Yaklaşımı., HPD Hukuki Yorum ve Haber Dergisi, 2004, sy: 2, sh: Belirtelim ki, doktrinde, bu Sözleşme nin de münferid bireyin

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Yaklaşımı., HPD Hukuki Yorum ve Haber Dergisi, 2004, sy: 2, sh: 172. 6 Belirtelim ki, doktrinde, bu Sözleşme nin de münferid bireyin"

Transkript

1 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ 1 DOÇ. DR. YENER ÜNVER 2 GİRİŞ Bilindiği üzere, AY nın kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17. maddesi ilk fıkrasında herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu düzenledikten sonra, 2. fıkrasında tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını ve rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağını düzenlemektedir. Aşağıda da değinileceği üzere, organ ve doku nakline ilişkin 2238 sayılı özel kanun hükmü dışında, diğer bazı özel kanun, tüzük ve yönetmelikler bulunmakla birlikte, tebliğ konusuyla ilgili yakın tarihli ve doğrudan düzenleme 5237 sayılı TCK.nun maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu Avrupa Bio-Hukuk Sözleşme sini organ ve doku nakline ilişkin Kanunla bağlantılı bir maddelik çekinceyle birlikte imzalamış ve onaylamıştır. Bu Sözleşme ye ek ve aşağıda değinilecek olan ek protokol ise imzalanmakla birlikte, henüz onaylanmamıştır. Avrupa Bio-Hukuk Sözleşmesi nin merkezi araştırma alanında birçok konu ve tıbbi müdahale biçimi bulunmaktadır 3. Bunlar, iyileştirme amaçlı tıbbi müdahaleler, demans, beyin, felç, kanser, parkinson, alzheimer gibi hastalıklara ilişkin araştırmalar, özellikle parkinson hastalarına ilişkin olmak üzere organ/doku naklinin elverişliliği araştırmaları, gen araştırmaları, gen araştırmasını gerekli kılan testler, somatik gen terapileri, insanın gen kodunun çözümüne kadar çeşitli gen araştırmaları, gen tekniklerinin kullanımı, organ, doku, kök hücre, beyin dokusu, ilik ve ağtabakası vs.nin gerek iyileştirme gerek elde edilen verileri ilaç sanayiinde, gen araştırmalarında veya organ veya doku bankaları oluşturulmasında kullanmak üzere araştırma amaçlı alımı, nakli, aşılanması v.b. olarak özetlenebilir 4. 1 Özellikle Sağlık/Tıp Hukuku alanında, hem ülkemizdeki bilim adamları hem de yabancı meslektaşlarımızla yaptığımız müşterek bilimsel yayınlar, sempozyum ve benzeri organizasyonlarda gösterdiği karşılıksız özveri, mesleki dayanışma, ciddi akademik işbirliği ve öncülüğü için sevgili kardeşim Doç. Dr. Hakan Hakeri ye sonsuz teşekkürler. 2 İ.Ü. Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, İstanbul 3 Sözleşmeye ilişkin genel açıklamalar için bkz Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. ROSENAU, Henning. Yeniden Canlı Üretimi, Tedavi Edici Klonlama Tartışmaları ve Alman Kök Hücre Kanunu (Çev.: Hakan HAKERİ)., Tıp ve Ceza Hukuku, Ankara 2004, sh: 43-80; SCHREIBER, Hans- Ludwig. İnsanlarda Yapılan Tıbbi Araştırmalarda Fayda-Risk Tartımı (Çev.: Veli Özer ÖZBEK)., Tıp ve Ceza Hukuku, Ankara 2004, sh: 81-90; SCHREIBER, Hans-Ludwig. Hayvandan insana Hücre-Doku-Organ Nakli Hukuksal Görüş (Çev.: Veli Özer ÖZBEK)., Tıp ve Ceza Hukuku, Ankara 2004, KHukA 182 Bu sözleşme genelde diğer Avrupa sözleşmeleri özelde AB Kazanımları ve özellikle Avrupa Biyo-Hukuk Sözleşmesi nin giriş kısmında açıkça belirtilen sözleşmelerle bir bütündür. Bu sözleşmelerin iç hukuk açısından yaşama geçirilmeleri gerekli, hatta zorunludur. Sözleşme nin birçok hükmü tıp ve hukukçular arasında görüş ayrılığına yol açmayacak nitelikte olup, bu kapsamdaki tıbbi araştırma ve müdahalelere izin veren normların oluşturulması gerekmektedir. Buna karşılık, ilgili kimsenin rızasının alınması gerekliliği koşulunun varlığını kabul için nelerin yapılması gerektiği, rıza ehliyeti bulunmayanlarla, somut olayda rıza açıklama yeteneği bulunmayanların rızalarının nasıl oluşturulacağı hususu tartışmalı olup, Sözleşme de bazı müdahaleler için özel ve diğerlerine nazaran daha ayrıntılı koşullar getirilmiştir. Özellikli, ebeveynlerin çocukları yerine müdahaleye izin verip veremeyecekleri hususu dikkatlice ele alınmalıdır. Diğer yandan, rıza açıklama ehliyeti bulunmayanlar üzerindeki, örneğin alzheimer hastası başka bir kimsenin iyileştirilmesi için yapılan ve deneme niteliğindeki araştırma müdahaleleri ve ilaç alanına yönelik girişimlerin sınır ve koşulları tartışmalı olup, iç hukukta ayrıntılı hükümlere yer vermek gerekmektedir. Yapılacak düzenlemelerde, müdahaleye muhatap kalacak bireyin iradesi, en az müdahalenin kanuni koşulları kadar önemlidir. Çünkü günümüzde çoğu kez ifade edilenin 5 aksine, nihai amaç ne olursa olsun hastanın iyiliği ve özerkliği en üstün yasadır anlayışı olmayıp, çağdaş tıp hukukunda en önemli şey genelde bireyin iradesine göre sağlanan sağlık, özelde ise ilgili bireyin iradesi dir: diğer tercih, hastanın iyiliği gibi, diğer hak ve değerlerin bir önceliği, ihtilaflar veya tereddütlerde belirleyici bir etkisi bulunmaktadır 6. Burada amaç insan, insanın iradesidir. İnsani-tıp, biotıbbın önünde olmalı, araç ile amaç karıştırılmamalıdır 7. O nedenle, bilimsel araştırma veya toplum yararı amaçları bireyin ve keza bireyin tedavisinin önüne geçmemelidir. Bireyin, toplum, toplumsal yararlar ve ihtiyaçlar ve keza bilimsel araştırmalara nazaran önceliği, hiyerarşik anlamda önemliliği vardır. Nihayet, Sözleşme, belirtilen hususlar yanında ve onlarla çelişkisiz biçimde yorumlanmak ve sh: ; SCHREIBER, Hans-Ludwig. Hayvandan insana Organ, Doku ve Hücre Naklinin Hukuksal Düzenleme Çerçevesi (Ulusal ve Uluslararası) (Çev.: Mustafa Ruhan ERDEM)., Tıp ve Ceza Hukuku, Ankara 2004, sh: ; LILIE, Hans. Uluslararası Kök Hücre Tartışması Örneğinde Bio-Hukuk ve Politika (Çev.: Sevim GEZİCİ)., Tıp ve Ceza Hukuku, Ankara 2004, sh: Bkz. CİN, İnsan Üzerinde Yapılan Deneylere TCK Tasarısı Yaklaşımı., HPD Hukuki Yorum ve Haber Dergisi, 2004, sy: 2, sh: Belirtelim ki, doktrinde, bu Sözleşme nin de münferid bireyin toplum ve bilimden önemli olduğunun vurgulanmasına karşılık, özellikle toplum yararlarının daha önemli olduğunu gösteren asli bir kural veya halin bulunmadığı durumlarda genel kişilik hakları ile gurup/toplum yararları arasında nasıl bir denge kurulacağının Sözleşme de düzenlenmediği ve bunun sorunlu olduğu belirtilmektedir (Bkz. NEUER-MIEBACH, Therese. Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates (Übereinkommen zum Schutz der Menschenrechte und der Menschenwürde im Hinblick auf die Anwendung von Biologie und Medizin Übereinkommen über Menschenrechte und Biomedizin), sh: 7: 7 NEUER-MIEBACH, Therese. Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: 18.

2 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ uygulamaya geçirilmek üzere, bilimsel araştırmaların serbest olduğu saptamasını da düzenlemektedir (bkz. Sözleşme m. 15). Bu alanda yapılacak düzenlemelerde de, Sözleşme nin bir genel kural olarak, bilimsel araştırmalarda serbestliğin esas olduğunu düzenlediği göz önünde tutulmalıdır. Şüphesiz Sözleşme nin 15. maddesindeki araştırma serbestisi değerlendirilir ve uygulamaya geçirilirken, insan onuruna ve bireyin insanlık ailesinin refahı için fiili katkıda bulunacağı toplumsal dayanışmanın dikkate alınması gerektiği gibi, yapılan bu araştırma ve deneylerin gelecek nesli öngörülemeyen etki ve değişimlere de maruz bırakabileceği göz ardı edilmemelidir 8. Aşağıdaki tebliği dinlerken göz önünde tutmamız gerekli önemli bir soru şudur: Acaba yapmaya muktedir olduğumuz her şeyi yapmamız caiz midir, buna müsaade edilmekte midir, bu meşru olur mu?. Özetle, hukuksal, tıbbi ve etik açıdan bir sınır var mıdır ve varsa bu sınır nedir? Aşağıda, ilgilendiğimiz disiplin gereği, konuya bu üç alandan yalnızca hukuksal açıdan yaklaşılacaktır. DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER 1) Türkiye tarafından da imzalanan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesine Ek İnsan Kopyalanmasının Yasaklanmasına İlişkin Protokol bir an önce onaylanarak yürürlüğe sokulmalı ve bu Protokolün erekleri iç hukukumuzdaki alt düzenlemelere yansıtılmalıdır. Canlı veya cansız aynı gen setini taşıyan insan kopyalama suç haline getirilmelidir. Bu düzenlemenin geciktirilmesi, mevzuatımızda soykırım ve insanlığa karşı suçlarının düzenlenmesi için 2005 yılını beklemek gibi bir hatalı uygulama örneğine benzetilmemelidir. Ek Protokol ün onaylanmasının gecikme tehlikesi varsa veya Türkiye bu Protokol deki konunun uluslar arası hukukta netleşmesini bekleyecek ise, en azından TCK nda yapılacak değişiklik ile bir insana genetik olarak özdeş, canlı veya cansız başka bir insan yaratma eylemi suç haline getirilmelidir. Bu açıdan, Türkiye nin imzalamakla birlikte henüz onaylamadığı ve fakat Sözleşme nin ayrılmaz bir parçası olan Ek Protokol ün 2. maddesi hükmü de dikkate alınmalıdır. 2) Bu Sözleşme ve Ek Protokolüne ilişkin yapılması gereken hususlar için kanuni düzenlemelerin yapılması zorunludur. Temel hareket noktamız, (ek protokoldeki yasak konusu dışında) bilimsel çalışmaların önü açılmalı ve fakat bu çalışmalar kanuni düzenlemelerle kontrol altında tutularak suiistimaller önlenmesi olmalıdır. Burada sadece Sözleşme hükümlerine iç hukukta kanun hükmü statüsü tanıyan AY.nın 90/son maddesi yeterli olmayıp, alt ilgili alanları korumak için başta ceza hukuku alanı olmak üzere ilgili hukuk alanlarına ilişkin kanuni düzenlemeler yapılmalıdır 9. Bu açıdan, özellikle embriyonun korunması, ilik nakli, ilaç hukuku, tıp/sağlık ürünleri, kök hücre araştırması ve tedavisi vb. konularda ülkemiz açısından yeni kanuni düzenlemelere gereksinim vardır. Esasen, Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi nin (=Sözleşme) Başlangıç kısmındaki açıklamalar ile 1/2. maddesi hükmü de bunu gerektirmektedir. Sözleşme getirdiği düzenlemeyle taraf ülkelere birçok alanda iç hukukta pozitif düzenlemeler yapmak ödevi yüklemektedir. Burada Hukuksal Değerlerin korunması Kuramı nın ülkelere uluslar arası hukuktan kaynaklanan düzenleme yapma ve mevcut düzenlemelerdeki aykırılıkları giderme ve hatalı hükümleri ise kaldırma yükümlülüğü yüklemesinin tipik bir örneğini görmekteyiz 10. Nitekim konu, Biyo-Hukuk Sözleşmesi nin (=Sözleşme) 1/2. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Vakit geçirmeksizin yapılması gereken düzenlemelerde, insanın en önemli değer olduğu ve, tercihlerde bilim ve toplumun menfaatlerinden önemli olduğu gerçeği ve Sözleşme nin saptaması mutlaka gözetilmelidir. Sözleşme bu hususa 2. maddesinde değinmektedir. Diğer yandan bu konunun bir multidisiplin çalışmasını gerektirdiği ve birçok bilim dalının eşzamanlı ve işbirliği içerisinde çalışması gerektiği de unutulmamalıdır. Sözleşme yi kabul eden Devletlerin genel çekince koymalarının yasak olması yerinde olmakla birlikte, kendi iç hukuk normu ile çelişme bulunan hallerde çelişen hükmün de belirtilmesi suretiyle çekince koyma olanağının Sözleşme nin 31. maddesi ile tanınmış olması, bu çekincelerin sürekli olarak algılanmamalıdır. Her ne kadar Sözleşme de çekincelerin varlığı bir süre ile sınırlandırılmamış ve iç hukuk normu ile çelişme ve bunun açıkça gösterilmesi dışında çekince konulacak hükümlere bir sınırlama getirilmemiş ise de, Sözleşme nin amaçları ve bu alanlarda bir Avrupa asgari standardının oluşturulması amaçlandığından, çekincelerin ilelebet sürdürülmemesi gereklidir. Aksi halde her ülke farklı bir maddeye çekince koyarsa, bir yazarın da ifade ettiği gibi, biohukuk düzenleme ve uygulamalarında birlik/bütünlük arz eden bir standardı oluşturmak olanaksız olur 11. 3) Araştırma için insan embriyonunun araştırma amaçlı yaratılması yasaklanmalıdır. Sözleşme nin ek Protokol ü kullandığı ifade açısından bir ayırım yapmadan açıkça klonlamayı yasaklamaktadır. Diğer yandan, BM Genel Kurulu yakın tarihte oyçokluğu ile aldığı bir karar ile, araştırma amaçlı klonlamayı yasakladı ve fakat bu kararda tedavi amaçlı klonlama açısından bir yasaklama getirilmesi gerekliliğine değinilmedi. TCK na bu konuda özel hüküm konulmalıdır. Çünkü konulacak bu özel hükümle tedavi edici klonlama ile araştırma amaçlı klonlama arasında ayırım yapılmalı, Sözleşme nin ilgili hükmünde bu hususa ilişkin net olmayan ifadeleri iç hukukumuz açısından açıkça düzenlenmelidir. Bu surette, hem kötüye kullanma halleri dışında bilimsel çalışmaların önü açılacak hem de Sözleşme nin yasakladığı müdahaleler netleşecektir. Kanımca yapılacak bu düzenlemede, insan embriyonunun tedavi amaçlı 8 NEUER-MIEBACH, Therese. Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: Polonya, Portaekiz ve İspanya daki kanuni düzenlemeler için bkz. ÜNVER, Yener. Tıbbi Riskin Ceza Hukuku Görünümü., in: III. Uluslararası Katılımlı Ulusal Tıp Etiği Kongresi., Kongre Kitabı, Bursa 2003, c: I, sh: Hukuksal değerlerin eleştirisel fonksiyonu ve sonuçları açısından ayrıntılı bilgi için bkz. ÜNVER, Yener. Ceza Hukukuyla Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer., Ankara 2003, sh: NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: 13. KASIM 2005

3 yaratılması yasaklanmamalıdır. Gerek işbu Sözleşme nin 1. ve 3. maddelerinin lafzı gerek Avrupa Temel Haklar Sözleşmesi nin 3. maddesi bu görüşümüzü desteklemektedir. Burada yasaklanması hedeflenen şey, tedavi amaçlı bu tür müdahaleler olmayıp, bu müdahalenin araştırma amaçlı yapılmasıdır. Bu konuda yapılacak düzenlemede embriyonun hangi andan itibaren korunması gerektiği tartışmalıdır. Tartışmaların odağında bulunan ve karşı görüştekilerce önemli bir gerekçe olarak öne sürülen şey insan onuru dur. İlk müdahale eylemlerini korumanın başlangıcı olarak kabul edenler olduğu gibi, belirli süreyi geçmeyen hamileliklerin sonlandırılmasının yasak olmaması gerekçesine atıf yaparak döllenmeye kadar bir korumanın olmaması gerektiğini savunanlar da vardır. Belirtelim ki, belirtilen yasaklamayı ifade için kullanılan embriyo ve insani yaratık ifadelerinin içeriği gibi kök hücre nin döllenme sürecinde çeşitli aşamalardaki nitelik ve konusu açısından da doktrinde tartışmalı olup 12, özellikle ülkemiz açısından bazı yabancı ülkelerde olduğu gibi özel bir embriyonun korunması kanununun olmadığı da dikkate alındığında, kanun bazında yapılacak düzenlemelerde çok açık, sınırları belirli ve gerek sağlık/tıp gerek hukuk ve gerekse karma özellikle bilim dallarında aynı anlama gelen terimler kullanılmalı ve ayrıca korumanın niteliği, istisnaları ve zaman açısından getirilen sınırlamalar yoruma meydan vermeyecek kesinlikte olmalıdır. Şüphesiz Sözleşme nin gerekliliklerini iç hukuka yansıtacak düzenlemelerde, bu hukuksal metinlerin uygulanması açısından insan yaşamının başladığı anın ya genel hüküm veya (daha yerinde bir metod olarak) ilgili müdahalenin türüne göre (örneğin embriyona müdahale veya hamileliğin durdurulması veya genoma cinsiyet tayini amaçlı müdahale de olduğu gibi) ilgili hükümde özel olarak belirtilmesi gerekmektedir; Sözleşme nin genel hükmü bu açıdan uygulamada belirsizliğe yol açabilecek niteliktedir 13. Burada dikkat edilmesi gereken husus, insan embriyonlarının yaratılmasının, araştırma amaçlı yapılmasının yasak olması gerektiğidir. Tedavi amaçlı insan embriyonu yasal düzenlemeye kavuşturularak mümkün ve caiz kılınmalıdır. Diğer yandan insan dışı canlı üretimi nde bu yasağın geçersiz olduğu ve insan dışı canlının üretiminin gerek araştırma gerek tedavi amaçlı yapılabileceğidir. Kaldı ki, insan dışı canlı üretimi için embriyon üretimi bazı ülkelerde yapılmaktadır. Kaldı ki, doktrinde araştırma amaçlı gen araştırmalarına suiistimal edilebilme kuşkusu ile bakılmakla birlikte, yeni tedavi yöntem veya araçlarını geliştirmek, hastanın yaşam kalitesini iyileştirmek, münferid birey, toplum veya birey guruplarının sağlık ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı araştırmaların yapılması ve teşvik edilmesi gerektiği, bunun bir anlamda sosyal bir sorumluluk olduğu belirtilmektedir. Şüphesiz bu bilimsel araştırma ve gelişmelerin gerek bireyler gerek toplum açısından bir bedeli vardır. Bu bedelin belirli riskli eylemler açısından kabullenilmesi değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir. Bu yapılırken, şüphesiz bio-tıptan kimin yararlandığı, tartışılan bu müdahalelerde kazanan ve kaybedenin kim olduğu, riske sokulan ilgili kişinin özgürce tercihte bulunduğu bir konunun bulunup bulunmadığı ve keza özgürce tercihte bulunma yeteneğinin bulunmadığı durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. 14 Şüphesiz bu ölçütler tek başına belirleyici değillerdir, müdahale biçimi gibi, ilgilinin somut koşulları ve müdahalenin sonuçları ile tıp ve hukuk (ve hatta bazen etik) alanındaki kurallarla uyum ve çatışkısı da önemlidir. Önemli olan, bu bedelin hukuk kurallarıyla belirlenmesi, suiistimallerin veya suiistimal risklerinin bertaraf edilmesini sağlayıcı kuralların düzenlenmesi ve hukuk ile tıbbın ortak bir hukuksal zeminde uyumlaştırılarak, hem araştırmaların önünün açılması hem de haksız eylemlerin önlenmesidir. UNESCO nun 1997 yılı Kasım ayında kabul edilen Bio-Etik-Deklarasyonu ile bu sözleşme arasında doğrudan doğruya bir bağlantı mevcuttur. Bu Deklarasyona göre, insan genomu insanlığın ortak mirasıdır ve insan genomu üzerindeki araştırmalardaki öncelikle hedef, insanlığın refahının iyileştirilmesi ve Dünyadaki eşitsizliklerdin azaltılması olmalıdır 15. 4) Özel bir Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yapılmalıdır. Neyin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiği, bilgilerin kayıt şekil, içerik ve saklanma biçim ve süresi, silinmesi, suiistimalinin önlenmesi vs. özel olarak düzenlenmelidir. Kişisel veri bir iki istisna hariç, yasalarımızda tanımlanmamıştır. TCK ve CMK çelişkili hükümler içermektedir. Bazı hükümler bu verilerin depolanmasını yasaklamaktadır ki, bu hatalıdır. Yalnızca, Sözleşme nin Giriş kısmı, 1/1. ve 10/1. maddeleri bu konuyu dolaylı olarak temas etmektedir. Ayrıca yapılacak düzenlemede, bizatihi kendi bilimsel çalışmaları, araştırmaları için veri toplamak amacıyla bu bilgileri kaydeden veya kullanan veya bunlardan başka surette yararlanan tıp mensupları açısından açık düzenleme getirilmelidir 16. Aksi takdirde bu eylemler, TCK ve CMK ya kısmen eklenen birkaç münferid hükme dahi olsa aykırılık (=suç) teşkil edecektir. Belirtmek gerekir ki, getirilecek bu münferid düzenlemelerde, münhasıran bilimsel çalışmalarla sınırlı kalmak kaydıyla, ilgili kimsenin aydınlatılarak açık rızasının da alınması gerekmektedir. 12 Bu tartışmanın Alman Embriyonun Korunması Kanunu açısından irdelenmesi ve öneriler açısından bkz. KÖNIG- BEER-BUSCH-MÜLLER, Juli 2003, sh: Bazı yazarlara göre, Sözleşme de insan tanımının yapılmadığı, daha çok embriyon, insani yaratık ve bireylerden suz edildiğini belirterek, Sözleşme nin sağlıklı uygulanması açısından insan, birey ve kişiliğin ne olduğunun ilinmesinde yarar bulunmaktadır (NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: 7). 13 Karş. DAUM, Throsten. Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?., Ausarbeitung zum gleichnamigen Referat in der Veranstaltung Niemand darf wegen seiner Behinderung benachteiligt werden von Frau Dipl. Soz. Schüller , Deutschland, SS 2000, sh: 10. KHukA NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: Aynı yönde: Zentralen Aussagen des Rechtsgutachtens Bestandsaufnahme und Handlungsbedarf hinsichtlich des Übereinkommens zum Schutz der Menschenrechte und der Menschenwürde im Hinblick auf die Anwendung von Biologie und Medizin und seiner Zusatzprotokolle (Im Auftrag des Bundesministerium der Justiz Aktenzeichen: 9510/ /2002), Hazırlayanlan: KÖNIG, Christian-BEER, Daniela-BUSCH, Christiane-MÜLLER, Eva-Maria, Juli 2003, sh: 2.

4 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ Olması gereken hukuk açısından konuya yaklaşacak olursak, Sözleşme nin bir insanın genetik verilerini koruma amaçlı doğrudan düzenleme içermemesi bir eksiklik olup, doktrinde de eleştirilen 17 bu husus ek protokollerle bu giderilmelidir. Halen bu tür verilerle, yalnızca kendi iştigal alanları için hastalık sigortası yapan şirketler ile işveren birlikleri ilgilenmektedirler. Bir taraftan (aşağıda da değinileceği üzere) Veri Bankalarının oluşturulması 18, ancak diğer taraftan ise bu verilerden kişisel veri niteliğinde olanların korunmasının yasal dayanak, düzenleme ve sınırlandırmalara kavuşturulması gerekmektedir. 5) Ayırımcılık suç tiplerine genetik kalıtım da bir unsur olarak eklenerek bu da ilgili suçun koruma konusu yapılmalıdır. Sözleşme nin 11. maddesi bunu gerekli kılmıştır. Şüphesiz bu konunun bir yönü de eşitlik ilkesidir. Doktrinde de ifade edildiği üzere, yapılacak düzenlemelerle bu alanda getirilecek korumaların tüm Avrupa Birliği sathında eşit olması gerekmektedir. Eşitliğin tıbbi müdahalelerin uygulanmasında aranması gerektiği gibi somut müdahale konularında da sağlanması gereklidir. Bunun için de, uluslar arası hukuk kuralları ile bağlantılı ulusal düzenlemeler yapılmalı ve asgari standart kuralları oluşturulmalıdır 19. 6) Bu bağlamda cinsiyet ayırımcılığını önlemek için, genoma müdahalenin suç haline getirilmesi, başka bir ifadeyle yasal düzenlemelerle insan genomuna cinsiyet ayrımcılığına yol açıcı müdahalenin önlenmesi sağlanmalıdır. Sözleşme nin 1/1., 13 ve 14. maddeleri bu bu yükümlülüğe işaret etmektedir. Keza bu açıdan Sözleşme nin 14. maddesindeki istisna çok önemlidir. Uygulamanın ise çok sıkı biçimde denetlenmesi gerekmektedir. Ülkemiz açısından çocuğun düşürülmesi ve düşürtülmesi için yasal meşru sürenin 14 haftaya çıkarılması çalışmaları bu açıdan sakıncalıdır: vazgeçilmelidir. Çocuk düşürme ve düşürtme suçlarına ilişkin hükümler süre açısından değiştirilmemelidir. Ayrıca TCK. m. 122 bu açıdan hiçbir fonksiyon icra etmez, yeni hükme ihtiyaç vardır. Yapılacak bu yeni düzenlemede araştırma yasağının alanını saptarken, karşılaştırmalı hukukta hamile kadın yanında, fötus ve embriyon üzerindeki araştırmaları da yasaklayan ve detaylı hükümler içeren yabancı ülke mevzuatından, 17 NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: DNA Bankası yönüne ilişkin olarak konuyu açıklayan basit örnekler için bkz. ATASOY, Sevil. Delil Avcısı, Hürriyet Gazetesi Pazar eki, , sh: Aynı yönde: NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: 3. Bu nedenle, Almanların dondurulmuş kök hücreler üzerindeki çalışmalarına ilişkin hukuksal düzenlemenin yabancı ve Alman kişiden alınmış kök hücre olmasına göre bir ayırım yapması ve (belirli bir tarihe kadar olsa dahi) yalnızca yabancı kişilerden alınmış kök hücreler üzerinde kopyalamaya izin vermesi eşitlik ilkesi ve ayırımcılık yasağı ilkeleri ile çelişmektedir. Bu kanuni düzeneleme ve uygulamayı meşru göstermek için bazı Alman hukuk ve tıp bilimi mensuplarının ileri sürdükleri madem yabancı ülke vatandaşlarından bu tür kök hücreler elde edilerek dondurulmuş ve diğer ülkeler kullanıyor, o halde biz neden bundan yararlanmayalım gerekçesi hukuksal ve etik olmadığı gibi, belirtilen ilkelere aykırılıkları ortadan kaldırmamakta ve Alman ulusu için ayırımcılık ve hakların korunmasında ayrıcalıklı kılındığı gerçeğini değiştirmemektedir. 185 örneğin Alman mevzuatından 20 (son zamanlarda sıkça yapıldığı gibi eksik, hatalı ve yanlış çeviri yapılmaması ve kurumların tümü yerine kısmen aktarılması gibi yanlışlıkların olmamasına dikkat edilmek koşuluyla) ve keza İspanyol Ceza Kanunu ndan 21 yararlanılabilir. Nihayet, Sözleşme nin belirtilen hükmü ve istisnasının, özellikle de istisnayı ifade için kullanılan ağır hastalık ifadesinin yorumu çok titizlikle yapılmalı, bu belirsiz somut terimin somut olaylarda eşitlik ilkesini zedeleyici sonuç verecek şekilde yorumlanıp uygulanmaması gerekmektedir. Çünkü ileride embriyonun korunması için yapılacak münferid suç tiplerinin tanımında bu belirsiz kavrama yer verilmesi halinde, gerek bu sağlanacak ceza hukuku korumasının amaç ve kapsamının gerekse bizatihi eşitlik ilkesinin ihlalini sonuçlayıcı uygulamalara kaynaklık edebilir 22. İleride yapılacak pozitif düzenlemelerdeki tanımlarda yer verilecek ifadeler belirlilik ilkesine uygun olmalıdır. 7) Sözleşme ye konu hususların Türk kamuoyunda yeterince ve amaca uygun biçim ve ortamda tartışılmasının sağlanması gerekmektedir. Bu tartışmanın sadece hukukçular veya tıp bilimleri mensupları veyahut adli tıpçılar veya bu üç alana mensup olanlarca değil, toplumun tüm kesiminin katılımının sağlanacağı biçim, ortam ve koşullarda yapılması gereklidir. Halen bu aydınlatmanı yapıldığı veya kısmen dahi olsa yeterince yapıldığı söylenemez. Aksine, çok sık yazılı basındaki haberlerden, konuya ilişkin sınırlı haber veya açıklamalarda bu aydınlatmanın yanıltıcı biçimde yapıldığından ve bu açıklamaların ise suiistimale açık olduğundan şikayet edildiği görülmektedir 23. Avrupa ülkelerindeki Kilise lerin bu alana ilişkin çalışmalarının en az bilim adamlarının yaptığı çalışmalar kapsamında olduğu dikkate alınırsa, hangi dine mensup olursa olsun, ülkemizdeki çeşitli dinlere mensup olanlar, bu dinin temsilci veya ileri gelenleri ile teologlarının konuyla pek ilgilendikleri söylenemez. Sözleşme nin 28. maddesi bu tartışmanın sağlanmasını önemsemekte ve açıkça düzenleyerek ilgili Devlet açısından önemli bir yükümlülük olarak yüklemektedir. Bu yapılacak tartışmaların ortaya çıkaracağı yeni görüşler ve konunun tüm yönlerinin irdelenmesi dolayısıyla, hem Sözleşme deki pozitif metinlerin, özellikle ek protokoller aracılığıyla netleşmesi ve genişleyerek gelişmesine hem de uygulamaya çok yardımcı olacaktır. Kaldı ki, Avrupa Konseyi Bakan Yardımcılarının 23 Haziran 1983 tarihli 361. toplantısında Bakanlar Kurulu nca onaylanmış olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nin R (83) 7 sayılı kararı üye devletlere halkın suç politikasına katılması hakkında bir tavsiye kararı olup, bu tavsiye kararı dahi, hem oluşturulacak ceza 20 Bu mevzuatın Sözleşme hükümleriyle karşılaştırılması için bkz. KÖNIG-BEER-BUSCH-MÜLLER, Juli 2003, sh: Bkz. ÜNVER, Yener. Çeşitli Ülkelerdeki Güncel Ceza Hukuku Gelişmeleri., Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı., İstanbul 2004, sh: Aynı endişe Alman Anayasası nın 3/1. maddesi ile Alman Embriyonun Koruması Kanunu nun 3/2. paragrafı bağlamında beyan edilmekte ve benzer öneriler ileri sürülmektedir (bkz. KÖNIG-BEER-BUSCH-MÜLLER, Juli 2003, sh: 3). 23 Bkz. Kök hücre tedavisi için Çin e giden var., Hürriyet Gazetesi, , sh: 5.; ÖZEK KARASU, Ayşe. Klon krallığının yumurta ihtilafı., Hürriyet Gazetesi, Cumartesi Eki, , sh: 3. KASIM 2005

5 hukuku normları ile suçla mücadele edilirken hem de suçla mücadelede ceza hukuku dışındaki araçların başarılı olabilmesi, alternatif önlemlerin geliştirilmesi, mağdurların korunması ve halkın bilinçlendirilmesi için, hem halkı bilgilendirici çalışmalar yapılması hem de halkın bu konularda oluşturulacak suç politikasına aktif katkı yapmasının sağlanmasını ödev olarak yüklemektedir. Avrupa Konseyi, bu alandaki hukuk dışı eylemlerle mücadelenin, ancak halkın bilinçli, olumlu desteği ve aktif çalışmalarda bulunmasıyla başarıya ulaşabileceğini ve gerek yapılan düzenlemelerin gerek elde edilen sonuçların ancak bu takdirde adil ve halkı tatmin eder nitelikte olacağını vurgulamaktadır. Bu tavsiye kararı, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi nin, Mahkumlara Muamelede Asgari Standart Kurallar hakkındaki (73) 5 sayılı Kararın ve 13. Kriminolojik Araştırma Konferansı nın sonuçlarının da dikkate alınması gerektiğine işaret ederek, bu uluslar arası sözleşmelerin belirli bir alanın tek kodu olmadığını ve Avrupa Kazanımları nın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Avrupa Bio-Hukuk Sözleşmesi de aynı yöntemi izlemiştir. Sözleşme üye devletlere ayrıca, konuyla ilgili bilimsel araştırmaların kapsamının artırılması ve genişletilerek kalitelerinin artırımı, elde edilen bilginin halk ile paylaşılması, okullarda öğrencilerin bilinçlendirilmesi, medya ile işbirliği yapmak, danışma kurulları oluşturmak, halkın tüm kesiminin bilinçlendirilmesi, mağdurların yararlarının korunması v.b. ödevler yüklemektedir. Bu tartışmalarda özellikle engelliler (özürlüler)- konusu nun gözardı edilmemesi gerekmektedir. İnsan üzerinde deney, gen araştırmaları, embriyo araştırmaları ve organ nakli konuları, Avrupa Birliği nin üyesi bütün ülkelerde özellikle engellileri ilgilendirmektedir 24. Keza Sözleşme açısından bir eksiklik ve eleştiri konusu olabilecek bir eksikliğin de Sözleşme açısından ek protokollerle iç hukuk açısından ise kanunla giderilmesi gereken husus, Sözleşme nin düzenlediği temel alanlar açısından doğabilecek tazminat sorumluluğu olanaklarının yasal olarak oluşturulması gereğidir. İleride oluşturulacak bu yargı yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin denetimine açık olması da bir gerekliliktir 25. Nitekim Sözleşme giderek gelişmekte ve ek protokollerle bu alana ilişkin hukuksal ve etik normlar belirginleşip, eksiklikler giderilerek tüm Avrupa ülkeleri için belirli bir standarta kavuşturulmaktadır. Bu bağlamda henüz Türkiye nin sadece imzaladığı ve fakat henüz onaylamadığı klonlamaya yasaklayan tarihli ek protokol yanında yine bu Sözleşme yi tamamlamak ve amaçlarını pekiştirerek belirginleştirmeyi amaçlayan çalışmalar yapılmaktadır: tarihli Organ ve Doku Nakli hakkındaki protokol tasarısı tartışmaya açıldığı gibi, 1999 yılında belirli biçimde şekillenmiş olan Tıbbi Araştırmalara 24 NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: 2. Nitekim bu hususta Bio-Hukuk Sözleşmesi hükümleri ile Alman Anayasası hükümleri uyumlu değildi. Bu nedenle, kısa bir süre önce Sözleşme nin 3. maddesinin 3. fıkrası Alman Anayasası içerisine alınarak, engelli insanlara yönelik ayırımcılık da yasaklandı (bkz, agm, sh: 14). 25 Aynı doğrultuda: NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: 12. ilişkin protokol tasarısı ve keza İnsan Genomu ve Embriyonun Korunmasına yönelik protokol tasarıları buna örnek verilebilir. Türkiye, bu çalışmaların dışında kalmamalı, bu protokollerin oluşturulmasına aktif katkıda bulunmalı ve bunları diğer birçok uluslar arası sözleşmede yaptığı şekilde adeta çok geç denilebilecek zaman dilimi geçmeden iç hukukuna yansıtmalıdır 26. Bu bağlamda, artık özellikle bu kadar önemli ve uzmanlığı gerektiren konularda çok kısa sürelerde, örneğin bir gecede bilim çevrelerinin görüşleri alınmadan veya görüş sorulmakla birlikte bu görüşlerin hiçbir surette dikkate alınmadan uzman olmayanlarca kanun yapılması zararlı tutumundan vazgeçilmelidir. 8) Ötanazi ve talep üzerine adam öldürme konuları TCK nda düzenlenmelidir. Kamuoyunda yapılacak tartışmalarda, ötanazi konusu gerektiği biçimde netliğe kavuşturulmalı ve yapılacak yasal düzenlemelerin çerçevesi açısından ilgili disiplinlerin temsilcileriyle incelenmelidir. Konu soyut veya yalnızca yalın etik veyahut artık bazı ilkeleri önemini kaybeden veya anlam değişikliğine uğrayan Hipokrat yemini bağlamında ele alınmamalıdır. Konu etiği ilgilendirdiği kadar klinik tıp ve hukuku da ilgilendirmektedir. Özellikle bu iki alanda bireyin iradesi geçmişe karşılık, çok daha belirleyici ve ilk sırada dikkate alınacak unsur haline gelmiştir. Kişisel kanaatim, birçok açıdan olası kötüye kullanma olasılıklarını düşünerek önlemleri almak ve fakat sonuçta ötanazi eylemini suç olmaktan çıkarmak ve talep üzerine adam öldürme eylemini ise cezayı hafifletici neden olarak düzenlemek gerekmektedir Konunun Alman hukuku açısından değerlendirilmesi için bkz. bkz. NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: Bu bağlamda tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun un 82. maddesindeki düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi ve içerdiği hataların giderilmesi gerekmektedir. Maddenin özellikle ve 4. fıkraları, hükümlü-hastanın rızasını hiç dikkate almadan müdahaleyi olanaklı kıldığı ve bu müdahaleyi yapmak için ise tıp/sağlık mensuplarının zorunlu kılınması açısından genel hukuka ilkelerine olduğu kadar tıp hukuku ilkelerine de aykırıdır. İnsanların tedaviyi red hakları vardır. Dolayısıyla açlık grevinde bulunan bir kimsenin zorla tedavi edilmesi kabul edilemez. Aksine bu durumda müdahalede bulunan sorumlu olur. Ancak açlık grevinde bulunan kimsenin artık irade beyan edemeyecek bir aşamaya gelmesi halinde, tedaviye alınması mümkündür. Zorla beslemede hayati tehlike değil, bilincin yitirilip yitirilmediği ve hastanın isteği önemlidir. Hasta-hükümlü bilincini yitirmemiş ve kendi isteği ile bunu reddediyorsa, rızasına rağmen bu müdahaleye başvurmak tıp ve hukuk ilkelerine aykırı olacaktır. Bilincini yitirip yitirmediği, yani müdahaleyi red etmesinin sağlıklı bir irade ile olup olmadığını tespit için müdahale edilebilir ise de, kişinin iradesinin sağlıklı olduğu, önceki kararından dönmediği ve kendi özgür iradesiyle bunu reddettiğinin, herhangi bir baskı sonucu bunu yapmadığının saptanması durumunda, bu kişinin istek ve iradesine saygı gösterilmeli ve yasanın ilgili metni de bu yönde değiştirilmelidir. (ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: 118 den naklen). Ancak belirtmemiz gerekir ki, bu kanunda yer almamakla birlikte, bu kanunun uygulanmasında birlikte dikkate alınacak olan 5237 sayılı TCK.nun intihar a ilişkin 84. maddesinin gerekçesinde ilgili kimsenin iradesi ile ilgili olarak yer verilen gerekçeler hatalı olup, 5275 sayılı bu Kanun un 82. maddesin KHukA 186

6 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ Kanımca, Sözleşme nin 9., 26. ve 27. maddeleri bu konularda belirttiğim görüşü desteklemektedir. Nitekim yabancı birçok ülkede bu Sözleşme nin kabulünden çok önceleri dahi konu kanuni düzenleme ve açıklığa kavuşturulmuş ve sonradan yapılan bu Avrupa Sözleşmesi nin hükümlerine büyük ölçüde uyumlu hükümlere yer verilmiştir. Almanya, Avusturya, Rusya ve Polonya ceza kanunları buna örnek verilebilir 28. 9) Mağdurun/ilgilinin rızası Sözleşme nin 5., 6., 7., 8., 9., 17. ve 20. maddelerinde ilgili konuya göre farklı içerik ve koşullarla düzenlenmiştir. Burada, çeşitli alanlara göre rızanın şekli ve tamamlayıcı unsurları değişiktir; ilgili mevzuata da öyle yansıtılmalıdır 29. Birkaç örnek verilecek olursa, bazen yazılı rıza aramak zorunlu, bazen ise bu şart değil. Örneğin Sözleşme m. 9: yazılı rıza zorunlu değil, bazen zımni rıza da yeterli: örneğin m. 5-9, 17 30, 20 de yazılılık koşulu aranmıyor. İspat güçlüğünü aşmak için bu önemlidir. Ancak ceza muhakemesinde genel ilkelerden ayrılmamalı ve bu husus, tek ve kesin ispat gücünü haiz bir delil etkisiyle donatılmamalıdır. Bazen yazılı rızayı aramak hastanın da aleyhine olabilir. Çocuklar üzerindeki müdahalelerde yazılı rıza ve bazı diğer ilgili kimselerin muvafakatı ile bazı ek koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. (Bkz. Sözleşme m. 17/3-4). Keza bazen yazılı veya resmi olması gereklidir (Sözleşme m. 19/2). Nihayet bazen de verilen rızanın sadece yazılı olması aranmaktadır (Sözleşme m. 20). Şüphesiz burada rızanın önceden aydınlatılmış yeterli bir bilgiye dayalı olarak özgür irade ile açıklanmış ve üzerinde hukuken tasarrufta bulunabilecek kadar veya hukuken tasarrufta uygulanmasında esas alınmamalıdır. Aksi halde çok önemli sakıncalar doğacaktır. Nitekim bu belirttiğimiz gerekçe, tıp mensuplarınca da şiddetle eleştirilmektedir: Maddenin gerekçesinde...yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkması ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. ifadesi kullanılmıştır. Bu açıklama, Türk Medeni Kanunu na aykırılığın yanı sıra, adli psikiyatri uygulamaları ve bilimsel yönden de hatalıdır. Kişinin hukuki ehliyetini ortadan kaldıran durumlar Türk Medeni Kanunu nun maddelerinde; küçüklük, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza ve istek üzerine şeklinde belirlenmiş olup, 409. maddede gerekçe de açıklanan durumun ancak resmi sağlık kurulu raporuyla belirlenebileceği açıklanmıştır. Kişinin tıbbi değerlendirmesi olmaksızın iradesinin hukuki geçerliliği olmadığını ileri sürmek, kanser gibi kronik hastalığı olan kişilerin tüm hukuki işlemlerini yok saymak gibi bir sonuç doğurabilecektir... (Bkz Sayılı Türk Ceza Kanununun Bazı Maddelerinin İvedilikle Yeniden Düzenlenmesine İlişkin Türk Tabipler Birliği nin Görüş ve Önerileri., http//:www.ttb.org.tr (Siteye giriş: 06/06/2005, Saat: 20.35). Karş. NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: Bkz. ÜNVER, Yener. Çeşitli Ülkelerdeki Güncel Ceza Hukuku Gelişmeleri., sh: 919, 950, 981 ve Alman Hukuku açısından aynı yöndeki öneriler için bkz. KÖNIG-BEER-BUSCH-MÜLLER, Juli 2003, sh: Özellikle bkz. NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: 8-9. Sözleşme nin 17. maddesi açısından ayrıca bkz. DAUM, Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?, sh: bulunabilecek sınırı aşmayan bir rıza olduğu üzerinde ayrıca durulması, bu tebliğde, gerekmemektedir 31. Burada önemli olan bireyin özgür tercihidir. Bir yazarın ifadesiyle, tıp/sağlık hukuku yaşamın kutsallığı ndan, yaşamın kaliteliliği noktasına ve hastanın yararı/iyiliği noktasından bireyin özgür tercihi nin belirleyiciliği noktasına gelmiştir. İnsanın devlete, topluma veya ailesine karşı ödevleri olduğu gerekçesi öne çıkarılırsa, bu takdirde Sözleşme nin asli ilkeleri zayıflar ve Sözleşme nin özünü ortadan kaldıran istisnaların sayısı tahammül edilemez derecede artar 32. Yasal olarak bazı tıbbi müdahalelere izin verilmiş olması (felsefi gerekçelendirme açısından) tek başına yeterli olmayıp, tıp/sağlık alanında bireyin hukuksal açıdan geçerli rızasının bu düzenleme ile çatışkı halinde olmaması gerekmektedir. Bireyin önceki tercihleri veya zımni davranışları ile çeliştiği halde, bizim o bireyin yerine geçerek, umulan veya varsayılan rıza adı altında onun tercihlerine aykırı müdahalelere onay vermemiz ve buna olumlu bir hukuksal sonuç bağlanması artık günümüzde kabul edilemez. Nitekim Sözleşme, organ bağışını öncelikle ölen kişinin onayına bağlamaktadır ve eğer o kişinin açık bir iradesi yoksa tahmin edilen arzusu, bilindiği şekliyle göz önüne alınır 33. Bu bağlamda 2238 sayılı Kanun un 6. maddesinde, Sözleşme nin ilgili hükümleriyle tam bir uyum olmasa dahi, rızanın nasıl alınacağına ilişkin bir hüküm içerdiği halde, TCK.nun 91. maddesinde sadece hukuken geçerli rıza dan söz edilmekte ve fakat bu rızanın nasıl alınacağı düzenlenmediği gibi, Sözleşme de ilgili kişi ve müdahalenin türüne göre farklı düzenlenen rıza koşuluna parelel hiçbir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir ) Sözleşme de yasaklanan deney müdahaleleri açısından suç tipinde her hangi bir menfaat temini koşulu bulunmamaktadır. Bu koşul ceza hukuku korumasının alanını daraltmakta ve gereksiz yere cezalandırmak için gerçekten gerekli koşullar yerine menfaat teminine odaklı bir düzenleme olarak kaleme alınmıştır: yanlış düzeltilmelidir. 11) Sözleşme nin 8. maddesindeki ıztırar (zorda kalış) hali-rızasızlık hali mutlaka özel olarak düzenlenmelidir. Mağdurun rızasının alınmasına fiili koşulların olanak vermediği acil haller açısından özel bir hükmün kabulüne gereklilik vardır. Şüphesi, bu hüküm tüm acil hal niteliğindeki somut olayların tüm detayını içerecek bir formül olmayacaktır. Ancak ilkesel bazda bir düzenleme yapılabilir ve yapılmalıdır da. Çünkü 31 Yabancı tıp hukuku literatüründe aydınlatılmış.ilgiye dayalı rızanın üç esasa dayandığı ifade edelmektedir: 1) iyi hekim ilkesi, 2) tıbbi kolaylıkların adaletli dağıtımı ve 3) hasta özerkliği (Bilgi için bkz. TRICOT, Jochen. Aydınlatılmış Onam: Tarihteki Gelişimi; Bugüne ve Geleceğe Ait görüşler., Uluslararası Katılımlı I. Tıp etiği ve Tıp Hukuku Sempozyum Tkitabı, İstanbul 2005, sh: 37. İlgilinin/mağdurun rızasına ilişkin olarak Sözleşme deki düzenleme için genel olarak bkz. DAUM, Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?, sh: Bkz. NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: 22 ve TAG, Brigitte. İnsan Kalıntılarının Anatomi Müzelerinde Teşhirinin Yasal ve Etik Yönleri., Uluslararası Katılımlı I: Tıp Etigi ve Tıp Hukuku Sempozyum Kitabı, İstanbul 2005, sh: Benzer yönde: DONAY-KAŞIKÇI. En Son Değişikliklerle Açıklamalı ve Karşılaştırmalı Türk Ceza Kanunu, İstanbul 2005, sh: 144. KASIM 2005

7 burada yaşamsal tehlike yok; sağlık yararı önemlidir. Belirtelim ki, özellikle bu gibi durumlarda sihirli bir formül gibi sarılarak kolaycılığa kaçmak için kullanılan ve çoğu kez de suiistimali mümkün bir kavram olan varsayılan/umulan rıza 35 konusunda dahi en önemli husus, ilgilinin farklı zamanlardaki tutum ve davranışlarından veya çeşitli koşullar ve dış belirtilerden açığa çıkarılacak olan iradesi/isteği, yani kendi geleceğini belirleme hakkıdır. 12) İç hukuk normlarındaki ilgili suç tiplerine ilişkin ceza yaptırımları uygun ve caydırıcı olmalıdır. Sözleşme nin 25. maddesi bunu gerektirmektedir. Sözleşme nin 25. maddesi Devletler açısından bir yaptırım uygulama olanağını genel olarak düzenlemiştir. Ancak münferid özel haller açısından sorumluluk hükmüne yer verilmediği gibi, Devletlerin sorumluluğuna ilişkin olarak kontrole de tabi bir yargılamanın nasıl yapılacağı ise düzenlenmemiştir ) Sözleşme nin 22. maddesi iç hukukumuzda açık olarak düzenlenmeli ve İnsan parçalarının ticarete konu yapılması ceza hükümleriyle önlenmelidir. Bu bağlamda, insan kalıntıları üzerindeki bilimsel amaçlı araştırmalar ve bu araştırmalar için organ veya doku alınması eylemlerine izin veren Sözleşme hükümleri ile TCK.nun ölüden organ ve doku alınmasını yasaklayan 91/2. ve 3. maddeleri uyumlu hale getirilmelidir 37. Konu belirli ölçüde 2238 sayılı Kanun un ve 15. maddeleriyle düzenlenmiş ise de, bu hükümlerle aynı konuyu farklı içerik ve koşullarla düzenleyen TCK. m. 91 arasında bir uyumun sağlanması gerekliliği açıktır. Organ ve doku nakli-alım ve satımı için Sözleşme nin 19/1. maddesi çok önemlidir ve dikkate alınmalıdır. 14) Sözleşme ye koyduğumuz çekince yersizdir. Yapılması gereken organ ve doku nakillerine ilişkin özel kanun hükümlerini Sözleşme ye uygun hale getirmek ve çekinceyi kaldırmaktır. Çünkü, a) bu çekince Sözleşme nin ruhuna aykırıdır; b) Sözleşme nin 27. maddesine aykırıdır; c) AY. m. 90 ve özellikle de m. 90/son daki düzenlemeye aykırıdır. 15) TCK. m. 90 açısından rıza verebilecek durumda olmayanlar için yaş veya başka bir ölçüt yok. 18 yaşını mı esas almalıyız yoksa TCK. m. 90/3b deki bu ifadeyi temyiz kudreti olarak mı algılamalıyız? Bu açıklığa kavuşturulmalıdır Bkz. ÜNVER, Yener. Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk., İstanbul 1997, sh: 359; TAG, İnsan Kalıntılarının Anatomi Müzelerinde Teşhirinin Yasal ve Etik Yönleri; BOCKENEIMER- LUCIUS, Gisela. Onam Verme Yetkisi Olmayan Hasta: Geleceği Belirleyen Onama Ait Etik Sorunlar., Uluslararası Katılımlı I: Tıp Etigi ve Tıp Hukuku Sempozyum Kitabı, İstanbul 2005, sh: NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: Karş. DAUM, Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?, sh: Tarafımızdan bir kaç yıl önce yapılan ve insan üzerinde deney yapılmasını belirli koşullarla düzenleme ve keza çocuklar üzerinde deney yapılmasını çok daha sıkı/ağır koşullara tabi tutma yönündeki önerimizin (bkz. ÜNVER, Tıbbi Riskin Ceza Hukuku Görünümü, sh: 129) Kanun koyucu tarafından dikkate alınmasını olumlu karşılamaktayız. Ancak, yapılan düzenleme aşağıda değinildiği üzere birçok hata, eksiklik ve çelişkiyi içermektedir; bunların zaman geçirilmeden düzeltileceğini ümit ediyoruz. KHukA ) Rıza verebilecek durumda olmayanlar açısından Sözleşme nin 20/2 de düzenleme var ve bu TCK. m. 91 ile çelişmektedir. Bu çelişki giderilmelidir. 17) Sözleşme nin düzenlediği alanlarda taksirli suç tiplerinin de düzenlenmesi gerekmektedir. Sözleşme nin 4. maddesi mesleki standartlara ilişkin mesleki yükümlülük ve icra mecburiyeti gerirerek, konuyu dolaylı olarak da olsa, düzenlemiştir. Bu husus 5237 sayılı TCK açısından önemli bir eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır. TCK. m. 90 ve 91 bu açıdan hatalıdır. 18) Sözleşme nin 16/1. maddesi TCK. m. 90 da da düzenlenmelidir. O nedenle TCK. m. 90 daki varılmak istenen hedef ifadesi sakıncalıdır. Burada aranması gerekli koşul, meşru amaçtır. 19) TCK. m. 90 ve 91 in işlerliği için tıbbi müdahalelere izin verecek Etik Kurul yeniden kanunla düzenlenmelidir. Bu tür müdahaleler, önemine binaen, yeniden yasa ile düzenlenecek bir etik kurulun izni ile yapılabilmelidir. Sözleşme nin 16/3. maddesi bu açıdan önemlidir. TCK. m. 90 nın gerekçesi de, bu kurulun oluşturulmasını gerektirmektedir. Uygulama açısından ise, bazı tıbbi müdahalelere, (örneğin deney/denemelere) izin verecek Etik Komisyon, sadece ilgiliye açıklama veya tavsiyelerde bulunmamalı, müdahaleyi etik kurallar nazarında değerlendirmek yanında, müdahalenin hukuka, ilgilinin somut koşullarına, tıbbi koşullara uygunluğunu ve hukuken geçerli bir rızanın mevcudiyetini de kontrol etmelidir. Şüphesiz Etik komisyonun buradaki denetim ve izni, müdahalenin hukuka uygunluğu açısından bir meşruluk veya kanunilik tespiti olmayacaktır. Çünkü, müdahaleye izin vermek sadece tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun bir koşulunun yerine getirilmesi anlamına gelir; izin alındıktan daha sonraki zaman diliminde yapılacak müdahale çeşitli açılardan (izin alanı dışına çıkmak, taksirli eylem, sınırın aşılması, müdahalenin yetkisiz birisi tarafından yapılması v.s.) hukuka aykırı olabilir. Bununla birlikte, Etik Komisyonun bu denetimi, birçok suiistimali ve/veya hukuka aykırılığı önlemek açısından önemli bir denetim/filtre fonksiyonu görecektir. 20) Mağdurun-ilgili kimsenin rızası için bildirilecek hak ve güvenceler kanunda açıkça yazılmadır. Sözleşme nin 16/4. maddesi bunu açıkça düzenlemektedir. Bildirimin konuları yasal açıklığa kavuşturulmalıdır. 21) Çocukları korumak için TCK. m. 90/3 ile Sözleşme nin 17. maddesi hükmü uyumlu olmalıdır. Örneğin Sözleşme nin 17/ii deki hüküm TCK. m. 90 da mevcut değildir. Eğer bu koşul yoksa Sözleşme nin 17/2 deki koşul ilgili iç hukuk kuralında düzenlenmeli. Keza Sözleşme nin 17/2i ve 17/2ii deki hükümler TCK. m. 90 da mevcut değildir. Burada hem Sözleşme nin 17. maddesinin dikkate alınması hem de koşulların daha da ağırlaştırılması ve fakat sağlıklı çocuklar ile hasta çocuklar arasında bir fark yaratılmalıdır 39. Şüphesiz 39 Nitekim Donay ve Kaşıkçı da, bu tebliğin sunumundan sonra yayınlanan müşterek eserlerinde, çocuklar üzerinde deney açısından, çocuğun hasta olup olmamasına göre bir ayırım yapmadan, çocuklar üzerindeki her tür deneyin olanaklı kılınmasını eleştirmekle birlikte, çocuğn sağlığı açısından deney yapılmasının zorunlu olabileceği hallere işaretle, bu gibi durumlar için konunun bilinmesl verilerden yararlanılarak ayrıntılı biçimde ve duraksamaları ortadan kaldıracak şekilde

8 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ TCK ndaki kullanılan ve ne anlama geldiği belirsiz olan deney ve deneme terimleri açıklığa kavuşturularak, gerekçede değil yasa metninde düzenlenmelidir. 22) Örneğin TCK. m. 90/3 de rıza açısından çocuk yanında veli ve vasinin rızası birlikte aranırken, çocuk rıza verecek durumda değilse ne olacak belli değil, çocuğun temyiz kudreti yerine rıza ehliyeti düzenlendiği halde ayrıca ebeveyninin rızasını aramak hatalıdır. 23) Bilim adamlarının önünü tıkamamak ancak diğer yandan da suiistimalleri önlemek ve ceza hukukunun ilkelerine uygun koruma hükümlerinin getirilmesi gerekir. Mevzuatımızdaki belirlilik ilkesine uyulmadan yapılan ve gerekçelerle hataların giderilmeye çalışıldığı düzenlemeler sorunludurlar 40. Örneğin suni biçimde deney-deneme terimlerinin kullanılması hatalıdır. Aynı şekilde hasta insanlar üzerinde tedavi amaçlı müdahalenin cezalandırılıp cezalandırılmayacağının ve cezalandırılacak ise neye göre cezalandırılacağının belli olmaması önemli bir düzenleme hatasıdır. Oysa gerekçeye baktığımızda, sağlıklı insana uygulandığında eylem yine deney olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevzuatın belirgin olması gerektiği gibi koşulların da net-açık olması gerekmektedir. Organ ve Doku Nakilleri ile ilgili özel Kanun hükmü yürürlükte iken yeni getirilen TCK. m. 91, 92 ve 93. maddeler soruna gebe düzenlemelerdir. Burada hem bu Sözleşme hem de AB Kazanımları ve özellikle işbu Sözleşme de değinilen diğer Avrupa Sözleşmeleri dikkate alınarak, ulusal normlarla Sözleşmelerdeki hükümler arasındaki çelişki ve farklılık giderilmelidir. 24) Keza aynı netlik iç hukuk normlarının hukuk bilimince gerekçe olarak kabul edileceği bir gerekçeye sahip olmalıdır. Öreğin TCK.m.90/3 ün yürürlükten kalkan madde metninin gerekçesi mevcut hükmün gerekçesini karşılamıyordu, yeni değişiklik sonrası bu uyum sağlandı. Ancak bu kez de gerekçeye bakıldığında medde metninden farklı tek bir kelime veya harf dahi içermediği için bir anlamı ve işlevi bulunmamaktadır. kanunda düzenlenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Yazarlar, bir önceki eserlerinde çocuk üzerinde deneyi yasaklayan hükmü destekleyip esasen 3. fıkranın ilk şeklinde olduğu gibi bir hüküm olmasa dahi aynı sonuca ulaşılacağını belirtirlerken, 3. fıkranın değiştirilerek belirli koşullarla çocuk üzerinde deneye izin vermesinden sonra, bu yeni eserlerinde çocuğun rızasının geçerlililğinin sorun teşkil edebileceği, rıza açıklama yeteneğine sahip çocuk ifadesinin anlamının belirsiz olduğunu, çocukların etki altında kalabilecekleri, ebeveynlerinin maddi çıkarlarla aldatılabilecekleri veya zorlanabilecekleri veya ikna edilmelerinin söz konusu olacağı kaygılarını belirterek, daha çok çocuğun rızasının sağlıklı olmayabileceği endişesiyle konuya hassasiyetle yaklaşılmasını ve fakat tamamen hümanist ve çocuğun sağlığı nedeniyle çocuk üzerinde deneye izin verilebeleceğini ifade ederek, önceki düşüncelerinden kısmen vazgeçmişlerdir. (Karş. DONAY, Süheyl-KAŞIKÇI, Mahmut. Açıklamalı-Karşılaştırmalı-Gerekçeli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Yürürlük Kanunu, İstanbul 2004, sh: 130 ve aynı yazarlar, En Son Değişikliklerle Açıklamalı ve Karşılaştırmalı Türk Ceza Kanunu, İstanbul 2005, sh: ). 40 Belirtmek gerekir ki, doktrinde bözatihi Sözleşme nin 12. maddesinin belirlilik ilkesine aykırı olduğu öne görüşü de sürülmektedir (bkz. DAUM, Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?, sh: 6) ) Organ ve doku alınması-nakline ilişkin kanun ile TCK. m birleştirilmeli ve aralarındaki çelişkiler giderilmelidir. 26) TCK. m. 90 da bilimsel ve bilimsel olmayan deney ayırımı yapılması yanlış olduğu gibi, sadece bilimsel deneyin düzenlenmesi ve fakat bilimsel olmayan deneyin yasaklanmaması hatalı olmuştur. Esasen deneyin bilimselliğini kanıtlayacak sağlıklı bir kriter olmadığı gibi, bizatihi yapılan müdahalenin deney veya deneme niteliğinin bilimselliğin kanıtlanmadığı hallere işaret etmesi de durumu daha da güçleştirmektedir. Bu eksiklik giderilmeli veya bilimsel olmayan deneyin bulunması hallerinde hangi suç tipine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği aynı maddedeki özel bir içtima hükmüyle (bu TCK nda çok sık başvurulan bir metodla) belirtilmelidir ) Aynı şekilde TCK. m. 90 de deney ve deneme isimli iki farklı kavramın kullanılması hatalı olmuştur. Hem uygulamada sorun çıkarmakta hem de bazı suiistimal niteliğindeki eylemlerin ceza hukuku alanı dışında kalmasına yol açacaktır. Sözleşme nin 15. maddesi araştırma terimini kullanmaktadır. Diğer yandan, gerek TCK gerek sağlık/tıp mevzuatına mağdurun rızası konusunda özellik arz eden durumlar için özel hüküm konulmalıdır. 28) TCK. m. 90 da eylemin hukuka uygunluğu açısından insan onuru ile bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemler den söz edilmesi hatalı olmuştur. Bunun tespiti olanaksız olup, yasal tanımı bulunmamakta ve uygulamada tıp mensupları arasında tereddüt uyandırıcı nitelikte bir hükümdür. Madde metninden çıkarılmalıdır. Burada önemli olan ölçülülük ve orantılılık ilkesidir ve aynı maddenin aynı fıkrasının b, c ve f bentleri zaten bu ölçülülük ilkesinin gereklerini yeterince karşılayacak etkiye sahiptir. Kaldı ki, mevcut bir ölçütün maddenin 2. fıkrasının (e) bendinde muhafaza edilmesinde ısrar edilmesi durumunda ise, bunun sadece sadece metodların acı verme özelliği ile sınırlandırılması da eksiklik arz edecektir. Bunun yanında, deneyde kullanılan ilaç vb. araçlarda da aynı özelliğin aranması gerekmektedir 42. Sözleşme nin 17/2- ii maddesi asgari tehlike-asgari külfet getirme koşulunu aramaktadır. TCK.nun 90. maddesinde üzerinde deney yapılan deneğin hayati bir tehlikeye maruz bırakılması olasılığı düzenlenmemiştir. Her ne kadar bazı yazarlar 43, bu gibi hallerde deneyin hukuka uygunluğundan söz edilemeyeceğini belirtmekte iseler de, ceza hukukunda, suç ve ceza hükmü içeren veya ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran hükümlere ilişkin bir madde metninde olmayan bir husus ceza sorumluluğunu gerektirecek biçimde kıyas veya genişletici yorum yoluyla madde metnine sokulamaz. Aksi takdirde, her hukukçu veya yargı organının kendi 41 Donay ve Kaşıkçı, bilimsel-bilimsel olmayan ayırımı açısından bir açıklama veya ölçüte değinmemekle birlikte, deneyin bilimsel olmadığı halerde eylemi gerçekleştiren hakkında yaralama veya adam öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirtmektedirler (Bkz. DONAY- KAŞIKÇI. Açıklamalı-Karşılaştırmalı-Gerekçeli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Yürürlük Kanunu, sh: 129.; aynı yazarlar, En Son Değişikliklerle Açıklamalı ve Karşılaştırmalı Türk Ceza Kanunu, sh: 141). 42 Ayrıca bkz. ÜNVER, Yener. Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun., Uluslararası Katılımlı I. Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Sempozyum Kitabı, İstanbul 2005, sh: Bkz. CİN, İnsan Üzerinde Yapılan Deneylere TCK Tasarısı Yaklaşımı., HPD Hukuki Yorum ve Haber Dergisi, sh: 171. KASIM 2005

9 keyfi anlayışı veya konuya yaklaşımına göre madde metninde olmayan bazı koşulları varsayarak ve başta kanunilik ve belirlilik ilkeleri olmak üzere temel ceza hukuku ilkelerini ihlal ederek, madde metninde olmayan bir koşulu ilgili kimsenin tahmin ederek ona uygun davranmadığı iddiasına dayalı olarak ceza sorumluluğunun kalkmadığı veya ceza sorumluluğunun doğduğunun kabulü uygulaması yapılır ki, bu hiçbir ceza hukuku ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Hatta, madde metninde zorlama bir yorum metodunun dahi kullanılarak aynı sonuca ulaşılmasına dolaylı destek verecek bir ifade veya vurgu bulunmamaktadır. Yapılması gereken şey, kanun hükmünün hatalı düzenlemesini her ne pahasına olursa olsun görmezden gelmek olmayıp, bu yanlışlığın vakit geçirmeden kanuni bir düzenlemeyle giderilmesidir. 29) TCK. m. 90/2-c deki varılmak istenen amaç yerine bunun hukuka uygun amaç olması gerekliliği aranmalıdır. Sözleşme nin 17/2-1. maddesi bu amacı açıkça tanımlamaktadır. 30) TCK. m. 90/2-g hükmündeki menfaat teminine bağlı bulunmaması biçimindeki olumsuz koşulun aranması hatalı olmuştur. Hem eşyanın tabiatına aykırıdır hem de gereksizdir. Bu koşulun tümüyle ortadan kaldırılması gerekmektedir. TCK.m.90/1-2 de hasta değil sağlıklı insanlar üzerinde deney yapıldığına göre, bu menfaat koşulu eylemin hukuka uygunluğunu neredeyse bütün olaylarda engelleyecektir. 31) TCK. m. 90 ve 91 açısından, bu iki maddedeki suçları işleyenlerin tıp mensubu bir kimse olması halinde cezalar ağırlaştırılmalı ve tıp mesleğini icra açısından yasaklamalar da getirilmelidir. TCK.m.51 bu açıdan doğrudan ilgili ve yeterli bir hüküm değildir. 32) TCK. m. 90/2-b deki deneyin öncelikle insan dışı ortamda veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması gerektiğine ilişkin koşul açısından: a) bu hükümdeki veya terimi hatalıdır. Bunun yerine ve eki kullanılmalı ve iki koşulun gerçekleşmesinin olanaksız olabileceği münferid halleri için ise ilave seçimlik kıstaslar getirilmelidir 44, b) ayrıca 44 Karş. NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: Ancak doktirnde katılmadığımız ve ceza hukukunun kıyas yasağı, kanunilik ilkesi, belirlilik ilkesi ve hatta genişletici yorum yasağı karşısında sakıncalı bulduğumuz bir görüş ise (bkz. CİN, İnsan Üzerinde Yapılan Deneylere TCK Tasarısı Yaklaşımı., HPD Hukuki Yorum ve Haber Dergisi, sh: 171), burada her ne kadar kanunda veya ifadesi yazıyor ise de bunun seçimlik bir yükümlülük olarak algılanmaması, yani ve olarak algılanmasının bir gereklilik olduğunu ile sürerek (adeta kıyas veya hatalı yargı yorum veya uygulamaları ile kanun metni değiştirilebilirmiş gibi), kanun metnine içeriğniden farklı anlamlar vermektedir. Bu görüş kabul edildiğinde, yorum yoluyla, kanundaki ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıcı koşullar ağırlaştırılmakta ve ilgili kişinin kanunun sunduğu seçikmlik yetkiden birisini kullanması durumunda bile onun ceza sorumluluğunun doğabileceği tezini savunmaktadır. Bu görüşün savunulabilir ve kabul edilebilir bir yönü bulunmamakta ve aksine ceza hukuku açısından kanunun hatasını ve yanlışlığını örtme ve her ne pahasına olursa olsun yanlış bir hükmü savunmak için ceza hukuku ilkelerinden sapmayı önerdiğinden. uygulamacıyı oldukça sakıhncalı bir mecraya sürükleyebilecek bir tutumdur. Olması gereken husus, kanun hükmünün değiştirilmesi ve buradaki veya eki yerine ve ekinin getirilmesi ve nihayet her zaman iki seçimlik yükümlülüğün bir arada uygulanmasının olanaksız olduğu durumlar için ise istisnai yükümlülükler getirilmesi gerekmekmetir. Nitekim aynı yazar, bu görüşüne ilişkin KHukA 190 buradaki öncelikle terimi yerine daha önce terimi kullanılmalıdır, c) Keza Adalet Bakanlığı nın web sitesinde açıklamalar yapılması hatalıdır yargı bağımsızlığı ile bağdaşmaz, d) Kaldı ki, bu web sitesindeki yapılan açıklamaların bir kısmı tamamen hatalı açıklamalardır, yargıyı yanlış yönlendirmektedir 45. Sözleşme nin 16/1-i maddesindeki koşul ve bağlacı yanında seçimlik olarak TCK ndaki düzenlemede esas alınabilir. 33) TCK. m. 90/2 ye hayati tehlike ölçütü eklenmeli veya bazı hukukçuların maddenin mevcut haliyle hayati tehlike durumunda eylemin suç oluşturmayacağı görüşüne uygulamada itibar edilmemelidir 46. Ancak, madde metni gerçekte olması gerektiği gibi düzeltilince kadar, etik komisyonun cezai risk-asgari tehlike ölçütleri nazarında bir hukuksallık ve yerindelik değerlendirmesi yaparak 47 ve gerektiğinde yapılmak istenen tıbbi müdahaleye izin vermeyerek, filtre fonksiyonu görmesinde yarar bulunmaktadır. 34) TCK. m. 90/4 ün 2. cümlesi anlaşılmaz biçimde karışık ifade edilmiştir. Bu cümledeki bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme den neyin kastedildiği saptanamayacağı ve her olayda keyfi kararlara yol açacağı gibi, zaten bilimsel bilinen yöntemlerin yetersiz olduğu ve bu nedenle bilimselliği henüz hiçbir şekilde saptanmamış ve ispatı da teyidi de olanaksız olan bir durumda bu yöntemin bilimselliğini aramak hatalıdır. Kaldı ki hep uygulanacak müdahale yönteme dayalı olmayabilir ve ilaç vs. gibi bir araç da olabilir ki, bu koşul gereksiz ve anlamsızdır. 35) TCK. m. 90/5 deki içtima hükmünün yaralama suçuna ilişkin kısmı anlamsız ve hatalıdır. Bu tür müdahaleler zaten bizatihi yaralama suçuna vücut vermektedir. Mürekkep/bileşik suç kuramının yeterli olduğu bu halde, bu maddeye yaralama ile ilgili hüküm koyup kasten müessir fiil suçuna atıf yapmak hatalıdır. Burada yaralama suçuna atfa gerek yoktur. Ancak mutlaka bu tür bir hüküm konulacaksa, bu takdirde de nitelikli veya netice nedeniyle ağırlaşmış yaralanama neticenin doğduğu hallere ilişkin olarak atıf yapmak gerekirdi. Nitekim m. 91/8 de aynı hata tekrarlanmamış ve burada daha sağlıklı düzenlenmiştir. TCK. m. 90 daki hüküm de tıpkı 91. maddedeki hükümdeki gibi bir içeriğe kavuşturulmalıdır. 36) Kaldı ki, bu tür bir özel içtima hükmüne yer verip de bunu sadece 90. maddenin 1. fıkrasındaki hale münhasır kılmak da çelişki ve eksiklik arz etmektedir. Aynı mantıkla 3. ve 4. fıkralardaki düzenlemelere ilişkin de aynı nitelikli bir atıf olmalıydı. 37) TCK. m. 90 daki suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesinin düzenlenmeyişi hatalı olmuştur. 38) TCK. m. 91/6 da organ ve dokuyla ilgili suçta, belirli bir çıkar karşılığı koşulunun aranması açıklamasının hemen akabinde, kanun metninin değiştirilmesi halinde sorunun giderileceğini ayrıca da belirtmektedir (age, sh: 170). 45 Bu konuda ayrıntılı bilgi ve eleştiriler için bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: Ayrıntılı bilgi için bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: Karş. NEUER-MIEBACH. Gesellschaftliche Implikationen der Bio-Medizin-Konvention des Europarates, sh: 17.

10 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ hatalı olmuştur. Çıkar olmayınca, bu fıkradaki suç neden olmasın. Kanunda aranan bu anlamsız koşul bu suçla mücadeleyi hiçbir hukuksal dayanağı olmadan zayıflatmaktadır. 39) 2238 sayılı organ ve doku nakline ilişkin özel kanun hükmü ile TCK.nun 91. maddesi hükmü birkaç yönden çelişmektedir. Bu iki kanun arasındaki çelişkinin bir kanun değişikliği ile ve açıkça giderilmesi gerekmektedir. Örneğin 91. maddede organ veya doku alınacak kimsenin yaşı konusunda bir hüküm içermezken, 2238 sayılı Kanun un 5. maddesi bu kişinin 18 yaşını doldurmasını ve mümeyyiz olmasını şart koşmaktadır. Aynı şekilde bu özel Kanun un 6. maddesi rızanın belirli sıkı koşullarda alınmasını şart koşmuş iken, TCK bu konuda hiçbir düzenleme içermemektedir. Aynı şekilde ölü kimseden organ veya doku alınması konusunda da bu özel Kanun un 11 vd. maddeleri ile TCK.nun 91. maddesi birçok açıdan farklı bir içeriğe sahip olup, aralarında çelişki vardır sayılı Kanun un organ ve doku alma, saklama, aşılama ve nakletme, alım ve satımına aracılık etme vela komisyonculuğunu yapma eylemlerine ilişkin 3. ve 15. maddesi ile de TCK.nun 91. maddesi arasında çok sayıda ve esaslı çelişki ve farklılıklar vardır. 40) Adalet Bakanlığı nın web sitesinde TCK nun 91. maddesindeki düzenlemenin olası kast ile ilişkilendirilmesi hatalıdır. Son fıkrada netice nedeniyle ağırlaşmış bir suç tipi söz konusudur. Bu nedenle, bu son fıkra ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı web sahifesinde bu son fıkradaki halin uygulanması için failin en azından olası kastla hareket edilebileceğinin düşünülmüş olduğu açıklaması son derece hatalıdır 48. Eğer zaten olası kast varsa, bu madde hükmüne gerek yoktur. Burada, nedensellik bağı ve en az taksir derecesinde bir kusurun varlığı aranmalıdır. Cezaya yapılan atfın, kusur türüne yapılmış gibi yorumlanması anlaşılır olmadığı gibi, kanun koyucunun iradesine, madde metnine ve yorum ilkelerine aykırıdır. Bu tür hatalı açıklamalar uygulamayı olumsuz biçimde etkileyecektir. 41) TCK. m. 91 de ölü kimseden doku alınması düzenlenmekle birlikte, TCK açısından ölüm anı açısından hangi anın/ölçütün esas alındığının düzenlenmemesi hatalı olmuştur. Bu konu uygulama ve doktrinde tartışmalı olup, yeni düzenlemenin bu sorunu ve tereddütleri gidermesi beklenirdi. Buna karşılık, 2238 sayılı organ ve doku nakline ilişkin özel kanunun 11. maddesinde ise sadece tıbbi ölüm den söz edilmektedir. Tıbbi-tıbbi olmayan ölümü kavramları kamaşa yarattığı gibi, özel kanun ile yeni TCK nun hükümlerinin bu açıdan birbiriyle çelişmeli olması da, haklı olarak, doktrinde eleştirilmektedir 49. Burada beyin 48 Örneğin bkz. CİN, Onursal M. İnsan Üzerinde Deney ve Organ Nakli., http//:www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/147.doc (Siteye giriş tarihi: , Saat: 20.00). 49 DONAY-KAŞIKÇI. En Son Değişikliklerle Açıklamalı ve Karşılaştırmalı Türk Ceza Kanunu, sh: 144. Yazarlar (sh: 144), kesin olarak hangi noktalar olduğunu belirtmemekle birlikte, genel kanun olan TCK nun sonraki kanun sıfatıyla özel kanun olan 2238 sayılı kanunun konuyla ilgili hükümlerini bazı açılardan değiştirdiği düşüncesindedirler. Önceki kanunsonraki kanun yorum ilkesi ile bu sonuca ulaşılmakla birlikte, konunun tüm yönleri ile açıklanması, tereddütlerin ortadan kaldırılması, mevzuat (ve hatta terim) dağınıklığını gidermek ve belirgin ve açık hükümlerin ortaya konulması için, her iki kanunun ilgili hükümlerinin yeniden ve birlikte ele alınarak düzenlenmesi zorunludur. Aksi tutum takınılırsa, düzenlemeler 191 ölümünün mü yoksa kalp durması anının mı esas alındığı veya başka bir ölçütün mü benimsendiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Çünkü tüm ölüm biçimleri tıbbi olup, tıp mensubu veya tıp hukuku mensuplarının bu terime farklı anlam yüklediği göz ardı edilmemelidir. Ceza hukukunun özellikle kanunilik ve belirlilik ilkeleri göz önünde tutularak bu kavramın anlam ve yorumu tıp mensubu bir kişi veya bilirkişinin anlayışına bırakılmamalı, kanun koyucu açıkça burada esas alınacak ölçütü tercih etmelidir. 42) Örneğin TCK. m. 91/8 deki düzenleme eksik olup, madde metninde yapılacak değişiklikle bu eksikliğin giderilmesi gerekmektedir. Madde metnine göre, 1. fıkradaki suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde fail hakkında kasten adam öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Görüldüğü üzere bu madde hükmünün uygulanabilmesi için, 1. fıkradaki suçun işlenmiş olması gerekmektedir. Bu fıkra ile kastedilen suç, hukuken geçerli rıza olmaksızın yaşayan kimseden ve ölü kimseden organ ve doku alınması suçudur. Burada organ veya dokunun alınması suç olarak düzenlenmiştir. 91/1. maddede düzenlenmeyen husus, bu maddenin 1. fıkrasındaki suçlardan herhangi birisi işlenmeye teşebbüs edilirken mağdurun ölmesi olasılığıdır. 1. fıkradaki suça teşebbüs halinde mağdurun ölmesi olasılığının da kanunen düzenlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, kanunilik ilkesi gereğince, belki de evleviyet (=öncelik) kuralına ayıkırı uygulamalara gidilecektir ki, bu amaca ve hukuka uygun olmaz. 43) TCK.nun 91. maddesinde düzenlenen suçların faili özel statüdeki bir kimse değildir. Oysa bu eylemler doktor ve diğer tıp mensuplarınca gerçekleştirilebilecekleri tıp mesleğine mensup olmayanlarca da gerçekleştirilebilir. Keza tıp mensupları arasında da kamu görevlisi olanlar ve olmayanlar bulunabilir. Bu failler arasında, en azından cezanın miktarı açısından ayırım yapmak ve tıp mensupları ile kamu görevlilerinin cezalarının artırılması gerekmektedir. 44) TCK. m. 92 deki özel zorunluluk halinin düzenlenmesi hatalı olmuştur. Bu hükmü hiç gerek yoktur, bu genel zorunluluk haline ilişkin hükümle çözülmeliydi 50. Bu durum Sözleşme nin 25. maddesine aykırıdır. mevcut halleriyle, uygulamada birçok tereddüt ve içtima sorununa kaynaklık edeceklerdir. 50 Bu madde vahim bir hatadır. Bu maddenin normal, gerekli ve yerindeymiş gibi Adalet Bakanlığı web sahifesinde yer verilen, uygulamayı ve TCK da değişiklik yapılması çalışmalarını olumsuz yönde etkileyerek yanıltacak (bunun özel bir zaruret hali olduğu, ülke şartlarının bunu gerektirdiği yönündeki) açıklamaları (örneğin CİN, Onursal M. İnsan Üzerinde Deney ve Organ Nakli., http//:www.cezabb.adalet.gov.tr/makale/147.doc (Siteye giriş tarihi: , Saat: 20.00) son derece hatalı buluyoruz. Özellikle burada ülke şartları na atıf yapılması, bu hükmün suiistimalini, iç ve dış ülke kaynaklı organ mafyasının tetiklenmesini, fakir kimselerin sömürülmesini ve mafya aracılığıyla organ ticaretini ateşleyeceğini, bir an önce Kanundan çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Sosyal ve ekonomik nedenler bir cezasızlık nedeni olarak düzenlenemez. Kaldı ki bu tür bir düzenleme, bu maddenin ilişkin olduğu hukuka aykırı eylemlerle mücadeleyi etkisizleştirip, aksine cazip hale getirir. Zengin olan ve paraya ihtiyacı olmayan kimseler zaten bu tür bir eylemi gerçekleştirmez. Bu maddenin kabulü hem TCK.nun 91/6. maddesinde çıkar karşılığının KASIM 2005

11 45) Kaldı ki, maddenin (TCK. m. 92) koşulları da belirsiz ve yanlış düzenlenmiştir. Öncelikle bu hükmün uygulanması için suç failinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar ı bir ölçü olarak hakime sunmak son derece tehlikeli olmuş ve suçla sözde mücadele edileceğinin açıkça önceden ilanı niteliğinde olmuştur. Zengin bir kimsenin organını satacağı düşünülemeyeceğine göre, 91. madde baştan ölü doğmuş bir hüküm olmuştur. Aksi halde bu hüküm organ mafyasını besleyecek ve belki de sırf bu madde yüzünden bu suç daha çok işlenir olacaktır. 46) Konuyla ilgili bazı hukukçuların makalelerinde, bu durumun izahı ve yerindeliğini savunmak amacıyla gerekçe olarak ülke şartları na atıf yapılması hatalıdır. Burada konunun sadece ulusal bir cephesi yoktur. Konu uluslar arası standartlara uygun düzenlenmelidir. Kaldı ki, pozitif düzenleme konuları dahi, çağdaş hukuktu modern ülkelerdeki standartı gerektirmektedir. Belirtilen eğilim Avrupa Ceza Hukukunun oluşmakta olan temel ilkelerine aykırı olduğu gibi, konunun uluslar arası sözleşmelerle düzenlenmesiyle de çelişmektedir. AB ne uyum adı altında yapılan 2005 tarihli yeni TCK nun basit rüşveti suç olarak düzenlememe gerekçesi olarak 252. maddenin gerekçesinde...haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat temininin, rüşvet suçunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Çünkü, bu gibi durumlarda, menfaati temin eden kişi, işinin en azından zamanında yapılmayacağı konusunda bir endişeyle hareket etmektedir gibi en az basit rüşvetin suç olmaktan çıkarılması kadar ülkemiz için vahim ve mantıksız bir gerekçeye yer vermek ne kadar kabul edilemez ve çağdışı ise, inceleme konusunda ülke gerçeklerine atıf yapmak da o kadar tehlikeli bir eğilimi yansıtmaktadır. 47) Kaldı ki, içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar ın ne olduğu objektif olarak saptanabilecek bir husus olmayıp sübjektif ve suiistimale açık bir ölçüttür (TCK. m. 92). Bu düzenleme biçimi belirlilik ilkesine aykırı olduğu gibi, organ veya dokusunu satan kimsenin genelde ekonomik olarak kötü durumda olduğu ve sosyal olarak da toplumun alt katmanlarında bulundukları bir Türkiye gerçeği yasaklanmasıyla bağdaşmaz bir çelişkidir hem de fakir kimselerin suiistimaline kapı aralamaktadır. Eğer bu maddedeki halin bir mazeret nedeni olduğunda diretilirse, bu kez de aracılık eden kimse nin madde metninde düzenlenmeyişi eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır. Burada eleştiriyi karşılamak için suç ortaklığı (iştirak) kurallarına yapılacak atıf, bu kez bu madde ve ilişkin olduğu maddelerde faillik statülerinin ayrıca ve tek tek sayılıp farklı cezalar öngörülmesi sistemi ile çelişecektir. Esasında yapılması gereken şey, bu maddeyi yürürlükten kaldırmaktır. Kaldı ki satan kimse göz önünde tutulursa, bu kez de neden alan kimsenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve sağlık koşullarının dikkate alınmadığı karşı-sorusu akla gelir ki, bu da maddenin içerdiği çelişki ve yanlışlığın başka bir cephesidir. Bu maddede hakime seçenekli bir yetki vermek ve bunun kullanılması için tek bir ölçüt dahi madde metninde sunmamak hatalı olup, keyfiliğe yol açar. Madde bu haliyle, gerçekte ceza hukukuna özgü bir kanuni düzenleme olmayıp, dinsel hukuklarda veya özel hukuk dallarında hakime verilen hakkaniyet düzenlemesini andırmaktadır. Bu tür bir düzenlemenin ceza hukukunda benimsenmesi, ceza hukukunun kendine özgü amaçları ve ilkeleri dolayısıyla, telafisi olanaksız ve bizatihi adaletsizlik arz eden uygulama ve sonuçlara yol açması kaçınılmazdır. (ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: ) den naklen. KHukA 192 olduğundan, neredeyse bu hüküm dolayısıyla organ veya dokusunu satan kimseyi cezalandırmak olanaksız hale gelecektir. Kaldı ki, cezasızlık için getirilen ölçüt, her somut olay/esas mahkemesi hakimince farklı uygulanabilecek ve ülke bazında adalet duygusunu zedeleyici ve eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bu hükümler belirtilen alanda sorunu çözmek yerine, bizatihi birer sorun kaynağı olacaklardır veya gerçekte uygulanmayan ölü doğmuş hükümler olarak yargı uygulamalarıyla geçerlilik ve uygulanmaları askıya alınmış hükümler olacaklardır ki, her olasılıkta ortaya çıkan sonuç ve uygulamalar ne bu hükümlerle amaçlanan bir şeydir ne de hukuk devletinin gerekleriyle bağdaşmaktadır. 48) Yine bu maddede (TCK. m. 92) hakime ceza verip vermemek ve eğer verecekse bu cezayı indirip indirmemek hususunda hiçbir ölçüte ve hukuksal dayanağa tabi tutulmayan ve bu nedenle de hukuksal denetimi yapılamayacak olan bir keyfi yetki verilmiştir. Kanımızca gereksiz ve hatalı bu hüküm gerekli ise, o zaman sağlıklı bir ölçütle ve kesin hukuksal etkisi belirtilerek hakime sunulması gereken bir araç olarak anlaşılmalı, hakimlerin keyfi uygulamalarına bırakılmamalıdır. Bu günümüz ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. 49) Yine neden sadece 91. maddede düzenlenen eylemlerden sadece birisinin ve sadece organını satan durumundaki failin bu maddeden yararlandırıldığı da anlaşılamamaktadır. Oysa aynı ölçüt diğer failler için veya satan kimsenin eylemine iştirak eden kimse açısından da geçerli olabilir ve onlar açısından bu tür bir hükmün uygulanmaması izah edilememektedir (TCK. m. 92). 50) Diğer yandan TCK. m. 93 de hatalı düzenlenmiştir. Öncelikle maddenin uygulanma olanağını sadece organ veya dokularını satan kimseye münhasır kılmak ve 91. maddedeki diğer eylemlerin faillerini veya satan kimsenin eylemine iştirak edenin bu maddeden yararlandırılmadığı anlaşılamamaktadır. Bu hüküm Sözleşme nin 25. maddesiyle çelişmektedir, değiştirilmelidir. 51) Diğer yandan bu tür bir hükmün suçun organize biçimde işlenmesi haline ilişkin düzenlenmesi kabul edilebilir olmakla birlikte, tek kişi veya iştiraken işlenen basit hali açısından bu tür hükme yer verilmesi, bu yeni ceza hukukunun gerek bu tür hükümler gerek ağır bazı yargılama önlemlerinin genelleştirilmesinde olduğu gibi hatalı tutumunun burada da sürdürüldüğünün bir göstergesidir. 52) Keza, TCK.nun 93. maddesinde etkin pişmanlık hükmünden yararlanacak kimse organ veya dokularını satan kişi olarak belirtilmiştir. Ancak satma eylemi, yani satış eylemi yapılan bir sözleşme ile tamamlandığına göre, organ veya dokunun alınmasından sonra olabileceği gibi (çoğu kez olduğu üzere) organ veya dokunun alınmasından önce de tamamlanabilir. Madde metninde, etkin pişmanlığa ilişkin hükmün uygulanabilmesi için organ veya dokunun alınmamış olmasının gerekli olup olmadığı açıklığa kavuşturulmamış, bu yönde bir ayırım yapılmadan her iki olasılığa da aynı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yol açacak genel bir ifade biçimi kullanılmıştır. Bu Sözleşme nin gerek yaptırımların caydırıcı olması gerek belirlilik ilkelerine aykırıdır. Burada iki an arasında bir ayırım yapmak ve etkin pişmanlığın hangi halde geçerli olduğunu madde metninde açıkça yazmak gereklidir. Eğer, amaçlanan

12 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ şey her iki halde de etkin pişmanlık hükmünü işletmek ise, bu halde de etkin pişmanlığa ilişkin bu maddenin 1. fıkrasında cezaya hükmolunmasının yasaklandığı ve fakat 2. fıkrasındaki etkin pişmanlık halinde ise ceza indirimi yapılması gerektiğinin düzenlendiği dikkate alınarak, her iki fıkra açısından organ veya dokunun alınmasından önce ve sonraki satım eylemi arasında bir fark yaratmak ve cezasızlık hali veya indirimin hangi olasılığa ilişkin olduğu açıkça düzenlenmelidir. Esasen etkin pişmanlık hükmü açısından en önemli belirleyici unsur budur ve madde metninde bu dikkate alınmadan bir düzenleme yapılmıştır. 53) TCK.nun 93. madde metni kendi içinde de hatalı düzenlenmiştir. 1. fıkradaki etkin pişmanlık için failin içten/gönüllü pişman olması koşulu aranmaz iken, aynı halin eylemin resmi makamlarca öğrenilmesinden sonraki aşaması açısından bu gönüllü pişmanlığın aranması hatalı olmuştur. Hem bu tür etkin pişmanlık hallerinde mutlaka içten/gönüllü/gerçekten/ıslah nitelikli vs. pişman olma koşulu aranmaz, sadece madde metninde belirtilen nitelikli suçla mücadeleye veya soruşturma veya koğuşturmaya yardım fiilleri aranır hem de 1. fıkrada aranmazken neden 2.fıkrada bunun arandığı ve bunu aramanın da ne gibi bir faydasının olacağı hiçbir şekilde anlaşılamamaktadır. Madde metni hatalı düzenlenmiştir, değiştirilmelidir ) Keza 92. veya 93. maddenin uygulanması suretiyle satan kimseye ceza verilmemesi durumunda, satma eylemi nedeniyle haksız olarak elde edilen kazancın ne olacağının madde metninde düzenlenmeyişi de bir başka eksikliği oluşturmaktadır. 55) TCK. m. 90 ve 91 açısından tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar yetersiz, koşulları belirsiz ve bazen de uygulanamayacağı için hatalı uygulamalara neden olacak şekilde düzenlenmiştir: TCK. m. 60/3 özellikle sorunludur. Para cezası öngörülmemiştir, bunun yerine kabahatler yasasında düzenlenip idari para cezası öngörülebilirdi. Üçüncü şahsın fiilinden sorumluluğa neden olunmasını önleyecek koşullar düzenlenmemiştir. Keza kamu tüzel kişilerine TCK. m. 60 daki yaptırımların uygulanamayacak oluşu, yani hiçbir yaptırımın uygulanmayacak olması, belirtilen hükümlerle yasaklanan eylemlerin çoğu kez kamu tüzel kişilerinin bünyesinde gerçekleştirilmesi nedeniyle de, caydırıcılıktan uzak olup, sağlıklı bir mücadele aracının varlığından söz edilemez ) TCK. m. 90 ve 91 de düzenlenen suçların hiç olmazsa organize biçimde işlenmesi hallerine ilişkin olarak bu suçların uluslar arası ceza koğuşturmasına konu yapılmaması, yani TCK. m. 13 kapsamına alınmaması önemli bir eksikliktir. Bu durum bu suçlarla uluslar arası mücadeleyi zayıflatacaktır. 57) Bu bağlamda, suiistimalleri önleyici hükümlere yer vermek koşuluyla, yasal organ ve doku naklinin uygulanma alanının genişletilmesi gerekmektedir. Örneğin organ ve doku nakillerinde 4. veya 5. derece akrabalara kadar naklin mümkün 51 Ayrıca bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: Bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: kılınması ve keza uygun donör bulunmaması durumlarına ilişkin olarak etik kurulun yetkili kılınması ve nihayet kemik iliği, kök hücre, kordon bağı gibi özel durumlar için akrabadan nakil sınırlamasının kaldırılması gereklidir. Aksi halde Sözleşme nin hasta kimselere tanıdığı iyileşmeyi talep hakkının (m. 1 ve 3) gereği yeterince yerine getirilemeyeceği gibi, bilimsel araştırmaların serbest olduğuna dair Sözleşme hükmüne (m. 15) de aykırı olarak bilimsel çalışmaların önü tıkanmış olacaktır. 58) Sözleşme nin 4. maddesi mesleki standardı bir koşul olarak gerekli kılmaktadır. Bu ise, bu alana ilişkin eylemlerin taksirle gerçekleştirilmeleri hali açısından pozitif hükümlerimizin çok da yerinde olmadığını göstermektedir. Öncelikle 5237 sayılı TCK nun taksir kavramının içeriği olarak 765 sayılı TCK ndaki dört taksir biçiminden yalnızca ikisini alması ve meslekte acemilik ile talimatlara (güvenlik normlarına) riayetsizliği almaması sakıncalı olmuştur. Bu hatanın kıyas veya kıyasa yol açacak yorum yoluyla uygulamada giderilmesini beklemek yerine, maddenin bu yönde değiştirilmesi gerekmektedir. Diğer yandan bilinçli taksir halinin özel olarak düzenlenip otomatik ceza artırımı ve diğer olumsuz hukuksal sonuçların bu kavrama bağlanması hatalı olmuştur. Bu düzenlemeye son verilerek, ihtiyaç duyulan uygulamanın başta TCK. m. 61 olmak üzere cezanın tespit ve tayini ile ilgili hükümler aracılığıyla giderilmesi sağlanmalıdır 53. Keza halen TCK. m. 21 ve 22 deki bilinçli taksir ile belirsiz (gayri muayyen) kastın (Kanunun hatalı terimiyle olası/muhtemel kast ın) tanımlarının tamamen aynı olması da yanlışlığın ve uygulamada özellikle ispat hukuku açısından doğacak diğer sakıncaların diğer bir cephesini oluşturmaktadır. Keza gerek yargı uygulaması gerek disiplin ve bilirkişilik uygulamalarında, Sağlık/Tıp hukuku alanına ilişkin olarak mesleki risk kavramının suiistimal niteliğindeki hatalı uygulamasına da son verilmelidir. Sözleşme nin 4. maddesinin mesleki standarta atıf yapması, bu uygulamaya derhal son verilmesini gerek meslek mensuplarının duygusal veya mesleki dayanışma gibi bir hatalı tutumla korunması veya bu tür bir niyet olmasa dahi izin verilen risk 53 Bu konuda ayrıca bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: Belirtelim ki, bilinçli taksir halinde ceza artırımı tıp mensuplarınca da eleştirilmekte ve özellikle tıp literatüründe komplikasyonlar diye adlandırılan izin verilen risk kurumunun herhangi bir biçimde ceza sorumluluğunu bertaraf edici olduğunun açıkça Kanunda düzenlenmeyişinin hatalı olduğu, yanlış uygulamalarla tıp mensupları hakkında haksız kararlar verilmesine yol açabileceği ve tıbbi müdahalelerde esasında kaçınılamayacak gelişmeler olan bazı komplikasyonlarda bilinçli taksir tanımı esas alınarak uygulama yapılabileceği ve bunun hekimler açısından ciddi bir tehdit olduğu vurgulanmaktadır (Bkz. ÇOLAK, Ahmet. Hekimler Açısından Yeni Türk Ceza Kanunu., in: Hekim Formu, Ocak-Mart 2005, sh: 8.). Bazı tıp dernekleri ise konuya başka bir açıdan yaklaşarak, hekimlerle ilgili hükümlerdeki ceza artırımının fahiş olduğu ve bu nedenle taksirli eylemlere verilecek cezaların kasten gerçekleştirilmiş eylemlere ilişkin cezalar boyutunda olacağı gerekçesiyle taksirli eylemlere ilişkin hükümleri genel olarak eleştirmekte ve bu bağlamda özellikle bilinçli taksir hükmünün gerekçesinde verilen örneklerden birisinin hekimlerin tıbbi müdahalelerine ilişkin olduğu vurgulanarak tehlikeye işaret etmektedirler. Bu görüştekiler, bilinçli taksirin fazla bir ceza yaptırımını gerektirmesi nedeniyle, hekimlerin savunmacı bir tutum geliştirerek riskli tıbbi işlemlerden kaçınmasına ve dolayısıyla hastaların zarar görmesine yol açabileceğini belirtmektedirler (Bkz. Türk Ceza Kanunu ve Hekimler., İstanbulhekim Postası (İstanbul Tabib Odası Bülteni), Mayıs 2005, sh: 4.). KASIM 2005

13 kavramının gereklerine tamamen aykırı olarak, sorumluluk gerektiren ve çoğu kez de ceza hukuku sorumluluğu gerektiren eylemlerin bir hukuksal kavramın arkasına dolanılarak üzerinin örtülmesi tutumundan vazgeçilmelidir 54. Nitekim bu bağlamda, TCK. m. 186 da düzenlenen bozulmuş veya değiştirilmiş gıda ve ilaçların ticareti suçu ile m. 187 de düzenlenen kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç yapma veya satma suçuna ilişkin tipik eylemlerin taksirle gerçekleştirilmesi halinin de suç olarak düzenlenmesi gereği 55, Sözleşme nin belirtilen hükmünün gereğidir. 59) Devlet sağlık alanında insanların adil biçimde yararlanmalarını sağlayıcı önlemleri almak zorundadır. Bu nedenle, genelde sağlık özelde tıp alanında gerekli reformun geciktirilmeden gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Şüphesiz önemli olan bir taraftan sosyal devlet ilkesinin hayata geçirilmesi iken, diğer yandan bireylerin uygun yararlanmalarını ve uygun koşulların yaratılmasıdır. Sözleşme nin 3. maddesi bu yükümlülüğü düzenlemektedir. Nitekim, Bireyin iyileşmeyi talep etmesi önemli bir insan hakkıdır. Sözleşme nin amaç ı düzenleyen 1. maddesi ve 3. maddesi hükmü dolayısıyla, devlet sağlık alanında insanların adil biçimde yararlanmasını sağlayacak önlemleri almak zorundadırlar. 60) Sözleşme nin 1/2-3. maddeleri tıbbi müdahale öncesi veya sırasında, rıza/izin için yapılması gerekli ve doktrinde mağdurun/ilgilinin rızası veya aydınlatılmış onam diye adlandırılan bilgilendirme yükümlülüğü dışında, ayrıca genel olarak herkesin sağlığı hakkında bilgi edinme veya aksi yönde bir istekte bulunma yani bilgilendirilmemesini isteme hakkının bulunduğunu ve bunun gereğinin ilgili devletlerce yerine getirilmesi yükümlülüğünü düzenlemektedir. Bu yükümlülük açısından getirilen sınır, hastanın yararlarıdır. Hastanın yararlarının tedaviyi olumsuz etkileme riski açısından dikkate alınması gereklidir. Ancak diğer yandan hastanın öleceğini bilmek hakkı vardır ve bunun belirtilen risk ile birlikte ele alınması ve bir dengenin kurulması gerekmektedir. Belirtelim ki, Bilgi Edinme Kanunu bu ihtiyaç açısından yetersiz ve elverişsizdir. Keza aydınlatma yükümlülüğündeki konularla ilgili yapılacak kanuni düzenlemeye, bu hak ve gerekli içeriği de eklenmelidir. Sözleşme nin 16/iv maddesi dikkate alınmalıdır. 61) Genetik teşhise yönelik testler, üç hal dışında, Sözleşme de yasaklanmaktadır. Sözleşme nin 12. maddesinde düzenlenen bu husus iç hukuka aktarılmalı ve belirtilen üç hal dışında yasaklayıcı hükümler getirilmelidir. Bu konuda Sözleşme nin 12. maddesi bu konuyu özel olarak düzenlediği, Sözleşme nin maddeleri 56 ise bilimsel araştırmaları ayrıca düzenlediği ve keza 12. maddedeki hal için genetik hastalığın teşhisi veya hangi genin 54 Bu konuda ayrıca bkz. ÜNVER, Yener. Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk., İstanbul 1998., sh: ve özellikle sh: 359.; ÜNVER, Tıbbi Riskin Ceza Hukuku Görünümü, sh: Bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: Sözleşme nin 12. ve 13. maddesine yönelik eleştirsel görüş için bkz. DAUM, Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?., sh: 6. taşındığının belirlenmesi biçiminde bir özel kast arandığı için, TCK. m. 90 bu açıdan yetersiz olup, konu TCK nda açıkça düzenlenmelidir. Bu yasak açısından, 1) sadece sağlık amacı, 2) sağlık amaçlı bilimsel araştırma ve 3) uygun genetik danışmada bulunmak için yapılacak testler yasaklama kapsamı dışında tutulmuştur. Belirtelim ki, buradaki sağlık amacı, genelgeniş bir amaç olmayıp tedavi amacı olarak anlaşılmalıdır. Sözleşme nin 26/1. maddesindeki sınırlama ölçütleri Sözleşme nin 26/2. maddesindeki istisna tutulan haller için 12. madde girmediğinden, suçun önlenmesi, kamu güvenliği, kamu sağılığı, başkasının hakkı/özgürlüğünün korunması da bu hakkın sınırlandırılması olanaklarındandır. Buna ilave istisnalar yaratılabilir. Örneğin delil elde etme, muhafaza etme ve keza ispat hukuku açısından suçla mücadelede kullanılmak üzere DNA Bankası kurulabilir. TCK ve CMK hükümleri bu gerekliliğe uyumlu hale getirilmelidir. Mutlaka ceza muhakemesi açısından uluslararası standartlara uygun DNA Bankası oluşturulmalıdır. Yeni CMK nın yaklaşımı son derece hatalı ve sakıncalıdır. Yeni CMK nın düzenlemeleri ne Sözleşme nin ne de suçla mücadelenin amacına uygun değildir. Aksine CMK. m. 80, 81 gibi hükümler bu tür bir bilgi bankasını önlemekte ve TCK ndaki hükümler ise bu tür bir bilgi bankasını oluşturma eylemlerini suç olarak düzenleyerek durumu daha da kötüleştirmiştir. Bu konuda ileride çıkabilecek bir sorun ise, sigorta şirketlerinin sigorta sözleşmesini yapmadan önce bu testlere başvurmak istemeleri veya bu testlerin yapılmış olmasını ve sonucunun belgelendirilmesini istemeleri durumudur 57. Bu duruma ilişkin olarak, bu testlerin yapılmasının yasaklanması gerektiği görüşü de Sözleşme deki yasağa bir istisna tanınması gerektiği görüşü de olması gereken hukuk açısından savunulabilir. Ancak, hali hazırda Sözleşme bu olasılığa ilişkin test yapılmasını, istisnalar içinde saymayarak, yasaklamaktadır. Yine de, gerek normların muhataplarının bilinçlendirilmesi ve uygulama hatası yapmalarını önlemek gerek yorum tereddüt ve yanlışlıklarının önlenmesi için, Sigorta ile ilgili mevzuata bu yasağa ilişkin hüküm konulmalıdır. Ayrıca düzenleme yapılırken, konunun Anayasalardaki mesleğin serbestçe icrasına ilişkin anayasaca korunan temel hak özelliği açısından da gözetilmesi gerekmektedir. 62) İnsan vücudu veya vücudunun parçalarının ticari kazanç sağlanmasına konu olması yasaklanmalıdır 58. Bu bağlamda, saklama eylemi açısından TCK.nun 91. maddesi değiştirilmelidir. Çünkü, TCK.nun 91. maddesi yalnızca hukuka aykırı olarak elde edilen organ veya dokunun saklanmasını düzenlemekle birlikte, hukuka uygun olarak elde edilen 57 Nitekim aynı sorun Alman mevzuatı açısından da ifade edilerek, konunun sözleşme özgürlüğü ve mesleğin icrası serbestliği açılarının da dikate alınması suretiyleiç hukukta açıkça düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir (bkz. KÖNIG- BEER-BUSCH-MÜLLER, Juli 2003, sh: 2). Sorunun, anayasalarca korunan mesleğin serbestçe icrası ve araştırma serbestliğine ilişkin yönü için bkz. age, sh: TAG, İnsan Kalıntılarının Anatomi Müzelerinde Teşhirinin Yasal ve Etik Yönleri, sh: 16. Belirtelim ki, yazar, Sözleşme ve ek protokol ün cesetler üzerindeki mülkiyet hakkı nı yasaklamadığı ve fakat cesetler ve insan artıklarının nesneler olarak kabul edilmelerine karşılık onların genelde mal olarak düşünülmediği düşüncesindedir (bkz. age, sh: 16). KHukA 194

14 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ organ veya doku açısından bir düzenleme içermemektedir. Buna karşılık, Sözleşme nin 18. maddesi, özellikle de 18/2. maddesi, hukuka uygun olarak elde edilen organ veya dokunun belirli koşullarla saklanmasını düzenlemektedir. Sözleşme ile TCK.nun ilgili hükümlerinin uyumlaştırılması ve eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. 63) Sözleşme nin hükümleriyle, temel insan haklarının sınırlandırılması gerekçe, neden ve ölçütü açısından Anayasamızdaki ölçütlerden daha dar ölçüt ve alanlar yaratılmıştır. Bilindiği üzere AY nın 13. maddesi temel hakların sınırlandırılması ölçütlerini düzenlemektedir. Sözleşme nin 26/1. maddesi AY. m. 13 e paralel bir düzenleme içermekle birlikte, Sözleşme nin 26/2. maddesi, madde metnindeki sınırlama ölçütlerini Sözleşme nin 11., 13., 14., 16., 17., 19., 20. ve 21. maddelerindeki haller açısından ortadan kaldırmıştır. Sözleşme hükmünün sonradan yürürlüğe girmesi ve Anayasa ya aykırılık iddiasında bulunulamaması dikkate alındığında, Devletin bu Sözleşme yi imzalayıp onaylayarak bir uluslar arası yükümlülük altına girdiği ve Sözleşme temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin yasama faaliyeti açısından devletin yetki alanının daraltıldığı gözlemlenmektedir. 64) TCK. m. 99/6 da Suç nedeniyle hamile kalınan hallerde çocuk düşürtme veya düşürme müdahalesi için 20 haftaya kadar bir süre tanınmış ve bu süre zarfında yapılan kürtaj eyleminin ceza sorumluluğunun gerektirmeyeceği düzenlenmiştir. TCK. m. 102 de düzenlenen suç, zorla cinsel ilişki suretiyle olabileceği gibi, vücuda şırınga, cisim, vs. sokularak da işlenebilecektir. Bu hüküm bazı açılardan hatalı düzenlenmiştir. 99. maddenin 6. fıkrasındaki koşullar eksik ve muğlak biçimde düzenlenmiştir ve fıkra bu haliyle suiistimallere açık kapı bırakmaktadır. Çünkü, TCK. m. 99/6 hatalı bir düzenlemedir. Kadının rızası yok, akrabası dahi olmaksızın bir kimsenin zorla kürtaj yaptırması cezalandırılmıyor. Bu ise maddeyi, anlaşılamaz ve kabul edilemez bir hüküm haline getirmektedir Diğer yandan, bu suçun evlilik içinde eş tarafından da gerçekleştirilebileceği dikkate alınmalıdır. Şüphesiz hamile kalma ve cenini doğurma açısından annenin iradesi ön plandadır. Ancak özellikle kürtajın yaptırılacağı süre açısından evlilik içindeki eş açısından süre fazladır. Burada mağdur ister eş olsun ister başka birisi, önemli olan 20 haftalık süre içerisinde mağdurun bu müdahaleyi yaptırmasının çeşitli nedenlerle olanaksız olmasıdır. Diğer mağdurlar açısından bu süre bir ölçüde psikolojik travmayı atlatma, düşünme ve olanak arama açısından makul sayılabilir. Ancak eş açısından bu kadarlık bir sürenin tanınması gereksiz fazlalıkta ve abartılı olmuştur. Bu süreyi de kesin olarak 20 haftayla sınırlandırmak her zaman çözüm değildir. Daha önce kürtaj yapılmamasının nedeni araştırılmalıdır. Sürenin fazlalığı hem fail eşin işlediği suç yanında baskıyla şikayeti önlemesine hem de her iki eş açısından bu eylemi bahane ederek kürtaj konusunda gayrimeşru pazarlıklara zorlama konusunda bir önemli koz oluşturacaktır. Müdahaleyi yapacak doktor için de 20 haftalık bir cenini almak yerine getirilmesi çok zor bir görev olacaktır. TCK.nun 99/6. maddesi metni kürtaj eylemini hep üçüncü kişi yapacakmış gibi kaleme alınmıştır. Oysa aynı durumdaki mağdur kadının çocuğunu bizatihi kendisi dahi düşürse, eylemin ceza gerektirmediği kabul edilmelidir. Bu nedenle, maddenin müdahaleyi mutlaka bir hekimin yapmasını zorunlu kılması, annenin bizzat 195 yaptığı eylemler dışındaki olasılıklar açısından düzenlenmeliydi. Kaldı ki, diğer kişiler açısından dahi bu müdahalenin cezayı gerektirmememsi için mutlaka uzman hekimin aranması bazen maddenin amacına ve ilgili mağdur kadının yararlarına ters sonuçlar doğuracaktır. Çünkü özellikle bu tür bir müdahale, çoğu kez olanaksızlıklar içinde ve acilen yapılması gereken müdahale olup, zorunluluk bulunan hallerde müdahalenin bir tıp mensubu tarafından, örneğin bir ebe tarafından yapılması kabul edilmeliydi. Sadece annenin girdiği riskin sonuçlarını ortadan kaldırmak veya azaltmak düşüncesi, bu gibi zorunluluk bulunan acil hallerde sakıncalı olabilecektir. Bu gibi durumlarda aranması gerekli önemli ve fakat madde metninde aranmayan bir unsur, tıbbi müdahalenin koşulların elverdiği oranda tıbben aranan derecede steril bir ortamda ve gerekli tıbbi araçların, personel ilaç vs.nin varolduğu bir ortamda yapılması zorunluluğudur. Bu koşul aransaydı, madde metninde aranan hastane ortamı ölçütünden daha yerinde bir ölçüt aranmış olurdu. Madde metni hamileliğe yol açan eylemin ispatı açısından veya tıbi müdahalenin öngörülen süre içerisinde yapılabilmesi için bir ön denetim, karar/izin veya ispat mekanizması öngörmemiştir. Bu hem suiistimal edilerek bir yandan ilgili kişilerin hükmün amacının arkasına dolanmalarına hem de ilgili tıp mensubunun bu surette haksız kazanç elde etmesine olanak sağlayabilecektir. Bu hususta sorunlar çıktığında, kadının veya kürtaj yapan veyahut yaptıranın yalın-soyut beyanının doğru kabul edilmesi, bu yalmış uygulama vasıtasıyla, belirtilen hükmün tüm yasadışı kürtaj eylemlerine kanuni haksızlık aracı olarak hizmet edecek ve konuluş amacının tam tersi bir fonksiyon icra edecek bir hükme dönüştürülmüş olur. Burada en azından ya ispat kolaylığı sağlayacak ya da müdahale öncesi bir denetim getirerek suiistimalleri önemli ölçüde azaltarak tıp mensuplarının da görevlerini sonradan yapılabilecek ve maddi menfaate ilişkin bazı pazarlıklara dayalı art niyetli suçlamalar açısından azaltacak bir mekanizma kurulmalıdır. Örneğin, bu tür bir müdahale talebi halinde C. Savcılığı veya Sulh Ceza Hakiminin kontrolünde konudan anlayan bir bilirkişi heyetine çok seri ve bir iki günü geçmeyecek kadar kısa sürede sonuçlanacak bir inceleme yaptırılmalıdır 59. Madde metninin düzeltilmesi kadar önemli diğer bir husus, bu hükmün uygulanmasının çok büyük titizlikle kontrol edilmesi ve durumun bir resmi kararla tespiti gereği düzenlenebilir. Çünkü, bu 20 haftalık süre suiistimal edilmeye de müsaittir. Mağdurun gerçekten bir suç sonucu hamile kaldığı ve kadının özgür tercihi ile bu müdahaleyi istediği saptanmalıdır. Aynı denetimin, 10 haftalık sürenin aranmadığı diğer kürtaj eylemleri açısından gerekçe gösterilen annenin sağlığı açısından tehlike doğduğu vs. gerekçeleri açısından da yapılması gerekmektedir. Çünkü, herhangi bir suç sonucu hamile kalmayan ve 10 haftalık süreyi geçiren annenin, doktorla işbirliği yaparak verilen bazı ilaçlarla kanamayı başlatıp annenin yaşamı açısından bir tehlikenin varlığı bahanesinin suni olarak yaratıldığı, uygulamada yaygın bir kanıdır. Keza, mağdurun küçük olması halinde her zaman ebeveynin rızası koşulunu aramak amaca ve hukuka uygun olmayabilecektir. TCK.nun 99/6. maddesi metnine özellikle tek başına veya herhangi bir şeriklik sıfatıyla ebeveynden birisinin bu suça katılması halinde, çocuğun iradesi göz önünde tutulmakla birlikte, bir ceza hakiminin müdahalenin yapılmasına (rıza açısından) 59 Sorun ve öneriler için ayrıca bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: KASIM 2005

15 karar vermesi zorunluluğu getirilmelidir 60. Nitekim Bio- Hukuk Sözleşmesi de küçüğün hukuken geçerli bir rıza verebilecek bir durumda olmadığı haller açısından diğer hallerden farklı koşullar aramaktadır ve bu koşullar kürtaj eylemleri açısından da aranmalıdır. Diğer yandan, Sözleşme nin 25. maddesi hükmüne uygun olarak, TCK. m. 99 ve 100. maddeler arasındaki ceza yaptırımı çelişkisi 61 giderilmelidir. 65) CMK.nun 109/3-e maddesi hem hukuka hem de Bio-Hukuk Sözleşmesi nin temel ilkelerine aykırıdır. Burada şüphe altındaki bir kimse, tutuklama önleminin uygulanması yerine daha lehe olan adli kontrol kurumunun hakkında uygulanması için hakim/mahkeme aracılığıyla zorlanmakta ve suçlu olup olmadığı henüz belli olmadığı halde zorla tedavi tedbirine tabi tutulmaktadır. Bu şekilde ilgili kimse, kendisi hakkında alkol veya uyuşturucu madde tedavisi uygulanmakta, gerekirse kapalı bir kuruma yatırılmaktadır.. Oysa bu hükümle, suçsuzluk ve şüpheden şüpheli/sanık yararlanır ilkesi ihlal edildiği, birey/hasta iradesi olmadığı halde zorla tedaviye zorlandığı, adli kontrol koruma tedbirinin düzenleniş amacına ters olduğu, bazen işlenen suç dolayısıyla cezasının belirli bir süreyi geçtiği hallerde adli kontrolün uygulanamaması nedeniyle şüpheliler arasında eşitliğe aykırı muameleye yol açtığı, tıp mensuplarını hastanın aksi yöndeki iradesine rağmen zorla tedavi etmeye zorlayarak temel tıp hukuku ilkeleri çiğnendiği, bu hükmün uygulanmasını şüpheli kimsenin kabul etmemesi durumunda kendisinin tutuklanacağı tehdidini içinde barındırdığı, ceza hukukunun ahlak, din veya yaygın bir halk anlayışının bekçisi olmadığı v.s. 60 Ayrıca bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: maddenin İkinci fıkrada çocuğu düşürten ile bu eyleme rıza gösteren kadın arasında mahkum edilecekleri ceza açısından fark yaratmak hatalı olmuştur. 765 sayılı TCK ndaki hüküm daha yerindeydi. Bu tür bir ceza farkı yaratmanın hukuksal geçerli bir anlam, neden veya mantığı olamaz. Aynı suçu işleyen ve gösterdiği rıza ile daha da kolaylaştıran kadına verilen cezanın azlığını mazur gösterecek bir neden yoktur. Madde failler arasındaki ceza miktarı farkı açısından, AY.m.10 daki eşitlik ilkesine aykırıdır. Diğer yandan 99. maddenin 2. fıkrasında eyleme rıza gösteren kadın ile 100. maddede çocuğunu bizzat düşüren kadına verilen cezalar arasında ölçüsüzlük ve çelişki bulunmaktadır. Çünkü 99/2. maddede kadın daha sağlıklı ve (madde metninde böyle bir zorunlu koşul bulunmamakla birlikte, olağan yaşamda) müdahaleyi yapanın çoğu kez tıbbi bilgisi bulunan bir kimse tarafından yapılacak olması nedeniyle annenin sağlık ve yaşamı açısından daha az riskli, sağlık koşullarına daha uygun ve işi bilen birisinin çocuğu düşürtmesi halinde verilen ceza çok daha fazla miktarda düzenlenmişken, hiçbir tıbbi bilgisi olmayan bir annenin bu eylemi yapması bariz miktarda az bir cezayla karşılanmaktadır. Ayrıca 99/2. maddede anne doğrudan bir müdahalede bulunmamakta ve eyleme rıza göstermek dışında bir şey yapmazken, 100. maddede eylemi bizzat gerçekleştirmektedir. Annenin eyleminin bu şekilde mükerrer, çelişkili ve yanlış biçimde düzenlenmesi yerine, hakkında suç ortaklığı (iştirak) hükümlerinin uygulanmasıyla yetinilseydi bu tür sorunlu bir düzenlemeye gidilmemiş olunacaktı tck. m. 99/2 diğer bir hükümle, yani TCK. m. 100 ile çelişmektedir. Asıl failin yer değiştirmesine göre ceza değişmektedir (ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh: dan naklen). KHukA 196 nedenleriyle hukuka aykırıdır. yapılacak kanun değişikliği ile madde metninden çıkarılmalıdır ) Aynı şekilde, TCK.nun 227/8. maddesi de gerek ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukukuna gerek tıp hukukunun temel ilkelerine aykırıdır. Madde metnine göre, fuhuş suçunun mağduru, fuhuşa sürüklenen kimse, kendi iradesine rağmen ve şüpheli/sanık/fail olmadığı halde, bir suçun mağduru olarak ve gerekirse özgürlüğü kısıtlanarak bir kurumda zorla tedaviye tabi tutulmaktadır. Şüpheli, sanık veya fail statüsünde olmayan, buna karşılık işlenen suçun mağduru olup gerek bedensel gerek ruhsal saldırıya maruz kalan bir mağdur birey, kendi iradesi aranmaksızın zorla bir tıbbi müdahaleye maruz bırakılmaktadır. TCK.nun 227. maddesinin 8. fıkrası hatalı ve gerek Anayasa (m. 38) gerek AİHS nde (m. 6) düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği, objektif ve üçüncü kişinin eyleminde sorumluğun yasak olması ve masumiyet karinesi ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır. Madde bu haliyle uygulanırsa, bizatihi bir haksızlığa yol açacaktır. Çünkü burada fuhuşa sürüklenen kimse fail olmayıp, mağdurdur. Hakkında dava açılmayan ve eylemi suç teşkil etmeyen kişiye rızasını dahi aramaksızın zorla tedavi ve terapi uygulaması kabul edilemez. Adeta mağduru cezalandırır gibi, mağdurun rızasına aykırı olarak kendisini tedaviye tabi tutmak hukuk aykırı olduğu gibi tıp hukuku ilkelerine de aykırıdır. Bu madde kendisi bir haksızlık kaynağı olmak yanında, tıp/sağlık mensuplarını da hastanın rızasını aramadan zorla kendisini (bir suç mağduru olsa dahi) tedavi etmeye zorlayarak onların da bu haksızlıklara araç olması yolunu açmakta ve görevini tıp ve hukuk kurallarına göre yapmak isteyen hekimlere/sağlık mensuplarına karşı da haksız bir eyleme imkan vermektedir. Kaldı ki, (hukuken böyle bir şey mümkün olmamakla birlikte) bu tedbirin bir ceza veya cezanın hukuksal sonucu gibi algılanması dahi, ceza muhakemesindeki en temel ilkeye, davasız yargılama olmaz ilkesine aykırı olacaktır. Burada bir suç nedeniyle yapılan müdahale ile kamu sağlığı için ve başka bir mevzuata dayalı olarak gerçekleştirilen müdahaleler birbirine karıştırılmıştır. Bu hatalı hükmün uygulamasında Tıp mensupları da bu hukuksuzluğa (kanuni haksızlıklara) alet edileceklerdir. Yargı kararı bu madenin 8. fıkrasına dayansa bile, bu fıkranın uygulanması bizzat suç teşkil etmektedir, hukuka aykırıdır, doktorlar suç işlemeğe yargı kararıyla zorlanacaklardır ve en kötüsü hekimler hastanın rızasını dikkate almadan zorla onların özgürlüklerine ve vücut bütünlüklerine müdahale edeceklerdir ki, etmezlerse de bu kez görev suçlarından kamu görevlisi gibi cezalandırılmak tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Bu fıkranın hemen madde metninden çıkarılması gerekmektedir. Bu kişilerin tedavisi, mevzuatın olanak vermesi koşuluyla, kamu sağlığına ve kolluğa ilişkin diğer hükümler aracılığıyla yapılmalıdır ve zaten bu hükümler uygulanabilir ve yeterli olduğu halde TCK na bu hükmün konulması hatalı, çelişkili ve haksızlığa olanak sağlamıştır. İlgili kimsenin/hastanın rızasını hiçbir şekilde dikkate almayan, mağduru terapiye zorlamak gibi otoriter bir ülkede bulunabilecek hükmü kabul etmek, resmi kurumda çalışan tıp mensubunu bu tür hukuka aykırı bir müdahaleye (hem de bir kanun hükmüyle) zorlamak, herhalde 2005 yılında yapılan bir ceza kanununda bulunması ne akla 62 Ayrıca bkz. ÜNVER, Türkiye de Ceza Hukuku Alanında Yakın Tarihli Düzenlemelerde Tıp Hukukuna İlişkin Birkaç Sorun, sh:

16 AVRUPA BİYO-HUKUK SÖZLEŞMESİ NİN TÜRK HUKUKU NA ETKİLERİ ne hukuka ne de Bio-Hukuk Sözleşmesi ne uygun değildir. Ceza hukuku anlayışındaki kabul edilemez bir mantık yanında, ceza hukukunu ahlak veya dinsel kuralların bekçisi veya bu yöndeki amaçların toplum hayatını belirlemesini sağlama amacı da güden bir yaklaşımın ürünü bu hüküm TCK ndan çıkarılmalıdır. Çağdaş bir Devlet suç mağduru olsun olmasın, cinsel bir hastalık olsun olmasın, tedavi olmak isteyen kimselere bu yönde sağlık hizmetini sunmalıdır. Konunun toplum sağlığını ilgilendirmesi halinde, zaten toplum sağlığı ile ilgili özel kanunlar bu tür tedavi olanağını düzenlemektedir. Ceza Kanununu bir cebri tedavi aracı veya adeta bir hıfzısıhha kanunu niteliğinde kabul etmek, hiçbir gerekçeyle kabul edilebilir bir anlayış değildir. 67) Tıbbi deneyler konusunda çeşitli kişi veya kurumlarca suiistimal edilen ve bir yandan sağlıklı gençlerin sağlıklı yaşam haklarını ihlal eden diğer yandan spor, ilaç, uyuşturucu madde, şans oyunları hukuku v.b. alanlarını ihlal eden eylemler ise, sporda doping eylemleridir. Konunun ceza hukuku alanında düzenlenmesi artık kaçınılmaz bir gereklilik olmuştur. Çünkü, bu eylemler, birkaç basit disiplin cezalarıyla geçiştirilemeyecek kadar hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemli hukuksal değerleri ihlal etmektedir Türkiye nin taraf olduğu ( tarih ve 93/4813 sayılı RG) ve Strazburg da tarihinde kabul edilen Dopingle Mücadele Avrupa Sözleşmesi nin 1. maddesi hükmü gereğince, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sporda doping kullanımının önlenmesi için Anayasanın çizdiği sınırlar çerçevesinde gerekli kanuni düzenlemeyi yapmak, ceza hukuku mevzuatına bu yönde hüküm eklemek zorundadır. Sözleşme nin 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi Doping i şu şekilde tanımlamıştır: Sporda doping tabiri sporculara farmakolojik sınıf doping maddeleri verilmesini ve doping metodları uygulanmasını veya bu maddeler ve metotların kullanılmasını ifade eder.. Konuya ilgili diğer terimlerin anlamları ve diğer detaylar sözleşmede ayrıca açıklanmıştır. Kaldı ki, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi (IOC) nin 31 Ocak 1999 tarihli Tıp Komisyonu Direktifi (Medical Code) nin 1. Bölümünün 3. maddesinin 1. cümlesi de konuyla ilgili düzenleme yapılması gerektiğinin altını çizmektedir. Mevzuatımız taranarak uyuşturucu maddeler ve ilaç hukuku mevzuatımızda da bu yönde değişikliğe gidilmesi gerekmektedir. Nitekim, Dopingle Mücadele Avrupa Sözleşmesi nin 4/1. maddesi de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti dahil Sözleşmeye taraf devletlere, doping nedeniyle yasaklanmış doping maddeleri ve metotlarının ve özellikle anabolik streoidlerin temini ve kullanımını sınırlamak üzere (bunların el değiştirmesinin, ithalinin, dağıtımının ve satışının kontrol edilmesine imkan veren hükümler de dahil olmak üzere) gerekli mevzuatı, kuralları ve idari önlemleri sağlama ödevini yüklemiştir sayılı TCK. m. 5 birçok açıdan hatalı ve konumuzla ilgili olarak da suçla mücadaleyi sekteye uğratacak bir düzenlemedir. Ancak buna rağmen, bu 5. madde yürürlüğe girdikten sonra bir kanuni düzenleme yapılacak ise bile, daha sonra yapılan kanun (sonraki kanun) ilkesi gereğince, bu yeri yapılacak düzenlemede öngörülen hapis cezasının belirli hallerde (örneğin organize biçimde işlenmesi, menfaat temini vs.) para cezasına veya tedbirlere çevrilmesi ve ertelenebilmesi engellenebileceği gibi, eylemin tekrarı halinde daha ağır hukuksal sonuçlar düzenlenmelidir. Konuyu dolandırıcılık suçu içerisinde çözmek olanaksızdır. Mutlaka Doping ile ilgili yeni bir hüküm kabul edilmelidir. Konu dolandırıcılık suçunu düzenleyen İsviçre Ceza Kanunu nun 146. maddesi çerçevesinde tartışılmış ve bu hükmün dolandırıcılık suçu olarak nitelendirilemeyeceği, bu yöndeki bir uygulamanın kabulünün sorunlara yol açacağı görüşü kabul edilmiştir. Keza tek başına kasten müessir fiil suçu da dopingle mücadele açısından yetersizdir. Konu Alman hukukunda 68) Organ ve Doku nakli açısından Sözleşme nin 20. maddesinin gerektirdiği düzenlemelere bazı noktalarda dikkat edilmelidir. Örneğin Sözleşme nin 20/2-ii maddesi ilik naklini yalnızca kardeşlerin yararına (kardeşler için) olanaklı kılmamakta, bunun yanında ilik nakline istisnai olaylarda ebeveynlerden birisi veya bizatihi kendi çocuğu için de izin vermektedir 64. Bu düzenleme karşısında, Organ ve doku nakli ile ilgili mevzuatımızın da gözden geçirilmesi gerekmektedir. 69) Bütün bu hususlar yanında, konuya salt hukuk tekniği açısından yaklaşılmamalıdır. Gerek tıp ve hukuk normlarının belirleyici ve yönlendirici olduğu etik komisyon ve müdahalenin yapılış ve sonucu açısından sorumluluk değerlendirmesinde gerek müdahaleyi yapacak ve etik kurullarını veya diğer resmi tartışılmış, tek başına müessir fiil suç tipinin uygulanmasında suçun unsurları açısından ve özellikle de iştirak kurumunun uygulanışında sorunların çıkacağı ve ayrık bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır. Birçok Avrupa ülkesi bu konuda ceza hukuku nitelikli düzenlemeler yapmışlardır. Örneğin Çek Ceza Kanunu nun 218a paragrafı, 1993 yılında paragraf metnine eklenen hükmü itibariyle bu bu konuda özel bir suç tipini düzenlemektedir. Keza, (az veya çok belirli bir belirginlikte spor hukuku nüansıyla birlikte) İtalya, Fransa, Arjantin ve İsveç te (İsveç te ceza hukukuna ilişkin özel kanun vardır=isveç Doping Kanunu) olduğu gibi, doping sorununa ilişkin özel kanunlarda veya ilaç hukuku alanında bulunmaktadırlar. Bunlar yanında uyuşturucu maddeler hukuku, sağlık hukuku veya gıda maddeleri hukuku da dopinge karşı ceza hukuku niteliğine sahip aşikar hükümler içerebilirler. Burada nihayet, (İsveç te olduğu gibi) gümrük hukukuna ilişkin özel hükümler (izinsizce ithal) de zikredilmelidir. Almanya da ise, DFB-Hukuk ve Usul Düzeni nin 6. paragrafına göre, doping yasaktır. Yasak maddelerin kullanımı ile yasaklanmış metodların kullanılması dopingdir. Maddeye göre, sporcunun bu maddeleri kullanmayı veya bu metodları uygulamayı sporcunun bizatihi kendisinin yapması doping sayıldığı gibi, üçüncü kişi tarafından kullanılması veya kullandırılması da doping sayılır. Alman DFB doping sayılan maddeler ile doping sayılan metodları bir liste halinde düzenler. Her Kulüp ve kardeş kulüp/dernek kendi takımındaki oyuncunun doping kullanımını engellemek ve doping kontrolü yaptırmasını sağlamak yükümlülüğü altındadır. Kontrolün yapılışı, yetkili kişi/kurum ve diğer ayrıntılar tüzükte gösterilir. Doping kontrolünü yaptırmamak gibi buna olanak sağlamakla yükümlü olanların bunu sağlamamaları da sorumluluğu doğuran bir davranıştır (Bkz. Alman DFB-Hukuk ve Usul Düzeni prg. 8/3). Diğer taraftan, bu konunun, şimdiye kadar hiçbir şekilde ceza hukuku bileşkesi içindeki bir konu niteliğinin kazanılmadığı ülkeler de vardır. Örneğin doping sorununun çözümünün yalnızca spor mahkemelerine bırakıldığı ve şimdiye kadar henüz bir kez dahi bu sorunun dopinge ilişkin genel ceza hukuku suç tiplerinin uygulanması sorunu olarak nitelendirildiğinin görülmediği İngiltere, bu ülkelerden birisi olduğu gibi, Mısır, İran ve Türkiye de bu ülkelerdendir [Konuyla ilgili yukarıdaki bilgiler Spor ve Ceza Hukuku., Seçkin Yayınları, Ankara 2004 isimli eserdeki makalelerden özetlenerek alınmıştır. Ayrıntılı bilgi için bu esere bkz.]. Belirtmek gerekir ki, bu konuda düzenlenecek suçlara ilişkin cezayı ağırlatıcı nedenler de özellikler ve çeşitlilik göstermektedir. Konuyla ilgili Avrupa ülkelerine ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Spor ve Ceza Hukuku., Seçkin Yayınları, Ankara Nitekim Alman hukukunda, gerek bu açıdan gerek organ veya dokuyu alacak yetkili kişi/kurum açısından iç hukuk mevzuatıyla Sözleşme arasında farklılık bulunmaktadır ve Sözleşme nin Almanya tarafından onaylanmamasına karşın, bu farklılığın giderilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (bkz. KÖNIG-BEER-BUSCH-MÜLLER, Juli 2003, sh: 5). Karş. NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: KASIM 2005

17 izin makamlarını oluşturanların statüleri açısından hukuk ve tıp kurallarından yararlanılacak ise de, bu alanda hem ilgili tıp/sağlık mensuplarının hem de isten somut eyleme muhatap kişi ister genel olarak toplumun bu Sözleşme nin amaçladığı hedefler yönünde bilinçlenmesi ve uygulamaya katkıları için, öncelikle hukuk kuralları ceza hukuku-özel hukuk ve disiplin hukuku bağlamında eksiksiz oluşturulmalı, daha sonra ise yetki ve görev paylaşımında tıbbi bilgi ve standart kontrolü yapılmalı ve nihayet tıbbi etik normları belirli periyotlarla hukuk ve diğer ilgili sosyal disiplinlerin temsilcileriyle multi-disiplin ekip çalışmalarıyla, gözden geçirilmelidirler. Bu gözden geçirmelerde Hipokrat Yemini dahil en temel tıp etiği kuralları gelişmeler ışığında irdelenerek artık anlam ve geçerliliğini yitirmiş normlar terk edilmeli, yeni etik normları belirlenmeli, bunların en önemli ve hukuk normuna dönüştürülmeleri gerekenler bir cephesiyle etik normu olarak kalırken diğer bir cephe oluşturulmalı, yani disiplin, ceza veya özel hukuk normları haline getirilmelidirler. Şüphesiz, burada daha çok etik normlarının önemlilerinin disiplin kuralı haline getirilerek, hafif nitelikli de olsa bir kontrol ve yaptırım fonksiyonu olan normlar hüviyetine kavuşturulacaklarını tahmin etmek zor değildir. Ancak bu hem yapılmalı ve hem de gerçekten uygulanmalıdır. Aksi halde, salt yalın etik normlarının, tıpkı din ve ahlak normları gibi, hiçbir hukuk düzeninde amaçlanan fonksiyonu yerine getiremez. O nedenle, en azından az da olsa zamanla önemli bazılarının belirtilen üç ayrı nitelikteki hukuksal norm niteliğini kazanması gereklidir. Diğer yandan, normun muhatabı tıp/sağlık mensubunun salt etik normlarına riayet etme beklentisiyle yetinilmemeli, bu normlar başta etik komisyonlar olmak üzere, ilgili izin/karar/onay/icra kurullarınca karar ve müdahalelerinde dikkate alınarak fiilen uygulanmalıdırlar. Bu hususta önemli hususlardan bazıları ise, kanımca, etik komisyonun kanuni zemine oturtulması, etik komisyonların her il açısından hizmet verecek şekilde sayıca yeterli biçimde oluşturulmaları yanında, çok önemli belirli özel müdahaleler için Türkiye geneline ilişkin müdahaleler açısından tek başına yetkili merkezi bir etik komisyonun oluşturulması, gerek bu merkezi komisyon gerek her il bazında hizmet verecek etik komisyonların görev ve yetkilerinin her hastane veya hastane grubuna tanınmaması ve bu komisyonlarda Sağlık Bakanlığı ile Tabipler Birliği nin temsilcisinin mutlaka bulunması gerektiğidir. 70) Nihayet, yukarıda belirttiklerimiz yanında, gerek ülkemiz açısından yapılacak düzenleme ve uygulamalarda dikkate alınması ve üzerinde çalışılmasına olanak katkı sağlamak gerek halen gelişip olgunlaşarak ek protokolleriyle evrim geçiren ve bizatihi kendi pozitif hükümleriyle ülkelerin kamuoyunda bu konularda tartışma açılıp irdelenmesi yükümlülüğünü yükleyen işbu Sözleşme nin, Sözleşme ve ek protokolündeki hükümlerin kamuoyunda tartışılması gereğine olanak ve katkı sağlamak için, Sözleşme nin bazı tartışmalı hükümlerine de değinilmelidir 65. Bu bağlamda doktrinde, Sözleşme nin engelli (=özürlü) insanların haklarının yeterince korunmadığı, aksine bu hakların ciddi tehdit altında bulunduğu ve özellikle rıza verebilecek durumda bulunmayan engelli insanların haklarının hiç korunmadığı belirtilmektedir 66. Alman Nazi döneminde yapılan korkunç haksız uygulamalar dikkate alındığında, engelli insanlar için bu Sözleşme de çok daha geniş güvence normlarının getirilmemesinin bir eksiklik olduğu ve yapılacak ek protokollerden birisinde bu konunun ayrıca düzenlenerek, bu kimselere yönelik (en azından çok önemli müdahaleler için) özel normlara yer verilmelidir. 65 NEUER-MIEBACH, Gesellschaftliche Implikationen der Bio- Medizin-Konvention des Europarates, sh: KHukA Bkz. DAUM, Die Bioethik-Konvention der EU Ein Dokument zum Schutz der rechte behinderter Menschen?, sh:

Kök Hücre Çalýþmalarý ve Hukuki Boyutu

Kök Hücre Çalýþmalarý ve Hukuki Boyutu Kök Hücre Çalýþmalarý ve Hukuki Boyutu KÖK HÜCRE ÇALIÞžMALARI VE HUKUKÝ BOYUTU Hakan Hakeri ÖZET Kök hücre çalä±åÿmalarä± tä±p alanä±nda yeni uygulamalardan biri olarak görülmektedir. Her ne kadar bu çalä±åÿmalar

Detaylı

YENİ TIBBİ YÖNTEMLERİN HUKUKA UYGUNLUĞU

YENİ TIBBİ YÖNTEMLERİN HUKUKA UYGUNLUĞU Dr. MEHMET EMİN ÖZGÜL Pamukkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Elemanı YENİ TIBBİ YÖNTEMLERİN HUKUKA UYGUNLUĞU

Detaylı

Bilgilendirilmiş Onam Alımı ve Hukuki Anlamı

Bilgilendirilmiş Onam Alımı ve Hukuki Anlamı Bilgilendirilmiş Onam Alımı ve Hukuki Anlamı Dr. Osman Celbiş Adli Tıp Profesörü, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Şekil Değiştiren Hekimlik Sanatı İnsanlık tarihi ile başlayan süreç içerisinde belli kurallar

Detaylı

T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü GENELGE NO: 2007/02....VALİLİĞİNE (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü)

T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü GENELGE NO: 2007/02....VALİLİĞİNE (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü) IV- KREDİ KARTI ÜYELİK ÜCRETİ İLE İLGİLİ GENELGELER 1. GENELGE NO: 2007/02 Tüketicinin ve Rekabetin Korunması lüğü GENELGE NO: 2007/02...VALİLİĞİNE Tüketiciler tarafından Bakanlığımıza ve Tüketici Sorunları

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA Sağlık Bakanlığı Sertifikalı Eğitim Yönetmeliği taslağı tarafımızca incelenmiş olup, aşağıda taslağın hukuka aykırı ve eksik olduğunu düşündüğümüz yönlerine

Detaylı

TİCARÎ SIR, BANKA SIRRI VE MÜŞTERİ SIRRI HAKKINDA KANUN TASARISI

TİCARÎ SIR, BANKA SIRRI VE MÜŞTERİ SIRRI HAKKINDA KANUN TASARISI TİCARÎ SIR, BANKA SIRRI VE MÜŞTERİ SIRRI HAKKINDA KANUN TASARISI Amaç ve kapsam MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; kamu kurum ve kuruluşları ile iktisadî, ticarî ve malî sektörlerde üretim, tüketim ve hizmet

Detaylı

[Dünya Tabipler Birliği nin Eylül 1995, Bali, Endonezya da yapılan toplantısında kabul edilmiştir.]

[Dünya Tabipler Birliği nin Eylül 1995, Bali, Endonezya da yapılan toplantısında kabul edilmiştir.] [Dünya Tabipler Birliği nin Eylül 1995, Bali, Endonezya da yapılan toplantısında kabul edilmiştir.] Giriş Hekimler, hastaları ve geniş toplum kesimleri arasındaki ilişkilerde son yıllarda önemli değişikler

Detaylı

Türkiye Büyük Millet Meclisi nde ( TBMM ) 26 Mart 2015 tarihinde 688 Sıra Sayılı Kanun ( 688 Sıra Sayılı Kanun ) teklifi kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi nde ( TBMM ) 26 Mart 2015 tarihinde 688 Sıra Sayılı Kanun ( 688 Sıra Sayılı Kanun ) teklifi kabul edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi nde ( TBMM ) 26 Mart 2015 tarihinde 688 Sıra Sayılı Kanun ( 688 Sıra Sayılı Kanun ) teklifi kabul edilmiştir. 688 Sıra Sayılı Kanun uyarınca, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların

Detaylı

CİNSİYET EŞİTLİĞİ MEVZUAT ÇERÇEVESİ: AB/TÜRKİYE

CİNSİYET EŞİTLİĞİ MEVZUAT ÇERÇEVESİ: AB/TÜRKİYE MUAMELE EŞİTLİĞİ CİNSİYET EŞİTLİĞİ MEVZUAT ÇERÇEVESİ: AB/TÜRKİYE Ayşegül Yeşildağlar Ankara, 08.10.2010 HUKUKİ KAYNAKLAR Md. 2 EC : temel prensip -kadın erkek eşitliğini sağlamak, Topluluğun özel bir yükümlülüğüdür,

Detaylı

HASTANIN KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI

HASTANIN KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI Yard. Doç. Dr. Hamide TACİR Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi HASTANIN KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... vii İÇİNDEKİLER...xi GİRİŞ...1 Birinci Bölüm HASTANIN KENDİ

Detaylı

Sayı: Ankara, 24 /03/2014 ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA

Sayı: Ankara, 24 /03/2014 ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR. DURUŞMA TALEPLİDİR. ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA DAVACI VEKİLİ DAVALILAR : Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı : Oğuzlar Mah. Barış Manço Cad. Av. Özdemir Özok

Detaylı

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU : M.D

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU : M.D T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO : 01.2013/676 KARAR TARİHİ :28/02/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ ŞİKAYET EDİLEN İDARE : M.D : Sağlık Bakanlığı ANKARA ŞİKAYETİN KONUSU BAŞVURU TARİHİ : 11.10.2013 : Kronik

Detaylı

3984 sayılı kanunda şeref ve haysiyet

3984 sayılı kanunda şeref ve haysiyet 3984 sayılı kanunda şeref ve haysiyet Fikret İlkiz Anayasaya göre; herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

Detaylı

ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARINA GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ FAALİYETİNE ARACILIK YETKİSİ VERİLMESİ

ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARINA GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ FAALİYETİNE ARACILIK YETKİSİ VERİLMESİ ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARINA GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ FAALİYETİNE ARACILIK YETKİSİ VERİLMESİ TEKLİF EDİLEN DÜZENLEME Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi MADDE 7/A Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi; özel istihdam

Detaylı

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine İlişkin 30.11.2007 Tarihli Yönetmeliğin 11 ve 19. Maddeleri Anayasaya Aykırıdır

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine İlişkin 30.11.2007 Tarihli Yönetmeliğin 11 ve 19. Maddeleri Anayasaya Aykırıdır İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine İlişkin 30.11.2007 Tarihli Yönetmeliğin 11 ve 19. Maddeleri Anayasaya Aykırıdır Doç. Dr. Tuğrul KATOĞLU* * Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza

Detaylı

TBMM DIŞİLİŞKİLER VE PROTOKOL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR

TBMM DIŞİLİŞKİLER VE PROTOKOL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR A V R U P A B İİ R L İİ Ğ İİ H U K U K U 1)) AVRUPPA TOPPLLULLUK HUKUKUNU OLLUŞŞTURAN TEEMEELL ANTLLAŞŞMALLAR BİRİNCİ İL HUKUK 1951-Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması 18/3/1951 de Paris'de imzalandı.

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Meral EKİCİ ŞAHİN Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Ceza Hukukunda Rıza

Yrd. Doç. Dr. Meral EKİCİ ŞAHİN Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Ceza Hukukunda Rıza Yrd. Doç. Dr. Meral EKİCİ ŞAHİN Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Ceza Hukukunda Rıza İÇİNDEKİLER SUNUŞ...VII TEŞEKKÜR... IX İÇİNDEKİLER... XI KISALTMALAR...XXIII GİRİŞ...1 Birinci Bölüm

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

ANONİM ORTAKLIKTA ESAS SÖZLEŞMESEL BAĞLAM

ANONİM ORTAKLIKTA ESAS SÖZLEŞMESEL BAĞLAM Necdet UZEL İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa Göre ANONİM ORTAKLIKTA ESAS SÖZLEŞMESEL

Detaylı

6102 SAYILI YENİ TÜRK TİCARET KANUNU UYARINCA LİMİTED ŞİRKETLERİN TUTMASI ZORUNLU OLAN DEFTERLERİ

6102 SAYILI YENİ TÜRK TİCARET KANUNU UYARINCA LİMİTED ŞİRKETLERİN TUTMASI ZORUNLU OLAN DEFTERLERİ 6102 SAYILI YENİ TÜRK TİCARET KANUNU UYARINCA LİMİTED ŞİRKETLERİN TUTMASI ZORUNLU OLAN DEFTERLERİ Bilindiği üzere, 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanun un (TTK) tacirlerin tutmakla yükümlü olduğu defterler,

Detaylı

1982 Anayasası nın Cumhuriyetin Nitelikleri başlıklı 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti nin bir hukuk devleti olduğu kurala bağlanmıştır.

1982 Anayasası nın Cumhuriyetin Nitelikleri başlıklı 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti nin bir hukuk devleti olduğu kurala bağlanmıştır. Esas Sayısı : 2015/109 Karar Sayısı : 2016/28 1982 Anayasası nın Cumhuriyetin Nitelikleri başlıklı 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti nin bir hukuk devleti olduğu kurala bağlanmıştır. Anayasa nın 2. maddesinde

Detaylı

MEDENİ YARGIDA CENİNİN TARAF EHLİYETİ

MEDENİ YARGIDA CENİNİN TARAF EHLİYETİ MEDENİ YARGIDA CENİNİN TARAF EHLİYETİ Halil İbrahim KOVAR A. CENİN KAVRAMI Cenini, genel olarak ana rahmine düşen ancak henüz doğmamış insan organizması olarak tanımlamak mümkündür. Tıp terminolojisinde

Detaylı

Dekan Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu nun Tıbbi uygulama hataları ve sorumluluk kitabı için kaleme aldığı Önsöz

Dekan Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu nun Tıbbi uygulama hataları ve sorumluluk kitabı için kaleme aldığı Önsöz Dekan Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu nun Tıbbi uygulama hataları ve sorumluluk kitabı için kaleme aldığı Önsöz Tıbbi uygulama hataları, komplikasyon ve sorumluluk konusu, sağlık hukukunun en önemli ve her

Detaylı

ŞİKAYET NO : 02.2013/317 KARAR TARİHİ : 21/01/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ :

ŞİKAYET NO : 02.2013/317 KARAR TARİHİ : 21/01/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ : ŞİKAYET NO : 02.2013/317 KARAR TARİHİ : 21/01/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ : ŞİKAYET EDİLEN İDARE : Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ŞİKAYETİN KONUSU : Özel büro ve turizm tesisleri

Detaylı

Hekim, Tıp Fakültesinden mezun olarak, diploma sahibi olan kişidir.

Hekim, Tıp Fakültesinden mezun olarak, diploma sahibi olan kişidir. UZMANLIK ÖĞRENCİLERİNİN TIBBİ MÜDAHALE YETKİSİ ve HUKUKİ SORUMLULUKLARI Uz.Dr. Ziya T. GÜNEŞ-Sağlık Hukuku Yüksek Lisans Programı Tıbbi Müdahale; Meslek icrasına yetkili bir sağlık personeli tarafından,

Detaylı

Danıştayın yürütmesini durduğu konular: 1. Mesai dışı çalışma,

Danıştayın yürütmesini durduğu konular: 1. Mesai dışı çalışma, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna Bağlı Sağlık Tesislerinde Görevli Personele Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik Hakkında Danıştay 11.Daire nin Esas No 2013/1812 Sayılı Kararı ve Yürütmeyi Durdurma Kararına

Detaylı

GENEL SAĞLIK-İŞ GENEL MERKEZİ

GENEL SAĞLIK-İŞ GENEL MERKEZİ Sayı: 2015-93 Tarih: 30/01/2015 Konu:Fiili hizmet süresi zammı kanun teklifi hk. Sayın: Nurettin DEMİR CHP İzmir Milletvekili Sağlık hizmeti sunumunda görev alan sağlık çalışanları 5510 Sayılı Kanun da

Detaylı

TC. YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU BAŞKANLIĞI Bilkent/ANKARA. 26 Temmuz 2006

TC. YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU BAŞKANLIĞI Bilkent/ANKARA. 26 Temmuz 2006 TTB Merkez Konseyi YÖK Başkanı sayın Erdoğan Teziç ile 26 temmuz çarşamba günü görüştü. Görüşmede TTB Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitimi 2006 Raporu sunuldu. Yeni tıp fakülteleri açılması, öğrenci sayıları,

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Evra ÇETİN. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi nin 8-11. maddeleri Bağlamında. Çalışanların Hakları

Yrd. Doç. Dr. Evra ÇETİN. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi nin 8-11. maddeleri Bağlamında. Çalışanların Hakları Yrd. Doç. Dr. Evra ÇETİN İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi nin 8-11. maddeleri Bağlamında Çalışanların Hakları İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... V İÇİNDEKİLER...VII GİRİŞ...1 I. Konunun Önemi...1 II. Çalışan Kavramının

Detaylı

Karşılıksız Çek Suçu Yeni Çek Kanunu nda Ceza Sorumluluğu

Karşılıksız Çek Suçu Yeni Çek Kanunu nda Ceza Sorumluluğu Karşılıksız Çek Suçu Yeni Çek Kanunu nda Ceza Sorumluluğu Prof. Dr. Ersan Şen KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇU YENİ ÇEK KANUNU NDA CEZA SORUMLULUĞU Ceza Hukukunun Fonksiyonu Yeni Suç Tipleri Ceza Sorumluluğu Bankaların

Detaylı

Ali Kemal Yıldız Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi alikemal.yildiz@bahcesehir.edu.tr

Ali Kemal Yıldız Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi alikemal.yildiz@bahcesehir.edu.tr Ali Kemal Yıldız Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi alikemal.yildiz@bahcesehir.edu.tr ANAYASAL KURALLAR Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir (Ay. m. 56/1). Çevreyi geliştirmek,

Detaylı

16.03.2015 Sayı: 2015-6

16.03.2015 Sayı: 2015-6 Yönetim Kurulu Başkan Dr.Bülent Alıcı Başkan Yardımcısı Dr.Serdar Tekgül BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE 16.03.2015 Sayı: 2015-6 Genel Sekreter Dr. Cem Akbal Sayman Dr. Adil Esen TALEPÇİ Başkanlığı

Detaylı

IRKÇILIK VE HOŞGÖRÜSÜZLÜĞE KARŞI AVRUPA KOMISYONU

IRKÇILIK VE HOŞGÖRÜSÜZLÜĞE KARŞI AVRUPA KOMISYONU CRI(97)36 Version turque Turkish version IRKÇILIK VE HOŞGÖRÜSÜZLÜĞE KARŞI AVRUPA KOMISYONU 2 NO.LU ECRI GENEL POLITIKA TAVSIYE KARARI : ULUSAL DÜZEYDE IRKÇILIK, YABANCI DÜŞMANLIĞI, ANTISEMITIZM VE HOŞGÖRÜSÜZLÜKE

Detaylı

KÖK HÜCRE UYGULAMALARINDA HASTA HAKLARI. Yrd. Doç. Dr. Yahya DERYAL KTÜ-İİBF Ticaret Hukuku AD http://hukukdoktoru.ofisi.com yderyal@ktu.edu.

KÖK HÜCRE UYGULAMALARINDA HASTA HAKLARI. Yrd. Doç. Dr. Yahya DERYAL KTÜ-İİBF Ticaret Hukuku AD http://hukukdoktoru.ofisi.com yderyal@ktu.edu. KÖK HÜCRE UYGULAMALARINDA HASTA HAKLARI Yrd. Doç. Dr. Yahya DERYAL KTÜ-İİBF Ticaret Hukuku AD http://hukukdoktoru.ofisi.com yderyal@ktu.edu.tr Özet: Türk hukukunda özel olarak pozitif düzenlemeye kavuşturulmamış

Detaylı

KURUM TABİPLERİ VE İŞYERİ HEKİMLERİNİN YETKİLENDİRİLMİŞ AİLE HEKİMİ OLMASI ZORUNLU D E Ğ İ L D İ R.

KURUM TABİPLERİ VE İŞYERİ HEKİMLERİNİN YETKİLENDİRİLMİŞ AİLE HEKİMİ OLMASI ZORUNLU D E Ğ İ L D İ R. KURUM TABİPLERİ VE İŞYERİ HEKİMLERİNİN YETKİLENDİRİLMİŞ AİLE HEKİMİ OLMASI ZORUNLU D E Ğ İ L D İ R. I- AİLE HEKİMLİĞİ MEVZUATI: HUKUKİ DÜZENLEMELER 1-5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu nun Tanımlar başlıklı

Detaylı

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapıda: Hazır mıyız? 19. 02. 2016

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapıda: Hazır mıyız? 19. 02. 2016 Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapıda: Hazır mıyız? 19. 02. 2016 Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapıda: Hazır mıyız? Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ( Tasarı ), bir kez daha Türkiye

Detaylı

FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR

FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması 1 Mevzuat Uyum Takvimi Tablo 23.1.1 No Yürürlükteki AB mevzuatı Taslak Türk mevzuatı Kapsam Sorumlu

Detaylı

A. Giriş. B. Olumlu Unsurlar

A. Giriş. B. Olumlu Unsurlar ÇOCUK HAKLARI KOMİTESİNİN TÜRKİYE NİN BM ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNE EK ÇOCUK SATIŞI, ÇOCUK FAHİŞELİĞİ VE ÇOCUK PORNOGRAFİSİ EK PROTOKOLÜNE İLİŞKİN İLK DÖNEMSEL RAPORUNA YÖNELİK NİHAİ GÖZLEMLERİ 1. Komite,

Detaylı

TÜRK VATANDAŞLARI HAKKINDA YABANCI ÜLKE MAHKEMELERİNDEN VE YABANCILAR HAKKINDA TÜRK MAHKEMELERİNDEN VERİLEN CEZA MAHKUMİYETLERiNİN İNFAZINA DAİR KANUN

TÜRK VATANDAŞLARI HAKKINDA YABANCI ÜLKE MAHKEMELERİNDEN VE YABANCILAR HAKKINDA TÜRK MAHKEMELERİNDEN VERİLEN CEZA MAHKUMİYETLERiNİN İNFAZINA DAİR KANUN 6405 TÜRK VATANDAŞLARI HAKKINDA YABANCI ÜLKE MAHKEMELERİNDEN VE YABANCILAR HAKKINDA TÜRK MAHKEMELERİNDEN VERİLEN CEZA MAHKUMİYETLERiNİN İNFAZINA DAİR KANUN Kanun Numarası : 3002 Kabul Tarihi : 8/5/1984

Detaylı

İŞVERENİN ÖNLEM ALMA BORCU

İŞVERENİN ÖNLEM ALMA BORCU İŞVERENİN ÖNLEM ALMA BORCU İş kazaları ve meslek hastalıkları işyerlerinde meydana gelmektedir. Başka bir ifade ile iş kazası ve meslek hastalıklarının nedeni işyeri koşullarıdır. İşyerlerindeki kuralları

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ ve KADIN Avrupa Birliği Bakanlığı Sunum İçeriği AB nin kadın-erkek eşitliği ile ilgili temel ilkeleri AB nin kadın istihdamı hedefi AB de toplumsal cinsiyete duyarlı

Detaylı

GÖRÜŞ BİLDİRME FORMU

GÖRÜŞ BİLDİRME FORMU Konusu: İlgili Mevzuat: Bakanlığımız 4/B Sözleşmeli Personellerine ödenen Ek Ödemeden sigorta prim kesintisi kesilip kesilmeyeceği, 31.05.2006 tarihli 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Detaylı

Yard. Doç. Dr. SEVTAP METİN İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi BİYO-TIP ETİĞİ VE HUKUK

Yard. Doç. Dr. SEVTAP METİN İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi BİYO-TIP ETİĞİ VE HUKUK Yard. Doç. Dr. SEVTAP METİN İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi BİYO-TIP ETİĞİ VE HUKUK İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...vii İÇİNDEKİLER...ix GİRİŞ...1 A. Temel Kavramlar: Biyo-Etik, Biyo-Tıp Etiği...1

Detaylı

DEVLET MEMURLARINA VERİLECEK HASTALIK RAPORLARI İLE HASTALIK VE REFAKAT İZNİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK

DEVLET MEMURLARINA VERİLECEK HASTALIK RAPORLARI İLE HASTALIK VE REFAKAT İZNİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK Resmî GazeteSayı : 28099 YÖNETMELİK Karar Sayısı : 2011/2226 Ekli "Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in yürürlüğe

Detaylı

CEZA YÖNETMELİĞİ * Şamil PİŞMAF REKABET KURUMU. TÜSİAD Rekabet Toplantıları 29 Ocak 2010

CEZA YÖNETMELİĞİ * Şamil PİŞMAF REKABET KURUMU. TÜSİAD Rekabet Toplantıları 29 Ocak 2010 CEZA YÖNETMELİĞİ * Şamil PİŞMAF REKABET KURUMU TÜSİAD Rekabet Toplantıları 29 Ocak 2010 *Sunumdaki görüşler tamamen konuşmacıya ait olup Rekabet Kurulu ya da Rekabet Kurumu açısından bağlayıcı değildir.

Detaylı

İŞ YASASINA GÖRE İŞ SÖZLEŞMESİ YAPMA ZORUNLULUĞU VAR MI?

İŞ YASASINA GÖRE İŞ SÖZLEŞMESİ YAPMA ZORUNLULUĞU VAR MI? İŞ YASASINA GÖRE İŞ SÖZLEŞMESİ YAPMA ZORUNLULUĞU VAR MI? Erol GÜNER * I. GİRİŞ; 4857 sayılı İş Yasasının 2. Maddesine göre, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş ilişkisinin

Detaylı

Hasta ve Hasta Yakını Yönetimi: Şiddet ve Şikayetten Korunma

Hasta ve Hasta Yakını Yönetimi: Şiddet ve Şikayetten Korunma Hasta ve Hasta Yakını Yönetimi: Şiddet ve Şikayetten Korunma Yrd. Doç. Dr. Nezih VAROL Halk Sağlığı ve Adli Tıp Uzmanı SAHUMER Sağlık Hukuku Merkezi- Genel Müdür Pediatri de HASTA...? HASTA YAKINI...?

Detaylı

ELEKTRONİK İMZALARA İLİŞKİN UNCITRAL MODEL KANUN TASARISI

ELEKTRONİK İMZALARA İLİŞKİN UNCITRAL MODEL KANUN TASARISI ELEKTRONİK İMZALARA İLİŞKİN UNCITRAL MODEL KANUN TASARISI (2001) (UNCITRAL Elektronik Ticaret Çalışma Grubunun 18 19 Eylül 2000 tarihinde Viyana da yapılan 37. toplantısında onaylanan şekliyle) Uygulama

Detaylı

İNSAN GENOMU VE İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ

İNSAN GENOMU VE İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ İNSAN GENOMU VE İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ UNESCO Genel Konferansı, UNESCO Anayasası Başlangıç Bölümü nün insan onuru, eşitliği ve insanın kişiliğine saygıya ilişkin demokratik ideal e atıfta bulunduğunu

Detaylı

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIGI NA

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIGI NA TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIGI NA 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasının değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifim ve gerekçesi ilişikte sunulmuştur. Gereğini

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 410 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/21152 Karar No. 2012/20477 Tarihi: 12.06.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 DAVA ŞARTI GİDER AVANSININ

Detaylı

YATIRIM İNDİRİMİ İSTİSNASINI KALDIRAN GVK NUN GEÇİCİ 69.MADDESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

YATIRIM İNDİRİMİ İSTİSNASINI KALDIRAN GVK NUN GEÇİCİ 69.MADDESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ YATIRIM İNDİRİMİ İSTİSNASINI KALDIRAN GVK NUN GEÇİCİ 69.MADDESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu yazımızda, yatırım indirimi istisnasını 1.1.2006 tarihinden itibaren uygulamadan kaldıran 5479 sayılı Gelir Vergisi

Detaylı

Ön İnceleme Çalışması Gizlilik Sözleşmesi

Ön İnceleme Çalışması Gizlilik Sözleşmesi EK 14 Ön İnceleme Çalışması Gizlilik Sözleşmesi 1) Taraflar İşbu Sözleşme, merkezi..., Türkiye adresinde bulunan. (bundan sonra Şirket olarak anılacaktır) ile merkezi., Türkiye adresinde bulunan Turquality

Detaylı

6645 SAYILI SON TORBA KANUN İLE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

6645 SAYILI SON TORBA KANUN İLE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER 6645 SAYILI SON TORBA KANUN İLE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER Bekir AKTÜRK* 52 1. GİRİŞ Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7 Haziran 2015 Pazar günü yapılacak olan 25 inci dönem milletvekili

Detaylı

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE KARYAĞDI TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no. 22956/04) KARAR STRAZBURG 8 Ocak 2008 İşbu karar AİHS nin

Detaylı

I- 6102 SAYILI TTK NIN KAPSAMINA GİREN TİCARET ŞİRKETLERİ

I- 6102 SAYILI TTK NIN KAPSAMINA GİREN TİCARET ŞİRKETLERİ İçindekiler I- 6102 SAYILI TTK NIN KAPSAMINA GİREN TİCARET ŞİRKETLERİ... 1 II- 6102 SAYILI TTK NUNDA ŞİRKETLERİN FAALİYET KONULARI İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER... 1 III- 6102 SAYILI TTK İLE ULTRA VİRES İLKESİ

Detaylı

DOÇ.DR. FULYA İLÇİN GÖNENÇ

DOÇ.DR. FULYA İLÇİN GÖNENÇ DOÇ.DR. FULYA İLÇİN GÖNENÇ MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ figonenc@medipol.edu.tr Sağlık mevzuatı ve tıp/sağlık hukuku GENEL BİLGİ - Kanun -Kanun hükmünde kararname (KHK) - Tüzük -Yönetmelik -Yönerge

Detaylı

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu İş Sağlığı ve ne İlişkin İşveren Görüşleri 24. İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HAFTASI Konya, 4 Mayıs 2010 Müşavir Avukat Z. Ulaş YILDIZ Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu İÇERİK I. Bölüm: Uluslararası

Detaylı

4. OTURUM/SEKTION BAŞKAN/VORSITZ: PROF. DR. DURMUŞ TEZCAN

4. OTURUM/SEKTION BAŞKAN/VORSITZ: PROF. DR. DURMUŞ TEZCAN 28 ŞUBAT 2008 PERŞEMBE / DONNERSTAG, 28 Februar 2008 09.00-09.30 AÇILIŞ/ERÖFFNUNG TBB BAŞKANI AV. ÖZDEMİR ÖZOK ALMANYA BÜYÜKELÇİSİ (katıldığı takdirde) PROF. DR. KÖKSAL BAYRAKTAR PROF. DR. HENNING ROSENAU

Detaylı

Dünya Hekimler Birliği, Hasta Hakları Bildirgesi 1

Dünya Hekimler Birliği, Hasta Hakları Bildirgesi 1 Dünya Hekimler Birliği, Hasta Hakları Bildirgesi 1 34. Dünya Hekimler Toplantısı nda kabul edilmiş (Lizbon, Portekiz, Eylül/Ekim 1981), 47. Dünya Hekimler Birliği Kurultayı nda değişikliğe uğramış (Bali,

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI GENEL OLARAK Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148. maddesinde yapılan değişiklik ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır. 23 Eylül 2012

Detaylı

GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI YÖNETMELİĞİ DENETİM İŞ VE İŞLEMLERİ REHBERİ

GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI YÖNETMELİĞİ DENETİM İŞ VE İŞLEMLERİ REHBERİ GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI YÖNETMELİĞİ DENETİM İŞ VE İŞLEMLERİ REHBERİ Bu çalışmanın amacı, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği kapsamında yapılacak olan denetim faaliyetleri

Detaylı

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE KARAARSLAN TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no. 4027/05) KARAR STRAZBURG 27 Temmuz 2010 İşbu karar AİHS

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire Esas No : 2012/4237 Karar No : 2012/7610 Anahtar Kelimeler: Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi, Yatırım Teşvik Belgesi, Muafiyet Özeti: Yatırım teşvik mevzuatı koşullarına

Detaylı

20/12/2014 tarihli ve 29211sayılı Resmi Gazete de 1 Seri Numaralı (Yükümlü Kayıt ve Takip Sistemi) Gümrük Genel Tebliği 1 yayımlanmıştır (Ek 1).

20/12/2014 tarihli ve 29211sayılı Resmi Gazete de 1 Seri Numaralı (Yükümlü Kayıt ve Takip Sistemi) Gümrük Genel Tebliği 1 yayımlanmıştır (Ek 1). GÜMRÜK SİRKÜLERİ Tarih: 22/12/2014 Sayı: 2014/122 Ref : 6/122 Konu: 1 SERİ NUMARALI (YÜKÜMLÜ KAYIT VE TAKİP SİSTEMİ) GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ YAYIMLANMIŞTIR A. Genel Bilgi 20/12/2014 tarihli ve 29211sayılı

Detaylı

İSTANBUL İL GÖÇ İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ ULUSLARARASI KORUMA ÇALIŞMA GRUP BAŞKANLIĞI

İSTANBUL İL GÖÇ İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ ULUSLARARASI KORUMA ÇALIŞMA GRUP BAŞKANLIĞI İSTANBUL İL GÖÇ İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ ULUSLARARASI KORUMA ÇALIŞMA GRUP BAŞKANLIĞI 1 GİRİŞ TÜRKİYE DE ULUSLARARASI KORUMA MEVZUATI GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GENEL İLKELER-TANIMLAR Göç İdaresi Genel Müdürlüğü,

Detaylı

GVK NUN 89. MADDESİNE GÖRE EĞİTİM HARCAMALARININ BEYAN EDİLECEK GELİRDEN İNDİRİLMESİ UYGULAMASINDAKİ

GVK NUN 89. MADDESİNE GÖRE EĞİTİM HARCAMALARININ BEYAN EDİLECEK GELİRDEN İNDİRİLMESİ UYGULAMASINDAKİ GVK NUN 89. MADDESİNE GÖRE EĞİTİM HARCAMALARININ BEYAN EDİLECEK GELİRDEN İNDİRİLMESİ UYGULAMASINDAKİ SORUNLAR 29 GVK NUN 89. MADDESİNE GÖRE EĞİTİM HARCAMALARININ BEYAN EDİLECEK GELİRDEN İNDİRİLMESİ UYGULAMASINDAKİ

Detaylı

İTİRAZ USULLERİ. BMMYK Kasım 2014

İTİRAZ USULLERİ. BMMYK Kasım 2014 İTİRAZ USULLERİ BMMYK Kasım 2014 İtiraz Usülleri Etkili çare Son karara kadar ülkede kalma hakkı Sınırdışı edilmeme İdari ve yargısal itiraz hakkı İdari süreçler: İlk aşamada dosyayı inceleyen kişiden

Detaylı

TAŞMAN & ŞANVER. Persembepazarı Cd. No 9 Kat: 5 / 402-404 Karaköy / İstanbul Tel: 90-212-245-4245 Fax : 90-212-245-4233 inbox@sanver.gen.

TAŞMAN & ŞANVER. Persembepazarı Cd. No 9 Kat: 5 / 402-404 Karaköy / İstanbul Tel: 90-212-245-4245 Fax : 90-212-245-4233 inbox@sanver.gen. TAŞMAN & ŞANVER Persembepazarı Cd. No 9 Kat: 5 / 402-404 Karaköy / İstanbul Tel: 90-212-245-4245 Fax : 90-212-245-4233 inbox@sanver.gen.tr BÜLTEN ELEKTRONİK İMZA Elektronik imza nedir? Başka bir elektronik

Detaylı

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ 1. Yıl - GÜZ DÖNEMİ ZORUNLU DERSLER İş Sağlığı Epidemiyolojisi ISG701 1 3 + 0 6 İş sağlığı ve epidemiyoloji kavramlarının

Detaylı

FASIL 6: ŞİRKETLER HUKUKU

FASIL 6: ŞİRKETLER HUKUKU FASIL 6: ŞİRKETLER HUKUKU 6.A. Avrupa Birliği ndeki Genel Sektörel Durum Analizi Şirketler hukuku mevzuatı, şirketler ile muhasebe ve denetim konularını kapsamaktadır. Şirketler konusuna ilişkin kurallar,

Detaylı

MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER

MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER 1 31 Sayılı BAHUM İç KONU; 659 sayılı KHK nın Adli uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri başlıklı

Detaylı

Türk Göç ve İltica Hukukunun Temelleri:

Türk Göç ve İltica Hukukunun Temelleri: Türk Göç ve İltica Hukukunun Temelleri: Yasal Statünün Belirlenmesine İlişkin Sorunlar Prof. Dr. Bülent ÇİÇEKLİ HSYK Sunum Planı 1) Terminoloji 2) Disiplin Olarak 3) Göç ve İltica Hukukunun Kaynakları

Detaylı

MEDENÎ USÛL HUKUKUNDA BELGELERİN İBRAZI MECBURİYETİ

MEDENÎ USÛL HUKUKUNDA BELGELERİN İBRAZI MECBURİYETİ Yrd. Doç. Dr. Güray ERDÖNMEZ Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi MEDENÎ USÛL HUKUKUNDA BELGELERİN İBRAZI MECBURİYETİ İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER... vii KISALTMALAR CETVELİ...xix GİRİŞ...1

Detaylı

Yasal Çerçeve (Bilgi Edinme Kanunu ve Diğer Gelişmeler) KAY 465 Ders 1(2) 22 Haziran 2007

Yasal Çerçeve (Bilgi Edinme Kanunu ve Diğer Gelişmeler) KAY 465 Ders 1(2) 22 Haziran 2007 Yasal Çerçeve (Bilgi Edinme Kanunu ve Diğer Gelişmeler) KAY 465 Ders 1(2) 22 Haziran 2007 Ders Planı Ders İçeriği: Yasal Çerçeve Bilgi Edinme Kanunu Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu Çalışma Usul ve Esasları

Detaylı

ELEKTRONİK İMZA KANUNU

ELEKTRONİK İMZA KANUNU makaleler ÖZTÜRK / ERGÜN ELEKTRONİK İMZA KANUNU Av. Mehtap Yıldırım ÖZTÜRK * Av. Çağdaş Evrim ERGÜN ** I. GİRİŞ Son yıllarda elektronik ticarette (e-ticaret) ve elektronik iletişimde (e-iletişim) güvenlik

Detaylı

OBJEKTİF TARİHİ YORUM METODU İLE OBJEKTİF ZAMANA UYGUN YORUM METODU ARASINDAKİ İLİŞKİ

OBJEKTİF TARİHİ YORUM METODU İLE OBJEKTİF ZAMANA UYGUN YORUM METODU ARASINDAKİ İLİŞKİ OBJEKTİF TARİHİ YORUM METODU İLE OBJEKTİF ZAMANA UYGUN YORUM METODU ARASINDAKİ İLİŞKİ YORUM KAVRAMI Betül CANBOLAT Kanun hükmü, yasama organının tercih ettiği çözümün yazılı olarak ifade edilmesidir. Kullanılan

Detaylı

AKARYAKIT BAYİLİK SÖZLEŞMELERİNDE BAYİLERİN SÖZLEŞME AŞAMASINDA DİKKAT ETMELERİ GEREKEN HUSUSLAR

AKARYAKIT BAYİLİK SÖZLEŞMELERİNDE BAYİLERİN SÖZLEŞME AŞAMASINDA DİKKAT ETMELERİ GEREKEN HUSUSLAR AKARYAKIT BAYİLİK SÖZLEŞMELERİNDE BAYİLERİN SÖZLEŞME AŞAMASINDA DİKKAT ETMELERİ GEREKEN HUSUSLAR GİRİŞ Dağıtıcı şirketlerle bayiler, Akaryakıt Bayilik Sözleşmelerini imzalarken nelere dikkat etmelidir.

Detaylı

S İ R K Ü L E R : 2 0 1 3 / 2 8

S İ R K Ü L E R : 2 0 1 3 / 2 8 24.06.2013 S İ R K Ü L E R : 2 0 1 3 / 2 8 Yeni Reeskont Oranları ve Vadeli Çeklere Reeskont Uygulanması 1. 21.06.2013 tarihinden İtibaren Vergisel İşlemlere İlişkin Reeskont Oranları %13,75 ten %11 e

Detaylı

Alman Federal Mahkeme Kararları. Hessen Eyalet Sosyal Mahkemesi

Alman Federal Mahkeme Kararları. Hessen Eyalet Sosyal Mahkemesi Alman Federal Mahkeme Kararları Çev: Alpay HEKİMLER * Hessen Eyalet Sosyal Mahkemesi Karar Tarihi : 24.03.2015 Sayısı : L 3 U 225/10 İşçiler, öğlen paydosu sırasında, sadece öğlen yemeğini yemek üzere

Detaylı

İKİNCİ DAİRE KABUL EDĠLEBĠLĠRLĠK HAKKINDA KARAR

İKİNCİ DAİRE KABUL EDĠLEBĠLĠRLĠK HAKKINDA KARAR İKİNCİ DAİRE KABUL EDĠLEBĠLĠRLĠK HAKKINDA KARAR Başvuru no. 40851/08 Ġlhan FIRAT / Türkiye T.C. Adalet Bakanlığı, 2013. Bu gayri resmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel

Detaylı

TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ

TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI Başkan Rekabet Kurumu Ankara TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ İstanbul, 14 Aralık 2010 Ref: CBS/mç/2010-1891 Sayın KALDIRIMCI, 2010/4 sayılı Rekabet Kurulu ndan İzin

Detaylı

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1. HAFTA: OSMANLI ANAYASAL GELİŞMELERİ [Türk Anayasa Hukukukun Bilgi Kaynaklarının Tanıtımı:

Detaylı

Resmî Gazete Sayı : 28350 YÖNETMELİK GENEL SAĞLIK SİGORTASI VERİLERİNİN GÜVENLİĞİ VE PAYLAŞIMINA İLİŞKİN BİRİNCİ BÖLÜM

Resmî Gazete Sayı : 28350 YÖNETMELİK GENEL SAĞLIK SİGORTASI VERİLERİNİN GÜVENLİĞİ VE PAYLAŞIMINA İLİŞKİN BİRİNCİ BÖLÜM 11 Temmuz 2012 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 28350 YÖNETMELİK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından: GENEL SAĞLIK SİGORTASI VERİLERİNİN GÜVENLİĞİ VE PAYLAŞIMINA İLİŞKİN YÖNETMELİK Amaç, Kapsam, Dayanak

Detaylı

VII. ULUSLARARASI BALKAN BÖLGESİ DÜZENLEYİCİ YARGI OTORİTELERİ KONFERANSI MAYIS 2012, İSTANBUL

VII. ULUSLARARASI BALKAN BÖLGESİ DÜZENLEYİCİ YARGI OTORİTELERİ KONFERANSI MAYIS 2012, İSTANBUL VII. ULUSLARARASI BALKAN BÖLGESİ DÜZENLEYİCİ YARGI OTORİTELERİ KONFERANSI 28-30 MAYIS 2012, İSTANBUL Yargının Bağımsızlığı ve Yasama ve Yürütme Güçleriyle İşbirliği Türkiye Cumhuriyeti Hâkimler ve Savcılar

Detaylı

Federal İdare İş Mahkemesi

Federal İdare İş Mahkemesi Federal İdare İş Mahkemesi Çev: Alpay HEKİMLER * Karar Tarihi : 19.03.2013 Sayısı : 1 C 12.12 Türk işçileri, diğer işçilere oranla ikamet belgeleri için belirgin oranda daha yüksek bir harç ödemek zorunda

Detaylı

EV HİZMETLERİNDE ÇALIŞANLARIN SİGORTALILIĞINA İLİŞKİN YAŞANAN TEREDDÜTLER

EV HİZMETLERİNDE ÇALIŞANLARIN SİGORTALILIĞINA İLİŞKİN YAŞANAN TEREDDÜTLER EV HİZMETLERİNDE ÇALIŞANLARIN SİGORTALILIĞINA İLİŞKİN YAŞANAN TEREDDÜTLER ve ÖNERİLERİ Süleyman TUNÇAY* 1-Giriş: T.C. Anayasasının sosyal güvenlik hakkı başlıklı 60 ıncı maddesinde, Herkes, sosyal güvenlik

Detaylı

18 Aralık 2009, İstanbul Ayşen SATIR

18 Aralık 2009, İstanbul Ayşen SATIR Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi AB Çevresel Bilgiye Erişim Direktifi nin Uyumlaştırılması ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü Semineri 18 Aralık 2009, İstanbul Ayşen SATIR 1 2003/4 Çevresel

Detaylı

Geçici veya Belirli Süreli İşlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Hakkında Yönetmelik Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı : 23.08.

Geçici veya Belirli Süreli İşlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Hakkında Yönetmelik Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı : 23.08. MESGEMM İSG/Mevzuat/Yönetmelikler İçindekiler Birinci Bölüm - Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Madde 1 -Amaç Madde 2 - Kapsam Madde 3 - Dayanak Madde 4 - Tanımlar İkinci Bölüm Genel Hükümler Madde 5 Eşit

Detaylı

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2012/138. Bazı Mükellef Gruplarına Elektronik Defter Tutma ve Elektronik Fatura Uygulamasına Dâhil Olma Zorunluluğu Getirilmiştir.

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2012/138. Bazı Mükellef Gruplarına Elektronik Defter Tutma ve Elektronik Fatura Uygulamasına Dâhil Olma Zorunluluğu Getirilmiştir. DRT Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş. Sun Plaza No:24 34398 Maslak İstanbul, Türkiye Tel: + 90 (212) 366 60 00 Fax: + 90 (212) 366 60 15 www.deloitte.com.tr www.verginet.net VERGİ SİRKÜLERİ

Detaylı

TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ

TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ Sayın Prof. Dr. Nurettin Kaldırımcı Başkan Rekabet Kurumu Bilkent Plaza B3 Blok 06530 Bilkent Ankara İstanbul, 07 Nisan 2008 Ref: KE/bs/08-755 Konu: 1997/1 Sayılı Tebliğ'in Gözden Geçirilmesi Hakkında

Detaylı

TEBLİĞ HAKKINDA TEBLİĞ

TEBLİĞ HAKKINDA TEBLİĞ 28 Eylül 2008 PAZAR Resmî Gazete Sayı : 27011 TEBLİĞ Sosyal Güvenlik Kurumundan: İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI SİGORTASI BAKIMINDAN İŞVERENİN, ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN VE SİGORTALILARIN SORUMLULUĞU İLE PEŞİN SERMAYE

Detaylı

Özelde Çalışan Hekimlere Acil Duyuru İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ YARGI TARAFINDAN HUKUKA AYKIRI BULUNAN ÇALIŞMA YASAKLARINI BİR KEZ DAHA DOLAŞIMA SOKTU.

Özelde Çalışan Hekimlere Acil Duyuru İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ YARGI TARAFINDAN HUKUKA AYKIRI BULUNAN ÇALIŞMA YASAKLARINI BİR KEZ DAHA DOLAŞIMA SOKTU. Özelde Çalışan Hekimlere Acil Duyuru İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ YARGI TARAFINDAN HUKUKA AYKIRI BULUNAN ÇALIŞMA YASAKLARINI BİR KEZ DAHA DOLAŞIMA SOKTU. İstanbul Tabip Odasına iletilen başvurulardan geçtiğimiz

Detaylı

Bursa Tabip Odası İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu Dr. Nurhan SÖZDİNLEYEN

Bursa Tabip Odası İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu Dr. Nurhan SÖZDİNLEYEN 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Bursa Tabip Odası Dr. Nurhan SÖZDİNLEYEN BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, MADDE 1 Bu Kanunun amacı; işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve

Detaylı

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI PRİMLERİNİN İNDİRİM KONUSU YAPILIP YAPILMAYACAĞI SORUNU

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI PRİMLERİNİN İNDİRİM KONUSU YAPILIP YAPILMAYACAĞI SORUNU MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI PRİMLERİNİN İNDİRİM KONUSU YAPILIP YAPILMAYACAĞI SORUNU 1. GİRİŞ Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı İzmir Vergi Dairesi Başkanlığınca verilmiş bulunan ve örneği Mevzuattaki

Detaylı

HİZMET İHRACAT İSTİSNASININ BEYAN DÖNEMİ VE HİZMET BEDELİ DÖVİZLERİN TÜRKİYEYE GETİRİLME ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ

HİZMET İHRACAT İSTİSNASININ BEYAN DÖNEMİ VE HİZMET BEDELİ DÖVİZLERİN TÜRKİYEYE GETİRİLME ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ HİZMET İHRACAT İSTİSNASININ BEYAN DÖNEMİ VE HİZMET BEDELİ DÖVİZLERİN TÜRKİYEYE GETİRİLME ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ 21 HİZMET İHRACAT İSTİSNASININ BEYAN DÖNEMİ VE HİZMET BEDELİ DÖVİZLERİN TÜRKİYEYE GETİRİLME

Detaylı

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013. Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013. Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013 Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi K. Ahmet Sevimli Kimdir? 1972 yılında İstanbul da doğdu. 1990 yılında Bursa

Detaylı

T.C. AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Trabzon Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi PINAR ÖŞME PSİKOLOG

T.C. AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Trabzon Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi PINAR ÖŞME PSİKOLOG T.C. AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Trabzon Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi PINAR ÖŞME PSİKOLOG Mart - 2014 YASAL DÜZENLEMELER KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE VE İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLAR ARASI

Detaylı