Julia London - Düşlediğimiz Yerde

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Julia London - Düşlediğimiz Yerde"

Transkript

1 Julia London - Düşlediğimiz Yerde Bir Pine River, Colorado Size bu hikayeyi ağabeyim Luke anlatmayacağı için görevi ben üstleniyorum. Üstelik anlatacağım hikaye benden çok ona ait denebilir. Fakat bilirsiniz işte, benim gibi küçük kardeşlerin ilk günden itibaren bize ait doğru yerin neresi olduğunu çözmeye çalışmaları gerekirken ailede ilk doğan çocuklar ilk göz ağrısı olmanın sevgi dolu ışığında güneşlenirler. Bu da kaçınılmaz bir şekilde, ilk doğanlar kendilerinden başka bir şeyi görmezken, bizim büyük resmi görmeye daha meyilli olduğumuz anlamına gelir. Küçük kardeşler ne demek istediğimi iyi bilirler. Bizler yapıştırıcıyadır, onlarsa sadece parıltı. Ancak ben de az çok parıltılı olabilirim. Ressamım, tuvali boyar ve bu ailenin arka planını doldururum. Böbürlenmiyorum, bu bariz bir gerçek. Pekala, hikayemiz iki kelimeyle başlıyor: Grant Tyler. Eğlenmeyi seven, maceraperest, tutkulu, sigarayı neredeyse yiyerek içen hovarda bir adamdı. Altmış yılı geçen hayatında ne kadar servet kazanmışsa bir o kadarını da kaybetmişti.

2 Evliliğin kendisinden çok evli olma fikrini severdi ve inanın bana, hanımlardan da yüksek not alamazdı. Benim gibi değildi yani. Ben üstün bir cazibeye sahibim-dir de! Ancak Grant Tyler işleri bir şekilde tatlıya bağlamayı becerirdi. Çünkü daima kadınlarla ilişkiye girerdi. Bunu Dani Boxer dan biliyorum. Kendisi Boz Ayı Pansiyonu nu ve kafesini işletiyor. Bazen benimle ve babamla bir kahve içmek için uğrar. Müthiş bir kadındır. Yani sonuçta Grant güzel kuşların kabaran tüylerini düzeltip işi tatlıya bağlayabilirdi ama bu, baba olma konusunda berbat olduğu gerçeğini değiştiremezdi. Eskiden beri çok iyi bir baba olmadığını biliyordum, çünkü kızı Libby Tyler ı okuldan tanıyordum. Biraz babasına benzer ama ondan çok daha iyidir. Libby nin, her zaman hoşlandığım o derin mavi gözleri ve karmakarışık kıvırcık siyah saçları vardır. Üçüncü sınıfta onun arkasında otururdum. Bir kere yanlışlıkla saçma dokunup, yanlışlıkla saçının içine yarı çiğnenmiş sakızlar bırakmıştım. Libby de makasını alıp saçındaki sakız yapışmış olan büyük bir tutamı kesmiş ve sırama koymuştu. Sanırım o tutamı beşinci sınıfa kadar sakladım. Her neyse Libby yi tanıyordum ama Kaliforniya daki çocuktan ya da Florida dakinden haberim yoktu. Evet, evet, ihtiyar Grant Tyler ın üç farklı kadından üç çocuğu varmış. Hepsi de kız. Bu arada Grant çocuk nafakasını yatırmayı pek hatırlamazdı. Hiç resital ya da futbol oyunu görmediğine yemin etmişti. Bahse girerim çocuklarının en sevdiği rengin ne olduğunu ya da kalplerini kıran ilk oğlanın adını ya da hayallerini bilmezdi. Hakkımızdaki her şeyi bilen annem gibi değildi. Annem annelerin en harikasıydı. Yılın En iyi Annesi ödülünü almasını engelleyen meme kanserine kadar tabii. Bu ona Yılın En İyi Annesi Değil ödülünü kazandırabilirdi ancak, çünkü gidişine hiçbirimiz hazır olmadan önce hayatımızdan çıktı. Bu yüzden de Grant Tyler için son yaklaştığında hastalık hızlı ve sert bir şekilde gelişmişti, tıpkı yaşamı gibi dine döndü ve çocukları için doğru olanı yapması gerektiğine karar verdi. Belki iyi bir baba olmamıştı ama Tanrı nın yardımıyla bu çocukların hayata tutunması için onlara bir şeyler bırakacaktı. Porsche si hariç. Grant o Porsche yle gömülmek istiyordu. Buna inanabiliyor musunuz? Kendinizi ölüm döşeğinde bir hayal edin. Yukarıdakine bütün yaptığınız şeyler hakkında ne söyleyeceğinizi düşünmek yerine endişelendiğiniz tek şeyin bir arabanın içinde gömülmek olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Bu kısmın hepsini biliyorum çünkü Grant Tyler bunların hepsini dördüncü ve son muhasebecisi olan, arkadaşım Jackson Crane e anlatmıştı. Jackson, Denver daki büyük bir hukuk firmasından istifa edip buralara gelmişti. Grant le iş yapmayı sürdürdü ve doktor, Grant in hastalığı atlatamayacağım söylemeden önceki dokuz ay boyunca onunla çalıştı. Neyse, bizim Grant, Jackson a sahip olduğu her şeyi çocuklarına bırakacağını söylemiş. Jackson da şaşırıp Ne çocukları? diye sormuş. Benim çocuklarım, demiş Grant, Madeline, Emma ve Libby. Benim gibi, Jackson da sadece Libby yi tanıyordu ve dürüst bir şekilde Grant in ona yüklenen onca ilacın neticesinde kafasının karıştığını sanarak onun sözlerini tekrar etmiş. Madeline ve Emma mı? Her bir deliğinden tüpler sarkan Grant kafasını yana yatırmış ve Jackson a biraz zekası geriymiş gibi bakmış. Bazen babamın eski kamyonetine ben de böyle bakıyorum sanırım. Şu anda sana uzun uzun açıklama yapacak halde mi görünüyorum? Beni dinle. Her şeyi onlara bırakmak istiyorum. Her şeyi. Ne halt etmeye bana öyle bakıyorsun? Jackson ın, insanlar onun anlamadığı şeyler hakkında konuşurken yaptığı gibi kravatının düğümünü kurcaladığını hayal edebiliyorum. Aynı zamanda bol bol da yutkunmuş olmalı.

3 Duygularını belli etmeyen bir yüzü de yoktur üstelik. Bu... Takdire şayan, demiş. Takdire şayan demek! Haha. Ama bildiğin gibi, beşinci karınla arandaki boşanma davası çok yakında karara bağlanacak. Ve bu epeyce paraya mal oluyor. Evet, bana bilmediğim bir şey söyle, diye dalga geçmiş Grant. Ne olmuş ona? Bu oldukça karmaşık, demiş Jackson. Grant onun bu sözlerine gülüp şöyle cevap vermiş: Umarım cenazemde de bu kadar üzgün görünürsün, Bay Crane. Hiç evlendin mi? Sana bir sır vereyim: Bu işler her zaman karmaşıktır. Grant in kadınların çılgın ve anlaşılması imkansız yaratıklar olduğunu keşfeden ilk adam kendisiymiş gibi dünyanın gizemini açıkladığını düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Devam et, doğru düzgün söyle, demiş. Durumun ne kadar karmaşık olduğunu anlat. Fakat sakın Porsche deme, çünkü onu bırakmıyorum. Beni onunla beraber kimin gömebileceğim bulabildin mi? Henüz değil. Üzerinde çalışıyorum. Dünya kadar zamanım olduğunu düşünüyorsun herhalde. Bunu garanti altına almam lazım. Tamam mı? demiş Grant ve Jackson ın konuşması için eliyle işaret etmiş. Şunu biliyorum: Jackson insanların onu acele ettirip konuşmasını söylemelerinden hoşlanmaz. Ancak o zaman bunu önemsememiş, çünkü Grant elini kaldırıp sallamanın bile onu yorduğunu söylemiş ve Jackson, Grant in gerçekten öleceğini o zaman anlamış. Jackson cesaretini toplayıp Boşanmanız sonuçlandığında çocuklara verebilecek herhangi bir şeyiniz kalmayacak, demiş. Beş parasızsınız Bay Tyler. Bırakacağınız tek şey Yuva Çiftliği. Hepsi bu mu? diye sormuş Grant. Bir fmansal dahi olduğunu zannettiğinden her şeyi böylesine berbat ettiğine inanamamış. Hepsi bu, demiş Jackson. Bu Grant in duymak istediği şey değilmiş tabii. Lanet olsun, bu benim duymak istediğim şey de değildi. Mesele şudur: Yuva Çiftliği olayı cidden karmaşıktı. Orası benim evimdi. Luke la beraber orada büyümüştük. Babam, Grant in gerçekten de Yuva Çiftliği için o cüzi meblağı ona yardım etmek niyetiyle verdiğine inanıyordu ama ben öyle düşünmüyordum. Canı cehenneme, o halde, demiş Grant. Sonrasında Jackson, Grant in arkasındaki yastıklara gömüldüğünü ve ilk defa gözüne o kadar büyük görünmediğini söyledi. O an oldukça ufak tefek ve kırılgan görünüyormuş. Önemli olan düşünmek değil mi? demiş Grant çocukları için her şeyi berbat etmenin sorun olmadığı konusunda ondan bir onay bekliyormuş gibi. Çiftliği onlara bırak. Konuşma burada bitmeliymiş aslında ama Jackson gerçekten rahatsız olmuş herhalde, çünkü Grant e açıklama gereği duymuş. Çiftliğin ipoteği konusunda tepetaklaksınız. Bu, mirastan daha büyük bir baş belası. Çocuklarınıza büyük bir dert bırakıyorsunuz. Ancak ihtiyar Grant kıkırdamış ve önündeki masada kustuklarını çıkarması için bir kase dururken, onu zorlukla örten elbiseler ve hastane yatağı içerisinde uzanmış olan bedenimi göstermiş. Oraya gidip işlere bir çekidüzen vermem gerektiğini mi düşünüyorsun yoksa? O kızlar oradaki sorumluluktan kurtulmak istiyorlarsa vazgeçmek zorundalar, değil mi? Bu kızlar için iyi olacaktır. Karakterlerini geliştirir. Jackson a bakıp sırıtmış. Elimdeki en iyi şey orası, Jackson. Şimdi yaz bakalım şunu. Madeline Pruett sanırım Florida da ama onunla ilgili biraz araştırma yapmak zorunda kalacaksın. Sonra Emma Franklin ya da Tyler var, onun şimdi hangi soyadını kullandığını bilmiyorum. Ama hala L.A. de olduğundan yüzde doksan dokuz eminim. Bir süre önce annesiyle karşılaşmıştım. Kadın hala piliç gibi. Grant,

4 Emma nın annesini hoş bir şekilde hatırlamak için bir an duraksamıştır çünkü adam son nefesinde bile tam bir çapkındı. Ve tabii bir de Libby var, demiş iç çekerek ve kapıya doğru başıyla işaret etmiş. Şimdi muhtemelen dışarıda oturuyordun Oturuyor, demiş Jackson ve sanırım Grant in bu konuya oldukça kafası bozulmuş. Libby yi severdi. Kahretsin, Libby yi herkes severdi. Neredeyse herkes. Gerçi Ryan ın onu bugünlerde çok fazla sevmediğini duydum ama bu başka bir gün anlatılacak farklı bir hikaye. Neyse konuyu dağıtmayayım. Libby nin iyi bir evlat olmaya çalışması Grant ı sinirlendirmiş. Tanrım, bir adam huzur içinde ölemez mi? Sanırım o da bu anlamda sizi biraz avutmak istiyor, demiş Jackson. Çenesinin en az yumrukları kadar kasıldığını aklımda canlandırabiliyorum. Hem siz de her an ölecek değilsiniz. Bunu bilemezsin, diye terslemiş onu Grant. Daha sonra gelmesini söyle. Kendi avuntumu tam burada buldum zaten, demiş ve biraz da çabayla yastığının altından bir şişe Jim Beam bulup çıkarmış. Jackson Crane in yüz ifadesi karşısında gülmüş ama gülüşü çabucak ağrılı bir öksürüğe dönüşüvermiş. Evet, Grant Tyler son günlerinde gerçekten iyi değildi. Böyle olduğunu biliyorum çünkü kasabadaki herkesi tanıyorum. Adım Leo Kendrick. Yakışıklılığımın ve etkileyici kişiliğimin sizi kör etmesine izin vermeyin. İki Orlando, Florida Gerçekdışı. Aklında fosforlu renklerle yazılı bir vaziyette belirive-ren tek şey buydu. Bu olaydan birkaç saat sonra Madeline Pruett, en iyi arkadaşı Trudi ye, bir kızın, babasının ölümünü onun duyduğu gibi duymaması gerektiğini söyleyecekti. Özellikle de bir babası olduğunu bile bilmiyorken... Ve bunu etkileyici bir şekilde gerçekdışı yapan şey, babasının ölümünün birçok sorumlulukla gelmesiydi. Ağır sorumluluklar... İnsanı suda derinlere batıracak kadar ağır sorumluluklar... Trudi bu haberi sindirmeye çalışırken telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Madeline, Trudi nin iki yaşındaki kızının arka planda fincanları fayansların üzerine sertçe koyduğunu duyabiliyordu. Futbol antrenmanına mı gidiyorsun? diye sordu sonra Trudi. Bu Madeline ın tam olarak antrenman diye adlandıracağı bir şey değildi. Sorunlu gençlere danışmanlık yapan bir organizasyon olan Camp Haven da gönüllüydü. Camp Haven okul sonrası futbol kamplarına sponsor oluyordu ve Madeline de beş yaşındaki kızları yetiştiriyordu. Gerçi Madeline muhteşem bir futbol oyuncusu falan değildi, ortalamaydı. Fakat yetiştirme işinin zor kısmı kızların doğru yöne doğru koşmasını sağlayabilmek ve elbette onlarla birlikte zaman geçirebilmekti. Evet, çıkmak üzereyim, dedi Trudi ye. Tamam, şimdi şöyle yapıyorsun. Antrenman bittiğinde, seninle Paco nun Barı nda buluşacağım. İki margarita ısmarla. Ben hemen Rick i arıyorum. Şükürler olsun ki Trudi Feinstein vardı. Çünkü Madeline in telefondaki adamın babası hakkında söylediklerini tekrar etmesi, bunları yine yüksek sesle duyması ve anlamlandırması gerekiyordu. Biraz manevi desteğe, birlikte şaşırıp bütün bunların son derece gerçekdışı olduğunu haykıracak birine ihtiyacı vardı.

5 Madeline, daha birkaç saat önce manevi destek ümidiyle annesini aramıştı ama Clarissa Pruett telefonunu cevapladığında neşeyle çınlayan bir sesle John adındaki bir adamla çıkıp partilemek üzere olduklarını ve çabuk anlatmasını söylemişti. Pekala. Babam ölmüş, demişti Madeline. Ne? Babam ölmüşle ne demek istiyorsun? Kimden bahsediyorsun? Annesini savunmak gerekirse, iki kişilik bir aile için bu soruyu sormak gayet mantıklıydı. Madeline in babadan yana sorunu yoktu, hayatı boyunca annesinin baba demesini istediği dört adama maruz kalmıştı, aradaki birkaç kişiyi saymıyordu bile. Ayrıca Madeline tabii ki gerçek bir babanın yardımıyla imal edilmişti. Ancak görünüşe göre çocuk nafakasını ödemek için devletin bulamadığı fakir sperm donörü vefat etmişti. Madeline in babasıyla sadece bir hatırası vardı: Kalın boynunda altın zincirler yığını asılı olan, pis kokan sigaralar içen ve bozuk bir sakız makinesi gibi sonsuz bir şeker stoku sunan etli elli bir adam. Ailesiyle ilgili de hafızasnda belli belirsiz bir tek görüntü vardı: Uzun saçlı ve büyük kenarları sarkık bir şapkalı, sigara ve kokteyl tutan annesiyle yüzü kısmen annesinin şapkası yüzünden bulanıklaşan bir adam. Gerçek babam, anne, demişti Madeline. Sperm do-nörüm. O ölmüş. Bunu duyduğuma üzüldüm, demişti annesi. Madeline, adamın birinin annesine aldığı kocaman düz ekran televizyondaki bangır bangır yemek pişirme programının gürültüsü üzerinden bir bira kutusunun açıldığını duydu. Clarissa Pruett, Madeline in hatırlayabildiği kadarıyla hayatında hiçbir şey pişirmiş değildi ama bu kanalı bıkıp usanmadan izlerdi. Peki nasıl ölmüş? diye sormuştu annesi birasını hö-pürdeterek içerken. Madeline için daha önemli olan soruysa babasının nasıl yaşadığıydı? Neredeydi? Onunla ilgili bir şey duymanın verdiği şaşkınlıkla nasıl öldüğünü sormak aklına bile gelmemişti. Bilmiyorum. Söylemediler mi? Onlar değildi. Sadece bir tek adam aradı. Jackson Cra-ne. Jackson Crane, Madeline in çalıştığı emlak ofisine geç bir vakitte gelmişti. Madeline, diğer temsilciler indirimli içki saatini yakalamak için akşamın erken vaktinde çıktıktan sonra geç gelen kişileri alan oldukça yeni bir temsilciydi. Bu, ona çok istediği DiNapoli evinin de dahil olduğu birkaç iyi satış kazandırmış olan bir taktikti. Peki, kim bu Jackson Crane? diye sormuştu annesi. Madeline, annesi sigarasını yakarken çakmağın tıkırtısını ve nefesini içine çekme sesini duymuştu. Babamın mali işlerine bakan kişi ya da bunun gibi bir şey, demişti Madeline ve annesine o yakışıklı, bronz tenli, terzi işi bir ceket ve yakası açık yepyeni beyaz bir gömlek giymiş olan adamın ofisine girişini anlatmıştı. Adam, Ma-deline e bir komedi dizisindeki çatı katında birlikte oturan ve komik kız sorunları yaşayan dört adamdan biriymiş gibi görünmüştü. Hatta Orlando da bir yerlerde yeni bir garsoniyer aradığını zannetmişti. Madeline annesine adamın onun elini nasıl kuvvetli bir şekilde sıktığını, onu kabul ettiği için teşekkür ettiğini ve sonra da Colorado dan buraya uçtum ve doğrudan yanınıza geldim dediğini, ardından babasıyla ilgili kötü haberleri olduğunu söyleyerek devam ettiğini anlatmıştı. Adam bu hoş olmayan haberleri Crest marka diş macunu gülümsemesiyle yumuşatılabilirmiş gibi bembeyaz dişleri ve gamzeleriyle anlatmıştı. Madeline ondan şüphelenmiş genellikle bütün erkeklerden şüphelenirdi ve bu tuhaf gülümsemenin insanların genelde kötü haber taşıdıkları ve bunu karşı tarafa nasıl ileteceklerini bilmedikleri zaman

6 suratlarına yapıştırdıkları bir ifade olduğundan korkmuştu. Adam belli ki Madeline in, babasının ölüm haberini almasıyla çok üzüleceğini düşünmüştü. Ona bir babam olmadığını söyledim. Keşke öyle söylemeseydin, Maddie, demişti annesi onaylamaz bir şekilde. Önüme gelenle düşüp kalkıyor-muşum gibi bir hava yaratmışsın. Elbette ki bir baban vardı. Madeline, annesinin hayatının çoğunu bir yataktan diğerine atlayarak geçirdiği gerçeğine değinmemeyi seçmişti. Herkesin bir babası yoktur, anne. Bazılarının sadece sperm donörleri olur. Bir babanın yokluğu Madeline in hayatındaki tek çatlaktı. Asla dolduramayacak gibi görünen bir boşluk... Bu takılıp kaldığı bir şey değildi, hatta tam tersiydi. Çok uzun zaman önce kendine bunu unutturmuştu. Ancak yeni insanlarla tanıştığında kaçınılmaz olarak ailesi hakkında sorularla karşılaşırdı ve sonunda kendini babasını hiç tanımadığını açıklamak zorunda kalırken bulurdu. Hayır, babasını bir kez dışında hiç görmemiş, ondan hiç haber almamıştı (asla babası için önemli olmamış, babası için hiç var olmamıştı) ve bütün her şeyi, babasızlık durumunu tekrar yaşamak zorunda kalırdı. Madeline bu konuyu hiç aklına getirmemeyi daha fazla tercih ederdi. O adam neden sana bunu söylemek için onca yolu gelmiş? diye sormuştu annesi. Neden mektup falan göndermemiş? Çünkü babam bana bir şey bırakmış, anne. Bir çiftlik. Bir ne? Çiftlik demekle neyi kastediyorsun? Gerçek bir çiftlik mi? Gerçek bir çiftlik, diye onaylamıştı annesini Madeline. Sadece bunu yüksek sesle söylemek bile kendini tuhaf bir şekilde rahatsız hissetmesine neden oluyordu. Jackson Crane in de belirttiği gibi, bu durumdan ötürü heyecanlı olmalıydı fakat değildi. Ya ben? diye sormuştu annesi. Ne demek istiyorsun? demişti Madeline şaşkınlıkla. Yani bana bir şey bırakmış mı? Madeline buna ne cevap vermesi gerektiğini bile bilmiyordu. Neden ona bir şey bırakmış olacağını düşünüyordu ki? Ben zannet... Bana ödemiş olması gereken çocuk nafakaları? Bunun peşini bırakmamam lazım. Madeline in, annesinin bu haberi kendine yontması karşısında şaşırması gerekirdi ama şaşırmamıştı. Anne... Gücenme ama nafakamı ne zaman gerçekten karşıladın ki? Neredeyse otuz yaşındayım. On yedi yaşından beri tek başımayım. Pekala, demişti annesi burnunu çekerek, gittiğinde, bunu bir sor yine de. Bana da bir şey bırakmış olması gerektiğini hissediyorum. Gitmek mi? Nereye gitmek? Büyük, ağır bir İngiliz anahtarı son derece düzenli olan Madeline in hayatının orta yerine düşüvermişti. DiNapoli satışı gündemdeydi, Jersey kıyısında on beş bin metrekarelik Yunan uyanışı mimari üslubu ucubesi olan DiNapoli evi... Bu oldukça zorlu bir satıştı ama Madeline onu satmayı başarırsa iyi para alacaktı. Sekiz ay önce, Madeline in emlakçı arkadaşları bu evi kabul etmemesini, satıcısının makul olmadığını, istediği fiyattan düşmeyeceğini söylemişlerdi. Ne var ki Madeline kararlıydı. O mülkü pazarlamak için çok zaman ve para harcamıştı ve bu işi yarım bırakmayacaktı. Ayrıca, sekiz hafta daha küçük kızları futbol çalıştırmaya devam edecekti ve onları koçsuz bırakmaya niyeti yoktu. Camp Haven,

7 Madeline i, annesinin işlevsiz yörüngesinden çıkartarak, bir yaz boyu kötü bir durumdan kurtarmıştı. Onlara borçluydu. Orası Madeline e kendini faydalı hissetmesini sağlamıştı. Hayatına aniden, istenmeden, davetsiz olarak hiç tanımadığı bir babanın çıkıp gelmesi için vakti yoktu. Doğrusu, hiçbir zaman çiftlik sahibi bir adam olduğunu düşünmemiştim, demişti annesi ve Madeline aynı anda arkadan kısık ama yanlış anlaşılması imkansız bir erkek sesi duymuşu. Şey, dini evlat, artık kapat... Bekle, anne! Dahası var, demişti Madeline çabucak. Bıraktığı tek şey bu değil. Ah gerçekten mi? Başka ne var? İki de kardeşim var. Annesi sigarasından uzun bir nefes çekmiş ve bunu ahizeye üflemişti. Büyük bir sürpriz olmadı aslında. Hem iyi tarafından bak, hep kardeşlerin olsun isterdin. Madeline in her zaman kardeş istediği doğruydu. Erkek ya da kız fark etmezdi, sadece okuldan eve geldiğinde orada birilerinin olmasını istiyordu. Annesi o gün için nereden geliyorsa o zamana kadar onunla televizyon seyredecek ya da hamur işi yapacak biri... Madeline bunu onca zaman düşünmüş ve bir kardeşe bile sahip olamamıştı. Fakat şimdi iki kız kardeş birden, kaldırabileceğinden fazlasıydı. Bütün hayatı boyunca dahil olamadığı barbekü partilerinin, kayak gezilerinin ve baba-kız danslarının hayalini kurmuştu. Bir dakika içinde oradayml diye bağırmıştı annesi aniden Madeline i korkutarak ve sonra Sen ona benziyorsun, bunu biliyor musun? demişti. Kime? Babana! Mavi gözler ve koyu kahverengi saçlar. Bir şey diyeyim mi, otuz sene önce, Grant Tyler yakışıklı bir piç kuruşuydu. Epeyce ilişki yaşayıp kurtlarını döktüğü kesin. Annesi gülmüştü ama bu çabucak balgamlı bir öksürüğe dönüşmüştü. Cinselliğimizi birlikte keşfetmiştik. Anne! diye bağırmıştı Madeline. Yapma. Woodsto-ck ta takılan tiplerdendiniz sanki. Woodstock ın bu ülkedeki tek cinsel devrim olduğunu mu sanıyorsun? Seninle bu konuşmayı yapmayacağım, demişti Madeline kesin bir şekilde. Sorunun ne biliyor musun? diye devam etmişti annesi, onu umursamadan. Fazla tutucusun. Her şeyin küçük, temiz kutuların içinde muntazam biçimde durmasını ve bunun belirli bir düzen içinde devam etmesini seviyorsun ama bu asla olmaz. Biliyorum, anne. İşlerin istediğim düzende gitmeyeceğini bana sen öğretmiştin, demişti Madeline, acı bir tonda. Beni kışkırtma, Madeline. Elimden gelenin en iyisini yaptım. Şimdi ne zaman gidip şu çiftliğe bakacaksın? Bakmayacağım. Bu annesinin bir nebze bile duraksamasına neden olmamıştı. Ne demek bakmayacağım? Gitmek istemiyorum. Ondan kalan hiçbir şeyi istemiyorum. Bugüne kadar varlığından haberimin bile olmadığı iki kardeşi ve çiftliği istemiyorum. Onlardan şimdi haberdar olmamın tek nedeni de babamın ölüm döşeğinde muhakkak kendini suçlu hissetmesi. DiNapoli evinin satışı bende. Yeni bir takımı çalıştırıyorum. Gerçekten çok yoğunum. John, lanet olsun, kızımla telefonda konuşuyorum! Bir dakika içinde geleceğim dedim! diye bağırmıştı annesi. Kapatmam lazım, Madeline. Sonra yine konuşuruz fakat az önce dediğin şeyi bir düşün. Çünkü bence sana hayat vermiş olan adamla ilgili daha fazla şeyi anlamak isteyeceksindir. Ve gidip elimize geçen şeyin ne olduğuna da bir bakman lazım.

8 Madeline babasını daha çok anlamayı uzun zaman boyunca istemişti. Ancak aradığı cevaplar gelmeyince umursamayı bırakmıştı. Annesi bunu nasıl olur da fark etmezdi? Hayır, anne. Kim olduğunu umursamıyorum ve hiçbir şeyini istemiyorum. Madeline hayretle sesinde çok fazla dargınlık olduğunu fark etmişti. Hem de çok fazla. Annesinin itiraz etmesini beklemişti ama Clarissa Pruett çok nadir ortaya çıkan annelik içgüdüsüyle içini çekmişti. O seni önemsedi, Maddie. Seni sevdi. Ama zayıf bir adamdı. Şimdi artık gerçekten gitmem gerek. Bu ay için araba ödememde biraz yardıma ihtiyacım var ve Koca John ı kızdırmasam iyi olur. Sonra da telefonu kapatmıştı. Gitmiyorum, demişti Madeline, kapanan hatta. Ve bunda çok ciddiydi. Özenle kurduğu hayatını altüst etmeye, Colorado ya uçmak için her şeyi yüzüstü bırakmaya hiç niyeti yoktu. Trudi de Madeline in tepkisinden memnun olmadı. Saçmalama, dedi birkaç saat sonra buluştuklarında. Madeline, Trudi yi birinci sınıftan beri tanırdı. Bayan Bever in sınıfında tanışmışlardı. Madeline, annesi gece partiledikten sonra sabah kalkamadığı için devamlı geç kalan, sıska, koyu renk saçlı pasaklı bir çocuktu. Trudi de, şişman, kırmızı yanaklı, parıldayan yeşil gözleri ve kızıl saçları olan bir kızdı. İkisi de aykırıydı, uçlardaki çocuklardı. Fakat büyüdükçe, Trudi nin kişiliği kilosunu gölgede bırakmıştı ve herkese karşı çok iyi davranarak kimseyle düşman olmamıştı. Yine de zor zamanlar geçirmişlerdi kötü niyetli oğlanlar, daha da kötü niyetli kızlar ama Madeline her zaman onun yanındaydı. Ve Trudi de karşılığında hep Madeline e sadıktı. Madeline eskiden Trudi yi kıskanırdı. Madeline in her zaman hasretini çektiği bir ev yaşantısına sahipti: Anne, baba, bir erkek ve bir de kız kardeşle gerçek bir evde yaşıyordu. Annesi onu sabahları uyandırıyor ve kahvaltısını yaptırıyordu. Trudi okuldan eve döndüğünde annesi onu bekliyordu. Trudi nin kıyafetlerini yıkıyor ve ev ödevlerinde Ona yardım ediyordu. Kızını alışverişe götürüyor, bütün okul gösterilerine katılıyor, sınıf için kurabiyeler yapıyordu. Madeline ve annesiyse hayatlarının büyük bir bölümünde kıt kanaat geçinmiş, kim onları kabul ederse oraya yerleşmiş, annesinin tanıştığı erkeklerin parasıyla yaşamış ve sonra annesinin kafası attığında -bu çok sık olurdu- demir alıp oradan uzaklaşmışlardı. Annesi bir düzine işe girip çıkmıştı. Sonra annesinin işçi olan anne-babasına bel bağlamışlardı ve Madeline, Trudi ninki gibi bir evleri olması için yalvardığında annesi ona hep öfkelenmişti. Sonunda annesinin bir evi olmuştu. Madeline evden ayrılıp annesinin ona gösterdiğinden tamamen farklı bir hayat kurmaya karar verdikten uzun bir süre sonra büyükanne ve büyükbabası öldüğünde miras kalmıştı. Gitmen lazım. Trudi önlerindeki kocaman tabağın içinden bir cips aldı. Burada durup elinde fosforlu kalemlerin ve ayağında düz ayakkabılarınla bir şapşal gibi oturup bu fırsatı kaçırmana izin vermeyeceğim, dedi, mezeye batırılmış cipsi ağzına atarken. Ayakkabılarımın nesi varmış? diye sordu Madeline. Babetlerdi, Kohl s mağazasından indirimde satın alınmışlardı. Daha önce de söylemiştim, Mad, dedi Trudi, genellikle kızı Esme veya kocası Rick için kullandığı sabırlı ve şefkatli tonda, bir pratik olan vardır, bir de fazla pratik olan. Her neyse, konumuz ayakkabıların değil, sensin ve içinde yaşadığın küçük baloncuk ve bu baloncuğun içinden çıkma konusundaki isteksizliğin.

9 Ne demek istediğini anlamıyorum, dedi Madeline burnunu çekerek. Baloncuğumdan pek çok defa dışarıya çıkmışlığım var. Madeline içinde bulunduğu baloncuğun dışına çıkarabilme ihtimali olan herhangi birinden mesaj gelmemesi için cep telefonunu kapattığına dair zihninin içinde dırdır eden düşünceyi kafasından atmaya çalıştı. Öyle mi? diye sordu Trudi ve imalı bir şekilde ona baktı. Açığa vurup söylememişti ama Stephen dan yani Madeline in birkaç kez buluştuğu adamdan bahsediyordu. Trudi nin kocası tanıştırmıştı onları. Stephen bir avukattı, bir sandalyeye oturup içini eritecek şekilde bakabilen başarılı bir adamdı. Eğlenceliydi, saygılıydı... Fakat sonra ilişkileri devam etmiş ve Stephen birkaç hafta önce işleri bir üst seviyeye taşımak istediğini söyleyerek her şeyi berbat etmişti. Bu Madeline in kulağına bir video oyunu oynuyorlarmış gibi gelmiş ve rahatsız olmuştu. O zamandan beri Stephen dan kaçıyordu. Gönülsüzlüğü için sağlam bir sebep yoktu. Madeline yetişkin bir insanın başka bir yetişkinle, söylediği ufacık bir şey yüzünden görüşmeyi kesmemesi gerektiğini gayet iyi biliyordu. Bunun bir anlamı yoktu, anlıyordu. Ancak bir üst seviyeye geçmek istemiyordu. Bu arada, dedi Trudi, Stephen sana film rehberinin onda olduğunu söylememi istedi. Lanet olsun. Madeline in o film rehberine ihtiyacı vardı, çünkü tam bir film hastasıydı. Futbol sonrasında her cuma günü filmlerle randevulaşırdı adeta. Onda olduğunu biliyorum, Trudi, dedi. Yarın gidip alacağım. Yarın? Yarın Umarım öyledir, çünkü Stephen seksi, harika bir adam ve senden gerçekten hoşlanıyor. Bana kendisi söyledi. Sorun da buydu: Madeline erkeklerin gerçekten ondan hoşlandığına inanmıyordu. Stephen ın bunu demesi gerektiğini düşündüğü için dediğine ya da başka kadınlara da aynı şeyi söyleyip başarı kazandığına inanıyordu. Yapma, Trudi, diye dudak büktü Madeline. Kontrol manyağıyım, dairem takıntılı denecek kadar düzenli bunu sen de kaç kere dedin ve sürekli çalışıyorum. Benden nasıl o kadar hoşlanmış olabilir? Beni doğru dürüst tanımıyor bile. Bunu nasıl söyleyebilirsin? Güzel ve eğlenceli olduğunu biliyor ve ne kadar çılgınca düzenli biri olduğunu anladığında bunu bir artı gibi görebilir. Herkes bundan benim kadar rahatsız olmaz. Madeline homurdanıp cipse uzandı. Bu kadar zeki birine göre, bazen gerçekten ahmak olabildiğini biliyor musun? Trudi elindeki cipsi Madeline e doğru tuttu. Burada neler olduğunu biliyorsun, değil mi? Stephen ın gerçekten senin gibi birinden hoşlanacağına inanmamanın sebebi babanın seni terk etmesi. O kadar çok baba derdin var ki, sürekli yürüyen bir film gibi dolaşıyorsun. İşte bu yüzden de Colorado ya gidip bu işi çözümlemeksin. Madeline güldü. Bunun babamla hiçbir ilgisi yok. Lütfen. Yine de söylediğinin tamamen doğru olduğundan emin değildi. Bu tam Dear Abby lik* bir durum, dedi Trudi, tombul parmaklarını sallayarak. Baban seni terk etti ve şimdi bir adamın senin için derin hisler besleyebileceğine inanmıyorsun. Uyan artık! Git oraya Mad. Git ve kendine bir iyilik yapıp on yaşındaki Mad in sorduğu bütün soruların cevaplarını bul. Bü nasıl kötü bir şey olabilir ki? Madeline in eline vurup onu cipslerden uzaklaştırdı. Pekala, neymiş şu çiftliğin adı? diye sordu Trudi, garsona işaret edip boş margarita bardaklarını göstererek.

10 Yuva Çiftliği. Jackson Crane ona çiftliğin adını söylediğinde, Madeline gülmüştü. Tiz, gergin bir kahkaha. Ma-deline Bu bir şaka, değil mi? demişti ve Jackson da hayır diye cevap vermişti. Madeline olanları anlamaya, böylesi-ne serseme çeviren haberleri sindirmeye çalışırken, Jackson Crane ona Colorado daki çiftliğin yaklaşık iki yüz kırk üç hektar olduğunu söylemişti. Emlakçı Madeline kafasından hızlı bir hesaplama yaptığında olasılıklar karşısında neredeyse düşüp bayılacaktı. *Dear Abby: Güzin Abla nın Amerika versiyonu, -ç.n. Vay canına, dedi Trudi beğeniyle. Ziyaret etmek-isteyeceğim bir yere benziyor. Gitmen için bir başka sebep daha. Bana göre de, annem bir evden diğerine sıçrarken, sperm donörünün bir kovboy şapkası takıp iri siyah bir ata binerek dolaştığı bir yere benziyor. Çok para olabilir, dedi Trudi, kaşlarını oynatarak. Bunu hiç düşündün mü? Ondan hiçbir şey istemiyorum, Trudi. Ciddiyim, gerçekten, beni suçlayabilir misin? Hayır, dedi Trudi. Ama... Ama ne? Trudi kaşlarını çattı. Tabağını kenara itti, kollarını masaya yerleştirerek öne eğildi. Tamam, bak bunu gündeme getirmeyecektim, dedi alçak bir sesle. Ama beşinci sınıftayken yatağının altında sakladığın o kutuyu hatırlıyor musun? Madeline, Trudi nin yine o nasihat anlarından birinin geldiğini hissediyordu. Garsona margaritaları getirme konusunda acele etmesini dileyerek bir göz attı. Şu dergilerden kestiklerinin durduğu kutu hani? diye sıkıştırdı Trudi. Bir şeyler Madeline in omurgasından yukarıya doğru ilerliyordu. Evet, hatırlıyordu. O zaman on yaşındaydı. Büyükannesinin evindeki üstü çizikli formika masada elinde makas ve dergilerle oturur, beyaz çitlerin arkasındaki evlerin, arabalara, köpeklere ve plaj toplarına sahip ailelerin evlerinin resimlerini keserdi. Bu resimlerde mutlaka plaj topu olurdu. Madeline bebekli kadınların resimlerini, su kaydırağındaki çocukların, mutlu, gülümseyen insanların resimlerini keserdi. Son derece ümitsizce arzuladığı hayatı yalan da olsa oluşturur ve resimleri bir ayakkabı kutusunun içinde yatağının altında saklardı. Nasıl oluyor da böyle bir şeyi hatırlayabiliyorsun? diye sordu Madeline. Nasıl unutabilirim ki? Tamam, işte durum şu, ben o sıska, çilli, mavi gözlü kızı ve o korkunç batik spor ayakkabıları hatırlıyorum ve kızın neden hıyar babasının ortalarda olmadığını bilmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Mad, gitmek zorundasın. O küçük kız için. Madeline in on yaşındaki hali ikna edici bir savdı ama bu yine de fikrini değiştirememişti. Fikrini değiştiren şey, birkaç gün sonra beş yaş grubunun hiç yerinde durmadığı futbol antrenmanı oldu. Epeyce bir etrafta koşuşturma ve futbol toplarını sektirirken bolca kıkırdama içeren antrenmanın sonunda sekiz kız, bir ağacın altında Madeline, Teresa ve bir başka gönüllü koçun yanında daire oluşturdular. Teresa nın kocası da genellikle onlara katılırdı ama o öğleden sonra iki kızı eve götürmeye gitmişti. Kızlar Capri Sun içiyor ve Madeline in getirdiği elma dilimlerini yiyorlardı. Bu, Madeline in gününün, haftasının, ayının en sevdiği kısmıydı. O da bir zamanlar bu kızlardan biriydi, ağacın altına oturur ve koçlardan birinin onun yeni annesi veya babası olmasını dilerdi. Elbette bu hiçbir zaman gerçekleşmemişti ama Madeline o zamanlar hissettiği özlemi asla unutmayacaktı.

11 Bir koç olarak, kızlarla oynayacakları bir oyun uydurmuştu. Buna Dilek Oyunu adını vermişlerdi ve sırayla ne dilediklerini söylüyorlardı. Madeline o öğleden sonra her zamanki gibi oyunu başlattı. Dileğim, dileğim, dileğim, dedi etkileyici bir hava katmak için duraksayarak, Evcil bir tek boynuzlu atım olması! Kızlar neşeyle çığlık attılar ve sırayla kendi dileklerini söylediler. Kızlar çoğunlukla bir eşya diliyorlardı: Wii, televizyon... Biri annesinin arabasının olmasını dilemişti. Diğeri bir sürü kediyle beraber bir şatoda yaşamayı istemişti. Bir başkasının dileğiyse Barbie arabasına sahip bir prenses olmaktı. Ancak Kenya nın farklı bir dileği vardı. Benim dileğim, benim dileğim, benim dileğim... Bir oğlan olmak, dedi. Madeline ve Teresa birbirlerine baktılar. Bir erkek mi? diye sordu Madeline gülümseyerek. Evet. Eğer bir erkek olursam, babam eve gelecek. Neden babanın eve gelmesi için erkek olman gerekiyor, tatlım? diye sordu Teresa. Bilmiyorum, dedi Kenya. Annem erkek olsaydım onun eve geleceğini söylüyor. Bunu, bir annenin küçük bir çocuğa yanlış cinsiyette olduğunu, babasının onun hayatında olmama sebebinin cinsiyeti olduğunu söylemesi son derece normalmiş gibi anlatıyordu. Kenya nın hemen yanında oturan iki kız kıkırdamaya başlamıştı. Baban eve gelmeyecek. Hayır, gelecek, dedi Kenya beş yaşındaki bir çocuğun özgüveniyle. Şimdi eve gelemiyor, çünkü o bir süper kahraman. Kötü adamlarla savaşıyor. Kızlar kıkırdayınca Kenya da destek için Madeline e baktı. Batman in arkadaşı, dedi ve kızlar tekrar kıkırdadılar. Madeline bu çocuğu nasıl yalanlayabilirdi ki? Kendisi de kimbilir kaç kez süper kahraman bir babası olsun istemişti? Biliyorum, dedi Kenya ya gülümseyerek. Onu gördüm. Kenya nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Babamı mı gördün? Batmanie birlikte, dedi Madeline. Teresa nın kaşlarının onaylamayan bir ifadeyle kalktığını, diğer kızların hayretle ona baktıklarını hissedebiliyordu. Fakat bütün bunlar Kenya nın yüzündeki kocaman gülümsemenin yanında kaybolup gitmişti. Yani sonunda bir biçimde Trudi nin söylediklerini kabul etmesini sağlayan şey Kenya olmuştu. Kenya nın oğlan olma dileği Madeline i, Kenya nın ve kendisinin on yaşındaki halinin daha iyi cevapları hak ettiği konusunda ikna etmişti. O gece geç saatlerde Stephen aradığında, Madeline onunla bir şeyleri bitirmek için bu mükemmel mazerette karar kıldı: Ona bazı kişisel meselelerini halletmesi gerektiği için görüşemeyeceklerini söyledi. Ne tür kişisel meseleler? diye sordu Stephen. Madeline Babam vefat etti ve bana Colarado da bir mülk bıraktı. Henüz tanışmadığım kardeşlerimle paylaşacağım bir mülk, diyerek ona bildiği kadarıyla kısa bir açıklama yaptı. Vay canına, dedi Stephen. Denver da mülkiyet davalarıyla uğraşan bir arkadaşım var. Onu arayabilirim. Madeline bunun konuşmayı sonlandırmak için iyi bir bahane olduğunu düşünerek arkadaşını aramasını kabul etti. Yine de Denver daki bir avukatın muhtemelen ona Jackson Crane in dediklerinden fazlasını söyleyeceğini düşünmüyordu. Önündeki iki gün içinde işteki her şeyini düzene koydu. Listelerindekileri farklı renkteki dosyalarına koyup düzenledi, emlakçı asistanı Bree için, o gittiğinde karşılaşabileceği durumlarla ilgili takip etmesine yönelik görev planları hazırladı. Hatta uçağının düşmesine

12 dair zayıf bir olasılığı göz önüne alarak otomatik bir e-posta hatırlatıcısı bile hazırladı. Madeline ofisin onunla ne zaman ve nasıl irtibata geçeceğine dair açık talimatlar bıraktı ve DiNapoli mülkü için herhangi bir teklif gelirse, ona bunu hemen nasıl bildireceklerini ayarladı. Madeline her şeyi düzenlemişti. Her zaman yaptığı gibi... Trudi onu son dakikada havaalanına götürdü. Madeline in annesi, sıklıkla kirayı ödemeyi, süt almayı veya kızının okul toplantılarına gelmeyi unuttuğu gibi onu arabasıyla almayı da unutmuştu. Trudi bütün yol boyunca gevezelik etti, normalde Madeline in ilgisini çekecek rodeolarla ilgili bir şeyler anlatıp durdu. Ne var ki Madeline in kafası binlerce mil uzaktaydı, karnındaki ufak düğüm bir karpuz büyüklüğüne dönüşmeye başlamıştı. Bilinmeyene adım atmaktan hiç hoşlanmazdı, belirsizliği hiçbir şekilde sevmezdi. Havaalanında Trudi, çıkış terminalinin önünde onu kucaklayıp uğurladı. Seninle gerçekten gurur duyuyorum, Mad. Baban hakkında daha fazlasını bilmenin sana cidden yardımcı olacağını düşünüyorum. Neye yardımcı olacağını? Tanrım, ümitsiz vakasın, diye inledi Trudi. Her şeye! Ah ve son bir şey daha... Bir arkadaşın olarak kot ya da onun gibi daha rahat bir kılık seçmiş olsaydın yolculuktan daha fazla keyif alabileceğini belirtmem gerektiğini hissediyorum. Trudi, Madeline in üzerindeki takıma bir göz attı. Fazla resmi görünüyorsun. Madeline en iyi takımını giymişti, onun gerçekten büyük ilk mülk satışı olan Freemont Drive ın anlaşması sırasında giydiği takımı. Omuzdan asılan bir evrak çantası takmıştı ve sapına bir boyun yastığı tutturmuştu. Jackson Crane in numarası da cebindeydi. Birkaç günden fazla orada kalacağını düşünmediği için sadece bir çift alt üst değişik giyilebilen parçalardan oluşan kıyafeti koyduğu, uçakta yanına alabileceği küçük bir bavulu da vardı. Bu bir iş görüşmesi, aile toplanması değil, dedi Madeline ve sinir bozukluğunu belli etmemeye çalıştı. Doğru, dedi Trudi, her zamanki gibi onun içini görerek. Sadece açık fikirli olmaya gayret et, tamam mı? Açık fikirliyim zaten! Hayır, değilsin. Konu Sperm Donörün olduğunda kale gibi sertsin. Trudi Madeline i sımsıkı kucaklayıp onu bıraktı ve arabasına yöneldi. Ara beni! diye bağırdıktan sonra arabasına binip uzaklaştı. Madeline onu arayacaktı. Yaklaşık iki gün sonra, tam bu havaalanından. Madeline, lacivert dağları, zindeleştiren serin havası ve parıldayan altın rengi düzlüklerinin üzerindeki şişman beyaz bulutlu parlak mavi göğüyle Colorado nun Florida dan çok daha hoş bir görünümü olduğunu itiraf etmeliydi. Internetteki fotoğraflardakinden çok daha güzel görünüyordu. Görünüşe göre bu nefes kesici manzarayı incelemek için epeyce vakti olacaktı, çünkü günün her anını planlamaya dair her zamanki yüksek standartı bu çiftliğe ulaşma planlamasıyla tam olarak uyuşmuyordu. Madeline in sürprizlerden hoşlanmadığını söylemek oldukça yetersiz kalırdı. Madeline gündelik rutininde uyum olmasından ve ne bekleyeceğini, onu ne zaman bekleyeceğini bilmekten hoşlanırdı. Madeline, Kiralama rezervasyonunuzu bulamadık ya da Buradan dört saatlik mesafede gibi ifadelerden hiç hoşlanmazdı. insanlar Jackson Crane in dediği gibi Sizi karşılarım, dediğinde

13 onların en bariz ve en makul olanı kastettiklerine, yani Pine River da buluşalım, yerine Havaalanında buluşalım, demek istediklerine inanmaktan hoşlanırdı. Madeline toparlandı, yapmayı çok iyi bildiği bir diğer şey de buydu. Annesi ucuz bulaşık süngeri gibi erkek arkadaş değiştirdiği için pek çok kez taşınmak zorunda kalmışlardı. Annesinin gecenin bir vakti onu uyandırıp eşyalarını ona fırlatarak hemen toplanması için bağırıp çağırması yüzünden Madeline yeni bir okula başlamak zorunda kaldığında ya da dört gözle beklediği bir partiyi kaçırdığında nasıl her şeyi yeniden gruplandırıp düzenleyeceğini öğrenmişti. Sağ elinde bir Colorado haritası, sol elinde de kiralık arabasının anahtarları vardı. Tezgahın arkasındaki kırmızı yanaklı geveze, Madeline e rezervasyonunu kaybettiklerini bildirdikten sonra neşeli bir şekilde bunun son kiralık araba olduğunu söylemişti. Madeline karşısına çıkan birkaç ufak aksilikten dolayı yılmamaya ve daha önemlisi sinirlenmemeye kararlı olarak Denver Havaalanı nı çevreleyen geniş açıklık alana çıktı. Arabanın sirk palyaçosu arabasından sadece biraz daha büyük olduğunu gördüğünde de canını sıkmamaya karar verdi. Dişlerini sıkarak bagajını arka koltuğa attıktan sonra kaputun üzerine Colorado haritasını yaydı. El çantasına uzanıp sarı fosforlu kalemini aldı sadece işle ilgili evraklarda kullandığı pembe olanla karıştırılmamalıydı ve Pine Nehri ne doğru alacağı yolu işaretledi. Haritayı bir bakışta çizdiği rotayı görebileceği gibi katladı, arabanın kapısını açıp sürücü koltuğuna yerleşti ve haritayı da yanındaki koltuğa koydu. Kolayca uzanabilsin diye cep telefonunu iki koltuğun arasındaki göze yerleştirdi. Çantasının içinden su şişesini çıkarıp kapağını gevşetti ve bardak tutucunun içine koydu. Artık hazırdı. Madeline ayağını gaza yerleştirip güneye doğru yöneldi. Ya da belki batıya... Yön duygusu pek de harika sayılmazdı. Üç Denver, Colorado Luke, şirketlerin zorunlu üç aylık raporlarının daha bahsi geçmeden düşüncelere dalmıştı bile. Jennifer la bir barbekü partisinde tanışmıştı ve onun sarı saçlarından, anlamlı kahverengi gözlerinden ve samimi konuşma tarzından hoşlanmıştı. Bu daha ikinci buluşmalarıydı ve raporlarla ofis politikaları hakkındaki konuşmalar biraz sıkıcı olsa da tamam, çok sıkıcı olsa da dikkatini vererek dinlemek için elinden gelen çabayı sarf ediyor ve Jenni-fer m söylediği bazı isimleri aklında tutmaya çalışıyordu. Fakat Luke un titreşen cep telefonu dikkatini ona vermesini oldukça zorlaştırıyordu. Ancak işlerin nasıl gittiğini sormadan hemen önce kaçamak bir şekilde telefonuna bakmış ve arayanın Patti Teyzesi olduğunu görmüştü. Patti asla bir şeyler ters gitmedikçe aramazdı. Görmezden gel, görmezden gel, görmezden gel. Demek istediğim bu kadar abartacak bir şey göremiyorum. Hepimiz yetişkiniz. Bu işleri halledebilmemiz gerek zaten, değil mi? Doğru. Bu babası olabilirdi. Erkek kardeşi Leo olabilirdi. Arayan herhangi biri olabilirdi. Aa da belki hiç önemli bir şey olmayabilirdi. Görmezdçn gel, görmezden gel. Fakat Mallory, o... Jennifer duraksadı ve sarı saçından kalın bir tutamı omzundan geriye doğru itti. Kimse hakkında kötü konuşmak istemiyorum ama Mallory küstah bir tiptir, biliyor musun? Sadece kendi yönteminin geçerli olduğunu düşünür. Beni delirtiyor.

14 Ah, dedi Luke. Mallory yi unutma. Luke un içinde, Jennifer ı görmeye devam ederse bu ismi daha pek çok kez duyacağına dair bir his vardı. Cep telefonu yine titredi. Görmezden gel. Yani, gerçekten zeki biridir, harika fikirleri vardır ama bazen onu karşıma alıp bak, Mallory, harika fikirleri olan tek kişi sen değilsin ve bazen başka fikirleri de dinlemek isteyebilirsin, demek geliyor içimden. Bu acil bir şey olmalıydı. Acil bir şey olmasa Patti sadece mesaj bırakırdı. Bu hiç sana da oldu mu? diye sordu Jennifer. Bu soru Luke u afallatmıştı. Ne? Jennifer ın yüzüne Luke un kızgınlık olarak yorumladığı bir ifade yerleşti. Bu cep telefonunun vızıldaması mı? diye sordu Jennifer soğuk bir ses tonuyla. Öyle, dedi Luke dürüstçe. Jen, bana bir dakika izin verebilir misin? Sanırım bunu cevaplamam gerekiyor. Ne zamandan beri Jen oldum? dedi kız ve arkasına yaslanıp ellerini kucağında birleştirdi. Elbette, dedi eliyle Luke un telefonuna hafifçe dokunarak. Ne yapman gerekiyorsa onu yap. Sonra mekana özel içkisini alıp yudumladı. Garson içkinin adına Bülbül demişti. Uzun bir bardağın içinde, mavi bir içkiydi. Luke teyzesini aradı. Patti ilk çalışta telefonu açtı. Patti? Merhaba Luke, Tanrı ya şükür. Bob ve Leo için endişeden öldüm, dedi Patti Teyze her zamanki pratik tarzıyla standart giriş bölümünü atlayarak. Patti Teyzesi Luke a, rahmetli annesini hatırlatırdı. Bugün çiftliğin oraya gittim, kapılar sımsıkı kapatılmıştı. Günlerdir orada değiller Luke ve ben Bob a ulaşamıyorum. Luke gözlerini kapatıp içinden yükselen, alnını önünde duran masaya yapıştırma isteğine engel olmaya çalıştı. Şimdi olmaz, tam üç yeni evin inşaatına başlamışken olmaz. Bunlar büyük işlerdi. Denver ın lüks bölümlerindeki ısmarlama evler. Neredesin? Arkadan sanki bir müzik sesi geliyor. Bir şeyi bölüyor muyum? Hayır, bölmüyorsun, dedi Luke ve Jennifer ın gözlerinin hafifçe kısıldığını fark etti. Onu arayıp seni neler olduğundan haberdar edeceğim. Lütfen et. İkisi için endişelenmekten başka bir şey yapamıyorum. Luke da öyleydi. Telefonu kapattı ve Jennifer a gülümsedi. Kızın kaşları soru sorar bir biçimde kalkmıştı. Babamı aramam gerekiyor, dedi Luke özür dilercesine. Teyzem ona ulaşamıyor. Demek Patti senin teyzen, öyle mi? diye sordu Jennifer, ona dikkatle bakarak. Evet. Dinle, dışarı çıkıp şu aramayı yapacağım. Kısa keseceğim, söz veriyorum. Sen neden bize bir aperatif söylemiyorsun? Jennifer omzunu silkti, mönüyü eline aldı. Neden hoşlandığını bile bilmiyorum. Ne olsa fark etmez, dedi Luke ve aceleyle dışarı, sokağa çıktı. Babası telefonu açmadı. Luke buna pek fazla anlam yüklemedi. Babası çalan cep telefonlarının yarısından fazlasını duymazdı zaten. Diğer taraftan geçmişte babasının Luke tan kaçınmak için telefonları açmadığı da olmuştu. Luke kardeşini aradı. Telefon bir kez çaldıktan sonra Leo neşeyle Romeo buyrun, dedi. Luke elinde olmadan gülümsedi. Ne var ne yok, Romeo? Her şey yolunda mı?

15 Hayır, her şey yolunda değil. Broncoların işe yarar tek köşe savunmacımızı ticarete soktuklarını öğrendim. Cidden Amerika daki bütün süt kutularının üzerinde savunma oyuncumuzu göreceğiz ve onu keşfetmemeleri için dua edeceğiz. Eee, senden naber? Fena değil. Peki, başka neler oluyor, Leo? Her zamanki gibi seksi piliçleri başımdan savuşturmaya çalışıyorum. Yeni bir beysbol sopası kullanmam gerekebilir. Pine River da o kadar çok seksi piliç olduğunu bilmiyordum. İnanamazsın, birader, kesinlikle inanamazsın. Leo, babamdan ne haber? Babamdan mı? Hiç, dedi Leo. Baksana, bence bizim o bonservisi elinde olan savunma oyuncusunu Miami den vazgeçirme şansımız olabilir, ne dersin? Oyalama taktiği. Hiç kimse Leo yu, Luke kadar iyi tanıyamazdı ve Luke küçük kardeşinin ne zaman karşısındakini oyaladığını bilirdi. Hiçbir şey, ha? Peki neden Patti Teyze beni aradı? Neden bugünlerde çiftlikte olmadığınızı söylüyor? Kahretsin, diye mırıldandı Leo. Bak, her şey yoluna girecek, dedi sesindeki neşeli ton kaybolarak. Her şeyi kontrol altına aldık. Şimdi endişelenme sırası Luke taydı. Neyi kontrol altına aldınız? Şehirde oldukça işe yarar bir yer bulduk. Küçük bir ev ve ben parka da çıkabiliyorum... Şehirde bir yer mi? diye bağırdı Luke ve kalbi sıkışmaya başladı. Ne oluyor, Leo? Neden çiftlikte değilsiniz? Babam nerede? Şimdi burada değil. Bak Luke, açık konuşacağım. Bu dünyanın sonu değil fakat babam bir nevi aptalca bir iş yapmış. Şey, bir nevi değil aslında, kesinlikle aptalca. Hayır, hayır, hayır. Luke un otuz yıllık hayatı gözünün önünden geçiyordu. Hayatının ailesi yüzünden raydan çıktığı her seferinde, bütün planları onlar yüzünden suya düşmüştü. Gözlerini kapattı, parmaklarını gözlerine bastırıp sertçe ovdu. Eve gelmem gerekiyor mu? Leo bir an için tek kelime etmedi ama sonra sessizce, Evet, sanırım, gerekiyor, dedi. Dört Pine Nehri ne araba sürmenin tek iyi tarafı, Luke un deri koltuklar koyduğu ve kendi elleriyle yaptığı motoruyla tamamen yenilenmiş klasik 1975 Ford Bronco cipiydi. Hoş bir arabaydı ve son zamanlara kadar hiç kullanılmadan, dokunulmadan Kendrick aile garajında öylece yatmıştı. Luke onu dört yıl önce, kendi hayatına ara verip bir şeyleri düzeltmek için yine eve geldiği zamanlardan birinde geçici bir hevesle almıştı. Gerçi o zaman bir şeyleri düzeltememişti. O sefer de annesi aramış ve meme kanserinin 4. aşamasında olduğu teşhisinin konulduğunu söylemişti. Üç ay öncesine kadar göğsündeki kütleyi hiç fark etmediğini ve sonra da çok yoğun olduğu için doktora bir türlü görünemediğini anlatmıştı. Neden bana söylemedin? diye sormuştu Luke çaresizce. Seni rahatsız etmek istememiştim, demişti annesi. Tam derslerinin ortasında... Annesi epeyce uzun süre elinden gelenin en iyisini yapmıştı ama babası ve Leo umutsuzdu. Annesi de en sonunda Luke u eve çağırmaya mecbur kalmıştı. Üzgünüm, tatlım, demişti kemoterapinin ona yaptıklarını gizlemek için başına bir eşarp dolayarak. Ölmekte olduğu ve Luke un okulunu aksattığı için üzgündü. Luke tabii ki eve gelmişti. Annesi artık yapamayacağı için faturaları ödemek, babası ve Leo için bir şeyler pişirmek ve çiftlikte her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için geri

16 dönmüştü. Annesinin tedavisini izlemek, ona yataktan kalkıp yatağa yatarken yardım etmek ve onu Duran-go daki onkoloji randevularına arabayla götürmek için eve geri gelmişti. Bronco yu da Durango ya yapılan yolculukların birinde satın almıştı. Doktorlar yeni testler istemiş ve annesini herkesin beklediğinden daha uzun süre tutmuşlardı. Beklemek, onca zaman öylece dikilip kendini çaresiz hissetmek annesinin hastalığının en kötü tarafıydı. O sırada Luke da hastaneden çktığında kendini Bronco yu satın alırken bulmuştu. Babasının yardımıyla Luke onu eve getirebilmeyi becermişti. Bu cip ona yapacak bir şey, annesinin yavaşça öldüğü ve bunun için yapabileceği hiçbir şey olmadığı gerçeğinden uzaklaştıracak bir amaç vermişti. Luke garajdaki tek bir ampulün altında Bronco yu yenilemeye çalışarak uzun akşamlar geçirmişti. Hatta bijonlarını bile kendi eliyle parlatmıştı. İki yıl önce Luke cipi yenileme işini bitirmişti. Üç hafta sonra Cathy Kendrick en sonunda kanserin ona dayattığı acı ve itibar kaybına teslim olmuştu. Luke un Bronco su-nu bitirmesini bekliyormuş gibi, her şeyi tamir edemeyeceği gerçeğiyle onu uzlaştırmak istiyor gibi görünüyordu. Ölmüştü, arkasında otuz iki yıllık bir koca, iki oğlan, dört köpek ve onu tanıyanların yaşamlarında bir boşluk bırakarak gitmişti. İki yıl boyunca garajda Bronco yu her gördüğünde Luke un aklına o boşluk gelmişti. Luke bir süre sonra babasının ve Leo nun kendi başlarının çaresine bakabileceklerinden emin olduğunda, Bronco yu ve ailesini bırakıp üçüncü kez Denver a dönmüştü. Okulunu bitirmiş, mimar diplomasını almış ve kendi işini kurmuştu. Çabucak bir işyeri yönetmeyi bilmesi gerektiğini fark etmiş ve işletmecilikte master derecesini almak için yüksek lisansa kaydolmuştu. Okuldaki ikinci sömest-rindeydi. Luke birkaç ay önce, bulutsuz, göğün masmavi olduğu bir günün öğleden sonrasında babasını ve Leo yu görmeye eve gelmiş, garajdaki Bronco ya bakıp tamam, artık zamanı diye düşünmüştü. Annesinin ölümünün acısı sığ, yavaş akan bir nehre dönüşmüştü. Luke artık o boşluğu değil, annesinin kahkahasını, gülümsemesini, saçını kulaklarının arkasına nasıl sıkıştırdığını ve annesinin ondan ne kadar kısa boylu olduğunu düşünüyordu. Bugün ise Bronco yolda neredeyse kedi gibi mırlaya-rak ilerliyordu. Luke un bir araba tamircisi olarak ne kadar hünerli olduğunun ve Leo nun eski motorların nasıl tamir edileceğine dair yeni fikirler bulmakta daha da hünerli olduğunun bir göstergesiydi bu... Güzel bir gündü, hava biraz serindi, dağ havası gibi temizdi ve kavaklardaki tek bir yaprağı bile kıpırdatmayan hafif bir rüzgar vardı. Luke, Bazen Geçidi denilen eski bir maden yolunun üzerindeki kestirme yola döndü. Bu, kış aylarında, Denver dan Pine River a gidiyorsanız Colorado Springs e doğru aşağıya kıvrılıp, yolculuğa iki saat daha ekleyeceğiniz anlamına gelirdi. Bu yol, yürüyüş ve orman araç yollarına doğru kıvrılıyordu. Luke bir viraja geldiğinde küçük bir arabanın birçok güvenlik cebinden bir tanesine park etmiş olduğunu gördü. Arabanın yanında bir kadın duruyordu. Luke gözlerini kısarak baktı, kadın bagajdan yedek lastik ve lastik değiştirme takımını çıkarıyor gibi görünüyordu. Tampona doğru dayanmış kılavuza benzer bir şey okuyordu ve elinde fosforlu bir kalem vardı. Luke geçerken yavaşladı. Kadın koyu renk bir takım elbise giymişti ve saçlarını pençeye benzeyen tokalarından biriyle toplamıştı. Ancak Luke un asıl dikkatini o fosforlu kalem çekmişti. Bir dağ yolunun kenarında oldukça tuhaf gözüküyordu. Luke cebin arabayı park edebileceği başk bir noktasında durup kadının olduğu yerin biraz gerisine park etti.

17 Kadın, Luke park ederken küçük arabasının önünde çabucak doğruldu. Luke cipinden inerken, kadın koyu renk kaküllerinin altından ona endişeli bir ifadeyle baktı. Muhtemelen Luke u daha iyi görebilmek için geriye doğru, parmaklıkların yanına yanaşmıştı. Aşağı atlama, dedi Luke. Koyu renk kaküllerin altındaki Karayip Denizi rengi gözler korkuyla açıldı. Ne? Şaka yapıyorum. Arabanızla ilgili bir sorun varmış gibi görünüyor. Kadın kollarını ince bedeninin üzerinde kavuşturdu ve öfkeyle arabaya baktı. Lastiği patladı. Bu araba ucuz bir teneke yığını. Luke arabaya baktı. O kadarı bile iltifat bence. Kadın gülümsedi. Gülümsediği zaman oldukça hoş oluyordu. Gözleri parlıyor gibiydi. Evet, bu kadın hoştu. Sizin için değiştirmemi ister misiniz? Ben, şey... Sizin için sorun olur mu? diye sordu kadın. Sigortası var ve bunu kontrol etmek için arayacaktım ama telefonum çekmiyor. Kadın kanıtlamak istermiş gibi telefonunu havaya kaldırdı. Kesinlikle bu yolları kullanan bir tipe benzemiyordu. Buraya gelen kadınlar genelde yürüyüş botları, sırt çantaları ve boyunlarının etrafında ban-danaları olan tiplerdi. Bu kadının zarif boynundaysa ince altın bir kolye vardı. Tam bu ağaç hattının aşağısındasınız, dedi Luke. Sinyal alabilmeniz için Pine River da ya da biraz daha fazla bir yükseklikte olmalısınız. Size memnuniyetle yardımcı olurum. Size ücretini verebilirim, diye öneride bulundu kadın. Gerek yok. Yapmaktan mutlu olurum. Luke sıklıkla güzel kadınlara yardım etmek durumunda kalmıyordu. Bu kadın ise ona oldukça çekici gelmişti. Belki bu koyu renk takımın ve sıkıca iliklenmiş gömleğin içinde fazlaca müdireye benziyor gibi görünebilirdi ama Luke kadının biçimli bacakları ve çok hoş kıvrımları olduğunu görebiliyordu. Teşekkür ederim. Kadının sesi rahatlamış geliyordu. Gerçekten çok naziksiniz. Yürümek zorunda kalacağımı düşünmüştüm! Kadın güldü. Luke bakışlarını onun ayakkabılarına kaydırdı. Bilemiyorum, bu topuklular buradan merkeze yürümek oldukça uzun sürerdi. Ah, onları her zaman giyiyorum. İçlerinde Dr. Scholl tabanları var. Dalga mı geçiyordu? Bu tepelerin üzerinde yürümek kaldırımda yürümekten biraz farklıydı. Luke tırabzan ile araba arasındaki dar alandan, kadının yanından geçti. Kadının boynundaki altın zincirden bir M harfinin sarktığını fark etmişti. Luke sürücü kapısını açtı ve bagaj açma düğmesine uzandı. Yandaki yolcu koltuğuna yayılmış olan haritayı gördüğünde Denver dan çıkan sarıyla üzerlerinden geçilmiş yolları fark etti. Nereye gidiyorsunuz? diye sordu ve arabanın kapısını kapattı. Kadının mavi gözleri kırpıştı. Ellerini kararsızca göğsünde bağladı. Luke ona bakıp gülümsedi. Buralardaki yağmacı dağ adamlarının genellikle uzun sakalları ve kirli kıyafetleri olur, biliyorsunuz değil mi? Kadının gözleri hafifçe açıldı ama sonra tek yanağındaki gamzeyi ortaya çıkararak yavaşça gülümsedi. Onları bu şekilde mi tanıyacağım? Teşekkür ederim, bu ihtiyacım olan bir bilgiydi. Luke sırıttı. Kusura bakmayın ama kaybolmuş gibi bir havanız var. Ben bu civardanım ve büyük ihtimalle size doğru yönü tarif edebilirim.

18 Pine River, dedi kadın kollarını tekrar aşağıya sarkıtarak. Benzincideki adam bana Bazen Geçidi yoluna girmemi söylemişti. Bulunduğum yolu doğrudan yukarı takip ettiğimde oraya varabileceğimi söyledi ama bulamadım. Üzerindesiniz. Luke kaçamak bir şekilde onu süzdü. Kesinlikle hoş biriydi. Çok zayıf değildi, kıvrımlı hatları tam olması gerektiği gibiydi. Pine River da ne işi vardı acaba? Sorun şu ki sadece buranın yerlileri orayı Bazen Geçidi olarak adlandırır. Bulamamama şaşmamalı! Sakıncası var mı? diye sordu ve Luke un yanından geçip arabaya doğru yani içine eğilirken onun koluna hafifçe sürtündü ve Luke a mükemmel bir popo manzarası sunmuş oldu. Elinde haritayla tekrar doğrulmadan önce, Luke un hayranlıkla bakması sadece bir an sürebilmişti. Kadın haritayı arabanın üzerine serdi ve fosforlu kaleminin kapağını açtı. Neredeyim şu anda? Luke haritanın üzerinde Bazen Geçidi dedikleri ilçe yolunu işaret etti. Aaah, dedi kadın ve altını fosforluyla çizdi. Tekrar eğildiği haritanın üzerinden kalkıp doğruldu ve bir an için çizdiği fosforlu kısma beğeniyle bakıp bakışlarını haritadan ayırdı. Luke u hala orada dikilir vaziyette gördüğüne şaşırmış gibiydi ve adama o Karayip Denizi mavisi gözleriyle dikkatle baktı. Peki, Pine River hangi yönde? diye sordu. Bir erkek kolaylıkla bu gözlerin içinde kendini kaybedebilir, diye düşündü Luke. Batı. Yani şu taraf olacak... Kadın kuzeyi işaret etti. Tanrım gerçekten kaybolmuştu. Luke yolun aşağısını gösterdi. Burası batı, gitmekte olduğunuz yön. Pine River on mil kadar aşağıda. Harika. Teşekkür ederim. Kadın haritayı topladı. Rica ederim. Luke tekrar o parıldayan gözlere baktı ve sonra arabanın daha güvenli olan arka kısmına geçti. Ye-dek lastiği, değiştirme takımını çıkarmış ve aletleri düzenli bir sırada dizmişti. Luke patlamış olan arka tekere baktı. Muhtemelen bir çivi ya da onun gibi bir şeydir, dedi. inşaat alanına girdiğimde bundan endişelenmiştim zaten. Burada hangi cehennemde inşaat alanı vardı ki? Luke bakışlarını tekrar sırayla dizilmiş olan aletlere indirdi. Ah... Ben de kılavuzu okuyordum, dedi ve Luke un yanına geldi. İlk önce bij onları gevşetmemiz gerektiğini söylüyor. Öyle mi? Luke krikoya uzanarak. Endişelenmeyin. Daha önce pek çok kez lastik değiştirdim. Tabii, tabii, dedi kadın Luke un elindeki krikoya bakarak. Tam olarak ona katılıyormuş gibi görünmüyordu. Sadece düşündüm ki, biliyorsunuz küçük bir araba... Hayır, Luke bilmiyordu. Onun etrafından dolanıp arabanın altındaki küçük bölüme krikoyu yerleştirmek için tek dizinin üzerine çöktü. Krikoyla kaldırmaya başladı ama kadın çok yakınında duruyordu. Luke durup ona bakmak için başını yukarı kaldırdı. Biraz geride durursanız daha iyi olur. Doğru, dedi kadın biraz geriye doğru giderek. Fakat topuklunun içine sıkışmış ayakları hala Luke un görüş alanı içerisindeydi. Luke patlamış lastiği çıkardı. Sonra da jantın üzerine yedek lastiği taktı. Luke kadının onun izlediği adımları takip ediyormuş gibi kılavuzun sayfasını çevirdiğini fark etti. Lastiği sağlamlaştırıp ayağa kalktı. Elinizden geldiğince çabuk bu lastiği tamir ettirmeniz lazım. Luke lastik değiştirme aletlerini bagajın içine atmaya başladı. Bu lastikler kesinlikle bu yollara göre

19 yapılmamış. Luke bagajı kapattı ve elini kalçasının üzerine koydu. Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı? Sanırım bu kadarı yeterli. Kadın elindeki kılavuzu kapattı. İsminizi alamamıştım. Luke. Luke, diye tekrar etti kadın. Çok teşekkür ederim. Ben de Madeline. Minnettar bir biçimde gülümsedi ve tokalaşmak için elini uzattı. Bu gülümsemeye bakmak Luke un şaşırmasına neden olmuştu. Bir gülümseme kadının yüzünü değiştirmiş, her nasılsa onu daha yumuşak bir hale getirmişti. Gözleri parıldıyordu, dudaklarıysa... O anda Luke un kafasında pek çok fantezi dolaşıyordu. Luke aniden onun saçındaki pençe şeklindeki tokayı çıkarıp bluzunun en üstteki iki düğmesini açma isteğiyle doldu... Ancak bunun yerine Made-line in elini sıktı. Elinin içinde onunkinin ağırlığı yokmuş gibiydi. Teşekkürler, dedi Madeline tekrar hala gülümseyerek ve yine parmaklıklara yaslandı. Sizi daha fazla tutmayayım. Yavaşça elini çekti. Rica ederim, dedi Luke ve tuhaf bir şekilde iki parmağını alnına değdirerek bu da nereden çıkmıştı böyle sözüne devam etti. Dikkatli olun. Teşekkürler! Madeline ellerini arkasına kavuşturmuştu ve neşeli bir silahlı muhafız gibi arabasının yanında duruyordu. Luke onun yanından geçerken keyifli bir şekilde gü-lümsemekten kendini alıkoyamadı. Cipine geri döndü ve tekrar arabayı çalıştırdı. \ola doğru çıktı, dönebileceği kadar ilerleyerek biraz yukarıya sürdü. Sonra da Pine River a yöneldi. Geçerken kadına el salladı. Madeline de el sallayarak karşılık verdi. Luke onun ne yaptığını görmek için dikiz aynasından baktı. Madeline in mavi gözleri arabasının üzerindeki haritadaydı ve onu küçük düzgün bir kare şeklinde katlamakla meşguldü. Beş Pine River isimli küçük kasaba, vadinin tam merkezinde, ismini aldığı nehrin kenarında kurulmuştu. İnsan dağlardan aşağı inerken kasabanın bir dağın yabanındaki vaha gibi vadinin tam ortasında kurulduğunu görebilirdi. Bu şehir ilk zamanlarda madenciler ve çiftçiler için bir merkezdi aslında ama madencilik faaliyetleri bitip daha büyük çiftlikler küçük çiftlikleri yok ettiğinde Pine River da bir turist kasabasına dönüşmüştü. Kayak merkezi olmak için bayırlardan biraz uzaktı. Yızları cazibeliydi burada. Yürüyüş, rafting, at binme, bisiklet sürme ve kamp... İnsanın arzu edebileceği her tür açık hava sporu burada mevcuttu. Luke, Pine River ın içinde ve civarında yetişmişti. Burada okula gitmiş, Amerikan futbolu oynamış ve aşık olmuştu. Arabasını aile çiftliklerine giden kır yolunun kavşağındaki yamaca çevirdi. Sekiz mil daha öteye arabayı sürüp sürmemeyi düşünmüş ama muhtemelen ilk önce babasıyla konuşmasının daha önemli olduğuna karar vermişti. Luke 48 anayola çıkarken, küçük bir Honda çiftlik yoluna dönmüş, onu portatif tuvaletler taşıyan bir kamyon takip etmişti. Tuhaf. Bu yolda trafik çok nadirdi, sadece çalışmaya gelen çiftçiler olurdu. Belki ihtiyar Kaiser sonunda karısının yıllardır hakkında konuştuğu şu yeni evi inşa edecekti.

20 Luke anacadde boyunca ilerleyip vadi tabanından aşağıya doğru indi. Batı tarzı ahşap binalar iki sıra halinde, her biri uzun birer şerit gibi karşılıklı olarak dizilmişti. İş yerlerinin adlarının her biri turistlerin ilgisini çekmek üzere konmuştu: Boz Ayı Pansiyonu ve Kayalık Körfez Birahanesi. Luke Mavi Alakarga Bakkalı ve Olta Takımı Dükka-nı nda durdu. Dükkanın bakkal bölümü küçük ve kısıtlıydı. Sadece tuvalet kağıdı ve süt gibi temel ihtiyaçları bulunduruyordu. Birinin temel ihtiyaçlardan fazlasına ihtiyacı varsa eski Aspen Otobanı üzerindeki Wal-Mart a gitmesi gerekiyordu. Luke, abur cuburların durduğu bölüme yürüdü ve göz gezdirmek için hafifçe eğildi. Bisküvi... Evet, bunlar iş görürdü. İki paket aldı. Zaten onun yemediğini Leo yerdi. Biraz tortilla cipsi ve salsa sosu aldı, sonra da on ikilik Coors birası paketi almak için soğutucuya ilerledi, buna ihtiyacı olacağına dair bir hissediyordu. Luke aldıklarının parasını ödedikten sonra elindeki anahtarı şıngırdatarak dışarı çıktı. Birinin adını seslendiğini duyduğunda daha Bronco ya varmamıştı. Arkasını döndüğünde, şaşkınlıkla acıyı aynı anda hissetti. Luke Kendrick, dedi kadın gülümseyerek ve bu Lu-ke u her zaman olduğu gibi etkileyip geçen yılları hatırlattı. 49 Julîe Daugherty, dedi Luke. Ayrılalı ne kadar zaman olmuştu? Üç yıl mı? Belki tam olarak değil. Julie, Luke un evlenmek niyetinde olduğu kadındı. Julie, Luke un onun için yüzük satın aldığı, önünde diz çöktüğü, ne var ne yok yaptığı kadındı. Julie, Luke un kalbini kıran kadındı. Bu ne sürpriz, dedi kadın, temkinli bir şekilde ileriye doğru yürürken. Her zamanki gibi muhteşem görünüyordu, sarı saçları modaya uygun bir biçimde kısa kesilmişti, bedeni biçimli ve atletikti, üstelik ilk çocuğunu doğuralı daha sadece birkaç ay geçmişti. Nasılsın? İyi, dedi kadın ve bakışlarını Bronco ya çevirerek arabanın tamponunun yanında durdu. Hala çalışıyor, demek? Her zamankinden de iyi. Luke da Bronco ya bakmak için döndü ama bir hareketlilik dikkatini çekmişti. Bu, stepnesiyle yanlarından yavaşça geçmekte olan küçük bir arabaydı. Mavi Göz öne doğru eğilmiş, başının üzerindeki işaretleri görmeye çalışıyordu. İyi görünüyorsun, dedi Julie, arabayı fark etmeyerek. Ama zaten eskiden de hep öyle görünürdün. Kadın güldü ve küpesine dokundu. Bu Luke u birkaç yıl öncesine götüren basit fakat tanıdık bir hareketti. Çiftliğin sundurmasındaki salıncakta oturup her şeyden ve hiçbir şeyden bahsederlerdi ve Julie farkında bile olmadan kulağındaki küpeyle oynardı. Teşekkürler, dedi Luke. Bundan başka ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Sadece her şey planlandığı gibi 50 gitmiş olsaydı Julie yle evleneceğini ve çocuğunun şimdi kendi çocuğu olabileceğini düşünüyordu. Eğer annesi ve Leo olmasaydı... Hala Denver da mısın? diye sordu Julie. Evet. Babam ve Leo yla görüşmek için eve daha yeni geldim. Julie başını salladı. Mahcup bir şekilde gülümsedi. Kız arkadaş?

21 Luke, Julie nin bunu sormaya hakkı olduğunu hissetmesinden nefret ediyordu. Omzunu silkti. Ara sıra. Julie güldü. Bahse girerim dizlerine kapanmasını sağ-lıyorsundur, Luke. Her zaman öyle yapardın. Peki, Leo nasıl? Onu son zamanlarda buralarda göremiyorum. Luke un nefes alıp verişleri biraz hızlanmıştı. İyi. Gayet iyi, diye yalan söyledi ve Julie nin kocasını ima ederek Ya Brandon? diye sordu. Aslında o herifin ne yaptığı umurunda bile değildi. Ona kocasını sorduğunda Julie nin yüzü hafifçe kederlenmiş miydi yoksa Luke bunu ümit mi ediyordu? Julie ellerini kot pantolonunun cebine soktu. Gururlu bir baba. Julie bundan başka bir şey söylemedi, sadece Luke a baktı. Orada durup, ilişkilerini bitirdiklerinden beri geçen haftaları, ayları ve yılları düşünerek birbirlerine baktılar. Neyse ki Luke bir kez daha dikkatini çeken küçük araba sayesinde aptalca ya da uygunsuz bir şey söylemekten kurtuldu. Tekrar yanlarından geçiyordu ama bu kez aksi yöneydi. Peki o zaman, dedi Julie. Baban ve Leo ya selamımı söyle, olur mu? Elbette. 51 Julie sıcak bir şekilde gülümsedi. Seni görmek gerçekten güzeldi, Luke. Gerçekten. Julie nin sesinde Luke un tam olarak anlamlandırama-dığı ama hissettiğinden emin olduğu bir şey vardı. Luke yerinde fazladan bir an daha durdu, yumuşadığını hissedebiliyordu. İlk kımıldayan olmak için kendini zorladı. Seni de, Julie. Sonra arkasını döndü ve Bronco nun sürücü koltuğuna ilerledi. Julie Daugherty onu en berbat şekilde yüzüstü bırakıp gitmişti ve Luke bir şekilde kendini toplayıp hayatına devam etmişti. Şimdi geriye dönecek değildi. Luke arabanın kapısının yanında arkasına baktı. Julie hala oradaydı, elleri arka ceplerinin içinde, alt dudağını ısırıyor, neredeyse kendini konuşmaktan alıkoymaya çalışıyor gibiydi. Bakışları özlem doluydu ve bu Luke un bel-kemiğinden aşağıya tanıdık bir ürperti yolladı. Arabasına bindi ve Julie ye neden o şekilde baktığını sorma hatasına düşmeden anahtarı çevirdi. Pine River ın ihmal edilmiş bir yeri varsa, orası Elm Sokağı ydı. Bu sokakta evler daha küçük ve şehirdeki diğer yerlerden biraz,daha köhneydi. Luke babası ve Leo nun kaldığı evi kolayca buldu. Babasının ona, Leo yla beraber geçici olarak kasabada bir yer kiralayacaklarını söylerken anlattığı gibi görünüyordu. Kare şeklindeki çimenlik alanın ortasında duran küçük, yeşil bir ahşap evdi. Etrafı tel örgüyle çevriliydi. Bağımsız garaj sadece tek bir arabaya yetecek büyüklükteydi. Yeni gibi görünen köpek kulübesi bahçede yükselen karaağacın altında duruyordu ama etrafta köpekten bir iz yoktu. 52 Evin kendisi oldukça ufaktı. Luke iki yatak odası ve bir banyodan oluştuğunu tahmin etti. Tekerlekli sandalye rampası da yoktu. Tel örgünün dışına park eden Luke satın aldığı malzemeleri aldı. Çakıl döşenmiş yoldan ilerleyip sundurmaya zıpladı ve içeri girmeden önce kapıya iki kez vurdu. Luke oturma odasına girerken Leo Bak bak, kimler gelmiş! dedi. Buraya gelirken oyalandın değil mi? Ben de tam şu oyunda rekor kırmak üzereydim!

22 Istakoz kıskaçları gibi kıvrılmış elleri ve kullanamadığı parmaklarıyla Leo nun bir oyun kumandasını kullanabilmesi Luke u hep şaşırtıyordu. Fakat Leo, bedeni yavaşça bozulurken, bunu yapmakta ustalaşmıştı. Başı hafifçe bir yana eğilmiş ve bacakları birbirinin üzerine yığılmıştı. Leo bir zamanlar olduğu adamın ancak bir gölgesiydi şimdi. Luke gibi, Leo da Amerikan futbolu oynamıştı. Büyük burnunda bandıyla, Colorado Madencilik Üniversitesi n-de burs kazanmıştı ve profesyonel olma hayalleri vardı. Fakat üniversitedeki ilk yılının baharında, sol kolu tuhaf bir biçimde titremeye başlamıştı. Topu sıkıca tutamıyor gibi görünüyordu. Annesiyle babası Leo yu bir sürü doktora göstermişler ve sonunda da uzman doktorlara götürmüşlerdi. O yaz Leo bir motor nöron hastalığı teşhis edilen en genç insanlardan biri olmanın talihsiz fırsatını elde etmişti. Hiçbiri bunun ne olduğunu tam olarak bilmiyordu ama doktor Lou Gehrig Hastalığı na* epey yakın olduğunu söylediğinde Luke un, annesinin yüzünde gördüğü ifade *Lou Gehrig Hastalığı, ALS: Adını Lou Gehrig den alan motor nöron hastalığı. 53 bunun kötü bir hastalık olduğunu gösteriyordu. Annesinin yüzü kül gibi olmuştu ve sandalyesinin kollarını kayıp düşecek ya da eriyip yere akacakmış gibi sıkı sıkı tutmuştu. Doktor hastalığın Lou Gehrig in hastalığıyla tam olarak aynı seyirde ilerlemediğini anlatarak bunu olduğundan daha iyi göstermeye uğraşmıştı fakat söyleyebileceği hiçbir şey Leo nun hastalığının da aynı şekilde tahrip edici ve ölümcül olduğu gerçeğini değiştirmezdi. Luke un bildiği kadarıyla Leo hayatındaki bu zalim değişimin sadece bir kez onu üzmesine izin vermişti. Arkadaşlarla dışarıda geçirilen bir gece sonrasında Luke erkek kardeşinin ağlama sesine uyanmıştı. Leo yerdeydi, kaybettikleri için, geleceğin ona getirecekleri için hıçkırarak ağlıyordu. Daha sadece yirmi yaşındaydı. Fakat sonra gerçek Leo Kendrick tarzında, kendini toplayıp işe yaramayan kolunu yerden kaldırmış, yüzündeki yaşları silmiş ve Tamam. Planı değiştiriyoruz, demişti. Luke un düşüncesine göre, Leo Kendrick ten daha büyük bir kahraman yoktu. Yaklaşık bir yıl sonra, annesine kanser teşhisi konulduğunda Leo asla güçten düşmeye dair hislerini tekrar açığa vurmamıştı. Şimdi yirmi altı yaşında, kendini ve fizikçi Steven Hawking i kastederek bunun sadece dahilerin başına gelen bir tür hastalık olduğu konusunda şakalar yapmaktan hoşlanıyordu. Luke odanın içine ilerledi ve ekrana göz attı. Ağızlarından ateş çıkaran ejderhalar ve onların etrafında süratle hareket eden oyun kurucu Peyton Manning a benzeyen bir adam vardı. Luke elini kardeşinin başına koydu. Bu sen misin şimdi? 54 Dostum, tabii ki o benim! Luke eğildi, kardeşinin eğik başının üstünden öptü. İşte, dedi ve elindeki poşeti Leo nun hemen yanındaki masaya koydu. Leo poşeti açtı ve içindeki birkaç bisküvi paketini dışarı çıkarıp salladı. Oreos. Teşekkürler dostum. Böyle şeyler yememem gerekiyor, o yüzden gardiyanın görmemesini sağla. Yutkunmakta zorluk mu çekiyorsun? diye sordu Luke, içi korkuyla dolarak. Hayır, aptal herif, şişmanlıyorum. Leo paketlerden birine uzanarak güldü ve neredeyse hiç iş göremeyen eliyle kaldırdı. Ağzına birini tıkıştırdı ve yamuk bir şekilde çiğnemeye başladı.

23 Marisol nerede? Senden yine mi saklanıyor? diye sordu Luke, Leo nun gündüz gelen bakıcısını kastederek. Ne alakası var, Marisol bana bayılıyor bir kere. Bugün izin günü. Babam burada. Arka tarafta, dışarıda, bir çalışma tezgahı yapıyor. Burası için büyük planları var. Bir cimnastik salonu, bir misafir süiti, sinema odası, aklına ne gelirse... Luke güldü. Yine dekorasyon ve tamir kanalını seyrettiniz herhalde. Umarım babam bir rampa yapmayı da planlıyordun Pine River daki en hızlı rampa! Hey, Luke, dedi Leo, çevirebildiği kadar başını hafifçe geriye çevirerek. Babamın çok üstüne gitme, tamam mı? Elinden geleni yapıyor. Luke kederli bir şekilde gülümsedi. Babasının bu kadar işin altından nasıl kalktığını tahmin bile edemiyordu zaten. Luke için hepsi başa çıkılamaz görünüyordu. Biliyorum, dostum. Biliyorum. 55 Küçük evin bir ucundan diğerine doğru yürümeye başladı, burnunu küf kokusundan dolayı kırıştırıyordu. Tavanda su lekeleri vardı. Pasrengi halının bazı yerleri iyice soyulmuştu. Duvardaki boyalar pencere çerçevelerinin kenarlarında dökülmüştü ve boya olmayan yerlerde yetmişlerin gösterişli altınrengi duvar kağıdı vardı. Luke cipsleri ve biraları fayans tezgaha yerleştirmek için mutfakta durdu. Mutfak küçük bir gemi mutfağı tarzın-daydı ama tümüyle erkek olan ev ahalisi için gerekli olan tertibata sahipti: Bir mikrodalga ve bir bulaşık makinesi. Lavabonun içinde yığılmış kirli tabaklar üzerlerine makarna artıkları yapışmış gibi görünüyordu ve ocağın üzerindeki bir tencerenin içinden bir kepçenin sapı çıkıntı yapmıştı. Annesi öldüğünden beri Kendrick mutfağının görüntüsü buydu: Ters gitmiş bir deneydeki devasa bir petri kabı gibi. Luke arka kapıyı açıp küçük, iki kademeli verandaya baktı. Üst bölümde sadece bir katlanır sandalye ve bir masa için yer vardı. Alt kısımdaysa babası iki büklüm vaziyette zımpara kayışı tezgahında çalışmakla meşguldü. Babası durduğunda Luke ona seslendi. Luke un babası irkilerek eğildiği tezgahtan doğruldu. Luke! dedi yüzünde büyük bir gülümsemeyle. Tezgahı kapattı, ellerini kotunun üzerine sildi ve kollarını açarak basamaklardan çıktı. Müşfik biriydi ve Luke u sımsıkı kucaklayıp onu bırakmadan sırtını biriki kere samimi bir şekilde sıvazladı. İyi görünüyorsun, evlat. Gerçekten iyi. Teşekkürler. İyi misin baba? Turp gibiyim. Peki dünyanın en iyi sandalyeli oyun kurucusu nasıl? diye sordu Luke, Leo yu kastederek 56 Ah, onu bilirsin, dedi babası. Her zaman iyidir. Hounds of Hell* diye yeni bir video oyunu aldım. Bir haftadır ondan başka bir şeyden bahsetmiyor. Marisol hala her gün geliyor, değil mi? diye sordu Luke. Anlamsız bir nedenle babasının Leo nun bakıcısının gelmeyi bıraktığını ona söylemeyeceğinden korkuyordu. Luke bu konuda endişeliydi çünkü Marisol e çok az olduğunu düşündüğü bir miktar ödüyordu ama ancak bu kadarını karşılayabiliyordu. Ah, evet, evet, her gün geliyor, tıpkı bir saat gibi düzenli. Bugün özel bir işi vardı o kadar. Leo onu seviyor. Luke homurdandı. Tahmin edebiliyorum, Marisol güzel bir kadın.

24 Babası belli belirsiz gülümsedi. Öyle. Ellerine baktı, parmaklarını açıp kapattı ve özür diler bir ses tonuyla konuştu. Bunca yolu gelmek zorunda kaldığın için üzgünüm, evlat. Luke onun yorgun göründüğünü düşündü ve her zamanki gibi içini büyük oranda suçlulukla harmanlanmış bir şefkat duygusu kapladı. Ben de gelmek istedim. Sizi görmek için epeydir eve gelememiştim. Bu sadece ufak bir yalandı, Luke gelmek istememişti. Küçük şamandıralar benzeri oradan oraya salınıyor gibi görünen ailesinin daimi dert denizini düşünmek zorunda kalmadığı Denver da olmayı seviyordu. Bir biraya ne dersin? diye sordu. Harika olur, dedi babası. Küçücük mutfağın içinden, Luke babasına bir bira fırlatıp kendisi için de bir tane açtı. Bir parti var ve kimse beni davet etmedi mi? diye *Hounds of Hell: İng. Cehennem Köpekleri, -ç.n. 57 oturma odasından seslendi Leo. Hemen sonra sandalyesiyle beraber dar kapı aralığından geçti. Luke yüzünü buruşturmamak için kendini zorladı ama kapıdaki izler Leo nun bu küçücük evde dolaşmakta zorluk çektiğini gösteriyordu. Beysbolü takip ediyor musun? diye sordu Leo masanın yanındaki noktaya manevra yaparak. Ahbap, inanmayacaksın ama Rangers bu sene... Üç adam çoğunlukla Leo birlikte spordan ve genel olarak hayattan bahsettiler. Babası ve Leo, Luke a Den-ver daki işini sordular. Leo, Marisol un aklı hariç hoşuna giden diğer niteliklerini yorumladı ve babasıyla Luke kahkahalarla güldüler. Eski günlerdeki gibiydi... Leo ve Luke un büyüdükleri çiftlikte yaşadıkları zamanlardaki gibi. Leo hastalanmadan önceki zamanlar... Anneleri ölmeden önceki günler... Üç erkek bir araya geldiler mi, erkek mevzularından bahsettikleri günler... Luke un geceleri babasıyla Leo nun artık çiftlikte olmadığına dair telefon konuşmaları yapmadığı günler... Ancak babası sonra Leo ya bisküvilerden yememesi, sadece yumuşak besinler yemesi gerektiğini hatırlattı ve gerçeklik o küçücük mutfağa ürkütücü bir yük treni gibi kükreyerek yeniden girdi. Leo, Tanrı ondan razı olsun, sadece sırıtmakla yetindi. Bu da pizzamı blender da çekmen anlamına geliyor, birader, dedi Luke a. Bunu yaptığından emin ol ve büyükçe bir pipet al. Çünkü bol peynirli severim. Aklıma not ettim, dedi Luke ve bir bira daha açtı. Peki, çiftliğe ne oldu, baba? Bu noktada, dedi Leo masadan uzaklaşarak, cehen- 58 nem köpekleriyle bir randevum var. Leo aceleyle mutfağın çıkışına ilerledi, küçük büfeye tosladı ve çıkarken arabasıyla kapının eşiğine sürtündü. Luke un babası içini çekti. Elleriyle yüzünü ovuşturdu, yüz ifadesine çekidüzen verdi ve bir an için elli sekiz yaşından çok daha genç göründü. Fakat sonra teni yine sarkmış ve kırışmış haline geri döndü. Bir pazarlığa girdim. Ah, öyle mi? Grant Tyler la. Onu hatırlıyor musun? Hayal meyal, dedi Luke. Tek hatırladığı, gök gürültüsü gibi bir gülüşü olan tombul bir adamdı, daha fazlası değil. Grant, sağlık sigortası tarafından karşılanmayan Leo nun masrafları için nakit paraya ihtiyacım olduğunu biliyordu. Oradaki fahiş fiyatlı yatak gibi. Kredilerim en üst seviyeye gelmişti. Bir kürek alacak kadar bile param yoktu. Sahip olduğum tek şey çiftlikti. Bu yüzden

25 de Grant bir iyilik yaptı ve bir satış yapmamızı söyledi. Bana ihtiyacım olan nakdi verecekti ve sığır ya da artık her neyse satıp toparlanana kadar kullanım hakkını da bana bırakacaktı. Sonra aynı fiyattan bana geri satacaktı. Bu bir nevi ilave ipotek gibi bir şeydi, biraz nakit bulmamın bir yolu. Böylece bir anlaşma yaptık ve her şey yolundaydı. Çiftlik hayvanlarının bir kısmını sattım ve borçların bir bölümü-nüğ kapattım. Yeniden toparlanıyor ve çiftliği geri almaya hazırlanıyordum ki, Grant vefat etti. Pekala, dedi Luke. Buraya kadar sarsıcı bir şey yoktu. Yani bir anlaşma yaptınız ve o öldü ama bütün evrak işlerini yapmıştınız, değil mi? Satış evrakım var. Yalnız, çiftliği aynı fiyat üzerinden 59 geri alabileceğime dair yazılı bir belge düzenlememiştik. Luke en az hissettiği kadar afallamış bir halde görünüyor olmalıydı ki, babası ekledi. Onunla arkadaştık, evlat. Birbirimize verdiğimiz sözler vardı ve bütün ihtiyacımız olan da buydu. İşte o anda artık sarsıcı bir şeylerin ayak sesleri duyulur olmuştu. Luke un kalbi sıkıştı. Baba, elinde her zaman yazılı bir belgeye ihtiyacın vardır. Evet, bunu şimdi anlıyorum, dedi babası biraz sinirli bir şekilde. Ama o zaman öyle düşünmüyordum. Grant iyi bir dosttu ve bana muazzam bir iyilik yaptı. Luke eviyenin üzerindeki kirli pencereye baktı. Neden sıkıntı çekerken bana haber vermedin? diye sordu sakince. Borç alabilirdim. Size yardım edebilirdim. Babası iç çekti. Hadi, Luke. Kendi işini kurma hazırlıklarının tam ortasındasın. Okuldasın. Zaten Marisol için para ödüyorsun. Kendi dertlerin, endişeleneceğin kendi kredin de var. Düşünmen gereken, seni destekleyen insanlar var. Bütün bunların üstüne bir de benim sorunlarıma ihtiyacın yok. Halbuki kenarda biriktirdiğim biraz param vardı, diye itiraz etti Luke. Gayet iyi idare ediyorum. Baba, biz bir aileyiz... Luke, diye sertçe sözünü kesti babası. İyi niyetli olduğunu biliyorum, evlat. Ama benim zaten halihazırda kendi hayallerini gerçekleştiremeyeck bir oğlum var. Bunun sayısını ikiye çıkaracak değilim. Luke dişlerini sıktı. Babasının yeşil gözlerinden kaçınarak masaya baktı. Hala neden çiftliği bırakıp bu kibrit kutusuna geldiğini anlayamadım. 60 Çünkü Jackson Crane adında bir adam buraya geldi. Çiftliğin Grant in çocuklarına geçtiğini, bakmak için çiftliğe geleceklerini ve orayı satmaya niyetli olduklarını zannettiğini söyledi. Bu şartlar altında da herkes ne yapacağına karar verirken en iyisinin oradan taşınmamız olduğunu söyledi. Jackson bu evi biliyordu ve burayı neredeyse yok pahasına kiraladım. Luke buna inanırdı. Peki ya Ernest? diye sordu, onların sığırtmacını kastederek. Luke un hatırladığı kadarıyla, hayatı boyunca Ernest bir barakada kalmış ve babasının yapamadığı işlerle ilgilenmişti. Ah, Ernest annesini görmeye Albuquerque ya gitti. Geri dönecek. Jackson Crane onu tutuyor. En azından bir iyi haber vardı. Ernest o kadar uzun zamandır onların yanındaydı ki Luke onun da gidecek bir yeri olmadığından şüpheleniyordu. Ancak geri kalan her şey Luke un bir oturuşta sindirebileceğinden fazlasıydı. Ayağa kaktı ve eviyeye doğru yürüyüp dışarıya, arka bahçeye baktı. Peki bu Jackson Crane denen adam kimmiş? Grant in adamı. Bir işletmeci.

26 Bir işletmecisi varmış ama bunların hiçbiri yazılı değil, öyle mi? Grant kendisi sana ödünç para veriyor ve çiftliğin sahipliğini ona bırakıyorsun ama bu ödünç anlaşmasıyla ilgili hiçbir şey kağıda dökülmüyor? Luke babasına döndü ve onun kaim parmaklarını seyrelmiş saçları arasında dolaştırırken kafasını öne eğmiş olduğunu gördü. Luke un omuzları çöktü. Babası iyi bir adamdı, harika bir babaydı ve istikrarlı bir şekilde ailesini geçindiriyordu. Fakat tek bildiği şey çiftlik işletmekti. Emlak değil. Ve mali durumlarını her zaman anneleri düzenlerdi. Tamam, bak 61 baba, ben gidip şu Crane denen adamla konuşacağım, dedi Luke. Mirasçılarla da konuşacağım. Bence hepimiz bu konuda makul olabiliriz. Bu işi çözeceğiz. Belki, dedi babası omzunu silkerek. Buna inan... Luke, bak, dedi babası sertçe ve aniden ayağa kalktı. Boyu Luke tan çok az kısaydı ama vücudu enliydi. Çiftliğe karşılık borç para almak zorunda kalmış olmaktan hoşlanmıyorum. Grant in ölmesinden ve beni darda bırakmasından hoşlanmıyorum. Ama gerçek şu ki, Leo için gerekli olan parayı aldım. Babası şimdi ikisinin de Leo nun oyun karakterlerine bağırdığını duyabildikleri içerideki odayı işaret ediyordu. Önemli olan da bu. Leo nun sorunu düzelmiyor. Daha iyiye gitmiyor, gittikçe kötüleşiyor ve çiftlik de... Çiftlik de çok uğraş istiyor. Luke açık olan kapıya baktı ve Leo nun bunları duymamış olmasını umdu. Anlıyorum, dedi alçak sesle. Bunların hepsiyle nasıl başa çıktığını gerçekten bilmiyorum baba. Ama Leo hep burada olmayacak. Onun evi Yuva Çiftliği, burası değil. Üstelik orası senin de yuvan, bütün hayatın boyunca orada yaşadın! Senin anne-baban ve onların anne-babası... Leo olmadığı zaman ne yapacaksın? Luke un babası dişlerini sıktı. Elini Luke un omzuna koyup sıktı. İşlerin değiştiği gerçeğiyle yüzleşme zamanın geldi. Her şey bitti. Şimdi Leo ya ilacını vermeliyim. Arkasını dönüp buzdolabının yanındaki, üzerinde yan yana üç tane koyu kahverengi hap şişesi dizili olan tezgaha ilerledi. Buzdolabının üstünde bir çizelge asılmıştı, babası bunu da kontrol etti. Ya ben, diye düşündü Luke. Ya onun çiftlikteki yaşamı, 62 anıları, orası için umutları? İçinde şiddetli bir dargınlık dalgası büyüyordu. Hayatın ailesi için her şeyi nasıl ters yüz ettiğine kızgındı. Her şey bitmedi, dedi sertçe ama babası onu duymazlıktan geldi. 63 Altı Ekosenin hüküm sürdüğü ve geyik boynuzlarının zorunlu bir dekor oluşturduğu bu kasabada, Jackson Crane, Madeline in onunla ilk kez buluştuğu zamanki gibi zinde ve iyi görünüyordu. Madeline ofisi kolayca bulmuştu. Bir sığınağa benzeyen alçak gri bir binadaydı. Jackson onun bir sekreteri olmadığını fark etmişti Madeline ona ofisini gösterdi. Koyu gri bir masası ve gıcırdayan bir sandalyesi vardı. Arkasındaki duvarda, neşeyle büyük bir balığı öpen bir adamın resminin olduğu bir takvim vardı ve o ayın 18 i kırmızı bir keçeli kalemle yuvarlak içine alınmıştı. Takvimin altında Jackson Crane in kayak yaparken, kocaman bir şapka takmış at binerken ya da kar aracının üzerinde kayak gözlükleriyle sırıtırken çekilen bir

27 sürü fotoğrafı yan yana getirilip asılmıştı. Fakat Madeline in bunlarda asıl tuhaf bulduğu şey, fotoğraflarda Jack-son dan başka kimsenin olmamasıydı. Bu adam Madeline için bir muammaydı. Canayakın biriydi. Madeline i sıcak bir şekilde karşılamış, elini içten- 64 likle sıkmıştı. Gelebilmenize çok sevindim, dedi masasının üzerindeki bazı kağıtları karıştırarak. Belli ki bir şey arıyordu. Bir sonraki randevumdan önce pek fazla vaktim yok ama size daha sonra yapacağımız görüşmemizin ayrıntılarını vermek istemiştim. Görüşmenin bu olduğunu zannediyordum, dedi Madeline, Crane onun eline bir dosya tutuştururken. Bu mu? diye sordu Crane, gözleri şaşkınlıkla büyüyerek. Hayır, hayır, size birkaç temel bilgiyi verebilmek için buraya gelmenizi istemiştim sadece. Bu öğleden sonra çiftlikte buluşacağız. Üçünüzle. Birdenbire yüzünde bir gülümseme belirdi. Kardeşlerinizle tanışacaksınız! Madeline bedeninde ani bir ürperti hissetti. Elbette kardeşleriyle tanışacağını biliyordu ama bu aniden o kadar somut bir hale gelmişti ki Madeline kendini hazır hissetmiyordu. Bundan daha fazla hazırlığa ihtiyacı vardı, zihinsel olarak kendini hazırlamak için daha fazla zamana... Bir şeyler eksikmiş gibi bir his duyuyordu, bir akış şeması, dosyalar, resimler, bir şey... Bu kadar mı yani? dedi. Daha yeni geldim ve onlarla bu şekilde mi tanışacağım? Jackson güldü ama Madeline in şaka yapmadığını fark edince sustu. Affedersiniz, kafanızda farklı bir şey mi vardı? Hayır, Madeline in kafasında herhangi bir şey yoktu. Sadece hazırlanmak için zamana ihtiyacı vardı, hazırlanmak için hep zamana ihtiyacı olurdu, insanlarla tanışmak onun için hiçbir zaman kolay olmamıştı ve iki yeni kardeş için kendini toplaması ve duruma adapte olması gerekiyordu. Bu kardeşlerin bir babaya sahip olup kendisinin olmaması ve buna benzer şeyler hakkındaki gereksiz hisle- 65 rini bastırması gerekiyordu. Madeline onların, kendisinin mahrum edildiği baba sevgisini yaşadıklarını, kendisinin babasından hiç haber alamama sebebinin adamın diğer iki kızını yeterli bulması olduğunu düşünmüştü. Size verdiğim dosyada babanızın vasiyetinin bir kopyası var, aynı zamanda çiftlik hakkındaki bilgiler de, dedi Jackson ve Madeline in normalde düzenli ve organize olan zihnini karman çorman eden birkaç istatistik sayıp dökmeye başladı. Bir tane harita da ekledim, dedi, Made-line e meraklı bir şekilde bakarak. Evet, sizinle detayları konuşmak üzere üçte orada buluşacağız. Ayağa kalktı. Tamam? Hayır, tamam değildi. Durumun tamamla uzaktan yakından alakası yoktu. Madeline in gerçekten de şu an onun elini tutacak birine ihtiyacı vardı. O da isteksizce yerinden kalktı. Evet, dedi ve dosyayı çantasına tıkıştırdı. Teşekkür ederim. Jackson onu kapıya kadar geçirdi. Madeline de dışarıda park yerine giden çakıllı yoldan ilerlerken arkasından kapının kapanma sesini duydu. Turuncu bir Bronco hızla gitmekteyken ani bir frenle durduğunda park alanına daha yeni varmıştı. Lastiğini değiştiren adam Bronco dan inmeden önce aklından bu aracı daha önceden gördüğünü geçiriyordu. Madeline omurgasından aşağı yayılan ürpertiyi önem-sememeye çalıştı. Dün yolda durmuş lastiği değiştirebileceğine, panik yapmaması gerektiğine kendini ikna etmeye çalışırken böyle eski bir ciple bu adam yanına yanaşmıştı. Güven verici turuncu atıyla modern bir beyaz atlı

28 prens... Sadece insafsız bir şekilde yakışıklı değildi, aynı zamanda o lanet olası lastiği iki dakikada değiştirmişti. 66 Fakat Madeline şimdi içinde bir ürperti titremesi hissediyordu. O burada ne arıyordu ki? Adam dar kotunun içine soktuğu beyaz bir tişört, lacivert kapüşonlu bir sweatshirt ve bot giymişti. Siyah saçlarını yakasına inecek şekilde arkaya doğru taramıştı. Madeline in hatırladığından daha uzun boylu ve kaslıydı. Gri gözlerini onun üzerine dikmişti. Madeline adamın gözünde kendini tanıdığına dair bir şimşek çaktığını fark etti ve nabzı biraz daha yükseldi. Adam onu gördüğüne bu kadar şaşırmamış olmasaydı Madeline bu durumdan şüphelenirdi. Onun gibi görünüşü olan, Pine River a giden yolda kısa bir süre için karşılaştığı bir adamın Jackson Crane in ofisinin önünde olması nasıl mümkün olabilirdi? Adam ona baktı, sonra da Jackson ın ofisine, sonra tekrar Madeline baktı ve gözleri hafifçe kısıldı. Yüzündeki ifadede bir şeyler değişmişti. Bir şekilde gerilmiş gibiydi. Sen o fosforlu kalemi... Olan kadın mı? Ben Madeline. Patlak lastik, hatırladınız mı? dedi Madeline ve elini lastiğin olduğu yöne doğru uzattı. Hatırladım, dedi adam ve Madeline in eliyle gösterdiği yerin tam aksini işaret etti. Madeline gülümsedi. Luke tu değil mi? Doğru. Siz de buraya Jackson ı görmeye geldiniz sanırım? Onu tanıyor musunuz? Yani, burada olduğunuza göre sanırım tanıyorsunuz. Sayılır, dedi Luke ve bakışlarını yine doğru yerde olduğundan emin değilmiş gibi tekrar ofise çevirdi. 67 Ne tesadüf! dedi Madeline, berbat bir şekilde ayaküstü sohbet etme girişiminde bulunarak. Pine River dan mısınız? Öyleydim, dedi adam, bakışları tekrar onun üzerindeydi. Şimdi Madeline e onu farklı bir şekilde görüyormuş gibi bakıyordu. Artık Denver dayım. Buraya ailemi ziyarete geldim. Öyle mi? Madeline gerginlikle güldü, bakışları adamın gözleri, omuzları, ağzı arasında gidip geliyordu. Vay canına, havada garip bir şey vardı. Bir tür elektrik. Madeline in bir metne ihtiyacı vardı, takip etmesi gereken bir kılavuza. Ne yazık ki elinde böyle bir şey olmadığı için düşünmeden aklına gelenleri söyleyiverdi. Pekala, söyleyin bakalım, buralarda yapılacak herhangi bir şey var mı? Saat üçte bir görüşmem var ve o zamana kadar yapacak bir şeyler arıyorum. Luke olduğu yerde kımıldayıp ona dikkatle baktı. Pine River da yapacak çok şey vardır. Ne gibi? Mesela, dedi Luke bakışları onun ayakkabılarına doğru kayıp sonra tekrar yukarı çıkarak. Balık avlar mısınız? Madeline güldü. Hayır. Doğa yürüyüşü? Madeline yapmak şöyle dursun, doğa yürüyüşünü aklından geçirmemişti bile ve kafasını koyu renk bir saç tutamı tokasından kurtulup özgürce aşağıya doğru düşecek şekilde salladı. Adamın gri gözleri Madeline i biraz daha sersemletecek şekilde onunkilere kilitlenmişti. Peki ya ata biner misiniz? diye sordu. Niyeyse bu Madeline i güldürdü. Benim atım yok ki.

29 68 Adam tek kaşını kaldırdı. Nasıl at binileceğim bilmek için atınız olması gerekmiyor. Peki ama atın olmazsa, ata binmeyi nasıl öğreneceksin ki? Luke bir süre onu inceledi, yüz ifadesinden bir dinozor iskeleti keşfetmiş gibi bir merak okunuyordu. Yani aslında, bir dağ kasabasına geldiniz ama dağla ilgili aktivitelerle alakanız yok. Evet. Yani, hayır. Buraya sadece birkaç işi halletmek için birkaç günlüğüne geldim. Luke onun ne işinden bahsettiğini biliyormuş gibi başını salladı. Şey, dedi, kasabada birkaç hediyelik eşya dükkanı var. Buraya hoşça vakit geçirmeye gelmediysen, başka ne yapılabileceğinden emin değilim. Hediyelik eşya mı? Ona gidip hediyelik eşya almasını mı söylüyordu? Tamam. Teşekkürler. Rica ederim. Şimdi kusura bakmazsan Madeline, randevuma biraz geç kaldım, dedi Luke ve onun etrafından dolanıp geçti. Madeline onun omuzlarının ne kadar geniş olduğunu fark etti. Bunu dün gözden mi kaçırmıştı? Görüşürüz bir ara. Ne demek istemişti ki? Onu görecek miydi? Tamam, dedi Madeline umursamaz ve kayıtsız görünmeye çalışarak. Yürüyüp gülünç bir şekilde ufak olan arabasına bindi ve Luke un Jackson ın ofisine girmesini kaçamak bakışlarla takip etti. Bir tek şey kesindi: Bu adam bir kot pantolonu nasıl dolduracağını biliyordu. Bu kadar yeter, diye mırıldandı Madeline kendi kendine, Jackson ın ona verdiği dosyayı açıp elle çizilmiş, Yuva Çifltliği ne giden yolu gösteren haritayı çıkardı. Anla, 69 Madeline. Buraya oyun oynamak ve eğlenmek için gelmedin. Ya da göz süzmek için... Jackson ın ona verdiği haritayı danışma merkezinden aldığı haritayla karşılaştırarak işe başlayacağını düşündü. Kesinlikle bu haritanın dağların üzerindeki herhangi bir bazen geçidini içermediğini umuyordu. Madeline in naçizane fikrine göre, yollar bütün haritaların üzerinde net bir şekilde etiketlenip işaretlenmeliydi. 70 Yedi Luke Hounds of HelVde neredeyse kıçımı tekmeliyordu ama sürpriz bir atak yaptım ve onu alt etmeyi başardım. Luke un evde olmasını severim. Babam da elinden geleni yapar ama insan bazen sadece onu Hounds of HelV de yenmek için olsa da ağabeyine ihtiyaç duyuyor. Luke un ve babamın çok tartıştığını biliyorum. Babam işlerin eskisi gibi olmadığını söylüyor ve biz de öyle olmasıyla yüzleşmeliyiz. Luke annemin yokluğu ve benim at sırtında sığırları bayırdan aşağıya sürememem dışında eskisi gibi olamamamız için sebep olmadığını söylüyor ama ben kamyonetin arkasından trafiği yönetmekte gayet iyiyim. Luke yeniden çiftliğe dönmem konusunda bir anlaşma yolu bulacağını söylüyor. Bu gerçekten çok klas olurdu. Luke a dağlarda olmayı sevdiğim için oraya gidememenin beni gerçekten çok üzdüğünü söylemiyorum. Orayı özlüyorum. Dün gece babam ve Luke, Yuva Çiftliği yle ilgili o büyük tartışmayı yaptılar ve bu sabah Luke un aksiliği üze- 71 rindeydi. Güzel bir tişört giydi, bir pazar günü buluşması tişörtü ve Jackson a bir çift laf etmek için Popler Soka-ğı na gitti. Ona Jackson ın iyi biri olduğunu söylemiştim ama Luke buna inanmıyordu. Eğer biri Grant Tyler için çalışıyorsa o kişinin şüpheli olduğunu

30 söylemişti. Luke a kaslarım işlemiyor olsa da, beynimin hala sıradışı bir dahi gibi çalıştığını hatırlatmak zorunda kalmış ve ona ciddi olduğumu, Jackson ın iyi biri olduğunu tekrarlamıştım. Sadece aşağılık bir patronu vardı. Luke un da böyle bir-iki patronu olmuştu, o yüzden de bununla ilgili biraz daha hassas olması gerekirdi, değil mi? Görüşmeden burnundan soluyarak geldi çünkü Jackson ona söyleyeceğini bildiğim şeyleri, oranın artık mirasçılara geçtiğini anlatmış. Adam, Luke mutlu olsun diye bütün Colorado eyaleti yasalarını oturup baştan yazacak değildi elbette. Tine de bu durum Luke u inanılmaz kızdırmış çünkü görünüşe göre mirasçılardan biriyle tanışmış. O ofise girmeden önce kadının dışarıya çıktığını söyledi. Onun mirasçılardan biri olduğundan emindi. Yoksa kadın neden Popler Sokağı nda olsundu ki? Burada haklıydı. Dani, Jackson ın ofisinin morga benzeyen eski gri bir binada olduğunu söylemişti. Morg olsaydı hikaye çok daha ilginç bir hale gelirdi değil mi? Düşünsenize, Jackson Crane çarşaflarla üzerleri örtülmüş ölü bedenlerin ortasında toplantılar yapıyor ve bir anda cesetler aniden ayağa kalkmaya başlıyorlar. Sonrası da zombi kıyameti... Her neyse, Luke bu kadını inanılmaz çirkin olan o binadan çıkarken görmüş ve aslında onu tanımıyormuş ama bir önceki gün Bazen Geçidi nde arabasının lastiğini değiştirmiş. Ne halt ediyormuş orada? diye sordum. Luke 72 da onun kaybolduğunu düşündüğünü ve sonra bugün de Jackson Crane in ofisinin önünde aniden beliriverdiğini, fosforlu kalemi olduğunu söyledi. Ben de, fosforlu kalem mi, nasıl yani, diye sordum. Yani, piliçlerle işlerin nasıl yürüdüğünü bilirim ama daha önce fosforlu kalemin neyin metaforu olduğunu hiç duymadım. Her şeyi fosforlu kalemle çiziyor. Haritaları. Araba kılavuzlarını. Luke onu bugün tekrar gördüğünde ağzından çıkan ilk şey yine fosforlu kalem olmuş. Kadın da şaşırmış falan. Ben olsaydım, daha nazik olurdum ama Luke, gri gözlere, siyah saçlara ve ulusal Amerikan futbol ligi oyuncuları gibi uzun ve yapılı bir vücuda sahip olduğu için hemen hemen ne isterse söyleyebilir ve kadınlar yine de sadece oldukları yerde eriyip giderler. Güvenin bana, bunun yaşandığını binlerce kez gördüm. Yalnız, bu kadın erimemiş ve Luke u asıl gıcık edenin bu olduğuna bahse girebilirim. Bu konuda çabalamak zorunda kalmaya alışkın değil çünkü. Ben de öyle... Eskiden onun gibiydim, kadınları önümde diz çöktürebilirdim. Şimdiyse ilgi için yalvaracağım bir hastalığım var. Ne, bunu kullanmayacağımı mı düşünüyorsunuz? Hadi ordan! Kadınlar, güçsüzleştiren koşullar karşısında son derece cana yakındırlar ve onlara kederli bakışlar ve gülümsemeyle bakarsanız bu her zaman kusursuz bir şekilde işler. Neyse bizim Fosforlu, Luke a gülümsemiş. Luke gerçekten çok güzel bir gülümserjıesi olduğunu söyledi. Ben de Belki bu durumdan faydalanman gerekiyor, cevabını verdim ve Luke da bana o bakışlarından birini atıp Senin neyin var böyle? dedi. 73 Sadece Luke un Julie Daugherty yi geride bırakmasını istiyorum, o kadar. Luke olanları unuttuğunu söylüyor ama Julie sorunlarıyla birlikte arada bir arıyor ve Luke her zaman onun peşine düşüveriyor. Her neyse Fosfor-lu ya geri dönelim. Luke un dediğine göre buraya sadece birkaç günlüğüne geldiğini söyleyip çekip gitmiş. Ben bu çekip gitmenin ağabeyim için nasıl bir görüntü olduğunu hayal edebiliyorum. Eğer benim gibiyse ve sanırım öyle, ağabeyim onun çekip gitmesini ona doğru yürümesi gibi takdir etmiştir. Biz Kendrick oğlanları güzel kadınlarda uzmanızdır.

31 Luke, Jackson la konuşmuş ve Jackson ona yapacağı pek bir şey olmadığını ama bu öğleden sonra mirasçılarla buluşacaklarını ve belki Luke un da oraya gelip iyi niyetli bir şekilde konuşabileceğini söylemiş. Ayrıca Luke a bir avukatın ismini verip Eğer bu işi kızlarla çözemezseniz bir avukata ihtiyacınız olacak, demiş. Luke un bu işi kızlarla çözebileceğine dair inancım var. Luke işleri yoluna koymak için çiftliğe gideceğini söyledi. Ben de Onlara babalarının, çiftliği bizim babamızdan çaldığını mı söyleyeceksin? dedim. Bu çok ahmakça bir soruymuş gibi bana baktı. Evet, Leo. Bütün olay bu zaten. Tanrım, bu yaşandığında orada uzaktan bir izleyici olarak bulunmayı o kadar isterdim ki. Kadınlar kızdıkları zaman inanılmaz seksi oluyorlar. Ama sonra bununla ilgili düşünmeye başladım, çünkü benim yaptığım şey budur, ben düşünürüm. Biliyor musun, dedim. Onları akşam yemeğine davet etmelisin. Tamam, deli olduğunu kanıtlamış olduk, dedi Luke. 74 Daha tanışmıyoruz bile. Onları buraya getirmeyeceğim. Dürüst olmak gerekirse bunu ev yüzünden mi, yoksa onları tanımadığımız için mi söylediğinden emin değildim. Hayır, bir düşün, Luke, dedim ben de. Seninle bir anlaşma yapmaları için hiçbir sebep yok. Seni tanımıyorlar, babamın ne yaptığını umursamıyorlar değil mi? Ama belki böyle fakirlik içinde yaşadığımızı görürlerse... Sonra sandalyemi işaret eder gibi bir hareket yaptım ama gerçekte artık elimi kaldıramıyordum, bu yüzden elimi sadece sandalyeye birazcık değdirdim. Bize karşı daha anlayışlı olabilirler. Bunun tümüyle iğrenç bir fikir ve çok büyük bir duygu sömürüsü olduğunu düşünüyorsanız, haklısınız. Bence birileri bana bu harika fikirlerimden dolayı ödeme yapmalı. Ne var ki Luke, sadece kafasını iki yana salladı. Bazen, senin için gerçekten endişeleniyorum, Leo. Benim için endişelenmesi gerekmiyor. Nerede olduğumu ve nereye gittiğimi biliyorum. Luke bence kendi için endişelenmeli, çünkü onun gittiği yol pek açık değil. O yüzden de yanı başında tasdikli bir dahiye ihtiyacı var. 75 Sekiz Madeline, dikkatlice fosforlu kalemle çizilmiş haritasıyla o öğleden sonra çiftliğe doğru, dar çift şeritli yolda temkinli bir şekilde yol almaya başladı. Yol, çamlar, ladinler ve kavaklarla öylesine sık bir ormanın içindeydi ki ağaçlar eğilerek yolun üzerinde bir kubbe oluşturmuşlardı. Yol yeterince tehlikeli görünüyordu ama çalılıkların içinden fırlayıp Madeline in arabasının önüne çıkan, çılgınca zikzaklar çizen ve son saniyede tekerleri arasında kalıp ölmekten kurtulan tarla sincapları yüzünden daha da tehlikeli bir hal alıyordu. Madeline sonunda papatyalar ve ayçiçekleriyle dolu bir çayırın yambaşındaki bir düzlüğe geldi. Arazide atlar otluyor, kuyruklarını sallayıp sinekleri kovalıyorlardı. Madeline binlerce mil sürmüş gibi hissetmişti ama aslında arabadaki ibreye göre sadece yedi mil yol almıştı. Tıpkı Jackson ın haritada gösterdiği gibi (bu kesinliği takdir edilesiydi) 243 mil yazılı tabeladan dönmüş ve çakıllı bir yola girmişti. Meyil burada daha dik, dağın yamacının et- 76 rafındaki kavisler daha uzundu. Madeline yükselen ladin ağaçlarına doğru ilerledi. Bir noktada yol tekrar başka bir çayıra çıkıp düzleşti. Bu çayır daha önce geçtiğinden çok daha

32 genişti ve ileride çiftliğin girişi görülüyordu. Gözden kaçırılacak gibi değildi zaten. İki kalın ahşap direk, hava koşullarından dolayı solmuş Yuva Çiftliği yazılı bir levhayı tutuyordu. Madeline arabasını durdurdu. Jackson dış kapının kilitli olmayacağını söylemişti ama kapı kapalıydı. Madeline arabadan indi, engebeli yolda topuklu ayakkabıları üzerinde beceriksizce durmaya çalıştı. Sadece beline kadar gelen demir kapıyı güçlü bir şekilde itti ve kapı, girişi belirginleştiren demir çitlere doğru çarpıp metalik bir ses çıkararak arkaya savruldu. Burası babasının yaşadığı yer miydi yani? Madeline geldiği yola dönüp baktı. Orman, dağlar ve çayır, hepsi nefes kesici bir güzellikteydi. Ve göz alabildiğine genişti. Aşırı derecede genişti. Florida da insan bir toplulukla karşılaşmadan on dakikadan fazla yol alamazdı. Madeline burada nerede olduğunu söyleyen bir şey, işaret veya levha olmadan kolayca kaybolabilirdi. Acaba babasının yaptığı da bu muydu? Madeline onu bulamasın ve kendi sahip olduğu aileye o giremesin diye kendini haritanın en ücra köşesine mi atmıştı? Aileden böyle detaya girmeden konuşmak bile Madeline in boğazı düğümlemişti. Buraya geldin, dedi kendi kendine. Şimdi duygusallığın sırası değildi. Tekrar arabaya bindi ve güngüzeli çiçeği yatağından fışkırmış gibi duran kavaklarla ladin ağaçlarının dizili olduğu patikada ilerledi. Madeline ağaçların arasından ahşap çit- 77 lerle bölünmüş başka bir çayır daha görebiliyordu. Orası büyük, pahalı ve bol resimli bir sehpa kitabı mükemmel-liğindeydi. Uyumsuz olan tek bir görüntüyü saymazsak tabii. Bu gür çayırın içine, tahta çitlerin hemen yanına portatif tuvaletler dizisi kurulmuştu. Madeline bunların, kimsenin olmadığı bu yerde muhteşem dağ manzarasını bozmak dışında ne işe yaradığını çözememişti. Küçük arabası taşlık yolun üzerinde sallanıp zıplıyor ve Madeline akçaağaçların arasından evi görebiliyordu. Bu ev, dağa ve kule gibi yükselen Ponderosa çamlarının karşısında ve A şeklinde dik bir çatısı olan kırmızı bir ahırın hemen bitişiğinde yer alıyordu. Madeline in kalbi biraz daha hızlı çarpmaya başladı. Ne beklediğini bilmiyordu, gerçekten. Biri ona çiftlik dediğinde aklına tozlu rodeolar ve öğle güneşi altında pişen basık evler gelirdi. Böyle olacağını hiç düşünmemişti. Babasının ona bunu bırakması imkansızdı. İmkansız! Bu tip şeyler Madeline Pruetf un başına gelmezdi. Elde etmek için çok çalışmamış olduğu, uzun saatlerini ve günlerini vermediği tek bir şey bile yoktu. Arabayı küçük, yuvarlak bir dönüşle eski ama hoş olan evin önüne çekti. Yıpranmışlığı görebiliyordu ama ev yine de büyüleyiciydi. Çatı, pek çok odanın ve katın üzerine yerleştirilmiş dik açılı konilerden ibaretti. Giriş katı taştan inşa edilmişti, belli bir noktada ilave edilmiş gibi görünen ikinci kat Madeline in kiralık arabasının tekerlekleri kadar büyük olan, birbirlerine geçmiş tomruklardan yapılmıştı. Çayırın karşı kenarındaki dağ manzarasına bakan geniş, düz camlı pencereler evin ön tarafını kaplamıştı. Madeline in içindeki emlakçı bu evin büyüsünü beğe- 78 nip takdir etmişti. Ancak içindeki emlakçı aynı zamanda buranın uzaklığının üstesinden gelmesi zor bir engel olduğunu da anlamıştı. Olabilecek her şeyden çok uzaktı, dünyadan uzaktı, burayı satmak için bir pazarlama dahisinin başarısını göstermek gerekirdi. Evin sağ tarafında, kullanılan ahşabın farklılığından anlaşılan, orijinal yapıya eklenmiş geniş bir odanın düz bir çatısı ve çoğu açık pencereleri vardı.

33 Madeline arabasının kapısını açıp dışarı çıktı. Evle ahırın arasında, kavak ve akçaağaçlarla çevrilmiş çimenlikli bir alan vardı. Ağaçlara solmuş kağıt fenerler asılmış ve dalların altına üç piknik masası yerleştirilmişti. Bir ağaçta lastikten yapılmış bir salıncak sarkıyordu. Madeline yüzünü bilmediği kardeşlerini bu cennet gibi yerde kızaklarla kayarak, saman dolu traktörlerle gezerek, pijama partileriyle burada büyüdüklerini hayal edebiliyordu. Boğazında yine bir düğüm oluştu. Başı da ağrıyordu artık. Madeline taş döşeli yola doğru arabanın önünden dolaştı. Verandanın altında yatmakta olan dört köpeği de o zaman fark etti. Madeline onları evin önünü süsleyen uzun, güngüzeli çiçeklerinin arasından görebiliyordu. Başları havadaydı ve gözleri onun üzerine kilitlenmişti. Madeline in kalbi panikle çarpmaya başladı. Hiç köpeği olmamıştı. Bir emlakçı olarak, aşırı korumacı bazı köpeklerle gereğinden fazla kötü deneyimi olmuştu. Bir evi gösterirken standart yapılacaklar listesi, evin sahiplerinden evcil hayvanlarının evden uzaklaştırdıklarından ya da uygun kafeslere yerleştirdiklerinden emin olmayı da içeriyordu. Köpekler burunlarını Madeline bir çeşit koku salıyor- 79 muş gibi kaldırıp havayı kokladılar ve Madeline deli gibi, gözlerine bakılmaması gereken hayvanın ayı mı yoksa köpek mi olduğunu düşündü. Köpekler üzerine saldırmadan önce arabasının önünden tekrar dolaşıp içine girebilmeyi umarak yavaşça geriye çekilmeye başladı. Tam o sırada tel kapı açıldı ve kıvırcık saçlı bir kadın beliriverdi. Hey! diye seslendi kadın. Köpeklerin dördü birden ayağa dikilip doğrudan Ma-deline e yöneldiler. Madeline çığlık atıp arabasının şoför mahalline doğru hızla koştu ve kapıyı açmak için elini uzatırken tampona çarpıp topuklularının üzerinde tökezledi. Isırmazlar! diye seslendi kadın, köpeklerin arkasından arabaya doğru gelerek. Garajınıza dönün, sizi gidi sevimsizler! Garaja, garaja! diye bağırdı kadın köpeklere ve Madeline in o ana kadar fark etmediği garajı işaret etti. Madeline bir eli kapının kolunda, diğeri de silah olarak kullanmaya hazır bir şekilde çantasına yapışmış vaziyetteydi. Fakat köpekler hızla geri çekildiler ve tembel bir şekilde boyaları dökülmüş garaj yönüne doğru iki arabanın arasında kaybolarak gitmeye başladılar. Arabalardan biri gri, diğeri kırmızıydı. İyi misin? Madeline yerde öylece kalakalmıştı. Kadın, asi kıvırcık saçları ve gri-mavi gözleriyle arabanın üzerinden ona bakıyordu. Sizi korkuttularsa özür dilerim. Sadece köpekler. Zararsızlardır. İyiyim, dedi Madeline, nefesi kesilmiş bir halde. İyi falan değildi, çok korkmuştu. Takımının ceketini düzeltti, saçını kulaklarının arkasına sıkıştırdı ve kendini toplamaya çalıştı. Tekrar ceketini düzeltip kadına baktı. 80 Kadın sırıtıyordu. Kıvırcıklardan oluşan saçını bir bandanayla yüzünden uzaklaştırmıştı. Üzerinde kot pantolon, Converse spor ayakkabılar ve kırmızı ekoseli bir gömlek vardı. Arabaya servis yapan bir lokantadaki garsonlara benziyordu ve Madeline onun bir tür bekçi ya da kahya olduğunu düşündü. Madeline olmalısın, dedi kadın. Madeline e doğru yaklaşırken yüz ifadesi umutluydu. Evet, dedi Madeline ve elini uzattı. Toplantı için buradayım. Siz...

34 Kadının gülümsemesi yüzüne biraz daha yayıldı. Seninle tanıştığıma çok memnun oldum! Ben Libby! Bu isim Madeline de hemen bir çağrışım yapmadı. Libby Tyler. Kardeşin, dedi kadın, Madeline iki kardeşi olduğu haberini almamış gibi. Bunu söyledikten sonra da Madeline in uzattığı elinin yanından geçti ve kollarını ona dolayıp sıkıca sarıldı. Madeline kendini kardeşleriyle tanışmaya hazırlamaya çalışmıştı ama hiçbir şey onu buna hazırlayamazdı. Kardeşi ona sarılırken Madeline in kafasında, Libby nin kaç yaşında olduğu, saçlarını kimden aldığı gibi binlerce soru dans ediyor fakat konuşamıyordu. Geçici bir süre için bir kardeşin bu sahici, fiziksel kanıtıyla boğulmuş durumdaydı. Onun DNA sını paylaşan biri daha vardı. Ne var ki Libby, Madeline in hayal ettiği gibi değildi. Tam olarak ne hayal ettiğini söylemezdi ama o kardeşlerinin kendisine benzeyeceğini düşünmüştü: Orta boylu, kahverengi saçlı, çıkık popolu. Madeline kardeşinin kıvırcık saçlı, dar erkeksi popolu ve dişlek gülüşlü biri olacağını düşünmemişti. 81 Onu boğuyorsun, Libby, dedi biri ve Libby nefesi Madeline in saçına değerken gülüp onu bıraktı. Bu Emma. Diğer kardeşin, dedi Libby ve başını çevirdi. Madeline de onun baktığı yöne kafasını çevirdi. Emma sadece Madeline e hiç benzemiyor değildi aynı zamanda Libby yle de alakası yoktu. Uzun boylu ve zayıftı, epeyce zayıftı. Saçları altın sarısıydı, ipek gibi pırıl pırıldı ve beline geliyordu. Madeline in sahip olmak için yüzlerce dolar harcamak zorunda saçlardı bunlar. Emma dizlerinin üzerinde dans eden dökümlü kumaştan bir etek giymişti ve kısa kahverengi deri ceketiyle uyumlu kahverengi deri çizmeleri baldırları hizasında, bol ve gevşek bir görüntüdeydi. Emma, Madeline e bir ineği çalarken yakalamış gibi kuşkulu bir şekilde baktı ve onu incelerken kalçasının bir yanıyla çite dayandı. Muhtemelen birkaç hafta öncesine kadar senden hiç haberimiz olmadığını biliyorsun. Madeline dolambaçlı olmayan konuşmaları takdir ederdi ama şu an ki durumda hissettiği suçlayıcı tondan hoşlanmamıştı. Benim için de aynı, dedi. Madeline birkaç hafta öncesine kadar babasından da hiç haberi olmadığı gerçeğini ilave etmedi. Bu çok heyecan verici değil mi? dedi Libby ve bir Emma ya bir Madeline e baktı. Yani, ne sıklıkta bir kardeşin olduğunu öğrenirsin ki? Asla, dedi Emma ve çitten inip doğruldu. Bu detayları unutma işini babama bırak. Babam. Bu sıradan hitap Madeline in gözünden kaçmamıştı. Bu, Grant Tyler ın onlar için sadece bir sperm 82 donörü olmadığını gösteriyordu. O bir babaydı, tıpkı Ma-deline in tahmin ettiği gibi. Ufacık bir gücenmişlik balonu başının daha fazla ağrımasına neden olarak Madeline in düşüncelerinin üzerine baskı yaptı. İçeri geç! dedi Libby. Gel, gel hadi, sana soracak bir sürü şeyim var! Madeline onu yeme niyetlerinin geri gelmiş olma ihtimaline karşı garajdaki köpeklere bakıp kendini kollayarak topukluları üzerinde dikkatli bir şekilde çakıllı yoldan ilerlerken, Libby verandanın basamaklarını sıçrayarak çıkıyordu.

35 Demek Orlando da yaşıyorsun Madeline? Madeline i mi kullanıyorsun? Yoksa insanlar seni Maddie diye mi çağırıyorlar? Bir zamanlar Madeline adında birini tanıyordum ve o Linny ismini kullanıyordu. Madeline kendisinin Linny olmaktan ne kadar uzak olduğunu açıklamaya bile başlayamadı. Taramalı tüfek gibi ve neşeli bir ifadeyle gelen bu sorular Madeline in kendini rahatsız ve korunmasız hissetmesine neden olmuştu. Geri kalanlarsa Trudi nin orada olsa söyleyeceği gibiydi. Bu kadar paniklediği için afallamış ve telaşlanmıştı. Madeline kontrol delisi olabilirdi ama genellikle paniklemezdi. Sadece Madeline, dedi. Ve evet Orlando da yaşıyorum. Soru neydi ki? Verandaya çıkarken basamakların içe doğru hafifçe çöktüğünü farketti. Çatı da eski görünüyordu ve Madeline birkaç pencere çerçevesindeki çürüme izlerini fark etmişti. Hep orada mı yaşadın? diye sordu Libby. Seni öğrendiğimde, oralı mı olduğunu yoksa buradan mı taşınıp gittiğini merak ettim. Hep orada yaşadım. Madeline bu görüşmenin bu şe- 83 kilde sürüp gitmesi gerektiğinden emin değildi. O mutlaka bazı girişlerin olacağını, bazı gerçeklerin ortaya konacağını düşünmüştü. Daha verandaya adımım bile atamadan sorgulanacağını hiç düşünmemişti. Düzen, Madeline in ihtiyacı olan şey buydu. Ancak bu kez Madeline in merakı onun kendini koruyup kapama hissine baskın geldi. Sen burada mı yaşadın? diye sordu, etrafı gösterek. Çoğunlukla, dedi Libby. Madeline, Libby yi arasındaki arasındaki bu eski ve güzel evde hayal edebiliyordu. Lastik salıncakta sallandığını ya da pencerenin kenarında durup karın yağmasını seyrettiğini... Küçükken, dedi Libby, Emma ve annesiyle bir süre için Kaliforniya da yaşamıştım. Ne? İşte bu beklenmedik bir şeydi. Emma ve annesi. Bu ortada üç ayrı anne olduğu anlamına mı geliyordu? Tanrım, Grant seri halinde tek eşli biriydi demek! Lanet olsun, Madeline bu adamı gerçekten çözemiyordu. Kaliforniya da... Grant le mi? diye dikkatli bir şekilde sordu Madeline. Libby, üstünkörü bir biçimde Madeline i izleyen Emma nın yanında son basamakta durdu. Ona böyle mi diyorsun? Grant? Başka şeylerin yanında evet, diye geçirdi içinden alaycılıkla Madeline. Aslında ona pek bir şey demiyorum, dedi emin olmayan bir omuz silkmeyle. Ne demek istiyorsun? diye sordu Libby. Onu tanımıyordum. Hiç mi? Madeline ensesini ovalama isteğini basurmaya çalıştı. 84 Hiç tanışmadık. Yani ben çok küçükken etraftaydı sanırım ama hakkında gerçekten bir şey hatırladığım söylenemez. Bu kulağa oldukça şüpheli geliyor, dedi Emma. Hayır, gelmiyor! dedi Libby, Emma nın yorumundan dolayı dehşete düşmüş gibi görünerek. Emma nın bakışları tekrar Madeline in yüzüne yönelmeden önce evrak çantasının üzerinde dolaştı. Hiçbir şey demedi ama arkasını dönüp tek bir kelime etmeden ve tel kapının arkasından gürültüyle çarpmasına izin vererek içeri girdi.

36 Madeline, Libby ye baktı. Libby gerginlikle gülümsedi. Ona aldırma. Belki sıcakkanlı ve misafirperver biri olmayabilir ama bu senden hoşlanmadığı anlamına gelmez. Hoşlandığım anlamına da gelmez, diye bağırdı Emma gerçekçi bir şekilde evin içinden. Madeline aniden kendini yine elinde dergi kesikleriyle dolu bir zarf tutan küçük kız gibi hissetti. 'Yeni bir okula nakil olduğu zamanlarda yaşadığı anlardan birini hatırlamıştı. O yıl üçüncü sınıfıyd çünkü annesiyle Brad ilişkiyi yürütememişler ama David le yürütebilmişlerdi. 'Yeni okulunda Madeline birkaç kıza Backstreet Boys u sevdiğini söylemişti. Onlar da ona çok yanlış bir şey söylemiş gibi bakmışlardı. Madeline o an kendini ne kadar kötü hissettiğini anımsıyordu. Şakaya Fransız kalan tek kişi oymuş gibi hissetmişti kendini. Şimdi de aynı şekilde, onların hayatlarının dışında kalmasına neden olacak bir şey söylemiş gibi hissediyordu. Madeline tam olarak ne yapması gerektiğini bilmiyor- 85 du. Bu şartlar altında halihazırda bekleyen meseleleri nasıl ele alacaktı? Pekala, genellikle işe gömülmenin en iyisi olduğunu düşünürdü. O yüzden de Madeline birbirlerini tanıma safhasını geçip doğrudan kaçınılmaz görünen bu işe yönelmenin en iyisi olduğuna karar verdi. Bu çiftlik işi ne kadar çabuk çözümlenirse, o kadar çabuk buradan gidebilecek ve güvenli dünyasına geri dönebilecekti. Keşke keşke keşke. Evrak çantasını daha sıkı bir şekilde kavradı. Kaliforniya da yaşadığını söylüyordun? diye sordu, kararlılıkla basamakları çıkarken. Evet. Emma yla. Sadece bir sene. Emma nm sesi açık olan pencereden gelmişti. Libby Colorado dan. Yani tam olarak Pine Ri-ver dan. Ben Kaliforniya danım. Libby, Madeline e gülümseyip omzunu silkti. Emma her zaman haklıdır, dedi neşeli bir şekilde ama Madeline onun sesindeki alaycılığı duymuştu. Madeline, ayakkabıları sarıçam zemin üzerinde tıkırdayarak, Libby yi içeri girerken takip etti. Duvarlar demode bir duvar kağıdıyla kaplıydı. Vfeşil asma sarmaşığı kıvrılarak tavana uzanıyordu. Tavan yüksekti ve pencereler koyu renk, cilalı ahşapla örtülüydü. Madeline, sağ tarafındaki odada Emma nm gülkurusu renginde, sırtı engebeli bir kanepede kollarını bağlamış, bacaklarını üst üste atmış ve ayaklarından biri gergin bir şekilde sallanırken oturduğunu gördü. Belki de can sıkıntısıyla sallıyordu. Bunu bilmek zordu. Odanın iç taraftaki duvarın bitişiğinde duran göbekli soba Madeline in evin bu şekilde mi ısındığını düşünmesine neden oldu. 86 Gel, sana etrafı göstereyim, dedi Libby. Böyle iyi, ben... Hayır, hayır, Madeline, burada nelerimiz olduğunu görmen lazım. Emma yla etrafa göz attık. Omzunun üzerinden Emma ya baktı. Geliyor musun? Rehberliği senin yapmana müsaade ediyorum, dedi Emma ve esnedi. Madeline, giriş katını gezdirirken Libby yi takip etti. Libby sürekli gevezelik ediyor ve sadece Madeline i biraz daha gerginleştiren sorular soruyordu. Kaç yaşındasın? Or-lando yu seviyor musun? Hiç Colorado'ya gittin mi?

37 Madeline soruları fazla detaya girmeden yanıtladı ve dikkatini eve verdi. Mutfak, Madeline in şimdiye kadar gördüğü en eski mikrodalgayla birlikte doğrudan 1968 den çıkmıştı. Güneş gören oda bir bahçeye ve Libby nin nehir dediği ama Madeline e daha çok bir dere gibi görünen yere bakıyordu. Orijinal eve sonradan eklenen yer yemek odasıydı fakat giriş katını muhteşem kılan asıl şey manzarasıy-dı. Odalardaki geniş pencerelerin hepsi bir başka gökyüzü, dağ ve çayır manzarasını çerçeveliyordu. Libby, Madeline i şaşırtıcı bir şekilde geniş olan ikinci kat koridoruna çıkardı. Toplamda dört yatak odası ve bir de Madeline in önceden çocuk odası olduğunu tahmin ettiği bir dikiş odası vardı. Dikiş makinesi ve birkaç top kumaş hala oradaydı, kumaşların bir kısmı her an biri gelip dikiş dikecekmiş gibi ütü tahtasının üzerine yayılmıştı. Evin her tarafına pek çok eşya kaldırılmıştı. Yine de bir ailenin hayatının izleri bölük pörçük arkada kalmıştı. Bir odada, şifoniyerin üzerinde altmışlı yılların kıyafetleri içerisinde yirmi ya da ona yakın sayıda insanın olduğu bir aile 87 fotoğrafı vardı. Koridorun zemininde beysbol formaları içindeki iki oğlanın fotoğrafı duruyordu. Evi turlamayı bitirdiklerinde Emma kanepeden kalkıp omzunu kapının çerçevesine dayamış, oturma odasının kapısında duruyordu. Libby yle merdivenlerden inerken Emma açıkça Madeline in kıyafetini inceliyordu. Trudi yine haklıydı, Madeline bu iki kadına kıyasla bariz bir biçimde fazla şık giyinmişti. Gardırobu her zaman için varoluşunun felaketi olmuştu. Farklı durumlar için nasıl giyinmesi gerektiğini asla çözemezdi. Madeline Serbest Kıyafet Cuması gibi fikirleri kavrayamıyordu çünkü onun cumalarında serbest olan hiçbir şey yoktu. Madeline in bugün yapmak istediği aslında her zaman istediği şey profesyonel, parlak bir imaj çizmekti. Bu onun korunma kalkanıydı. Fakat şu anda son derece rahat olan Libby ve şık Emma yı gördüğünde kendini bu ayakkabıların uygun ve bu takımın iyi bir fikir olduğunu düşündüğü için azarlıyordu. Ev-vet! dedi Libby neşeli bir şekilde. Sanki muhteşem geçen eski günleri paylaşıyorlardı. Turu bitirdik! Madeline, çay alır mısın? Ne? Ah, hayır. Hayır, teşekkürler. Su? Böyle iyiyim, dedi Madeline. Aç mısın? Biraz şey vardı... Tanrım, Libby, kes, dedi Emma. İçini çekti ve Madeline, Emma nın Libby ye durmasını ilk defa söylemediği izlenimine kapıldı. Tamam. Libby gülümsedi. Ama bu Madeline i karşıladığı zamanki gibi bir gülümseme değildi. Daha gergindi. Belki beklerken kendin hakkında biraz daha bir şeyler anlatabilirsin, Madeline, dedi. Dürüst olacağım, senin hakkında düşünmekten kendimi alamıyorum. Demek istediğim, bir kardeşim olduğunu öğrenmek çok heyecan verici. Hakkında bilinecek her şeyi öğrenmek istiyorum. Biraz hızlı gidiyoruz sanki, demek istedi Madeline. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Libby imaları anlayacak biri olmadığı için hemen öneride bulundu. Şey, ne tür şeylerden hoşlanırsın? Hiç hobin var mı?

38 Hobi? Onun hobisi çalışmak ve annesiyle ilgilenmekti. Bir ara örgü örmeyi öğrenmeyi denemiş ama bir kez bırakmış ve sonra bir daha hiç eline almamıştı. Gazete kupürleriyle defter tutma? dedi Libby yardımsever bir biçimde. Spor? Defter tutma ve spor mu? Emma küçümseyerek homurdandı. Ya kardeşler? diye sordu Libby, başka bir noktadan gitmeye karar vererek. Hiç kardeşin var mı? Elbette ikisinin dışında birini kastetmişti. Ah... Hayır. Sadece ben, dedi Madeline. Benim iki erkek kardeşim var. ikizler, dedi Libby. Emma nın da bir kız kardeşi var. Üvey kardeş. Emma duruma açıklık getirdi tırnaklarını incelerken. Annen hala yaşıyor mu? diye sordu Libby. Madeline in başı ağrıdan küt küt atmaya başlamıştı. Güç durumda olan neden kendisiydi ki? Neden onları sorgulamıyordu? Ne yapacağını bilememekten nefret ediyordu. Madeline oturmak istiyordu, ayakları ağrımaya başlamıştı. 89 Yaşıyor, dedi. Oturmamın sakıncası var mı? Cevabı beklemeden oturma odasına girip kendini sandalyelerden birine attı. Peki onu en son ne zaman gördün? diye sordu Emma bakışlarını tırnaklarından ayırmadan. Kimi? diye sordu Madeline. Bütün bu sorulardan ve kardeşler bahsinden dolayı başı dönmüş bir vaziyetteydi. Emma nın dikkatle şekillendirilmiş kaşları havaya dikildi. Babam. Hepimizin küçük köpek yavruları gibi buraya toplanmamızın sebebini. Onu ne kadar tanıdığını merak ediyorum çünkü daha önce de dediğim gibi senden hiç bahsetmedi. Bu cümlenin, Madeline i, hayatı boyunca bahsedilmemiş biri olarak rahatsız etmesi için bir sebep yoktu ama etti. Üstelik şaşırtıcı bir şekilde güçlü bir rahatsızlıktı bu. Tanrım, Emma, kız yalan söylüyormuş gibi konuşuyorsun, dedi Libby Belki uyduruyordur, dedi Emma. Babamın onunla ilgili çenesini tutmuş olabileceğine inanmakta zorlanıyorum. Tanrı biliyor ya başka hiçbir konuda sessiz kalamı-yordu! Madeline in içinde bir şeyler yükseliyordu ve olmayan babası hakkındaki yıllarca kontrol altında tutulmuş olan hisleri bir anda boşaldı. Dalga mı geçiyorsun? diye sordu. Emma sadece omzunu silkti. Her zaman böyle patavatsız mısındır? diye sordu Madeline. Tuhaf bir şekilde bu Emma mn keyifle gülmesine yol açtı. Patavatsız benim için yetersiz bile. 90 Ona aldırma... Yemin ederim, Libby, ona bir kere daha bana aldırmamasını söylersen, seni tepeleyeceğim. Kimseden özür dileyecek halim yok. Onu buraya davet eden ben değilim. Bak sen, dedi Madeline gerçekten de şaşırarak. Sırf içine su serpilsin diye diyorum, ben de kardeş falan istemiyordum. Dediğim gibi, Grant i hiç tanımıyordum. O yüzden mirasınızı elinizden almak için burada olduğumu düşünüyorsanız, bence bir kere daha düşünün. Bunu hiçbir zaman istemedim. Madeline onların kendisine itiraz etmesini bekleyerek kollarını bağladı, Fakat Emma aniden ilgili gibi göründü. Yani bu gerçekten de damdan düşer gibi oldu, öyle mi?

39 Evet, dedi Madeline, aslında hiç gelmek istemediği bir yerdeki varlığını savunmak zorunda kaldığı için kızarak. Jackson, Orlando da bir anda karşıma çıktığında afalladım. Elbette bir yerlerde bir babam olduğunu biliyordum ama onu tanımıyordum. Vay canına, dedi Libby düşünceli bir şekilde. Onu bizim tanıdığımız kadar iyi tanımadığını tahmin ediyordum. Demek istediğim, Emma haklı, seni en azından duymuş olmamız gerekirdi ama yine de... En azından tanıştığınızı düşünüyordum. Neden hiç karşılaşmadınız? Annen mi seni ondan uzak tuttu? Madeline homurdandı. Annesi asla onu hiçbir şeyden, uzak tutması gereken şeylerden bile uzak tutmamıştı. Bu soru, Madeline in hem kendine kızmasına hem de Grant i tanıması gerekiyormuş gibi kendini aniden suçlu hissettiren bu kadınlara öfkelenmesine neden oldu. Babasını tanımamasının bir evlat ve bir insan olarak kendini bir fi- 91 yasko gibi hissetmek zorunda bırakmasına da kızıyordu. Sadece ikinizin onu çok daha iyi tanıdığınızı kabul edip bu konuyu burada bırakalım. Tanımak istediğimden bile fazla, kesinlikle, dedi Emma ve oturma odasının biraz daha iç tarafına doğru ilerledi, yürürken eteği gösterişli bir biçimde dizlerinde dalgalanıyordu. Madeline in aklına bir anda onun hiç dizlerinde böyle dalgalanan bir eteği olmadığı geldi. Madeline in etekleri bile kontrollüydü. Emma, öyle deme, diye azarladı Libby içeri girip kanepeye otururken. Bu doğru, dedi Emma ve Libby nin yanma geçti. İyi bir baba değildi, herkesten çok bunu senin kabul etmen gerekiyor. Üzülme, Madeline. Çok şey kaçırmış sayılmazsın. Madeline neden herkesten çok bunu Libby nin bilmesi gerektiğini merak etti. Emma! diye bağırdı Libby ve mahcup bir şekilde Madeline e baktı. İyi bir babaydı. Emma nm sorunu ne bilmiyorum ama babam o kadar da kötü değildi. Tekrar Emma ya baktı. Biliyorum, ondan hoşlanmıyordun ama o yine de babandı. Onu böyle adlandırmak istiyorsan, diye mırıldandı Emma. Sadece bir kere olsun, biraz nazik olabilir misin? diye sordu Libby. Ne, senin gibi mi? dedi Emma umursamaz bir tavırla. Böylece insanlar benden faydalansınlar diye mi? Libby nefesini tuttu ve kardeşine bakakaldı. 92 Emma homurdanarak Libby nin ellerinden tuttu. Özür dilerim. Bu çok kabaydı, diye mırıldandı Libby. Evet, biliyorum. Özür dilerim, Libby. Madeline koşarak kaçmak istiyordu. Bitmek bilmeyen sorular bir yana, bu çatışma en beteriydi. Çatışma, karmakarışık olmak demekti, insanlar asla geri alamayacakları şeyleri söylerlerdi. Bunu bilecek kadar annesinin yeterince söylediğini duymuştu. Madeline, Emma nm ne demek istediğini anlamamıştı ama Libby nin yüzünden anladığı kadarıyla bu Emma nın geri alamayacağı bir şeydi. Fakat Libby sadece iç çekti ve tekrar kanepeye gömüldü. Pekala, sanırım babamı en iyi ben tanıyorum o zaman, dedi kırılgan bir ses tonuyla Madeline e. En iyi mi, nasıl? Grant Tyler, Libby yi kayağa mı götürmüştü yoksa baba-kız dansa mı? Maçlarını mı izlemişti yoksa bir randevu sonrası evde gelmesini mi beklemişti? Peki ya

40 Emma neden onu tanımak istediğinden de fazla tanıdığını söylemişti ki? Grant onun hoşnutsuzluğunu kazanmak için ne yapmıştı? Ne var ki bu sorular Madeline in boğazında düğümlenmişti. Cevapları duymak istediğinden emin değildi. Hiçbir şeyi değiştirmeyecekti çünkü... O hala tanımak için zahmet edilmeyendi ve Madeline hala kendini burada tuhaf ve yabancı hissediyordu. Sadece yapılması gerekeni yapıp bir an önce düzenli olan dünyasına, sözde babasının varolmadığı evine gitmeyi istedi. Kardeşlerinin olmadığı ve kimsenin onun etrafında tartışmadığı evine... Belki de bu mirasla ilgili ne yapacağımızı konuşsak iyi olur, dedi Madeline. 93 İşte başladı, dedi Emma. Jackson buraya gelir gelmez tartışacağız, dedi Libby. O da her an burada olabilir. Aniden yerinden sıçrayıp pencereden dışarıya bakmaya gitti. Doğru, dedi Madeline ve evrak çantasını açtı. İçinden bir dosya çıkardı. Bu ne? diye sordu Emma. Madeline dosyayı açtı. Nasıl ilerleyebileceğimiz konusunda birkaç not ve fikirlerimi yazdım. Emma kaşlarını çattı. Ne konuda ilerlemek? Madeline başını kaldırdı. Emma dan çok daha alçakta oturuyordu ve sandalyesinin tam uçundaydı. Çiftliğin durumunun düzenlenmesiyle ilgili. Emma öne eğildi, kolları dizlerinin üzerindeydi. Öyle mi? Libby o kadar hızlı arkasını döndü ki bu Madeline i ürküttü. Ne demek istiyorsun? Bu açık değil miydi? Şey... Burayı satmayı, dedi. Libby nin ağzı açık kalmıştı. Son derece cüretkar bir sonuca varmışsın, Madeline, dedi Emma sakince. Burayı satmak istediğimizi nereden çıkardın? Of hayır. Hayır, hayır, hayır. Jackson Kaliforniya da yaşadığını söylemişti, Emma. Ben Orlando dayım. Libby de, yani ben... Burası çok uzak. Umurumda değil, ben satmak istemiyorum, dedi Libby. Burada yaşamak, burayı kullanmak istiyorum. Burayı devasa bir yere dönüştürebiliriz. İnanılmaz bir fırsat var. Bu çılgınlıktı, tamamen çılgınlık. Bu hiçbir yerin orta- 94 sındaki yerde yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Tam olarak neye dönüştürmekten bahsediyorsun? diye sordu Madeline elinden geldiğince nazik bir şekilde. Tam olarak böyle bir şeye, dedi Libby eliyle pencereleri göstererek. Çoğu kişi bu kadar muhteşem bir noktada olmaktan çok mutlu olacaktır. Tanrım, bunu biliyordum, dedi Emma ve ayağa kalktı. Bir içki alacağım. Tamam, dedi Libby, Emma yı gözleriyle takip ederken. Sen ne istiyorsun, Emma? Ne istediğimi bilmiyorum, dedi Emma omzunu silkerek. Fakat ne istediğime karar vermek için Jackson Crane den bir mektup ve sözüm ona bir kardeşle ilk kez görüşmeden daha fazlasına ihtiyacım olacak. Odadan çıkarken omzunun üzerinden alaycı bir gülümsemeyle baktı. Belki de burayı bir spa merkezine çevirmeliyiz. Spa işine girip başarılı olmak çok zordur, dedi Madeline. Sen spa uzmanı mısın? diye diğer odadan bağırdı Emma.

41 Burası bir çiftlik, işleyen bir çiftlik, dedi Libby kesin bir şekilde. Neden bununla uğraşacağız ki? Bakın, istemiyorsanız ikiniz karışmak zorunda değilsiniz. Ben düşündüm ki belki... Başını salladı ve pencereden dışarıya baktı. Boş verin. Karışmak zorunda değilsiniz. Ben yapacağım. Her şeyi halledeceğim. Ne düşündüğünü biliyorum, dedi Emma, tekrar kapıda görünerek. Bunun, sonu iyi biten bir film olacağını, kardeşlik bağlarına sahip olduğumuzu, ortak noktalarımızı keşfedeceğimizi ve birbirimizi destekleyip erkekler bulup 95 evlenerek birbirimizin çocuklarını yetiştireceğimizi sanıyorsun. Ama bu olmayacak, Libby. Tekrar diğer odaya geçip kayboldu. Libby, Emma nm söylediklerinden o kadar incinmişti ki Madeline onun için üzülmekten kendini alamadı. Libby, üzgünüm... Ama ben... Bunun bana göre olduğunu zannetmiyorum, dedi dürüstçe. Hiç tanımadığım bir baba bana neden bir şey bir şey bıraktı bilemiyorum. Sadece her şeyi mümkün olduğunca çabuk halledebilmemizi umuyorum. Vay canına, dedi Libby, coşkulu gülümsemesi kaybolarak. Bizimle daha yeni tanıştın. Bizi tanımak isteyip istemediğine karar vermek için biraz zamanını ayıramaz mısın? Neden babamın burayı bize bıraktığını hiç düşündün mü? Belki de bu onun sana elini uzatma yoluydu. Bana bir amaç vermeye, sana kardeşlerini vermeye çalışıyordu belki de. Emma ya da..cümlesini tamamlamadı. Emma tekrar kapıda göründü. Devam et, Libby. Emma ya ne verecekti? Madeline in başı zonkluyordu. Bu hiç de iyi gitmiyordu. Madeline in onların bu zoraki ortaklığı sürdürmek isteyeceğini hiç düşünmemişti. İlgileniyorsanız, benim düşüncem şöyle, dedi Emma, Madeline i işaret ederek. Arkadaş olup olmamamız umurumda değil. Neredeyse onun karşılık vermeyeceğini bilerek Madeline e meydan okur gibi tek kaşını kaldırdı. Birkaç gün içerisinde Los Angeles a dönüyorum. Fakat bazı kararlar almamız gerekiyor, dedi Madeline. Benim gerekmiyor. Emma tekrar mutfakta gözden kayboldu. 96 Emma, diye düşündü Madeline, sürtüğün teki çıktı kız. Libby de fazla hevesliydi. Ancak üçü arasında babası tarafından terk edilen Madeline di. Aslında burada gerçekte bir işi yoktu. Bu iki kızın aksine Madeline in burayla ne bir bağı, ne hisleri, ne geçmişi vardı. Sadece yapılması gerekeni yapmak ve Grant hayatını şu an yaptığından daha karmaşık bir hale getirmeden gitmek istiyordu. Grant her şeyi Libby ve Emma ya bıraksaydı Madeline bunun farkına bile varmazdı. Git o halde, dedi Libby, duyguları gerçekten incinmiş olarak. Üç kardeşin bir araya gelip burada bir şeyler yapabileceğini düşünmek tamamen benim salaklığımdı. Birlikte. Madeline kendini berbat hissediyordu. Buraya kimsenin duygularını incitmeye gelmemişti. Çok üzgünüm, Libby. Fakat nasıl ortak olabileceğimizi bilmiyorum. Madeline daha kardeş bile diyemediğini fark etti. Birbirimizi tanımıyoruz. Grant bunun bizim için zor bir durum olacağını tahmin etmeliydi. O yüzden de niye bize bunu böyle bıraktı bilmiyorum. Burada hiçbir şey yok! diye bağırdı Emma ve bunu bir dolap kapağının hızla çarpma sesi izledi. Hiçbir şey! Çünkü babamızdı, dedi Libby. Anne-babaların yaptığı şey bu değil midir? Mallarını mülklerini çocuklarına bırakmazlar mı? Ve ayrıca bunu satamazdı, o sözleşmeyle olmazdı.

42 Ne? diye sordu Madeline. Ne sözleşmesi? diye sordu Emma, elinde bir bardak suyla tekrar görünerek. Jackson size söylemedi mi? Babamın mirasçılarının 97 kabul etmesi gereken bir sözleşme var ve onun şartlarını öğrenmeden herhangi bir şey yapamayız. Madeline in nabzı hızlanmaya başlamıştı. Bunca yolu sırf işlerin daha da karmaşık ve çözülmesi imkansız olduğunu öğrenmek için geldiyse... Johnson aile buluşması, dedi Libby ikisine de bakıp sözleri gereğinden fazla vurgulayarak. Sözleşme imzalandı. Depozitolar ödendi, iki yüz Johnson ayın sonunda burada olacak ve bir hafta boyunca mutlu bir aile buluşması gerçekleşecek. Biz de bu sözü yerine getirmek zorundayız. Emma her nasılsa gerçekten de güldü. Buna da tüy dikmek denmezse ne denir bilmiyorum. Madeline birazdan bayılacağını düşündü. Her zaman bir sonraki hamlenin ne olacağını bilmeyi tercih ederdi ve bir aile buluşması beklemiyordu. Anlayamıyorum, dedi ve zonklayan başının şakaklarını ovaladı. Jackson m size söylemediğine inanamıyorum. Bayan Kendrick in fikriydi, biraz para kazanmanın bir yolu işte. Jackson ve babam bu çiftliği ailelerin tekrar bir araya gelme buluşmalarına ev sahipliği yapması için kiralıyorlardı. Aile burada kamp kuruyor, mutfağı ve çalışanların kaldığı binadaki duşları kullanıyorlar. Pine River ı yazın bu kadar çekici kılan her şeyi yapıyorlar. Bu yüzden de portatif tuvaletler var. İki yüzjohnson. İşte böylece, Grant Tyler, Madeline nin hayatını daha da karmaşık bir hale getirmişti. Emma tekrar güldü. Adam öldü ama hala sorun çıkarmaya devam ediyor. Tanrım, bir içkiye ihtiyacım var. 98 Dokuz Luke, çiftliğin girişinden içeri döndüğünde, şaşırtıcı bir şekilde nostalji hissiyle doldu. Uç yaş küçük kardeşi Leo yla çocukluklarını bu cennet köşesinde geçirmişlerdi. Kışın kayak ve kar kayağı yaparlardı. Gerekirse çöp tenekesinin kapaklarını evin arkasındaki bayırdan kaymak için kullanırlardı. Yazları, doğa yürüyüşü, balık avlama, sığınak yapma ve ayı takibinden ibaretti. Sonuncusu, annelerinin karşı çıkmasına rağmen yapılırdı. Biraz büyüdüklerinde, babalarına sığırlar konusunda yardım etmeye başlamışlardı. Bu Kendricklerin yaptığı şeydi. Çok uzun zamandır yüksek irtifa sığır rençberleriy-di. Hayatlarının ritmi Luke un annesinin etrafında dönüyordu. Anneleri, oyun oynamak ya da çalışmayla geçen zor bir günün sonrasında onları ev yapımı yiyeceklerle beslemek için oradaydı, kafalarında daha önemli şeyler olduğunda yıkanmalarını hatırlatmak için ve iki oğlanın maruz kaldıkları hem fiziksel hem de duygusal yaralarını 99 dindirmek için oradaydı. Anneleri çiftliğin kayıtlarını tutar, kilise korosunda şarkı söyler ve asla bir okul gösterisini kaçırmazdı. Babaları da onları ihmal etmezdi. Anneleri onların dayanak noktasıydı ama babaları da onlara nasıl erkek olunacağını öğretmişti. Olta ipinin nasıl atılacağını, bir atın nasıl

43 eyerleneceğini göstermişti. Bir şeyleri inşa etmeyi, sığır yetiştirmeyi, kadınlara saygı göstermeyi babalarından öğrenmişlerdi. Belki Luke bunların hepsini kendisine sunulmuş bir hak gibi görüyordu. Belki annesinin ölümünün ardından bile, çiftlik onun gençliğindekinden farklı hissettirir görünmeye başladığında bile, çiftliğin hep onun için orada olacağını düşünmüştü. Bunun olacağını, ellerinin arasından kayıp gideceğini hiç hayal etmemişti. Her zaman günün birinde, babası da vefat ettikten sonra, çiftliğin burada olacağına, kendisinin geleneği devam ettireceğine inanmıştı. Çiftliği kaybetmenin onu ne kadar incittiğini fark etmemişti. Hayatının temel taşları ayaklarının altından savrulup birer birer dışarı atılıyor gibiydi. Burası hala çocukluğundaki büyülü yerdi sanki! Portatif tuvaletler dışında tabii. Luke bunun ne anlama geldiğini bilmek istemediğine emindi. Kapının hemen dışında durup cipinden indi ve yamaca giden çayırı geçti. Bir an için ağaçları inceledi. Sonra doğrudan Pondoresa çamlığına yürüdü. Çamların altında kayalıklarda büyüyen asmaları eliyle kenara çektiğinde gördüğü şey hoşuna gitti. Leo yla beraber ırmağın taşlarıyla inşa ettiği sığınakları oradaydı. Girişi dikkatli bir şekilde casusluk için gizlenmişti. Luke 100 bu sığınağı inşa etmekle doğru düzgün bir mühendisliğin önemini öğrenmişti. Doğru düzgün inşa etmeyi başarmadan önce birçok deneme yapmışlar ve babalarının yardımını almışlardı. Sonucunda da bir metreye bir metre boyutunda Amerika daki en iyi sığınağı yapmışlardı. Leo yla beraber burada saklanırlar, sığırların avare avare gezinmelerini, babalarının ve Ernest ın çalışmalarını izlerlerdi. Saçma taneleri atan hava tabancaları getirip keklik ve sülüne nişan alırlardı... Ta ki anneleri onların ne yaptığını öğrenip yaz boyunca ellerindeki tabancalara el koyana kadar... Bir Noel de alet çantası yapmışlardı ve sonra babası bulamasın diye buraya saklamışlardı. Luke asmaya doğru yürüyüp girişe baktı. Her zaman buraya kendi oğlunu getireceğini düşünmüştü. Ayrıca annesinin burada olacağını, Leo nun sağlıklı olacağını ve Julie nin karısı olacağını da hayal etmişti. Ah, diye mırıldandı kendini suçlayarak. Gönül yarasını deşmenin bir anlamı yoktu. Babası ve Ernest in yaptığı, bütün arazi boyunca akan derenin üzerindeki küçük köprünün üzerinden arabasıyla zıplayarak geçti. Dere sonunda genişleyip bir zamanlar botla gezindikleri Pine River la buluşuyordu. Arabasını sürerken Luke etrafın biraz eskiyip yıpranmış göründüğünü fark etti. Yapılan tamiratlar annesi hasta olduktan sonra yetersiz kalmaya başlamıştı ama Luke un o an gördükleri arasında birkaç hafta içinde halledemeyeceği bir şey yoktu. Bunları yapacağını düşündü Luke. Babası için etrafı onaracaktı. Tekerlekli sandalyenin geçebileceği birkaç giriş yapacaktı şu anda sadece evin arkasında bir tane vardı belki kardeşi için alt kattaki odalardan birinde 101 de değişiklik yapabilirdi. Böylece Leo yedi gün yirmi dört saat tek bir yere tıkılmazdı. Hafta sonlarında Luke buraya gelebilir ve tekrar bir yuva haline getirebilirdi. Luke araba yolu üzerinde yabancı arabaları değil, babasının eski kamyonetini ve annesinin Pontiac otomobilini görmeye alışkındı. Annesinin Pontiac ı Pike Tepesi ne bile çıkabilecek canavar gibi bir arabaydı ve hala çalışıyordu. Araba şimdi garajda, üzerine yeni bir toz

44 tabakası toplamakla meşguldü. Buradakiler tanıdık arabalar değillerdi, bunlar yabancıların, Luke un elinden çocukluğunu çalan insanların arabalarıydı. Luke u asıl deli eden, önünde yedek lastik duran küçük arabaydı. Önde ve merkezdeydi, uzun siyah saçlı, mavi gözlü ve sarı fosforlu kalemli kadının arabası... Dağın tepesinde Dr. Scholl tabanlıkları ve takım elbise giymiş olan kadının... Kadın kesinlikle hoştu. Ve kesinlikle garip biriydi. Ve şimdi resmi olarak Luke un kara listesindeydi. Luke, arabasını garajın yanındaki tentenin altındaki bir noktaya çekti. Bronco dan çıkana kadar Libby Tyler bu yeri sahiplenmiş gibi verandaya çıkmıştı. O da kara listedeki bir diğer kişiydi. Luke hayatının çok büyük bir bölümünde Libby yi tanıyordu ya da ondan haberi vardı. Libby, Luke tan küçüktü, Leo nun yaşındaydı. Luke kasabadaki herkesin onun Ryan Spangler la nişanının bozulduğunu ve Libby nin kısa bir zaman sonra şerifin bürosundaki işini kaybettiğini biliyordu. Leo, Libby nişanlısından ayrıldıktan sonra tam olarak ne yaşandığını bilmese de Ryan la ilgili sorunlar çıktığından bahsetmişti. Fakat bunların hiçbiri önemli değildi. Libby Tyler, onun evindeydi. Kendi evinde değil. Luke un evinde. 102 Onun eve yaklaştığını görünce Luke? dedi Libby şaşkınlıkla. Vay canına! Son görüşmemizin üzerinden asırlar geçti! Libby gülümseyerek elini uzattı. Nasılsın? Leo nasıl? Hepimiz çok iyiyiz, teşekkürler, dedi Luke. Uzun bir süre elini tuttu ve Libby nin gözlerinde, onun babasının kendi babasına yaptıklarıyla ilgili bir anlayış görmek için baktı. Hiçbir şey göremedi. Seni buraya ne getirdi? diye sordu neşeli bir şekilde Libby. Buranın Luke un evi olduğunu kolayca unutmuş gibiydi. Belki de oraya yerleşmesine bu yardımcı olmuştu. Yarım kalan birkaç iş. Luke gülümsedi. Libby şaşırmış görünüyordu. Jackson herhangi bir şeyden bahsetmedi. Öyle mi? dedi Luke elinden geldiği kadar dostane bir biçimde. Tel kapı çarpılarak açıldı, sarı saçlı, kahverengi botlu bir kadın verandaya çıkarken Libby sıçradı. Bu kadın Libby ne kadar sevimliyse o kadar güzeldi ve Libby ne kadar toysa bu kadın o kadar ateşliydi. Ancak aralarında, gözlerinde bir benzerlik vardı. Üçüncü mirasçı olmalı, diye geçirdi aklından Luke. Merhaba, dedi kadın, Luke u süzerek, yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle. Luke, bu kardeşim, Emma Tyler, dedi Libby ve Em-ma ya döndü. Bu Luke Kendrick. Kardeşi Leo yla eskiden burada yaşarlardı. Okulda Leo yla beraber okumuştum. Emma nın gülümsemesi daha belirgin bir hale geldi. Merhaba, Luke Kendrick. Luke, Emma gibi kadınları tanırdı. Görünüşe göre 103 Emma erkekler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu ve bunu nasıl kendi çıkarı için kullanacağını tam olarak bilen kadınlardandı. Ne var ki Luke da kolay lokma değildi. Merhaba, dedi. Emma kasıtlı bir şekilde baştan ayağa onu süzdü ama Luke ilgisiz görünüyordu. Arkasında Mavi Göz o tutucu takım elbisesi içinde ve saçı arkadan toplanmış bir şekilde verandaya çıktı. Luke a onun burada ne işi olduğunu anlamaya çalışır gibi bakıyordu. Sen. Luke gülümsedi. Evet, ben. Birbirinizi tanıyor musunuz? diye sordu Libby ina-namayarak.

45 Hayır! dedi Madeline, çabucak ve kesin bir şekilde. Yüzü kızarmıştı ve parmakları gergin bir şekilde boynundaki M yi çeviriyordu. Sadece kısa bir süre için karşılaşmıştık, dedi Luke. Bazen Geçidi nin orada. Lastiğini değiştirmiştim. Madeline nin mavi gözleri Luke un üzerine sabitlenmişti ve arabaya doğru, muhtemelen lastiği göstermek isteyerek, işaret etti. Çividen. İnşaat alanı vardı. Madeline başını yana eğip ona dikkatle baktı. Niye buradasın? Evet, neden? diye sordu Emma meraklı bir şekilde. Jackson Crane davet etti. O da burada mı? Gecikti, dedi Libby. Yok, bekle. İşte orada. Dördü birden dört çeker F-250 kamyonetiyle yolda uçarak gelen Jackson a baktılar. Jackson garaja giden yola döndü ve durup arabasından atlayarak çıktı. Luke un onu gördüğü zamanki kıyafetini değiştirmişti, çiftliğe gelirken yürüyüş botlarını ve kargo pantolonu tercih etmişti. Üzgünüm, geciktim, dedi Jackson ve altılı bir diyet 104 kola paketiyle bir cips paketini havaya kaldırdı. Atıştırmalık getirdim. Dördü de gözlerine inanamayan bir ifadeyle Jackson a bakıyordu. Jackson onların bakışlarının cesaretini kırmasına izin vermeden sırıttı. Pekala, kızlar. Ve Luke... diye başını sallayarak düzeltti lafını Jackson. Tanışma fırsatı buldunuz mu? Luke şu an onu tekmelemek istiyordu. Botlarının burun kısmıyla, tam gözlerinin arasına vurmalıydı. Burada yeni bir sınıfa kaydoluyor değillerdi, konuşacak ciddi meseleler vardı. Jackson, nasıl gidiyor? diye sordu Libby. Pek çok sorunuz olduğuna eminim ve hepsini yanıtlayacağıma söz veriyorum. Pekala, ne düşünüyorsun, Madeline? diye sordu Jackson patavatsızca. Düşündüğün kadar kötü değil, değil mi? Şaşırmış görünen diğer iki kadın bakışlarını Madeline e çevirdiler. Ne? Ben kötü olduğunu düşünmüyordum, demeye çalıştı Madeline. Hımm. Görünüşe göre, siz çocuklar umduğum kadar kaynaşmamışsınız, dedi Jackson hepsi bir şekilde onu hayal kırıklığına uğratmış gibi. Endişeye mahal yok! Şu piknik masalarından birine oturalım ve birkaç şeyi açıklığa kavuşturalım. Jackson çimenlik alana doğru yürümeye başladı. Emma, Libby ye baktı, sonra Jackson ı batı tarafındaki çimenliğe doğru takip etti. Libby onun hemen arkasınday-dı. Madeline, Luke a baktı. Bu çok garip, dedi. 105 Bir de bana sor. Luke onunla beraber yürümesi için yolu işaret etti. Madeline tereddüt ettikten sonra gönülsüzce yürümeye başladı. Jackson en uzun piknik masasını, yani Luke un büyükbabasının yaptığı masayı seçmişti. Belki de hakikaten yumrukların havada uçuşması ihtimaline karşı herkesin arasına yeterince mesafe koyduğundan emin olmak istemişti. Ilık diyet kola kutularını herkese dağıttı ve cips paketini açıp piknik masasının üzerine boşalttı. Luke böyle ciddi bir işe böyle rahat bir yaklaşımı uygun bulacak tek kişi tanıyordu, o da Leo ydu. Tamam, arka planla ilgili birkaç bilgi vermeme izin verin, dedi Jackson, diyet kolalardan birini açarken. Hanımlar, Grant öldüğünde, beşinci evliliğini daha yeni son-landırmıştı ve açık

46 konuşmak gerekirse, bu seferkinde son kuruşuna kadar dökülmüştü. Elinde gerçekten tek kalan şey bu çiftlikti. Babam bu çiftliği ne zaman aldı? diye sordu Libby. Yaklaşık bir yıl kadar önce mülkiyetini elde etti, dedi Jackson ve kolasından büyük bir yudum aldı. İlginç bir kelime kullanımıydı bu, elde etmek. Grant burayı babasının ellerinden gasp ederek almış gibi... Ki bu Luke un gözünde canlandırdığından çok da farklı değildi. Ölümü sırasında Grant ipotekli satışta tepetaklaktı, diye ekledi Jackson. Bu şoke ediciydi, öylesine imkansız bir durumdu ki Luke hiç düşünmeden konuştu. Buna imkan yok, dedi. Burayı piyasa değerinin çok altında satın aldı. Nasıl değerinden daha fazlasına borçlanabilir ki? 106 Aniden üç kadın da dönüp ona bakmaya başladılar. Ah, dedi Jackson rahat bir şekilde, muhtemelen daha önce Grant Tyler m bu çiftliği Luke un babası Bob Kendrick ten satın aldığından bahsetmeliydim. Babamın bu çiftliği satın aldığını bilmiyordum, dedi Libby. Evet. Ve bunu son derece iyi bir anlaşmayla aldı. Doğru, dedi Luke. Hatta babamdan faydalandığı bile söylenebilir. Şey, bu da bir yorum tabii, dedi Jackson neşeli bir şekilde. Ama Grant babanın anlaşmalarındaki amaca ulaşmasını beklerken beşinci eşinden boşandı ve paraya ihtiyacı oldu. Bu yüzden de çiftlik için ikinci bir ipoteğe girdi ve maalesef emlak piyasası ağır bir darbe yedi. Grant de kendini on beş bin dolarla tepetaklak buldu. Ve bu elbette, emlakçı ücretlerini de kapsamıyor. Öyle değil mi, Madeline? Madeline gözlerini kırpıştırdı şaşırarak. Ben, şey... Bilmiyorum... Ah, bu arada Madeline bir emlakçı, diye ekledi Jackson. Burayı satmak istemene şaşmamalı, diye mırıldandı Libby. Hayır! diye itiraz etti Madeline. Burayı satma isteğimin bununla hiçbir alakası yok. Luke a baktı ama onun kalbi öfkeden küt küt atıyordu. Bir emlakçı. İşte ortadaydı, inkar etmeye, ibrenin ondan yana olmadığı, zorlu bir mücadeleyle yüzleşmeyecekmiş gibi görünmeye gerek yoktu. Fakat emlakçı olmanın işi kolaylaştırabileceğini kabullenmeksin, dedi Jackson. 107 Madeline bir şey demedi. Yavaşça öne eğildi, başını masaya koydu ve Luke onun derince içini çektiğini duyar gibi oldu. Luke onun çılgınca diye fısıldadığını da duymuştu. Dediğine geri dönebilir miyiz? diye sordu Libby, Lu-ke u işaret ederek. Babamın onun babasından faydalandığını söylemişti. Ne demek bu? Neden bahsediyorsunuz? Ona da geleceğiz, dedi Jackson. Ama önce size Luke un babasının o parayı nasıl tekrar kazanacağıyla ilgili harika fikrinden ve Granfiin tamamen hemfikir olmasından bahsedeyim. Burayı eve dönüşler, tekrar kavuşmalar ve düğünlerin adresi yapmak gibi bir fikri vardı. Ve Grant siz kızların tam da bunun gerçekleşmesini sağlayacak bir takım olduğunuzu düşündü. Jackson sorun çözülmüş gibi ellerini havaya kaldırdı. Tanrım, bu resmen bir romantik komedi hikayesi, dedi Emma kuşkulu bir şekilde. Ayağa kalktı. Şu kolayla gidecek viskin var mı?

47 Ne yazık ki, dedi Jackson özür dilercesine. Dinleyin, bunların biraz şaşırtıcı olduğunu biliyorum ama bence işe yarayabilir. Grant ölmeden önce elinde avucunda son kalanları da bu büyük eve geri dönüş işinin reklamına yatırdı. Johnsonlar Teksas ın dışından bir aile ailelerinin yeniden bir araya gelişi için tam da böyle bir yer arıyor-larmış. Kamp yapabilecekleri, çocukların doğada gezinip sala binebilecekleri, erkeklerin barbekü yapabilecekleri bir yer. Dürüst olmak gerekirse tam olarak hepsinin ne olduğunu bilemiyorum. Ama bir sözleşme düzenledim, onlar da imzaladılar ve bu arazi bu sözleşmenin gereğini yerine getirmeli. Bunu yapmamanız yapmanızdan daha pahalıya mal olacaktır. 108 Ne? dedi Madeline başını kaldırarak. Hemen keyfiniz kaçmasın, hanımlar. Hala yapılacak pek çok şey var, dedi Jackson. Kolasından büyük bir yudum daha aldı ve kutusunu eliyle ezdi. Jackson ın da onlar kadar rahatsız olduğunun ilk dışarıdan görünen işaretiydi bu. Ernest bu hafta gelecek ve işin büyük bir kısmını yapabilir. Ancak işleri halletmesi için birilerini daha tutmamız gerekebilir. Mesela? dedi Luke. İlk olarak, çalışanların kaldığı binanın duşları... Duş, tekil, diye düzeltti Luke. Duş, en azından şu anda öyle. Kadınlar ve erkekler için ayırıcı bölüm inşa etmeli ve belki bir-iki geçici duş ilave etmeliyiz. Belki birkaç tane daha. At binmeleri için atları toplayıp sığırları yukarı sürmeliyiz. Bir de rafting turu için birkaç kişiyle anlaşma yapmalıyız. İyi haber şu ki ben şimdiden epey şey hallettim. Çadırlar yarın elimizde olacak. Barbekü ızgaraları da gelecek hafta geliyor. Fakat burada hepsini çekip çevirecek birine ihtiyacımız var. Ki bu da sizlerden biri olabilir! dedi Jackson bir eğlence programı sunucusu gibi. Bunlar için parayı nereden buldun? diye sordu Luke. Jackson omzunu silkti. Grant in Porsche sini sattım. Bu da başlangıç giderlerini karşılamaya yetti. O araba bir klasikti. Emma yavaşça yerine oturdu. Sadece ben miyim yoksa bu durumun ne kadar manyakça olduğunu benden başka fark eden var mı? Ben, dedi Madeline, elini kaldırarak. Bu... Bu benim düşündüğüm şey değildi, Jackson. Burada oyalana- 109 mam. Orlando da bir işim ve bir hayatım var. Başka bir yol olmalı. Yok, dedi Jackson çabucak ve kesin bir şekilde. Ne yazık ki, en azından şu anda yok. Ve Luke un değindiği, muhtemelen sonra konuşmamız gerekecek olan başka birkaç konu daha var. Yani, önce bu öğrendiklerinizi biraz sindirme şansı bulduktan sonra. Madeline şakaklarını ovaladı. Bu çılgınlık. Çılgınlık! Ne bir plan var, ne bir düzen... Ne de bir fosforlu kalem, diye düşündü Luke. Ne başka konusu? diye sordu Emma. Ne varsa söyle. Daha sonra duymak istemiyorum. Ne halt olup bittiğini hemen şimdi öğrenmek istiyorum. Her şeyi, Jackson. Jackson, Luke a baktı. Kadınlar da öyle, üç çift kuşkulu kadın gözü Luke u süzüyordu. Luke içini çekti. Babalarımızın yaptığı anlaşmada hafifletici birtakım koşullar vardı. Dosttular güya ya da en azından benim babam onların dost olduğuna inanıyor ve babam sizin babanızın ona yardımcı olduğunu düşünüyor. Luke kafasını iki yana salladı. Bunu olması gerektiğinden de karmaşık bir hale getiriyordu. Bu yüzden Grant babama bir maddi meseleyle

48 ilgili olarak ihtiyaç duyduğu nakit parayı vermiş ve babamla bu borcu geri ödediğinde çiftliği geri alabileceğine anlaşmışlar. Aynı fiyata. Libby ve Emma ona boş gözlerle bakıyorlardı fakat Madeline in kaşları çatılmıştı. Bu bir centilmenlik anlaşmasıymış. Babam biraz nakit paraya sıkışmış. Grant in de biraz nakdi varmış ve ona yardım etmeyi teklif etmiş. 110 Grant in zannettiği kadar nakdi yoktu ama, diye mırıldandı Jackson. Yine de babamın parayı geri öder ödemez Grant in çiftliği ona aynı fiyata geri satması konusunda anlaşmışlar. Fakat sonra Grant ölünce babam sıkıntıya düştü. Bu anlaşma için yazılı bir belge var mı? diye sordu Madeline. Hayır, dedi Jackson, belli ki onun bunu sorarak nereye varmak istediğini bilerek. Doğrusunu söylemek gerekirse, yok, dedi Luke, ama burası ailemin evi. Buralarda büyüdüm ben. Madeline aniden gülümsedi. Pekala o halde, harika! Bu bizim sorunumuzu çözüyor, öyle değil mi? Burayı geri satın alabilirsin. Luke dişlerini sıktı. Henüz satın alamam, dedi zorla ve Madeline in mavi gözlerine baktı. Madeline de gözlerini kaçırmadan ona baktı ama bakışları umutlu bir ifadeden sabırlı bir ifadeye değişti. Madeline anlamıştı. O bir emlakçıydı, bir pazarlıkçıydı, bunlara alışkındı. Ve Luke onun duygusallıkla yönlendirilebilecek bir tip olmadığını tahmin ediyordu. Pekala! dedi Jackson enerjik bir şekilde. Dediğim gibi, halledilecek çok şey var. Tanrı aşkına, dedi Emma ve ayağa kalkıp görünüşe göre viski arayarak elinde diet kolayla yavaşça uzaklaştı. 111 On Madeline, Pine River a dönüş yolundayken akşam karanlığı neredeyse çökmüştü. Madeline bitkindi, sersemle-mişti, başı çatlıyordu ve midesi açlıktan bulanıyordu. Stresle baş etmeyi beceremediği bir gerçekti. En azından kendi stresiyle... Konuşup Trudi yi intihardan vazgeçirme ya da futbol sahasında haksızlığa uğradığını hisseden küçük kızları teskin etme konusunda harikaydı. Ancak iş kendi stresine geldiğinde her şey değişiyordu. Madeline böyle şeyleri içine atma eğilimindeydi. Genellikle bu durumlardan dikkatli bir planlamayla kaçınırdı. İşler planlandığında, olaylar bir plan doğrultusunda geliştiğinde olasılıklarla baş edilebildiğini tecrübeyle öğrenmişti. Evet, her şey olasılıklarla baş edebilmekle ilgiliydi ve Jackson bunda berbattı. Örneğin, meseleleri nasıl ele alacağını biraz düşünmüş olsaydı bugün çok daha yumuşak bir şekilde geçebilirdi. Ancak onları yatıştırmak için yarım yamalak girişimleri, Libby nin o kahrolası tekrar bir araya gelmeyle ilgili şevki ve Emma nın soğuk kayıtsızlığı arasında Madeline havanda su dövdüğünü hissetmişti. 112 Bir noktada, mola verme konusunda hemfikir olmuşlardı. Emma evin içinde içki bulmakta ısrarlıydı. Madeline verandada oturmuş, şakaklarını ovuşturuyordu ve Luke da onun yanına oturmaya gelmişti. Tanrım, fakat bu adam hakikaten yakışıklıydı. Bir hazır yemek reklamından fırlamış gibiydi. Ona yakın bir şekilde oturduğunda, bacağı hafifçe Madeline e değmişti. Madeline in bakışları onun bacağına sabitlenmişti. Luke un bacakları, yanında

49 kendi bacaklarının küçücük kalmasına neden olacak kadar kalın ve güçlüydü ve ah, çok seksilerdi. Luke ona bakmak için başını eğmişti. İyi misin? Başı çatlamak üzereydi, ayakları uyuşmuştu ve bitkinlikle ürperme hissini bir türlü üzerinden atamıyordu ama bunlar dışında Madeline son derece iyiydi. İyiyim, demişti ve kendini zorlayarak gülümsemişti. Luke da başını sallamış ve etrafındaki manzaraya bakarak Sanırım bu senin için yaşamını altüst eden bir kasırga gibi oldu biraz, demişti. Evet, demişti Madeline, birinin anlamış olmasına sevinerek. Senin için de öyle. Biraz, Luke. Ne derler bilirsin, hayat sen başka planlar yaparken başına gelen şeydir. Madeline içten içe mahcup olsa da ışıl ışıl gülümsemişti. Böyle şeyleri normalde hiç söylemez ve bunlara bir an için bile inanmazdı da. Hayat Madeline planlar yaptığında gerçekleşen şeydi. Luke buna inanıyordu çünkü o gri gözlerinin parlamasına neden olan bir şekilde alaycı bir ifadeyle gülümsemiş ve elini Madeline nin koluna koymuştu. Güçlü, büyük eli Madeline in kolunun üzerindeydi. Bu çalışan bir ada- 113 mm eliydi, hayatındaki çentikler ve işaretlerle güçlü bir el. John Lennon söylemişti sanırım. Sık dişini. Bugün muhtemelen en kötüsüydü. Sonra onun kolunu sıkıp bırakmıştı. Madeline onun kendisini teselli etmeye çalışmasına minnettardı gerçekten, ama Luke un, iki yüz Johnson ın neye benzeyeceğini bilip bilmediğini merak etmekten kendini alamıyordu. Madeline biliyordu, ofisin müşterilere teşekkür günlerinde bu konuda bir fikir edinecek kadar çalışmışlığı vardı. Bu eziyetli günün sonunda Madeline bu durumun bir ya da iki görüşmeyle düzgün bir şekilde karara bağlanamayacağını açıkça anlamıştı. Madeline devasa ağaç gövdelerinden oyulmuş taşraya ait mobilyaları, kocaman yanmakta olan şöminesi ve doğal olarak yerdeki ayı postuyla Boz Ayı Pansiyonu nun lobisinde ilerledi. Dün kasabaya geldiğinde, kalmak için sadece burayı bulabilmişti. Bu küçük otele giriş yaptığında mekanın sahibi Danielle Boxer, ona Ayı Yavrusu mu yoksa Kavak Ağacı Ormanı odasını mı istediğini sormuştu. Danielle, alışılmadık biçimde parlak kızıl saçlarıyla muhtemelen 1.80 boylarında iri yarı bir kadındı. Önlerinde Küba ya özgü büyük cepleri olan, ketenden pembe bir gömlek giymişti. Bir pazar günü maç izlerken Madeline in babalarından biri de bu gömleklerden giymişti. Size Alaycı Kuş odasını vermek isterdim ama anlarsınız ya, birileri içeride bir nevi parti vermiş, demişti kadın ve kaşlarını aşağı yukarı sallamıştı. Madeline kadının ne demek istediğini bilmiyor ve bilmek de istemiyordu. Ayı Yavrusu odasının diğerine göre 114 kulağa daha küçükmüş gibi geldiğini düşünmüş ve onu seçmişti. Ne kadar kalacaksınız? diye sormuştu Danielle ya da Madeline e kendisine hitap etmesinde ısrar ettiği şekilde söylersek Dani. Pazartesi sabahı ilk iş ayrılacağım. Bunu ayarlayabilirim fakat haftaya gelecek olan büyük bir Kanadalı grubum var. Karlar erimeye başladığı zaman otobüs turları yapmayı seviyorlar.

50 Madeline, Pine River a bu çılgınca hücum başlamadan çok önce buradan gitmiş olacağından emindi. Kimlik ve kredi kartı lütfen, demişti Dani. Madeline in kimliğine bakıp ona geri uzatmıştı. Ah! Grant in kızlarından birisin! Madeline afallamıştı. Nasıl... Jackson Crane, demişti kadın gülerek. Çoğu zaman kahvaltısını burada eder. Bunun sen olduğunu tahmin etmeliydim. Tıpkı babana benziyorsun. Madeline in eli bilinçsiz bir şekilde yüzüne gitmişti. Çok yakışıklı bir adamdı, her zaman böyle düşünmüşümdür. Ve de son derece çapkındı! Kadın kendi söylediği şeye gülmüştü. Bir şey diyeyim mi, Koca Ben olmasaydı bunu düşünebilirdim. Ama Ben le otuz sekiz yıldır evliyiz. Kadın bunu gururla söylemişti. Çok etkileyici, demişti Madeline ama aklı onu terk eden adama bir şekilde benziyor olduğunda kalmıştı. Dani gülümseyerek ona odasının anahtarlarını uzatmıştı. Baban için üzgünüm, tatlım. Bu oldukça büyük bir şok olmalı. Madeline sadece anahtarlarını almış ve gülümsemişti. 115 Bugünse, Madeline ıssız olan lobide ilerliyordu. Sokağa bakan kafeterya kapalı, içerisi karanlıktı. Bu iyiye işaret değildi, çünkü Madeline orada bir şeyler atıştırmayı tasarlamıştı. Dani resepsiyonun arkasındaki odadan Küba ya özgü gömleğiyle çıktı. Saçını arkasında uzun, ağarmış bir at kuyruğu şeklinde toplamıştı. Madeline i kafeteryanın kapalı kapısının önünde dikilirken gördüğünde Ah, merhaba! dedi neşeyle. İyi vakit geçirdin mi küçük kasabamızda? Hayır, felaket bir gündü. Korkunçtu. Güzeldi, dedi Madeline ve alnını ovaladı. İyi misin? Madeline elini alnından çekip gülümsedi. Biraz başım ağrıyor, o kadar. Ve açlıktan ölüyorum. Akşam yemeği için en iyi yer neresi acaba? Benim kafeteryam, dedi Dani gururlu bir şekilde. Fakat şimdi kapalı. Tezgahın altına uzandı ve bir Bayer aspirin kutusu çıkardı. Şunlardan iki tane al. Muhtemelen irtifa hastalığıdır bu. Ne? Dani gülümsedi. Tatlım, daha önce hiç dağda bulunmadın mı? Burada, yukarıda yoğun olmayan bir havanın içerisindesin. Alışkın olduğundan daha az oksijen var. Endişelenme, biriki güne geçer. Havaya alışacaksın ve bu dağların seni tekrar çağırdığını duyacağına eminim. Deli kadın, diye geçirdi aklından Madeline. Bunlardan iki tane al, bir şeyler ye ve biraz dinlen. Sta-keout açıktır. Stakeout un bir restoran olduğunu düşündü Madeline. Çok uzak mı? Ayaklarım çok ağrıyor, dedi Madeline, Dani den aspirin kutusunu alırken. 116 Kotunu giy yeter. Dağlarda yaşamak, topuklularım dolabında bırakırsan çok daha kolay bir hale gelir. Kadın Madeline a bakıp göz kırptı. Fakat Madeline kot getirmemişti. Çantasında bir tane daha pantolon vardı. Bu ayakkabılar ve blazer ceketle gidecek bir pantolon. Madeline dinlenme amacıyla gelmediği için o tür kıyafetler getirmemişti. Sadece toplantı ve görüşmelerle geçecek bir üç gün planlamıştı. Sorun değil, dedi ve kendini gülümsemeye zorladı. Uzun süre kalmayacağım zaten. Aspirin için teşekkürler. Kutudan iki tane aldı ve odasına gitti.

51 Ayı Yavrusu odası alçak, kirişli tavanı, kerpiç tuğladan şöminesi ve üzerinde yorgan olan dört direkli karyolasıyla kesinlikle kırsaldaki küçük bir otele uygun bir odaydı. Üstelik beklenildiği gibi yerde bir ayı postu vardı. Madeline burası için giriş yaptırmadan önce Dani nin dediği gibi odanın kesinlikle sıcak bir havası vardı. Hatta belki de fazla sıcaktı. Madeline kendini bir ayının ininde uyuyormuş gibi hissetmişti. İlk önce ayağındaki ayakkabıları fırlattı ve bir tanesi ayı postunun burnuna çarpıp durdu. Sonra aspirini aldı ve yatağın üzerine kendini atarak tavana gözlerini dikti. Bitkindi. Duygusal olarak, fiziksel olarak tamamen bitkindi. Her zaman bir planı olan, gününün her anını hesaplayan Madeline, bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu. Belirsizliğin ona hissettirdiklerinden hoşlanmıyordu. Emma ve Libby yle beraber, genellikle Jackson Cra-ne in bir işe yaramayan tavsiyeleriyle kesilerek, ne yapacaklarını tartışmışlardı. Luke pek bir şey dememişti. Ma- 117 deline onun, babasının yanlış kararları için birini mesul tutmak istediğini hissedebiliyordu ve bu konuda onun için üzülüyordu, gerçekten üzülüyordu. Madeline de yanlış kararlar alan bir ebeveyne yabancı değildi. Ancak hayatı boyunca hep kötü ebeveynlerin yaptıklarını telafi etmişti ve Luke un babasının hatalarını da düzeltmek istemiyordu. Zaten istese de bunu nasıl yapabileceğini bilmiyordu. Belli belirsiz bir bip sesi duydu. Cep telefonunu çantasından bulup çıkardı ve iki cevapsız çağrı olduğunu gördü. İkisi de Stephen dandı. Suratını buruşturup, telefonu çantanın içine geri attı. Onu arayacaktı fakat şu an açlıktan ölüyordu. Madeline yatağın üzerinde oturdu, ayakkabılarına baktı ve kaşlarını çatarak onları tekrar ayağına geçirdi. ieirk Madeline ahşap verandası ve çarpma kapısıyla, mavi, vahşi batı tarzı bir bina olduğunu fark etmeden önce Sta-keout tan gelen şamatayı duydu. Caddenin karşısındaki çakıl taşlı hıncahınç dolu park alanından ve içeriden gelen seslerden Pine River daki herkesin orada toplandığı belli oluyordu. Madeline restoranlara yalnız başına gitmekten nefret ederdi. İnsanların onu yalnız, kimsesiz yaşlı bir kadın gibi gördüğünü düşünüyordu. Fakat diğer taraftan, Madeline daha önce hiç bu kadar aç olduğunu hatırlamıyordu. Kurt gibi açtı! Birazcık tuz ve biberle tırabzanları bile yiyebilirdi. İki yana açılan çift kanatlı kapıyı itip içeri girdi ve müşterileri karşılayan kadının tezgahına doğru ilerledi. İki kişilik masa mı? diye sordu kadın başını kaldırmadan. 118 Bir, dedi Madeline. Genç kadın kafasını kaldırdı ve çabucak Madeline e bir göz attı. Buradan. Madeline bir menü aldı ve kalabalık salonda ilerlemeye başladı. İnsanların dip dibe durduğu barı ve yemeklerin aile stilinde servis edildiği masaları geçtiler. Kadın sonunda mutfağın hemen dışında ve malzemelerin durduğu istasyonun yanındaki, restoranın arkasındaki iki kişilik küçük bir masada durdu. İçecek? diye sordu ve Madeline masa ile duvar arasındaki sandalyeye otururken mönüyü masaya bıraktı.

52 Şarap, dedi Madeline. Büyük bir şişe kırmızı şarap. Hemen, dedi kadın ve kalabalığın içinde gözden kayboldu. Birkaç dakika sonra, genç bir adam elinde bir şişe şarapla geldi. Spesiyalimizi öğrenmek ister misiniz? diye sordu. Bu akşam buffalo bifteğimiz var. Madeline hazır makarna ve noodle çorbalarıyla büyüdüğü için, yemek konusunda seçici değildi. Ne olursa yiyebilirdi ve buffalo kulağa vahşi bir biçimde egzotik geliyordu. Ondan alayım, dedi. Garson defterini çıkarıp yazmaya koyuldu. Nasıl pişmiş olsun? Hımm... Orta? Yanına? Neyiniz varsa, dedi Madeline gülümseyerek. Teşekkürler. Kocaman kadehini kaldırıp şarabından bir yudum aldı. Gözlerini kapattı ve şarabın içine doğru süzülüşünü duyumsadı, içinde bütün gün birikmekte olduğunu fark edip bastırdığı endişe patlamasının söndüğünü hissetti. Şu 119 anda sadece hafif bir baş ağrısı ve iliklerine kadar işlemiş yorgunluk dışında hiçbir şey hissetmiyordu... Ta ki ensesindeki tüyler kabarana kadar... Madeline aniden hemen arkasında birinin durmakta olduğunu hissetti. Gözlerini açtı ve ağzından küçük bir şaşkınlık nidası çıktı. Arkasında biri vardı. Kolları göğsünde bağlanmıştı ve iki parmağının arasında bir bira şişesi sallanıyordu. Ağırlığını bir ayağının üzerine vermişti ve gri gözleri bir neşe imasıyla parıldıyordu. Madeline kendini tutamayıp gülümsedi. Bu gözler pek çok içsel titreşime sebep oluyordu. Merhaba, Luke. Luke ona yana doğru yatık bir gülümsemeyle baktı. Merhaba, Madeline. Elindeki bira şişesini şerefe der gibi kaldırıp içti. Görünüşe göre ikimiz de aynı şeyi düşünmüşüz. Bu Luke Kendrick te Madeline i titreten bir şeyler vardı. Luke un kesinlikle farklı şartlar altında bir kadına ters takla attırabilecek türde bir adam olduğunu anlamıştı. Ne var ki şartlar farklı değildi ve Madeline başını geriye atıp yüksek sesle iç çekerek tavana baktı. Bütün istediği bir şeyler yemek ve sonra da yatağa gömülüp dinlenmekti. Bakışlarını tekrar Luke a çevirdi. O da tek kaşını keyifli bir merak içerisinde diğerinden daha yükseğe kaldırarak sakince Madeline e bakıyordu. Madeline ahmak değildi. Luke, esasında bir rakipti. Bu bir emlak işiydi. Luke da, Madeline de bunu biliyordu. Luke burada dikiliyordu çünkü onun ve kardeşlerinin çiftliği değerinin daha azına ona geri vermeleri için bir anlaşma imzalamalarını istiyordu. Ancak Madeline bunca yolu orayı bu herife geri vermek için gelmemişti peki, tamam, tam olarak neden 120 buraya geldiği konusu hala belirsizliğini koruyordu yine de içindeki emlakçı birkaç soru sormadan, neler olduğunu anlamadan, karlı bir anlaşma olmadan böyle bir şeyin gerçekleşmesine izin vermeyecekti. Luke, garson dolu bir tepsiyle geldiğinde geçmesine izin vermek için Madeline e eğilerek başıyla masadaki boş sandalyeyi işaret etti. Sana katılmamın bir mahzuru var mı? Bunu soracağını biliyordum.

53 Bunu evet olarak kabul ediyorum, dedi Luke canaya-kın bir şekilde. Sandalyeye yerleşti, etkili bir şekilde Madeline i duvarla bacağı ve motorcu çizmeleri arasında sıkıştırarak kaslı bacaklarından birini masanın yanına uzattı. Akşam yemeği mi yiyorsun? Siparişimi önceden vermiştim, dedi hemen Madeline, birlikte akşam yemeği yemekle ilgili bir düşüncesi olmasın diye. Harika. Ben de öyle. Elini kaldırdı, kadın garson orada bitiverdi. Luke cüzdanına uzandı. Bana bir iyilik yapar mısınız? Hesabımı bardan buraya aktarır mısınız? Yemeğimi arkadaşımla yiyeceğim de. Tam olarak arkadaş olduğumuzu söyleyemem, dedi Madeline. Henüz değil, dedi Luke kendinden emin bir şekilde ve garsona bir beşlik uzattı. Elbette, dedi kadın. Luke a gülümserken tamamen vıcık vıcık bir bakış vardı yüzünde. Başka bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin. Öyle yaparım, dedi Luke ve göz kırptı. Göz kırptı. Bir romantik komedideki yakışıklı başrol oyuncusuymuş 121 gibi... Luke tekrar Madeline e bakmadan önce kadın garsonun onun dediğini yapmak için hızla uzaklaşmasını seyretti. Bu, dedi Madeline, garsonla onun arasını işaret ederek, bende işe yaramayacak. Luke un gülümsemesi bir sırıtmaya dönüşmüştü. Mesaj alınmıştır. Beş papellik bahşiş sende işe yaramayacak. Luke un bakışları bir an için Madeline in gömleğinin V şeklindeki yakasında biraz daha oyalanarak gezindi. Peki sende ne işe yarar? Madeline karnının altında güçlü bir çalkalanma hissetti. Burada ne arıyorsun, Luke? Ben mi? Ben buralıyım. Ne demek istediğimi biliyorsun. Bu restoranda ne yapıyorsun? Benim masamda? Nereye gitsem karşımdasın. Birileri senin için de aynı şeyi söyleyebilir, Maddie... Madeline... Hayır, dedi Luke bakışları onun yüzünde ve saçlarında gezinerek. Sen kesinlikle Madeline nin kıyafetleri içinde gezip gösteriş yapan bir Maddie sin. Bunu neden söylemişti ki? Madeline mahcup ve gergin bir şekilde bakışlarını kendi üzerinde gezdirdi, sonra tekrar başını yukarı kaldırdı. Luke sırıtıyordu. Seni fırfırlı bir elbisenin içinde gözümün önünde canlandırabiliyorum. Bu Madeline i hazırlıksız yakalamıştı çünkü gerçekten de evde fırfırlı bir elbisesi vardı. Şifondandı, maviydi ve Madeline ona bayılırdı. Ama hiçbir yerde giymemişti. Öyle bir Madeline olacağı bir an hiç gelmeyecek gibiydi. Fırfırlı, flörtöz bir elbise içerisindeki Madeline Bu arada, bence, çöplüğüme giren sensin. Pine River a doğru yolumun üzerinde, kasabamda, ailemin evinde karşıma çıktın. Ama tatlı birisin, bu yüzden de bunu çok büyük bir sorun haline getirmeyeceğim. Madeline gözlerini kırpıştırdı. Güldü. Bana kur mu yapıyorsun? diye sordu inanmaz bir ifadeyle. Hayır, dedi Luke ama o da gülümsüyordu. Madeline tekrar güldü. Yapıyorsun.

54 Bu sadece dürüst bir gözlemdi. Luke göz kırpıp birasından bir yudum daha aldı. Bu öğleden sonraki eziyetin ardından bir şeyler içmek istedim, tıpkı senin gibi. Luke, Madeline in dirseğinin yanında duran şaraba baktı. Evet, istedim, dedi Madeline ve şarabından bir yudum aldı. Bu iyi gelmişti. İçini ısıtmıştı. Ya da içinin ısınmasının sebebi Luke uın gülümsemesi ve az önce ona sevimli demiş olması mıydı? Luke masaya eğildi, etrafa bakındı ve alçak sesle konuşmaya başladı. Aramızda kalsın ama Jackson Crane biraz kaçık mı? Madeline güldü. Tanrım, teşekkür ederim! Gerçekten, tam bir kaçık. Ya da yaptığı şeyde çok iyi. Duraksadı. İşi ne hakikaten? Lanet olsun, bir anlayabilsem. Ve sonra, dedi Madeline, o da öne eğilerek, toplantıya diyet kola ve patates cipsiyle çıkıp geliyor. Şaka mı bu? Luke güldü. En azından viski ve çikolatayla gelmeliydi. Bir ara Emma nın kendi içki imalathanesini kuracağını zannettim. Madeline güldü. Geçirdiği bu günden sonra gülmek iyi gelmişti. Emma yı tanır mısın? diye sordu. 123 Bugüne kadar hiç karşılaşmamıştık, dedi Luke. Sen tanımıyor muydun? Madeline başını salladı. Ben de bugün tanıştım. Peki ya Libby? Kim olduğunu biliyorum, dedi Luke omzunu silkerek. Fakat kısa zaman önce kasabada uzun süre görüştüğü bir adamla ayrılması dışında pek bir şey bilmiyorum. Hepsi bu. Luke tekrar arkasına yaslandı. Demek bir emlak-çısm? Öyleyim. Ya sen? diye sordu. Sen ne iş yapıyorsun? İnşaatçıyım. Burada? Pine River da mı? Luke güldü. Sesindeki inanmayan tondan, büyüleyici küçük kasabamızı hor gördüğünü çıkarıyorum. Ama hayır, burada değil, Denver dayım. Okula orada gittim ve şimdilik orada kalmaya devam ediyorum. Madeline de üniversiteye gitmeyi çok istemişti, ama annesi, büyükanne ve büyükbabasının Madeline nin eğitimi için ayırdığı küçük güven fonunu çabucak harcayıp bitirmişti. Madeline in bulduğu işler okul ücreti şöyle dursun kirayı zar zor karşılıyordu. Peki ne inşa ediyorsun? Ev, dedi Luke ve garsonun geçerken masaya bıraktığı ekmekten aldı. Daha yeni başlıyorum. Mimarlık diplomam var ve işletmede master yapıyorum. Okuldan mezun olurken orada büyük bir inşaatçının yanında staj yaptım. Şimdi ayaklarımın yere basmasına yardımcı olmak için karın paylaşılması karşılığında üç tane yeni ev yapmaya başlamak üzere benimle ortak oluyorlar. Madeline in kesinlikle merakı uyanmıştı. Luke un bir mimar olmak şöyle dursun, bir inşaatçı olduğunu asla tah- 124 min edemezdi. Bir çiftlik işçisi? Evet. Bir oduncu? Belki. Kaslı bir yapısı vardı, mimarlarla özdeşleştirmediği erkeksi bir yiğitliği... En azından Madeline in tanıdığı mimarlar böyle değildi. Madeline oturduğu yerde sırtını dikleştirdi. Bana evlerinden bahset, dedi, Luke un merakla bakmasına neden olarak. Hayır, gerçekten. Ben ev fikrine bayılıyorum.

55 Ew fikrine bayılıyor musun? Bilirsin işte temsil ettikleri şeye. Madeline on yaşındaki halini ve ayakkabı kutusunu düşündü. Hayalinde ev çocuklarıyla doluydu, çizdikleri resimler duvarları süslüyordu ve sahiplenmekte ısrar ettikleri köpekler yerde güneş vuran kısımlara uzanmış uyuyorlardı. Çocukların yağmurlukları ve spor malzemeleri ise girişi savaş alanına çeviriyordu. Bir bakalım, dedi Luke tasarlayıp inşa etmekte olduğu birkaç evden bahsedip onu memnun etti. Konuşurken oldukça coşkulu görünüyordu ama kibirli bir hali yoktu. Yaptığı birkaç hataya güldü, yeni bazı tasarı fikirlerini hayata geçireceğini ama güzel olup olmayacağından emin olmadığını kabul etti. Konuşurken gözleri parlıyordu. Bu gurur pırıltısı Madeline e çekici gelmişti. Yemekler servis edilene kadar konuştular. Madeline son derece rahat bir biçimde sipariş ettiği bufalo bifteğinin neredeyse bir tepsi kadar büyük bir tabakta olduğunu ve mutfakta ne varsa onunla doldurulan ve fırın patatesin bulunduğu tabağın da sadece birazcık daha ufak olduğunu görünce biraz utandı. Çok açsın demek? diye sordu Luke gülümseyerek ve garsonun getirdiği, yanında pirinç ve buharda sebze olan ufak bir parça balık aldı. 125 Demek vücudunun böyle biçimli kalmasını buna borçluydu. Madeline bıçağını ve çatalını aldı. Daha önce hiç buffalo yememiştim. Favorim sayılmaz, dedi Luke salatayı çatallarken. Benden bahsettik, sıra sende. Ben mi? Madeline buffalo denen mereti kesmeye çalışırken duraksadı. Biftek kör bıçağın altında çizme derisi gibiydi. Şey, dedi Madeline, lüks emlak işine girmeye çalışıyorum. O yüzden de hayatımda gördüğüm en büyük, en çirkin evi satış listeme kattım. Luke şaşırarak güldü. Bilerek mi? Pek sayılmaz. Yani bir bakıma. Madeline kendi dediğine güldü. Bunu bir meydan okuma olarak görüyorum, emlakçı olarak yeteneğimi sınama şansı. Biraz daha şarabından içti. Kimisi bunun daha çok benim zekamın sınanması olduğunu da savunabilir. Luke güldü. Peki, anlat şu evi bakalım. Madeline kendini Luke a mermerlerle ve Yunan heykelleriyle dolu ve duvarda belki de dünyanın en çirkin altınrengi dolgu alçısı olan evin tarihini ve mimarisinin ucubeliğini anlatırken buldu. Luke a düşük gelirli tüketiciler piyasasında evin değerinden fazla fîyatlandırıldığı ve bir yıldır hiç kıpırdanma olmadığından da bahsetti. Bu işi kabul ettiği için iş arkadaşlarının ona nasıl çılgın gözüyle baktıklarını, ama kararlı olduğunu anlattı. İnsanların gelip evi görmesi için görüşler ayarlamış, abartılı iç tasarıma aval aval bakmak isteyen komşuların ve turistlerin arasında bunalmıştı. Bulabildiği her internet sitesine evin reklamını vermiş, ta Kazakistan dan gelen aramaları kabul etmişti. Peki? Hiç isteyen var mı? diye sordu Luke, samimi bir merakla. 126 Bir sürü! Ama satıcının istediği üç buçuk milyona değil. Madeline müşterisi Bay DiNapoli yi düşünmüştü. Adam Madeline e şüpheli yaklaşmış, referanslarını ve gençliğini sorgulamıştı. Madeline de bu işe uygun olduğunu kanıtlamak için onu ikna etmek amacıyla bir Power Point sunumu hazırlamıştı.

56 En büyük sorunum ev sahibi, dedi Madeline. Evin cafcaflı işlerinden bazılarını bizzat kendisi yapmış, bu yüzden şimdi eve az değer biçilmesi konusunda çok katı. Madeline güldü ve tekrar bifteğini kesmeye koyuldu. O tipleri iyi bilirim. Kendini mimar sanan bir herif için bir ev dizaynı yapmıştım fakat yapmak istediği şeylerin bir temeli yoktu. Onu ikna etmeye çalışmak ikinci bir iş olmuştu. Luke düşünceli bir şekilde Madeline i incelerken balığından bir lokma aldı. Orlando da güzel bir hayatın var gibi görünüyor. Ama eğlence için pek vakit yok gibi. Eğlence! Madeline bu kelimeyi daha önce hiç duymamış gibi tekrar ettiğini fark etti. Genellikle eğlenceyle ilgili pek düşünmezdi. Luke yine şaşırarak ona baktı. Bilirsin... Rahatlayıp kafa dağıtmak. Rahatlayıp kafa dağıtmaktan bahsetmek Madeline i tuhaf bir şekilde rahatsız etmişti. Biliyorum. Madeline önündeki bifteğe baktı. Karabiberi alabilir miyim, lütfen? Luke biberi alıp ona uzattı ama Madeline ona uzandığında, Luke biberi sıkıca tutup almasına izin vermedi. Eğlence, Maddie. Her kızın biraz eğlenmeye ihtiyacı vardır. Biliyorum, dedi Madeline ve asılıp biberi ondan almaya çalıştı ama Luke bırakmayı reddetti. Ben de eğlenirim. 127 Nasıl? diye sordu Luke. Nasıl? Nasıl eğlendiğime dair bütün yöntemleri tek tek sayıp dökmeli miyim? En azından birini söylemelisin. Madeline gerçekten de hiç dışarı çıkıp eğlenmezdi. Tam olarak kendi tasarladığı, inşa ettiği ve içine yerleştiği hayata sahipti. Dikkatli bir şekilde planlanmıştı, ne bir çatlak ne de bir başarısızlık ihtimali vardı. Yine de Luke un yorumu Madeline in kendini biraz tuhaf hissetmesine neden olmuştu. Belki de bu, Trudi nin ona hep annesini kontrol etmek ve çalışmak dışında bir dışarı hayatı olmadığını söylemesi yüzündendi. Belki Madeline bunun doğru olduğunu anladığı içindi. Ancak işleri bu şekilde seviyordu, karmaşa yoktu. Ters gidecek bir şey yoktu. Onu yerinden oynatacak ya da kaybedeceği bir şey yoktu. Madeline kızardı ve biberi Luke un sımsıkı tutuşundan kurtarmak için son bir kez asıldı. Tamam. Futbol antrenmanı yaptırıyorum. Luke un gözleri şaşkınlıkla açıldı. Pekala. İşte şimdi konuşuyoruz. Bu çok etkileyici... Hayır, hayır, etkileyici değil. Küçük kızlara antrenman yaptırıyorum. Çoğunluğu beş yaşında. Gönüllü oldum ve kenar çizgilerinde bir aşağı bir yukarı koşturup onlara diğer tarafa koşmaları için bağırıp duruyorum. Luke un bakışları tekrar onun üzerinde gezindi. Sürprizlerle dolusun. Rekorun nedir? Madeline sırıttı. Dört sıfır, dedi. Şaka yapmıyorum, yönetim departmanında birkaç ciddi mücadelemiz oldu. Luke un gülüşü yumuşak ve alçaktı. Bunu sevdim, dedi ve balığını bitirdi. Orlando da tek başına mısın? diye sordu gelişigüzel bir şekilde. 128 Çok meraklısın. Buna sohbet etmek deniyor. Kasabama kabak bir lastikle geliyorsun ve ben senin hakkında daha fazlasını öğrenmek istiyorum. Bir şey söylemekten kaçındığına göre Orlando da birileri var. Madeline ona gülümseyip şarabından bir yudum aldı. Sersemlemeye başlamıştı. Annem Orlando da.

57 Seni uyanık, dedi Luke sırıtarak. Kastettiğim bu değildi ama öyle olsun bakalım. Peki ya baban? Yani Grant in dışında... Baba, baba, baba... Madeline hariç, herkesin bir babası vardı. Yok, dedi ve bifteğine baktı. Buffaloyla giriştiği mücadelede pes etmenin eşiğindeydi. Yine de eline çatalla bıçağı alıp işe koyuldu. Tek tük bir üvey baba. Ama hiçbiri uzun süre etrafta olmadı. Madeline saldırısını biraz daha sürdürdü, sonra iç çekip eti kesmeye çalışmaktan vazgeçti. Elindeki çatal ve bıçağı bıraktı, başını kaldırıp Luke un gri gözlerinin tam içine baktı. Grant le hiç tanışmamıştık, dedi. Bu itirafın hemen arkasından ensesinden yukarı doğru bir utanç dalgası tırmandı. Ne zaman birine babasının onunla tanışmaya bile zahmet etmediğini itiraf etse böyle hissederdi. Luke pek afallamış gibi görünmüyordu. Onun için büyük bir kayıp olduğunu söyleyebilirim. Madeline ne diyeceğini bilemedi. Sadece Luke un gözlerine bakmaya devam etti. Luke taki şefkati görebiliyordu ve bir an için kendini etraflarındaki dünya yok olup gitmiş gibi hissetti. Madeline yaşamı hakkında konuşmaktan hoşlanmazdı, bu onun rahatsız edici bir şekilde kendini ifşa etmiş gibi hissetmesine neden olurdu. Deneyimlerine 129 göre insanlar tanıştıklarında birbirleri hakkında yargılarda bulunurlardı. Sahip oldukları kriterlere göre karşılarında-kine değer biçerlerdi. Ancak şu anda Madeline tuhaf bir şekilde konuşma ihtiyacı duyuyor, uzun zamandır derinlerde sakladığı bazı şeyleri söylemek istiyordu ve Luke konuşabileceği birine benziyordu. Onunla hiç irtibat kuramadım, dedi Madeline yumuşak bir tonda. Hiç araştırmadım. Yani, iki ya da o yaşlarda olduğumdan beri görüşmedik. Sanırım zaten onu gördüğüm tek sefer de oydu. Bir kartpostal yollamadı ya da telefonda konuşmadık. Babam dünyadaki herhangi biri olabilirdi. Amerika Başkanı bile olabilirdi ve bunu bilen en son kişi ben olurdum. Luke ilk başta hiçbir şey demedi, sadece masanın karşısından, gri gözlerinin içinde bir şeyler pırıldayarak Ma-deline e baktı. Madeline aslında hoş olan bu sohbeti etkili bir şekilde mahvetmemiş olsaydı eğer... Luke masanın üzerinden uzandı ve elini onun elinin üzerine koydu. Üzgünüm, Maddie. Bunu hak etmiyorsun. Madeline, Luke un onun acısını paylaşması karşısında afallamıştı. Bu son hafta içinde olmayan bir babanın aniden ortaya çıkmasının yarattığı onca duyguyu açıklayabilmek imkansızdı. Bütün hayatı boyunca hissettikleri... Boşluk, ümitsizlik, babasının geleceğine ve onu bu hayatından kurtaracağına dair asla tükenmeyen kızlara has bir umut ve babası bunu asla yapmadığında yaşadığı o mahveden hayal kırıklığı... Bunların hepsi şimdi hep beraber çıkıp içini dolduruyordu. Madeline aklı başka yerlerdeyken tabağına bakakaldı. 130 Luke un eli onun elinin üzerinden kayarcasına ayrıldı. Buffalo her zaman sığır etinden daha serttir, dedi. Madeline başını kaldırdığında, Luke onun tabağını işaret etti. Buffalo sığır etinden daha serttir. Ve böyle bir yerde? Luke etrafına bakınıp başını iki yana salladı. Ben olsam daha basit bir tercihten şaşmazdım. İyi tavsiye, dedi Madeline. Konuyu değiştirmesine minnettardı. Şarabından bir yudum alıp ekmeğe bir göz attı, kesebildiği birkaç lokma etle midesi tatmin olmamıştı. Senden hoşlandım, Maddie. Belki bugün çiftlikte yanlış bir başlangıç yaptık, o yüzden baştan alalım. Hakkında öğrendiğim şu, dedi Luke ve elini kaldırdı. Seni bekleyen bir adam var, dedi bir parmağını bükerek.

58 Böyle bir şey demedim, diye itiraz etti Madeline. Biliyorum, dedi Luke göz kırparak. Tek çocuksun. Yani, bugüne kadar. Çirkin evleri satmaya çalışıyorsun ve futbol takımlarına oyun kaybettiriyorsun. Bu her şeyi özetliyor, dedi Madeline gülerek. Peki. Pine River da sen yalnız mısın? Vay canına, dedi Luke sandalyesine yaslanarak. Hemen harekete geçiyorsun, değil mi? Sen başlattın! diye bağırdı Madeline. O farklıydı, dedi Luke gülerek. Özel biri yok. Babam ve erkek kardeşim var. Annem birkaç yıl önce vefat etti. Başka? Başka? Madeline in asla sormayacağı şeyler. Mesela Luke un nerede okula gittiği, boş zamanlarında neler yaptığı, bugüne dek kaç kadınla yattığı... Denver a geri dönmeyecek misin? Luke un gülümsemesi biraz solmuş gibi göründü, için- 131 den bir şey hakkında kendisiyle tartışıyordu sanki. Benim için o kadar kolay değil. Neden olmasın? Bir işin de var. Başladığın evler var, ortaklığın... Aynı zamanda yaşayacak bir yeri olmayan bir babam da var. Madeline nefesini tuttu. Ne? Kimse bana birinin evsiz kalacağını söylemedi. Onu kastetmedim. Babam burada, kasabada küçük bir ev kiralamış. Demek istediğim bunlar babam ve kardeşim için oldukça zor. Ve sonsuza kadar o küçücük evde yaşayamaz. Üzgünüm, dedi Madeline. Kendini kötü hissetme. Müzakere okulunda ilk bunu öğretmişlerdi, duygularını işe katmamalıydı. Bütün bunlar babanın başına geldiği için gerçekten çok üzgünüm. Teşekkür ederim. Biliyor musun orayı büyükbabamın babası satın almış. Tennessee den gelmiş ve ailesini orada büyütmüş. Sonra büyükbabam orayı devralmış ve ailesini büyütmüş, sonra da babam... Ve şimdi de bunu devam ettirecek erkek kardeşimle ben varız. Annem o çiftlikte öldü. Of! Madeline, Luke için üzülmüştü. Çiftliğin onun için ne demek olduğunu, ne kadar incindiğini anlayabiliyordu. Bu şekilde hissettiği bir evi olması çok hoş, diye düşündü Madeline. Babamın son derece ahmakça bir anlaşma yapmış olduğunu kabul ediyorum, bu inkar edilemez, dedi Luke iç çekerek. Dürüst olacağım Maddie, bu hatayı düzeltmemizin bizim için ne kadar önemli olduğunu anlayabileceğini umuyorum. 132 Madeline başını salladı. Anlıyorum. Sizin için çok zor olmalı. Anlatamayacağım kadar, dedi Luke. Öne doğru eğildi, bakışları Madeline ninkilere kilitlenmişti, ses tonu yumuşaktı. Ve işin içinde senin de bulunmanın bunu daha zor hale getirdiğini söylemezsem yalan söylemiş olurum. Anlıyorsun, değil mi? Madeline nin karnında ufak, keyifsiz bir çalkalanma oldu. Neyi anlıyorum? Dediğin gibi... Grant i tanımıyorsun. Bu çiftlikle ilgili bir şey bilmiyorsun. Bu da, orası kuşaklardır ailemde olduğu için durumu biraz daha zorlaştırıyor. O anda dank etti. Şimdi Madeline e her şey anlamlı gelmeye başlamıştı. Luke un onun masasına neden oturduğunu çözmüştü. Neden onunla ilgileniyor gibi göründüğünü, o tip adamlardan biri olmadığına Madeline in inanmasına izin vermesini, samimiymiş gibi davranmasını anlamıştı. Bütün bu zaman boyunca ona tuzak kurmaya çalışıyordu. Tıpkı

59 Madeline in ilk başta kuşkulandığı gibi... Ah, evet şimdi anlamıştı. Luke, Madeline babasını tanımadığına göre, çiftlik hakkında bir şey bilmediğine göre, bu mirası mazur gösterecek bir şey yapmadığına göre, çiftliği hak etmediğini düşünmüştü. Diğer taraftan Luke ise babasının korkunç hatası yüzünden zarar gördüğü için çiftliği hak ettiğini düşünüyordu. Madeline in böyle düşündüğünü sezmiş olacak ki Luke çabucak ekledi. Dinle, yanlış anlaşılmasını istemem... İstemezsin demek. Madeline dudağını büktü. Bak, tam olarak böyle bir şey için hazırlıklı sayılmam, tamam mı? Sadece bu işi çözebileceğimizi düşünmüştüm. 133 Sen ve ben, dedi Madeline kayıtsızca. Luke iç çekti. Elini gür saçlarının arasında gezdirdi. Madeline, belli ki üçünüzden en mantıklı olanısın. Doğrusunu söylemek gerekirse Emma nın kafasında neler döndüğünü bilemiyorum. Libby şu ailelerin birleşmesi organizasyonuyla ilgili doğru düşünemiyor. Bir tek sen durumu anlamış gibi görünüyorsun. Ve çiftliği istemiyorsun. Ah, anlıyorum, dedi Madeline soğuk bir sesle. Babanın gerçekten ahmakça bir şey yaptığını düşünüyorsun ama o ikinci bir şansı hak ediyor. Ve benim gerçekten bir ahmak olduğumu ve nazik olursan, sahte bir ilgi gösterirsen iplerimi eline geçirebileceğini sanıyorsun. Bil bakalım, ben ne düşünüyorum, Luke? Sanırım, babam beni terk ettiği için, hayatını ben iyi miyim, değil miyim bilmeden geçirdiği için ve beni dünya üzerinde kaderime terk ettiği için sahip olduğu her şeyi hak ettiğimi düşünüyorum. Madeline o ana kadar bunları asla düşünmediğini biliyordu ama bu önemli değildi. Yapmaya çalıştığım şey bu değildi. Bekle, bekle, Maddie... Luke, merhaba! Balrengi saçlarıyla bir kadın hem Madeline i hem de Luke u korkutarak aniden beliriverdi. Kucağında bir bebek vardı. Güzel, sarı lüleleri olan ve elinde sımsıkı bir araba tutan küçük bir kız... Madeline, Luke un afallamış gibi göründüğünü fark etti. Luke tedirginlikle ayağa kalktı, bakışları Madeline e, sonra tekrar o kadına çevrildi. Merhaba Julie. Seni görmedim. Madeline el yordamıyla cüzdanını arayarak ayağa kalktı. 134 Özür dilerim, sizi rahatsız ettim. Sadece Violet la tanışmak isteyebileceğini düşünmüştüm. Madeline muhteşem düzenli olma yeteneği sayesinde çantasının içinde cüzdanını kolaylıkla buldu ve çabucak iki yirmi dolarlık banknot çıkardı. Parayı masanın üzerine fırlattı. Madeline, bekle... Julie, bu Madeline Pruett. Orlan-do dan geldi. Ve bu da Julie Daugherty. O ve ben... Sizinle tanışmak güzeldi, dedi Madeline ve elinden geldiği kadar nazik bir şekilde gülümsedi. Eşlik ettiğin için teşekkür ederim, Luke. Gitme, dedi Luke aceleyle. Lütfen! dedi Julie. Benim yüzümden gitmiş olmayın. Kesinlikle değil. Zaten kalkmak üzereydim. Kesmeyi becerebildiğim kadar buffalo yedim ve korkunç bir baş ağrım var, dedi Madeline ve Luke a bakmaktan kaçınarak bebeğe gülümsedi. Ah, çok yazık, dedi Julie. Tanıştığımıza sevindim. İyi geceler. Madeline in çıkmak için Luke un yanından geçmesi, onu daha da sinirlendirmeye yarayan sert bedenine sürtünmesi gerekiyordu. Luke elini

60 geçerken onun koluna koydu ama Madeline cesur bir çıkış yapmayı becerdiği için gururlu bir şekilde hızla yürüdü. Ancak burnundan soluyordu, kalbi deli gibi atıyordu. Arkasına dönüp bakmaktan kendini alıkoyamadı. Luke ve o kadın hala masanın yanındaydılar. Ancak Luke şimdi kucağında küçük kızı tutuyordu. Ve katışıksız sersem yüzünü muhteşem bir gülümseme aydınlatıyordu. 135 On Bir Elm Caddesi ne geri dönerken Luke un parmakları direksiyonda eklemleri bembeyaz olana kadar sıkılıydı. Kendine kızıyordu. Güya Madeline le bu işi tereyağından kıl çeker gibi kolayca halledecekti. Bu kadınla ilgili duyguları karmakarışıktı. Bir taraftan onda çok çekici bir şeyler vardı. Bütün bir gün boyunca kardeşler arasındaki gerçekten mantıklı olan tek kişiymiş gibi görünüyordu. Zekice sorular sormuştu, sessiz ve dalgındı. Ve lanet olsun çok hoştu. Büyük mavi gözleri ve siyah kabarık kakülleriyle kahrolası bir güzelliği vardı. Kesinlikle bir Maddie ydi, Madeline değil. Şartlar farklı olsaydı, başka bir zaman ve yeryüzündeki herhangi başka bir yer olsaydı Luke onun peşine kesinlikle düşerdi. Ne yazık ki şartlar farklı değildi. Ayrıca Luke, Madeline in üç kardeş içinde çiftlik üzerinde bir tür anlaşmaya ulaşmak için pazarlık yapma çabasında en zorlu kişi olacağını düşünmüştü. Ne fark ederdi ki? Her şeyi berbat etmişti. Onu Sta- 136 keout da gördüğünde bu konuyu açmaya niyeti yoktu. Gerçekten de Madeline in eşlik edilmeye ihtiyacı var gibi göründüğünü düşünmüştü. Yemekten keyif almıştı, gerçekten de keyif almıştı. Madeline dört kişilik bir aileyi beslemeye yetecek büyüklükteki bifteği kesmeye çalışırken gerçekten de eğlenceliydi. Luke, Madeline i o çirkin evleri ve küçük kız futbol takımıyla cezbedici bir şekilde ilginç bulmuştu. Sonra da gitmiş, fikrini açıkça anlatmaya çalışmış ve herhangi bir iyi niyet ihtimalini mahvetmişti. Fakat Grant Tyler ın böylesine aşağılık bir baba olduğunu nereden bilebilirdi ki? Luke bu hassas meseleyi son derece yanlış bir şekilde ele almış olmasını belki yumuşatıp çözebilecekti ama o anda güzel bebeğiyle Julie çıkıp gelivermişti. Luke, Julie nin güzel bebekler yapacağını her zaman biliyordu zaten. Julie nin küçük kızıyla böyle aniden ortaya çıkışıyla ve işlerin Madeline le bu hale gelmesiyle öylesine afallamıştı ki Julie onu akşam yemeğine davet ettiğinde ne diyeceğini bilememişti. Tamam, demişti. Ahmak. Luke un merakını uyandıran şey Julie nin Stakeout a yanında Brandon olmadan gelmesiydi. Bir bebeği kapıdan çıkarıp kasabadaki tek barı olan restorana getirmesi tuhaftı. Ancak Julie ye kocasını sorduğunda, kızarmış ve son zamanlarda pek ortalıklarda olmadığını söylemişti. İş, demişti. Luke gerçekten de Brandon ı tanımıyordu ama kendisinin böyle bir eşi ve öyle bir çocuğu olsa, bütün lanet olası vakitlerde ortalıkta olacağını biliyordu. Luke, Elm Caddesi ne döndüğünde düşünceleri ara- 137 smda kaybolmuştu fakat aniden kalbi deli gibi çarpmaya başladı: Küçük evlerinin önünde bir itfaiye arabası ve ambulans duruyor, yanıp sönen ışıkları geceyi aydınlatıyordu. Boğazına Leo nun vakti geldiğine dair bir korku çöreklendi. Hızlandı ve uçarcasına evin çakıllı yoluna

61 girdi. İki itfaiyeci çantaları sırtlarında, lateks eldivenlerini ellerinden sıyırarak çıkarken evin verandasına atladı. Ne oldu? diye bağırdı ama cevaplamalarını beklemedi. Tel kapıyı yırtarcasına açıp içeriye girdi. İki sağlıkçı, küçük oturma odasında, Luke un görüşünü engelliyordu. Leo! diye bağırdı Luke niyetlendiğinden daha yüksek bir sesle. Kalbi sıkışmış, nefesi aniden daralmıştı. Dostum, ben iyiyim, diye seslendi Leo bir yerlerden. Sağlıkçılardan biri arkasını döndü. Hey, Luke! Greg Durbin di, Luke un lise günlerinden tanıdığı sevimli, irikıyım, bir adam. Şimdi sağlıkçıydı. Ayağa kalktı ve sırtındaki çantasını yukarı kaldırdı. Nasılsın, adamım? Kasabaya temelli mi döndün yoksa ziyaret amaçlı mı? Ben... Neler oluyor? diye sordu Luke. Ah, üzgünüm, dedi Greg ve omzunun üzerinden geriye baktı. Her şey yolunda ama Leo yine bir nöbet geçirdi. Bunu modern dans olarak tanımlamayı tercih ediyorum, dedi Leo. Greg hafifçe kenara çekildi. Luke, şimdi Leo yu yerde görebiliyordu. İşe yaramayan bacakları tuhaf bir açıdaydı, kolları tavuk kanatları gibi göğsünde bağlanmıştı. Diğer sağlıkçı tansiyonunu ölçüyordu. Luke un babası yerde, Leo nun yanındaydı, başını sabit bir şekilde tutuyordu, çenesi sıkılmış vaziyetteydi. 138 Luke kardeşinin yanma diz çöktü. Sanırım seni Durango ya götürmemiz gerekiyor, dostum, dedi babası. Mükemmel! Bir karayolu seyahati, dedi Leo. Tamam, tamam baba, artık bırakabilirsin. Geçti. Bitti. Arkadaşlar, kedi çişi kokan bu halının üzerinde geçirdiğim bu küçük partiden her ne kadar hoşlanıyor olsam da artık Proje Runıvay izleme zamanı. Greg ve diğer sağlıkçının yardımıyla, Leo yu yerden kaldırdılar ve onu tekrar sandalyesine oturttular. Kasları eriyip zayıflaşa da, hala iri bir adamdı ve özellikle de küçük, kalabalık bir odada onu kaldırmak kolay bir iş değildi. Leo güvenli bir şekilde yerine yerleşip televizyonu açtıktan sonra, Luke, Greg le beraber verandaya çıktı. Yine nöbet geçirdi derken ne demek istedin? diye sordu Greg e ve parmaklarını saçları arasından geçirdi. Kaçıncı kez buradasın? Bir düşüneyim. Greg bakışlarını bahçeye dikti. Üç ya da dört haftada bir geliyorum. Nöbete karşı etkili olan ilacı doğru almak ince bir iş, dedi Greg ve bakışlarını tekrar Luke a çevirdi. Leo yu ona bakması için Durango da binlerine götürmelisiniz. Pine River daki doktorlar Leo nun-ki gibi karmaşık bir durumla baş edemiyorlar. Greg öne eğilip alçak sesle ekledi. Aramızda kalsın tamam mı? Sizin ihtiyarın bunu tam olarak anladığından emin değilim. Evet, Luke biliyordu. Olay babasının bunu anlamaması değildi ama bazen gerçekle yüzleşmekte zorlanıyordu. Gerçekten de şu ilaç alma işini yoluna koymalısınız, Luke. Luke iç çekti. Tamam, yapacağım, diye söz verdi. 139 Bir-iki dakika sohbet ettiler. Greg gidince Luke tekrar eve girdi. Babasının mutfakta o küçücük masada dirseklerini dayayıp başını ellerinin arasına alarak oturduğunu görebiliyordu. Bunu podyuma yollamayacaksın herhalde, dedi Leo televizyona doğru.

62 Leo nun izlediği şeyle meşgul olduğu belliydi, Luke da mutfağa geçti. Buzdolabına doğru ilerlerken elini babasının omzuna koydu. İki bira aldı ve birini babasına uzatıp konuştu, Demek bu sık sık oluyor? Oturma odasındaki grand mal nöbeti?* Evet, diye itiraf etti babası. İlacıyla ilgili bir problem. ALS için verdikleri ilaçlardan bazıları nöbetlere neden olabiliyor. Bu yüzden bir de nöbete karşı ilaç veriyorlar. İkisi de zorunlu. Neden bunu doğru yapamadıklarını anlayamıyorum, dedi babası ve birasını tekrar ağzına götürdü. Onu Durango ya götürmem lazım, bu kesin. Sandalyesini geriye doğru iterek ayağa kalktı ve ufacık mutfağın içinde yürüyüp eviyede bir boşluk açmaya başladı. Şimdi yiyecek bir şeyler hazırlamalıyım. Luke babasını izleyerek kapının eşiğinde durdu. Başka şeyler de söylemesini, ondan yardım istemesini bekledi. Babası bunu yapmayınca Luke sordu. Onu Durango ya götürmemi ister misin? Babası durdu, ellerini eviyenin kenarlarına koydu ve kısa bir an için başını eğip önüne baktı. Hayır, Luke, dedi sakince ve başını oğluna çevirdi. Onu herhangi bir yere götürmeni istemiyorum. Şu an sadece kendin için ar- *Grand mal nöbeti bilinç kaybı ve yere düşmeyle başlayıp arkasından on beş ila yirmi saniyelik adale sertliği dönemi olan ve sonra bir ila iki dakikalık şiddetli ritmik konvülsiyonlarm geldiği nöbettir, -ç.n. 140 tık Denver a dönmeni istiyorum. Hayatına geri dön. Burada işleri düzeltemezsin. Sana yük olmamızı istemem. Küçük, keskin bir suçluluk hissi sancı gibi girip Luke un içini yaktı. Leo nun sandalyesinden görünen, arkası dönük olan başına baktı. Yük değilsiniz. Daha önce defalarca dediği gibi, kelimeler ağzından dökülmüştü. Aileler insana yük değillerdir. Aile dünyadaki en önemli şeydir. Birbirlerine destek olurlar. Tamam, genellikle Luke diğerlerine destek olmuştu. Ama yine de... Evet, öyleyiz, dedi babası kesin bir biçimde. Tamamen Luke a döndü, kolları göğüskafesinde bağlanmıştı ve sessizce Luke a söylediği şeyi inkar etmesi için meydan okuyor gibiydi. Yüzüme söyleyemiyor olabilirsin ama seninle ilgili her şey yük olduğumuzu anlatıyor. Neden bahsediyorsun? diye sordu Luke. Böyle algılanabilecek bir şeye izin vermeme konusunda son derece dikkatli... Neden bahsettiğimi biliyorsun. Hayatın boyunca eve gelip vaziyeti kurtarmak zorunda kaldın. Lisedeyken, sığırlarımız iki mil yükseklikte, yükseklik hastalığına tutulup kaldıkları için futbol şampiyonasını kaçırmıştın. Ernest, Leo ve ben kendi başımıza onların hepsini aşağıya indire-memiştik. Sana ihtiyacımız vardı. Leo hastalandığında bir süreliğine okulunu bırakmak zorunda kaldın çünkü Tanrı biliyor ya annen ve ben bu durumla başa çıkamamıştık. Sonra seni tekrar okula yollamak için para yoktu ve onca dersin üzerine bir de iş bulup çalışmak zorunda kaldın. Sonra annen hastalandı ve yine beni toparlamak ve Leo yla ilgilenildiğinden emin olmak için buraya gelmek zorunda kaldın. İşe yaramaz bir durumdaydım, bunu biliyorum. 141

63 Üstelik bunlar şu an aklıma gelen en olaylı zamanlar... Daha başka sayısız pek çok şey daha var. Sadece bizimle ilgilenmek için sık sık düzenini bozmak, hayallerinden ve tutkularından ayrılmak zorunda kaldığını biliyorum. Ve gördüğün zarar artık kendini belli etmeye başlıyor. Asla şikayet etmedim, dedi Luke kendini savunarak. Belki de etmeliydin, dedi babası inatçı bir şekilde. Düşün oğlum. Bizim yüzümüzden diplomanı alman altı yılına mal oldu. Sana almanda yardımcı bile olamadığım diploman! Ve şimdi bir işe başladın, master yapıyorsun. Ancak yine buraya gelmek zorunda kaldın ve bu zorunluluk sesinin tonuna, hareketlerine yansıyor. Senin için yüküz ve bu artık belli oluyor. O yüzden evine dönmeni istiyorum. Leo yu Durango ya ben götürebilirim. Patti de gelip lazım olduğunda bana yardım edecektir. Belki kendini bir yük olarak görebilirsin ama ben asla böyle bir şey demedim, diye çıkıştı Luke. Babası yorgun bir şekilde içini çekti ve bir an için ne diyeceğini bilemiyormuş gibi durdu. Sonra Luke a yaklaşıp iki elini de omuzlarına koydu ve yumuşak bir sesle devam etti. Bak, Luke, sana burada ihtiyacım yok. Beni yanlış anlama oğlum. Seni seviyorum ve seni görmek istiyorum fakat kızgınlığının şu an olduğundan daha fazla artmasını istemiyorum. Buraya gelip vaziyeti kurtarmana ihtiyacım yok. Luke afallamıştı. Babası onu omuzlarından sıkıp eviyenin yanına geri döndü. Luke onu izlerken babası aradığı kaseyi buldu ve suyu açarak döktüğü deterjanla yıkamaya başladı. Luke bilinçsiz bir şekilde arkasını dönüp oturma odası- 142 na girdi. Kendini pencereden dışarı bakarken buldu. Aklı, babasının deyimiyle vaziyeti kurtarmak için her şeyi bırakıp eve geldiği onca seferdeydi. Evet, Luke kızgındı. Ve şu düşünce olmasaydı çok daha kızgın olurdu: Babası haklıydı. Bu durum gerçekten gücüne gidiyordu. Mesele ailesini sevmemesi değildi. Tanrım hayır, onları bu dünyadaki her şeyden daha çok seviyordu. Gücüne giden şey, onlar yüzünden kaçırdıklarıydı. Ailesinin başına o kadar çok şeyin gelip kendisinin hiç zarar görmemesine kızıyordu. Luke bir randevudayken teyzesinin onu aramasına kızıyor, sonra da teyzesine kızmaya cesaret etmesine öfkeleniyordu. Ancak en çok, en çok da ailesinin son on yıl içerisinde bu kadar istikrarlı bir şekilde parçalanmasına ve evrenin artık buna bir son vermemesine kızıyordu. Neyse ki içinde yayılıp kaynayan bu öfke, arkadan Leo nun eğik olan kafasına baktığında tekrar yatıştı. Belki hayat onlara karşı adil değildi ama Luke babası ve Leo için her şeyi yapacaktı. Gerçekten ailesi için endişeleniyordu, Leo nun hayatını kaybetme ihtimali, üzerlerine büyük bir karaltı gibi çökmüştü. Her zaman oradaydı ve her geçen gün biraz daha yayılıp genişliyordu. Leo onun arkasında olduğunu hissetmiş gibi konuştu. Hadi Luke, şunu görmen lazım! Bu gece alışılmadık kıyafetler gecesi... Tamam, alışılmadık kıyafet mücadelesinden nefret ediyorum arrfa neyi seviyorum biliyor musun? Heidi Klum u. Luke babasının televizyon koltuğunun etrafından dolaşırken Leo sırıttı. Koltuğa uzan, dedi berbat bir Alman aksanıyla. Seninle iyi anlaşacağız. Heidi nin taklidini mi yapıyorsun? Evet, benimle konuşan Heidi nin, dedi Leo ve bakış- 143

64 larını podyumda camdan gibi görünen elbiselerle salınan mankenlere çevirdi. Pekala, anlat bakalım, Stakeout nasıldı? Fena değil. Ama yemekler hala berbat. Hoş bir kadın? Luke, kendisi için alışılmadık bir şekilde gerçekten de fark etmemişti. Grant in kızlarından birini gördüm. Or-lando dan geleni. Madeline in hala aklında olması tuhaftı. Kim, Mavi Göz mü? Luke kardeşine baktı. Nasıl bu kadar çok şeyi hatırlıyorsun? Oğlum, kaç kere söyledim. Benim beynim bir makine! Bence durum şöyle: Çekici kızlarını kafalarımızı meşgul etmek için gönderdiler. Ne, arka planda gizlenen birkaç çirkin üvey kardeş olduğunu falan mı zannediyorsun? Leo güldü. Asla bilemezsin. Demek Mavi Göz geldi? Luke gülümsedi. Leo kesinlikle çok keskin bir hafızaya sahipti. Evet, Mavi Göz dü, aynı zamanda Madeline Pru-ett olarak da biliniyor. Pekala, neye benziyor? diye sordu Leo. Ve en ufak bir detayı bile atlama. Memeleriyle başla. Luke şakadan kardeşinin koluna vurdu. Tam bir domuzsun. Bana isimler takmak bu domuzdan kurtulmanı sağlamayacak! Tamam, anlat bakalım ve sakın bana direnme. Luke iç çekti. Küçük kardeşinin parlayan mavi gözlerine baktı. Saygıdeğer bir yürüyüş tarzı ve hoş bir kıçı var, dedi. Bu kesinlikle doğruydu. Madeline in poposu kalp şeklinde ve hafif kalkıktı. Tam Luke un sevdiği gibi. 144 Mükemmel! dedi Leo, gözleri ışıldayarak. Başka? Zayıf mı? Yuvarlak hatlı mı? Kişiliği nasıl? Orta yapılı, dedi Luke. Hoş. Madeline in tokadan azat ettiği koyu renk, parlak saçları vardı. Luke bu gece o saçlara dokunmak için delice bir arzu duymuştu. Fakat nasıl biri olduğuna gelince... Luke bunu hala bilmiyordu. Kendine has biriydi. Belki bir parça soğuktu ama kötü bir şekilde değil. Daha çok okul bahçesinde durup hangi gruba katılıp oynayacağını bilemeyen bir çocuk gibiydi. Biraz tutucu, dedi Luke. En iyi tiptir, dedi Leo hemen. Her seferinde muhteşem bir seviyeyi aşıp derinlere inmen gerekir. Herkes için eğlenceli. Seviye falan aşmıyorum, dedi Luke, Leo ya bir bakış fırlatarak. Peki ya geri kalanı? Güzel bir kadın, diye kabul etti Luke. Madeline in zeki mavi bakışları ve anlamlı bir ağzı vardı. Ancak Luke un asıl aklından çıkmayan şey, aynı anda hem kurnaz hem de masum olan gözleriydi. Gülümsediğinde gözleri parlıyordu. Belli ki bazı sorunları var. Leo homurdandı. Hepimizin yok mu? Ve çiftliği savaşmadan bırakacağını zannetmiyorum. Libby nin de, dedi Luke omuz silkerek. Emma? Bence o alabilir de bırakabilir de. Tam o anda babası büyük bir pipet ve sürahiyi taşıyarak içeri girdi. Akşam yemeği vakti! dedi Leo mutlu bir şekilde. Bu gece ne var, baba? Sıvı peynirli makarna mı? Bu protein içeceği, dedi babası ve Leo nun sandalyesinin kenarına bağladığı kayışa sürahiyi iliştirdi.

65 145 Sı-kı-cı! dedi şarkı söyler gibi Leo ama babası kanepeye oturur ve kendisi podyumda yürüyen mankenlere bakarken pipete ağzını kenetleyip büyük bir yudum aldı. Bu gece birileri var mıydı? diye sordu Leo. Julie Daugherty karşıma çıkıverdi. Oo! Geçmişten bir fırtına! Pek de hayırlı bir fırtına değil, diye mırıldandı babası. Eee? Ellerini kontrol ettin mi? diye sordu Leo. Ne? Ellerini, dedi Leo tekrar ve ıstakoz pençesi elini salladı Luke a. Yüzükparmağım. Hayır, kontrol etmedim. Niye ki? Ahbap. Leo kaşlarını oynattı. Duymadın mı? Söylenenlere göre Brandon la araları kötüye gidiyormuş. Luke homurdandı. Brandon durumu berbat etmek için tam bir aptal olmalıydı. Tek bilgi kaynağımsm, Leo. Pekala, bunu nereden duydun bakalım? Dani den mi? Hayır, aslında Marisol den, dedi Leo, pipetinden çekmek için duraksayarak. Brandon adi herifin biriymiş ve ona oğlunun maçındayken asılmış. Herhangi bir yargıda bulunmamayı tercih ediyorum çünkü her erkek Marisol e asılmak ister değil mi? Fakat Julie bu konuda oldukça sert çıkmış ve buna katlanamamış. Brandon ı kovduğunu duydum. Julie, yeniden serbest miydi? Luke un başı sadece bu düşünce karşısında bile dönmeye başlamıştı. Babası Leo ya bakıp kaşlarını çatarak kanepeden kalktı. Verandaya çıkıyorum, dedi. Bu, tamamen besleyici ama sıkıcı olan akşam yemeği için çok teşekkürler baba! diye babasının arkasından seslendi Leo. 146 Babası bir şeyler mırıldandı ve hemen ardından kapının çarparak kapandığını duydular. Julie konusuna sonra geri döneceğiz. Peki, çiftlik ne alemde? diye sordu Leo keyfi aniden kaçarak. Luke iç çekip kafasını salladı. Çok büyük bir karmaşa var Leo. Sanırım umutsuz bir iş olduğu gerçeğiyle yüzleşip durumu kabullenmeliyiz. Yasal bir dayanağımız yok. Kabullenmek mi? Karşımdaki bu yabancı kim ve ağabeyime ne yaptı? diye sordu Leo. Vazgeçemezsin, Luke. Ya babam? Ne demek ya babam? Heidi Klum un yüzü televizyon ekranında dans ederken, Leo inledi. Bak, eninde sonunda bu evden, Project Runway den ve Denver Broncos takımından sıkılacağım. Bu böyle adamım, buradan gideceğim. Babam burada yaşayamaz, mümkün değil. Kafayı yer. Tekrar denemelisin. Leo nun babası kadar uzun yaşamayacağına dair bu sözleri Luke un göğsünün sıkışmasına neden olmuştu. Bunu düşünmeye bile dayanamıyordu. Yapmayı bildiğimin en iyisini yapıyorum, dedi. O halde mücadele etmelisin. Luke gözlerini devirdi. Doğru bir şekilde mücadele etmek istiyorum. Leo da çarpık bir şekilde kafasını salladı. Sonra dikkatini yeniden televizyona verdi. Baksana, Kovboylar ile Yunuslar arasındaki şampiyonluk maçını hatırlıyor musun? Hayır, dedi Luke.

66 Yetmişler, diye hatırlatmaya çalıştı Leo. Hayır, yetmişlerin şampiyonluk maçını hatırlamıyorum. Yetmişlerde henüz yoktum. 147 Pekala, Yunuslar kaybetmişti, diye devam etti Leo neşeli bir şekilde. Yunuslar o maçı kaybettikten sonra ne olmuştu, biliyorsun, değil mi? Leo nun nehrin ortasında yön değiştirmek gibi rahatsız edici bir alışkanlığı vardı. Ayrıca sporla ilgili önemli anlara ait dakikalık detayların altını çizmeye bayılırdı. Luke kafasını iki yana salladı. Pekala, şey, adam gibi bir koşu oyunu yapmışlardı ama paslaşma berbattı. Savunmalarına dayanarak şampiyonluk maçını kazanmışlardı. Bu harika, diye mırıldandı Luke. Hayır, hayır, anlamıyorsun. Berbat savunmaları olan takımlarla oynuyorlardı ve defansları dürüst olmak gerekirse harikaydı. Ama Süper Kupa ya girdiler ve Kovboylara karşı oynadılar ve gerçekten iyi bir savunmanın ne olduğunu öğrendiler. Roger Staubach yahu! Kovboyların hücumu, Yunusların defansını yıktığında ellerinde kalan tek şey bu Miki Fare savunmasının işe yaramadığıydı. O yüzden de bir sonraki sene durun, dediler, bunu tamamen yanlış yapıyoruz! Biz de o adamların yaptığını yapmalı ve hücuma geçmeliyiz! Daha üstün bir defansı kabul etmeli ve yeni bir atakla kazanmayı öğrenmeliyiz. Konuyu bir yere bağlayacak mısın? diye sordu Luke. Leo, Luke kısıtlı zekasıyla onu yoruyormuş gibi bir iç çekti. Ahbap, kazanmak istiyorlarsa oyun planlarını değiştirmeleri gerekiyordu. Savunma yerine atağa geçmeliydiler. Hişt! Yuva Çiftliği? Şimdi anladın mı? Kazandılar mı? Hayır! dedi Leo. Ama fikirleri doğruydu. Luke un yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. Sen tam 148 bir kaçıksın, bunu biliyorsun değil mi? diye sordu. Evet, anladım. Kendi garip tarzında bana mirasçılara yaklaşımımı değiştirmemi söylüyorsun. Neden sadece bunu söylemedin ki? Öyle eğlenceli olmazdı, dedi Leo sırıtarak. Kafanın içinde büyüyen yabani otlara biraz güneş ışığı değmesine sevindim. Tamam, şimdi çeneni kapa. Heidi bize kimin idam sehpasına gönderildiğini söyleyecek. Heidi Klum kimin dışarıda kalacağını anons ederken Luke kardeşine baktı. Tanrım, bu herifi seviyordu. 149 On İki Madeline in telefonunun sesi o kadar yüksek ve telefonu kulağının öyle yakınındaydı ki kalbi az kalsın yerinden çıkacaktı. Beceriksizce siyah uyku maskesine uzanıp onu öyle hızlı bir şekilde çıkardı ki beraberinde bir tutam saçını da çekti. Sinir bozucu telefonunu hemen yanındaki yastığın üzerinde buldu. Dün gece yatağa kendini boş bir çuval gibi attığında oraya fırlatmış olmalıydı. Alo, dedi sesi mahmur bir şekilde. Mad\ diye bağırdı Trudi. Ne yapıyorsun? Uyuyorum, dedi Madeline çatallanmış sesiyle ve yatağın içinde doğruldu. Dün gece perdeleri sımsıkı kapatmıştı, karanlığın içinden çok ince bir ışık huzmesi içeri sızıyordu. Eğilip başucundaki lambayı yaktı. Nasıl bağlanabildin? Dün bütün gün sinyal alamamıştım.

67 Bilmiyorum. Hızlı aramada kayıtlısın, dedi Trudi, bu cep telefonlarının arkasındaki teknolojiyi açıklarmış gibi. Hala yatakta mısın? Evet. Neden sordun? 150 Öğlen oldu, Madeline! Madeline nefesini tutup üzerindeki yatak örtüsünü fırlattı. Öğlen mi? Dün yarım kalan toplantıyı tamamlamak için saat birde çiftlikte buluşmaları gerekiyordu. Bulunduğun yerde değil, sersem! Colorado da saat on. Kafan nerelerde senin? Bilmiyorum. Dün çok yorgundum. Stres, belli ki! Eee? Öğrenmek için ölüyorum, kardeşlerinle tanıştın mı? Evet, Tanrım evet, dedi Madeline esneyerek. Ve? Ve... Madeline uykulu bir şekilde bacağını kaşıdı. Ve hiç de tahmin ettiğim gibi değiller. Tamam. Bana her şeyi anlat, dedi Trudi. Ne söylemem gerektiğinden emin değilim. Libby sevimli. Kıvırcık siyah saçları var ve iyi biri. Ama biraz hayalci gibi. Emma ise... Şey, o çok güzel. Uzun sarı saçları var ve moda delisi gibi giyiniyor. Ve çok zayıf. Emma nın ne kadar zayıf olduğu hakkında düşünerek biraz duraksadı. Bence alkolik olabilir. Vay canına, gerçekten mi? Üzerini kokladın mı? Hayır, dedi Madeline. Aslında içtiğini hiç görmedim. Ama durmadan içki istediğinden bahsedip durdu. Darılma ama bu durumda ben de iki tek atmayı düşünebilirdim. Peki, neler yaptınız? Fotoğraf getirdiler mi? Evliler mi? Ya çocuk? Gerçekten bilmiyorum, dedi Madeline. Tanıştık ve.sonra çiftliği ne yapacağımızdan bahsettik. Olacak şey değil! Neden öyle yaptınız? Niye ilk önce sohbet etmediniz? 151 Başka konular vardı. Sana miras kaldığı söylenen devasa bir çiftlikte oturup birbirini tanımaya çalışmak gerçekten de tuhaf olurdu. Aklım başka yerdeydi. Madeline gözlerini kapattı. Kapattığı anda, Luke un gri gözleri ve çarpık gülümsemesi zihninde beliriverdi. Hemen gözlerini açtı. Her şey çok karışık, Trudi, dedi yorgun bir şekilde ve en iyi arkadaşına çiftlikteki buluşmayla ilgili ne hatırlıyorsa anlattı. Trudi nin sık sık araya girmeleri, çiftliğin neye benzediği konusunda daha fazla detay istemesi, evin görünüşüne dair, Madeline in kardeşleri olarak tanımlamakta ısrar ettiği kadınlara dair ve hatta onların ne giymiş olduklarına dair sorularıyla da başa çıkmaya çalıştı. Madeline, dün gece Stakeout ta Luke la karşılaşmaları dahil ona hatırlayabildiği her şeyi anlattıktan sonra Tru-di den bir ıslık sesi duyuldu. Vay canına. Ne yapacaksın? Ne mi yapacaktı? İşte bu milyon dolarlık soruydu. Madeline bu ne yapacağını bilmeme ya da onu kiminle yapacağını bilmeme hissinden nefret ederdi. Kurallarını, hangi gün ne yapacağını bildiği yerleri, akşam yemeğinde buffalo değil, tavuk yediği ve ayakkabılarının etrafta koşuşturmak için uygun olduğu yerleri tercih ederdi. Sanırım, eve geleceğim. Bu kelimeler aklına gelir gelmez ağzından dökülmüştü. Deli misin? diye bağırdı Trudi. Neyin var böyle? Madeline bu senin için çok büyük bir fırsat. Öncelikle bu babana ait mirasınla ilgili şimdiye kadar sahip olduğuna en yakın şey.

68 ikinci olarak, bütün bunları çözmek için onların senin gibi birine ihtiyaç duyabilecekleri hiç aklına geldi mi? Üçüncüsü, benim bir işim olduğunu unuttun mu? 152 Diğerlerinin senin için günlerce id&re edebileceği bir işin var. Milli borcun üzerinde tasarruf hesabına sahipsin. En son ne zaman tatile çıkmıştın acaba? diye sordu Trudi. Dur ben söyleyeyim, üç yıl oldu. Üç yıl, Madeline. Bir haftadan ne olacak ki? DiNapoli evinin bir yere kaçtığı mı var? Sana söz veriyorum, bir hafta ayrı kalsan daha hızlı bir hareketlenme olmayacak. Bir haftada annene ne olur mesela Tanrı aşkına? Yeni bir erkek arkadaş bulacak ve hayatına devam edecek. Hey! dedi Madeline. Çok teşekkürler. Sanki hiç kimse ya da hiçbir şey için önemli değilmişim gibi konuşuyorsun. Benim için önemlisin. Ofisin ve birkaç insan için daha gereklisin. Ama aynı zamanda bir baloncuğun içinde yaşıyorsun ve... Tanrım, yine mi şu baloncuk? diye inledi Madeline. Evet, o baloncuk! diye cevabı yapıştırdı Trudi. Onun içinde yaşıyorsun ve dikkatli olmazsan onun içinde öleceksin. Hayatında sıradışı bir şey oldu ve oradan kaçmadan önce en azından bir yirmi dört saatten fazla oralarda kalman lazım. Bana sadece bir hafta için o lanet olası baloncuğun dışında kalacağına söz ver, Madeline. En azından kardeşinin alkolik olup olmadığını ya da diğerinin göründüğü kadar genç ve ahmak olup olmadığını öğrenene kadar kalacağına söz ver. Bana güvenmiyorsun, Trudi, diye karşılık verdi Madeline. Durumu gözden geçirdim. Burada benim için hayalet bir baba, tanımadığım iki kadın ve devasa bir miras karmaşası var. Bu birkaç gün içerisinde paketleyip rafa kaldırabileceğin bir şey değil. Hayır, dedi çabucak Trudi onunla tartışmaya çalışırken. Ne yaptığımı biliyorum. 153 Trudi vazgeçerek iç çekti. Hep bunu yapıyorsun, Mad. Her zaman kaçıyorsun. Kaçmıyorum! Evet, kaçıyorsun. Bu çiftliğin -ki anlattıklarına göre harika bir yere benziyor- elinden kaçmasına izin vereceksin. Niye? Çünkü bununla ilgili insanlarla ilgilenmek istemiyorsun, çünkü reddedilmekten korkuyorsun. Tanrım! diye bağırdı Madeline. Psikanalizimi yapmayı keser misin? Reddedilmekten korkmuyorum. Sadece pratik olmaya çalışıyorum. Her neyse, dedi Trudi önemsemez bir şekilde. Gitmem lazım. Hayatını düzeltmek için vaktim yok, benim kendi hayatım var. Ah unutmadan, Stephen seninle ilgili konuşmak için Rick i aradı. Senden gerçekten hoşlanıyor, Madeline ve neden ondan hoşlanmadığını anlayamıyor. Denver daki şu avukat arkadaşıyla konuştuğunu ve bazı bilgiler vermek istediğini söylemiş. Ara onu! Bırak şu işi, Trudi. Hayır, bırakmayacağım. Seni çok seviyorum Madeline Pruett, bir kardeş gibi seviyorum ve reddedilmekten korkmuyorum. Neyse sonra konuşuruz. Telefonu kapattı. Madeline telefona bakakaldı ve Trudi Feinstein ın patronluk taslamasıyla ilgili özenle seçilmiş birkaç kelime mırıldandı. Tanrı aşkına, reddedilmekten falan korkmuyordu! Bundan yüzde yetmiş beş emindi.

69 Olan biteni anlatmak için annesini aradı. Annesi muhtemelen neler olduğunu merak ederek diken üstünde bekliyordu... Kimse telefonu açmadı. Madeline kafasının içinde, Trudi nin sana söylemiştim diyen sesini duyduğunda kaşlarını çattı. 154 Cep telefonunu yatağın üzerine fırlattı ve ayı postunun üzerine basarak perdeleri açıp berrak, aydınlık günü içeri davet etti. Kabul etmek gerekirse gökyüzü Orlando dakin-den farklı, daha zengin bir mavi tonundaydı. insanlar caddede dolanıp duruyorlardı. Madeline in karnı guruldamaya başlamıştı. Aşağıdaki kafede bir şeyler atıştıracak, sonra Libby ve Emma yla bir anlaşmaya varmaya çalışmak için çiftliğin yolunu tutacaktı. *** Madeline aşağıya inerken Dani nin bugün Küba gömleğini değil, üzerinde Pine River Kartalları yazılı bir kazak giydiğini görüp şaşırdı.. Merhaba! dedi Dani, Madeline küçük kafeden içeri girerken. Hayatından umudu kesmek üzereydim. Başın nasıl oldu? Daha iyi. Teşekkürler. O aspirinlerden almaya ve bolca su içmeye devam et. Birkaç gün içinde yüksekliğe alışacaksın. Bugün çiftliğe gitmeden önce bir şeyler yemek ister misin? Madeline birkaç gün sonra buradan gideceğini söylemek üzereydi ki kadının onun nereye gideceğini bildiğini fark edip afalladı. Dani, Madeline in yüzündeki şaşkınlığı görünce güldü. Şu sahil romanlarında okuduğun o küçük yerlerin işgüzarlarından biri olduğumu düşündüğüne iddiaya gireceğim neredeyse. Ve hayır, öyle biri değilim. Jackson Crane buraya, kahvaltıya gelir. Öyle demek. Nereye istersen otur, tatlım, dedi Dani. Siparişini almak için hemen geliyorum. 155 Teşekkürler, dedi Madeline ve arkasını döndüğünde neredeyse Luke ile yaşlı bir adamın oturduğu masaya çarpıyordu. Nefesini tuttu, Luke kol saatine baktı. Uyuya mı kaldın? Vay canına Luke, kırk sekiz saatten daha az bir zamanda dördüncü kere tesadüfen karşılaşıyoruz. Fark etmeyeceğimi mi sandın? Babamla öğle yemeği yiyordum. Baba, bu Maddie Pruett, dedi Luke arka cebindeki cüzdanına uzanırken. Madeline, dedi ifadesiz bir şekilde. Madeline, dedi Luke başını nazikçe eğerek. Bu da Bob Kendrick. Tanıştığımıza memnun oldum, Bayan Pruett. Adam Luke un yaşlı versiyonuydu, saçları ağarmış ve gözlerinde koyu renk halkalar belirmişti, ama onlar da gri tondaydı. Luke gibi gür kirpikleri vardı. Aynı güçlü çene, aynı geniş omuzlar... Diğer karşılaşmaları bilemem ama burası benim favori kahvaltı yerim. Madeline, Luke u kuşkuyla süzdü. Burada kaldığımı nereden biliyordun? Luke yavaşça masadan doğrulup Madeline in önünde kule gibi yükselirken gülümsediğinde o kadar yakındı ki Madeline gömleğindeki düğmelerin sedefini görebiliyordu. Luke cebinden

70 birkaç banknot çıkarıp onları masaya attı. Bilmiyordum. Öğle yemeği vaktindeyiz. Babamla yemek için geldik. Tavuklu salatayı denemelisin, mönüdeki en iyi şey. Baba, hazır mısın? Evet, dedi babası ve o da Madeline in yanında bir kule gibi yükselerek ayağa kalktı. Başında bir kovboy şapkası vardı ve Madeline başıyla selam vererek çıktı. 156 Onun arkasından Luke eğilip kulağına fısıldadı. Pine River küçük bir kasaba, Mavi Göz. İnsanlar birbirlerine rastlarlar. O da çıkışa doğru ilerledi. Kafenin girişinde kürdan almak için durdu. Teşekkürler, Dani! diye seslendi mutfağa doğru ve Madeline e dönüp bakmadan çıktı. Madeline, Luke un kapıdan çıkmasını izledi pekala, daha doğrusu kalçalarının çıkmasını izledi ve yine heyecanlandığını hissederek onunla babasının az önce boşalttığı masanın hemen yanına oturdu. Bu kez Luke un bakış açısını çözmeye çalışarak dalgınca tavuklu salata siparişi verdi. Luke haklıydı. Salata mükemmeldi. Madeline, Yuva Çiftliği ne giderken tekrar annesine ulaşmaya çalıştı ve bu kez üçüncü çalışta onu yakaladı. Anne, benim Madeline! Merhaba, tatlım, dedi annesi. Ne var ne yok? Colorado da olanları bilmek isteyeceğini düşünmüştüm. Kim? Colorado! Miras kalan çiftlikten bahsediyorum. Ah, doğru, dedi annesi. Sana soracağım şeyi hatırladım ben de. Çocuk nafakası işini hallettin mi? Madeline in düzelen ruh hali tekrar bozuldu. Hayır, dedi. Çiftliğin mirası konusunun ötesine geçemedik. Kardeşlerimle tanıştım. Ah, öyle mi? dedi annesi, sesindeki ilgi biraz kaybolarak. 157 İyiye benziyorlar. Sanırım mirastan dolayı memnunlardır, dedi annesi sesinde hafiften acı bir tonla. Tuhaftı fakat Madeline onların neler hissettiğini bilmiyordu. Gerçekten bilmiyorum. Bu zamana kadar sadece lojistiği tartıştık. Şey, Grant Tyler ın bana çocuk nafakası olarak bugüne kadar sadece birkaç papel verdiği gerçeğini de birileriyle konuşman gerekli. Sorabileceğin biri olmalı. Annesi ortada bir çuval para varmış ve Madeline in tek yapması gereken bu çuvalın bekçisinden parayı rica etmekmiş gibi konuşuyordu. Tamam, anne, dedi Madeline. Çiftliğe giden yola varmak üzereydi. Şimdi kapatmam lazım. Birazdan hat kesilebilir. Nafakayla ilgili bir şey öğrendiğinde beni ara. Hoşça kal, anne, dedi Madeline ve telefonu kapattı ama elinden bırakmayıp tutmaya devam etti. Sıkıca, o kadar sıkıca tutuyordu ki, eli acımaya başlamıştı. Lanet olası telefonu kırmak ve camdan dışarı fırlatmak istiyordu. Bunun yerine yanındaki koltuğa attı. Niye canını sıkıyordu ki? İşler annesiyle hep böyleydi zaten, hiçbir şey Madeline le ilgili olmazdı, her şey Claris-sa yla alakalıydı. Bu hep böyleydi ve Madeline annesinin değişeceğini düşünecek kadar ahmak değildi. Bazen annesinden kurtulmuş olabilmeyi diliyordu. Sadece... Ondan bağımsız olmak... Fakat bu dilek her zaman durumun gerçekliğinde kaybolup gidiyor ve yerini suçluluğa bırakıyordu. Madeline olmasa Clarissa yla

71 kim ilgilenirdi? Kim ona uğrayıp evini temizler, kendinden geçecek kadar içip içmediğini kontrol eder ya da adamın biriyle gittiğini bilir ve onun için endişe ederdi ki? 158 Annesinin kayıtsızlığı tahammül edilemez boyutlardaydı. Çiftliğe giden yol boyunca bunları düşünüp durdu. Tekrar evin önüne geldiğinde sadece bir arabanın park ettiğini gördü. Arabadan indi, mavi gökyüzüne baktı ve çam kokulu havadan derin bir nefes aldı. Öyle taze, öyle temizdi ki... Orlando dan çok farklıydı. İç çekerek, yan koltuktan çantasını almak için arabanın içine eğildi. Arabadan kafasını çıkardığında köpekleri gördü. Onun gelmesini bekliyorlarmış gibi, silkelenip ön ayaklarını gererek verandanın altından çıkıp ona doğru geliyorlardı. En büyükleri olan kocaman kare kafalı siyah köpek öndeydi, burnunu havaya dikmiş yavaşça yürüyordu. Madeline onun geçip gideceğini umarak hiç kıpırdamadan durdu. Fakat köpek geçip gitmedi, gelip Madeline in yanında durdu ve ayakkabılarıyla pantolonunu kokladı. Cici kö-pekçik, diye mırıldandı Madeline. Büyük olanın arkasındaki köpek Madeline mırıldandığında kuyruğunu salladı ve büyük olanın hemen dibine gelip durdu. Diğer ikisi de hemen ardından onu takip ettiler, dördü birden etrafını sarmış, Madeline i kokluyorlardı. Hepiniz. Çok cici köpeklersiniz, çok cici köpekler, dedi Madeline ve köpekler ona biraz daha yaklaşırken arabaya doğru geriledi. En küçükleri arka ayakları üzerinde dikilip patilerini onun bacaklarına koymuştu ve büyük olan burnunu pantolonunun ağ kısmına yapıştırma küstahlığında bulunuyordu. Tamam, tamam, dedi Madeline gerilerek. Bu kadar yeter. Hoşt, hoşt Madeline o sırada Libby nin Hey! Garaja geri dönün! diye bağırdığını duydu. Madeline in kafası köpeklerinkiyle birlikte o yöne döndü. Hayvanların dördü birden kuyruklarını sallamaya ve elinde plastik bir kovayla paspas taşıyan Libby nin belirdiği garajın köşesine doğru zıp laya zıplaya gitmeye başlamışlardı. Libby nin üzerinde yırtık kot pantolon ve Grateful Dead tişörtü vardı. Saçını yukarıdan bağlamıştı ve alnının tepesine bir güneş gözlüğü yerleştirmişti. Daha az önce gelmiş ve garaja koşup kovayla paspası almış gibiydi. Yürüyün, içeri girin! dedi sertçe ve köpekler kuyrukları havada koşarak içeri girdiler. Libby, hala arabasına yapışık duran Madeline e anlayışlı bir biçimde gülümsedi. Havlar ama ısırmazlar. Gerçekten de onlardan korkmana gerek yok. Korkmuyorum, dedi Madeline, aslında korktuğu aşikarken. Biraz rahatladı ve eğilip pantolonundaki salyaları temizlemeye çalıştı. Fakat beceremedi. Başını kaldırıp Libby nin tuttuğu kovaya ve paspasa baktı. Bir kaza ya da herhangi başka bir şey mi oldu? Efendim? dedi Libby ve sonra bakışlarını aşağıya çevirdi. Gülümsedi. Hayır. Sadece yardım ediyorum. Madeline in kafası karışmış ifadesini görünce ekledi. Jack-son a burayı temizleyeceğimi söylemiştim. Biliyorsun işte, şu Johnsonların aile buluşmaları için... Evin içi kim bilir ne kadar zamandır temizlenmemiş. Buraya birini getirtip temizletemez mi? Benim için fark etmez, dedi Libby ve eve doğru koyuldu. 160 Tek başına mısın? diye seslendi Madeline onun arkasından.

72 Sadece ben! dedi Libby neşeli bir şekilde ve basamaklardan zıplayarak çıkıp içeride gözden kaybolarak. Madeline etrafına bakındı. Herkes neredeydi? Madeline de Libby nin arkasından eve girdiğinde onu mutfakta buldu. Fayans döşeli tezgah beyaz plastik poşetlerle doluydu. Madeline birinin içine göz attı, tümüyle temizlik malzemesi doluydu. Görünüşe göre Libby köşe bucak bir temizliğe hazırlanıyordu. Madeline bu işleri iyi bilirdi, annesinin evinde pek çok kez temizlik yapmak zorunda kalmıştı. Vay, dedi. Temizlik yaptığında hiçbir detayı atlamıyorsun herhalde. Evyenin başında kovayı dolduran Libby, Madeline in bu yorumuna sadece gülümseyerek karşılık verdi. Güneş gözlükleri şimdi tezgahın üzerindeydi ve hemen yanında katlanmış bir önlük duruyordu. Libby kovaya yeterli suyu doldurduğunda önlüğü alıp beline bağladı. Bir kişi için biraz fazla iş var gibi, dedi Madeline. Beklemeyi tercih etmez miydin? Biz, yani... Demek istediğim bir şeylere karar verene kadar? Libby nin elleri aniden kalçalarına gitti. Ben kararımı verdim. Kalıyorum. Madeline onun ne demek istediğinden emin değildi. Pine River da mı? Hayır, burada. Bu evde. Libby, Madeline e karşılık vermesini bekler gibi bakıyordu. Sen nasıl kararını ver-diysen ben de kendi kararımı verdim. Seninki yanlış demiyorum, Madeline. Eminim ki kendin için en iyi olan şeyi yapıyorsundur. Ama ben de kendim için en iyi olanı 161 yapıyorum. Bir şey arıyormuş gibi plastik poşetin içine elini daldırıp karıştırmaya başladı. Burada kalacaksın? Tek başına? diye tekrar etti Madeline inanamayarak. Nasıl? Bekle. Yoksa bensiz mi karar verdiniz? Emma nerede? diye sordu etrafa bakınarak. Neredeyse onun elinde viski bardağıyla kapının birinden süzülerek içeri girmesini umuyordu. Los Angeles yolunda. Libby paspası kovaya soktu. Ne? Nasıl yani? Peki bütün bunlar ne olacak? diye bağırdı Madeline evi göstererek. Emma dün gece geç saatte aradı ve beni daha sonra göreceğini söyledi. Erkek arkadaşı onu Durango da bekliyor ve oradan artık gitmek istiyormuş. Libby bu konuda pek de sıkıntılı görünmüyordu. Fakat bütün bunlar Madeline e mantıklı gelmiyordu. Çılgınlık! Sorumsuzluk! diye bağırdı. Tipik Emma işte. Madeline ona şaşkınlıkla baktı. Bu ne demek? Neden bu kadar... Duyarsız olsun ki? Libby bir saniye için düşündü. Bilmiyorum. Belki hayatında çok fazla hayal kırıklığı yaşadığındandır. Hepimizin hayalkırıklıkları oldu, dedi Madeline. Libby omzunu silkti. Sadece işlerin her zaman Em-ma nın gideceğini düşündüğü gibi gitmediğini anlatmak istedim ve o da buna karşılık kendi duvarlarını ördü. Madeline kendisinin de aynı şeyi yaptığını görmezden gelerek söylenmeye devam etti. İşler kimin umduğu gibi gidiyor ki? Her nedense Libby bu söz karşısında bir kahkaha attı. Tanrım, hayır. Paspası bastırıp sıkarak suyunu akıttı, belli ki Emma nın ayrılmasını dert etmiyordu. 162 İkiniz hep yakın mıydınız? diye sordu Madeline meraklı bir şekilde. Kim? Ben ve Emma mı? Libby güldü. Kesinlikle değildik. O Kaliforniya da, ben buradayım... Bu kadarı yeterli bir açıklamaymış gibi cümlesine devam etmedi. Ne iş yapıyor? diye sordu Madeline.

73 Davet organizatörü ya da bunun gibi bir şey. Davet organizatörü mü? Ama bu harika, dedi Madeline. BuJohnson işini halledebilir... Hayır, bunu yapmayacak, dedi Libby kesin bir şekilde. Geri gelmiyor. Fakat... Fakat Jackson la saat birde buluşmayı kararlaştırmıştık... Ah, unutmuşum. Jackson ın Denver da acil bir işi çıktı, dedi Libby, Madeline ile göz göze gelmemeye çalışarak. Bir telefon edilmez mi? diye sordu Madeline. Ne yapmamız gerekiyor, lanet olası evi Jacksonlar için temizlememiz mi? Üzgünüm ama insanlar bu şekilde davranmamalı! En azından herhangi bir şey söylemeden öylesine çekip gitmemeliler. Öfkeye kapılıyorsun, dedi Libby, Madeline bunu bilmiyormuş gibi. Evet, öfkeye kapılıyorum! Çünkü gerçekten ama gerçekten çok sinirliyim! Madeline bir taburenin üzerine oturup ellerini dizlerine koydu. İnsan böyle muallakta bırakılmaz ki, dedi sesi biraz daha yumuşak bir tonda. Nefes nefeseydi. Hayal kırıklığıyla karışık işlerin çoktan onun kontrolünden çıkmaya başladığı hissiyle kalbi hızla çarpıyordu. Sana katılmıyor değilim, dedi Libby mutfağı paspas- 163 lamaya başlarken. Ama Johnsonlar kesinlikle geliyor. Biz olalım ya da olmayalım gelecekler. O yüzden Jackson a hazırlanmasında yardım edeceğim. İstiyorsan sen de edebilirsin. Ne yapmak istersen. Bütün bu işleri halledip evime dönmek istiyorum, diye mırıldandı Madeline. Libby durdu ve doğrudan ona baktı. Hiçbir şey seni hayatına geri dönmekten alıkoymuyor, Madeline. Buradan gidebilirsin, diğer herkes gibi. Madeline afallamıştı. Bunca yolu gelmişti, peki ne için? Libby yi çözmeye çalıştı. Neden bütün bunları sorun etmiyordu? Senin hayatına geri dönmeye ihtiyacın yok mu? Libby nin gülümsemesi silindi. Dönüp epey hararetli bir şekilde paspas yapmaya devam etti. Bir işin var, değil mi? diye sordu Madeline. Şu anda yok. Ah. Bilmiyordum. Farkındayım çünkü dün bizimle ilgili herhangi bir şey sormaya zahmet etmemiştin. Sormuş olsaydın, sana işimden ayrıldığımı söylerdim. Bu hiç adil değil, dedi Madeline. Orlando dan daha yeni inip gelmiştim. Dürüst olmak gerekirse bütün bunlar benim için biraz fazla. Evet. Hepimiz için öyle, dedi Libby. Sen de benimle ilgili çok fazla şey sormadın ki, dedi Madeline. Ama en azından denedim. Benim gibi paylaşımcı değildin. Böyle söyleyince Madeline kaba davrandığını düşündü. 164 Ben aslında... Yani... Madeline duraksadı. Ne söylerse söylesin sadece bahane olacaktı. Aniden kendini çok bitkin hissetti ve tezgaha doğru eğilip çenesini eline dayadı. İşinden dün mü ayrıldın? Eee... Libby tereddüt ediyor gibiydi. Hayır, iki hafta önce. Jackson bana Yuva Çiftliği nin miras kaldığını söylediğinde, işimin bu olacağına karar verdim. Paspas yapmayı bıraktı ve alnındaki bir saç tutamını geriye itti.

74 Ne iş yapıyordun? diye sordu Madeline. Şerifin ofisinde sekreterdim. Hemen liseden sonra orada işe başlamıştım. Çok uzun zaman önce, dedi Libby ve paspası tekrar kovaya soktu. Başka bir iş ayarlamadan, tamamen belirsiz bir şey için işinden ayrılmak Madeline in kavrayamayacağı bir şeydi. Babam bana bir çiftlik bıraktı, dedi Libby. Ben de burada bir şeyler yapmak niyetindeyim. Tekrar paspas yapmaya başladı. Bunu yapmak istemiyorsan, tamamen anlarım. Ama ben yapacağım. Demek hepsi bu, öyle mi? diye sordu Madeline. Sen kalıyorsun, Emma tek bir kelime bile etmeden çekip gidiyor. Peki, ben ne yapacağım? Yuva Çiftliği ni hiç duymamış gibi mi davranacağım? İstediğin buysa, evet. Bak, Madeline, durum bana oldukça basit görünüyor, dedi Libby ve ellerini sopanın en üstüne koyup yaslanarak durdu. Bu Johnson aile buluşması işinde taahhüt altına girdik. Burada kalıp yardım edebilirsin ya da evine geri dönebilirsin. Bu tamamen sana kalmış. Nasıl bir durumda olduğunu anlıyorum, o yüzden de yapman gereken buysa Orlando ya geri dön. Kimse senin için kötü düşünecek değil. 165 Peki, neden sesinde suçlayıcı bir ton vardı? Seni terk etmeye çalışmıyorum, Libby, dedi Madeline. Ben öyle demedim. Bu sadece... Sadece benim farklı bir bakış açım var. Senden farklı bir hayatım var. Bu yer, dedi Libby, etrafındaki solmuş duvar kağıtlarına ve pisliğe bakarak, benim için bir anlam ifade ediyor. Burası fark yaratabileceğim bir yer gibi geliyor bana. Aile buluşmaları düzenleyerek mi? diye sordu Madeline kuşkuyla. Libby nin yüzü gerildi. Kendim için bir şey yaparak. Senden anlamanı beklemiyorum. Ama ben henüz havlu atmaya hazır değilim. Tamam. Pekala. Libby bir yere kıpırdamıyordu. Madeline, Libby nin yeniden işe dönmesini izledi ve ne yapması gerektiğini düşündü. Buradan gidebilirdi, tıpkı bedenindeki her hücrenin söylediği gibi... Çıkıp gitmeli ve bu saçmalığa bir son vermeliydi. Ama giderse bu Libby yi her şeyle uğraşması için terk ettiği anlamına gelecekti. Bu da Libby nin Jackson Crane dışında yardım edecek kimsesi olmadan yerleri ovalaması demekti. Madeline iki arada bir derede kalmıştı. Duvara gözlerini dikerek derin bir nefes aldı ve ne yapması gerektiğine karar vermeye çalıştı. Bana kağıt havluyu uzatır mısın? diye sordu Libby. Madeline iç çekti. Kağıt havluyu bulmak için torbalara baktı ve sonra da onu Libby ye uzattı. Tamam, dedi Madeline ve üzerindeki ceketi çıkardı. Gömleğinin kollarındaki düğmeleri çözüp onları yukarı doğru katladı. Teslim oluyorum. Ne yapabilirim? Libby, Madeline e kuşkuyla baktı. Emin misin? 166 Hadi, fikrimi değiştirmeden önce söyle, dedi Madeline sabırsızca. Tam olarak işe uygun giyinmiş sayılmazsın, diye hatırlattı Libby. İlk önce bir kot pantolon giysen? Kotum yok. Kotun yok mu?

75 Kotum var elbette. Sadece yanımda yok. Ben sadece birkaç gün... Madeline durdu. Kotum yok, dedi. Şey... Libby, belli ki Madeline in yanında kot pantolonu olmamasından dolayı kafası karışmış bir halde etrafına bakındı. Biraz toza aldırmazsan, panjurları ve süpürgeliklerin tozunu alabilirsin. Aldırmam. Libby poşetlerden birinin içini karıştırmak üzere elindeki paspası bıraktı. İçinden bir karton şeride sarılı havlu bez yığınını çıkardı ve birini çekip Madeline e uzattı. Garajda biraz mobilya cilası vardı. Köpeklerden çekiniyorsan gidip getirebilirim... Köpeklerden çekinmiyorum, dedi Madeline. Gidip alırım. Sonra da köpeklerden fena halde çekinerek mutfaktan çıktı. 167 On Üç Luke eve arabasıyla çıkarken doğudan yağmurun gelecek gibi göründüğünü fark etti. Üzeri açık park yerine arabasını çekti ve Bronco sunun kapısını açıp dışarı adımını attığında garajdan kan donduran bir çığlık geldiğini duydu. Bu Luke un ödünü kopardı, parçalanmış uzuvlar ya da onun gibi iğrenç bir şey bulmayı bekleyerek içeri koştu. * Fakat içeri girince, sırtı garajın duvarına yaslanmış, birkaç eski alet kutusu ve rototillerin* arkasına sinmiş Made-line le karşılaştı. Luke içeri zorla girmiş bir yabancı, bir ayı ya da böylesine korkunç bir çığlık attıran her neyse onu \. görmek için çılgınca etrafına bakındı, işte orada! diye bağırdı Madeline, garajın içinde birkaç rafın durduğu bir noktayı işaret ederek Roscoe adlı tazı köşeye burnunu dayamıştı. Bir batında doğmuş olan kardeş yavrulardan Reggie ve Rufus, her zamanki gibi boş boş etrafa bakarak garajın ortasında *Rototiller: Toprağı sürmek ya da parçalamak için kullanılan tekerlek benzeri bıçakları olan motorlu araç. -ç.n. 168 uzanıyorlardı. Ve Luke un annesinin küçük teriyeri Reba, Roscoe nun arkasında deli gibi havlıyordu. Luke köşeye ilerledi. Hayır, bekle! diye bağırdı Madeline. Çok büyük! Fazla yaklaşma! Neydi bu, ayı yavrusu mu? Luke bu düşünceden pek hoşlanmadı, çünkü bir yerde bir ayı yavrusu varsa yakınlarda anne ayı da olurdu. Fakat bu mevsim ayı yavruları için biraz erkendi. Luke köpeklerin yanından ilerledi, birkaç eski boya kutusunu ile annesinin Tuppenvare kutusunun yanından geçti. Bir fare, binanın kaplamasındaki deliğe doğru hızla önünden fırladı. Roscoe bu köpek sürüsünün açık ara en zekisi açık olan garajın kapısından çıkıp hızla onun peşinden koştu. Reba duvardaki deliği burnuyla inceleyerek aynı yerde duruyordu. Luke arkasını döndü. Madeline in kolları duvara yapışmış, saçları örümcek ağma benzer bir şekilde kabarmış ve dehşete düşmüş gibi görünüyordu. Sorun yok, dedi Luke. Sadece bir fare. Bir ne? diye tiz bir sesle bağırdı Madeline, Reggie nin kuyruğunu sallamasına neden olup her nasılsa biraz daha duvara yaslanmayı becererek.

76 Luke iki elini de havaya kaldırdı. Derin bir nefes al, dedi ve Madeline onun dediğini yapmaya çalıştı. Bir tane daha. Ellerini dizlerine koy ve eğilip nefesini düzenlemeye çalış. Ve sakinleş, sadece bir fareydi. Sadece bir fare demek? dedi Madeline eğilirken. Sadece bir fare demekle neyi kastediyorsun? Bir fare değildi Luke! Kedi büyüklüğündeydi! Nerede o? Nereye gitti? Dışarı. Artık güvendesin. Seni rahatsız etmeyecek, zaten ondan çok ama çok daha büyüksün. 169 Bu, dedi Madeline nefesini düzenlemeye çalışırken, kendimi daha iyi hissetmemi sağlamıyor. Boğulur gibi tuhaf bir ses çıkardı. Luke öne doğru bir adım attı. Madeline tekrar aynı sesi çıkardı ve sonra yavaşça doğruldu, göğüskafesi aldığı her nefesle yükselip alçalıyordu. Madeline boğulmuyordu. Gülmemeye çalışıyordu. Neredeyse ölüyordum. Luke gülümsedi. Bundan sağ çıkacağından emindim. Senin için söylemesi kolay, dedi Madeline ve saçlarını geriye itti. Başını eğip önünde duran rototillere baktı, alet kutuları hemen yanındaydı. Luke, Madeline in fareyi gördüğünde oraya nasıl sıçradığını gözünün önünde can-landırabiliyordu. Gülmekten kendini alamadı. Ne oldu? diye sordu Madeline, hala gülümsemeye devam ederek. Oraya girmeyi nasıl başardın? diye sordu Luke, Madeline e çıkması için yardım etmek niyetiyle elini uzatarak. Bilmiyorum, dedi Madeline ve Luke un elini tuttu. Tek bildiğim havada uçtuğum. Madeline etrafına bakındı ama kolay bir çıkış yolu yoktu. Şu kutunun üzerine bas, dedi Luke, bir alet kutusunu işaret ederek. Seni oradan çıkaracağım. Madeline, Luke un dediği gibi yaptı. Tam olarak sabit durmayan kutunun üzerinde sendelediğinde Luke onu belinden yakaladı ve havaya kaldırıp yere indirdi. Bedeni Luke un bedenine değerek sarsak bir şekilde yere indi. Luke un etrafındaki her şey donmuş gibiydi, hiçbir şey kımıldamıyordu. Ne kendisi ne Madeline... Luke un gözleri onun üzerinde, Madeline in elleri sımsıkı onun kollarındaydı. Sımsıkı. Luke un kanında bir şeyler dolaşıyor 170 gibiydi. Kendine engel olamıyordu. Madeline in yüzüne düşmüş saç tutamını geri itti. Madeline derin bir nefes aldı, Luke un kollarındaki tutunuşu biraz daha güçlenmiş gibiydi. Madeline ona baktı, Luke un mavi gözleri garajın loş ışığında parıldıyordu. Beni kurtardığın için teşekkür ederim, dedi.bakışları Luke un kanı akışının hızlanmasına neden olarak onun dudaklarına kaymıştı. Rica ederim. Luke da Madeline in dudaklarına, o dolgun, şehvetli dudaklarına baktı. Ama hala sana kızgınım, dedi Madeline yumuşak bir sesle. Biliyorum, dedi Luke. Ama yemin ederim tuzak falan kurmuyordum. Bu asla niyetim olmadı. Sadece öyle gelişti. Madeline in saçı yine önüne gelmişti ve Luke bir kez daha parmakları onun alnına değerek geriye itti. Madeline bakışlarını tekrar ona doğru kaldırdı, gözleri hafifçe kısılmıştı. Sana inanıp inanamayacağımı bilmiyorum, dedi şüpheyle. Öyle olsun, dedi Luke, parmaklarını Madeline in yanağına sürterek. Hımm, dedi Madeline ve ellerini onun kollarından çekti. Luke da gönülsüzce Madeline in belindeki elini çekip Burada ne arıyorsun? diye sordu.

77 Mobilya cilası almaya gelmiştim. Fakat tek bulduğum garip kemirgen bir yaratık oldu. Ellerini pantolonuna götürdü ve sonra başını kaldırıp Luke a baktı. Sen burada ne arıyorsun? Birinin çığlık attığını duydum. 171 Madeline çarpık bir gülümsemeyle baktı. Demek istediğim, burada. Yine. Benim olduğum yerde bir anda ortaya çıkıyorsun. Şey, bugün sığırlara bir bakmak için geldim. Madeline güldü. İyi deneme. Ama ben sığır falan göremiyorum. Çünkü buradan yaklaşık yarım mil yukarıdalar. Çiftliğimizin ustası şu an Albuquerque de ve birilerinin onlarla ilgilenmesi gerekiyor. Luke kendini tutamıyordu, Madeline in dağınık saçlarını, kirli gömleğiyle pantolonunu ve topuklarını süzüp yine güldü. Pekala, dedi Madeline kollarını göğsünde bağlayarak. Şimdi komik olan ne? Şensin. Tam bir enkaz gibi görünüyorsun. Madeline üzerine bir baktı ve mahcup bir şekilde gülümsedi. Bugünün temizlik günü olduğunu not almayı unutmuşum da. Başını kaldırıp Luke a baktı, yanakları hafifçe kızarmıştı. Buralarda hiçbir şey plana göre gitmiyor. Dağlar böyledir. Ya, ya şu dağlar evet, dedi Madeline şüpheli bir şakacılıkla. Pantolonunu silkeleyerek Luke tan biraz uzaklaştı. Luke un annesinin Pontiac ının kaputunun üzerindeki bir kutunun yanında durdu. Kutu yeni gibi gözüküyordu çünkü üzeri herhangi bir pislik ya da tozla kaplanmamıştı. En üstte birkaç resim çerçevesi vardı. Madeline eğilip bir göz attı. Luke da öyle. Kutuda, şampuan şişeleri, ütü, sabun ve ped gibi banyo malzemeleri vardı fakat mobilya cilası yoktu. Madeline kutunun içindeki fotoğraflardan birini çıkardı ve gözlerini kısarak baktı. Bu, Libby mi? 172 Luke çerçeveli fotoğrafa bir göz attı. Evet, Libby ydi, on iki yaş civarındayken. Oval bir kilimin üzerinde ayakta duruyordu, arkasındaki bir duvarda birinin bebeklik resimlerinin asılı olduğu görünüyordu. Bu o, Yanındaki kim? diye sorunca Madeline ve Luke, Libby nin arkasındaki rahat koltukta oturmakta olan adama daha yakından baktı. Luke, Grant Tyler ı sadece birkaç kez görmüştü ama onu nerede olsa tanırdı. Dikkat çekici bir adamdı, uzun, siyah saçlı ve kahverengi gözlüydü. Bu kötü bir fotoğraftı, çözünürlüğü düşük ve soluk renkliydi. Ancak kızına çekici bir şekilde gülümseyen Grant Tyler yine de açıkça görünüyordu. Bu Grant, dedi Luke. Aniden Madeline den yükselen gerilimi fark etti. Luke ona baktığında, Madeline in yüzündeki bütün kanın çekildiğini görüp birdenbire ne olduğunu anladı. Madeline... Onun fotoğrafını hiç görmemiş miydin? Madeline bakışlarını fotoğraftan ayırmadan iki yana salladı. Nerede çekilmiş? Bilemiyorum, dedi Luke özür diler bir şekilde. Madeline fotoğrafa baktı. Mutlu görünüyorlar, değil mi? Sonra fotoğrafı kutuya geri koydu fakat gözlerini o hiç görmediği adamın hayaletinden alamıyor gibiydi. Luke bir yetişkinken, insanın babasının fotoğrafını ilk kez görmesinin nasıl bir his olacağını düşündü. Madeline için istediğinden üzerinde merhamet duygusu hissediyordu. Onunla arasına biraz mesafe koymalıydı ama bunu yapmakta bariz bir şekilde sorun yaşıyordu.

78 Özellikle de ondaki bu savunmasızlığı gördüğünde... Madeline in dün gece babası hakkında söylediklerini düşündü, şimdi suratındaki şaşkınlığı görebiliyordu. Bu, yürek burkan bir durumdu. 173 Luke içinde, onu bu garajdan, Libby nin eşyalarından, babasının fotoğrafından ve annesinin arabasından uzaklaştırmaya dair ani bir istek duydu. Hadi, dedi, onları bu garajdan çıkaracak bir şeye, herhangi bir şeye tutunarak. Gidip sığırlara bakalım. Madeline bakışlarını ona çevirdi. Mavi, pırıldayan gözler... Sığırları nasıl kontrol ediyorsunuz? Ya arabayla ya da ata binerek dağlara çıkıyoruz ve onları bulup kontrol ediyoruz. Madeline kaşlarını çattı. Nasıl ata binileceğim bilmem. Ayrıca hayatımı kurtarmana rağmen gerçekten hala sana çok kızgınım, dedi eliyle duvarı işaret ederek. Luke gülümsedi. Gülümseme, diye onu uyardı Madeline. Hem sana güvenmiyorum da. Luke un gülümsemesi suratına biraz daha yayıldı. Bunu da biliyorum. Hadi. Eğlenceli olacak. Luke, Madeline in kendisini takip edeceğini umarak açık garaj kapısına doğru ilerledi. Bence bu çok kötü bir fikir, dedi Madeline. Fakat aynı zamanda onu takip etmeye başladı. Köpekler de öyle. 174 On Dört Madeline, Bronco nun arkasında köpeklerin de onlarla birlikte gelmesinden korktuğunu kesinlikle belli ediyordu. Köpeklerin dördü de kafalarını durmadan ön koltukların arasından Madeline in başının yanına uzatmakta ısrar ediyorlardı. Ancak Luke engebeli yolda hareket etmeye başladığında Madeline köpekleri çabucak unuttu. Bronco eski toprak yolda bile iyiydi. Luke da kendini engellemiyordu. Konu dağlar olduğunda hala ufak bir çocuk gibiydi. Madeline bir elini göstergelerin üzerine koymuş, diğeriyle de sımsıkı başının üzerindeki kulpa tutunmuş vaziyette büyük bir çukura ya da kayaya rastladıklarında küçük çığlıklar atıyordu. Yukarı çıkan yolun yarısına geldiklerinde bu eski toprak yolu boydan boya kapatan bir ağaç kütüğüyle karşılaştılar. Ah, şey. Sanırım geri dönmemiz gerekiyor, dedi Madeline. Siz inanmayanlar yok musunuz, dedi Luke. Arabadan aşağıya indi, babasının eski elektrikli testeresini alıp 175 ağacı parçaladı. Sürücü koltuğuna epeyce ter ve yüzünde gülümsemeyle geri döndü. Vay canına, dedi Madeline, gözleri faltaşı gibi açılmış halde. Bu etkileyiciydi. Luke ona göz kırptı. Sıkı tutun. Kayaların üzerinde zıplayarak, virajlardan hızla dönerek ilerlediler. Yaklaşık üç bin beş yüz metre yükseklikte, bir sürü ineğin sonraki gündoğumunu bekleyen kuzeydeki karların daha erimediği gölgeliklere doğru durmadan otları tüketerek ilerledikleri bir çayıra geldiler. Luke çayırın ortasında arabayı durdurdu, dışarı çıkıp köpeklerin arabadan çıkabilmeleri için arka kapıyı açtı. Dördü birden ağaçlıklara doğru hızla koştular. Madeline, Bronco dan biraz uzaklaştı ve yavaşça bir daire çizerek dönüp etrafa baktı. Muhteşem. Manzara göz alabildiğine uzanıyor.

79 Luke beyaz tepeleriyle mavi doruklara, doğuda biriken kara bulutlara baktı. Ne kadar geniş ve ne kadar sessiz, dedi Madeline, sesi huşu içinde. Evet, ben de burada olmaya bayılırım, dedi Luke. Kışın karın yağışını bile duyabilirsin. Karın yağışını duymanın nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemiyorum, dedi Madeline rüyadaymış gibi. Madeline, Luke a döndü. Gözleri keyifle parıldıyordu, ta ki onlara doğru gelmekte olan sığırları fark edene kadar... Madeline hemen arabaya yöneldi ama Luke onu kolundan tuttu. Arabada onlar için bir şey var zannediyorlar. Sadece yanından geçip gidecekler, deyince Madeline yanlarından geçerken kafalarını bile çevirip bakmayan sığırla- 176 rı izledi. Sığırlar Bronco nun içinde bir şey bulamayınca, muhtemelen yağmurun da geldiğini sezip ormanlık alana doğru yollarına devam ettiler. Gerçekten de rüzgar artıyordu, Madeline in saçları savrulmaya başlamıştı, Madeline biraz titreyerek kollarını omuzlarına sardı. Luke un onu Bazen Geçidi nde ilk kez gördüğünden bu yana her karşılaştıklarında giderek daha da güzelleşiyordu sanki. Burada, yukarıda, açık saçları etrafında dalgalanırken çok güzel görünüyordu. Bir erkeği kendine tekrar tekrar baktıracak kadar, bakanın tek seferde her şeyi birden görmesinin imkansız olduğunu hissettirecek kadar güzeldi. Madeline çayırda etrafına bakınıyordu ama arkasına döndüğünde bakışları Luke unkilerle karşılaştı. Bir an için birbirlerine bakarak durdular. Luke aralarında bir çekim hissetti. Bu biraz beklenmedik, sinir bozucu ve heyecan vericiydi. Bir şey görmek ister misin? diye sordu Luke. Elbette! Luke ağaçlığı işaret edince Madeline ayakkabılarıyla dikkatli bir şekilde ağaçlara yürümeye çalıştı ve oraya gelince durdu. Luke da hemen arkasındaydı, başını onunkiyle aynı hizada olacak şekilde eğildi ve ellerini omuzlarına koyup dikkatini kavaklara çevirmesini sağladı. Görüyor musun? Neyi görüyor muyum? Mavi alakarga yuvalarını. Luke kurumuş bir kavağı işaret etti, beyaz olan ağaç kabuğu griye dönmüştü ve üzerinde onlarca delik vardı. İşaret verilmiş gibi mavi bir alakarga kanat çırparak de- 177 liklerden birinin kenarına tünedi, sonra da deliğin içinde gözden kayboldu. Madeline neşeyle bağırdı. Hepsi yuva mı? Çoğu. Bu bir yerde ağaçkakanların doğal ortamı, diye açıkladı Luke. Mavi alakargalar onları dışarı kovalayıp içeri girerler. Ve işte karşınızda, çabuk hazırlanmış bir alakarga yuvalan sitesi. Madeline kavağı incelerken ellerini kollarına sürttü. Rüzgar şiddetleniyor ve sıcaklık, yağmur onlara doğru yaklaşırken daha da düşüyordu. Luke üzerindeki kot ceketi çıkarıp onun omuzlarına koydu. Madeline onu geri vermeye çalıştı. Ceketini alamam. Titriyorsun. Benim üzerimde birkaç gömlek var zaten. Hava da yağmur geldiğinde iyice soğumuş olacak. Luke ceketi giymesi için tekrar tuttu.

80 Aniden esen rüzgar Madeline in bir adım öne gitmesine neden oldu. Kollarını ceketin kollarına sokup Luke a omzunun üzerinden bakarak gülümsedi. Teşekkür ederim. Ve bana bu yuvayı gösterdiğin için de teşekkürler. Öyle güzel ki! Annem bu dağların onun bahçesi olduğunu söylerdi, dedi Luke. Çoğu zaman ormanda yürüyüş yapardı ama hep bu çayıra geri gelirdi. Luke bir anısını hatırlayınca güldü. Yazın pazar öğleden sonraları kitabım okumak için buraya gelirdi. Birilerinin bir yerleri kanamadıkça kimsenin onu rahatsız etmemesine dair katı bir kuralımız vardı. Ne hoş, dedi Madeline onaylamasına. Oğlanlardan uzak bir sığınak ama inekler kalabilir. Luke bu dağlara arka bahçe diyebildiği için ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Bir kere, on iki yaşlarındayken 178 ayı izi sürme becerilerini geliştiriyordu ve annesinin peşinden buraya tırmanmıştı. Annesini arabasının yanındaki bir battaniyenin üzerinde bulmuştu. Sırt üstü uzanmıştı ve açık olan kitabı göğsünde duruyordu. Luke onu şaşırtmak için çayıra doğru koşmuş ama şaşırtan annesi olmuştu, çünkü yüzünde gözyaşları vardı. Luke, doğal olarak korkunç bir şey olduğunu düşünmüş ama annesi gülerek onun başını okşamıştı. Birinin çok etkileyici bir kitap yazması dışında bir şey olduğu yok, demişti annesi kitabını kapatırken ve Luke u yanma, battaniyenin üzerine çekmişti. Bazen çok uzun zaman önce bir şatoda yaşıyor olmak istiyorum biliyor musun? Ve sonra annesi Luke u kollarının arasına sarmıştı. Battaniyenin üzerinde, şişman bulutları izleyerek ve diledikleri bütün şeylerden bahsederken uzanmışlardı. Harika bir anneydi, dedi Luke ve birden yeşeren hislerden dolayı şaşırarak bakışlarını aşağıya indirdi. Annesinden her bahsettiğinde kendini hasta gibi hissetmesinin üzerinden uzun zaman geçmişti. Şimdi annesi onun için sıcacık anılardan oluşuyordu. Nasıl öldü? diye sordu Madeline. Kanser. Luke bundan başka bir şey ilave etmedi. Birinin kanserden ölmesini izlemekten, annesinin yavaşça eriyip gitmesini izlemekten daha korkunç, daha fazla acı veren hiçbir şey yoktu. Luke çok nadir bu konudan bahsederdi. Çok üzüldüm, dedi Madeline ve onun eline dokundu. Bu ufacık dokunuş Luke un içinde yankılandı. Luke da parmaklarını onun eline sardı. Duygularıyla çatışma 179 içindeydi. Beyni ve kalbi Madeline e tepki veriyordu ama Luke aynı zamanda bedeninin arzularına boyun eğip çiftliği unutarak annesini yüzüstü bırakmış gibi kendini suçlu hissediyordu. Luke bakışlarını uzaklara çevirdi. Ondan geriye artık anılar ve bir zamanlar dolaştığı yerler kaldı sadece. Burada duruyorum ve neredeyse onu görebiliyorum. Luke daha fazla bir şey söyleyemedi. Madeline e gözünün ucuyla baktı. Madeline doğrudan ona bakıyordu. Luke? dedi. Luke un gözleri onun dudaklarına indi. Madeline? Madeline gülümsedi ve çılgınca bir an için Luke, Madeline in onu öpmeye niyetlenip niyetlenmediğini merak etti. Daha da çılgınca olan, Luke un Madeline in niyeti bu olsaydı bunu umursayacak olmamasıydı. Beni duygulandırmak için anneni kullanmıyorsun değil mi?

81 Luke suratına yayılan gülümsemesine engel olamadı. Vavaşça bakışlarını genç kadına kaldırdı. Madeline in gözleri şimdi kızgınlıkla, meydan okumayla ve belki biraz da keyifle parlıyordu. Bunu hiç düşünmemiştim, dedi Luke. İşe yarar mı? Belki, dedi Madeline. Ama bunun için korkunç biri olman gerekir. Epey alçakça olurdu, diye ona katıldı Luke, ama bazen insan yapması gerekeni yapmalıdır. Keşke aklıma gelseymiş, deyip Madeline in parmaklarını hafifçe sıktı. Demek ikna konusundaki kabiliyetlerime güvenmeliyim sadece. Madeline dilini şaklattı. Eğitimli bir pazarlıkçıyım. Luke gülümsedi ve ona biraz daha yaklaştı. Başları aynı 180 hizada olacak kadar eğilmişti. Ben pazarlık yapmayı planlamıyorum, diye yumuşakça fısıldadı. Madeline nefesini aniden içine çekti gülerek ya da şaşkınlıktan, Luke emin değildive onu göğsünden hafifçe iteledi. Sence buna aldanır mıyım? Luke, Madeline in onu iten elini yakalayıp sıkıca tuttu. Henüz bilmiyorum, dedi. Ama neye aldanacağını ortaya çıkaracağım, Maddie Pruett. Madeline güldü. Yumuşacık, ipeksi ufak bir gülüştü. Madeline, diye düzeltti. İşte yine olmuştu, aralarında dans ediyormuş gibi gelen o his... Çok güçlü çekimi olan bir şey... Ne var ki bu an, zirveye vardığı anda tepelerinde aniden patlayan gökgü-rültüsüyle sona erdi. Bu ses Madeline i ürkütmüştü, aynı anda çığlık atıp arkasını hızlıca döndü ve Luke un göğüs-kafesine doğru tökezledi. Topuğu da Luke un ayağını ezmişti. Luke acıyla hafiften inledi ve ikisi de yere yuvarlanmadan önce Madeline i bir koluyla sarıp yakaladı. Özür dilerim! İyi misin? İyiyim, dedi Luke ayağını kontrol ederek. Onun kemiğini kırmış olabileceğinden korktuğunu belli etmemeye çalıştı. Bir sonraki gök gürültüsü yağmurun gelişinin habercisiydi. Madeline gökyüzünden yağmur boşanmaya başladığı anda başını kaldırıp yukarı baktı. Şaşkınlıkla bağırdı. Luke, kolunu onun omzuna koydu ve koşmaya başladılar ya da daha doğrusu Madeline in ayakkabıları ve Luke un neredeyse kırılmış olan kemikleri yüzünden topallamaya başladılar. Yağmur bardaktan boşanırcasına üzerlerine inerken Bronco nun yanına geldiler. Beyaz bir ışık 181 patlaması oldu ve bunu çok geçmeden bir gök gürültüsü izledi. Ya köpeklerle inekler? diye bağırdı Madeline. Güvendedirler, çoktan bir sığınak bulmuşlardır. Luke, Bronco yu çalıştırdı ve bu tufandan dolayı önünü göremeyecek hale gelmeden önce hızlıca çayırın üzerinde sarsılarak ilerledi. Bütün dünya bir yıldırımla ikiye bölünmeden önce arabanın önünü bir ışık beyaza boğarken Luke, Bronco yu durdurdu. Bu o kadar yakındı ki, Madeline bir çığlık atıp kafasını aşağıya eğdi. Luke kolunu onun omzuna koyup kendine çekti. Sorun yok, Maddie. Öleceğiz, dedi nefes nefese Madeline. Yıldırım önce şu ağaçların tepesine düşer, diye onu rahatlatmaya çalıştı Luke ama bir diğer çatırtı onun bu savına pek de yardımcı olmadı. Luke onu daha da sıkı tuttu. Sakin ol, dedi. Bir şey olmayacak. Bunu daha önce onlarca kez yaşadım. Madeline başını kaldırdı. Gerçekten mi?

82 Aslında yaşamamıştı. Yukarıda sadece bir-iki kez yakalanmıştı fırtınaya. İkisi de bu kadar kötü değildi. Yine de Luke rahatlatıcı bir şekilde gülümsedi. O kadar sık değil tabii. Madeline rahatlamıştı. Luke ona yaslanma şeklinden bunu anlayabiliyordu. Vay canına, dedi Madeline ve yağmur kamçı gibi camlara vurup ağaçlar birbirlerine doğru eğilip dururken pencereden dışarıya baktı. Öyle şiddetli yağıyordu ki Bronco nun bir metre ötesini göremiyorlar-dı. Madeline dönüp arkalarına baktı. Sanırım, burada sıkışıp kaldık, dedi. Luke bunun farkında değildi, gözlerini Madeline den 182 alamıyordu. Beyaz gömleği üzerine yapışmıştı ve altında mükemmel bir çift göğsü taşıyan dantelli mavi sutyeni görünüyordu. Luke bir şey söylemeyince Madeline tekrar ona doğru döndü. Bu aralarında dans edip duran şey etraflarında dönmeye başlamıştı ve onları birbirlerine yakınlaştırıyordu. Sıkıştık, dedi Madeline tekrar, bakışları Luke un gö-ğüskafesine kayarak. Bu Luke u heyecanlandırmıştı. Şartlar göz önüne alındığında bu kadından istemesi gerektiğinden daha fazlasını istiyordu. Şu an için, dedi Luke. Yağmur durduğunda, yürümemiz gerekse bile aşağıya doğru tekrar gitmeye de-,vam edeceğiz. Yumuşak bir gülümseme Madeline in yüzünü aydınlattı. Yanlış ayakkabılar, hatırladın mı? Tanrım, onu öpmek istiyordu. Nasıl unuturum? dedi Luke. Kırık ayak, hatırladın mı? Luke bu dudakları kendi dudakları üzerinde hissetmek, onun tenine dokunmak istiyordu. Madeline konuşuyordu ama Luke aslında onu duymuyordu bile. Sadece dudakla-rıfıın kımıldamasını izliyor ve onların ne kadar yumuşak olduğunu hayal ediyordu... Ta ki Madeline, Neden burada kalmak istediğini anlayamıyorum, diyene kadar... Luke zihnini toplamaya çalıştı. Efendim? Libby. Çiftlikte kalmak istiyor. Bunu öyle rahatça söylemişti ki, Luke un tek yapabildiği ona bakakalmaktı. Sorun ne? diye sordu Madeline. Bu karar verdiğiniz anlamına mı geliyor? diye sordu 183 Luke öfkesini kontrol altında tutmaya çalışarak. Buradaki yerinden edilmiş olan ailenin geçmişlerine saygıları yoktu. Benim ailemin evine mi taşınacak? Hayır, herhangi bir şeye karar vermiş değiliz. Ama Emma Los Angeles a döndü... Ne? Ne zaman? Bu sabah, dedi Madeline. Ben de çok şaşırdım. Tek bir kelime etmeden alıp başını gitmiş. Ve Libby de... Libby de bu aile buluşmasını halledebilmek için burada kalması gerektiğine inanmış durumda. Kafalarının üzerinden çok şiddetli bir şimşek çaktığında Madeline olduğu yerde zıpladı. Ellerini, sıcaklık yaratmaya çalışır gibi bacaklarına sürtüyordu. Luke iç çekti. Kızgındı ama yine de bir centilmendi. Yerinde kal, dedi ve kapısını açtı. Luke, Madeline in arkasından bağırdığını duydu ama çoktan bagaja varmıştı bile. Açıp içinden acil durum çantasını aldı ve sonra yeniden sürücü koltuğuna fırladı. Sırılsıklam olmuştu. Luke çantadan bir battaniye çıkardı ve onu Madeline in kucağına yaydı.

83 Tanrım, teşekkür ederim, dedi Madeline ve ayaklarını battaniyenin altına, koltuğa çekmek için bacaklarını kıvırdı. Tıpkı bir izci gibisin. Luke çantaya elini sokup içinden bir paket fıstık ezmeli bisküvi çıkardı ve açıp kendi ağzına bir tanesini atmadan önce Madeline e ikram etti. Üzgünüm, dedi Madeline bisküviyi ısırmadan önce, seni üzmek istememiştim. Libby nin kalacağını bildiğini zannediyordum. Luke, Patti nin onu ilk arayışının ertesinde evi aradığından beri Yuva Çiftliği ile ilgili kendini üzgün hissedi- 184 yordu zaten. Bisküviyi ağzına tıkarken Madeline e baktı. Bilmiyordum. Ama sanırım bunun olacağını tahmin ediyordum. Sanırım, Libby haklı, dedi Madeline düşünceli bir şekilde. Bu aile buluşması işiyle ilgili bir şeyler yapmalıyız, değil mi? En azından bu daimi bir durum değil. Zannetmiyorum. Luke bunun daimi olmasından korkuyordu. Libby nin hayatının bir değişim halinde olduğunu bilmeye yetecek kadar şey duymuştu ve bu çiftliğe adımını atarsa onu oradan çıkarmanın imkansız olacağından korkuyordu. Luke, onların içinde sadece Madeline in farklı bir şeye ikna edilebileceğini ve bunun da sadece onun lanet Pine River dan bir an önce gitmeye kararlı gibi göründüğü için mümkün olduğunu düşündü. Aklına aniden bir fikir gelmişti. Madeline onun içinde bulunduğu çıkmazın anahtarıydı. Madeline cin gibi bir ufaklıktı ve bunun sürüncemede kalmasına izin vermeyecekti. Bunu Luke da istemiyordu. Onun yardımından faydalanabilirdi ve dürüst olmak gerekirse Mavi Göz ün birkaç gün daha buralarda olması işine gelirdi. Aralarındaki bu garip şeyden hoşlanmıştı. Luke onun çamur sıçramış ayakkabılarına, nemli ve dolaşmış saçlarına baktı. Evet, Madeline in birkaç gün daha etrafta olmasını istiyordu. Fakat ona bunu nasıl yaptıracaktı? Egosuna başvurarak; çözümü buydu. Luke bu dünya üzerinde biraz ego testinden etkilenmeyen birini tanımamıştı hiç. Bence yapılacak en iyi şey aramızdaki anlaşmayı sürdürmemiz. Çiftliği satmak istiyorsanız, satın. Bırakalım Jackson da şu aile buluşması işini halletsin, dedi Luke. 185 Madeline şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Ben de bunu diyordum. Ve senin de aniden bunu diyor olman biraz tuhaf bence. Şey, bunu düşünmek için birkaç ıslak dakikam oldu, dedi Luke gülümseyerek. Bak, babamın durumu imkansız bir hale getirdiğini biliyorum. Tek umudum uğraşıp çiftliği geri alabilmek için gereken parayı bir araya getirebilmek. Kardeşlerin bu aile buluşması işini hallederken ben de parayı bulmak için biraz vakit kazanmış olurum diye düşündüm, öyle değil mi? Fakat Libby nin fazla yayılıp yerleşmesini de istemem, anlıyor musun? Madeline başını salladı. Anlıyorum. Bunu ben de istemem. Yani bana tek gereken biraz zaman. Ve çiftliğin değeriyle ilgili adil bir fikir. Hımm, dedi Madeline gözlerini kısarak. Bu fikir değişikliği biraz şüpheli görünüyor. Doğruyu söylüyorum, Madeline, dedi. Trace Vadisi Yolu nda yaşayan Danny Duffy adında bir adam tanıyorum. O diğer pek çok şeyin yanı sıra eskiden emlakçıydı. Sanırım bu yerin değerini hesaplayabilir. Kasabaya varır varmaz onu hemen arayacağım. Ciddi misin? dedi Madeline çabucak. Birileri em-lakçı tutmaktan bahsetmeden önce ben de biraz araştırma yapmak isterim.

84 Sorun değil Maddie. Orlando ya dönmen gerektiğini biliyorum. Danny halleder. Tamam, dedi Madeline yavaşça ve camdan dışarı baktı. Ama adil bir fiyatlandırma almak istiyorsan saygın ve işini iyi bilen birine başvurmalısın. 186 Luke omzunu silkti. Danny Duffy nin elinden geleni yapacağına eminim. Buradaki her şey hakkında bilgisi vardır. Pazar araştırması yapabilirim, dedi Madeline. Hatta bir emlakçı bulmaya da yardımcı olabilirim. Orlando dan mı? diye sordu Luke kuşkulu bir şekilde ve gözlerini kısarak ekledi. Hem işin ne olacak? Buradaki durumlar için endişelenme, Maddie. Danny emin değilse gerekenlere internetten bakabilir. Onda internet olduğundan neredeyse eminim. Madeline uzun bir süre boyunca camdan dışarıya baktıktan sonra aniden döndü, doğrudan Luke un yüzüne bakıyordu. Bluzunun bir düğmesinin açılmış olduğunu fark etti Luke, kenarından mavi sutyeninin ucu görünüyordu. Pekala, bak, dedi Madeline. Beni bekleyen çok işim olduğu doğru. Ama serbest meslek sahibi olmanın güzelliklerinden biri, ihtiyacım olan birkaç günlük tatili burada geçirebilecek olmam, tamam mı? Buralarda zaman geçirip çiftliğin değeri üzerine araştırma yapabilirim. Çok vaktimi almayacaktır. Ne kadar sürer? diye sordu Luke. Birkaç gün, dedi Madeline. Belki en fazla bir hafta. Luke başını salladı. Bakışları onun göğüslerinde geziniyordu. Yani buralarda birkaç gün daha kalıp işleri halletmeye yardım edeceğini mi söylüyorsun? Madeline koca bir lokma fıstık ezmesi yutmuş gibi görünüyordu. Evet, sanırım öyle, dedi ve kendini ikna etmeye çalışır gibi hızla kafasını salladı. Peki ama ya Libby? Bence bu aile buluşması işini yapmak istiyorsa, yapmalı, dedi Luke, bakışları şimdi biraz daha aşağıya, Made- 187 line in beline kaymıştı. Bu aile buluşması süresince, ben de ona yardım ederim. Sadece çiftlikle ilgili, bu şekilde bir anlaşmaya varıldığı zannına kapılmasını istemiyorum çünkü çiftliği geri almak için elimden gelen her şeyi yapacağım. Madeline onu kuşkuyla süzdü. Peki ya işin? Buradan pek çok şeyi halledebilirim ve gerektiğinde Denver a gidebilirim. Sonuçta sadece birkaç günden bahsediyoruz değil mi? Öyle, dedi Madeline temkinli bir şekilde. Bakışları Luke un göğüskafesine indi yine ve Luke ona böyle bakmıyor olmasını diledi. Bu çok baştan çıkarıcıydı. Sadece birkaç gün, diye tekrar etti Madeline yumuşak bir tonda ve bakışlarını tekrar onun gözlerine kaldırdı. Havadaki yağmur, soğuk arabanın dışında her yerdeydi. Fakat Luke aralarında için için yanan bir ateşten başka bir şey hissetmiyordu. Aslında, dedi Luke, muhtemelen pazartesi günü işlere bir göz atmak için Denver a gideceğim. Koltuğunda da biraz daha ona yaklaşarak kıpırdandı. Luke rahat bir şekilde Madeline in yüzünden ıslak bir saç tutamını geriye attı. Sonra parmaklarının tenine değmesine izin vererek boynundan bir tutamı daha itti. Madeline onun dokunuşuyla hafifçe ürperdi. Tamam Luke, yardım edeceğim, dedi. Ama gözüm üzerinde. Bu dediklerin dünden sonra aşırı derecede pratik ve düzenli geliyor.

85 İşlerin bu şekilde olmasından hoşlandığını zannediyordum, diye mırıldandı Luke, biraz daha yaklaşıp yüzünü onun saçına değdirdi. Çok tatlı kokuyordu. Düzenli. Karmaşık olmayan. Kısa ve öz. 188 Madeline hafifçe başını çevirdi ve Luke a yandan baktı. Haklısın. Benim için ne kadar düzenliyse o kadar iyidir. Küçük, dolambaçlı yollara saparak hayatıma kaosu davet etmekten hoşlanmam. Luke dudaklarıyla hafifçe onun alnına sürttü. Madeline aniden nefesini içine çekti. Bazen dolambaçlı yollar hayatın en iyi tarafıdır. Beni öpmeye mi çalışıyorsun? diye sordu Madeline nefesi kesilmiş bir halde. Evet. Daha yeni tanıştık, dedi Madeline ayıplayarak ama kendini de geri çekmedi. Bu doğru değil. Benimle iki gün önce yolun kenarında karşılaştın, dedi Luke ve onu şakağından öptü. Sonra tekrar Jackson ın ofisinde, diye ekledi yanağından öpmeden önce. Çiftlikte, dedi onu burnunun üzerinden öptü. Ve kasaba merkezinde. Luke, Madeline i alnından öptü. Ve şimdi de bu dağın tepesinde, bu fırtınada, arabamda. Neredeyse bir çift sayılırız. Utanmaz bir adamsın, diye fısıldadı Madeline ama Luke onu dudaklarından öperken kafasını diğer yana çevirmedi. Madeline in bu öpücüğe karşılığı, ihtiyatlı, tuhaf ve bu-nu-yapmıyor-olmamız-lazım türü bir karşılıktı ama yine de Luke un bir elektrik hissetmesine neden olmuştu. Madeline başını eğmiş ve o da Luke u öpmüştü, dudakları, tereyağı yumuşaklığında olan o dudakları Luke un dudaklarının üzerinde, ipeksi teni parmaklarının altındaydı. Basitti, son derece basitti ama bunun vaat ettiği çok daha muazzam olan şey oradaydı ve Luke un bedeni buna hız- 189 la tepki veriyordu. Son derece büyük bir hızla... Kendini bir arzu yokuşundan paldır küldür yuvarlanıyormuş gibi hissetti. Başını kaldırdığında gözleri Madeline in üzerindeydi. Madeline karmakarışık saçları ve ıslak dudaklarıyla inanılmaz çekici görünüyordu. Aynı zamanda da afallamıştı. Luke özür dilemeyi düşündü. Fakat bir özür cümlesi oluşturmaya kalmadan Madeline aniden öne doğru uzanıp onu gömleğinin yakasından tuttu ve öpmeye devam etti. Onu öyle hararetli bir şekilde öpmüştü ki Luke koltuğunun arkasına yapışmış ve Madeline de ortadaki konsolun üzerinden ona doğru gelmişti. Luke onu bir koluyla tutup avuç içini yanağına ve şakağına dayadı. Madeline hafifçe onun dudağını ısırdı, dilini onun diline dolayıp parmaklarını Luke un saçlarının arasında gezdirdi. Yüce Tanrım, bu öpücük öyle ateşli ve öyle tehlikeli bir şekilde tahrik ediciydi ki... Luke un bedeni bu kontrolsüz tutkulu, şaşırtıcı, ateşli öpücükle sertleşmişti. Luke elini aşağıya kaydırıp ceketin içine soktu ve elini Madeline in göğsüne koydu. Madeline den yumuşacık, küçük bir inleme sesi yükseldi. İşte bu. Luke beraber arka koltuğa geçmek üzere doğrulduğu sırada duydukları büyük çatırtı sesi ikisini de ürküttü. Madeline aniden nefesini içine çekerek başını kaldırdı ve başını Luke un göğüskafesine yaklaştırarak, deli gibi bir o yana bir bu yana bakındı. Luke, Madeline in koyu renk saç karmaşasından görebildiği kadarıyla ön camdan dışarıya baktı ve yarı kurumuş bir kavak ağacının tam Bronco nun önündeki iki çam ağa- 190

86 cinin alt dallarına devrildiğini fark etti. Ayrıca yağmur da dinmeye başlamıştı. Madeline e baktı, o çoktan Luke un üzerinden doğrulmuştu ve az önce neler olduğundan emin değilmiş gibi bakıyordu. Madeline başparmağıyla alt dudağını sildi. Göğüskafe-si derin bir nefesle beraber kabarmıştı. Üzgünüm, dedi Madeline nefes nefese. Bana ne oldu bilmiyorum. Fakat Madeline üzgün görünmüyordu. Birazcık bile. Hemen oracıkta Luke un kıyafetlerini parçalayıp çıkartabilecek bir kadın gibi duruyordu. Ben değilim, dedi Luke. Kesinlikle üzgün değildi. Tamamen allak bullak olmuştu evet ama kesinlikle üzgün değildi. Ne olduysa bu son derece güçlü ve gerçekti. Ve tümüyle hazırlıksız yakalanmıştı. Sanırım artık yola devam edebiliriz, dedi Luke ve arabayı çalıştırdı. Sıkı tutun. Fakat Madeline çoktan sımsıkı tutunmuştu bile ve dürüst olmak gerekirse Luke az önce ettiği kelimeleri kendine söylemediğinden emin değildi. 191 On Beş Tam bir ahmaktı! Madeline arabanın kapısını çarparak kapattı ve Boz Ayı Pansiyonu nun lobisine girerken ayaklarındaki ıslak topuklu ayakkabılarıyla yere sertçe vurdu. Neden kalmayı kabul etmişti ki? Bir hafta ha! Kimin bir haftası vardı? Onu bekleyen müşterileri ve emlak satış listeleri... Pekala. Belki, sadece belki Luke Kendrick ten, herhangi birine itiraf edebileceğinden daha fazla, hele ki büyük bir patırtı çıkaracağı kesin olan Trudi ye söyleyebileceğinden daha fazla etkilenmiş olabilirdi. Fakat Tanrım, Luke gibi yakışıklı bir adamla arabanın içinde bir battaniyenin altında oturduğunda aklı başka şeylere kaymıştı. Ateşli şeylere... Madeline, Luke un onu öptüğüne inanamıyordu. Ayrıca kendisinin de bu öpücüğe karşılık verdiğine inanamıyordu. Madeline hayatında daha önce kimseyi böyle öpmemişti. Bu kesinlikle onun yapacağı bir şey gibi değildi, böyle pervasız, böyle kontrolsüz... Ve Madeline bunu neden yaptığını bilemiyordu. Sadece o yağmurda, dağın 192 tepesinde, battaniyenin altında Luke la, yakışıklı, gürbüz Luke la baş başayken içinde bir şeyler uyanmıştı. Bir anda kendisini bedeninin dışında hissetmişti. Madeline hala şoktaydı, heyecanlıydı ve şaşkındı. Fakat Tanrı biliyor ki, bu öpüşmeden çok hoşlanmıştı, hayatındaki bütün öpüşmelerden daha fazla. Çılgınlık, çılgınlık! Etraflarındaki kaos yüzündendi, başka bir şey olamazdı. Hala onun ceketini giyiyordu! Madeline çiftliğe geri döndüklerinde ceketi tamamen unutmuştu... Şey. Belki tamamen unutmuş değildi ama görünüşe göre Luke unutmuş, ceketini geri istememişti. Luke gibi kokuyordu. Tümüyle keskin, seksi ve... Madeline, ne oluyor sana? Pekala, mantıklı olursak, kalmaktan başka seçeneği zaten yoktu. Luke onların Belki- Interneti-Vardır-Danny ye gidip arazinin değerini öğrenmeleri gerektiği sonucuna çok çabuk varmıştı. Niye erkekler, ne zıkkım olursa olsun, bir iş için erkeklerin, kadınlardan daha uygun olacaklarını düşünüyorlardı hemen? Madeline in tepesi atmıştı, gerçekten de tepesi atmıştı ve bir an sonra, ağzını açıp ona kalacağını söylemişti. Tanrım, sıçana dönmüşsün! dedi Dani. Madeline, birini çıplak elle öldürmeye hazır bir vaziyette, girişe doğru ilerledi.

87 Öyle. Dani, birkaç şey çıktı. Madeline cüzdanını çıkarıp tezgahın üzerine koydu. Bir hafta kadar kalmak zorundayım. Şey, bu harika bir haber! dedi Dani neşeli bir şekilde gülümseyerek. Pine River a aşık olacağını biliyordum. Hayır, ben Şimdi artık belki birkaç şey... Yani, bu kadar... Resmi olmayan birkaç kıyafet alabilirsin, dedi Dani, Madeline in üzerindekilere bakarak. Pine River daki insanlar kıyafetlere niye bu kadar takıntılıydı böyle? Madeline bakışlarını kendi üzerine çevirdi, bluzunda ve pantolonundaki kirin yanı sıra üzerlerinde su lekeleri olduğunu da görebiliyordu. Peki, nerede kalacaksın? Bu Madeline in başını hızla yukarı kaldırmasına neden oldu. Ne? Burada tabii! Ah hayır tatlım. Bunu çok isterdim gerçekten fakat pazartesi günü New Mexico dan bir otobüs dolusu kişinin geleceğini söylemiştim. Arayıp Aspen Otobanı ndaki otelde yer olup olmadığını öğrenmemi ister misin? Madeline titremesini bastırdı. Bu sabah bir an için dalıp yanlış yola girdiğinde kasabanın dışındaki o motelin önünden geçmişti. Dışına birkaç büyük, çamurlu kamyon park etmişti ve büyük bir tabelada Müthiş Düşük Fiyat, gecelik $19.99 yazıyordu. Otel kelimesindeki L düşmüştü. Hımm, hayır teşekkürler. Başka bir çözüm bulacağım. Neden Jackson ı aramıyorsun? diye öneride bulundu Dani. Onun bir fikri olabilir. Oldukça zekidir. Madeline in, Jackson i düşündüğünde aklına gelen kelime zeki değildi. Madeline önündeki hole üzülerek baktı. Küçük ayı yavrusu odasına alışmıştı ve ayrılmak istemiyordu. Ne zaman çıkmam lazım? Yarın öğleden sonra. İşini görecekse dörde kadar bekleyebilirin. Harika. Kendini karşısına çıkan en son kaostan kurtarmak için yirmi dört saati vardı. Bu arada, Madeline için 194 acil bir mesele daha vardı. Çiftliğe hatta buralarda başka herhangi bir yere bu ayakkabılarla gitmeyecekti. Birkaç şey satın alabileceğim herhangi bir dükkan var mı buralarda? diye sordu. Eski Aspen Otobanı mn üzerinde Wal-Mart var. Bu gömlekleri oradan aldım, dedi Dani gururla üzerindeki mavi Küba gömleklerini göstererek , a aldım, daha ucuza bulamazsın. Ama dağlara biraz daha uygun bir şeyler arıyorsan Tag in Giyim Mağazası na gidebilirsin. Madeline in telefonu çalıyordu. Çantasını karıştırmaya başladı. Tag in Giyim Mağazası mı? diye tekrar etti çantadan telefonunu çıkarırken. Stepken. Hemen sokağın aşağısında, Stakeout un çaprazında. Giyim mağazası, dedi Madeline tekrar ve telefonunu sessize aldı. Giyim mağazası, dedi Dani dikkatli bir şekilde. Oradan kamp eşyası da alabilirsin. Kamp! O da bir seçenek. Yani otobanda kalmak istemiyorsan. Madeline neredeyse boğulacaktı. O kadar da çaresiz değilim. Dani kıkırdadı. O kadar emin olma, dedi. Bir bakmışsın, kendini kamp yaparken bulmuşsun. Dağlar insanı kendine çeker. Birkaç gün içinde bunu hissedeceksin. Madeline cüzdanını aldı. Aslında, ben daha çok sahil kızıyımdır.

88 Neyse en azından gidip oradaki kıyafetlere bir göz at. Çünkü Yuva Çiftliği ne bu şekilde gitmeye devam edemezsin. Dani, Madeline göz kırptı ve kapıya yönelirken Başın nasıl oldu bu arada? diye sordu. 195 Daha iyi, dedi Madeline. Teşekkürler. Aspirin gerçekten işe yaradı. Elbette yarar. Yanında dursun. Bu yükseklik insana her tür çılgınlığı yaptırır. Görünüşe göre bu doğruydu çünkü Madeline kısa bir süre önce bütün kurallarına uyma konusundaki kuralını tümüyle bozmuştu. Dani nin tarifini çözmeye çalışarak sokağın karşısına bakınıp Stakeout a doğru yola koyuldu. Madeline orayı gördüğüne emin gibiydi. Önünde parlak renkli seramik çömleklerin yanı sıra yayların üzerinde büyük demir tavukların bulunduğu alçak bir binaydı. Her rüzgarda yaylar yukarı aşağı alçalıp yükseliyorlardı. Tavukların üzerinde büyük turuncu harflerle Tag in Giyim Mağazası, yazılı geniş bir levha asılıydı. Madeline mağazaya ve orada olabilecek türden kıyafetlere bakmakla öyle meşguldü ki, çalan telefonunu farkında olmadan açıp dalgınlıkla yanıtladı. Hey! Ben Stephen. Madeline yürümeyi kesti. Merhaba, Stephen. Elini yumruk yapıp bu kadar tedbirsizce davrandığı için kalçasına vurdu. Bugün daha fazla soruna ihtiyacı yoktu. Colorado yu nasıl buldun? Hoş bir yer değil mi? Öyle, dedi Madeline. Çok güzel. Bir sürü çam ağaçları ve yeşillik var. Colorado nun neresindesin? Pine River adındaki küçük bir kasaba. O kasabayı biliyorum. Silverton yakınlarında değil mi? Silverton da kayak yapardım eskiden. Neyse dinle, Denver daki arkadaşımla konuştum. Haberler iyi. Yazılı 196 bir anlaşma veya ipotek olmadan ve böyle bir şey henüz ortaya çıkmadı sanırım, arazi sorunsuz bir şekilde sizin. Daha da iyisi, çiftlik arazilerinde uzmanlaşmış, komisyoncu olan bir adamı tanıyormuş. Size sadece bu konuda yardımcı olmakla kalmayacağını, ayrıca muhtemelen ilgilenecek birkaç alıcı da bulabileceğini söylemiş. Numarasını aldım, sana mesaj atabilirim. Bu harika olur, dedi Madeline. Teşekkür ederim. Peki, ne zaman dönüyorsun? diye sordu. Hımm... Henüz belli değil. Şu anda kesinleşmedi. Belli değil, diye tekrarladı Stephen. Burada zannettiğimden daha fazla halledilecek iş var. Peki, ne kadar zamandan bahsediyoruz, bir hafta mı? Bir ay? Birkaç gün herhalde, dedi Madeline. Tamam, dedi Stephen. Dinle, Madeline. Söylemek istediğim bir şey var... Stephen, şu an gerçekten... Senden hoşlanıyorum, dedi Stephen, Madeline onun söyleyeceği şeyi kesmeden önce araya girerek. Senden çok hoşlanıyorum. Güzelsin, farklısın. Bir ilişkiye girmek istemediğini biliyorum ama görüşmek istiyorum. Bilirsin işte, sadece ikimiz. Baskı yapmayacağıma söz veriyorum, çünkü erkekler konusunda ürkek ya da her neyse öyle olduğunu biliyorum ama gerçekten sorun değil. Sadece seni görmek ve bunun nereye gideceğini görmeyi istiyorum. Baskı yok.

89 Madeline önünde durduğu Squeaky Clean Çamaşırhanesinin dış duvarına yaslanıp çöktü. Stephen harika bir adamdı ve herhangi bir kadın onunla birlikte olmak için 197 çıldırırdı. Fakat Madeline değil. Bu Madeline in her zamanki haliydi. Bir adamla birkaç kez çıkar, sonra ortadan kaybolurdu. Bunu yapmadığı son seferde, Trystan adında bir adamın arkadaşı olmayı denediğinde, adam Madeline i terk etmişti. Hissemediğini söylemişti, artık ne demekse... Madeline bunun ardından mahvolmamıştı. Sadece erkekler hakkında inandığı her şeyin onaylandığını hissetmişti. Ancak şimdi uzaklaştırmaya çalıştığı Luke un görüntüsü aklına gelmişti. Madeline kendini, Stephen la konuşurken midesinin büzülmesini, Luke un sürekli aklına gelmesini anlayamıyordu ve dürüst olmak gerekirse şu an herhangi bir şey için takati yoktu. Şu an kafamda bir sürü şey var, dedi Madeline. Elbette, elbette, dedi Stephen. Ama sadece şu an her ne yaşıyorsan sana yardımcı olmak istediğimi bilmelisin. Ve sen geri gelene kadar her şey bekleyebilir. Teşekkür ederim. Sadece birkaç şeyi halletmem gerekiyor. Biliyorum. Yapman gerekeni yap. Sana adamın adını mesaj atacağım. Madeline teşekkür etti ve telefonu kapattı. Şu anda hiçbir şeyi çok düşünmek istemiyordu. Ayrıca ayakları ağrıyordu. Tag in Giyim Mağazası ndan içeri girdi. Bir yerde kerpiçten bir ambarı andıran dükkana girerken kafasını eğmek zorunda kalmıştı. Tavan çok alçaktı, ahşap kütükler görünür vaziyetteydi. Birileri üzerlerinde etiketlerin olduğu, başından sadece birkaç santim yukarıda olan şapkaları bu kütüklere asmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüştü anlaşılan. Pencereler küçük ve dikdörtgen 198 şeklindeydiler, içerideki tek ışık şapkaların arasında tavanda duran uzun floresandan geliyordu. Uzun kır saçlı ve daha da uzun sakalı olan yaşlı bir adam tezgahın arkasındaki bir taburede oturuyordu. Başında lekeli, geniş kenarlı bir şapka vardı ve üzerinde oldukça büyük bir yırtıcı kuşa aitmiş gibi görünen bir tüy yukarı doğru uzanıyordu. Madeline e şöyle bir baktı ve sonra bakışlarını tekrar önünde duran Sudoku bulmacasına benzeyen şeye çevirdi, elindeki kalemi kağıdın üzerinde tutuyordu. Boz Ayı Pansiyonu ndaki Danielle sizde kıyafet ve uygun şeyler olabileceğini söylemişti. Adam başını kaldırmadan konuştu. Dağlarda yaşamak için gereken her şey var. Kadınlar bölümü arkada. Madeline dükkanın içinde etrafına bakındı. Tam olarak bir arka yoktu, sadece dizili kutuların oluşturduğu bir sürü koridorvari kıvrımlı yol vardı. Madeline tezgahın arkasındaki adama baktı. Bulmacanın üzerine bir işaret koymuştu. Kutuların tavana kadar üst üste dizili olduğu koridora yürüdü, kutuların bazıları tehlikeli bir şekilde yana yatmıştı. Fakat bu sıranın sonunda, Madeline kadın kıyafetleriyle dolu altı rafla ödülüne kavuştu. Kenarda deneme kabini olarak kullanıldığını tahmin ettiği perdeli bir bölüm vardı ve hemen önünde de şaşırtıcı bir şekilde cıvıl cıvıl bir kilim yayılıydı. Madeline parlak baskılı kumaşları olan yazlık elbiseleri, üzerlerinde mistik semboller ve ilham verici sloganların olduğu tişörtleri, yürüyüş kıyafetlerini ve kotları inceledi. Pek alışverişi seven bir tip değildi. Kazandığı parayı harcamayı sevmezdi. Annesinin, sigortası olmadan ve sağlığı

90 199 ciddi şekilde bozularak gece partilemelerinin birinin sonunda hastaneye kaldırılabileceği gibi korkunç bir şeyin yaşanacağından ve kazandığı her peniye ihtiyacı olacağından korktuğu için tedbirli olurdu hep. Ancak bugün biraz alışveriş terapisi yapmaya karar verdi. İki yazlık elbisesi, bir yürüyüş pantolonu, bir kot ve birkaç tişört seçti. Hepsini denemek için kabine girdi. Bunlar her zaman giyindiği tarzda değillerdi ama elbiselerden biri ona evdeki mavi elbisesini hatırlatmıştı. Bu beyaz puanti-yeli kırmızı bir elbiseydi ve Emma nm eteği gibi dizlerinin etrafında dalgalanıyordu. Neden olmasın? Madeline böyle düşünüp aynadaki yansımasına gülümsedi. Neden fırfırlı bir elbise giymesindi ki? Diğer kıyafetleri de denedi ve seçtiklerinden memnun bir şekilde, dönerken bulduğu, önünde hoş boncuk süslemeleri olan kazak da dahil aldıklarını ödemek için tezgaha ilerledi. Elindekileri tezgahın üzerine koydu. Hepsi bu mu? diye sordu adam elindeki dergiyi bir kenara koyarak. Hayır, dedi Madeline. Ayakkabıya da ihtiyacım var. Yaşlı adam bunu duyunca başını kaldırdı, belli ki ayakkabı satma ihtimali ilgisini çekmişti. Ne tür? Yürüyüş için pratik olan bir şey. Adam ona meraklı bir ifadeyle baktı. Ne tür yürüyüş? Kaldırımda mı yoksa patikada mı? Yapılmış bir yol mu, toprak yol mu? Taşlı mı düz mü? Madeline biraz düşündü. Yukarıdakilerin hepsi. Adam homurdanarak tabureden kalktı, eline bastonunu aldı ve tek kelime etmeden topallayarak tezgahın etra- 200 fından dolaştı. Madeline i büyük kutuların dizili olduğu yere doğru yönlendirdi, durup ayaklarına baktı. Ayağını kaldır da tabanına bir bakayım. Madeline onun dediğini yaptı ve ayağının altını adama doğru kaldırdı. Yaşlı adam kutulara baktı ve sallanan yığından bir tanesini seçip Madeline e uzattı. Bunları bir dene. Kutunun içinde bir çift yürüyüş ayakkabısı vardı. Madeline anında geri çekildi. Ben daha şık bir şey düşünüyordum. Daha şık, dedi adam, sesi kızgın gibi. İyi bir yürüyüş ayakkabısı mı istiyorsun yoksa şık bir şey mi? Doğru, dedi Madeline iç çekerek ve ayakkabıları denemek için eğildi. Yaşlı adam onun giymesini izleyerek yanında durdu. Sonra Madeline e yürümesini söyledi. Adam başını sallayarak Madeline i ileri geri yürüttü. Adam tek bir kelime etmemişti ama zaten bir şey demesi de gerekmiyordu. Madeline bu ayakkabılara bayılmıştı. Topuklularıyla iki gün boyunca taban teptikten sonra sanki yastıkların üzerinde yürüyormuş gibi hissediyordu. Yumuşacık, tüy gibi ve destekleyici yastıklar... Bunları alıyorum, dedi Madeline. Çoraba da ihtiyacın olacak, diye tavsiyede bulundu adam ve eğilip bir başka kutuyu karıştırdı, içinden kaim bir çift spor çorabı çıkardı. Harika! Teşekkür ederim. Madeline onları asla çıkarmamaya kararlıydı. Asla. Sırt çantası da lazım mı? Fener? Kamp araç gereci? Turist rehberi? Rahat ayakkabılarıyla ruh hali mucizevi bir şekilde dö- 201

91 nüşmüş olan Madeline, adama gülümsedi. Hayır, teşekkür ederim. Ama bunu alacağım, dedi ve uzanıp parlak pembe bir beysbol şapkasını aşağıya çekti. Hayatı boyunca hiç beysbol şapkası takmamıştı. Madeline aldıklarını ödedi, dükkandan yürüyüş ayakkabılarını giymiş olarak ayrıldı ve yüzünde bir gülümsemeyle Boz Ayı Pansiyonu na geri döndü. Rahat ayaklar gibi küçük bir şeyin insanın bakış açısını bu kadar değiştirebilmesi tuhaftı. İki gündür ilk defa Madeline bu şeyi başarabileceğini düşünüyordu. Ne yapacağını biliyordu: Durumu değerlendirecek, kontrolü ele alacak ve bir düzen kuracaktı. Bu kadar basitti. 202 On Altı Marisol bana masaj yaparken babam geldi ve yani, cidden dostum, babam Marisol le birlikteyken görmek istediğim son kişidir ama hep Marisol sanki bir eşyaymış gibi araya girer ve konuşmaya başlar. Yine gelip dedi ki: Dışarıda Luke u görmek isteyen bir kadın var. Sonra babam Marisol e kadının kim olduğunu öğreneceğinden ve bunu gidip bütün kasabaya yayacağından korkarmış gibi baktı. Her şeyden önce Marisol zaten biliyordu. Ona Julie nin ağabeyimin peşinde dolaştığını söylemiştim ve Marisol de, Yeni bir bebek babası avında çünkü sokaktaki söylentilere göre Brandon, Colorado Springs e taşmıyormuş. dedi. Bu arada Pine River m bir sokağı olması da hoşuma gitti. Sadece hayatını kazanmaya çalışan birkaç köylü değil de karizma belalılarmışız gibi hissettim. Her neyse, Julie nin dışarıda olduğunu biliyordum çünkü bugün evden iki kez aramıştı. Babam da bu konuda keyifsizdi. Üstelik o kadın birkaç yıl önce Luke a zarar vermişti. Düğün işlerini planlamışlardı. Sanırım Julie 203 gelinlik bile almıştı ama sonra Luke u terk etmişti çünkü annem hep hastaydı ve Luke da ortalarda canı sıkkın sıkkın dolanıyordu. Demek istediğim Luke bunu anladığını söylemişti. Kendricklerin bir sürü derdi vardı sonuçta. Kim böyle bir sorumluluğun altına girmek isterdi ki? Fakat Luke sevginin müşterek bir yol olduğunu unutuyordu. Ona en ihtiyacı olduğu zamandajulia, Luke u terk etmişti. Ne derler bilirsiniz, aşkın gözü kördür ve Luke beyaz bir baston veya bir rehber köpek kullanabilirdi. Luke u daha önce hiç öyle görmemiştik ve aramızda kalsın, hepimize karşı iğrenç bir herif olmuştu. Hikaye burada da bitmiyor! Sanırım o zamandan beri Julie, Luke u şu ya da bu sebeple ihtiyacı olduğu için dört-beş kere aradı, umutlarını yükseltti ve sonra yine vazgeçti. Babamın endişelendiği de buydu. Çünkü ikimiz de bunun Luke un kafasını karıştırdığını görebiliyorduk. Fakat babama endişelenmemesini söylediğimde şöyle dedi: Emin misin? Belki de onunla konuşmalıyım. Ben de Hayır, hayır, hayır, bunu yapma, dedim babama. Otuz yaşındaki bir adam babasıyla bu tür bir konuşma yapmak istemez. Ayrıca Luke u herkesten daha iyi tanıyorum. Ona Pekala, Julie olayını aştın mı? diye sorduğumda Aştım, diye cevap vermişti ve ciddi olmasa böyle söylemezdi. Bakın, Dr. Phil in erkeklerin daha iyi iletişim kurmasını istediğini biliyorum. Her gün televizyonda bunu söylüyor ama onunla karşılaşırsam bunun nedenini soracağım. Çünkü erkeklerin istediklerini karşılarındaki kişiye anlatmak için fazla kelimeye ihtiyaçları yoktur. Luke onu aştığını söyledi ve bu onun Julie yi aştığı anlamına geliyordu. Son, nokta, kitabı kapa. 204

92 Böylece babam bunu söyledikten sonra yanımızdan ayrılınca Marisol Çok şey bildiğini sanıyorsun, dedi. Ben de Bedenimi çikolata ya da karamelli dondurma gibi arzuladığını biliyorum bebeğim, al istediğini yap bakalım, dedim. Marisol ise Bir gün Leo, çok fazla konuşacaksın, diyerek popomu çimdikledi. Çok sertti, adamım. Kesin moraracak. Sonra, her ne kadar böyle şeyler yememem gerekiyorsa da, Julie nin benim için yaptığı keki bırakmasının ve bebeğinin sondamdaki tüpü çekiştirip çıkartmasının ardından Luke çiftlikten eve döndü. Bu sabah evden çıkan bunalımlı adamdan tamamen farklıydı. Tavsiyeme uyduğunu söyledi. Tersi mümkün sanki! Sertifikalı bir dahi var yahu burada! Neyse, işi çözecekmiş ve bize biraz zaman kazandırmış. Sonra da Mavi Göz ün birkaç gün daha buralarda olabileceğinden öylesine bahsetti ama bunu o kadar öylesine söylemişti ki olayı yakaladım ve Peki ya Emma? diye sordum. Luke, Emma mn kim olduğunu hatırlaması gerekirmiş gibi, jetonunun geç düştüğü anlardan birini yaşadıktan sonra cevap verebildi. Los Angeles a geri dönmüş. Peki, ne düşünüyorsun? diye sordum ben de. Mavi Göz bize her şeye rağmen burayı satmayacak mı? Luke bir şey sakladığını belli eden bir kıkırdamayla güldü. Şey, bunu bilemiyorum, dedi. Ama en azından üzerinde çalışacak birkaç günüm var. Sanırım bana planını anlatacaktı ama sonra telefon çaldı ve babam yanıtlayama-dan önce Luke açtı. Sürpriz! Arayan Julie ydi. Uzun uzun konuştular. Sabırsızlanmaya başlamıştım. Luke bana onu aştığım söylemişti yahu! Fakat Luke un yedide bir yerde 205 görüşebileceklerini söylediğini duydum. Luke sonra güzel çizgili tişörtünü giydi ve kapıya yöneldi. Dur, dur bakalım, dedim. Julie yle mi buluşuyorsun? Bunu Julie nin üç gözü varmış ve hiç memesi yokmuş gibi söylemiştim. İkisi de doğru değil, bu arada. Bundan emin misin, dostum? Abartma Leo. Sadece kocası kasaba dışındayken arabasıyla ilgili bir sorun için yardım istiyor. Büyütülecek bir mesele değil, dedi Luke ve dışarı çıktı. Bir nevi dışarı atladı da denebilir. Başka araştırmacı sorular soracağımdan korkar gibiydi. Soracaktım da. Dateline programını boşuna izlemiyoruz sonuçta. Ben de Rockies ve Padres beysbol maçını açtım ve gelip sandalyemin önündeki bir tabureye kollarını göğsünde bağlayıp bir hata yapmışım gibi bana bakarak oturana kadar babamı fark etmedim bile. Problem olmadığını söylediğini sanıyordum, dedi. Tamam, panik yapmayalım. Henüz yüzük falan çıkarmadı, değil mi? dedim. Babam, motor nöron hastalığı olan birine söylenecek son derece kaba bir tabir kullanıp öfkeyle çıktı. Kabul etmeliyim ki, benim de biraz kafam karışmıştı. Çünkü Luke un Mavi Göz den hoşlandığına yemin edebilirdim. Bu içime doğmuştu. Her neyse Luke eve geldiğinde, hala uyumamıştım, yatağımda Top Chef i izliyor ve önümde bir tabak Porto şarabıyla pişirilmiş patates olmasını diliyordum. Luke oldukça sefil görünüyordu. Odamın eşiğinde, eli cebinde kapıya dayanarak Ne izliyorsun? dedi. Top Chef. Empanadas yemeğiyle ilgili ne hissediyorsun? 206 Julie nin arabasında hiçbir şey olmadığı ortaya çıktı, dedi Luke. Bana evliliğinin dağıldığını söylemek istemiş. Bunu duymuştum, dedim.

93 Luke lekeli halıya gözlerini dikti (Babamla buraya taşınmadan önce birileri vahşi bir domuz mu boğazlamışlardı burada?) ve Berbat olan ne biliyor musun? dedi. Beni düğünden altı hafta önce terk ettikten sonra annemin de orada olması fikrini Julie nin bulduğunu sana hatırlatırım, bu olayı aşmam çok uzun bir zamanımı aldı. Yani bunu aşmak için kahrolası bir öküz gibi kendimi işe vurdum, biliyor musun? Julie nin şimdi üstüme gelmesinden hoşlanmıyorum. Hem de hiç hoşlanmıyorum. Evet, biliyorum, dedim. Peki, bununla ilgili ne yapacaksın? Luke un Julie nin götüne tekmeyi basacağını söylemesini umuyordum ama o omzunu silkti. Julie nin bana o malum bakışıyla bakması ve benim bu konuyla ilgili yeniden düşünmeye başlamam kafamı bozuyor. Ya olursa, diye düşünüyorum. İşte bu, hiçbir şey söyleyemeden kalakalmama sebep olmuştu. Böyle bir şeyin başıma asla gelmeyeceğine yemin edebilirdim. Tabii dahilerin bile ara sıra izin günleri olur. Mesela Rockies in bu sene performansı düşük diyorsam, kümede kazanmaya yaklaşmalarının bile mümkün olmadığına ve kramponlarını asmaları gerektiğine yüzde 99,99 güvenebilirsin. Çok ciddiyim. Luke, lütfen aptalca bir şey yapma, dedim ağabeyime, Annem ne derdi biliyorsun. Luke ilgili bir şekilde başını kaldırdı. Ne derdi? Asla beyaz iç çamaşırı giyme ve huylu huyundan vazgeçmez, derdi. 207 Luke beni çıkaramamış gibi bir ifadeyle bir an bana bakıp, Peki bu akşam için benim mesajım hangisi, dahi? dedi. Bir adam ne kadar kalın kafalı olabilir ki? İkisi de. Sadece aptalca bir şey yapma. Julie iyi gibi görünebilir çünkü uzun zamandır bir çöldesin. Ama bir zamanlar korkak olan, her zaman için korkaktır. Bunu da annem değil, ben diyorum. Luke bir dakika için bunun üzerinde kafa yoruyormuş gibi durdu. Tavsiyen için teşekkür ederim. Pekala, empa-nadas nedir? Gerçekten bu adam bir mağarada falan mı büyüdü acaba? 208 On Yedi Madeline in, şirketin ofislerindeki diğer iki emlakçıyla paylaştığı asistanı Bree, Madeline in pazar sabahı yapılacak işleri kontrol etmesinden dolayı pek minnettar sayılmazdı. Ne var ki Madeline pazartesiye kadar bekleyemezdi. Çok kısa bir hafta içinde yapması gereken çok fazla şey vardı. Bree yle o haftanın bazı piyasa araştırmalarının ve emlak alım satımının sonlanması işlemlerinin kontrollerinde ol-duğundan emin olmak için iş yüküyle ilgili bazı detayların üzerinden geçti. Bu gerçekten gerekli değil, dedi Bree, Madeline not alması konusunda ısrar ettiğinde. Uçağının düşmesi ihtimaline karşı gelecek bir ayın iş yüküne dair bütün detayların üzerinden geçerek bir saat harcamıştık zaten. Bu çifte kontrol sadece, dedi Madeline enerjik bir şekilde. Ayrıca bir araba kazası ya da bir yerde mahsur kalma ihtimaline karşı ikinci kontrolü de yapmıştın. Fazla dikkatten zarar gelmez, diye hatırlattı Madeline. 209 Evet, Madeline, gelebilir.

94 Madeline, Bree nin çocuklarının arkadan gelen seslerini ve kocasının çocuklara kısık sesle sessiz olmalarını, annelerinin telefonda konuştuğunu söylediğini duyabiliyordu. Madeline göğüskafesinde bildik ama tuhaf bir sıkışma hissetti. Gerçekten mutlu bir aileyle karşılaştığında ve hayatında aynı şeyin yokluğunu fark ettiğinde hissettiği sıkışmaydı bu. DiNapoli yle ilgili herhangi bir gelişme var mı? diye sordu neşeyle ve Bree nin mutfağından şimdi yükselmekte olan çanak çömlek gürültülerini duymazdan geldi. Hiçbir şey yok, dedi Bree esneyerek. Bir şey duyduğum dakika telefonla bildireceğimi söylemiştim. Doğru. Sadece umuyorum işte. Tamam, şey... Sanırım seninle gelecek hafta görüşeceğiz. Hiçbir yere gittiğimiz yok, dedi Bree. Madeline, bu kadar endişelenme. Sadece birkaç günlüğüne gittin. Her şey yerli yerinde olacak, satış listelerin de öyle. Bunu garanti altına aldın, unuttun mu? Evet, dedi Madeline. Çizdiğin diyagramlarla... Doğru, tamam... Ve e-posta uyarılarınla... Tamam, tamam, dedi Madeline. Üzgünüm. Madeline biraz kontrol delisi olduğunu biliyordu. Bree yle ölçüyü kaçırması ilk defa değildi. Kendini sınırlandırmaya çalışmıştı ama bir şeylerin ters gideceği endişesi Bree yi detaylara boğmama çabasına ağır basmıştı. Bu onun için sürüp gitmekte olan bir savaştı. Sadece bir kez olsun kendin için biraz eğlen, olur 210 mu? dedi Bree. Biraz dağ havası al ve gömleğinin yakasını çöz. Vay canına. Görünüşe göre gardırobu herkesin zihninde bu kadar yer ettiğine göre gerçekten de moda anlayışını yeniden bir gözden geçirmeliydi. Tamam, öyle yapacağım. En azından deneyeceği kesindi. Madeline bir telefon daha edip Teresa nın futbol takımındaki diğer eğitmenle konuştu. Sorun değil, dedi Te-resa neşeli bir sesle. Bil bakalım ne oldu? Melania bir gol attı! Tamamen bir kazaydı ama yine de gol sayılır. Bu harika! dedi Madeline, orada olup görmüş olmayı dileyerek. Kızlar seni soruyorlar. Onlara yakında geri döneceğimi söyle, dedi Madeline. Tamam. İyi eğlenceler! dedi Teresa. Eğlence! Ne yeni bir fikir. Madeline yazlık elbiselerden birini giydi ve aynada kendini kontrol etti. Gördüğü şeyi beğenmişti. Bu elbise için vücudu uygundu. Madeline Orlando da asla elbise giymezdi. Kendini öyle fazla gündelik, fazla serbest hissediyordu. Orlando daki hayatına takımlar ve topuklu ayakkabılar uyuyordu. Yoksa uymuyor muydu? Madeline bunu merak etmeye başlamıştı. Dikkatli bir şekilde eşyalarını topladı, arkasında eşya bırakıp bırakmadığını görmek için üç kez odayı ve banyoyu kontrol ettikten sonra lobiye indi. Dani küçük bagajını, arkasında tekerlekleri üzerinde süren Madeline i görünce bir ıslık çaldı. İşte şimdi dağların kadını gibi görünüyorsun, tatlım.

95 211 Madeline başını eğip üzerine baktı. Puantiyeli kırmızı elbisesini giymişti. Ayrıca üzerine Luke un kot ceketini almıştı ve ayağında yürüyüş ayakkabıları vardı. Saçını örmüş ve kepini takmıştı. Ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak için çalışmaya hazırdı. En azından bu duruma aşinaydı. Doğal geliyordu. Zaten böyle biriydi Madeline. Sorumluluğu üstlenen, üzerine düşeni yapan bir kadındı. Peki, nereye gidiyorsun? diye sordu Dani, Madeline in faturasını çıkarırken. Tam olarak karar vermedim ama birkaç seçeneğim var. Dani sırıttı. Elbette vardır. Güzel kızların her zaman seçeneği olur. Madeline gülümsedi. Teşekkürler, Dani. Madeline faturayı ödedi ve onu ajandasındaki makbuzlar yazılı şeffaf dosyasının içine koydu. Görüşürüz. Umarım! dedi Dani. Bu hafta her gün kahvaltı spesiyallerimiz var, hazır olduğunda gel de tat. Madeline dışarıya, parlak, berrak gün ışığına çıktı. Bu zindeleştiren havayı derin derin ciğerlerine çekmek ve kendini daha iyi hissetmek için durdu. Tamam o halde, izlenecek en iyi yol, bu sabah kolaylıkla listesini çıkardığı gibi öncelikli olan görevi halletmekti. Bir numara: Kiralık arabasının sözleşmesini uzatmalıydı. Madeline kaldırımda durup o hafta için teneke hurda arabayı biraz daha elinde tutmaya karar verdiği için araba kiraladığı şirketi aradı... Fakat hafta sonu sözleşmesini bir haftalık sözleşmeye çevirmek için para ödemesi gerektiğini öğrendi. Ama hiç anlamlı değil, diye ısrar etti Madeline. 212 Belki öyle ama kural bu, dedi adam. Adam vazgeçmeyecekti. Madeline e kalan tek seçenek fazladan bir yüz elli papel sökülmemesi için arabayı tekrar Denver a götürmek ve yerine başka bir tane almaktı. Bu inanılmaz uğraştırıcı bir formaliteydi ama Madeline yüz elli papeli mücadele etmeden kaptıracak türde biri değildi. Pekala, dedi Madeline adama küstah bir tonda. Arabayı yarın geri getireceğim ve sonra onu tekrar kiralayacağım. Bu sizi mutlu edecek mi? Özellikle değil ama benim için fark etmez. Sizin için bir araba ayırmamı ister misiniz? Madeline gözlerini devirdi. Lütfen. Tamam. Orta büyüklükte mi olsun, küçük bir araba mı? Ne istediğimi biliyorsunuz! Araba hala bende zaten. Bu arada tam bir külüstür olduğunu da belirtmek istiyorum. Üzgünüm ama ayıracağım arabanın o araba olacağını garanti edemem, dedi adam. Madeline aklını tamamen yitirmenin eşiğinde olduğunu düşündü. Adamla farklı bir araba kiralama konusunda tartışırken Luke un caddenin aşağısından ona doğru geldiğini gördü. Elleri cebindeydi ve başı öne eğik, kaldırıma bakarak yürüyordu. Madeline in kalp atışları anında hızlandı ve zihni öpüşmenin, o sıradışı bir şekilde eşsiz, oldukça beklenmedik, nefis ve diz bağı çözdüren öpüşmenin hatırasıyla bulutlandı. Luke yanından geçerken bir an için başını kaldırdı, iki adım ilerledi, sonra durdu ve iki adım geriye atıp yüzünde bir gülümsemeyle onu daha iyi görmek için gözlerini kıstı. 213

96 Madeline cep telefonunu işaret etti ve sonra bir dakika sürecek anlamında parmağım kaldırdı. Luke kollarını göğsünde bağladı, başını yana eğdi ve o konuşmasını bitirirken baştan ayağa Madeline i süzdü. Tamam, dedi Madeline. Teşekkürler. Yarın orada olacağım. Telefonu kapadı ve Luke a gülümsedi. Pekala, Madeline e ne yaptın bakalım? diye sordu Luke. Kötü ayakkabıları ve lekeli gömleği olan kadın nerede? Bu bana rastladığın milyonuncu sefer olduğuna göre beni şimdiye kadar tanımış olmalıydın, dedi Madeline, elleriyle havada tırnak işareti yaparak. Bunun nedeni kasabanın en iyi kahvaltı veren yerinde kalman. Peki nedir bu haller? Birkaç gün kalmaya karar veriyorsun ve aniden yüz seksen derece değişiyor musun? Ne derler bilirsin. Roma daysan Romalı gibi davran, dedi Madeline neşeli bir şekilde. Luke kollarını göğsünde bağladı ve Madeline i dikkatle inceledi. Bunu sevdim, dedi, onaylamasına başını sallayarak. Çok sevdim. Ama puantiye tipi biri olduğunu fark etmemiştim. Madeline güldü. Daha sevimli olabileceğini düşünmezdim ama işte, olmuşsun. Luke onun saç örgüsüne uzanıp şakacı bir şekilde fiske attı. Madeline, Luke un bu onaylaması karşısında çok heyecanlanmıştı. Saçma bir şekilde heyecanlanmıştı. Öyle heyecanlanmıştı ki dünyadaki feminizm hareketini bir yıl geriletmişti. Bu sadece yazlık bir elbise, dedi. Hoş bir elbise, dedi Luke ve Madeline o elbisenin 214 içinde eridiğini hissetti. Daha önce de iş-oyun-değildir tarzı güzeldin. Sonra çarpık bir gülümsemeyle ekledi. Şimdi de müthiş, eğlenceli bir tarzda güzelsin. Ceketi de sevdim bu arada. Madeline gözlerinin içinin güldüğünü fark etti. Şimdiye kadar hiç kimse onu eğlenceli olarak tanımlamamıştı ve böyle tanımlanmaktan ne kadar hoşlandığına şaşırdı. Çiftliğe mi gidiyorsun? diye sordu Luke. Ah, evet, dedi. Boz Ayı Pansiyonu ndan atıldım ve kalacak bir yere ihtiyacım var. Bu iyi olmamış, dedi Luke, bakışları Madeline in bedeninden aşağıya ayakkabılarına inip sonra yavaşça tekrar yukarı çıktı. Özür dilerim. Biliyorum başka bir yerde kalmamı tercih ederdin ama gerçekten de başka bir yer yok. Luke omzunu silkti. Şu aşamada bir kişi fazla olsa ne fark eder ki? Teknik olarak orası size ait. Aslında eski odamda kalmalısın. Soldaki en son oda, dedi Luke ve bakışlarını onun yüzünde dolaştırdı. Yatak oldukça rahattır, diye ekledi alçak sesle. Küçücük bir ürpeti Madeline in bel kemiğinden aşağı indi. Söz veriyorum hiç orada değilmişim gibi olacak. Aslında çok fazla orada kalamayacağım zaten. Çalışmam gerekiyor, her şeyi bir sıraya koydum. Yarın da Denver a gidip... Denver mı? Niye?

97 Şu berbat küçük arabayı geri vermek ve yeni bir tane almak için, dedi. Araba şirketinin bütün mantık sınırlarını aşan ve yüksek sesle söylemesi bile son derece saçma olan işleri tümüyle bir karmaşa. 215 Biliyorum, karmaşayı sevmezsin, dedi Luke, yine Madeline in saç örgüsünün ucuyla, iki parmağının arasında yuvarlayıp oynayarak. Aslında yarın ben de Denver a gideceğim. Arabaya ihtiyacın olursa seni alıp sonra tekrar buraya getirebilirim. Madeline in saç örgüsünü hafifçe çekip onun kendisine doğru yaklaşmasını sağladı. Harika bir fikir... Ama o zaman ben buradayken kullanacak bir şeyim olmaz. Annemin Pontiac ını kullanabilirsin. Dünyadaki en zarif şey değil belki ama bir tank gibi gider. Madeline garajdaki Pontiac ı hatırladı. Bir tank gibi rünüyordu gerçekten. Bir tankın nasıl kullanılacağını bilmem. Hem gece görüş gözlüğüm de yok. Pembe bir şapkayı giydiğin zaman yaptığınla aynı şekilde kullanıyorsun, dedi Luke, onu bir adım daha kendine doğru çekerek. Garajda toz topluyor. Birkaç gün için sürülmeye dayanabilir. Bedava üstelik. Luke un bakışları onun dudaklarına indi. Bedava kesinlikle Madeline in tutumlu olan doğasını cezbediyordu. Emin misin? diye sordu. Eminim. Luke onu öyle yakına çekti ki Madeline gri gözlerindeki mavi benekleri görebiliyordu. Ayrıca güzel bir arka koltuğu olduğunu da belirtmem gerektiğini hissediyorum. Madeline bir erkeğin Luke un onunkilere baktığı gibi dudaklarına baktırtabilmenin bu kadar tahrik edici bir şey olduğunu hiç bilmezdi. Beni yine öpecek misin? Bunu isterim, dedi Luke. Sen beni tekrar öpecek misin? İyi bir fikir değil, dedi Madeline yumuşak bir sesle. 216 Biliyorum, diye yanıtladı Luke tatlılıkla. Dünkü bir istisnaydı, dedi Madeline. Şiddetli bir fırtına vesaire... Ah. Luke un bakışları onun bakışlarına yöneldi. Kötü hava savunması yapacağız, demek ha? Gülümseyerek saç örgüsünü bıraktı. Bu gülümseme Madeline in neşelenmesini sağlayarak ta içine işledi. Pekala... Bu, Libby yle çiftlikte kalmamı onayladığın anlamına mı geliyor? Luke buna güldü ve net bir şekilde Hayır, dedi. Luke o kadar yakınında duruyordu ki, Madeline neredeyse onun kendisine değdiğini hissedecekti. Bu bedenini sıcacık yaptı. Çok sıcak. Alev alev. Ancak Luke onun nasıl alev alev hissettiğini, nasıl nefesinin kesildiğini görebiliyormuş gibi gülümsemeye devam ediyordu. Sonra çiftlikte görüşürüz, tamam mı? Tamam. Yapılacak çok şey var. Madeline parmaklarıyla dairesel bir jest yaptı. İşleri halletmek için. Luke, gözleri keyifle parıldayarak başını salladı ve Tamam. Ama eşyalarımdan uzak dur, Mavi Göz, deyip bir adım geriledi. Luke yürüyüp uzaklaşmaya başladı ve giderken omzunun üzerinden geriye baktı. Bu arada, ayakkabılarını beğendim. Madeline hemen bakışlarını aşağıya çevirdi, neredeyse onları unutmuştu. Tekrar başını yukarı kaldırdığında, Luke yürüyüp gitmişti bile.

98 Madeline kalbi deli gibi çarparak minicik arabasına baktı. Avuç içleri terlemişti. Tanrım, Colorado ya yakışıklı birini bulmaya gelip, tekrar Orlando ya geri dönmek için gelmemişti! Ne yapıyordu böyle? Kendini kandırıyordu. 217 Bu adama karşı herhangi bir ilginin sonu kötü biterdi. Luke gibi yakışıklı bir adamın onu çekici bulmasının baş döndürücülüğünün ve heyecanının keyfini sürecek, sonra Orlando ve hayatına geri dönmek için buradan ayrılacaktı. Bu onun tarzıydı: Her zaman bir adamın, tam anlamıyla muhteşem bir adamın ona yaklaşmasına izin verir, sonra da geri çekilirdi. Kaçardı. Bu, keşfedebileceklerinin korkusuyla hiçbir zaman çok dikkatli bir şekilde üzerinde durmadığı bir alışkanlıktı. Fakat Luke a söylediği gibiydi. Bu iyi bir fikir değildi. Peki, Madeline i, ne rahatsız ediyordu? Ah evet... Madeline, Luke un da bunun iyi bir fikir olmadığı konusunda onunla hemfikir olmasını istemiyordu. Tanrım, kes şunu, Madeline, diye fnırıldandı. Sadece. Kes. Fakat Madeline bu sefer akimın kalbine o eski kötü hallerinden bir kere bile olsa kurtulmasını söylemediğinden emin değildi. Belki de kalbi Madeline e, Luke Kendrick le ateşli bir ilişki yaşama düşüncesiyle kendini kandırmamasını söylüyordu. 218 On Sekiz Madeline in palyaço arabası çiftliğin araba yolunda takırdayarak ilerlerken bu kez köpekler için hazırdı. Wal-Mart tan köpek bisküvisi almıştı. Elinde açık bisküvi paketiyle dikkatlice arabadan indi. Bisküvilerden birini her an için uzatılmaya hazır bir şekilde elinde tutuyordu. Verandanın altından sadece biri kalkmaya zahmet ettiğinde Madeline hafifçe hayal kırıklığına uğradı. Köpek ona doğru yaklaşırken hızlıca bir bisküvi aldı. Elini kaldırdığı gibi bunun büyük bir hata olduğunu anladı. Çünkü üç köpek de ayağa fırlayıp verandanın altından hızla ona doğru gelmeye başladılar. Durun! diye bağırdı Madeline. Durun, durun! O onlara bisküvileri fırlattı, yakalamakta inanılmaz derecede ustaydılar, kuyrukları arkalarında çılgınca bir hızla sallanıyordu. Daha fazlasını isteyerek biraz daha yaklaşıp etrafını sardıklarında Madeline göğsünün panikle sıkıştığını hissetti. Durun! diye bağırdı yeniden. Otur! Madeline, Libby nin bağırdığını duydu ve göf 219 zünün ucuyla elinde bir kutuyla garajdan çıktığını gördü. Dört köpek de anında oturdu. Garaja! diye bağırdı Libby ileriye doğru yürürken. Madeline in elindeki bisküvi paketine istekle bakan ve koklayan köpekler gönülsüzce burunlarını yere doğru eğerek hızlıca yürümeye başladılar. Madeline arabasına yaslandı. Bunu nasıl yapıyorsun, anlamıyorum. Hiç köpeğin olmadı mı? diye sordu Libby, Madeli-ne den bisküvi paketini alarak. Hayır. Çocukken çok sık taşınırdık. Gerçekten mi? Annen Silahlı Kuvvetler de miydi? Madeline güldü. Hayır. O tuhaf biriydi. Libby gözlerini kırpıştırdı. Bisküvi paketini Madeline e geri verdi. Başlangıç olarak, emrine itaat etmedikleri sürece köpeklere bisküvi vermezsin. Yoksa iş meydan kavgasına döner. Libby aniden gülümsedi. Kendine bir bak. Elbisen hoşmuş. Teşekkürler.

99 Doğa yürüyüşünü mü deneyeceksin? diye sordu Libby, Madeline in ayakkabılarına bakmak için biraz başını geriye attı. Ah... Belki, evet, dedi Madeline. O ana kadar bunu hiç düşünmemişti ama gelirken ormana giden eski bir patika görmüştü. Neden olmasındı ki? İlk önce biraz konuşabileceğimizi umuyordum. Libby biraz tereddütlü olduğunu görünüyordu ama yine de, Elbette! Dün bir kahve makinesi buldum. Biraz ister misin? dedi. Evet, teşekkürler, dedi Madeline. Çantasını kapıp Libby yi eve doğru takip etti. 220 Mutfak yaşanılan bir mekan halini almıştı. Kahve makinesine ilaveten bir tane de ekmek kızartma makinesi vardı. Yeşil kareli bir kurutma bezi fırının kulbuna asılmış ve eviyenin üzerindeki küçük pencerenin önüne taze çiçekler yerleştirilmişti. Tazesini yapayım, dedi Libby ve sadece günlerdir değil de yıllardır orada yaşıyormuş gibi mutfağın içinde hızla dolanarak önceden kalan kahvenin tortusunu döküp dolaptan taze kahve kavanozunu aldı. Madeline otursa mı yoksa kahvesi verilene kadar ayakta mı beklese daha iyi olur diye düşünerek etrafa bakındı. \feni kardeşler arasındaki protokol neydi ki acaba? Madeline çantası elinde ayakta dikilmeye devam etti. Umarım sana burada kalarak eşlik etmemde bir sakınca yoktur, dedi sesine rahat bir hava vermeye çalışarak. Görünüşe göre Boz Ayı Pansiyonu önceden yapılan reservasyonlar-dan dolayı dolmuş. Libby ona yandan bir bakış attı. Madeline çantasını tutan elini biraz daha sıktı. Galiba kalacak ya burası ya da Aspen Otobam ndaki o eski otel var. Madeline, Libby nin Tanrım, kesinlikle orada kalamazsın/ gibi bir şey söylemesini umuyordu fakat böyle bir şey demedi. Bunun yerine, Madeline in Libby nin bundan kesinlikle hoşlanmadığını düşünmesine neden olacak bir şekilde Bu harika! dedi. Emin misin? diye sordu Madeline ihtiyatlı bir şekilde. Bu bana kalmış bir şey değil, dedi Libby. Yukarıdaki odalardan birini seç ve keyfine bak. Başka neyle ilgili konuşmak istiyordun? 221 Bu pek de sıcakkanlı bir karşılama sayılmazdı fakat Madeline sıkıştırmaya devam etti. Aslında yapmamız gereken işleri nasıl organize edebileceğimi düşünüyordum ve bazı notlar aldım, deyip çabucak çantasından onları çıkardı. Harika bir fikir, dedi Libby. Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Planım... İşleri paylaştırmamızın daha mantıklı olacağını düşündüm, dedi Madeline, Libby onun düşünce akışını bozmadan ya da daha kötüsü düzenine karşı çıkmadan önce araya girerek. Madeline gerçekten de belli alanlarla ilgili işbölümü yaparak çalışma fikrinden hoşlanmıştı, bu bütün varsayımların dışarıda kalmasını sağlıyordu. Ve bir plana ihtiyacı vardı. Bu onun en iyi yaptığı şeydi. Birimiz temizlik işini üstlenir. Birimiz evle ve piyasayla ilgili araştırma işini alır, birimiz insan idareciliğiyle ilgilenir ve birimiz de tamir görevini üstlenir. Yapılması gereken ne varsa işte. Bu şekilde her alan mümkün olan en kısa zamanda halledilmiş olur. İnsan idareciliği, diye tekrar etti Libby şüpheci bir şekilde. O nedir? Bu lafı ben icat ettim, dedi Madeline hafifçe yüzü kızararak. Ama düşündüm de, aile buluşması işi neydi, iki yüz kişi mi? Bu biraz kişi ve aktivite koordinasyonu gerektirecek.

100 Biliyorum, dedi Libby, ciddi bir şekilde başını sallayarak. Aslında bununla ilgili biraz tecrübem var. Şerifin bürosunda birkaç büyük etkinliğimizi düzenlemişliğim var. Madeline şerifin organize edebileceği etkinliklerin neler olabileceğini tahmin etmeye çalıştı. Sen ev işlerini alabilirsin, dedi listesine bakarak. Bilirsin, temizlik ve 222 bunun gibi şeyler. Ben binada yapılması gerekenlerle ilgili Luke la konuşurum. Ve elbette araştırma vs. işlerini de hallederim. Miras işini de bir inceleyeceğim. Hangi miras işi? diye sordu Libby. Ah, önemli bir şey değil aslında. Çiftlikle ilgili durumumuzun sadece Jackson ın yorumunu bildiğimizi düşündüm. Belki de dışarıdan bir gözün her şeyi bir kez daha kontrol etmesi daha iyi olabilir. Güvende olmak için. Libby kuşkulu bir şekilde ona baktı. Jackson a güvenmiyor musun? Hayır, güveniyorum, dedi Madeline. Sadece bütün açıların incelenmesinin ve hiçbir şeyin şansa bırakılmama-sının daha iyi bir fikir olacağını düşündüm. Peki, aile buluşmasını halledebilmek için görevleri paylaştırdık. Kararımız bu olursa satmak için gerekli araştırmaları yapmam lazım. Ne düşünüyorsun? Libby yavaşça mutfak dolabına gitti ve iki fincan çıkardı. Peki ya şu insan idareciliği, ya da adına her ne diyorsan? Hımm... Madeline bunu kendisi yapmayı düşünmüştü ama Libby nin biraz keyfinin kaçacağından endişeliydi. Buna daha sonra karar veririz. Şey, dedi Libby. Görünüşe göre epeyce kafa patlatmışsın. Benim işim bu, dedi Madeline. İşim gereği pek çok organizasyon ve planlama yapıyorum. Ben de öyleydim, dedi Libby. Fincana kahveyi doldurup Madeline e uzattı. Madeline, Libby nin tavrından onu rahat bırakması gerektiğini anladı. Teşekkürler, dedi kahve için. Ah, acaba... Jackson bu aile buluşması sözleşmesini bırakmış mıydı? 223 Bıraktı, dedi Libby ona bakmadan. Sehpanın üzerinde. Eline kurutma bezini aldı ve son derece temiz görünen tezgahı silmeye başladı. Madeline kahvesini yudumladı. İşine burnumu sokmak istememiştim, dedi Libby ye. Yardım ettiğimi düşünüyordum. Beni kızdırmış değilsin. Libby ona baktı. Ama listeyi beraber yapmış olsaydık muhtemelen daha faydalı olurdu. Madeline hiç bu açıdan bakmamıştı. Çok uzun zamandır, kimseden bu duruma itiraz gelmeden, her şeyi üstlenen kişi konumundaydı ve gerçekten de böyle düşünmemişti. Haklısın, dedi, Libby den şaşkın bir bakış gelmesine neden olarak. Üzgünüm. Libby başını sallayıp üzerini silmeye devam etti. Madeline daha fazla bir işe burnunu sokmadan önce kendini mutfaktan dışarı attı. Evraklar, Libby nin olduğunu söylediği yerdeydi, Libby onları incelemiş gibi sehpanın üzerine yayılmışlardı. Madeline ne yapılması gerektiğine dair zihnine notlar alarak ihtiyaçları inceledi. Neyse ki, Jackson pek çoğunu halletmişti. Sığınak ve yemek zamanlarında toplanma noktası olarak kullanılacak büyük çadır kurulmayı bekleyerek çitlere dayalı duruyordu. Portatif tuvaletler ve kamp çadırları da hazırdı. Barbeküler bir-iki gün içinde gelecekti. Sadece çalışanların binasına kurulacak geçici duşlar vardı. Madeline çantasını içeri taşır taşımaz oraya gidip bakacaktı.

101 Çantasını almak için arabasına gitti ve sonra onu ikinci kata taşıdı. Bu sırada Libby nin ebeveyn yatak odası olduğunu düşündüğü banyolu odaya yerleştiğini fark etti. Yatağın üzerine kıyafetleri yayılmıştı. 224 Madeline nin solundaki, en sondaki oda Luke un odasıydı. Aslında içeride pek bir şey yoktu, Luke un bahsettiği karıştırlabilecek eşyaları sadece çıplak bir yatak ve çalışma masasından ibaretti. Madeline bavulu tekerlekleri üzerinde çekerek odaya girdi. Dolabın içine bir göz attı ve içinde battaniye ile çarşaf olduğunu görünce sevindi fakat onun dışında bomboştu. Çalışma masasının üzerinde küçük balta çentiklerine benzeyen izler vardı, biri bu ağır çam masanın üzerini soymaya çalışmıştı. İçine bakmak için öylesine bir çekmeceyi açmadan önce masanın üzerindeki bu izlerde parmağını gezdirdi. Tek bir spor çorap ve birkaç sararmış fotoğraf buldu. Birini çekip aldı. Bu Luke un çok daha genç halinin fotoğrafıydı on beş yaşlarında olduğunu tahmin etti Madeline ve yanında da ona çok benzeyen bir oğlan vardı. Oğlan mavi bir Amerikan futbolu forması giymişti ve yüzünde bastırılamaz bir sırıtış vardı. Luke un erkek kardeşiydi belli ki, gözleri aynıydı. Madeline fotoğrafı çekmeceye geri koydu. Pencereye doğru yürüyüp panjurları açtı. Duvarda asılı bir madalya bulunca şaşırdı. Üzerinde Kement Atma Birinciliği yazıyordu. Pencereden aşağıya baktı ve garajın diğer tarafında alçak kırmızı çatılı bir bina gördü. Bir baraka için fazla büyük, bir ahır için fazla dikdörtgendi. Çalışanların kaldığı bina bu olmalıydı. Ergen Luke un odasından çantasını içeride bırakarak çıktı. Dışarı çıktığında güneş ışıl ışıl parlayıp onu ısıttı. Bugün de muhteşem, bulutsuz bir gündü ve Madeline i patikalardan birini takip edip yürüyüş yapmaya teşvik ediyordu. 225 Madeline garajın ilerisine doğru yürürken Libby elinde bir başka kutuyla garajdan çıktı. Ah, Merhaba, dedi Madeline. Çalışanlara ait binaya bir göz atmaya gidecektim. Libby durdu ve omzunun üzerinden önce binaya, sonra da Madeline e baktı. Bana mı soruyorsun? Hayır, sadece sana haber veriyorum. 'Vani, tabii sen de gelmek istiyorsan. Ne kadar kalabalık olursak o kadar eğlenceli olur. Önemli değil, dedi Libby. Ama yapmam gereken birkaç temizlik işi var. Sonra da yürümeye devam etti. Madeline başını sallayıp ilerledi ve şöyle bir bakmak için açık olan ahırın kapısından içeri kafasını uzattı. Bölmeler boştu ve içerisi gübreyle saman kokuyordu. Arka duvarın arkasına yığılı birkaç saman balyası vardı. At eyerleri, dizginler vesaire hemen girişte asılıydı. Madeline, birilerinin bir şeyler ekmek için toprağı sürdüğü ama şimdi otların bürümüş olduğu çitlerle çevrili bir alandan geçerek, çalışanlara ait binaya ilerledi. Bina kapalı gibi görünüyordu. Madeline tel kapıyı açtı ve kapının kulpunu zorladı ama kilitliydi. Tel kapının çarparak kapanmasına izin verdi ve küçük verandadan aşağıya inip içeri bakmak için büyük pencerenin yanma gitti. İçerisi loştu ama bir gazetenin sayfalarını ve yıpranmış bir sandalyeyi görebiliyordu. Duvara monte edilmiş küçük bir televizyon da vardı. Daha fazlasını seçe-miyordu. Diğer tarafa doğru yürüdü. Oturma yeri de olan geniş ahşap bir bölüm ve iki barbekü olduğunu görerek şaşırdı. Mutfak sürgülü cam kapıların arasından açık bir şekilde görülüyordu. Büyük bir buzdolabı ve buzluğun da olduğu mutfak, Madeline in tahmin ettiğinden çok daha

102 226 büyüktü. Asıl evde olduğu gibi duvar kağıtları solmuş ve formika tezgah yıpranmış gözüküyordu. Binanın arkasını dolaştı. Burada yabani otlar büyümüştü ve iki pencerenin birinden bakabilmek için bir taşın üzerine çıkmak zorunda kaldı ama sadece kapalı panjurları görebildi. Üzerine basmak için eski gri bir kovayı ters çevirerek diğer pencereden baktı. Panjurlar açıktı, böylece yeşil bir kilimin serildiği koridoru ve ranzaların olduğu odayı görebiliyordu. Tam o sırada açık olan kapıdan, beline sardığı havlu dışında çıplak bir adam geçti. Uzun saçları ıslaktı. Madeline panikleyip kafasını eğdi. Kovadan aşağıya atlayıp çılgınca etrafına bakınarak yere çömeldi. Burada biri mi yaşıyordu? Gidip birinin evinin penceresinden içeriyi mi dikizlemişti yani? Yarı çömelip yarı koşarak binadan uzaklaştı ve asıl evin bulunduğu yola kalbi hızla çarparak girdi. Verandada Libby yi gördü ve ona doğru koştu. Libby! diye bağırdı. Evde bir adam var! Kollarını açmış, geldiği binayı gösteriyordu. Ernest Delgado, dedi Libby, biraz küstah bir tavırla. Çiftliğin rençberi. Libby orada yaşayan bir adam olduğunu biliyordu ve Madeline in oraya gidip göz atmasına izin vermişti yani? Bana neden söylemedin? diye sordu Madeline. Libby omzunu silkti. Gelmiş olduğunu kendin görmek isteyebileceğini düşünmüştüm. Madeline ağzından ters bir laf çıkmadan önce hızla arkasını döndü. Nereye gidiyorsun? diye seslendi Libby arkasından. Yürüyüşe! diye bağırdı Madeline. 227 Yumruk yaptığı ellerini sıkmayı bırakıp derin bir nefes almadan önce birkaç dakika yürüdü. Durup etrafına bakındı, ağaçların üzerinde parıldayan gün ışığına, gür yeşilliğe ve ormanın gölgeliklerindeki zengin renklere... Manzara gerçekten çok güzeldi. Son derece huzurlu. Biraz daha ilerledi. Şimdi daha yavaş yürüyor, alabildiği kadar derin bir biçimde serin, temiz havayı içine çekiyordu. Patika dikti ama Madeline arada sırada nefesini düzenlemek için durarak yavaşça çıkmaya devam etti. Bu düzenli çaba, ilerlerken baldırlarında hissettiği gerilme hoşuna gitmişti. Burada yaşasaydı, Luke un annesi gibi her gün yürüyüşe çıkardı. Bu deneyim, en azından onun sınırlı dünyasında, hiçbir şeyle kıyaslanamazdı. İlerlerken gerçekten de gülümsüyordu ve ilk başta, ağaçların arasındaki sese dikkat etmemiş, onu hayal ettiğine karar vermişti. Ancak tekrar duyduğunda durup arkasına baktı. Bir köpek, belki hatta Libby yi görmeyi umuyordu. Madeline aslında tahmin ettiği kadar yukarı ilerlememiş olduğunu fark etti. Hala evin tepesini görebiliyordu. Sesi duymak için dikkat kesildi ama hiçbir şey duymadı. Tam dönüp yoluna devam etmek üzereyken tekrar o sesi duydu ve bu kez inkar edilemeyecek kadar açıktı. Bu ağaçların arasında bir şey vardı. Sincaptan daha büyük bir şey. Çok, çok daha büyük. Ağaçların arasında gürültü yapan her neyse, ayak sesleri son derece yavaş ama ağırlığının altında dalların ve sürgünlerin çıtırdadığını duyabileceği kadar da ağırdı. Ayı. Madeline nin kalbi yerinden fırladı. Bir boz ayının ol- 228

103 duğu yerde yokuş yukarı duruyordu ve tek kaçışı daha da yukarı çıkmaktı. Ayı biraz daha yaklaşarak tekrar hareket etti, devasa ve hantaldı. Madeline, otelde okuduğu yöreye ait kılavuzdaki, ayıya rastlanırsa ne yapılması gerektiğine dair yazıyı hatırlamaya çalıştı. Fakat tek bir kelime bile hatırlayamadı ve aklına, yüzünün derisinin ayının dev gibi pençeleri tarafından yüzülüp kollarıyla bacaklarının ısırılıp koparılarak hırpalanması dışında bir görüntü gelmedi. Madeline kendini kaybetmişti. Çatlayan bir baraj gibi, sakinliğinin her parçası, her cesaret damlası, bütün sağduyusu gitmişti. Bir çığlık attı, kan dondurucu, kulakları yırtan, hatta kendini bile korkutan bir çığlık... Sonra taşların üzerinde kayarak, bacaklarının üzerinde sendeleyerek ve bütün yol boyunca Ayı! Ayı! Ayı! diye bağırarak patikadan aşağıya koşmaya başladı. Bir köşeyi döndü ve ayının peşinde olup olmadığını görmek için arkasına baktığında takıldı. Az kalsın dizlerinin üzerine yapışıyordu ki mucize eseri, dengesini sağlayıp koşmaya devam etti. Evin arkasındaki açıklık alanın bulunduğu noktaya varmak üzereyken Luke un ona doğru koştuğunu gördü. Madeline kendini ona doğru attı ve kollarını sıkıca boynuna sardı. Luke geriye doğru sendeledi ama düşmeden onu sımsıkı tutabildi. Madeline, bu da ne! diye sordu, kollarını boynundan çekip onu sımsıkı tutarak. Ayı! diye bağırdı Madeline çılgın gibi, parmakları Luke un kollarını deliyordu. Luke onun arkasına baktı. Madeline in nabzı deli gibi atıyordu, tüyleri diken dikendi. 229 Luke aniden kolunu Madeline e sardı, onu göğsüne yaklaştırdı ve kuvvetli bir kavrayışla tuttu. Genç kadın hayvanın onlara doğru geldiğini duyabiliyordu. Başını Luke un göğüskafesine gömdü. Kendini hazırla, kızım, dedi Luke alçak bir sesle. Mücadele etmek zorunda kalabiliriz. Ne? diye bağırdı Madeline başını kaldırarak. Luke un dudakları sımsıkı kapalıydı, gözlerini uzaktaki bir şeye kısmış bakıyordu. Madeline onun gücünü, kollarındaki güveni hissedebiliyordu. İçinde korlaşan hızlı ve sıcak bir şeyler bir yana, Madeline in şu anda böyle şeyler hissetmesi delilikti. Luke un dudaklarına bakıp onu öpmek istemesi çok saçmaydı. Tamamen aklını mı yitirmişti yoksa? Neyi vardı böyle? Luke aniden başını eğdi, dudakları neredeyse alnına değiyordu, Madeline in kulakları uğuldamaya başlamıştı. Şimdi yapacağımız şey şu: Sen onun dikkatini dağıtacaksın, ben de arkasına doğru koşup... Delirdin mi! diye bağırdı Madeline ve Luke un tutuşundan kurtulmaya çalıştı. Şu an onu öpmeye dair bütün düşünceleri akimdan uçup gitmiş, geriye sadece hayatta kalma içgüdüsü kalmıştı. Ancak Luke onu sımsıkı tutuyordu. Dudakları titremeye başlamıştı, kısılmış gözleri de keyifle parlıyordu. Madeline başını geriye çevirdi... Bir inek patikadan aşağıya yavaş yavaş iniyordu, hemen arkasında da bir diğeri. Luke un deminden beri tuttuğu kahkaha bir patlama gibi ağzından yükseldi. Madeline onu sertçe göğüskafesin-den itti ve Luke bir adım geriye gitti. Gülmekten iki büklüm olmuştu. İnek sadece, dedi kahkahalarının arasında. 230

104 Bunu görebiliyorum! diye bağırdı Madeline. Ayı sanmıştım! Madeline öne eğilerek ellerini dizlerine koydu ve nefes alıp verişlerini düzenlemeye, kalp atışlarını yavaşlatmaya çalıştı. Bu komik değil, dedi ama kendisi de gülümsemesini dizginlemeye çalışıyordu. Luke kahkahalarını yatıştırabilmişti. Kendini bir görmeliydin, patikadan aşağıya uçuyordun. Daha önce hiç bu kadar hızlı koşan birini görmemiştim! Sığırların yukarıda olduğunu sanıyordum! dedi dağı işaret ederek. Öyleler. Ama bazen aşina oldukları bir patikaya girip aşağıya geliyorlar. Luke elini Madeline e uzatırken hala sırıtıyordu. Hadi, dedi ve Madeline i elinden tutup çekti. Kımıldamaksın, Maddie. İnekler yemliğe doğru gidiyorlar. Luke iki ineğin geçmesi için onu kendine doğru çekip yolun üzerinden çekti. Madeline in bedeninin her bir zerresi Luke un bedeninin farkındaydı. Adrenalinle titreşen büyük, kalın bir neon ışığıyla ve arkasındaki adama doğru onu alan bir çekim kuvvetiyle sarhoş olmuştu. Luke inekler geçerken ellerini onun omuzlarına koydu. Bir nefes daha al ve unutma, bir gün bir ineği ayı zannetmeni komik bulacaksın. Bu arada ineklerden kaçmaya çalışırken kendimi öldürmemiş olmamı da sanırım, dedi Madeline. Kabul etmeliyim ki o kısım seksiydi. Farelerden ve ineklerden korkan sağı solu belli olmayan kadın. Seksi kelimesi sıcak tereyağı gibi içine akmıştı. Ben ineklerden korkmuyorum, diye düzeltti Luke u Madeline. Sadece pek aşina değilim, diyelim. 231 Evet, kendine bunu söyleyip duruyorsun. Luke onun omzuna eliyle hafifçe vurdu ve ineklerin arkasından yürümeye başladı. Madeline başka bir aşina olmadığı canlının ortaya çıkması ihtimaline karşılık aceleyle onun peşinden seğirtti. Bekle! Ona yetişmek için hızlandı. Nereye gidiyorsun? Birkaç geçici duş kurmaya. Vardım etmek ister misin? diye sordu Luke. Sonra da ilerlemesi için ineklerden birinin sağrısına vurarak bağırdı. İnek hızlanarak öndekinin yanma gitti ve sonra ikisi birden ahıra girdiler. İsterim! Nasıl ilerleyeceğimiz konusunda bazı fikirlerim var, dedi Madeline. Ne konuda? Yapılması gereken işlerle ilgili. Arkasında bir kontrplak yığını ve çeşit çeşit kereste olan eski kamyonetin yanına vardılar. Ben işleri çeyrek dairelere bölmeyi düşünmüştüm. Luke durdu ve ona şaşkın bir bakış fırlattı. Neye bölmek? Çeyrek daireler. Bu benim organizasyon tekniğim. Ben sözleşmeler ve araştırmalar üzerinde çalışıyorum, dedi, parmağının birini kaldırarak. Libby temizlik yapıyor. Sen tamir işlerini yapacaksın. Dördüncü parmağını da kaldırdı. Johnsonlarla kimin ilgileneceğine daha sonra karar verebiliriz. Düşünüyorum da ön bahçede çitlerin kenarına bir pano asabiliriz, bilirsin, notlar vesaire için... Madeline bir an durup başını salladı. Bazen kendimi aşıyorum. Aslında Johnsonlarla ilgilenecek birini bulmamız gerekiyor. 232 Luke ona meraklı bir gülümsemeyle baktı. Çeyrek daireler, ha? Güven bana. İşe yarıyor.

105 Her zaman böyle düzenli misindir? Evet, diye cevap verdi Madeline hiç tereddüt etmeden. Her zaman. Neden? Neden mi? Ben sadece birinin çeyrek daireler içinde gerçekten bir hayat yaşayıp yaşayamayacağını merak ediyorum. Luke ona bir çekiç uzattı. Çeyrek daireler içerisinde yaşamıyorum, dedi Madeline, bu gülünç bir şeymiş gibi. Ama dünyayı düzen döndürür. Bu nedir? Bir çekiç. Madeline gülümsedi. Bir çekiç olduğunu biliyorum. Bunu neden bana verdin? Çünkü duşları kurmaya başlamamız gerekiyor. Ve dünyayı düzen değil, insanlar döndürür. Kusurlu, dağınık insanlar. Hiç her şeyi olduğu gibi kabullendiğin olur mu? Hayır, dedi Madeline ve Luke un alet kemerini beline takmasını izledi. Bu çok kesin oldu. Neden peki? Deneyimlerime göre, dedi Madeline başını hafifçe yana eğerek, düzenin ve planlamanın yokluğunda ortaya sadece kaos çıkar. Bence, dedi Luke homurdanıp kamyonetin arkasından keresteleri alarak omzuna koyarken, kaosta her zaman bir şeyleri keşfetmenin zevki vardır. Ah, hayır, dedi Madeline gülerek. Kaosun ne olduğunu ve içinde hiç zevk barındırmadığını biliyordu. 233 Peki ya dün? Luke ona göz kırptı ve çalışanlara ait binaya doğru ilerlemeye başladı. Madeline bu hatırlatma karşısında kıpkırmızı olmuştu. Sadece burada büyük kaotik bir felaket olmasını önlemeye çalışıyorum! diye seslendi onun arkasından ve Luke un güldüğünü duydu. Düzen olmadan ne kadar çok kaos doğabileceği hakkında hiçbir fikri yoktu. Madeline sadece kendi hayatını düşünse yeterdi, annesinin düzensizliği yüzünden kaç kez bir arabanın içinde yaşamak zorunda... Her şeyi kontrol edemezsin, biliyorsun değil mi? Burada, yukarıda kendini akışına bırakmanda sorun yok. Dağların kendi enerjileri vardır. Ne demek istediğimi anlayacaksın. Ama şu anda Mavi Göz, birkaç duşu düzenlememiz gerekiyor. Haklıydı. Madeline onun peşinden binaya ilerledi. Üç adam vardı, ikisi bir oluk kazıyordu. Madeline uzun, nemli saçlı olan adamı gördüğünde hafifçe irkildi. Luke adamlarla İspanyolca konuşarak onu şaşırttı. Dördü, ahşap bir platform inşa ederek çalışmaya başladılar. Luke, Madeline in arkasında durup diğer dört adam kontrplakları kaldırdığında ona çekici nasıl tutacağını ve çiviyi nasıl yerleştireceğini göstererek yardım etmesini sağladı. Madeline in çabucak fark ettiği üzere bu zor bir işti ama zindeleştiriciydi. Üç geçici duş olacak şeyin arkasını kurmayı başardılar. Fakat Madeline in kolu gayretleri sonucu yanmaya başlayıp çekiç ağırlaştıkça, Luke onu genç kadının elinden aldı. Kovuldun, dedi neşeyle ve iki çiviyi kolayca yerine çaktı. Biz burayı hallederiz. 234 Madeline karşı çıkmadı ve kenara çekildi. Ben gidip... Başka bir şeyleri düzenlemekle uğraşayım.

106 Madeline uzaklaşırken Yarın arabayla seni bırakmama hala ihtiyacın var mı? diye sordu Luke. Teklifin hala geçerli mi? Elbette. Harita ve fosforlu kalem taşıyan bir yolcu işime yarayabilir. Seni beşte havaalanı kiralama şirketinin önünden alırım. Madeline yüzüne o komik gülümsemenin yine yayılmış olduğunu hissedebiliyordu. Görüşürüz o halde, dedi ve Luke un karşısında erimeden önce arkasını dönüp uzaklaştı. Sadece bir kez arkasına dönüp baktı. Luke hala onu izliyordu. Madeline gülümsedi ve tekrar önüne döndü. Evet, haklıydı. Bu adam kot pantolonun içinde felaket derecede iyi görünüyordu. Madeline içinde dağların ya da başka bir şeyin etkisini duyumsayarak eve geri döndü. Kendini iyi hissediyordu. Neşeliydi. İçinde rüzgar çanları çalıyor gibiydi. Madeline bahçeye girerken Libby elinde bir çamaşır sepetiyle verandadan çıktı. Madeline, Libby yle ilgili bile huzursuz değildi artık. Yardım ister misin? Çamaşır asar mısın? diye sordu Libby. Şansa bak ki çamaşır asmada uzman sayılırım, dedi Madeline. Pekala, dedi Libby. Hadi o zaman. Madeline, Libby yi o ana kadar görmediği ağaçların arasına ve açıklık bir alana götürdü. Orada, ölü yaprak ve dallardan bir zamanlar dolu olduğu belli olan saksıların arasında bir platform üzerinde iki ahşap sandalye vardı. Bir de 235 yaşlı bir ağacın kütüğünden yapılmış bir masa duruyordu. Masanın ortasındaki bir çatlaktan birkaç mantar büyümüştü. Çamaşır ipinin hemen yanında, iki ağacın arasında eskimiş bir hamak asılıydı. Çok güzel, dedi Madeline. Sanırım burası Bayan Kendrick in bahçesiydi, dedi Libby ve sepeti ayağının dibine koydu. İpten üç mandal ve sepetten çiçek desenli şifon bir bluz aldı. Çok tatlıymış, dedi Madeline ve sepetten bir havlu aldı. Teşekkürler. Bir düğün için satın almıştım. Kimin? diye sordu Madeline, havluyu asarken. Libby ona komik bir bakış attı. Babamın, dedi sonra. Sonuncusu. Kaç taneydi, beş mi? Altı? Sayıyı karıştırıyorum. Vay canına, dedi Madeline. Evet... Sanırım epey gönlünü eğlemiş. Madeline, Grant in kadınları nasıl böyle etkilemeyi başardığını merak etti. Yakışıklı mıydı? Kültürlü? Ağzından çıkan soruyla kendi de şaşırdı. Nasıl bir babaydı? Fena değildi, dedi Libby omzunu silkerek. Yeterli bir babaydı. Bir babayı tanımlamak için tuhaf bir kelime, diye düşündü Madeline. Gerçekten hakkında hiçbir şey bilmiyor musun? diye sordu Libby bir çarşafı asarken. Yani, annen onunla ilgili bir şeyler söylemiş olmalı, öyle değil mi? Madeline homurdandı. Annem onu zor hatırlıyor. Çok uzun süre birlikte olduklarını zannetmiyorum. Ya senin annen? 236

107 Grant, Emma nın annesinden ayrıldıktan sonra birkaç yıl birlikte kaldılar. Aslını bilmiyorum ama sanırım babam Emma nın annesinden ayrılmadan önce aralarında bir şeyler yaşanmış olabilir. Annem babamı kendisinin beyin göçü olarak adlandırırdı. Libby güldü. Madeline de, öyle. Seninle bir şeyler yapar mıydı? Yani, baba-kız dansları ya da beysbol, bunun gibi şeyler işte? Libby başını geriye atıp güldü. Tanrım, hayır, dedi keyifli bir şekilde gülümseyerek. O tür bir baba değildi. Ara sıra bana para veren ve nadiren beni yemeğe götürüp işlerin nasıl gittiğini soran bir babaydı. Sonra ondan aylarca haber alamazdım. Bir an için uzaklara bakarak durdu. Beni ve Emma yı Disneyland e götürmüştü bir kere. Ama o zaman bile Emma nın annesi bizi parka götürürken onun otelde kalıp maç izlediğini hatırlıyorum. Çocukken, Madeline annesi ve onun arkadaşları tarafından Disneyland e sürüklenir ve birkaç genç tarafından eşlik edilerek, annesi ve arkadaşları pejmürde bir otelde kalıp içerken kendi haline bırakılırdı. Madeline bu yüzden Disneyland den nefret ederdi. Grant annenle daha sonra evlendiyse nasıl oldu da Emma yla Kaliforniya da birlikte kaldın? diye sordu Madeline. Libby içini çekti. Ah, tam bir drama. Libby yastık kılıfını almak için eğildi. Colorado Springs de yaşıyorduk. Sekiz yaşlarındayken, babam ve annem ayrıldılar ve o Kaliforniya daki Emma nm annesinin yanına gitti. Pembe dizi gibiydi. Her neyse annem ve babam kimin gözetiminde olacağım üzerine korkunç ve çirkin bir kavgaya tutuştu- 237 lar. Babam benim için nafaka ödemek istemiyordu. Libby mahcup bir şekilde Madeline e gülümsedi. Sanırım bu bir sürpriz değildir. Madeline de gülümseyerek karşılık verdi. Hayır, kesinlikle değil. Bir yıl ya da daha fazla zaman orada, Emma ve annesiyle kaldım. Sonra babam annemin yanında kalmamın daha iyi olacağını düşündü ve beni eve yolladı. Annem o zaman ikinci kocasıyla tanışmıştı. Emma yla iletişimi sürdürdün mü? diye sordu Madeline. Libby ipe bir çarşafı astı. Pek sayılmaz. Emma farklıdır. Her zaman dış dünyada bir şeyler yapmakla meşguldür. Pek duygusal değildir. Bense daha ev kuşuyum. Ya sen? Sadece ben ve annem varız, dedi Madeline. Annem daha sonra hiç evlenmedi. Bir işte tutunmakta da pek iyi değildi. O yüzden sıklıkla oradan oraya savrulduk. Görünüşe göre her şeye rağmen ortak birkaç noktamız var gibi, Madeline, dedi Libby. Madeline, Libby nin, önceden hiç ortak noktaları olmadığına karar vermiş gibi, tam olarak neden bunu bu şekilde söylediğinden emin değildi. Yine de Madeline ona ısınmaya başlıyordu. Onda Madeline in iyi ilişki kurabileceği bir şeyler vardı. Yarın Denver a gidiyorum, dedi Madeline, tamamlanması gereken görevlerin ve kuralların ortasında hissettiği güvenli alana ve işlere dönerek. Arabayı Denver a geri götürmem lazım. Dönüşte Luke la geleceğim. O yüzden de kaçta gelebilirim bilemiyorum. Luke, demek? diye sordu Libby imalı bir şekilde. Öyle bir şey değil, dedi Madeline. Sadece bana bir iyilik yapıyor. 238 Libby, bir an için bile Madeline e inanamamış gibi baktı. Yakışıklı olduğunu kabul etmelisin.

108 Fena değil, dedi Madeline ama yanaklarına bir sıcaklık yayılmaya başladığını hissedebiliyordu ve kendi haline gülümsedi. Fena değil mi? diye homurdandı Libby. Luke Kendrick gibi bir adamla şansını denemek için kendini paralayacak çok kadın tanıyorum. Ama diğer taraftan hala Julie Daugherty ye aşık olduğunu işittim. Madeline nin kalbi düzensizce atmaya başladı. Kim? diye sordu mahcup bir biçimde. Oysa Julie nin kim olduğunu gayet iyi biliyordu. Şu çok tatlı kız bebeği olan güzel sarışın kadın olmalıydı. Julie Daugherty. Birkaç yıl önce birlikteydiler. Evleneceklerdi sözde ama sonra kız ondan ayrıldı. Gerçekten mi? Ne olmuş? Bilmiyorum, dedi Libby. Sadece bununla ilgili söylentiler duydum. Herhangi bir duygusal ilgi kurulduğunda böyle olur işte, diye düşündü Madeline. Hayal kırıklığı. Hayal kırıklığının derin suları. Fakat belki, dedi kendi kendine sonra, bu iyi bir şeydir. Madeline herhangi bir bağ istemiyordu, o yüzden de bu söylenti, Trudi nin onu tebrik edeceği basit bir dağ kaçamağından başka bir şey olmayacağını hatırlatma görevini üstlenecekti. Daha fazlası değil. Libby, Julie nin lisede yaptığı bir şeyler hakkında gevezelik ederken Madeline kendine hayatının Orlando da olduğunu ve eve dönmesi için işine odaklanması gerektiğini hatırlattı. Neredeyse bir haftadır tanıdığı bir adamla ilgili saçma sapan şeyler düşünüp dağlarda gezinerek vakit kay- 239 bedemezdi. Zaten Johnsonlar geldiğinde de orada olmak istemiyordu. Aslında, bugün buradan ayrıldığında kasabaya gidip Stephen ı arayabilir ve emlakçının ismini alabilirdi. Bunu ertelemenin bir anlamı yoktu, değil mi? Evet, Luke ve Julie yle ilgili şeyleri duyması iyi olmuştu. Bu ona yeniden bir perspektif kazandırmıştı. Ve Madeline bu duyduğunun karnına bir yumruk yemiş gibi hissettirmesini görmezden gelecekti. 240 On Dokuz Bugün bana daha fazla iğne soksunlar diye babamla Durango ya gittik. Luke un da gelmesini isterdim ama o Hayır adamım, Denver a gidip işleri bir kontrol etmeliyim, dedi. Bu son derece mantıklıydı. Sonuçta orada bir işi var ve tamamen bu Yuva Çiftliği işine bel bağlayamaz. Yine de geleceğini umuyordum. Çünkü Bir Dilek Tut Derneği hastanenin her yerindeydi ve beti de şu çocuğu, Dante yi halletmeliydim. Dante on altı yaşındaydı ve kanserin dördüncü evresin-deydi. Bir Dilek Tut tan insanlar onun bir dilek tutmasını istiyorlardı. Dante, Disneyland e gitmek istemediğini, oraya gideceğine ölmeyi yeğleyeceğini söylemişti. Bunda ciddi olduğunu zannetmiyorum ama bilirsiniz işte, Dante gerçekten de Disneyland e gitmek istemiyordu. O yüzden ben de Dostum, çıtanı yükseltmelisin! dedim. Ya büyük oyna ya hiç oynama! Uğruna her gün kemoterapi görmek istemeni sağlayacak bir şeyler istemelisin tamam mı? O da bunun ne olduğunu bilmediğini söyledi. Ama ben 241

109 bu çocuğu tanıyorum. Ne zaman oraya gitsem Dante yi görüyorum. Benim gibi olduğunu biliyorum ve spora bayılıyor. O yüzden ona şöyle bir öneride bulundum: VIP balkonundan Denver Bronco nun maçına ne dersin? Dante yi görmeliydiniz. Rockefeller Binası gibi ışıl ışıl oldu. O yüzden de Bir Dilek Tut un onun yakın, özel bir arkadaşıyla, bu isteğini yerine getireceği bir anlaşma üzerinde çalışıyoruz. Bu yakın ve özel arkadaş benim: Spor yorumcusu Leo. Broncolar ın bütün oyuncularıyla ilgili gereken ve gerekmeyen her şeyi anlatabilirim. Luke u Dante yle tanıştırmak istiyordum. Böylece Dante onu da listesine ekleyecekti. Çünkü loca koltuklarında Bronco'dan bahsediyoruz sonuçta. Her neyse Luke gelemeyeceğini ve sonra da geç kalabileceğini söyledi. Çünkü Mavi Göz ü Denver dan alarak Yuva Çiftliği ne götürecekmiş. Çiftlik mi? diye sordum. Orada olmasını istemediğini sanıyordum! İstemiyorum, ama şimdilik sorun yok, meseleyi hallettik, dedi Luke da. Dinle, belki bir sandalyeye bağlı olabilirim ama kavrayış departmanında başarısız sayılmam. Yine de son zamanlarda Luke u kesinlikle anlayamıyorum. Bir an Julie hakkında düşünüyor ve bir dakika sonra suratında garip bir ifadeyle bana Mavi Göz ü arabayla bırakacağından bahsediyor. Ona rahat bir ifadeyle bu gözlemimi aktardım: Mavi Göz le çok sık rastlaşıyorsunuz gibi görünüyor. Luke kendini bilirdi, bu yüzden tartışmaya girmedi. Sadece güldü. Beni bekleme, ezik. Bu şaka olmalıydı herhalde, erken yatmayacaktım çün- 242 kü bu gece The Walking Dead dizisi maratonu var ve kaçırmaya niyetim yok. Pekala, sonuçta Luke, şişme bir kalenin içindeki bir çocuk kadar mutlulukla yoluna gitti ve Julie geldiğinde onun daha Bazen Geçidi ne bile varmadığına eminim. Julie bebeğiyle gülümseyerek tel kapıda ortaya çıktı ve evet, bebeği inanılmaz tatlıydı. Leo, Luke buralarda mı? diye sordu Julie. Onu Brandon için terk etmemiş gibi. Her endişelendiğinde arayıp sonra onu tekrar tekrar yüzüstü bırakmamış gibi. Julie şu topun bağlı olduğu raketler gibiydi, Luke a çarpıp duruyor ve tekrar onun geri gelmesini bekleyip ona yeniden vuruyordu. Hayır. Denver a geri gitti, dedim ben de. Geri geleceğini de söylemedim ve Julie bir çeşit şok geçirmiş gibi baktı. Ben-bu-bebekle-ne-yapacağım şoku ama sonra Marisol ilaçlarımla geldi ve Burada ne yapıyorsun, Julie? dedi. Luke u arıyorum, dedi Julie. Şey, Marisol, Julie nin hayranı sayılmazdı ama yalan söyleme taraftarı da değildi. Denver a gitti, daha sonra geri gelecek. Ve ben de Çok sonra. Gelecek yıl gibi falan, dedim. Marisol omzumu gerçekten sertçe sıktı ve dedi ki: Belki yarın uğramaksın Julie. Luke un dönmesi geç olacak. Elbette Julie şirin gülümsemesini takındı ve Marisol e teşekkür edip kucağında bebeği, kafasını çevirip bana şöyle bir baktıktan sonra merdivenlerden sıçrayarak indi. Yemin ederim, o bebek bana pis pis baktı. Luke. Ben elimden geleni yaptım kardeşim, gerçekten denedim. 243 Yirmi Luke un Denver daki günü pek de başarılı geçmemişti.

110 Oraya vardığında ilk yaptığı şey Denver ın eski bir bölümündeki iki odalı küçük tek katlı evine gitmek olmuştu. Annesinin ona bıraktığı biraz parayla burayı oldukça uygun paraya satın almış ve sonra da evi restore etmişti. O zamandan bu zamana piyasa yükselmişti. Luke herhangi bir şey olursa bu evi satıp nakit sağlayabileceği fikrini seviyordu. Ne olur ne olmazdı. Bir avukat tutmak zorunda kalabilirdi. Bu evin parasını Yuva Çiftliği ni geri alma mücadelesinde kullanmayı planlıyordu. Ancak bir avukatla konuşmadan önce, Luke un inşa etmekte olduğu evleri görmesi gerekiyordu. Bronco sunu bırakıp iş kamyonetine geçti ve ilk üç Kendrick ısmarlama evini kontrol etmek üzere Denver ın kenar bölümlerine doğru arabayı sürdü. Okuldayken stajını yaptığı ve kendi işinde de onunla hissedar olan Stuart Evleri Şirketi nin yardımıyla Luke yeni parsellenmiş bir alanda üç arsa satın almıştı. İşlemler ve izinler biraz uzun sürmüştü ama ge- 244 çen ay içerisinde hazırlıkları bitirmiş, temeli atmışlardı. Ve geçen hafta her şey yolunda gittiyse şimdiye kadar ahşap iskeletine de başlamış olmaları lazımdı. Luke, Mountain View Caddesi nin köşesinden döndüğünde önüne serilen manzara karşısında sırıtmaya başladı. İlk evin iskeleti neredeyse tamamlanmış gibi görünüyordu. İş kamyonetini park etti ve aşağıya sıçrayarak indi. Ekibin şefi Refugio onu kaldırımda karşıladı ve Luke bir göz atabilsin diye birlikte evin iskeletine doğru yürüdüler. İşlerin ilerlemesinden memnun olan Luke, Ben Stuart ın arabasını ilk temelin yanındaki kaldırıma park ettiğini gördüğü sırada kamyonetine yönelmişti. Ben arabadan Luke a el sallayarak çıktı. Merhaba, dostum! dedi neşeli bir şekilde. Ne zaman döneceğini merak ediyordum. Bugün buradayım, dedi Luke. İskelet işi iyi görünüyor. Ben başını salladı ve tekrar Luke a baktı. Bugün buradayım derken ne demek istedin? Baban iyi, değil mi? Luke, Ben e babasıyla ilgili bir durum olduğunu söylemiş ama ne olduğunu açıklamamıştı. Babam iyi, dedi Luke. Sadece birkaç şeyle ilgili yardıma ihtiyacı var. Ben daha fazla açıklama ister gibi beklentiyle baktı. Luke iki boş beton parçasına baktı. Refugio bunun iskeletine gelecek hafta başlayacağını söylemişti. Ben e baktı. Ama bir-iki haftalığına eve tekrar dönmem gerekiyor. Ben in mutlu yüz ifadesi silinmeye başladı. Bir hafta? Ya da iki mi? Dürüst olmak gerekirse Luke ne kadar süreceğini bil- 245 miyordu. Hala Pine River da tam olarak ne yaptığından da emin değildi. Ben, onun söylediğinden fazlasını tahmin edip homurdandı. Yapma, adamım! Üç ev inşaatın var, Luke. Birileri bunları halletmek için burada olmalı. Bu evler benim şu an çalıştığım kasabadan tamamen uzakta. Biliyorum, dedi Luke özür dilercesine. Zamanlamanın çok kötü olduğunun farkındayım. Biliyorum bu sıkıntı yaratıyor. Ama şu anda babam biraz darda ve orada olmalıyım. Birkaç haftadan fazla sürmez, diye onu temin etmeye çalıştı ve içinden söylediği şeyin doğru olmasını diledi. Bu fırsat için ellerinin arasından kayıp gitmesine izin vermeyecek kadar çok çalışmıştı ve tarafsız bir gözle bakacak olursak bunu kendi başına yapmak için imkanı olmayacaktı. Stuart Evleri ne Ben in bildiğinden daha fazla ihtiyacı vardı. İnan bana, ben de Pine River a gitmeye hevesli değilim. En azından haftada bir gelip kontrol edeceğim.

111 Ben kaşlarını çattı. Evin iskeletini çakan caddenin karşısındaki adamlara baktı. Peki, Luke. Seni birkaç hafta idare edeceğim. Ama bu evleri sonsuza kadar tek başıma idare edemem, kendi işim var ve karım fazladan harcadığım saatler için ensemde boza pişiriyor. Özür dilerim, Ben. Evet, özür birkaç hafta sonra yeterli olmayacak, tamam mı? Bütün bunlar sana yardım etmek içindi, Luke. Seninle bu sıkıntıyı geçen sonbaharda da yaşamıştık. Her zaman Pine River a gidip duruyorsun. Biz daha ilk iskeleti bile bitirmedik ve sen bunu yine yapıyorsun. Yapma, Ben, dedi Luke. Sanki bunu planlamışım 246 gibi. Her seçeneği denemiş ve daha iyisini ortaya atmaya çalışmamış değilim ki. Kardeşimle ilgili durumu biliyorsun. Babamın sahip olduğu tek kişiyim. Bu Ben i biraz yumuşatmış gibi görünüyordu. Başını salladı, yana doğru çevirip yere tükürdü. Evet, biliyorum. Sen çok yeteneklisin, Luke. Ama bu yeteneğini Pine Ri-ver da kullanıyor olman lazım. Orada ısmarlama evler için bir pazar yok ki, dedi Luke. Ben başını salladı. Tamam. İki hafta. Teşekkürler, dostum, dedi Luke. Ben e sebebin, orada sadece piyasa olmadığını ayrıca Pine River dan uzakta olmaya ihtiyaç duyduğunu söylememişti. Kendisi için vakte, hastalığın daimi baskısı ve mali sıkıntılardan uzak olmaya ihtiyacı vardı. Luke un günü, ekonomi profesörünün haftada bir gö-rüşemeye açık olduğu zamanda ofisine girmesiyle daha da kötü bir hal aldı. Profesör Whitehall, Ben den daha az dostça davranmıştı. Bay Kendrick, demişti gözlüklerinin tepesinden Luke a bakarak, okuldan ayrıldığınızı düşünmüştüm. Sonra işler tepetaklak gitmişti. Luke çok ders kaçırmıştı. Profesör Whitehall, Luke a telafi etmesinin mümkün olup olmadığını bilmediğini ama gelecek hafta bir sınava girmek için fırsatı olacağını söylemişti. Luke un daha hiç okumadığı konuları içeren bir sınav... Madeline i almadan önce son durağı Jackson ın önerdiği avukattı. Dan Broadstreet ip kravat takan cüsseli bir adamdı. Luke un elini kendi etli elinin içine alıp kuvvetli bir şekilde sıktı ve sonra onu konferans odasına aldı. 247 Önünde sarı kalın bir bloknot ile bir kalem vardı ama Luke ona durumunu anlatırken sadece bir kez not aldı. Bu kötü bir anlaşma. Zorlama ya da buna benzer bir şey olduğu iddiasında bulunabiliriz ve en azından satış işini alıcıların vazgeçeceği kadar uzatıp bloke edebiliriz. Bu şekilde orayı satın almak için gerekli parayı sağlayacak vaktiniz olur, diye tavsiyede bulundu. Ama aslında mücadele edecek bir şey yok, eğer etseniz de kazanamazsınız. Emlakla ilgili yasalar, satın alan kişiyi korur. Ölü olanlarını bile. Aslında Luke çiftliği geri satın almaya yetecek parayı toplayabilmek için yeni şirketini çalışır duruma getirmeliydi. Çünkü bunun dışında yaptığı her şey bu evlerden gelecek paranın gecikmesine neden olacaktı. Devamlı Pine River a çağrılıp durduğu için kaybetme riski taşıdığı paranın gecikmesine... Bu bir kısırdöngüydü. Luke avukatın ofisinden çıktığında Denver ın üzerine bulutların geldiğini gördü, kalın ve gri, yeryüzüne yakın bulutların... Sıcaklık epeyce düşmüştü.

112 Madeline, sarı çiçeklerin eteklerinin kenarında dans ettiği turkuvaz bir elbise ve üzerinde bir hırkayla titreyerek onu ekonomik arabalar bölümünde bekliyordu. Boynundan geçirip astığı küçük bir çantası vardı. Ve Target tan alınma iki poşet tutuyordu. Geçirdiği günden sonra onu görmek Luke u tuhaf bir şekilde mutlu etmişti. Kaldırımın kenarına çekti ve kamyonetinin yolcu camını indirdi. Her şey yolunda mı? Madeline, Luke un garip bulduğu şekilde bu soru karşısında afallamış göründü ama sonra Madeline gülümsedi 248 ve tekrar gamzeleri ortaya çıktı. Sanırım, öyle. Hazır mısın? Hazırım. Atla. Madeline kapıyı açtı, market poşetlerini arkaya koydu ve eğilip Luke a göğüs dekoltesinden güzel bir manzara sunarak koltuğuna oturdu. Kapıyı arkasından kapatıp kollarını sımsıkı kendine sardı ve ona baktı. Donuyorum. Luke klimayı açtı. Sorun olmazsa evime uğrayıp arabayı almam lazım. Elbette! Öne doğru hafifçe eğildi, bacakları birbirine sımsıkı bitişikti, ayaklarında hala yürüyüş ayakkabıları vardı ama bugün kalın çorapları dizlerine kadar çekiliydi. Koyu renk saçları rüzgardan karışmıştı ve ipeksi tutamlar çekici bir dolaşıklıkla ensesine dökülüyordu. Bulutlar bir anda çıkıvermişler, dedi Madeline. O kadar meşguldüm ki fark etmemişim bile. Yapman gerekenleri bitirebildin mi? Madeline ona gülümsedi. Birçok şeyi hallettim. Bütün işlerin teker teker üzerini çizdiğim böyle günlere bayılıyorum. Ya sen? Sanırım ben de yapmam gerekenleri yaptım, dedi Luke trafiğe girerken. Ayrıntılara girmemişti. Unutmaya çalışıyordu. Herhalde askıda kalan bir şey bırakmadım. Gördün mü bak! Düzen. Ben hiçbir şeyi atlamadığımı kesin olarak bilirken sen emin değilsin. Çünkü ben önceden bir liste yapmıştım. Eminim bitirdiğin işleri fosforluyla da çizmişsindir. Madeline güldü. O kadar bariz mi? Güldüğünde öyle güzeldi ki Luke gülümsemekten kendini alamadı. Biraz. 249 Sen de öylesin Luke Kendrick, dedi. İddiaya girerim kimsenin seni çözemeyeceğini zannediyorsundur. Elbette çözemez, dedi Luke kendine güvenli bir şekilde. Ben bir erkeğim. Biz erken yaşta eğitiliyoruz. Aha! dedi Madeline zafer kazanmış gibi. Ve eminim şu işyerine gelip etrafa bakınarak, şunu yapmalıyım diyen adamlardansındır, dedi boşluğu eliyle göstererek. Ve belki de bunu. Öğleden önce vaktim olursa bir de bunu ama vaktim olmazsa... Ah, neyse başka bir gün yapabilirim. Şimdi gülme sırası Luke taydı. İnşaat işi ufak işleri düzenlemeye eğilimli değildir, Maddie. Günlerim kaynayan kazanların üzerinde kapaklarını sabit tutmakla geçiyor. Ne yani sence ev satmakta kaynayan kazanlar yok mu? dedi Madeline homurdanarak ve arka koltuktaki market poşetlerinden birini karıştırmaya başladı. Poşeti karıştırırken çok mutluydu. Demek bu kadar fosforluyla çalışmalarının arasında alışverişe de vakit buldun ha? Hayır. Sadece ihtiyacım olan birkaç şeyi aldım. Luke a mahcup bir gülümsemeyle baktı. Önemli şeyler, iç çamaşırı gibi, dedi ciddi bir ifadeyle. Ve losyon. Artık neredeyse bir timsaha dönüşmek üzereyim. Kesinlikle Luke un baktığı yerden öyle görünmüyordu. Madeline poşete bir göz attı. Birkaç tane de fazladan çorap aldım. Ayaklarım o kadar üşüdü ki. Ah, bir de bunu, deyip bir ayı

113 düdüğü çıkardı. İyi eğitimli bir köpeği çağırmak dışında hiçbir durumda faydası olmayacak ucuz, hediyelik eşya tarzı bir düdüktü. Ancak Madeline onu boynuna astı ve iki krema dağının arasına yerleştirdi. Kendisiyle o kadar gururlu duruyordu ki Luke un bunun Yuva Çiftliği nde hiçbir işe yaramayacağını söylemeye içi el vermedi. 250 Ve birkaç da saç zımbırtısı. Asla yeterince saç zımbırtısına sahip olamazsın, dedi Luke. Gerçekten de öyle, diye katıldı Madeline ve Luke evinin önüne gelene kadar günü hakkında gevezelik etmeyi sürdürdü. Ancak o zaman Madeline konuşmayı bıraktı. Gözlerini kısarak onun canlı sarı boyalı, önündeki yeşilliği düzenlenmiş tek katlı evine baktı. Vay canına, dedi bir onaylama ifadesiyle. Harika görünüyor. Öyle olmasını umuyorum. Bahçe düzenlemesi için çok zaman harcadım. Luke kapısını açtı. Sadece birkaç şey almam gerekiyor. İçeri bakmamın sakıncası var mı? diye sordu Madeline eli kapısında. Luke tereddüt etti ama Madeline çabucak ilave etti. Evleri severim, gerçekten çok severim. Sadece görmek istiyorum. İçerinin çok temiz olduğunu garanti edemem. Yargıda bulunmam, söz, dedi Madeline gülümseyerek ve arabadan indi. Rüzgar yüzünü yalayınca Madeline hafifçe bağırdı. Buz gibi! ve hızla evin ön kapısına koştu, elbisenin eteği arkasında dalgalanıyor, son derece biçimli diz arkalarını açığa çıkarıyordu. Diz arkası. Luke kadınların dizlerinin arkalarına hayranlık duyardı. Kendi kendine normale dönüp Madeline in gamzeleriyle dizlerinin arkasına bakıp durmayı kesmesini söyledi. Bir de iki muhteşem memenin ortasına yerleşmiş olan ayı düdüğü vardı tabii. Luke, Madeline in 251 arkasından yürüdü, kilidi açıp kapıyı itti. Madeline kollarını ısınmak için kendi etrafına sıkıca sararak bir serçe gibi içeriye sıçradı. Luke hemen kapının arkasında duran flanel bir ceketi askıdan aldı. İşte. Sadece sana bakmak bile beni üşütüyor. Teşekkür ederim, dedi Madeline minnettar bir şekilde ve hemen ceketi giydi. Bu gidişle bütün ceketlerini ben alacağım. Ceket ona oldukça büyük gelmişti ama Madeline sevinçle iç çekti. Tanrım, dedi etrafına bakınıp. Kartonpiyerlere, sonra aşağıya, Luke un kendi yaptığı pencere çerçevelerine ve parkelere baktı. Oturma odasını deniz mavisine boyamıştı. Bu Luke un Leo ve anne-babasıyla beraber uzun yıllar önce çıktığı Kaliforniya tatillerinden hatırladığı okyanusun rengiydi. Vay canına, dedi Madeline, yavaşça kendi etrafında dönüp beğeniyle başını sallayarak. Burası çok hoş. Sen mi yaptın? Ben yaptım. Okuldayken mi? Luke başını salladı. Okuldayken okurken, işte çalışırken. Kendini günün her anı bir şeyle oyalarsa evdeki sıkıntıları çok fazla düşünmek zorunda kalmadığını fark etmişti. Burası muhteşem, Luke. Hemen bitişikteki mutfağa bakmak için eğilerek biraz öne doğru ilerledi. Ah, şuraya bak. Tamamen yenilenmiş. Bütün bunları tek başına mı yaptın? Hepsini.

114 Madeline ona dönüp gülümsedi. Bu gerçekten ha- 252 rika, Luke. Orlando da bir servet kazanabilirsin. Ben... Bir anda Madeline i irkilten cep telefonu çaldı. Madeline kolunda asılı olan küçük çantasının içinden telefonunu çıkardı. Affedersin, dedi, numaraya bakarak. Sonra da telefonu açtı. Bree? Her şey yolunda mı? Saatler sonra... Bree her ne dediyse bu Madeline in epey şaşırttı. Şaka yapıyorsun. Ciddi misin? Madeline aniden bir çığlık kopardı ve sevinçle yumruğunu havaya kaldırdı. Bu harika! Telefonu ağzından uzaklaştırıp Luke a döndü. DiNapoli için teklif almışım! Bunu bir çeşit Snoopy dansı izledi, sonra tekrar telefonu kulağına yapıştırdı. Tamam, anlat. Teklif nedir? Bree her ne dediyse bu Madeline in gülümsemesini biraz soldurdu. Biraz daha sırtını dikleştirdi. Pekala, dedi, başını sallayarak. Tamam, bunun üzerinde çalışabiliriz. Yani, evet, bu Bay DiNapoli nin istediğinden bir milyon daha az ama o da makul olmak zorunda. Bana bunu daha da güzelleştirecek bir şey söyle. Süreleri ne zaman bitiyor? Bree konuşurken başını salladı, denilenlere odaklanarak kaşları çatılmıştı. Mükemmel, dedi. Emlakçı kim? Andy Griggs! Ahh, diye inledi, kendini geriye atarak. Tamam, pekala, o zaman arayıp DiNapoli ye teklifi bildireceğim ve Andy yi arayacağım. Harika. Teşekkürler Bree! Çok teşekkürler! Ve bana şans dile! Telefonu kapatıp Luke a baktı. Ayakları yerden kesilmiş gibiydi. Teklif aldım. Doğrusu, düşük bir teklif, ama yine de bir teklif! dedi tiz bir sesle, sonra derin bir nefes aldı, sonra bir tane daha ve satıcının numarasını tuşladı. Müşteri telefonu açtığında Bay DiNapoli! dedi Ma- 253 deline neşeli bir sesle ve dönüp Luke a baktı. Merhaba! Ben Madeline Pruett ve harika haberlerim var. Mutfağa doğru yürürken, tekliften bahsedip hızlı hızlı konuşuyordu. Luke, Madeline in elini hafifçe sıkıp çok hızlı konuşmasından DiNapoli nin bu tekliften hoşlanmadığını anlayabiliyordu. Tine de hakkını vermeliydi, Madeline iyi satıcıydı. Zihninde bunun neden satıcı için çok iyi bir anlaşma olduğuna dair sebeplerin bir listesi vardı ve onları teker teker sayıp döküyordu. Luke ön cama gidip o konuşurken pencereden dışarı baktı. Kuzey tarafındaki bulutlar o kadar karaydı ki neredeyse yeşile çalmışlardı. Hemen çıkmaları gerekiyordu, yoksa berbat bir fırtınaya yakalanma riskleri vardı. Sadece bir düşünün, dediğini duydu Madeline in. Karşı teklif sunacağız, heykellerin hesaba katılmayıp değerinden az verildiğini düşünüyorsanız belki bunu yükseltmeyi konuşabiliriz... Evet, evin etrafına sanatsal çalışmalar yaptırmış olmanızı anlıyorum. Ama Bay DiNapoli, sizinle dürüst olacağım. Eviniz iki senedir satışta. Belki de herkesin sanat konusundaki ince zevkinizi takdir edemediğini düşünmenizin vakti gelmiştir, anlıyor musunuz? Yani aslında çoğu insan eğitimini aldığınız türden sanata aşina değil... Tamam, harika. O zaman sizden haber bekleyeceğim. Ancak anlaşmayı bugün yapmamız gerekiyor. Söylemiş olayım. Tamam. Telefonu kapattı ve neşeli bir yüz ifadesiyle arkasına döndü. Bunu düşünecek. Bunu gerçekten düşünecek! Ah, Tanrım, o çirkin taş tığınlarmı satabileceğim! Kollarını zafer kazanmış gibi havaya kaldırdı. 254 Luke onun mutluluğu karşısında gülümsedi. Bu harika bir haber, Maddie. Senin için çok sevindim. Dinle, hava daha kötüleşmeden yola...

115 Ne? Hayır! diye bağırdı. Hayır, hayır, hayatımın en büyük anlaşmasında dağ başında telefonun çekmemesi ihtimalini göze alamam! Hayır, Luke, o arayana kadar beklemeliyim. Bazen Geçidi ne gece varıp berbat bir fırtınanın içinde olmak istemeyiz. Lütfen Luke, dedi. Bu gerçekten benim için çok önemli. Dans eden mavi gözleriyle bu güzel yüze hayır demek mümkün değildi. Tamam, dediğinde Madeline in ağzından yine o mutluluk sesi döküldü. Tamam, bana iki dakika ver. Trudi yi aramam lazım. Ve annemi, dedi ve yeniden telefonu tuşladı. Luke ısınmak için oturma odasındaki küçük şömineyi yakmaya karar verdi ve Madeline in Trudi adındaki kişiyle konuşmasını dinleyerek odanın içinde yürüdü. Trudi, Luke un anladığı kadarıyla Madeline in çok yakın bir arkadaşıydı. Madeline in konuşma esnasında bir başka arayan olduğunu söylediğini duydu. Luke biraz odun almak için dışarı çıktı. Rüzgar şimdi korkunçtu, arka bahçedeki yaşlı karaağacı neredeyse yere yatıracaktı ve tekrar içeri girdiğinde onun Bay DiNapoli yle konuştuğunu fark etti. Bu harika, dedi, neredeyse nefesi kesilerek. Pişman olmayacaksınız, Bay DiNapoli. Yazlık evinizin heykellerle muhteşem olacağına eminim. Şey, karınız onları Orlando da da istememişti, hatırladığım kadarıyla, o yüzden eminim onu yine ikna edebilirsiniz. 255 Luke telefonun diğer ucundan Bay DiNapoli nin Yunanistan ya da onun gibi bir şey hakkında durmadan konuşan boğuk sesini duyabiliyordu. Tamam, pekala, dedi Madeline, adamın konuşmasını kesmeye çalışarak, Alıcının emlakçısını arasam iyi olacak. Onların beklemekten sıkılıp vazgeçmesini istemeyiz! Birkaç saniye sonra Luke onun Merhaba, Andy, dediğini duydu. Sesi tamamen değişmişti, şimdi kısık ve profesyoneldi. Yuva Çiftliği nin ilk günündeki Madeline gibiydi. Ben, Madeline Pruett. DiNapoli mülküyle ilgili teklif için teşekkür ederiz. Ne? Birkaç aydır bende, neden? Madeline bir an sonra çok da yumuşak olmayan bir şekilde, Ah, bırak lütfen, Andy, dedi. Orayı hibe edecek hali yok... Evet, bir karşı teklifim var. Luke un mutfağına doğru ayakkabıları ahşap zeminde tok bir ses çıkararak yürüdü. Ona DiNapoli nin kabul edeceği fiyatı söyledi. Hey! Bu hiç hoş değil. O çok iyi bir adam ve heykellerini yazlık evine götürecek. Peki teklifi müşterine iletecek misin? Ne demek bunu kabul etmeyeceklerdir? Luke kendine bir bira aldı ve tabureye oturup Madeline ile adam arasındaki çekişmeyi keyifli bir ifadeyle dinledi. Madeline ısrarcı bir kadındı, akla gelebilecek bütün satış noktalarını ortaya serdi, garajda duran taşların üstün kalitesine kadar anlattı. Sonunda, bunlar diğer adamı ikna etmeye yetmiş olmalıydı ki, Madeline telefonu kapattığında Teklifi kabul edecek. Sanırım. Belki, dedi. Neşeli bir ifadeyle Luke a baktı. Cümlesi başlarının üzerinde gümbürdeyen bir gök gürültüsüyle noktalandı. Madeline yerinden sıçradı ve telefonuna baktı. Lütfen çek, lütfen, lütfen, ne olur çekmeye devam et. 256 Yağmur küçük evin üzerine şiddetli bir şekilde düşmeye başlamıştı. Madeline parmaklarıyla sandalyenin arkasında bir ritm tutarak telefonuna bakıyordu. Hey, dedi Luke. Bir nefes al. Hayatının en büyük anlaşmasını yapmak üzeresin. Madeline in gözleri parladı ve sırıttı. Bu evi ne kadar zamandır satmaya çalışıyorum biliyor musun? Evi görüşe çıkarmalar, etkinlikler, reklam, bütün bunları bir düşünüyorum da! Bu evi listeme kattığımda Orlando daki herkes bana gülüyordu. Özellikle de Andy Griggs, o yüzden

116 de elbette değerinin altında bir teklifle gelen o olacaktı ama sorun değil, onunla anlaşabilirim. Yani ilk istediğimiz fiyattan yarım milyon aşağısını teklif verdik. Yarım milyon! Normalde burayı üç buçuk milyona vermesi için DiNa-poli yi bağlayıp tehdit etmem gerekirdi ki yine de değerinin üzerinde olduğuna seni temin ederim. Bu yüzden onun fiyatı aşağı çekmesi ve birinin bir teklif sunması... Müthiş! Bazen insanlar fiyatı umursamıyorlar, sadece evin bulunduğu yere ya da imkanlarına bakıyorlar ve onlar... O anda telefonu çaldı. Madeline nefesini tuttu. Telefonuna baktı. Bu Andy. Telefon tekrar çaldı. Ya kabul etmezlerse? Ya bu evi elimde tutmaya devam etmek zorunda kalırsam? Maddie... Aç şunu, dedi Luke sakince. Doğru. Madeline telefonu açtı ve profesyonel sesine geçti. Alo, Andy. Naber? Parmağını masanın kenarına sürttü. Hımm, dedi, Tamam. Eli masanın üzerine dayanmış bir şekilde durdu. Bu harika. Müşterilerin çok memnun kalacaklar... Teşekkür ederim, Andy! Hayır, kutlamak için bir şey içemeyeceğim, dedi gözlerini devi- 257 rerek. Bree nin evrak işlerini halletmesini söyleyip ilk iş sana yollatacağım. Durdu ve sonra daha yumuşak bir tonda ekledi. Gerçekten, teşekkür ederim, Andy. Telefonu kapattı. Başka bir gök gürlemesi camları sallarken arkasına döndü. Ellerini havaya kaldırıp geriye doğru kendini atıp güldü. Bu bir kıkırdama değildi, hatta kahkaha bile değildi. Madeline in gülüşü çok derinden, çok daha içtendi. Katışıksız bir neşe, keyif gülüşüydü. Sattım, Luke! diye bağırdı. O rezil, pahalı bok parçasını sattım. Aniden kollarını Luke a doladı ve önce bir yana, sonra diğer yana doğru küçük bir adım atarak olduğu yerde sallandı. Luke taburesinde dengede durmayı başardı. Ayrıca Madeline in saçının kokusunu yakaladı. Bu koku ona annesinin bahçesinde yetiştirdiği leylak ağaçlarını hatırlatmıştı. Bir anda Madeline ona sarılmayı bıraktı. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? diye bağırdı ve onun koluna hafif bir şekilde vurdu. Bu çok büyük bir komisyon alacağım anlamına geliyor! dedi. Tanrım, ben alacağım! Ve bu, insanların beni ciddiye alacağı anlamına da geliyor! Ah! Neredeyse unutuyordum! Bay DiNapoli yi aramam lazım! Telefonunu kaptı, tekrar aramaya basıp Luke tan biraz uzaklaşarak mutfaktan çıktı. Gözleri parlıyor, gülümsemesiyle ışıldıyordu. Luke tabureden kalkıp pencereye gitti. Yağan yağmurun şiddetine baktı, dışarısı zorlukla görünüyordu. Madeline in anlaşma evraklarıyla ilgili ne dediğini duymuyordu. Luke leylakları düşünüyordu. Leylakları gerçekten severdi. O ana kadar leylakları ne kadar sevdiğine dair hiçbir fikri yoktu. 258 Yirmi Bir Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki Madeline annesine ulaşabilmiş olsaydı bile onu muhtemelen duyamayacaktı. Telefonunu kenara koydu ve arkasını döndüğünde Luke un mutfağın girişindeki dolabın önünde eğildiğini gördü. Doğrulduğunda elinde donmuş bir pizza vardı. Aç mısın? Açlıktan ölüyorum, dedi Madeline minnettarlıkla. Madeline mutfağa, onun yanma geldi, fırını açmasını, sonra da pizzayı fırına sürmesini izledi. Sonra tekrar dolaba uzandı ve içinden iki şişe bira çıkardı. Birini açıp Madeline in önüne koydu. Şu büyük satışını kutlamalıyız, dedi. Madeline, Luke diğer şişeyi açarken önünde duran şişeye baktı.

117 Bana bira içmediğini söyleme, dedi Luke. Çok nadir. Madeline başını kaldırıp ona baktı. Tamam. Hiç. Sadece bir kez içmiştim. Tadını mı sevmedin? 259 Hayır, ondan değil. İçmeyi sevmiyorum. Annemin arkasını temizleyerek çok uzun yıllar geçirdim. Anlıyorum, dedi Luke. Ama bu iyi bir bira ve büyük satışın da büyük bir kutlamayı hak ediyor. Luke haklıydı. Trudi burada olsaydı, ona baloncuğundan dışarı çıkması için bağırır, birayı alıp kafasına dikerdi. Madeline kafasının içinde birayı kafasına diken Trudi nin görüntüsü karşısında gülümsedi. Şu dünyada herkesten çok bu anı onunla paylaşması gereken kişinin Trudi olmaması ne kadar ironikti. Onun yerine yanındaki kişi Luke Kendrick ti. Mavi Göz Pruett e, dedi Luke, şişesini yukarı kaldırıp ona da aynını yapması için başıyla işaret ederek. Orlando, Florida daki en iyi emlakçıya. Madeline sırıttı. Şerefe, dedi ve şişesini onunkine hafifçe vurdu. Tereddütle birasından içti ama biranın kolayca boğazından kayıp gitmesine şaşırdı. Hey, dedi. Bu güzelmiş. Güzel tabii ki, dedi Luke. Bu bira tam burada, saf dağ sularıyla yapılıyor. Luke ona gülümseyip fırının yanına gitti. On dakika sonra mutfak masasında yan yana oturmuş, pizza yiyip bira içerek sohbet ediyorlardı. Kabul etmek gerekirse Luke çok iyi bir eşlikçiydi. Sohbet etmesi kolay biriydi ve onu sahici bir ilgiyle dinliyor gibi görünüyordu. Luke ona emlak işine nasıl girdiğini sordu. Bir şeyler arıyordum, dedi Madeline pizzadan ikinci dilimi alırken. Üniversiteye gitmek istiyordum. Doktor ya da avukat olmak gibi büyük hayallerim vardı. Bilirsin işte, önemli bir şeyler, dedi gülerek. Bunu nasıl yapabi- 260 leceğimi çözseydim kesin giderdim ama ne yazık ki üniversiteye gitmem için yeterli paramız yoktu. Pizzasından bir ısırık aldı. Üniversite için paralarının olmaması Madeline in hassas noktasıydı. Büyükanne ve büyükbabası onun için para biriktirmişler ama parayı annesinin gözetimine bırakma hatasına düşmüşlerdi. Bu onun hayatının hikayesiydi, annesi, ebeveyninin güvenini ve kaynaklarını kötüye kullanmıştı ve Madeline in büyükanneyle büyükbabası kızları doğru düzgün bir yetişkinmiş gibi davranmayı sürdürmüşlerdi. Sen de emlak işine girdin. Evet. İstediğim düzenli hayatı kurabilmek için uygun bir iş bakıyordum. Bir yaz, en iyi arkadaşımın anne-babası evlerini satışa çıkardılar ve emlakçı onlarla konuşmaya geldiğinde ben de tesadüfen oradaydım. Kadının ne kadar hoş, ne kadar profesyonel olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Ve BMW kullanıyordu. Madeline güldü. Bir mesleği seçmek için iyi sebeplermiş. Ya sen? Sen neden inşaat işini seçtin? Aynı şeylerden, dedi Luke omzunu silkerek. Amerikan futbolunda profesyonel olacak kadar iyi değildim. İngilizce den nefret ediyordum. Luke gülümsedi. Ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Sonra annem hastalandı ve okul gelişigüzel bir şeye dönüştü. Bir sömestr gidip diğer sömestr bırakıyordum. Tekrar kaydoluyordum. Böyle beş buçuk yıl geçti. Kırıntıları tabağına silkeledi. Bu bir şeye odaklanmanı sağlamıyorsa hiçbir şey sağlamaz. Mimaride

118 karar kıldım ve arkama bakmadım. Arkama bakma lüksüm yoktu. Bu hala bir sorun, dedi Luke omzunu silkerek. Bu sömestri de bitirebileceğimden emin değilim. 261 Çok ders kaçırdım. Gelecek hafta bir sınava girerek telafi etmem lazım, yoksa sınıfta kalacağım. Ah, olamaz. Madeline para vermiş olduğu bir dersi geçemese çıldırırdı. Luke un ellerine baktı. Kalın parmaklarıyla, bir tanesinin üzerinde boylu boyunca uzanan bir yarası ve sağ elinin ayasındaki sertleşmiş derisiyle güçlü elleri vardı. Luke hayatını kendi elleriyle inşa etmişti. Bu dünyanın sonu değil, dedi Luke. Mecbur kalırsam, sadece tekrar alacağım. Mimariyi seçtiğine memnun musun? diye sordu Madeline. Evet, memnunum. Matematiği ve ondaki bulmacayı gerçekten sevdiğimi fark ettim. Bilirsin, bir şeyleri yan yana getirmek, farklı tasarılar yapmak. Luke aniden ona bakıp gülümsedi. Ya biradan ya da o anın etkisinden Madeline sarhoş gibi olmuştu. Gerçekten de sarhoş gibiydi. Sıcacık ve allak bullak olmuş bir sarhoş. Madeline de ona gülümsedi ve birasından bir yudum daha aldı. Yaptığın evleri ve tasarımları bir ara görmek isterim. Evler benim olayım, biliyorsun. Biliyorum, dedi Luke ona bakarak. İronik, ha? Madeline gülümsedi. Biraz. Birbirlerine bakarak oturdular. Madeline aralarında tekrar artan gerilimi hissedebiliyordu ama sonra aniden ışık titreşmeye başladı. Luke la birbirlerine bir an için daha bakakaldılar ve sonra elektrikler tamamen gitti. Harika, dedi Madeline. Bu, baharda çok olur. Hiç kıpırdama, dedi Luke ve taburesinden kalkıp oturma odasına geçti. Madeline titredi, mutfak fırtınadan dolayı yeşilimsi bir aydınlığın içindeydi. 262 Evin etrafı tamamen uluyan rüzgarla sarılmıştı, şimşekler yeniden içeriyi doldurdu. Bir dakika sonra Luke tekrar göründü. Elinde bir fener vardı. Biraları al, olur mu? dedi ve ışığı tutarak Madeline in yürümesi için yeri aydınlattı. Onu oturma odasına yönlendirdi. Kanepenin önüne, tam şöminenin yanma iki yer minderi koymuştu. Harika, dedi Madeline. Şöminenin yanı çok daha sıcaktı. Fırtınanın gümbürtüsünü duyabiliyor, hala çakan şimşekleri görebiliyorlardı. Sanki ateş onlarla fırtına arasında bir bariyer oluşturmuştu! Luke un bacakları öne doğru uzanmıştı, kolu arkadaki kanepeye dayalıydı. Trudi kim? diye sordu. Ondan birkaç kez bahsetmiştin. Hiç sahip olmadığım kardeşim, dedi Madeline, ne dediğini fark etmeden önce. Mahcup bir ifadeyle gülümsedi. Yani, şimdiye kadar demek istemiştim. Şu aşamada kardeşlerin olduğunu öğrenmek tuhaf olmalı. Gerçekdışı, diye ona katıldı Madeline. Ya annen? diye sordu Luke. Onlardan haberi yok muydu? Madeline homurdanıp mindere biraz daha gömüldü. Hayır. İki biranın ardından kendini sıcak, gevşemiş ve tabiatına hiç uygun olmayan bir şekilde güvenli hissediyordu. Senin bir sırrımı bilmene izin vereceğim. Babam ailemdeki tek kötü ebeveyn değildi. Annem... Derin bir nefes alıp yavaşça bıraktı, annesini en iyi nasıl tarif edebileceğini düşünerek. Pek sorumluluk sahibi değildir. Hayır, bekle, bunu biraz daha düzelteyim. Tamamen sorumsuz

119 263 biridir, dedi Madeline elindeki bira şişesini dediğini vurgulamak için göstererek. Onunla her zaman ilgilenmek zorunda kaldım. Anlıyorum, dedi Luke. Elini onun bacağına koyup hafifçe sıktı. Üzgünüm. Senin için listeleyeyim, dedi Madeline, kendini mutlu ve güvenli hissederek. Birincisi, bir sürü üvey babam ve üveybaba müsveddeleri vardı. İkincisi, annem hiçbir zaman birkaç aydan daha fazla bir işte kalmadı. Üçüncüsü, annem herhangi birinin ona verdiği her şeyi anında çarçur eder ve dört, annem bencil biridir. Vay canına, dedi Luke. Zor bir hayatın olmuş gibi görünüyor. Tahmin bile edemezsin, dedi Madeline. Bundan hoşlandığını düşündü. Luke tan herhangi bir yargılayıcı ima hissetmemişti. Luke ailesi hakkındaki sırları ifşa etmesini kolaylaştırıyordu. Çok iyi büyükanne ve büyükbabam vardı ama, dedi Madeline omzunu silkerek, bu tamamen yetersiz bir anneyi telafi edermiş gibi, iddiaya girerim senin anne baban Ozzie ve Harrietdizisinde gibiydiler. Luke ona üzüntüyle karışık bir gülümsemeyle baktı. Yalan söylemeyeceğim, gerçekten çok muhteşem bir anne-babam vardı. Çiftlikte çok güzel bir hayatım oldu. Şu ana kadar, dedi Madeline. Luke ilk başta herhangi bir şey söylemedi. Başını çevirip ona baktı, yüzünde oluruna bırakılmış bir ifade vardı. Şu ana kadar, dedi. Madeline onun için kötü hissetti, gerçekten çok kötü... Ama Luke un ailesinin başına gelen şeyi değiştiremezdi. Madeline pencereye baktı, yağmur hala şiddetli bir şekilde 264 yağıyordu ama rüzgar dinmeye başlamıştı. Bakışları rafta duran bir fotoğrafa gitti. Luke u ve ona çok benzeyen bir adamı görebiliyordu. Luke kolunu onun omzuna atmıştı fakat hemen solunda ilk gece Stakeout ta karşılaştığı o sarışın kadın vardı. Hey, dedi birasıyla fotoğrafı işaret ederek. Bu Julie, neydi adı? Luke bakışlarını bira etiketinden kaldırıp baktığında yüzünde o fotoğrafı gördüğüne şaşırmış bir ifade vardı. Orada olduğunu unutmuşum. Sıçrayarak yerinden kalktı, oraya gidip fotoğrafı aldı ve girişteki bir masanın üzerine yatık vaziyette koydu. Bunu neden yaptın? diye sordu Madeline, Luke onun yanma geri dönerken. Arkadaşın değil mi? Pek sayılmaz. Daha çok eskiden tanıdığım biri, dedi Luke. Madeline üzerine vazife olmayan bir şey yapmış gibi tuhaf bir şekilde kendini rahatsız hissetti. Libby nin haklı olduğu aşikar gibi görünüyordu. Luke hala Julie için bir şeyler hissediyordu. Onun hakkında konuşmak istemiyorsan eski bir tanıdıktan daha fazlası olmalı, dedi ve Luke a gözünün ucuyla bakarak gülümsedi. Yani bence öyle. Luke, Madeline in onun ağzından Julie yle ilgili laf almaya çalışmasına alaycı bir ifadeyle gülümsedi. Bunu dinlemek istemezsin. İnan bana, sıkıcı bir öyküdür. Hayır, isterim. Birincisi, iyi bir dinleyiciyimdir. İkincisi, aslında her şeye burnunu sokan biriyimdir. Buna inanmam, dedi Luke. Haklısın, dedi Madeline. İyi bir dinleyici değilim. Luke bir kahkaha attı ve Madeline in dizine yumruk yaptığı eliyle hafifçe dokundu. Eski hikayeler, Maddie. 265 Benim için değil.

120 Ah, dedi Luke. Onunla nişanlıydım, tamam mı? Ama sonra o nişanı attı. Niye? diye sordu Madeline kendini durduramadan. Özür dilerim. Fazla meraklıyım. Sorun değil, dedi Luke ve tekrar hafifçe onun dizine vurdu. Erkek kardeşim hasta. Onun kaslarını harap eden bir hastalığı var. Ah, çok üzüldüm, dedi Madeline ve kas distrofisini kafasında canlandırmaya çalıştı. Evet, bu durum biraz ağırdı ama yine de hayata devam ediyorduk, derken annem de hastalandı. Sanırım Julie de ailemin ihtiyaç duyduğu ilgi ve bakımla başa çıkamadı. Madeline ona şaşkınlıkla baktı. Bu çok duygusuzcaydı. Üzgünüm, Luke, dedi yumuşak bir tonda. Bu seni çok incitmiş olmalı. Elbette incitti. Üzüntülü bir şekilde gülümsedi. Ama geçmişte kaldı ve bu işlerin nasıl olduğunu bilirsin. Zamanla onları aşarsın. Bir kez daha onun dizine vurdu. Ne demek istediğimi anlıyorsundur. Hımm... Madeline söyleyecek zekice bir şey bulmaya çalıştı ama tereddütlü hali Luke un bir kaşını havaya kaldırmasına neden oldu. Bekle,.yoksa kötü bir ayrılık yaşamadın mı hiç? Madeline başını iki yana salladı. Luke un bakışları düşünceli bir ifadeyle kısıldı. Cidden mi? Birkaç yıl önce bir adamla çıkmıştım. O benden ayrılmıştı. Ne kadar süre çıktınız? diye sordu Luke meraklı bir şekilde. 266 Tam olarak bilmiyorum, dört ya da beş ay? Luke onunla ilgili ne diyeceğini bilemiyormuş gibi biraz geriye doğru itti. Gençlik aşkından bahsetmiyorum, bebeğim. Bahsettiğim, gerçek bir yetişkin aşkı. Bilirsin işte, erkekler, kadınlar, seks, rock and roll, asla söylememiş olmayı dilediğin bir sürü şey, duygu, söylemiş olmayı dilediğin şeyler. Delicesine aşk, delicesine acı. Luke bunu bu şekilde anlatınca kalp kırıklığı bile neredeyse arzu edilir bir şey gibi geliyordu insana. Fakat gerçek şuydu ki, Madeline hiç böyle bir şey tecrübe etmemişti. Hiçbir zaman kendinin böyle bir duruma yaklaşmasına izin vermemişti. Duygulardan hatırı sayılır bir uzaklıkta durma konusunda uzmandı ve bu da Trystan ın ondan ayrılmasının sebebiydi. Dalga geçiyorsun, değil mi? diye ısrar etti Luke. Hiç mi? Hayır, dedi Madeline yüzü alev alev yanarak. Dalga geçme. Dalga geçmiyorum. Onunla yüz yüze olabilmek için biraz kımıldadı. Ama yani şimdi bana hiç aşık olmadığını mı söylüyorsun? Kaç yaşındasın sen? Tanrım, Luke, dedi Madeline kımıldayıp uzaklaşmaya çalışarak ama Luke bacağına koyduğu eliyle onu durdurdu. Kaç yaşındasın? Neredeyse otuz, dedi Madeline bunun için hafifçe af diler gibi bir his içerisindeydi. Bana öyle bakma. Bu o kadar sıradışı bir şey değil. Dur, dedi Luke, onun sözlerini duymazdan gelerek. Ya şu adam? 267 Ne adamı? Şu adam hani, dedi Luke elini açık bir vaziyette Ma-deliene e uzatarak. Geçen gece yemekte bir nevi varlığını kabul ettiğin işte. Kim, Stephen mı? diye sordu. Hah! Biliyordum. Stephen, evet. Ya o? Onda ne sorun var ki?

121 Onda hiçbir sorun yok, dedi Madeline. Harika bir adam. Sadece duygusal olarak etkilenmem için çok şey gerekiyor. Aha, dedi Luke ona meraklı bir ifadeyle bakarak. Anlıyorum. Aa bu adam çok sıkıcı bir adam ya da ulaşılması imkansız standartların var. Ne gerekiyor? Yapma Luke, diye homurdandı Madeline. Ayağa kalkmaya davrandı ama Luke çok hızlıydı. Onu bileğinden yakalayıp yerinde kalmasını sağladı. Sen yapma, Maddie. Duygusal olarak etkilenmen için ne gerekiyor, söyle. Madeline in aklından milyonlarca şey geçti. Güven. İnanç. Cesaret. İçinde dolaşıp duran korkularını tarif etmek için gerçekten gereken kelimeleri şimdiye kadar asla bulamamıştı. Bilmiyorum, dedi sabırsızca ve bileğini Lu-ke tan kurtarmaya çalıştı. Ancak Luke onu daha da sıkı tuttu. Bence biliyorsun. Bana söyleyebilirsin, Maddie. Gülmeyeceğim, bir yargıda bulunmayacağım. Hem birkaç gün içerisinde Orlando ya geri döndüğünde söylediğin her şeyi unutabilirsin. Söylemem neyi değiştirir ki? Bilmiyorum, dedi Luke ve Madeline in elini dudaklarına götürüp eklemlerinden öptü. Dudakları sıcak ve yumuşacıktı. Ama bir şeyleri değiştirir. Senden hoşlandım, 268 Mavi Göz. Ve ateşli bedeninin içinde ne şeytanlıklar gizlediğini merak ediyorum. Madeline elinde olmadan gülümsedi. Pekala, söyle bakalım, seni bu kadar uzak tutan şey ne? Madeline bunca zamandır içinde olup bitenleri, onu biçimlendiren, hayatının sert köşelerinin ona dayattığı şeyleri kabullenmek istemiyordu. Luke un yüz ifadesi yumuşadı, bunun Madeline için keyifli bir şakalaşmadan daha ciddi bir yerlere doğru gittiğini anlamış gibi görünüyordu. Luke başını yana eğdi, parmaklarının arkasıyla Madeline in yüzüne dokunup saçını arkaya itti. Şaka yapmıyorum. Bana anlatabilirsin. Ne söylersen söyle, bende saklı kalacağına emin olabilirsin. Bunu sıradan bir şey, onun için olağan bir durummuş gibi söylemişti. Sokaktan geçen herhangi biri ona bir şeyler söylese bu sırrı tabii ki saklayacakmış gibiydi. Sesi, yüz ifadesi Madeline in kendini bir güven perdesinin ardında gibi hissetmesine yol açmıştı. Beni terk etmeyeceklerini bilmem gerekiyor, dedi fısıltıyla. Madeline ona hepsinin terk ettiğini söylemek istiyordu, babasının, annesi yüzünden hayatına giren onca erkeğin... Çok tuhaftı, aslında hepsinin gitmesini istemiş ve aptalca bir umutla babasının geri gelip onu kurtaracağını hayal etmişti. Ancak sonunda hepsi onu terk ettiklerinde beklediği baba hiç gelmemişti. Madeline in içindeki kız da yetişkin bir kadın olan Made-line i bunu hak ettiğine inandırmıştı. Madeline bütün bunları söylemek için ağzını açtı ama cesaret edemedi. Ağzını tekrar kapattı. Luke un yüz ifadesi değişmemişti, parmağıyla ona dokunarak çenesine doğru 269 indi. Kalbini ilişkilerine dahil etmezsen seni asla terk etmeyeceklerini nasıl bilebilirsin ki? Biliyorum, bu çok saçma, biliyorum diye kabul etti Madeline. Çok fazla bile konuşmuştu. Nefesi kesilmiş gibiydi. Elini Luke tan kurtardı. Çok önemli bir şey değil, dedi yaptığı itirafı silmek ister gibi. Birayı aldı ve içinde kalanı içip boş şişeye gözlerini dikti. Luke ondan biraz uzaklaşmıştı, yüzünde şüpheci bir ifadeyle arkasına yaslandı. Değil mi? Bana bu durumun senin üzerinde çok büyük bir etkisi varmış gibi geliyor. Yani bir erkekten duygusal olarak etkilenemediğini söyledin.

122 Hayır, dedi Madeline kendini gülümsemeye zorlayarak. Sadece biriyle çıkma konusunda berbatım. Stephen harika bir adam. Ama onun için çok fazla vaktim yok, hepsi bu. Hepsi bu değildi ama kabul etmeye gönüllü olduklarının hepsi buydu. Luke güldü. Bu kadar komik olan ne? diye sordu Madeline kafası karışarak. Çünkü iyi yalan söyleyemiyorsun, Maddie. Neye ihtiyacın var biliyor musun? Madeline abartılı bir şekilde iç çekti ve arkasına yaslandı. Hadi, durma, sıraya geç. Her zaman neye ihtiyacım olduğunu söylemek için birileri sırada bekliyor zaten. Luke vazgeçmeyecekti. Fosforlu kalemini bir kenara bırakmalısın. Hayatın akmasına izin vermelisin. Hah, dedi Madeline homurdanarak. Sence bunu daha önce duymadım mı? Son dakika haberi! Kontrol manyağıyım. Ama bu parmağımı şıklatıp her şeyi boş ve- 270 receğim anlamına gelmiyor. Tıpkı seni terk eden o kadına duyduğun bağlılıkta olduğu gibi. Luke un gülümsemesi aniden soldu ve Madeline kendini berbat hissetti. Özür dilerim, dedi hemen ve doğrulup elini Luke un koluna koydu. Gerçekten özür dilerim. Bunu dememem gerekirdi. Gördün mü? Ben bu işlerde berbatım. Luke sırıtmaya başladı. Çıkma konularında berbat olduğunu söylemiştin. Bu çıktığımız anlamına mı geliyor? Hayır! Luke gülerek, yerinden sıçrayıp doğruldu. Kitaplığa doğru gidip radyoyu açtı. Hey, dedi Madeline country müzik odayı doldururken. Bunu nasıl yaptın? Yedek pil. Luke tekrar yastıklara doğru gelip elini ona uzattı. Hayatı akışına bırak. Luke o kadar çekici bir şekilde gülümsüyordu ki, Madeline tereddüt etse de elini onun elinin üzerine koyup onun kendisini ayağa kaldırmasına izin verdi. Sana gevşemek için çok kolay yollardan birini göstereceğim. Gevşemeye ihtiyacım yok... Madeline. Madeline iç çekti. Aynı Trudi gibi konuşuyorsun, biliyor musun? Luke un gülümsemesi daha da derinleşti. Elini Madeline in giydiği ceketin içine sokup beline sardı ve onu kendine doğru çekti. Ne yapıyorsun? diye sordu Madeline gerilip hafiften panikleyerek. Tanrım, ben dans edemem, Luke. 271 Evet, edersin, dedi Luke hemen. Herkes eder. Sadece herkesin kendi ritmi vardır. Luke onu kendine biraz daha çekti, elini onunla kendisinin arasına sıkıştırıp biraz daha göğüskafesine onu çekerek çenesini başının üzerine yerleştirdi. Rahatla, dedi yumuşak bir sesle. Bu sadece bir dans. Onunla sağa doğru salındı, sonra sola ve sonra tekrar diğer tarafa. Ayaklarını oynat. Luke onu yavaşça bir yöne, sonra diğer tarafa hareket ettirip yönlendirdi ve onu adımlar attırmaya zorlayarak devam etti. Bu çok komik, dedi Madeline ama gerçek şu ki çok güzeldi. Çok güzel. Madeline gözleri kapalı halde bir bulutun üzerindeydi. Luke un bedeni ve gücü dışında hiçbir şey yoktu, müzik üzerlerine akıyor ve yağmurun sesiyle karışıyordu. Daha önce kendini böyle sakin, böyle yumuşacık hissettiğini hiç hatırlamıyordu.

123 Odanın içinde yavaşça salındılar, müzik bu karanlık, ateşin aydınlattığı gecede yağmurla karışıp akıyordu. Madeline içinde gittikçe büyüyen arzu patikasından aşağıya inmeye bıraktı kendini. En küçük düşüncenin bile uzağında süzülüyor, aklına ne Julie yi ne de Stephen ı getiriyordu. Ne de DiNapoli yi... Karmaşıklıkları kafaya takmıyordu. Luke la bu işin nereye varacağı veya bunun ne anlama geldiği hakkında endişe etmiyordu. Sadece kendinin bu hoş ve büyülü mekanda var olmasına izin veriyordu. Madeline yanağını onun omzuna dayadı ve şarkı bitene kadar Luke un onunla salınmasına izin verdi. Hatta o zaman bile, Luke hemen durmadı... Madeline gözlerini açıp ona bakmak için başını kaldırana kadar onu tutup dans etmeye devam etti. Luke un bakışları sıcacıktı, Madeline i büyüleyen derin 272 bir pırıltısı vardı. Madeline onu Bazen Geçidi nde ilk gördüğünde olduğu gibi ürperdi. Ancak bu kez korkmuyordu, doğasına uygun bir şekilde kafasını çevirmedi. Madeline, Luke un onu tekrar öpeceğini biliyordu. Bunu Luke daha başını eğmeden, kendisi başını ona doğru kaldırmadan önce, bir daha olmayacağına dair kendine verdiği sözü unutacağını biliyordu. Luke onu öptüğünde, Madeline böyle bir öpücüğe hazır değildi. Dudaklarının üzerindeki bu sıcak ve nazik öpücüğün böyle tahrik edici olacağını tahmin etmemişti. Madeline in tepkisi tamamen içgüdüseldi, dudakları aralanmış ve dili onu karşılamıştı. Luke onu kendine doğru '* sımsıkı bastırdı ve Madeline in elleri onun omuzlarını, boynunu buldu. Luke un öpücüğü ihtiyatlıydı ve Madeline bunun inanılmaz derecede şehvetli olduğunu düşündü. Öpüşmeleri bu küçük evi, ciğerlerini, gözlerini, kulaklarını ve kalbini şehvetle doldurmuştu sanki. Luke daha başını kaldırmadan saniyeler önce Madeline i daha fazlasını ister bir halde bırakmış oldu. Madeline in elleri hala Luke un omuzlarındaydı. Dudakları hala ıslaktı. Sanırım bunun iyi bir fikir olmadığında anlaşmıştık. Anlaşmış mıydık? diye sordu Luke, bakışları onun yüzünde gezinerek. Hatırlamıyorum, diye yalan söyledi Madeline. Luke gülümseyerek başını eğdi ama bu kez onu öpen Madeline di. Luke u daha önce başka hiçbir adamı öpmediği gibi öptü, daha önce hiçbiriyle öpüşmeyi hayal etmemiş gibi. Madeline onu her gözeneğinde hissedebiliyordu, bedeninin onu büyük bir okyanus süngeri gibi sırılsıklam ettiğini duyumsuyordu. Madeline içindeki patlamayı, 273 arzu, umut ve baş dönmesinin verdiği patlamayı hissetti, içindeki bir şeyler serbest kalıp gitmişti. Yasakları küçük kar taneleri gibi eriyip yok olmaya başlamıştı. Damarlarındaki kanı ateşe dönüyordu, arzusu o kadar güçlüydü ki orada olduğunu fark edip onunla savaşmaya başlamadan önce kontrolünü kaybetmişti. Luke un bedeninin hissi, ellerinin altındaki sertliği Madeline in içindeki ateşi körüklüyordu. Parmaklarını Luke un saçlarının arasına geçirdi, kulaklarına indi ve oradan omuzlarını ve göğüskafesini okşadı. Luke un da elleri hareket ediyordu, Madeline in kalçalarını avuçluyor, sırtına ve göğüslerine yükseliyordu. Luke, onu havaya kaldırıp ikisini de şöminenin önüne yastıkların üzerine götürdüğünde Madeline in ağzından bir şaşkınlık bağırışı döküldü. Luke onun üzerine çıkıp bacaklarını açtığında Madeline bedenini ona doğru biraz daha yaklaştırdı ve Luke un tutkulu öpüşü karşısında şömineden gelen sıcaklığı içine çekip ona kenetlenmekten kendini alamadı.

124 Ateş o kadar parlak ve yoğundu ki Madeline, Luke elini onun elbisesine sokup bir göğsünü açığa çıkardığında kendini rahatsız edici bir şekilde ifşa olmuş hissetmedi. Luke göğsünü ağzının içine aldığında, Madeline in aklı ne yaptığına dair sorular ve oradan kaçması gerektiğine dair uyarılarla dolu değildi. Aksine, kim olduğunu görmezden gelip kolunu onun boynuna sardı ve Luke ona ağzı, elleri ve bedeniyle şehvetli hisler yaşatırken gözlerini kapattı. Luke un eli elbisesinin eteğine uzandığında Madeline geçmişte yaptığı gibi bacaklarını kapatmak için mücadele etmedi. Sanki o Madeline, Boz Ayı Pansiyonu nda kalmıştı ve bu Madeline kendini akışa bırakıyor, fırtınada savrul- 274 maya izin veriyor ve kendini seks bahçesinde dilediğince karnını doyurmaya bırakıyordu. Luke onun içine parmaklarım batırarak, bacaklarının arasını okşadı. Madeline onun içine dalacağını ve sadece kadın etiyle doyurulabilecek bir erkek gibi ona sahip olacağını zannederken Luke aniden yavaşladı. Onu şefkatli bir şekilde öptü, eliyle çenesini tuttu, dudaklarını alnına, yanağına, ağzına bastırdı. Neredeyse hürmetkardı ve kesinlikle şefkatliydi. Madeline onun kendisine karşı neden bu kadar temkinli olduğunu anlıyordu. Günlerdir Luke un etrafında pek çok şeyden emin olmadan dolaşıp durmuştu. Ne var ki Madeline şu anda şaşırtıcı bir şekilde emindi kendinden. Birkaç gün içinde bir daha Luke u hiç göremeyebilirdi, o yüzden kendini bu gece dağların çekimine bırakacaktı. Bu gece zincirlerini kırması için kendine müsaade edecekti. Madeline, Luke u sırtüstü yatması için itti. Luke şaşkınlıkla güldü ama Madeline onun üzerine çıkıp gömleğinin düğmelerini açmaya başladığında bu gülümseme yok oldu. Luke un elleri üzerindeki flanel ceketi çıkarmak için onun kollarına gitti. Hey... diye cümlesine başladı Luke. Madeline, o bir şey diyemeden önce dudaklarından öptü, sonra da hafifçe dişleyerek göğsüne doğru ıslak bir hat çizdi. Luke un gözleri kısıldı, Madeline onun bedeninin tepki verdiğini, sertleştiğini ve ona daha fazla baskı yaptığını fark edebiliyordu. Madeline tamamen kendisi değilmiş gibi, başka birine, seksi, arzulanan bir kadına dönüşmüş gibi hissediyordu. Luke doğrulup oturdu, kollarını ona sardı ve sıkıca tutup ateşli bir şekilde öptü. Madeline başını o boğazını iş- 275 tahla tüketebilsin diye arkaya attı. Beni çılgına çeviriyorsun, dedi Luke hırıltılı bir sesle. O halde eşit sayılırız, dedi Madeline. Luke boğazından derin bir ses çıkardı. Çabucak, kolayca onu tekrar altına alıp kot pantolonunu çıkararak fırlatırken Madeline i öpmeye devam etti. Luke oturur pozisyona geçip gömleğini çıkardığında gergin kasları görünür oldu. Luke un bakışları Madeline in üzerinde gezinirken gözlerinde karanlık bir pırıltı vardı ve çenesi kendini tutuyormuş gibi gergindi. Şöminenin ateşi Luke un yüzüne olduğundan da güçlü görünmesine yol açan gölgeler düşürüyordu. Bir savaşçı gibi, diye düşündü Madeline. Gülümsedi ve parmaklarıyla Luke un yüzüne dokundu. Harikasın. Luke inleyip onun üzerine eğildi ve öptü, elleri göğüslerinde, belinde, bacaklarının arasındaydı. Madeline kendini küçük bir salın üzerinde duyularının mahrem denizinde sürüklendiğini hissediyordu. Luke bacaklarının arasına doğru kımıldadı ve içine o kadar rahat bir şekilde

125 girdi ki Madeline bunun hazzıyla kesik bir nefes aldı. Gözlerini açtığında Luke un bakışlarından utanıp bakışlarını kaçırmadı. Luke onun içine girerken, saçını okşarken, onu dudağından, avuçiçinden öperken hep izledi. Şöminenin önünde seviştiler. Nefesleri sıcak ve şiddetli, okşamaları sabırsız ve bedenleri sevişmelerinin yoğunluğuyla kaygandı. Madeline in bedeni sonunda Luke un dokunuşuyla zirveye vardığında kendini bu küçük evine üzerine yağmurla birlikte yağıyormuş gibi hissetti. Luke da onu takip ederek rahatlamasına erdiğinde başını Madeline in saçlarına gömdü. 276 Bu Madeline in şimdiye kadar yaptığı en iyi seksti. Hazzın sınırlarının ötesindeydi, Yılbaşı Arifesi, Dört Temmuz ve Şampiyonluk Müsabakası nın sarmalanıp bir araya getirilmiş haliydi. Olağanüstüydü. Luke la beraber yan yana yatmaya devam ettiler. Madeline in bacağı Luke a sarılıydı, parmakları birleşmişti ve üzerlerini ufak bir koltuk örtüsü yarım yamalak örtüyordu. Aptalca şeylerden bahsettiler, evlerden mesela... Şimdiye kadar gördükleri en tuhaf evleri kıyaslarken karşılıklı güldüler. Madeline e hem her şeyden ve hem de hiçbir şeyden konuşuyorlarmış gibi gelmişti. Bu kolaydı. Bu tanıdıktı, rahattı. Luke un bedeni sıcacıktı, elleri güçlü ama okşarken şaşırtıcı derecede nazikti. Madeline elektriklerin ne zaman geldiğini bilmiyordu çünkü uyuyakalmıştı. Luke un ateşi biraz daha canlandırmak için kalktığını ve üzerlerine daha kalın bir örtü bulup çenesine kadar onun üzerine örttüğünü ya da şöminenin loş ışığında saçları etrafına dağılmış uyurken onu seyrederek son bir bira içtiğini bilmiyordu. Madeline bunun şimdiye kadar yaşadığı en muhteşem şekilde parıltılı gecelerden biri olduğu dışında bir şey bilmiyordu. Ve sonra sabah oldu. Parlak gün ışığı ve ötüşen kuşlar Madeline i uyandırdı. Nerede olduğunu algılaması bir ya da iki saniyesini aldı. Ah evet, Luke onu gece uyandırmış ve yatağına götürmüştü. Ve sonra bir daha sevişmişlerdi. Bir daha? Madeline dirsekleri üzerinde kalkıp başını çevirdi. Karmakarışık olmuş saçlarının arasından Luke un yanında 277 uzandığını görebiliyordu. Luke un vücudu fırtınanın zifiri karanlığında olduğu gibi sabah ışığında da muhteşemdi. Gürültülü bir şekilde uyuyordu, bir kolu göğsünün üzerinde, diğeri başının altındaydı. Mükemmel ve büyüleyiciydi. Onu görmüş olsaydı Trudi nin ağzının suyu akardı. Madeline yavaşça hareket edip dikkatli bir şekilde yataktan kalktı. Yatağın yanında dururken vücudu hafifçe halsiz, başı biraz döner vaziyette onun gömleğini aldı ve üzerine geçirip sessizce odadan çıktı. Hızla oturma odasına gitti. Hala çantası ve telefonu orada duruyordu. Madeline onları aldı ve kapıyı arkasından kilitleyerek holdeki banyoya gitti. Küvetin kenarına oturdu ve banyo zemininin siyah beyaz fayanslarına bakarken parmaklarını saçlarının arasına soktu, içinde, derinlerinde tanıdık bir mide bulantısı hissetti. Bunun açlık olduğuna inanmak istiyordu ama kendisini çok iyi tanıyordu. Kendini ifşa etmiş, kontrolünü kaybetmişti ve hissettiği şey endişeydi. Temelinin çatlaklarından sızıp gelen, tamamen olgunlaşıp büyümüş bir endişe.

126 Cinsel ilişki, bir avuç küçük kesiğin üzerine en az beklediği anda tuz basılması gibi Madeline in içinin paramparça ve lime lime ediliyormuş gibi zannetmesine neden oluyordu. Fakat bu sefer, binlerce bıçak ona saplanmış gibiydi. Madeline daha önce hiç böyle endişelenmemişti. Bunun bir manası olmadığının farkındaydı. Tek bildiği şey, bunu kontrol edemediğiydi. Kendini Luke a karşı ilgi duymaktan, ya da onun tarafından incitilmekten, reddedilmekten ve terk edilmekten. Alıkoyamamıştı. Her ne kadar Trudi bunu savunuyorsa da Madeline in rasgele seks 278 yapmamasının nedeni buydu. Seks onun için asla rastge-le olmamıştı. Tabii bu dün geceden pişmanlık duyduğu anlamına gelmiyordu. Tanrım, hayır, tam tersiydi. Luke olağanüstüydü ve o çok... Kendini çok mutlu hissetmişti. Kendine koyduğu lanet olası kurallardan ve beklentilerinden özgürdü. Bu da sadece kesiklerin daha derin, düşüşün daha sert olacağı anlamına geliyordu çünkü şimdi kaçınılmaz sonuçlarla yüzleşmesi gerekiyordu. Luke a karşı hissettiklerine rağmen hiçbir şey değişmemişti. Madeline in hayatı Orlando daydı. Dün ona çiftliğin değeri hakkında bilgi veren ve ona müşteriler getirecek emlakçıyla görüşmüştü. Böylece bir an önce Orlando ya gidebilecekti. Luke un hayatı da buradaydı ve kalbi hala başkası için atıyordu. Madeline bunun ne dereceye kadar doğru olduğunu bilmiyordu ama Luke un dün gece Julie nin resmini fark ettiğinde yüzünün aldığı ifadeyi görmüştü. Luke un içinde o kadına karşı hala bir şeyler vardı. Marifet, bu sıradışı geceden sakince, mantıklı bir biçimde ve rahatsız edici duygular olmaksızın ayrılmak, dedi kendi kendine Madeline. Ancak bunu ustalıkla nasıl yapacağını bilen en son kadın kendisiydi. 279 Yirmi İki Luke uyandığında gerinip elini yanında dolaştırdı. Yatak boştu. Orada, dünkü o çok özel gecenin anılarını hatırlayarak gözleri kapalı vaziyette gülümseyip yatmaya devam etti. Madeline in oturma odasından gelen sesi, bir duman gibi koridoru geçerek Luke un bilincine yayıldı. Yatağın içinde doğruldu ve gözlerini ovuşturup ellerini saçında gezdirdi. Dün gece mükemmelin ötesindeydi. Madeline de bir şeyler sanki tamamen yerinden oynamıştı. Luke onu hep güzel bulmuştu ama dün tamamen farklı bir boyutta çekiciydi. Kendini bırakmıştı, tamamen o anın içinde var olmak için kendini koyvermişti ve bu inanılmaz derecede seksiydi. Luke a geçirdiği o berbat günü, Madeline dışında kalan her şeyi unutturmuştu. Luke, Madeline deki o çekici zayıf noktalara bayılıyordu ama dün gece, her ne kadar çok kısa olsa da o yaralı kızın hala derinlerde bir yerlerde içinde gizlendiğini görmüştü. Grant in, Madeline in hayatındaki yokluğunun 280 onun üzerinde birtakım etkileri olduğunu anlamak için psikoloji diploması gerekmiyordu. Luke onu anlıyordu. Kendisinin de bazı sıkıntıları vardı sanırım. Çünkü o kırılganlık, Luke un Madeline i ateşli bir şekilde istemesine neden olmuştu. İlk öpücük Luke u dizlerinin

127 üzerine çöktürmüştü. Madeline onun içindeki o kötücül arzuyu körüklemiş ve sonra da buna o kadar ateşli bir şekilde karşılık vermişti ki Luke bununla tamamen mahvolmuştu. Tamamen. Madeline onu büyülemişti. Kıvrımlar, sapaklar ve küçük sürprizlerle doluydu ve galiba Luke daha önce böyle bir şeye kapılmamıştı. Ayaklarını yataktan aşağıya sarkıttı, kalkıp şifoniyerine gitti ve bir boxer külot aldı. Üzerine kotunu da giydi ve birkaç tane düğmesini düşmesin diye gelişigüzel ilikledi ve Madeline in sesinin geldiği yere yöneldi. Madeline oturma odasındaydı, pencerenin önünde durmuş, uzaktaki dağlara bakıyordu. Biliyorum, dedi telefonda, öyle heyecanlandım ki... Benim için ne kadar büyük bir satış olduğunu biliyorsun. Luke kendi kendine gülümsedi ve kapıya omzunu yasladı. Zor evleri satma konusunda bir madalya veriyor olsalardı Madeline in bunu alacağından oldukça emindi. Beri de bunu düşünüyordum, dedi ve inatçı bir şekilde camın diğer tarafında inatla durmakta olan yağmur damlasına dokundu. Artık büyük işler gelir elime herhalde, sence de öyle değil mi? Yani bunu satabildiysem, satış yapabiliyorumdur. Madeline kendi yeteneği konusunda yaptığı bu yoruma güldü, sonra karşısındakini dinleyerek sessizleşti. Hımm, dedi. Onun bana çok faydası oldu. 281 Benim için bunu ayarladığından dolayı çok teşekkür ederim. İlgileneceğini düşündüğü birkaç kişi var şimdiden. Madeline arkasını döndü ve Luke un orada dikildiğini gördü. Madeline in yüz ifadesinin değişti, gülümsemeden ihtiyatlı bir hale geçmişti. Luke bunu görmezden geldi. Ona doğru yürüdü, başından öptü, ipeksi saçlarını okşadı ve yüzüne dokundu. Madeline gülümsedi ama bu biraz gergin bir gülümsemeydi ve Luke un belkemiğinden yukarı tuhaf küçük bir ürperti geçti. Pekala, dinle, kapatmam lazım. Bugün Pine River a dönüyorum. Ah... Evet, elbette, dedi ve sonra tekrar arkasını döndü. Yumuşak bir ses tonuyla ekledi. Sana daha sonra mesaj atsam olur mu? Luke onun konuşma şeklinden hoşlanmamıştı. Sessizce, gergince ve hatta belki biraz şifreliydi. Bundan zerre kadar hoşlanmamıştı. Tamam. Sen de. Hoşça kal. Madeline telefonunu kapattı ve saçını kulağının arkasına atıp gülümsedi. Luke gülümsemedi. Dur tahmin edeyim... Stephen mı? Madeline alt dudağını ısırdı ve başını salladı. En azından bununla ilgili yalan söylememişti. Luke ne diyeceğini bilmiyordu. Dün gecenin onları mucizevi bir şekilde bir çifte dönüştürdüğünü, Yuva Çift-liği yle ilgili bütün meselelerin kaybolup gittiğini düşünüyor değildi. Yetişkin bir erkekti, ne kadar yüzeysel görünürse görünsün onun Orlando da bir nevi ilişkisi olduğu gerçeğini kaldırabilirdi. Fakat Luke biraz daha nezakete hakkı olabileceğini düşünüyordu. Belki erkek arkadaşını 282 arama işini en azından onun evinden çıktıktan sonraki bir zamana erteleyebilirdi. Fakat Luke bir şey söylemedi, arkasını dönüp mutfağa gitti. Onu aradım çünkü bana dün birkaç şeyde yardımcı olmuştu ve ne olduğunu bilmek isteyeceğini düşündüm, dedi Madeline pişmanlıkla.

128 Onu bu sabah mı aramak zorundaydı? Kahvaltıdan önce? Açıklaman gerekmiyor, Madeline, dedi Luke ve ona omzunun üzerinden soğuk bir gülümseme yolladı. İkimiz de kocaman insanlarız. Kahve makinesini çalıştırdı ve iki fincan almak için mutfak dolabına uzandı. Luke bir an hayatında şimdiye kadar olduğundan daha canlı ve neşeli hissedip bir sonraki an enayi yerine konmuş olmaktan hoşlanmamıştı. Onu gerçekten öfkelendiren ise konuya mantıklı bir şekilde yaklaştığında bu şekilde hissetmeye hakkı olmadığını düşünmesiydi. Anm dürtüsüyle davranmışlar, bir cinsel fırtınanın içinde kaybolmuşlardı. Fakat Luke bunların yanı sıra dün gece bir şeyler hissetmişti. Eğer ihtimam gösterilirse aralarında kök salabilecek pek çok güzel ve sağlam hisler... Birazcık bile olsa Madeline de bunu duyumsamamış mıydı? En azından onun duymayacağı bir yere gidene kadar erkek arkadaşını aramayı erteleyecek kadar bile hissetmemiş miydi? Bree yi aramam lazım, dedi Madeline özür dilercesi-ne. DiNapoli satışıyla ilgili işlemleri başlatmam gerekiyor da. Ve şimdi Luke kendini kötü biri gibi hissediyordu. Madeline onun etrafında ayaklarının ucuna basarak dolanıyor ve gerçekten de ofisini aramak için iznini istiyordu. Luke, 283 sevişmenin bir tasma ve sahiplik kağıtlarıyla geldiğini düşünen kadınlarla birçok seferde bu senaryonun karşı kısmında olmuştu. Ancak şimdi karşısındaki kaçmasın diye bir tasma istiyordu. Evet, elbette, dedi ve kafasını çevirip gülümsedi. Kahvene krema ister misin? Sade olsun, teşekkür ederim, dedi Madeline. Bu neden onu şaşırtmamıştı ki? Sade kolaydı, karar yok, yargı yok, ne kadar krema ya da ne kadar şeker kullanılacağına dair ikinci bir tahmine gerek yoktu. Sadece sade. Sen aramanı yap. Ben kahveyi hallederim. Teşekkürler. Madeline oturma odasında gözden kayboldu. Tanrım, büyü artık, Kendrick, diye mırıldandı Luke kendi kendine. Kahveyi hazırladı. Onunkini dün dağıtıp bıraktıkları minderlerin yanındaki sehpanın üzerine koyduktan sonra kendisininkini aldı ve duş almak üzere yatak odasına yöneldi. Yıkanırken kafasındaki çelişkili hisleri de temizleyip atmaya uğraştı. Bir adam gibi olmaya, bunun herhangi bir adamın yapacağı gibi bir gecelik olduğunu düşünmeye ve kahrolası hayatına devam etmeye çalıştı. Ne var ki Luke bunu yapamıyordu. Böyle bir adam değildi. Hiçbir zaman olmamıştı. Gidip karyolanın direğine basitçe bir çentik atıp bunu unutamazdı. Lanet olsun, dün geceyi asla unutmayacaktı. Luke sonunda tıraş olmuş, duşunu almış, kotu, Pearl Jam tişörtü ve botlarını giymiş vaziyette ortaya çıktı. Madeline onun koridordan gelmesini izlerken gerginlikle kanepenin koluna oturmuştu. O da elinden geldiği kadar 284 temizlenmiş, yüzünü makyajdan arındırmış, saçını örmüş ve pembe şapkasını takmıştı. Olağan giyinme işleri bu sabahı normal hale getiren tek şeydi. Madeline ne yaptığını bilmiyordu. Luke un ona kırıldığının farkındaydı. Tanrım, Luke un yerinde olsaydı o da mutsuz olurdu ama endişe onu deli ediyordu. Madeline fazla hevesli bir tavırla ayağa kalktı ve yüzüne neşeli bir gülümseme takındı. Vay, dedi. Harika görünüyorsun. Luke başını eğip üzerindeki eski tişörte baktı. Gitmeye hazır mısın?

129 Hazırım. Madeline çantasını alıp omzuna astı. Dün giydiğiyle aynı kıyafetlerdi ama Luke un flannel ceketini kapının arkasındaki askıya geri asmıştı. Ayakkabılarının bağcıkları mükemmel bir şekilde sımsıkı bağlanmıştı. Dün gece kendini bırakan, bir şeyler hisseden, daha önce hiç hissetmediği şeyleri tecrübe eden kadın gitmişti. Merkezden dışarı adımını atmayan, tutucu Madeline geri gelmişti. Luke geçmesi için kapıyı açtı. Madeline gülümsedi ama Luke kapıyı kilitlemek için arkasını döndü. Madeline yürümesine devam edip Bronco nun yolcu koltuğuna geçti, bakışları Trudi ye hızlı ve ateşli bir şekilde boş lakırtılarla dolu bir mesaj yazarken telefonundaydı. Madeline çaresizce bir şeyler söylemek istiyordu. Fakat o kendisiyle mücadele ederken Luke arabayı çalıştırdı ve Pine River a doğru yola koyuldular. Üzerinden zaman geçtikçe Madeline in aklındaki cümleler de o kadar anlamsızlaşıyor gibiydi. Boş boş kendine yapılacakların bir listesini elektronik postayla yolladı 285 ve Jackson la karşılıklı iki kez e-posta gönderdiler. Luke gözünü yoldan ayırmadan radyoyu açtı. Madeline onun koluna, bacağına dokunmak, başını onun omzuna dayayıp gözlerini kapatmak istiyordu ama endişeyle buz tutmuştu sanki. En sonunda bu sessizliği kırmayı denedi. İyi haber, fırtına hiçbir yere hasar vermemiş, dedi. Luke ona şaşırmış bir ifadeyle baktı. Madeline radyoyu işaret etti. Öyle mi? dedi Luke dalgınca. Bu sabah Jackson dan bir e-posta aldım. Evet, dedi Luke, onun devam etmesini bekleyerek. Ata binişlerle ilgilenmeye gönüllü birini bulmuş ve Libby ye rafting malzemelerini kiralayabileceğimiz birkaç isim vermiş. Sanırım onlarla bir anlaşmaya varabilirim. Evin yanındaki piknik alanına büyük çadırı kurdurabiliriz, diye düşünüyorum. Oradaki alanı kullanabiliriz. Luke un bakışları soğuk bir şekilde onun üzerinde gezindi çabucak ve sonra tekrar yola döndü. Libby nin çadırın kamp alanına yakın olmasını önerdiğini sanıyordum. Libby bunu söylemişti, evet. Madeline sadece onun bu konuda tartışmaya açık olacağını umuyordu. Libby oldukça esnek gibi. Peki, geçici duşların tamamlanmasının ne kadar süreceğini tahmin ediyorsun? Bilmiyorum. Madeline buna bir an için bile inanmadı. Bunu çizelgeme ekleyecektim, dedi. Ne çizelgesi? Dün yaptığım çizelge, dedi Madeline ve telefonundaki uygulamayı açtı. Çizelgede yerleştirirsen bir şeyleri halletmek daha kolay oluyor. 'Yaptığı çizelgeyi göstermek 286 için telefonu Luke a tuttu. Luke da gözlerini kısarak baktı. Ekranda sarı çizgileriyle bir görev dağılım çizelgesi yapılmıştı, her birinin yanında kaç günde tamamlanacağı işaretlenmişti. Luke başını kaldırdı ve onunla göz göze geldi. Madeline onun bir şey söylemek istediğine dair aşikar bir hisse kapıldı ama Luke sadece Ne kadar süreceğini bilmiyorum, dedi. Madeline telefonunu indirdi. Tamam. Bunu öğrendiğinde bana da söyle, ben de çizelgeye ekleyeyim. Madeline gülümsedi. Elbette, dedi Luke ama sesi pek de ciddi gibi değildi. Madeline endişenin onu bir balon gibi şişirdiğini fark ediyordu. Dün gece harikaydı, fazla harikaydı. O kadar özgür, o kadar mutluydu ki ve şimdi debeleniyordu. Luke u asla kırmak

130 istememişti ya da başka birini... Ve dürüst olmak gerekirse onun neden bu kadar öfkeli olduğunu anla-yamıyordu. Bu sadece bir geceydi. Ve Luke onu gerçekten tanımıyordu. Eğer onu tamsa, onu gerçekten tamsa, o... O... O ne? Madeline in kalp atışları hızla atmaya başladı. Söyle hadi. SÖYLE ŞUNU. Bu, onun en büyük korkusunu kendine itiraf etmesi için yapması gerekendi: Luke un onu terk edeceğinden korkuyordu. Luke onu tanıyacak ve onu terk edecekti. O zaman ona üzgün olduğunu söyle. Üzgün mü? Ama bu kulağa öyle yanlış geliyordu ki... Tam olarak ne için üzgün olacaktı? Çünkü o üzgün değildi, ondan büyülenmişti. O halde ona bunu söyle, ona nasd hissettiğini söyle. 287 Nasıl hissediyordu? Şu anda korkmuş ve biraz da çılgın gibiydi. İhtiyacı olan şey, biraz ara vermekti. Düşünmek ve her şeyi yerli yerine oturtmak için biraz zaman... Yaklaşık bir saat sonra Pine River a varana dek, Madeline kafasındakileri susturmak için sandalyeler ve portatif karyolalar hakkında gevezelik ediyordu. Tanrım, ne halt dediğini kendisi bile bilmiyordu. Luke en geniş caddeye doğru hızlanıp arabayı Tomlinson ın Yem Dükkanı nın önüne çekti. Ne yapıyoruz? diye sordu Madeline, sırtını dikleştirip dükkanın vitrinine bakarak. Köpek maması, dedi Luke kısaca ve arabadan aşağı indi. Madeline in onun peşinden gelip gelmediğine kafasını çevirip bakmadı, sadece uzun adımlarla dükkana girdi. Ve sonra da içeride uzunca bir süre kaldı. Madeline bacaklarını açmak için arabadan indi. Portatif karyolalarla ilgili bir soru sormak için Jackson ı aradı. Hey! dedi Jackson. Libby burada. Biz de şimdi birkaç şeyin üzerinden geçiyorduk. Bize katılmak ister misiniz? Madeline bakışlarını dükkana çevirdi. Bir bakalım. Seni sonra ararım, dedi ve kapatmadan önce kendisine birkaç dakika izin vermesini rica etti. Madeline di, değil mi? Madeline arkasını döndüğünde Julie Daugherty y-le yüz yüze geldi. Kadın ipeksi sarı saçları ve mükemmel vücuduyla Madeline in hatırladığından daha güzeldi. Kısa bir etek ve topuklu ayakkabılar giymişti ve böylece Made-line den dört beş santim daha uzun görünüyordu. Merhaba, dedi Madeline. Julie arabaya baktı. 288 O içeride, dedi Madeline. Ne? diye sordu Julie şaşırarak ve tekrar Madeline e baktı. Luke. O içeride, dedi dükkanı işaret ederek. Köpek maması için. Ah, ben... Ben şey, dedi Julie. Tam o sırada dükkanın kapısı açıldı ve elinde bir köpek maması torbasıyla Luke dışarı çıktı. Orada Madeline ve Julie nin birlikte dikildiklerini gördüğünde adımları biraz yavaşladı. Hey! dedi Madeline onu gördüğünde neşeli bir sesle. Gergin bir enerjiyle kendine gelmişti sanki. Bak kim var burada! Görüyorum, dedi Luke. Merhaba, Julie, Arabanın arkasına doğru gitti ve bagajı açıp elindeki torbayı içeri fırlattı. Tekrar kapatırken Julie ye, Ne var, ne yok, diye sordu.

131 Madeline yanakları kızaran Julie ye baktı. Bir iş başvurusu yapmak için bankadaydım ve buraya park ettiğinizi gördüm, dedi Julie. İş mi? diye sordu Luke meraklı bir ifadeyle. Julie gülümsedi ve omzunu silkti. Zor zamanlardayız. Ben de şimdi gidip bir öğle yemeği yiyecektim. Siz de katılmak ister misiniz? diye sordu ama Madeline e bakmıyordu. Bakışları Luke un üzerindeydi. Boz Ayı Pansiyo-nu na gireyim diyordum. Ah, ben gelemem, teşekkürler, dedi Madeline çabucak. Yapacak çok işim var. Benim de tekrar onu çiftliğe götürmem gerekiyor, diye ekledi Luke, aynı çabuklukta, şimdi bakışları Madeli- 289 ne in üzerindeydi. Madeline onun gözlerindeki uyarı bakışını görebiliyordu fakat bu Madeline in kaçış fırsatıydı ve bunu kullanacaktı. Biliyor musun ne yapalım, Luke? dedi Madeline. Daha bir dakika önce Jackson la konuşuyordum ve Libby nin birkaç şeyi halletmek için kasabaya gelip şu an onun ofisinde olduğunu öğrendim! Libby yle birlikte çiftliğe dönebilirim. Bunu yapmana gerek yok... diye başladı cümlesine Luke ama Madeline çoktan gerilemeye başlamıştı bile. Hiç sorun değil! Siz gidin. Hızlıca arabaya gidip koltuktan çantasını kaptı. Bu herkes için en iyi çözüm. Hayır, değil, dedi Luke. Luke, teşekkür ederim. Yani beni Pine River a arabayla getirdiğin için... Seni tekrar görmek güzeldi, Julie, dedi ve yürüyüp kaçışını gerçekleştirmeye başladı. Sonra görüşürüz. Madeline onlardan bir cevap gelmesini bek-lemeyip başını önüne eğdi ve midesinde düğümler, zihninde Luke un kızgın bakışları, sıkılı dişleriyle alelacele oradan uzaklaştı. Ancak ne zihninde beliren Luke un bu görüntüsü onu durdurabildi ne de endişesi biraz olsun yatıştı. Eğer bir şey olduysa, bu da kaçışının geri tepip aleyhine dönmesiydi. Şimdi kendini her zamankinden daha da endişeli ve daha aklı karışık hissediyordu. 290 Yirmi Üç Libby, Madeline le beraber çiftliğe dönerken gülücükler saçıyordu. Eve çıkarken çadırlar için hazırlanan yerleri ve de çitlerdeki panoyu gösterdi. İşler yoluna giriyor! Öyle, dedi Madeline. Bunun mümkün olabileceğini düşünmemişti ama işte buradaydılar ve gerçekten aile buluşması işini hallediyorlardı. Denver nasıldı bakalım? diye sordu Libby. Bu soru Madeline i ilk başta şaşırttı. Libby ona Luke la yattığını ima ediyormuş gibi geldi fakat Libby yüzünde herhangi bir yargılama ifadesi olmadan bakıyordu. İyiydi, dedi Madeline. Verimliydi. Harikaydı, akıl karıştırıcıydı. Madeline in aklında o kadar çok şey vardı ki, Libby nin çiftlik yolunun geri kalanında ne söylediğini duymadı. Libby ye emlakçıdan, çiftliğe biçilen değerden bahsetmek istiyordu, ancak tecrübelerinden masaya tamamen hazırlanmış bir teklifle gelmenin daha iyi olacağını biliyordu. Bu özellikle Libby konusunda önemli gibi görünüyordu ve Madeline bunun, hepsinin bir araya gelip 291 aile buluşmaları işini sürdürmelerinden Libby yi caydırmanın tek yolu olacağını düşünüyordu.

132 Harika! dedi Libby ve Ah, bu arada, diye ekledi arka taraftan bir çanta alarak. Tyrone Johnson la konuştum. Karısı Linda yla bu aile buluşması işinde görevliler. Tyrone, Johnsonların perşembe öğleden sonrasında gelmeye başlayacaklarını söyledi. Vay canına, dedi Madeline. Hala rafting ve at binme için grup indirimiyle ilgili anlaşma yapmam gerekiyor. Çoktan halloldu, dedi Libby gururlu bir şekilde. Fakat bu onun göreviydi. Anlaşma yapmak Madeline in işiydi. Sen burada değildin, dedi Libby, Madeline in ne düşündüğünü tahmin etmiş gibi. Telefon hizmeti yenilendi ve benim de vaktim vardı. Libby güldü. İlk arayan elbette Jackson oldu, dedi, eve yürürlerken çantasını arkaya, kalçasına doğru itti. Ama Jackson ın harika haberleri vardı. Görünüşe göre çiftliğin daha sonra, yazın düğün yeri olarak kullanılmasıyla ilgili görüşmeler yapmış. Gerçekten de burayla ilgili o web sitesini kapatması gerekiyor, dedi Madeline. Öyle mi? diye sordu Libby, duraksayarak. Ben işe yaradığını düşünmüştüm. Bu yerin harika bir potansiyeli var. Madeline üzerinde rahatsızlık ve hayal kırıklığının baskısını hissetti. Belki bu Libby için harika olabilirdi ama onun için öyle olmadığı muhakkaktı. Sadece bu işin nasıl olacağını anlamıyorum. Yani Emma zaten çoktan bu işle bağını kopardı... Tam olarak değil. Onunla dün konuştum. 292 Öyle mi? diye sordu Madeline şaşırarak. Ne dedi? Libby omzunu silkerek mutfağa doğru ilerledi. Libby? dedi Madeline onu sıkıştırarak. Libby bir havlu alıp mutfak tezgahını silmeye başladı, havluyla korkunç büyüklükte bir şeyler dökülmüş gibi büyük daireler çiziyordu. Emma neler olduğunu, bizim aile buluşması işinin ne alemde olduğunu bilmek istiyordu. Yani yardıma gelecek mi? diye sordu Madeline. Hayır, dedi Libby. Sadece konuştuk. Araması büyük nezaket gerçekten, dedi Madeline sesinde alaycılıkla. Belli ki burayı elinde tutmakla ilgilenmiyor. Ben de Orlando ya geri dönüyorum. Şu gerçekten büyük olan ve benim için birçok kapıyı açan evi daha yeni sattım. Ve eminim Luke da Denver a dönecektir, orada üç tane eve başlamış. Peki tam olarak bunu nasıl halledeceğiz? Ben yapacağım, dedi Libby, biraz gücenmiş görünerek. Madeline içini çekti. Yapma, Libby. Bu tek kişinin yapabileceği bir iş değil. Libby buna karşılık bir şey demedi. Madeline, Libby nin onun haklı olduğunu bildiğini ama bunu kabul etmek istemediğini hissediyordu. Ne var ki Madeline bu çiftlikte ne aile buluşması ne düğün ne de başka bir şeyle devam etmek istiyordu. Özellikle de dün gecenin gerçek, derin duygularıyla dokunuşundan sonra... Bunlar öyle duygulardı ki, kontrol edilmezse, büyümelerine izin verilirse onda ölümcül yaralar bırakabilirdi. Şu anda Madeline işlerini bitirip bu kasabadan ayrılmaktan, Luke Kendrick ten mümkün olduğu kadar uzaklaşmaktan başka 293 hiçbir şey istemiyordu. Orlando ya geri dönmek ve DiNapoli anlaşmasını sonlandırmak istiyordu. Stephen dan film rehberini almak, mısır patlatarak dairesinde güvenlik içinde oturup sadece futbol sahasına gitmeyi göze almak istiyordu. Sadece acı veren şeylerden uzakta olmalıydı.

133 Kolay olmayacağını biliyorum, Madeline, dedi Libby. Ama denemek ve bunu çalışır hale getirmek istiyorum. Hiçbir şey için değilse de, babam için. Madeline in içinde bir şeyler infilak etti. Belki çok derinde olan hislerinin verdiği stres yüzündendi ya da sadece babasının ölmeden önce yarattığı sıkıntıları çözmek için günler ve haftalarca burada kalmak zorunda olmasındandı ama sonuçta Madeline patladı. Babam için mi? diye bağırdı. Ona hiçbir şey borçlu değiliz, Libby! Korkunç bir babaydı. Hiçbir zaman ortada yoktu, cimrinin tekiydi ve bencildi. Bu bir hediye değil, bu bir yük... Başıma sardığı kahrolası başka bir yük sadece. Bana hiçbir şey bırakmadı! Annemin yükünü bıraktı sadece ki doğru düzgün bir anne bile sayılmaz aslında. Şimdi de bu mu? Bu aptalca aile buluşmasıyla aptal çiftlik, sırf onun yaptığı işi temizleyelim diye hepimizi sevdiğimiz her şeyden uzaklaştırıp buraya savurdu. Bundan ne çıkacak sanıyorsun? Sana ne çıkacağını söyleyeyim, mutsuzluk, incinmiş duygular ve daha fazla ıstırap, olacak olan bu. Madeline göğsünün hızlıca inip kalktığını fark etti. Ayrıca yüksek sesle bağırıyordu. Bir anda az önce neler dediğinin farkına vardı. Libby nin yüzünden bütün kanı çekilmişti. Ağzı açık Madeline e bakıyordu. Vay canına, dedi. Git o zaman, Madeline. Hiç kimse senden kalmanı istemedi, özellikle de ben. 294 Libby, özür dilerim. Niyetim seni... Bırak, dedi Libby ters bir sesle. Özür dileme. Lütfen. Libby hızla arkasını döndü ve uzun adımlarla mutfaktan çıkıp gitti. Libby! diye bağırdı Madeline arkasından ama bir faydası yoktu. İskemleye çöküp yüzünü ellerinin arasına gömdü. Şu anda kendinden nefret ediyordu. Libby yi incitmekten, Luke u üzmekten nefret ediyordu. Bunu istemiyordu ve kendine engel olamamaktan da nefret ediyordu. İçinde bir hınç girdabı gittikçe hızlanıp onu içine çekerek ve daima ama daima içinde tırmanıp duran korku tsunamisiyle çarpışarak dönüyordu. Madeline arabanın sesini duyunca olduğu yerde doğruldu. Tam oturma odasının penceresine vardığında Libby nin küçük arabasının yolda zıplayarak Yuva Çiftliği n-den uzaklaştığını gördü. Harika. Madeline mutfağa geri döndü. Midesi açlıktan gurul-duyordu. Yiyecek bir şeyler bulmak için etrafa bakındı ama bir şey yoktu. Sadece buzdolabının üzerinde Jackson la yaptıkları görüşmeden artakalan bir paket cips vardı. Paketi aldı ve içinden birkaçını alıp ağzına attı. Elinde cips paketiyle yemek odasına geçti. Libby telefonun yanında bazı kağıtlar ve aile buluşmasıyla ilgili dosyayı bırakmıştı. Yanında bir de üzerine notlar aldığı küçük not defteri duruyordu. Bu notların hemen altında bir tane daha Emma yazan ve arkasından da bir numaranın yazılı olduğu kağıt vardı. Biraz daha cips yedi ve sonra ellerindeki kırıntıyı silkeleyip numarayı tuşladı. Telefon birkaç kez çaldı. 295 Emma cevapladığında, Madeline telefonu tam kapatmak üzereydi. Alo? Madeline, annesinin sesine benzeyen kulak tırmalayıcı, kısık, hırıtılı ve akşamdan kalma bir ses duydu. Emma? dedi emin olmak için. Kimsiniz? Madeline.

134 Kim? diye sordu Emma. Madeline Pruett. Senin karde... Tanrım, yine ne var? diye inledi Emma. Teşekkürler, dedi Madeline ters bir şekilde bu sıcak karşılama için. Seni şu çiftlik sorunuyla ilgili aramıştım. Lanet olsun, önce Jackson, arkasından Libby ve şimdi de sen... Burası bize miras kaldı, Emma, diye hatırlattı Madeline. Evet, evet, biliyorum. Ben de oradaydım, hatırladın mı? O halde bununla ilgili bir şey yapmalıyız. Geri gelecek misin? Libby burayı bir buluşma cenneti yapmak istiyor ama benim Orlando ya geri dönmem lazım. Dön o zaman. Bu neden benim sorunum olsun ki? diye sordu Emma. Madeline arkadan gelen tabak ve bardakların çarpma sesini duyabiliyordu. Madeline nabzının hızlandığını hissetti. Dinle, Emma, sorun şu, bir karara varmamız gerekiyor. Libby senin de çiftliği elinde tutmak istediğini düşünüyor. Bazen Libby sadece duymak istediklerini duyuyor, dedi Emma esneyerek. Peki, sen ne diyorsun? Çiftliği tutmak istiyor musun? 296 Arkadan gelen sesler aniden kesildi. Emma o kadar uzun süre bir şey demedi ki Madeline hattın koptuğunu düşünmeye başladı. Ama sonra Emma nın burnunu çektiğini duydu. Orada mısın? Buradayım, dedi Emma. Tamam, dinle, Madeline Pruett. O çiftliğe ne bok olduğu umurumda bile değil. Bundan daha açık olabilir miyim? Libby ye de aynı şeyi söyledim. İkiniz karar verirsiniz, satarsınız, elinizde tutarsınız, umurumda değil. Sadece bununla beni rahatsız etmeyin. Tamam mı? Vay canına, dedi Madeline gerçekten de afallamış bir şekilde. Beni çözmeye çalışma! dedi Emma. Beni hiç tanımıyorsun. Hayatımın ya da Libby nin hayatının nasıl olduğuna dair hiçbir fikrin yok ve sana bir açıklama borçlu değilim. Açıklama istemiyorum zaten, diye karşılık verdi Madeline. Sen de benim hayatımı bilmiyorsun. Bütün istediğim bu şeyin çözüme kavuşması. Ve görünüşe göre ikimiz de burayı istemediğimize göre uğraşıp buradan birlikte kurtulmaya çalışmalıyız. Libby orayı istiyor. Neden tutmasına izin vermiyorsun? Senin için ne fark ediyor? O an Madeline, Emma nın tam anlamıyla deli olduğunun farkına vardı. Denebilecek tek şey buydu. Libby kar edemezse o zaman orayı satarız. Ama kar edebilirse, kendini yorma. Sadece rahatla ve insanların istedikleri şeyi yapmasına müsaade et. Şimdi kim kimi çözmeye çalışıyor acaba? dedi Madeline sinirli bir şekilde. 297 Bu çok zor değil, dedi Emma. Sen tek yönlü bir yolsun. Bu kadar korktuğun nedir anlayamıyorum. Ben korkmuyorum... Her neyse, dedi Emma, onun sözünü keserek. Kapatmam lazım. Telefonu kapattı. Ve bir anda hat kesildi. Madeline öfkeyle içini çekti. Elindeki telefona ters ters bakıp sertçe kapattı. Bu, Madeline in ona sunduğu son nezaketti. Kardeş olmak böyle bir şeyse, Madeline istemiyordu.

135 Etrafa çılgınca bakarak mutfağa gitti. Pekala. Burada tek başınaydı. Ve aşina olduğu ortamın çok uzağındaydı. Bir yaşam raftinginde sürükleniyordu. Önce Luke, sonra Julie, sonra Libby ve Emma... Bu kadar korktuğun nedir? Em-ma nın sözleri kafasının içinde yankılanıyordu. Boş ver, diye mırıldandı. Meşgale. Bir meşgale bulmalıydı. Hala yapılacak çok iş vardı, büyük parti çadırının kurulması ilk işti. Her şey sıraylaydı ve şimdi Madeline in, şerit metreye ihtiyacı vardı. Birkaç gün önce garajda bir tane görmüştü. Madeline, elleri havada verandanın altından onu karşılamak için fırlayan dört köpekten kaçınarak garaja doğru ilerledi. Garaja! diye bağırdı ve dördü birden itaatkar bir şekilde onun arkasından köşeyi dönüp tozlu garaja girdiler. Orada Madeline tezgahın üzerinde metreyi ararken köpekler de etrafı koklayarak dolandılar. Madeline metreyi buldu ve tezgahtan başını çevirip arkasını döndüğünde duvarda asılı olan anahtarları gördü. Madeline üzeri tozla kaplı ve bagajının üzerinde birkaç kutunun durduğu Pontiac a baktı. Bakışlarını tekrar anahtarlara çevirdi. Elindeki metreyi yerine bırakıp anahtarları aldı. 298 Arabanın kapısı kilitli değildi. Sürücü koltuğuna oturdu ve etrafına bakındı. Koltuk o kadar geriye itilmişti ki, Madeline pedallara zor uzanıyordu. Araba eskiydi, iki ön koltuğun arasındaki konsol kocamandı ve önündeki göstergelerin etrafındaki yapay ahşap kaplama soyulmaya başlamıştı. Kurumuş bir yılbaşı ağacı şeklindeki araba kokusu dikiz aynasından sarkıyordu. Madeline anahtarı sokup koltuğunu öne aldı. Çalıştırmaya çalıştı ama araba hırıldayıp öksürdü, Madeline gözünün ucuyla köpeklerin garajdan kaçıştığını gördü. Annesinin erkek arkadaşlarından biri tamirciydi ve bir keresinde Madeline e annesinin eski arabasını birkaç kez gaz pedalına basarak hazırlaması gerektiğini söylemişti. Madeline bunu yapmayı denedi, sonra kontağı çevirdi. Araba çalışıp titremeye başladı, o kadar fena sarsılıyordu ki bagajın üzerinde duran kutulardan biri aşağıya düştü. Madeline panikle çığlık attı ve arabayı durdurup kutuyu kaldırmak için arabadan indi. Madeline! Nefesini tuttu ve kollarının arasında kutuyla hızla arkasını döndü. Luke garajın kapısında duruyordu, bacakları iki yana açıktı ve elleri kalçasının üzerindeydi. O kadar erkeksi, o kadar seksi görünüyordu ki... Çok da kızgındı. Madeline içgüdüsel olarak geriledi, arabaya çarparak durdu. Ne yapıyorsun? dedi Luke ve aniden kollarını indirip ona doğru hızla yürümeye başladı. Onu kullanabileceğimi söylemiştin! diye bağırdı Madeline. Bir yere gitmiyordum, yemin ederim. Sadece çalıştırıp çalıştıramayacağıma bir bakmak Luke gelip onun önünde, Madeline le onun bu garajdan tek çıkışının arasında durdu. Lanet olası arabadan bahsetmiyorum, dedi. Kutuyu onun ellerinden alıp tezgaha fırlattı. Madeline tekrar arabaya doğru geriledi. Sorun ne? Sorun mu ne? diye sordu Luke inanamayarak. Kasabada yaptığın halt da neydi? diye sordu öfkeyle, arkasını işaret ederek. Madeline onun işaret ettiği yere baktı. Bana bak, kadın, dedi Luke. Buraya bak, tam gözlerimin içine. Bana bak. Bütün gün bana bakmadın. Neyin var böyle anlayamıyorum! Ne demek istediğini anlaya...

136 Bok anlamıyorsun. Beni Julie nin yanma silkelemek için sabırsızlanıyordun. Kaçmak için sabırsızlanıyordun. Ne istediğini çözemiyorum. Madeline gerildiğini, göğüskafesinde mengene gibi bir sıkışmanın olduğunu hissedebiliyordu. Seni istiyorum. Seni, seni, seni... Ben düşünmüştüm ki... Düşünmüştüm ki... Madeline endişesinin derinliğini açıklayamazdı. Ne düşündüğünü biliyorum, dedi Luke, biraz öncekinden daha alçak sesle. Beni Julie nin yanma silkeleyince bununla uğraşmak zorunda kalmayacağını düşündün. Sana bir şey söyleyeyim Madeline. Daha önce kendimi hiç bu kadar önemsiz hissetmemiştim. Luke onun çok yakınında duruyordu, bakışları son derece kararlıydı. Madeline dün gece onu izleyen gözleri düşündü ve derinlerinde bir yerde bir ürperti hissetti. Özür dilerim. Bu şekilde hissetmeni istememiştim Luke, Madeline in başını ellerinin arasına alıp kendisine bakmaya zorladı. Biliyor musun, her zaman kadınları anladığımı düşündüm. Neye ihtiyaçları olduğunu anladığımı düşünürdüm ve güvenilir Luke olarak, parçaları toplamak için hep orada oldum. Bu sorun değil, dedi. Dayamklıyımdır. Ama bu sabah parçalarının toplanması gereken kişinin ben olmamdan kesinlikle hoşlanmadığımı fark ettim. Ah Luke, dedi Madeline. Asla seni kırmak niyetinde değildim. Peki, ne yapmak niyetindeydin? diye sordu Luke yumuşak bir tonda. Madeline şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Luke aniden onu arabanın yanından kendine çekip öptü. Bu sert, kararlı bir öpücüktü. Luke un parmakları onun yanağını ve çenesini kavramıştı. Kolunu Madeline in arkasına dolamış, onu kendine yaklaştırıyor, orada sabitliyordu. Luke diliyle Madeline in ağzına bir giriş aradığında Madeline kendini ona bırakarak Luke un içine akıp eriyene kadar onu öptü. Sonra Luke başını kaldırdı ve saçını Madeline in yüzünden çekti. Madeline onu bileğinden sımsıkı tuttuğunu ancak o zaman fark etti. Demek dün gece seviştiğimizi hayal etmemişim, dedi Luke. Madeline in yanakları anında kızardı. Hayır, elbette değil. Sorun nedir, Maddie? Neden bu olmamış gibi davranmakta ısrar ediyorsun? Neden beni Julie nin üzerine itmeye çalışıyorsun? Madeline in kalbi o kadar çılgınca çarpıyordu ki, zor- 301 lukla nefes alıyordu. Luke onu biraz daha kendine çekince kalp atışları daha da hızlandı. Paniğe kapılmıştı. Kaybolup gitmek istiyordu ama Luke onu o kadar sıkı tutuyordu ki, kaçış yoktu. Sadece konuş. Tek yapman gereken bu. Madeline in başı dönüyordu, düşünceleri acı vererek başına baskı yapıyordu. Dün gece... Luke iki parmağını çenesinin altına koyup onu yukarı bakmaya zorlayarak Madeline i şaşırttı. Ne? diye sordu sakin bir tonda ve Madeline in kolunu avuçlarıyla hafifçe yukarı aşağıya gidip gelerek okşadı. Madeline gözlerini kapattı. İnanılmazdıdiye fısıldadı ve Luke un eli yer değiştirip onun sırtına gelirken yavaşça gözlerini açtı. Ama bu sabah, sanırım panik atak geçirdim. Bunun kulağa çılgınca geldiğini biliyorum ama Orlan-do ya geri döneceğimi fark ettim. Üstelik geçmişten gelen bazı yüklerim var ve senin de bazı yüklerin var ve muhtemelen... Bu

137 yürümeyecek, Luke. İyi bir fikir değil. Madeline söylediklerinin çok sert olmadığını ümit ederek yüzünü buruşturdu. Bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Tam olarak neyi yapabileceğini? diye sıkıştırdı Luke. Eliyle onun kalçasını okşayıp oradan yukarı kaburgalarına kayıp başparmağının ucuyla göğsüne sürtündü ve Madeline içinde bir başka ateşi körükleyip nefesini tutmasına yol açtı. Terk edilmeyi. Ne olduğunu biliyorsun, dedi ve Luke elini onun göğsünün üzerine koyup parmaklarıyla kumaşın üzerinden göğüs ucunu okşarken zorla bir nefes aldı. Her şeyden önce, diye mırıldandı Luke, hiç kimse bunun geleceğiyle ilgili bir şey söylemedi. Bağlılıktan ya 302 da evlilikten, mektup arkadaşı olmaktan falan bahsetmedik. Fakat... Fakat o haklıydı. Aramızdaki her neyse, onun ileride daha fazlasına dö-nüşemeyeceğini söylemiyorum. Pine River da kalmaya karar verseydin buna hiç itirazım olmazdı. Ama sanırım biraz acelecisin. Luke onu boynundan öpmek için eğildi. Madeline in gözleri tekrar kapandı. Bunun ancak teninin üzerinde bin kelebeğin kanat çırpmasının yaşatabileceği bir his olduğunu düşündü. Luke başını onun boynunun boşluğuna eğdi. Şu an için, sadece bir geceydi, ikimiz de ondan keyif aldık ve bundan saklanmamıza gerek yok. Nasıl devam edeceğimiz ya da etmeyeceğimiz, sorun değil. Sadece bugün yaptığın şeyi yapma. Tamam, dedi Madeline, Luke onun alnını öperken bir kez daha gözlerini kapayarak. İşlerime burnunu sokman gerekmiyor. Madeline içini çekti. Luke yine haklıydı. Ve içinde kendini kilitlediğin her neyse reddedilme veya aşk bilmiyorum ondan korkmana gerek yok. Be-nimleyken bundan korkmana gerek olmadığını biliyorum sadece. Tamam mı? Tamam, dedi Madeline. Pekala, iyi miyiz? diye sordu Luke, onu yumuşak bir şekilde dudaklarından öperken. İyiden de öteyiz. Madeline çoktan hazzın içinde yüzüyordu, bu his bacaklarının arasında birikiyordu. İşte duymak istediğim buydu, diye mırıldandı Luke. Başını önce Madeline in elbisesinin V şeklindeki yakası- 303 na eğdi, elini onun bacağına sonra da bacaklarının arasına kaydırdı. Sadece tek bir sorum var, dedi Madeline onun okşamalarından nefesi kesilerek. Buradan nereye gideceğimize ne zaman karar vereceğiz? Luke dudakları onun teninin üzerinde bir an duraksadı. Yavaşça başını kaldırıp gözlerinde eğlenceli bir pırıltıyla Madeline e baktı. Tanrım, bir kaçıksın, dedi. Güzel bir kaçık. Madeline i kollarının arasına aldı, onu bacakları eriyip ağırlığını taşıyamaz olana kadar tatlı, ıslak bir şekilde öptü. Sen kesinlikle bir muammasın, diye mırıldandı Luke, nefesi onun tenine değerek. Muamma, dedi Madeline, onun boynuna gösterdiği ilginin keyfini çıkararak, güçlü bir kelime. Benimki daha çok... Daha çok pratik eksikliği gibi.

138 Luke gülümsedi. Sanırım bu senden daha çok hoşlanmama sebep oluyor. Pontiac ın arka kapısını açtı. Kesinlikle daha çok pratiğe ihtiyacın var, dedi ve onu şakacı bir biçimde geriye itti. Madeline arka koltuğa düştü. Luke da üzerine gelerek arabanın içine doğru onu takip etti ve Madeline i arka koltuğa uzanmaya zorladı. Ne yapıyorsun? diye sordu Madeline gülümseyerek. Seni öpeceğim, dedi Luke. Bakışları onun dudakla-rındaydı. Şu an barışıyoruz. Kavga mı ediyorduk? Her şeyi baştanımı açıklamam gerekiyor? Hayır, gerekmiyordu. Madeline in kalbi yine hızla çarpıyordu ama bu kez farklıydı. Panik ya da endişeyle değildi. Bu kez umutla çarpıyordu. Luke dizini onun bacaklarının 304 arasına yerleştirirken Madeline yavaşça geriye gitti. Luke onun düğmelerini açıp tenini öperken, dudakları göğsünün üzerinde, eli bacağını ve kalçasını okşarken aklından milyonlarca düşünce geçti. Beyni hayır diyor, onu uyarıyordu, bunun tekrar olmasına izin verdiği için onu yerden yere vuruyordu... Madeline gözlerini bu düşüncelere kapadı ve nefis hislerin içinde kaybolarak ve kendini bırakarak, Madeline olmayı, düzeni, kontrolü boş verip Luke un bedeninin zevkli saldırılarının hazzına daldı ve eski bir Pontiac ın arka koltuğunda muhteşem bir adamla kendini akıntıya bıraktı. Arzulu bir iç çekiş döküldü dudaklarından. Luke onun göğüslerine yönelmişken parmaklarını Luke un omuzlarına geçirdi ve beli bir yay gibi ona doğru kıvrıldı. Madeline onun sertleştiğini hissediyor ve ona doğru kendini bastırıyordu. Luke un eli onun bedeninin altlarına doğru inerken Madeline davetkar bir biçimde bacaklarını açtı. Luke iniltili bir ses çıkardı ve elini onun bedeninde dolaştırıp kalçasına getirdi, oradan da bacaklarının arasına kaydırdı. Luke elini hareket ettirip onu okşarken, dün gece de-neyimlediği hisleri ona tekrar hatırlatır ve kendinden geçirirken Madeline dudaklarını buldu. Madeline in nefes alıp verişleri hızlandı ve daha fazlasını, onu tümüyle içinde isteyerek Luke un altında kıvrandı. Luke elini onun kalçasının altına koyup yukarı kaldırdı ve bedenini ona bastırıp derinliklerine batarak Madeline in arzusuna cevap verdi. Madeline bir kez daha mantıklı düşüncenin ötesindeydi. Luke un teninin üzerinde, onun akla gelebilecek her noktasını tadıp hissetmek isteyerek dudakları ve elleriyle hareket etti. Luke eli onu okşamaya devam ederek, için- 305 de hareket ederken Madeline havada yükseliyormuş gibi hissediyordu. Gittikçe daha da geriliyor, rahatlamak için çaresiz bir halde Luke un ritmine uyuyordu. Bu his Madeline in bütün vücudunu sarıp kollarına, bacaklarına, bütün kaslarına yayıldı. Ağzından çıkmak üzere olan çığlığı tuttu ve boynunu geriye yatırıp arzunun kenarından hazza düşerken Luke a doğru kendini bastırdı. Maddie, diye fısıldadı Luke onun kulağına. Şimdi, içinde daha hızlı ve daha sert gidip geliyordu. Madeline, Luke un vücudundaki gerilimi, elinin onu sımsıkı sardığını, sıcak nefesinin saçma vurduğunu hissedebiliyordu. Bedenleri ahenk içinde birlikte nefes alırken bunların hepsini hissediyordu. Fiziksel zevki aşmışlardı artık, bu Madeline için tamamen duygusaldı, fiziksel rahatlamadan çok daha büyük, çok daha güçlü bir şeydi. Ve Madeline,

139 Luke un onun içindeyken titrediğini fark ettiğinde şefkati, arzuyu hissetti. Endişeleri kaybolmuştu. Kendini özgür hissediyordu. Luke onun üzerine yığıldı, kalbi Madeline in kolunun üzerinde çılgın bir hızla çarpıyordu. Madeline onu yanağından öptü. Luke un gözleri kapalıydı, nefesi hala düzensizdi ama o ölmekte olan bir adam gibi Madeline in elini tuttu. Sonra gözlerini açıp onu uzun süren, delicesine mükemmel bir an boyunca öptü. Başını kaldırdı, Madeline in üzerinden kalkıp onun da doğrulabilmesi için çekip Akşam yemeğine gel, dedi. Madeline kıkırdadı. Ne? Şimdi mi? Hayır. Cumartesi. Sen ve Libby. Kahretsin hatta Jack-son ı bile kabul ederim. Madeline onun ciddi olduğunu fark etti. Senin evine mi? Ah, Luke, bilemiyorum Niye, korkuyor musun? diye sordu Luke Madeline i izleyip kot pantolonunu giyerken. Madeline içini çekti. Luke gülümsedi. Hayır, dedi, razı olarak. Luke sırıttı. Ben de öyle düşünmüştüm, dedi ve onu tekrar öptü. Güven bana. Her şey iyi olacak. O anda daha sevişmelerinin coşkusu hala teninin üzerinde sıcacıkken Madeline in buna neredeyse inanabiliyor olması tuhaftı. 307 Yirmi Dört Durango dan haberler berbat dostum! Testleri ve on iki ila on sekiz ay içerisinde muhtemelen tüple beslenmen gerekecek, gibi saçmalıkları ve bunun gibi diğer zırvalık-larıyla tümüyle bunalımlar... Umurumda değiller. Benim için hepsi bir avuç konuşan kafadan ibaretler. Tüple beslenmek zorunda kalacağımı söylüyorlarsa, kıçımı öpebilirler, dedim babama. Sürekli bu sandalyede oturmak yeterince kötü ama Patti Teyzemin brownilerini yiyemeyeceksem, hayatın ne anlamı kalır ki? Cidden ne anlamı kalır? Ancak bu bizim ihtiyarı üzünce çok kafaya takmamasını söyledim. Çünkü parti veriyoruz! Luke, Yuva Çiftliği ni kurtarma kampanyasının bir parçası olarak yemek pişiriyor. Bu bana Jackson m gelip Denver dan bazı adamların çiftliğin etrafında dolaştığını ve Grant le babamın yaptığı anlaşma hakkında ona bir sürü soru sorduklarını anlattığı gün oldu. Jackson mirasçılardan birinin avukat tuttuğunu düşünüyor. Babam avukat için parası olmadığını söyledi, 308 Luke onun olduğunu ve Denver daki evinde bir ton parası bulunduğunu falan söyledi. İkisi bunun üzerine sıkı bir kavgaya tutuştular. Bu bana tamamen Muhammed Ali ve Joe Frazier dövüşlerini anımsattı. Bu maçlara ara sıra HBO kanalında rastlayabilirsiniz. Her neyse Luke babamdan biraz daha inatçıydı. Mücadele etmeden bırakmayacağız, dedi. Ben zaten çoktan bir avukatla görüştüm. Lanet olası bir parti veriyoruz, Leo. Aynen böyle söyledi çünkü bunu yapmak en başta benim fikrimdi. Bunu ilk teklif ettiğimde Luke reddetmişti ama öyle ya da böyle sonunda parlak fikirlerime döner. Bir düşünün, o tatlı hatunlar bildikleri isimlere birer yüz eklediklerinde ve bizimle tanıştıklarında bizi çiftlikten atmakta zorlanacaklar. Muhtemelen tekerlekli sandalyemi kendimi acındırmak için kullanacağımı düşünüyorsunuzdur. Tabii ki! En azından bir işe yarasın değil mi?

140 Ne var ki Luke un onları davet etme sebebi bu değil. İkimizin arasında, Bay Doğru rolünü hep o üstlenmiştir. Yine de sertifikalı bir dahinin çırağı gibi düşünmeye başladığı fikrinden hoşlanıyorum. Mavi gözlü piliçle ilgilendiğin için bu partiyi istiyorsun, dedim. Sadece şaka yapıyordum aslında ama Luke epey sinirlenmiş gibi davrandı. Sayın yargıç ve jüri, gerçekleri sunmama izin verin: İlk olarak, Luke bir parti vermek istememişti. Sonra Denver dan geri döndü ve aniden bir parti istedi. Ayrıca bu partiye Mavi Göz ü, Libby yi ve Jackson ı çağırmak istiyor ve bu da duyunca hiç şaşırmayacağınız üzere babamın tepesini attırdı. Yerimiz yok ve konserve türü şeyler yiyoruz, dedi 309 babam. Nasıl bir parti vereceğiz ki? Bu yüzden de Patti Teyzeme e-posta yolladım, o da bana lazanya yapabileceğini söyledi. Bir dahaki sefere hemen kafayı sıyırma, Sorun-Çözücü ye gel, dedim. Sorun Çözücü benim bu arada. İki numaralı gerçek: Luke bütün vaktini Pine River da geçiriyor. Neredeyse bir hafta oldu ve kanepede uyumaktan bıkması gerekirdi ama her gün kalkıp çiftliğe gidiyor ve her gece geri geliyor bazen aşırı geç saatte ve neler yaptıklarından bahsediyor. O yüzden de bir gün sordum. Güneş battıktan sonra dışarıda yapacak ne var? Ne? dedi Luke, Yunanca konuşmuşum gibi. Sürekli geç geliyorsun, dedim ben de. Karanlıkta tuvalet falan mı inşa ediyorsun? Bunun komik olduğunu düşünmüştüm ama Luke bana birkaç küfür falan etti. O yüzden daha sonra babam onun üstüne gitmeyi bırakmamı, Luke u Denver a geri göndermek için birlikte çalışmamız gerektiğini, çünkü evlerin kendi kendilerine inşa edilemeyeceklerini ve Luke un o kadının kendisini etkilemesine izin verdiğini söyledi. Gerçi bu çok saçmaydı çünkü babamın Luke u etkileyen kadının Julie olduğunu düşündüğü açıktı. Ama ben Julie olmadığını biliyorum çünkü Dani bana Luke ve Julie nin birlikte yediği öğle yemeğinden bahsetti. Dani konuştuklarını bölük pörçük duymuş. Julie tekrar birlikte olmaları için yalvardığında Luke bunun imkansız olduğunu söylemiş. Dani, bir kamyonla masalarının üzerinden geçse Luke un bundan daha mutlu görünebileceğini söyledi. Kendini ufacık bir top gibi katlayıp oradan zıplayarak uzaklaşmak istiyor gibiymiş. (Not: Luke Lastik 310 Adam gibi kendini bir topa dönüştürüp zıplayabilse müthiş olurdu.) Doğrusu babamın bu yanlış anlaması Julie nin sürekli etrafta dolaşmasındandı. Kem gözlü bebeğiyle birlikte çarşamba gecesi de buradaydı. Marisol ün birkaç kilo aldığını söyleyerek beni deli ettiğiyle aynı geceydi. (Yani, evet almıştı ama ben şikayet ediyor değildim. Kıçının görüntüsünü seviyordum.) Her neyse Marisol, Julie yi içeri aldı. Böylece oturma odasında, bebek gözlerini dikip bana bakarken Castle dizisini izledik televizyonda ve Julie bana Luke, Denver dan ne zaman geri döneceğini söyledi mi? gibi sorular sormaya çalıştı. Benim buna cevabım kısa ve özdü: Hayır. Julie ye Luke un birlikte çalıştığı adamın onu defalarca arayıp bu ve bunun gibi soruları sorduğunu ve geçenlerde de onun Luke a bir haftası daha olduğunu ve sonra kendisinin bir şeyler yapması gerektiğini çünkü bütün işin altından kalkamayacağını söylediğini anlatmayacaktım. Luke un ona gelecek haftanın bitiminde geri döneceğini, sorun olmadığını söylediğini duymuştum.

141 Bunu söylemek üzereydim ki, bebek ağlamaya başladığı için Julie nin de gitmesi gerekti. Ben de onu durdurmaya çalışmadım. Bu kadın benim programım başlamışken konuşup durmuştu. Tam Luke arabasını park ettiğinde o da evden çıkıyordu. Luke un onun yanından geçip gelerek içeri gireceğine emindim ama hayır, verandanın basamaklarında oturup bir saat gibi konuştular. Luke içeri girdiğinde gülümsüyor gibiydi ama mutlu bir şekilde değil de Bunun olduğuna inanamıyorum, tarzı bir sırıtıştı. Tek kelime bile etme Leo, dedi Luke. Tek bir kelime bile... Yoksa seni öldürürüm. 311 Eee, bana da hastanede boşuna Boşboğaz demiyorlar. Anlaştık. Julie yle ilgili tek bir kelime bile yok, dedim. Peki, Mavi Göz le işler nasıl gidiyor? Luke şaşkın bir ifadeyle baktı. Ne alaka, Leo? Neden hiç ortada yokken varmış gibi sürekli bir dram yaratmaya çalışıyorsun? Orada dur, kovboy, hiçbir şey yaratıyor değilim, dedim ben de. Sen Denver a geri dönmüyorsun, her gününü çiftlikte geçiriyorsun ve hakkında konuştuğun tek kişi Madeline Pruett ve yaklaşık neredeyse yüz yıl falandır ilk kez Julie Daugherty yle ilgili kızışmış ve istekli görünmüyorsun. Burada neler olduğunu görmek için dahi olmak gerekmiyor ama ben bir dahiyim ve olanları anlıyorum. Luke kollarını göğsünde bağladı. Yüzünde, biz iki ergenken, öğle arasında ot içtiğimi öğrendiğinde oluşan ifadenin aynısı vardı. Beni bir yumrukla yere sermiş ve bunun üniversiteye gitmem için gereken bursu kaybetmem ve futboldan atılmam için en iyi yol olduğunu söylemişti. Tabii sonrasında bunu başarmanın en iyi yolunun ALS olduğu ortaya çıktı. Ama bu gece Luke beni tekrar yumruklayıp yere serecek gibi görünüyordu. Hayır, Leo, yanılıyorsun, dedi Luke. Sadece babamla orada yaşayabilesiniz diye çiftliği kurtarmaya çalışıyorum, tamam mı? Ve unutmuşsundur diye diyorum. Babam ve Grant Tyler halletmemiz gereken o lanet olası aile buluşmasının harika bir fikir olduğunu düşünüyorlarmış. O yüzden de çiftliği nasıl geri alacağımızı düşünürken bir yandan da geçici duşlar ve fazladan tuvaletler inşa ediyorum. Orada, dışarıda yaptığım şey sadece bu. Bana inanmıyorsan, kıçını kaldırıp kamyonete binersen seni oraya götürebilir ve 312 gösterebilirim. Şimdi o lanet olası çeneni kapa yoksa ben kapatacağım. Sonra da yürüyüp gitti. Ordunla gel koçum, diye bağırdım ben de. Bunun gibi başka laflar da ettim ve birkaç tane de burada tekrar etmek istemediğim dikkatle seçilmiş kelime söyledim. Fakat burada asıl dikkat edilecek şeyi kaçırmayalım lütfen. Luke asıl soruya cevap vermemişti: Tuvalet ve duşları karanlıkta nasıl inşa ediyorsun? Çünkü bunu yapamazsın. İşte o bu yüzden bir dahi değil. Böyle şeyleri enine boyuna düşünmüyor. Marisol e anlattığımda o da bana Luke u rahat bırakmamı söyledi. Luke, babanla senin için yapabileceği her şeyi yapıyor. Hep yanınızda oldu. Eğer o kızın ona eşlik etmesinden hoşlanıyorsa bu seni ilgilendirmez. Evet, pekala, o haklıydı. Benim için bu kadar çok şey yapmamasını dilerdim, biliyor musun? dedim ben de. Yani çiftliği geri almasını istiyorum çünkü babamın oraya ihtiyacı olacak. Ama kasabada olmaktan hoşlanıyorum. İnsanlar beni görmeye geliyorlar. 'Vakışıklılığım ve hoş kişiliğim Pine River ın yarısını kapıma dizdi ve hatta Luke un yapacağını söylediği ama yapmadığı rampaları halletmeleri için Metodistlerle konuştum. Çünkü Luke bütün hafta Florida pilicine hayran hayran bakmak için dışarıda çiftlikte olacak. Bunu bilemezsin Leo, dedi Marisol. Gerçekten çeneni kapalı tutmayı öğrenmelisin.

142 Eh, bu hiçbir zaman olmayacak, çünkü elimde başka bir şey kalmadı artık. Boşboğazlığım aynı zamanda çekiciliğimin de önemli bir parçası. 313 Yirmi Beş Luke, Madeline e geçici duşların son çivisini çakma onurunu bağışladı. Bittiğinde şortu, bütün gün Luke un dikkatini dağıtan daracık tişörtü ve yürüyüş ayakkabıları içinde zıplayarak keyifle bağırdı. Yüzü gözü kir pas içindeydi ve dizinde kötü bir çizik vardı. İnanamıyorum, dedi Madeline nefesi kesilerek. Bir duş inşa ettim! Ve bir tuvalet, diye hatırlattı Luke. Ve bir tuvalet. Özgeçmişim iyice kabarıyor. Madeline tekrar bir kahkaha attı. Sesi Luke a sabahleyin şakıyan kuşları hatırlatıyordu. Luke çekicini alet kemerine takıp duvarın sağlamlığını eliyle bir kez daha kontrol ederken Pekala, listende ne alemdeyiz? diye sordu. Madeline cebinden kirli, kırışık bir liste çıkardı, kulağının arkasına taktığı kalemi aldı ve kağıt üzerinde çalıştı. Onu duvara yaslayıp üzerinde bir çizgi çekti. Yapıldı. Yüzü aniden cıvıl cıvıl bir gülümsemeyle parıldadı. Hep- 314 sini yaptık! Gerçekten ve resmi olarak Johnsonlar için artık hazırız! Kağıdı tekrar cebine tıkıştırdı ve Luke a gülümseyerek baktı. Sonra etrafına bakınıp Luke a yaklaştı, elini onun karnına koydu. Sen azgının tekisin, bunu biliyor musun? dedi ve onu öpmek için parmak uçlarında yükseldi. Sen de öylesin, bunu biliyor muydun? dedi Luke. Madeline i belinden yakalayıp kendine çekti ve onu deminki öpücükten daha ateşli bir şekilde öptü. Fakat Madeline elini endişeli bir kahkahayla onun gö-ğüskafesine koydu ve kucaklamasından kaçtı. O hafta birkaç kez birlikte olmuşlardı. Ancak Madeline her ne kadar rahatlamaya, kafa dağıtmaya başlasa da bir yandan da Luke u hala belli bir mesafede tutuyordu. Bu durum Luke u iki ayrı Madeline varmış duygusunu yaşatıyordu: Biri yalnız olduklarında ortaya çıkan, tutkulu, çılgıncasına seksi Madeline di. Diğeri de geri kalan zamanlarda etrafta dikkatli, kontrollü, endişeli bir şekilde dolaşan Madeline... Luke bunun nedenini anlamaya çalışmıştı. Jackson ın ona söylediği şeye, avukatların işe dahil olduğuna inanmak istemiyordu. Bu doğru olsaydı, Madeline bunu ona neden söylemesindi ki? Libby nin avukat tuttuğunu zannetmiyordu, avukatlarla uğraşamayacak kadar bu aile buluşması işini bir başarıya dönüştürmekte fazlasıyla meşgul ve kararlıydı ve şimdiden burada yapılacak olan bir düğünü planlıyordu. Luke, Emma nın onları tutmuş olabileceğini düşünmüştü ama bu pek olası görünmüyordu çünkü görebildiği kadarıyla Emma nın buraya karşı hiçbir ilgisi yoktu. 315 Bu kişi sadece Madeline olabilirdi fakat Luke la uyuyan kadın sıcak ve tutkuluydu. Gardım indirdiği zaman, çalışmaya hevesli olduğu zaman eğlenceliydi. Yavaş yavaş dağdaki yaşam şekline alışıyordu. Tanrım, hatta bu sabah köpekleri bile beslemişti. Luke, Madeline onunla birlikteyken, bir yandan da Yiıva Çiftliği ni tamamen yabancılara satma planları yaptığına inanamıyordu. Yine de yatakta olmadıklarında ya da orada burada birkaç değerli anı paylaşmadıklarında Madeline yapılacaklar listesi hazırlamakla meşguldü. Luke bunun aile

143 buluşmasıyla ilgili olup olmadığını merak ediyordu. Yoksa Madeline arazinin satışı için mi hazırlık yapıyordu? Luke u yiyip bitiren bir diğer şey de Madeline in erkekler konusunda temkinli ve ürkek olduğunu anlamasına rağmen neden aralarındaki ilgiyi başkasının keşfetmesinden bu kadar korktuğunu çözemiyordu. Luke bunu başka nasıl adlandırabileceğini bilmiyordu: Aralarında bir ilgi vardı. Madeline yapıtlarını gözlerini kısıp incelerken Luke da ona baktı. Pekala, dedi Luke son duş kafasındaki su basıncına da bakarken. Artık, Johnsonları buraya toplamaktan başka bir şey kalmadı, öyle değil mi? Sanırım öyle, dedi Madeline neşeli bir sesle. At binişi ve rafting halledildi. Ernest at nah atma oyunu için bir alan yaptı ve... Ne diyordu ona? Conta çukurunu* da düzenledi. Sığırlar buradan uzaklaştırıldı, orada bir yerlerdeler. Madeline dağı işaret etti. Her şey ayarlandı ve hazır. Neşeyle Luke a baktı. Bunu becerdiğimize gerçekten inanamıyorum. *Conta çukuru - Washers pit: Küçük belirlenmiş bir kare içinde delik olan bir alana conta benzeri yayvan ortası delikli cisimleri atarak oynanan bir oyun. -Ç.n. 316 Luke da öyleydi. İki hafta önce bunun kesinlikle olamayacağına dair yemin edebilirdi. Şimdi ne var? diye sordu Luke. Şimdi ne, ne? Luke durup ona baktı. Aslında, ikimizden bahsediyordum. Bunu şimdi sormaya niyeti yoktu, ağzından çıkı-vermişti. Bu soru bariz bir şekilde Madeline in duraksamasına neden oldu. Gülümsemesi kayboldu ve bakışlarını ondan kaçırdı. Şey, dedi Madeline ve saçlarını omzundan geriye attı. Sanırım Johnsonları karşılamak için burada olacağız. Johnsonlar buraya geldiğinde etrafta olmaktan ilk bahsedişiydi bu. Aslında daha önce kesinlikle burada olmayacağını belli etmişti. Luke tek kaşını kaldırdı. Madeline onun sorgulayan bakışına karşılık omzunu silkti. Yani, bir sürü sıkıntıya katlandık sonuçta. Ya DiNapoli evi? Ben... Onunla ilgilenmesi için birilerini bulabilirim, dedi Madeline kararsızca. Sadece fazladan bir haftadan söz ediyoruz, değil mi? Tam olarak neden bahsettiğimizden pek emin değilim, Maddie. Madeline huzursuzca gülümsedi. Bana neden öyle bakıyorsun? Çünkü bundan sonra ne olacağını merak ediyorum. Madeline bir adım geriledi. Bunu bilinçli yapıp yapmadığını Luke bilmiyordu. Bilmiyorum. Şu anda herhangi bir şeye karar vermek zorunda olmadığımızı sanıyordum. Değiliz. Ama belki bunun hakkında konuşmalıyız. Biz konuşmuyoruz, Maddie. Bir araya geliyoruz ve Tamam, tamam, dedi Madeline kızararak ve omzunun üzerinden kaçamak bakışlarla etrafa baktı. Bana söylemek istediğin bir şey var mı? diye sordu Luke, onda herhangi bir ihanet emaresi arayarak. Ne? Bunu neden soruyorsun?

144 Madeline gerçekten şaşırmış, hakikaten alınmış görünüyordu. Bununla ilgili biraz düşündüğünü sanmıştım, dedi Luke, elini arka cebine soktuğu bir beze silerek. Anlat bana. Bu çiftliği satmak için avukatlarla görüştüğünü anlat bana. Madeline alt dudağını ısırdı. Şey... Belki Orlando ya gelebileceğini düşünmüştüm, dedi ürkekçe. Luke biraz hayal kırıklığına uğradı. Ve ne yapacağım? Ben birkaç mimarlık şirketi biliyorum. Senin için bir şeyler bulabilirim. Ben Denver da bir iş kurdum, diye hatırlattı. Madeline başını salladı, bu itirazı bekliyormuş gibi. Herhangi bir yerde inşaat yapabilirsin. Luke içini çekti. Demek konu buraya gidiyordu, hiçbir yere. Luke son iki haftada hayatındaki en güzel zamanlardan birini geçirmişti. Çok uzun süredir kimse için hissetmediği şeyleri Madeline Pruett için hissetmişti. Luke da onun işini burada yapabileceğini söyleyip itiraz edebilirdi, fakat Luke, Madeline in yaptığı gibi onun kurduğu hayattan vazgeçmesini isteyemezdi. Ne var ki Madeline bunu az önce yapmıştı. Ve açıkça buranın onun için ne anlam taşıdığını bilmesine rağmen Yuva Çiftliği ni satmayı da kastetmişti. Luke un canını asıl acıtan şey, daha ilk gece Denver dayken, tanıştıkları şartlar göz önüne alındığında, bunun berbat bir ilişki olduğunu bilmesiydi. Daha da kötüsü, bundan sonrasında ne 318 istediğini kendine bile söyleyemiyordu. Sadece Madeline i istediğini biliyordu, ancak onun da kendini aynı şekilde istemesini arzuluyordu. Ve o zaman bile bunun ikisi için de ne anlama geldiğini bilmiyordu. Luke eğilip matkabı aldı. Demek bir hafta daha? diye sordu kaygısızca. Madeline gülümsedi ve Luke, onu sıkıştırmayacağını anlayınca biraz rahatlamış göründüğünü düşündü. Sanırım Libby nin yardıma ihtiyacı vardır. Tamam. Luke işine geri döndü ama bir şeyler yine onun Madeline e bakmasına sebep oldu. Maddie? Bana söylemek istediğin bir şey var mı? Luke, gelecek günlerde de Madeline in bakışını unutmayacaktı. Göz kapakları titredi ve Luke ona acı çekiyormuş gibi baktığını düşündü, fakat Madeline kafasını iki yana salladı. Tamam, dedi Luke ve aletlerini toplamaya devam etti. Tamam. Hazır olduğunda ona söylerdi. Luke, sadece Madeline bunu yaptığında kendisinin de hazır olmasını umuyordu. kirk Madeline, Libby ye kalacağını söylediğinde, Libby bu bir şakaymış gibi onun suratına baktı. Madeline onu suçlayamazdı, bu öğleden sonra Luke ona şimdi ne olacağını sorduğunda kelimeler ağzından dökülürken kendisi de inanamamıştı. Bir hafta daha? diye tekrar etti Libby. Bir hafta daha, diye onayladı Madeline. Daha yeni Tag in Giyim Mağazası ndan gelmişti. İki yazlık elbise ve bir şort daha almıştı. Bir de Orlando da olsa asla giymeye- 319 ceği, hatta asla dönüp bakmayacağı bir çift acayip ayakkabı almıştı. İnanılmaz rahatlardı ve Madeline onları Johnson-ları çiftlikte gezdirirken giydiğini hayal etti. Neden? diye sordu Libby. Daha dün yapman gereken işlerin çoğunu bitirdiğini söylemiştin. Bu doğruydu. Madeline in o sert konuşmasından beri Libby yle araları gergindi. Madeline birçok kere özür dilemeye çalışmış ama Libby onunla bunu duyacak kadar uzun süre aynı

145 odada kalmamıştı. Sadece Johnsonların bu hafta gelmeye başlayacağını ve benim de etrafta olup bir şeylere yardım edebileceğimi düşünmüştüm. Bu sorun olur mu? Hayır, dedi Libby onu kuşkulu bir ifadeyle süzerek. Sadece burada olmak istemediğini gayet açık belli etmiştin. Çok mutsuz olduğunu sanmıştım. Bunun için çok üzgünüm, dedi Madeline. Hazır değildim... İstiyorsan kal, diye sözünü kesti Libby. Burası benim kadar senin de. Sonra da odadan yürüyüp çıktı. Diğer taraftan Bree, Madeline in kalışını uzatması konusunda çok istekliydi. Bir hafta kadar daha kalmam gerekiyor, dedi aradığında. DiNapoli incelemesini benim için halledebilir misin? Bree bir an duraksadıktan sonra konuştu. Sen de kimsin ve Madeline e ne yaptın? Hala halletmem gereken bazı şahsi meseleler var, dedi Madeline. Bunun ne anlama geldiğini kendisi de merak ediyordu. Tek bildiği şu an Luke la olan bu şeyden vazgeçmek için hazır olmadığıydı. Bu şey her neyse! Bir haftayı Luke la beraber dışarıda çalışarak, onun geçici duşları birer 320 legoymuş gibi kurmasını izleyerek geçirmişti. Luke un şahane bir mizah anlayışı vardı, Libby nin duygularına karşı nazikti ve en önemlisi Madeline in bir yılbaşı ağacı gibi ışıldamasını sağlıyordu. Madeline hissettiği şeyin aşk olduğundan emindi. Ne hoşlanmak ne de sadece şehvetti. Aşk. Hayatında ilk defa sahiden, gerçekten aşık olmuştu. Bununla ne yapacağıysa korkutucuydu. Elbette, halledebilirim, dedi Bree, lisansını almaya çalışırken her zaman emlak işine parmağını sokmaya hevesli olarak. Ama senin adına anlaşmayı kapatamam. Hayır, hayır, diye onu temin etti Madeline. Geri döneceğim. Orayı satmak için çok sıkı ve çok uzun zaman çalıştım. Madeline Trudi ye de bunu tekrarladı. Geri dönecekti. En sonunda DiNapoli yi satmıştı, elbette dönecekti. Sadece buradaki işleri bitirmem gerekiyor, dedi. Büyük bir mesele değil. Madeline muhtemelen bunu dememeliydi çünkü Trudi anında atladı. Gerçekten mi? Çünkü senin için her şey normalde büyük bir meseledir. Hayır, değildir, dedi Madeline gülerek. Evet, öyledir. Şaka mı yapıyorsun? İnanılmaz ama inanılmaz şaşırdım. Yani oraya taşındığını söyleseydin beni bu kadar şaşırtamazdın. Oraya taşınmıyorsun, değil mi? Elbette hayır! Cidden, asla baloncuğundan dışarı adımını atmazdın. Her şeyin olan yerden ve her şeyin düzenli olduğu o yerden... Trudi, tamam! 321 Peki ya Stephen? Madeline iç çekti. Ne olmuş ona? Mad, yapma, dedi Trudi. Onun son derece yardımcı olduğunu sen söylemiştin. O bana aracının çiftlikle ilgili heyecanlanan kişiler bulduğunu söyledi. Stephen ın senden gerçekten hoşlandığına dair daha başka ne kanıta ihtiyacın var acaba? Kanıt aradığımı bilmiyordum, dedi Madeline fakat Trudi haklıydı. Stephen sayesinde şimdi çiftliğin değeri hakkında oldukça sağlam bir tahmini vardı. Kendricklerin burada hak talep

146 etmek için herhangi bir yasal dayanakları olmadığını da biliyordu. Ve Madeline çiftlik arazileri üzerinde uzmanlaşmış aracının şimdiden çiftlikle ilgilenen birkaç kişi bulduğunu da biliyordu. Adam bir-iki gün içinde ona, Libby ve Emma ya ve tabii bir de Luke a sunması için somut rakamlara sahip olacağını söylemişti. Madeline, Luke un ihtiyacı olan bilgiyi, yani çiftliği geri alabilmesi için ne kadara ihtiyaç duyduğu bilgisini vereceğine dair kendini ikna etmeye çalışmıştı. Ancak kendine karşı daha da az dürüsttü. Luke u sadece düşünmek bile Madeline in yüzünün kızarmasına neden oluyordu. Luke bugün ona söylemek istediği bir şey olup olmadığını sorduğunda Madeline yalan söylemişti. Ve Stephen ona yardımcı olmaları için arkadaşlarını arayıp dururken Luke la annesinin bahçesindeki hamakta, Pontiac m içinde, onun çocukluk yatağının üzerinde sevişiyordu. Trudi nin melek gibi biri olarak yaftaladığı Madeline Pruett, o kadar çok baloncuğunun içinden çıkmıştı ki artık kendini tanıyamıyordu. Luke u seviyordu ama bunu sabote etmek için neden o kadar uğraşıyordu ki? 322 Stephen ın dönüşün konusunda heyecanlı olduğunu biliyorum, diye devam etti Trudi neşeli bir şekilde. Bana ikinizin geçen hafta uzun bir konuşma yaptığınızdan bahsetti. Madeline bunu uzun bir konuşma olarak adlandırmaz-dı ama DiNapoli nin satışı ve bunun kariyeri için ne anlama geldiği hakkında konuşmuşlardı. Aralarında sıklıkla bütün Orlando emlak piyasasını ele geçirme tarzı, zorlama gülüşlerle dolu bir konuşma geçmişti. Harika biri, dedi Madeline zayıf bir sesle Trudi ye. O halde ara ve diğer hafta buraya geri döneceğini söyle. Madeline pencereden dağlara baktı. Geç öğleden sonra güneşinde mavi görünüyorlardı. Madeline onların gün boyunca değiştiğini fark etmişti. Bazen altın sarısı, bazen bakırrengi, bazen mavi... Dağlar hem aynılardı, hem de sürekli değişiyorlardı sanki. Alo? Buradayım, dedi Madeline. Clarissa dan haber aldın mı? diye sordu Trudi. Madeline annesinden sadece bir kez haber almış, sonra yine Madeline e çocuk nafakası hakkında soru sormuştu. Madeline onun birilerinin bu işle ilgilendiğini düşünmesine izin vermişti. Bu tartışmaktan daha kolaydı. Pek sayılmaz. Onun için biraz endişeliyim. Son birkaç konuşmamızda daha önce hiç duymadığım kişilerden bahsediyordu ve çoğunda da sesi sarhoş geliyordu. Peki bunda yeni olan ne? Ona göz kulak olmak için yanında değilim, olan bu. Mad, sadece birkaç haftalığına gittin, hepsi bu. De- 323 diklerin kulağa ne kadar çılgınca geliyor, farkında mısın? Yetişkin bir kadınsın, birkaç haftalığına annenden uzak kalabilirsin. Bu gerilim Madeline in kaskatı kesilmesine neden olmuştu. Trudi nin onun annesi hakkmdaki fikrini biliyordu ama yine de annesiydi işte! Trudi ne derse desin, bu annesinin Madeline dışında kimsesi olmadığını değiştirmiyordu. Annem seninki gibi değil, Trudi, dedi sessizce. Onun sürekli... İlgiye ihtiyacı var, diye onun sözünü kesti Trudi. Kendini kandırma Mad, annen kendinden başkasını düşünmüyor.

147 Madeline karnında bir burulma hissetti. Artık kim olması gerektiğini bilmiyordu. Dinle, gitmem lazım. Hadi ama... Kızdın mı şimdi? Sana kızmıyorum, Trudi. Gerçekten kızmıyorum. Bu doğruydu. Madeline kendine, evrene kızıyordu. Bu kadar zamandır bunca kuralla yaşamasına ve kuralları ayaklarının altında çatırdadığında ne yapacağını bilmemesine öfkeleniyordu. Gerçekten yapacak çok işim var. Tamam, dedi Trudi. Şey... Beni ara. Elbette Madeline onu arayacaktı. Fakat birkaç gün sonra... Madeline, Trudi yi severdi ama sürekli onun onayı ve tavsiyesine ihtiyacı olmayabileceğini düşünmeye başlamıştı. Şimdi bunu düşünmeyecekti. Şu anda Luke un evindeki akşam yemeği partisini odaklanacaktı. Açıkçası, Madeline bu akşam yemeğiyle ilgili biraz gergindi. Madeline, Luke ya da ailesi hakkında aralarındaki şeyin güzelliğini bozacak bir şey öğrenmek istemiyordu. 324 Madeline bu şeyi eğlence olarak adlandırmak istemiyordu çünkü onunlayken bu çok daha fazlası gibi görünüyordu: Heyecanlı, ürpertici, mükemmeldi. FAKAT yalnızken beyni kalbini bastırıyordu. Kendini ve hissettiği şeyleri eleştiriyor ve bunun yüzeysel olmasından korkuyordu. Yine de bunları aklından atamıyordu. Üzerinde mavi kantaron çiçekleri olan sarı elbisesini giymeye karar verdi, çünkü vücuduna tam oturuyordu. Saçı da başka bir dertti. Buradaki hava o kadar kuruydu ki hiçbir bukle tutmuyordu. Madeline saçını açık ve uzun bırakmaya alışmıştı. Bu gece de Libby nin yaptığı gibi kaküllerini önünden çekerek ama saçının kalanını arkada açık bırakarak başına bir eşarp doladı. Sahip olmadığı tek şey ayakkabıydı. Libby odanın önünden geçerken, Madeline yürüyüş ayakkabılarını giyiyordu. Çok hoş! dedi Libby. Teşekkürler. Madeline mahcup bir şekilde gülümsedi ve ayağa kalktı. Uygun ayakkabım yok ama. Bununla mükemmel olacak bir sandaletim var, dedi Libby ve Madeline bunun birkaç gündür Libby yle aralarında geçen en uzun konuşma olduğunu fark etti. Gidip getireyim. Hayır, Libby, teşekkürler, ama... Hemen dönerim, dedi Libby ve odasında gözden kayboldu. Biraz sonra Madeline in elbisesinin çiçekleriyle aynı tondaki maviden müthiş bir sandaletle geri geldi. Vay canına, bunlar harika, dedi Madeline, ama onları alamam. Neden? diye sordu Libby, ayakkabılara bakarak. Ayakkabılarını giyersem kendimi tuhaf hissederim, dedi Madeline. 325 Libby iç çekti. Gerçekten zor birisin, biliyor muydun? Seni çözemiyorum. Madeline de iç çekti. Gerçekten mi? Ben de kendimi çözemiyorum. Bak, kardeş ya da bu çiftlik ya da herhangi bir şey istemediğini biliyorum. Ancak Madeline, istesen de istemesen de kardeşiz ve ayakkabılarımı ödünç alman çok büyük bir mesele değil. Kardeşler bunu yaparlar, dedi Libby ayakkabıları uzatarak. Gerçekten de Libby nin düşündüğü şey bu muydu? Madeline in hayatı boyunca kardeşi olmasını istemesi ne kadar ironikti. Ne var ki bu kelimeler, tıpkı son iki haftadır ağzından

148 çıkmakta zorlanan diğer kelimeler gibi boğazında düğümlendi. Libby haklıydı. Sanki buradan bir an önce kurtulmak için sabırsızlanıyor gibi davranmıştı. Gerçekten de bunu mu istiyordu acaba? Madeline, Libby ye baktı ve pişmanlıkla gülümsedi. Özür dilerim Libby. İnsanlara kolayca yakınlaşmakta pek iyi olmadığımı biliyorum. Muhtemelen buna inanmayacaksın ama gerçekten deniyorum. Libby önce elindeki ayakkabılara baktı, sonra da Madeline e... Yüz ifadesi yumuşamıştı. Ayakkabıları al, dedi. Lütfen. Madeline onları aldı. Teşekkür ederim, dedi ve gülümsedi. Madeline her geçen gün kendi hakkında bildiğini düşündüğü şeylerden gittikçe daha uzağa sürükleniyor gibi görünüyordu. Libby nin ayakkabılarını giyerken, bu kadar uzağa sürüklenmeye devam ederse bir daha güvenli limanına geri dönüş yolunu bulup bulamayacağını düşündü. 326 Yirmi Altı Libby ve Madeline şu an Kendricklerin yaşadığı yer olan Elm Caddesi ndeki küçük yeşil evin önünde spor bir arabanın arkasına park ettiler. Madeline evin bu kadar küçük olmasına şaşırmıştı fakat ışıklar göz alıcıydı ve Madeline içeride hareket edenlerin siluetlerini görebiliyordu. Kendrickleri ne kadar iyi tanıyorsun? diye sordu Libby öndeki aynada rujunu tazelerken. Çok iyi değil. Leo yla aynı sınıftaydım, o yüzden onlarla birbirimizi görürdük. Libby kapısını açıp arabadan indi. Madeline de getirdiği çiçeklerle beraber onu takip etti. Arabanın önünde yeşil eve bakarak durdu. Heybetli çiftlik evini burayla kıyasladı. Birinin içinde kendini rahat hissettiği bir evden çok daha az rahat ettiğine taşınmanın nasıl olduğunu bilirdi. Kendricklerin buna katlanmak zorunda olmalarından dolayı içinde güçlü bir suçluluk duygusu hissetti. Libby çoktan dış kapıdan içeri girmiş ve boş köpek kulübesini geçmişti, Madeline ona yetişmek için hızlandı. 327 İçeriden kahkahaların geldiğini duyabiliyordu ve eski düşmanı, insanların kendisi hakkında ne düşünecekleri korkusu onu ele geçirmeye başlamıştı. Verandaya vardığında midesi düğümleniyordu. Libby nin görünüşe göre böyle korkulan yoktu, basamaklardan çıktı ve kapıyı gürültülü bir şekilde çaldı. Bir saniye bile geçmeden kapı ardına kadar açıldı. Kısa gri saçları ve geniş göğüskafesiyle bir kadın onlara gülümsedi. Merhaba Libby, seni tanıyabildim. Hala o güzel kıvırcık saçlara sahipsin. Sizi tekrar görmek güzel, Bayan Compton, dedi Libby nazikçe. Kadın bakışlarını Libby den Madeline e çevirdi. Ben oğlanların Patti Teyzeleriyim. Siz kızlar bana Patti diyebilirsiniz, dedi tel kapıyı açarken. Hadi içeri gelin. Libby hiç tereddüt etmeden içeri girdi. Madeline elindeki el yapımı buketi Patti Compton a uzattı. Ben, şey... Bunları Bayan Kendrick in bahçesinden topladım. Patti derin bir nefes alıp tombul elini kalbinin üzerine götürdü. Ah, dedi, bu çok tatlı değil mi? Tanrım, Cathy nin bahçe işlerinde çok yeteneği vardı. Burada olsa bunlara bayılırdı. Madeline e gülümseyerek baktı. Cathy nin kardeşiyim. O yüzden çok teşekkür ederim, tatlım, deyip tel kapıyı ardına kadar açarak çiçekleri Madeli-ne den aldı. Madeline yerinden

149 kıpırdamayınca elini onun omzuna koydu. Hadi, çekinmene gerek yok. Kendrickler bir arada olduklarında ya balıklama dalmaksın ya da çiğnenme riskini göze almalısın. Özellikle de biri akşam yemeği zilini çaldığında... Madeline utangaç bir şekilde eşikten geçti ve hemen 328 kapının yanında durdu. Küçücük oturma odasında o kadar çok kişi vardı ki, Madeline kendini aniden klostrofo-bik hissetti. Libby çoktan odaya geçmişti, Madeline onun içeride, diğer odadaki biriyle kapının kenarına yaslanıp konuştuğunu görebiliyordu. Bu kocam, Greg, dedi Patti, epey büyük göbekli bir adamı işaret ederek. Bu da eniştem Bob, çiftliğin sahibi oydu biliyorsun. Luke u zaten tanıyorsun. Madeline hayatında birini gördüğüne hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Luke gülümsediğinde Madeline anında kendini daha hafif hissetti. Siyah kot pantolonunun içine soktuğu, gözleriyle uyumlu olan gri, düğmeleri iliklenmiş gömlekle Luke çok yakışıklı görünüyordu. v Merhaba, Madeline, dedi Luke yeni tanışmışlar gibi. Harika görünüyorsun. Teşekkür ederim. Madeline in yanaklarına bir memnuniyet pembeliği yayıldı ve gülümsemesi daha da derinleşti. Affedersiniz! diye Luke un arkasından bir ses yükseldi. Neyim ben, bir eşya parçası mı? Luke gülümsedi. Madeline, kardeşim Leo yla tanışmanı istiyorum, dedi ve kenara çekildi. Madeline donakaldı. Leo yu görmesiyle yaşadığı şokun yüzüne bu kadar bariz bir şekilde yansımamasını dilerdi. Leo nun bedeni doğal olmayan bir şekilde bükülmüş, kafası yana doğru tuhaf bir açıyla yatmıştı. Luke kardeşinin bir kas hastalığı olduğunu söylediğinde Madeline de bunu kas distrofısi olarak yorumlamıştı ama böyle bir şey beklemiyordu. Madeline gözlerini dikip ona baktığını fark etti. Özür dilerim, dedi çabucak. Merhaba, Leo. 329 Endişelenme, dedi Leo neşeli bir şekilde. Azgın yakışıklılığım karşısında hazırlıksız yakalanan tek kişi sen değilsin. Vay canına! Gerçekten de mavi gözlerin var. Bir kadın oturduğu kanepeden kalktı ve Leo nun çarpık bir sırıtışla gülümsemesine neden olacak şekilde ona İspanyolca bir şeyler söyledi. Merhaba, Madeline, dedi aksanlı bir sesle. Ben Marisol Fuentes. Bu hayvanat bahçesinin bekçisiyim. Marisol bize Leo konusunda yardımcı oluyor, dedi Luke. Teyzem ve eşiyle tanıştın sanırım, bu da babam, dedi. Madeline onlarla merhabalaştı. Jackson ı tanıyorsun. Jackson dar kot pantolonu ve deri ceketiyle gayet şık bir şekilde köşede oturuyordu. Elindeki bira şişesini ona doğru tutarak gülümsedi. Merhaba, Madeline! Libby nerede? diye seslendi Leo. Nereye kayboldu o? Hey Libby tatlım, benimle konuşmak için öldüğün kadar ben de seninle konuşmak için ölüyorum! Leo nun böyle yanılsamaları oluyor, dedi Luke sevimli bir gülümsemeyle. Bana mutfakta yardım etmek ister misin? Elbette. Madeline onu mutfağa giderken izledi. Burası oturma odasından da küçüktü ve Luke buzdolabını açmak için dolapla mutfak tezgahı arasında milim milim hareket etmek zorunda kaldı. Dolaptan iki bira çıkarıp kapaklarını açarak birini Madeline e verdi. Diğer odadan gürültülü kahkahalar duyuldu.

150 Bilmiyordum, dedi Madeline. Leo nun kas hastalığından bahsettiğin zaman, ben sanmıştım ki Evet, dedi Luke, ensesini ovuşturup başını öne eğerek. Motor nöron hastalığı. Onu yavaş yavaş bitkiye dönüştürüyor. Birasını ağzına dayayıp büyük bir yudum aldı. Biliyor musun, erkek kardeşim tekerlekli sandalyede demek için doğru bir zaman bulamadım. Hem ayrıca... Luke öne doğru eğilip kapıya bir göz attı. Konuşacak çok vaktimiz olmuyor. Madeline in yanağından kaçamak bir öpücük aldı. Madeline geriye doğru sıçradı. Yapma, diye fısıldadı ve o anda Luke un teyzesi ile amcası mutfağa gelip arka kapıdan dışarıya çıktılar. Sen... Harika görünüyorsun, dedi Luke bakışları onun üzerinde gezeken. Muhteşem. Madeline tekrar kızardı. Teşekkür ederim. Luke, Madeline in yanından birkaç adım uzaklaşıp dolabı açtı. Dışarıda yiyeceğiz, dedi ve dolaptan büyük bir kase salatayı alıp buzdolabını ayağıyla iterek kapattı. Sonra kaseyi küçük mutfak barının üzerine koyup karıştırmak için bir maşa aldı. Ne kadar zamandır böyle? diye sordu Madeline. Beş ya da altı yıldır, dedi Luke. Colorado Madencilik Üniversitesi nde Amerikan futbolu oynuyordu ve sol eliyle topu kavrayamadığını fark etti. Sonunda neyi olduğunu bulmaları bir yıl aldı ve sonra işler çok hızlı ilerlemeye başladı. Son üç senedir sandalyede. Madeline bunun Leo için, ailesi için nasıl bir yıkım olduğunu hayal bile edemiyordu. Bu boşa gitmiş potansiyel yürek parçalayıcıydı. Ona ne olacak? diye sordu sessizce. Madeline, Luke un omuzlarındaki gerilimi fark etti. Yüzünü tuz ve biber almak için hafifçe diğer tarafa çevir- 331 mişti. En nihayetinde nefes alamayacak ve yutkunamaya-cak. Hiçbir yeri işlemez olacak, dedi. Luke un bundan daha fazla bir şey söylemesine gerek yoktu. Madeline gözlerinin dolduğunu hissetti. Luke... Çok üzgünüm. Teşekkür ederim, dedi Luke. Ona doğru döndü, sakin fakat mesafeliydi. Madeline bunu kavrayamıyordu. Hayatında hiç bu kadar acı verici bir şeye katlanmamıştı. Bir de Luke un annesinin bütün bunların üzerine kanser olması... Bunlardan sonra bir aile her gün hayatına devam edebilecek gücü nasıl bulabilirdi ki? Luke onları nasıl bir arada tutabiliyordu? Sana yardım etmek için yapabileceğim bir şey var mı? Hayır, arkana yaslan ve rahatına bak, dedi Luke ve salatayı karıştırmaya başladı. Madeline nasıl arkasına yaslanıp rahatına bakabileceğini bilmiyordu. Oturma odasından Marisol ün hareketli ak-sanını ve Libby nin kahkahasını duyabiliyordu. Arka kapı aniden açıldı ve Patti içeri girdi. Affedersin, tatlım, dedi ve Madeline le Luke un arasından kalçalarını sıkıştırıp geçti. Luke a hafifçe çarpıp onu kenara iterek fırına eğildi ve iki tepsi lazanya çıkarıp ocağın üzerine koydu. Tam onları çıkarıp ocağın üzerine koyarken Libby mutfağa geldi, içecekleri götürmemi ister misiniz? diye sordu. Bu harika olur, dedi Patti. Bardaklar orada. Dediği yer tam Madeline in kafasının üzeriydi ve Madeline in Jackson ile Leo nun birlikte oturduğu oturma odasına geri gitmekten başka seçeneği yoktu.

151 İki adam Madeline i gördüklerinde aniden konuşmalarını kestiler. 332 Gelsene Madeline, dedi Jackson. Leo nun yanındaki yeri işaret etti. Sandalye hafifçe gerideydi ve Madeline onu öne çekip sohbete katılıp katılmaması gerektiğini düşündü. Leo nun başının arkasına bakarak ve bütün bunlara dayanacak gücü nereden bulduğunu merak ederek oturdu. Dikkatini soyulmuş duvar kağıdına vermeye çalıştı ve Leo nun arkasındaki duvarda büyük çerçeveli fotoğrafları gördü. Odadaki tek dekor buydu. Mutlu bir ailenin çeşitli fotoğrafları... Patti ye benzeyen geniş omuzlu kadın Luke un annesiydi muhtemelen, yanında da bir köpekle Leo duruyordu. Luke, Leo, annesi ve babası, Madeline in çiftlikte batı tarafındaki çimenlikten anımsadığı bir piknik masasında oturmuş gülüyorlardı. Hayatlarının paramparça olmadan önceki haliydi. Jackson aniden yerinden sıçrayıp Madeline in düşüncelerini böldü. Bir bira daha alacağım. Sen bir şey ister misin, Madeline? Madeline elinde tuttuğu biraya baktı. Bir yudum almıştı sadece. Hayır, teşekkür ederim. Hemen gelirim, deyip odadan çıktı Jackson ve onu Leo yla yalnız bıraktı. Hey, dedi Leo. Seni göremiyorum. Sandalyesi aniden öne gitti, sonra durdu ve geriye geldi, onunla yüz yüze gelecek şekilde manevra yapana kadar böyle devam etti. Leo çarpık bir gülümsemeyle ona baktı. Amerikan futbolundan hoşlanıyorsun, değil mi? Pek sayılmaz. Ne, dalga mı geçiyorsun? Florida da üç profesyonel Amerikan futbol takımı var! Yunuslar, Korsanlar ve Jaguarlar. Hangisini sevdiğini bulmalısın. 333 Hiçbir zaman Amerikan futboluna pek ilgi duymadım aslında, dedi özür dilercesine. Trajediye bak. Basketbol? Beysbol? diye sordu Leo umutla. Madeline başını iki yana salladı. Futbol. Vay canına, dedi Leo yüzünü buruşturarak. Bu benim en az ilgilendiğim spor. Onca koşuşturma bir sayı için mi? Leo kafasını iki yana salladı. Pekala, peki ya video oyunları? Bende Hounds of Hell diye yeni bir oyun var. Müthiş bir şey. Seni öldürmeden önce devasa köpekleri öldürmek zorundasın. Hadi gel, oynayalım. Nasıl oynanır bilmiyorum ki, dedi Madeline hızlıca. Bilmen gerekmiyor zaten, dedi Leo. İşe yaramayan kolları olan bir adama karşı oynuyorsun. Leo çarpık bir şekilde gülümsedi. Kumandalar orada. Madeline ayağa kalktı ve Leo iki kumandayı alıp onun kucağına bıraktı ve bilgilendirmeye başladı. Leo oyun başlarken onları nasıl kullanacağını kısa ve hızlı bir şekilde anlattı. Unutma, dedi. Köpekleri öldüreceksin. Hazır mısın? Sanırım, dedi Madeline. Ama şaka yapmıyorum, gerçekten çok iyi değilim. Sana yardım edeceğim, dedi Leo. Oyun başladı, köpekler kafeslerinden salıverildiler ve onlara doğru hızla gelmeye başladılar. Tamam, ateş! Ateşi diye bağırdı Leo. Madeline panikle elindeki kumandaya bakıp hangisinin ateş tuşu olduğunu anlamaya çalıştı. O basana kadar köpek üzerine atlamıştı bile. Ahh, öldün, dedi Leo şefkatli bir tonda ve hemen akabinde her nasılsa ateş edip birkaç köpeği birden öldürmeyi 334

152 başardı. Daha önce hiç bu kadar çabuk ölen birini görmemiştim, dedi etkilenmiş bir şekilde. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun, değil mi? Hayır, ne? diye sordu Madeline. Tekerlekli sandalyede, kolları işlemeyen bir adam seni yenebiliyor. Leo neşeli bir şekilde güldü. Gülüşü bulaşıcıydı. Madeline de ona sırıttı. Leo sakat elini kumandadan uzaklaştırdı. Pekala, nelerden hoşlanırsın Madeline? Hoşlandığın bir şeyler olmalı. Filmler, dedi. Filmlerden hoşlanırım. İşte şimdi konuşuyoruz! Ne tür peki? Bilimkurgu, korku, drama, dönem filmleri? Daha çok romantik komedilere meyilliyim. Güzel bir tür ve benim de favorim olan bir tür aynı zamanda, dedi Leo yüksek sesle. Dur tahmin edeyim... Sen Aşk Her Yerde tarzı bir kızsın. Yok, dedi Madeline gülümseyerek. Daha çok Kaza Kurşunu, tarzı... Ah! İkinci tahminim o olacaktı. Kaza Kurşunu Luke un da favorisidir. Madeline in, şaşkınlığı hissettiği gibi yüzüne de yansımış olmalıydı, çünkü Leo Bu Luke Kendrick hakkında az bilinen bir gerçektir. İyi aşk filmlerini sever, dedi. Benimle dalga geçiyorsun. Bu kadar erkeğe uymayan bir şeyle ilgili dalga geçmem. Luke ayrıca bebek ve köpek yavrusu reklamlarında da ağlar. O ufaklıklara bayılır. Madeline bir kahkaha attı. Sana inanmıyorum. Film izlemek için vakti olacağını hiç sanmıyorum. 335 Şey belki Denver da değil. Ama geldiğinde birçok dokunaklı şey izliyoruz, inan bana. Pine River a çok sık gelir mi? Muhtemelen gelmek istediğinden çok daha fazla. Yani demek istediğim, Luke un Kendricklerin danışılan adamı olduğunu anlamak zor değil. Bunu görebiliyorum. Evet. Sana aile sırrımızı söyleyeyim. Babam ve ben dünyadaki en becerikli takım sayılmayız. Luke olmasaydı şimdiye kadar muhtemelen birbirimizi öldürmüştük ya da sokaklarda yaşıyorduk. Luke her zaman bizim için kılçıkları ayıklar, biliyor musun? Ve iyi haber şu ki Luke bu durumu kaldırabiliyor. Yani bir düşünsene, mimarlık diplomasını alması altı yılını aldı, çünkü eve gelip şu ya da bu sorunu çözmek için derslerden sürekli kalıp durdu. Evet, o benim ağabeyim. Günü kurtarmak için eve gelir ve sonra benimle film izleyip Hounds ofhell oynar. Ve oyunda senden çok daha iyidir. Madeline gülümsedi. Leo dan hoşlanmıştı. Hem de çok. Harika bir kişiliği ve Madeline in takdir ettiği dobra bir yapısı vardı. Benden daha iyiyse gerçekten iyi olmalı. Leo kahkaha attı. Sanırım senden hoşlandım, Orlan-dolu Madeline. Ve Luke belki sana söylememiştir diye söylüyorum, o da senden hoşlanıyor. Leo, Madeline, yemek zamanı! Patti oturma odasına kafasını uzatarak onlara seslendi. Luke oturma odasına girmek için teyzesiyle kapının arasından zorlukla geçti. Pekala, dahi, dedi Leo ya. Beslenme torbasını bağlama vakti. Leo nun sandalyesinin arkasına ilerlerken Madeline e gülümsedi. Sana inanılmaz ve çılgın hikayeler anlatmadı, değil mi? 336

153 Hayır, bir tane bile anlatmadı, dedi Madeline dürüstçe. Bunun sebebi daha konuşmaya başlamamış olmam, dedi Leo, Luke onun sandalyesinin tutulacak yerlerine ellerini koyarken. Dalga geçmiyor, dedi Luke. Kendini önceden uyarılmış say. ikimiz ön kapıdan çıkacağız. Seninle arkada buluşuruz. Sonra Leo ya döndü ve Hızlı gitmekyok, dedi. Madeline onun Leo yu yavaşça dışarı doğru sürmesini izledi. Ayağa kalkıp fotoğrafların asılı olduğu duvara gitti. Luke un bu ailenin temel taşı olduğunu anlamak zor değildi. Babasının hatalarını düzeltmeye çalışan, kardeşiyle ilgilenen, aile çarkının dişlisiydi. İyi bir adam, diye düşündü Madeline ve hayatında şimdiye kadar hissettiği hiçbir özleme benzemeyen bir özlem hissetti. Bunun için... Aile için... Bir kahraman için Yirmi Yedi Luke ve Leo çocukken, bütün aile çiftlikte, annesinin ağaçlara astığı fenerlerin altında toplanır ve uzun masanın üzerinde akşam yemeklerini yerlerdi. Annesi mutlaka masaya örtü koyar, çiçekler ve şık tabaklarla süslerdi. Temek hazırlanırken çocuklar çimenlikte oynardı ve sonrasında yetişkinler ev yapımı tartlarını yiyip kahvelerini içerken yine oynarlardı. Bu gece süslü tabakların, dağların eksikliği vardı ama Patti de fenerler asmış ve kendi masa örtüsünü buraya getirmişti. Lazanya da Luke un annesinin yaptığı kadar lezzetliydi. Bu Luke u geçmişin o basit ve mutlu zamanlarına geri döndürmüştü. Tekrar öyle olabilir miydi? Madeline e baktı. Ona göre Madeline muhteşemdi. Ve bu gece, uzun zaman önce Bazen Geçidi nde karşılaştığı kadından çok farklıydı. Leo nun dediği bir şeye gülüyor, gözlerinin kenarları kırışıyordu. Olabiliriz, diye düşündü Luke. Güzel bir çift olabilirlerdi. Leo, Denver ın maçına bilet kazanmakla ilgili büyük 338 planlarıyla onları eğlendiriyordu. Patti, Leo nun genç arkadaşı Dante yi Bir Dilek Tut Derneği vasıtasıyla bilet elde etmesi için uğraşıp ikna etmesi karşısında haklı olarak afallamıştı. Yapma, Patti Teyze, diye dalga geçti Leo, Marisol onun lazanyasını ezip püre yaparken. Bunun gerçekten harika olacağını düşünüyor. Maça gitmek istiyor. Ve beni de götürmek istiyor. Ama uçağa binememe ihtimaline karşı yedek planlar üzerinde çalışıyorum. Bu yapacağım en son şey olsa bile, Mile High Stadyumu nda bir maç izleyeceğim! Uzun bir süre için hiç kimse bir şey söylemedi. Leo güldü. Tamam, bu yapacağım en son şey olmayacak. Şimdi daha iyi mi? Bence bu harika, dedi Greg ve çatalını Patti ye doğru tuttu. Bilirsin Cathy her zaman bu çocuğun bir gün bir şey olacağını söylerdi, dedi Leo ya göz kırparak. Ben bir şeyim zaten, dedi Leo. Bir piliç mıknatısıyım. Şu an etrafımda kaç piliç olduğuna bir bak. Leo sırıtıp başını Libby, Madeline ve Marisol e doğru çevirmeye çalıştı. Şu anda etrafında olan tek şey sinekler, dedi Marisol gelişigüzel bir şekilde. Tıpkı bir atın arka tarafı gibi. Bana bayılıyorsun, Marisol, dedi Leo neşeli bir tonda. Sadece kabul et şunu. İtiraf et. Hepimiz bunu biliyoruz ve artık can sıkıcı bir hal alıyor. Siz oğlanlar Cathy nin Tyler ımın doğum günü için yaptığı lazanyayı hatırlıyor musunuz? diye sordu Patti.

154 Babası güldü. Tuğla gibiydi. Yeni bir evin köşe taşı olabilirdi. Patti misafirlere Luke un annesinin lazanyayı biraz fazla pişirdiğini anlatırken Kendrickler güldüler. 339 Luke o günü çok iyi hatırlıyordu. Annesi dışında on beş kişi vardı ve lazanya kömür olmuştu. Luke masanın altından elini Madeline in dizine koydu, genç kadın sım-sıcak bir gülümsemeyle ona baktı. Evet, Luke bu masada gelecek yıllarını gözünün önüne getirebiliyordu. Colorado göğünün altında, çocukları çimenlikte oynarken o Madeline le kendisini tartlarını yiyip kahvelerini içerken görebiliyordu. Libby, sen de oldukça büyük bir aileye sahipsin, öyle değil mi? diye sordu Patti. Ben mi? dedi Libby şaşkın bir ifadeyle. Bir sürü kuzenim var. Anneler, dört kardeş ama biz böyle toplanmayız. Genellikle annem, kocası ve ikiz erkek kardeşlerim olur. Peki ya sen, Madeline? diye sordu Patti. Ah... Sadece ben ve annem, dedi Madeline nazikçe ama Luke onun gerildiğini hissedebiliyordu. Annen nerede, Orlando da mı? Evet. Şey, bütün bunlar senin için büyük bir sürpriz olmuş olmalı, dedi Patti. Herhangi iyi bir ev sahibinin yapacağı olağan konuşmaları yapıyordu sadece ama Luke Madeline i, bu soruların onu ne kadar rahatsız ettiğini anlayacak kadar iyi tanıyordu. Kucağında duran elini sıkıyordu ve Luke a baktı. Luke da güven verici bir şekilde ona gülümsedi. Madeline in tozlu, ruhunun derinlerdeki bir noktada her zaman yanında taşıyormuş gibi göründüğü endişeyi Luke anlıyordu. Böyle anlarda Madeline için üzülüyordu. Kolay bir hayatı olmamıştı. 340 Madeline aniden sırtını dikleştirdi. Çok büyük bir sürpriz oldu, dedi ve masanın karşısındaki Libby ye bakarak güldü. Babamla ilgili hayal ettiğim onca şeyin içinde bu yoktu. İki kardeş ve bir çiftlik? Beklemiyordum. Gülümsedi. Ortaya çıkmana sevindim, Madeline, dedi Jackson. Orlando ya ne zaman dönüyorsun? Gelecek hafta. Madeline bunu hiç tereddütsüz söylemişti, son derece kolayca, Luke onun kararını verdiğini fark etti. Ne? diye bağırdı Leo. Fakat bunu yapamazsın. Kalmalı ve Hounds of HeWdeki o berbat performansını telafi etmelisin. Madeline Leo ya bakıp sıcacık gülümsedi. Bunu yapmayı çok isterdim ama işimle ilgili yapmam gereken şeyler var. Annemin de bana ihtiyacı var. Yüzündeki sıcacık gülümsemeyle Luke a döndü. Ancak Luke ona gülümseyerek karşılık vermedi ve gözlerinde bir şeylerin titreştiğini gördü. Suçluluk mu? Tatlı zamanı! dedi Patti ve ayağa kalktı. Madeline bana yardım eder misin? Elbette! dedi Madeline ve kendisiyle Luke un tabağını da alarak yerinden kalktı. Luke kalçalarını saran o sarı elbisesi içinde kahrolası muhteşemlikte görünen Madeline in Patti nin arkasından eve yürümesini izledi. Saçlarının eline değdiği zaman verdiği hissi, Madeline in bedeninin onun altındayken yaşadığı duyguları düşündü ve onunla ilgili bu hissettikleri nedeniyle deli olup olmadığını merak etti. Bu kadının sıkıntıları vardı. Ciddi sıkıntıları...

155 341 Luke ilk defa bu sıkıntıları nasıl çözeceğini biliyor olmayı diledi. Patti onları yıkarken Madeline tabakları kurulama işini almıştı. Patti canayakın bir şekilde Pine River daki hayatla ilgili konuşuyordu. Aspen otobanında yeni bir Applebees restoranının açılacak olmasına heyecanlanıyordu çünkü mönülerinde kilolarına dikkat edenler için kalori değerlerini yazacklarım duymuştu. Kasabadaki Piedmont Lastik Dükkanı nın kapanacağından dolayı da üzgündü ama yapılacak bir şey yoktu çünkü Bay Piedmont ta amfizem vardı. Marisol kaldırılacak olan yiyecekleri getirerek, üç kişi için saçma denebilecek derecede küçük olan mutfağa girip onlara katıldı. Duydun mu? diye sordu Marisol Patti ye ve kaçamak bakışlarla iki yana ve sonra erkeklerin poker oynamaya başladığı yere baktı. Julie Daugherty kocasından ayrılmış. Ah, olamaz, dedi Patti. Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Brandon la çok sevimli bir çift olduğunu düşünüyordum. Yani, elbette Luke la daha sevimli olduğunu düşünüyordum ama onlarınki yürümediyse Julie yi iyi bir adamla birlikte görmekten mutlu olurdum. İtin teki işte, dedi Marisol. Önünde eğilecek her kadının içine şeyini sokar. Marisol! dedi Patti, yüzü kıpkırmızı olarak. Madeline e mahcup bir ifadeyle baktı. Bazen Marisol ü duymazdan gelmelisin. Sadece doğruları söylüyorum, dedi Marisol omzunu 342 silkerek. Bir fasulye kasesini aldı ve alçak sesle ilave etti. Şimdi de Julie tekrar Luke la birlikte olmak istiyor. Patti yıkamayı bırakıp ona döndü. Ne? Marisol öfkeyle başını salladı. Haftada iki-üç kere buraya gelip duruyor. Leo onun tekrar birlikte olmak istediğini Luke tan duymuş. Verandada oturup uzun bir süre konuşmuşlar. Epey uzun. Şey bu onların meselesi, Marisol, dedi Patti ciddi bir biçimde. Elbette onların meselesi, dedi Marisol omzunu silkerek. Ama Julie nin Luke u tekrar kullandığını görmek istemiyorum, sen istiyor musun? Bu bizi ilgilendirmez, dedi Patti sertçe. Luke u ne mutlu edecekse onu istiyorum. Hepsi bu. Tekrar bulaşıkları yıkamaya geri döndü. Marisol, Patti nin arkasına kaşlarını çatarak baktı. Pekala, beni duymamış gibi davran, dedi elini silkeler gibi sallayarak. Ama tekrar bir araya gelirlerse, Luke u tekrar üzecek. Bu kadını tanıyorum. Nasıl biri olduğunu biliyorum. Bakışları Madeline e kaydı ve sonra da Madeline in tuttuğu tabağa. Madeline o anda hiç kıpırdamadığını, elindeki bezin tabağa yapışıp öylece kaldığını ve vücudunun buz kestiğini fark etti. Yavaşça kurulama işine geri döndü, düşünceleri birbirini kovalıyordu. Madeline, Luke la bu ilişkiye başladığında, bazı hayallerin ara sıra aklını meşgul etmesine karşı daha ileri gidemeyeceklerini düşünüyordu. Ve şimdi kalbini koruma, onu bir koza içinde saklama içgüdülerinde haklıymış gibi hissediyordu. Luke ondan hoşlanmıştı, hoşlandığını biliyordu fakat onu sevmemişti... Made- 343 line in Luke u sevmeye başladığı gibi değildi. Madeline buna emindi. Luke aynı anda hem onu hem Julie yi nasıl sevebilirdi ki?

156 Madeline kurulama işini bitirip tabakları düzgünce yerleştirene kadar elinden geldiğince oyalandı. O zamana kadar herkes tartını yemeye başlamış, kağıt oynuyorlardı. Madeline üzerindeki hırkanın önünü sıkıca kapatıp dışarı çıktı. Bay Kendrick görünüşe göre oyundan çekilmişti ve küçük verandanın basamaklarında oturuyordu. Size katılabilir miyim? diye sordu Madeline. Gel, dedi adam ve oturması için yanındaki ahşap basamağa eliyle hafifçe vurdu. Madeline basamağa oturup bakışlarını fenere dikti. Sen oynamak istemiyor musun? diye sordu Bay Kendrick. Hayır. Madeline mahcup bir şekilde gülümsedi. Oyunlarda berbatımdır ve para kaybetmek kadar nefret ettiğim bir şey de yok. Bay Kendrick güldü. Benim de. Yuva Çiftliği yle ne kadar kaybettiği hesaba katılırsa adamın bunu söylemesi ironikti. İyi birine benziyordu ve Madeline onun adına üzülmekten kendini alamadı. Bir adam bu kadar kayba nasıl dayanabilirdi? Madeline adamın buruş buruş suratına bakıp babasıyla, o şeytanla anlaşma yaptığını hayal etti. Size bir şey sorabilir miyim? Sor, dedi. Nasıl biriydi? Yani, Grant Tyler. Bay Kendrick gri gözleri Luke un gözleri aynı kaçamak ilgiyle bakarak Madeline i bir an için inceledi Şey, kadın konusunda pek iyi olmadığını söyleyebilirim ama sanırım bunu biliyorsun. 344 Madeline gülümsedi. Onunla ilgili bildiğim tek şey bu. Grant çok nüfuzlu biri olduğunu düşünür, ticari zekasına fazla güvenirdi ama tanıdığım herkesten daha fazla şeyi yüzüne gözüne bulaştırdı. Grant zirvedeyken ondan daha yüksekte kimse yoktu fakat düştüğünde bu büyük bir gürültüyle olurdu. Madeline onun hakkında hayranlık duyabileceği bir şeyler hissetmeyi dileyerek bakışlarını önüne indirdi. Ezik bir aileden gelmediğini hissettirecek ufacık bir şey... Ancak tamamen kötü bir adam değildi, dedi Bay Kendrick, onun düşündüklerini okumuş gibi. Demek istediğim, gerçekten bana yardım etmeye çalışıyordu. İş hayatında kurnaz olduğunu düşünürdü ve muhtemelen hukuk bilgisi azdı ama niyeti iyiydi. Leo için paraya ihtiyacım olduğunu biliyordu. Leo için mi? Evet, Leo için. Sigorta sadece bir yere kadar karşılıyordu ve oğlumun tedavi masrafları için paraya ihtiyacım vardı. Madeline alt dudağını ısırdı. Adam çiftliği değerinden çok daha azına oğlunun bakımı uğruna satmıştı. Sanırım çok iyi bir baba değilmiş, dedi Bay Kendrick. Libby ye sormanız lazım, dedi Madeline omzunu silkerek. Ben onu hiç tanımadım. Bay Kendrick başını salladı. Onun için mazeretler bulmayacağım. Ama bir sırrı bilmene izin vereceğim. Grant bana oğlunun ölümünden sonra bir daha asla eskisi gibi olamadığını söylemişti. Madeline afalladı. Ne? Ne oğlu? 345

157 Onu duymamış miydin hiç? İlk karısından bir oğlu varmış. Grant in anlatıkları bunlar. Çocuğun üzerine titrermiş. Florida nın dışında bir yerlerde küçük bir evleri varmış. Grant daha askeriyeden yeni ayrılmış ve havacılık teçhizatıyla ilgili bir şeyler yapıyormuş. O zamanlar gerçekten mutlu olduğunu söylemişti bana. Ama çocuk bir şekilde onların gözetiminden sıyrılmış ve havuza düşmüş. Boğulduğunda yaklaşık iki yaşındaymış. Madeline bir anda buz kesmişti. Bir erkek kardeşi mi vardı? Boğulmuş olan bir bebek kardeşi? Aniden midesinin altüst olduğunu hissetti. Ben hiç... Ben asla... Galiba Grant bu acıyı kendine saklamıştı, dedi Bay Kendrick. Bana da söyleyeceğini zannetmezdim ama son karısı da onu terk ettiğinde, bir gece son derece sarhoş bir şekilde bana gelmiş ve bütün içindekileri boşaltmıştı. Tanrım, diye mırıldandı Madeline. Grant in çocuklarıyla durumunu onaylamıyorum, sana bu kadarını söyleyebilirim. Ama bir yanım hep Grant bana bunu söyledikten sonra ona biraz anlayış göstermemi istedi. İki evladımdan birini kaybedersem nasıl çılgına dönerdim düşünemiyorum. Uzun bir süre sessizlik içinde oturdular. Madeline boğazındaki yumruyu yutmaya çalıştı. Babasını hep insanın bile altında, aşağılık biri gibi düşünmüştü. Şu an yaşadığı kaybın acısını hayal bile edemiyordu. Üstelik hemen yanında çocuğu için çok şeyi feda etmiş bir adam oturuyordu. Bay Kendrick, şu çiftlikle ilgili... Madeline, onunla ilgili ne yapman gerekiyorsa onu yap, dedi adam sözünü keserek. Biz iyiyiz. Hayatta bir noktaya geldik artık ve ne olursa olsun sorunları atlatarak 346 yaşamayı sürdüreceğiz. Şu hayatta iki güçlü oğuldan başka hiçbir şeyim yok. Birlikte.neredeyse her tehlikeyi atlatabiliriz. Bay Kendrick gülümsedi ve sonra dizini dostça sıkarak Madeline i şaşırttı. Sen kendine dikkat et. Kendin için ne gerekiyorsa onu yap. Madeline onun duyarlılığını takdir ediyordu ama bu küçük yeşil ev Leo nun tekerlekli sandalyesi için bu kadar küçükken nasıl sadece kendini düşünebilirdi? Çantası kolunda olan Libby hemen önlerinde durdu. İşte buradasın. Hazır mısın? diye sordu neşeyle. Yarın büyük gün! Luke da Libby nin arkasından gelmişti. Kalkmıyorsunuz değil mi? Yapacak çok işimiz var, dedi Libby. Johnsonlar öbür gün burada olacaklar. Madeline ayağa kalkıp Luke a baktı. Gidiyor musun? dedi Luke. Madeline onun tamamen başka bir şey, çok daha derin bir şey sorduğunu hissetti ve buna verecek cevabı yoktu. Madeline içinde bir dönüşüm hissediyordu, bildiği her şey, şimdiye kadar içinde bulunduğu her şey tepetaklak olmuştu sanki. Bu çok büyük, karşı konulamaz bir şeydi. Madeline bu kez her şeyi mantığa oturtacak listeler ve şemalar yapamayacak ve önceden karar verdiği yoldan gidemeyecekti. Ve bunu bilmek Madeline e kendini tamamen eli kolu bağlı hissettiriyordu. Gerçekleştirmek için o kadar çile çektiği hayat tarafından felce uğratılmıştı. Luke a baktı, bir açıklama duymayı hak ediyordu. Luke, Orlando dan buraya sorunlarıyla gelen bir kadını değil dünyanın ona sunacağı en iyi şeyleri hak ediyordu. Madeline, Luke a onunla ilgili neler hissettiğini ve bunun ne 347 anlama geldiğini söylemek istedi ama dürüst olmak gerekirse orada öylece dururken kendisi de gerçekte bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu. Gitmem lazım, dedi sadece ve kederli bir şekilde gülümsedi. Madeline, Luke un gözlerinde onu anladığına dair o ıstıraplı ifadeyi gördü.

158 ** Luke, Libby ve Madeline e dışarıda arabalarına kadar eşlik etti ve birbirlerine iyi geceler dilediler. Luke tekrar çitten içeri girdi ve arabasının stop lambalarının kırmızı ışığı köşeden dönüp görünmez olana kadar arkalarından baktı. Arkasını döndüğünde Jackson ın kalçasının kenarıyla verandanın tırabzanına dayanmış onu izlediğini görünce şaşırdı. Pekala, ne var ne yok, Luke? diye sordu Jackson kurnaz bir ifadeyle. Hasta bir köpek yavrusu gibi görünüyorsun. Çok komik, dedi Luke. Baksana, avukatın Dan Broadstreet ten bir telefon aldım. Birkaç sorusu vardı. Öyle mi? Sanırım sana yardımcı olacak bir çıkış yolu arıyordu. Ama durumun iyi görünmediğini, içtihat hukukunun babanın yaptığı anlaşmayı desteklemeyeceğini ve bunu denemenin büyük bir para kaybı olacağını söyledi. Halden anlar bir tavırla omuzlarını silkti. Ama sanırım sen zaten bunu biliyordun. Biliyordum, dedi Luke. Benim amacım gereken parayı bir araya getirebilecek kadar zaman kazanıp çiftliği sa- 348 tın alabilmeye yetecek kadar uzun bir zaman mücadeleye devam etmek. Yarın Dan le ayrıntılar üzerinde görüşmek üzere Denver a gidiyorum. Cidden mi? dedi Jackson şaşırarak. Ama bunun için paranız yok. Benim var, dedi Luke. Jackson iç çekti. Herkes kararlılığını takdir ediyor, Luke. Ama baban o çiftliğe geri gitmek istemiyor. Bunu biliyorsun değil mi? Bunun sebebi, karısının ölmesi mi yoksa Leo yla orada, her şeyden uzakta baş etmenin zor olması mı bilemiyorum ama benimle oldukça net konuştu. Çiftlikle ilgilenmiyor. Belki öyledir. Ama Leo yla ben ilgileniyoruz. Jackson başını yana yatırdı. Leo da ilgileniyor demek? diye sordu kuşkucu bir tonda. Evet, dedi Luke. Leo da. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyordu ama bir tahminde bulunmuştu. En azından ben kesinlikle ilgileniyorum, Jackson. Herkes Yuva Çiftliği nin benim de mirasım olduğunu unutuyor. Jackson başını salladı. Denver da kalacağını sanıyordum. Kalacağım, dedi Luke. Şimdilik. İşimin olduğu yer orası. Ama bir gün çocuklarım olacak. Ve çiftliğin onlar için orada olmasını istiyorum. Tıpkı ben ve Leo için olduğu gibi... Ve babam için olduğu gibi de... Biliyor musun, babam bir hata yaptı ama boş ver gitsin, demeye niyetim yok. Orada ailemin geçmişi, hayatıma dair çok şey var. Seni anlıyorum, dostum. Ama çiftliklerin işletilip yürütülmesi aşırı derecede pahalı. Grant in tarzını beğenmeme konusunda anlaşabiliriz ama o bir şeyin farkındaydı. 349 Ameliyatın parasını ödeyebilmek için yukarıda olanın iki katı sığıra sahip olmanız gerekiyordu. Baban bir gölün içindeki taştan daha hızlı bir şekilde batıyordu. Luke kollarını göğüskafesinde bağladı ve Jackson a gözlerini dikti. Jackson inledi. Tamam, dedi ellerini havaya kaldırarak. Tamam. Saha elimden geldiğince yardım edeceğim. Sadece bana bir söz ver. Ne sözü?

159 Bu anlaşmada ne kadar para kaybedeceğini bana söylemeyeceğine söz ver. Paragöz kalbim buna dayanamaz. 350 Yirmi Sekiz Bu harika olacak, dedi Libby, kendi özel projesi olan Johnsonlar için hoş geldin yazısına son dokunuşlarını yaparken. Birkaç gündür onun üzerinde çalışıyordu. Levha, duşları yapmak için sökülen küçük barakanın artan eski tahtalarının boyanmasıyla elde edilmişti. Harika görünüyor, dedi Madeline. Jackson ın ona verdiği bütçeyi gözden geçiriyordu. Arttırılabilecek herhangi bir para varsa Madeline onu bulacaktı. Libby kafasını biraz geriye atıp eserine hayranlıkla baktı. Luke tekrar ortaya çıkarsa ona bunu astırabiliriz. Gözünün ucuyla Madeline e baktı. Nerede olduğunu biliyor musun? Madeline hayal kırıklığının boğazına oturttuğu yumruyu yutkunmaya çalıştı. Hayır, dedi, elinden geldiğince umursamaz bir sesle. Ondan haber almadım. Madeline in bundan dolayı kafası karışmıştı, incinmişti. Bu son hafta nerede olabileceğine dair kalbi korkunç bir acı içindeydi ve Luke un gelip bunu dindirmesini istiyordu. 351 Aşk. Bunu ona aşk yapıyordu. Endişe değil. Şimdi içini dışına çıkaran bu aşk denen şeyin ne kadar inanılmaz, ne kadar somut bir özlem olduğunu anlıyordu. Johnsonların ilk dalgası bu öğleden sonra geliyor! diye hatırlattı Libby. Üzerine kahve-çay koyduğum yük vagonunu gördün mü? Hayır. Gel de bak! dedi Libby dışarıya doğru başıyla işaret ederek. Ön kapıya doğru yürüdüler ve Luke un tamir ettiği verandanın basamaklarından indiler. Madeline in duyuru panosunun hemen bitişiğinde, çitlerin orada üzeri kapalı minyatür, kırmızı bir yük vagonu duruyordu. Üzerine büyük çay ve kahve kavanozları, hemen yanına da krema, şeker ve köpük bardaklar yerleştirilmişti. Bu harika, dedi Madeline. Nereden buldun? Dani den. Ah, işte Ernest! dedi Libby ve Madeline e gülümsedi. Eminim ona bunu astırabilirim. Kıvırcık saçlarını arkasında savurarak hızla ona doğru gitti. İşler yapılmıştı, geriye Johnsonların kafilesini beklemekten başka bir şey kalmamıştı. Çok güzel bir gündü, bir aile buluşması için mükemmel bir havaydı. Madeline, Kendrickleri ve burada kim bilir kaç kez bütün aile ve akrabalarıyla bir araya geldiklerini düşündü. Kalbinde bir sızı hissetti, hala burada olmaları gerekiyordu. Yürümeye karar verdi, aklına bir daha buna fırsatı olmayabileceği gelmişti. Her sabah yürüyüş yapması, her gün biraz daha ileriye gitmesi ne kadar tuhaftı. Bu sabah da, diğer günler gibi köpeklerin dördü birden çabucak onun peşine takıldılar, Madeline in yeni rutinine eşlik ederken kuyrukları havada yeri koklayarak arkasından geldiler. Madeline isimlerini 352 doğru olarak aklında tutamasa da onlara ısınmıştı. Soğuk bahar gecelerinde insana iyi'birer eşlikçiydiler. Madeline yürürken kuşların şakımasını dinledi. Yukarı doğru çıkarken yarı yolda Colorado ya ilk geldiğinde bu kadar nefesi kesilmiş hissetmediğini fark etti. Neredeyse iki haftalık bir süreçte onun dönüşüm geçirmiş olması dikkate değer bir durumdu. Şimdi içinde

160 dağları hissediyor, sabahları onların kendisini çağırdığını duyuyor ve tırmanma, doğanın ona sunacaklarını görme arzusu hissediyordu. Buraya ilk geldiğinde, Dani ileride böyle hissedeceğini söylediğinde Madeline de onun deli olduğunu düşünmüştü. Sonunda kendisinin deli olduğu ortaya çıkmıştı. Kim bu cennet parçasında kendini büyülenmiş hissetmezdi ki? Ancak bu sabah, Madeline kendini son derece anlamsız hissediyordu. Gerçekten Luke u özlemişti. Aşağı inerken onun yolun sonunda durup bekliyor olmasını, dar tişörtü ve kotuyla geçici duşları ve tuvaletleri inşa etmesini özlemişti. Luke un ona bakıp gülümsemesini ve sevişirken ona hissettirdiklerini özlemişti. Neredeydi acaba? Madeline şimdiye kadar hayatından giden kimse için Luke ta olduğu kadar kendini çaresiz hissetmemişti. Önceden kendini hak etmemiş ve yalnız hissederdi. Bu çaresizlikse tamamen farklıydı, bu ruhunu aşındıran ve unu-fak eden bir şeydi. Evine gidip onu sormayı düşündü ama sonra Patti ile Marisol arasındaki konuşmayı ve Julie Dau-gherty nin gelip gittiğini söylediğini hatırladı. Belki de olay buydu. Belki de Luke tekrar Julie yle barışmıştı. Luke un bunu ona söylemesini isterdi ama sonra 353 düşününce bunu neden yapsındı ki? Madeline bu ilişkinin biteceği konusunda kendini çok net fazla net ifade etmişti. Her zamanki gibi, yaptığından dolayı o kadar korku doluydu ki uzaklara kaçmak istiyordu. Bunu ona söyleyecek cesareti bile bulamamıştı. Luke da onun umursamadığını düşünüyor olmalıydı. Madeline bir ayak sesi duyduğunda bu düşüncelerin içinde kaybolmuştu. Olduğu yerde durdu. Köpekler de burunları havada onun arkasında durdular. İçlerinden büyük olan biri dönüp aşağıya doğru koşmaya başladı. Madeline artık bir ayının geleceğinden korkmadığını ve bunun ne kadar ilginç olduğunu düşündü. Ayı düdüğü boynundaydı ama ağzına götürmedi. Olduğu yerde durdu, bekledi ve ona doğru yaklaşan sesleri dinledi. Sonra hemen önünde ağaçların içinden bir Kanada geyiği belirdi. Dev gibi bir hayvandı, boyu en az Madeline kadardı. Boynuzlarının uzunluğu bir buçuk metre kadar olmalıydı. Geyik başını kaldırarak burnundan soludu ve Madeline e baktı. Küçük köpekler havlamaya başlamışlardı ama geyik onların farkına varmamış ya da onları umursamamıştı. Başını eğdi, yeri kokladı ve sonra yavaşça yürüyerek yolun diğer tarafında, ağaçların içinde gözden kayboldu. Rüya gibiydi. Muhteşem, heybetli bir canlı, hiçbir yerden gelip hiçliğe doğru kaybolarak Madeline in gününe sürüklenmişti sanki. Tıpkı Luke gibi... Madeline ardından koşup hayvanı yakalamak için garip bir his duydu. Ne var ki onu en son gördüğü noktaya bakıp kalmış, içinden farklı bir şey yapmayı, o gözden kaybolmadan önce dokunmak için hareket etmiş olmayı dileyerek donup durmuştu. 354 Madeline, Luke un özlemiyle, o geyiğin hayaline öylesine dalmıştı ki aşağıdan gelen sesleri duymadı bile. Adının seslenildiğini duyması için birkaç saniye geçmesi gerekti. Libby onu çağırıyordu. Johnsonların ilk kafilesi gelmişti. 355

161 Yirmi Dokuz Luke un ilk fark ettiği şey, girişte asılı levha oldu: Johnson Aile Buluşması na Hoş Geldiniz. Bunu gözden kaçırması mümkün değildi, onlarca yıldır asılı duran Yuva Çiftliği tabelasını kapatmiştı. Luke derin bir nefes aldı ve arabasıyla kırmızı UFO lara benzeyen çadırların bulunduğu çayırdan belli bir uzaklıkta kurulmuş Çadır Kenti ne giden ufak köprüden geçerek yolu çıkmaya devam etti. Çayırın uzak tarafında iki karavan park etmiş ve tenteleri çoktan açılmıştı. Bu kamp yapmak değildi. Bu kamp yapar gibi yapmaktı. Johnsonlar üzerlerinde Johnson Aile Buluşması, Rocky Dağlan yazılı bir örnek kırmızı tişörtleriyle buluşma yerleri olan büyük çadırın içine bir girip bir çıkıyorlardı. Luke bu domatese benzeyen tiplerin istilasını umursamamaya çalıştı. Luke un kendini çaresiz hissetmesine neden oluyordu ve bu konuda zaten pek yardıma ihtiyacı yoktu. Dan Broadstreet ona çaresiz olduğu konusunda bilgi vererek epeyce iyi bir iş çıkarmıştı zaten. Buraya ne- 356 den geldin ki? diye bağırmıştı Dan Broadstreet onun ofisinde otururken. Sadece oturup bir şeyleri kontrol etmek bile sana paraya mal oluyor. Çünkü konuşmam gerekiyor, demişti Luke. Ve konuşmuşlardı. Yazılı bir anlaşma, bir kokteyl peçetesinin arkasına yazılmış bile olsa işe yarar, demişti Dan. Bu savunulabilir. Ama sözlü bir anlaşma? Bir avuç tanık olmadığı takdirde, bu çok zor. İlk bakışta bunu hallede-meyebileceğini söylemiştim. Şimdi dikkatli bir şekilde incelediğimde sana gayet net bir biçimde diyorum ki, paranı boşa harcıyorsun. Bunu durduramazsın, Luke. Belgen ya da arkasında durabileceğin hiçbir şey yok. Vasiyetnamenin geçerli olduğu açıklanır açıklanmaz ne yapmak istiyorlarsa onu yapmaları için çiftlik kardeşlerin olacak. Yasal bir hareket alanı arayacağına mirasçılarla doğrudan konuşup anlaşmaya çalışman daha iyi olur. Luke bunu biliyordu. Babasıyla birlikte mutfak masasına oturdukları daha ilk geceden bunun farkındaydı. O öğleden sonra Dan in ofisinden çıkınca gerçekten de yenilgiye uğradığını kabul etti. Bu parayı öneremezdi. Satış yapılmasını önleyemezdi. Olan olmuştu. Luke ayrıca Denver dayken ofise de uğramış ve evle ilgili sorunlar çıktığını öğrenmişti. Tesisat boruları denetlemeden geçememişti. Bu Luke un o gün ve bu sabah her şeyi çözmek için orada kalmasına neden olmuştu. Sonra da birkaç şey almak için eve uğramıştı. Posta kutusunda birkaç olağan fatura yığınını ve bir de profesörden gelen, sınavı kaçırdığını ve onu bırakmaktan başka seçeneği kalmadığını söyleyen bir mektup vardı. Luke a sınıftan çekilme fırsatını sunuyordu. 357 Evin içerisinde Madeline le geldikleri o günden kalma eşyalar aynı yerlerinde duruyorlardı. Şöminenin önünde bira şişeleri ve yerde minderler vardı. O gece aralarında sihirli bir şeyler geçtiğine inanmakla ne kadar ahmak olduğunun hatırlatıcısı olan şeyler... Tanrım, bazen o kadar avanak olabiliyordu ki... Bu kötü ruh hali içerisinde Pine River ve Yuva Çift-liği ne geri döndü. Çiftliğe gelip her tarafta yabancıların cirit attığını görmeye zor katlanıyordu. Jackson a dediği şeyde ciddiydi, bu çiftlik Kendricklerin mirasıydı. Luke istemeyerek de olsa Jackson ın haklı olduğunu kabul etmeliydi. Buradan kar elde etmenin giderek zorlaştığını o da biliyordu. Babasının iki arada bir derede kaldığının

162 farkındaydı. Ve eve gelmiş olsaydı babasına onu düzlüğe çıkarmak için yardım edebileceğini de biliyordu. Ama ya evleri ne olacaktı? Diplomasını aldığı işi, çalışan durumdaki yepyeni şirketi, ailesi sendeleyip dururken birer birer yıkılan, kendi için kurduğu bütün o hayalleri ve umutları ne olacaktı? Luke ne yapacağını bilmiyordu ve Madeline in onu deli ettiğinden başka herhangi bir şeyi de pek düşünebildiği yoktu. Bu ona liseden Amerikan futbolu takımındaki arkadaşı Brad Levtitt i hatırlatmıştı. Allison Rangold ondan ayrıldığında Brad günlerce canı sıkkın gezmiş ve bir kızın onu bu kadar etkilemesinin yarattığı aşağılamayı, yenildikleri bir maç sonrasında serviste ağlayarak daha da beter hale getirmişti. Erkekler onun bu utançla yaşamasına izin vermemişlerdi. Luke bile onun zayıf biri olduğunu düşünmüştü. Asıl şimdi zayıflığın ne demek olduğunu biliyordu. 358 Hala bunu, Madeline in onu nasıl bu kadar etkisi altına aldığını tam olarak anlayamıyordu ama bu kadının, derisinin içine kök saldığını hissediyordu. Luke çiftlikte Bronco sunu her zamanki yerine park etti. Arabasından indiğinde her zamankinden daha heyecanlı görünen köpeklerce karşılandı. Hayvanlar, Luke un annesi vefat ettiğinden ve anneleri için çimenlikte düzenlenen anma töreni için akın akın gelen insanlardan beri bu kadar hareketlilik görmemişlerdi. Luke eve doğru ilerlerken yanından hızla geçen bir domates kırmızısı adama neredeyse çarpıyordu, içeride Lib-by yi orta yaşlı kadınlarla yemek masasında oturmuş buldu. Haritaya benzer bir şeye bakıyorlardı. Luke! Merhaba! dedi Libby neşeli bir şekilde onu görünce. Kadınlara dönüp onu tanıştırdı. Bu, Luke Kendrick. Kendisi bizim... Libby doğru kelimeyi bulmaya çalışarak orada takılıp kaldı. Rençberleriyim, dedi Luke ve Johnsonlara elini uzattı. Luke un şimdi olduğu şey buydu, bir çiftlik rençberi. Kadınlar burasıyla ilgili, ne kadar güzel olduğundan, yarın akşamki dans Luke dans olayını ilk defa duyuyordu ve Pine River daki alışveriş için ne kadar heyecanlı olduklarından bahsedip keyifle konuşup durdular. Bir tanesi bazen kıyafetlerinin en önemli parçası olmadan ortalıkta dolaşmasıyla tanınan Belo Amca ya dikkat etmeleri konusunda onları uyardı. Luke özür dileyerek yanlarından ayrıldı. Mutfağa girdi ve etrafa bakınarak tam odanın ortasında durdu. Bir şey farklıydı. En sonunda bunun ne olduğunu buldu, annesinin birbirine eklediği dört fotoğraf vardı ve onları mutfak 359 dolaplarıyla arka kapının arkasına asmıştı. Bu fotoğraflar, evin bir zamanlar onların olduğunu gösteren Kendricklere ait her şeyle beraber kaldırılmıştı. Luke buradan çıkmalıydı. Arkaya açılan kapıya yönelip ormanlığa giden, üzerinde bitkilerin yetiştirildiği küçük bir bahçeyi de geçerek hızla yürüdü. Aralarında bir sürü bira şişesi duran bir masada gülüp sohbet eden üç domatesin oturduğu aile piknik alanını geçti. Luke yolu takip edip annesinin bahçesine giden küçük patikaya döndü. Ağaçlar yapraklanmaya başlamıştı. Luke bahçeye girerken kendini yapayalnız hissetti. Yeryüzünün bu dingin bölümünde durup başını gökyüzüne çevirdi. Anne, şimdi ne yapacağım?

163 Hayatı tekrar değişiyordu, yeni bir nehir yatağına doğru hızla akıyor, kendi dümen suyuna çekiyordu. Hayatının aşina yerleri, ruhunun huzur bulduğu bu yerler eriyip gözünün önünden kayboluyorlardı. Luke değişikliklerden korkmazdı. Bu darbeden sonra hiç kendine gelememe ihtimalinden korkuyordu. Julie, annesi, Leo nun hastalığı, bu darbelerden sonra kendini toplayabilmişti ama Yuva Çiftliği ni kaybetmek? Buna katlanmak imkansız gibiydi. Geri döndün. Luke hızla döndü. Madeline in ağaçların arasından geldiğini duymamıştı. Hatırladığından çok daha güzel görünüyor, gözleri gün ışığında parıldıyordu, saçları ipek gibiydi. Dönmeyeceğimi mi sanıyordun? Madeline çarpık bir gülümsemeyle baktı. Öyle sanmıyordum, dönmeyeceğinden emindim. Gelmene gerçekten çok sevindim. Madeline aniden yerinden kımıldayıp 360 ona doğra koştu ve Luke un kollarına atılarak dudaklarına yapıştı. Luke geriye doğru sendeleyerek onu tuttu ve ikisini de yere düşmekten kurtardı. Madeline onu bir aciliyet hissiyle, Luke un bu son günlerde kendi içinde de kaynadığını hissettiği arzuyla öpüyordu. Madeline başını kaldırdı. Nereye gittin? diye sordu nefes nefese ve Luke un içindeki bütün arzuları uyandırarak, içindeki bütün şeytanları kışkırtarak onu tekrar öptü. Luke onu döndürdü ve ikisini de oradaki hamağın üzerine attı. Elleri Madeline in biçimli belinde, geniş kalçalarında dolanıyordu. Beni bıraktın ve bana hiçbir şey söylemedin, dedi Madeline kendi elleri de Luke u aynı iştahla keşfederken. Gitmem gerekiyordu, bebeğim, dedi Luke ve onu tekrar öptü. Konuşmak istemiyordu, şu an sadece Madeline i arzuluyordu. Son bir kez, onunla olmak istiyordu. Luke onun yüzünü, boynunu, göğsüne giden yolu öptü. Tişörtün altından sutyenden bir tanesini çıkardığında sesleri duydular. Delores, oradaki ormanlık alana yalnız başına gitmiyorsun! dediğini duydular birinin sertçe. Ne tür yaban kedileri ve ayılar olduğunu biliyor musun? Luke ve Madeline hamakta hızla doğruldular. Madeline kahkahayla sarsılırken Luke un eli onun ağzını kapatmakla meşguldü. Orada yabankedisi falan yok! diye itiraz etti Delores. Belki birkaç ayı olabilir ama yabankedileri değil! Ufak bir kahkaha Madeline in ağzından kaçıverdi ve gülmemek için kendini zor tutan Luke dudaklarının üzerine parmağını götürdü. 361 Bunun ne olduğunu sanıyorsun? diye sordu ilk konuşan kadın. Bir heykel ya da ona benzer bir şey gibi gözüküyor. Muhtemelen bir Kızılderili şeyi. Luke bahsettikleri şeyin annesinin yarım bıraktığı el işi projesi olduğunu fark etti. Bu annesinin daha sonra üzerini oyma niyetiyle biraz boyayla renklendirdiği, belki kuş kafesine dönüştüreceği bir çit kazığıydı. Fakat sonra annesi buna ilgisini yitirmiş ve onu orada öylece bırakmış, üzerinden sert kışlar ve ılık yazlar geçip gitmişti. Luke kendini zor tutuyordu, yüzünü Madeline in omzuna gömdü. Delores ve yanındaki her kimse gidene kadar kendilerini

164 tutmaya çalıştılar, ama onlar uzaklaştıklarında Luke makaraları koyverdi ve Madeline le birlikte hamaktan aşağıdaki yumuşak çimenliğin üzerine yuvarlandılar. Luke, Madeline i kollarının arasına alıp yüzünü öptü. Tanrım, seni öyle arzuluyorum ki, diye mırıldandı. Ben de. Bu gece, dedi Luke. Kasabaya gel. Akşam yemeği yeriz ve bir yer buluruz... Bulur muyuz? diye sordu Madeline umutla. Bana bırak. Şu an için hiçbir fikri yoktu ama bir çözümünü bulacaktı. Bulmak zorundaydı. Her şey cehennemi boylamadan önce onunla geçireceği son birkaç ana ihtiyacı vardı. Madeline in gülümsemesi ışık saçıyordu ve Luke bu gülümsemenin ayak parmaklarına kadar içine işlediğini hissetti. Bekleyemem. Seninle olmam, konuşmam lazım Başka sesler de duyulur oldu ve ikisi kımıldamadan dinlediler. Kimse gelmiyor gibi göründüğünde Luke Gi- 362 dip Libby ye yardım etsek iyi olacak, dedi. Madeline i sırtüstü yuvarlayıp onu bir kez daha öptü ve sonra elinden tutup kalkmasına yardım etti. İki karavan dolusu Johnson, Durango Havaalanından Yuva Çiftliği ne geldiğinde, Ernest ın kurduğu fırınlardan birinin çalışmadığını fark ettiler. Luke ve Ernest bu sorunu çözmek için bir saat uğraştılar ve sonunda Luke işini bitirip dışarı çıktığında Madeline i etrafında bir grup çocukla birlikte gördü. Bir dizini yere koyup çömelmişti ve köpekleri çocuklarla tanıştırıyordu. Kim bunun takım elbisesi ve topukluları üzerinde ortaya çıkıveren o mesafeli ve utangaç kadın olduğuna inanırdı ki? Aile buluşması mutlu bir telaşla devam ediyordu. Uzun bir aradan sonra akrabaları ve arkadaşları görmenin sonucundaki sevinç çığlıkları dağlarda yankılanıyordu. Bu Luke a kendi çocukluğunu anımsatmıştı. Yuva Çiftliği yeryüzünün en güzel yerlerinden biriydi. Kiralık karavanları, arabaları ve kamyonetlerini park ederek, Madeline in diktiği duyuru panosunun yanında toplaşarak giderek daha fazla Johnson geldi. Luke, bunun çok faydalı olduğunu kabul etmeliydi. İki yüz kişi, Yuva Çiftliği gibi büyük bir yer için bile fazlaydı. Bir araba dolusu Johnson arabalarını yoldan çıkarıp orada sıkıştırmayı becerince Luke onları hendekten çıkarmak zorunda kaldı. Yarım saat uğraştıktan sonra arabayı tekrar yola çıkardığında son model iki Mercedes spor arabanın ana binaya doğru yol alarak yanından geçtiğini gördü. Johnsonların arabasını çıkarmıştı. Tekrar hendeğe düş- 363 meden park ettiklerinden emin olduktan sonra o da eve doğru gitmeye başladı. Garajın hemen yanına park ederken Madeline i bir grup adamla yolun üzerinde konuşurken gördü. Adamlar pahalı takımlar ve ayakkabılar giymişlerdi. Buraya aile buluşması için gelmedikleri belliydi. Luke bir anda her şeyi anladı, asla gerçek olmayacağını umut ettiği gerçek kafasına dank etmişti. İçinde yanan gü-cenmişlik ıstırabını, onu lime lime eden taze ihaneti hissedebiliyordu. Bronco sundan indi ve onların yanma geldi. Madeline in yüzünde kederli bir ifade vardı. Luke, bu... Madeline duraksadı ve Luke bir an onun adamın adını unutup unutmadığını düşündü. Stephen Wallace, dedi adam elini uzatarak, bakışları soğuktu.

165 Stephen. Pahalı ayakkabıları ve yepyeni beyaz gömleğiyle yakışıklı Stephen. Madeline in avukatıyım, dedi adam görünüşe göre bu cümleyle Madeline i de şaşırtarak. Bu da arkadaşım, Denver dan Jim Puryear ve daha önce danıştığımız emlak komisyoncusu, Chip Danziger. İşte bu Luke un geniş ölçekli bir saldırı olarak nitelen-direbileceği bir şeydi. Madeline ikisinin arasında ne varsa, bütün gücüyle sonlandırıyordu. Luke bakışlarını ona çevirdi. Bu, Luke Kendrick, dedi Madeline zayıf bir sesle. Sonra Luke a döndü. Düşündüğün gibi değil. Bugün geleceklerini bilmiyordum. Belki bugün değil ama elbet bir gün geleceğini biliyordun, dedi Luke. Size Bay Taranaku yu takdim etmeme izin verin, dedi Chip Danziger, hemen yanında duran ufak tefek ada- 364 mı göstererek. Burayı satın almakla ilgilenen bazı kişilerin temsilcisi olarak geldi. Ne? Libby nin sesi hepsini birden şaşırttı. Libby aniden kollarında birkaç rulo tuvalet kağıdıyla yanlarında bitivermişti. Libby önce Taranaku ya, sonra da Madeline e baktı. Ne? diye sordu tekrar. Burada neler oluyor? Açıklayacağım, dedi Madeline. Hepinizle tanışmak son derece güzeldi, dedi Luke ifadesiz bir şekilde ve onlara vermek için arka cebinden bir kart çıkardı. Ama çiftlikle ilgili konuşmak istiyorsanız avukatımla görüşmek zorundasınız. Luke kartı Stephen a verdi ve doğrudan onun gözlerinin içine baktı, Stephen da onun bu sabit bakışlarına karşılık verdi. Luke bakışlarını Libby ye yöneltti. Libby birkaç dakikan varsa konuşmamız gerektiğini düşündüğüm birkaç şey olduğunu sanıyorum. Elini onun dirseğine koyup arkasını dönmesini sağladı. Bekleyin! dedi Madeline. Ben de geleceğim. Açıklayabilirim... Sanırım kendini gayet güzel açıkladın, dedi Luke ve onun arkasında duran adamlara şöyle bir baktı. Neler oluyor? diye sordu Libby gözleri şaşkınlıkla büyüyerek. Anlatacağım, dedi Luke ve Libby yle birlikte yürüdü. Yürürken bir daha Madeline e, kafasını çevirip bakmadı. 365 Otuz Madeline afallamış ve utanmıştı. Çok utanmıştı. Stephen ın Colorado ya geleceğini hayatta düşünemezdi. Yanında bir alıcıyla çiftliği görmeye geleceğini asla hayal edemezdi. Madeline onların kendisine bilgi verdiklerini sadece bilgi ve kendisinin de bu bilgiyi Libby, Emma ve Luke la paylaşacağını düşünüyordu. Stephen ı kesinlikle hafife almıştı. Kesinlikle. Burada ne arıyorsun? diye sordu Madeline neler olduğunu tam olarak kavrayınca. Neden buradasın? Yardıma geldim, dedi Stephen neşeli bir sesle. Madeline böyle gafil avlanmaktan memnun olacakmış gibiydi. Üzerinde çalıştığım davanın Aspen de bazı bakmam gereken belgeleri olduğunu öğrendim ve bir taşla iki kuş vurabilirim diye düşündüm...

166 Neden kestirmeden gidip sadece Madeline i vurmuyordu ki? Yanında bu adamlarla bir anda ortaya çıkıp bundan daha iyi bir iş beceremezdi. Luke... Luke... Gözlerinde öyle bir iğrenme ifadesiyle bakmıştı ki... Ve daha kö- 366 tüsü bunu bekliyor gibiydi. Libby, Tanrım, Libby, o kadar şaşırmış, o kadar incinmiş görünüyordu ki... Bay Taranaku etrafa bir göz atmak istiyor, Madeline, dedi komisyoncu. Ona hızlı bir tur attırmanda bir sakınca var mı? Benim mi? diye sordu Madeline inanamayarak. Chip etrafına bakındı. Bunu yapacak başka birini göremiyorum. Bu sorun olur mu? Elbette olmaz, dedi Stephen şen bir sesle. Ben de görmek istiyorum zaten. Madeline le eski dostlarmış da, oradan buraya uçağa binip gelmesi ve kendisine miras kalmış olan çiftliğe bakması son derece normal bir şeymiş gibi davranıyordu. Madeline onlara evi, çalışanların kullandığı binayı ve ahırı göstererek hızlıca gezdirdi. Bayan Kendrick in bahçesine giden yolları ya da başka bir şeyi göstermek içinden gelmemişti. Yine de Bay Taranaku oldukça ilgilenmiş gibi görünüyordu ve burada daha başka etkinlikler yapılıp yapılmadığını soruyordu. Düğünler? Şirketler için dinlenme alanı? Madeline, Libby nin düğün için ilgilenenler olduğunu söylediğini hatırladı ama sadece şöyle dedi: Bununla ilgili Jackson Crane le irtibat kurmalısınız. Bu arada yapacak birkaç işim var, o yüzden izninizi isteyeceğim. Elbette, dedi Chip. Şimdilik yeterince gördük. Doğru mu Bay Taranaku? Evet. Oldukça etkileyici. Sanırım burası grubumun tam olarak aradığı türden bir arazi. Chip Danziger, müşterisine arabasına giderken eşlik 367 ederken Madeline e göz kırptı. Madeline onlar gidince Stephen a nefret dolu bir bakış fırlattı. Gördün mü? İşin sırrı sadece doğru insanları tanımakta yatıyor. Bence buradan iyi birikim elde edeceksin. Madeline birikim falan istemiyordu. Bunun bir parçası olmak istemiyordu. Daha ilk başta bile Stephen ı dinlediği için neredeyse kendini tekmeleyecekti. Boz Ayı Pansiyonu ndayım, dedi Stephen artık gitme vakitleri geldiğinde. Seni bu gece görebilir miyim? Madeline, Luke u ve onlar için gözlerden uzak bir yer bulacağına dair verdiği sözünü düşündü. Bunu her şeyden fazla istiyordu. Ancak ilk önce, bitirmesi gereken yarım kalmış bir iş vardı. Evet, dedi. Burada işimiz bittiğinde gelirim. Stephen sırıttı. Tamam. Sonra görüşürüz. Sonra arabasına yürüyüp bindi. Madeline iki Mercedes in yolda uzaklaşmasını izledi ve Luke la Libby yi bulmaya gitti. Evde değillerdi. Büyük çadırda da yoklardı, en azından Madeline olmadıklarını düşünüyordu ama o kadar çok insan oraya girip çıkıyordu ki, tam olarak emin değildi. Çalışanların binasına ilerledi ama orada sadece kocaman tencerelerin içinde fasulye ve et pişiren kadınlar vardı. Luke neredeydi? Annesinin bahçesi. Madeline onun teselli bulmak için oraya gittiğini tahmin etti. Köpekler arkasında, aceleyle bahçeye giden patikaya girdi.

167 Luke bahçede değildi. Libby de ortalıkta görünmüyordu. O halde garajdaydılar. Madeline garaja girdi, ondan bir iz görmek için Bronco ya baktı. Tam oraya vardığında Er- 368 nest elinde bir alet kutusuyla garajdan çıktı. Hey! dedi Madeline. Luke u gördün mü? Gitti, dedi Ernest. Gitti mi? Madeline ona bakakaldı. Ne zaman? Neden? Nedenini bilmiyorum ama yarım saat önce gitti, dedi Ernest. Kusura bakma, büyük çadırda bir masa kırılmış da onu tamir etmem lazım. Ernest, Madeline i garajın önünde, boş boş çimenliğe bakarak bırakıp çadıra yürüdü. Elbette giderdi. Neden başka bir şey bekliyordu ki? Madeline bunu kendi kendine yapmıştı. Luke haklıydı, bu adamların bugün geleceğini bilmiyor olabilirdi ama bunun başlamasına neden olan oydu. Luke bunu ona yapmış olsaydı kendisi de çekip giderdi. Bu durum, hayatı boyunca yaşadığı her şeyden daha fazla canını yakmıştı. Luke u ne kadar kırdığını düşünmeye tahammül edemiyordu, bu his onu öldürecek gibiydi. Ona gideceğini, düşündü. Hayatında bir kez olsun, ona gidecek ve ona gerçekleri söyleyecekti. Çünkü hayatında başına gelen en iyi şeyi kaybetme riskini göze alamazdı. Arkasını döndü ve Libby nin orada, ona öfkeyle baktığını görünce nefesini tuttu. Libby, dedi nefesi kesilerek. Ben de seni arıyordum. Libby kollarını göğsünde bağladı. Bu doğru mu? diye sessizce sordu. Gidip benimle ya da Emma yla konuşmadan çiftliği satın alacak birilerini mi buldun? Tam olarak değil. Sana buranın değerinin ne kadar edeceğini öğreneceğimi söylemiştim. Sadece emlak komisyoncusu yeni bir tatil alanı yapmak için böyle bir yer arayan bir müşteriye tesadüf etmiş. Böylece tutup onu buraya getirmiş. 369 Libby nin ağzı açık kalmıştı. Cidden Yuva Çiftliği ni satmaya ve onu bir başka kahrolası tatil tesisine çevirtmeye mi çalışıyorsun? Hayır, ben değil. Emlakçı öyle dedi... Bunu nasıl yapabildin? dedi Libby, sesi öfkeyle titriyordu. Sana inanacak kadar aptal olduğumu ve sana bağlanmaya başladığımı biliyor musun? Ama sen sadece beni çiğneyip geçtin. Buraya geldiğin ilk günden beri beni ezip geçiyorsun. Madeline in kalbi ıstırapla sıkıştı. Kabul et! dedi Libby. Bu çiftliği küçümsüyorsun. Babamı hiç tanımadığın için özel bir karşılık bekliyorsun ve herkes için en iyisinin ne olacağını bildiğini sanıyorsun. Libby lütfen dinle... Ne, şimdi mi benimle konuşmak istiyorsun? En kötüsü ne biliyor musun, Madeline? En kötüsü, kimsenin ne istediğini umursamaman. Sadece kendini düşünüyorsun ve bir an önce buranın parasını alıp böylece Or-lando ya geri dönebilmekten başka bir şey istemiyorsun! Benim gibi, Luke gibi böyle bir yere ihtiyaç duyan insanları umursadığın yok. Beni zerrece takmadığını biliyorum ama gerçekten de Luke u önemsediğini zannediyordum. Madeline serseme dönmüştü. Önemsiyorum! Sana bunlarla ilgileneceğimi söylemiştim! Tek istediğim bilgi edinmekti! Tek istediğin bu değil. İlk günden beri gitmek istiyorsun. Ve beni, Emma yı veya Luke u hesaba katmadan bunu yapabilecek bir yol buldun. Madeline buna bir şey demedi diyemedi çünkü

168 370 bu doğruydu. Kendini korumakla ve endişelerinin üzerini örtmekle öylesine meşguldü ki etrafındaki herkesi kırmıştı. Libby lütfen açıklamama izin ver. Duymak istemiyorum, diye tersledi Libby. Orlan-do ya dön ve hayatını yaşa, Madeline. Ne yaparsan yap, hiç kimsenin umurunda olmayacak. Hiç kimsenin. Gerçeği yumuşatmaya gerek yok. Kimse seni burada istemiyor. Libby hızla arkasını döndü ve oradan uzaklaştı, hızlı ve sert adımlarla Madeline den mümkün olduğunca çabuk uzaklaştı. Madeline zorlukla nefes alarak Libby nin ardından bakakaldı. En sonunda ellerini dizlerine koydu ve öne eğildi. Bir panik dalgası boğazını tıkamış, ciğerlerine nefesin gitmesini engelliyordu. Çok büyük bir karışıklık yaratmıştı. Çok büyük. Hayatında bir kardeşe sahip olmaya dair elde ettiği tek şansı berbat etmişti. Libby ona asla güvenmeye-cekti. Madeline onun güvenini hak etmiyordu. Madeline ayağa kalktı, orada Johnson ailesinden birkaç kişinin durmuş onu izlediğini gördü. Her şey yolunda mı? dedi kadınlardan biri. İyi misiniz? İyiyim, teşekkür ederim, dedi Madeline. Sadece ufak bir kardeş kavgası. Kadınlara bakıp gülümsedi ve sonra eve doğru yürüdü. Yaptıklarını düzeltmeliydi. Bunu nasıl yapacağını bilemiyordu ama bir şekilde yarattığı bu karışıklığı çözmeliydi. Özür yetersizdi ama bir yerlerden başlaması gerekiyordu. Madeline kendini uyuşmuş gibi hissediyordu. Son birkaç haftadır Libby ve Luke un doldurduğu yerlerde şimdi büyük boşluklar vardı. Mutfaktaki malzemeleri öfkeyle oraya buraya çarparak 371 koyan Libby nin yanından geçti. Merdivenlerden yukarı çıkıp Luke un odasına gitti. Eşyalarını topladı, duş aldı, yeni bir elbise giydi, çoraplarıyla yürüyüş ayakkabılarını giydi ve garaja yöneldi. Pontiac ın anahtarları hala orada asılıydı. Onları alıp arabayı çalıştırdı ve Johnsonların arabalarına çarpmamaya dikkat ederek yavaşça geri geri gitti. Araba yolun üzerinde büyük bir buharlı gemi gibi çalışıyor, kiraladığı küçük arabayı yere seren ufak çukurların üzerinde kayarcasına ilerliyordu. Ana giriş kapısından biraz keskin bir şekilde döndü ve arka tekerlekler altında hızla dönmeye devam etti ama Madeline hafif bir şaşkınlıktan sonra arabayı tekrar düzeltmeyi başardı. Pine River a vardığında doğrudan Elm Caddesi ne girdi. Luke un arabasının orada olmadığını görünce hayal kırıklığına uğradı. Kamyonet de yoktu. Doğrusu evde kimse yok gibi görünüyordu, içerisi tamamen karanlığa gömülmüştü. Arabayı, Boz Ayı Pansiyonu na sürdü, iki arabalık bir yere park etti çünkü bu tankı tam olarak tek kişiliğe yerleştirebileceğinden emin değildi. Erken gelmişti, yine de bir süre lobide zaman geçirdi. Merhaba, yabancı! diye seslendi Dani. Bugün üzerinde mor bir Küba gömleği vardı. Yuva Çiftliği nde işler nasıl? Duyduğuma göre dolup taşıyormuş. Yuva Çiftliği ndeki işler berbattı ve Madeline hala verdiği zararları telafi edebilmiş değildi. Öyle, dedi Madeline. Her yer Johnson dolu. Dani bir kahkaha attı. Bu ilginç bir ifade şekli.* Luke nerede? ^Johnson: Amerika da erkek cinsel organı için kullanılan lakaplardan biri, -ed.n. 372

169 Ah... Bilmiyorum, dedi Madeline. Sadece burada oturup bir arkadaşımı bekleyeceğim, sorun olmaz değil mi? Elbette olmaz, dedi Dani. Madeline büyük deri koltuklardan birine oturdu. Dani telaşla koşuştururken, Madeline, Stephen ı bekleyip ne diyeceğini düşündü. Saat altıda Stephen aşağı indi. Madeline i gördüğüne şaşırmış gibiydi. Madeline ayağa kalkıp gülümsedi ve gözünün ucuyla baktığında Dani nin yüzündeki gülümsemenin solduğunu fark etti. Merhaba, dedi Stephen. Elbisene bayıldım. Aç mısın? Madeline hiç aç değildi. Sinirleri tamamen gerilmişti. Yolun yukarısında iyi bir restoran gördüm, Stakeout, dedi Madeline kapıya doğru ilerleyip. Buffalo bifteği var. Stephen güldü. Onun arkasından yürüyüp kapıyı geçmesi için tuttu. Buffalolar hakkında pek bir şey bilmem. Bu güzel, dedi Madeline. Sığır etinden daha sert. Ama orada buffalo eti yemeni tavsiye etmem. Stephen ona tuhaf bir gülümsemeyle baktı. Tamamen buralı olmuş gibisin. Madeline bunu iltifat olarak kabul etti. Sevimli, sevdim bunu, dedi Stephen ve çıkarken elini hafifçe onun sırtına koydu. Madeline kendini rahatsız hissetti ama diğer taraftan Stephen la birlikteyken zaten hep böyleydi. Stakeout ta bir masaya oturdular. Stephen şarap ısmarladı. Bir randevudalarmış gibi mutlu görünüyordu. Gelirken DiNapoli arazisinin yanından geçtim. Heykelleri taşıyorlardı. 373 Öyle mi? Bree ona bunu söylememişti ve Madeline de sormamıştı. Kontrol edilecek şeylerin bir listesini ya da yapılacakları gösteren bir şema yapmamıştı. Elinden geldiği kadar her şeyden arınmış, bütün sorunları halletme çabasından uzaklaşmıştı. Birkaç gün içerisinde geri dönüp o işi de bitirmem gerek, dedi Madeline, Stephen dan çök kendine. Bree, DiNapoli evini satan emlakçıyı bulmak isteyen bir kadının aradığını söylemişti. Görünüşe göre onun da bir köpek kulübesi var. Stephen güldü. Madeline, DiNapoli yi sattıktan sonra yeni ev satış taleplerinin gelmesini bekliyordu ama şu an hiç umurunda değildi. Sebep olduğu kırgınlıkların yanında her şey o kadar sığ, o kadar önemsiz geliyordu ki... Bree bunu söylemek için aradığını ama sana ulaşmakta güçlük çektiğini söylemişti. Cep telefonu bazen çekmiyor, dedi Madeline kayıtsızca. Garson şaraplarını getirip Stephen ın kadehine biraz koydu. Stephen kadehi elinde döndürdü ve yavaşça tadına baktı. Madeline onu izledi ve Luke u, biraların kapaklarını açışını düşündü. Madeline de birayı sevdiğini keşfetmişti. Bu gece bir bira ısmarlama şansı olmasını diledi. Stephen başını salladı ve garson kadehlerini doldurdu. Pekala, dedi Stephen şaraplar doldurulurken. Görünüşe göre burayı neredeyse sattığımıza göre, ne zaman geri dönüyorsun? Madeline ona verilecek en iyi cevabın ne olabileceğini düşündü. Duraksaması Stephen ın biraz gerilmesine yol açmış olmalıydı çünkü hemen ardından ekledi. Harika 374

170 bir tatil yaptın, değil mi? Büyük bir tecrübe oldu. Ama hayatın Orlando da. Bree nin senin için yeni ev taleplerini listelediğini bilirken geri dönmek istemiyor musun? İstiyorum, dedi Madeline ve bu doğruydu. Hayatını orada adım adım, ilmek ilmek kurmuştu. Emlak işinde başarılı olmak için çok çalışmıştı. Winter Park ta sevimli bir daire almıştı. Kendini her şeyi tek başına başarmanın tam kıyısındaymış gibi hissediyordu. Fakat bu gece bütün bunlar o kadar anlamsız geliyordu ki! Madeline önünde duran şarabı itti ve garsona eliyle işaret etti. Bir sorun mu var? dedi Stephen. Evet, dedi sakince Madeline ve garsona döndü. Bir bira istiyorum. Ne tür? Fark etmez. Ama şişede olsun. Öyle daha çok seviyorum. Garson tek kaşını yukarı kaldırdı. Sevebileceğiniz iyi bir yerel biramız var. Harika, dedi Madeline, yerel birayı falan bilmiyordu aslında. Ondan getirin. Stephen gülümsedi. Bir şey söyleyebilirdin, dedi şarabı göstererek. Bira da içebilirdik. Madeline Yuva Çiftliği nde tek başına kalan Libby yi düşündü. Çiftliği Johnsonlara hazırlamak için nasıl çalıştığını... Her şey yolunda gitseydi bu gece orada, dışarıda büyük bir şenlik ateşi yakacaktı. Libby haklıydı, Madeline bencil ve korkak biriydi. Trudi senin belki biraz dürtüklenmeye ihtiyacın olabileceğini söylemişti, dedi Stephen gülerek. Buradaki insanlardan gerçekten hoşlandığın belli. 375 Trudi. Madeline in sağlam, en iyi arkadaşı. Madeline ona o kadar çok güvenmişti ki, şimdi bütün kararları Trudi veriyordu sanki. Madeline, ne oldu? Dalgın görünüyorsun. Madeline ilk randevularından beri Stephen ın onun tipi olmadığını biliyordu ama yine de Stephen ın ve Trudi nin onu ikna etmesine izin vermişti. Trudi ye Stephen a olan gönülsüzlüğünün kendi güvensizlikleri ve korkuları yüzünden olduğu konusunda katılmıştı. Fakat burada, Stakeout ta otururken, Madeline bunun doğru olup olmadığından artık emin değildi. Bunun daha çok Stephen ın o özel kişi olmaması gibi basit bir gerçekten kaynaklandığını düşünmeye başlamıştı. Madeline? diye sordu Stephen, şarabını yudumlayarak. Biraz dalgınım. Durum şu ki, aile buluşması işi biter bitmez eve döneceğim fakat... Stephen ın gülümsemesi kayboldu. Kadehini masaya bıraktı. İşte başlıyoruz, diye mırıldandı. Madeline derin bir nefes aldı. Fakat sana geri dönemem, Stephen, dedi. Ben... Ben senin için öyle hissetmiyorum. İşte. Bunu elinden geldiğince açıkça dile getirmişti. Stephen küçük bir oyun oynuyorlarmış gibi düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. Zor bir hayatın olduğunu biliyorum ve güven duymanın zor... Hayır, dur, deyip elini kaldırdı Madeline. Dinle, Trudi yi severim. Hayatımın değişmezlerinden biri oldu fakat o ben değil, Stephen. Beni anladığını, aklımı okuyabildiğini düşünüyor ancak okuyamıyor. Sebep neler olaca- 376 ğından korkmam değil. Bu... Asıl neden, senin için doğru hisleri beslememem. Stephen ona bakarak arkasına yaslandı. Çenesini sıkıp başını çevirdi ve kadehini o kadar sıkı kavradı ki Madeline ikiye ayrılacağından korktu.

171 Üzgünüm, dedi Madeline. Stephen ona tekrar bakıp ayağa kalktı ve arka cebine uzandı. Sanırım sana dürüstlüğünden dolayı teşekkür etmeliyim, dedi. Ama umarım bunu yapmamamı anlayışla karşılaşırsın, en azından şu anda. Sana daha yeni çok büyük bir iyilik yaptım, Madeline. Pek sayılmaz, dedi Madeline özür diler bir şekilde kaşlarını çatarak. Aslında o şekilde çıkıp gelerek bir sürü soruna yol açmış oldun. Stephen ona bakakaldı. Harika. Sana yardım etmemi ve potansiyel alıcılar getirmemi böyle karşılıyorsun demek. Birkaç banknot çıkarıp masaya attı. Eminim Dan ve Chad çiftlikle ilgili neye ihtiyacın varsa yapacaklardır. Ben sabah ilk iş Aspen e gidiyorum. Madeline yutkundu. Stephen ayağa kalktı. Yürümeye başladı ama bir an durup ona tekrar baktı. Birbirimizi bir daha görmeyeceğiz, Madeline, dedi. Ama umarım başarmak için uğraştığın onca şeyi bu küçük kasabada olmak için fırlatıp atmazsın. Hayatta bundan çok daha fazlası var. Aslında, dedi Madeline, parmağını havaya dikerek, benim hayatım Orlando da olabilir. Fakat burada üç hafta içinde Florida da geçirdiğim yirmi dokuz yılda yaşadığımdan daha fazla şey yaşadım. Stephen gözlerini devirip hızlı adımlarla yürüdü. Madeline onun için üzülüyordu. Ve bunu çok uzun zaman 377 önce ona söylemediği için üzgündü. Gerçi aynı zamanda kendini bütün gün hissettiğinden daha hafif hissediyordu artık. Ve şimdi, Luke la konuşmalıydı. Madeline, Stephen ın gittiğinden emin olana kadar bekledi, sonra o da kalktı. Garson şaşkın görünüyordu. Bir iş çıktı, dedi ve elinde Pontiac ın anahtarlarıyla yürüyüp restorandan çıktı. Elm Caddesi ne dönüp ışıkların yandığını görünce gerildi. Luke un Bronco su görünürlerde yoktu ama en azından birilerine uğradığını söyleyebilirdi. Belki Leo ya bir merhaba der ve tekrar o aptal oyunu denerdi. Madeline evin önüne park etti, Pontiac ın son derece büyük olan direksiyonun, kavrayıp ona alnını dayadı. Hayatı onu bu anlar için hazırlamamıştı ama Madeline lanet olası hayatında ilk defa Luke a neler hissettiğini söylemeye kararlıydı. Söylemek zorundaydı, hiç olmazsa kendisi için... Dağlarda geçirdiği zaman onu değiştirmişti. Gizli bir yanı gün ışığına çıkmıştı ve Madeline gördüğünden hiç hoşlanmamıştı: Bir korkaktı. Görevlerin, listelerin ve endişelerin ardına sığınan kapalı, duygusal olarak soğuk bir kadındı. Neyse ki başka yanları vardı, kaybetmek niyetinde olmadığı güçlü yanları... O yüzden de söylemesi gerekeni söyleyecekti ve Luke onunla aynı şeyleri hissetmiyorsa... Bunu da o zaman düşünecekti. Kendini arabanın kapısını açmak, arabadan inmek ve kapıya doğru yürümek için zorladı. Cesaretini topladı ve adımlarını hızlandırıp verandanın iki basamağından zıplayıverdi. Kapıyı gürültülü bir şekilde çaldı ve sırtını dikleştirip çenesini yukarı kaldırarak kendini hazırladı. O sırada birinin kapıya yaklaşan ayak seslerini duydu. Kapı açıldığında Madeline neşeli bir gülümsemeyle 378 baktı. Ta ki Marisol ün şişmiş gözlerini fark edene kadar... Marisol! diye bağırdı. İyi misin? Marisol başını iki yana salladı. Leo. Hastaneye kaldırdılar. Madeline bir an için nefes alamadı. Hastane mi? Nöbet. Çok kötü bir nöbet geçirdi.

172 Madeline in midesinden bir bulantı yükselmeye başlamıştı. Nerede? Burada mı? Pine River da hastane var mı? Hayır, hayır, Durango da. Hepsi Durango ya gittiler. Madeline çılgınca etrafına bakındı. Durango nun nerede olduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktu. Yardım etmek için yapabileceğim bir şey var mı? diye sordu, kafasından hızla düşünceler geçerken. İhtiyaçları varsa onlara bir şeyler götürebilirim. Pontiac bende. Bana nasıl yardım edebileceğimi söyle. Julie, eşyalarını götürüyor zaten. Çoktan yola çıktı. Yapacağın bir şey yok. Şimdi bekliyoruz sadece. Madeline hayal kırıklığına uğramıştı. Kendini bir aile trajedisinin içine sokmaya hakkı yoktu. Çok üzgünüm, Marisol. Umarım her şey yolundadır. Her şeyin yolunda olmasını nasıl istediğimi bilemezsin. Marisol başını salladı ama çoktan kapıyı kapatmaya başlamıştı. Çok, çok üzgünüm, dedi Madeline tekrar, hafifçe yana eğilerek kapı kapanırken. Madeline bir nevi sersemlik içinde uzun bir süre kapıya bakarak durdu. Zihni, Leo için korkuyla, Luke ve ailesi için ıstırapla doluydu. Pişmandı da. Kahrolsun, o kadar çok pişmandı ki... Madeline sonunda arkasını dönüp Pontiac a doğru yürüdü. 379 Otuz Bir Düşündüğünüz buysa daha ölmedim. Yine de herkesi epeyce bir korkuttum, çünkü babama göre geçirdiğim nöbet normalden daha kötüydü. Olayla ilgili herhangi bir şey hatırlamıyorum. Sadece uyandım ve favori hemşirem Tiffany nin büyük kahverengi Bam-bi gözlerine baktım. Bir avuç Vesta Bakiresi nin* ortasında uyanmış gibiydim. Ve belirtmem gerekir ki, PBS kanalına ve onların Romalılar hakkındaki harika belgesellerine göre durumun tümüyle öyle olmadığı anlaşılıyor. Tiffany nöbet geçirdiğimi ve evet, evli ve çok mutlu olduğunu söyleyerek bu fantezimi tamamen mahvetti. Adamım, bana da acıyın yahu! Şu andan itibaren sadece bekar hemşireler talep edeceğim. Fakat işte nöbetimin ilginç kısmı şu: Gece vakti pılı pırtısıyla kim babamla Luke un yanında bitivermiş dersiniz? *Vestal virgins, Vesta bakireleri (sacerdos Vestalis) : Antik Roma da aile tanrıçası Vesta nın kutsal bakire rahibeleriydiler. Bekaretlerini korumak zorundaydılar. Aksi takdirde ölümle cezalandırılıyorlardı. Vestalık büyük bir onurdu ve bu rolü üstlenen kadınlara büyük ayrıcalıklar sağlardı, -ç.n. 380 (Bu arada babam ve Luke, TifFany beni hayata geri döndürürken odadan dışarı kovalanınca açıkça bunun son gösteri, yani filmin sonu olduğunu düşünmüşler.) Her neyse kapıda bitiveren Julie Daugherty ymiş! Şaşırdım ve onun o pis kokuluyu yanında getirmemesine acayip sevindim. Julie eğilip Luke a bir şeyler fısıldadı ve Luke da doğrulup teşekkürler dedikten sonra bana baktı. Leo, dedi çatlak bir sesle ve ben de Ah adamım, o acıklı gözlerinle bana bakma n olur, Luke, dedim. C est la vie* Benim bu o kadar da mucizevi olmayan dirilişimle ilgili bir sürü şamata var ve babam özellikle ne diyeceğini bilemez bir halde. Başını dizime koyup ağladı, gerçekten ağladı ve sonra herkes gergin bir şekilde konuşup gülmeye başladı. Herkes, neyse ki daha

173 ölmedi havala-nndaydı, ben de o sırada içimden, lanet olsun, bu gece Survivor ın yeni sezonu başlayacak diye düşünüp şu işi biraz daha hızlandırabilir miyiz, diyordum. Doktor geldiğinde Pekala, size bunu söylemekten nefret ediyorum ama Leo şimdilik iyi olacak, dedi. Of, bu günlerde de herkes komedyen. Semptomlarını göz önüne aldığımızda gayet işe yarayacağını düşündüğümüz yeni bir nöbet ilacımız var, diye devam etti doktor sonra. Ayrıca miktarı da arttıracağız, falan filan falan filan. Tabii, zaten yeteri kadar ilaç almıyordum değil mi! Sonrasında dediklerini pek dinlemedim. Sadece son cümlesini yakalayabildim. Ama sanırım stabil kalırsa yirmi dört saat içerisinde eve gitmenize izin verebiliriz. *C est la vie: Fransızca da, İşte hayat ya da Hayat böyle işte! gibi bir anlam taşıyan kalıp sözdür, -ç.n. 381 Tavandan balonların düşeceğini ve çıplak bir Tif-fany nin bir pastanın içinden çıkacağını umuyordum ama elbette bu olmadı. Bunun yerine babam doktorla dışarıda biraz konuşmak istediğini söylediğinde Luke da Julie, seninle konuşabilir miyim? dedi. Luke elini Julie nin dirseğine koydu ve bir çiftlermiş gibi onu dışarı çıkardı. Sonrasında gerçekten çok çok uzun zaman geri gelmedi. O kadar uzun zaman ortadan kayboldu ki babam sonunda, hastanede yutkunamadığınızı düşünüyorlarsa size verdikleri yulaf lapası dışında bana yiyecek bir şeyler bulabilmek için dışarı çıkmaya ikna oldu. Orada uzanmış kendi işime bakıyor ve hastane televizyonu çok sıkıcı olduğu için Julie nin Hounds ofhell i getirmesini ümit ediyorken Luke geri geldi ve yemin ederim benden kötü görünüyordu. Pekala, neler oluyor? Julie yle bir araya mı geliyorsunuz? diye sordum. O pis kokulu bebeğin tüplerimi çekip televizyonumu karıştırmasına katlanmak zorunda mı kalacağım? Luke bana o bakışlarından birini attı. Sanırım bu nöbet seni tamamen delirtti ve bu sadece gelişigüzel bir delilik de değil. Hayır, çift falan olmuyoruz. Aslında ona bunun asla olmayacağını ve bu konuda canımı sıkmayı bırakmasını söyledim. Tam olarak söylediği bu değildi ama cümleleri kesme hakkımı gerekli anlar için saklıyorum. Her neyse sonuçta Luke, Julie yi ilk kez ve sonsuza kadar terk etmişti. Size bir şey diyeyim mi, eğer dik oturabil-seydim Luke u kucaklardım. Ama bunun yerine Harika, sonra? diye sordum. Luke bana Julie ye geriye dönmeyeceğini, sadece ileriye gidebileceğini söylediğini anlattı. Bundan hemen Mavi 382 Gözü kastettiğini düşündüm ama Luke kafasını iki yana sallayarak, Buna karışma Leo, dedi. Onun bazı meseleleri var. Zaten ben de Denver a gitmek zorundayım. Yani sen iyi olursan tabii. Bitirmem gereken evler var. Aramızda kalsın, Luke a, Denver a geri dönmemesini söyleyecek son kişi benim. Çünkü bundan beteri, tek başına işemeyi bile beceremediğin için birinden arkanda durmasını rica etmek olurdu. Yine de Luke un burada kalmasını umuyorum. Yakınlarımda olmasını seviyorum. Babamla çok fazla tartıştıklarını biliyorum ama sadece çiftliğe ne olacak gibi büyük meselelerle ilgili tartışıyorlar. Luke un devam eden o ev işlerini ve diplomasını almak için çok uğraştığını biliyorum. O yüzden Harika! dedim. O evler kendi kendilerini inşa etmeyecek tabii. Tıpkı babam gibi.

174 Ve Luke da Evet, kendi kendilerine bitmeyecekler, dedi. Bunun şimdi öncekinden bile daha önemli olduğunun farkındayım çünkü bir mucize olmaz ya da mirasçılar tarafından şefkatli bir fedakarlığa maruz kalmazsak Yuva Çiftliği ne veda etmek zorundayız. Luke o kadar kederli bakıyordu ki, onun için gerçekten üzüldüm çünkü Luke un duygusal bir tip olduğunu biliyorum. Kocaman bir çiftlik ve kocaman bir aile fikrine bayılıyor. Konuşmaya başladığımda aklımdan tek geçen şey buydu. Belki şenle Mavi Göz bunu ön bahçe yerine yatakta çözebilirsiniz. Bunu mümkün olan en nazik şekilde ifade ettim. Daha ne diyeyim yani? Luke da şöyle dedi: Biliyor musun, bir çuval gibi yat-masaydın, seni yere sererdim. 383 Hadi, bir denesene. Hala enerjim var, dedim ben de. Bu da bana birkaç yıl önceki NBA sezonunu hatırlattı. Spurlar ve Maverickler arasındaki şu oyuncuların sağ sola fırlatıldığı büyük hengameli maçı hatırlıyor musun? Sonra ikimiz bununla ilgili kahkaha atmaya başladık. Mavi Göz le ilgili son derece saygıdeğer düşüncelerimi anlatmayı maalesef bitiremedim. 384 Otuz İki Pine River a daha varmadan öne Luke un üzerine bitkinlik çökmüştü. Birkaç gün için yatağın kenarında gece nöbeti tutmak birini bitkin düşürmeye yeterdi ama bir de bunların ortasında nihayet Julie ye hayatından çıkıp gitmesini söylemişti. Kendini çok rahatlamış hissediyordu ve şimdi bu işi bitirmişti. Julie ye kesin bir şekilde onu artık sevmediğini, bir daha da sevmeyeceğini ve artık yanma gelip durmayı bırakmasını söylemişti. Luke bunu anlatmasının neden böyle uzun zaman aldığını merak ediyordu. Şimdiye kadar neden bir türlü birbirlerini bırakamadıklarını anlamıyordu. Bunun Madeline le ilgisi olduğunu düşünmek istemiyordu. Artık onu hiçbir şekilde düşünmek istemiyordu. Madeline e tam olarak öfkeli sayılmazdı, roller değişik olsaydı kendisinin de onunla aynı şeyleri yapabileceğini tahmin ediyordu. Belki Luke daha açık olabilirdi ama bundan da tam olarak emin değildi. Zaten her şey ilk baştan beri o kadar karışıktı ki Luke artık hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissediyordu. Tek bildiği şey hayatına geri dönmesi gerektiğiydi. Saatlerini, günlerini okul ve işle doldurmalıydı. Bütün düşünceleri ve hisleri kendinden uzakta tutmalıydı. Arabasını Pine River a sürdü ve işler nasıl gidiyor bakmak için Yuva Çiftliği ne yöneldi. Çiftlik enkaz durumdaydı. Çöp tenekeleri dolup taşmıştı ve bu da vahşi hayvanların oralara inmesine sebep olacağı için felakete davetiye anlamına geliyordu. Johnsonlar çalışanların binası ile asıl bina arasındaki çim yolları çiğneyip mahvetmişlerdi ve oralar artık öğleden sonra yağmurları yüzünden çamur içindeydi. Çakıl taşı ya da hiç olmazsa saman dökülmesi gerekiyordu. Rafting şirketinin rengarenk otobüsünün arkasına park etti. Otobüs kırmızı zıplayan toplara benzeyen Johnsonla-rı boşaltıyordu. Libby çitlerin orada durmuş, başında hasır bir şapkayla otobüsten inenlerin isimlerini kontrol ediyordu. Luke arkasından ona doğru yaklaştı. Hey Libby, nasıl gidiyor?

175 Libby başını kaldırıp yorgun bir ifadeyle ona baktı. Merhaba, yabancı! Çok şey öğrendim, Luke. Çok fazla! Bir dahaki sefere bazı şeyleri kontrol etmemiz lazım. Hey, Albie! diye bağırdı, Luke un omzunun üzerinden geriye bakarak. Luke arkasını döndüğünde çitin diğer tarafındaki havlayan köpeği ikna etmeye çalışan on yaşlarında bir oğlan çocuğu gördü. Sana köpekleri rahatsız etme konusunda ne demiştim? Onları rahat bırak! Dediğim gibi, diye devam etti Libby çocuğa ters ters bakarak, ne yapacağımız konusunda çok iyi bir fikrim var. 386 Luke başını salladı. Şu anın, bir dahaki seferin bir parçası olamayacağını söylemesi için uygun bir zaman olduğunu sanmıyordu. Madeline buralarda mı? diye sordu. Libby gözünün ucuyla Luke a bakarak kaşlarını çattı. Hayır, bu sabah değil. Bazı işleri halletmek için kasabaya indi. Böylesi daha iyi, diye düşündü Luke. Şu noktada ona ne söyleyeceğini bilmiyordu zaten. Hoşça kal ve iyi şanslar diyebilirdi belki. Yardım etmek için ne yapabilirim? Duş yine tekledi, dedi Libby. Bu sabah sıcak su yok. ineklerden ikisi de aşağı inip kamp alanında dolaşmaya başladı. Hayatında bu kadar çok çırpınıp kaçışan insanı bir arada görmemişsindir. Sanki inek değil de ayıydı. Ernest onları tekrar yukarı çıkardı ama yerlerinden çıkan iki çadırı düzeltmeye yardım etmek için burada yok şimdi tabii. O işi ben hallederim, dedi Luke. Duş tamiri bir saatini aldı ve bu süre boyunca düşündü. Libby ye kardeşleriyle çiftliği ellerinde tutmaya kararlılarsa gerçek duşlar inşa etmeleri gerektiğini açıklayacaktı. Geçici olanlar böyle bir kullanım için inşa yapılmamıştı. İleride de bu etkinlikleri düzenlemek niyetindeyseler kabinlere para yatırmak zorundaydılar. Çöplerin ağzını sımsıkı kapatmalarını ve sıcak su ısıtıcısını haftada bir kontrol etmelerini söyleyecekti. O şey eskiydi ve bazen ayarlayıcısı bozulabiliyordu. Onlara söyleyebileceği çok şey vardı. Çok fazla şey. Kamp alanının yakınlarında, çalıların içerisinde gizlenmiş bir sığınak vardı mesela. Oradan dağa küçük bir yol gidiyordu. Çıkarken bir şelale de görebilecekleri yaklaşık yüz 387 elli metre yukarı doğru giden bir yol... Annesinin sinek-kuşu nektarının sinekkuşlarmı etrafta tutmak için en iyi yol olduğunu, tavşanların sebzeleri yiyeceklerini, o yüzden bitkilerin kafes içine alındığından emin olmaları gerektiğini, ara sıra rüzgargülünü yağlamalarını yoksa çıkaracağı tiz sesin onları deli edebileceğini anlatabilirdi. Böyle bir sürü şey işte... Luke artık ayrılmak için hazır olduğunda bir kez daha Libby yi görmek için eve gitti. Libby mutfakta gazeteleri ayırıyordu. Merhaba! dedi neşeli bir tonda. Bir şeyler yemek ister misin? Bana büyük bir tepsi göğüs eti verdiler ve hepsini yiyemem... Hayır, kasabaya gitmem lazım. Libby ben geri gelmeyeceğim. Ne? Libby bir an söylediklerini anlamlandırmaya çalışıyormuş gibi onun yüz ifadesini inceledi. Yani, hiç mi? Luke omzunu silkti. İşim Denver da ve ben epeydir onu ihmal ettim. Ama ben düşünmüştüm ki... Libby kafasını ki yana salladı. Neyse önemli değil. Gittiğini görmekten nefret ediyorum, Luke. Birbirimizi tanıma şeklimizden de nefret ediyorum. Bu arazinin elimize geçme şeklinden de nefret ediyorum. Keşke her şey hepimiz için farklı

176 olsaydı. Bunları söylemen çok güzel Libby ama ne yazık ki hiçbir şey farklı değil ve hayatıma devam etmem gerekiyor. Ernest sana ihtiyacın olan her şeyde yardımcı olabilir, biliyorsun. Biliyorum. Johnsonların çoğu yarın gidiyor zaten. Libby gülümseyip ayağa kalktı. Luke ne yapacağını anlamadan Luke a sımsıkı sarıldı. Her şey için teşekkürler, Luke. Bunun senin için kolay olmadığını biliyorum. 388 Luke da ona sarıldı. Kendine dikkat et, Libby. Mutfaktan çıkıp Bronco suna ilerledi ve Pontiac ın yerinde olmadığını fark etti. Bu annesinden bir işaret diye düşündü. Ruhu bile çiftliği terk etmişti. Burası artık onların değildi. Burası artık Luke un ailesinin olduğu yer değildi. Luke un ailesi Pine River daydı. Burası artık Luke un bir zamanlar yaşadığı yerdi sadece. Luke kasabaya doğru arabasını sürdü, Denver a gitmeden önce birkaç şey almak için Elm Caddesi ndeki yeşil eve uğradı. Korku ve panik içinde hastaneye gidişlerinin ardından Marisol evi çekip çevirdiği için minnettardı. Luke hayal meyal yerdeki yiyecekleri, Leo nun besleyici içeceğinin her yere döküldüğünü hatırlıyordu. En iyi şartlarda bile küçücük bir evin içindeki üç erkek oldukça iğrenç bir yığın oluşmasına yol açardı zaten. Luke kıyafetlerini katlanmış ve Leo nun odasıyla oturma odasına yerleştirilmiş buldu. Onları çantasına koydu. Bir çift ayakkabısını aramak üzere oturma odasına girdi. Araba yolundan gelen ayak seslerini duydu ve bunun Marisol olduğunu düşündü. Luke? Madeline in sesi içine işledi ve kalbini sıkıca sardı. Bakışlarını yavaşça kapıya çevirdi. Madeline tel kapının diğer tarafında duruyor, maviler içinde çok güzel, acı verici bir şekilde güzel gözüküyordu. Burada ne arıyorsun? diye sordu Luke kaba bir şekilde. Seninle konuşmam gerek. Luke un istediği son şey başka bir duygusal meseleydi, son kırk sekiz saatte bütün hayatı boyunca yetecek kadarı- 389 m yaşamıştı. Maddie... Şimdi iyi bir zaman değil, dedi. Denver a dönmek zorundayım ve çok uzun birkaç gün geçirdim. Biliyorum. Duydum. Leo için çok üzgünüm. O... Leo iyi, dedi Luke. Şimdilik. Birbirlerine bakarak öylece durdular. Luke a aralarında konuşulmayan çok şey var gibi geliyordu. O küçük salonda elle tutulabilecek kadar somut olan şeyler... İçeri girebilir miyim? diye sordu Madeline. Luke bakışlarını tavana dikerek homurdandı. Bunu yapmak istemiyordu, şu an değil, yaşadığı onca şeyden sonra değil. Ancak içinde ona hayır diyecek gücü de bulamıyordu. Madeline onun sessizliğini evet olarak yorumladı ve kapıyı açıp eşikten kaygılı bir biçimde geçti. Açıklamam gereken bir şeyler var. Ben o adamların ya da Stephen ın Yuva Çiftliği ne geleceğini bilmiyordum. Emlak komisyoncusunun potansiyel bir alıcı bulduğunu biliyordum ama onun benim de sana aktarabileceğim bazı rakamlarla bana döneceğini zannediyordum. Luke kaşını kuşkulu bir şekilde kaldırdı. Yemin ederim, Luke. Telefon konuşması yaparız sanıyordum. Geleceklerini düşünmedim bile. Bir alıcı değil. Neden bana bir şey beklediğini söylemedin? Ya da bu konuda Libby ye herhangi bir şey anlatmadın? Niçin bir avukat tuttuğundan bahsetmedin?

177 Çünkü kafamda bütün bunları sana düzenli bir paket halinde tümüyle sunma fikri vardı, böylece bütün soruların cevaplanmış olacaktı. Bazen işler o kadar düzenli değildir, dedi Luke ve Madeline in bunu bilmeyişine hayret etti. 390 Biliyorum, biliyorum, diye inledi Madeline. Gerçekten de doğru bir şey yaptığıma inanıyordum ama yaptığım tek şey seni ve Libby yi incitmek oldu. Bakışlarını yere indirerek iç çekti. Yaşlar gözlerine doluyordu. Bu çok aptalcaydı, dedi omzunu silkerek. Gerçekten Stephen la geleceklerine dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Onunla beraber değilim, biliyorsun. Sana söylemem gereken diğer şey de bu. Ben onunla birlikte değilim. Her şeyden önce zaten ortada bir şey yoktu ama ben yakın zamanda da bunu ona gayet net anlattım. Luke buna inandı. Ancak söyleyecek bir şeyi yoktu. Şu anda, bunun için çok geç kalmışlar gibiydi. Son olarak Chip e alıcı aramadığım haberini verdiğimi de söylemek istiyorum. Ona orayla ilgili ne yapacağımıza Emma, Libby ve benim birlikte karar vereceğimizi ve birbirimizi daha yeni tanıdığımız için bunun biraz zaman alacağını söyledim. Luke kaşını yine kaldırdı. Libby ve Emma bunu biliyorlar mı? Evet. Madeline hafifçe gülümsedi. Ve hala ne yapmak istediğimiz konusunda tartışıyoruz. Pekala, ben hepiniz için işleri kolaylaştırayım. Kend-rickler Yuva Çiftliği nin peşine düşmeyecekler. Onu geri satın almaya yetecek paramız yok ve dürüst olmak gerekirse babamın ve Leo nun oraya geri dönmek istediğini zannetmiyorum. Bunu söylemek ona acı veriyordu ama bu doğruydu. Ama sen istiyorsun, dedi Madeline. İstiyordu. Tanrım, çok istiyordu. Fakat Luke hayal kırıklığını yüzüncü kez yutkunmak zorunda kalmak istemiyordu. Bazı şeyler kısmet değildir. 391 Zamanı var, Luke. Gerçekten. Orayı satmak için acele ediyor değiliz. Libby de şu düğün işini gerçekten yapmak istiyor. Ve Orlando ya gidip onu bu işi yapması için bırakmamda bir sorun görmüyor. Hem de hiç görmüyor, dedi kederli bir tonda. Ona iyi şanslar o zaman. Luke kol saatine baktı. Bunu uzatmak istemiyordu. Zaten yeterince zordu. Senin de geleceğini umuyordum. Luke başını kaldırıp ona baktı. Orlando ya. Luke kafasını iki yana sallamaya başlamıştı ki Madeline öne doğru geldi. Sadece dinle, dedi Luke konuşmaya başlamadan önce. Lütfen sadece beni bir dinle. O kadar ümitli bakıyordu ki... Maddie, bebeğim. Konuşma, lütfen konuşma, dedi Madeline ve ona biraz daha yaklaştı, mavi gözleri ona kilitlenmişti. Bunu şimdi söylemek zorundayım yoksa cesaretimi kaybedeceğim. Söyle o zaman. Madeline derin bir nefes aldı ve kelimeler hızlıca ağzından dökülüverdi: Seni seviyorum. Luke tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. Bu ondan duymayı beklediği en son şeydi ve karnına yumruk yemiş gibi oldu. Seni seviyorum, Luke. Seni gerçekten seviyorum ve sanırım beni Bazen Geçidi nde kurtardığın dakikadan itibaren seni seviyorum.

178 Bu kelimeler doğrudan Luke un kalbine girmişti sanki. Ancak bunlar bir erkeğe, bir kadının aşkını itiraf ettiğinde hissettirmesi gerektiği gibi hissettirmemiş, kuşku duyma- 392 sına neden olmuştu. Luke parmaklarını saçlarının arasına geçirdi ve bunu sindirmeye çalıştı. Madeline e güvenmek istiyordu. Olan biten her şeyi unutmak, onu kollarının arasına almak istiyordu. Ne var ki kendine bunu yaptıra-mıyordu çünkü çok derinlerinde, aralarında hiçbir şeyin değişmediğini biliyordu. Sadece artık Madeline in sözleri aralarında asılı duruyordu. Bunu söylemeni beklemiyordum. Ne diyeceğimi bile bilmiyorum, Maddie. Dürüst olacağım, son birkaç gündür kendimi öylesine hayal kırıklığına uğramış hissediyorum ki. Biliyorum. Cevap vermek zorunda değilsin, dedi Madeline çabucak. Ama bunu söylemek zorundaydım. Çünkü Luke, önüme bambaşka bir dünya serdin. Asla bilmediğim şeyleri gösterdin... Madeline ne söyleyeceğinden emin değilmiş gibi durdu. Birini ruhuna kabul etmenin ne kadar harika, ne kadar güzel bir his olduğunu öğrettin bana. Biliyor musun, hayatımda ilk defa aşkın ne olduğunu biliyorum. İçim senin aşkınla dopdolu. O kadar samimi görünüyordu ki Luke kalbinin şefkatle dolduğunu hissetti. Madeline in yüzüne dokundu, o da başını çevirip Luke un avucunu öptü ve gözlerini kapatarak yanağını elini ayasına yasladı. Luke da onunla aynı şeyleri hissediyordu, elbette öyleydi. Fakat bu kelimeleri ağzından çıkaramıyordu. Onun Orlando ya gideceğini bilerek bunu yapamazdı. Kelimelerin önüne neler getireceğini bilmiyordu, onları hayatında ikinci kez söylediğinde olacaklardan korkuyordu. Özellikle de Madeline e, özellikle de ona söylemek... Çünkü Madeline, Luke için şimdiye kadarki herkesten daha çok 393 şey ifade ediyordu. Luke şimdi Madeline e Seni seviyorum derse bunun bir vedadan daha fazlası anlamına geleceğini düşünüyordu. Sonsuza dek beraber olacakları anlamına, ilişkilerini yürütecekleri anlamına gelmeliydi. Bu hoşça kal anlamına gelmemeliydi. Ancak veda anlamına da gelecekti, çünkü Luke, Madeline i buradan ayrılmaktan hiçbir şeyin alıkoymayacağını biliyordu. Madeline gözlerini açtı, büyük mavi bakışları onun üzerindeydi ve Luke un onda daha önce hiç görmediği şekilde saf duygu yüklüydü. Böyle hissediyorsan, kal o halde, dedi Luke onu deneyerek. Ve Luke nefesini tuttu, içinde iğnebaşı kadar bir umut vardı. Madeline in yüzü düşmüştü. Yapamam, dedi yumuşak bir sesle ve Luke un umudu buharlaşıp uçuverdi. Or-lando ya dönmek zorundayım. İşim orada ve annem de. Luke başını çevirdi ama Madeline onu kolundan tuttu. Luke, çalıştığım bir adamla telefonda görüştüm. Seni işe almaya istekli. Ne işi için? Mimar olarak. Orada bir şirketi var ve bana seninle konuşmaktan çok memnun olacağını söyledi. Orada büyük ofis binalarından yapıyor. Ben ofis binaları tasarlamıyorum. Doğru. Madeline başını salladı. Ama yapabilirsin. Ve sen de burada ev satabilirsin, dedi Luke. Ya da Denver da. Madeline hafifçe alt dudağını ısırdı. Luke onun cevabını biliyordu zaten, bunu bütün bu

179 394 zaman boyunca biliyordu. En azından bu konuda dürüsttü. Ve kendi cevabını da biliyordu. Ellerini Madeline in omuzlarına koydu ve onu kendine yaklaştırıp alnından öptü. Madeline Pruett, oldukça ironik davranıyorsun. Terk edilmekten korkan biri için kesinlikle çok fazla kaçıyorsun. Öyle değil. Anlamıyorsun, işim ve annem... Sadece Orlando dan bahsetmiyorum, dedi Luke. Hayatından bahsediyorum. Kaçıyorsun, Maddie. Step-hen dan kaçtın. Denver da birlikte olduktan sonra benden kaçtın. Daha yeni beni sevdiğini söyledin ve ama yine kaçmak üzeresin. Ben kaçmıyorum Luke! Seni yanımda götürmeye çalışıyorum. Ama Maddie, daha sormadan önce gelmeyeceğimi biliyordun. Luke parmaklarını onvın parmaklarına geçirdi. Durum şu bebeğim. İşlerin mükemmel olmasını bekleyerek küçük adanda yaşamaya devam edemezsin. İlişkiler, aileler, pek çok kusurlarıyla birlikte gelirler ve hiçbir şey mükemmel kalmaz. Eğer bütün kamaşıklıkların, incinmelerin ve sıkıntıların bitmesini umuyorsan asla onun keyfini bilemezsin. Çok uzun bir süre yalnız beklersin. Luke aniden onun da kendi tarzında bunu yaptığını fark etti. Kendi mükemmel olmayan ailesinden, yabani otlar gibi bir anda ortaya çıkıveren meselelerden kaçmıştı. Oysa aslında ona burada herhangi bir yerdekinden daha fazla ihtiyaç duyuluyordu. Belki, diye düşündü Luke, başından beri tam önünde olmasına rağmen mükemmeliyeti başka yerde arıyordu. Tam burada, bu çirkin küçük evde onu seven ve ona ihtiyaç duyan bir ailesi vardı. Luke, 395 Madeline le gidememesinin nedeninin bu olduğunu fark etti. Belki kalbi başka bir şeyi arzularken bunu içinde her zaman biliyor, ruhunun derinliklerinde bunu anlıyordu. Ancak bununla yüzleşsin ya da yüzleşmesin her zaman ailesini arkasında bırakamayacak kadar aşırı derecede sevdiğini biliyordu. Beni yanlış anlama. Hislerini söylediğin için sana minnettarım, dedi Luke samimi bir şekilde. Bunu söylemenin ne kadar cesaret gerektirdiğini biliyorum. Ama seni seviyorum demekle birini seviyor olmanın gerçekten farklı şeyler olduğunu anladığını sanmıyorum. Bunu Luke da yeni öğreniyordu. Madeline i bıraktı, öne eğilip çantasını aldı. Gitmem gerek. Leo yu görmek için Durango ya döneceğim, sonra da Denver a gideceğim. Luke, Madeline i saçlarından tutup kendine yaklaştırdı ve onu öpmek için eğildi. Eşsiz birisin, Maddie, dedi yumuşak bir tonda ve sonra onu yeniden öptü. Seni çok özleyeceğim. Son bir kez öpüp saçını bıraktı ve yanından geçip onu aile evinde öylece dikilirken bırakarak arabasına yöneldi. ** Madeline onun arkasından tel kapıya bakakaldı. Luke un arabasına binip gitmesini izlerken nefes alamıyordu. Hayal kırıklığı ve pişmanlıkla kavruluyordu ve Luke un arabası sokağın köşesinden dönerken görüşü bulanıklaş-mıştı. Bunu mahvetmişti. Şimdiye kadar bildiği tek gerçek şeyi mahvetmişti. Madeline kör gibi etrafına, duvardaki fotoğraflara, Leo nun tekerlekli sandalyesine ve oyun konsoluna bakın- 396 dı. Dışarı doğru yürürken ciğerlerine hava doldurmaya çalıştı ve arkasından dikkatlice kapıyı kapattı, sonra da ahşap veranda basamaklarından inmeye başladı.

180 Burada olan her şey, hissettiği her şey, dönüştüğü her şey Madeline in içinde çalkalanıyordu. Luke la, Libby yle, Leo yla Yuva Çiftliği nde geçirdiği her saniye, hepsi içinde çalkalanıp büyüyordu. Bahçenin orta yerinde bu hisler Madeline i olduğu yerde durdurdu. Aniden dört ayağının üzerine çöktü ve tam oraya, çimlerin üzerine kustu. Sanki bedeni şimdiye kadar bildiği tek gerçek aşkı kaybetmiş olmanın hayal kırıklığını ve ıstırabını atmaya çalışıyordu. Artık vücudu çıkaracak bir şey bulamadığında Madeline ayağa kalktı, elinin tersiyle ağzını sildi ve arabaya yürüdü. Her şeyini kaybetmişti ama kaybının o donuk, kemik sızlatan acısı daha yeni başlamıştı. 397 Otuz Üç Orlando nun boğucu sıcak ve nemli bir gününde Di-Napoli satış işlemleri sona erdi. O öğleden sonra Madeline in komisyoncu firması yerel bir barda onun şerefine bir kutlama yaptı. Madeline bir bira içti. Bu onun şimdiye kadar hayatındaki en büyük ödeme günüydü, bir dönüm noktasıydı ve Madeline in komisyoncusu ondan daha pek çok satış bekliyordu. Bu beklentisi, Madeline in üç büyük, çirkin evi satış listesine katması gerçeğine dayanıyordu. Bu, Madeline in DiNapoli evini satınca tam olarak umduğu bir şey değildi ama aniden çirkin evlerin sahipleri onu aramaya başlamıştı. Satış satıştır, dedi Bree, Madeline kötü bir semtte başka bir çirkin evle ilgili aranınca. İstemiyorsan, ben alırım. Bree emlakçı lisansını daha yeni almıştı ve ev satış listelerine açtı. Madeline, Trudi yi de kutlamasına davet etmişti. Trudi başrolü almış ve Madeline in küçük bir kızken tam ola- 398 rak gerçeğe dayanmayan hikayelerini anlatarak son derece formunda olduğunu göstermişti. Ancak anlattıkları eğlenceliydi ve Trudi, iş arkadaşlarını güldürüyordu. Bu her zaman böyle olmuştu. Madeline birasıyla masanın ucunda otururken bunun hep böyle olduğunu düşündü. İlişkilerinin yıldızı Trudi ydi ve Madeline de sahnenin arkasındaki destekti. Madeline in kendi başına parladığı, Trudi nin ışığının altında durmaktan uzaklaştığı tek zaman Colorado daydı. Daha sonra beraber eve dönerken, iki çikolatalı martini içen Trudi ayağını Madeline in arabasının gösterge tablosuna koydu. Biliyor musun burada kim olsa eğlenceli olurdu? Stephen. Tanrım, diye inledi Madeline. Geçen gün gördüm, dedi Trudi. Spor arabasını satıyor. Lexus almış. Bu adam gerçekten de olayı bitirmiş. Trudi, niye durup durup ondan bahsediyorsun? diye sordu Madeline. Biz bitirdik, ayrıldık. Sanki adam sana ödeme yapıyor. Pek sayılmaz, dedi Trudi gülerek. Aslında seni tanıştırdığım için bana epeyce kızgın. Söylediklerinin aynısını o da söylüyor. Ama ikinizin birlikte ne kadar harika olacağınızı görebiliyorum. Madeline gözlerini devirdi. Son birkaç haftadır Stephen aklına gelmemişti bile. Luke tan başka birini ya da bir şeyi nadiren düşünüyordu zaten. Elbette Luke tan hiç haber almamıştı ve bunu beklemiyordu da. Onunla ilgili tek bildiği şey Colorado dan ayrılırken Libby yle yaptığı telefon görüşmesiydi. Madeline, 'Viıva Çiftliği nden ayrılmadan önce Libby gönülsüzce onun özrünü kabul et-

181 399 mişti. Madeline, Libby nin bunu sadece oradan ayrıldığı için yaptığını düşünüyordu. Madeline aradığında gelecek ay çiftlikte gerçekleşecek düğün için keyfi yerindeyken Luke la konuştuğundan bahsetmiş ve birkaç duş eklemek için uğrayacağını söylemişti. Öyle mi? demişti Madeline sesinin elinden geldiğince normal çıkmasına çalışarak. Geri mi gelmiş? Sanırım evine yeniden taşınmış, demişti Libby. Eve mi faşınmtş? Emin misin? diye sormuştu. Evet, sanırım öyle yapmış. Peki ya yaptığı evler? Ya onları tamamlama umutları, hayalleri? Şey... Keyfi nasıldı peki? diye sormuştu Madeline. Harika görünüyordu! demişti Libby. Mükemmel. Luke harika görünürken Madeline günbegün biraz daha dağılıyordu. Hala üzüntüden kurtulamamıştı. Mutluluğu Orlando da bulmuş gibi görünmüyordu ve Madeline bugüne kadar burada hiç mutlu olup olmadığını da düşünmeye başlamıştı. Trudi nin dediği gibi baloncuğundan çıktığı için kendini dünyadan ne kadar fazla soyutladığını görebiliyordu. Tek arkadaşı Trudi ydi. Gerçek bir hayatı yoktu. İşi, annesinin evi ile televizyonda bilmem kaçıncı kere gösterilen filmleri izlemek üzere dairesi arasında mekik dokuyordu. Tek avuntusu futboldu. Madeline kızları tekrar gördüğüne heyecanlanırken Teresa Camp Haven a ayrılan fonun kesildiğini ve futbol liginin şehir parkı ve boş vakit değerlendirme programının içine alındığını söyledi. Bu ne anlama geliyor? diye sordu Madeline kızlara meyve sularını dağıtırken. 400 Bu bir tane futbol ligi olacağı anlamına geliyor. Daha küçük bir lig. Ve fazladan yaklaşık iki misli gönüllü eğitmen. Madeline onu anlamıştı. Kızlara eğitmenlik yapmak için daha az şansı olacaktı. Son bıçak darbesi de buydu demek. Madeline bunaltıcı öğleden sonrasındaki nemin ve sıcaklığın içinden uzaklara bakıp dağları ve zindeleştiren havasını özledi. Ona tahammül edemeyen kardeşi Libby olsa da, başkalarıyla paylaştığı bir amaca sahip olmayı özlüyor du. Madeline de, kendine zor tahammül ediyordu zaten. Colorado daki üç haftası üzerine epeyce düşünmüştü ve her şeye tekrardan başlama fırsatı için her şeyini verirdi. Orlando ya gelmesi de öyle çok hoş karşılanmamıştı zaten. Geri döndüğünde Madeline doğruca annesinin yanına onu kontrol etmeye gitmişti. Onu evde bir kaftanın içinde sigara içerken bulmuştu. Bütün ev bira kutularıyla doluydu ve bir adam arka odada uyuyordu. Kim bu? diye fısıldamıştı Madeline. Annesi bakışlarını arka odaya yöneltip Ron, demişti. Eski bir arkadaş. Eee? Ödenmemiş çocuk nafakasıyla ilgili ne buldun bakalım? diye sormuştu. Buralarda tamir ettirmek istediğim birkaç şey var da. Madeline annesine bakmış, gerçekten gözlerini dikip ona bakmıştı. Uzun bir süre için mahkemeyi meşgul edecek. Annesi sigarasından derin bir nefes çekip tavana üfle-mişti. Ahmak piç kurusu, demişti.

182 Madeline hayatında başına gelen en iyi şeyi kaybettiği için kendine kızarak annesinin evinden ayrılmıştı. Hemde ne için? Çirkin evler sattığı işi için mi? Otuz yaşındaki kızından çok çocuk nafakasıyla ilgilenen bir anne için mi? Evet, işte hayat denen şey buydu. Ancak sonra pat diye Leo dan bir mesaj aldı. Ona yeni bir mesaj atma aleti olduğunu ve numarasını Libby den aldığını söylüyordu. Sonra da Florida Marlin beysbol takımını takip edip etmediğini sormuştu. Hayır. Ertesi gün Leo dan ona önceden Florida Marlins te oynayan Javon Walker ı hiç duyup duymadığını soran bir başka mesaj geldi. Hayır. Onu araştır. O gece, Madeline Javon Walker ı araştırdı. Yetenekli bir sporcuymuş, diye düşünmüştü. Çünkü profesyonel futbola dönüp Denver Broncos ve diğer başka takımlar için oynamadan önce Florida Marlins için oynuyormuş. Madeline tekrar Leo ya mesaj çekti. Onu araştırdım. Leo neredeyse anında cevap yazdı. Hangi oyuna ait olduğunu, neyde en iyi olduğunu bildiğini sanıyordu. Yanıldığı ortaya çıktı. Tamamen bambaşka bir oyunda iyiydi. O yüzden de OYUNUNU DEĞİŞTİRDİ. Beysbolda kalsaydı değeri anlaşılmayacak ve muhtemelen şimdiye kadar arka sokaklarda eroin arıyor olacaktı. Anladın mı? Hayır. Anlayacaksın. Madeline kafasını iki yana salladı. Fakat bunun hakkında düşünmeye devam etti. Leo ona ne söylemeye çalışıyordu? Beysbol oynamamasını mı Madeline annesini kontrol etmeye gittiği bir öğleden sonrasında Leo dan yeniden bir mesaj geldi. Hala beysbol hakkında düşünüyor musun? Hayır. Düşün o halde! Nedir o? diye sordu annesi. Ah, dedi Madeline omzunu silkerek. Colorado daki biri. Kim? Madeline annesine baktı. Ron dan ve onu gezmeye götürmesi için ne kadar hazırlanmış olduğundan ama şu sigorta ödemesinin yaklaşmasından şikayet ediyordu. Madeline e bir kez olsun Colorado yla ilgili neler hissettiğini sormamıştı. Bir kez bile. Aşık olduğum adamın erkek kardeşi, dedi kısaca Madeline. Clarissa nm kaşları alnına kadar kalktı. Vay vay vay, Maddie robot değil demek. Hey! dedi Madeline. Ne? Bir haftadan fazla bir erkek arkadaşın oldu mu ki hiç? Teşekkürler anne, dedi Madeline. Belki de bu senin ilişkilerini gördüğüm içindir. Annesi gözlerini kısarak ona baktı. Konuşmalarına dikkat et, küçük hanım. Asla bir azize olduğumu iddia etmedim. Hayır, bunu hiç söylemedin, diye katıldı Madeline annesine. Birini seviyorsan, burada ne halt ediyorsun peki? diye sordu annesi.

183 Madeline ona şaşkınlıkla bakakaldı, bir öfke dalgası bütün vücudunu yalayıp yükseliyordu, şu an bir duvarı yumruklamak istiyordu. Güzel soru. Burada ne yapıyorum? Ah, doğru ya, seninle ilgileniyorum. Benimle mi! Evet, anne, seninle. Ben daima seninle ilgileniyorum! Birileri yapmalı, çünkü lanet olsun ki senin yapmayacağın kesin. Annesi şaşırmış görünüyordu. Sonra gülmeye başladı. Gülüyordu. Madeline bir espri yapmış gibi... Kimse senden benimle ilgilenmeni istemedi, değil mi? Buraya bak, Madeline Grace, kaçsın sen, yirmi sekiz mi? Gelecek ay otuz olacağım, anne. Tamam, otuz olacaksın. Pekala, bizi ne kadar zamandır olmadığımız bir şeye, şu sevimli ana-kız hikayesine dönüştürmeye çalışıyorsun, düşün bakalım. Anlamıyor musun? Ben değişmeyeceğim, mucizevi bir şekilde bir anda hep istediğin türden anneye dönüşmeyeceğim. Benimle ilgilenmeni istemiyorum. Ben kendi başıma idare ederim! Madeline bu noktada karşı çıkmak istese de sessizliğini korudu. Ama sana şunu da söyleyeceğim. Senin annenim ve pek iyi bir anne olmayabilirim ama seni seviyorum çocuğum. Mutlu olmanı istiyorum. O yüzden mutlu olmak için git! Aşık olmak için git! Yaptığımı yapma, iyi bir adam bul, bir düzen kur, çocukların olsun. Ve benimle ilgilenmen gerekiyormuş gibi hissetmeyi bırak çünkü zorunda değilsin. Bu Madeline in annesinde hatırladığı ilk sahici açıklıktı. Afallamıştı. İlk içgüdüsü itiraz etmekti ama ikinci ve daha güçlü olanı onu engelledi. Tam o anda aklına Javon Walker ın gelmesi ne tuhaftı. Madeline de ait olduğu oyu-' nun beysbol olmadığını anlamıştı. Belki de artık yardımını istemeyen annesiyle ilgilenmenin kendi görevi olmadığım anlamasının vakti gelmişti. Bu şekilde ilerlemeye devam ederse sonu annesininki gibi olabilirdi. Sürekli bir ilişki sürdürmeyi beceremeyen biri... Bu düşünce Madeline in ürpertti. Madeline oyununu değiştirmek zorundaydı ve annesi bunu yapması için ona özgürlüğünü veriyordu. Madeline aniden gülümsedi. Ayağa kalktı, annesini öptü. Teşekkürler, anne. Hayatımda ilk defa bütün içtenliğimle sana teşekkür ederim diyebiliyorum. Bu arada, dedi annesi Madeline kapıya yönelirken seslenerek, şu ödenmemiş olan çocuk nafakasını unutma! Madeline kapıyı arkasından kapattı, cep telefonunu çıkarıp Stephen ı aradı. Merhaba, dedi o telefonu açtığında. Spor arabanı satacağını duydum. Otuz Dört İlk başta Luke un Pine River da kalma kararı onunla babası arasında çok büyük bir tartışma yaratmıştı. Ancak babası kazanamayacağını anladığında öfkeyle söylenmişti. Hayatını fırlatıp atıyorsun, uğruna çalışıp çabaladığın her şeyi gözden çıkarıyorsun. Kim başarı sadece Denver da diyor ki? Burada çalışacağım, baba. Aile benim için daha önemli. Kimse benim ne düşündüğümü umursamıyor mu? diye sormuştu Leo. Babası ve Luke aynı anda Hayır! diye karşılık verince birbirlerine şaşkınlıkla bakıp bir anda kahkahalara boğulmuşlardı. Bu Luke un Pine River da kalma kararını tartıştıkları son zaman olmuştu. Sonraki iki ay bulanıktı. Luke un kalbi çoğu zaman sızlıyordu ve bunu işle ara sıra da içtiği birayla kapatmaya çalışıyordu. İnşa ettiği evleri, Stuart Evleri ne beklediği üzere zararına

184 satmıştı fakat kendi tek katlı evi tahmin ettiğinden çok daha yükseğe gitmişti ve bu da ona yeni bir işe başlamak için biraz birikim sağlamıştı. Babasıyla birlikte Elm Caddesi ndeki küçük yeşil evi Jackson sayesinde sudan ucuz bir fiyata satın almışlardı. Luke oraya tekerlekli sandalye için rampaların da olduğu daha geniş bir oturma odası ilave etmişti. Ayrıca babası için yeni bir yatak odası yapmaktaydı. Orası da tamamlandığında Luke kanepeden taşınıp babasının eski odasına geçecekti. Leo yu arada sırada gezintiye çıkardıkları kamyonet yine arızalandığında sıcak bir öğleden sonrasıydı. Luke ve babası arabayı tamir ediyorlardı. Luke eski arabanın altında sırt üstü yatıyor, yağ haznesinin altındaki cıvatayla boğuşuyordu. Babası da yukarıda bir yerlerde ona direktifler veriyordu. Luke babasının birisiyle konuştuğunu duydu ama dikkatini önündeki işe vermişti. Baba! diye seslendi. Farklı bir İngiliz anahtarına ihtiyacım var. Babasından hemen cevap gelmeyince Luke kafasını çevirdi. Bir çift yürüyüş ayakkabısıyla, spor çorabı gördü. Kalbi çılgınca bir an için atmayı bıraktı. Bu yürüyüş ayakkabılarını nerede görse tanırdı. Yavaşça kamyonetin altından çıktı ve yukarı baktı. Madeline gülümseyerek orada durmuş ona bakıyordu. İki koyu renk saç örgüsü omuzlarından dökülüyordu. Sıcak havaya rağmen yün bir bere takmıştı ve gülümsüyordu. Son derece mutlu, sıcacık bir gülümseme... Selam, Luke. Maddie? Evet. Benim. Geri döndüm. Geri mi? Nasıl? Madeline bir kahkaha attı. Temelli! Luke omurgasında ufacık bir umut zerresinin dans ettiğini hissetti. Bu mümkün müydü? Madeline buraya temelli geri dönmüş olabilir miydi? Luke elindeki İngilİ2 anahtarını yere bırakarak ayağa kalktı. Ben gidip bizim dahiye bakayım, dedi babası ve kamyonetten uzaklaşırken eğilip İngiliz anahtarını yerden aldı. Luke bunun farkında bile olmadı, Madeline i kuşkuyla süzüyordu. Temelli derken? Madeline tekrar güldü, Luke un Denver da evindeyken ondan duyduğu o derin gülüştü bu. Orlando yu dikiz aynamda bıraktım. 'Vfeni dikiz aynamda. Yani benim için yeni. Bir Pontiac değil ama iş görür. Luke, Madeline in bakışlarını takip etti ve evin önüne park edilmiş Chevy Tahoe yu gördü. Arabanın arkası tıka basa eşyayla doluydu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Madeline şaka yapmıyordu. Gerçekten de geri dönmüştü. Buraya mı geldin? Evet. Madeline ayak parmakları üzerinde yükseldi, kendisiyle gurur duyduğu aşikardı. Mavi gözlerini, Luke un düşlerinde ve düşüncelerinde tekrar tekrar gördüğü o mavi gözleri onun üzerine dikti. Nasılsın? Luke nasıldı? Tam anlamıyla boş bir çalışma makinesiydi. Istıraplı bir gönül yarası vardı ve kendini çalışmaya, düşüncelerini boğacak ve acısını uyuşturacak tek şeye vermişti, fakat omzunu silkerek Madeline e İyi, dedi. Madeline gözlerini kısarak baktı. Evlenmek gibi korkunç bir şey yapmadın değil mi? Hayır. Kız arkadaş? Luke gülümsedi. Hayır. Ya sen?

185 Madeline de gülümsedi. Kız arkadaşım yok. Erkek arkadaşım da. Aklımda sadece bir kişi var ve o da şu an karşımda duruyor. Luke un damarlarında umut nabız gibi atmaya başlamıştı. Bu doğru mu? Madeline in gözleri Luke un onda daha önce hiç görmediği bir şekilde mutlulukla parlıyordu. Madeline farklı görünüyordu, daha rahatlamıştı. İşte bu, diye düşündü Luke. Rahat. Onda kaygı, endişe görmüyordu. Burada neler oluyor? diye sordu Luke. Şey, dedi Madeline havai bir şekilde, tam olarak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum ama sonunda ait olduğum oyunu değiştirdim. Ne? Artık beysbol oynamıyorum, futbol oynayacağım. Luke un şaşkın bakışları üzerine, Madeline neşeyle güldü ve onun elini tuttu. Seni seviyorum, Luke. Seni çok seviyorum, dedi ve boştaki elini onu tutuverecekmiş gibi kalbine bastırdı. Sadece seni ve yaptığım birçok hatayı düşündüm. Seni kırdığımı düşünmek bile beni mahvediyor. Ama... Hislerim değişmedi. Seni hala çok seviyorum ve artık kaçmayacağım. Senden ya da başka herhangi bir şeyden kaçmıyorum artık. Buradan bir yere kımıldamıyorum, tam burada, Pine River da kalıyorum. Maddie... Dur, bir şey söylemeden önce bekle! Burada sadece şansımı denediğimi biliyorum. Benim için aynı şeyleri hissetmeyebileceğini de biliyorum ve bunu kabul etmeye hazırım. Ama sana tam olarak neler düşündüğünü söy-lemeseydim kendime ve yeni oyunuma karşı dürüst olamazdım. O yüzden Luke, seni şimdiye kadar hayatımda sevdiğim ya da bundan sonra seveceğim her şeyden daha çok sevdiğimi söylüyorum ve ne olursa olsun hayatta çok çok mutlu olmanı diliyorum. Luke un bir an için dili tutulmuştu. Madeline, Orlan-do ya döndüğünde Luke ne kaybettiği üzerine kafa yormuş ve sonra bütün duygularını, ona olan hisleriyle beraber toparlayıp küçük sımsıkı bir top haline getirmişti. Luke bu topu çözüp duygularını tekrar serbest bırakması için ona güvenip güvenemeyeceğinden emin olamayarak gözlerini kıstı. Yani ne diyorsun? diye sordu. Tekrar birlikte olmak istediğini mi? Madeline bir kahkaha attı. Luke un elini sıkıca kavradı ve onun daha önce yaptığı gibi Luke un elini dudaklarına götürüp öptü. Benimle evlenmeni istiyorum, Luke Kendrick. Ama açıkça ve gururla tekrar birlikte olmayı da kabul ederim. Tani, senin de isteğin buysa tabii. Top infilak etmişti. Luke un Madeline için hissettiği her şey gözler önüne serilmiş, onun içini dolduruyordu. Luke bunun gerçek olduğuna inanamıyordu. En sonunda birisi onun için bir şey yapıyor, ihtiyacı olanı veriyordu. Madeline bir şekilde sağlam bir temel bulmuş ve kendini o sarp kayalıktan hayatın içine bırakmıştı. Luke, şimdiye kadar başka hiç kimse için hissetmediği bir şiddette ona ihtiyacı olduğuna inanamıyordu. Hiçbir şey değişmemişti, Luke geleceğin belirsizlikleriyle yüzleşirken yine de ona ihtiyaç duyuyordu. Madeline e yatağında, masasında ihtiyaç duyuyordu. Madeline in onun çocuğunu taşımasına ihtiyacı vardı. Luke un tam anlamıyla ona ihtiyacı vardı ve aniden Madeline i kollarının arasına alıp yanağını omzuna bastırdı. Gözlerini kapayıp bu anın içine işlemesine izin verdi. Evet, dedi. Evet. Seni seviyorum, Maddie. Hep sevdim. Ve hiç vazgeçmedim. Madeline sevinçle nefesini içine çekip başını ona doğru kaldırdı. Gerçekten mi? Dalga mı geçiyorsun? Gerçekten tabii. O çılgın olduğum zamanlarda bile mi? Hatırlatıp bu anı mahvetmene gerek yoktu ama evet o zamanlar bile.

186 Madeline kollarını Luke un boynuna sardı, yüzünü, dudaklarını öptü. Tanrı ya şükür, diye fısıldadı kulağına. Teşekkür ederim Tanrım. Luke da onun başındaki bereyi çıkardı, gözlerini kapayıp yüzünü Madeline in boynuna gömdü. Leylak kokuyordu. Luke leylakları gerçekten seviyordu. Sonsöz Pekala, bu hikayeyi, Grant Tyler başlatmış olabilir ama onunla bitmeyecek. Çok fazla şey oldu, başlangıç olarak öldürmeli yeni muhteşem bir oyunum var. Aliens Attack IV. Tartışmasız kralım. Bir sürü kişi denedi ama kimse beni yenmeyi beceremedi. Tahmin edin bakalım en iyi rakibim kim? Tahmin edin! Luke değil, Mavi Göz! Bu kız başparmağını kumandanın üzerinde nasıl kullanacağını çözdüğünde tamamen işi kaptı ve şimdi Luke un onun elinden kumandayı alıp uzaklaştırması gerekiyor. Elinde kedi otu olan bir kedi gibi, beni nasıl yeneceği hakkında epeyce cesur konuşmalarıyla bir oyun delisine döndü resmen. Yine de laf sokma üzerine daha çok çalışması gerekiyor. Beni merak ettiğinizi biliyorum, kim etmez ki? Ben bu çöreğin çeşnisiyim. İlk olarak yeni nöbet ilacım işe yarıyor, büyük nöbetten beri sadece bir kez nöbet geçirdim. O yüzden unutun bunu, çünkü asıl anlatmak istediğim şey başka. Zekam sayesinde bu sonbahar Denver Bronco un deplasmanına yolculuk etmeyi kazandım! Bu doğru, siz televizyonun başında oturuyorken ben, Dante yle, hem de hastalık belirtileri azalmaya başlayan Dante yle birlikte orada olacağım! Hayır, bu geziyi Bir Dilek Tut Derneği n-den elde etmedik çünkü görünüşe göre semptomları gerilemekte olan çocukları spor yorumcularıyla beraber bir stadyumun VIP balkonuna göndermeyi onaylamıyorlar. Marisol ve Dani bunu yerel bir hayır kuruluşuyla ayarladı. Öyle heyecanlıyım ki, Dante de aynı şekilde. Onu en son gördüğüm iki seferde de Denver Bronco nun şu gerçekten çirkin turuncu eşofman altından giyiyordu. Yuva Çiftliği nde piknik yaptık ve böylece babam oradaki değişiklikleri görebildi. Aylardır oraya çıkmamıştım ama Luke her gün gidiyor. Şu aralar Yuva Çiftliği için farklı işlerle ilgileniyor. Jackson buradaki işleri yoluna sokması için ona ne kadar maaş ödeneceğini hesapladı ve bu çok klastı gerçekten. Luke a insanların içinde konaklamaları için kabinler inşa edip etmeyeceğini sordum. O da bilmediğini söyledi. Yine de görünüşe göre orada en azından iki düğün gerçekleşecek ve sonrasını kim bilir? Düğünlerden birinin onlarınki olup olmayacağını merak ediyorum. Çünkü Luke, Maddie yle evlenirse çiftlik işine geri döneceğimizi anlamak için dahi olmaya gerek yok, öyle değil mi? Her neyse çiftlikteyken Libby bana Julie Daugherty nin kocasından boşanıp bankada bir işe girdiğini ve galiba Eric Kutzheimer la randevulaştığını söyledi. Bak, Kutz benimle Colorado Madencilik Üniversitesi nde Amerikan futbolu oynadı. Aramızda kalsın, Eric bir futbol sahasına adım atmış en ahmak ofansif orta çizgi oyuncusu olmalı. Fakat sonra babasıyla birlikte bir maden cevheri işletmesine girdi ve şimdi bok gibi parası var. Yani Julie ve kem gözlü bebeği için bu iyi bir şey. Jackson Crane de elbette oradaydı. Dani onun hakkında bir şeyler duyduğunu söyledi, geçmişinde karanlık bazı taraflar olabileceği gibi... Bu beni o kadar şaşırtmaz, çünkü Jackson çok fazla insanı tanıyor ve bir gün Pine Ri-ver da öylesine ortaya çıkıvermişti. Öylece ortaya çıkıp gri binayı kiralamış ve bir tabela asmıştı. Ama ben Jackson dan hoşlanıyorum yine de. Bileklerini kıvırdığı gerçekten çok klas kırmızı bir pantolonu var ve makosen ayakkabılarıyla

187 giyiyor. Sanırım bazen kafasındaki bir filmde başrolü oynuyor. Hey, bu orada cırcır böceği sesi duymaktan iyidir, değil mi? Dani ayrıca Libby hakkında tuhaf bir şey de söyledi. Libby, Ryan Spangler m evinin etrafında sinsice, tuhaf tuhaf dolaşıyormuş. Neler olduğunu bilmiyorum ama Libby dikkatli olsa iyi olur. Libby müthiş biri, ama etrafta gizlice dolaşmak müthiş değil. Bu tuhaf. Ah, neredeyse unutuyordum! Marisol hamile. Hayır, benden değil! Onu mercimeği fırına vermek için ikna etmeye çalışmadım değil ama o her zaman şu Ben evliyim, bahanesini kullandı. Neyse onun dışında, bu hamileliğin ne anlama geldiğini biliyorsunuz değil mi? Bu bir başka kem gözlü bebeğin etrafta gezineceği anlamına geliyor, kumandalarımı karıştıracak ve muhtemelen ayaklarımı kemirecek! Hiç iyi değil, adamım, bu hiç iyi değil! O küçük pis kokulu için bir Facebook sayfası açacağım. Adı da Leş Kokulu olacak. Babama gelince... Luke un evde olmasından dolayı çok mutlu. Mavi Göz ü de seviyor. Mavi Göz çiftlikte kalıyor ve Luke da burada ama yine de babama dediğim gibi Luke onunla sürekli aynı fikirde olduğu için etrafında acayip mutlu görünüyor gibi. Sonunda Luke a onların evlenip evlenmeyeceklerini sordum. O da bana Her şey zamanla, ahmak, gibi aptalca bir şeyler söyledi. Sanki bunun bir anlamı varmış gibi. Yine de ben Maddie nin Marisol le yüzükler hakkında konuştuğunu duydum. Bunu burada ilk kez duyuyorsunuz çocuklar, onların nişanlanmaları harbiden kocaman bir olay olacak. Dünya tarihinde ilk nişanlanan çiftler sanki. Bu da benim için tamamen uygun bu arada, çünkü Madeline i gerçekten seviyorum ve ayrıca bu bir başka parti anlamına geliyor. Oleyyy! Şimdilik bu kadar... Çiftlikte dediğimiz gibi Möögörüşürüz. Kitap Taramak Gerçekten İncelik Ve Beceri İsteyen, Zahmet Verici Bir İştir. Ne Mutlu Ki, Bir Görme Engellinin, Düzgün Taranmış Ve Hazırlanmış Bir E-Kitabı Okuyabilmesinden Duyduğu Sevinci Paylaşabilmek Tüm Zahmete Değer. Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5.Maddesinin İkinci Fıkrası Çerçevesinde Bandrol Taşıması Zorunlu Değildir. Buraya Yüklediğim E-Bookları Download Ettikten 24 Saat Sonra Silmek Zorundasınız. Aksi Taktirde Kitabin Telif Hakkı Olan Firmanın Yada Şahısların Uğrayacağı Zarardan Hiç Bir Şekilde Sitemiz Sorumlu Tutulamaz ve Olmayacağım. Bu Kitapların Hiçbirisi Orijinal Kitapların Yerini Tutmayacağı İçin Eğer Kitabi Beğenirseniz Kitapçılardan Almanızı YaDa E-Buy Yolu İle Edinmenizi Öneririm. Tekrarlıyorum Sitemizin Amacı Sadece Kitap Hakkında Bilgi Edinip Belli Bir Fikir Sahibi Olmanız Ve Hoşunuza Giderse Kitabi Almanız İçindir. Benim Bu Kitaplarda Herhangi Bir Çıkarım YaDa Herhangi Bir Kuruluşa Zarar Verme Amacım Yoktur. Bu Yüzden E-Bookları Fikir Alma Amaçlı Olarak 24 Saat Sureli Kullanabilirsiniz. Daha Sonrası Sizin Sorumluluğunuza Kalmıştır. 1)Ucuz Kitap Almak İçin İlkönce Sahaflara Uğramanızı 2)Eğer Aradığınız Kitabı Bulamazsanız %30 Ucuz Satan Seyyarları Gezmenizi 3) Ayrıca Kütüphaneleri De Unutmamanızı Söyleriz Ki En Kolay Yoldur 4)Benim Param Yok Ama Kitap Okuma Aşkı Şevki İle Yanmaktayım Diyorsanız Bizi Takip Etmenizi Tavsiye Ederiz 5)İnternet Sitemizde Değişik İstedğiniz Kitaplara Ulaşamazsanız İstek Bölümüne Yazmanızı Tavsiye Ederiz Bu Kitap Bizzat Benim Tarafımdan By-Igleoo Tarafından Siteleri İçin Hazırlanmıştır. E-Book Ta Kimseyi Kendime Rakip Olarak Görmem

188 Bizzat Kendim Orjinalinden Tarayıp E-Book Haline Getirdim Lütfen Emeğe Saygı Gösterin. Gösterinki Ben Ve Benim Gibi İnsanlar Sizlerden Aldığı Enerji İle Daha İyi İşler Yapabilsin. Herkese Saygılarımı Sunarım. Sizlerde Çalışmalarımın Devamını İstiyorsanız Emeğe Saygı Duyunuz Ve Paylaşımı Gerçek Adreslerinden Takip Ediniz. Not : Okurken Gözünüze Çarpan Yanlışlar Olursa Bize Öneriniz Varsa Yada Elinizdeki Kitapları Paylaşmak İçin Bizimle İletişime Geçin. Teşekkürler. Memnuniyetinizi Dostlarınıza Şikayetlerinizi Yönetime Bildirin Ne Mutlu Bilgi İçin Bilgece Yaşayanlara. By-Igleoo