Metin Altıok. Kalabalık umutların şairi. Aydınlık 12 Nisan 2013 Cuma Yıl: 2 Sayı: 59

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Metin Altıok. Kalabalık umutların şairi. Aydınlık 12 Nisan 2013 Cuma Yıl: 2 Sayı: 59"

Transkript

1 PAydınlık. Aydınlık KITA 12 Nisan 2013 Cuma Yıl: 2 Sayı: 59 Gazetesi nin ücretsiz ekidir GEÇEN HAFTA 65,094 OKURA ULA TIK Kalabalık umutların şairi Metin Altıok Prof. Zafer Toprak: 30 lu yıllarda ders kitaplarında devrim gerçekleşti SÖYLEŞİ S-12 Yobazlığın büyük düşmanı Neyzen SEYYİT NEZİR S-16 Hapishanedeki edebiyatın nöbet çadırı MECİT ÜNAL S-17

2

3 12 N SAN 2013 CUMA 3 İÇİNDEKİLER Bu bir pipo değildir! s. 4 Aşk hiç Sona erer mi s. 5 Amansız bir yurt yangınından ateş olan şair: Metin Altıok s. 6-7 İnsanca yaşamanın ufkunda İki yüz bir bilene sormuşlar s. 8 Gözü kapalı s. 9 Paris Kitap Fuarı nda azlar ve çoklar s. 10 Ve sanatçı yalnızlığı s. 11 Bu kadar radikal dönüşümü ancak Atatürk gibi bir lider başarabilirdi s Lazarus projesi s. 14 Bozkırı ve umutları yeşile boyamışlardı s. 15 Neyzen, yobazlığa sapına kadar düşmandı s. 16 Karşı nizamiye s. 17 Yeni Çıkanlar s Yorgun yıldızların gittiği yer s.20 İlhami Bekir Tez i anımsamak s.21 Alıntı Test-Bulmaca s.22 Aydınlık. KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Editör Pınar Akkoç Yazıişleri İrem Halıç, Deniz Antepoğlu Cenk Özdağ Sayfa Sekreteri Ebru Baysan Ölüm Metin Altıok a yine yenildi Emek Sineması Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür: Yalçın Büyükdağlı Genel Yayın Yönetmeni: Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Tüzel Kişi Temsilcisi: Metin Aktaş Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Aydın tanımını belki de en çok Aydınlıkçılar dile getirir bu ülkede. Müzisyenler, ressamlar, heykeltraşlar, yazarlar, şairler ne yapmalı? Bunu tartışıp dururuz. İçinden geçtiğimiz süreçte sanatçıların siyasetle uğraşmamaları gerektiği safsatalarını neyse ki fazla duymuyoruz artık. Sanatçının tavrı, sistem için bir ihtiyaç haline geldiği günden beri sorgulanmaz oldu. Peki nasıl bir tavır takınır sanatçı? Sanatçı her şeyden önce bağımsızlıktan yanadır, halktan yanadır... Ve Emek ten yanadır. Aynı 7 Nisan günü Beyoğlu nda olduğu gibi. Yükselen kitle hareketinin yanındadır, 8 Nisan da olduğu gibi. Ve nihayetinde örgütlüdür. Örgütlü olmadan takındığı tavrın kıymeti yoktur çünkü. İşte bu sanatçı tanımına harfi harfine uygun büyük şairimize ayırdık bu kapağımızı. Metin Altıok. Metin Altıok un şiirleri tek kitapta toplandı. Aydınlık Kitap okurları için sevindirici te Madımak yangınından sonra Metin Altıok komadayken büyük Aydınlıkçı Hasan Yalçın ın gazetemiz sayfalarından onun için yazdığı yazıyla analım kendisini... Ve Metin. Metin Altıok. Şimdi ölümle savaşıyor, günlerdir komada. Aziz Nesin anlattı. Yangından hemen önce elinde bir fırçayla vahşi gericilere karşı kendini savunmaya hazırlanıyordu, gülüyordu, Şair böyle savaşır diyordu. Metin Altıok geçen salı, çarşamba mıydı yoksa, Yazımı bıraktım gidiyorum demişti bana. Biz toplantı halindeydik salonda, o sekreter odasının kapısında duruyordu. Sivas a gitmek üzereydi, bir panel yöneteceğini söylüyordu. Şenliği ayrıntılı yaz, sadece yazı değil haber de gönder bize demiştim. Şimdi Metin bizleri düşünemiyor. Aydınlık ı düşünemiyor. İşçi Partisi ni anımsayamıyor. Seçimlerden sonra koşarak gitmiş, partiye yazılmıştı. Bir komünistti. Eskiden de TİP üyesiydi. Ölümü yenmeli Metin. Cellatlara inat yenmeli, canileri sevindirmemeli bir kez daha. Bizi sevindirmeli. [...] Türkiye, çiçekleri yakılmış ağaçtır. Şimdi soruyorum kendime, bu Türkiye sanatçıya layık değil mi? Geçen hafta ilk bölümünü yayınladığımız Profesör Zafer Toprak la Arda Odabaşı nın yaptığı söyleşinin son bölümünü bulacaksınız orta sayfalarımızda. Söyleşi geçen hafta bir kitap ekinin sayfalarında yer bulmuş bir mülakattan çok gazetecilik niteliğiyle konuşuldu. Zafer Toprak antropoloji alanındaki çalışmaları dolayısıyla konuyla ilgili en yetkili isimlerden biri. Tayyip Erdoğan ın kafatasçılık çıkışından sonra birçok gazeteci kendisiyle söyleşi yapmak için uğraşmış. Toprak, iyi bir bilim insanından umulduğu üzere son derece titiz. Bu nedenle kolay kolay söyleşi vermiyor. Bu önemli mülakatı sizlere aktarmış olmaktan dolayı mutluluk duyduk. Haftaya görüşmek dileğiyle... Reklam Servisi Genel Müdür Yardımcısı Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü Kamile Karakadılar AYDINLIK KİTAP Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 12 N SAN 2013 CUMA Küçücük anlardan, kocaman an lar yaratt m kendime. Ama öykülerimde annemden ziyade anneannem gezinir. Matru ka gibidir anneannem. Kad n karakterlerimin ço u onun içinden ç k yor LEYLA GÜÇLÜ Bu bir pipo değildir! Bir şiiri ya da bir öyküyü okuyunca onu kimin yazdığını tahmin etmek, onunla arkadaşlık etmek, o tamamlanmışlık çok sevdiğim bir duygu. En çok sevdiğim şeylerden birisi de yazarın kendine ait bir dili olması. Kimin yazdığını tahmin edebilmek güven verdiği kadar saygı duymamı da sağlıyor. Bozuk da bunu düşündürdü. Hakkı İnanç yazmaya devam ederse incelikli tasvirlerinden, şaşırtmasından, bildiğimizi sandığımız, dilimizin ucuna gelip de adını koyamadığımız duyguları tanımlamasından, derin soluk alıp da neye kızdığımızı kendimizin de bilmediğimiz hali anlatmasından hatta çözmesinden tanıyacağız onu. Bir hikâyede ayrıntı olan bir kahramanın başka bir hikâyede başrolde karşımıza çıkması ve hikâyelerin iç içe geçişi de bir süre sonra başka bir bulmacanın içinde hissettiriyor kendini. Bu, yazdıkça dönüşen bir şey mi oldu yoksa amacınız okuyucuya farklı açılar kazandırmak mıydı başında beri? Şu hayatta kime sorsanız kendine başrol biçer. Oysa insanı başrole taşıyan, figüranı olduğu hayatlara kattıklarıdır. Ben hep figüranları anlattım. Başroller okurun takdiridir. Aslında öykü kitaplarında bütünlükten yana değilim. Birbirleriyle alışveriş halindeki öyküleri okuduğumda, yazarın roman okurunu çalmak gibi bir amaç güttüğünü düşünmeden edemiyorum. Bozuk un ilk bölümündeki öyküler, okurda tam da bu hissi uyandırabilir. Gerçek şu ki, o dört öykü aynı anda aklıma düştü ve kol kola büyüdü. Ben de aralarına husumet sokmak istemedim. İkinci bölümdeki öyküler daha başına buyruk. Arada aynı mağazadan giyindikleri oluyor yine de. EL N UZATTI I AN İçinizde taşıdığınız üzerine düşündüğünüz bir şey miydi ve yazmaya başlayınca mı şekillendi? Yüreğim kabarmıştı. Yollarım hep tıkalıydı. Uçurumun başında yüzlerini göremediğim insanlar duruyordu. Karanlıktı. Parmağımı fincana sokup, telveyi sıyırdım. Kuş yaptım, balık yaptım, gözleri patlattım Bunları yazarak yaptım elbette. Sonra kahveyi bıraktım. Kuşburnunu, papatyayı keşfettim Konu seçimim gibi yazma halim de zamanla evrildi. Ama geç olsa da kavradığım bir şey var: Öykü aklımda ya da masada süründükçe cazibesini yitiriyor. Bu yüzden bana elini uzattığı an, kolunu kapıveriyorum. Çocuk karakterlerin tasvirleri de Hakkı İnanç dikkat çekici... Herkesin bildiği ama kimsenin dillendiremediği şeyler vardır ya... Ben çocuğun Kral Çıplak! diyebilmesine hayranım. Masaldakinin aksine, gerçek hayatta çocuk, ağzına şaplağı yiyip oturur. Çünkü gözümüzdeki riya perdesinin birkaç saniyeliğine kalkmasına bile tahammülümüz yok. Bir çocuğu anlattığımda ya da öyküyü bir çocuğun dilinden aktardığımda etrafa doyasıya rahatsızlık verebiliyorum. Çocukken çok usluydum. O günlerin acısını çıkartıyorum galiba. Öykülerdeki kadın günleri diyalogları da çok eğlenceli. Hep annesinin yanında zorla güne götürülen bir çocuk hayal ediyorum öyle mi? Küçükken annemle paylaştığım her an çok değerliydi benim için. Onunla gittiğim hiçbir yerde sıkılmazdım. Eğlenirken daha çok gözlem yapabiliyor insan. Kendi kabuğuna çekilip ışıkları söndürmüyor çünkü. Annem öleli on beş sene oluyor. Bugün o küçücük anlardan, kocaman anılar yarattım kendime. Ama öykülerimde annemden ziyade anneannem gezinir. Matruşka gibidir anneannem. Kadın karakterlerimin çoğu onun içinden çıkıyor. Bozuk belki yanılıyor olabilirim ama- bana hemen Ağır Roman ı düşündürdü. Ağır Roman dan etkilendin mi? Belli imgeleri kullandığınızda, ister istemez kült yapıtlar dikiliyor karşınıza. Tepki çekebilecek bir yapıtı, kabul görmüş bir diğerinin üzerinden aklıyoruz bazen de. Ağır Roman ı severim. Ama Bozuk, Nihat Behram ın Kız Ali sine göz kırpıyor bence. Hem, etkilenmek yahut beslenmek, her zaman siz farkındayken gelişmiyor. Leylâ Erbil den, Orhan Pamuk tan, Selim İleri den, Camus dan ya da Murakami den ve daha pek çok isimden etkilendiğimi biliyorum. Saint-John Perse, Sözcükler Denizi yle büyülemişti beni. Bazen pek tutmadığım bir kalemden etkilendiğim de oluyor ama. Etkilenmek, beslenmek hep olumlu çağrışımlar yaratıyor oysaki. GÜNDEL K HAYAT FAZLA GERÇEKÇ Öykülerini okurken bazen çok gerçek çok iyi gözlemlenmiş bir gündelik hayat bazen de apayrı bir gerçeküstücülük ile karşılaşıyoruz. Bu bir hal ile mi ilgili yoksa hayata dair yüksek bir farkındalık bazen sizi alıp başka bir dünyaya mı götürüyor? Bozuk Hakkı İnanç Kırmızı Kedi Yayınevi 118 s. Gündelik hayat dediğimiz şey, fazlasıyla gerçeküstü zaten. Benim aklım almıyor çoğu kez. Düşümdeki dünya daha tekin ve olağan gibi. Karakterleri alıp bulutlara savurmuyorum yani. Onlar ara sıra benim fakirhaneye inip, demli bir çay içiyorlar. Sonra bir bakıyorum yine kanatları, pençeleri çıkmış. Berikinin dişleri ötekinin boynunda Okurun yüksek sesle Tıpkı ben, diyebileceği karakterler yaratmak istemem. Kara bir hissin peşindeyim. Belki sessiz bir itirafla dinecek ince bir kaşıntının Bahsettiğiniz huzursuzluk, benim öykülerimin olmazsa olmazı. Öykülerinizdeki kurguda en çok hissettiğim şey bir durumu başka bir açıdan gösterme isteği sanki. Sanki hepimizin izlediği bir durumun aslında öyle olmadığı duygusu mu sizi besleyen? Bu bir pipo değildir!

5 5 Aşk hiç Sona erer mi 1915 Olaylar s ras nda ya anan bir a k öyküsünün roman Sona yazar Eyyüp Altun un Ermeni k z olan anneannesinin ya am ndan esinlenmi İLYAS GÜMRÜKÇÜ Hani bazı romanlar vardır, son sayfasını da okuyup kapattığınızda öylece kalakalır, roman kahramanlarını kafanızdan atamaz ve günlerce onlarla yaşarsınız. İşte Sona o romanlardan; tadı damakta kalanlardan. Konusu 1915 Tehcir sürecinin hemen öncesinde ve sonrasında geçiyor, yani bir dönem romanı... Eser, o yılları bir aşk öyküsü üzerinden anlatıyor olması bakımından da izleğiyle farklılaşıyor yılı yaz sonu. Şaraplık üzümlerin toplanmaya başlandığı mevsim Van ın Eganis (Erciş) ilçesine bağlı bir köyde, bir Ermeni düğününde köyün en yakışıklı genci Gazi ile köyün en güzel Ermeni kızının onca kalabalığı görmezden gelerek başlattıkları ateşli bir aşkın çevresinde biçimleniyor olaylar. Yöredeki Ermeni-Müslüman ilişkileri, giderek ayak sesleri daha fazla duyulan bir çatışma beklentisi ve sonrasında kanlı bir boğazlaşma SORUN Y NE AYNI MI Son yıllarda hararetle tartışılan çalkantılı bir dönemi anlatan Sona, Osmanlının zaaflarına ışık tuttuğu kadar Ermeni Taşnak Partisinin stratejik ve öngörüsel hatalarını da mercek altına almakta. Ancak aşk, romanın bütünselliğini oluşturan bu iki faktörü de sarmalayan, hatta gölgede bırakan bir içerikle sunulmakta, siyasal-tarihi bir metin olmaktan çıkıp edebiyata ait bir konumda kalmayı başarmakta ve aynı zamanda dönemin sosyo-psikolojisini yakından irdelemektedir. Kitabı okuyanlar, tarihi Ermeni meselesi yle günümüz Kürt sorununun şaşırtıcı benzerliğine de tanık olacaklardır. Bunun yanı sıra Taşnaksutyun un Ermenilerin Anadolululaştığını hesaba katmayan devlet kurma stratejisinin kanlı maliyetinin izdüşümleri... Van Suriçi çarşısında Taşnak karşıtı bir papazın öldürülmesi Ayrıca İstanbul dan Erzurum a gelen Bahattin Şakir başkanlığındaki Osmanlı heyetinin Birinci Dünya Savaşı nın hemen öncesinde Ermenilere sunduğu altı vilayette özerklik önerisinin reddiyle kaçırılan tarihi fırsatın ayrıntıları Kürtlerle Ermenilerin ezeli çıkar çatışması Bu arada dönemin olmazsa olmaz tarihsel aktörlerinden Hamidiye Alaylarının Ermeniler üzerinde yarattığı korku ve dehşet, köy basmaları ve kız kaçırmalar Tutuklamalar ve 1915 baharında başlayan göçler Yol hikayeleri, karşılıklı kıyım ve insan kesmeler Sona Eyyüp Altun Cumhuriyet Kitapları, 300 s. DÖNEM N DOKULARI Ç NDEN Yazar Eyyüp Altun un Ermeni kızı olan anneannesinin (Sona) yaşamından esinlenerek yazdığı bu roman ayrıca Ermenilerin yaşam tarzı, zanaattaki hünerlerini, ticaretteki başarılarını, şarap yapımındaki ustalıklarını da ıskalamıyor. Henüz çatışma başlamadan önceki Müslüman ahaliyle olan yakınlık ve kirvelik geleneğinin aktarılmasında da roman akıcılığını hiç yitirmiyor. Sona 1915 Olayları nın 100. yılı yaklaşırken soykırım mı değil mi noktasında sürdürülen tartışmalara ışık tutacak özgün bir perspektifi edebiyat estetiği içinden sunmaktadır. Genelleme yapmaktan ziyade dönemin dokularına inilerek oluşturulan eser yedi yıllık bir araştırmanın ürünü.

6 6 12 N SAN 2013 CUMA Amansız bir yurt yangınından ateş olan şair: Metin Altıok ALİ RIZA ÖZKAN Metin Altıok un bütün şiirleri Bir Acıya Kiracı başlığı altında yayımlandı. 10 şiir kitabına, öldürülmesinin ardından yayınlanan Soneler in de eklenmesiyle Metin Altıok'un tüm şiirlerine artık tek bir kitapta ulaşılıyor yılında Bergama da doğan Metin Altıok felsefe öğretmeni olarak Anadolu nun çeşitli kentlerinde bulundu. Şiirinde Anadolu ya hakim zeitgeist - zamanın ruhu'nu baskın olarak hissettiren Altıok, hiçbir zaman folklorik bir şiir üslubunu tercih etmedi. Şiiri, bir bakıma Anadolu nun ruh halinden kişiselleştirilmiş yorumlar olarak döküldü. Metin Altıok un ilk kitabı Gezgin 1976 yılında basılır. O günden beri bakışlarında / Bir otobüs penceresinin hızla geçişi ne odaklanmış bir yaşam ve bu yaşamı yansıtan şiirler okumaya başlarız. Kimi yorumlarda 60 lı yılların geç ürün veren şairlerinden olarak tanıtılsa da, Metin Altıok un şiiri tamı tamına 70 li ve 80 li yılların Türkiye sine aittir. Metin Altıok yaşadığı çağın ve toplumun özelliklerini şiirine kendi diliyle aktarabilmiş ender şairlerden. 70 li yıllarda toplumsal bir patlamaya doğru evrilen şehirlerdeki yığılma ve kırsal bölgelerdeki kavrulma, coğrafi bölgeler arasındaki bağların güçlenmesiyle ufku büyüyen sanatsal yaratıcılık ve şiirde biçimi içerik sorunu olarak gören modernizmin yeni yorumunun Altıok un şiirsel yaratıcılığını da etkileyen ögeler olduğu hemen göze çarpar. Sonbahar Sonbahar ki acının değişmez dipnotudur- Sesinin solgun göğünde, Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur. Savrulur her yana kavruk kelimelerle, Yüreğini acıyla buruşturur. Bakışının pasıyla zırhlanan dünya, Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına. Sonbahar ki doyumsuz bir aşkın sonu- cudur- RDE B R D L OLU TURMAK 1978 yılında yayınlanan Yerleşik Yabancı Altıok un, kendi şiirini oluşturduğunu kesin olarak kabul ettirdiği bir eserdir. Artık şiirde bir Metin Altıok dili nden söz edebiliriz. Nitekim, şiir çevreleri de Altıok un şiirlerine duyarsız kalamazlar ve pek çok şiir dergisinde birden şiirleri yayınlanmaya başlar. Yerleşik Yabancı yayınlandıktan sonra Behçet Necatigil Milliyet'teki köşesinde şöyle yazar: Sizin şiirlerinizde sıcak yaz aylarında kavrulan tarlaların üztündeki hava titreşimlerine, açıkça görülür yalazlara benzer bir doğa yansıması var. Sonra, inandırıcı.bilgiç bir zekanın değil de, yalın bir kalbin şiirleri bunlar. Çileli, çok duyarlı bir kalbin. Sağlam yapılarda bir kişiliğin damgası nı vuruyorsunuz yazdıklarınıza. Bu çok iyi! Yerleşik Yabancı da sözcüklere güçlü anlamlar kazandırarak dikkati çeken Altıok un felsefeci ve sosyalist olmasının şiirine katkıları açıkça görülür. Yerleşik Yabancı Kiminin dikenleri vardır, Katlanamaz üstüne. Hep dikine durur Delmemek için gövdesini. Kiminin yoktur bir tek kemiği, Doğrulamaz ayaklarının üstünde. Ona göre varsa yoksa kendisi, Dürülüdür ütülü bir mendil gibi. Ben eğilmem gündüz ama, Geceleri kanatırım kendimi. (...) Ama herkes rahattır kozasının içinde, O sevgi artık kimsesizdir. Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli; Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli. Aşk ve acı içimde / İkiz badem içidir diyen Metin Altıok un şiiri sürekli tekrarlanan bir acı kavramı üzerinde şekillenir. Ankara yı terk ettikten sonra yeni bir yaşam kurma kavgası, başkentte bıraktığı kızına özlemi, ülkenin artan karmaşası içerisinde yaşadığı aşk karmaşası da belirler şairin acı sını. Ancak, gene de Metin Altıok un şiirindeki acının, Ortadoğu toplumlarında hakim olan, kaderci, içine dönük ve edilgen bir acı olmadığını söyleyebiliriz de yayınlanan Kendini Avcısı nda yayınladığı Kiracıyım Bir Acıya şiiri bu tespitimi doğrulayacaktır. Kiracıyım Bir Acıya Sen ey kendiyle yetinen; Fosforun yeri gece. Ne yapar gecesiz ateşböceği? Belki anlamsız ve delice Kumrunun inanılmaz yuvası Bir direğin tepesinde. Ama boşluktur biraz da Bir kuşu biçimleyen. (...) Sen yarım kalmış bir aşkın Kaçınılmaz sürgünü, Katlanan göğsündeki kayaya. Sen orda şimdi bir hüznü köpürt, Ben bir çocuğa su vereyim burada. Ben ki kiracıyım bir acıya. Sen imzalarsın sabah akşam Defterini bensizliğin, Bense kanla öderim Kirasını kaldığım evin. Bir takvim, tersten açardık Eğer isteseydin. Sen ey kendiyle yetinen; Artık suyumuz bulanık, Bir güneş olsa bile sonunda Yolumuz kırık, önümüz karanlık Ve ağır tuğrası alnımızda Padişah yalnızlığın Ama yine de umudumuz kalabalık. Benim Metin Altıok şiiriyle tanıştığım eser olan Küçük Tragedyalar 1982 yılında yayınlandı. Altıok un her kitabını titizlikle kurguladığını ve okuyucunun karşılaşacağı ilk şiirin eseri ve şairin amacını doğru yansıtması gerektiğini düşündüğünü biliyoruz. Onno Tunç un 1988 yılında Kavaklar adıyla bestelediği ve Sezen Aksu nun yorumlayarak albümüne aldığı da, şairin kitabının Öndeyiş şiiridir. Hey yolcu; acıyım unutma / Ben de varım orda diyerek seslenen Altıok, Küçük Tragedyalar da kişisel tarihini şiir estetiği ile yoğurur. Yalnızlık asıl yürektedir ama diyerek, duygularını alabildiğince kalıba döken Altıok un Küçük Tragedyalar ını Bingöl de felsefe öğretmeni olarak bulunduğu sırada, 12 Eylül ün toplumun üstüne saldığı karabasana şovalyevari bir başkaldırısı olarak da okuyabiliriz. İşte rüzgarın çözüldü dili, duyuyorum. Alev sardı odunları, Kara toprak aydınlandı, görüyorum. Ama giden gitti, ne gelir elden! Acı, ah acı; acımasız biliyorum. YIKIM GÜNLER N N D ZELER 1987 yılına kadar 5 yıl boyunca Metin Altıok kitap yayınlamaz ama, ne şiiri bırakmıştır ve ne de duyarlığından bir şey yitirmiştir. Ancak, ülkenin 12 Eylülcüler eliyle teslim edildiği ANAP üzerinden dönüştürülmesinin etkileri şairin bilinci üzerinde nasıl bir algıya ve tepkiye dönüştüğünü kızı Zeynep e 1986'da yazdığı mektuptan anlaşılır: Çünkü her saati pislik ve kan, konserve kutusu, naylon poşet, şampuan; her saati gırtlağımızı zorlayan bir curuf yığını oldu şimdilerde yaşanan.

7 12 N SAN 2013 CUMA 7 70 lerden bir anı. Cahit Külebi, Metin Altıok, Nazlı Eray, Özel Arabul, Cemal Süreya, Özdemir İnce Çünkü spor toto, loto, altılı ganyan; iğdiş bir umutla sahici kılınan bir yalan oldu hayatımız. Ve yeni orkitle daha güvenli kadınlarımız. Erkeklerimiz daha güçlü güne arkoyla başlayan. Çocuklarımız bunca cikletle daha mutlu. Metin Altıok kapitalizmin toplumu esir almak için kullandığı göstergeleri kavramıştır. Bu bilgi şairin acı kavramına da etki yapar. İpek ve Kılabtan adını verdiği kitabında yeni duruma ilginç dizelerle karşılık verir: Eşkıyalar dağları / Anlayamazlar. / Çünkü suçtur onları / Dağlara çıkartan / Darasıdır suç oysa / Yaşadığımız dünyanın. / Dağlar sizi / Pekmez ile kararım. Acıdır şişelerin dibi, Bir koşunun Umulmadık bitişi. Bakır çalığı zehirli, Acı gündemdedir. Acıdır borsa haberleri, Türk parasının değeri, Düşüp yükselen altın. Acıdır gelinlik kızın Sandık lekeli çeyizi. (...) % işareti şaşkın bakışlarıyla Onca harf arasında Dilsiz ve çok acıdır. Bir donanma fişeğidir Açılan gökyüzünde Acı bütün renkleriyle. Ben törpülüyorum bir aşkı Tezgahında acının Sevmek çok acıdır. Metin Altıok 1990 yılında Gerçeğin Öteyakası adıyla yeni şiir kitabını yayınlar. Şiir yazımında ve dönüştürülen hayatı anlamaya çalışan şair, olgun bir döneme girdiğinin de habercisi bir eser ortaya koymuştur. Kendisini sözcüklerin devriyesi olarak tanımlayan şair, durmayı bir türlü beceremeyen akarsular gibi kendisini taştan taşa vurmayı denemektedir. Sevdayı içimde bir terminal kalabalığı olarak ifade eden Altıok un, her seferinde apansız / karşıma çıkan bilmediğim bir sokak ta karşılaştığı rüzgar olur ve göğsümde bir pencere hızla çarpar. Bütün bu sevdalıkların içinde şairin dünyaya da bir nasihatı olur: Gün geçer dün olur, yarın gelir bugüne / Ayrılık kapını çalmadan / Sen bir ölüm beğen ölümlerden kendine yılında yayınlanan Dörtlükler ve Desenler de, aynı yıl yayınlanan diğer eseri gibi, numaralandırılmış şiirlerden oluşur. Ömrümce kendimi hep sözde buldum / Söz cehennemdi yanıp kavruldum / Yeniden doğdum kendi külümden / Ben Anka ydım konuşuldum yılında yayınladığı Süveyda, Cemal Süreya için yazılmış beş şiir ve yeni gazellerle birlikte şairin kendi hesaplaşmalarını da yansıtır. Benim döne döne okumaktan bıkmadığım şiirlerinin yer aldığı Süveyda ile Metin Altıok Türk şiirinin en çok izlenen şairlerinden birisi haline gelmiştir. Biçim ile içerik arasındaki oynaşını burada da farklı bir biçimde sürdüren Altıok tarihsel materyalizmi de, felsefi yorumları da şiire dökmede ustalaşmıştır artık. Tamah Şu içimde köpüklenen güngörmemiş sevdayı; Suçmuş gibi öfkeyle hep ağzıma tıktılar. Bulamadım yüreğimin menzilini, yolunu. Beni geçip bozbulanık, bir kuyuya aktılar. Kararttılar cebimdeki kuş sulağı aynayı. Kırmızı gül giderayak sende kaldı tamahım. Bir şehla sabahla göçebe akşam arasında, (...) Sevdayla tenin sallanan yırtık ufkunda. Kırmızı gül giderayak sende kaldı muradım Metin Altıok 1992 yılında Alaturka Şiirler i yayınlar. Halk şiirine yakınlaşan bir estetiği deneyen Altıok, kendi sözcükleriyle bir bakıma koşmalar, ağıtlar, halaylar yazar. Şair daha önce başladığı, sanatçılara ve eserlerine dair şiir yazmayı bu kitapta da sürdürmektedir. Seninle Aramızda Seninle aramızda yürek burkan Gazete haberlerinden önce; Benim keskin sirke kokan Mayalanmış öfkem var. Seninle aramızda can pahası Şu mahzun soframızda; Bir somun acı ekmek Ve karşılıksız emek var. Amansız bir yurt yangınından Bu düştü bizim de payımıza; İki hasret yumağıyız şimdi, Sen ordasın ben burada yılında yayınlanan Hesap-İşi Şiirler sağlığında yayınlanan son şiir kitabıdır. Bu kez fütüristlerin şiiri metin ve içeriklerine müdahale ederek çok-anlamlandırma denemeleri yapar, Metin Altıok. Şiir yazdığı süre içerisinde, deneyselliği Altıok kadar kullanan başka bir şair yoktur, belki Türk şiirinde. Ancak, şairin her çalışmasının yoğun emek süzgecinden çıkıp geldiği, zamansızlıkları ve poetik derinlikleri ile hemen fark edilir. Bir Uyumsuz Rastlaşma Yangın lardan geliyorum dedi adam Ve dep rem lere gitti yıkık Deprem lerden geliyorum dedi kadın yan gın lara gitti yanık Metin Altıok 1993 yılı 2 Temmuz unda, Sivas ta İslamcı gericilerin saldırısı sonucu ağır yaralandı ve komadan çıkamayarak 9 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Ölümünün ardından yayınlanan Soneler, değişik tarihlerde yazılmış ancak, şairin kitaplarına almadığı şiirlerinden oluşmaktadır. Gene çoğu adlandırılmayarak numaralanmış olan şiirlerin estetiği, daha önce yayınladığı şiirlerden kesinlikle daha zayıf değildir. X X İki türlü acı vardır, biri güncelden doğar. Acıdır günbegün kararan gazete haberleri; İnsanı çözümsüzlüğün acziyle boğar, İçine kanatır sessizce umurlu yürekleri. Bu acı her zaman umut taşır yedeğinde, (...) Hem odur hem de değil bir kulun teleği, İşleviyle çakışan kusursuz biçimiyle. Hiçbir şeyi tam anlayamaz bilinç dediğin; Acıyla tümlenir ancak türsel eksikliğin. SAVA ÇI A R MET N ALTIOK Metin Altıok un ölümünden derinden etkilenen aydınlarımızdan birisi de Aydınlık yazarı ve İşçi Partisi Genel Başkan yardımcısı Hasan Yalçın dır. Dün gece Metin in çalışma odasında, onun masasında oturdum. Şiir kitaplarını, albümünü karıştırdım. Yobaz yangınında şimdi kömür olmuş beyninin imbiğinden geçirilmiş güzel Türkçeye hayran kaldım. Masasında minik Fransızca, Almanca, İngilizce sözlükler, yazım klavuzları, sonra kendi eliyle taştan oyduğu küçük Kibele heykelcikleri. Sanatçı inceliğinin büyülü ortamında ruhumu dinlendirdim. Onu düşündüm. Sonra bir üçlük buldum kitaplarından birinde: Kullanılmış eski bir ölüm için, Dolaştım mezat salonlarını; Mutlulukla doldu içim. Kullanılmış en eski ölümle öldürüldü Metin. Hasan Yalçın Aydınlık gazetesindeki Çiviyazıları köşesinde ölümü yenmeli Metin Altıok. Cellatlara inat yenmeli diye haykırırken, Aziz Nesin in otelde olanlara dair anlattıklarını aktarır: Aziz Nesin anlattı. Yangından hemen önce elinde fırçayla vahşi gericilere karşı kendini savunmaya hazırlanıyordu, gülüyordu. Şair böyle savaşır diyordu.

8 8 12 N SAN 2013 CUMA İnsanca yaşamanın ufkunda MELİS YALÇIN İlk ekoköy hangisidir? Kelimenin çağrıştırdığı modern anlamları bir kenara bırakırsak, insanlığın bir toplulukta, ortak değer ve görev anlayışıyla yaşama ülküsünün tarih öncesi zamanlara kadar uzandığını görebiliriz. 6. yüzyılda Hıristiyan Keltlerin İskoçya ve İrlanda nın batı kıyılarında kurdukları manastırlar ekoköyün ilk örnekleri arasında gösterilebilir. Tüm Avrupa karanlık çağın etkisindeyken, kendini toprağa adamış kadın ve erkeklerin oluşturduğu bu küçük topluluklar bilginin ışığıyla aydınlanıyordu. Modern ekoköyler de katılımcı bireyler sayesinde yeni bir sistemin yaratılmasında söz sahibi olmak istiyor. Bu açıdan, ortaçağın aydınlık manastırlarıyla günümüz ekoköyleri arasında paralellikler kurmak mümkün. Deniz Dinçel in Türkçeleştirdiği Ekoköyler: Sürdürülebilirliğin Yeni Ufukları Sinek Sekiz Yayınevi tarafından yayımlandı. Yazar Jonathan Dawson sürdürülebilirlik üzerine çalışan bir eğitmen ve çevre aktivisti yılları arasında Küresel Ekoköyler Ağı-Avrupa nın (GEN Avrupa) yönetici sekreteri, yılları arasında Küresel Ekoköyler Ağı nın (GEN) başkanı olarak görev yaptı. ODTÜ Biyoloji bölümünü bitiren çevirmen Deniz Dinçel, yılları arasında İskoçya daki Findhorn Ekoköyü nde yaşadı yılında, yazar Jonathan Dawson la beraber Küresel Ekoköyler Ağı-Avrupa, Findhorn Vakfı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Avrupa Birliği Gençlik Programı Avrupa Gönüllü Hizmeti ortaklığında gerçekleşen Findhorn Ekoköyü Ekolojik Ayakizi Analizi projesini yürüttü. Türkiye de Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı nın 2007, 2008, 2009 yıllarında düzenlenmesine önayak oldu. Kitabın ilk bölümünde ekoköyler tarihsel ve kültürel bağlamda ele alınmış. İkinci ve üçüncü bölümlerde aktif olarak işleyen ekoköyler tanımlanmış. Yazar dördüncü bölümü ekoköylerin karşılaştığı zorluklara ayırmış. Son bölümde ise ekoköylerin önündeki fırsatlara ve bunları değerlendirmek için hükümetlerin ve bireylerin neler yapması gerektiğine değinilmiş. İklim değişikliği, fosil yakıtların ve Ekoköyler, Jonathan Dawson, Sinek Sekiz Yayınevi, Çev: Deniz Dinçel, 138 s. yenilenebilir olmayan kaynakların çok hızlı bir şekilde tüketilmesi ve bunun getirdiği zorluklar yaşamı sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırıyor. 21. yüzyılın sonunda insan neslinin hayatta kalması için elimizdeki tek şans barışçıl ve eşitlikçi bir düzen kurmak. Peki, bu mümkün mü? Ne yazık ki, yanı başımızda petrol uğruna yaratılan düzmece devrimlere, iç savaşlara ve devrik liderlere bakınca aksini söylemek zorunda kalıyoruz. Türlü ayak oyunlarıyla bölünen halklar, siyasetçiler tarafından öte dünyanın nimetleriyle kandırılıyor. Peki, insanca yaşamak için ne yapmaları gerekiyor? Bir gün üzerinde kimin daha milliyetçi, daha solcu ya da daha dindar olduğunu tartışabileceğimiz yaşanabilir bir toprak parçası kalmayabilir. Belki de her kazandığımız kuruşu bankalara yatırıp birikim yapmak yerine gezegenimizin limitleri dahilinde yaşamayı öğrenmeliyiz. İki yüz bir bilene sormuşlar Kitab yazanlar n hiçbirisi kürtaj ya amam ve ya amayacak ki ilerdi. Hay r, kürtaja kar olduklar ndan de il, erkek olduklar ndan MURAT HATUNOĞLU Geçenlerde malzemesi pek karışık bir sebze çorbası tadında bir kitap geçti elime. O kadar karışıktı ki bu çorba, içinde hıyar da vardı, acı biber de, kabak da. İçtikçe bu çorbayı, dibini görmek ne mümkün, daha da çoğalıyor, iyice karışıyordu malzeme. Hıyar, biber, kabak, dedim ama; derinlerde malzemenin tadı da adı da karışıyordu birbirine. Normaldi tabii, tam iki yüz bir kalem karıştırmıştı bu çorbayı hem de kendilerinden önce karıştıran sayısız zihnin üstüne. Kürtajdı bu çorbanın adı ve beni de pek çok insan gibi bir fikirden alıp başka birine çarpmaktaydı. Hâl böyle olunca, bu kitaptan, namıdiğer K. dan aldığım tada, bir de felsefecilerle bakayım istedim, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi nin müstesna hocalarının kapılarına gittim. K. ya fikir beyan eden iki yüz bir kişinin fikirlerini bir de onlarla tartıştım. Bu arada, kitabı yazan iki yüz bir ismi buraya yazsam sayfa dolar, birini yazıp beşini yazmasam, ayıp olur; o yüzden siz bilin, merak edin, hepsi sanattan bilime, tıptan siyasete bambaşka alanlardan merak uyandırıcı insanlar. Neyse, koyduk kitabı önümüze, beş felsefeci, bir dil bilimci, bir de sanat tarihçisi başladık kürtaj üzerine münazara etmeye. Saatler aldı konu, zira tıp, felsefe, hukuk, biyoloji, sosyoloji ve dinden geçmekteydi konunun yolu. İlerledikçe ilerleyen konu, aklın keskinliğinin bazı noktalarda silik ve dağınık bir hâl aldığına ispat mahiyetindeydi. Zira bilinen gösteriyordu ki, mevzu -neredeyse her etik mevzusu gibi- şartlara göre farklılıklar taşıyordu. Bu farklılıkların temelindeyse vicdandan doğan bir yaşatma(ya da var oldurma) isteği, bilimden gelen bir bilinememe durumuna sarılıyor, mevzuyu budanması ve masa üstüne bir saksı içinde konulması imkansız bir hâle getiriyordu. Öyle ya, birey nedir, başlangıcı neresidir; kadının fallop tüpünde kavuşan üreme hücrelerinin bir ömürlük sarılışı K., Kolektif, Bencekitap, 343 s. mıdır, o zigotta beliren sinir sistemi midir, yoksa poposunda çınlayan tokatlarla yükselen Bu hayatta ben de varım! ağlayışı mıdır, kesinleşmiş değildi. Hem bunlar kesinleşmiş bile olsa, şartlar kişiden kişiye büyük farklılıklar göstermekteydi. Tecavüzden geleni aldırma isteği ile zaten üç tane doğurdum, dördüncüyü istemiyorum. arasında büyük fark vardı mesela. İşin felsefi, hukuki ve tıbbi boyutunun yanı sıra işe dahil edilen büyükçe bir grubun, din adamlarının da hayli karışıktı kafası. Ruhun üflenme süresini konuşanlar, o süre hakkında farklı şeyler söyleyenler ve Yahu arkadaş bu mevzunun süresi olmaz. Sen o cenini ruhu üflenmemiş diye almasan, ruh ona da üflenirdi diyenler... Bu kitapta da benzer karmaşayı görmek mümkündü. Ancak bir ilginçlikle: Kitabı yazanların hiçbirisi kürtajı yaşamamış ve yaşamayacak kişilerdi. Hayır, kürtaja karşı olduklarından değil, erkek olduklarından. Bu da bize her ne konunun her ne kadar uzmanı da olsalar, hariçten gazel okumaktan kurtulamayacaklarının göstergesi olsa gerekti. Tıpkı benim bir erkek olarak bunları yazarken aynı durumdan sıyrılamayacak olmam gibi...

9 BABİL BALIĞI 12 N SAN 2013 CUMA 9 Gözü kapalı M. SALİH KURT Gerçekler, göz ardı edilince ortadan kalkmazlar. Aldous Huxley Eğlenmekten ve gülmekten gözlerimden yaşlar gelen bir yazarı düşününce ilk aklıma gelen isim Tom Robbins ve birbirinden enfes romanlarıdır. Yıllar önce Tom Robbins in Skinny Legs and All (Sıska Bacaklar, Ayrıntı Yayınları) okuduğumda ilk düşündüğüm şey, Tom Robbins in dahi bu kadar eğlenceli bir kitabı asla yazamayacağı yönündeydi. Üstüne çıkılması şöyle bir kenara dursun, on beş yıldır kitaplarda, evet, güldüm, şaşırdım, macera yaşadım, heyecanlandım, hayran oldum, gezdim, duydum, ürktüm, sevindim, tiksindim, nefret ettim, bir başkası ve hiç başkası oldum, hür oldum, esir oldum Ancak o günden bu yana Ned Beauman ın Işınlanma Kazası nı okuyuncaya kadar hiç o kadar eğlenmedim. Yanlış anlaşılmasın, eğlence unsuru ve buna yol açan, kurguyu çıldırmış bir tiyatro sahnesine haline getiren ufak benzerliklerin dışında iki yazar arasında herhangi bir benzerlik yok. Tom Robbins in siyaset ve politikayı da tiyatrosuna sokmaktan çekinmeyen oyunculuğundan eser yok. Hatta Ned Beauman ın yazar olarak eleştireceğim pek çok yönü olacak belki HER EY AYNI ANDA OLUP B TT 1985 doğumlu ve henüz oldukça genç bir yazar olan Ned Beauman ın ilk kitabı da (Boksör Böcek, 2010) Domingo Yayınevi tarafından dilimize kazandırılmıştı ve açıkça söylemem gerekirse yurt dışında kitabın etrafında kopartılan o kadar tantanaya rağmen, kitabı pek de başarılı bulmadım. Kitap son derece, kusurlarını örtmek ister gibi ıkış tıkıştı ve yazını bir başkası olmayayım gayretini taşıdığını çok açık ediyor, buna karşın sürekli bir başkası olma hatasına düşüyordu. Yeni tercüme edilen Işınlanma Kazası ise bunun biraz tersi. Ned Beauman ın -şükür ki- ilk kitabında boca etmek istediklerini bir anda boca etmesi sayesinde fazlalıklarından kurtulmuş, daha kendine has, daha dürüst ve daha özgüvenli haliyle okurun karşısına çıkıyor. Kitap özetle, başarısız cinsel hayatına fena halde kafayı takmış Ned Beauman Işınlanma Kazası Ned Beauman Domingo Yayınları Çev: Sabri Gürses 336 s. Alman bir sahne tasarımcısı olan Loeser ın, Adele adındaki genç bir kadına duyduğu obsesyonla peşine düşüşünün izini sürüyor Berlin inden Paris e, oradan Los Angeles a ve 40 lı yıllara uzanan hikâye boyunca, sürekli bir akşamdan kalmalık ve çevrede olup bitenlere karşı -ne Nazilerin yükselişi, ne yeniden yazılan bir tarihduyarsızlık halindeki Loeser ın macerası da tarihi olduğu gibi fon tutmuyor, bütün karakterleri ve olayları çıldırmış ve rollerini şaşırmış bir tiyatro sahnesinin içine tıkıveriyor. Hangi tarihte bulunulursa bulunulsun, insanların aynı insanlar, maskelerin aynı maskeler olduğunu savunur halde bulunan bir bakış egemen. Hatta romanın içerisinde bu durumu açıklayan pasajlar bulunduğu gibi, her şeyin aynı anda olup bittiğine yönelik çıkarımların bir başka katmanda tarihsel tutarsızlıklarla altının çizildiğini görüyoruz. Örneğin 30 ların Berlin inde uyuşturucu amaçla Ketamin kullanılıyor, hâlbuki Ketamin ilk kez 1965 yılında PCP nin bir türevi olarak geliştirildi (vay canına, veteriner diplomam bir işe yaradı). Bunun gibi, sanki gerçek bir şekilde ele alınmayan sadece adında kalan ışınlanma kazasının, zamanda başka türlü etkileri ortaya çıkardığına yönelik fark edilebilecek küçük detaylar romana zevk katıyor. Thomas Pynchon u hatırladım birden. Romanın ana karakteri Loeser ın, ergenliğine takılıp kalmış ufak adam görüntüsü elbette karakteri kartonlaştırıyor. Fakat karton karakterlerin eğilip bükülmeye daha hazır bulunması, romanın mizahi yönü için elverişli olsa da eleştirmenlerin pek değinmediği sıkıcı nokta şudur; aşağı yukarı başka hiçbir karakteriyle bu kadar yakından bir bağ geliştiremeyen ve karakterlerinin burnunun dibine inmek yerine, karakterlerini sadece çılgınca olayların arasında sallayıp duran yazarın ana kahramanıyla biyografik bağı. Şöyle ki bu durumda, yazarın karakterini olduğu gibi yaşamının (ve muhtemelen ergenlik sıkıntılarının) ortasına hapsettiğini görmek, deneyimli okur için oldukça itici. SORUNLARINA RA MEN Romanın tek çelişkisi de burada bitmiyor elbet. Bir röportajında, yazarın amacının okuru tatmin etmek olmadığına vurgu yapan yazarın, bütün kurgu boyunca bir okur hastalığına muzdarip bir yazın göstermesi de vurgulanması gereken bir eleştiri olacaktır. Çok kitap okuyan insanlarda, özellikle de bilim kurgu okuyorsanız (yakinen tecrübe ettiğim şekilde) -ki yazar da böyle olduğunu söylüyor- bir süre sonra ilk geliştireceğiniz reaksiyon, metnin arasına soluklar yerleştirmenin gereksiz olacağı yanılgısıdır. Okumayı bir hayalden öteki hayale sürüklenme noktasına taşımanız olasıdır. Bu yazınıza yansırsa da, işte Ned Bauman da olduğu gibi, sanki özellikle metin aralarını yok etmek ister gibi, bir yere yetişecekmiş de acelesi varmış gibi, bir çılgınlığı bitirmeden bir diğerini başlatıyor. Okuru sıkmamak için fazlasıyla çaba gösteriyor. Peki, bu kötü mü? Elbette değil, hatta eğlenceli bir üslup için gerekli! Ah, bir de aksini iddia etmese Boksör Böcek i sevmememin baş nedenlerinden olan şey ne yazık ki Işınlanma Kazası nda da devam ediyor. Romanının olay akışı çok fazla sayıda tesadüfe dayanıyor. En azından bu sefer daha yaratıcı bir mizahın arasında kaybolup gitmesine olanak sağlıyor da okurun gözüne batmıyor. Hatta renkli iplerle insanların birbirine dolandığı unutulmayacak birkaç sahneye olanak da sağlıyor bu delilik. Öte yandan bu sahneyi aynı insan yazmış olamaz, diyerek, insanın alnını tokatlamasına neden olabilecek derece bayağı, ucuz bir sitcom dan fırlamış havasında bir sahte ameliyat sahnesi de aynı romanın içerisinde bulunuyor. Bu nedenle aslında kitabın talihsiz şekilde, asıl okur kitlesinin dışında okurlar tarafından sevilip sayılacağını düşünmeden edemiyor insan. Kitabın kırık dökük zaman algısının yanında eğlenceli olan bir başka faktörse dönemi belirtmek üzere kullanılan, döneme ait tarihi kişiliklerin ve olayların ise tam da okur kitlesini cezbedecek şekilde ve inadına doğru haliyle aktarılmış olması. Lovecraft i, Heidegger i, Sartre yi vb. kıvrak bir anlatının içinde görmek insanın yüzünü gülümsetiyor. Kitabın, artılarına ve eksilerine rağmen, okura sunacağı eğlence faktörü inkâr edilemeyecektir şüphesiz. Sabri Gürses de bir hayli güzel bir tercümeye imza atmış. İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali kapsamında ülkemize gelip bir süre İstanbul da da yaşayan ve yeni romanının bir kısmını da buralarda yazan yazarın, sırada ne sunacağını merak ediyorum. Keşke Loeser karakterini, eğer hakkında yazmayı düşünüyorsa İstanbul için saklasaydı. Ergenlik dönemine takılıp kalmış, çevresinde olup bitenden bihaber adamcıklardan bizde pek çok var çünkü. Haftaya görüşmek dileğiyle

10 10 12 N SAN 2013 CUMA Paris Kitap Fuarı nda azlar ve çoklar BERKİZ BERKSOY Galatasaray Üni. Öğretim Üyesi 33. Paris Kitap Fuarı Mart tarihleri arasında gerçekleşti kişi Porte de Versailles da kurulan fuarı ziyaret etti. Yemek kitaplarına ayrılan 600 metrekarelik alan halkın akınına uğradı. Ziyaretçi sayısı geçen yıla oranla % 3 daha fazlaydı. İki yıl öncesine kadar altı gün süren fuar, bundan böyle Perşembe den Pazar a 4 gün sürecek. Çocuk ziyaretçilerin çokça geldikleri, ortaöğretim için dinlenme günü olan Çarşambanın fuardan çıkarılması, yayınevlerini hayal kırıklığına uğrattı. Yayınevleri, bu yıl satışlardan umutluydu. Ancak, artan ziyaretçi sayısına karşın beklenen kitap satışı gerçekleşmedi. Ekonomik krizin etkisinin olup olmadığını araştırmak üzere Livres Hebdo dergisi bir araştırma yaptı. Bu araştırmaya göre; popüler yazarların kitaplarını imzaladıkları stantlarda satışlar, bir yıl önceki düzeyi korudu. Frédéric Lenoir, Jean-Louis Debré, Jean- François Kahn ve François Lenglet gibi yazarları yayımlayan Fayard Kitabevi bu türün başında geliyor. Livres Hebdo nun sondajına göre, Actes Sud Yayınları, satış durumu hakkında net bir bilgi vermemekle birlikte, satışların geçen yıla oranla düşük olduğunu belirtti. Tartışmaların düzenlendiği, özellikle internet ortamında yayımlanan kitapların konuşulduğu salonlar tıklım tıklımdı. Bu yıl, 30 stantlık bir alan yalnızca e-kitap yayımcılarına ayrıldı. Şaşırtıcı kitap ve dağıtım biçimlerine odaklanan tartışmalar halkın ve yayımcıların ilgi odağı oldu. İlk kez bu yıl Avrupa da düzenlenen Uluslararası Dijital Yayımlar Kongresi ne (International Digital Publishing Forum) bir tam gün ayrılmıştı. Yarının kitap yayım dünyası tartışması, endişe duyanlar kadar meraklıları da çekti. İster akademisyen, ister polisiye roman okuru olsun, fuarda her kesimden okura açık onlarca tartışma yer aldı. Ulusal Yayımcılar Sendikası ile Edebiyatçılar Birliği, dijital kitap yayımları konusunda, Fransa nın bugünkü durumuyla Amerika nın geldiği noktanın karşılaştırılamayacağı; ancak, e-kitapların Fransa da yükselişte olduğu görüşlerinde birleştiler. Cep kitaplarının 60. yılı dolayısıyla düzenlenen sergi, okurlar tarafından büyük ilgi gördü. Yemek ve şarap kitaplarına ile Gastronomiye ayrılan 600 metrekarelik alan, dört gün boyunca canlılığını korudu. TV kanallarına davet edilen yazarlarla, politikacı yazarlar, imza günlerinin starlarıydı. Okurlar, Fayard Kitabevi nin standına hücum etti. TV de, Ruquier nin sunduğu Henüz Yatmadık adlı programda yer alan Aymeric Caron, No Steak adlı kitabını var gücüyle imzalamak zorunda kaldı. Aynı programda önceki yıl yer alan, güldürü sanatçısı Nicolas Bedos da Bir Yalancının Günlüğü adlı kitabını imzalarken benzer bir yoğunluk yaşadı. Politikacılardan Bruno Le Maire, İktidar Günleri adlı kitabını benzer koşullarda imzaladı. Kitap fuarını yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı politikacıların da çok sevdikleri gözlemlendi. Örneğin, François Bayrou, son kitabı Siyasette Hakikat için sayısız okura imza verdi. TV kanallarından eksik olmayan eski Çevre Bakanı Roselyne Bachelot, kitap imzalamada şimdiki Adalet Bakanı Christiane Taubira ile yarıştı. İki yazar, imza atarken, karşılıklı stantlardan birbirlerine el sallayarak selamlaştılar. Marc Levy, Amélie Nothomb, Jean D Ormesson, Amin Maalouf gibi yazarların önünde saatlerce kuyruk oluşurken, çizgi roman yazarlarının da yine revaçta olduğu görüldü. Dünyayı değiştirmek için ideolojini tanı ERDEM ATAY Açlıktan kıvranan çocukları için birkaç kuruş çalmış olan bir kadının mahkemeye çıkarıldığına tanıklık eden Thomas Hood, Ey Tanrım, şu ekmek ne kadar aziz ve et ile kan ne kadar ucuz diyerek, sosyalizmin doğruluğuna inanmış. Bu düşünüş, sosyalizmin sadece bir ekonomik sistemden ibaret olmadığını gösteriyor bizlere. Çünkü sosyalizm aynı zamanda toplumsal, siyasal ve ahlaki bir felsefedir. Bunu sosyalizmin üç temel özelliğinden biri olan sosyalist hedeften anlıyoruz. Bir başka deyişle bu hedef; insanları maddi koşullardan özgürleştirmek, yoksulluğun zincirlerinden kurtarmak ve kaynakları, herkesin erişimine açmaktır. Yine bu hedef, her gün demokrasi kavramıyla kirlenen beyinlere İngiliz siyaset bilimcisi Harold Lasky nin şu sözleriyle destekleniyor: Sosyalizm, demokrasinin mantıksal sonucudur. İnsan aklının, toplumun sorunlarını çözmek bir yana, bu sorunları bütünüyle anlamak için bile yeterince güçlü olmadığına inanan muhafazakârlara karşılık, insan aklının sınırını çizmeyen ona büyük değer veren bir ideolojidir bahsi geçen. Baradat, Marksist ideolojiden, Leninizme, Stalin den, Fidel Castro ya, Mao dan yeni gelişen dünyaya kadar kitapta ayrıntılı bir şekilde inceliyor sosyalizmi. Ama, sadece sosyalizmi değil, günümüzün moda kuramlarını da, tartıştığımız ana eksenleri üzerinden anlatmaya çalışmış. ANLAMAYI KOLAYLA TIRAN K TAP Baradat, Alman akademisyen Karl Mannheim in ifade ettiği, Bir önceki dönemin fikirlerini kavramadığımız ve bir önceki ideolojinin şimdiki ideoloji üzerindeki etkilerini incelemediğimiz sürece, hiçbir ideoloji anlaşılamaz sözünü dikkate almış. İdeolojinin gelişimini hem zamandizimsel bir sıraya koymuş, hem de bunu somutlaştıracak, dolayısıyla görece kolay anlaşılmaya hizmet edecek örnekler vermiş okurlara. Baradat, kafa karışıklığını giderme amacını taşımış. Kavramları, ideolojiler ve fikirleri, düşünürleri karşılaştırmalı bir şekilde aktararak kolay okumaya ve anlamaya yardımcı oluyor. Hangi fikrin, neden, nasıl, kimler tarafından ortaya atıldığı ve üzerinde ne gibi değişimlerin/gelişimlerin olduğu korkusuna kapılmadan okuyorsunuz kitabı. İdeolojiler arasında kurulamayan bağlantı boşlukları doluyor. Anarşi ile anarşizmin, nazizmle faşizmin, sosyalizmle komünizmin farkını çözüyorsunuz. Sağ ınızı ve sol unuzu fark ediyorsunuz. Kitabı okurken günümüz dünyasını tekrar tartmamızı sağlıyor Baradat. Çöküşü yavaş olsa da gözle görülen liberalizmin ve kapitalizmin karşısına hızla yükselen bir başka dünyanın doğduğuna bir kez daha tanık oluyorsunuz. Kitap bunu anlatmıyor ama bütünü okunduğunda çıkaracağınız sonuç işte bu diyebiliyorsunuz. Siyasal İdeolojiler, Leon P. Baradat, Siyasal Kitabevi, Çev: Abdurrahman Aydın, 400 s. KÜRESEL EKONOM POL T K Ekonomist Lawrence H. Summers ın işaret ettiği üzere, küreselleşmenin hâlihazırdaki kuralları yalnızca iki ucun lehine çalışmaktadır: Sermaye sahibi olan devletler ile ucuz emek gücüne, nispeten iyi eğitimli bir halka ve bunların yanı sıra iyi bir teknolojik altyapıya sahip olan devletler. Bu iki uçtaki ülkelerin, yani kapitalist ülkeler (ABD, Batı Avrupa ve Japonya) ile diğer uçtaki ülkelerin (Çin, Hindistan) gayri safi yurtiçi hâsılası artmaktadır. Bu iki uç arasında yer alan ve sermayesiyle emek gücü az olan ülkeler, ekonomik olarak gelişemez bir durumda kalmakta ve en azından Latin Amerika da bir çözüm arayışıyla sola meyletmektedirler. Asya da büyümesi engellenemez Çin in; Soğuk Savaş sonrası kendine gelemez denilen ancak ben de varım diyen Rusya nın; emperyalist saldırılara boyun eğmeyen Suriye nin; ağırlığı her geçen gün artan BRICS örgütünün yükselişini izliyoruz. Milli güçlerin mücadelesiyle Türkiye nin eklemleneceği blok da burası.

11 KÂTİBE BARTLEBY İN YAZIHÂNESİ 12 N SAN 2013 CUMA 11 CENEVİZ DEN LECARDO ADLI BİR KÂFİRİN GÖNDERDİĞİ NOT Ve sanatçı yalnızlığı Çocuklar omzuna t rmanan bir Van Gogh, kar s köfte t p lay p tv de yar ma izlerken z Sürücü nün senaryosunu yazan bir Tarko, neneleriyle badminton oynayan çocuklar na tra la la laa ark s yla e lik eden bir Woolf meselâ, dü ünebiliyor muyuz Hücre tipi yaşam, benleşmek, giderek yalnızlaşma, modern birey, küreselleşen ve çok kazanmak isteyen dünya sözcüklerini harmanlayarak bir cümle kurabiliriz elbette. Kuralım ve giderek kapsülleşen evler, haplaşan yaşamlar, ruhsuzluk artarken, hisli dünyanın kazanması ifadeleriyle de bir devam cümlesi yazalım. Sonra hep beraberce; geçmişin kalabalık ve gürültülü sofralarından kalkan ailelerine derin iç çekişlerle özlem duyalım. Bir zamanlar annenin patates soyduğu, babanın gazete okuduğu, dedenin torunlara masal anlattığı, anneannenin çileden yumak yaptığı, kedinin kıvrılıp yattığı, perdenin arkasında da bu mutluluk tablosunu resmeden kişinin olduğu evde şimdi sadece tek kişi var Genç bir adam ya da kadın. Az evvel mukavva bir kutudan plastik çatalla lezzetli çöp yedi. Elektronik köpeğini coin lerle besledi. Perdeleri örtük. Yüzü donuk. Dizinin üstündeki cihaza, suratını gördüğü görmediği tüm arkadaşlarını ve akrabalarını tıkıştırmış. Bir tıkla ağlamış, bir tıkla gülmüş. Ama bugün onlara görünmeden gezinmek istiyor. Onu orada bırakalım. Bu ona anamalcı düzen tarafından mı dayatıldı, narsist ruhunun seçimi mi yoksa, genetik mirasının patolojisi mi, düşünmeyelim. Yalnızlığını sevenler var; severmiş gibi yapanlar var; bu kesin. Güzel Sanatlar Akademisi merdivenlerinde Abidin Dino ve Fikret Mualla 1934 de resim sanat n n para ile ili kisini anlat yorlar! Fikret Mualla Kaplumba a Terbiyecisi SANATÇI YALNIZLI I SE BAMBA KA Çok yazıldı, çizildi bunun başkalığı, onların başka türlü yapamazlığı. İstisnalar bir yana, bir hane içre, mesut, evli, çok çocuklu sanatçı yok gibi zaten acunda. Çocukları omzuna tırmanan bir Van Gogh, karısı köfte tıpışlayıp tv de yarışma izlerken İz Sürücü nün senaryosunu yazan bir Tarko, neneleriyle badminton oynayan çocuklarına tra la la laa şarkısıyla eşlik eden bir Woolf meselâ, düşünebiliyor muyuz? Maazallah, o zaman ne kendine ait bir odaları, ne atlayacakları nehre giderken ceplerine dolduracakları ağır taşları, ne kükürt sarısını boca edecekleri kargalı tuvalleri ne de sessizce uçuşan derin rüya sekansları olurdu. Tolstoy ise tam da o mutluluğun resmi ismiyle en çok satan yapboz daki gibi bir yaşam sürerken birden bire bir koşup kaçtı ki evinden ırağa, ölesiye. Belli ki sanatçı yalnız olmalı; kendiyle kalamayan üretemez görünüyor. Kafasının sesini duymak yerine, çırpılan yumurtalar, haykıran bebecikler, hırlayan köpekler, horlayan neneler duyan birinin biraz önce odasında bıraktığımız adam gibi donuk bir ifadeyle ufku izleyeceği kesin. Odacıklarında, evciklerinde, işliklerinde kendileriyle baş başa bırakmak gerek üretenleri. Ara sıra ziyaretlerine gidebilir, hatta röportaj yapılabilir, izin verirlerse. E işte körlere çalışan heykeltıraş Giacometti nin işliğinde ve evinde Jean Genet in tanık olduğunu Giacometti şöyle özetliyor; Yalnızlık benim anladığım anlamıyla acınacak bir durum değil, daha çok gizli bir krallık, derin bir iletişimsizlik fakat el uzatılamaz eşsizlikte, az çok belirsiz bir anlama biçimidir. ARAB NAKKA MUALLA Orhan Koloğlu na göre bir garib kişi, Berksoy a göre aykırı, en çok şen lacivert ve şarabi bir kimsesiz. Bakırköy Emraz-ı Akliye Hastanesi nin 27. servisinde, yine Aydınlık Kitap ta sövme hürriyetine apoloji sini keyifle okuduğumuz Neyzen Tevfik le koğuşdaşlıkları olasıdır ki, hastanenin hollerini, diğer koğuşlarını, pencereden uçabildiği kadarıyla atmosferi ziyadesiyle şenlendirmiş, renklendirmiştir. Biri neyi ve heyheyi yle, diğeri paleti ve boyalarıyla ve ikisi de ağızlarından eksilmeyen sin kaf larıyla. Nakkaş Mualla, savaş yılları Fransa sında; resim piyasası tamamen durmuş, yiyecek tek lokması yok, parasını ödemediği yemeklerden, çıkardığı olaylardan, Alman dostluğundan dolayı Fransız polisinden korkunç dayaklar yiyor. Elektriği, gazı kesik, Çıkrık Çıkmazı ndaki odasında yerden topladığı izmaritleri içiyor ısınmak için, duvarlardan söktüğü afiş arkalarına sanat çevreleri ni hayrete ve hayranlığa düşürecek renkler bırakıyor yine de. Sonraları himayesinde (!) korkunç sefaletten biraz kurtulduğu ve sanatçının yaşamında koruyucu melek vurgusuyla anlatılan Madam Angles de, en az o Yahudi tablo tüccarları kadar folluğa çevirmiştir Mualla yı; köy evinde kışın soğuktan donan ressamın odun talebine daha fazla çalışın, daha fazla tablo yapın ki satıp size odun alabilelim diyen Angles e köy kahvesinde, kocasının yanında, o..u diye haykıran Mualla ne kadar haksız olabilir ki Tartışmayacağız elbette. Öte yandan hem Türkiye de hem Fransa da sık sık karakolluk olup, polislerden dayak yemesi doğal olarak onda bir polis nefreti oluşturmuş. Bir gün, bir ayakkabı kutusuna fışkılayıp, kutuyu, üst katında oturan polis evde yokken kapısını kırıp, masasının üzerine bırakır. Ölüp, kimsesizler mezarlığına gömülünceye kadar yazışıp, içinden çocukluğunun Moda sı sıcacık plajı, Kulüp Rakısı, Apikyan Biraderler in sucuğu, zeytin, Birinci sigarası çıkacak paketleri yollayan Semiha Berksoy a yazdığı mektupları bile hiç dinmeyen öfkesiyle sık sık gün bugün saat o saat, bunu yazan tosun, okuyana k..n diye noktalıyordu. Tartışmasız; delimsi öfkesiyle besleniyor, boyuyor ve büyüyordu büyük ressam Moualla LEONARDO S ML KÂF R Ve ben kulunuz işittim ki, İstanbul dan Galata ya bir köprü yapmak kastetmişsiz, ama bilir âdem bulunmadığı sebepten yapmamışsız. Ben kulunuz bilirim. Bir yay gibi pek yüksek kaldırım ki hiç kimse üzerinden yüksek olduğundan geçmeye razı olamaya. Ama bir fikreyledim ki, bir çatma idem, andan sonra suyu çıkaram ve kazıklar koyam: Şöyle idem ki aşağıdan hemen yelkenleriyle bir gemi çıka Ve bir köprü eyleyem ki, kalka ki alttan geldiği vakit Anadolu yakasına geçeler. Ama sular daim aktığı için kenarlar yenir, ol husus için bir tazyik eyleyen ki ol akan suyu aşağıdan akıtıp kenara zarar eylemeye. Senden sonra olan padişahlar kolaylıkla harç ile yapalar. Bu sözlerimi inşallah gerçek bilesiz ve ben kulunuzu daim hizmetinizde bilip buyurasız. Bu mektup Yulyus ayının üçünde yazılmıştır. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan, Ceneviz den Lecardo adlı bir kâfirin gönderdiği not düşülen 3 Temmuz 1503 tarihli bu mektuptaki teklif II. Bayezid tarafından kabul görseydi; bugüne kalır mıydı, ya da çirkin plastik yenilemelerle mutasyona mı uğrardı bilemeyiz ama kulağa hoş gelen bir tınıyla Haliç te bir Leonardo da Vinci köprümüz olacaktı!..

12 12 12 N SAN 2013 CUMA KAPAK KAPAK 12 N SAN 2013 CUMA 13 SEDAT SİMAVİ SOSYAL BİLİMLER ÖDÜLÜ SAHİBİ PROF. ZAFER TOPRAK LA ULUS DEVLET VE DERSİM ÜZERİNE GÖRÜŞMENİN 2. BÖLÜMÜ Bu kadar radikal dönüşümü ancak Atatürk gibi bir lider başarabilirdi 30 lu y llarda ders kitaplar konusunda bir devrim gerçekle tiriliyor. Bir kere ders kitaplar biçimsel olarak geçmi e büyük fark at yor. Bez cilt, ku e ka t, renkli sayfa vs renkler, ka tlar. Ve yazar olmayan kitaplar bunlar Kolektif çal ma ürünü. Bu kitaplar n omurgas Darwin. Hangisi olursa olsun tarih, biyoloji, jeoloji, hepsinde evrim var. Bu çok önemli. Uhrevi de il, dünyevi bir söylem ARDA ODABAŞI Prof. Zafer Toprak ın son kitabı Darwin den Dersim e Cumhuriyet ve Antropoloji de, Atatürk ün entelektüel düzlemde son 10 yılı, Türkiye de bu dönemde bilim alanında yaşanan köklü dönüşümler, antropoloji ve arkeoloji gibi disiplinlerin yerleşmesi, bu gelişmelerin tarih anlayışına ve eğitime yansımaları, Türkiye de uluslaşma süreci, Cumhuriyet in yeni insanının kurgulanışı; kısacası Korkut Boratav ın bu kitap için önerdiği alternatif başlıkla Cumhuriyet in Kültür Devrimi ele alınıyor. Türkiye de bilimin temellerinin 1930 larda atıldığını söyleyen Prof. Zafer Toprak ile sosyal bilimler dalında Sedat Simavi ödülünü kazanan kitabını konuştuk lardaki dönüşüm ders kitaplarına dolayısıyla halka diyelim nasıl yansıyor? Nutuk ta atıf yapılan tek yabancı isim olan ünlü İngiliz sosyalist tarihçi H. G. Wells in kitabı dikkat çekiyor bu noktada. Darwin in, Evrim Teorisi nin öne çıktığı yıllar. Bence 30 lu yıllarda ders kitapları konusunda bir devrim gerçekleştiriliyor. Bir kere ders kitapları biçimsel olarak geçmişe büyük fark atıyor. Bez cilt, kuşe kağıt, renkli sayfa vs renkler, kağıtlar. Ve yazarı olmayan kitaplar bunlar Kolektif çalışma ürünü. Bu kitapların omurgası Darwin. Hangisi olursa olsun tarih, biyoloji, jeoloji, hepsinde evrim var. Bu çok önemli. Uhrevi değil, dünyevi bir söylem hakim. Hayat zinciri diye bir kavram işleniyor bu kitaplarda. Hayat zinciri, insanın suda tek hücreli bir organizma iken, evrim sonucu bugünkü yapısına ulaşma öyküsü. Bu konunun ders kitaplarında desenli, görsel malzemeli bir şekilde ele alındığını görüyoruz. Biyolojinin ve antropolojinin ders kitaplarına bu denli hâkim olduğu başka bir evre olduğunu sanmıyorum. Atatürk ün ölümünün ardından bu Darwinci bölümler kitaplardan çıkarılıyor, öyle değil mi? Evet, zaten bu kadar radikal bir dönüşümü ancak Atatürk gibi karizmatik bir kimlik tetikleyebilirdi. Düşünsene, ders kitabını açıyorsun, Tanrı insan zihninin ürünüdür şeklinde bir cümleyle karşılaşıyorsun la birlikte kültür devrimi son buluyor. Her kültür devriminde gözlendiği gibi Türkiye de de birtakım aşırılıklar olabiliyor. Güneş Dil teorisinde olduğu gibi Ama son kertede geriye birtakım artılar kalır. SOSYAL B L MLER ANTROPOLOJ SAYES NDE GEL T Antropoloji çalışmaları daha sonra ne yönde seyretti? Bugün fizik antropoloji diye bir bölüm hâlâ var üniversitelerde. Ama bunlar şimdi daha çok biyolojik antropoloji olarak nitelendiriliyor özellikle Batı dünyasında. Amerika da da en önemli antropoloji derneklerinden birinin adı Fizik Antropoloji dir. Bu arada tabii fizik antropoloji Avrupa ya, Kıta Avrupası na özgü bir alandı. Amerika da daha çok kültür antropolojisi ağırlıktaydı. Afet İnan ın tezinin Türkçesi ancak savaş sonrası, 1947 de yayınlanabildi. Afet İnan da bu kitabından daha sonra hiç söz etmiyor. Ama daha da önemlisi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi özellikle tasfiyesinden sonra büyük ölçüde kan kaybediyor. Türkiye de antropoloji bir türlü toparlanamıyor o tarihlerden sonra. Kültür antropolojisi yeterince ortam bulamıyor. Ben şunu demek istiyorum bu kitapta; Türkiye de sosyal bilim olayı 1930 lu yıllarda antropolojinin açtığı alan sayesinde gelişti. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ni, Türk Tarih Kurumu nu, Türk Dil Kurumu nu bu yüzden önemsiyorum. Dersim de aslında ne oldu Türkiye nin son aylarda gündemini en çok işgal eden ve sizin kitabınızda ele alınan konulardan biri de 1938 Dersim olayları oldu. Dersim de sorun neydi ve genç Cumhuriyet orada ne yapmak istedi? Bir ulus-devletin inşa sürecinde, Batı terimiyle teritoryalite diye bir şey vardır; yani bir toprak bütünlüğü söz konusudur. Bu, ulus-devletin üzerinde hükümran olduğu toprak parçasıdır. Ulusdevletin evveliyatı Westphalia ya, 1648 e kadar gider. Yani belirli bir toprak üzerinde hükümranlığın yoksa ulus-devlet olamazsın. Osmanlı da da Cumhuriyet in erken döneminde de Dersim, üstünde hükümranlığın oluşmadığı bir coğrafya. Ve bu ulus-devlet zihniyetiyle bir çıbanbaşı olarak görülüyor. Hâkim olamadığın bir coğrafya sana devamlı sorun yaratıyor. Eşkıyalık vb. sorunlar Bu coğrafyada birtakım aşiretler var, çevre coğrafyaları talan ediyorlar. Ve burası öyle engebeli bir arazi ki aynı zamanda, bu coğrafya da hükümran olmak da ayrı bir sorun oluşturuyor. Benim gördüğüm, II. Dünya Savaşı na böyle bir coğrafyayla girmekten yana değil Ankara. Bu coğrafyanın entegre edilmesinden yana. Osmanlı da bu tür bölgeler çoktu ve I. Dünya Savaşı na böyle olumsuz koşullarda girildi. Belki oradan çıkarılmış bir ders vardı II. Dünya Savaşı yaklaşırken. Osmanlı İmparatorluğu nu kastediyorsan evet. Ama imparatorluklar her zaman dağınıktır. Ulus-devlet daha merkezîdir. Gidip İstanbul dan alıyorsun başkenti, Ankara ya götürüyorsun, sırf Anadolu nun ortasında olsun diye. Ama yanı başında Dersim diye bilenen bir coğrafyaya giremiyorsun açıkçası. Tabii bir de halkın egemenliği kavramı var Cumhuriyetçilerin kafasında. Rousseau esintisi Halk bir şekilde sana egemenliği verdikten sonra o egemenliğe tabi olmak durumunda. Tabii Dersim sorununda insanî boyutu unutmamak gerekiyor. Son kertede kendi yurttaşın bu insanlar 90 bin civarında kişinin öldürüldüğü iddia ediliyor. Siz bu rakamın abartılı olduğunu söylüyorsunuz. Bu tür acılar zamanla gayrı ihtiyari efsaneleşiyor. Bu kadar insanın kıyıma uğraması tabii ki birtakım kurguları da beraberinde getiriyor. Ermeni sorununda da oldu bir şekilde. Bir aralık 3 milyon Osmanlı Ermenisinin katledildiğinden söz edilir olmuştu. Geçen gün 18 Mart nedeniyle Çanakkale Savaşı yla ilgili rakamlara rastladım, 253 bin şehit diyorlar. Yani her zaman bir abartı hususu vardır. Bir aralık Dersim için de 90 bin sayısı verildi. Başbakanımız da bu olayla ilgili bir rakam verdi, yanılmıyorsam 13 bin dolayında bir sayıya çekti. Ama bunu kanıtlayacak herhangi bir belge ortaya konmadı. Bu işin bir de mekan antropolojisi vardır. Bu kadar insanın telef olduğu bir coğrafyada toplu mezarlıkların olması gerekiyor Bunlar çıkmadıkça sayılara şüphe ile bakıyorum. Bir de tabii nüfus sayımları var benim için önemli olan sayımına bakıyorum, 40 sayımına bakıyorum. Göçürülmüş insanları da dahil ettiğim vakit ki bunlar 15 bin kişi civarında, 2 bin-2 bin 500 civarında bir rakama ulaşıyorum. Ama şunu da unutmamak gerekir; Dersim Cumhuriyet için bir kara lekedir. İnsan yaşamı söz konusudur nihayetinde. Eşkıya da olsa kendi vatandaşıdır. Tabii daha önceki isyanların da getirdiği bir travma var. Şeyh Sait İsyanı her zaman Cumhuriyet i tedirgin etmiş bir başkaldırı. Ölçek bakımından büyük bir ayaklanmadır ve bir coğrafyanın tamamen Anadolu dan koparılmasına yönelik bir harekâttır. O tarihlerde iki tür milliyetçilik aynı coğrafyayı hedefliyor. Bir yanda Baytar Nuri, öbür yanda Mustafa Kemal. Ama burada ilişkiler asimetrik O nedenle Baytar Nuri kaybediyor. Devlet kurmanın ne denli engebeli bir yol olduğunu görüyoruz.

13 14 12 N SAN 2013 CUMA Lazarus projesi Aleksandar Hemon vatans zd. Amerika ya ili kin görü lerini biraz da bu zorunluluktan, romanda Brik in kar s Mary üzerinden, H ristiyanl a ve Amerika ya gönderme yaparak yaz yordu HALİT PAYZA Yuhanna nın yazdığı İncil, kanonik İncillerin sonuncusu ve çok sevileni. Sinoptik sayılmayan tek İncil. Sevilmesinin ardında Yuhanna nın Evanjelik oluşu var. Evanjelizm ABD için tek dünya devleti ideolojisi. Diğer İnciller gibi belli bir inanç gurubunu değil, bütün insanlığı hedefler. Yuhanna İncil i, Yeni Ahit in felsefi, mistik, simgesel yanını oluşturur. Yalnızca Yuhanna nın İncil inde İsa nın logos olduğu yazılıdır. Hıristiyanlığın üç teslis kuralına en uygun kanıtlar sunan İncil de Yuhanna İncil idir. Pathos duygularla, Logos us -akıl- ile kavramayı içerir. Efesli Herakleitos, logosu; her şeyi yöneten değişmez yasa -logos- ya da yasalar evreni -logoi-, belli bir düzen içerisinde oluşturan, devindiren, evrenin düzenini sağlayan evrensel yasa, evrenin temel yapısı, evrensel zorunluluk olarak açıklar. Yuhanna ya göre İsa da evrendir, evreni oluşturan asıl madde, evrenin belli bir düzen içerisinde yöneten, evreninin düzenini sağlayan Baba, Oğul ve Kutsal Ruh tur. Aynı tez emperyalizm için söylenebilir. Emperyalizmin başkenti ve tek dünya devleti Amerika dır. Yeni Ahit in 11. bölümü Lazar ın ölümü ile ilgili. Aleksandar Hemon un Lazarus Projesi ndeki Lazarus Averbuch, Yuhanna nın Lazar ı gibi de düşünülebilir. Meryem ve kız kardeşi Marta nın köyünde yaşayan bir adam Lazar. Lazarus Rusya Kişinev de 1903 teki Paskalya pogromundan kurtulmayı başarmış, 1905 tekinden de, kaçarak iş bulma umuduyla Amerika ya/chicago ya gelmiş bir Yahudi. Ahit teki Lazar hasta ve Meryem in kardeşi. Meryem İsa nın ayaklarını kokulu yağ sürüp, saçlarıyla silen kadın. İsa ya haber gönderiyorlar. İsa, Meryem i geri çeviremeyecek kadar seviyor. İsa Lazar ı görmeye Beytanya ya gittiğinde Lazar çoktan ölmüş, gömüleli dört gün olmuştur. Marta İsa yı sitemle karşılar ve Lazar ölmeden önce yanlarında olsa kardeşinin ölmeyeceğini söyler. İsa diriliş ve yaşam ın kendisi olduğunu söyleyecektir Marta ya. Meryem de, Marta gibi yakınır. İsa, Lazar ın gömüldüğü mağaraya gider. Mezarın önünde bağırır; Lazar, dışarı çık! Lazarus Projesi Aleksandar Hemon Everest Yayınları Çev: Seda Çıngay, 335 s. Lazar, elleri, ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıkar. İsa, Onu çözün, der, bırakın gitsin. Aleksandar Hemon un Lazarus u ile Yuhanna nın Lazar ın dirilişi bir ve aynıdır. Hemon daha ilk sayfada, epigrafta yazar; Bu sözleri söyledikten sonra, yüksek sesle bağırdı. Lazarus, buraya gel. Ve ölmüş olan kişi öne çıktı, elleri ve ayakları paçavralarla bağlanmış, yüzü bir bezle örtülmüştü. İsa onlara dedi ki, bağlarını çözün ve bırakın onu gitsin. Lazar ın ölümü doğaldır, hastalıktan. Lazarus Averbuch un ölümü doğal değil. 2 Mart 1908 de Chicago da, sabahın erken saatlerinde, Lincoln Place 31 numaranın kapısını çalıyor. Kapısını çaldığı ev Emniyet Müdürü George Shippy nin. Lazarus Averbuch, Emniyet Müdürü ile görüşmek istiyor. Sabahın çok erken saati olduğu için müdür uykuda. Hizmetçi geri çeviriyor. Daha sonra yeniden geldiğinde, Emniyet Müdürü Lazarus u anarşist olduğu, kendisini öldürmek üzere evine geldiği varsayımıyla silahını çekerek ateş etmeye başlıyor. Boğuşma sırasında odaya giren şoförü ve Emniyet Müdürü nün oğlu da bu sahneye tanıklık ediyor. Yedi kurşun isabet ediyor. Lazarus un kanı ve beyni Emniyet Müdürü nün salonunda, duvarlara ve yere dağılıyor. Yüz yıl sonra Saraybosna dan, Lazarus gibi göçüp Amerika ya yerleşen The Reader Gazetesi nin köşe yazarı Vladimir Brik, fotoğrafçı arkadaşı Rora ile Lazarus un peşine, onun öyküsünü romanlaştırmak üzere düşüyor. Alaksandar Hemon, kendi Lazarus u ile Yuhanna nın Lazar ını satır aralarında sıklıkla karşılaştırıyor. Ya İncil deki Lazarus? Onun annesi var mıydı? Lazarus ölümden geri dönmeden önce ona veda etmiş miydi? Dirildikten sonra da annesi için ölmeden önceki gibi bir oğul mu olmuştu? Onun dirildikten sonra kız kardeşleriyle Marsilya ya yelken açtığını okumuştum, orada yeniden ölmüş olabilirdi de, olmayabilirdi de. Hemon, 9 Eylül 1964 Saraybosna doğumlu. Ukraynalı bir baba ve Sırp annenin oğlu de Chicago ya turist olarak gitti, birkaç ay kalacak ve geri dönecekti Aleksandar Hemon ama Saraybosna nın kuşatılması ve iç savaş yüzünden orada kaldı, bir daha dönmedi. Saraybosna da ülkenin bölünmesi ile sonuçlanan sıcak iç savaş sırasında işlenen insanlık dışı cinayetlerden bir zamanlar İngiliz Edebiyatı hocası Koljeviç i sorumlu tuttu. Miloseviç, Tujman, Bosna diye bir yerin tarihte hiç var olmadığını, Radovan Karadziç savaşın çıkması halinde Müslümanların yok edileceğini parlamentoda söylüyorlardı. Bosna daki Hırvat Ustaşalar, Hırvatistan daki Sırp Çentikler de bunu bekliyorlardı katliama başlamak için. Karadziç, Bosna da Republica Sırpska adını verdiği bir parlamento oluşturarak Sırp Cumhuriyeti kurduğunu ilan etti. Parlamento; Karadziç li İktidarının başkan yardımcısı olarak Dr, Nikola Koljeviç, Dış İşleri Bakanı olarak Felsefe Profesörü Dr. Aleksa Buha, Enformasyon Bakanı yazar Miroslav Toholj, Meclis Başkan Yardımcısı Biyolog Dr. Biljana Plavsiç, diğerleri; Edebiyat Profesörü Dr. Vojislav Maksimoviç Haber Ajansının Müdürü Şair Todor Dutina ten oluşturuldu. Aleksandar Hemon vatansızdı. Amerika ya ilişkin görüşlerini biraz da bu zorunluluktan, romanda Brik in karısı Mary üzerinden, Hıristiyanlığa ve Amerika ya gönderme yaparak yazıyor; Amerika sırf iyi niyetten ibaretti ve İnsanların özde kötü olmasına imkân yoktu, çünkü içleri daima Tanrı nın sonsuz yüceliği ve sevgisiyle doluydu. Brik kendini tanıttığı ikinci bölümün ilk tümcesinde de şöyle der; Ben iki ayrı ülkenin makul derecede sadık bir vatandaşıyım. Haydi, haksızlık etmeyelim, şu eleştiriler de ondan; Normal insanlardan da, s*ktiğim özgürlüklerin toprağı, cesur göt heriflerin diyarı olan bu ülkeden, Tanrı dan, George dan ve geri kalan her şeyden de nefret ettiğimi söyledim. Amerikalı olmak için, dedim, hiçbir şey bilmemek ve bundan bile azını anlamak gerekiyor. Kabul edelim, Hemon içinde yine de anarşist bir ruh taşıyor, uysallaştırılmış, bastırılmış, sindirilmiş olsa da.

14 12 N SAN 2013 CUMA 15 Bozkırı ve umutları yeşile boyamışlardı Bozkırı ve umutları yeşile boyamışlardı ŞENOL ÇARIK Temelleri 1935 te atılan ve 17 Nisan 1940 da kurulan, eğitimde devrimci bir atılım projesi Köy Enstitüleri nin 73. yılını kutluyoruz. Ülkemizin temel sorunlarından biri olan eğitim sorununu çözmek için hayata geçirilen ve azgelişmiş ülkelere örnek olarak gösterilen Enstitüler, eğitim bilimi literatürüne Türk buluşu eğitim kurumları olarak geçtiler. Sayıları 21 e ulaşan ve kısa süreli ömrüne rağmen köy çocuklarından binlerce öğretmen yetiştiren, onları hayatın kendisiyle bütünleştiren; toprağı eline alıp, hissederek yetiştiren, tarlada ekin biçen, piyano çalan, keman çalan, kendi amfi tiyatrosunu kendi yapan ve oynayan, marangozhanede çalışan, elektriğini kendi üreten, kendi okulunu ve kendi kütüphanesini yapan, sürekli okuyan, bilinçli ve sorgulayan insanlar yapan; kısacası toprakla, kitapla ve işle buluşturan bir kurumdu. 17 bin öğretmen ve 3 bine yakın sağlıkçı yetişmişti. Aralarında Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Adnan Binyazar, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu nun olduğu nice edebiyatçı da yetişti enstitülerden. Bunun yanı sıra Celal Akın gibi yıllarca biriktirdiği öğretmen maaşıyla okul yaptıran Cumhuriyet öğretmenleri de çıktı. Bütün eksikliklerine, hatalarına rağmen Cumhuriyetin bu devrimci eğitim atılımı, toplumsal önderleri yetiştirme projesi, gericilerin, toprak ağalarının, feodal unsurların ve işbirlikçilerin baskısından ötürü uzun soluklu olamadı, CHP nin verdiği ödünlerin de etkisiyle 1954 yılında kapatıldı. ZLER S L NEMED Köy Enstitüleri her dönem gündemde oldu. Birçok karalama kampanyasına rağmen toplumsal bellekteki olumlu izi silinemeyen ve mezunlarının sesleri yurdun dört bir yanında duyuldu. Yoksul köylü çocuklarının devrimci, toplumcu, halkçı, aydınlanmacı birer Cumhuriyet aydınına dönüşmelerinin ve kendileri gibi kuşaklar yetiştirmelerinin öyküsü kuşaktan kuşağa aktarıldı. Hem Köy Enstitüsü mezunları hem onların çocukları hem de konuya ilgi duyan birçok araştırmacı-yazar tarafından Enstitüleri anlatan çok sayıda kitap yazıldı, belgesel çekildi. Yine geçtiğimiz yıl Toprağın Çocukları isimli ilk film yapıldı. Bu süreçte ortaya çıkan çalışmalar bu seçkin eğitim kurumunu hep güncel kıldı. Sayısı iki yüzü bulan bu çalışmalardan bazılarına değinmeye çalışacağız. DEV B R KÜLL YAT Enstitülere ilişkin yazılanlar sayfasında önemli bir milat Columbia Üniversitesi nde 1960 yılında Fay Kirby nin yaptığı Türkiye de Köy Enstitüleri adlı doktora tezidir. Bu tezin 1962 yılında ülkemizde kitap olarak yayınlanması Enstitülere hem ilginin artmasına hem de konuyla ilgili yeni yayınların hızla ve çok sayıda yayınlanmasına ön ayak olmuştur. Bir süre önce Tarihçi Kitabevi tarafından yeniden basılan ve 4. baskısını yapan kitap, ülkemizde öğretmenlik yapan ve 1954 e kadar enstitüleri inceleyen Kirby nin kapsamlı incelemesidir. Çalışması sırasında neredeyse büyün köyleri dolaşan Kirby, enstitülerin toplumsal gelişim ve değişim sürecindeki boyutlarının dünya ölçüsündeki değerini anlamıştır. Yine İsmail Hakkı Tonguç un yılları arasında yazmış olduğu mektupların bir araya getirilmesiyle oluşturulan ve Güldikeni Yayıncılık tan çıkan Mektuplarla Köy Enstitüleri Yılları döneme ışık tutmaktadır. Enstitü mezunları çok sayıda eser vermiştir. Bu isimlerden Mahmut Makal, Literatür Yayıncılık tan çıkan Köy Enstitüleri ve Ötesi kitabında enstitülerdeki iş eğitimi uygulamasının köy hayatında verdiği meyveleri örneklemiş, enstitü mezunu eğitimcilerin köyün tarımsal, eğitsel ve toplumsal yaşamında görülen değişimlerdeki başarıları somut olarak ortaya koymuştur. Enstitülerde uygulanan çağdaş eğitimi detaylarıyla anlatan Makal, enstitüler kapatıldıktan sonra uygulanmaya başlayan çağdışı eğitimi gözler önüne sermektedir. Enstitülü olan ve ülkemizdeki devrimci eğitim mücadelesinin önemli isimlerinden Fakir Baykurt un yapıtları arasında ilk akla gelenler Bilgi Yayınevi nden çıkan Şamar Oğlanları ve Papirüs Yayınevi nden Köy Enstitülü Delikanlı dır. Bir başka Enstitülü Mehmet Başaran da birçok eser ortaya koymuştur. Çağdaş Yayınları ndan çıkan Özgürleşme Eylemi-Köy Enstitüleri nde doğal ve toplumsal çevreyi değiştiren, bunu yaparken kendisi de değişen insanların öyküsünü anlatır. Enstitülerdeki üretken gücün nasıl oluştuğu, devrimci eğitim imecesini ve Tonguç Baba yı, özetle birçok soruyu yanıtlar Başaran. Enstitülü bir diğer isim Talip Apaydın da Köy Enstitüsü Yılları (Karanlığın Kuvveti), Öykülerle Çizgiler ve Bilgiden Bilime Eğitim gibi kitaplarında o yılları anılarla birlikte tasvir etmektedir. Yine Canan Yücel Eronat ın İş Bankası Yayınları ndan çıkan Köy Enstitüleri Dünyasından Hasan Ali Yücel e Mektuplar kitabı da Hasan Ali Yücel in bakanlıktan ayrılmasından sonra Tonguç tan Başaran a, Baykurt tan Apaydın a birçok isimden kendisine yollanan mektuplardan oluşuyor. Kaynak Yayınları ndan çıkan Feyziye Özberk in Ortakçının Oğlu Talip Apaydın kitabı da 16 yıl cephelerde savaşmış Polatlılı topraksız köylü Durmuş un, 1926 yılında dünyaya gelmiş oğlu Talip in hayatından hareketle, Cumhuriyet tarihini sunuyor. Köy Enstitüsü üzerine yazılan en son eserlerden biri 68 kuşağı mensubu Prof. Dr. Güler Yalçın a ait. E Yayınları ndan çıkan Canlandırılan Ütopya Köy Enstitüleri nde Yalçın, Enstitülere ilişkin çok sayıda fotoğrafla zenginleştirdiği kitabında, bu kurumlara ilişkin temel bilgilere yer veriyor. Köy Enstitüleri külliyatı içerisinde Mustafa Ekmekçi nin Öksüz Yamalığı, Sabahattin Eyüboğlu nun Köy Enstitüleri nin İzinde, Pakize Türkoğlu nun Tonguç ve Enstitüleri, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı nca yayınlanan Hasan Ali Yüceli Köy Enstitüleri ve Köy Eğitimi ile İlgili Yazılar Konuşmalar, Mevlüt Kaplan ın Aydınlanma Devrimi ve Köy Enstitüleri, Niyazi Altunya nın Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış kitapları da önemli bir yere sahiptir.

15 16 12 N SAN 2013 CUMA ARAKABLO Neyzen, yobazlığa sapına kadar düşmandı Dizelerinde gerçe i her zaman apaç k ve cesaretle yans t yor: Gece bast kara kapl kitap oldu hâkim, / An r rken tepi en bunca e ek hep âlim! SEYYİT NEZİR Geçen haftaki Neyzen Tevfik yazımız epeyi eleştiri, övgü ve yergi aldı. Kimi okurlar bugünkü yazıda değinilmesi isteğiyle birçok dize gönderdi. Böylece yazı, okurların önerdiği dize ve yorumlarla oluştu. Ne ki dizelerin çoğu belleğe dayanarak, özensiz kaynaklardan ya da internet ten alınıp gönderildiği için kimi yanlışlıklar da içeriyordu. Dizeleri tek tek şairin Tercüme-i Halim (Broy Y.) kitabındaki yazımlarıyla karşılaştırarak, burada doğrusunu vermeye çalıştım... Türkçe öğretmeni Sadık Taştan, ders kitaplarında Yunus un şiirinin bozulmasına yanıt niteliğinde, Neyzen in şu taşlamasını göndermiş (s. 331): Sırr-ı hilkat inkılâbı çekti bak işkenceye / Altı yüz yıl sonra mevcudiyet-i fanisini; / Sıska bir sırtlan, mezarından çıkarmış parçalar / Yunus un hâk olmayan enkaz-ı cismanisini. KEND N B L EY TÜRK! Neyzen in Türk e Öğüt şiirleri üstünde duracağımızı duyurmamız üzerine, Sami Kaner, ülkenin bugünkü durumundan halkın da sorumlu olduğunu anımsatarak, şu dizeleri göndermiş (s. 230): Varsa cürümün, bilmemektir kendini, et itiraf / Kendin attın kendini her zillete, hüsrana Türk! Aynı şiirden şu dizeleri de alarak, her toplumun layık olduğu yönetimi seçtiğini söyledikten sonra, vurguncuyu iş başına getirmekle ülkenin yoksulluk altında inlemesinin, insanımızın sürekli kurbanlar verişinin asıl sorumlusunu Neyzen in gösterdiğini vurguluyor (s. 230): Bak vatan baştan başa bin iftikar altındadır, / Yuttuğum her lokma hep ihtikar altındadır, / Bir nazar kıl bunca yıl verdiğin kurbana Türk! Halkı değerlendirirken Neyzen in hep gerçekçi davrandığını, onu yüceltmeksizin yansıttığını belirten Kaner, bu savını şöyle örnekliyor (s. 324): Melamet mülkünün meczubuyum ben / Y.rak bir milletin mensubuyum ben, / Kapıldım nasılsa ehl-i aşka / S.kildim her tarîka başka başka. Hüseyin Karakuş, Damat Ferit in İngiliz anahtarı heyet-i nasiha sının sıkça konuşulduğu bugünlerde dikkatimizi şu dizelere çekiyor (s. 230): Padişah alçak, kumandan fahişe, hain vezir / Su-i idrakinle Azrail i zannettin sefir, / Böyle girdin sureta ayine-i devrana Türk! Karakuş, sözü, şairin ünlü dörtlüğüyle bağlıyor (s. 322): Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler / Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler. / Künyeni almak için partiye ettim telefon / Bizdeki kayda göre o şimdi mebus dediler! SANATA MUSALLAT OLAN F TNE Mehmet Özçetin, Osmanlı saltanat kayığının dışında yaşayan milyonlara Neyzen in gözüyle bakabilme ihtiyacını anımsatıyor (s. 233): Bastığın anda gıcırtı kağnıyı andırmalı / A. safâdan bahs açarken y.rak fındık kırmalı / Böyle yap asma kulak hakkındaki bühtana Türk! Salih Güleryüz, halkın güvendiği hain yöneticilerce safsatayla aldatılarak yurdun peşkeş çekilmesini Neyzen in çok işlediğini belirtiyor (s. 261): Kendi mülkündür bu ülke, kim tutup attı seni? / İtimadın bir kuru iman için sattı seni, / Sen ki Cibril i yaparken orduna mekkâre Türk! Bu düşünceyi ayrıca şu dizelerle destekliyor (s. 231): Tam bin üç yüz yıl bu fitne, oldu halkın engeli! / Sen bıraktın hakkı, taptın zalime, sultana Türk! Necla Toklu, Neyzen in müzik tutkusunu yansıtan dizelerini gönderirken, sanatı ucube görüp içine tükürenlerin hilafetçi irin bulaşığı düşüncelerle Fazıl Say a musallat oluşlarına değiniyor (s. 261): Musikiye ârız olmuştur yobazlık bit gibi / Bu akan çirk-i hilafet sanata kibrit gibi. Cemil Sayaroğlu, çarpıcı bir saptamada bulunuyor: Kanuni döneminde Osmanlı nın çöküşünü haber veren entrikaların sergilendiği Muhteşem Yüzyıl ın dedikodu kumkuması Roxelan ı (Hürrem Sultan) şiirinde anışıyla, Neyzen, Osmanlı nın yıkılış dönemi kadar, günümüze de ışık tutar (s. 182): Yeter! Roksolan ın kurduğu bu kanlı tuzak / Namazlı, haclı, oruçlu, bozuk imanlı tuzak // Gönüller anladı hakkın vatanda olduğunu! / Bugün bu fikr ile verdi şu varını yoğunu. // Olur bu softaya sermâye âdemiyetten / Vatan o gün uyanır işte hâb-ı gafletten. NEYZEN VE YOBAZLIK 31 Mart (1325) Vakası nın yıldönümünde (yeni takvimle 13 Nisan 1909), Neyzen in yobazlığa sapına kadar düşman oluşunu anma gereğine değinen Kerem Çalışır şu dörtlüğü özellikle vurguluyor (s. 311): Felsefemdir kitâb-ı îmânım Taparım kendi ruhumun sesine. Secde eyler hakikatım her an Kalbimin âteş-i mukaddesine. Çalışır, Neyzen den yobazlığı sergileyen birçok dize göndermiş. Bir dörtlük de şöyle (s. 316): Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden / Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü... / Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine / Şahane cehalet, yurdu yeni baştan bürüdü... Şu beyit de gerçeği ne kadar açık ve cesaretle yansıtıyor (s. 256): Gece bastı kara kaplı kitap oldu hâkim, / Anırırken tepişen bunca eşek hep âlim! Çalışır ın gönderdiği parçalar arasında şu dörtlük derin bir ironi örneği (s. 303): Bir çürük kürsü ile etmiştir Dincilik sanatı ibrâz-ı deha Kisve-i zühd-ü fesât altında Gözlerinden işer erbâb-ı riyâ. Yaşar İnce, Papa nın heykeli önünde tarihe poz verenleri Neyzen in engin bir öngörüyle suçüstü enseleyişini yakalıyor (s. 265): S.keyim kalp dinini kahpe gâvur Avrupa nın / Onu ıslah-ı adalet diye hâkim yapanın / Vatikan da öperken götünü kart papanın... Bir süre Urla da bulunan Bodrum doğumlu Neyzen, Recep Arıkan a göre, Diyanet in İzmir de başka bir inanç olduğu savına karşı da yıllarca önceden hazırlıklıdır (s. 271): Bu akort olmadı dersin üzülürsün bokuna, / Kulak asma olur olmaz pürüze Aygır İmam. // Sayarım hatırını, hem de seni incitmem / Korkarım taş atamam ben kerize Aygır İmam. // Katakulli okuma, nağmelerin kaşkariko, / Hilede taş çıkarırsın Muiz e Aygır İmam! Arıkan, ulemanın gerçek yüzünü faş eden Neyzen in şu dörtlüğü üstünde özellikle duruyor: Bana vicdan ile din, hubb-ı beşer şöyle dedi: / Menfaat nerde ise o tarafa yollanırız. / Sen şifâbahş olacak sanma bu teşkilatı, / İlmi biz halkı uyuşturmak için kullanırız. (s. 301) Şair, bu düşüncesini başka dizelerde daha da pekiştiriyor (s. 306): Toptaşı nda hedef oldum garaza Ehl-i iman dinimi s.kti benim. D N MANI PARA Eren Alankuş, paranın dini yoktur diyenlerin kapitalizme göbeğinden bağlı sultasını şairin yerle bir edişini imler (s. 264): Bulamaz derdime çare, babam olsa Lokman / Satılır beş paraya din pazarında iman. Alankuş ekliyor: Tekel ürünleri üzerindeki yıldırıcı zam furyası da Neyzen in küfürlerinden payını alır (s. 318): Selamet, fazilet, refah demode oldu / Çünkü geçti makama şerîr ü hazele, / Bağlıdır eli kanunla bütün esnafın / Otuzbir çekmek için kaldı y.rak Tekele. Ali Hiçyılmaz, içinde bulunduğumuz dönemi en iyi veren dörtlüğü seçtiği savındadır (s. 323): Kimse ta yip edemez biz kafa göz yarsak da / Dövüşe kavgaya var milletin elbet hakkı. / Yatalı beş senedir sade mısır ekmeğine / Kalmadı halkımızın Hint horozundan farkı! Gökhan Kağanoğlu, nicedir Yılmaz Özdil ve Bekir Coşkun dışında bir yazarı zevkle okuyamadığını, ama Neyzen le ilgili yazıyı pek tuttuğunu söyledikten sonra, sadaka ekonomisine ayna tutan bir dörtlüğünü göndermiş şairin (s. 319): Kafayı millete tut çünkü yutar Para etmez, ele karşı bu caka Bu işe ilm-i siyasi derler Yetişir o sadaka, bu sadaka. Kağanoğlu, Atatürk düşmanlığı ayyuka çıkanların arada bir onun adına sığınmak gereği duymalarını da Neyzen in dörtlüğüyle yeriyor (s. 320): Karşında işte Koraltan duruyor paşam bir bak / Halâ o eğilmez başı dimdiktir efendim! / Bir ses ver Atam, şanlı izinden sana geldim; / Bir ses duyulur kubbede: Hass...tir efendim! Ne diyelim, yergi şiirimizin büyük üstadının daha binlerce dizesi var. Ama onun yurtseverliğini ve ulusuna olan derin güvenini yansıtan şu dizelerle 60. yıl anmamızı noktalayalım (s. 260): Bence senden çok küçüktür eski tarihin yaşı / Asumana kak temel, arz eyle de mimara Türk! Şu alçakgönüllü dizeler, nice altmış yıl, Neyzen i derin sevgilerle anmamızın en içten gerekçesi olacak elbette (s. 233): Affedin, yoktur sözümde intizam ü insicam / Serseri bir Neyzen im, âşıklara ba desselam, / Yadigâr olsun bu nazmım meclis-i ihvana Türk!

16 GÜLDEN TERAZİ 12 N SAN 2013 CUMA 17 SALT İÇERİDEKİLERLE DEĞİL, TÜM TÜRKİYE YLE DAYANIŞMANIN ÇADIRI Karşı nizamiye Tarihimizde çok önemli bir yeri olan çad r üzerine gelecekte yap lacak kapsaml ara t rma-inceleme çal mas n n en önemli bölümlerinden birini de Silivri Nöbet Çad r n n olu turaca na ku ku yok. Salt içeridekilerle de il, tüm Türkiye yle dayan man n ete kemi e büründü ü Nöbet Çad r, Silivri kampüsü nün tam kar s na kurulmu bir kar -nizamiye MECİT ÜNAL Türkiye de hapishane konusuyla en yoğun bir biçimde sanat ve edebiyatın ilgilendiğini söylersek, hiç de yanlış olmaz. Bu gerçeği ortaya koyan onlarca roman, öykü, şiir, tiyatro oyunu, sinema filmi, müzik eseri sayabiliriz. Kemal Tahir in Esir Şehrin Mahpusu, Karılar Koğuşu, Orhan Kemal in 72. Koğuş, Kerim Korcan ın Tatar Ramazan ve Linç adlı romanları bu alanda hemen sayabileceğimiz eserler. Öyküde Fakir Baykurt un 12 Mart dönemini anlatan İçerdeki Oğul unu unutamayız. Şiirde Nâzım Hikmet in Memleketimden İnsan Manzaraları, hapishane odaklı bir şiir-roman olarak klasikleşmiş eserlerden biridir. Can Yücel in 12 Mart hapishanelerinden kareler içeren Bir Siyasinin Şiirleri, Nevzat Çelik in Şafak Türküsü ile Müebbet Türküsü adlı kitapları bu alanda ilk hatırladıklarımızdır. Benim de aralarında bulunduğum12 Eylül dönemini hapiste geçiren Soysal Ekinci, Emir Ali Yağan, Emirhan Oğuz, Mehmet Çetin, Mustafa Doğan, Ersin Ergün, Halil İbrahim Özcan, Doğan Almasulu gibi daha birçok şairin hapishane konulu şiirleri edebiyatımızı zenginleştirmişlerdir. Sevgi Soysal ın Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Yılmaz Güney in Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz, Osman Şahin in Yer Altında Uçan Kuş ile Hüseyin Şimşek in Hapiste Doğanlar adlı kitapları ise, öyküye yakın anlatımlarıyla Hâlâ güncelliklerini koruyan anlatılardır. HAP SHANEN N TAR H Türkiye de hapishaneyi çeşitli yönleriyle toplu olarak ele alan bir kitap Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ile Hilal Oytun Altun un editörlüğünü yaptıkları Hapishane Kitabı adlı ortak çalışmadır (Kitabevi Yayını, İstanbul, Mart 2005). Hapishane ile ilgili birçok konunun incelendiği kitap, dünden bugüne hapishanenin tarih içindeki evriminden ceza ve infaz hukukuna, cezaevlerinde uygulanan rehabilitasyon programlarından eski edebiyatımızdaki esaret ve zindan temalarının işlendiği eserlere, hapishane şiirlerinden hapishane türkülerine kadar oldukça geniş bir yelpazede derli toplu bir bilgi sunuyor. Ancak, Odaların Tarihi türünden çok daha kapsamlı ve derinlikli bir kitaba olan ihtiyaç, Türkiye de her zaman en güncel ihtiyaçlardan biridir. Daha çok Fransız hapishanelerinden söz edilen Odaların Tarihi nin bu bölümlerinde yazar, tutuklu ve mahkûmların deneyimleri yanında kurdukları kişisel dünya ve özel yaşantılara da yer vermiş. Bu yaşantıların sahiplerinin çoğu, Auguste Blanqui dışında, Louis Perego, ClaudeLucas gibi adli mahkûm. Kitapta değinilmese de Türkiye de çok bilinen bir başka deneyim kitabı, yazar-kahramanın Yeni Kaledonya daki ada hapishanesinden kaçışını anlatan, filme de çekilmiş olan Henri Chariére in Kelebek adlı romanı. TÜRK YE N N FOTO RAF ALBÜMÜ Hapishane içeri den ibaret değil elbet, bir de dışarısı var bunun. Hapishane kapıları, birçok roman ve şiirde ele alınmıştır. Şehirli, kasabalı ile köylüyü, işçi, esnaf ile memuru, okumuş ile cahili gardiyan ve jandarmayla buluşturan hapishane kapıları Nâzım Hikmet in Memleketimden İnsan Manzaraları nda 30 lu 40 lı yılların toplumsal bir fotoğraf albümüdür. O kapılardan yiyecek sepetleri, temiz çamaşır paketleri ile af umudu girer, kirli çamaşır ve hapishane işi tesbih ile umutsuzluk çıkar. 12 Mart ve 12 Eylül hapishanelerinin kapıları çok daha farklı bir albüm sunar: Yüzlerce kitap girer o kapılardan ve binlerce umut çıkar. Tutuklu ve mahkûm yakınlarının hapishaneyle çerçevelenmiş yaşamları salt edebiyatın değil, sosyoloji ve psikolojinin de önemli bir alanı olmasına karşın bilimin bu iki alanında da çalışılmış derli toplu bir eser bulabilmek zordur. Doğrudan edebiyat alanına girmese de tutuklu yakınlarının, içeri girip çıkmış kişilerin ya da gazeteci ve yazarların yayımladıkları birçok anı, röportaj ya da belgesel kitaptan söz edebiliriz ama. 12 Eylül döneminde tutuklu yakınlarının hapishaneyle çerçevelenmiş yaşamlarını anlatan Nizamiye Kapısı adlı, bir tutuklu annesinin, emekli ilkokul öğretmeni Sacide Çekmeci nin yazdığı kitap, dönemin arkasından unutulmuş olsa da, tutuklu ailelerinin hapishane kapılarında yaşadıklarını o yaşantının içinden anlatmasıyla benzerlerinden ayrı durmakta ve literatürü zenginleştirmeyi sürdürmektedir. Sacide Çekmeci yi, bir tutuklunun annesi olmaktan çıkarıp bir yazar yapan 12 Eylül ün daha Metris in kapısından başlayan görülmemiş zulmüydü. Ez cümle, Diyarbakır ın, Mamak ın Metris in kapısı, türkülere konu olacak denli önemli olmuştur yakın tarihimizde. KAR I-N ZAM YE Nice tutuklu annesi, eşi, kızı ve oğlunu farklı kılan bugünün zulmünün dünkünden geri kalmadığını da yine en açık bir şekilde nizamiye kapıları göstermektedir. Bu kapılardan en önemlisi, devasa bir girişi bulunan düzenin verdiği adla Silivri Kampusü nün nizamiyesidir. Ancak o nizamiyenin tam karşısında bir başka nizamiye daha var ki, kapısı Türkiye nin geleceğine, Türkiye nin bağımsızlığı ve özgürlüğüne açıldığı, sözcüğün gerçek anlamında bir nizamiye kapısı olmadığı için burada tırnak içinde. Ama bir kapı, bir karşı-kapı, önündeki Atatürk büstünden bayrak direğine, bekleme salonundan mutfağına, nöbet çizelgesinden günlük defterine bir karşı-nizamiye dir. Bu kapıdan tam karşısındaki hapishaneye değil, Türkiye nin içinde bulunduğu, karşı karşıya geldiği çözülme ve parçalanma sürecine karşı çıkışın çadırının içine girilir. Bu, bir grev çadırı gibi kurulmuş bulunan nöbet çadırı, bir görev çadırıdır. Salt içerdekilerle değil, tüm Türkiye yle dayanışmanın, aynı damardan akıp tek bir yürekten atmanın, aynı havayı içine çekip aynı havayı dışarı vermenin çadırıdır. Nöbetçiler değişse de, evvelki gün Bursa dan gelenlerin yerini bugün Erzurum dan gelenler, dün Van dan gelenlerin yerini yarın Muğla dan gelenler almış ve alacak olsa da değişmeyen budur. Çadırın kuruluşu ve burada adım adım karşı bir nizamiye nin inşası sadece siyasal yönden değil, sosyolojik ve psikolojik açıdan da incelenmesi gereken olgudur. Bin dönüm araziye kurulmuş, dört tarafı meteris le çevrili Silivri Kampüsü nün karşısında bir gecekondu gibi görünse bile, yine de o koskoca kampüs, çadırın küçücük gölgesi altında kalmaktadır ki, asıl önemli olan budur. Tarihimizde çok önemli bir yeri olan çadır üzerine Türkiye de gelecekte yapılacak kapsamlı araştırma-inceleme çalışmasının en önemli bölümlerinden birini de grev çadırları yanında -Kutukuların çadır mahkemeleri de olacaktır kuşkusuz,- Silivri Nöbet Çadırı nın oluşturacağına kuşku yok. M LYONLARDAN OLU AN AH T Füsun İkikardeş in Kaynak Yayınları ndan çıkan Açık Tanık Silivri Nöbet Çadırı adlı kitabı işte bu karşı-nizamiye yi anlatıyor Açık Tanık Silivri Nöbet Çadırı, bize kampusün önünden 24 saat canlı yayın yapan bir kamera. Canlı yayına katılanlar ise, adları sanları, nerde ikamet ettikleri, ne iş yaptıkları belli birer açık tanık. Ergenekon, Balyoz, Odatv gibi davalarda Türkiye adına yargılananların şahitleri. Türkiye nin çeşitli illerinden, Avrupa nın çeşitli ülkelerinden şahadet etmek üzere kimse çağırmadan kalkıp gelmişler. Şahadetlerinin ayrıntıları kitabın sayfalarında fazlasıyla var. Silivri Nöbet Çadırı, Ergenekon tertibinin ürettiği ve toplumumuza, toplumsal ahlakımıza yedirmeye çalıştığı, hiçbir insani vasfı kalmamış, her türlü iftirayı atmaya, her türlü yalanı en kutsal şeyler üzerine yeminle söylemeye hazır gizli tanık ın karşısında meşru, aleni, pırıl pırıl, tertemiz, alnı ak, açık bir tanıktır. Hem de binlerce, yüz binlerce, milyonlarca kişiden oluşan bir tanık.

17 18 12 N SAN 2013 CUMA YENİ ÇIKANLAR Türklerin ran - 1 Tarih ve Tekerrür Maya n n Günlü ü Tarihi Gerçekler I nda Dersim den Ders Almak Recep Albayrak, Berikan Yay nlar, 688 s. İran, antik çağdan bugüne insanlık tarihinin en önemli medeniyet coğrafyasıdır. Kadim diller ve halklardan günümüze gelenler yarını da belirler. Etnonim, toponim, demografi, sosyoloji, antropoloji, folklor, biyografi, nümizmatik, dinler arası ilişkiler, filoloji, epigrafya, coğrafya, tarih ve diplomasi temelinde geçmişten günümüze gelen yazar zoru başarmıştır. Eserde, Aryaistlerin totaliter kimlik inşasının İran kültür coğrafyasında neden başarısızlığa mahkum olduğunu görüyoruz. Kojin Karatani, Metis Yay nlar, Çev: Erkan Ünal, 240 s. Tarih ve Tekerrür, Karatani nin, çoğunluğu Batı da Soğuk Savaş ın sona ermesini, Japonya daysa Şowa imparatorunun ölümünü takip eden çalkantılı dönemde kaleme aldığı yazıları bir araya getiriyor. Sadece Japonya yla ilgiliymiş gibi görünen bu yazılar, yazarın deyişiyle esasen devletin ve sermayenin döngüsel doğasına dair olduğundan tek bir ülkenin ve belli bir dönemin sınırlarını aşıyor. Tarihin incelenmesinin sebebi aslında tam da bir kez olup biten bir fenomen olmaması ve tekrarlanma olasılığını muhafaza etmesidir, diyen Karatani ye göre asıl mesele, geçmişteki olayları tek tek ele almaktan ziyade tarihteki tekrar örüntüsünü görebilmek. Isabel Allende, Can Yay nlar, Çev: nci Kut, 464 s. Benim adım Maya Vidal, on dokuz yaşımdayım, cinsiyetim kız, bekârım, sevgilim yok, ama fırsat çıkmadığından, yoksa kılı kırk yardığımdan değil, California da Berkeley de doğdum, Amerikan pasaportum var, şu anda geçici olarak dünyanın güneyindeki bir adada sığınmacıyım. Bana Maya adını koymuşlar çünkü Hindistan Neneme pek çekici gelir, annemle babamın da, önlerinde düşünecek dokuz ayları olmasına karşın, akıllarına başka bir isim gelmemiş. Hindu dilinde maya büyü, hayal, düş anlamlarına geliyormuş. Benim kişiliğimle hiç ilgisi olmayan şeyler. Atilla olsaydı daha uygun olurdu, çünkü ayağımı bastığım yerde ot bitmez. Hüsnü Merdano lu, Bilgi Yay nevi, 360 s. Dersim konusu Alevilik sorunu mudur? Yoksa Alevilikle doğrudan ilintili olmayan etnik bir konu mudur? Dersim harekâtı, bir ayaklanma sonucu mudur? Dersim olaylarının günümüz ayrılıkçı girişimleri ile benzerlikleri nelerdir? Dersim harekâtında Atatürk ün etkinliği nedir? gibi soruların, tarafsız bir yaklaşımla ve belgelere dayanılarak yanıtlanması, konunun özenle incelenip, geçmişte yaşanılanlardan günümüz ve gelecek için kimi derslerin çıkarılıp deneyimlerin kazanılmasına yardım amacıyla yapılmıştır. Corleone Ailesi Big Sur Son A k Çiçe i Mutluluk Ed Falco, April Yay nc l k, Çev: Avi Pardo, 448 s. Baba nın yazarı Mario Puzo nun yayınlanmamış senaryosundan bir roman: Corleone Ailesi New York ve tüm ABD Büyük Buhran dayken zeytinyağı tüccarlığından Don luğa uzanan kayıp yükseliş dönemi beyazperdeden önce Ed Falco nun kalemiyle okurlarla buluşuyor. Puzo nun sineması ve Falco nun edebiyatı Corleone Ailesi nde bir araya geliyor. -New York Daily News- Sinemasal bir anlatım, tutarlı detaylar ve vurucu bir son. -Booklist- Jack Kerouac, Siren Yay nlar, Çev: Nevzat Erkmen, 240 s. Şarap, şiir ve macera, tercihen doğada, şehrin çılgın kalabalığından uzakta... Bitmek bilmeyen içki alemleri, gece vakti düşülen yollar ve en sıcak dost ortamlarında bile ruhu üşüten yalnızlıklar eşliğinde olanca güzelliğiyle bir Beat şöleni: Big Sur. Yaşam kadar atik ve neşeli, yaşam kadar dehşetli. Kerouac, bir döneme damgasını vuran Beat kuşağının buhranlarını Big Sur de temize çekiyor. Tanrıya isyan ederek, durmaksızın içerek, her köşede ölümü görerek ve hayatla raksını sürdürerek kravatlı-takım elbiseli düzen düşkünleriyle dalgasını geçiyor. Ve Kerouac ın kelimeleri, yaşamın temposuna yetişme telaşında, sayfalara sığmaksızın akıyor. Ali Ünal, Yitik Ülke Yay nlar, 128 s. Gerçek yaşamınız aslında bir hayal, hayalleriniz asıl gerçeklik olsa ne yapardınız? Bu bir hayalin, hayallerinde çizdiği dünyanın gerçekliğinde yaşayan sıradan bir adamın romanı. Hayranı olduğu kadının sevgisini kazanmak için çabalayan, önündeki engelleri birer birer aşarken düşlerinden en büyük tokadı yiyen Civan ın yolculuğu... Civan ın Hayal İşletim Merkezi nden habersizce yaşarken kurduğu hayaller bir gün apansız kapısını çalar. Sonrası ise gerçek bir macera... Hayallerle bezeli bu romanını okurken benzersiz bir âleme dalacaksınız. Darrin M. McMahon, E Yay nlar, Çev: K vanç Tanr yar, 472 s. Bu son derece seçkin çalışmada, McMahon, düşünce tarihinin iki bin yılına bakıyor ve çağdaş saplantının nasıl ortaya çıktığına ilişkin kanıtlar arıyor. Antik Yunan ın trajik oyunlarından Rousseau nun kışkırtıcı söylemine ve Thomas Jefferson ın Bağımsızlık Bildirgesi ne varana dek, McMahon, bu ele geçmez kavrama ilişkin Batı kavrayışlarının oluşumunu aydınlatan ve açıklayan zengin metinler hazinesini didik didik ediyor. Çalışmanın başından sonuna dek, McMahon, okurunu güçlü, anlaşılır bir düşünüşle yönlendiriyor; fikirlerini, hem eğlendirerek hem meydan okuyarak, zarafetle ortaya koyuyor.

18 YENİ ÇIKANLAR 12 N SAN 2013 CUMA 19 Terzi amatac Suçlular ve Daha Fazlas Ölümsüzle tirme Kurulu Gerçek Dünya Sanal Politika A k m Kap mak, Sayfa 6 Yay nlar, 232 s. Yanından öylece geçip gittiğimiz, bazen acıdığımız, bazen ayıpladığımız, bazen komik ve eğlenceli bulurken bazen de kendimizi şanslı hissetmek için yargıladığımız, gerçekte empati kuramadığımız eşcinselliğe ve otizme dair cesur bir hikâye... Bu kitabı okumayı bitirdikten sonra unutacaksınız beni, hayatınıza dönüp kaybolacaksınız, çünkü bizim gibiler sessizdir, kimseye anlatamazlar. Onlarsa kimse görmesin diye kuytuda hallederler işlerini. Sessiz çığlıklarımız sarar dünyayı ama kimse duymaz sessizliğimizi.kişisel gelişim kitapları ile tanıdığımız Aşkım Kapışmak bu kez sürükleyici ve çarpıcı bir romanla çıkıyor karşımıza. Jonathan Safran Foer, Neil Gaiman, Nick Hornby, thaki Yay nlar, Çev: Sevinç Kay r, 208 s. Nick Hornby, Neil Gaiman ve Jonathan Safran Foer gibi her yaştan okuyucunun gönlünde taht kurmuş, kurmaca ustası yazarlardan 11 akla zarar öykü! Bu kitap son derece tehlikeli şeylerle dolu: Şamatacı suçlular, dost canlısı olmayan su kabarcıkları ve ne hissettiğinize bağlı olarak, belki de o kadar korkutucu olmayan başka şeyler; kayıp bir ülke, sahipsiz cep telefonları, gökyüzünden gelen yaratıklar, Peru da kaybolan ebeveynler, Lars Farf adlı bir adam ve tam olarak bitmemiş başka bir hikâye... John Gray, Yap Kredi Yay nlar, Çev: Nurettin Elhüseyni, 208 s. Birincisi on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başları İngiltere sinde bir sevgi nesnesinin ölümünü kabul etmeyen ve onlarla medyumların otomatik yazıları, ruh çağırma seansları gibi yollarla ilişki kurduklarına inanan bir grup aydının, insan yaşamının bedensel ölümden sonra da sürdüğüne tutkuyla bilimsel kanıtlar arayışı. İkincisiyse oluşum halindeki Sovyetler Birliği nde bilimin pek de uzak olmayan bir gelecekte ölümü yenebileceğine inanan Tanrı Yapıcılar adlı Bolşevik seçkinler çevresinin çabaları. Kitap adını Lenin in cesedini yoğun mumyalama yoluyla ebedileştirmeyi amaçlayan Ölümsüzleştirme Kurulu ndan alıyor. Ercan Karaka, Destek Yay nlar, 184 s. Demokrasilerde iktidarlar her istediğini yapamaz. Evrensel hukuk kuralları, insan hakları ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler, demokrasinin temel ilkeleri ve Cumhuriyet in temel nitelikleri, iktidarların ve meclislerin sınırlarını belirler. Bunları ve kuvvetler ayrımı ilkesini yok sayan bir rejimin adı demokrasi değil diktatörlüktür. Politik yaşamımızın bence de en büyük zaafı yalanı küçümsüyor olmasıdır. Yalanın küçümsendiği yerde; gerçek de küçümsenir... Doğru da küçümsenir. Doğruya, gerçeğe yönelmemiş bir politik yaşam, sanal bir politik yaşamdır. Bu kitap yalandan ve sanaldan kurtulup, doğruyu ve gerçeğe yönelmiş bir yeni politika arayışıdır. Delikanl Cumhuriyet Kad n n n Ayd nl k Yüzü Necla Arat K sa Film Senaryosu Yazmak Mozart ve Deyyuslar (Ciltli) Emrah Emir, Vesta Yay nlar, 496 s. Çukurova yı ve yeni nesil gençliği radikal gözle tahlil eden bir kalemden ruhunuza akacak olan, vicdanınızın farkına varmanızı sağlayacak bir eser. Delikanlı insanın inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabileceğini bir kez daha gösteriyor... Roman, nesnel olarak Türkiye nin 1980 darbesinden sonra üniversite öğrencilerini ne hale getirildiğini anlatıyor. Kitaptaki Delikanlı karakterimiz de idealleri olan bir gençtir ve idealleriyle sistemin dayattığı şartlar arasında kalmıştır. İşte roman delikanlının ikisi arasında yapması gereken tercihi yapamadığı için yaşadığı büyük bir trajediyi konu alıyor. Tansu Bele, Kaynak Yay nlar, 240 s. Yalın, saydam, tutarlı. İşte Necla Arat ı tanımlayan en anlamlı üç sözcük. Yüreğine işlemiş yurt sevgisi öylesine belirgin ve bir Cumhuriyet Kadını olarak öylesine saydam ve tutarlı ki... En başından itibaren AKP iktidarına karşı çıktı. 14 Nisan da Ankara-Tandoğan Meydanı nda ilki yapılan Cumhuriyet Mitinglerinin kadın lideri oldu. Milyonlara; Türkiye Cumhuriyeti sinsi bir değişim, gizli bir savaşım, bir yok ediliş süreci yaşıyor. Mustafa Kemal in temellerini attığı kurumların hemen hepsi, küresel sermayenin eline geçmiş durumda. Artık bütün bu olumsuzluklara dur! demenin zamanı gelmedi mi? diye haykırdı. Patrick Nash, Kalkedon Yay nc l k, Çev: Bar Baysal, 290 s. Bu kitap, düzgün kurgulanmış bir kısa senaryo yazmanın ve onu filme dönüştürmeden önce içerdiği öyküyü geliştirmenin önemini anlamaları konusunda kısa film yapımcılarına yol göstermeyi amaçlamaktadır. Bir yazarın kısa film yazarak öğrenebileceği çok şey vardır. Acemi bir yazar, bu formatta yazarak eserinin yayımlanma şansını artırabilir. Çok az sayıda düzgün uzun metraj senaryosu yazılmaktadır. Hevesli yönetmenler de filmlerine başlamadan önce yazmayı ve öykülerini geliştirmeyi bu şekilde öğrenebilirler. Ne yazık ki, birçokları bu önemli aşamayı es geçerek nihai aşamada filmlerine zarar vermektedirler. Anthony Burgess, Bankas Kültür Yay nlar, Çev: Asl Biçen, 176 s. Müziğin bir süsten, bir oyuncaktan, boş hayatlarınızı süsleyen sesli bir duvar kâğıdından daha fazla bir şey olduğu bilmem hiç aklınıza geldi mi krallar, kraliçeler, asilzadeler? (...) Wolfgang Amadeus Mozart ın iki yüzüncü ölüm yıldönümü olan 1991 yılında yayımlanan Mozart ve Deyyuslar, ünlü bestecinin kişiliğini ve eserlerini anlamak için yazılmış belki de en eğlenceli kitap; felsefi, teolojik, ironik göndermelerle dolu bir roman. Eleştirmenlere göre 40. Senfoni yi edebiyata dönüştürmek için Stendhalvari bir çaba olan kitapta Burgess ın dehasına bir kez daha şapka çıkaracaksınız.

19 20 12 N SAN 2013 CUMA ÇOCUK - GENÇ Yorgun yıldızların gittiği yer Bu öyle bir masal ki; içinde Kaygusuz Abdal dan Neruda ya, Küçük Prens ten Moby Dick e özledi iniz herkes var. Fakat onlar kitab n içinde bulmak size kalm İREM HALIÇ Kaplu kaplu bağalar Kanatlanmış uçmağa Kaygusuz Abdal (kitaptan) Jim Carrey bir çocuk kitabı yazmaya hazırlanıyormuş, Roland adında bir deniz dalgasının öyküsünü anlatacakmış. Bu kitabı merak edenler ededursun, bizim kitaplığımızda çok güzel bir dalgacık hikayesi var zaten. Levent Turhan Gümüş, çok sevilen kitabı Dalgacık ile Yakamozun Masalı nın ardından, içinde bütün güzel insanları barındıran bir öykü daha yazmış: Işıklı Kaplumbağa Adası. Bu ada tam da şu an gözünüzde canlandırdığınız gibi. Kabuklarında ışıklar taşıyan kaplumbağalardan oluşan bir ada. Bu ışıklarsa, gökyüzünde ışıl ışılken yitip giden yıldızların ışıkları. Yine gökyüzündeymişçesine ışımaya devam eden yıldızlar. Kitap, ihtiyar bir dedenin, torunuyla yıldızları izlediği bir gece uzaktaki bir adayı göstererek torununa söz verdiği masalı anlatmaya koyulmasıyla başlıyor. Bu öyle bir masal ki; içinde Kaygusuz Abdal dan Neruda ya, Küçük Prens'ten Moby Dick'e özlediğiniz herkes var. Fakat onları kitabın içinde bulmak size kalmış. Masalın başını biraz fısıldayayım: Uzayın derin sessizliğini Işığın Bende oyunuyla bozan üç küçük yıldızın en küçüğü Leta, bir gün bir yıldızın hızlıca kayıp gittiğini görür. Nereye gittiğini çok merak eder. Aslında meraktan çok korkudur bu. Çünkü bu koca boşluğa doğduğundan beri, karanlığın içinde kaybolup gitmekten çok korkar Leta. Bu yıldızların bu kadar hızlı nereye gittiğini sorar herkese. Fakat istediği cevabı alamaz bir türlü. Sadece, gökyüzünün en bilge yıldızlarından Kutup Yıldızı, her yıldızın bir gün yorulacağını ve işte o zaman Işıklı Kaplumbağa Adası na doğru hızlı ve uzun bir yolculuğa çıkacağını söyler. Bu ada, kara ile denizin arasında bir yerdedir dediğine göre. Fakat uzayın derinliklerindeki Leta nereden bilsin ki karayı, denizi... Merakı daha da büyür. Kabus dolu bir gecenin ardından uyandığında karşısında sivri gagalı bir martı belirir. Martima adındaki bu martı, sürüsünden ayrıldığını söyleyince küçük Leta onu uyarmak ister, çünkü büyüklerinden öğrendiğine göre, bir başına hareket etmek çok tehlikelidir. Hele ki bu kocaman, sonsuz ve karanlık kainatta. Martima da bu uyarı karşısında Leta'yı uyarmak ister: Büyüklerin de bilmediği şeyler vardır. Ve Martima başlar anlatmaya... Buradan sonrası sadece çocukları ilgilendiriyor. Küçük Prens'in ve Martı Jonathan Livingston'un hatrına okuyun Işıklı Kaplumbağalar Adası nı. Işıklı Kaplumbağa Adası, Levent Turhan Gümüş, Can Yayınları, 60 s. Mutlu Çocuklara Mutlu Masallar Bir varmış bir yokmuş, bir gün öyle bir masal kitabı çıkagelmiş ki, içinde Kardan Adam ile Kardan Kadın, Prensini Bekleyen Mürdüm Eriği, Yanlış Kuşu, Kibar Deve, Balıkçı ile Karısı ve daha neler neler renk bulmuş, ses bulmuş, hayat bulmuş. Mutlu Çocuklara Mutlu Masallar dünyanın dört bir yanında anlatılan farklı ve birbirinden renkli 24 masaldan Nihan Ta tekin, Mandolin Yay nlar, 264 s. oluşuyor. Bu harika masallar hem çocuklara, hem de her zaman çocuk kalmayı başaran büyüklere büyülü bir dünyanın kapılarını açacak... Hayaletlerin Dans Ejder Çetesi nin gözü kara dört üyesi: Jan, Einstein, Marie ve Julia. Hepsi de macera peşinde. Steiningen Kasabası nda gizemli olaylar oluyor. Kasaba sakinleri eskiden Cadılar Meydanı diye anılan yerde geceleri büyük bir ateş yakıldığını ve burada dans eden hayaletler gördüklerini iddia ediyorlar. Florian-Peter Freund, thaki Yay nlar, Çev: Süheyla Kaya, 232 s. Bu hayaletlerin izini sürmek ve kasabadaki gizemi çözmek de Ejder Çetesi ne düşüyor. Tabii bu o kadar da kolay bir iş değil! Güne Kovalama Makinesi mren Tübcil, Çizmeli Kedi Yay nlar, 96 s. Dünyanın bütün atıkları birleşirse... Gökyüzünü kara bulutlar ve pis bir koku kaplamıştı. Bu atıklar, rastgele çöpe atılmamak, türlerine göre toplanıp geri dönüşüme kazandırılmak istiyorlardı. İnsanların çevreye duyarsızlıklarından bıkmışlardı. Öyle bir makine icat etmişlerdi ki... İnsanlar yaptıklarından utanacaklardı. Peki, ama bu işin sonu nereye varacaktı?

20 12 N SAN 2013 CUMA 21 İlhami Bekir Tez i anımsamak lhami Bekir in yeterince de erlendirilmemesi yaln zca kendisine ba l de ildir. Edebiyat m zdaki toplumcu-gerçekçi ak ma kar tak n lan olumsuz tav r, siyasal bask lar ve yönlendirmelerle bu ak ma ba l sanatç lar n unutturulmas ve susturulmas bu konuda en önemli etkendir CAFER YILDIRIM İlhami Bekir Tez in tam yetmiş üç yaşında yayımladığı son kitabı Unuttum adını taşır. Şair geç döneminin bu son eserinde 1906 da Trablusgarp ta başlayıp daha sonra İstanbul da süren yaşamının 1978 yılına kadarki bölümünden dokunaklı çizgiler sunduğu gibi içinde bulunduğu toplumsal hayatla ilgili çarpıcı sahneler de aktarır. Onun unuttum dedikleri aslında hiç unutmadıklarıdır. Ey doğduğum, büyüdüğüm dünya Kaybolmayan ve bitmeyen rüya Ey on beş, on altı, on yedi yaşlarım! Bulutu, martıyı, yelkeni unuttum. Masal dinler gibi seyrediyorum, Bir uzak gölde, bir yakın derede, Saçları sakallarına karışmış Amcalar dayılar nerede? Unuttum. İlhami Bekir baba tarafından Trablusgarplı, anne tarafından ise İstanbulludur. İstanbul dan Trablusgarp a sürülmüş bir ailenin kızlarını orada evlendirmeleri, İlhami Bekir in hayatına da geniş bir coğrafya alanı açmıştır. Ne var ki annesini anımsayamayacak kadar küçük yaşta yitirir ve dayısı tarafından 1911 de baba ocağından alınıp İstanbul a getirilir. Subay olan dayı, kız kardeşinden armağan kalan yeğenin eğitimiyle de yakından ilgilenir. İlhami önce mahalle mektebine verilir, daha sonra özel bir okula yerleştirilir. Fakat dayının Çanakkale de şehit olmasıyla İlhami Bekir in özel okul süreci noktalandığı gibi yaşamı da bambaşka bir yörüngede akmaya başlayacaktır. Önce içinde yaşadığı on üç on dört kişilik akrabalardan oluşan geniş aile dağılır. Der ki: 1916 yılında bu on üç on dört kişilik aileden yalnızca iki kişi kaldı hayatta: Ben ve Hayriye. O da şimdi öldü mü kaldı mı, varlığı hakkında hiçbir bilgim yok. (İlhami Bekir den Mektup Var) Böylece onun yolu da o dönemim binlerce savaş yoksulu ve yetimi çocuğu gibi Darüleytam (Yetimler Yurdu)la kesişir. Darüleytamda henüz on yaşında iken şiir yazmaktadır. Daha sonra Darülmuallimin kapısını çalar. Darülmuallimdeki hocaları arasında Tevfik Fikret, Satı Bey, Ruşen Eşref, Ali Canip Yöntem vardır. Sabahattin Ali, İlhami Bekir den iki alt sınıftadır. Okul mecmuasını çıkardığını ve okulun yıldız öğrencilerinden olduğunu Refik Durbaş a vediği söyleşiden öğreniyoruz. Edebiyatımızın seçkin isimleriyle daha okul yıllarında tanışmış olması, onlarla aynı ortamda bulunması, onlardan dersler almış olması İlhami Bekir in edebiyat hayatında büyük bir öneme sahiptir, onun için değeri ölçülmez bir avantajdır. Şairin Refik Durbaş a verdiği söyleşide sanat yönelimine ışık tutan ilk tesirlerle ilgili bilgiler de yer almaktadır: Trablusgarp ta doğmuşum. İki büyük tesir içindeyim. Biri o zaman dört yaşındayken Trablusgarp üzerine İtalyan bombaları yağarken annemin ölmesi. İkincisi, Mustafa Kemal i sevmemin ilk nedeni, benim doğduğum o memleketi kurtarmak için gelmiş olmasıdır. Çocukluğu İtalyan bombalarının tahrip ettiği sokaklarda geçen şairin ilk gençlik yılları da Balkan ve I.Dünya Savaşı na denk düşmektedir. Balkan Savaşı nda o ne göçtü göç! Söylenen dinlenen şarkı hep öç. Göçmenler ki sarı, sıska, açtılar. Sokaklarda el açtılar. Unuttum. Bu dağ da ulu dağ ama o dağ değil. Bu da yeşil bağ ama o bağ değil. Nideyim ah anam babam sağ değil. Tapınaklarda yatırıldık. Unuttum. Sonra büyük savaş, Seferberlik. Kaldırımlarda sürdürülen beraberlik. Aç doğduk, aç süründük, geberdik. Kimim öldü, kimilerim kaldı unuttum. İlhami Bekir in ilk şiiri 1924 yılında Milli Mecmua da yayımlanmıştır. Daha sonra şiirleriyle göründüğü dergiler arasında Servet-i Fünun, Meşale, Resimli Ay, Varlık, Yeni Adam, Yeni Türk dergileri bulunmaktadır. İlk kitabı Çocuk Şiirleri dir. İkincisini ise Nazım Hikmet le birlikte hazırlıyorlar: Mavi Kitap. Bu kitap da çocuklarla ilgilidir. Sosyal anlamlı ilk kitabım diye sözünü ettiği ve onun adının edebiyat dünyasında duyulmasını sağlayan ilk eseri ise 1929 yılında yayımlanan 24 Saat tir. Bu kitaptaki şiirler önce roman gibi tefrika edilmiş, daha sonra kitap olarak yayımlanmıştır. 24 Saat ilk olarak Halit Ziya Uşaklıgil in ilgisini çekmiştir ve Halit Fahri Ozansoy a İlhami Bekir den söz etmesine neden olmuştur: Bu genç geleceğin güçlü bir şairi olacağa benziyor. Peyami Safa eleştirenler arasındadır. Hüseyin Cahit de alaysı bir yazı yazar. Abdullah Cevdet de eser üzerine yazı yazanlardandır. Fakat en büyük ilgi Nazım Hikmet tarafından gösterilir. Nazım Hikmet 24 Saat i yeni şiirin yetkin bir örneği olarak değerlendirir. İlhami Bekir in ilk denebilecek eseriyle bu denli tartışma konusu olması aslında her şaire nasip olmayan bir durumdur. Bu tarihten sonraki üretimine baktığımızda iki, üç, dört yıllık aralarla kitap yayımladığını görüyoruz. Fakat 1945 ile 1959 arasında on dört, 1960 ile 1971 arasında da on bir yıllık iki büyük suskunluk dönemine rastlıyoruz. İlhami Bekir in edebiyatımızda serbest vezni kullanan ilk şairler arsında adının geçmesi dışında yeterince etkili bir yer edinememiş olmasının bu suskunluk dönemleriyle ne derece ilgisi vardır, bilemiyorum. Ya da başka etmenler de var mıdır buna ek olarak? Eray Canberk in yazdıklarını bu açıdan yeniden anımsamakta yarar olacağına inanıyorum: İlhami Bekir in yeterince değerlendirilmemesi yalnızca kendisine bağlı değildir. Edebiyatımızdaki toplumcu-gerçekçi akıma karşı takınılan olumsuz tavır, siyasal baskılar ve yönlendirmelerle bu akıma bağlı sanatçıların unutturulması ve susturulması bu konuda en önemli etkendir. Bu arada toplumcu-gerçekçi dünya görüşünü benimseyen ya da benimser görünen edebiyat adamlarının güncellikle yetinmeleri, toplumcu-gerçekçi edebiyatımızın oluşumunu yeterince bilmemeleri, kalıplaşmış yargıları paylaşma rahatlığı içinde olmalarını da etken olarak saymamız gerekir. (Sanat El Kitapları, 25. sayı) İlhami Bekir le ilgili internet dünyasındaki kısa biyografilerde Sesini sözcüklerin gücünden alan coşkulu söyleyişle dikkat çekti ibaresi yer almaktadır. İlhami Bekir in anlatımı coşkulu mudur? Eğer kasdedilen destansı bir coşkuysa bu onda yoktur. Onun anlatımının hiç kesintiye uğramadan aktığını söyleyebiliriz. Fakat bu akış çağlayansı bir akış değildir. Sükûnetini kuşanmış, kendi sadeliği içinde nereye ulaşacağını bilen bir akıştır. Büyük kavramların bağıran sesi yoktur onun şiirinde. Kendi mecrasında, kendi gücünün farkında bir hasbıhal edasındadır söyleyişi. Betimlemelere sıkça başvurması bu hasbıhal edasına ayrı bir tat ve gerçeklik duygusu kazandırmaktadır. İlhami Bekir hürriyetten, adaletten, açlıktan, yoksulluktan ve eşitlikten de söz etmiştir. Fakat o en fazla kadını ve aşkı yazmıştır. Kendisini de zaten aşk şairi olarak tanımlamaktadır: Vâlâ Nurettin 1931 de Akşam da bir yazı yazdı. Dedi ki: İlhami Bekir zorla Nazım ın etkisi altına girmek istiyor, onun gibi yazmaya çalışıyor. Yani kavga şiirleri yazmak istiyor. Bana sorarsanız İlhami Bekir bir aşk şairidir. O, Nazım gibi şiirler yazsa da aynen aşk şiirleri yazar gibi yazıyor, yani mehtaba gazel söyler gibi bir edayla yazıyor. Vâlâ nın bu gözlemi doğrudur. Ben bir aşk şairiyim. ( İlhami Bekir den Mektup Var) İlhami Bekir in şairliği yanında romancılığı üzerinde de durmak gerekir. Taşlı Tarladaki Ev romanında 1940 lı yılların İstanbul unu ayrıntılarıyla anlatır. İstanbul un politik hayatından kesitler sunar. İlhami Bekir 1955 ten itibaren otellerde kalmaya başlamıştır. Uzun süre Kadıköy Postanesinin arkasındaki Elif Otel de kalmıştır. Çoğunluğu edebiyatçı olan dostlarını otelin kahvesinde karşılamış, bu kahve giderek bir sanat-edebiyat mekânı haline gelmiştir. Sanat El Kitapları adını verdiği yayın serisini bu kahveden sürdürmüştür de Elif Otel in yıkılmasından sonra Haydarpaşa yolu üzerindeki Marmara Otel e taşınmış, daha sonra dostları tarafından Bağcılar Huzurevi ne yerleştirilmiştir. 29 Mart 1984 yılında, 78 yaşında bu huzurevinde hayata veda ediyor. Cenazesi büyük bir kalabalık tarafından kaldırılıyor. İstemem toprağa gömüldüğümü Yakın beni ve savurun külümü Baharda badem ağaçlarının üstüne Ben yine döneceğim yeryüzüne Hüseyin Haydar, şairin Unuttum adlı uzun şiirinden seçtiği işte bu dörtlüğü okuyor mezarı başında.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Çeviren: Saadet Özen ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 5. basım Resimleyen: Mustafa Delioğlu Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Resimleyen: Mustafa

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ Sevgili Velimiz; Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi nin kapılarını ilk kez açtığı gün olan 23 Nisan ı çocuklara armağan etmiştir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve

Detaylı

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ:

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: 1. Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? (Hangi saatlerde) 2. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? 3. Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını

Detaylı

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı. Mehmet Güler Türkiye de yetişen resim sanatının önemli isimlerinden Mehmet Güler ile Malatya dan Almanya ya uzanan yolculuğunu, resim kariyerinde rol oynayan isimleri, Almanya yı tercih etmesinde etkili

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ

OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ Sevgili Velimiz; Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi nin kapılarını ilk kez açtığı gün olan 23 Nisan ı çocuklara armağan etmiştir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ 10 KASIM ATATÜRK Ü ANMA ŞİİRLER 10 Kasım geldi işte Üzgünüz biz milletçe Atatürk! ü anarız O bizim kalbimizde 10 Kasım geldi işte Koşarız Anıtkabir e Atatürk ü anarız

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 15 ARALIK -19 ARALIK 2014

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 15 ARALIK -19 ARALIK 2014 15 ARALIK PAZARTESİ Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 15 ARALIK -19 ARALIK 2014 SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. İstedikleri ilgi köşelerinde(evcilik, kitap, puzzle,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK Resimleyen: Vaghar Aghaei cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri İç ve Kapak Tasarım: Gözde Bitir Tasarım Uygulama: Güldal

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal: Paylaşalım bunları adlı hikâyemizi biz hazırladık. Tekerlemeler:

Detaylı

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI!

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! 51. ULUSLARARASI ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ'NİN ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI'NIN JÜRİSİ BELLİ OLDU Bu yıl 51.si düzenlenecek olan Uluslararası Antalya

Detaylı

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 NİSAN AYINDA NELER ÖĞRENDİK? Çiçekleri tanıdık. Çiçekleri gözlemledik. Çiçek türlerini isimlendirdik. Çiçeklerin birer canlı olduğunu öğrendik. Farklı çiçeklerin

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

yaşam boyu bağlanırsanız.

yaşam boyu bağlanırsanız. Size nasıl tarif etsem ki... İlk görüşte âşık olmak gibi bir duygu. " İşte bu benim aradığım kadın," dersiniz ya, işte öyle bir şey. Önce teknenize âşık olacaksınız sonra satın alacaksınız. Eğer sevmeden,

Detaylı

İşleyiş ile ilgili noktalar. Psikolojiye Giriş. İyi Bir Yaşam: Mutluluk Ders 20. Terapi işe yarıyor mu?

İşleyiş ile ilgili noktalar. Psikolojiye Giriş. İyi Bir Yaşam: Mutluluk Ders 20. Terapi işe yarıyor mu? İşleyiş ile ilgili noktalar Psikolojiye Giriş İyi Bir Yaşam: Mutluluk Ders 20 Okuma raporları tamamlandı Yazılı ödebler tamamlandı Deney katılımları 7 Mayıs'a kadar Pazartesi günü final sınavı Eski final

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon DESTANLAR VE MASALLAR Masal Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon Yayın Yönetmeni: Samiye

Detaylı

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 index Mira Avangarde Trend Combo Angel 4-7 8-13 14-19 20-27 28-35 Nazar Eslem Ottoman 36-41 42-47 48-53 Chester Dilara Lady 54-61 62-67 68-73 4 5 Hayal kurmak önemlidir.

Detaylı

MATEMATİK KUTUSU TAVŞAN MASKELERİMİZ

MATEMATİK KUTUSU TAVŞAN MASKELERİMİZ MATEMATİK KUTUSU 3 Yaş sınıfı öğrencileri, artık materyallerden basit bir matematik kutusu yaptılar. Nesnelerle toplama işlemi yapmayı öğrenen minikler, eğlenceli bir oyunla matematik çalışmaları yapmayı

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 03.11.2012 Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Belediyesi'nde belgesel film gösterimleri tüm hızıyla devam ediyor. Levent Kültür Merkezi'nde sinema gösterimleri için de Salkım

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Masalsı bir giriş yapmak istiyoruz bu haftaki Medya Kaza Raporu na...

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Masalsı bir giriş yapmak istiyoruz bu haftaki Medya Kaza Raporu na... - Gökten üç medya kazası düşmüş. Biri ona, biri buna, biri şuna... - Bakandan çok bakancılık yüzüğe takıldı - Pahalı şarap, G20 zirvesinde buruk bir tad bıraktı - Özel jetler, CEO ların başına jet hızıyla

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ * YAZ MEVSİMİ Yaz mevsimi aylarını öğrenme. Yaz mevsimi panosu hazırlama. Yaz mevsiminde meydana gelen değişiklikleri söyleme. Yaz mevsiminin meyve ve sebzelerini tanıma.

Detaylı

05/09/2015 ÖZEL ASÇAY ANAOKULU 3 YAŞ GRUBU HAFTALIK BÜLTEN

05/09/2015 ÖZEL ASÇAY ANAOKULU 3 YAŞ GRUBU HAFTALIK BÜLTEN 05/09/2015 ÖZEL ASÇAY ANAOKULU 3 YAŞ GRUBU HAFTALIK BÜLTEN BU HAFTA NELER ÖĞRENDİK *Dünya Çocuk Gününü kutladık,dünyamızda bizden başka çocuklarda olduğu ve bütün çocukların birbirinden farklı ve özel

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız.

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız. 08.01.2016 DENİZATI SINIFI NDAN HERKESE MERHABA; Bu hafta Geri dönüşüm ve Tasarruf konumuz ile ilgili çalışmalarımıza başladık. Değerler eğitimi konumuz olan Birlikte yaşam ve Dostluk konumuza da giriş

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Gökyüzü Hakkında Neler Biliyorum? Sorusuna arkadaşlarımızın verdiği cevaplar.

Gökyüzü Hakkında Neler Biliyorum? Sorusuna arkadaşlarımızın verdiği cevaplar. 04.12.2015 Denizyıldızı Sınıfı ndan Merhaba; Bu hafta, Gökyüzü ve Uzay konusuna giriş yaptık. Konumuzu Gökyüzü ve Uzay olarak iki başlığa ayırdık, bu hafta Gökyüzü konusunu işledik. İlk olarak gökyüzü

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir

Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir 1 / 6 2014/11/14 17:03 Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir Öykü Çetin Radikalist / 09/11/2014 Erasmus projesi her yıl yüzlerce öğrenciye farklı ülkelerde eğitim alma fırsatı sunuyor. Peki,

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruhumdaki Müzigin Ezgileri Stj. Av. İrem TÜFEKCİ 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruh halinize göre mi müzik dinlersiniz, müzik mi ruh halinizi değiştirir? Hangi tür olursa olsun o anki duygusal duruma eşlik etmekte

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Yayınevi Sertifika No: 14452 Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Genel Yayın Yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi Editörü: Ömer Faruk Paksu İç Düzen ve Kapak: Cemile Kocaer ISBN: 978-605-9723-51-0 1. Baskı:

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez DESTANLAR VE MASALLAR Masal samed Behrengi Küçük Kara Balık Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez Yayın

Detaylı

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ 8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİM DÖNEMİ ÖZELLİKLERİNİ BİLMEK NE

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

Kelaynakların Hazin Öyküsü

Kelaynakların Hazin Öyküsü Kelaynakların Hazin Öyküsü Hazin bir öykü anlatacağım bu kez sizlere... Bir varmış bir yokmuş... Uçsuz bucaksız bir ova varmış. Fırat ın sularıyla bereket bulmaya çalışan bu topraklar, fakir köylünün tek

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı