Ocak 2000/01 FİYATI 2,00 YTL (KDV DAHİL) ISSN X129

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Ocak 2000/01 FİYATI 2,00 YTL (KDV DAHİL) ISSN 1302-692X129"

Transkript

1 AYLIK SİYASİ GAZETE Karkerên jin û mêr! Ji xeynî zencîrên we tiştekî we yê wendakirinê tune! Hûn dikanin cîhanekê nu wergirin! SAY Ocak 2000/01 FİYATI 2,00 YTL (KDV DAHİL) ISSN X129 E I l H JM AR Kadın ve erkek işçiler! Zincirlerinizden başka kaybedecek birşeyiniz yok! Kazanacağınız yeni bir dünya var!

2 editörden - içindekiler Editörden... Değerli okuyucu, yeni yıla girmiş bulunuyoruz. Milyonlarca işçi, emekçi, yoksul, ezilenler açısından değişen bir şey olmayacak, onlar sorunlarıyla birlikte girdiler yeni yıla, 2009'a. Kapitalist-emperyalist sistemin patlak veren derin krizinin bütün yükü yine emekçilerin omuzuna yüklendi: binlerce işgücünü satarak geçinen işçi işsiz kaldı, zamların sonu gelmiyor vb. İşçiler emekçiler kendi mücadele örgütlerinden, gerçek sınıf örgütlerinden yoksun olarak hazırlıksız yakalandılar krize. Görev, milyonlarca insanın yaşam şartlarının daha da dayanılmaz hale getirilmesine karşı mücadeleyi örgütlerken, çözümün ücretli kölelik sistemine son vermek olduğunu anlatmak onlara. Yaklaşan yerel seçimlerde de işçilerin emekçilerin emeğinin sömürüsü üzerine kurulu sistemin devamını savunan hiçbir parti adayına oy vermemenin propagandasını yapmalıyız şimdiden. Son günlerde Siyonist İsrail'in Filistin halkına karşı başlatmış olduğu ve sivillerin açıkça hedef alındığı barbarca katliama karşı hiçbirimiz sessiz kalmamalıyız, işgale ve katlima karşı mücadele yürüten Filistin halkıyla dayanışma içine girmeliyiz, bu bağlamda emperyalist çözümlerin de, dinci çözümlerin de çözüm olmadığının altını bir kez daha çizmeliyiz. Ülkelerimiz açısından da ilginç gelişmeler yaşanıyor, onyıllarca varlığı inkar edilen Kürt halkı artık bir devlet televizyonuna "kavuştu", yine devlet tarafından yok sayılan ve sayısız katliamlara maruz kalan Alevilerden devlet "özür diledi"... Arkasındaki gerçek: Yerel seçimler ve devletin kendini aklamaya çalışması.. Ocak 2009'dan itibaren dergimizin fiyatını yine 2 YTL/TL yapmak durumunda kalmamızı anlayışla karşılayacağınızı umarak... tüm okurlarımızın ve dostlarımızın yeni yılının sağlıklı ve başarılı geçmesini diliyoruz... YDİ Çağrı, İçindekiler GÜNDEM Caddeler kan-revan ancak Güzel günler göreceğiz Yerel seçimler yaklaşırken HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN Siyonist İsrail devleti barbarlıkta sınır tanımıyor! Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum Şovenizmin kimi görüntüleri YENİ İŞÇİ DÜNYASI İşçi Sınıfı Hesabını Soracak! EK:1 Yeni sefalet ücreti belli oldu EK:2 Sinter Metal işçileri direniyor EK:3 IBM işçileri eylemlerine devam ediyor EK:4 Gürsaş'ta da işçiler sendikalaştı, işten atıldılar EK:4 Asil Çelik işçileri grev ilanı astılar EK:4 Çapa Tıp Fakültesi nde sendikallaşma mücadelesi sürüyor EK:5 İşsizliğe, yoksulluğa, zamlara karşı mısın? Al sana polis dayağı!..... EK:5 Çifte bayram müjdesi, hainlikle sonuçlandı! EK:6 İşçiden al, patrona ver! EK:6 IBM işçileriyle dayanışma sürüyor EK:7 Kızılay Kan Merkezinde işçiler sendika nedeniyle işten atıldılar..... EK:7 Kriz bizi teğet geçti!!! EK:8 GÜNCEL Açık-gizli tüm emperyalist asimilasyon politikalarına karşı mücadele Maraş katliamını 30. yıldönümünde unutmadık, unutturmayacağız! DOĞRUNUN KAVGASI KAVGANIN DOĞRUSU Krize karşı ne yapmamalı? PANORAMA Acının öfkeye, öfkenin isyana dönüşmesi... - YUNANİSTAN Korsanların korsanları...- SOMALİ YAŞAMA TEMELLERİNİ KORUMA MÜCADELESİ BM ler İklim Konferansı Poznan da yapıldı TAEK nükleer santral reaktör tasarımına uygunluk belgesi verdi YENİ DÜNYA GENÇLİĞİ Hangi tercih? ÇAĞRI Basın Yayın Ltd. Şti Adına Sahibi: Aziz Özer Sorumlu Yazıişleri Müdürü: İlyas Emir Yönetim Yeri ve Adresi: Hüseyin Ağa Mah., Balo Sok. No: 29/5 Beyoğlu - İstanbul Tel. /Fax: (0212) Banka Hesap: Türkiye İş Bankası Galatasaray-İstanbul, Hesap No: Sayı: 129 Ocak 2009 ISSN X129 Fiyatı: Türkiye: 2,00 YTL/TL (KDV DAHİL) Türkiye Dışı: 2,50 Euro Baskı: Uğur Matbaacılık Tel.: (212) Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 6. Kat A Blok 4 NA Topkapı - İstanbul Yayın Türü: Yaygın Süreli 2

3 Caddeler kan-revan ancak Güzel günler göreceğiz Neden diyorsunuz şiirlerin, / Söz açmaz, düşten yapraktan; Doğduğun yerin, / Yüce volkanlarından? Gel de gör: / Caddeler kan-revan. Gel de gör: / Caddeler kan-revan. Gel de gör: / Caddeler kan-revan. Pablo Neruda kimisine birkaç günlük kapatma cezaları verildi. Olayın sıcaklığı geçince Tersanelerde durum eskiye döndü, işçiler hala ölmeye devam ediyorlar. Hatta işçi ölümleri ile gündeme gelen bir tersane sahibi AKP den Belediye Başkan adayı oldu içerisinde Dimes, Graniser, Tekel, Akdeniz Selçuk Nakliyat, Yörsan, Desa, Tega ve Marpot işyerlerinde direnişler, grevler oldu, patronlar ve polis birçok direnişe saldırdı. Tega da ve Marport ta olduğu gibi birçok işçi yaralandı. Bu yılda Tarım işçileri kamyon kasalarında balık istifi yapılarak taşındı, onlarca tarım işçisi yaşamlarını yollarda bıraktı biterken Metal işçilerinin direnişleri ise hala sürüyor. gündem ğer gelişme de Yeni Sosyal Güvenlik Yasasına karşı yapılan iş bırakma eylemleri oldu Mart tarihlerinde yapılan iş bırakma eylemleri yüzbinlerce işçinin, emekçinin katılımı ile yapıldı. Hükümet masaya oturmak ve bazı konularda geri adım atmak zorunda bırakıldı. Ancak sermayenin bu kapsamlı saldırısında Türk-İş in uzlaşmacı tavrına ve diğer sendikaların güçsüzlüğüne yenik düşüldü. Buna rağmen eylemler ile sınıfın gücü bir kez daha gösterildi Mayıs ta bu açıdan önemli bir gelişmeydi. DİSK ve Türk-İş in Taksim e çıkma kararına karşı Başbakan Erdoğan Ayaklar başı yönetemez dedi. Bu sözün 2008 e damgasını vurduğunu söyleyebiliriz. Devlet elindeki her türlü silahlı gücü ile işçilere saldırdı, tüm İstanbul eylem alanına döndü. Yüzlerce işçi yaralandı, gözaltına alındı. Sendika yöneticilerine davalar açıldı. Devletin işçi sınıfının gücünden korkusu açıkça görüldü. Çete içinde devlet, devlet içinde çete dön baba dönelim / aynı yere gelelim çete çeteye batmış / çete çete içinde battık buruna kadar / Cafer getir peçete Cem Karaca nın bir şarkısından Pablo Picasso nun Guernica sı bilinen bir tablodur de İspanya nın Guernica şehri faşist Franko nun yardımı ile Naziler tarafından bombalanır. Picasso bu katliamı Guernica tablosunda yansıtır. Tabloyu gören bir Nazi subayı Picasso ya döner ve sorar Bunu siz mi yaptınız?. Picasso Hayır siz yaptınız. diyerek cevap verir. Bize de sürekli olarak şu soruluyor neden hep aynı şeyleri yazıyorsunuz. İki cevabımız olabilir bu soruya karşılık. Dünya kan-revan içinde ve bunu biz yapmadık. Ya susarak buna ortak olacağız ya da şimdi yaptığımız gibi karşı çıkacak, yazacak, uyaracak, mücadele edeceğiz. Biz elbette ikincisini yoldan ilerlemeye devam edeceğiz. Yeni bir yıla girerken de dünyada durum aynı. Daha 27 Aralık ta İsrail devletinin Gazze şeridine düzenlediği saldırıda 300 ün üzerinde insan yaşamını yitirdi. Irak ta her gün onlarca insan emperyalistlerin kasasının dolması uğruna ölüyor. Açlık, yoksulluk, savaş, katliam, ölüm dolu bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye de de durum pek farklı değil. Açlık, yoksulluk, işten atmalar, işsizlik, polisin şiddeti, yargısız infazları, kriz ve fillerin tepişmesi altında ezilen çimenler Bizim yapmadığımız bu tabloya karşı çıkmak zorundayız. Mücadele ettiğimiz 2008 in kısa tarihine bir göz atalım. YAŞAMAK.. / bu inanılmayacak kadar güzel bu anlatılmayacak kadar sevinçli şey: böyle zor / bu kadar dar / böyle kanlı bu denli kepaze Nazım Hikmet 2008 görece arttığı işçi sınıfının mücadelesinin ve kısmi başarıların kazanıldığı bir yıl oldu. Ancak aynı zamanda birçok işçinin patronların kar hırsına kurban edildiği bir yıldı da Ocak ayının son günlerinde İstanbul Davutpaşa daki bir işhanında büyük bir patlama meydana geldi. Patlama kaçak olarak çalışan havai fişek fabrikasında gerçekleşti. 21 işçi öldü, 114 ü yaralandı. İşyerleri kaçak ve ruhsatsız, işçilerde sigortasızlardı. Bu vahşetin bir benzeri Tuzla tersanelerinde yıl boyunca yaşandı ve hala yaşanıyor. Tuzla tersanelerinde çoğunluğu taşeron firmalarda çalışan onlarca insan yaşamını yitirdi. İşçiler kum torbası olarak kullanıldı, kurban edildi. Buna karşı işçilerin ve Limter-İş Sendikasının mücadelesi sonucu konu burjuva medyada haber oldu. Daha sonra hükümet sorunu çözecekleri yönlü açıklamalar yaptılar, birkaç tersaneye ceza kesildi, Sinter ve Tezcan Galvaniz fabrikalarında işçiler işyerlerine kapandılar. Metal işçileri yeni yılı mücadele ile karşılayacaklar yılında başlayan SCT Filtre grevi 26 Mart ta başarı ile sonuçlandı yılına damgasını vuran bir di in en önemli olayı elbette Ergenekon çetesi oldu. İktidar mücadelesinde yola devam eden AKP Hükümeti Devletin Kemalist olan kanadına karşı saldırıyı arttırdı. İçerisinde birçok emekli general, asker, avukat, gazeteci, yazar vb. olan Ergenekon çetesine karşı operasyon yapıldı. Gözaltına alınan emekli askerler tutuklandı. Tutuklananların ifadelerinde darbe hazırlığından, faili meçhul cinayetlere, bombalamalara, devrimcilere ve Kürt hareketine saldırılara, katliamlara kadar birçok 3

4 gündem şey açığa çıktı. Ergenekon operasyonuna karşı Kemalistlerin ve Ordunun tepkileri de göz doldurdu. Kimileri çeteyi açıktan savunurken, kimileri insan haklarından söz etti in sonlarına yaklaşırken başlayan Ergenekon davası yarı gizli-yarı açık olarak sürüyor. Birkaç yıl daha süreceğini ve göstermelik kararlarla işin geçiştirileceğini şimdiden söylersek kahinlik yapmış olmayız. 25. Sınır-ötesi operasyon Devletin inkar, imha ve saldırı politikasına dayanan Kürt sorunu bu yıla da damgasını vurdu. Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, baskı, işkence ve katliamlarla durdurulmaya çalışılan Kürt halkının mücadelesi değişik araçlarla devam etti. Kürtçe üzerindeki baskılara, Abdullah Öcalan a yapıldığı iddia edilen işkenceye, Başbakan ın Kürt illerine ziyaretine, gazetelerinin kapatılmasına karşı Kürt halkının eylemleri ve devletin bu eylemlerdeki şiddeti sürdü. Kitlesel olarak yapılan Newroz kutlamalarına birçok ilde polis saldırdı. Başbakan bölgedeki ziyaretlerinde Ya sev ya terk et anlamında sözler söyledi. 21 Şubat ta 8 gün süren 25. sınırötesi hareket başlatıldı. Genel Kurmay Başkanlığı Zap bölgesinde binlerce PKK linin etkisiz hale getirildiğini açıkladı. 4 Ekim de ise PKK Hakkari Şemdinli de bulunan Bezele (Aktütün) Karakoluna saldırıda bulundu. Saldırıda 17 asker ile 21 PKK linin yaşamını yitirdiği açıklandı. Bugün gelinen noktada 25. ve sonraki askeri hareketlerin, polisin Kürt halkına karşı şiddetinin mücadeleyi geriletemediği, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin zaman zaman artarak devam ettiği tekrar görüldü. Son kırmızıyı ise tüm dünyada görüyoruz. Kriz içerisinde çırpınan tekeller kapitalizmi tüm dünyada tekrar sorgulanır hale getirdi. Büyük tekeller zor durumda olduklarını, kimileri iflaslarını açıkladı. Hükümetler milyar dolarlık yardımlar ile tekelleri batmaktan kurtarmaya çalışıyor. Ancak alınan tüm önlemlere, sağlanan yardımlara rağmen kriz büyüyerek sürüyor. için açtığı dava 2008 in en önemli politik olayını oluşturdu. Dava aylarca tartışıldı, piyasalar dava süreci boyunca belirsizlik yaşadı. AKP nin laiklik karşıtı hareketlerin odağı haline geldiği ancak şiddet içermediğine ve hazine yardımının kesilmesine karar verildi. Bu dava ile hizaya çekilmeye çalışılan AKP nin sonraki tavırlarında bu amaca ulaşıldığını görebiliriz. Dünyayı sarsmaya, en çok ta ezilen emekçi yığınları vurmaya başlayan ve Türkiye ye doğru yönelen kriz, açlık, yoksulluk, sermayenin saldırıları Çocuklar inanın, inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Nazım Hikmet bu davanın ağırlığı altında ezildi. Sonraki süreçte Erdaoğan-Aydın Doğan kapışması da tam seyirlikti. Bıçaklar kınlarından çekildi, sert açıklamalar birbirini kovaladı a girerken tek renk, üç işaret Bu günlerde mağazaların vitrinlerine baktığımızda bolca kırmızı renk görüyoruz. Kırmızı bir anlamda yeni yılın habercisi olarak kullanılıyor. Ancak bu yılın sonunda diğer yılların sonundan daha fazla kırmızı görüyoruz. Diğer kırmızı işçi sınıfının önlükleri 29 Kasım 2008 de Krize, İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara karşı gerçekleştirilen Ankara mitingi DİSK kortejlerinin kızmızısı ile doldu. Bu renk 2008 in son çeyreğinden itibaren fabrikalarda, alanlarda bol bol görüldü. MESS toplu sözleşme sürecinde Metal işçileri Cuma yürüyüşleri ile fabrikalarında eylemler yaptılar. Kırmızı önlüklülerin eylemleri birçok fabrikada 2009 a girerken sürüyor, yeni yılı müjdeliyor. Son kırmızıyı ise tüm dünyada görüyoruz. Kriz içerisinde çırpınan tekeller kapitalizmi tüm dünyada tekrar sorgulanır hale getirdi. Büyük tekeller zor durumda olduklarını, kimileri iflaslarını açıkladı. Hükümetler milyar dolarlık yardımlar ile tekelleri batmaktan kurtarmaya çalışıyor. Ancak alınan tüm önlemlere, sağlanan yardımlara rağmen kriz büyüyerek sürüyor. Tüm dünyayı saran kriz daha şimdiden yüz binlerce işçinin işsiz kalmasına, yoksulların daha da yoksullaşmasına neden oldu. Şimdiden diyoruz çünkü krizin etkileri piyasaları, devletleri vurmaya devam ediyor. İşte bu ortamda Marksa, onun en önemli eseri olan Kapital e, sosyalizme olan ilgi bir anda arttı. Kapitalizmin iddia edildiği gibi o kadar da iyi sistem olmadığı, Marksizmin önemli değerlendirmelerinin olduğu vb. yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Tarihin sonu tezinin sonu geldi. İşte bu sürecin ardından işçi sınıfının tarih sahnesine daha güçlü, donanımlı, tecrübeli çıkmasından başka bir şey eksik değil. Elbette sosyalizmin kızıl bayrağının tekrar kitlelerin ellerinde dalgalanması proleter devrimci güçlerin mücadelesi, işçi sınıfının örgütlenmesi ile olacaktır. Son kırmızı 2009 a girerken belki de yeni bir dünyaya ilerlemenin habercisidir. 4 Filler tepişti, çimenler ezildi Devleti ele geçirme dalaşı 2008 de şiddetlenerek sürdü. Bunun bir ayağını Ergenekon operasyonu oluştururken diğer ayağını AKP ya karşı açılan kapatma davası oluşturdu. Kemalist kanadın AKP yi kapatmak İşçi sınıfı ve devrimci güçler bu fırsatı iyi değerlendirmeli, kapitalistlerin krizinin üstünden kendi iktidarının, devrimin ve sosyalizmin kızıl bayrağını dalgalandırmalıdır un yeni bir dünyaya açılması dileği ile sözümüzü bitiriyoruz. Aralık 2008

5 gündem Yerel seçimler yaklaşırken Mart 2009 da yapılacak yerel seçimleri için, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) start verdi. Bu seçimlerde 48 milyon 265 bin 644 seçmenin olduğu, YSK başkanı Muammer Aydın tarafından açıklandı. Yerel seçimlerde, Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, muhtarlar 4 yıllığına seçilecekler. Düzen partilerine oy yok! Yerel seçimler yaklaşırken yaşanılan aday adayı enflasyonu yanında, başta hükümet partisi AKP olmak üzere diğer partiler de açıklamalar yapmaya başladılar. AKP yerel seçimlerde de oylarını artırarak zafer kazanacağını ilan etti. AKP başta Diyarbakır olmak üzere, İzmir ve Tunceli yi mutlaka almak istedigini, başbakan Erdoğan ın açıklaması ile ilan etti. Bu illerden Tunceli ve Diyarbakır a yaptığı ziyaretlerde, yapılan protestolar sonucu umduğunu bulamayan Erdoğan, ya sev ya terk et anlamına gelen sözleri ile Kürtlere tehditler savurdu. AKP 2004 yerel seçimlerinde aldığı %42 oy oranını bu seçimlerde artırmayı hedeflemektedir. Bu oy oranı altındaki oy oranını, başarısızlık olarak ilan etmektedir. AKP nin diğer hakim sınıf partilerine karşı hükümet olmanın avantajlarını da kullanarak başarılı çıkması mümkündür. Türban değişikliğini Anayasa Mahkemesi nde iptal ettirip, kendisini laikliğin savunucusu ilan eden CHP; kara çarşaflı ve türbanlı kadınlara genel başkanı Deniz Baykal aracılığı ile üye yaparak, AKP tabanından oy alma peşinde yarışa katılmakta, CHP de AKP ve MHP gibi dini siyasete alet ederek oy toplama peşindedir. MHP ise milliyetçilik, ırkçılık konusunda kendisini sollayan AKP ve CHP ye karşı tabanına güvence vermeye çalışmaktadır. Bu seçimlerde hakim sınıf partileri yine bol bol vaatlerde bulunarak oy toplamaya çalışacaklar. Yoksullaştırdıkları aşa, ekmeğe muhtaç ettikleri insanlara odun, kömür bayram harçlığı diyerek para dağıtarak oy isteyecekler. Yoksullara kaşıkla verdiklerini, kepçe ile almanın hesaplarını yapıyorlar. Yoksullaştırdıkları insanları dilenci yerine koyarak alay ediyorlar. Bu partilerden aday olmak da öyle kolay değil. Önce aday adayı olabilmek için bu partilerin kasalarına binlerce YTL para aktarmak gerekiyor. Bu da yetmiyor, her zaman son sözü söyleyen parti başkanları onay vermeli. Bunların demokrasi anlayışları hep böyle olmuştur. Hiçbir yoksul ve dürüst insanın bu partilerden aday olması mümkün değildir. Bu partilerdeki adaylar seçilene kadar bol bol halkımız için her şeyi yapacaklarını yemin billah ederek oy Yerel seçimlerde bir kuruma seçilen devrimci, o kurumda işçilerin, emekçilerin ihtiyaçlarını temel alan, bu ihtiyaçlara cevap veren bir çalışma yürütmek zorundadır. isteyecekler. Hatta yer yer Halkın yönetimde söz sahibi olacağı sözünü vererek yalan da söyleyecekler. Onların bugüne kadar ki pratikleri hep kendilerinin ve yandaşlarının cebini doldurmaktan başka bir şey olmamıştır. Yol, su, kanalizasyon vs. işlerini seçimlere kısa bir zaman kala göstermelik yapmaya çalışarak oy toplama peşine düşmüşlerdir. Bunların bugüne kadar halkı soyup soğana çevirerek yaptıkları, yapacaklarının da garantisidir. Bu partilere oy vermeyerek onlara gereken dersi vermeliyiz. Yerel seçimlerde devrimci adayları destekleyelim! Yerel seçimler, yerel alanlarda bizzat halkı da yönetime katma olanağının kısmen olması anlamında milletvekili seçimlerinden ayrılmaktadır. Bu temelde biz yerel seçimlerde devrimci bir programla, yani yapılacak işleri bizzat o yöre halkı ile birlikte ele alarak hayata geçirmek amaci ile seçilme imkanının olduğu yerlerde seçimlere katılırız. Bu seçimlerde özellikle kadın adayların seçilmesine ağırlık vermeliyiz. Seçilmemiz koşullarında seçildiğimiz alan da, siyasi ideolojik fark gözetmeksizin yöre halkı ile birlikte, yapılacak işleri tespit edip onu hayata geçirmeliyiz. Bu yapılacak işlerde halkın denetimini sürekli kılmak bizim için olmazsa olmazlar arasında olmalıdır. Bu aynı zamanda devletin baskılarına karşıda yöre halkı ile beraber hareket etmemizi beraberinde getirecektir. Söz, karar, yetki halkındır ilkesi pratikte uygulanmalıdır. Yerel seçimlerde bir kuruma seçilen devrimci, o kurumda işçilerin, emekçilerin ihtiyaçlarını temel alan, bu ihtiyaçlara cevap veren bir çalışma yürütmek zorundadır. Sorunların çözümü yönünde plan ve projeler üretmek, bunları yönetime önermek, gerçekleşmesi için uğraşmak görevlerden birisidir. Bu konuda yapılacak çalışma ile işçi ve emekçilere belirli bir güven verilebilir, varolan güveni pekiştirilebilir. Bu güvenin sürekliliğinin sağlanmasına yönelik olarak seçilmiş devrimci temsilci, kendisini seçen işçilere, emekçilere düzenli bilgi vermek görev ve sorumluluğuna sahiptir. Ama aynı zamanda yerel yönetime seçilmiş bir devrimci, gerektiğinde, kendisini seçenlerin güvenini yitirdiğini gördüğü anda görevi bırakmaya da hazır olduğunu da göstermelidir. Yerel yönetimler üzerinden yereli ilgilendiren küçük çaplı düzeltmelerin ötesinde, geneli kapsayan gerçek anlamda reformlar yapılamaz. Seçilmiş bir devrimci bunun bilincinde olmalıdır. Bu ama seçilmiş devrimcinin reformlar için somut çalışma yürütmesinin engeli değildir, olmamalıdır. Bu yönlü bir çalışma ile işçi ve emekçilere reformların gerçek anlamda işçilerin, emekçilerin lehine mümkün olmadığını gösterebilir. Seçilmiş bir devrimcinin başka bir görevi de reformlar için yönetimde mücadele yürütürken, bu mücadelede işçileri, emekçileri kendi sorunları için kendi öz örgütleriyle mücadele etmeye teşviktir; işçileri, emekçileri kendi mücadelesi için örgütlemektir. Amaç haline getirilmeyen tutarlı bir reform mücadelesi; kitlelerin doğrudan yönetime katıldığı bir yönetim anlayışı ve mücadelenin kitle adına değil, kitlelerin mücadelesi olması gerektiğini savunan uygulayan bir kitle çizgisi, devrimcinin izlemesi gereken siyaset budur. Bizim doğrudan kendi adaylarımız dışında, aday göstermediğimiz yerlerdeki devrimci adayları da bu program temelinde destekleyeceğiz. Burjuva partilerde kadının adı yok Erkek egemenliğinin yoğun bir biçimde hüküm sürdüğü bu ülkede, adaylar arasında kadının adı bile yok. AKP, CHP ve MHP gibi burjuva partilerin bugüne kadar açıkladıkları belediye başkanı adaylarında tek bir kadın aday yok. Böyle bir arayışları da yok yerel seçimlerde de bu partilerin hiç biri büyükşehir belediyelerine kadın aday göstermediler. Oral Çalışlar bu durumu, Radikal gazetesindeki köşesinde KA-DER e dayanarak şöyle açıklıyor: Kadın Adayları Destek leme Derneği (KA-DER) in açıkladığı utanç tablosu 28 Mart 2004 seçimlerine göre şöyle: 3 bin 225 belediye başkanından yalnızca 18 i kadın. 81 ilin belediye başkanından 1 tanesi kadın: Tunceli nin DTP li Belediye Başkanı Songül Erol Abdil. İktidar ve ana muhalefet partisinden bir tane bile il düzeyinde belediye başkanı yok. 16 büyükşehirde de bir tane bile kadın belediye başkanı bulunmuyor. 18 kadın belediye başkanının 9 u DTP den, 5 i CHP den, 2 si AKP den, 1 i SHP den, 1 i de DYP den... Sonuç olarak belediye başkan adayları arasında DTP yüzde 50 kadın başkana sahipken, iktidar ve ana muhalefet partilerinin oranı yüzde 1 i bile bulmuyor. MHP ise 0 kadın belediye başkanı ile dünya rekoru kırmış durumda. (23/12/2008 Radikal) Atanmışların seçilmişler üzerindeki baskısına son! Bu ülkede seçilmişler sürekli olarak atanmışların yasal baskısı altında. Yani seçilen bir belediye başkanı, muhtar vs atanmışlara, yani vali ve kaymakamlara bağlı olarak çalışmaktadır. Seçilmiş olanlar içişleri bakanlığına bağlı bu mülki amirlerce her an görevlerinden alınabilmektedir. Yani seçilenler bir anlamda kendilerini seçenlere karşı değil, devlete karşı sorumlu davranmak zorunda bırakılmaktadırlar. Burjuva demokrasisinin hüküm sürdüğü ülkelerde, seçilmişler atanmışlara bağlı çalışmaz ve görevlerinden alınamazlar. Yani seçilmişler bizzat kendilerini seçenlere karşı sorumludurlar. Normal burjuva demokrasisi açısında durum buyken, bu ülkede yıllardır seçilmişler atanmışların baskısı altında. Eğer bu seçilmişler birde düzen muhalifleri ise, bu baskılar daha da artarak devam etmektedir. Bunun en bariz örneği seçilmiş DTP li belediye başkanları üzerindeki baskılardır. DTP li belediye başkanlarının hemen hepsi hakkında bir dizi soruşturma açılmış durumda. DTP li kimi belediye başkanları savundukları görüşlerinden dolayıgörevlerinden alındılar. Burjuva anlamda dahi bir demokrasinin olmadığı bu ülkede, tabanda baskılara ve sömürüye karşı demokrasi mücadelesi her zamankinden daha fazla yürütme şansına sahip olacağız. Yeter ki bu mücadeleyi doğru bir temelde örgütleyelim. Ezilenlere haklarını koruyacak demokrasi bilincini kendi öz deneyimleri ile kavratmaya çalışalım. Bu mücadeleyi devrim mücadelesinin bir parçası haline getirmesini bilelim. Biz tüm bu çalışmalarımızı yaparken, yerel seçimlerin de ezilen işçi ve emekçiler açısından esasta bir şey değiştirmeyeceği bilincini ezilenlere taşımak zorunda olduğumuzu bir an dahi olsun unutmamalıyız. Bizim propagandamızın esasını oluşturacak şeyin, mücadele etiğimizde bazı ekonomik ve demokratik haklarımızı alabileceğimizi yığınlara kavratmaktır. Devlet iktidarı burjuvazinin elinde olduğu sürece kazanılmış bu hakların her an burjuvazi tarafından gasp edilmeye çalışılacağını, eğer haklarımızı korumazsak gasp edileceğini anlatmalıyız. Bu seçimlerde de, propagandamızın esasını burjuvazinin seçim sahtekarlığını teşhir etmek olacaktır

6 halkların kardeşliği için Siyonist İsrail devleti barbarlıkta sınır tanımıyor! 2007 yılı Haziran ayından bu yana, Gazze Şeridi Hamas, Batı Şeria da El Fetih in kontrolü altında. İsrail in Gazze Şeridi ne uyguladığı abluka sonucu, açık hava hapishanesini andıran Gazze Şeridi nde 1,5 milyon Filistin li açlık ve sefaletle boğuşuyor. 1,5 milyon Filistin li BM lerin gıda yardımı ile ayakta durmaya çalışıyor. 6 Siyonist İsrail devleti yurtlarından ettiği, yurtlarını işgal ettiği, yurtlarını açık hava hapishanesine dönüştürdüğü Filistinlilere yönelik olarak sürdürdüğü barbarlıkta kural, sınır tanımıyor. 27 Aralık Cumartesi günü İsrail hava kuvvetleri Gazze Şeridi ne bomba yağdırdı. Savaş uçakları ve helikopterlerin katıldığı bombardıman sonucu ilk gün 195 kişi öldü. 300 kişi yaralandı. 28 Aralık Pazar günü de Filistinlilerin üzerine bomba yağmuru sürdü. 29 Aralık itibariyle İsrail in Gazze Şeridi nde yaptığı katliamın sonucu, 300 kişiyi aşkın ölü, 1000 i aşkın yaralıdır. Siyonist İsrail havadan yaptığı katliam yetmezmiş gibi, Gazze Şeridi sınırına askeri yıgınarak yaparak, karadan askeri hareketin hazırlıklarını yapmaktadır. Hamas ile İsrail arasında 6 aylık ateşkes süresi bir hafta önce bitti. Bütün taleplere rağmen ateşkes sürecini uzatmayacağını açıklayan Hamas, İsrail e yönelik roket ve havan topu saldırılarını sürdürdü. İsrail bu saldırıları gerekçe göstererek Gazze Şeridi nde katliam yapmaktadır yılında Filistin de yapılan seçimleri gerici, şeriatçı Hamas örgütü kazandı. Hamas ın kurduğu hükümet, Hamas İsrail i devlet olarak tanımadığı için, ABD, AB ve İsrail tarafından tanınmadı. Filistin e emperyalistler ve İsrail tarafından abluka uygulandı. Bu abluka sonucu olarak da, Hamas ve El Fetih örgütü arasında rekabet, çatışma Gazze Şeridi nde kontrolün Hamas ın eline geçmesi ile sonuçlandı. El Fetih Gazze Şeridi nden sürüldü yılı Haziran ayından bu yana, Gazze Şeridi Hamas, Batı Şeria da El Fetih in kontrolü altında. İsrail in Gazze Şeridi ne uyguladığı abluka sonucu, açık hava hapishanesini andıran Gazze Şeridin de 1,5 milyon Filistin li açlık ve sefaletle boğuşuyor. 1,5 milyon Filistin li BM lerin gıda yardımı ile ayakta durmaya çalışıyor. İsrail Dış İşleri Bakanı Tzipi Livni, katliamın amacını Gazze de Hamas yönetimini yok etmek olarak açıklarken, Başbakan Ehud Olmert, Operasyonun ne kadar süreceğinin belli olmadığını söylüyor. İsrail de Ocak 2009 da erken genel seçimler yapılacak. Bundan bir süre önce hükümette büyük koalisyon ortağı olan Kadima partisinin başkanlığına seçilen, Dış İşleri Bakanı Livni, hükümetin istifası üzerine başbakanlığa getirilmişti. Yeni bir hükümet kurmaya çalışan Livni, parlamentoda küçük bir güce sahip olmasına rağmen, fakat onsuz hükümet kurulması mümkün olmayan Şaas Partisi, Livni hükümetinde yer almayı, Kudüs üzerine hiçbir pazarlık yürütülmeyecektir şartına bağladığı için, Livni hükümet kurma görevini iade etmişti.. FKÖ nün İsrail ile barış görüşmelerini sürdürmesinin temel şartı, ön şartsız görüşme dir. Kadima ve İşçi Partisi FKÖ ile önşartsız görüşme ve iki devletli çözümünden yanadır. Ocak ayında yapılacak seçimlerde Kadima ve İşçi Partisi koalisyonu parlamentoda çoğunluğu sağlarlarsa, İsrail tarihinde ilk kez iki devletli çözüm için, önşartsız görüşmeler başlayabilir. Gazze de kontrolü elinde bulunduran Hamas faktörü emperyalistler, İsrail açısından, aynı zamanda FKÖ açısından istenmeyen bir durumdur. Bunlara göre Hamas Filistin de barış a giden yolu tıkamaktadır! Öyle ki FKÖ lideri Mahmud Abbas, Hamas ı İsrail operasyonunu tetiklemekle suçlayıp, Onlarla konuştuk ve ateşkesi sona erdirmemelerini söyledik. Böylece saldırılardan kaçınabilirdik. (29 Aralık, Milliyet) demektedir. Hamas ın askeri olarak zayıflatılması, yok edilmesi hedefini ABD, AB de desteklemektedir. Onlar bu yapılırken, sivillere zarar verilmemesini İsrail e salık veriyorlar. Başbakan Erdoğan da katliam üzerine yaptığı açıklamada, ciddi insanlık suçu değerlendirmesini yapmış! Sorun dışarısı ve başkaları olunca, insanlık suçlarından bahseden Erdoğan, dönüp kendilerinin yaptıkları insanlık suçlarına bakmalı. Örneğin Koçgiri, Ağrı, Zilan, Dersim, Ermeni soykırımı, Maraş, Sivas vb.aklımıza gelen ilk insanlık suçlarıdır.. Erdoğan kendi devletinin yaptığı insanlık suçları ile yüzleşmeli, kabul etmeli, ondan sonra başkalarını eleştirmelidir. İsrail ve Filistin de gerçek çözüm; Yahudi işçi ve emekçilerin İsrail in barbar politikasına karşı, Filistinlilerle barış ve birlik için seslerini yükseltmeleri, devrim için mücadele etmeleri; Filistin halkının İsrail devletine karşı mücadele ederken Yahudi işçi ve emekçilerle birliği ve ortak mücadeleyi savunmalarıyla, devrim için mücadele etmeleriyle mümkündür. Filistin ulusal sorunu, bir kez daha emperyalizm koşullarında burjuvazi ve emperyalistlerin ulusal sorunu çözemediklerini, çözemeyeceklerini, adına barış dedikleri sürecin gerçek barış olmadığını, ulusal kurtuluş mücadelesinin, özgürlük mücadelesi, sınıfsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olduğunu, ona bağlı olarak yürütülmek zorunda olduğunu gösteriyor. Bütün ulus ve milliyetlerden halkların eşit haklarla yanyana yaşaması, herhangi bir milliyete dahil olmanın üstünlük veya aşağılık nedeni olarak görülmediği bir toplum, ancak sömürünün ortadan kaldırıldığı, emekçilerin eğemen olduğu sosyalizmle mümkündür. Filistin de de gerçek çözüm sosyalizmdedir! 29 Aralık 2008

7 Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum halkların kardeşliği için Biz de sınıf bilinçli işçi ve emekçiler olarak bu kampanyaya, kendi doğru görüşlerimizle katılmalıyız. Burada dikkat edilmesi gereken esas mesele, tek tek bireylerin özür dilemesinin yetmediği, esas özür dilemesi gereken kurumun, merciin Türk devleti olduğu ve bu özür dilemenin de soykırımdan dolayı olduğunun bilince çıkarılmasıdır. Aralık ayı başından beri medyada yer alan haberlerin ve giderek gündemde baş sıralara tırmanan tartışmaların başında gelen konulardan biri, kimi aydınların, yazar ve akademisyenlerin öncülüğünde internette başlatılan Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum kampanyasıdır. Bu konudaki tartışmalar hala sürüyor ve gelişmelere bakıldığında daha da süreceğe benziyor. Sözkonusu Ermeniler ve Ermenilere yönelik soykırım olunca, resmi ideolojinin yağız savunucularının Türk şovenizminin ağusunu kusmaları, soykırımın tarihi bir olgu olduğu gerçeğini bir yalan ya da iftira olarak sunmaları yönlü çabalarının yoğunlaşması, Türkiye de artık normal beklenen bir tavır olarak kabul edilmektedir. Türk şovenizmi kafalarda o kadar yerleşmiştir ki, bu konuda resmi tavıra ters düşen herhangi bir düşünceyi savunmak vatan hainliğiyle damgalanmayı, düşman ilan edilmeyi beraberinde getirmektedir. Bu yaklaşım kendisini sözkonusu kampanya somutunda da yeniden gösterdi, gösteriyor. Aralık ayı başında basında yer alan haberlere göre sözkonusu kampanya yılbaşından itibaren internet üzerinde başlatılmak isteniyordu. Daha kampanya başlamadan bile, karşı tavırlar takınılmaya, protestolar yükselmeye başladı. Bu tartışmalar arasında sözkonusu kampanya Radikal gazetesinin 15 Aralık 2008 tarihli nüshasındaki habere göre 14 Aralık ta internet üzerinde başlatılmıştı. Sözkonusu kampanyanın internet adresi: www. ozurdiliyorum.com dur. Kampanya, bireysel olarak Ermeni kardeşlerimizden özür dileme kampanyasıdır. Kampanyanın içerdiği özür ise, yani neden özür dilendiği ise şöyle ifade ediliyor: 1915 te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum. (www.ozurdiliyorum.com) Bu tavırda herşeyden önce soykırım kavramı bile geçmiyor. Yaşananların büyük bir felaket olduğu vurgulanıyor. Bu felaketin adaletsizlik olduğu değerlendirmesi yapılıp bu adaletsizlik reddediliyor. Sözkonusu felakete maruz kalan Ermenilerin evlatlarının duygu ve acıları paylaşılıyor ve imzacıların vicdanı bu felakete duyarsız kalınmış olmasını ve inkar edilmesini kabul etmediği için Ermenilerden özür dileniyor. Tekrar anlamına gelse de böyle ifade etmemiz sorunu daha yakından görebilmek ve anlamak içindir. Yani kampanya, bireysel, tek tek imza atan kişiyi bağlayan, ama herhangi bir yaptırım rolüne sahip olmayan bir kampanyadır. Soykırımdan bahsetmemektedir. Demokratik bir ülkede her vatandaşın en temel ve doğal hakkı olan düşünceyi ifade etme özgürlüğü çerçevesinde ele alındığında, bu kampanya, en basit demokratik bir hakkın kullanılmasıdır. Her imzacı kendi adına, kendi insani yanını gösterme, vicdanının sesini duyurma durumundadır. Adına ne denirse densin Osmanlı Ermenileri ne yapılmış bir haksızlığa karşı sene sonra da olsa tavır takınılmakta, sözkonusu haksızlık bilince çıkartılarak artık sessiz kalınmaması gerektiği düşüncesi kamuoyuna da sunulmaktadır. Böylesi en basit demokratik bir hakkın kullanılması karşısında, devlet yetkililerinin, bakanından başbakanına, cumhurbaşkanından genelkurmayına kadar hemen herkesin tavır takınması, aslında Türkiye de burjuva demokrasisinden -en azından bu konuda- fazla nasiplenilmediğini göstermektedir. Türk şovenizminin kuyruğuna basmak için Ermeni tanımını kullanmak bile yetmektedir. Evet devlet yetkilileri tarafından -diğer Ermeni düşmanlığı yapan kesimlerden şimdilik bahsetmiyoruz bile-, yani resmi ağızlardan yapılan açıklamalara, takınılan tavırlara bakıldığında, en basit bir özür dileme kampanyasının bile Ermenilere yönelik gerçekleştirilen soykırım bağlamında Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi tavrına bir tehdit olarak kabul edildiğini göstermektedir. Soruna bu açıdan bakıldığında sözkonusu kampanyanın bilinç yaratma açısından önemli bir rol oynadığı, oynayacağı açıktır. Biz de sınıf bilinçli işçi ve emekçiler olarak bu kampanyaya, kendi doğru görüşlerimizle katılmalıyız. Burada dikkat edilmesi gereken esas mesele, tek tek bireylerin özür dilemesinin yetmediği, esas özür dilemesi gereken kurumun, merciin Türk devleti olduğu ve bu özür dilemenin de soykırımdan dolayı olduğunun bilince çıkarılmasıdır. Bu özürün diaspora Ermenilerinin Batı Ermenistan a dönme, yerleşme ve ayrılma hakkını içermesi gerektiği ve bizim bu hakkı kayıtsız koşulsuz savunduğumuz, bu hakkın elde edilmesinin de devrim gerçekleşmeden mümkün olmayacağı gerçeği kitlelere açıklanmalıdır. Bu görüşlerin savunulması ve yaygınlaştırılması temelinde kampanyada yer almak, somut konu bağlamında Türk şovenizmine karşı mücadele ile sorunu sistem ve devletin takınması gereken bir tavır çerçevesinde ele almayan liberallere karşı doğrunun mücadelesini birleştirmek gerekir. Bu yazı yazılırken 22 Aralık kampanyaya katılanların sayısı 20 bini geçmişti. Kuşkusuz ki eğer kampanya sitesine yeni saldırılar gerçekleşmez -bu arada sitesine saldırı gerçekleştiği ve bunun İçişleri Bakanlığı kaynaklı olduğu bilgisi basına yansıdı- ve planlandığı gibi 2009 yılı sonuna kadar sürerse bu sayının yüzbinleri hatta milyonları bulması mümkündür. Bunda rol oynayacak esas şey, özür dilemenin perde arkasında yatan gerçeklerin kitlelere anlatılması, kavratılmasıdır. Bu görev, soykırımın tarihsel bir gerçeklik olduğunun kavratılmasıyla yerine getirilebilir. Bizim irademizden ve isteğimizden bağımsız olarak soykırım kavramının kullanılmadığı bu kampanyaya bile katılımın yüksek olması Türkiye de bu konuda belli bir bilincin yaratılmasına hizmet edecektir. Bu da bize kendi görüşlerimizin kavratılması çabasının, içerik olarak farklılığımızın ve eleştirilerimizin kampanyaya imza atmayın biçiminde anlaşılmamasına dikkat etmemizi gerektirmektedir. Kampanyayı yapanların tavrı... Kampanyayı örgütleyenlerin 200 civarında akademisyen, gazeteci, yazar, hukukçu vd. olduğu bilgisi basına yansıdı. Bunlar arasında Baskın Oran, Ali Bayramoğlu, Oral Çalışlar, Ahmet İnsel veya Cengiz Aktar gibi isimler de var. Bunların bazılarının tavırları medyaya da yansıdı. Neden bu kampanyayı gerçekleştirdikleri ve neden özür dilendiği hakında da kimi açıklamalar yapıldı. Sözkonusu tavırlardan öne çıkan kimi tespitler, kimi yaşanan tarihi gerçeklere 7

8 halkların kardeşliği için 8 dikkat çekmektedir. Bunlardan biri Bunca zaman açıkça konuşamamaktan dolayı özür dileniyor. (Aktar, bianet, 5 Aralık 2008) yönlü tavırdır. Tülay Şubatlı da bunu şöyle dile getiriyor: Bu kadar zaman boyunca, neredeyse 100 sene olacak, bu konudan bahsedememiş, açıkça konuşamamış olmaktan dolayı özür dileniyor. (aynı yerden) Evet, gerçekten de bu konuda, konu üzerine bunca zamandır açıkça konuşulmamıştır, konuşulamamıştır Türkiye de. Son beş-on yılı bir kenara bırakırsak sol kesim arasında bile soykırımın tarihi gerçeklik olduğunu savunanlar çok azdı ve onların da düşünceleri kamuoyu önünde açıkça dile getirilemiyordu. Bu açıdan ele alındığında kampanyacıların bu nedenle özür dilendiğini açıklamaları somut bir sorunu, olguyu dile getirmektedir. Kuşkusuz ki bu sorunun açıkça konuşulamamasının gerçek nedeni ya da nedenleri ortaya konmak zorundadır. Yoksa kitlelere sorunu, ya da doğruyu kavratmak mümkün olmayacaktır. Bu konuşmama ya da konuşamamanın tek tek bireylerin tavrına bağlı olmadığı, bunun doğrudan devletin yasakçı ve inkarcı siyasetinin sonucu olduğu kavranıp kavratılmazsa, sorun bireysel sorumluluk derekesine indirgeme durumuyla karşı karşıya kalınabilir ki kampanyacıların tavrı kendisini böyle sınırlıyor. Böylesi bir durumda ise gerçek sorumlu ve suçlu gözardı edilmiş olunur ve bu da kitlelerin bilincini karartmaktan başka bir işe hizmet etmez. Bu da kampanyanın soykırım bağlamında yaratacağı bilincin sistem içine hapsedilmesinden başka anlama gelmez. Dile getirilen kimi gerçeklerin kitlelerin bilincini karartmaması için mücadele kuşkusuz ki bizlerin görevidir. Bi a ne t i n a k t a r ı m ı n a göre Aktar şunları da savunmaktadır: Ermenilerin başına gelenler Türkiye de çok az bilinen, unutturulmuş, tahrik edilmiş olgular. Türkler bu meseleleri daha çok büyüklerinden, dedelerinden duydu. Ama konu hiçbir zaman objektif bir tarih anlatımı haline dönüşemedi. Bu yüzden pek çok insan Türkiye de bugün bütün iyi niyetiyle Ermenilerin başına bir şey gelmediğini zanneder. Bunun çok tali, ikincil hatta karşılıklı katliamlar şeklinde cereyan eden ve 1. Dünya Savaşı koşullarıyla açıklanan bir nevi vaka-i adiye olduğu kanaati resmi tarih tarafından yıllardır söylenegelmiştir. Fakat gerçekler maalesef çok farklı. Belki bir tane gerçek var, o da son tahlilde Ermeniler artık Anadolu da yok ama diğer unsurlar Türkler ve Kürtler hala burada. Bu kampanyanın öznesi bireyler. Bireyin vicdanından gelen bir ses bu. Özür dileyen diler dilemeyen dilemez. (aynı yerden) Burada yine bir olguya dikkat çekilmektedir. Gerçekten de Ermeniler bin nüfusu dışında- Anadolu da yoklar. Osmanlı devletinin kendi verilerine göre bile sayısı kadar olan Ermenilerden eser yok... Bu sayının 93 sene içinde çoğalması gerekirken binlere gerilemesinin bir açıklaması olmak zorundadır... Bu soruna dikkat çekmenin yanısıra, açıkça sorun bireylerin tavrı veya sorunu olarak ele alınmaktadır. Yine sorun sanki siyasi değil şu ya da bu kişinin vicdanı sorunu imiş gibi ele alınmaktadır. Ayrıca sorun sadece Türkler bu meseleleri daha çok büyüklerinden, dedelerinden duyması ve bunun objektif bir tarih anlatımı haline dönüşememesi değil, büyüklerin, dedelerin sorunu tersyüz ederek anlatması ve bu temelde de yanlış bilinçlenmenin sağlanmasıdır. Yani Türkler bu meseleleri... büyüklerinden, dedelerinden doğru biçimde duymuş olsalardı, resmi tarih söylemi bu kadar yaygın olamazdı. Hem büyüklerin, dedelerin hem de resmi tarihin anlatımı aynı mecrada buluşmuştur. Başbakan Erdoğan ın kampanya hakkında takındığı tavıra karşı kampanyacılar da tavır takındı. Lale Mansur şunları savundu: Bu tepkiler ne kadar doğru bir kampanya olduğunu, Ermeni sorununun ne kadar dokunulmayan, konuşulmayan, konuşulması istenmeyen bir konu olduğunu gösteriyor. Bu özrün ne Ermenistan la, ne siyasetle, ne partilerle, ne siyasetçilerle alakası var. Burada yaşayan Ermenilerle ilgili. Bunu anlamakta bu kadar zorluk çekmeleri de konunun nasıl bir tabu olduğunun göstergesi. (BİA Haber, 17 Aralık 2008) Burada Başbakan Erdoğan ın tavrına karşı Ermeni soykırımının -adı verilmeden de olsa- bir tabu olduğu ve bunun üzerine konuşulmasının istenmediği doğru olarak tespit edilmektedir. Fakat bunun siyasetle alakasının olmadığını savunmak abestir. Hem kampanyanın hem de bu konuda olumlu ya da olumsuz tavır takınmanın doğrudan siyasetle bağı vardır. Sadece siyasetle bağı yoktur, Böylesi en basit demokratik bir hakkın kullanılması karşısında, devlet yetkililerinin, bakanından başbakanına, cumhurbaşkanından genelkurmayına kadar hemen herkesin tavır takınması, aslında Türkiye de burjuva demokrasisinden -en azından bu konuda- fazla nasiplenilmediğini göstermektedir. bizzat bu tavırların kendisi siyasettir. Bunu siyaset üstü bir şey olarak göstermek kitlelerin bilincini karartmaktan başka şeye hizmet etmez. Oral Çalışlar ise diğer şeylerin yanısra şu görüşleri de dile getirdi: Önce şu noktada anlaşalım: 1915 yılında Ermeni yurttaşlarını topluca sürgüne yollayan, yolda onbinlercesinin ölümüne, hastalanmasına neden olan, sürgün yollarında saldırılara uğramasının altyapısını hazırlayanlar o dönemde Osmanlı İmparatorluğu nun yönetiminde olan İttihat ve Terakki nin yönetici kliğidir. Asıl suçlu olan onlardır. Ayrıca bizlerin yani sivil yurttaşların, devletin yaptıklarını savunmamız gerekmiyor. Sorumluluk, devleti yönetenlere ait bir sorumluluktur. Varlık Vergisi Kanunu çıkararak yüzlerce gayri- Müslim i mülksüzleştirip, sürgünlerde perişan olmasının sorumlusu da o dönemin iktidarıdır. O yapılan da insanlık dışıdır ve hepimiz için tarihin utanç verici bölümlerinden birisidir. 6-7 Eylül 1955 tarihinde bir yalan haber üreterek bu ülkenin Hıristiyan yurttaşlarının İstanbul da dükkanlarını yağmalatan, kiliseleri basıp papazları öldürenleri, kadınların ırzına geçenleri bu eyleme teşvik eden de bu ülkeyi yöneten iradedir. Tarihimiz bu açıdan yüzleşilmesi gereken acı örneklerle doludur. Demokratik bir devlet kendi hatalarını da masaya yatıran devlettir. Devletlerin demokratikleşmesi ötekini anlayarak kendi geçmişiyle yüzleşmesi ise bir mücadele konusudur. Bunu yapması gerekenler de o ülkenin düşünen, aykırı düşünen insanlarıdır. Özür diliyorum bildirisi bu ülkede hep biz haklıydık diyen ve devletin her yaptığını kayıtsız şartsız doğruymuş gibi savunan tutma bir karşı çıkıştır, bir ezber bozmadır. Ermeni sorunu, Türkiye deki en duyarlı konulardan birisidir. En tabu konulardan birisidir. İşte böyle bir tabuyu kırmayı amaçladığı ortada olan bu bildiri. bir yönüyle amacına da ulaşmıştır. (Radikal, ) Kampanyacılar arasında bu konuda en keskin tavrı takınanlar içinde yer alan Çalışlar tarihi olguları aktarırken doğru olarak sorumlu olanın devlet iradesi olduğunu savunuyor. Çalışlar, imza kampanyasının Özür bildirisi nin ise ezber bozma yı tabuyu kırmayı amaçladığını açıklıyor. Dikkat çeken şey ise, İttihat ve Terakki nin yöneticilerini asıl suçlu ilan ederken bu konuda diğer suçlular hakkında ve bugünkü Osmanlı İmparatorluğu nun mirasçısı olan TC nin sorumlu ve suçluluğu hakkında hiç bir şeyin söylenmemesidir. Bu tavır aslında son yıllarda giderek güçlenen bir eğilimin de yansımasıdır. Sözkonusu eğilim bugünkü TC nin sorunu Osmanlı İmparatorluğu nun üzerine atıp hem Ermenilerle barışma hem de devletin toprak bütünlüğünü -Ermenilerin toprak talebinin önünü kesme temelinde- koruma hesabı üzerine kurulu eğilimdir. TC bu yaklaşımı hala resmen savunmasa da, hem emperyalist ülkeler -başta da ABD- hem de Ermenilere yönelik soykırım meselesinin çözülmesini isteyen liberal burjuvazinin kimi temsilcileri bunu savunmaktadırlar. Çalışların tavrından da bu eğilimin izleri görülmektedir. Bu arada tabii ki bu kampanya ile amaçlarını ezber bozma ve tabu kırma ile sınırlamaktadırlar. Kuşkusuz ki bu konuda ezber bozma ve tabu kırma önemli bir adım olacaktır. Ama sorunun çözümü bununla gerçekleşmiş olmayacaktır. Bunu bilinçte tutarak ezber bozmayı ve tabu kırmayı çözüme ulaşmada bir engelin aşılması olarak kavramak, sorunu Türkiye de değişik ulus ve milliyetlerden işçi ve emekçilerin devrim için mücadelesine bağlı ele alarak bu mücadeleyi geliştirip güçlendirmek devrimcilerin görevidir. 22 Aralık 2008

9 halkların kardeşliği için Şovenizmin kimi görüntüleri... Kimi aydınların, yazar ve akademisyenlerin öncülüğünde internette başlatılan Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum kampanyasına karşı, daha kampanyanın planlama aşamasında takınılan tavırlar Türkiye de Türk şovenizminin ne kadar yaygın olduğunu da bir kez daha ortaya koydu. Bir kez daha, Ermenilere yönelik soykırımı sözkonusu olduğunda şovenizmin sadece kitleler içinde değil, doğrudan ve baştan da devlet yöneticileri içinde egemen olduğu görüldü. Öyle ki, sözkonusu özür diliyorum kampanyasının kısa ön açıklamasında soykırım lafı bile geçmediği halde, devlet yetkilileri leb demeden leblebiyi anlamış olduklarından ya da suç üstü yakalanmış gibi hemen açıklamalar yapıp sözde soykırımdan bahsetmeye ve tabii ki böylesi bir şeyin asla ve asla Türk tarihinde olmadığını anlatmaya başladılar... Örsan Öymen, Şükrü Elekdağ gibi emekli büyükelçilerin öncülüğünde takınılan tavırda: Özür dilenmesi gibi tek yönlü bir davranış yersiz ve yanlış olacak, tarih gerçeklerine aykırı düşecek ve ulusal çıkarlarımız açısından vahim sonuçlar doğurabilecektir. (Milliyet, 16 Aralık 2008) biçiminde tavır takınıldı. Sözkonusu emekli büyükelçilerin resmi devlet tavrını çok yakından bildiklerinden ve bu konuda deneyimli şovenistler olduklarından özür dileme kampanyasını tarih gerçeklerine aykırı ve ulusal çıkarlarımız açısından vahim sonuçlar doğurabilecek bir kampanya olarak değerlendirmektedirler. Neymiş bunların ulusal çıkarları? Ve özür dileme ile hangi vahim sonuçlar doğabilir? Açıklamıyorlar! Ama kampanyayı başlatanları hedef tahtasına koymaktan, onları ihanetle suçlamaktan geri kalmıyorlar. Böylesine yanlış ve tek taraf lı bir girişim, tarihimize saygısızlık ve terör örgütlerinin Osmanlı İmparatorluğu nun son dönemlerinde yaptıkları ve cumhuriyet tarihimizde de giriştikleri şiddet eylemlerinde hayatlarını kaybeden insanlarımıza ihanet etmek anlamına gelecektir. Savaş koşullarında yapılan 1915 Ermeni tehciri acı sonuçlar vermiş ise de, Türk insanının Ermeni isyanları ve terör eylemlerinde uğradığı kayıplar ve acılar, Ermenilerinkinden daha az değildir. (aynı yerden) Bu tavır devletin resmi siyasetinin savunulması tavrıdır. Bunlar 1915 te tehcirin gerçekleştiğini ve bunun acı sonuçlar verdiğini inkar edemiyorlar, etmiyorlar da. Peki ama özür dilerim kampanyasında yapılan tespitler bundan ötesine mi geçmektedir? Kampanyanın imzaya açılan metni temel alındığında bu soruya hayır cevabı verilmek zorundadır. Sözkonusu tavır şöyledir: 1915 te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum. (www.ozurdiliyorum.com) Kampanyanın bu metni daha emekli büyükelçilerin elinde bile değildi. Yani kampanya daha başlamamıştı, bu yüzden de aynı tavırda kampanyanın başlatılmadan sona erdirilmesi talebini dile getirdiler. Buna rağmen alıntıdan da görüleceği gibi soykırımdan falan bahsedilmemektedir. Tehcir değil ama Büyük Felaket ten bahsedilmektedir. Yani sözkonusu acı sonucu, kampanyacılar Büyük Felaket olarak değerlendiriyor. Gerçekten de Ermeniler için yaşananlar büyük bir felaket olmuştur. Peki ama bu gerçeği dile getirmek nasıl oluyor da tarihimize -tabii ki Türklerin tarihine- saygısızlık ve ihanet olarak değerlendirilebiliyor ki? Bu, sadece ve sadece bireylerin kendilerini bağlayan bir temelde de olsa Ermenilerden dilenecek özrün, tarihi gerçekleri sorgulamaya hizmet edeceği ve bunun da soykırımın yaşanmış bir gerçeklik olduğunu Türkiye kamuoyuna gösterebileceği ihtimali ve gerçeklerin ortaya çıkmasından duyulan korku temelinde mümkün olmaktadır. Emekli büyükelçilerin bu karşı çıkışını, diğer tavırlar izledi, hatta sitesi kurularak karşı kampanya başlatıldı. Türkiye nin Başbakanı R.T.E. ise şu tavrı takındı: Yani yazarlar, çizerler böyle demiş diye, böyle bir kampanya başlatmış diye bu kampanyaya uymak, bunu kabul etmek bizim tarafımızdan kabul edilebilecek bir şey değildir. Ben şahsen başlattıkları o kampanyayı kabul etmiyorum, desteklemiyorum ve onun içinde de yer almam. Çünkü suç işlemedim ki özür dileyeyim. Suç işlersem özür dilerim. Böyle bir şey yok ortada. Tarihçilerin tartıştığı bir konu var ortada, bu tartışılıyor. Ben bu yazar çizerlerimizi de anlamakta doğrusu zorlanıyorum. Nasıl bir yaklaşımdır anlamak mümkün değil. Ve sadece ortalığı karıştırmak, huzurumuzu kaçırmaktan başka bir işe yaramaz. Ve atılan adımları da terse çevirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum. (Milliyet, 18 Aralık 2008) Erdoğan ın kendisinin kampanyaya katılmaması onun sorunudur ve hiç kimse de ona gel katıl diye baskı yapma durumunda değildir. Yine hiç kimse şahsen Erdoğan ın Büyük Felaket ten dolayı doğrudan suç işlediğini de savunmamıştır. O zaman Neymiş bunların ulusal çıkarları? Ve özür dileme ile hangi vahim sonuçlar doğabilir? Açıklamıyorlar! Ama kampanyayı başlatanları hedef tahtasına koymaktan, onları ihanetle suçlamaktan geri kalmıyorlar. Erdoğan ın bu tavrı demagoji ile takınılan yazar çizerlere karşı takındığı tavırla da, onları hedef gösterme tavrıdır. Neymiş sorun? ortalığı karıştırmak, huzurumuzu kaçırmak mış! Kimi vatandaşlar çıkıp birey olarak vicdanını kurtarmaya yelteniyor ve Ermeni kardeşlerinden özür diliyor, memleketin Başbakanı da çıkıp bu tavrı huzuru bozma tavrı olarak değerlendiriyor. Kampanyayı mantıksız bir iş olarak değerlendirirken Ermenistan ile ilişkilere atfen atılan adımları da terse çevirme tehditini savuruyor. Cumhurbaşkanı Gül özde aynı tavıra sahip olsa da cumhurun başı olarak ve tavır takındığı gün Bulgaristan Cumhurbaşkanı nı misafir olarak ağırlamasından da dolayı sorunu düşünce özgürlüğü temelinde ele almaya kalkıştı. Türkiye görüşlerin açıkça ifade edilebildiği bir ülke. Dolayısıyla çeşitli gruplar, çeşitli kişiler bir araya gelip fikirlerini ve görüşlerini açıklayabilirler. Böyle bir tartışma ortamı, bu konu veya başka konularda canlı biçimde devam ediyor. Herkes de görüyor. (Milliyet, 18 Aralık 2008) Gül ün bu tavrına karşı en ırkçı tavırlardan biri CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman dan geldi. Arıtman Gül ün sorunu görüşlerin açıkça ifade edilmesi biçiminde ele almasını cumhurbaşkanının görevini yerine getirmeme olarak değerlendirip böyle tavır takınanın cumhurbaşkanı da olsa annesinin Ermeni olup olmadığının sorulacağını açıkladı. Arıtman a göre böyle tavır takınan biri Türk olamazdı! Gül ise önce deli saçması dedi buna ama daha sonra soyağacını açıkladı: Gül ün açıklamasına göre soyağacı 1200 lü yıllara dayanmakta ve Gül, Müslüman ve Türktür. Böylece belki Gül kendi hakkındaki bir iddiayı yalanlamıştı. Ama esas mesele Arıtman ın ırkçı tavrına karşı Gül ün kendi soyağacının Müslüman ve Türk olduğu yönlü açıklamaya ihtiyaç duymasıdır. Bunun perde arkasında Ermenilerin aşağılanması yaklaşımı yatmaktadır. Yani Gül de Arıtman ın ırkçılığına ortaklık etmiştir. Bakın ben Ermeni değilim. Öz be öz Müslümanım, Türküm vb. tavırla Ermeni kökenli olmanın en hafif deyimle kötü olduğunu onaylama durumundadır. Arıtman ın tavrının CHP yönetimi tarafından bile taşınamayacak bir tavır olduğu için Baykal Arıtman a Çok ayıp biçiminde tepki göstermek zorunda kaldı. Kuşkusuz ki Baykal ın bu tavrı CHP nin soykırım ya da özür di- 9

10 halkların kardeşliği için 10 leme kampanyası bağlamında farklı düşündüğü anlamına gelmiyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan dan sonra Genelkurmaybaşkanlığı da tavır takındı. Sözkonusu tavırda Tuğgeneral Gürak: Yapılanları kesinlikle doğru bulmuyoruz. Özür dileme yanlış olduğu kadar zarar verici sonuçlar da doğurabilecek bir davranıştır. (Hürriyet, 20 Aralık 2008) biçiminde tavır takındı. Böylece devletin TBMM dışındaki tüm baş yetkilileri kampanya konusunda tavır takınmış kampanyacıların kulakları çekilmese de çınlatılmıştı! TBMM de ise ortak bir tavrın çıkması esas olarak DTP milletvekillerinin özür dilenmeli biçimindeki tavırları nedeniyle gerçekleşemedi. DTP adına konuşan Sırrı Sakık Olup bitenlerden bizim sorumluluğumuz yok desek kıyamet mi kopar? biçiminde tavır takınırken, Sabahat Tuncel Türkiye geçmişiyle yüzleşmeli, özür dilemeli. tavrını takındı. Bu tavırlara bakıldığında DTP esas olarak soykırımın Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapıldığı ve TC nin onunla alakası olmadığı, bundan dolayı da TC nin sorumlu ve suçlu gösterilemeyeceği yönlü yaklaşımın savunuculuğunu yaptığının işaretleri verilmektedir. DTP milletvekilleri dışında mecliste temsil edilen tüm partiler özde aynı tavrın savunucularıdır ve bunların mecliste imzaya açtığı tavırlar Türk milletinin tavrı olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Böylece devleti yöneten yüksek kurumların tavrı da ortaya konmuş oluyor... Al birini vur ötekine! TBMM Başkanı Köksal Toptan da büyüklerini izledi ve kampanyayı doğru bulmadığını kamuoyuna açıkladı. Bizim Türkiye olarak geçmişimizden utanmamızı gerektirecek hiçbir şey olmadığına inanıyoruz. Bir kısım aydınlarımızın bu özür bildirisi, şimdiye kadar ortaya konulan iddiaların gerçek olmuş gibi bir varsayıma dayanması bakımından bana göre yanlıştır. Bu bildiriye imza atan arkadaşlarımız Türkiye yi önce mahkum ediyorlar, ondan sonra da bu mahkumiyet nedeniyle özür diliyorlar, bu haksızlıktır. Yapılmasaydı iyi olurdu diye düşünüyorum. (Radikal, ) Toptan meclis başkanı olarak bu tavrı takınmaktadır. Okurlara bir kez daha kampanyanın açıklamasına bakmalarını tafsiye ediyoruz. Özür bildirisi nde ne bir varsayım vardır ne de mahkumiyet... Osmanlı Ermenilerinin 1915 te Büyük Felaket e maruz kaldıkları belirtilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti hakkında doğrudan hiç bir laf edilmemektedir. Bağıntı sadece bunun inkar edilmesine karşı çıkıldığı noktada kurulabilir. Türk şovenizminin kendisini göstermesi için sadece 1915 ten ve Ermenilerden bahsetmek yetmektedir. Türkiye yi yurtdışına karşı temsil eden Dışişleri Bakanı ve AB ye üyelik için Başmüzakereci Babacan da tavır takınmasaydı devletin temsil kurumlarının tavrı eksik kalacaktı... Çemberde boşluk bırakılamazdı! Babacan Avrupalılara şunları açıkladı: Biliyorsunuz bu konunun farklı boyutları var olaylarıyla alakalı perspektiften bakarsanız Türkiye olarak doğrusu kendimizle barışık, tarihimizle barışık bir ülkeyiz, bizim açıkçası tarihimizden çekinecek, korkacak hiçbir şeyimiz yok. (Babacan bunları kampanyanın yoğun tartışıldığı ve kampanyacıların vatan haini ilan edildiği bir bağıntıda ve dönemde söylemektedir! Kendileriyle barışıklık sadece ve sadece resmi devlet tavrını savunanlarla sınırlansa yine de anlaşılabilir. Ama bir kesim kalkmış birey olarak vicdanını kurtarmak için de olsa sözkonusu tarihle barışık olmadığını ilan ediyor, ama Babacan gibilerinin böylesi yalanları savunmasına engel olamıyor...) Zaten bu anlayışla biz 2005 yılında tarih komisyonu önerisini bunun için istedik. Dedik ki bu tartışmaları öyle bilen bilmeyen insanlar yapmasın, bu tartışmalar dünyada farklı parlamentolarda parlamenterlerin evet, hayır oylarıyla yürümesin, tarihi tarihçiler yazsın. Bu görüşümüzde, bu teklifimizde hala aynen durmaktayız. (Radikal, ) Babacan tüm bunları kampanya bağlamında anlatmaktadır. Babacan burada dolaylı olarak kampanyayı yürütenleri bilmeyenler olarak gösterme ve onlara bu konuda tavır takınma hakkı tanımama konumundadır. Tarihi tarihçilerin yazması gerektiği görüşünde tutarlı ise, o zaman kampanyayı yürütenler arasında birçok tarihçinin de yer aldığını hatırlatmak gerekir. Kuşkusuz ki bu şovenlerin tarihçileri sadece ve sadece Türk tezini savunanlardır. Bu yüzden de Babacan: Tarihimizle ilgili araştırmalardan çekinecek hiçbir şey yok açıkçası yalanına, ama öte yandan da herkesin belli bir sorumluluk anlayışı içerisinde ve belli bir şuurla (örneğin milli şuurla! BN.) hareket etmesini ben çok önemsiyorum. Dolayısıyla özellikle devam eden bu müzakere sürecine zarar verecek yaklaşımlardan herkesin özenle kaçınmasını özellikle talep ediyorum. (aynı yerden) Burada sözkonusu edilen hem Ermenistan ile yürütülen görüşmeler hem de AB ye üyelik müzakereleridir. Ermenistan ile yürütülen görüşmelerin özür kampanyası nedeniyle Ermenistan tarafınca sekteye uğratılmasının sözkonusu olmadığı; hatta bu kampanyanın başlatılması sürecinde 300 kadar Ermenistan aydınının Cumhurbaşkanı Gül e mektup göndererek soykırımı kabul etmesini talep etmesi ile örtüştüğü bu durumda, Babacan ın bu tavrının Türk tarafının bu görüşmeleri sekteye uğratacağı tehditi olarak algılanması daha doğru olacaktır. Anlaşılır Türkçe ile söylenirse Babacan diyor ki, sesinizi kesin yoksa görüşmelere son veririz! CHP nin tavrında kamuoyunun dikkatini Arıtman ın Gül ün annesinin kökenini sorgulaması çekti. Ama özür dileme kampanyası veya soykırıma karşı tavır bağlamında başrolü oynayan kişi CHP Genelbaşkan Yardımcısı Onur Öymen oldu. Öymen, emekli büyükelçilerin açıklamasında da yer aldı. Öymen, özür dilemenin suçu kabul etmek olduğunu söyleyerek şu tavrı takındı: Türkiye nin 1915 te böyle bir suç işlediğini ne hukuk ne de tarihi gerçekler göstermektedir. Özür dilemesi gereken taraf vardır. Bunların başında Ermenistan gelir. Ülkemizi istila eden askeri birliklere destek olduğu için özür dilemeli. Türkiye deki mezalimlerinde yüz binlerce insanı öldürdükleri için özür dilemelidirler. Tarihte işgal ettikleri topraklar için özür dilemelidirler. 40 tan fazla diplomatımızı büyükelçimizi katlettikleri için teröristleri yargılamadıklarından dolayı özür dilemelidirler. Sayın Cumhurbaşkanı Gül ün dediği doğrudur ama başka doğru da vardır. O da Cumhurbaşkanı nın görevlerinden biri de ülkelerinin onurunu korumaktır. Siz geçmişinizi suçlayanları korumakla, ülkenin onurunu korumuş olmazsınız. (Radikal, ) Öymen açıkça resmi devlet tavrının yağız savunucularından olduğunu belgelemektedir burada. Bu resmi tavırda belirleyici olan yaklaşım Türk şovenizminin soykırım bağlamındaki tarih çarpıtıcılığı ve sahtekarlığıdır. Demagoji ve yalanlarla kitlelerin bilinci karartılıp Ermenilere karşı düşmanlık körüklenmektedir. Bu şovenizm o kadar açık ki, Gül ün devletin başı olarak Türkiye yi fikir özgürlünün olduğu bir devlet olarak göstermeye çalışması -yani bu şovenlerin deyimiyle devletin onurunu korumaya çalışması- bile yetmemekte; hatta geçmişinizi suçlayanları korumakla suçlanmaya vardırılmaktadır. Yani Öymen şahsında CHP ye göre Gül kampanyacıları korumuştur ve bu nedenle görevini yerine getirmemiştir. Aradan Arıtman gibileri de çıkıp böylesi bir tavrın ancak Ermeni kökenliler tarafından takınılabileceği, bir Türkün asla ve asla böyle bir tavır takınamayacağı yönlü yaklaşımla anne tarafının araştırlmasını talep edebiliyor... Irkçı ve şoven olma yarışında kimin önde gittiği belirleyici değildir. Belirleyici olan hepsinin de aynı hamurdan, Türk şovenizmi hamurundan yoğrulmuş olmasıdır. MHP nin tavrı beklendiği gibiydi: Kampanyacıları ihanetle suçladılar. İP de parlamentoda olmasa da bunlardan geri kalmadı... Sonuçta bir toparlama yapılacaksa bu konuda, öncelikle şu tespit yapılmalıdır: Başka ülkelerde Ermenilere yönelik soykırım konusunda tavır takınılmada yoğun Türk şovenizmi tavırları sözkonusu olmaktadır. Fakat içerden yükselen seslere karşı saldırganlık daha da büyük olmaktadır. Şimdilik yargı dışındaki devletin tüm önemli kurumları tavrını takınmış aynı düdüğü öttürmüştür... Ve bu tavırlar sadece ve sadece bireyler olarak kimilerinin Büyük Felaket e maruz kalmalarından ve bunun inkar edilmesinden dolayı Ermeni kardeşlerimizden özür dilemesi gibi en basit demokratik bir hakkın kullanılmasına karşı takınılmaktadır. Bir de Türk devleti Ermenilere yönelik gerçekleştirilen soykırım bağlamında Ermenilerden özür dilemeli ve diaspora Ermenilerinin Batı Ermenistan a geri dönme, yerleşme ve ayrılma hakkını tanımalıdır talebi öne sürülse ne olur? Bunun cevabını vermek gerekmiyor. Sorun Türk şovenizmine karşı kararlı mücadele edilmesi ve tarihi haksızlığın bilinçlere çıkarılması ve Ermenilerin en demokratik haklarından olan bu talepleri savunmak sorunudur. Halkların özgür birliği ve kardeşliği için bu, olmazsa olmazlardandır. 24 Aralık 2008

11 Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ İşçi Sınıfı Hesabını Soracak! Türk İş'e bağlı Türk Metal Sendikası ile Metal Patronları Sendikası MESS, Metal İş Kolunda 100 bin işçiyi kapsayan Toplu İş Sözleşmesini(TİS) imzaladılar. Tabana bu sözleşmeyi imzalayıp imzalamama konusunda hiç danışmayan Türk Metal'in sarıişbirlikçi yöneticileri, Grup Toplu İş Sözleşmesinde mutlu sona birlikte ulaştık şeklinde kamuoyuna bilgi verdiler. Evet işçiler adına patron yamaklığı yapan bu sendika ağaları patronların çıkarı için bu sözleşmeyi de imzaladılar. Ama nereye kadar? İşçi sınıfı kendisi için bir sınıf durumuna gelince sendika ağaları bugün yaptıkları gibi rahat davranamayacaklar. Aslında bugün de epeyi bir zorlandılar. Özellikle DİSK'e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası nın düzenlemiş olduğu eylemler MESS patronları ile Türk Metal Sendika ağalarının uykusunu epeyce kaçırmış olacak ki, Ramazan Bayramı'ndan önce imzalamayı düşündükleri bu sözleşmeyi Kurban Bayramı öncesine kadar imzalamaktan çekindiler. Hatta bu süreçte Mustafa Özbek ağası greve gitmekle tehdit etmeye başlamıştı. Tabii ki bunların amaçları greve filan gitmek değil, tabanın tepkilerini almak, özellikle Türk Metal'in tabanında oluşan kin ve nefretin dozunu aşağılara çekmek için zamana oynamaktı. Bunun için de bu gibi sarı-taktikleri oynamak zorunda kalıyorlardı. Hatta Bursa'daki BOSCH fabrikasında olduğu gibi mücadeleci geçinmek için de göstermelik eylem yaptılar. Burada da amaç işçiler nezdinde olan güvensizlikleri birazcık olsun azaltmak, Ford ve FİAT'ta yapmış oldukları ücretsiz izin anlaşmasını BOSCH işçisine de kabul ettirmekti. Bunu başardılar. Deneyimsiz ve sınıf bilinci eksik olan işçi arkadaşlarımız da bu oyunu geri çeviremedi. Şimdi de bu oyunu MESS Grup TİS'te başarılı bir şekilde oynadılar. Enflasyonun yüzde 15-17'ler de seyrettiği günümüzde altı aylık enflasyonun yüzde 4.15 olduğunu iddia edecek kadar alçalan bu alçaklar ilk altı ay için imzaladıkları yüzde 4 civarındaki zammı yüzde 8 oranında göstererek işçileri ve kamuoyunu aldatmaktadırlar. Onlar yüzde 4'e artı 19 kuruş daha ilave ederek bu rakama ulaştıklarını iddia etmektedirler. Bu hainler gayet iyi biliyorlar ki enflasyon TÜİK'in yaptığı açıklamaların çok üzerindedir. Aynı zamanda 2007 yılında ve 2008 yılının 3. çeyreğine kadar da metal patronları genel itibarıyla karlarına kar katmışlardır. Yani 6 aylık yüzde 8 oranındaki zam gerçek olsa bile bunun enflasyonu tam olarak karşılamadığı, aynı zamanda işçilerin reel (gerçek) ücretlerini yükseltmeye hiç yetmediğini, metal patronlarının karlarından pay talep ederek reel ücretlerin artırılma şansının olduğu bir durumda kriz bahane edilerek işçilerin çıkarı yine sermaye güçlerine peşkeş çekilmiş oldu. Düşük ücretle çalışan genç işçilerin ücretlerine yüzde 10,5 zam yaptıklarını ilan eden bu satılık uşaklar, bilmektedirler ki bu genç işçi arkadaşlarımız genel olarak kıdemi yüksek olan işçilerle aynı işi yaptıkları halde onlardan yüzde 50'nin üzerine varan düzeyde daha az ücret almaktadırlar. Yani işçi sınıfı hareketinin 1880'lerden bu yana savunduğu eşit işe eşit ücret şiarı bu satılık sendika ağaları için çoktan unutulmuştur. Zaten bu ücret farklılıklarının sorumluları da bu sarı sendikacılardır. Sınıfımızın içindeki bu hainler şebekesi utanmadan birinci yıl için sosyal haklar paketinde yüzde 15'lik artış sağladıklarını, ikinci yıl için ise enflasyon oranında artışı imzaladıklarını ilan ediyorlar. Bu da yine enflasyonun altında artış anlamına gelmektedir. İşçilerin çıkarı bu haklar somutunda da savunulmamıştır. Bizim elimizde halen bu Grup TİS'le ilgili olarak bir metin yoktur. Bu metin halen gizlenmektedir. İşçiler sendika ağalarından ve onların işyerlerindeki işbirlikçilerinden derhal bu sözleşme metnini talep etmelidirler. Ancak bu şekilde daha ne tür bir ihanetle karşı karşıya olduğumuzu görebileceğiz. Türk Metal'in tabanında örgütlü olan işçiler bundan sonraki süreçte Birleşik Metal İşçileri Sendikasının sesine kulak vermeli ve onları yapacakları eylemliliklerde desteklemelidirler. Birleşik Metal İşçileri Sendikası daha ne kadar bu sözleşmeyi imzalamamakta direnir bilemeyiz ama bu güçleri ile daha ileri düzeyde bir sözleşme yapabileceklerini beklemiyoruz. Kendi İnternet sayfalarında verdikleri bilgiye göre MESS'in esneklik dayatmalarını kabul etmediklerini ilan ediyorlar. Ama bu ağalar düşünmezler mi ki MESS sözleşmesinde zaten esneklik maddesi 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde taa 2003 yılından beri yer almaktadır. Yine MESS'in yaptığı açıklamalarda biliniyor ki esnekliğin telafi çalışması vb. şeklindeki uygulamaları neredeyse yalnızca bu sarı sendikanın patronlar eliyle örgütlü oldukları işyerlerinde uygulanmaktadır. Bu ağalar kendilerinin karşı çıkışı sonucu kıdem ve ihbar tazminatı oranlarının düşürülmesi, ikramiye ödemelerinin fiili çalışmaya dönüştürülmesi, fazla mesailerin yüzde 100'den yüzde 75'lere indirilmesi, denkleştirmenin 4 aya çıkarılması gibi MESS taleplerinin engellendiğini utanmadan iddia etmektedirler. Peki insana sormazlar mı siz nerede ve ne zaman buna karşı çıktınız diye? Hadi Birleşik Meta l İşçileri Sendikasının karşı çıkışını hem yazılarında ve hem de yaptıkları eylemler üzerinden biliyoruz. Yeterli olup olmadığını tartışabiliriz, ki bizce yeterli değildi. Fakat siz nerede bir eylem yaptınız ki? Bunu zaten yapamazsınız; eylem yapabilmeniz için metal işkolundaki sermaye patronlarından önce izin almanız gerekli. Sendika ağası Mustafa Özbek, Ülkemizin içinde bulunduğu zor dönem ve çalışanlarımız ile işyerlerinin ekonomik koşulları göz önünde bulundurularak anlaşmaya varılmıştır. demektedir. Burada da büyük bir yalan söylenmektedir. Zor dönem kimin için var? Çalışan işçiler için. Patronların son yıllarda elde ettikleri yüksek karlar onları birkaç yıl hiç para kazanmadan da yaşamaya, üretimlerini sürdürmeye yetmektedir. Zor durumda olanlar yıllardır reel ücret kaybına uğrayan işçilerdir. Şimdi bu sözleşme ile yine işçiler reel ücret kaybına uğramaktadırlar ve daha da yoksullaşmaktadırlar. Türk Metal'in satılık sendika ağaları belki bu sözleşme sonunda patronlar tarafından ödüllendirilerek televizyonlarına ve vakıflarına para akıtacaklardır. Ama işçilerin çalışarak kendilerini ve ailelerini geçindirmenin ötesinde bir şansları yoktur. Kısacası Türk Metal Sendikasının yöneticileri burada bir kez daha yalan söyleyerek çalışan işçileri değil, patronları kurtarmışlardır. Ama zaten bu onların asli görevleri. Bu ağalardan metal işçisi kendisini kurtarmalıdır. MESS'in ve TİSK'in Başkanı olan Tuğrul Kudatgobilik ise şunları açıklamaktadır: İşçi ve işveren temsilcileri olarak ülkemizin geleceği ve çalışma barışının devamı için her zaman ortak akılda buluşmayı hedefledik. Bu patronların sözcüsü kendisi için bir doğruyu açıklamaktadır. Kendi çıkarlarını ülke çıkarı olarak bildikleri için çalışma barışı dedikleri işçilerin işyerlerinde kuzu kuzu çalışmasıdır. Hiçbir şeye karşı çıkmadan, patronların karlarını kısmadan ne denirse onu yapan, kula kulluk eden bir işçi istemektedirler. Buna çalışma barışı diyorlar. Türk Metal Patronları da bu doğrultuda hizmette kusur etmiyorlar. MESS'in patronları memnun. Ne de olsa yine enflasyonun altında bir sözleşme imzalanmıştır. Kendi kazandıkları yüksek karlardan hiçbir pay işçilerin ceplerine inmemiştir. İşçiler iki yıl daha yoksulluğun daha da derinlerine düşerek onlara hizmet verecekler. Eh daha da ne istesinler ki? Peki ne yapmalı? Bu durum bir kader değildir! İşçilerin kendi kaderini ellerine alması gerekiyor. İşçiler, içerisinde örgütlü oldukları sendikaların kendi çıkarlarını koruması için denetlemesi ve siyasetinin belirlenmesinde belirleyici olması gerekiyor. Birleşik Metal İşçileri Sendikası yaptığı belirli eylemliliklerle MESS sözleşmesinin çok daha ucuza gitmesini engelledi. Ve hala sözleşmeyi imzalamış değillerdir. EK:1

12 EK:2 Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ İÇİNDEKİLER Türk Metal'in tabanında örgütlü olan işçiler bundan sonraki süreçte Birleşik Metal İşçileri Sendikasının sesine kulak vermeli ve onları yapacakları eylemliliklerde desteklemelidirler. Birleşik Metal İşçileri Sendikası daha ne kadar bu sözleşmeyi imzalamamakta direnir bilemeyiz ama bu güçleri ile daha ileri düzeyde bir sözleşme yapabileceklerini beklemiyoruz. Türk Metal'in tabanının yapılan anlaşma karşısında sesi soluğu pek çıkmamaktadır. Bu durumda tek başına bir mücadelenin kazanma şansı düşük görünmektedir. Biz böylesi bir mücadeleyi selamlar ve içinde sonuna kadar da yer alırız. Ama belirleyici olan büyük metal işletmeleridir, işyerleridir. Bize göre yapılması gereken, Metal İşçilerinin gelecek döneme iyi bir şekilde hazırlanmasıdır. Metal İşçilerinin örgütlü oldukları tüm işyerlerinde sağlam Grev ve Mücadele Komiteleri oluşturulmalıdır. Bu komitelerin üyelerini işçiler bölümlerden kendileri belirlemelidir. Komite aylık toplantılar yapmalıdır. Her işyeri kendi arasında grev fonu oluşturmalı bunu merkezi grev fonuna devretmelidir. Grev fonunun yönetimi işçiler tarafından seçilen bir komite tarafından gerçekleştirilmelidir. Sınıf bilinçli metal işçileri Türk Metal ağalarının tabanındaki işçilerin çalıştıkları işyerlerinde gizli işyeri komiteleri oluşturmalı ve bunları bir daha ki döneme hazırlamalıdırlar. Hedef 2010 yılındaki Grup TİS olmalıdır. Bu TİS'de MESS sözleşmesindeki esneklik hükümleri çıkartılmalı, alt ücret grupları kaldırılmalı ve eşit işe eşit ücret sözleşmeye konulmalıdır. Yine Kapsam maddesi değiştirilmeli imza yetkisi olanların haricindeki tüm ücretli çalışanlar sendikalara üye olabilmeli ve sözleşmeden yararlanabilmelidir. İşyerlerinde Taciz olaylarında karar verme hakkına sahip tamamı kadın işçilerden oluşan bir işyeri kadın komisyonun kurulması, Performans konusunda işçilerin temsilcileri birlikte karar verme hakkına sahip olmalıdır. Patron tek başına keyfiyetçi bir şekilde performans belirleme hakkına sahip olmamalıdır. Çalışma saatleri MESS sözleşmesi üzerinden haftalık olarak tam ücret karşılığında 35 saate indirilmelidir. İşyerinin geliri ve gideri hakkında, yapılacak yeni yatırımlar hakkında işçilerin işyerindeki temsilcilerine denetim hakkı verilmelidir. İşyerlerinde 3 ayda bir işçiler ücreti patron tarafından ödenmek üzere işyeri toplantıları üzerinden sorunlarını ve taleplerini dile getirebilecek toplantı yapma hakkına sahip olabilmelidir. Bu toplantıları işyerindeki sendika temsilcileri yönetmelidirler. Bu talepler sıradan demokratik taleplerdir. Ama bu taleplerin gerçekleşmesi bile ciddi bir grevi göze alarak ancak gerçekleştirilebilir. Böylesi bir grevin başarılı olabilmesinin temel ölçütü iyi bir örgütlülüğün yaratılmış olmasıdır. Bu ancak işyeri komitesi tarafından sağlanabilir. İyi bir örgütlülük aynı zamanda grevdeki işçilerin uzun vadeli bir grevi başarılı şekilde sürdürebilmesi için asgari giderlerinin karşılandığı bir mali fonun oluşturulmasından da geçer. Bunun yolu da esas olarak işçilerin kendi aralarında oluşturacağı Grev ve Dayanışma Fonudur. İşyeri Grev ve Mücadele Komitelerinin önderliğinde bunlar başarılacak görevlerdir. Gelecekte MESS patronlarına karşı bu temelde kazanılacak bir mücadele daha üst düzeydeki hedeflerle birleştirilecek bir mücadele olacaktır. YENİ İŞÇİ DÜNYASI İşçi Sınıfı Hesabını Soracak! EK:1 Yeni sefalet ücreti belli oldu EK:2 Sinter Metal işçileri direniyor EK:3 IBM işçileri eylemlerine devam ediyor EK:4 Gürsaş'ta da işçiler sendikalaştı, işten atıldılar EK:4 Asil Çelik işçileri grev ilanı astılar EK:4 Çapa Tıp Fakültesi nde sendikallaşma mücadelesi sürüyor EK:5 İşsizliğe, yoksulluğa, zamlara karşı mısın? Al sana polis dayağı!..... EK:5 Çifte bayram müjdesi, hainlikle sonuçlandı! EK:6 İşçiden al, patrona ver! EK:6 IBM işçileriyle dayanışma sürüyor EK:7 Kızılay Kan Merkezinde işçiler sendika nedeniyle işten atıldılar..... EK:7 Kriz bizi teğet geçti!!! EK:8 Herhangi bir sermaye grubuna karşı mücadele, sermayenin tümüne karşı verilecek bir sistem mücadelesi olmalıdır. MESS'e karşı mücadele verilirken, sorunun ücretli kölelik sisteminden kaynaklandığını ve sonal çözümün de bu kapitalist sistemi alt etmekten geçtiği bir an Yeni sefalet ücreti belli oldu unutulmamalıdır. Gerçekten Özgürlük İşçilerle İelecek! İ ş ç i l e r i n ö z g ü r l ü ğ ü i s e Sosyalizmde! İşçiler İktidara Gelecek, Sorunlar Bitecek! 13 Aralık 2008 Asgari Ücret Tespit K o m i s y o n u (AÜTK), 2009 yılı için uygulanacak asgari ücret miktarını belirledi. Asgari ücret 2009 yılının ilk altı ayında, 16 yaşından büyükler için net 527,13 YTL, brüt 660 YTL olarak tespit edildi. İkinci altı ayda asgari ücret net 546,48 YTL, brüt 693 YTL olarak belirlendi. Asgari ücretin 527 YTL olarak tespit edilmesi gerçekte işçilerle, emekçilerle alay etmektir. Bi lindiği gibi üzere AÜTK, her biri beşer üye ile temsil edilen Türk-İş, Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu (TİSK) ve hükümet (hükümet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere Hazine Müsteşarlığı, DİE ve DPT toplantılara katılmaktadır) yetkililerinden oluşmaktadır. AÜTK yı oluşturan temsilci sayısında başından itibaren sermaye kesimine kesin bir çoğunluk verilmiştir. Gerçekte sermaye kesiminin temsilcileri yalnızca en büyük sermaye örgütü olan TİSK temsilcilerinden değil, aynı zamanda, lafta kendilerini ne kadar tarafsız ya da bağımsız adlandırırlarsa adlandırsınlar, sermaye kesiminin siyasi sözcüleri olan hükümet temsilcilerinden de oluşmaktadır. Bu durumda sermaye kesimi AÜTK da kesin bir çoğunluğa sahip ve istediği yönde ve düzeyde asgari ücreti belirleme imkânına sahiptir. Bu nedenle asgari ücret sürekli sermaye kesiminin talepleri düzeyinde hep düşük tespit edilmektedir. Bu nedenle asgari ücretli milyonlarca işçi, bırakalım yoksulluk sınırının altını, açlık sınırının altında inim inim inletilmektedir yılı için belirlenen asgari ücretin altına imza atan Türk-İş, 2009 yılı için belirlenen asgari ücret açıklanmadan bir gün önce AÜTK nundan çekildi. Türk-İş AÜTK nun toplantılarına katıldığı dönemlerde, asgari ücret tutarını açlık sınırının altında 719,77 YTL olarak belirlenmesini önermişti. Türk-İş in AÜTK nundan çekilmesi gerçekte göstermeliktir. AÜTK nunda asgari ücretin yüksek belirlenmesi için yeterli mücadele etmemektedir. Ne de olsa kendileri asgari ücretle yaşamak zorunda değiller!! Türk-İş in asgari ücret politikası ve pratiği, temsil ettiğini iddia ettiği işçi sınıfının değil, tümüyle sermaye kesiminin çıkarlarına uygundur. Asgari ücretin Türk- İş in aylık olarak açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırının altında olmasındaki büyük başarı payı aynı ölçüde Türk-İş e de aittir. Aralık 2008 itibarıyla açlık sınırının 750 YTL, yoksulluk sınırının da yaklaşık 2 bin 500 YTL olarak hesaplandığı bir ortamda, asgari ücretle geçinen milyonlarca işçi açlık ve sefalet içinde yaşamaya mahkum edilmektedir. İşçiler ve emekçiler kendilerine dayatılan açlık, yoksulluk, sefalete mahkum değiller. Sermayenin büyümesinin temelinde işçilerin alınteri, emeği var. Yaratan ve üreten işçilerdir. İşçiler, emekçiler güçlerinin farkına varmalı, örgütlenmeli, sermayenin iktidarını alaşağı etmelidirler. Sefalet ücretine hayır! 28 Aralık 2008

13 Sinter Metal işçileri direniyor Eylemleri sendikaları, aileleri ve çevre fabrikalardaki işçiler tarafından desteklenen işçiler, devletin Emniyet Müdürlüğü tarafından fabrikadan zorla çıkarılacağı tehditleri alıyorlarmış. Yıllardır kötü çalışma şartlarında açlık ücretleriyle çalıştırılan yüzlerce işçiyi bir gün olsun sormayan devlet, işçiler yasal haklarını istediği zaman gelip tehdit ediyor, İşçileri haklarını istemekten zorla vazgeçirmeye çalışıyorlar. İstanbul un Yukarı Dudullu Organize Sanayi Bölgesi 1. Cadde No: 25 te kurulu bu fabrika yaklaşık 40 yıl öncesinde demir tozu ile baskı yapan bir fabrika iken 20 yıldan beri de otolara soğutma sistemleri üretiyor. Edindiğimiz bilgilere göre fabrikada 30 a yakını kadın olmak üzere toplam 470 işçi çalışıyor. Çoğu iki yıllık olan işçilerin en kıdemlisi 30, en kıdemsizi 6 aylık imiş. En kıdemli işçinin eline ki bunların sayısı 10 u geçmez- 800, diğer tüm işçilerin eline geçen ayda YTL. Çoğunluğu (% 90 ı) genç olan işçiler düşük ücret ile ve kötü çalışma koşullarında çalışıyorlar. Bu çalışma koşullarının ne denli kötü olduğunu işçiler şu sözlerle ifade ediyorlar: İçerde sürekli birbirimizin yüzünü bile seçemeyecek kadar yoğun bir duman; bir kara bulut var. Doğru dürüst bir havalandırmanın olmadığı gibi gaz maskesi de verilmediğini anlatan işçiler günde 10 saat bu koşullarda çalıştıklarını söylediler. İsyan etmelerinin bir nedeni bu olduğu gibi diğer önemli bir nedeni de hiç bir sosyal hak verilmeden asgari ücretle çalıştırılmış olmalarından kaynaklandığını belirttiler. İşçiler, 1,5 yıl önce kendilerine yılda asgari ücret üzerinden dört ikramiye, 1,5 ton kömür ve bayramlarda yiyecek paketi verildiğini fakat 1,5 yıldır bunların hiç birinin verilmediği gibi yarım saat öğle paydoslarından ve 15 dakika olan çay molalarından 3 er dakika keserek haklarının gasp edildiğini söylediler. İşte bu nedenlerden ötürü işçiler ekonomik haklarını birazcık olsun iyileştirmek ve çalışma koşullarını düzeltmek amacıyla sendikalaşmaya karar vermişler. Ve aylar öncesinden DİSK/ Birleşik Metal İş Sendikası nın 1 No lu Şubesi nde örgütlenmeye başlamışlar. Geçtiğimiz hafta Cuma günü işçilerin sendikaya üye olduğunu duyan patron önce bu işin öncüleri olarak bildiği 33 sonra 4 kişiyi daha İş Yasasının 25/2. Maddesinden tazminatsız işten atmış. Yasal hakları olan sendikal örgütlenmeyi dört aydır yürüten işçiler patronun bu saldırısı karşısında öfkelerini bir hafta içinde % 80 i aşan bir oranda sendikaya üye olmakla göstermişler. Son bir hafta içinde işçilerin büyük çoğunluğunun sendikaya üye olduğunu öğrenen patron 23 Aralık 2008 Pazartesi günü iki vardiyayı da toplantıya çağırarak krizden dolayı zararda olduğunu, o yüzden işyerini kapatacağını, 367 işçiyi daha tazminatlarını ödeyerek işten çıkartacağını belirtmiş. Bunun üzerine işçilerin tümü işyerini işgal eylemi başlatmışlar. Eylemin ikinci günü ziyaret ettiğimiz işçilerin işyerini terk etmeme direnişlerini büyük bir kararlılıkla sürdürdüğünü gözledik. Oraya vardığımızda belli ki patronun ve fabrikanın güvenliğini sağlamak için gelmiş olan onlarca Çevik Kuvvet Polisi güvenlik kulübesinde kapı girişini tutmuştu. Fabrikanın önünde işçileri ziyaret eden DİSK Genel Başkanı S. Çelebi, KESK Genel Başkanı S. Evren ve BMİS (Birleşik Metal İş Sendikası) Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, sendika yöneticileri ve destek ziyareti için gelmiş olan parti ve DKÖ lerden tanıdıkları o an orda görmeseydik Sinter Metal Fabrikasını daha aramış olacaktık. Çünkü fabrikanın dışarıda hiçbir tabela veya flaması yoktu. Patron, bir gün önce SKY Türk TV nin ve bir kaç görsel medyanın fabrikadaki işgali gösterirken tabelasını da göstermesinden rahatsız olmuşlar ki her şeyi söküp almışlardı. DİSK Başkanı ve BMİS Genel Başkanı çıkışta yaptıkları açıklamada Sinter Metal işçilerinin kriz bahane edilerek yasal ve anayasal hakları olan sendikalaşma haklarını kullandıkları için işten atıldıklarını, bunun kabul edilemeyeceğini, AKP hükümetinin işten atmalara karşı ilgisiz kaldığını, hep patronları desteklediğini belirttiler. Haksız yere işten atılmalarını işyerini terk etmeme eylemi ile karşı çıkan işçilerin yasa dışı davranmadıklarını, bunun demokratik bir tepki olduğunu, işçileri işten atan patronun yasadışı davrandığını yetkililerin görmesi gerektiğini söylediler. Mağdur edilen taraf olduklarını mağdur edenlere karşı mücadelede herkesi destek olmaya çağıran sendikacılar işçiler işe alınana ve sendikalı olarak çalışmaları kabul edilene kadar Sinter işçilerinin yanında olacaklarını vurguladılar. Sendikanın girişimi üzerine işyerine gelen İş Müfettişleri de iki gündür incelemelerde bulunduğunu, işçilerle ve sendikayla da görüşmeler yaptığını ayrıca belirten sendikacılar, fabrikanın krizden etkilenecek bir durumu olmadığını, ordu ve Amerika ile çalıştığını siparişleri yetiştiremediğini, son olarak askeriyede büyük bir ihale -mermi çekirdeği üretme ihalesi- aldığını açıkladılar. Bu açıklamaların yapıldığı sırada işgal eylemini büyük bir coşku ve kararlılıkla sürdüren 470 işçi fabrikanın terasına çıkarak biz ziyaretçilere el sallıyor, bizimle birlikte Direne direne kazanacağız!, Yaşasın sınıf dayanışması!, Sinter işçisi yalnız değildir!, İşçilerin birliği sermayeyi yenecek! vb. sloganlara katılarak gösteriyorlardı. Eylemleri sendikaları, aileleri ve çevre fabrikalardaki işçiler tarafından desteklenen işçiler, devletin Emniyet Müdürlüğü tarafından fabrikadan zorla çıkarılacağı tehditleri alıyorlarmış. Yıllardır kötü çalışma şartlarında açlık ücretleriyle çalıştırılan yüzlerce işçiyi bir gün olsun sormayan devlet, işçiler yasal haklarını istediği zaman gelip tehdit ediyor, İşçileri haklarını istemekten zorla vazgeçirmeye çalışıyorlar. Daha sonraki ikinci ziyaretimizde işyerini işgal eden işçilerin Çevik Kuvvet Polislerince zorla dışarı çıkarıldıklarını bu dondurucu soğuk ve yağışlı havalarda fabrikanın önünde açıkta beklediklerini gördük. Bu gördüklerimiz sıkça karşılaştığımız bu sömürü düzeninin işçi sınıfına reva gördüğünün resmi idi. Fakat aynı zamanda o gün ve daha sonraki günlerde yaptığımız ziyaretlerimizde işçilerin ilk günlerdeki coşkulu ve kararlı duruşunu daha da artırarak direnişlerini sürdürmeleri ve çevre fabrikalardaki işçilerin bu direnişe verdikleri destek adeta geleceğin güzel günlerini de müjdeliyordu. Bildiğimiz ve bilmediğimiz böyle örneklerin çokça yaşandığı şu günlerde, tüm işçiler ve emekçiler patronlara ve onların çıkarlarını koruyan devlete karşı hak alma mücadelesini birleşerek vermeli, gerçek kurtuluşu sağlayacak olan yeni ve sömürüsüz bir dünya mücadelesi için örgütlenmelidir. Yen i Dü ny a İç i n Ç AĞR I Gazetesi olarak tüm işçi ve emekçileri Sinter işçilerinin haklı ve onurlu direnişlerini desteklemeye çağırıyor, her zaman Sinter işçilerinin yanında olduğumuzu açıklıyoruz. Onların kavgası bizim de kavgamızdır. Yaşasın Sinter işçilerinin haklı direnişi! Sinter işçisi yalnız değildir! Zafer direnen emekçinin olacak! 29 Aralık 2008 Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ EK:3

14 IBM işçileri eylemlerine devam ediyor işçiyi- işten atıyor. Sonra da birini tekrar işe alıyor. Her Sinter metal işçilerini ziyaret ettiğimizde, yağmura ve soğuğa rağmen kararlıca direnen bu işçileri de ziyaret ediyoruz. Şuan işten atılan ve direnişte olan 9 işçi arkadaştan Özgür ve Barış'ı karla karışık yağmurlu ve çok soğuk bir günde -direnişin 5. günüydü- ziyaret ettiğimizde, ıslanmış ve üşümüş halde şiddetli yağışa rağmen ateş yakıp ıslanmış ayaklarını kurutma ve ısınma çabaları içinde direnirken gördük. Bu iki genç işçi kardeşimizin bu durumu bir yanda gözlerimizi yaşartacak kadar hüzünlendirirken, diğer tarafta haklılıklarına olan inancın verdiği gözlerindeki parıltı ve ateşlerindeki kordan daha sıcak yürekleriyle bizi karşılamaları, bizim büyük insanlığın kurtuluşuna var olan umut ve inancımızı güçlendirdi ve coşkumuzu arttırdı. Direnişteki işçi arkadaşlar, içerde çalışan işçi arkadaşlarının bu işten atmalara ve işten atma tehdit ve şiddete varan baskılara karşı işi yavaşlatma, mesaiye kalmama vb. gibi eylemlerle protesto ederek direndiklerini ve kendilerine her türlü desteği verdiklerini belirttiler. Direnişçiler Sinter metal işçilerini ziyaret eden çoğu işçi, öğrenci, parti sendika ve grubun kendilerini de ziyaret ettiğini, çevre fabrikalarda calışan işçilerin de kendilerine destek verdiğini ayrıca belirttiler. Aralık 2008 önündeyiz eyleminin üçüncüsü 24 Aralık ta saat IBM 12:00 de yapıldı. Eyleme Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve Çağrı Merkezi çalışanları da destek verdi. Açıklamalarında IBM önündeyiz çünkü IBM deki bilişim çalışanlarının sendikal mücadelesini destekliyor ve bilfiil örgütlüyoruz. IBM önündeyiz çünkü sendikal örgütlülük için başlattıkları süreçte işten çıkartılan üç sendika temsilcisinin işe iadesini istiyoruz. Plaza önündeyiz çünkü güvenli bir gelecek için sendikal mücadelenin şart olduğunu düşünüyoruz. P l a z a ö n ü n d e y i z ç ü n k ü Akbank da işten çıkarılanlarla, güvencesiz ve esnek çalışan çağrı merkezi çalışanlarıyla mücadelemizi büyütmek, işyerlerine grev ilanı asan ATV ve Sabah çalışanlarına bir selam göndermek istiyoruz. Topluluk çeşitli konuşmalarlardan sonra yılın son günü yine aynı yerde aynı saatte buluşmak üzere dağıldı. Yaşasın Emekçilerin Birliği Gürsaş'ta da işçiler sendikalaştı, işten atıldılar Asil Çelik işçileri grev ilanı astılar Birleşik Metal İş Sendikası nın örgütlü olduğu Asil Çelik işyerinde, toplu sözleşme görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine, işçiler fabrikaya grev ilanı astılar. BMİ Sendikası yaptığı açıklamada, patronların dayatmalarını kabul etmeyeceklerini; bunun için grev kararı aldık- evi şimdiden tüm Orhangazililerin ilgi odağı haline gelmiş durumda. İşçiler, sonuna kadar kararlı olacaklarını, davalarının haklı ve meşru olduğunu, asla geri adım atmayacaklarının altını çizdiler. Biz gece gündüz demeden çalıştık. Biz her türlü fedakarlığı yaptık. Kriz bizim krizimiz değil, patronların EK:4 Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ İs t a n b u l ' u n Y u k a r ı Dudullu'daki Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu Gürsaş fabrikası; trafo, internet vb. panoları üreten 35 yıllık bir fabrika. Sinter Metal Fabrikası na yakın olan bu fabrikada 60 çalışandan 50'si işçi. Bu işçilerden 35'i 2,5 ay önce ucretlerin yükseltilmesi, işgüvenliği, daha sağlıklı çalışma ortamı vb. haklara kavuşmak için DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası'na üye olmuşlar. Bunu duyan patron bundan 10 gün önce krizi bahane ederek sendikal örgütlenmeye öncülük yaptığını bildiği işçileri -önce birini sonra peşpeşe 2'şer 3'er olmak üzere 10 larını açıkladılar. Asil Çelik patronlarının dayatmacı tutumunu, krizi fırsata çevirme anlayışını kurban bayramı arifesinde işçilere karşı saygısızlık olarak değerlendiriyoruz. Kaç ay öncesine kadar neredeyse gece gündüz çalışıyorlardı santigrat derecede, adeta cehennem ateşinin karşısında ve toz toprak içinde fedakarca çalıştılar. denilen açıklamada, daha önce de greve çıktıkları uyarısını yaptılar. 1 Aralık tan itibaren Bursa nın önemli ilçelerinden biri olan, Orhangazi merkezinde gönüllüler tarafından kendilerine tahsis edilen boş bir dükkan yerinde grev ilanını astılar. Her gün yoğun ziyaretçilerin akınına uğrayan grev krizidir, sorumluluk da onlarındır. dediler. İşçiler kararlılıklarını vurgularken, greve 60 gün süre var. Eğer patronla anlaşma sağlanmassa greve çıkmaları büyük bir olasılıktır. İşçiler grev sürecinde sendikanın ne kadar mağduriyetlerini karşılayacağı konusunda, kaygılarına dikkat çekmeyi ihmal etmediler. Grev sürecinde işçilerin ekonomik olarak ayakta kalmalarını sağlamak, uzun soluklu bir grev mücadelesinin yürütülmesi için grev fonunun oluşturulması gerektiği noktasında, işçiler grev fonunun oluşturulmasının iyi olacağını düşünüyor. Bursa dan YDİ Çağrı okuru 4 Aralık 2008

15 Çapa Tıp Fakültesi nde sendikallaşma mücadelesi sürüyor Devletin kendi işletmelerinde çalışanları daha fazla sömürmek için, başta temizlik, yemekhane bölümleri olmak üzere işletmenin birçok bölümünü ya özelleştirdi, ya da taşerona verdi. İşte bunlardan bir tanesi de üniversite hastanesi olan İstanbul Çapa Tıp ta rektörlük, temizlik işlerini Avrupa Grubu ile Seven Yemek ve İnşaat Şirketi ortaklığında olan bir taşerona verdi. Bir hastanede verilen sağlık hizmetinin en ağır, mikrop alıp hastalığa yakalanma riskinin en yüksek olan işlerden sayılan temizlik işlerini yapan işçilerin günde 10 saat asgari ücretle, iş güvenliğinden yoksun çalıştırma uygulaması, birçok işletmede olduğu gibi Çapa Tıp ta da yıllar önce başladı. Çapa Tıp ta geçtiğimiz 2007 yılın Nisan ayına Onlardan da sadece 6-7 işçi her gün Çapa Tıp ta çalıştıkları bölümün binası önünde bir kaç saatliğine de olsa bekliyorlar. İşçiler taşeronla işbirliği içinde olan rektörün sendikaya üye olduğunu öğrenir öğrenmez, o güne kadar sorun olmayan eğitim düzeyinin düşüklüğü, 55 yaş üzeri olanların yaşlı olduğu sorun haline getirildiğini, kimisinin bu ba- sürdüren bir grup direnişçi işçi arkadaşı ziyaretimiz esnasında bunu bir kez daha sorduk. Arkadaşlar nun saldırılardan yılıp mücadeleyi bıraktığını, 25 kişinin de tazminatını alarak işten ayrıldığını, geri kalan 19 kişinin 2008 in Temmuz undan bu yana direndiklerini alt işveren olan taşeron firmayı ile üst işveren olan rektör hakkında açtıkları işe iade davasının geçen hafta yapılan duruşmasında, 4 işçinin davayı kazandığını anlattılar. Buna sevinen işçiler kazanana kadar esas patron olan rektörün yakasını bırakmayacaklarını direnmeye devam edeceklerini söylediler. Ve gazetemiz Yeni Dünya İçin Çağrı aracılığı ile tüm demokrasiden, emekçiden yana herkesi mücadelelerine destek olmaya çağırdılar. Aralık 2008 İşsizliğe, yoksulluğa, zamlara karşı mısın? Al sana polis dayağı! Tüm bu baskılar, bir kez daha AB ye girme adına çıkarılan yasaların yalnız kağıt üzerinde kalan yasalar olduğunu bize gösteriyor. Bu yasaları yer yer polisin keyfi tutumuna yasal statü kazandırmak için değiştirdikleri de artık sır değil. kadar böyle çalışan 85 işçi bu durumu değiştirmek için Türk-İş e bağlı Belediye-İş Sendikası nın İstanbul daki 5 No lu Şubesine üye oldular. O günden bu yana başta rektör ve taşeron; işçileri değil sendikalı olmaya, doğduklarına pişman etmek için her türlü baskı ve zulmü uyguladılar. Sendika şubesi bu saldırılara karşı işçilerin güçlü bir birliğini oluşturarak, kamuoyunun da desteğini alarak işçilerle birlikte gereken mücadeleyi vermediği için 85 işçiden mücadele yürüten sadece 19 işçi kalmış. hane ile işten atıldığını söylediler. O günlerde kendilerine bir sözleşme dayatıldığını, bu sözleşmede işçileri istedikleri zaman başka bir şehire, başka bir işyerine göndermeyi içeriyormuş. Amaç; kimsenin o ücretlerle oralara gidemeyeceğini bildikleri için bir nevi işten çıkarmanın kendilerince bir hukuki neden yaratarak işten çıkarmak olduğunu ifade ettiler. Diğer işçilerden 66 işçinin ne olduğunu mu merak ediyorsunuz? Geçtiğimiz günlerde çoğu zaman sendika önlükleriyle direnişi KESK, DİSK, TMMOB ve TTB in almış oldukları karar gereği, 27 Aralık 2008 günü tüm yurtta, Kapitalist krizin emekçilere dayattığı işsizliğe, yoksulluğa ve zamlara karşı meşaleli yürüyüşlerin yapılacağı kamuoyuna duyurulmuştu. Alınan eylem kararı gereği, tüm yurtta akşam saatlerinde eylemler yapılırken herhangi bir engelle karşılaşılmazken, Mersin de polisin saldırısı ile karşılaşıldı. Mersin de Emek ve Demokrasi bileşenleri, 27 Ara lık 2008 Cumartesi saat da, KESK e bağlı sendika şubelerinin bulunduğu binanın önünde bir araya gelerek, Taş Bina ya kadar yürüyerek basın açıklaması yapmak istediler. Polis, saat de katılımcı kitlenin önünü keserek basın açıklamasına izin vermedi. Tamamen yasal olan, Krize, zamlara, yoksulluğa ve işsizliğe karşı demokratik bir hak olan basın açıklaması talebine karşı, polisin tavrı gazla ve copla müdahale oldu. Gazla, copla müdahale sonucu rahatsızlanan Tüm-Bel-Sen Şube Başkanı Recep Kara ve SES işyeri temsilcisi Selman Günbat tedavi oldukları hastaneden gözaltına alındılar. Ayrıca yapılan eyleme destek vermek için gelen Halkevi üyesi 7 kişi de gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar 24 saat sonra savcılığa çıkarılarak serbest bırakıldılar. Savcılığın bu kararı, polisin keyfi tutumunu bir kez daha göstermektedir. Polisin bu keyfi tutumunu kınamak için, de Eğitim-Sen toplantı salonunda geniş katılımlı bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına, Siyonist İsrail devletinin Filistin halkının üzerine ölüm kusan katliamı lanetlenerek başlandı. Açıklamada, Newroz, 1 Mayıs vs. gibi yasal eylemlerde polisin tavrının aklımıza şu soruyu getirmektedir denilerek Mersin Türkiye Cumhuriyeti nin bir ili değil midir? Yoksa Mersin ilinde farklı kanunlar mı uygulanmaktadır? Neredeyse OHAL uygulamalarını anımsatan bu tutum neden sergilenmektedir? denilerek Mersin polisinin bu faşist anti demokratik uygulamalarına dikkat çekildi. Basın açıklaması; Mersin emniyet güçlerinin bu hukuk tanımaz tutumunu kınıyor ve protesto ediyoruz. Açıklaması ile son buldu. Tüm bu baskılar, bir kez daha AB ye girme adına çıkarılan yasaların yalnız kağıt üzerinde kalan yasalar olduğunu bize gösteriyor. Bu yasaları yer yer polisin keyfi tutumuna yasal statü kazandırmak için değiştirdikleri de artık sır değil. En son polisin rahatça ev, işyeri ve üst baş araması için kağıt üzerinde olan hakim kararının kaldırılması gibi. Tüm bu baskıların hesabı er geç devrimle sorulacaktır , YDİ Çağrı/Mersin Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ EK:5

16 EK:6 Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ Çifte bayram müjdesi, hainlikle sonuçlandı! Bundan 3-4 ay önce BOSCH fabrikası tarihinde ilk defa bir eyleme tanık olmuştu. İşçiler ücretsiz izin dayatmasına karşı eli kolu bağlanmış bir şekilde bekliyorlardı. Çünkü işçilerin bilinci yoktu. Türk Metal in üst yöneticileri TOFAŞ ve FORD'da yaptığı anlaşmayı BOSCH fabrikasında da olayı şova dönüştürerek işçilere kabul ettirdi. Türk-İş Konfederasyonu na bağlı Türk Metal Sendikası, her metal grup toplu iş sözleşmesi nde (TİS) aldığı tavrı, 2008 TİS'nde de yine takındı. Fakat bu sözleşme diğerlerine nazaran tam bir yıkım ve hainlikle sonuçlandı. Aradan daha 10 gün geçmesine rağmen, bağlı bulunduğu fabrikalarda işçi kardeşlerimizi kapı önüne koymaya başladılar. MESS patronlarına ''Asla işçi çıkarılmasına izin vermeyiz'', ''%15'in altına imza atarsam parmaklarım kırılsın'' diyerek, işçilere TİS öncesi göstermelik güven tazelemeye çalışan Türk Metal'in ağası Mustafa Özbek, MESS'i grevle tehdit etmişti. Zaten grevi mücadele ediyor görüntüsü vermek için kullanan bu sahtekarlar yine huylarından vazgeçmedi. Bundan önceki TİS'lerde de yaptıkları gibi, yine bir bayram günü MESS ile masaya oturdu ve imzayı attı. Enflasyon oranının %15-17 olduğu günümüzde altı aylık enflasyon oranını % 4.15 olduğunu iddia edecek kadar alçalan bu haysiyetsiz kişilikler, ilk altı ay için %4 oranındaki zammı %8 olarak göstererek, hem işçileri hem de kamuoyunu aldatmaktan çekinmediler. %4'e artı 19 YKR daha ilave ederek bu orana ulaştıklarını söyleyerek, bir kez daha işverenle anlaşmalı, sarı ve faşist bir sendika olduklarını tüm işçilerin gözlerinin önünde kanıtladılar. Ne yazık ki TİS öncesinde, ''İşçi çıkartmayız...'' diyerek naara atan Türk Metal'in patronu Mustafa Özbek ve veliahtları daha sözleşmenin üzerinden 10 gün geçmesine rağmen, sözleşmenin yazılı metninin hala ulaşmadığını ve BOSCH fabrikasında çalışan 117 işçinin işine son verildiğini söyleyen bir işçi arkadaşımız; ''Öyle ki, arkadaşlarımızı personele çağırıp konuştuklarını, elbiselerini de bir çöp poşetinin içine koyup sırtladıklarını ve kapıda bekleyen minübüslerle evlerine gönderildiklerini...'' söyledi. Bu alçakça yapılan harekete karşı, sendikadan hiçbir karşılık gelmediğini, diğer işçilerin de ''kuzu kuzu'' çalışmaya devam ettiğini söyledi. Bundan 3-4 ay önce BOSCH fabrikası tarihinde ilk defa bir eyleme tanık olmuştu. İşçiler ücretsiz izin dayatmasına karşı eli kolu bağlanmış bir şekilde bekliyorlardı. Çünkü işçilerin bilinci yoktu. Türk Metal in üst yöneticileri TOFAŞ ve FORD'da yaptığı anlaşmayı BOSCH fabrikasında da olayı şova dönüştürerek işçilere kabul ettirdi. Sonuç ne peki? ''Ha esnek çalışma, ha yarı ücretli izin'' ne farketti? İşçiler tedirgin. Ocak 2009'dan itibaran işçi çıkışlarının devam edeceği söyleniyor. Toplam 450 ile 650 kişi arası işçinin çıkarılacağı söylenen fabrikada çıkış oranının artması olasıdır. Oyak-Renault'ta ise durum farklı değil kişi 9 Ocak'a kadar izinli. İşçileri ''Fabrikada ilaçlama olacak'' bahanesiyle izine çıkarttıkları ve yaklaşık olarak 1500 kişinin işine son verileceği söyleniyor. Bu oranı TOFAŞ'ta 1800 olarak görüyoruz. TOFAŞ da da üretim 9 Ocak'ta başlayacak. İşçiler bu tarihe kadar komple izine çıkarıldılar. BOSCH'ta yıl sonuna kadar yapılan izin anlaşması ay sonunda tekrar masaya oturularak konuşulacak. İşten çıkarmalar konusunda ne sendika üst yönetiminden bir tepki geliyor, ne de temsilciler işçileri bilgilendiriyor. Türk Metal Sendikası na bağlı işçiler can çekişiyor, çalıştıkları fabrikalarda son nefeslerini soluyorlar. İşte sarı, faşist ve alçak Türk Metal Sendikası nın ''çifte bayram müjdesi'' böyle ''hainlikle'' sonuçlandı. Patronlara, sendika patronlarına, vatana ve millete hayırlı olsun!! Bursa dan YDİ Çağrı okuru genç bir işçi 23 Aralık 2008 İşçiden al, patrona ver! Bu iki uygulamada da görüldüğü gibi devlet, işçilerin ölmeye çok yaşamaya az asgari ücretlerinden peşin olarak kesilen paraları patronlara kıyak çekiyor. Bir süredir krizi bahane eden patronlar hükümetten bazı taleplerde bulunuyorlardı. Bu talepler arasında İşsizlik Sigortası Fonunda biriken paraların ödeme güçlüğü çeken şirketlere kullandırılması, vergi borçlarına af getirilmesi, sigorta primlerinin indirilmesi vb. vardı. 6,5 yıllık hükümeti boyunca Ak Parti patronların isteklerinin büyük bir çoğunu yerine getirerek kimlerin partisi olduğunu gösterdi. Kasım ayı içerisinde uygulanmaya başlanan iki yeni düzenlemede bu durumu tekrar kanıtlamaktadır. 1. Kıyak: Vergi borçlarının taksitlendirilmesi Patronlara ilk kıyak vergi borçları ile ilgiliydi. Eylül 2008 dönemine kadarki dönemi kapsayan vergi borçları yıllık %3 lük tecil faizi uygulanarak 18 eşit takside bölündü. 5 Aralık 2008 tarihinde kadar vergi dairelerine bir dilekçe ile başvuran vergi borçlularının borçlarına yıllık %3 oranında tecil faizi eklendi ve 18 eşit takside bölündü. İlk taksit ödemeleri en geç tarihinde yapılacak. Vergi borçlarına aylık %2,5 olarak uygulanan gecikme faizinin yıllık %3 e çekilmesi borçlulara %27 oranında bir kazanç sağlamış oldu. Bu uygulamanın ödeme sıkıntısı çeken küçük esnafın işine yaradığı, krizden ayakta kalarak çıkmaları için bir destek olduğu söylenebilir. Oysa küçük esnafın durumu bilindiğinde karşımıza başka bir gerçek çıkar. Öncelikle küçük esnaf vergi borcunun birikmesinden korkar, devlete borcunun olmaması, olan borcunun yükselmemesi için elinden geleni yapar. Zaten vergi borcuda öyle yüksek meblağlar tutmamaktadır. Devletin toplayamadığı vergi çok büyük oranda büyük tekellerin borcudur. Bir de durumu işçi sınıfı açısından değerlendirirsek başka bir tablo ile karşılaşırız. Asgari ücret üzerinden %15 oranında Gelir Vergisi ve %0,6 oranında Damga Vergisi devlet adına patronlar tarafından işçiden kesilmektedir. Bu tutar eylül 2008 itibariyle ortalama 40 ytl civarındaydı (Asgari Geçim İndirimi düşüldükten sonra). Asgari Geçim İndiriminin uygulanması 2007 yılında ise bu tutar yaklaşık 80 ytl idi. Patronların işçinin ücretinden peşin olarak kestikleri Gelir ve Damga Vergisini bir sonraki ayda vergi dairelerine ödemesi gerek. İşte şimdi birçok patronun işçiden peşinen kestiği ve vergi dairesine ödemediği bu vergiler devlet tarafından taksitlendirilmiş oldu! Yıllardır Asgari Ücretin vergi dışı bırakılması talebine kulak tıkayan devlet patronların isteklerini yerine getirme konusunda çok titiz. Üstelik vergi afları veya ertelemeler, taksitlendirmeler 3-5 yılda bir hemen her hükümet tarafından sürdürülen uygulamalardır. Bunun bilen patronların elbette vergilerini düzenli ödemeleri beklenemez. Ak Partinin patronlara diğer bir kıyağıda Sigorta ödemelerindeki indirim oldu. 2. Kıyak: İşveren kesintisinde %5 indirim 1 Ekim de yürürlüğe giren yeni Sosyal Güvenlik yasası ile birlikte asgari ücret üzerinden patronların ödemesi gereken Malüllük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortası Priminde %5 lik bir indirime gidildi. Bu prim işçiden %9, işverenden %11 oranından yapılan kesinti ile hesaplanıyordu. İşverenlerden %11 oranında kesilen bu prim Ekim/2008 den itibaren %6 ya indirilmiş oldu. 13 Kasım da yürürlüğe giren uygulama Sigorta primi borcu olmayan işverenleri kapsayacak. Genel toplamda sigorta primi olarak işçiden %15, işverenlerden ise %22 olarak kesinti yapılmaktaydı (İşsizlik sigortası primi dahil-tehlike sınıfı 1 olan işyerleri için). Bundan sonra işverenlerden toplamda %17 oranında kesinti yapılacak. Yani işçi ile işverenden kesilen sigorta primleri birbirine iyice yaklaştırılmış oldu. İşçiden kesilen primlerde ise herhangi bir indirim yapılmadı. Yine sigorta primlerinde de işverenin işçiden peşin olarak kestiği primi devlete ödeyip ödememe hakkı bulunuyor. Vergi borçlarında olduğu gibi sigorta borçlarında da sık sık af, ödeme erteleme veya taksitlendirme yapılıyor. Bu iki uygulamada da görüldüğü gibi devlet, işçilerin ölmeye çok yaşamaya az asgari ücretlerinden peşin olarak kesilen paraları patronlara kıyak çekiyor. Krizi yaratanlar krizin nimetlerinden yararlanıyor. Fazla söze gerek yok! Sadece sormakta yarar var: Bu devlet kimin devleti? Ydi Çağrı/Adana

17 IBM işçileriyle dayanışma sürüyor Gazetemizin son bir kaç sayısının Yeni İşçi Dünyası sayfalarında yer verdiğimiz uluslararası bir bilişim firması olan IBM in Türkiye deki çalışanları, örgütlendikleri Tez Koop İş sendikası öncülüğünde sendikal örgütlenmelerini engelleyen patronu protesto eden eylemleri firmanın genel merkezi önünde her çarşamba devam ediyor. İstanbul EMO nun desteklediği eylemlerine, ilk başlarda sendikalaşmayı davalar açarak engellemeye çalışan patronu protesto etmek şeklinde devam ederken, Sendika son üç haftadır eylemlerin içeriğinde çok olumlu yönde bir değişiklik yaparak sürdürüyor. Tez Koop İş Send i kası ve İsta nbu l EMO (Elektrik Mühendisleri Odası) 17 Aralık 2008 günü IBM Türkiye Genel Merkezinin bulunduğu İstanbul Levent teki Yapı Kredi Plaza nın önünde saat da ortaklaşa bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada bundan sonra IBM de ve İstanbul da bulunan tüm emek dostlarıyla diğer işkollarındaki işyerlerinde sendikaya üye oldukları için veya kriz bahane edilerek işten atılan ve direnişte olan tüm işçilerle dayanışma eylemleri yapacakları belirtildi. Bu eylemin aynı zamanda Akbank ta işten atılanlarla da dayanışmak için yapıldığı belirtildi. IBM patronuna bir kez daha atılan işçilerin işe geri alınması, örgütlenme önündeki itiraz davalarının geri çekillmesi ve sorunların toplu sözleşme masasında çözilmesi çağrısı ile bitirilen açıklamanın ardından işten atılan bir Akbank işçisi kısa bir konuşma yaptı. 14 Kasım 2008 den bu yana krizi bahane ederek Türkiye çapında Akbank tan1400 çalışanın kendisi gibi işten atıldığını belirtti. Abank ın zarar ettiğinin yalan olduğunu, 2008 yılına ait açıkladğı bilançoda 1,21 milyar YTL net olarak kar elde ettiğini belirten işçi, patronların başarısının kaynağının işçi ve emekçilerin örgütsüzlüğü olduğunu belirterek, tüm çalışanları her çarşamba yapılan Plaza eylemlerine katılmaya dü- şük ücretle güvencesiz çalışmaya karşı birleşmeye ve örgütlenmeye çağırdı. Yine aynı şekilde Tez Koop İş ile EMO İstanbul Şubesi 31 Aralık 2008 Çarşamba günü saat12.30 da yılın son Plaza eylemini yaptı. Yoğun kar yağışı ve şiddetli soğuğa rağmen burada yapılan basın açıklamasında bu eylemi Deri İş Sendikasında örgütlendikten sonra işten atılan DESA ve DİSK/ Dev Sağlık İş e üye oldukları için işten atılan Çapa Kızılay Kan Merkezi çalışanlarıyla dayanışmak için yapıldığı belirtildi. Bunun dışında Tez Koop İş yöneticileri, EMO İstanbul Şube Başkanı, Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve sendikaya üye oldukları için işten atılan DESA işçilerinin direniş sembolü olan devletin bir dizi saldırısına rağmen tek başına işyerininin önünde direnen Emine Arslan da eyleme katılarak kısa birer konuşma yaptılar. Konuşmacılar krizin faturasını işçi ve emekçilere yüklemek isteyen patronlara karşı birleşme ve örgütlenme çağrıları yaptılar. Direnişteki işçilere seslenen Emine Arslan ın patronların direnişi kırmak için işçileri tek tek arayarak boş vaadlerde bulunmasına karşı uyanık ve kararlı durulması gerektiği şeklindeki uyarısı coşkuyla karşılandı. Açıklama ve konuşmalar Emine Arslan yalnız değildir!, Birleşe birleşe kazanacağız!, Zafer direnen emekçinin olacak!, Sendika hakkımız engellenemez!, IBM işiçisi yalnız değildir!, Desa işçisi yalnız değildir!, Kızılay işçisi yalnız değildir!, Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!, Kurutuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz! gibi sloganlarla kesildi. Çevik kuvvet polisinin ablukası altında yapılan açıklama, son olarak yeni yılda da her çarşamba aynı saatte burada olunacağı açıklaması ertesinde eylem bitirildi. Dayanışmak amacıyla katıldığımız bu eylemin sonunda direnişteki Sinter Metal işçileriyle ilgili çıkardığımız destek bildirimizden de eyleme katılanlara verdik. 1 Ocak 2009 Kızılay Kan Merkezinde işçiler sendika nedeniyle işten atıldılar İs t a nbu l d a k i Ç apa K a n Merkezi nde çalışan işçiler düşük ücretlere karşı ve ağır çalışma koşullarını düzeltmek için 2008 yılının ilk aylarında başlayarak DİSK e bağlı Dev Sağlık İş Sendikası nda örgütlenmeye çalıştılar. Geçtiğimiz Eylül ayında bunu duyan Kızılay kan merkezi yönetimi Ekim ve Kasım ayları içinde önce öncü bildiği 15 yıllık çalışanları olan hemşire Funda Keleş i, sonra 10 ve en son 5 kişiyi olmak üzere toplam 16 işçiyi işten attı. İşçiler, yasal hakları olan sendikalaşma haklarını kullandıkları için uğradıkları bu saldırıya karşı üyesi oldukları sendika ile birlikte mücadelelerine devam ediyorlar. Sendikal nedenden ötürü işten atılan ve bu kan merkezinde çoğu yıllık olan işçilerin katılımıyla Dev Sağlık - İş - daha önce bir kaç kez yaptığı gibi - gelişmeler hakkında kamuoyunu bilgilendirme ve destek talep etme amaçlı bir basın açıklaması daha yaptı. 25 Aralık 2008 Perşembe günü saat da katılımcıların üç katı polisin ablukasında Çapa Kızılay Kan Merkezi önünde yapılan açıklamada süreç kısaca anlatıldı. Ertesi gün Sirkeci iş mahkemesinde görülen işe iade davasının duruşması olduğu belirtilerek eylem bitirildi. Eylemde Baskılar bizi yıldıramaz!, Sendika hakkımız engellenemez!, Kızılay bizimdir, bizim kalacak! sloganları atıldı. Açıklamada belirtilen gelişme ve sorunlardan bir kaçının altını çizmek istiyoruz: Bu kan merkezinde 15 yıldır çalışan en başarılı hemşirelerden olan F. Keleş i sendikadan istifa ettirmek için müdür Dr. Hüsnü Altunay tarafından -hiçbir hukuka dayanmaksızın sözlü olarak ifade ettiği-van a sürgün etme cezası veriyor. Buna itirazı da terbiyesizlik olarak değerlendiriliyor ve işten atılıyor. Diğer 15 kişiyi de aynı şekilde sendikadan vazgeçirmek için sürgünle tehdit ediyor ve Ardahan ve Şırnak a tayin - siz sürgün diye okuyun- ediyor. Gitmediklerin de ise işten atıyor. Bu sırada Kızılay Kan Merkezi Genel Müdürü Ömer Taşlı da tüm işçileri tek tek arayarak işten atmayla tehdit ederek sendikadan istifa etmelerini istiyor. İşten atmalara nedenler arasına sonradan kriz bahanesini de ekleyerek imzalıyor. Genel müdür yardımcısı da sendikadan istifa edilirse tayinleri geri çekeceklerini belirtiyor. İşten çıkarılmada krizi bahane eden yöneticiler Aralık ayında Çapa Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ EK:7

18 Ocak 2009 yeni dünya için ÇAĞRI nın İŞÇİ EKİ Kızılay Kan Merkezi ne 1 veznedar, 1 tıbbi sekreter 4 hemşireyi işe alıyorlar. Bunlar yaşanırken işçiler sendika ile Ankara da Genel Müdürlüğe gidip yetkililerle görüşüyor, genel müdürlük önünde basın açıklamaları yapıyor ve CHP Grup Başkan Vekili ile görüşüyorlar. Bir dizi sendika, meslek örgütü tarafından desteklenen işçiler topladıkları binlerce imzayı meclis başkanına veriyorlar. Bütün bunlara rağmen durumda bir değişiklik olmuyor. Bu anlatılanlar insan sağlığı açısında çok önemli bir hizmet alanı olan sağlık hizmetini yıllarca düşük ücretle ağır çalışma koşullarında büyük bir özveriyle yürüten tüm sağlık emekçilerinin sendikal hakkına düşmanlığın bu denli büyük olduğunu gösterdiği gibi iş güvenliklerinin başta patron -devlet olmak üzere tüm patronların temsilcileri müdür şef vb. tek kişinin -hiçbir hukuk tanımaksızın- iki dudağı arasında olmasını da çok net gösteriyor. Bu eylem öncesinde Çapa Tıp ta sendikalaştıkları için işten atılan temizlik işçilerini ziyaretimiz esnasında hem direnişçi işçilere hem de SES te örgütlü sağlık çalışanlarına birazdan yanıbaşlarında bulunan Kızılay Kan Merkezinde kitlesel basın açıklaması eyleminin olduğunu, buraya katılıp katılmayacaklarını sorduk. Haberlerinin olmadığını, eylemi yapanların kendilerine önceden haber vermediği için katılmayacaklarını belirttiler. Bu tavrın yanlışlığını belirtmemize rağmen ikna olmadılar. Sendikaya da neden işçilere ve SES li emekçilere haber vermediklerini sorduk. Bize, eylemi sadece Çapa Kızılay Kan Merkezi nde çalışanlarla yapmayı planladıkları için kimseyi çağırmadıklarını belirttiler. Yapılan basın açıklamasında Türkiye çapında 49 adet Kızılay Kan Merkezinde toplam 2 bin işçinin çalıştığını, bunların 130 unun İstanbul un Çapa Kızılay Kan Merkezinde çalıştığı açıklandı. Sorunları ortak olan ve yakınındaki işyerinde aynı yazgıyı paylaştığı işçi ve emekçileri eylemine çağırmayan bu arkadaşların Kızılay Kan Merkezlerinin halkın olduğu yanlış anlayışıyla hareketle halktan destek taleplerinde bulunmanın önemli bir çelişki olduğunu düşünüyoruz. Böyle düşünenler, işçilerin ve emekçilerin emekleriyle yaratılan Kızılay Kan Merkezleri ve onun gibi kurumların egemenlerden bürokrat burjuva kesimin yolsuzluklarla nemalandığı birer arpalıklar olduğunu unutuyorlar. 30 Aralık 2008 Kriz bizi teğet geçti!!! Biz başka bir dünya istiyoruz... Çünkü bizleri mahkûm etmeye çalıştıkları bu dünya tüm güzellikleriyle onlara yani burjuvaziye ait Biz başka bir dünya istiyoruz.. Bütün dünyayı derinden etkileyen küresel kriz kuşkusuz tüm sektörleri olumsuz etkiledi. Dünya ekonomisi en kötü dönemlerinden birini yaşıyor. Bundan 6 ay önce 150 dolar seviyesinde seyreden ve daha da yükselir denen petrol fiyatları bile krizin etkisi ile geriledi. Amerika ve Avrupa da asla batmaz denen dev şirketler battı. Dev şirketler binlerce kişinin işine son verdi ya da vermeye hazırlanıyor. Türkiye nin de bu durumdan etkilenmemesi mümkün değil. Türkiye'deki işçi ve emekçilerde her geçen gün krizin etkisini hissediyorlar. Bu ülkenin başbakanı da çıkıp kriz bizi teğet geçti, krizden en az etkilenen ülkelerden biriyiz şeklinde açıklamalar yapıyor. Merak ediyorum, acaba ben onunla aynı ülkede mi yaşıyorum! Ben 27 yaşında bir tekstil işçisiyim. Size kendi çalıştığım işyerinden, krizin bendeki, daha doğrusu çalıştığım iş yerindeki yansımalarından bahsetmek istiyorum. Çalıştığım firma 14 yıllık bir kuruluş, soliver, comma, esprit, reebok gibi tanınmış markalara üretim yapan bir ihracat firması. Yaklaşık olarak 3000'e yakın çalışanı ile Türkiye'nin en büyük tekstil firmalarından biri. Tekstil harici inşaat, otelcilik, bilgisayar, turizm vb. sektörlerde de faaliyet gösteren dev bir kuruluş. Bende 4 yıldır bu firmada çalışıyorum. Bugüne kadar gerek ücretler konusunda, gerekse de başka konularda çalıştığım firmayla her hangi bir sorun yaşamadım. Ancak son zamanlarda kriz bahane edilerek kısıtlamalara gidildi ve krizden yararlanılmaya başlandı. Kuşkusuz kriz tekstil sektörünü de etkiledi ve çalıştığım iş yerinde de belli yansımaları olmuştur. Ancak anlayamadığımız olaylar dizisi de beraberinde başladı. Daha doğrusu anlayıp da hiçbir şey yapmadığımız olaylar başladı. Patronumuz krizden çok güzel bir şekilde yararlanmaya başladı. Birçok işçi işten çıkarıldı. Örneğin; çalıştığım bölüm 53 kişilikti ve 32 kişiye düşürüldü. Birçok servis iptal edildi. Bu servisleri kullanan işçilere ister kendi imkânlarınızla gelirsiniz, isterseniz çıkarsınız dayatıldı. Firmada çalışan eski elamanların maaşları 700 ila 1000 YTL arası değişiyor. İşveren eski işçileri işten çıkartıp, yerine 503 YTL'ye yeni işçiler alıyor ya da birçok kişinin maaşlarını düşürüyor. Az insanla çok iş yaptırma politikaları izleniyor ve işçilere yoğun mesailer yaptırılıyor. İşlerin acil olduğu söylenerek firmada sabahlatılıyor. Örneğin; kasım ayında 100 saati aşkın mesai yaptırıldı ve kriz olduğu söylenerek mesai ücretleri ödenmedi. Buda yetmezmiş gibi maaşlar geciktirilmeye ya da parça parça verilmeye başlandı. Avans uygulaması kaldırıldı ve kayıt dışı işçi çalıştırılmaya başlandı. Bunun dışında patronumuz birçok gazetede ve TGRT televizyonuna çıkıp kriz bizi etkilemedi, 2009'daki amacımız bir milyar dolar diyor pişkince. Evet belki kriz çalıştığım firmayı etkilemedi ama bu firmada çalışan bütün işçileri etkiledi. Buda sevgili patronumun krizden nasıl faydalandığını bize açıkça gösteriyor. Zaten gece gündüz bizleri çalıştırmasından, hafta sonları çalışmamızdan ayda 100 saat fazla mesai yaptırmalarından, buna rağmen işlerin yetiştirilmesinde zorluk çekilmesi, işlerin kötü olduğunu (patronun yalanı!) bize kanıtlıyor. Kuşkusuz kriz var ancak patronlar bu krizi en iyi şekilde değerlendiriyor ve sömürünün dozunu bu dönemlerde arttırıyorlar. Özellikle işçilerin örgütsüz oluşu sömürünün yolunu tamamen açıyor. İşsizlik korkusu bütün işçilerde psikolojik bir baskı yaratmış durumda. İşçiler her an işlerini kaybetme korkusu yaşıyorlar ve bu durum işçi ve emekçilerde bunalıma sebep olmaktadır. Tabii zincirlerine de sıkı sıkı bağlanmalarını sağlamaktadır! Çünkü çevremizde fabrikalar kapılarına kilit vuruyor ya da işçi sayısında azalmaya gidiyor. Krizi bizler, işçileremekçiler yaratmadık ancak faturası her zaman bizlere çıkıyor. Kriz döneminde bir de elektriğe ve doğalgaza yapılan zamlarla faturalar katlanarak, bizlere dönüyor. Biz işçi ve emekçiler şunu çok iyi bilmeliyiz ki örgütlenmediğimiz sürece, örgütlü bir şekilde hareket etmediğimiz sürece, kapitalizmin çarkı içinde ezilip yok olacağız. Açlıkla karşı karşıya kalacağız. Ne kadar çalışırsak çalışalım, sadece karnımızı doyurabileceğiz. Bu sistemde insan onuruna yakışır bir şekilde yaşayabilmemiz mümkün değildir. Biz başka bir dünya istiyoruz... Çünkü bizleri mahkûm etmeye çalıştıkları bu dünya tüm güzellikleriyle onlara yani burjuvaziye ait. Biz başka bir dünya istiyoruz... Çünkü bu dünya, günde 14 saat çalıştırılan işçilerin, bedeni ve yaşamı ellerinden alınmış kadınların, sömürülen alın terlerinin üzerine kurulmuştur. Bizim istediğimiz dünya komünizmin var olduğu dünyadır... Haydi, komünizme giden yolda sosyalizmi kurmak için birlikte mücadele edelim... Yeni Dünya Gençliği Okuru/ İstanbul 18 Aralık 2008 EK:8 ÇAĞRI Basın Yayın Ltd. Şti Adına Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer Yönetim Yeri ve Adresi: Hüseyin Ağa Mah. Balo Sok. No: 29/5 Beyoğlu - İstanbul Tel.: (0212) Fax: (0212) Banka Hesap: Türkiye İş Bankası Galatasaray-İstanbul, Hesap No: SAYI 129 in İşçi Eki Ocak 2009 Baskı: Uğur Matbaacılık ( ) Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 6. Kat A Blok 4 NA Topkapı - İstanbul Yayın Türü: Yaygın Süreli

19 Açık-gizli tüm emperyalist asimilasyon politikalarına karşı mücadele... Emperyalist sistem içerisinde, şu ya da bu devlet çatısı altında gerçek anlamda halkların kardeşliği temelinde yaşanmasının koşulları yoktur! Yazımın sebebi, YDİ ÇAĞRI gazetesinin 120. sayısında yayınlanan Asimilasyon insanlık suçudur! başlıklı yazıdır. Yazı içerisinde doğru olarak, TC devletinin başbakanı R.T Erdoğan'ın Şubat ayında Almanya'nın Köln kentinde yapmış olduğu konuşması içerisinde savunduğu,... asimilasyon insanlık suçudur... şeklindeki tavrı ele alınmış ve bu tavrın iki yüzlüce bir tavır olduğu örnekleriyle ortaya konmuştur. Almanya'daki TC kökenli Türk milletinden insanların asimilasyona tabi tutulmasını eleştiren TC Başbakanının, özellikle TC'nin kuruluş tarihinden itibaren sürekli ve sistemli bir şekilde Türkiye devletinin sınırları içerisinde yaşayan Kürt, Ermeni, Laz, Çerkez, Arap, Süryani vd. milliyetlerden halkları asimile etmek için elinden gelen her şeyi yaptığını, Alman devleti hakkında söylediklerinin kendilerinin de devlet olarak politikaları olduğunu ortaya koyan eleştiren bir yazıdır. Bu tavır bu çerçevede doğru bir tavırdır aynı zamanda. Ben yazı içerisinde, tartışma içerisinde savunulan ve benim yanlış bulduğum bir tavrı eleştireceğim. O da şudur: Yazıda asimilasyonun sözlük anlamı ortaya konduktan sonra şunlar söylenmektedir:... Fakat baskının, yasağın ve dayatmanın olmadığı, doğal gelişme sürecinde şu ya da bu milletten insanlar, bir başka milletten insana dönüşebilir, benzeyebilir. Bu noktada benzetilme sözkonusu değil, benzeme sözkonusudur. Bu tek kuşak sürecinde olmasa bile, ikinci üçüncü kuşaktan insanlar, örneğin Almanya'da Türk kökenli insanlar Almanlaşabilir. Annem-babam, nenem-dedem Türk, Kürt, Çerkez, Roman, Arap, Ermeni... ama ben Almanım, ya da İngilizim, Fransızım, Hollandalı, Belçikalı, İtalyanım deme durumunda olabilir, oluyor da. Zor ve dayatmanın, yasakların olmadığı koşullarda, doğal gelişme sürecinde değişik milletlerden insanların benzeşmelerine, kaynaşmalarına karşı çıkmak, tarihin gelişmesine ters olduğu gibi, milliyetçi bir yaklaşımdır da. Bu yüzden de egemenlerin zorla asimile etme siyasetine karşı çıkarken, tüm koşullarda benzeşmeye karşı olma konumuna; egemenlerin şoven ve milliyetçiliğine karşı mücadelede tersten milliyetçi konuma düşmemek için sorunu bilince çıkarmak devrimcilerin, komünistlerin görevidir.... Böylesi bir tavır yanlış bir tavırdır. Verilen örnek yanlıştır. Örnek yanlış olunca da, Batı Avrupalı emperyalist devletlerin asimilasyoncu politikalarını görememe, istemeyerek de olsa onların yedeğine düşme tavrı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu güne kadar bu yazıdaki doğru ile yanlışın bir arada durduğunu görülmemesi de ciddi bir sorundur. Ben yıllarca bu gazetenin bir okuruyum. Eğer önemli bir dikkatsizlik sonucu bu noktaya gelinmemişse, çok büyük bir siyasi hata yapılmaktadır. Emperyalizm koşullarında değişik milletlerden insanların bu gibi konularda özgürce kendi hakkında karar verme olanağı yoktur. Yazıda,... Zor ve dayatmanın, yasakların olmadığı koşullarda, doğal gelişme sürecinde değişik milletlerden insanların benzeşmelerine, kaynaşmalarına karşı çıkmak, tarihin gelişmesine ters olduğu gibi, milliyetçi bir yaklaşımdır da... şeklindeki savunu salt teori düzeleminde ele alındığında doğru görülebilir bir savdır. Fakat, somut duruma bakıldığında batılı ülkeleri örnek gösteren bu savın devamında, gerçekleri göremeyen, emperyalist devletlerin güçlü mekanizmaları karşısında bu genç kuşaklara benzeşme değil, benzetilmekten başka bir şans bırakılmadığını göremeyen bir dar bakış açısıdır bu tavır. Emperyalist devletlerin güçlü yapılarıyla zor ve dayatma içerisinde olmadığını savunmak biz komünistlerin işi değildir. Böyle olduğu için de, benzeşmekten ve kaynaşmaktan söz edilemez! Örnek olarak verirsem, Avrupa'da 5 milyon civarında Türkiyeli, Arabistanlı, Kürdistanlı vb. işçi, emekçi var. Bunların anadillerinde eğitim şansı yok. Kendi yüksek okulları yok. Tüm alanlarda emperyalist devletlerin çarklarına teslim edilmiş durumdadırlar. Bunun sonucu insanların ben Almanım ya da Fransızım demekten başka gündem şansı var mı? Hangi doğal gelişme süreci nden bahsediliyor? Bunun neresi doğal? Emperyalist devlet mekanizmalarının politikaları esas olarak göçmenleri asimile etme politikalarıdır. Hem göçmenleri ve hem de çocuklarını asimile edip Almanlaştırma, İngilizleştirme, Fransızlaştırma vb. politikası yüz yıllar boyunca izlenen bir politikadır. Böyle olduğu için de, gerçekten bu emperyalist devletlerde, ikinci, üçüncü kuşaklardan gençlerin bilinçli ve gönüllüce Almanlaşmalarını, İngilizleşmelerini savunma poziyonuna düşmek, milliyetçi olmama korkusu ile emperyalist politikalara eklemlenmektir. Şu sorunun sorulması gerekir: Neden bu emperyalist ülkelerde yaşayan şu ya da bu milletten insanlar-hangi kuşaktan olurlarsa olsunlar- gönüllü olarak Almanlaşma, İngilizleşme, Fransızlaşma gibi eğilimler içerisine girebiliyorlar da Alman, Fransız, İngiliz milletinden insanlar-genç ya da yaşlı- Türk leşmiyorlar, Kürtleşmiyorlar, Ermenileşmiyorlar, Lazlaşmıyorlar, Sırplaşmıyorlar, Arnavutlaşmıyorlar vb.? Ya da, Türk devletinin çatısı içerisinde yaşayan Lazlar, Araplar, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Çerkezler vb. milletlerden insanlar neden Türkleşiyorlar (doğrusu Türkleştiriliyorlar) da Türkler Kürtleşmiyorlar, Lazlaşmıyorlar, Ermenileşmiyorlar, Rumlaşmıyorlar vb.? Aslında bu soruya verilecek cevabın sonucunda bile yapılan siyasi hata görülebilir. Yani emperyalist devletler veya egemen burjuva devletler ellerindeki tüm olanakları, eğitim ve kültür olanakları kullanarak ve göçeden milletlere aynı hakları tanımayarak, onların genç kuşaklarının kendi dillerini, kültürlerini unutmalarına, ya da o kültürlerin olumlu yanlarını üzerlenememelerine sebep olabilmektedir. Aslında gazetede yayınlanan yazının yazarları asimilasyon kelimesinin ne anlama geldiğini Brockhaus a dayanarak açıklamaya çalışmışlardır. Ama neden sadece oraya dayanmak gerekir ki? Yine büyük asimilasyoncuların Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise, bu tanımlamanın, Fransızca assimilation kelimesinden alındığını ve üç şekilde anlam ifade ettiğini, 1. Özümleme 2. Dilbilgisi Benzeşme ve 3. Toplum Bilimi Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme sürecinin sonu olarak değerlendirmektedir. Biz bu 3. noktadaki, Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme sürecinin sonu olarak yapılan anlamlamayı ele almak durumundayız ve bunu temel aldığımızda, ki toplum bilimi açısından almalıyız, o zaman neden tüm emperyalist ülkelerde, o ülkeye göç eden milletlerden ve azınlıklardan insanların iki üç kuşak sonra asimilasyona uğratıldığını daha rahat anlayabiliriz. Yazıyı sonuçlandırırken bir şeye daha parmak basmak gerekir: Sosyalizmin gerçekten uygulandığı Lenin ve Stalin yoldaşların önderlik ettiği dönemlerde, Sovyetler Birliği nde en küçük bir halk bile asimilasyona uğramadı. Yani onlar gönüllü olarak Ruslaşma gereği duymadılar. Herkes kendisini Sovyetler Birliğinin bir vatandaşı olarak kabul etti. Hiç biri artık Çeçen değilim, Azeri değilim, Özbek değilim, Estonyalı değilim, İnguş değilim demedi, demeye gerek duymadılar. Hiç kimse de siz neden gelinen noktada proleter devrimini yaparak sosyalizmi kuran büyük Rus milleti üyesi olmayı kabul etmiyorsunuz? demedi, buna yeltenmediler bile! Tersine hiç bir milliyet zorla asimile edilmedi... Tersine ezilen milliyetlerin kültürlerini geliştirmelereinin yolu açıldı. He r k e s k e n d i k i m l i ğ i n i sahiplendi. Marksist önderler de Çarlık dönemindeki Ruslaştırma politikasının yerine, proleter enternasyonalist bir politikayla tüm milletlerin olumlu, ilerletici kültürel birikimlerini savundular, sahiplendiler ve ilerletmeye çalıştılar. Bunun için tüm bölgelerde ana dillerde eğitim olanakları yaratıldı. Kültürel zenginliği paylaştılar. Ancak bu politikanın sonucu olarak Hitler faşizmi diye adlandırılan aslında Alman faşizmi olan faşizmin yerle bir edilmesi sağlandı. Dolayısıyla Marksistler-Leninistler, her türlü görünen ve gizli -ince/ sinsi yürütülen asimilasyon politikalarına karşı mücadele ederler. Yazıda bahsedildiği gibi devrimciler değil, çünkü devrimcilik bir döneme has 11

20 gündem 12 bir süreçtir ve devrimciler milliyetçi de olabilirler, ama biz komünistler, halkların bütünleşmesini savunuruz. Ama bunu bir halkın tüm olumlu değerlerinin de yok edilmesi pahasına olması gerektiğini savunmayız. Biz komünistler, tüm halkların kardeş olduğunu ve olumlu kültürel değerleri ortaklaştırarak, biri diğerini yok sayarak-asimile ederek değil, evet yeni bir toplum ve yeni bir millet in tamamıyla gönüllülük temelinde oluşmasından yanayız. Bu millet, tüm halkları bütünleştiren, birbirinin dilinden, olumlu geleneklerinden öğrenen ve bu şekilde çok zengin kültürel değer bütünlüğü olan yeni bir milletin, proleter bir milletin gönüllü oluşumundan yanayız. Bu gelişme, sosyalizmin dünya ölçüsünde egemen olduğu, komünist topluma geçildiği bir dönemin ürünü olabileceğini, bu döneme denk düşeceğini söyleyebilmeliyiz! Bu anlamda, yazar arkadaşların Brockhaus dan yaptıkları alıntıda da belirtildiği gibi,..birbirine karışma, birleşme, kaynaşma dan yana olmalıyız. Birinin diğerine tümden benzemesine, benzeşmesine karşı durmalıyız. Bir başka türlü ifade edersem, her milletten iyi, ileri olanları alma ve bunları herkesin malı haline getirme, evet kültürel ortaklaşmayı savunmalıyız! Komünistler son çözümlemede her türlü millet, milliyet vb. düşüncesine, uygulamasına karşıdırlar... Sonuçta özgür bireylerin özgür birliği dir komünist toplum.. Son çözümlemede komünizmde (ileri bir evrede) her türlü millet, milliyet farkı, sınıf farkları ile birilkte çözülüp gidecek, büyük insanlık kendini millet, milliyet vb. üzerinden tanımlamayacaktır. Millet/milliyetler arasındaki etnisiteye dayalı farklar giderek silinecektir... Sonuç olarak bu asimilasyon vb. biçiminde adlandırılmasa bile, milliyetler arasındaki farklılığın silinmesi, milliyetsiz büyük bir insanlık ailesi içinde herkesin kaynaşması olayı olacaktır... Biz komünistler, bugün farklı milletlerden insanl a r ı n A l m a n l a ş t ı r ı l m a s ı n a, İngilizleşmesine, Türkleştirilmesine, Kürtleştirilmesine, Ruslaştırılmasına vb. karşı olmalıyız! Örnek olması açısından Sovyetler Birliği'nde dil ile ilgili yürütülen bir tartışmayı buraya almakta fayda görüyorum. A. Çolopov yoldaşa başlıklı 28 Temmuz 1950 tarihli yazısında, Stalin yoldaşın dillerle ilgili gelişmeleri iki döneme ayırdığı belirtilerek şunlar söylenmektedir:... Mesele şudur: Stalin'in Dilbilimde Marksizm Üzerine adlı makalesiyle XVI. Parti Kongresi'nde yaptığı konuşma iki çok farklı çağla ilgilidir, dolayısıyla da iki farklı formül ortaya çıkmıştır. Broşürün dillerin içiçe geçmesiyle ilgili bölümünde Stalin'in formülü sosyalizmin dünya ölçüsünde zafere ulaşmasından önceki çağla, dünyada sömürücü sınıfların egemen olduğu, ulusal ve sömürgeci baskının sürdüğü, ulusal ayrılıkların, ulusların karşılıklı güvensizliklerinin siyasi farklılıklarla daha da pekiştiği, ulusal eşitliğin henüz gerçekleşmediği, dillerin içiçe geçmesinin dillerin birinin egemenliği için mücadeleyle gerçekleştiği, ulusların ve dillerin barışçıl ve dostça işbirliği için henüz koşulların bulunmadığı, dillerin işbirliği ve karşılıklı zenginleşmesinin değil, bir dilin asimilasyonunun, bir başkasının zaferinin gündemde olduğu bir dönemle ilgilidir. Bu koşullar altında sadece galip ve mağlup dillerin olacağı çok açıktır. İki dilin içiçe geçmesinin yeni bir dil yaratmayacağını, bir dilin yenilgisinin ötekinin zaferi demek olacağını ifade eden Stalin'in formülü işte tam da bunu söylemektedir. Yazının devamında ise şunlar söylenmektedir: Stalin'in XVI. Parti Kongresi'nde yaptığı konuşmadan alınan öteki formüle gelince, dillerin ortak bir dil biçiminde kaynaşacaklarıyla ilgili bölümü bir başka dönemden, sosyalizmin dünya ölçüsünde zafere ulaştıktan sonraki bir dönemden, artık dünya emperyalizminin olmadığı, sömürücü sınıfların yıkıldığı, ulusal ve sömürgeci baskının ortadan kaldırıldığı, ulusal ayrılıkların ve ulusların karşılıklı güvensizliğinin yerini, karşılıklı güvenin ve ulusların birbirine yakınlaşmasının aldığı, ulusal eşitliğin gerçekleştiği, dillerin baskı altında tutulması ve asimilasyona uğratılması politikasının tasfiye edildiği, ulusların işbirliğinin kurulduğu ve ulusal dillerin işbirliği yoluyla birbirlerini zenginleştirme olanağına sahip oldukları bir dönemden sözetmektedir. Bu koşullar altında bir dilin baskı altında tutulması ve yenilgiye uğraması, öteki dilin ise zafere ulaşmasından sözedilemeyeceği açık. Burada birinin yenildiği ötekinin ise süreçten zaferle çıktığı iki dil değil, yüzlerce ulusal dil sözkonusu olacaktır; bunların içinden, ulusların ekonomik, politik ve kültürel alanlarda uzun süreli bir işbirliğinin sonucu olarak önce en zenginleşmiş bölgesel diller ortaya çıkacak, daha sonrada da bu bölgesel diller ortak bir uluslar arası dil biçiminde kaynaşacaklardır, elbette bu dil ne İngilizce, ne Rusça, ne de Almancadır. Bu dil ulusal ve bölgesel dillerin en iyi unsurlarını bünyesine almış yeni bir dil olacaktır. J.V. Stalin Eserler C. 16, s İnter Yayınları Aslında bu alıntıda net bir şekilde, tartışma dil konusunda odaklanmış olsa da, benzetilmekten değil, benzeşmekten, daha doğrusu birbirine benzeşmekten bahsetmek gerektiğini, kapitalist toplumda gönüllü benzeşmenin olanaklarının sıfıra yakın olduğunu, gerçekten halkların ancak, Sosyalizmin dünya ölçüsünde zafere ulaştıktan sonraki bir dönemden.. sonra gönüllüce birbirlerine benzeşeceklerini göstermektedir. İleri teknoloji, geri teknoloji tartışmalarının da günümüzde yürütüldüğü bir dönemde de dil konusunda kimilerinin İngilizce ana dil olacak/olmalı şeklindeki benzer savların da emperyalist politikaların siyasetlerine alet olmaya açık kapı bıraktığını, bu tavırların red edilerek, sosyalizmin deneyimlerinden ortaya çıkan,.. Burada birinin yenildiği ötekinin ise süreçten zaferle çıktığı iki dil değil, yüzlerce ulusal dil sözkonusu olacaktır; bunların içinden, ulusların ekonomik, politik ve kültürel alanlarda uzun süreli bir işbirliğinin sonucu olarak önce en zenginleşmiş bölgesel diller ortaya çıkacak, daha sonrada da bu bölgesel diller ortak bir uluslar arası dil biçiminde kaynaşacaklardır, elbette bu dil ne İngilizce, ne Rusça, ne de Almancadır. Bu dil ulusal ve bölgesel dillerin en iyi unsurlarını bünyesine almış yeni bir dil olacaktır şeklindeki siyasetin bizim siyasetimiz olması gerektiğini, savunacağımız doğru görüşlerin bunlar olduğunu görmemiz lazım. Biz biliyoruz ki, emperyalist sistem sürdüğü sürece halkların kardeşliği ve gönüllü birliği gerçek anlamda gerçekleşemez! Bunun için de tüm emperyalistkapitalist sistem-burada feodal sistemin gericiliğini tartışmaya gerek yok, biz emperyalist sistemi tasfiye etmenin biricik alternatifinin sosyalizm ve sosyalist sistem olduğunu savunuyoruz- var olduğu sürece tüm ülkelerde egemen olan milletlerin burjuva devletleri, o ülkelere değişik sebeplerle göç ederek gelen halkları farklı şekillerde asimilasyon politikalarına tabi tutacaktır. Dolayısıyla, göç eden milletlerden ikinci veya üçüncü kuşak insanların asimilasyon karşısında kendilerinin olumlu kültürel değerlerini de koruyacak ve geliştirecek olanakları yoktur. Bu olanaklar bilinçli olarak sağlanmamaktadır. Bu olanakları ancak sosyalist devlet denilen gerçek İşçi İktidarları sağlamıştır/sağlayacaktır. Emperyalist asimilasyon politikalarına karşı, yaşasın Proleter Enternasyonalizmi! Ydi Çağrı Okuru Aralık 2008 Maraş katliamını 30. yıldönümünde Unutmadık, unutturmayacağız! Maraş katliamı Türkiye tarihinde ne ilk ne de son olmuştur. TC tarihi katliamlarla doludur. Katliama uğrayanlar kah Alevi inancından insanlar olmuş, kah Kürt halkından insanlar olmuş, kah Ermeni ve Rumlar olmuş, kah devrimci, demokrat ve yurtseverler olmuş. Katliamlardaki en temel amaç mevcut kapitalist-faşist düzenin ayakta tutulması ve sürdürülmesi olmuştur. Bunun için katliamlarla bir yandan düzen açısından tehlike görülen kesimler bertaraf edilmek veya sindirilmek istenmiştir, diğer taraftan da korku ve kargaşa ortamı yaratılarak daha koyu baskı rejimlerine zemin hazırlanmıştır Aralık 1978 de Ecevit hükümeti döneminde gerçekleştirilen Maraş katliamı TC tarihinin en karanlık sayfalarından biridir. Katliama maruz kalan esası Alevi inançtan insanlar yaşadıkları korkunç vahşeti 30 yıl sonrasında da unutamamaktadırlar. Doğrudan MHP li faşistler tarafından kışkırtılan, yerli Sünni halkın da bizzat katıldığı katliamın perde arkasında hiç kuşkusuz bilinçli planlı bir kontrgerilla tezgahı vardır. Kontrgerillanın devletin organik parçası olduğu bilindiğinde resim tamamlanmaktadır. Dönemin CHP hükümeti sorumluluğunu üstünden atmak için olayın kendi hükümetlerini zayıflatmaya yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Gerçek şudur ki, hem o dönemdeki

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

Metodoloji Türkiye Ne Diyor?

Metodoloji Türkiye Ne Diyor? HAZİRAN 2013 Metodoloji Türkiye Ne Diyor? Araştırması İNC Araştırma ve İletişim Danışmanlığı tarafından 24-29 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın alan uygulaması NUTS 2 sınıflamasına

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

''Yanlış anlaşılıyorum''

''Yanlış anlaşılıyorum'' ''Yanlış anlaşılıyorum'' Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BDP li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke hazırlanmasıyla ilgili soruya ''Benim sözlerimden farklı anlam çıkarılıyor.

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV.

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV. İZMİR BARO BAŞKANLIĞI NA Strasburg da yapılacak olan Doğu PERİNÇEK AİHM davasında yönetim kurulumuzun kararı ile temsilci olarak görevlendirildim. Bir çok kişi ve kuruluşun yanı sıra hukukçu olarak TÜRKİYE

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Amaç MADDE 1 KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun

Detaylı

Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik

Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik 12006 Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik 2006 yılından beri Bütün öğretmenler kadrolu olmalıdır diyerek mücadelemizi, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi yönünde yoğunlaştırdık. 2 22008 Bakan Hüseyin

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü için gerçekleştirilmiştir. 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 8 Haziran 2015 2015 Ipsos. Tüm Hakları Saklıdır. Bu dosya içeriği, Ipsos'un izni olmaksızın medya da

Detaylı

Uygulanacak ekonomik politikalar, istihdam ve üretime öncelik tanımalı, politikaların temelini insan oluşturmalıdır.

Uygulanacak ekonomik politikalar, istihdam ve üretime öncelik tanımalı, politikaların temelini insan oluşturmalıdır. TERÖR VE BEKLENTİLER Türkiye, önce 22 Temmuz genel seçimleri ve ardından Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile yaz aylarını kendini yenileyerek geçirmiş, sonbahara ise artan terör olayları, şehitlerimiz, onların

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

: İstanbul Barosu Başkanlığı

: İstanbul Barosu Başkanlığı 31.05.2013 815 İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İHBARDA BULUNAN : İstanbul Barosu Başkanlığı İHBAR EDİLENLER : Şiddet ve zor kullanan kolluk görevlileri, onlara bu yönde emir ve talimat verenler, bu

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI Türkiye nin gündemine damgasına vuran önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te.

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te. AZİZ BABUŞCU AK PARTİ İL BAŞKANI CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ 4 te AK YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 4 Kasım 2015 Not: bu dosyada iletilen veriler görselleştirilirken slide da belirtilen logo, örneklem bilgisi (n=) ve Ipsos

Detaylı

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TES-İŞ ten 6. okul: Kayseri Veteriner Fakültesi Genel Başkan Kumlu nun acı günü Seydişehir ETİ Alüminyum a Danıştay dan iptal TES-İŞ ten 6 ncı okul: Kayseri

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Ocak 2012 Raporu. *1915 te ne oldu? *Uludere: Kaza mı Kasıt mı?

Türkiye küçük Millet Meclisleri Ocak 2012 Raporu. *1915 te ne oldu? *Uludere: Kaza mı Kasıt mı? Türkiye küçük Millet Meclisleri Ocak 2012 Raporu *1915 te ne oldu? *Uludere: Kaza mı Kasıt mı? 1 1 2 Ortak Paydalar * 1915 te olanlar hakkında görüş birliği yok. * Uludere de yaşanan olayın resmi bildirimlerde

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015 R A P O R 1 Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL Mayıs 2015 Sunuş 4.264 kişi ile yüz yüze görüşme şeklinde yapılan anket bulgularına dayanan bu rapor, Mart- Nisan 2015 tarihinde Sakarya ilinin

Detaylı

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EKİM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık İlçesi nde meydana gelen dolu yağışı

Detaylı

07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA. Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi. Değerli Basın Mensupları,

07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA. Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi. Değerli Basın Mensupları, 07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi Değerli Basın Mensupları, Uluslararası Adalet ve Hürriyet Derneği`nin, 2015 Yılı İsrail tarafından

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı - Ekonomik krizin şiddeti devam ederken, krize borçlu yakalanan aileler, bu dönemde artan işsizliğin de etkisi ile

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması İçindekiler 44. Dönem Genel Kurul Gündemi... 11 43. Dönem Organları... 12 43. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 16 44. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 18 İnşaat Mühendisleri Odası Temsilcilikleri... 20 18

Detaylı

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi, kamuoyunu yani halkın kanaatlerini karar alıcıların ve uygulayıcıların meşruiyetini sürdüren önemli bir faktör olarak görmektedir.

Detaylı

İNSAN HAKLARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS AYLARI İNSAN HAKLARI İHLAL RAPORU

İNSAN HAKLARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS AYLARI İNSAN HAKLARI İHLAL RAPORU İNSAN HAKLARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS AYLARI İNSAN HAKLARI İHLAL RAPORU 2014 GİRİŞ: Türkiye de son üç ayda (Haziran, Temmuz, Ağustos) insan hakları ihlalleri istikrarlı bir biçimde

Detaylı

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015 ARGETUS ARAŞTIRMA, DANIŞMANLIK, EĞİTİM, PROJE VE ORGANİZASYON AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI 25 AĞUSTOS 2015 Mehmet Akif Mah.Recep Ayan Cad. Günaydın Sok. No:6 Kat:3 Çekmeköy

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Papa'nın yardımcıları ziyaret için gelip gerekli görüşmeleri bile yaptılar. Bundan sonra neler yaşanacak?

Papa'nın yardımcıları ziyaret için gelip gerekli görüşmeleri bile yaptılar. Bundan sonra neler yaşanacak? Papa 16. Benedikt'in Almanya'da sarfettiği İslam dini kılıç dinidir sözlerini Türliye'nin tek Oksidantalisti- Hıristiyan bilimcisi olan araştırmacı yazar Aytunç Altındal Yeniçağ'a değerlendirdi. Bu sözlerin

Detaylı

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin Erdoğan, Balıkesir Ekonomi Ödülleri Töreni nde konuştu: Ben diyorum ki,

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

2000 li Yıllar / 8 Türkiye de Eğitim Bekir S. GÜR Arter Reklam 978-605-5952-25-9 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 8 Türkiye de Eğitim Bekir S. GÜR Arter Reklam 978-605-5952-25-9 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 8 Kitabın Adı Türkiye de Eğitim Editör Bekir S. GÜR Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-25-9 Baskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık Ömür

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

Yargıdaki skandallar Kollama-filmindeki Yiğit-in durumunu cazib hale getirmekte, Kurtlar Vadisi Pusu-daki Polat-ın durumuna özendirmektedir.

Yargıdaki skandallar Kollama-filmindeki Yiğit-in durumunu cazib hale getirmekte, Kurtlar Vadisi Pusu-daki Polat-ın durumuna özendirmektedir. YARGI İNTİHAR ETTİ *Sevr-le sınırları tesbit edilen Türkiye,Lozanla geleceği şekilleniyor,elleri kolları bağlanıyordu.şimdiki hukuk ise bunun kollarından biri..ahtapot gibi.. etti *Mailime gelen bir notta;

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Filistin ile yatıp, Gazze ile kalkıyoruz.

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Filistin ile yatıp, Gazze ile kalkıyoruz. - Günlük siyaset acının üstünü nasıl örter? - Gazze yi ve Filistin i içselleştirmek yerine farz olarak görenlerin destansı trajik hali - BM Genel Sekreteri, AKP Kadın Kolları ve Hrant Dink Ortak paydası

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Danışma Kurulu Toplantısına

Detaylı

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Orta Doğu gezisinin son durağı Suudi Arabistan'da bulunan ABD Başkanı George W. Bush, Suudi Kralı Abdullah'la, yüksek petrol fiyatlarının ABD'yi nasıl etkilediği

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

Türkiye de Seçim Uygulamaları/ Sorunları Işığında Temsilde Adalet Yönetimde İstikrar İlkelerinin İşlevselliği

Türkiye de Seçim Uygulamaları/ Sorunları Işığında Temsilde Adalet Yönetimde İstikrar İlkelerinin İşlevselliği Türkiye de Seçim Uygulamaları/ Sorunları Işığında Temsilde Adalet Yönetimde İstikrar İlkelerinin İşlevselliği Erol TUNCER Seçim sistemlerinin belirlenmesinde temsilde adalet ve yönetimde istikrar (fayda)

Detaylı

BÖLÜM 13. BASIN BİRİMİ ÇALIŞMALARI

BÖLÜM 13. BASIN BİRİMİ ÇALIŞMALARI BÖLÜM 13. BASIN BİRİMİ ÇALIŞMALARI Oda Basın Birimi çalışmaları, etkinlikler, raporlar, meslek ve uzmanlık alanlarımızla ilgili konular ve güncel gelişmelere ilişkin görüşlerimizi basın ve kamuoyunun bilgisine

Detaylı

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL Tel: 0216 492 0504, 0216 532 7545 Faks: 0216 532 7545 freex@superonline.com www.antenna-tr.org "Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ

AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ Demokrasi Endeksi: 2014 yılı i bariyle 167 ülke arasında Türkiye 89 (Yalnızca ilk 26 ülke tam demokrasi sayılıyor. Türkiye bu ülkelerin çok gerisinde. Sivil Özgürlükler:

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL- İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Toroslar/Çağdaşkent Mahallesinde 2015

Detaylı

2011 KADIN İSTATİSTİKLERİ

2011 KADIN İSTATİSTİKLERİ 2011 İSTATİSTİKLERİ PARLAMENTO SEÇİM YILI PARLAMENTODAKİ MİLLETVEKİLİ MİLLETVEKİLİ İÇİNDEKİ PAY ( ) 1935 395 18 4.6 1943 435 16 3.7 1950 487 3 0.6 1957 610 8 1.3 1965 450 8 1.8 1973 450 6 1.3 1991 450

Detaylı

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler, ÇOCUKLARIN İNTERNET ORTAMINDA CİNSEL İSTİSMARINA KARŞI GLOBAL İTTİFAK AÇILIŞ KONFERANSI 5 Aralık 2012- Brüksel ADALET BAKANI SAYIN SADULLAH ERGİN İN KONUŞMA METNİ Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler,

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ 29.03.2009

MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ 29.03.2009 TÜİK MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ 29.03.2009 İl Genel Meclisi Üyeleri Büyükşehir Belediye Başkanlığı Belediye Başkanlığı Belediye Meclisi Üyeleri ISSN????-???? TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

TÜRKĠYE SOSYAL, EKONOMĠK VE POLĠTĠK ANALĠZ II

TÜRKĠYE SOSYAL, EKONOMĠK VE POLĠTĠK ANALĠZ II TÜRKĠYE SOSYAL, EKONOMĠK VE POLĠTĠK ANALĠZ II EKĠM - KASIM 2011 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren

Detaylı

1- Ziraat, 100 milyon Euro kaynak sağlayacak - Dünya 03.12.2014

1- Ziraat, 100 milyon Euro kaynak sağlayacak - Dünya 03.12.2014 1- Ziraat, 100 milyon Euro kaynak sağlayacak - Dünya 03.12.2014 2- Sanayinin Sorunlarını üniversite çözecek Hürriyet- 02.12.2014 Ankara Üniversitesi bünyesinde yeni kurulan Teknoloji Transfer Ofisi (TTO)

Detaylı

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı nı sona erdiren antlaşmadır. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Şekil 1. Kasım 1922 de Lozan Konferansı

Detaylı

SAVAŞ, GÖÇ VE SAĞLIK. 18 Mayıs 2015 İstanbul Şeyhmus GÖKALP

SAVAŞ, GÖÇ VE SAĞLIK. 18 Mayıs 2015 İstanbul Şeyhmus GÖKALP SAVAŞ, GÖÇ VE SAĞLIK 18 Mayıs 2015 İstanbul Şeyhmus GÖKALP Sunu 1. Savaş? Savaş Ortamı 2. Tarihe dokunmak 3. IŞİD in Irak ve Suriye de ardışık saldırıları ve sonrasında gelişen Halk Sağlığı sorunları 4.

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN*

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* 1.Giriþ ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* Toplu olarak kullanýlmasýndan dolayý kolektif sosyal haklar arasýnda yer alan sendika hakký 1 ; bir devlete sosyal niteliðini veren

Detaylı

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi,

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi, BELEDİYEDE II.SELİM DÖNEMİ Merhabalar ;Bildiğiniz gibi genelde mali konularda yazılar yazarak sizleri bilgilendirmekteyim Ancak;Bu günkü konumu siyasi içerikli olarak yerel seçim sonuçlarına ayırdım, Öncelikle

Detaylı

Afyonkarahisar Chamber E- BÜLTEN of Commerce and Industry

Afyonkarahisar Chamber E- BÜLTEN of Commerce and Industry Afyonkarahisar Chamber E- BÜLTEN of Commerce and Industry EYLÜL 2015 Afyonkarahisar AFYONKARAHİSAR Chamber of Commerce TİCARET VE and Industry SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU FAALİYET RAPORU (28.08.2015-18.09.2015)

Detaylı

ANKARA NIN OYLARI SEÇİM GÜNLÜĞÜ

ANKARA NIN OYLARI SEÇİM GÜNLÜĞÜ ANKARA NIN OYLARI SEÇİM GÜNLÜĞÜ Ortak Nokta Derneği ile Ankara Kent Forumu Derneğinin önderliğinde, sivil toplum kuruluşlarının desteği ve gönüllülerin katılımıyla bağımsız bir platform olan Ankara nın

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı