Sahnede. hem özgün hem bizden Kağıtta. başkaldıran bir kalem. Aydınlık FERHAN ŞENSOY UN ÖZGEÇMİŞSEL ROMANININ 2. CİLDİ ÇIKTI BU SAYIDA 22

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Sahnede. hem özgün hem bizden Kağıtta. başkaldıran bir kalem. Aydınlık FERHAN ŞENSOY UN ÖZGEÇMİŞSEL ROMANININ 2. CİLDİ ÇIKTI BU SAYIDA 22"

Transkript

1 Aydınlık. KITA PAydınlık FERHAN ŞENSOY UN ÖZGEÇMİŞSEL ROMANININ 2. CİLDİ ÇIKTI BU SAYIDA 22 KİTAP TANITILIYOR Toplam: Ağustos 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 26 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Bir Domino Oyunu: Aşktan Bu Kadar Sahnede Umutsuzluk içindeki kesinlik: Jean Genet hem özgün hem bizden Kağıtta Modernizm ve aydınlanma arasındaki kopmaz bağlar başkaldıran bir kalem Boy Ver Turgenyev! Devrimin ilk karşıtları

2

3 Aydınlık KİTAP 24 A USTOS 2012 CUMA 3 İÇİNDEKİLER SUNU Haftanın Portresi: Turgut Uyar s. 4 Umutsuzluk içindeki kesinlik: Jean Genet s. 5 Modernizm ve aydınlanma arasındaki kopmaz bağlar s. 6 Devrimin ilk karşıtları s. 7 KAPAK: Ferhan Şensoy; Sahnede hem özgün hem bizden/kağıtta başkaldıran bir kalem s. 8/9 Psikanalizin analizi için üç müdahale s. 10 Yeni Çıkanlar s. 11 Çocuk: Savaş arifesinde bir çocuk s. 12 Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür şair: Tevfik Fikret s. 13 Alıntı Test-Bulmaca s. 14 ÖneriYorum ENVER AYSEVER Bol kitaplı günlere girerken... Daha önce sizlere ilan ettiğimiz üzere Aydınlık Kitap üç sayı üst üste 16 sayfayla karşınızda oldu. Gelecek haftadan itibaren genişletilmiş ekibimizle beraber yeni sezona hızlı bir giriş yapmayı hedefliyoruz. Sadece biz değil tüm edebiyat ve yayın camiası durgun geçen yaz sezonunun bitmesini sabırsızlıkla bekliyor olmalı. Zirâ Eylül ayından itibaren çok önemli yazarların yeni çıkacak eserleri bizleri bekliyor. Bunların başında çağdaş edebiyatımızın en başarılı örneklerinden kabul edilen Puslu Kıtalar Atlası, Suskunlar gibi birçok yapıta imza atmış İhsan Oktay Anar geliyor. Geçtiğimiz Mart ayında yayın hayatına başlayan Aydınlık Kitap ekibi olarak daha hareketli geçecek sonbahar dönemini iple çekiyoruz. Kapak dosyamızı Ferhan Şensoy la gerçekleştirdiğimiz söyleşiye ayırdık. Şensoy un Başkaldıran Kurşunkalem başlıklı otobiyografik çalışması bir yönüyle Türk tiyatro tarihine dair başka yerde rastlayamayacağımız türden bilgiler içeriyor. Söyleşiyi iç sayfalarda bulabilirsiniz. Fakat dikkatimizi çeken bir nokta var, değinmeden edemeyeceğiz. Şensoy ortaokuldan beri günlük tuttuğunu ve kitaplarını buna borçlu olduğunu söylüyor. Türlü teknolojik kayda alma yöntemleri arasında günlük her ne kadar anlamını yitirmiş gibi görünse de insan hayatına kazandırdıkları ve toplumsal hayat açısından işlevini kaybetmiyor. Yazarlığın sadece bir yetenek işi olmadığı olgusundan yola çıkarak gözlemin, anının ve arşivciliğin yazmanın temelini oluşturduğu gerçeğini Ferhan Şensoy un hayatından örnekle bir kez daha hatırlamış oluyoruz. Günlük tutmanın insan zihnine kattığı birikimi önemsiyoruz. 1) 2) 3) 4) 5) Montaigne ve Rotterdamlı Erasmus (İki biyografi), Stefan Zweig; Aydınlanma serüveninin kolay olmadığını anlamak ve iki ilginç portreyi yakından tanımak için. Son hümanist denilen Zweig müthiş bir üslup kullanıyor. Ayrıca Ahmet Cemal çevirisi şahane. Roman Sanatı ve Perde, Milan Kundera; Roman sanatının neden gerekli olduğu ve nereye doğru yol alacağını anlatan iki deneme başyapıtı. Muhammed, Kurban Said; Bir peygamberin yaşamını, derin bir tahlil ve dil lezzetiyle anlatan son derece çekici bir kitap. Günaha Son Çağrı, Nikos Kazancakis; İnsan İsa nın benzersiz öyküsü. Olağanüstü bir roman. Tekne nin Ölümü, Melih Cevdet Anday Şiir deyince bir doruktur bu kitap... İstanbullular bilir, Beyoğlu nda son birkaç yıldır sahaf festivali düzenlenmekte. Festivalin altıncısı bu yıl 24 Eylül 14 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Yüksek kitap fiyatlarından muzdarip okur kitlesine duyurulur. Sahaf deyince akla ister istemez ikinci el kitapların daha ucuz olduğu geliyor. Tabii yalnızca bu değil. Dergi arşivleri, ilk basımlar, baskısı tükenmiş eserler meraklılarını bekliyor. İstanbul un dört bir yanından sahafın katılımıyla gerçekleşen festivalin bu yıl da çok rağbet göreceği kesin. Erken davranmak lazım yoksa aradığınızı bulamayabilirsiniz! Yazıişleri müdürümüz Damla Yazıcı geçtiğimiz hafta İspanya daydı. Sadece gezmek olmaz diyerek Don Kişot un memleketinden kitaba dair izlenimlerini ve İspanya edebiyatından kesitleri Aydınlık Kitap okurlarıyla paylaştı. Keyifle okuyacağınızı ümit ettiğimiz gözlem yazısını ilginize sunuyoruz. Haftaya görüşmek dileğiyle.... Aydınlık KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri: Damla Yazıcı Reklam Müdürü: Saynur Okuroğlu Sayfa Sekreteri: Alev Özgenç Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 24 A USTOS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Turgut Uyar ( ) Türk şiirinde dilin alışıldık kalıplarını yıkarak yeni bir ritme açılan ikinci yeni akımının önemli temsilcilerinden Turgut Uyar 1927 yılının ağustosunda Ankara'da doğmuştur. Babası bir harita binbaşısıydı. Uyar ın anlatımına göre babası ayrıca çok iyi bir hattattı. Ankara nın latin alfabesi ile ilk sokak levhalarını, geceler boyu çalışarak ilk o yazmıştı. Babasının mesleğinden dolayı şair ilk öğrenimini çeşitli kentlerde tamamladı. Çocukluğunu hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır... diye ifade eder da Bursa Işıklar Lisesi ni ve 1947'de Askeri Memurlar Okulu nu bitirdi. Bir süre orduda subay olarak görev yaptı de ordudan ayrıldı. İlk evliliğini çok küçük yaşta yaptı ve 21 yaşında evli ve bir çocuk babası olarak 1948 yılında tayinle Posof a gitti. Daha sonraki yıllar Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları Ankara bürosu ile Sanayi Bakanlığı nda çalıştı yılında eşinden ayrılıp İstanbul a yerleştiğinde öykü yazarı ve çevirmen Tomris Uyar ile şiir üzerine mektuplaşmaya başladı. Cemal Süreya ile bir ilişkisi olan Tomris Uyar ın o dönemde ilişkisinin bitme aşamasında olması Turgut Uyar ve Tomris Uyar ın yeni bir birlikteliğe yelken açmasıyla sonuçlandı. Bu evlilikten bir erkek çocukları oldu. Turgut Uyar 1968 de emekliye ayrılmasının ardından yaşamını serbest şair olarak sürdürdü. İkinci Yeni nin üç atlısından (Edip Cansever ve Cemal Süreya ile birlikte) biri olan Turgut Uyar, güçlü şiiri ve hissettirdikleriyle pek çok okuyucunun kişisel kutsal kitaplar listesi nde yerini almayı başarmış bir şairdi. Bütün şiirlerini içeren Büyük Saat adlı eser dua gibi okunan şiirlerle doludur. İlk şiiri Yad haziran 1947 de Yedigün Dergisi nde çıktı. Uyaklı şiir dönemlerinde daha çok kişisel temalar üzerinde duran Uyar daha sonraları yoğun imge ve çapraşık ritmin hakim olduğu bir tarza büründü. Lirik şiirin kalıplarını zorladı, düzyazı ve şiir ayrımını ortadan kaldıran bir yapı kazandı. Şiirleri İngilizce, Fransızca ve Sırpçaya çevrildi. Eşi Tomris Uyar, Turgut Uyar ın şiirini şöyle anlatır: O, uzun süren susma dönemlerinden korkmayan, hele şiirin ayağa düştüğü dönemlerde susmayı, köşesine çekilip yeni bir şiirin nasıl yaratılması gerektiğini düşünen, okurunca verimli sayılmamayı bile önemsemeyen bir şiir-yazıcısıdır. Daha da önemlisi, şiirimizde eşine çok az rastlanan şakacı bilgelerdendir. Ama bence en önemlisi, cinsellikle aşkı birbirinden hiç ayırmamasıdır baştan beri. Yazdığı alışılmadık aşk şiirlerinde erkek liğini, cinsel coşkusunu gizlemez yine de erkek bir ses le yazılmayı ve okunmayı yadsır şiiri. Usul ve atak, hüzünlü ve savaşkandır. Bir dostun deyişiyle, ölümünü düpedüz görmüş bir japon mühendisi gibi, bilgiç ve bağışlayıcı/üzgün ve tenha dır. Cemal Süreya ise Turgut Uyar şiirini bir gövde olarak görür: Turgut Uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. Büyük bir gövdedir onun şiiri. Kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. Turgut Uyar hayatı gerçekçi ve içten bakışıyla keşfe çıkmış bir şairdi. O her meslektendi. İlkler şöyleydi onun dünyasında: Galiba ilk ler değil önemli olan. Koşullar. Bir yaşta herkes dünyayı kendine göre görür, kendine göre yorumlar. Bu gördüğü, kurduğu, yorumladığı, genellikle doğrudur, yaratılışı doğrultusundadır... Her şeyden biraz kalır diyor bir İtalyan atasözü. En inandığım doğrulardan biri. Söylemeden edemeyeceğim bir doğru da şu: Aşk söz konusu olduğunda, ikinci de, üçüncü de, sonuncu da ilktir. Ferhan Şensoy, Ferhangi Şeyler adlı oyununda ben ne güzel işerim sabah güneşe karşı diye başlayan şarkısında Turgut Uyar ı ustası mertebesine çıkarırken şöyle söyler; ağustos yirmi iki, dediler ustan ölmüş, çok komiksin azrail, turgut uyar ölür mü? 22 Ağustos 1985 te İstanbul da hayata gözlerini yuman şairin ardından Cemal Süreya herkesin hislerine şu dizelerle tercüman olmuştur: öldüğü gün hepimizi işten attılar (dizesi gerçektir. Turgut Uyar ın öldüğü gün Cemal Süreya ve başka birkaç edebiyatçının daha işlerine son verilmiştir.) Acıyor şiirinin son dizesinde şöyle der Turgut Uyar:...eylül toparlandı gitti işte ekim falan da gider bu gidişle tarihe gömülen koca koca atlar tarihe gömülür o kadar. Kalplere kazınan bu büyük şairi ölüm yıldönümünde saygı ve hasretle anıyoruz. Bir Domino Oyunu: Aşktan Bu Kadar ŞENOL ÇARIK Fransız yazar Hervé Le Tellier in Aşktan Bu Kadar romanı MonoKL Yayınları tarafından yayımlandı yılından bu yana Le Monde gazetesinde cam kâğıt adlı bir köşe yazan Tellier in eserini Fransızca dan dilimize Mehmet Rasim Emirosmanoğlu çevirdi. Adından da anlaşılacağı üzere Aşktan Bu Kadar da aşktan bir hayli söz ediliyor edilmesine ama bu bahsin ayrıntısına fazlaca girmeyeceğim. Nasıl bir aşk a dairin detaylarına girmek yerine, bazı kurgusal ipuçlarıyla yetinmeyi yeğliyorum. Tellier in bu kitabı bir Oulipo kitabı. Açılımı Ovuroir de Litterature Putentielle yani Gizil Edebiyat İşliği olan bu edebi akıma, Georges Perec, Raymond Queneau, İtalio Calvino gibi yazarları okuyanlar aşinadır. Yazar da uluslararası avangard edebiyat grubu olan Oulipo nun etkili bir üyesi. Aynı zamanda bir bilim gazetecisi olan Tellier in diğer eserlerinden de birkaç örnek vermek gerekirse, bin kısa cümleden oluşan ve edebiyat alanında dikkatleri çeken yapıtı Düşünüyorum ki ile Calvino ya adadığı Nostalji Hırsızı ndan söz edilebilir. BU KADAR A K YETER D YENLER H Ç BULA MASIN Aşktan Bu Kadar, Stendhal in Henri Brûlard ın Hayatı ndan Aşk benim için her daim sorunların en büyüğü oldu, hatta belki de tek sorun oydu cümlesiyle başlıyor Ve sayfayı çevirdiğinizde belki bir kitap için kısa, hatta çok çok kısa sayılacak bir önsözle karşılıyorsunuz: Bu roman üç aylık bir zaman dilimini, hatta belki biraz daha fazlasını kapsıyor. Kadın ya da erkek, aşktan bahsedilmesini istemeyenler ya da bundan böyle bu kadar aşk yeter diyenler bu kitaba hiç bulaşmasınlar. Üstelik alışılagelmişin aksine romanın kahramanlarının sayısı da oldukça az. Başkahraman Yves; bir yazar ama bir mitoman, yani yalan söyleme hastası değil. Tek pişmanlığı küçüklüğünde hiçbir tutkunun diğerlerini süpürüp ruhunu ele geçirememesi. Thomas; psikiyatr, psikanalist. Eski Paris psikiyatri hastaneleri stajyer hekimi. Anna; psikiyatr. Thomas a analiz için seanslara gidiyor. Başlayalı neredeyse on iki yıl olmuş. Louise; bir avukat. Ve diğerleri Stan ve Romain Kimine göre doğal, kimine göre kamaşık gelebilecek iyi-kötü-doğru-yanlış denklemindeki ilişkiler yumağı Hervé Le Tellier DOM NO TA INDAK RAKAMLARIN SIRRI Kitabın başkahramanı Yves Janvier in yazdığı ve Anna ya okuduğu Abhaz Dominoları kitabı da aslında Aşktan Bu Kadar ın ta kendisi. Hem Hervé Le Tellier hem de Yves Janvier kitabının başlıklarını bir Abhaz Dominosu oyununa göre kurguluyor. Şöyle ki, altı ana karakterin her biri (Thomas Le Gall, Anna Stein, Louise Blum, Yves Janvier, Stan ve Romain Vidal) domino taşındaki sayılardan birine karşılık düşerken, yardımcı karakterler ise dominodaki boşlukla, yani sıfırla karşılık bulmuştur. Dolayısıyla kitaptaki bölümleri temsil eden isimler de oynanan domino taşındaki rakamlara göre şekillenmiştir. İşte kitaptan bazı bölümler: O andır ki, aşık büyün bulgularında, sevdiği şeyin daha önce fark etmediği kusursuzluklarının olduğunu keşfeder, tıpkı Salzburg tuz madenlerinin, içine bir şekilde girmiş ufak bir dal parçasını yalnızca birkaç ay içerisinde canlı ve göz kamaştırıcı bir elmas la kaplaması gibi. Seni anlatan cümleler geliyor aklıma, not alıyorum amaçsızca. Bir efsaneye göre Şostakoviç in kafatasına saplanan bir şarapnel parçası, eğer kafasını belirli bir şekilde eğerse onun müzik duymasını sağlarmış. Sen benim Şostakoviç in kafatasına saplanan şarapnel parçamsın. Şostakoviç in kafatasına saplanan bir şarapnel parçası güzel bir roman adı olurdu. Hayat sonsuz sayıda güzel roman adıyla doludur. Çok çok kısa bir önsözle sayfalarına giriş yapılan ve türlü mecralarda dolaştıran bu kitapta bir de çevirmenin son sözüyle karşılaşıyorsunuz: Bu kitabı çevirmek gerçekten ilginç bir deneyimdi. Alışılagelmiş aşk dolu cümleler vardı, ama o cümlelerin bazıları matematik terimleri içeriyordu. Ayrıca kitabın içine serpiştirilmiş, bir hayli uğraştıran dil genetiği, göz hastalıkları vb. uzmanlık alanları için (varolmayan) bir çeviri ofisine danışmak gerekiyordu. Ve çevirmen son sözünü, gizil başka edebiyat işliklerinin açığa vurulabileceği başka deneyimlere kapı aralayacağı için ve elbette aşk için dikkat kesilmeli, diyerek tamamlıyor. Biz de satırlarımızı yazarın bir sözüyle noktalıyoruz: Eğer hayatı bir kitap olarak düşünürseniz, sonunu hiçbir zaman görmeyeceksiniz. (Aşktan Bu Kadar, Hervé Le Tellier, MonoKL Yayınları, çev. Mehmet Rasim Emirosmanoğlu, 280 s.)

5 Aydınlık KİTAP 24 A USTOS 2012 CUMA 5 TAHAR BEN JELLOUN DAN DİLİMİZE KAZANDIRILAN BİR BÜYÜK ESER DAHA... Umutsuzluk içindeki kesinlik: Jean Genet UTKU ÖZBAY Tahar Ben Jelloun Vatansız bir insanı anlamaktır en zor olanı da; vatansız bir insanı anlatmak, tanımak ve tanıtmak... Onu çözmeye çalışmak, onun üzerine çıkarsamalar yapma uğraşıları Hep eksiktir, eksik kalacaktır. Bir yerlerde bir şeylerin hep yarım kaldığına inananlardanım. Hoş, bir insanı, bir aydını tanıma ve anlama uğraşıları da hep yarım kalmaya mahkûm değil midir? Belki de bu yüzden her vatan bir yaradır diyor Genet. Vatansız, ailesini çok küçük bir yaşta yitirmiş, yalnız ve yaralı Genet. Filistin davasına böylesine yürekten bağlanması bundan. Filistinlilerin, topraklarını İsrail den geri aldıklarında ve mazlum olma durumları ortadan kalktığında, Genet nin onlara yüz çevireceğini biliyor Jelloun. Hayatını bu davaya adamış yirminci yüzyıl Fransız kültürünün ve edebiyatının en büyük isimlerinden Genet! Sartre ın deyimiyle beyaz zenci Genet! Bej renkli, kirli pantolonunun üzerinde, aynından iki tane aldığı gömleği giyen ve sürekli kötü kokan Genet! Ve biricik dostuna göre yüce yalancı Genet! 5 Mayıs 1974 günü, güneşli bir sonbahar gününde başlar Jelloun ile Genet nin ilişkisi. Jelloun o sıralar öğretim üyesidir. Henüz Le Monde da köşe yazarlığına başlamamıştır. Benim adım Jean Genet. diye başlar konuşmasına Fransız edebiyatının o olağanüstü miti! Siz beni tanımazsınız, ama ben sizi tanıyorum, yazdıklarınızı okudum ve sizinle tanışmak istiyorum. Jelloun şaşırır ilkin. Neden başka bir Mağripli yazar değil de ben? diye sorar kendi kendine. Jelloun un 1973 yılında, Nadeau Yayınevi nden çıkmış olan Harrouda sını okumuştur Genet. France Culture ün bir yayınında bu eserden söz etmiştir ve L Hummanité de yayımlanmıştır konuşması. Fakat Jelloun un bundan haberi yoktur. Bir kitapçı dostu bahsetmiştir Genet nin yayımlanan konuşma metninde Harrouda dan söz ettiğini. Sözleşirler. Gare de Lyon un karşısındaki L Européen restoranında buluşurlar. Kel, dişsiz, altmış iki yaşında, üzerinde pek de temiz olmayan, bej renkli bir pantolonlu adam çıkar karşısına Jelloun un. Sesi lal beyazıdır; ışıltılı ve afacan bir şeyler vardır bu seste. İlkin 1973 yılında, Kara Panterler le çekilmiş bir resmini gördüğünü anısar Jelloun: Boksör burnunu, kel kafasını Amerikalı siyahlardan yana tavır almıştır. Hoş, bu, tavır almaktan öte bir şeydir aslında; Filistin meselesinde olduğu gibi yaşamı boyunca savunacağı biçimdir: Yaşamına anlamını veren biçim: Amerika daki siyahi mahkûmlardan yana tavır alışı sırasında ondan söz edildiğini işitmiştim. Temmuz 1969 du; başkent Cezayir deki birinci Pan-Afrika festivalinde. İnsanlar Ay da yürümüştü ve biz külyutmazlar, başlarında Angela Davis in olduğu siyahi militanların yanında olmayı tercih ediyorduk. Genet nin adını ilk kez orada, 1973 yılında başkent Cezayir de homoseksüel diye öldürülen, asi diye öldürülen, şiirden, özgür düşünceden, yaratıcı hayal gücünden nefret eden sert askeri rejimi rahatsız ettiği için öldürülen, Cezayirli olmuş Fransız şair Jean Sénac ın ağzından işitmiştim diyerek anlatıyor Jelloun onun adını ilk kez adını duymasının anısını. B R MAZLUM SAVUNUCUSU OLARAK GENET: AYDINLARLA ÇATI MALAR Olağanüstü edebî yapıtlar ortaya koymasının yanında, Genet, bir Fransız aydını olarak, yirminci yüzyıl Fransız kültüründe ve siyasi atmosferinde de önemli bir yer işgal eder. Handiyse bir Fransız olarak; dahası, bir Fransız entelektüeli ve yazarı olarak Filistin davası, Vietnam Savaşı gibi konularda savunduğu ve taraf olduğu yer mazlum larıdır. Genet bu yüzden (çokça da Filistin sorunu) Jean- Paul Sartre, Cocteau, Michel Foucault gibi kültür adamlarıyla sık sık karşı karşıya gelecek, fikirleriyle onlara ters düşecektir. Doktora tezinde incelediği Mağripli göçmenlerin duygusal ve cinsel sıkıntıları nı keşfettiği yerin, ilkin, Mağripli göçmenlere okuma-yazma dersleri vermek için cumartesi ve pazar günleri CGT lokallerine gitmesiyle gerçekleştiğini itiraf ediyor Jelloun; acı bir yakınmayla. Yetmişli yıllarda, -anlamsallığı farklı olsa da- Ralph Ellison un Görülmeyen Adamlar ındaki gibi, sol, yani Fransız solu, göçmen emekçiler için hiçbir şey yapmamaktadır; onları görmezden gelmektedir. Geçici konutlarda yaşayan, karılarını yanlarına alma hakları bile olmayan bu dört milyon göçmen emekçinin orada olduklarının görülmesi, görülmeyen adamlardan görülen adamlar olmaya başlamaları durumu ve inkârlarının dıştalanması, ancak Claude Mauriac, Jean- Paul Sartre, Michel Foucault ve Jean Genet gibi entelektüellerin seferber olması ile başarılabilmiştir. Bu seferber olma da ancak petrol şoku ve Marsilya da ve Paca bölgesinde Mağriplilerin onar onar öldürülmesi ile başarılabilmiştir. SARTRE VE GENET ARASINDAK KESK N AYRILIKLAR Sartre ile Genet nin arasındaki o derin ve keskin ayrılık (üstelik Sartre Genet ye bir kitabını ithaf etmiştir), Filistin sorununda farklı düşüncelere sahip olmalarının çok ötesinde bir şeylere dayanır Jelloun a göre.genet, bunu nankörlük olarak değerlendirir ve Sartre öldüğünde, Genet âşığı olduğu üç adam Muhammed, Ahmed ve Jacky le oturmaktadır. Jelloun, Genet ye filozofun öldüğünü söylediğinde Genet şu tepkiyi verecektir: Vefat eden Sartre, öyle mi? Uçup giden hafif bir duman. Genet, Filistin sorunuyla maskelediği bu derin ayrılığın sebebini hiçbir zaman Jelloun a açıklamaz. Bir daha Sartre dan hiç söz etmezler. Kitabımın bu son sayfası saydamdır der Genet "Sevdalı Tutsak"ın son sayfasında yılında, Fas ta yazmaya başladığı eserinin Bir Frans z entelektüeli ve yazar olarak Filistin davas, Vietnam Sava gibi konularda savundu u ve taraf oldu u yer mazlum lar d r. Genet bu yüzden (çokça da Filistin sorunu) Jean- Paul Sartre, Cocteau, Michel Foucault gibi kültür adamlar yla s k s k kar kar ya gelecek, fikirleriyle onlara ters dü ecektir. iskeletini Sabra ve Şatila Filistin kamplarında, Hıristiyan milislerin yaptığı katliamda gördüğü vahşi kıyım oluşturur. O sıralarda çok hastadır. Gırtlak kanseridir. Oraya ulaşması çok zahmetli ve yorucu olmuştur yaşlı ve yorgun Genet için. Yolculuktan sonra kaleme aldığı yazılar, daha sonra ona Alman ve Fransız basınının saldırmasına sebep olacaktır. Linç etmenin dayanılmaz çekiciliği ile Genet yi anti semitizmle suçlayan basına karşısında kılını oynatmaz Genet. Onları önemsemez. Cevap vermez. Fakat çok yorgundur artık; Le Monde da yazan Jelloun dan, otuz yaşındaki bu dostundan onun için bir yazı yazmasını ister. Jelloun işin aslını anlatır. Genet nin en yakınındaki bu adam, her şeyi yazıp suçlamaların yersiz olduğunu yazar. Bir zaman sonra tartışmalar durulacaktır. Sabit bir adresi, evi, Tanrı ya inancı olmayan; devlet bakım evinde çocukluğunu geçiren Genet; yerleşik kültür ve güçlüye tek başına kafa tutan Genet... Amerikan Hükümeti nin eski bir hırsız ve eşcinsel olduğu için vize vermediği Genet "Sevdalı Tutsak"ın elyazmasını Gillimard a teslim ettikten sonra artık savaşmaktan yorulduğunu anlayacaktır ve 1986 da bu dünyaya hüzünlü bir veda edecektir. Jelloun, bu haberi, Oslo yolculuğu sırasında, gazetelerden öğrenir. Faslı yazar Tahar Ben Jelloun un Jean Genet: Yüce Yalancı isimli anlatısı, yalnızca ikiyüzlülüğe sırt çevirmiş bir yazarı anlamak için değil onun hayatını, âşık olduğu adamları, eserlerinin oluşum sürecini ve insanlarla ilişkilerini, Sartre gibi aydınlarla yaşadığı çatışmaları, açmazlarıyla koca bir dev i, bir aykırıadam ı, naif olmayan bir eşcinseli anlamak için de okunmalı. Goncourt ödüllü yazar Ben Jelloun, on iki yıl boyunca kısa ayrılıkların dışında sürekli yakınında olduğu Genet i edebi bir dille yoğurarak vicdan masalarına yatırmış. Juan Goytiosolo QUI- MERA da, Şubat 1982 de Genet yi yakından tanımak, kimsenin yara bere almadan çıkamayacağı bir maceradır diyor. Jelloun, içeri den bir göz olarak bu macera dan yara bere almadan çıkamıyor belki; onu da tercih etmiyor zaten; fakat yaralayarak çıkıyor. Hiçbir zaman anlaşılamamış Genet yi anlatıyor. Acıtıyor çoğu yerde; iyi de yapıyor. (Tahar Ben Jellon, Jean Genet: Yüce Yalancı, Çev.: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, 165 s.)

6 6 24 A USTOS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Modernizm ve aydınlanma arasındaki kopmaz bağlar Boy Ver Turgenyev! Nilüfer Göle Ivan Sergeyeviç Turgenyev GÖKAY ALBUZ Son yıllarda Türkiye deki türban meselesi tartışıldığında sekülarizm, laiklik vb. kavramlar daha çok sorgulanır olmuştu ve bu kavramları irdeleyen birçok çalışma yapılmıştı. Bu tür çalışmalar yapan yazarlardan birisi Nilüfer Göle idi. Paris Sosyal Bilimler Akademisi nde sosyolog olan Nilüfer Göle nin eserleri aslında bugünkü birçok liberalin ve muhafazakarın türban, laiklik vb. konulardaki görüşlerini açıklarken beslendiği kaynakların başında geliyor. Göle, Seküler ve Dinsel: Aşınan Sınırlar başlıklı son kitabında Avrupa daki kendi deyimiyle Fransız istisnası ve Türkiye deki laiklik tartışmaları üzerinden sekülerleşme ve din arasındaki ilişkilerin aşındığını ve her iki aktörün de kamusal alanda birlikte sahnede olarak klasik modernleşme algısının aksine bir modernleşme sergilediklerini iddia ediyor. MODERNLE ME LE AYDINLANMA ARASINDAK SIKI L K N N TERS YÜZ ED LMES Sekülerleşmenin birden çok uygulamasının bulunduğunu ve Batı nın bu konuda tek olmadığı varsayımından hareket eden Nilüfer Göle, Batı sekülerleşmesini, daha doğrusu Fransız laikliğini eleştirirken de birden çok sekülerleşme örnekleri olduğunu ve modernleşmenin -Batı nın burjuva devrimlerinin ilerici mirası- sekülerleşme ve ilerleme olduğuna yönelik genel anlatının dinin kamusal alana daha fazla çıkmasıyla birlikte değiştiğini ifade ediyor ve ekliyor: Modernliğin tanımı Aydınlanma paradigmasından ne kadar ayırılırsa,düşüncemiz de moderneliğin bugün edinmekte olduğu yeni biçim ve eleştirilere o kadar açık hale gelecektir. (s. 41) Göle nin modernleşme ve aydınlanma arasındaki bağa olan itirazı aslında bugünün Türkiye sindeki toplumsal yapının kutsanmasını ifade ediyor. Cemaatlerin,dinsel ve etnik grupların kamusal alanda birer aktör olduğu bir toplumsal yapıdan bahsediyoruz. Ortaçağın karanlık yüzüne ait toplumsal yapıların bugün daha fazla sahnede olması sistem aydınlarına modernlik kavramını bugünün yapısını kutsayacak hale getirmesi zorunluluğunu dayatmaktaydı. Dolayısıyla bu yapıları meşrulaştırmak ise ancak modernleşme ile aydınlanma arasındaki sıkı bağı çözmekle mümkündü. Bu bağı yok sayarak ortaya çıkrılan modernizm ise küreselleşmenin düşünsel düzlemdeki yansıması olan postmodernizmden başka bir şey değil aslında. Modernleşme ile aydınlanma arasındaki sıkı bağ koparılınca da aslında vicdanlarda olması gereken din, kamusal alanın en baskın yüzü haline geliyor. KADININ ÖZGÜRLE MES, KAMUSAL ALAN VE SEKÜLAR ZM Göle, türban meselesini kendi deyimiyle Fransız istisnası ve Türk laikliği üzerinden inceliyor. Her ne kadar önemli farklılıklar olsa da Fransa daki ve Türkiye deki türban sorunu tartıştığı bölümde türbanı, Müslüman kadının kamusal alana çıkmasıyla ilişkilendirerek bunu özel alana hapsolmuş sofu kadının özgürleşmesi olarak görüyor. Kamusal alanda dinselin daha fazla rol talep etmesiyle seküler ile dinsel arasındaki sınırların aşındığı söylüyor. Göle nin ideal kamusal alanı her türlü çelişmenin bir arada bulunduğu ve sekülerin de dinselin de bir arada yaşadığı devletin seküler otorite sinden sıyrılmış aslında hoşgörü bahçesi olarak özelleştirilmiş bir mekan. Oysa dinsel ile sekülerin arasındaki çelişme hoşgörü bahçelerinde çözülecek bir çelişme olmadığı hem Ortaçağ da hem de Türkiye deki tarihsel tecrübelerle sabit. Dolayısıyla sürekli toplumsal alanda rol talep eden ve vicdanların dışına çıkan dinsel anlayış kadını da bu anlayışa göre şekillendirecek ve kadının türbanlı olarak kamusal alanda yer alması sadece bir şekil değişikliğinden ibaret olacaktır. (Seküler ve Dinsel: Aşınan Sınırlar, Nilüfer Göle, Metis Yayınları, 176 s.) MURAT HATUNOĞLU Çocuk havuzları ne güzeldir. Yok yok, şişme havuzları kastetmiyorum. Büyük ve derin havuzların bitişiğine yapılmış olan küçük, yuvarlak, ılık havuzları diyorum. Büyük havuzun korkutucu (!) derinliğinin ve soğukluğunun yanında sığca ve ılıkça oturur. Gerçi çocuk havuzu ılıklığına çocukların sebep olduğu, hatta suyun renginin de çocuklar yüzünden hafifçe sarıya döndüğü söylenir ama, neyse. Neticede çocuk havuzu annesinin kucağında oturan, ortamı ara ara ılıtan bir bebek gibidir. Ve çocuklara yüzmeyi, suyu, havuzu sevdirir. OKURA TEMEL OLU TURMAK Çocuk kitapları da böyledir. Güvenlidir, sıcaktır, rahattır, ama biraz da sığdır. Sığ olmayanlarındaysa derinlikler satır arkalarına sığmıştır. Bu kitaplar, okuyan çocuklara satırlardan ışıyan hayalleri, kitapları ve okumayı sevdirir. Okur çocuk, okudukça okur. Ama sonra bir zaman, bir yerde -çocukluğun bedenden aktığı yerdedurur, farklı konulara yürür. İşte o dönem, okur olmak ve hayata okunan kitaplar ağırlığınca altın kıymeti kazandırmak için çok önemlidir. Zira o genç adayını ömür boyu taşıyacak bir niteliğin, okurluğun, temelinin oturması ve kolonlarının, kirişlerinin kurulması için en önemli bölgedir. Tabii okurluk arazisinin niteliği de önemlidir. Ne o arazinin taşıyamayacağı, gökdelen gibi ağır kitaplar dikilmelidir çocuğun tepesine, ne de çocuğu bir yere taşıyamayacak saçmalıkta ve alçaklıkta kitaplar serpilmelidir çocuğun üzerine. Kendimden biliyorum, okuma zevkini -sayısının çok fazla olduğunu zannettiğim akranlarım gibi- Aziz Nesin den aldım mesela ben. Akar giderdi ustanın kitapları ve beni de peşinden sürüklerdi. Sonra ne zaman ki babamın kütüphanesinin diğer raflarına daldım, Dünya klasiklerine uzandım, o yazki okurluğumun sonunda uyandım, zira Balzac ın Otuz Yaşındaki Kadın ında fazla zorlandım. Uzadıkça uzayan cümleler, bitmek bilmeyen tasvirler derken kitabı yarıda bıraktım. O çocukluk travmasıyla o kitabı bir daha elime alamadım. Gerçi muhtemelen bu yazıyı yazdıktan sonra o kitaba tekrar başlayıp, yarım bıraktığım işi tamamlayacağım. Geçen gün, bir kitapçıda kitap basımı işinin yaz bereketsizliğinden yakınarak dolanıp duruyordum. Yeni basılmış kitap avcılığım tezgahtar kızcağızı da zorladı biraz, ama neticede bir kitaba, tam da aradığım tarzda bir kitaba ulaştım. İnce, kolay okunur, yüz yüz elli yıl öncesiyle şimdiyi kıyaslatır ve içinde rahat bir konuyu barındırır... Kısacası, yukarıda bahsettiğim mevzuya, büluğ çağına adım atışa oturur ve okuru yetişkinliğe kadar götürür bir kitaba. Ivan Sergeyeviç Turgenyev in İlk Aşk isimli romanına. Daha evvel birkaç farklı yayınevinden de çıkmış olan kitabı Altınpost Yayıncılık da yayımlamış geçtiğimiz temmuzda. Turgenyev i bilirsiniz, yılları arasında yaşamış olan Rus yazar. En bilindik kitabı ise Babalar ve Oğullar. Ve herhâlde onu okumuş olanlar, onun ritmik, gerçekçi, tempolu anlatısını ve diyaloglardaki ustalığını hatırlar. Tabii onun Dostoyevski ile çekişmeleri, eserlerindeki hiççiliği, yüzünün batıya dönüklüğü de zihinlerde yer tutar. GÖRÜNEN N ÖTES NDE Fevkalade sade ve rahat okunası kitabı İlk Aşk bir havuz gibi; ama zemini eğimli, yürüdükçe derinleşen, derinleştiği hâlde sığ görünümünü kaybetmeyen ve bu yönüyle okuru şaşırtabilen bir eser. İlk bakışta Çarlık Rusyasından öylesine bir aşk hikâyesi gibi görünse de, aslında toplumsal ilişkileri, toplumun değişimini, aile ilişkilerinde geçilen ve gelinen yerleri, hayalleri ve hayal kırıklıklarını gösteren bir eser. Bunları eserdeki aşk üçgenine çizdiği çevrel çemberde gezinerek veriyor yazar. Çembere biraz uzaktan baktığında Oedipus kompleksinin O sunu gören okur, biraz daha uzaklaştığındaysa toplumun üzerinde yürüdüğü ince ve keskin hattı, o hattı saran sarmalı görüyor. Ve o sarmalın yaklaşık yüz elli yıl sonraya, bugüne uzanıp uzanamayacağını soruyor. Böylece okur bu eğimli zeminli kitapla, yuvarlak çocuk havuzundan büyük havuzuna geçmiş oluyor. Sonra da Rus edebiyatında -korkusuzca- boy veriyor. (İlk Aşk, Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Altınpost Yayıncılık, 151 s.)

7 Aydınlık KİTAP 24 A USTOS 2012 CUMA 7 Maskeleri düşüren eser Bu kitap Özdemir nce nin benzetmesiyle marihçilerin tarihçi diye geçindi i, bilimsel intihal yapt kan tlanm isimlerin akil adam, bilir ki i diye ekranlarda boy gösterdi i, geçmi e sövdü ü ve iktidar övdü ü bir ortamda, önemli dersler veriyor. BARIŞ DOSTER Her iktidar, nasıl kendi sermayesini, bürokrasisini, aydınını, sanatçısını, akademisyenini yaratırsa, tarihçisini de yaratır. Kendisi açısından gereklidir bu. Zira kitlelerin duygularına, düşüncelerine hükmetmeden, belleklerine egemen olmadan, zihinlerini denetlemeden, tarih bilinçlerinde yer etmeden gerçek anlamıyla iktidar olmak zordur. Bu nedenle tarihi eğip bükmek, yeni bir tarih yazmak, tarihsel gerçekleri tersyüz etmek, tarihsel başarıları, kazanımları önemsizleştirmek, değersizleştirmek, sıradanlaştırmak ister her egemen güç. Mevcut iktidar da bunu yapmıştır ve yapmaktadır. AK- sermaye, AKbürokrat, AK- gazeteci derken, AK ademisyenler de yaratılmıştır. Halil Berktay dan Cemil Koçak a, Aykut Kansu dan Ayhan Aktar a dek soldan gelenler insan hakları, hukuk devleti, özgürlükler, demokrasi, sivil toplum kavramlarıyla birlikte, sözde liberalizm adına saf değiştirirken, sağdan gelenler Alev Co kun içinde de bir zamanlar YÖK zede oldukları için ağlaşanlar artık YÖK zade olmuşlardır. Mevkiler, makamlar, unvanlar onlarındır artık. Ve bunun karşılığında da yeni bir Jön Türk devrimi, yeni bir 31 Mart İsyanı, yeni bir Kurtuluş Savaşı, yeni bir Lozan, yeni bir Kâzım Karabekir, yeni bir Osmanlı yazmaları gerekir. Çünkü Yeni Osmanlıcılık peşinde koşanlar bunu istemektedir, bunu emretmektedir. Ancak Osmanlı arşivlerine girmeden Osmanlı tarihi hakkında atıp tutan, konjonktüre göre farklı hocaların çantasını taşıyan, farklı patronların üniversitelerinde ders veren, farklı televizyon kanallarında program yapan, farklı gazetelerde yazan, siyasi ufukları da özür diliyoruz.com ve yetmez ama evet arasında gidip gelen bu zevatın işi zordur. Çünkü arşivler açıktır, belgeler ortadadır. Bu nedenle de maskeleri çabuk düşmektedir. Alev Coşkun un yazdığı Devrimin İlk Karşıtları isimli kitap, günümüzün resmi tarihçilerinin, iktidarın vakanüvislerinin, alternatif tarih yazıcılarının maskelerini bir kez daha düşürüyor. Osmanlı Devleti ni ve Osmanlı daki aydınların çabalarını, dönemin koşullarını gözeterek, tarihsel düzlemden kopmadan yerli yerine oturturken, olanaklarını, açmazlarını, sınırlarını, kısıtlarını, Niyazi Berkes in deyimiyle gerçekler ve niyetler arasındaki farkı saptıyor. Osmanlı nın yükselişi, gerileyişi, devleti kurtarmak için öne atılanların düşünceleri, arayışları, bu bağlamda ilk anayasal gelişmeler ve aydın hareketleri kitabın ilk bölümünde veriliyor. İkinci ve üçüncü bölümlerin konusu sırasıyla Birinci ve İkinci Meşrutiyet. Dördüncü bölümde 31 Mart İsyanı nın tarihsel, toplumsal, siyasal arka planı ve aktörleri inceleniyor. İsyanın arkasındaki iç ve dış güçler, 31 Mart konusunda çok önemli çalışmaları bulunan Tarık Zafer Tunaya, Sina Akşin, Doğan Avcıoğlu, Yusuf Hikmet Bayur, Osman Selim Kocahanoğlu gibi isimlerin çalışmalarından kaynak verilerek ele alınıyor. Ayaklanmanın çıkışı ve destekçileri konusundaki farklı görüşler sıralanıyor. Cemil Koçak, Ahmet Altan, Ayşe Hür, İpek Çalışlar, Necmettin Alkan gibi mevcut iktidarın gözde aydınlarının tezlerine 5. bölümde yer veriliyor. Bernard Lewis, Stanford Shaw, Feroz Ahmad, Dietrich Gronau, Robert Mantran, Eric Jan Zürcher in de aralarında bulunduğu Osmanlı tarihi üzerine çalışmış pek çok yabancı tarihçinin görüşü ise 6. bölümde inceleniyor. Alev Coşkun, hem gençlik yıllarından bu yana siyasetin içinde bulunmanın kendisine kazandırdığı deneyim (1961 Anayasası nı hazırlayan kurucu meclisin en genç üyesidir), hem de aldığı eğitim nedeniyle (İstanbul Hukuk Fakültesi nde lisans, New York Üniversitesi nde siyaset bilimi ve kamu yönetimi alanında yüksek lisans ve doktora) tarihe bütüncül bakıyor. Ekonomi, siyaset, hukuk ve toplumsal yapı arasındaki bağı tarihselliği elinden bırakmadan kuruyor. Aydınlanma, bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve devrim düşüncesinin fikri, entelektüel temellerini, siyasal, ekonomik ve toplumsal ayaklarını, hukuksal atılımlarını ve öncü kadrolarını bir tarihsel akış içinde yorumluyor. Süreklilik içindeki kopuşları, devrimci atılımları ve karşıdevrimci çıkışları Türkiye nin nesnel koşulları içinde değerlendiriyor. Yurt, ulus ve tarih bilinciyle donanmış bir Cumhuriyet aydını olduğu için ayakları yere sağlam basıyor. Kitabın kaynakçasının yanı sıra, kitabın sonuna konan bazı fotoğraflar da okurun ilgisini canlı tutuyor. Kısacası, Alev Coşkun un Devrimin İlk Karşıtları adlı çalışması, ülkemizin seçkin aydınlarından Özdemir İnce nin benzetmesiyle marihçilerin tarihçi diye geçindiği, bilimsel intihal yaptığı kanıtlanmış isimlerin akil adam, bilir kişi diye ekranlarda boy gösterdiği, geçmişe sövdüğü ve iktidarı övdüğü bir ortamda, önemli dersler veriyor. Tarihi 2002 seçimleriyle başlatanlara, AK- tarihçilere, TARAF gir tarihçilere, meydanın boş olmadığını anımsatıyor. (Devrimin İlk Karşıtları, Alev Coşkun, Cumhuriyet Kitapları, 300 s.) Efsane ve mitolojilerin şahlanışı SEVİLAY ATAİBİŞ ASLANOĞLU Buket Uzuner çağdaş edebiyatımızın en sık eser veren yazarlarından. Romanları, öyküleri, gezi notları geniş bir okur kitlesine hitap ediyor. Uzuner yazarlığının yanı sıra çeşitli yayınevlerinde editörlük ve danışmanlık da yapıyor. Her açıdan edebiyat dünyamızı zenginleştiren, geliştiren bir isim. Yapıtlarından Balık İzlerinin Sesi romanı ile 1993 yılında Yunus Nadi roman ödülü, Kumral Ada Mavi Tuna romanı ile 1998 yılında İstanbul Üniversitesi - yılın romanı ödülünü almıştır. Kitapları farklı dillere çevrilmiş nadir yazarlarımızdan... Mayıs ayında Buket Uzuner in Uyumsuz Defne Kaman ın Maceraları - SU başlıklı kitabı yayımlandı. Kitap bir dörtleme olarak tasarlanmış; SU serinin ilk kitabı. Yazar, kayıp gazetecei Defne Kaman ın hikayesini anlatırken bugün Anadolu kültürünü derinden etkilemiş Kamanlık (Şamanizm) geleneğinin dört unsuru olan Su, Toprak, Hava, Ateş ten ilham alarak yazıyor. Uyumsuz Defne Kaman ın Maceraları SU kitabının kapağını gördüğümde, kelimelerden önce üstündeki semboller ve ben ortak bir çekimin içine girdik. Tam bu sırada kitabın arka kapağında yer alan Uzuner in temennisinin boş olmadığını anladım. Şöyle diyor arka kapakta: Yazar, SU romanı yazarken yakından inceleme şansı bulduğu Kutadgu Bilig in bilinen üç orijinal nüshasından ilkini Uygur harfleriyle Türkçe yazdığı düşünülen Yusuf Has Hacib ile bu önemli eseri 1947 de günümüz Türkçesine çeviren Prof. Reşit Rahmeti Arat ı şükranla anıyor ve bugüne kadar Türkiye de ve dünyada hak ettiği önemi ve sevgiyi göremeyen bu güzel eserin, romanda bir şifreler kitabıymış gibi kullanılmasıyla özellikle gençler arasında ilgi göreceğini umuyor. Kitaptan da anlaşılacağı üzere yazar Türk mitolojisi ve efsanelerini ustaca araştırmış ve bunu aktarırken okurun bu alana merak salmasını hedeflemiş. Bende bıraktığı etkiye bakacak olursak hedefinden pek de uzak sayılmaz. Kitap sayesinde bu alana daha önce ilgi duymayan birisi olarak öğrendiklerimden en ilgi çekici olanlarına değinmekle yetineceğim. Türkler kadim gelenekleri olan Şamanlığa, Asya da kullandığımız Ön-Türkçede, Kamanlık, Şaman a da Kam veya Kaman derlermiş. Kamlar ya da Kamanlar, her şeyden önce birer şifacı, yani otacı denen, bitkilerle ilaç yapan (bizim bildiğimiz dilde kocakarı ilaçları ) birer Şaman, Kaman-dır. Aynı zamanda söz sanatında yetenekli, ozan, has halk şairleridir. Şamanlık, Orta Asya da yaşayan eski Türklerin, Moğolların ve başka birçok kavmin inancıdır. Zamanla bir geleneğe dönüşen Şamanlıkta evren gök, yeryüzü ve yer altı olmak üzere üç bölümdür. Türkler farklı ad verdikleri Şaman a daha çok Kaman, Kam derlerdi. Kaman öncelikle kadındır, aydır, dişildir, daha sonra erkekler de Kam olmuştur. KADINLARIN DA KAM/AN OLAB LD TEK AMANLIK, TÜRKLERDEYM! Kitap ta; mezhep farklılıklarından oluşan aşk sorunları, kadın cinayetleri, toplumun çarpıklıklarından yalnızlığı seçen insanları, bir polis ve bir sahaf dostluğuna kadar birçok konuyu bulmak mümkün. Ayrıca işin içine kent ortamı da katılarak farklı bir atmosfer yaratılmış. Kadıköy ü biliyorsanız, okuduğunuz sürece adım adım sokaklarını arşınlar buluyorsunuz kendinizi. Romanın ana karakteri gazeteci Defne Kaman öncelikle kadın cinayetlerini yazıyor. Fakat toplamda bu konuya yapılan vurgu biraz eksik kalmış. Buna karşın Buket Uzuner in romanın sonuna merak uyandırmak adına okura yaptırdığı zihin pratiği yerinde. Yine de Defne Kaman sayesinde son derece önemli ve bir o kadar güncel bir konuya el atılmış. Bugünün Türkiye sinde hala kadınların hayatlarını kendi istedikleri gibi yaşamalarına engel olunuyor, bu yönde kanunlar oluşturulup bunlar üzerinden zorbalık uygulanıyorsa eğer kadınların adım atmaları gereken gün gelip de geçmiştir bile. SU EBED BA LANGIÇTI VE ONDAN ÖNCE H ÇB R CANLI OLMADI Tabiat sevgimizin en dibinde, kökünde Kamlık geleneğimiz yatar. Su yu okurken, çocukluğumuzdan beri büyüklerimizin öğrettikleri, kurşun dökmekten nazar boncuğuna, derviş semahından Alevi semahına, içinde Ay geçen bütün kız adlarımızdan Su yla ilgili bütün inançlarımıza, kırk sayısından Hıdırellez ve Nevruz a kadar aşina olduğunuz değerlerle karşılaşacağınız kesin. Hikaye boyunca aslında ne kadar Şaman olduğunuzu düşünmeden edemiyorsunuz. (Uyumsuz Defne Kaman ın Maceraları Su, Buket Uzuner, Everest Yayınları, 329 s.) Buket Uzuner

8 8 24 A USTOS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK FERHAN ŞENSOY UN ÖZGEÇMİŞSEL ROMANININ 2. CİLDİ ÇIKTI Sahnede hem özgün hem bizden Kağıtta başkaldıran bir kalem Ferhan ensoy; Temmuz ay nda Ortaoyuncular Yay nlar ndan ç kan son kitab Ba kald ran Kur unkalem de bir yolculu a ç kar yor sizi. Kalemimin Sap n Gülle Donatt m n ikinci cildi bu. Sevenlerinin sab rs zl kla bekledi i bir devam yolculu u ayn zamanda Anneannesinden Türk tiyatrosunun adeta gayri resmi geçit törenine dönü en dünyas ve kendi tiyatrosunu kurma sava na de in bir yolculuk bu. Onunla birlikte yürürken akl n zda anneannesinin ölümünden sonra dedi i u cümleyi ta yorsunuz: Ölüler hafiftirler, tabutlar çok a r. SEZA ÖZDEMİR Ferhan Şensoy la anı diyebileceğim tek yaşanmışlık, 2019 adlı oyunu için yaptığımız söyleşi. O dönem Ulusal Kanal adına, kameraman arkadaşım Şengül le birlikte tuttuk Ortaoyuncular Sahnesi nin yolunu. Şengül Ne kadar sürer Seza? Uzatmazsın değil mi? derdinde. Ben ise Ferhan Şensoy dan prova öncesi, o çok disiplinli hayat temposu arasında koparabildiğim zamanı olabildiğince uzatmak derdindeyim (Yine de taş çatlasa yarım saatini alıyorum). Ben, telaşlıyım. Şengül ise işi bugüne kadar nasıl olsa hep teknik bir iş olarak görülmüş birinin sakinliği, daha doğrusu alışmışlığında. Şensoy geliyor fuayeye. Tokalaşıyor ikimizle de. Kameraman arkadaşıma da adını soruyor. İkimizin de halını hatırını soruyor. Sonra çay söylüyor bize. Benim aklımda Sıkılıyor mudur?, Keyifli bir röportaj olur mu? gibi sorular var. O, bununla ilgilenmiyor; belki yapacağımız söyleşiyi önemsemiyor bile. Zaten duymuşum, Ferhan Şensoy söyleşi yapmayı sevmiyor. Beni dinlerken gözü kameramana gidip geliyor. Moralim sıfırın altına doğru hızla inmekte. İşte şimdi yandık, saçmalamamdan sıkıldı sanırım diye kıvranıyorum. Çaktırmadan Şengül e arada ben de bakıyorum. Her zamanki gibi konuk olunan kişinin nasıl olsa kendisiyle ilgilenmediğinden emin, üçayağını kuruyor. Ardından kamera için ışığı deneyecek, filtreye karar verecek, beyaz ayarı yapacak ve saire... Niye bakıp duruyor Şensoy? Sonunda dayanamıyor; gayet tedirgin bir yüz ifadesiyle Şengül Hanım niye içmiyorsunuz çayınızı? Acelesi yok, yaparsınız. diye bölüveriyor sözümü. O ana dek aklımda sorular ve vesveselerle diyalogu sürdürmeye çalışırken, bir anda bu çabamdan geri adım atıyorum. Niye yaptı bunu? O güne kadar görüştüğümüz kimse kameraman arkadaşlarıma böyle bir özen göstermemişti. Konuk olunan kişiye göre; onlar o mekânda sadece teknik bir iş için bulunuyorlardı. Zaman ayırılan kişi sadece muhabir olagelmişti. Dönüyorum Şengül e, o da şaşkın. Çabuk ayılıyor ama. Baktım artık işini keyifle yapan, önemseyen ve titizlenen bizim Şengül oluvermiş. Ferhan Şensoy la ikisinin kısa sohbetini izliyorum. Şensoy; Şengül e sorular sormaya devam ediyor. Çekimle ilgili teknik sorulardan kısa bir sohbet kuruyor kameramanımızla. İşte aklımdaki Ferhan Şensoy... Yaptığımız röportaj bunun yanında faso fiso kaldı benim için. T YATROSUNA KAVU MAK STEYEN KALEM Şimdi ikinci söyleşimiz kamera karşısına geçmeden, ses bandına konuşmak zorunda kalmadan, kendini kendi isteğiyle anlattığı ikinci kitabı Başkaldıran Kurşunkalem için. Ancak bu kez yüz yüze değiliz, Ege turnesi sırasında azıcık mola verdiği Yalıkavak tan sorularımızı yazılı olarak yanıtladı. O nedenle bu söyleşiyle ilgili aktarabilecek bir anım yok. En iyisi kitaba geçip gerisini kendisinden dinleyelim. Kalemimin Sapını Gülle Donattım dan sonra Başkaldıran Kurşunkalem yayımlandı. Gül den kurşun a geçişin nedeni nedir? Kaleminiz ne zaman başkaldırdı? Birinci cilt, Tabancamın sapını gülle donatacağım Karadeniz türküsüne bir gönderme, ikinci ciltde de kurşunun n si miniskül olarak yazılı. Bir yerden bir yere geçiş yok. Her iki başlık da; kalemim silahımdır, diyor. Başkaldırı her iki ciltde de var, burada mevcut tiyatroya başkaldırarak kendi tiyatrosuna kavuşmak isteyen kalemin özlemi söz konusu. CEPTE HAYALLER, VER EL N TÜRK YE Düzenli günlük tuttuğunuzu biliyoruz. Bu bir koca ömür demek. Fotoğraflar, belgeler, oyunlar, anılar... Neye göre ayırdınız dönemleri? Zor olmadı mı bunları tasnif etmek? Ortaokuldan beri günlük tutuyorum, bu kitapları günlüğe borçluyum, yoksa bu denli ayrıntıyı anımsamak kolay değil. Birinci cilt, doğumumdan başlayıp eğitimimden sonra kafamda hayallerle Türkiye dönüşümle bitiyor. İkinci cilt, o kesin dönüşün öncesinden başlayıp, hayallerim cebimde Türk tiyatrosu içinde savrulmalarımı anlatıyor, Haldun Taner den icazet alıp Şahları da Vururlar la başlayıp Muzır Müzikal yangınıyla son bulacak... Kitabın ön ve arka kapakları için fotoğraf seçiminiz dikkat çekici. Neden özellikle anneanneniz, anne ve babanız (özellikle de onların düğün fotoğrafı)? Birinci cilt, daha çok ailemin baba tarafını ve Çarşamba yı anlatır. Anneannem, annem Ünyeli. Ailenin anne tarafını ve Ünye yi ikinci cilde sakladım. İlk kitabın kapağı çocukken Çarşamba daki evin bahçesindeki bir fotoğraf, ikinci cildin kapağı anneannemle Ünye deki evde çekilmiş delikanlılık fotoğrafım. Anneannem ikinci ciltte en renkli kahramanlardan biri olarak var, annemin ve babamın düğünü sebeb-i mevcudiyetim. BEN KALEME KALEM DEMEM MUHAL F OLMAYINCA Bu ırmak romandaki yaşamınızın haritasından aynı zamanda Türkiye nin haritası da çıkıyor. Türkiye nin yakın tarihinin Ferhan Şensoy un kaleminin başkaldırmasında etkisi ne? İlk gençliğimden beri kalemim beni başkaldırmaya zorladı. Çocukluğumdan beri hep başkaldıracak şeyler oldu bu ülkede. Zaten kalem muhaliftir. Yoksa ben ona kalem demem. Kitapta tiyatro dünyasından gündelik bir tarih de aktarıyorsunuz. Yaşananlar, kişiler arasında hep ayrık, dışarıda duran, özgün bir havanız seziliyor. Bunu en güzel resmeden anlardan biri Papirüs barında onca usta ve genç tiyatrocu arasındaki Ferhan Şensoy. Bu tavrınız tiyatronuza da yansımış. Kendi tiyatronuzu bulmak, yaratmak isteğinizi biliyoruz ama bu bir kişilik özelliği mi? Batıda eğitim gören ve yurda dönen tiyatrocular, biraz tutucu eski yapı tiyatro dünyamızda pek rağbet görmemişler, dışlanmışlardır; Burhanettin Tepsi, Asaf Çiğiltepe, Orhan Boran tipik örnekler. Ben Papirüs ün barının en köşesinde Fransa dan gelen çocuk olarak yapayalnız oturuyorum. Kendi tiyatromu kurmak, istediğim tiyatroyu

9 KAPAK Aydınlık KİTAP 24 A USTOS 2012 CUMA 9 Ferhan ensoy yapmak ve başarılı olmak konusundaki hırsım, tamamen kendimi babama kanıtlama kavgasının sonucudur. YARINA D Z OYUNCUSU OLARAK KALACAKLAR! Kitap, Türk tiyatrosundan bir geçit töreni de sunuyor. Ancak gayri resmi bir tören. Bugünün tiyatrosu ve tiyatro sanatçıları yarına nasıl kalacak sizce? Türk tiyatrosunun, en mükemmel dönemini yaşama şansım olduğu için talihliyim. Kitaptaki sanatçılar resmi geçidi, tiyatro tarihimizdir. Bugünün tiyatro sanatçıları kaç kişiler, bir resmi geçit korteji oluşturabilirler mi? Sanırım onlar yarına dizi oyuncusu olarak kalacak! YILLAR SONRA BABAMIN HAKLI ÇIKMASI NE SAÇMA! Sanattan para kazanamama, tiyatrocular için hep bir sorun. Sizin için de öyleymiş, şimdi baktığınızda Babam haklıymış dediğiniz oluyor mu hiç? Babam Oğlum, tiyatro yapmana karşı değilim, ama bir mesleğin olsun, tiyatroyu haftasonları yaparsın demişti. Ne yani? Haftasonu şiir yazan doktorlar gibi! Onlar şair değiller ki! diye düşünmüş, hiçbir şey diyememiş, yutkunmuştum. Tiyatro haftada altı gün oynanan, yedinci gün turneye gidilen, provaları haftalarca süren bir iş. Ve fakat yıllar sonra tiyatro sadece haftasonu oynayabilir hale geldi, izleyicisi giderek eksilerek. Geçen yıl günlüğüme şöyle yazmışım: Yıllar sonra babamın haklı çıkması ne saçma! Eskiden iki kalas bir heves düşüncesi ağır basarmış. Sanatçıların bakışı bugün nasıl sizce? Sanatçı sözcüğü artık uçara kaçara kullanılmaya başlandı. Medyaya kalsa herkes ünlü sanatçı (!). Tiyatro bir aşktır, ben bu işi aşkla yapanlardanım. Azınlıkta olduğumu biliyorum, ama yapayalnız değilim. Babam haklı çıksa da, ben aşkımdan vazgeçmem. Bu özgeçmişsel romanların devamı gelecek mi? Nasıl bir devam olur bu? Üçüncü cilde başladım. Ancak bu gibi dosyalar; tiyatro koşuşturması, oyun yazarlığı, provalar, turneler arasında boynu bükük duruyor masada, çok yıllarla şişmanlıyor. Ömrüm olduğu sürece arkası gelecek, belki biri yarım kalacak... FACEBOOK TA ZLED AKLABANLIK ONUN Ç N T YATRO TE! Ortaoyuncular bu yıl 32. yılında. Onun önünde daha nasıl bir yol var gelecekte? Yol yok, çok dikenli bir patika var önümüzde. Tiyatro neymiş? diyen, twitter ci kuşaklarla karşı karşıyayız. Facebook ta izlediği şaklanbanlık onun için tiyatro işte! Romanlar, oyunlar, sahne üstü (oyunculuk/ yönetmenlik), köşe yazıları, turneler... Çok çalışan birisiniz. Peki günü nasıl geçiriyor, nasıl yetişiyorsunuz bu kadar işe? Hiç söyleşi yapmayarak, hiçbir televizyon programına konuk olarak katılmayarak, pek kimseye randevu vermeyerek, davet edildiğim söyleşi toplantılarına katılmayarak, tiyatroda oyundan sonra kitap imzalayıp imza günleri yapmayarak, Beyoğlu nda tiyatroya bitişik bir evde oturduğum için İstanbul trafik keşmekeşini yaşamayarak kazandığım zamanı iyi değerlendiriyorum. SAVA I SAHNE EMEKÇ LER KAZANACAK! Son zamanlardaki yıkım ya da kapatma lardan tiyatro da nasibini alacak gibi görünüyor. Ödenekli tiyatroların özelleştirilmesi gündemi henzü sonuçlanmış değil. Peki bu işin sonu nereye gider sizce? İşin sonu karanlık. Mevcut iktidar tiyatroya savaş açmış durumda. Yok etmek istiyor. Bin yıllardır tiyatronun ortadan kaldırıldığı hiçbir yerde görülmemiştir. Belki yarın koşullar daha da kötü olacak, tiyatrocular direnecek. Bu savaşı tiyatroya gönül veren sahne emekçileri kazanacak! Başkaldıran Kurşunkalem den ( ) Soğuk bir mart ikindisi. Yağmur çiseliyor. Rıhtımda demir atmış gemilerin kuytu yerlerine sinmiş martılar. Üşümüş çaycı, tavşan kanı çayları getiriyor, sigaralar tazeleniyor. Kafasındaki tiyatroyu yapabilmek için herkesle görüşüyor Fransa dan gelen çocuk. Yeni bir tiyatro kurması gerektiğinin bilincinde. Ne para, ne salon, ne kadro! Kimlerle, nerede, nasıl yapabilirim düşüncesinin esiri olarak herkesle görüşüyor işte. O nasıl bir tiyatro yapılacağını konuşmaktan yana, öbür ikisi sürekli salon sorununa getiriyor konuyu. - Salon yok ağbicim! - Evet ağbicim. Martılarla sarmaş dolaş usul usul bir arabalı vapur yanaşıyor iskeleye. Fransa dan gelen çocuk birdenbire: - Gemide tiyatro yapalım mı? diyor. Kısa ve boktan bir suskunluk oluyor arabanın içinde. Dünyaları yıkılmış gibi. Hatta o güne dek gizli tuttukları tiyatro kurma projelerini Fransa dan gelen çocuğa anlattıklarına pişman bir halleri var. Sessizliği Ercan bozuyor: - Nasıl ya? - İstediği yere demir atan, Marmara yı, Türkiye nin bütün kıyılarını dolaşan, izleyicinin ayağına giden, yüzen bir tiyatro! Upuzun ve sıkıntılı bir suskunluk oluyor. İkisi önce birbirlerine, sonra dikiz aynasından Fransa dan gelen çocuğa garip garip bakıyorlar. Deli bu herif diye düşünüyorlar. - Manyak mısın sen? cümlesi dillerinin ucuna geliyorsa da, hiçbir şey söylemiyorlar. ( ) (Ferhan Şensoy, Başkaldıran Kurşunkalem, s ) Nasıl bir kalem? Türk tiyatrosu için özgün nitelemesini ama bir o kadar da bizden nitelemesini taşıyan bir tiyatro adamı o. Ferhan Şensoy; İsmail Dümbüllü, Münir Özkul ve diğer pek çok ustanın kadrini bilen bir Fransa dan gelen çocuk. Ancak yazmak bambaşka bir şey sanki hayatında. Özyaşamöyküsel romanlarını okuyunca, öykülerine dalınca anlıyorsunuz; sadece oyuncu ya da yönetmen olarak kalamazdı Türk tiyatrosunda. Belki bu yüzden hocası Haldun Taner in yeri başkadır onun için. ( ) İki gözümden birer damla yaş süzülüyor, hüngür hüngür ağlamak üzereyim. Çok güzel bir perde finali armağan ediyor bana tiyatro peygamberi Haldun Taner. Bu oyunu bir tiyatroya vermek istemediğimi, kendi düşündüğüm gibi sahneye koymak arzumu dile getiriyorum. - Kendi tiyatromu kurmak istiyorum. - Paran var mı? - Hayır hocam. Buyurduğunuz gibi olay iki kalas, bir heves. İşin fenası bende sadece heves var, kalas parası da yok! Gülümseyerek koyuyor elini omzuma; - Kolay gelsin. Yolun açık olsun! Koyverdim dizginlediğim gözyaşlarımı, Elmadağ ı sel aldı. Gondolla döndüm Teşvikiye ye. (Ferhan Şensoy, Başkaldıran Kurşunkalem, s. 540 ) Şahları da Vururlar ile Haldun Taner den böyle icazet aldıktan sonra, yazar Ferhan Şensoy için oyunların, kitapların ardı arkası kesilmez. Türk tiyatrosunun resmi geçit töreninde, kortejde bulunduğu yeri gururla taşıyor olmalı. İşte Ferhan Şensoy; temmuz ayında Ortaoyuncular Yayınları ndan çıkan son kitabı Başkaldıran Kurşunkalem de bir yolculuğa çıkarıyor sizi. Anneannesinden Türk tiyatrosunun adeta gayri resmi geçit törenine dönüşen dünyası ve kendi tiyatrosunu kurma savaşına değin bir yolculuk bu. Onunla birlikte yürürken aklınızda onun anneannesinin ölümünden sonra dediği şu cümleyi taşıyorsunuz: Ölüler hafiftirler, tabutları çok ağır.

10 10 24 A USTOS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Psikanalizin analizi için üç müdahale Cinsel, hayat n belirli bir alan olup, geri kalan n belirlemekten çok, Zupancic in de dedi i gibi cinsel, insan faaliyeti ya da ya am n n ayr bir bölgesi de ildir; i te bu nedenle, insan ya am n n bütün bölgelerinde ikamet edebilir CENK ÖZDAĞ Geniş, eğik ve muhtemelen deri bir koltuk imgesi ile pipo içen, yahut boynuna bir fular bağlamış bir doktor eşleştiğinde aklımıza psikanaliz gelir. Toplumun normal inden biraz olsun sapanlar koltuğa yerleşirken, hemen arkalarında toplumun marjinal bir aydını olan psikanalist belirir. Hastanın bastırdıklarını açığa çıkarıp çocukluğuna inen doktor, hastayla meşguldür. Peki, ama bu klişe artık bıkkınlık vermedi mi? Herhangi bir davranış bilimleri kitabı açıldığında, okuyan, kendisine hastalık beğenir. Bu durumun, bize gösterdiği, hemen herkesin hasta olduğu değil midir? Evet, herkes hastadır, der sistem. Herkesin hasta olduğu bir ortamda tek normal, hastanın karşısında dikilen diplomalı doktorların bilgeliği ya da hayali bir normal olan toplum dur. Arzu edilen de budur: psikanaliz, hastalarla uğraşsın; onları toplumun normal ine entegre etsin. Toplumsal işbölümünden psikanaliste düşen bu gibi görünür. Bu görünüşe, ya da sistemin bu buyruğuna karşı, Alenka Zupancic, Psikanaliz asla bireyler ve onların mahrem sayılabilecek sorunlarıyla ilgili değildir: Tedavi etmek amacıyla bireyi topluma uyumlu kılmayı, burjuva rüyasının garantörü olmayı reddeden temel bir psikanaliz damarı vardır diyerek yanıt veriyor. Psikanalizin, yukarıda tarif edilen, bireyi topluma uyumlu kılma şeklinde özetlenebilecek yalıtılmışlığına ve saptırılmışlığına karşı, Alenka Zupancic, Freud ve Lacan ın kuramlarını radikalleştirerek yeni yanıtlar arıyor. Ljubljana Psikanaliz Ekolü nün kurucularından olan Zupancic in Neden Psikanaliz? Üç Müdahale adlı kitabı Barış Engin Aksoy un özenli çevirisiyle Metis Yayınları tarafından 2011 Şubat ında yayımlandı. Nietzsche ve Kant, Hegel, Schelling gibi Alman İdealistlerinin yanı sıra, Bergson gibi fenomenolojistlerden, Lacan ve Freud a, ve dahası Dolar, Zizek ve Badiou gibi yeni nesil Lacancı Hegelci filozoflara dek geniş bir okumanın hakim olduğu Zupancic in eserlerinin belki de en özlüsü Neden Psikanaliz? adlı eseridir. Bu eserde, üç müdahale, sırasıyla Cinsellik ve Ontoloji, Özgürlük ve Neden ve Komedi ve Tekinsiz olarak adlandırılıp ele alınıyor. Bu yazıda sadece birinci bölüme odaklanacağız gerisi okuyucunun ilgisine bırakılacaktır. Geçen hafta tanıtımını yaptığımız, Marshall Sahlins in eseri Batı nın insan doğası yanılsaması nın temel tezi olan kültürün biyolojik olanı öncelediği iddiası, bu kez, Zupancic in kitabında daha da diyalektik bir ilişki içerisinde yineleniyor. Zupancic e göre Psikanalizin nesnesi iki alanın örtüştüğü bölgedir; yani, biyolojik ya da bedensel olanın halihazırda zihinsel ve kültürel olduğu, aynı zamanda kültürün tam da çözüme kavuşturmaya çalıştığı (ama bunu yaparken yeni açmazlar yarattığı) bedensel işlevlerin açmazlarından doğduğu yerdir (s. 9). Öznelliğin nesnellikle, zihinselin bedenselle, doğanın kültürle olan ilişkisine ait kurucu kavramlara odaklanan ama bir yandan da felsefeden ayrı bir alan olarak psikanaliz, cinselliğe yönelik belirgin vurgusuyla özgüllüğünü koruyarak gerçekliğe ilişkin yeni yaklaşımları olanaklı kılıyor. C NSELL K DO A ÖTES D R Cinsellik söz konusu olduğunda, genel eğilim bunun doğal bir eğilim olduğudur. Yazarın itirazı burada kendini göstermektedir. Yazar, Freud dan alıntılayarak cinselliğin doğa ötesi karakterini betimliyor: Jenital cinsel örgütlenme, ilksel ya da doğal olmaktan çok uzaktır: Gerek üreme organlarının fizyolojik olgunlaşmalarını gerekse kültürel-simgesel parametreleri içeren gelişim aşamalarının bir sonucu, bir ürünüdür. (s. 21). Alışılagelen söyleme göre parmak emme, oburluk gibi sonuçlar cinselliğin baskılanmasından sonuçlanmaktadır. Yazar, burada çarpıtılmış anlayışı ayakları üstüne oturtur: Parmak emme ya da oburluk, cinsel birleşmedeki uyarılmayla ilişkisi dolayısıyla cinsel değildir; aksine, aslında bizatihi cinseldir; cinsel ilişki ise bunlar gibi (bakma, dokunma, yalama, vb.) farklı kısmi dürtülerden oluştuğu için cinseldir. (s. 20). Cinsel olanın doğru anlaşılması açısından bu alıntı çok önemlidir. Çünkü cinsel, hayatın belirli bir alanı olup, geri kalanını belirlemekten çok, Zupancic in de dediği gibi cinsel, insan faaliyeti ya da yaşamının ayrı bir bölgesi değildir; işte bu nedenle, insan yaşamının bütün bölgelerinde ikamet edebilir (s. 21). DÜRTÜLER N NESNELER N N KAMES DEVR MC D R Dürtüler en baştan parçalı, kısmi, amaçsız ve nesnelerinden bağımsızdır... Dürtülerin sapması kurucu bir sapmadır ve devam etmektedir: psikanalizin bakış açısından, erkeklerin salt kadınlara yönelik cinsel ilgisi de nihayetinde kimyasal bir çekime dayalı aşikar bir olgu değil, aydınlatılması gereken bir sorundur (s. 18). Bu kurucu sapma, birçok kereler, ihtiyaçların maddi bir temel olarak insanı ileriye taşıdığını öne süren kuramların genel eğilimini dile getirmektedir: İnsanlarda her ihtiyaç tatmini, kural olarak, başka bir tatminin meydana gelmesini sağlar; bu tatmin kendisinin peşine düşüp kendini yeniden üretirken, bağımsızlaşma ve kendi başına varlığını sürdürür hale gelme eğilimindedir (s. 19). Kurucu sapma, dolayısıyla, dürtünün nesnesinden uzaklaşması ve bir dizi ikameye sürüklenmesi dir. (s. 18). Dürtünün alanı sürekli olarak genişler, insan çevresinin ötesine geçer, tatmin peşinde koşarken eline geçen daha büyük bir tatminsizliktir. Dolayısıyla, insan artık örtüyü kaldırıp merak etmiştir, durmadan arzularının peşinden gidecektir. Bu açıdan bakıldığında dürtüler ve onların nesnelerinin ikame edilmesi devrimcidir. (Neden Psikanaliz?, Alenka Zupancic, Metis Yayınları, Çev: Barış Engin Aksoy, 88 s.) ARAKABLO TÜRKİYE NİN RUHUNU ARAYAN AYDIN: KEMAL TAHİR / 4 Kemal Tahir in asıl meselesi: Doğu yu Batı ya karşı savunmak SEYYİT NEZİR Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu üçgeninin merkezinde yer alan Anadolu, emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda İslâmî ideolojik çeşitlenmelerle gizlenmiş bir jandarma devlete yataklık edemez. Türkiye nin ruhunu yerlilik kanonu içinde arayan Kemal Tahir in ne yazık ki bu ruhu bulamadığı nı savlayan Hece Dergisi (S: 23 / 81, Ocak 2012), Tahir in bu ruha yabancılığını şöyle açıklıyor: Türkiye de İslâm, her zaman yerli düşüncedir; yerleşmeyi / yerlileşmeyi başarmıştır. Kaldı ki İslâm ın binlerce yıl yoğurup biçimlendirdiği Anadolu da ve İslâm dünyasında sosyalizmin yerli bir düşünce olması halâ imkânsız görünmektedir. (s. 11) Geçtiğimiz günlerde, Zaman Gazetesi nde İslâm ve yerli ideoloji kapsamında ilginç tartışmalar yaşandı, ilginç şeyler yazılıp çizildi. Mümtazer Türköne tartışmada İslâm ın modern ve en yerli uzmanı Ali Bulaç a da atfen şu görüşleri savundu: SLÂMCILIK: KÖKÜ DI ARIDA B R DEOLOJ İslâmcılık kökü dışarda bir ideolojidir. İslâmcı ideolojiyi Müslüman aydınlar kendi iç dinamikleri ve gelenekleri içinde üretmediler. Ali Bulaç, İslâmcılık tabirinin Eşarî ye ve Gazalî ye kadar uzanan eski bir tabir olduğunu kaydetmiştir. Dün, bu tabirin (İslâmiyyûn) bu iki büyük imam tarafından tahfifi anlamda kullanıldığını açıklıyor. İslâmcılık, bu referans metinlerde yoldan çıkanlar için kullanılıyor ve Müslümanımsı gibi bir anlama geliyormuş. (Zaman, ) Ahmed Arif in dizeleriyle söyleyecek olursak, Havva Ana nın dünkü çocuk sayıldığı topraklarda daha bininci yılını doldurmamışken, İslâm ın binlerce yıl yoğurup biçimlendirdiği Anadolu söylemine kapılmış giden Hece yi zora düşürmenin hiç anlamı yoktu ama somut durumlar tarihsel sürecin önüne geçiyor ve ideolojik üretimin yolunu tıkıyor anlaşılan. Kemal Tahir in yerliliği tartışılırken, İslâm ın Batı planlarıyla yoğrulan oryantalist yerli çeşitlenmeleri, şecaat arzı neviinden bir itirafnâmeyle gündeme geliveriyor... KEMAL TAH R N ASIL MESELES NEYD? Kemal Tahir in asıl meselesi, Anadolu Türk varlığını ve devletini Batı nın emperyalist talanı karşısında korumak ve savunmaktı. İstiklâl ve hürriyet benim karakterimdir anlayışıyla yoğrulan tutumunda, Osmanlı, tarihsel birikim öğesi olmaktan öte geçmez. Bu nedenle Necip Tosun, onun Osmanlı anlayışında devlet olgusunun birincil, din olgusunun ikincil önemde oluşu nu din yaklaşımındaki dışardan bakış olarak küçümsediğiyle kalır (Hece, s. 47). Kemal Tahir, M. Murat Özkul un da görmezden gelemediği (s. 155) Ortadoğu daki çatışma alanlarında, BOP eşbaşkanlığı adı altında sıfır sorun için yola çıkıp sorunlar yumağını kördüğüm edişiyle ülkeyi sıfır komşuluk noktasına taşımış Yeni [İslâmi] Osmanlıcılık yavelerine geyik olmak şöyle dursun, emperyalizm karşısında çok daha matah bir duruş olarak Osmanlıcılığın eskisine dönüşü bile akıldışı bulur. O, tıpkı Haçlı Seferleri ve 1915 emperyalist saldırısı karşısında olduğu gibi, Anadolu yu bütün Doğu nun savunma hattı olarak görür. Anadolu nun savunulması, Rusya ve Kafkasya nın Anadolu ve Ortadoğu yla bağını kesme isteğindeki emperyalistlerin yeni Kafkas Seddi planlarını bozmayı gerektirir. Mustafa Kemal in bu konudaki başarıları ortadayken, Kemal Tahir in bunları atlayarak tarihiyle dargınlığını sona erdirme adına ülkeyi İslâmî heveslerle her anlamda Batı ya açma, İslâmcı örtüler altında Batı ya karşıt görünerek pazarlama ve peşkeş çekme anlamını taşıyan girişimlere yüz vereceğini ummak, en hafifinden, safdillik değilse nedir? Batı nın çıkarlarını savunanların en son sözleri bile bunu anlamaya yeter. Le Monde un Türkiye uzmanı Guillaume Perrier daha on gün önce şöyle yazdı: Rusya, Türkiye, İran bloku dünyanın bütün dengelerini değiştirir. Ortadoğu nun kontrolünü tümüyle ele geçirir. Avrupa yı küçük kıtasına hapseder. Kafkasları, Afganistan ı, Pakistan ı kendi gücüne katar. Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar. Petrol kaynaklarına egemen olur. Çin le işbirliği yapabilir. Bu gelişme Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya dan oluşan Batı nın dünyadaki etkinliğini inanılmaz biçimde azaltır.yeni blok; asker, enerji ve para açısından çok güçlenir. Böylece Türkiye deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar. (Le Monde, ; aktaran Kurtul Altuğ, Aydınlık, ) Bir soru: Peki bu çatlama ve saflaşmada İslâm nerede yer alıyor? Ardından ikinci bir soru: İyi ama hangi İslâm? Batı nın yedeğindeki mi, karşısındaki mi? Sahi, iyi de, ya Kemal Tahir, o nerede kalır? Sorulur mu, tartışmasız olarak emperyalizmin karşısında yerini alır o. Her ne kadar zurnada peşrev olmaz! denmişse de, nice haftadan sonra, zurnanın zırt dediği yere gelmiş bulunuyoruz: Kemal Tahir in düşünüşünü sürekli köstekleyen büyük aldanış neydi? Haftaya...

11 YENİ ÇIKANLAR Aydınlık KİTAP 24 A USTOS 2012 CUMA 11 Yedinci Gün Uzak Tepeler Ku timur Kahvehanesi Platon Günlükleri hsan Oktay Anar, leti im Yay nevi, 240 s. Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız. Kazuo Ishiguro, Yap Kredi Yay nlar, çev. P nar Besen, 164 s. Japon asıllı İngiliz yazar Ishiguro, ilk romanı Uzak Tepeler de büyük toplumsal dönüşümlerin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini, görev duygusu ile özgürlük arzusu arasındaki çatışmayı ve modern çağda kimlik arayışını ustalıkla anlatıyor. İngiltere de yalnız başına yaşayan yaşlı Japon kadını Etsuko nun büyük kızı Keiko intihar eder. Kısa süre sonra Etsuko nun küçük kızı Niki annesini ziyarete gelir ama anne kız arasındaki duygusal mesafe, Etsuko nun anılarına gömülmesiyle daha da artar. İkinci Dünya Savaşı nın bitişinden sonra ilk kocasıyla birlikte Nagazaki de yaşayan Etsuko, o yıllarda komşusu Sachiko ve onun küçük kızı Mariko yla kurduğu arkadaşlığı hatırlar. Bugünle ilgili bazı gerçekleri açıklayabilmek için, geçmişin bu dönemini gözden geçirmeye ihtiyacı vardır. Necib Mahfuz, K rm z Kedi Yay nevi, çev. Utku Umut Bulsun, 144 s. Yirminci yüzyılın ortalarında, Kahire nin kalburüstü semtlerinden Abbasiye de birlikte büyüyen beş arkadaş ve dostluklarına yıllar boyu tanıklık eden, vazgeçilmez buluşma yerleri olan kahvehane. Büyük değişimler yaşayan Mısır toplumunda, arkadaşlardan her birinin kendi yolunda akan hayatları, bu kahvehanede sığınılacak güvenli bir liman bulur. Doğuştan iş adamı olan Sadık, babasının arzusunun aksine doktorluğu seçmeyip edebiyat yollarında yürüyen Tahir, zevk insanı Hamada, eylem adamı İsmail ve geri planda kalan beşinci arkadaş: anlatıcı. İkinci Dünya Savaşı ndaki bombardımanlardan 23 Temmuz 1952 darbesine, Özgür Subaylar hareketinden Batı ya açılan Mısır ekonomisinin 1980 lerde geçirdiği çalkantılara kadar çağdaş Mısır ın tarihini belirleyen pek çok siyasi ve tarihi olay... Peter Ackroyd, Monokl Yay nlar, çev. Bilgesu i man, 184 s. Bunu görüyor musunuz? Yaklaşın, kentliler. Buna kol saati denir. Bunu Köstebek mağarasından getirdim. Dinleyin. Bu işaretlere sayı deniyor. Şu dar metal şeridin nasıl da bir uyum dairesinin etrafında döndüğünü fark ettiniz mi? Bu, zamandır. Dokunmaktan korkmayın. Sihri yeniden canlandırılamaz. Ne amaca mı hizmet ediyordu? Bir evren yaratmıştı! Kenarlardaki sayıları inceleyin... Bunlar harikalar çünkü bir zamanlar dünyanın yapısını temsil ediyorlardı. Bir zamanlar bunun biçiminde modellenmiş koca bir evren vardı... Kentlileri nasıl rahatsız etmiş olduğunu şimdi anladın mı? Platon: Çocuklara yolculuğumu birkez dahi anlatmadım. Onları sadece soru sormaya ve cevapları aralarında tartışmaya çağırdım. Kerime Gerçek Bak Çin Komünist Partisi Tarihi ktidar Yaln zl kt r Bahad r Yeni ehirlio lu, Todd McGowan, Say Yay nlar, Everest Yay nlar, 226 s. çev. Zeynep Özen Barkot, 344 s. Kolektif, Canut Yay nevi, 620 s. Kerime, Bahadır Yenişehirlioğlu nun ikinci romanı. Dönem romanı özelliği taşıyan Kerime de olaylar, ezanın Türkçe okunması kararının alındığı 1932 de başlıyor. Muhafazakâr bir seriye kâtibi ve ailesinin başına gelen trajik olaylar, o dönemin koşulları içerisinde anlatılıyor. İki kızını da baskı ve korkularla yetiştiren bir seriye kâtibinin başına gelen korkunç bir olay... Kâtibin,. küçüklüğünden beri boyunduruğu altında tuttuğu büyük kızı Kerime nin, ilerlemiş yaşına rağmen annesinin ve mahallenin baskısıyla kendinden yaşça büyük, dul bir adamla evlenmesi... Ailenin küçük kızı Nezihe nin ise umutsuz bir aşkın peşinde felaketine doğru sürüklenip, gencecik hayatını bir adam uğruna karartması... Kerime, bir genç kızın, muhafazakâr ve erkek egemen bir toplumda yetiştirilip, yanlış verilen kararların, hataların bedelini nasıl ödediğini gösteriyor... Bir filmde izleyicinin deneyimini belirleyen nedir? İzleme sürecinin temelinde görüş alanına hâkim olma yanılsaması mı vardır, yoksa bu deneyimi sürekli gözden kaçan, anlamlandırılamayan, var olmayan noktalar mı şekillendirir? Todd McGowan sinema kuramı etrafında dönen bu soruları yeniden ele alırken, aslında cevabın gözümüzün önünde olduğunu söylüyor: Psikanalitik sinema kuramına yeni bir perspektif sağlayan bu kitapta, izleme deneyiminin merkezine bakışı oturtuyor ve bizi onun doğasını anlamaya davet ediyor. Şimdiye kadar yanlış değerlendirilmiş bir kavram olan bakışı, doğrudan Lacancı psikanalizle okuma çabasının ürünü olan Gerçek Bakış, izleyiciyi bir özne olarak konumlandırarak, sinemanın politik, kültürel ve varoluşsal potansiyellerini bu kez özgürlük adına anlamayı deniyor. Ülkemizde daha önce 1970 lerde yayınlanan S.B.K.P tarihi ile ilgili 2 kapsamlı kitaptan yaklaşık 35 yıl sonra ilk kez kapsamlı bir komünist partisi tarihi yayınlanmaktadır. Dünyanın en büyük nüfusuna sahip olan Çin in iktidar partisi olan Ç.K.P 20.yüzyıl tarihinin önemli öznelerinden bir tanesi olmuştur, bu parti siyasi iktidarını devrimi birlikte yaptığı diğer demokratik ve anti-emperyalist partilerle birleşik cephe anlayışını koruyarak paylaşmaktadır. Parti 82 milyon yetişkin üyesini ve yaş arası 75.9 milyon genci tabandaki birim örgütleri içinde örgütlemiş bulunmaktadır. Halihazırda düzenli çalışmalar yürüten 3.4 milyon birim örgütü bulunmakta, 50 den fazla işçi çalıştıran özel sektör kuruluşunun % 97 sinde örgütlü bulunmaktadır... Ali Saydam, Remzi Kitabevi, 312 s. Bir etkinlikten ürüne, ülke markasından siyasete, kurumdan şöhrete, soyut ya da somut hangi konuda algılama yönetimi üzerine çalışıyor olursak olalım, olumlu gerçeklikler den yola çıkmak durumundayız. Vazgeçmek Özgürlüktür adlı ilk kitabın devamı olan İktidar Yalnızlıktır ın sayfalarına yansıyan deneyimler toplamının ve bakış açısının, gündelik hayatta bir değer ifade edebileceğine kuşku yok. İletişim alanına ilgi duyan tüm meraklılar ve uzmanlar için bir amentü kitabı...

12 12 24 A USTOS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ÇOCUKLAR İÇİN GEZI NOTLARI İSPANYA DA KİTAP DÜNYASI Don Kişot un Yolunda Yürümek DAMLA YAZICI Don Ki ot un geçti i yol Edebiyat, farklılıkların aynı duygularda yoğrulmasına olanak sağlayan eşsiz bir deryadır hayatta. Duyguların temelde hissettirdiklerinin ortak olduğu insan bedeninde farklı yaşanmışlıklar içerisinde de olsa aşk aşktır örneğin, zafer zaferdir, hüzün hüzündür. Meksika da da, Çin de de, İsveç'te de. Edebiyatın bu duyguları bütünleştirmedeki gücünü görünce hayranlık bir kez daha katlıyor kendini. 18 günlük bir İspanya seyahati sonrası bunları birkez daha düşündüm. Don Kişot'u hayatımıza sokan bir kültürün sokaklarında dolaşırken kitapçılarını, sahaflarını, müzik dükkanlarını da keşfetmek için elimden geleni yaptım. Dünyaya Picasso, Gaudi, Cervantes gibi çok büyük insanlar kazandıran bir ülkeden bahsediyorum. İspanya edebiyatı tarihini biraz karıştırdığımda şunlarla karşılaştım: Arap istilası sonrası dilin yozlaşarak yerel bir dile dönüşür. Sonrasında 9. yüzyılda Kastilya lehçesi ülkenin Arap istilasından kurtulmasıyla yayılma gösterir ve Katalan dili, Galicia lehçesi ile birlikte bir ulusal dilin temellenmesi ve edebiyat dili olarak hayat bulması gerçekleşir. Başta Arap etkisindeki İspanyol edebiyatı zamanla Fransız ve İtalyan etkilerine de maruz kalır. 14. ve 15. yüzyıllar hemen hemen bütün edebi metinlerde kendini krallık ve manastır etkisinde bulur. Kristof Kolomb un Amerika yı keşif yolculuğuna çıkmasına büyük destek veren İspanya, bu yolculuk sonrası kendi Rönesansını sağlamış ve bu edebiyata büyük bir ivme kazandırmıştır. 16. ve 17. yüzyıllar İspanyol edebiyatının en zengin ve görkemli dönemini ifade eder. Dünya edebiyatı adına çağdaş romanda ilk kabul edilen Miguel de Cervantes in kült eseri Don Kişot bu dönemde ortaya çıkmıştır. Kilometrelerce ötede yazılmış bu roman bugün hala başucumuzda unutulmaz kitabımız olarak yerini alıyor ve hayatımızda kendimizi yel değirmenlerine karşı savaşırken hala bulabiliyoruz. Don Kişot ve Sanço Panza içimizde birer insan. Nereli olduğumuzun, cinsiyetimizin, mesleğimizin bir önemi yok, hepimiz kendimizi Don Kişot un karakterinde bulabiliyoruz, işte bu edebiyatın gücüdür. İspanyol edebiyatı da çağdaş edebiyata böyle bir katkı sunduğu için gurur duymalıdır. İspanya daki gezimde gittiğim Siguenza da, kitabın ilk nüshasında Don Kişot un Sanço Panza ile geçtiği yer olarak belirtilen patikada olduğumu öğrendiğimde gezinin en güzel anında olduğumu hissettim. Bazen insanların kollarına yaptırdıkları dövmelerde Picasso nun Don Kişot eskizini görüyorum. Bir kişinin hayatında bu denli değer yaratabilen eserler sayılıdır. Bu kadar değerli bir yapıtın taşıyıcısı ülke olmak İspanya nın yücelmesini sağlıyor. Fakat İspanya İç Savaşı, edebiyatın rotasını oldukça geriye çekmiş durumda. Savaş bu olumsuzluğunun yanında edebiyatın toplumsal gerçekçilik alanına açılmasını sağlamış ve 20. yy ın İspanyol edebiyatına yeni bir rota katmış. Zengin bir miras üzerine kurulmuş olan İspanya sokaklarında dolaşırken tarihi mirası korumanın önemini bir kez daha hatırlıyor insan. Mimarinin, heykelin, estetiğin oldukça gelişmiş olduğu şehirleri gezerken aklımın bir yanı Türkiye nin bu konularda hangi konumda olduğundayken bir yanı kitapçılarınız nerede diye sorup duruyordu. Benim gözlemlediğim, beklentimin daha altında bir kitap dünyası kurmuş olmaları. Sahaflarla, sokak kitapçılarıyla, modern kitapçı dükkanlarıyla dolu sokaklar görmek pek mümkün değil. Fakat rastladığınız kitapçıların bir tür üzerine yoğunlaşarak, çok sağlam arşivleri halka sunması takdir edilesi. Latin dili olarak ele aldığımız bir edebiyat oldukça zengin işlerken (özellikle Meksika edebiyat alanında oldukça sağlam ilerliyor) salt İspanya edebiyatı ele alındığında beklentinin karşılanabildiği söylenemez. Karşılaştırma yaptığımda Türkiye de kitabın konumunun insanların bahsettiği kadar vahim olmadığı kanaatine vardım. Büyük eksiklikleri olsa da giderek zenginleşen bir Türk edebiyatı görmek mümkün. Süreç içerisinde genç yazarların yeteneklerinin cesur yayınevlerince desteklenmesi fikri yayıncı anlayışa yerleşebilirse eğer, işler daha da ileri gidecek. İspanya da dolaşırken ilginç birkaç dükkan gördüm. Biri çizgi roman üzerine çok renkli ve kaliteli bir birikim dükkanıydı. Bir diğeri ülkenin mizah edebiyatı ve dergiciliği üzerine girdiğim oldukça da farklı bulduğum ufak bir dükkandı. Sadece bir tür üzerine açılmış bu yapıdaki dükkanlar beni oldukça etkiliyor. Çünkü içerisinde çok ciddi bir arşiv barındırıyor. Sahaf geleneğinin yerini alışveriş merkezi kitapçılarına bıraktığı şu günlerde dünyada her yerin bu çürümüşlüğe mahkum bırakıldığını görmek üzücü olsa da umudumuz asla tükenmeyecek. Anadolu dan Kitabevi köşesi bu hafta Dünya dan İspanya yı anlattı. Kitaplı günler dilerim. Savaş Arifesinde Bir Çocuk Kare daire de ildir, insan da melek. Kareler yuvarlak olmad klar n kabul etmi gibi görünüyor. En az ndan bugüne kadar aksini duyan olmad. İREM HALIÇ Erich Kastner Erich Kastner i Uçan Sınıf adlı romanıyla biliyor olmalısınız yılında yazdığı bu kitabın, konusu ve karakterleri bakımından Hababam Sınıfı nı andırdığı için, Türk okurları tarafından benimsenmesi zor olmamıştı. Hala okumadıysanız otuz beşinci baskısı Can Yayınları nda mevcut. Gelelim çocuklar için eşsiz romanlar yazan bu yazarın kendi çocukluğunu anlattığı son kitabına: Ben Küçük Bir Çocukken Kare daire değildir, insan da melek. Kareler yuvarlak olmadıklarını kabul etmiş gibi görünüyor. En azından bugüne kadar aksini duyan olmadı. Olasılıkla dört dik açı ve dört eşit uzunlukta kenar sahibi olduklarını kabullenmiş olan kareler, düşünülebilecek en mükemmel dörtgenlerdir. Böylece karelerin hırsı tatmin edilmiş olur. Erich Kastner, 1899 doğumlu bir Alman yazar. Birinci Dünya Savaşı na katılan Nazi karşıtı Kastner, Nazilerin hizmetinde yazarlık yapmayı reddettiği için yazı yazması yasaklanmış, iki kez gestapo tarafından tutuklanmış ve 1933 te tüm kitapları yakılmış te Münih te ölen yazar, yaşamını insanlık için yazmaya adamış. Otobiyografik romanı Ben Küçük Bir Çocukken de de anlattığı gibi, aile gelenekleri olan fırıncılık ve tüccarlığın aksine, zinciri kırarak yazarlığı tercih etmiş. Sadece içinde birikenleri artık içinde tutmak istemediği için. Çünkü Kastner in çocukluğu, yüzyılı aşkın bir süre öncesinde geçiyor ve kendi ifadesiyle Dünya Savaşı nın başlamasıyla da sona eriyor. O zamanın Almanya sında doğan ve ray üstündeki atlı arabalar, uzun sarı lüleler, sıkı bel bağları arasında büyüyen Erich, okuldan eve döndüğünde adeta evin reisi haline dönüşen, dönüşmek zorunda olan bir çocuk. Evin ihtiyaçlarını alıyor, ödevlerini bitirdikten sonra sobayı yakıyor, yemek pişiriyor, evlerini paylaştıkları öğretmenle kahve içiyor, bulaşık yıkıyor, patates soyuyor ve annesine kuaförlük mesleğinde yardım ediyor. Savaş arifesine denk geldiği için diktatörler, yasaklar, savaşlar, ölümler görüyor. Haliyle yazmak için biriktirdiği çok anısı oluyor Kastner in KALEM - KA IT VE ANNE Çekinerek harika görünen ikiye ayrılmış masaya yaklaştım, attığım her adımda sorumluluğum, korkum ve son on beş dakikayı kurtarma iradem artıyordu. Ah, şu an yalnız olabilseydim keşke; şu an hediyelerimle, bunların bana beni tutkuyla seven annemle babam tarafından alındığı nefis duygusuyla yalnız olabilseydim! Ne mutlu olurdum! Ama Noel oyununun iyi sonuçlanması için rolümü oynamak zorundaydım. Bir diplomattım ben, annem ve babamdan daha yetişkindim. Noel ağacının altında gerçekleşen törensel üçlü konferansımızın başarısızlıkla sonuçlanmamasını sağlamam gerekiyordu Aldığım hediyeyi yere göğe koyamayan annemi gizlice göğsüme bastırdım, sanki günah işliyormuşum gibi gizlice. Babam fark etmiş miydi acaba? Fark ettiyse eğer üzülmüş müydü? Çok beğendiğim bu paragraf aslında kitabın ana konusunun dışında küçük bir ayrıntı. Ama Kastner bir çocuğun, anne ve babasının kendisine duydukları sevgileri arasında denge kurmaya çalışırken yaşadığı o gereksiz telaşını ve çilesini böyle güzel anlatmış işte. Annesine olan dikkati çok daha fazla Erich in, onu hiçbir şekilde incitmek istemiyor. Ancak konu yazmaya gelince annesine karşı dürüst olmak zorunda. Fırıncı, tüccar ya da öğretmen olmak istemiyor Erich, yazar olmak istiyor. Palavracı Baron, Açıkgöz Budalalar, Hayvanlar Toplantısı, gibi çocuk kitapları da sevilen Kastner in çocukluğunu anlattığı bu son kitabı da, hem yazarı, hem de savaş öncesi Almanya yı, Alman çocuklarını daha iyi anlayabileceğiniz hüzünlü ve samimi bir kitap. İyi okumalar diliyoruz. (Ben Küçük Bir Çocukken, Erich Kastner, Çev: Süheyla Kaya, Can Çocuk, 262 s.)

13 Aydınlık KİTAP 24 A USTOS 2012 CUMA 13 Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür şair: Tevfik Fikret CAFER YILDIRIM Ekonomik ilişkilerin yeniden düzenlendiği, dünya haritasının yeniden çizildiği bir çağın çocuğu olarak doğdu Tevfik Fikret. Gençliği ve daha sonraki dönemleri bu konjoktürde konumunu korumaya çabalayan, fakat her hamlesinde biraz daha çözülen ve parçalanmaya doğru ilerleyen koca bir imparatorluğun can çekişme devriydi. 24 Aralık 1867 de doğdu, 19 Ağustos 1915 te öldü. Artık çıkmayan Papirüs adlı dergide yayımlanmış bir yazımdan aldım yukarıdaki paragrafı. Edebiyatımızda kendisiyle ilgili en fazla makale, inceleme, araştırma, eleştiri, anı yazısı ve oylumlu, ciddi kitaplar yazılmış şair Tevfik Fikret tir. Ölümünün 97. yılında onun şiirlerinin hâlâ toplumsal ve sosyal hayatımızdaki sorunlara, ülke yönetimi düzeyindeki özlemlere, bilim ve teknikle ilgili hedeflere, insani ve ahlaki önermelere karşılık düşmesi, hayatiyetini ve güncelliğini koruması bu durumun nedenini de açıklamaktadır. Servet-i Fünun dergisinden arkadaşı ve Türk edebiyatının başyapıtlarından Eylül ün yazarı Mehmet Rauf onun için Eserlerinde ne kadar şiir varsa o kadar da resim vardır. diye yazar. Bu durum Tevfik Fiktret e gelene dek Türk şiirinde bulunmayan teknik bir özelliktir. Büyük ustanın daha önemli bir yönüne ise Yahya Kemal işaret eder: Rübab-ı Şikeste den sonra nazımda İstanbul lehçesini duyduk; ahengin bütün mihaniki değişti; o inkılabdan beri hepimizde iklimi bir tahassüs, iklimi bir lehçe ihtiyacı var. Yahya Kemal in söylediklerine Fuat Köprülü den ekleme yapmakta yarar var: Arkadaşlarının hatta üstatlarının elinde bir türlü kekemelikten kurtulamayan nazım lisanına yeni bir ses koyuyordu. Fikret, Servet-i Fünun un başına geçtikten sonra yazdığı eserlerde, derece derece Türkçenin nazım lisanı ayarını bulur. Mehmet Kaplan ın Tevfik Fikret şiiriyle ilgili tahlili ise bütün bu belirlemeleri tamamlayıcı niteliktedir: Fikret Türk şiirine ses ile beraber, kendinden önce pek az ehemniyet verilen yeni mısra yapıları, sentaks da getirmiştir. Onun her şiiri bir ses ve cümle örgüsüdür. Mananın altında, onu dalgaların bir kayığı taşıması gibi sürükleyen bu iki yapı unsuru vardır. Bütün bunlar edebiyatın teknik ve estetik alanında Tevfik Fikret in hanesine yazılan artılardır. Fakat onu kullandığı dilin ağırlığına ve eskiliğine rağmen yüz yıl sonrasına taşıyan ve tazeliğini koruyan özellikler bunlarla sınırlı değildir. Tevfik Fikret i ölümünden yüz yıl sonra da önemli kılan Atatürk ün de Ben devrim ruhunu ondan aldım. diye işaret ettiği devrimci ruhudur. Bu ise soyut ve esrarlı bir vasıf değil, Tevfik Fikret in haksızlıklar karşısındaki isyanı, ahlaki duyarlığı, bilim ve tekniğe inancı, zayıftan yana duruşu, zalimler karşısındaki tavrı ile dokunmuş kişiliğinin edebiyat alanındaki yansımasıdır. Bu ülkenin şahsiyetli entelektüellerinin, aydınlarının, öğretmenlerinin gençlere seslenme gereksinimi duyduklarında onun Ferda sına eğilmeleri sebepsiz değildir: Ferda senin, senin bu teceddüd, bu inkılâb Her şey senin değil mi ki zaten?... Sen, ey şebab Yağmacılara karşı nefretimizi, içimizde büyüttüğümüz isyanın hırçınlığını da o en estetik biçimde bizim adımıza haykırmadı mı: Yiyin, efendiler yiyin; bu hân-ı iştihâ sizin; Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! Bilim ve teknik alandaki ilerleme, atılım ve gelişme özlemlerimiz, karşılığını yine onun şiirlerinde buluyor: Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün Minkaar-ı ateşini duy, daima düşün: Onlar niçin semada, niçin ben çukurdayım? Din tacirlerinin, şehit edebiyatı mütehassıslarının maskesini yine o indiriyor. İkiyüzlülerin tutunduğu değerler sisteminin şifresini o açık ediyor: Mızırak, yay, kılıç, topuz, balta, Mancınık, top, sapan, tüfek Arada Kanlı amirleriyle cünd-i vegaa; Sonra artık alay alay usera Mutlaka bir muzaffer, on mağlub; Çiğneyen haklı, çiğnenen mayub; Kahra alkış, gurura secde; kerem Za f ü zilletle daima tev em; Doğruluk dilde yok, dudaklarda; Hayr ayaklarda, şer kucaklarda. Bir hakikat: hakikat-i zencir; Bir belagat: belagat-ı şemşir Hak kavinin, demek şeririndir; Tevfik Fikret En celi hikmet: ezmeyen ezilir; Her şeref yapma, her saadet piç; Her şeyin iptidası, ahiri hiç; Din şehid ister, asman kurban; Her zaman her tarfta kan, kan, kan!... Kanun diye diye kanunun nelere alet edilğini, ilerlemeden, barıştan, eşitlik ve özgürlükten yana olanlara, yurtseverlere, devrimcilere karşı, ırzına geçilmiş bu kanunların nasıl kullanıldığını en yalın biçimiyle onun şiirleri anlatıyor bize: Bir devri şeamet, yine çiğnendi yeminler; Çiğnendi, yazık, milletin ümidi bülendi, Kanun diye topraklara sürtüldü cebinler; Kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi Beyhude figanlar yine, beyhude eninler!... Ülkemizi sarmış olan sisin yoğunluğunu ve yayılan karanlığın vehametini yine o gösteriyor: Mehmet Rauf onun için Eserlerinde ne kadar iir varsa o kadar da resim vard r. diye yazar. Bu durum Tevfik Fiktret e gelene dek Türk iirinde bulunmayan teknik bir özelliktir. Sarmış yine afakını bir dûd-ı muannid, Bir zulmet-i beyza ki peyapey mütezayid. Tazyikının altında silinmiş gibi eşbah, Bir tozlu kesafetten ibaret bütün elvah; Bir tozlu ve heybetli kesafet ki nazarlar Dikkatle nüfuz eyleyemez gavrine, korkar! Tevfik Fikret neyi özlemiş, neyi sevmiş, neye karşı çıkmış ve kimi lanetlemişse içinde bulunduğumuz dönemde tümünün karşılığı bulunuyor. Böyle olduğu için de o edebiyat tarhinin bir devi olduğu kadar günümüz edebiyatı içinde de büyüklüğünü koruyor. Hatta tarihi değeri güncelle doğrulandığı için ihtişamı bütün tazeliğiyle bir kez daha sahnedeki yerini almış bulunuyor. Ölümününü 97. yılında onu minnetle anıyor ve bütün beşeriyeti ailesi olarak gören ahlakını, cesur sesini, haysiyetle ışıyan suretini özlüyoruz.

14 14 24 A USTOS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ALINTI-TEST Okuyaca n z bölümler hangi yazar n hangi kitab ndan al nt lanm t r? 1 Hoyrat bir merakla girmiş yerleşmişti bile benim dünyama, Fırtınayla cebelleşerek, bileklerine kadar yükselen koyu gölgeli, kara Humbertistan a. Çevresine şöyle bir göz suyun içinde sırılsıklam olmuş bir halde evin içinde atmış, çoğu şeyi sevimsiz bulmuş, ama gülüp geçmişti. ordan oraya koştuğunu görüyordum. Ertesi gün hiç olmayan bir kahvaltıyı nasıl hazırladığını, ben yerleri ku- Artık ne zaman düpedüz nefrete benzer bir duyguyla dönüp, çıkıp gidecek diye bekliyorum. Okşayışlarımdan rularken sofrayı kurduğunu, evin içindeki deniz hiçbir zaman ürpermediği gibi, bütün ince düşünceliklerime karşılık olarak görüp göreceğimde tiz bir hey ne yap- Birlikte kahvaltı ederken gözlerindeki o hüzünlü ba- felaketinin ardından ortalığı topladığını hatırlıyorum. tığını sanıyorsun sen çığlığı olurdu. En cıcığı çıkmış kışı hiç unutamadım: Neden beni bu kadar yaşlıyken filmleri, en yapışkan şekerlemeleri benim ona sunabileceğimbu harikalar ülkesine yeğ tutardı. İnsan gerçekte olduğu değil hissettiği tanıdın? der gibi. Doğruyu söyleyerek yanıtladım onu: yaştadır. 2 3 New York a otobüs biletimi aldım. Otobüs onda kalktığından tek başıma Hollywood un tadını çıkartmak için dört saatim vardı.önce salamla bir somun ekmek aldım ve ülkeyi geçerken yiyeceğim on sandviç yaptım kendime. Bir dolarım kalmıştı. Bir otoparkın arka tarafındaki alçak beton duvara oturdum ve yerde bulup, hardalı sürmek için temizlediğim düz bir tahta parçasını kullanarak hazırladım sandviçleri. Bu absürd işle uğraşırken bir Hollywood galasının güçlü spot ışıkları gözyüzünü, o uğultulu Batı Yakası nın gökyüzünü yarıp geçti. a) Marguerite Duras- Ölüm Hastalığı b) Vladimir Nabokov- Lolita c) Jean Paul Sartre- Sözcükler d) Herman Hesse Öldürmeyeceksin e) Gabriel Garcia Marquez- Kolera Günlerinde Aşk a) Gabriel Garcia Marquez- Benim Hüzünlü Orospularım b) Andre Gide- Kalpazanlar c) Ernest Hemingway- İhtiyar Balıkçı ve Deniz d) Necip Mahfuz- Midak Sokağı e) Jerzy Kosinski- Adımlar a) Richard Brautigan- Amerika da Alabalık Avı b) Ingvar Ambjörnsen- Beyaz Zenciler c) Hubert Selby Jr.- Brookllyn e Son Çıkış d) Jack Kerouac- Yolda e) Chuck Palahniuk- kaçaklar ve Mülteciler Geçen haftan n do ru yan tlar : 1-(d) 2-(e) 3-(b) BULMACA SOLDAN SA A 1. Re at Resimdeki yazar - Bir seslenme sözü 2. htiyaçlar devletçe kar lanan onba ve çavu rütbesindeki asker - Rutenyum un simgesi - Kimse, ki i - Allah tan hay r dileme 3. Bir dilek art eki - Bir ngiliz biras - Kobalt' n simgesi -... Güler (foto rafç ) 4. Konya da bir baraj - skambil destesinde bir ka t grubu - Omurgay olu turan küçük kemiklerin her biri 5. Kudret, iktidar - Lanetlenmi - Gümü 'ün simgesi -... Güler (foto rafç ) 6. sviçre de bir nehir - sim - Göz 7. K rg zistanda bir nehir - Engerek y lan - Ak am yeme i - Ate 8. Çal m, caka - Trabzon un bir ilçesi - Tantal n simgesi - Öksürme sesi King Cole (Amerikal caz piyanocusu ve ark c ) - Gelir sa layan mülk 10. Türkü, ark -... King Cole (Amerikal caz piyanocusu ve ark c ) - Birlikte ya ayan hayvan toplulu u 11. Direkler üzerine kurulmu zahire ambar - li kin - Tav r, davran - Lümen (k sa) 12. Erdemleri bak m ndan çok büyük - Sekiz sesten olu an ses dizisi - Yapma, meydana getirme 13. Bulgaristan n para birimi - Satürn gezegeninin be inci uydusu - Bir haber ajans 14. Bir çalg türü - Kalsiyum un simgesi - Bir binek hayvan - nci Aral n Orhan Kemal Roman Ödülü ne lay k Bu haftan n do ru yan tlar : 1-(b) 2-(a) 3-(d) görülmü kitab - Numara (k sa) 15. Güre te bir oyun - Resimdeki yazar n bir eseri - Ulusal bir parayla yabanc bir para birimi aras ndaki de i im oran YUKARIDAN A A IYA 1. Nefes, ruh - Resimdeki yazar n bir eseri 2. S n r ni an - Esirgeyici, merhametli - Bir ki ili i canland ran oyuncunun söylemesi ve yapmas gereken hareketlerin genel ad - Tak m (k sa) 3. Radyum un simgesi -... Gündüz Kutbay (ney üstad ) - Küçük ma ara - K l dokuma 4. Azarlama, paylama - Bir nota - Mezopotamya panteonunda tüm tanr lar n babas ve kral olan gök tanr s -... Ayhan ( air) 5. Parlak, saydam k rm z renkte de erli bir ta - çinde arap yap lan f ç - Düz ve geni arazi, yaz 6. Azotlu besinlerin vücutta yanmas yla olu an azotlu madde - Ha in, kaba - Karadeniz e özgü bir yelkenli türü 7. Lütesyum un simgesi - lgi eki - Köpek - Aktinyum un simgesi 8. Eskiden ya mak yap m nda kullan lan çok ince yar saydam bez - Tartma aleti 9. Yar efsanevi Yunan masalc - Bir ba laç 10. Kiloamper (k sa) - Bir haber ajans - Osmanl devletinde taht yeri, saltanat makam anlam nda kullan lan bir sözcük - Japonya da buda rahibesi 11. Verme, ödeme - Buza lar n analar ndan ayr larak konuldu u bölme - Bir geçmi zaman eki - lkel bir silah 12. Yunanca da bir harf - Bir hayret ünlemi - Askerler 13. srail kuzusu da denilen tav an irili inde bir memeli hayvan - Otlak - Bir ac ünlemi 14. Evropiyum un simgesi - Tümör - Bir sevinç ünlemi - Lübnan n plakas - Mezopotamya panteonunda tüm tanr lar n babas ve kral olan gök tanr s 15. Resimdeki yazar n bir eseri - Ordu (k sa) GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMÜ

15

16

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III Bölüm I Çocuk Edebiyatı ve Gelişimle İlgili Temel Kavramlar 15 Fiziksel (Bedensel)Gelişim 20 İlk Çocukluk Döneminde(2-6)Fiziksel Gelişim 21 6-12 Yaş Arası Fiziksel Gelişim 23 12-18

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Sayın Bülent SOYLAN Yeminli Mali Müşavir (E. Hesap Uzmanı)

Sayın Bülent SOYLAN Yeminli Mali Müşavir (E. Hesap Uzmanı) Yeminli Mali Müşavir (E. Hesap Uzmanı) 12.11.2011, Şişli-İstanbul 108 Dursun Ali Yaz Özgeçmiş PTT çalışanı olan babasının memuriyeti dolayısıyla bulunduğu Adapazarı nda 1949 yılında doğdu.baba tarafından

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 5 MART 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Çağdaş Kibeleler Belediyesi nin sekiz sezondur düzenlediği Ustalara Saygı toplantıları, Dünya Kadınlar Günü geleneksel etkinliği Çağdaş

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız ve hangi okulları

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 03.11.2012 Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Belediyesi'nde belgesel film gösterimleri tüm hızıyla devam ediyor. Levent Kültür Merkezi'nde sinema gösterimleri için de Salkım

Detaylı

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair WILHELM SCHMID 1953 te Almanya da Bavyera-Süebya (Schwaben) bölgesinde doğdu. Berlin, Paris ve Tübingen de felsefe eğitimi aldı. Çeşitli Alman üniversitelerinde

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Yazarla ilgili detaylı bilgiye www.sayasa.com adresinden erişilebilir.

Yazarla ilgili detaylı bilgiye www.sayasa.com adresinden erişilebilir. Didem Kanca Üstay, 1977 yılında İstanbul da doğdu. Lisans diplomasını 1998 yılında Amerika da Georgetown Üniversitesi nden aldı. 1998-2000 seneleri arasında tıp fakültesi lisans ders lerini tamamladı.

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Her Cuma yeni bir film

Beşiktaş Gazetesi. Her Cuma yeni bir film Her Cuma yeni bir film BEŞİKTAŞ Belediye Başkanı İsmail Ünal sinema ile ilgili yeni projesini anlattı. Ünal, "Beşiktaş ta. Sinemamızın son dönemlerde üretilen çağdaş ürünlerini artık Beşiktaş Levent Kültür

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Açık Kapı Günleri

Beşiktaş Gazetesi. Açık Kapı Günleri 20 Açık Kapı Günleri BEŞİKTAŞ Kent Konseyi Kadın Meclisi'nin düzenlediği Açık Kapı Günleri Beşiktaş kentlisini ağırlamaya devam ediyor. Kasım ayının ilk haftasında Açık Kapı Günleri'nin ilk toplantısı

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

Sonrası. Jewett, Keman. Özcan Ulucan, Keman. Tuba Özkan, Viyola. Ozan Tunca, Cello. Program ile ilgili detaylar ise

Sonrası. Jewett, Keman. Özcan Ulucan, Keman. Tuba Özkan, Viyola. Ozan Tunca, Cello. Program ile ilgili detaylar ise Işık Tünelinin Sonrası Fulya SanatMerkezinde birbirinden güzel etkinlikler sanatseverler ile buluşuyor. Aralıkayının ilk haftası yine yoğun programlarıyla FulyaSanat Merkezi odak noktasıydı. Bu etkinliklerden

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

BÜLTENİMİZDE NELER VAR?

BÜLTENİMİZDE NELER VAR? 2013-20142014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BÜLTENİMİZDE NELER VAR? ETKİNLİKLERİMİZ GEMS ETKİNLİKLERİMİZ KURBAĞALAR KİTAP ATÖLYESİ YAZAR ETKİNLİĞİMİZ OKUMA YAZMA HAZIRLIK ÇALIŞMALARIMIZ GEZİLERİMİZ SİNEMA ETKİNLİĞİMİZ

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü Dersi

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon)

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon) (ev dekorasyon) bir yeşilçam ikonu Türk insanının hayatına girdiği 60 lı yıllardan bu yana zarafeti ve paylaşmaktan çekinmediği bilgi birikimiyle rol modeli olmuş Filiz Akın ın İstanbul a bir tepeden bakan

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ 10 KASIM ATATÜRK Ü ANMA ŞİİRLER 10 Kasım geldi işte Üzgünüz biz milletçe Atatürk! ü anarız O bizim kalbimizde 10 Kasım geldi işte Koşarız Anıtkabir e Atatürk ü anarız

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ VELİ BÜLTENİ MAYIS -2012 ÇOCUK VE KİTAP "EĞİTİM YAŞAM İÇİNDİR" 2 ÇOCUK VE KİTAP Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ OKULA UYUM OKULUM, BEN VE ARKADAŞLARIM Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 SORULAR:

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 SORULAR: PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 6 5 9 4 2 7 3 1 8 SORULAR: 1- Fotoğrafta kaç çocuk var? 2- Çocuklardan kaç tanesi sana doğru bakıyor? 3- Kız çocuğu elinde ne tutuyor? 4- Fotoğrafçı

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

EGE ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ NİSAN 2015 ETKİNLİK PROGRAMI

EGE ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ NİSAN 2015 ETKİNLİK PROGRAMI EGE ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ NİSAN 2015 ETKİNLİK PROGRAMI 02.NİSAN.2015 03.NİSAN.2015 TUBİTAK BİLİM İNSANI DESTEKLEME VE DAİRE BAŞK. 46. Ortaöğretim Proje Yarışması ve İzmir Bölge Ödül Töreni

Detaylı

ÇİÇEK GRUBU 2013-2014 HAZİRAN AYI BÜLTENİ YAZ MEVSİMİ BABALAR GÜNÜ DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TATİL Yaz mevsiminde havada meydana gelen değişiklikler neler? Yaz mevsiminde hayvanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Detaylı

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ. Dokuz Eylül Üniversitesi 1990

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ. Dokuz Eylül Üniversitesi 1990 AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Önder PAKER 2. Doğum Tarihi: 27.05.1960 3. Ünvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tiyatro Dokuz Eylül Üniversitesi 1982 Yüksek Lisans

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort +90 444 1 352 www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort /elaresort Zarafet ve kaliteyle zenginleşen kusursuz bir dünya... L U X U R I S M Luxurism, sadece bir kelime değil; mükemmelliğin heyecan

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

ABİDİN DİNO 1913-1993

ABİDİN DİNO 1913-1993 ABİDİN DİNO 1913-1993 Abidin Dino 23 Mart 1913,İstanbul`da doğdu. Ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni. Çok yönlü bir kültür adamı olan Abidin Dino, çağdaş Türk resminin öncülerindendir. 1933 yılında

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

SİZİN WEB SİTENİZ BİR TANEDİR!

SİZİN WEB SİTENİZ BİR TANEDİR! 1 SİZİN WEB SİTENİZ BİR TANEDİR! Tabi şu da bir gerçek ki, sizin siteniz 350 milyon ve hala artmakta olan siteden bir tanesidir. Sitenizin diğerlerinden ayrılması ve ayakta kalması için ne yapabilirsiniz?

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz Resimleyen: Burcu Yılmaz Refik Durbaş KURABİYE EV ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü Refik Durbaş KURABİYE EV Resimleyen: Burcu Yılmaz www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör:

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI KEPEZ İZMİRLİOĞULLARI ORTAOKULU 7. SINIF İNGİLİZCE DERS İŞLEME YOL HARİTASI

2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI KEPEZ İZMİRLİOĞULLARI ORTAOKULU 7. SINIF İNGİLİZCE DERS İŞLEME YOL HARİTASI EKİM 2 & 4 EKİM EKİM 1 4 412 EYLÜL 3 AY HAFTA SAAT 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI KEPEZ İZMİRLİOĞULLARI ORTAOKULU 7. SINIF İNGİLİZCE DERS İŞLEME YOL HARİTASI UNITE 1 HEDEFLER KAZANIMLAR Okuduğu metnin konusunu

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin S eks, yemek ve oyun doğal zevklerdendir. Her memeli hayvan hoşlanır bunlardan. İlk ikisi konumuz dışında. Üçüncüsünü konu edeceğiz. 1. İlk oyunumuz şöyle: Aşağıdaki dört

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

EGE ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ MAYIS 2015 ETKİNLİK PROGRAMI

EGE ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ MAYIS 2015 ETKİNLİK PROGRAMI EGE ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ MAYIS 2015 ETKİNLİK PROGRAMI 01,02,09,16,23,30 MOZART AKADEMİ MAYIS.2015 Çocuk Korosu ve Orf Eğitimleri YER : Seminer D Salonu 02,09,16,23,30 MAVİ SANAT MAYIS.2015

Detaylı

I. BÖLÜM I. DİL. xiii

I. BÖLÜM I. DİL. xiii I. BÖLÜM I. DİL DİL NEDİR?... 1 İNSAN HAYATINDA DİLİN ÖNEMİ... 3 ÇOCUĞUN İNSAN OLMA SÜRECİNDE DİLİN ÖNEMİ... 5 ANA DİLİNİN ÖNEMİ... 6 DİL VE DÜŞÜNCE... 7 DİL, SEMBOL VE İŞARET İLİŞKİSİ... 12 DİL, KÜLTÜREL

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin (kısa adı ile SAM-DER in) davetlisi olarak 2010 yılında kurulduğu dönemde Sam-der e geldim ve büyük

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı