraying with Bacillus thuringiensis kurstaki on childeren with astma. Can J Public Health 2002; 93(1): Bernstein JA, Bernstein IL, Bucchini L, et al. Clinical and laboratory investigation of allergy to genetically modified foods. Environ Health Perspect 2003; 111(8): McClain DJ. Smallpox: Medical aspects of biological. Edition Washington DC:TMM Publications 1997; Casagrande R. Biological terrorism targeted targeted at agriculture: The threat to US national security. 46. Yenen OŞ, Doğanay M. Biyoterörizm. Aknem Derg 2008; 22(2):

115 GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLERİN SAĞLIK ETKİLERİ Prof.Dr. Ali Osman KARABABA, öğr. Gör. Dr. Işıl ERGİN Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Modern biyoteknolojinin tarım sektöründeki önemli uygulama alanlarından biri olan genetiği değiştirilmiş ürünler (GDO) 1996 yılında ticari anlamda ekilmeye başlanmıştır yılından buyana geçen 15 yılda, GDO lu tarım ürünlerinin ekim alanı 94 kat artarak 1.7 milyon hektardan 160 milyon hektara çıkmıştır (Şekil 1). Dünya nüfusunun yarısından fazlasının (4 milyar kişi) yaşadığı 29 ülkede (10 u gelişmiş, 19 u gelişmekte olan),15 milyonu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere toplam 16.7 milyon çiftçi transgenik ürün yetiştirmektedir (1). Bu çalışmada konuyla ilgili literatür gözden geçirilerek genetiği değiştirilmiş ürünlerin sağlık etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GDO ın tarımsal üretimde kullanımından beklenen yararlar aşağıdaki gibi sıralanabilir: 1. Herbisidlere direnç 2. Bitki zararlılarına direnç 3. İklim koşullarına uyum 4. Üretim artışı 5. Dünyanın açlık sorununa çözüm 6. Küresel ısınmanın azaltılması (biyoyakıt için üretim) GDO lu ürünlerin üretimine bağlı olarak ortaya çıkması beklenen istenmeyen etkiler ise şunlardır: 1. Çevre sağlığı sorunları (Ekosistemin bozulması ve pestisit kirliliği) 2. İnsan sağlığı üzerine olumsuz etkiler Bugüne kadar gerçekleştirilen gözlemler, bitki zararlılarının etkisini azaltmak için yapılan pestisit uygulamalarının beklenen yararları tam olarak sağlayamadığı yönündedir. Hedefteki zararlıların (ki hepsi ekosistemlerin birer parçasıdır) kullanılan pestisitlere zaman içinde direnç kazandıklarından, önce daha fazla pestisit kullanımı, ardından da yenilerinin bulunup kullanılması gerekmektedir. Şekil 1. Dünyada yılları arasında genetiği değiştirilmiş tarım ürünleri ekim alanlarının değişimi (milyon hektar) Bu süreçte ekosistemler sürekli tahrip olmakta ve uzun erimde biyolojik çeşitliliğin korunamadığı, türlerin sürekli yok olduğu gözlenmektedir. Bu yıkımın yanında pestisitlerin besin döngülerine girişi, toprak ve su kaynaklarının kirlenmesi, sucul ortamlarda yaşayan canlılarda pestisit yoğunlaşması ve bu canlıları tüketenlerin aldığı pestisitlerin yaratacağı sağlık etkilerinden ve ayrıca ekosistemlerdeki bozulmaların getireceği uzun erimli toplumsal risklerden de söz edilmesi gerekir. BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Başkanı Ahmed Djohlaf, 2010 yılında İngiltere de yayınlanan Guardian gazetesine verdiği bir ropörtajda, biyolojik çeşitliliğin nasıl bir risk altında olduğunu anlatan aşağıdaki ifadeyi kullanmıştır: Biliminsanları, dünyada her 24 saat içerisinde bitki, böcek, kuş ve memelinin soyunun tükendiği tahmin ediyor. Bu neredeyse doğal ya da tarihte olan oranın 1000 katı. Ve birçok biyologa göre bu, 65 milyon yıl önceki dinozorların yok oluşundan beri olan en büyük yok oluş. Memeli türlerinin % 15 i ve kuş türlerinin % 11 i soyu tehlike altındaki türler listesinde. (2). 114

116 Biyolojik çeşitliliği korumanın en önemli nedenlerinden biri, gelecekte dünya nüfusunu doyurmak için gerekli besin kaynaklarını garanti altına almaktır. Tarım bilimcilere göre, dünyada insan besini olmaya uygun kadar bitki türü vardır. Tarih boyunca, bunlardan kadarı yiyecek olarak kullanılmış, fakat ancak 150 tür geniş çapta yetiştirilmiştir. Günümüzde ise, tüm dünyada yalnızca 15 kadar bitki türü nüfusun %90 ını doyurmakta. Sadece üç tür (buğday, pirinç, mısır)dünya tahıl üretiminin üçte ikisini oluşturmaktadır. Bu da yeryüzünde besin olarak kullanılmaya uygun türlerin çok küçük bir bölümünden yararlandığımızı göstermektedir. Üstelik yaygın olarak yetiştirilen tür sayısı da giderek azalmaktadır. Bu önemli birkaç türün yabani çeşitleri de yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Kaybolan yabani çeşitlerle birlikte, bu bitkilerin taşıdıkları genler de yok olmakta, dolayısıyla gen zenginliği devamlı azalmaktadır (3). Bir bitki veya hayvanın da bir kromozomunda bir bölgenin değiştirilmesi sonucunda o organizma ne üretir ya da önceden ürettiği neyi üretmeyi keser? sorularının cevabını yanıtlamak çok çok zordur. GDO daha önce hiç bilinmeyen ve bir ihtimal doğada hiç var olmamış yeni maddeler (proteinler) üretebilir. Bunların özellikle uzun dönemde bu canlıları yiyenlerde ne gibi etkilere yol açacağını bulmak çok zor ve zaman alıcıdır hatta kimi zaman olası değildir. GDO (transgenik) gıdaların özellikle tüketenin sağlığına zararlı etkilerinin olup olmadığını anlamak için risk analizleri yapılmaktadır. Ancak iyi bir risk analizi yapabilmek için metottan ziyade gerekli en önemli bilgi, olası etkilerdir. Örneğin 20 kromozomunda gen içeren 2,5 milyar baz taşıyan mısır DNA sının bu genler aracılığı ile tam olarak neler ürettiğini (insan gözü örneğinde görüldüğü gibi bazı özellikler birden çok genin birbiri ile etkileşimi ile ortaya çıkar), bu genlerin korelasyonu ile neler üretebileceğini, genlerin yeri ve yapısında yapılacak yapay bir değişikliğin ne gibi sonuçlara yol açacağını bilmek mümkün müdür? Bu bilinse bile bundan emin olmak çok ama çok zor olacaktır. Çünkü bu bahsettiğimiz gen içeren mısır da çalışmadan çalışmaya farklı çeşitlerde olduğundan (yani farklı mısır türleri ile GDO çalışmaları yapıldığından), ortaya akıl almaz bir olasılıklar listesi çıkacaktır ve bu olasılıkları tam olarak bilmeden, yetkin bir risk değerlendirmesi yapılamaz. Sonuçlardan bilimsel açıdan, istatistiki güvenilirlik payları ile bile emin olunamaz (4). Günümüzde yaygın olarak üretilen GDO lu tarım ürünleri; mısır, soya fasulyesi, kanola ve pamuktur. Bu grup içinde özellikle soya ve mısır, gıda sektörünün çok farklı uygulamalarında yaygın olarak kullanılmaları nedeniyle öne çıkmaktadırlar. Sürece bu açıdan yaklaştığımızda GDO lu olma riski bulunan ürünler; mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer almaktadır. Örneğin, bisküvi, kraker, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvanlardan elde edilen gıdalar ve pamuk sayılabilir. Soya bitkisinden 900 e yakın çeşit ürün elde edilebilmektedir. Soya; sucuk, salam, sosis, köfte, pizza, hamburger gibi kırmızı ette, et suyu tabletlerinde, soya eti kıymasında, soya ununda, şiş kebapta, fındık ve fıstık ezmesinde, çikolatalı ürünlerde, pastalarda, süt tozunda, ekmek çeşitlerinde, kozmetik sanayisinde, hazır çorbada, soya yağında ve hayvan yeminde kullanılmaktadır. Mısırdan elde edilen glikoz şurubu kolalı içecekler, meyve suyu, gazoz, pasta ve baklavada tatlandırıcı olarak, bebek mamalarında, hazır çorbalarda, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yeminde kullanılabilmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi tüketicinin GDO lu bir ürünü tüketmemesi neredeyse olanaksız hale gelmektedir. Bu da sağlık açısından toplumsal riskin bu aşamada bile yüksek ve ciddi önlemler alınmazsa kaçınılması zor olduğunu göstermektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmaların sonuçlarına göre GDO lu ürünlerin tüketimiyle ilişkilendirilen sağlık sorunları şunlardır: 1. Toksik ya da allerjik etki, 2. Antibiyotiklere karşı direnç oluşması 3. İnsan ve hayvan bünyesindeki diğer mikroorganizmalarla birleşmesi 4. Besinler yoluyla alınan DNA insan/ hayvan hücrelerine taşınabilmesi 5. Besin değerlerinde değişme / azalma GDO ların sağlık etkisine dair söylenenler, söylenebilenler hikayenin tamamı mı? Beslenmenin sağlık üzerindeki etkisini doğru olarak ölçmek o kadar zordur ki olası ilişki çoğu zaman gizli kalabilmektedir. GDO ların sağlığa zararlı olup olmadığına dair saptamaları yapmak ise beslenme epidemiyolojisi alanının zorlukları yanı sıra risk değerlendirme sürecindeki sorunlar, hayvan deneylerindeki sınırlılıklarla daha da 115

117 zorlaşmaktadır. Piyasada kullanım öncesi yürütülen değerlendirmeler günlük fare deneylerini kapsamaktadır. Oysa bu süreç sadece akut etkilenimlerin ortaya çıkması için yeterli olan süredir. Farelerin vücudundaki uzun erimli etkileri görebilmek için 6 aydan 2 yıla kadar uzaması gereken incelemelere ihtiyaç vardır. Ancak kronik etkiler incelenebilirse; metabolik, sinir sistemi, immun sistem, hormonal veya kanser yapıcı etkilerini anlayabilmek mümkün olacaktır (Şekil 2). Ayrıca 3-4 nesili inceleyen araştırmalar da büyük önem taşımaktadır. Oysa doğurganlığa, gelişime ve nesiller arası geçişe dair etkiler piyasaya sunulan GDO ların risk değerlendirmelerinde zorunlu olan testler değildir. Bu incelemelerin de yasal risk değerlendirme süreçlerine eklenmesi şiddetle önerilmektedir. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2003 te gıdalara gen transferi konusunun tamamen kontrollü bir süreç olmadığı bildirmekte, hem piyasaya sunulmadan önce hem de ürün piyasaya sürüldükten sonra Risk Değerlendirmesi ve Güvenlik değerlendirmesi önermektedir (6). Dünya Sağlık Örgütü de 2005 teki raporunda;(7) İnsan sağlığı ve gelişimi için potansiyel risk olasılığı taşımaktadır Tarımsal GDO larda kullanılan pek çok gen yenidir ve güvenli besin olarak tüketimlerine dair bir geçmişleri yoktur Genetiği değişecek organizma genomuna yeni gen yerleştirilmesi istenmeyen gelişimsel ya da fizyolojik etkilere neden olabilir diye belirtmektedir. Şekil 2. Tarımsal üretimde kullanılan GDO ların ve ilişkili pestisidlerin sağlık etkileri (5). Allerjik etkiler: GDO ların sağlık etkileri içinde en öne çıkanıdır larda bildirilen ve Brezilya fındığından, albumin geni transfer edilen soyanın yarattığı alerjik reaksiyonlar bu konudaki en biline örnektir. Gen transferi soyayı metioninden zengin hale getirirken, fındığa alerjisi olanlar için riskli bir gıdaya dönüştürmüştür (8). Genlerin üreteceği yeni proteinlerin de insanın o güne kadar bilmediği, yemediği, bağışıklık sisteminin tanımadığı proteinler olması da özellikle bağışıklık sistemi açısından endişeleri arttırmaktadır. GDO ile beslenen farelerin barsaklarındaki bağışık yanıt hücrelerindeki artış, bu yönde bir uyarı olarak değerlendirilmektedir. MON 810 mısır ile gün beslenen farelerin barsaklarında incelemeler yapan Finnamore (9) bağışık yanıtın ana hücrelerinde değişiklikler ve kan düzeylerinde artış saptamışlardır. GDOların risk değerlendirmesinde barsaktaki ve kandaki bağışık yanıt hücrelerinin incelenmesinin önemine vurgu yapmaktadır. MON 810 mısır Biyogüvenlik Kurulu nun hazırlattığı Bilimsel Risk Değerlendirme Raporlarına göre (9 Şubat 2012), risk taşımadığı, ithal edilebileceği ifade edilen GDO lar arasında yer almaktadır (10). Toksik etkiler: Bacillus Thuringiensis (Bt) toprakta yaşayan gram(+) bir bakteridir. Ürettiği Cry toksini böcekleri öldürmekte ve 1920 lerden beri bakterinin sporları ve kristal proteinleri tarım ilacı olarak kullanılmaktadır. Biyoteknoloji ise bu zehri kodlayan geni bitkiye transfer etmeyi ve GDO mısır veya patatesin, onu yiyen böcekleri öldürecek zehri içerir hale gelmesini sağlamıştır. Araştırmalarda bu patateslerle beslenen 116

118 farelerin ince barsağında kalınlaşma gözlemlenmiştir (11). Malatesta ve ark. ise hücre düzeyinde yaptıkları incelemelerde farelerin karaciğer ve pankreaslarında görünürde bir sorun yokken, özel boyalarla hücre içindeki trafiğin hızlandığını saptamışlardır deki bir başka araştırmada da GDO lu gıda ile beslenen farelerin iki atılım organında da (böbrek ve karaciğer) hasarlanma saptanmıştır (12). Dokulara DNA geçişi: GDO lu gıdalarla alınan DNA parçacıklarının tamamının sindirilmediği, barsağın çeşitli bölümlerinde bu parçacıklara rastlandığı, bu genlerin memeli hücrelerine veya barsak bakterilerine YATAY GEÇİŞ olasılığı taşıdığı DSÖ tarafından 2005 te bildirilmiştir.(6) Araştırmalar bu genlerin barsak bakterilerine geçmeleri durumunda da barsak mukozasının onları yeni bir saldırı olarak algılayıp immun yanıt vermelerinin söz konusu olabileceğini ayrıca antibiotik direnci konusunda da önemli bir tehdit oluşturduğunu bildirmektedir. Böylesi bir yatay geçişe dair kanıtlar var mıdır? İlk çalışma 1987 de bakteriden bakteriye gen kaçışını göstermiştir. Tür bariyerlerinin aşılabildiği durumlar olduğu doğal ortamlarında pekçok kez örneklenmiştir (13). - Bakteriden bakteriye (Trieu-Cuot ve ark, 1987, Courvalin, 1994, Mathur and Singh, 2005). - Bakteriden bitkiye (Broothaerts ve ark, 2005). - Bitkiden Bakteriye (Kay ve ark, 2002, Eede ve ark, 2004) geçişler gösterilmiştir. Benzer geçişlerin örnekleri Keçilerde, balıklarda, domuzlarda gösterilmiştir. Nesiller arası değişiklikler: Hacettepe Üniversitesinden Kılıç ve ark., GDO ile beslenen 3 nesil farede yaptıkları araştırmada 3. nesilde böbrek ve karaciğerde patolojik değişiklikler saptamıştır (14). Viyana Üniversitesi nin 2008 de yayınlanan araştırması 4 nesil boyunca inceledikleri farelerin 3. nesilden itibaren doğurganlık örüntülerinde bozulma olduğunu ve yeni nesil farelerde vücut boyutlarında değişiklikler oluştuğunu göstermiştir. Uzun erimli etkilerine dair hala çok az şey bilinmektedir. Gıda güvenliği testlerinin geliştirilmesine, hayvan deneylerinin artması ve sürelerinin uzatılmasına, insana olan etkilerinin sürekli izlenmesine ihtiyaç mutlaktır. Antibiyotiklere direnç: İşaretleyici genler, genetik olarak değiştirilmiş hücrelerin işaretlenememiş olanlardan ayırt edilmesi ve tanımlanması için kullanılmaktadır. İşaretleyici gen olarak antibiyotik direnç genleri kullanılmaktadır. Ancak bu genleri içeren GDO ların ağızdan alınan antibiyotiklere karşı direnç oluşmasına yol açabileceği endişesi bulunmaktadır. Üstelik direnç riski altındaki bu antibiyotiklerin insan ve hayvan sağlığı açısından ciddi klinik önemi vardır. Kanamisin ve neomisin böylesi antibiyotiklerdir. Özellikle kanamisin dirençli tüberküloz vakalarında önemli bir silahtır. Son olarak EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) uygulanacak genleri üç gruba ayırmıştır: 1) Kanamisin ve neomisin direnci ile ilişkili genin kullanımı yasaklanmazken, 2) ikinci gruptaki kloramfenikol, ampisilin, streptomisin ve spectinomisin genlerinin alan deneylerine izin verilmiş ama pazara sunumu yasaklanmıştır. 3) Amikasin ve tetrasikline direnç oluşturan genleri içeren GDO ların saha deneyleri ise yasaklanmıştır (15) te DSÖ nün kararı da hücreye işaretleyici genler katan yöntemlerin bırakılması yönündedir. Ama bu uyarının dikkate alınmadığı ve biyoteknoloji endüstrisinin kullanışlı bulduğu bu yöntemden vazgeçmediği ve alternatif işaretleyici gen arayışlarına da girmediği görülmektedir. Ülkemizde yasal sürecin son dönemdeki en güncel konusu Antibiotik direnci içeren GDO ın ithalatına ilişkin düzenlemelerdir. Ağustos 2010 itibarıyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Yönetmeliği gereğince insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatına ve piyasaya sunulmasına izin verilmiştir. Ancak Türk Tabipleri Birliği bu düzenlemenin önceki yasal düzenlemelerle uyum içinde olmadığı ve antibiotik direnci açısından tehdit oluşturduğu gerekçesi ile dava açmıştır. Danıştay Ekim 2011 de söz konusu hükme ilişkin yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Kararın gerekçesinde; bilimsel çalışmalarda, antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin kullanılmasının orta ve uzun vadede insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç geliştirebileceğinin tespit edildiği, konu ile ilgili çalışmaların halen sürdüğü bildirilmektedir. GDO Yönetmeliği nin eski şeklinde bu antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatına ve piyasaya sunulmasının yasaklanmış olduğu, Biyogüvenlik Kanunu tasarısının da bu yönde bir yasak içerdiği, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde ve esas alınan Biyogüvenlik Kartagena Protokolünde insan, hayvan ve çevre sağlığının, biyoçeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu ise taraf devletlerin konuya ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde yaklaşmaları gerektiği bildirilmiştir. İnsan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin orta ve uzun vadedeki zararlı etkilerine işaret eden bilimsel çalışmalar mevcutken, bu tür ürünlerin ülkemize girişine izin veren bir 117

119 düzenlemenin hukuka uygunluk taşımadığı kararda ifade edilmiştir. Ancak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Şubat 2012 deki yönetmelik değişikliği ile GDO ve ürünlerinin, insan ve hayvanların tedavisinde kullanılan antibiyotiklere direnç genleri içermesi halinde, bu ürünlerdeki direnç genlerine yönelik bilimsel araştırma sonuçlarının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olmadığı Risk Değerlendirme Komitesi raporu ve Kurul Kararı ile tespit edilmedikçe bu ürünlerin ithal edilmesi ve piyasaya sürülmesi hükmünü eklemiştir. Böylelikle yargı, insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotik direnç genleri içeren GDO ve ürünlerini yasaklarken, Bakanlık bu yasağı Risk Değerlendirme Komitesi ve Biyogüvenlik Kurulu Kararına bırakmıştır. İhtiyat ilkesi; Etkenlerin birbirine bağımlılık ve çok yönlülük gösterdiği karmaşık nedensellik durumları bilimin açık ve net yanıtlar vermesini zorlaştırabilmektedir. Bilinebilir bir olasılığın gösterilememesi veya Uzun erimli etkilerinin şimdilik gösterilmiyor olması (araştırılmıyor olması) İhtiyat ilkesine bizi daha da yaklaştırmalıdır. Riskin varlığı bir kez saptandıktan sonra oluşabilecek zararla buna sebep olarak gösterilen durum arasında neden sonuç ilişkisini gösterecek açık ve net kanıtlar olmasa da sonucun gerçekleşmesini önlemek için gerekli tedbirler alınmalıdır. GDO lar açısından risk ve ihtiyat arasında seçim yapılmalı ve ihtiyat lehinde karar verilmelidir. Çevre ve insan sağlığına duyarlı herkesin bu ilkeye sıkı sıkıya sarılması çok önemlidir. Kaynaklar 1. ISAAA: Global Status of Commercialized Biotech/GM Crops: 2011 (Erişim tarihi ) 2. (Erişim tarihi 16 Ağustos 2010) 3. Kışlalıoğlu M, Berkes F. Çevre ve Ekoloji. Remzi Kitabevi, 8. Basım, 2003, (Erişim tarihi ) 5. Vendômois JS, Cellier D, Vélot C, Clair E, Mesnage R, Séralini GE. Debate on GMOs Health Risks after Statistical Findings in Regulatory Tests. Int. J. Biol. Sci. 2010; 6(6): WHO Food Safety Department. (2005) Modern food biotechnology, human health and development: an evidence-based study. (Erişim tarihi ) 7. FAO/WHO. Safety assessment of foods derived from genetically modified animals, including fish, a joint FAO/WHO expert consultation on food derived from biotechnology, Rome,Italy, (Erişim_tarihi ) 8. Nordlee JA, Taylor SL, Townsend JA, Thomas LA, Bush RK. Identification of a Brazil-Nut Allergen in Transgenic Soybeans. N Engl J Med 1996; 334(11): Finamore A, Roselli M, Britti S, et al. Intestinal and peripheral immune response to MON810 maize ingestion in weaning and old mice. J Agric Food Chem 2008; 56(23): Yem amaçlı kullanılmak istenen genetiği değiştirilmiş Mon810 mısır çeşidi ve ürünleri için bilimsel risk değerlendirme Raporu 11. Fares NH, El-Sayed AK. Fine structural changes in the ileum of mice fed on delta-endotoxin-treated potatoes and transgenic potatoes. Nat Toxins 1998; 6: Malatesta M, Caporaloni C, Rossi L et al. Ultrastructural analysis of pancreatic acinar cells from mice fed on genetically modified soybean. J Anat 2002; 201(5): ) 13. Kelly BG, Vespermann A, Bolton DJ. Gene transfer events and their occurrence in selected environments. Food Chem Toxicol May;47(5): Epub 2008 Jul 1.) 14. Kiliç A, Akay MT. A three generation study with genetically modified Bt corn in rats: Biochemical and histopathological investigation. Food Chem Toxicol Mar;46(3): Epub 2007 Dec European Food Safety Authority (EFSA). EFSA provides scientific advice on the use of antibiotic resistance marker genes in genetically modified plants Press Release19 April press/news/gmo040419a.htm (Erişim tarihi ) 118

120 Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin Tarımsal Üretime ve Tarım Politikalarına Etkileri Prof. Dr. Tayfun Özkaya Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü GDO açlık sorununu çözer mi, çözmez mi? Çok net bir şey var ki, GDO lu tohumların çoğunluğu aslında biyo-yakıt yapmak üzere üretiliyorlar. Mısırdan biyo- yakıtlar yapılıyor (metanol) ve arabalarda kullanılıyor. Bunun temel nedeni ABD nin petrole olan bağımlılığını hiç olmazsa bir miktar azalma konusundaki çabasıdır. Şu biliniyor ki, bir depo biyo-yakıt elde etmek istiyorsanız bunun için (mısır vs kullanılıyor) bir insanın bir yıllık yiyeceği miktarda tarım ürünü kullanmak zorundasınız. Bu demektir ki, bir insanı bir yıl boyunca aç bırakarak bir depo yakıt elde ediyorsunuz. Siz eğer her hafta bir depo yakıt kullanıyorsanız yılda 52 insanı aç bırakıyorsunuz. Amerika nın nüfusunu düşünelim. Eğer biyo-yakıt kullanımı artarsa GDO yüzünden dünyada açların sayısı çoğalacak. Örneğin Monsanto, GDO lu biyo-yakıtlar üzerine çalışıyor. Çok daha enteresan bir şey var. Bu mısırları üretmek için Brezilya da yağmur ormanları katlediliyor. Ormanları kesiyorlar ve mısır ekiyorlar. Bu sanırım yeter Bunun açlığa çözüm olmayacağı, açlığı derinleştireceği kesin. Şimdi bu grafiğe bakalım: Ekim alanına göre GDO Uygulamaları Her ikisine dayanıklılık7% 1% Virüslere dayanıklılık Böceklere dayanıklılık 19% 73% Ot öldürücü ilaca (herbisit) dirençli Kaynak: James C. 2001, ISAAA (International Service for the Acquisition of Agri-biotech Applications) Bu grafik şunu gösteriyor. Dünyada GDO ekim alanlarına göre GDO uygulamaları hangi konularda yapılıyor? Ot öldürücü ilaçlara (herbisit) dayanıklılık gösteren uygulamalar tüm GDO ekiliş alanının %73 ünü kapsıyor. Bu istatistikler GDO yu desteklemek üzere oluşturulan ISAAA adlı kuruluşun yayınından alınmıştır. 1 Herbisit ne işe yarar? Ot öldürücü ilacı attığınız zaman ana bitki de, yabancı ot da ölebilir. Ama ana bitkinin içine öyle bir gen katılıyor ki, herbisiti attığınız zaman ana bitki ayakta kalıyor, yabani otlar ölüyor. Bu insanlara çok güzel gibi görünüyor ama bunun birçok sakıncaları da var. Bu ot öldürücüleri kanserojen. Toprağı öldürüyor, çevreyi bozuyor. Ayrıca bir süre sonra yabancı otlarda direnç geliştiği gibi herbisit kullanımı artıyor, ek olarak daha da zararlı herbisitler kullanılıyor. GDO lu bu üründe kullanılan herbisit tohumu satan aynı şirkete ait. Amaç aynı zamanda herbisit satışını arttırmak. İkinci dilimde göreceksiniz % 19 uygulama ise bazı böceklere dayanıklılık sağlıyor. Bt geni denilen ve bakteriden alınan bir gen bitkinin genetik yapısına katılıyor ve güya bunlar böceklere karşı bir korunma sağlıyor. % 7 uygulamada ise her ikisine de dayanıklılık gösteriyor. Yani hem Bt, hem de ot öldürücülere dayanıklılık gösterecek genlere sahiptir. % 1 den az uygulamada ise virüslere dayanıklılığı olanlar var. Demek ki, birinci kategori ile üçüncüyü toplarsak % 80 oranlarında yapılan bu iş, aslında ot öldürücülere dayanıklılık kazandırmak 1 James C. 2001, ISAAA (International Service for the Acquisition of Agri-biotech Applications) 119

121 için yapılmaktadır. Peki, bu ot öldürücüleri kim satmaktadır? Yine bu tohum firmaları satmaktadır. Yani olay aslında ot öldürücülerini pazarlamak için yapılan bir oyundur. Tohum Firmaları Monsanto+Delta Pine Dupont Syngenta % Tar.ilaç Fir. Bayer Syngenta BASF % Dünyada tohum ve tarım ilaçlarında tekelleşme Groupe Limagrain Land O lakes KWS AG Bayer Crop Science Takii Sakata DLF Trifolium 10 Firma Toplamı Dow Monsanto Dupont Koor Sumitomo Nufarm Arysta 10 Firma top Yukarıdaki grafiğin sol tarafında dünyanın en büyük 10 tohum firması var. Sağ tarafında ise dünyanın en büyük tarım ilaçları satan firmaları var. Bunların 5 tanesinin aynı firmalar olduğunu görüyorsunuz. Bunlar öyle bir ürün üretiyorlar ki, (mısır veya pamuk) bu ürün adını ilaçtan (herbisit) alıyor. Olay apaçık ortadadır. GDO şirketleri üç yönden kazanıyorlar. Birincisi tohum fiyatları çok artıyor. GDO lu tohum fiyatları muazzam bir artış gösteriyor. ABD de GDO lu soya tohum fiyatları yılları arasında % 50 arttı. Bunlar pahalı tohumlar İkincisi kullandıkları ot öldürücü (herbisit) fiyatları arttı yılları arasında 2 yıldan kısa bir süre içinde ot öldürücü Roundup ın fiyatı % 134 artıyor. Üçüncü bir nokta herbisit (uygun marka) kullanımı arttı. Firmanın ürettiği tohuma uygun herbisit kullanmadığınızda işe yaramıyor. Uygun marka herbisit kullanımı (bunun etkin maddesi glyphosate) arasında 15 kat arttı. Bunu üreten şirketler kârlarını anormal bir şekilde büyütüyorlar. 2 Peki, GDO lu ürünler verimi artırıyor mu? Amerika nın meşhur gıda ve ilaç kuruluşu FDA ve çevre koruma kuruluşu EPA nın uzmanı Sherman şunu söylüyor; verimi artıran hiçbir GDO ürünü yok. Aynı şekilde susuzluğa dayanıklı, gübre kirlenmesini önleyici bir tek GDO lu ürün yok 3. Ayrıca ABD Tarım Bakanlığı GDO lu hiçbir ürünün verimi arttırmadığını açıklamıştır. 4 Ama zaman zaman GDO yu savunanlar altın pirinç var, şu var, bu var diye, dünyayı kurtaracak şeyler söylüyorlar. Bunların hiç biri piyasaya sürülmüş değil. GDO lu ürünlerin tarım ilacı kullanımını azaldığı iddiası var. Aslında böyle bir şey yok. Özellikle herbisit kullanımı artıyor. Uygulamaların %80 i herbisite direnci arttırmak üzere tasarlanmıştır. Büyük ölçüde herbisite direnci arttırmak üzere planlanan bir teknoloji nasıl olur da ilaç tüketimini düşürür? Böyle bir şey mantık olarak söz konusu olamaz. Dr. Benbroock ABD Tarım Bakanlığının 1996 ile 2004 arasındaki tarım ilacı kullanımı verileri üzerinde büyük bir çalışma yürütmüştür. Bu dokuz yıllık dönemde GDO lu soya, mısır, pamuğun kabul edilmesi ile 122 milyon libre daha fazla tarım ilacının kullanıldığını ortaya koymuştur. Benbrook böcek öldürücülerde 16 milyon librelik küçük bir düşüşe karşılık, herbisit dayanıklılığı olan GDO ürünler nedeniyle 138 milyon libre 2 Friends of the Earth, 2009, Who Benefits the GM Crops-Feeding the Biotech Giants, not the Worlds Poor, Amsterdam, (http:// 3 Dog Gurian Sherman, 2009, Failure to Yield, Evaluating the Performance of Genetically Enginered Crops, Union of Concerned Scientist, 4 Fernandez-Cornejo, J. and D. Schimmelpfennig, February Have Seed Industry Changes Affected Research Effort? USDA s Economic Research Service, Amber Waves,:

122 daha fazla herbisit kullanıldığını belirlemiştir. 5 Ayrıca etkin maddesi glyphosate denilen ot ilacına karşı 2000 yılından sonra yabancı otlar büyük bir direnç göstermeye başlamışlardır. Elimizde çok büyük listeler var. 20 ye yakın otta hangi yıllarda, ne direnci olduğu raporlarda var. 6 Üstelik o büyük şirket; Monsanto da açıklamalarında bunu kabul ediyor. Yani diyor ki ot direnci vardır. Hatta ve hatta açıklamalarında tekrar sürüm yaparak otları alma tavsiyesinde bulunuyor. Bu açıklamalarda bu işlemlerin yapılması gereken tarihler var. Ayrıca başka ot ilaçlarının da kullanılması öngörülüyor. Mesela arasında glyphosate a ilaveten çok daha fazla zararlı olan ve etkin maddelerinin isimleri 2 4 D, atrazin, acetachlor, metalachlor/s-metalachlor olan herbisitlerin de uygulanması gerektiğini söylüyorlar. Bunu firmanın kendisi söylüyor. Monsanto 13 Eylül 2005 de yayınladığı basın bülteninde herhangi bir herbisit toleranslı ürününü eken çiftçilerin çimlenme öncesi roundup ot öldürücüsü yanında başka ot öldürücülerini de kullanmaları gerektiğini salık vermiştir. 7 Amerika Birleşik Devletleri nde arasında mısırda atrazin kullanımı % 12 artıyor. Gene mısırda gylphosate kullanımı da 5 kat artıyor 8. Çünkü dayanıklılık ortaya çıkıyor. Evrim ile yabancı otlar kendilerini geliştiriyorlar. Bu dayanıklılık geliştiren bitkiler Arjantin de, Brezilya da her yerde ortaya çıktı. Dolayısıyla ilaç kullanımını azalması söz konusu değildir. Glyphosate in başka bir ilacın yerini aldığı söyleniyordu. Bu da kesinlikle doğru değil. Neden illaki yabani otu ilaçla öldürmek gibi bir çaba var? Çok basit, çünkü şirket satacak mal istiyor. Hâlbuki agroekoloji bilimi ilaç kullanmadan, başka tekniklerle otların yok edilebileceğini söylüyor. Otların zararlarını azaltmanın çok yolu vardır, ancak en basit şekilde otlar çapa yaparak yok edilir. Herbisit kullanımı dışında diğer bütün yöntemler az veya çok işgücü kullanımını gerektirmektedir. Dolayısıyla bu ilaçların girmesi işçinin çıkması anlamına geliyor. Tarımdaki şirketlerin daha da büyümesi anlamına geliyor. ABD, Brezilya da dev tarım işletmeleri herbisiteri tercih ediyorlar. Bu ilaçların çeşitli kanserojen etkileri olduğu kesin. Dediğim gibi büyük bir tehlike söz konusu, o zaman neden bunun kullanımını savunuyoruz? Başka yöntemler de var. Glyphosate in zararları konusunda epeyce bir çalışma yapılmıştır. Friends of Erath tarafından hazırlanan bir eserde bu etkiler bir araya getirilmiştir. 9 Şirketlerin göz ve cilt için düşük düzeyde tahriş dışında insan sağlığına bir zararı olmadığı iddialarına karşı bağımsız araştırma bulguları değişik ülkelerde glyphosate in en çok zehirlenme olaylarına yol açan ilaçların içinde olduğunu göstemektedir. Gene şirketlerin ilacın su ve toprakta çabucak inaktive olduğuna dair iddialara karşı araştırmalar topraklarda ve sedimentlerde çok dirençli olduğunu göstermektedir. Bunlara daha başka etkiler de eklenebilir. Eserde bunlar ayrıntılı olarak dokümante edilmiştir. Peki, neden GDO ekiliyor? Amerika da, Brezilya da, Arjantin de hatta Hindistan da Bu ülkelerin sayısı çok fazla değil ama bu ekim yapılıyor. Sebep aslında şu: Büyük işletmeler işçiyi sevmiyor. İlacı seviyorlar. Bir örnek verelim; Gustave Grobocopatel denilen bir işletme var dekar büyüklüğünde korkunç bir işletme Bu işletme sahibinin açıklamaları; GDO lu olmayan soyadan daha fazla verim alındığı halde işçi tasarrufu nedeniyle GDO lu herbisite dayanıklı soya ektikleri yönündedir. Çünkü işçi kullanmıyor, onun yerine herbisit kullanarak bu olayı bitiriyor. Hâlbuki yabancı otun zarar vermesini engelleyecek birçok agroekolojik yöntem var. Çapa bunlardan sadece birisidir. Bazı yerlerde yabancı ot dediğimiz şeyler yenmektedir. Büyük işletmeler işçiyi dışlayarak zehirleri seviyorlar. Ama bunun yanında herbisitlerin kanser yaptığı da unutulmamalıdır. İkinci bir nokta daha var. Latin Amerika ve Amerika da köylü tarımı ortadan kalkmış durumda, buralarda tarım büyük işletmeler tarafından yapılmaktadır. Brezilya da toprak büyüklüğü Belçika nın yüz ölçümü kadar olan işletmeler var. Bu insanlar işçi sevmiyorlar. Dolayısıyla her şeyi ilaçla yapmak istiyorlar. Bunun sonu ne oluyor? Brezilya da ve Arjantin de gördüğümüz sefalet manzaraları ortaya çıkıyor. İnsanlar şehirlere sürülüyorlar. Orada tuvaleti bile olmayan yerlerde yaşamak zorunda kalıyorlar. GDO nun yayıldığı ülkelerde aynı zamanda şunlar da olmaktadır; GDO lu olmayan tohum bulmak zorlaşmaya başlıyor. Hindistan da devlet GDO yu destekliyor. Devlet kendi ürettiği GDO lu olmayan tohumların üretimini kısıyor. Bazı yerlerde de yasaklıyor. Çiftçilerin tohum satışı yasalarla yasaklanıyor. Mesela ülkemizde de böyledir. Ülkemizde çiftçiler çıkan tohum yasasından sonra kendi 5 C. Benbrook, 2004, Genetically Engineered Crops and Pesticide Use in the United States: the First Nine Years, BioTech InfoNet, Technical Paper no:7, Oct. 2004,. 6 Friends of the Earth, 2009, Who Benefits the GM Crops-Feeding the Biotech Giants, not the Worlds Poor, Amsderdam, (http://www.foei.org/ en/resources/publications/food-sovereignty/2009/gmcrops2009full.pdf) s Monsanto, 13 Eylül 2005, Investigation Confirms Case of Glyphosate-Resistant Palmer Pigweed in Georgia, Monsanto pres release. 8 Friends of the Earth,2009, age,s David Buffin ve Topsy Jewell, 2001, Health and Environmental Impacts of Glyphosate: The Implications of Increased Use of Glyphosate in Association with Genetically Modified Crops, Friends of The Earth, 121

123 tohumlarını satamazlar. Ancak değiştirebilirler. Bu müthiş bir hegemonya, müthiş bir baskı fakat biz buna alıştık. Artık bu normal gelmeye başlıyor. Bütün bunlar ilerleme adına yapılıyor. Daha iyi, daha verimli olsun deniyor. Köylüler sanki tohumlara bir hile katacaklar gibi düşünüyorlar. Tohum yasası köylüyü baskı altına alıyor, tohum ve fide satmasını yasaklıyor. GDO şirketleri başka bir şey daha yapıyor. Nedir o? Mesela Kanada da artık GDO lu olmayan kolza yetiştirmek imkânsız hale geldi. Çünkü GDO lu tohum tamamen bulaştı. Yetmiyor, GDO şirketleri, siz GDO lu bir şey yetiştirmek istemeseniz bile, komşunuzdan size bulaşıyorsa tohum çalmak suçu ile sizi mahkemeye verip, ağır cezalar ödetmeye çalışıyor. Böyle yüzlerce örnek var. Bunun sonucunda Kanada da, Amerika da çiftçiler artık GDO lu olmayan tohumları artık ekmekten vazgeçiyorlar. O ürünü terk edenler var. Ya ürünü terk ediyor, ya büyük şirketin boyunduruğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Ancak şirketlere karşı davaları kazanıp, şirketlere tazminat ödeten çiftçiler de var. Bunun sonucunda Hindistan da, pamukta büyük bir hegemonya yayıldı ve birçok çiftçi verim düşüklükleri nedeniyle intihar etti. Acaba dünyayı besleyebilecek başka seçenekler var mı? Yani biz GDO lara muhtaç mıyız? Entegre ürün yönetimi (ICM) veya entegre zararlı yönetimi (IPM) denilen bir yöntemle pamukta veya başka ürünlerde hiç ilaç atmadan üretim yapmak mümkün. Bunu kabaca böceği böceğe yedirmek diye tarif edelim. Ancak bakteri veya kültürel önlemler gibi başka uygulamalar da var. Entegre ürün yönetimi İzmir de pamukta da uygulanmış idi. Ancak çok küçük ölçülerde oldu. Hâlbuki başka ülkelerde örneğin Endonezya da milyonlarca çiftçi bu yöntemi başarı ile uyguluyor. Bu konuda yapılmış araştırmalar pamukta % 21 daha fazla verim alındığını gösteriyor. 10 Bir başka uygulama da çek-it teknolojisi (push-pull technology) adını alıyor. Mısırlarda ekilen alanın dışına böcekleri çekici bir bitki yetiştiriyorsunuz, içine ise bu böceği ittirecek başka bitkiler yetiştiriyorsunuz. Mısırı kurtarıyorsunuz. Elimizde bir rapor var. 58 ülkeden 400 uzmanın yaptığı Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası nın desteklediği bir rapordur. 11 Bu raporun hazırlanması 4 yıl sürüyor ve 2008 de tamamlanıyor. Bu raporun hazırlanmasında katkıda bulunanların arasında tanıdıklarım da var. Çözüm olarak şunu gösteriyorlar, diyorlar ki, ekolojik, düşük girdili, düşük masraflı tarım yöntemleri açlıkla mücadele için en iyi yöntemdir. GDO ürünleri açlık ve yoksullukla mücadelede çok az bir potansiyel gösteriyor. Bu çalışmanın başında GDO şirketleri bu raporu destekliyorlarmış, içinde yer almaya çalışıyorlarmış, sonunda bu raporun kendi isteklerini söylemeyeceği anlaşıldığında hepsi bu çalışmadan ayrılmışlar. Bu yaklaşık 600 sayfalık büyük bir rapor. Diğer yandan GDO dışı teknolojilerle daha başarılı ıslah yapılabiliyor. Bu katılımcı ıslah dediğimiz bir yaklaşım. Bu yaklaşımda bilim insanları, ıslahçılar çiftçilerle en başından itibaren, yani daha ıslah çalışması fikri ortaya çıkmadan önce birlikte çalışıyorlar. Bugünkü bütün kültür bitkilerini aslında çiftçiler tarafından geliştirilmiştir. Ayrıca Türkiye de Batı Akdeniz Araştırma Enstitüsü tarafından mısır, sap ve koçan kurduna karşı mısır tohumu geliştirilebilmiştir. Yani GDO tek çözüm değil. Ama ulusaşırı şirketler hızla yerel türlerin tohum kaynağını yok etmekteler. Tohum Yasası bunun en büyük nedenlerinden biridir. GDO lu şirketler biz bu işten vazgeçtik deseler bile başımızda çok büyük bir tehlike var. Yerel çeşitlerimizi kaybediyoruz. Hâlbuki bu yerel çeşitler üzerine İngiltere de ve Amerika da yapılmış araştırmalar, bunların bize büyük miktarda anti-oksidanlar sağladığını gösteriyor. Bu nedenden dolayı hem zehirli ilaçlar, hem de besleyici özelliğini yitirmiş şirket tohumları nedeniyle bütün ülkelerde ve ülkemizde kanser alabildiğine gidiyor. Bunun sebebi bu tarım sistemleridir. Diğer yandan GDO lu olan ve olmayan ürünler yan yana yaşayamıyorlar. GDO bulaşması söz konusu oluyor. Mesela Kanada da yağlık organik kolza üretimi tamamen yok olmuş vaziyettedir. Türkiye de en son bir Biyo-Güvenlik Yasası çıktı. GDO ya Hayır Platformu nun, Ziraat Mühendisleri Odası nın ve birçok insanın katkılarıyla ve çabalarıyla GDO lu ürünlerin üretimi Türkiye de yasaklandı, ancak ithalatı serbest durumdadır. Fakat bana kalırsa hem ithalatı, hem üretiminin yasaklanması gerekir. Bunun yarattığı birçok zarar var. Bir de hep şu söyleniyor yersiniz bunlar hazım olur gider. Yapılan araştırmalarda insanların bağırsaklarında 10 Grain, 2007, Bt cotton the facts behind the hype Seedling içinde, January,2007, 11 UNDP, FAO, UNEP, UNESCO, World Bank, WHO, GEF, 2009, International Assesment of Agricultural Knowledge, Science and Technology for Development, Washington, 122

124 milyarlarca faydalı bakteri olduğunu gösteriyor. Siz bize baktığınızda bir tek insan görüyorsunuz, bizim içimizde bizimle beraber simbiyoz (dayanışma) halinde yaşayan milyarca faydalı bakteri var. Bunlara bu genlerin geçtiği konusunda kesin kanıtlar var. Bitkilerden de toprak bakterilerine geçtiğine dair kesin bilgiler var. Bence Avrupa veya Amerika nın Gıda ve İlaç Örgütü açıklamalarına da güvenilmez. Bu ülkelerin bu kurumları çok iyidir demenin de bir anlamı yok. Mesela EFSA deli dana hastalığında sınıfta kalmıştır. Yıllarca deli dana yı küçümsediler, ondan sonra tedbir almaya başladılar. Prion denilen bakteri altı bir varlığı etlerle yiyorsunuz. Beyninize gidiyor ve orada çoğalmaya başlıyor. Sonra beyniniz süngere dönüyor. Biyoloji o kadar basit bir şey değil. yeriz gider, bunlardan kurtuluruz demek çok yanlıştır. 123

125 GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER VE RİSK ALGISI Öğr. Gör. Dr. Işıl ERGİN Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ Günümüz dünyası her gün yeni teknolojilerle tanışmakta, bu yenilikler çoğu zaman yaşam biçimlerimizi derinden etkilemektedir. Bu yeni teknolojiler, çoğu zaman üretim ya da tüketim biçimlerimize de önemli değişiklikler getirmektedir. Bir teknolojik yenilik (innovasyon) veya gelişme, temel olarak aslında bir yarar sağlamak zorundadır. Yarar; daha düşük maliyet, daha işlevsel olma veya artmış kalite olabilir. Tarımsal biyoteknoloji ürünleri(gdolar) de, en azından onları geliştirenlerin kafasında, böylesi bir teknolojik yaratıcılık ürünüdür. Yüksek verimlilik, düşük pestisid ihtiyacı, daha az çevresel kirlilik ve açlığın yeni türlerle giderilmesi gibi yararlardan bahsedilmektedir. Bazı ülkeler tarafından ekonomik bir fırsat ve 21. Yüzyılın stratejik bir teknolojisi olarak lanse edilmektedir (1, 2). Peki, toplumlar-yani bu gıdaları tüketecek olanlar-söz konusu GDO lu gıdaların yararlı olduğu konusunda hem fikir midir? Endüstrinin ısrarla iddia ettiği bu yararlar ve hükümetlerin desteğine rağmen, çevreciler ve toplumun pek çok kesiminden gelen karşıt görüşlerin teknolojiyi üretenler için sürpriz olduğu bildirilmektedir. Çevrecilerin başı çektiği pek çok grup; gen kaçağı, ilaca dirençli otların ortaya çıkışı, biyoçeşitlilik sorunu, bilinmeyen uzun erimli etkiler, etik sorunlar, etiketleme problemleri ve sağlık etkilerini sıkça sorgulayarak risk e dair kaygıları dile getirmektedir (1). Biyoteknoloji ile üretilen bu gıdaların irdelenmesinde risk ve yarara dair unsurlar tartışmalarda anahtar rol oynamaktadır. Risk yanlış mı algılanıyor? Ne zaman GDO lu gıdalardan kaynaklanan riskler gündeme getirilse, endüstri ve yasa yapıcı kurumlar, riski anlamakta toplumun yetersiz kaldığını öne sürmektedir. Uzman görüşleri, yararların zararlardan-ki hiçbir zararı olmadığında ısrarcıdırlar-çok daha üstün olduğunu savunurlar. Toplumun bu konulardaki reddi görüldüğünde de, yararların yeterince anlaşılmadığı için riskin yanlış algılandığı sonucuna varırlar (1,3). Tüketicilerin bu gıdaları tüketmekle ilgili çekincelerini anlamak, endüstri için büyük önem taşımaktadır. Risk algısının değerlendirilmesi, tüketici kabulü ve tutumunun araştırılması bu anlamda oldukça öne çıkmaktadır. Bu bağlamdaki araştırmaların yapılma gerekçesi yeni çıkan teknolojilere sosyal tepkileri anlamak ve pazar stratejilerinin geliştirilmesinde ve gelecekte bilim ve teknolojinin stratejik gelişimini sağlamak olarak açıklanmaktadır. Aşağıdaki çalışma örneklerinde de görüldüğü üzere, toplumu ikna etme araçlarını keşfetmek konusunda epey bir çaba sarfedildiği anlaşılmaktadır. Aşağıdaki araştırmaların tamamı, GDO ları olumlayan ve tüketici davranışının bu olumlama noktasına nasıl çekilebileceğine kafa yoran araştırmalardır. GDO gıdalar toplum tarafından daha kabul edilebilir hale nasıl getirilebilir?/ Tüketici kabulü, GDOlara atfedilen değer ve onlara karşı takınılan tutum: Gıda politikaları açısından etkiler, /GDOlara karşı tüketici tutumu/ Tüketicinin refah düzeyinin GDOlar ve etiketleme konusuna etkisi/ Güven, asimetri kuralı ve önceki inançların rolü/ Riskin yanlış anlaşıldığı ve tepkilerin bundan kaynaklandığına inanan bu bakış açısına göre; bu durumu çözmek için, GDOlu mahsullerin veya gıdaların özellikli bir risk içermediğine işaret eden bilimsel değerlendirmeler ve güvenilir kaynaklarla yürütülecek bir risk iletişimine vurgu yapılır (4). Bu durum, GDO ların yararlarının çok aşikar olduğu saptamasına dayanır. Toplumun yanlış risk algısının karşıt kampanya yürüten gruplar veya medyanın abartısı ile ilişkili olduğu düşünülür. Toplumun, tıpkı konunun uzmanları gibi bir risk-yarar analizi yaptığı varsayılır. Bu bakış açısına göre; toplum, ne yazık ki riski yanlış ölçmektedir. Bu varsayımlara göre sanki yararlar konusunda herkes hemfikirdir (1,3). Ancak yapılan kalitatif araştırmalar durumun bir risk-yarar analizinden ibaret olmadığını göstermektedir. Onyedi ülkede yürütülen Eurobarometer araştırması, toplumların bu teknolojiye ilişkin olarak sadece tehlikeleri değil, konunun ahlaki veya demokratik zararlarını da irdelediğini göstermektedir. Üstelik bireyler ağrı gidermek ya da tedavi etmekte kullanılan biyoteknoloji uygulamalarını riskli olarak da algılamamaktadır. Yani durum bir teknoloji karşıtlığından ibaret bir itiraz olmayıp, spesifik olarak GDO lara özel bir reddi göstermektedir (5). Riskli teknolojileri toplumun reddi, bireyleri risk konusunda bilgilendirmek ve eğitme çabalarını artırmıştır. Bu eğitimler sıklıkla bu tehlikeler için kantitatif risk tahminleri sunarlar, yıllık ölümlülük ya da sakat 124

126 bırakma olasılıklarından, yaşam yılı sürelerine etkilerden bahsederler. Ancak bu karşılaştırmaların, riskin kabul edilebilirliği ile ilgili sonuçları olmadığı gösterilmiştir (1). İnsanların risklilikten ne anladığı, beklenen fatalite sayısından daha fazla şey ifade etmektedir. Bu nedenle riskleri tanımlamak, karşılaştırmak veya düzenlemek isteyenlerin risk kavramına daha geniş bir çerçeveden bakması gerekmektedir. Peki, GDOlar özelinde, risk algısının şekillenmesinde etkili olan unsurlar nelerdir? Risk algısı Çevreden gelecek zararları algılamak ve ondan kaçınmak davranışı, her canlının yaşamını devam ettirebilmesi için gereklidir. Bu durum; geçmiş deneyimleri derleyip, onlardan öğrenme yeteneği ile desteklenir. İnsanın diğer canlılardan en önemli farkı ise çevresine sadece tepki vermesi değil onu değiştirme yeteneğinin de olmasıdır. Bu yetenek riski hem yaratır, hem azaltır. Son yıllarda, kimyasal veya nükleer teknolojilerin artışı, dünyayı ve dünyadaki yaşam formlarını tehdit edebilecek ve uzun süreli etkileri olan unsurları içermektedir. Bu komplike teknolojiler, pek çok kişi için tanıdık olmayan ve anlaşılamaz mekanizmalar içerir. Tehlike sıklıkla uzun erimlidir ve bu nedenle istatistiki analizlerle değerlendirmek güçtür ve deneme yanılma yöntemleriyle yönetilmeye uygun değildirler. Günümüzün tehditlerinin bu yönleri göz önünde bulundurularak, risk değerlendirmesi adında bir disiplin öne çıkmaktadır. Bu disiplin; riski tanımlamak, özelliklerini açıklamak ve ölçmeye yardımcı olmak için tasarlanmıştır (6). Tehlikeleri değerlendirmek için ileri teknolojik yöntemler kullanılmakla birlikte, bireylerin riske ilişkin değerlendirmeleri, sezgisel özellikler taşıyan risk algısı na dayanmaktadır. Bu algıya dair bilgiler sosyoloji, politika, antropoloji ve psikoloji alanlarından gelebilmektedir. Sosyolojik ve antropolojik araştırmalar risk algısının ve riski kabullenmenin sosyal ve kültürel kökenleri olduğunu göstermiştir. Bu araştırmalar; tehlikelere verilen tepkilerin, arkadaşlar, aile, iş arkadaşları ve saygın kamu yöneticileri tarafından yayılan etki ile şekillendiğini de göstermektedir (7). Kişiler riskleri ihmal edilebilir, kabul edilebilir, göze alınabilir veya kabul edilemez olarak değerlendirebilir. Bu değerlendirmeyi kazançları ya da yararları ile karşılaştırarak yapma eğilimi yüksektir. Algılama kişinin yaşı, cinsiyeti, kültür ve eğitim düzeyi ile yakın bağlantı gösterir (8). Toplumların risk ve fayda konusunda yaşanan deneyimler doğrultusunda gerekli olan optimum dengesini bularak tercihini bildirdiği saptanmıştır. Tarihsel ve bugünkü risk ve yarar verilerine bakarak bir kabul edilebilir risk-yarar paterni geliştirdiği öne sürülmektedir(3). Örneğin yaşanan kaza deneyimleri, toplumda riske ilişkin bakışın şekillenmesinde rol oynamaktadır. Bhopal deki kimyasal endüstri kazası veya Çernobil reaktöründeki patlama bu tip teknoloji kazalarına örnek olabilir. Bu kazaların ciddiyeti aslında o olayın toplum açısından işaret ettiklerinin etkisi ile belirlenir (6). Ülkelerin politik kültürlerindeki farklılıklar da, özellikle biyoteknoloji konusunda yasa koyucuların tavır farklılıklarını da açıklamaktadır. Özellikle bu fark, ABD ve Kanada da, belirsizliğe yüksek tolerans( belirsizliğin ihmal edilme ölçeği-uncertainty avoidance index - ile yapılan değerlendirmeler sonucu) ve daha opportunist bir risk algısı ortamının, yasa yapıcı ve düzenleyici kurumların hızla mevcut yasal düzenlemeleri değiştirebilmesini mümkün kıldığını göstermiştir. Buna karşılık Avrupa kıtasında hakim olan ve belirsizliğe daha düşük toleranslı toplum yapısının, daha katı ve sıkı düzenlemelerin GDO alanında hakim olmasına yol açtığı bildirilmektedir. Ayrıca bireylerin dünya görüşünün de bu algıda etkili olduğu gösterilmiştir. Bireylerin yaşamda kendilerini konuşlandırdıkları gruplar veya kültürel değerler doğrultusunda bazı tehlikeleri göz alıp bazılarını görmezden geldikleri de çalışmalarda saptanmıştır (3,9). Risk algısı araştırmaları; bireylerin tehlikeli aktiviteleri ve teknolojileri tanımlamaları istendiğinde yapılan değerlendirmeleri inceler. Daha erken dönemde yapılan risk çalışmaları riski psikometrik paradigma yaklaşımı içinde incelemiştir. Tehlikeye dair algılanan risk, bir taksonomi içerisinde incelenir. Bu yaklaşım korku, yeni olma, damgalama vb. pek çok unsurun bireyin risk algısını etkilediğini gösterir ve bunu ölçülebilir ve öngörülebilir kılar.( Bu taksonomik şema bireylerin kimi tehlikeler için oldukça temkinli, kimileri içinse umursamaz bir tavır takındıklarını ve bu aralık içerisinde diğer tehlikelerin sıralandığını göstermektedir (10). Duyma ve görme esasına dayalı bu saptamalar iki temel grupta toplanabilir: 1) Bilinmeyen risk (unknown risk) ve 2) Korku riski(dread risk) (Şekil 1 ve 2). Tanıdık ve anlaşılabilir bir tren kazasında pek çok kişinin hayatını kaybetmesi daha az etki yaratırken, bilinmezliklerle dolu bir teknolojinin (örneğin bir nükleer reaktörün küçük bir kazası veya bir DNA laboratuarındaki kaza) o an itibarıyle az bir ölüme sebep olsa da, çok büyük sosyal sonuçlar doğurması beklenir. Çünkü daha 125

127 sonrasında gelişebilecek olası katastrofilerin habercisi olarak görülecektir. Eğer bir risk bilinmezlik taşıyor ve potansiyel olarak katastrofik ise, küçük kazalar bile toplumda büyük tepki yaratır ve etkileri dalga dalga yayılır (6) te Slovic in 81 tehlikeyi bilinmeyen risk ve korku riski üzerinden incelediği araştırmasında, DNA teknolojisi, nükleer güçle beraber, bilinmez risk açısından en yüksek risk sıralarında yer alır. Korku riski açısından ise ortalarda yer almaktadır. Yani daha henüz gıdalar için genetik modifikasyon konusu tartışmalı bir alan haline gelmeden önce bile, toplumsal kaygı düzeyinin yüksek olduğu bir unsurdur. Bu çalışmada saptanan risk düzeyleri bireylerin mevcut risk unsurlarını pek çok aktivite açısından kabul edilemez biçimde yüksek buldukları yönündedir. Algılanan risk düzeyi ile istendik risk düzeyi arasındaki bu açık, endüstrinin ve düzenleyici mekanizmaların(yasaların) risk yarar dengesini kuruş biçiminden toplumun tatmin olmadığını göstermektedir (1,6). Daha sonraki çalışmalarda, Sjoberg bu teknolojilerin algılanma sürecine doğaya müdahale etme, doğal olmama veya ahlaki olmama gibi özelliklerin incelenmesini de ekler (11). Siegrist ise biyoteknoloji açısından algılanan riski güven (trust) ile de ilişkilendirir. Biyoteknoloji ile ilişkilendirilen risklerin veya yararların, şirketlere veya bilim adamlarına duyulan güven ya da güvensizlikle de ilişkili olabileceğini gösterir (12). Uzman görüşleri ile sokaktaki insanın değerlendirmeleri arasındaki derin uçurumda, yasa yapıcılara, bilim insanlarına ya da bu teknolojileri kullanan endüstriye duyulan güven ya da güvensizliğin önemli etkisi olduğu bildirilmektedir (3,13). Şekil 1: 81 tehlikenin Bilinmeyen risk ve Korku riskine göre lokasyonu (6). (Şekil 2 de yukarıdaki şeklin içerdiği unsurlar ele alınmıştır.) 126

128 Şekil 2: Tehlike lokasyonları oluşturulurken ele alınan 18 risk özelliği (6). Son dönemdeki çalışmalar duygusal süreçlerin de risk algısında etkili olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, inançların tercihleri şekillendirdiği düşünüşü yerine, tercihlerin inançları oluşturduğu varsayımını öne sürer. Örneğin bir kişi için bilinmez olan daha çekici ise, daha az riskli olarak da algılanabilir. Kültürel teoriyle uyumlu bir saptama yaparak, risk algısının mevcut değer ve tercihlerin bir dışa vurumu olduğu da bildirilmektedir. Bu yorum; her bir yeni teknolojinin diğerlerinden bağımsız olarak risklerinin ve yararlarının değerlendirildiği, tartıldığını ve mantıki bir tercih yapıldığını varsayan bakış açısına terstir. Bir takım kanıtların sunulması ile riske ilişkin görüşlerin birden eriyip yokolmasını beklemenin yanlış olduğu bildirilmektedir. Bireylerin başlangıçta sahip oldukları görüşler değişime dirençlidir ve mevcut bilginin algılanış biçimini de etkiler. Bireyin varolan görüşleri ile örtüşüyor ise, kişi bu yeni kanıtları güvenilir ve bilgilendirici bulabilir. Eğer örtüşmüyorsa; bu bilgiyi güvenilmez, hatalı veya temsil etmiyor diye algılama olasılığı yüksektir. Eğer kişinin bu konuda güçlü görüşleri yoksa, bu konudaki problemi formüle etme çabasına girişir. Bu noktada aynı bilgiyi farklı şekillerde sunmanın(örneğin ölümlülük verileri yerine sağ kalım üzerinden açıklamak) kişilerin bakış açılarını ve eylemlerini değiştirebilmeyi mümkün kılabileceği belirtilmektedir (3,14,15). Çalışmalar risk algısı üzerine bu kadar yoğunlaşmaktadır ama acaba tüketicinin GDO gıdaların yararlı olup olmadığına dair algısı, tercihinin şekillenmesinde rol oynamakta mıdır? Risk üzerinde yoğunlaşan çalışmalar yarar konusunda niye herkes hemfikirmiş gibi davranmakta, yarar algısını ve bunun tercihler üzerindeki etkisini incelemeye değer bulmamaktadır? Yoksa tüketicinin yarar konusundaki bakış açısının öneminden korktukları için mi bu alana girmek istememektedirler? Yarar algısı Eurobarometer araştırmasında yedi tane biyoteknoloji unsuru; 1)yarar indeksi, 2)risk indeksi, 3)ahlaki olarak kabul edilebilir olup olmadığı ve 4)destekleme indeksi kullanılarak incelenmiştir. 4 puanlık skalada değerlendirme yapan katılımcıların(kesinlikle katılmıyorum-kesinlikle katılıyorum aralığında) incelediği biyoteknoloji unsurları:1.genetik testler 2.İnsan hücresi ve dokusu kolonlama, 3.Hayvan klonlama, 4.Çevrenin (toprak, su vs) kirlilikten arındırılması, 5.Genetiği değiştirilmiş ilaçlar, 6.Genetiği değiştirilmiş ekinler, 7.Genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Her bir uygulamaya dair kısa açıklamalar da ankette yer almıştır. Çalışmanın ilk bölümü ahlaki olarak uygun bulup bulmama bileşeninin de eklendiği tipik bir risk-yarar analizidir. Bu üç bileşenin, bireyin GDO teknolojilerini destekleyip desteklememe kararını nasıl etkilediği incelenir. Risk algısı ile destekleme arasında ilişkinin var olduğu ama bunun yarar ve ahlaki olarak kabul edilebilir olma nın etkisinden daha zayıf olduğu görülür. Çalışmada katılımcıların verdiği yanıtlarla oluşturulan gruplar aşağıdaki Tablo 1 de özetlenmiştir (1). 127

129 Tablo 1: Katılımcıların risk, yarar ve destekleme konusundaki yanıtlarının kategorizasyonu (1). GDOlar gelecek nesiller için RİSK oluşturur GDOlar pek çok insan için YARAR sağlayacaktır Katılıyorum Katılmıyorum Katılıyorum Yararlı & Riskli (Dengeci) Toplam Bu grup içinde %18 Destekleyenler %52 Yararlı değil & Riskli (Kuşku duyanlar) Toplam %62 Bu grup içinde Destekleyenler %17 Katılmıyorum Yararlı & Riskli değil (Rahat) Toplam Bu grup içinde %14 Destekleyenler %81 Yararlı değil & Riskli değil (İlgisiz) Toplam %6 Bu grup içinde Destekleyenler %27 Dengeci grupta risk ve denge dinamikleri daha net iken, rahat veya kuşkulu grupta risk-yarar unsurlarının dışında da dinamiklerin olduğu görülmektedir. Rahat grubunda; yararlı bulmasına ve risksiz olduğunu düşünmesine rağmen, GDO ları desteklemeyen %19 luk bir grup bulunmakta ve kuşku duyan grup, tüm güvensizliğine rağmen %17 oranında desteklemektedir. İlgisiz bulunan grup dışlanarak, rahat, dengeci ve kuşkulu gruplarının özellikleri incelenmiştir. İncelenen özellikler; teknolojiye sıcak bakma, bilgi, güven, cinsiyet ve eğitim düzeyidir. Teknolojiye sıcak bakma: Çalışmalar yeni teknolojiler konusunda sıcak düşünenlerin GDO lar konusunda da olumlu davranış sergilediklerini göstermiştir. Bilgi: Bilimsel bilgi olmadığında mantık dışı veya duygusal kararlar alındığı belirtilse de bu, tartışmalı bir alandır. Ancak burada belirtilmelidir ki, GDO konusundaki uzman görüşlerinin toplumun kaygıları ile örtüşmeyen bir risk algısına sahip olduğuna dair yayınlar oldukça fazladır. Güven: Güven duymama konusu akademik araştırma ve politik tartışmaların merkezi haline gelmiştir. Bilim insanlarına veya yasa yapıcılara güven duyulmamasının, toplumun GDO konusundaki itirazlarının altında yatan önemli bir neden olduğu bildirilmektedir (4). Cinsiyet: Kadınların bilim ve teknoloji konusunda desteklerinin erkeklere göre daha az olduğu pek çok çalışmada gösterilmiştir. Eğitim: Eğitim de yine bilim ve teknoloji konusundaki tutumu etkilemektedir. Eurobarometer ın araştırması sonucunda başkaca yeni teknolojilere sıcak bakanların, gıda zincirinin bileşenlerine güvenenlerin, biyoloji ve genetik alanında bilgili olanların ve erkeklerin, GDO ları desteklemek konusunda daha hevesli oldukları görülmüştür. Bu araştırmanın bir diğer kritik saptaması da yarar algısı arttıkça risk algısının GDO ları destekleme üzerindeki etkisinin şiddetlenmesi vurgusudur. Görüldüğü üzere, risk algısının etkisi, yarar algısının büyük ölçüde güdümündedir. Kişiler GDO gıda ile ilgili fayda görmeleri durumunda, risk algısı onların tutumunda daha etkili bir değişkene dönüşmektedir. Fayda görmemeleri durumunda ise oldukça etkisizleşmektedir (1). SONUÇ GDO lar tartışmasında risk kavramı oldukça sıklıkla gündemimizde yer alan bir başlıktır. Sağlık ve güvenlik konusunda söz söyleyenlerin insanların risk konusunda nasıl düşündükleri ve nasıl tepki verdiklerini anlamaya ihtiyacı vardır. Ancak bu çalışmada belirtildiği üzere, GDO taraftarları veya karşıt görüştekiler için risk ve onun incelenmesi farklı anlamlar ifade etmektedir. GDO taraftarları için risk tartışması, daha çok bireyleri ikna sürecinin bir parçası gibi görülmekte ve tüketici tutumunu iyileştirmenin bir aracı olarak ele alınmaktadır. Karşıt görüştekiler için ise olayı sadece biyolojik bir risk boyutunda tartışmak, GDOların sosyal, ekonomik ve etik etkilerini de içeren bütünlüklü bir tartışmadan uzaklaştırma olasılığı taşımaktadır. Oysa yukarıdaki araştırmalarda da belirtildiği üzere toplumun GDO ları reddi ile ilgili unsurlar biyolojik bir risk algısından ibaret olmayıp, bilimi, doğaya zararı, etik kabul edilebilirliği, kazaları, yol açabileceği sosyal yaraları kapsayan geniş bir zemindir. Toplumların politik ve demokratik alt yapıları, onlara gelebilecek zararlara karşı durmak konusundaki hassasiyetlerinde ve zarardan kaçınma davranışında etkin olmaktadır. Görülmektedir ki toplumlar GDO ların yararına veya denenmiş ve test edilmiş başkaca unsurlarla aynı sonuçlara varmak mümkünken, neden risk alması gerektiğine ikna olmuş değildir. GDO karşıtlarının, bu gıdaların yararı olmadığı konusundaki vurgularını artırması ve sürecin sosyo-ekonomik ve etik zararlarını daha netlikle vurgulaması toplumların zaten varolan farkındalığını daha da güçlendirecektir. 128

130 Kaynaklar 1.Gaskell G, Allum N, Wagner W, Kronberger N, Torgersen H, Hampel J, Bardes J. GM foods and the misperception of risk perception. Risk Anal Feb;24(1): de Melo-Martín I, Meghani Z. Beyond risk. A more realistic risk-benefit analysis of agricultural biotechnologies. EMBO Rep Apr;9(4): Finucane ML, Holup JL. Psychosocial and cultural factors affecting the perceived risk of genetically modified food: an overview of the literature. Soc Sci Med Apr;60(7): Review. 4. Poortinga W, Pidgeon NF. Trust in risk regulation: cause or consequence of the acceptability of GM food? Risk Anal Feb;25(1): Savadori L, Savio S, Nicotra E, Rumiati R, Finucane M, Slovic P. Expert and public perception of risk from biotechnology. Risk Anal Oct;24(5): Slovic P. Perception of risk. Science Apr 17;236(4799): Frewer L, Lassen J, Kettlitz B, Scholderer J, Beekman V, Berdal KG. Societal aspects of genetically modified foods. Food Chem Toxicol Jul;42(7): Review. 8. Güler Ç, Halk Sağlığı Temel Bilgiler Ed: Güler Ç, Akın L. Bölüm: Radyoaktif Kirlenme.Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara, S:582 9.Gaskell G, Allum N. Sound Science, problematic publics? Contrasting representations of risk and uncertainty Politeia Fischhoff B, Slovic P, Lichtenstein S, Read S, Combs B How safe is safe enough? A psychometric study of attitudes towards technological risks and benefits Policy Sci 9: Sjoberg L. Factors in risk perception. Risk Anal Feb;20(1): Siegrist M. The influence of trust and perceptions of risks and benefits on the acceptance of gene technology. Risk Anal Apr;20(2): Frewer LJ, Scholderer J, Bredahl L. Communicating about the risks and benefits of genetically modified foods: the mediating role of trust. Risk Anal Dec;23(6): Townsend, E Affective Influences on Risk Perceptions of, and Attitudes Toward, Genetically Modified Food. Journal of Risk Research, 2006; 9: 2 pp Slovic P, Finucane ML, Peters E, Mc Gregor DG. Risk as analysis and risk as feelings:some thoughts about affect, reason, risk and rationality. Risk Anal ; 24:2:

131 ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞININ ÇALIŞMALARI Dr. Rana GÜVEN Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Md. Yrd. GİRİŞ Tarım sektörü ülkelerin ekonomik, kültürel ve politik açıdan en önemli sektörleri arasında yer almaktadır. Ancak tarım, birçok ülkede en tehlikeli sektörlerden birisidir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, Dünya iş gücünün yarısına karşılık gelen 1,3 milyar tarım işçisinden her yıl 170 bini ölmekte, önemli bir kısmı ciddi şekilde yaralanmakta veya meslek hastalığına yakalanmaktadır. Dünyadaki 1.95 milyon iş kazası sonucu gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yarısının tarım sektöründe meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu denli önem arz eden tarım konusunda ILO atarfından yayınlanan tarımla ilgili sözleşme ve tavsiye kararı sayısı 30 dur. Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı verilerine göre; Avrupa da on milyondan fazla tarım çalışanı bulunmakta olup tarım işyerlerinin %78 i aile işletmesi niteliğindedir yılında yapılan 4. Avrupa Çalışma Koşulları Araştırması sonucuna göre tarım işletmelerinin % 59 u bağımsız çalışanlardan oluşmaktadır. Bu oran diğer sektörler için % 16.7 dir. Tarım geçici iş ilişkisinin en fazla yaşandığı (% 43.9) ve en fazla sözleşme yapılmaksızın çalışılan (%24) sektördür yılları arasında 15 AB ülkesinde çalışanların %18 i tarım ve balıkçılık sektöründe çalışırken tarım çalışanlarının %40 ının sağlıkla ilgili risklerle karşı karşıya olduğu tahmin edilmektedir. AB ülkelerinde iş kazası en fazla inşaat sektöründe, ikinci olarak ise tarım, avcılık ve ormancılık sektöründe görülmektedir. AB ülklerinde kadın çalışanların en fazla yer aldığı sektör tarım sektörüdür. Tarım çalışanlarının %1.2 si iş kazaları nedeniyle sürekli iş göremez hale gelmekte, %3.2 sinde ise meslek hastalıkları görülmektedir. Tarım sektöründe iş kazaları ortalamanın 1.7 katı, ölümlü iş kazaları ise ortalamanın üç katı daha fazla görülmektedir. Tarım çalışanlarının %15 i tehlikeli kimyasallarla temas etmekte, %30 u titreşime maruz kalmakta, en fazla bu sektörde olmak üzere %60 ı ergonomik olmayan ağrılı çalışma duruşlarına maruz kalmakta, %50 si ağır yük kaldırmakta ve tekrarlayıcı hareketlere maruz kalmakta, %20 si gürültüye maruz kalmaktadır. Tarım çalışanlarının %8 inde allerjik reaksiyonlar, %10 unda cilt problemleri görülmektedir. Ancak bütün sektörler arasında en az düzeyde olmak üzere tarım çalışanlarının sadece %30 u çalışma ortamındaki bu tehlikeler hakkında bilgi sahibidir. Genel istihdam, dış ticaret, ekonomi ve sanayi sektörüne hammadde sağlaması gibi diğer sektörler ile olan yakın ilişkisi nedeni ile de tarım sektörü Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Tarım, ülkemiz nüfusunun yaklaşık üçte birinin geçim kaynağıdır. TÜİK verilerine göre 2010 yılında istihdam edilen kişi sayısı 22 milyon 594 bindir. Bunun yüzde 25,2 si tarım sektöründe yer almaktadır. Ekonomik açıdan bakıldığında TÜİK 2010 yılı istatistiki verilerine göre tarım sektörünün GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) içindeki payı % 9.1 olarak açıklanmıştır. Sektördeki 2 milyon 724 bin kadının %76 sının ücretsiz aile işçisi olarak çalıştığı bilinmektedir. Fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psiko-sosyal risklerle karşı karşıya kalmakta olan tarım sektöründe çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine erişim konusunda diğer sektörlerden çok daha alt sıralarda yer almaktadır. Tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konusunda bugüne kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak gerçekleştirilen çalışmalar aşağıda özetlenmiştir: ARAŞTIRMA ve EĞİTİM ÇALIŞMALARI: 1. İSGÜM (İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü) tarafından bugüne kadar gerçekleştirilen saha araştırmaları Organik fosfor bileşikleri içeren pestisid üreten işyerlerinde sağlık taraması, 1987 Tarımsal İşlerde Çalışanlarda Meslek Hastalığı Riskleri, 1988 Organo fosforlu ve karbamatlı insektisit ürten işyerlerinde sağlık taraması, İSGGM çalışanları tarafından gerçekleştirilen tez çalışmaları: 130

132 Ümit TARHAN, Çukurova Bölgesinde Organofosforlu ve Karbomatlı İnsektisitlere Mesleki Maruziyet Riskinin Araştırılması, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 1991 Buhara ÖNAL, Tarım İşçilerinin Sağlık Sorunları, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 1995 S. Suna AHİOĞLU, Tarım Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği- Risk Değerlendirmesi, Uzmanlık Tezi, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından zirai mücadele ilaçlarının üretimi yapılan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılan proje denetimleri yapılmış ve raporu yayınlanmıştır, Tarım Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği (Pestisitler) konulu TAIEX Semineri 9 Kasım 2009 tarihinde Ankara da ilgili sosyal tarafların katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bu seminerin amacı, tarım sektöründe çok yoğun kullanım alanı olan pestisitlere maruziyet risklerinin belirlenmesi, maruziyeti önlemek için alınması gereken tedbirler ve pestisit maruziyetini belirlemek amacı ile örnekleme metodları konularında karşılıklı bilgi alış verişinde bulunmak, bu gibi maruziyetleri olabilecek çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunmasını sağlamak üzere uluslararası işbirliğini geliştirmek olmuştur. 5. METİP - Mevsimlik Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi kapsamında; tarihinde 2010/6 sayılı Başbakanlık Genelgesi yürürlüğe konulmuştur. Bu Genelgede mevsimlik gezici tarım işçisi olarak çalışmak amacıyla, bulundukları illerden diğer illere aileleri ile birlikte giden vatandaşlarımızın bu süreçte ulaşım, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik, sosyal çevreyle ilişkiler, çalışma ve sosyal güvenlik bakımından mevcut sorunlarının tespiti ile bu sorunların giderilmesine yönelik çalışmaların ilgili kurum ve kuruluşların işbirliğiyle yürütüleceği belirtilmektedir. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca tüm tarafların katılımı ile bir eylem planı hazırlanmış, Başbakanlık Genelgesinin ve eylem planının uygulanmasını takip ve koordinasyonun sağlanması amacıyla Bakanlık bünyesinde Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri İzleme Kurulu oluşturulmuştur. Bu çalışma, mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma ve sosyal hayat koşullarını bütünsel ve çok boyutlu bir bakış açısıyla belirleyerek, oluşturulan faaliyet planı çerçevesinde iyileştirme öngörmektedir Eylül 2011 tarihinde İstanbul da gerçekleştirilen 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi kapsamında ISSA (Uluslararası Sosyal Güvenlik Kurumu)Tarım Bölümü tarafından Tarımda İş sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu düzenlenmiştir. POLİTİKA ve MEVZUAT ÇALIŞMALARI: Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği açısından tarım sektöründe gerçekleştirilen çalışmalar yanısıra mevzuat açısından da iyileştirme çabaları görülmektedir: 1. Tarımla doğrudan ilgili ILO sözleşmelerinden ülkemiz tarafından onaylanmış olan bazı sözleşmeler aşağıda sunulmuştur: o 11 nolu Tarım İşçilerinin Dernek Kurma ve Birleşme Haklarına Mütellik Sözleşmesi ( ) o 99 nolu Tarımda Asgari Ücret Tesbiti Usulleri Hakkında Sözleşme (30 Nisan 1969) o 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi (2004) o 161 sayılı İş sağlığı ve güvenliği Hizmetleri Sözleşmesi (2004) sayılı İş Kanunu elliden fazla çaılşanı olan tarım işletmelerini kapsamaktadır. Ancak ülkemizde çoğu tarım işletmesi elliden az işçinin çalıştığı küçük aile işletmeleridir. Yeni hazırlanıp TBMM ye gönderilme aşamasında olan İş sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısında bütün tarım çalışanları iş sağlığı ve güvenliği koruması altına alınacaktır. 3. Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği İşbirliği Toplantısı ; Tarımda iş sağlığı ve güvenliği alanında mevcut durumun belirlenmesi, ülke ölçeğinde yapılan çalışmaların toparlanması, ihtiyaçların belirlenmesi, kurumlar arası bilgi ve deneyim paylaşımı amacı ile yapılan sektörün ilk toplantısı 28 Şubat 2012 tarihinde 22 ayrı kurum ve kuruluşun katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Gecikmiş ancak tarihi önemi olan bir buluşma sağlayansöz konusu toplantıda özellikle tarım sektöründe yer alan işletmelerin küçük ve dağınık olması ile bu işletmelere ulaşımda yaşanan zorluklar, göçmen işçiler, kadın işçiler ve çocuk işçilerin en çok bulunduğu sektör olduğuna ilişkin tespitler yapılmıştır. Toplantıda katılımcıların sunumları ve genel değerlendirmeler yapılmış, gönüllü kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılması kararlaştırılmıştır. 4. Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Pilot Projesi ; Tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin 131

133 geliştirilmesi amacı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Şanlıurfa ve Adana ilinde Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Pilot Projesi hazırlanmış, ve Proje tarihinde Bakanlık Makamınca onaylanmıştır. Tarımda İSG Pilot Projesinin hedefleri: Tarım sektöründe faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların ve çalışanların tarımda iş sağlığı ve güvenliği alanındaki farkındalıklarının tespit edilmesi, Pilot bölge olarak seçilen Şanlıurfa ve Adana da hizmet veren tarım çalışanlarının maruz kaldıkları risk faktörlerinin belirlenmesi, Belirlenen işyerlerinde kişisel maruziyet ölçümlerinin yapılması, Belirlenen işyerlerinde çalışanların sağlık taramalarının yapılması, Yapılan ölçüm ve taramalara göre alınması gereken önlemlerin belirlenmesi, Çalışanlara, işverenlere ve ilgili taraflara gerekli eğitimler verilerek iş sağlığı ve güvenliği alanında duyarlılığın ve bilincin arttırılması, Sonuçların paylaşılması ve yaygınlaştırılması. 5. Tarımda İSG Alanında İşbirliği Protokolü ; Söz konusu projenin başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi ve yaygınlaştırılabilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Harran, Çukurova ve Ankara Üniversitelerinin işbirliği ile bir işbirliği Protokolünün imzalanması planlanmaktadır. SONUÇ ve ÖNERİLER: Ülkemizde tarımda iş sağlığı ve güvenliğinin iyileştirilebilmesi için; Koruyucu ve önleyici yaklaşımı temel alan, Risk değerlendirilmesine dayalı, İşyeri ortam ölçümleri yapılan, Çalışanların sağlık gözetimi yapılan, İş kazası ve meslek hastalıkları kayıtlarının tutulduğu, Çevresel koruma ve önleme tedbirlerinin alındığı, Çalışan ve işverenbe bilgilendirme eğitimlerinin verildiği, İş sağlığı hizmetlerinin sunulduğu, Sağlığı geliştirici önlemlerin alındığı, Işveren ve çalışananın etkin katılım sağladığı, Tarımda İSG Yönetim Sistemi ne ihtiyaç bulunmaktadır. Yapılacak çalışmalar sonucunda; ülkemize özgü bir Tarımda İSG Yönetim Sistemi geliştirilmesi planlanmaktadır. Bakanlığımız bugüne kadar öne çıkarılamayan tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konusunda sosyal ortakların desteği ile toplumsal düzeyde farkındalık ve güvenlik kültürünün oluşturulmasını amaçlamaktadır. Tarımda iş sağlığı ve güvenliği konusunda başarı ancak tüm tarafların ortak değerleri benimsemesi ve üzerlerine düşen sorumlulukları gerektiği gibi yerine getirmeleri ile elde edilebilir. Bahsi geçen işbirliğinin sağlam temellere oturması için öncelikli koşul iş sağlığı ve güvenliği bilincinin tüm taraflarca benimsenmesidir. Gözden ırak ve ulaşılmaz olan tarım çalışanlarına ulaşmak ve sorunlarını tespit ederek çözüm yollarını bulmak sosyal ortaklarla birlikte hepimizin ortak sorumluluğudur. Kaynakça: 1. ILO, Encyclopeadia of Occupational Health and Safety, fourth edition, ilocis.org/en/contilo.html 2. ILO. (2010). Code of practice on safety and health in agriculture. Geneva: International Labour Organization. 3. Maintenance in Agriculture - A Safety and Health Guide, EU-OSHA, Global strategy on occupational health for all: The way to health at workhttp://www.who.int/ occupational_health/publications/globstrategy/en/index5.html 6. Community Strategy on Health and Safety at Work, 7. TÜİK 2010 İstatistik Yıllığı 8. Türkiye de Tarım Sektörü, 132

134 Sağlık Bakanlığı Tarafından Yürütülen Hizmetler Dr. Mehmet Ali TORUNOĞLU Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Bakanlığımız tarafından 2003 yılında hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kaliteli sağlık hizmetlerine, hakkaniyet içinde ulaşılması ilkesiyle başarıyla sürdürülmektedir. Başta koruyucu sağlık hizmetleri olmak üzere ülkemizdeki sağlık hizmetleri güçlendirilerek yaygınlaştırılmıştır. 02/11/2011 tarih ve (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığının teşkilat yapısı ve görevleri yeniden düzenlenmiştir. Tarım çalışanlarının sağlığını ilgilendiren birinci basamak sağlık hizmetleri Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından yürütülmeye devam edecektir. Çağdaş sağlık anlayışının temel unsurları arasında yer alan Aile Hekimliği Uygulaması 2005 yılında Düzce ilinde başlatılmış olup 2010 yılı sonu itibarıyla tüm Türkiye de uygulanmaya başlanmıştır Aile Sağlığı Merkezi, 957 Toplum Sağlığı Merkezi, Aile Hekimi ile tüm vatandaşlarımıza sağlık hizmeti ulaştırılmaktadır. Vatandaşlarımızın birinci basamak sağlık hizmetlerinden memnuniyeti %90 a ulaşmıştır. Sağlık hizmetlerinden genel memnuniyet oranı ise % 76 ya kadar yükselmiştir. Koruyucu ve temel sağlık hizmetleri için ayrılan bütçe her geçen yıl artarak 2011 yılında 6 milyar 424 milyon TL ye ulaşmıştır. Türkiye ekonomik olarak orta-üst gelir grubu bir ülke olmasına rağmen doğumda beklenen ortalama yaşam süresi bu grup ülkelerin ortalamasının üstünde seyretmektedir (2009 yılı 73,7). Kırsalda yaşayan, elverişsiz hava ve yol koşulları nedeniyle risk altında olan gebeler, doğuma bir ay kala daha güvenli merkezlerde konaklatılarak doğumlarını hastane ortamında yapmaları sağlanmaktadır. Misafir Anne isimli proje ile yılları arasında anne adayı bu hizmetten faydalanmıştır yılından itibaren bütün bebeklerimize kemik sağlığı için ücretsiz D vitamini verilmektedir. Yine kansızlığı önlemek için 2004 yılından itibaren bebeklerimize, 2005 yılından itibaren de gebelerimize ücretsiz demir desteği verilmektedir. Aşı takvimimiz dünyadaki gelişmelere paralel olarak güncellenmiş ve yeni antijenler ilave edilerek başarı ile uygulanmaya devam edilmiştir. Aşı programımızda 11 antijene kadar ulaşılmış ve yeni bazı aşıların da satın alınarak ücretsiz uygulanması konusunda gerekli çalışmalar devam etmektedir. Aşılama oranlarında elde edilen başarı Dünya Sağlık Örgütü nün sınıflamasına göre üst gelir grubundaki ülkelerin de üzerindedir. Yürütülen yoğun programlar doğrultusunda bebek ölüm hızımız son yıllarda ciddi bir düşme göstermiş 2011 yılında binde 9,1 e kadar, anne ölüm hızımız yüzbinde 14,5 e kadar inmiştir. İçme sularımızın güvenliği ile ilgili önemli ve diğer Bakanlıklarla koordineli çalışmalar yürütülerek tifo gibi su ile bulaşan önemli hastalıklarda ciddi başarılar elde edilmiştir. Tifo vaka sayıları lerden 26 ya düşmüştür. Kızamık Eliminasyon Programı ile bir zamanlar yıllık e yakın vakalarla ülkemizde önemli bir problem olan kızamık, başarılı aşı çalışmalarımızla sonlandırılmış olup yerli vaka 2008 yılından beri görülmemektedir. Yürüttüğümüz ciddi çalışmalarla 2000 li yılların başında lerde olan sıtma vaka sayıları 2010 yılında sıfıra inmiştir. Mevsimlik tarım işçilerine yönelik olarak illerde dönem dönem bulaşıcı hastalıklarla ilgili taramalar yapılmakta, tedavileri sağlanmakta ve takip edilmektedir. 112 istasyon ve ambulans sayıları yıllar içerisinde artırılarak kırsal nüfusun tamamına 112 hizmeti götürebilecek hale gelmiştir. Şu anda 1726 istasyonumuz, 2796 ambulansımız bulunmaktadır. Coğrafi 133

135 134 ve iklim şartları sebebiyle ulaşımda güçlük çekilen bölgeler için kar paletli ambulanslar, deniz ambulansları ve motosikletli ekipler kullanılmaktadır. Yine Ekim 2008 yılında hava ambulans hizmetlerimiz başlatılmıştır. 15 ilde konuşlu 4 uçak ve 17 helikopter ambulansımızla 2011 yılı sonuna kadar vaka ve 251 organ nakli vakası taşınmıştır. Ambulans uçaklarla yurt dışına da vaka gönderilmekte ya da ülkemize yurt dışından vaka getirilmektedir. Ayrıca gerek teşhis ve tedavi sonrası bakım sürecinde, gerek kronik bir hastalığın takibinde, gerekse herhangi bir sağlık problemi olmaksızın koruyucu sağlık ve tetkik hizmetlerinin verilmesi süreçlerinde, ihtiyaç sahiplerine kendi ortamlarında sağlık bakımı hizmetleri verilmektedir yılında bu hizmetten vatandaşımız yararlanmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında vatandaşlarımızın sağlık hizmetinden daha kolay yararlanabilmesi amacıyla Merkezi Hastane Randevu sistemi de başlatılmış olup tüm illerimizde halkımızın kullanımına sunulmuştur. Bütün bunların yanı sıra Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Daire Başkanlığımız tarafından tarım çalışanlarının sağlığına yönelik çalışmalar da daha koordineli olarak yürütülecektir.

136 Tarım Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliğinde Tehlike Kaynakları ve ÖNLEYİCİ YAKLAŞIMLAR İçin Bazı Öneriler Dr. Mesut GÖLBAŞI Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Uluslararası Tarımsal Eğitim Merkezi Giriş Tarım, dünya genelinde inşaat ve madencilikle beraber en tehlikeli 3 sektör arasındadır. ILO ya göre dünyada her yıl yaklaşık 2.3 milyon çalışan mesleki kazalar ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Her yıl dünyada 337 milyon mesleki kaza ve 160 milyon mesleki hastalık yaşanmakta olup, ölümcül mesleki hastalığa yakalananların sayısı ise yaklaşık 1.95 milyondur verilerine göre yıllık ölümcül mesleki kaza adedi yaklaşık olup, bunun tahminen yarısı ( ölüm) tarım çalışanları ile ilgilidir. Çalışma ortamı nedeniyle çalışanlar; yüksek oranda, kanser, solunum yolları hastalıkları ve yaralanma riskleri ile karşı karşıyadır. Traktör ve diğer tarım makineleri yüksek orandaki yaralanma ve ölümlerin başlıca nedenleridir. Pestisit ve diğer kimyasallara maruziyet, temel mesleki riskler arasında olup hastalık ve ölümlere yol açmaktadır. Hayvanların idaresi, tehlikeli bitki ve biyolojik maddelerle temas gibi işin belirli ölçüde doğasında olan durumlar, alerjilere, solunum düzensizliklerine, zoonotik enfeksiyonlara, ve parazitik hastalıklara yol açmaktadır. Gürültü kaynaklı işitme kayıpları, kas iskelet rahatsızlıkları, stres, bel ağrıları, tüberküloz gibi bulaşıcı hastalıklar da sıklıkla görülen rahatsızlıklar arasındadır(1)(2)(3). Yaklaşık 1.3 milyar dünya tarım çalışanının sadece % 5 inin çalışma koşulları denetime tabi olup, bunlar kısıtlı yasal güvenceye sahiptirler Tarımda çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından yeterli bir seviyeye gelememiş olmasının önündeki temel nedenler, hemen hemen tüm az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzerlikler göstermektedir. Bunlar arasında; çalışanlarının genellikle örgütsüz veya iyi işlemeyen örgütler nedeniyle ortak bir sesten yoksun oluşu, eğitim seviyelerinin yetersizliği, kadın ve çocuk işçilerin çoğunlukta oluşu, çalışanlar arasında mevsimlik olanların veya yer değiştirme oranının yüksek olması gibi nedenler sayılabilir (4). Sektörde hastalık ve kazaların ülkeler bazındaki durumuna bakıldığında; gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından durumu değerlendirmeyi sağlayacak göstergeler açısından( işçi başına ölümcül kaza, yaralı sayısı, üç günden fazla süreli mesleki hastalıklar nedeniyle işe ara verme sayısı vb.)belirgin bir farklılık varsa da genel durum hemen hemen tüm ülkelerde diğer sektörlerin gerisinde görünmektedir. Avrupa Birliği İstatistik Ofisinin verilerine göre tarım, inşaattan sonra en tehlikeli sektör konumundadır. Ülkeler bazında değerlendirildiğinde; İngiltere de tarım, endüstriyel sektörler içerisinde ölümcül kaza ve mesleki hastalıklar açısından en kötü sektördür. Tarımda çok iyi bir sosyal güvenliğin bulunduğu Fransa da kazalar genel olarak azalmakta olup tarımda yaralanmaların %25 inin ana nedeni tarımsal mekanizasyon uygulamalarıdır. Yine Amerikan iş istatistikleri bürosunun 2005 yılı verilerine göre tarım, ölümcül kazalar açısından en tehlikeli birkaç sektörden biridir. Gelişmekte olan ülkelerde ise durum çok daha kötüdür (5)(6)(7)(8). Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının çerçevesi içerisinde tarım sektörü ile ilgili çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bunun en temel nedenleri arasında; tarım sektörü ile ilgili verilerin az oluşu ve güvenilirliği, kurum ve kuruluşlar arasındaki işbirliği yetersizliği, mevzuat eksikliği ile sektörde bu yönde bir farkındalığın olmayışı gibi konular sayılabilir. Türkiye de iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kurumsal yapılanmaya bakıldığında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde kurulmuş bulunan İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğüne bağlı kuruluşlarda tarım dışı sektörlerle ilgili düzenli çalışmalar olduğu gözlemlenmektedir. Bu bir ölçüde tarımsal işlerin mevzuatta kapsam dışı olmasıyla açıklansa da, ülkemizde iktisaden faal nüfusun %26.6 inin tarımda istihdam ediliyor olması nedeniyle önemli bir eksikliktir(9). Çizelge 1. İş gücünün sektörlere göre dağılımı (9). SEKTÖR SAYI (Bin Kişi) ORAN (%) Tarım Sanayi İnşaat Hizmetler TOPLAM

137 Mevzuat açısından duruma bakıldığında 2003 yılında çıkartılan 4857 Sayılı İş Kanunu, tarım kesimi de dahil olmak üzere tüm iş kollarını kapsıyor olmasına rağmen istisnalar başlığı altında verilen 4. Maddesinde 50 den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde bu kanunun geçerli olmadığı belirtilmektedir. Mevzuat açısından yukarıdaki eksiklikleri gideren, işçi yerine çalışan» ifadesini kullanan bağımsız bir İSG yasasının yakın bir zamanda kanunlaşacağı bildirilmektedir. Tarım sektöründe meydana gelen kaza ve meslek hastalıkları yönünden bakıldığında verilerin sadece kaza veya meslek hastalığı geçirenlerden hastanelere müracaatları nedeniyle SGK istatistiklerine geçenlerden ibaret olduğu görülmektedir(10). Çizelge 2. Tarımda gerçekleşen iş kazalarının dağılımı (10) SEKTÖR Nitelikli Tarım, Hayvancılık, Avcılık, Ormancılık ve Su Ürünleri Çalışanları Bu durum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca kurulan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi nin dönemine ait İSG Politika Belgesinde de doğrulanmaktadır. Belgede, meslek hastalıklarının görülme sıklığının, genel standartlar açısından çalışan nüfusun binde 4 12 si arasında değişmekte olduğu ve buna göre Türkiye de zorunlu sigortalı ve Bağkur lu çalışan ( ) üzerinden bu değer hesaplandığında arasında meslek hastalığı beklendiği belirtilmiştir. Ancak, SGK istatistiklerine göre 2008 yılında bunun 539 meslek hastalığı vakası olarak tespit edildiği belirtilmiştir(11). Tarımda Tehlike Kaynakları Tarım; tarladan bahçeye, ahırdan kümese, seradan soğuk hava deposuna, tohum ekimden hasada, süt sağımından hayvan beslemeye geniş bir faaliyetler bütünüdür. Söz konusu faaliyetler diğer ekonomik sektörlerdeki genel çalışan profilinden farklı olarak; çocuklar, kadınlar ve yaşlılar; sürekli çalışan işçiler, mevsimlik göçmen işçiler, ücretsiz aile işçileri ve arazileri kiralayarak işleyen yarıcılar gibi yapılan faaliyetler hakkında yeterli bilgi ve eğitime sahip olmayabilen ve bu nedenle ciddi risk altındaki çalışanları bünyesinde bulundurmaktadır. Çalışan profilinin en belirgin özelliği çalışanlarına sanayi/endüstriyel üretim alanlarındaki gibi, düzenli bilgi akışı olmayışıdır(12). Tarım işlerinin sağlık ve güvenlik koşullarını diğer işlerden ayıran belirgin özellikleri şunlardır (13): Tarımsal işlemlerin mevsimlik olması ve belirli işlerin birbiri ardına kısa sürede yapılması gerekliliği, yoğun bir mevsimlik işgücü gerektirmesi, İşin çoğunun açık alanlarda gerçekleşmesi ve çalışanların bulunulan bölge ve mevsime göre farklı iklim ve meteorolojik koşulların etkisinde kalması, Aynı kişi tarafından yapılan işlerde sıklıkla değişiklikler yapılması, görevlerin tam olarak tanımlanmamış olması, Düzenli çalışma ve dinlenme periyotlarının sağlanamaması, Enfeksiyon ve paraziter hastalıkların oluşumuna yol açacak şekillerde hayvanlar ve bitkilerle temasta bulunma, ısırılma veya hayvanlar nedeniyle gerçekleşen diğer kazalar, Spor ihtiva eden tozlar, alerjik mantarlar, toksik veya tahriş edici bitki özleri etkisi, Çok çeşitli tarımsal kimyasalların (ilaçlar, gübreler, tohum ilaçlayıcılar/kaplayıcılar) kullanımı nedeniyle deri veya soluma ile zehirlenme tehlikesi, Çalışılan ve yaşanılan yer arasındaki mesafe fazlalığı, dikkat azalması, kazalara maruz kalma riski, Kırsal alanın özellikleri nedeniyle büyük miktarda enerji ve zaman sarfiyatı, Yeme alışkanlıklarının bozulması ve tıbbi gözetim zorlukları, Küçük işletmelerde genellikle ilkel yaşama koşulları, iş yeri ve yaşam alanlarının aynı çatı altında ve genellikle hijyenden uzak oluşu, Çalışma yöntemlerindeki değişkenlik, aynı işin bulunulan yer veya bölgenin yerel alışkanlıkları veya işletme büyüklükleri ve ekonomik gelişme seviyesine bağlı olarak elle veya makineli olarak yürütülebilir olması nedeniyle risk farklılıkları, Küçük işletmelerde iş sağlığı ve güvenliği standart ve yönetmeliklerine uymada güçlük, 136

138 Sıklıkla kalifiye olmayan mevsimlik işgücü kullanımı ve bunların riskler ve koruyucu tedbirler hakkında bilgilendirilmemiş olması. Tarımsal alanda çalışanlar için sağlık ve güvenlik risklerinin oluşumuna yol açan potansiyel kaynaklar tarım işinin doğası gereği çok çeşitlidir. Genel olarak bu tehlikelerin önemli bir kısmı, mekanizasyon düzeyi ülkemiz gibi belirli bir seviyeye gelmiş olan ülkeler için tarımın ana kuvvet kaynakları olan traktörler ve tarım makineleri ile ilgilidir. Tarımsal alanlarda makineler dışında potansiyel tehlike oluşturan diğer kaynaklar ise, çalışma ortamından çevresel koşullara bağlı olarak pek durumda ortaya çıkabilmektedir. Aşağıda bu potansiyel tehlike kaynakları sıralanmıştır (14) Tarım traktörleri: Devrilme Ezilme Kuyruk miline yakalanma/dolanma Kayma ve düşmeler Gürültü Titreşim Tarım makineleri: Sıkışma Sarılma Kesme/kesilme Ezilme Serbest dönen parçalar Fırlatılan cisimler Birikmiş enerji Yanma İçeri çekilme Gürültü Titreşim Değişik çalışma alanları nedeniyle oluşan potansiyel tehlike kaynakları: Yüksekte çalışma Sınırlı/havasız ortam tehlikeleri (su kaynakları, sıvı, gaz, solumum önleyici ortamlar) Kimyasallar Toksik ve allerjik ajanlar Yabani ve zehirli hayvanlarla temas Biyolojik ajanlar ve hastalık vektörleri (zoonozlar vb.) Hayvanlar tarafından fiziksel zorlamaları(tepme vb.) Böcekler Elektrik, yıldırım Yangın Ateşli silahlar İklimsel koşullar (sıcak, soğuk..) Fiziksel yüklenmeler(taşıma, kaldırma vb.) Çevresel koşullar (toz, duman, gaz, stabil olmayan zeminler vb.) İyileştirme Yaklaşımları İçin Bazı Öneriler Tarım kesiminde çalışanların iş sağlığı ve güvenliği koşullarını iyileştirebilmek için genelde ve özelde yapılması gereken pek çok çalışma vardır. Bu çalışmaların kapsamı bu bildirin sınırlarını fazlasıyla aşmaktadır. Bu nedenle; burada, sadece sağlık ve güvenlik koşulları ile ilgili olumsuzlukları iyileştirmeyi amaçlayan genel yaklaşımlar maddeler halinde sıralanmaya çalışılacaktır. 1. Mevcut Durum Belirleme: İş sağlığı ve güvenliğinde tüm alanlarda olduğu gibi tarımda da veri toplama, paydaşlar arası işbirliği ve koordinasyon, denetim, eğitim, yayım boyutları ayrı ayrı ve birlikte incelenerek mevcut durum ve yapılması gerekenler belirlenmelidir. Bu konu ile ilgili tüm paydaşların yazılı ve yazılı olmayan sorumluluklarının çerçevelerinin konunun yasal sahibi olduğu düşünülen ÇSGB koordinasyonunda belirlenmesi, ve yine bu bakanlığın mevzuatta dahil olmak üzere tarım kesimi için bu kapsamda yapılması gerekenleri diğer sektörlerde olduğu gibi mercek altına alarak mevcut durumu belirleyecek kapsamlı bir çalışmayı başlatması. 2. Güvenlik Kültürü Oluşturma: Hedef kitlede iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olumlu yönde davranış değişikliğini oluşturmayı sağlayacak, küresel güvenlik kültürü geliştirme hedefleriyle de uyumlu çalışmalar başlatılmalıdır. Diğer sektörler için ÇSGB tarafından önemli ölçüde başarılmış bu konuya tarım sektörünün sahadaki çalışanı oldukça yabancıdır. Bu nedenle bu sektörde öncelikle bu kültürü geliştirmek için yapılacak çalışmalar 137

139 belirlenmeli; daha sonra, kapsamlı, planlı ve önleyici yaklaşımların(önleme kültürü) nasıl uygulamaya aktarılacağına ilişkin çalışmalar gerçekleştirilmelidir. 3. Uygulama: Sanayi, İnşaat Madencilik, Hizmet sektörleri vb. alanlarda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının hedef kitleye ulaştırılması ve uygulanması tarım sektörüne göre göreceli olarak daha kolaydır. Tarım sektörü çalışanlarının genellikle belirli bir işyeri olmaması, okur-yazarlık oranlarının düşüklüğü vb. nedenlerle bu çalışmaların çoğunlukla non-formal(yaygın) informal(sargın) eğitim faaliyetleri biçiminde yürütülme zorunluluğu vardır. ÇSGB nın bu amaçla köylere kadar yaygın idari ağı bulunan GTHB ile birlikte çalışması önerilebilir. Bu çalışmaların çerçevesini mevcut durum belirleme çalışmalarından çıkan sonuçlara göre oluşturulacak uygulama/yol haritası oluşturmalıdır. Sonuç Tarım sektöründe çalışanların sağlık ve güvenlik açısından karşı karşıya olduğu tehlikeler ve riskler yapılan işin doğası gereği çok çeşitlidir. Bu tehlikelerin çerçevesi tarımın gelişmişlik düzeyi ile de ilgilidir. Genel olarak tarım sektöründeki hastalıklar, ölümcül yaralanmalar, sürekli ve geçici iş göremezlik oranları gerek gelişmiş ülkelerde ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde diğer sektörlerden yüksektir. Sektör çalışanlarının genellikle ortak bir sesten yoksun oluşu ve işin doğası, bu alanda etkin çalışmalar yapılmasının önündeki en büyük engellerdendir. Ülkemiz açısından bu alanda yapılması gerekli çalışmalar; öncelikle sektörün iş sağlığı ve güvenliği alanında sahip olduğu mevcut durumun belirlenmesi ve bununla paralel olarak güvenlik kültürü oluşturmaya imkan verecek çalışmaların çok yönlü olarak başlatılmasıdır. Durum tespiti çalışmalarının sonuçlarına göre çizilecek yol haritasıyla, mevcut ve olası sağlık-güvenlik risklerinin önlenmesi ve/veya azaltılmasına yönelik uygulamalar, sektörün özellikleri göz önüne alınarak gerçekleştirilebilecektir. Kaynaklar 1. Anonim. Safety and Health. Food, Agriculture & Decent Work ilo.org/( Erişim tarihi: ). 2. Niu S. Ergonomics and occupational safety and health: An ILO perspective., Applied Ergonomics 2010; 41 : Al-Tuwaijri, et al. Introductory report beyond death and injuries: the ilo s role in promoting safe and healthy jobs. In: XVIII World Congress on Safety and Health at Work, June 2008, Seoul, Korea. 4. Rosskam, E. Tarımsal Çalışma Yaşamının İyileştirilmesi İçin Eğitim İhtiyacı Çeviren: Dursun Güleç, Türk Tabipler Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, Temmuz 2001, Dupre D. Work Related Accidents in the EU, , OSHA Magazine, 2005 Issue 4, p HSE. Health and Safety Executive Web Sitesi, Health and Safety in Agriculture (http://www.hse.gov.uk/agriculture/hsagriculture.htm) (Erişim : ). 7. ILO, 2000, Safety and Health in Agriculture, 88th Session 2000, Report VI (1), p BLS, 2008 US Department of Labor Bureau of Labor Statistics Number and Rate of Fatal Occupational Injuries, by Industry Sector, 2008, (http://www.bls.gov/ (Erişim Tarihi : ). 9. Anonim. Hane Halkı İşgücü İstatistikleri, T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu, (Erişim Tarihi: ). 10. Anonim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı İstatistik Yıllığı, T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Web Sitesi (Erişim Tarihi: ). 11. Anonim. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi( ), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ankara. 12. Gölbaşı, M., Orel, O., Acar, A.İ., Öztürk, R., Tarim Sektöründe Gerçekleşen İş Kazalarinin Değerlendirilmesi, 16. Ulusal Ergonomi Kongresi, Aralık 2010, Çorum. 13. Anonim, Encyclopedia of Occupational Health and Safety (Third Edition), 14.Gölbaşı, M., 2002,. Tarım Alet-Makine ve Traktörlerin Kullanımından Kaynaklanan İş Kazaları Nedenlerinin ve Tahmini Kaza Maliyetleri İndeksinin Belirlenmesi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara. 138

140 KALKINMA PLANLARI VE YILLIK PROGRAMLAR ÇERÇEVESİNDE İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ AHMET TOZLU Kalkınma Bakanlığı Türkiye de Tarım İstihdamı Ülkemizde istihdamın sektörel dağılımı incelendiğinde önemli bir değişim süreci içerisinde olunduğu göze çarpmaktadır. Bu değişim sürecinin en dikkat çeken göstergesi ise tarım istihdamın toplam istihdam içerisindeki payının azalmakta olması, tarım dışı istihdamın ise ekonomik gelişmişliğe paralel olarak artmasıdır. Kaynak:TÜİK Toplam İstihdam Tarım İstihdamı % 46,94 44,11 36,00 25,68 25,15 25,48 Tablodan da anlaşılacağı gibi 1990 larda toplam istihdamın yarıya yakınını oluşturan tarım istihdamı 2011 yılına gelindiğinde yüzde 25,48 seviyesine gerilemiş durumdadır. Nüfusunun önemli bir kısmı tarımda çalışmaktayken ekonomik gelişmeler doğrultusunda bu alanda bir çözülme yaşayan ülkemizde sektörler yeniden şekillenme evresine girmiş ve bu da beraberinde hem birçok açıdan gerekli düzenlenmelerden yoksun sektörler hem de gerekli tecrübe ve eğitimden yoksun çalışanlar ortaya çıkarmıştır. Böyle bir ekonomik ve sosyal ortamda da var olan işçi sağlığı ve güvenliği sorunları yeniden şekillenmiş ve yeni sorunlar da görülmeye başlanmıştır. Bunun yanı sıra toplam istihdam içerisinde hala önemli bir paya sahip olan tarım sektöründe çalışanların kendi alanlarına özgü sağlık ve güvenlik problemleri önemini korumaktadır. İşçi sağlığı ve güvenliği konusuna yeterince ağırlık vermemiş olan ülkemiz son dönemlerde modern dünyanın önemli bir parçası olması ve hızlı bir gelişim-dönüşüm sürecine girmesi sebebiyle bu alana gerektiği gibi yönelme trendine girmiştir. Ayrıca tarımda çalışanların sağlığı ve güvenliğinin de önemi vurgulanmaktadır. Türkiye de İşçi Sağlığı ve Güvenliği ve Tarım Sektörü Gerek mevzuat gerek kurumsal gerekse strateji ve uygulama anlamında kapsamlı ve bütüncül bir şekilde ele alınarak planlanması gereken işçi sağlığı ve güvenliğinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi konusunun önemli bir ayağı da tarımda çalışanların sağlığı ve güvenliği olmalıdır. Tarımda çalışanların bilgiye ulaşmada yaşadığı engeller düşünüldüğünde bu işçilere yönelik bilinçlendirme faaliyetlerinin ayrı bir özenle gerçekleştirilmesi önem kazanmaktadır. İşçi sağlığı ve güvenliği alanında; işyeri hekimliği uygulamasındaki sorunların giderilmesi, mevzuatın iyileştirilerek mümkün olduğunca bütünleştirilmesi, bu alanda sürekli ve etkin bir izleme ve denetim mekanizması oluşturulması, işyeri kazaları ve mesleki hastalıklarla ilgili bilinçlendirme ve önleme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliğini tam anlamıyla sağlamak amacıyla gerekli branşlarda personel istihdamının zorunlu hale getirilmesi gibi birçok çalışmanın yapılması gerekmektedir. Bu çalışmalar gerçekleştirilirken tarımda çalışanlarının özel ve nispeten daha korunmasız durumu da ayrıca dikkate alınmalıdır. Tarım sektöründe yapılan işler birçok sağlık sorununu veya kazayı beraberinde getirebilmektedir. Bunun yanı sıra tarımın bir kırsal alan faaliyeti olması sebebiyle denetim eksikliği, sağlık önlemlerinin ve müdahalelerinin zaman alması gibi sorunlar da genel işçi sağlığı ve güvenliği sorunlarının yanında ek olarak yer alabilmektedir. Tarım sektörü için işçi sağlığı ve güvenliği meselesi ele alınırken dikkat edilmesi gereken diğer bir önemli nokta sektör içerisindeki büyük işletmelerle küçük aile tipi işletmelerinin yalamış oldukları kaza ya da hastalıkların farklılık gösterebileceğidir. 139

141 140 Kalkınma Planlarının İşçi Sağlığı ve Güvenliği Sorununa Yaklaşımı Bilindiği üzere Kalkınma Planları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu nda görüşüldükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu Kararı ile uygulamaya konan dokümanlardır. Ülkemizde temel dayanağı Anayasa nın 166. Maddesi olan planlama uygulamasının en belirgin özelliği kamu kesimi için emredici, özel kesim için ise yol gösterici nitelikte olmasıdır. Özel kesimin, yol gösterici olan plan hedeflerine uygun hareketini sağlamak için makro-ekonomik politikalar ve özellikle teşvik politikaları kullanılmaktadır. Plan hazırlıkları sırasında teşkil edilen geçici ve daimi özel ihtisas komisyonları vasıtasıyla toplumun çeşitli kesimlerinin ekonomik ve sosyal politikalar ve hedefler konusundaki görüş ve istekleri kalkınma planlarına yansıtılabilmektedir. Çok boyutlu ve kapsamlı bir şekilde Kalkınma Bakanlığı (Devlet Planlama Teşkilatı) tarafından hazırlanan kalkınma planları yıllık programlarla uygulamaya geçirilmektedir. Yıllık programlar, kalkınma planlarında benimsenen hedef ve politikalarla tutarlı olarak, Kalkınma Bakanlığı tarafından ilgili kuruluşların da görüşleri alınarak hazırlanır, Yüksek Planlama Kurulu ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanır. Bütçe ve kamu kuruluşlarının iş programlarının, yıllık programın hedef ve politikaları ile tutarlı olması gerekmektedir. İşçi sağlığı ve güvenliği önemli bir çalışma hayatı konusu ve çalışma sorunudur. İşçi sağlığı ve güvenliği konusunun kalkınma planlarında ele alınması ise yılları arasını kapsayan Birinci Kalkınma Planına kadar gitmektedir. İlk kalkınma planından itibaren işçi sağlığı ve güvenliği meselesinin ele alınması bir takım benzerlikler göstermiştir. Buna göre; İşçi sağlığı ve güvenliğine yönelik tespit ve öneriler planların istihdam, çalışma hayatı, sağlık ve sosyal güvenlikle ilgili kısımlarında yoğunlaşmıştır. İş sağlığı ve güvenliği konusu tüm sektörler için geçerli olmakla birlikte özellikle tarım sektörünün diğer sektörlere nazaran yeteri kadar bu kapsamda değerlendirilmediği görülmüştür. Bu alanda yeteri kadar etkin bir denetim mekanizmasını bulunmadığı tespiti ve kapsayıcı bir yasal düzenlemenin eksikliği dikkat çekmiştir. Tarım sektörü için ayrı bir İş Kanununun yürürlüğe konulması ihtiyacı belirtilmiştir. Kalkınma planlarında işçi sağlığı ve güvenliği sorununun ele alınış biçimi ve önem derecesini vurgulamak açısından Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planında işçilerin, çalışma ortamının şartları nedeniyle sağlığının bozulmasının önlenmesi ve işçilerin çalışma ortamının tehlikelerinden korunması hususunun milli sağlık politikasının temel ilkeleri arasında gösterilmiş olması örnek olarak verilebilir. Kalkınma planları haricinde yıllık programlar ve yine Kalkınma Bakanlığı tarafından üçer yıllık perspektifle hazırlanmakta olan Orta Vadeli Programlar da işçi sağlığı ve güvenliği alanına ilişkin tespit ve tedbirler içermektedir. Bunun dışında Kalkınma Bakanlığı Yatırım Programlarında da tarımda veya tarım dışı sektörlerde işçi sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesine yönelik projelere yer vererek bu alana yönelik katkılar sunmaktadır. Hali hazırda Çalışma ve Sosyal Güvenli Bakanlığı tarafından yürütülmekte olan İSGİP ve METİP projeleri buna örnek olarak gösterilebilir. Hükümet faaliyetlerinin belirlenmesi ve önceliklendirilmesinde temel dokümanlar olma niteliği taşıyan bu plan ve programların hazırlanması aşamasında kamu ve özel sektörden birçok kesimin düşünce ve önerilerinin dikkate alınması sorunlara daha gerçekçi yaklaşabilme avantajını da beraberinde getirmektedir. Özellikle kalkınma planları öncesinde birçok konu ve sektöre ilişkin çalışmalar yapmak üzere oluşturulan Özel İhtisas Komisyonları meseleleri daha ayrıntılı ele almaktadır. Kalkınma Bakanlığı bu süreçte sekizinci kalkınma planında olduğu gibi işçi sağlığı ve güvenliği konusunu özel olarak ele almayı planlamaktadır. Sorunun çözümüne ilişkin ayrı bir rapor hazırlamak ve burada tarımda çalışanların sağlığı ve güvenliği konusunda da tespitler yaparak önerilerde bulunmak kurumsal anlamda yapılacak en değerli katkı olacaktır.

142 Dünyada Tarım Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği: Genel Bir Bakış ve ILO Düzenlemeleri Kadir Uysal ILO Türkiye Ofisi ILO verilerine göre dünya işgücünün üçte birinden fazlası tarımda istihdam edilmektedir ve bu özelliğiyle tarım sektörü, servis sektörünün ardından en büyük ikinci istihdam kaynağı olarak dikkat çekmektedir. Gelişmiş ülkelerde işgücünün yaklaşık ortalama yüzde 9 u tarımda istihdam ediliyor iken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran toplam iş gücünün yüzde 60 ına kadar çıkabilmektedir. Toplam çalışan sayısına bakıldığında ise ILO nun tahminlerine göre dünya üzerinde 1.3 milyar insan tarımla uğraşmaktadır. 1 Çalışma hayatının bu kadar büyük bir bölümünü kapsıyor olmasına rağmen maalesef tarım sektörü, iş sağlığı ve güvenliği açısından madencilik ve inşaat sektörlerinin ardından en yüksek risk oranına sahip sektör olarak tanımlanmıştır. Yine ILO tahminlerine göre, dünyada görülen ölümcül iş kazalarının yarısı tarım sektörü kaynaklıdır. Bu oran, dünya üzerinde her yıl tarım işçisinin hayatını kaybettiği anlamına gelmektedir. Tarım sektöründe meydana gelen ölüm, yaralanma veya hastalıkları doğuran kazalar incelendiğinde şu sebepler öne çıkmaktadır: Kullanılan makine, araç, alet ve hayvanlar, aşırı gürültü veya titreşime maruz kalmak, kaymalar, takılmalar veya yüksekten düşmeler, ağır kaldırmak ya da kas-iskelet sistemi hastalıklarına sebep olan diğer işler, toza, kimyasallara ya da diğer bulaşıcı etkenlere maruz kalmak ve aşırı sıcak ya da soğuğa maruz kalmak, vahşi hayvanların saldırısına uğramak gibi kırsal kesimde sık görülen diğer çalışma koşulları. Bu riskler neticesinde kaza ya da hastalığa maruz kalan çalışanlar arasında özellikle dezavantajlı gruplar dikkati çekmektedir. Mesela çocuk işçiliği tarım sektöründe sık görülmektedir. Öyle ki dünyada çocuk işçiliğinin neredeyse yüzde 70 I tarım sektöründen kaynaklanmaktadır. Kuşkusuz yukarıda bahsedilen riskler çocuk işçiler için daha da tehlikeli bir çalışma ortamı doğurmaktadır. Kadın emeği açısından bakıldığında da tarımın en önemli sektörlerden bir tanesi olduğunu görmekteyiz. Özellikle geçimlik tarım alanında kadınların sıkça çalıştıkları bilinmektedir. Keza göçmen, geçici ve mevsimlik işçiler gibi diğer dezavantajlı gruplar da ağırlıklı olarak tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Bunun sonucu olarak tarım sektörü kayıt dışı istihdamın çok yoğun yaşandığı bir sektör haline gelmekte ve bu durum iş sağlığı ve güvenliği alanında yapılan düzenlemelerin etkisinin sınırlı olması sonucunu doğurmaktadır. Kayıt dışı istihdamın dışında dünyada sağlıklı ve güvenli bir iş ortamı sağlamakta çeşitli zorluklarla karşılaşılmaktadır. Özellikle yasal mevzuat alanında kaydedilmesi gereken önemli ilerlemeler mevcuttur. Dünyada tarım sektöründe istihdam edilen işçilerin çoğunluğu ülkelerinin ulusal iş yasalarınca korunmamakta, hatta bazı ülkelerde tarım sektörü özellikle genel iş yasalarının kapsamı dışında bırakılmaktadır. Bazı ülkelerde ise iş yasaları tarım sektörünü kapsıyor olmasına karşın, uygulamada sıkıntı yaşanmaktadır. Özellikle tarımın yoğun olarak yapıldığı kırsal alanların iş müfettişleri tarafından teftişinde yaşanan zorluklar bu uygulama sorunlarını doğurmaktadır. Tarımda iş sağlığı ve güvenliğini geliştirmeye yönelik ulusal programların yetersizliği ve işçiler ile işverenlerin bu alanda kaliteli bilgilendirme hizmetine ulaşmasının önündeki engeller de diğer bir önemli sıkıntı olarak sayılabilir. Diğer yandan, tarımda iş sağlığı ve güvenliğini sağlamakta karşılaşılan en önemli zorluk, tarımın dünya genelinde sendikaların iş gücünü organize etmekte en çok zorlandıkları sektörlerden birisi olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Hukuki kısıtlamalar, coğrafi tecrit ve kültürel tutum ve yaklaşımlar bu sekdikalaşma sorununun en önemli sebepleridir. Bunun yanında geçici, mevsimlik ve göçebe işçilerin yoğun olarak çalıştırılması da, iş gücünün sendikalaşmasının önündeki diğer engellerdir. ILO tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan bu zorlukları aşmak amacıyla üye ülkelere sözleşmeler, tavsiye kararları ve uygulama kılavuzlarından oluşan önemli kaynaklar sunmaktadır. Türkiye nin 2004 te imzalamış olduğu, 155 sayılı 1981 tarihli İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi, her ne kadar tarım sektörüne odaklı olmasa da tüm sektörlerle birlikte tarımı da içeren yükümlülükler getirmektedir. Türkiye nin imzalamamış olduğu 184 sayılı 2001 tarihli Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi ve eki olan 192 sayılı Tavsiye Kararı tarım sektörünün ihityaçları gözetilerek hazırlanan ve iş sağlığı ve güvenliği alanına önemli düzenlemeler getiren kaynaklardır. Aynı doğrultuda, 187 sayılı 2006 tarihli İş Sağlığı ve Güvenliği 1 İstatistikler için: 141

143 Çerçeve Sözleşmesi ve eki olan 197 numaralı Tavsiye Kararı da Türkiye tarafından imzalanmamış sözleşmeler arasındadır. Bu sözleşmeleri tamamlayarak, uygulanmasını kolaylaştırmak ve tarımda iş sağlığı ve güvenliğini sağlamaya rehberlik etmek amacıyla farklı ülkelerden uzmanlar bir araya gelerek ILO Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama Kılavuzu nu hazırlanmıştır Kasım ayında basılan kılavuzuz hem tarımda iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili en güncel kaynak olma özelliğini taşımakta, hem de sözleşme ve tavsiye kararlarına nazaran çok daha detaylı bilgiler içermektedir. Dolayısıyla burada Uygulama Kılavuzu nu kısaca tanıtmanın, müstakil İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu nun yapılış aşamasında olduğumuz şu günlerde faydalı olacağını düşünüyorum. Uygulama Kılavuzu tarımda kullanılan kimyasallardan, makinaların gürültü ve titreşimlerine kadar birçok konuda detaylı rehberlik sunmaktadır. Ancak burada özellikle altı çizilmesi gereken genel olarak tarımda iş sağlığı ve güvenliğinin yönetimine dair üç ana başlıktır. Bunlar; uygulanması gereken ulusal programlara dair bilgiler, işyeri bazında yönetim sistemleri ve uzmanlık ve eğitim ana başlıklarıdır. ILO Uygulama Kılavuzu na göre Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği ulusal programları öncelikle tüm çalışanları kapsayacak şekilde düzenlenmeli, cinsiyet ya da iş statüsü ayrımı yapmadan sağlıklı ve güvenli bir iş ortamı sağlamanın yollarını aramalıdır. Bunun yanında, iş müfettişlerinin teftiş yetkilerini kırsal alanlarda da kullanabilmeleri için gerekli düzenlemeler yapılarak iş müfettişlerine yeterli kaynaklar sağlanmalıdır. Ayrıca ILO Uygulama Kılavuzu ulusal programın hazırlanış sürecine de vurgu yaparak, ILO değerlerine uygun şekilde hükümet, işçi ve işveren örgütleri ile tüm taraflarca işbirliği içerisinde hazırlanması ve uygulanması gerekliliğini belirtmektedir. Ulusal programların içerik olarak da nasıl hazırlanması gerektiği Kılavuz da yer almaktadır. Buna göre tarımda iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu kurumlarla birlikte, risklerle ilgili danışma hizmetleri, işveren ve çalışanlar için eğitim hizmetleri, veri toplanması ve analizi için gerekli mekanizmalar, sosyal güvenlik sistemleriyle entegrasyon ve geçimlik ya da kayıtdışı tarım gibi alanlarda destek mekanizmaları ulusal programların içermesi gereken özelliklerdir. ILO Uygulama Kılavuzu ulusal programların yanı sıra işyeri bazında iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin de önemini belirtmektedir. İşyerlerinde önleyici bir iş sağlığı ve güvenliği kültürü oluşması ve iş sağlığı ve güvenliğine karşı pozitif bir tutumun geliştirilmesi açısından işyerlerinde yönetim sistemleri kurulması önem arz etmektedir. İçerik açısından bakıldığında, işyeri bazında yönetim sistemlerinin öncelikle bir iş sağlığı ve güvenliği planı içermesi gerekir. Bunun yanında risk tanımlama ve değerlendirilmesi, kontrol planlama ve uygulama mekanizmaları ise birlikte bir iş sağlığı ve güvenliği performans gözleme, değerlendirme ve geliştirme sistemini de yönetim sistemlerinin içermesi gerekmektedir. ILO nun üzerinde durduğu diğer ana başlık da uzmanlık ve eğitim konusudur. ILO ya göre sosyal tarafların da desteği ile uzmanlar tarafından bir ulusal yeterlilik çerçevesi oluşturulmalı ve tarım sektörüyle ilgili olarak güvenilir bir sertifika sistemi geliştirilmelidir. Gerekli uzmanlık şartları işveren tarafından, yine ILO prensiplerine uygun şekilde işçi örgütlerine danışarak, ulusal yönetmeliklere uygun bir şekilde belirlenmelidir. İçerik açısından ise eğitim programlarının yöneticiler, göçmen işçiler, geçici işçiler ve sözleşmeli işçiler de dahil olacak şekilde tüm çalışanları kapsaması, uzman kişilerce yürütülmesi, belirli sıklıkta bilgileri hatırlatmak amacıyla tekrarlanması, çalışanlarca anlaşılabilecek dilde ve yöntemde yapılması, katılımcıların değerlendirilmesi için bir sistem içermesi ve de periyodik olarak işveren tarafından çalışanlarla iletişim içerisinde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Türkiye nin İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yapım sürecinde olduğu düşünüldüğünde, kanunun Türkiye nin imzalamış olduğu 155 sayılı sözleşme ve tarımda iş sağlığı güvenliği alanındaki Uygulama Kılavuzu da dahil tüm ILO kaynaklarından faydalanılarak yapılması tarımda görülen kaza ve hastalıkların azalmasına katkı sağlayacaktır. 2 Uygulama Kılavuzu nun tam metni için: 142

144 SAĞLIK SİSTEMİ İÇİNDE UYGUN HİZMET MODELİ Yrd. Doç Dr. Talat BAHÇEBAŞI Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ İş sağlığı ve iş güvenliği İşyerlerinde işin yürütülmesi sırasında, çeşitli nedenlerden kaynaklanan, sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak amacıyla yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır. İş Sağlığı hizmetleri standart ve homojen bir hizmet olmayıp, bilimsel kanıtlar ışığında ülke ve bölge gereksinimlerine göre şekillendirilir. İş sağlığı politikaları ulusal, uluslararası ve ekonomik politikaların kesiştiği noktadadır. Bir ülkenin sağlık düzeyini sadece sağlık örgütlerinin belirlemesi mümkün değildir. Her sektörün önceliğini insan olarak belirlemesi ve bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmesine bağlı olarak toplumun sağlık düzeyi oluşur. Multidisipliner bir konu olan iş sağlığı hizmetlerinin başarısı ancak ilgili kurum ve kuruluşların konuya duyarlılık göstermelerine ve aralarında eşgüdüm ve uyum olmasına bağlıdır. Genel olarak çalışanların büyük çoğunluğu iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine erişememektedir. Ülkemizde çalışanların büyük bir bölümünün istihdam edildiği tarım sektörü ve KOBİ lerde çalışanların iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden yeterince yararlanamamasının yanında, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin gereğince alınmadığı kayıt dışı sektörde de önemli sağlık sorunları görülmektedir. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine yönelik veriler (karar alma, hedef belirleme için yeterli veri olmaması) bu konuda çok yol almamız gerektiğini göstermektedir. Ülkemizde de, iş sağlığı hizmetlerinin etkin, yaygın ve erişilebilir hale gelmesini temin etmek üzere birinci basamak sağlık hizmetleri sunumuna iş sağlığı hizmetlerinin entegre edilmesi gerekmektedir. Temel İş Sağlığı Hizmet Modeli (TİSH) içeriği doğrultusunda, kapsayıcılığı artıran, gerçekçi, ihtiyaca uygun, alt yapısı iyi organize edilmiş modellerle uygulamaya geçilmesi, iş sağlığı ilkelerine uygun olarak hizmetlerin yaygın ve etkin bir şekilde yürütümünü sağlayacaktır. İş sağlığı ve güvenliği hizmeti alamayan özellikle tarım sektörü çalışanları için hizmet modellerinin geliştirilmesi öncelikli olmalıdır. TEMEL İŞ SAĞLIĞI HİZMET MODELİ Temel İş Sağlığı Hizmet Modeli, çalışanların sağlıklarının korunması ve daha da geliştirilmesi için gerekli olan koruyucu iş sağlığı hizmetleridir. Bu hizmetler standart ve homojen bir hizmet olmayıp, bilimsel kanıtlar ışığında ülke ve bölgesel ihtiyaçlar gözetilerek şekillendirilen özellikte, temel sağlık hizmetleri kapsamında iş sağlığı hizmetlerinin sunulmasıdır. Kavram ve amaçlar: TİSH de amaç, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde özellikle tarım, kayıt dışı sektör ve küçük işletmelerde çalışanlar ile kendi hesabına çalışanlar gibi iş sağlığı hizmetlerine ulaşamayan çalışanlara İSH sunulmasıdır. TİSH; ekonomik duruma, işletme büyüklüğüne, coğrafi bölgeye veya iş sözleşmesinin içeriğine bakılmaksızın dünyadaki her çalışana iş sağlığı hizmetlerini sağlamak için gösterilen bir çabadır. Çalışanların, çalışma sürecinde sağlıklarının korunması ve iyilik durumlarının, çalışma kapasitelerinin ve sağlıklarının geliştirilmesi için bilimsel olarak geçerli ve toplum tarafından kabul edilen yöntemlerle gerekli iş sağlığı hizmetlerinin sunulmasıdır. Bütünsel iş sağlığı ve güvenliği sistemi: TİSH; iş sağlığı alanında Birincil Sağlık Hizmetleri politikasının bir uygulamasıdır ve altyapısı olmadan, bu hizmetlerin yaygın ve sürdürülebilir olması mümkün değildir. ILO, genel iş sağlığı ve güvenliği (İSG) sisteminin bir parçası olan TİSH için bütünleşmiş İSG sistemini geliştirmeyi amaçlamaktadır. TİSH birincil sağlık hizmetleri ile güvenlik hizmetleri ile işbirliği içinde çeşitli hizmet birimleri tarafından yürütülebilir. TİSH Sistemi: İSH sisteminde hizmetlerin uygunluğu, yeterliliği ve kalitesi sağlanmalıdır; İSH, çalışanların ve işletmelerin gerçek ihtiyaçlarına cevap vermeli ve planlanan faaliyetler, İSH nin gerçek içeriği ile uyum kaygısı olmadan, ulusal ve yerel koşullara göre düzenlenmelidir. İSH çalışanlarının, en önemli iş sağlığı tehlikeleri, riskleri ve bunların kaynağı, özellikleri ve önleme araçları hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir ki bu da İSH temeli ve yöntemleri konusunda en azından minimum düzeyde özel bir eğitim olmadan İSH nin sağlana- 143

145 144 mayacağını ifade etmektedir. TİSH alt yapısının oluşturulmasında aşamalı bir gelişim stratejisi önerilmektedir; bunun nedeni her ülkenin, bölgenin ya da çalışan gruplarının farklı gelişim aşamalarında bulunmalarıdır. Ülkeler, İSH alanında mevcut koşullarını analiz ederek bu analiz temelinde, ulusal bir strateji ve eylem programı planlamalıdır. İSH nin söz konusu gelişim aşamaları aşağıda açıklanmaktadır: Aşama I: Başlangıç Düzeyi Bu düzey, İSH yi hiçbir şekilde almayan çalışanlar ve işyerlerine yönelik olarak makul bir başlangıç noktasıdır ve burada İSH yeterliliği ve içeriğini hala korumaktadır. İSH konusunda kısa bir eğitime sahip olan ve TSH kapsamında veya kendi işyerinde çalışan İSH çalışanlarını (bir hemşire ve güvenlik temsilcisi) kullanan bir hizmettir. Hizmetin içeriği; kaza riskleri, ağır işler, temel sağlık koşulları ve hijyen ile en tehlikeli kimyasal, fiziksel ve biyolojik faktörler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Uzman hizmetlerden yararlanmak isteyenlere öneride bulunmak, hizmetin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Aşama II: Temel İş Sağlığı Hizmetleri İşyerleri ve topluluklar ile en yakın şekilde çalışan altyapıya dayalı bir hizmettir. Hizmetin sunum modeli, yerel koşullar ve ihtiyaçlara bağlı olarak değişebilir. Genellikle bir doktor ve bir hemşireden oluşan personelin, iş sağlığı konusunda kısa bir eğitimi vardır. (10 hafta gibi) Ayrıca, kaza önleme ve temel güvenlik konusunda yetkili bir güvenlik uzmanının desteğinden yararlanılmaktadır. Aşama III: Uluslararası Standart Hizmet Bu düzey, 161 No lu UÇÖ Sözleşmesinde belirtildiği üzere her ülke için minimum bir amacı oluşturmaktadır. İyileştirme hizmetleri de uygun bir biçimde sağlanmakla birlikte bazı seçenekler içeren hizmet altyapısının içeriği temelde önleyici olmaktadır. Hizmet personelinin başında özel eğitilmiş bir uzman (genellikle işyeri hekimi) bulunmalı ve ekip tercihen çok disiplinli bir yapıdan oluşmalı veya hizmetin çok disiplinli içeriği, uzmanlaşmış birimlerin (iş sağlığı enstitüsü vb) uygun destek hizmetleri ile sağlanmalıdır. Aşama IV: Kapsamlı İş Sağlığı Hizmetleri Bu düzey genellikle sanayileşmiş ülkelerin büyük şirketlerinde görülmektedir veya çok sayıda şirketlere bu hizmetleri sunan büyük İSH merkezleri tarafından sağlanmaktadır. Personel; uzman doktor, iş sağlığı hemşiresi, iş hijyeni uzmanı, ergonomist, psikiyatrist, güvenlik mühendisi, vb. uzmanların dahil olduğu çok disiplinli bir ekipten oluşmaktadır. Hizmetlerin içeriği; koruma, önleme, tedavi, sağlığı geliştirme, çalışma becerisini geliştirme ve sağlıklı çalışma organizasyonu gibi faaliyetlerden oluşmaktadır. I. ve II. Aşamalar öncelikle en küçük işletmeler, kendi hesabına çalışanlar ve III. Aşamadan hemen başlama olanağı olmayan kayıt dışı sektör için tasarlanmıştır. Büyük işletmeler ve iyi organize olmuş KOBİ ler III. düzeyde hizmetleri oluşturabilmektedir ve bu düzey, 161 ve 155 No lu ILO Sözleşmelerinde belirtildiği gibi uzun vadede her ülke ve her işyeri için minimum amaç olmalıdır. Ülkemizdeki Birinci Basamak Sağlık Sistemi: Sağlıkta dönüşüm programı ile birlikte birinci basamak (hizmet sunumuna göre) sağlık hizmetini sunan kuruluşlar yeniden belirlenmiş, bu belirlemede birinci basamak sağlık hizmeti sunan üç temel kurum oluşturulmuştur; Aile Sağlığı Merkezi (ASM), Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri olarak belirlenmiştir. Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması, Sıtma Savaş, Verem Savaş ve Halk Sağlığı Laboratuvar hizmetlerinin Toplum Sağlığı Merkezi çatısı altında daha etkin olacak şekilde yer alması planlanmıştır. Aile sağlığı merkezi görev tanımlamasında kısaca tarif edilecek olursa, kişilerin koruyucu ve tedavi edici hizmetlerini de sunan aile hekimi ve aile sağlığı elemanından oluşan aile hekimliği birimlerinin birlikteliğidir. Toplum sağlığı merkezi birinci basamak sağlık hizmetinden; toplumla ilişkili hastalıkların kontrolü, çevre sağlığı, gerektiğinde adli tıp hizmetleri, okul sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği, acil sağlık hizmetleri, sağlık eğitimi, laboratuvar hizmetleri gibi hizmetlerin sunumu ve gerekli kurumlarla işbirliği içinde koruyucu ve tedavi edici hizmetlerden herkesin en iyi şekilde yararlanması için bölgedeki nüfusun sağlık düzeyini yükseltici planların yapılması ve bu hizmetlerin yapılmasına destek veren kurumlar ile işbirliği içerisinde yürütür. Toplum sağlığı merkezi bölgesinde yaşayan toplumdaki insanların sağlık düzeyini yükseltmek, sağlık düzeyini korumak ve bozulan sağlık düzeyini iyileştirici tedbirleri almak üzere tüm kurum ve kuruluşlarla gerekli işbirliğini yaparak hizmetlerini yürütür. Toplum sağlığı merkezi bu hizmetini yürütürken bazı sağlık hizmetlerini direkt kendisi sunabileceği gibi, diğer sağlık kuruluşlarından elde etmiş olduğu sağlık verilerini analiz ederek gerekli müdahaleleri gerçekleştirmesi gerekmektedir. 112 acil sağlık hizmeti, hastane öncesi ve hastaneler arası hasta nakli veya kişilerin acil tıbbi müdahale ihtiyaçları durumunda hizmeti sunan bir merkeze bağlı istasyonlarda görev yapan sağlık personeli ile ambulanslarından oluşur.

146 Ülkemizden tarım sektöründe çalışanları temel olarak üç grup da değerlendirmek gerekmektedir. Birinci grup kendi arazisinde aile fertleri ile tarımsal faaliyete bulunanlar, İkinci grup devamlı veya dönemsel olarak tarımsal alanda çalışanlar ama ikametini sürekli olarak orada sağlayan kişiler, üçüncü grup olan mevsimlik gezici tarım işçisi olarak çalışmak amacıyla, bulundukları illerden diğer illere aileleri ile birlikte giden ve çalışma sonrası tekrar illerine dönenlerdir. Her üç tarım sektörü çalışanlarının kendilerine özel iş sağlığı sorunları ve ihtiyaçları vardır. Yerleşik olarak tarımsal faaliyete bulunan birinci ve ikinci grupta temel iş sağlığı bölgesel özellikler göre bulaşıcı hastalıklar, kazalar, kimyasal (biosidal v.b.) maruziyet gibi bir çok etkenin sebep olduğu akut ve kronik hastalıkların önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasından ve tedavine kadar geniş bir uygulama alanı bulmaktadır. Üçüncü grupta (Mevsimlik gezici tarım işçisi) ise diğer gruplardaki sorunların üzerine çalışma sürecinde ulaşım, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik, sosyal çevreyle ilişkiler, çalışma ve sosyal güvenlik bakımından sorunlarının çözümü de içermesi gerekmektedir. Durum analizinde yön ve hedefler ortaya koyacak verilerin olmaması sistem geliştirilmesinde sıkıntılar yaşanmasına sebep olmuştur. Bulunulan noktaya ve sorunlara dair veriler olmadığı takdirde hayatın pratiğine yönelik eylemler ve hedefler koymak mümkün olmadığı gibi bilinmeyen bir durumdan şu kadar ileriye/ geriye diye hedeflere işarette gerçekçi ve ölçülebilir olmamaktadır. SONUÇ Genel olarak, iş sağlığı hizmetlerinin sunumu için birçok model bulunmaktadır; bunlar, birincil sağlık hizmetleri modeli, şirket içi hizmetlerle birlikte büyük şirket modeli, birkaç KOBİ tarafından ortaklaşa organize edilen grup hizmetleri, bir hizmet sağlayıcı olarak sosyal güvenlik kurumu, iş sağlığı konusunda özel uzmanlığı olan serbest çalışan doktor, sadece iş sağlığı hizmetlerini ya da hizmetlerinin bir parçası olarak iş sağlığını sunan özel sağlık merkezi veya yerel veya bölgesel hastanelerin ayakta tedavi klinikleri olabilir. TİSH alıcılarının, çoğunlukla KOBİ çalışanları ve kendi hesabına çalışanlarla çiftçiler ve kayıt dışı sektörde çalışanlar olması nedeniyle bu hizmetlerin en geniş kapsamına, birincil sağlık hizmetleri birimi modeli yolu ile ulaşmak mümkündür. Kamu birincil sağlık bakım birimlerinin, KOBİ ler ve kendi hesabına çalışanlar için TİSH yi sunduğu ülkelerde, toplam iş sağlığı hizmet sunumunun önemli bir kısmı (% 40 a kadar) karşılanabilmektedir. Bu birimler sıklıkla, kayıt dışı sektörü kapsayan tek seçenektir. Bazı ülkelerde sosyal sigorta kurumları, iş sağlığı hizmetlerini organize etmektedir ki bu durumda sigortasız olanlar kapsama girememektedir. Ayrıca bazı ülkelerde ayakta tedavi klinikleri bu gruplara İSH sağlarken bazı ülkelerde sendikalar üyeleri için İSH yi organize etmektedir. Devlet; iş sağlığı alanında sağlık muayeneleri ile TİSH personeli, işverenler ve çalışanların eğitimi de dahil olmak üzere TİSH sağlayıcılarına uzmanlaşmış analitik, ölçüm ve danışmanlık hizmetleri sağlayan ikincil düzeyde destek hizmetlerinin verilmesini dikkate almalıdır. TİSH hizmet sunum modelleri, ülkenin koşulları dikkate alınarak farklı türlerde organize edilebilir. Bununla birlikte özellikle KOBİ çalışanları, kendi hesabına çalışanlar, tarımda çalışanlar ve kayıt dışı sektörde çalışanlara TİSH in en geniş kapsamda verilmesi, ancak kamu eliyle sunulacak birincil sağlık hizmetleri modeli yolu ile mümkündür.iş Sağlığı ve Güvenliği Yasası nın ilgili tüm tarafların uzlaşmasıyla bir an önce yürürlüğe girmesinin sağlanması, TİSH uygulamalarında çok önemli bir rol oynayacaktır. En uygun hizmet modeli, iş sağlığı hizmetlerinin çok disiplinli (doktor, hemşire, iş hijyenisti, ergonomist ve psikolog vb) bir ekip tarafından sağlanmasıdır ancak hizmet alan küçük birimleri, özellikle KOBİ leri, kırsal tarım ve kayıtdışı sektörleri bu ekiple organize etmek mümkün değildir; bu durumda iş sağlığı alanında bir uzmanlığı olmayan doktor ve hemşireye güvenilmesi gerekmektedir. Başlangıç düzeyi minimum olarak İSH ile ilgili kısa bir eğitimi olan bir hemşire ve tercihen temel güvenlik unsurlarını bilen bir güvenlik görevlisi olmalıdır. TİSH düzeyi; bir BSB birimi veya diğer altyapı için çalışan ve İSH alanında kısa bir özel kurs almış olan bir doktor ve bir hemşireye sahip olmalıdır. III. ve IV. düzeyler, uzmanlık eğitimi olan doktorlarca yürütülmektedir. Birçok gelişmiş ülkede, doktor ve hemşirelere yönelik temel eğitim programı iş sağlığı alanında kısa bir tanıtım kursunu içermektedir. TİSH çoğunlukla uzman olmayan genel pratisyenler tarafından sağlanmaktadır ancak iş sağlığı alanında özel bir eğitim olmaksızın yeterli iş sağlığı hizmetlerini sağlamak mümkün değildir. Bu yüzden iş sağlığı hizmetlerinde minimum düzeyde belirli bir eğitim alınması çok önemlidir; bazı ülkelerde mezuniyet sonrası 10 haftalık kurs minimum eğitim olarak düşünülmektedir. TİSH de İSH personelinin sayısal ihtiyacı, bi- 145

147 146 leşenlerin yapıları ve bunların ihtiyaçlarına göre değişebilmektedir. Deneyime dayalı bir tahmin; endüstri dalı ve işyerlerinin büyüklüğünün yanısıra coğrafi dağılıma bağlı olarak minimum ihtiyacı 5000 çalışan başına bir doktor ve iki hemşire olarak ortaya koymaktadır. İlgili kamu otoriteleri, böyle bir kaynağın hazır bulundurulmasından ve yeterliliğinin düzenli olarak güncellenmesinden sorumludur. Başlıca İş Sağlığı Hizmeti ilkeleri olarak aşağıdakiler belirlenmiştir; 1. Tüm çalışanlara, özellikle ve öncelikle Tarım sektörü ve KOBİ lere yönelik ve erişilebilir olmalıdır. 2. Bütüncül bir anlayışla sunulmalıdır. 3. İş güvenliği hizmetlerini kapsamalıdır. 4. Kamu ve yerel yönetimler, işçi ve işveren sendikaları ve meslek kuruluşları tarafından desteklenmelidir. 5. Ülke sağlık politikaları ile ilişkilendirilmelidir. 6. Temel sağlık hizmetleri ile desteklenmelidir. 7. İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri tarafından desteklenmelidir. 8. Yerel gereksinimlere yönelmeli ve yerel koşullara uygun olmalıdır. 9. İş sağlığı hizmetlerinde nitelikli ve yetişmiş insan gücü desteklenmelidir. (İşyeri hekimi, işyeri hemşiresi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanları, psikolog, iş hijyeni uzmanı, ergonomi uzmanı gibi.) 10. İş kazaları ve meslek hastalıkları istatistiklerinin güncel ve erişilebilir olması sağlanmalıdır. 11. İşveren ve sendikaların farkında lığı arttırılmalıdır. Bilinç ve duyarlılık arttırılmalıdır. 12. T.C.Sağlık Bakanlığı ve T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve sosyal taraflar işbirliği içinde olmalıdır. 13. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü kurulmalıdır. 14. Üniversiteler, eğitim ve araştırma konularında Temel İş Sağlığı Hizmetlerine katkıda bulunmalıdır. TSM leri, temel iş sağlığı hizmetlerinin yerine getirilmesi amacı ile bölgedeki işyerlerinde görevli işyeri hekimleri, her türlü sağlık kuruluşu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı merkez ya da taşra örgütleri ile işbirliği yapabilir. Gerektiğinde TSM tarafından ilgili mevzuata uygun olarak sağlık ve güvenlik birimi kurulabilir. Bu birimde, hizmet sunulacak işyerlerinin risk durumlarına ve çalışan sayılarına göre gerekli donanım sağlanarak, İSG eğitimleri sağlanan yeterli sayıda hekim, mühendis, hemşire ve çevre sağlığı teknisyeni görevlendirilebilir. Söz konusu personelin nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeyde hazır bulundurulması ve bu yeterliliğin düzenli olarak güncellenmesi konusunda ilgili kamu otoriteleri ortaklaşa sorumludurlar.işyerlerinde çalışma ortamı gözetimi ve çalışanların sağlık gözetimi ile İSG profesyonelleri, işverenler ve çalışanların eğitimi konularında TİSH sunucularına gerekli destek hizmetlerinin kamu tarafından düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca TİSH kapsamında kayıt sisteminin oluşturularak ulusal sağlık sistemine entegre edilmesi ve sürekli güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Toplum Sağlığı Merkezleri iş sağlığı hizmetleri planlaması için, hekim ve diğer sağlık personeli ile birlikte SGK ve yerel yönetimlerle işbirliği halinde bölgesindeki kayıtlı olan ve olmayan işyeri sayısı, sektörel dağılım, tehlike sınıfı ve kullanılan enerji durumuna göre dağılımını yılda bir kez yazılı ve elektronik ortamdan veri alarak saptar, işyerlerinin durum tespitini yapar. Ayrıca yukarda tanımlanan ekibe ek olarak işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının katılımıyla (iş sağlığı ve güvenliği ekibi oluşturularak) bölgesindeki işyerlerinde meslek hastalıkları ve iş kazalarını kayıt altına almak ve müdahale planı oluşturmak üzere ilgili kurumlarla işbirliği halinde her yeni olguda ve aylık olarak verileri yazılı ve elektronik ortamdan alarak, iş ve meslek hastalıklarının sayısı, türleri, sektörlere ve zamana göre dağılımı ile iş kazası ve meslek hastalığına yol açabilecek kişisel, çevresel, tüm etmenleri inceler. İş sağlığı ve güvenliği ekibinin tümünün katılımıyla TSM bölgesindeki işyerlerinin tanımının yapılması, çalışanın sağlığının izlenmesi ve değerlendirilmesi, İSG kurullarının etkinliğinin değerlendirilmesi ve önerilerde bulunmak için işyerinin risk değerlendirme sonuçlarına göre çalışma ortam ölçümlerini planlaması; çalışma ortamında sağlığın korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi için ilgili kurumlarla işbirliği halinde bölgesindeki işyerlerinden verileri alıp fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik, psikososyal riskleri hakkında durum değerlendirmesi yaparak, sonuçlarının incelenmesi çalışan sağlığının geliştirilmesine yönelik eylem planı hazırlanması; çalışmalarını yürütür. TSM yine aynı şekilde bölgesindeki işyerlerinde çalışanların sosyo demografik özelliklerini saptamak, sağlık gözetimini yönlendirmek, sağlığının izlenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla yazılı ve elektronik ortamdan

148 çalışanlara ait verileri, işe giriş /periyodik muayene durumlarını değerlendirir, eğitim ve sağlığın geliştirilmesi ve teşviki çalışmalarını ilgili kurumlarla işbirliğiyle yürütür. Sonuç olarak: Çalışma Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere iş sağlığı ve güvenliği konusundaki tüm paydaşlar ortak vizyon olarak Tüm çalışanları ve çalışma ortamlarını kapsayan; bütüncül, dinamik ve insan sağlığını önceleyen iş sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin, başka ülkelere ilham verecek standartlarda verildiği bir Türkiye oluşturmak kavramının benimsemesi ile gerekli strateji, temel politikalarını ve eylem planlarını belirlemeli ve uygulamada ortak hareket etmelidir KAYNAKLAR 1. Velicangil Sıtkı Koruyucu ve Sosyal Tıp Filiz Kitabevi İstanbul Erkan Cahit Dr. İş Sağlığı Ders Kitabı 2. Baskı Ankara Üniv. Tıp Fak. Yay. 264 AnkaraÜniv Basımevi 3. Hıfzıssıhha Mektebi Müdürlüğü 21 Hedefte Türkiye Sağlıkta Gelecek Ankara T.C. Sağlık Bakanlığı Stratejik Plan Akdağ Recep, Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programı İlerleme Raporu T.C. Sağlık Bakanlığı Web sayfası 7. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Web sayfası 8. Temel İş Sağlığı Hizmetlerinin Uygulama usul ve Esasları Hakkında yönerge 9. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği 147

149 GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİ: İNSAN ODAKLI SÜRDÜRÜLEBİLİR İNSANİ GELİŞME PROJESİ Adalet BUDAK AKBAŞ GAP İdaresi Başkanlığı Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Güneydoğu Anadolu Bölgesinin sahip olduğu su ve toprak kaynaklarının değerlendirilerek, Bölge halkının gelir düzeyini ve yaşam standardını yükseltmeyi, bölgelerarası gelişmişlik farkını ortadan kaldırmayı, kırsal alanda verimliliği ve istihdam imkanlarını arttırmayı, sosyal istikrar ve ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmayı hedefleyen çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Entegre niteliğiyle Proje, sadece barajlar, hidro-elektrik santralleri, sulama yapıları gibi fiziksel yatırımlarla sınırlı kalmayıp, bunların yanında ve birbiriyle eşgüdüm içinde tarımsal gelişme, sanayi, kentsel ve kırsal altyapı, haberleşme, eğitim, sağlık, kültür, turizm ve diğer sosyal hizmetler gibi sosyo-ekonomik sektörlerin geliştirilmesine yönelik yatırım ve etkinlikleri de içermektedir. Entegre bir bölgesel kalkınma projesi olan GAP, 90 lı yılların ortalarında insan odaklı, sürdürülebilir insani gelişme felsefesiyle yürütülen bir bölgesel kalkınma projesine dönüştürülmüştür. İnsani gelişme hedefine yönelen planlama ve uygulama faaliyetleri katılımcılık, eşitlik ve hakkaniyet ve insan kaynaklarını geliştirme ilkeleri çerçevesinde yürütülmeye başlanmıştır. Katılımcılık, projeden etkilenen tüm tarafların projenin hazırlanma sürecinden, uygulanmasına ve izlemedeğerlendirmesine kadar tüm aşamalarına katılımı olarak anlaşılmaktadır. Tarafların duyarlılığını oluşturarak, projelerin sosyal yapılabilirliğini artırarak, projelerin maliyetlerini düşürerek ve Bölge halkının dile getirdiği sorunlarını çözerek projelerin başarısını olumlu olarak etkilemektedir. GAP çerçevesinde kalkınmada eşitlik ve adillik, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak dezavantajlı konumda yaşayan halkın, kalkınma sürecine entegrasyonu anlamına gelmektedir. GAP Bölgesi nde kadınlar, çocuklar, topraksız ve küçük topraklı çiftçiler, küçük işletmeciler, sulama dışı alanlarda yaşayan çiftçiler dezavantajlı gruplar olarak tanımlanmakta ve bu grupların da katılımı ile özel programlar gerçekleştirilmektedir. GAP ta kalkınma ve gelişme; ortalama yaşam süresi, bebek ölüm oranı, okur-yazarlık oranı, eğitime katılma süresi, sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik, bölgeler ve cinsler arası refah farklılıklar ile yaşam kalitesi ve sürdürülebilirliği ile tarif edilmektedir. Bir toplumsal dönüşüm projesi olan GAP kapsamında 22 baraj (15 baraj tamamlanmış) inşa edilecek, 19 hidroelektrik santrali (10 santral yapılmış) yapılacak ve 1.82 milyon hektar tarım arazisi ( ha alan sulamaya açılmış) sulamaya açılacaktır. Barajların ve sulama altyapılarının tamamlanması, tarımda sulamanın yaygınlaşması, ürün deseninin ve tarımsal pratiklerin değişmesi, sanayileşme ve kentleşme sonucunda ekolojik ve çevresel değişmelere bağlı olarak ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarının azaltılması amacıyla, GAP İdaresi Başkanlığı, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde çeşitli araştırma ve uygulama projeleri gerçekleştirmektedir. Söz konusu projeler: Şanlıurfa da Şark Çıbanı Projesi: Yale, Ege, Çukurova, Dicle, Gaziantep ve Harran Üniversitelerinin işbirliği ile yürütülmüştür. Halk Sağlığı Projesi: GAP Bölgesi Halk Sağlığı Eylem Planının hazırlanması yoluyla, kuruluşlar ve sektörler arası eşgüdümün sağlanarak, sağlık sorunlarının önlenmesinde entegre bir yaklaşımın hayata geçirilmesi amacıyla uygulanmış bir araştırma projesidir. GAP kapsamındaki 9 ilde yürütülmüş olan bu çalışma kapsamında ele alınan konular sağlık hizmetlerinin durumu, üreme sağlığı, çocuk sağlığı, bulaşıcı hastalıklar, enfeksiyon ve paraziter hastalıklar, kronik hastalıklar, çevre, özürlüler ve mevsimlik göçlerdir. Diyarbakır ve Batman İllerinde Sıtma Kontrolü Projesi: Diyarbakır ve Batman İllerinde Sıtma Kontrol çalışmalarını güçlendirmek amacıyla uygulanan proje, GAP İdaresi Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı Sıtma Savaş Dairesi Başkanlığı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Diyarbakır ve Batman Valilikleri işbirliğiyle uygulanmıştır. 148

150 Sıtma Hizmetlerinde Toplum Katılımı Projesi: Dünya Sağlık Örgütü nün desteği ve Sağlık Bakanlığı nın koordinasyonu ile yürütülen projenin amacı; sıtmanın belirtileri, bulaşma şekli, tedavisi ve korunma yolları konusunda farkındalık yaratmaktır. Proje uygulama alanı olan Batman, Mardin, Siirt, Şırnak ve Şanlıurfa illerinde bulunan ÇATOM katılımcısı genç kız ve kadınlar, sıtma hizmetlerinde sağlık gönüllüsü olarak görev almıştır. Kırsal Alanda Sağlık Eğitimleri: ÇATOM ların ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde oluşturdukları ekiplerle kırsal alanda yaşayan kadın ve çocuklara yönelik sağlık alanında sundukları bilgi ve hizmet desteğinden oluşmaktadır. Hizmet desteği kapsamında mevsimlik tarım işçisi kadınların ve çocukların saç kesimleri yapılmakta, bit taramaları gerçekleştirilmekte, bulaşıcı hastalıklardan korunma yolları anlatılmakta, böcek sokması, yaralanma vb konularda ilk yardım eğitimleri verilmektedir. Ulusal Aşı Günleri Kampanyası: Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen programda hedef gruba ulaşma konusunda sağlık personeline destek vermek üzere Batman, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak ÇATOM katılımcıları görev almıştır. GAP Tarım Kampı Lider Çiftçi Yetiştirme Projesi: Kırsal alanda yaşayan yaş grubundaki kız ve erkek çocukların katılımıyla düzenlenen tarım kamplarında; sosyal, kültürel, sportif ve eğitsel çalışmalar düzenlenmektedir. Eğitim çalışmaları kapsamında tarım ilaçlarının insan sağlığı üzerindeki zararları konusunda bilgilendirmeler yapılmaktadır. Topluma Dayalı Ana Çocuk Sağlığı: Batman, Siirt, Adıyaman, Mardin, Kilis, Diyarbakır ve Şırnak illerinin gecekondu mahallelerinde yaşayan kadın ve çocuklara yönelik temel anne, bebek, çocuk ve üreme sağlığı konularında eğitimler verilmiştir. Tarım toplumu olan ülkemizde, istihdam edilen her dört kişiden birinin tarım sektöründe çalıştığı göz önünde bulundurulduğunda, tarım sektöründe çalışanların sağlığı ve güvenliğine yönelik yapılan çalışmaların oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Bu alanda Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işbirliği ile Türkiye de ilki gerçekleştirilen 1. Tarım Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumunun, tarım sektöründe çalışanların sağlığı ve güvenliğine yönelik adımların atılmasına katkıda bulunacaktır. GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı olarak bu Sempozyumun çıktılarına dayalı, GAP Bölgesinde tarım sektöründe çalışanların sağlığı ve güvenliği konusunda proje geliştirip uygulayacak ve bu alanda diğer kurumların yapacağı çalışmaları destekleyeceğiz. 149

151 MALATYA MERKEZİNDE HAŞERE MÜCADELESİ İLE İLGİLİ YETİŞKİNLERİN BİLGİ DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Prof.Dr.Erkan Pehlivan*, Yrd.Doç.Dr.Ali ÖZER*, Dr.Elvan TÜRKOL, Prof.Dr.Gülsen GÜNEŞ* (*) İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.Dalı. Giriş ve Amaç İnsan, hayvan ve bitkilere zarar veren haşerelere (insekt, böcek ve diğer zararlılar) karşı mücadele çok uzun yıllar önce başlamıştır. Mücadele 20.Yüzyılın ortalarında bazı bileşiklerin keşfi ile önemli bir aşama kaydetmiştir. 1 Önceleri ürünlerde verimi arttırmak için tarım zararlılarına karşı kullanılan pestisidler, zamanla insan sağlığını koruma amaçlı tüm vektörlere karşı kullanılmıştır. 2 Zararlılara karşı kullanılan kimyasallar, sularda ve toprakta ve organizmada birikir, doğrudan veya dolaylı olarak tabiata ve tüm canlılara zarar verir hale gelir. Şimdiye kadar bu alanda 30 binin üzerinde ürün üretilerek pazara sunulmuştur. Bunların 2600 kadarı yoğun üretimdedir. 3,4 ABD Çevre Koruma Kurumu (USEPA) pestisidleri kimyasal pestisidler, biyopestisidler ve zararlı kontrol cihazları diye üç grup altında incelemektedir. Günümüzde, bunlardan kimyasal ve biyopestisitleri kullanmakla elde edilen fayda ile ortaya çıkardığı zarar, sağlıkla ilgili uluslar arası örgütlerin başlıca inceleme konusu olmaktadır. 6 Pestisid olarak kullanılan ilk maddeler arsenik ve kükürttür. Bitki zararlılarına karşı tarih içinde zehirli bitki fumigasyonları, zeytin yağı, şarap gibi maddeler kullanılmıştır. 6 Pestisid amaçlı 19. yy da elde edilen ilk doğal bitkisel madde pyretrum dur. Zaman içinde paris yeşili, civa ve bakır tuzları, arsenik, kükürt gibi maddeler insekt, böcekler ve diğer artropodlara karşı kullanılan başlıca maddeler oldular. Çoğu pestisidler inorganik veya organik bileşiklerdir. İnorganik olanlar flor, fosfat ve sülfür bileşikleridir. Organik bileşikler ise bitkisel kökenli doğal veya sentetik bileşiklerdir. Sentetik bileşikler; klorlu hidrokarbonlar, organofosforlular, karbamatlar, bitki ve diğer organizmalardan elde edilen kitin, hormon inhibitörü, bakteri toksinleri şeklinde olan bileşiklerdir. Elde edilmesi, maliyet, etki mekanizması, koku ve renklendirme yönünden sağladığı kolaylıklar nedeniyle sentetik bileşikler tercih edilmektedir. Kentlerde haşerelere karşı mücadelede entegre mücadele yöntemlerinden kimyasal ajanlarla yapılanı en son olarak kullanılması gerekendir. 2,6,7 Öncelikle fiziki ve biyolojik mücadele tercih edilmelidir. Öte yandan haşere populasyonunu azaltmada vaktinde yapılmış larva mücadelesi önem kazanmaktadır. 7-9 Bu çalışmanın amacı Malatya merkez ilçe sınırları içerisinde 2000 yılından itibaren sürdürülen vektör mücadelesi ile ilgili erişkin bireylerin farkındalık ve bilgi düzeylerini belirlemektir. Gereç ve yöntem Her yıl mart-ekim ayları arasında larva ve erişkin vektör mücadelesinin dönüşümlü olarak yapıldığı kent merkezinde 2008 Yılı Haziran-Ekim arasında gerçekleştirilen bu çalışma kesitsel bir araştırmadır. Dünya Sağlık Örgütünün gelişmekte olan ülkeler için önerdiği 30 küme örneklem yöntemi kullanılarak kent merkezinde larva mücadelesinin yapıldığı bölgeler araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Sağlık evi ve mahalle tabanlı 30 küme oluşturulmuş, her kümeden tesadüfi olarak seçilen 14 hane olmak üzere toplam 420 hanede bir anket uygulaması planlanmıştır. 13 sorusu hangi haşerelere karşı mücadele yapıldığı, kullanılan yöntemler ve ilaç türleri, hangi kurum tarafından yapıldığı, ilaçların etkileri konusunda bilgi düzeyi ile ilgili olan 20 soruluk anket araştırmacılar gözetiminde ilaçlama grup şefleri tarafından uygulanmış, 381 yetişkin birey anketi cevaplamıştır. Araştırmaya 150

152 katılım oranı %90.7 dir. Değerlendirme 13 tam puan üzerinden yapılmış ve verilerin analizinde Student t testi ve One Way ANOVA kullanılmıştır. Bulgular Araştırma kapsamına giren 381 kişinin %44.9 u erkek, %55.1 i ise kadın idi. Ortalama yaş 38.4 ± 12.7 olup, katılanların %10.5 i okur-yazar değil, %34.9 u okur-yazar veya ilkokul mezunu, %22.8 i orta okul, %23.6 sı lise ve %8.1 i ise yüksek öğrenimli idi. Araştırma kapsamına girenlerin %22.1 i memur, işçi veya emeklileri, %34.6 sı esnaf veya serbest, %31.2 si ev hanımı ve %12.1 i ise öğrenci idi (Tablo 1). Tablo.1. Araştırma grubunun sosyo-demografik özelliklere göre dağılımı Sosyodemografik özellikler n % Cinsiyet Erkek Kadın Yaş <30 yaş yaş yaş yaş yaş Öğrenim durumu Okuryazar değil Okuryazar+İlk Orta Lise Yüksek Toplam Araştırma kapsamına girenlerden %92.6 sı sivrisinek, %76.9 u karasinek, %29.1 i tatarcık ve %36.5 i ise kenelere karşı ilaçla mücadele yapıldığından haberli idiler. İlaçlamanın Malatya Belediyesi tarafından yapıldığını katılımcıların %87.7 si, 2000 yılından beri yapıldığını ise % 56.4 ü bilmişlerdir. Katılımcıların yaklaşık 1/3 ü mücadelede kullanılan kimyasal ajanların insan sağlığına (%32.8) ve çevreye (%35.2) zararlı olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca katılımcıların %40 7 si Malatya da haşere mücadelesinde kullanılan ilaçların az zehirli ilaçlardan olduğunu söylemişlerdir (Tablo 2). Tablo 2. Çalışma grubunun haşere mücadelesi ile ilgili farkındalıkları ve bilgileri Haşere İle Mücadele Bilgi Düzeyi Konular Evet Hayır n % n % Karasinek mücadelesi Sivrisinek mücadelesi Tatarcık mücadelesi Kene mücadelesi Akrep, sıçan, böcekler Larva mücadelesi Uçan sinekler Kullanılan ilaçları bilme İlaçlama yapan kurumu bilme Kaç yıldır ilaçlama yapıldığını bilme Sağlığa olumsuz etkiler Çevredeki canlılara etki durumu Malatya da kullanılan haşere ilaçları az zehirli

153 Erkeklerin Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması 6.1± 1.9, kadınların ise 6.2±1.9 olup aradaki fark anlamlı değildir (p>0.05). Katılımcılardan 30 yaşın altında olanların Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması 6.4±2.1, yaş arasındakilerde 6.1 ±1.9 ve 60 yaş üzerindekilerde ise 5.6 ±1.7 dır. Haşere İle Mücadele Bilgi Puanı yaşla birlikte azalmakla birlikte istatistiksel farklılık yoktur (p>0.05). Okur yazar olmayanlarda Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması 5.8±2.0, yüksek öğrenimlilerde ise 7.3±2.0 dir. Eğitim düzeyi yükseldikçe Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması anlamlı olarak artmaktadır (p<0.05). Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması ev hanımlarında 5.8±1.9 memurlarda 6.1±2.3, esnaflarda 6.4±1.8, öğrencilerde ise 6.7±1.9 olup, mesleklere göre anlamlı farklılık yoktur (p>0.05). Kent merkezinde yapılan vektör mücadelesini doğru bulanların Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması, (6.3±1.9) mücadeleyi doğru bulmayanlardan (5.7±2.1) daha anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05); (Tablo 3). Tablo 3. Çeşitli değişkenlere göre Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması nın dağılımı Haşere İle Mücadele Bilgi Puanı AO±SS p Cinsiyet Erkek 6.12± Kadın 6.15±1.91 Yaş <30 yaş 6.36± yaş 6.22± yaş 6.14± yaş 5.75± yaş 5.58±1.72 Öğrenim durumu Okuryazar değil 5.75±2.02 c Okuryazar+İlk a 5.67±1.84 Orta 6.26±1.99 Lise 6.51±1.63 b Yüksek 7.25±1.96 b Meslek Esnaf 6.36±1.84 Ev hanımı 5.82±1.87 Öğrenci 6.71±1.92 Emekli 5.70±1.48 Memur 6.09±2.30 Çiftçi 6.27±1.48 Evde ilaç bulundurma durumu Evet 6.31± Hayır 5.96±1.94 Haşere mücadelesini doğru bulma durumu Doğru buluyorum 6.27± Doğru bulmuyorum 5.70±2.05 Tartışma Araştırmaya katılanların büyük bir kısmı sivrisinek (%93) dörtte üçü ise (%77) karasineklere karşı yapılan kimyasal mücadeleyi bilmekte idiler. Tatarcık ve kenelere karşı mücadele yapıldığını ise araştırmaya katılanların üçte biri bilmekte idiler. İlaçlamanın Malatya Belediyesi tarafından yapıldığını katılımcıların %87.7 si, 2000 yılından beri yapıldığını ise % 56.4 ü bilmekteydiler yılında Ankara Gölbaşı İlçesinde yapılan bir araştırmada, Sivrisineklere karşı Belediye tarafından yapılan mücadelenin büyük ölçüde farkında olduklarını belirtmişlerdir (10).Haşerelere karşı kullanılan ilaçların insan ve çevre sağlığına zararlı olabileceğini 152

154 ifade edenler araştırmaya katılanların 1/3 ü kadardılar. Buna karşılık olarak katılımcıların yaklaşık %41 i ise kullanılan ilaçların az zehirli ilaçlardan olduğuna inandıklarını belirtmişlerdi. Gölbaşı ilçesinde yapılan araştırmada ilaçlamada kullanılan kimyasal ajanların insan ve çevre sağlığına zararından dolayı, biyolojik amaçla kullanılan predatörlerin korunmasının %95 oranında gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Gölbaşı çalışmasında entegre mücadele yöntemine olumlu bakmayanların oranı ise sadece %2.4 olarak bulunmuştur. 10 Şanlıurfa da buğday tarımı ile ilgilenen kişiler üzerinde 2004 yılında yapılan bir araştırmada katılımcıların %41.1 i kullanılan ilaçların insan sağlığına zararlı olduğunu belirtmişlerdir. 11 Buna karşılık Tokat İli Artova İlçesinde kırsal yörede yaşayan halkın bilinç düzeyi ile ilgili yapılan bir araştırmada ilaçların insan ve çevre sağlığına zararlılık düzeyine bakanların oranının %5.6 olduğu tespit edilmiştir. Halkın tarım amaçlı kullanılan ilaçlar hakkında orta düzeyde bilinç düzeyine sahip oldukları bulunmuştur. 12 Malatya merkezinde larva mücadelesinin yapıldığı bölgelerdeki kümelerde araştırma yapılmasına rağmen Araştırmaya katılanların %34.9 u larva mücadelesinden haberli olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların %81.1 i ise uçkun (ergin sinek) mücadelesi yapıldığını ifade etmişlerdir. Bu uygulamayı bilmelerinin nedeni, ULV yöntemi (sıcak sisleme) ile cadde ve sokaklarda uçkun mücadelesinin yapıldığını görmeleridir. Uygulamalar sırasında kullanılan ilaçların insan sağlığına zararlı olduğunu söyleyenlerin oranı %32.8 ve çevredeki diğer canlılar üzerinde zararlı olduğunu ifade edenler ise %35.2 idi. Katılımcıların ancak %3.1 i kullanılan ilaçların hangi tür ilaçlardan olduğunu bildiğini, %50.7 si evlerinde haşerelere karşı kullanmak üzere ilaç bulundurduklarını ve hatta %25 sinin evlerinde tarım ilacı bulunduğunu bildirmişlerdir. Hangi tür ilaçların kullanıldığını bildiklerini söyleyenlerin de etken maddeleri kapsamayan genel bilgi tarzında ifadede bulundukları tespit edilmiştir. Katılımcıların %77 7 si vektörlere karşı yapılan kimyasal mücadeleyi doğru bulduklarını, %13.4 ü ise doğru bulmadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcılardan %80.3 ü sivrisineklere, %74.5 i karasineklere karşı ilaçla mücadelenin başarı sağladığını ifade etmişlerdir. Araştırmaya katılanların hangi haşerelere karşı mücadele yapıldığını bilme durumu ile yaş gruplarına dağılım arasında fark olmamakla birlikte, eğitim yükseldikçe mücadeleyi yapan kurumu bilme durumu arasında fark bulunmuştur. Tokat İli Artova İlçesi kırsalında yapılan araştırmada yaş grupları ile çevre bilinci arasında bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda yaş aralığında olan gençlerde çevre bilincinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. 12 Eğitim düzeyi yükseldikçe Haşere İle Mücadele Bilgi Puan Ortalaması anlamlı olarak artmaktadır (p<0.05). Bu fark Tokat İli Artova İlçesi kırsalında yapılan araştırmada da elde edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınlar ve erkekler pestisidler konusunda benzer şekilde orta düzeyde bilgiye sahiptirler. Katılımcılardan yaşı arttıkça bilgi ortalamaları düşmekle birlikte fark anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Her iki araştırmada eğitim ile bilgi düzeyi veya bilinç düzeyi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Çünkü bu çalışmada katılımcıların öğrenim düzeyi arttıkça bilgi düzeyleri de belirgin şekilde artmaktadır. Sonuç olarak; Malatya kent merkezinde yaşayan halk, haşerelere karşı yapılan mücadelenin büyük oranda farkındadırlar ve ilaçlamayı faydalı bulmaktadırlar. Buna karşılık haşere mücadelesi ile ilgili genel bilgi düzeyleri orta seviyededir. Bu amaçla kullanılan kimyasal ilaçların insan ve çevre sağlığına zararları konusunda yeterli bilince sahip olmadıkları söylenebilir. Bu konuda yetkili kurum ve kuruluşların entegre mücadele yöntemleri konusunda halkı bilinçlendirmeleri 153

155 gerektiği önerilebilir. Anahtar kelimeler: haşere mücadelesi, kentler, bilgi düzeyi Kaynaklar: 1-Delen N, Türkiye de tarım ilacı kullanımı ve sorunları Eds. A.Ş. Tan, A.Aydın, N.Ercan, M.A. Gül, ve A.Oğuz. TAYEK/TYUAP Tarla Bitkileri Grubu, Ege Tarımsal Araştırma Müdürlüğü, Yayın No: 2002.(109): Güler Ç, Çobanoğlu Z. Pestisitler. Çevre Sağlığı Temel Kaynak Dizisi No:52. T.C. Sağlık Bakanlığı Yayınları. Ankara EPA, A Summary of OPP reduced-risk pesticides initavite. EPA pp. 4-WHO, Chemistry and specifications. Occupational and environmental medicine. 2002; EPA. Pesticides regulation- ındex of pesticides data. htpp://npic.orst.edu/epareg.htm.2007 US EPA. 4 pp. 6-Kutlu Ş. Pestisit Güvenliği II.Ulusal Çevre Hekimliği Kongresi. Ankara Ocak 2006 ss Özcel MA, Daldal N(editörler). Parazitoloji de Artropod Hastalıkları ve Vektörler. Türkiye Parazitoloji Derneği Yayınları No:13. İzmir EPA. Policy and guidence efficiacy document, technical science to all pesticides. science/policies/ pp 9-WHO: Pesticides and their Applications. For the control vectors and pests of public health importances. Sixth Edition. WHO/CDS/NTD/WHOPES/GCDPP/ Aldemir A, Boşgelmez A.:Ankara-Gölbaşı nda Sivrisinek (Diptera: Culicidae) Kontrol Çalışmaları Hakkında Yöre Halkının Düşünce, Beklenti ve Önerileri. Türkiye Parazitoloji Dergisi, 2005, 29 (1): Aktaş Y,, Öcal F, Yılmaz G, Kubaş A.:Şanlıurfa da Buğday Tarımının Tarımsal Yayım Açısından Çözümlenmesi. Türkiye VI.Tarım Ekonomisi Kongresi. Tokat Eylül Kızılaslan H,: Çevre konularında kırsal halkın bilinç düzeyi ve davranışları (Tokat İli Artova İlçesi) ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi 2005 Cilt 1, Sayı

156 SÖZLÜ BİLDİRİLER SB-1 ÇİFTÇİLERİN PESTİSİTLERİ SAKLAMA KOŞULLARI VE GÜVENLİ KULLANIMI KO- NUSUNDA BİLGİ, TUTUM VE DAVRANIŞLARI Rukİye YALAP TUNA*, İskender GÜN**, Osman CEYHAN** * Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü. KAYSERİ ** ERÜ. Tıp Fak. Halk Sağlığı AD. KAYSERİ GİRİŞ VE AMAÇ Bu çalışmada; çiftçilerin pestisitleri saklama koşullarını ve güvenli kullanımı konusunda ki bilgi, tutum ve davranışlarını ortaya koyarak; konuya dikkat çekmek, pestisitlerin kullanımıyla ilgili sorunların boyutlarının anlaşılmasına yardımcı olabilmek, bu alanda gerekli eğitim programlarının ve koruyucu tedbirlerin düzenlenmesine katkıda bulunabilmek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma Kayseri iline bağlı merkez ilçe olan İncesu ilçesinde ve köylerinde yürütülmüştür. Literatürde pestisit kullanım sıklığı ile ilgili bir veri tespit edilemediğinden evrenin %20 sinin (n=465) örnekleme alınması planlanmıştır. Örneklem seçimi İncesu İlçe Tarım Müdürlüğü nden alınan çiftçi listesinden sistematik örnekleme yöntemi ile yapılmış, ulaşılamayan (n=27) ve araştırmaya katılmayı kabul etmeyen (n=12) çiftçilerin yerine listeden bir sonraki kişi seçilerek toplam 465 kişi ile görüşülmüştür. Araştırmayı kabul eden çiftçilere yüz yüze görüşme metodu ile toplam 30 sorudan oluşan anket formu doldurularak veriler elde edilmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan sözlü olarak bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde Ki-kare, t testi ve lojistik regresyon uygulanmış ve p< 0.05 değerleri anlamlı olarak kabul edilmiştir. BULGULAR Araştırma kapsamına alınan çiftçilerin %98.1 i erkek olup araştırma grubunun yaş ortalaması 51.3 (±8.6) olarak saptanmıştır. Çiftçilerin %62.4 ü ilköğretim mezunudur. Araştırma kapsamına alınan çiftçilerin %12 si hiç pestisit kullanmadığını ifade etmiştir. Çiftçilerin %6.5 i ise evinde pestisit bulunmadığını; sadece kullanacağı miktar kadar aldığını, kalan miktarı imha ettiğini ifade etmiştir. Evinde pestisit bulunan çiftçi oranı %81.5 tir. Çiftçilerin %65.2 sinin evinde insektisit grubu, %31.6 sının evinde herbisit grubu, %28.8 inin evinde ise fungusit grubu pestisit bulunduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamına alınan çiftçilerin %52.5 inin pestisitleri evlerinde depo-ardiyede, %17.2 sinin mutfakta, %12.7 sinin kilerde, %6.1 inin yaşam alanında, %5 inin hayvan barınağında ve %5 inin evin diğer alanlarında muhafaza ettikleri belirlenmiştir. Lise ve üstü eğitim alan çiftçilerin, ailesinde 5 yaş ve altı çocuk olan çiftçilerin ve yine ailesinde 65 yaş üstü yaşlı birey olan çiftçilerin pestisitleri uygun koşullarda saklama oranı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Tablo I. Saklama Koşullarının Uygunluğunun Çiftçilerin Bazı Özelliklerine Göre Dağılımı Uygun Uygun değil Toplam Eğitim Durumu Sayı % Sayı % Sayı % X 2 p İlköğretim ve altı Lise ve üstü Ailede 5 yaş ve altı çocuk Var Yok Ailede 65 yaş üstü yaşlı birey 155

157 Var Yok Ailede zihinsel engelli birey Var Yok Toplam Fisher s Exact Test Araştırma kapsamına alınan çiftçilerden %72 sinin ilaçlama işlemini kendisinin yaptığını ifade etmiştir. İlaçlama işlemini kendisi yapan çiftçilerden %25.2 si ilaçlama işleminden sonra çeşitli sağlık sorunları yaşadığını ifade etmiştir. Sağlık sorunu yaşayan çiftçilerde görülen şikayetler sırası ile; baş dönmesi, bulantı-kusma, halsizlik, baş ağrısı, gözde kızarma-yanma, çarpıntı, nefes darlığı, karın ağrısı ve diğer bulgulardır. Tablo II de görüldüğü gibi tarım ilaçlarının etiketini/kullanma talimatlarını okuduğunu ve talimatlara her zaman ya da genellikle uyduğunu ifade eden çiftçilerin ilaçlama sonrası sağlık sorunu yaşama oranları daha düşük olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Tablo II. Çiftçilerin Kullanma Talimatlarını Okuma ve Uyma Durumuna Göre Sağlık Sorunu Yaşama Oranları Sağlık Sorunu Talimatlarla ilgili tutum Yaşamış Yaşamamış Toplam Sayı % Sayı % Sayı % Etiketini/kullanma talimatlarını okuma durumu Her zaman /genellikle X 2 p Bazen okurum / hiç Kullanma talimatlarına uyma durumu Her zaman /genellikle Bazen uyarım / hiç Toplam Tablo III te görüldüğü gibi araştırma kapsamına alınan çiftçilerde eldiven ve maske kullanımı değerlendirildiğinde; bazen kullandığını ya da hiç kullanmadığını ifade eden çiftçilerde ilaçlama sonrası sağlık sorunu yaşamış olanların oranı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). İlaçlama esnasında koruyucu elbise kullandığını ifade eden çiftçilerde ilaçlama sonrası sağlık sorunu yaşama oranı bazen kullandığını ya da hiç kullanmadığını ifade eden çiftçilere göre daha düşük bulunmuş ancak aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Tablo III. Çiftçilerin Koruyucu Malzemeleri Kullanma Durumuna Göre Sağlık Sorunu Yaşama Oranları Koruyucu malzeme kullanma Eldiven kullanma durumu Sağlık Sorunu Yaşamış Yaşamamış Toplam Sayı % Sayı % Sayı % X 2 p Her zaman / genellikle Bazen / hiç Koruyucu elbise kullanma durumu Her zaman / genellikle Bazen / hiç Maske kullanma durumu Her zaman / genellikle Bazen / Hiç

158 Toplam Çiftçilerin %86.1 i ilacı hazırlama işlemini açık alanda yaptıklarını %13.9 u kapalı alanda yaptıklarını belirtmişlerdir. Tarım ilacını hazırlama işlemini kapalı alanda yaptıklarını ifade eden çiftçilerin açık alanda yapan çiftçilere göre sağlık sorunu yaşama oranı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (x 2 =30.673, p=0.000).çiftçilerin tarım ilacını kullandıktan sonra boşalan ambalajları ne yaptıkları ile ilgili değerlendirmede; %50.1 inin (n=195) çöpe attığı, %32.9 unun gömerek ya da yakarak imha ettiği, %9.5 inin boş araziye attığı ve %7.5 inin boş ambalajı başka amaçlar için kullandığı belirlenmiştir. SONUÇ Araştırma kapsamına alınan çiftçilerin çoğunluğu pestisit kullanmaktadır ve uygun koşullarda saklayan çiftçi oranı düşüktür. Lise ve üstü eğitim düzeyine sahip çiftçilerde, ailesinde 5 yaş altı çocuğu olan ve 65 yaş üstü yaşlı birey olan çiftçilerde uygun koşullarda saklama oranları daha yüksektir. Pestisitlerin etiket/kullanma talimatlarını okuduğunu ve uyduğunu belirten çiftçilerin ve ilaçlama esnasında koruyucu malzeme kullandığını belirten çiftçilerin daha az sağlık sorunu yaşadıkları belirlenmiştir. İlaçlama esnasında riskli davranışlarda bulunan çiftçilerde sağlık sorunu yaşama oranı yüksektir. Bu sonuçlara göre şu önerilerde bulunabiliriz; çiftçilere pestisitlerin nasıl saklanacağı, ilaçlama yaparken nelere dikkat etmesi gerektiği, koruyucu malzemeleri nasıl kullanacağı, boşalan ambalajların nasıl imha edilmesi gerektiği ve zehirlenen birinde ne tür bulgular olabileceği ve ilk müdahale olarak neler yapılacağı konusunda eğitimler düzenlenmelidir. İlaçlama işleminin profesyonel elemanlarca yapılması pestisitlerin yanlış ve fazla kullanımını önleyerek insana ve çevreye olan zararlı etkilerini azaltabileceği gibi aynı zamanda akut pestisit zehirlenmelerinin de önlenmesini sağlayabilir. Tarım ilaçlarına ait boş ambalajların çiftçilerden toplanarak imha edilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. 157

159 SB-2 TARIM İŞGÜCÜNDE PESTİSİT ETKİLENİMİ AYDIN FARKINDALIK ÇALIŞMASI E.DİDEM EVCİ KİRAZ*, FİLİZ ERGİN*, EBRU SERTER**, ŞAKİR KARAKAYA** *Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. ** Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü GİRİŞ VE AMAÇ Pestisitler siyah ve beyaz ayrımı yapılması zor olan bir kimyasal maddeler topluluğudur. Canlı formların yıkıcı etkisini azaltmak için canlı eliyle üretilen bir üründür. Kimyasal içeriği nedeniyle çevre ve halk sağlığına etkileri dikkatle izlenmekte, uygulaması için özel düzenlemeler getirilmektedir. Aslında bir bakıma ilaçtır, reçete bilgileri vardır, satış yerleri ve satış usulleri, satın alan kişilerin kullanma sırasında uyması gereken şartlar belirlenmiştir. Klasik bilgilere göre pestisitler etkili oldukları canlıya, kimyasal tiplerine, işlevlerine, dayanıklılık sürelerine, inert bileşenlerine göre sınıflandırılmaktadırlar. Bu sınıflamaya bir de mevzuatlar açısından pestisitleri eklemek uygun olacaktır. Halk sağlığı alanında (biyosidal) ve tarımda (bitki koruma ürünleri) kullanılan pestisitler için ayrı mevzuat düzenlemeleri bulunmaktadır. Pestisitlere ilişkin düzenlemelerde adı geçen uluslar arası kuruluşlar arasında başlıcaları Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO), Çevre Koruma Ajansı (EPA) dır. Bu kuruluşlar yayınladıkları uluslar arası katılımlı metinlerle pestisitlerin Dünya da dolaşımı, izlenmesi, değerlendirilmesi, bunların sonuçlarına göre çevre ve halk sağlığına zararlarının en aza indirilmesi, sağlıklı ve güvenli kullanım konularında bilgilendirme yapmaktadırlar. Bazı Tehlikeli Kimyasallar ve Pestisitlerin Uluslar Arası Ticaretinde Ön Bildirimli Kabul Usülüne Dair Rotterdam Sözleşmesi bunlardan birisidir. Dünya çapında çok çeşitli alanlardan uzmanlar pestisitlerle ilgili bilimsel çalışmalar yapmaktadırlar ve bunlar uluslar arası bilimsel dergilerde yayınlanmaktadır. Pub Med bilimsel makale arama motoru üzerinden pestisit anahtar sözcüğü ile yapılan incelemede 2011 yılında toplam 217 makale yayınlandığı görülmektedir. Farklı anahtar kelimelerle bu sayı daha da artabilir (1). Tüm bu bilgiler/bilgilendirmelere rağmen pestisitlere bağlı ani ve uzun dönemde etkilenimler görülmekte ve bunların sayısı giderek artmaktadır. Pestisitlerle insan etkilenimi pestisit üretimi-satışı-uygulaması-tüketimiyayılımı aşamalarında görülmektedir. Halk sağlığı ve toksikoloji açısından pestisitlerin etkileri iki şekilde görülür. (1) Dikkatsiz kullanma sonucu akut zehirlenmeler (2) Çevre-ekosistemler üzerine bozucu etkisi ve bu durumun insan sağlığına olumsuz etkileri. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) nin verilerine göre; den fazla pestisit piyasada bulunmaktadır. EPA nın verilerine göre ABD de yaklaşık 2 milyon tarım işçisi bulunmakta ve bunlar arasında her yıl, hekim tanısı almış pestisit zehirlenmesi görülmektedir (2). Bu noktada sorulması gereken soru Tarım işgücünün kullanımı için hazırlanan, tarıma özel bir ilaç neden bu kadar çok kişiyi olumsuz etkiler? olmalıdır. Cevap, bilgisizlik, eğitim eksikliği, dikkatsizlik, kurallara uymama, kaza vb. şeklinde olabilir. Ancak, ilgili kurum ve kuruluşlar düzeyinde bilgilendirme, kayıt, izleme, eğitim, denetim mekanizmalarının da kurulmuş olduğu görülmektedir. Örnek olarak; Türkiye de tarihinde yayımlanan, sayılı Bitki Koruma Ürünlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik bitki ve bitkisel ürünlere arız olan zararlı organizmalarla mücadelede kullanılan bitki koruma ürünlerinin tarla, bahçe veya bağlar ile ürünlerin saklandığı yerlerde uygulanmasında kullanıcıların, bitkilerin, hayvanların ve çevrenin korunması amacıyla hazırlanmıştır. Bu yönetmeliğe göre; profesyonel veya kendi arazisinde üretim yapanların ilaçlama yapabilmesi için taşıması ve uyması gereken özellikler ile eğitim konuları belirlenmiştir. Aydın ın Buharkent ilçesinde yaşayan bir üretici yukarıda örnekleri verilen pestisitlere ilişkin bilgiler in varlığından ne kadar haberdardır? Bu noktadan hareketle; Aydın ilinde pestisit hazırlama, uygulama ve uygulanmış tarlalarda uzun süreli çalışmaları nedeniyle daha fazla risk altında olan tarım işgücünün, pestisit kullanımı konusunda farkındalıklarını belirlemek amacıyla bir çalışma planlanmıştır. 158

160 GEREÇ VE YÖNTEM Çalışma Ege bölgesi, Aydın ili Buharkent ilçesinde 14 Ekim Aralık 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma Bölgesinin Tanıtımı Buharkent Aydın-Denizli sınırında, içinden buharlar geçen, temel geçim kaynağı tarım olan bir ilçedir. 160 m rakımda yer alan ilçenin sekiz köyü bulunmaktadır verilerine göre; merkezle birlikte toplam 2946 hanede, kişi (%46,2 erkek, %53,8 kadın) yaşamaktadır. İlçenin %40,0 ı tarım arazisidir; 45 sera bulunmaktadır ve yetişen temel ürünler sebze (50000 ton), taze incir (10128 ton) ve zeytin (8650 ton)dir. İncirde görülen zararlılar arasında kanlıbasra, kırmızı örümcek ve ekşilik böceği sayılabilir. Bununla birlikte bölge açısından önemli olan incir için pestisit kullanımı sınırlıdır. Zeytinde ise zeytin sineği ve zeytin güvesi görülmektedir. Sebzelerin çeşitlerine göre zararlılar da farklılaşmaktadır. İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü yanı sıra yedi adet zirai kooperatif bulunmaktadır. Bitki koruma ürünlerinin uygulama usul ve esasları hakkında eğitim toplantıları çerçevesinde 2011 yılında 129 kişi eğitilmiştir. Gereç Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilmiş yapılandırılmış bir anket kullanılmıştır. Anket formu Bitki Koruma Ürünlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik maddeleri ve T.C. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2011 Yılı Bitki Sağlığı ve Karantina Çalışma Program ve Prensipleri kitabındaki İlaç-Alet bölümünden yararlanarak hazırlanmıştır.anket formu beş bölümden oluşmaktadır: sosyodemografik özellikler, ürün yetiştirilen yer, güvenli pestisit kullanımı bilgi düzeyi, uygulama, zehirlenme. Güvenli pestisit kullanımı, beş soruya verilen cevaplar üzerinden puanlanmıştır. Bu sorular pestisit satın alırken ilk dikkat edilen özellik? ürünlere doğru zamanda pestisit uygulaması yapılıp yapılmadığı pestisitlerin doğru depolanıp depolanmadığı? güvenli ve sağlıklı pestisit seçiminde bakılan kriterler? dir. Her doğru cevap 1 puan yanlış cevap ise 0 puan almıştır. Yöntem Çalışma, Aydın ili Buharkent ilçesinde, ilçe pazarlarındaki üreticilerle, beş hafta boyunca yapılandırılmış anket aracılığıyla, yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak, katılmayı kabul eden 340 üretici ile gerçekleştirilmiştir. Anketlerin ön denemesi Aydın salı pazarında satış yapan 20 üretici ile yapılmıştır. Elde edilen verilere göre ankete son şekli verilmiştir. Anketleri uygulamak üzere Buharkent belediyesi tarafından belirlenen gönüllü iki anketör eğitime alınmıştır. Anketörler ankete başlamadan önce, katılımcılara araştırmanın amacını açıklamış, araştırmaya katılmayı kabul edenlerin sözlü onamlarını aldıktan sonra sorularını yönetmişlerdir.türkiyede tarım işçilerinde pestisit kullanımı farkındalığı konusunda herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle p=%50 alındığında %95 güven aralığında d=0.05 iken tespit edilen örnek büyüklüğü 384 dür. Brezilya da yapılmış bir çalışmada da benzer şekilde bir örneklem büyüklüğü belirlenmiştir (3). Çalışmaya katılmayı kabul edenlerin sayısı 340 dır ve örnek büyüklüğünün %88,5 ine ulaşılmıştır, Çalışmaya dahil edilme kriterleri, 18 yaş ve üzeri olmak, Türkçe konuşuyor olmak ve iletişim güçlüğü olmamak olarak belirlenmiştir, Analiz Verilerin analizinde SPSS (17.0 for Windows software) programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı verilerin sunumunda ortalama, standart sapma, sayı ve % ler kullanılmıştır. p < 0,05 istatistiksel açıdan anlamlı olarak kabul edilmiştir. Güvenli pestisit seçimi, satın alma, kullanımı, depolama ve uygulamaya yönelik beş soruya verilen cevaplar üzerinden farkındalık düzeyi puanlanmıştır. BULGULAR Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 46,33+12,59 (19-83)olup, %93,3 ü yaş arasındadır. Pazarcıların %93,8 i erkek, %67,1 i ilkokul ve altı eğitimli, %87,9 unun çocuğu vardır. Katılımcılar evde ortalama 3,61+1,47 (1-10) kişi ile yaşamaktadır. %20.0 sinin süregen hastalığı olup, ailesinde hastalık bulunan 159

161 kişiler %28,7 dir. Katılımcıların bazı sosyodemografik özellikleri Tablo 1 de verilmiştir. Tablo 1: Katılımcıların bazı sosyodemografik özellikleri, Buharkent-Aydın Sayı % Cinsiyet (340) Kadın 21 6,2 Erkek ,8 Yaş (328) , ,3 65 yaş ve üstü 19 5,8 Eğitim (325) Okur-yazar olmayan 3 0,9 İlkokul ,1 Orta okul ve üstü ,0 Aile Tipi (318) Çekirdek aile ,7 Geniş aile 71 22,3 Medeni Durum (337) Evli ,9 Boşanmış 44 13,1 Sosyal Güvence (338) Evet ,3 Hayır 43 12,7 Katılımcıların Sağlık Sorunları (67) Tansiyon 26 38,8 Tiroid 1 1,5 Şeker 21 31,3 Sol yolu (alerji-astım-bronşit-nefes darlığı-koah) 10 14,9 Diğer (kolesterol, mide, baş dönmesi, akıl hast. vb) 27 40,3 Katılımcıların Ailesinde Sağlık Sorunları (96) Tansiyon 45 46,9 Tiroid 1 1,0 Şeker 39 40,6 Sol yolu (alerji-astım-bronşit-nefes darlığı-koah) 9 9,4 Deri hast 4 4,2 Diğer (kolesterol, mide, baş dönmesi, akıl hast. vb) 35 36,4 Katılımcıların %53,9 u ürünleri yetiştirdikleri yerde yaşamaktadırlar, Pazarcıların ürünleri yetiştirdikleri yer ile yaşadıkları yer arası mesafe 236,44+201,64 (0-500) metre ile 3,67+3,09 (1-25) kilometre arasında değişmektedir. Sıklıkla pestisit uygulanan üç ürün zeytin (%64,4), incir (%49,1) ve domatestir (%26,8), Katılımcılar sıklıkla kırmızı örümcekler(%71,2), yaprak bitkileri (%47,1) ve meyve sinekleri (%41,5) için pestisit uyguladıklarını belirtmiştir, Tüketilen pestisitlerin sadece %18,8 inin reçetesi olduğu ifade edilmiştir, Pazara gelmeden bir gün önce pestisit uyguladığını belirten pazarcılar %6,3 dür, Araştırmanın yapıldığı gün pazara çıkarılan ürüne ortalama 88,46+69,74 (1-240) gün önce pestisit uygulandığı belirtilmiştir, Pestisitleri satın alma bakımından, %92,2 si kendilerinin, %3,6 sı eşilerinin %1,3 ü çocuklarının satın aldığını belirtmiştir, Ayrıca 93,8 i pesitisitleri kendisinin hazırladığını belirtirken, % 3,9 u eşlerinin %1,3 ü çocuklarının hazırladığını; uygulama aşamasında % 92,5 i kendisinin pestisit uygulamadığını, %4,5 i eşlerinin, %1,3 ü çocuklarının pestisit uygulaması yaptığını ifade etmiştir, Katılımcılardan %86,4 ü pestisitlerin zararlı özellikleri arasında ilk akla gelen özelliği zehirlenme olarak belirtmiş, %4,3 ü çocuklara zararlı olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların pestisit kullanımı ile ilgili mevcut farkındalıklarına ilişkin bazı bilgiler Tablo 2 de sunulmuştur. 160

162 Tablo 2: Pazarcıların pestisit kullanımı ile ilgili tutum ve davranışları, Buharkent-Aydın Pestisit kullanımı konusunda bazı tutum ve davranışlar Sayı Yüzde Pestisit satın alırken dikkat Tarihi ,9 edilen ilk özellik (n=295) Kalitesi 56 19,0 Etkisi 51 17,3 Diğer* 32 10,8 Pestisitlerin sağlıklı ve güvenli olduğuna karar verme (n=300) Daha önce satın alanların tavsiyelerine göre hareket ederim ,6 Etiket/ambalaj üsündeki bilgilere bakarım ,6 Ziraat odasından bilgi alırım 73 24,3 Satılan her pestisit denetimden geçmiştir, güvenle alırım 70 23,3 Fiyatına bakarım 55 18,3 Daha önce rekramlarını gördüğüm ürünü tercih ederim 10 3,3 Diğer** 7 2,3 Pestisitlerin üzerinde bulunan etiketi okuma (n=287) Evet ,9 Hayır 82 10,1 Sağlık Bakanlığı izni ,8 Etiket/ambalajda bakılan bilgiler $ Tehlike işaretleri ,9 Uygulama dozu ,3 Uyarılar ,4 Kullanma biçimi ,2 Üretim son kullanma tarihi ,9 Koruma uyarıları ,7 İçeriği (içindeki maddelerin miktarı, oranları) ,5 Zehir danışma ve acil yardım hattı numaraları 54 15,9 Pestisitlerin saklandığı yer (n=302) Ahırda 53 17,5 Evde kilerde 49 16,2 Bahçede 32 10,6 Evde odalardan birinde 11 3,6 Evde mutfakta 1 0,3 Evde banyoda 5 1,7 Diğer*** ,0 Pestisitlerin depolandığı yer (n=302) Dolap ,7 Yer 25 8,3 Çekmece 7 2,3 Balkon 1 0,3 Diğer # 13 4,3 Pestisitlerin saklandığı kap (n=302) Kendi orijinal ambalajında ,1 Çamaşır tozu kabı 1 0,3 İlaç dolabında 1 0,3 Plastik bidon içinde 1 0,3 161

163 Pesitisit hazırlarken dikkat edilen Eldiven kullanırım ,9 noktalar $ Maske kullanırım ,0 Reçetesine göre hazırlarım ,2 Farklı kıyafetler giyerim ,0 Uyguladıktan sonra kıyafetlerimi değiştiririm ,3 Evde hazırlamam, dışarıda hazırlarım ,9 Uyguladığım yer kapalı alan ise en az 1 saat havalandırırım 22 6,5 Gözlük kullanıyorum 2 0,6 Pestisit uygularken dikkat edilen noktalar Eldiven kullanırım ,8 Maske kullanırım ,0 Rüzgara dikkat ederim ,1 Çocuklarımı uzaklaştırırım ,7 Reçetesine göre hazırlarım ,0 Uyguladıktan sonra kıyafetlerimi değiştiririm ,2 Uyguladığım yer kapalı alan ise en az 1 saat havalandırırım, 56 16,5 Etiketinde yer alan kullanım bilgilerine bakarım 28 8,2 Gözlük kullanıyorum 3 0,9 $ Birden çok seçenek işaretlenmiştir, *Satıcı tavsiyesi, sağlığa etkisi, kullanım yeri **Bir bardak içerim, ruhsatına bakarım, ziraatçiye sorarım, tarihe bakarım ***Depoda, serin bir yerde, mağazada, yüksekte, ilaç dolabında, yaylada, bodrumda vb. # Serin bir yerde, yüksekte, duvarda, ilaç sandığında, vb. Tarımla uğraşan ve üretici konumunda bulunan kişilerde sağlıklı ve güvenli pestisit tüketimi ile ilgili farkındalık düzeyi ortalaması 3,15±0,84 (0-5) olarak tespit edilmiştir. Beş puan üzerinden yapılan değerlendirmede toplam puanı (beş) alan üreticiler %1,9 dir. Toplam puan alan üreticilerin hiçbiri ürünleri yetiştirdikleri yerde yaşamazken, farkınlığı düşük düzeyde saptanan üreticilerin %52,8 i ürünleri yetiştirdikleri yerde yaşadıklarını ifade etmişlerdir (p=0,012). Katılımcıların %83,8 inin doğru hazırlama kurallarından herhangi birini yaptığı, %81,5 inin doğru uygulama kurallarından herhangi birini yaptığı tespit edilmiştir. Pestisit hazırlama ve uygulama aşamalarında cinsiyet açısından farklılık olup olmadığına bakıldığında kadınlarda riskli davranışların daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Cinsiyete göre katılımcıların bazı sosyodemografik özellikleri ile pestisit kullanımıyla ilgili tutum ve davranışları Tablo 3 de verilmiştir. Tablo 3: Cinsiyete göre katılımcıların bazı sosyo-demografik özellikleri ile pestisit kullanımıyla ilgili tutum ve davranışları, Buharkent-Aydın Erkek Kadın Sayı %* Sayı %* ki-kare p Yaş 20 yaş ve altı 3 1,0 0-1,450 0, , ,0 65 ve üzeri 19 6,1 0 - Eğitim İlkokul ve altı , ,7 0,038 0,846 Ortaokul ve üzeri ,4 7 33,3 Medeni durumu Evli , ,5 0,347 0,751 $ Bekar/boşanmış/dul 45 14,1 2 9,5 Sosyal güvence Yok 37 11,6 6 28,6 5,138 0,036 Var , ,4 Tanı konmuş hastalık Var 62 19,7 5 25,0 0,332 0,567 $ Yok , ,0 162

164 Ailede tanı konmuş hastalık Var 94 29,9 1 5,0 5,744 0,017 Yok , ,0 Aile tipi Çekirdek , ,2 2,455 0,152 $ Geniş 64 21,4 7 36,8 Ürünleri yetiştirdiği yerde yaşama Evet , ,2 0,738 0,390 Hayır ,0 7 36,8 Etiket okuma Evet , ,0 0,617 0,705 Hayır 28 10,5 1 5,0 Maske kullanımı Evet ,4 7 33,3 6,471 0,011 Hayır , ,7 Eldiven kullanımı Evet ,3 8 38,1 5,766 0,016 Hayır , ,9 Ev dışında hazırlama Evet ,3 2 9,5 4,784 0,029 Hayır , ,5 Reçete bilgilerine uyma Evet ,3 4 19,0 9,247 0,002 Hayır , ,0 Farklı kıyafet giyme Evet ,8 6 28,6 1,218 0,270 Hayır , ,4 Hazırlık sonrası kıyafetlerini değiştirme Evet ,4 4 19,0 2,597 0,108 Hayır , ,0 Hazırlama yerini en az bir saat havalandırma Evet 22 6,9 0-1,548 0,381 $ Hayır , ,0 Maske kullanımı Evet ,1 8 38,1 4,345 0,037 Hayır , ,9 Eldiven kullanımı Evet ,2 8 38,1 9,381 0,002 Hayır 95 29, ,9 Çocuklardan uzak tutma Evet ,1 5 23,8 8,798 0,003 Hayır , ,2 Reçete bilgilerine uyma Evet ,4 6 28,6 4,111 0,043 Hayır , ,4 Rüzgar yönüne dikkat etme Evet ,9 4 19,0 13,427 0,000 Hayır , ,0 Uygulama sonrası kıyafetleri değiştirme Evet ,1 3 14,3 5,555 0,018 Hayır , ,7 Uygulama yerini en az bir saat havalandırma Evet 52 16,3 4 19,0 0,108 0,761 $ Hayır , ,0 Etikette yer alan kullanım bilgilerine uyma Evet 29 9,1 0-2,087 0,237 $ Hayır , ,0 $ * Sütun yüzdesi alınmıştır Fisher-in kesin testi 163

165 Gerek pestisit hazırlama gerek uygulama aşamalarında kadın üreticilerin erkeklere göre yaklaşık iki kat fazla riskli davranışlar (maske, eldiven kullanımı, reçete bilgilerine uyma gibi) sergilediği tespit edilmiştir. Katılımcıların sadece %4,1 i pestisit satın alırken insan sağlığı üzerine etkisi olup olmadığını incelediğini belirtmiş olup, %4,3 ü geçmişte evlerinde pestisitlerden kaynaklanan bir zehirlenme durumu yaşandığını belirtmiştir. Zehirlenme yaşayanların %69,2 si kendisi olup, zehirlenme sonrasında %53,8 i hastaneye gittiğini, gerisi ise sarımsak yediğini veya ayran içtiğini belirtmiştir. SONUÇ Araştırma sonuçları yoğun etkilenim durumunda bulunan ve risk grubu olarak belirtilen tarım üreticilerinin sağlıklı ve güvenli pestisit tüketimi konusunda tutum ve davranışlarının istenilen seviyede olmadığını göstermektedir. Pestisit tüketimi ile ilgili beş puan üzerinden yapılan farkındalık düzeyi ortalaması 3,15±0,84 (0-5) olarak tespit edilmiştir. Tam puan alan üreticiler %1,9 olup, bu üreticilerin hiçbiri ürünleri yetiştirdikleri yerde yaşamadıklarını ifade etmişlerdir. Pestisit hazırlama ve uygulama aşamalarında üreticilerin büyük bir çoğunluğunun (%80 ve üzeri) herhangi bir doğru uygulamayı yaptığı saptanmıştır. Cinsiyet açısından farklılık olup olmadığına bakıldığında kadınlarda riskli davranışların daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Pestisit hazırlama aşamasında maske, eldiven kullanımı, reçete bilgilerine uyma ve ev dışında hazırlama kurallarına uyma kadınlarda erkeklere göre daha düşük düzeydedir. Pestisit uygulama aşamasında da benzer şekilde maske, eldiven kullanma, reçete bilgilerine uyma, çocuklardan uzak tutma, rüzgarın yönüne dikkat etme ve uygulama sonrası kıyafetlerini değiştirme kadınlarda erkeklere göre daha düşük düzeyde bulunmuştur. Ülkemizde çalışan nüfusun yaklaşık %20 si tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu alanda çalışanlar, gerek çalışma koşulları gerek çevresel etkilenimlerden kaynaklanan nedenlerle sağlığı etkileyen pek çok olumsuz durumla karşı karşıya kalabilmektedir. Çevresel etkilenimler içinde pestisitler önemli bir yer almaktadır. Pestisitlerin insanlarda belirli miktarlarda toksik olmaları nedeniyle savaşımda çalışan herkesin bunların kullanımı sırasında meydana gelebilecek potansiyel zarardan sakınmaları gerekir. Üretici konumunda bulunan ve yoğun olarak maruz kalma durumunda bulunan bu kişilerin pestisitlerin sağlık üzerinde etkileri konusunda farkında olması ve güvenli uygulamalarda bulunmaları gerek kendi sağlıkları gerekse ürünleri tüketen kişilerin sağlıkları açısından önem arz etmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hatalı uygulamalar nedeniyle ölüm veya ciddi hastalıklarla sonuçlanan zehirleme durumları ile de karşı karşıya kalınabilmektedir. KAYNAKLAR 1-Pub Med. gov, 17 Mart Pesticide Illness & Injury Surveillance, Center for Disease Control and Prevention-Chemicals, 17 Mart Maria Celina P, Recenaa, Eloisa D, Caldasb,_, Dario X, Piresa, Elenir Rose J,C, Pontes (2006), Pesticides exposure in Culturama, Brazil Knowledge, attitudes, and practices, Environmental Research 102:

166 SB-3 MEVSİMLİK GÖÇEBE TARIM İŞÇİSİ GENÇLERİN SAĞLIKLI YAŞAM BİLGİ VE DAVRANIŞLARINA AKRAN EĞİTİMİNİN ETKİSİ ZEYNEP ŞİMŞEK*, EVİN KIRMIZITOPRAK**, *Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. ** Sağlık Müdürlüğü GİRİŞ VE AMAÇ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından biyolojik, psikolojik ve sosyal değişikliklerin hızlı bir biçimde yaşandığı yaş aralığı gençlik dönemi olarak tanımlanmaktadır. Gençlik döneminde fiziksel hastalıkların görülme sıklığı düşük olmakla birlikte, uzun dönemde sağlığı etkileyen risk faktörlerine maruziyetin yüksek olduğu bir dönemdir (1-2). Sürdürülebilir tarımsal üretimin kalbi olarak tanımlanan mevsimlik göçebe tarım işçileri (MGTİ), dünyada 1.1 milyar tarım işgücünün çoğunluğu çocuk ve genç olmak üzere yaklaşık 450 milyonunu oluşturduğu bildirilmektedir (3). Türkiye de ise yaklaşık tarımda çalışan olduğu (4), kesin veri olmamakla birlikte yaklaşık 3 milyonunun göçebe tarım işçisi olduğu tahmin edilmektedir. MGTİ kentsel ya da kırsal yaşam alanlarının dışında yaşayan, bu nedenle de politika belirleyiciler, karar vericiler, kamu ve sivil toplum örgütleri yanı sıra, bilim insanları ve araştırma kurumları açısından da görünmeyenler ve duyulmayanlar olarak rapor edilmiştir (3). Literatür incelendiğinde MGTİ nin sağlık açısından öncelikli risk gruplarından birini oluşturduğu görülmektedir. Ottowa Sözleşmesi nde de ifade edildiği gibi, sağlığın ön koşulları barış, barınma, eğitim, gıda, gelir, sürdürülebilir eko sistem, sürdürülebilir kaynaklar, sosyal adalet ve eşitliktir (5). Tarım işçilerinin barınma koşulları incelendiğinde, tarla başlarında ya da köylere yakın yerlerde çoğunlukla bez ya da naylon çadır ya da biriket şeklinde yapılmış, korunaksız, uygun olmayan tuvalet, banyo, temiz içme-kullanma suyundan yoksun alanlarda yaşadıkları saptanmıştır (6) verisine göre; dünya nüfusunun %39 u (2.6 milyar) temel sanitasyondan uzak yaşamakta, %17 si açık alanlara dışkılamakta, %25 i alt yapı yetersizliği nedeniyle sağlıksız su kullanmaktadır (7). Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) tahminlerine göre; çalışma yaşamında yıllık 2.31 million kaza ve hastalık görülmekte ( ölümcül kaza, 1.95 milyon işle ilgili hastalık), bunun yaklaşık yarısı ulaşım ya da tarım aletlerini kullanırken tarımda gerçekleşmektedir (8). Tarlada açık alanda yaşama sonucu, yılan, akrep ve böcek sokmaları ile güneş çarpması sık karşılaşılan sağlık problemleridir. Gerek tarlada geçirilen zaman gerekse eldiven ve benzeri koruyucu olmadan toplama ve hasat işleri işçilerin organik tozlar, toprak ve bitkilerle temasını artırmakta, alerjik ve kontak dermatitlere neden olmaktadır (9). Tarımsal mücadelede kullanılan kimyasallar bir diğer risk faktörüdür. Kimyasallar organizmaya çeşitli yollarla girmekte ve organizmada sinir sistemi, endokrin sistem, immün sistem, karaciğer, kas, kalp, kan, boşaltım ve diğer sistemleri etkilemektedirler (10,11). Özellikle çevresel faktörler (sosyal izolasyon, dışlanma, ağır çalışma koşulları gibi) tarım işçilerinde ruhsal bozukluklara yatkınlığı artırmaktadır (12). Tarım işçisi ailelerin çocuklarında aşı kapsayıcılığı düşük, malnütrisyon, gelişimsel gerilik, paraziter hastalık ve anemi prevalansı yüksektir. Fiziksel sağlık sorunları yanı sıra, çocuklarda duygusal ve davranışsal sorunlar, ağız-diş sağlığı sorunları, çocuk ihmali ve istismarı daha fazladır (13-23). Tüberküloz gibi uzun süreli ilaç tedavisi gereken hastalıklarda da tedavi başarısızlığı yüksektir (24). Tarım işçisi kadınlar doğum öncesi ve sonrası bakım alamamakta, istemsiz düşükler, ölü doğumlar, aşırı doğurganlık, adölesan gebelikler ve gebelikle ilişkili sağlık sorunları açısından önemli risk grubudur (25-27). Tarım işçisi ailelerin kapsamlı ve ulaşılabilir sağlık hizmetine ihtiyaçları fazla iken, kentsel alanların dışında tarlalarda yaşamaları, sık yer değiştirmeler, sağlık güvencelerinin olmayışı, sağlıklarını koruma bilgilerinin olmayışı ve özellikle kadınların dil farklılığına bağlı iletişim sorunları nedeniyle hizmete erişememektedirler (28). Sonuç olarak, mevsimlik göçebe tarım işçiliği, yaşam koşullarının ve barınma koşullarının uygunsuzluğu, temel sanitasyon eksikliği, yetersiz-dengesiz beslenme, kaza ve yaralanmalar, pestisit etkilenimi, aşısı sıcak ve soğuk, hizmete erişememe nedeniyle mortalite ve morbiditenin yüksek olduğu, çalışma yaşamının en kötü biçimlerinden biri olarak tanımlanmakta ve sosyal dışlanmanın bütün boyutlarını yaşayan bir grup olarak ele 165

167 alınmaktadır. Şanlıurfa mevsimlik göçebe tarım işçilerinin en fazla olduğu illerden biridir. İl merkezindeki alt sosyoekonomik düzeyde toplam 33 mahallede kişinin yaşadığı, bunların %44 ünün ( ) tarım işçisi olduğu saptanmıştır. Bu aileler, düşük gelirli, düşük öğrenime sahip (annelerin sadece %11.5 i ilkokul mezunu), çok çocuklu (ortalama 5) ve kalabalık (ortalama 8.5) ailelerdir. Ailelerin %81.2 sinin yeşil kartı, %3.6 sının Bağkur kaydı bulunurken, %15.2 sinin herhangi bir sağlık güvencesi bulunmamaktadır. Mevsimlik tarım işçisi aileler çocukları ile birlikte Mart-Ekim ayları arasında yaklaşık 25 farklı ilde tarım işlerinde çalışmak için göç etmektedirler. Her aile bir yıl içinde ortalama 3 farklı ile gitmektedir. Aileler, yaklaşık 7-8 ay yaşadıkları tarım alanlarında çadır ya da biriket kulübelerde barınmaktadırlar. Bu alanlarda temiz içme-kullanma suyu temininde güçlük, tuvaletin olmayışı, atıklar, güneş, toz, böcek sokmaları, bilinçsiz tarım ilacı kullanımı önde gelen çevresel riskleri oluşturmaktadır (6). Tarım sağlığı ve güvenliği alanında halk sağlığı yaklaşımı sürveyans, epidemiyoloji, sağlık davranışı ve sağlık eğitimi, sosyal pazarlama, müdahale programı geliştirme ve yürütülen çalışmaları değerlendirmeyi içermektedir (29). Sağlık eğitimi dünyada tarımda en fazla kullanılan önleyici programlardan biridir. Ancak gerek kontrol grubu kullanılan çalışmaların yetersiz olması, gerekse ölçümlerin ve göstergelerin iyi tanımlanmamış olması nedeniyle eğitimin etkisini gösteren kanıtlar çok azdır (30). Eğitim programları incelendiğinde, gençlerin çoğu bilgi ve davranışı arkadaşlarından öğrenmeleri ve yine bunları arkadaşlarıyla paylaşmaları nedeniyle, gençlere kendi yaşıtlarıyla ulaşmanın daha uygun bir yaklaşım olduğu kabul edilmektedir (31-36). Aynı sosyal grup içinde olan kişiler akran sayılmakta, akran eğitimi ise akrandan akrana yapılan eğitim anlamını taşımaktadır. Akran eğitiminin temeli, bireyin kendi yaş grubunun bilgi, düşünce ve davranışlarından daha çok etkilenmesine dayanmaktadır (37). Bu çalışmada, mevsimlik tarım işçisi gençlerin sağlıklı yaşam bilgi ve davranışlarına akran eğitiminin etkisinin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Epidemiyolojik araştırma yöntemlerinden müdahale tipinin kullanıldığı bu çalışmanın evrenini mevsimlik tarım işçisinin yoğunlukta olduğu Hayati Harrani ve Osmanlı Mahalleleri oluşturmuştur Aralık ayında rastgele yöntemle Hayati Harrani Mahallesi müdahale grubunu, Osmanlı Mahallesi ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Müdahale grubunu oluşturan Hayati Harrani mahallesinden ilköğretim okulunun desteğiyle yaşlar arasındaki 26 mevsimlik tarım işçisi genç akran eğiticisi olarak belirlenmiştir. Akran eğiticilerinin eğitimini, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) un akran eğiticisi eğitimlerini tamamlayan ikinci araştırmacı ile birlikte, 1 yüksek lisans öğrencisi ve 6 intern doktor görev almıştır. Seçilen 26 MTIG akran eğiticisi ise gönüllü olarak bu çalışmada yer almak isteyen, en az okuma yazma bilen 10 u erkek, 16 sı kız olmak üzere toplam 26 gençtir. 1 erkek eğiticilerin eğitimi sonrasında Yozgat a sera işçiliğine gitmek zorunda kaldığından çalışmadan ayrılmıştır. Eğitim programında; sağlık inancı teorisi, nedene dayalı davranış teorisi, sosyal öğrenme teorisi ve transteoretik modele dayalı olarak UNFPA tarafından geliştirilmiş üreme sağlığı/cinsel sağlık eğitim modülü kullanılmış, ayrıca tarım işçileri için öncelikli risk taşıyan konular belirlenerek benzer modüller haline getirilmiştir. Eğitim modülünde aşağıdaki konular yer almıştır. Gençlerin hakları ve sık rastlanan sorunlar Sağlığı etkileyen faktörler Sistemlere göre hastalıklar ve korunma yolları Tarlada sağlıklı yaşam alanı oluşturma (tuvalet, içme-kullanma suyu, atıklar) İlk yardım Güvenli tarım ilacı kullanımı Toplumsal cinsiyet Güvenli annelik Aile Planlaması Yöntemleri Aile içi şiddet Meme-testis muayenesi Cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrolü 166

168 Yukarıda belirtilen konularla ilgili ayrıca broşürler ve ders notları hazırlanmıştır. Eğitimde beyin fırtınası, rol yapma, grup çalışmaları başta olmak üzere interaktif yöntemler kullanılmış, motivasyonu ve grup içinde etkileşimi sağlamak için kültüre uygun ısınma oyunlarından yararlanılmıştır. Eğitimin ilk oturumunda oldukça çekingen davranan gençler, oturumlar ilerledikçe etkileşim halinde öğrenme etkinliklerine aktif katılmışlardır. Gençlere akşamları ödevler verilmiş, ayrıca gün içerisinde yaşadıkları duyguları yazmaları istenmiştir. Ödevler gün içinde işlenen konulara yönelik aktivitelerden oluşmuştur; örneğin tuzu kontrol etme ve iyotsuz tuzsa iyotlu tuzun yararını anlatıp satın alma, küçük çocukların ve kadınların aşılarını sorgulayıp aşısızları sağlık ocağına yönlendirme gibi. Akran eğiticisi olarak yetiştirilen 26 gence eğitim öncesi ve sonrası yüzyüze görüşme yöntemiyle 120 sorudan oluşan yarı-yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Eğitim sonrasında tüm gençler soruların tümünü doğru yanıtlamış, eğitimin kendilerine olan etkisini sözlü ya da yazılı olarak bildirmişlerdir. Eğitim programı sonrasında en sık ifade edilen duygular; Sabah salona girdiğimde endişeden yerime zor oturdum. İlk tanışma öyle hoşuma gitti ki, endişelerim kayboldu. İlk geldiğimde, ilk gün hepimiz kız-erkek ayrı ayrı oturduk, iki düşman gibi. Ne bileyim beraber oturup kalkmak güzel bir duygu. Beraberce kardeş gibi yaşamak ne güzel. Hele ilk ısınma etkinliğinde hiç tanımadığım kişilerle tokalaşırken çok utandım, saatler geçtikçe yeni açılan bir gül gibi açıldığımı hissettim, burada öğrendiklerim sayesinde bende sayamayacağım kadar değişiklik oldu. Kız erkek karışık olunca ilk gün çok utandım, sonra hocaların yardımı ile utancı atıp ortama alıştık. İlk kez bu kadar çok güldüm. Bilgi dolu, sımsıcak bir ortamdı. Bu günlerimi hep özleyeceğim. Hayatımın en güzel günleriydi. Hayatımda hiç üniversiteye girmemiştim. Bu eğitim kendime güvenimi arttırdı. Erkek, kız ne güzel kaynaştık. Doktora bile söyleyemediğimiz şeyleri konuştuk, öğrendik. Bu eğitimde anlatılan bilgilerin çoğunu bilmiyordum, şimdi öğrendim. 26 kişi demek 26 bin nesil demek. Biz bu projede eğitim almadık, aile olduk, saygıyı, sevgiyi, kardeşliği anladık. Bu beş günde bunlar nasıl sağlandı? İlk gün hiçbir şey bilmeyen, söylemekten ve duymaktan çekinen biri iken şimdi anlatır oldum. Arkadaşlarım, Kız sen nerden biliyorsun bütün bunları! Aboooov! Falan demeye başladılar. Eğitim aldım, ben sana anlattım, sen de başkalarına anlat, senin sağlıklı olman için çevrenin de sağlıklı olması gerek diyorum. Bu günler en güzel günlerim olarak kalacak. Ben kızları burada daha iyi anladım. Bize kadını, doğum yapan, yemek yapan, temizlik yapan, dayak yiyen ve seks aracı olarak öğrettiler. Benim bu kursta en büyük kazancım kadın nedir öğrenmek oldu. Bizi eğitenler kadındı. Bir toplumu geliştirmek için önce kadınlar eğitilmeli ve onlar iyi örnekler olmalıdır. Biz kadını annelerimizden, bacılarımızdan öğrendik. Ama şimdi böyle olmadığını gördük. Televizyonda görünce film işte derdik. Gerçek olduğunu gördüm. Ben artık kadın-erkek eşitsizliğine hayır diyorum. Kadın da erkek de candır. Urfa da insanlar çok hastalanır. İyi ki bu eğitimi verdiniz. Şimdi birçok hastalığın nasıl önlendiğini öğrendim. Bütün çevreme öğrendiklerimi anlatacağım. İnsanın yaradılışını bilmemek ne kötüymüş, insanın kendini tanıması ne kadar güzel. Biz bu kursta haklarımızı öğrendik. Erkek nedir, kadın nedir öğrendik. Bu eğitim herkese verilse cahillik ortadan kalkar, ne töre cinayeti, ne hastalık ne de şiddet olur. Akran eğiticilerine ve çalışmaya katılan gençlere, araştırmanın varsayımı söylenmemiş; bir başka ifadeyle farkına vardırmama ilkesi kullanılmıştır. Araştırmanın saha çalışması için Şanlıurfa Valiliği nden izin alınmıştır. Seçilen gençlerden çalışmaya katılmak istediklerini belirten sözlü onamları alınmıştır. Müdahalenin etkisini değerlendirmek amacıyla, araştırmacılar tarafından yurtdışı ve yurtiçi çalışmalarda kullanılan sorulardan seçilmiş, Gençlerin Sağlığı Bilgi ve Davranış Formu hazırlanarak kullanılmıştır. Bu formda 11 sosyo-demografik özelliği olan, 1 bilgi kaynaklarını ortaya koymayı amaçlayan, 7 sağlıklı yaşam alanı oluşturma, 4 ilk yardım, 9 tarım ilacı kullanımı, 9 bulaşıcı hastalık kontrolü, 44 üreme sağlığı-cinsel sağlık sorusu, 8 toplumsal cinsiyet ve 7 davranış olmak üzere toplam 100 soru yer almıştır. Toplumsal cinsiyete yönelik maddeler gençlerin tutumları ile ilgilidir. Bölgede sık karşılaşılan durumlar tutum ifadelerine dönüştürülmüştür. 167

169 Bunlar kız çocukların eğitimi, evlenme kararı, adölesan evlilik, çok eşlilik, başlık parası, erkek çocuk tercihi ve kararlara katılma ile ilgilidir. Puanın yüksekliği olumlu tutumu göstermektedir. Akran eğitiminin davranış değişimine etkisini belirlemek için; iyotlu tuz kullanma, kesik ve yanıkta ilk yardım, çocuk ve yaş kadınları aşıya gönderme ve meme/testis muayenesi olmak üzere 7 davranış sorusu hazırlanmıştır. Formun ilk bölümünde, gençlerin sosyo demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, medeni durum, ebeveynlerinin öğrenim durumu, kardeş sayısı, ailede engelli birey varlığı, kaç yıldır tarım işçisi olarak çalıştığı, tarlada kaç ay kaldığı ve tarlada nerede yaşadığı, sorularını paylaştığı kişi), ikinci bölümünde ise, tarlada sağlıklı yaşam alanı oluşturma, bulaşıcı hastalıkların kontrolü, ilk yardım, güvenli tarım ilacı kullanımı, üreme sağlığı ve CYBE ile ilgili sorular ve toplumsal cinsiyet eşitliği soruları yer almıştır. Sorular doğru, yanlış ve bilmiyorum seçeneklerini içeren maddeler şeklinde düzenlenmiştir. Puanlar hesaplanırken, her bir doğru seçenek için 1 puan verilmiş ve toplamları alınmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası anketleri uygulamak üzere 5 öğrenci belirlenmiş ve bu gençlere 1 günlük anket uygulama konusunda eğitim verilmiştir. Ön değerlendirme eğitim öncesinde, son değerlendirme ise eğitimden ortalama 3 ay sonra yapılmıştır. Programın etkisini değerlendirmek için Nisan 2010 da 25 gencin ulaştığı 650 gençten %20 sine (120 genç) ve kontrol grubunu oluşturan Osmanlı Mahallesinde yaşayan 120 gence basit rastgele örnekleme yöntemiyle ulaşılması planlanmıştır. Müdahale grubunda 113 gence (yanıtlama hızı %90), kontrol grubunda 118 gence (yanıtlama hızı %94) ulaşılmıştır. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) verilmiştir. Müdahale ve kontrol grubunda puan ortalamaları arasındaki farkı test etmede bağımlı gruplarda t testi, yüzdeler arasındaki farkı test etmede ki-kare testi kullanılmıştır. BULGULAR Tablo 1 de izlendiği gibi, araştırmaya katılan müdahale ve kontrol grubundaki gençlerin cinsiyet, öğrenim durumu, medeni durum, tarlada yaşanılan yer açısından farklılık göstermediği saptanmıştır (p>0.05). Her iki gruptaki gençlerin çoğunluğunu kızlar (sırasıyla; %76.1, %66.1) bekarlar (%93.8, %93.2), hiç okula gitmemiş ya da ilkokulu bitirmemişler (%55.8, %63.6) ve tarlada çadırda yaşayanlar (%76.1, %74.6) oluşturmuştur. Müdahale grubundaki 113 gencin yaş ortalaması 19.03±2.77, kontrol grubundaki 118 gencin ise 19.67±2.45 dir. Ortalama kardeş sayısı incelendiğinde müdahale grubunda 6.98±2.47, kontrol grubundaki ise 7.62±2.65 dir. Yaş ve kardeş sayısı açısından da gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Gençlere sorunlarını kiminle paylaştığı sorulduğunda müdahale grubunda %51 i, kontrol grubunda ise %46.4 ü arkadaş yanıtını vermiştir. Sorunların paylaşıldığı kişi gruplara göre anlamlı fark göstermemiştir (p>0.05). Tablo 1: Gençlerin Demografik Özellikleri Müdahale grubu Kontrol grubu Değişkenler Cinsiyet Sayı % Sayı % Kız Erkek χ²=2.806; sd:1; p= Öğrenim Durumu Hiç okula gitmemiş/ilkokulu bitirmemiş İlkokul Ortaokul ve üstü χ²=1.667; sd:2; p= Medeni Durum Bekar Evli χ²=1.112; sd:2; p= Tarlada yaşanılan yer Çadır Baraka

170 χ²=0.073; sd:1; p= Sorunların Paylaşıldığı Kişi Anne Baba Kardeş Arkadaş Hiç kimse Diğer χ²=8.454; sd:5; p= Toplam Akran Eğitimi Öncesi ve Sonrasında Bilgi ve Davranış Değişimi Tablo 2 de izlendiği gibi, akran eğitimi sonrasında müdahale grubunun temiz-içme kullanma suyu sağlama, sağlıklı tuvalet yapımı, ilk yardım, güvenli tarım ilacı kullanımı, bulaşıcı hastalıkların kontrolü ve üreme sağlığıcinsel sağlık konularındaki bilgi puanı ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Toplam bilgi puanı da müdahale grubunda 50.8±8.6 iken kontrol grubunda 27.2±9.1 olarak saptanmıştır. Gençlerin hangi alanda daha çok bilgi sahibi oldukları ve eğitimin hangi alanda daha etkili olduğunu saptamak için her bir alan puanı madde sayısına bölünmüş ve elde edilen puanlar Tablo 1 de yer almıştır. Madde sayısına bölünmüş puanlar incelendiğinde; kontrol grubunda en az bilginin güvenli tarım ilacı kullanımı ve üreme sağlığı-cinsel sağlık alanında olduğu, en yüksek bilginin ise bulaşıcı hastalıkların kontrolü konusunda olduğu izlenmektedir. Müdahale grubunda temiz-içme kullanma suyu, sağlıklı tuvalet yapımı, güvenli tarım ilacı kullanımı konularında bilginin daha fazla arttığı, bunu ilk yardım, bulaşıcı hastalıkların kontrolü ile üreme sağlığı-cinsel sağlık konularının izlediği saptanmıştır. Tablo 2: Müdahale ve Kontrol Gruplarında Sağlıklı Yaşam Bilgisi Puanları Toplam Puanlar Madde sayısına Bölünmüş Puanlar Eğitim alanları Müdahale grubu Kontrol grubu Müdahale grubu Kontrol grubu Ortalama±sd Ortalama±sd Ortalama±sd Ortalama±sd Temiz-içme kullanma suyu 3.4± ±1.2.86±.19.40±.29 sağlanması Sağlıklı tuvalet yapımı 2.7± ±.90.89±.21.47±.30 İlk yardım 3.4± ±1.3.84±.20.47±.32 Güvenli tarım ilacı kullanımı 6.1± ±2.2.67±.19.26±.24 Bulaşıcı hastalıkların kontrolü 8.2± ±2.4.91±.13.59±.27 Üreme sağlığı-cinsel sağlık 30.6± ±5.9.70±.16.38±.13 Toplam Puan 50.8± ± ± ±1.0 Bütün alanlarda müdahale ve kontrol grubu arasında p <0.05 düzeyinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Tablo 3 de görüldüğü gibi müdahale grubunda kontrol grubuna göre iyotlu tuz kullanımı, doğru ilk yardım, aşıya gönderme ve meme/testis muayeneleri kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde yükselmiştir(p<0.05). Tablo 3: Müdahale ve Kontrol Gruplarında Seçilmiş Davranışların Dağılımı Davranışlar Müdahale Grubu Kontrol Grubu Sayı (%) Sayı (%) İyotlu tuz kullanma 109 (96.4) 58 (51.3) Kesiklerde doğru ilk yardım 98 (86.9) 42 (37.2) Yanıklarda doğru ilk yardım 90 (80.3) 57 (49.8) Çocukları aşıya gönderme 95 (84.1) 5 (4.2) Tetanoz Aşısına gönderme 94 (83.2) 4 (3.4) Meme muayenesi 56 (49.6) 3 (2.5) Testis Muayenesi 11 (39.5) 5 (4.2) Mevsimlik göçebe tarım işçisi gençlerin toplumsal cinsiyete ilişkin tutumlarına akran eğitiminin etkisi incelendiğinde; Grafik 1 de izlendiği gibi toplumsal cinsiyet puan ortalaması kontrol grubunda 4.4±2.6, müdahale grubunda ise 6.5±2.1 olarak saptanmış ve aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Bir başka ifade ile akran eğitimi olumlu yönde tutum değişimine neden olmuştur. 169

171 Grafik 1: Toplumsal cinsiyete yönelik tutum puan ortalaması ,5 Müdahale Kontrol 4,4 TARTIŞMA Bu çalışmada mevsimlik tarım işçisi gençlerin sağlıklı yaşam bilgi ve davranışlarına akran eğitiminin etkisi araştırılmıştır.bu çalışmanın ve benzer araştırmaların bulguları, gençlerin bilgi kaynaklarının çoğunlukla arkadaş çevreleri olduğunu göstermektedir. Gençlere sorunlarını kiminle paylaştığı sorulduğunda her iki grupta da yaklaşık yarısı arkadaş yanıtını vermiştir. Lise, üniversite ve toplum örneklerinde yapılan çalışmalarda da bilgi kaynağı olarak çoğunlukla arkadaşlar bildirilmiştir (1,38-40).Bu araştırmada, araştırmaya katılan gençlerin eğitim öncesi ve sonrası bilgi puanları, sağlık davranışları ve toplumsal cinsiyet tutumları anlamlı farklılık göstermiştir Randomize klinik deneyler ve meta analizler de bizim çalışmamızın sonuçlarına benzer şekilde, akran eğitimi programlarının bilgi puanını yükselttiğini, sağlıklı davranışları arttırdığını göstermiştir (31-36,42). Akran eğitiminde etkin rol alan bireylerin toplumsal roller açısından ortak ilgi alanlarına sahip olduğunda bilgi aktarımı da daha kolay olmaktadır. Bu grupta uygulanan akran eğitimi programının diğer çalışmalara göre etkinliğinin daha yüksek olmasının nedenleri arasında; mevsimlik tarım işlerinde çalışan gençlerin yılın ortalama 7-8 ayını tarlalarda geçirmeleri, çoğunluğunun okula gitmemesi, yoksulluk nedeniyle kentsel hizmetlerden yararlanamamaları nedeniyle bilgiye erişimlerinin daha sınırlı olması olabilir. Ayrıca gençlerin akranlarının davranışlarını örnek alması ve gözlemlemesi güvenli bilgi ve davranışların kazanılmasında yararlı olmaktadır. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmada gençlerin eğitim öncesi ve sonrası bilgi puanları, sağlık davranışları ve toplumsal cinsiyet tutumları anlamlı farklılık göstermiştir Akran eğitimi modeli kullanılarak yapılan diğer çalışmalarda da bilgi puanının anlamlı olarak yükseldiği saptanmıştır. Bu bulgu, akran eğitimi yönteminin MGTİ gençlerde de başarı ile uygulanabileceğini göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına dayalı olarak; 1- Açılmakta olan gençlik sağlığı ve gençlik merkezlerinde görev alan sağlık çalışanlarına sağlık eğitimi yöntemleri kapsamında akran eğitiminin öğretilmesi, 2- Sağlık çalışanları yoluyla hizmet verilen bölgede seçilecek MGTİ gençlerin akran eğiticisi olarak yetiştirilmesi, 3-Gençlik sağlığı hizmetlerinin yönetimi çerçevesinde; eğitimin kapsam ve ulaşılabilirliğinin arttırılması için yetiştirilen gençlerin sağlık personeli ile koordineli çalışmalarının sağlanmasının sağlığı koruma ve geliştirme programlarının başarısını arttıracağı düşünülmektedir. Teşekkür Bu çalışmaya maddi katkılarından dolayı Türk Philantropik Vakfı na teşekkür ederiz. KAYNAKLAR 1.Bertan M. Introduction. In: Adolescence and Adolescent Reproductive Health. International Children s Center, Meteksan AŞ, Ankara; p Kreipe RE, McAnarney ER. Psychosocial aspects of adolescent medicine. Semin Adolescent Med 1985;1(1): Hurst P, Temrine P, Karl M. Agricultural Workers and Their Contribution to Sustainable Agriculture and Rural Development. 2007, International Labour Organization, Food and Agriculture Organization, International Union of Food, Agricultural, Hotel, Restaurant, Catering, Tobacco and Allied Workers Associations 4.Genel Tarım Sayımı Tarımsal İşletmelerde (Hanehalkı) Anketi Sonuçları doctb_id=44&ust_id=

172 5. Ottawa Charter for Health Promotion First International Conference on Health Promotion. Ottawa, 21 November WHO/HPR/HEP/ Şimşek Z, Koruk İ. Şanlıurfa İl Merkezinde Gezici Mevsimlik Tarım İşçisi Kadınların ve Çocuklarının Gezici Sağlık Hizmeti Yoluyla Sağlık Hakkının Korunması Projesi Raporu, WHO/UNICEF joint monitoring report 2010: Progress on Sanitation and Drinking Water, Fast facts. 8. International Labour Organization World Day for Safety and Health at Work; Emerging risks and new patterns of prevention in a changing world of work, 2010, Geneva. publications/lang--en/docname--wcms_123653/index.htm 9. Simsek Z, Koruk I. Şanlıurfa İl Merkezinde Gezici Mevsimlik Tarım İşçiliği Durumu ve Sağlık Hizmetine Erişim. XII. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi 2008, Ekim, Ankara 10. Gilden RC, Huffling K, Sattler B. Pesticides and Health Risks. Obstetric and Neonatal Nurses, JOGNN 2010; 39 (1); Guest JA, Copley MP, Homernic KL. Carsinogenic effects of pesticides. Pathol., Pharmacol. 1991;71(3): Hiott AE, Grzywacz, JG, Davis SW, Quandt SA, Arcury TA. Migrant Farmworker Stress: Mental Health Implications. The Journal of Rural Health, 2008; 24(1): Şimsek Z, Koruk I. Effect of migratory and seasonal farmworks on growth and psychomotor development of aged 0-5 years children. 12.th World Congress on Public Health 2009, April 27-May 1, İstanbul. 14. Şimşek Z, İnakçı Hİ, Koruk İ, Shermatov K. Şanlıurfa da Aylar Arasındaki Çocuklarda Aşılama Durumu ve Belirleyicileri. Türkiye Klinikleri, J Pediatr 2010;19(1): Koruk, I., Simsek, Z., Tekin Koruk, S., Doni, N., & Gürses G (2010). Intestinal parasites, nutritional status and physchomotor development delay in migratory farm worker s children.child Care Health Dev, 36(6), Koruk I, Simsek Z, Tekin Koruk S. Effect of migratory and seasonal farmworks on coverage of vaccination of aged 0-5 years children in Sanliurfa in Turkey. 12.th World Congress on Public Health 2009, April 27-May 1, İstanbul. 17. Kabalcıoğlu F, Can M. Şanlıurfa ili Şuruç ilçesinde mevsimlik tarım işçisi çocukların çalışma durumları. 7. Sokakta Çalışan ve Yaşayan Çocuklar Sempozyumu. 7-9 Kasım Şanlıurfa (ss:96-99). 18. Larson OW3rd, Doris J.Alvarez WF. Migrants and maltreatment: comparative evidence from central register data. Child Abuse Negl. 1990;14(3): Kupersmidt JB. Martin SL. Mental health problems of children of migrant and seasonal farm workers: a pilot study. J. Am. Acad. Child Adolesc. Psychiatry 1997; 36: Gwyther ME, Jenkins M. Migrant farmworker children: Health status, barriers to care, and nursing innovations in health care delivery. Journal of Pediatric Health Care 1998;12: Nurko C, Aponte-Merced L, Bradley, EL. Dental caries prevalence and dental health care of Mexican- American workers children. ASDC J Dent. Child 1998; 65: Hansen E, Donohoe M. Health issues of migrant and seasonal farmworkers. Journal of Health Care for the Poor and Underserved 2003;14,2. C, Garrison HG. Children of migratory agricultural workers: The Ecological Context of Acute. Ped Emerg Med 2004;5: Koçakoğlu Ş, Şimşek Z, Ceylan E Yılları Arasında Şanlıurfa Verem Savaş Dispanserinde Takip Edilen Tüberküloz Olgularının Epidemiyolojik Özellikleri. Türk Toraks Dergisi;200910: Lambert MI. Migrant and seasonal farm worker women. Journal of Obstetric and Neonatal Nursing 1995;(March/April). 26. Koruk I, Şimsek Z. Mevsimlik tarım işçiliğinin kadın sağlığına etkisi. 12. Ulusal Halk sağlığı Kongresi 2008, Ankara. 27. Yıldırak N, Gülçubuk B, Gün S, Olhan E, Kılıç M. Türkiye de Gezici ve Geçici Kadın Tarım İşçilerinin Çalışma ve Yaşam Koşulları ve Sorunları, Ankara, Arcury TA, Quandt SA. Delivery of health services to migrant and seasonal farmworkers. Annual 171

173 172 Review of Public Health 2007; 28: Kelley, J.D., Thelin A. (2006). Prevention of illness and injury in agricultural populations. In. Agricultural Medicine; Occupational and environmental health fort he health professions. Blackwell Publishing Iova, USA, Murphy, D., Kiernan, N., Chapman, L. (1996). An occupational health and safety intervention research agenda for production agriculture: Does safety education work? An J Ind Med 29 (4), Caron F, Godin G, Otis J, Lambert LD. Evaluation of a theoretically based AIDS/STD peer education program on postponing sexual intercourse and on condom use among adolescents attending high school. Health Educ Res 2004;19(2): Kvalem IL, Sundet JM, Rivø KI, Eilertsen DA, Bakketeig LS. The effect of sex education on adolescents use of condoms: applying the Solomon four-group design. Health Educ Q 1996;23(1): Saroj P, Rajesh, K, Indarjeet, Arun KA. Reproductive Health Education Intervention Trial. Indian Journal Pediatrics 2005;72: Bailey RC, Moses S, Parker C. Male circumcision for HIV prevention in young men in Kisumu Kenya:a randomised controlled trial.lancet 2007;12: Sieverding J, Boyer CB, Siller J, Gallaread A, Krone M, Chang YJ. Youth United through Health Education: building capacity through a community collaborative intervention to prevent HIV/STD in adolescents residing in a high STD prevalent neighborhood. AIDS Educ Prev 2005;17(4): Ozcebe H, Akın L. Effects of peer education on reproductive health knowledge for adolescents living in rural areas of Turkey. Journal of Adolescent Health 2003;33: Özvarış ŞB. Adölesanlarda üreme ve cinsel sağlığı. Sosyal Pediatri Dergisi (Özel Sayı Eylül) 2005; Şimşek Z, Koruk İ, Altındağ A. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Fen-Edebiyat Fakültesi birinci sınıf öğrencilerinin riskli sağlık davranışları. Toplum Hekimliği Bülteni 2007;26(3): Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC). Üniversite Birinci Sınıf Öğrencilerinin Adölesan Dönemi Konusundaki Bilgi ve Yaşam Tarzlarının Belirlenmesi Araştırması. Meteksan Matbaacılık, Ankara Üniversite Gençlerinin Cinsel ve Üreme Sağlığı, Beş Üniversite Çalışması (özet raporu). Sağlık ve Sosyal yardım Vakfı-Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi-Hacettepe AIDS Tedavi ve Araştırma Merkezi, Mandel J, Carr W, Hillmer T, Leonard P, Halberg J, Sanderson W, Mandel J. Safe handling of agricultural pesticides in Minnesota: Results of a country-wide educational intervention. J Rural H 16(2); Liller K, Noland V, Rijal P, Pesce K, Gonzalez R. (2002). Development and evaluation of the Kids Count Farm Safety Lesson. J Agric Saf Health 8(4):41.42

174 SB-4 ÇAY TARIMINDA ÇALIŞANLARDA KAS-İSKELET SİSTEMİ AĞRI PREVALANSI VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER LEYLA KARAOĞLU, NAZMİ BİLİR, HALE SANDIKÇI, GÜL DEVRİMSEL, MEHMET SABRİ BALIK, DAVUT KESKİN GİRİŞ VE AMAÇ Kas iskelet sistemi hastalıkları, her yaş ve cinste yaygın olarak görülen, ağrıdan engelliliğe kadar sağlık sorunlarına yol açan, sağlık hizmetlerine başvurunun en önde gelen nedenlerinden biri olan, sağlık harcamalarının önemli bir kısmını oluşturan bir halk sağlığı sorunudur. Her yıl bir milyon kişi kas iskelet sistemi hastalıkları nedeniyle işten izin almaktadır. İşle ilgili kas iskelet sistemi hastalıklarının ekonomiye etkisi yılda 54 milyar dolar olarak hesaplanmıştır (1). Baş, boyun, omuz, sırt, bel, kol, el, bacak, diz ve ayaklarda itme, çekme, kaldırma gibi işler sonucu oluşan ya da bu işlerle agreve olan yaralanmalar işle ilişkili kas iskelet sistemi hastalıkları olarak tanımlanabilir. Yük kaldırma ve objeleri hareket ettirme bel ve diğer kas iskelet yaralanmalarının oluşmasında önemlidir. Tarım ağır iştir ve sırt, omuz, kol,el ağrıları tarım çalışanlarında sıkça görülmektedir. Tekrarlayan hareket, statik postür, ağır yük kaldırma, itme, çekme, ani dönme, vibrasyon kas, eklem, tendon incinmelerine neden olmaktadır. Avrupa da tarım çalışanlarının %50 sinin ağır yük taşıdığı, %50 sinin tekrarlayıcı el hareketleri yaptığı, %60 ının ağrıya yol açacak postürde çalıştığı saptanmıştır. Tarım ve inşaat sektöründe çalışanlarda bel ağrıları, tarımda çalışanlarda üst ekstremite ağrıları sıklıkla görülmektedir. İngiltere de kas iskelet sistemi hastalıkları insidansı en yüksek tarım çalışanlarında, Hollanda ve Fransa da tekrarlayıcı zorlama sonucu incinmeler en sık tarım çalışanlarında gözlenmiştir(2). Çay tarımında işin doğası gereği uzun süre ayakta kalma, eklem, kas ve tendonlara aşırı güç yüklenmesi, ağır yük kaldırma, itme, çekme, ani dönme, statik postür, tekrarlayıcı hareketler gibi kas iskelet sistemi hastalıklarına yol açan hareketler mevcuttur. Çay ürünü makas ile hasat edilmektedir. Çay çalışanları uzun süre ayakta kalarak, bazen eğilerek hasat işini yapmaktadır. Toplanan ürün torba ya da çuvallarla sırtta ya da omuzda taşınarak tarladan çıkarılmaktadır. Çay yüklü torbalar çekilerek, itilerek tartıya konmaktadır. Bu işler çoğunlukla kadınlar tarafından yapılmaktadır. Çay çalışanlarının aldığı hastalık tanıları omuzlarda rotator cuff sendromu, dirseklerde epikondilit, el bileğinde tendinit, karpal tünel sendromu, bel ve boyun fıtığı, plantar fasitis, gonartroz (dejeneratif diz osteoartriti) şeklindedir (3). Rize de arazi eğimli ve diktir. İklim nemli ve yağmurludur. Bu durum çalışma şartlarını daha da güçleştirmektedir. Üreticinin kas iskelet sistemi hastalıklarına yol açan davranışlarla ilgili riskli davranışları yüksektir. Çay çalışanlarının maruz kalabileceği fiziksel ve çevresel riskler sistematik olarak çalışılmamış, öncelikler tanımlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı Rize kırsal alanında çay tarımında çalışan yaş arasındaki kişilerde kas iskelet sistemi ağrı prevalanslarını ve ilişkili faktörleri saptamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırma kesitsel tiptedir. Küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklem birimi köydür. ÇAYKUR kayıtlarına göre Rize de 2010 yılında yaş çay üreticisi mevcuttur. Çay yetiştiriciliği yapan üreticilerin genel karakteristiği küçük aile işletmeciliğidir. Üreticilerin % 80 ini 5 dekar ve 5 dekarın altındaki çay bahçelerinde yetiştiricilik yapmaktadırlar. Bir ailede birden fazla kayıtlı üretici olabilmektedir. Araştırmanın evrenini ve örneklem çerçevesini Rize ilindeki çay üretilen köyler ve son çay sezonunda çay toplamış köylüler oluşturmaktadır. Rize merkez ilçeye bağlı yedi ve Pazar ilçesine bağlı bir köy olmak üzere uygun bulunan 8 köy araştırma kapsamına alınmıştır. Sekiz yerleşim yerinden yaş arasında 225 kişi araştırmaya katılmıştır (Kış sezonu olduğu için köylerdeki kişi sayısı azdır). İskandinav kas iskelet sistemi hastalıkları şemasından yararlanılarak hazırlanan anket formu Ocak-Şubat 2012 tarihleri arasında katılımcılara yüzyüze uygulanmıştır. Bu ankette dokuz vücut bölgesi ile ilgili ağrı sorgulanmaktadır (boyun, omuz, sırt, dirsek, el/el bileği, bel, kalça, diz ve ayak/ayak bileği). Veri analizi SPSS 18.0 programı ile yapılmış, analizlerde ki-kare testi kullanılmıştır. 173

175 BULGULAR Araştırma kapsamına girenlerin 140 ı (%62.2) kadın, 85 i (%37.8) ise erkektir. Yaş ortalaması 39.7±0.8 yıldır. Kadınların %22.9 u, erkeklerin %4.7 si ilkokulu bitirmemiştir. Katılımcıların %84.9 u dik, %15.1 i düz arazide çay tarımı yaptıklarını belirtmişlerdir. Çay hasadı sırasında çalışanlar ayda ortalama 16.8±0.6 gün çalıştıklarını ve günde ortalama 7.7±0.2 (medyan=8) saat ayakta kaldıklarını ifade etmişlerdir. Katılımcıların %16.9 u boyun fıtığı, %29.3 ü bel fıtığı, %21.8 i kırık ya da eklem hasarı tanısı almıştı, %3.6 sı bel fıtığı, %2.2 si karpal tünel ameliyatı geçirmişti. Tablo 1: Araştırma kapsamına girenlerde kas iskelet sistemi ağrı prevalanslarının vücut bölgeleri ve cinsiyete göre dağılımı Cinsiyet Erkek Kadın Toplam Vücut bölgeleri (N=85) (N=140) (N=225) Sayı % Sayı % Sayı % Boyun Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün *62.9 * Omuz Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün Sırt Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün Dirsek Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün El/el bileği Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün Bel Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün *58.6 *50.7 *31.4 *20.7 *42.9 *35.0 *24.3 * *51.4 *44.3 *27.9 *14.4 *68.6 *57.9 * Kalça/uyluk Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün Diz Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün *59.3 *54.3 *

176 Ayak/ayak bileği Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün Toplam prevalans 1 Hayat boyu Son bir yıl Son bir ay Bugün * p<0.05, ki-kare, 1 Herhangi bir vücut bölgesinde ağrısı olanlar *36.7 * *94.7 *88.6 * Araştırma kapsamına girenlerin %92.0 ı hayatları boyunca en az bir kez, dokuz vücut bölgesinin en az birinde ağrı, acı, gerginlik ya da uyuşukluk hissetmiştir. Son bir yılda en az bir bölgede rahatsızlık prevalansı %82.2, son bir ayda %58.7 ve bugün (kronik) itibarıyla en az bir bölgede rahatsızlık prevalansı %44.9 dur. Hayat boyu en sık ağrı hissedilen bölgeler sırayla bel (%62.7), boyun (%53.8), diz (%52.9) ve omuz (%48.4) olarak bildirilmiştir. En sık kronik ağrı sırayla diz (%20.0), boyun (%19.6), bel (%19.1) ve omuz bölgesi (%16.4) için bildirilmiştir (Tablo 1). Katılımcılar arasında son bir yıl içinde her vücut bölgesinde ağrı olduğunu belirtenlerin sıklığı %2.2, hem bel hem boyun bölgesinde ağrı olduğunu belirtenlerin sıklığı %6.7, bel, kalça/uyluk, boyun, sırt ve omuz ağrısının birlikte belirtenlerin sıklığı %29.8 di. Ağrı prevalansları cinsiyete göre değişmektedir. Dirsek ve kalça/uyluk hariç tüm vücut bölgeleri için hayat boyu ve son bir yılda bildirilen ağrı prevalansları kadınlarda erkeklerden daha yüksek düzeydedir. Omuz, sırt ve el/el bileği bölgeleri için kronik ağrı (bugün) prevalansları kadınlarda erkeklerden daha yüksek düzeydedir (p<0.05) (Tablo 1). Ağrı prevalansları yaş, tarımda çalışma süresi, eğitim düzeyi, toplanan çay miktarı ve yük taşıma ile ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Şekil 1 de görüldüğü gibi hayat boyu, son bir yıl, son bir ay ve bugün itibarıyle ağrı prevalansları yaş arttıkça artmaktadır (p<0.05). Şekil 1: Araştırma kapsamına girenlerde, kas iskelet sistemi toplam ağrı prevalanslarının yaş gruplarına göre dağılımı Şekil 2 de toplam ağrı prevalanslarının eğitim düzeyine göre dağılımı sunulmuştur. Hayat boyu prevalanslar hariç, son bir yıl, son bir ay ve bugün için saptanan prevalanslar ilkokulu bitirmemişlerde en yüksek düzeyde, orta ve üzeri mezunlarda ise en düşük düzeydedir (p<0.05). 175

177 Şekil 2: Araştırma kapsamına girenlerde toplam kas iskelet sistemi ağrı prevalanslarının eğitim düzeyine göre dağılımı Tablo 2: Kas iskelet sistemi ağrısı olanlarda ortalama çay tarımında çalışma süresi Kas iskelet sistemi ağrısı Çalışma süresi (ortalama yıl±sh) Toplam sayı Hayat boyu Ağrı var Ağrı yok Son bir yıl Ağrı var Ağrı yok Son bir ay Ağrı var Ağrı yok Bugün Ağrı var Ağrı yok *p<0.05, t-testi *24.5± ±2.3 *25.5± ±1.6 *27.4± ±1.2 *28.9± ±1.1 Hayat boyu, son bir yıl, son bir ay ve bugün itibarıyle kas iskelet sistemi ağrısı olanlarla olmayanlar arasında ortalama çay tarımında çalışma süresi anlamlı olarak farklılık göstermektedir (p<0.05). Kronik ağrısı olanların çay tarımında çalışma süresi en uzundur (28.9 yıl) (Tablo 2). Tablo 3: Geçen sezon toplanan çay miktarı ve taşınan yük miktarına göre kas iskelet sistemi ağrı prevalanslarının dağılımı Ağrı prevalansları Vücut bölgeleri Boyun Son bir yıl Son bir ay Bugün Omuz Son bir yıl Son bir ay Bugün Sırt Son bir yıl Son bir ay Bugün Dirsek Son bir yıl Son bir ay Bugün Geçen sezon toplanan çay miktarı (kilo) (N=225) Geçen sezon yük taşıma < (N=200) 1 > *38.4 * *19.6 *31.3 * *

178 El/el bileği Son bir yıl Son bir ay Bugün Bel Son bir yıl Son bir ay Bugün Kalça/uyluk Son bir yıl Son bir ay Bugün Diz Son bir yıl Son bir ay Bugün Ayak/ayak bileği Son bir yıl Son bir ay Bugün * *15.2 *58.0 *42.0 * *38.4 * * p<0.05, ki-kare testi 1 Hiç yük taşımayan 25 kişi analiz dışı tutulmuştur. Bu kişilerde ağrı prevalansları daha yüksek saptanmıştır. Ağrıları olduğu için yük taşımadıklarını belirtmişlerdir. Tablo 3 de görüldüğü gibi geçen çay sezonunda toplam 3000 kilo ve daha fazla çay topladığını belirtenlerde boyun, omuz, sırt, el/el bileği, bel ve diz ağrısı son bir ay ve bugün prevalansları anlamlı olarak daha yüksek düzeydedir (p<0.05). Geçen sezon toplam günde 175 kilodan fazla çayı sırtında taşındığını belirtenlerde kronik sırt (%9.7) ve kalça/uyluk ağrısı prevalansları (%8.9) daha yüksektir (p<0.05). Yük taşımadığını belirten 25 kişide ise ağrı prevalansları daha yüksek saptanmıştır. Tablo 4: Son bir aydır kas iskelet sistemi ağrısı olanlarda vücut bölgelerine göre ağrı sıklığı ve ağrı şiddetinin dağılımı Boyun omuz sırt dirsek El/el bileği bel Kalça/ uyluk diz Ağrı sıklığı Hemen her gün Haftada birkaç gün Haftada bir veya daha seyrek Ağrı şiddeti (skor:0-10) * Ayak/ ayak bileği Ortalama 5.7 ± ± ± ± ± ± ± ± ±0.4 Toplam sayı Tablo 4 de görüldüğü gibi son bir aydır değişik vücut bölgelerinde ağrısı olanlar, haftanın çoğu gününü orta şiddetli ağrı ile geçirmişlerdir. Araştırma kapsamına girenler, bir seferde taşınması uygun olan maksimum ağırlığın kadınlar için 34.0±0.8 kilo (medyan=30), erkekler için 49.3±1.0 (medyan=50) kilo olabileceğini belirtmişlerdir. Erkek ve kadınlarda benzer olmak üzere katılımcıların %84.9 u çay taşıma işinin kadınlar için uygun bir iş olmadığını, %89.7 si de çay satma işinin kadınlar için uygun bir iş olmadığı, kadınlar için ağır bir iş olduğunu belirtmişlerdir. 177

179 Araştırma kapsamına girenlerin %52.0 ı geceleyin ellerinde uyuşma, %16.0 ı başparmakta ağrı, %20.0 ı ayak topuklarında ağrı, %32.9 u saç tararken omuz ağrısı, %49.3 ü çömelirken diz ağrısı olduğunu belirtmiştir. Bu ağrılar kadınlarda daha yüksektir. Hayat boyu boyun ağrısı olanların %61.2 si, omuz ağrısı olanların %57.8 i, sırt ağrısı olanların %62.0 ı, dirsek ağrısı olanların %52.2 si, el ağrısı olanların %67.8 i, bel ağrısı olanların %66.7 si, kalça/uyluk ağrısı olanların %61.4 ü, diz ağrısı olanların %53.8 i ve ayak/ayak bileği ağrısı olanların %48.6 sı ağrılarının çay sezonunda arttığını belirtmiştir. Katılımcıların %29.3 üne doktor tarafından yük taşımama, çalışmama önerisinde bulunulmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ Çay tarımında çalışanlar arazi şartları ve çalışma koşulları nedeniyle kas iskelet sistemi hastalıkları için duyarlı bir grubu oluşturmaktadırlar. Bu çalışma çay tarımında çalışanların kas iskelet sistemi ağrılarının yaygınlığına ilişkin ilk çalışmadır. Çalışma, Rize kırsalında, çay tarımında çalışanlarda dokuz farklı vücut bölgesindeki kas iskelet sistemi ağrılarının yaygın olduğunu, aynı anda birden fazla vücut bölgesinde ağrı sorunu olduğunu ve ağrıların kronik özellik gösterdiğini ortaya koymuştur yılında Kenya da yapılan bir çalışmada çay toplayanların %64.0 ında bel ağrısı saptanmış, kronik bel ağrısı olanlarda ortalama çay toplama işinde çalışma süresinin 16 yıl olduğu rapor edilmiştir. Aynı çalışmada, çay toplayıcılarının %29.0 ının çay toplamaya başlamadan önce ağrısı olmadığı, dolayısıyle çalışanların %35 inde bel ağrısının çay toplamayla direk ilişkili olduğu belirtilmiştir (4). Benzer şekilde, bizim çalışmamızda hayat boyu en az bir kez bel ağrısı prevalansı %62.7 saptanmıştır. Ancak kronik bel ağrısı olanların ortalama çalışma süresi 30 yıl olarak tespit edilmiştir. Buna göre Rize de yaşlarında çay toplamaya başlayan bir kişinin yaş civarında bel ağrısı olacağını, yaş civarında kronik bel ağrısı sahibi olacağı sonucuna varılabilir. Tekrarlayıcı ve hızlı el bileği ekstansiyon, fleksiyon, pronasyon hareketlerinin karpal tünel sendromu ve intersection sendromuna neden olduğunu gösteren önemli kanıtlar mevcuttur (5,6). Rize de çay hasadı genellikle çay makası kullanılarak yapılmaktadır. Çay makasıyla çay toplama sırasında tekrarlayıcı fleksiyon, ekstansiyon pronasyon hareketleri yapılmaktadır. Araştırmamıza katılan kişilerden %40 ı hayatları boyunca, %33 ü son bir yılda, %19 u son bir ayda ve %11 i bugün el/el bileği ağrısı tanımlamıştır. Geçen çay sezonunda 3 ton ve daha fazla çay topladığını belirtenlerde kronik el/el bileği ağrıları, 3 tondan az çay toplayanlara kıyasla (%6.3) beş kat daha fazla gözlenmiştir (%15.2). Yine çay toplayanların yarısının geceleri ellerinde uyuşma olduğu saptanmıştır. Bu durum çay toplama makasının el ve el bileği üzerindeki etkilerinin incelenmesi gerekliliğini göstermektedir. El bileği için koruyucu bileklik kullanılması ya da çay toplama makas kollarının kauçukla kaplanarak bileğe ve kola yaptığı baskının azaltılması önerilebilir. Sabit postürde uzun süre ayakta durarak ya da arazi şartları nedeniyle öne, yana eğilerek makasla çay kesme sırt ve bel ağrılarına da neden olabilir. Çalışmamızda geçen sezon üç ton ve üzerinde çay toplayanlarda, son bir aylık ve bugün itibarıyle boyun, omuz, sırt ve bel ağrıları üç tondan az çay toplayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Geçen sezon günde 175 kilodan fazla yük taşıyanlarda kronik sırt ve kalça/uyluk ağrıları belirgin olarak yüksek saptanmıştır. Karadeniz bölgesinde arazi şartları nedeniyle yük taşıma insanlar tarafından çoğunlukla sırtta ve daha az olmak üzere omuzda yapılmaktadır. Boyundan ayaklara kadar tüm vücut bölgelerini etkileyebilecek olan bu yük taşıma biçiminin ayrıntılı olarak incelenmesi ve alternatif taşıma yöntemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Maksimum kaldırılması önerilen yük kadınlar için vücut ağırlığının dörtte biri, erkekler için ise vücut ağırlığının üçte biridir. Maksimum taşınması gereken yük ağırlığı ile ilgili olarak araştırmaya katılanların bilgi düzeyinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Çay tarımında çalışanların bilgi eksikliğinden kaynaklanan riskli davranışlarını azaltmak için konuyla iligili eğitim verilmesi gereklidir. Ayrıca yaş çay kiloluk torbalara konarak bahçeden alım yerlerine götürülmektedir. Alım yerlerinde bu ağırlıktaki torbalar kantara konmakta, kantardan indirilerek kamyonlara boşaltılmaktadır. Arazi koşullarının zorluğu nedeniyle tarladaki taşıma sisteminin önlenmesi için alınabilecek uygun tedbirlerin tespiti uzun zaman alsa da çay satış ünitelerinde asansör, raylı sistemler ya da erkek personel çalıştırılarak buradaki faktörlerden kaynaklanan incinme ve ağrılar kısa süre içerisinde önlenebilir. Çay alım evlerinde yapılabilecek basit teknik (konveyör gibi) ve personelle ilgili değişiklikler, vahşi ve ilkel bir görünüme sahip olan çay tarımının modernizasyonunu başlatılabilir. Çalışanların %90 ı çay satma işinin kadınlara uygun olmadığını düşünmektedir. Uzun süre ayakta kalma ve çok miktarda çay toplama sonucu oluşan bel, sırt, dirsek, el ağrılarının azaltılması 178

180 için, araştırmaya katılanlar tarafından da belirtilmiş olduğu gibi, satış koşullarının ve kota uygulamasının yeniden düzenlenmesi, kısa vadede alınabilecek bir tedbir olarak önerilebilir. Yaş çay alımlarında planlı alım sistemine geçilmesi önerisi ilgili sektörler tarafından da dile getirilmiştir (7). Çalışmada ağrı prevalansları literatürle uyumlu olarak kadınlarda erkeklerden daha yüksek düzeyde saptanmıştır. Özellikle omuz, sırt, el/el bileği ve bel bölgelerinde hem hayat boyu hem de kronik ağrı prevalansları kadınlarda erkeklerden belirgin olarak yüksektir. Diğer vücut bölgelerinde ise kronikleştikçe erkek ve kadın ağrı prevalansları arasındaki fark devam etse bile önemliliğini kaybetmektedir. Kadınlarda, toplam kas kitlesi daha az, kas tonusu ve kuvveti daha zayıftır. Yağ dokusu erkeğinkinin iki katıdır, yağsız vücut kitlesi ile kuvvet ve dayanıklılık arasındaki pozitif ilişki literatürde gösterilmiştir (8). Boy, kilo ve beden kitle indeksi ölçümlerinin yapılmamış olması bu çalışmanın kısıtlılıklarından biridir. Çay tarımı yoğun olarak Mayıs-Eylül arasında yapılmakta, diğer aylarda ve kış süresince üreticiler fiziksel olarak hareketsiz kalmaktadırlar. Fizik kondisyonunu kaybettikten sonra ağır bir çalışma temposuna girmek kas iskelet sisteminde incinmeleri kolaylaştırabilir. Üreticiler bu konuda bilinçlendirilmeli ve çay tarımından kaynaklanabilecek kas iskelet hastalıklarından korunma için yapılması gereken egzersizler konusunda eğitilmelidir. Çalışmada, araştırmaya katılanların çoğunda ağrı prevalanslarının yüksek olması bölgenin nemli ve yağmurlu olmasıyla da ilişkili olabilir. Dejeneratif kas iskelet sistemi hastalıklarında nemin ağrıyı artırdığına ilişkin yayınlar mevcuttur (9). Sonuç olarak, araştırma Rize kırsal alanında çay tarımında çalışan yaş arasındaki kişilerde kas iskelet sistemi ağrı prevalanslarının oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırma, çay tarımının çalışanların sağlığı üzerine etkilerini kapsamlı olarak değerlendirmek için işin kendisi, işyeri özellikleri ve çalışanların işe uyumu gibi konularda ileri araştırmalar yapılması, hem çalışanlara hem de işe ve işyerine spesifik önleme programlarının yürütülmesi gerektiğini göstermektedir. KAYNAKLAR 1. Center for Disease Control and Prevention (CDC). Work-Related Musculoskeletal Disorders (WMSD) Prevention. 2. European Agency for Safety and Health at Work. Musculoskeletal disorders in agriculture. osha.europa.eu/en/sector/agriculture/index_html/msds 3. Ferguson S., Silverstein B., Cherniack M.,et al. Prevention of Work-Related Musculoskeletal Disorders. Proceedings of the human factors and ergonomics society 50th annual meeting, The Tea Market a background study, Industrial Health, 1995, 33, ,Oxfam). maketradefair.com/assets/english/teamarket.pdf 5. Mirbod SM, Fujita S., Miyashıta K., et al. Some aspects of occupational safety and health in green tea workers, Industrial Health, 1995, 33, Keith T Palmer. Carpal tunnel syndrome: The role of occupational factors. Best Pract Res Clin Rheumatol February; 25(1): DPT. Gıda sanayii özel ihtisas komisyonu raporu çay sanayii alt komisyon raporu ankara sekizinci beş yıllık kalkınma planı: öik: 648, Ankara, Ecerkale Ö. Postür analizinde symmetrigraf ile orthoröntgenogram sonuçlarının değerlendirilmesi İstanbul,2006, (Uzmanlık Tezi) 9.Tokumori K, Wang DH, Takigawa T, Takaki J, Ogino K. The relationship between joint pain and climate conditions in Japan. Acta Med Okayama Feb;65(1):

181 SB-5 ÇAY TARIMINDA ÇALIŞANLARDA YARALANMA SIKLIĞI ve YARALANMA TÜRLERİ LEYLA KARAOĞLU, NAZMİ BİLİR, HALE SANDIKÇI, GÜL DEVRİMSEL, MEHMET SABRİ BALIK, DAVUT KESKİN GİRİŞ VE AMAÇ Kaza incelemesi bir sistem içinde yapılır. Bu sistemde insan ve çevre bir bütün olarak ele alınır. İnsana ait yaş, cinsiyet, eğitim, alışkanlık, yorgunluk, iş deneyimi, sağlık durumu kazaya yol açabilen faktörler arasındadır. İşyeri ortam ve çevre faktörleri, ekipman faktörleri tehlikeli durumlara ve tehlikeli hareketlere yol açarak kazalara neden olabilir. Türkiye de en çok iş kazası bildirilen iş kolları metalden eşya imalatı, inşaat ve kömür madenciliğidir. İnsan düşmesi, malzeme düşmesi ve sıçraması inşaat iş kolunda sıklıkla görülmektedir (1). İş kazalarının %50 sinin kolaylıkla önlenebileceği belirilmektedir. Tarım sektöründeki kazalarla ilgili literatür bilgisi nadirdir. Srilanka da yılında çay tarımında en sık görülen kaza ve yaralanmalar sırayla kırık/çıkık/burkulma, kesi ve yılan sık fidan dikimi ve özel çizme giymeme olarak bildirilmiştir. Kırık/çıkık ve burkulma nedeni yük taşıma sonucu dengeyi kaybetme ve düşmedir. Kesilerin nedeni makas, bıçak gibi kesici aletlerin uygun kullanılmaması ve uygun kıyafet giyilmemesi olarak belirtilmiştir (2). Hindistan da yapılan bir çalışmada, kesileri, bel ağrısı ve böcek sokmalarının takip ettiği saptanmıştır (3). Rize ilinde çay tarımı çoğunlukla dik yamaçlı arazilerde yapılmaktadır. Çay üreticileri daha fazla mahsül alabilmek için yürümeye ya da rahat hareket etmeye yer kalmayacak kadar sık aralıklarla tarlaya çay dikmektedirler. Çay tarımında ot biçme, çay makası kullanma, ağır yük kaldırma ve taşıma, yağmurda çalışma, gübre ve pestisid gibi kimyasallara maruz kalma gibi tehlikeler mevcuttur. Hem arazi koşulları hem de riskli hareketlere yatkınlık kaza ve yaralanma olasılığını artırmaktadır (Şekil 1). Şekil 1: Güvensiz çalışma ortamı ve güvensiz hareket Bu çalışmanın amacı, Rize kırsal alanında çay tarımında çalışan yaş arasındaki kişiler arasında çalışma hayatları boyunca yaralanma sıklığını, yaralanma türlerini ve ilişkili faktörleri saptamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırma kesitsel tanımlayıcı tiptedir. Küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklem birimi köydür. ÇAYKUR kayıtlarına göre Rize de 2010 yılında yaş çay üreticisi mevcuttur. Çay yetiştiriciliği yapan üreticilerin genel karakteristiği küçük aile işletmeciliğidir. Üreticilerin % 80 ini 5 dekar ve 5 dekarın altındaki çay bahçelerinde yetiştiricilik yapmaktadırlar. Bir ailede birden fazla kayıtlı üretici olabilmektedir. Araştırmanın evrenini ve örneklem çerçevesini Rize ilindeki çay üretilen köyler ve son çay sezonunda çay toplamış köylüler oluşturmaktadır. Rize merkez ilçeye bağlı yedi ve Pazar ilçesine bağlı bir köy olmak üzere uygun bulunan 8 köy araştırma kapsamına alınmıştır. Sekiz yerleşim yerinden yaş arasında 225 kişi araştırmaya katılmıştır (Kış sezonu olduğu için köylerdeki kişi sayısı azdır). Kaza sıklığı, kaza yeri ve yaralanma tiplerine ilişkin sorular içeren anket formu Ocak-Şubat 2012 tarihleri arasında katılımcılara yüz yüze uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 18.0 programı ile yapılmış, analizlerde ki-kare testi ve iki yüzde arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. 180

182 BULGULAR Araştırma kapsamına girenlerin %30.7 si çayın sahibi, %4.4 ü yarıcı, %64.9 u aile işçisidir, ortanca yaş 40 ve ortanca çalışma süresi 25 yıldır. Araştırma kapsamına giren kadınlar kendilerini hem ev kadını hem çiftçi olarak tanıtmışlardır. Kadınların %25 inin, erkeklerin %61.2 sinin adına çay defteri olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırma kapsamına girenlerin %45.5 i çay tarımını zor bir iş olarak değerlendirmiştir. % 62.2 si taşıma işinin,%17.3 ü gübreleme, %7.6 sı ot biçme işinin beden için zararlı olduğunu,%59.8 i çay satma işleminin stres yarattığını belirtmiştir. Çalışanların %88.9 u ot biçme işini yaptıklarını ve ot biçme işini yapanların %77.5 i ot biçerken eldiven kullandıklarını belirtmiştir. Gübre serpenlerin %65.3 ü gübreyi eldivenle serptiğini belirtmiştir. Katılanların %7.6 sı tarla içindeki otlar için herbisit kullandığını belirtmiştir. Tablo 1 de araştırma kapsamına giren kişilerde hayat boyu en az bir kez kaza geçirme sonucu yaralanma sıklığının cinsiyete göre dağılımı sunulmuştur. Çay işiyle uğraşırken, hayat boyu, en az bir kez kaza sonucu yaralanma sıklığı %38.7 dir (87 kişi). Yaralanma kadınlarda (% 44.3) erkeklerden (%29.4) daha yüksek düzeydedir (p<0.05) (Tablo 1). Yaralanma sıklığı, eğitim düzeyi ve yaşla ilişkili bulunmamıştır (p>0.05). Tablo 1: Araştırma kapsamına girenlerde en az bir kez kaza sonucu yaralanma sıklığının cinsiyete göre dağılımı Yaralanma durumu (N=225) Erkek Kadın Toplam Sayı % Sayı % Sayı % Yaralanan Yaralanmayan Toplam *p=0.026, ki-kare testi Hayat boyu en az bir kez yaralanan 87 kişinin, %64.4 ü ayaktan ve %10.3 ü yatarak tedavi görmüştür. Ayaktan ya da yatarak tedavi görme yönünden kadınlar ve erkekler arasında fark yoktur (p>0.05) (Tablo 2). Tablo 2: Yaralanma nedeniyle ayaktan tedavi görme ve hastaneye yatma sıklığının cinsiyete göre dağılımı Tedavi Erkek Kadın Toplam Sayı % Sayı % Sayı % Ayaktan tedavi almış Yatarak tedavi görmüş Toplam Kaza sonucu yaralandığını bildiren 87 kişi birden fazla kaza geçirmiştir. Toplam kaza sayısı 105 dir. Kişi başına 1.2 kez yaralanmayla sonuçlanan kaza geçirilmiştir. Geçirilen kaza türlerinin dağılımı Şekil 1 de sunulmuştur. En çok bildirilen kaza çeşitleri sırayla düşme (%65.7), alet kesmesi (çay makası, orak) (%22.9), cisim çarpmasıdır (çay torbası, teleferik) (%9.5. Bir cisim sıkıştırması bildirilmiştir (Parmak ucu teleferik teli ile çay torbasının ipi arasına sıkışarak kopmuş ve ampüte edilmiş bir erkek). Şekil 1: Geçirilen kazaların tiplerine göre dağılımı 181

183 Kaza ve yaralanma özellikleri Erkek (N=85) Kadın (N=140) Toplam (N=225) Kaza türü Sayı % Sayı % Sayı % Düşme Alet kesmesi, cisim batması (çay makası, orak, dal, diken) Cisim çarpması (çay torbası, teleferik) Cisim sıkıştırması (teleferik) Hayat boyu kaza olasılığı (toplam kaza sayısı/n)x Yaralanma türü Yumuşak doku travması (ekimoz, şişlik) Kesi, sıyrık Lif kopması, burkulma, kas yırtılması Yaban arısı sokması Kırık/çıkık Kene ısırığı/yılan sokması Kafa travması, bayılma Zehirlenme (suni gübre) Hayat boyu yaralanma olasılığı (toplam yaralanma sayısı/n)x100 Tablo 3 de hayat boyu yaralanmayla sonuçlanan kaza ve yaralanma sıklıklarının cinsiyete ve kaza/ yaralanma türlerine göre dağılımı sunulmuştur. Hayat boyu en az bir kez yaralanmayla sonuçlanan kaza geçirmiş olma sıklığı, erkeklerde %41.2, kadınlarda %48.6 olmak üzere toplam %46.2 dir (Tablo 3). Tablo 3: Hayat boyu kaza ve yaralanma sıklıklarının cinsiyete ve kaza/yaralanma türlerine göre dağılımı En çok bildirilen yaralanma nedenleri sırayla çamurlu/ıslak/kaygan zemin (%42.5), Dikkatsizlik, yorgunluk, acemilik, düztabanlık, iletişimsizlik, tansiyon, baş dönmesi gibi kişisel faktörler (%16.1), dik/engebeli arazi (%12.6) ve ağır yük taşımadır (%11.5). Yaralanmaların çoğu tarlada olmuştur (Tablo 4). Bir kadın çay alım evinde kantara çay torbasını koyarken belini incitmiştir, tedavi gördüğünü ve kazanın nedeninin ağır yük olduğunu belirtmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ Rize de kayıtlı çay üreticisi mevcuttur, aile bireyleri ile birlikte en az 250 bin kişinin çayla ilişkili olduğu ve çay tarımıyla ilgili risklere maruz kaldığı varsayılabilir. Rize de çay tarımı yapılan arazinin yamaç, dik ve engebeli olması ve çay sezonu boyunca oldukça fazla yağmur yağması çay tarımındaki riski artırmaktadır. Bu çalışmada, Rize kırsalında, çay tarımında çalışan yaş arası kişilerde hayat boyu en az bir kez kaza sonucu yaralanma sıklığı %38.7 olarak saptanmıştır. Yaralananların yaklaşık üçte ikisinin ayaktan tedavi gördüğü, yaralanan her on kişiden birinin de yatarak tedavi gördüğü gözlenmiştir. Bu bulgular, çay tarımının yüksek riskli bir işkolu olduğunu göstermektedir. 182

184 En çok düşme şeklinde kaza geçirildiği, düşmelerin en çok çay tarlasında gerçekleştiği, tarladaki zeminin yağmur sonucu ıslak, kaygan/çamurlu olmasının en önemli düşme nedeni olduğu saptanmıştır. Yaralanmalar kadınlarda belirgin olarak daha sıktır (p<0.05).en çok belirtilen yaralanma yumuşak doku travmasıdır. Her on kişiden biri hayat boyunca vücudunun herhangi bir bölgesinde yaralanma nedeniyle ekimoz, şişlik, morarma, ağrı sorunu yaşamıştır. Bazı ekimozlar, ciddi kazaların tesadüfen hafif atlatılan sonuçlarıdır. Çay torbasını koyma sırasında teleferiğe asılı kalıp havada giderken düşen bir kadında, kaza sadece bacaklarında ekimozla sonuçlanmıştır. Yaralanma geçiren yaklaşık her on kişiden biri lif kopması, burkulma, kas yırtılması, kırık/çıkık gibi aşırı gerilme, zorlanma ve kuvvete maruz kalma nedeniyle oluşabilecek yaralanma geçirmişlerdir. Bu olaylar ağır kaldırma, yük taşıma sırasında denge kaybedip düşme, düşüp bir yere çarpma ya da bir cismin bedene çarpması sonucu oluşmuştur. Çay tarımında çalışanlar kara lastik ya da çizme giymektedirler. Lastikler kaymayı engellememektedir. Çamurlu araziye uygun kaymayı engelleyici ayakkabı ihtiyacı mevcuttur. Araştırmaya katılanlar yağmurda kullandıkları muşamba şeklindeki yağmurlukların terlettiğini, kötü kokuya sebep olduğunu belirtmişlerdir. Hafif ve hava alan yağmurlukların üretilmesi ve kullanılması gereklidir. Ot biçen her dört ya da beş kişiden biri ve gübre serpen her üç kişiden biri bu işleri yaparken eldiven kullanmadıklarını belirtmiştir. Yaralananlar arasında kesiler sık bildirilmiştir ve çalışanların ellerinde dermatit gözlendiği klinisyenler tarafından ifade edilmektedir. Eldivenlerle rahat çalışılamaması kullanmamanın en önemli nedenidir. Yine gözlemlere dayanarak gübre serperken maske kullanımının olmadığı söylenebilir. Azot içeren kimyasal gübre solunumla burun mukozasında, bronşlarda ve buharıyla gözlerde irritasyondan yanığa kadar değişen şiddette zararlı sonuçlar yaratabilmektedir. Yaralanan bir kişi güneşli havada azotlu gübre serperken zehirlendiğini belirtmiştir. Böcek ve yılan sokmalarından kişisel koruyucu giysilerle, arı sokmalarından karşı tarlalarda arı kapanları kullanılarak korunulabilir. Araştırma, çay tarımında çalışanlara iş güvenliği, kazalardan korunma konusunda eğitim verilmesi gerektiğini göstermiştir. Çay tarımında çalışanlarda ve ilgili sektörlerde güvenlik kültürü yerleştirmeye çalışılmalıdır. Teleferik, el arabası, çay makası, orak gibi aletlerin yapısı ve kullanımı incelenerek yol açabileceği zararlar önlenmelidir. Yaralanmaların sürveyansı, iş yeri ortam faktörlerinin ayrıntılı analizi ve çalışanlara yönelik eğitim programları düzenlemmesi yaralanmaları azaltılabilecektir. KAYNAKLAR 1. SSK İstatistikleri ILO, Sri Lanka Tea Plantation Occupational Safety and Health EFC - Asian-Pacific Newsletter on Occupational Health and Safety 3. Joseph B, Minj C. Risk rating in the tea planting industry: The employees opinion. Indian J Occup Environ Med [serial online] [cited 2012 Mar 25];14:97-9. Available from: text.asp?2010/14/3/97/

185 SB-6 ÇANAKKALE EVREŞE BELDESİ YÜLÜCE KÖYÜNDE ÇİFTÇİLERİN TARIM İLAÇLARINI KULLANIMI SİBEL CEVİZCİ*, ÜLKEN TUNGA BABAOĞLU**, COŞKUN BAKAR* *Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Çanakkale **Ahi Evran Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, Kırşehir GİRİŞ Tarımdaki zararlılara karşı kullanılan ilaçlar ile böcek ilaçları ve fare zehirleri pestisit olarak adlandırılmaktadır. Pestisitle zehirlenmeler özellikle kişisel koruyucu önlemlerin alınmaması, ilaçların kolay erişilebilir yerlerde muhafaza edilmeleri ve kullanılan ilaçların suya, toprağa ve havaya karışması nedeniyle olmaktadır (1). Türkiye de pestisit kullanımı dünya geneline kıyasla az olmasına karşılık, Ege ve Akdeniz bölgelerinde kullanım düzeyi yüksek olup, en yoğun kullanılan pestisitler insan, hayvan ve çevre sağlığını tehdit etmektedir (2). Başpınar ve arkadaşlarının Türkiye de tarım ilaçlarının üretimi ve kullanımına ilişkin değerlendirmeleri oldukça çarpıcıdır yılları arasında Türkiye de insektisit, akarisit, fumigant, bitki gelişim düzenleyicisi ve herbisit üretiminde genel bir artış eğilimi görülmektedir yılında Türkiye de ton ilaç üretilmiş, ton ilaç ihraç edilmiş ve buna karşılık ton ilaç ithal edilmiştir. Bu rakamlara rağmen, Türkiye de pestisit kullanımı pek çok ülkeye göre düşük düzeyde olsa da, bilinçsiz, riskli ve güvenli olmayan ilaç kullanımlarına bağlı olarak, bitkisel tarım ihracatında kalıntı sorunları yaşanmaktadır (Son yıllarda amitraz kalıntısı nedeniyle zarar gören armut ihracatı, vb) (3). Çevreye gelişigüzel bırakılan tarım ilaçları, ekosistemin normal fonksiyonlarını kısa veya uzun süreli, geri dönüşümlü veya kalıcı olarak değiştirebilmektedir. Toprakta ayrışmaya başlayan bazı kimyasallar hedeflerindeki zararlılara ulaşmanın yansıra zararsız olan ve ekosistemin yaşamı için gerekli faydalı elementleri de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle, gereksiz ve bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması yaşamsal öneme sahiptir (4). Tarım ilaçlarının kullanımı dünyada hızla yaygınlaşmakta ve çiftçilerin kontrolsüz ve güvenli olmayan koşullarda bu ilaçları kullanmalarına herhangi bir müdahale yapılmamaktadır. Özellikle kişisel koruyucu önlemlere dikkat edilmeden yapılan tüm ilaç uygulamaları başta bireyin beraberinde ise içinde yaşadığı toplumun sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşabilmektedir. Dünyada tarım ilaçlarının kullanımı, çiftçilerin bilgi durumları, risk algıları ve koruyucu yöntemleri uygulamaları konusundaki tutum ve davranışlarını inceleyen çalışmalar yapılmakta ve bu çalışmalar sonucunda müdahale programları oluşturulmaktadır (5-8). Türkiye de ise durum farklı olup, tarım sağlığı ve çiftçilerin iş sağlığı, güvenliği konusunda henüz yeni adımlar atılmaya başlanmıştır. Özellikle tarım ilaçlarının güvensiz kullanımı öncelikle çiftçinin kendisine zarar verebilmekte, beraberinde içinde yaşadığı çevrenin ve toplumun sağlığını tehdit etmektedir. Ayrıca yapılan araştırmalar Hodgkin dışı lenfomalı erkeklerde geçmiş yıllarda çoklu pestisit kullanımı öyküsüne de dikkat çekmektedir (9-13). Bu çalışmada Tarım ve hayvancılığın geçim kaynağı olduğu ve genellikle aile tipi, küçük veya orta ölçekli çiftçilik yapılan Çanakkale nin Evreşe beldesine bağlı Yülüce köyünde yaşayan çiftçilerin tarım ilaçlarını kullanım alışkanlıklarının incelenmesi amaçlandı GEREÇ VE YÖNTEM Bu tanımlayıcı tipteki çalışma Ocak 2012 de Gelibolu yarımadası, Evreşe beldesine bağlı Yülüce köyünde gerçekleştirildi. Çalışma alanında 180 hane bulunmakta olup, 117 sine ulaşıldı. Her hane halkından birer kişiyle veriler oluşturuldu. Anketler kadınlarla evlerde, erkeklerle ise köy kahvesinde yüz yüze görüşme yöntemi ile dolduruldu. Tanımlayıcı verilerin analizinde SPSS programından yararlanılarak sıklık ve yüzde hesapları kullanıldı. BULGULAR Çalışma grubunun yaş ortalaması 42,84 tü. Katılımcıların tamamı (n=117) yaşamları boyunca en az bir kez tarım ilacı kullandıklarını bildirdi. Çalışmaya katılan bireylerin %38,5 i kadın, %61,5 i erkekti. 184

186 Tablo 1. Çalışma grubunun sosyo-demografik özellikleri Cinsiyet n % Kadın 45 38,5 Erkek 72 61,5 Eğitim Okuryazar değil 1 0,9 Okuryazar 2 1,7 İlköğretim 98 83,8 Lise 16 13,7 Medeni durum Evli 99 84,6 Bekar 13 11,1 Dul 4 3,4 Boşanmış 1 0,9 Meslek Çiftçi ,3 Ev hanımı ve çiftçi 2 1,7 Hayvancılık Evet ,0 Hayır 14 12,0 Sorulara katılımcıların 117 si yanıt vermiştir. Çalışma grubunun %83,8 i ilköğretim mezunu, %13,7 si lise mezunu iken 2 kişi (%1,7) okuryazar olduğunu, bir kişi (%0,9) ise okuryazar olmadığını bildirdi (Tablo 1). Çiftçilerin sağlık sorunu yaşadıklarında ilk başvuru yerleri, sağlık sorunu varlığı ve madde kullanımı ile ilgili verdikleri bilgiler Tablo 2 de sunulmuştur. Tablo 2. Çalışma grubunun bildirdiği sağlık durumu ve madde kullanımı Sağlık sorunları için ilk başvuru yeri n % ASM 80 68,4 Hastane 37 31,6 Sağlık sorunu varlığı Evet 42 35,9 Hayır 75 64,1 Sigara kullanımı Evet 55 47,0 Hayır 52 44,4 Kullandım, bıraktım 10 8,5 Alkol kullanımı Evet 45 38,5 Hayır 65 55,6 Kullandım, bıraktım 7 6,0 Sorulara katılımcıların 117 si yanıt vermiştir. Çiftçilerin %66,7 si (n=78) ailede kanserden ölen en az bir kişi olduğunu, %31,6 sı (n=37) ailede kanser tedavisi gören en az bir kişi olduğunu belirtti. Yaşamlarında kanser tanısı almış olanlar tarım ilaçlarını kullanmışlar mıydı? sorusuna katılımcıların %53 ü evet, %19,7 si hayır ve %13,7 si bilmiyorum yanıtlarını verdi. Çiftçilerin pestisit kullanım süreleri Tablo 3 te verilmiştir. Tablo 3.Çalışma grubunun bildirdiği pestisit kullanım süreleri Pestisit kullanım süresi (gün/ay) n % , , ,3 7 ve üzeri 4 3,4 Pestisit kullanım süresi (saat/gün) , , ,8 7 ve üzeri 22 18,8 Kullanılan ilaç isimlerini biliyor musunuz? Evet 70 59,8 Hayır 47 40,2 Pestisit karışımlarını evde mi hazırlıyorsunuz? Evet 26 22,2 Hayır 91 77,8 Pestisit karışımlarını çeşmede mi hazırlıyorsunuz? Evet 91 77,8 Hayır 26 22,2 İlaçları nerede saklıyorsunuz? Ev 3 2,6 Depo-Mağza 94 80,3 Ahır-Dam 20 17,1 Sorulara katılımcıların 117 si yanıt vermiştir. 185

187 Çiftçilerin %77,8 i ilaç karışımlarını çeşme de, %22,2 si evde hazırladıklarını bildirdi. Bireylerin %80,3 ü İlaçları kuru gıdaları ve diğer malzemeleri de sakladıkları depo-mağaza olarak tanımladıkları yerlerde, %17,1 i hayvanların da bulunduğu Ahır-damda, %2,6 sı ise evlerinde tuttuklarını bildirdi (Tablo 3). Katılımcıların %59,8 i kullandıkları ilaçların isimlerini bildiklerini, %40,2 si bilmediklerini belirtti. İlaçlama sonrasında bireylerin %48,7 si kirli kıyafetleri tek başına elde yıkadıklarını, %26,5 i diğer kıyafetlerle karıştırmadan makinede yıkadıklarını, %24,8 i diğer kıyafetlerle birlikte makinede yıkadıklarını bildirdi. Çiftçilerin koruyucu kıyafetleri kullanma ve güvenli uygulamalara dikkat etme durumları Tablo 4 te gösterilmiştir. Tablo 4. Çalışma grubunun koruyucu kıyafetleri kullanma ve güvenli ilaç uygulama durumları Koruyucu kıyafetleri kullanma (Her zaman yanıtını verenler) n % Eldiven 23 19,7 Gözlük 5 4,3 Şapka 21 17,9 Ceket 17 14,5 Pantolon 17 14,5 Bot-uzun bot 20 17,1 Maske 5 4,3 İş tulumu 7 6,0 Güvenli uygulama yöntemleri (En yüksek yüzdeler verilmiştir) Önerilen dozu uygulama (Her zaman yanıtını verenler) 83 70,9 İlaçları hazırlarken korunma (Bazen yanıtını verenler) 47 40,2 İlaç uygularken sigara içme (Hiç yanıtını verenler) 74 63,2 Yorgunken ilaç uygulama (Bazen yanıtını verenler) 42 35,9 İlaç uygularken yiyip-içme (Bazen yanıtını verenler) 44 37,6 Çok terli iken ilaç uygulama (Bazen yanıtını verenler) 45 38,5 Uygulama sonrası kıyafet değiştirme (Her zaman yanıtını verenler) ,3 Uygulama sonrası aynı gün banyo yapma (Her zaman yanıtını verenler) 97 82,9 Rüzgara karşı ilaç uygulama (Bazen yanıtını verenler) 44 37,6 İlaçlama sırasında sık mola verme (Bazen yanıtını verenler) 52 44,4 Malzemeleri tamir ederken temizlerken koruyucu önlem alma (Bazen yanıtını verenler) 49 41,9 Çiftçilerin %42,7 si ilaç kullanım kılavuzlarını okuyamadıklarını, %66,7 si ise ilaç kutuları üzerindeki etiketleri anlayamadıklarını bildirdi. Etiketleri anlamadığınızda ne yapıyorsunuz? sorusuna katılımcıların %44,4 ü ilaçları az kullandıkları, %37,6 sı kullanmadıkları, %8,5 i kullanmaya devam ettikleri, %5,1 i danıştıkları, %4,3 ü bilmedikleri yanıtlarını verdi. Katılımcıların ilaçların zararlı etkileri, boş ilaç kapları konusundaki davranışları ve ilaçları satın aldıkları yerler Tablo 5 te verilmiştir. Çalışma grubunun tamamı ilaç etiketlerinin ve kullanım kılavuzlarının anlaşılır ve açık bir dille yazılmasını istediklerini bildirmiştir. Ayrıca 90 kişi tarım ilaçlarının güvenli kullanımı konusunda eğitim almak istediklerini ifade etmiştir (Tablo 6). Tablo 5. Çalışma grubunun ilaçların zararları, uygulama öncesi ve sonrasında bildirdikleri davranışları ve ilaçları temin etme konusundaki davranışları Tarım ilaçları zararlı mı? n % Evet 68 58,1 Hayır 49 41,9 İlaç uygulama öncesinde hayvan varlığı kontrolü Evet 65 55,6 Hayır 52 44,4 Boş ilaç kaplarını nereye atıyorsunuz? Tarlaya 44 37,6 Dere kenarına 22 18,8 Orman içine 26 22,2 Çuvalda toplayıp yakıyorum 24 20,5 Kuyu içine 1 0,9 Boş kapları başka işlerde kullanma Evet 13 11,1 Hayır ,9 İlaçları satın alma yeri 186

188 İlaç bayileri 56 47,9 İlçe tarım-ziraat odaları 36 30,8 İlaç satılan yerler 14 12,0 İlaç bayileri ve ziraat odaları 10 8,5 Diğer çiftçiler 1 0,9 Satın aldığınız yerde size bilgi veriliyor mu? Evet 98 83,8 Hayır 19 16,2 Siz ilaç satın alırken danışıyor musunuz? Evet 55 47,0 Hayır 62 53,0 Sorulara katılımcıların 117 si yanıt vermiştir. Tablo 6. Çalışma grubunun ilaç etiketleri, kılavuzları, bilgilendirme ve güvenli kullanımı konusundaki beklentileri Zararlı etkilerin açık ve anlaşılır n % yazılmasını ister misiniz? Evet ,0 Hayır - - İlaç kullanım bilgilerinin açık ve anlaşılır yazılmasını ister misiniz? Evet ,0 Hayır - - İlaçları satın alırken mutlaka size bilgi verilmesini ister misiniz? Evet ,1 Hayır 1 0,9 Tarım ilaçlarının güvenli kullanımı konusunda Eğitim almak ister misiniz? Evet 90 76,9 Hayır 3 2,6 Bilmiyorum 24 20,5 Sorulara katılımcıların 117 si yanıt vermiştir. Çiftçilerin %78,6 sı ilaçlama yaptıkları tarla etrafında su kaynakları olduğunu, %73,5 i ilaçların suya, toprağa ve havaya karıştığını bildiğini, %44,4 ü son bir yıl içinde ilaçlama sonrasında en az bir sağlık sorunu yaşadığını bildirdi. SONUÇ Bölgede görüşülen çiftçilerin 2/3 ünün ailesinde kanserden ölen en az bir kişinin olması dikkat çekici bir bulgudur. Ayrıca, çiftçilerin ilaçların güvenli kullanımı ve saklama koşullarına yönelik verdikleri yanıtlar son derece çarpıcı olup, bu çalışma grubunda ilaç kullanımı sırasında dikkat edilmesi gerekenler, koruyucu yöntemler gibi konularda eğitim verilmesi gerekmektedir. Yerel yönetimlerin bölgedeki durumu daha detaylı incelemek ve çiftçilerin güvenli ilaç kullanımını desteklemek için acil eylem planı oluşturmalarına ihtiyaç vardır. Türkiye de yöresel çalışmalarla çiftçilerin ilaç kullanım alışkanlıklarının, güvenli ilaç kullanımı konusunda bilgi düzeylerinin araştırılması, sağlık sorunlarını belirleyecek tanımlayıcı çalışmaların yapılması, sağlık eğitimi çalışmalarının planlanmasını ve müdahalelerin de daha hızlı ve etkili yapılmasını sağlayacaktır. KAYNAKLAR 1. Sağlık Bakanlığı, Refik Saydam Hıfzı Sıhha Merkezi Başkanlığı, Zehir Araştırmaları Müdürlüğü. 2. Delen N, Durmuşoğlu E, Güncan A, et al. Türkiye de pestisit kullanımı, kalıntı ve organizmalarda duyarlılık azalışı sorunları. Türkiye Ziraat Mühendisliği 6. Teknik Kongre. S Başpınar H, Durmuşoğlu E, Yıldırım EM. Türkiye de tarım ilaçları üretim ve kullanımı. 4. Öğüt S, Seçilmiş H. Tarım ilaçlarının (pestisitler) olası çevre etkileri. 5. Peres F, Rozemberg B, de Lucca SR. Risk perception related to work in a rural community of Rio de Janeiro State, Brazil: pesticides, health, and environment Cad Saude Publica 2005; 21(6): Recena MC, Caldas ED. Risk perception, attitudes and practices on pesticide use among farmers of a city in Midwestern Brazil. Rev Saude Publica 2008; 42(2): Ngowi AV, Maeda DN, Partanen TJ. Knowledge, attitudes and practices (KAP) among agricultural extension workers concerning the reduction of the adverse impact of pesticides in agricultural areas in Tanzania. 187

189 188 Med Lav 2002; 93(4): Recena MC, Caldas ED, Pires DX, Pontes ER. Pesticides exposure in Culturama, Brazil-- knowledge, attitudes, and practices. Environ Res 2006; 102(2): Zahm SH, Blair A. Pesticides and non-hodgkin s lymphoma. Cancer Res 1992; 52(19 Suppl): 5485s-5488s. 10. De Roos AJ, Zahm SH, Cantor KP, Weisenburger DD, Holmes FF, Burmeister LF, Blair A. Integrative assessment of multiple pesticides as risk factors for non-hodgkin s lymphoma among men. Occup Environ Med 2003; 60(9): E Dreiher J, Kordysh E. Non-Hodgkin lymphoma and pesticide exposure: 25 years of research. Acta Haematol 2006; 116(3): Pearce N, McLean D. Agricultural exposures and non-hodgkin s lymphoma. Scand J Work Environ Health 2005; 31 Suppl 1: Chiu BC, Dave BJ, Blair A, Gapstur SM, Zahm SH, Weisenburger DD. Agricultural pesticide use and risk of t(14;18)-defined subtypes of non-hodgkin lymphoma. Blood 2006; 108(4):

190 SB-7 TARIM ÇALIŞANLARINDA GÖRÜLEN ERGONOMİK PROBLEMLER VE UYGULANABİ- LECEK BASİT VE ETKİLİ ÇÖZÜMLER BAHAR TİRYAKİ*, TUNA ORUL*, ÇAĞLA PINAR ARSLAN TATAR* *Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü AMAÇ Bu çalışmada tarım işçilerinin ergonomik açıdan karşılaştıkları bazı problemler ele alınmış ve uygun olabilecek çözümler sunulması amaçlanmıştır. GİRİŞ Tarımın Türkiye ekonomisindeki önemi azalmış olmakla birlikte, yurtiçi gıda gereksiniminin karşılanması, sanayi sektörüne girdi temini, ihracat ve yarattığı istihdam olanakları açısından halâ büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetin kurulduğu yıl tarım sektörünün GSMH içindeki payı %42.8 iken, 1970 li yıllarda %36.0, 1980 yılında %25, 1990 yılında %16, 2000 yılında %13.5, 2003 yılında ise %12.6 düzeyine düşmüştür. Türkiye de tarım sektörünün GSMH daki payının giderek azalması, sanayileşme ve hizmetler sektörlerinde gelişmeye daha çok önem verilmesinin bir sonucudur. Tarım sektörü, yapısı gereği işgücüne büyük ölçüde ihtiyaç duymaktadır. Gerçekten de tarımsal faaliyet bir yaşam biçimidir. Bu bağlamda, tarımın istihdamdaki payı 1980 de %50.6 iken, 2003 te %34.3 e gerilemiştir. İş yükü ve çalışma gücünün en iyi şekilde dengelenip, hem çalışanın sağlığını koruyan, hem de üretimin artmasını sağlayan insan makine çevre sisteminin başarılması için biyolojik bilginin anatomi, fizyoloji ve deneysel psikoloji alanlarında uygulanmasına ergonomi denir. Bu bağlamda tarım, fiziksel olarak güç gerektiren bir iş olduğundan, sağlık problemi oluşturma riski de yüksektir. Çalışanlar özellikle kas-iskelet rahatsızlıkları ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Fakat tarım çalışmalarının neden olduğu rahatsızlıklarla ilgili yeterli veri elde edilememektedir ve bunun nedeni de meydana gelen rahatsızlıkların çalışma ile ilgili olduğunun farkına varılmamasıdır. Tarım çalışanlarının birçoğu ağır yükleri uygun olmayan pozisyonlarda kaldırmakta, sık sık eğilmekte, kolları omuz hizasından yüksekteyken çalışmakta, el ve bileklerini sürekli hareket ettirmekte ve durarak çalışmaktadırlar. Tarım çalışanları zaman zaman tarım aletleri kullanımında titreşim ve gürültüye maruz kalmaktadır. Ayrıca parça başına ücret ödenen yerlerde hızlı çalışmak zorunda kalmaktadırlar ve bu durum dikkatsiz çalışmaya neden olup kazalara yol açmaktadır. Bunların dışında burkulma ve incinmeler de tarım çalışanları için önemli risk faktörü oluşturmaktadır. Tarım işçilerinde en çok görülen ergonomik rahatsızlıklar sırt, kol, bacak ve omuzlarda oluşan kas-iskelet rahatsızlıklarıdır. Kas-iskelet rahatsızlıkları çalışanların yaptıkları islere göre farklılık göstermektedir. Örneğin bilekte oluşan karpel tünel sendromu olarak bilinen rahatsızlık süt sağan çiftçilerde sıkça gözlemlenmekteyken dizde ve kalçada görülen artrit mandıralarda ağır yük taşıyan işçilerde görülmektedir. Bu rahatsızlıklar çeşitli sakatlıklara yol açabilir ve bu durum çalışan sağlığının dışında çalışanın kazancına ve büyüme profiline de etki etmektedir. Ergonomik rahatsızlıkların basit ve az maliyetli önlemlerle çözülmesi mümkündür. Bu çalışmada bazı genel önlemlerin yanı sıra kolay uygulanabilir bazı çözümlerin de anlatılması amaçlanmıştır. Çalışma sırasında öncelikle aşağıdaki kurallara mutlaka uyulmalıdır: Çalışma araçları omuz yüksekliğinden yukarı konmamalıdır. Tekrar eden işler arasında yeterli süre olmalı yada işçiler arasında rotasyon yapılmalıdır. Bacaklardan destek alınarak kaldırma yapılmalıdır. Toplanan meyve ya da sebzeye yakın mesafede olunmalıdır. Taşımanın kolaylaşması için küçük paketler veya yığınlar yapılmalı, ağır kaldırmamaya özen gösterilmelidir. 189

191 Yukarıdaki kurallara uymakla birlikte sık görülen problemlere karşı pratik çözüm önerileri de göz önüne alınmalıdır. En fazla görülen problemler ve bunlara dair uygulanabilir çözüm önerileri aşağıdaki gibi sıralanabilir: o Problem: Ağır saksıları kaldırmak ve taşımak için işçi defalarca eğilmek zorunda kalmaktadır. Öne doğru eğilmek sırt ağrısına yol açmaktadır. Ayrıca taşıma sırasında ağırlık nedeniyle işçinin sırt bölgesi zarar görmektedir. Çözüm: Bu tür saksıları kaldırmak için özel tasarlanmış tutacak kullanılmalıdır. Bu tutacakların kullanımı eğilme açısını azaltacak, eğilme süresini kısaltacaktır. Ayrıca sırtta kaldırma esnasında oluşan gerginliği azaltacak ve bu nedenlerle çalışanın verimliliğini arttıracaktır. o Problem: Yerden bitki toplama sırasında eğilmeye bağlı olarak sırt ağrısı oluşabilir. Saksıya koyma işlemi yapılmadan önce bitkiler genellikle plastiklerde muhafaza edilmektedir. Çalışanlar yabani otları temizlemek için eğilmekte ve bir süre bu pozisyonda kalmaktadırlar. Çözüm: Ayıklama sırasında hareket edebilen bir sehpa kullanılması sırttaki gerilimi azaltacak ve işçi daha rahat ayıklama yapabilecektir. o Problem: Meyve toplama ve taşımada kullanılan leğenlerin büyük ve ağır olması nedeniyle bu leğenleri kullanan işçilerin kaldırma ve taşıma sırasında kas-iskelet rahatsızlıklarına yakalanma olasılıkları yüksektir. Çözüm: Daha küçük leğen kullanımı hem taşıma hem de kaldırma sırasında işçinin daha rahat hareket etmesine olanak sağlayacaktır. o Problem: Ağır yüklerin tek kişiyle hareket ettirilmeye çalışılması sonucu kas-iskelet rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. Çözüm: Ağır yüklerin yardımlaşma yoluyla çok kişiyle kaldırılma işin hızını arttıracak ve oluşabilecek rahatsızlıkların önüne geçecektir. o Problem: Küçük odunsu bitkileri keserken kullanılan kesicilerin yetersizliği ve yinelenen tutma hareketi el, kol ve bileklerde kronik problemlere yol açabilir. Çözüm: Tezgaha monte edilmiş güçlü bir kesici kullanılması güç gerektiren ve sürekli yapılan isin zorluğunu azaltır ve kesileceklerin elle tutulması zorunluluğunu ortadan kaldırır. Ayrıca üretim hızını da arttırır. o Problem: Uzun saplı metal yer kazıma aletinin sürükleme ve itme esnasında çok güç harcamayı gerektirir. Çözüm: Alete el ergonomisine uygun tutma yeri eklenmesi hem sürüklemeyi kolaylaştırır hem de daha geniş bir alana kuvvet uygulanmasını sağlar. o Problem: Yeşil yapraklı sebzelerin yıkanması sırasında oluşan yıpranma ve zaman kaybı oluşur. Çalışan yıkama sırasında sürekli eğilmek, kaldırmak ve sıkıca tutmak zorundadır ve yavaş yıkama ürün kalitesini bozar. Çözüm: Yıkama sırasında çuval kullanılması prosesi hızlandırır, kaliteyi arttırır ve soğuk su ile temasın az olmasını sağlar. o Problem: Düzgün olmayan kapların ağırlık merkezi vücuttan uzaktır ve taşıması zordur. Çözüm: Standart kapların kullanımı ağırlık merkezinin vücuda yakın olmasını ve kavramanın kolaylaşmasını sağlar. Aynı boyuttaki kapların bir arada durması daha kolaydır. o Problem: Ağır yüklerin elle taşınması yorucudur ve bir defada az sayıda yük taşınabilir. Ayrıca eğilme, dönme, durma hareketleri yapılır. Zaman açısından da verimsizdir. Çözüm: Ağır yükler uygun el arabalarıyla taşınmalıdır. SONUÇ Tarım çalışanları kimyasal kullanımına bağlı maruziyet, böcek sokmaları, hayvanlardan gelen darbeler, uygun olmayan iklim koşulları, makine kullanımı sonucu oluşan kazalar gibi bir çok sağlık ve güvenlik riskinin yanında ergonomik olarak da birçok risk ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Fakat bu ergonomik sorunlar çalışma araçlarının omuz yüksekliğinden yukarı konmaması, tekrar eden işler arasında yeterli süre geçmesi yada işçiler arasında rotasyon yapılması, bacaklardan destek alınarak kaldırma yapılması, toplanan meyve ya da sebzeye yakın mesafede olunması, taşımanın kolaylaşması için küçük paketler veya yığınlar yapılması ve ağır kaldırmamaya özen gösterilmesi ya da yapılan işe uygun araç kullanılması gibi küçük ama etkili çözümlerle oluşabilecek rahatsızlıkların önlenmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. 190

192 KAYNAKLAR 1. Kirkhorn SR, Earle-Richardson G, Banks RJ., Ergonomic risks and musculoskeletal disorders in production agriculture: recommendations for effective research to practice. National Farm Medicine Center, Marshfield, Wisconsin, USA (Erişim Tarihi: ) 2.Yavuz,F. Türkiye de Tarım kitapçığı, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Aralık İTU Ergonomi Grubu, Ergonomi nedir? (Erişim Tarihi: ) 4.Chapman, L., Meyers J., Ergonomics and Musculoskeletal Injuries in Agriculture: Recognizing and Preventing the Industry s Most Widespread Health and Safety Problem University of Wisconsin-Madison, Wisconsin, USA 5.Baron S., Estill C.F., Steege A., Lalich N., Simple Solutions: Ergonomics For Farm Workers, U.S Department of Health and Human Services,Public Health Service, Centers for Disease Control and Prevention, National Institute for Occupational Safety and Health 191

193 SB-8 TARIM İŞÇİLİĞİ VE PAZARCILIĞIN KADIN ÜREME SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİSİ ERDAL BEŞER*,FİLİZ ERGİN*, DİDEM EVCİ KİRAZ*, PINAR OKYAY* *ADÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı,AYDIN GİRİŞ VE AMAÇ Ülkemizde çalışan nüfusun %24 ü tarım sektöründe çalışmaktadır. Tarım sektöründe çalışanların %80 ini ise kadınlar oluşturmaktadır. Tarım sektöründe çalışan kadın işçilerin eğitim seviyelerinin düşük oluşu, beslenme yetersizliklerinin sık görülüşü, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına sahip olmamaları, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamaları (doğum öncesi bakım, sağlıklı doğum ve doğum sonrası bakım yetersizlikleri) ve zararlı çevresel etkilenimlere maruziyetlerle (pestisitler vb.) karşı karşıya kalmaları nedeniyle kadın sağlığı üzerinde olumsuz etkiler görülebilmektedir. Bu çalışma tarım işçiliği ve pazarcılığın kadın üreme sağlığı üzerine etkisini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırma Aydın ili İncirliova İlçesi Acarlar Beldesi nde gerçekleştirilmiştir. Belde nüfusu (5215 erkek, 5380 kadın) olup, halkın tamamına yakını tarım ve pazarcılıkla ilgilenmektedir. Kadının gelir getirici faaliyetlere daha erken katılabilmesi için erken yaşta evlilikler yapılmakta, zamanlarının büyük bir bölümünü pazarlarda geçirmeleri sebebiyle sağlık hizmetlerinden yeterince faydalanamamaktadırlar. Belirtilen sorunları araştırmak amacıyla ADÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Koordinatörlüğünde Ağustos-Ekim2010 tarihleri arasında Acarlar Örnek Belde Projesi için anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Projenin amacı öncelikle mevcut durumu tespit etmek, valilik bünyesinde çeşitli kurum/kuruluşları aktive ederek beldenin sorunlarına çözümler bulmak, belirli aralıklarla yıllar içindeki değişimi tespit etmektir. Resmi/resmi olmayan ve başından en az bir kez evlilik tecrübesi geçmiş kadınlara, Aydın Valiliği-İncirliova Kaymakamlığı Koordinasyonu ile Acarlar Sağlık Ocağı sağlık personeli tarafından yüz-yüze görüşme yöntemi ile soru formu uygulanmıştır. Araştırmada belirlenen kriterlere uyan tüm kadınlara ulaşılması hedeflenmiştir. Tespit edilen 2000 anne/anne adayının 1203 üne ulaşılabilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerde ortalama±standart sapma ve yüzde değerleri verilmiştir. BULGULAR Ankete katılanların yaş ortalaması ±14.59(13-93) dır. Kadınların %26.5 u okur-yazar olmayıp, %7.7 si okuryazardır. Kadınların %59.1 i geniş ailede yaşamaktadır. Kadınların % 34.5 i görücü usulü ile, %33.2 si severek, %17.8 i kaçarak evlenmiştir. Evlilik sayısı ortalama 1.24±0.51 (min-max=1-4) olup, ilk evlilik yaşı 14.95± 2.01, (min-max=10-26) dür. İlk gebelik yaşı ortalaması 16.42±2.67 (min-max=11-38), ilk doğum yaşı ortalaması 17.14± (min-max=12-38) dir. Toplam gebelik sayısı ortalama 4.41±2.81 (min-max=1-20), kendiliğinden düşük sayısı 1.73±1.17 (min-max=1-10), isteyerek düşük sayısı 2.63±1.84 (min-max=1-15), toplam ölü doğum sayısı 1.34±0.84 (min-max=1-5) dir. Canlı doğup ilk 5 yıl içinde ölen çocuğu olan kadınlar %2.99 olup, kadınların ortalama 1.17±0.45 (min-max=1-3) çocuğu beş yaş altında hayatını kaybetmiştir. Kadınların %75.8 i 18 yaş altında, %0.1 i 35 yaş ve üzerinde gebe kalmışlardır. İki yıldan kısa aralıklı doğum yapan kadınlar %39.6; 4 ve üzerinde doğumu olan kadınlar %15.5 olarak saptanmıştır. Kadınların %89.6 sının yaş, doğum aralığı veya doğum sayısı bakımından herhangi bir risk kategorisinde olduğu saptanmıştır. Kadınların %8.5 i hem yaş, hem doğum aralığı hem de doğum sayısı bakımından her üç risk kategorisinde bulunmaktadır. SONUÇ Tarımla uğraşan kadınların gerek eğitim seviyelerinin düşük olması, gerek sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamaları kadınların üreme sağlığı düzeylerini olumsuz etkilemekte, kadın ve çocuk sağlığını olumsuz etkileyen riskli durumları beraberinde getirmektedir. Bu nedenle çzellikle tarım sektöründe çalışanlara cinsiyete özel yaklaşımlar (eğitim, sağlık hizmetlerinden daha kolay yararlanabilmeyi sağlayan olanaklar gibi) önem arz etmektedir. 192

194 SB-9 DENİZLİ DE HAYVANCILIĞIN YAYGIN OLDUĞU DÖRT İLÇEDE HAYVANCILIKLA UĞRAŞAN AİLELERDE KİST HİDATİK SEROPREVELANSI VE RİSK FAKTÖRLERİ ŞERİFE AKALIN*, SELDA SAYIN KUTLU*, SELMİN DİRGEN ÇAYLAK*, ÖZGÜR ONAL**, SELÇUK KAYA***, ALİ İHSAN BOZKURT** *Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD, **Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı AD, ***Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD, GİRİŞ VE AMAÇ Bu araştırmada Denizli İli nde hayvancılığın yoğun olduğu dört ilçede hayvancılıkla uğraşan kişilerde kist hidatik seroprevelansının belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Çalışma Mayıs-Temmuz 2009 tarihleri arasında Denizli nin hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı dört ilçesinde (Çivril, Buldan, Honaz ve Bozkurt) ve bağlı köylerinde gerçekleştirildi. Bu ilçelerde hayvancılıkla uğraşanların listesi Denizli Tarım İl Müdürlüğü nden temin edildi. Verilere göre 8148 aile hayvancılıkla uğraşıyordu. Tahmini kist hidatik prevalansı %5 olarak kabul edilip %2 sapma ile %95 güven aralığında minimum örneklem büyüklüğü 440 aile olarak hesaplandı. Tarım İl Müdürlüğü nden elde edilen listeden sistematik örnekleme yöntemi ile 44 adres (Çivril de 27, Buldan da 7, Honaz da 6 ve Bozkurt da 4) belirlendi. Listede belirlenen bu 44 adresteki aile ve listedeki sonraki 9 aile (toplamda 10) ve toplamda ise 440 aile araştırmaya alındı. Araştırma grubuna alınan ailelerdeki 18 yaş ve üzeri kişiler uygulanacak anket ve kan örneklerinin alınması ile ilgili bilgilendirildi ve gönüllü olur formu okutularak onayları alındı. Gönüllü olan kişiler araştırmaya dâhil edildi. Araştırmaya alınan kişilere uygulanan ankette temel sosyodemografik bilgilerin yanı sıra hayvancılıkla ilgili bazı bilgiler, kedi ve köpek teması ile ilgili sorular yer almaktaydı. Anket, her bir kişi ile yüz yüze görüşülerek ve gözlemciler arası farklılık olmaması açısından tek bir araştırıcı tarafından uygulandı. Bireylere önce anket uygulandı sonrasında yaklaşık 10 ml kan alındı. Kanlar aynı gün içerisinde soğuk zincire uyularak Pamukkale Üniversitesi Tıp Fak. Mikrobiyoloji laboratuvarına ulaştırıldı. Alınan kan örnekleri dakikada 1500 devirde 5 dakika santrifüj edilerek serumları ayrıldı ve derin dondurucularda -80 ºC saklandı. Sonrasında çalışma bitiminde topluca Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fak. Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuvarı nda enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile kist hidatik Ig G antikorları çalışıldı. Seropozitif olan kişiler ileri tetkik için (batın ultrasonografisi ve akciğer grafisi) sağlık müdürlüğü aracılığı ile hastaneye çağrılarak başvuranlara ileri tetkikleri yapıldı. İstatistik değerlendirmede X 2 testi ve lojistik regresyon analizi kullanıldı. BULGULAR Araştırmaya alınan 1133 kişinin 530 u erkek, 603 ü kadındı. Araştırma grubuna alınan kişilerin yaş ortalaması 44,6 ± 15,1 di. Çalışmaya dahil edilen 18 yaş üstü kişilerde kist hidatik seroprevalansı %6,9 (n=78) olarak saptandı. Kist hidatik IgG pozitifliği saptananlarda yaş ortalaması 48,3 ± 15,9 idi. Kist hidatik seropozitifliği eğitimsiz kişilerde (%11,5), hayvanlarına veteriner kontrolü yaptırmayanlarda (%9,7) ve ve 60+ yaş gruplarında (sırasıyla %9,5 ve %10,3) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Kadınlarda (%8,1) erkeklere göre yüksek olmakla birlikte istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Bozkurt ve Honaz ilçelerinde diğer iki ilçeye göre yüksek oranlardadır(p>0.05) (Tablo 1-2). Yapılan çoklu analizlerde ise kist hidatik seropozitifliği üzerine hayvanlarına veteriner kontrolü yaptırma sıklığı ve kişinin yaş ının etkili olduğu saptanmıştır (Tablo 3). 193

195 Tablo 1. Bazı Özelliklere Göre Kist Hidatik (Ig G) Seropozitifliği ELISA IgG Odds oranı N Pozitif % (95% güven aralığı) p Cinsiyet Erkek ,5 referans 0,08 Kadın ,1 1.53(0.93±2.52) Yaş grubu (yıl) ,1 referans 0, , (1.24±9.27) , (0.65±5.30) , (0.71±6.18) , (1.33±10.28) Meslek Çiftçi ,2 5,2(0.77±10.2) 0,08 Diğer ,5 referans İlçe Buldan ,3 referans 0,49 Honaz , (0.62±4.21) Çivril , (0.58±2.80) Öğrenim Bozkurt ,8 11, (0.67±5.54) düzeyi* OY değil-oy 1,98 (1.09±3,55) 0,03 İlkokul ,4 Ortaokul ve üzeri ,7 referans Sağlık sigortası var ,2 referans 0,09 Yok ,0 1,51(0,90±2,54 Toplam ,9 *Analizde ilkokul ve üzeri birleştirilmiştir Tablo 2 Hayvancılıkla İlgili Bazı Özelliklere Göre Kist hidatik (Ig G) Seropozitifliği ELISA IgG Odds oranı N Pozitif % (95% güven aralığı) p Hayvanlara veteriner kontrolü yaptırma sıklığı* Düzenli ,8 referans 0,04 Sıklıkla ,1 Bazen veya hiç ,7 1,67(0,99±2,82) Köpek sahibi olma Var ,9 referans Yok , (0.62±1.72) 0,91 Köpek maruziyeti Var , (0.8±2.11) 0,28 Yok ,1 referans Beslenen hayvan türü** 0,89 Büyükbaş ,8 1,43(0,31±8,22) Küçükbaş ,3 referans Büyükbaş+küçükbaş ,2 *Analizde düzenli ve sıklıkla grubu birleştirilmiştir. ** Analizler büyükbaş besleyenlerle diğerleri arasında yapılmıştır. Tablo 3. Çoklu analizde* Kist hidatik ELISA Ig G Seropozitifliği ile İlişkili Bulunan Değişkenler 194

196 Değişkenler Wald p Exp(B) %95 Güven Aralığı Hayvanlara Bazen ya da hiç 4,59 0,032 1,75 1,05 2,93 veteriner kontrolü yaptırma sıklığı Sıklıkla-devamlı Referans ,55 0,014 Referans ,28 0,012 3,28 1,30 8,33 Yaş grubu ,23 0,267 1,72 0,66 4, ,89 0,169 2,01 0,74 5, ,33 0,004 4,08 1,57 10,61 *Çoklu analize ilçe, meslek, yaş, cinsiyet, beslenen hayvan tipi, veteriner kontrolü, köpek teması dahil edilmiştir. SONUÇ Kistik ekinokokkozis (KE) hem dünyada hem de Türkiyede önemli zoonozlardan birisidir. Echinococcus granulosus un larval formunun sebep olduğu bu hastalık ülkemizde önemli bir halk sağlığı problemi olmasına rağmen, epidemiyolojik çalışmalar az sayıdadır. Bu çalışma KE ile ilgili Denizli den yapılmış ilk prevalans çalışmasıdır. Ülkemizdeki KE raporları öncelikli olarak genel cerrahi kliniklerinin kayıtlarından elde edilmiş hastane verirlidir (1,2). Cerrahi vakaların raporlarından elde edilmiş verilere göre KE prevalansı de 0,8 2 iken, epidemiyolojik çalışmalarda bu oran de gibi yüksek oranlarda bulunmuştur(3,4). KE seroprevalansı ülkemizin farklı bölgelerinde yapılan çalışmalarda % 2,7 14,6 arasında bulunmuştur(3-8). Bizim çalışmamızda, KE seropozitiflik oranı % 6,9 olarak bulundu. Bazı ülkelerde KE seroprevalansı % 3 13,8 olarak bildirilmiştir(9-12). Ancak bulunan %6,9 oranı değerlendirilirken çalışmanın hayvancılığın yoğun yapıldığı ilçelerde yapılmış olduğu dikkate alınmalıdır. Seropozitif olan kişiler ileri tetkik için (batın ultrasonografisi ve akciğer grafisi) sağlık müdürlüğü aracılığı ile hastaneye çağrılmıştır. Ancak, 78 seropozitif kişinin sadece 26 sı hastanemize başvurdu ve bu kişilerin radyolojik bulguları normaldi. Seropozitif bulunan fakat batın ultrasonografi ve akciğer grafilerinde herhangi bir lezyon görülmeyen hastalarda hidatik kist belirlenemeyecek kadar küçük, kalsifiye veya inaktif ya da bakılan bölgeler dışında bir lokalizasyonu olabilir (9). Ayrıca hasta enfekte olmadığı halde test herhangi bir nedenle yalancı pozitiflik veriyor olabilir (9,13). Çalışma Denizli de hayvancılığın en yaygın olduğu dört ilçede yapıldı, seropozitiflik açısından ilçeler arasında istatiksel olarak fark bulunamamıştır, ancak seropozitiflik %9,8 ile Bozkurt ta en yüksek iken, Buldan da % 5,3 ile en düşük oranda idi. Tüm yaş gruplarında ve her iki cinste de KE görülebilir, ancak genellikle yaşla birlikte artış gösterir (14,15). Özelikle 3. ve 4. dekatlarda daha sıktır. Bizim olgularımızın %50 si bu dekatlardaydı ve aktif olarak hayvancılıkla uğraştıklarından dolayı özellikle yaş grubu risk grubu olarak gözlenmiştir. Ayrıca 60+ yaş grubu da yüksek seropozitiflik açısından dikkati çekmektedir. Çalışmamızda hem hem de 60 üstü yaş gruplarında pozitiflik oranı daha fazlaydı. Çoklu analizlerde de destekler sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamızda, hem ikili analizlerde hemde çoklu analizlerde seropozitiflik kadınlarda (% 8,1) erkeklerden daha yüksek bulunmuş ancak istatistiksel fark yoktur (p=0.08). Kadınlarda nispeten fazla görülmesinin sebebini kadınların köpeklerin bakımını ve temizliğini üstlenmelerinin yanı sıra ahır temizliği gibi erkeklerden daha fazla risk faktörlerine maruz kalmaları olabilir. Diğer ülkelerdeki çalışmalarda da kadınlarda daha yüksek oranlar rapor edilmiştir (14,16,17). Öğrenim düzeyine göre seropozitiflik değerlendirildiğinde, ikili analizde KE seropozitifliği okur-yazar olmayanlarda diğer eğitim seviyelerine göre yaklaşık olarak iki kat daha fazla bulunmuştur (p=0,03). Ancak çoklu analizlerde eğitimin etkili olmadığı görülmektedir. Okur-yazar olmayanlarda ileri yaştakinlerin yüksek oranda olması, 60 yaş üzerinde de seropozitivitenin yüksek olması nedeniyle bu sonucun çıktığı, aslında eğitimin değil yaşın etkili olduğu görülmüştür. Meslek ile seropozitiflik arasında anlamlı bir fark saptanamamakla beraber hem tekli hemde çoklu 195

197 analizlerde diğer meslek gruplarına göre karşılaştırıldığında seropozitiflik çiftçilerde daha yüksek oranlardadır (%7,2) (p=0,08). Özetle çalışmaya hayvancılık yapan aileler alınmakla birlikte ailenin hayvancılıkla uğraşmayan bireylerinde daha düşük seropozitiflik gözlenmiştir. Köpek sahibi olmak veya köpeklere temas öyküsü olanlarla olmayanların seropozitiflik yüzdeleri arasında fark bulunamamıştır. Bazı yurt dışı çalışmalarda da benzer sonuçlar bildirilmiştir (9,11,18,19). Bazılarında ise köpek sahibi olmak önemli risk faktörü olarak bulunmuştur (20,21). Yetiştirilen hayvan tipi (büyükbaş/ koyun/ keçi) ile seropozitiflik arasında fark bulunmamıştır (p=0,89). Veteriner kontrolü incelenmiş ve hem tekli hemde çoklu analizlerde hayvanlarına düzenli kontrol yaptıranlarda seropozitiflik daha düşük bulunmuştur (p=0.04). Sonuç olarak; çalışmamızda kırsal bölgede hayvancılıkla uğraşan kişilerde KE prevelansı yüksek bulundu. Düzenli veteriner kontrolü KE prevalansını düşürmede önemli bir faktör olarak saptanmıştır. Yaş diğer bir etkili faktördür. Çalışma verileri hayvancılıkla uğraşan bölgelerde bir halk sağlığı problemi olan KE ile mücadele için yol gösterici olacaktır. KAYNAKLAR 1. Altintas N (2003) Past to present: echinococcosis in Turkey. Acta Trop 85: Altintas N (2008) Parasitic zoonotic diseases in Turkey. Veterinaria Italiana 44(4): Altintas N, Yazar S, Yolasigmaz A, et al (1999) A sero-epidemiological study of cystic echinococcosis in İzmir and its surroundings area. Helminthologia 36(1): Cetinkaya Z, Ciftci IH, Demirel R, Altindis M, Ayaz E (2005) A seroepidemiologic study on cystic echinococcosis in Midwestern region of Turkey. Saudi Med J 26: Celiktas M, Koltas IS, Ozerdem D, Parsak CK (2009) The Prevalence of Human Cystic Echinococcosis in an Endemic Region of Adana: A Pilot Radiologic-Serologic Survey. Turkiye Klinikleri J Med Sci 29(4): Ozkol M, Kilimcioğlu AA, Girginkardesler N, et al (2005) A discrepancy between cystic 7. echinococcosis confirmed by ultrasound and seropositivity in Turkish children. Acta Trop 93: Yazar S, Yaman O, Cetinkaya F, Sahin I (2006) Cystic echinococcosis in Central Anatolia, Turkey. Saudi Med J 27(2): Bilgin A, Pullukçu H, Yamazhan T, et al (2009) Prevalence of Echinococcus granulosus detected using enzyme immunoassay andbabdominal ultrasonography in a group of students staying in a state dormitory in Turkey. Turk J Med Sci 39 (5): Harandi MF, Moazezi SS, Saba M, et al (2011) Sonographical and Serological Survey of Human 11. Cystic Echinococcosis and Analysis of Risk Factors Associated with Seroconversion in Rural Communities of Kerman, Iran. Zoonoses Public Health 58(8): Sarkari B, Sadjjadi SM, Beheshtian MM, Aghaee M, and Sedaghat F (2010) Human cystic echinococcosis in Yasuj district in southwest of Iran: an epidemiological study of seroprevalence and surgical cases over a ten-year period. Zoonoses Public Health 57; Rafiei A, Hemadi A, Maraghi S, Kaikhaei B, and Craig PS (2007). Human cystic echinococcosis in nomads of south-west Islamic Republic of Iran. East Mediterr. Health J 13(1): Moro PL, Bonifacio N, Gilman RH, Lopera L, Silva B, et al. (1999) Field diagnosis of Echinococcus granulosus infection among intermediate and definitive hosts in an endemic focus of human cystic echinococcosis.trans R Soc Trop Med Hyg 93: Scherer K, Gupta N, Caine WP, Panda M(2009) Differential diagnosis and management of a recurrent hepatic cyst: a case report and review of literature. J Gen Intern Med 24(10): Eckert J, Gemmell MA, Meslin FX, Pawlowski ZS. (Eds.) (2001) WHO/OIE manual on echinococcosis in humans and animals: a public health problem of global concern. Genevan, Paris, France, pp Tiaoying L, Jiamin Q, Wen Y, et al (2005). Echinococcosis in Tibetan populations, western Sichuan Province, China. Emerg Infect Dis 11(12): Torgerson PR, Karaeva RR, Corkeri N, et al (2003) Human cystic echinococcosis in Kyrgystan:an 196

198 epidemiological study. Acta Tropica 85; Dowling PM, Torgerson PR (2000) A cross sectional survey to determine the risk factors associated with human cystic echinococcosis in an endemic area of mid-wales. Ann. Trop. Med. Parasitol 94; Carmona C, Perdomo R, Alvarez C, et al (1998) Risk factors associated with human cystic echinococcosis in Florida, Uruguay: results of a mass screening study using ultrasound and serology. Am. J. Trop. Med. Hyg 58; Dowling PM, Abo-Shehada MN, and Torgerson PR (2000) Risk factors associated with human cystic echinococcosis in Jordan: results of a case-control study. Ann. Trop. Med. Parasitol 94, Campos-Bueno A, Lopez-Abente G, and Andres-Cercadillo AM (2000) Risk factors for Echinococcus granulosus infection:a case-control study. Am. J. Trop. Med. Hyg 62; Moro PL, Cavero CA, Tambini M, Briceno Y, Jimenez R, Cabrera L (2008) Identification of risk factors for cystic echinococcosis in a peri- urban population of Peru. Trans. R. Soc. Trop. Med. Hyg 102;

199 SB-10 ANTAKYA SEMT PAZARLARINDA KENDİ ÜRETTİKLERİ TARIMSAL ÜRÜNLERİ PAZARLAYANLARIN TARIMSAL SAĞLIK RİSKLERİ Nazan SAVAŞ*, Tacettin İNANDI*, Ersin PEKER*, Ömer ALIŞKIN* Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Hatay GİRİŞ ve AMAÇ Ülkemizde haftanın belli günlerinde il ve ilçe merkezlerindeki mahallelerde semt pazarları kurulmaktadır. Bu pazar yerleri, pazarcıların kendi tarlasında/bahçesinde ürettiği veya başkasının tarlasından/bahçesinden ya da halden satın aldığı ürünleri satabildiği açık veya kapalı alanlar olarak tanımlanabilir. 1 Pazarcılar ise köylüden (kendi bahçesinin ürününü satan), küçük esnafa (organize etmekte), emekliden öğrenciye (daha çok ek gelir amaçlı) toplumun hemen her yaş ve kesiminden insanlardan oluşmaktadır. 1 Sebzeciler ve Pazarcılar Federasyonu nun (TÜSPAF) 2009 yılı verilerine göre; Türkiye de günde 550 kadar pazar kurulmakta, 330 bin kadar da tezgah açılmaktadır. 2 Ancak bu tezgahların sadece 80 bini kayıtlıdır. 2 Kırsal alanda tarımda istihdam edilen kadınların çoğu ücretsiz aile işçisi konumunda iken yine bu alanda istihdam edilen erkeklerin çoğu kendi hesabına çalışmakta ve bu insanların bir kısmı ürünlerini semt pazarlarında satışa sunmaktadır. 3 Diğer yandan kısal alandan kente olan göçün daha çok genç yaş gruplarında olmasının bir sonucu olarak kırsal nüfusta yaşlı nüfus oranı artmıştır ve bu yaşlı nüfus tarımsal faaliyet göstermektedir. Ayrıca son yıllarda kırsal kadınların işgücüne katılım oranlarında gözlenen düşüş özellikle genç grupta daha belirgindir, çünkü genç grup zaman içinde daha eğitimli hale gelmekte ve daha iyi bir yaşam, istihdam olanağı ve tarım dışında çalışan erkeklerle evlenme arayışındadır. Bu nedenle genç kuşak daha yüksek ücretli imalat ve hizmetler sektöründeki işlere geçmek istemekte, 4 ileri yaş ve yaşlı grubundakiler tarımsal faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla tarımsal faaliyet gösterenlerin kronik hastalıkları olması kaçınılmazdır. TR63 (Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş) bölgesinde istihdam edilen kadınların %56.8 i, erkeklerinse %22.2 si tarımda sektöründe çalışmaktadır. 5 Şahin ve Savaş ın yaptığı çalışmaya göre; Hatay kırsalında yaş kadınların %49 u tarımsal faaliyet göstermekte ve bunların %26 sı ürününü pazarlamakta, üretim sırasında bilinçsiz pestisid kullanmakta ve bilinçsiz gübreleme ve sulama yapmaktadır. 6 Bu çalışmanın amacı Antakya semt pazarlarında kendi ürettikleri tarımsal ürünleri satan pazarcıların üretim işleriyle ilgili olabilecek sağlık durumu ve riskli davranışların prevalansını belirlemektir. GEREÇ ve YÖNTEM Kesitsel nitelikteki bu çalışmanın evreni Antakya Semt pazarlarında kendi tarımsal ürünlerini satan pazarcılar olup, evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada 2012 yılı Şubat tarihleri arasında Antakya da kurulan 10 semt pazarında hedef kitleye uyan 72 pazarcıya ulaşıldı. Pazarcıların bir kısmı birden fazla pazar yerinde tezgah açıyordu. Ulaşılan pazarcıların tamamı araştırmaya katılmayı kabul etti. Katılımcılara yüz yüze görüşme tekniğiyle sosyodemografik, genel sağlık ve tarımsal faaliyet bölümlerinden oluşan 50 soruluk anket uygulandı. İstatistiksel analizlerde frekans tabloları, kikare, Mann Whitney-U testlerinden yararlanıldı ve p<0.05 anlamlı kabul edildi. BULGULAR Araştırma grubunun %41.7 si (30) kadın, %58.3 ü (42) erkekti. Kadınların yaş ortalaması 48.5±10.9 (30-75), erkeklerinki ise 48.3±10.5 (24-70) olup, her iki cinsiyetin yaş dağılımı benzerdi (p>0.05). Kadınların %46.7 si (14) ilkokul terk, %23.3 ü (7) okur yazar değil (OYD), %20 si (6) ilkokul mezunu iken, erkeklerinse %58.5 i (25) ilkokul mezunu, %14.3 ü (6) ilkokul terk, %11.9 u (5) ortaokul mezunu ve %7.1 i (3) de OYD di. Eğtim düzeyine göre gruplandırılarak analiz yapıldığında; kadınların %70 i, erkeklerin ise %22 si eğitimsiz ya da çok düşük eğitimli grupta (OYD, kurslu okuryazar ve ilkokul terk) bulunuyordu ve bu farklılık istatistiksel olarak da anlamlıydı (p<0.001). Katılımcıların tamamı köy ya da beldelerde yaşıyordu. %45.8 i (33) Antakya, %19.4 ü (14) Samandağ ve %18.1 i (13) de Yayladağı ilçesine bağlı köy veya beldelerde ikamet ediyor, tarımsal faaliyetlerini bu yerlerde 198

200 gerçekleştiriyorlardı. Kronik hastalıklar bakımından değerlendirildiğinde; %43 ünün (31) kronik hastalığı vardı ve %36 sı (26) ilaç kullanıyordu. Kronik hastalığı olanların %61 inin (19) kardiyovasküler, diyabet ve solunum sistemi ile ilgili hastalıkları bulunuyordu. Katılımcıların %50 si (36) hiç sigara kullanmamıştı. Sigara kullanımı cinsiyete göre değerlendirildiğinde; erkeklerin %26.2 si (11), kadınlarınsa %83.3 ü (25) hiç sigara kullanmamıştı ayrıca erkeklerin %40.5 i (17), kadınlarınsa %3.3 ü (1) daha önce kullanıp bırakmıştı, erkeklerin %33.3 ü (14), kadınlarınsa %13.3 ü (4) halen sigara kullanıyordu (p>0.001). Hem kadınlarda hem de erkeklerde astım ya da kardiyovasküler hastalığının olması bakımından sigara kullanıp bırakanlar ya da halen kullananlar ile hiç kullanmamışlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (erkek; p>0.05, kadın; p>0.05). Bu analizde yaşın kafa karıştırıcı faktör olduğu göz önüne alınarak yaşı da katarak yeniden analiz yapıldığında; erkeklerde halen sigara içen ya da önceden içip bırakmış olanlarda da hiç sigara kullanmamış olanlarda da astım ya da kardiyovasküler hastalığın varlığı yaş dağılımıyla ilişkili bulunmadı (p>0.05, p>0.05). Ancak kadınlarda hiç sigara kullanmamış olanlarda astım ya da kardiyovasküler hastalığın varlığı yaş dağılımı ile ilişkili bulundu (p<0.01), sigara hiç kullanmamış ama bu hastalıklardan biri ya da ikisi olan kadınların (8 kadın) yaş ortancası 61 iken sigara hiç kullanmamış ama bu hastalıklardan hiçbiri olmayan kadınların (17 kadın) yaş ortancası 45 idi. Hastalanınca ilk başvurdukları yer aile hekimi (%44) ve daha sonra devlet hastanesi (%27.8) idi. Aile hekiminiz sizi evinizde hiç ziyaret etti mi? sorusuna %19.4 ü (14) Evet yanıtını verdi. Tarımsal üretim ve pazarlama işini ortalama yapma süreleri 14.1±8.8 yıldı. En çok tarımsal üretimleri sırasıyla; bahçe bitkileri (48, %66.7), süt ve süt ürünleri (20, %27.7), kümes hayvancılığı (10, %13.9) ve besicilikti (2, %2.8). Katılımcıların %51.4 ü (37) üretimi kendi evinin bahçesinde yapıyordu. Katılımcıların %65.3 ünün (47) ailesinde bu işi yapan bir ya da birden fazla aile bireyi de bulunuyordu. Kırkiki (%58.3) pazarcının sosyal güvencesi vardı. Bu pazarcıların 9 u (%21.4) kadındı (p<0.01) ve 3 kadının sosyal güvencesi kendi üzerineydi. Bahçe bitkisi yetiştirenlerin %89.4 ü gübre (%90.4 ü doğal gübre) kullanıyor, %53.8 i gübre kullanırken kimseye danışmıyor, %32.1 i de gübreleme sırasında eldiven kullanmıyordu. İlaçlama yapan (%65.2) pazarcıların %68.3 ü ilaçlama konusunda zırai ilaç satıcılarına danışıyor, ilaçlama sırasında %69 u maske, %87.8 i eldiven takıyor, %71.4 ü koruyucu giysi giyiyordu. İş sırasında en çok akrep/yılan sokması (%20.8), nefes darlığı (%14.9) ve egzema (%10.4) şikayetleri yaşamışlardı. Nefes darlığı yaşayan 5 kişiden sadece birinin solunum sistemi hastalığı vardı. Katılımcıların %72.7 si tarım aleti, %27.8 i tarım makinesi kullanıyordu. Bunlara bağlı iş kazası geçiren 12 (%21.8) kişinin 7 sinde kalıcı iz oluşmuştu. Bitki yetiştirme, gübreleme ve ilaçlama ile ilgili bilgilerini en çok aile büyüklerinden alıyorlardı. Bitki yetiştirmede %17.5 ü, gübrelemede %33.4 ü ve ilaçlamada %25 ü zırai ilaç satıcılarından bilgi alıyordu. Organik tarım ifadesini hiç duymayan %19.7 idi. SONUÇ 1. Antakya semt pazarlarında kendi tarımsal ürünlerini pazarlayanlar daha çok ileri yaş grubunda olup, pek çoğunun kronik hastalığı/hastalıkları vardı. 2. Kırsal alanda yaşadıklarından yaklaşık beşte biri gezici aile hekimliği hizmeti almakta, pek çoğu yeterince bu hizmetten yararlanamamaktaydı. 3. Kadınlarda daha fazla olmak üzere yarısına yakınının sosyal güvencesi yoktu. 4. Üretimlerini aileden aldıkları geleneksel bilgilerle yapmakta ve işle ilgili pek çok riskli davranışlar sergilemekteydi. 5. Gübreleme, ilaçlama ve yetiştiricilik konusunda çok azı uzmandan destek alıyordu 6. Beşte biri kullandığı makine veya aletle iş kazası geçirmişti. 7. Beşte birini çalışma sırasında akrep/yılan sokmuştu. 8. Tarımsal faaliyetleri konusunda yaygın eğitimlerin verilmesi işle ilgili olabilecek sağlık riski davranışlarını azaltacaktır. 199

201 200 KAYNAKLAR 1. Koçak O, Çakmak YZ. Pazarcılık Sektörünün Enformal Boyutu Üzerine Bir Araştırma: Yalova Örneği. Sosyal Siyaset Konferansları, Sayı: 60, 2011/1, s Mart Birleşmiş Milletler Ortak Programı Hekes İçin İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Programı, Türkiye de Kırsal İstihdamın Yapısı. Olhan E. FAO Türkiye Temsilciliği. Haziran Türkiye de Kadınların İşgücüne Katılımı: Eğilimler, Belirleyici Faktörler ve Politika Çerçevesi. Beşeri Kalkınma Sektörü Avrupa ve Orta Asya Bölgesi. DPT & Dünya Bankası. Kasım, TR 63 (Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye) Bölge Planı DOĞAKA Ağustos, Hatay Kırsalında Kadının Statüsü ve Sorunları. Şahin N, Savaş N. DOĞAKA Haziran, 2011

202 SB-11 ŞANLIURFA KADIN VE DOĞUM HASTALIKLARI HASTANESİNDE TARIM İŞÇİSİ GEBELERDE RİSK FAKTÖRLERİ FERAY KABALCIOĞLU*, BEKİR YAGUŞ*, METİN ERİŞEN* *Harran Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Hemşirelik Bölümü ÖZET Giriş ve Amaç: Riskli gebeliklerin anne ve bebek sağlığını olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma Şanlıurfa ilinde doğumların çoğunun yapıldığı Doğumevi nde doğum yapan tarım işçisi kadınlarda risk faktörlerini saptamak ve ilde anne ve bebek sağlığına yönelik yapılan eğitim, araştırma ve hizmetlere yararda bulunmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: 01 Kasım Ocak 2012 tarihleri arasında hastaneye doğum yapmak için başvuran 580 tarım işçisi kadın çalışmanın örneğini oluşturmuştur. Doğum yapan tarım işçisi kadınlara araştırmacılar tarafından hazırlanmış soru formu yüz yüze görüşme yolu ile yapılmıştır. Bu verilerin değerlendirilmesinde SPPS 11.5 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Toplam 580 kadının yaş ortalaması 31.4 ±8.65 dır. Kadınların %65.5 i hiç okula gitmemiş, %8.4 ü okulsuz okur-yazar, %21.7 si ise ilköğretim mezunudur. Kadınların %49.8 i ekonomik durumlarının kötü olduğunu bildirmiştir. Kadınların %51.4 ünün akraba evliliği yaptığı, ilk evlenme yaşları ortalaması; 16.3 ±2.83, ilk doğum yaşı ortalaması; 17.8 ±3.00 olduğu saptanmıştır. Kadınların %43.8 inin daha önce düşük yaptığı %41.7 sinin kendiliğinden %2.1 i ise isteyerek düşük yaptığı saptanmıştır. Kadınların %77.6 sının bir önceki doğumunu hastanede doğum yaptığı %16.9 unun ise ara mahalle ebesi ile evde doğum yaptığı belirlenmiştir. Kadınların %93.1 inin en az bir defa kontrol amaçlı sağlık kuruluşuna başvurduğu, ortalama 7 ±3.89 defa doktor kontrolüne gittiği belirlenmiştir. Kadınların %48.1 inin anemik olduğu tespit edilmiştir. Kadınların gebelik ile ilgili risk durumları incelendiğinde; % 16 sında polihidroamnios, % 20 sinde eklemsi ve preeklemsi, % 17 sinde preterm eylem riski, %15 inde Gebeliğe bağlı hipertansiyon, % 6 sında gestasyonel diyabet, %7 sinde +4 gebelik tanıları konmuştur. Sonuç: Anket ile Şanlıurfa Doğum Ve Kadın Hastalıkları Hastanesi nde 580 tarım işçisi kadın ile görüşülmüştür. Saha çalışmasının yürütüldüğü doğum ve kadın hastalıkları hastanesindeki şartlar, iletişim güçlüğü ve araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu dikkate alındığında, görüşülen kişi sayısı oldukça yüksektir. Yapılan bu ön çalışmada bulgular, çalışmanın ana amacı olan, ilimizde tarım işçisi riskli gebeliklerin yaygın olduğu saptanırken, gebeliğe bağlı komplikasyonların azaltılması amacıyla ilde anne ve bebek sağlığına yönelik yapılan eğitim, araştırma ve hizmetlerde bu sonuçların önemli bir temel oluşturacağı düşünülmektedir. 201

203 SB-12 TARIM İŞÇİLERİNDE KANSERLE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER ERSİN NAZLICAN Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Kanser oluşumunda çevresel faktörlerin yeri büyüktür. Günümüzdeki bilgilere göre kanserlerin %80 kadarı, çevresel faktörlerin etkisi ile meydana gelmektedir. Çevresel faktörler arasında iş yeri ortamında bulunan, kişilerin çalışma hayatı içinde karşılaştıkları faktörlerin de rolü vardır. Mesleksel kanserler diğer kanserlere göre daha genç yaşlarda görülür. Kanser riskinin yüksek olduğu işlerde çalışanlar daha çok erkekler olduğundan, mesleksel kanserler de erkeklerde daha fazladır. Tarım ulusal ekonomimizin önemli bir bileşenidir ve tarım sektöründe çalışanlarda birbirine benzer özellikler göstermektedir. Tarım işçileri potansiyel olarak bir çok zararlı madde ile temas edebilirler örneğin; pestisitler, gübre, benzin ve yağlar, boyalar, organik çözücüler, tozlar gibi 1. Son 20 yıl içerisinde tarım işçilerinde kanser olguları ile ilgili olarak 100 den fazla makale yayınlanmıştır. Cerhan ve arkadaşlarının 1998 yılında Amerika da yaptıkları bir çalışmada tarım işçileri arasında görülen kanser tipleri ve en sık ölüme yol açan kanser tipleri sınıflandırılmıştır 2. Bu çalışmaya göre tarım işçileri arasında ölüme yol açan kanserler sırasıyla: 1) Akciğer kanseri % )Kolon kanseri % )Non-Hodgkin lenfoma%6-7 4)Beyin %7 5)Prostat %4-7 6)Pankreas %6 7)Böbrek %6 8)Melanoma %3-5 9)Lösemi %3-5 10)Mide kanseri %2 Tarım işçilerinde genel populasyona oranla bazı kanser tipleri sıklığı daha fazla görülmektedir. Bu kanser tipleri akciğer, safra kesesi, karaciğer, dil, özefagus, kolon, rektum ve böbrek kanserleridir. Lösemi, deri kanserleri (bazal hücreli ve squamöz hücreli), dudak ve multipl myeloma ile tarım işçiliği arasında çok önemli ilişki vardır. Non-Hodgkin lenfoma, Hodgkin lenfoma, prostat kanseri, yumuşak doku ve beyin kanseri ile tarım işçiliği arasında değişken oranlarda ilişki bulunmuştur. Testis ve mide kanseri ile tarım işçiliği arasında kısıtlı bazı kanıtlar bulunmuştur. Yapılan çalışmalarda normal populasyona göre tarım işçilerinde kanser tipine göre değişmek üzere % arasında relatif bir risk artışı olduğundan bahsedilebilir 3. Ancak bu çalışmalar genelde mortalite çalışması olduğu için bu bir kısıtlılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Toksik Maruziyet Tarımsal alanda kansere yol açan maddeler ve bunların mekanizmaları bugün hala tam olarak açıklanamamıştır. Bununla birlikte bazı maddelerin etkileri bilimsel olarak gösterilmiştir. Örneğin inorganik arsenik içeren pestisit ve herbisitlerin, akciğer ve deri kanserine yol açtıkları gösterilmiştir. Ayrıca bazı kimyasallar yıllar önce yasaklanmasına rağmen etkileri hala bugün görülebilmektedir 4. Güneş ışığına kronik maruziyet ve melanotik olmayan deri kanserleri(bazal, skuamöz,dudak) arasındaki ilişki çok açıktır. Herbisitlerde kullanılan fenoksiasetik ile yumuşak doku sarkomu ve non hodgkin lenfoma arasında ilişki gösterilmiştir. Bir çok çalışmada organik fosforlu insektisitler ile lösemi, non-hodgkin lenfoma, yumuşak doku sarkomu ve pankreatik kanser arasındaki ilişki gösterilmiştir. Organofosfatlar serin esteraz enzimini inhibe ederek hücresel immün sistemin fonksiyonunu bozar ve kanser hücrelerine karşı bağışıklığı azaltır. Organofosfatların kansere yol açabileceklerinin bir diğer göstergesi de genetik materyale zarar vermesinden 202

204 kaynaklanmaktadır 1. Klorlu hidrokarbon insektisitler endokrin sistem üzerine toksik etkisinin olduğu ayrıca genitoüriner sistem tümörleri ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Dizel yakıtların dumanı IgG ve IgA antikor üretimini azaltarak bağışıklık sistemini etkileyen polisiklik aromatik bileşikler içerir. Mikotoksinler (çeşitli küf mantarları tarafından üretilirler) bağışıklık sistemini etkileyerek karsinogenezde rol oynayabilir. Mikotoksinler tarım sektöründe maruz kalınan tozların ortak bir bileşeni olduğuı için, özellikle küflü tahıllardan kaynaklanan tozlar, çiftçilerde görülen kanserlerde rol oynayabilir. Kırsal alanda yüzeyel kaynaklar veya sığ kuyulardan sağlanan içme suları genellikle yüksek düzeyde nitrat ve atrazine(mısırda kullanılan bir herbisit) içerir. Bunlar midenin asit ortamı içinde kanserojen olarak bilinen nitrozaminlere dönüşebilir 1. Belirli Kanser Türleri İçin Tarımsal Risk Faktörleri Hemotopoetik ve retikuloendotelyal sistem Tarım alanında çalışan nüfusta yapılan epidemiyolojik çalışmalarda hematopoetik kanserle artmış oranda görüldüğü gösterilmiştir. Yapılan çalışmaların çoğunda lösemi, hodgkin lenfoma, non-hodgkin lenfoma ve multipl miyelom tipik olarak yüksek bulunmaktadır. Ayrıca, sayılan kanserler için bu yüksek oranlar, uzun yıllar boyunca artma veya azalma eğilimi göstermeksizin nispeten tutarlı bir şekilde aynı seviyede kalmıştır 3. Deri ve dudak kanseri Bazal hücreli ve skuamöz hücreli deri kanserleri tarım alanında çalışanlarda görülen kanser türleri içerisinde en fazla görülen kanser türleridir. Bu deri kanserleri nadiren metastaz yapar ve ölüme neden olurlar; bu nedenle de çoğu mortalite ile ilgili olan kanser epidemiyolojisi araştırmalarında fazlaca belirgin değillerdir. Ancak bu kanserler dudakta oluşursa metastaz olasılıkları biraz daha artar. Uzun süreli, kronik güneş maruziyetinin bu deri kanserleri için en önemli risk faktörü olduğu açıktır. Bu kanserler genellikle altıncı dekattan önce pek görülmezler, güneşe fazla maruz kalan deride ortaya çıkarlar; açık tenli kişilerde ve genellikle aktinik keratoz zemininde oluşurlar. Yapılan çalışmalarda tarım alanında çalışanlarda malign melanomanın insidansı ve mortalite hızının yüksek olduğu gösterilmiştir 5. Prostat kanseri Tarımla uğraşan işçilerde prostat kanseri son yıllarda yaygın olarak çalışılmıştır. En önemli risk faktörleri organofosfat, pretrin ve permetrin içeren pestisitler ve metil bromür içeren fumigantlar arasında ciddi ilişkiler bulunmuştur. Prostat kanseri için aile hikayesi de göz önünde bulundurulmalıdır 6. Testis kanseri Yapılan çalışmalarda diğer meslek grupları ile karşılaştırıldığında, tarım topluluklarında testis kanserinin göreceli olarak artmış olduğu gösterilmiştir. Yaşamın erken döneminden itibaren toksik maddelere maruz kalmak testis kanserinin görülmesi için bir risk faktörüdür 7. Beyin kanseri Çiftçilerde beyin kanseri ile ilgili risk faktörleri ve mekanizmaları açıklayan görece az sayıda araştırma kanıtı vardır. Khuder ve arkadaşlarının Amerika da yaptıkları bir meta analizde, 33 epidemiyolojik çalışma değerlendirilmiş ve relatif risk 1.3 oranında bulunmuştur. Ayrıca yapılan bazı çalışmalarda Toxoplazma gondii ve insektisitlerin beyin kanseri oluşumu için risk faktörü olduğu gösterilmiştir 3. Meme kanseri Yapılan çalışmalarda meme kanseri ile pestisitler arasında önemli ilişkiler bulunmuştur. Verilere göre eğer kadınlardaki maruziyet premenapozal dönemde erken ergen yaşlarda olursa daha yüksek risk mevcuttur 8,9. Tarım İşçilerinde Kanserin Önlenmesi Kanserin önlenmesindeki temel yöntemler iş sağlığındaki diğer önleyici stratejilere benzer. Bu önlemler arasında; düzenlemelerin yaygınlaşması ve uygulanması, tehlikeyi tanımlama ve ortadan kaldırma, daha güvenli 203

205 madde ile yer değiştirme veya üretim sürecinin değiştirilmesi, uygun kişisel koruyucu ekipmanların kullanımı, hastalıkların erken teşhisi ve eğitim sayılabilir. Çeşitli kanserler için belirli risk faktörleri değerlendirilmiş olmasına karşın, spesifik zararlı maruziyetler tam olarak bilinmemektedir. Tarımsal nüfusu etkilediği düşünülen muhtemel kanserojen riskler arasında güneşe maruziyet ve pestisitler bulunmaktadır. Bu risk faktörlerinin ötesindeki bilgiler çok spesifik değildir, ancak kanserden korunmak için şunlara dikkat edilmesi gerekir; tüm pestisitlere karşı maruziyet sınırlanmalı, nitrat ve atrazine bulundurmayan içme suyu temin edilmeli ve hayvan tümör virüslerine maruziyet minimize edilmelidir. İşçilerin korumasına yönelik uygulamalar tarım sektöründe görece az olduğundan, vurgu daha çok eğitim ve kanser taraması üzerine yapılmalıdır. Hatırda tutulması gereken bir nokta da akciğer, kolon ve prostat kanserlerinin kanser mortalitesinin en önemli nedenlerindendir. Akciğer kanseri özellikle tarımla ilişkili olmasa bile çiftlçilere sigarayı bırakma konusunda vurgu yapılmalıdır. Ana risk faktörü iyi bilindiğinden, sigaranın bırakılmasıyla kanserin azaltılması adına büyük kazanımlar elde etmek mümkündür. Meme, kolon ve prostat kanserinin önlenmesi için beslenme şekillerine dikkat edilmelidir. Kanser taramaları ile ilgili olarak, standart öneriler takip edilmelidir. Örneğin, 50 yaş üstü kadın ve erkekler düzenli olarak meme ve prostat kanseri taramalarından geçmelidirler. Ancak, tarımla uğraşan halk arasında kanser taraması çok yaygın değildir. Ayrıca, bu tür hizmetler kırsal kesimde birçok yerde çok iyi erişilebilir değildir ve burada yaşayan insanlar sağlık hizmetlerini daha çok akut hastalıkların tedavisi için kullanmak eğilimindedir. Tarımla uğraşan nüfus için kanser taramasına engel olanlar şunlardır 10 : 1)Kanser taramasının maliyeti, 2)İş nedeni ile zaman sıkıntısı, 3)Sağlık merkezlerine olan mesafe 4)Aşırı özgüven davranışları. Bu nedenle, kırsalda çalışan sağlık profesyonelleri tarımla uğraşan nüfusta kanser tarama düzeyini artırmak için özel çaba sarf etmeli, kırsal alanda tarama programları planlanmalıdır. Deri kanserini önleme, güneşe maruziyetin önlenmesi prensibine dayanmaktadır. Güneş koruyucu kullanımı, doğrudan gelir ve eğitim seviyesi ile ilişkili olduğuna dair çalışmalar vardır. Sağlık çalışanları tarımla uğraşan nüfusta rutin deri muayenesi yapmalı ve güneşten korunma yöntemlerinin rutin kullanımını teşvik etmelidirler. Ülkemizde tarım işçileri ve kanser konusunda yeterli araştırmalar bulunmamaktadır. Bu nedenle bu konuda ülkemizdeki durum hakkında detaylı bilgilere sahip değiliz. Ülkemizin halen bir tarım ülkesi olduğu bilinciyle sağlık araştırmacılarının bu konuya özel ilgi gösterip detaylı araştırmalar planlaması gerekmektedir. KAYNAKLAR 1. Blair A, Zahm HS. Agricultural exposures and cancer. Environmental Health Perspectives. 1995;105(8): Cerhan S, Cantor K, Williamson K ve ark. Cancer mortality among Iowa farmers:recent results, time trends, and lifestyle factors. Cancer Causes Control 199;9: Blair A, Zahm S. Agricultural exposures and cancer. Environmental Health Perspectives. 1995;10(3): Milham S. Cancer among farmers:a metaanalysis. Annals of Epidemiology. 1999; 9:71. 5.Khuder SA. Etiologic clues to lip cancer from epidemiological studies on farmers. Scandinavian Journal of Work Environmental Health. 1999;25(2): Settimi L, Comba P, Bosia S ve ark. Cancer risk among male farmers:a multi-site case control studies. International Journal of Occupational Medicine and Environmental Health. 2001;14(4): Faroy B, Deschamps F. Relationships between occupational exposure and cancer of the testis. Annals of Medicine Interne. 2002;153(2): Alavanja MCR, Sandler DP, Lynch CF ve ark. Cancer incidence in the Agricultural Health Study. Scandinavian Journal of Work, Environment and Health 2005; 31(Suppl 1): Brody JG, Moysich KB, Humblet O ve ark.environmental pollutants and breast cancer, epidemiologic studies. Cancer (Supplement) 2007; 109: Reading D, Lappe K, Kreuger M ve ark. Screening and prevention in rural Wisconson:The greater marshfield experience. Wisconsin Medical Journal. 1997;

206 SB-13 GAP BÖLGESİNDE TARIM İŞÇİLERİNİ TEHDİT EDEN MİKROORGANİZMALAR NEBİYE YENTÜR DONİ 1, GÜLCAN GÜRSES 1, REŞAT DİKME 1, MUHARREM ÖNCÜL 2 1 Harran Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, 2 Şanlıurfa Sağlık İl Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şubesi GİRİŞ Dünya üzerindeki nüfusun yaklaşık % 20 si güvenilir olmayan içme suyu kullanmakta, yılda 200 milyon civarında insan su ile bağlantılı hastalıklara yakalanmakta ve 2 milyondan fazla insan kirli sulardan kaynaklanan hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Yeryüzündeki tüm hastalıkların yarısına yakını sularla ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde atık suların ancak %5 inin arıtılabilmesi, endüstriyel ve evsel atıkların çevreye, akarsulara ve yer altı sularına denetimsiz bir şekilde verilmesi de ayrı bir sorundur (Irmak 2006). Gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık nüfusun yarısı dizanteri, giardiyaz, Hepatit A, rotavirus, tifo ve kolera gibi suyla bulaşan enfeksiyonlar açısından risk altındadırlar. İshalli hastalıklar gelişmekte olan ülkelerde önemli mortalite ve morbidite nedenidir (OPS 2000). Son yıllarda, suyla bulaşan zoonotik hastalıkların artışı konususunda endişeler duyulmaya başlanmıştır. Bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde Cryptosporidium gibi protozoon, Escherichia coli O157: H7, Campylobacter, Salmonella Enteriditis ve Hepatit A ve E virusu gibi patojenlerle ilgili vaka sayısında artış olduğu gözlenmiştir (Benenson 1997; Binder ve ark. 1999; Hubálek 2003). Toplumdaki aktif ya da taşıyıcı hastalarda bulunan hastalık yapıcı bakteriler, virüsler ve protozoonlar dışkı ile atıldıklarında suya geçmekte; böylece su, enfekte olmaktadır. Kontamine suların içilmesi, gıda hazırlamada kullanılması, banyo yapılması, hatta inhale edilmesiyle; bu sularda yüzülmesi ve oynanması sonucu çeşitli enfeksiyonlar gelişebilmektedir. Ülkemizde de suyla bulaşan hastalıklar, insan sağlığını tehdit eden en büyük çevresel etkenlerden biri olmaya devam etmektedir. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) bölgesinde, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerinin yer almaktadır. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.82 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir. GAP, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nin sahip olduğu kaynakları değerlendirerek bu yörede yaşayan insanların gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, bölgelerarası farklılıkları gidermeyi ve ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmayı amaçlayan, aynı zamanda ülkemizi uluslararası alanda markalaştıran son derece önemli ve kapsamlı bir projedir (http://www.gap.gov.tr). GAP Bölgesi nde ha alanın sulamaya açılması planlanmıştır yılı sonu itibariyle Fırat ve Dicle Havzası nda toplam ha alan sulamaya açılmıştır. (DSİ Genel Müdürlüğü 2010). Şanlıurfa ili, genel arazi bölünüşü içerisinde tarım alanları bakımından hem Türkiye deki tarım alanlarından (%36), hem de GAP Bölgesi ndeki tarım alanlarından (% 43) daha yüksek orana (%64.1) sahiptir. Yine Şanlıurfa da, GAP projesi tamamlandığında sulanacak alan miktarı dekar olarak planlanmıştır. Şanlıurfa ili, GAP içerisinde tarım ve tarıma dayalı ihracat üssü olarak değerlendirilmektedir (Benek 2006). GAP bölgesinde insan nüfus artış hızı, Türkiye nin diğer bölgelerine göre daha fazladır. Örneğin, yılları arasında GAP Bölgesi nde yıllık nüfus artış hızı yaklaşık binde 13,51 iken Türkiye genelinde binde 7,53 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca 2009 yılı itibariyle bölge illerine bakıldığında şehirleşme oranın en düşük olduğu iller % 55,76 ile Şanlıurfa ve % 57 ile Mardin ve Adıyaman izlemektedir. (http://www.gap.gov.tr) Toprak, su ve insan kaynaklarını geliştirmeyi hedefleyen bu projenin topluma sağladığı tarımsal, sosyal, ekonomik ve kültürel yararların yanında, önceden tedbir alınmaması durumunda bölgede meydana gelen hızlı nüfus artışı, ekolojik ve çevresel değişikler sağlık sorunlarını da beraberinde getirecektir. Sulu tarıma geçiş, bölgede ekonomik olarak refah düzeyinin artması, bölgeye başka illerden iç göç olayı ve mevsimlik tarım işçilerinin göç olayını artıracaktır. Tarımla uğraşan işçilerin yerleşik hayatları olmayacağından çadır gibi geçici yerleşim 205

207 yerlerinde yaşayacaklardır. Nüfus artışıyla beraber, sağlıksız kentleşme, yetersiz konut, tuvalet, atık hijyeni, temiz içme ve kullanma suyunun yetersizliği ve insanların sağlık konusunda yetersiz bilgiye sahip olmaları, çiftçilerin yeraltı su kaynaklarını değerlendirerek sulama kuyusu; bir kısım yöre çiftçisinin de baraj göletlerinde sulama tesisleri kurup sulama olanakları yaratmaları gibi nedenler, tarımla uğraşılan bölgelerde parazit ve enfeksiyon hastalıklarının çok sık görülmesine neden olacaktır. Bölgede görülen parazit ve enfeksiyon hastalıkları halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. GAP bölgesinde mevcut olup tarım işçilerini de tehdit etmeye devam edecek olan ve suyla bulaşan hastalık etkenleri ve neden olduğu hastalıklar tablo 1 de verilmiştir. Tablo 1: Suyla bulaşan mikroorganizmalar ve yaptığı hastalıklar GEREÇ VE YÖNTEM Bu çalışma, Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şubesi nden elde edilen yılları arasına ait ve suyla bulaşan hastalıkları belirten verilerin retrospektif olarak incelenmesi sonucu yapılmıştır. BULGULAR Bu etkenlerin neden olduğu hastalıkların büyük bir kısmı GAP Bölgesi nde halen çok büyük bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Örneğin, GAP Bölgesi nin 9 ilinden biri olan Şanlıurfa Sağlık İl Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şubesi ne bildirilen verilere göre yılları arasında en sık görülen mikroorganizmalar ve toplam sayıları sırasıyla Giardia intestinalis (5664), Salmonella (4966), Entamoeba histolytica (3758), Hepatit A Virusu (1123), Shigella (78), Hepatit E Virusu (4), Escherichia coli (4) ve Cryptosporidium (4) olarak bulunmuştur (Grafik 1). Grafik 1: yılları arasında Şanlıurfa da en sık görülen mikroorganizmalar ve yıllara göre dağılımı 206

208 Giardia ve Cryptosporidium: Giardia ve Cryptosporidium gelişmekte olan ülkelerde su kaynaklı mikroorganizmaların en önemlileridir. Giardia intestinalis kistleri ve Cryptosporidium ookistleri sulu yerlerde tespit edilmişlerdir. İçme sularının tüketilmesinden sonra sudan kaynaklanan epidemik salgınlara yol açmaktadırlar. Bu protozoonlar barsak hücrelerini enfekte ederek sıvı ve besin emilim bozukluğuna, bunun sonucunda ishale yol açmaktadırlar (WHO 2004). Shigella: Shigella türleri gastroenteritin en önemli etkenlerinden biridir. Kontamine su ve besinlerle bulaşan özelikle küçük çocuklarda ishale neden olan bir hastalıktır (Tünger ve ark. 2003). İnsandan insana da geçişin söz konusu olduğu bu hastalık, sanitasyon eksikliğinde, kişisel ve tuvalet hijyeninin uygulanmadığı durumlarda, GAP bölgesinde artış gösterecektir. Salmonella: Salmonella bakterileri çeşitli enfeksiyonlara neden olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Gün ışığından uzak nemli ortamlarda, kuyu sularında, kanalizasyon sularında, toprakta uzun süre canlı kalabilirler (WHO; 2004). Hastalık genellikle kontamine su ve yiyeceklerin ağız yoluyla alınmasıyla veya çocuklar arasında direkt oral-fekal bulaşır. Kanalizasyon sularının, içme ve kullanma sularına karışması sonucunda tifo salgınları görülür. Escherichia coli: İnsanların tarlalarda kuyu suyu veya açıkta bulunan kontamine suları içmesi sonucu bulaşan hastalık etkenidir. Hastalık E. Coli nin bulaştığı sebze ve meyvelerin yenmesiyle, kontamine suda yüzmekle de bulaşır. Tedavi edilmediği taktirde kanlı ishal sonucu ölüme yol açabilir. Vibrio cholerae: Vibrio türleri sularda ve su çevrelerinde yaygın olarak bulunur. V. cholerae taşıyıcısı insanların ve deniz kabuklularının kontamine ettiği su ve gıdaların ağız yoluyla alınması sonucu bulaşır. Campylobacter jejuni: Yaz aylarında gastroenteritlere yol açan ve genellikle kontamine su ve yiyeceklerle bulaşan bakteriyel bir enfeksiyondur (Tünger ve ark. 2006). Entamoeba histolytica: Sosyo-ekonomik yönden az gelişmiş ülkelerde kistlerin karıştığı suların içilmesi veya bu sularla sulanmış sebzelerin yenilmesi ile enfeksiyon oral-fekal bulaşır. Sanitasyon ve hijyen eksikliği nedeniyle bölge halkında sık görülmektedir. Schistosoma: Schistosoma lar insan dışkısı ve idrarıyla enfekte olmuş sularla temas eden insanlara deri yoluyla aktif olarak bulaşır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Bulinus ların bulunması, bölgenin göç alması, GAP ve sınır komşularımızda Schistosomiyaz görülmesi nedeniyle ülkemiz ciddi risk altındadır. GAP yöresine gelebilecek şistosomiosise yakalanmış insanların bu bölgeye atılmış atom bombası kadar tehlikeli olabilecekleri unutulmamalıdır (Özcel 2001). Plasmodium: Dünyadaki en önemli paraziter enfeksiyon hastalığıdır. Sıtma, Dünya tarihi üzerine diğer bütün enfeksiyon hastalıklarından daha fazla etki etmiştir. Geçmişte ciddi sağlık problemlerine yol açan birçok enfeksiyoz hastalık çağımızda büyük oranda kontrol altına alınmışken, sıtma önemini günümüzde de korumaktadır. Dünya üzerinde her yıl çoğu çocuk olmak üzere 1 milyondan fazla insan sıtmadan hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde de sıtma özellikle Cumhuriyet in ilk yıllarında büyük yıkımlara neden olmuştur. Günümüzde de sorun olmaya devam eden sıtmanın görülme sıklığında Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) gibi projeler nedeniyle artış olacağı düşünülmektedir (Akdur 2004). Kuru tarımdan sulu tarıma geçişte çeltik, pamuk ekimleri artmış, havadaki 207

209 nem oranı da artmıştır. Bu ortam sivrisineklerin çokça üreyip gelişebilmesi için uygun bir ortam olacaktır. Hepatit A ve E Virusu: Çoğunlukla insan dışkısı ile kontamine olmuş sularla bulaşmaktadır. Bunun dışında yeterli alt yapı hizmetlerinin sağlanamadığı sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı bölgelerde, su ile birlikte, özellikle çiğ olarak yenen sebze ve meyveler bulaştırmada rol alırlar (Irmak 2006). Rota virus: Rotavirüsler gelişmekte olan ülkelerde çocukluk çağı ishallerinin en sık etkeni olup, ishale bağlı ölümlerin % sinden sorumludurlar. Oral-fekal yolla bulaşır. Sularda, havuzlarda, eller ve eşyaların üzerinde uzun süre yaşayabildiklerinden salgın oluşturmaları kolaylaşır. Caliciviridae: Caliciviridae ailesinde en önemli etken noroviruslardır. En çok kontamine yiyecek ve su kaynaklı gastroenterite neden olur. Noroviruslar bütün gastroenterit salgınlarının %60-85 inden ve nonbakteriyel gastroenterit salgınlarının % ünden sorumludur (Ustaçelebi ve ark. 2006) KORUNMA 1- Suyun idrar ve dışkı ile kontaminasyonu engellenmelidir. Temiz içecek suyu sağlanmalı, sular klorlanmalıdır. Klorun bulunmadığı durumlarda sular kaynatıldıktan sonra içilmelidir. 2- Suyla bulaşan hastalıklar oral-fekal bulaştığından toplum, el yıkama ve kişisel hijyen konularında eğitilmelidir. Eller, sabun, deterjan veya dezenfektan kullanarak yıkanmalıdır. 3- Larvaları su yataklarında yaşayan insektlerle mücadele edilmelidir. 4-Dışkılamanın rastgele yerlere yapılması engellenmeli, tarım işçilerinin tuvalet kullanması sağlanmalı, geçici işçi akımının olabileceği bölgelere geçici tuvaletler yapılmalı, su kuyuları bu tuvaletlerden uzak yerlerde açılmalıdır (Baydar 1997). 5-İnsan dışkısının gübre olarak kullanılması engellenmelidir. 6-Sıtmanın önlenmesi için durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılması ve suyun borularla taşınması sağlanmalıdır. 7-Sodyum hipoklorit, çamaşır sularının içinde ortalama %5 oranında bulunmaktadır. Bu tür çamaşır sularından 1 lt suya 2-3 damla; ya da 1 teneke suya 1 çorba kaşığı ilave etmek içme sularının dezenfeksiyonu için yeterlidir. 8-Çiğ sebze ve meyveler önce 1/5000 lik permanganat solüsyonunda 15 dakika veya sodyum hipoklorit solüsyonunun 10 kat yoğun hazırlanmışında yarım saat bekletilmeli ve daha sonra iyice yıkandıktan sonra yenilmelidir. 9-Tarım işçilerinin çizme, eldiven gibi koruyucu kıyafetler giymeleri sağlanmalıdır. Karasineklerin ve larvaların bulunduğu su kaynaklar ilaçlanmalıdır. Larvalara karşı durgun sular ve bataklıklar kurutulmalıdır. Gölet gibi su birikintileri sık sık dalgalandırılıp, larvaların barınmasına elverişsiz hale getirilmelidir. Böyle su birikintilerinde larva yiyen Gambusia veya Respora cinsi balıklar yetiştirilmeli, Kurutulamayan su birikintilerinde larvaların solumasına engel olmak için tedbirler alınmalıdır (Özcel MA, 1993). 10-Bölge halkı, sularla bulaşan hastalıklar ve bunlardan korunma konularında eğitilmelidir. GAP ile bölgede önem kazanan ve sularla bulaşan mikroorganizmaların bulaşmasının kontrol alınması, bölge halkının sağlık eğitimlerinin yapılması sağlıklı ve eğitimli insan gücünü artıracaktır. Bu da GAP ın sorunsuz bir şekilde ülke kalkınmasındaki önemini artıracaktır. Unutmamız gereken su sanitasyonu ve suyla bulaşan hastalıklarla mücadele koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli bir gerekliliğidir. KAYNAKLAR 1-Baydar, İ. GAP ve su ile bulaşan enfeksiyonlar. ANKEM Derg 11 (No. 3): (1997). 2-Benek, S. Şanlıurfa İlinin Tarımsal Yapısı, Sorunları ve Çözüm Önerileri. Coğrafi Bilimler Dergisi. 2006;4 (1): Benenson, AS. Manual para el control de enfermedades transmisibles. OPS Publicacion Científica 545, Organización Panamericana de la Salud, Washington, DC Binder, S. Levilt, A. and Hugues, J. Preventing emerging infectious diseases as we enter the 21st century: CDC s strategy. Public Health Rep. 114 (2), DSİ Genel Müdürlüğü. (Erişim: ) 6-Hubálek, Z. Emerging human infectious diseases: anthroponoses, zoonoses, and 208

210 sapronoses. Emerg. Infect. Dis. [serial online], March, (available from 7-http://www.gap.gov.tr/gap/gap-son-durum (Erişim: ). GAP son durum Irmak, H. Sularla ilişkili hastalıklar. Sinem Matbaacılık. T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Gıda Güvenliği Daire Başkanlığı. Ankara OPS. Análisis de Situación de Salud en las Americas, Organización Panamericana de la Salud. Bol. Epidemiol. 21(4), Özcel MA. GAP yöresinde parazit ve infeksiyon hastalıkları: Dünü, bugünü ve yarını. ANKEM Derg 15 (No. 3): (2001). 11-Özcel MA. GAP ve Parazit Hastalıkları. Ege Ünv. Basımevi, İzmir Ustaçelebi Ş, Badur S, Abacıoğlu H. Moleküler, Klinik ve Tanısal Viroloji World Health Organization (WHO). Waterborne Zoonoses: Identification, Causes and Control. Edited by J.A. Cotruvo, A. Dufour, G. Rees, J. Bartram, R. Carr, D.O. Cliver, G.F. Craun, R. Fayer, and V.P.J. Gannon. Published by IWA Publishing, London, UK. ISBN:

211 SB-14 TARIMDA ÇALIŞAN KADINLARIN VE ÇOCUKLARIN SAĞLIK SORUNLARININ ARAŞTIRILMASI BUHARA ÖNAL Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, ANKARA GİRİŞ VE AMAÇ Ülkemizde son yıllarda tarım sektörünün işgücü istihdamında ilk sırayı hizmet sektörüne bırakmasına rağmen hala tarımda önemli bir işgücünün mevcut olduğu bilinmektedir, ancak bu sektördeki işgücü açısından ciddi bir kayıt sorununun olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle tarım çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin olarak çeşitli araştırmalar yapılmış olmasına rağmen bu araştırmaların geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu amaçtan hareketle gerçekleştirilen bu çalışma, tarım çalışmalarının yoğun olarak yapıldığı bölgelerimizden birisi olan Çukurova Bölgesinde pamuk tarımında çalışanların çevre ve iş sağlığı koşullarının araştırılması üzerine planlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Pamuk tarımında çalışan kadınlara ve çocuklara uygulanan anket formu ile sosyo-demografik özellikleri tanımlanmış; iş ve çevre sağlığı ile ilgili olarak tarım çalışanlarının sınıflandırması, sosyal güvence durumları, çalışma ve yaşama koşulları, çalışma süreleri, ücret durumları araştırılmış ve bunların yanı sıra çalışanların sağlık muayeneleri ve tam kan sayımları yapılarak mevcut sağlık durumları ortaya konmuş, geçirdikleri iş kazaları ve meslek hastalıkları sorgulanmış ve ayrıca çalışanların sağlık hizmetlerine ulaşabilirlikleri araştırılmıştır. Çalışanlar, genel olarak tanımlandıktan sonra ayrıca yerleşik ve göçmen olarak gruplandırılarak karşılaştırma yapılmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS istatiksel analiz programı ile değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır. BULGULAR Çalışma kapsamına alınan toplam 122 hanede yaşayan 550 çalışanın % 32.7 si kadın, %45.3 ü çocuk olarak saptanmıştır. Araştırılan kadın çalışanların yaklaşık yarısı 30 yaş ve altında olup çalışmaya başlama yaşı açısından ise % 85 inin 20 yaş altında olduğu bulunmuştur. Eğitim düzeyleri ile ilgili olarak ise yaklaşık % 80 i okur-yazar değildir. Medeni durumları sorgulandığında, yarısından fazlasının evli olduğu belirlenmiş olup evli kadınlardan ilk gebelik yaşının 20 yaş altında olanlarının oranı % 77 olarak bulunmuştur. Bu arada gebelikte tetanoz aşısı yaptırıp yaptırmadıkları sorulduğunda yaptıranların oranı ancak % 21.3 olarak bulunmuştur. Sağlık muayeneleri sonucunda kadın çalışanların yaklaşık % 60 ında patoloji bulunmuştur; bunların başında % 33.9 ile kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları gelmektedir, diğerleri ise sırasıyla üro-genital sistem rahatsızlıkları (%9.7), sindirim sistemi rahatsızlıkları (% 8.1) ve nöro-psikiyatrik bulguları (% 8.1) olarak sıralanmaktadır. Bu arada yapılan tam kan sayımı sonuçlarına göre tüm kadın çalışanların yaklaşık % 80 inde hemoglobin değerleri 12 g/dl altında bulunmuştur. Alışkanlıklar ile ilgili sorgulanma sonucunda kadınların % 88 inin sigara içmediği belirlenmiştir. Çocuk çalışanlara bakıldığında, toplam 249 çocuğun % 64 ünün erkek, % 36 sının kız olduğu, çocuk çalışanların yaş dağılımına bakıldığında % 57 sinin 15 yaş altında olduğu belirlenmiş olup en küçük yaş 92 dur. Eğitim düzeyleri araştırıldığında, yaklaşık üçte birinin okur-yazar olmadığı saptanmıştır. Sağlık muayeneleri sonucunda çocuk çalışanların yaklaşık % 37 sinde patoloji belirlenmiş olup, bu rahatsızlıklar % 38 sindirim, % 17.6 üst solunum yolları, % 8.7 deri olarak saptanmıştır. Son olarak çocuk çalışanların vücut kitle indeksi hesaplanmış ve ancak % 36.8 inde ideal değerler bulunmuştur. TARTIŞMA VE SONUÇ Araştırmamızın bulgularından da anlaşıldığı üzere, yıllardır çevre ve iş sağlığı açısından kötü koşullar altında çalıştıkları bilinen tarım çalışanları arasında özellikle kadın ve çocukların durumlarının ön plana çıktığı bir kez daha görülmektedir. 210

212 Risk grupları veya özel politika geliştirilmesi gereken gruplar olarak da tanımlanan kadın ve çocuk çalışanların sağlık sorunlarının gerek çevre koşullarına bağlı gerekse çalışma ortam ve koşullarına bağlı olarak geliştiği açıkça ortaya konmaktadır. Ülkemizde geç de olsa İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası nın çıkarılmasının gündemde olduğu bugünlerde, söz konusu Yasa nın çıkarılmasını takiben özellikle riskli sektörlerden birisi olarak bilinen tarım sektörü ve risk grupları kapsamında bulunan kadın ve çocuk çalışanların mevcut durumlarına yönelik alt düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. KAYNAKLAR 1. ILO, Encyclopeadia of Occupational Health and Safety, fourth edition, ilocis.org/en/contilo.html Erişim tarihi: ILO, Introduction to Working Conditions and Environment, Geneva, TÜİK 2010 İstatistik Yıllığı. Erişim tarihi: MPM, Akdeniz Bölgesinde tarımda Verimlilik Sempozyumu, MPM yayınları No:433, Ankara, Tarım-İş, 12. Genel Kurulu Çalışma Raporu, Ankara, Tarım-İş, Türkiye de Tarım ve Orman İşçilerinin Yasal Sorunları Sempozyumu, Ankara, Şule Özbekmezci ve Sare Sahil, Mevsimlik Tarım İşçilerinin Sosyal, Ekonomik ve Barınma Sorunlarının Analizi, Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Der..Cilt 19, no 3, , 2004 vol 19, no 3, , Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye Temsilciliği, Türkiye.de Gezici ve Geçici Kadın Tarım İşçilerinin Çalışma ve Yaşam Koşulları ve Sorunları, Ankara,

213 SB-15 ÇUKUROVADA PESTİSİT MARUZİYETİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ NAZAN EKİZ*, SÜLEYMAN TÜREMİŞ*, AYŞE POSTALLI* *Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, Adana GİRİŞ VE AMAÇ İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler için zararlı olan mikroorganizmalar veya diğer türdeki canlıların zararlarından korunmak için bütün dünyada kullanılan Pestisitler ekolojik dengenin bozulması yanında bu kimyasalları üreten ve kullanan işçilerde sağlık problemlerinin görülmesine de neden olmaktadır. Üretilmekte veya kullanılmakta olan pestisitlerin içeriğinde Organik fosforlu veya Karbamatlı bileşikler solunum, sindirim veya deri yolu ile absorbe edilerek kolinesteraz enzimini inhibe etmektedir. Bu çalışmada İSGÜM Adana Bölge Laboratuarının yılları arasında yürüttüğü Kolinesteraz Enzim Aktivitesi Çalışmaları sayısal olarak verilmiştir. Ayrıca Bölgemizde kurulu bulunan ve pestisit üretimi yapan işyerlerinde işyeri ortam koşullarında inceleme yapılmış, sıvı pestisit dolum ve toz ürün paketleme bölümünde çalışan işçilerin toz ve solvent maruziyetlerini tespit etmek amacıyla numuneler alınarak analizleri yapılmıştır. PESTİSİTLERİN SINIFLANDIRILMASI İnsektisitler Böcekleri öldürenler Rodendisitler Kemiricileri öldürenler Fungusitler Mantarları öldürenler Bakterisitler Bakterileri öldürenler Mitisitler Keneleri öldürenler Larvasitler Larvaları öldürenler Nematositler Solucanları öldürenler Akarisitler Örümcekleri öldürenler Mollusitler Salyangozları öldürenler Herbisitler Yabancı otları öldürenler GEREÇ VE YÖNTEM Plazma Kolinesteraz Enzim Aktiviteleri Boehringer Kolinesteraz Enzim Aktivitesi Kiti kullanılarak tayin edilmiş sonuçlar, çalışılan metodda Erkekler ve 40 yaşın üzerindeki kadınlar için Normal Değer aralığı olarak verilen U/L ( 30 o C ) e göre değerlendirilmiştir. Solvent numuneleri; Debisi 100 ml/dak ya kalibre yapılmış SKC TX Pocket Pump Coconut Shell Charcoal Sorbent tüpü ile NMAM 1501 (NIOSH) Aromatik Hidrokarbon metoduna göre alınmış ve analizleri yapılmıştır. SKC Hava Örnekleme Pompaları ile Glass fibre filtrelerin ( 25 mm ) yerleştirildiği IOM Başlıklar kullanılarak solunabilir toz, PVC filtrelerin yerleştirildiği Siklon başlıklar kullanılarak alveollere ulaşan toz konsantrasyonunu tespit etmek amacıyla MDHS 14/3 Metoduna göre numuneler alınmış ve gravimetrik analizleri yapılmıştır. BULGULAR Kolinesteraz aktivitesini inhibe eden ve genellikle ensektisit olarak kullanılan organik fosfor bileşiklerinin üretildiği ve kullanıldığı işyerlerinde alınacak tedbirlere ilgili tarih sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü Madde 65 de Herhangi bir şekilde organik 212

214 fosforlu ve karbamatlı ensektisitlere maruz kalanlarda rutin olarak biyokimyasal testle kolinesteraz enzim aktivitesinin tayini yapılacak, işçi işe girerken ve işin devamı süresince en az 6 ayda bir defa hassas tıbbi kontrole tabi tutulacaktır. Kolinesteraz seviyesi % 25 oranında düşünce işçi organik fosfor bileşikleri ile temas ettirilmeyecek, işi değiştirilecektir. Hükmü bulunmaktadır. İSGÜM Adana Laboratuarı tarafından yıllarında yapılan tarım ilaçları üreten veya kullanan işyerlerinde çalışan işçilerde tespit edilen kolinesteraz enzim aktivitesi sonuçları sayısal olarak verilmiştir. Uçakla ilaçlama yapan pilotlarda, flamacılarda, bitki koruma ve pamuk üretme çiftliği çalışanlarında etkilenme görülmüştür tarihinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından uçakla ilaçlama bazı uygulamalar dışında yasaklanmıştır. Ayrıca Bölgemizde kurulu bulunan ve pestisit üretimi yapan işyerlerinde işyeri ortam koşullarında inceleme yapılmış, pestisit dolum ve paketleme bölümünde çalışan işçilerin toz ve solvent maruziyetlerini tespit etmek amacıyla numuneler alınarak analizleri yapılmıştır. İSGÜM ADANA LABORATUARI TARAFINDAN TARIM İLAÇLARINA MARUZ KALAN İŞÇİLERDE YAPILAN KOLİNESTERAZ ENZİM AKTİVİTESİ SONUÇLARININ YILLARA GÖRE DAĞILIMI YIL ÇALIŞILAN BÖLÜM İŞÇİ SAYISI ETKİLENME DURUMU BİTKİ KORUMA BÖLÜMÜ 27 4 İŞÇİDE ETKİLENME 1990 PAMUK ÜRETME ÇİFTLİĞİ İŞÇİDE ETKİLENME UÇAKLA İLAÇLAMA İŞÇİDE ETKİLENME 1999 PESTİSİT İMALAT 15 ETKİLENME YOK UÇAKLA İLAÇLAMA 29 2 İŞÇİDE ETKİLENME TOPLAM 131 İŞÇİ 34 İŞÇİDE ETKİLENME İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü Madde 65: Herhangi bir şekilde organik fosforlu ve karbamatlı ensektisitlere maruz kalanlarda rutin olarak biyokimyasal testle kolinesteraz enzim aktivitesinin tayini yapılacak, işçi işe girerken ve işin devamı süresince en az 6 ayda bir defa hassas tıbbi kontrole tabi tutulacaktır. Kolinesteraz seviyesi % 25 oranında düşünce işçi organik fosfor bileşikleri ile temas ettirilmeyecek, işi değiştirilecektir. Plazma Kolinesteraz Enzim Aktiviteleri Boehringer Kolinesteraz Enzim Aktivitesi Kiti kullanılarak tayin edilmiş sonuçlar, çalışılan metodda Erkekler ve 40 yaşın üzerindeki kadınlar için Normal Değer aralığı olarak verilen U/L ( 30 o C ) e göre değerlendirilmiştir. 213

215 KSİLEN ÖLÇÜM SONUÇLARI ÖLÇÜMÜ YAPILAN BÖLÜM SONUÇ (mg/m³) Dolum ve Üretim 0,79 İnsektisit Ünitesi Şişe Gönderme Tespit edilmemiştir Herbisit Ünitesi Sıvı Dolum Makinesi Kontrol 0,3813 Numuneler Debisi 100 ml/dak ya kalibre yapılmış SKC TX Pocket Pump Coconut Shell Charcoal Sorbent tüpü ile NMAM 1501 (NIOSH) Aromatik Hidrokarbon metoduna göre alınmış ve analizleri yapılmıştır. Parlayıcı Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzük Çizelge 1 de Ksilen için MAK Değer 100 ppm, Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik Ek I / B de Ksilen için TWA (8 saat): 50 ppm, ( 221 mg/m³ ) STEL( 15 dakika ) : 100 ppm ( 442 mg/m³ ) dir. TOZ ÖLÇÜM SONUÇLARI ÖLÇÜM YAPILAN BÖLÜM TOZUN ÖZELLİĞİ SONUÇ (mg/m³ ) INSEKTISIT PAKETLEME SOLUNABİLİR TOZ ALVEOLLERE ULAŞAN TOZ Referans Sınır Değer Mevzuatımızda, OSHA ve ACGIH listelerinde tanımlanmamıştır. Ancak Toz ürün dolum ünitelerinde çalışan işçilerin solunum seviyelerinde alınan hava numunelerinde solunabilir ve alveollere ulaşan toz tespit edilmiştir. Dolum ünitesinde çalışan işçilerin, paketleme yapılan ürünlerdeki tüm bileşenleri dolayısıyla zehir olan aktif maddeleri de solunum yolu ile vücutlarına almaları söz konusudur. 214

216 SONUÇ yıllarında kullanılan ve üretilen tarım ilaçları, Kolinesteraz Enzimini inaktive eden Organofosforlu ve Karbamatlı Bileşikler içerdiği için çalışan işçilerin kolinesteraz enzim aktiviteleri tayini yapılmıştır. Uçakla ilaçlama yapan pilotlarda, flamacılarda, bitki koruma ve pamuk üretme çiftliğinde tarım ilacı kullananlarda etkilenme görülmüştür. Tarama kapsamına alınan işçilerde etkilenme oranı %26 olarak tespit edilmiştir. Kolinesteraz aktivitesini inhibe eden ve genellikle ensektisit olarak kullanılan organik fosfor ve karbamatlı bileşiklerinin üretildiği ve kullanıldığı işyerlerinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü nün 65. Maddesinde yer alan hükümlere uymak zorunludur. Pestisit üretimi yapan işyerlerinde yapılan İSGÜM İncelemesi sonucunda; Toz ürün dolum ünitelerinde çalışan işçilerin solunum seviyelerinde alınan hava numunelerinde solunabilir ve alveollere ulaşan toz tespit edilmiştir. Dolum ünitesinde çalışan işçilerin, paketleme yapılan ürünlerdeki tüm bileşenleri dolayısıyla zehir olan aktif maddeleri solunum yolu ile vücutlarına almaları söz konusudur. Sıvı ürün dolum ünitelerinde ölçülen Ksilen konsantrasyonları Mevzuatımızda belirtilen Referans Değerlerin altında tespit edilmiştir. Zehirli toz, duman, gaz, buhar, sis veya sıvılarla çalışmalar, teknik imkanlara göre kapalı sistemde yapılacak, bu gibi işyerlerinde, etkili ve yeterli havalandırma sağlanacak, atıklar, zararsız hale getirilmeden atmosfere ve dış çevreye verilmeyecektir. İşçilerin, tehlike ve zararın özelliğine göre, belirli sürelerde sağlık muayeneleri ve gerektiğinde laboratuar araştırmaları yapılacaktır (İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü Madde 59). Kişisel koruyucu donanım, risklerin, toplu korumayı sağlayacak teknik önlemlerle veya iş organizasyonu ve çalışma yöntemleriyle önlenemediği veya tam olarak sınırlandırılamadığı durumlarda kullanılacaktır (Kişisel Koruyucu Donanımların İşyerlerinde Kullanılması Hakkında Yönetmelik Madde 5). KAYNAKLAR: Par.Pat.Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkındaki Tüzük, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik Kişisel Koruyucu Donanımların İşyerlerinde Kullanılması Hakkında Yönetmelik 215

217 SB-16 ŞANLIURFA YÖRESİNDE TARIMSAL AMAÇLI SULAMA KANALLARINDA YAŞANAN SUDA BOĞULMA OLAYLARI HALİL POLAT, ADNAN AĞIR Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı GİRİŞ VE AMAÇ Tarım sektörü, ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde önemli görevler üstlenmiş ve bu görevini günümüze kadar etkin bir şekilde sürdürmüştür. Ancak, uzun yıllar ekonominin temel unsuru olan tarım sektörünün, Türkiye ekonomisi içindeki azalan nispi payını, son yıllarda gelişme önceliği gösteren sanayi, ticaret ve hizmetler sektörlerine bırakmıştır. Her şeye rağmen ulusal gelirimizin %15 ini ve istihdamın %45 ini oluşturan tarım sektörü; gıdaların üretimi ve beslenme ile doğrudan ilgisi, aktif nüfus ve işgücünün yüksek değerler göstermesi, milli gelire katkısı ve sanayi sektörüne sağladığı hammadde ve sermaye yanında, sağlıklı çevrenin oluşması ve korunması, ekolojik dengenin kurulması ve sürdürülebilirliği açısından, tüm ülke halkını ilgilendirmesiyle, ekonomik ve sosyal bir sektör olma özelliğini korumaktadır. Ulusal gelirimizin önemli bir bölümünü oluşturan tarım sektörü yıllar itibariyle gelişim göstermiş ve hızla artan nüfusumuzun yeterli ve dengeli beslenmesini sağlama adına gündemdeki yerini sürekli korumuştur. Ancak, yürürlükteki iş mevzuatı açısından tarım sektörünün kapsam dışında olması iş sağlığı ve güvenliği yönünden olumlu tablonun gelişmesine hep engel olmuştur. ILO ya göre 1,3 milyar tarım işçisinden her yıl i ölmektedir. Öte yandan, tarım, ABD de en tehlikeli birkaç sektörden biri olarak kabul edilmektedir. Avrupa Birliği nde ise, en tehlikeli ikinci sektör olarak karşımıza çıkmaktadır. İngiltere de ölümcül kazalar ve meslek hastalıkları açısından en kötü sektör olarak tarım sektörü tanımlanmıştır. Bölgenin Sosyo-Ekonomik Yapısı ve Tarımsal Gelişimi Verimli tarım arazilerine sahip olmakla birlikte tarih boyunca bu bölgede sık sık kuraklıklar yaşanmış, susuzluk nedeniyle tek geçim kaynağı olan tarım olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Bu bölgenin yöneticileri tarım arazilerini sulamak, daha çok ürün almak için hep gayret göstermişlerdir. Son çeyrek asırda bir yandan temel çözüm olarak düşünülen GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) inşaatı devam ederken bölgeye elektriğin gelişiyle birlikte yeraltı sulama kuyularından su çekilerek sulama yapılmıştır yılından başlamak üzere sulama kanallarının art arda hizmete açılmasıyla birlikte tarım arazileri bu kanallardan verilen sularla sulanmaya başlanmış tarımda yüksek verim elde edilmesiyle başta tarımla uğraşan bölge çiftçileri olmak üzere tüm kesimlerde gözle görülür bir iyileşme gerçekleşmiştir. Kuraklık ve susuzluk nedeniyle 1995 yılına kadar başta Çukurova olmak üzere iç Anadolu ve diğer bölgelere mevsimsel tarım işçisi göçü veren yöre bu tarihten itibaren sulama kanallarının hizmete girmesi ile göç alan bir bölge durumuna dönüşmüştür. Bu iyileşme ile birlikte tarımsal amaçlı hizmete giren sulama kanalları çevresinde yeterli güvenlik önleminin alınmaması, tarım işçilerinin ve o bölgede yaşayan halkın çoğunun yüzme bilmemesi, gerekli ışıklandırma ve yönlendirme ışıklarının bulunmayışı gibi sebeplerden dolayı sulama kanallarında boğulma olayları meydana gelmeye başlamıştır. Bu durum bir güvenlik olduğu kadar serinlemek amacıyla kanallara giren çocuk ve gençlerin boğulması ile sonuçlanan bir çevre sağlığı sorunudur. Bölgede meydana gelen boğulma olayları ile ilgili toplu bir istatistiki bilgi elde edilememiş, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığından yazılı olarak yılları arasında Şanlıurfa yöresinde tarımsal amaçlı sulama kanallarında yaşanan boğulma olayları ile ilgili yürütülen soruşturma ve yapılan otopsi dosyalarından yer alan sayısal bilgi talep edilmiş, ancak ellerinde konu ile ilgili derli toplu istatistiki bir veri olmadığı beyan edilmiştir. Yöre halkının can ve mal kaybının önlenmesi için bu konunun gündeme getirilerek gerekli çalışmaların yapılması için harekete geçilmesi gerektiği amaçlanmıştır. 216

218 BASINA YANSIYAN BAZI BOĞULMA HABERLERİ Haber 1- Şanlıurfa da İki Yılda 34 Kişi Su Kanallarında Boğularak Hayatını Kaybetti Şanlıurfa da iki yılda 34 kişinin sulama kanallarında boğularak hayatını kaybettiği bildirildi. Şanlıurfa Valisi Muzaffer Dilek, yaptığı açıklamasında, havaların ısınması ile bölge halkının sulama kanallarına yüzmek için gittiği ve boğularak ölüm olaylarının yaşandığını söyledi. Halkın daha dikkatli olmasını isteyen Vali Dilek, Atatürk Barajı ile Şanlıurfa ve Harran ovalarına hayat veren sulama kanallarına serinlemek için girenlerin dikkatli olması gerekiyor. Sulama kanalları ile bölgemizde sulu tarım yapabilme şansını elde eden vatandaşlarımız, yaz mevsiminin oldukça sıcak geçmesi sebebiyle serinlemek için sulama kanallarına girmektedirler. Küçük çocuklarında girdiği sulama kanallarında ölümler yaşanmaktadır dedi. Şanlıurfa da sulama kanallarında 2000 yılında 18 kişi, 2001 yılında da 16 kişi nin hayatını kaybettiği hatırlatan Vali Dilek, İki yılda şehrimizde 34 kişi su kanallarında hayatını kaybetti. Adeta halkımıza mezar olan sulama kanallarının insanları yutmasını engellemek için tedbirler alıyoruz şeklinde konuştu. Haber 2-Sulama Kanalları ve Ölüm Fırat Nehri nin suyunu Atatürk Barajı ndan Harran Ovası na taşıyan sulama kanalları, özellikle çocuklar ve gençler için ölüm saçıyor. Şanlıurfa da son 5 yılda sulama kanallarına giren yaklaşık 200 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini belirten yetkililer, aileleri bu konuda uyardı. Sulama kanallarına girmenin tehlikeli ve yasak olduğunu belirten yetkililer, özellikle ailelere büyük sorumluluk düştüğünü söyledi. Özellikle yaz aylarında, kanallarda görülen boğulma olaylarında çok büyük artış olduğunu ifade eden yetkililer, Kanaletlerde boğulanların cesetlerini bile bulamıyoruz. Şanlıurfalı gençler ve çocuklar, yasaklara riayet etmiyor. Şanlıurfa da son 5 yıl içerisinde sulama kanallarında yaklaşık 200 kişi boğuldu şeklinde konuştu. Yaz aylarının gelmesi ile birlikte kavurucu sıcakların etkisini gösterdiği Urfa da gençler, çocuklar, öğrenciler soluğu sulama kanaların da alıyor. Geçtiğimiz aylarda yapılan YGS ve SBS sınavlarında terleyen Urfalı öğrenciler şimdi de sıcaklarla boğuşuyor. Aşırı sıcakların bastırılmasıyla nefesi sulama kanallarında alan çocuklarımızın acı sonlarının haberini gazetelerden öğreniyoruz. Hz İbrahim e serin ve selamet olan İbrahim in torunlarına karşı serin ve selamet olmuyor. Serin ve selamet olan su, ateş olup aile ocağını yıkıp yakıyor. 10 May Sulama kanalı 3 can aldı. Şanlıurfa da serinlemek için Devlet Su İşleri ne (DSİ) ait sulama kanalına giren 24 yaşındaki Yusuf İpek ve...28 May İşte Cumartesi günü küçük Salih sulama kanalı kenarında oynarken...8 May Sulama kanalı bir can daha aldı Gibi haberleri maalesef çok duymaya ve okumaya başladık. Şanlıurfa da 3 ayda meydana gelen boğulma olaylarında 22 kişi hayatını kaybetti Adana Adli Tıp Kurumu nda yapılan bir araştırmada ise Türkiye de her yıl ortalama bin kişinin suda boğulma sonucu hayatını kaybettiği belirlendi. Ölümlerin yüzde 52,84 ünün yazın sulama kanallarında yaşandığı tespit edildi. Tarım arazileri için kullanılan sulama kanalları, kavurucu yaz sıcaklarında çocukların uğrak yeri haline geliyor. Urfa daki boğulma vakalarının tamamı ise DSİ ye ait sulama kanallarının bulunduğu kırsal kesimlerde yaşanıyor. Haber 3-Şanlıurfa da 3 Kişi Boğularak Öldü Şanlıurfa ile Viranşehir İlçesi nde, serinlemek için DSİ ye ait sulama kanalına giren 24 yaşındaki Yusuf İpek ile ayaklarının kayması sonucu kanala düşen 2 çocuk boğularak yaşamını yitirdi. 1-Hafta sonu arkadaşları ile birlikte pikniğe giden 24 yaşındaki Yusuf İpek, akşam saatlerinde eve dönmedi. İhbar üzerine İpek in piknik yaptığı yerdeki sulama kanalına girmiş olabileceği ihtimali üzerine Veysel Karani Mahallesi nden geçen DSİ ye ait sulama kanalı çevresinde çalışma başlatıldı. Suya girdiği yerden 200 metre uzaklıkta, balçığa saplanmış olarak bulunan İpek in cesedi otopsi için Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna gönderildi. Bu sırada, İpek in ölüm haberini alan yakınları uzun süre gözyaşı döktü. 2-Merkeze bağlı İbrik Köyü nde yaşayan 9 yaşındaki Raşit Çağır, arkadaşları ile evlerinin yakınında oyun oynadığı sırada ayağının kayması soncu DSİ ye ait sulama kanalına düştü. Akıntıya kapılan küçük çocuğun arkadaşlarının haber vermesi üzerine yakınları kanal boyunda arama çalışması başlattı. Güvenlik güçlerinin de köye gelmesinin ardından yapılan çalışmada, suya düştüğü yerden yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta küçük çocuğun cesedine ulaşıldı. Boğularak öldüğü belirlenen küçük Raşit in cesedi yakınları tarafından köyde toprağa verildi. 3-Arkadaşları ile oynayan Faysal İnanpolat, uzun süre eve dönmemesi üzerine yakınları tarafından aranmaya başlandı. Küçük çocuk, ailesinin oturduğu ev ve köyde yapılan aramalara rağmen bulunamayınca güvenlik güçlerinden yardım istendi. İhbar üzerine köye gelen jandarmalar, küçük Faysal ın evinin yakınından geçen DSİ ye ait sulama kanalına düşme olasılığı üzerine, kanal güzergahında arama başlattı. Yaklaşık 3 saat süren 217

219 çalışma sonrası, evinden 3 kilometre uzaklıktaki sulama kanalında küçük Faysal ın cesedine ulaşıldı. Kanaldan çıkarılan küçük Faysal ın yapılan otopsisinde boğularak öldüğü saptandı. Küçük çocuğun cesedi defnedilmek üzere yakınlarına teslim edildi. Haber 4-Şanlıurfa da otomobiliyle sulama kanalına düşen bir polis memuru, boğuldu. Alınan bilgiye göre, merkez Tepedibi köyü yakınlarında, Bekir POLAT (45) yönetimindeki 35 AST 01 plakalı otomobil, yol kenarındaki Devlet Su İşlerine (DSİ) ait sulama kanalına düştü. Çevreden kazayı gören vatandaşların bildirmesiyle olay yerine giden İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü dalgıçların yaklaşık 2 saat süren çalışmanın ardından bulunan sürücü Polat ın cansız bedeni ve kullandığı otomobil kanaldan çıkartıldı. Hatay Emniyet Müdürlüğünde görevli olduğu ve kaza yeri yakınlarındaki köylerde akrabalarının bulunduğu öğrenilen Bekir POLAT IN cesedi, otopsi yapılmak üzere Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi ne kaldırıldı. Haber 5- Şanlıurfa da serinlemek için sulama kanalına giren çocuk boğuldu. Alınan bilgiye göre, merkeze bağlı Ulubağ köyü yakınlarından geçen sulama kanalına dün akşam saatlerinde serinlemek için arkadaşlarıyla birlikte giren Ömer Kayar (13) akıntıya kapılarak kayboldu. Gece durumdan haberdar olan Kayar ailesi kanal etrafında yaptıkları aramalarda sonuç alamayınca durumu güvenlik güçlerine bildirdi. Gece karanlığında sulama kanalının içinde arama yapamayan ekipler, sabah saatlerinde gerçekleştirdikleri yaklaşık 3 saatlik çalışmanın ardından Kayar ın cesedine düştüğü yerin yakınlarında ulaştı. Kanaldan çıkarılan Kayar ın cenazesi otopsi yapılmak üzere Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesini kaldırıldı. Haber 6- Boğulma Sezonu Tam Gaz Şanlıurfa da 2 si çocuk 3 kişi boğuldu. Şanlıurfa ile Viranşehir İlçesi nde, serinlemek için Devlet Su İşleri ne (DSİ) ait sulama kanalına giren 24 yaşındaki Yusuf İpek ile ayaklarının kayması sonucu kanala düşen 9 yaşındaki Raşit Çağır ile aynı yaştaki Faysal İnanpolat boğularak yaşamını yitirdi GEREÇ VE YÖNTEM Bu çalışma, geriye dönük (retrospektif) bir çalışma olup, sulama kanallarının aşama aşama faaliyete geçmeye başladığı yılları arasındaki zaman periyodunu kapsamaktadır. BULGULAR Tüm aramalara rağmen bu konu ile ilgili derli toplu bir istatistiksel veriye ulaşılamamış, çalışmada sulama kanallarında hayatını kaybeden ailelerle yüz yüze görüşme, devletin resmi kayıtlarının ve basında bu konuda çıkan haberlere dayanarak bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır. Resmi kayıtlardan herhangi bir veri elde edilememiştir. Yüz yüze görüşülenler ölenlerin babası, amcası gibi yakın kişilerdir. Bunlardan biri 2 çocuğunu kaybeden bir baba ile yeğenini kaybeden bir amcadır. Basında yer alan haberlerde boğulma olaylarında tarım işi ile uğraşan ve serinlemek, yüzmek amacıyla sulama kanallarına çocuklar ön plana çıkmaktadır. Görüşülenlerin özelliği tarımsal alanlarda çalışan, sulama kanallarında arazilerine su alan, tarım işi ile uğraşan kişiler ve serinlemek amacıyla kanallara girenler çocuklardan oluşmaktadır. Tablo: Ş.Urfa Merkez İlçeye Bağlı Köylerde Sulama Kanallarına Düşerek Boğulan Kişilere Ait Bilgiler. ADI SOYADI KÖYÜ YAŞ İŞİ DÜŞME ŞEKLİ Orhan SEÇKİN Tebedibi 25 Çiftçi Bisikletle kanala düşme Bozan KILIÇ Balkatan 24 Çiftçi Taksi kazası Mahmut AYNABEK Çatallı 40 Çiftçi Düşme/Kayma Abdulhakim POLAT Asri 12 Çocuk (Baba Çiftçi) Oyun oylarken kanala düşme Abdulkadir POLAT Asri 6 Çocuk (Baba Çiftçi) Oyun oylarken kanala düşme Bekir POLAT Tebedibi 42 Polis Mem-Çiftçi Aracı ile kanala düşme Meryem DEMİR Balkatan 36 Çiftçi Düşme/Kayma Mehmet MOL Erbaş? Çiftçi Düşme/Kayma *Halaf KILIÇ Tebedibi 40 Çiftçi Araç ile ailece kanala düşme Not: Halaf KILIÇ isimli şahıs bir aileyi asker dönüşü ziyarete götürürken aracının kanala düşmesi sonucu beraberinde ayni aileden 8 kişi boğulmuşlardır 218

220 SONUÇ Tarımsal amaçlı sulama kanallarında yaşanan boğulma olayları başta tarım işçileri ve çiftçiler olmak üzere bölge halkı için önemli bir güvenlik sorunu oluşturmaktadır. Bu olayları can ve mal kaybı olmadan önlemek hem kolay, hem de ucuzdur. Ölümle sonuçlanan olayların maliyeti söz konusu dahi olamaz. Şanlıurfa ve yöresinde aşağıda belirtilen güvenlik tedbirlerinin alınması, toplumda bu konuda bir farkındalık oluşturulması başta devlet olmak üzere her kesimin üzerinde durması gereken ölümle sonuçlanan bölge için önemli bir halk sağlığı ve güvenlik sorunudur. Bu sorunun çözümü için devlet eliyle bir çalışma ekibi veya komisyonunun kurularak somut kararların alınması bu konuda gerekli tedbirlerin uygulanması için gayret gösterilmesi gerekmektedir. ÖNERİLER 1-Öncelikle Yerleşim birimlerinin olduğu yerlerden geçen sulama kanallarının çevrelerine, kanal boyunca koruyucu tel örgü, demir parmaklık vb yapılması, 2-Sulama kanalları çevresine monte edilen bir kısım koruyucu tellerin kötü niyetli şahıslarca sökülerek çalındığı ifade edilmektedir. Bunun önüne geçmek amacıyla kanal çevrelerine monte edilecek koruyucu tel örgülerinin/kafeslerinin DSİ tarafından sulama birliklerine, zimmetlenmesi, sulama birliklerinin de bunları mahiyetlerinde çalışan bekçilere zimmet karşılığı teslim etmelerinin, muhtarlarında bu konuda sorumluluk almalarının, sulama birlikleri kendi bütçelerinden pay ayırarak sadece yaz aylarında meydana gelen boğulmaları önleyici tedbirler almasının sağlanması, 3-Gece yol seçimini kolaylıkla bulmak amacıyla sulama kanallarına paralel şekilde bulunan stabilize yollarda fosforlu işaret levhalarının yerleştirilmesi, DSİ veya sulama birliklerince boğulma olaylarının yaşandığı kanal boylarına Dikkat kanala yaklaşmak, sarkmak vb. hareketlerde bulunmak tehlikeli ve yasaktır gibi uyarıcı levhaların konulması. 4-Sulama kanalı çevresinde yaşayan halka ve tarım işçilerine tehlike konusunda farkındalık ve boğulmalarda ilkyardım eğitimlerinin verilmesi, Eğitimciler ve öğretmenler tarafından sürekli kanalda yüzmenin çok tehlikeli olduğunun anlatılması, bu konuda gerekli uyarılar yapılması, halkıın bu konuda aydınlatması, çocuklara görsel olarak bu tehlikenin anlatılması 5-Kalabalık bölgelerde çocuk ve gençlerin yüzebilmeleri amacıyla kanalların yakınlarına ve bu kanallardan su alınarak yüzme havuzlarının yapılması, Çocukların yüzme havuzuna yönlendirilmesi, 6-Kanala düşen kişi veya malzemeyi kolay bulabilmek için belli aralıkla ana kanal içine tel veya demir ızgaralar konulması, 7-Her meskûn mahal bölgelerindeki nüfus yoğunluğuna göre gönüllü gençlerden boğulmalarda kurtarma ve ilk yardım sorumlusu olarak seçilip, eğitime alınmalarının sağlanması, 8-İhtiyaç olan yerlerde kurtarma amaçlı kayık, cankurtaran simitleri, sudan çekme amaçlı uzun saplı kanca, uygun kalınlık ve uzunlukta ip bulundurulması, 9-Boğulma olaylarında en kısa sürede ambulans ve kurtarma konusunda haberleşme ve yardım alma konusunda sistematik bir mekanizma kurulmasıdır. KAYNAKLAR Tekin S Haber Vitrini Şanlıurfa da İki Yılda 34 Kişi Su Kanallarında Boğularak Hayatını Kaybetti Çatkın, H, ,Gazete İpekyol, Sulama Kanalları ve Ölüm Doğan Haber Ajansı, , Şanlıurfa da 3 Kişi Boğularak Öldü Şanliurfa.com, Şanlıurfa da otomobiliyle sulama kanalına düşen bir polis memuru, boğuldu URFA1.COM, Şanlıurfa da serinlemek için sulama kanalına giren çocuk boğuldu. www. urfa1.com, Şanlıurfa Com, Boğulma Sezonu Tam Gaz Polat,Kemal, Ş.Urfa Merkez İlçe Asri Köyü 2012 (Görüşme) Polat,İsmail.Ş.Urfa Defterdarlığı 2012 (Görüşme) Polat, Süleyman,Ş.Urfa, Hakan Plastik Sulama Boruları Bayisi,

221 PB-1 POSTER BİLDİRİLER ÇANAKKALE GELİBOLU DA TARIM İLAÇLARININ KONTROLSÜZ VE GÜVENSİZ KULLANIMI SİBEL CEVİZCİ, COŞKUN BAKAR Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, GİRİŞ VE AMAÇ Pestisitler, tarımsal ürünlerin zararlılara karşı korunarak, verimin artırılması amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır (1). Tarımsal üretimde de teknolojik ilerlemeler olmasına karşılık, günümüzde toplumların kimyasal ajanlara, tarım ilaçlarına maruziyeti halen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde pestisitlerin güvenli olmayan koşullarda kullanımı, uygulanması ve boş ilaç kutularının güvenli olmayan koşullarda uzaklaştırılması, çevrede bırakılması, tarım çalışanlarının sağlığını etkilediği gibi çevre ve toplum sağlığına da ciddi zararlar vermektedir. Mısır da yapılan bir çalışmada çiftçiler içme sularını kuyulardan sağladıklarını bildirmiş; ancak çiftçilerin yarıdan fazlasının pestisitlerin yeraltı sularına karışabileceği konusunda emin olmadıkları tespit edilmiştir (2). Bu nedenle, pestisitlerin güvenli kullanımı konusunda eğitim programlarının düzenlenmesine, yerel yönetimlerin bilgilendirme yapmasına, atık pestisit kaplarının özel toplama sistemleri ile belirli zamanlarda önceden tespit edilen noktalardan güvenli bir şekilde toplanmasına acilen ihtiyaç bulunmaktadır. Çiftçiler arasında akut ve kronik pestisit zehirlenmesini artıran en önemli risk faktörleri, kişisel koruyucu önlemlerin alınmaması, özellikle uygulamalar sırasında eldiven ve gözlük kullanılmamasıdır (3). Genellikle geçmişte pestisit kullanımına bağlı sağlık sorunları yaşayan çiftçilerin risk algısının daha gelişmiş olduğu ve sonraki uygulamalarında koruyucu önlemlere daha fazla dikkat etmeye başladıkları gözlenmiştir (4). Türkiye de çiftçilerin pestisitleri güvenli ve kontrollü kullanımı konusundaki bilgi, tutum ve davranışları, risk algıları bilinmemektedir. Bu bilinmezlik ise, farklı bölgelerde yaşayanların sosyo-kültürel, eğitim ve ekonomik yapısına göre pestisitlerin zararlı etkilerini azaltmaya yönelik halk sağlığını koruyucu ve geliştirici müdahaleler yapılmasını zorlaştırmaktadır. Gelibolu yarımadası buğday, ayçiçeği, mısır gibi tahıl ürünlerinin yetiştirildiği ve tarım ilaçlarının yaygın olarak kullanıldığı bir bölgedir. Bu çalışmada Gelibolu da merkezde yaşayan çiftçilerin tarım ilaçlarının güvenli kullanımı ve boş ilaç kaplarının atılması konusundaki görüşlerinin değerlendirilmesi ve tarım ilaçlarının çevresel olarak incelenmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM Tanımlayıcı tipteki bu çalışmada 2012 Ocak Ayında Gelibolu merkezde yaşayan 50 çiftçiye İlaçları kullanırken eldiven, maske gibi kişisel koruyucu kıyafetler kullanıyor musunuz?, Hiç elle ilaç attınız mı?, ilaçlama bitince boş kapları nereye atıyorsunuz? ve İlaçlar insana, hayvana ve çevreye zararlı mı? soruları soruldu. BULGULAR Çiftçilerin 43 ü ilaçlama sırasında hiçbir zaman eldiven veya maske kullanmadıklarını, 7 si bazen eldiven kullandığını belirtti. Çiftçilerin hepsi geçmiş yıllarda en az bir kez elle ilaç attıklarını, 18 i ilaçlama sonrasında boş ilaç kaplarını tarlaya bıraktıklarını, 13 ü dere kenarına attıklarını, 11 i orman içinde hayvanların ulaşamayacağı çalılıklara bıraktıklarını ve 9 u çuvala koyup yaktıklarını bildirdi. Katılımcıların 31 i kullandıkları ilaçların insan, hayvan ve çevre sağlığı için zararlı olduğunu belirtti. Katılımcılardan elde edilen bilgiler doğrultusunda merkeze bağlı köylerde yapılan gözlemlerde çeşme etrafında, dere yataklarında ve tarlalarda boş ilaç kaplarını içeren yırtılmış çuvallar ve çevreye saçılmış kutular tespit edildi (Resim 1-4). 220

222 KULLANILAN TARIM İLAÇLARININ BOŞ KAPLARI ÇEŞME BAŞLARINDA, TARLALARDA, DERE YATAKLARINDA! Resim 1. Köy çeşmesi Resim 2. Çeşme başında çamur içinde bulunan boş ilaç kapları (Hammer ve Trafilin ilaç kutuları) Bulunma zamanı 2012 Ocak Ayı, Kullanım zamanının 2011 Nisan-Mayıs olduğu tahmin edilmektedir. Resim 3. Aynı çeşmenin etrafında görülen boş ilaç kutularını içeren çuvallar 221

223 Resim 4. Boş ilaç kutularının bulunduğu dere yatağı ve tarlalar (A ve C: Dere kenarındaki tarım arazileri, B: Dere yatağı ve etrafında köpekler, D: Dere yatağına yakın tarım arazisi ve üzerindeki saman balyaları. SONUÇ Çalışma grubunda yer alan çiftçilerin ilaçların güvenli kullanımı ve kullanım sonrası imha edilmeleri konusundaki bilgileri yetersizdi. Bölge halkının sağlığının korunabilmesi için tutum ve davranışlarının iyileştirilmesine yönelik acil sağlık eğitim çalışmalarına ihtiyaç vardır. Ayrıca yerel yönetimlerin katı atık toplama sistemlerine ilave olarak, özellikle ilaçlama zamanında tarım ilaçları atıklarının da sağlıklı ve güvenli toplanması konusunda çalışma yapmalarının acil ve gerekli olduğu düşüncesindeyiz. KAYNAKLAR 1. Jurewicz J, Hanke W, Sobala W, Ligocka D, Gawora-Ziółek M. Occupational exposure to pesticides among farmers of the Łódź voivodeship agricultural area. Med Pr 2011; 62(1): Ibitayo OO. Egyptian farmers attitudes and behaviors regarding agricultural pesticides: implications for pesticide risk communication. Risk Anal 2006; 26(4): Perry MJ, Layde PM. Sources, Routes, and Frequency of Pesticide Exposure Among Farmers. Journal of Occupational & Environmental Medicine 1998; 40(8): Lichtenberg E, Zimmerman R. Adverse Health Experiences, Environmental Attitudes, and Pesticide Usage Behavior of Farm Operators. Risk Analysis 19(2):

224 PB-2 KIRŞEHİR İLİNDE MERKEZE BAĞLI BİR KÖYDE HAYVANCILIKLA UĞRAŞAN BİREYLERİN BRUSELLA İLİŞKİN BİLGİ, TUTUM VE DAVRANIŞLARI ÜLKEN TUNGA BABAOĞLU*, SİBEL CEVİZCİ** *Ahi Evran Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü. **Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı A.D. GİRİŞ VE AMAÇ Brusella, dünya genelinde insanlarda, yıllık den fazla yeni vaka ile seyreden, önemli kalıntılar bırakan zoonotik bir hastalıktır 1, 2. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) e göre brusella en önemli zoonoz hastalıklardan biri olarak tanımlamaktadır 3. Dünya da yaygın bir seyir göstermesiyle birlikte Akdeniz ülkelerinde, Arap yarımadasında, Güney, Orta ve Batı Asya ülkelerinde endemik, güneydoğu Asya ülkelerinde sporadik olarak görülmektedir. Birçok Avrupa ülkesi bruselladan eradikedir 4,5. Ülkemizde de endemik olan brusella, insanlara direkt veya indirekt olarak hayvan veya hayvansal ürünlerden (et, süt ve ürünleri, idrar, vb.) bulaşmaktadır 6, 7. Bruselloz; hayvanlarda abortusa, steriliteye, süt ve ette verim kaybına sebep olan lokalize bir hastalık tablosuyla seyrederken, insanlarda ateşli, septisemik bir hastalıktan çeşitli doku ve organ tutulumuna kadar, çok çeşitli klinik tablolar şeklinde görülebilmektedir 1,2. Ülkemizde, bruselladan eradikasyon sağlamak amacıyla 1984 yılında başlayan Türkiye Brusellozis mücadele projesi uygulanmaktadır. Çeşitli bölgelerde yapılan çalışmalarda, Brusella görülme oranı %6-34 arasında tespit edilmiştir 8,9,10. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yürüttüğü prevalans çalışmasında sığırlarda %1,43, koyunlarda ise %1,97 oranında brusella tespit edilmiştir 11. Türkiye de özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde insanlar ve hayvanlar arasında yaygın olarak görülmektedir 12. Çalışma alanı çevresindeki illere bakıldığında, Kırıkkale yöresinde süt ineklerinde yapılan çalışmada brusella seroprevelansı %19 olarak tespit edilmiştir 13. Kayseri de yapılan çalışmada insanlardaki brusella prevalensı %3,4 (ilçeler arası %19,6-%5,0) bildirilmiştir. Kayseri de yapılan bu çalışmada eğitim düzeyi yükseldikçe brusella prevelansının düştüğü bildirilmiştir. Çiğ sütten peynir, tereyağ ve kremasını yapanlarda, brusella prevelansı daha yüksek çıkmıştır 14. Bu çalışma halk sağlığı ve hayvan endüstrisi yönünden büyük önemi olan bruselloz konusunda Kırşehir ilinde merkeze bağlı köylerde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan bireylerin bilgi durumunu tespit etmek ve brusellaya yönelik bilinçlendirme çalışmaları gereksinimini belirlemek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ YÖNTEM Tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışma, Kırşehir merkez e bağlı bir köyde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan 48 kişinin katılımı ile yapıldı. Araştırmanın verileri, Şubat 2012 tarihleri arasında, köydeki kahvehanelere hayvan yetiştirenler çağrılarak, yüz yüze anket tekniği ile toplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo demografik özellikleri ve brusella ya karşı bilgi ve tutum düzeylerini belirlemek amacıyla literatür taranarak hazırlanan anket soruları hazırlanmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. Sosyo demografik özelliklerini sorgulayan 10 soruluk ilk kısım ve 35 sorudan oluşan bruselloz bilgi ve tutumlar ile ilişkin sorulardan oluşmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler, SPSS istatistik programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikle, sayı ve yüzdelikleri bulunmuş ve değerlendirilmiştir. BULGULAR Çalışmaya toplam 48 kişi katıldı. Çalışmaya katılanların ortalama yaşları 48,2±11,8 (min:18-maks:70) idi. Katılımcılardan %6,3 (n:3) tanesi okur-yazar, %77,1 (n: 37) tanesi ilköğretim ve %16,7 (n:8) tanesi lise mezunuydu. Katılımcıların %91,7 (n: 44) si evli idi. Çalışmamıza katılanların %83,3 (n:40) ü meslek olarak çiftçiliği seçtiler. Katılımcıların ortalama 16,7±25,6 (min:1-maks:150) hayvan sayılarına sahiptiler. Katılımcıların %91,7 (n:44) si sadece büyükbaş hayvan, %4,2 (n:2) si sadece küçükbaş hayvan ve %4,2 (n:2) si ise hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvan yetiştirdiklerini belirtiler. Katılımcıların %72,9 (n: 35) u hayvanlarıyla tüm ev halkının ilgilendiğini, %27,1 (n: 13) tanesi hayvanlarına yalnızca kendilerinin baktığını belirtiler (Tablo 1). 223

225 Tablo 1. Katılımcıların Sosyodemografik Özellikleri Özellikler Sayı (n) Yüzde (%) Eğitim Okur-yazar 3 6,3 İlköğretim 37 77,1 Lise 8 16,7 Medeni Durum Evli 44 91,7 Bekar 4 8,3 Meslek Çiftçi 40 83,3 Diğer 8 16,7 Bakılan hayvan türü Büyükbaş 44 91,7 Küçükbaş 2 4,2 Büyük-Küçükbaş 2 4,2 Hayvanlara bakan Kendim 13 27,1 Tüm ev halkı 35 72,9 Çalışmaya katılan hayvan yetiştiricilerinin %66,7 (n:32) si hayvan doğumu sırasında eldiven kullandıklarını belirtmiştir. Hayvanlarının sağımını makineyle yapanların oranı %58,3 (n:28) olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %93,8 (n:45) i sağım öncesi hayvanın memesini temizlediklerini belirtmiştir. Hayvanlara dokunduktan sonra elleri yıkadıklarını belirten katılımcı oranı %85,4 (n:41) ü olduğu bulunmuştur. Çalışmaya katılan hayvan yetiştiricilerinin hayvan bakımı sırasında uygulamalarına ilişkin Tablo 2 de özetlenmiştir. Tablo 2. Katılımcıların hayvan bakımı sırasında enfeksiyondan korunmak için uygulama ve tutumları Hayvan doğumu sırasında eldiven kullanır mısınız? Sayı (n) Yüzde (%) Evet 32 66,7 Hayır 16 33,3 Hayvan sağımını nasıl yaparsınız? Çıplak elle 18 37,5 Makineyle 28 58,3 Süt sağmam 1 2,1 Sağım öncesi hayvanın bulunduğu yeri temizler misiniz? Diğer Evet ,1 93,8 Sağım öncesi hayvanın memesini temizler misiniz? Hayır Evet ,3 93,8 Sağım sonrası hayvanın memesini temizler misiniz? Hayır Evet ,3 31,3 Hayvanlara dokunduktan sonra elleri yıkar mısınız? Hayır Evet ,8 85,4 Hayır 7 14,6 Ahırları dezenfekte etme süresi ne kadardır? 3 ayda bir 9 18,8 6 ayda bir 13 27,1 Yılda bir 16 33,3 Hiç yapmam 10 20,8 Ankete Hayvanların atıklarını, doğum zarını nasıl imha edersiniz? sorusuna yanıt verenlerin %41,7 (n:20) si köpeklere veririm dedikleri belirlenmiştir. Atık yapan hayvana ne yaparsınız? sorusuna yanıt verenlerin %50 (n:24) si sürüde saklarım yanıtını vermişlerdir. Atık olduğunda kime haber verirsiniz? sorusuna 224

226 katılımcıların %52,1 (n:25) i veteriner hekime bildirdiklerini belirtmiştir (Tablo 3). Çalışmaya katılan hayvan yetiştiricilerinde brusella belirtilerine ilişkin tutumları Tablo 3 de özetlenmiştir. Tablo3. Katılımcıların hayvanlardaki bruselloz belirtileri ve bruselloz riskinin arttığı durumlardaki tutumları Sayı (n) Yüzde (%) Hayvanlarda ölü doğum, yavru atma oldu mu? Var 16 33,3 Yok 32 66,7 Hayvanların atıklarını, doğum zarını nasıl imha edersiniz? Köpeklere veririm 20 41,7 Toprağa gömerim 16 33,3 Dışarı atarım 8 16,7 Uzak bir yere atarım 3 6,3 Bilmiyorum 1 2,1 Atık yapan hayvanları nasıl sağarsınız? Hiç sağmam 11 22,9 En son sağarım 14 29,2 İlk sırada sağarım 1 2,1 Dikkat etmem 20 41,7 Bilmiyorum 2 4,2 Atık yapan hayvana ne yaparsınız? Sürüde saklarım 24 50,0 Satarım 8 16,7 Keserim 6 12,5 Kasaba veririm 3 6,3 Bilmiyorum 7 14,6 Atık olduğu zaman ahırı kireçler misiniz? Evet 27 56,3 Hayır 9 18,8 Her zaman değil 12 25,0 Çalışmaya katılanların, %91,7 (n: 44) si Brusella hastalığını duyduklarını, %14,6 (n:7) sı brusella hastalığı geçirdiğini belirtmiştir. Katılımcıların %45,8 (n:22) i brusella hastalığının insana bulaşma yolu olarak çiğ süt ve süt ürünlerini tüketme olduğunu belirtmiştir. Bruselloz bulaşma ve riskli davranışları hakkında bilgi ve tutumları Tablo 4 de özetlenmiştir. Tablo 4. Katılımcıların bruselloz bulaşma yolları üzerine bilgileri ve günlük pratikte karşı karşıya oldukları risklere yönelik tutumları Sayı Yüzde (%) (n) Brusella hastalığını duydunuz mu? Evet 44 91,7 Hayır 4 8,3 Hayvanları brusella dan nasıl korursunuz? Aşılattırırım 38 79,2 Hasta hayvanları tedavi ettiririm 1 2,1 Korumaya gerek yok 2 4,2 Bilmiyorum 7 14,6 Bruselloz insanlara nasıl bulaşır? Hayvan doğurturken 4 8,3 Çiğ süt ve süt ürünlerini tüketme 22 45,8 Dogum, Çiğ süt ve süt ürünlerini tüketme 9 18,8 Çiğ et tüketiminde 1 2,1 Bilmiyorum 12 25,0 Bruselloz hayvandan insana bulaşır mı? Evet 42 87,5 Hayır 5 10,4 Bilmiyorum 1 2,1 Çiğ sütten beyaz peynir yapar mısınız? Evet 15 31,3 Hayır 33 68,8 Yaptığınız peyniri nasıl tüketirsiniz? 225

227 Tereyağını nasıl yaparsınız? Brusella hastalığı geçirdiniz mi? Brusella hakkında daha önceden eğitim aldınız mı? Bruselloz hakkındaki bilgileri nereden öğrendiniz? Taze olarak 10 20,8 Salamura yapıp 6 12,5 Tulumda 3 ay bekletip 16 33,3 Hepsi 16 33,3 Kremadan (çiğ kaymaktan) 26 54,2 Yoğurttan 22 45,8 Evet 7 14,6 Hayır 41 85,4 Evet 11 22,9 Hayır 37 77,1 Televizyon 7 14,6 Doktor 8 16,7 Arkadaş 22 45,8 Diğer 11 22,9 SONUÇ Ülkemizde, çiftçiler ve kırsal kesimde besicilikle uğraşanlar arasında yaygın olarak görülen brusella önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kırşehir ilinde daha önce yapılan bir çalışma yoktur. Türkiye genelinde yapılan Brusella çalışmalarında, sığırlarda % 1.43, koyunlarda % 1.97 oranlarında brusella hastalığı görülmüştür 15. Çevre bölgelerde ise, Kayseri yöresinde sığırlarda yapılan çalışmada %10,37, Kırıkkale bölgesinde yine sığırlarda yapılan çalışmada %19 13, Konya da koyun sürülerinde yapılan çalışmalarda %24-81,8 oranında brusella hastalığı tespit edilmiştir 17. Kırşehir ilinde il sağlık müdürlüğünün verilerine göre 2010 yılında 77 kayıtlı hasta tespit edilmiştir 16. Çalışmaya katılanların %14,6 (n:7) sı brusella geçirdiğini belirtmiştir. Brusella, insanlara birçok yolla bulaşabilmektedir. Bunlara; enfekte hayvan salgıları, doğum sonrası atıklarına koruyucusuz temas, atıkların doğru imha edilmemesi, atık yapan hayvanların sürüden ayrılmaması ve hijyen önlemlerinin alınmaması gösterilebilir 7. Yapılan çalışmada hayvanlarla temas halindeyken eldiven kullanım oranı %66,7 (n:32), çıplak elle sağım %37,5 (n:18), hayvanlara dokunduktan sonra elleri yıkayanlar %85,4 (n:41) oranında olduğu, katılımcıların %41,7 (n:20) sinin hayvan atıklarını köpeklere verdiğini, %33,3 (n:16) sının toprağa gömdüklerini, atık yapan hayvanlara ne yaparsınız sorusuna ise %50 (n:24) ü sürüde sakladıklarını bildirmişlerdir. Bu oranlar, hayvan yetiştiricilerinin büyük bir kısmının bu konuda önlem almasına rağmen, önemli bir kısmınında bu konuda farkındalık ve bilinç düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir 7. Brusella hastalığının en önemli bulaşma yolu ise, çiğ süt ve süt ürünlerinin tüketimidir 8. Yapılan çalışmada hayvan yetiştiricilerinden %42,8 (n:22) sinin brusellanın çiğ süt ve süt ürünleri kullanımından bulaştığını bildiklerini bildirmiştir fakat katılımcıların %31,3 (n:15) i çiğ sütten beyaz peynir ürettiklerini, %54,2 (n:26) ı ise çiğ kaymaktan tereyağı yaptıklarını bildirmişleridir. Sonuçlara bakıldığında, çiğ süt ve süt ürünlerinin risk altında olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye de hayvanlarda yaygın olarak görülen brusella, zoonoz olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olarak hem insan sağlığını olumsuz yönde etkilemekte hem de hayvancılığı olumsuz yönde etkilemesinden ötürü, ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle risk grubunda bulunan hayvan yetiştiricilerinde Brusella hastalığı hakkında bilinçlendirme çalışmalarının yapılması, bu hastalığın eradikasyon çalışması için son derece önemlidir. Çalışmaya katılanların %77,1 (n:37) i daha önceden brusella hakkında eğitim almadıklarını, %45,8 (n:22) i brusella hakkındaki bilgilerini arkadaşlarından öğrendiklerini bildirmişlerdir. Çalışma sonuçlarına bakıldığında hayvan yetiştiricilerinin bu konuda bir takım önlemler almalarına rağmen, hastalık hakkındaki bilgi düzeyinin düşük olması sebebiyle halk risk altındadır. Kırşehir bölgesinde daha önceden bu yönde bir çalışma yapılmamış olması nedeniyle bir ön çalışma olan bu araştırmanın daha geniş ve kapsamlı yapılması, elde edilen sonuçlara göre hayvancılıkla uğraşan bireylere bilinçlendirme çalışmalarının yapılmasının hastalıkla mücadele konusunda yararlı olacağı kanısındayız. 226

228 KAYNAKLAR 1. Corbel MJ: Brucellosis: an overview. Emerg Infect Dis, 3:213 21, Joint FAO/WHO expert committee on brucellosis. World Health Organ Tech Rep Ser, 740: 1 132, Lopes LB: Nicolino R. Haddad JPA. Brucellosis-Risk Factors and Prevalence: A Review. The Open Veterinary Science Journal, 4, 72-84, Benkirane A: Ovine and caprine brucellasis: world distribution and control/eradication strategies in the West Asia/North Africa Regio. 6th International Sheep Veterinary Congress, Crete, Greece, Haziran Young EJ: An overview of human brucellosis. Clin Infect Dis, 21: , Erişim tarihi: Akkuş Y. Karatay G. Gülmez A: Hayvancılıkla Uğraşan Bireylerin Bruselloza İlişkin Bilgi ve Uygulamaları, Kafkas J Med Sci, 1(1), 16-20, Ceylan E. Irmak H. Buzğan T. Ve ark: Van İline Bağlı Bazı Köylerde İnsan ve Hayvan Populasyonunda Bruselloz Seroprevalansı, Van Tıp Dergisi,10 (1), Çelebi, Ö, Atabay U.I: Seroepidemiological investigation of brucellasis in sheep abortions in Kars, Turkey. Trop. Anim. Health.Prod. 41, , (2009). 10. Öngör, H., Muz, A, Çetinkaya, B: Atık yapmış koyunlarda Brucelloszis in teşhisinde ELlSA ile diğer serolojik testlerin karşılaştırılması. Turk J.Vet. Anirn Sci. 25, 21-26, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, birim/hay_sagl/hastaliklar/brucella.htm Erişim tarihi: Akdeniz H, Irmak H, Timurkan H, Buzğan T, Karahocagil MK, Deveci A, Demiröz AP: Van Edremit İlçesi Gölkarşı Köyünde yapılan bruselloz araştırması. Van Tıp Derg, 7: , Öcal N ve ark: Kırıkkale yöresinde süt sığırcıklarında Brusellozis,Listeriozis ve Toksoplazmozis in seroprevalansı ve birlikte görülme sıklığı. Kafkas Üniv Vet Fak Derg, 14 (1):75-81, Çetinkaya F ve ark: Prevalence of Brucellozis in the rural area of Kayseri, Central Anatolia. Turkey. Turk J Med Sci, 35, , İyisan AS, Akmaz Ö, Gökçen Düzgün S, ve ark: Türkiye de sığır ve koyunlarda Brucellosis in seroepidemiyolojisi Pendik Vet Mikrobiyol Derg, 31(1): 21 75, Kırşehir il çevre ve orman müdürlüğü, İl çevre durum raporu, , Aras Z. Ateş M: Konya ilinde atık yapmış koyun sürülerinde brusellozisin seroprevelansı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi. Vet Bil Derg, 25,1-2;29-25,

229 PB-3 KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN GENETİĞİ DEĞİŞTİ- RİLMİŞ ORGANİZMALAR İLE İLGİLİ BİLGİ, TUTUM VE DAVRANIŞLARININ BELİRLENMESİ MURAT EMRAH AÇIKGÖZ, İSMAİL ATÇEKEN, TEVFİK PINAR, MERAL SAYGUN, EMRE AYGÜN GİRİŞ VE AMAÇ Bu çalışma, dünya gündeminde önemli yeri olan genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkında Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi (KÜTF) öğrencilerinin bilgi, tutum ve davranışlarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırma, Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesinde Aralık 2011 tarihinde yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırmaya tıp fakültesinin tüm sınıflarını oluşturan toplam 472 öğrencinin 386 sına genetiği değiştirilmiş organizmalara ilişkin bilgi ve yaklaşımlarını irdeleyen anket uygulanmıştır. BULGULAR Araştırmaya katılanların %57.0 si kız, %43.0 ü erkektir. Kız öğrencilerin %91.4 ü, erkek öğrencilerin % 91.6 sı GDO lu ürünler hakkında bilgi sahibi olduklarını belirtmiştir (p= 0.944). GDO hakkındaki bilgi %73.5 oranında TV ve Radyodan edinilmiştir. Öğrencilerin %92.7 si satın alınan gıdaların GDO lu olduğunu, %89.8 u GDO nun daha çok tarımsal alanda kullanıldığını düşünmektedir. Öğrencilerin %66.3 ü GDO ların sağlığa zararlı olduğunu, %26.4 ü GDO ların bazılarının yararlı bazılarının zararlı olabileceğini, %79.2 si GDO ların ekosisteme zararlı olduğunu düşünmektedirler. GDO lu ürünler ekosistemi nasıl etkiler? sorusuna kız öğrencilerin %82.3 ü olumsuz etkiler, %2.5 i olumlu etkiler, %3.4 ü etkilemez %11.8 i fikrim yok diye cevaplamıştır. Erkek öğrencilerin ise %75.2 si olumsuz etkiler, %3.9 u olumlu etkiler, %5.9 u etkilemez %15.0 i fikrim yok diye cevaplamıştır (p= 0.394). Aynı soruya teorik derslerin görüldüğü 1, 2, 3. Sınıfların %78.3 ü olumsuz etkiler, uygulamalı derslerin görüldüğü 4, 5, 6. Sınıfların %81.0 i olumsuz etkiler cevabını vermiştir (p= 1,43). Öğrencilerin %35.5 inin GDO lu ürünleri tüketmekte bir sakınca görmediklerini, %52.4 ünün sakıncalı bulduğunu ve tüketmeyeceklerini, % 14.1 inin fikrinin olmadığını ifade etmişlerdir. Bu konuda erkeklerle kızlar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p= 0.132). Öğrencilerin %50.3 ü (erkeklerin %39.9 u; kız %58.1 i) Ülkemizde GDO teknolojisi ile besin üretilmesini uygun bulmadığını, %41.9 unun (erkek %47.7 si; kız %37.4 ü) bazı ürünler için uygulanabileceğini belirtmişlerdir. Erkeklerle kızlar arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0.002). GDO lu ürünler gelişmiş ülkelerde üretiliyor ve tüketiliyor. Zararlı olsaydı tüketmezlerdi savına öğrencilerin % 87.6 sının katılmadığı (erkeklerin %92.1 i; kızların %81.7 si) saptanmıştır. Erkeklerle kızlar arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0.003). Dünyanın büyük bir bölümü açlık çekmektedir ve GDO lu üretim tek çözümdür fikrine katılanların oranı %15.2 (kızların %9.8 i; erkeklerin %22.4 ü) iken, dünyadaki açlık sorununun çözümünün GDO lu üretim değil adil paylaşım olduğunu söyleyenlerin oranı %80.9 dur. Kızlarla erkekler arasında anlamlı fark saptanmıştır (p= 0.005). Açlık sorunu yaşayan ve toprakları tarıma elverişli olmayan ülkelerde GDO teknolojisinin kullanılmasını öğrencilerin %41.9 unun olumlu, %45.0 inin olumsuz karşıladığı %13.0 ünün fikrinin olmadığı saptanmıştır. Öğrencilerin %93.8 inin tüketilen besinlerin üzerinde GDO lu olduğunun belirtilmesinin gerektiğini bildirmişlerdir. Öğrencilerin %24.5 inin satın aldıkları ürünlerin etiketlerini GDO yönünden inceledikleri %75.5 inin incelemedikleri saptanmıştır. 228

230 Ürünlerin etiketlerini incelememe nedeni olarak öğrencilerin %16.4 ü etiketleri önemsemedikleri için, %40.8 i ürünlerin üzerinde etiket olmadığı için, %1.9 u GDO yu zararlı bulmadığı için, %6.9 u etikette yazılanları anlamadığı için, %18.7 si etiketi okumaktan sıkıldıkları için incelemediğini ifade etmiştir. Kızlarla erkekler arasında fark saptanmıştır (p= 0.001). Güvenilen bir markanın ucuz GDO lu ürününü diğer pahalı GDO suz bir ürüne tercih edermisiniz? sorusuna öğrencilerin %30.7 si (kızların %28.7 si; erkeklerin %33.3 ü) evet, %61.7 si (kızların %66.3 ü; erkeklerin %55.6 sı) hayır, %7.6 sı fikrim yok şeklinde cevap vermiştir. Erkeklerle kızlar arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0.037). Öğrencilerin en fazla fikir sahibi olmadıkları konular irdelendiğinde GDO lu ürün tüketirmisiniz? sorusu (%14.1) ve GDO lu ürünlerin eko sistem üzerine etkisi nedir? sorusu (%13.2) konusunda fikir sahibi olmadıklarını ifade etmişlerdir. En az karasız %1.7 ile ülkemizde üretim yapılması konusundadır. SONUÇ Çalışmamıza göre öğrencilerin büyük çoğunluğunun GDO lu ürünleri zararlı buldukları saptanmıştır. Ancak, bilimsel belirsizliklerin ortadan kaldırılması, GDO nun uzun dönem etkilerini belirleyecek iyi planlanmış araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu da değerlendirilmektedir. 229

231 PB-4 MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLERİNİN GÜVENLİ PESTİSİT KULLANMA DAVRANIŞLARI ZEYNEP ŞİMŞEK*, CANAN DEMİR*, BURCU KARA*, SAMİ AKPİRİNÇ **,GÖZDE ERÇETİN*** *Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. ** Harran Üniversitesi SHMYO ***Harran Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Lisans Öğrencisi GİRİŞ VE AMAÇ Pestisit deyimi, insektisit (böcek öldürücü), herbisit (yabani ot öldürücü), fungusit (küf öldürücü), rodentisit (kemirgen öldürücü) gibi farklı sınıflandırmaları olan kimyasal maddelerin tümünü kapsamaktadır. Pestisitlerin kullanımı çok eski tarihlere dayanmaktadır. M.Ö lere ait bir papirüs üzerinde bit, pire ve eşek arılarına karşı insektisitlerin hazırlanışına dair kayıtlar bulunmuştur. 19.yy da zararlılara karşı inorganik pestisitler kullanılmış,1940 lardan sonra pestisit üretiminde organik kimyadan faydalanılmış, DDT ve diğer iyi bilinen insektisit ve herbisitler keşfedilmiştir. Bugüne kadar 6000 kadar sentetik bileşik patent almasına karşın, bunlardan 600 kadarı ticari kullanım olanağı bulmuştur. Toksik kimyasallara maruziyet dünyada önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl istemsiz zehirlenme meydana geldiği, bunun üçte ikisinin gelişmekte olan ülkelerde olduğu bildirilmektedir. Yapılan çalışmalar, kimyasal üretiminin her yıl önemli ölçüde arttığını, bu durumun da özellikle yoksul bölgelerde sağlık ve çevresel riskleri arttıracağını göstermektedir (1). Toplum sağlığı açısından tarımsal mücadelede kullanılan pestisitler önemli risk faktörüdür. Pestisitlerin insanlar üzerindeki etkileri fetal yaşamdan itibaren başlamakta, plasentadan fetüse geçmekte, bunun sonucunda düşükler, anomalili doğumlar görülmektedir. Tarım ilaçlarının bir bölümü de (Organofosfatlı ve karbamatlı insektisitler) etkilerini doğrudan doğruya periferal ve merkezi sinir sistemi üzerinde göstererek organizmanın yaşamını tehdit etmektedir. Araştırmalar, gebelikten önceki iki yıl tarım ilacına maruz kalındığında bebekte böbrek kanseri riskinin arttığını, gebeliğin ilk üç ayında maruz kalındığında, anensefali ve kendiliğinden düşük riskinin yükseldiğini göstermiştir. Dolayısıyla bu maddeler hedef olmayan organizmaya çeşitli yollarla girmekte ve organizmada sinir sistemi, endokrin sistem, immün sistem, karaciğer, kas, kalp, kan, boşaltım ve diğer sistemleri etkileyebilmektedirler (1-8). Toplumda bilgi eksikliği, sağlık personelinin toksik etkilenim probleminin büyüklüğünün farkında olmayışı, enfeksiyon hastalıkları gibi hastalıkların önceliği alması, var olan kayıt sistemlerinin zehirlenmelere bağlı gerçek morbidite ve mortaliteyi yansıtmaması ve tanı sorunlarının önemli bariyerler olduğu saptanmıştır (9). Korumada öncelikli strateji; özellikle toplumun çevresel riskler üzerinde kontrollerini arttırmak amacıyla sağlık eğitimi dahil sağlığı geliştirme programlarının düzenlenmesidir. Pestisitler açısından tarımda çalışanlar ve özellikle de mevsimlik tarım işçileri, tarlaları hem çalışma hem de yaşam alanı olarak kullanması nedeniyle risk grubu olarak tanımlanmaktadır(10). Bu çalışmada mevsimlik tarım işçilerinde pestisit kullanımı ve korunma davranışlarının saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Bu çalışmada Şanlıurfa ve Adıyaman il merkezlerinde yürütülen Mevsimlik Tarım İşçisi Ailelerin İhtiyaçlarının Belirlenmesi 2011 çok amaçlı kesitsel tipteki araştırmanın pestisit kullanımı ile ilgili maddeleri analiz edilmiştir. Araştırmanın evreni, Adıyaman ve Şanlıurfa illerinin il merkezlerinde yaşayan ve araştırmanın yürütüldüğü son 1 yıl içinde mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan yaş arasındaki kadınlar ve 15 yaş ve üzerindeki erkeklerdir. Örnek büyüklüğü 1198 hane olup, kadınlarda yanıtlama hızı yaklaşık %91, erkeklerde %80 dir. Evde birden fazla kadın ve erkek olduğunda Kish yöntemi kullanılarak belirlenen kişiye yüz yüze görüşme yöntemiyle soru formları uygulanmıştır. Veri girişi ve analizler için SPSS programı (11,5) kullanılarak analizler yapılmıştır. BULGULAR Araştırmaya katılan kadınların %20 si, erkeklerin ise %28 i tarlada ilaçlama yaptıklarını bildirmişlerdir. 230

232 Tablo 1 de izlendiği gibi, her iki cinsiyette de en fazla alınan önlem el ve yüz yıkamadır. Yaklaşık %70 i ilaçlama yaparken maske takmadığını, %90 ı tulum/ilaçlama kıyafeti giymediğini bildirirken, iki kişiden biri ilaçlama yaptıkları kıyafetleri diğer çamaşırlarla birlikte yıkadıklarını, beş kişiden dördü pestisit kutularını gömmediklerini belirtmişlerdir. Pestisitlerin kanser, kısırlık gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğini bilme durumu sorgulandığında; kadınların %9.4 ü, erkeklerin %20 si bildiğini ifade etmiştir. Kadınlarda öğrenim düzeyi yükseldikçe duş alma oranının yükseldiği (okur-yazar olmayan,okur-yazar %60; İlkokul ve üstü %76) (p<0.05), öğrenimin diğer davranışlarla ilişkisinin bulunmadığı saptanmıştır(p>0.05). Benzer şekilde öğrenim durumu yükseldikçe pestisitlerin sağlığa olumsuz etkilerini bilme durumu da anlamlı olarak yükselmektedir (okur-yazar olmayan,okur-yazar %7; İlkokul ve üstü %20) (p<0.05). Erkeklerde öğrenim durumuyla güvenli pestisit kullanımı davranışları ve bilgi durumu arasında farklılık bulunmamıştır(p>0.05). Tablo 1: Kadın ve Erkeklerin Pestisit Kullanma Davranışları (%) Davranışlar Kadın (242) Erkek (289) Maske Takma 31,1 37,5 Eldiven Giyme 43,2 46,7 Saçları Kapatma 83,8 28,8 Tulum Giyme 10,8 14,5 El ve Yüz Yıkama 79,2 87,5 Duş Alma 58,3 73,5 Kıyafetleri Ayrı Yıkama 41,8 43,3 İlaç Kutularını Gömme 17,1 26,3 Şekil 1: Cinsiyete Göre Pestisitlerin Sağlık Etkilerini Bilme Durumu ,4 5 0 Kadın TARTIŞMA Bu çalışmada koruyucu ekipman kullanımı % 10.8 ile % 83.8 arasında değişmektedir. Yapılan diğer çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Örneğin Brezilya da yapılan bir çalışmada çiftçilerin %90 ından çoğunun pestisitlerin sağlığa zararlı olmasını bilmesine rağmen %20 sinden azının koruyucu ekipman (eldiven,maske,iş tulumu,çizme) kullandığı belirlenmiştir(11). Çömelekoğlu ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada; üreticilerin % 35 inin ilaçlamaya başlamadan önce ve ilaçlama boyunca maske,eldiven ve gözlük takma gibi önlemler aldığını % 65 inin ise bu tür önlemleri almadığı bildirilmiştir(12). Eğirdir de yapılan başka bir çalışmada üreticilerin % 38 inin ilaçlama yaparken bazen tedbir aldığı % 32 sinin ise hiçbir tedbir almadığı belirtilmiştir(13). Şahin ve arkadaşlarının 2010 yılında yaptıkları çalışmada; olguların %23.5 i her zaman/sıklıkla ilaçlama sırasında eldiven kullandığını, %8.8 i maske taktığını, %9,6 sı tulum giydiğini, %61 i ilaçlama sonrası sıklıkla ellerini yıkadığını, % 18.4 ü boş ilaç kutularını toprağa gömdüğünü belirtmiştir(14). Bu çalışmada 10 kadından ve 5 erkekten biri pestisitlerin sağlığa etkilerini bildiğini ifade etmiştir. SONUÇ VE ÖNERİLER Tarım ilaçları ile ilişkili olarak ortaya çıkabilecek insan ve çevre sağlığı sorunlarını en aza indirmek için, tarım alanında çalışan bireylere sürekli danışmanlık ve eğitim verilmesi, çevreye ve sağlığa en az zarar verecek biçimde önlem alınarak kullanımının sağlanması ve uygulamaların denetlenmesi gerekmektedir. İlaçlama sırasında tarım ilaçlarından olabildiğince az etkilenmek için koruyucu önlemlere dikkat edilmesi gerekmektedir. Pestisitlerden korunmada koruyucu giysi kullanımı ve kişisel hijyen alışkanlıkları önemlidir. Gelişmiş ülkelerde pestisit uygulayan tarım isçileri gerekli koruyucu önlemleri alırken, ülkemizde bu konuya gereken önemin Er k e k 231

233 verilmediği gözlenmiştir. Bu konuda pestisit ilaçları ile birlikte kişisel koruyucu donanımların verilmesi ve bu ilaç kutularında koruyucu önlemlerin yer aldığı anlaşılır kılavuzların bulunması, tarımda çalışanlara güvenli pestisit kullanımı konusunda sağlık eğitimi verilmesi gerektiği düşünülmektedir. KAYNAKLAR 1. WHO. Toxic hazards (Erişim tarihi: ) 2. McEven FL, Stephenson GL. The Use and Significiance of Pesticides in the Environment, John Wiley & Sons Pub., New York 538, Ami BH, Haim SA. Direct effect of phosphamidon on isolated working rat heart electrical and mechanical function. Toxicol., Apply Pharmacol.1992;110(3): Amdur MO, Doull J, Klassen CD. Casarett and Doull s Toxicology: The Basic Science of Poisons, Pergamon Press, New York. 1999;1033: Blasiak J, Walter Z, Bawronska M. The changes of osmotic fragility of pig erytrocytes induced by organophosphorus insecticides. Acta Biochim. Pol. 1991;38(1): Gilden RC, Huffling K, Sattler B. Pesticides and Health Risks. Obstetric and Neonatal Nurses, JOGNN (1); Guest JA, Copley MP, Homernic KL. Carsinogenic effects of pesticides. Pathol., Pharmacol. 1991;71(3): Yáñez L et al. Overview of human health and chemical mixtures: problems facing developing countries. Environmental Health Perspectives, 2002, 110(6): Guidelines On The Prevention Of Toxic Exposures Education And Public Awareness Activities. World Health Organization in Collaboration With The United Nations Environment Programme And The International Labour Organization, 2004; erişim: 10.Donham KJ, Thelin A. Agricultural Medicine Occupational and Environmental Health for the Health Professions. Blackwell Publishing All right reserved, 2006;3-27, Recena MC, Caldas ED, Pires DX. Pesticides Exposure in Culturama, Brazil-Knowledge, Attitudes, and Practices. Environmental Research. 2006; 10: Çömelekoglu Ü, Arpacı A, Mazmancı B. Pestisidlerle kronik olarak karsılasan tarım isçilerinin pestisidlerden korunma konusundaki tutumları. Ankara. 3. Isçi Saglıgı Kongresi, Boyraz N, Kaymak S, Yiğit F. Eğirdir İlçesi Elma Üreticilerinin Kimyasal Savaşım Uygulamalarının Genel Değerlendirilmesi. S.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi. 2005; 19(36): Şahin G, Uskun E, Ay R, Öğüt S. Elma Yetiştiriciliği Alanında Çalışanların Tarım İlaçları Konusunda Bilgi, Tutum ve Davranışları TAF Prev Med Bull 2010; 9(6):

234 PB-5 HAYATİ HARRANİ MAHALLESİNDE YAŞAYAN TARIM İŞÇİSİ GEBE KADINLARIN AİLE PLANLAMASINA İLİŞKİN TUTUMLARININ DOĞUMDAN SONRA KULLANACAK- LARI KONTRASEPTİF YÖNTEMLER İLE İLİŞKİSİ FERAY KABALCIOĞLU*,GAMZE UÇAR*,İNCİ YALÇINKAYA*,DERYA YOLCU* *Harran Üniversitesi SağlıkYüksekokulu,Hemşirelik Bölümü Giriş Bu çalışma, yaş grubu tarım işçisi gebe kadınların aile planlamasına ilişkin tutumlarının doğumdan sonra kullanacakları kontraseptif yöntemler ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem Araştırmanın örneklemini, Şanlıurfa ili merkezinde bulunan Hayati Harrani Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 103 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri gebelere ev ziyaretleri esnasında ulaşılmış olup kadınlara uygulanmak üzere bir adet anket formu ve aile planlamasına yönelik tutumları belirlemek için Örsal tarafından geliştirilmiş Aile Planlaması Tutum Ölçeği yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 11.5 paket programında analiz edilmiştir Bulgular Araştırma kapsamına alınan gebe kadınların yaş ortalamaları; ± 5.89, ilk gebelik yaşı ortalaması; ± 5.0, gebe kalma sayılarının ortalamaları; 6,39 ± 3,40 dır. Son iki gebelik arası sürelerinin ortalama %53.4 ü 2 yıldan az süreyle, %40.8 i 2 yıl ve üzeri süreyle ve %5.8 inin ise ilk gebeliği olduğu saptanmıştır. Aile planlaması hakkında bilgisi olan kadınlar (%52.4) arasında en çok bilinen yöntemler sırasıyla hap (%67), rahim içi araç (%66), enjeksiyon (%59.2) ve geri çekme(%49.5) dır. En az bilinen yöntemler sırasıyla tüplerin bağlatılması (%35.0), emzirme (%36.9), kondom (%29.1) ve takvim yöntemi(%1) dır. Kadınlara uygulanan Aile Planlaması Tutum Ölçeği ortalaması; 94,89 ±11,17 dir. (Min: 67 Max: 133) Sonuç Kadınların kullandıkları aile planlaması yönteminin seçimini, yaşın, eğitim durumunun, çalışma durumunun, gelir düzeyinin, aile planlaması eğitimi almanın, kullanılan aile planlaması yönteminin eşle ilişkiyi etkileme durumunun, kullanılan aile planlaması yöntemine kimin karar verdiğinin ve kadının hamile kalma korkusunun eşle ilişkiyi etkileme durumunun etkilemediği tespit edilmiştir. Aile sağlık merkezine başvuran bu kadınların riskli gebelik kapsamında büyük çoğunluğunun 2 yıldan az süreyle gebe kaldıkları saptanmıştır. 233

235 PB-6 MALATYA MERKEZİNDE HAŞERE MÜCADELESİ İLE İLGİLİ YETİŞKİNLERİN BİLGİ DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ERKAN PEHLİVAN, ALİ ÖZER, ELVAN TÜRKOL, GÜLSEN GÜNEŞ İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı AMAÇ: Türkiye kent merkezlerinde sivrisinek, karasinek,tatarcık ve diğer haşerelere karşı kimyasal ajanlarla yoğun bir mücadele uygulanmaya başlamıştır. Malatya merkez ilçe sınırları içerisinde entegre mücadele yerine insektisitlerle 2000 yılından vektör mücadelesi sürdürülmektedir. Bu araştırma konuya ilişkin erişkin bireylerin bilgi düzeylerini değerlendirmek üzere planlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Her yıl Mart-Ekim ayları arasında larva ve erişkin vektör mücadelesinin dönüşümlü olarak yapıldığı kent merkezinde 2008 Yılı Haziran-Ekim arasında gerçekleştirilen bu çalışma kesitsel bir araştırmadır. Dünya Sağlık Örgütünün gelişmekte olan ülkeler için önerdiği 30 küme örneklem yöntemi kullanılarak kent merkezinde larva mücadelesinin yapıldığı bölgeler araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Sağlık evi ve mahalle tabanlı 30 küme oluşturulmuş, her kümeden tesadüfi olarak seçilen 14 hane olmak üzere toplam 420 hanede bir anket uygulaması planlanmıştır. 13 sorusu hangi haşerelere karşı mücadele yapıldığı, kullanılan yöntemler ve ilaç türleri, hangi kurum tarafından yapıldığı, ilaçların etkileri konusunda bilgi düzeyi ile ilgili olan 20 soruluk anket araştırmacılar gözetiminde ilaçlama grup şefleri tarafından uygulanmış, 381 yetişkin birey anketi cevaplamıştır. Araştırmaya katılım oranı %90.7 dir. Değerlendirme 13 tam puan üzerinden yapılmış ve verilerin analizinde bağımsız örneklerde Student t testi ve One-Way Anova post hoc olarak Bonferroni analizi kullanılmıştır. BULGULAR VE SONUÇ: Araştırma kapsamına giren 381 kişinin %44.9 u erkek, %55.1 i ise kadın idi. Ortalama yaş 38.4 ± 12.7 olup, katılanların %10.5 i okur-yazar değil, %34.9 u okur-yazar veya ilkokul mezunu, %22.8 orta okul, %23.6 sı lise ve %8.1 i ise yüksek öğrenimli idi. Araştırma kapsamına girenlerin %22.1 i memur, işçi veya emeklileri, %34.6 sı esnaf veya serbest, %31.2 si ev hanımı ve %12.1 i ise öğrenci idi. Araştırma kapsamına girenlerden %92.6 sı sivrisinek, %76.9 u karasinek, %29.1 i tatarcık ve %36.5 i ise kenelere karşı ilaçla mücadele yapıldığından haberli idiler. İlaçlamanın Malatya Belediyesi tarafından yapıldığını katılımcıların %87.7 si, 2000 yılından beri yapıldığını ise % 56.4 ü bilmişlerdir. Katılımcıların yaklaşık 1/3 ü mücadelede kullanılan kimyasal ajanların insan sağlığına (%32.8) ve çevreye (%35.2) zararlı olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca katılımcıların %40 7 si Malatya da haşere mücadelesinde kullanılan ilaçların az zehirli ilaçlardan olduğunu söylemişlerdir. Toplam 13 soruya doğru cevap veren erkeklerin ortalaması 6.1± 1.9, kadınların ortalaması ise 6.2±1.9 ile benzerlik göstermiştir (p=0.885). Katılımcılardan 30 yaşın altında olanların bilgi ortalaması 6.4±2.1, yaş arasındakilerde 6.1 ±1.9 ve 60 yaş üzerindekilerde ise 5.6 ±1.7 dır. Bilgi ortalaması puanları yaşla birlikte azalmakla birlikte istatistiksel farklılık bulunmamıştır (p=0.218). Okur yazar olmayanlarda bilgi puan ortalaması 5.8±2.0, yüksek öğrenimlilerde ise 7.3±2.0 dir. Eğitim düzeyi yükseldikçe bilgi puan ortalaması artmaktadır (p=0.001). Bilgi puan ortalamalarının mesleklere göre değerlendirmesi yapıldığında; ev hanımlarının ortama 5.8±1.9 soruyu, memurların 6.1±2.3, esnafın 6.4±1.8, öğrencilerin ise 6.7±1.9 soruyu bildikleri saptanmıştır. Bilgi puan ortalamalarına göre mesleklerin farklılık göstermediği bulunmuştur (p=0.056). Katılımcıların evlerinde haşerelere karşı mücadele ilaçları bulundurmaları ile kent merkezinde yapılan mücadele hakkında bilgi sahibi olmaları arasında bir ilişki bulunmamıştır (p=076). Ancak kent merkezinde yapılan vektör mücadelesini doğru bulanların bilgi puan ortalaması (6.3±1.9) mücadeleyi doğru bulmayanlardan (5.7±2.1) daha yüksek bulunmuştur (p=0.016) Vektör mücadelesinde uygulanan yöntemler konusunda sorulan soruya cevaben, %34.9 u larva mücadelesi, %81.1 i ise uçkun (ergin sinek) mücadelesi yapıldığını ifade etmişlerdir. Uygulamalar sırasında kullanılan ilaçların insan sağlığına zararlı olduğunu söyleyenlerin oranı %32.8 ve çevredeki diğer canlılar üzerinde zararlı olduğunu ifade edenler ise %35.2 idi. Katılımcıların ancak %3.1 i kullanılan ilaçların hangi tür ilaçlardan olduğunu bildiğini, 234

236 %50.7 si evlerinde haşerelere karşı kullanmak üzere ilaç bulundurduklarını ve hatta %25 sinin evlerinde tarım ilacı bulunduğunu bildirmişlerdir. Hangi tür ilaçların kullanıldığını bildiklerini söyleyenlerin de etken maddeleri kapsamayan genel bilgi tarzında ifadede bulundukları tespit edilmiştir. Katılımcıların %77 7 si vektörlere karşı yapılan kimyasal mücadeleyi doğru bulduklarını, %13.4 ü ise doğru bulmadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcılardan %80.3 ü sivrisineklere, %74.5 i karasineklere karşı ilaçla mücadelenin başarı sağladığını ifade etmişlerdir. Katılanların %87.7 si haşerelere karşı ilaçlama işinin belediye tarafından yaptırıldığını doğru bilmişlerdir. Bu amaçla kullanılan ilaçların az zehirli ilaçlardan seçildiğini ifade edenlerin oranı %40.7, bilmediğini söyleyenler %34.6, yüksek zehirli diyenler %8.9 ve zehirsiz diyenler ise %15.7 dir. Araştırmaya katılanların hangi haşerelere karşı mücadele yapıldığını bilme durumu ile yaş gruplarına dağılım arasında fark olmamakla birlikte (p>0.05), eğitim yükseldikçe mücadeleyi yapan kurumu bilme durumu arasında fark bulunmuştur (P<0.05). Evde tarım ilacı veya böcek ilacı bulundurma ile eğitim düzeyi ve mesleklere dağılım arasında fark bulunmuştur (P<0.05). Yapılan ilaçlamanın insan sağlığı ve çevredeki diğer canlılar üzerinde olumsuz etkisine inanma durumu ile cinsiyet arasında fark yok (P>0.05), ancak eğitim durumuna göre fark vardır (P<0.05). Araştırmaya katılanların bazı demografik özellikleri ile vektörlere karşı yapılan kimyasal mücadelenin yarar sağlayıp sağlamadığı konusundaki düşünceleri karşılaştırıldığında, eğitim düzeyi ile karasinek mücadelesinde başarı sağlandığını ifade etme durumu arasında fark bulunmuş (P<0.05), sivrisinek mücadelesini başarılı olarak değerlendirme durumu arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; kent merkezinde yaşayan halkın haşerelere karşı yapılan mücadeleden büyük oranda bilgi sahibi olmakla birlikte, uygulamanın farklı yönlerine ilişkin bilgi düzeylerinin %40-50 arasında orta düzeyde bulunduğu ve kullanılan kimyasal ilaçların insan ve çevre sağlığına zararları konusunda yeterli bilince sahip olmadıkları söylenebilir. Bu konuda yetkili kurum ve kuruluşların entegre mücadele yöntemleri konusunda halkı bilinçlendirmeleri gerektiği önerilebilir. 235

237 PB-7 ŞARK ÇIBANI TEDAVİSİ UYGULANMAKTA OLAN OLGULARIN TANIMLAYICI ÖZEL- LİKLERİ ve HASTALIK HAKKINDA BİLGİ DURUMLARI ZEYNEP ŞİMŞEK*, BURCU KARA*, CANAN DEMİR* *Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ VE AMAÇ Şark çıbanı (kutanöz leishmaniasis, KL), bazı Leishmania cinsi protozoonların neden olduğu, enfekte dişi tatarcık sineklerinin (Phlebotomus, yakarca) kan emerken bulaştırdıkları bir enfeksiyondur. Dünyada 72 si az gelişmiş ülkeler olmak üzere 88 ülkede endemiktir. Şekil 1 ve 2 de izlendiği gibi, KL olgularının %90 ından fazlasının Afganistan, Suriye, Suudi Arabistan, İran, Brezilya ve Peru da ortaya çıktığı bildirilmektedir (1,2). Günümüzde başta Şanlıurfa başta olmak üzere Güneydoğu ve Akdeniz Bölgesi nde L. Tropica nın sebep olduğu Antroponotik Kutanöz Leishmaniasis (AKL) gözlenmektedir (3,4,5 ). GAP projesi ile artan tarımsal sulama ile KL nin artış gösterebileceği de bildirilmektedir (6). Şekil 1:L.Tropica nın Neden Olduğu KL Olgularının Dağılımı Şekil 2: L.Major un Neden Olduğu KL Olgularının Dağılımı KL nin artışında göç hareketleri, iklim değişikliği ve malnütrisyon önemli faktörlerdir. Özellikle Şanlıurfa ili mevsimlik tarım işçiliğinin yaygın olduğu, her yıl yaklaşık 48 ile tarım işgücü göçünün olduğu, GAP ile birlikte sulu tarım alanlarının artmasıyla Suriye başta olmak üzere hem sınır ülkelerden hem de Türkiye nin diğer illerinden yoğun işgücü göçünün yaşanacağı bir ildir. KL nin Şanlıurfa nın endemik bir hastalığı olması nedeniyle, bu çalışmada hastalık kontrol programlarında kullanılmak üzere, şark çıbanı olgularının tanımlayıcı özellikleri, mevsimlik tarım işçiliği durumu ve olguların hastalık hakkında bilgilerinin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEMKesitsel tipteki bu araştırma Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü ne bağlı Şark Çıbanı Tedavi Birimi nde Şubat 2012 de pazartesi ve perşembe olmak üzere iki tedavi gününde 82 hasta üzerinde 236

238 yürütülmüştür. Tedavi almaya gelen hastalara yaş, cinsiyet, mevsimlik tarım işçisi olup olmadıkları, hastalığın nedeni, hastalığın önlenebilir olup olmadığı, önlenebilirse nasıl önlenebileceğine yönelik sorular sorulmuştur. Anketler yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veri girişi ve analizler için SPSS programı (11,5) kullanılarak analizler yapılmıştır. BULGULAR Tablo 1 de izlendiği gibi olguların %50 si kadın, %50 si erkek, %50 si 9 yaş ve altındadır. Yaş ortalaması 17,3±17,2 dir. %45.1 i ailesinde daha önce KL olgusu bildirmiştir. Tedavi yapılan bu olguların ortalama doz sayısı 4,6±3,1 dir. Bu grupta mevsimlik tarım işçisi olma sıklığı %19,5 dir. Mevsimlik işçi göçünün yapıldığı iller Adana, Kayseri, Konya, Mardin, Yozgat, Mersin ve Şanlıurfa nın ilçeleridir. Tablo 1: Olguların Tanımlayıcı Özellikleri Değişkenler Sayı Yüzde Cinsiyet Kadın Erkek Yaş Grupları 0-9 yaş arası yaş arası yaş üstü Aile Öyküsü Var 37 45,1 Yok 45 54,9 Mevsimlik Tarım İşçiliği (MTİ)Durumu MTİ MTİ değil Toplam Şanlıurfa ilinde şark çıbanı tedavisi almakta olan olguların %53 ü Devteşti, Akşemseddin, Süleymaniye olmak üzere üç mahallede yaşamakla birlikte, Şanlıurfa il merkezinin bütün ilçelerinde ve mahallelerinde ikamet ettikleri saptanmıştır. Olgulara hastalık konusundaki bilgilerini belirlemek için bazı sorular sorulmuştur. Hastalığın nedeni sorulduğunda yaklaşık yarısının bilmediği, cevap verenlerin ise doğru bilgiye sahip olmadığı saptanmıştır. Yaklaşık %51 i önlenebileceğini ifade ederken, bu konuda görüşleri sorulduğunda çoğunluğu bilmiyorum cevabını verirken, 9 kişi cibinlik kullanımı, aşı, ilaçlama ve çevre temizliği yanıtlarını vermişlerdir. Tablo 2: Olguların Hastalık Hakkında Bilgisi Sayı Yüzde Hastalığın Nedeni Sivrisinek 29 34,9 Böcek-hayvan-karınca 9 10,8 Çevre kirliliği, mikrop 6 7,2 Sivilce 1 1,2 Genetik 1 1,2 Bilmiyor 37 44,7 Önlenebilirliği Önlenebilir 42 51,2 Önlenemez 4 4,9 Bilmiyor 36 43,9 TARTIŞMA VE SONUÇ KL kadın ve erkeklerde benzerlik göstermekte olup, olguların çoğunluğu 9 yaş altındadır. Olguların tedavi görmelerine rağmen hastalığın nedeni ve nasıl önlenebileceği konusunda bilgileri bulunmamaktadır. Bu nedenle KL nin nedeni, bulaş yolları ve kontrolüne yönelik sağlık eğitimi programları yapılmalıdır. Böylece halkın hastalık konusunda bilinç düzeyi artırılarak enfeksiyon zincirinin kırılması sağlanmalıdır. 237

239 Her beş olgudan biri mevsimlik tarım işçisidir ve Türkiye nin farklı illerinde tarımsal üretim alanlarında çalışmaktadırlar. Dolayısıyla hastalığın ülke genelinde yayılmasında gidilen illerdeki tatarcık popülasyonuna bağlı olmakla birlikte MTİ önemli risk faktörüdür. Ayrıca tarımsal üretimin yoğunluğu arttıkça Şanlıurfa iline de diğer illerden ve komşu ülkelerden işçi göçü olacağı dikkate alınarak tarama çalışmalarının yapılması ve erken tanı ve tedavi ile enfeksiyon zincirinin kırılması önemlidir. Şark çıbanının nedeninin, bulaşma ve korunma yollarının mevsimlik tarım işçilerine anlatılması ve halkın farkındalık düzeyinin artırılması hastalığın kontrolü açısından çok önemlidir. KAYNAKLAR 1.WHO.Leishmaniasis leishmaniasismapshttp://www.who.int/leishmaniasis/leishmaniasis_maps/en/ index.html (Erişim tarihi: ) 2. Murray HW, Berman JD, Davies CR, Saravia NG, 2005.Advances in Layşmanyaz. Lancet 66: Akkafa F, Şimşek Z, Dilmeç F, Bulut K, Şanlıurfa ilinde kutanöz leishmaniasis epidemiyolojisi. Türkiye Parazitol Derg, 26(2): Ertem M, Aytekin S, Acemoğlu H, Akpolat N, Aytekin N, Diyarbakır Dicle ilçesi Dedeköy ve Durabeyli de kutanöz leishmaniasis olgularının incelenmesi. Türkiye Parazitol Derg, 28(2): Ok ÜZ, Balcıoğlu İC, Taylan Özkan A, Özensoy S, Özbel Y, Leishmaniasis in Turkey. Acta Tropica, 84: Aksoy S, Aritürk S, Armstrong MYK, Chang KP, Dörtbudak Z, Gottlieb M, Özcel MA, Richards FF, Western K, The GAP Project in southeastern Turkey: the potential for emergence of diseases. Emerg Infect Dis, 1(2):

240 PB-8 TARIM SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA DÜNYADA YAPILAN ÇALIŞMALAR Hasret YAVUZ*, Zeynep ŞİMŞEK** *Suruç Devlet Hastanesi, Halk Sağlığı Yüksek Lisans Öğrencisi **Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD GİRİŞ Tarım, birçok ülkede en tehlikeli sektörlerden biridir. Uluslar arası Çalışma Örgütü ne göre (ILO), 1,3 milyar tarım işçisinden her yıl kişi ölmekte, önemli bir kısmı ciddi şekilde yaralanmakta veya meslek hastalığına yakalanmaktadır. Biyosidallere maruz kalma ile tarım makinelerine bağlı kazalar sektördeki ölüm, yaralanma ve hastalıkların iki temel nedenidir. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi EUROSTAT a göre, tarım bölgede inşaat tan sonra en tehlikeli sektör olarak tanımlanmaktadır (1). Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve göçebe mevsimlik tarım işçileri tarımda çevresel etkilenim nedeniyle yaralanma ve hastalık riskinin en fazla görüldüğü gruplar olarak tanımlanmaktadır (2). Tarımda çalışanların iş güvenliği açısından yeterli bir seviyeye gelmemiş olmasının önündeki temel nedenler hemen hemen tüm az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzerlikler göstermektedir. Bunlar arasında; tarımda çalışanların genellikle örgütsüz oluşu, eğitim düzeylerinin düşüklüğü, kadın işçilerin çoğunlukta oluşu, çalışanlar arasında mevsimlik ya da geçici olanların oranının yüksek olmasıdır (1). Tarım sağlığı ve güvenliği alanında, tarım hekimliği, tarım güvenliği, kırsal hekimlik gibi kavramlar sıklıkla kullanılmaktadır. Kırsal sağlık, kırsal alanda yaşayanlar için erişilebilir uygun sağlık hizmetlerinin geliştirilmesini, tarım sağlığı ve güvenliği tarım toplumlarında yaralanma ve hastalıkları azaltmayı amaçlayan çalışmaları, tarım tıbbı (Tarım Hekimliği) iş ve çevre hekimliği ve sağlığı alanına odaklanan disiplini, agromedicine, tıp fakültelerinden topluma bilgi ve çözüm yollarının yayılması için oluşturulan süreç ve ağları, tarım güvenliği ise akut tarım yaralanmalarını azaltmak için eğitim ve diğer yöntemlerin kullanıldığı çalışmaları ifade etmektedir (4). Tarihsel Süreç Tablo 1 de tarım sağlığı ve güvenliği çalışmalarının tarihsel gelişimi özetlenmiştir lü yıllarda İtalyan bir doktor olan Bernardo Ramazzini nin Latinceden çevrilmiş İşçi Hastalıkları adlı kitabı bugün hala birçoğunu kabul ettiğimiz, kendi tarım hastalarında gözlemlediği birçok işle ilgili hastalığı tanımlamıştır. İş hekimliği ve iş sağlığı (özellikle tarım hekimliği) kayıtları genelde onun yazdıklarına dayanmaktadır. Daha sonra Japonya da Toshikazu Wakatsuki tarım toplumlarına uygun sağlık hizmeti modeli geliştirmiştir. Polonya da Lubnin Üniversitesi nde 1951 yılında çiftçilerde iş sağlığına odaklı ilk araştırma enstitüsü kurulmuş, 1984 te adı Tarım Hekimliği Enstitüsü olarak değiştirilmiştir. (4). Enstitü 1994 te Tarım ve Çevre Hekimliği adında bir dergi çıkarmaya başlamıştır (5). Amerika da 1955 yılında Iowa Üniversitesi Tıp Fakültesi nde Tarım Hekimliği Enstitüsü kurulmuş, bir doktor, bir endüstriyel hijyenist, bir veteriner hekim, bir mikrobiyolog, bir antropolog, bir tarım mühendisi ve bir toksikologdan oluşan bir multi-disipliner ekip çalışmaları yürütmüştür (4,6). Bu enstitü bugün Iowa Üniversitesi Halk Sağlığı Fakültesi nde Kırsal ve Çevre Sağlığı Enstitüsü adıyla eğitim ve araştırma çalışmalarını yürütmektedir. Kanada Saskatchewan Üniversitesi nde de 1990 ların başından itibaren bu alanda çalışmalar yoğunlaşmış, halen tarım sağlığı, kırsal sağlık ve çevresel sağlık olarak bilinen Tarım Hekimliği Merkezi ni geliştirmişlerdir (4). Tablo 1: Tablo 1: Dünya da Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Yapılan Çalışmaların Tarihsel Süreci Yıl İçeriği 1713 Bernardo Ramazzini nin İşçilerin Hastalıkları adlı kitabının yayınlanışı 1945 Toshikazu Wakatsuki nin Japonya nın Saku Merkez Hastanesi nde tarım toplulukları için gezici hekimlik ve önleme programını başlatması 1951 Polonya nın Lublin şehrinde Tarım Hekimliği Enstitüsünün kuruluşu 1955 Iowa Üniveritesi nde Tarım Hekimliği Enstitüsü nün kuruluşu 239

241 1961 Fransa da Uluslar Arası Tarım Hekimliği ve Gezici Köy sağlığı Derneği nin kuruluşu 1965 Uluslar arası Tarım Hekimliği ve Köy sağlığı Derneği Dergisinin yayınlanışı 1973 Kolorada Devlet Üniversitesinde Köy Kırsal Çevre Sağlığı Enstitüsünün kuruluşu 1973 Agromedicine terimi nin ilk olarak John Davies tarafından kullanılışı 1974 Iowa Üniversitesi nde tarım hekimliği eğitim programının başlatılması 1976 Minnesota da tarım hekimliği eğitici yönünü özetleyen hakemli makalenin basılması 1979 Tarım hekimliğini tanımlayan ilk makalenin Asil Sosyete Hekimliği Dergisinde yayınlanışı 1982 Aile Hekimliği Dergisinde yayınlanan makalede tarım hekimliği ile kırsal alanı birbirinden ayırt eden detayların tanımlanması 1984 Agromedicine programının Güney Carolina ve Clemson Üniversitesi Tıp Fakülteleri nde ilk aile hekimliği bölümünün bir konsorsium olarak kuruluşu 1986 Kanada Saskatchewan Üniversitesinde Tarım Hekimliği ve Kırsal Çevre Sağlığı için Enstitü nün kuruluşu 1988 Kuzey Amerikalıların Agromedicine Konsorsiyumunu kurması 1994 Agromedicine Dergisinin yayınlanması 1994 Tarım ve Çevre Hekimliği yıllıklarının basımı 1995 Tarım Sağlığı ve Güvenliği Dergisi nin yayınlanması Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Çalışanların Eğitimi Genel olarak incelendiğinde, tarım topluluklarının sağlığı ve güvenliğine yönelik hizmetler multidisipliner ekip anlayışıyla yürütülmektedir. Ancak bazı ülkelerde tarım sağlığı ve güvenliği uzmanları da bulunmaktadır. Mezuniyet öncesi eğitim programlarında birinci basamak hekimi, hemşiresi, veteriner hekimler, sosyal hizmet uzmanları, acil tıp teknisyenleri, halk sağlığı uzmanlarına yönelik tarım sağlığı ve güvenliği dersleri ile saha uygulamaları bulunmaktadır. Iowa Üniversitesi tarımsal yaralanmalar ve hastalıklar konusunda tıp öğrencilerine ve asistanlara yönelik kredili seçmeli bir tarım hekimliği kursu bulunmaktadır (7). Hemşireler için yüksek lisans programı ve sürekli eğitim programları ve sertifika programları yer almaktadır. Norveç te ise interaktif bir eğitim programı geliştirilmiş, ilk seviye çiftçiler için, ikinci seviye tarım okulları ve yerel danışmanlar için, üçüncü seviye ise araştırmacılar ve öğretim elemanları içindir. Dünya genelinde sınırlı sayıda tarım sağlığı ve güvenliği eğitim programı bulunmaktadır. Çeşitli üniversitelerde sağlık çalışanları için devam eden yüksek lisans ve doktora programları bulunmaktadır. Kanada da Saskatchewan Üniversitesi, ABD de Iowa Üniversitesi, Kentucky Üniversitesi, Kuzey Karolina Üniversitesi, Pensilvanya Devlet Üniversitesi, Ohio Devlet Üniversitesi, Purdue Üniversitesi, Illinois Üniversitesi, Minnesota Üniversitesi, Utah Devlet Üniversitesi dir (4). Mutel ve Donham kırsal sağlık çalışanlarına klinik çalışma, toplum hizmeti, sağlık eğitimi ve araştırmaları içeren bir model önermişlerdir (8). Toplum içindeki sağlık çalışanlarını sağlık lideri olarak tanımlayan bu modelde, sağlık çalışanlarının toplumun sağlık davranışlarında önemli etkiye sahip oldukları bildirilmektedir. Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Yürütülen Çalışmalar Tarım sağlığı ve güvenliği alanında yapılan çalışmalar genel olarak yasal düzenlemeler, mühendislik uygulamaları, ergonomi, halk sağlığı yaklaşımı, endüstriyel hijyen ve eğitimden oluşmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği çalışmaları çerçevesinde konu ile ilgili uzmanların üzerinde anlaşmaya vardığı en önemli nokta önce güvenli ürün/makine/sistem sonra eğitim anlayışıdır. Bu nedenle tarımda çalışanlar tarafından kullanılacak her türlü ürün/makine/sistemin kabul görmüş güvenlik standartları içerisinde tasarlanması/üretilmesi sağlanmalıdır (1). Yaygın olmamakla birlikte birçok sanayileşmiş ülkede ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), OSHA (İş Güvenliği ve Sağlığı İdaresi), HOOA (Tarım İçin Tehlikeli İşlerin Düzenlenmesi) başta olmak üzere bazı kurumların düzenlemeleri bulunmaktadır. Yasal düzenlemelerin nicelik ve nitelik açısından yetersiz personel, işverenlerin yasaları uygulamaması, halkın farkındalığının düşük olması ve yeterli kaynak ayrılmamasından dolayı denetlenemediği bilinmektedir (9). Birçok sağlık ve güvenlik uzmanı, düzenleme ve uygulamaların yanı sıra mühendislik uygulamalarının iş yaralanmaları ve meslek hastalıklarından korunmada en etkili strateji olduğunu vurgulamaktadır. Güvenlik mühendisliğinde, öncelikli düzenleme tehlikeleri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bunlardan bazıları; koruyucu teknoloji kullanımı, uyarı işaretlerinin kullanımı, operatörlerin eğitimi ve kişisel koruyucu araç gereç kullanmadır (4). 240

242 Ergonomi, tarım ortamının ve aletlerin insan anatomisine uymasına yönelik çalışmaları içermektedir. Traktörde gösterge, ışık, işaret ve uyarıların olduğu kısımda kabin olması ve koltukların operatörün verimli bir şekilde ve güvenlik içinde makineyi kolayca görüp kullanabileceği şekilde tasarlanması örnek olarak verilebilir. Tarım sağlığı ve güvenliğinde halk sağlığı yaklaşımı çeşitli endüstrileşmiş ülkelerde giderek daha fazla kullanılmaktadır. Mühendisliğe benzer şekilde kaza ve hastalıktan korumada halk sağlığı yaklaşımı, insanların hata yapabileceğini varsaymakta, ancak insan hatasının üstesinden gelmenin yolları olduğunu göstermektedir. Kaza ve hastalıkları önlemede yaralanılan yöntemler halk sağlığı yaklaşımı, sürveyans, yürütülen programı değerlendirme ve izlemedir (4). Endüstriyel hijyen, mühendislik, kimya, fizik ve biyolojinin birleşmesiyle oluşan bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Yöntem, tehlikenin kaynağını, işin uygulamasını ve sürecini değiştirerek tanıyıp, ortadan kaldırıp ya da koruyucu ekipman kullanarak çok faktörlü sorunu kontrol etmektir. Hayvanların yaşam yerlerinde toz ve gaz maruziyetlerinin miktarını ve toz oluşumunu engellemek için yağ serpme sistemini engellemek ya da tehlikeli kimyasalların yerine geçen daha az toksik içeren maddelerin kullanılması tarımda endüstriyel hijyen kullanımına örnek gösterilebilir (4). Eğitim tarımda en sık uygulanan bir önleme aracıdır. Ancak sadece bilgi veren programların kaza ve hastalık sonuçları açısından önemli farklılıklar yarattığına dair çok az kanıt bulunmaktadır. Tarım sağlığı ve güvenliği alanında çalışanlara ve tarım işçilerine yönelik devlet ve özel kurumlar tarafından eğitim programları ve kurslar düzenlenmektedir. Ülke deneyimleri incelendiğinde, istenen davranış değişikliğini ortaya çıkarmada yukarıdaki yaklaşımların birlikte kullanıldığı entegre modelin etkili olduğu görülmektedir. Entegre model epidemiyoloji, mühendislik, endüstriyel hijyen, ergonomi, sosyal antropoloji, sosyal psikoloji, sosyal pazarlama gibi pek çok alanın teorilerini ve bilgisini kullanmaktadır. Tarımda meydana gelen kaza, yaralanmalar ve meslek hastalıklarının neredeyse tamamının belirtilen programlarla önlenebileceği gösterilmiştir. Bazı çalışmalardan örnekler Tablo 2 de sunulmuştur. Tablo 3: Tarım Sağlığı ve Güvenliği Alanında Literatür Örnekleri Araştırmanın amacı Sonucu Kaynak Tarım yaralanmalarını önlemede kullanılan müdahalelerinin etkinliğini gözden geçirme. Yeni Zellanda Tarım Güvenliği Programı uygulamasının 2003 yılındaki ilk aşamasını değerlendirme. Sertifikalı tarım güvenliği programının solunum sistemi hastalıklarına etkisi. Tarımda çalışan gençlerindeki güvenlik bilinci ve risk alma davranışı hipotezini test etme. Pestisit etkilenimi ve kişisel koruyucu ekipman kullanımı arasındaki ilişki. Taranan çalışmaların çoğunda müdahalelerin tarım yaralanmalarında olumlu sonuçlar ortaya koyduğu belirtilmiştir. İlk yılda farkındalığın artmasını sağlamıştır. Uluslar arası başarılı tarım güvenlik programlarının bazı yönlerini birleştirmiştir. Kişisel koruyucu ekipman kullanımının toz etkilenimini azaltarak hastalık insidansını düşürdüğü gösterilmiştir. Güvenlik bilinci yükseldikçe, risk alma davranışı azalmıştır. Doğru ekipman kullanımının etkilenmi azalttığı gösterilmiştir. DeRoo LA, Rautiainen RH (2000). Morgaine P, Langley JD., McGee RO. (2006). Donham KJ, Lange JL, Grafft PL, (2011). Westaby JD, Lee BC. (2003). Munoz B. J., Lacasafia (2011). KAYNAKLAR 1. Yurtlu YB. Kırsal Alanda Çalışanlar İçin Daha Güvenli Tarım, asp?sid=20&pid=17, Güncelleme Tarihi : Gwyther M, Jenkins M. Migrant farmworker childeren: Health issues, barriers to care and nursing innovations in health care delivery [Review]. Journal of Pediatric Health Care, 1998;12(2): National Rural Health Association Donham KJ, Thelin A. Agricultural Medicine Occupational and Environmental Health for the Health Professions. Blackwell Publishing All right reserved, 2006; 3-27,

243 USDA Agricultural Statistics UASS, 2002, Stiernström E-L, Hölmberg S, Thelin A, Svardsudd K. Reported health status among farmers and nonfarmers in nine rural districts. Journal of Occupational Environmental Medicine, 1998;40(10): Iova Üniversitesi, Mutel C., Donham K. An Extended Role for the Rural Physician. In: Stone JL, editor. Medikal Practice in Rural Communities. New York: Springer Verlag, 1983; USDA Agricultural Statistics UASS, 2002, DeRoo LA, Rautiainen RH. A systematic review of farm safety interventions. Am J Prev Med 2000:18(45): Morgaine P, Langley J.D., McGee R. O. The FarmSafe Programme in New Zeland: Process evaluation of year one. Safety Science. 2006; 44: Donham K.J, MS, DVM, DACVPM, Lange J.L, Grafft P. L, MS. Prevention of Occupational Respiratory Symptoms Among Certified Safe Fam Intervention Participants, 2011;16: Westaby J.D. Lee B.C., Antecedents of among youth in agricultural settings: Alongitudinal examination of safety consciousness, dangereous risk taking, and safety knowledge, Journal of Safety Research, 2003;34, Munoz B. J., Lacasafia M. Practices in Pesticide Handling and the Use of Personal protective equipment in Mexican Agricultural Workers. 2011; 16(2):

244 PB-9 DÜNYADA GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN UYGULANAN YÖNTEMLERİN KARŞILAŞTIRILMASI M. MURAT YAŞAR*, NURİ YORULMAZ** * Harran Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu ** Harran Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Fizik Bölümü GİRİŞ Yiyecekleri bazı bakteri ve zararlı yapılardan korumak için çeşitli uygulamalar yapılır. Bunlardan bazıları ısıtma, dondurma, kimyasal kullanma ya da ışınlama yöntemidir. Bu uygulamaların hepsi gıdalarla hayatını sürdüren insanın daha sağlıklı ve daha güvenli bir hayat yaşaması içindir. Yiyeceksiz bir hayat düşünülemeyeceği gibi sağlıksız bir yaşam da hayatımızda fazla yer etmemelidir. Işınlama yöntemi hastalığa sebebiyet veren ve gıdalarla insanlara ulaşan bakterileri ortadan kaldırmak için kullanılan bir yöntem olup dünya bazında bazı hastanelerde bile yiyeceklerdeki sterilizasyonu sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Gıda ışınlama yöntemiyle korunan yiyecekler, pişirilen ya da dondurulan yiyeceklere oranla daha sağlıklıdır. Ve bunun sonucunda yiyecekler vitamin bakımından kayba daha az uğramaktadırlar. İlk bakışta bir gıdanın radyoaktif maddelerden salınan elektromanyetik dalgalarla ışınlara maruz kalması akla zararlı bir yöntem olduğunu getirmektedir. Bunun iki sebebi vardır: birincisi, radyoaktif maddelerin gıdaların bünyesinde yer alması, ikincisi ise atomun çekirdeğinden gelen radyoaktif bir enerjinin gıdalara nüfuz etmesidir. Ama ışınlama yönteminde gıdalar radyoaktif maddelerle birebir temas halinde olmayıp sadece radyoaktif maddelerden salınan ışınların bulunduğu bir ortama konulmaktadır. Bu sayede gıdalar sürekli ışıma meydana getiren radyoaktif maddelerin yapısını bünyesine katmamaktadır. Amerika Gıda ve İlaç İdaresi ne göre yapılan yüzlerce çalışmaya göre ışınlama yöntemiyle korunan gıdaların geniş zamanda herhangi bir sağlık riski oluşturduğuna dair bir belirti ile karşılaşılmamıştır. Çeşitli ülkelerde bağımsız bilimsel komiteler tarafından gıda ışınlama yöntemi teyit edilmiş olup Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı nın da uluslararası resmi onayını almıştır. Gıda ışınlama yöntemi normalde gıdaları korumayı ve gıdalardaki zararlı bütün yapıları yok etmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Fakat bu bir gerçektir ki var olan bütün mikroorganizmaları yok edemeyip gıdaların hijyenliğini yüzde yüz başaramamıştır. Bununla birlikte bu yöntemle gıda zehirlenmesine sebebiyet veren bakteriler tam anlamıyla öldürülemiyor ve bu yüzden tüketiciler, gıda zehirlenmesine yol açan bakterilerden etkilenmemeleri için uyarılmaktadırlar. Işınlama yiyeceklerde kimyasal değişiklik meydana getirmektedir. Bu değişiklikler korkutucu gelse de öyle değildirler. Gıdaların uğradığı kimyasal değişiklikler bilim adamları tarafından çok sık bir şekilde incelenmiş olup gıdalardaki değişikliklerin insan sağlığında herhangi bir olumsuz etki yaratmadığını gözlemlemişlerdir. Bilim adamları ışınlamayla meydana gelen kimyasal değişikliğin, bir gıdayı pişirmede meydana gelen değişikliklere nazaran daha az olduğunu da gözlemlemişlerdir. Işınlama tekniğinin birçok faydası vardır. Örneğin şu an Amerika da bu teknikle kanser tedavisinde, güvenlik denetiminde, bahçe bitkilerinin sterilizasyonunda, medikal ilaç üretiminde önemli rolü olan hijyenlikte ve bakterilerin yok edilmesinde kullanılmaktadır. Son zamanlara kadar Amerika da sadece kurutulmuş baharatlar ve enzimler ışınlama yöntemiyle korunup pazarlanmış, gün geçtikçe çeşitli eyaletlerde bazı meyve ve tavuk gibi besin maddelerine de uygulanıp süpermarketlerde yerini almıştır. Marketlerde yerini alan bu gıdalar tüketicinin farkında olması için ambalajlarda ışınlama ile işlenmiştir gibi bir dipnotla bilgilendirme yapılmaktadır. Günlük Hayatta Kullanılan Enerji Çeşitleri Radyasyon, enerjinin uzayda görünmeyen dalgalarla hareket etmesiyle meydana gelmektedir. Işıma enerjisi farklı dalga boylarında ve değişik seviyelerde olabilmektedir. Işık, kızıl ötesi, mikrodalga; ışıma enerjisinin çeşitlerindendir. Çevremizde de bu ışıma enerji türlerini hemen hemen her yerde görmek mümkündür. Bunları örneklemek gerekirse radyo, televizyon, mikrodalga fırınlarda yer alan elektromanyetik dalgalar günlük hayatta 243

245 kullanılan enerji türlerindendir. Gıdalarda sağlığı tehdit eden mikroorganizmaları yok etmek için kullanılan ışınlama türünün de dalga boyları kısa ve enerjileri yüksektir. Gamma Işınları Gıda ışınlamada ışınlama dozu Uluslararası Birim Sistemi ne (SI) göre Gray (Gy) olarak ölçülür. 1 Gy ışınlama yiyeceklerin 1 kg ının 1 Joule enerji soğurması olarak tanımlanır. Gıda ışınlamada genel olarak ışınlama dozları kilogray olarak hesaplanır (1 kgy=1000 Gy). Işınlama dozları genel itibarı ile üç sınıfa ayrılabilir: Düşük doz ( < 1 kgy ) Soğan köklerinde filizlenmeyi önlemek için kgy Meyvenin olgunlaşmasını geciktirmek için kgy Yiyecekler tarafından taşınan parazitlerin eliminasyonu için kgy Orta doz (1 kgy - 10 kgy) Et ve deniz ürünlerini etkileyen mikropları azaltmak için kgy Dondurulmuş et ve deniz ürünlerind patojenik mikropları azaltmak için kgy Baharatlarda çok sayıda mikroorganizmayı azaltmak için kgy Yüksek doz (10 kgy üstü) Soğutma olmadan paketlenen yiyeceklerin sterilizasyonu için kgy Hastanelerde hastalara verilen diyet yemeklerin sterilizasyonu için kgy NASA astronotlar için dondurulmuş yiyeceklerin sterilizasyonu için 44 kgy lik doz kullanmaktadır. Işınlama uygulaması için iki unsura ihtiyaç vardır: 1. Işın enerji kaynağı 2. Enerjiyi sınırlandıran bir yöntem Gıda ışınlama için yüksek enerji demetini oluşturan makinelere ve radyoaktif maddelere gereksinim vardır. Uygulama boyunca risk faktörleri ne kadar minimize olursa olsun çalışan kişileri korumak amacıyla özel yapılmış kaplar ve bölmeler kullanılmaktadır. Bilindiği üzere radyoaktif maddeler tıpta ve üniversitelerde çeşitli araştırma ve tedavi yöntemlerinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Kanser hücrelerin tedavisinde tedavi gören hastalar ve çalışanlar gereksiz gamma ve X-ışınlarına maruz kalmamaları için enjekte edilecek olan radyoaktif maddeler için bakır koruyucular, çalışanlar ve hastalar içinse koruyucu kıyafetler kullanılmaktadır. Bu uygulamaların hepsi gereksiz yere alınan doz miktarını minimize etmek içindir. Yapılan Bilimsel Çalışma Sonuçları Gıdaların ışınlanmasında bugüne kadar bilinen herhangi bir olumsuz bulguya rastlanılmamıştır. Işınlama yöntemi soğuk bir uygulama yöntemi olup bu sayede gıdalarda herhangi bir sıcaklık artışı göstermemiş ve çoğu gıdalarda fiziksel bir değişime sebebiyet vermemiştir. Bu yöntemin uygulandığı meyveler incelendiğinde meyvelerin diriliklerini ve tazeliklerini daha uzun süre korudukları gözlenmiştir. Gıda ışınlama yöntemi bitkisel gıdaların yanı sıra et ürünlerde de mevcut olan zararlı mikroorganizmaları yok etme noktasında başarısını göstermiştir. Bu anlamda bilim adamları tarafından çeşitli incelemeler yapılmış olup değerler tablo-1 de verilmiştir. Tablo-1: Gıda ışınlama yönteminin bazı besin maddelerinde oluşturduğu etkiler Gıda ışınlamada kullanılan gıda türü Işınlamanın etkisi Kümes hayvanları Salmonella, Campylobacter ve Trichinae gibi patojenik balık organizmaların yok edilmesi Çabuk bozulan yiyecekler Bozulmaların gecikmesi; küflenmenin gecikmesi; mikroorganizmaların sayısının azalması Tahıl ve meyveler sebze, kurutulmuş meyve, baharat ve çeşnilerde Böcek istilasının Kontrol altına alınması Soğan, havuç, patates, sarımsak, zencefil Turunçgiller Çimlenmenin engellenmesi Olgunlaşmanın gecikmesi ve doğal meyve sularının elde edilmesi 244

246 Tahıl ve meyveler Rehidratasyon süresinin azalması Gıda ışınlama yöntemi sağlığa zararlı organizmaları yok etmek ya da aktivitelerini azaltmada kullanılabilmektedir. Gıdaları korumak amacıyla kullanılan bu yöntem sayesinde besin maddelerinin hem ömürleri daha uzun olmakta hem tazeliklerini daha fazla muhafaza etmektedirler. Yine bu yöntemle yıllar boyunca gıdaları dondurmadan ya da şoklamadan muhafaza etmek de mümkündür. Bu sayede askeri alanlarda ve uzay yolculuklarında yiyecekler daha sağlıklı bir şekilde tüketilebilmektedir. Ayrıca hastanelerde yüksek hijyene ihtiyaç duyan kanserli ve AIDS gibi hastaların beslenmelerinde öncü rolü oynayabilmektedir. İnsanların tükettikleri besin maddelerinde bulunan vitamin değerlerinin korunması insan sağlığı açısından büyük bir önem arz etmektedir. Bu değerleri korumak amacıyla çeşitli yöntemler uygulanmakta olup kayıpları önlemek için araştırmalar yapılmaktadır. Gıda ışınlama yöntemi kullanılarak besin maddelerindeki vitamin değerleri daha fazla korunmakta ve insan sağlığı için elverişli bir yöntem olduğunu gözlenen değerlerle detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır (Tablo-2). Tablo-2: 1 kg ağırlığındaki pişirilmiş tavukta mecut olan bazı vitamin değerlerinin Gıda Işınlama Yöntemi uygulanarak karşılaştırılması. Vitamin Işınlanmamış örnek Işınlanmış örnek A vitamini E vitamini B6 vitamini B12 vitamini Gıda güvenliğini sağlamak amacıyla uygulanan çeşitli yöntemlerden bazıları ısıtma, ışınlama, yüksek basınç uygulama e elektrik alan uygulamaktır. Uygulanan bu yöntemlerdeki temel amaç besin maddelerinde mevcut olan zararlı organizmaların işlevlerini azaltmak ya da tamamen ortadan kaldırmaktır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda uygulanan yöntemler yüzde yüz başarı elde edememiştir. Buna ek olarak bahsedilen dört yöntem sütteki E. coli bakterisinin aktivitesini azaltmak için kullanıldığında en iyi sonucu gıda ışınlama yöntemi vermiştir (Tablo-3). Ayrıca uygulanan dört yöntem Bacillus spp. sporlarının aktivasyonlarını azaltmada kullanılmış olup elde edilen veriler Tablo-4 de gösterilmiştir. Tablo-3: Isıtarak ya da çeşitli alternatif yöntemler kullanılarak bir sütteki E. coli bakterisinin inaktifleştirilmesi Uygulanan yöntem Uygulanan şartlar Log azalış Isıtma 63 0 C, 16.2 s 5.9 Gamma ışınlama 10 kgy 7.0 Yüksek basınç 500 MPa, 5 min, 25 0 C 5.9 Elektrik alan 22.4 kv/cm, 330 s 4.7 Tablo-4: Isıtarak ya da çeşitli alternatif yöntemler kullanılarak Bacillus spp. sporlarının inaktifleştirilmesi Uygulanan yöntem Uygulanan şartlar Ortam Log azalış Isıtma C, 3 s Süt 3 Gamma ışınlama 12 kgy Dondurulmuş yoğurt 3 Yüksek basınç 600 MPa, 2x5 min, 70 0 C Toprak 3 Elektrik alan 22.4 kv/cm, 250 s Süt 0 Sonuç ve Öneriler Gıda ışınlama yöntemi birçok ülkede uygulanmıştır. Fakat tarım bakımından zengin olan ülkelerin genelinde bir yaygınlığa erişememiştir. 30 yılı aşkın süredir yapılan araştırma ve gözlemler çerçevesinde bu yöntemin herhangi bir yan etkisine rastlanılmamıştır. Bu noktadaki araştırmalar hala sürmektedir. Bir tarım ülkesi olan Türkiye de pestisit kullanımı yüksek oranda olup canlılar üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Dünya çapında gelişmiş ülkelerde bugüne kadar yapılan çeşitli uygulamalar ve araştırmalar gıda güvenliğinin sağlıktaki önemini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda bir tarım ülkesi olan Türkiye de de gıda ışınlama yönteminin getireceği kazanımlar büyük ve olumlu olacaktır. 245

247 246 KAYNAKLAR 1. Blumenthal, D. Food Irradiation: Toxic to Bacteria, Safe for Humans; FDA Consumer. November Food Irradiation: A Most Versatile 20th Century Technology for Tomorrow; A Symposia presented at the 1989 Annual Meeting of the Institute of Food Technologists, Chicago, IL. Food Technology. July Ionizing Energy in Food Processing and Pest Control: Wholesomeness of Food Treated With Ionizing Energy; Council for Agricultural Science and Technology. Report No July Ionizing Energy in Food Processing and Pest Control: Applications; Council for Agricultural Science and Technology. Report No June Jay, James. Modern Food Microbiology. Van Nostrand Reinhold Company, New York, NY Radiation Preservation of Foods. A Scientific Status Summary by the Institute of Food Technologists Expert Panel of Food Safety and Nutrition. February [Ed added] E. S. JOSEPHSON, M. H. THOMAS, W. K. CALHOUN. Nutritional Aspects of Food Irradiation: An Overview. Journal of Food Processing and Preservation. Volume 2, Issue 4, Date: September 1978, Pages: [Ed added] M. H. THOMAS, B. M. ATWOOD, E. WIERBICKI, I. A. TAUB. Effect of Radiation and Conventional Processing on the Thiamin Content of Pork Journal of Food Science. Volume 46, Issue 3, Date: May 1981, Pages: [Ed added] also see: Gamma Irradiation Effects on Thiamin and Riboflavin in Beef, Lamb, Pork, and Turkey. Journal of Food Science. Volume 60, Issue 3, Date: May 1995, Pages: JAY B. FOX, L. LAKRITZ, J. HAMPSON, Ft. RICHARDSON, K. WARD, D. W. THAYER 10. Alternative Food-Preservation Technologies: Efficacy and Mechanisms. Microbes and Infaction. volume pg:

248 PB-10 TARIM İŞ KOLUNDA AKUT YARALANMALAR VE ÖNLEME SAMİ AKPİRİNÇ*,ZEYNEP ŞİMŞEK* *Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ Tarımın Türkiye ekonomisindeki yeri azalmaya başlamakla birlikte, gıda gereksiniminin karşılanması, sanayi sektörüne girdi temini, ihracat ve yarattığı istihdam olanakları açısından önemini korumaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu nun 2011 verisine göre Türkiye de istihdam edilen nüfusun yaklaşık %26 sı tarım sektöründedir (1). Uluslararası Çalışma örgütü (ILO) verilerine göre, dünyada %60 ı gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere yaklaşık 1.3 milyar tarım çalışanı bulunmaktadır. Tarım işçilerinin %74 ü Asya bölgesinde, %16 sı Afrika da, %3 ü Latin amerikada, %4 ü endüstri ülkelerinde, %3 ü de geçiş ülkelerinde yaşamaktadır. Tarım hala dünyada yaralanma riski en yüksek olan sektördür. Dünyada tarımda her yıl 250 milyon kaza geçirildiği, bu kazalarda her yıl kişinin hayatını kaybettiği bildirilmektedir (2). Türkiye de tarımda kaza, hastalık ve yaralanmaların sürveyansı yapılmadığından kaza ve yaralanma sıklığı bilinmemektedir. TUİK tarafından hesaplanan hayati istatistikler de, kırsal kesimde yaşayan nüfusun yaklaşık %35 ini dışarıda bırakarak sadece il ve ilçe merkezlerini kapsadığından yeterli ve güvenilir veriye ulaşmak güçtür (3). Tarım İş kolunda Akut Yaralanmaların Epidemiyolojisi Tarım iş kolunda akut yaralanmalar en sık karşılaşılan halk sağlığı sorunlarından biridir. Uluslararası Hastalık Merkezi nin (2003) tanımına göre, tarımda harici kuvvetin ani, bir defa uygulanması sonucu oluşan yara veya hasarlara akut mesleki travma denilmektedir (CDC 2003). Tarım iş kolunda yaralanmalar ölümcül ve ölümcül olmayan şeklinde iki grupta incelenmektedir. Ölümcül olan veya olmayan tarımsal yaralanmalar oluş şekilleri, coğrafya ve ilgili olduğu tarım tipine göre değişse de yara türleri sıklıkla aynıdır. Ölümcül yaralanmalar Çiftçiler, hayvan yetiştiricileri, çiftlik işçileri ve onların aileleri tarla ve toprak işinin doğası gereği farklı kategorilerde farklı işlerde çalışmaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 2009 yılı verilerine göre tarım sektöründe işçi başına 24.7 işçi ölümü gerçekleşmiştir. Her gün iş kaybı ile sonuçlanan ortalama 243 yaralanma gerçekleşmektedir ve bu yaralanmaların %5 i engellilik ile sonuçlanmaktadır (4) 2010 yılında ABD de gerçekleşen ölümcül yaralanma oranlarının sanayi sektörlerine göre dağılımına bakıldığı zaman; 100 bin kişide 26.8 ölümcül yaralanma oranı ile tarım sektörü (ormancılık, balıkçılık, avcılık dahil) ilk sırada yer almıştır. Onu madencilik 19.8 ile ikinci sırada, taşıma ve depolama 13.1 ile üçüncü sırada ve inşaat sektörü 9.5 ile dördüncü sırada izlemiştir.(6) Earle-Richardson ve ark.(2007) hastane, ambulans ve toplum tabanlı sürveyans kayıtlarını karşılaştırdıkları araştırmada yaralanma risk oranları ambulans verilerinde 100 bin de 4.4, hastane verilerinde 10.6, toplum tabanlı sürveyans sisteminde 1.8 olarak bulunmuştur.(8) İngiltere de dönemleri arasında tarım sektöründeki ölümcül tarım kazası oranı %32 dir. Bu ölümcül kazaların %56 sının bireysel çalışan işçilerde meydana geldiği, %22 sinin 65 yaşın üzerinde olan bireylerde olduğu açıklanmıştır döneminde tarım sektöründeki ölümcül kaza sonucu ölümlerin oranı 100 bin de 8.0 dır. Önceki beş yıllık ortalama ölüm oranı ise 100 bin de 9.6 dır. Bu ortalamalar diğer sanayi sektörlerinin ortalamasından yüksektir (9). Tablo 1 de literatür taraması sonucu elde edilen kaza ve yaralnma nedenleri verilmiştir. Tablo 1 Tarım İş Kolunda Meydana Gelen Kaza ve Yaralanmaların İlk 3 Nedene Göre Dağılımı Kanada Nedenler Makine Devrilmesi % % 36 Kaynak 7 Makinaya kapılma/dolaşma/tutulma % 28 Çarpışmalar % 13 ABD Devrilmeler 45,1 19 Ezilmeler Araç çarpması 30,0 5,9 247

249 İngiltere Taşıma işleri % Çarpışmalar % 20 Hayvanlar % 13 ABD 2007 Hastane verileri ABD 2007 Ambulans verileri El aletleri) %24 8 Makineler (traktörler dahil) %23 Bina/yapı/yüzeyler %22 Atlar %35 8 Traktörler %15 Hayvanlar %10 İngiltere Taşıma işleri esnasında % 25 9 Nesne çarpması % 16 Yüksekten düşmeler % 16 Ingiltere 2009/2010 Taşıma işleri esnasında % 29 9 Nesne çarpması % 20 Hayvanlar % 13 ABD 2007 Hayvanlar % Düşmeler %15.6 Tarım makinaları %13.3 Türkiye (2005 (sadece kazalar incelenmiş) Türkiye (2007) (sadece kazalar incelenmiş) Kanada ölümlere neden olan fatörler Kanada Devrilme Çarpma 27 % Çarpışma % 22 Çarpışma % Devrilme Yayaya çarpma %35.2 %4.5 Traktörler %74 7 Makinelerle ilişkili % 45 Traktörler dışındaki makineler % 29 ABD 2004 Hayvanlar Kaygan zemin-düşme % 16 % Traktörler % 5 Irlanda Makineler % 54 7 Hayvanlar % 13 Bana-Eşya devrilmesi % 8.5 Ülkemizde tarım iş kolunda yaşanan kaza ve yaralanmalera ilişkin bilgiler oldukça sınırlı düzeydedir. Çünkü kaza ve yaralanmalar iş kollarına göre kayıt edilemektedir. TÜİK 2007 verilerine göre son bir yılda 136 bin kişi tarım işkolunda (ormancılık, avcılık, balıkçılık dahil) iş kazası geçirmiştir ve iş kazazı geçirme oranı % 1,9 dur. Son bir yıl içinde işe bağlı sağlık sorunu yaşayanlar 209 bin (%3) kişidir. Tarım işkolunda iş kazası geçiren kişi sayısı bakımından ikinci sırada, işe bağlı bir sağlık sorunu yaşayan kişi sayısına göre ise birinci sıradadır (22). Gölbaşı (2002), 1167 tarım makinası ve 880 traktör kazasını nedenleri ve tahmini kaza maliyetleri açısından incelediği çalışmasında traktör kazalarının çoğunlukla devrilme, takla atma ve şarampole uçma şeklinde meydana geldiğini, bunu çarpma, çarpışma gibi kazaların izlediğini ortaya koymuştur. Sürücünün dikkatsizliğinin en önemli kaza nedeni olduğu ifade edilen çalışmada, özellikle kabinsiz traktörlerde ölüm oranının %40 a yaklaştığı, genel bir ifade ile kazaya karışan her 100 kişiden yaklaşık 74 ünün kazadan yaralanma, sakat kalma ya da ölme şeklinde etkilendiği belirlenmiştir(11). Ulusal zehir danışma merkezinin 2008 yılı çalışma raporunda vakaların Ajan Sınıflamasına Göre Dağılımı incelendiğinde tarım ilaçlarının neden olduğu zehirlenmeler % 8,34 (6.503 kişi) ile başvurularda ikinci sırada yer almaktadır. Yine aynı raporda başvuruların ajan sınıflamasında hayvanlar % 1,81 (1.413 kişi), hayvan sağlığı ürünleri % 0,68 (534), bitkiler % 0,54 (425 kişi) olarak bildirilmiştir. Kaza yoluyla olan olgularda iki yaş (% 18.44) ve üç yaş (% 12.27) çocuklar en fazla zehirlenmeye maruz kalan gruplar olarak bildirilmiştir. Tarım ilaçlarının neden olduğu mesleki zehirlenmelerin yaş arası erkeklerde toplanması tarım işçilerinin ilaçlama sırasında yeterli koruma önlemlerini almadıkları ile ilişkilendirilmiştir (12). Erdal Öz yaptığı anket çalışmasında Ege yöresinde son beş yıl içinde 66 çiftçinin 72 inin kaza geçirdiği, çiftçilerin %8 inin bu süre içerisinde birden fazla kaza yaptığı belirlenmiştir. Daha çok yaş grubu arasında bulunan çiftçiler tarafından gerçekleştirilen kazalarda, eğitim durumu açısından ilkokul mezunları %53 lük bir payla ilk sırada yer almıştır. Kazaların nedenleri olarak devrilme %27, çarpma % 26, çarpışma %22, düşme % 15, çiğneme %6, diğer %4 olarak bulunmuştur. Kaza yapan çiftçilerin sadece %22 sinin kazayı yetkili kurumlara 248

250 bildirmiştir (11). Akbolat ve arkadaşlarının Isparta da yaptıkları çalışmada, kazaların yaralanma ile sonuçlanma oranı %173, ölüm ile sonuçlanma oranı ise %38, ortalama kaza başına 1.7 adet yaralanma, 0.4 adet ölüm olayı gerçekleşmiştir. Kazalar en fazla; çarpışma (%51.1), devrilme (%35.2) şeklinde oluştuğu vurgulanmıştır. Çarpışmaların %26 sı ve devrilmelerin %54.5 i ölümle sonuçlanmıştır. Traktör kullanımındaki kazaların büyük bir kısmının çalışma ortamına gidiş ve gelişlerde gerçekleştiği bulunmuştur. En fazla kaza Ağustos ayında olmuştur. Kazaların en üst düzeyde olduğu günlük saat dilimi yaklaşık 9:30-15:00 arasıdır. Kaza oluş nedenleri sıralamasında ilk sırada dikkatsizlik/tedbirsizlik (%29.5) gelmektedir (13). Ölümcül Olmayan Tarımsal Yaralanmalar Ölümcül olmayan olaylar için gerçekçi istatistikleri elde etmek ölümcül yaralanmalara göre daha zordur. Tarımda yılda 100 bin işçide sakatlığa neden olacak yaralanmanın olduğunu tahmin etmektedir. Finlandiya da 1996 da en sık yaralanan vücut kısımları azalan sırayla 1) alt ekstremitenin ayak bileğinden uyluk hizasına kadar uzanan kısımları, 2) sırt ve vertebral kolon, 3)üst ekstremitenin dirsekten omuza kadar uzanan kısımları ve 4) parmaklar şeklinde açıklanmıştır.ölümcül olmayan yaralanmalarda hayvanlar ve iş makineleri çarpma, devrilme, ezilme, vb. temel olaylardan sorumlu iki nedendir(7). ABD de 2004 yılı ölümcül olmayan yaralanma verileri incelendiğinde yaralanmaların yaklaşık %75 inin çiftliklerde yaşayan yetişkinler olduğu, yaralanma, burkulma, yırtık ve bağ zorlanmaları (%22), kırıklar (%15) ve kesikler (%13) en sık rastlanan yaralanma tipleri olarak açıklanmıştır.yaralanmaların en yaygın nedenleri; kaygan zemin (genellikle düşme% 16) ve traktörler (%5)dir (14). Tarım İş Kolunda Yaralanmalara Neden Olan Faktörler Makineler Traktörler Kızak Dönüşlü Araçlar Diğer Kendinden Hareketli Makineler Arka Şanzımandan Güç Alan Aletler Diğer (Arka Şanzımandan Güç Almayan) Aletler Burgular Çiftlik Hayvanları Tahıl ve Silaj Ambarları Çiftlik ve İçindeki Binalarda Meydana Gelen Diğer Yaralanmalar ile İlgili Olaylar (7). Tarım İş Kolunda Yaralanmalarla İlişkili Risk faktörleri Yapılan araştırmalar çiftlik sahiplerinin, hayvan yetiştiricilerinin ve işletmecilerin yaralanma açısından öncelikli risk grubunu oluşturduklarını göstermektedir(7). Kişiye ait risk faktörleri: Yaş (+65-<20) Cinsiyet (erkek ) Etnik köken Eğitim Yaralanma veya çalışma bozukluğu hikayesi Duyma ve görme bozukluğu olanlar Reçeteli ilaç kullanımı Alkol tüketimi Çiftlik sahibi olmak Depresyon Güvenli tarım kurslarına katılmama Tarım işlerinde harcanan zaman (acemilik) 249

251 Dikkatsizlik veya acele etme Çalışma ortamı risk faktörleri Çiftlik büyüklüğü Çiftlikte yaşam Gelir durumu Çiftlikte yaşamayan işçilerin varlığı (günlük işçiler) Tarım makinelerinin varlığı Kırpma veya çalışma faaliyetleri Mevsimsel ve zamansal faktörler (bahar dönemleri ve hafta sonları) Tarım Toplumlarında Yaralanmaların Önlenmesi Tarım toplumlarında sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının yaratılması diğer mesleklere göre daha zordur. Zorluklar insanların inanç ve kültür konularında, sosyoekonomik konularda ve özel riskler yaratan iş ortamlarından kaynaklanmaktadır. En sık karşılaşılan küçük aile çiftçileri en zorlayıcılarıdır (15). Tarım sağlığı ve güvenliği alanında endüstriyel güvenlik, endüstri mühendisliği, eğitim, çevre sağlığı, veterinerlik, psikoloji ve halk sağlığı alanlarının bilgisi kullanılmaktadır. Hastalık ve kazaları önleme, riski azaltmak, güvenlik tedbirlerini uygulamak ve insan davranışında değişiklik yaratmayı içermektedir. Aherin ve ark (1992), yukarıda belirtilen uygulamaları ulaşabilmek için üç temel metodun uygulanabileceğini belirtmişlerdir: 1) Düzenlemeler ve standartların uygulanması, 2) Mühendislik 3) Kişilere güvenli olmayan davranışlarını değiştirmeyi öğretme. Makinelere karşı alınabilecek emniyet tedbirleri Makinelerle ilgili tehlikeler hakkında bilgi edinilmeli ve güvenli çalışma prosedürleri uygulanmalıdır, Tek bir binici için tasarlanan ATV ler yolcu taşımak için kullanılmamalıdır, ATV çalışırken devrilme riskinin farkında olunmalı, engebeli arazi üzerinde daha dikkatli kullanılmalı ve tüm yüklerin dengeli yüklenmiş olmasına dikkat edilmelidir, Bol giysiler giyilmeli, makine çalışırken saçlar arkada toplu halde bağlı tutulmalıdır, Düzenli makine bakımının bitmesini bekleyin ve güvenlik önlemlerini kontrol edin. Makine kullanımı, güvenlik kalkanları da dahil olmak üzere, üretici tarafından önerilen değişiklikler dışında değişiklik yapmayın. Makine ile çalışırken daima uygun kişisel koruyucu donanım kullanın, örneğin ATV kullanırken kask takın(14). Avrupa, İskandinavya ve Avustralya/Yeni Zelanda bölgelerinde traktör devrilmesinden kaynaklanan ölümler buralardaki traktör filolarının devrilmeye karşı koruyucu yapılar (ROPS) takılması ile traktör devrilmesine ait fatalite 100binde tarım traktörü başına 12 den 0.3 e düşmüştür (7). Çiftlik hayvanlarına karşı alınabilecek önlemler Hayvanlar çevresinde çalışırken, hızlı hareketlerden ve yüksek gürültüden kaçının Hayvanların davranış özelliklerinin farkında olun. Hayvanların kör noktalarından yaklaşmak irkilmeye neden olabilir. Hayvanların her hangi bir irkilme durumunda kaçışları için kapılar yeterli büyüklükte olmalıdır. Yakın kesimlerde hayvanlar ile çalışırken kendinize her zaman bir kaçış yolu bırakın. Hayvanların güvenli hareketlerini kolaylaştıran tasarımlar kullanın(14). Düşme ve diğer tehlikelere karşı alınabilecek güvenlik önlemleri Merdiven veya iskelede çalışırken koruyucu halat kullanın. Merdivenler ve iskelenin iyi ve uygun bir şekilde yerleştirilmiş olduğundan emin olun. Üç nokta sistemi kullanın. Üç bacaklı merdivenin her üç ayağının da yere temas ettiğinden emin olun. Çiftliği düzenli olarak kontrol edin. Yeterli aydınlatma sağlayın ve katların düzgün bir şekilde temizlenmesini sağlayın. Ayakkabılarınızı dayanıklı, topuksuz ve kaymayı engelleyen tipte olmasına dikkat edin. 250

252 Kullanılmadığı zaman saman ve tahıl oluklarının kapalı olmasına dikkat edin. Açık ve yüksek alanlara korkuluk yaptırın (14). Ülkemizde bu alanda geliştirilmiş olan bir program bulunmaktadır. Safer projesi kapsamında yaralanmalara en çok neden olan traktör ve makinelere yönelik eğitim modülleri ve filmler hazırlanmıştır. (18). KAYNAKLAR 1. (erişim tarihi: ) 2. wcms_ pdf (erişim tarihi: ) 3.Sağlık BakanlığıI/Başkent Üniversitesi;Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet-Etkilik Projesi Hastalık Yükü Final Raporu Aralık (erişim tarihi ). 4.http://farmworkersforum.wordpress.com/2011/09/19/asse-urges-farmers-to-work-safely/ erişim tarihi : (Erişim tarihi ) kaynakça : erişim tarihi Donham J.K., Thelin A. Agricultural Medicine Rular Occupational and Enveriontal Health Professions, 2006 ; Madsen M.,Donham J.K., Grafft L., Thelin A.; (Suppl.); Earle-Richardson B. G., Jenkins L. P., Scott E. E., May J. J., Improving Agricultural Injury Surveillance:A Comparison of Incidence and Type of Injury Event Among Three Data Sources, American Journal of Industrıal Medıcıne 54: (2011). 9.DHHS (NIOSH) Publication Number (erişim tarihi ) 10. Mariger S.C, Grisso R.D., Perumpral J.V., Sorenson A.W., Christensen N.K., Miller R.L., Virginia Agricultural Health and Safety Survey, Journal of Agricultural Safety and Health 15(1): 2007: Öz E..Ege Bölgesi nde Meydana Gelen Traktör KazalarınınTarımsal İş Güvenliği Açısından Değerlendirilmesi. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg., 2005, 42(2): ISSN Özcan N, İkincioğulları D, Ulusal Zehir Danışma Merkezi 2008 Yılı Çalışma Raporu 13. Akbolat D.,Evren N., Yılmaz Ş., Isparta İl Sınırları İçinde Yılları Arasında Meydana Gelen Traktör ve Tarım İş Makineleri Kazalarının Değerlendirilmesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 2(1):7-14, http://www.cdc.gov/niosh/docs/ /&usg (erişim tarihi ) 15. Donham J.K., Thelin A. Agricultural Medicine Rular Occupational and Enveriontal Health Professions, 2006; Güler Ç., Akın L. Halk Sağlığı Temel Bilgiler, Yaralanma Kontrol ve Korunma Programları ve Güvenli Toplumlar 2006; Özcebe H. (Suppl.) Lassenger E.J: Agricultural Medicine A Practical Guide, Field E.W.,Tormeohlen L.R.: : (Suppl.) Yurtlu Y. B.; SAFER,Kırsal Alanda Çalışanlar İçin Daha Güvenli Tarımhttp://safer-omu.net/tr/default. asp?sid=1&pid=1 (erişim tarihi ) 19. (erişim tarihi ) 20.DHHS (NIOSH) Publication Number (erişim tarihi ) 21.http://www.bls.gov/iif/oshwc/cfoi/cfch0007.pdf kaynakça (erişim tarihi ).22. (erişim tarihi: ) 251

253 PB-11 TOPRAKTAN BULAŞAN NEMATODLAR NEBİYE YENTÜR DONİ, GÜLCAN GÜRSES, REŞAT DİKME Harran Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu GİRİŞ Dünya Sağlık Örgütü ne göre 1 milyar insanın Ascaris lumbricoides ile, 795 milyon insanın T.trichiura ile, 740 milyon insanın ise Ancylostoma duodenale ve Necator americanus ile enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Topraktan bulaşan helmint infeksiyonlarının büyük bir kısmı Afrika nın Güney Sahrası nda, Amerika ve Doğu Asya da görülmektedir (http://www.who.int/intestinal_worms/en/). Ascaris lumbricoides, Trichuris trichiura, Strongyloides stercoralis, Ancylostoma duodenale ve Necator americanus gibi nematodların dışkının toprağa bulaştığı, uygun tuvaletlerin olmadığı, çevre sağlığının yetersiz olduğu, temiz içme suyunun zor sağlandığı ve uygun iklim şartlarının olduğu durumlarda bulaşması daha kolaydır. Gelişmekte olan ülkelerde çocuklar, bu üç intestinal nematodun (Ascaris lumbricoides, Trichuris trichiura ve kancalı kurtlar) neden olduğu kronik enfeksiyonu yaşamaktadırlar. Bu çocuklar, malnütrüsyon, fiziksel, zihinsel, bilişsel ve eğitimsel olarak geri kalmaktadırlar (WHO 2005). Doğa ve uygun iklim bazen parazit hastalıkları için yeterli olurken bazen de yaşam koşulları doğayı ve çevreyi parazitler için uygun hale getirir. Bunun en güzel örneği yıllarca suya hasret Güneydoğu Anadolu Bölgesi ni suyla buluşturan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) bölgede ekolojik ve toprak yapısında değişiklikler meydana gelmesine, nem oranının artmasına, tarım sektöründe çalışan insan popülasyonun da artışına neden olmuştur. Bütün bu değişiklikler toprakla bulaşan parazitler için uygun olan bölgeyi daha da potansiyel duruma getirmiştir. Ascaris lumbricoides ve Trichuris trichiura nın dışkıyla atılan yumurtaları uygun iklim ve çevre koşullarında toprakta yıllarca bulaştırıcı olarak kalırlar. Uygun nem ve sıcaklıkta (15ºC ve üzeri, %50 nisbi nem) dışkıyla atılan yumurtalarda larvalar gelişir. Larvalar yumurtada uzun süre canlı kalabilirler. Ascaris lumbricoides ve Trichuris trichiura içinde larva bulunan yumurtalarla kontamine olmuş besinlerin, suyun ve toprağın ağız yoluyla alınması sonucu insanlara bulaşır. Yine toprakla oynayan çocukların larvalı yumurtaları yutmaları sonucu da bulaşırlar. GAP la birlikte sulu tarımın arttığı, mevsimlik işçi alan ve kışın sıcaklığı 5-10 C, yazın sıcaklığı C olan Şanlıurfa toprakla bulaşan parazitlerin yaşaması için uygun bir ortamdır. Kanalizasyon sularının ve atıkların karıştığı sularla tarlaların sulanması da paraziter enfeksiyon riskini artırmaktadır. Şanlıurfa da yapılan bir çalışmada atıkların karıştığı akarsudan alınan su örneklerinin %60,8 inin helmint yumurtaları ile kontamine olduğu bulunmuştur (Ulukanlıgil ve ark. 2001). Ancylostoma duodenale ve Necator americanus gibi çengelli kurtlar ve Strongyloides stercoralis in toprakta bulunan larvaları da deri yoluyla insana bulaşır. Ancylostoma duodenale nin larvaları yiyeceklerle ağız yoluyla alındığında da bulaşma olur (Unat 1982). Strongyloides stercoralis in bulaşmasında otoenfeksiyon da söz konusudur. Tarım işçilerinin tarlada çalışırken uygun tuvaletleri bulunmamaktadır. Dışkı rastgele yerlere yapılmaktadır. Çoğunlukla çadır veya kamışlarla yapılmış geçici yerlerde yaşayan, temiz içme ve kullanım suyu sıkıntısı çeken, toprakla direkt veya dolaylı olarak sürekli temas halinde olan, sosyo-ekonomik düzeyleri düşük, toplu halde bir arada sanitasyon eksikliği olan yerlerde yaşayan, tarlada çalışırken çocukları da yanlarında bulunduran, sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşayan, paraziter enfeksiyonlar ve bunlardan korunma hususunda bilgisi olmayan bireylerdir. Ebeveynlerin tarlada çalışmaları esnasında çocukların toprakla, çamurla oynamaları kaçınılmazdır. Bütün bu faktörler ve toprakla bulaşan nematodların bulaşma yolları düşünüldüğünde tarım işçilerinin paraziter enfeksiyonlara yakalanma risklerinin çok yüksek olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Ascaris lumbricoides: Dünyada en yaygın görülen parazit hastalıklarından biridir. Tropikal ve subtropikal ülkelerde daha fazla görülen bu hastalığın tüm dünya ülkelerinde görülebildiği ve bu hastalığın dünyada 1.4 milyar insanda bulunduğu bildirilmektedir (Crompton 1999). Bu hastalık daha çok gelişmemiş ülkelerde, temiz içme ve kullanma suyu bulunmayan, insan dışkısın gübre olarak kullanıldığı alt sistemlerin yetersiz ve hijyen koşullarının kötü olduğu, yetersiz eğitim alan toplumlarda 252

254 yaygın olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri nde de 4 milyon insanın A.lumbricoides ile enfekte olduğu bildirilmiştir (Lareille ve Bouchet 2002). Askaris e bağlı olarak endemik bölgelerde her yıl milyon hasta, dolayında ölüm olduğu tahmin edilmektedir (Khuro 1996). Ülkemizde insanlarda görülen en büyük nematod A.lumbricoides tir. Türkiye de Ascariasis e her yerde rastlanmaktadır. Ülkemizde paraziter enfeksiyonların yaygınlığı bölgelere göre değişmektedir. Bu amaçla yapılan bir araştırmada Marmara bölgesinde %10-34, Ege bölgesinde %12-40 düzeylerinde iken bu oranlar Doğu Anadolu bölgesinde %60-94, Karadeniz bölgesinde %54-94 düzeylerine çıkmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi ve İç Anadolu Bölgelerinde sık rastlanmaktadır (Unat ve ark. 1991). Şanlıurfa da tarım işçilerinin araştırıldığı bir çalışmada barsak parazit oranı %55.4 bulunmuştur (Şimşek 2012). Şanlıurfa da yapılan bazı çalışmalarda Ascaris lumbricoides oranları %18.39 (Yentür Doni 2008), %8 (Şimşek ve ark. 2002), %68.7 (Zeyrek ve ark.2003), %45 (ulukanlıgil 2006), %6.7 (Koruk ve ark. 2010) bulunmuştur. Bölgede mevcut olan Ascaris lumbricoides GAP la birlikte bölgedeki potansiyel durumunu artırarak bölge halkı için tehlike arz etmeye devam edecektir. Trichuris trichiura: İnsanda enfeksiyon olgun yumurtaların ellere, yiyecek ve içeceklere bulaşması ile olur. Yumurtalar sineklerle de taşınabilir. Tüm dünyada yaygın olmakla birlikte, yumurtaların dış etkilere fazla dayanıklı olmaması nedeniyle, daha çok nemli ve güneş almayan bölgelerde görülmektedir. Kişisel hijyen kurallarının uygulanmadığı yerlerde ve insan dışkısının gübre olarak kullanıldığı yerlerde daha sık rastlanır. Ülkemizde çeşitli bölgelerde yapılan çalışmalarda %0.03-%6.39 oranlarında Trichuris trichiura ya rastlanıldığı bildirilmiştir (Özcel 2007). Şanlıurfa da yapılan bazı çalışmalarda Trichuris trichiura oranları %3.45 (Yentür Doni 2008), %1.9 (Şimşek ve ark. 2002), %1.02 (Zeyrek ve ark.2003), %15-20 (Ulukanlıgil 2006), %1.2 (Koruk ve ark. 2010) bulunmuştur. Çiftçi ailelerin %65 inde T.trichiura enfeksiyonu saptanmıştır (Ulukanlıgil ve ark. 2001). Trichuris trichiura bölgemizde havanın sıcak olması ve GAP nedeniyle nemin artması sonucu daha sık görülebilir. Strongyloides stercoralis: Yeryüzünde milyon kişinin enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Sağlam deriden vücuda giren strongyloid larvaların bazıları deride kalarak ölürken, bir kısmı da evrimini tamamlayarak enfeksiyon oluştururlar. Larvalar deri ve akciğerde, erişkinler ise ince bağırsak çeperinde patojen etki yapmaktadırlar (Unat 1991). İnsanın Strongyloid larvaları barındıran, toprakla teması gerektiren meslekler ve yaşama şartları, bulaşmayı kolaylaştıran faktörler arasındadır. S. stercoralis te konak zinciri insan insandır (Sıddiqui ve Berk 2001). S. stercoralis, toprağı humuslu, 20 C nin üstündeki sıcaklıklarda uzun süre nemli olan yerlerde görülmektedir. En çok kerpiç, tuğla ve kiremit yapım yerlerinde, maden ocaklarında, sulu tarım yapılan derelerde ve bataklık kıyılarında çıplak ayakla çalışan ve dolaşan insanların enfekte olduğu görülmektedir (Özbilgin 1995). Çengelli solucanlar (Ancylostoma duodenale ve Necator americanus): Necator americanus, larvaları sadece deri yoluyla bulaşırken Ancylostoma duodenale larvaları ise hem deri yoluyla hem de kontamine besinlerle bulaşmaktadır. Dünyada çengelli solucan prevalansını belirlemek amacıyla yapılan çalışmalarda farklı oranlar belirlenmiştir. Paraguay da yapılan bir çalışmada %59 (Labiano ve ark. 1999), Tayland ın merkezinde ilköğretim okullarında yapılan bir çalışmada %0,19 (Saksirisampant ve ark. 2006) ve Amerika Birleşik Devletlerinin Minnesota Eyaletinde mülteciler arasında yapılan bir çalışmada %2 (Varkey ve ark. 2007) oranlarında çengelli solucan infeksiyonu saptanmıştır. Yurdumuzda çengelli solucan infeksiyonlarına seyrek rastlanmaktadır. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi ve Doğu Akdeniz Bölgesinde rastlandığı bildirilmiş olsa da (Özcan ve ark. 1989; Özcan ve ark. 1992) diğer bölgelerde bağırsak parazitozları üzerine yapılan araştırmalarda bu parazitozlara da zaman zaman rastlanmıştır (Hökelek ve ark 2000; Özcan ve ark. 1994; Unat ve ark. 1995; Üner, Ertuğ 2007, Yılmaz ve ark. 2009). Hatay Merkez ve çevre ilçelerine ait belde ve köy ilkokullarını kapsayan bir çalışmada 1146 öğrencinin %0,17 sinde (Özcan ve ark. 1992), yine aynı ilde ilköğretim okullarında yürütülen bir çalışmada 1159 öğrencinin %0,17 sinde (Özcan ve ark. 1994), ve Samsun da ilköğretim okullarında yürütülen bir çalışmada 157 öğrencinin %1,2 sinde (Hökelek ve ark. 2000) bu parazitoza rastlanmıştır. Bazı ülkelerde yapılan çalışmaların çoğunda parazitlere rastlama sıklığı, yurdumuzda yapılan araştırmalardan 253

255 254 çok daha yüksektir. Bunun nedeni Ülkemizde bu parazitozların gelişmesi için uygun toprak yapısı ve iklim özelliklerine sahip yerlerin sınırlı olmasıdır. Çengelli solucan infeksiyonlarına GAP bölgesine komşu Hatay ve Çukuova bölgesinde rastlanmaktadır. Bu bölgeler arasında mevsimlik tarım işçisi göçü yoğunluğu oldukça fazladır. Bu mevsimlik tarım işçisi göçü yoğunluğuna rağmen GAP bölgesinin çengelli solucan epidemiyolojisine uygun olmayan şartlara sahip olması nedeniyle çengeli solucan enfeksiyonları bölgede endemik değildir. GAP ın tamamlanmasıyla bölgede iklim değişeceğinden yazın sıcaklık, kışın soğukluk biraz yumuşayacak, bölgeye daha fazla yağış düşecektir ve böylece toprak sürekli nemli kalacaktır. Bütün bu değişiklikler sonucu bölge çengelli solucanlar için uygun hale gelecektir (Üner 1993). Sonuç ve korunma önerileri 1- GAP Bölgesi ndeki en önemli sorun mevcut sağlık hizmetlerinin kullanılmamasıdır. Özellikle dezavantajlı gruplar içinde değerlendirilen tarım işçisi kadın ve çocukların sağlık düzeylerinin artırılması ve paraziter enfeksiyonlardan korunma konusunda bilinçlenmeleri, bilgi ve beceri kazanmaları ve bölgedeki mevcut sağlık hizmetlerini kullanmaları sağlanmalıdır. 2- Toprakla bulaşan nematodlar için risk grubuna giren tarım işçilerine (gebe kadın ve çocuklar) yılda iki kez tedavi verilmelidir (WHO 2012). 3- Dışkılamanın rastgele yerlere yapılması engellenmeli, tarım işçilerinin tuvalet kullanması sağlanmalı, geçici işçi akımının olabileceği bölgelere geçici tuvaletler yapılmalı, su kuyuları bu tuvaletlerden uzak yerlerde açılmalıdır (Baydar 1997). 4- Tarlalarda uygun hela kuyuları açılmalıdır. İnsan dışkısı gübre olarak kullanılmamalıdır. Dışkı ile kontamine olmuş topraklara çıplak el ve ayakla temas edilmemelidir. Tarım işçilerinin eldiven ve çizme giymeleri sağlanmalıdır. 5- Dışkı ile kontamine olmuş toprakla çocukların oynamasına izin verilmemelidir. 6- Kişisel hijyen, su ve çevre sanitasyonları konularında tarım işçilerine eğitimler verilmelidir. 7- Çiğ sebze ve meyvelerin yıkanarak yenmesi sağlanmalıdır. Uluslar arası ülkemizi markalaştıran, ülke ve bölge kalkınmasına çok büyük katkısı olan GAP projesi bölgede sulanabilir verimli toprakların artmasına yol açacaktır. Bölgede çok sayıda bireyin iş sahibi olmasını sağlayacaktır. Paraziter enfeksiyonların neden olduğu fiziksel, zihinsel, bilişsel olumsuz etkiler nedeniyle bölgede çalışan işçiler bölgeye insan işgücü yararı sağlayacakken çalışamamaları nedeniyle tüketici olarak olumsuz katkıda bulunacaklardır. Paraziter enfeksiyonlardan korunma yollarının öğretilmesi ve uygulatılması, paraziter enfeksiyonlarla savaşmanın ve ortadan kaldırmanın en ucuz en etkili yoludur. Bu yöntemle bölgedeki GAP ın gerekli kıldığı insan iş gücünden tam yararlanım sağlanmış olacaktır. KAYNAKLAR: 1- Crompton DW. How much human helminthiasis is there in the world? J Parasitol, 85(3): Daldal N. Ascarisosis. Geohelment Hastalıkları Bölümü. GAP ı tehdit eden parazit hastalıkları (Ed. Özcel MA) Türkiye Parazitoloji Derneği Yayınları Hökelek M, Eroğlu C, Uyar Y, Sancak R, Kılınç M. Investigation of the effect of intestinal parasites on percentile values of the weight and height of primary school children. Türkiye Parazitol Derg, 24: Khuroo MS. Ascariasis. Gastroenterol Clin North Am. 25: Koruk İ,Şimşek Z, Koruk S, Doni N, Gürses G. Children health status of migratory and seasonal farmworkers in Şanlıurfa Child Care Health Dev. Nov;36(6): Labiano-Abello N, Canese J, Velazquez ME, Hawdon JM, Wilson ML, Hotez PJ. Epidemiology of hookworm infection in Itagua, Paraguay: a cross sectional study. Mem Inst Oswaldo Cruz, 94: Lareille O, Bouchet F. Evolution of ascariasis in human and pig: A multidisciplinar approach. Mem Ins Oswaldo Cruz Rio de Janerio, 97: 1-11, Özbilgin A, Atambay M, Strongyloidiosis. İmmun Yetmezlikte Önemi Artan Parazit Hastalıkları. (Ed.Özcel MA). Türkiye Parazitoloji Derneği Yayını No: 12, s Özcan K, Yiğit S, Köksal F, Uluhan R, Nikkhou H, Sadr YE. Adana ve çevresinde çengelli

256 solucan araştırması. Türkiye Parazitol Derg, 13: Özcan K, Yiğit S, Koltaş S, Sadr Yahya Ebrahimi, Sönmez S. Hatay da çengelli solucan araştırması. Türkiye Parazitol Derg, 16: Özcan K, Koltaş S, Tanrıverdi S, Yiğit S. Hatay\ daki bazı ilkokullarda bağırsak parazitleri araştırması. Türkiye Parazitol Derg, 18: Özcel MA. Özcel in Tıbbi Parazit Hastalıkları. Türkiye Parazitoloji Derneği Yayınları. No:22. İzmir Saksirisampant W, Prownebon J, Kulkumthorn M, Yenthakam S, Janpla S, Nuchprayoon S, Prevalence of intestinal parasitic infections among school children in the central region of Thailand. J Med Assoc Thai, 89: Siddiqui AA, Berk S. Diagnosis of Strongyloides stercoralis infection. Clin Infect Dis, 33(2): Şimşek Z, Zeyrek FY Kurçer M, Ersin F, Gözükara F, Kayahan M. 0 5 yaş arası çocuklarda bağırsak parazitlerinin dağılımı ve büyüme-gelişmeye etkisi. 8.Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, Diyarbakır. 16- Şimşek Z, Koruk İ,Yentür Doni N. An Operational Study on Implementation of Mobile Primary Healthcare Services for Seasonal Migratory Farmworkers. Matern Child Health Journal. s: Ulukanlıgil M. Şanlıurfa da okul çocuklarında uygulanan bağırsak solucanları kontrol programının sonuçları. Türkiye Parazitoloji Dergisi, 30 (1): Ulukangil M, Seyrek A, Aslan G, Özbilge H, Atay S. Environmental pollution with soiltransmitted helminths in Sanliurfa, Turkey. Mem Inst Oswaldo Cruz, Rio de Janeiro 96: Unat EK, Yücel A, Atlaş K, Samastı M: Unat ın Tıp Parazitolojisi. İnsanın Ökaryonlu Parazitleri ve Bunlarla Oluşan Hastalıkları,5.Baskı. İstanbul. İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fak. Vakfı Yayınları, İstanbul, Unat EK. Tıp Parazitolojisi. İnsanın Ökaryonlu Parazitleri ve Bunlarla Oluşan Hastalıkları. 3.Baskı. İstanbul. İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fak. Vakfı Yayınları, İstanbul, Üner A. Çengelli solucan hastalıkları Bölümü. GAP ı tehdit eden parazit hastalıkları (Ed. Özcel MA) Türkiye Parazitoloji Derneği Yayınları Varkey P, Jerath AU, Bagniewski S, Lesnick T. Intestinal parasitic infection among new refugees to Minnesota, Travel Med Infect Dis, 5(4): Yentür Doni N. Bağırsak Parazitlerinin 0 6 Yaş Arası Çocuklarda Fiziksel, Mental ve Nöromotor Gelişim Üzerine Etkileri. Harran Ünv. Sağlık Bilimleri Ens. Yüksek lisans tezi Yıldız Zeyrek F, Zeyrek CD, Özbilge H, Uzala Mızraklı A. Şanlıurfa da ilköğretim çocuklarında bağırsak parazitlerinin dağılımını etkileyen faktörler ve büyümeye etkisi. Türkiye Parazitoloji dergisi, 27 (3): Yılmaz H, Taş Cengiz Z, Çiçek M, Dülger AC. Olgu Sunumu: Ağır Anemi Tablosu Olan Bir Hastada Çengelli Solucan İnfeksiyonu. Türkiye Parazitol Derg,33:2, WHO. Deworming for health and development. Report of the third global meeting of the partners for parasite control. Geneva: World Health Organization, WHO.Soil-transmitted helminths. (Erişim: ) en/ 255

257 PB-12 AKUATİK TOKSİKOLOJİ ÇALIŞMALARI, ARAŞTIRMACI VE ÇEVRE SAĞLIĞI ARZU UÇAR, MUHAMMED ATAMANALP, GONCA ALAK GİRİŞ Toksikoloji, kimyasal maddelerin canlı organizma üzerindeki olumsuz (negatif, advers) etkilerini inceleyen bilim dalıdır. Akuatik toksikoloji; ekotoksikoloji içerisinde yer alan ve endüstriyel kimyasallar, antropojenik ve doğal maddelerin akuatik organizmalara, populasyon ve ekosistemlere etkilerini hücre seviyesinden tüm vücut seviyesine kadar farklı aşamalarda inceleyen bir bilimdir (Ekici ve Yarsan, 2009; Alak ve ark. 2007). Toksikolog bu olumsuz etkilerin doğasını araştırmak (etkinin hücresel, biyokimyasal ve moleküler mekanizmaları dahil olmak üzere) ve olabilirliklerini değerlendirmek üzere eğitim alan kişidir (Vural, 1996). Sucul ortamdaki kirletici türleri, düzeyleri ve bunların sucul canlılarda oluşturduğu etkilerin belirlenmesi akuatik toksikolojinin çalışma konularını oluşturmakta, bu amaçla yapılan analizler gün geçtikçe çeşit, sayı ve kullanılan canlı türü yönünden gelişme göstermektedir (Atabeyoğlu ve Atamanalp, 2010).Su ürünlerinde birikim yapan ve sağlık açısından tehlikeli olan maddeler denilince akla ilk sırada ağır metaller olmak üzere yağlar ve türevleri, pestisitler, deterjanlar, radyoaktif maddeler, poliklorlu bifeniller, antibiyotikler ve biyotoksinler gelir (Seçer ve Bozkurt, 2001; Coppock ve Nation, 2007). Çevresel etkenler halk sağlığında giderek daha büyük önem kazanmaktadır. Mesleki toksikoloji, çalışma ortamında kişinin maruz kaldığı zararlı maddelerin etkisinden kişiyi korumak ve çalışma ortamını sağlık açısından daha güvenli yapmak amacını güder. Çevresel toksikoloji insanlara ve ekolojik çevredeki tüm