SOHBET. Ne zaman bir yol hazırlığı yapsam, BİR DOSTLA

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SOHBET. Ne zaman bir yol hazırlığı yapsam, BİR DOSTLA"

Transkript

1 Edebiyat Bilal KEMİKLİ BİR DOSTLA SOHBET Benim can dostum diyor ki: Eğer, bir erin izinde gitmiyorsan, bu dünyaya geldim veya gelmedim deme. Dünyaya gelmek, hayatı ve varlığı anlamak ve anlamlandırmak ancak bir yolda gitmekle mümkündür. Yol, insana duruş verir. Bir izi, bir yolu takip edemeyenin duruşu olmaz. Duruşu olmayan da temel sorulara doğru cevaplar veremez. Diğer bir ifadeyle, dünya hayatı baştan sona bir yolculuktur. Yönünü tayin edebilmen, ufkunu belirleyebilmen için bir rehbere ihtiyacın var O rehber, Allah dostudur. Ne zaman bir yol hazırlığı yapsam, önce iç dünyamda o yola hazırlanmaya çalışırım. Bunu yaparken, esaslı dostlarımdan yardım alırım; bana karşı hiç değişmeyen, her zaman bana doğru yolu gösteren kadirşinas dostlarım; çok sevgili dostlarım Benim bu dostlarımla siz de dost olabilirsiniz. Siz de bir yola çıkacağınız zaman yahut içiniz daraldığında, kendinizi yalnız hissettiğinizde Artık ne bileyim, sâlih ve sâdık bir dosta ihtiyacınız olduğunda sohbet edebilirsiniz. Çünkü benim dostlarım okuyucularıma da dosttur. Bu dostlarımdan ilki Türkçe nin süt dişi olan Yûnus Emre dir Bizim Yûnus Evinde bir Yûnus dîvânı bulundurmayan, oun deyişlerinden ve gönle huzur veren sohbetinden mahrum olur. Yûnus la dost olmak için, onun ilahilerini dinlemek, kelimelerle hayat bulan mânâ dünyasını okumak gerek. Benim Yûnus la dostluğum, sohbetim onu okuyarak gerçekleşiyor Bakın bu kutsal yolculuğa çıkmadan önce de Yûnus a müracaat ettim Eskilerin tefe ül yapmak dedikleri yöntemle, evvelâ merhum dostumun rûhu için bir Fâtiha okuyup öylesine bir sayfasını açtım. Sohbet başladı Ama ne sohbet! Bu sohbeti mutlaka dinlemelisiniz. Benim Yûnus la aramdaki sırdaş, Dr. Mustafa Tatcı nın hazırladığı Yûnus Dîvânı dır. Bu Dîvân dan tefe ül yaptım 335, 336, 337 ve 338 numaralı şiirleri ardı sıra okudum. İlkinde diyor ki: Gitdi bu kış zulmeti geldi bahar yaz ile Yeni nebâtlar bitdi mevc urdı hep nâz ile Kıştan ve bahardan sözediyor şair. Kış, soğuğu, karı, buzu ve karşımıza çıkardığı diğer meşakkatleriyle eziyet ve sıkıntı sebebidir. Hele hele Yûnus döneminin kışını düşünelim. Ziraatla geçimini sağlayan insanları, uzun kış aylarında yiyeceklerinin tükenmesini, odunlarının bitmesini, kalmayan yağı tuzu hatırlayalım Rençberin kolu kanadı olan hayvanların yemlerinin azalmasını hayal edelim. O fakirliği, o yoksulluğu, çaresizliği İşte kış, bu yüzden zulmettir. Oysa bahar, bolluktur, berekettir; çaresizlere çaredir, fukaraya ekmektir, aştır. Bu yüzden benim can dostum Yûnus um diyor ki: Hamdolsun, bahar geldi, bu kış zulmeti gitti. Hamdolsun, bahar geldi Yola çıkacağım ya, ben bu baharı, çıkacağım yolculuğa yordum. Kış, sadece bir mevsim değildir. İnsanın içinde de kış vardır. İnsanın içinde de yoksulluk, çaresizlik Hemen ellerimi açtım, bu çıkacağım yolculuğun, bu kutsal gidişin bitmeyen, tükenmeyen bahar rüzgârları estirmesini diledim. Sonra yirmi beyitten ibaret olan bu şiirin diğer beyitlerini okudum. Siz de okuyacaksınız, ama yolculuk psikolojisinden olsa gerek, benim üzerimde etkili olan son beyitti. Şöyle diyor: Yûnus imdi gam yime niden ne kılam dime Gelür kişi başına ezelde ne yazıla Çıkılan her yolculuk insanda bir tedirginlik yaratır. Nasıl gideceğim? Yolda kim bilir ne gibi meşakkatlerle karşılaşacağım? Kimlerle karşılaşacağım? Dahası, gitmek var, ama ya dönmek Dönüş bazen elimizde olmaz. O bakımdan, her yolculuğumda, yakın mesafe de olsa vasiyetimi 16 17

2 yazar bırakırım. Şu insanlara borcum var, şunlardan da alacağım var. derim. Yol hali, bilinmez. Yine böyle bir hâlet-i rûhiyeye sahip olmalıyım ki, Yûnus um dostça beni teskin etti: Sakın kaygılanma! Bırak şu endişeyi. Sen Allah a teslim ol, gerisini merak etme. Çünkü dedi, Gelür kişi başına ezelde ne yazıla! Er kişi, Allah dostudur, velîdir. Benim can dostum diyor ki: Eğer, bir erin izinde gitmiyorsan, bu dünyaya geldim veya gelmedim deme. Dünyaya gelmek, hayatı ve varlığı anlamak ve anlamlandırmak ancak bir yolda gitmekle mümkündür. Ah güzel dost, ne kadar da güzel söyledin. İnan içim açıldı, gönlüm ferahlandı. Ne endişem kaldı, ne de kaygım. Artık yola çıktıysam, yola teslim olmalıyım Yola teslim olmak! Yol, eri olmak. Er, yani delikanlı. Yani mert. Derin bir nefes aldım, içimdeki yiğidin, o mert insanın ortaya çıktığını seyrettim. Sonra sohbete devam ettim. Beş beyitten oluşan 336 numaralı şiirde benim dostum, er olmanın, er eteğini tutmaktan geçtiğini anlatıyordu. Er eteğini tutmak Bir yolu, bir izi takip etmek! Diyor ki: Sen bu cihân mülkine geldüm gelmedüm dime Dut evliyâ etegin zinhâr elinde koma Er kişi, Allah dostudur, velîdir. Benim can dostum diyor ki: Eğer, bir erin izinde gitmiyorsan, bu dünyaya geldim veya gelmedim deme. Dünyaya gelmek, hayatı ve varlığı anlamak ve anlamlandırmak ancak bir yolda gitmekle mümkündür. Yol, insana duruş verir. Bir izi, bir yolu takip edemeyenin duruşu olmaz. Duruşu olmayan da temel sorulara doğru cevaplar veremez. Diğer bir ifadeyle, dünya hayatı baştan sona bir yolculuktur. Yönünü tayin edebilmen, ufkunu belirleyebilmen için bir rehbere ihtiyacın var O rehber, Allah dostudur. Ben okuduğum beyitlerin rehberliğinde bunları düşünürken, Ka be aklıma geliyor İbrahimî gelenek, Makâm-ı İbrâhim i görür gibi oluyorum. Hacer i ve İsmail i hatırlıyorum. Hemen bu geleneğin en son ve en kâmil yolunun öğreticisi, ruh ufkumuz, Efendimiz aklıma geliyor. Sonra hemen oracıkta, o beyti okurken hayal âleminde Medîne ye gidiyorum; Ravza da huzurdayım Hayatın anlamı işte bu olsa gerek. Hayat, yola çıkarak anlam kazanıyor. Bir izi, bir yolu takip ederek dünyayı anlıyor, anlamlandırıyorsunuz. Bu şiir kısa, beş beyitten ibaret olsa da, beni bir yandan tarihin derinliklerine ve gideceğim o mekânlara, öte yandan da ana evime getiriyor. Aşktan, denizden, dalgalardan ve dalgalara yenik düşen gemiden bahisler açıyor İçim açılıyor, gönlüme şenlik düşüyor. Bu şenlikle okuyorum, 337 numaralı şiiri. Bu şiir de kısa, bu da beş beyitlik. Fakat dostum bunda da onca hakîkati, onca güzelliği adeta dürmüş, muhtasar bir şekilde bize sunmuş. Dosttan bahsediyor, düşmandan bahsediyor. Beni bu şiirin son dizesi daha çok düşündürüyor. Diyor ki: Kime kim dost kapu aça düşmanı elinden kaça Yûnus agzı güher saça degme ârif diremeye Ne kadar anlamlı, ne kadar derin bir söyleyiş bu. Dost kapı açar Kapı açıcı. Eğer dostun sana kapı açarsa, düşmanın kaçar gider. diyor. Maksat düşmanı kaçırmak, uzaklaştırmaktır. Düşman kim? Düşman, ayartıcı, kaygılarımız, endişelerimiz, korkularımız. Ufkumuzu daraltan, gönlümüzü tarumar eden, aklımızı başımızdan alan her şey Düşman nerede? Her yerde. Sıcacık yatağında, huzur hanende, çalışma ofisinde, bindiğin arabada, yürüdüğün kaldırımda, gezindiğin parkta ve hatta gittiğin yolda. Belki, bizzat dostun evinde; kıldığın namazda, yaptığın tavafta... Bu düşmandan kurtulmak lazım! Benim sevgili dostum Yûnus um, bunun yollarından birini ve en önemlisini öğretiyor: Kapı açıcı dost, seni sever ve kapılarını açarsa O düşman da kaçar gider. Şu halde ne yapmak lazım? İçindeki kapıların, gönlünün, aklının ve zihninin anahtarlarını bu dosta teslim etmelisin. Demelisin ki, Sen kapıları açan dost Benim için hayır kapılarını aç. Aç ki, kurtulayım. Aç ki, arınayım. Aç ki, huzura ereyim! Bizim Yûnus bitmesini istemediğim sohbetinde bana bunları anlatıyor. Sonra diyor ki: Yûnus agzı güher saça degme ârif diremeye E, elhak doğru Yûnus söyledikleriyle cevherler saçıyor. Ama ne cevher! Hiç bitmeyen büyük bir hazinenin kapılarını açıyor. Kadrini, kıymetini bilen bir dost. Durduğu yeri bilen, nereden baktığını bilen bir dost. Fakat onu anlayabiliyor muyuz? Nasibimiz kadar. Zaten âriflik iddiamız da yok; o halde anlayabildiğimiz kadar anlıyoruz. Ben hala kapı açıcı dostu düşünüyorum. Kapıları açıp, düşmanı kovan dost... O dosta nasıl giderim, a can? Söyle, o dosta nasıl ulaşabilirim? Nasıl fark edebilirim o dostu? Anahtarlarımı nasıl teslim edebilirim? Sahi, anahtarlarım mı var? Kapılarım mı? Ben bir han mıyım? Bir konak mı? Ah sorular Sorular. Ne çok da sorularım var. Ben sorularımla meşgulken, can dostum Yûnus um beni yalnız bırakmıyor; 338 numaralı şiirde şunları söylüyor: Dosta gidenün yolı gönül içinden geçer Bir amel eylemedüm gireyidüm gönüle Dosta giden kişiler unudur kendözini Ben nereye varursam beni ileden bile Senlik benlik olıcak iş ikilikde kalur İkilik dutan kişi niçe birike birle Şerhe ne hacet! Yûnusca söyleyişe kendimi teslim ediyorum Ama bir yere geliyorum, oradan öteye gidemiyorum: Yitmiş iki milletün ayagın öpmek gerek Yaramagçün ma şûka cümle millete bile Dostun seni sevmesini istiyorsan; seni tanımasını, bilmesini, kapılarını açmasını bekliyorsan diyor Yûnus, yetmiş iki milleti bir bil! demek istiyor ki; kesreti, renkleri, bakışları aş İnsanı insan olarak sev. Hangi renge, hangi dile, hangi inanca sahip olursa olsun, önce onu insan olarak bil ve kabul et. Hatta ne bilmesi, Yitmiş iki milletün ayagın öpmek gerek. Bunun adı tevazudur. Kim olursa olsun, onu değerli ve kıymetli bilmek. Hac da umre de insana bu bilinci kazandırmalı. Tavaf ve sa yda farklı dilleri duymak, farklı renkleri görmek, farklı giyimleri, farklı tatları tanımak. Bu farklılıkla, kâinatın merkezinde bir araya gelmek. Bu biliş, ancak tevâzuyla ve sevgiyle mümkün oluyor. Gönül kazanarak, insanı kazanarak dosta ermek! Şimdi daha iyi anlıyorum evvelce okuduğum şu beyiti: Ak sakallı pîr koca bilmez ki hâli nice Emek yimesin hacca bir gönül yıkarısa Sonra hemen bir başka beyit geliyor hatırıma: Düriş kazan yi yidür bir gönül ele getür Yüz Ka be den yigrekdür bir gönül ziyareti Ben bir han mıyım? Bir konak mı? Ah sorular Sorular. Ne çok da sorularım var. Ben sorularımla meşgulken, can dostum Yûnus um beni yalnız bırakmıyor. Gönül ziyareti Kutsal yolculuk, evrenin kalbine, gönlüne yapılan yolculuktur. İnsan da küçük bir evren değil mi? Sevgili dostum Yûnus Emre m, verdiği samimî nasihat ve telkinlerle beni çıkacağım yolculukta kuşatıyor, yeniliyor ve yola hazır hale getiriyor. Dîvân ı kapatıyor, kalkıp bir fincan kahve alıyor, düşünüyor düşünüyorum. Rabbime şükrediyorum, böyle samimi bir dostla beni tanıştırdığı için. Biraz dinleniyorum, bu derin sohbetin arkasından. Sonra bir başka dostun kapısını çalıyor, beni buyur etmesini bekliyorum

3 96 AYLIK İLİM-KÜLTÜR VE EDEBİYAT DERGİSİ Fiyatı: 7 YTL EKİ M 2008 AYLIK İLİM - KÜLTÜR VE EDEBİYAT DERGİSİ EKİM Dergisi Hediyesi Sıcak Bir 42 Aile Yuvası Osmanlı da Çocuk Eğitimi

4 Başyazı Sebahaddin ATEŞ ÇOCUK VE TEBESSÜM Peygamberimizin ashabından Amir in, Rafi adında bir oğlu vardı. Rafi, küçük ve yaramaz bir çocuktu. Rafi bir gün, Medineli Müslümanlardan birinin hurma ağaçlarını taşladı. Bahçe sahibi onu yakalayıp Peygamberimize götürdü ve: - Bu çocuk, hurmalarımı taşlayarak bahçeme zarar veriyor, diye şikayette bulundu. Sevgili Peygamberimiz, Rafi yi yanına çağırdı. Saçını ve yanaklarını okşadı. Sonra, yumuşak ve gönül alıcı bir sesle sordu: - Yavrucuğum! Bu adamcağızın hurmalarını niçin taşladın? Rafi, çok utanmıştı. Ezile büzüle cevap verdi: - Acıkmıştım; karnımı doyurmak için taşladım, dedi. Peygamberimiz çocuğa hiç kızmadı. Yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi. Rafi yi kucakladı ve ona şöyle dedi: - Yavrucuğum! Bir daha ağaçları taşlama. Altına düşen meyveleri al, ye. Yüce Allah seni doyurur. Sevgili Peygamberimizin yumuşak ve sevecen davranışı küçük Rafi yi çok etkilemişti. Rafi, o günden sonra hiç yaramazlık yapmadı. Çocuklara tebessümle, şefkatle ve hoşgörüyle yaklaşmayı ve onları bu temel metodlarla eğitmeyi bize Sevgili Peygamberimiz öğütlemektedir. Çocuklar hakkında söylenen çok güzel sözler vardır. Bakınız büyüklerimiz ne de güzel söylemişler: Çocuk kalp meyvesidir ve Cennet rızkındandır. Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz. Çocuklarınıza iyi muamelede bulunun ve onları iyi terbiye edin. Küçük çocuğu olan, onun hatırı için çocuklaşsın. Çocuğum!.. Günah yükünün altına girme, çünkü yolculukta yük taşıyanlar aciz kalırlar. Çocuğunu akıllı, güzel ahlâk sahibi olarak yetiştir. Eğer çocuğunu çok seviyorsan onu nazlı yetiştirme. Çocuksuz ev, susuz değirmene benzer. Kim der ki çocuk küçük bir şeydir! Belki çocuk en büyük şeydir. Çocuklar donmamış beton gibidir, üzerine ne düşerse iz bırakır. Çocuk ilk terbiye ve bilgiyi ana kucağında ve baba ocağında alır. Kitapsız büyüyen çocuk, susuz ağaca benzer. Çocuklarınız sizin zamanınızdan başka bir zaman için yaratılmıştır. Dünya işlerinde onları yetişecekleri zamanın ihtiyaçlarına göre hazırlamalısınız. Çocuk sekiz yaşına varmadan ders, doğduğu andan itibaren de terbiye görmelidir. Aziz okuyucular, çocuklar size emanettir. Sizler de Allah a emanet olunuz Child and Smile Our Beloved Prophet (pbuh), advises to educate children with smile, compassion and tolerance. There are lots of sayings about children. Let we listen what elder people have said: Every human being is born as a Muslim. Be kind to your children and educate them. Who says that the children are little things? May be they are the great ones. The children are like unfrozen concrete, whatever falls down on it, leaves traces. Your children have been created for another time then yours. So you have to educate and grow them for the time that they will arrive and live. Dear parents, the children are the trust to you. Let you become the trust to Allah. 1

5 Dergisi Hediyesi... AYLIK İLİM-KÜLTÜR VE EDEBİYAT DERGİSİ Fiyat : 7 YTL EKİ M S cak Bir 12 Aile Yuvas 42 Osmanl da Çocuk E itimi SOMUNCU BABA / AYLIK İLİM - KÜLTÜR VE EDEBİYAT DERGİSİ Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı nın Yayın Organıdır Kurucusu A. Semsettin ATEŞ Yaygın Süreli - ISSN: YIL: 15 SAYI: 96 Basım Tarihi: 01 Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Adına İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Sebahaddin ATEŞ Yazı İşleri Müdürü Hulûsi YAYLA Yayın Editörü Musa TEKTAŞ Yapım ARTWORKS Genel Sanat Yönetmeni İlhan SOYLU Sanat Yönetmeni Şenol GÜRSOY Tashih İbrahim ŞAHİN - Yusuf HALICI Arşiv Muharrem AKIN Abone Bekir Sıtkı CANPOLAT Reklam Yusuf YILMAZ Basım-Yayım-Dağıtım-Pazarlama VİSAN İktisadi İşletmesi Zaviye Mah. Hacı Hulûsi Efendi Cad. No: Darende / MALATYA Tel: (422) Fax: (422) Dağıtım Kültür Dergi Dağıtım CTP - Kalıp Çıkış Filmsan: (312) Baskı & Üretim Ajans Türk Basın ve Basım Sanayi A.Ş İstanbul Yolu 7. Km. Necdet Evliyagil Cad. No: 24 Batıkent / ANKARA Tel: (312) Tek Sayı : 7 YTL - Kurum Abone : 120 YTL 1 Yıllık (12 Sayı) Abone : 70 YTL Avrupa 1 Yıllık Abone : 72 EURO Avrupa Tek Sayı Fiyat : 6 EURO Avrupa Harici Yurtdışı Abone : 102 USD Posta Çeki (Darende Postanesi) : Ziraat Bankası (Darende Şubesi): KAYSERİ (542) KONYA (506) EKMEKÇİ: ÖĞRENCİLERİN EN BÜYÜK SORUNU SENTEZ OLUŞTURAMAMAKTIR Röportaj: İbrahim YARIŞ Yeni bir eğitim öğretim yılı daha başladı. Tam 15 milyon öğrenci ders başı yaptı. Acaba bu milyonlarca öğrenci nasıl sorunlarla karşılaşacak, aradığını bulabilecek mi? FITRÎ BİR ARZU: ÇOCUK II. ABDÜLHAMİD İN GİZEMLİ PORTRESİ İsmail ÇOLAK 34 Ali AKPINAR II. Abdülhamid, Osmanlı nın ve yakın tarihin en çok tartışılan, Kimi evlatlar, anne-babalar ve insanlık için dert hakkında en fazla eser üretilen, ve tasa olurken, müttakîlerin çocukları herkes en ziyade yergi ve iftiralara için göz aydınlığıdır. hedef olan, tarihimizin en muammalı liderlerindendir. ALDIĞINIZ KOKU YÜREĞİMDENDİR Taha YILDIZ İslâm İslâm dır. Olduğu gibi yazılması ve anlatılması gerekir. Ama maalesef İslâm anlatılmaktan korkulan bir din halini aldı. ÇOCUKLUK YILLARIMI DÜŞÜNÜRKEN HAKK IN RIZÂSI ve EBEDÎ HAYAT İÇİN - Mehmet AKKUŞ (10) SICAK BİR AİLE YUVASI - Kadir ÖZKÖSE (12) BİR DOSTLA SOHBET - Bilal KEMİKLİ (16) EL-HÂLIK - Ramazan ALTINTAŞ (20) DÎVÂN-I HULÛSİ-Î DARENDEVÎ DE NEFİS İLE SAVAŞ - Musa TEKTAŞ (24) ÇOCUK EĞİTİMİ VE SÛFÎLER - Fatih ÇINAR (38) OSMANLI DA ÇOCUK EĞİTİMİ - Resul KESENCELİ (42) ÖZGÜRLÜK MEŞALEDİR - M. Nihat MALKOÇ (49) ŞİİRİMİZDE İSTANBUL - Bekir OĞUZBAŞARAN (50) KIZIMA - İsa YAR (53) ABDULLAH B. EZ-ZÜBEYR B. EL-AVVÂM - Bünyamin ERUL (54) KIRK HADİS - (55) Ümit Fehmi SORGUNLU Son bir umutla iyi ama bende para yok ki dediğimi de çok iyi hatırlıyorum. O ise beni kandırmayı çoktan kafasına koymuş olmalı ki, Gel bende var dedi. ŞİMDİ OKULLU OLDUK! - Mustafa Doğan KARACOŞKUN (60) ÇOCUK ve MELEK - Muhsin İlyas SUBAŞI (63) YAHYA EFENDİ - Yusuf HALICI (64) BOZKIRLARDA ÇOCUKLUĞUM - Ahmet Süreyya DURNA (67) HAT SANATINA DAİR - Cafer KELKİT (68) VAKFIMIZIN RAMAZAN YARDIMLARI (70) KLÂSİK TÜRK ŞİİRİ ARAŞTIRMALARI - Vedat Ali TOK (72) KİTAPLIK (75) ÇOCUKLAR - Rıfkı KAYMAZ (79) TEMİZLİK TERTİP VE DÜZEN - Kevser BAKİ (80) MUTLULUK VEREN VE ZİHNİ AÇAN GIDALAR - Akın DİNDAR (84) YUMURTALI ISPANAK MIHLAMASI - Mesude SARI (86) HZ. PEYGAMBER VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ Enbiya YILDIRIM Hz. Peygamber in hayatında hür konuşmanın hizmet ettiği iki hedef bulunmaktadır: Hakîkatın keşfi ve insan haysiyet ve şerefi ni yüceltmek. 2

6 Dil-berle dem berâber derd ü elem berâber Cân ten o dil-ber oldu bilmem ki nem berâber Mevlâ da yâr-ı Mecnûn Leylâ da yâr-ı Mecnûn Sahrâ da yâr-ı Mecnûn gezdikçe gam berâber Gül derdli gonca derdli yâr benden önce derdli Şol derdli nice derdli derd ile em berâber Men zâr edince dil-ber bakıp da hande eyler Yârsızca Ab-ı Kevser olsa n idem berâber Bahtın Hulûsî yâver yâr oldu ol dilâver Elde sabûh u sâgar ol gonca-fem berâber Gönüller Sultanı Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s) 4 5

7 İlim ve Hayat Ali AKPINAR* FITRÎ BİR ARZU: ÇOCUK ÇOCUK I nsanın fıtratında var olan ebedileşme tutkusunun yansımasıdır çocuk isteği. Ömrünün sınırlı olduğunu, ne kadar yaşarsa yaşasın, vakti gelince bu dünyadan çekip gideceğini bilen insan; ölümünden sonra soyunun devam etmesini, adının anılmasını, biriktirdiği dünyalıklarının kendi nesline kalmasını, ardından kendisine dualar edecek ve hayırla kendisini anacak evlatlarının olmasını ister. Peygamberimizin, İnsan öldüğü zaman ameli kesilir / amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadaka-ı câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden evlat 1 hadisi doğrultusunda ardımızdan dua eden sâlih evlatlarımızın olmasını isteme eğilimi, peygamberler başta olmak üzere her insanda kendisini gösterir. Nitekim ileri yaşlarda çocukları olmayan peygamberlerin ısrarla Yüce Allah a dua etmeleri Kur ân da anlatılır. Özellikle de Hz. Zekeriyyâ nın bu konudaki dualarına yer verilir. Zekeriyyâ Peygamber, Rabbine şöyle yakarıyordu: Kimi evlatlar, anne-babalar ve insanlık için dert ve tasa olurken, müttakîlerin çocukları herkes için göz aydınlığıdır. Mü minler, dualarında göz aydınlığı olacak nesiller isterler. Ama daha da önemlisi böyle nesillerin yetişmesi için gerekenleri yaparlar. Zira sözlü dualar, fi ilî dualarla birleşirse hedefi ne ulaşmış olur. Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin. 2 Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın. 3 Rabbim! Benim kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli/oğul ver. Ki o bana vâris olsun; Ya kûb hânedânına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl! 4 Bizlere örnek olsun diye anlatılan Hz. Zekeriyyâ Peygamberin bu dualarında şu hususlar dikkatimizi çekmektedir: Hz. Zekeriyyâ, açtığı istikamette, yolunu kendinden sonra devam ettirecekler konusunda endişe duyuyor ve yolunda yürüyerek bu endişesini giderecek hayırlı bir nesil istiyor. O, Allah tan hayırlı nesil istiyor. Ancak bunu kendisi için, dünya için ve yalnızca neslinin devamı için istemiyor. O, yakınlarının kendi yolunu devam ettirmeye hazır ve liyakatli olmadıklarını görüyor, onlardan hayır gelmeyeceğini anlıyor, ilimde ve dinde kendisine vâris olacak, yolunu izleyecek hayırlı bir takipçi istiyor. O, ilerlemiş yaşına rağmen asla Allah tan ümit kesmiyor ve O ndan kendisine çocuk vermesini istiyor. O, özellikle mabede adanan Meryem in olağan üstü bir şekilde rızıklandığını gördükten sonra ellerini ve yüreğini açıp Mevlâ dan istemişti. Evet, Yüce Allah, dilerse olmazları olduran erişilmez güç ve kudretin sahibidir. Yeter ki kul, istemesini bilsin ve istemeye müstahak olsun. Çocuk sahibi olmak isteyenler Hz. Zekeriya nın bu dualarıyla dua etmeli, bid at ve hurâfelere kanmadan yalnızca Yüce Allah tan istemelidir. Ama her zaman her şeyin hayırlısını istemelidir. Zira biz bilemeyiz 6 7

8 bizim için çocuk sahibi olmak mı hayırlıdır, yoksa çocuksuz olmak mı; kız çocuk sahibi olmak mı, yoksa erkek çocuk sahibi olmak mı? Bu yüzden hep hayırlısını istemeliyiz. Bu konuda Rabbimizin şu uyarısı ne kadar anlamlıdır: Göklerin ve yerin mülkü Allah ındır. O dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder. Yahut onları çift yapar. Hem dişi, hem erkek verir. Dilediğini de kısır yapar. O her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir. 5 Peygamberimiz de birinin çocuğu olduğunda, kız mı erkek mi diye sormaz, Sağlıklı mı, organları tam mı? diye sorar, Evet sağlıklı. cevabını alınca da Allah a hamd ederdi. Çocuk sahibi olma arzusu insanî bir tutkudur. Bu, insanın yaşama ve kendini ölümünden sonra da yaşatma tutkusudur. Bu tutku Hz. Zekeriyyâ da da vardı ve kendisi ihtiyarladığı halde bu arzusu genç duruyordu. Hz. Zekeriyyâ, kendisinden sonra tevhîd mücadelesini devam ettirmesi için salih evlat olmasını istiyor. Yani o, kendisi için değil, Allah ın davası için nesil istiyor. Duasına başlarken önce kendi acziyetini itiraf ediyor, o zamana kadar salih kişiliğini araya koyuyor ve onu vesîle ederek Rabbinden istiyor. Tıpkı İyyakena büde ve iyyeke nesteîn/yalnızca sana ibadet ederiz ve yalnızca senden yardım dileriz. duasında olduğu gibi. Demek ki, O ndan isteyebilmek için, O na sunabileceğimiz bir şeylerimiz olmalı. İçtenlikle yapılan dualara cevap veren Yüce Mevlâ, Zekeriyyâ kulunun da elini boş çevirmemiş ve ona âhir ömründe Hz. Yahya yı lütfetmişti. Hem tam da Zekeriyyâ nın istediği gibi, hayırlı-salih bir evlat. Allah ın kitabına sımsıkı sarılan, hikmet ve dirâyet sahibi, günah kirlerine bulaşmamış tertemiz bir kişiliğe sahip, anne babasına her zaman iyilik ve ihsanda bulunan, asla kibre kapılmayıp son derece mütevâzı olan, doğumu, ölümü ile esenlik getiren hayırlı bir evlat. Tevhîd yolunda genç yaşta şehîd olacak ve ölümsüzlüğü tadarak tarihe geçecek olan Hz. Yahya. Yahya, yaşar demektir. İlâhî işaretle adı Yaşar konulan çocuk, genç yaşta şehîd edilerek ölümsüzler kervanına katılıyor. Çünkü şahâdet, ölmemenin çaresidir. Zekeriyyâ ya, Yahya ya ve bütün peygamberlere selam olsun. Kitabımızda yer alan şu dua da Rahman ın gözde kulları mü minlerin dillerinden düşürmedikleri bir duadır: Rabbimiz, bize gözler sevinci gönüller açan eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi müttakîlere önder yap, derler. 6 Gerçekten de bu dua, bizim kültür hayatımıza yerleşmiş, nişan, nikâh, düğün ve zifaf merasimlerinde hep okunur olmuştur. Duada göz aydınlığı olacak bir nesil isteniyor. Dünya ve âhirette insanın yüzünü ağartacak bir nesil. Allah a ve Peygamberine itaat eden bir nesil isteniyor. Çünkü insanın mutlu olması gözünden belli olur. Hayırlı evlat, görüldüğü zaman anne babasını mutlu eder. Anne babasına karşı söyleyeceği güzel söz ve göstereceği iyi davranışlarıyla onları mutlu eder, başkalarına karşı yaptığı iyilik ve güzellikleriyle onları mutlu eder. Yaratıcısına karşı sorumluluklarını yerine getirmesiyle onları mutlu eder. Vefatlarından sonra hayırlı işlere devam edip kendilerine dua etmesiyle onları mutlu eder. Âhirette de anne babalarıyla birlikte cennete girmesiyle onları mutlu eder. Hatta anne babasına şefâat etmesiyle onları mutlu eder. Evet, kimi evlatlar, anne babalar ve insanlık için dert ve tasa olurken, müttakîlerin çocukları herkes için göz aydınlığıdır. Mü minler, dualarında göz aydınlığı olacak nesiller isterler. Ama daha da önemlisi böyle nesillerin yetişmesi için gerekenleri yaparlar. Zira sözlü dualar, fiilî dualarla birleşirse hedefine ulaşmış olur. Kültürümüzde de anne babalar, Ardımızdan Fatiha okuyacak hayırlı bir evladımız olsun. dileğini her vesileyle dile getirirler. Kadın için anne, erkek için baba olma hayali en yüce ve en haz verici bir istektir. Yüce Yaratıcı, insanın özüne kendi çocuklarına karşı ayrı ve özel bir şefkat, merhamet duygusu yerleştirmiştir. Bu duygu sayesinde insan, çocuğunun onca sıkıntılarına zevkle katlanır. Çocuk sahibi olmak için evlenir, anne aylarca nice zorluklara katlanarak çocuğunu karnında taşır, sonra elemli acılarla onu doğurur ve büyük fedakârlıklarla onu büyütür. Canını dişine takan anne çocuğunu her şeyinden vererek onu yetiştirir. Ona canından verir, kanından verir, sevgisini verir, fizikî özelliklerini verdiği gibi, genetik ve metafizik özelliklerini de verir. Baba da öyle; o da nice fedakârlıklara katlanır çocuğu için. Kısaca anne ve baba hep verici konumdadırlar çocukları için. Ama zevkle verirler, vermeyi görev bilerek verirler, karşılıksız verirler ve verdikçe haz duyarlar. Sonuç Olarak Şunları Söyleyebiliriz: Çocuk sahibi olma isteği, insanın özünde var olan fıtrî bir duygudur. Yüce Yaratıcı bu duyguyu, insan neslinin devamı için insanın özüne işlemiştir. İnsan, çok büyük zorluklara katlanarak bu arzusunu gerçekleştirmek ister. Çocuk sahibi olma duygusu peygamberler başta olmak üzere hemen her insanda vardır. Kur ân, Zekeriyyâ peygamberin çocuk sahibi olma arzusu ile dopdolu olan dualarına yer verir. Bu dualar, çocuk sahibi olmanın hedefleri konusunda bizlere ipuçları sunarlar. Buna göre insan, kendinden sonra yolunu devam ettirecek, yapmakta olduğu hayırları artırarak sürdürecek, yaptığı yanlışları yapmayacak, yapamadığı eksiklerini tamamlayacak, kendisine dua edecek ve iki dünyada yüzünü ağartacak göz aydınlığı olacak gönül meyvelerini istemelidir. Hayırlı, salih evlat sahibi olmak için sözlü dua gerekli, ama yeterli değildir. Anne baba adayı olmak isteyen herkes, evlenirken ve evlendikten sonra, çocuğu dünyaya geldikten sonra evladının salihlerden olması için helal lokma, ilgi ve sevgi temelli iyi bir eğitim gibi yapılması gereken her şeyi yapmalı, bunun yanında da dua etmelidir. Dipnot *Prof. Dr. 1 Müslim, Vasıyyet 14; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 14; Nesâî, Vesâyâ, / Âlu İmrân /Enbiyâ, /Meryem, /Şûrâ, /Furkân,

9 Hulûsi Kalb den Mehmet AKKUŞ* HAKK IN RIZÂSI ve EBEDÎ HAYAT İÇİN O sman Hulûsî Efendi nin muhtelif şiirlerinde olduğu gibi bu gazelinde de fânî olan dünyadan ve onun çeşitli lezzetlerinin geçiciliğinden söz edilmektedir. Sahip olduğumuz nimetler, dünyada Hakk ın râzı olacağı bir hayat sürmemize mâni olmamalıdır. Sahip olduğumuz imkânlar, dünyanın çeşitli zevk ve eğlenceleri bize Allah ı ve âhiretteki hesabı unutturmamalıdır. Çünkü bu dünyada elde ettiğimiz kazançların, helal yollardan kazanılmış ise âhirette mükâfâtının, haram ve gayr-ı meşru yollardan kazanılmış ise de hesabının sorulacağını ve azâbının olduğunun idraki içinde olmalıyız. Zaten bu âlemin zevki de, safâsı da, hüznü de, elemi de geçicidir. Bâkî ve ebedî olan Cenâb-ı Hak ve öbür âlemdir. Bu vesileyle Yunus Emre nin çok tekrarlanan şu beyitini hatırlayalım: Seni Hak tan yığanı her ne ise ver gider Ne beslersin bu teni sinde kurt kuş yer gider Yunus Emre burada: Seni Allah tan alıkoyan ne varsa terk et onları. Niçin bu kadar yiyip içmene, giyinip kuşanmana önem veriyorsun? Nasıl olsa bu bedeni kabirde kurt, kuş yiyecek ve yok olup gidecektir. Onun için öbür âlemde sana faydası dokunacak ameller yap. demek istiyor. Aşağıdaki gazelde de bu gerçekler göz önünde bulundurularak bir hayat sürmenin lüzûmu anlatılmaktadır. Her Müslümanın kendisine, âilesine ve içinde yaşadığı çevreye karşı sorumlulukları vardır. Bunlardan hesaba çekileceğimizi bir an bile unutmamalıyız. Bizi bu sorumluluk duygusundan alıkoyan bazı hususlar bu gazelin konusunu teşkil etmektedir. Öncelikle insanın dünyadaki varlıklara olan aşırı sevgi ve muhabbeti çoğu zaman Allah ın emrettiği tarz bir hayat sürmeye engel olmaktadır. Onun için birinci beyitte dünyaya olan aşırı sevgiyi bırakıp ilâhî aşka yönelmek tavsiye olunmaktadır. Esas terkedilmemesi gereken de şüphesiz sâlih amellerdir. Ancak bunlar insanın ebedî saâdetine vesîle olacaktır. Dünya lezzetleri gelip geçici şeylerdir. İçine dalanı okyanus gibi yutup yok eder. Bizim bu fânî şeylere daha ziyade ilgi duymamızı emreden ise nefsimizdir. Nefsin esaretinden de hakîkî dost olan Cenâb-ı Hakk ı zikrederek, O nu bir an bile hatırdan çıkarmayarak kurtulabiliriz. Yûsuf Suresi 53. âyet-i kerîmede nefsin kötülüğü emrettiği bildirilmektedir. O halde nefsin şerrinden de uzak durmalıyız. Diğer taraftan Cenâb-ı Hakk ın yegâne hakîkî varlık olduğu şuuruna erişip O nun kendimize her şeyden daha yakın olduğunu da unutmayalım. Nitekim Kâf Suresi 16. âyet-i kerîmede Allah (c.c.) ın, bize şah damarımızdan daha yakın ve diğer birçok âyetlerde de yaptığımız her şeyden haberdar olduğu beyan edilmektedir. Gazelin son beyitindeki ifade ne kadar güzeldir. Allah ile aramıza nefsimiz girmesin. GAZELİN METNİ: 1. Soyunup varlığın derde düş abdâl ol Hem hamûle-i aşkı al arkana hamâl ol 2. N ideceksin koy kamu fânî olan lezzâtı Sana imdâd edecek sâliha-i a mâl ol 3. Tanrı yı çünkü karîn bil cümleden yektâ hem Varı koy Hakk a erip sen vecde-i hâl ol 4. Bu fenâ kulzüme düşen eremez maksadına Lâ-mekânda bir mekân tut pür-mülk ü mâl ol 5. Kadem-i dosta yüzün sür ağlayuban zâr zâr Dost iline uçmağa zikr ile per ü bâl ol 6. Nefs-i menhûsu katl farz-ı yakîndir kullara Sen de katl-i nefs edip şöyle ki Rüstem-i Zâl ol 7. Nefsini çıkar Hulûsî aradan dosta eriş Yek-vücûd yek-bezm yek-eşkâl ol GAZELİN AÇIKLAMASI: 1. Her türlü varlık elbisesinden, benlik ve bencillikten sıyrılıp, dünya ile ilgisini kesen, ilâhî aşkın derdini kendine yük edinip hamallığını yapan ve bu haliyle yollara düşmüş olan gerçek dervişler gibi ol. 2. Fânî olan, bu dünyada kalıcı olan her türlü zevk ve sefâyı bırak; ne yapacaksın bunları? Sana öbür dünyada yardımı dokunacak, yardımına koşacak sâlih amellere sahip ol. 3. Cenâb-ı Hakk ı kendine en yakın ve eşi, benzeri ve ortağı olmayan Bir olarak tanı. O nun arzu ettiği şekilde hayat sür, kendini bu varlıklara fazla bağlı eyleme, onları bir tarafa bırak. 4. Bu fânî dünyanın okyanusuna düşüp, oradaki nimetlere takılıp kalan, maksadına ulaşamaz. Asıl olan insanın kendisine yarın âhirette iyi bir mekân hazırlamasıdır. Sen de öyle davran ki esas ahret için gerekli olan malın mülkün çoğalsın. 5. Samîmî bir şekilde ağlayarak dostun ayağının bastığı yerlere yüzünü sür. Dostun bulunduğu yere ulaşmak için onun zikri senin için kolun kanadın olsun. 6. İnsanı kötülüğe yönelten nefisle mücadele edip onu öldürmek herkes için kesin farz olan hususlardandır. Sen de nefsinle mücâdele eyle ve onu yenmesinin bil ki, Dillere destan olan İranlı meşhur pehlivan Zaloğlu Rüstem gibi olasın. 7. Ey Hulûsî sen de nefsini aradan çıkar da her hâlinde gerçek dost olan Cenâb-ı Allah ile birlikte olduğunun şuuruna eriş. * Prof. Dr

10 Sûfî Persfektif Kadir ÖZKÖSE* Insan, erkek ve kadın şeklinde iki ayrı cins ve çift olarak yaratılmıştır. 51/Zâriyât, 49. âyet-i kerîmesinde Allah her şeyi çift olarak yarattığından bahsetmektedir. Dolayısıyla çift olmak, yaratılmışların zarûrî bir özelliğidir. Erkek ve dişiden ibaret olan insan, karşı cinsle olan beraberliğinin sonunda insanlığını tamamlar, aksi halde çiftin her biri tek başınadır, yalnızdır; âdetâ eksiktir. Dünyada ailenin yerini tutacak başka, sıcak ve sevgi dolu bir topluluk yoktur. Aile fertlerinden eşler sevgi, çocuklar ve varsa büyükler ise hem kan ve hem sevgi bağları ile birbirlerine bağlıdır. Anne ve babanın birbirlerine ve çocuklarına olan sevgi ve bağlılıkları, kardeşler arasındaki sıcak ilişki, hiçbir şeyle değiştirilemeyecek kadar güzel ve kutsaldır. Çünkü aile içindeki sevgi yapmacık ve zoraki değildir. SICAK BİR AİLE YUVASI Ailenin Önemi Sosyal anlamda aile, bir toplumu ayakta tutan son kaledir. Bir bina için sütun, bir doku için hücre, bir tarla için tohum ne ise, bir toplum için de aile odur. Ailenin birlik ve dirliği, tıpkı suyu oluşturan hidrojen ve oksijenin birliğine benzer. Eğer bu ikisini birleştikten sonra ayrıştırmaya kalkarsanız; biri yanıcı, diğeri yakıcı iki gaz elde edersiniz. Bu durumda ortada sudan eser kalmaz. Aile; tohumu sadakat, toprağı şahsiyet, suyu şefkat, güneşi muhabbet, bakıcısı fedakârlık ve ilgi olan bir ağaçtır. Biri eksik olursa, kurumaya yüz tutar. Ekonomik gerekçeli geçimsizlik ve boşanma vakalarının altında yatan gerçek neden, ahlakî çözülmedir. Örnek ve mutlu ailelerin oluşturduğu evler cennetin, tersi ise cehennemin dünyadaki şubesi gibidirler. Sahici toplumsal dönüşüm ve değişim hamleleri sokaktan değil, evlerden başlar; o da evleri cennetin dünyadaki şubeleri haline getirmekle olur. Dolayısıyla İslâm a göre aile; hem kişinin huzur bulduğu bir ortam, hem neslin devamı için bir vesîle, hem de kişiyi dince günah sayılan çeşitli kötülüklerden alıkoyan bir vasıtadır. Günümüzde her şey tükeniyor, değersizleşiyor, eğilip bükülüyor. Değerler, inanışlar, kimlikler, kişilikler yok olurken dünyada bir dala ya da küçük bir kayaya tutunmaya çalışmak istiyoruz. Bu ayakta durmak, hayatta kalabilmek mücadelesidir. Bu mücadelede beraberliklerin önemi çok büyüktür. Bu yüzden aileyi öne çıkarmak ve ciddiye almak gerekmektedir. Aileyi ciddiye almak, hayatı ciddiye almak demektir. Çılgınca yaşanan hayat, insanı insan olmaktan çıkarıyor; bu durumda hayata bir amaç katmak ise, ancak insan olmakla mümkündür. Aile Kurumunun Devamını Sağlayan Faktörler Aile hayatının devamını sağlayan hususları şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Eş seçiminde itina. 2. Evlilikte gönül rızası. 3. Eşlerin birbirinden hoşnut olması. 4. Evli çiftlerin eşini herkese tercih etmesi

11 Buna şöyle bir örnek verebiliriz: Halife Harun Reşid in hanımı çok sıradan bir kadındı; ancak halife onu bütün güzel kadınlara tercih ederdi. Bunun nedeni sorulduğunda, halife bir gösteri düzenledi. Saray kadınlarını topladı ve sonra altın ve mücevherlerle dolu olan özel hazine odasının kapısını açtı. Kadınlara içeri girip istediklerini alabileceklerini söyledi. Hepsi koşup toplayabildikleri kadar altın ve mücevher toplarken, gözde eş hazine odasına girmemişti bile. Halife; Sen niye kendin için bir şeyler almıyorsun? diye sordu. Kadın şöyle cevap verdi: Benim bütün istediğim sana hizmet etmek. Bütün ihtiyacım olan sensin. Sevdiğim sensin ve tek istediğim armağan senin hoşnutluğun. Halife maiyetindekilere döndü ve dedi ki: Şimdi gördünüz mü niye bu kadını diğer kadınların hepsine tercih ediyorum? Onu iç güzelliğinden dolayı seviyorum ve onun her istediği benim için bir emirdir Sevgi 5. Kişinin eşine ve çocuklarına karşı saygılı, anlayışlı ve şefkatli davranması. 6. Hoşgörülü ve iyimser olmak. 7. Ferâgat etmek ve fedakârlık yapmak: Aile, temelde iki kişinin anlaşıp bir araya gelerek oluşturduğu bir birliktir. Bu birlikte aile bireyleri üzerinde bir takım yükümlü lük ve sorumluluklar düşmektedir. Bu yükümlülükleri yerine getirirken zaman zaman ortaya çıkan bazı sorunlar ancak karşılıklı fedakârlıklar sonucunda halledilebilir. Bu nedenle aile bireyleri arasında sevgi, saygı, sorumluluk ve fedakârlık duyguları kuvvetlendirilmeye çalışılmalı, bu yönde yayın ve eğitim etkinliklerine ağırlık verilmelidir. Yapılan fedakar lığın karşılığının sadece maddi olarak düşünülmemesi, aynı zamanda ahirette Allah tarafından mükafatını göreceği inancı kişilere aşı lanmalıdır. Böyle bir inanç özellikle gençlerin, ailedeki yaşlılara karşı olan saygı ve yardımlarının artmasına neden olacaktır. 8. Tutumlu olmak. 9. Birbirinin kıymetini bilmek, birbirini kırmamak ve yıpratmamak 10. Sabırlı olmak ve daha üstün bir hayata kavuşmaya gayret ederek bulunduğu haline razı olmak, şikayet etmemek. 11. Eşlerin birbirini suçlamak yerine, Benim yanlışım nerede? diyebilmesi. 12. Eşlerin birbirine kaşı her zaman açık ve dürüst davranması, sözleriyle de birbirlerini incitmemeleri. 13. Eşlerin anne-baba olarak çocukları için olumlu birer örnek olmaları. 14. Sorumluluk bilinci. 15. Helal gıda: Aileye haram lokma sokmamak esastır. Anne, baba ne kadar güç şartlarda olursa olsun, çocuklarını helal süt ve helal lokma ile büyütmeğe çalışır. Gıdasına haram karışan çocuklarda olumsuz ve ahlaksız davranışlar görülebileceğine inanılır. 16. Çocuk sahibi olmak: Çocuk, anne-babaya Allah ın bir lütfu kabul edilir ve cennet meyvesi olarak görülür. Ergenlik çağına erişemeden ölmüşse, âhirette anne ve babasına şefaatçi olacaktır. Gerek bedenî gerekse dinî yönden en iyi şekilde yetişmesi için çaba sarf edilir. Çünkü anne baba öldükten sonra amel defterlerinin kapanmamasına neden olan etkenlerden biri de çocuktur. Eğer anne baba geride iyi evlat bırakmışsa, onun yaptığı her iyi hareketten kendilerine mükâfat, kötü evlat bırakmışsa yine onun yaptığı her kötü hareketten de kendilerine ceza verilecektir. Aile Kurumunu Olumsuz Yönde Etkileyen Faktörler Aile bütünlüğünü bozan ve aile yapısını olumsuz yönde etkileyen faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. İhtiras. 2. Kitle iletişim araçlarının olumsuz etkileri. 3. Kötü ve zararlı alışkanlıklar. 4. İnatçılık. 5. Bencillik. 6. Cimrilik ve savurganlık. 7. Kabalık ve merhametsizlik. 8. Somurtkanlık. 9. İkinci plana itilmek 10. Huy ve alışkanlık farklılığı 11. Sevgiden mahrum oluş. Aile Hayatında Kadının Kocasından Beklentileri Kadının kocasından en önemli beklentisi, ilgi ve sıcaklıktır. Kadın, erkeğin ilgisi yanında sorumlu olmasını da ister. Eşinin erkekçe yüklenebileceği görevlerin şuurunda olmasını ister. Derdini, meselesini, sıkıntısını onunla paylaşmak ister. Paylaşılan şey, bir tek lokma bile olsa esirgenen milyonlardan daha değerlidir. O nedenle cimri erkek, hemen her kadın için sevimsizdir. Kadın karar ve sorumluluklarında kesin, yüreği ve sözü yumuşak erkeklerden hoşlanır. Kadın, gerçek güçlülük ile güç gösterisi ni çok iyi ayırt eder. Çocuğuna yahut eşine el kaldıran erkek, gücünden ve saygısından çok şey yitirir. Evlilik Hayatında Erkeğin Eşinden Beklentileri Kadın; olduğu gibi değerli ve bizâtihî, olduğu gibi güzeldir. Güç gösterisi ya da güçlü olma çabası kadının kadınca yumuşaklığına ters düşer. Kadın yalnızca çocuklarının annesi değil, eşinin de en yakınıdır. Ne kadar olgun olursa olsun her erkeğin çocuksu bir tarafı vardır. Bu yön, sevilmek ve ilgi görmektir. Kadın günün her saatinde ve hayatının her döneminde kendi kendisine özen göstermeli ve bakımlı olmalıdır. Yalnızca sokağa çıkarken süslenen kadın, kocası açısından bir şeyler yitirir. Baş başa iken tartışmalar, yüksek sesli kavgalar oluşursa ve bir başkasının yanında gülücükler, imalı sözler gelişirse evlilikler sarsıntıya girer. Evlilik iki insanın yalnızca birbirine bakması değil, biraz da aynı yöne bakabilmesidir. Düşünce, duygu ve davranış birliği böylece oluşur. Meselâ yorgun argın evine dönen erkek, sıcak bir çorba, hazır bir sofra, kendisini bekleyen ve özen gösteren bir kadın bulmak ister. Bu çorbaya ve bu sofraya yüreğin sıcaklığı da katılırsa eğer, erkek krallar gibi karşılanmanın mutluluğunu yaşar. Yerinde susup dinlemesini bilen kadın genellikle kazanır. Erkekler, ağzına geleni söyleyip duran kadın tipinden hiç hoşlanmazlar. Özetle ailedeki çözülme, toplumsal çözülmenin başlangıcıdır. Çünkü düşüncede, yaşamda, aile içi ilişkilerde yaşanan çözülme her şeyi bozmakta, diri, dinamik toplum yapısını ortadan kaldırmaktadır. Ailenin çözülmesi, çocukların evden uzaklaşmasına ve onları aynı sona sürüklemektedir. Parçalanan ailelerden türeyen eksik erkek ve eksik kadınlardan geriye kalan ise sadece masum ve mahkum çocuklar olmakta, ana kucağı yerini yuva lara, kreş lere, anaokul larına bırakmakta; çocuk başkalarının kucağında, aile sıcaklığı ve anne-baba sevgisinden mahrum kalmakta, sahte sevgilerle tanışmakta, başka birisi olmakta, elimizden kaybolmaktadır. Bugün toplumumuzda anneyi özleyen bir çocuk kalbi, babayı bekleyen bir çift göz, kucaklara sığmayan şefkat ve yıkılmaz sığınaklar olan evler var. Dipnot * Doç. Dr. 1 Robert Frager, Sufi Psikolojisinde Gelişim, Denge ve Uyum Kalp Nefs Ruh, çev. İbrahim Kapaklıkaya, Gelenek Yayıncılık, II. Baskı, İstanbul 2003, s

12 Edebiyat Bilal KEMİKLİ BİR DOSTLA SOHBET Benim can dostum diyor ki: Eğer, bir erin izinde gitmiyorsan, bu dünyaya geldim veya gelmedim deme. Dünyaya gelmek, hayatı ve varlığı anlamak ve anlamlandırmak ancak bir yolda gitmekle mümkündür. Yol, insana duruş verir. Bir izi, bir yolu takip edemeyenin duruşu olmaz. Duruşu olmayan da temel sorulara doğru cevaplar veremez. Diğer bir ifadeyle, dünya hayatı baştan sona bir yolculuktur. Yönünü tayin edebilmen, ufkunu belirleyebilmen için bir rehbere ihtiyacın var O rehber, Allah dostudur. Ne zaman bir yol hazırlığı yapsam, önce iç dünyamda o yola hazırlanmaya çalışırım. Bunu yaparken, esaslı dostlarımdan yardım alırım; bana karşı hiç değişmeyen, her zaman bana doğru yolu gösteren kadirşinas dostlarım; çok sevgili dostlarım Benim bu dostlarımla siz de dost olabilirsiniz. Siz de bir yola çıkacağınız zaman yahut içiniz daraldığında, kendinizi yalnız hissettiğinizde Artık ne bileyim, sâlih ve sâdık bir dosta ihtiyacınız olduğunda sohbet edebilirsiniz. Çünkü benim dostlarım okuyucularıma da dosttur. Bu dostlarımdan ilki Türkçe nin süt dişi olan Yûnus Emre dir Bizim Yûnus Evinde bir Yûnus dîvânı bulundurmayan, oun deyişlerinden ve gönle huzur veren sohbetinden mahrum olur. Yûnus la dost olmak için, onun ilahilerini dinlemek, kelimelerle hayat bulan mânâ dünyasını okumak gerek. Benim Yûnus la dostluğum, sohbetim onu okuyarak gerçekleşiyor Bakın bu kutsal yolculuğa çıkmadan önce de Yûnus a müracaat ettim Eskilerin tefe ül yapmak dedikleri yöntemle, evvelâ merhum dostumun rûhu için bir Fâtiha okuyup öylesine bir sayfasını açtım. Sohbet başladı Ama ne sohbet! Bu sohbeti mutlaka dinlemelisiniz. Benim Yûnus la aramdaki sırdaş, Dr. Mustafa Tatcı nın hazırladığı Yûnus Dîvânı dır. Bu Dîvân dan tefe ül yaptım 335, 336, 337 ve 338 numaralı şiirleri ardı sıra okudum. İlkinde diyor ki: Gitdi bu kış zulmeti geldi bahar yaz ile Yeni nebâtlar bitdi mevc urdı hep nâz ile Kıştan ve bahardan sözediyor şair. Kış, soğuğu, karı, buzu ve karşımıza çıkardığı diğer meşakkatleriyle eziyet ve sıkıntı sebebidir. Hele hele Yûnus döneminin kışını düşünelim. Ziraatla geçimini sağlayan insanları, uzun kış aylarında yiyeceklerinin tükenmesini, odunlarının bitmesini, kalmayan yağı tuzu hatırlayalım Rençberin kolu kanadı olan hayvanların yemlerinin azalmasını hayal edelim. O fakirliği, o yoksulluğu, çaresizliği İşte kış, bu yüzden zulmettir. Oysa bahar, bolluktur, berekettir; çaresizlere çaredir, fukaraya ekmektir, aştır. Bu yüzden benim can dostum Yûnus um diyor ki: Hamdolsun, bahar geldi, bu kış zulmeti gitti. Hamdolsun, bahar geldi Yola çıkacağım ya, ben bu baharı, çıkacağım yolculuğa yordum. Kış, sadece bir mevsim değildir. İnsanın içinde de kış vardır. İnsanın içinde de yoksulluk, çaresizlik Hemen ellerimi açtım, bu çıkacağım yolculuğun, bu kutsal gidişin bitmeyen, tükenmeyen bahar rüzgârları estirmesini diledim. Sonra yirmi beyitten ibaret olan bu şiirin diğer beyitlerini okudum. Siz de okuyacaksınız, ama yolculuk psikolojisinden olsa gerek, benim üzerimde etkili olan son beyitti. Şöyle diyor: Yûnus imdi gam yime niden ne kılam dime Gelür kişi başına ezelde ne yazıla Çıkılan her yolculuk insanda bir tedirginlik yaratır. Nasıl gideceğim? Yolda kim bilir ne gibi meşakkatlerle karşılaşacağım? Kimlerle karşılaşacağım? Dahası, gitmek var, ama ya dönmek Dönüş bazen elimizde olmaz. O bakımdan, her yolculuğumda, yakın mesafe de olsa vasiyetimi 16 17

13 yazar bırakırım. Şu insanlara borcum var, şunlardan da alacağım var. derim. Yol hali, bilinmez. Yine böyle bir hâlet-i rûhiyeye sahip olmalıyım ki, Yûnus um dostça beni teskin etti: Sakın kaygılanma! Bırak şu endişeyi. Sen Allah a teslim ol, gerisini merak etme. Çünkü dedi, Gelür kişi başına ezelde ne yazıla! Er kişi, Allah dostudur, velîdir. Benim can dostum diyor ki: Eğer, bir erin izinde gitmiyorsan, bu dünyaya geldim veya gelmedim deme. Dünyaya gelmek, hayatı ve varlığı anlamak ve anlamlandırmak ancak bir yolda gitmekle mümkündür. Ah güzel dost, ne kadar da güzel söyledin. İnan içim açıldı, gönlüm ferahlandı. Ne endişem kaldı, ne de kaygım. Artık yola çıktıysam, yola teslim olmalıyım Yola teslim olmak! Yol, eri olmak. Er, yani delikanlı. Yani mert. Derin bir nefes aldım, içimdeki yiğidin, o mert insanın ortaya çıktığını seyrettim. Sonra sohbete devam ettim. Beş beyitten oluşan 336 numaralı şiirde benim dostum, er olmanın, er eteğini tutmaktan geçtiğini anlatıyordu. Er eteğini tutmak Bir yolu, bir izi takip etmek! Diyor ki: Sen bu cihân mülkine geldüm gelmedüm dime Dut evliyâ etegin zinhâr elinde koma Er kişi, Allah dostudur, velîdir. Benim can dostum diyor ki: Eğer, bir erin izinde gitmiyorsan, bu dünyaya geldim veya gelmedim deme. Dünyaya gelmek, hayatı ve varlığı anlamak ve anlamlandırmak ancak bir yolda gitmekle mümkündür. Yol, insana duruş verir. Bir izi, bir yolu takip edemeyenin duruşu olmaz. Duruşu olmayan da temel sorulara doğru cevaplar veremez. Diğer bir ifadeyle, dünya hayatı baştan sona bir yolculuktur. Yönünü tayin edebilmen, ufkunu belirleyebilmen için bir rehbere ihtiyacın var O rehber, Allah dostudur. Ben okuduğum beyitlerin rehberliğinde bunları düşünürken, Ka be aklıma geliyor İbrahimî gelenek, Makâm-ı İbrâhim i görür gibi oluyorum. Hacer i ve İsmail i hatırlıyorum. Hemen bu geleneğin en son ve en kâmil yolunun öğreticisi, ruh ufkumuz, Efendimiz aklıma geliyor. Sonra hemen oracıkta, o beyti okurken hayal âleminde Medîne ye gidiyorum; Ravza da huzurdayım Hayatın anlamı işte bu olsa gerek. Hayat, yola çıkarak anlam kazanıyor. Bir izi, bir yolu takip ederek dünyayı anlıyor, anlamlandırıyorsunuz. Bu şiir kısa, beş beyitten ibaret olsa da, beni bir yandan tarihin derinliklerine ve gideceğim o mekânlara, öte yandan da ana evime getiriyor. Aşktan, denizden, dalgalardan ve dalgalara yenik düşen gemiden bahisler açıyor İçim açılıyor, gönlüme şenlik düşüyor. Bu şenlikle okuyorum, 337 numaralı şiiri. Bu şiir de kısa, bu da beş beyitlik. Fakat dostum bunda da onca hakîkati, onca güzelliği adeta dürmüş, muhtasar bir şekilde bize sunmuş. Dosttan bahsediyor, düşmandan bahsediyor. Beni bu şiirin son dizesi daha çok düşündürüyor. Diyor ki: Kime kim dost kapu aça düşmanı elinden kaça Yûnus agzı güher saça degme ârif diremeye Ne kadar anlamlı, ne kadar derin bir söyleyiş bu. Dost kapı açar Kapı açıcı. Eğer dostun sana kapı açarsa, düşmanın kaçar gider. diyor. Maksat düşmanı kaçırmak, uzaklaştırmaktır. Düşman kim? Düşman, ayartıcı, kaygılarımız, endişelerimiz, korkularımız. Ufkumuzu daraltan, gönlümüzü tarumar eden, aklımızı başımızdan alan her şey Düşman nerede? Her yerde. Sıcacık yatağında, huzur hanende, çalışma ofisinde, bindiğin arabada, yürüdüğün kaldırımda, gezindiğin parkta ve hatta gittiğin yolda. Belki, bizzat dostun evinde; kıldığın namazda, yaptığın tavafta... Bu düşmandan kurtulmak lazım! Benim sevgili dostum Yûnus um, bunun yollarından birini ve en önemlisini öğretiyor: Kapı açıcı dost, seni sever ve kapılarını açarsa O düşman da kaçar gider. Şu halde ne yapmak lazım? İçindeki kapıların, gönlünün, aklının ve zihninin anahtarlarını bu dosta teslim etmelisin. Demelisin ki, Sen kapıları açan dost Benim için hayır kapılarını aç. Aç ki, kurtulayım. Aç ki, arınayım. Aç ki, huzura ereyim! Bizim Yûnus bitmesini istemediğim sohbetinde bana bunları anlatıyor. Sonra diyor ki: Yûnus agzı güher saça degme ârif diremeye E, elhak doğru Yûnus söyledikleriyle cevherler saçıyor. Ama ne cevher! Hiç bitmeyen büyük bir hazinenin kapılarını açıyor. Kadrini, kıymetini bilen bir dost. Durduğu yeri bilen, nereden baktığını bilen bir dost. Fakat onu anlayabiliyor muyuz? Nasibimiz kadar. Zaten âriflik iddiamız da yok; o halde anlayabildiğimiz kadar anlıyoruz. Ben hala kapı açıcı dostu düşünüyorum. Kapıları açıp, düşmanı kovan dost... O dosta nasıl giderim, a can? Söyle, o dosta nasıl ulaşabilirim? Nasıl fark edebilirim o dostu? Anahtarlarımı nasıl teslim edebilirim? Sahi, anahtarlarım mı var? Kapılarım mı? Ben bir han mıyım? Bir konak mı? Ah sorular Sorular. Ne çok da sorularım var. Ben sorularımla meşgulken, can dostum Yûnus um beni yalnız bırakmıyor; 338 numaralı şiirde şunları söylüyor: Dosta gidenün yolı gönül içinden geçer Bir amel eylemedüm gireyidüm gönüle Dosta giden kişiler unudur kendözini Ben nereye varursam beni ileden bile Senlik benlik olıcak iş ikilikde kalur İkilik dutan kişi niçe birike birle Şerhe ne hacet! Yûnusca söyleyişe kendimi teslim ediyorum Ama bir yere geliyorum, oradan öteye gidemiyorum: Yitmiş iki milletün ayagın öpmek gerek Yaramagçün ma şûka cümle millete bile Dostun seni sevmesini istiyorsan; seni tanımasını, bilmesini, kapılarını açmasını bekliyorsan diyor Yûnus, yetmiş iki milleti bir bil! demek istiyor ki; kesreti, renkleri, bakışları aş İnsanı insan olarak sev. Hangi renge, hangi dile, hangi inanca sahip olursa olsun, önce onu insan olarak bil ve kabul et. Hatta ne bilmesi, Yitmiş iki milletün ayagın öpmek gerek. Bunun adı tevazudur. Kim olursa olsun, onu değerli ve kıymetli bilmek. Hac da umre de insana bu bilinci kazandırmalı. Tavaf ve sa yda farklı dilleri duymak, farklı renkleri görmek, farklı giyimleri, farklı tatları tanımak. Bu farklılıkla, kâinatın merkezinde bir araya gelmek. Bu biliş, ancak tevâzuyla ve sevgiyle mümkün oluyor. Gönül kazanarak, insanı kazanarak dosta ermek! Şimdi daha iyi anlıyorum evvelce okuduğum şu beyiti: Ak sakallı pîr koca bilmez ki hâli nice Emek yimesin hacca bir gönül yıkarısa Sonra hemen bir başka beyit geliyor hatırıma: Düriş kazan yi yidür bir gönül ele getür Yüz Ka be den yigrekdür bir gönül ziyareti Ben bir han mıyım? Bir konak mı? Ah sorular Sorular. Ne çok da sorularım var. Ben sorularımla meşgulken, can dostum Yûnus um beni yalnız bırakmıyor. Gönül ziyareti Kutsal yolculuk, evrenin kalbine, gönlüne yapılan yolculuktur. İnsan da küçük bir evren değil mi? Sevgili dostum Yûnus Emre m, verdiği samimî nasihat ve telkinlerle beni çıkacağım yolculukta kuşatıyor, yeniliyor ve yola hazır hale getiriyor. Dîvân ı kapatıyor, kalkıp bir fincan kahve alıyor, düşünüyor düşünüyorum. Rabbime şükrediyorum, böyle samimi bir dostla beni tanıştırdığı için. Biraz dinleniyorum, bu derin sohbetin arkasından. Sonra bir başka dostun kapısını çalıyor, beni buyur etmesini bekliyorum

14 Düşünce Ramazan ALTINTAŞ* Allah ın en güzel isimleri arasında yer alan el-hâlık sözcüğü; takdir mânâsına olup, plân ve proje çizmek demektir. Tıpkı bir mimarın binayı yapmadan önce, binanın kullanım maksadına uygun model ve özellikleri taşıyan bir plân çizmesi gibi. İşte ahsenu l-hâlikîn ismini taşıyan Allah Teâlâ, herşeyi belli bir ölçü ve plâna göre takdir edenlerin şüphesiz en güzelidir. O, yarattığı her şeyi güzel yapmıştır. EL-HÂLIK El-Hâlık, yaratıcı demektir. Halk aslında, düzgün bir şekilde ölçüpbiçmek gibi takdîr mânâsına gelir. Bir asla uymaksızın bir şeyi icad etmek için de kullanılır. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah a mahsustur 1 âyetinde, yoktan var etti (ibdâ) mânâsına kullanıldığı, (O), gökleri ve yeri yaratandır 2 âyetinin delâletiyle anlaşılmaktadır. 3 Bu anlamda halk sözcüğü, kudret sahibinin tek başına madde ve sûretten her ne şekil meydana getirirse getirsin, icâd etmesi mümkün olan bütün şeyleri yaratmasını ihtiva eder. 4 Buradaki icat, hiçbir kökü ve örneği yokken var kılmadır. Canlı varlıklara nispet edilen en büyük sanatlar, Allah ın takdir buyurduğu keşf ü inşâ mahiyetinden ileri geçmez. Çünkü insan, yaratılmış olan davranışının bütün ayrıntılarını takdir edemediği gibi, bir hücreyi (canlı) bile yaratamaz. Ancak, böyle bir yaratma, sonsuz bir kudretin ilmine bağlıdır. Her şeyi tam ve mükemmel anlamıyla takdir ve icat ederek yaratan hâlık, sadece ve sadece Allah tır. 5 Kur an da geçen Allah ın el-hâlik vasfı, her şeyin yaratıcısı anlamında kullanılır. 6 Allah ın en güzel isimlerinden biri olan el-hâlık/yaratıcı olma vasfı, sadece Medenî âyetlerde 7 değil, daha çok Mekkî âyetlerde geçer. Bunun temel sebeplerinden birisi, Allah ı tanıtmanın gerekli görüldüğü hicret öncesi Mekke döneminde, O nun en bâriz hususiyetlerinden olan yaratma işi üzerinde çeşitli yönlerden durulması, başka yaratıcı olmadığına göre, ibadetin de O na yapılması gerektiğinin belirtilmesidir. 8 Çünkü Allah ın yaratıcılığı, küçük ve büyük, uzun ve kısa, insan ve hayvan, böcek ve kuş, ölüm ve dirim vb. gibi her şeyi içine alır. 9 Öte yandan Mekkî olan iki âyette Hâlik kelimesinin çoğulu olarak ta zim için yaratıcılar anlamında el-hâlikûn terimi kullanılır: Acaba onlar her hangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcılardır?

15 Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? 11 Bilindiği gibi, Arapça da fa âl ölçüsünde gelen el-hallâk, yaratmada süreklilik bildirir. Yarattıktan sonra tekrar yaratan, yani, durmaksızın yaratan demektir. 12 Fa âl vezninin sanat ve meslek ifade ettiği düşünülürse, mahlûkata benzememek suretiyle işi, gücü, sanatı yaratmak olan mânâsına gelir. Zaten sonradan meydana gelen varlıkların hiçbirisi mutlak yaratıcı değildir. 13 Kur an da sürekli yaratan mânâsına hallâk vasfı, Mekkî olan âyetlerde iki defa geçer 14 Ulûhiyyeti tanıtmak açısından bu her iki âyete yüklenen mânâ oldukça ilginçtir. Sûfî literatürde hâlık sözcüğü; halk ve emir âlemi şeklinde yorumlanır. Bu anlamda Allah ın en güzel isimlerinden olan ve yaratıcı mânâsına gelen el-hâlık kelimesinin muhtevasında, içinde bulunduğumuz halk âlemini yaratan anlamı da vardır. Halk âleminin karşısında bir de emir âleminin varlığından söz edilir. Kur an tabiriyle: Haberiniz olsun. Yaratmak da emir de (yalnızca) O nundur, 15 âyetinde halk ve emir âlemi açıkça Allah a izâfe edilir. Zira Allah hem yaratan ve hem de yönetendir. Sanatkâr da insanî sınırda kalmak şartıyla içinde yaşadığı bu halk âleminde yapmak, ölçüp biçmek mânâsında bir şey ortaya koyabilir. Sünnî anlayışta insana izafe edilen bu eylem yaratmak fiiliyle değil, keşfetmek fiiliyle açıklanır. İnsanın bir eylemi olan keşif, yerine göre bir ressamın fırçasından çıkan bir tasvir, bir mimarın elinden çıkan proje, bir yapı ustasının elinden çıkan bina, bir romancı veya öykücünün elinden çıkan fikri bir eser olabilir. Çünkü sanatkârın yaratılış mayasında ilâhi ruhtan bir nefha vardır. Bu, Allah ın kuluna en büyük emanetidir. Her insanın özünde var olan bu emaneti kimi insanlar eğitim yoluyla geliştirerek işlevsel hale getirebilirler. Burada önemli olan insanın en büyük Sanatkâr olan Allah ın sanatına halâl getirebilecek davranışlardan uzak kalmasıdır. İnsan ne kadar çalışırsa çalışsın Allah ın yaratıcılığıyla yarışamayacağı gibi böyle bir rekâbete de asla girişemez. Allah yaratanların en güzelidir. Biz bu gerçeği Kur an dan şu şekilde öğreniyoruz: Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir. 16 Yaratmak, Allah a Mahsustur Yaratanların en güzeli olan (Allah ı) bırakıp da Ba l e mi taparsınız? 17 Bu her iki âyette geçen ve yaratanların en güzeli anlamına gelen ahsenu l-hâlikîn deyimi, Allah ı nitelendiren güzel isimlerdendir. Böyle güzellik boyutuna sahip olan bir yaratıcının bu ilâhî boyutu yaratıklarından esirgemiş olması bir eksiklik olur ki, Allah böyle bir eksiklikten münezzehtir. Âyetlerde geçen yaratanların en güzeli ifadesi, İslâm Kelâm Tarihi nde bir takım dinî anlayışlar tarafından insanın fiilleri konusunda önemli bir problemi gündeme getirmiştir. Gerçekten de bu âyetlerde söz konusu edilen yaratanların en güzeli ifadesinden Allah tan başka bir yaratıcı mânâsı çıkarılabilir mi, ya da yaratmak niteliği sonradan yaratılan varlıklara/insana verilebilir mi? İnsan ne kadar çalışırsa çalışsın Allah ın yaratıcılığıyla yarışamayacağı gibi böyle bir rekâbete de asla girişemez. Allah yaratanların en güzelidir. Kur an da halk işinin insana verildiği bir kaç istisnai durumdan bahsedilir. Âl-i İmrân Sûresi nin 49.ve Mâide Sûresi nin 1l0. âyetlerinde Hz. İsa nın çamurdan kuş gibi bir suret yaratıp ona Allah ın izniyle can verdiği bildirilir. İslâm âlimleri bu âyetlerdeki halk terimine, kayıtlı kullanılırsa, bir halden bir hale dönüştürme demek olan istihâle 18 şekil ve suret, 19 ölçme-biçme anlamına gelen takdir, yapmak 20 gibi mânâlar vermişlerdir. O zaman, ahsenu 1-halikîn in anlamı, hiçbir tarafı hareket etmeyen timsalleri ve benzeri şeyleri yapanlardan Allah daha iyi yaratıcı ve yapıcıdır, demektir. Bizâtihî Ehl-i Sünnet in önde gelen âlimlerinden İmam-ı Mâtürîdî (ö.333/944) Mü minûn Sûresi nin 14. âyetinde geçen hâlık sözcüğünün, insan için yapan mânâsında mecâzi olarak kullanılabileceğini söylemiştir. 21 İnsana yaratmak sıfatının verilmemesinin temel nedeni, insanın hevâsını ilahlaştırarak Allah a rağmen bir inancın kapılarını açma tehlikesinden dolayıdır. Kaldı ki, Kur an da kullanılan ahsenu 1-hâlikîn formu, yalnız Allah ın bu konuda münferit olduğunu vurgular. Örneğin nasıl ki bir kimse, Bal, sirkeden daha tatlıdır. derken, sirkeye bir tatlılık tanımak istemezse, aynı şekilde yaratıcıların en güzeli Allah tır ifadesi de Allah tan başkasına yaratıcılığı vermek anlamına gelmez. Netice itibariyle, Allah ın en güzel isimleri arasında yer alan el-hâlık sözcüğü; takdir mânâsına olup, plân ve proje çizmek demektir. Tıpkı bir mimarın binayı yapmadan önce, binanın kullanım maksadına uygun model ve özellikleri taşıyan bir plân çizmesi gibi. İşte ahsenu I- Hâlikîn ismini taşıyan Allah Teâlâ, herşeyi belli bir ölçü ve plâna göre takdir edenlerin şüphesiz en güzelidir. O, yarattığı her şeyi güzel yapmıştır. 22 Bir mü minden beklenen de Allah a olan sorumluluklarından bütün canlılara yönelik muâmelelere, giyim-kuşamdan oturup kalkmaya, konuşmadan yazmaya, insanî ilişkilerden yönetime, ev tefrişinden davranışlara vb. varıncaya kadar, ölçülülüğü, insan hayatının bütün alanlarını kuşatacak derecede yansıtmaktır. Dipnot *Prof. Dr. 1 6/En âm, 1 2 6/En âm, Beyhakî, el-esmâ ve s-sıfât, Beyrut, ts., s.25 ; İsfehânî, el-müfredât, İstanbul, 1968, s Bkz. Sabûnî, el-bidâye, Dımaşk, 1979, s Râzî, Fahreddîn, Mefâtîhu l-gayb, Beyrut, 1990, XIII, Bkz. 6/En âm, 102; 13/Ra d, 16; 39/Zümer, 62; 40/Mü min, /Haşr, 24 8 Yıldırım, Kur an da Ulûhiyyet, İstanbul, 1987, s Beyhakî, el-esmâ ve s-sıfât, s.25, 10 52/Tûr, /Vâkıa, Beyhakî, el-esmâ ve s-sıfât, s Krş. Ulutürk, Veli, Kur an da Yaratma Kavramı, İstanbul, 1995, s Bkz. 36/Yâsîn, 81; 15/Hıcr, /A râf, /Mü minûn, /Saffât, İsfehânî, el-müfredât, s Sabûnî, el-bidâye, s Bkz. Bâkıllânî, el-insâf, Beyrut, 1986, s Mâturîdî, Ebû Mansûr, Muhammed b. Muhammed, Te vilâtü Ehli s-sünne, Kayseri Raşit Efendi Kütüphanesi, (yazma), No. 47, vr. 488a- 488b 22 32/Secde

16 Edebiyat Musa TEKTAŞ (Gönül, nefsini kontrol altında bulundurarak zafere ulaş. Işığı kalbini, iç âlemini aydınlatacak bir bedir halindeki ay gibi ışık kaynağı bul da gecelerin bile ışıl ışıl olsun.)mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri, nefsi insanın içine yerleşmiş bir düşman gibi görür ve şöyle der: 0 dost değildir, dosttan ayırır; vefası yoktur; o, şarabı (güzel içecek anlamında) döker de yerine sirke satar. 2 der. Bir âyet-i kerîmede nefsin desîselerine karşı mü minler şöyle ikaz edilirler: Heva ve hevesine uyma, sonra seni Allah yolundan saptırır. 3 ram edecekler, sevinç ve neşe bulacaklardır. Nefse gâlibiyetin, Allah a teslimiyetin ferahlığı ve hür hevâsını teneffüs edeceklerdir. Allah da, hakka ve hak yola baş koyan kulunu mükâfatsız, kıymetsiz bırakmayacak ve bahtiyar kullarını taltîf edecek. 8 Nefsinle pençe-pençeye savaş, barışa bu çeşit savaşlar yardım eder ancak. diyen Mevlânâ, konuyla ilgili olarak, nefsin geride, aklın ilerde gerek tavsiyesinde bulunur. Zira nefsin her anda bir hilesi var, her hilesinde yüzlerce Fir avun, Fir avun a uyanlarla boğulmuştur. DÎVÂN-I HULÛSİ-Î DARENDEVÎ DE NEFİS İLE SAVAŞ Peygamber Efendimiz (s.a.v) de Cihadın en büyüğü nefisle cihattır. ve Senin en büyük düşmanın, içinde bulunan nefsindir. 4 hadîs-i şerifleriyle bu cihadın önemine dikkatimizi çeker. Nitekim bir harp dönüşünde, Küçük cihattan büyük cihada döndük. 5 buyurmakla nefsi yenmenin düşmanla harp etmekten daha zor ve daha önemli olduğunu çok veciz bir şekilde dile getirir. Hulûsi Efendi Hazretleri de Peygamberimizin Küçük cihattan büyük cihada döndük hadisinde belirttiği hakîkate vurgu yaparak nefsi yenmenin iki cihan pehlivanlığı olduğunu dillendirir: Bu yolun merdinden olup nefsini basdın ise Merd-i meydân-ı cihânsın gel yokuş düz arama 6 Bir başka beyitte ise şöyle der: Hulûsî nefsini râm eyle nefsin râmı olmazdan Anı bas pehlivân ol başka bir mağlûb arama 7 Nefse uymak karanlığa dalmak, akla uymak ise aydınlıkta kalmaktır. Hulûsi Efendi de nefsi Mevlânâ gibi Fir avun a benzetmekte rûhun/gönlün onu hakka davet etmekle görevli olduğunu, onu kontrol altında tutması gerektiğini bildirmekte, Hz. Mûsâ nın tebliği gibi üzerine düşeni yapmakla mükellef olduğunu hatırlatmaktadır: Nefs-i Fir avn ına râm olma Kelîmü l-vakt ol Da vet et Hakk a anı kadr ile Mûsâ olagör 9 Nefsi, Fir avun gibi; rûhu/gönlü de Hz. Mûsâ gibi gören Hulûsi Efendi, yanlışa, hileye ve aldanışa sevk ettiğinden dolayı insanın ona güvenip de onun peşinden koşmamasını ister; gerçeğe yönelmekle insanın kadrinin yüceleceğine işaret buyurur. Nefse uymaktan kaynaklanan kişisel hesaplaşma/intikam duygusu, hırslar veya ihtiraslar insanı yanlışa itebilir. Mevlânâ: Nefis, insanı daima dünyadaki geçici varlıklara, gösterişe, maddeye ve tutkulara meylettirir. Bunun içindir ki, mü minin her zaman iradesini kontrol altında tutması, nefsanî duyguları gemlemesi ve bu iç eğilimini kötü duygu ve düşünce merkezinden uzak tutması gerekir. Nefisle savaşta kendini isbat eden, bir güreş müsabakasında başpehlivana, Oğlum elimden tut da beni kaldır. deyince elinden tutup kaldıramayan pehlivana, Biz de nefsimizin pehlivanıyız. diyen Hulûsi Efendi Hazretleri, Dîvân ındaki ilk gazelin matla beytinde şöyle buyurur: Gönül nefsine hâkim oluben eyle zafer peydâ Ziyâsı kalbi rûşen kılmağa et bir kamer peydâ 1 Bir bayram sabahında Hulûsi Efendi hutbesinde şu hitabede bulunmuştur: Yeryüzünde eşi bulunmayan, muazzam bir birlik içinde, İslâmiyet in tevhîd akîdesini bütün ihtişamıyla canlandıracaklar, tek vücud ve muhteşem İslâm kâfilesi olarak, bu hak yolculuğun, dünya durdukça devam edeceğini, İslâm ın bekâsını ve ebediyetini ilan edeceklerdir. En büyük cihad olan nefis mücadelesinde, kazanılan zaferin dünyevî bir nişanı olarak bay- Fir avun yine kendi kendine: Ne şaşılacak şey! Ben bütün gece Ey Rabbimiz diye yalvarmıyor muyum? Yalnızken mütevâzı bir hale geliyor, düzeliyorum. Neden Mûsâ ya karşı öyle oluyorum? örneğini bize hatırlatıyor bir eserinde Dünya malına hırs göstererek sarılmak ve ona tamah etmek insan için bir aldanıştır. Böyle yapan kişi, Mevlânâ ya göre, sonunda Hak aynasına düşman kesilir; onda yarasalık, güneşe düşmanlık huyu pekişir. Zaten ona göre, İnsanı zayıfla

17 tan, alçaltan, sarartıp solduran tamahtır. Tamah, oldukça çok zarara yol açar. 10 İhtiras gösterip menfaat peşinden koşmanın, kişiyi yanlışa iteceğini ve sonunda onu rezil rüsva edeceğini söyleyen Mevlânâ, hırsla bir şeyin üstüne düşenin ondan mahrum olabileceği sözünü nakleder ve peşinden... ona ancak sabredenler ulaşır. 11 âyetini hatırlatır. Mevlânâ, yine, büyüklük taslama, hırs ve kıskançlık huylarının kişileri ne büyük yanlışlara sevk ettiğine işaretle, Eğer bu kötü huylar olmasaydı, o zaman her Fir avun bir İmrân oğlu Mûsâ olurdu. der. 12 Nefis, insanı aldatır, kötülüğe yöneltir, boş ve zararlı şeyleri telkin eder, süflî şeylere iletir; kısacası birçok yanlışın ve kötülüğün kaynağı olduğundan, mü minler için çok tehlikelidir. Kişinin benlik duygusu ve ululuk isteği, hırsı, tamahı, hiddet ve şehveti nefsin isteklerine boyun eğmeyi kamçılar. Nefse uymamak için de ona muhalefet etmek, onunla mücadele etmek, gaflette bulunmamak, manevî eğitimden geçerek nefis terbiyesi almak, örnek ve önder kişileri izlemek ve iradeyi sağlamlaştırmak gerekmektedir. Peygamberimizin bir hadîsine binâen büyükler şöyle demişlerdir: Kendi aybını gören kimse, başkasının aybını göremez. Hulûsi Efendi de bu nebevî mesaja binaen şöyle buyurur: Sana ayb olmuş iken gayrının aybın görmeklik Gör ayb-ı nefsini gayra bakıp ma yûb arama 13 Hulûsi Efendi nin eserlerinden Şeyh Hâmid-i Velî Minberinden Hutbeler adlı eserden bir bölümü birlikte okuyalım: Aziz Cemaat! İnsan garip bir mahlûktur, daldığı gaflet uykusundan uyanması, icap eden yüzlerce muknî, hakîmâne hitâbeler kulağına mütemadiyen çarpar durur da, insan yine uyanmaz. Kâinata hayat veren binlerce rahmet çeşmeleri, ale d-devâm cereyan eder de, insan yine susuzluktan kurtulamaz. Gözleri önünde birçok hidâyet çerağı parlar durur da, insan yine yolunu gâib etmekten halâs olamaz. İşte bu hâle tâîih-i âlem şehâdet etmektedir. İlk babamız olan Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan itibaren, insanlara vakit vakit, birçok Peygamberler gönderilmiştir. Hâlbuki insanlar doğru yoldan çıkıp, nefislerinin hevâsına uyarak pek korkunç vâdîlere sapmışlardır. 14 Aziz Cemâat-i Müslimîn! Tekmil ibâdetlerimizin ve orucun maddî ve rûhî ne şekilde ve ne mertebede faydası olursa olsun, bunlar o ibâdetlerin farz olmalarının yegâne illeti ve hikmeti değildir. İbâdetlerin ve orucun farz olmasının asıl hikmeti; Allah ın emirlerine itaatle kulluk ve vazife zevkini tatmak ve böylece rûhlarımızı riyâ ve gösterişlerden temizleyerek ahlâkımızın samimiliğini artırmak ve kendimizi bizzat Allah ın vikâyesine tevdî için nefisle mücâhede etmektir. 15 Şimdi de yukarıda yapılan ikazlarla birlikte Dîvan-ı Hulûsi-î Darendevî deki beyitlere nazar edelim: Sana cân u dil verüben ismini Âdem kodu Nefsini katl eyleyüben kurb-ı levlâk olagör 16 * * * İhlâs ile hâs eylemeden gönlü Hulûsî Emmâre-i nefsin yönü Rahmân a yönelmez 17 * * * Nefsin öldüren kişinin bahtı âlîdir yarın Katl-i nefs etmek sana âlî gazâdır ey gönül 18 Nefsini bilen Rabbini bilir. hadîsini İbn Arabî Hazretleri şöyle yorumlar: Her insanda bir İlahî isim daha fazla mütecellîdir. İnsan, ancak bu İsmin tecellîsi kadarınca nefsini bilecektir. Yani bu İlâhî ismin tezâhürü oranında Rabbini bilecektir. Nefsini bilen, yani rûhunun zenginliklerini ve bir emanet olarak benlik i bilen, Rabbini bilir. İnsan, kendisini ancak, nefsinde tecellî eden İlâhî İsimlerin tezahür düzeyine göre bilebilir. Hadîsin söyleniş karşılığını Hulûsi Efendi nin Dîvân ında şöyle buluyoruz: Ey Hulûsî nefsini bilmek sana farzdır işit Nefsini bilmek hakîkatda rızâdır ey gönül 19 İnsanın kendisini bilmesinin gerektiğini belirtmenin birtakım sebepleri vardır. Zira insan, Rahmânî ile şeytânî olanı birbirinden ayırmayı bilmeyince kendini bilmez. Bir insan kendini bilmeyince, Hak ve hakîkate vâsıl olamaz. Nitekim Rahmânî ile şeytânî olanı birbirinden ayırmasını bilen kimse, kendisini bilmiş ve tanımış olur. Bununla birlikte kişi, ne zaman kendini bilirse aşk galip gelir ve o, kişiyi Hak tan yana davet eder. Men Aref Sırrı nın tezahürlerini Hulûsi Efendi, Hutbeler adlı eserinde şöyle tarif eder: Ma rifetullah; irfan ile, mücahede ile nefsi fenâ hasletlerin zulmetlerinden kurtarıp, fazîlet nurlarıyla tezyîn itmekle kâbil olabilir. Artık böyle bir kanaatte bulunan bir Müslüman ahlâkî vazifelerini bir aşk ile ve rûhanî bir neşve ile îfâya çalışıp durmaz mı? 20 Yol gösterici/mürşid olmaksızın Hakk a yönelemeyenlerin, nefsini bilmeden Rabbini bilemeyeceklerini Hulûsi Efendi şu beyitle izah eder: Hak mürşidi bulmadan Hakk a yönelemezsin Sen nefsini bilmeden Rabb ını bilemezsin 21 İbadetler, her şeyden önce Allah ın rızasını kazanmaya vesîledir. Çünkü bütün ibadetlerden asıl maksat O nun rızasını kazanmaktır. O nun rızası her şeyin üzerindedir. Namaz, oruç, hac, zekât, vb. nefsi terbiye eder, çünkü nefis yaratılışı icabı her türlü kötülüğe elverişlidir. Daima kötülüğü ister, insanı şerre koşturur. İşte Dîvan-ı Hulûsi-î Darendevî den bir beyit: Nefsin başı hoş olur gerçi bî-namâz ile Sen namâzı bırakma mi râc et namâz ile 22 İbadetlerdeki bazı zorluklara karşın, insanın bu nefsânî arzu ve istekleri yerine getirmemesini, aksi takdirde bunlardan mes ul olacağını ve bunun da Allah ın azabına sebep olacağını öğretir. Nefis terbiyesi konusunda örneğin oruç ibadeti, bir irade eğitimine vesîle olur; açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanması yönüyle de sabrı ve tahammülü öğretir. Nefsi ve rûhu tezkiyenin birkaç sebebi vardır ki: Birinci sebebi güzel ve ölçülü yaratılışı kesinlikle ve şüphesiz bilmektir. Çünkü ahlâkın iyisini kötüsünü bilmeyince nefsi kötülükten korumak ve iyisine yönelmek mümkün olmaz. İlmî sebepler ise daha önce açıklanmış olup dinî sebeplerin hepsinden güçlü olduğu söylenmişti. Yine tekrar ederiz ki, dinî eğitim ve tekâmül, fillerin ve eşyanın hakikatini insanların vicdanına, kalplerin derinliğine yazar. Onun kalplere yazdığı satırlar ebediyen silinmez. Mustafa Takî Efendi: Nefis ve rûh tezkiyesinin yolu; dinin emirlerinden olan bütün ibadet ve taatlerdir. buyurur. Takî Efendi şöyle devam eder: Allah ı unutmayan her dem hatırında tutan halis iman sahipleri, kendisini rabbinin huzurunda bilen kimseler, şâyet Rabbinin isteğine zıt bir fikir zihnine gelirse, hemen hazır ve görücü olduğunu bildiği yaratıcısından hayâ ederek nefsin o cesaretini kırar. 23 Sözü Hulûsi Efendi hazretlerinin bir beytiyle bağlayalım: Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin Hüsn-i edebi koyup bir cân incitmeyesin 24 Dipnot 1 Ateş, Es-Seyyid Osman Hulûsi, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, (Haz.:Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 2, Nasihat Yay., İstanbul, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Dîvân-ı Kebîr, (Çeviren ve Hazırlayan: Abdulbaki Gölpınarlı), c. VII, s.16, B.14, 16-17, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, /Sad, Aclûnî, Keşfü l-hafâ, Beyrut, I, 143, Hadis No: Kenzu l-ummâl, IV, 430, Hadis No: Ateş, Dîvân, s.9. 7 Ateş, Dîvân, s Ateş, Es-Seyyid Osman Hulûsi, Şeyh Hâmid-i Veli Minberinden Hutbeler, (Haz.:Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 317, Nasihat Yay., İstanbul, Ateş, Dîvân, s Bkz. Mevlânâ, Dîvân, c. II, s. 223, B /Kasas, Mevlânâ, Rubâiler, Çev. Nuri Gençosman), C. II, s. 330, R. 1590, M.E.B. Yay. İstanbul, Ateş, Dîvân, s Ateş, Hutbeler, s Ateş, Hutbeler, s Ateş, Dîvân, s Ateş, Dîvân, s Ateş, Dîvân, s Ateş, Dîvân, s Ateş, Hutbeler, s Ateş, Dîvân, s Ateş, Dîvân, s Mustafa Tâki Efendi, Diyanetin Medeniyete Luzumu, Sırat-ı Mustakim mecmuasından 24 Ateş, Dîvân, s

18 Tarih İsmail ÇOLAK II. ABDÜLHAMİD İN GİZEMLİ PORTRESİ Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı nın ve yakın tarihin en çok tartışılan, hakkında en fazla eser üretilen, en ziyade yergi ve iftiralara hedef olan, tarihimizin en muammalı liderlerindendir. Hakkındaki spekülasyonlar aslında onun gizemli âlemine nüfûz edememekten ve esrarlı kişiliğine vâkıf olamamaktan doğmuştur. Bir kısım siyasî-entelektüel çevrelere bulaşan Abdülhamid illeti, büyük ölçüde çok yönlü politikalarını anlayamamaktan, etrafını kuşatan ağır şartları takdir edememekten ve nihayet dinîgeleneksel kaynaklardan beslenen şahsiyetine/tavırlarına duyulan alerjiden türemektedir. Belki Yıldız a hapsolmuştu; ama ufku, vizyonu, hayalleri, projeleri ve yenilikleri Yıldız ın duvarlarını ve çağını aşacak seviyedeydi. Abdülhamid in çehresini örten kalın örtü açıldıkça ve kişiliğine yönelik saldırıların katranı temizlendikçe Gerçek Abdülhamid olanca ihtişamıyla ortaya çıkmakta ve gözleri kamaştırmaktadır. Aşağıda zikredeceğimiz birbirinden çarpıcı bilgiler, Abdülhamid ile ilgili zihin kirliliğine son verip, daha sağlıklı ve sahici bir yaklaşım içine girmemizi sağlayacak ufuk açıcı ve ezber bozucu bir keyfiyeti hâizdir. Muammalı Mizâcı ve Husûsiyetleri Abdülhamid Han, Kızıl Sultan karalamalarını hak edecek mizaçta bir padişah değildi. Aksine son derece merhametli, yufka yürekli ve bağışlayıcı bir karaktere sahipti. O kadar ki, en büyük düşmanlarını bile bağışlayacak kadar şefkat ve merhametine yenik düşen bir hükümdardı. Gayet yumuşak huylu, hikmetli konuşan, karşısındaki hasmı bile olsa karizması, tevâzuu, insanlık ve nezâketiyle etkileme kâbiliyetine sahipti. İster halk ister devlet adamı olsun, huzurunda konuşanları sıkmaz, düşüncelerini açıkça söylemelerine imkân verir; kimseyi fikirleri veya ölçüsüz sözleri yüzünden cezalandırmazdı. Bâriz özelliklerinden biri de dengeli ve otoriter olmasıydı. İzlediği denge siyaseti ve devleti kurtarmak için aldığı koruyucu tedbirler bunun belirtisidir. Onu böyle davranmaya, devleti içine çeken anaforik şartlar ve saltanatının fevkalade karışık bir döneme rastlaması sevk etmişti. Diğer dikkat çekici yönü de oldukça tedbirli, temkinli ve uyanık olmasıydı. Nisbeten aşırıya kaçacak seviyede vehimli ve kuruntulu olduğu söylenebilir. Ancak bu da dönemin olağanüstü şartlarından, siyasetin kaypak zemininden ve etrafında güvenilir kişilerin bulunmamasından kaynaklanmaktaydı. Tahmin edilemeyecek kadar cesur ve atikti. Hâfızası pek kuvvetli, zeki, çabuk kavrayışlı ve hazırcevap idi. Derin düşünmeden, karşıdakinin görüşlerini anlamadan, devlet erkânı ve ulemânın görüşünü almadan herhangi bir konuda hüküm vermezdi. Özel hayatında ve devlet idaresinde israftan kaçınır, dengeli bir harcama yapardı. Aşırı saray masraflarını kısmıştı. Hatta bu yüzden Pinti Hamid suçlamalarına maruz kalmıştı. 1 Mânevî Cephesi ve Dindarlığı Sultan Abdülhamid in kişiliğinin en baskın tarafı dindar olmasıydı. Hayatı boyunca ibadetlerini aksatmamış, abdestsiz evrak imzalamamıştı. Doğru ve tam bir îtikâda sahipti. Daima camilere giderdi. Sarayın hususî bahçesinde beş vakit ezan okuturdu. Şâzelî tarikatına intisap etmiş, Kâdirî tarikatına da ilgi duymuştu. Kadere inanışı fevkalade kuvvetliydi. Hacca gidemese de, Osmanlı nın Velî padişahı olarak nitelendirilecek kadar dindar ve takvâ ehli bir sultanıydı. Sürekli Kur ân-ı 28 29

19 Kerîm okurdu. Buhârî-i Şerîf i hususî surette bastırmış, bütün Müslüman memleketlere ve camilere hediye etmişti. Çanakkale Harbi nde sürekli Buhârî-i Şerîf okuyarak dua etmişti. Ayrıca, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve kutsal beldesine karşı duyduğu sonsuz sevgi, sadâkat ve hizmetleri; mânevî şahsiyetine ve dinin izzetine hakaret içeren Batı kaynaklı iftira kampanyalarına karşı adeta bir heykel gibi dikilmesi ve İslâm Dini ni ve Müslümanları koruyup güçlendirmeyi esas alan icraatlarda bulunması onun güçlü mânevî yapısının göstergelerindendi. İşte onun mânevî cephesini tasvir eden seçkin birkaç hadise: Abdülhamid Han, yatağının başında daima temiz bir tuğla bulundurur ve yataktan kalktığında çeşmeye kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm amacıyla kullanırdı. Neden böyle hareket ettiği sorulduğunda şu düşündürücü cevabı vermişti: Halîfe olarak biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, Ümmet-i Muhammed bundan zarar görür! Mâbeyn Başkâtibi Es ad Bey e, Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrâkına abdestsiz imza atmadım. demişti. Başka bir ilginç hadise de şuydu: Abdülhamid zamanında, Yavuz Sultan ın türbedarı şiddetli geçim darlığı yaşayınca dayanamayıp sandukaya hiddetle vurur ve şunu söyler: Bir de senin evliyâ olduğunu söylüyorlar! Yıllardır türbeni beklemekteyim; hâlâ yoksulluk içindeyim! Ertesi gün Sultan Abdülhamid onu hemen çağırtır ve bir yıllık ihtiyacını karşılar; çünkü gece rüyasında ceddi Yavuz Selim i görmüş ve onun uyarısıyla türbedarın halinden haberdar olmuştu. Belki Yıldız a hapsolmuştu; ama ufku, vizyonu, hayalleri, projeleri ve yenilikleri Yıldız ın duvarlarını ve çağını aşacak seviyedeydi. Mehmet Akif in aktardığı şu hatıra ise onun velî olduğunun çarpıcı bir misalidir: Sultanahmed e her sabah erkenden gelip, mihrabın bir köşesinde gözyaşıyla sürekli inlemekte olan, saçı-sakalı ağarmış ihtiyar bir zat Akif in dikkatini çeker. Nihayet bir gün yanına yaklaşarak neden bu kadar derbeder olduğunu sorar. Israra dayanamayan adam halini gözyaşları içinde şöyle izah eder: Abdülhamid devrinde binbaşı idim. Anam-babam vefat edince Sadrazamlığa bir dilekçe gönderdim. Mallarımız var, bunların bir bakıcıya ihtiyacı var; kabul buyurulursa istifa etmek istiyorum. dedim. Bana doğrudan hünkârdan bir yazı geldi. İstifan kabul edilmedi deniyordu. Bizzat huzura çıkıp yüz yüze görüşmek istedim. Padişaha çıktım: İstifamın kabulünü istirham edeceğim; durumum budur. dedim. Israrıma dayanamadı; öfkeli bir edâ ve elinin tersiyle: Haydi! İstifa ettirdik seni! dedi. Gece, mânâ âleminde ordunun teftiş edildiğini gördüm. Efendimiz (s.a.v.) Yıldız Sarayı önünde orduyu teftiş ediyordu. Abdülhamid, edeple Efendimiz in arkasında duruyordu. Derken, benim birliğime geldi. Başında kumandan olmadığı için darmadağınıktı. Efendimiz: Nerede bunun kumandanı? diye sordu. Abdülhamid de: Ya Rasulullah çok ısrar etti, istifa ettirdik. dedi. Senin istifa ettirdiğini biz de istifa ettirdik! buyurdu. İşte ben o gün bugündür bunun hicranı ve pişmanlığı ile gözyaşı döküyor, kederleniyorum. 2 Renkli Hayatı ve İlginç Hobileri Her gece uyumadan evvel kitap okutmak âdetiydi. Kitaba olan ilgisi fevkaladeydi. Sarayındaki kütüphanede, yabancı dillerde Türkiye hakkında yazılmış, tercümesi yapılıp telif hakkı ödenmiş 6 bin adet eser, roman, hikâye, coğrafya ve seyahatname koleksiyonu bulunuyordu. Tarih, siyaset ve hukuk alanında geniş mâlûmâta sahipti. Osmanlı tarihini değişik kaynaklardan okuyup incelemişti. Roman (polisiye) ve seyahatname okumayı çok severdi. Kütüphaneciliğimi- zin modern anlamda kurucusu oydu. Matbaa ve yayın işlerine de gayet meraklıydı. Avrupa dan modern matbaa makineleri getirtip nefis divanlar bastırmıştı. Zayıf ve atletik bir yapıya sahipti. Ata biner, araba ve yelken kullanırdı. Kılıç ve tabancada gayet mahirdi. Silah koleksiyonu dahi yapmıştı. Atıcılık yapar, ava giderdi. Sarayda; resim salonu, fotoğraf atölyesi, musiki salonu ile marangoz atölyesi en çok bulunduğu yerlerdi. Marangozluğa özellikle ilgilisı vardı. Manzara ve çiçek resimlerinden hoşlanır, portre çizerdi. Güzel tablo koleksiyonları vardı. Fotoğrafçılığa da meraklıydı; döneminde bütün imparatorluğun fotoğrafını çektirmişti. Tiyatro ve konseri sever, hususî tiyatrosunda temsil ve konser verdirirdi. Musikişinas bir tabiatı vardı. 3 Vatanına ve Haysiyetine Düşkünlüğü Sultan Abdülhamid, tahttan indirildiğinde Selanik teki Alatini Köşkü nde mecburî ikamete tâbi tutulmuştu. I. Balkan Harbi nde Selanik elden çıkınca İttihat Terakki Hükümeti şehri terk etmesini istemiş; ancak şiddetli bir tepkiyle karşılaşmıştı. Sultan ın, ayağa fırlayıp bağırarak verdiği şu cevap haysiyetli bir Osmanlı liderine yakışır muhteşemlikteydi: Balkanlarda bize karşı ittifak oldu öyle mi? Yunanlılarla Bulgarların birleşmesi nasıl olur? Çünkü onların birbirlerine düşmanlıkları, hepsinin bize düşmanlıklarından ziyade idi. Bu nasıl bir gaflettir! Aralarında kilise kavgaları vardı. Selanik, İstanbul un anahtarıdır. Ecdat kanlarıyla sulanan bu topraklar nasıl düşmana terk edilir? Bırakıp gidersek, tarih ve ecdat bizim yüzümüze tükürmez mi? Bana bir tüfek veriniz; birlikte son nefesimize kadar müdafaa edelim. Ne olursa olsun bir yere gidecek değilim. Allah devletimi bu hale getirenleri kahretsin! Lakin durumun vahameti ve padişah Mehmed Reşad ın ricası tekrar iletilince, son derece şaşkın ve üzgün bir biçimde İstanbul a dönmek zorunda kalacaktı. Sonraki yıllarda bu defa 1915 teki Çanakkale Savaşı nda payitahtın Eskişehir e taşınması gündeme gelmişti. Sultan Reşad, Hazır olsunlar kendilerini Bursa ya nakletmek icap edecek. haberini gönderince, Abdülhamid in tepkisi Selanik tekinden farksız olmuştu: Hiçbirimiz payitahtı terk etmemeliyiz. En küçük ferdimize kadar memleketi müdafaa ederek ölmeliyiz. Ben Fatih in torunuyum. Bizans İmparatoru Konstantin kadar olamayacak mıyız? İstanbul dan katiyen çıkmam. Burada ölmeye hazırım! 4 Hayırda Rakipsiz Şefkat Âbidesi Başkâtibi Tahsin Paşa, tebaasının dert ve sıkıntılarıyla nasıl hemhâl olduğu ve darda kalanların imdadına sınırsız bir şefkat ve lütufla nasıl Hızır gibi yetiştiği hakkında şöyle hayret-engiz bir vak a nakleder: Mâbeynde nöbetçi olarak kalmıştım. Gelen mektup, telgraf, rapor ve tezkereleri huzura çıkarmak üzereyken bir telgraf geldi. Bir Laleli postanesi memuru Yıldız a çektiği telgrafta, karısının o gece doğum yapacağı ve doğumun çok zor geçeceğinden bahisle merhamet-i şâhâneye sığındığını bildiriyordu. Kıymet verip listeye almadım. Padişah her şeyi gözden geçirdikten sonra Başka bir şey var mı? dedi. Telgrafı söyleyip arza değmeyeceğini arz ettim. Emir verdi: Hemen getiriniz. Dikkatle okudu ve derhal bir tabip ve yâverle doğumun kontrol altına alınmasını ferman etti. Gittik ve işimizi bitirip sabaha karşı döndük. Bir de ne görelim?! Hünkâr, odasından cama vurarak bizi çağırmıyor mu? Sabaha kadar uyumayıp beklediğini anladık. Kadının kurtulduğunu, ihsân-ı şâhânenin teslim edildiğini ve adamın ağlayarak ömür ve devletlerine dua ettiğini anlattım. Bizi ayakta dinledi, sadece bir oh çekti ve sabah namazına 30 31

20 durdu. Başka bir seferinde de fırıncılar, 30 paraya satılan ekmeğin fiyatına 10 paralık zam yapmak istediklerinde Sultan onları çağırarak, zammı geri çektirecek şu etkili sözü sarf etmişti: 30 paraya satmaya devam edin; istediğiniz 10 parayı ben vereceğim. Ekmeğe zam yapılırsa bütün zarûrî ihtiyaçlar pahalılaşır ki, halkımız bundan büyük ıstırap çeker. Abdülhamid in hayırseverliği din, ırk ve sınıf ayrımı yapmaksızın toplumun bütün kesimlerini içine alıyordu. Padişah hediyesi anlamına gelen atiyye-i seniyyeler bunun en çarpıcı örneğiydi. Hediyelerin bedeli büyük ölçüde padişahın kesesinden karşılanıyordu. Her kış mevsiminde evini ısıtamayacak durumdaki yoksul aileleri tesbit ettirir ve kömür dağıttırmayı asla ihmal etmezdi. Yine her tahta çıkış yıldönümünde, borcundan hapse düşenleri kurtarmak için şahsi hazinesinden para sarf etmeyi de itiyat edinmişti deki büyük İstanbul depreminde halkın acısını dindirmek için adeta çırpınmış, bir yardım komisyonu kurdurup, liralık ilk yardımı da kendisi yapmıştı. 5 Çağını Aşan Vizyonu ve Reformları Sultan Abdülhamid zannedilenin tersine yeniliğe ve gelişime açık reformist bir padişahtı. Batı daki ilmî ve teknolojik gelişmeleri yakından takip etmiş ve devletin imkânları çerçevesinde intikal ettirmişti. Bu konuda, kendisini gericilikle suçlayan İttihatçıları bile utandırıp takdirlerini kazanacak kadar muazzam yenilikler gerçekleştirmişti. Zamanında yapılan reformlar, Osmanlı nın son devrinde görülen ve hatta Cumhuriyet e bile temel teşkil edecek çapta büyük/ mucizevî reformlardı. Mesela, Osmanlı ya ilk bisikleti, otomobili ve telefonu getiren o olmuştu. Yatırımlarını, modern bir imparatorluğa dönüşmenin temeli olarak gördüğü alt yapıyı geliştirme ve halkın eğitim seviyesini artırma istikametinde yoğunlaştırmıştı. Bu uğurda, memleketi demir ve kara yolları, telgraf hatlarıyla örmeye ve her kademeden okulla donatmaya çalışarak; Osmanlı yı devletlerarası alanda yeniden söz sahibi yapacak yeni nesiller yetiştirme çabasına girişmişti. Fatih ten sonra eğitim ve kültüre en fazla ehemmiyet veren padişahtı. Öğretmen yetiştirmeye büyük önem vermiş ve öğretmen okullarının sayısını artırıp her vilayete yaygınlaştırmıştı. Her köyde caminin yanına bir de ilkokul yaptırması en mühim icraatlarındandı. Yılda ortalama 400 ilkokul açarak ve okul sayısını e çıkartarak bir rekor kırmıştı. Aynı şekilde, 250 olan ortaokul sayısını 900 e, lise sayısını da 109 a çıkarmıştı. Osmanlı nın ilk üniversitesi Dârü l-fünûn 1901 de onun zamanında tedrîsâta başlamıştı. Açılan öbür gözde okullardan bazıları ise şunlardı: Siyasal Bilgiler Fakültesi nin çekirdeği Mekteb-i Mülkiye, Hukuk Fakültesi nin temeli Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Veteriner Fakültelerinin alt yapısı Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi, Mühendislik Fakültesi nin esası Hendese-i Mülkiye Mektebi, Güzel Sanatlar Fakültesi nin başlangıcı Sanâyi-i Nefîse Mektebi. Cumhuriyet devrinde yetişen bilginler, eğitimciler, kumandanlar, siyasiler, mühendis, doktor ve hukukçular; daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti ni kuran komutan ve bürokratlar dahi hep onun kurduğu modern okullardan yetişmişlerdi. Bu mânâda yönetim şeklinin alt yapısının oluşması, siyasî-bürokratik kadronun yetişmesi ve kullanılan müesseseler itibariyle Cumhuriyetin, varlığını Abdülhamid e borçlu olduğunu savunanların başında dünyaca ünlü tarihçimiz Kemal Karpat gelmektedir. Diğer taraftan, Pastör, kuduz aşısını 1885 de ilk defa keşfettiğinde devlet başkanlarına mektup yazıp kuracağı enstitü için yardım talep etmişti. Rus Çarı, 2 metre boyundaki portresini yollamakla yetinirken Sultan Abdülhamid, enstitünün kurulması amacıyla bir heyet oluşturup Fransa ya göndermişti. Bununla da kalmayıp Pastör e 10 bin altın ve birinci derece Mecidiye Nişanı hediye etmişti. Verem mikrobunu ve ilacını bulan Alman tıpçı Dr. Robert Koch un kapısını ilk çalanlardan biri de yine Abdülhamid Han olmuştu. Koch ile Berlin de görüşmek üzere bir heyet teşkil etmiş ve ona birinci rütbe Osmanlı nişanı takdim etmişti. Osmanlı ya ilk denizaltını da yine Abdülhamid almıştı: Avrupa nın büyük silah tüccarı Basil Zaharoff, Nordenfeldt ın 1885 te G. W. Garrett ile birlikte Stockholm de inşa ettiği ilk denizaltını Yunanistan a satınca bundan tehdit algılayan Abdülhamid, bedeli özel hazineden karşılanan iki denizaltı (Abdülhamid ve Abdülmecid) birden sipariş etmekten geri kalmamıştı. Bununla da yetinmeyen Abdülhamid, demiryoluna özel önem vererek 1865 te birkaç yüz kilometre olan demiryolunu e, kilometre olan karayolunu bine, kilometre olan telgraf hattını da 50 bine çıkararak taşrayı ve İslâm coğrafyasını İstanbul a bağlamıştı. Asya ile Avrupa yı bir Boğaz Köprüsü ile birbirine bağlama düşüncesi de ilk defa 1900 lü yıllarda yine Abdülhamid tarafından ortaya atılıp projelendirilmişti. Fernidan Arnoden isimli bir Fransız mühendise, boğazın Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında iki ayrı köprü projesi hazırlatmıştı. Köprünün üzerinde minareler, kubbeler, kuleler ve savunma amaçlı toplar da yer alacaktı. Proje bilinmeyen bir sebeple hayata geçirilemedi. Hayret verici bir gelişme de, 1891 de Osmanlı nın ilk deniz altından tüp geçit projesi nin yine onun devrinde hazırlanmasıydı. Bu da meçhul bir sebepten ötürü gerçekleşmedi. Ancak, dünyanın ilk tüp geçidi olan Manş Tüneli nin yapımından 5 sene sonra, hem de gerici denilen Abdülhamid döneminde böyle bir tüp geçit projesinin tasarlanması bile başlı başına bir hadiseydi. 6 İbretlik Manzaralarla Dolu Vefatı Abdülhamid Han, vefat günü olan 10 Şubat 1918 sabahı kalkmış ve abdest alıp son namazını kılmıştı. Son ana kadar kendini kaybetmemiş, vasiyetini bile yapmıştı. Aynı gün akşama doğru ruhunu teslim eden Son İmparator un vasiyeti harfiyen yerine getirilmişti. Tarihçi Ahmed Refik in anlattığına göre, tabut içinde beyaz kefenler arasında, kemikleri sayılan göğsünde ahidnâme duası, yüzünde Kâbe örtüsüyle, aksakalıyla ve ebediyete kapanmış gözleriyle Hırka-i Saadet Dairesi nde yatışı cidden elîm ve ibret vericiydi. Huşû içinde İlâhî Huzur a gidiyordu. Cenazesinde, görülmemiş bir kalabalık vardı ve İstanbul böylesi bir kalabalığı görmemişti. Dost-düşman herkes cenazeye iştirak etmişti. Kendisine amansızca muhalefet edenler, her türlü çirkinliği yakıştıranlar, en azından son bir pişmanlık ve vicdan azabıyla cenazesine koşmuşlar; hayattayken göstermedikleri insanlık ve saygıyı, hiç olmazsa ebedî yolculuğunda göstermeyi başarmışlardı. Bunlar arasında elini yüzüne kapatıp hıçkırarak ağlayan Talat Paşa nın hali içler acısıydı ve ibretlik bir manzaraydı. Nihayet, Gök Sultan ın naşı cenaze namazını müteakip tahtta vefat etmiş hükümdar gibi büyük bir merasimle Sultan Mahmud un yanına defnedilmişti. 7 Dipnot 1 Orhan Koloğlu, Abdülhamid Gerçeği, İstanbul 1987, s.430; Sultan Abdülhamid, Siyasi Hatıratım, İstanbul 1984, s.7, 207; Tahsin Paşa, Sultan Abdülhamid, İstanbul 1990, s.13; İsmail Çolak, Abdülhamid i Yeniden Keşfetmek, İstanbul 2007, s.23-25, E. Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.8, Ankara 1988, s ; Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul 1986, s.24-25; Mustafa Armağan, Abdülhamid in Kurtlarla Dansı, İstanbul 2006, s.85-87; Çolak, age, s İsmet Bozdağ, Sultan Abdülhamid in Hatıra Defteri, İstanbul 1986, s.15; Osmanoğlu, age, s.22-33, 209; Tahsin Paşa, age, s , 396; Cemal Kutay, Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, C.11, s , ; Koloğlu, age, s.66-67, , 139; Armağan, age, s.57-91; Çolak, age, s Osmanoğlu, age, s , ; Bozdağ, age, s ; Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, İstanbul 1980, s.142; Çolak, age, s.30-33, N. Fazıl Kısakürek, Rapor 10, İstanbul 1980, s.90; Mehmet Genç, Mehmet Mazak, Fotoğraf ve Belgelerde 1894 Depremi, İstanbul 2000, s.47; Nadir Özbek, Osmanlı İmparatorluğunda Sosyal Devlet, İstanbul 2003, s.34-35; Bozdağ, age, s.65-66; Armağan, age, s.67-78, 124; Çolak, age, s Bozdağ, age, s.85, ; Sultan Abdülhamid, age, s.195. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.288, 309, 410; Koloğlu, age, s.7-8, 67, ; Armağan, age, s.40-56, ; Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, İstanbul 1994, s ; Bayram Kodaman, Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1988, s ; Özbek, age, s.166; Prof. Kemal Karpat İle Tarih, Osmanlı ve II. Abdülhamid Üzerine..., İlim ve Sanat Dergisi, Sayı: 44-45/1997, s.38; Aykut Kazancıgil, Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji, İstanbul 2000, s ; Hayri Mutluçağ, Boğaziçi Köprüsünün Yapılması Yolunda İlk Çabalar, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Ocak 1968, Sayı: 4, s.32-33; Çolak, Okuldan Çanakkale ye Mahşerin İrfan Ordusu, İstanbul 2008, Nesil Yay., s.13; Yunan İşgalinin Patronu Zaharoff, İstanbul 2005, s.36-37; Abdülhamid i Yeniden Keşfetmek, s Ahmed Refik, Sultan Abdülhamîd-i Sânî nin Nâşı Önünde, s.13; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Sultan II. Abdülhamid in Hal i ve Ölümüne Dair Vesikalar, Belleten Dergisi, Sayı: 37-40/1946, s.729; Çolak, age, s

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

[Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine)

[Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine) [Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine) ONDALIK-SUNU-SADAKA Kurbanlarımızı şükran ve dua ile sunarız. Bu kurbanları dua ve tapınmanın bir parçası olarak, övgü ve şükran sunusu olarak Tanrı ya sunarız.

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.

Detaylı

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN VAİZİN TARİHİ VAKTİ ADI VE SOYADI UNVANI İLÇESİ YERİ KONUSU İbrahim KADIOĞLU İl Müftü Yard. Akdeniz Ulu Camii 17 Haziran 2015 Çarşamba 18 Haziran 2015 Perşembe 19 Haziran 2015 Cuma Yunus GÜRER İl Vaizi

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

Tövbe ve Af Dileme-4

Tövbe ve Af Dileme-4 Tövbe ve Af Dileme-4 Kutsalsın, Kutsalsın, Kutsalsın ey güçlü Rab Tanrı; Yer ve gök Sana verilen hamtlarla doludur. Rabbin adına gelen ve tekrar gelecek olana en yücelerde hamtlar olsun. Baba ya, Oğul

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir. 1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE

AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE Aile, tek başına olmaktan kurtulup, can yoldaşına kavuşmaktır Aynı çatı altında yalnızlık ve yabancılık değil! Ve O, iki eşi, erkeği ve kadını yarattı. (Necm, 53/45) Kadınlar,

Detaylı

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir? Besmele Kitapcığı Besmelenin Anlamı Besmele, bütün varlıkların hal diliyle ve iradeli varlık olan insanın lisanıyla ve haliyle meşru olan her işine Allah ın ismiyle başlamasıdır. En önemli dua ve zikirlerdendir.

Detaylı

GEREDE MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI IV. ÜNCÜ DÖNEM (EKİM-KASIM-ARALIK AYLARI) VAAZ PROGRAMI

GEREDE MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI IV. ÜNCÜ DÖNEM (EKİM-KASIM-ARALIK AYLARI) VAAZ PROGRAMI GEREDE MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI IV. ÜNCÜ DÖNEM (EKİM-KASIM-ARALIK AYLARI) VAAZ PROGRAMI TARİH GÜN VAKİT ADI SOYADI UNVANI VAAZIN KONUSU VAAZIN YAPILDIĞI YER 3.10.2014 CUMA ÖĞLEDEN ÖNCE HASAN İZMİRLİ İlçe Müftüsü

Detaylı

...Bir kitap,bir mesaj!

...Bir kitap,bir mesaj! ...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Yayınevi Sertifika No: 14452 Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Genel Yayın Yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi Editörü: Ömer Faruk Paksu İç Düzen ve Kapak: Cemile Kocaer ISBN: 978-605-9723-51-0 1. Baskı:

Detaylı

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.

Detaylı

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ 8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİM DÖNEMİ ÖZELLİKLERİNİ BİLMEK NE

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

ÇOCUĞUMUZU NASIL TAKDİR EDELİM!

ÇOCUĞUMUZU NASIL TAKDİR EDELİM! 1 Hazırlayan : Okul Eğitim Kurulu Rehberlik Servisi ÇOCUĞUMUZU NASIL TAKDİR EDELİM! Çocuğunuzun olumsuz davranışlarını değiştirmekte zorlanıyor musunuz? Onu eleştirmekten ve yanlışlarını göstermekten bıktınız

Detaylı

Dua Dua, insan ile Allah arasında iletişim kurma yollarından biridir. İnsan, dua ederken Allah ın kendisini işittiğinin bilincindedir. İnsan dua ile dileklerini aracısız olarak Allah a iletmekte ondan

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI 01.01.2014 Çarşamba 10:30 Bornova Debre Camii Fatma Özmen ERGEN Ölüm ve Ömür Muhasebesi 01.01.2014

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI

2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 2.4.2015 PerşembeÖğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Huzurevi Mescidi

Detaylı

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20 T.. 8. SINIF I. DÖNEM ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20 1. İnsanın sorumlu bir varlık olması aşağıdakilerden hangisiyle ilgilidir? A) Düşünmesi B) Konuşması ) Yürümesi D) Beslenmesi 4. Hz. Muhammed

Detaylı

Genç Kız ve Erkeklerin Evlilik Algısı

Genç Kız ve Erkeklerin Evlilik Algısı Genç Kız ve Erkeklerin Evlilik Algısı Kadın - Erkek Algısı I (Gelenekten ve Yanlış Din Algısından Kaynaklı) Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kadın erkeğin hizmetine verilmiştir. Erkek,

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

ilk yar desteklerinizle daha fazla güzel çocuğumuza ulaşıyor, çok teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz...

ilk yar desteklerinizle daha fazla güzel çocuğumuza ulaşıyor, çok teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz... Bu akşam kişisel bir sorgulama geliyor "neredeyim, ne yapıyorum?" sevgili Seda'dan... Bir türkü ile başlıyor... (türküyü dinleyerek okumalısınız) Türkü taaa Ardahan'dan çınlayıp uzaya yayılmış; sevgili

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

Şeytan Der ki Ey İnsan!..

Şeytan Der ki Ey İnsan!.. Şeytan Der ki Ey İnsan!.. Dengenin engelidir, şeytanların çengeli, Eûzu besmeledir, çengellerin engeli. KUR ÂN DİYOR Kİ! (Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: Şüphesiz Allah size gerçek

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü

Detaylı

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır.

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır. Lilay Koradan www.gencgelisim.com - Bir ara sinemaya ya da tiyatroya gidelim mi? demek yerine, iki kişilik bilet alın. Ona Sürpriz, yarın akşam sinemaya gidiyoruz dediğiniz zaman sizinle gelecektir. -

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Peygamberimizin (sav) Ramazan Ayı nı İhya Edişleri

Peygamberimizin (sav) Ramazan Ayı nı İhya Edişleri Peygamberimizin (sav) Ramazan Ayı nı İhya Edişleri http://yenidunyadergisi.com// 2015 HAZİRAN sayısında yayınlanmıştır Ebû Hüreyre (ra) den Rasûlullâh In (sav) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Kim inanarak

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI D 1.4.2014 Salı 14:00 Bornova Yeşilova Camii Fatma Özmen ERGEN Sağlık ve Önemi 1.4.2014 Salı 14:00

Detaylı

3 Her çocuk Müslüman do ar.

3 Her çocuk Müslüman do ar. TAHR C * 1 Sözlerin en güzeli Allah ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed in yoludur. Buhari, Edeb, 70; tisam, 2. z Müslim, Cuma, 43. z Nesai, Iydeyn, 22. z bn Mace, Mukaddime, 7. z Darimî, Mukaddime,

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

UMRE YAPMANIN FAZİLETİ

UMRE YAPMANIN FAZİLETİ UMRENİN FAZİLETİ UMRE YAPMANIN FAZİLETİ İbn Mâce deki rivayet şöyledir: Hz. Aişe (r.a) der ki: Ey Allah ın Resulü, kadınlara da cihad var mıdır? Efendimiz (s.a.v): Evet, içinde savaş olmayan bir cihad

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

(Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.)

(Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.) Ben seni sevdiğim için eğer bahâ derler ise İki cihân mülkün verem dahı bahâsı yetmeye (Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.) İki cihân

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI KONULAR 01.04.2014 Salı 14:00 Bornova Yeşilova Camii Fatma Özmen ERGEN Sağlık

Detaylı

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur.

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur. 06 EKİM 2014 REKLAM HABERLER Gül-Ay - Sayfa 3 06 EKİM 2014 Gül-Ay - Sayfa 5 HABERLER Erdemli de üzüm festivali yapıldı Erdemli'ye bağlı Üzümlü köyünde Üzüm festivali yapıldı. Erdemli Belediyesi tarafından

Detaylı

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453 ÖZEL EGE LİSESİ (ORTAOKULU) DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ KAZA VE KADER (Allah, herkesin ne yapacağını bilip yazdığına göre, insanların hayır işlemesinin bir anlamı var mı? İslam da İnsanın İradeli Fiilleri

Detaylı

www.arapcayarismalari.org TİYATRO MAĞARA ARKADAŞLARI (Bayan Versiyonu) Ali Ahmed BÂKESİR Karakterler ZÜLEYHA HATİCE MERYEM

www.arapcayarismalari.org TİYATRO MAĞARA ARKADAŞLARI (Bayan Versiyonu) Ali Ahmed BÂKESİR Karakterler ZÜLEYHA HATİCE MERYEM TİYATRO MAĞARA ARKADAŞLARI (Bayan Versiyonu) Ali Ahmed BÂKESİR Karakterler ZÜLEYHA HATİCE MERYEM 1 1. PERDE Haydi Hatice! Acele edelim. Ama, Meryem bizden çok geride... Meryem, bize katılmak istemiyor

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Ondalık ve Oruç Adakları

Ondalık ve Oruç Adakları Ondalık ve Oruç Adakları 01135_186_Tithing.indd 1 Bütün ondalıklarınızı ambara getirin. Beni bununla sınayın diyor Her Şeye Egemen Rab. Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

RAMAZAN AYI ETKİNLİK TAKVİMİ

RAMAZAN AYI ETKİNLİK TAKVİMİ RAMA ZAN GÜNÜ TARİH / GÜN İFTAR PROGRAMI VE YERİ SOHBET PROGRAMI KONULARI SOHBET PROGRAM KONUKLARI İFTAR SAATİ PROGRAM 1 18 Perşembe AKKUŞ Cumhuriyet Meydanı Ramazan ve Oruç Mustafa KOLUKISAOĞLU Ordu Müftüsü

Detaylı

ZEKAT FITIR SADAKASI SADAKA FARZ VACİP SÜNNET HÜKMÜ ŞARTI NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM HERKEZ

ZEKAT FITIR SADAKASI SADAKA FARZ VACİP SÜNNET HÜKMÜ ŞARTI NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM HERKEZ HÜKMÜ ŞARTI ZEKAT FITIR SADAKASI SADAKA FARZ VACİP SÜNNET NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM HERKEZ

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı