Genel Direniş Tam Bir Zaferle Sonuçlandı

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Genel Direniş Tam Bir Zaferle Sonuçlandı"

Transkript

1

2 Merhaba, Onursuz ve ahlaksızdılar... Yüreklerindeki korkunun ifadesiydi işkencecileri bu kadar pervasızlaştıran. Bu yüzden yine saldırdılar çalışanlarımıza, okurlarımıza. Adana temsilcimiz Bülent Ecevit Özdemir 16 okurumula yine işkence altında. Trabzon temsilcimiz Fatma Osmançelebioğlu ve çalışanlarımız işkencede. Kişiliksiz ve alçaktılar... Çünkü onursuzluğun ve namussuzluğun temsilcileriydiler. Bu yüzden alçakça saldırıyorlar. Ya sizler... Şu an işkencede bulunan çalışanlarımız Okurlarımız Gözaltındaki evlatlarına sahip çıkıp açlık grevine başlayan analarımız. Sizlerle gurur duyuyoruz cezaevinde düşmanın Buca katliamına, tabutluk uygulamalarının devreye sokulmasına, tecritlerle, sürgünlerle devrimci tutsak kitlesinin örgütsüz bırakılması girişimlerine, tek tek cezaevlerinde süren hak gaspları ve baskılara karşı yüzlerce devrimci tutsağın sürdürdüğü Genel Direniş zaferle sonuçlandı. Zafer bir kez daha kararlılıkla direnen, her türlü bedeli göze alan, güçlerini ortak düşmana karşı birleştiren devrimci tutsakların oldu. Katliam hazırlıklarına '95 yaz aylarından itibaren başlayan faşizm, 21 Eylül'de Buca cezaevinde bir katliam gerçekleştirdi. Katliama halkın değişik kesimlerinden tavır alışlar olmakla birlikte, katliama güçlü ve organizeli karşı koyuş yine devrimci tutsaklar cephesinden geldi. Cezaevlerideki DHKP-C, TKP(ML), MLKP, TKEP-L, EKİM, HKG, DY davalarından tutsaklar bulundukları tüm cezaevlerinde örgütlü-organizeli bir genel direniş örgütledi-ler. Buca katliamına karşı tavır almak ve katliamın sorumlularından hesap sormak, tabutluk uygulamalarıyla, tutsakları tecrit edip ezmeye ve sindirmeye yönelik politikalarla açılan Ümraniye Cezaevi'nin kapatılması, tabutluk uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde sürgün ve tecrit hazırlıkları ve uygulamlarıyla devrimci tutsak kitlesini bölmek, örgütsüz bırakmak için düşmanın saldırılarına son verilmesi, tek tek cezaevlerinde süren saldırılar, hak gasplarına geri adım atırılması ve yeni katliam-baskı-gasp hazırlıklarının önüne geçmek, düşmanı geriletmek amaçlarıyla direniş başladı. Direnişe katılan 23 cezaevinde, birkaçının destek amaçlı katılmasının dışında büyük bölümünün kendi özgün koşullarından kaynaklı talepleri bulunmaktaydı. İlk zafer adımı Ümraniye Cezaevi'nin tutuklu cezaevi statüsüne son verilmesi ve bu konuda çıkan genelgenin iptal edilmesi adıyla atıldı. Ve ardından tek tek cezaevlerinde devrimci tutsakların taleplerini birer birer düşmana kabul ettirmeleriyle zafer adımlarına her gün bir yenisi eklendi. Son olarak kahraman şehitlerimizin destan yazdığı Buca Cezaevi'nde devrimci tutsakların taleplerini 7 Kasım '95 günü kabul ettirmeleriyle, direniş son zaferini kazandı. Ve devrimci tutsaklar birlikte başlattıkları Genel Direniş'e yine birlikte son verdiler. Direnişte, direnişin zafere yürüyüşünde temel gücün devrimci tutsak kitlesi olması gerçeğiyle birlikte, tutsaklık koşullarındaki birlikte mücadelenin dışarıdaki yansımaları, İstanbul'da değişik devrimci platformların bir araya gelerek eylem-güç birliği temelinde DETUDAP'ı oluşturmaları, İstanbul dışındaki bölgelerde devrimci tutsak yakınlarının mücadeleleri ve birliktelikleri, değişik devrimci, demokrat kesimlerin, yapıların, kişilerin mücadele, destek, dayanışma anlamındaki tavır alışları, direnişin gücüne güç kattı. Ve bu türden Daha geçen hafta bizler işkencedeyken sizler bizleri yalnız bırakmadınız. Gönderdiğiniz mesajlarla, yaptığınız açlık greviyle gücümüze güç, coşkumuza coşku kattınız, şimdi aynı coşkuyla yanınızdayız. Bugüne kadar onlarca kez gözaltına alındınız. İşkenceden geçirildiniz. Tutuklandınız. Ama yılmazdınz. Her saldırıda öfkenize öfke katarak daha sıkı sarıldınız kalemlerinize. Bunca bedelleri boşuna ödemediniz. Odemiyoruz. Her fırsatta temsil ettiğiniz misyona layık olacağınıza inanıyoruz. Yüreğimizle, bilincimizle SİZİNLEYİZ... YILMAYACAĞIZ... Haftaya görüşmek dileğiyle... Gazetemizin baskıya gireceği gün bu kez de iki muhabirimiz Tarık Tolunay ve Mahir Yeşil işkenceciler tarafından kaçırıldı. Bilindiği gibi Tarık Tolunay 9 günlük gözaltının ardından 6 Kasım' da yeni serbest bırakılmıştı. Daha üç gün olmuştu işkenceden çıkalı. Şimdi yine işkencede... Sağmalcılar Cezaevindeki yoldaşlarımızı ziyaret etmek ve hep birlikte kazandığımız zaferimizi kutlamak için görüşe giden arkadaşlarımız, Sağmalcılar Cezaevi önünde nöbet tutmayı gelenek haline getiren işkenceciler tarafından kaçırıldı. Başlarına gelebilcek hertüm olumsuzluklardan başta Orhan Taşanlar olmak üzere tüm işkenceci ler sorumludur. Yılmayacağız... Genel Direniş Tam Bir Zaferle Sonuçlandı desteklerin Genel Direniş'in zaferinde üzerlerine düşen payları yadsınamaz. Yılmayan, teslim olmayan, direnen devrimci tutsak bir güçtür. Bu gücü katliamlar, işkenceler, baskılar yok edemez. Buca katliamı karşısında yılmayan, susmayan devrimci tutsaklar bu gerçeği bir kez daha gösterdiler. Buca Katliamı, bir yandan devrimci tutsaklara düşmanın teslim olun çağırısıyken, diğer yandan hakkını arayan tüm emekçi kesimlere "susmazsanız sizi de katlederiz" mesajıydı. Düşman "teslim olun" diye bağırıyordu. Devrimci tutsaklar bu çağrıya karşı ya teslimiyeti kabul eden bir suskunlukla ya da katliam öncesi koşullardan dahi ilerisini isteyerek, düşmanı gerileterek cevap vereceklerdi. Bu noktada politik cesaret, kararlılık ve inanç önemliydi. Ve işte zaferimizin mayasında bu değerler vardır. Genel Direnişimizin zaferi bir gerçeği daha gösterdi ki, dağınık güçler organize olur ortak düşmana karşı birlikte mücadeleyle destek güçlerin dayanışmasıyla bir direniş cephesi yaratılırsa zafere yürümek kolaylaşır.ki zaferimizde birlikte mücadele, dostluk ve dayanışmamızın payı büyüktür. Bu konudaki kazanımlarımızı, daha ileri noktalara taşıma, yayma görevimiz vardır ve bunu yerine getirme çabası içinde olacağız. Direnişimizin ve zaferimizin somut görünen, görünmeyen pek çok kazanımı oldu. Somut kazanımlarımız; Buca Katliamına karşı düşmanı geriletmek, Ümraniye Tabutluğu'na ilişkin genelgenin iptal ettirilmesi, genel taleplerinin yanı sıra, özgül talebi olan onaltı cezaevindeki devrimci tutsakların taleplerinin kabul ettirilmesi olarak sıralanabilir. Bununla birlikte düşmanın saldırı hazırlıklarına, sürgüntecrit girişimlerine set oluşturulmuştur. Birlikte mücadele, dostluk, dayanışma duygularını geliştirip güçlendirici bir fonksiyon üstlenmiştir. Devrimci tutsağın, devrimin okulları haline getirdiği cezaevleri örgütlülüğü güçlendirilmiş, bu okullar daha da yetkinleştirmiştir. Devrimci safların gelişip güçlenmesinde katkısı olmuştur. Devrimci moral ve coşkuyu geliştiren, güçlendiren, moral değerleri daha da yücelten bir işlevi olmuştur. Genel Direnişimiz tam bir zaferle sonuçlanmıştır. Direnen, savaşan devrimci tutsağın teslim alınamayacağını dost, düşman bir kez daha görmüştür. YAŞASIN BİRLİKTE MÜCADELE, DOSTLUK VE DAYANIŞMAMIZ... YAŞASIN GENEL DİRENİŞİMİZİN ZAFERİ... Sağmalcılar Cezaevi DHKP-C Tutsakları Halk Kitlelerine Alternatif Olduğumuzu Gösterebilmeliyiz Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer Duyarlılık ve Dayanışma Nedir, Ne Değildir? DHKC'den Alibeköy Merkezine Operasyon...11 Sınıf İşbirlikçilerine Karşı Açık Mücadele Retrans ve İçimizdeki Emperyalizm...13 Sendikalardan Konfederasyona Kurtuluş Susturulamaz...15 Kontrgerilla Meciste Mevzileniyor İçimizden Birine Mektup: Kavga Arındırıcıdır Siyasette Geçen Hafta Osmanlı'dan Bugüne Direnen, Savaşan İşçi Sınıfı-II Yoksul Halk Bu Kez de Selle Can Verdi Gençlik 6 Kasım'da Ayaktaydı Gençlik Ulusal Kimliğine Sahip Çıkmalı Sen de Hoşgeldin Orhan Taşanlar...33 Suçlular Gurbetçiden Destek İstiyor...34 Onlar Şimdi Halkın Yüreğinde...35 Sinemalardı... Cesur Yürek...36 Amerika'nın Gayri Meşru Çocuğu Belasını Buldu Dünyadan Haberler...39

3 Halk Kitlelerine Alternatif Olduğumuzu Gösterebilmeliyiz M. Ali BARAN Savaşımızın asıl amacı ekonomik, kültürel ve siyasal olarak burjuvazinin denetim ve yönetiminde olan bu halk kitlelerini kazanmaktır. Nasıl kazanacağız, halk kitlelerine nasıl gideceğiz, üslubumuz ne olacak, davranış biçimlerimiz, yaşamımız nasıl devrimcileşecek ve bunun düzenden tamamen farklı olduğunu düzenin alternatifi olduğunu nasıl göstereceğiz, sorularına çok açık cevaplar bulmaktan öte, hayatın içerisinde kapitalizmin alternatifi olduğumuzu halk kitlelerine açık bir şekilde gösterebilmeliyiz. Halk hareketini yönetmek, doğru düşünceleri, doğru taktikleri uygulayabilmekle mümkündür. Ama kitleler, yalnız başına doğru düşünce ve tatik-lerin uygulanmasıyla devrimcileşemezler, her şeyiyle devrimcilere güven duymazlar. Kitleler, yüzyıllardır sömürülmüş, baskıya uğramış, aldatılmıştır. Bunun sonucudur ki, hemen herşeye şüpheyle bakan bir tavır içerisinde olup söylenenlerin pratikte ne kadar hayata geçip geçmediğini sürekli kontrol ederek, devrimcileri sınavdan geçirirler. Halk kitleleri toplum tarihleri boyunca sürekli baskı ve sömürü altında yaşama yollarını bulmuş ve bu tarih, onlara insanları tanıma, değerlendirme ve deneme yeteneğini kazandırmıştır. Halk gerçeğini yeterince kavramamış, halkın tarihsel, psikolojik, siyasal niteliğini anlamamış küçükburjuva aydınlar, kendilerine büyük değerler atfederken, halkı geri görmeyi, hatta aşağılamayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu alışkanlıklarının sonucudur ki, halka değer vermek, onlardan da öğrenmek ve paylaşmak gerektiğini anlamazlar. Tersine halkı hep yukarıdan aşağı güdülecek bir sürü gibi görürler. Sürü olmayan halk ise, bu insanlara güvenmez ve peşlerinden gitmez. Halk geçici bir süre aldanıp, deneyciliğe düşse de, gerçeği bir süre sonra görür ve kendi mantığıyla herkesi hak ettiği yere koyarak kendi yaşam yolunu çizer. Halkın henüz kendi gerçeğinin bilincinde olmadığı neyi nasıl yapacağını bilmediği koşullarda umut bağladığı ve güvendiği bir örgüt de yoksa, gerek devletle, gerekse alternatif olduğunu söyleyen birçok örgütle çatışmayı göze almadan yaşama yolunu seçecektir. Hak aramak, doğrunun takipçisi olmak ve isyan etmek bilinçlenme ve örgütlenme sorunudur. Bunlara sahip olamayan halk, herkese rağmen düzende yaşayacaktır. Düzende yaşamak; çıkarlarını düşünmek, düzenin şiddetini üzerine çekmemek, korkmak ve bencilleşmektir. Devlet, kurulu mekanizmasıyla, üretim araçlarıyla bürokrasisiyle ordu ve polisiyle halk kitlelerini kendi denetimine almış, maddi olarak kendine bağımlı kılarak, yönetebilmesinin alt yapısını oluşturmuştur. Eğitimiyle, kültürüyle, iletişim araçlarıyla, ideolojik hegemonyasını kurmuş ve düzen tipi insanı yaratmıştır. İşte, savaşımızın asıl amacı ekonomik, kültürel ve siyasal olarak burjuvazinin denetim ve yönetiminde olan bu halk kitlelerini kazanmaktır. Nasıl kazanacağız, halk kitlelerine nasıl gideceğiz, üslubumuz ne olacak, davranış biçimlerimiz, yaşamımız nasıl devrimcileşecek ve bunun düzenden tamamen farklı olduğunu düzenin alternatifi olduğunu nasıl göstereceğiz, sorularına çok açık cevaplar bulmaktan öte, hayatın içerisinde kapitalizmin alternatifi olduğumuzu halk kitlelerine açık bir şekilde gösterebilmeliyiz. Halk bizim her türlü davranışımızı sözlerimizi, yaptıklarımızı şimdiye kadar düzen partilerinden öğrendiği ve bizzat gördükleriyle kıyaslayarak sonuca varacaktır. Kim bunlar? Şimdiye kadar gördüklerinden farkları nedir? Gerçekten kendilerini sömürenlerden, aldatanlardan farklı mıdır sorularını bizim her adımımızda soracak ve cevap arayacaktır. Küçükburjuva devrimcileri çoğu kez halk kitlelerinin sessizliğini, hatta onay verir biçiminde tepkilerini yanlış değerlendirmekte ve halka değer vermeyerek, onları dinlemeden yönetmeye kalkmakta dolayısıyla başarısız olmaktadır. Başarısızlık, kadrolaşmanın gelişmemesi, kitlelerin hergün biraz daha büyüyerek örgütlenememesi ve savaştırılamaması demektir. Çoğu kez doğrudan kitle faaliyeti içerisindeki kadrolardan gerekenleri yaptıkları ama, buna rağmen kadrolaşmada ve kitle örgütlenmesinde başarılı olamadıkları sözlerini sıkça duyarız. Gere- keni yapmak ne demektir? Buna doğru cevap verilmediğinden genellikle başarısızlığa dış nedenler aranır, bulunur da. Dış nedenlerle sorunu açıklamaya çalışmak, kendimize yönelmeyi engeller ve sürekli olarak yanlışların üzerini örterek olumsuzlukların devam ettirilmesini sağlar. Kitlelere nasıl gidileceğini doğru saptamak yetmez. Hayat içerisinde bu doğru saptamalar nasıl şekilleniyor, kitleler bizi nasıl algılıyor, politikalarımızdan, davranış biçimlerimizden ne sonuçlar çıkarıyor, bütün bunları özenle ele alıp irdelemiyorsak eksiklerimizi, yanlışlarımızı ve olumluluklarımızı görüp daha doğru bir şekilde kitlelere gitmek ve gelişmek mümkün olmaz. Bu özen, bu sorgulama yeterince yapılmadığı gibi halka yaklaşımda ve yönetme tarzında, ilişkilerde affedilmez hatalar yapılmaktadır. Bu hataların özünde burjuvazinin yönetme tarzını taklit etme, insanlara değer vermeme ve onları aşağılama vardır. Halkın katkılarını sağlayabilmek, savaşa katabilmek ve bunları sürekli kılabilmek ancak, oluşturulacak güven ve inançla mümkündür. Bu yapılmadığında kitleler yer yer destekleyebilir, savaşa katılabilir ama bu savaşın kendi savaşları olduğunu anlayıp, tüm olanaklarıyla, güçleriyle savaşa

4 girmezler. Herhangi bir bölgede ve alanda yaygın bir potansiyelin kadro kaynağının ve olanakların küçümsenemez ölçüde olduğu koşulların kısa sürede kısırlaşması veya yok olmasının temel nedeni, halkla ilişkilerdeki yanlış yönetim tarzıdır. İlişkilerde halka değer vermeme, eğitmeme onların taleplerini, duygularını, geleneklerini dikkate almama en çok görülen olumsuzluklardır. Halkın olanaklarını hor kullanma, onun mücadeleye sunduğu evini, arabasını vb. her türlü maddi olanağını koruyarak, değer vererek kullanmama, zarar verme hatta yer yer kimi yöneticilerin bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanma gibi tutumları da görülmektedir. Halkın Halkla kurulan sağlıklı devrimci ilişkiler ve halkın yaşadığı alanlarda otorite olmak, birbirlerinden ayrılamaz. Devrimci bir örgütlenme kendi saygınlığını ve otoritesini halkla daha çok kaynaşarak, onları doğru yöneterek, yönetmeyi öğreterek, kendilerine olan güveni geliştirerek ve devrimci bir yaşam biçimini göstererek başarabilir. Bunlar yapılmadığında kurulduğu sanılan halk ilişkileri geçici olup halk mücadelesini yaratamaz. Keza, devrimci örgüt, gerektiği zamanda otoritesini kullanarak gelişmelere yön veremez, istediği sonucu alamaz. Halka doğru yaklaşımlarla ve politikalarla gittiğimizde, otorite kurmak, saygınlık kazanmak zor değildir. duygu ve düşüncelerini paylaşma, geleneklerine, inançlarına saygı gösterme yerine, sürekli emreden, isteyen, sekter tavırlar halkı uzun sürede mücadeleden uzaklaştırmaktadır. Halk, yirmidört saatini devrime veren devrimci mücadeleden başka hiçbir şey düşünmeyen, hiçbir bağımlılığı olmayan profesyonel kadro değildir. Onlar aileleriyle, çocuklarıyla, işleriyle düzen içerisinde yaşamak ve bu yaşamlarını daha iyi sürdürmek için devrimci mücadeleyi destekler ve bizim onları eğittiğimiz, bilinçlendirdiğimiz, sahip çıktığımız oranda mücadeleye daha fazla güç ve enerji katarlar. Tamamen devrimcileşmeleri düzendeki yaşamlarının gerçek bir yaşam olmadığını görmeleri, bizim alternatif düzeni mücadele içerisinde somutlayıp kendi örgütlülüklerimizde, kişiliklerimizde göstermemizle orantılı gelişecektir. Halka değer veremeyen, onların da yönetebileceğini, kendi sorun- larını kendilerinin çözebileceğini göstermeyen, burjuva yöneticileri gibi sürekli emirler yağdıran ama onların sorunlarını, duygularını dikkate almayan kültür ve geleneklerini yok sayan malını ve canını düşünmeyen devrimci yöneticilere halk güvenemez. Nihayetinde halk bunların da yüzyılların despotlarından, burjuva yöneticilerinden farklı olmadığı tespitlerine vararak uzaklaşır. Bazı bölge ve alanlarda görülen kısırlaşmanın, daralmanın, olanaksızlıklara mahkum olmanın nedenlerinden biri de bu çerçevedeki devrimci olmayan yaklaşımlardır. Elbette, halkın her türlü duygu ve düşüncelerine bencilliklere, geriliklere zaaflara teslim olunamaz. Halk düzenden edindiği alışkanlıklarla zaman zaman devrimcileri de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışır. Ama, halkın bu özelliklerini de değiştirebilmek için bunları ortaya çıkartıp, nedenleri üzerinde ısrarla durarak değiştirmek mümkündür. Halk, düzenle devrim Halka doğru yaklaşımlarla ve Halka doğru yaklaşımlarla ve politikalarla gittiğimizde otorite kurmak, saygınlık kazanmak zor değildir. Doğru önderlik halkın devrimcileri sahiplenmesini getirir. arasında açık ve net bir tercih yapana kadar, düzenle devrim arasında kalmaya devam eder. Halkın bu tutumu devrimcilerin kesin kazanacağına ve alternatif düzeni kuracağına inanmasına kadar da sürecektir. Halkla kurulan sağlıklı devrimci ilişkiler ve halkın yaşadığı alanlarda otorite olmak, birbirlerinden ayrılamaz. Devrimci bir örgütlenme kendi saygınlığını ve otoritesini halkla daha çok kaynaşarak, onları doğru yöneterek, yönetmeyi öğreterek, kendilerine olan güveni geliştirerek ve devrimci bir yaşam biçimini göstererek başarabilir. Bunlar yapılmadığında kurulduğu sanılan halk ilişkileri geçici olup halk mücadelesini yaratamaz. Keza, devrimci örgüt, gerektiği zamanda otoritesini kullanarak gelişmelere yön veremez, istediği sonucu alamaz. Halka doğru yaklaşımlarla ve politikalarla gittiğimizde, otorite kurmak, saygınlık kazanmak zor değildir. Otorite, gizli veya açık gelebilecek tehlikelerin halk tarafından önüne geçilmesinin koşullarını oluşturur. Doğru politikalar her bölge ve alanın özelliklerine göre farklı farklı şekillenir. Bu şekilleniş programlanıp adım adım hayata geçirilemez, özgün noktalar yeterince görülemezse halk politikalarımızı sahiplenmeyecek ve devrimci örgütün otoritesi de olmayacaktır. Devrimci otorite ve saygınlık, kitlelerin örgüte yönelen her türlü karşı-devrimci saldırıya karşı, "bizim örgütümüz", örgütün kadrolarını ise, "bizim insanlarımız" diye sahiplenmezse sağlanamaz. Kitlelerdeki bu sahiplenme yaratıldıktan sonra burjuva ajanları, sabotörler veya çıkarları için devrimcileri kullanmak isteyenlerin yaşam alanları giderek daralır ve halk bunlara izin vermez.! Elbette devrimci bir örgütün otorite kurması yalnızca bu gelişime bırakılamaz. Karşı devrimci güçlerin tasfiye edilmesi, devrimciliği kendi çıkarları için kullanmak isteyenlerin etkisiz ha- le getirilmesi ve teşhir edilmesi için eğitim, uyarı, teşhir ve cezalandırma yöntemlerini uygulamalıyız. Ancak bu uygulamalar ve cezalandırmalar halkı eğiten, karşı devrimci unsurları faaliyetlerinden caydıran bir perspektifle ele alınmazsa halk yapılanları anlamayacak ve bölgecilik, hemşehrilik, akrabalık temelinde ve de karşı devrimcilerin kışkırtmasıyla yoğun spekülasyon ve dedikodu ile yapılanlar çarpıtılacak, amaçtan uzaklaşılacaktır. Her davranışımızda ve faaliyetimizde halkın ne anladığını, ne kazandığımızı görebilmeliyiz. Bunlar görülmeden sürdürülen bir mücadele halk ve devrimcilerin birbirlerini anla- madan, farklı yerlerde olmalarını getirecektir. Bu çelişkiden ise, her türlü sapkın düşünce ve karşı devrimciler faydalanacak, gelişmeyi sabote edeceklerdir. Bir mahalledeki veya köydeki ihbarcıyı düşünün. Eğer, orada yaşayan halk o kişinin ihbarcılık gibi karşı devrimci faaliyeti konusunda bilgisizse, halkın da anlayabileceği yöntemlerle gerekli uyarılar yapılmamış ve cezalandırılmışsa halk bize kuşkuyla bakacaktır. "Acaba" sorularını soracaktır. Hatta cezalandırmadan sonra da ihbarcının niteliği konusunda halkın kafasındaki soruları yeterince cevaplandırmak için yaygın bir faaliyet sürdürmezsek karşı devrimci düşüncelerin egemen olması ve ihbarcıyı aklayıp bizi suçlaması mümkündür. Ama, cezalandırma öncesi ihbarcı kişi teşhir edilirse halk, önce kendi yöntemleriyle ihbarcıyı faaliyetinden vazgeçirtmeye, etkisizleştirmeye çalışır. Halk bütün bunlara rağmen, ihbarcılıktan vazgeçmeyen kişi cezalandırıldığında "hak etmişti" diyerek örgütün adaletine daha çok güvenecek ve olası başka ihbarcılar üzerinde de caydırıcı olacaktır. Devrimci örgütlerde de bazı kadro ve yöneticilerin burjuva yönetim tarzını uygulayarak halk ilişkilerini devrimci bir tarzda değerlendirmemeleri, halkın olanaklarını mücadele için kullanmamaları, dolayısıyla halka ve devrime zarar vermeleri mümkündür. Halk devrimci görünüm altında da gelse, bu tür davranışlara karşı duyarlı olmalı ve bu kişilerin devrimci mücadeleye zarar verdiği hatta, bilinçli veya bilinçsiz burjuva ajanlığı yaptığını bilerek bunları zaman geçirmeden örgüte bildirmelidir. Hiçbir kadro ve savaşçımız, halk ilişkilerini hor kullanamaz. Halkı sürü yönetir gibi yönetemez. Devrimci hareket geliştikçe düzen düşüncelerini taşıyan ve birçok devrimi sabote edici unsur saflarımıza sızacaktır. Bunların daha çok sızmasını önlemek, sızanları hemen bulup ortaya çıkarmak yalnız örgütün değil şu veya bu biçimde devrimci mücadeleye katılan, destek veren tüm halkın görevidir.*

5 Direnişi zaferle taçlandırdık Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer Dünyanın birçok köşesinde ulusal, sınıfsal mücadelelerde, haklı toplumsal kavgalarda tutsak düşen devrimciler için açtık grevleri politik birer silah oldu. Cezaevleri birer direniş mevzisi, mücadele alanı ve birer okuldu bizler için. Düşmansa bizi en kolay cezaevlerinde tutsak atacağını sanıyordu. Çünkü onlara göre silahsızdık, savunmasızdık. En büyük silahımızın yüreğimiz, en güçlü kalkanımız inancımız olduğunu bir türlü kabullenemediler... Kanımızla, canımızla şehitlerimizle bugünlere taşıdık cezaevlerini. Faşizm'den ve onun eli kanlı uşaklarından aman dilemedik. Dişle, tırnakla ellerinden aldık bizden gaspetmek istediklerini, gaspettirmek, Apo'nun güten, inanç dolu gözlerine ihanetti. Fatih'in "Apo'lar Ölmez" derken sıktığı yumruğa ihanetti. Diyarbakır zindanlarındaki Mazlumlara, Hayri'lere ihanetti. Hayır ihanet etmedik. Bugün Buca'da üç şehit verdik. Kavganın meşalesi Yusuf'un, Uğur'un, Turan'ın elinde daha da gürleşti. Gaz bombalarına, kasktı eli silahtı katillere karşı bedenleriyle, yürekleriyle direnerek kazanmayı öğrettiler bizlere. Buca'da yükselen kavga meşalesi Sağmalcılar'daydı, Malatya'daydı, Ankara'daydı, Çanakkale'deydi, Erzurum'daydı. İlmek İlmek Örüldü Haykırıyordu devrimci tutsaklar: "Buca'nın Direniş Duvarlara Katilleri Yargılansın", "Ümraniye Tabutluğu Tutsakların, Kapatılsın". Açtığa yatırdılar bedenlerini. Korkmuyorlardı. Direnişçiydiler. Yiğittiler. Koğuşlardan yükselen direniş ateşi halkın sesine Harcıyla Faşizmin Anaların, Halkımızın karıştı. İlk önce analar katıldılar bu onurlu sese. Açlığa yatırdıkları yaşlı bedenleriyle; Bo- İstanbul'un göbeğinde açılan Karşısına... ğaz köprüsünde; TBMM önünde, Özgürlük Ümraniye tabutluğuyla devrimciler Meydanı'nda haykırdılar. diri diri mezara gömülmeye çalışılıyordu. Buna kesinlikle izin verilemezdi tabi; nasıl Eskişehir tabutlu- "Onurları onu rumuzdur, kavgaları kavgamızdırğu kapattırılmışsa, 1 Ağustos Genelgesi geri teptirilmişse Ümraniye Yürekleri yüreğimizdir, savunduktan herşey yaşayan bilincimizdir, tabutluğu da bir "Genel Direniş" ile Evlatlarımız onurumuzdur" kapattırılacaktı. Haykırış bir tokat gibi indi eli kanlı katillerin Tarihler 21 Eylül 1995'i gösterirken faşizmin eli kanlı katilleri özel suratına. Anaların haykırışına liseliler, mahalleliler, tüm halk katıldı. Ve dalga dalga yayılaak timiyle, çevik kuvveti, işkenceci timleriyle saldırdı Buca'ya. Ama Buca'da "direnişin adı, özgür tutsakla- büyüyen direniş düşmanım surattına bir şamar gibi indi. rın kalesi, komutan Ali Rıza'nın öğrencileri" vardı faşizmin karşısında. Düşman da boş durmuyor direnişi bölmek istiyordu. Hayır bölemediler direnişi. Geri adım Şehitler verilmeden cesetler çiğnenmeden girilemezdi koğuşlara. atılmadığını gördükçe teker teker yıkılıyordu Faşizm tüm gücüne, olanaklarına düşmanın kaleleri.. Önce tek tek cezaevlerinin rağmen özgür tutsakları teslim alamamış, yenilen yine onlar olmuştu. özgül taleplerini kabul ettiler. Ve ilk zafer muştusu Ümraniye'den duyuldu. Ama bitmedi Artık cezaevlerinde direniş direniş. Buca'nm katilleri yargılanana kadar da Apo'nun, Haydar'ın yanında bitmeyecekti. Yenilgiyi kabul etti düşman. En Uğur'un, Yusuf'un, Turan'ın adıyla son Buca'yla ilgili talepler de kabul ettirildi. özdeşleşmişti. 21 Eylül'de inancın, Mapushane avlularında demirli kırbaçlar gibi kurtuluşun, direnişin kalbi, tüm vatanın kalbi Buca'da atıyordu. 6. Koğuşta Halk Kurtuluş Savaşçıları di- sakladı verdiğimiz kavga sözü. Kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi enirken hemen yanıbaşlarında 7. ölesiye taşıdığımız bu söz kazandı, sözümüzü Koğuşta yoldaşları ve siper arkaiaşları koğuşlarını ateşe vermişler- çiğnetmedik. Kavga dostu analarımız kazandı. Direnen Ji. Diğer koğuşlardaki yoldaşları ve devrimci tutsaklar kazandı. iper arkadaşları da direnişleriyle, barikatlarıyla, sloganlarıyla onların Biz kazandık. yanında ve düşman karşısında kenetleniyorlardı. Faşizmin saldırısı 3 şehit 50'ye yakın yaralı verilmesine rağmen zaferle karşılığını bulmuştu. Buca katliamı yurtiçi, yurtdışından tüm halkımızın yoğun bir tepkisiyle karşılandı. Halk Kurtuluş Savaşçıları da faşist kurum ve kuruluşlara yönelik misilleme eylemleri yaparken, halkımız evlatlarına sahip çıkıyordu. Ama en önemli tepki ve öfkeyle birlikte kararlı ses yine faşizmin zindanlarından yükseldi. 22 Eylül günü Devrimci Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi Tutsakları yaptıkları açıklamada; " 'Buca Katliamının Hesabını Soracağız Ümraniye Tabutluğu Kapatılsın, Tecritlere, Sürgünlere Son Cezaevlerinde İnsanlık Onuruna, Siyasal Kimliğimize Karşı Girişilen Saldırıları Püskürteceğiz' diyerek örgütlü ve genel bir direnişle bu topyekün saldırıların karşısına dikilecek ve bütün oyunlarını, hesaplarını bozacaktı. Düşman devrimci tutsağı eli kolu bağlı sanmakla yanılıyor... Özgür tutsaklar; "ÖFKEMİZİN ALEVİ ATEŞLE OYNAMAK İSTE- YENLERİ KAVURACAKTIR" diyerek haykırdılar. Bu seste kararlılık vardı, inanç vardı, düşmana korku salan öfke ve kin vardı. Daha katliam günü Malatya Cezaevi'ndeki DHKP-C tutsakları bedenlerini açlığa yatırarak ilk kıvılcımın habercisi oluyordu dosta düşmana. Bu ilk kıvılcıma bir kıvılcım da Bursa'dan eklendi bir gün sonra. 23 Eylül'de Bursa Cezaevi'ndeki DHKP-C tutsakları "Süresiz Açlık Grevine" başladıklarını haykırıyor- lardı tüm dünyaya adeta meydan okurcasına. Adım Adım Genel Direnişe Ve tarih 25 Eylül İstanbul Sağmalcılar Cezaevi'nden tüm dünyanın gözlerinin ülkemizin üzerine çevrilmesine neden olan bir karar ilan edildi. Dostlarımızın, halkımızın güveni, düşmanların, sömürücülerin korkularını yükselten bir karardı bu. Bir kez daha devrimciler tarih yazmaya, düşmanı ininde perişan etmeye karar verdiklerini açıklıyorlardı. Sağmalcılar Cezaevi'ndeki DHKP-C, TKP(ML), EKİM, TKEP- L, MLKP, HKG, DY davası tutsakları; "- Buca'daki katliamın hesabının sorulması - Tecrit ve sürgünlere son veril mesi - Ümraniye tabutluğunun kapa tılması - Cezaevlerinde insanlık onuru na ve siyasi kimliğe yönelik saldırı ların durdurulması - Gaspedilen hakların geri alın ması" talepleriyle "Süresiz Açlık Grevine" başladıklarını ilan ettiler. Bu cezaevlerindeki yeni bir "GE- NEL DİRENİŞ"in ilanı demekti. Hem de bu öyle bir direnişti ki; daha önceki direnişlerde düşmanın politikaları karşısında devrimcilerin "yalnız kaldığı" ve "tek başlarına sürdürerek" kazandıkları direnişler gibi de değildi. Düşman başaramamış, devrimci güçleri bölememişti

6 bu kez. Türkiye cezaevleri tarihinde belki de ilk defa böyle birlikte bir direnişe sahne oluyordu. Bu düşmanda daha büyük bir panik yarattı. Direnişçi tutsaklar "Yürüyoruz adım adım düşmanın üstüne Baskı, zulüm, ceza, ölüm kar etmez bize Baş bağladık bu kavgaya öle - vura vura - öle bu kavgaya" sözleriyle ilerliyorlardı direnişte. Yozgat'tan Sakarya'ya, Zile'den Aydın'a, Kayseri'den Bursa'ya, Doğanşehir'den Erzurum'a 23 cezaevinde DHKP-C, MLKP, TKP(ML), EKİM, TKEP-L, DY davalarından 1200'e yakın tutsak bedenlerini açlığa yatırdı. Direniş Cephesinin Önemli Ayağı Aileler Tutsakların direniş cephesinde önemli bir güç de aileleriydi. Düşmanın sürekli "hayırsız evlat", "terörist" demagojileriyle koparmaya çalıştığı evlatlarını sahiplenen, Onların haklı direnişlerinin yanında olduğunu haykıran analar, aileler vardı. Onlar ki, ülkede yaprağın kıpırdamadığı 12 Eylül karanlığında evlatlarını sahiplenmiş, cunta şeflerine kabus gördüren TAYAD geleneğine sahiptiler. Evlatlarıyla omuz omuza vererek faşizmin kalelerini altüst edeceklerini biliyorlardı. "Olmadığın yerde ben Olmadığın yerde sen Böyle yürüyormuş işler Öğrendim oğlum diren" diyorlardı. Ailelerin cephesinde ilk kıvılcım bu defa başkentten çaktı. 25 Eylül'de tutsak aileleri Adalet Bakanı ve İnsan Hakları Bakanı'na toplu dilekçe vererek başlattılar direnişi. Artık içerde tutsakların direniş güncesine, dışarıda da ailelerin direniş günlüğü eklenmişti. Artık Şimdi Açlığın haykıran öfkesi yıkıyor zindanların köhnemiş duvarını kucaklıyor anaları, babaları, yoldaşları. Akıyorlar sokaklara. Onur oluyor açlık ellerinde Teslimiyet teslim oluyor açlığın sesine. Ülkenin dört bir yanından Dostların sıcaklığında Zindanlar ayakta Tutsaklar hedefe varmak isteyen bir mermi gibi tetikte... birgün aileler radyolarda direniş için kamuoyu oluşturmaya yönelik röportaj yaparken, ertesi gün meclis kapısında hesap soruyorlardı. Bir diğer gün mitinglerde "evlatlarının yanında olduklarını" haykırırken, daha sonraki gün cezaevi kapısına kendilerini zincirliyorlardı. Aileler cephesinde Ankara'daki aileler katılırda İstanbul'daki tutsak yakınları durur mu? İstanbul'da tutsak aileleri çeşitli da- iyle birlikte hareket etme kararlılığıyla, omuz verdiler evlatlarına. İçerde yaratılan dayanışma örneği dışarda da aileler tarafından yaratıldı. Mücadale birlikteliği de getiriyordu. Direniş mevzii büyüyordu. Büyüdükçe gelişiyordu. Aileler bu birlikteliği örgütlülüğe çeviriyorlar ve yine Türkiye tarihinde dışarda da ilk defa böyle bir mevzi oluşuyordu: DEVRİMCİ TUTSAKLARLA DAYANIŞMA VE MÜ- CADELE PLATFORMU (DETUDAP) Aileler cephesinin İstanbul kanadı da 16 Ekim'de bir basın açıklamasıyla direnişte pratik yerini aldı. Aileler sade İstanbul'da değil Kayseri'den Malatya'ya tutsakların yanındaydı. İstanbul'daki aileler eylemleriyle burjuva basının dahi gündemine giriyor, kamuoyunu genişletiyorlardı. Önce Özgürlük Meydanı'ndaydılar, daha sonra Boğaz Köprüsü'nü trafiğe kapattılar. "Evlatlarımızı Öldürtmeyeceğiz" şiarıy-la başlattıkları eylemlerinde yaşlarında olmalarına bakmadan, açlığa yatıyorlar ve Onlar da "Süresiz Açlık Grevine" başlıyorlardı. Okmeyda- "Ölene Kadar Devrim Yolundaki Savaşçılara Destek Olacağız" Cezaevlerinde direniş sürerken devrimci tutsakların aileleri de oğullarını, kızlarını yalnız bırakmadılar. Zulmün kapısına dayandılar. Halk düşmanı kimliklerini gizlemeyi bile beceremeyenler ailelerin karşısında aciz ve çaresizdiler. Önce TBMM'de yapılacak güvenoylaması bahanesiyle DYP, CHP, ANAP ve DSP'li milletvekilleri görüşmekten kaçtılar. Ardından da katil sürüleri ailelere saldırarak gözaltına aldı. Tekme-tokat yerlerde sürüklenen, kıyasıya dövülen ama tutsaklara saldıranlarla aynı safta olanlar karşısında boyun eğmeyen ailelerle gözaltı sonrası görüşmüştük. Ankara'da yapılan görüşmeyi yayınlıyoruz. ASAF HARMAN (55): Bizim çocuklarımız haklı davaları için tutsak düştüler. Faşist devlet dışardaki katliamları cezaevlerindeki tutsaklara da yöneltti. Buca katliamı üzerine tutsaklar süresiz açlık grevine başladı. Bir aydır Adalet Bakanlığı'na, Cezaevleri Genel Müdürlüğü'ne her ne kadar başvurduysak da "-ceğiz, -cağız" cevaplarıyla bizi oyaladılar. Tutsak yakınları olarak milletvekilleriyle görüşmek için meclisin önüne gittik. Hiçbir partinin milletvekili bizimle görüşmek istemiyor ve buradan ayrılmamızı istiyorlar. Devlet açlık grevlerini çocuklarımızın ölümleriyle sonuçlandırmak istiyorsa, bizler de aileleri olarak çocuklarımızla bu haklı davalarında omuz omuza olacağız. Onların içeride insanca yaşamaları için biz ölüme hazırız. "TBMM önünden ayrılmayacağız" dediler.tim şefleri "davranın, coplayın, vurun, sürükleyin ve ara- balara atın" diye emir verdi. Emir bekleyen ağızlarından salyalar akan köpekler gibi bize saldırdılar. Bizi sürükleyerek elbiselerimizi yırtarak otobüslere attılar. Devrimci tutsak anaları onlara "kişiliksiz barbar, katil köpekler" diye bağırıyordu. Onlar ise umursamıyor, yüzleri gülüyordu. Bana "bayanların kimliğini sen topla" dediler. Ben de onlara "o benim işim değil senin işin. Kendin toplamaktan korkuyorsun" dediğinde üzerime yürüyerek hakaretler ettiler. Sonuçta kimlikleri toplayan kendileri oldu. Sonra doktora götürüldük. Doktor da işkencecilerden farksızdı. Şu perdenin arkasına geç, kendin bak bir şeyler var mı" diyen biriydi. Savcılığa geldiğimizde yakınlarımız, avukatlarımız bizden önce salona gelmişlerdi. Bu işkencecileri de hayretle korku içinde bıraktı. Çünkü arkamızda birçok insanın olduğunu bir kez daha gördüler. Sonuçta, devrimci tutsak aileleri olarak "Haklı olan bizleriz ve kazanacak olan da yine bizler olacağız". HAYRİYE TEPELİ (57): Çocuklarımız 50 gündür açlık grevinde onları ölüme terketmeyecektik. Meclise gittik. Milletvekilleri bizimle nı'ndan Kadıköy'e, Yenibosna'ya ailelerin direnişi de yayılıyordu. Yurtiçi ve yurtdışından oluşan kamuoyu Uluslararası Af Örgütü'nü de harekete geçirdi. 7 Kasım'da bir açıklama yapan Af Örgütü; "Türkiye cezaevlerinde 30'lu günleri geçen açlık grevlerinde tutukluların sağlıklarına ilişkin Af Örgütü ciddi endişe duymaktadır. Devam eden açlık grevinde grevciler kendilerine yönelik uygulanan şiddetin son bulması ve 21 Eylül 1995'te Buca Cezaevi'nde politik tutuklulara yönelik saldırı olayında 3 kişinin ölmesi olayının sorumlularının adalete hesap vermelerini istemektedirler. Af örgütü Adalet Bakanlığı'nı tutuklulara yönelik uygulamalar konusunda uyarmaktadır. Af örgütü tutuklulara yönelik bu saldırıların sorumlularının adalete hesap vermesini de istemektedir. Bu istekler geç bırakılmamalıdır." diyerek Hükümeti uyardı. Direniş kararlılıkla devam ediyor, tutsaklar en son cezaevinde, en son talep kabul edilene, düşmanı pişman edene kadar direnişi devam ettireceklerini belirtiyorlardı. Direniş 40'lı günleri geçtiğinde hemen tüm cezaevlerinde tutsakların çeşitli rahatsızlıklarla hastaneye kaldırıldıkları haberleri geliyordu. Ama arkasından da "tedavi kabul etmediği için" tekrar cezaevine döndüğü haberi geliyordu. Evet tutsaklar başlarken "kazanana kadar" demişlerdi. Bu sözün sonunda "sakat kalma", "şehit olma"nın da geldiğini biliyorlardı. Onlar; "Düşmemeyi öğrenmeliyiz Başı dimdik vuruşanlardan Vurulup bir dağ gibi yıkılanlardan Öğrenmeliyiz" diyorlardı. Bunu da Apo'lardan Haydar'lardan öğrenmişlerdi. Ama telaşlananlar da vardı, tutsakların ağırlaşmasından korkanlar da vardı. Çünkü şehit olacak her tutsağın hesabını vermenin ne kadar imkansız olduğunu, bunun altında ezilip yok ola- görüşmeyince kapının önüne oturduk. Yüzlerce polis etrafımızı sardı. Biz birbirimize kenetlendik. Tekme - tokatlarla zorla bindirmeye çalıştılar arabalara. Biz direndik. Montumu parçaladılar. 4 polis zor aldı beni. Arabada sloganlarımızı attık. Faşistler çocuklarımızı öldürüyorlar. Haklıyız, hakkımızı alacağız. Biz her zaman direnişimizi sürdüreceğiz. Polislere diyorum ki "Bu köpekliği bırakın, halkla birlikte olun." Analara sesleniyorum: "Hiçbir ana evlatlarını ölüme terk etmesin. Birlikte olalım. Mücadele edelim." TÜRKAN COŞKUN (43): Meclisin önünde milletvekillerine bağırdık: "Katiller, bizim sırtımızdan geçiniyorsunuz. O koltuklarınızda bizim sayemizde oturuyorsunuz." Bütün kinimi milletvekillerine kusmuştum. Polisler azgın köpekler gibi saldırdılar üstümüze. Zorla arabaya bindirdiler. Biz arabada birbirimize kenetlendik. Onlar da "kollarınızı kırarız, yine alırız" dediler. Sürekli "Faşist köpekler, evlatlarımızı öldürtmeyeceğiz" diye bağırdık. Arabanın camlarını kırmaya çalıştık. Çocuklarımız haklarını alana kadar onların yanındayız. Ölene kadar onların, devrim yolundaki savaşçıların yanında olacağız.*

7 caklarını biliyorlardı. Gün geçtikçe panikliyorlardı. Ve kendi özgülünde cezaevleri birer birer düşüyordu. Ama yeterli değildi, kendi sorunu çözülen bırakmıyor; "son talebimiz kabul edilene kadar diyorlardı.. Kaleler birer birer düşerken en önemli temel taleplerden biri olan yani bir anlamda düşman karargahının en önemli kanadı Ümaniye tabutluğu 28 Ekim gecesi yapılan görüşmeyle kapatılması kararıyla çökmüş oldu. Ancak Ümraniye Cezaevi artık tutuuklu değill hükümlü cezaevi olarak bir süre sonra yeniden açılacak. Ümraniye tabutluğu kapatılacak ve buradaki tutsaklar Sağ- malalar Cezaevi'ne sevk edilecekti. Tutsakların kararlı direnişi, ailelerin eylemlilikleriyle süreç daha da hızlanıyordu. Aileler başından itibaren düzenin kurumlarını, özellikle de burjuva basının, medyanın yüzünü de teşhir ediyorlardı. 5 Kasım günü de burjuvazinin borazanlığını en fazla yüklenenlerden İnter Star televizyonunun önünde bir protesto gösterisi düzenlediler.detudap'lı aileler 5 Kasım günü saat 13.00'da kitlesel Bir şekilde İnter Star'ın önüne geldiler. Burada "Öldür- meniz için doğurmadık. DETUDAP" imzalı bir pankart açan aileler "Yaşasın Cezaevi Direnişimiz",, "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek" şeklinde slogan attılar. Devrim şehitleri için saygı duruşu yaptıktan sonra "Yaşasın Devrimci Dayanışma" sloganı atıldı. Polisin sadece uzaktan seyretttiği gösteride daha sonra bir basın açıklaması okunarak İnter Star'ın taraflı yayınları protesto edildi. Artık savaşın sonu tamamen görünmeye başlamıştı. Birkaç cezaevindeki birkaç talep ve Buca katliamı sorumlularının yargılanması talebi kalmıştı. İçerde direnişin kalbi tekrar Buca'da atarken ailelerin direniş merkezinin de kalbi Ankara'da atmaya başlayarak girildi Kasım ayının ilk günlerine. Gün be gün düşman çekeceği teslim bayrağ ı n ı hazırlıyordu. Ve 3 Kasım günü Ümraniye'de Kasım günü de 25 tutsak Cezaevi'ne getirildi. Buca'da ise katliamın birinci dereceden sorumluları olan İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Melih Tarı ve Buca Cezaevi Savcısı Yaşar Aslan suçlarına yeni suçlar eklemeye devam ediyordu. Katliamdan sonra 6. Koğuşta sağ kalan devrimci tutsaklara "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali bir gelişme ile, "madem sağ kaldınız o zaman sizi yargılayacağız" denilerek, "isyan" gerekçe gösterilerek dava açmışlardı. Buca Ce- zaevi'nde tutsakların talepleriyle ilgili pazarlık masasında tutsakların karşısına muhatap olarak işte bu katil Melih Tarı çıkarılıyordu. Tarı ve savcı Arslan kendilerine tutsakların taleplerinin kabul edilmesi yolundaki emirlere dahi kulak asmıyorlardı. Tutsakların ölüm sınırına gelip dayanmış olmasını umursamamakta, yeni ölümler istediklerini pervasızca ortaya koymaktaydılar.. Devrimci tutsaklar yaptıkları açıklamada "Ölümler, sakat kalmalar pahasına taleplerimiz kabul edilene kadar açlık grevini sürdüreceğiz." diyerek ve bütün hakları "söke söke alacaklarını"'belirterek Melih Tarı ve Yaşar Aslan'ın halkın adaletinden kaçamayacağını belirtiyorlardı. Ve Faşizmin Beyaz Bayrağı Artık Buca'nın dışında pürüzü olan Kayseri ve Aydın Cezaevleri de çözülmüş ve bir fiskelik darbe kalmıştı. Buca katliamcılarının, sonu her saniye yaklaşıyordu. Tarih 7 Kasım'ı gösteriyordu ki, beklenen haber geldi. Düşman cephesinin son kalesi, hem de merkezi de yerlebir edilmiş ve Buca'da Ali Rıza Komutanların, Uğur'ların, Turan'ların, Yusuf'ların emekleriyle büyütülen, kanlarıyla yaratılan zaferlere bir yenisi daha eklendi ve zafer kazanıldı. Artık hedeflenene varılmış, düşman yenilmişti. Ve 7 Kasım 1995 günü saat 21:45'te Sağmalcılar Cezaevi'ndeki direnişçiler, tutsakların faşizmi bir defa daha ininde, tüm dünyanın gözleri önünde yendiğini ilan ettiler. 25 Eylül'de başlatılan "GENEL DİRENİŞ"i sona erdirdiklerini açıkladılar. Her Cezaevinin kendi özgülündeki sorunlarını, taleplerini kazanmalarının yanında genel olarak şu talepler kabul edilerek direniş bitirildi: Beyoğlu CHP'de direniş türküleri Özgürlük Türküsü, Kutup Yıldızı, Grup Munzur ve Grup Ekin Müzik Topluluğu devrimci tutsaklarla dayanışmak için 7 Kasım'da Beyoğlu CHP'yi işgal ettiler. Aydın ve sanatçı olmak çağının tanığı olabilmekse, halkının yaşadığı acıları, sevinçleri, umutları paylaşabilmekse; iyinin, güzelin, doğrunun, haklının yanında yer alabilmekse; halkının sömürüsüz, özgür, eşit, adaletli bir dünyada yaşamasını istemekse, bu uğurda üretmeli ve yaşamalıdır. Emekçi halkların sanatçısı ve aydını olabilmek bir onurdur, erdemliliktir. Büyük sorumluluklar ister. Devrimci sanatçılık; ezilen, horlanan, insanlık onuru çiğnenen halklarımızın acılarını, umutlarını paylaşabilmek, onların içinde yaşamak, sanatsal üretimlerinde mücadele azmi taşıyabilmek ve bir devrimci gibi yaşayıp, davranabilmektir. Bu bilinçle 7 Kasım 1995 günü saat civarında CHP Beyoğlu İlçe Binası Özgürlük Türküsü, Kutup Yıldızı, Grup Munzur, Genç Ekin Müzik Topluluğu tarafından işgal edildi. Eylemlerinin amacının cezaevlerindeki açlık grevlerini desteklemek olduğunu belirtttiler. İşgalciler üzerinde "Yeni Buca'lar İstemiyoruz. Devrimci Tutsakların Talepleri Kabul Edilsin." yazan ve dört müzik grubunun imzası bulunan pankartı binaya astılar. İşgal boyunca müzik toplulukları sırayla konuşmalar yaptılar ve her grup devrimci tutsaklar için türküler söyledi. Ayrıca "Dev- rimci Tutsaklar Yalnız Değildir", "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek" yazılı dövizleri ellerinde tutarak bir de basın açıklaması okudular. Sık sık sloganlar atıp zafer işaretleri yaparak "Biz Buradayız, Tutsaklar Yalnız Değildir" diyorlardı. Bu arada sivil polislerin de organizasyonuyla toplanan sivil faşist güruh sürekli olarak küfür ediyor, çok bilinen "halk desteği" mizansenini tekrarlamaya çalıştılar. Resmisi, sivili ile faşistler dışarıda bunları yaparken, CHP Beyoğlu ilçe merkezindekiler de il binasına giderek polis çağırıp çağırmamayı soracaklarını belirttiler. İlerleyen süre içerisinde polis binanın etrafında bir çember oluşturarak basın da dahil herkes uzaklaştırdı. Daha sonra bina çıkışının önüne polis minibüsleri yan yana yerleştirilerek çıkıştaki görüntüyü engellemeye çalıştı. Bu arada bir grup çevik kuvvet kalkanlarla, coplarla İstiklal Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçtiler. Faşistlerin alkışları arasında "tören" sürerken CHP'liler de artık kaşarlanmış tavırlarıyla tüm bu hazırlıkları ve yapılacak saldırının seyircisi oldular. Çevik kuvvetin bir kısmı polisin oluşturduğu çembere katılırken, bir kısmı da sivil polislerle birlikte ilçe binasındaki eylemcilere saldırdı. Yüzlerce polis, bir o kadar toplama faşist ve CHP'lilerin ikiyüzlülüğü arasında işkenceciler açıkça saldırıya geçtiler. Ama tüm o yarattıkları depdebe,, kopardıkları gürültüler de bir genç kızın bükülemeyen zafer işaretinde dağıldı. TV kameraları istediği kadar faşist sürüleri gösterirse göstersin bu kararlılığı, direnci saklayamadı. Çünkü iki - Ümraniye tabutluğu kapatıldı. Hükümevine dönüştürülen Ümrani ye Tabutluğu onarımdan geçirildik ten sonra açılacak. - Buca Cezaevinin Müdürü ve Ce zaevi Savcısı görevden alındı. - Tüm cezaevlerinde dış güvenlik ten kaynaklanan saldırılarla ilgili tu tuklu avukatlarının hazırladığı dos yalar Cezaevleri Genel Müdürlüğü'ne iletilecek, Genel Müdürlükte suç duyurusunda bulunacak. - Cezaevlerindeki siyasi temsilci ler birbirleriyle görüşebilecek. - Koğuşlar arası görüşler haftanın belirli günleri yapılabilecek. - Aile görüşlerinde uygulanan so yadı tutması zorunluluğu kaldırıla cak. Aile görüşlerinde görüşçünün beyanına itibar edilecek. - Avukat görüşlerine getirilen kı sıtlamalar kaldırılacak. - Yasal yayınlar hiçbir kısıtlama olmaksızın içeriye alınacak. Hakkın da toplatma kararı çıkan yayınlardan bir örnek hariç diğerleri idareye geri verilecek. - Tecrit ve sürgün politikasına son verilecek. - Diyet olarak verilen yiyeceklerin alınmasında hiçbir engel çıkarılma yacak. - Mutfak ile koğuşlar arasındaki kapı sürekli açık tutulacak, - Aile görüşünde görüş yerinde görüşçü ile birlikte temsilci de bulu nacak. - Her türlü temizlik ve sıhhi malze me, kırtasiye malzemesi idare tara fından karşılanacak. - Koğuş aramalarını askerler yap mayacak, gardiyanlar yapacak. - Hastaneye ve mahkemelere gi dişte idare askerlerin saldırılarını önleyecek tedbirleri alacak. * işkenceci bu genç kızın bileğini bükecek güce ve inanca sahip değildi. İşkenceciler uzun uğraşlardan sonra sanatçıları gözaltına aldılar. Ve işkence merkezi Vatan Caddesi'ne götürüldüler. DGM savcıları sanatçılara 17 Kasım'a kadar işkence yapılması için polise süre verdi. Bu işgalle sanatçılar bir aydının sorumluluğunu yerine getirirken, aynı zamanda bu direnişle tutsaklar ve tutsak yakınları özgülünde geliştirilen dayanışmanın sanatçılar cephesinde de güzel bir örneğini sergilediler. Devrimci sanat cephesini geliştirmeleri açısından atılan önemli adımlardan biri oldu bu eylem. Sanatçıların gözaltına alınması işgalin hemen ardından Yapı Sanatevi, Kutup Yıldızı, Yapı Sanatevi Köşebaşı Tiyatrosu, Yapıcılar Şiir Grubu, Anadolu Halk Kültür Sanat Merkezi(AKSM), Grup Yorum, Grup Özgürlük Türküsü, Ayşe Gülen Halk Sahnesi, Kültür ve Sanatta Tavır, FOSEM, YÇKM, Yüzçiçek Tiyatro Topluluğu, Genç Ekin Sanat Merkezi, Genç Ekin Müzik Topluluğu ve Genç Ekin Tiyatro Topluluğu tarafından yapılan bir açıklamayla protesto edildi. Yapılan açıklamada devrimci tutsaklarla dayanışma için yapılan eylem sahiplenirken, gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması istendi ve CHP'nin işbirlikçi tavrı protesto edildi. Ayrıca DETUDAP da bir basın açıklaması yaptı. Devrimci Tutsakları Dayanışma ve Mücadele Platformu(DETUDAP) da yaptığı açıklamada sanatçıların bırakılmasını istedi. *

8 Tutsak Analarından İhan Selçuk'a Açık Mektup Bay İlhan, Size "pencere"niz kadar küçücük bir cevap vermeyi evlatlarımızın hakkı için görev sayıyoruz. Aynı satır ve ölçü de yazmaya çalışıyoruz ki eğer cesaretin varsa bir dönem başkalarına atfettiğin üzere bulanık pencerende aynen yayınlayasın. Eski tüfekler hep geçmiş "devrimci" anılarını yazar. Sen de takılmış eski plak gibi, komutanların tarafından "sevence" okşandığın demokratlık yıllarını yazar durursun. Yaz! yaz da hiç değilse teşviklerin dayanılmaz ağırlığı, sistemin cezbedici hafif aydıncık anlayışı, inançsız sosyalist, Kemalist, ateist kafa karışıklığıyla bulandırmadan yaz. Bir tarihteki açlık grevi eylemini yermiş, "ne kadar gereksiz" olduğunu anlatmaya çalışmışsın. Ama boşuna, biz eminiz ki senin ateistliğin dahi bir gün olsun sahurlu iftarlı oruç tutamamandan kaynaklı. Evet İlhan, yaşça dahi kabul edersen senin büyüğün sayılırız. Bu düşüncemizi, düzenin pisliğinde yeşermiş fırtınalarla dolu yüreğinin süzgecinden samimice geçir. İyi bir düşün. Ne kadar haklı olduğumuzu görecek, kapris ve küçük burjuva gururunla saldırganlaşıp bir halk düşmanı olmaya vardırmayabileceksin. Bu senin elinde. Bir küçücük "pencere"den ancak bu kadar bulanık fikir üretilebilir. Pes doğrusu. Hem 12 Mart'ın okşayıcı sertliğini unutamıyorsun. Hem de rotatiflerde gazete yerine banknot düşlemektesin. Evlatlarımızın boşyere açlığa ve ölüme yatmadığını en iyi sen biliyorsun. Her nekadar bulanık yansıtsan da bu saydığımız etkenlerdendir. Zira, sen sadece "komutanlarının" tatlı sert okşayışına tanık oldun. Ama, küçücük yüreğindeki büyücek korku işkencenin ne olduğunu anlamana yetti. Bu nedenledir ki bencilliği seçtin. Kendi başına geldiğinde belgelemek için günlerce hesap yaptın ama, bugün evlatlarımıza uygulanan işkence 30'lu günlere varan işkence raporlarıyla kanıtlanmış olduğu halde yok sayıyor, suskun kalıyor, işkencecilik yapıyorsun. Sana sorsalar, faşizmi-emperyalizmi bir güzel anlatırsın. İş aydın sorumluluğuna gelince, "bende insanım" der halkını unutursun. "Pek sevdiğin ülkenin" nasıl peşkeş çekilmekte olduğunu, en itibarlı kişinin Manukyan olduğunu yazar-çizer, ardından özgür-ba- Bir defa tarih yazan, yarattıkları direniş destanıyla faşizmi bir defa daha rezil eden tutsakların "Genel Direniş 1 i sonrasında, tüm herkes coşkuyla zaferi kutlarken, zafer halaylarına dururken, tabi bunu en coşkulu yaşayacak olan direnişi yaratan tutsaklar olacaktır. Bu çerçevede her ne kadar tüm cezaevlerine, ulaşamasak da düşüncelerini alamasak da ilk elden coşkularını dile getiren tutsaklara bırakıyoruz sözü: Çanakkale Cezaevi'ndeki DHKP-C tutsakları adına Şenol Tanrıyapısı "Bir kez daha biz kazandık. Şehitlerimizden, önderimizden, partimizden, tarihimizden aldığımız güçle bedenlerimizi yatırıp açlığa bir kez daha kazandık zaferi. Biz demenin, kazanmanın coşkusuyla yine zafer sloganlarıyla yankılandı zindanlar. Zafere koşacağız. Çektiğimiz zafer halaylarında özgür tutsak yoldaşlarımızla birlikteyiz. Emekçi halklarımızla birlikteyiz. Direnen, kazanan tüm yoldaşlarımızı sevgiyle, coşkuyla ve yoldaş sıcaklığıyla kucaklıyoruz. Direniş ve zafer geleneğimizdir! Yozgat Cezaevi'ndeki DHKP-C tutsakları da coşkusunu ilk bizimle paylaşanlardandı. Mesajlarında, "Bir kez daha biz ğımsız ve onurluca yaşamak için sevdalandığı ülke topraklarını kızıla boyama samimiyetini gösteren saf ve temiz evlatlarımıza dil uzatırsın. Gözaltında kaybedilen 300 evladımızın akibetini çok iyi bilir, "ölü ele geçti" adı altında yapılan katliamın ne demek olduğunu çok iyi görür, işkenceli kontra cinayetlerinin bugün cezaevlerine sıçradığını, Buca'daki katliamı, evlatlarımızın bedenlerinden başka onurlarının da teslim alınmaya çabalandığını da fazlasıyla bilirsin. Ama yine de bile bile polis ağzıyla konuşmaya devam edersin. Süresiz A.G eylemi devam eden 23 cezaevinden sadece birkaçında PKK tutsaklarının açlık grevinde olduğunu bilir, ancak Kemalistliğe sığınacaksın ya bile bile yalan yazarsın. Bu noktada iyi düşün. Düşün ki, çoğunluğu iki ulustan oluşan halklar asırlardır birlikte yaşıyor. İktidar karşı milliyetçiliği körüklüyor da sen ne yapıyorsun? Kemalizm adına daha da ilerisini. Sakın rahmetli NESİN'i örnek verip rahatlamaya kalkma. O yıllarca eleştirdi. Bununla yetindi. Gelecek için öneride bulunamadı. Bu yüzden de düşüncelerinde de kör milliyetçiliğinde de samimiydi. Bu nedenledir ki mal mülk düşünmedi vakıflar kurdu. Eleştiriden öte önerisi olmadığı için de kah yakılmaya kalkışıldı. Kah DE- MİRAL ile aynı perdeye düştü. Ama sana, sen sen ol! demeye dilimiz varmıyor. Zavallı cuntacının senden ürktüğü yılları da hiç aklına getirme. Zira o bir zavallı. Gölgesinden korkar. Korkusunu Marmaris'te büyütmeye devam ediyor. Sana ne kadar haksızlık etmiş olduğunu da fazlasıyla anlamış zaten. Vallahi ne diyelim. Ben devlet olsam bende teşvik ederim, -yani veririm- Öyle ya, temizlenmeden kaynatılmış işkembe çorbasına sulu sarmısak olur hiç değilse. Bu arada unutmadan diyelim. Evlatlarımızın 50'li günlere varan direnişleri kazanım ile sonuçlandı. Biraz canınız sıkılacak ama ne yazık ki böyle. Bu yanıtımız buğulu pencerene ilaç olur inşallah. DETUDAP'lı ANALAR (DEVRİMCİ TUTSAKLARLA DAYANIŞMA VE MÜCADELE PLATFORMU) Direnişçiler Zaferin Coşkusunu kazandık... Düşman başaramadı, başaramayacakta... Çünkü biz devrimcilerin amacı çok büyük: Halklarımızın Kurtuluşu yani Devrim! Büyük amacın bedelleri de büyük olacaktı. Biliyorduk bunu. Nice bedeller ödedik ve en iyilerimizi özgür vatan toprağı için şehit verdik, vermeye devam edeceğiz. Şimdi görev; devrime daha fazla kilitlenmek, özgür tutsak bilincini, içselleştirmek, yani partli kişiliği kazanmaktır. Aksi, düzene dönmeyi içinde taşımadır, çürümedir. geçmişin, halklarımıza ve şehitlerimize verdiğimiz sözün inkarıdır. ihanettir" dediler. Konya E Tip Cezaevi'ndeki bayan DHKP-C tutsakları adına Sevgi Erdoğan da yolladığı mesajında: 'Adım adım kazanılan haklarımızda Buca'nın kanı. kır saçlı anne ve babalarımızın özverileri, kardeşlenmizin sahıplenişi. tüm ailemizin tek bir vücut, tek bir yumruk olmasının payı büyüktür. Sevinçliyiz. Vatanımız için, halkımız için tüm haklarımızın takipçsi olma da yılmaz savunuculuğumuzu sürdüreceğiz." diyordu. Esenler Belediyesi Otoparkı Tahrip Edildi Buca Cezaevi'ndeki katliamları ve cezaevlerinde açlık grevi sürdüren 1200 tutsağa destek vermek amacıyla 21 Ekim günü faşist ve oligarşinin bir kurumu olan Esenler Belediyesi başkanının kullandığı araç ve oto parkı DHKC tarafından bombalandı. Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi adına büromuzu arayan bir kişi "Yaşasın Tutsaklarımızın Onurlu Direnişi", "Öndere Selam Savaşa Devam", "Yusuf, Turan, Uğur Yoldaş yaşıyor DHKC Savaşıyor" Önderimizin ve Partimizin yeni talimatlarını bekliyor ve bu talimatları onurumuzla yapmaya ant içiyoruz. Yaşasın DHKC Savaşçıları" diyerek eylemi DHKC adına üslendi. Kartal Halk Bankası Bombalandı Oligarşinin finans kurumlarından olan Halk Bankası Kartal şubesi 5 Kasım günü DHKC Liseli Dev-Genç tarafından yangın bombası atılarak tahrip edildi. Eylem Buca'nın hesabını sormak amacıyla ve cezaevlerinde süren onurlu direnişe destek vermek amacıyla yapıldı. Seyrantepe İşbankası Bombalandı 5 Kasım günü İstanbul Seyrantepe'de bulunan İşbankası bombalandı. Cezaevlerindeki baskıları ve Buca katliamını protesto amacıyla yapılan eylem DHKC tarafından üstlenildi. "Seni Uyarıyoruz Faşist Yunus" 8 kasım günü İskenderun Modern Evleri mahallesinde oturan ve ülkü ocağına yardımda bulunan minibüs şoförü Yunus'un minibüsü yakılarak cezalandırıldı. "Seni Uyarıyoruz Faşist Yunus" yazılamasından sonra eylem yerine cephe bayrağı asıldı. Eylem özgür tutsakların açlık grevlerine destek vermek amacıyla DHKC tarafından yapıldı. Faşistin Otosu Yakılarak Cezalandırıldı Esenler'de 5 Kasım günü faşist birine ait olan Mazda marka bir oto molotofla yakılarak tahrip edildi. Büromuzu arayan bir kişi "Özgür Tutsaklara ve Tutsak Ailelerimize Kalkan Elleri Kıracağız. Yaşasın DHKC Liseli Dev-Genç", "Yaşasın Önderimiz Dursun Karataş" diyerek eylemi DHKC Liseli Dev-Genç adına üstlendi. İşkencecilerin Otosu Tahrip Edildi 5 Kasım günü Yenibosna'da Buca ve cezaevlerinde süren açlık grevlerine desteklemek amacıyla yoğun bir şekilde yazılamalar yapıdı. Ayrıca 8 Kasım'da işkencecilerin kullandığı 34 UF 696 plakalı oto cezaevlerinde süren açlık grevlerine destek amacıyla Liseli Dev-Genç tarafından yakılarak tahrip edildi. Yoğun bir şekilde yazılamalar yapıldı. İş Bankası Molotofla Tahrip Edildi 5 Kasım günü akşam saat 21 00'de Sanayi Mahallesi'nde nan İşbankası DHKC savaşçıları tarafından molotof- rak tahrip edildi. Eylemi DHKC adına büromuzu yarak üstlenen bir kişi "Buca katliamının hesabını sormak ayrıca cezaevlerindeki baskıların son bulması amacıyla başlatılan açlık grevlerini desteklemek amacıyla yapılmıştır. Önderliği selamlıyor, talimatlarını bekliyoruz. Yaşasın DHKP-C, eylemlerimiz devam edecektir", diyerek üstlendi. Özgür Tutsaklar Teslim Alınamaz 6 Kasım günü sabah saat 6.30 da Seyrantepe Nato Cad desi üzerinde bulunan Çağlar Restaurant'ın kepenklerine Devrimci Halk Güçleri imzalı "Özgür Tutsaklar Teslim Alınamaz" yazılı bombalı pankart asıldı. Pankart ancak polis tarafından 2 saat bir uğraştan sonra indirildi. Eylemin cezaevlerindeki açlık grevlerinin desteklemek amacıyla yapıldığı belirtildi. Faşist İşbirlikçinin Emlak Bürosu Bombalandı Polislerle işbirliği yapan Üsküdür Fıstık ağacında "Uçar Emlak" isimli dükkanı bulunan gerici faşistin uyarı amacıyla 3 Kasım günü dükkanı yangın bombası ile tahrip edildi. Saldırı sonucu dükkanda büyük hasar meydana geldi. Şans eseri dükkandan kurtulan faşist, DHKC Lİseli Dev- Genç tarafından "Ellerimiz yakanda olacaktır. Bu sefer şans eseri kurtulmuş olabilirsin. Bir daha ki sefere şansın olmayabilir. Suç işlemeye devam edersen bu uyarı eylemi daha farklı olabilir" diyerek uyarıldı.

9 Analar da zafer Halayında Direnişin başından itibaren evlatlarının yanıbaşında, direnişin en önünde yer alan "Biz Doğurduk Size Öldürtmeyeceğiz" şiarıyla, kavgada yer alan tutsak yakınları da zaferin coşkusunu sonuna kadar yaşıyorlardı. Tutsak yakınlarından bazıları coşkusunu bizimle paylaştı. Güllü Uzundiz(55) Açlık grevine başladığımızda çocuklarımızın haklı olduğuiçin kazanacağımızdan emindik. Ve onlarla beraber mücadeleye başladık. Biz sadece çocuklarımız için değil, aynı zamanda halkın onuru için de mücadele ediyorduk. Aşındırmadık kapı bırakmadık, coplandık, sürüklendik, ama her zaman kazanacağımızı düşündük. Sonunda biz kazandık, halk kazandı. Bir anne olarak evladımdan onur duyuyorum. Bundan sonra da biz analar olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Nuriye Aksaç(45) Direniş başladığında elimi attığımı koparmak, çocuklarımın bir an önce kazanmaları için mücadele etmek istedim. Zaman zaman güçlük çıktıysa da hiçbir zaman karamsarlığa kapılmadık, çünkü haklıydık ve kazanacaktık, bunu biliyorduk. Direniş süresince kararlılığımdan hiçbir zaman ödün vermedim ve çocuklarımızı öldürtmeyeceğimizi düşmana gösterdik. Evlatlarımız onurumuzdur. Her zaman onların yanında olacağız. Hiçbir zaman düşmanın yüzünü güldürtmeyeceğiz. Direndik, kazandık, kazanacağız. Fatma Şahingöz(44) Direnişe insanca yaşamak, Buca'nın hesabını sormak ve halkının onuru için başlayan evlatlarımızı yalnız bırakamazdık. Biz de analar olarak onlarla beraber halkımızın onuru için direnişe başladık ve bedenimizi düşmana karşı silah olarak kullanırken, bir yandan da ülkedeki yetkili kişilerle bu sorunu çözmeleri için konuşma yapmaya çalıştık. Fakat her yerde faşizm kendini gösterdi ve nereye gittikse coplandık, sürüklendik, yalanlara ve hakaretlere maruz kaldık. Yine de bir an için ümitsizliğe kapılmadık. Kazanmaya kararlıydık, çünkü bizim kaybetmemiz halkın kaybetmesi demekti. Halk hiçbir zaman kaybetmemeli ve de kaybetmeyecektir. Haklı olan halk kazandı, kaybeden yine faşist Kayıpları Unutma 4 Kasım günü Galatasaray Lisesi önündeki gelenek haline gelen oturma eyleminde şiddetli yağmura rağmen kaybedilenlerin tanıtımına devam edildi. Bu hafta kaybedilerek cesedi yol kenarına atılan Ayşenur Şimşek tanıtılarak aramıza katıldı. Ayşenur Şimşek 24 Ocak 1995! te kaçırıldı. Ve 12 Nisan'da Kırıkkale'de öldürülmüş olarak bulundu. Ayşenur 24 Ocak 1968'de Gölbaşı'nda doğdu. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde okudu. Ve bu okuldan 1991 yılında mezun oldu. Üniversite yıllarında öğrenci hareketine katıldı. 1992'de Ankara'da memurların örgütlenme çalışmaları içinde yer aldı. Ankara Sağlık-Sen sendikasının kurucuları arasındaydı. Kaçırılmasından kısa bir süre önce ailesine tehdit telefonları gelmeye başladı izlemekte olduğu yoldan vazgeçmezse öldürüleceği söyleniyordu. Kaçırıldığı 24 Ocak tarihinden devlet düzeni oldu. Çocuklarımız onurumuzdur, onları köpeklere yem etmeyeceğiz. Nadire Çelik: Benim gördüğüm kadarıyla birliğimiz beraberliğimiz iyiydi. Uğraşlarımız birlikte oldu. Bugün olduğu gibi haksızlıklara karşı birlikte Türk, Kürt, Laz, Çerkes bütün halkımızın yanında olmalıyız. Faşizme karşı önceden olduğu gibi mücadelemizin sürekli olmasını düşünüyorum. Cezaevlerinde birlikte kazandık. Bundan sonra da devam edeceğine inanıyorum. Zekiye Narin: Bütün emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bizim çocuklarımız doğru yolu seçtiler. Ortak mücadelenin devam etmesini istiyorum. Bütün sol kesime destek vermeye hazırım. Doğru yolda olduklarına inanıyorum. Birlikte mücadelemiz amacımıza ulaşana kadar sürecek. Biz çocuklarımızın arkasında olacağız. Bütün çocuklarımıza sevgi ve saygılar. Onlarla gurur duyuyoruz. Devletin katil olduğuna inanıyorum. Oğlum 17 yaşındaydı. Bir gece oğlum Maltepe'de gözaltına alındı. Ve o gece işkencede katledildi. Bütün şehitlere polisler baskı yaparak oğlumun dışarda öldüğünü kabul ettirmeye çalıştılar. Bu savaşı biz çocuklarımızdan önce vereceğiz. Bütün gönüllü arkadaşları destek olmaya çağırıyoruz. Güzel Şahin: Yalnız bir anne olarak sadece kendi çocuğumun değil tüm tutsakların yanında olacağıma kararlıyım. Birlikte ortak mücadeleye devam edeceğiz ve ettireceğiz. Devlet bunları katlederken yalnız sanıyordu. Bizler her zaman her yerde çocuklarımızın arkasında önünde siperiz. Duyarlı insan varsa, insanım insanca yaşamak istiyorum diyorsa bizimle birlikte olmaya çağırıyoruz. Gülşah Tağaç: Birlik olursak biz sesimizi duyururuz. Tek tek hiçbir şey yapamayız. Tüm anaları çağırıyoruz sırt sırta verelim diyoruz. Bizim çocuklarımız halkını sevdiği için cezaevindeler. Tüm gerçek devrimcileri seviyoruz. Çocuklarımız yaşamayı seviyorlar. Ama insanlarını halkını özgürlüğü sevdikleri için ölümü göze alıyorlar. Her zaman birliğe çağırıyoruz. itibaren bütün aramalara, yapılan başvurulara rağmen kendisinden hiçbir haber alınamadı. Artık o da kayıplardan biriydi. Ancak, 12 Nisan 1995 günü ailesine Kırıkkale savcılığından bir telefon geldi. Kızlarının gömülü olduğu yer bildiriliyordu. Belirtilen yerde Ayşenur'un cesedi bulundu. Kafasına, göğsüne ve çenesine yakın mesafeden sıkılan üç kurşunla öldürülmüştü. Otopsi raporuna göre 29 Ocak'ta yani kaçırıldıktan 5 gün sonra öldürülmüştü. Ayşenur Şimşek kayıplardan yalnızca biri. Gözaltında kayıpları unutmayalım. Gözaltında kayıplara razı olmayalım. Yaşama hakkına sahip çıkalım. Bu tek tek her birimizin sorumluluğu. Gelecek hafta yine burada olacağız. * Ülkü Ocağı Reisinin Dükkanına Molotoflu Saldırı Sanayi Mahallesi'nde bulunan faşist odakta şeflik yapan Nafiz isimli halk düşmanının "AK DOĞ" isimli kuru temizleme dükkanı 3 Kasım günü molotofla tahrip edildi. Faşist şefin geçtiğimiz günlerde İzmir'de katledilen DHKP-C savaşçısı Ali Rıza Kurt'un cenazesine katılan kitleye saldıran sivil faşistlere önderlik etmiştir. Hem bunun hesabını sormak amacıyla hemde Buca şehitlerinin anısına ayrıca cezavlerinde açlık grevi yapan tutsakları desteklemek için faşist şefin dükkanı molotofla DHKC savaşçıları tarafından yakılmıştır. Eylemi üstlenen DHKC "Faşistler Hiç Bir Zaman Cezasız Kalmayacaktır", "Katliamların Hesabını Sorduk Soracağız", "Yaşasın DHKC", "Yaşasın Önderimiz Dursun Karataş" diyerek DHKC tarafından üslenildi. Antakya DHKC'nin Eylemleri İle Sarsıldı 29 Ekim günü Antakya'da Kurtuluş caddesi üzerine Ahmet ve Zeynep'in anısına "Ahmet ve Zeynep Yoldaşın Hesabını Sorduk Soracağız" pankartı asıldı. Eylemi Devrimci Halk Güçleri adına üstlenen bir kişi "Yaşasın Halkların Umudu DHKC", "Yaşasın Halkların Mücadelesi Halk Düşmanlarından Hesap Sorduk Soracağız", "Polislere sesleniyoruz, bu onursuz işi bırakın simit satın daha onurludur yoksa hedefimiz olmaktan kurtulamayacaksınız" dedi. 31 ekim günü Antakya'da bulunan Emlak Bankası molotoflanarak tahrip edildi. Eylemi "Yaşasın Parti Cephemiz", "Ahmet ve Zeynep Yoldaşımızın Hesabını Sorduk Soracağız", "Yaşasın Önderimiz Dursun Karataş" diyerek DHKC adına üstlendi. Tutsak Yoldaşlarımıza Kalkan Elleri Kırdık Kıracağız İstanbul Bağcılar Yenimahalle, Göztepe mahallerinde Buca Katliamı ve cezaevlerinde süren açlık grevlerine destek vermek amacıyla "Katil polis git simit sat onurunla yaşa kurşunlarımıza hedef olma", "DHKC SPB Buca Katillerinin Peşinde", "Tutsak yoldaşlarımıza kalkan elleri kırdık kıracağız", "Bucanın hesabını sorduk soracağız" yazılamaları yapıldı. Eylem Devrimci Halk Güçleri tarafından üstlenildi. Özgür Tutsaklar Katliamlarla Susturulamaz 7 Kasım günü Hisarüstü'ne "Özgür Tutsaklar Katliamlarla Susturulamaz", "Yaşasın Buca Direnişimiz-Devrimci Halk Güçleri" imzalı pankart asıldı. 7 Kasım günü Depo Taverna Parseller'de "Devrimci Tutsaklara Kalkan Elleri Kıracağız", "Devrimci Tutsaklar Yalnız Değildir", "Yaşasın Buca Direnişimiz-Devrimci Halk Güçleri" imzalı yazılamalar yapıldı. 7 Kasım günü Esenyurt'ta Ayşe Bakımlı Durağı'na "Devrimci Tutsak Ailelerine Kalkan Elleri Kırdık Kıracağız", Fen İşleri'nin karşısına "Yaşasın Cezaevlerindeki Devrimci Tutsakların Onurlu Direnişi", 'Tutsaklara Kalkan Elleri Kırdık Kıracağız-Devrimci Halk Güçleri" imzalı yazılamalar yapıldı. 2 Kasım günü 1 Mayıs Mahallesi'nde "6 Kasım Boykotunu Kıranlardan Hesap Soracağız-Liseli Dev-Genç" imzalı pullamalar yapıldı. Ayrıca "Ümraniye Tabutluğu Kaldırılsın" "Umudun Adı DHKP-C", "Buca'nın Hesabını Soracağız-Liseli Dev-Genç" imzalı yazılamalar yapıldı. 2 Kasım günü İçerenköy'de Buca ve Ümraniye cezaevleriyle ilgili yazılamalar yapıldı. Ümraniye'de 2 Kasım günü Liseli Dev-Genç tarafından Ümraniye'de "Ümraniye Tabutluğu Kaldırılsın", "6 Kasım'da Boykot'a" yazılamaları yapıldı. Tutsakları destekleyen ve Buca katliamını protesto eden yazılamaların İzmir Millet Mahallesi'nde de yaygın olarak yapıldığı bildirildi. Turan, Yusuf, Uğur Yoldaş Çorlu'da 27 ekim günü Çorlu Yeni Sanayi Düğün Salonu'nun arkasına "Yaşasın DHKC" Çıraklık Eğitim Merkezi duvarına "Yaşasın Buca Direnişiniz" ile Çorlu'nun muhtelif yerlerine "Turan, Yusuf, Uğur Yoldaşlar Yaşıyor DHKC Savaşıyor" "Buca Katliamının Hesabını Sorduk Soracağız", "Faşizmi Döktüğü Kanda Boğacağız" yazılamaları yapıldı. Ayrıca bir faşistin otosuna yazılamalar yapıldı. Büromuzu arayan bir kişi eylemi Devrimci Halk Güçleri adına üstlendi. Yaşasın Devrimci Tutsakların Onurlu Direnişi 9 Kasım günü Paşabahçe'deki Çiğdem İlkokulu'na "Yaşasın Devrimci Tutsakların Onurlu Direnişi" yazılı pankart asıldı. Büromuzu arayan bir kişi cezaevlerinde süren açlık grevine destek vermek amacıyla eylemi DHKC İşçiler adına üstlendi.*

10 "Duyarlılık" ve "Dayanışma" Nedir, Ne Değildir? Gazetelerde bir ilan; "... cezaevlerinde başlayan süresiz açlık grevlerini desteklemek için tarihinden itibaren süresiz açlık grevine başlıyor; tüm devrimci demokrat kesimleri duyarlı olmaya çağırıyoruz" Bu ilanda ilk bakışta bir terslik, bir yanlışlık yok. Ama biraz irdeleyerek bakalım. İlanı verenler yine cezaevlerinde yatan devrimci tutsaklardan bir grup. Sağmalcılar Cezaevi'nde falan davadan tutsaklar diye imza atılmış altına. Açlık grevleri 25 Eylül'de başladı. İlanı verenler 25 Ekim'de açlık grevine başlayacaklarını duyuruyorlar. Ve kamuoyunu "duyarlı" olmaya çağırıyorlar. Bu nasıl duyarlılık? Önce kendilerine sorup bir cevap bulmak bir çerçeve çizmek zorundalar. Sen cezaevinde bulunan bir devrimci tutsak olarak, cezaevlerinin genel talepleri için süregelen bir Süresiz Açlık Grevini bir ay oturmuş seyretmişsin, sonra duyarlı olmak çağrısı yapıyorsun. Senin duyarlılığın bu kadarsa, kimden ne bekleyebilirsin? Yine bir ilan: İlanın girişinde önce "Devlet son dönemlerde cezaevlerine barbarca saldırarak, baskı, zulüm ve katliamları bir politika haline getirmiştir" denilerek durum tespiti yapılıyor. Sonra ilan şöyle bitiriliyor; "Kitlesel ölümler boyutuna gelen süresiz açlık grevleri karşısında devletin tutumunu protesto ediyor ve bu nedenle 28 Ekim 1995 tarihinden itibaren 3 günlük açlık grevine gidiyoruz. Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz" İlanını altında yine Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nden 4 ayrı davadan tutsakların imzaları var. Aynı soru ve aynı sorun! İlk ilanı verenler geç de olsa süresiz açlık grevine başlayarak hiç değilse "Bu noktadan itibaren sonuna kadar direnişlerle birlikte olma" tavrı ve kararlılığını gösteriyorlar. İkinci ilanda bu da yok. "3 günlük" açlık grevine gidiyorlar. Her tavrın, her desteğin, direniş sürecine bir katkısı var kuşkusuz, ama içimizden ona da gitmeyin bari diyesimiz geliyor. Çünkü böyle bir tavır esas olarak, dayanışma, destek, şu bu bir yana, cezaevlerine yönelen saldırıyı, devletin bu alandaki politikasını hiç mi hiç anlayamamak demektir. Verdikleri ilanın başındaki o tespit, "öylesine" söylenmiş bir sözdür yani, boşunadır. Yazanların kendisinin de inanmadığı bir şeydir. Eğer yazdıklarına inanıyorlarsa eğer "Devlet katliamları bir politika haline getirmiş" ise, bu devlete karşı alınacak tavır, üstelik 30'lu günlerde bir direniş sürerken, üç günlük açlık grevi olmaz. Keza diyorlar ki "Kitlesel ölümler boyutuna gelmiş"... Peki kitlesiyle ölümler boyutuna gelmiş bir açlık grevi karşısında, üstelik cezaevinde yatan devrimci tutsakların tavrı üç günlük "destek" mi olur? Bu ifadeyle bu tavır yan yana geldiğinde hem kendilerinin yazdıklarına inanmadığı, ama daha kötüsü, kamuoyu açısından da inandırıcılığın zedelendiği bir tablo ortaya çıkmaktadır. Yine bir ilan. Daha doğrusu, birbirine benzeyen çeşitli ilanlar... Altında tek tek ya da grup halinde memur sendikalarının imzası var. Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyorlar onlar da. Ama kendilerinin "duyarlılıklarının ifadesi olarak" ne yaptıklarını açıklamıyorlar. Yaptıkları, göründüğü kadarıyla ilan vermek. Elbette ilan vermek de, çok alt düzeyde de olsa bir duyarlılık ifadesidir. Ama devrimci, demokrat bir kesimin, üstelik örgütlü bir kesimin duyarlılığı, tavrı bir ilanla sınırlı kalırsa, örgütsüz kesimlerden ne beklenebilecektir? "Kendisine insanım diyen herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz" diye yapılan çağrıların karşılığı ne olabilecektir? Şu ya da bu siyasi hareketin kendi özgün talepleri, politikaları doğrultusunda geliştirdiği bir eylem karşısında, elbette tüm kesimler tavırlarını, destek ve dayanışmalarını bir yerde bu politikaya yakınlıkları, uzaklıkları içinde belirleyeceklerdir. Ama bugün cezaevleri özelinde tartıştığımız direniş, bu muhtevada bir direniş değildir. Faşizmin saldırıları cezaevlerinde yalnızca DHKP-C tutsaklarına yönelmiş değildir, genel bir saldırıdır. Direnişin talepleri de cezeavleri genelini kapsayan faşizme karşı cezaevleri cephesinden de güçlü bir barikat oluşturmayı hedefleyen bir direniştir. Nitekim bu anlamıyla da yalnızca DHKP-C tutsaklarının direnişi olarak değil, çeşitli siyasi hareketlerin ortak direnişi olarak sürmektedir. Özellikle MLKP, TKP-ML, TKEP-L davaları tutsakları -farklı tavır alınan cezaevleri olsa da- direnişin başından itibaren yer alma tavrında olmuşlardır. En başta ilanlarda yer alan siyasi grupların adlarını anma gereği duymadık. Çünkü sorun bu noktada şu ya da bu grubun teşhiri vb. değil, cezaevlerinde olsun, dışarıda, hayatın her alanında faşizme karşı sürdürülen mücadele açısından olsun, gerçekten de özel bir önem taşıyan dayanışmanın, desteğin, duyarlılığın halk saflarında asıl anlamlarına kavuşturulması gereğidir. Duyarlılık, baskıya, zulme, adaletsizliğe, faşizme karşı tavır alıştır; oligarşinin halkımıza karşı açık bir savaş yürüttüğü, halkın, devrimcilerin, yurtseverlerin şehitler pahasına savaştığı bir ülkede, duyar- lılık, faşizme karşı bir tavır alıştır. Duyarlılık elbette farklı düzeylerde ve farklı biçimlerde tezahür edecektir. Toplumun, daha dar anlamda kamuoyu diye adlandırdığımız kesimin farklı sınıf ve katmanlardan oluşması gerçeğinin doğal bir sonucudur bu. Ancak kavram neredeyse her kesim için aynı anlamda kullanılmaya başlanmıştır. Mesela, kendine devrimci, sosyalist vb. diye niteleyen bir kesim açısından, böyle bir örgütlülük açısından, şu ya da bu noktada alınacak tavırda, sorun gerçekte bir "duyarlılık" sorunu değildir; içinde bulundukları, bir parçası oldukları mücadelenin bir gereğinin yerine getirilmesidir. Onun devrimci sosyalist kimliği benimsemesi, bunu bir örgütlülük içinde ifade etmesi, duyarlılığını siyasal bir kim- liğe büründürme kararı demektir zaten. Dolayısıyla, o "duyarlılık göstermek" değil, kimliğinin bir gereği olan tavrı almakla yükümlüdür. Bu tavrın alınmadığı noktada da aslında sorgulanması gereken, duyarlılığı, duyarsızlığı değil, doğrudan devrimci, sosyalist kimliğidir. Keza, ekonomik-demokratik ya da siyasal belli örgütlülükler içinde yer alan kesimler açısından da, duyarlılığın faşizme karşı tavır alış olan muhtevasının gerisinde, düzenin, devletin kanatları altına sığınılarak geliştirilen "tavırlar" da gerçekte bir duyarlılığın değil, duyarsızlığı gizlemeye yönelik bir yasak savmacılıktan başka bir şey değildir. Daha geniş, örgütsüz, hatta apolitik kesimleri duyarlılığa çağırırken ise hareket noktamız, onları muhtevada faşizme karşı açık tavır alışa, biçim de daha ileri eylem çizgilerine çekmeye çalışmak yönünde olmalıdır. Kuşkusuz buna yön verecek olan, bunun önünü açacak olan da çağrının sahiplerinin tavrıdır. Başta verdiğimiz örnekler işte bu noktada, amaçladığının tersine olumsuz bir işlev yüklenmektedir. Destek, faşizmin karşısına birlikte dikilme cesareti, iradesi ve kararlılığıdır; gerçekte halkımızın da, solun da mücadele tarihi, destek ve dayanışmanın olumlu olumsuz tüm boyutlarını ortaya koyan büyük derslerle doludur. Cezaevlerindeki bu son direnişte sözkonusu olduğu gibi, dişe diş, ölüm sınırında süren bir direniş karşısında, hem de cezaevi cephesinden yapılan üç günlük bir eylem, gerçekte ne dayanışmadır, ne destektir, tersine -M. Ali Baran'ın Kurtuluş'un önceki sayısında vurguladığı gibi- "bu yaklaşım tutsakların direniş gücünü zayıflatan, düşmanın politikalarına güç veren bir tavırdır." Çünkü bu tavrın anlamı bellidir; düşmana "Sen saldırıyorsun, katliamları politika haline getiriyorsun, ama ben senle dişe diş bir savaşa girmeyeceğim, 3 günlük bir açlık grevi yapıp yerime oturacağım" denilmiş oluyor. Var mı bunun başka bir anlamı? Savaş oligarşiyle halk arasındadır. Oligarşi şu ya da bu kesitte saldırılarını belli bir örgüt üzerine veya halkın belli bir kesimi üzerine yöneltebilir. Ancak bunlar savaşın oligarşiyle halk arasında olduğu gerçeğini ve saldırının halkı sindirmek olan hedefini değiştirmez. Destek ve dayanışma özünde işte tarafsızlığın, tavırsızlığın düşmandan yana olmaya büründüğü bu savaş içindeki bir mevzilenmedir. Dayanışma, halk hareketini yaratma perspektifiyle örgütlenmelidir; halkın her kesimi, bir diğer kesimin mücadelesini kendi mücadelesi saymadan, faşizmin karşısına her saldırıda birlikte dikilmeden halk hareketi yaratılamaz. Ve faşizm geriletilemez. İşçi direnişleri bu noktada öğreticidir. Bir yerde bir direniş başlıyor, görünürde ziyaretler oluyor, bol bol basın açıklamaları yapılıyor. Ama bu destek ve dayanışma somut eylem biçimlerine, somut tavırlara dönüşmediği sürece, bütün bunların -direnişçilere moral vermenin ötesinde- düşmanı gerileten bir işlevi olamıyor. Desteğin, dayanışmanın bir halk hareketi yaratma perspektifiyle ele alınmadığı noktada, halkın güçlü direnişlerinin örgütlenemeyeceği açıktır. Son birkaç ayın en önemli gelişmeleri içinde, işçilerin ve memurların gücünün oligarşinin karşısına ortak bir biçimde çıkartılamamasında bu bakış açısından yoksunluk kuşkusuz önemli bir etkendir. Olaya bu bakış açısıyla bakılmadığında pekala iddia edilebilir ki, memurlar işçileri desteklemiştir. Ama yaşayarak gördük ki, desteğin, dayanışmanın bu biçimi halk hareketini ilerletici değildir. Destek ve dayanışma dediğimiz olay, gerçekte, insanlık, dostluk vb. kavramların ötesinde siyasal bir muhtevaya sahiptir. Birinci olarak, oligarşinin bölüp güçsüzleştirme politikalarına karşı halkın alternatif politikasıdır. İkinci olarak, sonuçta bir iktidar savaşı olan bu savaşta, halkın iktidarı için halk güçlerinin birliğinin sağlanmasıdır. Halkın savunmada ve saldırıda birliğidir. Şunu görmek lazımdır; halkın gücü desteğin, dayanışmanın somut biçimlerde ortaya konulmasıyla ve giderek ortak örgütlülüklere dönüştürülmesiyle ortaya çıkar ve bir devrim gücü olur. Bugün cezaevlerinde, dağlarda, şehirlerde mücadele sayısız biçime bürünerek ama her biçim içinde radikalleşerek, daha büyük bedeller isteyerek sürüyor. Destek ve dayanışma da bu gelişmeye, bu boyuta ayak uydurmak zorundadır. Değilse, bu boyutun gerisinde kaldığında destek ve dayanışma olmaktan çıkar.*

11 'İnfazların, Kayıpların, Buca Katliamının Sorumlularını Yargılıyoruz" DHKC'DEN ALİBEYKÖY MERKEZİNE OPERASYON DHKC 4 Kasım sabahı İstanbul'un göbeğinde bir semt merkezini bastı. Basılan yer Alibeyköy merkeziydi. Hedef seçilen yerler ise katliamların sorumluları ve işbirlikçilere ait hedeflerdi. İstanbul Eyüp-AIibeyköy Merkezindeki Düşman Hedeflerine Saldırı Buca'nın Katillerini Yargılayacağız Kayıplarımızı Bulacağız 4 Kasım 1995 sabahı İstanbul'un çiçeği burnunda emniyet müdürü ORHAN TAŞANLAR, adeta panik halindeydi. İstanbul nasıl bir yerdi? Güpegündüz, Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi Savaşçıları, semt merkezini basıyor, bombalıyor, kurşunluyor, cezalandırıyor ve kayıp vermeden geri çekiliyordu. Zavallı ORHAN TAŞANLAR! Her ne kadar "erkekliğinden" söz etse de, korkaklığı çok iyi biliniyordu. Bir zamanlar, örgütümüze yalvarıp durmuştu "...beni affedin, ne isterseniz vereyim..." diye. Kabul etmeyince, başka seçeneği olmadığından, güvencede yaşamak için yeniden kiralık katillik görevine dönmüştü. Ve şimdi, İstanbul'a ayak basar basmaz, sanki kendisine hoş geldin deniliyordu. Çok korkuyordu. Zaten İstanbul'a gelmemek için de torpil yapmak istemiş ama, başaramamıştı. Şimdi İstanbul'da mahalleler basılıyordu. İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı MEHMET ÇAĞ- LAR'ın deyimiyle"... çok organize ve programlı..." hareket ediliyordu. Anlaşılan kontrgerillacı katiller çok korkmuşlardı. Hergün,"... bitirdik, dağıttık.." derken yalanları ortaya çıkmış, suçüstü yakalanmışlardı. 4 Kasım 1995 sabah saat 6.45'de, Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi İstanbul Silahlı Propaganda Birlikleri Komutanlığına bağlı kalabalık bir savaşçı birliği, bir otobüsle Alibeyköy Merkezine geldi. Savaşçılar, büyük bir disiplinle daha önce tespit edilen düşan hedeflerine yöneldi. Alibeyköy Merkezindeki; POLİS EKİP OTOSU ALİBEYKÖY POLİS KARAKOLU, FAŞİST NİZAM-I ALEM OCAĞI ÜLKÜ OCAĞI EMLAK BANK CHP BİNASI BİR DÖVİZ BÜROSU ZABITA AMİRLİĞİ FAŞİSTLERİN KARARGAH GÖRE- VİNİ GÖREN SPOR KULÜBÜ hedefleri, taranmış ve bombalanmıştır. Ayrıca bu eylemin neden yapıldığını açıklayan bir bir pankart ve Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi bayrağı eylem yerine asılmıştır. Saldırı eylemimizde karakola atılan bomba patlamadığından, işkenceci polisler, biri ağır olmak üzere bir çok yaralı vermelerine rağmen, daha ağır kayıp İşte tahrip edilen hedefler: - Alibeyköy Polis Karakolu - CHP Binası - Polis ekip otosu - Emlak Bank - Nizam-ı Alem Ocağı - Zabıta Amirliği - Ülkü Ocağı - Bir döviz bürosu - Faşistlerin karargah olarak kullandığı bir spor klübü vermekten kurtulmuştur. İstanbul kontrgerilla şefleri ve kontrgerilla hükümeti, İstanbul'da ilk defa, kalabalık bir gerilla birliğinin bu tür bir baskın yaparak, kapsamlı bir eylem gerçekleştirdiğini halktan gizlemek için, basın, TV ve radyolara sansür uygulayarak gerçeği gizleyip, sadece bir karakolun tarandığı, iki polisin yaralandığı biçiminde yansıtarak alışılagelen bir eylem diye göstermeye çalıştı. Ve birtakım şeyleri gizleyemedikleri noktada ise "... kaçarken de bankaya bomba attılar.. bir kız iki erkektiler..." gibi inandırıcılıktan yoksun yalanlara başvurdu. Oysa, İstanbul'da ilk defa semt merkezi basılıp, on düşman hedefine saldırılmış ve kayıp vermeden geri çekilinmiştir. lerinde, işkence tezgahlarında kahraman kesilen işkenceciler, savaşçılarımızın mahalle merkezi işgal etmesi karşısında açıkça sinmiş, korkmuş ve cevap verecek cesareti bile gösterememişlerdir. Kontrgerilla şeflerinden Mehmet Çağlar'ın "... arkadaşlarımız cansiparane bir şekilde karşılık vermişler,... bu örgüt çöküntülerinin oyununa polisimiz gelmemiş ve Allaha şükür saldırıyı can kaybı vermeksizin atlatmıştır..." sözleri tam bir çaresizliğin, korkunun ifadesi olup, artık saldırılarımız karşısında canlarını kurtarmaya şükür edip, bunu da "... oyuna gelmemek..." olarak nitelemektedir. Devam edin beyler. Sakın oyuna gelmeyin. Canınızı kurtarmaya bakın. Ağababalarınızdan öğrenin. Mehmet Ağar'ınız, Menzir'iniz, milletvekilliğiyle dokunulmazlıklarını sağlıyorlar. İktidar hepinizi, özellikle de sıradan polisleri milletvekili yapmayacaktır. Canınızı kurtarmaya bakın. Ama o meslekte kaldığınız müddetçe halk düşmanlığına devam edeceksiniz. Yol yakınken halk düşmanlığı mesleğini terk edin. Kimse sizi koruyamaz. Artık "... yok ettik, bitirdik..." masallarına kimse inanmıyor, siz de inanmıyorsunuz. Bu gördükleriniz, göreceklerinizin küçük bir parçasıdır. Halk düşmanları, hesap vermeden yaşayamaz. İster milletvekili, ister bakan olun peşinizde olacağız. Alibeyköy baskını, BUCA KATLİA- MININ hesabını sormak için yapılmıştır. Marnının birinci dereceden sorumluları, İzmir Valisi, İzmir Emniyet Müdürü, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Melih Tarı ve Cezaevi savcısı Yaşar Arslan'dır. Bu katiller hemen tutuklanıp bağımsızlığı tartışma götürmeyen bir mahkemede yargılananıncaya kadar, Buca katliamının hesabını sormaya devam edeceğiz. Alibeyköy baskınının diğer bir amacı da; gözaltında kaybedilen, kaçırılıp katledilen insanlarımızın katillerini bulmak, yargılamaktır. Aylardır, devrimciler olarak kaybedilenlerin, kaçırılıp katledilenlerin yakınları olarak demokratik kuruluşlar olarak kayıpların nerede olduğu, kaçırıp katledenlerin kimler olduğu, hemen hergün, kanıtlar göstererek belirtilmesine rağmen, faşist hükümet suskundur. Katilleri ortaya çıkartıp halka gerçekleri söyleyeceğine kaybetmeye ve katletmeye devam etmektedir. Hükümet katliamlarına devam ettikçe ve katilleri ödüllendirmeyi sürdükçe misilleme eylemlerimiz devam edecektir. DHKC Savaşçıları eylemin ardından bölgeyi terkettiklerinde geride panik halindeki işkenceciler ve kireç gibi bir yüzle şefleri Mehmet Çağlar kaldı. Burjuva basın eylemi yok saymaya çalışsa da polis şeflerinin telaşları kameralardan saklanamadı. UYARI Halka yapılan sömürüden, zulümden, işkencelerden cezaevlerinde tutsaklarımıza yapılan baskılardan, ülkemizi emperyalistlerin egemenliğine sokanlardan ve bu politikayı destekleyenlerden hesap sormaya devam edeceğiz. Başta halk düşmanı, vatan haini hükümeti oluşturan, DYP, MHP ve CHP olmak üzere, bu hükümetin politikalarını destekleyen, finanse eden ve hükümetlerin kurulup yıkılmasında birinci dereceden söz sahibi olan bütün işbirlikçi tekelleri ve sermaye mensupları, katliamlardan halka karşı zulüm politikalarından birinci dereceden sorumludur. İktidarın politikasını silah ve mali olarak destekleyen tüm yabancı kuruluşlar birinci dereceden sorumludurlar. İktidarın emrinde, halka karşı savaş cephesi içerisinde yer alan, iktidarın politikalarına hizmet eden bütün bürokratlar birinci dereceden sorumludur. İktidarın güvenliği için çalışan ve iktidarın emirleriyle halkı katleden, halkın mücadelesini her türlü yöntemle engellemeye çalışan, gizli açık bütün silahlı güçler birinci dereceden sorumludur. Hangi nedenle olursa olsun, devrimcileri ihbar eden, halkın mücadelesini engellemeye çalışan bütün ihbarcılar sorumludur. Bilinçli veya bilinçsiz olarak, halk düşmanı politikaları destekleyen, yardım eden bütün kuruluş ve kişileri uyarıyoruz. Bu tavrınızdan vazgeçin, halkın saflarında yer alın Bütün uyarılarımıza rağmen, silahını veya parasını, malını, tekniğini, düşüncelerini, düşmanın hizmetine verip halka karşı kullanan herkes, halkın katledilmesinden, sefaletinden, onursuzca bir yaşama mahkum edilmesinden sorumludur ve hesap vermek zorundadır. Bu uyarılarımız dikkate alınmazsa doğabilecek sonuçlardan biz sorumlu olmayacağız. KATİLLERİN, İŞBİRLİKÇİLERİN, SOYGUNCULARIN İKTİDARINI DES- TEKLEMEYİN. ONLAR YOK OLMAYA MAHKUMDUR. Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi

12 Sınıf İşbirlikçilerine Karşı Açık Mücadele Sık sık rastlanan bir olaydır; direnişin, eylemin, grevin içinde düzen sendikalarına, sarı sendikacılara karşı net tavır alınmaz, daha çok faydacı ilişkiler kurulur; onlardan gelecek küçük katkılar için büyük eleştiriler ertelenir. Sonra direniş -muhtemelen de yenilgiyle- bittiğinde de en ölçüsüz haliyle sarı sendikacılığa yüklenilir, herşeyin sorumlusu olarak onlar ilan edilir. Çeşitli kesimler, yüzbinlerin grevinde de aynı hataya düşmüşlerdir. Hayır, bu mücadele -düzen sendikacılığına karşı mücadele- daha sağlıklı, istikrarlı, güven veren bir zemine oturtuımaııaır. Bu zemin direnişlerin, eylemlerin bizzat kendisidir. Bu yüzdendir ki, devrimci işçiler, bir süredir ısrarla, sarı sendikacılığa karşı mücadelenin direniş mevzilerinden yürütülmesi gerektiğine vurgu yapıyorlar. 'İşçi henüz o düzeyde değil', 'direnişi sendikalardan koparırsak götüremeyiz', 'açık tavır aldığımızda işçi kaçar' vb gerekçe ve düşüncelerin bugün maddi bir temeli kalmamıştır. Üstelik bu gerekçeler, devrimci işçiler tarafından dile getirildiğinde bir kendine güvensizliğin, sınıfa güvensizliğin ifadesi olmaktadır. İşçi sarı sendikaların, sendika ağalarının durumunu görüyor, biliyor. Hangi grev öncesi, işçilerle görüşürseniz görüşün, politikadan en uzak duranlar bile, tek kaygı olarak, devletin saldırısından vb. değil, satılma ihtimalinden korktuklarını belirtiyorlar. İşçilerin durumu, tüm vaadlerin aldatmaca olduğunu bile bile, durumlarının daha kötüye gitmekten kurtulamayacağını bile bile % oranında da olsa düzen partilerine oy vermeye devam eden halkın durumundan farklı değildir. Ki işçiler de seçim sözkonusu olduğunda zaten o halkın ve o ruh halinin bir parçası olmaktadırlar. Her iki durumda da halkın, işçilerin sorunu satıldıklarını ya da aldatıldıklarını görmemek değil -bir kesim için bu da sözkonusudur, ancak geniş kesimler için sözkonusu olan bu değil- alternatif- sizliktir. Devrimci işçiler, devrimci sendikacılar, kendi önerilerini her zeminde daha cesaretle dile getirmeli, kendi tavırlarını daha cesaretle dayatmalı, hayata geçirmelidirler. İşçilere güven verecek olan, devrimci bir alternatifi adım adım oluşturacak olan budur. Grevlerin, direnişlerin içinde sarı sendikacılıkla yapılan hiçbir uzlaşma, esas olarak -kısmi ve geçici ekonomik kazanımların dışındaişçi sınıfına birşey getirmemiş, ne bilinç anlamında, ne de ekonomik-demokratik kazanımlar sağlama veya onları koru- ma anlamında bir yarar sağlamamıştır. 'Yarar' gibi görünen şey, kısa sürede tersine dönmüş, bulunulan noktadan daha geriye gidilmiştir. Büyük grev bu mücadelenin, eylemin, direnişin içinden yürütülmesi gerektiğini, hiçbir durumda asla ertelenmemesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. 'Bir kez daha' diyoruz, çünkü gerçekte, özellikle 89'dan bu yana tekrar tekrar yaşanmaktadır ki, sınıfın mücadelesinin gelişmesinin önündeki asıl engel sarı sendikacılıktır. Devletin terörü, baskısı bile bunun yanında tali kalmaktadır. Ve yine bu süreç içinde işçi sınıfı sarı sendikacılığı tanıma anlamında önemli deneyler yaşamıştır. Ancak her kritik aşamada, her zorlu direnişte, işçilere bizzat 'devrimci', 'komünist' vb. sıfatları taşıyan işçilerin ve siyasi yapıların yine sarı sendikacıların kuyruğuna takılma yolunu göstermeleri, varolan devrimci dinamikleri de köreltmekte, sınıfın önüne devrimci bir kanalın açılmasını olanaksızlaştırmaktadır. Böyle bir çizgi içinde devrimci bir alternatifin oluşturulamayacağı, işçi sınıfının -söylemde ne söylüyor olursanız olun- sarı sendikacılık barikatlarından kurtulamayacağı açıktır. Büyük Grev sırasında işbirlikçi hainlerin dergisi Aydıniık'ta şunlar yazılıyordu: "...Türk-İş'in ücret mücadelesi günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve bütünlüğü, demokrasi ve emeğe saygı mücadelesi olarak sürmektedir... Eğer bütün bu mücadelelerden sonra, işçi sınıfının dışındaki birileri çıkar, 'Türk-İş işçileri sattı' derse, ona verilecek tek yanıt, 'sen ücret sendikacılığını mı savunuyorsun?' olacaktır... Türk-İş önderliğindeki Türkiye işçi sınıfı ve sendikacılık hareketi,...gerçekten tarih yazmaktadır. Türk-İş'in nereden nereye geldiğini bir kez daha görmek için bir örneğe bakmak yeterli... (yazar burada Sadık Şide'yi anlatıyor uzun uzun ve şöyle bitiriyor) Bazı arkadaşlar, Türk-İş'te tabandan tavana kadar yaşanan köklü değişimi kavrayamamakta ısrar ediyor. Bir dönemin Türk-İş'inde bu anlayıştaki Sadık Şide genel sekreterlik yapmıştı. Sadık Şide hep aynı Sadık Şide'dir. Ama bugünkü Türk-İş'e ne kadar yabancı kalıyor değil mi?" Aydınlıkçı işbirlikçilebaşka birşey söylemelerini beklemek mümkün değil elbette. Ama bu ve benzeri satırların tezahüründen başka birşey olmayan yaklaşımlar büyük grev boyunca kendilerine 'komünist' diyenlerin sayfalarında da devam ettirilmiştir. Mesela Özgürlük Dünyası da şöyle yazıyordu: "...Sıradan bir işçinin günlük yaşantısında görerek bilince çıkartığı ve eylemlerde, 'Hükümeti yıktık sıra IMF'de' sloganıyla dile getirdiği anti-emperyalist tutum, küçük burjuva sol akımlarca yeterince kavranamıyor. Onlar her zaman olduğu gibi, okun sivri ucunu sendika bürokrasisine yöneltmeye devam ediyorlar. Hem de Bayram Meralin 'Bu savaş işçi sınıfımızla IMF arasındadır' dediği ve işçi hareketinde bir başka otoritenin henüz ağırlığını açıktan ortaya koyamadığı bir zamanda..." (Özgürlük Dünyası, Kasım '95) Özgürlük Dünyasının 'anti-emperyalist yanın kavranamayışına ilişkin eleştirisi gerçekten kimi çevreler için geçerlidir. Ki bu anti-emperyalist mücadeleye, sloganlara "soğuk" bakan kendileri için de bir adım sayılır. Ama bununla okun sivri ucunun sendika bürokrasisine yöneltilmemesi gerektiği arasında kurduğu 'zorunlu' bağ anlaşılır değildir. Anlaşılan tek şey, kitle kuyrukçuluğunu, ya da bu olay somutunda söylersek, Türk- İş kuyrukçuluğunu öneriyor olduğudur. Bayram Meral 'Bu savaş işçi sınıfımızla IMF arasındadır' dedi diye, Meral antiemperyalist saflara mı yazıldı. Mücadelenin anti-emperyalist niteliğini bilmek için Meral'in bunu açıklaması gerekmiyor zaten, bunu 'size bu parayı veremeyiz, IMF'ye söz verdik' diyen hükümet sözcüleri dahil herkes bir biçimiyle ortaya koyuyor. Peki o zaman Meral'in bu açıklamasında bulduğunuz hikmet ne ki, böyle 'hem de...' diyerek vurgula- yarak söylüyorsunuz. Henüz bir başka otoritenin olmamasının işçileri, devrimcileri Türk-İş'in otoritesine tabi olmak zorunda bırakması da bir başka anlaşılmaz yan. Peki devrimci alternatif nasıl örgütlenecek. Bunları yazanlar önce şu soruyu cevaplandırmak zorundadırlar. Büyük grevin daha fazla siyasallaşmasının, grevin farklı eylem ve direniş biçimleriyle radikalleşip yaptırımcı bir karakter kazanmasının önündeki asıl engel neydi? Polis terörü mü, işçilerin 'daha ilerisine hazır olmaması' mı, yoksa sözünü ettiğiniz 'otorite'nin, Bayram Meral'in bizzat kendisi mi? Bu soru cevaplandırılmak zorundadır, çünkü okun ucunun nereye, nasıl yöneltileceği, hangi otoriteye nasıl tabi olunacağı bir yerde bu soruya verilecek cevaba göre biçimlenecektir. Ki öyle de biçimlenmiştir. Onların bu soruya verdikleri cevaptan ancak ve ancak Türk-İş kuyrukçuluğu çıkmıştır. Özgürlük Dünyası, büyük grevden sonra Türk-İş yönetimi işçileri sattı' diye yazdı mı bilemiyoruz, ama aynı çizgiyi paylaşan başka yayın organlarında gördük bu ifadeyi. Anlaşılan, Türk-İş'in otoritesine uyma' ve 'okun sivri ucu' konusunda uyum içinde oldukları Aydınlık'a göre Özgürlük Dünyası da 'ücret sendikacılığını savunuyor'! Bugün sorun, Özgürlük Dünyası vb yaklaşımdakilerin birbirine karşıt gibi görüp göstermeye çalıştıkları iki şeyi birarada yapmaktır. Yani, Büyük Grev gibi bir eylemlilik sürecinde ya da tek tek direnişler, grevler özelinde Türk-İş yönetimini, sendika yönetimlerini zorlamakla, düzen sendikacılığına karşı uzlaşmaz, radikal boyutlar alabilen bir mücadeleyi aynı süreç içinde yürütmek. Bu ikisi gerçekte aynı şeydirler zaten, esas olarak bu ikisi birbirinden ayrılmaya çalışıldığında, iki açıdan da sonuç almak mümkün olmaz; mümkün olan tek şey bu noktada otoritenin, insiyatifin düzen sendikacılığına teslimidir. Devrimci işçiler açısından düzen sendikacılığına karşı mevzi kazanmak için en uygun yer olan direnişler, grevler içinde bu mücadele verilmediğinde nerede verilecektir? Geriye kongreler kalıyor. "Komünist", "sosyalist" sıfatlı bilcümle reformistlerin, revizyonistlerin kongrelerdeki tavrı da bellidir, yönetimde bir koltuk için her türlü uzlaşma yapılmaktadır. İşte düzen sendikacılığına karşı mücadelenin bugünkü en büyük hendikapı budur. Mücadele, çoğu kesim açısından dergi sayfalarında kalmakta, ne direniş mevzilerine, ne Kongre salonlarına taşınmamaktadır. Düzen sendikacılığına karşı mücadele, düzene karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak ister "Genel Grev", ister bir tek işyerindeki direniş olsun, ister Türk-İş, DİSK Genel Kurulları, ister tek bir şube kongresi olsun, her mevziye, her alana taşınmalıdır. Yönetimlere giremeyebiliriz, direnişler daha zorlu geçer ama devrimci sendikacılık ve devrimci işçi hareketi ancak böyle bir çizgide gelişecek, ilkelerini, politikalarını her zeminde ısrarla uygulayarak yolunu açacaktır.*

13 RETRANS ve İçimizdeki Emperyalizm Retrans direnişine kelimenin tam anlamıyla azgınca saldırıyor oligarşi. 3 Temmuz'dan bu yana defalarca jandarmanın saldırısına uğradı Retrans işçileri, defalarca gözaltına alındılar, defalarca taşeronlar tarafından kurşunlandılar. Saldırılar kuşkusuz işçisi, memuru, gecekondulusu, öğrencisiyle tüm halka karşı yürütülen savaşın bir parçası. Ama bundan öte "özel" bir boyutu da var bu direnişe saldırının; Retrans'ın bir İngiliz şirketi olması. Türkiye Cumhuriyetinin devlet geleneğinde vardır bu. Emperyalist efendilerin şirketleri daha mu- teberdir, daha korunmalıdır. Bu yüzden de Alman, İngiliz, Amerikalı, Fransız patronun işyerlerindeki direnişler, grevler karşısında düzen daha saldırgandır. Çünkü onlar içimizdeki emperyalizmdir. Çünkü onlar emperyalist efendinin temsilcileridir. Çünkü onlar ülkemizi kalkındırmak için ta nerelerden kalkıp gelen, iktidarların velinimetleridirler. Türkiye'nin başında bir 'Sömürge valisi' yoktur. Başbakanı 'ulusal' seçimler sonucunda oluşturulan 'milli' meclis tarafından seçilir. Ama seçilen bir sömürge valisi gibi görev yapar. IMF emreder o uygular. Washington emreder, o uygular. Cefasını, ezasını halkımızın çektiği 8. madde emperyalist efendiler istiyor diye 'kaldırılır'. Onursuzlukta, bağımlılıkta asla bir sömürge valisinden geri kalmaz. 80 öncesini az çok bilenler hatırlayacaktır; mesela Petrol- İş'in Shell işyerlerinde aldığı grev kararı 'milli güvenlik' nedeniyle Bakanlar kurulu tarafından ertelenir. Ya da yakın zamandan, İncirlik'teki Amerikalıların Türk, Kürt emekçileri, mevcut hükümetlerden aldıkları cesaretle nasıl aşağıladıklarını ve işçilerin tepkilerinin nasıl bastırıldığı hatırlanacaktır. Ve yaşadığımız örnek Retrans; İngiliz elçiliği istiyor, oligarşinin 'milli' hükümetinin 'milli' bir bakanı, ülkenin 'milli' ordusunun jandarmasını Retrans işçisinin üzerine saldırtıyor. Evet, önce emperyalist şirketlerin güvenliği ve huzuru. Onlardaki çalışma 'barışı' asla ve asla bozulmamalıdır. Oligarşi durmaksızın yabancı yatırımcıları çağırır ülkeye. Ülkedeki 'anarşi' kaç vatandaşın öldüğü boyutuyla değil, yabancı yatırımcıları kaçırması nedeniyle daha çok ilgilendirir oligarşiyi. Oligarşi gerekirse herşeyi güllük gülis- tanlık göstermeye çalışarak çağırmaya devam eder emperyalist yatırımcıları, bizi tercih edin diye yalvarır onlara. Emperyalist efendiler 'peki sizi niye tercih edelim?' diye sorduklarında verdikleri tek bir cevap vardır: 'Gelin çünkü ülkemiz ucuz işçi cennetidir'. Evet, emperyalistler ülkemize davet edilirken pazarlanan işçimizin emeği, alınteri ama daha da önemlisi uysal köleler olmasıdır. İşte bu yüzdendir ki, emperyalist patronların şirketlerindeki her başkaldırı daha bir şiddetle ezilmeli, ülkemiz dışarıya karşı ucuz işçi cenneti, uysal işçiler cenneti olarak bilinmeye devam etmelidir. Değilse emperyalist sermaye kaçar ülkeden, kaçar ve işbirlikçilerine düşen kırıntılar da o kadar azalır. Retrans işçisi yalnız oligarşiye karşı değil, emperyalizme karşı da direniyor. Retrans; Enternasyonalizm İçin Küçük Ama Önemli Bir Zemin... Emperyalizm tekelci sermayenin uluslararasılaşmış halidir bir anlamda. Gücünü de bir yerde bu uluslararası niteliğinden, dünyanın sayısız hükümetini, ordusunu ken- di sermayesinin hizmetine sokmaktan alır. Emperyalizmin uluslararası gücüne karşı dünya halklarının, işçi sınıfının silahı ise enternasyolizmdir. Ve bugün dünyanın ezilenleri, güçlü bir enternasyonalist örgütlenmeden yoksundurlar. Enternasyonalizm, bugün her ülkenin devrimcilerine, halklarına, işçilerine, kendi ülkesindeki mücadeleyi yükseltme görevini dayatıyor. Ve yükseltilen her direniş, her mücadele, enternasyonalizme yeni zeminler yaratıyor. Bugün bu zeminler henüz yeterince değerlendirilemiyor belki, ama bu zeminde daha büyük, daha güçlü uluslararası dayanışmalar, ortak mücadeleler de yükselecek. Emperyalizmin uluslararası tekelci kuruluşlarına karşı direnişler bir anlamda enternasyonalizm için de küçük birer zemindirler. Retrans işçilerine çeşitli ülkelerden verilen destekler bu açıdan önemlidir. Yine yakın zamanda, büyük grev sırasında uluslararası liman işçileri teşkilatlarının Türkiye'deki liman işçilerinin grevine verdikleri Türkiye band-ralı gemilere yükleme-boşaltma yapmama ' biçimindeki destek de bu çerçevede çok önem verilmesi, geliştirilmesi gereken bir örnektir. Oligarşi emperyalist şirketlerdeki direnişler karşısında hep saldırgan olmuş bunun örneklerini hatırlattık, ama bu direnişlerin yarattığı çok olağanüstü enternasyonalist dayanışma örnekleri de var Mayıs'ında Pfizer ilaç fabrikasında çalışan 300 işçi grevdedir. Grev, Pfizer'in İngiltere, Fransa ve İsviçre'deki fabrikalarında çalışan işçiler tarafından da desteklenir. Hem de öyle yalnızca açıklama yoluyla falan değil. Aralarında binlerce kilometre olsa da, birbirlerini hiç tanımasalar da aynı patron tarafından sömürülen İngiliz, Fransız ve İsviçreli işçiler, Türkiye'deki sınıf kardeşlerinin direnişini iş yavaşlatarak desteklerler. Retrans, emperyalizm ve enternasyonalizm... Bir direniş bunları birlikte çağrıştırıyor işte. Bir direniş emperyalizme karşı bir mevzi olurken, enternasyonalizmin de mevzisi oluyor. Ve bir direniş, ülke topraklarındaki yüzbinlerce işçinin geleceğinin biçimlendiği bir mevziye dönüşüyor. Retrans böyle bir direniştir işte. Ve işçi sınıfı onu bu bilinçle, bu büyüklüğüyle kucaklamalıdır. * Özçelik iş Kardemir İşçisine Sıfır Zammın Yararını Anlattı Karabük Demir Çelik İşletmeleri Kardemir'de işçilerin üyesi bulunduğu Özçelik İş 'e devredilen işletmeler arasında bulunuyor. Önce Kardemir AŞ adıyla kurulan şirketin %52 hissesi "işçilere devredildi" İşçilere devredilen diğer işyerlerinde olduğu gibi burada da söz sendikacı patronlara ait. Kardemir'in devir işlemlerinden bu yana henüz 1 yıl bile geçmeden işçi ile sendika karşı karşıya bulunuyor. Evine ekmek parası götürmenin derdindeki 5 bin işçi ile Kardemir'den elde edeceği karın hesabını yapan Özçelik İş toplu sözleşme masasında işçilerle karşı karşıya bulunuyor. İşçilerle geçtiğimiz günlerde bir toplantı düzenleyen Özçelik İş Genel başkanı Metin Türker "eğer işçiye zam verirsek 2 yıl sonra fabrikanın kapısına kilit vururuz" diyerek işçiye "sıfır zam" önerdi. Sendika patronunun işçilerin zamda direnmeleri halinde kapı önüne konulacakları tehditinde de bulundu. Metin Türker'in "Ya zam yapmayacağız ve kaynaklarımızı teknoloji yenilemesine yatıracağız. Ya da şimdi zam yapıp teknoloji yenileme yaptırımlarını erteleyeceğiz. Ve 2 yıl sonra kapıya kilit vuracağız. Siz (iki yıl sonrası Allah kerim ben bugün alacağım zamma bakarım) derseniz, bu yönetim buna izin vermez" demesine işçiler tepki göstererek sendika başkanını yuhaladılar. İşçilerin durumu protesto etmesi üzerine "sıfır zam" oylamaya sunuldu. Sonuçta ise sendikacı patron işçileri bir kez daha aldatmayı başardı. DOK Gemi iş Patronluğa Soyundu Türkiye'de satışa çıkarılan işletmeler arasında Osmanlıdan bu yana ülkemizin yolcu ve yük gemilerinin yapımını sağlayan tersanelerde bulunuyor. İstanbul'daki tarihi Haliç tersanesi ile İzmir'deki Alaybey tersaneleri bunların başında geliyor. Bu tersanelerin satışta olduğu 5 Nisan 1994 de açıkça ilan edildi. Ayrıca bu işyerlerinde Türk-İş'e bağlı Dok Gemi İş Sendikası örgütlü bulunuyor. Gerici bir kanadın yönetime egemen olduğu sendika tersanelerin satışının açıklandığı süreçte, sendika başkanına gazete olarak 'Tavrınız ne olacak" şeklinde bir soru yöneltmiştik. Bu soruya verdikleri yanıtla tersanelerin yeni patronuna olacakların sinyalini o zamandan vermişlerdi. Yine bunun, o zaman üstü örtülü laflarla açıkça ifade etmekten çekinen Dok Gemi İş Genel başkanı Nazım Tur ve çevresindeki sendika yöneticileri şimdi Gemi Sanayi ve ticaret AŞ (Gestaş) adlı bir şirketin sahibi. Gestaş tersaneleri satın almak için kuruldu. Ve İzmir Alaybey tersanesi Dok Gemi İş Sendikası tarafından kurulan Gestaş'a 49 yıllığına devredildi. Gestaş'ı kuran Dok Gemi İş işçilerinin bu şirketin asıl sahibi olduğu yalanıyla işçileri kandırmaya çalışarak şirketin hisselerinin %98'inin işçilerin olduğunu söyledi. Bu yalan çemberi içerisinde 216 Alaybey tersane işçisi kıdem tazminatlarının üzerine yatılmak istendiğini söyleyerek hareket geçmiş bulunuyorlar. İşçilerin Nazım Tur ekibine karşı harekete geçmesi doğal olarak Alaybey tersanelerinde yaşananları kısa sürede, açığa çıkardı. İşçiler tersanenin Gestaş'a satışını protesto için imza kampanyası başlatarak basın aracığıyla da gerçekleri kamuoyuna aktarıyorlar. İşçiler, şirketin hisselerinin iddia edildiğinin aksine %98'sinin işçilerin değil aralarında sendika genel başkanınında bulunduğu 5 kişilik yönetim kuruluna ait olduğunu belirtiyorlar. İşçiler yapılan pazarlıkta kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer parasal haklarının şirketin sermayesi gibi gösterildiğini söylüyor. Hisse aldırtarak kendilerinin kandırıldığını, oysa hissedarlıkla ortaklığın ayrı şeyler olduğunu da ekleyen işçiler, hisse aldıklarına pişman olduklarını söylüyorlar. Dün "burayı kimseye satamazlar" diyerek gerçek niyetlerini gizleyen gerici sendikacılar entrikalarla işçileri aldatmaya çalışıyor. Onların alınteri üzerinde ticari planlar kuruyor Hak mücadelesinde, siyasi mücadelede önemli geleneğe sahip olan tersane işçileri bu sendika ağalarına pabuç bırakmamalıdır.*

14 Sendikalardan Konfederasyona Altı yıldan bu yana kamu emekçileri "Hak Verilmez Alınır" şiarı ile insanca bir yaşam mücadelesi vererek örgütleniyorlar. Geçen bu süreç içinde kamu emekçileri tüm baskılara ve engellemelere rağmen kendi özgüçleriyle kurdukları sendikalarını yasallaştırma boyutuna geldiler. Mücadelede alınan bu yol yeterli olmasa da mücadele edildiğinde nelerin başarılabileceğini göstermesi açısından önemlidir. Kamu emekçilerinin 6 yıldan beridir sürdürdükleri mücadelelerindeki engeller sadece siyasi iktidarlar, idareler tarafından çıkartılmamıştır. Aynı zamanda Devrimci Mücadelede Kamu Emekçilerinin bedeller pahasına açtığı yolda kamu emekçilerinin mücadelesini düzen sınırları içerisinde tutmaya çalışan ve bu mücadelede koltuk, kariyer edinmek peşinde olanlarda birçok engeller çıkarmışlardır. Baskılar arttığında beklemenin, pratikte kaçmanın teorilerini üretenler, iktidara geri adım artırıldığı noktada bir taraftan mücadeleye sahip çıkıyor görünümü veriyor, diğer taraftan da Devrimci Kamu Emekçilerine yönelik karalamalarını sürdürüyorlar. Bugünden geriye dönüp baktığımızda sendikalarımızı yasallaştırmanın ve toplumsal muhalefetin bir parçası olmamızın temelinde bütün baskılara rağmen icazetten uzak, cüretkarca atılan adımların ve bedelleri göze almanın rolü olduğunu görüyoruz yıllarından bu yana devletin bir taraftan yasal düzenlemelerden bahsetmesi, yapılacak yasal düzenlemelerin sonucunda taraf olarak bir konfederasyonu muhatap alacağını kamuoyuna açıklamasıyla kamu çalışanları içinde sürekli olarak bir konfederasyonun tartışması başlatıldı. Bu tartışma bizzat siyasi iktidarın bilinçli olarak kamu çalışanlarının gündemine getirdiği bir oyundur. Öncelikle şunu belirtelim ki, her sendikal mücadele doğal bir gelişim seyri izler, örgütlenme dernekleşme ve sendikalaşma gibi kamu emekçileri 6 yıllık mücadelesiyle gündeme oturttuğu somut adımlarda budur. Burada gündemi belirleyen bizzat kamu emekçileridir. Mücadele içinde dayanışma, güçbirliğine ihtiyaç duyan kamu emekçileri bu temelden hareketle KÇSP ile KÇSKK'yı oluşturmuştur. Bu platformların oluşturulmasının nedeni yaratılacak gönüllü eylem ve güçbirlikleriyle mücadelede kazanımın daha kolay olacağını bizzat hayatın göstermesidir. Hedef sendikal kurumlaşmanın tamamlandığı ve ortak sorunlar karşısında ortak tavrın alınmasının sağlandığı koşullarda merkezi üst yapının oluşturulmasıydı. Bunu söylerken üst yapının belirsiz bir süre ertelenmesi anlaşılmamalıdır. Konfederasyonlaşma tartışmalarının gündeme geldiği günden bu yana bizim tavrımız hiçbir zaman konfederasyonun kurulmasından yana olmamıştır. Ve mücadelenin bir kenara bırakılarak gündemin kurulsun mu kurulmasın mı tar- tışmalarıyla doldurulmasına karşı olduk. Ayrıca nasıl bir konfederasyon kurulacağı bizim açımızdan temel öneme sahipti. Bu yöndeki düşüncelerimizi tartışmaların yapıldığı tüm toplantılarda dile getirdik. Bu konuda yazılı öneriler sunduk. Tabi bu önerilerimiz pek dikkate alınmadığı gibi mücadeleden uzak ve kopuk olarak gündeme getirdikleri hiçbir takvim ve program hayata geçemezdi ve nihayetinde geçmedi. Buna rağmen sözde dostlar bu tartışmalarla gündemi meşgul etmekten geri kalmadılar. Bir an önce bir konfederasyon kurarak konfederasyonun tepesine de kendilerini oturtarak "siyasi gelecekleri için" yeni tüzükler, taslak, komisyonlar aramaktan kendilerini alamıyorlardı. Üstelik tüm bunlar kamu emekçileri, emekçi halk, işçi hakları, öğrenci sorunları bir kenara bırakılarak hakların ancak mücadeleyle alınacağı şiarı unutularak yapılmaya başlandı. Herşey konfederasyonun kurulmasına endekslendi. Yurtseverlik bahanesiyle Gazi ve Ümraniye'de yaşanan katliam dolayısıyla önceden alınan eylem kararları iptal edidi Haziran tarihlerinde Ankara Kızılay Meydanını işgal eden yüzbinlerce kamu emekçisi hiçbir hak elde edilemeden geri döndürüldü. Tüm Haber Sen'in kapatılmasına seyirci kalındı. Yüzbinlerce işçinin greve gittiği dönemde destek mesajlarından öteye gitmeyen bir pratik sergilendi. Katliam, infaz, köy boşaltma, işkence ve kayıplar KÇSKK'yı hiç ilgilendirmiyordu. Neden? Çünkü emekçi halkın birliğini ortak mücadelesini yakalayıp devletle aralarındaki barışın bozulmasından korkuyorlardı. Emekçilere değil, siyasi iktidarlara güven vermek istiyorlardı bu bürokrat kafalı, oportünist, reformist ve revizyonistlerin temel şiarı icazetti. Halbuki konfederasyonun kuruluşundaki hedef kamu emekçilerinin güçlerinin merkezi olarak organize edilmesi, kurumsallaşmayı daha sağlamlaştırmak ve mücadeleyi daha yükseltmek olmalıydı. Bugün görünen gerçek kamu emekçilerinin mücadele dinamizminin kırılarak hantal ve bürokratik bir yapıyla, yeni TÜRK İŞ, DİSK ve bunlara benzer bir örgütlülük ortaya çıkacaktır. Daha konfederasyon kurulmadan gündeme yeni ayak oyunları getirilmiştir 'te Yapı-Yol Sen Genel Merkezi'nde yapılan bir toplantıya katılmayan sendikalar katılmış gibi gösterilerek, aldıkları bir takım kararlara ortak etmek istemişlerdir. Devrimci Kamu Emekçileri olarak bugünden oluşacak olan üst yapının getireceği tehlikeler konusunda uyanık olmak ve kamu emekçilerini uyarmak görevi omuzlarımızdadır. Bugüne kadar bizi vareden yasallık değil, meşruluk ve haklılığımızdır. Gücümüzü kamu emekçilerinin kararlı ve cüretkar tavırlarından ve devrimci politikaların doğruluğundan alıyorduk. Ancak bugün mücadele kendi elimizle düzen sınırlarına hapsedildi, bürokrat ve hantal bir yapının oluşumuna ortak olmamız bekleniyor. Biz Devrimci Mücadelede Kamu Emekçileri olarak yaratılacak konfederasyonun sınıf ve kitle sendikacılığını esas alan, grev ve toplu sözleşme hakkından asla taviz vermeyecek, katliamlara işçi kıyımına, gerici faşist örgütlenmelere halka yönelik her türlü baskıya tavır alan yükselen halk muhalefetiyle birlikte mücadele eden sadece ve sadece emekçi halka hesap veren bir konfederasyon olmasını istiyoruz Kasım tarihlerinde Ankara DSİ salonunda yapılacak konfederasyon kuruluş toplantısında bu anlayışla hareket etmeyi sürdürecek, ayak oyunlarıyla konfederasyon kuruluş toplantısı öncesinde delegelerinin iradesine rağmen yönetimler oluşturanların çirkinliklerini teşhir edeceğiz.* Tümtis Olağan Genel Kurulu Yapıldı Türk İş genel kuruluna az bir süre kala bağlı sendikaların genel kurulları da birer birer sonuçlanıyor. TÜMTİS'in 23. Genel Kurulu açılış konuşmasını yapan Genel Başkanı Sabri Topçu "Kapalı kapılar ardında sınıfı sermayeye satan sendikalara karşı duyarlı sendikacılara mücadele platformu oluşturma" çağrısında bulundu. 5 Kasım'da sona eren TÜMTİS Genel Kurulu'nda yönetim kuruluna seçilenler şunlar: Genel Başkan Sabri Topçu, Genel Sekreter Yurdal Şenol, Teşkilatlandırma Sekreteri Şükrü Günsili, Genel Mali Sekreter Hüseyin Özdoğan, Genel Eğitim sekreteri Hüseyin Seyrek. Lokanta Çalışanları Dernekte Örgütlendi Lokantalarda çalışan başta garsonlar olmak üzere komi ve mutfak personeli dernek kurarak örgütlenme kararı aldı. 3 yıldır kuruluş çalışmaları yapılan derneğin adı Tüm Restaurant Çalışanları Derneği (TÜRÇAD). Dernek merkezi ise İstanbul Bostancı'da bulunuyor. Şimdilik derneğin 2 bin 260 üyesi bulunuyor. Dernek sekreteri İsmet Çiftçi, TÜRÇAD'ın meslek eğitiminin yanında çalışanlarının haklarının korunması mağduriyetlerinin giderilmesi ve daha iyi bir çalışma ortamının sağlanması için kurulduğunu belirtti. TÜRÇAD yöneticileri dernek bünyesinde bu amaca yönelik olarak hukuki mesleki eğitim ve kültür komisyonları bulunduğunu da açıklayarak hedeflerinin sendikalaşma olduğunu vurguladılar. Batman Belediyesi'nde İşçi Kıyımı Batman Belediyesi'nde daha önce başlayan işçi kıyımı sürüyor. İşten çıkartılan işçilerin sayısı bugün 144'e ulaşmış bulunuyor. RP'li Belediye Başkanı Salih Gök işbaşına geldiği günden bu yana işçilerin Belediye-İş Sendikası'ndan istifa ederek Hak İş'e bağlı Hizmet İş Sendikasına üye olmaları için baskı yapıyor. 6 Kasım'da belediye önünde bir basın açıklaması yapan işçiler işten atılıpta gidip Hizmet-İş'e üye olacağını açıklayan işçilerin yeniden işe alınmasının RP'li başkanın politikasının açık bir kanıtıdır. Ancak bizler bu tür baskılara boyun eğmeyeceğiz dediler. Bu arada orada bir açıklama yapan Belediye-İş Batman Şube yöneticileri toplu sözleşme hükümlerinde "İlk işe giren en son çıkar" ilkesinin belediye yönetimi tarafından çiğnendiğini haksızlıklara karşı eylemlerini sürdüreceklerini belirttiler. TİSK'in Araştırması Patronunu Yalanlıyor Ülkemizde işçi ücretlerinin ne denli düşük olduğunu tartışmak bile artık gereksiz. Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında en düşük ücretli işçi Türkiye'de. Üstelik alttan Türkiye'den önceki sırada yer alan Yunanistan ile Türkiye arasında ücretler konusunda % oranında bir fark var. TİSK'in araştırmasında ise ücretlerin gerileme seviyesinin ne olduğu açıklandı yılı içinde işçilerin ücretlerinde %15. lik bir düşüş olduğu ortaya çıktı. Aynı yıl işgücü istihdamı da 7.6 oranında düştü. Aynı araştırmada sendikalaşma oranı TİS uygulayan işyerlerinde 1992'de %77.7 iken 1994'te %69.6'ya düştü. Bir başka işveren kuruluşu olan İstanbul Sanayi Odası'nın yaptığı araştırma ise patronların nasıl zenginleştiklerini açığa çıkardı. Türkiye'nin 500 firmasından 250'sinin net bilanço karının yüzde 77'si repo faizinden elde ediliyor. Yani işçiden, memurdan esnaftan çalınıp, çırpılan vergiler patronlara faiz olarak, repo faizi olarak peşkeş çekiliyor. Bu araştırmanın anlamı da budur. Faiz sahiplerine, tahvil sahiplerine, repoculara devletin borcu 1.5 katrilyon lira. Emekçinin ücretini bir yandan patron kemirirken diğer yandan devletin patronlara adeta hibe ettiği paralar iç borç olarak ücretleri alıp götürüyor.*

15 kurtuluş Kurtuluş, hırsızları, namussuzları, mafya işbirlikçilerinin çirkin yüzünü teşhir ediyor. Ülkemizi talan ederek kan gölüne çevirenleri teşhir ediyor. Bu baskın tesadüf değildi. 16. sayısında İstanbul'u kan gölüne çeviren, gözaltında kayıplar, işkencede katledilenler, sokak katliamlarıyla adını halkımızın hafızasına katil olarak geçiren Necdet Menzilin suç dosyası vardı. Şeflerinin suçlarının açığa çıkmasını engellemek için kontra yöntemlerle çalışanlarımızı gözaltına alarak 16. sayımıza el koydu İşkenceci polisler. Ama bir kez daha yenilgiyi tattılar. Gözaltıların hemen arkasından çıkardığımız özel sayımızla Menzir'in suçlarını gözler önüne serdik. Gazetemizi halkımıza ulaştırdık. Bu sefer de çabaları boşa çıkarılmıştır işkencecilerin. Kurtuluş ezilenlerin, sömürülenlerin işçinin, memurun, öğrencinin, yok sayılmaya çalışılan Kürt halkının mücadelesinin sesiydi. Aşı için, işi için direnen işçilerin sesiydi. Ezilen, açlığa ve sefalete itilen emekçilerin yanında yer alarak onların taleplerini dile getirirken, iktidarın talancı yüzünü de açığa çıkarıyordu. Savaş giderleri için bütçenin büyük bir bölümünü silah alımına ayıranlar, yine işçiye memura zam vermediği gibi çocuklarının cebindeki harçlığa da göz dikerek katkı payı, har(a)çlarla paralı eğitimi dayatıyorladı. Evet onlar kazı bağırtmadan yolun" diyen namussuzlardı. Hakkını arayan öğrencilere saldıranlar, gözaltına alanlar işkenceden geçirenlerdi gazetemize saldıranlar. Yıkımlarda barınağı için direnenleri coplayan da onlardı. Emekçi halkı teslim almak için katliam yapanlarda. Kürdistan'da kıpırdayan her şeye ateş eden, bombalayan bebek katilleri de onlardı. İşkencecileri bile "tamam...doğruları gerçekleri yazıyorsunuz ama..." diyorlardı. "Ama"nın ardından saçma sapan bir sürü gerekçe sayarak gerçeklerin yazılmaması gerektiğini anlatıyor, ispata çalışıyorlardı... Gerçekler kışkırtıcıydı... Zaten bu devletin savcıları da bizi halkı kışkırtmakla itham etmiyorlarmıy-dı. Ne işkencecileri ne hukukçuları yazdıklarımızın aksini iddia edemiyorlar. Fakat saldırmaya devam ediyorlardı. Gerçekler halka ulaşmamalı, bilinmemeli, çözüm ise kesinlikle üretilmemeliydi. Bu ülkede yaşanan savaştan bağımsız değildi sosyalist basına yapılan saldırılar. Gazete bürolarının sık sık basılması, muhabirlerin gözaltına alınması, katledilmesi, kaybedilmesi ve bombalanması. Kontgerilla ve onun hükümeti gerçeklerin açığa çıkmasını engellemek için saldırdı. Çünkü bizler her zaman ezilen, sömürülen ama direnen, savaşan, hakkını arayan halkımızla birlikte olduk. Sesimiz kavganın sesidir. Kavganını onurlu sesi hiç bir zaman SUSTU- RULAMAYACAK. Susmadık Susmacağız Kavganın onurlu sesi KURTULUŞ bütün baskılara rağmen gerçekeri hayrırmaya devam etti. Gazetemize yapılan baskılar direnişe dövüşerek pürkürtüldü. Direniş ülkemizde ve yurt dışında desteklerle bir set oluşturdu halk düşmanlarına karşı. Sesimize katılan seslerle daha güçlü bir ses olarak haykırıyorduk. KURTULUŞ SUSTURULAMAZ Çalışanlarımızın matbaa önünden gözaltına alınmasından sonra bu saldırıyı protesto etmek için başlattığımız açlık grevimiz, bittiği ana kadar destekler, mesajlar ve fiili katılımla düşmana olan tepki artarak sürüyordu. Sık sık ziyaretçiler geliyor, birçoğu da destek açlık grevine başlıyordu. Gazetemizde açlık grevi coşkuyla sürüyordu. Daha bir özverili çalışarak bir yandan gazetemizin yazılarını hazırlıyor bir yandan da bize destek olmak için gelen dostlarımızla kucaklaşıyorduk. Cuma matbaa günümüzdü, orada da yalnız değildik. Bizimle birlikte matbaaya Çorlu halkevinden ve AKSM'den, mahallerden okurlarımız ve Atılım çalışanları vardı. Devrimci dayanışmayı burada bizimle birlikte olarak gösteren Atılım çalışanları, gazete çıkarken yaşadığımız heyecan ve sevinci paylaştılar. Matbaada bulunduğumuz süre içerisinde türküler, marşlar, halaylarla direnişimizi güzelleştirdik. Evet bütün baskı ve susturma çabalarına rağmen düşmana inat Cumartesi günü matbaadan çıkarak Susturulamaz dağıtımına başlandı. Büromuza gelerek bizi ziyaret eden dostlarımızdan Partizan Sesi çalışlanlarından 3'ü Cumartesi günü destek açlık grevine başladılar. Aynı gün Alınteri çalışanları açlık grevimizi ziyarete geldi. Bizi desteklediklerini belirtiler. Destek mesajları telefonlarla devam ediyordu. Fatsa'dan arayan okurlarımız gazetemizi susturmaya çalışanları kınayarak tepkilerini ifade ettiler. Ayrıca ülkenin birçok yerinde açlık grevine başlayan temsilciliklerimiz açlık grevlerini, cezaevlerindeki açlık grevi bitene kadar sürdürme kararı aldılar. Cezaevlerindende destek mesajları alıyorduk. Çanakkale Cezaevinden DHKP-C tutsakları adına mesaj gönderen Şenol Tanrıyapısı, "Merhaba, Bugüne kadar kavgamızı nasıl kanla, canla, direnişlerle büyüttüysek bundan sonrada aynı kararlılık ve dirençle yolumuza devam edeceğiz. Onlar bir avuç vatan satıcısı. Biz ise milyonların kavgasının onurunu taşıyoruz. Saldırılar, yasaklamalar, işkenceler korkularındandır. Korkmakta devam etsinler. Çünkü işçilerin emekçilerin yoksul gecekondu halkının, ezilenlerin sesleri hergün daha gürleşerek yükseliyor. Kurtuluş'a yönelik saldırıları protesto ediyor, Sizleri Genel Direnişimizin coşkusuyla kucaklıyoruz" diyordu. Tüm Haber-Sen'li üç kamu emekçisi gazetemize gelerek desteklerini sundular. Sağlık-Sen'liler de "Kurtuluş gazetesi üzerindeki baskıların kaldırılması için sizi destekiliyoruz. Bu baskıları ve saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Gerçeklerin yazılmasını hiç bir güç engelleyemeyecek" diyerek dileklerini ilettiler ziyaretlerinde. Yurtdışından da sık sık destek teleonarı geliyordu. Bunlardan en anlamlısı İngiltere'den Londra Cezaevi'nde bulunan Devrimci Halk Güçleri'nin 3 Kasım'dan itibaren açlık grevine başlatmasıydı. 2 kişinin başlattığı açlık grevi özelde gazetemiz Kurtuluş, genelde ise cezaevlerindeki baskıları protesto etmek için olduğunu belirterek bize başarılar dilediler. Frankfurt'tan arayan bir kişi mücadelnizi destekliyoruz, yanınızdayız dedi. Almanya'dan Kurtuluş okurları adına arayan bir kişi, " Kurtuluş çalışanlarının gözaltına alınmasını protesto ediyorum. Yaşasın mücadelemiz, Haklıyız Kazanacağız. Uzakta olsak da gönlümüz sizinle" dedi. Yine Almanya'dan ERNK ve Devrimci Yol taraftarları "sizlerin yanındayız. Devrimci Selamlar" diyordu. 6 Ekim'de gözaltına alınan çalışanlarımızın DGM'ce serbest bırakılması üzerine yurtiçi ve yurt dışındaki bürolarımızda sürmekte olan açlık grevine son verirken yaptığımız basın açıklamasında; "... merkez büro çalışanlarımıza ve okurlarımıza gözaltında kaldıkları 8 gün boyunca işkence yapıldı. Özgür-Der Yönetim kurulu üyesi Hüseyin Kılıç'ı daha öncede kaçıran işkenceciler yine gözaltında işbirliği teklif ettiler. "Bu son şansın işbirliğini kabul etmezsen seni kaçırıp öldüreceğiz" dediler. Hırsızlığı, soygunculuğu, ırz düşmanlığını meslek edinen işkenceciler gazetemize ait 40 milyon TL ve 1300 Mark nakit parayı ve cep telefonumuzu da gaspettiler. Uğradığımız ilk saldırı değildi bu. Daha önce de onlarca kez bürolarımız basılmış, muhabirlerimiz gözaltına alınarak işkenceden geçirilmiş, tutuklanmıştı. Daha önce de toplamalarla, kapatma kararlarıyla, sesimiz boğulmaya çalışılmış, ama hiçbir saldırı halkımıza, ülkemize karşı duyduğumuz sorumluluğu yerine getirmemizi engelleyememiştir. Merkez büromuzda bizimle birlikte açlık grevine başlayan Atılım ve Partizan Sesi emekçilerine, TİYAD'lı analara, okurlarımıza ayrıca bürolarımıza destek ziyaretine gelen, mesajlarıyla destek veren okurlarımıza, dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Bir saldırıyı daha birlikte püskürtmenin sevincini ve gururunu taşıyoruz"diyorduk. Evet.. yola devam... Zalime, zorbaya karşı mücadele sürdükçe biz yazacağız. Taraf tutacak haklının yanındaki yerimizi koruyacağız. Onurlu kavgaların onurlu sesi susmaz. * Kavganın onurlu sesi susturulamaz 29 Ekim günü akşam 21.00'de Gazi Mahallesi Köşe Durağı'nda faşist bir işbirlikçiye ait Ford marka minibüs Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi tarafından yakıldı. Büromuzu arayan bir kişi eylemi Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi adına üstlenirken şunları söyledi: "Kurtuluş'a yapılan saldırıyı protesto etmek amacıyla faşist işbirlikçiye ait olan Ford marka minibüsü yaktık. Kurtuluş gazetesi çalışanlarına işkence yapan düzenin ayyaş bekçilerine sesleniyoruz, işkence yaparak suç işliyorsunuz. Tarihimize baktığınızda ise işlediğiniz her suçun bedelini ödemişsinizdir. Kavganın onurlu sesi susturulamaz. Eylemimiz Kurtuluş çalışanları serbest bırakılana kadar devam edecektir. Sosyalist Basın üzerindeki Baskılara Son" dedi. Ayrıca 29 Ekim günü Gazi Mahallesi Düz Durağı'nda ise faşist işbirlikçilere ait iki Tofaş ve Kartal marka arabalar yine Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi tarafından yakılarak tahrip edildi. Bununla ilgili olarak da büromuzu Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi adına arayan bir kişi eylemi üstlendi. Eylemlerinin gazetemiz çalışanları serbest bırakılıncaya kadar devam edeceğini belirtirken, "Yaptığınız açlık grevini destekliyoruz" dedi. Ayrıca Kurtuluş gazetesine yapılan saldırıyı protesto niteliğinde Gazi Sekizevler semtinde de Liseli Dev-Genç tarafından yazılamalar yapıldı..*

16 Ülke 24 Aralıkta yine seçime sürükleniyor. Gerçi bu arada 90 milletvekilinin seçimin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurusu da gündemde. Ancak görünen odur ki, Oligarşinin ağır topları "seçim" demektedir ve kısa bir süre ertelense de hazırlıklar bu yöndedir. Bu yeni seçim dönemi, burjuva anlamda bile gerçekten tarihe geçecek niteliktedir. Oligarşik ittifakın içindeki saflaşma ve okun sivri ucunun bizzat görece daha güçsüz kesimleri de hedefler hale gelmesi sonucu ortaya çıkan kavga nedeniyle, seçim neredeyse "apar topar" halde gündeme getirilmiştir. Bu anlamda seçimin iptali için kimi burjuva partilerinin iddidiaları da, bizzat seçime taraftar olanlar tarafından bile inkar edilememektedir. "Seçimle ilgili bütün konularda tam bir sakatlık vardır çünkü. Seçim sisteminin uygulanışından, seçmenlerin sınırlandırılmasına, nüfus sayımı yapı/mamasından, barajlar konusuna, yurtdışında yaşayanların oy kullanma meselesine hemen her konuda tam bir sakatlıklar yumağıdır seçim olayı. Ve bu yüzden bizzat seçim hazırlığına girenler bile bu seçimin tarihte "sonuçları en çok tartışılacak" seçim olacağı kaygılarını ortaya koymaktadırlar. Çok sayıda üst düzey idareci, ekonomi bürokratları, polis şefleri, belediye başkanları ipi göğüslemek istercesine hızla masalarını toplayıp adaylık için istifa ettiler. Ve öyle gözükmektedir ki, kontrgerillanın asker, polis ve ekonomi kurmayları parlamentonun görüntüde de olsa ayakbağı oluşundan kurtulmak istemektedirler. Bu nedenledir ki, burjuva parlamentosu yasama işlevinden fiili olarak çıkacak ve "devlet'leşecektir. Kontrgerilla Devletinin halka karşı yürüttüğü savaşın hemen her bölgesinde ve aşamasında en kilit görevlerde bulunmuş, kontrgerilla operasyonlarını bizzat planlayıp yürütmüş, kayıp, infaz, katliam, provokasyon, göç ettirme, köy ve mezra yakma, işkence vb. hemen her suçun altında imzası bulunan şefler, devlet içindeki yerleri resmi ve hukuki bir kılıfa sokularak Meclis'e taşınıyor. İşleri ilk elden takip eden ise Çillerin kendisi. Olay bununla da sınırlı değil. Son birkaç yıl içinde halka karşı yürütülen savaşın bütçesini denetleyen, yön veren ve bu yüzden de adı alabildiğine kirlenmiş birçok ekonomi bürokratı, görevlerini terk ederek meclise taşınıyorlar. Oyun çok yönlüdür. Gerçekten bu kirli unsurlar yerinden ayrılarak hem bir imaj tazelemeye gidiliyor ve hem de bu unsurlar parlamentoya sokularak, kontrgerilla devletinin en üst organı olan Meclis'te mevzilendiriliyor. Ayrıca, bu kadroların seçilmeleri durumunda büyük olasılıkla Bakanlıklarda yer alacağı düşünülecek olursa işin rengi daha iyi anlaşılır. Anlaşılan, kontra devleti, politikalarının tartışılması ve yürütmedeki olası aksilikleri gidermek için en kan emici, en ırkçı ve en kafatasçı unsurlarını en etkin görev yerlerine koymaya hazırlanıyor. Yaşanacak yeni krizleri göğüslemek için böyle bir kadrolaşma yaratılmaya çalışılıyor. Ancak çok belirgindir ki, bu kadrolaşma ve üzerine eklenecek olan DYP-MHP ittifakı da seçim sonunda iktidara gelirse artık bütün taşlar yerine konmuş olacak. Evet, kriz süreci dahada keskinleşecek ve hızlanacaktır. Devletin halka karşı yeni mevzilenişi, halka yönelik savaşın, pervasızlık, terör ve azgın sömürü politikalarının daha da katmerleneceği ve bizzat Meclis ve Bakanlar Kurulunca sahiplenişinin habercisidir. Kontrgerilla Meclise Merkez Yoklamaları... Yüksek Seçim Kurulu, 1 Kasım günü bir açıklama yapıyor ve seçime katılacak 14 partinin 13'ünün milletvekili adaylarının "Merkez Yoklaması"yla belirleneceğini belirtiyor. Yani Türkçesi, vatandaşlar kendileri aday olama-yıp, adaylar direkt parti merkezleri tarafından belirlenecek. Aday belirleme işleminde ise nelerin baz alınacağını tahmin etmek zor değil tabi. Birkaçını sıralayalım: Sahibinin sesi ve uşak ruhlu olacaksın, iyi bir çanak yalayıcı ve iyi bir yağcı olacaksın, çenen sıkı olacak, herşeyi görmeyecek her-şeyi duymayacaksın... vb. Sadece CHP bunların dışında kalmış. Doğal ki o da, "demokrat'lığı gereği listenin dışında kalmak zorunda. Ama bu kez, "Bay-kal farkı" girmiş devreye. Ve demokratlık da sadece 20 il ile sınırlı tutulmuş. Geri kalan 54 il için bu geçerli değil. 54 ilde yine Merkez Yoklaması yapılacak. Kalan 20 il ise Baykal'ın kendini güçlü hissettiği iller. DYP'den İhraç Edilen Kırklareli Milletvekili ve TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukoğlu: "Üst düzey emniyet yetkilileri sivil olarak parlamentoyu ele geçirmeye çalışıyorlar. Vatandaşı uyarıyorum. Haklarına sahip çıksınlar. Tehlikeyi görsünler. Bunların çoğu, aday olmak için sağ partilere mesaj yollayan Ankara DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral'ın talimatı doğrultusunda komisyona belge ve bilgi vermedi. Komisyonun çalışmasını engelleyen ne kadar üst bürokrat varsa hepsi DYP'den aday oluyor. Siyaset devletle vatandaş arasındaki köprüdür. Bunlar parlamentoya girerse köprü yıkılır." Gençler Haydi Sandığa Son günlerde bütün TV kanalları, gazeteler gençliğe verilen oy hakkının ne denli önemli olduğundan, artık 18 yaş gençliğinin de kendi kaderine yön vereceğinden dem vurup onları sandık kurullarına başvurup adını yazdırmaya çağırıyor. Tam bir komedi. Komedi çünkü, istisnasız hepsi gençliğin seçime ne kadar ilgi gösterdiğinden bahsetmelerine rağmen bunu kanıtlayacak materyal ve özellikle görüntü bulamıyorlar. Gençlik akın akın sandık kurullarına gidiyor diye bas bas bağırmalarına rağmen, bir bakıyorsunuz sandık etrafında sadece birkaç kişi var. Neredeyse röportaj yapacak genç bulamıyorlar. Bir gazete, gençliğin yoğun ilgisinden bahsederken, diğeri ilginin neredeyse sıfır olduğunu söylüyor. Meclise Girmeye Hazırlananlardan... Mehmet Ağar Kürt kökenli eski Emniyet Müdürü "Zülküf Ağa"nın oğlu. Yeni ve "özgün" işkence metodlarıyla ünlendi. 1979'dan beri başta İstanbul olmak üzere Ankara ve Erzurum'da halka karşı işlenmiş hemen tüm suçlarda pay sahibi. 12 Temmuz katliamından birinci dereceden suçlu. Erzurum'da Halkın Devrimci Adaleti'nin elinden kılpayı kurtuldu. Necdet Menzir Halk düşmanı, katliamcı ve işkenceci. Bizzat işkence odalarına girecek kadar pervasız. 200'den fazla ilerici, yurtsever ve devrimcinin öldürülmesinde 19 kişinin kaybedilmesinde birinci dereceden sorumlu Nisan katliamının "emir vereni". Hayri Kozakcıoğlu 1987 ile 1993 yılları arasındaki dört yılda Kürt halkına yönelik katliam, baskı, terör, göç ettirme, köy yakma vb. suçların sorumlu- larından. 1993'ten itibaren ise İstanbul'da halka yönelik tüm saldırıların planlayıcılarından. Gazi katliamının sorumlusu. Kürdistan'da görev yaptığı sırada BM tarafından mülteciler için gönderilen parayı zimmetine geçirdi. Burjuva mahkemelerinde bile suçlu bulunmasına rağmen olay örtbas edildi. Ünal Erkan Kürt Kökenli. 1993'ten beri OHAL Bölge Valisi. Bu dönemde Kürt halkına karşı işlenen bütün suçların altında imzası var. İşkence ve baskının "sistemli" hale getirilmesi ve gıda ambargosu ile insansızlaştırma politikalarının mimarı. Doğan Güreş Kontrgerilla şeflerinden. Genel Kurmay'in uzatmalı Başkanı. Marmaris'te mukim. Görevde olduğu süre içinde özellikle Kürdistan'da halka karşı yapılan katliam ve işkencelerin sorumlusu. Yeni bir örgütlenme: Türkiy e İçin Birlik Hareketi Burjuva siyaset sahnesine yeni bir örgütlenme çıkıyor: Türkiye İçin Birlik Hareketi. DYP İstanbul eski İl Başkanı Rasim Cinisli başkanlığında kurulan hareketin kurucu sayısı 450'yi buluyor. Bu listede 2 eski Meclis başkanı, 5 eski Bakan, 6 miltevekili, 22 profesör, 24 Avukat, asker, bürokrat ve işadamı bulunuyor. Partileşmeyeceklerini söyleyen hareket mensuplarının hepsinin ortak özelliği faşist kimlikleri. Demokrat Parti misyonunu üstleneceklerini söyleyen Türkiye İçin Birlik Hareketi üyeleri amaçlarını ve misyonlarını anlatırken bakın neler diyorlar: "Milliyetçi, muhafazakar, demokrat, dürüst, atılımcı siyaset hedefiyle yola çıktık. Politikada birliği amaçlıyoruz. Terörle mücadelede taviz verilmesine karşıyız. Bölücülük ve buna teşvike düşünce özgürlüğü tanınamaz. Dış ilişkilerimiz dengesiz ve tavize dayalı bir politik zemine oturtulamaz." Bu örgütlenme gerçekten kendilerinin de söyledikleri gibi bir parti kimliğine bürünmek istemiyor. Amaçları bu noktada bir güç odağı olmak, bir klik yaratmanın ötesine geçmiyor. Türkiye İçin Birlik Hareketi derinleşen krizle birlikte devlet içindeki saflaşmanın bir sonucu ortaya çıkmış faşist bir örgütlenmedir. Programlarının hemen ilk maddesinde belirttikleri "taviz verilmesine karşıyız" ifadeleri de oligarşi içindeki dengeleri ne yönde etkilemeye çalışacaklarının işareti durumunda.

17 Mevzileniyor Portreler... Burjuva Siyaseti "Ucuz", Burjuva Siyasetçileri "Şerefsiz"dir Firuz Çilingiroğlu 12 Eylül Cuntasından sonra Yargıtay Başsavcılığı görevindeydi yılında Cunta şefi ve sonrasında kendini Cumhurbaşkanı atayan Kenan Evren'e DYP'nin temelli kapatılması için dava açtı. Dava beraatla sonuçlandı. Yine aynı yıl bu mümtaz şahsiyet Cumhuriyet Başsavcılığına atandı. İkinci kapatma girişiminden sonra bu kez Anayasa Mahkemesine başvurdu ve DYP'nin kapatılması için dava açtı. Ama yine dava düştü. Firuz Çilingiroğlu şimdi ne mi yapıyor? Şu anda DYP-CHP hükümetinin Adalet Bakanı. Atanmasına onay veren kişi ise DYP'nin kurucusu Demirel'dir. Alpaslan Türkeş 1960 İhtilalini bizzat planlayanlar ve gerçekleştirenler arasında o da vardır. Hatta Milli Güvenlik Konse-yi'nın ihtilal açıklamasını 27 Mayıs sabahı radyodan okuyan da odur. Devirdikleri parti Menderes'in kurucu ve Genel Başkanlığını yaptığı Demokrat Parti'dir. Onun asılmasında rol oynayanlar arasında o da vardır. Şimdilerde iktidarda olan DYP'li- "Yaklaşan seçimlerde vitrine bürokrasi dünyasının önde gelen isimleri çıkarılırken, vitrin gerisinde adaylık konusuna en fazla ilgiyi gösterenler suç dünyasından. Seçimlere aday olmak için başvuruların büyük çoğunluğunun sabıka ler her konuşmalar ı nda kendilerinin Demokrat Parti'nin ve sonrasında Adalet Partisi'nin devamı olduklarını söylemektedir. Hatta kimi zaman "biz devamı olmaktan öte onun ta kendisiyiz" demektedirler. Evet. aynı Türkeş bugün DYP ile seçim ittifakına girmiş, kolkola yaşamaktadır. Eski Dışişleri Bakanı. Siyasi arenada "liberal"liğiyle ün yapmıştır. Şu anda kendisi Avusturya'da bulunan BM Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yapmaktadır. Ve aynı şahıs, yine şu anda MHP'den milletvekili adayıdır. kaydı var. Bu suçlar ise en fazla yüz kızartıcı suçlar kapsamında. Yani, çek-senet, rüşvet, yolsuzluk gibi suçlar. Son yıllarda yüz kızartıcı suçlarda patlama yaşanıyor ve bu da politikaya kaçınılmaz olarak yansıyor." Virgülüne Dokunmadan Burjuva Basından Seçim Notları Zülfü Livaneli, Milliyet "DYP-MHP ittifakının bunca polis, vali yöneticiyi Meclis'e ve hükümete taşıması aslında Türkiye'yi yıllardır idare eden gizli hükümetin açığa vurmasından başka bir şey değil. Bugüne kadar Hayri Kozakçıoğlu, Ünal Erkan, Mehmet Ağar, Necdet Menzir iktidarda değiller miydi zaten?" Fikret Bila, Milliyet, "Hukuki gerekçeler kadar siyasi gerekçeler de bu seçimin yapılmamasını gerektiriyor. DYP-MHP-Bürokrasi ittifakı gösteriyor ki, Türkiye bir 'Faşist Cephe' yönetimine sokulmak isteniyor. Bu ittifak Meclis'te oluşacak 'MC'nin habercisi." Emin Çölaşan, Hürriyet, 4, "Dünyanın hiçbir ülkesinde, devletin güvenlik birimleri particilikle böylesine iç içe olamaz. Burası Stalin Rusya'sı değil, Hitler Almanya'sı değil. Buna izin verilmez. Gerek ekonomi bürokratları ve gerekse de güvenlikçiler maalesef işin cılkını çıkarmayı başardılar." Enis Berberoğlu, Hürriyet, "Sandık içinden sandık çıkacak. Türkiye zincirleme seçim sürecine girecek. Geçmiş seçim startları aslında yem borusuydu. Her iktidarın kendi zenginini yaratma yarışıydı. Çünkü o zaman devlet cömert, kaynaklar denizdi. Şimdi müflis bir mirasyediye döndü. 25 Aralık sabahı dağıtılacak ulufe kalmadı. DYP gelse köylüye, CHP kazansa işçiye, Refah çıksa küçük esnafa, ANAP süpriz yapsa ihracatçıya ne verecek ki? Kan, ter ve gözyaşından başka..." Yavuz Gökmen, Hürriyet, "Demokrasilerin temel şartları, yutturmacalara izin vermez niteliktedir. 1. (...) Demokrasi ilk planda 'demok ratik katılım' demektir. 2. (...) Adaylar 'Devletin değil, Halk'ın içinden çıkar'. Oysa Türkiye'de durum böyle değildir. Siyasi partiler hiyerarşik ve bu yüzden de oligarşik yapıdadırlar. (...) 24 Aralıkta yapılacağı iddia edilen seçim, delegeleri bile bertaraf etmiş, tam anlamıyla 'Genel merkez' ve 'Genel başkan' diktası getirmiştir. Parlamentonun halktan değil, devletten oluşması tehlikesini getirmiştir. Bu seçim insanlarımıza "sivil diktatörlüğü dayatma" anlamına gelmektedir. Bekir Coşkun, Hürriyet, "Olanlar demokrasinin yüz karası. Tüm bunlar Türkiye'de 'demokrasi' adına nasıl bir aldatmacanın oynandığını gözler önüne seriyor... Sandığa giderek kendine 'vekil' seçtiğini sanan ama aslında liderlere birer 'yalakalar ordusu' seçmekte olan halk için ise utanç olmalı... Tüm bu aldatmaca karşısında sesini çıkartmayan bu ülkenin aydınları-demokratları için de bir yüz kızartıcı suçtur bu. Suç... Melih Aşık, Milliyet, Yorumlar birbirini izlemekte. Kimine göre: - Gelecek iktidarın kendilerini görevde tutmayacağını düşünen yüksek bürokrat lar TBMM'nin çatısı altında güven arı yor... Kimine göre: - Belli meslek grupları, örneğin emni yet mensupları çıkarlarını üst düzeyde savunabilmek için temsilcilerini parla mentoya yolluyor. Bizim 'Posta' gazetesine göre: - Polis güçleri sivil görünümde parla mentoyu ele geçirme çabasında... Kimine göre: - Söz konusu olan sadece hizmet aş kı... (...) Bu arada iki meraklı soru daha geliyor okurlardan; - Madem bu adaylar görev yaptıkları yerlerde halkın sevgisini kazanmış kişi ler. Neden o bölgeden seçime girmiyor da Türkiye Milletvekili adayı oluyorlar? - Madem hizmet aşkıyla dopdolular... Neden daha etkin hizmet verdikleri göre vi bırakıp da TBMM'de "sıradan milletve kili" olmaya soyunuyorlar... Yalçın Doğan, Milliyet, "Bunca rezillik dünyanın başka hangi ülkesinde olur acaba" diye insanın dağa çıkıp haykırası geliyor. Demirel'iyle, Çiller'iyle, Baykal'ıyla, diğerleriyle Türkiye, 'değer yargılarının yerle bir olmasını' her gün yaşıyor. Rezalet bitmek bilmiyor. (...) Bir zamanlar 'solcu, devrimci' diye caka satanlar, bugün DYP-MHP ittifakının utanmaz uşakları... Enis Berberoğlu, Hürriyet, Lütfen, lütfen sizi kırmak istemem. Ama kesinlikle aday değilim. (...) Hem kuzum ben kimim ki? Bir kamu bankası bile batırmadım. Tek bir yargısız infazım yok. Adam dövmedim, bakana sövmedim. Yüzde 10'la ihale bağlamayı bilmem. Koalisyon çöpçatanlığı yapmam. Sahibinin sesi it gibi havlamam. Ne işim var aranızda? Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 2.11,1995 Devletin en hassas yerlerindeki insanlar neredeyse birbirlerini ezerek istifa ediyorlar. Hem de hangi kademelerden? Polisten, Özelleştirme İdaresi'nden... Ve özellikle Kamu Bankaları'ndan... Yani son yılların en çok tartışılan müesseselerinden. Yani silah ve devlet parasından. (...) Dışarıda polis sirenleri, bir müdür uğurlanıyor, ya da polis siyasete 'Ağar'lığını koyuyor.

18 kavga arındırıcıdır Sevgili yoldaşım, Buca'nın destansı direnişini anlatan yoldaşlarımızdan esprili kısa bir aktarmayla başlamak istiyorum. "... bir ara barikata dayanırken, bir yoldaş ıslandığımı görerek 'zaaflarından temizleniyorsun' dedi. Gerçekten de ıslanıyordum, üşüyordum ama temizleniyordum..." Aslında Buca direnişi, üzerinde yazılabilecek, konuşulabilecek o kadar şeyle dolu ki... Direnişçi yoldaşlarımızla yapılan röportajı okurken sık sık aynı kanıya kapıldım, hepsi ne kadar bilgece ve şairce konuşuyorlardı. Günlerce üzerinde düşünülüp taşınılmış durulukta cümlelerle açıklıyorlardı olan biteni. Sonra düşündüm ki, onları böylesine bilge/eştiren kavgadan başka birşey değil. Kavga, adamı şair de yapıyor bilge de. Gazi'de olduğu gibi, Buca'da olduğu gibi, savaş herkesi politika ustası haline getiriyor, herkes bir askeri deha olup çıkıyor. Gazi'nin tüm politik anlamı gençlerin o coşkulu anlatımlarındaydı. Barikatların askeri çözümlemesini en iyi ev kadınları yapıyordu. Bu kavganın gücü. Ve yol göstericiliği... Neyin yolunu gösteriyor dersen; aslında gösterdiği pekçok şeydir, teorik, pratik, askeri stratejiler, taktikler bunun içinde değil mi? Yada örgütlenme biçiminde, çalışma tarzında nasıl bir yol izleneceği... Bunlardan biri olarak da gösterdiği eksikliklerden, zaaflardan arınmanın yoludur. Yani, Buca'daki direnişçi yoldaşın temizlenme esprisi. "Aşmak istiyorum ama aşamıyorum". Şu ya da bu insanımızdan çok duymuşuzdur bu sözü. Senden de duyduk. Aşmak isteyip de aşamamak nasıl mümkün oluyor acaba? Birincisi, aşma isteğinde samimi olmayabilir insan. Ki bu durumda yapılabilecek çok fazla şey de olmaz genellikle. İkincisi, yolunu, yöntemini, ya da sorunun özünü kavramamıştır. Devrimci hareket her zaman insanlara güvenmiştir, aşma isteği taşıyan, bunu ifade eden her yoldaş, bir yerde önkoşulsuz samimi kabul edilir bu yüzden. Ama samimiyetin asıl ölçüsü ise pratik olur. Çünkü eksiğin, zaafın aşılmasını sağlayacak olan, insanı arındırıp temizleyecek olan yer orasıdır. Yani sen istediğin kadar 'iste', bunun üzerine istediğin kadar laf söyle, senin aynan, davranışın, mücadelen, yarattıkların yada kaybettirdiklerindir. Halktan, örgütten aldıkların ve verdiklerindir. Sen esas olarak o aynada görüleceksin. Eksiklik her ne ise, aşmak isteyip de aşamamanın nedeni, kavgada taşınan tereddütlerdir. Yani bizi gerçekten temizleyip arındıracak olan şeyin içine girmeye dair bir tereddüt varsa, o tereddütün sahibi kolay kolay hiçbir eksikliğini aşamaz. Bu eksiklik disipline ilişkin olabilir, günlük yaşamına ilişkin olabilir, ya da bir başka konuya. Bunlara ilişkin çeşitli adımlar da atabilir, ama dediğim gibi kavgada tereddütü varsa, atacağı her adım biçimsel kalacaktır. Eksikliği ve onun aşılmasını yanlış yerde arıyor demektir. Yani insan devrimcilik yapmakta, kavgada her türlü bedeli göze almakta kararlı değilse, bu konuda kafası net değilse, diğer eksikliklerini belli sürelerde, belli etkenlerle giderme çabasına girecek, ama her seferinde bir noktada bu çabaları kendine anlamsız gelecektir. Bu ise zaten giderek onun kendine olan azçok güvenini de kemirecek ve olumsuzluğa yuvarlanma hızlanacaktır. Sevgili dostum, kavganın niye verildiğini şöyle bir düşündüğünde, eksiklikleri aşmanın olmazsa olmazının da niye kavga olduğunu anlamak kolaylaşır. En basitinden ele alalım. 'Yaşamak da bir kavgadır' denir. Bir yanıyla doğrudur ve insanoğlunun ta varoluşuna uzanan bir gerçeğin ifade edilişidir. İlk insan yaşamak için, vahşi hayvanlara, doğaya karşı savaşmak zorundadır. Savaşmayan in yaşama hakkı yoktur... Ama yüzyıllar geçmiştir aradan ve yaşamanın anlamı değişmiştir. Bugün insanı yokeden, onu tehdit eden şey ne vahşi hayvanlar, ne vahşi doğadır. İnsan yaşamının ve insan kişiliğinin bir tek düşmanı vardır: Vahşi kapitalizm. İnsanca yaşamak için savaşılması gereken düşman budur şimdi. Bu savaşın içinde olmayan da yaşar, ama kabalığımı mazur gör, hayvan gibi yaşar yalnızca. Yalnızca yemek, içmektir onun bütün derdi. İnsanlığın yüzyılların içinde yarattığı hiçbir değer ilgilendirmez onu. Çünkü ilgilendiği an, vahşi kapitalizme karşı kavganın içinde bulacaktır kendini. Düzen insan onurunu aşağılıyor, bunun için savaşıyoruz, düzen insanın kendisini aşağılıyor, bunun için savaşıyoruz, düzen iş kazalarıyla, katliamlarıyla, 'doğal afet'leriyle insan yaşamının kendisini yokediyor, bunun için savaşıyoruz, düzen adaleti, namusu ayaklar altına alıyor, bunun için savaşıyoruz. Sosyalizm dediğimiz şey, bir yerde yeni bir düzen yaratmaktan çok, yeni bir toplum, yeni bir insan yaratma mücadelesidir. Gençlik, işçi, memur, emekçi, insanımız kendine yabancılaştırılmış, kavgamız bunun için. Yani işte bu anlamdadır ki, kavganın içine giren zaten esas olarak önce kendine karşı bir kavga yürütecek demektir. Kavga, insan olmanın onurunu, kişiliğini, düzenin senden gasbettiklerini kazanma kavgasıdır. Kavga işte bu yüzden insanı arındırır, temizler diyoruz. Mücadele deyince, kavga deyince asla bunu çok dar bir anlamda ele almamalısın. Her anını mücadeleye verdiğinde, herşey senin için mücadelenin bir parçası olarak ele alınmaya başlandığında yaşamın tümü gerçekten de bir kavgadan ibarettir. Bak, Che şöyle diyor mesela: "Savaş bizi devrimci yaptı. Devrimciler için savaş kadar büyük deneyim olamaz. Bu deneyim, yalnız başına ele alınan bir öldürme eylemi ya da sadece silah taşıma olayı değildir; sadece herhangi bir mücadele biçimi olarak da düşünülemez. Savaş, savaşma eyleminin tümüdür..." Savaşı kazanacağız. Biliyoruz, düşmanın sahip olduğu uçaklara, tanklara, toplara sahip olamayacağız son ana kadar. Ama düşmanın da asla sahip olamayacağı bir başka şeye sahibiz: İnanmış insana... Devrimi tanklarımız, uçaklarımız olmadan yapacağız. Ne ki bizim başka silahlarımız da var. Ve savaş eldeki tüm silahların uygun kullanımıyla kazanılır. Mesela diyoruz ki, eleştiri-özeleştiri silahı... Ne kadar kullanıyorsun bu silahı mesela. Kullanmıyorsan, açık ki savaşmıyorsun. Niye eleştirmiyorsun, yoldaşının iyiliği için mi? Onun iyiliğine olmadığı kesin, çünkü onun zaaflarının kurumlaşmasına yardımcı oluyorsun. Başkaları eleştirsin, başkaları düzeltsin diye mi bekliyorsun? Oysa kavganın ruhuna ters bu. Kim başkaları. Düzenin yarattığı şekillenme bu değilmi, herkes bozuklukları görür, söyler ama düzeltmeyi başkasına bırakır. Yani gene savaşmıyorsun. Ne demiş ozan: Ateş olup yanmaktaysa bütün gerçek Yanarken türkü söyleyen canlar gerek Ateşi kanıyla tutuşturanlar gerek. Savaş değerlerde netleşmedir. Onların soyutluktan çıkıp somutlanmasıdır. Adalet, onur, fedakarlık gibi erdemlerin değerini yalnızca kavganın içinde görebilirsin. İnsanın değerine, insanın ne güzellikler yaratabildiğine ve nelere layık olduğuna ancak kavganın içinde tanık olabilirsin. Gerçek anlamda güveni, gerçek sevgiyi, ancak kavganın içinde yaşayabilirsin. Tanık olduğumuz eksiklikleri, zaafları, çirkinlikleri düşün. Düzen gerçekten de insandan çok şey çalmıştır. Düzende ucuzlayan yalnızca insan yaşamı değildir. İnsanın onuru, sevgisi, bağlılığı, herşey ama herşey ucuz/atılmıştır. İhanetlere bak. Yalnızca yaşamak, hayvanca yaşamak karşılığıdır çoğu. Bir sigara, bir çay için, bir falaka eksik yemek için satılır yoldaşlıklar. Zaaf dediğimiz şeylere bak. Sıradan bir özlemi gidermek için pekçok insan riske sokulur. Kendinin bir eksiğini kapatmak, gizlemek için bir sürü insana iftira atılır. Kavga önce düzenin yarattığı, böyle şeylere açık kişiliği reddetmektir. Bu düzeni mezara gömmekde kararlı değilsen, düzenin yarattığı kişiliği de mezara gömemezsin. Ya da tersinden de söylenebilir, kendi küçük-burjuva kişiliğini mezara gömmeden bu düzeni mezara gömmek hayaldir. Bu ikisi işte böyle mutlak bir biçimde içice geçmiştir yoldaşım. Düzen yarattığı insan tipine sarılarak tutunuyor. Sanmaki düzen bugün yalnızca polisi, askeriyle ayakta duruyor. Hayır, yarattığı bu kişilik düzenin en bü- yük dayanağıdır. Kendi işyerinden yüzlerce işçinin atılması karşısında tavırsız kalan işçi, okulundan götürülen öğrenci arkadaşlarına işkence yapılması karşısında susan öğrenci, düzenin gücüdür. Yalnız bu kadar mı? Hayır. Halka ayaklanması gereken yerde 'sakin ol' diyen, halka silaha sarılması gerek yerde 'legal parti' binalarını gösterenler de düzenin başka payandalarıdır. Ve tabii bitmiyor. Kuralsızlıklarıyla, düşmana onlarca yoldaşımızı katletme olanağı veren küçük-burjuva zaaflar dediğimiz şey, bizi devrimi ilerletmekten alıkoyan tüm eksikliklerimiz, işte tüm bunlar düzene güç veriyor. Düzen içi bir devrimciliği, düzen içi statükoları, devrimci hareket içinde kurumlaştırmaya çalışan insanlar, bizim güçsüzlüğümüz olurken, düzene kan oluyorlar. Ancak biz şunu biliyoruz. Bir insan ve bir toplum, ancak savaşın içinde değişir. Savaşın değiştirici, dönüştürücü gücüne inanıyoruz. Burjuvazinin,, küçük-burjuvazinin ideolojisine, yaşam tarzına karşı amansız bir mücadele vereceğiz. İdeolojik mücadelede bunlara yükleneceğiz. Ama bu ideolojiye, bu ideolojinin uzantısı olan tarza, asıl darbeyi vuran ve vuracak olan savaşın kendisidir. Köşeyi dönme ideolojisinin büyük ölçüde yaygınlaştığı, toplumun, emekçilerin atomize edilip, şu ya da bu biçimde bölünüp parçalandığı bu halkla sosyalizmi nasıl kuracağız? Karamsar aydının sorusudur bu. Hayır, sosyalizmi bu halkla kurmayacağız. Çünkü bu halk savaşarak dönüşecek ve başka bir halk kuracağız. Aynı şey, bir başka biçimde devrimciler için de geçerli. 87'lerin sonunda mücadele yeniden gelişirken, eskiyi azçok bilenler, 12 Eylül'ün ağır ideolojik, kültürel saldırısından geçmiş yeni devrimci kuşakların alışkanlıkları, eğilimleri karşısında umutsuzdular. Giyim kuşamları bile bir garipti. Dinledikleri müzikler bir başkaydı. Bunlarla devrimci hareket nasıl yeniden yaratılacaktı! Devrimci hareket yeniden örgütlendi, atılımlar yaptı. İnsan malzemesi aynıydı, ama insanlar aynı insanlar değildi, mücadele içinde değişiyor, dönüşüyorlardı. Bu dönüşüm öylesine güçlüydü ki, açıkçası 80 öncesini kat kat aşan kahramanlıklar, destanlar yaratıldı bu insanlarla. Kavganın gücü buradaydı işte. Sevgili yoldaşım, evet, "ille de kavga!". Değişip dönüşeceksek bunun içinde olacak bu. Yine bir şiirle bitiriyorum mektubumu. Yazarı "profesyonel" bir şair değil, bir gerilla. Che'nin birliğinde savaşırken katledilen El Patajo adlı gerillanın cebinde bulunmuş; "Al bunu, bu sadece bir yürek Tut avucunun içinde Ve tan yerleri ışırken, aç elini Doğan gün ısıtsın onu..." "Doğan gün" kavgadır sevgili yol daşım...*

19 Halkımız hükümetinize ve kontra elemanlarınıza güven duymuyor Çiller'in azınlık hükümeti güvenoyu alamayınca ülke çıkarlarını ön planda tutan(!) Çiller ve Baykal'ın arasındaki buzlar bir çırpıda eriyiverdi. DYP ve CHP'nin kurduğu "seçim hükümeti" nin 6 Kasım'da güvenoyu almasının ardından her iki parti halkın kendilerine olan güvenini anlatmakla bitiremediler. Böylece halkımız, Çiller-Baykal Koalisyonunu ne kadar çok sevdiğini bunların ağzından öğrenmiş oldu.oysa gerçek yaşamda bu söylenenlerin birer demagojiden öte bir şey olmadığı gün gibi ortadaydı. Hayır kontrgerillanın "seçim hükümetinin "kurmayları" halkımız hükümetinize güven duymuyor.çünkü dört yıllık koalisyonununuzun halka yaptıkları bundan sonra yapacaklarınızın teminatıdir.bunun ne olduğunuda halkımız yaşayarak gördü,öğrendi. Dört yıl boyunca kontrgerillanın kukla hükümeti oldunuz. MGK'nın direktifleri doğrultusunda hareket ederek, MGK'nın kararlarının onaylandığı bir "onay mercii" oldunuz. Dört yıllık iktidarınız boyunca ülke "faili meçhul cinayetler" in,"gözaltında kayıpların", işkence vakalarının, katliamların başını alıp gittiği bir ülke haline geldi. Cezaevleri insanlarla dolup taştı.. Ülkenin Uluslararası alanda insan haklarında kredi notu sürekli düştü. Bu konuda uluslararası mahkemelerde ceza üzerine ceza aldınız. Halkımız bu icraatlarınıza mı güveniyor? "Kimliğinizi tanıyoruz" dediğiniz Kürt halkına karşı, tarihinizin en acımasız savaşını en üst boyutuyla sürdürdünüz. Çeşitli yalan ve demagojilerle aldığınız Kürt oylarını, onlara bomba ve kurşun olarak iade ettiniz. İktidarınızda Kürdistan'daki ormanlar cayır cayır yandı. Binlerce köy yakılıp yıkıldı, yüzbin- lerce insan göçe zorlandı.onbinlercesi işkencelerden geçirilerek, binlercesi zindanlara dolduruldu. Kayıpların listesi tutulamaz hale getirildi. Aynı uygulamaların süreceği "seçim hükümeti"nize Kürt halkı mı güvenecek.? Halkımızın tüm ısrarlarına rağmen hiç bir tedbir almayarak Şenirkent'te, Dinar'da, Rize'de, İzmir'de vs. sel ve deprem cinayetlerine yol açıp yüzlerce insanımızın ölümüne, trilyonlarca lira zarara uğramalarına yol açtıktan sonra, "felaket" bölgelerine apar topar gidip şov yapan ve ölenlere "rahmet" dileyip, devletin tüm gücüyle halkın yanında olduğu, yıkılan evlerin yerine daha iyisinin yapılacağı vaadini verip hiçbir şey yapmayan devletinize, hükümetinize mi güvenecek halkımız? Hayır, halkımız "yeni" koalisyonunuza da güvenmiyor. Bu koalisyona güvenoyu verenler halkımızın değil kontrgerillanın güvenini kazanmış, her şeyini para ile satan onursuz kişilerdir. Onlar seçim döneminde çeşitli entrikalarla, kullandıkları nüfuzlarıyla seçilen halkımızı değil, kontrayı temsil eden vekillerdir. Koalisyon hükümetinize güvenoyu verenler de aynı siyasi sahtekarlardır. Sürekli halkın kendilerine olan güveninden, sevgisinden bahseden ve halkın güvenine "layık" olmaya çalışan Çiller, kontrgerillanın talimatıyla listesine dahil ettiği kontrgerillanın şeflerini "Türkiye Milletvekilliği"nden değil de halkın seçimine bıraksa, onları görev yaptıkları yerlerden aday gösterse; örneğin Menzir'i İstanbul'dan, Ağar'ı Ankara ya da İstanbul'dan, Kozakçıoğlu, Güreş ve Erkan'ı Kürdistan'dan aday gösterse de halkın sevgisinin, güveninin ne olduğunu bir görseler...* Devlet nereye? Siyaset literatüründe şu son günlerde 'polis devleti' lafı duyuluyor bolca. Düzen partileri birbirlerine karşı -ama özellikle DYP'ye karşı- faşist, faşizm lafını telaffuz ediyorlar. Elbette çeşitli etkenler rol oynuyor bu gelişmede. Düzen partilerinin it dalaşının ulaştığı düzey bunlardan biridir. Ama şu da açık ki, saflaşmanın, siyasal gelişmelerin ulaştığı nokta, çeşitli kesimleri birşeylerin adını, ister istemez, koymaya zorluyor. Siyaset giderek bazı fazlalıklardan kurtuluyor, tabiri caizse daha çıplak hale geliyor. Bu ise oligarşiyle halkın çıkarları arasındaki çatışmanın daha açık hale gelip boyutlanması demek. Oligarşi sınıflar gerçeğini, devletin, ordunun, şunun bunun sınıfsal nitiliğini gizlemeye çalışmaktan, buna yönelik demagojilerinden vazgeçmeyecek elbette. Kitleleri düzen partilerinin oy tabanı olarak tutmayı hedefleyen politikalarından vazgeçmeyecek. Ancak bu demagojinin ve politikanın seslendiği ve etkilediği kesimler giderek daralacak.bunu izleyecek gelişme ise açık sınıfsal tavırlar temelinde bir saflaşmadır. Siyasetin fazlalıklarından kurtulup çıplak hale gelmeye başlamasının bugün daha net görülmesini sağladığı iki şey vardır;birincisi, devletin, yönetiminin niteliğidir. İkincisi ise önümüzdeki sürecin nasıl gelişeceğine ilişkindir. Bugün ülkeyi görünürdeki hükümetlerin değil, kontrgerillanın yönettiğini görmemek, bilmemek için yalnızca kör ve sağır olmak gerek. Çok değil daha birkaç yıl önce bu dile getirildiğinde, kontrgerillanın yalnızca cinayetler işleyen, provokasyonlar düzenleyen bir alt örgütlenme olmaktan çoktan çıkıp devletin tepesinde kurumlaşan bir yönetim tarzına dönüştüğü vurgulandığında, bu kimilerince abartılı bir tesbit olarak görüldü. Keza, bugün bile 'devlet içinde devlet' vb. tanımlamalarla, 'devletin içinde savaşın sürmesini isteyen şahinler var' vb. tahlillerle,gerçekte kontrgerillanın bugünkü konumlaşını görmezden gelen tahliller yapılıyor. Kontrgerillanın yönetiminin daha açık hale gelmesi yönünde seyreden gelişmeler, gerçekte dün söylenenleri doğruladığı gibi, bu tarz tahlillerin ülke gerçeğinden ne denli uzak olduğunu da gösteriyor. Yine bir süredir ısrarla savaşın giderek boyutlanacağını söylüyoruz. Solun bir kısmı ise 'demokratikleşme' beklentileri, hayalleri üzerine politika yapmayı tercih ediyor. Bir senaryolarıda var; Kürt sorunu emperyalizmin baskısıyla da bir biçimde çözülecek ve demokratikleşme olacak. Çok çeşitli vesilelerle söyleyip yazdık, özetle tekrarlamak gerekirse, Kürt halkının taleplerinden vazgeçilen, verili düzeni kabul eden bir 'barış'ı oligarşi bir noktada reddetmeyebilir, ama böyle bir barış ne Kürt Halkına, nede bütün olarak Türkiye Halklarına özgürlük getirmez. 'Barış'ın estireceği demokrasi rüzgarları sahte ve kalıcı olmayan rüzgarlar olacak ve savaşın bir cephesini çözen oligarşi, kuşku duyulmasın ki daha saldırganlaşacaktır. Çiller'in azınlık hükümetiyle açık bir savaş hükümeti girişiminde bulunulmuş,ancak burjuvazi içi dengeler ve başta işçiler olmak üzere halk muhalefeti buna izin vermemiştir. Bugünün hesabı böyle bir hükümeti seçimlerde çıkartmaktır. DYP-MHP ittifakı, kontrgerillanın kamuoyunca çok yakından tanınan şeflerinin adaylıkları bu çerçevede değerlendirilmelidir. TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı eski DYP milletvekili Avundukoğlu'nun geçtiğimiz günlerde söyledikleri ilginçtir. "Üst düzey emniyet yetkilileri sivil olarak parlamentoyu ele geçirmeye çalışıyorlar.vatandaşı uyarıyorum. Haklarına sahip çıksınlar.tehlikeyi görsünler. Bunların çoğu aday olmak için sağ partilere mesaj yollayan Ankara DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral'ın talimatı doğrultusunda komisyona belge ve bilgi vermedi. Komisyonun çalışmasını engelleyen ne kadar bürokrat varsa hepsi DYP'den aday oluyor.siyaset devlet ve vatandaş arasında köprüdür.bunlar parlamentoya girerse köprü yıkılır." Faili meçhuller meclis çatısı altına alınıp meçhul olmaktan çıkarılacak;halka karşı yürütülen savaşta başvurulan cinayetler, katliamlar meclis tarafından bir anlamda üstlenilmiş olacaktır.bu pervasızlığın mümkün en üst boyutudur. Ve sınıflar savaşının halk cephesinde yeralanların hazırlanması gereken budur. Avundukoğlu'nun ya da düzen partilerinin başka sözcülerinin benzer sesleri yükseltmeye başlaması gösteriyor ki, savaşın tırmandırılmak istendiği boyut burjuvazinin bile bir kısmını ürkütmektedir. Burjuvazi tarih bilincine sahiptir. Faşizm tekelci burjuvazinin en iri kesiminin iktidarıdır. Ama ülkemizdeki faşizm, bir yeni sömürge olmanın koşullarında oligarşik ittifakın yönetim biçimi olarak şekillenmiştir.(tkp'lilerin, KSD'lilerin kulakları çınlasın, bu farkı anlayamadıkları için yıllarca ülkemizde faşizm olmadığını kanıtlamak için çırpınıp durmuşlardı. Tarihin garip cilvesi; şimdi de oligarşi savaşı boyutlandırırken o cenahtan gelenler yine demokratikleşmenin 'zorunluluğu'nun kanıtlarını bulup çıkarmakla meşguller) Tekelci burjuvazinin en iri kesimlerinin politikaları bizde esas olarak açık faşizm dönemi dediğimiz cuntalar döneminde öne çıkmıştır. Bugün olan ve giderek bu yönde derinleşen uygulamalar da bir açık faşizm uygulamasıdır, çünkü açık faşizm kurumlaşmıştır. Burjuvazinin belli kesimleri bu süreç derinleştikçe kendileri için de bir 'güvencesizlik' ortamı doğacağını biliyorlar. Çukurova Elektrik'e el konulmasının onları mızrak batmış gibi yerlerinden sıçratması bundandır. Oligarşi içindeki saflaşmalar, çatışmalar da sürecektir/ancak bu çelişkinin kısa vadede ülkede halka, halkın kurtuluş savaşına karşı izlenecek politikalarda bir değişikliğe yol açabileceğini kimse düşünmemek durumunda. Çelişkinin ne boyutu, ne muhtevası, ne de mevcut güçler dengesi içindeki biçimlenişi buna izin vermeyecektir. O zaman biz ne ABD'nin, Avrupa'nın baskılarıyla gelişebilecek süreçlere, ne oligarşi içi çelişkilerin yolaçabileceği değişikliklere bel bağlamadan, savaşı tırmandıran ve daha da tır mandırmaya hazırlanan bir devlete karşı kendi mevzilerimizi güçlendirip bu savaşa hazırlan mak durumundayız. Oligarşi tüm savaş baltalarını çıkarırken, halkın savaş baltalarını legal parti binalarında, uzlaşma masalarında, ateşkes çağrılarında gömmek, halklarımız açısından acılara yeni acılar ve zulüm düzenin ömrüne ömür katacaktır.*

20 1940'ların ortaları, gerçekten de ülkemiz tarihi açısından, ekonomik, siyasi, sosyal, askeri yapılanışı açısından bir dönüm noktasıdır. Bu nedenle biz de bölümleri ayırırken bu tarihi esas aldık. Dizi yazımızın ikinci bölümünde arası işçi sınıfı hareketinin bir tarih özetini vermeye çalıştık. Bu tarihin bir dönemeç olmasının temeldeki nedeni emperyalizmle girilen ilişkilerdir. Türkiye'nin emperyalizmin bir yeni sömürgesi haline getirilmesidir. Yeni Sömürgecilik, devleti yukarıdan aşağıya faşist/eştirerek ve yukarıdan aşağıya kapitalizmi geliştirerek ülkedeki sınıfsal dengeleri, sınıflar mücadelesinin şekillenişini de değiştirmiştir. Hem rakamlarda, hem mücadele mevzilerinde görüleceği gibi işçi sınıfı açısından da büyük değişiklikler dönemidir bu dönem. "Sınıfsız, Zümresiz Bir Toplum..." üçük-burjuva diktatörlüğünün çok partili sisteme geçme kararıyla birlikte 10 Haziran K 1946'da çıkarılan yasayla 'sınıf esasına dayalı örgüt kurma' yasağı da kaldırıldı. Bu yasağın kaldırılmasıyla bir 'sınıf örgütlenmesi olan sendikaların kurulması da kabul edilmiş oluyordu. Bu değişiklikle birlikte bir anda pekçok siyasal parti ve sendika kuruldu. Temmuz ve Ağustos ayı içinde hemen tüm işkollarında yüzlerce sendikanın kurulmasının yanında, bunu İstanbul İşçi Sendikaları Birliği, Türkiye Deniz İşçileri Sendikası, Türkiye Demir Çelik İşçileri Sendikası gibi bölgesel ve ülke düzeyinde daha geniş örgütlenmeler izledi. Aynı dönemde kurulan Türkiye Sosyalist Partisi ve Şefik Hüsnü ön- derliğindeki Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi, bu sendikaların çoğunun kurulmasına da öncülük ediyorlardı. Cemiyetler Kanunu'nda yapılan bu değişiklikle biraz olsun demokratikleşme olacağını umanlar, kısa sürede devletin diktatörlük geleneğini terketmeye pek niyeti olmadığını da gördü- ler. Cemiyetler kanunundaki değişiklikten yalnızca 8 gün sonra yapılan bir başka değişiklikle de Ceza Kanunundaki meşhur Maddeler yeniden düzenlenip ağırlaştırıldı. Ama ne olursa olsun kurulan yüzlerce sendikayla ülkenin boyuna gizlenmeye çalışılan 'sınıf gerçeği bir anda gün yüzüne çıktı. 'Sınıfsız, imtiyazsız, birleşmiş bir millet' olmadığımız görül- dü, tersine bir kesimin çıkarları,haklan yıllardır gaspedilmişti ve onlar şimdi hakları için örgütleniyorlardı... Sendikalar hem çok yaygın ve hem de çok dağınıktılar. Ama bu halleriyle de egemen sınıfları rahatsız etmeye yettiler. 'Sendikal özgürlük' dönemi kısa sürdü. Haziran'dan Aralık'a kadar 6 ay Aralık 1946'da İstanbul, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale ve Kocaeli'de ilan edilen sıkıyönetimle birlikte hemen bütün sendikalar ve sosyalist partiler kapatıldı. 20 Ocak 1947'de kabul edilen yeni bir kanunla da sendikaların siyasetle ilgilenmesi, siyasi faaliyet yürütmeleri yasaklandı. Asıl hedef sendikaları bütünüyle devletin ve CHP'nin denetimi altında tutmaktı. Bu son derece elastiki yasa sayesinde sıradan bir hak alma eylemini bile pekala siyasi faaliyet kapsamına sokmak mümkündü ve nitekim öyle yapıldı, daha sonra da bu gerekçeyle pekçok sendikanın faaliyetleri durduruldu, kapısına kilit vuruldu. Ama tüm bu baskı, yasak ve kısıtlamalara karşın işçiler arasında yoğun bir sendikalaşma vardı. İlk bir iki ay içinde kurulan sendikaların üye sayısı, yine bir iki ay gibi kısa bir sürede onbinlere ulaşmıştı. Bunun nedeni elbette o dönemin koşullarında, işçi sınıfının ekonomik olarak içinde bulunduğu durumdadır. Genel Tablo 1940'lı yılların sonu için çeşitli istatistiklerin gösterdiği işçi sayısı bin civarındadır. 1951'de nüfusu 500'den fazla olan yerlerde yapılan Ça- lışma Bakanlığı istatistiklerine göre, 10'dan fazla işçi çalıştıran 10,174 işyerinde toplam 428 bin işçi çalışmaktadır. Küçük işletmelerde, imalathanelerde ve ulaşım sektöründe çalışan işçilerin sayısı ise 250 bine yakındır. Yani toplam 675 bin işçi 'sayılmış' o dönem. Kapitalizmin gelişmesine paralel olarak büyük işletmelerde belli bir yoğunluk sözkonusudur. Bütün sanayi kurumlarının %22'sini oluşturan 2200 fabrikada işçilerin %57'si çalışmaktadır. Mensucat, gıda, madeni eşya, Kimya işçilerin yoğunlaştığı sektörlerdir. Coğrafi yoğunluk ise yine batıdadır. İstanbul, İzmir ve Zonguldak 'ta işçilerin %46'sı çalışmaktadır. Savaş, Sömürü ve Yoksullaşma Savaş koşulları işçilerin çalışma koşullarını da, yaşamlarını da alabildiğine kötüleştirmiştir. Savaş döneminde çıka- rılan karşılıksız mesaiye tabii tutulabileceği, çocuk ve kadın işçilerin ağır işkollarında da çalıştırılabileceği gibi kanunlar patronların keyfiliklerini ve sömürüsünü alabildiğine yoğunlaştırmıştır. Özellikle emperyalizmle girişilen ilişkilerle birlikte kapitalizm gelişir, işçi sayısı artar; ne var ki, kadın ve çocuk işçilerin sayısı da anormal ölçüde artar bu dönemde. 1949'a ait çeşitli araştırmalarda kadın ve çocuk işçi oranı %40-50'lere ulaşmaktadır. Bu yıllarda yapılan daha bölgesel araştırmalarda, örneğin, Bursa'da kadın ve çocuk işçi sayısının %48, İzmir'de ise %50 oranında olduğu belirlenmiştir. İşsizlik ise artık sürekli büyüme sürecine girmiştir. 1995'lerin Türkiye'sinde olduğu gibi, daha öncesinde de Türkiye'de işsizliğe ait açık, kesin bir rakam olmamıştır. Ama o süreçte İş ve İşçi Bulma Kurumu'na yapılan başvurular işsizlikteki artışı açıkça göstermektedir. Ki kuruma yalnızca sanayi işlerin-

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

19 GİRİŞ 19 Dört Duvar Arasında 'Sürek Avı'

19 GİRİŞ 19 Dört Duvar Arasında 'Sürek Avı' İÇİNDEKİLER 4. BASKIYA NOT 13 19 GİRİŞ 19 Dört Duvar Arasında 'Sürek Avı' BÖLÜM 1 29 1) İSTANBUL CEZAEVLERİ 29 Eylül Erken Geldi 34 Bir Garip Firar Girişimi 35 Tutuklulara Yaylım Ateş 37 Uykulu Günler

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Dünyada En Hızlı Yaşlanan İkinci Ülke: Türkiye 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında,izmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:11.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.haberler.com Tarih:11.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.haberler.com

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :İnternet Sitesi SON DAKİKA GAZETESİ Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Belediyesi Farkındalık Yaratacak

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler, ÇOCUKLARIN İNTERNET ORTAMINDA CİNSEL İSTİSMARINA KARŞI GLOBAL İTTİFAK AÇILIŞ KONFERANSI 5 Aralık 2012- Brüksel ADALET BAKANI SAYIN SADULLAH ERGİN İN KONUŞMA METNİ Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler,

Detaylı

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. İSTİKLÂL MARŞI'MIZ Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona. Küçümsemem ama, benzetirim

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Değerli basın emekçileri

Değerli basın emekçileri Değerli basın emekçileri Sendikamız Yapı Yol Sen Köprü ve Otoyolların özelleştirilmesi gündeme geldiği tarihten itibaren Köprü ve Otoyolların özelleştirilmesine karşı çıkmış olup birçok eylem ve etkinlik

Detaylı

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın

Detaylı

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ 162 Şubemiz, Odamızın ana yönetmeliği uyarınca ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda, yurdumuzun

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM VE SU Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM Prof.Dr.Fuat KEYMAN a göre 21.yüzyıla damgasını vuracak en önemli kavramlardan biri "Dostluk, arkadaşlık

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin Erdoğan, Balıkesir Ekonomi Ödülleri Töreni nde konuştu: Ben diyorum ki,

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir.

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir. DİRENİŞİN 109. GÜNÜ 26 Ekim 2010 Bugünlerde çok sık misafirim var. Gün uzadıkça gelenler artıyor. İlk defa bir arkeolog ziyaretçim vardı. O da işsizdi. Uzun zamandır gelmek istiyormuş. Nasıl giderim diye

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TES-İŞ ten 6. okul: Kayseri Veteriner Fakültesi Genel Başkan Kumlu nun acı günü Seydişehir ETİ Alüminyum a Danıştay dan iptal TES-İŞ ten 6 ncı okul: Kayseri

Detaylı

Genel Başkanı Bayram Meral ve diğer sendika ağaları. bir kaç kuruşa peşkeş çektiler. Oysa bir süre öncesine kadar

Genel Başkanı Bayram Meral ve diğer sendika ağaları. bir kaç kuruşa peşkeş çektiler. Oysa bir süre öncesine kadar Merhaba, Gel Gel artık bekliyoruz" diyorsun Ağlama büyük sevgim, başını dik tut yiğit çığlığım Kızıl karanfilim, geleceğim, kavgamın yeşil goncası Zindan hayal dünyası değil ki... Gelir de dünyaları sarsar

Detaylı

İstanbul, AK Parti ile güzel

İstanbul, AK Parti ile güzel İstanbul, AK Parti ile güzel Aralık 05, 2013-5:15:52 AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul adayının yine Kadir Topbaş olduğunu söyledi. İstanbul'da iki dönem Büyükşehir Belediye

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

Hemen Şimdi 12 Ekim 2015 Pazartesi

Hemen Şimdi 12 Ekim 2015 Pazartesi Hemen Şimdi 12 Ekim 2015 Pazartesi Yeni bir haftaya başlıyoruz. Pazartesi sabahından günaydın. Yurtdışından bir başarı haberiyle başlıyoruz. Jane Velez Mitchell in Starbucks a hitaben başlattığı kampanyaya

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI YAPI-YOL SEN YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI ZİYA GÖKALP CADDESİ NO:36/20 06420 YENİŞEHİR/ANKARA. TEL - FAX : 433 46 06-434 39 84-431 73 05 web sayfası: http:/www.yapiyolsen.org

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA

EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA 1-PROJENİN ADI: HAYDİ HALİL İBRAHİM SOFRASINA EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ 2-PROJENİN ÖZETİ: 2013-2014 eğitim- öğretim yılında okulumuz da gerçekleştireceğimiz

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler,

Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler, Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler, Azıcık duyarlılık, birazcık özveri! düşüncesiyle 10-16 Mayıs Engelliler Haftasında; farklılıklarımızı değil bizi

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 5 MART 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Çağdaş Kibeleler Belediyesi nin sekiz sezondur düzenlediği Ustalara Saygı toplantıları, Dünya Kadınlar Günü geleneksel etkinliği Çağdaş

Detaylı

ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR BİRER BİRER YARGIDAN DÖNÜYOR!

ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR BİRER BİRER YARGIDAN DÖNÜYOR! ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR BİRER BİRER YARGIDAN DÖNÜYOR! Siyasi iktidar, uzunca bir süredir baskıcı, otoriter ve antidemokratik politika ve uygulamalarına itiraz eden, sesini yükselten kesimlere karşı

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi

SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: - ŞUANDA TÜRKİYE DE ÖRNEK ALINMASI GEREKEN BİR KURUM VARSA BU SOSYAL GÜVENLİK KURUMUDUR - BU BELGEYİ ALMAMIZA

Detaylı

Kuzey Irak'a harekat

Kuzey Irak'a harekat Kuzey Irak'a harekat Asker terörü engellemek için yeniden Irak'a girdi. Irak'ın kuzeyinde istihbarat uçuçu yapan insansız uçaklar bugün hareketli PKK gruplarını tespit etti. Türk Silahlı Kuvvetleri Zap

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?

Detaylı

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir.

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir. Abraham Lincoln, senin yaşındayken dedi babası çocuğuna, Okula gidebilmek için her gün 10 mil yürüyordu. Gerçekten mi? dedi çocuk ve ekledi: Tamam, fakat o senin yaşındayken de başkan oldu baba! İletişim,

Detaylı

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve 04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara

Detaylı

Darmstadt daki yeni AWO»Johannesviertel«huzur evinde. Yan yana yılları paylaşalım

Darmstadt daki yeni AWO»Johannesviertel«huzur evinde. Yan yana yılları paylaşalım Darmstadt daki yeni AWO»Johannesviertel«huzur evinde Yan yana yılları paylaşalım »Burada her zaman benimle ilgilenen birileri var. Bu da kendimi iyi hissetmemi sağlıyor« Sayın Bayanlar ve Baylar, 2012

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK!

KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK! KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK! KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK! DOMPDF_ENABLE_REMOTE is set to FALSE http://teb.org.tr/uploads/eczaci katlam//flassss.jpg Katledilen

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

Öğrenmek İstiyorum Kampanyası

Öğrenmek İstiyorum Kampanyası Öğrenmek İstiyorum Kampanyası TRABZON DA KAMPANYAYA İLGİ ARTIYOR sağlık üreme sağlığı bilgilerinin girmesine yönelik olarak başlanan Öğrenmek İstiyorum Kampanyası kapsamında Trabzon da ilgi gün geçtikçe

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL- İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Toroslar/Çağdaşkent Mahallesinde 2015

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

T.C. EFELER BELEDİYESİ Kültürve Sosyalİşler Müdürlüğü GÖREV VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK. BİRİNCİ BÖLÜM AMAÇ KAPSAM VE DAYANAK ve TANIMLAR

T.C. EFELER BELEDİYESİ Kültürve Sosyalİşler Müdürlüğü GÖREV VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK. BİRİNCİ BÖLÜM AMAÇ KAPSAM VE DAYANAK ve TANIMLAR T.C. EFELER BELEDİYESİ Kültürve Sosyalİşler Müdürlüğü GÖREV VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM AMAÇ KAPSAM VE DAYANAK ve TANIMLAR AMAÇ; MADDE 1- Bu Yönetmeliğin amacı, Efeler Belediyesi

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

SESIN YOLCULUGU 8: GENÇ BESTECILER SENLIGI

SESIN YOLCULUGU 8: GENÇ BESTECILER SENLIGI Portal Adres SESIN YOLCULUGU 8: GENÇ BESTECILER SENLIGI : www.bugunbugece.com İçeriği : Kültür/Sanat Tarih : 06.04.2015 : http://www.bugunbugece.com/git-gor/sesin-yolculugu-8-genc-besteciler-senligi 1/2

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Meclis'te sık sık. Babası yoksa

Meclis'te sık sık. Babası yoksa 4 NİSAN 2013 www.reisgida.com.tr Babası yoksa CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan a yönelik sözleri TBMM Genel Kurulu'nda gerginliğe neden oldu. Genç, eleştirileriyle

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Tüm IlnKI-'En ~ TÜM BANKA VE SiGORTA ÇALıŞANLARı SENDiKASı KES K. TOM BANKA VE SIGORTA ÇALıŞANLARı. AYlıK HABER BÜLTENi ÖZEL SAYı HAZiRAN 1997

Tüm IlnKI-'En ~ TÜM BANKA VE SiGORTA ÇALıŞANLARı SENDiKASı KES K. TOM BANKA VE SIGORTA ÇALıŞANLARı. AYlıK HABER BÜLTENi ÖZEL SAYı HAZiRAN 1997 Tüm IlnKI-'En ~ TÜM BANKA VE SiGORTA ÇALıŞANLARı SENDiKASı KES K -izm-jr C-a-d-. y,-ap-r-ak-a-pt-. 2-4-/1-2 -li-ef&-f-a-x;-o(-3-12-) 4-1-7-2S-4-0-K-ız-ı'-ay--A-N-K-AR-A ~, TOM BANKA VE SIGORTA ÇALıŞANLARı

Detaylı

1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası

1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası 1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası Başbakan işçiyi 'ayaktakımı', Adalet Bakanı evrensel gösteri hakkını 'Anayasa'ya başkaldırı' diye tanımlayınca polis de Taksim'i korumak uğruna savaş a hazırlandı. Taksim, Beşiktaş,

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı