II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU"

Transkript

1 1 II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU Çay Lojistik Turizm Rize, 3 4 Mayıs 2013 Bildiriler Kitabı

2 2 RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI ISBN EDİTÖRLER Saim C. BERİTAN - Emre YILDIRIM Kapak Tasarımı Gökçe ARİFOĞLU - Saim C. BERİTAN Dizgi Gökçe ARİFOĞLU Uygulama İlker TAŞPINAR Baskıya Hazırlayan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 1. BASKI; Temmuz 2013, Rize (1000 adet) II. Rize Kalkınma Sempozyumu Bildiriler Kitabı nda yayımlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Tüm hakları saklıdır. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi nin izni olmadan fotokopi ya da elektronik yöntemlerle kopyalanamaz, çoğaltılamaz.

3 3

4 4 Sempozyum Başkanları Prof. Dr. Arif YILMAZ, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal KÖYMEN, Maltepe Üniversitesi Rektörü Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Osman KARAMUSTAFA, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektör Yardımcısı, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza SAKLI, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Sempozyum Düzenleme Kurulu Yrd. Doç. Dr. Emre YILDIRIM Arş. Gör. Ali ALTINER Arş. Gör. Kübra MERT Arş. Gör. Saim C. BERİTAN Arş. Gör. Süleyman ÇAKIR

5 5 Bilim Kurulu Prof. Dr. Ahmet Emre BİLGİLİ, Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Alaattin KIZILTAN, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Prof. Dr. Mehmet TANYAŞ, Maltepe Üniversitesi Prof. Dr. Nazif GÜRDOĞAN, Maltepe Üniversitesi Prof. Dr. Osman KARAMUSTAFA, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Prof. Dr. Sadettin ÖZEN, Maltepe Üniversitesi Doç. Dr. Ali Sait ALBAYRAK, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Doç. Dr. Cemal SANDALLI, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Doç. Dr. Halis DEMİR, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Doç. Dr. Hikmet KIRIK, İstanbul Üniversitesi Doç. Dr. Mustafa AKBULUT, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Doç. Dr. Selçuk PERÇİN, Karadeniz Teknik Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza SAKLI, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza SANDALCILAR, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Fulya TAŞEL, Maltepe Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Hamit VANLI, Maltepe Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Halefşan SÜMEN, Maltepe Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. İlker Murat AR, Karadeniz Teknik Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Levent AKSOY, Maltepe Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Muhammed BAMYACI, Maltepe Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Seymur AĞAYEV, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Uğur SİVRİ, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi

6 6 İÇİNDEKİLER SUNUŞ ÖNSÖZ ÇAY ÇAY BORSALARININ İŞLEYİŞİ VE SEKTÖRE KATKILARI / Hamit VANLI...14 ÇAY SEKTÖRÜNDE ÜST KURULUŞ İHTİYACI VE SEKTÖRE KATKILARI Ali Rıza SAKLI DÜNYA ÜLKELERİ İLE TÜRKİYE NİN ÇAY ÜRETİMİNİN İSTATİSTİKLERLE İNCELENMESİ / Günseli KURT ve Hazan Kübra HACIOĞLU TÜRKİYE ÇAY YETİŞTİRİCİLİĞİNİN SORUNLARI VE ÖNCELİKLERİ Muharrem ÖZCAN ve Emine YAZICIOĞLU ÇAY SEKTÖRÜNDE ÜNİVERSİTE - SANAYİ İŞBİRLİĞİ: MEVCUT DURUM VE GELECEK İÇİN ÖNERİLER / İlker Murat AR ve Fatih ÖZDEMİR RİZE YÖRESİNDE ÇAY TARIMINDA GÜBRELEME SORUNLARI VE SÜRDÜRÜLEBİ- LİR ÇAY TARIMI İÇİN YENİ STRATEJİLER Turan YÜKSEK, Filiz YÜKSEK ve Ercan SÜTLÜ RİZE İLİ BAHÇE BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE ÇAY TARIMININ YERİ SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ / Hamdi ZENGİNBAL SÜRDÜRÜLEBİLİR TİCARET; İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE VERMİKÜLTÜR SİSTEM İLE ORGANİK GÜBRE ELDE EDİLMESİ / Hamit VANLI ve Selen BEDÜK ÇAYDA FİDAN ÜRETİM TEKNİKLERİ Hamdi ZENGİNBAL ve Ayhan HAZNEDAR ORGANİK TARIM KÜMELENMESİ VE ÇAY SEKTÖRÜNÜN BÖLGESEL REKABET ANALİZİ / Sadettin GÜLTEKİN KAFEİNSİZ ÇAY ÜRETİMİ / İlkay KOCA ve Şeyda BOSTANCI TÜRK VE SEYLAN SİYAH ÇAYLARININ KAFEİN İÇERİĞİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Burak İPEKCİ ve İlkay KOCA ÇAY BİTKİSİNİN (Camellia SINENSIS L.) TARİHSEL GELİŞİMİ VE TIBBİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ / Çağatay ÜSTÜN ve Nuray DEMİRCİ RİZE İLİNDE VE DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE ÇAY BİTKİLERİNDE GÖRÜLEN HASTALIKLAR / Aziz KARAKAYA ve Arzu ÇELIK OĞUZ Alternatif Yaklaşımlar ÇAY ÜRETİCİSİNE EK GELİR OLARAK KİVİ YETİŞTİRİCİLİĞİ Mustafa AKBULUT, Hüseyin BAYKAL ve Yusuf ŞAVŞATLI RİZE İLİNDE KİVİ BİTKİLERİNDE GÖRÜLEN HASTALIKLAR Aziz KARAKAYA ve Arzu ÇELİK OĞUZ RİZE NİN TARIMSAL GERÇEĞİ ÇAY MI, KİVİ Mİ? / Mahmut KOÇAN ÇAY TARIMINDA YAŞANAN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ALTERNATİF ÜRÜN LİKAPA / Burcu ER ÇAY ÜRETİCİSİNE EK GELİR OLARAK MAVİYEMİŞ YETİŞTİRİCİLİĞİ Mustafa AKBULUT, Yusuf ŞAVŞATLI ve Hüseyin BAYKAL...245

7 7 LOJISTIK AFET LOJİSTİK YÖNETİMİNDE RİZE İLİNE YÖNELİK YENİ MODEL ÖNERİSİ Mehmet TANYAŞ, Yavuz GÜNALAY, Levent AKSOY ve Burak KÜÇÜK DOĞU KARADENİZ SANAYİ TİCARET VE LOJİSTİK MERKEZİ Muhammet BAMYACI, Hamit VANLI ve Ali Rıza SAKLI KARADENİZ HAVZASINDA LOJİSTİK MERKEZ OLMA YOLUNDA RİZE Hakan BİRBEN RİZE NİN KALKINMASINDA RİZE (RİPORT) LİMANININ ROLÜ Alpaslan ATEŞ, Soner ESMER ve Asım ÇİLLİOĞLU DEĞİŞİM ÇAĞINDA SÜRDÜRÜLEBİLİR LOJİSTİK SÜREÇ VE STRATEJİLERİNİN YÖNETİMSEL BAKIŞ AÇISIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ VE KÜRESEL LOJİSTİK ÜS VİZYONU / Devrim GÜN TURİZM RİZE DE SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM OLARAK ZAMAN YOLCULUĞU TURİZMİ Büşra AY, Fatih YILMAZ, Fatma ARSLAN ve Nilgün AVCI ÇAMLIHEMŞİN DEKİ TARİHİ KONAKLARIN TURİZM POTANSİYELİ Mine TOPÇUBAŞI ÇİLİNGİROĞLU ve Sevi REYHAN UFUK ALTERNATİF TURİZMDE HİZMET SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ / Taner EROL ÖĞRETMEN ADAYLARININ TURİST KAVRAMINA YÖNELİK ALGILARI VE DOĞU KARADENİZ BÖLÜMÜNDE TURİZMİN GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ Yılmaz GEÇİT ve Numan BULUT ANALİTİK HİYERARŞİ SÜRECİ IŞIĞINDA; DOĞU KARADENİZ TURİZMİ İÇİN EN UYGUN TUTUNDURMA KARMASI ELEMANININ BELİRLENMESİ Zeyni ARTIK KALKINMA ÖZEL RİZE İLİNİN SOSYO-EKONOMİK GELİŞMİŞLİK DÜZEYİNİN İNCELENMESİ Harun SARAÇ, Ömer Faruk BÖLÜKBAŞI ve Uğur SİVRİ KALKINMA AJANSLARININ İLLERE OLAN KATKISI; DOĞU KARADENİZ KALKINMA AJANSI VE RİZE ÖRNEĞİ / Ceyhun AKYOL ÇALIŞTAYLAR SEMPOZYUM ÖZETİ

8 10 SUNUŞ Bölgesel politikaların temel hedefi; ekonomik gelişmeyi sağlamak, bölgeler arası gelişmişlik ve kalkınma farklarını ortadan kaldırmak, rekabet gücünü korumak ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Bu nedenle, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak, bölgesel kalkınma stratejileri üzerine yapılan çalışmaları destekliyor ve üniversitelerin birer aktör olarak kalkınma süreçlerine katkı sağlamasını bir zorunluluk olarak görüyoruz. Kalkınma olgusu günümüzde kuşkusuz tek başına bir anlam ifade etmiyor. Sürdürülebilirlik ve yenilikçi kalkınma modelleri dünyada sıkça dile getiriliyor. Bölgesel ve yerel aktörler bu sürecin en dinamik ve ana unsurları olarak görülüyor. Bölgesel kalkınma politikalarında kentler ön plana çıkıyor. Kentler, ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma adına merkezi hükümetlere bağımlı kalmayarak, artan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması, eşitsizliklerin giderilmesi ve çevresel sorunlar gibi pek çok alanda da yerel ve bölgesel imkânlar dâhilinde alternatif stratejiler geliştiriyorlar. Bu bağlamda; bölge ve kent düzeyinde oluşturulan katılımcı ve çok paydaşlı işbirliklerini, üniversite olarak son derece önemsiyoruz. Ülkemizin sahip olduğu kalkınma vizyonunun, son yıllarda özellikle yerel ve bölgesel kalkınma sürecine odaklanması; kalkınma ajanslarının kurulmasını, yetişmiş insan kaynağını ve artan finansman imkânlarını beraberinde getirmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı nın yeniden yapılandırılması ve Kalkınma Bakanlığı nın kurulmuş olması da kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından fevkalade önemli gelişmelerdir. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Maltepe Ünviversitesi ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı nın ortak katkılarıyla; çay, lojistik ve turizm temaları kapsamında gerçekleştirilen II. Rize Kalkınma Sempozyumu nun, yerel ve bölgesel işbirliği mekanizmalarına önemli katkı sağlayacağına ve diğer aktörler için örnek teşkil edeceğine inanmaktayım. Rize nin kalkınma stratejilerinin ve politikalarının oluşturulmasına katkı sağlamak amacıyla hayata geçirilen Rize Kalkınma Sempozyumu serilerinin ve katılımcıların bilimsel çalışmaları çerçevesinde bilim kurulunun katkılarıyla derlenen sempozyum kitabının etki alanının, Rize yle sınırlı kalmayacağını, Doğu Karadeniz Bölgesi nin kalkınma süreci için de önemli bir referans olacağı kanaatindeyim. Bu doğrultuda; sempozyumun gerçekleştirilmesinde ve sunulan bildirilerin yayın haline getirilmesinde emeği geçenlere en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Prof. Dr. Arif YILMAZ Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektör

9 11 ÖNSÖZ Rize nin kalkınma potansiyeline katkı sağlamak amacıyla ilki 2012 yılında gerçekleştirilen ve gelenekselleşmesi yönünde karar alındığı üzere 3-4 Mayıs 2013 tarihlerinde Rize de ikincisi icra edilen Rize Kalkınma Sempozyumu nun bu yılki temaları; üç temel sektör, çay, lojistik ve turizm olarak belirlenmiştir. Doğu Karadeniz özelinde Rize nin sektörel büyüme potansiyelinin değerlendirilmesi planı doğrultusunda ilgili tarihlerde gerçekleştirilen sempozyum ile Rize nin geleceğine yönelik sektörel büyüme ve gelişme ihtimallerinin ortaya konulması ve kentin kalkınmasının önünü açacak strateji ve vizyon arayışlarına katkıda bulunulması amaçlanmıştır. II. Rize Kalkınma Sempozyumu nun hayata geçirilebilmesinde, 2012 yılında olduğu gibi bu yıl da itici güç olan Recep Tayyip Erdoğan ve Maltepe Üniversitelerinin değerli akademisyenleri öncülüğünde, bölgenin ve şehrin en önemli ekonomik faaliyetlerinin başında gelen çay üretiminin ve üreticilerinin geleceği, çayın elde edilmesindeki tüm süreçlerin geliştirilerek iyileştirilmesi ve çayın ulusal ve uluslararası piyasalarda değeri gibi bir dizi alt başlık özelinde ele alınan çay sektörü, sempozyumun ana teması olarak belirlenmiştir. Aynı doğrultuda Rize nin ve bölgenin ulusal ve uluslararası ticaret ve lojistik imkânlarının nasıl arttırılabileceği ve bu yönde gelişme sağlanabilmesi için ne gibi stratejilerin oluşturulması gerektiği şeklinde tartışmaların ele alındığı lojistik sektörü, sempozyum temalarından bir diğeri olmuştur. Sempozyumun üçüncü teması olarak da; ilin mevcut turizm alt yapısı, hali hazırda sunduğu turizm faaliyetleri ve bu faaliyet alanlarına dair temel sorunlar, yeni turizm alanlarının oluşturulması ve alternatif turizm imkanları gibi farklı bağlamlarda sektörel gelişme ve sorunların tartışılarak bölgesel bir turizm stratejisi oluşturulmasına yönelik, turizm sektörü seçilmiştir. Recep Tayyip Erdoğan ve Maltepe Üniversiteleri özelinde kurgulanan, düşünsel ve akademik çeşitlilik düzleminde ve ana hedefler çerçevesinde gerçekleştirilen II. Rize Kalkınma Sempozyumu, farklı bölgelerden ve üniversitelerden çok sayıda akademisyeni ve diğer paydaş katılımcıları bir araya getirebilmeyi başararak, kentin üç ana sektör bazında büyüme ve kalkınma potansiyelini irdelemeyi amaçlamıştır. II. Rize Kalkınma Sempozyumu kapsamında çay, lojistik ve turizm konuları; 3-4 Mayıs 2013 tarihlerinde tüm gün boyunca sürdürülen ana oturumlar, paralel oturumlar ve lisansüstü öğrencilere yönelik özel bir seans dahil olmak üzere çok sayıda sözel ve poster bildiri ile ele alınmıştır. Sempozyum boyunca üç ana başlık altında gerçekleştirilen birleşimlerin yanı sıra, son gün alt başlıklar özelinde düzenlenen çalıştaylarla da; özellikle belirlenen sektörler, genel olarak ise Rize nin kalkınmasına dair uygulanabilir çözüm önerileri üretilebilmesi ve nihayetinde bölgesel bir eylem planının ortaya çıkartılması hedeflenmiştir.

10 12 Ayrıca; sunulan tüm çalışmalar ve gerçekleştirilen çalıştaylar bağlamında elde edilen bulgular, yayımlanan sonuç bildirgesi içerisinde yer almıştır. İki günlük programın sonunda Sempozyum Düzenleme Kurulu ve çalıştay moderatörleri tarafından hazırlanmış olan sonuç bildirgesi ile programın genel bir değerlendirmesi yapılmış ve sektörel sorunların genel tespiti ile öneriler içeren bir eylem planı kamuoyu ile paylaşılmıştır. Gerek sempozyumda sunulan bildiriler, gerek bildirilerin yer aldığı oturumların sonlarında düzenlenen çalıştaylar gerekse de sempozyum özetinin yer yer aldığı bu kitap ile Rize nin kalkınma potansiyeline yönelik üretilen teorik ve pratik çabaların daha geniş kitlelere ulaşacağı düşünülmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmiş olan sempozyuma katkılarından dolayı Düzenleme Kurulu başta olmak üzere Recep Tayyip Erdoğan ve Maltepe Üniversitelerinin akademik personellerine, sempozyum boyunca düzenlenen faaliyetlere doğrudan destek veren Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı na, sempozyum katılımcılarına ve bu süreçte görev alan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Enformasyon Birimi nin tüm üyelerine ve son olarak; ortaya çıkan eserin istifadenize sunulabilmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimizle... Rize, Temmuz 2013 Saim C. BERİTAN / Emre YILDIRIM

11 13 çay

12 14 ÇAY BORSALARININ İŞLEYİŞİ VE SEKTÖRE KATKILARI Hamit VANLI Yrd. Doç. Dr., Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ÖZET: Çay bitkisinin yetişmesi iklim ve toprak istekleri bakımından özellik arz etmektedir. Bitkinin gelişme periyodu yine bu isteklerle sıkı sıkıya ilişkilidir. Bu hadise kalitede standart yapı oluşumunu fevkalade kısıtlı hale getirmektedir. Kuru çay elde edilmesi ise yine aynı şekilde ürün özelliği itibariyle, tüketim pazarından çok uzak bölgelerde gerçekleşmektedir. Tadım esasına bağlı tüketimini etkileyen faktörler arasında yıllık üretim miktarı ve fiyatı ön plana çıkmaktadır. Pazarda ürün farklılaşmasına giderek, değişik tüketici gelir gruplarına sunmak, sektörde geliri maksimum kılmaktadır. Sektörde pek çok faktöre bağlı olarak tedarik zinciri sürecinde elde edilen ürünün paydaşlarının gelirlerine bağlı, kazan- kazan esasına göre hizmet vermelerinin en sağlıklı yöntemi, bugün ürün borsasında gerçekleşmektedir. Dünyada uygulanan bu sistemin Türkiye de tarım ürünlerine adaptasyonunun hemen başında bulunmaktayız. Önceleri devlet tekelinde bulunan çay üretim ve fiyatlandırma sistemi, 1984 yılında özel sektöre açıldıktan sonra değişik boyutlara taşınmıştır. Kuru çayda borsa sistemini oluşturmak ve uygulamaya koymak paydaşların yararına olacaktır. Anahtar kelimeler: Çay Borsası, Kalite, Kantite, Fiyatlandırma. 1. GİRİŞ Çay bitkisi Doğu Karadeniz yöresinin doğal florasında bulunmaz. Araziye sonradan adapte olmuş Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en genç bitkisidir. Toplum tarafından kabul görmüş her geçen yıl tüketimi hızla artmaktadır. Yöreye ve Türkiye ekonomisine değer katmaya devam etmektedir. Bu konu ile bağlantılı olarak: Doğu Karadeniz yöresinde li yıllarda ön plana çıkan bir deyiş vardır: Çay parası ne tatlı Evi yaptum beş katli Yalın ayak gezen köylü Gezeyi kravatli Bu yıllarda Türkiye ekonomisinde ithal ikamesi modeli uygulanmaktadır. Kendi kendine yeten bir sistem üzerinde durulmaktadır. İthalata minimum döviz harcanması esas alınmıştır. Bu yolla sanayi yüksek gümrük duvarları ile korunacak, iç tüketim fazlası özelikle sanayi malları ihraç edilecekti. Bu bağlamda Kahve ve çay ithalatı yasaklanmıştı. Kahve Türkiye de yetişmediği için yerine çay ikame ürün olarak düşünülmüştü. Nitekim kahvehaneler isim değiştirmiş ve çayhane olmuştu.

13 15 Yaş yaprağı üreticiden satın almak işlemek iç ve dış piyasaya satmak devlet tekeli altında bulunuyor. Destekleme alımları ile müstahsile iyi fiyat veriliyordu. Ayrıca satın alınıp fabrika kapasitesini aşan ve işlenemeyen bir kısım yaprak imha edilemiyordu. Türkiye de ithal ikamesi modeli sonuç vermeyince bunun yerine, Piyasa Ekonomisi ve İhracata Yönelik Sanayileşme ile büyüme modeli 1980 yılında uygulanmaya konmuştur. Bu bağlamda 1984 yılında çayda devlet tekeli ortadan kaldırılmıştır. Problemler ise devam etmiştir. Kısaca 2012 yılına bakacak olursak, Çaykur yaş yaprağa 1.10 Lira kilosuna ödeme yaparken, Hazineden sermaye artırımı yoluyla sübvansiyon almıştır. Özel Sektör Firmaları ise ortalama 0.70 Lira ile bir kilosunu gerçekleştirmiştir. Özel Sektörün kısaca 497 bin ton yaprak aldığını var sayarsak üreticinin kabaca kaybı 200 milyon liradır. Bu meblağdan bazı firmalar direkt yararlanırken bir kısmı da indirekt gelir elde etmiştir. O halde Dün düne kaldı cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım ın zamanı geldi ve geçmektedir. İşte bu yeni söylenecek şey Ürün İhtisas Borsası dır. Ürün ihtisas borsaları Türkiye için yenidir. Yeni gündeme gelmektedir. Dünya da çok eski tarihi vardır. Kahve, kauçuk, şeker, buğday, çay bu ürünlerin bazılarıdır. Colombo Çay Borsası nda özel bir uluslararası şirkette operasyon işlemi yapan ekip içinde 10 yıl müddetle yer aldım. 2. ÜRÜN İHTİSAS BORSASININ ÖNEMİ Ürün ihtisas borsaları, tek bir üründe uzmanlaşma sağlanan ve sadece o ürünün işlem gördüğü borsalardır. Çay üreten ülkeler için ürün ihtisas borsasının önemi aşağıdaki şekilde maddeler halinde ifade edilebilir: Piyasa, pazar ekonomisinin düzgün işlemesi için çok önemli, adil bir sistemdir Bütün alıcı ve satıcıları bir araya getirir Üretim ve talep dengesini oluşturur. Talebin gizli kalmasını önleyerek açığa çıkarır Ürün fiyatını arz-talebe göre belirler. Fiyata hiçbir otorite müdahale edemez Kaliteyi otomatik olarak fiyatla teşvik eder Satıcının çok alıcının az olması halinde fiyat düşer. Borsada ise satıcı az alıcı çok olduğundan fiyat yükselir

14 16 Müstahsil-İmalatçı işbirliğini temin eder. Kalite ve miktardan her iki grup ekonomik olarak müteselsilen sorumludur. Burada kazankazan sistemi doğal çalışır Müstahsil ve imalatçıya zaman zaman eğitim verdirir. Yeniliklere adapte olmalarını sağlar Kalite kontrol analizleri yapar. Standart dışı ürünlerin piyasaya çıkmasını önler Her çeşit istatistiki veriyi yayınlar. Hiçbir konu gizli kalmaz. 3. DÜNYADA LİDER ÜLKELERDE KURU ÇAY ÜRETİMİ; BORSA SAYILARI VE KURULUŞ YILLARI Önde gelen çay üreticisi ülkelerden sadece Çin ve Türkiye de çay borsası mevcut değildir. Çin in geleneksel devletçi yapısı sebebiyle, liberal bir uygulama olan borsa konusunda çekimser davranması anlaşılabilir. Önde gelen çay üreticisi ülkelerdeki çay borsası sayıları ve ilk çay borsasının kuruluş yılları aşağıdaki Tablo da gösterilmiştir. Ülke 2012 Üretimi (bin ton) Borsa Sayısı Kuruluş Yılı Çin Hindistan Kenya Sri Lanka Türkiye Bangladeş Endonezya Malawi ÇAY SEKTÖRÜNDE TARAFLAR Çay sektöründe yaş çaydan kuru çaya, paketleme, pazarlama ve nihai tüketiciye kadar çeşitli paydaşlar mevcuttur. Sektörde rol alan ilgili tarafların bir listesi aşağıda yer almaktadır. İmalatçı Müstahsil Paketlemeci

15 17 Toptan ve Perakendeciler Tüketici Devlet Bahçeler Brokerler Lisanslı Depoculuk. 5. ÇAY BORSANIN TARAFLARA FAYDALARI Çay üreten ülkelerden edinilen bilgilere göre, çay borsasının sektördeki bütün taraflara yararlı olduğu anlaşılmaktadır. Çay borsasının taraflara sağladığı faydalar aşağıda sıralanmıştır: Yaş yaprağın temini ve kuru çay elde edilmesi, sektörün karmaşık yapısını bünyesinde bulundurduğundan, en iyi çözümü sunar Dünyada genel kabul, bu problemlerin %80-90 ı kuru çay elde edilmesindeki safhaya aittir Üretim ve satışları düzenli hale getirir Sektöre teknik danışmanlık hizmeti verir. Pazar isteğine göre üretim yaptırmayı yönlendirir Kalite, fiyat, satışlar ve ödemeler güvence altına alınır Dökme kuru çay depolanır İstatistik ve sağlıklı veri tutulur İmalatçı Çay imalatçısı dediğimiz, yaş çayı işleyen ve kuru çay haline dönüştüren çay işleme (tea processing) atölye ve fabrikalarıdır. Çay borsasının çay işleme birimlerine olası faydaları aşağıda sıralanmıştır: Alıcı firmalara kuru çayların kalitesi ve miktarının numunesini görme olanağı sağlar Kısa sürede büyük miktar, en iyi fiyat ve satışına imkân verir Pazardaki hareketi ve dalgalanmaları kontrol altına tutar Ürünü rekabet ortamında satacak tek kanal işlevi görür Güvenli ve zamanında peşin ödeme yapılır

16 18 Kalitede Kodeks dışı ürünlerin piyasaya çıkmasına engel olur Düzenli nakit akışı sağlanır Müstahsil Çay müstahsili, çay tarımı yaparak yaş çay yaprağı üreten çay çiftçisidir. Çay borsası, yaş çay üreticisine önemli katkılar sunduğu gibi, onun imalatçı ile olan ilişkisini de düzene sokar. Borsanın çay müstahsiline olası katkıları aşağıda sıralanmıştır: Türkiye de olduğu gibi küçük ve büyük müstahsillere uygun bir sistemdir İmalatçı firmayı serbestçe seçer veya zaman içinde değiştirir İmalatçı ile birlikte yaş yaprak kalite standardı, teslim ve satış programı yapar Toplama zaman ve periyodunu tespit eder. Böylece masrafları minimum olur Kaliteli ürün toplamayı teşvik eder. Kaliteli yapraktan kaliteli veya kalitesiz kuru çay elde edilir. Kalitesiz yapraktan kaliteli kuru çay yapılamaz Her ay sonunda muntazam yaprak parasını alır Arzu ederse imalatçı veya diğer kurumlardan kredi alır Paketlemeci Çay paketlemesi yapan işletmeler, çay borsasının alıcısı durumunda olan birimlerdir. Çay borsası, müstahsil ve imalatçı gibi, çay paketlemecisine de önemli katkılarda bulunur. Çay paketlemecisine borsanın katkıları aşağıda sıralanmıştır: Kaliteli dökme kuru çay seçme imkânı verir Düzenli standart ürün temin etme ve gelecekle ilgili plan yapar Kalite güvencesi ve çay teslimatını garanti altına alır Merkezi satın alma maliyeti düşer Tüketicinin istediği kalite ve miktarda her zaman paketleme yapar. Marka imajı oluşur Satışlar peşin esaslıdır Rakip firmalarla paketli çay maliyetleri arasında fazla sapma olmaz.

17 Toptan ve Perakende Satıcılar Paketli çayları dağıtan ve pazarlayan toptancı ve perakendeciler, tıpkı sektörün diğer aktörleri gibi çay borsasından önemli yararlar sağlarlar. Çay borsasının toptancı ve perakendelere sağladığı faydalar aşağıya çıkarılmıştır: Kalite ve miktar olarak her zaman paketli ürün bulur Marka güvencesine sahip olur Pazar için uzun vadeli program yapar Satışa konsantre olur. Reklam ve tanıtıma daha çok zaman ayırır Kendilerine özgü tüketici grup oluşturur Rakip fiyatlarla aralarında satışta fazla sapma olmaz Paketli çaylardaki rekabet fiyatı aşağı çeker Pazarda daha iyi hizmet veren daha çok kazanır Tüketici Bütün faaliyetler gibi, çay üretim ve pazarlama faaliyetleri de nihai tüketiciyi memnun etmeyi amaçlamaktadır. Müşteri memnuniyetinin artırılması ve geliştirilmesi bağlamında, çay borsasının tüketiciye olan faydaları aşağıya çıkarılmıştır: - Piyasada devamlı aynı kalitede ürün bulur. Tadım damak tadı oluşur - Sağlıksız çayların piyasada satılması önlenerek aldatılmaz - Çok farklı markalar arasında tercih yapar - Fiyat rekabeti sayesinde kaliteli ürünü ucuza alır Devlet Devlet ister ülkemizdeki gibi bir çay işletmesinin sahibi olsun, isterse sektörde işletmeci olarak yer almasın, çay sektörünün iyi işleyişinden ve topluma olumlu katkı sunmasından yararlanır. Çay borsasının devlete olası katkıları aşağıya çıkarılmıştır: Çay alım ve satımı şeffaf bir ortamda gerçekleşir. Her işlem kayıt altına alınır Alt yapı gelişir, istihdam artışına katkı sağlar Doğru ve güncel istatistiki bilgiler elde edilir Kaliteli yaprağa daha çok destekleme primi üreticiye vererek adalet tesis edilir

18 20 Vergi toplamada şeffaf olunur, zamanında ve kolaylık sağlar. Vergi tabana yayıldığından haksız rekabet ortadan kalkar Kaçak çayların piyasaya girmesi, ekonomik olarak önlenir Bahçeler Çay bahçeleri, müstahsilden tüketiciye kadar çok sayıda paydaşı ilgilendiren çay için en önemli parametredir. Çünkü çayın kalitesini büyük oranda çay bahçeleri belirleyebilmektedir. Çay borsasının çay bahçesine katkıları aşağıda sıralanmıştır: Çay ocağı konuşamaz. Ne istediğini vücut dilinden anlarız Bakım, budama ve toplama gibi kültürel tedbirler zamanında alınmasını teşvik eder Kaliteli ve bol yaprak temin edecek şekilde gübreleme çalışması yapılır. Organik yaprak temini ön plana çıkar Çaylıklarda uzun vadeli program uygulanır. Gelecekle ilgili planlar yapılır Yaşlı ve verimden düşmüş çaylıkların bir program dahilinde sökülerek yenilenmesi sağlanır Klon çay fidanı yetiştiren ve müstahsile satan firmalar oluşur. Devlet bu firmaları ayrıca destekler Küçük çay bahçelerini kullanımda birleştiren ve yaprak toplayıp satan firmalar oluşur Sürgün dönemlerinde daha uzun müddetle bahçelerden taze yaprak toplamak mümkün olur İmalat fabrikaları sezonda daha yüksek kapasitede çalışır. Verimlilik artar. İmalat maliyetleri azalır Bahçelerden daha az maliyetle yaprak elde edilir ve müstahsil geliri artar Akredite Brokerler Çay borsasında alım ve satıma aracılık eden brokerler (komisyoncular), varlığını çay borsasına borçlu olan ve çay borsasından doğrudan etkilenen unsurlardır. Brokerlerin çay borsasından sağladıkları faydalar şöyle sıralanabilir: İmalatçı adına dökme kuru çayı açık artırma suretiyle satışa hazırlayan akredite olmuş firmalardır Sayıları sınırlıdır. Türkiye şartlarında 4 veya 5 tane olması arzu edilir

19 21 İmalatçıları ve müstahsili ticari ve teknik bilgilendirir Kuru çayların kendi içinde standart olmasını temin eder Parti esasına göre numune temin eder, satış öncesi akredite alıcılara dağıtım yapar Ürün satış kataloğu hazırlar. Bunu genelde her hafta yapabilir Satılacak her partinin işari fiyatını tespit eder Hizmet karşılığı satış bedeli üzerinden %1 veya 1,5 pay alır Akredite Alıcılar Çay borsasının kurulmasından en fazla yararlanacak kesimlerden biri de akredite alıcılardır. Borsada satışa sunulan çayların alıcısı olabilmek için akredite olması gereken alıcılar, kuru çay ürünlerine kolayca ulaşma ve bedelini ödeyerek elde etme imkânı bulurlar. Akredite alıcıların sağladığı faydalar şunlardır: Kendi firması veya 3.firma adına borsada işlem görmeye yetkili firmalardır Satış öncesi numune ve katalog temin eder Satışa konu ürünlerin kalitesini tespit eder Arz-talebe göre önceden fiyat tahmininde bulunur Borsada açık artırma ile ürün satın alır Verilen müddet sonunda satın aldığı ürünün parasını öder ve sonra kendi deposuna aktarır Haftalık ürün raporu hazırlar ve yayınlar İkili anlaşmaya göre hizmet karşılığında sınırlı miktarda komisyon alır Lisanslı Depoculuk Satılmak üzere çay borsasına gönderilen çayların depolandığı birimler, lisanslı depolardır. Bu işi yapan işletmeler ise lisanslı depoculuk hizmeti veren kuruluşlardır. Çay borsasının bu işletmelere faydaları şöyle özetlenebilir: Kanun çerçevesinde depo kuran ve işleten firmalardır Depolar ürün kalitesini muhafaza edecek şekilde olmalıdır Güvenilir firmalardır

20 22 Ürün depoya hasarsız alma ve hasarsız teslim etme görevi vardır Depo kirası olarak belli bir ücret alır. 6. SONUÇ Topraktan bardağa kadar uzanan çay tedarik zincirinde paydaşların hak ettikleri katma değeri sektörden adil bir şekilde almaları için, ürün borsası, piyasa ekonomisi uygulanan ülkelerde önemli bir araçtır. Bu konu Türkiye gibi beş ay üretim ve on iki ay tüketimi yapılan ve tarım ürünleri gümrük tarifeleri ile korunan ülkelerde çok daha önemli hatta zaruridir. Geç kalınmış uygulamadır. KAYNAKLAR Kaçar, B. (2009), Çay Bitkisinin Biyokimyası, Gübrelemesi, İşleme Teknolojisi, Nobel Bilim ve Araştırma Yayın No. 64, İstanbul. Saklı, Ali Rıza, (2008), Türk Çayının Dünü ve Bugünü: Çayın Bölge Tarihinde ki Yeri ve Çaykur un Üreticiye Devri İçin Bir Model Çalışması, Kaknüs Yayınları, İstanbul. Vanlı, H. (2012), Türkiye Çay Sektörü, Lojistik Derneği(LODER),Sayı:24, İstanbul. Vanlı, H. (2012, Rize 2023 Vizyonu, Sektörel Kalkınma Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Yayınları, Rize. Vanlı, H. (2009), Dubai, Hindistan ve Sri Lanka Çalışmaları.

21 23 ÇAY SEKTÖRÜNDE ÜST KURULUŞ İHTİYACI VE SEKTÖRE KATKILARI Ali Rıza SAKLI Yrd. Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ÖZET: Türk çaycılığında 1973 yılında faaliyete başlayan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü nden (Çaykur) önce sektörde ikili bir yapı mevcuttur. Bu dönemde, çayın tarımından Tarım Bakanlığı, sanayisinden ise Tekel Genel Müdürlüğü sorumlu olmuştur. Bu yapının yararlı olmadığı, sektörün tamamının tek merkezden yönetilmesi gerektiği düşünülerek, çayın tarımı ve sanayisi ile ilgili tüm görevler Çaykur a verilmiştir. Türk çay sektörü bundan sonra önemli gelişmeler kaydetmiştir. Yabancı çay üreticisi ülkelerden; Sri Lanka, Hindistan ve Kenya gibi ülkelerde, devlete ait çay işletmeleri bulunmamakla birlikte, devletler çay sektörünün yönetimini elden bırakmamışlar; düzenleme ve denetleme ihtiyacını karşılamak üzere Çay Kurulları kurarak sektörü yönlendirmişlerdir ten itibaren Türk çaycılığında özel sektöre faaliyet izni verilmiş ve sektördeki bütünlükçü yapı yeniden bozulmuştur. Çay tarımı Çaykur un yönetiminde kalmış olmakla birlikte, yeni kurulan özel sektör işletmelerinin yaptığı çay işleme, dağıtım ve pazarlama faaliyetleri tamamen denetimsiz kalmıştır. Bunun sonucunda sektör çok büyük zararlar görmüş, sektördeki sorunları tespit ederek çözüme kavuşturacak bir birim olmadığından, çok sayıda fabrika kapanmış ve bunun sonucunda çay müstahsili de mağdur olmuştur. Gelinen noktada çay sektörünün tamamına hâkim olacak; düzenleme ve denetleme ihtiyacını karşılayacak bir Çay Kurulu kurulması gerekli görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Çay, Çay Sektörü, Çay Kurulu. 1. GİRİŞ Dünya çaycılığının bin yıllarla ifade edilen tarihi geçmişi karşısında Türk çaycılığı, 1924 teki tarımsal denemeler ve 1938 de başlayan planlı üretim dönemi dikkate alındığında, oldukça yeni sayılır. Kurumsal gelişim bakımından da, benzeri bir duruma rastlanmaktadır. Türk çaycılığının örgütlenmesinde dikkat çeken nokta, başından itibaren sektörün, merkezi hükümetten ayrı bir fonksiyonel (hizmet) yerinden yönetim kuruluşu tarafından yönetilmesidir de planlı üretime geçilirken kurulan Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu (DZİK), özerk yapıda bir kurum olarak faaliyetini sürdürmüştür. Daha sonraki dönemlerde de çay sektörü, doğrudan merkezi hükümetin bakanlıkları tarafından değil, özerk yapıdaki kurumlar tarafından yönetilmiştir. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (Çaykur), özerk statüde bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olarak faaliyete başlamış ve aynı statüde devam etmektedir.

22 ten itibaren özel sektöre faaliyet izni verildikten sonra, Çaykur un sektörün tamamını kapsayan konumu değişmiş, çayın tarımından sorumlu olan bir Kamı İktisadi Teşebbüsü (KİT) olarak faaliyete devam etmiştir. Bu tarihten sonra kurulan çok sayıda irili-ufaklı işletmelerle ilgili herhangi bir üst organ veya kurul ihdas edilmemiş, genel mevzuat dâhilinde bu işletmelerin faaliyet göstermeleri beklenmiştir. Hâlbuki çay sektörü, bütün dünyada sıkı kuralların konulduğu, etkili denetimlerin yapıldığı ve sektörün tek merkezden yönetildiği bir yapı arz etmektedir. Türk çaycılığında mevcut fonksiyonel yerinden yönetim yapısının devamı, devlet ve özel işletmeleri kapsayan bir bağımsız düzenleyici kuruluş (üst kurul) oluşturulmasını gerektirmektedir. Hindistan, Sri Lanka ve Kenya başta olmak üzere birçok çay üreticisi ülkede sektör bu şekilde örgütlenmiştir. Bu görüşün zıddı, çay sektörünün tarım ve sanayi faaliyetleri olarak merkezi hükümet birimlerine verilmesi; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nın çaydan doğrudan sorumlu hale getirilmesidir. Ancak çay gibi, bir bütün olarak ele alınması ve gerekli uzmanlığın sağlanması zorunlu olan bir sektörün, tarımın genelinden sorumlu bakanlık tarafından ileriye götürülemeyeceği düşünülmektedir. DZİK benzeri bir düzenleyici kurul yapısında, birden çok tarım ürününün tek bir kurul çatısı altında yönetilmesi biçiminde görüşler zaman zaman seslendirilmektedir. Çay sektörü bakımından gerekli uzmanlığın sağlanmasını mümkün hale getiremeyecek böyle bir yapılanma, mevcut durumdan bile geriye gidiş anlamına gelecektir. Bir yerinden yönetim ve yönetişim çağı yaşadığımız düşünülürse, Rize de yürütülmekte olan çaycılık faaliyetleri ile ilgili kararların Ankara dan alınması, çaycılığa bir katkı sağlamayacaktır. Ayrıca, farklı sektör temsilcilerinin de yer alacağı böylesi bir kurulda, çayla ilgili olmayan insanların vereceği oylar çayın kaderini belirleyeceğinden, hiçbir şekilde yararlı bir sonuç ortaya çıkmayacaktır. Türk çay sektörünün içinde bulunduğu durumda, ne merkezi hükümet (bakanlık), ne de bir hizmet yerinden yönetim üst organı tarafından yönetilmediği açıkça ortada olduğundan, bir yönetim boşluğu yaşandığı söylenebilmektedir. Bu sebeple, 1984 ten sonra büyük bir girişimcilik örneği olarak kurulan 312 özel sektör çay fabrikası veya atölyesinden sadece 151 i faaliyetine devam edebilmektedir. Faaliyetini sürdüren işletmelerin sayısı her yıl azalmakta ve etkili faaliyet göstermede sorunlar yaşanmaktadır. Özel sektör işletmelerinin başarılı faaliyet göstermelerini sağlayacak sektörel yapılanmalarda eksiklikler olduğu anlaşılmaktadır. Eksikliği hissedilen kurumlardan biri Çay Kurulu ise, bir başkası da Çay Borsası dır. Çay işleme tesisleri için paketleme ve pazarlama faaliyeti gerektirmeyen, kaliteli kuru çayın yüksek fiyata alıcı bulabildiği Çay Borsası, özellikle paketleme, pazarlama, marka oluşturma, tutundurma vb faaliyetleri yapmada zorlanan küçük işletmeler için son derecede yararlı bir ortam sağlamaktadır. Paketleme

23 25 ve pazarlama, borsanın alıcısı olan; bu alanda uzmanlaşan işletmelerce yapılmaktadır. Bu iki sektörel organın yanında, beş maddelik bir çay kanunu ile sektörün sorunlarının çözülmesi mümkün olamayacağından, yasa ve mevzuat eksikliği de başat bir sorun olarak karşımızdadır. Çay sektöründe yaşanan sorunlar açıkça ortada olduğu gibi, bu sorunların hangi yapısal eksikliklerden kaynaklandığı da kolayca ortaya konulabilmektedir. Sektörde mevcut sorunların çözümü için yapılması gerekenler bilindiğine göre, çözümün sağlanamamasının ana sebebi siyasi irade eksikliği olarak görülmektedir. 2. TÜRK ÇAY SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ Başlangıcından itibaren Türk çay sektörünün kurumsal yapısı incelendiğinde, ilk çalışmaların Ziraat Genel Müdürlüğü altında yapıldığı görülür yılında Ziraat Genel Müdürü Zihni Derin in Rize de; mandalina, limon ve portakalın yanında çay da yetiştirilecek bir fidanlık kurulması talimatını verdiği ve ilk çalışmaların bu şekilde başladığı bilinmektedir. Zihni Derin in 3 Nisan 1924 te Ziraat Genel Müfettişi kadrosuna atanmasıyla, 1927 yılına kadar çaycılık faaliyetlerini bu sıfatla sürdürdüğü görülmektedir (Saklı, 2004). Zihni Derin in her iki görevi Ziraat Genel Müdürlüğü altında yaptığı düşünüldüğünde, Türkiye deki ilk çaycılık faaliyetlerinin sözü edilen Genel Müdürlük altında yapıldığı kabul edilmelidir. Ancak bu dönemde yapılan çaycılık faaliyetleri, zirai anlamda çay yetiştirilmesi denemelerinden ibaret olduğundan, sadece çay tarımı kısmının söz konusu olduğu söylenebilir de Zihni Derin in Ziraat Genel Müfettişliği görevinden ayrılmasıyla çaycılık faaliyetlerine ara verilmiştir yılında Ziraat Vekili Muhlis Erkmen in Rize ziyaretiyle, yörede çaycılığın geliştirilmesi imkânlarının incelenmesi görevinin Prof. Şevket Raşit Hatipoğlu na verilmesi önemli bir aşama olmuştur. Prof. Dr. Hatipoğlu tarafından Çay İktisadiyatı başlıklı kapsamlı çalışmanın yapılması Rize de çaycılık faaliyetlerinin yeniden başlamasının önünü açmıştır. Prof. Hatipoğlu nun çalışmalarına dayalı olarak Ziraat İşleri Umum Müdürlüğü tarafından hazırlanarak 1938 Ziraat Kongresi ne sunulan ve çay konusunda yapılacakları ayrıntılarıyla gösteren; «Meyvecilik-Bağcılık- Sebzecilik-Çay Genel Raporu ve Beş Senelik Program» yeni dönemi başlatan resmi uygulama olmuştur (Saklı, 2008) tarih ve 3308 sayılı Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu Hakkında Kanun la kurulan Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu (DZİK), 1938 den 1948 yılına kadar çay sektörünün de içinde bulunduğu bütün tarım işletmelerinin yönetimini üstlenmiştir. Özel hukuk hükümlerine tabi olarak kurulan DZİK, uhdesine verilecek zirai ve ticari müesseseleri işletmek, gerekli ziraat çeşitlerini gösterip yaymak üzere ziraat yetiştirme merkezleri tesis etmek ve aynı zamanda fabrika ve tesisler kurmakla görevlendirilmiştir.

24 26 DZİK in Genel Kurulu; Başbakan ın başkanlığında Maliye, İktisat ve Ziraat Bakanlıkları ile TBMM deki Bütçe, Sayıştay (Divan-ı Muhasebat), İktisat, Maliye ve Ziraat encümenlerince kendi üyeleri arasından üçer üye ile Danıştay (Şurayı Devlet) ve Sayıştay Başkanlarının katılımı ile oluşmaktadır. Kurum, başkan ve DZİK Müdürü dâhil beş kişiden oluşan bir İdare Meclisi tarafından yönetilecektir. İdare Meclisi nin başkanı ile müdür ve bir üye Ziraat Bakanlığı tarafından, bir üye Maliye Bakanlığı tarafından teklif edilir ve Bakanlar Kurulu nca atanır (DZİK, 1938) Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu, uhdesine verilen diğer tarım ürünleri ile birlikte çaydan da sorumlu olmuştur. Genel Kurula sahip olması sebebiyle bir tür üst kurula benzeyen DZİK, 1948 yılında çay sanayi işletmelerinin TEKEL Genel Müdürlüğüne verilmesine kadar, çay faaliyetlerini yürütmüştür yılında ilk çay işleme atölyesi kurulmuş, daha sonra bu atölyelerine sayısı artmakla birlikte ilk çay fabrikası ancak 1947 yılında Rize Merkez, Fener Mahallesinde kurulabilmiştir (Saklı, 2004). DZİK in çay konusundaki faaliyetlerinin yeterince etkili olamayışının nedeni, çayın dışındaki ürünleri de birlikte yönetmesi ve bu yüzden çayla ilgili gerekli uzmanlığa ulaşmada yeterli olamamasıdır tarih 5433 sayılı kanun ile çay dağıtımı ve işletmesi DZİK ten alınarak, TEKEL Genel Müdürlüğü ne verilmiştir. Bu Genel Müdürlüğün bağlı olduğu bakanlık ise Gümrük ve Tekel Bakanlığı olmuştur. Bu dönemde çay tarımı ile Ziraat Vekâleti ilgilenirken, sanayisinden TEKEL Genel Müdürlüğü sorumlu olmuştur. Bu dönemde ikinci çay fabrikası, 1951 yılında Pazar İlçesi Kirazlık mevkiinde kurulmuştur yılında 12 çay işleme fabrikası ile Ankara da bir paketleme fabrikası kurulmuştur yılına kadar işletmeye alınan çay fabrikası sayısı 19 a ulaşmış ve bu yıl üretim-tüketim dengesi kurularak çay ithalatına gerek kalmamıştır (Saklı, 2008) yılına kadar yaş çay ürünü mevcut çay işleme fabrikaları ile işlenirken, 1966 dan başlayarak ürün normunun 2,5 yapraktan 3,5 yaprağa çıkarılmasıyla üründe arz fazlası ortaya çıkmaya başlamış ve çay işleme sorunu belirmiştir den başlayarak, işlenemeyen yaş çay ürünlerinin imha edildiği görülmektedir. TEKEL Genel Müdürlüğü döneminde, kurumun aynı anda çay dışındaki diğer tekel niteliğinde olan ürünlerle de ilgilenmesi sebebiyle gerekli uzmanlığın sağlanması sorunu devam etmiştir. Bunun yanında, çay tarımının Tarım Bakanlığına, çay işleme ve dağıtımının ise TEKEL Genel Müdürlüğü ne verilmiş olması sebebiyle eşgüdüm sorunları ortaya çıkmıştır yılında çıkarılan 1947 sayılı Çay Kurumu Kanunu ile bir İktisadi devlet Teşekkülü olarak Çay Kurumu Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Kurum 1973 yılında sadece çaydan sorumlu bir kuruluş olarak faaliyete başladığında, 32 yaş çay işleme fabrikası ve 3 paketleme fabrikasını TEKEL Genel Müdürlüğü nden devraldığı görülmektedir (Çaykur, 2000).

25 27 Çay sektöründe, çay tarımı ve sanayisinin farklı birimlerin sorumluluğunda olmasından kaynaklanan eşgüdüm sorunlarını ortadan kaldırmak ve çay tarımını ve sanayisini ekonomik ve sosyal yönden daha etkin hale getirmek amacıyla, çaydaki bütün faaliyetlerden Çay Kurumu sorumlu hale getirilmiştir (Çaykur, 2002). Çay Kurumu nun kurulmasıyla, hem çay sektörünün bütününü kuşatan bir yaklaşım benimsenmiş, hem de sadece çayla uğraşacak bir kurum oluşturularak, konu ile ilgili gerekli uzmanlığın sağlanması mümkün olabilmiştir yılında 32 yaş çay işleme fabrikası devralan Çaykur, 1984 te çayda özel sektör faaliyetlerine izin verildiğinde 45 yaş çay fabrikasına sahiptir yılında yıllık kuru çay üretimi ton iken, 1984 yılında tona ulaşmıştır (Sarıahmetoğlu vd., 1973: 45). Daha önce var olan üç paketleme fabrikasının geliştirildiği, sağlanan üretim artışını paketleyebilecek kapasite artışının oluşturulduğu anlaşılmaktadır tarih ve 3092 sayılı Çay Kanunu ile çaydaki tekel kaldırılmış; sektörde özel sektörün faaliyetlerine serbestlik tanınmıştır yılında başlayan bu yeni dönemde; çay tarımı, üretimi, işletmesi ve satışı serbest bırakılmıştır. Yeni dönemde çayın tarımından Çaykur sorumlu olmaya devam etmiş, ama çay işleme, paketleme ve pazarlama faaliyetlerinde hiçbir kurum tarafından düzenlenmeyen ve denetlenmeyen bir alan ortaya çıkmıştır yılından başlayarak kurulan çok sayıdaki irili ufaklı çay işleme fabrika ve tesislerinin önemli bir kısmı kapanmıştır e kadar özel sektör fabrika veya tesis sayısının 312 ye ulaştığı ve 1999 yılına kadar bunlardan 144 adedinin kapandığı anlaşılmıştır. Kapanan fabrikaların faaliyete devam edenlere oranla daha küçük kapasite ortalamalarına sahip oldukları da anlaşılmıştır (Saklı, 2004). Rize Ticaret Borsası tarafından, kurulan ve kapanan fabrika sayılarının daha yüksek olduğu yönünde açıklamalar yapılmaktadır, ancak şimdiye kadar bu konuda bir istatistik yayınlamamışlardır. Çay işleme alanında yaşanan ve çay müstahsiline de olumsuz olarak yansıyan bu sorunların yanında, çok sayıdaki irili ufaklı yaş çay işleme fabrikalarından kaynaklanan standart dışı paketleme ve paket taklitçiliği olayları da geniş ölçüde yaşanmıştır. Bütün bu sorunların çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli olan ve sektöre bir bütün olarak bakabilecek bir üst yönetim örgütünün bulunmayışı sorunların katmerlenmesine yol açmıştır. 3. DİĞER ÇAY ÜRETİCİSİ ÜLKELERDE KURUMSAL YAPILANMA Tarımsal ürünlerle ilgili devlet yapılanmasında iki farklı uygulamadan bahsedilebilmektedir. Bunlardan biri, ülkenin tarımından sorumlu olan bakanlığın, diğer ürünler gibi çaydan da sorumlu olduğu yapıdır. Tarım Bakanlıkları, merkezi hükümetin bir organı olarak, çayla ilgili düzenleme ve denetleme görevini yapmakta, sektörde yerinden yönetim söz konusu olmamaktadır.

26 28 Çayla ilgili düzenleme ve denetleme yetkilerinin Bakanlıklardan alınarak, bağımsız düzenleyici kurullara verildiği diğer model ise, sektörde yerinden yönetim uygulandığı anlamına gelmektedir. Ürün veya hizmet bazında uygulanan yerinden yönetime; fonksiyonel yerinden yönetim veya hizmet yerinden yönetim adı verilmektedir. Bu modelde yerinden yönetim yetkisini kullanan düzenleyici kurullara özerklik verilmektedir. Aşağıda her iki modelin uygulandığı çay üreticisi ülkelerdeki uygulamalara değinilecektir Sektörü Bağımsız Düzenleyici Kurulların (Üst Kurullar) Yönettiği Ülkeler Hindistan, Sri Lanka, Endonezya, Kenya, Bangladeş ve Tanzanya da çay sektörleri, Bağımsız Düzenleyici Kurullar veya Üst Kurullar denilen yapılar tarafından yönetilmektedir. Bu kurullar için kullanılan genel kavram Çay Kurulu (Tea Board) kavramıdır Hindistan Çay Kurulu 1953 yılında çıkarılan Çay Kanunu ile Hindistan Çay Kurulu ve Hindistan Çay Ruhsatlandırma Komitesi kurulmuştur. Hindistan Çay Kurulu, merkezi hükümetin denetimi altında çay sektörünün gelişimini desteklemekle sorumlu olmuştur de Ticaret Bakanı nın katıldığı bir toplantıda, iç tüketimin üzerinde çay üretilmesi ve dışarıda satılması için gerekli tedbirlerin alınması yönünde bir karar alınmış ve bu kararın uygulanması görevi Çay Kurulu na verilmiştir (Karmakar and Banerjee, 2005). Hindistan Çay Kurulu, Ticaret Bakanlığı altında faaliyet gösteren bir merkezi hükümet kuruluşudur. Kurul da başkan dâhil 31 üye bulunmaktadır. Üyeler arasında; Ulusal Meclis temsilcileri, çay üreticileri, çay tüccarları, çay simsarları (brokerları), tüketiciler, başlıca çay üreticisi eyalet hükümetleri temsilcileri ile ticaret birlikleri temsilcileri yer almaktadırlar. Çay Kurulu nun; İcra Komitesi, Çay Destekleme Komitesi, Gelişme Komitesi, Kuzey Hindistan Belgelendirme Komitesi ve Güney Hindistan Belgelendirme Komitesi olmak üzere beş adet komitesi mevcuttur (India Teaboard; 2013) yılında yapılan bir düzenleme ile bütün çay imalatçısı firmaların Çay Kurulu ndan belge almaları ve ürettikleri çayın %75 ini çay borsaları üzerinden satmaları yönünde karar alınmıştır. Bu şekilde Çay Kurulu sistemin ruhsat ve belge sağlayan merkezi bir organı olmuş ve boşa sisteminde önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Hindistan da; Kalküta, Siliguri, Guvahati, Koşin, Koonoor, Koimbatore ve Amritsar da olmak üzere yedi adet çay borsası mevcuttur (Karmakar and Banerjee, 2005). Hindistan Çay Kurulu nun önemli işlevleri şöyle sıralanmaktadır (Kadavil, 2007: 52): Çay sanayisini geliştirmek ve desteklemek, Çay yetiştirilen alanları genişletmek ve çay üretimini artırmak,

27 29 Kalite geliştirme programlarıyla yaş çay yaprağının ve kuru çayın kalitesini geliştirmek, Çay ihracatını artırmak için destek kampanyaları yürütmek ve yerel destekler sağlamak, Çiftçilerin kooperatif çalışmalarını desteklemek, Gelişme ve verimlilik programları uygulamak ve pazarlanabilirliği geliştirmek, Yaş çay yaprağı kalitesini geliştirmek üzere kendine yardım grupları oluşturmak, Araştırma-Geliştirme faaliyetlerinde inisiyatif almak, Küçük çiftçiler için fiyat bölüşüm formülü ve fiyat sübvansiyon programı geliştirmek. Hindistan Çay Kurulu nun, çay ihracatında istenen kalite seviyesinin sağlamak üzere gerekli tedbirleri almakla görevi vardır. Bu amaçla Çay Kurulu; (a) alınan her çay siparişini incelemek, (b) kredi talep eden ihracatçının onu hak edip etmediğini belirlemek, (c) çay yükleme esnasında etkili denetimler yapmak, (d) boşaltmadan sonra rastgele denetimler yapmak ve (e) her ihracat için öngörülen koşulları yerine getirenler için Çay Kurulu logosunun zorunlu kullanımını sağlamakla görevlidir (Karmakar and Banerjee, 2005). Çay Kurulu nun bir başka uygulaması, sermaye maliyeti olan projelerde %20 sermaye katkısı sağlamaktır. Bu projeler, çay tarım alanlarını geliştirme, üretim kapasitesi geliştirme ve benzeri amaçlı olabilmektedir. Ancak, kredi talep eden işletmenin tatmin edici bir sicile sahip olması zorunlu görülmektedir. Küçük çiftçiler, ancak Çay Kurulu tarafından tavsiye edilen uygun tarım materyalleri kullanabilirler. Küçük çiftçi ile onun çayını işleyen fabrikalar arasında çay fiyatı bölüşümü şeması Çay Kurulu tarafından belirlenmiştir. Buna göre çay borsasında satılan çayın kg bedeli 70 Rs ye (Rs: Hindistan parası Rupee) kadar ise bunun %60 ı küçük çiftçiye verilecektir. Şayet borsa satış fiyatı 70 Rs den yüksekse, 70 Rs lik kısmın %60 ı küçük çiftçiye verilecek, fazlalık bedel %50-%50 bölüşülecektir (Karmakar and Banerjee, 2005) Sri Lanka Çay Kurulu Sri Lanka çay Kurulu 1976 yılında çıkarılan bir kanunla, hükümetin tam sahipliğinde bir kurum olarak kurulmuştur. Sri Lanka çay sektörünün en üst düzey düzenleme ve idare organıdır. Kurulda kamu ve özel kesimden temsilciler olarak; müstahsiller, imalatçılar, tüccarlar, ihracatçılar ve plantasyon işçileri yer almaktadır. Çay Kurulu nun işlevleri aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır (Sri Lanka Tea Bord, 2013):

28 30 Denizaşırı çay alıcılarına ve marka sahiplerine yardım ve tavsiyelerde bulunur Çay ihracatçılarına, tüccarlara, imalatçılara ve çiftçilere yardım ve tavsiyelerde bulunur Seylan çayı markasını tanımlar, korur ve destekler, Seylan çayının bölgesel kökenlerini tanımlar, korur ve belgelendirir, Sri Lanka dan ihraç edilen çayın kalitesini ve saflığını kontrol eder ve gözetler, Seylan çayının dünya çapında satışını ve tüketimini destekler, Sri Lanka çay sanayisi ile ilgili piyasa verileri ve diğer bilgileri derler ve dağıtır. Sri Lanka Çay Kurulu nun yukarıdaki işlevleri altı birimi tarafından yerine getirilir. Çay Kurulu Merkez Ofisi Kolombo da bulunmaktadır ve Kurulu burada faaliyet göstermektedir. Kurul a bağlı birimler şunlardır (Sri Lanka Tea Bord, 2013): Destekleme (Promotion) Birimi; Seylan Çayı markasını iç ve dış piyasalarda korur, Piyasa İstihbaratı ve Kaynaklar Birimi; endüstri ve piyasa hakkında istatistiki bilgi toplama, karşılaştırma ve analiz etme, İhracat Birimi; Seylan çayının ithalatı, ihracatı, depolanması ve satışı ile ilgili Kurul un düzenleme görevini yerine getirme, Çay Komisyoncuları Birimi; Seylan çayının tarımı, imalat ve kalite geliştirme ile ilgili düzenleme görevlerini yerine getirme, Çay Tadım Birimi; tüccarlar ve ihracatçılar tarafından temin edilen çay numunelerinin tadımını yapma ve bu çayların Seylan Çayının aslanlı markasının kullanmayı hak edecek standartta olup olmadığını belirleme, Analiz Laboratuvarı; çayların kimyasal, tarım ilacı ve mikrobiyoloji standartlarına göre analiz edilmesi ve sertifikalandırılması Kenya Çay Kurulu Kenya çay sektörünün zirve organı olan Kurul un 16 üyesinden 11 i paydaşlar tarafından seçilmektedir. Küçük ölçekli yaş çay yetiştiricileri 6 üye, büyük ölçekli yaş çay yetiştiricileri 4 üye, çay tüccarları 1 üye seçmektedir. Diğer üyelerin ikisi hükümeti temsilen atanırken, biri Yönetici Direktör olarak

29 31 atanan kişi ve iki kişi Kurulca seçilen adaylardan atanmaktadır. Kurulun ifa ettiği ana işlevler şunlardır (Kenya Tea Board, 2013): Çay tarımını ve işlenmesini düzenleme ve denetleme, Çay ticaretini gözetleme, Çay araştırma ve danışma, Kenya çayının pazarlanması ve desteklenmesi, Çay sanayisi ile hükümet arasında irtibat kurulması, Bilgi dağıtımı, Danışma rolü, Kaynak kullanımı ve mobilizasyonu. Çay Kurulu nun en önemli görevlerinden biri olan düzenleme faaliyetlerine şu örnekler verilmektedir (Kenya Tea Board, 2011): Çay imalat fabrikalarını belgelendirme, Çay yetiştiricilerini, alıcılarını (buyer), simsarları (broker), paketlemeci ve depocuları belgelendirme, Çay yetiştirme, imalatı, tarım zararlısı ve hastalık kontrolü araştırmalarını gerçekleştirme Sektörün Bakanlıklar Tarafından Yönetildiği Ülkeler Çin, Japonya ve Vietnam da çay sektörlerinin üst yönetimi, tarımdan sorumlu bakanlıklar tarafından yapılmaktadır Japonya daki Uygulamalar Japonya da çay sektörü Tarım, Orman ve Balıkçılık Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemelerle yönetilir. Çayla ilgili standartları büyük oranda bu Bakanlık belirlemektedir. Hükümet organlarının yanında, çay üreticileri kendi çay örgütlerini de kurmuşlardır. Japonya Merkez Çay Birliği (Japan Tea Central Association) buna örnektir (Law of Tea, 2009). Japon Tarım, Orman ve Balıkçılık Bakanlığı, gıda güvenliği ile ilgili olarak şu tedbirleri almaktadır: Tarım kimyasallarının çay bahçelerinde nasıl kullanılacağını belirlemektedir. Tarım kimyasallarına ilişkin düzenleme yapmaktadır. Üretimde kullanılan tarım kimyasalları ile ilgili ülkeler bazında bir veri tabanı oluşturmaktadır. (JCTA, 2011).

30 32 Tarım, Orman ve Balıkçılık Bakanlığı, japon çayını tanıtmak için tanıtım filmleri hazırlatmakta ve yayınlamaktadır (MAFF, 2012). Japonya da Japonya Çay Birliği adlı bir çay dayanışma örgütü mevcuttur. Japonya Parlamentosu 2011 yılında çıkardığı Çayın Desteklenmesiyle İlgili Kanun la (the Law Concerning Promotion of Tea, no21) çay işletmelerinin ve çay kültürünü korumayı amaçlamaktadır. Bu Kanun, valiliklerin çay destekleme programları hazırlamalarını desteklemektedir. Japonya Hükümeti ve valilikler, çay üreticilerini desteklemek, çay işleme ve dağıtım teknolojisini geliştirmek ve kaliteyi geliştirmek için gayret göstereceklerdir (Umeda, 2011). Deprem ve tsunami sebebiyle Japonya da nükleer santrallerde meydana gelen radyasyon sızıntısı konusunda Japon Tarım Orman ve Balıkçılık Bakanlığı tedbirler almakta, kilogramda 500 bekerelin üzerinde radyasyon olan çayların imhasına karar vermiştir (Bolton, 2011) Çin Çaycılığı Çin de çay üretimi ve ihracatı ile ilgili başlıca düzenleyici Çin Tarım Bakanlığı dır. Üretimde kalite standartlarını bu Bakanlık belirlemektedir. İhraç edilen çaylar için Kalite Denetimi, İnceleme ve Karantina İdaresi (General Administration of Quality Supervision, Inspection and Quarantine), üreticileri ve kalite kontrol standartlarına uygunluk gözlemcilerini kayıt altına almaktadır (Law of Tea, 2009). 80 milyon insanın çay tarımı, üretimi ve ticareti faaliyetlerinde çalıştığı Çin, dünyanın en büyük çay üreticisi ve tüketicisi konumundadır. Bu önemli konumuna rağmen Çin çaycılığı, önemli bir uluslararası çay markası çıkaramamıştır. Çin Tarım Bakanlığı nın 2009 yılında çıkardığı Çay Rehberi ne göre, ülke dört temel çay yetiştirme bölgesi belirlemiştir. Bu dört bölgede çay yetiştiriciliğini ve çay kalitesini 2015 yılına kadar geliştirmek istemektedir (Yue, 2011). Çin Tarım Bakanlığı nın; Çayı da kapsayan tarım ilacı kalıntıları ile ilgili ve çay işleme makinelerini kapsayan tarım makinelerinin test edilmesi ile ilgili düzenlemeleri mevcuttur. Elde edilebilen verilere göre, Çin de Tarım Bakanlığı nın genel düzeydeki birkaç düzenlemesinden başka, çayla ilgili önemli bir mevzuat düzenlemesine rastlanmamaktadır. Çin in en azından 8 ana çay türüne sahip olduğu ve bunlardan yüzlerce çay tipinin üretildiği belirtilmektedir. Yeşil, oolong, siyah ve pu-er çay türlerinin çeşitli alt tiplerinden bu çeşitlilik sağlanmaktadır. Bununla birlikte, Çin hükümetine göre, Çin çaycılığında bir dağınıklık bulunmaktadır ve bunun giderilmesi gerekli görülmektedir. Çin de bulunan çay şirketinin bir Lipton etmediği, Çin de çokça telaffuz edilen bir sözdür. Bununla birlikte Çin yetkililerine göre, çayın geleceği yüksek seviyeli çaylardadır (Yue, 2011). Greenpeace örgütünün, dokuz popüler Çin çayında tarım ilacı kalıntısının yüksek olduğunu açıklaması, Çin Hükümeti ni ve Tarım Bakanlığı nı bu konuda açıklama yapmaya zorlamıştır. Çin Tarım Bakanı, tarım ilacı kul-

31 33 lanımını sıfırlamanın Çin için imkânsız olduğunu, aksi halde gıda üretimi düşeceğinden Çin de açlık ortaya çıkacağını söylemiştir. Bakan a göre, zehirli (toksik) tarım ilacı kullanımı Çin de %30 da %2 ye gerilemiştir ve bu düzey en iyi düzeydir (China Times, 2012). Çin Tarım Bakanlığı bünyesinde bulunan Tarım İlacı Kalıntısı İnceleme Ofisi yetkilileri, ülkedeki çay tarım ilacı kalıntısı ile ilgili düzenlemelerin, dünya standartları ile uyumlu olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte, çay müstahsillerinin aşırı ve düzensiz tarım ilacı kullanmaları sebebiyle, onları uyarmaktadır (Dong, 2013) Vietnam dan Uygulama Örnekleri Son yıllarda önemli gelişmeler gösteren Vietnam çaycılığında, Tarım ve Kırsal Kalkınma Bakanlığı bazı önemli roller ifa etmektedir. Vietnam çayının prestijini korumak üzere, Tarım ve Kırsal Kalkınma Bakanlığı na bağlı Bitki Koruma Bölümü, çay üretimi ve işlemesinde güvenliği sağlamak üzere denetimlerini artırmaktadır. Bu birim tarafından yapılan denetimlerde, standartlara uymayan örgütler ve bireyler cezalandırılacaktır (Vietnamplus, 2013). Dayanışma örgütü olarak Vietnam Çay Birliği ve Çay Araştırma Enstitüsü mevcuttur. 4. TÜRK ÇAY SEKTÖRÜNDE YAPILANMA SORUNLARI Türk çay sektörü, ne birinci grup ülkeler gibi Çay Kurulu olarak adlandırılan bağımsız düzenleyici kuruluşlar tarafından yönetilmektedir, ne de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sektörü yönetme işlevini üstlenmiştir yılında yapılan düzenleme ile çay tarımı ve sanayisi bütünüyle Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü ne verilmiş olduğundan, çay konusu, ülkenin tarımından sorumlu olan Bakanlığın somut görevleri arasında yer almamıştır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı, ilke olarak ülke tarımından sorumlu olduğundan, genel anlamda çaydan da sorumlu olduğu kabul edilmelidir Merkezi Yönetim ve Yerinden Yönetim Ayrımı Devlet örgütü iki ana yönetim yapısı olarak ayrılabilir. Bunlar merkezi yönetim ve yerinden yönetim dir. Yerinden yönetim de; yer yönünden yerinden yönetim ve hizmet yerinden yönetim olarak iki gruba ayrılmaktadır. Yer yönünden yerinden yönetim kuruluşları yerel yönetimler olarak bilinen İl Özel İdaresi, Belediyeler ve Köylerdir. Hizmet yerinden yönetim veya fonksiyonel yerinden yönetim kuruluşları ise, özerkliğin hizmetin kendisine verildiği, tüzel kişilikleri olan ve merkezi yönetim dışında örgütlenen kuruluşlardır.

32 Anayasasında yer alan ve almayan hizmet (fonksiyonel) yerinden yönetim kuruluşları aşağıda sıralanmıştır: Üniversiteler, TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu), TDK (Türk Dil Kurumu), KİT ler (Çaykur dahil), Mesleki Kamu Kurumları, Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar (Üst Kurullar). Görüldüğü gibi, özerk bir KİT olan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (Çaykur) bir hizmet yerinden yönetim kuruluşudur. Yukarıdaki ikili ayrıma göre; çay sektörünü merkezi hükümetin organı olan tarımdan sorumlu bakanlıkların yönlendirdiği ülkeler ve bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olarak Çay Kurulu yapılarının yönettiği ülkeler sözkonusudur. Türk çay sektörünün yönetimi 1984 yılına kadar, bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan Çaykur tarafından yönetilmekteydi. Yani yapılan hizmete özerklik verilmişti te özel sektörün çayla ilgili faaliyete başlamasıyla Çaykur un sektörün tamamını yönetme imkânı ortadan kalkmış ve düzenlenmeyen, denetlenmeyen, yönetilmeyen yeni bir alan ortaya çıkmıştır. Sektörün tamamını kapsayan bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olarak Çay Kurulu nun kurulması, kamu yönetiminin ve kamu hizmetlerinin devamı bakımından doğal bir zorunluluk olarak belirmektedir Tarımda Tek Düzenleyici Kurul Oluşturulması Elde edilen gayri resmi bilgilere göre, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı çevrelerinde; şeker, tütün ve çay gibi tarım ürünlerinin her biri için ayrı düzenleyici kurul oluşturulması yerine, tek bir kurul ihdas edilmesi görüşü öne çıkmaktadır. Kurulacak çok sayıda kurulun getireceği mali yükler ve dağınıklık, bu yaklaşımın gerekçesi olarak gösterilebilirse de ortaya çıkabilecek olumsuzluklar daha fazladır. Türkiye nin Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu (DZİK) arasında bütün tarım ürünlerini tek çatı altında yöneten bir kurum olarak, önerilen yapının bir örneği sayılabilir. Bu dönemdeki DZİK uygulamalarından, tarım ürünlerinin tamamından sorunlu bir kurum olarak, çayla ilgili gerekli uzmanlığın oluşturulamadığı ifade edilmelidir. Bunun yanında, tarıma odaklı bir kurumun çay sanayisini bütünüyle yönetme ve yönlendirme noktasında yeterince başarılı olamadığı düşünülerek, 1948 yılında çay tarımı Tarım Bakanlığı na çay sanayisi ve ticareti de TEKEL Genel Müdürlüğü ne verilmiştir.

33 35 Kurulabilecek Tarım Üst Kurulu, her bir tarım ürünü ile ilgili uzmanlık oluşturmada zorlanacağı gibi, ilgili sektör temsilcilerinin ve uzmanlarının kurulda yer alması imkânsız hale gelecektir. Bunun sonucunda, şeker veya tütün sektörünü temsilen kurulda görev alacak kişiler, çayın kaderini belirleyecek oylamalarda oy kullanacaklardır. Ayrıca, bu tür bir merkezi kurulun Ankara da kurulması düşünüldüğünden, çay gibi belli bir coğrafi yörede yetişen ve bu yörede kurulu fabrikalarca işlenen ve paketlenen bir ürünün, uzaktan yönetilmesi kesinlikle mümkün olamayacaktır. Çağımızın yönetim anlayışı olan yönetişim uygulamaları gereği, çay sektörü temsilcilerinin kurulunda yer alacağı, Türk çaycılığının merkezi Rize de yer alarak sektörü yakından denetim altında tutacak ve çayla ilgili her konudan sorumlu olacak bir bağımsız düzenleyici kurulun (Çay Kurulu nun) kurulması gerekli görülmektedir Çay Kurulu Kurulması Çay sektörü ile ilgili konulara odaklanacak ve uzmanlaşacak bir Bağımsız Düzenleyici Kurul (Üst Kurul) olarak; Çay Kurulu na ihtiyaç vardır. Çay Kurulu nun yürüteceği faaliyetler, şu anda Türk çay sektöründe hiçbir kurumsal birim tarafından yapılmamaktadır. Kurumsal bir üst yapılanma bulunmamasından kaynaklanan boşluğun doldurulması, sektörde daha önce görülmeyen pek çok işlevin hayata geçmesini sağlayabilecektir. Çay Kurulu, sektörde düzenleme ve denetleme işlevini üstlenecektir. Yeterli bir çay kanunu çıkarılması açık bir ihtiyaç olmakla birlikte, düzenleme ihtiyacı kanunla sona ermeyecektir. İdarenin yapması gereken çok sayıda düzenleyici işleme ve çıkarılması gereken; yönetmelik, yönerge, tebliğ, tamim, talimat türünde mevzuata ihtiyaç olacaktır. Sektördeki sorunlara çözüm arayacak; tespit ettiği ve kendisine ulaşan sorunları çözüme götürecek bir yaklaşımla, sektörü tam olarak sahiplenecek bir Çay Kurulu yapılanması gereklidir. Sorunların kangrene dönüştüğü mevcut durumdan, çözüm odaklı bir yapılanma sayesinde; kimi sorunların çözümü için gerekli bilimsel ve/veya finansal desteğin sağlanması, kimi sorunların çözümünün bizzat sağlanması gibi seçeneklerle sektörün sorunları çözülebilecektir. Çay Kurulu, alacağı tedbirlerle standart dışı çay üretimini önleyecektir. Çay üretimi standartları belirlendikten sonra, standart dışı çay üretimi teknolojilerinin modernizasyonuna imkân hazırlanması, buna rağmen teknolojisini geliştirmeyen işletmelerin imalattan men edilmesi gerekli olacaktır. Çayda kalitenin geliştirilmesi için tedbir alınacaktır. Bir çay sürgününün 15 günde tamamlanması için, sektördeki tüm kurulu işleme kapasitesinin kullanımının sağlanması yeterli olabilecektir. Bunun sağlanması halinde, çayın erkenden işlenmesinin sağlayacağı kalite kazançları önemli katkılar sunacaktır.

34 36 Türk çayının markalaşması için özel stratejiler geliştirilmesi ve uygulanması gereklidir. Ülke içinde Çaykur başta olmak üzere belli çay markaları ortaya çıkmış olmakla birlikte, dünya çapında bir Türk çayı markası mevcut değildir. Bunun sağlanabilmesi, sektörde özel ve pahalı çaylar üretilmesine bağlı görünmektedir. Bu ise stratejik bir bakış açısının sektöre hâkim olmasıyla daha kolay olabilecektir. Çay Kurulu, organik çay üretimini kolayca sektörün tamamına yayabilecektir. Çay havzasının tamamında organik üretim yapılması, çay için özel bir organik gübre seçilmesi ve bu gübrenin kitlesel olarak üretilip müstahsile dağıtılmasıyla mümkün olabilecektir. Böyle bir organizasyon, sektörün bütününde kural ve yasaklar koyabilen ve sektörel uygulamaları hayata geçirebilen bir üst yapı örgütüyle mümkün olabilir. Günümüz Türk çay sektöründe, sektörün en zayıf halkası yaş çay üreticisidir. Özel sektör yaş çay işleme tesisleri zorlandıklarında, yaş çay fiyatlarını düşürerek veya bedel ödeme sürelerini uzatarak, sorunu müstahsile yansıtmaktadırlar. Çay Kurulu nun kurulması ile sektördeki bu tür sorunlar çözülebilecek ve yaş çay üreticisinin hakları güvenceye alınacaktır. 5. SONUÇ Türk çay sektörü, geleneksel olarak Tarım Bakanlığı bünyesinde yönetilmemekte, hizmet yerinden yönetim kuruluşları aracılığıyla idare edilmektedir. Bu sebeple çay tarımı ve sanayisi ile ilgili devlet görevleri Çaykur a verilmiştir. Ancak, 1984 te çayda özel sektör faaliyetlerine izin verilmesiyle birlikte, Çaykur un görev ve denetim alanının dışında kalan, özel sektör işletmeleri ortaya çıkmıştır. Tarım Bakanlığı nın da görevli olmadığı, Tarım İl Müdürlükleri nin çayla ilgili görevlerinin bulunmadığı bir yapıda, sektörel bir yönetim boşluğu ortaya çıkmıştır. Diğer çay üreticisi ülkelerden bir kısmında tarımdan sorumlu bakanlıklar çay sektörünü yönetirken, çoğunda Çay Kurulu adı altında düzenleyici ve denetleyici üst kurullar faaliyettedir. Türkiye de tarımdan sorumlu bakanlık çay tarımından da uzun süredir sorumlu olmadığına göre, yapılması gereken şey, bir Çay Kurulu kurarak sektörü bütünsel olarak görebilen bu örgütsel yapı ile sorunları çözmektir. Düzenleyici kurulu gerekli görmekle birlikte, bütün tarım ürünlerini yönetecek tek kurul oluşturulmasını savunan yaklaşım, çay sektörü için bir çözüm değildir. Çay sektörünü yönetecek örgütsel yapının yörede yer alması ve gerekli uzmanlığı sağlayacak biçimde sadece çaydan sorumlu olması gereklidir. Çay Kurulu, ülkemizdeki diğer benzeri kurullar gibi standart bir kurumsal yapı olarak değil, sektör temsilcilerinin kurulu oluşturduğu, çağdaş yönetişim yaklaşımlarına uygun bir çözüm olarak hayata geçirilmelidir. Sektörün her kesiminden temsilcilerin yer aldığı, uzmanlık düzeyi yüksek bir Çay Kurulu, çay sektörünün içinde bulunduğu devasa sorunların çözümü için atılması gereken en önemli adımlardan birini oluşturmaktadır.

35 37 KAYNAKLAR Yue, B., (2011), Forget Wine, Get picky about rare, exotic teas, China Daily, 28 March, 2011; Bolton, D, (2011), Japanese Tea: Plan B, Food Safety Magazine, October- November 2011; octobernovember-2011/japanese-tea-plan-b/; China Times, (2012), Pesticide-free food is unrealistic: China s agriculture ministry, China Times;http://www.wantchinatimes.com/news-subclass-cnt. aspx?id= &cid=1105; Çaykur, (2000), Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü 2000 Yılı İstatistik Bülteni, Çaykur, Rize. Çaykur, (2002), Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü 2002 Yılı İstatistik Bülteni, Çaykur, Rize. Dong, H. (2013), Chinese tea products safe, China.org.cn; org.cn/china/ /29/content_ htm; DZİK, (1938), tarih ve 3308 sayılı Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu Hakkında Kanun, RG: ; Sayı: India Teaboard, (2013), About Tea Board: Tea Board Organizations and Functions; JCTA, (2011), Update Japanese Tea Safety New business Council in japan, FAO-IGG pre-meeting, July18 th and 19 th, 2011, Mombasa, Kenya; ING/Tea/Documents/PPT-TeaSaftey_Japan.ppt; Kadavil, S.M. (2007), Indian Tea Research, Publication_3092; ( ). Karmakar, K.G. and Banerjee, G.D. (2005), The Tea Industry in India: A Survey, National Bank for Agriculture & Rural Development, Occasional Paper 39, Mumbai. Kenya Tea Board, (2013), Functions; Kenya Tea Board, (2011), Annual Report and Accounts ; ARD_MAG_FINAL_BITMAP.pdf;

36 38 Law of Tea, (2009), Regulators, LawofTea.com; regulators.html; MAFF, (2012), Delicious Nippon; Japanese green tea, Japan Ministry of Agriculture; Saklı, Ali Rıza, (2004), Çay Sektöründe Sorunlar ve Çözüme Yönelik Model Arayışları, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Saklı, Ali Rıza, (2008), Türk Çayının Dünü ve Bugünü: Çayın Bölge Tarihindeki Yeri ve Çaykur un Üreticiye Devri İçin Bir Model Çalışması, Kaknüs Yayınları, İstanbul. Sarıahmetoğlu, Y. Tanrıvermiş, H. Karakaş, A. Günler, N., (1997), Çayda Yeniden Yapılanma, Oba Çay Yayını, İstanbul, Sri Lanka Tea Bord, (2013), Sri Lanka Tea Board; e&id=135&itemid=246&lang=en; Umeda, S. (2011), Japan: Green Tea Promotion Adopted by Law, Library of Congress; text; Vietnamplus, (2013), Bringing Vietnamese tea to the World, Vietnamplus;

37 39 DÜNYA ÜLKELERİ İLE TÜRKİYE NİN ÇAY ÜRETİMİNİN İSTATİSTİKLERLE İNCELENMESİ Günseli KURT 1 ve Hazan Kübra HACIOĞLU 2 1 Yrd. Doç. Dr., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen-Ed. Fak. 2 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğrencisi, Fen-Ed. Fak. ÖZET: Bu çalışmada; Dünya da çay üretim ve ticareti yapan ülkelerin ve Türkiye nin aralarında var olan benzerlik ya da farklılıkların ve birbirlerine göre durumlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Çay üretemeyen ya da üretici olduğu halde talebi karşılayamayan ülkelerin çay ithalatı yoluna gitmesi, çayın ticari ve ekonomik açıdan daha da değerlenmesine yol açmıştır. Bu çalışmada, Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organization (FAO)) ile Uluslararası Ticaret Merkezi (International Trade Center (ITC)) internet sitelerinden, çay üretim ve ticareti yapan ülke istatistikleri elde edilerek derlenmiştir. Çay üretimi ve ticaretinde önemli olduğu düşünülen değişkenler kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada, ayrıca, çok değişkenli istatistiksel analiz tekniklerinden kümeleme analizi yardımıyla, ülke kümelerini belirlemek ve Türkiye nin hangi ülkelerle aynı kümelerde yer aldığını saptamak amaçlanmıştır. Çay ihracat ve ithalat miktar ve değeri, tarım alanı büyüklüğü, üretim miktarı değişkenleri v.d. leri kullanılarak yapılan istatistiksel analizlerde, Çin, Hindistan, Kenya, Türkiye, Rusya ve Sri Lanka nın diğer ülkelerden ve birbirlerinden değişkenler açısından farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Türkiye nin çay üretim ve ticaret istatistikleri zamana göre incelendiğinde önemli değişiklikler olduğunu görülmüştür. Dünyada çay tarım ve üretiminin büyük kısmı, en büyük tüketici konumunda olan Asya ülkelerinde yapılmaktadır. Son yıllarda Afrika kıtasındaki çay üretim ve ticaretindeki artış dikkat çekmektedir. Anahtar kelimeler: İstatistik, Çok Değişkenli İstatistik, FAO, ITC, Dünya Çay Üreticileri. 1. GİRİŞ Dünyada pek çok ülkede, Çince ç a ve t e kelimelerinden hareketle çay ya da tea olarak isimlendirilen (http://tr.wikipedia.org/ wiki/%c3%87ay_(bitki)) çayın ilk kez Çin ve Hindistan arasındaki bölgede bulunarak kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir. Çay bitkisinin körpe yapraklarının ve tomurcuklarının değişik yöntemlerle işlenmesi ile elde edilen çay, Su ve Süt gibi alkolsüz içeceklerden sonra dünyanın pek çok ülkesinde, her yaşta insan tarafından sevilerek tüketilen, ekonomik değer olarak önem taşıyan bir içecektir. Çayın kurutularak işlenmesi, istenilen her mevsimde tüketilmesini, günlük bir içecek olmasını sağlamıştır. Uykuya karşı koymak, dinlenmek, ısınmak ya da serinlemek amacıyla keyif verici içecek olarak kullanılmaktadır. Son onon beş yıl içinde çayın içerdiği maddeler, vitaminler ve mineraller nedeniyle

38 40 önemli sağlık problemi yaratan bazı hastalıkların, örneğin yeşil çayın kanser hastalığının oluşumunu önlenmesine faydası olduğunun anlaşılması, tıp ve ilaç sektörü çalışanlarının çaya ilgisini artırmıştır(taşkın, 2007, s.21-25). Bu amaçla yapılan bilimsel çalışmalar literatürde sıklıkla yer almaya başlamıştır. Çayın içinde bulunan ve insana dinginlik veren kafein miktarının, kahveye göre daha sağlıklı olduğu belirtilmektedir. Sağlık açısından da önemli bir gıda maddesi olduğunun duyulmasıyla çay tüketimi, üretimi ve ticaretinin gün geçtikçe arttığı istatistiksel rakamlardan da görülmektedir. Bol yağış isteyen, asitli topraklarda yetişebilen ağaç görünümüne sahip olan, cinsine göre 1 metreden 18 metreye kadar büyüyebilen, yaprağını dökmeyen, ekonomik ömrü yıl olan çay bitkisinin verimi, iklim şartlarına ve budama bakım koşullarına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Dünyadaki çay tarım ve üretiminin büyük kısmı, en büyük tüketici konumunda olan Asya kıtasında yapılmaktadır. Son yıllarda Afrika kıtasındaki üretim artışı dikkat çekmektedir. Tropik ve subtropik iklim kuşaklarında yer alan Asya ve Afrika kıtası ülkelerinde hasat dönemi 9 ila 11 ay devam etmekte, üretim yıl boyunca kesintisiz sürmektedir(başer, 2006, s.66). Türkiye de çay tarımı Karadeniz bölgesinin doğusunda Rize, Artvin, Giresun ve Ordu illeri civarında, arazi yapısından kaynaklanan nedenlerle küçük aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır(ataseven, 2012, s.1-4). Türkiye de çay hasadı, kış mevsimi dışında, nisan-mayıs ayları ile ekim kasım ayı başları arasında yapılabilmektedir. Türkiye, iklim koşulları nedeniyle çay zararlılarından etkilenmeden, dolayısıyla kimyasal ilaç kullanmadan çay üretimi yapan ülkelerden biri olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde, tüm tarım üretim alanlarında olduğu gibi, ÇAYKUR önderliğinde, çayda da organik tarıma dönme çalışmaları yoğunlaşmıştır (Özden,2009, s.17, Canik, 2011, s.2, Haberci 53.Com /rize /imdat -sutluoglu-rize-organik-kentolacak-h9643. html). Çayın sahip olduğu özellikler nedeniyle tüketiminin artışı, dünyada üretim alanlarının, üretim miktarının ve birim alandan alınan verimin artmasına neden olmuştur. Üretici ülkeler üretim fazlalığı nedeniyle ve talepler doğrultusunda yurtdışı satışa yönelmiştir. Çaylar işleme biçimine göre mayalanmış (siyah), mayalanmamış (yeşil) ve yarı mayalanmış çay olarak üç ana başlıkta isimlendirilir. Siyah dökme çay, başta nakliye olanaklarının kolaylığı v.b. nedenlerle, çay ticaretinde önemli bir yere sahiptir. Çayın tadı, kokusu, rengi, bulanıklığı, belirli standartlara uygunluğu, içerdiği vitamin ve mineraller ve katkı maddesi olup olmadığı, sağlığa uygun üretimin sağlanıpsağlanmadığı çayın kalitesini ortaya koyan niteliklerdendir. Çaylar üretildiği ülke ve bölgeye göre marka ve isimlerle tanınmaktadır. Çay üretemeyen ya da üretici olduğu halde talebi karşılayamayan ülkelerin çay ithalatı yoluna gitmesi, çayın ticari ve ekonomik açıdan daha da değerlenmesine yol açmıştır. Dünya çay piyasasında en bilinen ülke İngiltere dir. Çay üretimi yapamadığı halde, üretici ülkelerden satın aldığı çayı başka ülkelere ihraç eden ülkelerin başında İngiltere gelmektedir. ABD, Kana-

39 41 da, Suudi Arabistan, İsviçre, Rusya ve bazı AB ülkeleri İngiltere ile benzer durumda olup, dünya çay piyasası bu ülkeler tarafından oluşturulan borsalarla yönlendirilmektedir. İngiltere, Fransa v.d. Avrupa ülkeleri sömürgelerinde olan ya da sömürgelerinden çıkmış ülkelerde varlıklarını sürdürmeye devam ederek çay üretim ve ticaretini kendi ülkeleri dışında da olsa sürdürmektedirler. Çay tarım, üretim ve ticareti çok sayıda değişkene bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Çay yetiştirme aşamasından tüketimin son noktasına kadar pek çok sektörle iç içe olan bir bitkidir. Çay tarımı, İnsan gücünün yanı sıra, Gübre, İlaç, Petro Kimya, Kömür, Elektrik, Kâğıt- Paketleme, Nakliye-Ulaştırma, Pazarlama, Reklamcılık, şeker v.b. sektörlerle ilişki içindedir(usta, 2005, s.31). Araştırmalarda, tüm değişkenler dikkate alınarak istatistiksel analizler ve değerlendirmelerle ülkelerin durumunun incelenmesinin gerekliliği açıktır. Bu çalışmada elde edilebilen 1993 ve 2010 yılı verileriyle dünya ülkeleri ile Türkiye nin çay üretim ve ticareti benzerlikleri açısından kümelenme durumları incelenmiştir. 2. ÇAY İSTATİSTİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışmada, Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organization (FAO)) ile Uluslararası Ticaret Merkezi (International Trade Center (ITC)) internet sitelerinden, çay üretimi ve ticareti yapan ülke istatistikleri elde edilerek derlenmiştir. Çay üretim ve ticareti değerlendirmesinde kullanılabilecek değişkenler ve tanımlamaları: X 1 : Çay Ekim Alanı(hektar), X 2 : Çay Üretim Miktarı(ton), X 3 : Tarımla Uğraşan Üretici Sayıları, X 4 : Çay İthalat Miktarı(ton), X 5 : Çay İhracat Miktarı(ton), X 6 : Çay Fiyatı($), X 7 : Çay İhracat Değeri($), X 8 : Çay İthalat Değeri($), X 9 : Toplam İthalat Miktarı(ton), X 10 : Toplam İhracat Miktarı(ton), X 11 : Toplam İthalat değeri($), X 12 : Toplam İhracat değeri($), X 13 :Gayri Safi Üretim Değeri($), X 14 : Yıllık Çay Arzı Miktarı(Kişi/ Yıl), X 15 : Nüfus(milyon), X 16 : Ülke Alanı(1000 Hektar), X 17 : Toplam Tarım Alanı(1000 Hektar) 2.1. Dünya Çay İstatistikleri - Değerlendirmeler Dünya çay ekim alanlarının büyüklük sıralamasında 1961 yılından günümüze Çin en büyük çay ekim alanına sahip ülke konumundadır. Dünya çay ekim alanlarının 1961 de %26 sı, 2011 de %46,5 i ile Asya nın en büyük ülkesi olan Çin de yer almaktadır. En büyük çay ekim alanlarına sahip Çin, Hindistan ve giderek çay ekim alanı azalan Sri Lanka nın yıllardır ilk üç sırayı aynen koruduğu Çizelge 1. den izlenebilmektedir yılında çay ekim alanı büyüklüğü hektarla 11. sırada olan Afrika ülkesi Kenya, son istatistiklere göre 2011 yılında hektarlık çay üretim alanıyla dünya çay ekim alanı sıralamasında 4.üncü sıraya yükselmiştir.

40 42 Tablo 1. Dünya çay ekim alanı (X 1 ) büyüklük değerlemesi. Sıra no 1961 yılı Ülke sıralaması Üretim alanı (Hektar) % 2011yılı Ülke sıralaması Üretim alanı (Hektar) 1 Çin ,0 Çin ,5 2 Hindistan ,2 Hindistan ,8 3 Sri Lanka ,4 Sri Lanka ,8 4 Endonezya ,8 Kenya ,8 5 SSCB ,6 Endonezya ,8 6 Japonya ,6 Vietnam ,5 7 Myanmar ,5 Myanmar ,4 8 Bangladeş ,3 Türkiye ,3 9 İran ,5 Bangladeş ,7 10 Vietnam ,4 Japonya ,4 11 Kenya ,3 Arjantin ,1 12 Türkiye ,1 Uganda ,9 13 Arjantin ,0 Malavi ,8 14 Mozambik ,0 Tayland ,6 15 Malavi ,8 İran (İslam Cumh) ,6 16 Demokratik Kongo Cumh ,6 Tanzanya Bi Cumh ,6 17 Uganda ,4 Nepal ,5 18 Tanzanya Birleşik Cumh ,4 Ruanda ,5 19 Brezilya ,3 Burundi ,3 20 Malezya ,3 Etiyopya ,3 Diğer ülkeler ,7 Diğer ülkeler ,7 Toplam ,0 Toplam % Türkiye kısıtlı çay ekim alanlarına rağmen, 1961 yılında çay ekim alanı büyüklüğü ile 12.inci sıradayken, 2011 yılında 8.inci olmuştur ve 1961 de dünyadaki toplam çay ekim alanlarının %1,1 inde ekim yapılırken, 2011 de bu alan %2,3 e ulaşmıştır.

41 43 Çizge yılında Türkiye ile en çok çay ekim alanına sahip ülkelerin Ekim alanı değişimi ( ) Tablo 2. Dünya çay üretim miktarı (X 2 ) büyüklük değerlemesi. Sıra no 1961 yılı Ülke sıralaması Üretim miktarı (ton) % 2011 yılı Ülke sıralaması Üretim miktarı (ton) 1 Hindistan ,36 Çin ,35 2 Sri Lanka ,21 Hindistan ,21 3 Çin ,10 Kenya ,08 4 Japonya ,08 Sri Lanka ,07 5 Endonezya ,08 Türkiye ,05 6 USSR ,04 Vietnam ,04 7 Bengaldeş ,03 İran ,03 8 Malavi ,01 Endonezya ,03 9 Kenya ,01 Arjantin ,02 10 İran ,01 Japonya ,02 11 Mozambik ,01 Tayland ,02 12 Vietnam ,01 Bangladeş ,01 13 Kongo ,01 Malavi ,01 14 Arjantin ,01 Uganda ,01 15 Türkiye ,01 Tanzanya (Birleşik Cumhur.) ,01 16 Myanmar ,01 Myanmar ,01 17 Uganda ,01 Raunda ,01 %

42 44 18 Brezilya ,01 Malezya ,00 19 Tanzanya (Birleşik Cumhur.) ,00 Zimbabwe ,00 20 Malezya ,00 Nepal ,00 Diğer ülkeler ,01 Diğer ülkeler ,01 Toplam ,0 Toplam ,0 1961yılında dünyada üretilen çayın yüzde 36 sı Hindistan tarafından üretilirken, bu oran 2011 yılında %21 e düşmüştür. Çin in üretim miktarı ele alınan yıllarda %10 dan %35 e çıkmıştır. Afrika ülkesi Kenya nın üretim miktarı sıralamasındaki yeri 2011 yılında ton ile 3.üncü sıraya yükselmiştir. Çizelge 2. En çok çay üreten ülkeler ile Türkiye nin üretim miktarı değişimi( ) Sri Lanka nın çay üretim miktarı aynı düzeyi korurken, Hindistan ınki istikrarlı bir şekilde artmaktadır. Endonezya, Türkiye ve Kenya üretiminin zamanla arttığı gözlemlenmektedir. Çin 2000 li yılların başından itibaren üretimini çok fazla artırmıştır. Türkiye çay üretim miktarı büyüklüğü ile 1961 yılında 15.inci sıradayken, 2011 yılında tonluk üretimle 5.inci olmuştur. Türkiye nin üretim miktarının, ekim alanı çok fazla artmamasına rağmen, büyük bir sıçrama yaptığı yukarıda verilen iki çizelgedeki istatistikler birlikte değerlendirildiğinde görülmektedir.

43 45 Çizelge 3. Dünya ülkelerin çay üretimi miktarı payı (2011yılı) Çay üretiminin artışı, ticaretinin de artışını gündeme getirmektedir. İhracat miktarı büyüklüğü ton olan, dünya çay ihracatının %25 ini karşılayan Kenya en büyük ihracatçı ülke konumundadır(bknz Çizelge 3). Kenya yı Sri Lanka ve Hindistan izlemektedir. Dünya çay ithalatının miktar olarak % 17 ini gerçekleştiren Rusya en büyük ithalatçı ülkedir. Dünya çay ithalatında Rusya dan sonra diğer önemli ülkeler % 9 ithalat payı ile İngiltere ve % 8 ile Amerika Birleşik Devletleri dir. Tablo 3. Dünya Çay İthalat(X 4 ) ve Çay İhracat(X 5 ) miktarları büyüklük değerlemesi Sıra no 2010 yılı Ülke sıralaması İthalat miktarı(ton) % 2010 yılı Ülke sıralaması İhracat miktarı(ton) % 1 Rusya Federasyonu ,11 Kenya ,25 2 Birleşik Krallık ,09 Sri Lanka ,19 3 Amerika Birleşik Devletleri ,08 Hindistan ,14 4 Pakistan ,06 Vietnam ,08 5 Mısır ,05 Endonezya ,05 6 Birleşik Arap Emirlikleri ,04 Arjantin ,05 7 Iran ,04 Uganda ,03 8 Fas ,03 Malavi ,03 9 Almanya ,03 Birleşik Arap Emirlikleri ,03 10 Polonya ,03 Birleşik Krallık ,02

44 46 11 Japonya ,03 Tanzanya Birleşik Cumhur ,02 12 Sudan ,02 Almanya ,02 13 Suudi Arabistan ,02 Iran ,01 14 Afganistan ,02 Ruanda ,01 15 Kazakistan ,02 Hollanda ,01 16 Suriye Arap Cumhuriyeti ,02 Amerika Birleşik Devletleri ,01 17 Hollanda ,02 Belçika ,01 18 Güney Afrika ,02 Zimbabve ,01 19 Özbekistan ,01 Polonya ,01 20 Şili ,01 Rusya Federasyonu ,01 (39) Türkiye ,005 (34) Türkiye ,001 Diğer ülkeler ,27 Diğer ülkeler ,05 Toplam ,00 Toplam ,00 Tablo 4. Dünya Çay İthalat(X 7 ) ve Çay İhracat(X 8 ) değerleri sıralaması Sıra no 2010 yılı Ülke sıralaması İthalat miktarı($) % 2010 yılı Ülke sıralaması İhracat miktarı($) 1 Rusya Federasyonu ,10 Sri Lanka ,25 2 Birleşik Krallık ,08 Kenya , Amerika Birleşik Devletleri ,07 Hindistan ,12 Birleşik Arap Emirlikleri 5 Pakistan , ,05 Birleşik Krallık ,06 Birleşik Arap Emirlikleri % ,04 6 Mısır ,05 Vietnam ,04 7 Suudi Arabistan ,04 Almanya ,03 8 Japonya ,04 Endonezya ,03 9 Almanya ,03 Malavi ,02 10 Kanada ,03 Arjantin ,02 11 Fransa ,03 Belçika ,01 12 Iran ,03 Polonya ,01 13 Polonya ,02 Amerika Birleşik Devletleri ,01 14 Fas ,02 Uganda ,01 15 Kazakistan ,02 Hollanda ,01 16 Hollanda ,02 Rusya Federasyonu ,01 17 Avustralya ,02 Fransa ,01

45 47 18 Ukrayna ,02 Japonya ,01 19 Sudan (eski) ,01 20 Suriye Arap Cumhuriyeti Tanzanya Birleşik Cumhur , ,01 Kanada ,01 (45) Türkiye ,004 (36) Türkiye ,0017 Diğer ülkeler ,27 Diğer ülkeler ,07 Toplam ,00 Toplam ,00 Dünya çay ihracatında en önemli ülkeler arasında yaklaşık % 25 lik pay ve toplam dolarlık ihracat ile Sri Lanka, % 21 lik pay ve dolar ihracat ile Kenya ve % 12 lik pay ve dolarlık ihracat ile Hindistan yer almaktadır. Türkiye ise dolarlık ihracat ile 36.sıradadır. Rusya, Birleşik Krallık (İngiltere), Amerika ve Birleşik Arap Emirlikleri çay ithalatına en çok ödeme yapan ülkelerin başında gelmektedir. İlk 20 ülke içinde coğrafi açıdan Türkiye ye yakın Rusya ve Avrupa ülkeleri dikkat çekmektedir. Türkiye nin çay ithalatına ödediği miktarın dünyadaki tüm ülkelerin toplam ithalat ödemesine oranı 0,0039 olup binde 4 e yaklaşmıştır. Sri Lanka, Kenya ve Hindistan dünya çay pazarından %56 lık pay ve dolarla en çok gelir elde eden ülkelerdir. Türkiye nin 2010 yılı için dünya çay pazar payı yaklaşık binde 2 ye yaklaşmaktadır (hesaplanan değer % 0,165 tir). Türkiye nin dolar bazında ithalat ve ihracat nedeniyle yaptığı alım/satım değerleri dünya ölçeğinde fazla değildir. Ancak 2010 yılında çay dışalımına ödenen meblağın, satışın üç katına karşılık geldiği dikkati çekmektedir Türkiye nin Çay İstatistikleri-Değerlendirmeler Türkiye de 2011 yılı itibariyle, doğu Karadeniz bölgesinde, çay üretimi yapılabilen illerdeki ekim alanı ve üretim miktarı istatistikleri çizelge 5 te verilmiştir.

46 48 Tablo 5. Türkiye de doğu Karadeniz bölgesi illerinin çay ekim alanı ve üretim miktarları İl 2011 yılı çay üretimi Artvin Ekim Alanı (ha) 8.575,5 Üretim Miktarı (ton) Giresun Ekim Alanı (ha) 1.980,9 Üretim Miktarı (ton) Ordu Ekim Alanı (ha) 11,4 Üretim Miktarı (ton) 53 Rize Ekim Alanı (ha) ,3 Üretim Miktarı (ton) Trabzon Ekim Alanı (ha) ,4 Üretim Miktarı (ton) yılı ve daha eski verilere göre, Türkiye de çay, daha çok Rize ve Trabzon da olmak üzere Artvin, Giresun ve Ordu da üretilmektedir. Yoğun emek gerektiren çay üretiminde köylülerin ve kadınların çalışması, özellikle Rize deki çay fabrikaları nedeniyle çayın istihdama katkısı yüksektir. Gıda ve Tarım Örgütü ile Uluslararası Ticaret Merkezi internet sitelerinden derlenen, Türkiye nin çay ekim alanı ve üretim miktarı istatistiklerindeki zamana bağlı birlikte değişimi çizgelerle verilmiştir. Çay ekim alanı artışı fazla olmamasına rağmen üretim miktarındaki artış, Türkiye de çay veriminin arttığını göstermektedir yılında çay bitkisinde budama ve gençleştirme çalışmaları yapıldığı ilgili yayınlarda belirtilmekte, dolayısıyla 2004 yılına kadar verim artışı olmadığı, ancak izleyen yıllarda bu iyileştirmenin etkisi izlenebilmektedir(demir, 2002, s.1-4). Çizelge 4. Türkiye nin çay ekim alanı (hektar) ve üretim miktarındaki(ton) değişim

47 49 Türkiye nin 1991 ile 2011 yılları arasındaki çay ihracat/ithalat miktarı(ton) ve değerleri($) izleyen iki çizge üzerinde takip edildiğinde; son yıllarda ihracat azalırken, ithalatın gittikçe arttığı görülmektedir. Bunun nedenleri arasında, ithalat kolaylıkları, özel çay üretim fabrikalarının kurulmasına izin verilmiş olması, nüfus artışı nedeniyle talepteki yükselme v.b nedenlerin olabileceği düşünülebilir (Enginyurt, 2006, s.37-38). Tablo 6. Türkiye nin yılı çay ticareti istatistikleri Türkiye yıllar Çay İhracatı (ton) Çay İhracatı ($) Çay İthalatı (ton) Çay İthalatı ($) , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,530.00

48 50 Çizelge 5. Türkiye nin çay ithalat ve ihracat değer (dolar) miktarındaki değişim Çizelge 6. Türkiye nin çay ithalat ve ihracat miktarındaki (ton) değişim Türkiye nin 2006 yılından günümüze çay ihracatı miktar ve gelir olarak azalmakta, aksine ithalatı artmaktadır. Çay ithalatı ile ihracatı için ödemeler arasındaki denge ülke ekonomisi ve üreticiler açısından dikkatle ele alınması gereken konulardandır. Üreticilerin çaya alternatif ürünlere yönelmesi, dünyada en çok çay tüketen ülkeler arasında olan Türkiye nin para dengelerini etkilemesi beklenmelidir. Bu gelişmenin, konunun uzmanları tarafından, değerlendirilmesi gerekmektedir.

49 51 Çizelge 7. Türkiye nin çay ticareti istatistiklerinin miktar ve değer olarak 3 boyutlu uzaydaki birlikte değişim görünümü 2.3. İstatistikleri Değerlendirmede Kullanılan Çok Değişkenli İstatistiksel Teknik:vKümeleme Analizi Dünya ülkelerinin çayla ilgili değişkenler bakımından aralarında var olabilecek benzerliklerin ya da farklılıkların ortaya konulması ve Türkiye nin konumunun belirlenmesinin amaçlandığı çalışmanın bu kesiminde çok değişkenli istatistiksel tekniklerden kümeleme analizi kullanılmaktadır Kümeleme Analizi Kümeleme Analizi (Cluster Analysis) çalışmaya konu olan tüm birimler (bireyler, nesneler) arasında gerçekte var olduğu bilinen grupları, birimler arasındaki benzerliklere dayanarak az sayıda karşılıklı özel grupları oluşturmak, daha sonra bu gruplara giren birimlerin yapılarını ortaya koymak amacıyla kullanılan çok değişkenli istatistiksel tekniktir. Kümeleme analizi sonucunda ele alınan tüm birimler kendi kümeleri içinde benzer, diğer kümelerdeki birimlerden farklı olacak şekilde anlamlı kümelerde toplanmaktadır(anonim). Kümeleme analizinde bilgisayar kullanımı birimleri kümelere ayrıştırma işlemlerinin kolaylıkla yapılmasına yardımcı olmaktadır. Değişkenlerin bağımlı/ bağımsız ayrımı olmadığı durumlarda kullanılan çok değişkenli istatistik tekniklerden, kümeleme analizinde de öncelikle benzerlik (uzaklık-yakınlıkfarklılık) matrisi oluşturulur. Daha sonra hiyerarşik ve hiyerarşik olmayan kümeleme yöntemlerinden biri ya da önce hiyerarşik yöntemle küme sayısı, küme merkezleri belirlendikten sonra başlangıç değer ataması yapılarak hiyerarşik olmayan çözümleme yöntemi seçilerek uygulamaya geçilir. Elde edilen kümeleme sonuçlarının uygunluğu değerlendirilir (Öz, B., S.Taban, M. Kar, 2008, s.13).

50 52 Hiyerarşik çözümleme yönteminde birimlerin kaç kümeye ayrılabileceği önceden bilinmemektedir. Her birinde tek birim verisi olan n tane küme ile çözümlemeye başlanır. Birimlerin benzerlik matrisindeki veriler yardımıyla benzerliğini belirlemede farklı yollar izlenebilmektedir. Merkezi yöntem(centroid method), en yakın komşuluk-tek bağlantı yöntemi(nearest-neighbor-single linkage method), uzak komşu-tam bağlantı/çap yöntemi(farthest neighborcomplete linkage method), gruplar içi ve gruplar arası ortalama bağlantı yöntemi(average linkage method-between and within groups) ve Ward yöntemlerinden en uygunu seçilir. En benzeyen küme çifti seçilen yönteme göre birleştirilerek küme sayısı n-1 e düşürülür. Seçilen benzerlik yöntemi işlemleri tekrarlanarak, yeni benzerlik matrisi oluşturulur ve tekrar en benzeyen kümeler birleştirilerek tüm birimler kümelere atanır. Tek bağlantı tekniğinde benzerlik/yakınlık matrisinde birbirine en yakın iki birim bulunur ve ilk küme çekirdeği en kısa mesafe esasına dayanarak oluşturulur. Tam bağlantı tekniği, tek bağlantı tekniğine benzer, ancak en uzak iki birimden başlar. Aşırı değerlerden etkilenmeyen ortalama bağlantı tekniklerinde, bir kümenin ortasına düşen birim esas alınırken; Küme Merkezleri Tekniğinde, bir kümeyi oluşturan birimlerin ortalamaları esas alınmaktadır. Ward tekniğinde, bir kümenin ortasına düşen birimin, aynı kümenin içinde bulunan birimlerden ortalama uzaklığı esas alınarak toplam sapma karelerinden yararlanılarak varyansın en küçüklemesi amaçlanır. Sonuçta birimlerin yer aldığı kümeler ağaç diyagramları (dendogram) ile görsel hale getirilir. Hiyerarşik olmayan çözümlemede, önceden birimlerin yaklaşık olarak kaç kümeye ayrılabileceği konusundaki bilgi kullanılarak, aşamalı başlangıç, paralel başlangıç ve en çok olabilirlik (optimizasyon) yaklaşımlarından uygun olanı seçilerek işlemler başlangıç küme sayısı ve küme değerlerine dayanılarak sürdürülmektedir. Hiyerarşik olmayan kümeleme analizinde küme sayısına önceden karar verilmektedir. Her birinde bir birim olan k tane başlangıç kümesi verisiyle çözümlemeye başlanır. Geriye kalan n-k tane birimden k tanesi seçilen yöntemdeki benzerlik değerlerine göre en yakın kümeye atanır. Yeniden küme değerleriyle benzerlik matrisi oluşturularak tüm birimlerin kümelere atanması yapılır. En son bulunan k tane küme değerlerine göre birimlerin tümü yeniden kümelere atanır. Bu işlemler birimlerin kümeler arası geçişi bitinceye kadar ya da durdurma kuralına göre tekrarlanır. K ortalamalar tekniğinde her bir birim, küme ortalamasına yakınlığına göre, en çok olabilirlik tekniğinde en büyük olabilirlik değerini verecek biçimde ilk belirlenen kümelere atanmaktadır. Küme sayısının belirlenmesinde kümelenecek birim sayısının yarısının karekökü alınarak bulunan tamsayı değeri sıklıkla kullanılan küme sayısı belirleme yöntemidir (Everitt, 1979, s.175). Kümeleme analizi, çalışmaya konu olan tüm birimlerin (bireylerin, nesnelerin) o andaki verilere dayanılarak gruplanma yapısını ortaya çıkarmada kullanılan yöntemdir. Verilerden hareketle birimleri benzerliklerine göre anlamlı ve sağlıklı kümeleme araştırmacının, araştırma sonuçlarını kullanacakların özetleyici bilgiler elde etmesine yardımcı olmaktadır. Kümeleme analizinde örneklem verilerinden hareketle evren için çıkarsamada bulunulamaz,

51 53 sadece örneklem içindeki birimlerin kümelere ayrışımı değerlendirilebilir. n birimlik gözlem setindeki verilerin normalliği, eşit varyanslılığı gibi varsayımlar kümeleme analizinde çok az önem taşımaktadır. Değişkenler arasında çoklu doğrusal bağlantı olması, değişkenler birimleri ayırmada kullanıldığı için, değişkenlerin gerçek etkilerini ayırt etmede güçlük çıkarması nedeniyle, istenmeyen durumdur. Çok değişkenli istatistikte, değişkenlerin karşılaştırılabilir ölçeklerle ölçülmesinin önemli olduğu durumlarda ve kümeleme analizinde de veriler standartlaştırılarak benzer ölçeklere dönüştürülerek çalışılabilmektedir. Ayrıca yöntem seçimi, hiyerarşik olmayan kümelemede başlangıçtaki küme sayısının doğru olarak belirlenmesi, hiyerarşik kümelemede belirlenen küme sayısının gerçek durumu yansıtması ve anlamlılığı genellikle araştırmanın konusuna, araştırmacının ulaşılan sonuçları deneyimleriyle değerlendirmesine bağlıdır (Anderberg, 1973, s , Kalaycı, 2008, s ) Kümeleme Analizi Sonucu Bulgular Dünya ülkelerinin çayla ilgili değişkenler bakımından aralarında var olabilecek kümelerin ortaya konulması ve Türkiye nin konumunun belirlenmesinin amaçlandığı çalışmanın bu kesiminde çok değişkenli istatistiksel tekniklerden kümeleme analizi kullanılmaktadır. Gıda ve Tarım Örgütü ve Uluslararası Ticaret Merkezi sitelerinden dünya çay üretim ve ticaretine ilişkin derlenen verilerden seçilmiş, 1993 ve 2010 yılı verileriyle yapılan Kümeleme analizi çalışmasında SPSS 20 paket programından yararlanılmıştır. Hiyerarşik ve hiyerarşik olmayan kümeleme analizinde, kümeleri oluşturabilmek amacıyla değişik bağlantı yöntemleri(linkage method) seçilebilmektedir. Aynı veri setine uygulanan her bir kümeleme yönteminin sonucunda farklı kümelemelere ulaşılabilmektedir. Bilgisayarla kümeleme işlemlerinin kısa sürede tamamlanabilmesi nedeniyle, tüm yöntemler denenerek en uygun ve güçlü bağlantı yöntemi ile benzerlik ölçüsünün seçilmesine karar verilmiştir. Yöntemlerin her biri, veri tiplerine amaçlara bağlı olarak benzerliğin özel bir yönünü göstermektedir. Bu amaçla önce paket programda yer alan iki aşamalı kümeleme (Two step cluster) yöntemi, daha sonra hiyerarşik, hiyerarşik olmayan, en yakın komşuluk çözümleme yöntemleri uygulanarak, elde edilen küme sayısı ile kümeleme sonuçlarının uygunluğu değerlendirilmiştir. Paket programda öncelikle tüm değişkenlerle çözümlemeler yapılmıştır. Ülkelerin kümelenmesinde metrik verilerle çalışıldığından, ham ve standartlaştırılmış veriler ile benzerlik ölçüsü olarak Öklid, kareli Öklid, cosine, Pearson korelasyon ölçümleri kullanılmıştır. Kümeleme analizinde kümeleri belirlemede en etkili olan değişkenler küme sayısına göre farklı olabilmekte ve hiyerarşik olmayan kümeleme çıktısında otomatik olarak verilen tek yönlü varyans analizi ile belirlenebilmektedir. Bu çalışmada seçilmiş değişkenlerle yapılan çözümlemelerin daha anlamlı olduğu görülmüştür. Küme sayısının belirlenmesinde kümelenecek ülke sayısı 46 nın yarısının karekökü alınarak bulunan tamsayı değeri yaklaşık olarak 5 olduğu için, en düşük küme sayısının 5 olarak seçilmesi kararlaştırılmıştır.

52 54 Çalışmada yer verilmeyen fakat denenen kümeleme tekniklerinde ülkelerin az sayıda kümeye ayrılabildiği anlaşılmaktadır. İki aşamalı kümeleme algoritması çıktılarında (bknz. ek1) 3 ile 10 arasındaki tüm kümeler için kümeleme kalitesinin çok iyi olduğu sonucuna varılmasına rağmen; Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka, Rusya aykırı değerlere sahip olduğu için kendi başlarına birer kümede, diğer çok sayıda ülke tek bir kümede yer almakta, ülkeler yeterince anlamlı ve sağlıklı kümelenememiş olmaktadır. Bu nedenle, değişkeni aykırı değerli ülkeler çıkarılarak, çoğunluğu aynı kümede olan ülkelerden değişken değerleri çok küçük (örneğin üretim miktarı çok az olan) olan ülkeler çıkarılarak ve kümelemede daha anlamlı olacağı düşünülen, çay ekili alan-üretim miktarı, ihracat-ithalat, üretim-ihracat değişkenleri ikişerli olarak alınıp uygulamalar yapılmış, ülkelerin kümelenmesi incelenmiştir ve 2010 yıllarına ait standartlaştırılmış verilerin her birine hiyerarşik kümelemede gruplar arası ortalama bağlantı yöntemi (between linkage), cosine benzerlik ölçüsü kullanılarak uygulanmış 5 küme için ülkelerin kümelenme durumları incelenmiştir. Türkiye nin dâhil olduğu küme, ülke kümeleri, hiyerarşik kümeleme analizi sonuçlarının grafik özeti olan ağaç diyagramı (dendogram), elde edilen sonuçlar ve ham veriler çizelge halinde verilmiştir. Tablo 7. Hiyerarşik Kümelemede Gruplar Arası Ortalama Bağlantı Yöntemiyle Ülke Küme Üyeliği 5 küme için Ülke :Arjantin :Mali 2 2 3:Bangladeş 2 2 4:Bolivya :Mauritis 3 2 2:Azerbaycan 26:Mozambik 27:Myanmar :Brezilya :Nepal 3 2 6:Burundi :Panama 2 2 7:Kamerun :P Y Gine 3 2 8:Çin :Peru 2 2 9:Kolombiya :Portekiz :D. Kongo :Kore :Ekvador :Rusya :Etiyopya :Ruanda :Gürcistan :Reunion 2 2

53 :Hindistan :G Afrika :Sri Lanka :İran :Tayland :Japonya :Türkiye :Kenya :Uganda :Lao Halk :Malavi :Malezya :Vietnam :Guatemala 37:Seyşeller 16:Endonezya 43:Tanzanya 21:Madagaskar 45:Zambiya 46:Zimbabve Çizelge Yılı İçin Ülkelerin Küme Üyeliği Dendogramı

54 56 Çizelge Yılı İçin Ülkelerin Küme Üyeliği Dendogramı Tablo yılında Türkiye ile aynı kümede yer alan ülke istatistikleri 1993 yılı ham verileri ülke Ekili alan (hektar) Üretim miktarı (ton) Verim İhracat miktarı (ton) İthalat miktarı (ton) İhracat değeri (dolar) İthalat değeri (dolar) Çin Hindistan Endonezya Kenya Sri Lanka Türkiye

55 57 Tablo yılında Türkiye ile aynı kümede yer alan ülke istatistikleri 2010 yılı ham verileri ülke Ekili alan(hektar) Üretim miktarı (ton) Verim İhracat miktarı (ton) İthalat miktarı (ton) İhracat değeri (dolar) İthalat değeri (dolar) Türkiye Bolivya Kamerun Ekvador Malezya Portekiz Tayland Zimbabve İran Çalışmanın bu kesiminde kümeleme analiziyle, 1993 yılında Türkiye nin çay üretimi ve ticaretinde rekortmen olan ülkelerle aynı konumda olduğu kanıtlanmıştır. Bir önceki kesimdeki tablo ve çizelgelerde de verilerek açıklandığı gibi 2010 yılında Türkiye nin dâhil olduğu küme 1993 yılındaki kümeden farklı olup, çay sektöründe söz sahibi ülkelerden uzaklaşmaya başladığı görülmektedir yılı ihracat miktarı (ton) ile Üretim miktarı(ton) değişkenlerine dayalı kümeleme; En yakın komşuluk analizi (nearest neighbor analysis) Türkiye merkezli çıktılar aşağıda verilmiştir.

56 58 Çizelge Yılı Ülkelerin En Yakın Komşuluk Analizi Ülkelerin 1993 yılı üretim ve ihracat miktarı verileri alınarak yapılan analiz sonucunda Türkiye, Hindistan, Çin, Endonezya ve Sri Lanka aynı kümede yer diğer ülkelerden ihracat miktarı ve üretim miktarı bakımından farklı olduğu görülmektedir. Ülkeler Çin merkez alınarak, yakınlık sırasıyla işaretlenmiştir. (Ham veriler için bknz Çizelge 8) Türkiye nin yakın komşuları ve aralarındaki uzaklık aşağıdaki çizelgede verilmiştir. k Nearest Neighbors and Distances Displayed for Initial Focal Records Focal Record Nearest Neighbors Nearest Distances ÇİN HİNDİST KENYA SRİ LAN ENDONEZ TÜRKİYE 0,569 1,165 1,305 1,522 2, yılı Çay ekili alan(ha) ile Üretim miktarı(ton) değişkenlerine dayalı kümeleme; en yakın komşuluk analiziyle Türkiye merkezli çıktılar aşağıda verilmiştir.

57 59 Çizge11: 2010 Yılı Ülkelerin En Yakın Komşuluk Analizi Bu çözümlemede de diğer kümeleme çalışmalarında elde edilen sonuçlarla hemen hemen aynı sonuçlara ulaşıldığı belirlenmiştir. Türkiye, Vietnam, İran ve Endonezya aynı kümede yer almaktadır. Ancak ekili alan ve üretim miktarı açısından Türkiye; Sri Lanka Kenya, Hindistan ve Çin e daha yakın konumda olduğu iki boyutlu uzay grafiğinde görülmektedir. Çin ülkelerin tahmin uzayı(predictor space)grafiğinde boyutlara (değişkenlere) göre en sağ köşede yer almaktadır, ülkeler Türkiye merkez alınarak, yakınlık sırasıyla işaretlenmiştir. Türkiye nin yakın komşuları ve aralarındaki uzaklık aşağıdaki çizelgede verilmiştir. K Nearest Neighbors And Distances Displayed For Initial Focal Records Nearest Neighbors Nearest Distances Focal Record Türkiye Viet Nam İran Endonezya Arjantin 0,072 0,123 0,134 0,207

58 60 3. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmada; Dünya ve Türkiye, çay üretim ve ticaretinin zaman içindeki değişimi ile FAO dan alınan son istatistik verilerine göre, ülkelerin çeşitli değişkenler bakımından birbirlerine göre benzerlik ve farklılıklarına dayalı kümelenmeleri araştırılmıştır. Toplanan verilerin analiz edilmesiyle elde edilen bulgular değerlendirildiğinde ilk göze çarpan, Afrika kıtası ülkelerinin çaya olan ilgisinin arttığıdır. Çay üreten ve ticaretini yapan ülkeler sıralamasında Afrika ülkeleri artık üst sıralara yükselmeye başlamıştır. Afrika kıtasında yer alan, tropik iklim özellikleri ve çay tarımına uygun alanların bol olduğu bölge ülkelerinin, çay üretim ve ticareti alanına yönelmiş olması, son yıllık dönemde dünya çay pazarında önemli değişikliklere neden olmaktadır. Kümeleme analizi bulgularına göre 1993 yılında Çin, Hindistan, Sri Lanka ve Kenya gibi rekortmen ülkeler arasında yer alan Türkiye, 2010 yılında Türkiye nin çay istatistikleri açısından yüksek değerlere sahip ülkelerle düşük olan ülkeler arasında olduğu görülmektedir. Dünyada sadece Türkiye, Gürcistan ve hatta İran, diğer ülkelerin sahip olduğu iklim ve toprak koşullarına sahip değildir. Türkiye, çay üretim ve ticareti bakımından, Asya ve Afrika ülkelerine göre üretimde iklim koşulları ve ekim alanı yapısı bakımından yeterince uygun koşullara sahip olmamasına rağmen, üretimde iyi konumdadır ve özellikle ticarette dünya üzerindeki coğrafi konum avantajını kullanabilir durumdadır. Türkiye nin, öncelikle yurt içi olmak üzere dünya piyasasını ve düzenlemelerini yakından izlemesi, elde edilebilecek üretim ve pazarlama rakamlarını istatistiksel olarak incelemesi ve kararlar alması gerekir. Yapılacak çalışmalarda yukarıda sözü edilen yurtiçi ve yurt dışı, ticaret ve pazarlama araştırması istatistikleri elde edilerek daha ayrıntılı değerlendirmeler gündeme gelebilir. Pazar araştırması yapmak, çay ürününün pazara uygunluğu, dağıtım kanalları, tüketicinin zevk ve tercihlerinin değerlendirilmesi gibi konularda bilgi sahibi olmak, kalite sorunları, hizmet aksaması ve istikrarsızlık gibi konularda olabildiğince hızlı tepki vermek, doğru pazarlama stratejisi oluşturabilmek için verilerin elde edilmesi, istatistik biliminden yararlanılması, karar vericiler için zorunluluk halini almalıdır. Türkiye de çay, kahvaltıların ve gün boyu tüketimin vazgeçilmezi olan, çok sevilerek tüketilen içecektir. Çay daha çok Rize ve Trabzon da olmak üzere Artvin, Giresun ve Ordu da üretilmektedir. Yoğun emek gerektiren çay üretiminde köylülerin ve kadınların çalışması, özellikle Rize deki çay fabrikaları nedeniyle çayın istihdama katkısı yüksektir. Saklı-Ağayev (2011, s.19 ve s.34-36) Çaykur Fabrikalarının Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Değerlendirilmesi başlıklı çalışmasında, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü ne (Çaykur) bağlı siyah çay üreten yaş çay işleme fabrikalarının etkinliklerini üretime verilen yaş çay miktarı, direkt işçilik ücretleri, imalat giderleri ve üretim kapasitesi değişkenleriyle incelemiştir yılları arasında zamanla fabrikaların etkinlik düzeyinde gerilemenin olduğu sonucuna ulaşmış, bu-

59 61 nun nedenleri değerlendirilmiştir ve 2010 yıllarında etkinlik sorunlarının daha fazla görüldüğü, bunun bir nedeninin yeni kadrolu işçilerin fabrikalara dengesiz dağıtılmasının olabileceğinin düşünüldüğü belirtilmektedir. Tüm bu nedenlerle ve çalışmada elde edilen sonuçlarla, Türkiye nin sadece doğu Karadeniz bölgesinde; çay üretiminin sürdürülebilir olmasının ülke ekonomisi için büyük önem taşıyan bir konu olduğu söylenebilir. KAYNAKLAR Ağayev, S., A.R. Saklı, (2011). Çaykur Fabrikalarının Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi ile Değerlendirilmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Blimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 14, Sayı: 3, Yıl: 2012, Sayfa: Anderberg M.R. (1973), Cluster Analysis for Applications. Probability and Mathematical Statistics, vol. 19. New York: Academic Press. Ataseven, Z. Y. (2012), Türkiye de Çay Sektörü. Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü. TEPGE BAKIŞ.14.8, Başer, A. (2006). Türkiye de Tarım Destekleme Politikaları ve Çay Sektörü. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi SBE. Canik, F. (2011),Türkiye de Organik Tarım, Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü. TEPGE BAKIŞ, Nüsha 15. Demir, A. (2002), Çay, Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü, Sayı 1, Nüsha 10. Enginyurt, H. (2006), Türkiye Çay Sanayisinde Finansal Analiz Tekniklerinin Uygulanması: Çaykur A.Ş. de Bir Uygulama, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi: Aydın. Adnan Menderes Üniversitesi SBE. Everitt, B. (1979), Unresolved Problems in Cluster Analysis. Biometrics. Vol.35, No 1, Kalaycı, Ş. (2008), SPSS Uygulamalı Çok Değişkenli İstatistiksel Teknikler. 3.Baskı. Ankara: Asil Yayın Dağıtım. Öz, B., S.Taban, M. Kar. (2008). Kümeleme Analizi ile Türkiye ve AB Ülkeleri nin Beşeri Sermaye Göstergeleri Açısından Karşılaştırılması, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 10. Özden, V. D. (2009), Türkiye Siyah Çay Sektör Raporu, Avrupa İşletmeler Ağı-Karadeniz. (30 Nisan 2013) Taşkın, M. (2007), Bahçeden-Bardağa Çay. Çay Sanayici İş Adamları Derneği. Yayın No 1. Trabzon. Usta, H.(2005), Çay Sektörü Profil Araştırması, İstanbul Ticaret Odası.

60 62 (30 Nisan 2013) aspx (30 Nisan 2013). (29 Şubat 2013). (30 Nisan2013). (29 Şubat 2013). (30 Nisan 2013). Ek. İki aşamalı kümeleme (two step cluster) algoritması uygulama sonuçları; (seçilmiş değişkenler standartlaştırılarak). TwoStep Cluster [DataSet1] C:\Documents and Settings\günseli\Desktop\ dünya çay\makale\rize\kümeleme verisi.s

61 63 ülke küme ülke küme Arjantin 1 Mali 1 Azerbaycan 1 Mauritius 1 Bangladeş 1 Mozambik 1 Bolivya 1 Myanmar 1 Brezilya 1 Nepal 1 Burundi 1 Panama 1 Kamerun 1 Papua Yeni Gine 1 Çin 4 Peru 1 Kolombiya 1 Portekiz 1 D. Kongo Cum 1 Kore Cumhuriyeti 1 Ekvador 1 Rusya Federasyonu 3 Etiyopya 1 Ruanda 1 Gürcistan 1 Reunion 1 Guatemala 1 Seyşeller 1 Hindistan 5 Güney Afrika 1 Endonezya 1 Sri Lanka 5 İran 2 Tayland 1 Japonya 1 Türkiye 1 Kenya 5 Uganda 1 Lao Halk Cum 1 Tanzanya Bir Cum. 1 Madagaskar 1 Viet Nam 1 Malavi 1 Zambiya 1 Malezya 1 Zimbabve 1 Ekim alanı(hektar), üretim miktarı, ihracat, ithalat (ton), ihracat, ithalat($ olarak) ve verim değişkenlerine göre ülkelerin 5 kümeye ayrılması durumunda program çıktısında kümeleme kalitesi çok iyi olarak nitelendirilmektedir. Buna rağmen, Çin(4. Küme), İran(2. Küme), Rusya(3. Küme) tek başına birer küme oluşturmuş, Hindistan, Kenya ve Sri Lanka (5. Küme) bir kümede, geriye kalan 40 ülke tek bir kümede yer almıştır. Türkiye nin de dâhil olduğu küme ülkeleri değişkenler açısından farklı olmalarına karşın yeterince iyi ayrıştırılamamıştır.

62 64 TÜRKİYE ÇAY YETİŞTİRİCİLİĞİNİN SORUNLARI VE ÖNCELİKLERİ Muharrem ÖZCAN 1 ve Emine YAZICIOĞLU 2 1 Prof. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ziraat Fakültesi 2 Araştırma Görevlisi, Ondokuz Mayıs Üniversites, Ziraat Fakültesi Özet: Türkiye, sahip olduğu genetik kaynakları ve ekolojik zenginlikleriyle dünya genelinde önemli ve çok farklı bir konuma sahiptir. Sahip olunan bu zenginlik gereği gibi kullanıldığında ülkemizin tarımsal yönden değeri daha da artmaktadır. Ülkemiz, dünya çay ekolojik alanlarına ilişkin sınırlar içinde olmamasına karşın, küçük bir mikroklima alanda kaliteli bir şekilde çay üretebilen, üretilen çayı işleyebilen ve ülke tüketiminin üzerinde üretim yapabilen bir ülke konumundadır. Çay, Rize ilinin topoğrafik yapısına ve yağış rejimine en uygun bitkidir. Bu yörede çay, sosyo-ekonomik yapının en önemli faktörüdür. Rize halkının refah seviyesinin yükseltilebilmesi, yaşam kalitesinin arttırılabilmesi ve göçün önlenebilmesi için çay yetiştiriciliğinin, çay işleme sanayisinin ve pazarlama sektörünün sorunlarının kısa ve uzun vadeli olarak çözülerek sektöre günümüz koşullarına uygun dinamizmin kazandırılması gerekmektedir. Rize tarımı için genel olarak çay yetiştiriciliğinin alternatifi daha kaliteli çay yetiştiriciliği olarak değerlendirme yapılmalıdır. Çay sektörünün merkezi konumunda olan Rize yöresindeki gelişmeler, aynı zamanda ülke ekonomisi ve halkımız için de önemli bir değer taşımaktadır. Anahtar Sözcükler: Çay tarımı, Rize, Çay alanları, Çayın ekonomisi, Ekoloji. 1. Giriş Canlıların yapılarının en önemli içeriğini su oluşturmaktadır. Bu nedenle susuzluk canlı yaşamını ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen çok önemli bir faktördür. Canlıların susuzluğa dayanabilme dirençleri az olduğundan günlük olarak ihtiyaç duydukları suyu çeşitli kaynaklarla almak zorundadırlar. Çay, dünya genelinde sudan sonra en fazla içilen içecek olma özelliğine sahiptir. Dünya nüfusu sürekli artış göstermektedir yılında 6 milyar olan dünya nüfusu 2011 yılında 7 milyara çıkmıştır. Son 50 yılda dünya nüfusu ikiye katlanmıştır (Wikipedia, 2013). Bu durum, artan nüfusun beslenebilmesi için tarımsal üretimin arttırılmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak bir taraftan tarımsal üretimi arttırma çalışmaları yapılırken diğer taraftan tarım alanlarının tarım dışı kullanımlarının giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Günümüzde tarım alanlarında en ekonomik ve en verimli bitki deseni oluşturularak üretimlerin yapılması gerekmektedir. Bu şekilde hem verimli ve ekonomik üretim yapılabilmekte hem de yakalanan yüksek kaliteyle ürünler bazında markalaşma gerçekleştirilebilmektedir.

63 65 Türkiye, sahip olduğu ekolojik zenginlikleriyle anavatanı olduğu veya olmadığı birçok türü rahatlıkla ve kaliteli bir şekilde yetiştirebilmektedir. Bu konuya en güzel örneklerden biri Doğu Karadeniz Bölgesinde çay yetiştiriciliğinin yapılabilmesidir. Ülkemiz çay tarımında yetiştiricilik, işleme, pazarlama ve tüketim konularında önemli gelişmeler kaydedilmekle birlikte belirtilen bu alanlarla ilgili önemli sorunları bulunmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye çay yetiştiriciliğinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bilgiler, aynı zamanda tarımsal üretiminin çok büyük bir kısmı çay olan Rize ilinin tarımsal sorunları ve çözüm önerileri niteliğinde olacaktır. 2. DÜNYA ÇAY YETIŞTIRICILIĞINDE TÜRKIYE NIN YERI Dünyada çay tarımı 46 ülkede yapılmaktadır. Ancak bu ülkeler içinde son verilere göre hektardan daha fazla bir alanda üretim yapan ülke sayısı 9 dur (Çizelge 1). Çay tarımında önemli ülkelerin 10 yıllık dönemler halinde gelişmeleri ve değişimleri incelendiğinde gerek toplam çay yetiştiricilik alanlarının ve gerekse üretim miktarlarının sürekli arttığı görülmektedir (Çizelge 1 ve 2). Çizelge 1. Dünya Kuru Çay Üretiminde Önemli Ülkelerin Çay Alanları (FAO, 2012) Alan Yıllara Göre Çay Alanları Sıra Ülke (ha) Çin Hindistan Sri Lanka Kenya Endonezya Vietnam Myanmar Türkiye Bangladeş Diğer Ülkeler Dünya yılında hektar olan çay alanları son 20 yılda yaklaşık %46 artarak hektara ulaşmıştır. Bu alan artışında en büyük pay Çin e aittir (Çizelge 1).

64 66 Çay alanları yönünden dünya genelinde 8. sırada olan Türkiye, diğer ülkelerin aksine çay alanlarında azalmaya gitmiş ve son 20 yılda ki azalma %16 dolayında gerçekleşmiştir yılında ton olan dünya kuru çay üretimi son 20 yılda yaklaşık %85 artarak tona ulaşmıştır (Çizelge 2). Bu üretim artışında en büyük pay Çin e aittir. Dünya genelinde üretim alanındaki %46 oranında artışa karşın, kuru çay üretiminde % 85 oranında bir artış gerçekleşmiştir. Bu durum yeni kurulan çaylıklardan hasadın yapılabilmesi yanında çayın işlenmesi, muhafazası ve değerlendirilmesinde gelişmelerin olduğunun da bir göstergesi olarak görülmelidir. Çizelge 2. Dünya Kuru Çay Üretiminde Önemli Ülkelerin Üretimleri (FAO, 2012) Alan Yıllara Göre Üretim Sıra Ülke (ton) Çin Hindistan Kenya Sri Lanka Türkiye Vietnam Endonezya Bangladeş Myanmar Diğer Ülkeler Dünya Kuru çay üretimi yönünden dünya genelinde 5. sırada olan Türkiye, diğer ülkelerin aksine çay alanlarında azalmaya rağmen son 20 yılda üretiminde %81 dolayında artış sağlamıştır. Dünyada üretilen çayın yaklaşık %60 ı üretici ülkelerde tüketilmekte, %40 ı ise diğer ülkelere ihraç edilmektedir. Dünya genelinde çay ihraç eden ülkeler ağırlıklı olarak Çin, Hindistan, Sri Lanka, Kenya; önemli miktarda çay ithal eden ülkeler ise AB ülkeleri, Rusya, İngiltere, ABD ve Ortadoğu ülkeleridir. Dünya genelinde ihraç edilen çay miktarı ise tondur. (Çizelge 3, 4).

65 67 Çizelge 3. Dünya Kuru Çay İhracatında Önemli Ülkeler (FAO, 2010) Ülke İhracat (ton) Ülke İhracat (ton) Kenya Vietnam Sri Lanka Endonezya Çin Arjantin Hindistan Türkiye Dünya Çizelge 4. Dünya Kuru Çay İthalatında Önemli Ülkeler (FAO, 2010) Ülke İthalat (ton) Ülke İthalat (ton) Rusya Federasyonu Bir. Arap Emirlikleri İngiltere İran ABD Fas Pakistan Almanya Mısır Polonya Dünya Dünya toplam çay ithalatı tondur. Rusya Federasyonu ton ile ilk sırada yer alırken bunu İngiltere ( ton), ABD ( ton) ve Pakistan ( ton) izlemektedir. Ülkemiz 2010 yılında ton çay ihracatı, ton çay ithalatı yapmıştır (Çizelge 3, 4). 3. TÜRKIYE ÇAY YETIŞTIRICILIĞININ MEVCUT DURUMU Türkiye çay tarımı yaklaşık 85 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu dönem içinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmeler, özellikle 1984 yılında çayda tekelin kalkmasıyla birlikte daha da belirginleşmiştir. Dünya genelinde alan yönünden 8. sırada olan ülkemizin üretim yönünden 5. sırada olması (halen istenilen konumda olmamamıza rağmen) önemli gelişmelerin kaydedildiğinin bir göstergesidir. Türkiye de çay tarımı, olağan çay ekolojisinin (tropik ve subtropik iklim kuşaklarının) dışında, 42 kuzey enleminde, kuzey doğusu, soğuğu kesen Kafkas sıradağları, güneyi ve doğusu birden bire yükselen, yükseklikleri 3500 metreye ulaşan ve denizden gelen nemli rüzgarların yağış bırakmalarına neden olan Kaçkar sıradağları ile çevrili, denize açık, kuytu bir mikroklima alanda yapılmaktadır. Ülkemizde, Gürcistan sınırından Trabzon un Araklı-Karadere sınırına kadar olan Karadeniz kıyı şeridi ve 30 km kadar içlere uzanan ve rakımı 1000

66 68 m ye kadar olan alanlar birinci sınıf çay bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Trabzon un Araklı-Karadere sınırından Ordu ilinin Fatsa ilçesine kadar olan alanlar ise ikinci sınıf çay bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Birinci sınıf çay bölgesi olarak adlandırılan alanda verim ve kalite daha yüksektir (Kacar, 1992). Türkiye de çay sektörü diğer üretici ülkelerle karşılaştırıldığında nispeten yeni bir faaliyet görünümünde olmasına rağmen kısa süre içerisinde büyük gelişme göstermiştir yılına kadar ithalat ile karşılanan iç tüketim talebi 1963 yılından sonra yurt içi üretim ile karşılanmaya başlanmıştır li yıllarda kuru çay üretimi tonun altında gerçekleşirken, son yıllarda tona ulaşmıştır. Son 30 yıl içinde çay üretiminde çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir yılından itibaren ülkemiz çay alanlarında artışlar olmamasına karşın yaş çay üretiminde önemli artışlar olmuştur (Çizelge 5). Çizelge 5. Türkiye Çay Üretiminin Yıllara Göre Değişimi (TUİK, 2012) Yıllar Çay Alanı (da) Dikim Üretim (ton) Yaş Çay Kuru Çay Üretici Sayısı (adet) Türkiye de çay yetiştiriciliğine ayrılan alan yaklaşık 15 yıl öncesinde son şeklini almış ve çay tarımına uygun alanlar tamamen çay yetiştiriciliğine tahsis edilmiştir. Aynı süreçte alan sınırlı kalmasına karşın üretimde % ye varan artışlar kaydedilmiştir. Hatta 1990 lı yılların başlarına göre üretim alanında azalmaya rağmen üretimde önemli artışlar olmuştur. Bu artışta, gençleştirme budaması projesinin önemli etkileri olmuştur. Geçleştirme budaması yapılan alanlarda bitkilerin vegetatif gelişme kuvveti artmış bu da verim artışını beraberinde getirmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesinde çay tarımı üretici tarafından yapılmaktadır. Üretici başına düşen arazi miktarı oldukça düşüktür. Mevcut çay alanlarını üretici sayısına böldüğümüzde ( da / : 3.7 dekar)

67 69 ortalama arazi varlığı 3.7 dekar gibi bir çok düşük bir değerde kalmaktadır. Bu değerin 1990 yılında 4.5 dekar olduğu dikkate alındığında, çay üreticilerinin çeşitli nedenlerle (en büyük nedeni miras yoluyla arazilerin parçalanmasıdır) arazi varlıklarının azaldığı ve bunun sonucunda küçük alanlardan ekonomik beklentinin arttığı görülmektedir. Çay, üreticiler ve bunların ailesi yanında çayın işleme, paketleme ve pazarlama işlemlerinde çalışan insanlarla birlikte bölgenin sosyo - ekonomik yapısı üzerine çok büyük katkıları olan bir üründür. Ülkemizde 1984 yılında özel sektörün yaş çay alma, işleme ve pazarlamasının serbest bırakılmasıyla birlikte Çaykur un yanında irili ufaklı çok sayıda firma faaliyete başlamıştır. Ülkemizde üretilen yaş çayın %53 ünü Çaykur, %47 sini ise özel sektör işlemektedir (Çizelge 6). Çizelge 6. Çaykur ve Özel Sektörün Satın Aldığı Yaş Çay Miktarları (Çaykur, 2011) Yıllar Satın Alınan Yaş Çay Miktarı Çaykur Özel Sektör Toplam ton % ton % ton yılı verilerine göre Çaykur a ait 47 ve özel sektöre ait 151 çay işleme tesisi faal durumdadır. Özel sektör fabrikalarının 116 tanesi Rize ilinde bulunmaktadır (Çay Fabrikaları, 2012). Ülkemiz çaylıklarının yaklaşık %65 i 25 yaş ve üzeri yaşa sahip olup bu alandaki çaylıkların %5 i ekonomik ömrünü doldurmuş durumdadır (Özcan, 2013). Çayın ülke ekonomisindeki konumu ve çay tarımının verimliliğiyle ilgili önemli göstergelerden biri olan, dekar başına alınan ürün bazında Türkiye yaklaşık 1.65 ton/da ile dünya genelinde önemli bir konuma sahiptir. Bu veri ülkemizde çay yetiştiriciliğinde yetiştiricilik açısından bir sorunun olmadığını göstermektedir.

68 70 4. TÜRKIYE ÇAY TARIMINDA RIZE İLININ YERI Ülkemizde çay üretiminin illere göre dağılımını yapacak olursak ilk sırada Rize ilinin olduğu bunu Trabzon ve Artvin in izlediği görülmektedir. Ülkemiz çay alanlarının yaklaşık %66 sı Rize ilinde bulunmaktadır. Rize ilinin ülkemiz toplam çay üretimindeki payı ise %78 dir (Çizelge 7). Çizelge 7. Türkiye Çay Üretiminin İllere Göre Dağılımı (TUİK, 2011) Çay Dikili Alan Üretim Verim (da) (% ) (ton) (% ) (ton/da) İller Rize Trabzon Artvin Giresun Ordu Türkiye Yukarıdaki veriler incelendiğinde ülkemiz için çay tarımının ve sektörünün önemi demek aynı zamanda Rize ilinin önemi demekle eşdeğer olduğu rahatlıkla söylenebilir. Rize ilinin toplam tarım alanı dekar olup bu alanın dekarında çayın da içinde olduğu meyve yetiştiriciliği yapılmaktadır. Rize de yalnız çay tarımı yapılan alan dekardır (Çizelge 7, 8). Çizelge 8. Rize İlinin Tarımsal Yapısı (TUİK, 2011) Alan (da) (% ) Tarımsal Faaliyet Meyve Ekilen tarla Sebze Toplam Rize ili tarım alanlarının %91.3 ünü çay alanları oluşturmaktadır. Bu veri Rize ilinin ülke genelindeki çay alanlarının yaklaşık %66 sına sahip olduğunu da göstermektedir (Çizelge 7, 8). İllere göre çayda verimliliğe baktığımızda Rize ili 1.93 ton/da verimle ilk sırada yer almaktadır (Çizelge 7). Bu nedenle Rize için çay, hem en önemli tarımsal ürün hem de sosyo-ekonomik yapıya etki yapan en önemli sektördür. İlin kalkınması, ilde çayla ilgili sorunların çözülmesine bağlıdır.

69 71 5. TÜRKIYE ÇAY TARIMINDA GENEL SORUNLAR Ülkemiz geneli ve Rize ili kapsamında çay tarımı ve sektörünün çeşitli sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri aşağıda verilmiştir Yetiştiricilik Sorunları Ülkemiz çay alanlarında, miras yoluyla bölünmelere bağlı olarak, işletme başına düşen arazi varlıklarında küçülmeler doğrudan çayla geçimini sağlayan üretici sayısını azaltmıştır. Bu durum yetiştiricilik aşamalarında kültürel uygulamaların ideal şekilde yapılmasının önünde engel oluşturmaktadır. Gübreleme uygulamalarının toprak ve bitki analizleri yapılmadan her yerde standart bir şekilde yapılması hem toprak yapısının bozulmasına hem de üretim maliyetinin artmasına neden olmaktadır. Hasat aşaması için en uygun kesim büyüklüğü olarak önerilen 2.5 yapraktan hasat uygulamasına zaman zaman uyulmaması işlenen çayda verim ve kalitenin düşmesine neden olmaktadır. Çayda halen devam eden kültürel uygulamalar, budama ve gübrelemedir. Budamalara devam edilmesi ve gübrelemenin de yaprak ve toprak analizlerine göre yapılmasıyla verim ve kalitenin artması yanında, toprak yapısının olumsuz yönde değişmesi de önlenebilecektir. İşlenerek satılan ürünlerde kaliteyi belirleyen en önemli faktör hammadde kalitesidir. Bu nedenle yetiştiricilik aşamasında yapılan hatalara bağlı olarak ürün kalitesinde meydana gelecek düşmeler, bunlardan elde edilecek mamul ürünlerin de düşük kaliteli olmasına neden olmaktadır. Bu aşamada (gıda tüzüğüne uygun olarak) bazı katkılarla kalite yükseltilebilmekte ancak ek katkılar ürünün doğal niteliğinden uzaklaşmaları da beraberinde getirmektedirler. Çay hasattan sonra doğrudan tüketime sunulan bir ürün olmadığından ve kuru çaydaki kalite hasattan sonra ürünün en kısa zamanda işleme ünitelerine aktarılmasına da bağlı olduğundan zaman zaman kontenjan ve kota uygulamaları kaçınılmaz olmaktadır. Ancak üretim ve işleme kapasiteleri birlikte değerlendirilerek çay tarımı yönlendirilirse kota ve kontenjan uygulamalarına gerek kalmayabilir Çay Alanlarında Yaşlanma Çay bitkisinde ürün, yapraklardan elde edilir. Dikimden itibaren 4. yaşında ürün alınmaya başlanmakta ve ekolojik şartlara bağlı olarak 8-10 yaşından sonra maksimum ürün düzeyine ulaşılmaktadır. Çay bitkisinde ekonomik verim yaşı, ekolojik şartlar ve uygulanan kültürel tekniklere de bağlı olmakla beraber genellikle yıl olarak kabul edilmektedir.

70 72 Ülkemizde çay bahçeleri yaşlı konumdadır. Özellikle 1. Sınıf çay bölgesi alanı içinde kalan çaylıklar ilk kurulan tesisler olduğundan oldukça yaşlı konumdadırlar. Çay alanlarının %30 u 50 yaşın üzerinde, ekonomik verim yaşını tamamlamış çaylıklardan oluşmaktadır (Ural, 2004). Çayda verim, çay sürgünü olduğundan ve yaşlanan bitkilerde sürgün verimi düştüğünden yaşlanma aynı zamanda düşük verimlilik anlamına gelmektedir. Çaylık alanlarımızda büyük oranda yaşlı bitkiler bulunmaktadır. Gençleştirme budama sistemi uygulansa bile yaşlı çay bahçelerinden kaliteli yaprak alınması mümkün değildir. Bu nedenle öncelikle çok yaşlı alanlar başta olmak üzere çaylıkların belirlenecek üstün nitelikli genotiplerle yenilenmesi gerekmektedir. Gençleştirme budaması aynı bitkiden ürün alma süresini uzatmakta ancak yaşlılığı ortadan kaldırmamaktadır Genetik Varyasyon Ülkemizdeki çaylıkların başlangıçta tohumla çoğaltılan bitkilerle kurulması yabancı tozlanan bir bitki olan çayda önemli ölçüde genetiksel varyasyonun meydana gelmesine neden olmuştur. Bu varyasyon aynı zamanda hammaddedeki standardı yakalamayı zorlaştırmaktadır. Çayda genetiksel varyasyon sorununun çözülmesi için yeni çaylıkların vegetatif yöntemlerle çoğaltılmış fidanlarla kurulması gerekmektedir. Diğer yandan genetiksel varyasyondan yararlanmak gerekmekte olup bunun için detaylı bir seleksiyonun da içinde yer aldığı ıslah programının başlatılması gerekmektedir. Bu çalışmalarla, bazı genotipler direk olarak üretime aktarılabilir. Bazı genotipler ise çeşit geliştirme çalışmalarıyla iyileştirmeler sağlandıktan sonra yetiştiricilere sunulabilir. Ülkemiz için öncelikli konulardan biri de çayda çeşit geliştirme olmalıdır. Çeşit geliştirme çalışmalarının, diğer çay üreticisi ülkelerde öne çıkan bazı çeşitlerin ülkemiz koşullarına adaptasyonu üzerine çalışmalarla birlikte yürütülmesi zamandan kazanmak ve yenileme çalışmalarında en uygun genotipleri seçebilmek açısından büyük önem taşımaktadır Çaylıkların Yenilenmesinde Gecikme Ülkemiz çaylıklarının %5 inin yaşlı konumda olması ve giderek yaşlı çaylıkların artması çayda sürgün veriminin düşmesine neden olmaktadır. Bu nedenle öncelikle yaşlı çaylıklardan başlanarak belirlenen genotiplerle yenileme yapılmalıdır. Yenileme uygulamalarında sökümden sonra toprak yorgunluğunu gidermek amacıyla 2-3 yıl içinde yeni dikimler yapılmamalıdır. Bu dinlenme sürecinde baklagil yem bitkileri ekilerek toprağın azot ve organik maddelerce zenginleşmesi de sağlanmalıdır (Özcan, 2007) yılında biten gençleştirme budaması projesi çayda sürgün verimi ve sayısını arttırmış olmakla birlikte bu etkinin uzun süre devam etmesi mümkün değildir. Gençleştirme budamaları başlangıçta olumlu etki yapmakla

71 73 birlikte gövde ve kök bölgesi yaşlı kaldığından yeni dikimlerin yerini alması mümkün olamamaktadır. Bu nedenle yaşlı çaylıklarda yenileme projelerinin devreye sokulması gerekmektedir Arazi Varlıklarında Küçülme Ülkemizde çay tarımı çoğunlukla küçük aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır. Çay üreticilerinin %75.7 si da arasında, %20.9 u 6-10 da arasında ve %2.7 si da arasında ve %0.7 si 20 da üzerinde çaylık alana sahiptir (Özcan, 2007; Çaykur, 2011). Toplam dekar alanda üreticinin (işletmenin) üretim yapması işletme başına genel ortalama olarak 3.7 dekar bir alanın düştüğünü göstermektedir. Böyle bir alandan yeterli bir gelir elde edilemeyeceğinden, üreticiler ek gelir kaynaklarını aramakta bir müddet sonra da çay yan gelir kaynağı konumuna düşmektedir. Miras yoluyla tarım arazilerinin aşırı bölünmesinin ve tarım arazilerinin tarım dışı kullanımlarının engellenmesiyle bu sorunu ortadan kaldırabilecektir Çaya Alternatif Bitki Arama Doğu Karadeniz Bölgesinde çayın, topoğrafyaya uygunluğu ve sanayisiyle birlikte bölgenin sosyo ekonomik yapısında önemli bir yere sahip olduğu dikkate alındığında çayın, bölgenin ana ürünü olarak kalmasının gerekliliği daha da belirginleşmektedir. Türkiye çay yetiştiriciliğinde Doğu Karadeniz Bölgesi dışında farklı ekolojileri bulmak mümkün olmadığından mevcut çay alanlarındaki sorunlar ile işleme ve pazarlama konularında karşılaşılan sorunların hızla çözülmesi gerekmektedir. Özellikle birinci sınıf çay bölgesinde, çayın alternatifi daha kaliteli çay yetiştiriciliği olarak düşünülmelidir. Bu alan içinde farklı ürünler çayın alternatifi olarak değil, ürün çeşitlendirilmesi olarak değerlendirilmelidir Çay İşleme Sektöründe Dalgalanmalar Ülkemizde üretilen yaş çayın %53 ünü Çaykur, %47 sini ise özel sektör işlemektedir. Halen Çaykur a ait 47 ve özel sektöre ait 151 çay işleme tesisi faal durumdadır. Özel sektör fabrikalarının 116 tanesi Rize ilinde bulunmaktadır. Özel sektörde açılan veya kapanan işletmeler nedeniyle çay işleme kapasitelerinde dalgalanmalar olmakla birlikte son yıllarda özel sektörün yaş çay alım payı sabitlenmiş görünümdedir. Ancak küçük ölçekli işletmeler modernize olma, markalaşma ve pazar payını arttırmada önemli sorunlar yaşamaktadırlar. Bazı özel sektörün yaş çay bedelini üreticilere kuru çay vererek ödedikleri de görülmektedir.

72 74 Ülkemiz çayının markalaşabilmesi çay işletmelerinin güçlü olmasına da bağlıdır. Bu nedenle, çok sayıda küçük kapasiteli işletmeler yerine orta veya büyük ölçekli işletmelere geçilmelidir Kaçak Çay Girişi Türkiye çay tarımı ve sektörünün en önemli sorunlarından bir tanesi de kaçak çay girişi ve bunların ambalajlanarak iç tüketime sunulmasıdır. Ülkemiz çaylarında insan sağlığını tehdit edecek hiçbir madde bulunmamasına rağmen kaçak çaylarda insan sağlığını tehdit edecek boyutlarda hormon, kimyasal madde ve pestisit kalıntıları bulunmaktadır. Hatta gıda tüzüklerine göre kullanımına izin verilmeyen birçok maddenin de bulunduğuna dair bildirimler bulunmaktadır. Kaçak çaylar sadece iç tüketimi etkilememekte aynı zamanda markalaşmayı tamamlayamamış çay işleme sektörünü de olumsuz etkilemektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kendine has yapısı nedeniyle çay kaçakçılığı olağan ticaret haline gelmiştir. Yapılan tüm uyarı ve önlemlere rağmen kaçak çay ticareti engellenemediği gibi artarak devam etmektedir. Çaykur ve özel sektörde markalaşmış firmaların taklitleri ile private label üretimlerinde kaçak ürünler kullanılmaktadır. Bu sahte ve kaçak çaylar, marketlerde ve halk pazarlarında faturasız olarak rahatlıkla satılmaktadır. Ayrıca, ambalajların üzerine Rize Çayı yazıldığından, Türk çayının imajı da zedelenmektedir (Çaykur, 2011; Erdoğan, 2012). Çay sektörünü olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biri de ülkemize giren yabancı kökenli çaylardır. Türkiye de yılda yaklaşık bin ton çay tüketilmektedir. Bu miktarın bin tonunu Çaykur çayları, bin tonunu Özel Sektör çayları, bin tonunu da yabancı kökenli çaylar oluşturmaktadır. Özellikle Güney Doğu Anadolu, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi sınır illerinde çoğunlukla yabancı kökenli çaylar tüketilmektedir. Bu tüketilen miktarın genel tüketim içerisindeki payı %20-25 civarında olduğu halde, bu miktarın ancak %25 lik bölümü resmi ithalat yoluyla yurda sokulmaktadır (Çaykur, 2011; Erdoğan, 2012). Ülkemize kaçak olarak bin ton civarında İran çayı geldiği tahmin edilmektedir. Ayrıca, yurda yasal olarak vergisi ödenerek giren yabancı kökenli kuru çay miktarı 10 bin ton dolayındadır (Çaykur, 2011; Erdoğan, 2012; Ulusal Çay Konseyi, 2012). Ülkemize çeşitli illegal yöntemlerle giren İran kökenli kaçak çaylar, Türk çay sektörünü tehdit etmektedir. Maliyet yönünden baktığımızda, Türk çayının, İran kökenli çayla fiyat rekabeti edebilmesi mümkün değildir. Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmayan İran, İran çayını çok yüksek oranda desteklemektedir. İran da yaş çay bedeli devlet tarafından ödenmekte olup, enerji ve işçilik girdileri de ülkemize göre oldukça düşüktür (Çaykur, 2011; Erdoğan, 2012).

73 75 Ülkemize giren İran çayında çok yüksek oranda kimyasal ilaç kalıntısı (pestisit) ve böcek kalıntıları bulunmaktadır. Dolayısıyla İran kökenli çaylar, Türk halkının sağlığını da tehdit etmektedir. Ülkemize kaçak yollarla çay girişinin tamamen önlenmesi gerekmektedir. Çay kaçakçılığı organize suç kapsamına alınmalı, çay kaçakçılarına caydırıcı cezalar verilmelidir Markalaşma Ülkemiz çay sektöründe standart kalitenin yakalanamaması ile yetiştirme ve işlemedeki yüksek maliyetler markalaşmanın sağlanmasının önünde birer engel konumundadırlar. Diğer yandan genetik varyasyon ve farklı rakımlar da hasat edilen çay sürgününün kalitesi üzerine etki yapmaktadır. Kalite standardının yakalanabilmesi için öncelikle hammaddede standardını yakalamak gerekmektedir. Bunun için de öncelikle yaşlı çaylıklarda yenileme ve gençleştirme budaması uygulamalarının yapılması gerekmektedir. Üretim maliyetleri düşürülerek ve kalite standartları yakalanarak markalaşma sağlanabilir. Markalaşma, aynı zamanda çay ihracatımızın artmasını da sağlayabilecektir. Yapılacak çalışmalarla Türk Çayı veya Rize Çayı veya Çay Üreten Firmalar bazında kalıcı marka değerleri oluşturulabilir Yetiştirme Ve İşlemede Yüksek Maliyetler Dünyada çay üreticisi ülkeler az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler olup, bu ülkelerde hem işgücünün hem de hammaddenin ucuz olması nedeniyle maliyetler oldukça düşük olarak gerçekleşmektedir (Özden, 2009: 27). Türkiye ile sınır komşuları İran ve Gürcistan da yaş çay hasadı, mayıs-ekim arasındaki 6 aylık süre içerisinde (mayıs, temmuz ve eylül aylarında) üç sürgün şeklinde yapılırken, diğer üretici ülkelerde 9-12 aylık süre içinde hasatlar yapılmaktadır. Ülkemizde iklim durumuna bağlı olarak ekim ayında da (diğer aylara göre daha az olmakla birlikte) hasat yapılabilmektedir. Ülkemizde, diğer çay üretici ülkelere göre hammadde fiyatları 1,5-2 kat, işçilik giderleri ise 5 kat daha yüksektir (Çaykur, 2011). Bu farklılıkta ülkelerin çaya verdiği çeşitli destekler, ülkemize göre işçilik bedellerinin düşük olması ve ülkemize göre yıl içinde hasat dönemlerinin daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Sıralanan bu faktörler, ülkemizin diğer üretici ülkelere göre çay ihraç etme şansını düşürmektedir.

74 Organik Tarım Uygulamaları Yetersiz Günümüzde bilinçsiz uygulamalar çevreyi önemli düzeyde tahrip etmiştir. Aynı zamanda tarımsal üretimde aşırı kimyasal kullanımı hem çevre ve hem de bu ürünleri tüketecek insanlar için tehdit oluşturmaktadır. Çevre ve insan sağlığının korunması için geliştirilen en önemli teknik organik tarımdır. Organik tarım, insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyen ve üretimde kimyasal girdi kullanılmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Ülkemiz çay yetiştiriciliğinde genelde ticari gübreler dışında kimyasalların kullanılmaması, çevrenin korunması yanında ürün ve ürünü tüketecek insanların sağlığı açısından büyük avantaj sağlamaktadır. Buna ilaveten sertifikalı bir üretim şekli olan organik tarım kapsamında organik çay üretiminde de önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Türkiye de organik çay üretimi Çaykur öncülüğünde Artvin in Borçka ilçesi ile Rize Çamlıhemşin ve Hemşin ilçelerinde yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca özel sektör tarafından da organik çay üretimi ve üretimi artırma çalışmaları yapılmaktadır. Hemşin ilçesindeki modern organik çay fabrikası siyah çay üretimi yaptığı gibi organik yeşil çay üretimi de gerçekleştirmektedir yılı sonu itibarıyla tam organik üretim yapılan çaylık alan dekara, üretici sayısı 1010 a ulaşmıştır. Üreticilerden ton tam organik yaş çay yaprağı satın alınarak işlenmiş ve elde edilen 313 ton siyah ve 13 tonu yeşil olmak üzere toplam 326 ton organik kuru çay tüketicilerin beğenisine sunulmuştur (Çaykur, 2011). Ülkemiz çay yetiştiriciliği ve kuru çay üretiminin tamamının organik ve iyi tarım uygulamaları kapsamında sertifikalı üretim kapsamında yapılmalıdır. Bu durum çevre korunumu ve insanımızın sağlığı açısından önem kazanmakla birlikte aynı zamanda ihracat payımızın artmasını da sağlayabilecektir. 6. Sonuç Ülkemiz, sahip olduğu makro ve mikro ekolojileriyle anavatanı olmadığı birçok türü rahatlıkla ve yüksek kalitede yetiştirebilecek potansiyele sahiptir. Bu ürünlerden bir tanesi de çaydır. Çay uzun ömürlü bir bitki olması, kazık köklü olması, Doğu Karadeniz Bölgesinde yüksek eğim ve yağışa rağmen erozyonu önleyebilmesi, sanayiye entegre olması, halkımız ve tüm dünyada halen sudan sonra en fazla içilen içecek olması nedenleriyle ekolojik, ekonomik ve sosyal niteliği yüksek olan bir üründür.

75 77 Ülkemizin çaydan vazgeçmesi söz konusu olamayacağı gibi Rize ağırlıklı olmak üzere Doğu Karadeniz dışında çayı yetiştirme alanlarımız da bulunmamaktadır. Ülkemizde yıllık ortalama ton dolayında kuru çay tüketilmektedir. Çay tarımının sorunlarının çözülmemesi önümüzdeki yıllarda hem göç hem de çay ithalatının artmasını beraberinde getirecektir. Bu nedenle, ülkemiz çay tarımı ve çay sektörü için öncelikle acil eylem planı oluşturularak mevcut sorunların hızla çözülmesi gerekmektedir. Kaynaklar Çaykur. (2011) Çay Sektörü Raporu. (10 Mart 2013) Çay Sektörü Sorunlar ve Çözüm Önerileri. (2012). org.tr. (25 Şubat 2013). Çay Fabrikaları. (2012). Türk Çay Sektörü Hakkında Herşey. turkcayi.com/ fabrika.asp (15 Nisan 2013). Dünya nüfusu. (2013). (15 Mart 2013). Erdoğan, M. (2012). Çay Sektörü Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Rize Ticaret Borsası Ocak FAO. (2011). Tea Production. http//www.fao.org (15 Mart 2013). FAO. (2012). Tea Production. (2012). http//www.fao.org (15 Mart 2013). Kacar, B. (1992). Yapraktan Bardağa Çay. Ankara: T.C. Ziraat Bankası Kültür Yayınları No:23. Özden, D.V. (2009). Türkiye Siyah Çay Sektör Raporu. Avrupa İşletmeler Ağı- Karadeniz. 34s. Özcan, M. (4-7 Eylül 2007). Türkiye Çay Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu Sorunları ve Çözüm Yolları, Türkiye V. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, Erzurum. Cilt. 1 Meyvecilik,s TUİK. (2011). Çay Verileri. (2011). (15 Mart 2013). TUİK. (2012). Çay Verileri. (2012). (15 Mart 2013). Ural, N. (2004). Çay Tarım ve Sanayi. http//www. biriz.biz/cay/caysorun.htm. (15 Mart 2013).

76 78 ÇAY SEKTÖRÜNDE ÜNİVERSİTE - SANAYİ İŞBİRLİĞİ: MEVCUT DURUM ve GELECEK İÇİN ÖNERİLER İlker Murat AR Yrd.Doç.Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Fatih ÖZDEMİR Koordinatör, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı, Rize Yatırım Destek Ofisi Özet: Üniversite-Sanayi İşbirliği (ÜSİ) günümüzde ulusal ve bölgesel kalkınmanın en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Özellikle sanayinin sınırlı Ar-Ge kaynaklarına sahip olduğu gelişmekte olan ülkelerde ÜSİ; ulusal ekonomiye rekabetçi üstünlükler kazandıran, bölgesel gelişmeyi teşvik eden ve yenilik yeteneğinin geliştirilmesine olanak sağlayan önemli bir unsurdur. Ayrıca ekonominin girişimcilik ve rekabet potansiyelini artırmak da üniversite ve sanayinin işbirliğinden geçmektedir. Bu nedenle özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ÜSİ ye büyük önem verilmekte ve uygun işbirliği ortamının oluşturulmasına yönelik çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Bu açıdan bakıldığından ÜSİ, Rize ilinin ekonomik yapısında önemli bir yere sahip olan çay sektörünün gelişimi açısından da dikkatle incelenmesi gereken bir konudur. Bu çalışma çay sektöründeki ÜSİ uygulamalarının mevcut durumunu ortaya koymayı ve gelecek için önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır. Araştırma sonuçları çay sektöründe ÜSİ nin genel olarak yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte sektörde yer alan firmalar, üniversiteler ile işbirliği yapmak istediklerini ancak gerekli iletişimi nasıl sağlayacaklarını bilmediklerini ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Çay Sektörü, Üniversite-Sanayi İşbirliği (ÜSİ), Öneriler. 1. GIRIŞ Teknoloji üretimi günümüz iş dünyasında sürdürülebilir rekabet üstünlüğü elde etmenin önemli bir gerekliliği olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte teknoloji üretim süreci ancak nitelikli işgücü, güçlü finansal yapı ve teknolojik makine-teçhizat ile mümkün olmaktadır. Bu durumda işletmeler için kaynakların etkin kullanımı ve teknoloji üretim sürecinde dışsal bilgi kaynaklarından yararlanma önemli bir unsur haline gelmektedir. Toplumsal gelişim ve değişim sürecindeki hız, birçok alanda yeni bilgiye ve bilgili bireylere olan ihtiyacı öne çıkarmaktadır (Güler, 2000: 235). Bu durum toplumun ihtiyacı olan bireylerin yetiştirilmesinde önemli bir rolü olan üniversitelerin sorumluluklarını da genişletmektedir. Böylece üniversitelerin yapacakları araştırma ve incelemelerde toplumsal ve ekonomik hayata yarar sağlayacak bir bakış açısına sahip olmalarını gerekli olmaktadır (Bayraktar ve Halis, 2003:65). Sonuç olarak üniversitelerin toplumun ve sanayinin ihtiyaçlarını dikkate alarak yeniden bir yapılandırma sürecine girmeleri kaçınılmaz hale gelmektedir.

77 79 Günümüzde sanayi kuruluşları kendi teknolojilerini kendileri üretmek istemekte ancak yeterli bilgi birikimi, kaynak ve tecrübeye sahip olmadıkları için tek başlarına bu isteklerini gerçekleştirememektedirler. Üniversiteler ise yaptıkları bilimsel çalışmaların pratikte uygulanabilir olduğunu görmek ve teknolojiyi ürüne dönüştürebilmek için uygun ortam arayışı içine girmektedirler (Kaya vd., 2012:1123). Bu arayışın gerek sanayicileri gerekse üniversiteleri yakın işbirliği içerisinde çalışmaya zorladığı dikkate alındığında karşımıza Üniversite-Sanayi İşbirliği (ÜSİ) kavramı çıkmaktadır. Günümüzde ÜSİ nin üniversite ve sanayici için bir tercihten öte bir zorunluluk olduğu ifade edilmektedir (Gürbüz ve Uçurum, 2012:13). Bu noktada birçok ülkede ÜSİ, ulusal anlamda ekonomik gelişmenin ve toplumsal refahın önemli bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Türkiye, çay tarım alanlarının genişliği bakımından dünyada üretici ülkeler arasında yedinci, kuru çay üretimi yönünden beşinci ve yıllık kişi başına tüketim bakımından da dördüncü sırada yer almaktadır (Özden, 2009:5). Türkiye de üretim ve tüketim açısından bu derecede önemli olan çay, Doğu Karadeniz Bölgesi nde başta Rize olmak üzere Artvin, Trabzon ve Giresun illerinde yetiştirilmektedir. Bu bölge, dünyada çay yetiştiriciliği yapılan alanlar içerisinde en üst bölgeler arasında yer almaktadır (Özden, 2009:11). Doğu Karadeniz Bölgesi nde yaşayan halkın en önemli gelir kaynaklarından birisini teşkil eden çay, bu yönüyle bölge ekonomisinin de öncü sektörlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma kapsamında temel olarak çay sektöründe gerçekleştirilen ÜSİ uygulamalarının mevcut durumunun ortaya konması amaçlanmaktadır. Bunun yanı sıra mevcut durumdan hareketle daha etkin bir ÜSİ için yapılması gerekli uygulamaları değerlendirmek de çalışmanın bir diğer amacıdır. Yukarıda belirtilen amaçlarla ilişki olarak çalışma dört temel bölümden oluşmaktadır. ÜSİ nin teorik temellerinin anlatıldığı ve ÜSİ konusundaki sektörel çalışmaların anlatıldığı ikinci bölümü çay sektöründeki ÜSİ uygulamalarına odaklanan üçüncü bölüm izlemektedir. Bu bölümde öncelikli olarak mevcut durum ortaya konmuş ardından mevcut durumdan hareketle yapılması gerekenler özetlenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise araştırmanın sonuçları genel olarak ortaya konarak tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. 2. ÜNIVERSITE - SANAYI İŞBIRLIĞI (ÜSİ) ÜSİ genel olarak üniversite ve sanayi kuruluşlarının sahip oldukları imkanları bir araya getirerek bilimsel, ekonomik ve teknolojik açıdan gelişmeye yönelik sistematik bir yapı (Güler, 2000: 237) olarak değerlendirilebilir. ÜSİ nin ilk örneklerinin, 1800 lerde Avrupalı şirketlerin üniversitelerdeki araştırmacılarla birlikte yaptığı çalışmalar sonucu ortaya çıktığı ifade edilmektedir (Erdil vd., 2012: 4). ÜSİ nin üniversiteye ve sanayiye pek çok faydası bulunmaktadır. Bu faydalar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir (Dura, 1994: ; Erdil vd., 2012:6; Çelik ve Tufan, 2007:669):

78 80 Üniversiteye Faydaları Tablo 1. ÜSİ nin Üniversite ve Sanayiye Faydaları Staj ve işyerinde eğitim programları uygulama Eğitimin kalitesi ve etkinliğinde artış Uygulamada kullanılan eğitim ve öğretim programlarında yararlanma Sanayiye dönük araştırma projelerine finansal destek sağlama Öğretim elemanı ve araştırmacılara ek gelir imkanı sağlama Mezun öğrencilere, uygun ve çabuk iş bulma imkanları yaratılması Bilimsel araştırma metotlarının uygulama imkanlarını artırmak Sanayiye Faydaları Yeni bilgilerin zaman kaybı olmadan teknolojiye dönüşmesi Ar-Ge personeli ve ekipman ihtiyacının, üniversite kaynaklarından karşılanması Üretim kalitesinin yükselmesi ve maliyetlerin düşürülmesi. Yeni ve en uygun teknolojinin kullanımı ÜSİ nin ülkeler için taşıdığı öneme dayalı olarak konuyla ilgili pek çok çalışma (Lee, 2000; Karamete, 2001; Orhan ve Ünsaldı, 2003; Akçi, 2004; Guan vd., 2005; Bercovitz ve Feldman, 2005; Arvanitis vd., 2006; Belkhodja ve Landry, 2007; Thune, 2007; Bilgili, 2008; Burnside ve Witkin, 2008; Karadoğan, 2008; Çakmak, 2009; Worasinchai ve Bechina, 2009; Arıcan, 2010; Pohl vd., 2010; Vielba vd., 2010; D este ve Perkman, 2011) yapıldığı görülmektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde bu çalışmalarda ÜSİ deki taraflara odaklanmak suretiyle ulusal ve bölgesel anlamda ÜSİ uygulamalarının incelendiği görülmektedir. Türkiye de yapılan ve sektörel analizlere odaklanan ÜSİ araştırmalarından bazıları ise şu şekilde sıralanabilir. Çelik ve Tufan (2007) tarafından yapılan çalışmada tekstil sektöründeki ÜSİ çalışmaları ve Ar-Ge faaliyetleri araştırılmıştır. Börekci vd. (2009), sanayicilerin Elektrik-Elektronik mühendislerinden beklentilerini Denizli ilindeki bir pilot araştırma üzerinden belirlemeye çalışmıştır. Kaya vd. (2012) ise demir- çelik sektöründeki ÜSİ çalışmalarını Kardemir-Karabük Üniversitesi enerji ve çevre projeleri örneği çerçevesinde incelemiştir. Yukarıdaki çalışmalar incelendiğinde özellikle çay sektöründeki ÜSİ uygulamalarına yönelik bir çalışma yapılmadığı görülmektedir. Bu araştırma ile literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. 3. ÇAY SEKTÖRÜNDE ÜNIVERSITE-SANAYI İŞBIRLIĞI Çalışma kapsamında çay sektöründe üniversite-sanayi işbirliği, iki alt başlıkta incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle mevcut durum ortaya konmuş ardından gelecek için önerilerde bulunulmuştur.

79 Mevcut Durum Çay sektöründeki ÜSİ uygulamalarının mevcut durumu araştırılırken iki aşamalı bir süreç uygulanmıştır. Öncelikle ÜSİ nin taraflarından biri olan üniversitelerdeki durum incelenmiştir. Bu kapsamda çay üretiminin yoğun olduğu Rize, Artvin, Trabzon ve Giresun illerindeki dört üniversitenin (Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Artvin Çoruh Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Giresun Üniversitesi) mevcut durumu araştırılmıştır. Buna ek olarak, Türkiye deki üniversitelere ilişkin genel bazı bilgilere de yer verilmiştir. Ardından çay sanayicileri açısından sektördeki ÜSİ uygulamaları değerlendirilmiştir. Bu kapsamda da sektörün önemli oyuncuları arasında değerlendirilen dokuz firma (Altınbaşak Çay, Çaykur, Doğuş Çay, Karali Çay, Lipton (Dosan), Neşe Çay, Ofçay, Okumuş Çay ve Orçay) ile görüşmeler yapılmıştır Üniversiteler Açısından Değerlendirme ÜSİ nin üniversiteler açısından değerlendirilmesi üç uygulama üzerinden yapılmıştır. Bunlardan ilki, Uygulama/Araştırma (U/A) Merkezleri dir Sayılı Kanun un 7/D-2 maddesi uyarınca kurulan U/A merkezleri, ÜSİ çalışmaları kapsamında üniversite bünyesinde örgütlenme fırsatı sunan yasal çerçeveyi oluşturmuştur. Böylece kendi içine kapalı ve kuramsal bilgi üretimine odaklanan üniversite yapısının, çeşitli toplumsal aktörlerle etkileşen, uygulanabilir bilgi üretimine de destek veren bir yöne doğru değişimi söz konusu olmuştur (Sabuncuoğlu vd., 2009:1). Üniversitelerin U/A merkezi kurabilmeleri için öncelikle ilgili merkeze ilişkin yönetmeliğin Resmi Gazete de yayınlanması gerekmektedir. Bu noktada çalışmanın verileri, Resmi Gazete de yayınlanan yönetmeliklerin tamamını barındıran ve detaylı bir arşiv aramasına da imkân tanıyan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü nün resmi internet sayfasından 1 elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar Tablo 2 de ortaya konmuştur. Buna göre bölge üniversitelerinde toplam 32 adet U/A merkezi kurulu olup bunlar arasında çayla ilgili merkeze rastlanmamıştır. Ayrıca Türkiye deki tüm üniversitelere yönelik yapılan taramada da üniversitelerde çayla ilgili bir U/A merkezi olmadığı tespit edilmiştir. 1

80 82 Tablo 2. Üniversiteler Açısından ÜSİ Uygulamaları U/A Merkezi BAP SAN-TEZ Projesi Üniversite Toplam Çayla İlgili Toplam Çayla İlgili Toplam Artvin Çoruh Üniversitesi 5-89 a Giresun Üniversitesi b Karadeniz Teknik Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Çayla İlgili c 5 12 e d Toplam a :2011 den itibaren b :2008 den itibaren c :2000 den itibaren d :2008 den itibaren e :2007 den itibaren Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP), yükseköğretim kurumlarında öğretim üyeleri ve doktora, tıpta uzmanlık, ya da sanatta yeterlik eğitimini tamamlamış araştırmacılar tarafından yönetilen projelerden oluşmaktadır. Bu projelere ilişkin tekliflerinin değerlendirilmesi, kabulü, desteklenmesi, hizmetlerin yürütülmesi, izlenmesi, sonuçlarının değerlendirilmesi ve kamuoyuna duyurulması ile ilgili usul ve esaslar ilgili üniversiteler tarafından yürütülmektedir. Araştırma kapsamında bölgedeki dört üniversitede yürütülen projeler incelenmiştir. İlgili üniversitelerin BAP Birimleri nden elde edilen bilgiler Tablo 2 de ortaya konmuştur. Buna göre; bölge üniversitelerinde çeşitli yıllarda toplam 2318 adet proje üretilmiştir. Bu projelerin yalnızca 12 tanesinin (% 0,5) çayla ilgili olduğu tespit edilmiştir. ÜSİ nin üniversiteler temelli bir diğer uygulama alanı da Sanayi Tezleri Programı (SAN-TEZ) dır. SAN-TEZ; teknoloji geliştirme, teknolojik ürün ve üretim yöntemlerine ilişkin çalışmaların projelendirilmesine olanak sağlayan ve üniversitede yapılan uygulamalı araştırmaların katma değer yaratacak ürün ya da üretim yöntemlerine dönüşmesini amaçlayan bir programdır. Program kapsamındaki projeler, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nca yürütülmekte ve desteklenmektedir. Tablo 2 de desteklenen toplam SAN-TEZ projeleri ve bunların içinde çayla ilgili olan proje sayıları verilmiştir. Bu sayılar Bakanlık teşkilatlanmasında SAN-TEZ projeleri ile ilgili birim olan Bilim ve Teknoloji Genel Müdürlüğü veri bankasından alınmıştır. Buna göre; yılları arasında 3 tanesi çayla ilgili olmak üzere toplam 12 adet SAN-TEZ projesi desteklenmiştir. Bu projelerin tamamının Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yürütüldüğünü belirtmekte fayda vardır. Ayrıca bu 3 proje haricinde Türkiye deki diğer üniversitelerden çayla ilgili herhangi bir SAN-TEZ projesi yürütülmemesi de dikkat çekici bir bulgu olarak değerlendirilmektedir Sanayiciler Açısından Değerlendirme ÜSİ nin sanayiciler açısından değerlendirilmesi aşamasında çeşitli firmalarla görüşmeler yapılmıştır. Öncelikle sektörde üretim ve pazar payı açısından önemli bir yere sahip firmalar seçilmiş ve ardından bu firmaların

81 83 üst düzey yöneticileri ile gerçekleştirdikleri ÜSİ uygulamaları ve ÜSİ hakkındaki değerlendirmelerine ilişkin görüşmeler yapılmıştır. Sonuçta yapılan görüşmeler özet olarak aşağıdaki tabloda (Tablo 3) listelenmiştir. Buna göre; görüşülen dokuz firmadan dört tanesi (Çaykur, Lipton, Okumuş Çay, Orçay) üniversitelerle ortak araştırmalar yürütmüş ve yürütmektedir. İşbirliği konularının genelde çay üzerine yapılan biyolojik ve kimyasal araştırmalardan oluştuğu görülmektedir. Bununla birlikte ürün çeşitlendirme ve yeni ürün geliştirme konularında da çalışmalar yapıldığı dikkati çekmektedir. Tablo 3. Çeşitli Firmalar Açısından ÜSİ Uygulamaları Firma * İşbirliği Yapılan Üniversiteler İşbirliği Konuları İşbirliğinin Türü Altınbaşak Çay Araştırma-geliştirme çalışmalarını kendi bütçe ve personel imkanları ile yürütmektedir. Şu ana kadar işbirliği kapsamında üniversitelerle herhangi bir çalışma yürütülmemiştir. Çaykur Akdeniz Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ordu Üniversitesi. Organik gübre kullanımında bakteri izolasyonu, yeşil çay üretiminde kalite iyileştirmesi, topraklardaki bor eksikliğinin analizi, çay hastalıkları, çaydan katma değeri yüksek ürünlerin elde edilmesi ve ürün çeşitlendirme. Ortak projeler ve TÜBİTAK destekli projeler. Doğuş Çay Araştırma-geliştirme çalışmalarını kendi bütçe ve personel imkanları ile yürütmektedir. Şu ana kadar işbirliği kapsamında üniversitelerle herhangi bir çalışma yürütülmemiştir. Karali Çay Araştırma-geliştirme çalışmalarını kendi bütçe ve personel imkanları ile yürütmektedir. Şu ana kadar işbirliği kapsamında üniversitelerle herhangi bir çalışma yürütülmemiştir. (Do- Lipton san) Akdeniz Üniversitesi-İstanbul Üniversitesi-İstanbul Teknik Üniversitesi Çay fidanı ırkı, seleksiyon ve ıslahı, iyi tarım uygulamaları çevre, biyolojik arıtma, çay tarımında ergonomik tasarımlar Ortak projeler. Neşe Çay Araştırma-geliştirme çalışmalarını kendi bütçe ve personel imkanları ile yürütmektedir. Şu ana kadar işbirliği kapsamında üniversitelerle herhangi bir çalışma yürütülmemiştir. Ofçay Araştırma-geliştirme çalışmalarını kendi bütçe ve personel imkanları ile yürütmektedir. Şu ana kadar işbirliği kapsamında üniversitelerle herhangi bir çalışma yürütülmemiştir.

82 84 Okumuş Çay Karadeniz Teknik Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Teknik ve idari konular. Danışmanlık. Orçay Karadeniz Teknik Üniversitesi Çaydaki maddelerin ayrıştırılarak yeni ürün geliştirilmesi. * : Alfabetik olarak listelenmiştir. SAN-TEZ projesi. Üniversitelerle herhangi bir ortak çalışma yürütmemiş olan firmalara (Altınbaşak Çay, Doğuş Çay, Karali Çay, Neşe Çay ve Ofçay) bunun nedeni sorulduğunda ise genel olarak üniversitelerin işletmeleri ziyaret etmediği ve sorunların ortaya konması noktasında bir iletişim eksikliği söz konusu olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca firmalar, üniversite ile bir işbirliği çalışması yapmak istediklerinde nasıl bir yol izleyebilecekleri konusunda bir bilgileri olmadığını ifade etmiştir. 3.2.Gelecek İçin Öneriler Çay sektöründe ÜSİ nin mevcut durumunu ortaya koyduktan sonra işbirliğinin geliştirilmesi için yapılması gerekenlere yönelik önerilerde bulunulması faydalı olacaktır. Bu amaçla öncelikle literatürde ÜSİ nin gelişiminin önündeki engellere yönelik çalışmalar incelenmiştir. Ayrıca sanayicilerle yapılan görüşmelerde bu konuyu da değerlendirmeleri istenmiştir. Sonuç olarak çay sektöründe ÜSİ nin geliştirilmesi için yapılabilecek öneriler aşağıdaki şekilde sıralanmıştır: - Bölge üniversitelerinde özellikle ziraat ve tarım ile ilgili lisans düzeyinde akademik birimlerinin olmayışı ya da henüz eğitim-öğretime başlanmamış olması, etkili işbirliği imkanlarını önemli ölçüde engellemektedir. Bu noktada çay sektörünün ihtiyaç duyacağı uzmanlık konularında üniversiteler bünyesinde fakülte, enstitü ve araştırma merkezleri açılması suretiyle gereken uzman kadronun yetiştirilmesi ve araştırma laboratuvarları için altyapının tesis edilmesi gerekmektedir. - Üniversitelerde başta çay olmak üzere bölge ekonomisine önemli katkısı olan ürünlere yönelik ayrıcalıklı destekleme mekanizmaları (bilimsel araştırma projeleri kapsamında ayrı bir destek programının oluşturulması gibi) geliştirilmelidir. - Bölge üniversitelerinde Çay Araştırma ve Uygulama Merkezi nin kurulması çay sektörüne yönelik lisansüstü çalışmaların teşvik edilmesi ve desteklenmesinde önemli katkılar sağlayacaktır. - Var olan ancak istenilen düzeyin yakalanamadığı danışmanlık hizmetlerinin, üniversitelerde Çay Sektörü Problem Çözme ve Danışmanlık Merkezi oluşturularak ve/veya ortak danışmanlık merkezleri kurularak sanayiye güç katacak şekilde yapılandırılması mümkün olacaktır.

83 85 - Üniversitelerde yürütülen lisans ve lisansüstü bitirme tezlerinin çay sektörüne yönlendirilmesi gerekmektedir. - Çay sektöründe faaliyet gösteren sanayicilere ve çay konusunda idari ve teknik açıdan çalışma yapan araştırmacılara yönelik olarak ortak bir platform (internet sayfası gibi) oluşturulması faydalı olacaktır. - Sanayi, üniversite ve ara kurumlara ayrı ayrı araştırmalar (anketler) yapılıp tarafların beklentileri ortaya konulmalı ve ÜSİ uygulamaları bu kapsamda planlanmalıdır. - İşbirliğinin tesis edilmesinde en etkili unsurlardan birisi de tarafların birbirini daha iyi tanımasının sağlanmasıdır. Böylece karşılıklı potansiyel ve ihtiyaçların tespit edilmesi söz konusu olabilecektir. Bu amaçla, belirli dönemlerde üniversiteler ve çayla ilgili kuruluşlar tarafından Üniversite-Sanayi Buluşmaları organize edilmesi yararlı olacaktır. Bu toplantılarda sanayicilerin ihtiyaçları, öğretim elemanlarının ise üzerinde çalıştıkları konuların yer aldığı kitapçıklar hazırlanarak ikili görüşme ortamında eşleştirmelerin yapılması sağlanabilir. - Özellikle sanayicilere üniversite ile işbirliği yapmaları suretiyle elde edebilecekleri destek ve teşvikleri anlatmaya yönelik programlar düzenlenmelidir. 4.SONUÇ VE TARTIŞMA Temel amacı çay sektöründeki ÜSİ nin mevcut durumunu ortaya koymak olan çalışma kapsamında ÜSİ, konunun tarafları olan üniversiteler ve sanayiciler açısından değerlendirilmiştir. Buna göre bölge üniversitelerinin çay konusundaki araştırmalarının genel olarak yetersiz olduğu söylenebilir. Ancak bu durumun önemli bir nedeni, özellikle Karadeniz Teknik Üniversitesi haricindeki bölge üniversitelerinin henüz gelişim aşamasında olmalarıdır. Bu üniversitelerdeki araştırmacı altyapısı ve teknik altyapı geliştikçe çay sektörüne yönelik çalışmaların da artacağı beklenmektedir. Bu noktada özellikle Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ne bağlı olarak Rize ili Pazar ilçesinde kurulan Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi önemli bir açığı kapatacaktır. ÜSİ uygulamaları, sektörde faaliyet gösteren firmalar açısından değerlendirildiğinde; firmaların üniversite ile işbirliği yapma noktasında istekli oldukları ancak gerekli iletişimin nasıl sağlanacağı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları görülmektedir. Çalışma kapsamında çay sektöründe ÜSİ nin mevcut durumuna dayalı olarak yapılacaklar noktasında da çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Bu önerilerin genel olarak, taraflar arasındaki iletişimi sağlayacağı ve tarafları ÜSİ konusunda cesaretlendirici öneriler olduğu söylenebilir.

84 86 Son olarak tarafların ÜSİ nin uzun soluklu ve sabır gerektiren bir süreç olduğunu dikkate almaları gerekmektedir. Bu durumda ÜSİ uygulamalarını orta ve uzun vadeli projeler olarak değerlendirmek, başarılı ve etkili sonuçlar elde edilmesi noktasında doğru bir bakış açısı olacaktır. Bu çalışmanın kısıtlarına dayalı olarak gelecek çalışmalarda Türkiye deki tüm üniversitelerde yürütülen çayla ilgili bilimsel araştırma projeleri incelenebilir. Ayrıca çay sektöründeki ÜSİ uygulamalarının önündeki engellerin neler olduğuna ve bu engellerin nasıl kaldırılacağına ilişkin tarafların katılımı ile bir anket çalışması yapılması da faydalı olacaktır. Kaynaklar Akçi, Y. (2004). Üniversite Sanayi İşbirliği İle İlgili Sanayici Algıları (Gaziantep İli Organize Sanayi Örneği). Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi SBE. Arıcan, İ. (2010). Üniversite Sanayi İşbirliği Çerçevesinde Bilimsel Araştırma Projeleri ve Marmara Üniversitesi Araştırma Geliştirme Faaliyetlerinin Değerlendirilmesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi SBE. Arvanitis, S., U. Kubli ve M. Woerter. (2006). University-Industry Knowledge Interaction in Switzerland: What University Scientists Think About Co- Operation with Private Enterprise. Swiss Institute Business Cycle Research. 132, Bayraktar, S. ve M. Halis. (2003). Öğretim Elemanları ve Sanayici Açısından Üniversite-Sanayi İşbirliğinin Değerlendirilmesi. Manas ÜniversitesiSosyal Bilimler Dergisi. 5, Belkhodja, O. ve R. Landry. (2007). The Triple-Helix Collaboration: Why do Researchers Collaborate with Industry and the Government? What Are the Factors that Influence the Perceived Barriers?. Scientometrics. 70.2, Bercovitz, J. ve M. Feldman. (2005). Fishing Upstream: Firm Innovation Strategy and University Research Alliances. Tenth Anniversary Summer Conference, June 27-29, Denmark, Bilgili, A. (2008). Üniversite-Sanayi İşbirliğinde Teknoparklar: Bursa Ulutek Teknoloji Geliştirme Bölgesi Örneği. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Çanakkale: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi SBE. Börekci, S., A. Özek, K. G. Öztürk ve D. Kilit. (2009). Üniversite Sanayi İşbirliği ve Sanayicinin Elektrik Elektronik Mühendisinden Beklentileri Denizli Pilot Anket Çalışması. TMMOB Türkiye 4. Enerji Sempozyumu, Ekim, Eskişehir, 1-3. Burnside, B. ve L. Witkin. (2008). Forging Successfull University Industry Collaborations. Research-Technology-Management, 51.2,

85 87 Çakmak, O. (2009). Üniversite Sanayi Etkileşiminin Önündeki Engeller ve Çözüm Önerileri. Üniversite Sanayi İşbirliği Ulusal Kongresi. 7-8 Mayıs, Eskişehir, Çelik, D. ve M. Tufan. (2007). Tekstil Sektöründe Üniversite Sanayi İşbirliğinin Gerekliliği ve Önemi. Journal of Azerbaijani Studies , D este, P. ve M. Perkmann. (2011). Why Do Academics Engage with Industry? The Entrepreneurial University and Individual Motivations. The Journal of Technology Transfer. 36, Dura, C. (1994). Üniversite-Sanayi İşbirliği Üzerine Bir Deneme. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi , Erdil, E., S. Akçomak, T. Pamukçu ve Y. Erden. (2012). Değişen Üniversite- Sanayi İşbirliğinde Üniversite Örgütlenmesi. TEKPOL Working Paper Series STPS-WP-12/01. Ankara. Guan, J.C., R.C.M. Yam ve C.K. Mok. (2005). Collaboration Between Industry and Research Institutes/Universities on Industrial Innovation in Beijing, China. Technology Analysis & Strategic Management. 17.3, Güler, F. (2000). Üniversite-Sanayi İşbirliği Sorunlar Avantajlar. Maliye Araştırma Merkezi Konferansları. 40, Gürbüz, E. ve E.T. Uçurum. (2012). Üniversite Sanayi İşbirliğinin Geliştirilmesinde Ortak Araştırma Merkezi nin Kurulmasına İlişkin Model Önerisi. Niğde Üniversitesi İİBF Dergisi. 5.2, Karadoğan, H. (2008). Üniversite Sanayi İlişkilerine İTÜ Yaklaşımı. Üniversite Sanayi İşbirliği Ulusal Kongresi Haziran, Adana, ( ). Karamete, F. (2001). Önlisans Düzeyindeki Okullarda Üniversite Sanayi İşbirliği ve Yerel Bazda Uygulamaya İlişkin Bir Model Önerisi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Kütühya: Dumlupınar Üniversitesi SBE. Kaya, D., İ. Kadı, E. Sonverdi, M. Yanmaz ve F. Demirel. (2012). Demir Çelik Sektöründe Üniversite Sanayi İşbirliği: Kardemir-Karabük Üniversitesi Enerji ve Çevre Projeleri Örneği. International Iron & Steel Symposium, April, Karabük, Lee, Y.S. (2000). The Sustainability of University-Industry Research Collaborations: An Empirical Assessment. Journal of Technology Transfer. 25, Orhan, N. ve M. Ünsaldı. (2003). Üniversite Sanayi İşbirliği Elazığ Örneği. Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, 1.3, 1-5. Özden, V.D. (2009). Türkiye Siyah Çay Sektör Raporu. Avrupa İşletmeler Ağı- Karadeniz.. Pohl, S. K., D. J. Caldwell ve M. B. Farnell. (2010). Extension- What is Needed to Improve University and Industry Collaboration. The Journal of Applied Poultry Research. 19,

86 88 Sabuncuoğlu, Z., B. Tak ve Y. Sayılar. (2009). Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezlerinin Yapılanması: Uludağ Üniversitesi Modeli. Üniversite Sanayi İşbirliği Ulusal Kongresi, Mayıs, Eskişehir. Vielba, I. R., M. F. Esquinas ve E.E. De-Los-Monteros. (2010). Measuring University- Industry Collaboration in a Regional Innovation System. Scientometrics. 84, Thune, T. (2007). University-Industry Collaboration: The Network Embeddedness Approach. Science and Public Policy. 34.3, Worasinchai, L. ve A.A.A. Bechina. (2009). Factors Affecting the Willingness of Multinational Corporation s to Share Knowledge with Universities: A Case Study of the Automotive Industry in Thailand. 10th European Conference on Knowledge Management Conference. 3-4 September, Italy,

87 89 RİZE YÖRESİNDE ÇAY TARIMINDA GÜBRELEME SORUNLARI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇAY TARIMI İÇİN YENİ STRATEJİLER Turan YÜKSEK 1, Filiz YÜKSEK 2 ve Ercan SÜTLÜ 3 1 Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Pazar Meslek Yüksekokulu 2 Dr., Pazar Orman İşletme Müdürlüğü 3 Orm. Y. Müh., WWF- Doğal Hayatı Koruma Derneği ÖZET: Rize yöresinde çay tarımıyla geçen yetmiş beş yıllık sürede çaylık alanlarda, üretici sayısında, üretim şeklinde ve çayın gübrelenmesinde pek çok değişimler yaşanmıştır. Yaşanan değişimlerin bir bölümü pozitif yönde etki ederken; diğer bir bölümü ise negatif yönde etki etmiştir. Negatif yönde etki eden unsurların başında çayın doğru şekilde nasıl gübreleneceği hususudur. Bu çalışmanın amacı çay tarımında gübreleme sorunlarının belirlenmesi ve sürdürülebilir çay tarımı için yeni starterjilerin ortaya konulmasıdır. Bu amaçla çay tarımında gübreleme şekli ve kullanılan gübre çeşitleri ile ilgili bilgiler araştırılmış, çay üreticilerine çayın gübrelenmesi ile ilgili soruların bulunduğu anketler uygulanmış ve elde edilen veriler analiz edilerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucu elde edilen bazı sonuçlar özetle şöyledir. Çay tarım alanlarında geniş anlamda suni gübre uygulamasına 1974 yılında rastlanmıştır. Aynı yıl, çay bahçelerinde ton suni gübre kullanılmıştır. Bu dönemde satılan gübrelerin % 94 ü amonyum sülfat, geri kalan kısmı ise amonyum nitrat gübresi niteliğindedir. Anket çalışmalarında çay üreticilerinin %90 nı dönüme 100 kg yapay gübre verdiklerini ifade etmişlerdir. Aynı dönemin piyasa rakamlarına çay üreticilerinin gübreye harcadıkları para 8-15 milyon Türk lirasıdır Yılları arasında Fırtına vadisinde yapılan çay alanlarına uygulanan gübrenin yıkanması konulu araştırmada çay tarımına uygulanan gübrelerin % arasında yıkandığı belirlenmiştir. Yıkanan gübrenin 2010 koşullarındaki piyasa değeri milyon Türk lirasıdır. Sürdürülebilir çay tarımının devamı, çayın kalitesinin korunması ve veriminin artırılması ve üretilen çayın daha kolay ihraç edilebilmesi için çay tarımında gelişigüzel yapılan gübrelemeye son verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Çay tarımı, yapay gübre, gübreleme sorunları, Rize. 1. GIRIŞ Karadeniz Bölgesinin nemli ve çok nemli iklim koşullarının hakim olduğu arazilerde 1940 yılından beri çay tarımı yapılmaktadır yılına kadar çay tarımında ahır gübresi ve orman altından serilen yapraklarla malçlama sıklıkla uygulanmıştır (Yüksek 2001:4) yılları arasında çay tarımında kullanılan ahır gübresi miktarı azalırken; yapay gübre miktarı yıllar itibariyle artmıştır. Bu dönemde çay tarımında uygulanan gübrelerin % i amonyum sülfat niteliğinde olup Çay Ekicileri Kooperatifleri aracılığıyla çay tarımıyla uğraşan çiftçilere sunulmuştur.

88 Yılları arasında çay tarımında en fazla kullanılan gübre azot-fosfor-potasyum karışımı (NPK ) gübre olmuştur (Anonim, 2012). Altın ve Sarımehmet, (1987: 55) Çay topraklarında yıkanma sayısı artıkça topraktan yıkanan potasyum miktarının azaldığını belirlemişlerdir. Taban ve ark., (2000:58) NPK ile birlikte farklı dönem ve dozlarda uygulanan yaprak gübresinin çay yaprağındaki N, K, Fe, Mn ve Zn içerikleri üzerinde belirgin etkileri olduğunu belirlemişlerdir. Horuz ve Korkmaz, (2006:49) Yaptıkları bir çalışmada I. Sürgünden III. Sürgün dönemine doğru verimin azaldığını belirlemişlerdir. Yine aynı çalışma kapsamında birinci sürgün dönemi ile mukayese edildiğinde; yeşil çay yapraklarının N, P ve Fe kapsamı II. hasatta azalma, III. hasatta artma eğilimi gösterirken; K, Ca, Mg, Zn ve Cu kapsamı II. hasatta artma, III. hasatta ise azalma eğilimi gösterdiğini tespit etmişlerdir. Minh ve ark., (2002:1) Vietnam da yaptıkları araştırmada ormanlık arazilerin tahrip edilip çay tarımına dönüştürülmesi sonucu çay plantasyonunun yaşı arttıkça toprakların kimyasal özelliklerinden olan yarayışlı fosfor ve potasyum değerlerinin azaldığı, demir ve alüminyum oksit değerlerini arttığı belirlemişlerdir. Yine aynı çalışmada toprakların hacim ağırlığı ve sıkışma değerleri artarken; gözeneklilik, faydalı su ve solucan miktarının azaldığını belirlemişlerdir. Senapati ve ark. (2002:190), Hindistan da toprak restorasyonu çalışmalarının çay topraklarının kalitesine ve çay verimine olan etkilerini araştırdıkları çalışmada; %50 organik + %50 inorganik karışık gübrenin kullanılması sonucu, yılları arasında yeşil haldeki çay verimi %38, 32 ve 31 oranında arttığı tespit edilmiştir. Sadece organik gübre ile gübrelenen çaylıklardaki verim geleneksel yönteme göre sadece yapay gübre ile gübrelenen çaylıklara kıyasla ilk üç yılda %13 17 (6 yıllık ortalamalara göre % 9) oranında artmıştır. Dahası organik gübrenin uygulandığı çaylıklarda toprak faunasındaki canlı popülasyonu (özellikle solucanlar ve termitler dışındaki diğer eklembacaklılar) artmıştır. Ipinmoroti ve ark., (2011: 536) tarafından Nijerya da organik ve mineral kökenli gübrelerin çayın büyümesine olan etkisi ile elde edilen gelir-gübreleme arasındaki ilişkiyi araştırdıkları çalışmalarında; organik kökenli gübrelerin mineral gübreye kıyasla çayın büyümesinde daha etkili olduğunu ve organik gübre ile gübrelenen çay plantasyonlarından elde edilen gelirin mineral gübre ile gübrelenen çaylıklardan elde edilen gelire nazaran daha fazla olduğunu belirlemişlerdir. Sarwar ve ark., (2007:907) Pakistan da 3 yaşındaki çay plantasyonlarında farklı gübre karışımlarının çay verimine olan etkisini araştırdıkları çalışmada; en yüksek çay verimini dönüme 25 kg olarak uygulanan amonyumsülfat+kalsiyum amonyum nitrat karışımı gübrenin uygulandığı alandan elde edildiğini belirlemişlerdir. Owuor ve ark., (2010:682, 689) Kenya da yılları arasında beş farklı lokasyonda yetiştirilen çay plantasyonlarına değişik dozlarda (0kg/ ha, 75 kg/ha, 225 kg/ha ve 300 kg/ha) yapay gübre (NPKS/25:5:5:5) uyguladıkları araştırmada; en yüksek çay verimi 300kg/ha dozunun uygulandığı alanlardan elde etmişlerdir. Ancak 300kg/ha gübrenin uygulandığı 5 farklı lokasyonda 386kg/da-592kg/da arasında değişen farklı verimler elde edilmiştir. Aynı lokasyonda bile yıllar arasında elde edilen verimin istatistiksel anlamda

89 91 farklı olduğunu belirlemişlerdir. Elde edilen çalışma sonucu gübrelemenin yetişme ortamı koşulları ve aynı yetişme ortamında yıllara göre değişen iklim özelliklerinden etkilendiğini ortaya koymuşlardır. Ancak gübre miktarı artıkça çayın kalitesinde önemli yeri olan Theaflavins (μmol/g) değeri en fazla hiç gübrenin uygulanmadığı parsellerde, en düşüğü en fazla gübrenin (300kg/ ha) uygulandığı parsellerden elde edilmiştir. Yine aynı çalışmada, çaydaki en yüksek thearubigins (%) 75 kg/ha gübrenin uygulandığı parsellerde ve en iyi toplam renk (%) hektara 0 ve 75 kg gübrenin uygulandığı parsellerden elde edilmiştir. Chong ve ark., (2008:117) Malezya da 3 farklı eğime sahip arazide geleneksel ve organik çay tarım sisteminin uygulandığı alanlarda eğim ve arazi yönetim şeklinin toprakların azot, fosfor, ph içeriği ve çay yapraklarının büyüklüğüne olan etkilerini araştırdılar. Araştırma sonucunda en yüksek ph, çay yaprak uzunluğu ve genişliğine organik çay tarımı yapılan alanlarda, en yüksek amonyum miktarına geleneksel yöntemle çay tarımı yapılan arazide rastlanmıştır. Sedaghathoor ve ark., (2009:568) İran da farklı gübre uygulamalarının çayın verimi ve bazı kalite özelliklerine etkisini araştırdıkları çalışmada; magnezyum sülfat ve çinko sülfat karışımlı azotlu gübre uygulamasının verim artışı üzerinde istatistiksel anlamda önemli seviyede etkili olduğunu, üre uygulamasının tanin ve suda çözülebilir ekstrakları önemli seviyede artırdığı, azot+potasyum+mikro besin elementi karışımından oluşan gübrenin kafeine üzerinde önemli seviyede etkili olduğunu tespit etmişlerdir. Yüksek ve ark., (2009:665), Yılında yaptıkları bir çalışmada kızılağaç baltalık büklerinin çay tarımına dönüştürülmesi sonucu toprak asitliği ve toprak sıkışması istatistiksel olarak önemli seviyede artarken; organik madde, azot, geçirgenlik değerlerinin önemli seviyede azaldığını belirlemişlerdir. Yine Yüksek, (2009: ) malçlama, ahır gübresi ve yapay gübre uygulamalarının çay toprak özellikleri, erozyon eğilimi ve çay verimine olan etkisini araştırdığı çalışmasında; malçlama ve malçlama+ahır gübresi uygulanan parsellere kıyasala sadece yapay gübrenin uygulandığı alandaki toprakların faydalı su, suya dayanıklı ıslak agregatlar, geçirgenlik, toplam gözeneklilik, infiltrasyon, organik madde, organik karbon ve total azot değerleri istatistiksel olarak önemli olarak önemli seviyede azalırken; hacim ağırlığı, solma noktasındaki nem, toprak penetrasyon direnci, dispersiyon oranı ve erozyon oranı değerlerinin istatistiksel olarak önemli seviyede arttığı belirlenmiştir. Yine aynı çalışmada birim alandan elde edilen çay veriminin yıllara göre istatistiksel olarak önemli seviyede azaldığı ancak en yüksek seviyede azalmanın sadece yapay gübre uygulanan çaylıklarda meydana geldiği tespit edilmiştir. Aradan geçen zaman zarfında bir yandan çay tarımında kullanılan gübrelerin miktarları ve çeşitleri değişikliğe uğrarken; gübrenin seçimi, uygulanması ile ilgili uygulamalar bilimsellikten uzak bir yöntemle uygulanmaya devam edilmiştir. Rize yöresindeki çaylık alanların büyük kısmı ekonomik ömrünü tamamlamıştır (Yüksek, 2013:18). Ekonomik ömrünü büyük oranda tamamlamış olan bu plantasyonlara gelişi güzel ve rastgele yöntemle seçilen ve uygulanan yapay gübreler çay plantasyonlarında istenen verimi sağlayamazken; toprak ve su kaynaklarının kirlenmesine, toprak kalitesinin düşmesine ve

90 92 toprak sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı Rize ili çay tarımında karşılaşılan gübreleme sorunlarının belirlenmesi ve doğru gübreleme için faydalı olabilecek gübreleme straterjilerinin ortaya konulmasıdır. 2. ARAŞTIRMA YÖNTEMI Bu çalışmada çay tarımında karşılaşılan gübreleme sorunlarını ortaya koymak için yüz yüze anket yöntemi tercih edilmiştir. Ancak anket sorularını hazırlamadan önce çay tarımıyla uğraşan çiftçiler, tarımsal çay kooperatifleri, ziraat odası temsilcileri ile çayın gübrelenmesi konusunda ön görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bilgiler ve anket yöntemiyle soru sorma tekniği kullanılarak anket soruları hazırlanmış ve Rize İli sınırları içerisinde çay tarımıyla uğraşan çiftçilere uygulanmıştır. Rize yöresinde çay tarımı ile uğraşan toplam 600 adet çay tarımı (aynı haneden sadece bir kişiye anket uygulanmıştır) ile uğraşan çiftçiye uygulanmıştır. Çiftçilere anket içerisinde çay bahçelerinin yaşı, büyüklüğü, gübre seçimi, gübrenin uygulama zamanı, uygulama şekli gibi konuları kapsayan 20 farklı soru yöneltilmiş ve elde edilen veriler değerlendirilerek yorumlanmıştır. 3. BULGULAR Anket çalışmalarının sonuçlarına göre çay tarımı ile uğraşan arazilerin büyük çoğunluğu (% 58 i) 1-5 da arasında iken, sadece % 7 si 15 dekardan büyük çaylık arazisine sahiptir (Şekil 1). Şekil 1: Ankete katılan çay üreticilerinin çaylık alanlarının oransal dağılımı Çay üreticilerinin arazileri parçalı bir yapıda olup en fazla 4-7 parsel (4-7 farklı yerde tesis edilen çay bahçesi) şeklindedir. Çay üreticileri sahip oldukları toplam arazilerin büyük çoğunluğunda (% 75) çay tarımı yaptıklarını belirtmişlerdir.

91 93 Şekil 2: Üreticilerin sahip olduğu çay bahçesi adedi Ankete katılan çay üreticilerinin çok büyük bir kesimi (% 98 i) yapay gübre kullandığını, çok az sayıda çay üreticisi de çoğunlukla yapay gübre, ilaveten ahır gübresi kullandıklarını ifade etmişlerdir (Şekil 3). Şekil 3: Çay üreticilerinin kullandığı gübre tipleri Çay üreticilerinin büyük çoğunluğu gübre seçimlerini eksik olarak tabir edilen kulaktan dolma bilgilere göre yaparken; üreticilerin % 35 i bulundukları yerdeki çay ekicileri kooperatifi ve ziraat odasına danıştıklarını, üreticilerin % 20 si gübreyi satın aldığı yere danıştığını ve sadece % 5i konu bilen uzmanlara danıştığını ifade etmişlerdir (Şekil 4).

92 94 Şekil 4: Çay üreticilerin gübre seçim yöntemleri Ankete katılan çay üreticilerinin % 70 i gübreleme zamanını kendi tecrübelerine göre belirlediğini ifade ederken; üreticilerin sadece % 5 i gübreleme zamanının uzmanlarına danışarak belirlediklerini ifade etmiştir (Şekil 5). Şekil 5: Çay üreticilerinin gübreleme zamanını belirleme yöntemleri Çay üreticilerinin büyük çoğunluğu (% 68 i) dönüme 100 kg yapay gübre uygularken; % 15 i dönüme 100 kilodan fazla gübre uyguladıklarını ifade etmişlerdir (Şekil 6).

93 95 Şekil 6: Çay üreticilerinin 1 dönümde kullandıkları yapay gübre miktarları Ankete katılan çay üreticilerinin kesilmiş çaylara ve eski (kesilmemiş) çaylara göre gübrenin uygulama şeklinde önemli farklılıklar vardır. Kesilmiş çaylarda üreticilerin büyük çoğunluğu (% 50) gübreyi çay bitkisinin köklerine uygularken; kesilmemiş çaylarda gübreyi elle serpme (% 88) şekline uyguladıklarını belirtmişlerdir (Şekil 7). Şekil 7: Eski ve kesilmiş çaylıklarda gübreleme şekli Çay üreticilerinin büyük çoğunluğu (% 50) çay tarlasında kullanılan yapay gübrelerin çay verimine sağladığı faydalardan kısmen memnun olduğunu ifade ederken; üreticilerin % 20 si yapay gübrelerden hiç memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir (Şekil 8).

94 96 Şekil 8: Çay tarlasında kullanılan yapay gübrenin üreticiler üzerindeki memnuniyet değeri Rize yöresindeki çaylık alanların miktarı ÇAYKUR verilerine göre yaklaşık hektar iken; Japonlar tarafından yapılan DOKAP raporuna göre hektardır. Ancak Rize yöresinde tarafımızdan yapılan arazi çalışmalarında hızla yeni çay bahçelerinin kurulmaya devam ettiği görülmektedir. Rize yöresinde WWF-Türkiye ofisi tarafından Fırtına vadisinde yapılan bir çalışmada; çay tarımı yapılırken uygulanan gübrelerin % ının yıkanarak su kaynaklarının kirlenmesine yol açtığı belirlenmiştir (WWF, 2011). Bu bilgiler ışığında Rize yöresinde çay bahçelerinde kullanılan yapay gübre miktarının ton/ha arasında olduğu tahmin edilmektedir. Kullanılan gübrelerin 2012 yılı fiyatlarına göre çay üreticisine olan maliyeti milyon Türk Lirasıdır (34-58 milyon $). Kullanılan gübrelerin tonu yıkanarak su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır. Yıkanarak su kaynaklarına ulaşan gübrelerin çay üreticilerine maliyeti milyon Türk Lirasıdır (15-25 milyon$). 4. TARTIŞMA Arazinin mülkiyet yapısına göre dağılımı dikkate alındığında, Rize yöresinde çay üreticisi başına çay tarımı yapılan bahçelerin büyük çoğunluğunun 1-5 dekar arasında olduğu tespit edilmiştir. Nüfusun artması ile birlikte hane başına düşen çaylık alanlar daha da küçülecektir. Bu olay çay tarımıyla uğraşan hane halkının gelirinin azalması anlamına gelse de yeni fırsatları da beraberinde getirmektedir. Şöyle ki küçülen çay bahçelerinde akıllı tarım ilkeleri kullanılarak piyasada rekabet gücü yüksek olan kaliteli çay yetiştirilebilir. Çay alım fiyatlarının kaliteye göre yapılması durumunda çaydan elde edilen gelir seviyesi yükseltilebilir. Eğer çay tarımı ile uğraşan çiftçilerin gelirlerinde meydana gelen azalmaya bir çare bulunmazsa, geliri azalan üreticilerinin çay tarımı yapılmayan diğer araziler üzerindeki tahripkar etkilerinin her yıl artarak devam etmesi ve kayıt dışı yeni çay plantasyonlarının kurulması kaçınılmazdır.

95 97 Çay tarımıyla uğraşan üreticilerin büyük çoğunluğu yapay gübre kullanmaktadır. Çiftçiler tarafından köylerin terk edilerek şehirlere göç edilmesi nedeniyle köylerde hayvancılıkla uğraşan çiftçi sayısı yok denecek kadar azalmıştır. Bu nedenle çay tarımında uygun fiyata kaliteli ahır gübresi bulmak oldukça zorlaşmıştır. Bu nedenle üreticilerin büyük çoğunluğu tedariki kolay olan yapay gübreyi tercih etmektedir. Çay tarımı ile uğraşan çiftçilerin büyük çoğunluğu çay topraklarına hangi tip gübreyi, ne zaman ve hangi şekil de kullanmaları gerektiğini bilmemektedir. Bu nedenle çay tarımı için gübre seçimi, kullanılacak miktarının belirlenmesi ve uygulanmasında çok büyük yanlışlar yapılmaktadır. Bu yanlışlar birim alandan elde edilen çayın miktar ve kalitesine olumsuz yönde etki ederken diğer yandan çiftçinin çay üretim maliyetlerini artırmaktadır. Çay tarımında kullanılan yanlış gübreleme tekniği nedeniyle her yıl milyonlarca liralık yapay gübre çay verimine katkı sağlamadan yıkanarak su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır. Çay tek tip, gelişigüzel gübreleme yerine, hasat dönemlerinde topraktan uzaklaşan bitki besin maddelerinin toprağa kazandırılmasını esas alan bir gübreleme yönetimi ile bu sorun büyük oranda çözülebilir. Karadeniz bölgesi gibi yağışlı bir iklim ve eğimli arazi yapısına sahip arazilerde kullanılacak olan gübrenin mutlaka toprağa çapalanarak uygulanması gerekir. 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Çay tarımında en önemli sorunlardan biri yanlış gübreleme, toprak kalitesinin bozulması ve toprağın sağlığını kaybetmesidir. Toprak kalitesinin azalması ve sağlığının bozulması sürdürülebilir çay tarımını ve Rize yöresinde sosyal yaşamın ekolojik dengesini bozmaktadır. Sürdürülebilir çay tarımı için faydalı olabilecek bazı öneriler aşağıda sunulmuştur. Çiftçilerin kendi bilgi ve tecrübelerine göre değil modern yöntemlere göre toprağa hangi tip gübrenin, hangi miktarda ve hangi zamanda verilmesi gerektiği hususu belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Bunların yapılabilmesi için çay tarımıyla uğraşan çiftçiler; çay topraklarının bakımı, toprak kalitesi ve sağlığı, çay yetiştiriciliği ve gübrelenmesi gibi konularda periyodik aralıklarla eğitilmelidir. Çay topraklarında verim ve kalite üzerinde etkili olabilecek gübreleme teknikleri ile sağlığı ve kalitesi bozulan toprakların iyileştirilmesi konularında, araştırma çalışmalarına bir an önce başlanmalıdır. Bu konularda çay sanayisi ile üniversite ve ziraat odaları işbirliği yapmalıdır. Rize yöresi çay tarımında yapay gübre kullanılmasına bir plan dahilinde (tercihen 5 yıl) son verilmelidir. Çay tarımında toprak ve bitki sağlığı için daha faydalı olan ahır gübresi, organik gübre veya yeşil bitkisel gübre üretimi teşvik edilmelidir. Rize yöresinde evsel kökenli organik atık değeri 0.4 kg/kişi/gün dür. Bir diğer ifadeyle Rize yöresinde çay tarımıyla geçinen hane halkından oluşan organik kökenli evsel atıklar geri kazanılarak yılda piyasa değeri milyon Türk lirası olan ton organik gübre elde edilebilir. Ayrıca bu atıkların uygun olmayan yöntemlerle doğaya depolanması ve çevrenin kirlenmesi önlenmiş olur.

96 98 Çay tarımında yüksek verim için toprakların yeter miktarda azota sahip olması çok önemlidir. Dünyada en fazla azot atmosferde bulunmaktadır. Atmosferde bol miktarda bulunan azot elektriksel ve biyolojik fiksasyonla çay topraklarına bağlanabilir. Bu yöntem kullanılarak yılda dekara 8-25 kg arasında azot çay topraklarına bağlanabilir ki bu çay topraklarında ihtiyaç duyulan azotun yaklaşık %13-42 sine denk gelir. Çay üreticilerinin hem hayvansal besin ihtiyaçlarının karşılanması hem de ahır gübresi için, hayvancılığın yörede yeniden canlandırılması ve teşvik kapsamına dahil edilmesi gerekir. Yörede hayvancılığın yeniden canlandırılması ile elde edilecek hayvan gübresinin çeşitli yöntemler kullanılarak kalitesinin artırılması ve yüksek kaliteli ahır gübrelerinin çay tarımında kullanılmasının sağlanması gerekir. Ahır gübrelerinin kalitelerinin artırılması için konuyla ilgili uzmanlarla işbirliği yapılmalıdır. Rize yöresindeki çay plantasyonlarının büyük çoğunluğu yaşlanmış ve ekonomik ömürlerini tamamlamıştır. Bu nedenle bu alanlarda her yıl zorunlu olarak yapılan çay kesimi yerine kesilecek alanların orjini belli yüksek kaliteli (tercihen doku kültürü ile üretilen) fidelerle gençleştirilmesi gerekir. Kurulacak olan yeni bahçelerin kolay gübrelenmesi ve çay hasadının daha kolay yapılmasına imkan tanıyacak şekilde planlanması gerekir. Yeni kurulacak olan bahçelerin planlanması ve kullanılacak yüksek kaliteli fidanların üretilmesi konusunda üniversitelerin ilgili birimleriyle işbirliği yapılabilir. Üreticilerin karşılaşacağı üretim kaybı 2-3 yıl boyunca ÇAYKUR veya diğer çay satın alan fabrikalar tarafından karşılanabilir. Çay üreticileri de gençleştirme çalışmalarında ortaya çıkabilecek diğer maliyetleri üstlenebilir. Böylece yaşlanmış, düşük verim ve kalitedeki çay bahçeleri belirli bir plan dahilinde (tercihen 10 yıl) gençleştirilebilir. Yeni kurulacak çay bahçelerinde agro-ekolojik farklılıklara dikkat edilmeli ve bu alanlara özgü üretim teknikleri kullanılmalıdır. Çay tarımında kaliteyi dikkate almayan fiyatlandırma bir an önce terk edilmeli, bunun yerine kaliteyi esas alan bir çay alım fiyatı uygulanmalıdır. Böylece piyasada rekabet gücü yüksek, tüketicilerin severek alabileceği çayın yetiştirilmesi sağlanabilir. Bu sayede Türk çayının piyasa değeri yükseltilebilir ve diğer ülkelere ihraç edilebilir. Yöredeki çay tarımında diğer önemli bir sorun ise iş gücü yetersizliğidir. Çay tarımında çalışan özellikle kadın işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin olmayışı, yerli işgücünün oldukça pahalı oluşu hasat süresince çeşitli problemlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Çay tarımında özellikle bakım, gübreleme ve hasat işlerinin sevk organizasyonu için gerekli altyapı çalışmalarının bir an önce yapılması ve sektör haline getirilmesi gerekmektedir.

97 99 SONSÖZ Anket çalışmalarının yürütülmesinde katkılarından dolayı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Pazar Meslek Yüksekokulu Eğitim ve Öğretim Yılı Peyzaj ve Süs Bitkileri ve Organik Tarım Programı II. Sınıf öğrencilerine teşekkür ederiz. KAYNAKLAR Anonim, Kooperatiflerce dağıtılan kimyevi gübre cins ve miktarları (Ton) (t.y) (6 Ocak 2012). Altın, C. ve M. Sarımehmet. (26-28 Haziran 1987). The effects of Nitrogen Fertilizers on washing away of available potasium in soil for tea farming. International Tea Symposium, Papers Book, Rize, Chong, K.P., T.Y. Ho, ve M.B. Jalloh. (2008). Soil Nitrogen Phosphorus and Tea Leaf Growth in Organic and Conventional Farming of Selected Fields at Sabah Tea Plantation Slope. Journal of Sustainable Development. 1,3, Horuz A., A. Korkmaz. (2006). Farklı sürgün dönemlerinde hasat edilen çayın verimi, azot içeriği ve mineral madde kompozisyonu. OMÜ Zir. Fak. Dergisi. 21, 1, Ipinmoroti, R.R.,G.O. Iremiren, O. Olubamiwa, A.O. Fademi, ve E.O. Aigbekaen. (2011). Effect of inorganic and organic based fertilizers on growth performance of tea and cost implications in Kusuku, Nigeria. Journal of Life Sciences. 5, Minh, D.G., D.W. Anderson, D.W. ve R.E. Farrell. (14-21 Agustos, 2002). Indicators for asessing soil quality after long-term tea cultivation in Northern mountainous Vietnam. 17 th WCSS Symposium Thailand. Proc. Books, No 32, Paper No: 1070, Owuor, O.P., D.M. Kamau, O. Erick, ve E.O. Jondiko. (2010). The influence of geographical area of production and nitrogenous fertiliser on yields and quality parameters of clonal tea. Journal of Food, Agriculture & Environment. 8, 2, Sarwar, S., F. Ahmad, F.S. Hamid, B.M. Khan, ve F. Khurshid. (2007). Effect of different nitrogenous fertilizers on the growth and yield of three years old tea (Camellia sinensis) plants. Sarhad Journal of Agriculture. 23, 4,

98 100 Sedaghathoor, S., A.M. Torkashvand, D. Hashemabadi, ve B. Behzad Kaviani (2009). Yield and quality response of tea plant to fertilizers. African Journal of Agricultural Research. 4, 6, Senapati, B.K. P. Lavelle, P.K. Panigrahi, S. Giri, ve G.G. Brown (2002). Restoring soil fertility and enhancing productivity in Indian tea plantations with earthworms and organic fertilizers. International Technical Workshop on Biological Management of Soil Ecosystems for Sustainable Agriculture. Serie Documentos, 182, Taban, S., Y. Okay, B. Kunter. (2000). Değişik Dönem ve Dozlarda Uygulanan Yaprak Gübresinin Çay Bitkisi Yaprağının Kalite ve Mineral Madde İçerikleri Üzerine Etkisi. Tarım Bilimleri Dergisi. 6, 1, Yüksek, T. (6 Mart, 2013). Her bölgenin çayı ayrı olsun. Çay Dünyası Gazetesi, (6 Mart, 2013). Yüksek, T., C. Göl, F. Yüksek ve E.E. Yüksel. (2009). The Effects of Land-Use Changes on Soil Properties: The Conversion of Alder Coppice to tea Plantations in the Humid Northern Blacksea Region. African Journal of Agricultural Research. 4, 7, Yüksek, T. (2009). Effects of Land Use Management on Surface Soil Properties, Erosion Indices and Green Tea Yield in Humid Blacksea Region. Fresenius Environmental Bulletin (FEB). 18, 5b, Yüksek, T. (2001). Rize-Pazar Deresi Yağış Havzasında Farklı Arazi Kullanım Şekilleri Altındaki Toprakların Bazı Özellikleri İle Aşınım Eğilimi Değerlerinin Araştırılması. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Trabzon: KTÜ FBE. WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı). (2011). Monitoring the Implementation of Integrated Basin Management in Firtina Valley. İstanbul.

99 101 RİZE İLİ BAHÇE BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE ÇAY TARIMININ YERİ, SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Hamdi ZENGİNBAL Yrd. Doç. Dr., Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu Meslek Yüksekokulu ÖZET: Türkiye 24,5 milyon ton sebze ve 17,7 milyon ton meyve üretimiyle bahçe bitkileri yetiştiriciliği yönünden önemli bir ülke konumundadır. Bu üretim içinde Rize ili toplam ton sebze üretimiyle %0,006; toplam ton meyve üretimiyle %5.49 luk bir paya sahiptir. Rize ilinin meyve yetiştiriciliği yönünden mevcut durumu incelendiğinde, %98,7 payla en önemli ürünü çay oluşturmakta ve Türkiye çay üretiminin %78 i karşılanmaktadır. Rize ili mikro iklim yapısına sahip olmasından dolayı birçok meyve türü rahatlıkla yetiştirilebilmektedir. İlde ana ürünün çay olması, diğer meyve türleri yetiştiriciliğini engellemiştir. Çay tarımındaki çeşitli sorunlardan sonra, çaya alternatif ürün arayışlarını gündeme getirmiştir. Ülkemizde çay yetiştiriciliğinin Doğu Karadeniz bölgesi dışında yapılabilmesi mümkün değildir. Rize gibi çaya en uygun ekolojinin olduğu alanlarda, çayın alternatifi daha kaliteli çay yetiştiriciliği olmalıdır. Bu amaçla çay tarımının yetiştiricilik, işleme ve pazarlama organizasyonlarıyla ilgili sorunlarının çözümüne yönelik projeler acilen yapılmalıdır. Bu çalışmamızda Rize ili bahçe bitkileri potansiyeli değerlendirilerek çay tarımının ülkemizdeki yeri, sorunları ve çözüm önerileri konusunda bilgiler sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Rize, Bahçe Bitkileri, Çay. 1. GİRİŞ Rize, Doğu Karadeniz kıyı şeridinin doğusunda, 40 o -22 ve 41 o -28 doğu meridyenleri ile 40 o -20 ve 41 o -20 kuzey paralelleri arasında yer alır. Batıdan Trabzon un Of, güneyden Erzurum un İspir, Doğudan Artvin in Yusufeli ve Arhavi ilçeleri ve kuzeyden Karadeniz ile çevrili olan Rize nin göller hariç yüzölçümü km 2 dir (Rize Valiliği, 2013). Rize de yazları serin, kışları ılıman ve her mevsimi yağışlı bir iklim görülür. Elli yıllık rasat sonuçlarına göre Rize nin yıllık sıcaklık ortalaması 14 o C, en düşük sıcaklık -7 o C, en yüksek sıcaklık ise 38.2 o C olmuştur. En soğuk ay olan Ocak ayının sıcaklık ortalaması 6.7 o C; en sıcak ay olan Temmuz ayının sıcaklık ortalaması ise 22.2 o C dir. Yıllık sıcaklık amplitüdü (salınımı) 25,8 o C dir ve Rize bu haliyle denizsel iklimlerin karakteristik özelliğini taşımaktadır (MGM, 2013). Bu verilerden hareketle Rize nin oldukça istikrarlı bir sıcaklık rejimine sahip olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Türkiye nin en çok yağış alan ili olan Rize de yıllık toplam yağış miktarı mm nin üzerindedir. Yağışlar her mevsime dengeli olarak dağılmıştır. Bu nedenle Rize de kurak mevsim yoktur. En az yağış ilkbaharda görülmektedir. Mevsimlere göre değişmekle birlikte Rize de nem oranı % 75 in üzerindedir. Yılın 150 günü kapalı, 163 günü bulutlu geçmektedir. Karın ortalama

100 gün yerde kaldığı Rize de donlu gün sayısı ortalama 10 dur (MGM, 2013). Yeşille mavinin en güzel biçimde birleştiği yer olan Rize ili kültürel dokusu ve doğal güzellikleri ile ilgi duyulan bir il konumundadır. Bunun yanında mikro klima iklim yapısına sahip olması nedeniyle zengin bitki çeşitliliğine sahiptir. Sahil kuşağından m rakıma kadar çok değişik bitki çeşitlerini yabani ve kültürel formda görmek mümkündür. İlin sahip olduğu iklimsel özellikler nedeniyle birçok sebze ve meyve türleri rahatlıkla yetişmektedir. Çayın başkenti olarak tanımlanan ilin ana ürünün çay olması sebze ve meyve yetiştiriciliğinin gelişmesini engellemiştir. Nitekim toplam tarım alanlarının % 91.3 ünü çay bahçeleri oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Rize ilinin bahçe bitkileri yetiştiriciliğinde mevcut durumu ve çay tarımının sorunları ile çözüm önerileri konusunda görüşler sunulacaktır. Metin, tartışma ve yorumlar Türkiye İstatistik Kurumunun 2012 ve 2013 verileri açıklanmadığı için 2011 yılı verilerine göre yapılacaktır. 2. RİZE İLİNİN TARIM DESENİ Rize ili toplam hektar araziye sahiptir. Bu arazinin, ,1 hektarı (%15,15) tarıma elverişlidir. Geriye kalan arazinin, hektarı (%44,0) orman ve fundalık, hektarı (%12,58) çayır ve mera, hektarı (%28,27) tarım dışı ve yerleşim alanıdır (TÜİK, 2011). Rize ilinde, bitkisel üretimin yapıldığı dekar alanın %98,53 ünde meyve, %0,66 sinda sebze, %0,82 sinde tarla bitkileri yetiştirilmektedir (Çizelge 1) (TÜİK,2011). Bu veriler ilde meyveciliğin çok önemli bir yer tuttuğunu ve tarım alanlarının hemen hemen tamamının meyve yetiştiriciliğine ayrılmış olduğunu göstermektedir. Meyve yetiştiriciliğinde ise mevcut alanın büyük bir bölümünde çay yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlde çay tarımının yaygınlaşması ile meyvecilik, sebzecilik ve özellikle tarla bitkileri yetiştiriciliği (mısır yetiştiriciliği gibi) gerilemiş ve buna bağlı olarak hayvancılık da eski önemini kaybetmiştir. Bunun yanında tarım arazilerinin çok engebeli ve dağlık oluşu mekanize tarımı dayalı olan tarla bitkileri yetiştiriciliğinin gerilemesine bir neden daha olmuştur. Bütün bu sebeplerden dolayı sebzecilik ve meyvecilik, yöre insanının kendi ihtiyacını karşılayacak ölçüde yapılmaktadır.

101 103 Çizelge 1. Rize İlinin Bitkisel Üretim Deseni ( TÜİK, 2011) Türler Alan (dekar) Alan İçindeki Payı (%) Üretim (ton) Bitkisel Üretim İçindeki Payı (%) Meyve , ,75 Sebze , ,17 Tarla Bitkileri , ,08 Nadas Süs Bitkileri 52 0, Toplam RİZE İLİNİN BAHÇE BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDEKİ MEVCUT DURUMU TÜİK (2011) verilerine göre, Türkiye de yaklaşık 24,5 milyon ton sebze (bütün sebze türleri dahil) üretilmektedir. Bu üretim içinde Rize ili toplam dekar alanda ton sebze üretimi ile Türkiye sebze üretimine çok düşük düzeyde bir katkı (%0,007) sağlamaktadır. İlde en fazla %37,58 payla karayaprak lahana üretimi (631 ton) yapılmakta ve Türkiye üretiminin %0,71 ini karşılamaktadır. Bu sebze türünü sırasıyla taze fasulye, sofralık hıyar, balkabağı, sofralık domates, barbunya fasulye, taze soğan ve sakız kabağı sebzeleri izlemektedir. Diğer sebze türlerinin (turşuluk hıyar, dolmalı ve sivri biber, patlıcan, taze bezelye, kıvırcık ve göbekli marul, pazı ve maydanoz) üretimleri düşük düzeyde olup 1-19 ton arasında değişmektedir. (Çizelge 2). Çizelge 2. Türkiye ve Rize İlinde Türlere Göre Sebze Üretim Değerleri (TÜİK, 2011) Sebzeler Türkiye Sebze Üretimi (ton) Rize Sebze Üretimi (ton) Türkiye Sebze Üretimindeki Payı (%) İl Sebze Üretimi İçindeki Payı Lahana (Karayaprak) ,710 37,58 Fasulye (Taze) ,067 24,60 Hıyar (Sofralık) ,010 11,55 Balkabağı ,160 8,93 Domates (Sofralık) ,001 4,82 Barbunya Fasulye (Taze) ,090 4,17 Soğan (Taze) ,020 1,79 Kabak (Sakız) ,008 1,43 Bezelye (Taze) ,018 1,13 (%)

102 104 Biber (Sivri) ,002 0,95 Pazı ,270 0,83 Patlıcan ,001 0,71 Biber (Dolmalık) ,003 0,60 Maydanoz ,011 0,36 Marul (Göbekli) ,004 0,30 Marul (Kıvırcık) ,001 0,18 Hıyar (Turşuluk) ,0007 0,06 Toplam , Rize ilinin merkezle birlikte 12 ilçesi bulunmakta ve bu ilçelerde istatistiklere yansıyan 17 sebze türü yetiştirilmektedir. İlçeler içerisinde en fazla sebze türü (15 tür) ve sebze üretimi (285 ton) Fındıklı ilçesinde yapılmaktadır. Sebze üretimi yönünden bu ilçeyi sırasıyla Merkez, Çamlıhemşin, Kalkandere, Ardeşen, Çayeli ve İyidere izlemekte ve ilin sebze üretiminin büyük bir bölümünü (%83,0) bu ilçeler karşılamaktadır. İlde ki bütün ilçeler de iki sebze türü (taze fasulye ve karayaprak lahana) yaygın olarak yetiştirilmektedir. Rize ilinde resmi kayıtlara göre örtü altı yetiştiriciliği yapılmamaktadır (TÜİK, 2011) (Çizelge 3). Bu veriler neticesinde Rize ilinin sebze yetiştiriciliği yönünden resmi kayıtlara göre önemli bir üretimi bulunmamaktadır. Bunun yanında ilde resmi kayıtlara yansımayan sebze türleri üretilmekte ve ticari olarak değerlendirilmeyip aile içerisinde tüketilmektedir. Aynı zamanda son yıllarda ilde örtü altı sebze yetiştiriciliği konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Çizelge 3. Rize İli Merkez ve İlçelerinde Türlere Göre Sebze Üretimi (TÜİK, 2011) Sebzeler Merkez Ardeşen Çamlıhemşin Çayeli Derepazarı Fındıklı Güneysu Hemşin İkizdere İyidere Kalkandere Pazar Soğan (Taze) Domates (Sofralık) Hıyar (Sofralık) Hıyar (Turşuluk) Biber (Dolmalık) Biber (Sivri) Patlıcan Kabak (Sakız) Balkabağı Bezelye (Taze)

103 105 Fasulye (Taze) Barbunya Fasulye (Taze) Lahana (Karayaprak) Marul (Kıvırcık) Marul (Göbekli) Pazı Maydanoz Toplam Çay yetiştiriciliğinin ilde yaygın olarak yapılması sebzeciliği olumsuz etkilemiştir. Çay tarlalarını asıl sahiplerinden ziyade yarıcıların işletmesi günlük bakımı gerektiren sebzeciliği olumsuz etkilemiştir. Bunun yanında köy nüfusunun azalması ve köylere daha çok çay toplamak üzere gidilmesinden dolayı sebze yetiştiriciliği yapılmamaktadır. Ayrıca yaban hayvanlarının köy yerleşkesinde popülasyonlarının artması ve sebzelere zarar vermesi de sebze yetiştiriciliğini geriletmiştir. Rize de sebze üretiminin ancak yerel pazarlara yönelik durumda olması ve mevcut üretimin çok düşük kalması, sebze tüketiminin tamamına yakınının diğer üretici illerden alınmasını zorunlu kılmaktadır. Yörede yetiştirilen en önemli sebze Karadeniz Bölgesiyle birlikte anılan yaprak lahanadır. Yörenin sebze üretimi yönünden önemli bir potansiyeli bulunmamaktadır. Ancak kaliteli tohum ve örtü altı yetiştiriciliği uygulamalarıyla sebze üretiminin arttırılması ve daha fazla türün yetiştirilmesi sağlanabilir. Örtü altı için yörenin iklimine uygun sistemler tercih edilmelidir (Özcan ve Zenginbal, 2006). Rize ili sahip olduğu mikro klima iklim özellikleri sebebiyle birçok meyve türü doğal olarak veya kültüre alınmış olarak yetişmektedir (Çizelge 4). Resmi istatistiklere göre (TÜİK, 2011) ilde, 22 meyve türü yetiştirilmektedir. İlin ülke düzeyinde ki meyvecilik potansiyeli bakıldığında, toplam dekar alanda ton meyve üretimi ile önemli bir paya (%5,50) sahiptir (Türkiye meyve üretimi bütün türler dahil yaklaşık 17,7 milyon ton dur). Bu üretim içerisinde çay önemli bir yer teşkil etmektedir. Türkiye çay üretiminin %78,0 i Rize karşılamakta ve bundan dolayı Rize ye Çayın Başkenti denmektedir. Kivi ilde çaydan sonra ikinci ürün konumundadır. Türkiye kivi üretiminde Rize üçüncü sırada yer almakta ve Türkiye üretiminin %18,0 ini (5.263 ton) karşılanmaktadır. İlde üretim bakımından üçüncü sırada yer alan ürün fındıktır.

104 106 Çizelge 4. Türkiye ve Rize İlinde Türlere Göre Meyve Üretim Değerleri (TÜİK, 2011) Meyve Gruplar Türkiye Üretimi (ton) Rize Üretimi (ton) Türkiye Meyve Üretimindeki Payı (%) İl Meyve Üretimi İçindeki Payı (%) Çay ,00 98,69 Kivi ,00 0,54 Fındık ,51 0,22 Mandarin ,22 0,14 Armut ,27 0,11 Elma ,03 0,08 Kestane ,76 0,047 Portakal ,03 0,04 Erik ,13 0,03 Kiraz ,04 0,02 Ceviz ,10 0,019 Trabzon Hurması ,62 0,02 Limon ,02 0,016 İncir ,04 0,01 Dut ,09 0,007 Üzüm (sofralık Çekirdekli) ,004 0,006 Yenidünya ,25 0,003 Şeftali ,004 0,002 Vişne ,009 0,002 Ayva ,009 0,001 Greyfurt (Altıntop) ,003 Muşmula ,09 0,0007 0,0004 Toplam , Turunçgillerden Mandarin, portakal, altıntop ve limon ilde yetiştirilmektedir ton turunçgil üretimi içinde en büyük pay (1.335 ton) mandarinlere ait olup, bunu portakal (363 ton), limon (161 ton) ve altıntop (7 ton) izlemektedir. Yörede ağırlıklı olarak Satsuma mandarini yetiştirilmektedir. Bu ürünleri sırasıyla armut, elma, kestane, erik, kiraz, ceviz, Trabzon hurması ve incir izlemektedir. Diğer meyve türlerinin (dut, üzüm, yenidünya, şeftali, vişne, ayva, altıntop ve muşmulama) üretimleri 72 ile 4 ton arasında değişmektedir (Çizelge 4). Çizelge 5 e incelendiğinde (TÜİK, 2011), çay, kivi, armut, elma, erik, kiraz ve ceviz ilin merkez dahil bütün ilçelerinde yetiştirilmektedir. En fazla

105 107 meyve üretimi Rize Merkez de yapılmaktadır. Bu ilçeyi sırasıyla Çayeli, Pazar, Ardeşen, Kalkandere ve Güneysu ilçeleri izlemektedir. Sahil kuşağında yer almayan ve rakımı yüksek olan Çamlıhemşin ve İkizdere ilçelerinde yetiştiriciliği yapılan meyve tür sayısı diğer ilçelere göre azdır. İl genelinde meyve üretimi yönünden öne çıkan ürünler çay, kivi ve fındıktır. Çay tarımının en yoğun olarak yapıldığı ilçe Merkez ilçedir ve il çay üretiminin %25,5 ini üretmektedir. Kivi üretimde ise Ardeşen ilçesi en fazla üretim yapan ilçe konumundadır. İlin kivi üretiminin %44,4 ünü bu ilçe karşılamaktadır. İlçe adından da anlaşılacağı üzere fındık üretiminde öne çıkan ilçe Fındıklı dır. Rize fındık üretiminin %82,9 unu bu ilçe karşılanmaktadır. Çizelge 5. Rize İli Merkez ve İlçelerinde Türlere Göre Meyve Üretimi (ton) (TÜİK, 2011) Meyveler Merkez Ardeşen Çamlıhemşin Çayeli Derepazarı Fındıklı Güneysu Hemşin İkizdere İyidere Kalkandere Pazar Kivi İncir Limon Elma Armut Ayva Üzüm (Sof. Çekirdekli) Portakal Mandalina Greyfurt (Altıntop) Yenidünya Muşmula Şeftali Erik Kiraz

106 108 Vişne Dut Fındık Ceviz Çay Trabzon Hurması Kestane Toplam Çayın ilde en önemli meyvecilik sektörü olmasından dolayı diğer meyvecilik sektörleri önemli gelişme kat edememiştir. Ancak çaya alternatif ürün olarak gösterilen kivi yetiştiriciliği son yıllarda ilde önemli ölçüde artış göstermiştir. Kivi, yörede ürün çeşitlendirme konusunda desteklenen bir türdür. Ekolojinin çok uygun olması nedeniyle dekara ortalama 2,5-3 ton meyve alınabilmekte ve meyveler çeşide özgü üst değerlerdeki iriliklere ulaşmaktadır. Erken meyveye yatması ve satış fiyatının ekonomik getiriye sahip olmasından dolayı ideal bir türdür (Özcan ve Zenginbal, 2006). Halen ülke genelinin yaklaşık % 18 ini üreten Rize nin (TÜİK, 2011) mevcut bahçelerde ki genç bitkilerin verime yatmasıyla bölge ve ülke genelindeki payı artacaktır. Rize nin turunçgil yetiştiriciliği konusunda önemli olabilecek bir potansiyeli bulunmamaktadır. Bu konuda ağırlık mandarine ve mandarinler içinde soğuklara dayanımı daha yüksek olan Satsuma mandarinine verilmelidir. İlde özellikle son yıllarda üzüm ve üzümsü meyveler üretimine karşı yönelim giderek artmaktadır. Ancak hasat ile tüketim arasındaki sürenin çok kısa olduğu bu türlerde, pazar bağlantılarının önceden yapılması ve işleme sanayinin (reçel, marmelat, meyve suyu vb.) geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tür gelişmeler çevre illerdeki üretimlerin değerlendirilmesini de sağlayabilecektir (Özcan ve Zenginbal, 2006). Yörede yetiştirilecek alternatif türlerin, çayın yanında ürün çeşitlenmesini sağlaması hedeflenmelidir. Bu türlerin, yöre ekolojisine uygunluğu yanında, küçük alanlarda yüksek verim ve yüksek ekonomik gelir getirmesi öncelikli olarak dikkate alınmalıdır. Bu amaçla kivi, turunçgiller ve üzümsü meyveler ön plana çıkmaktadır. 4. RİZE İLİNDE ÇAY TARIMI SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Rize ili tam anlamıyla bir çay kentidir ve Türkiye çay üretiminin %78 ini ( ton) karşılamaktadır. İlde çay tarımı, toplam tarımsal alanın %91,29 unu, meyve üretiminin ise %98,69 unu oluşturmaktadır (TÜİK, 2011).

107 109 Yöre ekonomisi ve ticareti çaya entegre edilmiş durumdadır. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı 47 Yaş çay Fabrikası, 1 Çay Paketleme Fabrikası, 2 Pazarlama ve Üretim Bölge Müdürlüğü, 7 Pazarlama Bölge Müdürlüğü, Anatamir Fabrikası ve Atatürk Çay Araştırma Enstitüsü bulunmaktadır. Bunun yanında Çaykur un çalışanı ve günlük ton yaş çay işleme kapasitesi bulunmaktadır (ÇAYKUR, 2013). Rize Sanayi siciline kayıtlı 200 den fazla irili ufaklı işletmeden yaklaşık 190 adedi çay işleyen fabrika ve atölyelerdir. Çay fabrika ve atölyelerinin dışında bu fabrikaların yedek parçasını üreten, bakım ve onarımını yapan işletmeler ile çay paketleme ve ambalaj fabrikaları bulunmaktadır (RTSO, 2013). Bunun yanında il genelinde toplam adet çay alım yeri ve çay üretici bulunmaktadır (ÇAY- KUR, 2013). Diğer yandan İldeki tarımsal kurumlar incelendiğinde, 44 Tarımsal Kalkınma, 19 Su Ürünleri olmak üzere toplam 63 Kooperatif, ayrıca 6 Çay Birliği, 1 adet Üst Birlik, 1 adet Arı Yetiştiricileri Birliği, 4 adet Üretici Birliği bulunmaktadır (Rize Valiliği, 2013). Yukarıdaki bilgiler ışığında çayın üretim ve sanayisiyle birlikte Rize de büyük bir sektördür. İlin tarım alanlarının büyük bir kısmını çay oluşturmasından dolayı mevcut bahçe bitkileri üretim desenini kısa vadede değiştirmek mümkün değildir. Ancak son yıllarda çaya alternatif ürün arayışları sürekli gündemde tutulmakta ve kivi ve yaban mersini gibi meyve türleri alternatif olarak gösterilmektedir. Nitekim ilde kivi üretiminde önemli ilerlemeler ve üretim artışları sağlanmıştır. Ülkemizde çay yetiştiriciliği için ekolojinin en uygun olduğu alanlar birinci sınıf çay bölgesi olarak tanımlanmaktadır. Birinci sınıf çay bölgesi olarak tanımlanan bölge ise, Gürcistan sınırından Trabzon un Araklı - Karadere sınırına kadar olan sahil şeridi ile bu alanda 30 km içerilere, 1000 m yükseklere çıkan yamaç alanları kapsamaktadır. Rize bu alanın tam içinde yer almaktadır (Ural, 2004). Çay yöre için ekolojik uygunluk, ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesinin dışında yetiştirilecek ekolojilerin olmaması, topografik uygunluk ve sanayisi ile entegre olması nedenleriyle vazgeçilemez bir ürün olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle yörede çayın alternatifi, daha kaliteli ve verimli çay yetiştiriciliği olarak kabul edilmelidir. Rize ilinin toplam tarım arazisinin ( dekar) %91,29 u ( dekar) (TÜİK, 2011) çay tarımına tahsis edildiğinden yeni çay bahçelerinin kurulması söz konusu değildir. Ancak mevcut alanlarda verim ve kalitenin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılabilir. Bunun yanında ülkemizde çay üretiminin %97,93 yeterlilik oranı (TÜİK, 2011) bulunmasından dolayı ülkenin daha fazla çay üretimine ihtiyacı bulunmamaktadır. Ülkemiz geneli ve özellikle de Rize ilinde çay yetiştiriciliğinin genel sorunları ve çözüm önerileri aşağıda açıklanmıştır. Ülkemizde çay tarımında temel sorun yaş çay yaprağı kalitesi ve kalite farklılığıdır. Yeni tesis edilen çay bahçelerinde ve yaşlanmış ocakların yenilenmesinde kolaylığı nedeniyle çay tohumu kullanılmaktadır. Bu

108 110 durumda çay bahçelerinde yeni çay tipleri oluşmakta ve genetik farklılıklar meydana gelmektedir. Çay bahçesi tesisinde tohumla çoğaltma yerine, ıslah çalışmalarıyla elde edilecek üstün verim ve kalite özelliklerine sahip çay tiplerinden vegetatif çoğaltma yöntemleri (çelik, doku kültürü gibi) kullanılarak üretilen fidanlar kullanılmalıdır. Bunun yanında çay yılda sahil kesiminde 4, yüksek kesimlerde 3 kez hasat edilir. İlk hasattan işlenen (mayıs dönemi) yaş çayın kalitesi en iyidir. Dolayısıyla hasat dönemine göre kuru çayda kalite farklılığı bulunmaktadır. Bu farklılığı en aza düzeye indirecek önlemler alınmalı ve tüketiciye aynı kalitede çay sunulmaya çalışılmalıdır (Ural, 2004; Usta, 2005; Vanlı, 2012). Çay bahçelerinin %30,0 nun 50 yaşın üzerinde ekonomik verim yaşını tamamlamış çaylıklardan oluşması kaliteli yaş yaprak üretimini engellemektedir. Yukarıda sıralanan sorunların çözümü için öncelikle yaşlanan çay alanlarında sökümler yapılmalı ve 2-3 yıl toprak dinlendirildikten sonra, daha önceden belirlenecek standart tip/çeşitlerle yeniden çay bahçeleri kurulmalıdır. Orta yaşlı bahçelerde gençleştirme budamalarına devam edilmeli, kültürel uygulamalar (gübreleme, budama ve hasat) tekniğine uygun yapılmalıdır (Ural, 2004; Özcan ve Zenginbal, 2006). Çay tarlaları, yanlış gübrelemeden dolayı gün geçtikçe daha fazla asit karaktere bürünmektedir. Bundan dolayı çay tarımı yapılan toprakların asitlik düzeyi ile makro ve mikro elementler kapsamının düzenli olarak izlenmesi gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak yeterli sayıda toprak analiz laboratuvarlarının bulunmaması üreticilerin bilinçsizce gübre kullanımını artırmaktadır. Bu durum toprak yapısını bozarak çevre kirlenmesine yol açmaktadır. Bütün bu sebeplerden dolayı öncelikli olarak tarım topraklarının iyileştirilmesi yoluna gidilmelidir. Bunun için düzenli ve bilinçli gübreleme ile budama gibi kültürel uygulamalar yapılmalıdır. Böylelikle çayda yıllık sürgün verimini artmasıyla birlikte ürün yaş yaprak kalınlığı artmış olacaktır. Bu artışla beraber ocaklarda standart yaş yapraklar elde edilmiş olacaktır. Kaliteli yaş yaprak demek kaliteli kuru çay elde etmek demektir (Ural, 2004; Usta, 2005; Vanlı, 2012). Yaş çay alım standardında ekonomik ve sosyal nedenlerle istikrar sağlanamaması, çay üreticilerinin standart dışı çay satma eğiliminin artmasına neden olmuştur. Sektörde faaliyet gösteren işletmelerin bir çoğu alım planı yapmadan faaliyetlerini sürdürmekte bu durum da üreticiler topladıkları ürünü 3-4 gün bekleterek satma eğilimine girmekte, böylelikle yaş çay yaprağının kalitesinin bozulmasına dolayısıyla kuru çay kalitesinin azalmasına neden olmaktadır. Bunun için, çay sektöründe üretim ve satışta pazarı elinde tutan Çaykur ve özel sektör (Çaykur %60 ve özel sektör %40 lık bir paya sahiptir) birlikte çalışmalı ve projeksiyon geliştirmelidir. Ayrıca bu iki sektör, özellikle üreticilerin günlük yaş yaprak satışında oluşan sorun ve kargaşayı birlikte çözmelidir. Bunun yanında yaş çay alım ve üretim kampanyası döneminde kalitesiz ve iki buçuk yaprak dışında çay satın alarak üretim yapan işletmelerin faaliyetlerini önleyici tedbir alınmalıdır. Sektörler yaş çay alım bedeli olarak vadeli alımlar yerine peşin alım yoluna gitmelidir. Dünya çay üretimi ve satışında yapılanda budur. Bunun yanında arz fazlası nedeniyle

109 111 oluşan üretim-tüketim dengesizliğini gidermek ve stok sorununu çözebilmek için kaliteli ürün almanın şartları oluşturulmalı üretilen ürünün pazara sunum olanakları geliştirilerek ürün çeşitlemesi, reklam, tanıtım ve tüketimi artırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir (Ural, 2004; Usta, 2005; Vanlı, 2012). Doğu Karadeniz bölgesinde çay tarım alanlarının yer aldığı sağlıklı ve teknik olarak oluşturulmuş çay haritası bulunmamaktadır. Çay iletmelerinin % 85,0 i küçük aile işletmesi şeklinde olup, tarım alanları mevcut sistemdeki uygulamaları nedeni ile giderek parçalanmaktadır. Bunun için çay üretim haritaları oluşturulmalı ve arazi toplulaştırılması yoluna gidilmelidir (Ural, 2004) Kaçak yollardan giren yabancı menşeli çaylar iç piyasada yerli çay satışlarını olumsuz etkilemektedir. Bunun yanında çay ithalatında uygulanan yüksek vergi oranı kaçak çay ithalatının artmasına neden olmaktadır. Sağlıksız ve standarda uymayan çayların bile ülkemize girişine neden olurken tüketici sağlığını tehdit ederken, iç piyasada yerli çay satışlarını olumsuz etkilemektedir. Bunun için ülkemize yurt dışından kaçak yollarla çay girişi engellenmelidir. Çünkü kaçak çay, içerdiği katkı maddelerinden dolayı farklı bir damak tadı oluşturmakta, bağımlılık yapmakta ve dolayısıyla insan sağlığını bozmaktadır. Türk insanının damak tadını değiştirmek oldukça güçtür. Bundan dolayıdır ki kaçak çaya alışmış bir kişi Türk çayını tercih etmemektedir (Ural, 2004; Usta, 2005; Vanlı, 2012). Çay sektöründe teknolojik ilerlemeye rağmen, tüketici tercihlerine cevap verebilecek, kaliteyi koruyucu uygun paketleme ve ambalajlama sorunu henüz tam olarak giderilememiştir. Bunun için kuru çay üretimi, üretim tekniğine, tüketici beğenisine ve standartlara uygun olarak yapılmalı, kaliteli çay üretimi zorunlu hale getirilmelidir. Bunun yanında yaş çay işleme fabrikaları yasa ve yönetmelikler gereği gıda üretimine uygun teknik ve hijyenik şartlara sahip olmalıdır. Çay üreten işletmelerin bu konuda denetimlerine ağırlık verilmeli, gıda üretimine uygun olmayan işletmelerin faaliyetleri durdurulmalıdır. Ayrıca TSE, çay konusunda daha sık denetimlerde bulunmalıdır. Kaliteli çay üretimi yanında tüketicinin de korunması amacıyla piyasaya arz edilen TSE belgeli çayların fiziksel, kimyasal ve duyusal muayeneleri yapılarak standartlara uymayanları cezalandırmalı ve tüketicilere duyuruda bulunmalıdır (Usta, 2005). Çay paketleme konusunda ülkemizin hemen her yerinde görülen harmanlayıcı ve paketleyici firmaların prensip oluşturamadıkları ve karlarını maksimize edebilmek için tedbir aldıkları ve sektörde haksız rekabetin devam ettiği görülmektedir. Bunun için Rize Ticaret Borsası çay ihtisas borsasına dönüştürülmelidir. Üretilen kuru çayın dünya pazarlarında olduğu gibi alım ve satım işlemlerinin borsada gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Borsaya işlerlik kazandırılması Türk Gıda Kodeksine uygun çay üretimini teşvik edebileceği gibi gıda Kodeksine uygun üretim yapmayanlar da sektörde faaliyetlerine devam edemeyeceklerdir. Ayrıca Borsa sistemi ile hem üretici firmalara denetim getirilmiş, hem de çitçinin yaş çay bedellerini koruyacak müesseseler geliştirilmiş olacaktır. Böylelikle standart kalitede çayların piyasaya sunulması

110 112 ile ithal veya yerli standart dışı çayların piyasaya sunumunu engelleyecek ve tüketici bilinçlenecektir. Üretim izni olmayan teknolojik ve hijyenik yönden yetersiz olan firmaların üretimleri engellenecektir (Usta, 2005). Dünya da kimyasal ilaç kullanmadan çay üretimi yapan ender ülkelerden biri Türkiye dir. Çay tarımında sadece kimyasal gübre kullanılmaktadır. Diğer tarımsal üretimlerde ise kimyasal gübre ve de ilaç kullanılmamaktadır. Bu sebeple, çay tarımında kullanılan kimyasal gübreler yerine organik içerikli gübreler kullanılırsa organik çay üretilmiş olacaktır. Bundan dolayı çayda yapılacak organik tarım uygulamaları, ilde yetiştirilen bütün ürünlerin organik olmasını sağlayacaktır. İlin bu avantajı iyi değerlendirilmeli ve çay tarımında organik tarıma geçiş sağlanarak sertifikalandırılma yolu gidilmelidir. Bunun yanında iyi tarım teknikleri de rahatlıkla ilde uygulanabilir. Bu şekilde üretilen Türk çaylarının, fuar, sergi ve benzeri yollarla Dünya ülkelerine tanıtımının yapılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Tüketicilere farklı işlenmiş çay türleri sunulmalıdır. Bunun için siyah çay yerine yeşil çay üretimi teşvik edilmelidir. Ülkemizde ki çay bahçelerinden yeşil çay üretimi yapmak mümkündür. Bunun yanında yeşil çaya harmanlanmış diğer bitkilerle (nane, kivi, limon gibi) çaylar üretmek de mümkündür ve bu yeni pazarlar demektir. Bunun için yeni teknolojiler takip edilmeli ve ürün çeşitlendirme yoluna gidilmelidir (Ural, 2004; Vanlı, 2012). Yukarıda sıralanan sorunlar ve çözümü yanında öncelikle Çay Teknolojisi Koordinasyon birimi kurulmalı ve belirli bir plan dahilin de sorunlar ortak bir havuzda değerlendirilip çözülmesi yoluna gidilmelidir. Bunun yanında Çaykur ve özel sektörün destekleriyle bağımsız bir ARGE Vakfı kurulmalı, bu vakıf kapsamında çayla ilgili araştırma faaliyetlerine hız verilmelidir. Bu çalışmalarla modern çay işleme teknolojisinden yararlanılarak dünya pazarlarında rekabet edebilecek Türk çayı üretilmelidir. Son olarak çay yetiştiriciliğinde verim ve kalitenin düştüğü alanlar için alternatif türler belirlenerek üretimi teşvik edilmelidir. 5. SONUÇ Türkiye de sudan sonra en fazla tüketilen içecek olan çay, en fazla Rize de üretilmektedir ve tarım alanlarının hemen hemen tamamını oluşturmaktadır. Bu nedenle Rize de ana ürün çaydır ve ağırlığı korunmalıdır. Ancak, çay yetiştiriciliğinin mevcut sorunları bir plan ve proje dahilinde çözümü yoluna gidilmelidir. İlde çayın alternatifi verimli ve kaliteli çaydır. Bunun yanında verimli ve kaliteli çayın olmadığı alanlarda çaya alternatif farklı türler yetiştirilmelidir. Yöre kivi yetiştiriciliğine çok uygun bir bölgedir. Önümüzdeki yıllarda Rize ili çay ve mandarin yanında kiviyle de anılmasını sağlayabilecektir. Bunun yanında üzüm, yaban mersini ve diğer üzümsü meyveler ile sebze yetiştiriciliğinin geliştirilmesi, yöre halkının ekonomik gelirinin artmasına katkı

111 113 sağlayabilecektir. Yetiştirilecek olan türlerin erozyonu önleyecek özellikte yani kazık köklü veya bol saçak köklü olmasına özen gösterilmelidir. Tarımsal üretimde başarı, pazarlamadaki başarıyla ölçülebilir. Bu nedenle, farklı iç ve dış pazarlara ürün satabilmek için, kitlesel üretim yapmanın mümkün olamadığı küçük aile işletmelerinde, işletmelerin birlikte hareket ederek belirlenecek sınırlı sayıda tür ve çeşitleri yetiştirmeleri gerekmektedir. Bu uygulamalar, ülkemiz için önemli bir tarımsal değeri olan Rize ilinde tarımsal verimliliğinin ve üretim kalitesinin artması yanında, sosyo - ekonomik yapısının korunması ve iyileştirilmesi üzerine de olumlu etkiler yapacaktır. KAYNAKLAR ÇAYKUR. (2013). Çay Tarımı. ( ) MGM. (2013). Meteoroloji Genel Müdürlüğü. ( ). Rize Valiliği. (2013). Rize İli Genel Bilgiler. ( ). RTSO. (2013). Rize Ticaret ve Sanayi Odası Kayıtları. tr ( ). TÜİK. (2011). Türkiye İstatistik Kurumu. ( ). Özcan, M. ve Zenginbal, H. (16-18 Kasım 2006). Bahçe Bitkileri Yetiştiriciliğinde Rize İlinin Mevcut Durumu ve Potansiyeli. I. Rize Sempozyumu, Rize Ural, N. (2004). Çay Tarımı ve Sanayi. ( ). Usta, H.(2005). Çay Sektör Profil Araştırması. İstanbul Ticaret Odası. ( ). Vanlı, H. (2012). Rize Sektörel 23 Şubat 2012 Tarihli Kalkınma Sempozyumu Değerlendirmeleri.

112 114 SÜRDÜRÜLEBİLİR TİCARET; İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE VERMİKÜLTÜR SİSTEM İLE ORGANİK GÜBRE ELDE EDİLMESİ Hamit VANLI 1 ve Selen BEDÜK 2 1 Yrd. Doç., T.C Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 2 Okutman, T.C Maltepe Üniversitesi, Yabancı Diller Yüksekokulu ÖZET: Günümüzde Sürdürülebilir Ticaret ve İklim Değişikliği terminolojileri tüm dünyada birbirinden ayrı düşünülemez. Bu iki olgunun uyumunu sağlamak için gerçek işbirliğine gereken ortamlar hazırlanmaktadır. Muhtemel ticaret ve çevre anlaşmazlıklarını ortadan kaldırabilmek için ülkelerarası ortak adımlar atılması üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Ticaretin birçok alanda iklim değişikliği ilmi ile çalıştığı ortak noktalar olduğunu biliyoruz. Dünya devletleri farklı politikalar izleyerek bu konuda önlemler almaya çalışmaktadır. Alınan önlemlerin uluslararası ticaret ve sürdürülebilir çevre üzerinde inanılmaz etkisi bulunmaktadır. Bunun doğal sonucu çevreye yönelik yapılacak en küçük bir girişim tüm dünyaya olumlu yansıyacaktır. İklim-dostu teknolojileri, ticari hayat içerisinde düşünmek fevkalade önemlidir. Sürdürülebilir ticareti, tarımda sürdürülebilir enerji kullanımına indirgediğimizde, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) tarafından karbon salınımı ile mücadeleye kadar konu edildiğini görmekteyiz. Bugün alternatif tarım teknolojilerinin organik tarıma yönlendirildiğini bilmekteyiz. Bu bağlamda Vermikültür Sisteminden bahsetmek, böylece tarım sektörünün ticari aktiviteler içerisinde ne kadar önemli yere sahip olduğunu bilerek, önerebileceğimiz bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Sürdürülebilirlilik açısından sistem ayrıca önem kazanmaktadır. Günümüzden 2023 yılına yönelik yaptığımız tahminlerde, insan sağlığına olumlu katkıları yanında Türkiye iç tüketimine ilaveten 300 bin USD olan organik tarım ürünü ihracatının 2.5 milyar USD olarak %19 luk artış gösterebileceği üzerinde bu alternatif sistem, devletçe de desteklenmelidir. Tarım sektörü, küresel ısınma sürecinde en önemli unsurlardan biridir. Vermicompost Sistemi ile çay ve diğer bitki atıklarını kullanarak organik gübre üretimi sayesinde toprağın humusce zenginleştirilmesi, yapısının iyileştirilmesi, su tutma kapasitesinin artırılması, sera gazı etkisinin azaltılması ve gerçek bir geri dönüşümün sağlanması açısından hayati öneme sahiptir. Türkiye, ülke olarak bu sürece girer ve gerekli edinimi sağlarsa bir taraftan tarımsal aktiviteler sonucu oluşan karbon salınımını minimize ederken diğer taraftan organik tarım kültürünü de geliştirecektir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Ticaret, Çevre, Tarım,Organik Tarım ve Organik Gübre,Vermikültür Sistemi 1. GİRİŞ Günümüzde Sürdürülebilir Ticaret ve İklim Değişikliği terminolojileri yükselen değerler olarak kabul görmektedir. Her iki kavramın birbiriyle işbirliği içerisinde olması beklenirken, sürdürülebilir ticaret ve yeni gelişen küresel çevre rejimi arasında bir çekişme yaşanmaktadır. Böyle bir durumda, yapılacak en doğru şey iklim değişikliği, ticaret ve sürdürelebilirlilik arasındaki bağlantıyı hem ulusal hem uluslararası boyutta doğru belirleyebilmektir. Ulusal ve uluslararası

113 115 yaptırımları küresel çaba olarak algılayıp, sürdürülebilir bir çevrenin mutlak sürdürülebilir ticaret ile bağlantılı olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Bu durumda sürdürülebilir ticaret çevre dostu çözümlere yönelmeli ve iklim değişikliğinden en çok etkileneceği düşünülen tarım sektörü ile de bağlantı kurulması gerekmektedir. Bu bildiride, ticaret, iklim değişikliği ve tarım arasında varolan sürdürülebilirlilik politikisanı geliştirmek amaçlanmıştır. Geliştirilmesi amaçlanan genel bir politika ile çevreye sağlanacak herhangi bir faydanın tüm dünyaya fayda sağlayacağı öngörülmektedir. 2. SÜRDÜRÜLEBİLİR TİCARET 2.1. Sürdürülebilir Ticaretin Başlıca Özellikleri Sürdürülebilir ticaretin başlıca özelliklerini 4 başlıkta toplayabiliriz. 1. Ekonomik değer sağlamak 2. Eşitsizlik ve fakirlikle mücadele 3. Yenilenebilir kaynakları öne çıkarmak 4. Açık, şeffaf ve hesap verebilir bir yöntem uygulaması Son dönemde, ticaretin çevresel çıktıları belirlemedeki rolü üzerine tartışılmıştır. Bu da ticaret ve çevre kalitesi ile ilgili tartışmalara sebep olmuştur. Dünya Bankası yayınlarına göre ulusal veya uluslararası ticari anlaşmalarda ülkelerin çevre politikaları önemli yer tutmaktadır. Buna paralel olarak Dünya Ticaret Örgütü görüşmeleri daha temiz ticaret teknolojilerinin uygulanması amacını gütmektedir yılı UNEP, WTO raporunda belirtilen geniş hedefler gelecekteki refah düzeylerinin geliştirilmesi ve küresel ticaret ve iklim yaptırımları tarafından hedeflenmektedir.yıllar içerisinde gelinen noktada Kyoto Protokolü, ekonomik büyüme ve çevre koruma arasındaki çekişmeyi göstermiş ve üretim, ticaret ve yatırımları daha temiz teknoloji seçeneklerine yöneltecek enerji politikalarının zorunluluğu üzerinde durulmuştur. Küresel emisyon hedefleri ile küresel ticaret politikalarının beraber göz önünde bulundurulması her zaman için mantıklı olacaktır.

114 116 Tablo 1. Enerji Kullanımı Kaynaklı CO 2 Salınımı, Kaynak: IEA Database 2006 CO 2 salınımının sabitlenmesi yeni teknolojilerin geliştirilmesiyle daha fazla mümkün olabilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde, çevre-dostu teknolojilere sahip olmak düşük karbon düzeyini sağlamayı mümkün kılmaktadır. Böylelikle, daha fazla ülke tarafından çevre-dostu politikaların benimsenmesi ekonomik ve ticari düzenlemelerde dikkat çekmektedir. Yakın bir gelecekte, gelişmekte olan ülkelerin de rol alacağı bu arenada, iklim ve kalkınma politikalarının ortak hedeflerini başarabilmesi için birlikte çalışmak mantıklı olan tek hükümdür Sürdürülebilir Ticaret ve Tarım Sektörü İklim değişikliğinden en çok etkilenmeye açık ticari sektör tarım olduğundan sıcaklık değerlerlerindeki 1 0 C 3 0 C lık yükseliş, uluslararası ticareti de olumsuz etkileyecektir. Bölgelere göre susuzluk, su kalitesinde düşüklük, verimsiz hasat hatta yağmur oranında azalmalar beklenmektedir. Hatta limanların, binaların, yolların, tren hatlarının, havayolları ve köprülerin iklim değişikliği sonucu oluşabilecek doğal afetlerden etkilenmesi beklenmektedir. Örneğin; Dünya Bankası Uluslararası Ticaret ve İklim Değişikliği (2008) raporuna göre, Kutuplardaki erimeden dolayı denizyolu ulaşım yollarının değişebileceği bile öngörülmektedir. İklim değişikliğinin uluslararası ticaretin dinamikleri olan tedarik, ulaşım ve dağıtım zincirine de etkisi olacağı tartışılıyor. Kyoto, Montreal ve Doha görüşmeleri bu bağlamda ticari aktiviteler ile çevresel rejimler arasındaki ilişkiyi güçlendirmeyi amaçlamıştır. Bu durumda iklim-dostu veya çevre-dostu diyebileceğimiz teknolojilerin benimsenmesi kaçınılmaz olmuştur.

115 117 İklim-dostu teknolojilere bakıldığında tarımda sürdürülebilir enerji üretimi anlamında endüstriyel tarım uygulamaları yerine alternatif yeşil uygulamalar geliştirilmiş ve özellikle organik tarıma yönelim artmıştır. Bu anlamda sürdürülebilir organik tarım sistemlerinin geliştirilmesi iklim değişikliğine alternatif çözümler getirmektedir. Organik tarımın sürdürülebilirliliğin en önemli paydaşlardan biri olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Organik tarımın temelinde toprak olduğundan geliştirilmiş gübre yönetimlerinin oluşturulması, metan gazı ve azot seviyelerini azaltmayı amaçlayan teknolojilerin geliştirilmesi ve yeni enerji kaynakları bularak fosil yakıt kullanımından vazgeçmek hedeflenmektedir. Organik atıkların kompostlanması, atık-su temizleme işlemi, geri dönüşüm teknikleri tüm bu atıkların kazanca döndürülme çabasıdır. 3. DÜNYA VE TÜRKİYE DE ORGANİK TARIM Tablo 2.Tarım Üreticilerini Destek Yüksek Gelirli Ülkelere Göre, Ülke Başına, Dünya ülkelerine bakıldığında tarımsal koruma seviyelerinin OECD ülkelerinde yüksek olduğu görülmektedir (Tablo 2.1). Tarımsal aktivitelere verilen destek %3o a kadar yükselirken, gelişmekte olan ülkelerde bu rakam %3 lerdedir. Sürdürülebilir tarım 3 genel kriteri ihtiva eder: (Pesek,1994) 1. Çevresel kalite ve ekolojik uyumluluk 2. Bitki ve hayvan üretkenliği 3. Sosyo-ekonomik geçerlilik

116 118 Sürdürülebilir tarım fikri konvansiyonel yaklaşıma alternatif olarak öne çıkmıştır. FAO ya göre sürdürülebilir tarım değişen insan ihtiyaçlarını karşılarken çevre kalitesini geliştiren ve doğal kaynaklarımızı koruyan başarılı tarım sistemidir. Organik tarım bu durumda sürdürülebilir tarımın ortak adıdır. Organik tarıma bakıldığında karşımıza organik çiftçilik ve organik gübre olguları çıkmaktadır. Bunlar birbirinden ayrı düşünülemezler. Organik tarım tüm çevre-dostu teknolojilerini ve uygulamalarını kapsamaktadır. Avusturya ve Arjantin organik tarıma büyük oranda yer vermesine rağmen Avrupa ülkelerindeki organik tarım hacmi daha yüksek olmaktadır. Tablo 3. Avrupa da Organik Tarım Oranları

117 119 Organik tarım uygulamaları yasalar, tüzükler ve sertifikasyonlarla kontrollü yapılmalıdır. Bu şekilde kimyasal tarımın zararlarını ortadan kaldırabilmek mümkün olacaktır. Öte yandan Sera gazı salınımlarına bakıldığında N2O nun %60 ı CH4(metan)%40 ı endüstriyel tarım aktivitelerine bağlı olarak oluşmaktadır. Bu tablo dikkate alındığında sadece organik tarım değil organik gübrenin esas paydaş olarak yer alması gerektiğinin en önemli göstergesidir. Tablo 4. Sektörlere göre Yıllık Sera Gazları Salınım Dünyada organik tarım, birçok ülkenin standartlarını ve uygulamalarını geliştirdikçe artacaktır. Hindistan, Amerika ve Avrupa da Ulusal Organik Programlar geliştirmiş ve ardından Japonya, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerin de organik tarım düzenlemelerine geçmelerine sebep olmuştur. Çin, Tayland, Türkiye, Meksika, Güney Kore ve Filipinler sertifikasyon acenteleri kurmuştur. Organik tarımdaki tüm bu gelişmeler dünyadaki yiyecek pazarı ticari aktivitelerine de etki etmiştir. Organik yiyecek sektörü yıllık %20-22 arası büyüme göstermektedir. Organik tarım aktivitelerine olan talep Türkiye de Avrupa ülkelerine göre beklenen düzeylerde olmamasına rağmen gelişmektedir.

118 120 ihtiyacını azaltabilme özelliğiyle toprağın hem fiziksel hem biyolojik hem de kimyasal içeriklerini geliştirmektedir. Toprağı daha gözenekli ve yumuşak hale getirdiğinden toprağı işlemek oldukça kolaylaşmaktadır. Bunlara ek olarak Vermikültür sisteminin hem çevresel hem de ekonomik faydaları vardır. Öncelikle, Vermikültür sistemi ile sera gazı salınımı oldukça az miktardadır. Ekonomik anlamda ise %40 enerji tasarrufu sağlamaktadır. Bu sebeple Vermikültür sistem tam çağımıza uygun bir sitem olmaktadır. Tüm dünyada malesef çiftiçiler uzun bir dönem kimyasal tarım ürünlerinin kısa zaman da hasat alabilme avantıjının büyüsüne kapılmıştı ki kimyasal tarım ürünü kullanımı sonucu toprağın özelliğini yitirdiğinin, insan sağlığı açısından tehdit oluşmasının fark edilmesine kadar. Vermikültür eğilimi bu noktada devreye girmiş ve iş solucanlara bırakılmıştır. Dünyada yaklaşık 600 milyon yıllık tecrübeleri olduğu düşünülürse aslında solucanlar eşittir sürdürülebilirlilik demek işten bile değildir Vermikültür Gübrenin Özellikleri Solucanlar, toprağın havalanmasını, toprak içerisindeki organik bileşenlerin ayrıştırılmasına, besleyici öğelerin çıkmasına, bitkiyi büyüten hormonların salgılanmasına, nitrojen barındıran bakterilerin profilerasyonuna, bitkinin biyolojik dayanıklılığını arttırmaya fayda sağlamaktadır. Solucanlar büyük bir miktarda besin içerikli toprak yiyerek enzimleriyle sindirim sistemleri içerisinde oluşturdukları granüle parçaları dışarıya bırakıyorlar. Bu işlem sonucu oluşan gübreye Solucan Gübresi diyoruz. Gübre oldukça zengin NKP (azot, fosfor ve potasyum), mikro besinler ve faydalı toprak mikroplarından oluşmaktadır (Bhadwaj,1985). Tablo 6. Döngüsel Metabolizma ve İnsan Toplumunun Sürüdülebilir Döngüsü

119 121 Resim 1. Solucan Eisinia fetida Bu durumda, solucanların ve vermikültür sisteminin sürdürülebilir bir döngü için şart olduğunu savunabiliriz. Solucan gübresi ile kimyasal gübre ihtiyacı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Organik solucan gübresi ile kimyasal gübreyi kıyasladığımızda (Suhan3, 2008) şu verilerle karşılaşırız. Tablo 7. Ana Organik ve Kimyasal Gübre Kullanım Gereksinim Maddeleri Kimyasal & Biyolojik Toprak İçerikleri Organik Çiftiçilik (Organik Solucan Kompost ) Kimyasal Çitçilik (Kimyasal Gübre Kullanımı) 1. Azot Fosfor Potasyum Azatobakteri (1000 / gm toprak) 5. Phospho bacteria (100,000/kg toprak) 6. Carbonic biomass (mg/kg toprak) Kaynak: Suhane, 2007.

120 122 Tablo 8. NPK Vermikültür Değerleri ile Konvensiyonal Sığır Dışkısı Gübresi Kıyaslaması Besinler Sığır Gübresi Vermikompost 1. N % % 2. P % % 3. K % % Kaynak: Argarwal,1999;Ph.D Thesis, University of Rajasthan,India Çay ve Diğer Bitki atıklarından Vemikültür Sisitemi ile Organik Gübre Elde Edilmesi ve Organik Çay Üretimi Genel olarak Vermikültür sistem ile elde edilen solucan gübresi nin faydaları şu şekilde sıralanabilir: 1. Organik ürün üretimi sonucu daha fazla ekonomik fayda 2. Daha fazla ürün lezzeti 3. Daha büyük ve sağlıklı ürün üretimi 4. Daha az sulama 5. Toprağın tuzlanmasını engelleme 6. Daha az sinek ve böcek mücadelesi 7. Daha az tohum kayıpları 8. Kimyasal kullanımını %70 azaltma 9. Hasılatı %20-40 arası sağlıklı biçimde arttırma 10. Ürün kalitesi, dayanıklılık ve görünüşünü arttırma 11. Toprağın daha sağlıklı ve verimli olmasını sağlama 12. Kimyasal gübreden yıpranmış toprakların rehabilitasyonunu sağlama Avrupa Birliği direktifleri doğrultusunda (EC) 1774/ 2002 Katı Atık Yönetimi ve (EC) 1069/2009, (EU) sayılı bildiriler gereğince 2020 yılına kadar tüm Avrupa ülkelerinde tüm atıkların geri dönüşümünün ve ilgili teknolojilerin geliştirilmesi açısından son tarih olarak belirlenmiştir. Bu doğ-

121 123 rultuda tüm Avrupa ülkeleri organik girdileri organik gübre çıktısı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çürüyebilen her atıktan organik gübre elde etmek amaçlanmaktadır. Vermikompost sisteminde üç girdi çok önem taşımaktadır. Sırasıyla solucanlar, organik atıklar ve su. Örneğin; Nepal de, organik çay üretimi yapılırken çay bitkisinin tüm organik atıkları yine vermikompost sistemi ile gübreye dönüştürülmekte ve bu gübre organik çay üretiminde yeniden kullanılmaktadır. Bu durumda komple yeşil bir çay üretim süreci mümkün olmaktadır. Toprak verimliliği, içerdiği besinler açısından zengin olan solucan gübresi özellikle yaprak gelişiminde % oranında katkıda bulunabilmektedir. Solucan gübresine ek olarak solucan sıvı gübresi de yapraklar için gerekli olan kimyasal pestisitlerin yerine geçmekte ve birçok hastalığı önleyebilmektedir. Bunların yanı sıra daha fazla su tutma kapasitesine bağlı olduğundan toprak nem düzeyini de dengeleyebilmektedir. Böylelikle çay üretimi alanında Vermikompost teknolojisinin sürdürülebilir çay bahçeleri yaratmada en önemli çözüm olması mümkün kılınmıştır. Bu durumda Türkiye de Karadeniz bölgesi çay üretimi göz önünde bulundurulduğunda endüstriyel ölçekte solucan gübresi üretimi hem sürüdülebilir Karadeniz hem de organik çay üretiminin anahtar çözümü olacaktır. 4. SONUÇ İklim değişikliği ve uluslararası ticaret aktiviteleri bir birinden ayrılamaz olduğundan ve bundan da en çok tarım sektörünün etkilendiği görüldüğünden, sürüdürülebilir tarım teknolojilerinin üretmek kaçınılmaz olmaktadır. Gelecekteki ticari, çevre ve sosyal hayat aktivitelerinin sürdürelebilir sistemlere sahip olmaması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Vermikompost sistem hem sera gazı salınımlarına hem de geri dönüşüm sürecine destek vermekte ve insan sağlığını olumlu yönde etkileyecek bir çıktı sunmaktadır. Bu gübre dünya ülkelerinde Siyah Altın olarak adlandırılmaktadır. Türkiye nin de bu anlamda daha fazla etkin sürdürülebilir tarım politikaları içerisine Vermikültür sistemini de mutlaka entegre etmesi gerekmektedir.vermikültür sistemiyle tarımsal aktivitelere hem daha sağlıklı hem de daha da geliştirilebilir konuma sahip olacaktır. Tabi ki tüm bunlar hükümet ve üniversite işbirliği olmadan etkin bir biçimde gerçekleşemeyecektir. Organik tarıma yönelik farkındalığı arttırmak iyi düşünülmüş Vermikültür sistemi ile çok daha kolay olacaktır. Bu sisteme geçiş Türkiye nin organik ürün üretim ve ihracatı açısından değerini arttıracaktır. Artık toprağın altına bakma zamanı gelmedi mi?

122 124 KAYNAKLAR Bhardjaw, K.K.R ve A.C Gaur Recycling of Organic Wastes. Pub. Of Indıan Council of Agriculutral Research. New Delhi: India Demiryürek, K. (2004). Dünya ve Türkiye de Organik Tarım. Ankara: H.R.Ü.Z.F. Dergisi. Russel, E.J The Effect of Earthworms on Soil Productiveness. J. of Agriculture Science. 3: Singh, R.D Harnessing the Earthworms for Sustainable Agriculture. Institute of National Organic Agriculture. Pune: India Suhane, Ravindra K., K. Sinha, Rajiv and K. Singh, Pancham Vermicompost, Cattle-dung Compost and Chemical Fertilizers: Impacts on Yield of Wheat Crops. Communication Rajendra Agriculture University. Bihar: India.

123 125 ÇAYDA FİDAN ÜRETİM TEKNİKLERİ Hamdi ZENGİNBAL 1 ve Ayhan HAZNEDAR 2 1 Yrd. Doç. Dr., Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu Meslek Yüksekokulu 2 Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Atatürk Çay Araştırma Enstitüsü ÖZET: Çay yetiştiriciliğine ülkemiz,1924 yılında Gürcistan dan getirilen tohumlarla başlamış ve 1938 yılından itibaren düzenli bahçeler tesis edilmiştir. Çayın devlet destekli olması ve ürün alım garantisinin bulunmasından dolayı üretiminde hızlı bir artış görülmüştür. Günümüzde çay tarımı, Rize ili başta olmak üzere sırasıyla Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde dekar alanda, çay üretici çiftçi ailesi yapılmaktadır. Ülkemiz çay tarımı, diğer önemli çay üreticisi ülkelerleler kıyaslandığında verim ve kalite yönünden henüz arzulanan seviyede değildir. Bunun sebepleri arasında ülkemizde çay üretimi ömrünü tamamlamış yaşlı ağaçlarla yapılması, toprak yorgunluğu, kültürel uygulamalarının düzenli yapılmaması ve özellikle bahçe tesisinde kaliteli fidanların kullanılmaması gösterilebilir. Çay tarımının ülkemizde istenilen seviyeye gelmesi için öncelikli verimli, kaliteli çay tiplerinin tespit edilip tescillenmesi, damızlık bahçelerin kurulması ve kaliteli, adına doğru klonal fidanların üretilmesi ve bu fidanlarla bahçelerin kurulması gerekmektedir. Bu çalışmamızda çayın fidan üretim teknikleri anlatılacaktır. Anahtar Kelimeler: Çay, Fidan, Çoğaltma Tekniği. 1. GİRİŞ Toplumsal yaşamımızın bir parçası, yoksul ve zengin insanların ucuz bir içeceği olan çay, dünyada ve ülkemizde sudan sonra en fazla tüketilen içecektir. Bunun temel nedeni çayın besleyici olduğu kadar sağlık verici bir içecek oluşudur. Değişik işleme teknolojileri uygulanarak yeşil çay yaprağından farklı özeliklere sahip çaylar üretilmektedir. Dünyada bilinen, en çok üretimi ve tüketimi yapılan çay çeşidi siyah ve yeşil çaydır (ÇAYKUR, 2013). Ülkemiz çay yetiştiriciliğine, 1924 yılında Gürcistan dan getirilen tohumlarla başlamış ve 1938 yılından itibaren düzenli bahçeler tesis edilmiştir. Ülkemizde çay tarımı, devlet destekli olması ve ürün alım garantisinin bulunmasından dolayı üretiminde hızlı bir artış görülmüş (ÇAYKUR, 2013) ve günümüzde dünya çay üretiminde 5. sıraya yükselmiştir (Vanlı, 2012). TÜİK (2011) verilerine göre çay tarımı, Rize ili başta olmak üzere sırasıyla Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde dekar alanda, çay üreticisi ile yapılmaktadır. Türkiye yaş çay üretimi toplam ton dur. Bu üretimin %78 ini ( ton) Rize ili karşılamaktadır. Çay bitkisi uzun ömürlü bir bitki olup doğada birkaç asır yasadığı belirlenmiştir. Kültüre alınan çay bitkilerinin genellikle 100 yıl yaşadıkları kabul

124 126 edilmiştir. Çay bitkisi 4 yaşından başlayarak ürün verir. Şartlara bağlı olarak ürün miktarı yaşından sonra en yüksek düzeye ulaşır. Çay bitkisinin ekonomik verim yaşı genellikle 50 yıl olarak kabul edilmiştir (ÇAYKUR, 2013). Ülkemiz çay plantasyon alanlarında, Çin varyetesi (Camellia sinensis) hakim olmak üzere, morfolojik, fizyolojik, kalite ve ekolojik şartlara uyum gibi özellikler bakımından aralarında önemli farklar bulunan çok sayıda tiplerden oluşmuştur. Süregelen tabii melezleşmelerden sayısız yeni tipler ortaya çıkmıştır. Tohum ile üretime devam edildiği takdirde, bu şekilde yeni tiplerin ortaya çıkacağı doğaldır. Bu tabii melezleşmenin sonucunda oluşan yeni tiplerin büyük bir bölümü kalite ve verim bakımından düşük değerlere sahip olacaktır (Ayfer vd., 1987). Ülkemiz çay tarımı, diğer önemli çay üreticisi ülkelerleler kıyaslandığında verim ve kalite yönünden henüz arzulanan seviyede değildir. Bunun sebepleri arasında ülkemizde çay üretimi ömrünü tamamlamış yaşlı ağaçlarla yapılması, toprak yorgunluğu, kültürel uygulamalarının düzenli yapılmaması ve özellikle bahçe tesisinde kaliteli fidanların kullanılmaması gösterilebilir. Çay tarımının ülkemizde istenilen seviyeye gelmesi için öncelikli verimli, kaliteli çay tiplerinin tespit edilip tescillenmesi, damızlık bahçelerin kurulması ve kaliteli, adına doğru klonal fidanların üretilmesi ve bu fidanlarla bahçelerin kurulması gerekmektedir. Bu çalışmamızda çayın fidan üretim teknikleri sunulacaktır. 2. ÇAYDA FİDAN ÜRETİM TEKNİKLERİ Çay bitkisi generatif (tohumla) ve vegetatif (aşı, çelik ve doku kültürü) olmak üzere iki şekilde çoğaltılmaktadır Generatif Çoğaltma Bu çoğaltma tekniği, farklı çay tiplerinin birbirleri ile tozlaşması sonucu meydana gelen tohum ile olmaktadır. Dolayısı ile standart bir varyeteden ziyade melez karakterler sahip çay ocaklarını oluşturmaktadır. Bunun için bu üretim yöntemi modern çay tarımında kullanılmamaktadır (Ayfer vd., 1987). Çay erselik çiçek yapısına sahip bir bitkidir. Çiçek tomurcukları, Temmuz ayının ikinci yarısından itibaren yaprak koltuklarında oluşur. Tam çiçeklenme Ağustos sonu ile Eylül başında gerçekleşir. Tozlanıp döllenmeden sonra meyve oluşur ve Eylül ayında parlak yeşil bir renk alır. Ekim ayı içinde olgunlaşmaya başlayan meyveler kirli yeşil veya kırmızımsı bir renk alır. Tam olgunlaşmış meyvelerin kabuğu çatlar ve içerisinden meyveler dökülür. Meyveler genellikle üç gözlü ve kalın kabukludur. Meyveler içerisinde üç adet tohum bulunur. Bazen meyvede bir tohum tam ortadan bölünmüş şekilde oluşabilmektedir. Olgunlaşmamış meyveler yeşil, olgunlaşmış meyveler kahverengindedir (MEGEP, 2008). Çoğaltmada kullanılacak tohumlar verimi yüksek damızlık bitkilerden alınmalı ve bu bitkilerde kültürel uygulamalara özen gösterilmelidir. Bunun

125 127 için damızlık bitkilerde ışıklanmanın homojen olması için normal dikim aralıklarıyla tesis edilmeli, bitkilerde sıkışıklık önlenmeli, hayvan gübresiyle veya fosforlu gübrelerle gübrelenmeli, yabancı otlardan temizlenmeli ve hastalıklardan arındırılmalıdır. Bunun yanında düzenli budama yapılmalıdır. Bunun için çiçek tomurcuklarının daha iyi olgunlaşması için çiçeklenme döneminde hasat budaması yapılmamalıdır. Yukarıda önerilen kültürel uygulamalara dikkat edildiği takdirde hem tohum ve hem de sürgün verimi fazla olan damızlık bitkiler elde edilmiş olacaktır (ÇAYKUR, 2013). Tohumlar, Eylül Ekim aylarında olgunlaşan meyvelerden toplanır. Toplanan tohumların yeterli büyüklükte olmasına özen gösterilmelidir. Bunun için 15 mm çapında elekler kullanılarak eleme işlemi yapılır. Elek üstünde kalan tohumlar tohumluk olarak ayrılır. Gelişmesini tamlayamamış ufak tohumlar ve hastalıklı tohumlar üretim materyali olarak kullanılmamalıdır. Toplanan tohumlar ekim zamanına kadar güneş almayan serin bir yerde saklanmalıdır (MEGEP, 2008). İdeal olanı hemen tohum ekimidir. Çünkü çay tohumlarında tohum kabuğu kalın olmadığından uygun sıcaklık ve nem koşullarında hemen çimlenmektedir. Çay tohumlarında çimlenme oranını yükseltmek için ekimden önce 24 saat su içerisinde veya ıslak çuvallar içerisinde bekletilerek tohumların su alması sağlanır. Böylelikle tohumlar şişmeye başlar, tohum kabuğu yumuşar ve embriyo tohum kabuğunu kolayca kırarak çimlenir (MEGEP, 2008). Bu arada suda bekletilen tohumlar içerisinde su yüzeyinde yüzen tohumlar ayıklanarak alınır ve üretim materyali olarak kullanılmaz. Çay tohumları örtü altında veya açık alanlarda fidan parsellerine ekilebileceği gibi tohum ekim kasalarına da ekilebilir. Ekim esnasında tohumların çok sık olmamasına özen gösterilmelidir. Bu şekilde ekilen çay tohumları filizlendirilerek fidan haline getirilir. Kaliteli olan fidanlar tesis edilecek olan çay bahçesine dikilir. Bunun yanında çay bahçesi tesisinde direk araziye tohum ekimi de yapılabilmektedir. Sıra üzeri ve sıra arası mesafeler ayarlandıktan sonra işaretleme işlemi yapılır ve işaretlenen yerlere üçer adet tohum bırakıldıktan sonra tohum büyüklüğünün üç katını geçmeyecek şekilde toprakla örtülür. Sonuç olarak çay tohumları, farklı varyetelerin birbiriyle yabancı tozlanma geçirmesiyle oluştukları için melez karakter göstermektedir. Ülkemiz çay bahçesi tesisinde, fidan üretimi kolaylığı nedeniyle tohumla yapılmaktadır. Bundan dolayı çay plantasyonlarında çok sayıda farklı çay tiplerine rastlamak mümkündür. Bunun için bu üretim yöntemi modern çay tarımında kabul görmemektedir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde çay tarımı, tescillenmiş yüksek verimli ve kaliteli çay klonlarıyla vegetatif yollarla elde edilmiş olan fidanlarla yapılmaktadır Vegetatif Çoğaltma Ülkemizde çay bahçeleri, 1938 yılından itibaren tohumdan elde edilmiş çöğürlerle düzenli bir şekilde tesis edilmeye başlanmış ve günümüzde

126 128 çay alanları ekonomik ömürlerini doldurmuştur. Bunun sonucunda çay bahçelerinin büyük bir bölümü verim ve kaliteden düşmüş, yozlaşmıştır. Sonuçta çay bahçelerinden arzu edilen vasıfta kaliteli sürgün alınamadığından, üretilen kuru çayın kalitesi de düşmüştür. Bu amaçla, çay tarımına yönelik ıslah çalışmaları yapılarak nitelikleri bilinen verimli, kaliteli, erkenci, soğuğa dayanıklı vb. gibi çay klonları tespit edilmelidir. Daha sonra vegetatif üretim yöntemleri ile (çelik, aşı, doku kültürü) seri bir şekilde fidanlar elde edilmelidir. Bu fidanlar kullanılarak verimden düşmüş çay ocakları yenilenmelidir. Böylelikle çay alanları ıslah edilerek Türk Çayında verim ve kalite arzulanan seviyeye ulaşmış olacaktır. Ülkemizde, özellikleri bilinmeyen ve çok farklı çay tipleriyle oluşmuş olan çay bahçelerinde, yılları arasında Çay Araştırma Enstitüsünün öncülüğünde Çay Tarımını Islah ve Geliştirme Projesi başlatılmıştır. Bu amaçla çay bahçelerinde seleksiyon çalışması başlatılmış ve 1973 yılında 7517 çay tipi seçilmiştir. Bunların içerisinden 3560 çay tipi beğenilerek fidan elde edilmiştir. Elde edilen fidanlarda yapılan gözlem ve ölçümler neticesinde 1086 çay tipi selekte edilmiştir. Sonraki yıllarda selekte edilen bu tipler içerisinden en iyi sonuçlar alınan 64 çay tipi üstün vasıflı olarak ayrılmıştır yılında verim ve kalite bakımından en iyi sonucu veren 7 çay klonu (Derepazarı 7, Fener 3, Tuğlalı 10, Gündoğdu 3, Pazar 20, Muradiye 10, Kömürcüler) selekte edilerek damızlık bahçeler oluşturulmuştur (ÇAYKUR, 2013). Vejatatif çoğaltma yöntemi melez karakter oluşturmadan veya genetik açılım göstermeden klonal tiplerin üretildiği yöntemdir. Bu çoğaltma yönteminde aşı, çelik ve doku kültürü yöntemleri kullanılmaktadır (Yılmaz, 1992) Aşı ile Çoğaltma Aşı, büyüme ve birleşme fizyolojik aktivitesine sahip parçaların kombine edilerek yeni doku teşekkülü için bir araya getirilme işlemidir. Bu işlemi yaparken anaç ve kalemin kambiyum dokuları düzgün bir şekilde çakışmalıdır. Böylece yara dokusu daha kolay teşekkül eder ve yara yeri hızlı bir şekilde kapanır (Hartmann vd., 2002). Çay fidanı üretiminde aşılama yöntemi yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bunun sebebi olarak aşılamanın ve fidan üretmenin uzun zaman alması, işçiliğin ve maliyetin yüksek olması ve çelikle fidan üretmenin kolay olması gösterilmektedir. Aşılamada aşı başarısı üzerine birçok faktör etki etmektedir. Bunlardan biri aşı tipidir. Tatbik edilecek aşı tipi, aşı bölgesinde düzenli bir kaynaşma sağlaması gerektiğinden, meyve türünün fizyolojik ve anatomik özellikleri dikkate alınarak seçilmelidir (Hartmann vd., 2002). Aşılar, kullanılan kalem büyüklüğüne göre göz ve kalem aşıları olmak üzere ikiye ayrılır. T, Ters T ve Yongalı göz aşıları çay fidan üretiminde kullanılan göz aşılardır ve bu aşılar bitkiye su yürüdüğü dönemde yani kabuğun kalktığı dönemde yapılmaktadır (ÇAYKUR, 2013). Çayda yapılan çalışmada (Barua, 1968), T ve Ters T göz aşılarını diğer göz aşısı metotlarına göre daha başarılı bulunmuştur. Çayda yapılan diğer bir çalışmada ise Anyuka ve Othieno (1982), yongalı göz aşısında %93,5 - %94,3 oranında aşı başarısı sağlamışlardır.

127 129 Dilcikli, dilciksiz, yarma, yan, yanaştırma ve kabuk altı aşıları çay fidan üretiminde kullanılan kalem aşılarıdır. Kalem aşıları bütün yıl yapılabilir (ÇAYKUR, 2013). Barua (1968) adlı araştırıcının bildirimine göre çayda aşı çalışmaları ilk olarak yılları arasında Kuzeydoğu Hindistan yapılmış ve kalem aşılarından yarma aşıda başarılı sonuçlar alınmıştır. Bildirimin devamında, aşılamaların sağlıklı bitkilerde, anaçta kabukla odun dokusu arasına su yürüdüğünde yani kabuk kalktığı dönemde yapılması gerektiği belirtmektedir. Diğer bir çay aşı çalışmasında (Templer ve Machaga, 1978), yanaştırma kalem aşısını yarma aşıya göre daha başarılı bulmuşlardır. Anyuka ve Othieno (1982), Kenya şartlarında çayda yapmış oldukları çalışmada, dilciksiz ve yongalı göz aşısı metotlarını denemişler ve bu aşı metotlarından sırasıyla %96,2 ve %94,3 oranında aşı başarısı elde etmişlerdir. Çayda aşı başarısını etkileyen faktörlerden biride aşı macunudur. Yapılan çalışmalara (Anyuka ve Othieno, 1982; Templer ve Machaga, 1978) göre, en uygun aşı macununun, reçine + mum yağı + bal mumunun 4:1:1 oranındaki karışımı olduğu belirlenmiştir. Çayda belli periyotlarla bütün yıl boyunca yapılan aşıların aşı başarısı üzerine etkisini araştıran Chen vd., (1992), Ağustos ayından Aralık ayına kadar yapılan aşıların diğer zamanlarda yapılan aşılara göre tutma oranının yüksek olduğu ve Eylül sonundan Ekim sonuna kadar olan dönemin en uygun aşılama zamanı olduğunu bildirmektedirler. Aşılama zamanı ile ilgili yapılan diğer bir çalışmada Braua (1968), çayda en uygun aşılama zamanını Ekim ayından Mart ayına kadar olan dönem olarak göstermektedir. Araştırıcı çalışmasında, iyi bir gölgeleme sağlandığı takdirde yaz aylarında başarılı bir şekilde aşılamalar yapılabileceği, kış aylarında hava sıcaklığının düşük seyretmesi neticesinde aşı kaynaşması olmayacağını belirtmektedir. Aşılamada anaç ve kalem sağlıklı olmalıdır. Yaşlı, zayıf, hastalıklı, zararlı istilasına uğramış anaç ve kalemler kullanılmamalıdır. Bunun yanında taban suyu yüksek ve beslenme noksanlığı olan topraklarda yetişen bitkiler anaç olarak kullanıldığında iyi kallus oluşturamadıklarından aşı başarısı düşmektedir. Ayrıca aşı yapılacak anaçlar ile aşı kalemi alınacak damızlık bitkiler, aşılamadan en az 6 ay öncesinden düzenli gübrelenmeli ve bol azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır. Anaç ve kalemde nişasta birikimi ne kadar fazla olursa aşı başarısı o ölçüde yüksek olur (Hartmann vd., 2002). Çayda anaç ve kalem uyuşmazlığı gözlenmemiştir. Göz aşısı çalışmalarında, zayıf büyüyen bir anaca güçlü büyüyen bir kalem takıldığında aşının tutmadığını; güçlü büyüyen anaca zayıf büyüyen kalem aşılandığı zaman aşının daha iyi tuttuğu belirlenmiştir (Barua, 1968). Bundan dolayı anaçla kalem arasında büyüme ve gelişme durumları gözlenerek aşı yapılmalıdır. Çay aşılama, anaç yaşı 6-12 aylık olan 2-3 mm çapındaki çöğürlere yapılabildiği gibi mm veya daha fazla çaptaki çöğürlere aşı yapılabilmektedir. Ancak mm den daha kalın çöğürlere aşılama yapmak daha güçtür. Bunun yanında cm çapındaki anaçlara da aşı yapılabilmekte ama aşı başarısı oldukça düşük seyretmektedir. Aşı yapılacak bitkinin yaşı den fazla olmamalı, en uygunu büyüme evresi aktif olan

128 130 genç anaçlar yani yaşında olan anaçlar tercih edilmelidir (Braua, 1968). Aşılamada diğer önemli bir hususta aşı kalemi çapıdır. Aşı kaleminin çapı anaç çapına göre değişir. Anaç çapı genelde 5 mm dir. Böyle bir anaca 3 ile 5 mm çapındaki kalemler rahatlıkla takılabilir. Kalem aşılarında kalemler bir yaprak bir tomurcuk olacak şekilde aşılanabildiği gibi ideal olanı 2 tomurcuk olacak şekilde hazırlanan kalemlerdir. Aşı kalemler çok uzun ve üzerindeki tomurcuk, yaprak sayı fazla (3 den fazla) olursa aşı tutma oranı düşer. Ayrıca aşı kalemleri hazırlanırken kesim yüzeyleri 3 cm den büyük olmamalı, temiz, düzgün olmalı ve kesim yüzeylerine el sürülmemelidir. Hazırlanan kalemler bekletilmeden anaca takılmalı ve aşı kalemleri aşılama süresince su dolu kovalar içerisinde bekletilmelidir (Braua, 1968). Aşı kalemleri polietilen torbalarda +4 o C de 8 güne kadar muhafaza edilebilir. Şayet aşı kalemleri daha uzun süre saklanacaksa samanlı kağıtlara, beze veya kendir kumaşına sarılıp polietilen torbalara konarak serin bir yerde veya soğuk hava deposunda muhafaza edilmelidir (Braua, 1968). Aynı şekilde aşı yapılacak anaçta da kesim yüzeyi temiz olmalı ve el değdirilmemelidir. Bunun yanında anaç kabuğun çatlatılmamasına özel gösterilmelidir. Anaçta açılacak yaralar derin olmamalıdır. Anaca kalem yerleştirilmeden önce yalancı kalemlerle anaç hazırlanarak kalemler yerleştirilmelidir. Bunun için bambu odunu veya demir kazıklar kullanılmalıdır. Anaç ve kalemin kambiyum dokularının çakışmasına özen gösterilmelidir. Hindistan cevizi lifi, jut, kaba kendir kumaş, pamuk ip ve yumuşak plastikler aşı bağı olarak kullanılabilir. Mantari hastalıkların yayılmaması ve nem dengesinin sağlanması bakımında Hindistan Cevizi lifi önerilir. Aşı yerinin korunması için hava akımını sağlayacak şekilde polietilen torbalar kullanılmalıdır. Bunun yanında aşı bölgesi direk güneş ışığına maruz bırakılmamalı, en az %60 oranında gölgeleme sağlanmalıdır (Braua, 1968; Hartmann vd., 2002). Sonuç olarak çayda aşılama tekniği, işçiliği ve maliyeti fazla olması ve uzun zaman gerektirmesinden dolayı fidan üretiminde çok fazla kullanılmamaktadır. Başarılı bir aşılama yapmak için ise öncelikli olarak sağlıklı ve kuvvetli anaç ve kalem seçerek kambiyum dokuları iyi hazırlanmalıdır. Direk güneş ışığı alamayan gölge yerlerde aşılamalar yapılmalı ve polietilen torbalarla aşı bölgesinde nem düzeyinin azalması önlenmelidir Çelikle Çoğaltma Bir bitkinin gövde, değişikliğe uğramış gövde, yapraklar veya kökler gibi vegatatif organlarının ana bitkiden kesilip uygun çevre koşulları altında başka bir yerde köklendirilmesine çelikle üretim denir. Köklü birey elde etmek amacıyla bitkilerden kesilen beden parçalarına ise çelik denir (Hartmann vd., 2002). Çay fidanı üretiminde çelikle çoğaltma yaygın olarak kullanılır. Bu çoğaltma yöntemi çok ucuz, kolay ve basittir. Bu çoğaltma yöntemiyle kısa bir sürede, dar bir alanda çok sayıda klonal bitki elde edilebilir. Bunun yanında, anaç kalem uyuşmazlığı sorunu çelikle üretimle ortadan kalkar (Yılmaz, 1992).

129 131 Çelikle üretilen çay fidanları, damızlık olarak seçilen çay bitkisinin tüm özelliklerini gösterir. Kaliteli ve bol ürün veren, hastalık ve zararlara dayanıklı, çevre koşullarına iyi uyum göstermiş ocaklardan alınan çeliklerle kurulan çaylıklar özdeş özellikleri gösterirler. Bu nedenle çelikle üretim dünyada yaygın şekilde uygulanan ve uygulanması sürdürülen bir yöntemdir (Ayfer vd., 1987). Çeliklerin köklenmesi üzerine genetik yapı, depo maddeleri, bünyedeki hormonlar gibi iç etmenler yanında; gübreleme budama, çelik alma zamanı, çelik tipi, çelik üzerindeki yaprak ve göz sayısı ile köklenme ortamı gibi dış etmenler de etkili olmaktadır (Yılmaz, 1992). Çay çeliği alınacak damızlık bitkilerin yaprakları sık, toplama tablası yüksek, dallanma kabiliyeti yüksek, çiçeklenmesi düşük, boğum araları uzun olmalıdır. Bunun yanında uygun topraklarda yetişen ve en az 8 yaşında olmalıdır (MEGEP, 2008). Çelik alınacak ocaklarda Kasım - Aralık aylarında derin budama yapılmalıdır. Budanan ocaklarda sürgünler serbest büyümeye bırakılmalıdır. Çeliklerin gövdeleri cm uzunlukta, alt kısmı 6 mm kalınlığa ulaşan kalemler Temmuz ayının ikinci yarısında oluşur (ÇAYKUR, 2013). Çay çeliklerinin köklendirilmesinde çelik çapının etkisi üzerine yapılan çalışmada (Eliadze ve Gorgoshidze, 1978), köklenmenin çeliğin çapına bağlı olarak değiştiğini ve en ideal çelik çapının 5-6 mm olduğunu tespit etmişlerdir. Çay çeliği alınacak sürgünlerin gövdesi büküldüğü zaman yay gibi esnek olmalı, gövde rengi orta kısımlarda açık kahve sarı renk almış ve yaprak araları en az 3 cm mesafeye erişmiş yıllık sürgünler olmalıdır. Çay kalemlerinin uçtaki yeşil gövdeli otsu kısımla alttaki fazla sertleşmiş, kalınlaşmış kısımlar atıldıktan sonra geride kalan dal parçasının bir yaprak bir boğum arası (bir yapraklı gövde parçası) olmak üzere kesilmesiyle hazırlanmalıdır. Aynı zamanda çelikler 3-4 cm uzunluğunda, yaprak koltuğundaki gözün yarım santim üzerinden yukarıya doğru meyilli ve düzgün bir şekilde kesilmelidir. Çelik dip kısmı ise üst kısmın ters istikametinde meyilli kesilmelidir. İyi çelik tam olgunlaşmış sağlıklı zarar görmemiş yaprağa sahip koltuk altı tomurcuğu sürmemiş uyku halinde (dormant) ya da sadece kabarık tomurcuk şeklinde ve sert yeşil gövdeye sahip olmalıdır (MEGEP, 2008). Çay tipleri ve varyetelerinin köklenme yetenekleri bakımından önemli farklar olduğunu belirten Kinez (1967), sinensis varyetesi ile bu varyetenin melezlerine ait çeliklerin kolayca köklendiğini, buna karşın assamica varyetesi çeliklerinin güç köklendiğini belirtmektedir. Çay çeliklerinde yaprak bulunması kök oluşumunu olumlu yönde etkilemektedir. Özbek vd., (1961), çay çeliklerinde sürgün gözlerinin bulunmasının köklenmeyi kolaylaştırdığını, fazla sürgün gözü ve çiçek gözleri bulunmasının köklenme üzerinde olumsuz etki yaptığını bildirmektedirler. İlerleyen yıllarda Ali vd., (1974) çay çeliklerinde yaprak varlığıyla ilgili olarak yaptığı çalışmada, tek yapraklı çeliklerin yaşama ve büyüme yönünden en iyi sonuçlar verdiğini belirlemişlerdir. Çay çeliklerinin köklenmesi üzerine çeliğin büyüklüğü, sürgün üzerindeki yeri, sürgünün yaşı, sürgünün dinlenme durumu ve dikim zamanı etkili olduğunu belirten Scarborough (1972), birden fazla boğumlu çeliklerin

130 132 köklenme yüzdesinin tek boğumlu çeliklere göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Eden (1974) ise başarılı bir köklendirme için çay çeliklerinin 1 yapraklı ve koltuk altı tomurcuğuna sahip olacak şekilde hazırlanması gerektiğini belirtmektedir. Kathiravetpillai vd., (1977) ise, tek ve çok boğumlu çay çeliklerin köklenme durumlarını araştırmışlardır. Araştırıcılar 90 gün sonra en iyi sonuçları 1 ve 2 boğumlu çeliklerden, en düşük sonuçları 5 boğumlu çeliklerden elde etmişlerdir. Başarılı bir çelik köklendirilmesinde çelik alma zamanı önemli bir faktördür. Bu nedenle çelik alınırken büyüyen sürgündeki vejatatif gelişme döneminin sona erip, tepe tomurcuğunun dormant hale geçmesinden sonra çay kalemindeki en alttaki yaprak koltuğundaki çiçek tomurcuğunun belirmesinden hemen önce alınmalıdır. Çayda çelikler, o yıl süren sürgünlerden alınmalı, oldukça pişkin olmalı ve yaprak koltuklarında çiçek gözlerinin bulunmaması gerekmektedir (Ayfer vd., 1987). Eliadze vd., (1974) Haziran dan Ekim ayına kadar aldıkları çeliklerde, dikimden gün sonra köklendiğini belirlemişlerdir. Gabrichidze vd., (1976), Nisan, Ağustos ve Ekim de alınan çay çeliklerinden, Ağustos ta alınan çelikleri, düşük azot ve yüksek şeker düzeyleri nedeniyle, köklenme için en iyi çelikler olarak nitelendirmişlerdir. Çay çeliklerinin köklenmesi üzerine etki eden bir diğer faktörde oksin grubu büyümeyi düzenleyici madde uygulamasıdır. Yapılan çalışmalarda farklı büyüme maddeleri uygulayarak veya aynı maddeleri farklı dozlarda uygulayarak farklı oranlarda köklenmeler elde etmişlerdir (Özbek vd., 1961; Venkataramani, 1965; Scarborough, 1972; Ayfer vd., 1987). Türkiye de yapılan çalışmada (Özbek vd., 1961), çay çeliklerinin köklenmelerinde IAA, IBA, NAA ve NAD kullanmışlar ve kullanılan bütün hormonların köklenmeyi uyardığını, IBA ve NAD diğerlerine göre daha etkili olduğunu belirlemişlerdir. Bu çalışmayı izleyen yıllarda Kinez (1967) ise Fener klonlarına ait çeliklere IBA uygulamış ve önemli düzeyde köklenme elde etmiştir. Çeliklerin köklenmesinde gölgeleme başarı oranını doğrudan etkilemektedir. Rooster (1976), yaklaşık %50 gölge sağlanan örtü altındaki çelikler ile polietilen örtü altındaki çeliklerin köklenme yüzdeleri arasında çok az bir fark bulmasına karşın açıktaki köklendirilen çeliklerde köklenme oranını çok düşük bulmuştur. Aynı araştırıcı çay çeliklerinin köklendirilmesinde optimal koşullar şöyle sıralamıştır: %80-90 nispi nem, o C ortam sıcaklığı, o C, hava sıcaklığı ve % ışık. Hazırlanan çelikler hemen köklendirme ortamına dikilmelidir. Wargadipura ve Sukandis (1975), yaptıkları çalışmada depolama süresinin uzaması ile çeliklerin yaşama yeteneği azalırken, en yüksek köklenme 24 saat depolanan çeliklerden elde edilmiştir. Çeliklerin köklendirilmesinde etkili olan faktörlerden biride köklendirme ortamıdır. Köklendirme ortamı, içinde organik madde bulunan kum ve kil karışımı olan, orta ağırlıkta ve iyi işlenmiş tarım toprağı olmalıdır (MEGEP, 2008). Eden (1976), çay çeliklerinin köklendirilmesinde ortam ph sının 4-5,5 olması gerektiğini belirtmekte ve ph değeri yüksek olması durumunda alüminyum sülfat, ph değerinin düşük olması durumunda sönmüş kireç ile ph değerinin

131 133 ayarlanabileceğini bildirmektedir. Köklendirme ortamı ile ilgili yapılan çalışmada (Van Haaron, 1970), polietilen torbalar içinde 1:1 oranındaki perlit + kum karışımının köklenme için en ideal ortam olduğu belirtmektedir. Diğer bir çalışmada Chasandaerjat (1973), on farklı köklendirme ortamı içerisinde en uygun ortamı 1: 1 oranında kum + kompost olarak belirlemiş ve 20 hafta sonunda %51 köklenme elde etmiştir. Çay çeliğinden fidan üretimi çelik yastıklarında ya da çelik tavalarında yapılabileceği gibi son yıllarda geniş uygulama alanı bulan naylon torbalarda ve plastik tünelde de yapılabilir. Tava ve yastıklar güneş ışınlarını direk almayan (tercihen güney yön), su tutmayan, rüzgarlara kapalı (özellikle kuzey rüzgarlarına) yerler seçilmelidir. Çelikler hazırlandıktan hemen sonra su dolu kovanın içine konarak köklendirme yerlerine taşınmalı ve bir an önce dikilmelidir. Dikim mesafesi 10x10 cm olmalı ve dikimden sonra cay suyu verilmelidir. Çelikler toprağa dik olarak yaprak hizasına kadar toprağa gömülmeli, yaprak ve göz dışarıda kalmalıdır (MEGEP, 2008). Çelikler bahar ayında sürmeye başlar. Bu zamanda yapılacak işlem sulamak ve ot almaktan ibarettir. Dikimden bir yıl sonra dekara 10 kg üzerinden hesaplanarak Amonyum sülfat gübresi suda eritilerek verilir. Çelikler dikimi takip eden 15 ayda (Kasım ayında) cm boy alırlar. Bu zamanda arazideki esas yerlerine dikilebilirler. Fakat en iyi dikim zamanı Mart ayıdır (ÇAYKUR, 2013). Sonuç olarak az masrafla, kısa sürede, bol miktarda bir örnek bitki elde edilmesi için çelikle çoğaltma yapılmalıdır. Çok fazla alt yapı masrafı istemeyen bu çoğaltma yönteminde ekonomik ve teknik yönden birçok yararlar vardır. Çoğaltılan çay fidanları ana bitkiyle aynı kalıtsal yapıda, eş niteliklerde bir örnek olurlar. Bunların sürgün boyları, sürgüne başlama zamanları, yıllık sürgün verme sayıları, yaprakların biyokimyasal özellikleri, hastalıklara, soğuğa ve kurağa dayanımları aynı olur. Bütün bu olumlu yanlarından dolayı ülkemizde çay bahçesi yenilemelerinde veya yeni bahçe tesisinde tohum kullanma yerine çelikle üretilmiş fidanlar kullanılmalıdır Doku Kültürü ile Üretim Doku kültüründe bitkilerin değişik organlarından çok küçük parçacıklar steril koşullarda alınarak yeni bitkiler elde edilir. Bu yönteme doku kültürü denmesinin sebebi, yüksek olan tepe meristemi gibi bitki dokularının kullanılmasıdır. Bu yöntemle kısa sürede hastalıktan ari çok sayıda ve yıl boyu bitki elde edilebilmektedir. Doku kültürü ile çoğaltma, laboratuvar kurulumunun pahalı olması, yetişmiş eleman sıkıntısının olması ve kimyasal madde maliyetlerinin fazla olmasından dolayı yaygın olarak yapılamamaktadır. Embriyo, meristem, anter, kallus ve protoplast kültürleriyle fidan üretimi yapılabilmektedir.

132 SONUÇ VE ÖNERİLER Ülkemizde sudan sonra en çok tüketilen bir içecek olan çay, yetiştiriciliğinde dünya ölçüsünde hak ettiği düzeyde değildir. Bunun en büyük sebebi bitkisel üretimin başlangıç noktası olan fidandır. Çay fidanları kolaylığı nedeniyle, geleneksel olarak tohumla çoğaltılmaktadır. Tohumla çoğaltma, genetik açılım göstermesinden dolayı çay bahçelerinde çok farklı varyeteler oluşturmaktadır. Bunun sonucunda çay kalitesi ve verimi günden güne düşmektedir. Tohumla çoğaltmanın bu olumsuz etkilerinden dolayı son yıllarda tüm dünyada yüksek verimli ve kaliteli çay klonlarının seçilmiş ve vegetatif çoğaltma uygulamalarıyla fidan üretimi yoluna gidilmiştir. Ülkemizde çayda fidan üretimi yapılmadan önce bölgemiz ekolojik şartlarında, farklı karakter ve özellikler kazanan çay tiplerinde seleksiyon çalışması yapılmalıdır. Bu çalışmanın neticesinde, iyi özellik taşıyıp bu özellikleri değişmeyen ve kalıcı olan çay tiplerinin hangi niteliklere sahip olduğu belirlenmelidir (verimli, kaliteli, soğuğa dayanıklı, kurağa dayanıklı, hastalığa dayanıklı, vejetasyon periyodu uzun v.b). Bu belirlemeden sonra çay tiplerinin klonal olarak çoğaltımı yapılmalıdır. Böylelikle mevcut çay plantasyon alanlarındaki, özellikleri bilinemeyen ve çoğu kalitesiz, ekonomik verim yaşını doldurmuş, verimden düşmüş, yozlaşmış tiplerin yerine, özellikleri belirlenen çay tipleri yer alacaktır. Gelecekte Türk çaycılığı ve bölge ekonomisinin gelişmesi tamamen buna bağlıdır. KAYNAKLAR Ali, M.M., H. Chakraborty ve A.F.M.B. Alam. (1974). Effect of Leaf Area on the Strike and Subsequent Growth of Tea Cuttings. Hort. Abst. 44(10):8121. Anyuka, J.O. ve C.O. Othieno. (1982). Technıoques of Graftıng Tea ın the Nursey. Tea, 3(2): Ayfer, M., M. Çelik, H. Çelik, H. Vanlı, T. Tutgaç, T. Turna ve H. Dumanoğlu. (26-28 Haziran 1987). Farklı Gölgeleme Materyalleri, Çelik Alma Zamanları ve Çelik Tiplerinin Çay Çeliklerinin Köklenmeleri Üzerine Etkileri. Uluslararası Çay Sempozyum Bildirileri, Rize Barua, D. N. (1968). Çay Bitkisinde Budama ve Aşılama Yöntemleri. Pratice in Tea Culture. A. Sönmez (çev.). Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Yayını. Chasandoerjat, I.S. (1973). Preliminary Trials on Several Rooting Media for Tea Cuttings. Hort. Abstr. 43(4):2480. Chen, I. Z., C. M. Tsai, I. Z. Chen ve C.M. Tsai. (1992). Investigation of the Timing of Cutting-Grafting and the Growth of Grafted Tea Plants. Taiwan-Tea- Researc-Bulletin, 11: ÇAYKUR. (2013). Çay Tarımı. ( ).

133 135 Eden, T. (1974). Tea. Tropical Agriculture Series. Longman Group Limited. London. 237s. Eliadze, A.D., I.G. Kerkadze ve Z. S. Gabrichidze. (1974). Morphological and Anatomical Characteristics of Callus and Rooting in Vegetatively Propagated Tea. Hort. Abstr. 44(3):1987. Eliadze, A.D ve G.M. Gorgoshidze. (1978). Some Aspects of the Productivity of Tea Clone Anaseuli-1 Mother Plants and the Rooting of Cuttings. Hort. Abst. 48(3):3126. Gabrichidze, Z., M. Bkanidze, ve M. P. Demetradze. (1976). The Effect of Total Nitrogen and Soluble Sugar Contents in the Shoots of Tea Clone Anaseuli-1 on the Rooting of Cuttings. Hort. Abst. 46(7):7552. Hartmann H.T., D. E., Kester, F. T. JR. Davies, ve L. R. Geneve. (2002). Plant Propagation: Principles and Practices. Seventh Edition. New Jersey, USA. Regents / Prentice Hall International Editions, Englewood Cliffs, 869s. Kathiravetpillai, A., S. Kulasegaram. Y.D.A. Senaneyak ve H. D. M. Gunasena. (1977). Growth of Single and Multinodal Cuttings of Tea (Camelia sinensis L.O.) under Polyethylene. Hort. Abst. 47(11): Kinez, M. (1967). Çay Ziraati. Ankara. Tarım Bakanlığı Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü Yayınları. D-110, 118s. MEGEP. (2008). Çay Fidanı Yetiştirme. ( ). Özbek, S., M. Özsan, M. Yılmaz. (1961). Çay Çeliklerinin Köklenmeleri Üzerine Muhtelif Hormonların Tesiri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yıllığı. 11(2): Rooster, K.D.E. (1976). Rooting of Tea Cuttings. Hort. Abstr. 46(12): Scarborough, I.P. (1972). Multinode Trial 1970/71. Hort. Abst. 42(3):2698. Templer, J. C. ve J.S.E. Machaga. (1978). Approach-gr. TÜİK. (2011). Türkiye İstatistik Kurumu. ( ). Vanlı, H. (2012). Rize Sektörel 23 Şubat 2012 Tarihli Kalkınma Sempozyumu Değerlendirmeleri. ( ). Van Haaron, A.J.H. (1970). Notes on the Vegetative Propagation of Greenwood Cuttings with Reference to Tez. Hort. Abstr. 40(5):5093. Venkataramani, K.S. (1965). Rooting of Tea Cuttings as İnfluenced by Treatment with Boron and IBA. Hort. Abst. 35(3):6817. Wargadipura, J. ve N. Sukandis. (1975). Several Types of Shade for Tea Cutting Nurseries. Hort. Abstr. 45(3):2012 Yılmaz, M. (1992). Bahçe Bitkileri Yetiştirme Tekniği. Adana. Çukurova Ünivesitesi Basımevi, 151s.

134 136 ORGANİK TARIM KÜMELENMESİ VE ÇAY SEKTÖRÜNÜN BÖLGESEL REKABET ANALİZİ Sadettin GÜLTEKİN Yrd. Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fındıklı Meslek Yüksekokulu Özet: Küresel gelişmeler nedeniyle, her sektörde rekabet ön plana çıkmaktadır. Gelişen rekabet ortamında, sektörlerin ve özellikle sektörü oluşturan ve küresel rekabet ile karşılaşan işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri gelişen rekabet ortamına uyum sağlamaları ile mümkündür. Ülkelerin rekabet güçlerinin belirleyicisi sektörel rekabet gücüdür. Bu nedenle, Rize ili başta olmak üzere Doğu Karadeniz bölgesinin, bölgesel kalkınmasında ve özellikle istihdamında önemli bir payı olan Çay sektörünün, tarımından ticaretine kadar, katma değer yaratan her aşamasında, bütüncül bir yaklaşımla ele alınarak rekabet gücü açısından incelenmesi gerekmektedir. Ancak, rekabet analizinin yapılması tek başına yeterli olmamakta, sektörün sorunlarına uygulanabilir çözümler sunamamaktadır. Günümüzde, pek çok ülkede uygulanan bir rekabet aracı olan kümelenme yaklaşımının çay sektörüne uygulanması ve yaş çay yaprağı üretiminden nihai tüketiciye kadar olan üretim-tüketim zinciri boyunca, etkinlik artırıcı ve dolayısıyla maliyet azaltıcı önlemlerin de alınması gerekmektedir. Bu nedenle; çay sektörü için gelecek yıllarda hayati önem taşıyan organik tarım konseptinin kümelenme yaklaşımı ile örtüştürülerek birlikte ele alınması ve incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, yapılması planlanan çalışma, bölgesel rekabet analizleri yoluyla, bölgenin organik tarım potansiyelinin değerlendirilmesi ve bu potansiyelin kümelenme yaklaşımı çerçevesinde sürdürülebilirliğinin ortaya konulmasına yöneliktir. Yapılan çalışma ayrıca bölgesel kümelenme yol haritasının çıkarılmasına da katkı sağlayacak, gelecekte yapılması planlanan büyük çaplı uygulama projelerine de bilimsel temel oluşturacaktır. Anahtar Sözcükler: Organik Tarım Kümelenmesi, Rekabet Analizi, Değer Zinciri, Kümelenme Yol Haritası. 1. GIRIŞ Dünya nüfusunun hızlı artışı, gıda gereksinimini artırmış ve tarım ürünü üreticilerini kısa sürede daha fazla çıktı sağlamak amacıyla yoğun kimyasal girdi kullanımına yöneltmiştir. Açlık sorununa çözüm ararken başvurulan bu konvansiyonel tarım sistemi ekolojik dengenin bozulması pahasına devam ettirilirken dünya nüfusunun yaklaşık 1/3 ü hala açlık sorunu yaşamaktadır. Üretimi ve karı arttıran kimyasal girdilerin ekolojik sistemde yol açtığı aşınmaların hissedilmeye başlanması, ekolojik dengeyi bozmadan, çevreyi kirletmeden üretimi mümkün kılacak alternatif sistemlerin geliştirilmesini gerekli kılmıştır. Yaşanan farkındalık tüm dünya ülkelerinde köklü bir sistem değişikliğine duyulan gerekliliği ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede geliştirilen en geçerli sistem organik (ekolojik) tarımdır. Gelişmiş ülkelerde organik tarıma geçiş, sağlıklı yaşam bilincinin artması sonucu büyük bir ivme kazanmış ve organik ürün talebi tabandan baş-

135 137 layan bir gelişme göstermiştir. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu süreç, dışarıdan gelen yoğun taleple organik ürün arzının kademeli olarak artışı şeklinde yaşanmıştır. Tüm dünya ülkelerinde giderek artış gösteren organik gıda pazarında Türkiye, sahip olduğu potansiyelin çok gerisinde kalarak bünyesinde barındırdığı organik tarım üstünlüğünü henüz ortaya koyamamıştır. Türkiye toprakları ve tarım ülkesi olması avantajlarıyla organik tarımdan büyük pay alabilir konumdadır. Türkiye nin, tüm dünyada hızla ivme kazanan bu pazardan pay alabilmek için ivedilikle çaba göstermesi gerekmektedir. Dolayısıyla Türkiye de, dış pazarın yanı sıra iç pazarı da kapsayan organik tarım ürünlerinde üretim artışını amaçlayan etkin ticaret politikaları ile bütünsel bir yapı oluşturmalıdır. Bu süreçte, kırsal kalkınmanın hedeflenen düzeyde gerçekleştirilmesi için üretici ve tüketicilerin organik tarım bilincinin yükseltilmesi son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye de ve dünyada organik tarım ürünleri ticaretini arz ve talep yönünden ele alarak Türkiye nin organik tarım potansiyelini dış ticarette rekabet gücü açısından incelemektir. 2. ORGANIK TARIMIN TANIMI VE GELIŞIMI Organik tarım; üretimde kimyasal girdi kullanılmadan üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, insan ve hayvan sağlığını korumaktır (www.tarım.gov.tr). Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60 lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur. (www.tarım.gov.tr). Ancak Yeşil Devrim olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı ABD den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD de 0-2 yaş

136 138 grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir. Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir (www.tarım.gov.tr). Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Avrupa Topluluğu ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu çıkarılarak tarihli ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik tarihli ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmelikte AB mevzuatına uyum ve ülke koşulları dikkate alınarak üç kez değişiklik yapılmıştır (www.tarım.gov.tr). AB nin organik tarımla ilgili 2092/91 sayılı mevzuatı 1 Ocak 2009 dan itibaren yürürlükten kalkmış 234/2007 EC ve 289/2008 EC sayılı direktifleri yürürlüğe girmiştir. AB nin yeni mevzuatına uyumlu Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik tarihli ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. (www.tarım.gov.tr). 3. DÜNYA DA ORGANIK TARIM ÜRÜNLERI TICARETI Tüm Dünya da organik tarım giderek yaygınlaşmaktadır. Genellikle gelişmiş ülkelerde organik tarım yapılmaktadır. Toplam organik tarım alanı tüm dünyada 37,2 milyon ha civarıdır. En önemli payı ise (% 32,6 )sulama olanaklarının rahatlığı sayesinde Okyanusya ülkeleri almaktadır. Bu sırayı %24,9 lük bir oranla AB ülkeleri takip etmektedir (FİBL&SOEL Survey,2011). Dünya da sertifikalı ve kontrollü organik üretim yapılan 24,1 milyon hektarlık bir arazi mevcuttur. Bu arazi toplamının 10 milyonu Avustralya ya aittir. Bu sırayı Arjantin ve İtalya izlemektedir. Fakat verilen bu rakamlar içerisinde organik hayvan yetiştiriciliği için ayrılan mera alanları da dâhildir. Yani rakamlar net olarak üretim yapılan alanı içermez (Aksoy,1999). Tüm dünya da 130 ülke organik üretim yapmakta ve 30 milyon hektar organik üretim arazisi bulunmaktadır. Ülkemizde 103 bin hektar alanda organik üretim yapılmaktadır. Türkiye, organik tarım için, geniş ürün yelpazesi, zengin biyo-çeşitliliği,

137 139 yaygın tarım geleneği ve subtropikal iklim kuşağı ile ideal bir ülke olmasına rağmen dünyadaki organik ürün alanlarının yalnızca %0,2 sine sahiptir (Aytoğu, 2006). Dünya da organik tarımsal üretim çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerce yapılmakta ve dış satıma sunulmaktadır. Gelişmiş ülkeler ise genelde alıcı durumundadır ve iç pazarlarının taleplerini karşılama amacındadır. Türkiye nin rakipleri gelişmekte olan ülkeler olup, hedef pazarı gelişmiş ülkelerdir. Organik pazar bakımından en önemli pazarlardan birisi Avustralya dır. Bunun sebebi de halkın yeşil olan her şeyin daha temiz olduğuna inanmalarıdır. Bu ülkede üretimi teşvik edici fonlar ve önlemler alınmaktadır. Avrupa da ise Danimarka, İngiltere ve İsviçre önemli organik pazarlara sahip ülkelerdir (Sayın, 2001:18). Dünya da organik pazarın 100 milyar dolar olması hedeflenmektedir. İç pazarlarda bu ürünlerin çoğu süpermarketler tarafından satılmaktadır. Ve tüketici bilgisizliği nedeniyle talep yeterli değildir. Fakat tüketici bilinçlendikçe bu ürünlere yönelim artacaktır. Şu anda en fazla pazar payına 30 milyar dolar ile Avrupa sahiptir. Türkiye şu anda pazarın yalnızca 37 milyon dolarlık kısmında yer almaktadır (www.ziraatciyiz.biz). Gelişmekte olan ülkeler ürünlerini dış satımda kullanıp daha fazla ihracatla gelir elde etmeyi düşünürken, gelişmiş ülkeler üretilen organik ürünleri iç pazarında kullanmayı tercih etmektedirler. Bu sebeple gelişmiş ülkeler alıcı, gelişmekte olan ülkeler ise satıcı durumdadır. Gelişmekte olan ülkelerin hedef pazarı gelişmiş ülkelerdir. Gelişmiş ülkelerin ise rakip pazarı mevcuttur (Ayla, 2011). Organik ürünler tüm dünya da giderek büyüyen bir pazar oluşturmaktadır. Pek çok ülke organik üretim için çalışmalarını geliştirmekte ve pazardan daha çok pay alabilmek için çalışmaktadır. AB ve ABD üreticilerini teşvik etmekte ve tüketicileri organik ürünler hakkında bilinçlendirmek için çaba sarf etmektedirler. Bunun yanında güvenli kullanım sağlayabilmek için sertifikalı üretim yapılmakta ve tüm dünyada kontrol mekanizması ile üretimler gerçekleşmektedir. Üretimlerin tümü ulusal standartlar ile kontrol edilmektedir (Kırmacı, 2003:26). Tüm dünya da kullanılan kimyasallar ve katkı maddelerinin doğurduğu sonuçlar tüketicilerin daha doğal ürünlere yönelmelerine neden olmaktadır. Tüketiciler, piyasaya göre %10-30 daha pahalı satış fiyatı olan organik ürünlere yönelmeye başlamışlardır. Fiyat farklılığı, sağlık söz konusu olduğunda tüketici için sorun teşkil etmemektedir. Türkiye de de birçok mağaza, süpermarket organik ürün satmakta; hatta sadece organik ürünlerin satıldığı satış noktaları da birçok ilde bulunmaktadır. Türkiye de organik ürün pazarı yüksek potansiyeli olan bir pazar durumundadır (Ayla, 2011). Organik ürün pazarının da her pazarda olduğu gibi avantaj ve dezavantajları vardır. Ama doğal kaynakların korunmasına ve insan sağlığına verdiği

138 140 önem ve ürün çeşitliliği ile tarım sektörüne yaptığı ve yapacağı katkılar göz önüne alınırsa önem verilmesi gereken bir pazar olduğunu söylemek zor değildir. Gelişmekte olan ülkelerin dış pazara gönderdikleri ürünlerin aynı pazarlara ulaşıyor olması rekabeti artırmaktadır. Gelişmiş ülkeler ürünlerini kendi iç pazarlarında değerlendirdikleri için bu rekabet piyasasına girmemektedirler. Pazarda ürünün rağbet görmesini sağlamak için farklılaştırılmış mal olgusunu oluşturmak gerekmektedir. İhracat sırasında en önem verilen bir diğer konu ise gıda güvenliği ve ürünlerin kalitelerinin bozulmadan pazarlara sunulmasıdır. AB de organik tarım yapılan tarım arazisi hızla artış göstererek 5,5 milyon hektara kadar ulaşmıştır. Organik tarım işletme sayıları ise civarıdır. AB, Avustralya ve Latin Amerika dan sonra en çok organik tarım yapılan bölge olmuştur. Ve rakamları giderek artmaktadır. Ortalama işletmeleri 28,5 hektardır. Türkiye hala bu ortalamalara çok uzak olup ortalaması yaklaşık 3,6 hektardır. Yani AB ülkeleri ortalaması bizden 8 kat daha büyüktür (Sayın, 2001). AB de organik üretimi hızlandırmak için birçok çalışma yapılmaktadır. Hedefleri 2030 yılında tüm tarım arazilerinin %30 unda organik tarım yapılmasını sağlamaktır. Bu sebeple de öncelikle tüketiciyi bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Arzu edilen hedefe ulaşılması için ulusal destek politikalarına odaklanarak yoğun ar-ge çalışmaları yapılmıştır. Üreticiye sağlanan mali destekler arttırılarak çiftçisine yılda 3,7 milyar avro destek ödemesi yapılmıştır. AB ye yeni katılan ülkelerde de organik tarımla ilgili çalışmalar aynı duyarlılıkla devam etmekte olup bu bölgelerde de çiftçilere yönelik destekleme programları için çalışmalar yapılmaktadır (İGEME,2008) li yıllarda, gündemde bulunan haberlerin ve ülkeleri meşgul eden sağlık sorunlarının da etkisiyle özellikle deli dana hastalığı, dioksin ve genetiği değiştirilmiş tohum kullanımı riskinden çekinen Avrupalı tüketicilerin organik şekilde üretilmiş ürün talepleri hızla artmıştır. Organik üretim konusundaki her gelişmeyi dikkatle takip eden ABD ve Japonya ise Avrupa Birliği ülkelerinin hemen ardından organik tarımsal ürün talebinin hızla arttığı pazarlar olarak ön plana çıkmaktadır (Aksoy, 2001:3). Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve İsviçre organik tarımsal üretimde ithalatçı konumdadır. Dış alıma konu olan ürünler ise sebze, tahıl, meyve, süt ve süt ürünleri, yağlı tohumlar, yumurta ve şaraptır (Atlı, 2005). Organik tarım ürünlerinin talebi, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika da yoğunlaşmakta olup, artan talebi karşılamaya yönelik organik tarım ürünleri arzının büyük bir bölümü de gelişmekte olan ülkelerden sağlanmaktadır.

139 TÜRKIYE DE ORGANIK TARIM ÜRÜNLERI POTANSIYELI VE TICARETI Türkiye de organik üretim sözleşmeli üretim sistemi ile başlamıştır. Ürünlere talep arttıkça sistem daha da gelişmiş, bağımsız projelerle desteklenmiş ve talep arttırma çalışmaları ile sürekliliği sağlamaya odaklanılmıştır. Türkiye de organik üretim dış pazara bağımlı durumdadır. Bunun nedeni ise iç piyasanın bir türlü gelişememiş olmasıdır. Bu durum ise organik ürünlerin geniş halk kitlelerine ulaşmasını engellemekte ve organik üretimin gelişim hızını düşürmektedir. Oysaki organik ürün ihracatımızda rakibimiz olarak niteleyebileceğimiz Arjantin de üretimin yaklaşık %15 i, İtalya da ise % 57 si iç piyasa tarafından tüketilmektedir. Bu sebeple üretici daha rahat davranabilmekte üretimin organik üretime kaydırılması ise daha kolay ve hızlı olmaktadır (Ayla, 2011). Türkiye den yaklaşık 20 ülkeye organik ürün ihraç edilmektedir ve bu ülkelerin çoğunluğu AB ülkesidir. İhracatın büyük bir bölümü Almanya ya yapılmaktadır. Önemli paya sahip olan diğer ülkeler; Hollanda, İsviçre, İngiltere, Fransa ve Danimarka dır. Türkiye nin ihracatında ABD de önemli pay almaktadır. İç pazarlarını geliştiren ve organik tarımda ilerleme kaydeden ülkelerin başında ise ABD, Kanada ve Japonya gelmektedir (Ayla, 2011). Türkiye nin organik ürün ihracat verilerine göre; sırasıyla AB ülkeleri, özellikle de Almanya, İngiltere, İsviçre, Avusturya, Hollanda Fransa ve Danimarka organik tarım ürün ihracatımızda önemli yere sahip ülkelerdir. ABD, Kanada, Avustralya ve Japonya da potansiyel pazarı oluşturan diğer ülkelerdir. Türkiye de organik ürünlerin iç pazar gelişimini etkileyen faktörlerin başında ihracatta yaşanan sorunlar ve rakip ülkelerin aldığı bazı önlemlerle avantajlı hale gelmesi sıralanabilir. Elbette ki talep yoğunluğu da önemli bir engel oluşturmaktadır. Söz konusu engellerin aşılarak iç pazarın hareketlenebilmesi için tüketicilere yönelik organik ürünlerle ilgili bilinçlendirme çalışmaları yapılması şarttır. Tanıtım olmadan tüketimde kitle artışı sağlamak daha da zor olacaktır. Ülkemizde de talep eden tüketici kitlesini arttırmak iç pazar hareketliliğinde önemli rol oynayacaktır. Ülkemizde organik üretimi yapılan ürünlerin yarısından fazlasını kuru ve kurutulmuş meyveler oluşturmaktadır. Hemen arkasından tarla bitkileri, yaş meyve, sebze ve tıbbi ve baharatlı bitkiler gelmektedir. Ülkemizde toplam tarım arazilerinin içinde organik tarım yapılan arazi oranı çok düşüktür. Dünya da bu oran giderek artmakta olup organik üretim yapan çiftçiler birçok açıdan desteklenmektedir. Talep tüm dünya da artmaya başladığından Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin satış pazarları da genişlemeye başlamıştır. Bu talepler arttıkça iç pazarda da ürünlerin değerlendirilebilme olasılığı artmıştır (Gök, 2008).

140 142 Yaygınlaşan hastalıklar nedeniyle ve kimyasal katkı maddelerinin yarattığı zararlar hakkında tüketicilerin daha bilinçli hale gelmesi sonucunda son zamanlarda özellikle bebek mamaları, çikolata, et ve et ürünlerinde organik ürünler çok önem kazanmıştır. Elbette yaş sebze-meyve sektörü de hala çok önemli paya sahiptir. Ülkemizin yaş sebze ve meyve üretim sektörü bakımından potansiyeli çok yüksektir. Fakat bu potansiyelin değerlendirilebilmesi için gelişmiş ülkelerin izlediği politikaların takip edilmesi, üreticiye yönelik teşvik ve bilinçlendirme çalışmaları gibi projelerde daha titiz ve aktif çalışılması gerekmektedir. AB ülkelerinin sektördeki hızlı gelişimi incelenip Türkiye de de organik tarımla ilgili bir yol haritası çizilebilir (Gündüz ve Koç, 2005). Organik ürünlerin birçoğu yurtdışına ihraç edilmektedir. Ürünlerin işleme, paketleme ve depolanma sırasında dayanıklılığını arttırdıkça pazarlama olanakları daha rahat hale gelmiştir. Daha önce hammadde şeklinde gönderilen ürünler teknolojik desteklerle ve organik ürün pazarının daha fazla talep gören bir pazar hale gelmesinden sonra daha çok işlenerek ihraç edilmeye başlanmıştır. Ürünlerin taze, konserve, kurutulmuş formda ya da dondurulmuş şekilde sunulması ile ürünlerin organik özelliğine zarar vermeden ihraç yapılmaktadır (Gök,2008). Ülkemizde organik üretim öncelikle iç pazar değil dış pazara yönelik şekilde ortaya çıkmıştır. Ürün çeşitliliği öncelikle kuru üzüm ve kuru incir ağırlıklı olarak başlamış sonraları ürün sayısı 200 farklı türe kadar çıkmıştır. Söz konusu sayısının artmasında elbette öncelikle ham ürün olarak üretimi gerçekleştirilen organik ürünlerin zamanla katma değer yaratma önceliğiyle işlenmiş ürünler şeklinde üretilmesi etkili olmuştur. Ülkemizde üretim şartlarının uygunluğu dolayısıyla ilk yıllarda sekiz ürün ile başlayan organik ürün yelpazesi günümüzde 200 çeşidi aşmış üretici tarafından hektar alanda gerçekleştirilen bir boyut kazanmıştır (Subaşı, 2008:7). Elde edilen organik ürünlerin tamamı üretim olarak elde edilmemekte bir bölümü doğadan hazır olarak elde edilmektedir. Hayvansal üretim ise yine dış pazarın etkisiyle öncelikli olarak bal üretimi şeklinde ortaya çıkmış daha sonra büyük ve küçükbaş üreticiliği ve bunlara bağlı olarak süt ve et üretimi paralel olarak gelişmeye başlamıştır. Dış pazar odaklı olarak başlayan organik tarımsal üretim 2000 li yıllardan itibaren yerel talebin oluşmasıyla beraber iç pazara yönelik olarak da gündeme gelmiştir (Aksoy, 2001). Ülkemizde üretilen organik ürünlerin günümüzde yaklaşık %90 lık kısmı yurtdışına ihraç edilmektedir. Söz konusu ihraç ürünleri üretiminin sunulduğu pazarların ürün standartlarına uygun şekilde gerçekleştirilmesi özel önem taşımaktadır. Organik ürünlerin en temel özelliklerinden olan standardizasyona uygun ve sertifikalandırılmış ürünlerin üretilebilmesi için ihracatın yapıldığı

141 143 ülkelerin ürünlerde aradıkları kriterlerin bilinmesi gerekmektedir. Üretimin bu şartlara uygun olarak gerçekleştirilmemesi durumunda ürünlerin ihracat ve dolaşımında sorunlar yaşanacağı açıktır (Avcı, 2007). Türkiye deki tarım arazilerinin parça parça küçük arazilerden oluşması, arazi sahiplerinin sermaye yetersizliği ve örgütlenmede yaşanan zorluklar organik tarımın uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Söz konusu zorlukların birtakım devlet destekleri ile aşıldığı arazilerde ise düşük maliyetle kaliteli ürün üretimi sağlandığı gözlemlenmiştir. Kimyasal madde kullanımının sadece organik tarım uygulama esaslarına göre izin verilen ölçüde olması da çalışanlar üzerinde oluşabilecek sağlık sorunlarını en aza indirmektedir. Bunların yanı sıra konvansiyonel tarım sistemlerinde kullanılan kimyasalların maliyetleri yükselttiği göz ardı edilemeyecek bir durumdur. Bu maliyetler, doğayla uyumlu yöntemlerin kullanıldığı organik tarımsal üretimde daha düşüktür (ORGÜ- DER, 2004). 5. DIŞ TICARETTE REKABET GÜCÜ AÇISINDAN ORGANIK TARIM Dış ticaret; bağımsız ülkeler arasında gerçekleştirilen mal, hizmet, sermaye ve fikri mülkiyet hakları ticaretinin tümüdür. Bu anlamda dış ticaret, bir ülkede üretilen malların, sağlanan hizmetlerin, sermayenin ve fikri mülkiyet haklarının başka ülkelerde veya bölgelerde satılması, dağıtılması veya başka şekillerde fayda yaratılması yoluyla tüketicilere veya aracılara sunulması faaliyetlerinin tümünü kapsar. En dar anlamda dış ticaret, ithalat ve ihracat faaliyetleridir (Gültekin ve Savcı, 2008:1). Ülkelerin, karşılaştırmalı üstünlük yapılarına, teknoloji düzeylerine, doğal kaynaklarına ve yetişmiş insan gücü potansiyellerine bağlı olarak, dış ticaretten oldukça avantajlı bir pay almaları mümkündür. Ancak, zor bir uzmanlık alanı olan dış ticaret, iyi yönetilmediğinde, ülkede ödemeler dengesi açıklarına, dış borçların aşırı büyümesine ve kronikleşmesine, dolayısıyla döviz kurunda aşırı dalgalanmalara ve bu dalgalanmaların ülke içinde yarattığı krizlere neden olabilir. Ayrıca dış ticaret, ülkenin tarım, sanayi ve hizmetler sektöründe ciddi kayıplara ve zararlara neden olabilir. Bu nedenle dış ticaret iyi yönetilmelidir (Gültekin,2010:11). Dış ticarette korunma önlemleri, gümrük vergileri ve benzeri dış ticaret politikası önlemleri gerekebilir. Ancak, dış ticaretin gümrük vergileri ve diğer dış ticaret politikası önlemleri ile sınırlandırılması veya kısıtlanması, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kural ve ilkeleri ile AT- Türkiye Gümrük Birliği Kararı gereği artık mümkün değildir.

142 144 Küreselleşen dünyada rekabet gücü nün artırılması önem kazanmıştır. Bugün, tüm ülkelerin öncelikli amaçlarından birisi, daha yüksek bir rekabet gücüne sahip olmaktır. Rekabet gücü, sadece dışarıya mal satmak ve dış ticaret dengesini sağlamak değildir. Rekabet gücü; bir ülkenin gelir ve istihdam düzeyini artırabilme, yaşam kalitesinde kabul edilebilir ve sürekli artışlar sağlayabilme ve bu yolla uluslararası pazarlardaki payını artırabilme yeteneğidir. Türkiye nin rekabet gücünü etkileyen sorunlara çözüm getirilmeden tüm dünya ülkelerinin kıyasıya katıldığı ekonomik üstünlük yarışında biraz daha öne geçebilmek mümkün değildir. Uzakdoğu ülkelerinin dünya pazarlarına daha aktif olarak girmesi ile gelecekte küresel rekabet daha da şiddetlenecektir. Bu nedenle Türkiye, rekabet gücünü koruyabilmek için sosyo-ekonomik yapıdan kaynaklanan sorunları öncelikle belirlemek ve çözüm için en akılcı önlemleri almak zorundadır (Gültekin, 2007:273). Bir ülkenin dış ticareti iç ticaretinin bir parçasıdır ve çoğunlukla da iç ticaretin bağlı bulunduğu dinamiklerden büyük ölçüde etkilenir. Bu nedenle bir ülkenin dış ticarette rekabet düzeyi dış ticareti üzerinde de belirleyici olmaktadır (Gültekin, 2007:273). Türkiye de rekabet düzeyi güçlendirilmesi gereken sektörlerden biri de tarımdır. Tarım alanında pek çok yapısal sorun ve bu sorunları aşmak için yıllardır sürdürülmekte olan çabalar vardır. Tarımın sadece bir üretim alanı değil, milyonlarca insanın yaşam alanı olması nedeniyle, bu sektörün ekonomik anlamda rekabet edebilir duruma getirilmesi için ürün ve arazi kullanım planlaması ve arazi toplulaştırma çalışmaları başta olmak üzere pek çok çalışma yapılması gereği vardır. Tarım, Türkiye için uluslararası piyasalarda rekabet gücü en yüksek sektörlerin başında gelmektedir. Bu nedenle, sektörün rekabet gücünü yükseltmek ve var olan potansiyelden azami derecede faydalanmak için başta yapısal sorunlar olmak üzere mevcut diğer sorunların da çözümlenmesi gerekmektedir (Kestelli, 2009:5). Bu nedenle, küresel rekabet açısından, her ülkenin rekabet gücü ve üretim potansiyeli olan alanları belirleyip, bu alanlarda üretimini yoğunlaştırması gerekmektedir. Türkiye de tarım rekabet gücü ve üretim potansiyeli yüksek bir alandır. Ayrıca dünya da hızla artan bir organik tarım ürünleri talebi bulunmaktadır. Toplumların eğitim ve kültür düzeyinin, dolayısıyla sağlıklı beslenme bilincinin artması ile birlikte gelecek yıllarda organik tarım ürünleri talebinde büyük artışlar olması kaçınılmazdır. Türkiye nin coğrafi olarak oldukça yakınında bulunan AB pazarından yeterince pay alması dış ticarette rekabet gücü açısından çok önemlidir. Tarımsal politika öncelikleri ve üretim teşvikleri Türkiye nin organik tarım potansiyelinin yeterince değerlendirilmesine yöneltilmelidir.

143 ÇAY SEKTÖRÜNDE ORGANIK TARIM VE REKABET GÜCÜ 6.1. Dünya da Organik Çay Üretimi Dünya da çay tarımı yapılan alan 2,3 milyon hektara, bu alanlardan elde edilen ürün 3,2 milyon tona ulaşırken, organik çay tarımı yapılan alanlar ancak hektar olup 4-5 bin tonluk bir üretim gerçekleştirilmektedir. İlk organik çay üretimi 1986 yılında Sri Lanka da yapılmıştır. Dünya piyasasına 1990 lı yıllarda giren, normal siyah çay üretimi stoklarının artması ve fiyatlarının düşmesine karşın yükselen bir trend izleyen, bio çay olarak da adlandırılan organik çay üretimi %1 ler düzeyinde gerçekleşmektedir. Üretici ülkeler arasında, Sri Lanka, Çin, Japonya, Şili, Tanzanya, Kenya, Malawi ve Arjantin yer almaktadır Türkiye de Organik Çay Üretimi Çaykur (tamamı devlete ait bir kurumdur) Rize de organik çay üretmeye başlamıştır. Şimdilerde Çaykur un toplam üretiminin yaklaşık yirmide biri organik çay özelliğini taşımaktadır. Çay ekim alanlarının tamamını organik çay üretim alanı haline getirme çalışmasını sürdürmektedir. Bunun sonucu olarak sadece çaylar organik olmayacak, Rize tarım alanları bütünüyle organik tarım alanına dönüşecektir (Uras, 2013). Türkiye de Çaykur un yanı sıra özel sektör bazında Özçay, Karali Çay organik çay üretimi yapmaktadır. İlk organik çayı Özçay Kooperatifi ve Karali Çay 2002 yılında üretmiştir (www.ozcay.com.tr). Çaykur, organik tarıma geçme sözleşmesi yapan üreticilere dönüm başına parasal destek sağlamaktadır. Bugüne kadar Hemşin ilçesi, Çayeli Senoz Vadisi, Pazar ilçesinin bir kısmı, Fındıklı Çağlayan vadisinin bir kısmı organik tarıma geçmiş durumdadır. Çaykur un organik çayları marketlerde satılmaktadır. Fiyatı normal çaya göre yaklaşık yüzde 50 daha yüksektir (Uras, 2013) Dünya da Organik Çay Piyasası Yaş çay, yalnızca sertifikalı çiftçilerden alınmakta ve yüksek fiyat garanti edilmektedir. Hasat elle olmakta ve iki buçuk yaprak toplanılmaktadır. Gerek hammadde gerek işçilik yüzünden maliyet yükselmekte, bu nedenle organik (bio) çayın piyasa fiyatı da yükselmektedir. Organik çay üretiminde işçilik en az %25 lik daha fazladır. Organik çay piyasası, oldukça düşük ticari hacmiyle geleneksel piyasalardan farklıdır. Üretim alanı/türü ne göre fiyatları ve piyasadaki durumu oldukça farklı olabilir. Organik çaylarının yaş çay satış fiyatları 15-30$/kg dan alıcı bulabilmekte, tüketiciye ise farklı ambalajlarda 100$/kg a kadar ulaşan bir fiyatla satılabilmektedir. Organik çay üretimi yapılan Sri Lanka da organik çay üretimi hala çok sınırlıdır ve yüksek bir fiyatla üretilmektedir. İngiltere piyasasının ilgi odağı olan Tanzanya da organik çay üretimi birkaç şirket tara-

144 146 fından yapılmakta olup çok sınırlı düzeydedir. Avrupa piyasasında Çin organik çayları çoğunlukla egemendir Organik Çay Üretimi Sertifikasyon Organik üretim, sadece kimyasal mücadele yapmamak, suni gübre kullanmamak değildir. Ürün, organik tarımın yapıldığı yerdeki üreticiden, tüketiciye ulaşana kadar her aşamada kayıt altına alınmalı, kontrol edilmeli, kontrol edildiği de kontrol edilmeli, belirleme ve izlenebilirlik sağlanmalıdır. Organik çay üretiminin IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements-Uluslararası Organik Tarım Federasyonu) veya bağlı kuruluşlar tarafından akredite edilip sertifikalandırılması gerekmektedir. IFO- AM 1982 de Fransa da kurulmuş olup halen 120 ülkede 600 organizasyon halinde teşkilatlanmıştır. Dünyanın en büyük çay üretici ülkelerinden biri olan Hindistan 1996 dan beri bu yapılanma içersinde yer alan ülkelerden biridir (www.ifoam.org). Organik çay üretimini sertifikalandıran, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından da yetkilendirilen kontrol ve sertifikasyon kuruluşları; BCS (Almanya), IMO (İsviçre) ve SKAL (Hollanda) dır. Organik olarak piyasaya sürülen bazı çayların düşük fiyatlardan satılması, üretimin sertifikalı olmamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle Avrupalı çay ithalatçıları bu sertifikayı aramakta, sertifikasız çay girişine izin vermemekte ve bu yönde de birbirlerini desteklemektedirler. Bundan dolayı da sertifikasız organik çaylar (çoğunlukla Çin menşeli) ancak ABD ve Kanada da alıcı bulabilmektedir. Tüm dünyada kabul edilebilir ve yüksek fiyattan alıcı bulabilecek organik çay üretebilmek için uluslararası kabul edilebilir bir sertifikasyon, kalite ve belgelendirme sistemi içinde yer alınmalıdır. Başka bir deyişle, işletmelerde ISO 9001 KYS kurulmalı HACCP şartları yerine getirilmelidir Paket Özellikleri Organik çay paketlemesinde kullanılan malzemenin kimyasal bir kirlenmeye neden olmayacak türden olması, yapıştırıcı kullanılmaması, ağız kapamada iplik kullanılması, bunun da doğal olması gerekmektedir. Paketin çevreyi kirletmeden geri dönüşümlü olması da özellikle istenmektedir. Ayrıca, pakette kullanılan renklerin organik tarımı sembolize eden yeşil renk ve tonlarında olması da gerekmektedir Tarımsal İlaç (Pestisid) Kullanımı Çay üretimi çok büyük oranda ekvatoral ve ekvatora yakın bölgelerde yapılmaktadır. Çay tarımı bakteriyel ve fungusid (mantar) hastalıkların yanı sıra 160 farklı böceğinde tespit edildiği bir hinterlant da yapılmaktadır. Genel-

145 147 likle bu bölgelerde kış mevsiminin olmaması, hastalık ve böceklerle kimyasal bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Bu da ister istemez bir bardak çay ile birlikte tarımsal mücadelede kullanılan kimyasal kalıntılarla pestisid- birlikte bin bir hastalığa neden olmaktadır. Dünyada pestisid gereksinimi olmayan üretici ülkeler Türkiye ve Gürcistan dır Organik Gübre Kullanımı Organik çay için organik gübre kullanılması gerekmektedir. Ayrıca kullanılan gübrenin organikliğin de belgelendirilmesi gerekmektedir. Bu ihtiyaç, başlangıçta, organik gübre satışı yapan belgeli firmalardan karşılanacak, zaman içinde organik olduğu belgelenmiş hayvan gübreleriyle, çay budama ve üretim artıkları (çöp, lif v.s.) ile de desteklenecektir. Sadece çayda değil, diğer tarımsal üretimlerde de inorganik gübre kullanımından kaynaklanan kirlenmenin getirdiği maliyet; insan ve çevre unsurunun söz konusu olduğu noktada organik gübre maliyeti ile kıyaslanamayacak kadar yüksektir. Çaykur tarafından 4 yıldır azot gübresi yerine organik gübre kullanımını teşvik edilmektedir. Organik gübre kullanan ve diğer şartlara özen gösteren çay üreticileri organik sertifikası almaktadır. Organik tarım alanının genişletilmesini organik gübre temini engelliyor. Şimdilerde Çaykur ve Rize Ticaret ve Sanayi Odası yeni bir organik gübre tesisi kuruyor (Uras, 2012) Çevreden İzole Edilmiş Alanlar Organik çay üretimi, tamamen isole edilmiş alanlarda yapılmalı, çay tarımının yapıldığı alan gerek endüstri sahalarından gerek yerleşim merkezlerinden kilometrelerle uzakta bulunmalı, taşımada motorlu araç kullanılmamalıdır. Toprağın ve bitkinin istenilen hale gelmesi için en az 3 yıllık bir süre geçmesi gerekmektedir. Ayrıca, üretime başlamadan önce belirlenen tüm toprak analizlerinin yapılmalıdır Organik Tarımın Sorunları Türkiye de çay tarımında böcek ilacı (pestisit) kullanımı yapılmamaktadır. Bu nedenle organik tarıma geçiş sürecinde inorganik gübre kullanımının organik gübreye dönüştürülmesi gerekmektedir. Başlangıçta organik gübre temini açısından güçlük yaşanabilir. Ancak, bu alanda geliştirilen projeler bulunmaktadır. Kaldı ki, yıllarca inorganik gübre kullanımı sonucu yapısı oldukça bozulan toprakların, 3-5 yıllık bir dönemde yapısını yenilemesi söz konusudur. Bu nedenle gelecek yıllarda organik gübre kullanımı ihtiyacı da azalacaktır. Diğer yandan, organik tarıma geçişle birlikte üçte bir oranında ürün kaybı yaşanabilir. Ancak, organik yaş çay satış fiyatları yüksek olacağından, ürün kaybı nedeniyle yaşanacak gelir düşmesi, fiyat yükselmesi yoluyla telafi edilecektir. Geçiş sürecinde, ÇAYKUR tarafından, organik çay üreticilerine, ürün kaybını telafi etmek üzere ödeme yapılmaktadır.

146 ÇAY SEKTÖRÜNDE BÖLGESEL REKABET ANALIZI 7.1.Genel Olarak Rekabet Stratejisi Rekabet stratejisi, bir işletmenin içinde yer aldığı sektör ya da sanayi dalını rekabet açısından çözümlemesi; ardından sektördeki rakiplerine karşı rekabet üstünlüğü sağlamak ve böylelikle işletme hedeflerine ulaşmak için yapmak istedikleri ya da yaptıklarıdır. Rekabet stratejisinin nasıl geliştirileceğini Harvard Üniversitesi nden Michael E. Porter, 1970 lerde formüle etmiştir (Porter, 1980). Porter a göre, işletme önce Beş Rekabet Stratejisi Modeli ni kullanarak sektör ve rekabet çözümlemesi yapmalıdır. Porter ın 5 Rekabet Stratejisi bir endüstriyi oluşturan firmalar arasında rekabet gücünü ölçmek için oluşturulmuş bir stratejidir. Bir firmanın bulunduğu endüstride rekabet gücünün bilinmesi, o endüstrinin uluslararası rekabet gücünün ölçülmesine de katkı sağlamaktadır. Şekil1. Porter ın 5 rekabet stratejisi. Porter ın rekabet stratejisini şekillendiren beş kuralı; diğer işletmelerin pazara giriş engeli, tedarikçinin rekabet gücü, müşterinin rekabet gücü, ikame malların varlığı ve rakiplerin varlığıdır. Sektör ve rekabet çözümlemesini stratejik seçim aşaması izlemeli; işletme mal veya hizmetlerinin kapsadığı pazarın yapısına uygun olarak iki strateji seçeneğinden biri ya da ikisine birden yönelmelidir: Farklılık ve maliyet liderliği.

147 149 Farklılık stratejisinde; firma bazı yönlerden sektörde tek olmayı hedefler. Kedisine bu konumu sağlamak için müşterilerin önemsediği konularda diğer firmalara göre farklı stratejiler belirler. Önemli olan husus farkın gerçek olup olmaması değil müşteri tarafından algılanmasıdır. Farklılığın oluşturulabilmesi için firmanın pazarlama tanıtıma önem vermesi gerekir. Maliyet liderliği stratejisi; rakiplerine göre düşük maliyetle ürün üretmektir. Maliyet avantajının kaynağı endüstrideki yapının çeşitliliğine bağlıdır. Düşük maliyetle ürün üretmek isteyen firmalar bütün iç ve dış kaynaklardan yararlanmalıdır. Eğer bir firma maliyet liderliğine ulaşabilirse endüstride lider konuma gelmesi kaçınılmazdır Kümelenme Yaklaşımına Göre Sektörel Rekabet Günümüze kadar çay sektörünün uluslararası rekabet gücünün geliştirilmesi için çok sayıda önlem, düşünce, proje geliştirilmiş, uygulama yapılmıştır. Ancak, çay sektöründe rekabetten anlaşılması gereken, firmalar arası rekabet değil, sektörün uluslararası rekabet gücüdür. Küreselleşen dünyada rekabet firmalar veya ülkeler arasında değil, o ülkelerin sektörleri arasında gerçekleşmektedir. Bu nedenle, sektörel rekabet gücü bir ülkenin rekabet gücünün en önemli göstergesidir. Çay sektöründe yer alan bütün işletmelerin, rekabet değil tamamlayıcılık ilişkisi içerisinde örgütlenmesine ve işbirliği ve güç birliği yapmalarına ihtiyaç vardır. Bu ise kümelenme yaklaşımıdır. Kümelenme (clustering) kavramı Michael Porter ın 1990 yılında yayınlanan Ulusların Rekabet Üstünlüğü (The Competitive Advantage of Nations) adlı kitabında ele alınmasından sonra bilimsel literatüre girmiştir. Yine coğrafyanın ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Paul Krugman ın 1991 yılında yayınlanan Coğrafya ve Ticaret (Geography and Trade) adlı kitabında da kümelenme kavramına değinilmiştir. Kümelenme kavramı ekonomi literatüründe yeni bir kavram olsa da yığılma ekonomileri (agglomeration economies) kavramı 1890 yılında Alfred Marshall tarafından yapılan çalışmalara kadar dayanmaktadır(gültekin, 2011:34). Michael Porter a göre kümelenme; coğrafi olarak belirli bir alanda kurulan, birbirleriyle ortaklık ve tamamlayıcılık ilişkisi bulunan işletmelerin ve kurumların (bağımsızlıklarını koruyarak) birbirleriyle işbirliği içinde yoğunlaştıkları gruplardır. Coğrafi alan olarak kümeler, tek bir şehirden bir bölgeye, bir ülkeye hatta komşu ülkeler arasında kurulan kümelenme ağlarına kadar uzanabilir (Gültekin, 2011:35). Kümelenme, sektörde faaliyet gösteren işletmelerin, üretim, ambalajlama, tanıtım, ürün geliştirme, pazarlama vb. alanlarda iş bölümü yapmalarını ve belirli bir alanda uzmanlaşmalarını gerektirir. Verimsiz ve düşük kapasite ile çalışan işletmelerin birleştirilmesi, bir yer veya bölgede toplanması, sermaye yapısının geliştirilmesi, profesyonel yöneticilerce yönetilmesi de sağlanmalıdır. Sektörün tek ve rekabet gücü sağlayabilecek ortak bir marka altında

148 150 dış pazarlara çıkması ve bu ortak markayı sürekli güçlendirecek önlemlerin alınması zorunludur. Bu önlemler devlet desteği ve güçlü bir organizasyon alt yapısı gerektirir. Bu alt yapı, Türkiye de yasal düzenlemeleri tamamlanmış olan 4737 Sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu ve ilgili bakanlıkların önemle vurguladıkları kümelenme destek programı çerçevesinde kurulmaktadır. Çay sektörünü oluşturan işletmelerin kümelenme yöntemiyle birbirleriyle, Üniversiteler, Araştırma Geliştirme kuruluşları, ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütleriyle bütünleşik hale getirilmesi gerekmektedir. Çay sektörünün sadece sanayi alanında değil, tarım alanında da kümelenmesi gerekmektedir. Bunun yolu da Organik Tarım Kümelenmesi dir. Çay sektöründe uluslararası rekabet gücü açısından bir çıkış yolu olarak görülmesi gereken organik tarımın, sınırları açıkça belirlenecek organik tarım kümelenmeleri şeklinde düzenlenmesi ve üretim-tüketim zinciri boyunca sertifikalı, standart, bütünleşik bir yapının oluşturulması sağlanmalıdır. 8. ÇAY SEKTÖRÜNDE REKABET GÜCÜ VE SÜRDÜRÜLEBILIRLIK 8.1. Çay Sektöründe Rekabet Gücü Çağımızda küresel rekabet hız kazanmıştır. Küresel rekabet ortamında ülkelerin rekabet yeteneği ön plana çıkmıştır. Klasikleşen dış ticaret politikası araçları veya kur ayarlamaları ile ülkelerin rekabet güçlerini korumaları mümkün değildir. Bu nedenle Türkiye de uluslararası rekabet üstünlüğü bulunan alanların belirlenip, bu alanlarda üretim, araştırma, pazarlama vb. faaliyetlerin yoğunlaştırılması ve üretimin belli yer veya bölgelerde planlı şekilde kümelenmesi gerekmektedir. Küme oluşumları için bir yer veya bölgede çalışan ve küme içerisinde işbirliği yapan işletmelere ortak amaçlar sunmak gerekmektedir. Organik çay tarımı kümelenmesi ve devlet destekli yönlendirme, hızla gelişen organik tarım pazarı açısından Türkiye ve bölge için büyük fırsatlar sunabilir. Türkiye de çayın maliyeti, çay üreticisi diğer ülkelere göre daha yüksek olduğu için çayda dünya ile rekabet edebilmenin tek yolu tek yolu doğal ve sağlıklı olan Türk çayını organik sertifikalı olarak üretmektir. Ancak, organik çay üretimi için, bir yer veya bölgenin organik tarım havzası olarak tanımlanması gerekmektedir. Bu durum, organik çay üretiminin bir yer veya bölgede kümelenmesi demektir. Organik çay kümelenmesi, diğer ürünlerin de organik olmasını sağlar. Organik bal, meyve, balık, süt ve pek çok ürün organik hale gelir, organik sebze ve meyve tarımı yaygınlaşır. Çay tarım alanlarının yoğunluğu nedeniyle, çayın organik olması diğer ürünlerin de organik olmasını sağlayacaktır.

149 Çay Sektöründe Sürdürülebilirlik Türkiye de çay sektörünün bu günkü yapısı ile uzun dönemde sürdürülebilirliği zayıftır. Bu durum, sektörün dış ticarete kapalı, iç tüketici potansiyelini korumayı amaçlayan yapısından kaynaklanmaktadır. Yüksek gümrük vergileri ile korunan sektörde, uzun dönemde ithalatta uygulanan tüm engellerin kaldırılması söz konusu olacak ve sektör küresel rekabete açık hale gelecektir. Türkiye nin çay ithalatı 1962 lı yıllardan itibaren üretimin tüketimi karşılar düzeye ulaşması sonucu yok denecek kadar az gerçekleştirilmiştir. Bunun en önemli nedeni çayın ithalatı izne bağlı mallar listesinde yer alması ve uygulanan yüksek gümrük vergisi oranlarıdır. Türkiye de, 16 Ocak 1988 tarihinden itibaren çay ithalatında % 50 gümrük vergisi ve 4000 dolar/ton fon uygulanmıştır tarihinden itibaren çay ithalatında %10 Gümrük vergisi ile 3 $/kg Toplu Konut Fonu uygulamasına başlanmıştır. Bu uygulama 1996 yılında imzalanan Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşması ve AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği kararı gereği değiştirilmiş, 1996 yılından itibaren çay ithalatına uygulanan gümrük vergisi %145,0 olmuştur. Yürürlükteki ithalat rejimi kararı çerçevesinde çay ithalatı serbest olup %145 oranında gümrük vergisi uygulamasına devam edilmektedir (Usta, 2005:27). Çay ithalatında uygulanan fonun kaldırılması ve spesifik vergilerin advalorem eşdeğerlerine dönüştürülmesi Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Tarım Anlaşması hükümleri gereği gerçekleşmiştir. DTÖ nün son müzakere turu olan Doha/Katar müzakereleri sürmekte olup, üzerinde en çok uzlaşmazlık bulunan tarım ürünleri konusunda tüm üyelerin üzerinde uzlaşma sağlayacağı bir Antlaşmanın imzalanması ve görüşmelerin sonuçlandırılması beklenmektedir. Müzakerelerde bu güne kadar kaydedilen gelişmelere göre, yakın gelecekte, tarım ürünleri ithalatında uygulanabilecek tek ticaret engeli olan gümrük vergisi tarifelerinin tamamen kaldırılması gündeme gelecektir. Bu nedenle Türkiye nin ithalatında yüksek oranlı gümrük vergisi uyguladığı az sayıda üründen biri olan kuru çay, korumasız kalacaktır. Yüksek gümrük vergileri nedeniyle yasal yollarla ithalatı fiilen imkânsız olan ve yasaklayıcı tarife ile korunan çay sektörünün, üretim ve istihdamının köklü önlemlerle korunması ve sürdürülmesi gerekmektedir. Sektörde, Ulusal Çay Konseyi verilerine göre, Bin Ton olduğu tahmin edilen kaçak çay ithalatı nedeniyle oluşturulan haksız rekabetten bile önemli ölçüde etkilenen sektörün, klasik koruyucu gümrük önlemleri ile korunması artık mümkün değildir. Çay sektörünün rekabet gücünün artırılması ve ithalatta ve ihracatta rekabet edebilir duruma getirilmesi gerekmektedir. Çay ihracatı yıllara göre ton arasında değişmektedir. İhracatın önemli bir bölümü, Türk vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı AB ülkelerine yapılmaktadır.

150 SONUÇ Organik tarım; sadece miktar değil kalite artışını da hedefleyen ve bunu tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklayarak, organik ve yeşil gübreleme, toprağın korunması, bitkinin direncini artırma gibi yollarla gerçekleştirmeyi amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir. Konvansiyonel tarımsal üretimde, üreticilerin kısa sürede daha çok ürün elde etmek amacıyla yoğun kimyasal girdi kullanımına yönelmeleri ve son yıllarda giderek yaygınlaşan genetiği değiştirilmiş ürünler, insan ve hayvan sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturmaya başlamıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde tüketiciler tarafından organik ürünlere yönelik hızlı bir talep artışı yaşanmıştır. Bu talep artışı bir ölçüde gelişmiş ülkelerde iç üretimin artırılması ile karşılanmış ise de çok hızlı artan organik ürün talebinin gelişmekte olan ülkelerden karşılanması zorunluluğu doğmuştur. Ülkemiz sahip olduğu üretim potansiyelinin çok gerisinde kalarak bünyesinde barındırdığı organik tarım üstünlüğünü henüz ortaya koyamamıştır. Türkiye, toprakları ve iklimi ile bir tarım ülkesi olduğu için organik tarımsal ürün pazarından büyük pay alabilir konumdadır. Ancak, bunun sağlanabilmesi için organik tarım potansiyelinin aktif hale getirilmesi gerekmektedir. Bu noktada devlet öncü rolü üstlenmelidir. Tarımda organik üretimi engelleyen altyapı eksikliklerinin giderilmesinden, organik üretime yönelik teşvik sistemlerinin geliştirilmesine kadar, çok geniş bir perspektifte uygulanacak devlet politikaları ile Türkiye de organik üretimin artırılması mümkündür. Yine, organik üretim için belli havzalar tanımlanmalı ve bu bölgelerde konvansiyonel tarıma izin verilmemelidir. Bir bölgenin tamamen organik üretim havzası olarak tanımlanması durumunda o bölgede üretilen bitkisel ürünlerin yanında organik iç su balıkçılığı ve organik bal üretiminin yapılması da teşvik edilmiş olacaktır. Böylece bir bölgede belli ürünlerde başlayan organik üretim, pek çok yan ürünün de organik hale gelmesine yol açarak üretici gelirlerinde artış sağlayabilecektir. Çağımızda küresel rekabet hız kazanmıştır. Küresel rekabet ortamında ülkelerin rekabet üstünlükleri bulunan alanları belirleyip, bu alanlarda üretim ve teşvikleri yoğunlaştırmaları gerekmektedir. Türkiye nin sahip olduğu üretim potansiyelini yeterince değerlendirip hızla gelişen AB pazarına yakınlık avantajını da kullanarak organik tarım pazarından büyük pay alması mümkündür. Küresel rekabet ortamında ülkelerin rekabet yeteneği ön plana çıkmıştır. Klasikleşen dış ticaret politikası araçları veya kur ayarlamaları ile ülkelerin rekabet güçlerini korumaları mümkün değildir. Bu nedenle Türkiye, uluslararası alanda rekabet üstünlüğü bulunan alanları belirleyip, bu alanlarda üretim, araştırma, pazarlama vb. faaliyetlerin yoğunlaştırılması ve üretimin belli yer veya bölgelerde planlı şekilde kümelenmesi gerekmektedir. Küme oluşumları

151 153 için bir yer veya bölgede çalışan ve küme içerisinde işbirliği yapan işletmelere ortak amaçlar sunmak gerekmektedir. Organik çay tarımı kümelenmesi ve devlet destekli yönlendirme, hızla gelişen organik tarım pazarı açısından Türkiye ve bölge için büyük fırsatlar sunabilir. Bu nedenle, Doğu Karadeniz Bölgesi en kısa zamanda organik tarım havzası haline dönüştürülmelidir. Türkiye de çayın maliyeti, çay üreticisi diğer ülkelere göre daha yüksek olduğu için çayda dünya ile rekabet edebilmenin tek yolu Organik Çay a geçiştir. Çayda dünya ile rekabet edebilmenin tek yolu doğal ve sağlıklı olan Türk çayını organik sertifikalı olarak üretmektir. Bu suretle Türk organik çayı dünyaya çok yüksek fiyatlarla satılıp, bölge refahını artırma şansı elde edilebilecektir. Ancak, organik çay üretimi için, bir yer veya bölgenin organik tarım havzası olarak tanımlanması gerekmektedir. Bu durum, organik çay üretiminin bir yer veya bölgede kümelenmesi demektir. Organik çay kümelenmesi, diğer ürünlerin de organik olmasını sağlayacaktır. Organik bal, meyve, balık, süt ve pek çok ürün organik hale gelecek, organik sebze ve meyve tarımı yaygınlaşacak ve çayın organik olması diğer ürünlerin de organik olmasını sağlayacaktır. Bu sonuç, Hemşin yöresinde organik çay tarımına geçilmesi ile ortaya çıkmıştır. KAYNAKLAR Aksoy, U., (1999). Ekolojik Tarımda Gelişmeler, Ekolojik Tarım, İzmir, s Aksoy, U., (2001). Ekolojik Tarım: Genel Bir Bakış, Türkiye 2. Organik Tarım Sempozyumu, Kasım, Antalya. Atlı, S., (2005). Dünya da ve AB Ülkelerinde Organik Ürün Pazarları ve İhracatındaki Gelişmeler, GAP IV. Tarım Kongresi, Eylül, Şanlıurfa. Avcı, M.; (2007). Organik Tarımda Sertifikasyon Sistemi ve Belli Başlı Sertifikasyon Standartlarının Karşılaştırılması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir. Ayla, D., (2011). Türkiye de Organik Tarım, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Trabzon. Aytoğu, R. K., (2006). Organik Tarım Analizi ve AB Pazarı Fırsatı, İstanbul Ticaret Odası Yayınları, Yayın No: , İstanbul. FİBL&SOEL Survey Organic Agriculture Worldwide:Key Results From the Global Survey on Organic Agriculture 2011, Switzerland.

152 154 Gök, S. A.; (2008). AB Uzmanlık Çalışması, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Dairesi Başkanlığı, Ankara. Gültekin, S.; (2007). Küresel Rekabet Ortamında Türkiye nin Dış Ticarette Rekabet Gücü, MARKATEK Marka Kalite ve Teknoloji Yönetimi Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Mayıs 2007, Gaziantep/Türkiye. s Gültekin, S.; (2010). Dış Ticarette Haksız Rekabet: Damping. Fikri Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, Ankara/ Türkiye. s Gültekin, S.; M. Savcı; (2008); Dış Ticaret İşlemleri Muhasebesi, Murathan Yayınevi, Trabzon. Gültekin, S.; (2011). Küreselleşme Çağında Dış Ticarette Rekabet İçin Kümelenme Stratejisi, 9.Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi, Haziran 2011, Bakü/Azerbaycan. Gültekin. S.; (2011). Küreselleşme Çağında Dış Ticarette Rekabet İçin Kümelenme Stratejisi: Türkiye nin Tarım Kümelenmesi Gerekliliği. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2011/2:29-40, ISSN Gündüz, M. ve D. Koç; (2005). Türkiye de Organik Tarım Ürünlerinin Bugünü Yarını ve Geleceği, İGEME Yayınları, Ankara. Kestelli, I.; (2009). Kriz Tarımın Önemini Tekrar Hatırlattı, İzmir Ticaret Borsası Dergisi, Yaz Kırmacı, M. V., (2003). Dış Ticarette Organik Tarımın Yerinin İncelenmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. Porter, M. E. (1980). Competitive Strategy: Techniques for Analyzing Industries and Competitors. Free Press. USA. Sayın, C., (2001). AB de organik Tarım Uygulamaları, İzlenen Politikalar ve AB de Organik Ürün Dış Satım Olanakları, NARSER, ETO, Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Kasım, Antalya. Subaşı, D. K.; (2008). Organik Tarım Ürünleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi Yayınları, Ankara. Usta, Hilal; (2005). Çay Sektörü Profil Araştırması Raporu, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul,

153 155 İnternet Kaynakları Bio Foods; Erişim tarihi: FAO ; fao.org. Erişim tarihi: Hibiki; Erişim tarihi: India Tea; Erişim tarihi: IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements. Erişim tarihi: Netidea ; Erişim tarihi: Ootou Organic Tea Estate; Erişim tarihi: Organic Tea; Erişim tarihi: Organic Tea, Sippo, Swiss Import Promotion Programma; Erişim tarihi: ORGÜDER; (2004). Organik Tarım, ( ). Özçay; Erişim tarihi: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı; Erişim tarihi: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı;www.tarim.gov.tr/uretim/organik_tarim_tarim.html. Erişim Tarihi: Tulsi Tea Organic India; Erişim tarihi: Uras, Güngör; (2013). Olayların İçinden, www. Erişim tarihi:

154 156 KAFEİNSİZ ÇAY ÜRETİMİ İlkay KOCA¹ ve Şeyda BOSTANCI² ¹Doç. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi ²Doktora Öğrencisi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü ÖZET: Çay dünyada yaygın tüketilen içeceklerdendir. Çayın uyarıcı etkisi pürin bazlarından (kafein, teobromin ve teofilin) kaynaklanmaktadır. Kafein çayda % 2-5 oranında olup en fazla bulunan alkaloiddir. Normal olarak 1 g yeşil çay mg kafein içerir. Yetişkinlerde günlük 300 miligramın altındaki kafein tüketimi sağlığa zararlı değildir. Günde 500 miligramın üzerinde tüketildiğinde hassas kişilerde, merkezi sinir sisteminin aşırı uyarılmasına, aritmi, gastrointestinal bozukluklara, anksiyete, titreme, halüsinasyon, sinirlilik, ateş basması, iştah kaybı, halsizlik, çarpıntı ve baş dönmesine yol açar. Ayrıca, kan basıncının artmasına ve uykusuzluğa da neden olur. Kafein çocuklar ve hamilelerde yavaş metabolize edilir. Bu nedenle kafein içermeyen veya kafeini azaltılmış çay üretimine ihtiyaç vardır. Çay işlemede, çayın kafein içeriğinin uzaklaştırılmasına veya önemli ölçüde azaltılmasına dekafeinizasyon denilir. Bugüne kadar, dekafeinizasyon amacıyla birçok teknik kullanılmıştır. Çayın kafein içeriği genel olarak 4 farklı yaklaşımla azaltılabilmektedir. Bunlar geleneksel ıslah, kimyasal işlemler, mikrobiyal parçalama ve genetik mühendisliği yaklaşımlarıdır. Bu derlemede, bazı teknikler kullanılarak kafeinin uzaklaştırılması üzerinde durulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Çay, Kafein, Dekafeinizasyon. 1. GIRIŞ Kafein, kahve, çay ve kakao çekirdekleri başta olmak üzere 60 dan fazla bitki türünde bulunan bir pürin alkaloiddir (Yadav ve Ahuja, 2007: 185, Mohanpuria ve ark., 2010: 275). Genel olarak çay, kahve gibi bitkilerde yüksek oranda kafein birikiminin nedeniyle ilgili olarak iki hipotez ortaya atılmıştır. Bunlar patojen ve otoburlara karşı kimyasal savunma ile rakip bitki türlerine karşı allelopatik etkidir (Mohanpuria ve ark., 2010: 275). Duyusal özellikleri, uyarıcı etkileri ve sağlık üzerine yararları nedeni ile çay, dünyada en popüler içeceklerden biridir. Çayın uyarıcı etkisi içerdiği kafeinden kaynaklanmaktadır. Kafein, merkezi sinir sistemi, solunum ve kalp için uyarıcı olmasının yanı sıra vazodilatör (kan damarlarını rahatlatıcı) ve diüretiktir (Jun, 2009: 105). Çay yapraklarının kafein içeriği çay tipine göre değişir. Genel olarak kuru maddede % 2-5 arasında bulunur (Jun, 2009: 105) ve 150 ml çay demi yaklaşık mg kafein içerir. Çay deminin kafeinin konsantrasyonu demleme koşullarına yani suyun sıcaklığı, demleme süresi ve yaprak/su oranına göre değişir. Yaprakların şeklinin de kafeinin infüzyon hızını etkilediği bildirilmektedir. Taze çay yapraklarının kafein içeriği çay de-

155 157 minin kafein konsantrasyonunu etkileyen diğer bir etkendir (Suteerapataranon ve ark., 2009: 1335). Aşırı çay tüketimi antioksidan bileşiklerin yanında kafein düzeyinde de bir artışa yol açar. Yüksek düzeyde kafein duyarlı bireylerde sağlık üzerine olumsuz etkiler yapabilir (Mohanpuria ve ark., 2010: 275). Kafein çocuklar ve hamilelerde yavaş metabolize edilmesi nedeniyle vücutta daha uzun süre kalır (Miyagishima ve ark., 2011: 878). Fazla kafein alımının doğurganlık çağındaki kadınlarda kısırlığa, hamilelerde ise doğum kusurlarına neden olduğu bildirilmektedir. Kafein ile ilgili artan endişeler nedeni ile Avrupa Birliği 150 mg/l üzerinde kafein içeren içecekler için uyarı etiketi talimatı vermiştir. Amerikan İçecek Birliği ve Uluslararası Gıda Bilgi Konseyi Vakfı bir günde 300 mg dan az kafein tüketimi güvenli bir seviye olarak tavsiye etmiştir (Park ve ark., 2007: 1011). Günlük mg kafein kullanımının (4-7 fincan kahve veya 7-9 fincan çay) önemli bir sağlık riskine neden olacağı bildirilmektedir. Bu tür tüketim alışkanlığının devam etmesi kafeinizm e yol açabilmektedir. Kafeinizm, huzursuzluk, anksiyete, sinirlilik, kas titremesi, uykusuzluk, baş ağrısı, diürez, kulak çınlaması gibi duyu bozuklukları, taşikardi, aritmi gibi kardiyovasküler bozukluklar, mide bulantısı, kusma ve diyare gibi gastrointestinal bozukluklar ile karakterize edilen bir sendromdur (Mohanpuria ve ark., 2010: 275). Bu nedenle kafein içermeyen veya kafeini azaltılmış çay üretimine ihtiyaç vardır. Çay işlemede, çayın kafein içeriğinin önemli ölçüde azaltılmasına veya kafeinin uzaklaştırılmasına dekafeinizasyon denilir (Miyagishima ve ark., 2011: 878). Günümüze kadar çaydan kafeinin uzaklaştırılmasında birçok çalışma yapılmıştır. Birçok araştırıcı, çay veya çay ürünlerinden kafeini seçici olarak uzaklaştırmak için süperkritik karbondioksit ekstraksiyon (Park ve ark., 2007: 1011, Lee ve ark., 2007: 497, Kim ve ark., 2008: 303, Lee ve ark., 2009:135, Sun ve ark., 2010: 1161, Park ve ark., 2012:73), yüksek basınç (Jun, 2009: 105), kolon kromatografisi (Sakanaka, 2003: 3140), sıcak su uygulaması (Liang ve ark., 2007: 1451), aktif karbon absorsiyonu (Ye ve ark., 2007: 3498), lignoselülozik seperasyon (Ye ve ark., 2009: 622), çözücü ekstraksiyonu (Wang ve Helliwell, 2000: 337), sitrik asit çözeltisi ile ekstraksiyon (Dong ve ark., 2011: 62) gibi yöntemleri kullanmışlardır. 2. KAFEİNİN UZAKLAŞTIRILMASI Kafeinsizleştirme (dekafeinizasyon) tanım olarak çay, kakao, kahve gibi kafein içeren materyallerden kafeinin uzaklaştırılması işlemidir. İlk ticari kafeinsizleştirme işlemi 1903 yılında kahve çekirdeklerinde Ludwing Roselius ve Karl Wimmer tarafından yapılmıştır. Tuzlu su çözeltisi ile kahve çekirdekleri nemlendirilmiş ve daha sonra kafeini uzaklaştırmada çözücü olarak benzen kullanılmıştır. Daha sonra, bu yöntem benzenin oluşturduğu riskler nedeniyle terk edilmiştir (King ve Both, 1993: 101, Varman ve Sutherland, 1994: 230). Çaydan kafeinin ayrılmasında birçok yöntem bulunmaktadır. Ancak bu yöntemleri her çay tipine uygulamak mümkün değildir. Örneğin yeşil çaya uygulanan her yöntem siyah çaya uygulanamamaktadır.

156 158 Yeşil çayın kafeinsizleştirilmesinde işlenmemiş yeşil çay yaprağı kullanılabileceği gibi kuru yeşil çayda kullanılabilmektedir. Siyah çaydan kafein ayrılacaksa, enzimatik oksidasyon ve kurutma işlemlerinden sonra elde edilen siyah çay kullanılır. Kafeinsiz çözünür çay üretilecekse önce yeşil veya siyah çaydan konsantre dem elde edilir, sonra aroma ayrılır ve dem soğutulur. Soğutulduğunda suda çözünmeyen krema adı verilen kafein içeren kompleks ayrılır ve bu kompleksten kafein uzaklaştırılır. Kalan kısım çözünür kısımla birleştirilip sprey kurutucuda kurutulur (Chakraverty ve ark., 2003: 753) Çayda Kafeinsizleştirme Yöntemleri Çaydaki kafeini azaltmada genel olarak 4 farklı yaklaşım söz konusudur. Birincisi klasik (geleneksel) ıslah yaklaşımıdır (Miyagishima ve ark., 2011: 878). Çay bitkisinde kafein, daha çok genç hücrelerde sentezlenir. Dolayısıyla genç yaprakların (tomurcuk, 1. ve 2. yaprak) kafein içeriği daha yüksektir (Yadav ve Huja, 2007: 185). Bahar ayında yetişenler (ilk sürgün) daha fazla kafein içerirken 3. ve 4. sürgünler daha düşük kafein içermektedir (Miyagishima ve ark., 2011: 878). Geleneksel ıslahla kafeini azaltılmış çay bitkisinin yetiştirilmesi kolay değildir. Çünkü, çay odunsu ve çok yıllık bir bitki olup istenilen özelliklerini stabilize etmesi için 25 yıl veya daha fazla süreye ihtiyaç duyar (Mohanpuria ve ark., 2010: 275). Üstelik çay bitkisinin kendine uyumsuzluğu, yüksek soyluluk depresyonu, biklonal hibritlerin gelişmesi, düşük meyve tutumu, köklendirmedeki zorlukları, biyotik ve abiyotik strese karşı dirençli mutantların olmaması gibi özellikleri nedeniyle geleneksel ıslahları oldukça zordur (Mondal ve ark., 2001: 712). Kafein azaltmada ikinci yaklaşım kimyasal işlemler olup, çayın içerdiği kafein, çözücüler yardımıyla ayrılmaktadır. Bunun için en etkili çözücüler metilen klorit ve kloroform olmasına rağmen, kalıntı bırakması nedeniyle tercih edilmemektedir. Süperkritik akışkan ekstraksiyon yöntemi etkili, kalıntı bırakmayan, ancak pahalı bir tekniktir. Suyla ekstraksiyon yöntemi ucuz ve sağlık açısından güvenilir, ancak her çay çeşidine uygun değildir. Üçüncü yaklaşım kafeinin mikrobiyal ve enzimatik olarak parçalanmasıdır. Pseudomonas cinsi bakteriler, Aspergillus ve Penicillium cinsi küf mantarları kafeini parçalamaktadır. Bu mikroorganizmalar çay yaprağında sadece kafeini parçalamakta diğer kalite bileşenlerini etkilememektedirler. Dördüncü yaklaşım genetik mühendisliği yaklaşımıdır. Farklı stratejilerle genetiği modifiye edilerek çay bitkisinde kafein sentezinin önlenmesi mümkündür (Mohanpuria ve ark., 2010: 275). Çay bitkisinde kafein ksantozinden sentezlenir, sentezde metilaz enzimleri görev almaktadır. Bir bitki, bakteri veya mantardan çay bitkisine demetilaz geni aktarılarak kafein parçalanmakta veya antisens teknolojisiyle spesifik olarak gen bozulmakta ve gen susturulmaktadır. Böylece çay bitkisinde ya kafein biyosentezi önlenmekte veya kafeini parçalayan enzimler yapıya dahil edilerek kafeinsizleştirme sağlanmaktadır (Yadav ve Huja, 2007: 185). 3. ve 4. yaklaşım yani mikrobiyal parçalama uygulaması ile genetiği değiştirilmiş bitki uygulamalarının kafeinsiz çay üretimine uygulanabilmesi için daha uzun bir sürece ihtiyaç vardır, dolayısıyla günümüzde bu yöntemlerin uygulanabilirliği kısıtlıdır (Park ve ark., 2007: 1011). 1. ve 4. yaklaşım yetiştiricilikle ilgili konular olup bu makalede, çay teknolojisinde kafein azaltmayla ilişkili konular üzerinde durulmuştur.

157 Geleneksel Yöntemlerle Kafeinsizleştirme Kafein uzaklaştırmada kullanılan başlıca geleneksel yöntemler su, organik çözücülerle (solvent) ve süperkritik akışkanla ekstraksiyondur (Şekil 1). Bunların dışında mikrodalga destekli ekstraksiyon ve katı-faz ekstraksiyon teknikleriyle de kafein uzaklaştırılabilmektedir. Ancak bu ekstraksiyon teknikleriyle kafein ayrılırken tat ve aroma bileşenleri de büyük ölçüde kayba uğramaktadır (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225). Geleneksel yöntemle kafeinsizleştirmede iki farklı teknik kullanılmaktadır. Bunlar doğrudan ve dolaylı çözücüyle ekstraksiyon yöntemidir. Doğrudan çözücüyle ekstraksiyonda nemlendirilmiş çay; metil klorit, etil asetat ve karbondioksitle muamele edilerek kafein ayrılır. Dolaylı yöntemde ise çaydaki kafein önce karbonat tuzları eklenmiş, ph ve polaritesi ayarlanmış sıcak suyla ekstrakte edilir, sonra bu sulu çözeltiden kafein kloroform veya metil kloritle ayrılır (Shalmashi ve ark., 2008: 330). Şekil 1. Kafeinin ayrılmasında kullanılan geleneksel yöntemler (Göksu, 2010) Çözücü Ekstraksiyonuyla Kafeinsizleştirme Çözücüyle kafeinsizleştirmede ilk aşama örnek hazırlamadır. Bunun için %2-3 gibi düşük kafein içeriğine sahip çaylar tercih edilir. Partikül boyutu, nem içeriği gibi özellikler kafeinsizleştirmede önemlidir. Yapraklı ve kırık sınıf çaylar topaklar oluşturmadığından dolayı tercih edilir. Çaya su eklenerek 1 saat nemlendirme yapılır, böylece çayın nem içeriği % a ulaştırılır. Daha

158 160 sonra organik çözücü (metilen klorür veya etilen asetat) ile çay bir kolonda 6-8 saat temas ettirilerek kafein ekstrakte edilir. Çözücü ortamdan alınıp, sonra örnekte kalan çözücüyü uzaklaştırmak için yaklaşık 30 dakika buharlanır. Düşük sıcaklıklarda (75-80 C) 1 saat süre ile kurutulur (Chakraverty ve ark., 2003: 753). Ekstraksiyonda çözücü çay oranı önemlidir. Optimum ekstraksiyon için katı madde:çözücü oranı 1:4 olmalıdır (Park ve ark., 2012: 73). Üretilen dekafeine çayda kalıntı solventin (metilen klorür veya etilen asetat) kalıp kalmadığı da önemli bir konudur. Avrupa ülkelerinde siyah çayın dekafeinizasyonunda izin verilen metilen klorürün kalıntı düzeyi 30 ppm dir. Metilen klorür insanlarda kanserojen değildir, ancak farelerde bazı düzeylerde kanserojen bulunmuştur. Aynı zamanda ozon tabakasına zarar vermektedir (Chakraverty ve ark., 2003: 753). Çözücü ekstraksiyonuyla kafeinsizleştirmede günümüze kadar farklı çözücüler kullanılmıştır. Önceleri trikloretilen ve diklorometan kullanılırken günümüzde bunların kullanımı yasaktır. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü bu çözücülerin insanlarda kanser yaptığı konusunda yaptığı uyarılar sonucunda alternatif çözücüler gündeme gelmiştir (Park ve ark., 2007: 1011, Park ve ark., 2012: 73). Klasik çözücülerin çevreye ve insana verdiği olumsuz etkilerinden dolayı yerini su ve süperkritik akışkan gibi zararsız ekstraksiyon tekniklerine bırakmıştır Suyla Kafeinsizleştirme Bu yöntemde çayın dekafeinizasyonunda çözücü olarak su kullanılır. Öncelikle çayın nem içeriği % 40 a çıkarılır. Kafeinin suda çözünürlüğü sıcaklıkla artmaktadır. Oda sıcaklığında kafein maksimum %2 çözünürken kaynayan suda bu oran %70 lere ulaşmaktadır. Suyla çaydan ayrılan kafein solvent ekstraksiyonla istenirse sudan geri kazanılabilmektedir. Evaporasyon, kömür ilavesi, filtrasyon, santrifüjleme ve kristalizasyon işlemlerinden geçirilerek solventteki kafein uzaklaştırılmaktadır (Chakraverty ve ark., 2003: 753). Suyla yeşil çaydan kafein azaltılmasında suyun sıcaklığı, ekstraksiyon süresi ve yaprak:su oranı dekafeinizasyon üzerine etki eden en önemli faktörlerdir. Liang ve ark. (2007) sıcak su uygulaması ile taze yeşil çay yapraklarından kafeini azaltmada yaprak: su oranını 1:20 seçip, 100 C de 3 dakikada beklettiklerinde kafein konsantrasyonun 23.7 mg/g dan 4 mg/g a düştüğünü, kafeinin %83 ünün ayrıldığını, toplam kateşinlerin %95 inin korunduğunu bildirmişlerdir. Araştırıcılar, sıcak su uygulamasının yeşil çayın dekafeinizasyonu için güvenilir ve ucuz bir yöntem olduğunu belirtmişlerdir. Kafein ve kateşinlerin suda çözünürlük ve molekül ağırlıklarının farklı olması nedeniyle taze çay yaprağından kafeinin spesifik izolasyonu yapılabileceğini öne sürmüşlerdir. Çay kateşinlerinin önemli bileşenlerinden biri olan Epigallokateşingallatın (EGCG) suda çözünürlüğü 5 g/l iken, kafeinin 21.7 g/l; EGCG nin molekül ağırlığı g iken, kafeinin g olduğunu bu nedenle suda çözünürlüğü yüksek ve molekül ağırlığı düşük olan kafeinin çay kateşinlerinden daha kolay difüze olabildiğini ve suda dağılabildiğini bildirmişlerdir. Ancak, bu yöntemin siyah çaydan kafeinin uzaklaştırılması için uygun olmadığını kaydetmişlerdir. Siyah çay üretiminde çay yaprağı önce kıvrılır veya kesilir ve enzimatik oksi-

159 161 dasyonda bırakılır, bu aşamada polifenol oksidazın katalizlemesi ile çay kateşinleri okside olur ve Teaflavin (TF) ve Tearubijin (TR) denen bir grup siyah çaya özgü madde oluşur. Kıvrılmış yapraklar ve kuru çay sıcak su uygulaması ile dekafeinize edilirse özellikle TF ve TR nin büyük bir kısmı kaybolur. Taze yapraklar sıcak su ile dekafeinize edilirse polifenol oksidaz enzimi sıcak su ile inaktive olacağından enzimatik oksidasyon gerçekleşemez, bu nedenlerden dolayı suyla kafeinsizleştirme tekniği siyah çay için uygun değildir (Liang ve ark., 2007: 1451). Siyah çaydan kafeinin uzaklaştırılmasında, etil asetat kullanılarak çözücü ekstraksiyonu ve süper kritik karbon dioksit yöntemleri ticari bir alternatif olarak görülmektedir (Göksu, 2010) Süperkritik Karbondioksitle Kafeinsizleştirme Süperkritik karbondioksit (CO 2 ) ekstraksiyon yönteminde, süper akışkan olarak CO 2 kullanılır. Kritik basınç (7.38 MPa) ve sıcaklık (31.1 o C) şartları aşıldığında CO 2 süper akışkan hale geçer. Süper kritik CO 2 yöntemi, kahve ve siyah çaydan kafein ayırmada ticari ölçüde kullanılmaktadır. Yeşil çayda ise uygun yardımcı solvent kullanılarak kafein azaltmada bu teknikten yararlanabileceği bildirilmektedir. Süperkritik karbondioksit ekstraksiyon yöntemi, CO 2 in düşük toksisitesi, kalıntı bırakmaması, kafeini ayırmada etkili yöntem olması gibi avantajlarına rağmen yeşil çayda arzu edilmeyen tat aroma ve görünüşe yol açmaktadır. Yeşil çaya rengini kazandıran önemli pigmentlerden klorofilde kayıplar oluşturduğu bildirilmektedir (Park ve ark., 2012: 73). Süperkritik akışkan yönteminde kafein kaynağı süperkritik karbondioksidin girdiği yerde bir ekstraktöre yerleştirilir ve kritik koşullar altında karbondioksit örnekten geçirilerek kafein uzaklaştırılır (Park ve ark., 2007: 1011, Kim ve ark., 2008: 303). Süperkritik akışkan yöntemiyle kafein ayrılmasında sıcaklık, basınç, süre, kullanılan yardımcı solvent çeşit ve oranı gibi birçok faktöre göre verim değişmektedir. Günümüze kadar, farklı çay çeşitlerinde süperkritik akışkanla kafeininin ekstraksiyonu üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Lee ve ark. (2007), yeşil çaydan süperkritik akışkanla kafeinin uzaklaştırılması sırasında uçucu bileşiklerde meydana gelen değişimleri incelemişlerdir. Bunun için kafeini ayrılmış ve ayrılmamış yeşil çayların uçucu bileşiklerini karşılaştırmışlardır. Dekafeinizasyon sırasında bazı bileşiklerin azaldığını bazılarının ise kaybolduğunu ve kafeinin uzaklaşma oranı arttıkça uçucu bileşiklerin kaybının daha fazla olduğunu bildirmişlerdir. Park ve ark. (2007), süperkritik akışkan yöntemiyle yeşil çay yapraklarından farklı sıcaklık (50, 60, 70 ve 80 o C), basınç ( bar) ve yardımcı solvent (su ve %95 lik etil alkol) kullanarak kafein ve kateşinleri ayırmışlardır. Kafein ayırmada en etkili ekstraksiyon koşulları olarak; 100 g CO 2 için 7.0 g %95 lik etil alkol kullanarak 300 bar basınç, 70 o C, 120 dakika ve 8.5 g/dakika CO 2 akış oranı şeklinde tespit etmişlerdir. Bu koşullarda kafeinin başlangıca göre %2.6 azaltıldığı, ancak EGCG de de önemli kayıp (%37.8) olduğu bildirilmiştir.

160 162 Kim ve ark. (2008), süperkritik-co 2 ile yardımcı solvent olarak %4-7 oranında su kullanarak farklı sıcaklık (40-80 o C) ve basınç ( bar) koşullarında yeşil çaydan kafein ekstrakte etmişlerdir. 40 o C, 400 bar ve %7 su kullanarak yaptıkları ekstraksiyonda kafeinin %54 ünü ayırabilmişlerdir. Aynı koşullarda çayın EGCG içeriğinin %21 i ayrılmıştır. Araştırıcılar elde ettikleri sonuçları, su ve etil alkolle yaptıkları klasik ekstraksiyon sonuçlarıyla karşılaştırmışlar ve süperkritik-co 2 ekstraksiyonun kafein ayırmada daha etkili bir teknik olduğunu bildirmişlerdir. Park ve ark. (2012), yeşil çaydan kafein ayırmada farklı sıcaklık (50, 60 ve 70 o C), basınç (10, 20 ve 30 MPa) ve yardımcı solvent miktarı (1, 2 ve 3 g etil alkol/100g CO 2 ) kullanarak süperkritik-co 2 ekstraksiyon yapmışlardır. Çalışmada 10 g öğütülmüş yeşil çay örneği kullanmışlar ve sonuçları yanıt yüzey yöntemi kullanarak optimize etmişlerdir. Optimum koşulları; yardımcı solvent miktarı 3 g, basınç 23 MPa, sıcaklık 70 o C ve süre 120 dakika olarak belirlemişlerdir. Bu şartlarda kafein verimini % olarak saptamışlardır. Kafein yanında kateşinler (% 40.61) ve klorofil (% 43.09) de elde edilmiştir. Shalmashi ve ark. (2008), subkritik suyla siyah çaydan kafeini ayırmışlardır. Farklı sıcaklık (100, 125 ve 175 o C), akış hızı (1, 2 ve 4 g/dak), partikül boyutu (0.5, 1 ve 2mm) kullanarak 3 saat boyunca subkritik suyla ekstraksiyon gerçekleştirmişlerdir. Sıcaklık ve sıvı akış hızı arttıkça, partikül boyutu küçüldükçe kafein veriminin yükseldiğini belirlemişlerdir. 0.5 mm partikül çapındaki siyah çay kullanılarak 175 o C sıcaklık, 2 g/dak akış hızında 3 saat süreyle ekstrakte edilen örneklerde kafein % 3.82, sıcak suyla 3 saat süresince klasik yöntemle ekstrakte edilenlerde kafein % 3.3 saptanmıştır. Siyah çayın süper kritik akışkan karbondioksitle ekstraksiyonunda farklı teknikler önerilmiştir. Bu tekniklerden bazıları şu şekilde sıralanabilir (Chakraverty ve ark., 2003: 753); a) 400 g siyah çay 226 g suyla karıştırılır, 20 C ve 300 barda süper kritik akışkan karbondioksitle 4 saat bekletilerek kafeinin %97 si ayrılır. Bu yöntemle elde edilen dekafeine çayın duyusal özellikleri oldukça iyidir. b)10 kg çay (% 3.3 kafein, % 5.9 nem içeren) 3.5 L suyla nemlendirilip 63 C ve 290 barda süper kritik karbon dioksitle ekstrakte edilir. Daha sonra karbon dioksit 61 C ve 280 barda aktif karbondan geçirilir. Bu işlem 2-5 saat devam eder. Sonra elde edilen dekafeine siyah çay 70 C de % 4.5 neme kadar kurutulur. Bu çay %0.8 kafein içerir. c) Siyah çay %25-50 su içerecek şekilde suyla nemlendirilir. Önce C de bar basınçta aroma maddeleri karbondiksitle ayrılır. Daha sonra C de barda karbon dioksitle kafeinsizleştirilir. Ayrılan aroma eklenip çay kurutulur. Schulmeyr (2005), günümüzde süperkritik akışkanla kafeininin ekstraksiyonda bar basınç ve 10 C ile 80 C arasında sıcaklıklarda çalışıldığını bildirmiştir. Araştırıcı, %26 neme ulaştırdığı Kenya siyah çayları ile

161 163 Çin yeşil çaylarında alışılmışın dışında yüksek basınç kullanarak süperkritik akışkanla kafeini ekstrakte etmiştir. Siyah çaylardaki %3.1 oranında bulunan kafeini 66 o C de farklı basınç (300 ve 800 bar) ve besleme oranında (105 ve 206 kg CO 2 /kg çay) süperkritik akışkanla % e; yeşil çaylardaki %2.9 oranında bulunan kafeini 66 o C de farklı basınç (300 ve 900 bar) ve besleme oranında (95 ve 260 kg CO 2 /kg çay) % e düşürmüştür. Siyah çaylarda 800 bar, yeşil çaylarda 900 bar gibi yüksek basınçlara çıkıldığında kafeinin önemli ölçüde azaldığını, ekstraksiyon süresinin kısaldığını, aroma bileşenlerinin korunduğunu hatta yüksek basınçta EGCG ve ECG (Epikateşin gallat) nin de CO 2 de çözünmediğini bildirmiştir. Siyah çayın kafeinsizleştirilmesinde ticari olarak süperkritik akışkan (CO 2 ) tekniği kullanılmaktadır. Bunun dışında etil asetatla ekstraksiyona (solvent ekstraksiyonu) da izin verilmektedir (Chakraverty ve ark., 2003: 753). Türk Gıda Kodeksi Siyah Çay Tebliği nde kafeinsiz siyah çay; kafein miktarı kuru maddede ağırlıkça % 0.1 yi geçmeyen siyah çay olarak ifade edilmiştir. Normal siyah çayda ise kafein miktarının kuru maddede g/g olarak en az % 1.6 olması gerektiği bildirilmiştir (TGK, 2008). Çözünür çayın kafeinsizleştirilmesinde başlıca 4 farklı teknik kullanılmaktadır. Bunlar; a) Solvent ekstraksiyonu (trikloroetilen veya metil klorürle ekstraksiyon) b) Mikrobiyal dekafeinizasyon (Pseudomonas sp. ile 30 C de 48 saat fermentasyon) c) Adsorbanların Kullanımı: Çayın sulu ekstraktı katı bir adsorbanla (aktif karbon, kil, sulu silikatlar, zeolit ve iyon değiştirme reçineleri gibi) karıştırılarak kafein çaydan ayrılır. Su ile karışmayan solvent ile ekstraksiyon edilerek kafein adsorbandan uzaklaştırılır. d) Siklodekstrin ile Kafeinin Kompleksi: Bu yöntemde kafein çözeltisi ile siklodekstrin karıştırılır ve 50 C de belli bir süre (30 dakikadan 18 saate kadar) bekletilir. Karışım daha sonra 4 C de dakika bekletilir ve çökelti santrifüj veya filtrasyonla uzaklaştırılır. Sulu çözeltiden kafeinin yaklaşık % 80 ni uzaklaştırması nedeni ile polimerize β-siklodekstrin en iyi dekafeinize ajan olarak bildirilmiştir (Chakraverty ve ark., 2003: 753). Çözünür çaydan bu tekniklerle kafeinin uzaklaştırılma oranları sırayla çözücü ekstraksiyonda % 97, süperkritik akışkanda %75, siklodekstrinle % 80 ve mikrobiyal yolla % 99 olarak bildirilmiştir (Chakraverty ve ark., 2003: 753) Mikrobiyal Yolla Kafeinsizleştirme Kafein bakteriler için toksik kabul edildiğinden 1970 yılına kadar mikroorganizmalar tarafından kafein parçalanması üzerine çalışma yapılmamıştır. Gelişme ortamında kafein konsantrasyonunun 2.5 mg/ml den fazla olduğunda birçok bakteri türünün gelişmediği görülmüştür yılından sonra mikrobiyal gelişme için kaynak olarak kafein kullanımında ilerleme sağlanmıştır (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225, Wang ve ark., 2008: 1086).

162 164 Kafein parçalama yeteneğine sahip bakteriler Pseudomonas ve Serratia cinslerine ait türlerdir. Kafein içeren bitkilerde kafein içeriğini azaltmak için bakteri kullanılabilir. Yaprağın yüzeyinde kafein parçalayan bakteri gelişimi vasıtasıyla daha az kafein içeriği ile çay yaprağı üretimi için bir yöntem öne sürülmüştür (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225, Wang ve ark., 2008: 1086). Ramarethinam ve Rajalakshmi (2004), çay yapraklarına Bacillus licheniformis, B. subtilis ve B. firmus u sprey edip 24 saat sonra hasat edip Ortodoks yöntemiyle siyah çaya işlemişler ve bu çayın kafein başta olmak üzere birçok bileşenini incelemişlerdir. Bacillus licheniformis sprey ettikleri yapraktan ürettikleri siyah çayların kafein içeriğinin kontrol grubuna göre %24 daha düşük olduğunu, buna karşın fenolik bileşiklerinin daha yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Bu şekilde bir uygulamayla kafein içeriği düşük çay üretilebileceğini, üstelik bu çayların aroması ve kalitesinin de korunabileceğini kaydetmişlerdir. Mikroorganizmalar yardımıyla kafeinin parçalanmasında başlıca 4 önemli faktör vardır. Bunlar: (a) kafeinin parçalanma hızı, (b) başlangıç kafein konsantrasyonu, (c) azot kaynağı ve (d) ph dır. Ortamın başlangıç kafein konsantrasyonu son derece önemlidir. Çünkü kafein, mikroorganizma için toksiktir. Pseudomonas putida kafeine en dayanıklı mikroorganizmadır (Çizelge 1). Ortamın başlangıç ph sının kaç olması gerektiğiyle bir bilgi hemen hemen yoktur. Yalnız, Penicillium roqueforti ve Aspergillus sp. ile dekafeinizasyon sonunda ortamın ph sının arasında olduğu bildirilmektedir (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225). Stemphyllium, Penicillium ve Aspergillus cinslerine ait türlerin de kafeini parçaladığı gözlenmiştir. Çizelge 1 de çeşitli mikroorganizmaların kafein yıkma oranları verilmiştir (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225, Wang ve ark., 2008: 1086). Kafeinin parçalanması bitkide, memelilerde ve mikroorganizmalarda farklı şekillerde olmakta ve parçalanma sırasında birçok yan ürün meydana gelmektedir. Örneğin bitkilerde ksantin meydana gelmekte, bu da karbondioksit ve pürin katabolizmasıyla (katabolizma; enerjice zengin ve büyük moleküllerin daha küçük moleküllere parçalanması olayı) amonyağa dönüşmektedir. Memelilerde, parçalanma sonucu metil ksantinler ve metil ürik asitler oluşmaktadır. Bakterilerde kafein önce teobromin ve paraksantin, sonra 7-metil ksantine dönüşmektedir. Küf mantarlarının kafeini parçalaması bitkilerdekine benzemekte ancak katabolizma adımı tam olarak açık değildir (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225).

163 165 Çizelge 1. Çeşitli mikroorganizmaların kafein yıkma oranları (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225) Mikroorganizma Klebsiella ve Rhodococcus Serratia marcescens Başlangıç kafein konsantrasyonu (g/l) Karbon kaynağı (g/l) Kafein yıkımı (%) 0.5 Glukoz (1) 10 saatte % saatte % 100 Stemphyllium sp Sakaroz (30.1) 29 saatte % 100 Pseudomonas putida 5-50 saatte % 95 Aspergillus tamarii 1.2 Sakaroz (28.4) 48 saatte % 67.2 Penicillium commune 1.2 Sakaroz (28.4) 48 saatte % 61.6 Günümüze kadar mikroorganizmalarla kafein azaltılması daha çok kahve ve kabuklarında denenmiştir. Bu çalışmaların çoğu hasat edilen kahvelerde gerçekleştirilmiştir Çayda kafeinin mikroorganizmalarla parçalanması konusunda çalışmalar yıl önce başlamıştır. Ancak, bu yöntemle kafein uzaklaştırılmasında toksik metabolitler oluşup oluşmadığı araştırılmamıştır. Bu konuda daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır (Gokulakrishnan ve ark., 2005: 225). 3. SONUÇ Kafein uzaklaştırmada temel amaç çayın diğer bileşenlerini almadan ortamdan kafeini uzaklaştırmaktır. Ayrıca elde edilen üründe çözücü kalıntısı bulunmaması, aromasının orjinal ürüne yakın olması da önemli konulardır. Günümüze kadar birçok kafein azaltma teknikleri önerilmiştir. Bu teknikler çayın tipine göre farklı olabilmektedir. Bu konuda daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Ülkemizde yapılacak bilimsel ve tanıtıcı çalışmalarla birlikte dünyada üretimi yapılan kafeinsiz çaya ülkemizde de ilgi artacaktır. Böylece sağlık açısından kafeinli çayı fazla tüketemeyen çay tüketicileri, kafeinsiz çay içerek çayın fonksiyonel özelliklerinden daha fazla yararlanabilecektir.

164 166 KAYNAKLAR Chakraverty, A., A.S. Mujumdar, G.S.V. Raghavan ve H.S. Ramaswamy. (2003). Handbook of Postharvest Technology. NY USA, Marcel Dekker. Dong, J-J., J.-H. Ye, J.-L. Lu, X.-Q. Zheng ve Y.-R. Liang. (2011). Isolation of Antioxidant Catechins from Green Tea and its Decaffeination. Food and Bioproducts Processing. 89, Gokulakrishnan, S., K. Chandraraj, ve S. N. Gummadi. (2005). Microbial and enzymatic methods for the removal of caffeine. Enzyme and Microbial Technology, 37, Göksu, C. (2010). Kafeinli ve Kafeinsiz Çayların (Camellia sinensis) Biyoaktif Bileşenleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı. Jun., X. (2009). Caffeine Extraction from Green Tea Leaves Assisted by High Pressure Processing. Journal of Food Engineering. 94, Kim, W.-J., J.-D. Kim, J. Kim, S.-G. Oh ve Y.-W. Lee. (2008). Selective Caffeine Removal from Green Tea Using Supercritical Carbon Dioxide Extraction. Journal of Food Engineering. 89, King, M.B. ve T.R. Both. (1993). Extraction of Natural Products Using Near- Critical Solvents. UK, Chapman & Hall. Lee, S., M.K. Park, K.-H. Kim ve Y-S. Kim. (2007). Effect of Supercritical Carbon Dioxide Decaffeination on Volatile Components of Green Teas. Journal of Food Science. 72, Lee, S.M., H.-S. Lee, K.-H. Kim ve K.-O. Kim. (2009). Sensory Characteristics and Consumer Acceptability of Decaffeinated Green Teas. Journal of Food Science. 74, Liang, H.L., Y.R. Liang, J.J. Dong, J.L. Lu, H.R. Xu ve H. Wang. (2007). Decaffeination of Fresh Green Tea Leaf (Camellia sinensis) by Hot Water Treatment. Food Chemistry. 101, Miyagishima, A., S. Fujiki, A. Okimura, S. Arahata, S. Inagaki, Y. Iwao ve S. Itai. (2011). Novel Decaffeination of Green Tea Using a Special Picking Method and Shortening of the Rolling Process. Food Chemistry. 125, Mohanpuria, P., V. Kumar ve S. K. Yadav. (2010). Tea Caffeine: Metabolism, Functions, and Reduction Strategies. Food Science and Biotechnology. 19, Mondal, T. K., Bhattacharya, A., P. S. Ahuja ve P. K. Chand. (2001). Transgenic tea [Camellia sinensis (L.) O. Kuntze cv. Kangra Jat] plants obtained by Agrobacterium-mediated transformation of somatic embryos. Plant Cell Reports. 20, Park, H.S., H.J. Lee, M.H. Shin, K-W. Lee, H. Lee, Y-S. Kim, K.O. Kim ve K.H. Kim, (2007). Effects of Cosolvents on the Decaffeination of Green Tea by Supercritical Carbon Dioxide. Food Chemistry. 105,

165 167 Park, H.S., N.G. Im, ve K.H. Kim. (2012). Extraction Behaviors of Caffeine and Chlorophylls in Supercritical Decaffeination of Green Tea Leaves. LWT- Food Science and Technology. 45, Ramarethinam S. ve N. Rajalakshmi. (2004). Caffeine in tea plants [Camellia sinensis (L.) O. Kuntze]: in situ lowering by Bacillus licheniformis (Weigmann) Chester. Indian Journal of Experimental Biology. 42, Sakanaka, S.J. (2003). A Novel Convenient Process to Obtain a Raw Decaffeinated Tea Polyphenol Fraction Using a Lignocellulose Column. Journal of Agricultural and Food Chemistry. 51, Schulmeyr, J. (12-14 Aralık 2005). Decaffeination of Tea at Pressures up to 1000 Bar. 10th European Congress Meeting on Supercritical Fluids Reactions, Materials and Natural Products Processing. Strasbourg/Colmar (France), 1-4. Shalmashi, A., F. Golmohammad ve M.H. Eikani. (2008). Subcritical Water Extraction of Caffeine from Black Tea Leaf of Iran. Journal of Food Process Engineering. 31, Sun, Q.-L., S. Hua, J.-H. Ye, J.-L. Lu, X.-Q. Zheng ve Y-R. Liang. (2010). Decaffeination of Green tea by Supercritical Carbon Dioxide. Journal of Medicinal Plants Research. 4, Suteerapataranon, S., J. Butsoongnern, P. Punturat, W. Jorpalit ve C. Thanomsilp. (2009). Caffeine in Chiang Rai Tea Infusions: Effects of Tea Variety, Type, Leaf Form, and Infusion Conditions. Food Chemistry. 114, T.G.K. (2008). Siyah Çay Tebliği. Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği (Tebliğ No: 2008/42 Tarih: ). Varman, A.H. ve J.M. Sutherland. (1994). Beverages: Technology, Chemistry and Microbiology. UK, Chapman & Hall. Wang, H. ve K. Helliwell. (2000). Epimerisation of Catechins in Green Tea Infusions. Food Chemistry. 70, Wang, X., X. Wan, S. Hu ve C. Pan. (2008). Study on the Increase Mechanism of the Caffeine Content during the Fermentation of Tea with Microorganisms. Food Chemistry. 107, Yadav, S. K. ve P.S. Ahuja. (2007). Towards Generating Caffeine-Free Tea by Metabolic Engineering. Plant Foods Human Nutrition. 62, Ye, J.H., Y.R. Liang, J. Jin, H.L. Liang, Y.Y. Du, J.L. Lu, Q. Ye ve C. Lin. (2007). Preparation of Partially Decaffeinated Instant Green Tea. Journal of Agricultural Food and Chemistry. 55, Ye, J.H., J. Jin, H.L. Liang, J.L. Lu, Y.Y. Du, X.Q. Zheng ve Y.R. Liang. (2009). Using Tea Stalk Lignocellulose as an Adsorbent for Separating Decaffeinated Tea Catechins. Bioresource Technology. 100,

166 168 TÜRK VE SEYLAN SİYAH ÇAYLARININ KAFEİN İÇERİĞİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Burak İPEKCİ 1 ve İlkay KOCA 2 1 Yüksek Lisans Öğrencisi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü 2 Doç. Dr, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi ÖZET: Siyah çay, ülkemizde çok yaygın tüketilen içeceklerden biridir. Siyah çay Camelliasinensis bitkisinin körpe yaprak ve sürgünlerinden üretilmektedir. Çay yaprağı, birçok kimyasal bileşik içermektedir. Kafein bu bileşiklerden biridir. Kafein uyarıcı etkiye sahip bir alkaloiddir. Kafein içeriği çayın kalitesini değerlendirmede önemli bir kalite parametresidir. Kafein, çay deminin canlılık ve diğer tat karekteristiklerine önemli katkıda bulunmaktadır. Ancak, aşırı tüketilmesi durumunda özellikle duyarlı bireylerde sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Siyah çayın kafein içeriği tür, sürgün dönemi, yaprağın yaşı, iklim, genetik, coğrafik bölge, tarımsal uygulamalar ve işleme şartları gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Bu çalışmada, Türk ve Seylan siyah çaylarının kafein içeriğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kafein içerikleri Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile belirlenmiş, toplam 24 siyah çay (12 si Türk, 12 si Seylan çayı) analiz edilmiştir. Kafein içeriği Türk çaylarında % 1.75 ile 2.67 (kuru maddede), Seylan çaylarında % 2.55 ile 3.89 (kuru maddede) arasında bulunmuştur. Buna göre, Seylan siyah çaylarıyla karşılaştırıldığında Türk siyah çaylarının kafein içeriği daha düşük bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Kafein, Siyah Çay, HPLC. 1. GİRİŞ Çay, dünyada sudan sonra en fazla tüketilen içecektir. Günümüzde, ticari olarak birbirinden farklı üç tip çay üretimi yapılmaktadır. Bunlar: Siyah, yeşil ve oolong çaydır (Katiyar ve Mukhtar, 1997:59-67). Dünya çapında en fazla üretilen siyah çaydır. Toplam üretimin % 76 sını siyah çay, %22 sini yeşil çay ve %2 likkısımını ise oolong çay oluşturmaktadır (Trevisanato ve Young- In Kim, 2000:1-10). Ülkemiz Çin, Hindistan, Kenya ve Sri Lanka dan sonra dünyadaki beşinci en büyük siyah çay üreticisidir (FAO, 2013). Çay tiplerinin üretimi ve bileşimi birbirinden az veya çok farklılık göstermektedir. Siyah çay üretimi, soldurma, kıvırma, enzimatik oksidasyon ve kurutma aşamalarını, yeşil çay üretimi, polifenol oksidaz dahil tüm yükseltgenme enzimlerini inaktif hale getirmek için yüksek sıcaklık veya buharla şok soldurma, kıvırma ve kurutma aşamalarını; oolong çay üretimi ise hafif soldurmadan sonra hafif kıvırma, kısmen enzimatik oksidasyon ve kurutma aşamalarını içermektedir (Katiyar ve Mukhtar, 1997:59-67).

167 169 Çay, birçok kimyasal bileşik içermektedir. Bu bileşiklerden en fazla bulunanı polifenoller ile kafein, thebromin gibi metil ksantinlerdir. Çayın polifenollerden dolayı antioksidan ve antikarsinojen gibi sağlık üzerine yararlı özellikleri bilinmektedir. Ancak, yüksek düzeyde çay tüketimi kafein alımını artıracağından sağlık üzerine olumsuz etkileri de görülebilmektedir.bir gram çay yaprağı yaklaşık mg kafein içermektedir. Çay deminin kafein içeriği, suyun sıcaklığı, demleme süresi, çay:su oranı, çay yaprağının büyüklüğü ve şekli gibi birçok faktörden etkilenir. Bunun dışında taze çay yaprağının kafein içeriği de çay deminin kafein içeriğini etkilemektedir (Suteerapataranon ve ark., 2009: ). Orjin, genetik, klimatik özellikler, toprak özellikleri, rakım, yaprağın pozisyonu, sürgün dönemi ve çay yaprağının yaşı gibi birçok faktör çay yaprağının kafein içeriği üzerine etkide bulunur (Komes ve ark., 2009: ; Wanyika ve ark., 2010: ). Azotlu gübreyle gübreleme kafein içeriğini artırır (Cloughley, 1982: ). Siyah çay üretimi sırasında kafein içeriğinde değişimler olur. Soldurma süresine bağlı olarak kafein miktarı artar. Enzimatikoksidasyon sırasında zaman ve sıcaklığa bağlı olarak azalır. Kurutma sırasında da çok az bir kayıp sözkonusudur (Cloughley, 1983: 25-34). Günümüze kadar birçok araştırıcı çayın kafein içeriği konusunda çalışma yapmıştır. Bunlar arasında Türk Siyah çayları da vardır (Yılmaz, 1982; Nas, 1990; Özdemir, 1992; Özdemir ve ark., 1993: ; Turkmen ve Velioglu, 2007: ; Karadeniz ve Koca, 2009: ). Bu çalışmanın amacı, Türk siyah çayları ile kaliteli çay olarak bilinen ve ülkemizde satışa sunulan Seylan çaylarını kafein bakımından karşılaştırmaktır.çalışmada, Karadeniz in farklı bölgelerinden alınan 12 farklı yerli siyah çaylarla ithalat yoluyla ülkemize giriş yapan 12 farklı Sri-Lanka menşeili siyah çaylar analiz edilmiştir. Türk ve Seylan siyah çaylarının kuru maddede kafein içerikleri arasındaki farklılıklar SPSS 16.0 Bilgisayar Paket Programı kullanılarak t-testi ile analiz edilmiştir. Siyah çay örneklerinde başlıca kuru madde ve kafein analizi yapılmıştır. Kuru madde analizinde darası belirlenmiş nikel kaplara çay örnekleri tartılarak etüvde 105 C de sabit ağırlığa erişinceye kadar tutulmuş ve oluşan ağırlık kaybı tespit edilmiştir (AOAC, 1984). Kafein içeriği TS ISO (2004) yöntemine göre belirlenmiştir. Bunun için 1 g öğütülmüş çay örneği 100 ml kaynar damıtık suyla30 dakika bekletilip, oda sıcaklığına soğutulmuş ve filtre edilmiştir. Gerekli seyreltmelerden sonra 45µ filtreden geçirilerek Yüksek performanslı sıvı kromatoğrafi (HPLC) sistemine verilmiştir. Analizde, Series 200 pompa, Series 200 autosampler, Series 200 UV-VIS detektör ve NCI Interface ünitesinden oluşan HPLC cihazı (Perkin Elmer, USA); Intersil ODS-4 5um C18 (150 x 4.6 mm) kolonu kullanılmıştır. Çalışmada hareketli faz olarak metanol-su karışımı (3:7), 1 ml/dak akış hızı, 38 C kolon sıcaklık koşulları kullanılmış ve 274 nm dalga boyunda analiz gerçekleştirilmiştir. Sonuç hesaplamak için kimyasal olarak saf kafeinin sudaki stok çözeltisinden 10 ile 100 ppm arasında değişik konsantrasyonlarda standart çözeltiler hazırlanıp HPLC ye verilmiştir. Her bir standart çözeltinin alıkonma zamanları ile pik alanları tespit edilmiştir. Kafeinin alıkonma zamanı yaklaşık 5.65 dakika olarak belirlenmiştir. Değişik kafein konsantrasyonlarına karşı okunan alanlar dikkate alınarak çizilen grafik yardımıyla kafein içeriği hesaplanmıştır.

168 BULGULAR VE TARTIŞMA Analizi yapılan Türk ve Seylan siyah çaylarının kuru madde ve kafein içerikleri Çizelge 1 de, kafein değerlerine ilişkin varyans analiz cetveli Çizelge 2 de verilmiştir. Çizelge 1. Siyah çaylara ait analiz sonuçları Yerli Çaylar Seylan Çayları Kuru madde (%) Kafein* Kuru madde (%) Kafein* Örnek No (%) Örnek No (%) Ortalama Ortalama *Kuru maddede Çizelge 1 den görüldüğü gibi, Türk siyah çaylarının kafein içeriği kuru maddede % (ortalama %2.22), Seylan çaylarının ise % (ortalama %3.19) arasında değişim göstermiştir. Bu çaylar arasında kafein miktarı açısından istatistiksel olarak önemli farklılık bulunmaktadır (p<0.05) (Çizelge 2). Çizelge 2. Çayların kafein içeriğine ait varyans analiz cetveli Varyasyon kaynağı Serbestlik derecesi Kareler toplamı Kareler ortalaması F Genel Gruplar arası * Hata Özdemir ve ark. (1993), 3 farklı sürgün döneminde Ortodoks ve Çaykur yöntemleriyle üretilen çayların kafein içeriğini belirlemişlerdir. Siyah çayda kafein içeriğinin % arasında değiştiğini saptamışlardır. İşleme

169 171 metotlarının çayın kafein içeriğine önemli derecede etki etmediğini ancak, sürgün dönemlerinin kafein içeriği üzerine çok etkili olduğunu, 1. Sürgün döneminde en yüksek düzeyde olduğunu 3. Sürgüne doğru azaldığını saptamışlardır. Fernández ve ark. (2000), 17 si siyah çay olmak üzere 37 farklı çayın kateşin ve kafein içeriklerini belirlemişlerdir. Siyah çaylarda kafein içeriğini %2.57 ile %3.42 arasında değiştiğini saptamışlardır. Analiz ettikleri çaylardan 3 ünün Seylan çay olduğunu ve bunların kafein içeriğinin %2.91 ile %3.29 arasında değiştiğini tespit etmişlerdir. Astill ve ark. (2001), siyah ve yeşil çayın fenolik ve kafein içeriğine etki eden faktörleri inceledikleri çalışmalarında; kafein içeriğini siyah çayda % , yeşil çayda ise % arasında değiştiğini belirlemişlerdir. Varyete, çevre koşulları, üretim metotları, çay yapraklarının boyutunun hem çay yaprağının hem de son ürünün bileşimini çok etkilediğini bildirmişlerdir. Khokhar ve Magnusdottir (2002), İngiltere de marketlerde satılan farklı ülkelere ait yeşil, oolong ve siyah siyah çayların kateşin ve kafein içeriklerini belirlemişlerdir. Analiz ettikleri siyah çaylarda kafein içeriğini 22.0 mg/g ile 28.0 mg/g arasında, Seylan çaylarında ise ortalama 26.4 mg/g olarak saptamışlardır. Zuo ve ark. (2002), siyah çayı da kapsayan 8 farklı çayın kafein, kateşin ve gallik asit içeriğini belirlemişlerdir. Siyah çayın kafein içeriğini 21.6 mg/g olarak saptamışlardır. İnceledikleri çaylar arasında en düşük kafeini oolong çaylarda tespit etmişlerdir. Lin ve ark. (2003), siyah, yeşil ve oolong çayla genç ve yaşlı çay yapraklarını da kapsayan 31 ticari çay örneğinin kafein ve toplam fenolik madde içeriğini incelemişlerdir. Siyah çayda kafein miktarını mg/g olarak belirlemişlerdir. Kafein içeriği bakımından çayları büyükten küçüğe doğru siyah çay>oolong> yeşil çay> yeşil çay yaprağı şeklinde sıralamışlardır. Yao ve ark. (2006), Avusturalya marketlerinde satılan çayların kafein, teanin, su ekstraktı ve nem içeriğini belirlemişlerdir, çalışmalarında 20 si yaprak 36 sı poşet olmak üzere 56 çay örneği kullanmışlardır. Bu çaylardan 8 i siyah çay olup, bunlarda kafein içeriğini %3.1 ile 4.61 arasında tespit etmişlerdir. Turkmen ve Velioglu (2007), Ortodoks ve Çaykur yöntemleriyle üretilen çayların fenolik ve alkaloid bileşiklerdeki değişimleri incelemişlerdir. Çaykur yöntemiyle üretilen siyah çaylarda kafein içeriğini g/kg, Ortodoks metoduyla üretilenlerde g/kg arasında belirlemişler ve işleme metodunun kafein içeriğini önemli şekilde etkilemediğini bildirmişlerdir. Sürgün döneminin kafein içeriğinde önemli bir etken olduğunu ve çayın 1. Sürgün döneminde en yüksek kafein içeriğine sahip olduğunu tespit etmişlerdir.

170 172 Komes ve ark. (2009), beyaz, yeşil, sarı, oolong ve siyah çay olmak üzere 5 farklı çay çeşidini kafein içeriği bakımından karşılaştırmışlardır. Kafein içeriği bakımından çayları büyükten küçüğe doğru beyaz (%3.62)> sarı (%3.18)> siyah (%2.79)>oolong (%2.77)>yeşil çay (%2.35) olarak sıralamışlardır. Kafein içeriğinin orjin, genetik, çevresel faktörler, hasat zamanı, işleme metodu ve çay yaprağının yaşına göre değiştiğini bildirmişlerdir. Genç sürgünlerin daha yüksek miktarda kafein içerdiğini, bu nedenle genç sürgünlerden yapılan beyaz çayın da kafein miktarının diğerlerinden daha yüksek olduğunu ifade etmişlerdir. Wanyika ve ark. (2010), Kenya marketlerinde satılan kafein içeren içecekler üzerine çalışmışlardır. 3 farklı siyah çayı da içeren araştırmalarında, kafein içeriğini HPLC yöntemiyle % arasında tespit etmişlerdir. Çaylar arasındaki farklı sonuçların yetişme koşulları, işleme tekniği, toprak özellikleri, rakım, yaprağın pozisyonu gibi birçok faktörden kaynaklanabileceğini bildirmişlerdir. Türk çaylarının kafein içeriğini Yılmaz (1982) % , Nas (1990) % , Özdemir (1992) % ve Karadeniz ve Koca (2009) % olarak belirlemişlerdir. Yapılan çalışmalarla Türk siyah çaylarının kafein içeriği karşılaştırıldığında; Özdemir ve ark. (1993), Zuo ve ark. (2002), Wanyika ve ark. (2010), Turkmen ve Velioglu (2007) ve Karadeniz ve Koca (2009) tarafından belirlenen değerlere yakın; Fernández ve ark. (2000), Astill ve ark. (2001), Khokhar ve Magnusdottir (2002), Lin ve ark. (2003), Komes ve ark. (2009) ve Yılmaz (1982) ın bulgularından daha düşük; Nas (1990) ve Özdemir (1992) in bildirdiklerinden ise daha yüksek olduğu görülmüştür. İthal edilen Seylan çaylarının kafein içeriği ise Fernández ve ark. (2000), Astill ve ark. (2001), Khokhar ve Magnusdottir (2002), Zuo ve ark. (2002), Lin ve ark. (2003), Komes ve ark. (2009) ve Yılmaz (1982) ın bulgularıyla uyumlu; Özdemir ve ark. (1993), Turkmen ve Velioglu (2007), Nas (1990) ve Özdemir (1992) tarafından belirlenen değerlerden genel olarak daha yüksek bulunmuştur. Gerek araştırıcılar tarafından bildirilen çayların kafein içerikleri ile analizi yapılan tüm çayların gerekse Türk ve Seylan çayları arasında belirlenen farklılıklar farklı coğrafik bölgelerde yetişmesinden, iklim ve tarımsal uygulamalardan kaynaklanabilir. Ayrıca siyah çay üretim koşulları da fabrikadan fabrikaya göre değişebilmekte bu da son ürünün bileşimine yansımaktadır. Seylan ve Türk çaylarındaki bu farklılık üretimde kullanılan çay bitkisinin toprak ve iklim özelliği birbirinden farklı coğrafik bölgelerde yetişmesinden kaynaklanmaktadır. 3. SONUÇ Çay yaprağının bileşimi birçok faktörden etkilense de miktar olarak en fazla bulunan maddelerden biri kafeindir. Kafein çayın aranılan bir içecek olmasının ve fizyolojik özellik taşımasının en büyük nedenidir. Bu çalışmada, ülkemizde üretilen siyah çaylar ve ithal edilen kaliteli çay olarak bilinen Seylan çaylarının kafein içerikleri belirlenmiştir. Seylan çaylarının kafein içeriği Türk siyah çaylarından daha yüksek saptanmıştır. Aralarındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05).

171 173 KAYNAKLAR AOAC. (1984). Official Methods of Analysis. Association of OfficialAnalytical Chemists. 14 th ed.arlington, Virginia, USA. Astill, C., M.R. Birch, C. Dacombe, P.G. Humphrey ve P.T. Martin. (2001). FactorsAffectingtheCaffeineandPolyphenolContents of Black andgreentea- Infusions. Journal of AgriculturalFoodChemistry. 49, Cloughley, J.B. (1982). FactorsInfluencingtheCaffeine Content of Black Tea: Part 1-The Effect of FieldVariables. FoodChemistry. 9, Cloughley, J.B. (1983). FactorsInfluencingtheCaffeine Content of Black Tea: Part 2-The Effect of ProductionVariables. FoodChemistry. 10, FAO. (2013). FAO web page, (23/04/2013). Fernández, P.L., M. J. Martín, A. G. González ve F. Pablos. (2000). HPLC Determination of CatechinsandCaffeine in Tea. Differentiation of Green, Black andinstantteas. Analyst. 125, Karadeniz, B. ve I. Koca. (2009). PhenolicProfilesandAntioxidantProperties of Turkish Black TeaManufacturedwithOrthodoxMethod. AsianJournal of Chemistry. 21, Katiyar, S.K. ve H. Mukhtar. (1997).TeaAntioxidants in CancerChemoprevention. Journal of Cellular BiochemistrySupplement. 27, Khokhar, S. ve S.G.M. Magnusdottir. (2002). Total Phenol, Catechin, andcaffeinecontents of TeasCommonlyConsumed in the United Kingdom. Journal of AgriculturalFoodChemistry. 50, Komes, D., D. Horžić, A. Belščak, K. KovačevićGanič ve A. Baljak. (2009). Determination of Caffeine Content in TeaandMatéTeabyusingDifferentMetho ds. CzechJournal of FoodScience.27, Lin, Y.-S., Y.-J. Tsai, J.-S. Tsay ve J.-K. Lin. (2003). FactorsAffectingtheLevels of TeaPolyphenolsandCaffeine in TeaLeaves. Journal of AgriculturalFoodChemistry. 51, Nas, S. (1990). Değişik Yöre Çaylarından Farklı Metodlarla İşlenen Siyah Çayların Bazı Kalitatif Özellikleri ve Bir Kısım Mineral İçeriklerinin X-ışını Floresans ve Atomik Absorbsiyon Teknikleri ile Belirlenmesi. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Gıda Bilimi ve Teknolojisi Anabilim Dalı. Özdemir, F. (1992). Farklı Kıvırma Metotlarının Üç Sürgün Dönemi Çayın siyah Çaya İşlenmesinde Uygulanma Etkinliği ve Üretilen Siyah Çayların Bazı Fiziksel, kimyasal ve Duyusal Özellikleri. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Gıda Bilimi ve Teknolojisi Anabilim Dalı.

172 174 Özdemir, F., H.Y. Gökalp ve S. Nas. (1993). Effects of shootingperiod, timeswithinshootingperiodsandprocessingsystems on theextract, caffeineandcrude fiber contents of blacktea. Z LebensmUntersForsch. 197, Suteerapataranon, S., J. Butsoongnern, P. Punturat, W. Jorpalit ve C. Thanomsilp. (2009). Caffeine in Chiang Rai TeaInfusions: Effects of TeaVariety, Type, Leaf Form, andinfusionconditions. FoodChemistry. 114, TS ISO. (2004). TS ISO Çay ve Katı Hâldeki Çözünebilir Çay-Kafein İçeriğinin Tayini Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografi Yöntemi. Türk Standardları Enstitüsü,Necatibey Caddesi No.112, Ankara. Trevisanato, S.I. ve M.D. Young-In Kim. (2000).TeaandHealth. NutritionReviews. 58,1-10. Turkmen, N. ve Y.S. Velioglu. (2007). Determination of AlkaloidsandPhenolic- Compounds in Black TeaProcessedbyTwoDifferentMethods in DifferentPluckingSeasons. Journal of thescience of FoodandAgriculture. 87, Wanyika, H. N., E. G. Gatebe, L. M. Gitu, E. K. Ngumba ve C. W. Maritim. (2010). Determination of Caffeine Content of TeaandInstantCoffeeBrandsFound in thekenyan Market. AfricanJournal of FoodScience. 46, Yao, L., X. Liu, Y. Jiang, N. Caffin, B. D Arcy, R. Singanusong, N. Datta ve Y. Xu. (2006). Compositional Analysis of TeasfromAustralianSupermarkets. FoodChemistry. 94, Yılmaz, H. (1982). Doğu Karadeniz Çayının Kimyasal Bileşimi. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi. Zuo, Y., H. Chen ve Y. Deng. (2002). SimultaneousDetermination of Catechins, CaffeineandGallicAcids in Green, Oolong, Black andpu-erhteasusing HPLC with a PhotodiodeArrayDetector. Talanta. 57,

173 175 ÇAY BİTKİSİNİN (Camellia SINENSIS L.) TARİHSEL GELİŞİMİ VE TIBBİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Çağatay ÜSTÜN 1 ve Nuray DEMİRCİ 2 1 Doç. Dr., Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 2 Öğr. Gör., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sağlık Yüksekokulu Özet: Çay Camellia SINENSIS, çaygiller familyasından (Theaceae) nemli iklimlerde yetişen bitkinin yapraklarından elde edilmektedir. Dünyada ilk defa Çin ve Hindistan da yetiştirilmeye başlanmış olup anavatanı Assam (Hindistan ın Çin e bakan iç tarafları) dır. Çay bitkisinin M.Ö 2700 yıllarında Assam dan Çin e taşındığı ve orada da kültürü yapılmaya başlandığı bilinmektedir. Camellia ASSAMICA ve Camellia SINENSIS olmak üzere iki türü bulunmaktadır. Üç farklı şekilde elde edilen çay; yeşil çay, siyah çay ve oolong çay olarak bilinmektedir. Bunların yanı sıra, Camellia SINENSIS bitkisinin bazı varyetelerinin tomurcuk ve genç yapraklarından yapılan özel bir çay grubu olan beyaz çay da vardır. Yapılan çalışmalarla çayın, antioksidatif, antiinflamatuar, antimutajenik, antikarsinojenik, antianjiyojenik, apoptotik, antiobezite, hipokolesterolemik, antiaterosklerotik, antidiabetik, antibakteriyel, antiviral, yaşlanmayı geciktirici gibi değişik farmakolojik etkileri olduğu gösterilmiştir. Makalemizde Rize yöresinde yetiştirilen ve tıbbi açıdan önemli bir bitki olan çayın tarihsel gelişimini, türlerini ve içerdiği etkin maddeleri de değerlendirerek sağlık üzerindeki etkilerini ele alacağız. Anahtar Kelimeler: Camellia SINENSIS L., Tıp, Tarih. Dünyada sudan sonra tüketilen ikinci içecek olan çay, dünya çapında hastalıkların insidansını büyük oranda azaltır ve sağlıklı bir yaşam sürdürülmesine katkıda bulunur. J. H. Weisburger 1. GIRIŞ Çay bitkisinin Camellia SINENSIS ve Camellia ASSAMICA olmak üzere iki ana çeşidi vardır: Çin e özgü Camellia SINENSIS; uzun ömürlü ve soğuk havaya dayanabilen bir yapıya sahip olup, küçük yapraklardan oluşmaktadır. Assam da yetiştirilen Camellia ASSAMICA, daha büyük, bir ağaç gibi yapraklara sahip, daha hassas, aromatik, kısa ömürlü olup, tropikal ve yağışlı bölgelerde kolay bir şekilde yetiştirilmektedir. (Fisunoğlu, 2008:1-24; Avins,2009:1-39; Taşkın, 2007:1-103) Çayın bazen sıcak, bazen buzlu, bazen süt ile bazen de limonla içildiği bilinmektedir. Aslında başlangıçta sıradan görülse bile çayın manevi, felsefi, tarihi ve sağlık açısından önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Literatürde çayın on fazileti arasında sağlık yönünden iç organları dengede tuttuğu ve huzurlu ölüm sağladığı belirtilmektedir.

174 DÜNYADA ÇAYIN TARIHI VE GELIŞIMI Yaklaşık olarak 5000 yıl önce yaşadığı tahmin edilen, Çin tarihinde, mitolojisinde ve kültüründe önemli bir yeri olan ve klasik Çin tıbbının üç efsanevi imparatorlarından Kızıl İmparator olarak anılan Shen Nung, ilk tıbbi şifalı bitkiler kitabı Pen T-Sao yu (M.Ö. 2800) derlemiş ve bu eserde kişisel olarak denediği 365 ilacın etkilerini anlatmıştır. Shen Nung un çayı ilk defa M.Ö yılında, kaynayan suya çay yapraklarının düşmesi sonucu, tesadüfen bulduğu ifade edilmektedir (Şekil 1). Düşen yaprakların kaynayan suda oluşturduğu farklı renkteki karışımın aroması ve tadı beğenilmiş, önce Çin e, oradan da tüm dünyaya yayılmıştır. Latince adıyla Camellia SINENSIS olarak bilinen çay bitkisi, dünyada sudan sonra en fazla tüketilen içecektir. Bugün Hindistan, Çin, Sri Lanka, Japonya ve Tayvan başta olmak üzere yaklaşık 30 ülkede çay üretilmektedir. (Lyons, 1997: ; Fisunoğlu, 2008:1-24) Ülkemizde de çay üretimi ve tüketiminin çok yaygın olduğu bilinmektedir. Tüm dünyada, toplumsal yaşamda oldukça önemli bir yer tutan çayı, Hintliler süt ve şekerle, Kuzey Afrikalılar ise taze nane ile lezzetlendirirler. Çay kültürü her ülkede farklı şekilde yorumlanmaktadır. Antik Çin de çayın yaşamın yedi günlük ihtiyaçlarından biri olarak kabul edildiği ve çayın içecek sayılmadan önce uzun zaman ilaç olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Yapraklar buhardan geçirilip, havanda ezildikten sonra bir kapta toplanır. Çin kültüründe çay, içine pirinç, zencefil, tuz, portakal kabuğu, baharat, süt ve isteğe göre soğan katılarak kaynatılırdı. Çinlilerin iyi bir çay yaprağını şöyle tanımladıkları söylenmektedir: Tatar atlılarının çizmeleri gibi kara, güçlü bir öküzün boynuzları gibi kıvrımlı, tatlı bir meltemin dokunduğu göl kadar parlak. Çinlilere göre çay, küçük fincanda soğumadan içilmelidir. Hem rahatça içebilmek, hem de içerken içtiği çayı görerek manevi bir tatmine kavuşmak için fincanların geniş ağızlı olanları tercih edilir. Aynı yaprağı defalarca demleme olayı Çin de yaygın olup, bunu bir sanata dönüştürmüşlerdir. Çin den Japonya ya taşınmış olan çayın tarihini Japonlar daha iyi belgelemiş, törenselliğini derinleştirmiş ve onu da yemek kültürlerine uygun olarak kendilerine özgü bir çay içme töresi haline getirmişlerdir. Japon kültüründe çayın aydınlanma arayışı içinde bir ritüel olarak kullanıldığı bilinmektedir. Taoculuk, Budizm ve Zen in felsefi, dini dünya anlayışıyla sıkı bir ilişki içinde olan Japon çay töresinin başka bir eşi yoktur. Haz almaya değil, iç dünyaya ilişkin bir ritüel olan Japon çay töresinde, Katolik ayinlerinde İsa nın kanını simgeleyen şaraptan daha önemli bir yeri vardır. Özel çay evlerinde gerçekleştirilen bu törenin öncelikli görevi, konukları en uygun ve en zarif bir biçimde ağırlamaktır. Moğolların çay içme biçimleri ise bazı farklılıklar arz etmektedir. Çaya biraz yağ, bir tutam tuz, biraz un ya da darı ekledikleri ve bazen de kuzu etli çay içtikleri bildirilmektedir. Özellikle dilim dilim edilip bir hafta açık havada kurutulmuş kuzu etini çayın içine atıp içerek, soğuk iklim koşullarına ve göçebe hayata karşı güç ve enerji kazanacaklarına inanırlardı.

175 177 Fransız kültüründe çay, uzun süre demlenmeden, ince porselen bir fincanda ikram edilir. Hafif içimli bir çayın yanında küçük bir çikolata, krokan veya pralin ile ikram edilir. Rusya da her öğün çay içilmesi bir gelenektir. Ruslar çaylarını semaverde demlerler, beyazlatılmamış şeker ve limon suyu ilave ederek içerler. Amerikalılar açısından çay çoğunlukla, Amerikan Devrimi ile ilişkilendirilidir. Hindistan vasıtasıyla çay ile tanışan İngilizler ise zamanla çayı yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmişlerdir. İkindi vakti olan ve beş çayı olarak adlandırılan küçük çay davetlerinde dostların bir araya gelmesi düşünülmüş ve bu davet konukseverliğin bir göstergesi olarak tüm dünyaya armağan edilmiştir. 3. TÜRKIYE DE ÇAYIN TARIHI VE GELIŞIMI Anadolu nun coğrafi konumu itibariyle İpekyolu güzergahının üzerinde bulunması, Avrupa dan önce çay ile tanışmasına olanak sağlamıştır. Evliya Çelebi nin Seyahatnamesi ile bazı kayıtlarda çay hakkında anlatımlar bulunmaktadır. Elde bulunan kayıtlara göre Türkiye de çay bitkisinin yetiştirilmesine ait ilk ciddi girişim 1888 yılında yapılmıştır. Mekteb-i Mülkiye-i Şahane mezunlarından Mudanya Kaymakamı Hasan Fehmi tarafından İstanbul da 1892 yılında yayınlanan Coğrafiyayı Sınai ve Ticari isimli kitabın 107. sayfasında çay fidanlarının, zamanın Ticaret Nazırı Esbaki İsmail Paşa Hazretleri aracılığıyla Çin den getirildiği yazılmıştır. Bazı kaynaklara göre, Anadolu da çay üretimine 1878 yılında Japonya dan getirilen çay tohumlarının ekimi ile başlanmışsa da, bunda başarı sağlanamamıştır. Çoğu literatürde Türklerin çay ile Anadolu ya girmeden önce Orta Asya da tanıştıkları bilgisine yer verilirken, çayı ilk kez içen kişinin Hoca Ahmet Yesevi ( ) olduğu aktarılmaktadır. Abdül l Kayyum Nasıri nin ( ), Fevakihü l Cülesa isimli eserinde Hoca Ahmet Yesevi nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde ilk kez içtiği sıcak çayın sıhhatine faydası dokunması üzerine, bu içeceğin şifa niyetine içilmesi için dua ettiği söylenmektedir. Ulaşılan belgelere göre çayın bir tarım bitkisi olarak düşünülmesi ise; II. Abdülhamit zamanında (1894) olmuştur tarihli ve 250sayılı Orman, Madenler ve Tarım Bakanlığı ndan (Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti) sadrazama yazılan belgede, çayın şifalı ve besleyici olduğu dile getirilmekte, ticari anlamda önemli bir konuma sahip olduğu belirtilmekte, tarımı için uygundur onayı istenmektedir. Konu hakkındaki olur, başkatipliğin tarihli yazısı ile verilmiş, Japonya dan tedarik edilen tohum ve fideler Bursa ya ekilmiş ve Bursa nın ekolojik yapısının çay üretimine uygun olmaması nedeniyle başarılı olunamamıştır. Çayın ülkemizde yetiştirilebileceği fikri, 1917 yılında Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi müdür vekili ve botanikçi olan Ali Rıza Erten tarafından ortaya konmuştur. Zirai incelemelerde bulunmak üzere Batum ve civarına giden Ali Rıza Erten, bu bölgede çay ve narenciye yetiştiğini görmüş, aynı toprak ve iklim özelliklerine sahip Rize bölgesinde de çayın yetişebileceği fikrini

176 178 bir rapor halinde sunmuştur yılındaki bu rapor, 1924 yılında bölgede görülen yoksulluk, işsizlik ve göç nedeniyle TBMM tarafından ele alınmış ve 16 Şubat 1924 tarihinde Rize vilayeti ile Borçka kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay yetiştirilmesi adı ile 407 sayılı kanun kabul edilmiştir. Bu kanun ile çay tarımı yasal bir güvenceye kavuşturulmuştur yılında çıkarılan 4223 sayılı Kahve ve Çay İnhisarı Kanunu ile çayın tüketim amacıyla Türkiye ye sokulması, yurt içinde satılması devlet tekeline bırakılmıştır. İlk çay fabrikası, 1947 yılında 60 ton/gün kapasitesi ile Rize Fener Mahallesinde Merkez Çay Fabrikası adı altında işletmeye açılmıştır yılına kadar ithalat ile karşılanan iç tüketim talebi, bu yıldan sonra yurt içi üretimle karşılanmaya başlanmıştır yılında çay tarımının ve çay işletmesinin ayrı bakanlıkların sorumluluğu altında yürütülmesine son verilerek Çay Kurumu Genel Müdürlüğü, (ÇAYKUR) kurulmuştur yılında çıkarılan 3092 sayılı yasayla çayda tekelin kaldırılması üzerine, özel sektör 1985 yılından itibaren çay sanayine girerek üretime başlamıştır yılına kadar tamamen Çaykur un kontrolünde olan sektörde bu yıldan itibaren başlayan özel sektör büyümesi, 2005 yılında kuru çay üretiminde yüzde 50 ye yaklaşan bir paya sahip olunmaya kadar varmıştır. Çay sanayi, 30 bini Mayıs- Kasım ayları arasındaki üretim sezonunda geçici olmak üzere yaklaşık 35 bin işçiyi istihdam etmektedir. Çaykur un 46 yaş çay işleme fabrikası ve bunların 6600 ton günlük işleme kapasitesi bulunurken, özel sektöre ait irili-ufaklı 230 fabrikanın da günlük işleme kapasiteleri 9 bin ton civarındadır. (Taşkın, 2007:1-103, Güneş, 2012: ) 4. ÇAY TÜRLERİ VE ETKİN MADDELERİ Dünyada en çok tüketilen ikinci içecek olarak bilinen çay Camellia SINENSIS, çay bitkisinin genç yapraklarından ve tomurcuklarından yapılmış, Theaceae familyasına ait bir bitkidir. Çayı işleme yöntemlerine göre üç ana başlıkta toplayabiliriz. Bunlar; siyah çay (tam fermente edilmiş-tam okside edilmiş), yeşil çay (fermente edilmemiş-okside edilmemiş) ve oolong (yarı fermente edilmiş-yarı okside edilmiş) çaydır. Dünya çapında ortalama 2 milyon ton çay üretildiği bildirilmektedir. Üretilen bu çayın yaklaşık %20 si yeşil çay olup Asya ve Orta Doğu ülkelerinde; %78 i siyah çay ve en çok batıda ve Asya ülkelerinde; %2 si oolong çayı ve Çin in Güney doğusunda tüketildiği ifade edilmektedir. Benzer kimyasallardan oluşan siyah çay, yeşil çay ve oolong çayının aralarındaki temel fark üretimleri sırasında gerçekleşen kimyasal değişimlerdir. Camellia SINENSIS bitkisinin uygun varyetelerinin tomurcuk ve yapraklarından üretilen farklı oksidasyon seviyelerine sahip olan siyah, oolong ve yeşil çaydan sonra beyaz çay en düşük miktardaki üretimi temsil etmektedir. Tomurcuklar, beyaz çaya açık gri renk veren gümüş rengi tüylerle kaplıdır. Beyaz çay demi açık sarı renklidir ve yeşil çaya özgü çimensi aromanın dışında hafif tatlı bir aroması vardır.

177 179 Çay türlerinin bileşenleri arasında polifenoller çok önemli bir yer tutar ve kuru çayın yaklaşık %36 sını oluşturmaktadır. Taze yeşil çay yaprağının diğer bileşenleri kafein, proteinler, amino asitler, karbonhidratlar, lipidler, vitaminler (B vitamini) ve minerallerdir. Çay ayrıca A, K, C, B vitamini, β karoten ve florür içerir. Yapılan bir çalışmada beyaz çayın en yüksek oranda protein içerdiği saptanmış, bu durumun beyaz çayın hasat edilen kısmının sadece tomurcuk oluşundan kaynaklandığı düşünülmüştür. Yeşil çay flavonoidler ve fenolik asit dahil olmak üzere polifenoller içerir. Antioksidan özellikleri polifenollere bağlanarak vücut hücreleri zarar verebilecek hastalığına yol açan serbest radikalleri nötralize edebilir. (Yogeshwer, 2007: ; Ilgaz, 2006: 1-38) İçerik olarak birbirine benzeyen içecekler olan siyah ve yeşil çaylar, antioksidan etkilerini içerdikleri farklı maddelerle gösterirler. Yeşil çayda flavonoid grubundan polifenoller fazla miktarda bulunmaktadır. Buna ek olarak polifenol grubundan kateşinler, kateşinlerden de epigallokateşingallat (EGCG) ın bulunma oranları da yüksektir. Ayrıca epigallokateşin (EGC), epikateşingallat (ECG), epikateşin (EC), kateşin (C), gallokateşin (GC) ve gallokateşingallat (GCG) da değişik miktarlarda bulunmaktadır. Siyah çayın en önemli kateşinleri siyah çaya rengini ve buruk aromasını da veren theaflavinler (TF) ve thearubiginlerdir (TB). Siyah ve yeşil çayda bulunan bileşenlerin oranları aşağıdaki tabloda sunulmuştur (Cooper, 2005: ). Tablo 1. Bir fincan siyah ve yeşil çayda bulunan bileşenlerin oranları Bileşen Yeşil çay (bir fincan) Siyah çay (bir fincan) Kateşinler mg mg Theaflavinler mg Kafein mg mg L-Theanine mg mg

178 180 Şekil 1. Polifenol familyası içerisinde Flavonoidler (Ruxton, 2008:91-101) Yeşil, siyah ve oolong çayların fenolik madde kompozisyonu Tablo 2 de sunulmuştur. Tablo 2. Farklı çay tiplerinin fenolik madde kompozisyonu (Sarıca, 2008: 79-85) Bileşen Yeşil çay Siyah çay Oolong çayı Epikateşin 6.06a; 4.0b; 1.75a; b; 4.1d; 0.34e c; 0.04e e Epikateşin 5.34a; b; 3.58a; gallat b; 8.0d 0.63e c; e

179 181 Epigallokateşin 36.53a; b; 7.7a; b; 10.5d; 0.19e 0.38e c; e Epigallokateşin 18.10a; b; 8.99a; gallat b; 16.6d; 3.62e c; 0.3e Gallokateşin e e e gallat Gallokateşin b b - Gallik asit b; b; 0.58e e 1.83e Theaflavin - 2.5d 0.66a Tearubugin d - *a: mg/g; b: mg/100 ml; c: %; d: mg/kg (kuru maddede); e: % (kuru maddede) Dünyanın en nadide ve en pahalı çayı olduğu belirtilen beyaz çayın yılda ortalama 600 ila 800 ton arası üretildiği bildirilmektedir. Hasat edildikten sonra yalnızca soldurulup kurutulan beyaz çay çok hafif, tatlımsı bir lezzete sahiptir. Yeşil ve siyah çay insan sağlığı açısından çok yararlı olmakla birlikte, beyaz çay en az üretilen ve en yüksek düzeyde antioksidan içeren çay çeşidi olarak bilinmektedir. Antioksidanlar vücudu, DNA yapısına zarar vererek ve yaşlanmayı hızlandırarak vücuda zarar veren tehlikeli yapılar olarak bilinen serbest radikallerin zararlı etkilerinden koruyan bileşenlerdendir. Antioksidanlar, bu zararlı yapıları bloke edip, nötralize ederler. Beyaz çay, bu koruyucu bileşenlerle yüklüdür. Dünya da yapılmış olan birçok klinik deney, yüksek miktarda kateşin özellikle de EGCG içeren beyaz çayın bu bileşen ve diğer önemli çay bileşenleri sebebiyle insan sağlığına yararlarını şu şekilde sıralamışlardır: Beyaz çayda bulunan antioksidanların bir grubu olan flavonoidler, kanser hücrelerinin büyümesini engellediği ve yenilerinin oluşmasını önlediği, yine içerdiği antioksidanlar nedeniyle antibakteriyel, antiviral etkiye sahip olduğu, diğer bir antioksidan grubu olan kateşinlerin kolesterolü düşürdüğü bulunmuştur. Bunların yanı sıra beyaz çayın, dişleri daha güçlü ve sağlıklı yapan az miktarda florid ve diğer besin elementlerini içerdiği, kan basıncını düşürdüğü, kalbi koruduğu, kemikleri güçlendirdiği ve metabolizmayı hızlandırdığı bildirilmektedir. (ÇAYKUR, 2011)

180 ÇAYIN TIBBİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Çayın her yaş grubu için başta koroner kalp hastalıkları (KKH), inme, kalp damar hastalıkları (KDH), hipertansiyon (HT), özofagus, mide, kolerektal, akciğer ve prostat gibi çeşitli kanser türleri olmak üzere, artrit, antiviral ve antiinflamatuar hastalıklara karşı koruyucu ve kemik yoğunluğunu düzenleyici etkileri yapılan araştırmalarla gösterilmiştir. Hem yeşil hem de siyah çayın içeriğinde bulunan polifenolik bileşikler nedeniyle antioksidan bir içecek olduğu ve kronik hastalıklardan koruyucu etkisini bu yolla sağladığı belirtilmektedir. (Henning, 2003: ) Flavonoidlerin antioksidan kapasitesi, oksidatif stresi azaltarak endotel fonksiyonunu artırabilir. Endotel fonksiyonunun artması vazomotor tonusu, trombosit aktivitesini, lökosit adhezyonu ve vasküler düz kas hücrelerini etkiler. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalar siyah çay içerisinde bulunan flavonoidlerin koroner sirkülasyonu artırdığı, düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolesterolü %11,1 oranında azalttığını göstermektedir. Flavonoidlerin kanser patogenezinin erken aşamasında DNA mutasyonlarındaki serbest radikal aktivitelerini artırdığı görülmektedir. İn vitro hayvan çalışmalarının sonucuna göre antioksidanların anti-inflamatuvar yanıttan sorumlu oldukları saptanmıştır. Yeşil çaydaki kateşinlerin, siyah çaydaki polifenollerin kanser oluşu- 12 munu engellediği, flavonitlerin ise antiinflamatuar etki gösterdiği ve tümör oluşumunu inhibe ettiği belirtilmektedir. Peters ve arkadaşlarının yaptıkları bir meta analiz çalışmasında günde üç bardak siyah çay tüketiminin (bir bardak = 237 ml) miyokard infarktüsü (kalp krizi) [MI] görülme sıklığını %11 oranında azalttığı rapor edilmiştir. Hakim ve arkadaşlarının Suudi Arabistan da yaşları arasında değişen 3430 kişilik bir popülasyonda yaptıkları vaka kontrol çalışmalarında günde 480 ml çay içen katılımcıların Koroner Kalp Hastalığı (KKH) riskinin azaldığı ve KKH riski ile tüketilen çay miktarı arasında doz yanıt ilişkisi olduğu bildirilmiştir. (Gardner, 2006:1-16) Japonya da 5 haftalık gr ağırlığında, kan şekerleri 250 mg/100 ml den yüksek, insüline bağımlı tip II diabeti olan fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, kilogram başına 100 mgr (100 mgr/kgr vücut ağırlığı) soğutulmuş yeşil çay verilen farelerin 4 ve 8 hafta arayla plazmalarındaki glukoz seviyesini ve insülin direncini düşürdüğü saptanmıştır. (Miura, 2005: ) Benzer şekilde insüline bağımlı olmayan diabetik farelerde yeşil çayın kan glukoz seviyesini azalttığı görülmüştür. Aynı çalışmada siyah çayın içerdiği theaflavinin karbonhidratların sindirimini baskıladığı, siyah çay ekstresinin α-glukosidaz aktivitesini inhibe ettiği görülmüştür. Siyah çay ekstresinin direkt olarak pankreastan insülin salınımını uyarmasa bile hiperglisemiyi oldukça önleyici olduğu ve günlük siyah çay tüketiminin kan glukoz düzeyini beklenen düzeyde tuttuğu bildirilmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda da yeşil çayın içerdiği en önemli polifenolü olan Epigallokateşin gallat (EGCG) nin karaciğerden glu- 1 Antioksidanların DNA ve hücre zarının oksidasyonunu koruduğu ve bu nedenle antioksidan yönünden zengin besinlerin halk sağlığı açısından önemli olduğu vurgulanmaktadır. 2 Hamster, cricetidae familyasına dahil kemirgen bir hayvandır. Yaklaşık iki yıl yaşarlar. Renk göremedikleri gibi, uzağı görme yetenekleri de fazla gelişmemiştir; buna karşılık koku alma ve özellikle işitme duyuları çok iyidir.

181 183 koz üretimini baskıladığı bildirilmiştir. (Yoko, 2006: ) Suriye de hamsterler 2 üzerinde yapılan bir çalışmada siyah çay ve yeşil çayın atheroskleroz üzerine etkisi araştırılmış ve her iki çay türünün de hipolipidemi, antioksidan ve antifibrinolitik etkisi nedeniyle aterosklerozu inhibe ettiği sonucuna varılmıştır. Aynı çalışmada Amerikan popülasyonunda beş bardak siyah çay tüketiminin kolesterol, lipoprotein üretimini azlattığı; yine Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda günde iki bardak ya da daha fazla çay tüketiminin kalp krizi nedeniyle ölüm riskini azalttığı rapor edilmiştir. (Vinson, 2004: ) Siyah çayın içerdiği theaflavinlerin, yeşil çaydaki kateşinlerle aynı antioksidan etkiye sahip olmaları nedeniyle her iki çay grubunun da sağlık açısından eşit etkiye sahip oldukları bildirilmektedir. Yapılan çalışmalarda siyah çaydaki theaflavinlerin özellikle theaflavin-3,3 -digallate ın (TF3), yeşil çaydaki EGCG gibi güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Fakat bazı çalışmalarda yeşil çayın içerdiği C vitamini oranı siyah çaya göre daha fazla bulunduğu için yeşil çayın antioksidan bakımından sağlık açısından daha faydalı olduğu vurgulanmaktadır. (Lee, 2002:785) Çay tüketimi ile farklı kanser türleri arasındaki ilişkiler değişik araştırmacılar tarafından çalışılmıştır. İn vitro olarak yapılan çalışmalarda, çayın içeriğinde bulunan epigallokatesin-3-gallo (EGCG) ve theaflavin bileşenlerinin antioksidan aktiviteye sahip olduğu gösterilmiştir. Çalışmaların birçoğu çayın bileşimindeki EGCG, diğerleri ise theaflavin bileşiği üzerinde yoğunlaşmıştır. Sözü edilen bu iki bileşenin değişik kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engellediği iddia edilmektedir. Buna rağmen, insan çalışmalarında çayın kansere karsı koruyuculuğu açık olmadığı belirtilmektedir. (Çelik, 2002: ) Hayvan modelleri kullanılarak yapılan deneysel çalışma sonuçları, hem yeşil hem de siyah çayın kolerektal kanser gelişmesine karşı koruyucu olduğunu göstermektedir. Çaylarda bulunan polifenollerin kolerektal kanser mutagenezi yapabileceği bilinen heterosiklik aromatik aminlere karşı korucuyu özellikleri bilinmektedir. Gerek yeşil çay, gerekse siyah çaydaki kateşinlerin ve theaflavinlerin normal hücre büyümesini engellemeden kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği gösterilmiştir. (Can-Lan, 2006: ) Doğu Avrupa, Kuzey Avrupa ve Asya nın büyük kısmında en sık rastlanan kanser türü, fazla miktarda tuz ve tuzlu ürün kullanıma bağlı olarak görünen mide kanseridir. Helicobacter pylori 3 isimli etken bakteri mide mukozasında hücre döngüsünü arttırır ve mukozada mide kanseri riskini arttırıcı hasara neden olur. Çay ve çay polifenollerinin bakteri öldürücü ve bakterinin büyümesini engelleyici özellikleri vardır. İn vitro çalışmalar özellikle yeşil çayın insanda mide kanseri hücrelerine karşı koruyucu etkisini tanımlamıştır. (Weisburger, 2002: ) Çay tüketimi ile bazı kanser türleri arasındaki ilişki aşağıdaki tabloda sunulmuştur. 3 Mide ve duodenum um çeşitli alanlarında yerleşen, gram (-) bir bakteridir. Yerleştiği yerlerde kronik enflamasyona neden olur. Bu kronik enflamasyon sonucunda duedenum ülseri, mide ülseri ve mide kanseri gelişebilir.

182 184 Tablo 3. Çay Tüketimi ile Bazı Kanser Türleri Arasındaki İlişki (Tosun, 2005:78-83) Yer Çay tipi Etkisi Ağız Yeşil 6 ay uygulamadan sonra lezyonlarda % 37.9 kısmi azalma Yemek borusu Yeşil ve siyah Etkisiz Mide Yeşil ve siyah Günde 7 fincan veya daha fazla yeşil çay tüketenlerde kanser riskinde % 31 e varan azalma Pankreas Yeşil 200 g/ay a kadar tüketen erkeklerde kanser riskinde % 12, kadınlarda % 53; 200 g/ay danfazla tüketen erkeklerde % 43, kadınlarda % 47 azalma Kolorektal Siyah Günde 2 veya daha fazla fincan çay tüketenlerde kolon kanser riskinde % 4, rektum kanseririskinde % 44, kolorektumda % 21 azalma Deri Siyah Farelerle yapılan çalışmada, çay+uv ışın uygulanan grupta su+uv ışın verilen gruba göre% daha az keratoakantoma ve % den daha az squamus deri tümörü Akciğer Siyah Farelerle yapılan çalışmada, çay+4-metilnitrozamin- 1-(3-piridil)-1-bütanon uygulanangrupta su+ 4-metilnitrozamin-1-(3-piridil)-1-bütanon uygulanan gruba göre tümöroluşumunda % 24 azalma, mevcut tümör boyutlarında % 38 küçülme Prostat Yeşil ve siyah 2 fincan/gün den çok çay tüketenlerde kanser riskinde % 30 azalma İdrar kesesi Yeşil Kadınlarda kanser riskinde % 50 azalma 6. SONUÇ Geçmişten günümüze kadar hemen hemen her kültürde önemli bir yere sahip olduğu görülen ve dünyada oldukça fazla tüketildiği belirtilen çayın, içerdiği etkin maddelerin hücreler üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle sağlık açısından yararlı bir içecek olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bunu tarihsel süreçteki kullanım biçimleri ve dünyada yapılan epidemiyolojik araştırmaların ışığında söyleyebiliriz. Çayın çeşidine bağlı olarak içerdiği fenolik maddenin miktarı ve buna bağlı olarakta antioksidan aktivitesi de değişmektedir. Siyah, yeşil, oolong ve beyaz çayların içerdikleri fenolik maddelerden dolayı güçlü antioksidan aktiviteye sahip olmaları nedeniyle kardiyovasküler sistem hastalıkları, diabet, cilt hastalıkları, kemik ve diş gelişimi, kanser, antibakteriyel, antiviral hastalıklar ve metabolizma ile ilgili birçok hastalığın gelişimini ve oluşumunu önlediği yapılan çalışmalarla bildirilmektedir. Yapılan araştırmalarda yetişkin bir kişide sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile birlikte günlük alınması gereken sıvının (2,5 lt) yaklaşık yarısının çaydan alınması

183 185 önerilmektedir. Çin e hüküm sürmüş hanedanlardan birisi olan Tang dönemi şairlerinden LoT ong un çay ile ilgili söylemi bu konuda söyleyebileceklerimizin kısa bir özeti olabilir: İlk fincan dudaklarımı ve ağzımı ıslatır, ikincisi yalnızlığımı siler, üçüncüsü içimdekileri açığa çıkarır, dördüncüsü beni terletir ve bütün dertlerim gözeneklerimden uçar gider. Beşinci fincanda arınırım, altıncı beni ölümsüzlüklerin krallığına götürür, yedincisi...ah daha fazla içemeyeceğim! 4 Çay dünyanın gürültüsünü unutmak için içilir sözüyle T lenyi Heng ve çayı ruh banyosu diye tanımlayan Avusturyalı Peter Altenberg (1913) çayın fizyolojik açıdan olumlu etkilerinin yanında psikolojik olarakta insan sağlığındaki önemini vurgulamaktadır. Sağlığın sadece bireyin vücudunda hastalık ve sakatlığın olmayışını değil, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması anlamına geldiğini düşündüğümüzde, çay bitkisinin gerek prehistorik dönemde gerekse modern tıp döneminde kullanılışı açısından her kültürde insanların sağlığını korumaya ve geliştirmeye yardımcı olduğunu görmekteyiz. Tüm dünyada sevilerek tüketilen ve tıbbi özellikleri de göz ardı edilmeyen çay bitkisinin üretim koşulları iyileştirilmeli, hak ettiği değerin kazanılması için çaba sarf edilmelidir. KAYNAKLAR Avins, L., Quick BD. (2009). Steeped in History: The Art of Tea an exhibition organized by the Fowler Museum at UCLA, Can-Lan, S.,Jian-Min, Y., Woon-Puay, K. ve Mimi, C.Y. (2006). Green tea, black tea and colorectal cancer risk: a meta-analysis of epidemiologic studies. Carcinogenesis. 27.7, Cooper, R., Morré, D. J. ve Morré, D. M. (2005). Medical benefits of green tea: part I. review of non-cancer health benefits. The Journal of Alternative and Complementary Medicine. 11.3, ÇAYKUR (2011). Beyaz Çayın Tarihçesi ve Üretim Teknolojisi. (Erişim Tarihi: 11 Haziran 2013). Çelik, F Çay (Camellia sinensis); İçeriği, Sağlık Üzerindeki Koruyucu Etkisi ve Önerilen Tüketimi. Turkiye Klinikleri J Med Sci. 26, Fisunoğlu, M. ve H. T. Besler. (2008). Çay ve Sağlık İlişkisi. Sağlık Bakanlığı Yayın No:727, Gardner, E. J., Ruxton, C. H. S. ve Leeds, A. R. (2006). Black tea helpful or harmful? A review of the evidence. European Journal of Clinical Nutrition k%c3%bclt%c3%bcr%c3%bc.html (Son Erişim Tarihi: )

184 186 Güneş, S. (2012). Türk çay kültürü ve ürünleri. Millî Folklor , Henning, S M., Fajardo- Lira, C., Lee, H. W., Youssefian, A. A., Go, V. L. W., Heber, D. (2003). Catechin content of 18 teas and a green tea extract supplement correlates with antioxidant capasity. Nutrition and Cancer. 45.2, Ilgaz, A. Ş., Z. Kalcıoğlu ve E. İslamoğlu.(2006). Türk Beyaz Çayı Üretim Yönetiminin Optimizasyonu ve Türk Beyaz Çayının Kalite Parametrelerinin Belirlenmesi. Çaykur Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Atatürk Çay Ve Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Teknoloji Kısım Müdürlüğü Lee, K. W. ve Lee, H. J. (2002). Antioxidant Activity of Black Tea vs. Green Tea. The Journal of Nutrition. 132, 785. Lyons, S. A ve R. J. Petrucelli (1997). Eski Çin. N. Güdücü (Çev.). Çağlar Boyu Tıp içinde. Roche, 1997, Miura, T., Koike, T ve Ishida, T. (2005). Anti diabetic Activity of Green Tea (Thea sinensis L.) in genetically type 2 diabetic mice. Journal of Health Science. 51.6, Ruxton, C. H. S. (2008). Black tea and health. British Nutrition Foundation Nutrition Bulletin Sarıca, S., Ü. Karataş ve M. Diktaş. (2008). Çay (Camellia sinensis); İçeriği, Metabolizma ve Sağlık Üzerine Etkileri, Antioksidan Aktivitesi ve Etlik Piliç Karma Yemlerinde Kullanımı. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi. 25.2, Taşkın, M. (2007). Bahçeden- bardağa çay. Çay Sanayici İş Adamları Derneği Yayın No: 1, Tosun, İ. ve B. Karadeniz.(2005). Çay ve çay fenoliklerinin antioksidan aktivitesi. OMÜ Zir. Fak. Dergisi. 20.1, Vinson, J. A., Teufel, K. ve Wu, N. (2004). Green and Black Teas Inhibit Atheroscleros is by Lipid, Antioxidant and Fibrinolytic Mechanisms. Journal of Agricultural and Food Chemistry. 52, Weisburger, J.H. ve Chung, F.L. (2002). Mechanism by chronic disease caused by nutritional factors and tobacco products and their prevention by tea polyphenols. Food and Chemical Toxicology. 40.8, Yogeshwer S. (2007). Tea and Cancer Chemoprevention: A Comprehensive Review. Asian Pacific Journal of Cancer Prevention. 8, Yoko, S. ve Hideki, N. (2006). Glukose-lowering effect of powder formulation of African black tea extract in KK-A/TaJcI Diabetic Mouse. Arch Pharm Res. 29.9,

185 187 RİZE İLİNDE VE DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE ÇAY BİTKİLERİNDE GÖRÜLEN HASTALIKLAR Aziz KARAKAYA 1 ve Arzu ÇELIK OĞUZ 2 1 Prof. Dr., Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi 2 Araştırma Görevlisi, Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi ÖZET: Çay ülkemizde ve dünyada sevilerek içilen yaygın bir içecektir. Bütün kültür bitkilerinde olduğu gibi çay bitkisinde de verimi ve kaliteyi etkileyen hastalıklar bulunmaktadır. Rize ilindeki en önemli bitki olan çay bitkisinde görülen hastalıklar konusundaki araştırmalar sınırlıdır. Bu derlemede Rize ilinde ve Doğu Karadeniz bölgesinde çay bitkisinde gerçekleştirilen hastalık çalışmaları özetlenmiş ve bu hastalıklar hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Rize ilinde ve Doğu Karadeniz bölgesinde şimdiye kadar yapılan çalışmalarda çay bitkilerinde hastalık oluşturan etmenler Guignardia camelliae (Colletotrichum camelliae), Phyllosticta theae (Phyllosticta theacearum), Pestalotia theae (Pestalotiopsis theae), Fusarium acuminatum, Cercoseptoria theae, Helminthosporium velitinum, Cercoseptoria theae, Phyllosticta sp., Capnodium sp., Hypodermopsis theae, Rosellinia sp., Piggotia theae, Glomerella cingulata (= Colletotrichum gloeosporoides), Pestalotiopsis natrassii, Pestalotiopsis sp., Botrytis cinerea, Phomopsis theae, Phoma sp., Fusarium sp. Monochaetia natrassii, Colletotrichum boninense, Colletotrichum sp., Glomerella sp. ve teşhis edilemeyen 4 fungus olarak rapor edilmiştir. Ayrıca saprofit olarak Cladosporium cladosporoides, Trichoderma sp., Penicillium sp., Trichothecium sp., fungusları bulunmuştur. Bu hastalıklar dünyada diğer çay yetiştirilen bölgelerdeki hastalıklar ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca durum değerlendirmesi yapılmış ve ileride yapılabilecek çalışmalar tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rize, Çay, Camellia Sinensis, Çay Hastalıkları. 1. GİRİŞ İnsanlar tarafından sevilerek içilen çay (Camellia sinensis (L.) O. Kuntze ) bitkisi ülkemizde de Doğu Karadeniz bölgesinde ve özellikle Rize ilimizde yetiştirilmektedir. Çay Türkiye de de hemen herkesin severek içtiği popüler bir içecektir. Yaprak dökmeyen ağaçsı bir bitki olan çay uzun yıllar yaşayabilmektedir. Çayın anavatanı (gen merkezi), Kuzeyde 20. paralelden başlayıp 10. paralele kadar uzanan bölgedir. Çay bitkisi gen merkezi olan bölgenin dışında, kuzeyde 42. paralelden (Türkiye) Güneyde 30. paralele (Güney Afrika) kadar geniş bir alana yayılmıştır. Çay ekim alanı olarak Türkiye dünyada 6. sırada yer almaktadır. Günümüzde 767 bin dekar çaylık sahada yaklaşık 202 bin üretici çay tarımı ile uğraşmakta, yıllık yaş çay ürünü rekoltesi iklim ve tarımsal teknik koşullara bağlı olarak bin ton

186 188 arasında değişebilmektedir. Çaylık alanların %65 i Rize, %21 i Trabzon, %11 i Artvin, %3 ü ise Giresun ve Ordu illerinde bulunmaktadır (Anonim, 2009b). Türkiye de çay tarımı ile ilgili ilk ciddi girişim 1917 yılından sonra gelişmiştir yılında ilk çay ürünü elde edilmiştir. Kurulan irili ufaklı atölyelerden sonra ilk çay fabrikası 1947 yılında açılmıştır (Terzi, 2003). Çay bitkisi, Doğu Karadeniz bölgesinde Artvin, Rize, Trabzon illerini kapsayan asıl bölgede ve Giresun ve Ordu ili Fatsa ilçesini kapsayan ikincil bölgede, 180 km uzunluğundaki kıyı şeridinde, km içerilere kadar uzanan kesimde, 1000 metre yüksekliklere değin uzanan yamaçlarda ekonomik anlamda yetiştirilmektedir (Terzi, 2003). Türkiye de üretilen çayın % 65 i Rize ilinde yetiştirilmektedir. Rize ilinde çay üreticisi bulunmaktadır. Rize ilinde çaylık alanlar 499,990 dekar olup bu, bütün Türkiye deki çaylık alanların %66 sına karşılık gelmektedir. Türkiye de 2006 yılı itibari ile siyah çay üretiminin tonu Çay-Kur, tonu ise özel işletmeler tarafından gerçekleştirilmiştir (Taşkın, 2008). Bütün kültür bitkilerinde olduğu gibi çay bitkisinde de verimi ve kaliteyi etkileyen hastalıklar bulunmaktadır (Anonim 2009a; Zeiss ve Den Braber, 2001). Zeiss ve Den Braber (2001) Asya da ve Vietnam da çaylarda Exobasidium vexans, Colletotrichum coccodes, Pestalotiopsis theae, Gloesporium theae sinensis, Marasmius crinis-equi, Colletotrichum theae sinensis, Glomerella cingulata, Phyllosticta gemiphilae, Aglaospora aculeata, Botryodiplodia theobromae, Hypoxylon serpens, Corticium salmonicolor, Macrophoma theicola, Nectria spp., Phomopsis theae, Pseudomonas syringae pv. theae, Armillaria mellea, Ganoderma philippi, Hypoxylon asarcodes, Phellinus lamaensis, Phellinus noxius, Poria spp. Rosellinia arcuta, Rosellinia necatrix, Sphaerostilbe repens, Ustulina spp. etmenleri tarafından oluşturulan hastalıklar ile etmeni bilinmeyen bir şiskinlik hastalığını bildirmiştir. Türkiye de çay bitkisinde görülen hastalıklar konusunda sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Gürcan (1975), Rize ilindeki çay alanlarında hastalık oluşturan Guignardia camelliae (Colletotrichum camelliae), Phyllosticta theae, Pestalotia theae, Fusarium acuminatum, Cercoseptoria theae ve Helminthosporium velitinum funguslarını rapor etmiştir. Pestalotia theae etmeni tarafından oluşturulan hastalık çay bitkilerinin yaprak ve sürgünleri üzerinde çapları bir santimetrekareye varan gri lekeler oluşturmaktadır. Bu lekeler zamanla birleşerek bütün yaprak yüzeyini kaplayabilmektedir. Guignardia camelliae hastalıklı yaprakların kenarlarında ve ortasında düzensiz veya daire şeklinde lekeler oluşturmaktadır. Bu lekelerin kenarları koyu halka ile çevrili olup orta kısımlar gri renktedir. Hastalık ilerledikçe gri lekeler üzerinde siyah noktacıklar şeklinde fruktifikasyon organları görülmektedir. Phyllosticta theae fungusu yapraklar üzerinde küçük lekeler oluşturmakta, ayrıca sürgünler üzerinde grileşmeye neden olmaktadır. Hastalıklı bölgelerde siyah noktacıklar

187 189 halinde piknitler görülmektedir. Pestalotia theae (Pestalotiopsis theae) fungusu yaprak ve sürgünler üzerinde lekeler oluşturmaktadır. Siyah renkteki aservuluslar konsantrik daireler meydana getirmektedirler. Fusarium acuminatum sararma belirtisi gösteren çay bitkilerinin köklerinden izole edilmiştir. Cercoseptoria theae sporları lekeli yaprak ve sürgünler üzerinde gözlenmiştir. Helminthosporium velitinum fungusu çay sürgün ve dallarında bulunmuştur. Çakır ve Ceylan (1988) Doğu Karadeniz bölgesi çay üretim alanlarında yapraklarda Guignardia camelliae (eşeysiz dönemi: Colletotrichum camelliae), Pestolatia theae, Cercoseptoria theae, Phyllosticta sp., dallarda leke oluşturan Pestalotia theae ve Phoma sp., dal ve yapraklarda siyah fumajin (Capnodium sp. vs.), sarı fumajin, yıllık sürgün yapraklarında kloroz, yapraklarda ödem hastalıkları, dal ve gövdelerde büyük olasılıkla Hypodermopsis theae olduğunu tahmin ettikleri fungusları rapor etmişlerdir. Bunların dışında ayrıca Monochaetia natrassii, Fusarium spp. ve Trichothecium sp. fungusları da bildirilmiştir. Tespit edilen hastalıkların büyük çoğunluğunun diğer çay yetiştirilen ülkelerde yaygın olan ve çayda üçüncü ve dördüncü derecede önemli olan hastalıklar olduğu bildirilmiştir. Samsun Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsünde yapılan bir çalışmada çay bitkisi üzerinde Rosellinia sp. Pestalotia theae, Piggotia theae, Glomerella cingulata (=Colletotrichum gloeosporioides), Pestalotiopsis natrassii, saprofit olarak da Cladosporium cladosporioides, Trichoderma sp., Penicillium sp., ve Trichothecium sp. fungusları rapor edilmiştir (Çakır ve Ceylan,1988). Rize ilinde 2007 ve 2008 yıllarında yapılan survey çalışmaları sonucunda çay bitkisinin yapraklarında çok sayıda yaprak lekeleri görülmüştür. Bazı sürgünlerde de hastalık belirtileri görülmüştür. Yapraklardan ve sürgünlerden yapılan izolasyonlarda çok sayıda fungal etmen izole edilmiştir. Bazı yapraklardan birden fazla fungusun geliştiği görülmüştür. Yapraklarda leke oluşturan Colletotrichum ve Pestalotiopsis funguslarının yaygın olduğu görülmüştür. Ayrıca, Botrytis cinerea, Phomopsis ve Phyllosticta türlerinin neden olduğu hastalıklar da görülmüştür (Karakaya, 2010). Rize ilinde çay bitkilerinde Pestalotiopsis türleri tarafından oluşturulan yaprak lekeleri yaygın olarak bulunmuştur (Karakaya, 2010). Pestalotiopsis türleri bir çok bitkide hastalık oluşturabilmektedir (Guba, 1961). Bu hastalık etmeni fungus dünyada çay yetiştirilen bölgelerde de yaygın olarak bulunmaktadır (Hamaya, 1981; Guba, 1961; Mordue ve Holliday, 1971). Bu hastalık yapraklarda Rize ilinin bütün ilçelerinde yaygın olarak bulunmuştur. Sürgünlerde zarar oluşturan Pestalotiopsis theae Pazar ve Hemşin ilçelerinde görülmüştür. Pestalotiopsis theae fungusuna ek olarak en az bir farklı Pestalotiopsis türü de görülmüştür (Karakaya, 2010). Pestalotiopsis fungusunun oluşturduğu hastalık belirtileri yapraklarda küçük lekeler olarak görülebildiği gibi yaprağın bütününde de görülmüştür. İlk başlarda kahverengi olarak başlayan lekeler lezyon olgunlaştıkça grimsi bir renk almıştır. Lekelerde dairesel halkalar şeklinde aservuluslar görülmüştür. Etmen az oranda sürgünlerde de görülmüştür. Genç sürgünlerde krem rengi kanser benzeri belirtiler göze çarp-

188 190 mıştır. Aservuluslar katran rengindedirler. Bu belirtiler diğer araştırıcılar tarafından da rapor edilmiştir. (Gürcan, 1975; Hamaya, 1981). Pestalotiopsis izolatlarının hepsi kültürde aservulus oluşturmuşlardır. Aservulus miktarlarında ve büyüklüklerinde değişiklikler gözlenmiştir. Pestalotiopsis theae Rize ilinde yaygın olarak görülmüştür. İzolatların çoğunda Petri kabının arka kısmında çok yoğun olmayan kirli sarı renkte pigment oluşumu görülmüştür (Karakaya, 2010). Rize ilinde çay bitkileri üzerinde en az iki Pestalotiopsis türünün hastalık oluşturduğu anlaşılmaktadır. Değişik Pestalotiopsis türleri çay bitkisinde hastalık oluşturabilmektedir. Çay bitkilerinde gri yanıklık etmenleri olarak Pestalotiopsis theae (=Pestalotia theae), Pestalotiopsis longiseta (=Pestalotia longiseta), yaprak lekesi etmeni olarak da Pestalotiopsis adusta bildirilmiştir (Anonim 2009a). Chen ve Chen (1982) Çin de çay bitkilerinin yapraklarında Pestalozzia (=Pestalotiopsis) theae, Pestalozzia (=Pestalotiopsis) palmarum ve tür teşhisi yapılamayan bir Pestalozzia(=Pestalotiopsis) türünün hastalık oluşturduğunu bildirmişlerdir. Keith ve ark. (2006a) çalışmalarında guava ve alternatif konukçulardan elde ettikleri Pestalotiopsis izolatlarının büyük çoğunluğunun benzer görünüşte olmasına rağmen morfolojik ve kültürel farklılıkların olduğunu ve türlerin yalnız koloni ve konidi morfolojilerine göre gruplanamayacağını belirtmişlerdir. Pestalotiopsis türlerinin taksonomisinde problemler bulunmaktadır (Guba, 1961; Sutton, 1980; Nag Raj, 1993). Bu problemlerin aşılmasında moleküler çalışmaların yardımcı olabileceği düşünülmektedir (Jeewon ve ark., 2002, Keith ve ark., 2006a). Hamaya (1981), Japonya da gri yanıklık hastalığının Pestalotia (=Pestalotiopsis) theae, Pestalotia (=Pestalotiopsis) longiseta ve diğer Pestalotia (=Pestalotiopsis) türleri tarafından oluşturulduğunu bildirmektedir. Hastalık Japonya da yaygın olarak görülmesine rağmen verdiği zararın ihmal edilebilir boyutlarda olduğu ancak epidemilerin olduğu zamanlarda zararının büyük olduğu rapor edilmiştir. Hastalığın Japonya da çay kesme makinelerinin yaygınlaşması ile yaygınlık kazandığı belirtilmektedir. Hastalık etmeni fungus yara yerlerinden girerek yaprakları ve sürgünleri hastalandırabilmektedir. Hastalanan sürgünlerden yeteri kadar yeni sürgünlerin oluşamaması ve yapraklarda oluşan zarar nedeni ile çay veriminin düştüğü bildirilmiştir. İlaçlı mücadelede, çay kesimini takiben, thiophanate- methyl, benomyl, captafol veya chlorothalonil fungisitlerinin uygulanması ile hastalığın kontrol altına alınabildiği belirtilmektedir. Fakat thiophanate- methyl ve benomyl e çok hızlı bir şekilde dayanıklılığın oluştuğu bildirilmiştir. Bakırlı fungisitlerin organik fungisitler kadar etkili olamadığı belirtilmektedir (Hamaya, 1981). Ülkemizde çay bitkilerinde herhangi bir kimyasal ilaç kullanılmamaktadır. Her ne kadar bu hastalıklar ülkemizde yaygın olarak tespit edilse de zararı daha çok çay bitkisinde alt yapraklar ve strese girmiş bitkiler ile sınırlı kalmıştır. Fakat bu hastalıklar potansiyel olarak önemli olduklarından durumları takip edilmelidir. Hastalık etmenine dayanıklı genotipler bulunmalı ve etmenlerin biyolojisi detaylı bir şekilde ortaya konulmalıdır.

189 191 Colletotrichum gloeosporioides hastalıklı çay yapraklarında birkaç cm ye kadar ulaşabilen kahverengi lekeler oluşturmaktadır (Karakaya, 2010). Lekeler yaprak kenarından başlayabildiği gibi yaprak ortasından da başlayabilmektedir. Etmenin fruktifikasyon organları ileri dönemlerde yaprakta görülebilmektedir. Etmen, Rize ilinde hastalıklı çay yapraklarından yaygın olarak, az miktarda da sürgünlerden izole edilmiştir. Rize ilinden izole edilen Colletotrichum türlerinin çok büyük bir kısmı Glomerella cingulata (eşeysiz dönemi: Colletotrichum gloeosporioides= Colletotrichum camelliae) olarak teşhis edilmiştir (Karakaya, 2010; Hanlin, 1990; Sutton, 1980; Mordue, 1971). Bu hastalık Rize ilinin bütün ilçelerinde yaygın olarak bulunmuştur. Colletotrichum gloeosporioides in oluşturduğu dal yanıklığı Çamlıhemşin ve İyidere ilçelerinde görülmüştür. Kono (1965) kahverengi yanıklık etmenini Japonya da çay bitkisinden izole etmiş ve etmenin konidili döneminin Colletotrichum camelliae ve askuslu döneminin Glomerella cingulata olduğunu rapor etmiştir. Rize ilinde yapılan sürvey çalışmaları sonucunda elde edilen Colletotrichum izolatlarının bazılarında görülen eşeyli yapıların incelenmesi sonucunda askuslu dönemin Glomerella cingulata olduğu görülmüştür (Karakaya, 2010; Hamaya, 1981, Hanlin, 1990; Dr. Katsuyuki Yoshida kişisel görüşme-, National Institute of Vegetable and Tea Science, Japan). Amerikan Fitopatoloji Derneğinin web sitesinde de çaylarda kahverengi yanıklık hastalığı etmeninin Glomerella cingulata ( (eşeysiz dönemi: Colletotrichum gloeosporioides.= Colletotrichum camelliae) olduğu belirtilmektedir (Anonim 2009a). Etmenin eşeyli dönemi bazı izolatlarda görülmüştür. Etmen Patates Dekstroz Agar ortamında grimsi beyazdan koyu griye kadar olan renk tonlarında gelişmektedir. Antraknoz etmeni Çin de iki tip hastalık oluşturmaktadır: Kahverengi yanıklık Guignardia camelliae (eşeysiz dönemi: Colletotrichum camelliae) tarafından oluşturulmakta olup Çin de görülen en yaygın yaprak hastalığıdır. Çay antraknozu ise Colletotrichum theae-sinensis tarafından oluşturulmaktadır ve fidanlıklarda önemlidir (Chen ve Chen, 1982). Colletotrichum theae sinensis, Colletotrichum camelliae dan sporlarının daha küçük olması ile ayrılmaktadır (Ezuko ve Ando, 1994). Bu türe ülkemizde rastlanamamıştır. Bu tür Japonya da çay bitkisinin en önemli hastalıklarından birisidir (Hamaya, 1981). Bu hastalığın ülkemize girmemesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Colletotrichum theae sinensis ile yapılan moleküler çalışmalar bu fungusun diğer Colletotrichum türlerinden farklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Araştırıcılar bu türün Colletotrichum cinsine dahil olmaması gerektiğini belirtmişlerdir (Moriwaki ve ark., 2002). Moriwaki ve Sato (2009) bu fungus için Discula theae-sinensis ismini önermişlerdir. Sutton (1980) Colletotrichum gloeosporioides in bir gruptan oluştuğunu, alt elementlerin arzu edilen şekilde ayrılamadığını belirtmiştir. Bu fungus tropik ve subtropik bölgelerde yaygın olarak bulunmaktadır. Fungus fazla miktarda varyasyon göstermektedir (Sutton, 1980). Moriwaki ve ark., (2002) yaptıkları moleküler çalışmalar neticesinde Colletotrichum gloeosporioides in 3 gruba ayrıldığını belirtmişlerdir. Rize ilinden elde edilen çay izolatlarının çoğunluğu

190 192 benzer özellikleri göstermesine rağmen farklılıklar gösteren az sayıda izolat da görülmüştür (Karakaya, 2010). Çay bitkisinden elde edilen Colletotrichum izolatları ile moleküler çalışmaların yapılmasında fayda bulunmaktadır. Rize ilinde yapılan sürveylerde görülen diğer bir dal yanıklığı hastalığının etmeni bir Glomerella türü olarak teşhis edilmiştir (Karakaya, 2010). Bu hastalık etmeni Glomerella major olabileceği gibi yeni bir tür olması da muhtemeldir. Glomerella major, Glomerella cingulata dan daha büyük askosporlarının ve konidilerinin olması ile ayrılmaktadır (Holliday, 1980). Keith ve ark., (2006b) Pestalotiopsis ve Colletotrichum funguslarının zayıf patojen olduklarını ve genellikle olumsuz çevre koşulları ve uygun olmayan yetiştiricilik işlemleri sonucunda zayıflamış bitkileri etkilediğini bildirmektedir. Bu hastalıkları, bitkiler arasındaki havalanmanın zayıf olması, yüksek nem veya yaprak ıslaklığının uzun sürmesi gibi etkenlerin teşvik ettiği belirtilmektedir. Rize ilinde Colletotrichum fungusu tarafından oluşturulan hastalık çay yapraklarında yaygın olarak görülmüştür. Bu hastalık Rize ilinin bütün ilçelerinde yaygın olarak bulunmuştur. Dal ve sürgün yanıklığı ise sınırlı sayıda görülmüştür (Karakaya, 2010). Colletotrichum türleri bir çok bitkide hastalık oluşturabilmektedir. Bu fungusun taksonomisinde sorunlar bulunmaktadır (Hyde ve ark., 2009). Colletotrichum türlerinin sınıflandırmasında görülen bazı problemlerin çözümünde moleküler yöntemlerin kullanılması fayda sağlayabilecektir (Cannon ve ark., 2012; Damm ve ark., 2012; Weir ve ark., 2012) Botrytis cinerea Rize ilinde çay bitkilerinde sürgün yanıklığı, çiçek ve tomurcuk yanıklığı, dallarda kanser ve yaprak lekeleri oluşturmuştur. Botrytis cinerea zararı Rize- Merkez, Çamlıhemşin, Hemşin, Çayeli, Pazar, Ardeşen, İyidere, İkizdere ve Derepazarı ilçelerinde görülmüştür. Dal kanseri Çayeli ilçesinde görülmüştür. Tomurcuk ve sürgün yanıklığı Rize-Merkez, Çamlıhemşin, Hemşin, Çayeli, Pazar, ve Derepazarı ilçelerinde görülmüştür. Yaprak lekelerine ise Çamlıhemşin, Hemşin, İyidere, İkizdere ve Derepazarı ilçelerinde raslanmıştır (Karakaya, 2010).Çay bitkilerinde hastalık oluşturan Botrytis cinerea fungusu Japonya dan da rapor edilmiştir (Hamaya ve ark., 1982). Khodaparast ve Hedjaroude (1996) İran ın kuzeyinde çay bitkilerinde hastalık oluşturan bir Botrytis türünü rapor etmişlerdir. Rize ilinde çay yapraklarında hastalık oluşturan diğer bir etmen de Phyllosticta theacearum olarak bulunmuştur. Etmen Rize-Merkez, Pazar ve Güneysu ilçelerinde görülmüştür. Bu hastalık yaygın olarak bulunmamıştır (Karakaya, 2010). Phyllosticta theacearum (=Phyllosticta theae) yapraklarda kırmızımsı kahverengi lekeler oluşturmaktadır. Lekeler kesin sınırlar ile ayrılmaktadır. Yaprak lekeleri üzerinde etmenin bol miktarda piknitleri oluşmaktadır. Etmen Patates Dekstroz Agar ortamında siyahımsı yeşil bir gelişme göstermiştir. Bu hastalık etmeninin İran ın kuzeyinde çaylarda hastalık oluşturduğu rapor edilmiştir (Khodaparast ve Hedjaroude, 1996). Chen ve

191 193 Chen(1982) etmeni Çin de rapor etmişlerdir. Van Der AA (1973) etmenin Thea sinensis (=Camellia sinensis) bitkisinde ve muhtemelen diğer Theaceae familyası üyelerinde görüldüğünü belirtmektedir. Rize ilinde çay bitkilerinde hastalık oluşturan diğer bir etmen de Phomopsis theae olarak bulunmuştur. Bu hastalık Çayeli, İyidere ve Rize merkez ilçelerinde tespit edilmiştir. Bu hastalık da yaygın olarak bulunmamıştır (Karakaya, 2010). Hastalık yapraklarda kenarlardan başlayan lekeler şeklinde görülmüştür Hastalık etmeninin alfa ve beta konidileri Patates Dekstroz Agar ortamında görülmüştür. Japonya da dal kanseri belirtileri gösteren bitkilerden diğer fungusların yanı sıra Phomopsis sp. izole edildiği belirtilmektedir (Hamaya, 1981). Amerikan Fitopatoloji Derneğinin web sitesinde etmenin dallarda kanser oluşturduğu bildirilmiştir (Anonim, 2009a). Chen ve Chen (1982) bir Phomopsis türünün çay bitkisinin dallarında kanser oluşturduğunu rapor etmişlerdir. Bu hastalıklara ek olarak yapraklardan az miktarda Fusarium sp. de izole edilmiştir. Fusarium sp. pembe gül renginde gelişme göstermiş ve Çayeli, Rize-Merkez, Ardeşen, İkizdere, Hemşin, Fındıklı ve Çamlıhemşin ilçelerinden izole edilmiştir (Karakaya, 2010). Çaylarda çoklu enfeksiyonlar da belirlenmiştir. Aynı yapraktan birkaç farklı etmen izole edilebilmiştir (Karakaya, 2010). Rize ilindeki sürvey çalışmaları sırasında herhangi bir kök hastalığı tespit edilememiştir (Karakaya, 2010). Karakaya ve ark. (2011) Rize ilinde çay bitkilerinde Colletotrichum gloeosporioides, Colletotrichum boninense, Pestalotiopsis theae, Phoma sp., Botrytis cinerea, Phomopsis theae, Phyllosticta theacearum ve teşhis edilemeyen dört adet fungusun hastalık yaptığını bildirmişlerdir. Araştırıcılar Colletotrichum gloeosporioides ve Pestalotiopsis theae tarafından meydana getirilen yaprak hastalıklarının yaygın olduğunu bildirmişlerdir. Çay yapraklarında en az 2 değişik Pestalotiopsis türünün hastalık yaptığı belirtilmiştir. Yine aynı araştırıcılar türü teşhis edilemeyen bir Glomerella türünün çay dallarında kanser oluşturduğunu bildirmişlerdir. Karakaya (2009) Rize ilinin merkez, İyidere ve Çayeli ilçelerinde çay bitkilerinde yanıklık oluşturan Phomopsis theae fungusunu rapor etmiştir. Yapraklarda kenarlardan başlayan yanıklık belirtileri görülmüştür. Hastalıklı kısımlar sarı-krem renginde olup piknitler görülmüştür. Phomopsis theae çay bitkisinde Etiyopya, Kenya, Malawi, Tanzanya, Uganda, Zimbabwe, Hindistan, Malezya, Nepal, Sri Lanka, Tayland, ve Paua New Guinea ülkelerinde de hastalık oluşturmuştur (Punithalingam ve Gibson, 1972; Anonymous, 1993). Karakaya ve Bayraktar (2010) Rize ilinde çay bitkilerinde Botrytis cinerea nın hastalık oluşturduğunu bildirmişlerdir. Etmen çay bitkilerinin dal, tomurcuk, çiçek ve genç yapraklarında yanıklık oluşturmuştur. Ayrıca dal kanseri ve yaprak lekeleri de gözlenmiştir. Hastalık etmeni Rize merkez ilçe, Derepazarı, Çamlıhemşin, Çayeli, Pazar, Hemşin, İkizdere, Ardeşen ve İyidere ilçelerinde tespit edilmiştir.

192 194 Rize de gerçekleştirilen çay hastalıkları sürveyinde herhangi bir kök hastalığı tespit edilememiştir (Karakaya, 2010). Çakır ve Ceylan (1988) da çalışmalarında herhangi bir kök hastalığına rastlamamışlardır. Gürcan (1975) köklerde Fusarium acuminatum fungusunu rapor etmiştir. Ayrıca Samsun Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsünün bir raporunda Rosellinia sp. rapor edilmiştir (Çakır veceylan, 1988). Bu verilere dayanarak kök hastalıklarının bölgede yaygın olmadığı söylenebilir. Bununla birlikte bu konuda detaylı araştırmaların yapılmasında fayda bulunmaktadır. Çay bitkilerinde kesilme esnasında yaralanma ya da sık çaylıklar içinde kesim işlemi sırasında yaprak ve dallarda oluşabilecek zararlanmalar Pestalotiopsis ve diğer fungusların zarar oluşturmasında etkili olabilir. Yine çayda zararlı böceklerin beslenirken açmış oldukları yaralar da hastalık etmenlerinin enfeksiyonunu kolaylaştırabilir. Chen ve Chen (1982), Exobasidium vexans tarafından oluşturulan su kabarcık yanıklığı hastalığının Çin de yetiştirilen çay bitkilerinin muhtemelen en önemli hastalığı olduğunu rapor etmişlerdir. Bu hastalık Hindistan, Sri Lanka ve bir çok diğer çay üreticisi ülkelerde çayın en önemli hastalıklarındandır. Bu hastalık Japonya da da yaygın olarak görülmekte fakat dağlık bölgelerin dışında epidemi yapmamaktadır (Hamaya, 1981). Bu hastalık ülkemizde tespit edilmemiştir. Bu önemli hastalığın ülkemize girmemesi için tedbirler alınmalıdır. Hastalıkların görüldüğü ülkelerden ülkemize bitki materyali getirilmemeli ya da hastalıksız olduğundan emin olunmalıdır. Keith ve ark., (2006b) Su kabarcık yanıklığı (etmeni: Exobasidium vexans), At saçı hastalığı (etmeni: Marasmius crinisequi), sürgünlerde geriye ölüm ve kanser (etmeni: Macrophoma theicola) hastalıklarının önemli oranda çay yetiştiriciliği yapılan bölgelerde çok tahripkar olduğunu belirtmektedir. Bu ve diğer hastalıkların ülkemize girmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. 2. SONUÇ Karakaya (2010) tarafından gerçekleştirilen çalışmada çay bitkilerinde farklı belirti gösteren çok sayıda hastalıklı bitki örneği gözlemlenmiştir. Bunların çoğunu yapraklarda görülen fungal etmenler oluşturmuştur. Dallarda da yanıklık ve kanser belirtileri bazı bölgelerde görülmüştür. Fakat hastalıkların çok yaygın olmadığı ve şu an çay üretimi için bir tehdit oluşturmadığı kanaatine varılmıştır. Fakat görülen hastalık etmenleri önemli patojenlerdir ve bir epidemi yapma ihtimalleri her zaman bulunabilmektedir. Çayda görülen hastalıkların düzenli aralıklarla takip edilmesi ve yaygın hastalıklara karşı dayanıklı çay genotiplerinin bulunarak üreticilere tavsiye edilmesi yerinde olacaktır. Özellikle yaprak hastalıklarının çoğu çay bitkisinin alt yapraklarında görülmüştür. Bu durum diğer araştırıcılar tarafından da rapor edilmiştir (Guba, 1961). Bu hastalıklar ile ilgili detaylı çalışmaların yapılması gerekmektedir. Ülkemizde çay ekim sahalarında zirai mücadele ilaçları kullanılmamaktadır. Bu sevindirici bir durumdur. Diğer ülkelerde bir kısmı ülkemizde bulunmayan hastalıklar için ilaçlamalar yapılmaktadır. Ülkemizde de özellikle çok sayıda

193 195 yaprak hastalıklarının görülmesine rağmen bunlar genellikle alt yapraklarda veya yaralama gibi nedenlerle zarar görmüş veya strese girmiş bitkilerde görülmüştür. Etmenlerin morfolojik ve moleküler tanımlanmaları yapılmalı ve varsa ırkları ortaya konulmalıdır. Etmenlerin biyolojileri takip edilmeli ve hastalıkların ne zaman başladığı ve hastalığın yayılma durumları ortaya konulmalıdır. Ayrıca önemli hastalıklara karşı çay hatlarının dayanıklılık durumları ortaya konulmalıdır. SONSÖZ Çalışmamıza olan desteklerinden dolayı TÜBİTAK a (Proje No: 107O661), yardımlarından dolayı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Rize Tarım İl Müdürlüğü ve Atatürk Çay ve Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü personeline, konu ile ilgili bazı yayınları gönderen ve bazı sorularımızı cevaplayarak yardımcı olan Namiko Ikeda ve Dr. Katsuyuki Yoshida ya (National Institute of Vegetable and Tea Science, Japan), konu ile ilgili bazı yayınları gönderen Umut Toprak a (Saskatchewan Üniversitesi, Moleküler Genetik Bölümü, Kanada), Dr. Jouji Moriwaki (Toyama Prefectural Agricultural, Forestry and Fisheries Research Center, Japan) ve Dr. Toyozo Sato ya (National Institute of Agrobiological Sciences, Japan) teşekkür ederiz. KAYNAKLAR Anonim. 2009a. Web sitesi: tea.asp, Erişim tarihi Anonim. 2009b. Web sitesi: Erişim tarihi Anonymous. (1993). Distribution maps of plant diseases. Phomopsis theae. International Mycological Institute. CABI. Map No Cannon, P. F., U. Damm, P.R. Johnston, B.S. Weir. (2012). Colletotrichum current status and future directions. Studies in Mycology 73: Chen, T., Chen, S. (1982). Diseases of tea and their control in the People s Republic of China. Plant Disease 66 (10): Çakır, O., Ceylan, S. (1988). Doğu Karadeniz Bölgesi çay (Camellia sinensis L.) üretim alanlarında hastalık oluşturan etmenlerin tespiti üzerinde araştırmalar. Bitki Koruma Bülteni 27(1-2): Damm, U., P.F. Cannon, J.H.C. Woudenberg, P.W. Crous. (2012). The Colletotrichum acutatum species complex. Studies in Mycology 73: Ezuka, A., Ando, Y. (1994). Tea Diseases in Japan. Japan Plant Protection Association, Tokyo, Japan.

194 196 Guba, E. F. (1961). Monograph of Monochaetia and Pestalotia. Harward University Press. Cambridge, Massachusetts. 342 pp. Gürcan A. (1975). Çay hastalıkları. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yıllığı, 25(2): , Hamaya, E. (1981). Diseases of tea plant in Japan and their control. Review of Plant Protection Research, 14: Hamaya, E., Fukuda, T., Muto, M. (1982). Occurrence of gray mold (Botrytis cinerea) of tea plant (Abstr.). Ann. Phytopath. Soc. Japan 48. Hanlin, R. T. (1990). Illustrated genera of ascomycetes. APS Press, Minnesota. Pp: 263. Holliday, P. (1980). Fungus disease of tropical crops. Cambridge University Press. 607 pp. Hyde, K., L. Cai, P. F. Cannon, J. A. Crouch., P. W. Crous., U. Damm, P. H. Goodwin, H. Chen, P. K. Johnston, E. B. G. Jones, Z. Y. Liu, E. H. C. McKenzie, J Moriwaki, P: Noireung, S. R. Pennycook, L. H. Pfenning, H. Prihastuti, T. Sato, R. G. Shivas, Y. P. Tan, P. W. J. Taylor, B. S. Weir, Y. I. Yang, J. Z. Zhang. (2009). Colletotrichum-names in current use. Fungal Diversity 39: Jeewon, R., Liew, E. C. Y., Hyde, K. D. (2002). Phylogenetic relationships of Pestalotiopsis and allied genera inferred from ribosomal DNA sequences and morphological characters. Molecular Phylogenetics and Evolution 25: Karakaya, A. (2009). Phomopsis theae on Camellia sinensis in Turkey. Journal of Plant Pathology 91: S Karakaya, A. (2010). Rize ilinde çay bitkilerinde görülen önemli hastalıkların belirlenmesi ve çaylarda ve kivilerde zarar oluşturan Pestalotiopsis hastalığının karakterizasyonu. TÜBİTAK Proje No: 107O661 nihai raporu. 56 s. Karakaya, A., H. Bayraktar. (2010). Botrytis disease of tea in Turkey. Journal of Phytopathology 158 (10): Karakaya, A., J. Moriwaki, T. Sato. (2011). Tea diseases observed in Rize, Turkey Asian Mycological Congress. August 7-11, Incheon, Korea. Keith, L. M.., Velasquez, M. E., Zee, F. T. (2006a). Identification and characterization of Pestalotiopsis spp. causing scab disease of guava, Psidium guajava, in Hawaii. Plant Disease, 90: Keith, L. M., Ko, W., Sato, D. W. (2006b). Identification Guide for Diseases of Tea (Camellia sinensis). Cooperative Extension Service. College of Tropical Agriculture and Human Resources, University of Hawai i at Manoa, PD-33. Khodaparast, A. S., Hedjaroude Gh. A. (1996). Fungal pathogens of tea plant in Northern Iran. Iran. J. Plant Path., 32 (3/4) (Pe),

195 197 Kono, M. (1965). Studies on the brown blight of tea plant, with special reference to latency of the pathogen on apparently healthy shoots. Special Bulletin No. 1 of the Research Institute of Food Science. Kinki Univ. 66 pp. Mordue, J. E. M. (1971). Glomerella cingulata. I.M.I. Descriptions of Pathogenic Fungi and Bacteria No. 315, Mordue, J. E. M., Holliday, P. (1971). Pestalotiopsis theae. C. M. I. Desriptions of Pathogenic Fungi And Bacteria No Moriwaki, J., Sato, T. (2009). A new combination for the causal agent of tea anthracnose:discula theae-sinensis (I. Miyake) Moriwaki & Toy. Sato, comb. nov. J. Gen. Plant Pathol., 75: Moriwaki, J., T. Tsukiboshi, T. Sato.. (2002). Grouping of Colletotrichum species in Japan based on rdna sequences. J. Gen. Plant Pathol., 68: Nag Raj, T. R. (1993). Coelomycetous anamorphs with appandage bearing conidia. Mycologue Publications, Waterloo, Ontario, Canada. Punithalingam, E., Gibson I. A. S. (1972). Phomopsis theae. IMI Descriptions of Pathogenic Fungi and Bacteria No.330, Sutton, B. C. (1980). The Coelomycetes Fungi Imperfecti with acervuli and stromata. Commonwealth Mycological Institute, Kew, Surrey, England. 696 pp. Taşkın, M. (2008). Trabzon, Ticaret-Tarım-Fındık-Çay. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası yayını. Eser matbaacılık. Trabzon. 202 s. Terzi, N. (2003). Çay sektörü analizi. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Tarım Politikaları Yayın Dizisi No:4. Ankara. 79 s.. Van Der AA, H. A. (1973). Studies in Phyllosticta. CBS Studies in Mycology No 5. Weir, B. S., P.R. Johnston, U. Damm. (2012). The Colletotrichum gloeosporioides species complex. Studies in Mycology 73: Zeiss, M. R., Den Braber, K. (2001). Major Diseases of Tea in Viet Nam In Tea IPM Ecological Guide Published by CIDSE (Cooperation Internationale pour le Developpment et la Solidarite) (http://www.communityipm.org/docs/ Tea_Eco-Guide/Tea_Eco-Guide.html).

196 198

197 199 çay alternatif arayışlar

198 200 ÇAY ÜRETİCİSİNE EK GELİR OLARAK KİVİ YETİŞTİRİCİLİĞİ5 Mustafa AKBULUT 1, Hüseyin BAYKAL 2 ve Yusuf ŞAVŞATLI 3 1 Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Maviyemiş Uyg. ve Araş. Merkezi 2 Öğr. Gör., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Maviyemiş Uyg. ve Araş. Merkezi 3 Yrd. Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Maviyemiş Uyg. ve Araş. Merkezi Özet: Rize ili Çay üretimi yanında son yıllarda kivi meyvesi üretimiyle de adından söz ettiren bir ilimizdir. İlimizde çay bitkisinin yetiştiriciliği sektörel bazda gelişimi sürdürürken, kivi üretimin de ise Rize Türkiye de 3. sırada yer almaktadır. Henüz kivi yetiştiriciliği, bakımı ve pazarlanma gibi konularda birçok eksikliklerin bulunduğu da görülmektedir. Çalışmada çay yetiştiriciliği ve kivi yetiştiriciliği birlikte değerlendirilirken, kivinin çay tarımına ek gelir getirici bir ürün olarak nasıl bir yetiştiriciliğinin uygun olabileceği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çay, Kivi, Rize, Ek Gelir. 1. GİRİŞ 2012 yılı kivi üretimi Dünya da ton olup, İtalya Yeni Zelanda, Şili, Yunanistan ve Fransa önemli üretici ülkelerdir. Ayrıca, Dünya da kivi üretimi 1985 yılından itibaren hızlı bir yükseliş göstermiştir. Türkiye de 2012 yılı verilerine göre kivi üretimi ton olup, dünya kivi üretiminde 9. sırada yer almaktadır (Şekil 1., Şekil 2.) (FAO, 2013). Ülkemizde kivi üretimi 2002 yılından itibaren hızlı bir artış göstermiş olup, Önemli kivi üreticisi iller Yalova, Ordu, Rize, Samsun, Giresun ve Trabzon dur. Bu iller içerisinde 3. sırada yer alan Rize ilimizin, Çay üretiminde 1. sırada yer alması nedeniyle kivi üretimi ilde ek gelir getirici bir ürün olarak gelişim göstermiştir (Şekil 3., Şekil 4) (TÜİK, 2013). Rize ili gerek çay gerekse kivi üretimi için uygun iklim ve toprak özelliklerine sahiptir. Ayrıca, kivi bölgede kabul görmüş bir tarımsal üründür (Akbulut, 2010; Akbulut, 2012; Cangi ve İslam, 2003; Esin ve Canca, 2006; Karadeniz, Cangi ve İslam, 2003; Özcan ve Zenginbal 2003; Özdemir ve Özyazıcı, 2002). 1 Bu çalışma sempozyumda poster olarak yer almıştır.

199 201 Şekil 1. Dünya Kivi Üretimi ( ) Şekil 2. Ülkelerin Kivi Üretimi ( )

200 202 Şekil 3. Türkiye Kivi Üretimi ( ) Şekil 4. İllerin Kivi Üretimi (2012) 2. TARTIŞMA Rize ilinde toplam dekar alanda ton kivi üretimi ile hem üretim hem de alan açısından ülkemizin %17 sine sahiptir. Toplam ağaç sayısı adet olup bu ağaçların adeti meyve veren yaşta adeti meyve vermeyen yaştadır. Rize ilinde kivi üretimi daha çok sahil bölgede yaygınlaşmış olup, Ardeşen dekar alanda ton üretim ile en önemli üretici ilçedir. Bunu 996 ton üretim ile Merkez ilçe, 700 ton ile Fındıklı, 533 ton ile Pazar ve 473 ton ile Çayeli izlemektedir (Tablo 1.) (TÜİK, 2013). Rize de ülkemizdeki kivi üretim alanlarından farklı olarak, çay ile karışık yetiştiricilik yapılmakta ve çayla birlikte daha yüksek gelir getirdiği için üretici tarafından karışık kivilikler genellikle tercih edilmektedir (Akbulut, 2013). Kivi de Rize ilinde bitki başına verim kg/ağaç arasında değişmekte olup, en yüksek verim 50 kg/ağaç ile Pazar ilçesindedir. Ağaç sayısı yönünden en çarpıcı durum Çayeli ilçesinde meyve vermeyen ağaç sayısının (9,580 adet) yani, yeni tesis bahçenin diğer ilçelerden yüksek olmasıdır. Yeni bahçe tesisi açısından Pazar, Fındıklı ve Merkez ilçede de Çayeli ilçesini takip etmektedir. Ancak ülkemiz kivi ağacı sayısı içerisinde Rize

201 203 ilinin % si düşük olup (%13,9), arazinin sınırlı olması nedeniyle yeni bahçe tesisindeki ağaç sayısı (meyve vermeyen yaştaki ağaç sayısı adet) ancak % 6,8 olarak gerçekleşmiştir (Tablo 1.) (TÜİK, 2013). Tablo 1. Rize İli 2012 Yılı Kivi Üretim Değerleri (TÜİK, 2013) İLÇE Alan (Dekar) Üretim (ton) Verim (kg/ ağaç) Meyve Veren Yaşta Ağaç Sayısı Meyve Veren Yaşta Ağaç Sayısı Toplam Ağaç Ardeşen Merkez Fındıklı Pazar Çayeli Güneysu Çamlıhemşin Derepazarı İyidere Hemşin Kalkandere İkizdere RİZE TOPLAM 3443 (% 16,9) 6242 (%16,8) (% 17,1) (% 6,8) (% 13,9) TÜRKİYE

202 204 Ülkemizde çay üretim istatistiklerine göre çayda 1988 yılından 2012 yılına kadar olan dönem incelendiğinde çay üretim alanlarında azalmaya, karşılık yaş çay yaprağı üretiminde önemli artışların olduğu görülmektedir. Bu sayede de den fazla üretici çay yetiştiriciliği ile gelir sağlamaktadır (Tablo 2.) (TÜİK, 2013). Çay alanlarında azalmanın en önemli nedeni çaylıklarda ruhsatlandırma işlemleri olup, bir miktar alanda mesken alanı olarak değerlendirilmiştir (Çaykur, 2012; Saklı, 2008). Ayrıca, çay konusunda pek çok araştırma yürütülmüş olup, konu sürekli olarak incelenmiştir (Koyuncu ve Koyuncu, 2011). Tablo 2. Türkiye Yılları Arası Çay Verileri (TÜİK, 2013) Çay yetiştiren çiftçi sayısı Çay yetiştirmeye ayrılan alan (Dekar) Yaş çay yaprağı üretimi (Ton) Ülkemizde çay üretimi açısından bakıldığında sadece Rize, Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde üretim yapıldığı görülmektedir. Bu iller içerisinde Çay üretim alanlarının % 65,6 sına ( dekar) ve yaş çay üretiminin % 75,4 üne ( ton) sahip olan Rize ilimiz önemli yere sahiptir (Tablo 3.) (TÜİK, 2013). Bu yönüyle Rize ilinde çaya alternatif arayışına ihtiyaç yoktur. Ancak, kimi yıllar üreticilerin ek gelir sağlayıcı ürünlere yönelik talepleri de kiviyi önemli bir ek gelir sağlayan ürün haline getirmiştir.

203 205 Tablo Yılı Yaş Çay Üretim Alanları ve Üretim Değerleri (TÜİK, 2013) Rize Trabzon Artvin Giresun Ordu TÜRKİYE Çay alanı (dekar) Üretim (ton) (%65,6) (%75,4) Son yıllarda, çay ile birlikte ek gelir getirici bir ürün olarak değerlendirilen kivinin yıllar itibariyle üretici fiyatlarına bakıldığında ise 2008 yılında 3,27 TL/ kg ye kadar yükselirken son yıllarda yaşanan sorunlar nedeniyle 2012 yılında 2,04 TL/kg e kadar düşmüştür. Çay fiyatları ise istikrarlı bir artış göstermekte olup, 2012 yılında 1,10 TL/kg olmuştur (Şekil 5.) (TÜİK, 2013). Şekil yılları arası Kivi ve Yaş Çay Fiyatları (TÜİK, 2013) Ayrıca, 2010 yılı kivi üreticisinin eline geçen gelir Türkiye ortalaması 2,39 TL/kg iken aynı dönemde Rize ilinde kivi üreticisinin 1,88 TL/kg gelir elde ettiği görülmektedir. Karadeniz Bölgesindeki diğer illerde de benzer durum tespit edilmiştir (TÜİK, 2013). Çay yetiştiriciliği açısından Rize ili Türkiye çay alanlarının % 65,6 sını ve üretimin % 75,4 ünü gerçekleştirip ülkemizde 1. olurken, bu üretimden toplam gelir olarak TL (1,10 TL/kg yaş çay) elde edilmiştir. Kivi yetiştiriciliğinde ise Türkiye kivi alanlarının %16,9 una ve üretimin % 16,8 ini gerçekleştirip ülkemizde 3. sırada yer alırken, bu üretimden toplam gelir olarak TL (2,04 TL/Kg kivi) elde edilmiştir (TÜİK, 2013).

204 206 Tablo 4. Çay ve Kivi 2012 Yılı Alan, Üretim ve Gelir Değerleri (TÜİK, 2013). RİZE İLİ Alan (da) % Üretim (ton) % Gelir (TL) ÇAY (1.) , , KİVİ (3.) , , SONUÇ Rize ilinde Çay üretimi kalkınmada temel tarımsal ve ekonomik ürün olup, herhangi bir alternatif ürün ikamesi mümkün değildir. Ancak, çay üretimi yanında kimi zaman ek gelir getirici çeşitli faaliyetlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bu anlamda kivi yetiştiriciliği açısından Rize ilinin ülkemizde 3. sırada bulunması nedeniyle, kivi ek gelir getirecek ürün olarak ilk akla gelenler ürünlerden birisidir. Çay ve kivinin Rize deki mevcut durumu ile gelecekte muhtemel konumu da göz önünde bulundurularak, sonuç olarak kivi yetiştiriciliği ile ilgili aşağıdaki tespitler yapılmıştır: - Kivi yetiştiriciliği açısından Rize ili uygun iklim ve toprak özelliklerine sahip olduğundan, önemli ve vazgeçilmez bir ürün haline gelmiştir. - Kivi yetiştirilen alanların birçoğunda üretici daha yüksek gelir getirdiği için çayla karışık kivi bahçesi tesis etmektedir. Bu durum pek çok uygulamayı güçleştirmekte ve gerek kivi gerekse çay kalitesini düşürmektedir. Ayrıca, çay alanlarının yayılım gösterdiği alanlarda kivi yetiştiriciliği yapılması iki farklı ürüne göre işlemlerin yapılmasını gerektirmektedir. - Kivi yetiştiriciliği çay yetiştiriciliğine kıyasla daha çok kültürel bakım işlemi (yaz ve kış budaması, gübreleme, ilaçlama, çapalama vb.) gerektirmektedir. Yeterli kültürel bakım işlemleri uygulanarak Rize de kivilerde verim düzeyini yükseltmek mümkündür. Kivilerde kültürel bakım işlemlerinin uygulanması ile istihdama olumlu katkı sağlanırken, işgücünün de yıl boyunca tam olarak değerlendirilmesi sağlanabilir. - Kivide ürün hasat döneminin doğru tespiti önem arz etmekte olup, suda çözünebilir kuru madde miktarına göre hasat yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde kalite düşmekte ve muhafaza imkanı azalmaktadır. - Rize ilinde yaş çay için yeterli tesis ve yerel alıcı firma mevcut iken, kivi için yeterli depolama ve paketleme tesisi olmaması nedeniyle üreticiler ürünü hızla satışa sunmaktadır. Rize de kivi üreticilerinin birlikler aracılığıyla toplu bir satış eğilimi olmadığından, dışarıdan gelen alıcılar tarafından genellikle fiyat belirlenmektedir. - Son yıllarda kivi fiyatlarının düşüş göstermesi de üreticilerin bu ürünle

205 207 ilgili daha geniş ölçekli yatırım yapmasını engellemektedir. - Kividen taze tüketim yanında yarı mamül ve mamül ürün yapılarak pazarlanmasına kesinlikle ihtiyaç duyulmaktadır. - Kivide organik tarım, iyi tarım uygulamaları, yeni çeşitler ve farklı yetiştiricilik modelleri ile geliri artırmak mümkün olabilecektir. Sonuç olarak, Kivi meyvesi Rize ilinde çaya ek gelir getiri ürün olarak artık yerini almıştır. Kivi ile ilgili altyapı, tesis ve pazarlama sorunlarının aşılmasıyla da, yetiştiricilikte kalite ve gelir açısından önemli gelişmeler kaydedilebilecektir. KAYNKLAR Akbulut, M. (2010). Rize İli Likapa ve Kivi Projesi Raporu (Teklif). Rize İl Özel İdaresi İl Genel Meclisi Başkanlığı Tarım Komisyonu. Rize. Akbulut, M. (2012). Subtropik Meyveler Dersi Ders Notları. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Pazar Meslek Yüksekokulu. Pazar/Rize. Cangi, R. ve A. İslam. (2003). Kivi Yetiştiriciliğinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Ulusal Kivi ve Üzümsü Meyveler Sempozyumu Ekim 2003, Ordu Çaykur (2012). Görevde Yükselme Eğitimi Ders Notları. Rize. Esin, M. ve T. Canca. (2006). Kivi Yetiştirme Yöntemleri. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Pazar Ziraat Odası. Pazar/RİZE. FAO (2013) FAO Dünya Tarım Örgütü Web Sayfası (18 Nisan 2013) Karadeniz, T. Ve R. Cangi ve A. İslam. (2003). Kivi Üretim Projeksiyonları. Ulusal Kivi ve Üzümsü Meyveler Sempozyumu Ekim 2003, Ordu Koyuncu R. ve Y.E. Koyuncu. (2011). Çay Bibliyografyası. Çınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği. Rize. Özcan, M. ve H. Zenginbal. (2003). Karadeniz Bölgesinde Kivi Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu ve Potansiyeli. Ulusal Kivi ve Üzümsü Meyveler Sempozyumu Ekim 2003, Ordu Özcan, M. (2007). Türkiye Çay Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu Sorunları ve Çözüm Yolları. Türkiye V. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, Eylül 2007, Erzurum Özdemir, O. ve M.A. Özyazıcı. (2002). Kivi Yetiştiriciliği. T.C. Başbakanlık Köy Hizmetleri Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Genel Yayın No : 101 Özel Yayın No : Ç-11., Samsun.

206 208 Saklı, A.R. (2008). Türk Çayının Dünü ve Bugünü. Çayın Bölge Tarihindeki Yeri ve Çaykur un Üreticiye Devri için Bir Model Çalışması. Kaknüs Rize Kitaplığı. Rize. Samancı, H. (1990). Kivi (Actinidia) Yetiştiriciliği. TAV Tarımsal Araştırmalar Destekleme ve Geliştirme Vakfı Yayın No : 22. Yalova. Şahin, T. (2007). Kivi Yetiştiriciliği. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Çiftçi Eğitim Serisi 33, Ankara. TÜİK. (2013). Türkiye İstatistik Kurumu Web Sayfası. Bitkisel Üretim İstatistikleri. (19 Nisan 2013). Ulusoy, A., T.Turna, A. Haznedar, Z. Kalcıoğlu ve R. Sekban. (2008). Of İlçesinde Çay Üretiminde Verimin ve Kalitenin Geliştirilmesi Projesi Eğitim Notları. Of Ziraat Odası Başkanlığı. Trabzon.

207 209 RİZE İLİNDE KİVİ BİTKİLERİNDE GÖRÜLEN HASTALIKLAR6 Aziz KARAKAYA 1 ve Arzu ÇELİK OĞUZ 2 1 Prof. Dr., Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi 2 Arş. Gör., Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Özet: Türkiye de kivi yetiştiricilik çalışmaları 1988 yılında başlamış ve Karadeniz bölgesinin uygun olduğu gözlenmiştir. Rize ilinde kivi çaya karşı önemli bir alternatif bitki hüviyetine bürünmektedir. Rize ilinde çaya göre çok yeni bir bitki olan kivinin bölgede sağlıklı bir şekilde gelişimini sürdürebilmesi ve çaya karşı alternatif bir bitki olabilmesi hastalıklar ile yakından ilişkilidir. Diğer kültür bitkilerinde olduğu gibi kivi bitkisinde de verimi ve kaliteyi etkileyen hastalıklar bulunmaktadır. Ülkemizde ve Rize de kivide hastalık oluşturan etmenler ile ilgili sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Rize ilinde kivi bitkilerinde hastalık oluşturan fungal etmenler olarak Pestalotiopsis sp., Botrytis cinerea, Alternaria alternata, Phytophthora citropththora, Cylindrocarpon liriodendri, Cylindrocarpon pauciseptatum, Cylindrocladiella parva, Ilyonectria liriodendri, Ilyonectria europaea, Phomopsis sp., Cylindrocarpon sp., Colletotrichum gloeosporoides, Colletotrichum acutatum, Colletotrichum kahawae, Botrytis sp., Alternaria sp., Phytophthora sp., üç teşhis edilemeyen yaprak lekesi fungusu ve bakteriyel patojen olarak Pseudomonas syringae pv. actinidiae rapor edilmiştir. Herhangi bir virüs hastalığı rapor edilmemiştir. Bu çalışmada bu hastalıklar hakkında kısa bilgiler verilmiş olup, hastalıkların durumu ve alınabilecek önlemler tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rize, Kivi, Actinidia Deliciosa, Kivi Hastalıkları. 1. GİRİŞ Anavatanı Güneydoğu Asya olan kivi (Actinidia deliciosa (A. Chev.) C.S. Liang et A. R. Ferguson) actinidiaceae familyasının bir üyesidir. Günümüzde Yeni Zelanda, ABD, Şili, Avustralya, Yunanistan, Fransa, İtalya, Japonya, Güney Afrika, Portekiz ve İspanya gibi ılıman iklimin hakim olduğu bölgelerde yetiştirilmektedir. Türkiye de kivi yetiştiricilik çalışmaları 1988 yılında başlamış ve Karadeniz bölgesinin daha uygun olduğu gözlenmiştir (Yalçın ve ark., 1998; Yalçın, 1999). Bu bölgede kivi, çay ve fındığa karşı önemli bir alternatif bitki hüviyetine bürünmektedir. Her bitkide olduğu gibi kivide de verimi ve kaliteyi etkileyen hastalıklar bulunmaktadır (Doğu ve Karakaya, 2008). Ülkemizde kivide hastalık oluşturan fungal etmenlerle ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Karakaya ve ark. (2011), Rize ilinde kivi bitkilerinin yapraklarında leke ve yanıklık belirtileri oluşturan Colletotrichum, Pestalotiopsis ve Phomopsis türlerinin yaygın olarak görüldüğünü bildirmişlerdir. Yapraklarda leke ve yanıklık oluşturan Botrytis ve Alternaria fungusları da rapor edilmiştir. Ayrıca yapraklarda leke oluşturan ve teşhis edilemeyen 3 adet fungusun bulunduğu bildirilmiştir. Kivide hastalık oluşturan Colletotrichum türleri C. gloeosporioides, C. acutatum ve C. kahawaae olarak bulunmuştur. Kök çürüklüğü etmenleri olarak Phytophthora ve Cylindrocarpon fungusları rapor edilmiştir. 1 Bu çalışma sempozyumda poster olarak yer almıştır.

208 210 Rize ilinde kivi bitkilerinde Pestalotiopsis türleri tarafından oluşturulan yaprak lekeleri yaygın olarak bulunmuştur. Pestalotiopsis türleri İyidere ilçesi hariç Rize ilinin bütün ilçelerinde kivi yapraklarından izole edilmiştir. Bu izolatların yapraklarda oluşturdukları hastalık belirtilerinde farklılıklar görülmüş ve farklı Pestalotiopsis türleri izole edilmiştir. Kivi bitkilerinden izole edilen Pestalotiopsis türleri Patates Dekstroz Agar ortamında kolayca gelişmişler ve bol miktarda aservulus ve spor oluşturmuşlardır. Hastalık yaprakların kenarlarından başlayarak bütün yaprağı kaplayabildiği gibi, yaprağın her tarafına yayılmış cm çapında küçük lekeler de oluşturabilmektedir. Bazen etmenin aservulusları yaprak üzerinde görülmüştür. Kivi bitkisinden elde edilen Pestalotiopsis türleri Patates Dekstroz Agar ortamında farklı şekillerde gelişmişlerdir. Kivi bitkisinde hastalık oluşturan en az 4 farklı Pestalotiopsis türünün olduğu düşünülmektedir. Kesin teşhis için moleküler çalışmaların yardımcı olabileceği düşünülmektedir (Karakaya ve ark., 2012). Karakaya (2001) Artvin-Arhavi bölgesinde kivilerde yaprak lekesi oluşturan bir Pestalotiopsis türünü rapor etmiştir. Pestalotiopsis türleri kivi bitkisi dahil bir çok bitkide hastalık oluşturabilmektedir (Guba, 1961; Park ve ark., 1997; Ushiyama ve ark., 1996). Pestalotiopsis türlerinin taksonomisinde sorunlar bulunmaktadır. Keith ve ark. (2006) çalışmalarında guava ve alternatif konukçulardan elde ettikleri Pestalotiopsis izolatlarının büyük çoğunluğunun benzer görünüşte olmasına rağmen morfolojik ve kültürel farklılıkların olduğunu ve türlerin yalnız koloni ve konidi morfolojilerine göre gruplanamayacağını belirtmişlerdir. Pestalotiopsis türlerinin taksonomisinde problemler bulunduğu diğer araştırıcılar tarafından da rapor edilmiştir (Guba, 1961; Sutton, 1980; Nag Raj, 1993). Bu problemlerin aşılmasında moleküler çalışmaların yardımcı olabileceği düşünülmektedir (Jeewon ve ark., 2002, Keith ve ark., 2006). Bu hastalıklar potansiyel olarak önemli olduklarından durumları takip edilmelidir. Hastalık etmenlerine dayanıklı genotipler bulunmalı ve etmenlerin biyolojileri detaylı bir şekilde ortaya konulmalıdır. Colletotrichum türleri Rize ilinde yaprak lekesi belirtisi gösteren kivi bitkilerinden sıklıkla izole edilmiştir. Rize ilinde birden fazla Colletotrichum türü kivilerde hastalık oluşturmaktadır. Colletotrichum türleri yapraklarda değişik şekillerde lekeler oluşturmuşlardır. Colletotrichum türlerinin Petri kaplarında gelişmelerinde de farklılıklar görülmüştür. İzolatlar arasında geniş varyasyon görülmüştür. Colletotrichum türleri Güneysu ilçesi hariç Rize ilinin bütün ilçelerinde bulunmuştur (Karakaya ve ark., 2012). Colletotrichum türleri bir çok bitkide hastalık oluşturabilmektedir. Bu fungusun taksonomisinde sorunlar bulunmaktadır (Hyde ve ark., 2009; Cannon ve ark., 2012). Colletotrichum türlerinin sınıflandırmasında görülen bazı problemlerin çözümünde moleküler yöntemlerin kullanılması fayda sağlayabilecektir (Cannon ve ark., 2012; Damm ve ark., 2012; Weir ve ark., 2012)

209 211 Colletotrichum gloeosporioides ve Colletotrichum acutatum Japonya da kivi yapraklarında görülen kahverengi veya gümüşi lekelerden izole edilmiştir (Ushiyama ve ark., 1996). Hawthorne (1986) kivilerde yeşil aksamda görülen nekrotik lekelerden Colletotrichum acutatum, Alternaria alternata, Cryptosporiopsis sp. Phoma exigua, Glomerella cingulata, Fusarium acuminatum ve Phomopsis sp. izole etmiştir. Yazar, bu patojenlerin yara yerlerinden giriş yapabileceğini, olgun yaprakların genç yapraklara göre daha kolay istila edilebildiğini bildirmiştir. Rize ilinde kivilerde yaprak lekeleri oluşturan Colletotrichum türleri yaygın olarak bulunmuştur. Bu etmenler kivi üretimi için bir tehdit oluşturabilir. Colletotrichum gloeosporioides dünyada bir çok kültür bitkisinde hastalık oluşturabilen yaygın bir patojendir (Sutton, 1992; Cannon ve ark., 2000). Colletotrichum acutatum da bir çok bitkiyi hastalandırabilen yaygın bir patojendir (Dyko ve Mordue 1979). Rize ilinde kivi yapraklarında leke oluşturan ve yaygın olarak bulunan funguslardan birisi de Phomopsis fungusudur (Karakaya ve ark., 2012). Phomopsis sp. de Colletotrichum ve Pestalotiopsis türleri gibi yaygın olarak bulunmuştur. Bu etmen yapraklarda değişik boyutlarda nekrotik lekeler oluşturmuştur. Etmen kültürde (Patates Dekstroz Agar ortamında) kirli beyazdan kahverengine kadar değişen renklerde gelişmiştir. Kültürlerde bol miktarda piknit oluşumu gözlenmiş ve sıklıkla spor akıntıları gözlenmiştir. Spor akıntıları krem rengi sarımsı renklerde görülmüştür. Kültürlerden çoğunda hem alfa hem de beta konidileri görülürken bazı kültürlerde ise sadece bir konidi tipine rastlanılmıştır. Muhtemelen Rize ilinde kivilerde hastalık oluşturan 3 değişik Phomopsis türü bulunmaktadır. Az sayıda örnekte ise etmenin eşeyli dönemi (Diaporthe sp.) bulunmuştur. Bu etmen Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesi hariç diğer bütün ilçelerinde görülmüştür. Kivilerde görülen Phomopsis hastalığı değişik ülkelerden rapor edilmiştir. Japonya da Ushiyama ve ark. (1996) bir Phomopsis türünü köşeli yaprak lekelerinden izole etmiştir. Jeong ve ark. (2008) Kore de kivi bitkilerinin yapraklarında görülen en yaygın leke ve yanıklık belirtilerine Phomopsis sp. nin neden olduğunu bildirmiştir. Lee ve ark. (2001) Phomopsis sp. nin Kore de en yaygın depo çürüklüğü etmenlerinden birisi olduğunu bildirmiştir. Elena (2009) Phomopsis sp. nin Kuzey Yunanistan da dal kanseri, iç odun dokusunda renk değişikliği, yapraklarda kahverengileşme ve meyvelerde çürüklük oluşturduğunu bildirmiştir. Hawthorne ve ark. (1982) Yeni Zelanda da hastalıklı yaprak, çiçek ve meyvelerden Diaporthe sp. izole etmiştir. Botrytis cinerea Rize ilinin Çamlıhemşin ve İkizdere ilçeleri hariç bütün ilçelerinde görülmüştür. Etmen Patates Dekstroz Agar ortamında kolayca gelişmiş ve bol miktarda spor oluşturmuştur (Karakaya ve ark., 2012; Karakaya ve Bayraktar, 2009). Botrytis cinerea yaygın bir fungus olup bir çok bitkinin çiçek, yaprak, gövde, dal, meyve ve diğer kısımlarında hastalık oluşturabilmektedir (Ellis 1971). Bu patojen depolanmış kivilerde görülen ve büyük zararlar oluşturabilen önemli bir hastalık etmenidir (Brook 1991; Manning ve Lallu 1997; Michailides ve Elmer 2000). Kore de kivi meyvele-

210 212 rinde çürüklük oluşturan bir Botrytis türü rapor edilmiştir (Koh ve ark ). Kivilerde hastalık oluşuran Botrytis cinerea İtalya dan (Bisiach ve ark., 1984), ABD ve Yeni Zelanda dan (Michailides ve Elmer 2000) ve Japonya dan da (Ieki, 1993) rapor edilmiştir. Botrytis cinerea önemli bir depo hastalık etmeni olarak rapor edilmesine karşın hasat öncesi de yeşil yaprakları, çiçek kısımlarını, yaşlı veya ölmüş bitki kısımlarını etkilemektedir (Brook 1991; Michailides ve Elmer 2000). Rize ilinde kivi bitkilerinde yaprak lekesi hastalığı oluşturan Alternaria alternata fungusu rapor edilmiştir (Karakaya ve Çelik, 2012). Alternaria alternata tarafından meydana getirilen yaprak lekesi hastalığı Rize ili merkez ilçede ve Çayeli, Pazar, Hemşin, Ardeşen ve Fındıklı ilçelerinde görülmüştür (Karakaya ve ark., 2012; Karakaya ve Çelik, 2012). İtalya da Alternaria alternata kivi bitkilerinde yaprak lekeleri oluşturmaktadır. Etkilenen bitkilerde ciddi yaprak dökümleri gözlenmiştir (Corazza ve ark., 1999). Amenduni ve ark., (2003) yaprağın her iki yüzünde de meydana gelen lezyonların daha çok üst yüzeyde etkili olduğunu, kahverengi grimsi, daha çok yuvarlak şekilli, düzensiz nekrotik lekelerin ilk başta küçük, daha sonra çapı 2 cm nin üzerinde olacak şekilde görüldüğünü, kurumaların oluşarak lekelerin bir çoğunun birleştiğini ve sonuçta bitkilerin yapraksız kaldığını bildirmişlerdir. Tsahouridou ve Thanassoulopoulos (2000) Yunanistan da A. alternata nın kivilerde geriye ölüm belirtileri oluşturduğunu, yapraklarda küçük kahverengi lekelerin görüldüğünü ve daha sonra yaprak dökülmelerinin gerçekleştiğini, ince dalların ucunun birkaç cm altında küçük, içe batık, koyu kahverengi kanserlerin görüldüğünü bildirmişlerdir. Rize ilinde Alternaria alternata nın meyvelerde veya dallarda belirtilerine rastlanamamıştır (Karakaya ve ark., 2012; Karakaya ve Çelik, 2012).. Cylindrocarpon sp., Rize ilinin Fındıklı ve Ardeşen ilçelerinde sararma ve kuruma belirtisi gösteren kivi bitkilerinin köklerinden izole edilmiştir. Köklerde kahverengileşme ve nekrozlar görülmüştür. Etmen Patates Dekstroz Agar ortamında kahverengi gelişme göstermiştir ve bol miktarda konidi oluşturmuştur. Bazı izolatlar ise farklılıklar göstermiştir. Bölgede Cylindrocarpon cinsinin hastalık oluşturan birden fazla türü bulunabilir (Karakaya ve ark., 2012; Karakaya ve ark. 2011). Erper ve ark (2011), Rize ilinin Ardeşen ilçesinde Cylindrocarpon liriodendri nin kivi köklerinde hastalık oluşturduğunu rapor etmişlerdir. Erper ve ark.(2013) Samsun ve Rize illerinde kivilerde kök çürüklüğü oluşturan Cylindrocarpon pauciseptatum, Cylindrocladiella parva, Ilyonectria liriodendri, I. torresensis, I. robusta ve I. europaea, I. liriodendri funguslarını bildirmişlerdir. Phytophthora cinsi Rize ilinin Ardeşen ilçesinde sararma ve zayıflama belirtileri gösteren kivi bitkilerinin köklerinden izole edilmiştir. Phytophthora izolatı mikroskopta morfolojik karakterleri açısından detaylı bir şekilde incelenmiştir. Mısır unu agar ve parçalanmış havuç agarında geliştirilen Phytophthora izolatı steril ve steril olmayan toprak ekstraktlarında bol miktarda sporangium oluşturmuştur. Sporangium özellikleri ve izolatın kültürel özellikleri Erwin ve Ribeiro (2005) ve Gallegly ve Hong (2008) kaynaklarında tanımı verilen Phytophthora citrophthora ya uymaktadır. Etmen ile ilgili yapılan

211 213 moleküler teşhis çalışması da etmenin Phytophthora citrophthora olduğunu teyit etmiştir (Karakaya ve ark., 2012; Akıllı ve ark., 2011). Phytophthora fungusu tarafından oluşturulan kök çürüklüğü hastalığı dünyada kivi yetiştirilen diğer bölgelerden de rapor edilmiştir (Latorre ve ark., 1991; Lee ve ark., 2001; Stewart ve McCarrison, 1991). Ülkemizde bu önemli hastalık ile ilgili mücadele stratejilerinin geliştirilmesine başlanmalıdır. Rize ilinde kivilerde az oranda görülen ve teşhis edilemeyen 3 fungus da yaprak lekesi belirtileri gösteren bitkilerden izole edilmiştir (Karakaya ve ark., 2012). Baştaş ve Karakaya (2012) Rize ilinde kivilerde bakteriyel kanser hastalığını oluşturan patojen olan Pseudomonas syringae pv. actinidiae yi rapor etmişlerdir. Bu hastalık dünyada kivi yetiştirilen bölgelerde de görülmekte olan önemli bir patojendir (CABI/EPPO, 2012). Bu hastalıkla ilgili detaylı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Rize ilinde yetiştirilen kivi bitkilerinde herhangi bir virüs hastalığı rapor edilmemiştir. Rize ilinde kivi bitkilerinde çok miktarda hastalık etmeni belirlenmiştir. Colletotrichum Pestalotiopsis ve Phomopsis türleri tarafından oluşturulan yaprak lekeleri ve yanıklıklar yaygın olarak bulunmuştur. Alternaria alternata ve Botrytis cinerea tarafından oluşturulan yaprak lekeleri ve yanıklıklar da görülmüştür. Phytophthora citrophthora ve Cylindrocarpon sp., Cylindrocarpon liriodendri, Cylindrocarpon pauciseptatum, Cylindrocladiella parva, Ilyonectria liriodendri, Ilyonectria europaea türleri hastalıklı kivi bitkilerinin köklerinden izole edilmiştir. Farklı Colletotrichum türleri kivi bitkilerinde hastalık oluşturmaktadır. Bu türler ile ilgili detaylı çalışmalar yapılmalıdır. Kivilerde çoklu enfeksiyonlar da belirlenmiştir. Aynı yapraktan birkaç farklı etmen izole edilebilmiştir. Özellikle geç dönemde alınan yaprak örneklerinden sıklıkla farklı etmenler izole edilebilmiştir. Bu durum yaprak lekeleri ve yanıklık belirtilerinin fazlalaşmasına neden olabilmekte, yaprak tamamen kuruyabilmekte veya dökülebilmektedir (Karakaya ve ark., 2012). Bu da meyve kalitesinin bozulmasına ve üründe azalmaya yol açmaktadır. Kivi bitkisinin köklerinde hastalık oluşturan etmenler önemli kök patojenleridir. Botrytis cinerea tarafından oluşturulan hastalık kivi yetiştirilen ülkelerde görülen en önemli hastalıklardan birisidir. Özelikle depo koşullarında bu hastalığın çok tahripkar olduğu bildirilmektedir ( Michailides and Elmer, 2000). Bitki hastalıkları dünyada ve Türkiye de önemli ürün kayıplarına yol açmaktadır. Özellikle fungal hastalıkların Rize ilinde yaygın olduğu görülmektedir. Bu hastalık etmenleri yapraklarda lekeler oluşturarak, köklerde çürümeler meydana getirerek bitkinin zayıflamasına, meyve kalitesinde düşmelere ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Türkiye ye yeni giren alternatif bir bitki olan kivinin yöreye uyum sağlaması görülebilecek hastalıklar ile yakından ilişkilidir. Hastalıkların belirlenmesi ilerde yapılabilecek olan ıslah çalışmalarına ışık tutacaktır. Ayrıca mücadele yöntemlerinin geliştirilmesinde hastalıkların

212 214 tanınması büyük önem taşımaktadır. Hastalıklara dayanıklı kivi çeşit ve genotiplerinin geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Rize ilinde tespit edilen bu hastalıklar ile ilgili mücadele stratejilerinin geliştirilmesine başlanmalıdır. SONSÖZ Çalışmamıza olan desteklerinden dolayı Ankara Üniversitesi ne (Bilimsel Araştırma Projesi No: 08B ), yardımlarından dolayı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Rize Tarım İl Müdürlüğü ve Atatürk Çay ve Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü personeline teşekkür ederiz. KAYNAKLAR Akıllı, S., Ç. U. Serçe, Y. Z. Katırcıoğlu, A. Karakaya, S. Maden. (2011). I n - volvement of Phytophthora citrophthora in kiwifruit decline in Turkey. Journal of Phytopathology 159: Amenduni, M., M. D Amico, C. Colella, M. Cirulli. (2003). Severe outbreaks of Alternaria leaf spot on Actinidia in southern Italy. Informatore Fitopatologica 53(11): Baştaş, K. K., A. Karakaya. (2012). First report of bacterial canker of kiwifruit caused by Pseudomonas syringae pv. actinidiae in Turkey. Plant Disease 96 (3): 452. Bisiach, M., G. Minervini, A. Vercessi Biological and epidemiological Botrytis cinerea Pers. Rivista Di Patologia Vegetale Serie IV 20, Brook, P.J Botrytis stem end rot and other storage diseases of kiwifruit a review. Acta Horticulturae 297, CABI/EPPO Pseudomonas syringae pv. actinidiae. [Distribution map]. Distribution Maps of Plant Diseases 2012 No. April pp. Map 1043 (Edition 2). Cannon, P. F., P. D. Bridge, E. Monte Linking the past, present and future of Colletotrichum systematics. In Prusky, D., S. Freeman, M. B. Dickman (editörler) Colletotrichum. Host Specifity, Pathology, and Host-Pathogen Interaction. APS Pres, St Paul, USA pp Cannon, P. F., U. Damm, P.R. Johnston, B.S. Weir Colletotrichum current status and future directions. Studies in Mycology 73: Corazza, L., L. Luongo, M. Parisi. (1999). First report of leaf spot caused by Alternaria alternata on kiwifruit in Italy. Plant Disease 83(5):487. Damm, U., P.F. Cannon, J.H.C. Woudenberg, P.W. Crous The Colletotrichum acutatum species complex. Studies in Mycology 73:

213 215 Doğu, D. M., A. Karakaya. (2008). Kivi Bitkisinde Görülen Hastalıklar. Çanakkale Merkezi Değerleri Sempozyumu Ağustos Çanakkale. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yayınları No:76, s Dyko, B. J., J. E. M. Mordue. (1979). Colletotrichum acutatum. CMI Descriptions of Pathogenic Fungi and Bacteria No Elena, K. (2009). Occurrence of Phomopsis sp. on kiwi plantations in Northern Greece. Hellenic Plant Protection Journal 2: Ellis, M.B Dematiaceous hyphomycetes. Commonwealth Mycological Institute. Kew, Surrey, England. 608 pp Erper, İ., B. Tunalı, C. Agusti-Brisach, J. Armengol. (2011). First report of Cylindrocarpon liriodendri on kiwifruit in Turkey. Plant Disease 95(1): 76. Erwin, D. C., O. K. Ribeiro. (2005). Phytophthora diseases worldwide. 2nd ed. St Paul, MN, USA, APS Press. 562 pp. Gallegly, M. E., C. Hong. (2008). Phytophthora: Identifying species by morphology and DNA fingerprints. St Paul, MN, USA, APS Press. Guba, E. F. (1961). Monograph of Monochaetia and Pestalotia. Harward University Press. Cambridge, Massachusetts. 342 pp. Erper, İ.,C. Agusti-Brisach, B. Tunalı, J. Armengol. (2013). Characterization of root rot disease of kiwifruit in the Black Sea region of Turkey. European Journal of Plant Pathology 136: Hawthorne, B. T., J. Rees-George, G. J. Samuels. (1982). Fungi associated with leaf spots and post harvest fruit rots of kiwifruit (Actinidia chinensis) in New Zealand. New Zealand Journal of Botany 20: Hawthorne, B. T.(1986). Pathogenicity of fungi associated with leaf spots of kiwifruit. New Zealand Journal of Agricultural Research 29: Hyde, K., L. Cai, P. F. Cannon, J. A. Crouch., P. W. Crous., U. Damm, P. H. Goodwin, H. Chen, P. K. Johnston, E. B. G. Jones, Z. Y. Liu, E. H. C. McKenzie, J. Moriwaki, P. Noireung, S. R. Pennycook, L. H. Pfenning, H. Prihastuti, T. Sato, R. G. Shivas, Y. P. Tan, P. W. J. Taylor, B. S. Weir, Y. I. Yang, J. Z. Zhang. (2009). Colletotrichum-names in current use. Fungal Diversity 39: Ieki, H Kiwifruit diseases in Japan. Japan Pesticide Information 61: Jeewon, R., E. C. Y. Liew, K. D. Hyde. (2002). Phylogenetic relationships of Pestalotiopsis and allied genera inferred from ribosomal DNA sequences and morphological characters. Molecular Phylogenetics and Evolution 25:

214 216 Jeong, I. H., T. L. Myoung, G. H. Kim, T. W. Han, H. C. Kim, M. J. Kim, H. S. Park, S. H. Shin, J-S. Hur, J. S. Shin, Y. J. Koh. (2008). Incidences of leaf spots and blights on kiwifruit in Korea. Plant Pathology Journal 24(2): Karakaya, A. (2001). First report of infection of kiwifruit by Pestalotiopsis sp. in Turkey. Plant Disease 85: cover and Karakaya, A., A. Çelik, J. Moriwaki, T. Sato. (2011). Fungal diseases of kiwifruit observed in Rize province of Turkey. Asian Mycological Congress. August 7-11, 2011 / Incheon, Korea. Karakaya, A., A. Çelik. (2012). First report of Alternaria alternata infection of kiwifruit in Turkey. Australasian Plant Disease Notes 7: Karakaya, A., A. Çelik, R. Yıldırım, D. Atmaca. (2012). Rize İlinde kivilerde görülen önemli fungal hastalıkların belirlenmesi. Ankara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi Kesin Raporu (Proje Numarası: 08B ). 34 s. Karakaya, A., H. Bayraktar. (2009). Botrytis disease of kiwifruit in Turkey. Australasian Plant Disease Notes 4: Keith, L. M.., M. E. Velasquez, F. T. Zee. (2006). Identification and characterization of Pestalotiopsis spp. causing scab disease of guava, Psidium guajava, in Hawaii. Plant Disease, 90:16-23 Koh, Y.J., S. Jung, J. S. Hur. (2003). Current status of occurrence of major diseases on kiwifruits and their control in Korea. Acta Horticulturae 610: Latorre, B. A., C. Alvarez, O. K. Ribeiro.(1991). Phytophthora root rot of kiwifruit in Chile. Plant Disease 75: Lee, J. G., D. H. Lee, S. Y. Park, J-S. Hur, Y. J. Koh. (2001). First report of Diaporthe actinidia, the causal organism of stem-end rot of kiwifruit in Korea. Plant Pathology Journal 17(2): Lee, Y. H., H. Y. Jee, K. H. Cha, S. J. Ko, K. Park Occurrence of Phytophthora root rot on kiwifruit in Korea. Plant Pathology Journal 17(3): Manning, M.A., N. Lallu Fungal diseases of kiwifruit stored in controlled atmosphere in New Zealand. Acta Horticulturae 444: Michailides, T. J., P. A. G. Elmer. (2000). Botrytis gray mold of kiwifruit caused by Botrytis cinerea in the United States and New Zealand. Plant Disease 84: Nag Raj, T. R. (1993). Coelomycetous anamorphs with appandage bearing conidia. Mycologue Publications, Waterloo, Ontario, Canada.

215 217 Park, Y. J., L. Wong, S. Dong Up, S. Ki Young, H. C. Baik, C. K. Ki. (1997). Leaf blight of kiwifruit caused by Pestalotiopsis menezesiana (Bress.and Torr.) Bissett and its Ecopathology. Korean Journal of Plant Pathology 13(1): Stewart, A., A. M. McCarrison. (1991). Pathogenicity and relative virulence of seven Phytophthora species on kiwifruit. New Zealand Journal of Crop and Horticultural Science 19: Sutton, B. C. (1980). The coelomycetes: fungi imperfecti with pycnidia acervuli and stromata. Commonwealth Mycological Institute. 696 pp. Sutton, B. C. (1992). The genus Glomerella and its anamorph Colletotrichum. In Bailey, J. A., M. J. Jeger (editörler) Colletotrichum: Biology, Pathology and Control. CAB International. Wallingford, UK pp Tsahouridou, P.C., C. C. Thanassoulopoulos. (2000). First report of Alternaria alternata as a dieback pathogen of kiwifruit. Plant Disease 84:371. Ushiyama, K., N. Aono, J. Ogawa. (1996). First report of Pestalotia disease, anthracnose and angular leaf spot of kiwifruit and their pathogens in Japan. Annals of the Phytopathological Society of Japan. 62: Weir, B. S., P.R. Johnston, U. Damm The Colletotrichum gloeosporioides species complex. Studies in Mycology 73: Yalçın, T. (1999). Kivi Yetiştiriciliği. Atatürk Bahçe Kültürleri Merkezi Araştırma Enstitüsü Yayını, 37s., Yalova. Yalçın, T., H. Samancı, A. Atak. (1998). Türkiye de kivi yetiştiriciliğinin durumu, geleceği, potansiyeli ve araştırma öncelikleri. 4. Bağcılık sempozyumu bildirileri Ekim, , Yalova.

216 218 RİZE NİN TARIMSAL GERÇEĞİ ÇAY MI, KİVİ Mİ? Mahmut KOÇAN Yüksek Lisans Öğrencisi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özet: Günümüz dünyasında sanayileşme artık tek amaç olmaktan çıkmış ve son dönemlerde tarım geleceğin önemli sektörleri arasında yerini almaktadır. Ülke kalkınmasında bölgesel potansiyellerin en iyi şekilde değerlendirilmesi tarımsal kaynakların verimli, gerçekçi kullanımı, sanayinin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi mümkün olabilir. Rize ili toprak, iklim ve yer şekilleri bakımından çay, kivi, likapa gibi ürünlerin yetiştirilmesine elverişlidir. Bu ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında ilk sıralarda çay ve kivi gelmektedir yılı verilerine göre Rize ilinde çaylık alanlar ile kivi bahçelerinden elde edilen kivi ve çay üretim miktarları/tutarları karşılaştırılmıştır. Üretilen miktarların Rize ilinin kalkınması üzerindeki katma değeri incelenmiştir. Bu araştırmanın temel amacı Rize ilinde yetiştirilen çay ile kivi üretim miktarları/tutarları karşılaştırılması ve çaya alternatif olarak kivi yetiştirilmesinin ekonomik olarak analizi ve kalkınma üzerinde ne düzeyde etkili olabileceği araştırılacaktır. Anahtar Kelimeler: Bölgesel Kalkınma, Çay, Kivi, Rize. 1.GİRİŞ Tarım toplumların uygarlık yolunda ilerlemesinde önemli katkılarda bulunmuş bir sektördür. Tarımda meydana gelen gelişmelerle birlikte, toplayıcılıktan yerleşik hayata geçen insanlar, çeşitli medeniyetler kurmuşlardır. Bu bağlamda tarımın, medeniyetin gelişmesinde önemli roller üstlendiğini söylemek mümkündür (Aktaş ve vd., 2010). Elverişli coğrafi koşullara ve iklime, zengin bir toprak yapısına ve biyolojik çeşitliliğe sahip olan ülkemiz tarım potansiyeli oldukça yüksektir (Tydta, 2010). Doğu Karadeniz Bölgesi nin toprak, iklim ve yer şekilleri çay, kivi gibi ürünlerin yetiştirilmesine elverişlidir. Çay üretimiyle geçimini sağlayan halk son yıllarda bu üründen istediği geliri elde edememektedir; çay tarımı faaliyetlerinden elde edilen gelir düştükçe üretici farklı gelir sağlayıcı ürünlere yönlenmeye başlamaktadır. Bu nedenle ekonomik getirisi bir hayli yüksek olan kivi, üreticiye daha cazip gelerek çay bahçelerinin bir kısmı kivi yetiştiriciliği alanında kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Türkiye İstatistik Kurumu nun(tüik) verileri kullanılarak çay ve kivi yetiştiriciliğinin Rize illindeki üretim miktarları ve üretim değerlerinin bölgesel kalkınmaya etkisi araştırılmıştır.

217 ÇAY YETİŞTİRİCİLİĞİ Çay, işlenmiş yaprakların kaynatılmasıyla veya haşlanmasıyla elde edilen bir içecek türüdür. Çay çalısının latince ismi Camellia Sinensis tir (Wikipedia, 2013). Dünya üzerinde çay bitkisi, Kuzey yarım kürede yaklaşık 42 enlem derecesinden, Güney yarım kürede 27 enlem derecesine kadar olan kuşak üzerinde, yağışın bol ve iklimin sıcak olduğu bölgelerde yetiştirilmektedir (Başer, 2006). Çay, çalının yapraklarının fermantasyonu, ısıtılması, kurutulması ve bazen diğer meyve veya bitkilerle karıştırılması sonucu hazırlanır. Çayları birçok kritere göre sınıflara ayırmak mümkün olmakla beraber; üç temel çay çeşidi vardır. Bunlar, siyah çay, yeşil çay ve beyaz çaydır (Wikipedia, 2013) Dünyada Çay Yetiştiriciliği Çay tarımı ve çayın kullanılması ile ilgili ilk çalışmaların M.Ö yılında Çin İmparatorluğunda yapıldığı bilinmektedir. Çin deki çay uygulamalarının etkisiyle Japonya ve Seylan gibi ülkelerde çay kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise Rusya, Uganda ve Kenya gibi ülkelerde çay kullanımı yayılmıştır (Başer, 2006). 21. yüzyılda ise Dünya da önemli derecede kuru çay üretimi yapılan başlıca kıtalar Asya, Afrika ve Amerika dır. Tablo 1. Dünya- Kıtalar Bazında Kuru Çay Üretim Miktarları ve Gayri Safi Üretim Değerleri Üretim Miktarı (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ($1 milyon) Dünya Asya Afrika Amerika Kaynak: FAO (2013) Dünya da kuru çay üretimi miktarı ve gayri safi üretim değeri yılları arası devamlı artış göstermektedir yılında kuru çay üretim miktarının %97,66 sını, gayri safi üretim değerlerinin %99,86 sını Asya ve Afrika kıtaları oluştururken; toplam kuru çay üretim miktarlarının %84,14 ünü ve gayri safi üretim değerlerinin %87,75 ini Asya kıtası, üretim miktarlarının %13,52 sini ve gayri safi üretim değerlerinin %12,11 ini Afrika kıtası karşılamaktadır. Dünya da kuru çay üretimi yapan başlıca ülkeler Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka, Türkiye, Endonezya, Vietnam, İran, Japonya, Arjantin dir. Son on yılda en çok kuru çay üretimi yapan ülkeler Çin ve Hindistan, en az ise Japonya ve Arjantin dir.

218 220 Tablo 2. Ülke Bazında Kuru Çay Üretim Miktarları (ton) Toplam Çin Hindistan Kenya Sri Lanka Türkiye Endonezya Vietnam İran Japonya Arjantin Toplam Kaynak: FAO (2013) yılları arasında kuru çay gayri safi üretim değeri en yüksek olan ülkeler Çin, Japonya, Kenya ve Hindistan dır. Kuru çay gayri safi üretim değerine bakıldığında birinci sırada Çin, ikinci sırada Japonya yer almaktadır. Tablo 3. Ülke Bazında Kuru Çay Gayri Safi Üretim Değerleri ($1 milyon) Toplam Çin Japonya Kenya Hindistan Sri Lanka Türkiye Endonezya İran Arjantin Vietnam * * * * * Toplam Kaynak: FAO (2013) Dünya da 2010 yılı kuru çay üretim miktarları ve gayri safi üretim değerlerinde Çin 1.sırada yer almaktadır. Çin 2010 yılında toplam kuru çay üretim miktarlarının %32,26 sını, gayri safi üretim değerinin %58,82 sini oluşturmaktadır. Hindistan 2010 yılında toplam üretim miktarının %21,79 unu olmasına karşın gayri safi üretim değeri sadece %3,97 dir. Türkiye 235 bin ton çay üretim miktarıyla 5.sırada, $139 milyon gayri safi üretim değeriyle 6.sırada yer almaktadır. Japonya 85 bin ton kuru çay üretim miktarıyla 10. sırada yer alırken $1.55 milyon gayri safi üretim değeriyle 2.sırada yer almaktadır.

219 Türkiye de Çay Yetiştiriciliği Türkiye de çay tarımının başlangıcı ise 1917 yılına kadar uzanmaktadır. İlk yaş çay yaprağı hasadı ve kuru çay üretimi 1938 yılında gerçekleştirilmiştir.1940 yılında 40 ton çay tohumu ithal edilerek çay bahçesi tesisi çalışmalarına başlanmıştır. Bölgenin ekonomik ve sosyal yönden kalkınması, geliştirilmesi ve göç olgusunun yarattığı sosyal problemleri azaltmak amacıyla, çay tarım ve sanayi uzun yıllar devlet tarafından desteklenmiş ve teşvik edilmiştir (Çaykur, 2013). Tablo 4. İller Bazında Yaş Çay Üretim Miktarları ve Gayri Safi Üretim Değerler Üretim Miktarları (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ( ) Rize Trabzon Artvin Giresun Ordu Toplam Kaynak: TÜİK(2013) Türkiye de yaş çay üretimi Rize, Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde yapılmaktadır yılında Rize ili ton üretim miktarı ve ile ilk sırada bulunmaktadır. Türkiye de üretilen yaş çayın 2008 yılında %76 sı, 2009 yılında %75 i, 2010 yılında %67 si, 2011 yılında %78 i Rize ilinde üretilmektedir yılında Rize ilinde üretilen yaş çayın gayri safi üretim değeri ile toplam gayri safi üretim değerinin %78 idir Rize İlinde Çay Yetiştiriciliği Rize ilinde 2010 ve 2011 yılları arası yaş çay üretim miktarları aşağıda gösterilmektedir. Rize ilinde en çok çay üretimi Merkez, Çayeli, Pazar ve Ardeşen ilçelerinde yapılmaktadır yılında Rize de üretilen yaş çayın %65 ini Merkez, Çayeli, Pazar ve Ardeşen ilçeleri oluşturmakta olup; Merkez ilçe bu oranın %25,64 ünü karşılamaktadır.

220 222 Tablo 5. Rize İli İlçeler Bazında Yaş Çay Üretim Miktarları Üretim Miktarı (ton) Merkez Çayeli Pazar Ardeşen Kalkandere Fındıklı Güneysu Toplam Kaynak: TÜİK(2013) 3. KİVİ YETİŞTİRİCİLİĞİ Kivi, asma benzeri odunsu bir tırmanıcı bitki türü olan Actinidia Deliciosa dan ve A.Deliciosa ile diğer Actinidia türleri arası melezlerden elde edilen kültivar grubundaki bitkiler ile bu bitkilere ait yenilebilir meyvelerin ortak adıdır (Wikipedia, 2013). Kış soğukları en düşük -13 C derecede, yapraklı dönemde(nisan - Kasım) hava ortalama oransal nemi en az %60 olan, sürekli sert, kuru rüzgâr almayan yörelerin kireçsiz, süzük derin topraklarında (Şeftali Toprağı) yetiştirilebilir (Rize Ziraat Odası, 2013). Kivinin ifade ettiği kültivar grubu ve bu grup içinde yer alan ticari açıdan en önemli olanları Hayward, Chico ve Saanichton 12 şeklinde sınıflandırabiliriz (Wikipedia, 2013) Dünyada Kivi Yetiştiriciliği 1900 lü yılların başlarına kadar doğal yetişme alanlarının dışında pek bilinmeyen kivi meyvesi, 1905 li yıllarda misyonerler tarafından Çin den alınıp Yeni Zelanda ya götürülmüş, burada yapılan ıslah çalışmaları sonucunda günümüzde kültüre alınarak, yeni çeşitler ortaya çıkmıştır. Kivi meyvesi vitaminlerce ve aromatik maddeler bakımından zengin olması ve meyve etinin dekoratif görünüşlü olması nedeni ile insanlar tarafından sevilmiş ve kısa sürede dünya kivi üretimi bir milyon ton seviyelerine çıkmıştır (Demir ve Ege, 2003). Tablo 6 da dünya ve kıtalar bazında kivi üretim miktarları ve gayri üretim değerleri gösterilmektedir. Dünya da kivi üretimi Avrupa, Okyanusya, Amerika, Asya ve Avrupa kıtalarında yapılmaktadır. Dünya yılları arası kivi üretiminde Avrupa kıtası ilk sırada yer alırken, Afrika kıtası son sırada yer almaktadır.

221 223 Tablo 6. Dünya- Kıtalar Bazında Kivi Üretim Miktarı ve Gayri Safi Üretim Değeri Üretim Miktarı (ton) Gayri Safi Üretim Değeri($1 milyon) Dünya Avrupa Okyanusya Amerika Asya Afrika Kaynak: FAO (2013) 2010 yılı verilerine göre Avrupa ve Okyanusya kıtaları dünya kivi üretiminin % 74,28 ini oluşturmaktadır. Dünya da kivi toplam gayri safi üretim değerlerinin 2008 yılında Avrupa kıtası %68,33 ünü, Okyanusya kıtası %16,61 ini; 2009 yılında Avrupa kıtası %68,58 ini, Okyanusya Kıtası %16,75 ini oluşturmaktadır yılında ise toplam kivi gayri safi üretim değerlerinin %85,65 ini Avrupa ve Okyanusya kıtaları oluştururken; toplam kivi gayri safi üretim değerlerinin %64,82 sini Avrupa kıtası, %20,83 ünü Okyanusya kıtası karşılamaktadır. Tablo 7 de ülkeler bazında kivi üretim miktarları ve gayri üretim değerleri gösterilmektedir. Tablo 7. Ülke Bazında Kivi Üretim Miktarları (ton) Toplam İtalya Yeni Zelanda Şili Yunanistan Fransa Japonya İran ABD İspanya Portekiz Türkiye Toplam Kaynak: FAO (2013)

222 224 Dünya da yılları arasında toplam üretilen ton kivinin %74 ünü başta İtalya olmak üzere Yeni Zelanda ve Şili üretmektedir. Avrupa kıtasında 5, Asya kıtasında 3, Amerika kıtasında 2, Okyanusya kıtasında 1, toplam 11 ülkede önemli derecede kivi üretimi yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerinden başkaca kaynaklar kivi üretimi açısından Çin i de sıralamaya almıştır. Bu araştırmada Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verileri esas almıştır. Türkiye coğrafi bakımından hem Asya hem de Asya kıtasında toprağa sahip olan bir ülkedir. Türkiye nin kivi üretiminden etkileneceği ülkeler başta Yunanistan, İran ve diğer Avrupa ülkeleridir. Dünyada son 10 yılda kivi üretim miktarı olarak Avrupa kıtasında üretim yapan İtalya 1.sırada, Yunanistan 4.sırada, Fransa 5.sırada, İspanya 9.sırada, Portekiz 10.sırada, Asya kıtasında bulunan İran 7.sırada yer almaktadır. Türkiye ise ton ile 11.sırada yer almaktadır. İtalya, Yunanistan, Fransa, İspanya, Portekiz, İran ve Türkiye nin 2011 yılı üretim miktarları tondur. Bölgede üretilen kivinin %2.5 ini Türkiye üretmektedir. Türkiye nin komşularının üretimine bakıldığında 2011 yılında Yunanistan ton, İran ton kivi üretmiştir. Türkiye ton kivi üretimi ile Yunanistan ve İran dan daha az kivi üretmektedir. Yunanistan ın 2011 yılı kivi üretimi ton, Türkiye nin ise son on yılda ürettiği kivi miktarı tondur. Tablo 8. Ülke Bazında Kivi Üretim Miktarları ve Gayri Safi Üretim Değerleri (2010) Üretim Miktarı (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ($1 milyon) İtalya Yunanistan Fransa İran İspanya Portekiz Türkiye Toplam Kaynak: FAO (2013) Tablo 8 de Türkiye 7 ülkeden üretim miktarı bakımından 5.sırada, gayri safi üretim değeri bakımından 4. sırada yer almaktadır. Ülke bazında 1 ton kivinin tahmini (GSÜD/ÜM) gayri safi üretim değeri İran da $503, Yunanistan da $567, İspanya nda $973, Portekiz de $1.022, Fransa da $1597, Türkiye de $1619, İtalya da $1906 dır. Gayri safi üretim değeri sıralamasında Türkiye 6.sırada bulunmaktadır. İran ton ile bölgede $503 la en düşük gayri

223 225 safi üretim değeriyle kivi üreten ülkedir. Yunanistan da ton ile bölgede $567 la en düşük gayri safi üretim değeriyle kivi üreten 2. ülkedir. İran ve Yunanistan ın toplam kivi üretimi tondur. Bu da Türkiye de üretilen kivinin yaklaşık 6 katını oluşturmaktadır. Gümrük vergileri dikkate alınmadığı takdirde Türkiye de kivi üretimini etkileyecek başlıca ülkeler İran, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Fransa dır Türkiye de Kivi Yetiştiriciliği Türkiye de kivi yetiştiriciliğine diğer Akdeniz ülkelerinden yıl sonra başlanmıştır. Kivi ile ilgili çalışmalar ilk olarak 1988 yılında Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü tarafınca başlatılmış olup, adaptasyon çalışmaları sonucunda Karadeniz, Marmara ve Ege sahil bölgelerinin kivi yetiştiriciliğine uygun olduğu saptanmıştır. Bu çerçevede ticari kivi bahçeleri Ege, Marmara ve Karadeniz Bölgeleri nde yer almaktadır (Yalova Kivi Birliği, 2013) Bu bölgeler arasında daha çok Karadeniz Bölgesinde kivi yetiştiriciliğinin ekonomik yapılabildiği ortaya konmuştur. Doğu Karadeniz Bölgesinde yıllık yağış ortalaması 1000 mm civarında olup, bu oran doğuya gidildikçe 2400 mm ye kadar varmaktadır. Bu yağış rejimi ile de Doğu Karadeniz Bölgesi nin bitkinin ekolojik istekleri bakımından diğer bölgelerden daha uygun olduğu görülmüştür. (Fatsa Ticaret Borsası, 2011). Tablo 9. Türkiye de Kivi Üretim Miktarı ve Gayri Safi Üretim Değeri Yıllar Üretim Miktarı (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ( ) Toplam Kaynak: TÜİK(2013) yılları arası Türkiye de kivi üretim miktarı %730, gayri safi üretim değeri %804 oranında artmıştır.

224 226 Tablo 10. İller Bazında Kivi Üretim Miktarları ve Gayri Safi Üretim Değerleri Üretim Miktarları (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ( ) Yalova Ordu Rize Giresun Samsun Trabzon Kocaeli Bursa Artvin Kastamonu Toplam Kaynak: TÜİK (2013) 2011 yılı verilerine göre Türkiye de iller bazında kivi üretimine bakıldığında 1.sırada Yalova tonla, 2.sırada Ordu tonla, 3.sırada Rize tonla yer almaktadır yılı verilerine göre Yalova, Ordu ve Rize Türkiye de toplam üretilen kivi miktarının %68.65 ini üretmektedirler yılları arasında üretimde en çok artışı ton ile Ordu ili sağlamıştır yılında gayri safi üretim değerine bakıldığında ile Yalova ilk sırada bulunmaktadır. Rize ilinde kivi meyvesinin gayri safi üretim değeri 2009 yılında %45,28 artmış, 2010 yılında %39,55 azalmış, 2011 yılında %9,7 artmıştır Rize İlinde Kivi Yetiştiriciliği Rize ilinde toplam kivi üretim miktarı 2010 yılında 5108 ton, 2011 yılında ise tondur. Ardeşen ilçesi toplam kivi üretiminin 2010 yılında %48.53 ünü, 2011 yılında ise %45,2 sini oluşturmaktadır yılında Ardeşen ilçesi kivi üretim miktarı %75,4 artmıştır yılları arasında Ardeşen İlçesi nde kivi üretim miktarı %19,41 azalmıştır. Tablo 11. İlçeler Bazında Kivi Üretim Miktarı Üretim Miktarı(ton) Ardeşen Merkez Fındıklı Pazar Çayeli Toplam Kaynak: TÜİK( 2013)

225 ÇAY VE KİVİNİN RİZE İLİNİN KALKINMASINA ETKİSİ Küreselleşme süreci ile birlikte kabuk değiştiren günümüz dünyasının temel sorunlardan biri de gerek ülkeler arası gerekse aynı ülke içerisindeki farklı bölgelerdeki gelişmişlik farklarının varlığıdır. Gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerin aynı sorunla karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Böylece, bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmada bölgesel kalkınma politikaları önemli bir konuma bürünmüştür (Yücel ve Ata, 2006:505). Rize ilinin kalkınmasında tarım önemli sektör olmaktadır. Tarımla uğraşan insanların geçim kaynakları çay, kivi, fındık, mısır(dane), lahana(karayaprak), fasulye(taze) ve hıyar(sofralık) bitkileridir (Tarımsal Yatırımcı Danışma Ofisi, 2013). Tablo 12. Rize İlinde Yaş Çay-Kivi Üretim Miktarları ve Değerleri (2011) Üretim Miktarı (ton) Üretim Değeri( ) Oran(%) Türkiye Üretim Değeri( ) Çay , Kivi , Kaynak: TÜİK( 2013) Rize ilinde çay-kivi yetiştiriciliği ilk sıralarda yer almaktadır yılı verilerine göre ton yaş çay bitkisi ve ton kivi meyvesi üretilmiştir. Üretim değerleri ise yaş çayın , kivi meyvesinin tir. Rize ilinde yaş çay %77,99 luk üretim değeriyle Türkiye de 1.sırada, kivi meyvesi ise %14,57 lik üretim değeriyle Türkiye de 3.sırada yer almaktadır. Rize ilinde yılları arası tahmini yaş çay-kivi üretim miktarları ile gayri safi üretim değerleri aşağıdaki gibi olması beklenmektedir. Tablo 13. Rize İlinde Tahmini Yaş Çay-Kivi Üretim Miktarları (ton) Çay Kivi Tablo 14. Rize İlinde Tahmini Yaş Çay-Kivi Gayri Safi Üretim Değeri ( ) Çay Kivi Tablo 13 ve 14 e bakıldığında yılları arası tahmini yaş çaykivi üretim miktarları ile gayri safi üretim değerleri sürekli artmaktadır yılında toplam yaş çay-kivi üretim miktarı 1 milyon tondan, 2017 yılında toplam

226 228 yaş çay-kivi üretim değeriyle de 2 milyardan fazla olacağı tahmin edilmektedir. Rize ilinin 2011 yılı ihracatı $ bin, ithalatı ise $ bin; $1= 1.9 olduğu kabul edildiği takdirde toplam ithalat ve ihracatın değeri dir yılı toplam kivi ve yaş çay üretim değerleri ise dir. Rize ili tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olduğundan çay ve kivi bitkileri kalkınmayı daha fazla etkilemektedir. 5. SONUÇ Bölgesel dengesizliklerin azaltılması ve nispeten geri kalan yörelerin yaşam standartlarının belirli düzeye yükseltilmesini hedef alan bölgesel kalkınma çabaları, bütünüyle bölge insanın üretken müteşebbis ve kısaca aktif hale getirilmesine bağlıdır. O sebeple halkı eğitim-öğretim ve diğer şekillerde bilgi sahibi yapmak, insanların bölgesel katma değeri yükseltecek projelere, işlere yöneltmek temel öncelik olarak ortaya çıkmaktadır (Yeşiltaş ve Öztürk 2008:3). Bölgesel kalkınmanın gerçekleşebilmesi için yatırım kararlarının çeşitli araçlar ve kurumlar kullanılarak etkilenmesi gerekmektedir. Bunun için öncelikle bölgenin ekonomik potansiyelinin ortaya çıkarılması ve her ilin kendisine has ürün özelliklerinin ortak kullanımı ile daha hızlı bir kalkınma süreci başlatılabilmesi sağlanacaktır (Aktaş ve vd., 2010). Rize ilinin kalkınmasında önemli rol oynayan çay ve kivinin; 2011 yılı verilerine göre Türkiye de çay yetiştiriciliğinin %78 i, kivi yetiştiriciliğinin %18 i Rize ilinde yapılmaktadır. Türkiye de kuru çay ithalat miktarları ve gayri safi üretim değerleri yılları arasında sürekli artmıştır. Kivi de ise ithalat miktarları ve gayri safi üretim değerleri düzenli bir artış görülmemektedir yılında ithalat miktarı; Türkiye de üretilen toplam kuru çay miktarının %3,66 sını, kivi üretim miktarının %27,52 sini oluşturmaktadır. Çay ve kivinin ithalat miktarının gayri safi üretim değerine bakıldığında toplam kuru çay gayri safi üretim değerinin %15,48 ini, toplam kivi gayri safi üretim değerinin %5,47 sidir. Türkiye de kuru çay ithalat miktarı yılı arasında %100, kivide ise %11,79 oranında artış göstermiştir. Tablo 15. Türkiye de Kuru Çay-Kivi İthalat Miktarları ve Gayri Safi Üretim Değerleri İthalat Miktarları (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ($bin) Çay Kivi Kaynak: FAO (2013)

227 yılında Türkiye de kuru çay üretim miktarı 235 bin ton olup, ihracat miktarı tondur. Üretilen kivi miktarı ise ton olup, ihracat miktarı 61 tondur yılında ihracat miktarı toplam üretilen kuru çay miktarının %0,93 ünü, kivi miktarının %0,22 sini oluşturmaktadır. İhracat miktarı toplam kuru çayın gayri safi üretim değerinin %6,59 u, toplam kivinin gayri safi üretim değerinin %0,14 üdür yılları arasında Türkiye de ihracat miktarına bakıldığında kuru çay miktarında %31,33 azalış olmasına rağmen, kivide %19,6 artış olmuştur. Tablo 16. Türkiye de Kuru Çay-Kivi İhracat Miktarları ve Gayri Safi Üretim Değerleri İhracat Miktarları (ton) Gayri Safi Üretim Değeri ($bin) Çay Kivi Kaynak: FAO (2013) Rize ilinde 2010 yılı yaş çay fiyatı(kg) 0,98, kivi fiyatı(kg) 2,00; 2011 yılında yaş çayın fiyatı(kg) 1,1, kivinin fiyatı(kg) 1,34 tür yılları arası ortalama yaş çayın fiyatı(kg) 0,84, ortalama kivinin fiyatı(kg) ise 2,53 dir. Kuru çay ve kivinin ithalat miktarları arasında ton olmasına karşın gayri safi üretim değerleri arasında $ bin fark bulunmaktadır. İhracat miktarlarında ton, gayri safi üretim değerlerinde ise $9.1 milyon fark bulunmaktadır. Kuru çay Türkiye de 2010 yılında hem ihracat hem de ithalat miktarları/gayri safi üretim değerlerinde kividen daha fazladır. Rize ilinde üretilen kivi fiyatı(kg) yaş çay(kg) fiyatından %201,19 oranında daha fazladır yılında Rize ilinde ton kivi, ton yaş çay üretilmiştir. Gayri safi üretim değerleri kivinin , yaş çayın tir. Yaş çay üretim miktarı kivinin 172,36; gayri safi üretim değerinde ise 93,97 katıdır. Kivinin gayri safi üretim değeri yaş çaya göre %83,42 daha fazladır. Buna bağlı olarak kivi çaya göre daha fazla ekonomik getiri sağlamaktadır. Kivi yetiştiriciliğine Rize ilinin toprak, iklim ve yer şekilleri bakımından uygun olması maliyetleri azaltmaktadır. Aynı zamanda ülkemizde en kaliteli kivi üretimi yapılan yerlerden biri Rize ilidir. Kivinin saklama ve depolama koşullarının iyileştirilmesi, ithalatın azaltılması ve ihracatın arttırılması Rize ilinin kalkınmasını destekleyecektir ve kivi yetiştiriciliği desteklendiği takdirde gelecekte Rize ili için alternatif bir ekonomi oluşturacaktır. Bu nedenle Rize ilinin tarımsal gerçeği kiviye bağlıdır.

228 230 KAYNAKLAR Aktaş, S., Beşli, S., Kamal, E., Demirtaş, M., Aktaş, K., Kurt, Y., Alişan, F., Ara, E., (2010). Doğu Karadeniz Bölgesi nde Artan Kivi Üretimi ve Bölgesel Kalkınmaya Etkisi. Ulusal Meslek Yüksekokulları Öğrenci Sempozyumu, Düzce. Başer, A. (2006). Türkiye de Tarım Destekleme Politikaları ve Çay Sektörü. İstanbul: Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Çaykur. (2013). Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü. Erişim Tarihi:13 Mart 2013 Çeliker, A. (2010). Fındık, Kivi ve Çayda Karlılık Analizi. Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü-Bakış. Demir, A., & Ege, H. (2003). Kivi. Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü, Sayı 2. FAO. (2013). Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü. Erişim Tarihi: 05 Mart 2013 Fatsa Ticaret Borsası. (2011).Kivi Raporu. Ordu. Rize Ziraat Odası. (2013). Rize Ziraat Odası. Erişim Tarihi:15 Nisan 2013 Tarımsal Yatırımcı Danışma Ofisi. (2013). Rize İli Tarımsal Yapı Rehberi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. TÜİK. (2013). Türkiye İstatistik Kurumu. Erişim Tarihi:18 Mart 2013 TYDTA. (2010). Türkiye Tarım Sektörü Raporu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Yatırım Destekleme ve Tanıtım Ajansı. Wikipedia. (2013). Wikipedia: tr.wikipedia.org Erişim Tarihi: 20 Mart 2013 Yalova Kivi Birliği. (2013). Yalova Kivi Birliği: Erişim Tarihi: 25 Mart 2013 Yeşiltaş, M., & Öztürk, İ. (2008). Bölgesel Kalkınma Çerçevesinde Alternatif Turizm Faaliyetlerine Yönelik Bir Değerlendirme: Sivas Örneği. Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sayı 3. YÜCEL, F. & ATA, A.Y., (2006) Bölgesel Kalkınma Stratejileri Açısından Fuarcılık: Birinci ve İkinci Çukurova Sanayi Fuarlarının Değerlendirilmesi Çukurova Üniversitesi, S.B.E Dergisi

229 231 ÇAY TARIMINDA YAŞANAN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ALTERNATİF ÜRÜN LİKAPA Burcu ER Yüksek Lisans Öğrencisi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özet: Ülkemizde 1930 lu yıllarda başlayan çay tarımı gerek Doğu Karadeniz Bölgesi gerekse ülkemiz ekonomisi için önemli katma değerler kazandırmış, bölgenin refah düzeyinin artmasında önemli bir paya sahip olmuştur lı yıllardan sonra çay tarımında bir kısım yapısal sorunlar ile karşılaşılmaya başlanmıştır. Bu sorunlar çay bahçesinden fabrikaya, üretiminden ticaretine kadar geniş bir alanı olumsuz etkilemektedir. Çay tarımı ve üretiminde karşılaşılan sorunları iktisadi ve verimlilik açısından ele aldığımızda, çay üreticilerine ve bölge halkına önemli bir geçim kaynağı sağlayabilecek çay ile ekolojik özellikleri bakımından benzerlik gösteren likapa (yaban mersini), bölgeye uyum sağlayabilecek katma değeri yüksek alternatif bir ürün konumundadır. Likapa meyvesi; taze meyve olarak kullanılabileceği gibi dondurularak, işlenerek gıda ve kozmetik sanayisinde de kullanılabilmektedir. Ayrıca; likapa meyvesi bölgede gıda ve kozmetik sanayisinin gelişimini sağlayarak bölgenin sosyal ve iktisadi açıdan kalkınmasını desteklemiş olacaktır. Ülkemiz ve Doğu Karadeniz Bölgesi için büyük bir öneme sahip olan çay tarımındaki sorunların bölge halkına olan olumsuz etkisini en aza indirmek amacıyla iktisadi ve sosyal sorunları desteklemek için bölgede likapa tarımının yaygınlaştırılması araştırma kapsamında önerilmektedir. Çay genellikle içecek olarak kullanılırken; likapa meyvesinin çok yönlü kullanım alanının olması pazarda kolay tutunmasını sağlayabileceği beklenmektedir. Bu çalışmada, çay tarımında karşılaşılan sorunların çözümüne alternatif bölge halkına iktisadi ve sosyal açıdan önemli katkılar sağlayabilecek likapa meyvesinin yetiştiriciliği, gıda ve kozmetik sanayisindeki değerlendirme şekilleri üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Çay, Likapa, Bölgesel Kalkınma. 1. GİRİŞ Çay, Doğu Karadeniz Bölgesi nin temel tarımsal ürünlerinden biri olup bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasında önemli bir paya sahip olmuştur yılı Çaykur verilerine göre Doğu Karadeniz Bölgesinde kayıtlı üreticinin yaş çay tarımı yaptığı, yaklaşık kişinin istihdam edildiği çay üretimi ve sanayisi bölge açından önemlidir. Üreticiye ödenen yaş çay bedelleri, çalışanlara ödenen maaşlar, oluşan yan sanayinin ticari hareketinin ve katma değerinin büyüklüğü, sonuçta bölgenin gelişmesi ve milli gelirden daha fazla pay alması açısından çay tarım ve sanayisinin önemini ortaya koymuştur. Ülkemizde çay tarımında 1990 lı yıllardan sonra gittikçe artan yapısal ve iktisadi sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu sorunlar çay tarımının ekonomik olmayan bölgelerin dışına çıkması, kalitesiz yaş çay yaprağı, üretim maliyetinin yüksekliği, kaçak çay, denetim yetersizliği vb. ekolojik, ekonomik ve çevresel sorunlardır. Ortaya çıkan bu sorunlar çay bahçelerinden fabrikalara, üretiminden pazarlamaya kadar geniş bir alanı

230 232 olumsuz etkilemiş, çay tarımının eski önemini yitirmeye başlamasına neden olmuştur. Bölge sanayisinin neredeyse tamamının çay üretimine yönelik olmasına rağmen bölge insanının arazi mülkiyeti sınırlı olduğu için çay üretimi küçük çapta aile üretimi şeklinde yapılmaktadır. Üreticilerin %80 i 5 dekarın altında çay bahçelerinde yetiştiricilik yapmaktadır. Bu üreticilerin sahip olduğu çaylık alan miktarı ise toplam çaylık alanlarının %50 sini oluşturmaktadır (Ataseven,2012:2). Yapılan üretim genellikle geçimlik olmakta hatta bir çok aile için bu dahi mümkün olmamaktadır. Çay üretiminin bu özelliği, üretici kesimi ekonomik anlamda tatmin etmediği için bölge insanını farklı arayışlara iterek ek gelire ihtiyaç duymasına neden olmaktadır. Çay üreticilerinin ve bölge halkının önemli bir geçim kaynağı olan çay ile ekolojik özellikleri bakımından benzerlik gösteren likapa (yaban mersini), bölgeye uyum sağlayabilecek katma değeri yüksek alternatif endüstriyel bir ürün konumundadır. Çay üreticilerinin bir kısım çaylık alanlarında veya yüksek araziler üzerinde deneyebilecekleri ekonomik değeri yüksek olan likapa türlerinin yetiştirilmesi bölge halkı için ek gelir sağlayacak çay sorunlarının çözümü için alternatif bir ürün olabilecektir. Bu çalışmada mevcut sorunların çözümünde likapa meyvesinin alternatif bir ürün olabileceği vurgulanarak bölgemiz ve ülkemiz açısından önemi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. 2. ÇAY TARIMININ SORUNLARI Ülkemizde 1990 lı yıllardan sonra yapısal sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu sorunlar ekonomik, ekolojik ve çevresel sorunlardan oluşmaktadır. Çay tarımında yaşanan bazı sorunları şu şekilde özetleyebiliriz (Saklı, 2008: ; Özden, 2009: 26-28) Üretim İşletmelerinin Sorunları Üretim Maliyetlerinin Yüksekliği Ülkemizde çayın yüksek üretim maliyetleri dünya piyasalarına (ihracat) çay satışını engellemektedir. En önemli maliyet unsuru yaş çayın fiyatıdır. Çünkü ek geliri olmayan çay üreticisi 6 ayda topladığı yaş çay ile bir yıl geçinmek durumundadır. Bu da yaş çay fiyatının yükselmesine neden olmaktadır. Yaş çay fiyatının yüksek olması sanayicinin hammadde maliyetini yükseltmekte, rekabet edebilme gücünü ise düşürmektedir. Siyasi ve sosyal gerekçelerle işçi istihdam etmek zorunda bırakılan Çaykur da mevsimlik işçi statüsünden kadroya geçen işçiler kurumda yüzde 50 fazla memur ve işçi bulunmasına sebep olmuştur. İstihdam edilen memur ve işçilerin fazla olması Çaykur un personel maliyetlerinin artmasına neden olmuştur. Çaykur maliyetleri içinde, yaş çayın da dâhil olduğu ilk madde ve malzeme giderleri (%57) ile personel giderleri (%28) iki ana kalemi oluşturmuştur. Diğer giderlerin (vergi, finansman, amortismanlar) oranı ise %15 tir.

231 233 Sanayicilerin karşılaştığı maliyet faktörlerinden biri de enerji problemidir. Çay üreten fabrikalar fuel-oil ve kömür kullanmaktadırlar. Bu durum enerji maliyetlerini yükseltmekte ve zaman içinde çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Sanayide kullanılan elektrik enerjisi fiyatları da dünya ortalamasının çok üzerindedir. Özel Sektör Sorunu Devletin yıllarca Çaykur u desteklemesi, maliyet hesapları yapmadan satış yapılması sektörü dolayısıyla da sanayiciyi zor durumda bırakmıştır. Çay piyasasında birçok özel firma kayıtsız, kalitesiz, sistem dışı yollarla çay üretmektedir. Özel sektördeki firmaların yaş çay üreticisinin alacaklarının ödemesini geciktirmesi güven sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ürün bedellerinin geç ödenmesi özel firmaların istikrarlı bir şekilde hammadde temin edememesine neden olmuş, ödemesini zamanında yapan diğer çay firmalarını da olumsuz etkilemiştir. Ödemelerini zamanında alamayan üreticiler çayını Çaykur a satamadığı zamanlarda özel sektöre satmaktadırlar. Devletin piyasada gerekli denetim ve kontrolleri yapmaması, kuru çay üretimi yapan firmaların üretim izini olup olmamasına bakmaması özel sektördeki sağlıksız gelişmeye neden olmuştur. Bu durum halk sağlığını tehdit ettiği kadar, haksız rekabete de yol açtığı görülmektedir Müstahsil Sorunları Doğu Karadeniz bölgesinde dekar alanda (hava şartlarına göre değişen üretim nedeniyle) yıllara göre ton ile ton arasında yaş çay yaprağı üretilmektedir. Çay üretimi yapan üretici sayısı ise yaklaşık 206 bin kişidir. Bölgedeki arazilerin meyilli ve mülkiyetinin sınırlı olmasından dolayı çay üretimi küçük çapta aile üretimi şeklinde yapılmaktadır. Çay üreten 206 bin civarında aile olduğu dikkate alındığında ise aile başına 5 dönüme yakın çay tarım alanı düşmektedir. Yapılan üretim genellikle geçimlik olmakta hatta birçok aile için bu dahi mümkün olmamaktadır. Çay üreticisinin önemli bir sorunlarından biride miras yoluyla arazilerin bölünmesidir. Babadan oğula yöntemiyle bölünen arazilerin giderek küçülmesi nedeniyle çay tarımı tam anlamıyla bir geçim kaynağı olmaktan çıkmakta ve adeta yardımcı bir ekonomik dayanak haline gelmektedir Yaş Çay Ürünüyle İlgili Sorunlar Kalite Sorunu Ülkemizde çay bahçelerinin tamamına yakını tohumla tesis edilmiştir. Tohumla tesis edilen bahçelerden kaliteli ürün almak mümkün olmamaktadır. Çay bitkisinin azami ömrü 50 yıldır. Bölgedeki çaylık alanların büyük bir kısmında 50 yaşını aşmış bitkiler bulunmaktadır. Çay bitkisine budama sistemi uygulansa bile yaşlı çay bahçelerinden kaliteli yaprak alınması mümkün değildir.

232 234 Toprak analizleri yapılmadan ve toprağın ihtiyaçları belirlenmeden yapılan gübre kullanımı da başlı başına bir sorundur. Toprağın ihtiyacı belirlenmeden atılan gübre bu durumda bitkiye fayda sağlamamakta ve toprağı daha da verimsizleştirmektedir. Çay toplamada üreticilerin 2,5 yaprak çay toplanma standardına dikkat etmemeleri kaliteyi olumsuz etkilemekte, çay niteliği olmayan odunsu kısım da doğrudan çaya karışarak kaliteyi düşürmektedir. 2.5 yaprak çay alınmaması fiyat ve randıman açısından sanayicilere, kalite açısından çay tüketicisine fayda sağlayamamaktadır. Özellikle sanayicilerin randımandan kazanması (verimi yükseltmesi) için kaliteli çay alımı zorunludur. Çaykur un kaliteyi ön plana çıkarmayan mevcut politikalarla yaptığı alımların da etkisiyle, özel sektör de çayda kaliteli alım yapamamaktadır İklim Sorunu Tropikal iklim kuşağının bir bitkisi olan çay, ülkemizde bu iklimi andıran Doğu Karadeniz bölgesinin sahil şeridinde yetişmektedir. Bol yağış ve nemin yanı sıra, belli sıcaklık seviyesinde yetişebilen çay bitkisinin büyümesi 30oC nin üzerindeki ve 13oC nin altındaki sıcaklıklardan etkilenmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesinde ise yıl içinde sıcaklık değerlerinin -4oC ile 38oC arasında değişmesi çay bitkisinin büyümesinin durmasına sebep olmaktadır. Bölgenin iklim koşullarından dolayı ülkemizde sadece Mayıs-Ekim ayları arasında çay hasadı yapılabilmektedir. Çay üretilen diğer ülkelerde (Japonya, Hindistan, Sri Lanka, Kenya, Tanzanya) 12 ay çay hasadı yapılırken ülkemizde çay hasadının 6 ay yapılabilmesi çay üretim alanlarının verimini ve fabrikalarının kapasite kullanım oranlarının düşmesine neden olmaktadır Devlet Politikasının Neden Olduğu Sorunlar Çay Sektörüne Devlet Müdahalesi Devletin Çaykur a desteğinin sürdürülmesi özel sektör çay sanayicilerinin ikinci sınıf sanayici muamelesi görülmesine neden olmaktadır. Bu sistemin devamı, bütün olumsuzluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan özel sektör sanayicilerini iflas etme riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Devletin çay sanayicilerini desteklememesi özel sektörün rekabet koşullarını olumsuz etkilemektedir. Kaçak Çay Sorunu Çayda uygulanan yüksek vergi oranı (%145) kaçak çay ithalatının artmasına neden olmaktadır. Kaçak yollardan giren yabancı menşeli sağlıksız ve standarda uymayan çaylar yerli çay satışlarını olumsuz etkilemektedir. Kaçak çay ile ülkede çay arzı artmakta üretim ve tüketim dengesinin bozulmasına neden olmaktadır. Üretim ve tüketim dengesinin bozulması çay fabrikalarında stoklara neden olmaktadır. Kaçak çayların ülkemize girişi sadece çay arzını arttırmaya neden olmamakta aynı zamanda hormon ve kimyasal kalıntılar içermesi bakımından da toplum sağlığını tehdit etmektedir.

233 235 Yukarıda kısaca özetlenen çay tarımının yol açtığı ekolojik, ekonomik ve çevresel sorunları çayın geniş üretici kitleler tarafından üretilmesine engel oluşturmaktadır. Çay tarımında yaşanan sorunlar ve tüketicilerin daha sağlıklı formda yaşama arayışları üreticileri alternatif ürünler üzerine odaklanmaya itmiştir. Bunlardan biri de likapadır. 3. LİKAPA HAKKINDA GENEL BİLGİLER Likapa, dünyada kuzey enlemleri arasında ılıman iklim kuşağında yetişebilen tropik karakterli bir meyve türüdür. Ana vatanı kuzey yarım kürenin serin ve dağlık bölgeleri olan likapanın, kültürü yapılan ve ekonomik öneme sahip olan yüksek boylu, alçak boylu ve tavşan gözü olmak üzere üç farklı türü vardır. Amerika, Kanada başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde 81 bin hektarlık alanda tarımı yapılmaktadır (FAO,2013). Günümüzde ticari olarak yetiştirilen likapalar, 1906 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletlerinde başlatılan seleksiyon çalışmalarının ürünüdür. Bu çalışmalarla seçilen likapa tipleri daha sonra kendi aralarında melezlenerek yeni çeşitler elde edilmiştir. Tam güneş alan veya biraz gölge olan, kuzey bölgelerde güney, güney bölgelerde ise kuzey-batıya bakan ve hafif meyilli olan arazilerde yetiştirilebilen likapa ülkemizde iklim ve toprak şartları (toprak ph sının 4,5-5,5 arasında olduğu) bakımından Karadeniz Bölgesinde yetiştirilmeye uygun yapıdadır. 160 günlük yetişme periyodu ve saat soğuklama (ağaç tomurcuklarının baharda çiçeklenebilmesi için kış mevsiminde 0-7 derece arasında geçirmesi gereken süre) isteği olan likapa -20 ile -40 C lere kadar dayanabilmektedir (Lokumcu, 2012:7). Bir dönüme ortalama 300 adet dikilebilen likapa, bitki başına yaklaşık 6 kg meyve verebilmektedir. Meyvelerinin raf ömrü ise 7-10 gün arasındadır. Ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesindeki illerden Artvin, Rize, Trabzon ve Giresun un genelde rakımı yüksek dağ ve yaylalarında yabani formları bulunmaktadır. Yöre halkı tarafından taze olarak, reçel veya pekmez yapılarak tüketilen likapalar bölgede ticari olarak yetiştirilmemektedir. Sağlık açısından yararları olan, gıda ve kozmetik sanayisinde de kullanılabilen likapayı bölgedeki ürün çeşitliliğine katmak gerekmektedir. Ticari yetiştiriciliğe karar vermeden önce uzman gözetim ve denetiminde bahçe yerinin iklimi, toprak özellikleri ortaya konulmalı, yetiştiricilik şekli, pazarlama kanalları, iş gücü potansiyeli ve değerlendirme şekli detaylı olarak incelenmelidir Likapanın Besin Değeri Ve Sağlık Açısından Önemi Besin değeri ve bitkisel özellikleri bakımından son derece yararlı olan likapa sağlık açısından da değerlendirilmesi gereken bir meyve türüdür. Likapa, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengin bir meyvedir. Likapanın insan sağlığı ve beslenmesi üzerine yararları ile ilgili dünya çapında bilimsel

234 236 dergilerde yüzlerce araştırma makalesi yayınlanmıştır. Yapılan araştırmalarda bir bardak likapa meyve suyunun 145 gram geldiği ve 21 gram Karbonhidrat, 1 gram protein, 0,5 gram yağ, 19 miligram C-vitamini, 145 IU A-vitamini ve 85 kalori içerdiği belirtilmektedir. Ayrıca, 100 gram yenilebilir likapanın % 83 ünün su, % 0,7 sinin protein, % 0,5 inin yağ, % 15 inin karbonhidrat, % 1,5 unun lif olduğu ve 62 kalori sağladığı saptanmıştır (Rize Ziraat Odası,2013). Antioksidan madde içeriği en yüksek bahçe bitkisi olan likapanın sağlık açısından yararları şu şekilde sıralanabilir(çelik, 2006b:6): Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri çalıştırır. Bağırsak metabolizmasını düzenleyen lifli özelliği vardır. Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar Taze olarak yenildiğinde kanı temizler. Kalp krizi riskini azaltır. Kan kolesterolünü ve şekerini düşürür. Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür. Göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller. Kamaşma, kılcal damar çatlaması ve gece körlüğünü ortadan kaldırır. Damar sertliği oluşumunu engeller. Mide bulantısını, kramplarını ve ülseri önler. Sakinleştirici özelliği vardır. Ağız içi yaralarını iyileştirir. Varis ve basur u (hemoroit) iyileştirir. Yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çay ishal giderici özellik taşımaktadır. Günde bir kâse likapa, yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendirmektedir. Diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçası olan likapanın bir buçuk bardağı vitamin, mineral ve lif bakımından 5-9 porsiyon meyve veya sebzeye eşdeğerdir.

235 Likapanın Ülkelere Göre Alan Ve Üretim Miktarları Fao (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) istatistiklerine göre 2011 yılında Dünya da hektar lık alanda tonluk likapa üretilmektedir. Bu üretim içinde ton ile ABD ilk sırayı alırken ton ile Kanada ikinci sırada ve ton ile Polonya üçüncü sırada yer almaktadır. Ekiliş alanı olarak hektar ile Kanada ilk sırada iken bunu Amerika hektar, İsveç hektar ve Polonya hektar ile takip etmektedir. Fransa, Hollanda, Litvanya, Romanya, Yeni Zelanda, İtalya, Letonya, Meksika, Rusya ve Özbekistan da da yetiştirilen likapanın dekara verim ise ağırlıklı olarak kg ile kg arasında değişmektedir. Ancak Amerika da kg ve Romanya da kg verime ulaşılmıştır. Dünyada en değerli ve yararlı meyvelerden biri olan likapanın üretimi ihtiyacın çok altındadır. Tablo 1. Ülkere Göre Likapa Ekiliş Alanları (ha) Ekim Alanları (ha) Üretim Miktarı (Ton) Ülkeler ABD Kanada Polonya Meksika Almanya Hollanda İsveç Yeni Zelanda Litvanya Rusya Romanya TOPLAM Kaynak: FAO (2013) Türkiye de 2000 yılından itibaren likapa çeşitleri Rize ili İkizdere ilçesinde denenmiş ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Rize/İkizdere ilçesinde üretilen likapa meyveleri çok kısa sürede tüketilmiş, ülkenin dört bir yanından yıl boyunca ürün talepleri alınmıştır. Avrupa daki likapa üretimine henüz dâhil edilmemiş olan yılları arasında üretimi Rize de yaklaşık 14 tona ulaşan Türkiye de likapa üretiminin %95 ini sanayide değerlendirilerek reçele işlenmiştir. Geri kalan kısmı ise çoğunlukla taze tüketime sunulmuş, bir kısmı

236 238 pasta ve dondurmaya işlenmiştir. Türkiye de ticareti üretimi yapılmadığı için piyasası tamamen boş olan likapa meyvesinin üretimi yapıldığı takdirde Karadeniz Bölgesinde ürün çeşitliliğine yaban mersini yani likapa da eklenmiş olacak ve bu ürüne dayalı yeni sanayi kurulabilecektir (Lokumcu, 2012:14; Çelik, 2006b:3). Tablo 3. Türkiye deki Likapa Bahçe Miktarı Ve Üretimi ( ) İller Alan (da) Üretim(ton) Rize 25 13,50 Trabzon* 8 4,50 Giresun* 20 11,00 Ordu* 5 2,70 Bursa* 10 5,40 İstanbul* 35 18,00 Artvin* 5 2,70 Toplam ,8 Kaynak: Çelik, 2006c: 498 (*) Tahmin 4. PAZARLAMA Likapa, gerek bitki gerekse meyve olarak piyasada aranan birçok özelliğe sahiptir. Çekirdeklerinin küçüklüğü, dikim ve bakımının kolay oluşu, yıllık ekonomik ömrü ve diğer üzümsü meyvelere göre raf ömrünün nispeten uzun olması bunlar arasında sayılabilir. Meyve özellikleri sayesinde mekanik olarak 4-6 hafta içerisinde hasat edilebilen likapa kısa sürede tüketiciye ulaştırılabilir. Likapa yetiştiriciliğine karar verip bahçe tesis edilmeden önce meyvelerin pazarlanma şekline karar verilmelidir. Çünkü meyvelerin satılacağı sektör, likapa çeşidinin seçilmesine, hasatta kullanılacak metodun belirlenmesinde ve soğutma sisteminin kurulup kurulmamasında etkin rol oynamaktadır (Çelik,2006c:496). Bu faktörlerin kontrol altında tutulabilmesi için pazarlama bileşenlerinin likapa tarımına başlamadan önce kararının verilmesi gerekmektedir. Ürün Üzümsü meyveler gıda sanayinde özellikle en çok sofralık olarak, taze meyve şeklinde kullanılmaktadır. Likapa da bunlardan birisi olmakla birlikte ancak üretimi ülkemizde pek yaygın olmadığından bilinmemektedir. Antioksidan madde içeriği en yüksek bahçe bitkisi olan likapa, günümüzde tüketicilerin organik ürünlere verdiği değerlerin artmaya başlamasıyla tercih edilebilecek, yüksek pazar potansiyeline sahip olabilecek bir meyve türüdür.

237 239 Taze olarak tüketilebildiği gibi konserve, süt ürünleri, unlu mamuller ve ilaç sanayisinde de kullanılabilmektedir (Bakınız:Resim1). Son yıllarda değişik, doğal bitki çaylarının tüketiciler tarafından aranır hale gelmesi, üzümsü meyvelerin bu amaçla da kullanımını ön plana çıkarmıştır (Batu & Kırmacı, 2006:34) Fiyat Likapa tarımı için bahçe tesis etmek pahalı bir yatırımdır. Dekara maliyeti (arazi hazırlığı, fidan, dikim, gübreleme, sulama, bahçe etrafının çevrilmesi vb.) Rize de yaklaşık $ arasında değişirken yurt dışında ilk yatırım maliyeti çok daha yüksektir ( $). Dikiminden bir yıl sonra ekonomik getirisi ürün alınabilir. Ancak bitkilerin kuvvetli gelişmesi için ilk iki yıl ürün alınmamalıdır. Dikiminden sonraki ikinci yıl dekara 100 kg, üçüncü yıl 400 kg, dördüncü yıl 750 kg ve beşinci yıl 1000 kg meyve verebilir. Bu değerler dünya ortalaması olup Rize de dikiminden sonraki beşinci ve altıncı yılda, yani tam verim çağında dekara 1,5 tonun üzerinde meyve alınabilmektedir (Çelik, 2006a:126). ABD de sanayide işlenmek üzere likapanın toptan satış fiyatı 3,50 $ civarında iken Rize de reçel sanayisine satılan likapanın kilosu $ arasında olmuştur. ABD de son tüketici 250 gramlık paketlerdeki likapaya ,50 $ ödeme yapmaktadır ki kilogram fiyatı $ arasında seyretmektedir. Türkiye de ise 2012 yılında yaklaşık 10,00-15,00 $ den bahçeden satışa sunulan likapa taze veya dondurulmuş olarak 20,00 40,00 $ den iç piyasada satılabilmektedir. Likapa bahçesinin ekonomik ömrü 30 yıl olup, tam dönemde ortalama verim son 25 yıl içerisinde alınabilmektedir (Çelik, 2006a:127). Türkiye pazarı için yeni bir ürün olan likapa üreticileri, pazara ilk girişte yüksek fiyat stratejilerinden pazarın kaymağını alma stratejisini uygulayabilirler. Ürün tanıtımı için tutundurma faaliyetlerinde bulunan üreticiler yüksek fiyat stratejisi sayesinde kısa zamanda masraflarını karşılayabilecek ve yatırım maliyetlerinin üzerinden yüksek geri dönüş elde edebileceklerdir. Dağıtım Bitki üzerindeki salkımlarda yer alan likapa meyvelerinin tamamı aynı anda olgunlaşmadığı için birkaç kez hasadı yapılmaktadır. Likapa hasadında farklı materyallerden yapılmış farklı büyüklükte kap, kutu ve sepetler kullanılabilmektedir. Hasat edilen likapalar market paketlerine aktarılıncaya kadar -0,5 C ile 0 C lik sıcaklık ile %90-95 nispi neme sahip soğuk hava depolarında herhangi bir kalite kaybına uğramadan 1 ay muhafaza edilebilir. İşlenecek olan likapalar -18 C de hızlı dondurma ile şoklanmalı ve -23ºC de saklanmalıdırlar. Dondurulmuş likapalar soğuk zincir ile satışa sunulabilir, sanayide işlenebilir veya uzun yıllar muhafaza edilebilir. Kasalarda soğuk hava depolarında muhafaza edilen likapaların raf ömürleri 14 güne kadar çıkabilmektedir.

238 240 Likapa meyveleri taze tüketim için 250 veya 500 gramlık şeffaf ve delikli kutulara doldurularak dağıtılmalıdır. Kabın üzerine gerilecek olan şeffaf film, su kaybını azaltırken meyveleri tozdan korur ve güzel görünmesini sağlayacaktır. Bu kaplar daha sonra bir sırada 12 paket alan odundan yapılmış kafesli sandıklara doldurulmalıdır. Likapa meyveleri toptan satış için ise 10 kg lik kasalarda gıda ve ilaç sanayisinde kullanılmak üzere dağıtımı yapılmalıdır. Taze tüketime sunulacak likapalar genelde 0 o C soğuk hava donanımlı kamyonlarda sevk edilmelidir (Çelik, 2006c:496). Hasat edilerek paketlenen likapa meyveleri yol kenarlarında, çiftlik bünyesindeki marketlerde, yerel marketlerde veya kendi ürününü kendin topla şeklinde doğrudan, toptan veya reçel, marmelât, ezme, yoğunlaştırılmış veya sıvı meyve suyu, şekerleme, çikolata, pasta, kuru meyve, ilaç v.b ürünlere işlenerek satışa sunulabilir. Bununla birlikte likapa meyvelerinin satışı elektronik ticaret, organik ürünlerin satıldığı özelleşmiş dükkânlar, doğal ürün satıcısı süpermarketler, yerel halk pazarları, turizm merkezleri ile satışa sunulabilir. Likapaları Haziran-Temmuz-Ağustos dönemlerinde taze olarak piyasada bulmak mümkündür. Diğer dönemlerde ise dondurulmuş, meyve suyu, kurutulmuş veya konservesi temin edilebilir. Tutundurma Türkiye de tüketiciler için yeni bir meyve türü olan likapa meyvesinin gerekli üretim şartları sağlandıktan sonra, tüketicilerin kullanımına sunulurken ilk aşamada bilgilendirme çalışmaları yapılarak tüketicilerin ürüne olumlu bir tutum oluşturması sağlanmalıdır. Tüketicileri bilgilendirme amacıyla yapılacak en etkili yollardan biri televizyon reklamlardır. Ancak, televizyon reklamların maliyetlerinin yüksek olması pazara ilk girişte üreticilerin yüksek maliyetlere katlanmasına neden olabilir. Televizyon reklamlarına alternatif olarak daha düşük maliyetlerle büyük kitlelere ulaşabileceğimiz açık hava reklamcılığını tanıtım faaliyetlerinde kullanabiliriz. Billboardlarda likapanın tanıtımını yaparak, tüketicinin bilgilenmesini ve ürünün tekrar tekrar göstererek akılda kalıcılığı sağlanabilir. Tüketicinin izleme oranının yüksek olduğu yemek programlarında likapa ile yapılabilen pasta, dondurma, soğuk çorba, reçel, salata tarifleri ile kadın tüketicilerin ürünün kullanım alanları ile ilgili bilinçlenmesi sağlayabilir. Ulusal gazetelerde, yerel gazetelerde, yemek dergilerinde, sağlık dergilerinde likapa meyvesinin sağlık açısından faydaları ve kullanım alanları ile ilgili tüketiciyi bilinçlendirici köşe yazıları yayınlanmalıdır. Diyet menülerinde de kullanılabilen likapa için diyetisyenler ile röportajlar yapılarak tüketicinin ürüne dikkati çekilmelidir. Likapa meyvesinin kullanım oranını arttırmak amacıyla süpermarketlerle, organik ürün satan özelleşmiş mağazalarla veya büyük perakendeci işletmelerle anlaşma yapılarak tanıtım stantları açılmalıdır. Tanıtım stantlarında örnek ürün dağıtımı ve tat testleri yapılarak tüketicinin ürünü denemesi sağlanmalıdır.

239 LİKAPANIN ENDÜSTRIYEL KULLANIM OLANAKLARI Taze Meyve Olarak: Likapa taze meyve olarak tüketilebileceği gibi kurutularak, meyve suyu olarak; tek başına veya diğer meyve sularıyla karıştırılarak da değerlendirilebilmektedir. Dondurulduktan sonra uzun yıllar sağlıklı bir şekilde saklanarak veya taze meyve olarak diyet menülerinde de kullanılabilen likapa, meyve salatalarına tad ve renk özellikleri katmaktadır. Konserve Sanayisinde: Reçel, marmelat, pekmez, bal yapımında değerlendirilebilmektedir. Süt ve Süt Ürünleri Endüstrisinde: Tatlı ve kendine özgü kokusu ve rengi olan likapa sütlü içecekler, meyveli yoğurt, ayran, kefir ve dondurma üretiminde kullanılabilmektedir. Yoğurdun içine veya yoğurdun üstüne konularak da yoğurdun yarı ekşi tadı tatlandırılarak çocukların severek yiyebileceği bir ürün elde edilebileceği gibi likapa aramosı kullanılarak mavi renkte peynir çeşitleri üretilerek de çocukların hoşuna giden ürün elde edilmesi sağlanabilir. Kuru Meyve Teknolojisinde: Güneşte veya teknolojik olarak kurutulmuş likapadan elde edilen likapa tozları kaplamada kullanılmaya çok elverişlidir. Toz haline getirilmiş likapalar, çikolata yapımında, soğuk çorbalarda, pudinglerde, pastalarda, bisküvilerde, baharatlarda, soslarda, hamurlu gıdalarda (kek, ekmek, çörek), meyveli çay, şarap üretiminde ve şeker hastaları için tatlandırıcı olarak kullanılabilmektedir. Toz haline getirilmeden kurutulmuş likapalar ise kahvaltılık gevreklerde tatlandırıcı, aroma ve renk verici olarak kullanılmaktadır. Böylece besin içeriği arttırılmış kahvaltılık ürün elde edilmektedir. Kozmetik Sanayisinde: Likapanın kuru meyvesi, çiçek, kök ve yaprakları el-yüz kremi, gözaltı kremi, yüz temizleme sabunu, sıvı el sabunu, şampuan sanayisinde de kullanılabilmektedir. Resim 1. Likapanın Bazı Kullanım Alanları

240 SONUÇ VE ÖNERİLER Türkiye de çay tarımının ekolojik, ekonomik, ve çevresel sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların ortadan kaldırılması için bir dizi önlemlerin alınması gerekir. Elbette alınacak önlemler, yapılacak önerilerin ülkemiz şartlarını dikkate alan, hem kamuya yeni mali yükler getirmeyecek hem de bölge halkının gelirlerinde bir azalma yaratmayacak olmasına dikkat edilmelidir. Bu yönüyle değerlendirdiğimizde, likapa meyvesi alternatif bir ürün olarak bölgeye ekolojik uyum sağlayabilecek, devlete mali yükler getirmeyecek aynı zamanda bölge halkına da yeni gelir kaynağı temin edebilecek, katma değeri yüksek endüstriyel bir ürün konumundadır. Doğu Karadeniz başta olmak üzere bölgede sınırlı sayıda olan ürün çeşitliliğine en büyük katkıyı sağlayacak olan likapa çiftçiler için çok iyi bir gelir kaynağı, tarıma dayalı sanayi için iyi bir ham madde, insanlarımızın sağlığı için de yararlı bir meyvedir. Günümüzde organik gıda ürünlerinin popülerlik kazanması likapa sanayisi için pazar potansiyelinin yüksek olmasını sağlayacaktır. Likapa meyvesinin uzun depolama koşullarının olması, katma değeri yüksek gıda ve ilaç sanayisinde kullanılabilmesi, antioksidan madde içeriği en yüksek bahçe bitkisi olması ve besin değerlerinin yüksek olması, sağlık açısından yararlı olması likapanın kullanım oranının artmasını sağlayacak ve bölgenin ekonomik olarak kalkınmasını katkıda bulunacaktır. Likapanın olumlu yönlerine rağmen bölgede ağırlıklı olarak çay tarımının yapılması, bölgenin engebeli olması arazi yetersizliğine neden olmakta bu da likapa tarımının makineli yapılabilirliğini olumsuz yönde etkileyebilecektir. Sonuç olarak bölge halkının geçim kaynağı olan çay tarımı eski değerini kaybetmektedir. Çay tarımında yaşanan sorunlar dikkate alındığında çay üreticileri bir kısım çaylık alanlarında ve diğer arazileri üzerinde katma değeri yüksek olan likapa meyvesini yetiştirebilirler. Likapa tarımından optimum seviyede faydalanmak için siyasi engeller oluşturulmamalı ve çiftçi, devlet tarafından desteklenerek bilinçli yetiştirici oluşturulmalıdır. Avrupa ülkelerinde yüksek fiyatlarla satılan likapa meyveleri Doğu Karadeniz Bölgesinde yetiştirilerek üretimi yapılmalı ve ihracat piyasasına sürülmelidir.

241 243 KAYNAKLAR Akova, Y. (2008). Siyah Çay. Ankara: T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi. Ataseven, Z. Y. (2012). Türkiye de Çay Sektörü. Tepge Bakış (14), ss: 1-4. Batu, A., & Kırmacı, B. (2006). Yaban Mersininin İnsan Sağlığı Bakımından Önemi ve Gıda Sanayinde Değerlendirme Olanakları. 2.Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu (ss ). Tokat: Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi. Brendon Johnson, E. H. (2010). Exploring Markets for Ignace Wild Blueberries. Marketing of Forest Products, Forestry 4259,ss: Çaykur Stratejik Plan (2008) Rize: Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü. Raporlar%C4%B1.aspx. (Erişim Tarihi: ) Çelik, H. (2006a). Karadeniz Bölgesi İçin Yeni Bir Meyve Türü Yaban Mersini (Likapa). 2. Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu (ss: ). Tokat: Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi. Çelik, H. (2006b). Karadeniz Bölgesindeki Asitli Topraklar İçin Mükemmel Bir Meyve,Likapa. Of Ziraat Odası Yayın Organı Çiftçi Dünyası,ss:2-12. Çelik, H. (2006c). Rize nin Yeni Meyvesi Olan Yüksek Boylu Likapa (Yaban Mersini) Yetiştiriciliği, Dünya ve Türkiye deki Durumu ve Geleceği. 1.Rize Sempozyumu (ss: ). Rize: Rize Valiliği. FAO.(2013). Birleşmiş Milletler Gıda Ve Tarım Örgütü. site/567/desktopdefault.aspx?pageid=567#ancor (Erişim Tarihi: ) FAO.(2013). Birleşmiş Milletler Gıda Ve Tarım Örgütü. org/site/567/desktopdefault.aspx?pageid=567#ancor (Erişim Tarihi: ) James Julian, B. S. (2012). Blueberry Economics: The Costs of Establishing and Producing Blueberries in the Willamette Valley. Oregon State Universty Extension Service,ss: Karakaş, H. (1999). Çay Tarımı Ve İşleme Endüstrisinin Ekonomik ve Sosyal Yönleri Çay Sektöründe Yeniden Yapılandırmaya Yönelik Çözüm Önerileri. Karadeniz Bölgesi Tarım Sempozyumu. Samsun. Lokumcu, S. (2012). Likapa (Yaban Mersini) Yetiştiriciliği. (Erişim Tarihi: ) Rize Ziraat Odası (2013) php?option=com_content&task=view&id=20&itemid=40. (Erişim tarihi: )

242 244 Özden, D. (2009). Türkiye Siyah Çay Sektör Raporu. Karadeniz. Phillip Wilk, I. (2010). Strategic Plan Australian Blueberry Industry Acknowledgement to Cathy Mansfield Department of Primary IndustriesVictoria who organised and facilitated strategic planning workshops. Saklı, A. R. (2008). Türk Çayının Dünü Ve Bugünü. İstanbul: Kaknüs Yayınları. Sarıahmetoğlu, Y. (1997). Çayda Yeniden Yapılanma. İstanbul: Cömertler Matbaası. Toksoy, D., & Var, M. (2002). Karadeniz Bölgesinde Çay Tarımında Yaşanan Sorunların Çözümünde Alternatif Bir Ürün Olarak Bambu. Kafkas Üniversitesi Artvin Orman Fakültesi Dergisi (1), ss: Usta, H. (2005). Çay Sektörü Profil Araştırması. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası. Zihnioğlu, A. (2010). Bir Yeşilin Peşinde. Ankara: Tubitak Popüler Bilim Kitapları.

243 245 ÇAY ÜRETİCİSİNE EK GELİR OLARAK MAVİYEMİŞ YETİŞTİRİCİLİĞİ Mustafa AKBULUT 1, Yusuf ŞAVŞATLI 2 ve Hüseyin BAYKAL 3 1 Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Maviyemiş Uyg. ve Araş. Merkezi 2 Yrd. Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Maviyemiş Uyg. ve Araş. Merkezi 3 Öğr. Gör., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Maviyemiş Uyg. ve Araş. Merkezi Özet: Rize ili Ülkemizde Çay tarımının çok büyük bir kısmını karşılayan önemli bir ilimizdir. Çay yöre halkı açısından en önemli ve vazgeçilmez üründür. Maviyemiş ise yörede yerel olarak Likapa vb. isimlerle doğal olarak bulunan ve son yıllarda kültür çeşitleri ile bahçeler kurulan bir meyve türüdür. Çay üretiminin dönemlik oluşu kimi dönemlerde işgücünün etkili kullanılmamasına neden olmaktadır. Bu kapsamda maviyemiş bitkisi meyve, yaprak vb. kullanım şekli ve üretimi açısından farklılıklara sahiptir. Bu çalışmada, çay üreticisine ek gelir getirici bir ürün olarak maviyemiş yetiştiriciliğinin uygunluğu değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Çay, Maviyemiş, Rize, Ek Gelir. 1. GİRİŞ Maviyemiş 1900 lü yıllardan itibaren başta ABD olmak Dünya da tarımsal ürün olarak bilinen bir meyve türü iken, ülkemizde henüz istenilen düzeyde yetiştiricilik ve üretimi yapılmamaktadır. Dünya da 2011 yılı maviyemiş üretim alanları ha ve maviyemiş üretimi ise ton olarak tespit edilmiştir. Maviyemiş üretim alanları yönünden Kanada (% 47), ABD (% 36), İsveç (% 6), Polonya (% 3), Almanya (% 2), Litvanya (% 1), Hollanda (%1) ve diğer ülkeler (% 4) sıralanmaktadır. Dünya maviyemiş üretim miktarı açısından ABD (% 55) ve Kanada (% 32) başta olmak üzere, Polonya (%2), Meksika (% 2), Almanya (% 2), Hollanda (% 2) ve diğer ülkeler (% 5) olarak yer almaktadır. Dünya maviyemiş ortalama verim değeri 439,7 kg/da olup, Meksika (1054,1 kg/da), Romanya (879,9 kg/ da) ve Özbekistan (818,2 kg/da) ilk sırada yer alırken, ABD de verim 675,8 kg/da düzeyindedir li yıllardan itibaren maviyemiş üretimi gerek ABD ve gerekse Kanada da hızlı bir artış göstermiştir (Şekil 1., Şekil 2., Şekil 3.) (FAO, 2013). Ülkemizde maviyemiş üretimi ile ilgili herhangi bir istatistiki bilgi bulunmamakla birlikte, yaklaşık olarak Rize ilinde 20 ton, Trabzon, Giresun ve Artvin illerinde ise 10 ar ton üretim yapan tesislerin bulunduğu tespit edilmiş olup, ülkemizde ton civarında bir maviyemiş üretimi yapılmakta olduğu öngörülmektedir (Akbulut, 2013). Ülkemiz maviyemiş üretim alanlarının 2008

244 246 yılında 120 da, 2010 yılında 150 da ve 2012 yılında 220 da civarında olduğu yurtdışı kuruluşlarca belirtilirken, üretim alanının son olarak da civarında olduğu tahmin edilmektedir (Brazelton, 2013,46 s., Akbulut, 2013). Şekil 1. Ülkelerin Maviyemiş Üretim Alanları (2011) Şekil 2. Ülkelerin Maviyemiş Üretimleri (2011) Şekil 3. Yıllara Göre ABD ve Kanada Maviyemiş Üretimleri ( ) (FAO, 2013).

245 TARTIŞMA Dünya maviyemiş üretimi 1961 yılında ton iken, son 50 yılda 14 kata yakın üretim artışı gerçekleşmiştir. Dünyada bu kadar yüksek oranda üretim artışı gösteren çok az sayıda tarımsal ürün bulunmaktadır. Üretim ve alan açısından ABD ve Kanada başı çekmektedir (FAO, 2013) yılında Amerika da başlayan yaban mersini yetiştiriciliği günümüzde birçok çeşitle sürdürülmektedir (Çelik, 2008a). Türkiye TÜİK verilerine göre ise ülkemizde maviyemiş üretimi ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktadır (TÜİK, 2013). İklim ve toprak isteği bakımından Karadeniz Bölgesindeki illerden Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun, Sinop ve Zonguldak ın genelde rakımı yüksek dağ ve yaylalarında yabani formları bulunmakta (Davis, 1978) ve yöre halkı tarafından taze olarak, reçel veya pekmez yapılarak tüketilmektedir. Yaban mersinleri asitli toprakları tercih ederler (ph= ) ve genel bir ifade ile yabanisinin olduğu yerlerde, defne, çam, kızılağaç veya beyaz sedirin karışık olarak yetiştiği nispeten meyilli alanlarda kültür çeşitleri rahatlıkla yetişebilmektedir. Yaban mersini 5.5 seviyesine kadar ph yı tölere edebililerse de en iyi gelişme 4.2 ile 5.5 arasındaki ph değerlerin-de olmaktadır. Bu yüzden yetiştiriciliğe geçmeden önce toprak ph sı mutlaka ölçülmelidir (Çelik, 2008a; Sarıyıldız, 2008).Yaban mersininin kültür formlarının Türkiye de yetiştirilmesine yönelik ilk çalışma 2001 yılında Yalova da yapılmış ancak başarılı olunamamıştır (Erenoğlu ve ark., 2001). Ayrıca, Ayaz ve ark. (2001), Kuzey-Doğu Anadolu da yetişmekte olan Vaccinium arctostaphylos ve Vaccinium myrtillus türlerinin meyvelerdeki şeker ve organik asit değişimini incelemişlerdir. Karadeniz Bölgesinde asitli toprakların bulunduğu, ladin, kayın, orman gülü, kızılağaç, çam türleri ve eğrelti otu ile doğal ayı üzümünün (likapa, Vaccinium sp.) yetiştiği ormanlara yakın yerlerde bu bitki kolayca yetişebilir. Bölgede 300 m ve yukarı rakımlara çıkılarak (Rize de 150 m rakıma kadar inilebilir), kuvvetli asit ve organik maddece zengin topraklar seçilerek yaban mersini (mavi yemiş) bahçeleri tesis edilebilir (Çelik, 2008a, Çelik 2008b). İllere bakıldığında ise en önemli üretici il Rize olup, 2010 yılı tarım istatistiklerine göre 74 da alanda 19 ton üretim mevcuttur. Üretimin önemli bir bölümü başta İkizdere olmak üzere, Merkez, Pazar, Ardeşen ve Kalkandere ilçelerinde yapılmaktadır (Rize Tarım, 2013). Ülkemizde Karadeniz Bölgesinde Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun da nemli, yü-sek kesimlerde doğal olarak yetişen türleri (V. vitis-idea, V. myrtillus ve V. arctostaphyllos) bulunmaktadır. Islah çalışması sonucunda Amerika da üretilen kültürleri, yabani olanlara göre daha iri taneli ve daha dayanıklı, sert meyvelere sahiptir (Çelik, 2005a; Çelik, 2005b). Yaban mersini (Likapa), ülkemizde mavi yemiş, ligarba, ayı üzümü, morsivit, çalı çileği, Trabzon çayı gibi isimlerle, yurt dışında ise blueberry olarak tanınmaktadır. Avrupa ve Amerika da meyveleri reçel, marmelat, pasta, pekmez, meyve suyu, meyveli yoğurt, dondurma, meyveli çörek, şarap gibi pek çok gıda malzemesi yapımında kullanılmaktadır. Yapraklarından çay yapılırken, kökleri, meyveleri, çiçekleri ve yine yaprakları ilaç sanayisinde değerlendirilebilmektedir. Kurutulan meyveleri öğütülerek şeker hastaları için tatlandırıcı olarak kullanılabilmektedir. Sağlık açısından pek çok yararı olan

246 248 meyveleri antioksidan madde içeriği en yüksek olan bahçe bitkisidir (Çelik, 2005a; Çelik, 2008a, Çelik, 2008b). İnsan beslenmesi açısından önemli bir meyve olan yaban mersini en fazla antioksidant madde içeren bir bahçe bitkisidir. Ayrıca meyveleri başta C vitamini (askorbik asit) ve diğer vitaminler açısından oldukça zengindir (Çelik 2005b, Gough 1996). Meyvelerin askorbik asit içeriği de mg/100 g arasında değişmektedir (Anonim. 2006). Taze meyve olarak veya tatlılarda kullanılan meyveleri şoklanarak veya konserve yapılarak da depolanabilir. Mineral ve vitaminlerce zengin olan meyveler sodyum içermezken kalp sağlığı ve ritmi için önemli olan potasyum içeriği son derece yüksektir. Ayrıca, sakaroz içeriği %3 iken invert şekerler bakımından yani glikoz (%48) ve fruktoz (% 49) içeriği son derece yüksektir. Bundan dolayı kan şekerini düşürmekte ve kurutularak toz haline getirilen yaban mersini şeker hastaları için tatlandırıcı olarak kullanılabilmektedir (Çelik, 2008a). Yaban mersini taze meyve olarak, meyve suyu sanayisinde, ilaç sanayisinde, süt ve süt ürünleri teknolojisinde, kuru meyve teknolojisinde, meyveli ekmek, çörek, kek, puding ve pastalarda, baharat sanayisinde, meyve salatalarında, reçel, marmelat, jel ve konserve sanayisinde, çay ile şarap üretiminde ve bitkisi kulp (sap) yapımında kullanılmaktadır (Gough, 1994; Gough, 1996). Yapılan araştırmalarda bir bardak yaban mersini meyvesinin 145 gram geldiği ve 21 gram karbonhidrat, 1 gram protein, 0,5 gram yağ, 19 miligram C-Vitamini, 145 IU A-Vitamini ve 85 kalori içerdiği belirtilmektedir. Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahip olan yaban mersini yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlamakta, kanı temizlemekte, kan şekeri ve kolesterolü düşürmekte, gece görüş kabiliyetini artırmakta ve gece körlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Kabızlık, mide bulantısı ve ülseri önlerken varis ve basur u (hemoroit) iyileştirmekte, iltihaplar için dezenfektan özelliği taşımaktadır. Ayrıca ağız içi yaralarını da iyileştirmektedir (Morazzoni ve Magistretti, 1986; Weiss, 1988; Cunio, 1993; Gough, 1994; Tyler, 1994; Brown, 1996; Ronald, 1998; Anonymous, 2002). Yapılan bir araştırmada Vaccinium arcthostophyllos L. Yoğun dalları, beyaz çiçekleri ve mor meyveleri ile park ve bahçelerde sınır elemanı olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Meyveleri de sevilerek yenilmektedir. Sonbaharda renklenmesi açısından değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Vaccinium arcthostophyllos L. Yaban mersini çoğunlukla çelikle çoğaltılmakta olduğu bildirilmiştir. Bu amaçla yumuşak ve sert odun çelikleri kullanılmaktadır. Ayrıca, dip sürgünleri ile, aşı ile, tohumla, daldırma ile, toprak altı gövdeleri ile (rizom) veya doku kültürü ile çoğaltmak da mümkündür. Ancak son yıllarda yaban mersininin çoğaltılmasında yaygın olarak yumuşak odun çelikleri kullanılmaktadır (Bekçi ve ark., 2010). Trabzon ve yöresinde doğal olarak yetişen Laurocerasus officinalis Roem, Rosa canina L., Sorbus torminalis L. Crantz, Sorbus aucuparia L., Crateagus monogyna Roem., Arbutus unedo L., Vaccinium arcthostophyllos L., Corylus avellana L., Pyrus communis L. peyzaj mimarlığında odun değerinden çok çiçek güzelliği, meyve güzelliği ve sonbahar renklenmeleri

247 249 başta olmak üzere, genel form özellikleri, değişik yükselti basamaklarında yetişebilme gibi avantajları ve özellikle şifalı meyveleri ile Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu peyzajında geniş yer bulmakta ve hatta araştırmalara konu olmaktadır (Atay, 1987; Kayacık, 1982). Bu nedenle yapılan bu çalışmada değerlendirmeye alınan bitkilerin, meyve ve çiçek güzelliği, sonbahar renklenmesi, gövde kabuğu ve yararlanma (yenilebilme) özellikleri tespit edilerek, bitkilendirme kompozisyonlarının ana ilkelerine göre nerelerde kullanılabildikleri belirlenmiş ve üretim şekilleri üzerinde durulmuştur. Vaccinium arcthostophyllos L., çoğunlukla 1-2m, bazen 3m ye kadar boylanabilen, kışın yaprağını döken, çiçek, sürgün ve sonbahar renklenmesi gösteren çok dekoratif bir çalıdır. Mayıs ayında açmaya başlayan çiçekler beyaz, çoğunlukla pembe-kırmızı renkli lekeli, çan şeklinde ve salkım halinde kurullar oluştururlar. Yenilebilen meyveleri kırmızı renkte, olgunlaşınca siyahımsı bir renk alır. Sonbaharda kızaran yaprakları ve bitkinin genel sürgün güzelliği nedeniyle peyzaj mimarlığı alanında çok yönlü bir kullanım potansiyeline sahiptir (Var, 1992). Rize ili iklim ve toprak yapısı yönünden maviyemiş yetiştiriciliği için uygun bir coğrafi konumdadır. Bu uygun koşullarda maviyemiş yetiştiriciliği özellikle 300 m üzerindeki çay tarımında verim yönünden olumsuzluklar yaşanan alanlarda bahçe tesisi ve çayın yanında ek gelir olarak yetiştiriciliği tavsiye edilmektedir. Maviyemiş bahçe tesisinde en önemli maliyet Fidan maliyeti olup, toplam maliyetin % 71 ine karşılık gerekmektedir. Ayrıca, arazi hazırlığı ve Tel maliyeti % 9 ile Direk maliyeti % 6 ile diğer önemli maliyet unsurlarıdır. Ayrıca dikim, direk ve tel tesisi isçiliği ise % 2 oranları ile en düşük maliyete sahip maliyet kalemlerini oluşturmaktadır (Tablo 21). Tablo Yılı İçin Maviyemiş Bahçe Tesis Yaklaşık Maliyeti (Akbulut, 2010, Akbulut 2013) MALİYET UNSURLARI Fidan Maliyeti (1,25x2 m için 400 fidan) BİRİM FİYATI 1 DA İÇİN MALİYETİ 15 TL 15 TL x 400 fidan =6.000 TL MALİYET % Sİ Arazi Hazırlığı 800 TL/da 800 TL/da 9 Fidan Dikim İşçiliği 200 TL/da 200 TL/da 2 Direk Maliyeti (2 x 5 m aralıkla) 25 TL/direk 25 TL x 20 direk = 500 TL Tel 4 TL/m 200 m = 800 TL 9 Direk ve Tel Tesisi İşçiliği 200 TL/da 200 TL/da 2 TOPLAM TL 71 6

248 250 Kurulan Maviyemiş bahçelerinde 2. Yıldan itibaren ürün alınmaya başlanmakta, ancak bahçe tesis maliyetini karşılayarak kâra geçiş süreci ise 5. yılı bulabilmektedir. Tüm bu gayretler sonucu kurulan maviyemiş bahçeleri ise orta ve uzun vadede çok kârlı bir meyve tesisidir (Tablo 2.). Tablo 3. Maviyemiş Bahçesi Yıllık Meyve Geliri (Akbulut, 2010, Akbulut 2013) Yıl Meyve Birim Fiyatı 1 da verimi Maliyeti karşılama (%) 1. Yıl Yıl 15 TL 3. Yıl 15 TL 4. Yıl 15 TL 5. Yıl 15 TL 40 kg x 15 TL = 600 TL 100 kg x 15 TL = TL 200 kg x 15 TL = TL 400 kg x 15 TL = TL Çay yetiştiriciliği açısından Rize ili Türkiye çay alanlarının % 65,6 sını ve üretimin % 75,4 ünü gerçekleştirip ülkemizde 1. olurken, bu üretimden toplam gelir olarak TL (1,10 TL/kg yaş çay) elde edilmiştir. Bu yönüyle Rize ilinde çaya alternatif arayışına ihtiyaç yoktur. Ancak, kimi yıllar üreticilerin ek gelir sağlayıcı ürünlere yönelik talepleri de kivi yanında maviyemişin de önemli bir ek gelir sağlayacak ürün olarak görülmesini sağlamıştır. Maviyemiş yetiştiriciliğinde ise Türkiye maviyemiş alanlarının % 35 sine ve üretimin % 40 ını gerçekleştirip ülkemizde 1. sırada yer alırken, bu üretimden toplam gelir olarak TL (2,04 TL/Kg) elde edilmiştir (Tablo 3.) (Akbulut, 2013, Tarım İl, 2013, TÜİK, 2013). Tablo 3. Çay ve Maviyemiş 2012 Yılı Alan, Üretim ve Gelir Değerleri (TÜİK, 2013, Akbulut 2013) Kâr RİZE İLİ Alan (da) % Üretim (ton) % Gelir (TL) ÇAY (1.) , , MAVİYEMİŞ (1.)

249 SONUÇ Rize ilinde Çay üretimi kalkınmada temel tarımsal ve ekonomik ürün olup, bazı alanlarda ek gelir getirici çeşitli faaliyetlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında maviyemiş yetiştiriciliği ile ilgili aşağıdaki tespitler yapılmıştır: Maviyemişin yetiştiriciliği konusunda 2000 li yıllardan itibaren bir yol kat edilmiştir. Ancak, potansiyeline göre istenilen seviyede değildir. Rize de özellikle 300 m rakımın üzerindeki alanlarda maviyemiş yetiştiriciliği uygundur. Çay üretiminde verimin düşük olduğu yüksek rakımlı bölgelerde ise maviyemiş bitkisinin kaliteli şekilde yetişebildiği tespit edilmiştir. Bu alanlarda Maviyemiş önemli bir tarımsal ürün olarak üretilip, gelişme potansiyeline sahiptir. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi bünyesinde kurulan Maviyemiş Uygulama ve Araştırma Merkezi Rize ili başta olmak üzere maviyemiş konusundaki ülkemizdeki potansiyelin doğru şekilde ortaya konulması için çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca, bölgede ihtiyaç duyulan teknik bilgi ve desteğin sağlanması ile yeni stratejilerin geliştirilmesi konusunda önemli bir rol üstlenmiştir. Yetiştiricilik konusunda yeni çeşitlerin adaptasyonları yanında, yörede mevcut olan yerel formlardan yeni maviyemiş çeşitlerinin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Maviyemiş bahçe tesisi için en önemli maliyet unsurunun fidan ücretleri olduğu, mevcut fidan fiyatların çok yüksek olması nedeniyle (15-20 TL/fidan) üreticilerin bahçe tesisinden kaçındıkları tespit edilmiştir. Bu nedenle yeni kurulacak bahçelerde finansman desteğine ihtiyaç bulunmaktadır. Maviyemiş meyvesini pazarlama için uygun depolama ve paketleme tesislerinin kurulması ve mutlaka sözleşmeli üretim modelinin yöremizde uygulanması gerekmektedir. Maviyemişin meyvesi yanında yaprak kısmı başta olmak üzere farklı kısımlarının kullanımına yönelik faaliyetlerin geliştirilmesine de ihtiyaç bulunmaktadır. Sonuç olarak, Maviyemişin gerek meyvesi ve gerekse yaprak kısmı Rize ilinde çaya ek gelir getiri ürün olarak yeterli potansiyele sahiptir. Maviyemiş ile ilgili uygun fidan maliyeti ve pazarlama sorunlarının çözülmesi ile birlikte, maviyemiş için sürdürebilir ve rekabet edilebilir bir üretim modeli ortaya konulabilecektir.

250 252 KAYNAKLAR Akbulut, M. (2010). Rize İli Likapa ve Kivi Projesi Raporu (Teklif). Rize İl Özel İdaresi İl Genel Meclisi Başkanlığı Tarım Komisyonu. Rize. Akbulut, M. (2013). Subtropik Meyveler Dersi Ders Notları. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Pazar Meslek Yüksekokulu. Pazar/Rize. Anonim 2006.http: //www. naturalhub. com/natural_food_guide_fruit_ vitamin_c.htm Anonymous, The effect of wild blueberry consumption on postprandial serum antioxidant status in human subjects. British J. of Nutrition. 88: Atay, İ., 1987, Kent İçi Ağaçlandırmalarında Kullanılacak Ağaç, Çalı ve Sarılıcı Bitki Türlerinin Seçim Kılavuzu, İstanbul, s:87 Ayaz, F.A., Kadıoğlu, A., Acar, C. ve Turna, I., Effect of fruit maturation on sugar and organic acid composition in two blueberries (Vaccinium arctostaphylos and V. myrtillus) native to Turkey. New Zealand J. of Crop and Hort. Sci. 29(2): Bekçi, B., Dinçer, D., Var, M., Yahyaoğlu, Z., Trabzon ve Yöresinde Doğal Olarak Bulunan Bazı Meyveli Bitkilerin Yetişme Teknikleri Ve Peyzaj Mimarlığında Değerlendirilmesi. III. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi Mayıs Cilt: IV Sayfa: Brazelton, C World Blueberry Acreage & Production February, 2013 North American Blueberry Council USA. Brown, D Herbal Prescriptions for Better Health. Rocklin, Calif.: Prima Publishing. Cunio, L Vaccinium myrtillus, Australian Journal of Medical Herbalism, 5(4): Çelik, H., 2005a. Yaban Mersini (Likapa) Yetiştiriciliği. HASAD Yayınları, Ankara, 128 s. Çelik, H., 2005b. Likapa, Çay ve Fındığa Rakip. Ege Karadenizliler Kültür vakfı Yayın Organı (EKAV), 2 (3): 63. Çelik, H., 2008a. Yaban Mersini (Likapa) Yetiştiriciliği. Artvin de Yaban Mersini (Likapa) Yetiştiriciliği Eğitimi Projesi, AÇÜ Orman Fakültesi Dekanlığı, Ders Notu, DOKAP LDI-172, Artvin, 103 s. Çelik, H., 2008b. Maviyemiş (Yaban Mersini, Likapa) Yetiştiriciliği El Kitabı. Artvin de Ya-ban Mersini (Likapa) Yetiştiriciliği Eğitimi Projesi, AÇÜ Orman Fakültesi Dekanlığı, DOKAP LDI-172, Artvin, 67 s.

251 253 Davis, P.H., Flora of Turkey and East Aegean Islands. Edinburgh Univ. Pres. 6: Erenoğlu, B., Baş, M. ve Şarlar, G., Bazı üzümsü meyvelerin (ahududu, böğürtlen, Frenk üzümü, bektaşi üzümü ve yaban mersini) adaptasyonları üzerine araştırmalar. Atatürk Bahçe Kült. Merk. Araşt. Enst., Yalova. FAO (2013) FAO Dünya Tarım Örgütü Web Sayfası (18 Nisan 2013) Gough, R. E., The Highbush Blueberry and Its Management. Food Product Pres. 272p. Gough, R. E., Blueberries, North and South. In: Small Fruits In The Home garden (Eds., Gogh, R.E. and Poling, E.B)The Haworth Pres Inc. 10 Alice Street, Binghamton NY ,USA, Kayacık, H., 1982, Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistemetaği, III. Cilt, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Yayın No:3013, İstanbul Morazzoni, P. and Magistretti, M.J., Effects of vaccinium myrtillus anthocyanosides on prostacyclin-like activity in rat arterial tissue. Fitoter, 42:11-4. Ronald L. P Antioxidant Capacity and Health Benefits of Fruits and Vegetables. Blueberry. Sarıyıldız, T., Ekoloji ve Toprak Bilgisi. Artvin de Yaban Mersini (Likapa) Yetiştiriciliği Eğitimi Projesi, AÇÜ Orman Fakültesi Dekanlığı, Ders Notu, DO- KAP LDI-172, Artvin, 82 s. TÜİK. (2013). Türkiye İstatistik Kurumu Web Sayfası. Bitkisel Üretim İstatistikleri. (19 Nisan 2013). Tyler, V. E., Herbs of Choice The Therapeutic Use of Phytomedicinals, Binghamton, New York: Pharmaceutical Products Pres. Var, M., 1992, Kuzeydoğu Karadeniz bölgesi doğal odunsu taksonlarının peyzaj mimarlığı yönünden değerlendirilmesi üzerine araştırmalar, K.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, Trabzon Weiss, F. R., Herbal Medicine (translated from German by A. R. Meuss). Beaconsfield, England: Beaconsfield Publishers, 1988.

252 254

253 255 lojistik

254 256 AFET LOJİSTİK YÖNETİMİNDE RİZE İLİNE YÖNELİK YENİ MODEL ÖNERİSİ Mehmet TANYAŞ 1, Yavuz GÜNALAY 2, Levent AKSOY 3 ve Burak KÜÇÜK 4 1 Prof. Dr., Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 2 Doç. Dr., Bahçeşehir Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 3 Yrd. Doç. Dr., Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 4 Öğr. Gör., Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Özet: İnsanlar için fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen, etkilenen topluluğun yerel imkân ve kaynaklarını kullanarak baş edemeyeceği doğal, teknolojik veya insan kökenli olaylara Afet denilmektedir. Afet yönetimi, afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla, bir afet olayının zarar azaltma, hazırlıklı olma, olaya müdahale ve iyileştirme gibi dört ana aşamasında yapılması gereken faaliyetlerin planlanması, yönlendirilmesi, desteklenmesi, koordine edilmesi ve uygulanması için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla, kaynaklarının bu ortak amaç doğrultusunda kullanımını gerektiren çok aktörlü, çok disiplinli ve çok kapsamlı ve karmaşık bir yönetim modelidir. Afet lojistiği, acil durum ve afetlerden etkilenmiş afetzedelere yardım etmek üzere bilgi, insan ve kaynak lojistiğinin etkin ve verimli bir şekilde yönetimidir. Lojistik faaliyetler en az operasyon kadar önemlidir. İnsani yardım lojistiği (humanitarian logistics) terimi ile eş anlamdadır. Afet ve İnsani Yardım Lojistiği konusunda çok sayıda yayın bulunmaktadır. Bu bildiride dinamik risk ölçümüne dayalı olay tabanlı, çok aşamalı hiyerarşik bir afet lojistik yönetim modeli önerilmektedir. Model; haberleşme, taşımacılık, depolama, altyapı, enkaz kaldırma, geçici iskan, dış kuruluşlarla koordinasyon ve personel sağlık hizmetleri faaliyetlerini kapsamaktadır. Önerilen model İstanbul un bir ilçesinde uygulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Acil Durum Planlaması, Afet Lojistiği, İnsani Yardım Lojistiği. 1. GİRİŞ Her yıl doğal afetlerden dolayı milyonlarca insan etkilenmekte, önemli sayıda can kaybına ve yaralanmalara neden olmakta, milyarlarca dolarlık maddi kayıp yaşanmaktadır. Doğal afetler alt ve üst yapıları değişik derecelerde bozmakta, ulaşım ve haberleşme kesintiye uğramakta, bulaşıcı ve salgın hastalıklara neden olmaktadır. Eğitim-öğretimi aksatmakta, emniyet ve asayiş hizmetlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Barınma, yeme-içme ve giyim sorunları doğurmaktadır. İşsizliği artırmakta, psikolojik sorunlara neden

255 257 olmaktadır. Konunun daha ilginç yönü ise doğal afet dediğimiz olayların bir kısmının nedeninin bizzat insanlar olmasıdır. Afet yönetimi de modern yönetim ilkeleriyle uyumlu olmalıdır; planlama, örgütleme, yönetme ve kontrol etme faaliyetlerinden oluşmalıdır. Temelde bir stratejik planı, örgüt yapısı, yönetim fonksiyonları ve kontrol faaliyetleri olmalıdır. Bunun yanı sıra afetlerin genelde beklenmeyen bir anda ortaya çıkması ve yıkıcı etkilerinin olması sebebiyle hazırlık, müdahale ve iyileşme safhalarının ayrı bir boyut olarak ele alınması gerekmektedir. Doğu Karadeniz bölgesinin ve özellikle Rize nin arazi yapısı ve meteorolojik koşullarının olumsuzluğu sebebiyle sık sık doğal afetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu afetler genellikle heyelan, su taşkınları ve fırtına şeklinde görülmektedir. 2. AFET TÜRLERİ Dünya üzerinde bir çok ülkenin farklı bölgelerinde çeşitli afetler meydana gelmektedir. Afetler bölge ve ülke ekonomilerine zarar verdiği için bunların insanlar üzerinde de sosyal ve psikolojik açıdan olumsuz etkileri de olmaktadır. İnsanlar için fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen, etkilenen topluluğun yerel imkân ve kaynaklarını kullanarak baş edemeyeceği doğal, teknolojik veya insan kökenli olaylar afet olarak nitelendirilir. Afetler temelde 5 sınıfa ayrılmaktadır. Bu sınıflar; Jeolojik afetler, Klimatik afetler, Biyolojik afetler, Sosyal afetler, Teknolojik afetlerdir. Afet yönetimi ise afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla, bir afet olayının zarar azaltma, hazırlıklı olma, olaya müdahale ve iyileştirme gibi dört ana aşamasında yapılması gereken faaliyetlerin planlanması, yönlendirilmesi, desteklenmesi, koordine edilmesi ve uygulanması için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla, kaynaklarının bu ortak amaç doğrultusunda kullanımını gerektiren çok aktörlü, çok disiplinli ve çok kapsamlı ve karmaşık bir yönetim modelidir (T.C. Başbakanlık, 1997). Bir başka tanım ise, afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılabilmesi amacıyla, afet öncesi, afet sırası ve afet sonrasında yapılması gereken çalışmaların yönlendirilmesi, koordine edilmesi ve uygulanabilmesi için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla kaynaklarının bu amaç doğrultusunda yönetilmesidir (Sarp, 1999). Afet ve acil durum lojistiği, insanları, kaynakları, yetenek ve bilgiyi, afetlerden etkilenmiş afetzedelere yardım etmek için etkin bir şekilde mobilize edebilen süreçler ve sistemlerden oluşur (Kadıoğlu, 2011). Afet lojistiği; afet öncesi hazırlık, afet müdahale süreci ve müdahale sonrası lojistik faaliyetler olmak üzere 3 kısımda değerlendirilebilir (Pektaş, 2012).

256 258 Afet öncesi hazırlık ve planlar doğru nitelikteki malın, doğru zamanda, doğru yere, en uygun maliyetle ulaştırılmasını sağlamaya yönelik çalışmaları kapsamaktadır. Afet malzemelerinin temini esnasında, tedarikçi (mal ve hizmet sağlayıcı) firmaların seçiminde; firmaların güvenirliği, referansları, deneyimi, kapasiteleri ve mali gücü gibi kriterler dikkate alınmalıdır. Afet öncesi hazırlık çalışmaları planlama, satın alma, taşımacılık yönetimi, depo yönetimi, raporlama ve insan kaynaklarının geliştirilmesi süreçlerini kapsamaktadır. Afet müdahale süreci lojistik faaliyetleri; ön değerlendirme ve ihtiyaç tespiti, lojistik eylem planı yapılması ve uygulanması, afetle müdahale sürecinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlanması faaliyetlerini kapsamaktadır. İnsanları etkileyen afet ve acil durumlarda insani yardım malzemelerinin lojistiğine İnsani Yardım Lojistiği (Humanitarian Logistics) adı verilmektedir. İnsani Yardım Lojistiğinin; afet yönetiminin hazırlık, müdahale, iyileştirme ve yeniden kurma aşamaları ile paralellik göstererek uygulanması gerekmektedir. İnsani yardımı lojistiğinde önemli olan; doğru malzemeyi, doğru kişiye, doğru miktarda, doğru nitelikte, doğru zamanda ve doğru yerde ulaştırabilmektir. Lojistiğin yedi doğrusunda olan doğru maliyet terimi özellikle afet anında uygulanan insani yardım lojistiğinde söz konusu değildir. 3. AFETLERİN ANALİZİ Dünya da son 25 yılda meydana gelen değişik doğal afetler yüzünden yaklaşık 3 milyon insan hayatını kaybederken bu afetlerin ekonomik bedeli ise, trilyon dolar mertebesindedir. Dünya da deprem, sel, heyelan gibi afetler için her gün 2 milyon dolar harcama yapılmaktadır. Dünya da her yıl afetlerden ölen insan sayısı dolayındadır (URL 1, 2004). Dünya genelindeki doğal afetler analiz edildiğinde, doğal afetlerin çoğunluğunu jeolojik ve klimatik afetlerin oluşturduğu görülür. Dünya da etkili olan doğal afet türleri; şiddetlerine, oluşum sürelerine ve etkilerine göre sıralanınca en önemlilerinin kuraklık, tropikal siklon, bölgesel sel ve taşkınların olduğu görülür. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye göre de değişmektedir. Ülkemizde ise en sık görülen klimatik karakterli doğal afetler olup bunlar; dolu, sel, taşkın, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgâr, yıldırım, çığ, kar ve fırtınalardır. En şiddetlileri ise başta deprem olmak üzere jeolojik afetlerdir. Türkiye bunun en şiddetli örneğini 17 Ağustos 1999 da yaşamıştır. Bu deprem binlerce insanın hayatına mal olmuştur Türkiye deki Afetlerin Analizi Türkiye, arazi yapısı, yer şekilleri ve meteorolojik koşullarının olumsuzluğu sebebiyle büyük doğal afetlerle karşı karşıyadır. Doğal afetler ülkemizin ekonomik ve sosyal yapısında önemli yaralar açmaktadır. Hızlı nüfus

257 259 artışı ve yerleşme yerlerindeki düzensiz gelişmeler doğal afet zararlarını artırmaktadır. Doğal afetlerin dışında, trafik kazalarının bütünü, orman yangınları, iş kazalarının tümü, tesis ve ev yangınları gibi doğal olmayan afetler de Türkiye de olumsuz etkilerini hissettirmektedir. Türkiye de yaşanan doğal afetlerin etkileri açısından, yüzde olarak sıralaması şöyledir: Deprem %61, Heyelan %15, Sel %14, Kaya düşmesi %5, Yangın %4, Çığ ve diğerleri %1 (URL 2, 2011). Türkiye de her 9 ayda 1 hasar yapıcı deprem, yılda ortalama 25 önemli su baskını ve 50 heyelan görülmektedir. Doğal afetler içerisinde en çok etkileyen, sonuçları itibariyle en yıkıcı olan, şüphesiz depremlerdir. Son yüzyılda ülkede meydana gelen depremler incelendiğinde, depremsiz geçen yılların çok az olduğu gözlemlenmektedir. Yaklaşık on yılda bir yıkıcı deprem olmuştur. İstatistiklere göre 1999 Marmara depremi hariç, son 60 yılda Türkiye de meydana gelen can ve mal kaybının %65 ine depremler neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye de afet denilince akla genelde deprem gelmekte ve alınan önlemler bu kapsamda olmaktadır. Marmara bölgesinde Kocaeli ve Düzce de meydana gelen şiddetli depremler, ülkenin 20. yüzyılda yaşadığı en büyük doğal afetler olmuş ve afet yönetimi açısından adeta yeni bir takvim başlangıcı teşkil etmişlerdir (JICA, 2004). Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2008 yılında yayınlanan ve 1950 ile 2008 yıllarını kapsayan Türkiye de Afetlerin Mekansal ve İstatistiksel Dağılımı-Afet Bilgileri Envanteri ne göre ise, Türkiye deki 35 bin 741 yerleşim biriminin yüzde 43,75 i en az bir afet olayına maruz kalmış durumda. Ülkede meydana gelen afet zararlarının yüzde 55 i deprem, yüzde 21 i heyelan, yüzde 8 i su baskını, yüzde 7 si kaya düşmesi ve yüzde 2 si çığdan kaynaklanıyor. Afete en fazla maruz kalan iller, afetzede sayısı açısından bakıldığında Kocaeli, Erzurum, Bingöl, Sakarya, Düzce, Van, Yalova, Muş, Adana ve Diyarbakır. Bu noktada dağılımı depremin belirlediği dikkati çekiyor. Olay bazında ele alındığında ise afetten en çok etkilenen iller Erzurum, Trabzon, Bingöl, Rize, Tunceli, Erzincan, Kastamonu, Malatya, Sivas ve Artvin olarak sıralanıyor. Her iki açıdan da afetlerden en az etkilenen illerin başında Kırklareli geliyor. Onu, Edirne, Kilis ve Tekirdağ izliyor. Doğu Karadeniz bölgesini ve özellikle Rize yi etkisi altına alan 2 afet türü vardır. Bunlar heyelan ve sel su taşkınlarıdır. Heyelan ve selden kaynaklanan afetlerin Türkiye açısından incelendiğin de; Heyelan: Türkiye de doğal afetlerin yaklaşık % 20 sini kütle hareketleri oluşturur. Kütle hareketlerinde etkili faktörler; Eğimin fazla olması: Eğimlerin fazla olduğu sahalarda heyelan riski artmaktadır. Su ile doygunluk: Heyelanlar yağışlı veya zeminin ıslak olduğu mevsimlerde meydana gelirler. Kaya Yapısı: geçirimliliği az olan killi ve tüflü depoların yaygın olduğu sahalarda heyelan çok fazla görülür. Buna karşılık kalker ve bazalt gibi kayalarda heyelan seyrek görülmektedir. Bitki örtüsünün tahrip edilmesi, Tabakalar eğime paralel ise heyelan daha fazla görülür. Yol yapım çalışmaları ile yamaç denge profilinin bozulması.

258 260 Ülkemizde heyelanların en sık görüldüğü yer, Doğu Karadeniz bölümüdür. Çünkü burada yamaçlar daha dik, yağış miktarı daha fazladır. Ayrıca ülkemizde heyelan olaylarının en çok görüldüğü dönem, yağış dönemi olan ilkbahardır. İllere göre dağılıma bakıldığında da Trabzon, Kastamonu ve Zonguldak heyelandan en fazla zarar gören iller arasında yer almaktadır dönemi içinde 4 bin 150 yerleşim, heyelan afetinden etkilenmiştir. Bu heyelanlar sonucunda 197 kişi yaşamını yitirmiş, 63 bin konut güvenli alanlara taşınmıştır (URL 2, 2011). Sel: Ülkemizde depremlerden sonra en büyük ekonomik kayıplara neden olan doğal afetler sel ve taşkınlardır. Bu olayların oluşumunu ve şiddetini etkileyen en önemli etken yağıştır. Türkiye de sel ve taşkın olayının nedenleri; Kısa sürede çok fazla miktarda yağan sağanak karakterli yağışlar. Karların hızla erimesi Toprak özelliklerinin yağış ile gelen suyun zemine sızmasını azaltan yapıda olması, Yüzey şekillerinin ve özellikle eğim şartlarının sel ve taşkın için uygun olması, Akarsu yataklarının su akışını önleyecek şekilde kullanılması, Sel ve taşkın riski olan yerlerin yerleşime açılması, Orman ve meraların tahrip edilmesi, Akarsu havzalarına kurulan sanayi tesisleri ile arazinin yapısının değiştirilmektedir. Yerleşim birimlerindeki kuru dere yataklarının doldurularak yol haline getirilmesi Akarsu yataklarına çöp - moloz dökülmesi ile akarsu yataklarının daraltılması sel ve taşkın felaketlerinde öne çıkan nedenlerdir. Ülkemizde sel ve taşkın olayı en fazla Karadeniz Bölgesi nde görülür. Bu durum üzerinde her mevsim bol yağışın olması ve arazinin engebeli olması etkilidir. Büyük şehirlerimizde de sel ve taşkın olayları fazla görülmektedir. Bu durumun başlıca nedeni yetersiz alt yapıdır. Ülkemizde son yıllarda plansız ve bilinçsiz yerleşimler ile yanlış arazi kullanımı sonucu sel felaketi çok fazla yaşanmaktadır. Haziran 1990 da Trabzon da, Mayıs 1991 Doğu Anadolu Bölgesi nde, Ağustos 1982 de Ankara ve çevresinde, Temmuz 1995 te Senirkent te, Ağustos 1998 de Trabzon

259 261 Sürmene-Köprübaşı-Beşköy de görülen sellerin çok fazla zarar verdiği bilinmektedir. Taşkın yıllıkları incelediğinde Türkiye genelinde yılları arasındaki onar yıllık dönemlere göre, nehirlere bağlı olan sel sayısı azalırken, ölüm sayısı ve maddi zararlar hızla artmaktadır. Türkiye de daha çok sel yataklarına yerleşmiş, bu bölgelerde yaşayan, sel için gerektiği gibi uyarılmayan ve sel sularında yürüyen insanlar yaşamlarını kaybetmektedir (URL 2, 2011) RİZE DEKİ AFETLERİN ANALİZİ Doğu Karadeniz bölgesinin jeolojik, topografik, iklim, toprak yapısı gibi özellikleriyle afetlere açık bir bölge olmakla birlikte özellikle Rize nin arazi yapısı ve meteorolojik koşullarının olumsuzluğu sebebiyle sık sık doğal afetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Rize nin yağış alan coğrafi konumu itibariyle afetler şiddetli yağmurun neden olduğu sel ve heyelan şeklinde gerçekleşmektedir. Bu afetlerde etkilenen kişi sayısı zaman zaman yüzlerce olurken kimi zamanda ölümlerle sonuçlanmaktadır. Önemli miktarda mal kaybına, evlerin, iş yerlerinin, tarım alanlarının sular altında kalmasına neden olmasıyla da ekonomik anlamda da zarara uğratmaktadır. Rize de oluşan afetlerin nedenlerinin başında çarpık kentleşme, dere yataklarının islah edilmemesi, yeşil örtünün tahribi, yanlış tarım uygulamaları gibi nedenler yer almaktadır. Tablo 1. Türkiye Ulusal Afet Arşivi nden Rize İli Afetleri Afet Türü Afet Sayısı Ölü Sayısı Yaralı Sayısı Etkilenen Sayısı Çığ Fırtına Heyelan Kar Kuraklık Orman Yangınları Sel Su Baskını Sis Yangın Yıldırım Deprem Kaynak: T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Türkiye Ulusal Afet Arşivi

260 T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Türkiye Ulusal Afet Arşivi nden alınan bilgilere göre Rize de yaşanan önemli afetlerden bazıları ise aşağıda gösterilmiştir. Orman Yangını: Rize Merkez 25 Hektar Alan Rize Fındıklı 37 Hektar Alan Rize Fındıklı 29.5 Hektar Alan Rize Ardeşen 20 Hektar Alan Fırtına: Rize Merkez Rize Pazar Rize Merkez Heyelan: Rize İyidere Etkilenen kişi sayısı 191 Rize Derepazarı Etkilenen kişi sayısı 32 Rize Merkez Rize İkizdere Rize Güneysu Etkilenen Kişi sayısı 106, ölü sayısı 20 Rize Çayeli Etkilenen kişi sayısı 20 1 Ulusal Afet Arşivi Türkiye yi etkileyen doğal ve teknolojik afetlerden, afet arşivi kriterlerine uygun olanları kapsamaktadır. Ancak İçişleri ve Milli Savunma Bakanlığı arşivlerinde bulunan terörizm, savaş, iç çatışmalar ve nüfus hareketleri Ulusal Afet Arşiv sistemine dahil edilmemiştir. Türkiye Ulusal Afet Arşivinin kapsadığı dönem olarak günümüzde verilerin imkanlar ölçüsünde ulaşılabildiği kadar geriye gitmektedir. Afet kriterleri için aşağıda sıralanan kriterlerden en az birinin olması afet arşivine dahil olması anlamına gelmektedir. En az 10 Ölü veya En az 50 yaralı veya, afetten etkilenen en az 100 kişi olması veya, genel hayata etkili olması veya, afetin tarihi değerinin olması Orman Yangınları için; 20 hektar ve üzeri alanların yanması

261 263 Rize Merkez Rize Hemşin Rize Çamlıhemşin Etkilenen kişi sayısı 50 Rize Pazar Etkilenen kişi sayısı 45 Rize Ardeşen Çığ: Rize İkizdere ölü 5 yaralı Sel Su Baskını Rize Merkez Ölü Rize İkizdere Etkilenen kişi sayısı 476 Yıldırım Düşmesi Rize Merkez Sis Rize Merkez Rize Pazar Kar Yağışı Rize Pazar Kaya Düşmesi yok Deprem yok 4. AFET LOJİSTİĞİ VE TÜRKİYE DE AFET LOJİSTİĞİ ÇALIŞMALARI Deprem kuşağında bulunan ülkemizde afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) 17/6/2009 Tarih ve Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5902 sayılı kanun ile kurulmuştur. Afetlerle ilgili olarak görev yapan İçişleri Bakanlığı na bağlı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı na bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve

262 264 Başbakanlık a bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kapatılarak, tüm afet yönetimi faaliyetleri, 2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı yasa ile Başbakanlık a bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kurularak yetki ve sorumluluklar tek bir çatı altında toplanmıştır (Tanyaş, 2013). Afet ve acil durum hallerinde bilgileri değerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek, uygulanmasını sağlamak ve denetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla, Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Milli Eğitim, Çevre ve Şehircilik, Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Orman ve Su İşleri bakanlıkları ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı, Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı ile afet veya acil durumun türüne göre Kurul Başkanınca görevlendirilecek diğer bakanlık ve kuruluşların üst yöneticilerinden oluşan Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından sağlanacak doğal afet desteği mülki makamların talepleri doğrultusunda mevcut yasal mevzuat ve afet sırasında yapılacak ilave yasal düzenlemeye uygun olarak icra edilecektir. TSK tarafından sağlanacak doğal afet yardımı hayat kurtarma, kurtarılan insanların ihtiyaçlarının karşılanması, hayatlarının idame ettirilmesi ve afet bölgesinde hayatın normale döndürülmesi boyutlarıyla gerçekleşecektir. Özellikle lojistik, ikmal, bakım, ulaştırma, sıhhiye, istihkam, muhabere birliklerinin sahip olduğu yetenekler doğal afet desteğinde önem kazanacaktır. Kızılay Türkiye de meydana gelen afetlerle mücadelede ve afet yönetiminde en tecrübeli ve en etkili kurumların başında gelir. Kızılay sebebi ne olursa olsun hiçbir ayrım yapmaksızın insanın acısını önlemeye veya hafifletmeye çalışmak, insanın hayatını ve sağlığını korumak, onun kişiliğine saygı gösterilmesini sağlamak ve insanlar arasındaki karşılıklı anlayışı, dostluğu saygıyı, işbirliğini ve sürekli barışı getirmeye uğraşmaktır. Kızılay ın teşkilatı, genel merkez ve şubelerden oluşur. Kızılay ın Genel Müdürlük teşkilatı dışında kalan bütün kademelerindeki görevler fahridir (Tanyaş, 2013a). 5. AFET SONRASI LOJİSTİK YÖNETİMİ Türkiye de mevcutta yürürlükte olan mevzuat (kanun, kararname ve yönetmelikler) bu konuda yetersizdir. Bu yetersizliği ortadan kaldıracak şekilde bir çerçeve dokümanı ve doktrinler hazırlamalıdır. Belirtilen bu doktrinler ışığında ve çizilen çerçeve içerisinde mülki ve mahalli idari bölümler (il-ilçe ve belediye, muhtarlık) koordineli olarak kendi acil durum çalışmalarını gerçekleştirmelidir. Afet yönetimi devlet kurumları yapısı üzerinde fonksiyonların tanımlanmasıyla oluşturulur. Ancak afet yönetimine bu yapıyla koordineli çalışacak sivil toplum örgütleri, özel sektör ve vatandaşlar da dâhil edilmelidir. Bununla

263 265 birlikte afet planlamasında öncelikle bir Afet Yönetimi Stratejisine ihtiyaç duyulmaktadır. Afet planlaması iki aşamadan yapılmalıdır. Birinci aşama mevcut kanun, kararname ve yönetmeliklere uygun bir plan hazırlanması; İkinci aşama ise hazırlanan bu plandaki eksiklerin ilgili hangi kanun, kararname veya yönetmelikten kaynaklandığının belirlenerek ilgili kanun, kararname veya yönetmeliğin yeniden düzenlenmesidir. Afetler belirli bir coğrafyada ve belirli bir zaman aralığında oluşmaktadır. Bu sebeple afetlerin yerel olarak yönetilmeleri gerekmektedir. Ancak verimliliği ve etkinliği artırabilmek için planlamanın ve kaynak tahsisinin ülke geneli düşünülerek yapılması gerekir. Bu sebeple aşağıdaki şekilde belirtilen bir afet yönetim yapısı önerilmektedir. Bu yapıda ülke dört kademeli bir yapıda ele alınmaktadır: Ülke geneli, İller, İlçeler ve Muhtarlık-Tesis-Bina. Buna göre ülke geneli için bir çerçeve yapı oluşturulmalı, iller ve ilçeler kendi afet planlarını hazırlamalıdır. Bu planlar fonksiyonel eklerle desteklenmeli ve planlar koordinasyonu kolaylaştırmak amacıyla dış kurumların planlarıyla uyumlu hale getirilmelidir. Fonksiyonel ekler hazırlanırken bu konuda uzmanlaşmış özel sektör kuruluşlarının dâhil edilmesi gerekmektedir. En alt seviyede is sivil halkın da dahil edildiği muhtarlık, tesis ve bina acil durum planlarının hazırlanması gerekir. Bu seviyede temel olarak ilk yardım, arama kurtarma, tahliye ve haberleşme ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir (Şekil 1). Şekil 1. Afet Yönetim Plan Hiyerarşisi Ülke Fonksiyonel Planları: Arama Kurtarma Sağlık Lojistik İl Fonksiyonel Planları: Arama Kurtarma Sağlık Lojistik Ülke Afet Yönetim Planı İl Afet Yönetim Planı İlçe Afet Yönetim Planı Dış Kurum Planları: Kızılay Türk Silahlı Kuvvetleri Özel Sektör Dış Kurum Planları: Kızılay MAFOM Garnizon Komutanlığı Rize Belediyesi Aksa Çoruh EDAŞ, Aksa Doğalgaz, Özel Sektör İlçe Fonksiyonel Planları: Arama Kurtarma Sağlık Lojistik Dış Kurum Planları: Kızılay MAFOM Garnizon Komutanlığı Rize Belediyesi Aksa Çoruh EDAŞ, Aksa Doğalgaz, Muhtarlık / Tesis / Bina Afet Yönetim Planı: Arama Kurtarma İlk Yardım Haberleşme

264 266 Afet yönetim yapısı il bazında incelendiğinde Vali veya görevlendireceği Vali Yardımcısı başkanlığında, Rize İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü koordinatörlüğünde bir organizasyon öngörmektedir. Yeni model önerimiz dört temel fonksiyonel gruba ayrılmaktadır. Bu fonksiyonel gruplar; istihbarat ve planlama, mali ve idari işler, operasyon ve lojistikten oluşmaktadır. Önerdiğimiz model içerisinde yer alan afet lojistik planı ise haberleşme, taşımacılık, depolama, altyapı hizmetleri, geçici iskan hizmetleri, enkaz kaldırma hizmetleri, dış kuruluş koordinasyonu, personel sağlık hizmetleri bölümlerinden oluşmaktadır. Model içerisinde yer alan afet lojistik planına ait alt faaliyet grupları ile ilgili önerilerimiz, teşkilat görevleri, planlaması ve servisler üzerinden olmuştur. Şekil 2. Rize İli AFAD Organizasyon Yapısı Önerisi

265 SONUÇ VE ÖNERİLER Afet yönetiminin lojistik fonksiyonu en az operasyon kadar önemli olup, ülkemiz için farklı ve çağdaş lojistik modeller gerekmektedir. Her afet türüne, şiddetine, en son hangi tarihte meydana geldiğine, meydana gelme yeri ve zamanı ile o yerin hassasiyetine (zarar görebilirlik durumuna) bağlı olarak çok farklı özelliklere sahip olabilmektedir. Bu nedenler söz konusu ölçütler dikkate alınarak riskin sürekli ölçümü ve afet yönetim planlarının revizyonu gerekmektedir. Afet yönetiminin olay bazlı ve dinamik olması gerekmektedir. Diğer taraftan afetin şiddetine göre birey, aile, bina/tesis, muhtarlık, bölge, ilçe, il ve ülke bazında müdahale gerekebilmektedir. Bu nedenle afet yönetiminin bir diğer özelliği de hiyerarşik bazda olmasıdır. Dünyadaki afet planlama ve müdahale kurumları incelendiğinde merkezi, yerel ve karışım yapıların olduğu ve tek bir örneğin bulunmadığı görülmüştür. Dünya daki örnekler, ülkemizin mevzuat ve devlet yapısı göze alınarak bu çalışmada önerdiğimiz organizasyon yapısı temelde AFAD ın organizasyon şeması ile uyum içindedir; farklılıklar AFAD mevzuatı yapılırken afetle mücadelenin en etkili yönü olarak merkeziyetçi çatı düşünülürken, önerilen yapıda lojistik bakış açısı temel alınmış ve temel aktivitelerde otonomi yerel birimlere kaydırılırken, koordinasyon ve iletişimin etkili olabilmesi için merkezi bir karar alma ve yönlerdirme yapısının merkeze ve doğrudan Başbakanlığa bağlı kalması düşünülmüştür. Önerdiğimiz modelle, bu yapının hem mevzuat ile çelişmediği hem de etkin bir kullanım sağladığı gözlenmiştir. Özellikle Rize iline özgü afet tiplerinin daha sınırlı alanlarda etkili olması lojistik destek sağlamayı kolaylaştırıyor ve hiyerarşik yapının en temel birimi ile çözüme yönelmek mümkün olabilmektedir.

266 268 KAYNAKLAR İTÜ Afet Yönetim Merkezi (2002) Ulusal Acil Durum Yönetimi Modeli Geliştirilmesi Projesi, İTÜ Press, İstanbul. JICA-İBB (2002). Türkiye Cumhuriyeti İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması, İBB Yayınları, İstanbul. Kadıoğlu, M., (2011) Afet Yönetimi Beklenilmeyeni Beklemek, En Kötüsünü Yönetmek, T.C. Marmara Belediyeler Birliği Yayını: İstanbul, s Pektaş T., (2012), İlçe Bazında Afet Lojistiği: Başakşehir Uygulaması, Bahçeşehir Üniversitesi, SBE Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. Sarp N. Disaster Management in Healthcare. Deprem Araştırma Bülteni, s. 14, Tanyaş M., Günalay Y., Aksoy L., Küçük B., (2013) İstanbul İli Afet Lojistik Planı Kılavuzu, İstanbul Kalkınma Ajansı Raporu DFD-39, İstanbul. T.C.Başbakanlık (1997), Doğal Afetler Genel Raporu, s.16, Ankara. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İnternet Sitesi, Ersoy, Ş., 2004, Sürdürülebilir (istikrarlı) bir kalkınma için Doğru Afet Yönetimi Ne Olmalıdır? Fidancı E. N., Doğal Afetler ve Korunma Yolları, 2011 s.1-7 Korunma.pdf,

267 269 DOĞU KARADENİZ SANAYİ TİCARET VE LOJİSTİK MERKEZİ Muhammet BAMYACI 1, Hamit VANLI 2 ve Ali Rıza SAKLI 3 1 Yrd. Doç. Dr., Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 2 Yrd. Doç. Dr., Maltepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 3 Yrd. Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Özet: Son yıllarda Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki dışa açılmalar, ulaştırma altyapısının gelişmesi, doğu ve güneydoğudaki artan üretim ve ticaret hacmi Doğu Karadeniz bölgesinin bir HUB (toplama ve dağıtım merkezi) ve GATEWAY (giriş-çıkış kapısı) olarak incelenmesini zorunlu hale getirmektedir. Bunun yanı sıra Eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki üretim altyapısı ve standartları gerek gelişmiş batı ülkelerinin gerekse İslam Ülkelerinin standartlarıyla uyuşmadığından Doğu Karadeniz bölgesinin bir yeniden ambalajlama ve katma değerli işlem merkezi olarak da değerlendirilmesini gerektirmektedir. Genellikle sanayi kuruluşlarına ilişkin kümelenmeler OSB (Organize Sanayi Bölgesi), ticarete ilişkin kümelenmeler Ticaret Bölgesi (bu çalışmada ticaretle ilgili tüm kurum ve kuruluşların içinde yer aldığı bölgeler Organize Ticaret Bölgeleri- OTB olarak adlandırılmıştır), lojistikle ilgili kümelenmeler ise her ne kadar Lojistik İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri olarak adlandırılmış olsa da bu çalışmada Organize Lojistik Bölgeleri-OLB olarak belirtilmiştir. Bu çalışmada Türkiye nin 2023 hedefleri doğrultusunda Doğu Karadeniz Bölgesinin gelişmekte olan ulaşım altyapısına paralel olarak sanayi, ticaret ve lojistik imkânlarının güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehditlerinin değerlendirilmesi (SWOT analizi) hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Tedarik Zinciri Yönetimi, Lojistik Merkez. 1. GİRİŞ Bir ürünün bir bedel karşılığında el değiştirmesine ticaret, bu ticaretin uluslararası boyutlarda yapılmasına da uluslararası ticaret denmektedir. Tedarik zinciri yönetimi ise, bir ürünün tedarik zinciri boyunca fayda odaklı optimizasyonunu ifade ederken, lojistik başta taşıma ve depolama olmak üzere; paketleme, katma değerli işlemler, gözetim, elleçleme, stok yönetimi, sigorta ve gümrük hizmetleri gibi faaliyetleri içermektedir (Bamyacı, 2013). Dolayısıyla, lojistik faaliyetlerden bahsedebilmemiz için ortada lojistik faaliyetlere konu olabilecek yeterli yüke ihtiyaç vardır. Bu sebeple transit yük hareketinin yanı sıra bölgede sanayi ve ticaretin gelişmesi de gerekmektedir. Sanayinin, ticaretin ve lojistiğin gelişmesi ve etkin olarak yapılabilmesi için fiziksel, sosyal ve ticari altyapıya, altyapıyı oluşturabilmek için finansal, siyasi ve ticari desteğe hem de bölge paydaşlarının böyle bir projeyi sahiplenmesine ihtiyaç vardır.

268 270 Genellikle sanayi kuruluşlarına ilişkin kümelenmeler OSB (Organize Sanayi Bölgesi), ticarete ilişkin kümelenmeler Ticaret Bölgesi, Serbest Ticaret Bölgesi vb., lojistikle ilgili kümelenmeler ise Lojistik Köy, Lojistik Merkez, Organize Lojistik Bölgesi, Lojistik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi vb. kavramlarla adlandırılabilmektedir. Ancak Türkiye de Sanayi, Lojistik ve Ticaret genellikle bütünsel planlanmadığından büyük dengesizlikler ve problemler söz konusudur (Bamyacı, 2013). Eski Sovyet Cumhuriyetleri ndeki dışa açılmalar, ulaştırma altyapısının gelişmesi, Doğu ve Güneydoğu daki artacak üretim ve ticaret hacmi, Doğu Karadeniz Bölgesi nin bir HUB (toplama ve dağıtım merkezi) ve GATE- WAY (giriş-çıkış kapısı) olarak değerlendirilmesinin yanı sıra, bir ENDUST- RİYEL GELİŞME BÖLGESİ-INDUSTRIAL DEVELOPMENT ZONE olarak da incelenmesini zorunlu hale getirmektedir. Kümelenme çok önemli bir konudur. Ancak günümüzde, SANAYİ, Tİ- CARET ve LOJİSTİĞİ içeren, Abu Dabi deki Kizad (Kizad, 2013) ve Dubai deki Jebel Ali (Jafza, 2013) bölgeleri gibi ENDUSTRİYEL GELİŞME BÖLGELE- Rİ şeklindeki sinerji yaratan kümelenmelere ihtiyaç vardır. Doğu Karadeniz de İyidere havzasında liman açısından elverişli şartlar mevcuttur. Az bir dolguyla -20 metrelik derinliklere ulaşılabilecektir. Dolgu malzemesinin dağların içlerinin oyularak yapılması hem doğal görünümü bozmayacak, hem de bu alanların yeraltı depoları şeklinde değerlendirilebilmesine olanak sağlayacaktır. Yeraltı depolarının (Loudin, 2010) gıda gibi sıcaklık ve neme hassas ürünlerin depolanmasında çok büyük avantajları vardır. Önerilen liman Doğu Karadeniz in büyük konteyner gemilerinin de yanaşabileceği derin liman ihtiyaçlarına cevap verebilecek olup, Gürcistan demiryolu bağlantısının sağlanması hem trafiği karayolundan demiryoluna kaydıracak, maliyetleri düşürecek hem de limanın bir HUB PORT ve GATE- WAY olma işlevini güçlendirecektir. Öte yandan eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki üretim altyapısı ve standartları gerek gelişmiş Batı Ülkeleri nin gerekse İslam Ülkeleri nin standartlarıyla uyuşmadığından Doğu Karadeniz bölgesinin bir yeniden AMBALAJ- LAMA VE KATMA DEĞERLİ İŞLEM MERKEZİ olarak da değerlendirilmesini gerektirmektedir. Böylece, civar ülkelerin ve bölgelerin zengin hammadde ve yarı mamul kaynakları katma değerli işlemlere tabi tutularak iç ticaretimize ve ticaret dengemize olumlu katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada tartışılan öneri Doğu Karadeniz Sanayi Ticaret ve Lojistik Merkezi ya da Doğu Karadeniz Endüstriyel Gelişme Merkezi (İyidere Havzası) ilk bakışta stratejik açıdan önemini hemen hissettirmekle birlikte, yine de güçlü ve zayıf yanlarının, fırsat ve tehditlerinin (GZFT/SWOT) değerlendirilmesini gerektirmektedir.

269 DOĞU KARADENİZ DE BİR ENDÜSTRİYEL GELİŞME BÖLGESİ İHTİYACI Türkiye ulusal teşvik sisteminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgeleri en çok teşvik edilen 5. ve 6. bölgeleri oluşturmaktadırlar. Bu bölgelerde gelecek yıllarda pek çok sanayi kuruluşunun yer alması öngörülmektedir. Türkiye nin 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat, 600 milyar dolar ithalat ve toplam 1,1 milyar dolarlık dış ticaret hacmiyle 20 milyon TEU (20 lik konteynere eşdeğer birim) konteyner hedefine ulaşabilmesi için yeni stratejilerin geliştirilmesi zorunludur. Bu hedefe ulaşmak için yeni altyapı yatırımlarına, mevcut altyapının geliştirmesine ve daha verimli kullanılmasına ihtiyaç vardır. Halen programlanmış olan Akdeniz de Mersin, Ege de Çandarlı ve Batı Karadeniz de Filyos projeleri yürütülmektedir. Bütünsel bir bakış açısıyla Türkiye nin Doğu Karadeniz Bölgesinde de böyle bir altyapı projesine mutlak surette ihtiyaç vardır. Çünkü Doğu Karadeniz Bölgesi nin hinterlandı diğer projelerinkine ilaveten Rusya, Türki Cumhuriyetler, İran Gürcistan ve Irak ı da kapsadığından diğer projeler göre üstünlük arz etmektedir. Bu proje Türkiye nin kalkınma hamlesini daha dengeli hale getirecektir. Türkiye nin mevcut durumunu analiz ettiğimizde Dünya Bankasının 2013 Doing Business raporunda iş yapma kolaylığı açısından 185 ülke arasında 71., uluslararası ticaret seviyesi açısından ise 78. sırada gösterilmektedir (World Bank, 2013). ÜLKE İŞ YAPMA KOLAYLIĞI ÜLKE TİCARET SEVİYESİ ABD 4 KORE 3 KORE 8 HOLLANDA 12 ALMANYA 20 ALMANYA 13 JAPONYA 24 JAPONYA 19 HOLLANDA 31 ABD 22 BELÇİKA 33 FRANSA 27 FRANSA 34 BELÇİKA 29 POLOYA 55 POLONYA 50 TÜRKİYE 71 İTALYA 55 İTALYA 73 ÇİN 68 ÇİN 91 TÜRKİYE 78 Konuya maliyetler açısından baktığımızda Türkiye Dünya bakası lojistik performans indeksine göre 71. Sırada, ticaret seviyesinde ise 78. Sırada bulunmaktadır. 40 lık bir konteynerin limana ulaşıncaya kadarki ortalama iç nakliye maliyetleri aşağıdaki tabloda bazı ülkeler bazında mukayeseli olarak verilmiştir (World Bank, 2013):

270 272 Tabloda görüleceği üzere seçilmiş bazı ülkelerden örneğin Güney Kore de bu maliyet 353 dolar seviyelerindeyken Türkiye de bunun 1625 dolarlık seviyelerinde olduğu görülmektedir. Bu ve benzeri maliyetlerin düşürülebilmesi için sanayi, ticaret ve lojistiğin müştereken planlanmasına ihtiyaç vardır. Örneğin Fransa da kümelenmeler ülke bazında yeknesak dağıtılmışken, Türkiye de genellikle Marmara bölgesi ağırlıklı olmak üzere Anadolu nun batısında ve sahil bölgelerinde yer almaktadır. Bu yüzden doğuya giden araçlar dönüş yükü bulamamakta, bu da maliyetleri arttırmaktadır. Bozuk sanayi dağılımı yukarıda bahsedilen doğudan batıya göçün en büyük sebeplerinden biridir. Bu da batı bölgelerinde sağlıksız genişlemelere yol açmakta ve dolaylı olarak sanayi girdi maliyetlerini arttırmakta ve Türkiye Cumhuriyeti bütçesine ciddi yük getirmektedir. Gerçekten de Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK, 2013) nüfus istatistiklerine bakıldığında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan illerin nüfuslarının göç nedeniyle hızla azaldığı görülmektedir.

271 STRATEJİK PLANLAMA VE SWOT ANALİZİ Bir bölgede bir yatırım planlanmadan önce o bölgenin imkânlarının yani güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehditlerinin araştırılması önemlidir. Uzun dönemde arzulanan nihai sonuçların gerçekleştirilmesini amaçlayan stratejik yönetim (Ülgen ve Mirze, 2010: 36), gelecek odaklı hareket etmeyi ilke edinmektedir. Tablo. Stratejik Plânlama Süreci DURUM ANALİZİ MİSYON VE İLKELER VİZYON AMAÇLAR VE HEDEFLER STRATEJİLER FAALİYETLER VE PROJELER İZLEME PERFORMANS ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME Neredeyiz? Nereye ulaşmak istiyoruz? Gitmek istediğimiz yere nasıl ulaşabiliriz? Başarımızı nasıl takip eder ve değerlendiririz? Kaynak: (DPT, 2006: 5). Bütün varlıklar, zaman süreci içerisinde geleceğe doğru akmakta olduklarından, gelecekte arzu edilen noktada bulunmak için özel bir çaba göstermek ve stratejiler geliştirmek gerekmektedir. Stratejik yönetimin ilk adımını durum analizi oluşturmaktadır. Yukarıdaki Tablo da stratejik plânlama sürecine yer verilmiştir. Stratejik plânlamada neredeyiz sorusunu araştırmak amacıyla durum analizleri yapılmaktadır. En yaygın durum analizi ise GZFT (SWOT) Analizi olarak bilinen; Güçlü yönler, Zayıf yönler, Fırsatlar ve Tehditlerin belirlendiği analizdir. Güzlü ve zayıf yönler bir örgütün veya uygulamanın kendinde var olan özelliklerin değerlendirilmesiyle bulunurken, fırsat ve tehditler dış çevrenin analiz edilmesiyle belirlenir (Saklı, 2012: 39). GZFT analizi yapılmasının nedeni, ulaşılmak istenen yer belirlendikten sonra, buraya ulaştıracak stratejilerin belirlenmesinde bu analiz bulgularının son derecede önemli olmasıdır. Başarıya götürecek stratejilerin güçlü yönler ve fırsatlar üzerine bina ettirilmesi, zayıf yönlerin olumsuz etkilerinden kaçınılması ve tehditlerden korunarak amaca doğru ilerlemesi temel yaklaşımı oluşturmaktadır.

272 DOĞU KARADENİZ (İYİDERE HAVZASI) SANAYİ TİCARET VE LOJİSTİK MERKEZİ GZFT ANALİZİ 4.1. Güçlü Yönler Üst yönetimin böyle bir bölgeye pozitif bakış açısı ve Rize-Trabzon arasında bir lojistik merkez kurma düşüncesinin var olması İyidere deresinin doğusunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Haritalarında liman olarak işaretlenmiş olması Az masraflı bir dolgu ile derin bir limana sahip olunabilmesi Dolgu için gerekli materyalin dağları yok ederek sağlanması yerine planlı bir şekilde oyularak sağlanması özellikle neme ve sıcaklığa hassas ürünlerin depolanması için gerekli yeraltı depolama imanlarını sağlayabiliyor olacaktır Önceleri ağırlık verilen Doğu-Batı odaklı düşünülen ve büyük ölçüde tamamlanan ulaştırma altyapısından günümüzde kuzey-güney ulaştırma altyapısına yöneliş Rize Organize Sanayi Bölgesinin bu yörede planlanmış olması Eskipazar-Of bölgesinin Sanayi ve Ticaret için uygunluğu Hem Trabzon hem de Rize ye eşit mesafede olması nedeniyle işgücü temininde kolaylık Bölge insanının girişimci yapısı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi nin sürekli gelişmekte olması ve bölgesel kalkınmaya hassasiyet göstermesi Karadeniz i doğuya bağlayan İkizdere-Ovit-Erzurum yol başlangıcında bulunması Karadeniz sahil yolu üzerinde bulunması Bayburt-Soğanlı Geçidi (Varzahan-Araklı) tünelinin tamamlanması, böylece 200 milyon tonluk Bayburt taşı rezervinin ekonomiye ve ticarete kazandırılma imkânı Hopa, Borçka, Cankurtaran Tünelinin tamamlanması ile Ardahan, Kars, Iğdır ve Ağrı İllerine kısa yoldan ulaşılabilmesi Batum demiryolu bağlantısı için yakın ve uygun olması Aşkale-Çaykara-Of veya Erzincan-Çaykara-Of bağlantısı ile en kısa Türk demiryolu bağlantısının sağlaması Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattıyla İpekyolu na bağlantı imkânı ve Doğu Karadeniz e çıkışın sağlanması

273 275 Gelecekteki olası büyüme senaryolarını karşılayacak şekilde, karaya doğru genişleme imkânına sahip olması Doğu Karadeniz Bölgesinin Tarımsal Potansiyeli Çeşitli yer altı ve yer üstü kaynakları Organize Sanayi Merkezi ve Organize Ticaret Merkezi nin Lojistik Merkezle bütünleşik planlanması Trabzon havaalanına yakınlığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayacak şekilde batıya bakan bir hilal şeklinde Erzurum, Diyarbakır veya diğer uygun bölgelerde benzer kümelenmelerin oluşturulması ile projenin bir bütünlük arz etmesi Kurulmakta olan Rize Organize Sanayi Bölgesi ne yakın olması TRACECA koridoruna yakınlığı Bölge ve komşu ülkelerin hammadde ve yarı mamul kaynakları açısından zenginliği 4.2. Zayıf Yönler Doğu Karadeniz de lojistik potansiyelin güçlü olmaması Bölgede nakliyeye ve depolamaya hazır yük olmaması İyidere nin potansiyelinin tam olarak ortaya konulmasında ve takdiminde il bürokrasisinin zayıf kalması Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi nde Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümlerin aktif olmaması Projenin 10. kalkınma planında yer almaması 4.3. Fırsatlar Avrupa-Kafkasya-Asya Nakliye Koridoru (TRACECA) için seçilen Poti ve Batum dan daha derin bir konteyner limanı imkânına sahip olduğundan yüklerin buraya kayma potansiyeli Kafkasya ve Asya ya, Avrupa-Kafkasya-Asya Nakliye Koridoru (TRACECA) için seçilen Batum dan daha kestirme bir ulaşım sağlaması Anadolu nun doğusu, Doğu Avrupa, Ortadoğu, Orta ve Batı Asya için bir toplama/dağıtım merkezi (hub) ve ana giriş çıkış kapısı (gateway) olma potansiyeli ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu nun, özellikle de GAP bölgesinin Karadeniz e en kısa çıkış yoluna sahip olması

274 276 Transit ticaretin artması ve artma eğiliminde olması ve İran, Nahcivan Transit Ticaretinin bu bölgeden yapılabilme potansiyeli Yeni bir sistem planlanırken doğu Karadeniz-Novorosky-Kiev-Köstence, Varna, Soçi, Tuapse limanlarına Ro-Ro üzerinden çekicisiz yarı römork ve römork taşınabilmesi İran la ilgili ambargoların kalkması ve gelecekte uluslararası ticarete entegrasyonu Turizm potansiyelinin harekete geçiriliyor olması 4.4. Tehditler Avrupa-Kafkasya-Asya Nakliye Koridorunun (TRACECA) bir parçası olarak seçilmemiş olması Şehirler arasındaki rekabet ve fanatizm Konunun sadece lojistik köy odaklı olarak düşünülmesi Rasyonel değerlendirme yapılmadan politik tercih kullanılması ihtimali 5. DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER Bu çalışmada Doğu Karadeniz bölgesi İyidere havzasında bir Endüstriyel Gelişme Bölgesinin Kurulması önerilmiş ve bu projenin GZFT analizi yapılmıştır. Yapılan değerlendirmede İyidere havzasının hem güçlü yönleri hem de fırsatlar açısından avantajlı olduğu açıkça görülmektedir. Önerilen proje hem sanayi, uluslararası ve ulusal ticaret, lojistiği kıyı bankacılığı ve diğer hizmet sektörü unsurlarıyla bütünleştirecek hem de bir HUB ve GATE- WEY rolünü üstlenecektir. Bölgenin atıl yeraltı ve yerüstü zenginliklerini de ekonomiye kazandıracak bu projenin bütünsel olarak ilan edilip fazlar şeklinde aşamalı olarak gerçekleştiriliyor olması maliyet açısından önemlidir. Bölge ihtiyaçlarını da dikkate alarak, içinde çeşitli SANAYİ, TİCARET VE LOJİSTİK İŞLETMELERİNİN yer aldığı bir ENDUSTRİYEL GELİŞME BÖLGESİNİN oluşturması sadece Doğu Karadeniz Bölgesi nin değil Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nin de kalkınmasına ve dışsal fayda sağlamasına, aynı zamanda Ortadoğu, Orta Asya ve Karadeniz ülkelerinin ticari ve kültürel entegrasyonuna yardım edecektir. Böyle bir projenin yapılması bölgeyi Dubai ye benzer bir çekim merkezi yapacak, istihdamı arttıracak beşeri ve sosyal gelişmeyi hızlandıracaktır. Bu proje aynı zamanda bölgede uluslararası ticaret kültürünün yaygınlaştırılmasına yol açacak ve kazan kazan modeliyle gelişen ticaret bölge barışına katkı sağlayacaktır. Sanayi, Ticaret ve Lojistik Bölgelerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de hayata geçirilmesi önemli olarak değerlendirilmektedir.

275 277 Bütünsel planlanmadığından Rize Serbest Bölgesi 1997 yılında kurulmasına rağmen günümüze kadar önemli bir varlık gösterememiş ve kapanması gündeme gelmiştir (Vanlı, 2012). Türkiye deki serbest bölgeler, Dubai örneğinde olduğu gibi yeniden yapılanırsa Türkiye 2023 vizyonunda uluslararası ticarete ciddi katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ancak bu planlamanın daha sağlıklı yapılabilmesi için Türkiye nin Sanayi, Ticaret ve Lojistik Haritasının çıkarılması ve teşvik sisteminin bu haritaya göre belirlenmesi yararlı olacaktır. KAYNAKLAR Bamyaci, M (2013). Lojistik ve Tedarik Zinciri Ders Notları. DPT, (2006). Kamu İdareleri İçin Stratejik Plânlama Kılavuzu, 2. sürüm, Ankara: ( ). Loudin, A (2010). Subterranean Storage, Food Logistics Saklı, A. R (2012). Stratejik Kurumsal Yönetişim, Nobel Yayınları, Ankara. The World Bank, (2013), Doing Business 2013: Smarter Regulations For Small and Medium Size Enterprises, Comparing Business Regulations For Domestic Firms in 185 Economies; GIAWB/Doing%20Business/Documents/Annual-Reports/English/DB13-fullreport.pdf; TÜİK, (2013), Nüfus Ve Demografi İstatistikleri Ülgen, H ve S. Kadir Mirze, (2004). İşletmelerde Stratejik Yönetim, 2.b., Literatür Yayınları, İstanbul. Vanlı, H (2012). Rize 2023 Vizyonu, 1. Rize Kalkınma Sempozyumu Bildiriler Kitabı. Kizad, (2013). Kizad Free Industrial Zone, ( ). Jafza, (2013). Jebel Ali Free Zone, ( ).

276 278 KARADENİZ HAVZASINDA LOJİSTİK MERKEZ OLMA YOLUNDA RİZE Hakan BİRBEN Rize Kalkınma Kurulu Üyesi, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Özet: Doğu Karadeniz Bölgesi Türkiye nin kuzeydoğusunda yer alan, benzer özelliklere sahip altı ilden (Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize ve Trabzon) oluşmaktadır. Kendine has jeopolitik konumu itibariyle Türkiye nin önemli bir bölgesidir. Doğu Karadeniz Havzası; Asya ile Avrupa arasında doğrudan köprü vazifesi görür konumdadır. Bu özelliği bölgeye ulaşım ve lojistik noktasında avantajlar sağlamaktadır. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 2023 vizyonu içerisinde 100 projeden bir tanesi, Rize-Mardin Oto Yol projesidir. Rize-Mardin Oto Yol projesi, kuzey-güney aksını oluşturan ve 14 ili (Rize, Erzurum, Bingöl, Muş, Diyarbakır, Batman, Mardin, Bitlis, Siirt, Şırnak, Iğdır, Ağrı, Van, Hakkâri) kapsayan bir projedir. Kuzey-güney aksının oluşmasıyla Güneydoğu Anadolu bölgesinin Karadeniz Limanlarına daha da yakınlaşması sağlanacaktır. Balkanlara, Avrupa ya, Kafkaslara, Orta Asya ve Orta Doğu ya ulaşılacaktır. Bu bölgede ki lojistik sektörü, Doğu Karadeniz Havzasıyla bütünleşmiş olacaktır. Ovit tünelinin bitmesiyle, Güneydoğu Anadolu ya en kısa zamanda ulaşılması sağlanacaktır. Karayolu taşımacılığı açısından bu tünelin bir an önce bitmesi, lojistik sektörüne zaman ve maliyetler açısından, çok büyük bir katkı sağlayacaktır. Doğu Karadeniz Bölge Kalkınma Planında Rize-Ovit tüneli; Rize-İspir-Erzurum-GAP diye revize edilmiştir. Rize-Mardin Otoyol projesi ile birlikte diğer 4 GAP kenti (Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa ve Adıyaman) ilave edilerek, Güney Doğu Anadolu Bölgesi 18 şehir ile Karadeniz Havzasına bağlanacaktır. Bu çalışmada, Rize nin bölgesel ve ulusal yönden lojistik sektörüne yapacağı katkı ve AB nin lojistik alanındaki bölgesel politikaları ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Lojistiğin Önemi, Bölgesel Lojistik, Uluslararası Lojistik. 1. GİRİŞ Ulaştırma ve bilişim sektöründe meydana gelen olumlu ilerlemeler, akabinde üretim miktarı ve dolayısıyla tüketim miktarının artmasına, alıcı ve satıcıların farklı pazarlarda karşılaşması, müşteri memnuniyetinin ön plana çıkmasına, sipariş, teslimat, stok vb. işlemlerin öneminin artması, dolayısıyla lojistik sektörünün büyümesi ve bu sektörün hızla gelişmesini sağlamıştır. Lojistik; faaliyetleri planlayıcıların ve uygulayıcıların uzmanlaştıkları sektörlere göre farklı biçimde tanımlanmaktadır. Lojistiğin önemli bir zinciri olan ulaştırma faaliyetlerini yürütenler; nakliyeciler, satın almayı oluşturan; tedarikçi yada muhasebe sorumlusu, depolama ile ilgili sorumlulara; depocu deniliyordu. Lojistik Yönetim Konseyi tanımına göre lojistik; müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere ürünlerin üretildiği noktadan, son kullanımın bulunduğu tüketim

277 279 noktasına kadar olan tedarik zinciri içindeki malzemelerin, servis hizmetlerinin ve bilgi akışının etkin ve verimli bir şekilde iki yöne doğru hareketinin ve depolanmasının, planlanması, uygulanması ve kontrol eden zincir sürecinin bir parçasıdır (Keskin, 2012: 28). 2. ULUSLARARASI LOJİSTİK Ülke sınırları dışında alıcı ve satıcı arasında ürün, bilgi ve değerin doğru bir şekilde yayılışı, belgelenmesi ve saklanmasına yönelik uygulamalar bütünüdür. Başlıca uluslararası lojistik modları; Uluslararası Karayolu Lojistiği, Uluslararası Denizyolu Lojistiği, Uluslararası Demiryolu Lojistiği ve Uluslararası Havayolu Lojistiğidir. Uluslararası lojistiğin gelişmesinin temel nedenleri; - Kaynakların yeryüzünde eşit dağılmaması, - Yolların iyileşmesi, - Bilgi birikiminin farklı düzeyde olması, - Farklı sektörlerde uzmanlaşma, - Ulaşım ve iletişim araçlarında gelişmeler, - Beşeri sermayedir. 3. LOJİSTİK MERKEZLER Lojistik merkez; ulusal ve uluslararası nakliye, lojistik ve dağıtım ile ilgili faaliyetlerin farklı işleticiler tarafından yürütüldüğü bölgeyi tanımlar. Lojistik merkezlerde taşımacılık; intermodal faaliyetler ve lojistik faaliyetlere hedeflenir ve bu merkezler metropol bölgelerin dışında kalan bölgelerden seçilir. Lojistik merkezler, bölgesel ekonomiye yaptıkları katkılar ve hacimsel büyüklükler bakımından bölgesel gelişim planlarının önemli parçalarıdır. Dolayısıyla lojistik merkez kurulum sürecinde bu hususlara dikkat edilmelidir Lojistik Merkezlerin Önemi Lojistik Merkezlerin kurulmasıyla sağlanılacak faydalar: Bölgesel gelişimde lojistik merkezin önemli rol oynaması, Kara, deniz, demiryolu ve hava ulaşım merkezlerine bağlanmasına imkân sağlaması,

278 280 Tır ve ağır kamyon sirkülasyonunun azaltılması, Çevresel düzenlemelerin gerçekleştirilmesi Lojistik Merkez Kurulmasında Önemli Faktörler Lojistik Merkezlerin karayolu ağ bağlantısı, Lojistik merkezlerin liman bağlantısı, Lojistik merkezlerin ana ulaşım bağlantısına göre konumu (İzmir Ticaret Odası, 2008) Lojistik Merkez İçin, Yer Seçimi Lojistik merkezin kurulmasında yer seçimini öncelikli kriterdir. Seçilecek yer; karayolu, denizyolu, demiryolu ve hava yolu bağlantılarının olmasına dikkat edilmelidir. Dikkat edilmesi gereken önemli kritik noktalar; Arazinin uygunluğu ve altyapısı, Coğrafi durum, Jeolojik yapı, Kültürel ve doğal varlıklar, Yakın çevrenin ekonomik yönden gelişimi. 4. SERBEST BÖLGELER VE LOJİSTİK MERKEZLERİ Serbest bölgeler; ülke sınırları içinde olmakla birlikte gümrük hattı dışında sayılan, ülkede ticari, mali ve iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sinai ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı ve fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerlerdir. Lojistik merkezlerin olduğu yerlerde serbest bölgenin kurulması lojistik sektörün gelişimini sağlayacaktır. 5. AVRUPA BİRLİĞİNE ÜYELİK SÜRECİNDE KARADENİZ HAVZASINDA LOJİSTİK MERKEZLER OLUŞTURMAK Dünya ticaretinin giderek artması ve yeni üretim yöntemlerinin talep ettiği hızlı ve etkin hizmet gerekliliği, AB içinde lojistik sektörlerinin önemini artırmıştır. Bu da çevre ve diğer doğal kaynakların sürdürülebilirliğine katkı

279 281 sağlamaktadır. AB içinde lojistik faaliyetler içinde karayolu taşımacılığı baskın durumdadır. Birliğin yeni taşımacılık politikaları, sadece AB içindeki ülkeleri birbirine bağlayacak altyapı ve ulaştırma projeleri değil, Birliği bölgedeki komşu ülkelerde; denizyolu, demiryolu ve havayolu ile bağlamaktadır. Karadeniz Havzasının Asya ve Avrupa arasında bir köprü konumundan yararlanabilmesi için, AB nin desteklediği projeler içinde bulunması, Karadeniz Havzasında ulusal ve uluslararası lojistik stratejilerini buna göre oluşturması gerekmektedir. 6. KARADENİZ HAVZASINDA RİZE NİN LOJİSTİK MERKEZ OLMASININ GEREKLİLİĞİ Akdeniz e ana çıkış noktalarımız, Mersin ve İskenderun limanlarıdır. Karadeniz e çıkış olarak Samsun ve Trabzon Limanlarının son derece genişleme imkanları kısıtlıdır (Erdal, 2013: 31). Batı Karadeniz de Filyos limanı, İzmir de Candarlı limanı ülkemizin bölgesel ve makro ihtiyaçlarıdır. Doğu Karadeniz den bir çıkış kapısına ihtiyacımız vardır. Mersin ve İskenderun limanlarına bu gün olduğu gibi gelecekte de ihtiyacımız vardır. RİZE Limanı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde şehir merkezinde doğal koylarda çektirmelerle yapılan yükleme ve boşaltma işlemleri ile temeli atılmıştır yılında Balıkçı Barınağı olarak yapımına başlanmış ve 1991 yılına kadar tarım sektöründen programa girip, kısım kısım inşaatı tamamlanmıştır. Daha sonra Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğüne devredilmiştir yılında Türkiye de özelleşen 6 limandan biri olan RİZE Limanı, Karadeniz Havzasında en derin liman özelliğini taşımaktadır. Karadeniz Havzasında 1997 yılında özelleşen diğer limanlar; Hopa, Giresun ve Ordu limanlarıdır. RİZE Limanı büyümeye en müsait olması, Gürcistan a, İran Tebriz e yakın Liman şehri olma özelliğini taşımaktadır Özelleştirme programı içerisinde öngörülen, Ulaştırma ve Denizcilik Bakanlığı nın 2010 yılında Liman uzunluğunun m uzatılması karar bağlanmış olup, bununla ilgili altyapı yatırımlarına başlanmış olunan RİZE Limanı; GAP ın Transkafkasya ya, Tuna nehri üzerinden Avrupa ya, Avrupa nın Tuna nehri üzerinden Trankafkasya ve Hazara ulaşım noktasıdır yılında Erzurum Valisi, Mehmet Emin Yurdakul, Erzurum-İspir-Ovit yolunun açılması Erzurum dan denize yani Rize ye inilmesinin çok önemli olduğunu söylemiştir yılında Ekrem ORHON, ABD de okurken ki tezi, Ovit Yolu idi yılında Ekrem ORHON; İran petrolünün Doğu Karadeniz e akıtma projesinden bahsetmiş, petrol hattının Erzurum ve Ovit üzerinden döşenecek borularla İkizdere Vadisini, takiben İyidere de vadisinden Limana akıtılacağına dile getirmiştir (RTSO, 2012: 48-48). Bölgemizin Rusya, İran ve Kafkaslara çok yakın olması, kurulacak olan Lojistik Merkezimizin hem karasal hem de denizsel anlamada ulaşımı kolay olması bölgemizin cazibesini artırmaktadır. Ovit tüneli Erzurum a,

280 282 oradan Diyarbakır a, Mardin ve Ortadoğu hattına bağlanmış olacaktır (DOKA, 2013: 7). 10. Ulaştırma Şurası Hedef kritik projeden bir tanesi, RİZE-Mardin otoyolunun inşası ve tüm liman ve OSB lerinin bölünmüş yollarla bağlantılarının oluşturulmasıdır. Rize- Mardin otoyol projesi içerisinde Erzurum, Ağrı, Iğdır, Bingöl, Muş, Bitlis, Van, Diyarbakır, Batman, Siirt, Şırnak, Hakkari bulunmaktadır. Dikkat edilirse bu proje içerisinde olan Diyarbakır, Batman, Siirt, Şırnak ve Mardin GAP içinde bulunan illerdir. GAP ın diğer illeri Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa ve Adıyaman yoktur. DOKA Bölge Planında kuzey-güney aksının oluşturulmasında GAP ın tamamının içinde olacağı RİZE-İSPİR-ERZURUM-GAP diye revize edilmiştir (DOKA, 2010: 195). Ovit tüneli tüm Karadeniz i Doğu ve Güneydoğu Anadolu ya Mezopotomya ya bağlayan yoldur. Karadeniz Limanlarından doğu ve güney doğu yönüne, bu bölgelerden Karadeniz Limanlarına giden güvenli ve hızlı transit yola kavuşulacaktır (RTSO, 2012: 14). Karadeniz de demiryolu, Samsun ilimize kadar gelmektedir. Bunu Sarp a kadar devam ettirdiğimizde, DOKA bölgesindeki bütün illerimiz bundan yararlanmış olacak, Gürcistan a bağlanan Uluslararası demiryoluna kavuşulmuş olunacaktır. Gürcistan, Ermenistan ve İran ulaşım bağlantılarının sağlanması sonucu transit taşımacılıkta liman aktivitelerinin artırılması sağlanmış olunacaktır. Rize den GAP bölgesine yapılacak kara yolu bölgeyi Ortadoğu ya bağlayacaktır. Çünkü GAP ta üretilen ürünlerin uluslararası piyasalara ulaştırılması sağlanacağı gibi Ortadoğu ile BDT arasında yapılacak ticaret içinde bir geçiş yolu olacaktır (RTSO ve DOKA, 2011). 7. SONUÇ Karadeniz Havzası ve Sınır Ötesi İşbirliği Programı, Karadeniz Havzasında ki bölgelerin ekonomik ve sosyal yönden kalkınmasını güçlendirmek ve sürdürülebilir kılmak için AB tarafından yürütülmektedir. Program Karadeniz Havzasına kıyısı bulunan veya yakınlığı olan 10 ülkeden oluşmaktadır(yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Türkiye, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Ermenistan ve Azerbaycan) (Blacksea, 2013). Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü; üye devletlerin ticaretin serbestleştirilmesi, KOBİ ler arasında işbirliğini teşvik etmek için, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Türkiye, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan, Sırbistan ve Arnavutluk tarafından kurulmuştur (Bsec, 2013). Trans-Avrupa Ulaştırma Ağları(TENT-T) Kapsamında Deniz Otoyolları Projesi; Türkiye yi yakından ilgilendiren denizyolu taşımacılığında etkinliği artırmayı hedeflemektedir. Denizyolu taşımacılığındaki derin deniz aktarma operasyonlarının yapılabileceği Limanlar olarak dört önemli aks tanımlanmıştır: 1)Baltık Denizi, 2)Batı Avrupa, 3)Güney-Doğu Avrupa(Karadeniz, Doğu Akdeniz), 4)Güney-Batı Avrupa aksı(batı Akdeniz) (Jonson ve Turner, 2006).

281 283 Avrupa, Kafkasya, Asya Ulaştırma Koridoru(TRACECA), Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya da uluslararası ulaştırmayı geliştirmeyi ve siyasi-ekonomik ilerlemeyi hedefleyen hükümetler arası bir programdır. Üye ülkeler; Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Litvanya, Moldova, Romanya, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan, Ukrayna dır yılında Astana da yapılan TRACECA Bakanlar Konferansında Trans-Avrupa Ulaştırma Şebekelerinin (TEN-T) komşu ülkelere ve Orta Asya ya genişletilmesi çerçevesinde, AB Komisyonu ve TRACECA arasındaki diyaloğun ve işbirliğinin geliştirilmesine (TRACECA Reformu) karar verilmiştir. Yeni ipek yolu olarak adlandırılan Traceca, Avrupa nın Balkanlardan, Karadeniz ve Kafkasya üzerinden Asya ya ulaşmasını sağlayacaktır. TRECECA ülkelerindeki lojistik merkezlerin güçlendirilerek bir lojistik merkezler ağı oluşturulması, Traceca koridorunun Çin e kadar uzatılması, Bulgaristan, Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye deki konteynır taşımacılığının arttırılması, Karadeniz ayağının aktif hale getirilmesi önerilmektedir (TRACECA, 2008, slayt no.11 ve 16). Karadeniz Havzasında; Türkiye nin Karadeniz Havzası Sınır Ötesi İşbirliği Programı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü İçinde bulunması, Trans-Avrupa Ulaştırma Ağları, Traceca koridoru ve diğer projeler, lojistik sektöründen bir pay alma adına Rize ve çevresinin Lojistik Merkez olma sürecini desteklemektedir. Bu bölgede coğrafi kısıtlar, sahil şeridinde depolama alanlarının kurulmasına izin vermemektedir. Bölgede İyidere havzası depoculuk yatırımları açısından uygun alanlar olarak değerlendirilmelidir. Bölgede oluşturacağımız Lojistik Merkezi, alan olarak uygunluğu, kuzey-güney aksının oluşturulmasında Rize-İspir-Erzurum-GAP hattı, Rize Limanına yakınlığı, Karadeniz Otoyoluna birleşmesi, Samsun-Sarp Demiryolu ağının oluşturulmasıyla, İyidere Havzasının Doğu Karadeniz de oluşturulacak Lojistik Merkez noktasını bütün verileriyle desteklemektedir.

282 284 KAYNAKLAR Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı(DOKA) Bölge Planı (2010). Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı(DOKA) Bülteni (2013), sayı 13. Erdal, M. (2013), Transport Dergisi, sayı 2. İzmir Ticaret Odası (2008), Lojistik Merkez Kavramı ve İtalya daki Lojistik Merkezler, Johnson, D. ve Turner, C.(2006), European Business. Keskin, M.H. (2012), Lojistik, 5.Basım, Ankara: Nobel Kitap. Küçük, O. (2012), Uluslararası Lojistik, 1.Basım, Ankara: Detay Yayıncılık. Rize Ticaret ve Sanayi Odası ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (2011), KOBİ. Profilleri Analizi ve Yatırım Alanları Araştırması. Rize Ticaret ve Sanayi Odası Dergisi (2012), sayı 138. Rize Ticaret ve Sanayi Odası Dergisi (2012), sayı 139. htp://www.blacksea-cbn.net, htp://www.bsec-organization.org, 2013 htp://www.doka.org.tr, Kalkınma Kurulu Sonuç Bildirgesi htp://www.traceca.org.tr, 2013.

283 285 RİZE NİN KALKINMASINDA RİZE (RİPORT) LİMANININ ROLÜ Alpaslan ATEŞ 1, Soner ESMER 2 ve Asım ÇİLLİOĞLU 3 1 Yrd. Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Turgut Kıran Denizcilik Yüksekokulu 2 Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi 3 Başkan, Rize Limanı (RİPORT) Özet: Dünyada yük taşımacılığında en ekonomik ve kullanımı en yaygın olan taşıma türü denizyoludur. Denizyolu taşımacılığında ülkeler, coğrafik konumlarının yanı sıra liman alt ve üst yapıları ve yasal mevzuatları ile fark yaratmaktadırlar. Sanayi bölgelerine yakın veya bu bölgelerle bağlantıları güçlü olan limanlar bölgesel açıdan ön plana çıkmaktadır. Aynı coğrafyada hizmet veren farklı ülke limanları arasında yaşanan rekabette ise ülkelerin siyasi ve ekonomik gücü, ülkelerin ithal ve ihraç yük kapasiteleri, komşu ülkelerle yapılan antlaşmalar, limanların ard bölge bağlantıları ve teknolojik alt ve üst yapıları rekabette ön planda bulunmasının sebeplerini oluşturmaktadır. Türkiye nin Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Rize limanı günümüzde ağırlıklı olarak Bakır, Kömür, Gübre, İnşaat Malzemeleri ve Kereste gibi sadece bölgesel yüke hizmet verebilmektedir. Fakat bölgede yapımına başlanan Ovit Tüneli nin tamamlanması ile beraber Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, GAP, İran gibi bölge yüklerinin elleçlenmesinde de önemli katkısının olacağı aşikârdır. Ovit Tüneli nin tamamlanması sonrasında alt ve üst yapısı tamamlanmış Rize Limanı, Rize ilinin kalkınmasında ana unsurların başında gelecektir. Ayrıca; mevcut durumu ile bölgesel ticari yüklere hizmet verebilen Rize Limanı ticari rıhtımlardan farklı olarak kurvaziyer gemilerinin yanaşabileceği ilave rıhtımın yapılması durumunda kurvaziyer gemilerine de hizmet vererek Rize ilinin turizmden hak ettiği payı alabilmesini sağlayabilecektir. Bu çalışmada; Rize limanının geçmiş yıllardaki yük verileri ve bölgede yapımına başlanmış olan projelerde dikkate alınarak Rize ilinin kalkınmasında ki muhtemel etkileri analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Kurvaziyer Turizm, Liman, Rize, Transit Yük. 1.GİRİŞ Üretim, bölge kalkınmasının en temel gereklerinden birisidir. Üretimde rekabet üstünlüğü ise yarattığı talep ile bölgenin dış pazarlara açılmasında önemli bir rol oynar. Diğer yandan dış pazarlara duyulan gereksinim üretimin kısıtlı olmasıyla da ilgilidir. Bu durumda üretilmeyen mal ve hizmetlerin talebi söz konusudur. Her iki durumun sonucunda ticaret vardır ve mal ticareti taşımacılık ihtiyacı doğurur. Bu yüzden taşımacılık türetilmiş bir taleptir. Limanlar, sadece denizyolu taşımacılığının değil taşımacılıkta kullanılan diğer modların da kullandığı önemli bir ulaştırma alt yapısıdır. Özellikle liman hinterlandında kısıtlı lojistik faaliyetlerin olduğu durumlarda limanların kullanımı ve doğru

284 286 orantılı olarak önemi artmaktadır. Bahsedilen bu yapı Türkiye de olduğu gibi, gelişmiş ülkeler de dâhil dünyanın birçok yerinde görülmektedir. Bu çalışma Doğu Karadeniz bölgesinin önemli şehirlerinden Rize nin kalkınmasında limanların önemine değinmektedir. 2. RİZE VE RİZE LİMANININ ÖNEMİ Rize, nüfus bakımından Türkiye de 57. sırada yer alan düşük nüfus yoğunluğuna sahip illerimizden birisidir (TÜİK, 2012). DPT tarafından 2011 yılında yapılan sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 34. sırada yer alan Rize de Çay üretimi en temel ekonomik faaliyettir. Yaklaşık 50 bin hektarlık alanda yine yaklaşık yılda 1 milyon ton çay üretimi yapılmaktadır (TÜİK, 2012) yılında Rize nin GSYİH sı 4,5 milyar dolar civarındadır. Bu miktar Türkiye toplam GSYİH sının % 0,4 üne denk gelmektedir (http://tr.wikipedia. org a, Erişim tarihi: ) 2012 yılında Rize de toplam 415 milyon dolar dış ticaret yapılırken bunun % 94 ü ihracattır. İhraç edilen ürünler ağırlıklı olarak metal cevheri, boyacılıkta kullanılan kimyasallar, elektrikli makine ve cihazlar ile çaydan oluşmaktadır. İthal edilen ürünler ise ağırlıklı olarak kazan, makine ve cihazlar, kimyasal maddeler, mineral yakıtlar, demir ve çelik eşya ve elektrikli makine ve parçalarından oluşmaktadır. Doğu Karadeniz İhracat Birliği Genel Sekreterliği ne göre dış ticarette ağırlıklı olarak denizyolu yani başka bir deyişle RİPORT kullanılmaktadır. Denizyolu kullanım oranı 2011 yılında 289 bin ton ile yaklaşık %74 e tekabül etmektedir. Rize nin son beş yıldaki dış ticaret rakamları incelendiğinde aşağıdaki verilere ulaşılır. Tablo 1. Rize nin Dış Ticaret Göstergeleri (Milyon $) İhracat İthalat Türkiye , ,545.0 Rize Pay (%) Kaynak: TÜİK, 2013.

285 287 RİPORT, Doğu Karadeniz in en önemli ticari limanlarından birisidir. Türkiye de faaliyet gösteren 180 ün üzerindeki liman ve iskelenin, RİPORT un da dâhil olduğu tüm limanların sadece üçte biri, 500 bin ton sınırını aşmıştır. Rize limanı proje yükleri, genel kargo ve dökme yüklere hizmet vermektedir. Liman -12 m rıhtım derinliğine sahiptir ve 45 bin DWT kapasiteli gemilerin yanaşmasına uygundur. ISPS kod kapsamında olan liman da ayrıca RO-RO rıhtımı da bulunmaktadır. Uluslararası statüde bulunan limanın içinde ve yakınında tüm resmi ilgili kurum ve kuruluşlar yer almaktadır. Liman ayrıca yolcu salonu, antrepo, depo, park alanı gibi üst yapılar ile de donatılmıştır yılına kadar bir kamu limanı olarak Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarafından işletilen Rize limanı, İşletme Hakkı Devri yöntemi ile özelleştirilerek 30 yıllığına Rize Limanı İşletmesi Yatırım A.Ş. ye devredilmiştir. 3. RİPORT TA ELLEÇLENEN YÜKÜN ANALİZİ 1997 yılında itibaren RİPORT adı altında işletilen liman, 2012 yılına kadar ortalama % 12 oranında yükünü arttırmış ve 2012 yılında ton yük elleçlemiştir. Rize limanında elleçlenen yükün gelişimi Şekil 1 de görülmektedir. Grafik 1. Rize Limanında Elleçlenen Yükün Yıllar İçindeki Gelişimi RİPORT limanında yılları arasındaki 13 yıllık süreçte tahliye yükleri her zaman yükleme miktarından az olmuştur. Ancak özellikle 2011 yılında tahliye edilen kömür miktarındaki yük artışının etkisiyle ilk kez tahliye yük, yüklenen yük miktarını geçmiştir. Benzer durum 2009 küresel finans krizi sonrasında Türkiye nin birçok limanında yaşanmıştır. Örneğin Türkiye nin ihracat limanı olarak bilinen İzmir Alsancak limanında bu yıllarda ithalat konteyner ihracat konteyneri geçmiştir.

286 288 Tablo Yılları Arasında RİPORT da Elleçlenen Yük (Ton) Yükleme Tahliye Toplam ,369 64, , , , , , , , , , , , , ,602 RİPORT ta elleçlenen yük dökme ve genel yüklerden oluşmaktadır yılı verilerine bakıldığından elleçlenen yüklerin % 74 ünün dökme yük olduğu görülmektedir. RİPORT limanında elleçlenen yükün son beş yıldaki dağılımı Tablo 3 de görülmektedir. Tablo Yılları Arasında RİPORT da Elleçlenen Yükler (Ton) Dökme Yük Genel Yük Toplam ,090 36, , ,425 64, , ,145 51, , , , , , , ,602 RİPORT ta elleçenen dökme yükün % 65 i bakır ve çinko dan oluşan madendir. Onu % 25 oran ile Kömür izlemektedir. RİPORT ta elleçlenen dökme yükün dağılımı Grafik 2 de sunulmuştur.

287 289 Grafik 2. Rizport ta Elleçlenen Dökme Yükün Dağılımı (%) Grafik 2 den de anlaşıldığı gibi Rize ilindeki ağırlıklı ihraç malları aynı zamanda limanın elleçlediği yükleri şekillendirmektedir. Diğer yandan limanda elleçlenen yükün önemli oranda yerel yükten oluştuğu da görülmektedir. Bu anlamda Rize limanın gelişimi bölge üretim, ticaret ve nüfus gelişimi ile paralellik göstermektedir. Ancak limanın konumu, doğal güzellikleri, turizm açısından önemi ve bölgedeki projelerden dolayı liman bir gelişim potansiyeline sahiptir. 4. LİMAN MI RİZE Yİ KALKINDIRIR, RİZE Mİ LİMANI? Bir limanın içinde bulunduğu bölgenin gelişimi karşılıklı etkileşim içerisindedir. Bir bölgede limanın varlığı, o bölgedeki yüklerin uzak bölgelere ulaşmasında bir potansiyel sağlarken tersi de geçerlidir. RİPORT, bu güne kadar hinterlandındaki gelişimden beslenmiş, ağırlıklı olarak Rize ye hizmet etmiştir. RİPORT ta ağırlıklı ihracat yüklerinin olması, bölge gelişiminde limanın ne kadar önemli olduğunun en net göstergesidir. Diğer yandan ithalat yükünün az olması liman hinterlandındaki üretimin yerel kaynaklar ile yapıldığının ve transit yükün hiç olmaması ulaşım alt yapısının zayıf olduğunun bir göstergesidir. Bu anlamda liman gelişimini etkileyen yatırımlar sadece sanayi ve tarım alanında değil aynı zamanda ulaşım alt yapısı ile ilgilidir. Bu açıdan bakıldığında OVİT tüneli projesi önemli bir potansiyel olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan RİPORT, konum itibari ile önemli bir turizm potansiyelinin merkezindedir. Bu durum limana kruvaziyer turizmi açısından potansiyel sağlamaktadır. Limanın ve Rize nin alt yapısı kruvaziyer turizmi için yeterli değildir. Bahsedilen bu iki potansiyel aşağıda detaylandırılacaktır.

288 OVİT PROJESİ VE RİPORT A MUHTEMEL ETKİLERİ Ovit Dağı Tüneli, Türkiye de Rize - Erzurum arasındaki karayolunun İkizdere İspir mevkiinde bulunan Ovit Dağı Geçidi nin karayolu tüneli ile geçilmesini hedefleyen bir ulaşım projesidir. 14,7 kilometre olması ve tamamlandığında Türkiye nin en uzun tüneli olması planlanmaktadır. (http:// tr.wikipedia.org b Erişim Tarihi: ). Ovit Tüneli nin açılması sonucunda; bölge limanlarının (Trabzon AL- PORT, Rize RİPORT) Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, GAP, İran gibi bölge yüklerinin elleçlenmesinde önemli katkısının olacağı aşikârdır. Benzer şekilde Batum demiryolunun Karadeniz sahilinden Samsun ve Erzurum demiryoluna bağlanması Türk limanlarının bu rekabet gücünü çok olumlu etkileyecektir (Tütüncü Esmer ve diğerleri, 2012) lı ve 2000 li yıllarda İran a giden transit yükün Gürcistan güzergâhına kaydırılmasının en önemli nedenlerinden birisi Poti ve Batumi limanlarından İran ın Culfa kentine tren yolu bağlantısının olmasıdır. Günümüzde bölge limanlarında demir yolu bağlantısının olmaması halen önemli bir sorundur. Fakat bu durum bölgede yapılması planlanan Ovit tüneli sayesinde bölgedeki Türk limanlarına Poti ve Batumi limanlarına karşı rekabet gücü kazandıracaktır. Ayrıca; TRACECA (Avrupa- Kafkasya- Asya Ulaştırma Koridoru) çerçevesinde Türkiye Karadeniz de yer alan limanlarından yeterince faydalanamamakta ve yükler çoğunlukla Ukrayna ve Romanya limanlarından Gürcistan limanları aracılığı ile İran ve Hindistan a ulaştırılmaktadır. Ancak, Ovit tünelinin tamamlanması ve bölgedeki Türk limanlarının modernizasyonu bu ulaştırma koridorunda Doğu- Batı yük hareketinde ve özellikle İran transit yükünde çok önemli bir avantaj kazanmasına neden olabilecektir. 6. RİPORT UN KRUVAZİYER POTANSİYELİ Rize kruvaziyer turizmi için önemli bir potansiyele sahiptir. Rize de yer alan bazı önemli yerler Anzer Yaylası, Uzungöl, Sümela Manastırı, Fırtına Deresi, Termal Tesisler, Ayder Yaylası, Zil Kalesi olarak sayılabilir. Ek olarak bölgede çok önemli festivaller de yapılmaktadır. RİPORT alt yapı olarak kruvaziyer gemilerine hizmet verebilecek durumda değildir. Mevcut elleçlemenin yapıldığı genel yük ve dökme yük iskelelerinde yolcu gemilerine hizmet vermek modern işletmecilik anlayışına uymamaktadır. Dünyada ve Türkiye de aynı liman sahası içinde konteyner ve yolcu terminallerinin birlikte hizmet verildiği görülmektedir. Bu mümkündür, çünkü konteyner temiz bir yüktür, ancak özellikle dökme yük rıhtım/iskelelerinde bunu yapmak yolcu memnuniyetsizliğine neden olacaktır. Bu nedenle RİPORT a sadece kruvaziyer gemilere hizmet verecek bir iskelenin inşa edilmesi gerekmektedir. Bu iskelede RO-RO gemilerine de hizmet verilebilir. Kruvaziyer turizmi bölge esnafının gelişimine, istihdam, sosyal ve kültürel faaliyetlerin artışına olumlu katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla böyle bir yatırımın Rize nin kalkınmasına önemli etkileri olacaktır.

289 DİĞER PROJELER Bu iki proje dışında Şubat 2014 yılında Sochi de yapılması planlana kış olimpiyatları için alt yapıda kullanılmak üzere talep edilecek bazalt taşı, mıcır, kum, çimento, yapı malzemeleri, çelik bina ve yapı ekipmanları, işlenmiş ahşap gibi ekipmanların tedariki RİPORT için kısa vadede bir yük potansiyeli oluşturmaktadır. Orta ve uzun vadede ise Demir İpek Yolu olarak adlandırılan Avrupa dan Çin e kesintisiz demiryolu yük taşımacılığını mümkün hale getirecek, Marmaray dan sonra ikinci önemli proje olan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının Doğu Karadeniz limanlarına olumlu etkisi söz konusudur. Bakü- Tiflis-Kars Demiryolu hizmete girdiğinde, orta vadede yıllık 3 milyon ton yük taşınması hedeflenmekte 2034 yılına gelindiğinde ise 16 milyon 500 bin ton yük ile 1 milyon 500 bin yolcu taşınması hedeflenmektedir (http:// tr. wikipedia.org c Erişim Tarihi: ). Bu hattın faaliyete girmesi ve Ovit tünelinin tamamlanmasına bağlı olarak Doğu Karadeniz limanları ve özellikle Rize (RİPORT) limanı bir aktarma limanı statüsünde hizmet verme potansiyeline sahip olabilecektir. 8. SONUÇ RİPORT, Rize nin kalkınmasında tarih boyunca önemli bir rol oynamıştır. Bölge ihracatının büyük oranda liman üzerinden yapılması (%74) bunun en önemli kanıtıdır. RİPORT un varlığı bölgedeki gelişmeler için önemli bir potansiyel yaratmaktadır. RİPORT, OVİT tüneli ile sadece Rize nin değil GAP bölgesine ve İran a kadar uzanan bir hinterlandın önemli bir limanı haline gelecektir. Diğer yandan bölgedeki doğal ve kültürel güzellikler ile RİPORT önemli bir kruvaziyer limanı olma potansiyeline sahiptir. Ayrıca kısa vadede Sochi Kış Olimpiyatlarının getireceği yük hareketliliği ile orta ve uzun vadede Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu bağlantılarının faaliyete girmesi ile Avrupa dan Çin e kesintisiz demiryolu ipek yolu nun faaliyete girmesi Ovit Tüneli projesine bağlı olarak RİPORT için önemli fırsatlar sunacaktır.

290 292 KAYNAKLAR Doğu Karadeniz İhracat Birliği Genel Sekreterliği, 2012 RİPORT (2013). Anasayfa. ( ). Tütüncü Esmer, G. Ateş, A. ve Esmer, S. (16-17 Nisan 2012) Uluslararası Ticarette Trabzon Limanının Dünü Bugünü ve Geleceği. Türk Deniz Ticareti Tarihi Sempozyumu IV. (Karadeniz). Trabzon: KTÜ. Türkiye İstatistik Kurumu. ( ). Türkiye de İller Bazında Kişi Başına Düşen Yıllık Milli Gelir. (t. y.) tr.wikipedia.org/wiki/t%c3%bcrkiye de_iller_baz%c4%b1nda_ ki%c5%9fi_ba%c5%9f%c4%b1na_d%c3%bc%c5%9fen_y%c4%b1ll %C4%B1k_milli_gelir a ( ). Ovit Dağı Tüneli. (t.y.) Da%C4%9F%C4%B1_T% C3%BCneli b ( ). Bakü Tiflis Kars demiryolu hattı. (t. y.) /wiki/bak%c3%bc Tiflis Kars_demiryolu_hatt%C4%B1#cite_note-asam2-3 c ( )

291 293 DEĞİŞİM ÇAĞINDA SÜRDÜRÜLEBİLİR LOJİSTİK SÜREÇ VE STRATEJİLERİNİN YÖNETİMSEL BAKIŞ AÇISIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ VE KÜRESEL LOJİSTİK ÜS VİZYONU Devrim GÜN Yrd. Doç. Dr., Nişantaşı Üniversitesi ktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Özet: Günümüzde tüm işletmeler yoğun rekabet koşullarının yaşandığı ve işletmelerin çeşitli yöntemlerle birbirinden farklılaşmaya çalıştığı yeni pazar dinamiklerini içeren ekonomik bir anlayışı yaşamaktadır. Bilişim teknolojisindeki gelişmeler ve yeni dijital ekonomi anlayışı tüm dünyada bir paradigma değişimine neden olmaktadır. Yeni pazarlama paradigması, küresel rekabette ayakta kalabilmek için daha esnek olabilmeyi, yeni teknolojiler kullanabilme becerisini ve müşteri istek/ihtiyaçlarını tam zamanında karşılayabilmeyi gerektirmektedir. Dünyada benzer ürün/hizmet üretme esnekliği artmıştır. Bunun sonucunda da rekabette lojistik hizmet sunabilme olanakları çok daha belirleyici olmaktadır. Dünya ticaretindeki dönüşüm ve yeni oluşumların etkisi yoğun olarak lojistik sektörü üzerinde görülmektedir. Tüm sektörlerle birebir ve doğrudan ilişkisi bulunan lojistik, uluslararası pazarlarda rekabet avantajı elde edilmesinde kilit rol oynamaktadır. Günümüzde küresel ticaret hacminin değeri 37 trilyon doları aşarken, küresel düzeyde yaşanan rekabet işletmeleri, ürün/hizmetlerini daha hızlı hazırlamaya ve teslim etmeye zorlamaktadır. Türkiye nin Doğu ile Batı arasında ticari bir köprü vazifesi görmesi, dünya pazarlarında ürün hareketliliğinin artması ve ülkelerin artık sadece komşu ülkeleri değil uzak pazarları da kendilerine hedef belirlemesi Türkiye nin lojistik önemine katkıda bulunmaktadır. Gelişmekte olan 7 önemli pazardan biri olarak nitelendirilen Türkiye nin bu gelişiminde etkili olan faktörler arasında; değişen tüketici alışkanlıkları, e-ticaretin büyümesi, kentleşme ve genç nüfus, hızlı kargo servisleri, Avrupa nın enerji koridoru ve terminali olması, liberal ve yeniliklere açık bir yatırım ortamı, nitelikli ve rekabetçi işgücü gibi faktörler yer almaktadır. Tüm bu faktörler, Türkiye nin yakın gelecekte önemli bir lojistik üs olmasını sağlayacak dinamiklerdir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Lojistik, Lojistik Üs, Sürdürülebilir Yönetim. 1. GİRİŞ Küreselleşen dünyada değişen dinamiklerin de etkisiyle artık ülkelerin güçleri ekonomilerinin potansiyelleri ile ölçülmektedir. Küresel rekabette öne geçmenin temel koşulu, tedarik zincirlerinin verimli yönetilmesi ve lojistik hizmetlerde başarılı olmaktır. Lojistik sektöründe başarı, lojistik altyapılarının doğru planlanması ve verimli kullanımını öngörmektedir. Lojistik, günümüzdeki genel algının aksine; insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip ve işletmelerin sadece tedarik zinciri sorunlarını çözen bir olgunun çok ötesinde bir paradigmadır. 20.yüzyıl emek-sermaye ilişkisi 21.yüzyılda yerini yönetimbilgi-sermaye ilişkisine bırakmıştır. Dolayısıyla modern lojistik; insan kaynakları, makine mühendisliği, endüstri mühendisliği, toplam kalite yönetimi, bilişim sektörü, ulaşım ve iletişim gibi birçok alanda uzmanlığı gerektiren bir sistem haline gelmiştir. Artan küresel ticaret hacmi ile birlikte, dünyanın bir

292 294 ucunda üretilen ürünlerin bir diğer ucunda tüketilmesi artık lüks olmaktan çıkmış ve artan rekabet sayesinde tüketiciler dünyanın çeşitli yerlerinde üretilen ürünlere uygun fiyatlarla ulaşabilir hale gelmişlerdir. Ticari engellerin ortadan kalkması ve rekabetçi pazar ortamının artmasıyla birlikte işletmeler, yeni ürün/hizmetleri her zamankinden daha hızlı olarak pazara süren rakiplerle karşılaşmaktadır (Peterson vd, 2003: 95). Sipariş, tedarik, depolama, elleçleme, stok yönetimi ve dağıtım gibi uygulamaların öneminin artması; tedarik, depolama ve dağıtımın bileşimi olarak işletmelerde lojistik işlevinin ortaya çıkmasına yol açmıştır (Küçük, 2012). Müşteri beklentilerindeki değişim ve müşteri odaklı pazarlama anlayışı çerçevesinde müşteri tatmini ve sadakatini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen uygulamalar da, ürünlerin istenilen miktarda, istenilen yer ve zamanda en uygun maliyetle hazır bulundurulması anlamında lojistiği zorunlu kılmaktadır. 2. LOJISTIK SEKTÖRÜNÜN TARIHÇESI, TANIMLANMASI VE ÖNEMI 2.1. Lojistiğin Tarihçesi Lojistik kavramı 1670 yılında Fransız Ordusunda askeri bir terim olarak kullanılmasına karşılık, endüstride ilk olarak 20.yüzyılın son çeyreğinde duyulmuştur. Bu yüzden lojistiğin kullanım alanı 21.yüzyıl başlarına kadar askeri ve savaş alanları olmuştur. Lojistiğin temeli taşımacılığa dayanmaktadır. Lojistik her ne kadar son 30 yılın sektörü olsa da, taşımacılık tekerleğin icadından ve depolama hizmetleri de insanlığın yerleşik yaşama geçişinden itibaren insanlık tarihinde yer almış operasyonlardır. Ortaçağ da gemiler ve kervanlarla ülkeler ve kıtalararası ticaret başlamış, sömürgecilik ile de hammadde üretimi ve hammaddelerin ucuz bir şekilde dağıtımı söz konusu olmuştur. Böylece tüccar ülkeler zenginleşmiş, yeni kıtaların bulunması ile deniz yolları önem kazanmış, karayolları iyileştirilmiş, büyük limanlar ve geniş depolar inşa edilmiştir. Buhar ve motor gücünün deniz, kara ve demiryolu taşımacılığında kullanılması ile ticareti yapılan ürünlerde çeşitlenmeler başlamış, taşınan ve depolanan ürün miktarı artmıştır. Taşımanın, stoklamanın ve dağıtımın optimizasyonu ile kontrolünün önem kazanması, daha hızlı taşıma, gerektiği kadar depolama, ihtiyaç anında hazır bulundurma, raf ömrünü muhafaza etme ve geri dönüşlerin sağlanması olarak bilinen lojistik yönetiminin temel esasları ve önemi 2. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkmış ve sonrasında lojistiğe bilimsel bir olgu olarak bakılmaya başlanmıştır. (Yıldıztekin, 2011). Modern lojistik anlayışının temelleri 1970 li yıllarda şirketlerin lojistik yönetimini ele alarak faaliyetlerini daha az maliyetle ve daha iyi gerçekleştirme çalışmalarını başlatmalarıyla atılmıştır lerde tam zamanında üretim (JIT) anlayışının etkisiyle artan dış kaynak kullanımı ve buna bağlı olarak tedarik yönetimi ile toplam kalite yönetimi anlayışı sonucunda entegre lojistik

293 295 faaliyetlerin önemi artmıştır.1990 lı yıllarda küreselleşmenin de etkisiyle artan ithalat ve ihracat faaliyetleri, ulaştırmayı uygun maliyet ve doğru zamanda pazarda yer alma açısından ön plana çıkarmış ve çeşitli ulaşım sistemlerinin entegrasyonu gündeme gelmiştir. Ulaştırma operasyonlarının yerine getirilmesini sağlayacak tüm kademeleri içinde barındıran lojistik yönetimi kavramı da bunun sonucunda ortaya çıkmıştır. Lojistik hizmetler yönetimi günümüzde ise bir bilim dalı haline gelerek 21.yüzyılın mesleği olma unvanını kazanmıştır Lojistiğin Tanımlanması Tedarik Zinciri Yönetimi Profesyonelleri Konseyi (Council of Supply Chain Management Professionals-CSCMP) nin yaptığı tanıma göre lojistik; hammaddenin başlangıç noktasından, ürünün tüketildiği son noktaya kadar olan tedarik zincirinin içindeki tüm malzemelerin, servis hizmetlerinin ve bilgi akışının etkili ve verimli bir şekilde her iki yöne doğru hareketinin ve depolanmasının planlanması, uygulanması ve kontrol edilmesi süreçlerinin bütünü olarak tanımlanmaktadır (cscmp.org). Bu tanımlama; planlama, uygulama ve kontrol aşamalarından oluşan lojistiğin yönetsel yapısını ortaya çıkarmakta ve lojistiğin en üstün boyutu olan müşteri isteklerinin karşılanması üzerinde önemle durmakta, yani kişilerin hareketini içermektedir. Bu tanım daha çok işletme lojistiği olarak ifade edilebilir. Lojistik, malzemeleri ihtiyaç duyuldukları yerlere ulaştırma işi olarak da tanımlanabilir ancak taşımacılık ile aynı anlamda değildir. Taşımacılık önemli bir fonksiyondur ancak lojistik çok daha geniş kapsamlıdır. Dünyaca ünlü lojistik otoriteleri Bowersox ve Closs a göre lojistik; ağ tasarımı, bilgi akışı, stok ve depo yönetimi ile taşımacılığı kontrol altında bulunduran ve kuşatan birçok faaliyetin koordinasyonunu gerektirmektedir (Tanyaş ve Düzgün, 2012). Lojistiği ayrıca kısaca 7D ve bazen de Layperson tanımı olarak ifade edilen; doğru ürünün, doğru miktarda, doğru durumda, doğru yerde, doğru zamanda, doğru tüketiciye, doğru fiyatla ulaşması olarak da tanımlamak mümkündür. Bu tanım müşteri isteklerinin karşılanması üzerinde durmaktadır. Müşteri odaklılık, lojistiğin temel ilkelerinden birisidir. Yani lojistik; müşteri tarafından verilen ürün/hizmet siparişinin başlangıç noktasından son tüketim noktasına kadar hareket ettiği bir süreçtir. Bu kapsamda lojistik müşteri ile başlayıp müşteri ile biten bir süreçtir ve içerisinde çok sayıda adımı barındırmaktadır (Voortman, 2004). Kısaca lojistiğin temel amacı, hedeflenen müşteri hizmet düzeyini en az maliyetle başarabilmektir Lojistiğin Önemi Günümüzün pazar ve iş dünyası; savaşın yerini uluslararası rekabetin, erzak ve mühimmatın yerini ürün, teknoloji ve varlıkların aldığı bir arenaya dönüşmüştür. Başarıya ulaşmak için kullanılan stratejiler ve bunlara uygun faaliyetlerin yani lojistiğin önemi giderek artmıştır. Lojistik 21. yüzyılda

294 296 amaçlara ulaşmak için tüm işletmeyi ve işletmenin kaynaklarını en uyumlu biçimde hareket ettirebilme yeteneği olarak gündeme gelmiştir. Lojistik yönetimi; malzeme, parça ve bitmiş envanterin stratejik bir şekilde tedarik edilmesi, hareketi ve depolanması sürecidir. Burada süreçle ilgili bilgiler, işletmenin sahip olduğu pazarlama kanalları aracılığı ile akmaktadır. amaç, siparişlerin yerine getirilmesi aşamasında maliyet etkinliğinin sağlanması ve buna bağlı olarak işletmenin şimdiki ve gelecekteki karlılığının maksimize edilmesidir (Ailawadi ve Singh, 2005). Günümüzde işletmeler ürün ve hizmetlerini en hızlı şekilde hedef pazarlara sunmaya zorlanmaktadır. Bu durum işletmeleri tedarik, üretim ve dağıtım operasyonlarını bir zincir halinde düşünmeye sevk etmektedir. Lojistik bir toplumun yaşam standardını önemli düzeyde etkileyen sayılı alanlardan birisidir. İnsan faaliyeti ile ilgili olan hemen her alan lojistikten doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmektedir. İyi bir lojistik sisteme sahip olmak, ülkelerin rekabet gücü açısından önemlidir (Razzaque, 1997: 19). Değişen rekabet ortamı işletmeleri farklı stratejiler uygulamaya zorlamaktadır. İşletmelerin başlıca gelir kaynağı olan müşterilerinin ihtiyaçlarına zamanında ve kusursuz olarak cevap verebilmeleri ve hatta bu ihtiyaçları önceden tahmin edebilmeleri rakipleri karşısında onlara üstünlük sağlayacaktır. Müşteri taleplerini zamanında gerçekleştirebilen ve müşteri memnuniyetini artırarak rakiplerinin önüne geçmeye çalışan işletmeler lojistikte farklı yönetim anlayışına yönelmişlerdir. Son yıllarda rekabetin giderek daha dinamik bir nitelik kazanması, lojistik süreçlerin önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Dünya geliştikçe ve teknoloji ilerledikçe mesafeler kısalmakta ancak ihtiyaçlar büyümektedir. Lojistik çok çeşitli alanlardan oluşan bir faaliyetler bütünü olup, ilgili bölümlerin ortaklaşa işbirliğini gerektirmektedir. Rekabet koşullarının sertleştiği ve küreselleşme ile birlikte ticaret ortamının hem tedarik hem de tüketim ayağında daha geniş coğrafyalara yayıldığı göz önüne alındığında, lojistik operasyonlarında verimlilik sağlamak önem kazanmıştır. Son yıllarda her alanda ortaya çıkan hızlı teknolojik gelişmeler makro düzeyde ülkelerin ekonomik ve politik yapısında köklü değişimlere neden olmuştur. Buna bağlı olarak da mikro düzeyde yeni teknolojileri kullanarak lojistik etkinliklerini artırabilen işletmeler, küresel pazarda rakiplerine göre daha başarılı olacaktır (Bowersox-Closs, 1996). Pazarlama ve lojistik konularında yapılan araştırmalar, lojistik sektörünün dünyada yükselişe geçtiğini, hızlanan küreselleşme ile birlikte lojistiğin dünyanın her yerinde yıldız sektör olacağını göstermektedir. Dünyada 6 trilyon dolara ulaşan lojistik sektörünün 2015 yılında 12 trilyon dolarlık hacme ulaşması beklenmektedir (http://www. lojistikhatti.com, 2012).

295 DÜNYA VE TÜRKİYE DE LOJİSTİK GELİŞME STRATEJİLERİ 3.1.Ekonomi ve Lojistik Sektörü Teknoloji hızla gelişmekte ve kapasiteler büyümektedir. Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütünün çalışmalarıyla, dış ticaret ve yatırımların serbestleştirilmesi ile gelişmekte olan ülkelerin büyüme ve yoksulluğu azaltma konusunda küresel piyasalardan yararlanabilmeleri için yeni fırsatlar sunulmaktadır. Bu fırsatlardan fayda sağlanması büyük ölçüde işletmelerin ürünlerini hızlı ve uygun biçimde, ucuz ve zamanında son kullanıcıya ulaştırma kabiliyetlerine bağlıdır. Bu da düzgün hizmet üreten bir lojistik sektörü ile mümkündür. Ayrıca maliyetler ile satış fiyatı arasındaki fiyat farkı, verimli çalışan lojistik şirketleri ile sağlanabilmektedir. Etkin işleyen lojistik sektörü rekabet gücünü de olumlu yönde etkilemekte ve sektör emek-yoğun bir nitelik taşıdığından dolayı istihdama desteği de yüksek olmaktadır (İskenderun Lojistik Köy Master Planı, 2012). Lojistik sektörü ekonomik kalkınma için büyük önem taşımaktadır. Lojistik performansı, o ülkede yaşayanlara ve iş yapan şirketlere maliyet ve verimlilik anlamında katma değer sağlamaktadır. Lojistik sektörünün büyüklüğü ülkeler ve bölgeler arasında farklılık göstermektedir. Sektör büyüklüğü Gayri Safi Milli Hâsıla (GSMH) ile orantılı olarak ölçülmektedir. Örneğin lojistik sektörünün GSMH ye katkısı Amerika da%10, Avrupa da %11 ve Türkiye de %15 tir. OECD raporlarına göre farklı ülkelerde toplam istihdamın %15 ini lojistik sektörü oluşturmaktadır Türkiye de Lojistik Sektörü Türkiye son yıllarda uluslararası alanda birçok atılım gerçekleştirerek dünya pazarlarındaki konumunu güçlendirmiştir. Özellikle son on yıl içerisinde sektör Türkiye nin büyüme hızından daha fazla büyümüştür. Sektörün büyüme hızı %20 dir. 120 milyar dolarlık bir potansiyel pazara sahip olan sektörün bugün ulaştığı toplam pazar büyüklüğü ise 60 milyar doları bulmaktadır (Tanyaş, 2013). Dünya ticaretinin gelecek 15 yılda %73 artması ve bugün 27,2 trilyon dolar olan ticaret hacminin 2015 yılında 48,5 trilyon dolara ulaşması öngörülmektedir. Türkiye nin 2023 dış ticaret hedefi ise 1,2 trilyon dolardır. Türkiye de lojistik sektörü özellikle 3PL (üçüncü taraf lojistik) şirketlerin gelişmesi ile birlikte büyüme potansiyelini artırmıştır. Daha önce taşımacılık anlayışlı yapılan dış kaynak kullanımının artık lojistik bazlı yapılmaya başlanması da bu büyümede etkendir. Son yıllarda sektörde artan hizmet çeşitliliği ve kalite, karma taşımacılık kapsamındaki çözümlerin önem kazanması ve çağdaş depo yatırımları da lojistik büyümenin temelinde yatan faktörlerdir. Dünya Bankası tarafından yapılan Lojistik Performans İndeksi çalışmasına göre Türkiye Dünya genelinde 150 ülke arasında 39.sırada yer almaktadır. Yine, gelecekte lojistik sektörünün hayat bulabileceği 10 ülke arasında Türkiye 4.sırada gösterilmektedir. Türkiye nin lojistikte başarılı olmasının koşulları; tedarik zincirlerinin verimli yönetilmesi ve lojistik altyapıların

296 298 doğru planlanmasıdır. Sektördeki istihdam sayısı , şirket sayısı 3000 ve sektörün kamu yatırımları içindeki oranı ise %46 dır. Lojistik sektörü dünya ekonomisi için olduğu kadar, Türkiye ekonomisi için de büyük önem taşımaktadır. Bunun temel nedeni, lojistik sektörünü ilgilendiren kararların ülke ticareti açısından kritik nitelikte olması ve sektörün günümüzde Türkiye de iş yaratma ve büyüme potansiyeli açısından öne çıkan sektörlerden birisi olmasıdır. Aşağıdaki şekil, ithalat ve ihracatın taşıma modlarına göre dağılımını göstermektedir: Şekil 1. İhracat ve İthalatın Taşıma Modlarına Göre Dağılımı Türkiye de ithalat ve ihracatın büyük bir kısmı deniz taşımacılığı odaklıdır. Yurt içi taşımacılıkta ise karayollarının ağırlığı hissedilmektedir. Türkiye de halen 8 i Ro-Ro limanı olmak üzere toplam 23 sınır kapısı ve gümrük idaresi bulunmaktadır. Türkiye üzerinden 75 ülkeye transit taşıma yapılmakta ve yıllık taşıma miktarı 85 bin civarında gerçekleşmektedir. Bu taşımanın 35 bini (%41) Türk araçları ile gerçekleşmektedir. Lojistik sektörü üretim ve dış ticaret sektörlerine destek veren bir sektördür. Günümüzde dünyada ekonomik ve ticari gelişmelerde hızlı bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bu değişimi belirleyen en önemli unsur ise küreselleşme olmuştur. Küreselleşme sonucunda coğrafi uzaklık, ürün ve hizmetlerin sağlanmasını sınırlayan bir faktör olmaktan çıkmıştır. Diğer yandan bölgesel entegrasyonların artması nedeniyle de dünya ticaretinde kutuplaşmalar ortaya çıkmıştır. Dünyada yaşanan gelişmeler paralelinde Türkiye de 1980 den itibaren dışa açık büyüme politikaları uygulanmaya başlanmış ve bu değişim sonucunda Türkiye nin ihracatının GSMH içindeki payı %5 lerden %14 lere, dünya ticaretindeki payı da %0,15 lerden %50 lere ulaşmış, ürün ve ülke yelpazesi de genişlemiştir.

297 299 Sektör büyümesi ise ortalama %10 ile %3-4 büyüyen dünya ekonomisinin oldukça üzerinde bir performans sergilemektedir. Burada, sektörde dış alım oranındaki artışın, dolayısı ile lojistik faaliyetlerinin gitgide artan bir oranda şirket içi operasyonlar olmaktan çıkarılıp bu konuda uzmanlaşmış şirketler tarafından gerçekleştirilir hale gelmesi önemli ölçüde hissedilmektedir. 4. KÜRESELLEŞME VE LOJİSTİK 4.1. Küresel Lojistik Yönetim Paradigması Avrupa da ticaretin gelişmesinin bir sonucu olarak birinci küreselleşme dalgası ortaya çıkmış ve bu süreçte feodal beyliklerin yerini ulus devletler almıştır. 15. ve 19. Yüzyıllarda coğrafi keşiflerle eş zamanlı başlayan sömürgecilik de bu dönemin önemli bir özelliğidir. İkinci küreselleşme dalgasının itici gücü ise sanayileşmedir. Artan sanayi üretimi sonucunda ulusal pazarlar yetersiz kalmış, daha geniş ve yeni pazarlar bulma ihtiyacı doğmuştur. Bu dönemde sömürgecilik yerini emperyalizme bırakmıştır yılları arasında küreselleşmeyle birlikte dünya, sınırların ortadan kalktığı ve birlikte çalışan ülkelerin oluşturduğu bir pazar haline gelmiştir. Günümüzde de artık ülkeler arasındaki zaman ve mesafe engelleri yıkılmış ve lojistik faaliyetlerin küresel bir boyut kazanması gerekliliği doğmuştur. Son yıllarda teknoloji ve bilişim alanındaki hızlı gelişmelerin bir sonucu olarak pazar kavramı nitelik değiştirerek, ulusal ve uluslararası Pazar kavramlarını da içine alan küresel pazar olarak algılanmaya başlanmıştır. Dünya ticaretinin serbestleşmesi, ülkeler arasındaki ticari pazarlıkların artması ve ilişkilerde çıkar birliği sağlanması ile küresel işbirliği örgütleri de bu pazarı güçlendiren alt dinamikler olmuştur. Küreselleşme sonucunda artan üretim ölçekleri; dış kaynak kullanımını daha anlamlı ve uygulanabilir kılmakta, lojistik şirketlerinde ölçeklerin büyümesine, yeni hizmetlerin devreye girmesine, hizmetlerin kombine taşımacılık sistemi ile büyümesine ve artı değer yaratmasına olanak sağlamaktadır. Dünya çapında eşya ve bilgi akışı organizasyonunun sağlıklı bir şekilde yapılandırılması küresel lojistik olarak adlandırılmaktadır. Küresel lojistik, uluslararası kara, hava, deniz ve demiryolu taşıma türlerinin etkin kullanımı, dağıtım, depolama, elleçleme, gümrükleme, uluslararası taşıma belgeleri ve dış ticaret evraklarının düzenlenmesi faaliyetlerini kapsamaktadır (Erdal, 2005). Küreselleşme işletmeleri yeni iş modelleri geliştirmeye ve maliyet düşürücü stratejiler oluşturmaya zorlamaktadır. Küreselleşmeye bağlı tarihsel süreç lojistik hizmetlerin yapısını da değiştirmiştir. Lojistik hizmetler artık katma değer hizmetleri, tedarik hizmetleri, gümrükleme hizmetleri, depo yönetimi, paketleme, elleçleme, etiketleme, dış ticaret ve sigorta danışmanlıklarını da içermektedir.

298 300 Lojistiğe küresel açıdan bakabilmek için, öncelikle uluslararası lojistik talebinin nedenlerini saptamak gerekmektedir. Bunun nedeni de, işletmelerin etkin ve verimli kaynak kullanabilmek amacıyla uluslararası pazarlara girerek küresel bazda bir lojistik talebi yaratmasıdır. Her işletmenin uluslararası pazarlara yönelmesinin kendine özgü nedenleri olmakla birlikte, işletmeleri buna yönlendiren genel eğilimler; müşterilerinin uluslararası pazarlara yönelmiş olması, bu tür pazarlarda var olma ile yarışma istek ve arzusu, işletmenin ülkesindeki yasaların bazı ürün ve hizmetlerin üretilmesini zorlaştırması, yeni ve geniş pazarlar arayışı, daha büyük ölçek ekonomisinden yararlanma isteği ve yurt dışında üretim, satış yaparak girdi maliyetlerinde avantaj yakalama isteği olarak ifade edilebilir (Tanyaş, 2004). Dünya pazarları birbirine yakınlaştıkça, bölgesel lojistik kavramı Küresel Lojistik olarak yeniden yorumlanmaktadır. Ekonomik büyüme, teknolojideki hızlı gelişmeler ve tedarik zinciri perspektifi gibi kavramlar küreselleşme sürecinde önemli rol oynamaktadır. Küresel pazar öncelikleri, işletme faaliyetlerinin küreselleşmesine yaptıkları katkı ve üreticilerin bunlara yanıt verme yöntemleri çerçevesinde 5 temel başlık tarafından yönlendirilmektedir: Yerel pazarlarda yoğunlaşan rekabet, Dış talepte görülen büyüme, Küresel pazarlardaki şiddetli rekabet, Ürün pazarlarında değişen rekabetçi öncelikler, Gelişen pazarların varlığı Pek çok ürün/hizmet ve işletme için, küresel pazarda var olmanın temel şartı, küresel bir dağıtım ve tedarik ağına sahip olmaktır. Bu ağ sayesinde, işletmelerin yukarıdaki küresel Pazar koşullarına uyumu kolaylaşmaktadır (Dornier vd, 1998). Lojistik sadece ekonomik kalkınmanın önemli bir parçası değil, aynı zamanda ülkeyi küresel boyuta taşıyacak temel bir güçtür. Küresel pek çok markanın uluslararası pazarlarda kalıcı olmasının ardında müşteri tatmini ve düşük maliyetleri hedefleyen etkin bir lojistik yönetiminin olduğu bilinmektedir. Yoğun ve dinamik bir yapı arz eden bilgi ortamı, küreselleşme sürecinde yepyeni bir ekonomik yapının da hızla gelişmesine neden olmuştur. Küreselleşme olgusu ile birlikte gelişen bu kavram yeni ekonomi (bilgi ekonomisi) kavramıdır. Bu yeni yapıyı oluşturan olgular bilişim ve iletişim teknolojileri ile sinerji ve yeni dinamiklerdir. Bu yeni kavramın yerleşmesiyle, lojistik sektörünün yapısı da değişmiştir. Yeni ekonomi; bilginin elde edilmesi, işlenmesi ve dönüştürülmesi ile birlikte dağıtımı süreçlerini kapsamaktadır. Yeni ekonomide ürün ve hizmetlerin en önemli özelliği, bilginin temel üretim faktörü olarak ön plana çıkmasıdır. Bilgi ve iletişim tabanlı yeni ekonominin karakteristik özelliklerini aşağıdaki gibi göstermek mümkündür:

299 301 Sürekli hızlanan teknolojik gelişmeler, Artan bilişim ve bilgi yoğun faaliyetler, Kısalan pazara girme ve ürün/hizmet hayat dönüşüm süreleri, Pazarların küreselleşmesi, Yeni ekonomi, yeni kavram ve anlayışları da beraberinde getirmiştir. Küreselleşme, teknolojiye dayalı ağlar ve bilgi yönetimi, yeni ekonominin temel taşları olmaktadır. Ancak bu faktörleri ve gelişmeleri takip ederek gelişmelere uyum sağlayabilmek oldukça zordur. Bunun nedeni de, tüm bunların fiziksel bir ortamda değil, küresel bir sanal ortamda gerçekleşmesindendir (Odabaşı,2004). Aşağıdaki şekil küresel lojistik eğilimlerini göstermektedir: Şekil 2. Küresel Lojistik Eğilimleri Ticari engellerin ortadan kalkması ve az gelişmiş ülkelerin rekabetçi Pazar ortamına girmeleri sonucu işletmeler, yeni ürün ve hizmetleri her zamankinden daha hızlı olarak pazara süren çok sayıda rakiple karşılaşmaktadır (Peterson vd.: 2003, s.95). Dünyanın farklı bölgeleri, belirli üretim faaliyetlerinde uzmanlaşmakta, dolayısı ile hammadde, üretim ve tüketim noktaları arasında zaman ve yer farklılıkları meydana gelmektedir, bu da dünya gündeminde lojistiğin önemini artırmaktadır. Yerel işletmelerin dünya genelinde örgütlenerek küresel bir ağ oluşturma suretiyle çok uluslu işletmeler haline gelmeleri ile birlikte küresel lojistik kavramı oluşmuştur. Bu kavramla birlikte, müşterilerin tüm taleplerini karşı-

300 302 lamak için dünya çapında örgütlenmek ve dünya genelinde tüm pazarlara ulaşmak birincil hedef haline gelmiştir. Küresel anlamda faaliyette bulunan işletmelerin tedarik zinciri yönetiminde göstereceği bütünleşme, günümüzde kritik bir başarı faktörü oluşturabilmektedir. Çünkü artık sadece ürün maliyetleri değil, küresel tedarik zincirinin sağlayacağı etkin bir dağıtım zinciri de rekabet avantajı getirmektedir. Küresel uygulamalar ve lojistik işletmelerin rekabetçi özelliklerini korurken, uluslararası pazarlara entegrasyonunu sağlayacak stratejik çözümler üretmelerini de zorunlu kılmaktadır. İşletmeler rekabet avantajı kazanmak için; küresel pazara yönelik ürün/hizmet tasarlamalı, üretmeli ve bu hizmetlerin dağıtımını da işletmenin finansal kaynaklarını en doğru biçimde kullanabileceği lojistik süreçlerle yapmalıdır. Uluslararası ticaret eğilimleri, lojistik sektörünü daha iyi anlayabilmek ve daha rahat yorumlayabilmek için büyük katkı sağlamaktadır. Her sektörde yaşanan rekabet ve köklü değişimler çarpan etkisi yaparak lojistik alanında da etkisini göstermektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde başlıca uluslararası ticaret eğilimlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür: Uluslararası ticaret ve yatırım ağlarının gelişmesi, Serbestleşme politikalarının hız kazanması, Küresel ve bölgesel bazda liberalleşme çabaları, Ticaret Blokları ve Birlikler (ABD AB ve Pasifik Kuşağı) arasındaki rekabetin şiddetlenmesi, Serbest ticaret bölgeleri ve artan sermaye akımının hızlanması, Enerji talebinin artması, Yeni Pazar arayışlarının ortaya çıkması, Ticaret ve taşımacılıkta sınırların ortadan kalkması, Uluslararası ticarette bilgisayar, internet ve iletişim teknolojilerinin yaygın kullanımı. 5. LOJİSTİK ÜSLER 5.1. Lojistik Üs (Merkez) Lojistik üs; taşımacılık, dağıtım, depolama, elleçleme, konsolidasyon, ayrıştırma, gümrükleme, ihracat, ithalat ve transit işlemler, altyapı hizmetleri, sigorta ve bankacılık, danışmanlık ve üretim gibi birçok entegre lojistik faaliyetin belirli bir bölgede gerçekleştirildiği yerlerdir (http://www.utikad.org.tr). Bu merkezler demiryolu bağlantısı ile desteklenmektedir. Lojistik üsler, uluslara-

301 303 rası limanlar ve havalimanları olarak tanımlanırlar. Küresel olanlar kıtaların uçlarında yer almaktadır. Bazen liman ile havalimanı iç içe olabilmektedir. Değilse bile demiryolu ve karayolu ile birbirlerine bağlanmışlardır. Günümüzde dünya taşımacılığında ve ticaretinde yer alabilen, büyük ölçekli limanlara sahip kentler lojistik üs olarak değerlendirilmektedir. Hong Kong, Antwerp, Rotterdam, Hamburg, Singapur, Dubai, Tokyo, Sanghay, Los Angeles, New York, Paris, Amsterdam, Fankfurt en önemli lojistik üsler arasında yer almaktadır. Bu lojistik üsler, dünya ticaretinin ve kıtalararası eşya trafiğinin ana arterleri durumundadır. Örnek olarak Rotterdam limanındaki ticari faaliyetler günümüzde Hollanda ekonomisinin %15-20 sini oluşturmaktadır. Aşağıdaki şekil, bir lojistik üs modelini göstermektedir: Şekil 3. Bir Lojistik Üs Modeli Dünyada birçok lojistik üs modeli vardır. Bu üsler; ölçek, ticaret hacmi ve verilen bütünleşik lojistik hizmetlerin çeşitliliği bakımından 4 e ayrılır (Erdal, 2005). Bunlar: Küresel lojistik üsler, Uluslararası lojistik üsler, Bölgesel taşıma ve dağıtım üsleri, Yerel taşıma ve dağıtım üsleridir. Lojistik üsler deniz veya havalimanlı tabanlı olsun, faaliyetlerini belirli bir merkezde yürütmekle birlikte dünyanın her yerine ulaşabilme olanağını sağlamaktadır. Lojistik üslerin en önemli özelliği, kıtalar arasındaki taşımacılıkta temel bağlantı noktaları olmalarıdır. Dünyada pek çok kıtalar arası taşıma hattı bulunmakta olup; Trans-Pasifik Hattı, Trans-Atlantik Hattı ve Avrupa- Uzakdoğu Hattı bunlara örnek olarak verilebilir. Modlar arası geçişkenliğin sağlandığı lojistik merkezler dağıtım merkezleri, depolar, antrepolar, gümrük birimleri, ulaşım terminalleri, irtibat ofisleri gibi çok sayıda hizmeti aynı kümenin içinde toplamaktadır.

302 Küresel Lojistik Üs Vizyonu Ve Türkiye nin Lojistik Üs Potansiyelinin Değerlendirilmesi Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleştiği bölgede, Avrasya ticaretinin merkezinde, Avrupa, Orta Asya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Körfez Bölgeleri arasındaki geçiş koridorları üzerinde ve Doğu-Batı arasında 600 milyar dolarlık eşya hareketinin geçiş noktasında yer almaktadır. Son yıllarda uluslararası ticaret çerçevesinde Asya nın öneminin artması nedeniyle Avrupa ile Asya arasındaki ulaşım koridorlarının ve özellikle de demiryolu koridorlarının önemi artmıştır. Türkiye nin bu gelişmelerin içinde yer alması kaçınılmazdır. Bu bakış açısı ile Türkiye; Avrupa, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Hazar, Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri için bir dağıtım ve aktarma merkezi özelliği ile dünyada önemli bir lojistik üs olabilecek nitelik ve avantajlara sahiptir. Ancak lojistik üs olabilmek için öncelikle Organize Lojistik Bölgeleri veya Lojistik Köyler kurulmalıdır. Sektör uzun bir süredir lojistik köyler kurulması için Devlet nezdinde girişimlerde bulunmaktadır. Lojistik köyler; her türlü ulaştırma moduna etkin bağlantıları olan, depolama, bakım-onarım, yükleme-boşaltma, elleçleme, tartı, birleştirme, ayrıştırma, paketleme gibi lojistik faaliyetlerin gerçekleştirildiği ve taşıma modları arasında düşük maliyetli, hızlı, güvenli aktarma alan ve donanımlara sahip bölgelerdir. Dünya ticaretindeki dönüşümlerle birlikte ülkelerin lojistik faaliyetlere bakış açısı da hızla değişmektedir. Her ülke denizyolu, havayolu, demiryolu, karayolu ve boru hattı taşımacılık anlayışlarını uluslararası ticaretin bir parçası olarak yeniden ele almakta ve kendisi için en yüksek katma değeri sağlayacak yatırımlara yönelmektedir. Bu yönelme, özellikle lojistik üsler adı verilen ve tüm taşıma türlerinin birbirine entegre olduğu uluslararası ölçekte faaliyet gösteren lojistik merkezler olarak karşılık bulmaktadır. Kritik jeopolitik konumu, yüksek pazar potansiyeli, büyüyen iç ve dış ticaret hacmi ve ekonomik potansiyeli ile Türkiye her geçen yıl artan bir hızla bölgesel ve küresel bir lojistik üs olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Bu bağlamda Türkiye nin lojistik üs yol haritası açısından yapılması gerekenler; (Gün, 2007) Türkiye nin Doğu Akdeniz de lojistik üs ve Doğu ile Batı arasında yük köprüsü olabilmesi sağlanmalı, Ulusal taşıma koridorları oluşturulmalı, Ulusal yük taşımaları demiryoluna kaydırılarak, özel tren işletmeciliği teşvik edilmeli ve geliştirilmeli, Kargo elleçleme kapasitesi olan yeni havalimanları yapılmalı, Limanların lojistik merkez olması için kara ve demiryolu bağlantıları sağlanmalı, Lojistik köyler kurulmalı ve yaygınlaştırılmalı,

303 305 Karadeniz-Akdeniz yük koridoru (Samsun ve Mersin arasında) oluşturulmalı, Kombine taşımacılık altyapısı geliştirilmelidir. Özellikle Avrupa ile Asya arasındaki en önemli geçiş noktası olan Türkiye, bu coğrafi avantajını kullanması halinde dünyanın önemli lojistik üsleri arasında yer alma potansiyelini taşımaktadır. Türkiye nin güçlü bir strateji ile Dubai gibi lojistikten büyük gelir elde eden bir ülke olmaması için hiçbir neden yoktur.. buna ek olarak Türkiye nin deniz, hava, kara ve demiryolu ile ulaşılabilen ülkelerden olması, Kuzey-Güney-Doğu ve Batı eksenlerindeki kavşaklarda yer alması, ekonomik gelişim ve ticaret potansiyelinin yüksek olması, AB ye katılım konusundaki gelişmeler, dış ticaret hacminin giderek artması, genç ve dinamik nüfus yapısı, lojistik faaliyetlerin ve sektörün işletmelerde giderek daha fazla önem kazanmaya başlaması, Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetlere yapılan taşımalarda lojistik üs olabilme şansı, Türkiye nin önemli lojistik fırsatlarındandır. Türkiye nin coğrafi konum avantajı sayesinde Doğu ile Batı arasında bütünüyle bir lojistik üs (merkez) olabilmesinin yolunun; ihracatın %56 sının, ithalatın ise %54 ünün gerçekleştirildiği İstanbul da örnek bir lojistik köy yapılmasından geçtiği tüm lojistik otoriteleri tarafından kabul edilmektedir. Türkiye nin ihracatı 80 milyon ton, ithalatı ise 150 milyon ton civarında olduğuna göre, İstanbul da sadece uluslar arası ticarete konu yaklaşık 126 milyon tonluk yükün elleçlenmesi, depolanması, gümrüklenmesi ve taşınması söz konusudur. Dünyada ticaretin dengesi değişmekte, ithalat ve ihracat dengeleri Doğuya doğru kaymaktadır. Bu değişiklik, Türkiye nin lojistik üs olma olasılığını artırmaktadır. Ancak bunun için, kolay liman ve demiryolu bağlantıları gibi birtakım altyapı ve üstyapı değişiklikleri şarttır. Türkiye, sahip olduğu konum avantajı sayesinde koridorların kesiştiği bir ülke haline gelebilir. Lojistik doğrudan üretim sektörlerine ve dolaylı olarak hizmet sektörlerine destek vermektedir. Yayılma etkisi ile bölgesel/ulusal sanayiyi ve ticareti destekleyen, rakiplerinen öne çıkaran ve bölgede kalan katma değeri artırmaya yönelik stratejiler uygulayan bir sektördür. Yeni dünya düzeni tamamen dünya ticaretinin serbestleştirmeye ve uluslararası ticaretin önündeki engelleri kaldırmaya yönelmektedir. Artan uluslararası ticaret hacmi kişi başı milli geliri artırmakta, kişisel tüketimi körüklemekte ve markalar arasındaki rekabetin de katkısı ile ölçekler büyümektedir. Yeni ürün/hizmet geliştirmeleri, inovasyonlar ve internet ekonomisi de bu süreci destekleyen çalışmalardır. Türkiye de lojistik de bu paralelde gelişmektedir.

304 SONUÇ Türkiye de taşımacılık ve lojistik sektörü son yıllarda geleneksel anlamda yapılan nakliyecilikten sıyrılırken önemli aşamalar kaydetmiş olmasına rağmen, halen genç bir sektör olarak nitelendirilebilir. Ancak Türkiye; avantajlı stratejik konumu, genç ve dinamik demografik yapısı, büyümeye elverişli sektör dinamikleri ve 2023 hedefleri ile bir transfer merkezi konumuna gelmeyi başarabilecek durumdadır. Türkiye nin küresel ticaret içindeki yeri uzun yıllardır dikkat çekmektedir. Tarih boyunca Doğu nun Batı ile kesişme noktası olarak görülen Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konum ile küresel ulaştırma rotasının lojistik üssü olmaya aday ülkesidir. Küresel lojistik harcamalarının 6 trilyon dolara ulaştığı günümüzde lojistik sektörünün küresel ekonomi ve küresel ticaret içindeki yeri dikkat çekicidir. Türkiye, küresel ekonomide olduğu gibi, küresel lojistik alanında da önemli bir aktördür. Türkiye, üretim-tüketim hattı üzerinde 600 milyar dolar tutarında bir mal akışının yolu üzerindedir. Bu stratejik konumu nedeniyle Türkiye ye stratejik bir lojistik üs rolü biçilmekle birlikte, bu hedefe ulaşma yolunda çok daha fazla çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Dünya ticaretinin hacim olarak ağırlıklı deniz taşımacılığı ile gerçekleştirildiği bilinen bir gerçektir. Türkiye nin de lojistik bir üs olabilmesi için küresel dolaşımdaki mal hacmini çekebilecek bir merkezi liman ülkesi olması şarttır. Türkiye, Ambarlı, Mersin, İzmir İstanbul gibi büyük limanlara ev sahipliği yapan ve denize kıyı kapasitesi açısından dünyanın en şanslı ülkelerinden biri olmasına rağmen 1 yıl içinde tüm limanlarda elleçlenen konteyner sayısı sadece 4,5 milyon TEU olarak gerçekleşmiştir. Oysa Hong Kong limanında bu sayı 25 milyon TEU dur. Küresel lojistik üs olma yolunda atılması gerekli bir adım da, 1950 lerden beri süregelen tek taşıma moduna dayalı (karayolu) ulaştırma politikasının değiştirilmesi ve ulaştırma politikasının yeniden yapılandırılmasının gerekliliğidir. Türkiye yi lojistik üs haline getirme projeleri ile tüm taşıma türleri arasında dengeli dağılım ve entegrasyona dayalı ulaştırma politikalarına öncelik verilmelidir. Türkiye nin bir ana ticaret hattı yakalaması ve buna yönelik karma taşımacılık koridorunu oluşturması gerekmektedir. Bunun yolu; demiryolu ve denizyolu taşımacılık sistemlerini çağdaş düzeye getirmek, koridora göre lojistik köy/merkezlerini kurmak, kombine taşımacılığı geliştirmek, gümrükleri modernize etmek, kayıt dışı ekonomi ve haksız rekabeti önlemekten geçmektedir. Türkiye nin Doğu ile Batı arasında ticari bir köprü vazifesi görmesi, dünya pazarlarında ürün hareketliliğinin artması ve ülkelerin artık sadece komşu ülkeleri değil uzak pazarları da kendilerine hedef belirlemesi Türkiye nin lojistik önemine katkıda bulunmaktadır. Gelişmekte olan 7 önemli pazardan biri olarak nitelendirilen Türkiye nin bu gelişiminde etkili olan faktörler arasında; değişen tüketici alışkanlıkları, e-ticaretin büyümesi, kentleşme ve genç nüfus, hızlı kargo servisleri, Avrupa nın enerji koridoru ve terminali olması, liberal ve yeniliklere açık bir yatırım ortamı, nitelikli ve rekabetçi işgücü gibi faktörler yer almaktadır. Tüm bu faktörler, Türkiye nin yakın gelecekte önemli bir lojistik üs olmasını sağlayacak dinamiklerdir.

305 307 KAYNAKLAR Ailawadi Satish C., and Singh Rakesh, (2005) Logistics Management, Prentice Hall, USA, s. 19. Ballou R., (2004), Business Logistics/Supply Chain Management, Fifth Edition, Prentice Hall, USA, s Bowersox D., J., and Closs David., J, (1996) Logistical Management, Mc- Graw Hill Book, USA, s Erdal M., (2005), Küresel Lojistik, UTİKAD Yayınları, İstanbul, s Gün D., (2007), Hava Kargo Pazarının Lojistik Açıdan Değerlendirilmesi ve Türkiye İçin Durum Analizi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir. İsmail R., (2008), Logistics Management, Excel Books, New Delhi, s. 4. Keskin H., (2011) Lojistik-Tedarik Zinciri Yönetimi (Geçmişi, Değişimi, Bugünü, Geleceği), Güncellenmiş 4. Basım, Nobel Yayınevi,İstanbul, s Küçük O., (2012), Lojistik, Genişletilmiş 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, İstanbul, s Odabaşı Y., (2004), Postmodern Pazarlama, Tüketim ve Tüketici, MediaCat Kitapları, İstanbul, s.12. Peterson K., C. Grimm and T. Corsi, Adopting New Technologies for Supply Chain Management, Transportation Research Part E, Number: 39, s. 95, Razzaque M., Challenges to Logistics Development: The Case of a Third World Country-Bangladesh, International Journal of Physical Distribution&Logistical Management, Vol:27, Issue:1, s. 19, Tanyaş M., Global Açıdan Lojistik, Lojistik, Sayı:1, Voortman C, (2004), Global Logistics Management, Juta and Co Ltd, South Africa, s.1. Wood D., F, Barone P., A, Murphy P., and Wardlow D., L., (2002), International Logistics, Second Edition, USA, American Management Association, s Yıldıztekin A., Çelik M., H., (2012), İskenderun Lojistik Köyü ile Antakya ve Osmaniye Lojistik Destek Merkezleri Mastır Planı, Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı (DOĞAKA), s Türkiye de Dış Ticaret Lojistik Süreçleri: Maliyet ve Rekabet Unsurları, İstanbul, TÜSİAD Raporları (2012), Yayın No: TÜSİAD-T/ /526. Türk Lojistik Sektörü Değerlendirmesi, (2012), UTİKAD Sunumu, İstanbul.

306 308 Lojistiğin Tarihçesi, Bugünü ve Yarını. lojistigin-tarihcesi-bugunu-ve-yarini.html Lojistik Üs Kavramı ve Türkiye Analizi. Mehmet Tanyaş, Lojistikte Pazar Büyüklüğü 120 Milyar Dolar. info.tr/lojistikte-pazar-buyuklugu-120-milyar-dolar-1235h Lojistik Üs Türkiye. Lojistik Nasıl Değişti. MÜSİAD Sektör Raporları, Lojistik Sektör Raporu, org.tr/img/arastirmalaryayin/pdf/arastirma_raporlari_70.pdf.

307 309 turizm

308 310 RİZE DE SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM OLARAK ZAMAN YOLCULUĞU TURİZMİ Büşra AY 1, Fatih YILMAZ 2, Fatma ARSLAN 3 ve Nilgün AVCI 4 1 Ege Üniversitesi, Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu 2 Ege Üniversitesi, Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu 3 Ege Üniversitesi, Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu 4 Yrd.Doç.Dr., Ege Üniversitesi, Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu Özet: Değişen turist beklentileri yeni turizm türlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Pasif tatil anlayışı yerine aktif, öğrenerek, yaşayarak eğlenme eğilimi gelişmektedir. Bu beklentilere yönelik olarak dünyada bir süredir gerçekleştirilen, son dönemlerde Türkiye de de uygulamaları görülen yeni bir turizm türü zaman yolculuğu turizmi doğmaktadır. Geçmiş zamandan bir günü aynı veya kurgulanmış tarihsel bir alanda, gerçeğe uygun koşullarda, ziyaretçilere deneyimlendirmek amaçlanmaktadır. Bu deneyim belirli bir zaman ve belirli bir yerde yaşananları, katılımcılara dönemi yaşatmak için yazılan senaryolar, roller ve kostümlerle, anılan dönemi hissetmelerini sağlayan faaliyetlerden oluşur. Tarihi keşfetmek, anlamak isteği seyahat için önemli bir motivasyon türüdür. İnsanlar farklı toplumların tarihini ve kültürlerini yerinde öğrenmek için uzun yolculukları yapabilmektedirler. Turistik çekicilik sağlayan bu uygulama, tarihsel çevrenin korunmasını ve sürdürülebilir turizmi de beraberinde getirecektir. Çalışmada, zaman yolculuğu turizminin dünyada ve Türkiye de uygulanan örneklerinin araştırılması ile Rize turizminin zaman yolculuğu turizmiyle geliştirilmesi için öneriler getirilmiştir. Rize de Zaman Yolculuğu Turizminin yapılabilmesi için gerekli kültürel zenginlik mevcuttur. Türkiye 2023 turizm stratejisindeki yayla koridoru, kaleleri, çay ürünün tarihi ve turistik etkinlik (toplanması, kurutulması vb.) olarak sunulması gibi konularında Zaman Yolculuğu Turizmi örnekleri geliştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Zaman Yolculuğu Turizmi, Turistik Ürün Çeşitlendirmesi, Rize. 1. GİRİŞ Dünya da ve Türkiye de kitle turizmine olan ilginin azalması ve kitle turizminin artık yerini giderek alternatif turizm türlerine bırakması birçok yeni turizm çeşidinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Turist eğilimlerinin değiştiği ve kitlesel turizme olan ilginin azalarak özgün ve tekil olana duyulan ilginin arttığını, alternatif turizm türlerine yönelişin giderek güçlendiği, doğal alanlar, tarihi ve kültürel miras ile çeşitli sanatsal ve kültürel aktivitelerin artık turistlerin en önemli seyahat nedenleri arasında ilk sıralarda yer aldığını göstermektedir (Enlil ve diğ., 2011; Erdoğan, 2003; Özer, 2010; Maitland, 2007; Altanlar ve Kesim, 2011). İnsanlar deniz, kum, güneş üçlüsünün dışında gerek heyecan,

309 311 adrenalin dolu anlar yaşayabileceği gerek doğayla iç içe olabileceği farklı deneyimler elde edebileceği turizm türlerine yönelmeye başlamıştır. Bunların dışında tarihi ve kültürel değerlere ilgi duyan ve tarihi alanları gezmek görmek amacıyla seyahat eden insanların büyük bir çoğunlukta olması tarihi ve kültürel değerlerimize yönelik turizm türlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Öte yandan günümüzde gelişmekte olan ülkelerin turizm pazarından aldıkları payı artırmalarının, ancak sundukları turizm hizmetlerini ve türlerini çeşitlendirmelerine bağlı olduğu görüşü öne sürülmektedir (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002). Bir turizm destinasyonun başarısı ve rekabetçiliği büyük ölçüde ziyaretçilerine sunduğu o destinasyona özgü turistik öğelerin gücüne ve farklılığına bağlıdır (Cracolici ve Nijkamp, 2008). Bu turizm türlerinin içerisinde en yeni turizm çeşitlerinden biri diyebileceğimiz zaman yolculuğu turizmi turistlere sadece tarihi gezip görmeyi değil birebir yaşamayı sağlaması açısından özellikle tarihe ilgi duyanlar için ilginç ve ilgi çekici bir turizm türüdür. Özellikle tarihin daha iyi yansıtılması ve yaşanması için tarihi ve ilginç hikayelere sahip alanların seçilmesi bu turizm türünü daha ilgi çekici hale getirmektedir. Her konuda olduğu gibi turizmde de yeni eğilim sürdürülebilirlik kapsamında, turizm çeşitlerinden beklenen, doğayla ve bulunduğu bölgeyle barışık, bölgeyi kalkındırma ve koruma gibi sorumlulukları olmasıdır. Zaman Yolculuğu, tarihi mekanların içinde veya yakınında yapılması yönünden kültür turizmi ve içeride dönemin aktivitelerinin yapılması yönüyle çiftlik veya kırsal turizm benzetilebilir. Kültür turizmi, kültürel açıdan farklılık arz eden yöreleri görmek, gittikçe kaybolan yaşam biçimlerini gözlemlemek, geçmiş kültürlere ait tarihi eserleri gezip görmek gibi faaliyetleri içermektedir. Şu anda en uzun Zaman Yolculuğu etkinliği 4-5 saat sürmektedir, Yeşilova Höyüğü (Bornova Belediyesi) bu etkinlikleri tüm güne yayabilmek için hazırlıklar yapmaktadır. Zaman Yolculuğu, yapıldığı yerin sunumuna farklılıklar getirerek, benzer bölgelerden bir adım öne geçmesine yardımcı olur. Tarihi alanlarda değişiklik yapılamayacağı düşünüldüğünde, her sene yazılacak farklı senaryolar aynı kişilerin tekrar, tekrar bölgeye gelmesini sağlayacaktır. Günümüzde çekilen dönem dizileri, tarihi filmlerdeki artış, geçmişe duyulan ilginin daha da artmasını sağlamıştır. Kişilerin Osmanlı Sultan ve Padişah kıyafetlerini giyerek sokaklarda turistlerle resim çekilmesi (WEB_2013), tarihin ticari bir meta haline geldiğinin ve bu konuya olan talebin bir kanıtı niteliğindedir. 2. ZAMAN YOLCULUĞU Geçmiş, insanlar için her zaman ilgi çekici bir konu olmuştur. İnsanlar daima geçmiş dönemler ve o dönemlerde yaşayan insanların yaşamı hakkında bilgi edinmek istemiştir. Yapılan tarih ve arkeoloji çalışmaları ve bu çalışmalara olan ilgi bunu kanıtlar niteliktedir. Günümüzde tarihi binalar, kalıntılar ve höyükleri görmek için seyahat eden insan sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Tarihi bir yapıyı yerinde görmek için uzun mesafeli yolculukların bile göze alınabildiği gerçeği geçmişe ait değerlerin önemini göstermekte ve geçmişe olan merakı ortaya koymaktadır. Geçmişe olan bu merak ve ilgi tarihin daha

310 312 etkili bir şekilde ve toplumda tarih bilinci yaratacak şekilde insanlara aktarılması düşüncesi yeni bir öğrenme metodu ve yeni bir alternatif turizm şekli olan zaman yolculuğu kavramının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Birçok insan geçmiş bir döneme ait bir alanda veya belli bir döneme göre tasarlanmış bir mekânda bulunduğunda kendini zamanda yolculuk yapmış gibi hissettiğini söyler. Zaman yolculuğu kavramı tarihi bir dönemin yaşayarak canlandırılması temeline dayanmaktadır. Bu anlamda da tarihin canlandırılması için tarihi alanlar idealdir. Tarihi bir dönemin araştırılarak tarihi bir alanda o dönemin kıyafetleriyle o dönemde yaşayan bireyler olduğumuzu varsayarak hareket etmek zaman yolculuğu aktivitelerinin temelini oluşturmaktadır. Zaman yolculuğu için kısaca tarihte seçilen bir yer ve dönemin beş duyuyla algılanacak şekilde canlandırılması, Seçilen dönemin kostümlerinin giyilerek yemeklerinin yapılması ve yenmesi, o dönemde kullanılan eşyalar kullanılarak bazı mesleklerin canlandırılması, dönemin oyunları oynatılarak, şarkıların söylenmesi ve Sosyal hayatın canlandırılmasıdır diyebiliriz. Ayrıca, Bugünün bilgileriyle geçmişteki bir zaman dilimine gitmiş olsaydık neler olurdu? Veya Geçmişte yaşanan sorunları bugünün düşünce yapısıyla değerlendirseydik nasıl çözümler üretilirdi ve bugünü nasıl etkilerdi? Gibi sorular her zaman sorulmuştur ve zaman yolculuğu etkinliği bu soruları cevaplamada kullanılabilecek en etkili yöntem olarak gösterilebilir. Düşünen, tartışan ve çözümler üreten toplumlar yaratılması Zaman yolculuğunun amaçlarındandır. Tarihin canlandırıldığı zaman yolculuğu etkinliği, toplumsal ve tarihi bilincin artırılması, dönemi yaşayarak anlama ve benimseme üzerine kuruludur. Zaman yolculuğu yakın çevreye ve yerel tarihe odaklanarak, rol yapma ve araştırmaya bağlı olarak tarihe hayat verir (Hunner, J. 2012). Tarihin bir parçası halinde, katılarak, paylaşarak, görerek, duyarak tarihi bilgilerin edinilmesini sağlayan zaman yolculuğu eğlenceli bir eğitim yöntemidir ve yaşayarak öğrenme en iyi öğrenme şekli olduğundan derslerden daha etkili olduğu düşünülmektedir. Zaman yolculuğu gerek katılımcılar gerekse etkinliği düzenleyenler için etkinliklerden önce hazırlanmalarını gerektirir. Zaman yolculuğu belli bir dönemin tarihi bir alanda katılımcılara rollerin dağıtılması ve o dönemin birkaç saatliğine canlandırılması aktivitelerini içerirken, önceden hazırlık gerektiren bir süreçtir. Katılımcılardan önceden dönemle ilgili araştırma yapmaları istenmektedir ve kendilerine verilen senaryo ile rollerin paylaştırılması, kişilerin dönemin atmosferine daha rahat girmelerini sağlamaktadır. İnsanların tarihi yerleri görmek için uzun mesafeleri göze alması ve özellikle de tarihe ilgisi olan insanların tarihi alanları sık sık ziyaret etmesi yeni bir alternatif turizm türü olan zaman yolculuğunun ilgi çekici olacağının kanıtı niteliğindedir. Ayrıca eğlenceli ve değişik bir yöntem olması tarihle ilgilenmeyen veya sevmeyen insanlarında dikkatini çekebilecektir. Dünyada insanların bir kereden fazla gidip görme isteği duyduğu tarihi ve kültürel değer sayısı çok azdır. Tarihi alanlar genellikle turistler tarafından bir kere gezilmekte ancak bir kere gördükten sonra tekrar aynı alanı gezmek için yenilik beklemektedir. Bu anlamda da zaman yolculuğu tarihi alanları daha ilginç kılması ile insanlarda

311 313 tekrardan gidip görme isteği uyandırması açısından önemlidir. Günümüzde özellikle kitle turizmine olan ilginin azalmaya başlaması farklı turizm türlerine olan ilginin artması ve geliri artarken tatile ayıracak zamanı azalan insanların kısa süreli alternatif turizm türlerine yönelmesi nedeniyle zaman yolculuğu turizmi turistlerin ilgisini çekecek potansiyelde bir turizm türüdür. Zaman yolculuğu ilk olarak 1985 yılında Kalmar Müzesi Müdürü Arkeolog Ebbe Westergren tarafından İsveç te başlatılmıştır. Zaman Yolculuğu öncelikle öğrenciler ile gerçekleştirilmiştir. Tarihsel bir alanda gerçeğe uygun koşullarda öğrencilere yaşatılan bu deneyim öğrenilenlerin kalıcı olmasına aracılık etmektedir. İlk olarak yerel tarihi yansıtan bölgelerin ulusal müfredatın içinde yer aldığı için başlamıştır. İlk iki zaman yolculuğu 1986 yılında bir okulla, Taş Devri dönemine ve Ortaçağ bölgesine yakın organize edilmiştir ve üç okulla üç yıllık pilot bir proje başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir (Tunçağ vd, 2011:3). Daha sonrasında ise birçok değişik fikir geliştiren Kalmar Müzesi 1990 ların ortasından bu yana 10 çalışanıyla birlikte Tarihi Çevre Eğitimi ve Zaman Yolculukları bölümüne sahiptir. Bu grup içinde tarihçiler, arkeologlar ve öğretmenlerin yanında tarihi giysiler ve sahne donanımlarını yapmak için terzi ve sanatçılar da yer almaktadır (Tunçağ vd, 2011:3). Kalmar Müzesi tarafından zaman yolculuğunun geliştirilmesi ve daha fazla yer ve zamanda gerçekleştirilmesi adına çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında birçok okul, belediyeler, tarihi topluluklar, turistler göz önünde bulundurulmuştur. Zaman yolculuğu aktivitelerinin gerçekleştirilmesi için en uygun bölgelerin tespit edilmesi yönünde yüzlerce bölge araştırılmıştır. Ayrıca zaman yolculuğunun etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi amaca uygun hareket edilmesi açısından hedef gruplar belirlenmiştir. Tarihe ilgi duyan topluluklar, okulda tarihi bilgilerin verilmeye başlandığı yaş grupları bunların başında yer almaktadır. Okullarla gerçekleştirilen zaman yolculuğu etkinliklerinde müfredatta işlenen dönem öncelikli yer almaktadır. Kalmar Müzesi tarafından Öğretmenler, yerel tarihi bölgelerin insanları, turizm şirketleri vb. için her yıl 50 eğitim günü düzenlenmektedir (Tunçağ vd, 2011:3). Bu sayede diğer kişi ve kuruluşlarında tarihle ilgilenmesi ve zaman yolculuğuna dikkatleri çekme sağlanmıştır. Müze Her sene servis günü içerisinde zaman yolculuğu düzenlemektedir.(westergren, E, 2004) Müze; her yaz 40 binden çok ziyaretçi alan, Demir ve Ortaçağ dan kalma yeniden kurulmuş bir kale olan Eketorp dan sorumludur ve ayrıca, Linneaue Üniversitesinde yapılan tarihi çevre eğitimi ile Zaman Yolculukları hakkında Kalmar Müzesi tarafından dersler verilmektedir (Tunçağ vd, 2011:3).

312 ÇALIŞMANIN AMACI Bu çalışmada Türkiye de gelişmekte ve artmakta olan alternatif turizm çeşitlerinin gelecekte dikkat çekici türlerinden biri olmaya aday bir turizm çeşidi olan Zaman Yolculuğu Turizminin Türkiye nin doğal ve kültürel değerlere sahip birçok bölgesinde yapılabilirliğini göstermek ve var olan değerlerin sunumuna yönelik eksikliğin Zaman Yolculuğu Turizmi ile giderilebileceğine dikkat çekmek amaçlanmıştır. 4. ÇALIŞMANIN YÖNTEMİ Bu çalışma kapsamında ikinci veriler incelenmiştir. İkinci verilerden elde edilen bilgilerle Dünyadaki zaman yolculuğu turizmi ve Türkiye deki zaman yolculuğu turizmi anlayışı geçmişte yapılan örnek çalışmalar yardımıyla ortaya konulmuştur. Veriler ışığında bu turizm çeşidinin Rize de gelişmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi için öneriler geliştirilerek Türkiye de zaman yolculuğu turizminin geleceği saptanmaya çalışılmıştır. 5. DÜNYADA VE TÜRKİYEDE ZAMAN YOLCULUĞU ÖRNEKLERİ Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika dan 20 farklı ülkede Zaman Yolculuğu gerçekleştirilmektedir yılından itibaren uluslararası konferanslar düzenlenmeye başlanmıştır yılındaki uluslararası Zaman Yolculuğu konferansı Türkiye de gerçekleştirilmiştir İsveç te Zaman Yolculuğu İsveç Kalmar Müzesi her yıl dolayında Zaman Yolculuğu düzenliyor. Bunların 3-4 tanesi yüzlerce ya da binlerce katılımcıyla ve halka açık olan büyük Zaman Yolculuklarıdır ve Kalmar müzesi, Linneaue Üniversitesinde yapılan tarihi çevre eğitimi ile Zaman Yolculukları hakkında dersler vermektedir (Tunçağ vd, 2011:3). İsveç Kalmar Müzesi ilk zaman yolculuğunu gerçekleştiren ülke olmasının yanında Taş devrinden 20. yüzyıla kadar geniş bir zaman diliminde Zaman Yolculuğu etkinlikleri gerçekleştirmektedir. İsveç te gerçekleştirilen Zaman Yolculuğu etkinliklerinden bazıları; Västraby, Lindås, M.Ö.3000 Fredriksberg s Manor House, 1887 Öland ve Eketorps Kalesi, 1290 Kläckeberga Köşkü, 1903

313 Amerika da Zaman Yolculuğu 2002 den beri Yeni Meksika Eyalet Üniversitesi Tarih Bölümü Zaman Yolculuğu çalışmalarını yürütüyor. New Mexico State Üniversitesinde, 1776 yılına El Camino Real, 1889 yılına Vahşi Batı, 1992 yılına Yeni Meksika Eyaletinin 100. yılı, ve 1937 yılına Büyük Duraklamanın ortasına Zaman yolculukları gerçekleştirilmiştir. Amerika daki zaman yolculuğu çalışmaları sırasında, NMSU katılımcılar ve etkinliği düzenlemek isteyenlere yol göstermek adına bir el kitapçığı hazırladı, bu kitapçıkta nasıl araştırma yapılması gerektiğinden, nasıl rol yapılması gerektiğine kadar, Zaman Yolculuğunun başlangıcından sonuna kadar gerekli bilgiler yer almaktadır İtalya da Zaman Yolculuğu İtalya köklü bir tarihi kültürel geçmişe sahip ve bulunan tarihi yapıların orijinal halini diğer yerlere nazaran daha fazla muhafaza etmiş, bu eserleri zaman yolculuğu ile destekleyen ülkelerden biridir, öyle ki birçok yerde çeşitli zaman yolculukları gerçekleştirmektedir. Bunlardan bazıları; Roma, 1157 Quintili Köyü, M.S 180 Venedik ve Osmanlı Arasında Barış Görüşmeleri, Türkiye de Zaman Yolculuğu Türkiye de öğrencilerle birlikte yapılan ilk zaman yolculuğu 2009 yılı Nisan ayında 3 farklı tarihi alanda (Eski Smyrna-M.Ö.590, Bornova-Yeşilova Höyüğü- M.Ö ve Manisa 1955) yapıldı (Westergren, 2012;2). Daha sonra aynı yıl içerisinde Bayraklı da ve 2012 yılında da Giresun da etkinlikler düzenlendi. Yeşilova Höyüğü, Bornova, İzmir Karşıyaka, İzmir Bayraklı, İzmir Manisa Giresun

314 Yeşilova Höyüğünde Zaman Yolculuğu Yurtdışında birçok uygulaması olan zaman yolculuğu etkinliği, Türkiye de bütün boyutlarıyla ilk kez Yeşilova da gerçekleştirilmiştir. Yeşilova da farklı yaş gruplarındaki öğrencilere yönelik; İzmir in ilk uygarlık dönemi ve tarih öncesi bir yerleşim yeri olan Yeşilova Höyüğü nün ve tarih öncesi bir dönemin yaşatılarak öğretilmesi ayrıca farklı bir deneyim sağlanması amaçlanarak Zaman Yolculuğu eğitim projesi olarak başlatılmıştır. Bornova Belediyesi ve İsveç Kalmar Belediyesi ortaklığıyla ilk olarak 2009 yılı mayıs ayında başlatılan uluslararası bir projedir (Derin Z. 2010:265). Yeşilova Höyüğünde Zaman Yolculuğu günümüzden 8500 yıl öncesine Neolitik Döneme gerçekleştirilmektedir. Katılımcılar Arkeolojik kazı alanının hemen yanına kurulmuş olan Neolitik köyde döneme ait kıyafetler ve araç-gereçlerle geçmişi günümüzde yaşarlar Bayraklı Zaman Yolculuğu Zaman Yolculuğu Projesi yürütücüsü Ebbe Westergren in de yardımlarıyla Smyrna da M.Ö 600 yılında bir gün canlandırıldı. O güne ait müzik, giyim, yemek kültürü ve yaşam tarzı birebir yaşandı. Katılımcılar hem yaşayarak hem öğrenerek geçmişte bir gün yaşadılar Karşıyaka Zaman Yolculuğu Karşıyaka da zaman yolculuğu M.Ö590 yılı ve daha sonrasında tarihi Latife Hanım Köşkü 1922 yılına giden 2 zaman yolculuğu etkinliği yapılmıştır. M.Ö 590 yılı canlandırılırken katılımcılar dönem kıyafetlerini giymişlerdir. O dönemi yaşayarak öğrenmek amaçlanmıştır. Etkinlikte Latife Hanım, Zübeyde Hanım, Salih Bozok ve Dr. Asım gibi tarihi karakterler canlandırılmıştır Manisa da Zaman Yolculuğu Manisa Belediyesi Tarzan ve Çevre Günleri kapsamında, Türkiye de halka açık ilk zaman yolculuğu etkinliğini gerçekleştirmiştir. Manisa da bir başka zaman yolculuğu etkinliği Hafsa Sultan Dönemi olarak nitelendirilen 1533 yılına gerçekleştirilmiştir. Eylül 2010 da gerçekleştirilen etkinlik Manisa merkez ilköğretim ve liselerinden çeşitli dallardaki temsilci öğretmenlerin katılımı ile ilk kez yetişkinlerle gerçekleştirilmiştir Giresun Adasında Zaman Yolculuğu Giresun Adası ve Zamanda Yolculuk Turizmi Projesi kapsamında Milattan Önce 3 binli yıllarda Herkül ün Altın Post serüveninin geçtiği güne dönülerek bu mitolojik efsane turistlere birebir yaşatılarak anlatılmıştır. Giresun Adası Zaman Yolculuğu Projesinde kente gelen yabancı turistler, o dönemki yerli halk gibi oluyorlar ve o dönemde hangi kıyafet giyiliyorsa onu giyiyor, o dönemin geleneklerini yaşıyorlar. Karadeniz` de oynanan oyun-

315 317 lar, yapılan yemekler, eğlenceler, kullanılan malzemeler ve aletler o günlerde olduğu gibi olacak şekilde tasarlanıyor. Turistler aynı zamanda adayı ziyaret ederek orada altın post için gelen Herkül ve Argonatlarla karşılaşıyorlar. Proje 2012 nin yazında hayata geçmiştir. Ada ile ilgili bir takım efsaneler anlatılmaktadır. Bu efsanelerden Herkül; Altın Post hikayesi senaryolaştırılarak Zaman Yolculuğu Projesi kapsamında canlandırılmıştır Rize de Zaman Yolculuğu Zaman Yolculuğu Dünya nın ve Türkiye nin birçok yerinde gerçekleştirilen ve gelecekte öne çıkacak bir turizm şeklidir. Tarihi ve kültürel zenginliklere sahip turizme elverişli bölgelerde gerçekleştirilmesi bakımından Rize Zaman Yolculuğu için uygun özelliklere sahiptir. Rize de zaman yolculuğu çayın Rize ye gelişi, toplanması, demlenmesi konularında yapılabilir. Bunun yanında çayın bulunuşu efsaneleri üzerine zaman yolculuğu Çin gibi, İngiltere gibi çayın önemli olduğu ülkelerden katılımcıları da çekebilecek uluslar arası bir hareketlilik ortaya çıkarabilir. Bir mitosa göre kendini inzivaya çekmiş bir rahip kendisini Tanrı yoluna adamıştır ve gözlerini kırpmaması gerekir. Yedi sene sonunda ibadetinin sonuna gelmişken nefsine yenik düşer ve gözlerini kapatır. Daha sonra bu duruma sinirlenen Rahip göz kapaklarını keserek toprağa fırlatır, göz kapaklarının düştüğü yerden uykuya karşı direnç gösteren Çay bitkisi çıkar (Gezgin, 2012). Çay keşfedilişiyle ilgili diğer bir mitos ise Çin imparatoru Shen Nung kendisini iyi hissettirdiği için sık sık kaynatılmış su içmeyi alışkanlık haline getirmişti. imparator bir gün yine kamelyasında sıcak su içerken bir çay yaprağı sıcak suyun içine düşer, olayın farkında olmayan imparator Nung suyu içmeye devam edince, değişen suyun tadından çok hoşlandı ve bunun çay yaprağından kaynaklandığını anladı ve bu olay kısa sürede Çin halkı tarafından benimsenerek çay demlemek bir gelenek haline gelmiştir (Gezgin, 2012). Çayın Rize ye gelişini de Rize de çayın öncüsü olan üç önemli şahsiyet olan Ali Rıza Erten, Zihni Derin ve Şevket Raşit Hatipoğlu gibi önemli karakterler canlandırılarak çayın Zaman Yolculuğu içerisindeki sunumu gerçekleştirilebilir. Bunun yanında Rize de zaman yolculuğuna konu olabilecek; Gülcemal Vapuru, İpsiz Recep ve Sandıkçı Recep in hikayeleri de bulunmaktadır. Ebbe Westergren Zaman Yolculuklarının daha kolay yayılabilmesi ve uygulanabilmesi için, Zaman Yolculuğu etkinlikleri düzenleyenlerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini gösteren 7 adım yöntemini geliştirmiştir (Westergen, 2012). Rize de Zaman Yolculuğu geliştirilebilmesi için uygulanacak 7 Adım Yöntemi aşağıdaki gibi olmalıdır: Alan Seçimi: Bölge seçilirken merkeze yakın, tarihi bir yaşanmışlığı olan bir alan seçilmelidir. Turistleri etkilemek için ilginç öyküsü olan alanlar tercih edilmelidir. Rize de mekan olarak seçilebilecek yerler bu durum göz önünde bulundurularak seçilmelidir. Bunları; kaleleri, yaylaları, dağları vb. alanlar olarak sıralayabiliriz. Ayrıca ilginç bir hikayesi olan yerler örneğin; fır-

316 318 tına deresi (Esma ile Mustafa nın aşkını anlatan efsanede olduğu gibi). Eski Rize Evlerinden oluşan bir köy inşa edilip Zaman Yolculuğu aktivitesine katılanların 100 yıl öncesinin gelenek ve kültürünü birebir yansıtan bu evlerde konaklaması sağlanabilir. Bu köyde çay yetiştirmek için bir alan ayrılabilir ve çayın toplanması, demlenmesi gibi etkinlikler bu alanda gerçekleştirilebilir. Araştırma: Araştırmaların üniversiteler ya da müzedeki bilim adamları tarafından yapılması tercih edilir fakat istenirse etkinlikte yer alacak katılımcılar tarafından da araştırma yaptırılabilir, Zaman Yolculuğu yapacak olanların araştırmayı yapması daha yararlı olabilir. Araştırmadaki yöntem öğrenciler ve toplum grupları için bölgedeki yaşlılardan dönemle ilgili bilgi toplamak ya da belgelerden bilgileri derlemek olabilir. Dönemin yaşatılacağı yer olan Rize Kalesinde; Horonun farklı türleri, yörenin müzik aleti tulum ve kemençe, türkü ve manilere konu olmuş karakterler, hikayeler, Rize kadını, Karadeniz fıkralarının baş kahramanı Temel canlandırılabilir ve çeşitli folklorik müzikler aktiviteler arasına alınabilir. Alanı Yorumlama: Alanı yorumlamak seçtiğiniz bölgede, dönemden geriye kalanların neler olduğunu tespit etmeyi kapsar ve geriye kalan parçadan neler eksilmiştir, ne için kullanılmıştır bu bilgiler tarihten kalan en önemli kaynaklardır, tarihin kendisidir. Örneğin; Seçtiğimiz alandaki dönemle ilgili buluntular ve sözlü tarih alanı yorumlamamıza yardımcı olabilir. Eğitim Günleri: Tarihi bölgelere meraklı insanlar bir araya gelip bölge ile ilgili bilgi alışverişinde bulunurlar. Bu günler katılımcılardan çok etkinlikte görevli olan nispeten daha önemli rollerde yer alacak kişilerin deneyim kazanması için düzenlenir. Örneğin; Rize de tarih öncesi bir döneme yolculuk yapılacaksa eğitim günleri kapsamında görevliler, bu döneme çalışır böylelikle donanım sahibi olurlar. Eğitim: Katılımcılar kendi rollerine ve etkinliğin geçtiği döneme çalışırlar, senaryolar okunur, kendi rollerini geliştirirler. Ne kadar konu araştırılırsa kişiler dönemle ilgili o kadar bilgiye sahip olur, bu da etkinliğin daha güzel geçmesini sağlar. Örneğin Rize Kalesi nde Zaman Yolculuğu gerçekleştirilmeden önce tarihi bilgilerin katılımcılara kısaca anlatılmasıdır. Zamana Yolculuk / Rol yapma: Katılımcılar daha önceden çalıştıkları kişileri canlandırırlar ve o belirli bölgede geçmişte gerçekleştirilen bazı aktivitelere katılırlar. Zamana Yolculuk kostümlerle birlikte gerçekleştirildiğinde katılımcılara büyük deneyim sağlar. Değerlendirme: Zaman Yolculuğundan hemen sonra katılımcılarla değerlendirme yapılır. Örneğin Rize de geçmişe Zaman Yolculuğu gerçekleştirilir fakat her zaman günümüz sorunları Anahtar Sorular olarak etkinlik sonunda katılımcılar ile tartışılır. Smyrna da M:Ö 590 yılına giden bir katılımcının söylediği gibi Zamana Yolculuk sadece yaparak öğrenme metodunu değil aynı zamanda tartışarak öğrenmeyi de sağlamaktadır. Bu anlamda kişisel gelişime katkısı büyüktür (Westergren, 2012). Rize de yapılabilecek Zaman Yolculuğu konuları aşağıdakilerden herhangi biri olabilir:

317 SONUÇ VE ÖNERİLER Dünya nın birçok yerinde gerçekleştirilen ve Türkiye de de birkaç bölgede yapılan sürdürülebilirliğini şuan sadece bir bölgemizde sağlamış olan bu yeni turizm türünün geliştirilmesi ve yaygın hale getirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Türkiye tarih ve kültür açısından oldukça fazla öğeye sahip olması bakımından birçok ülkeden şanslı konumdadır ve bu durum değerlendirilmelidir. Türkiye de ve Dünya da şuanda eğitim amaçlı gerçekleştirilmekte olan zaman yolculukları daha fazla kişinin ve özellikle de turistlerin katılımının sağlanmasıyla çok daha farklı bir boyuta ulaşabilecektir. Zaman yolculuğu turizminin Türkiye de sürdürülebilir hale getirilmesi ile tarihi ve kültürel değerlerimizin daha çok kişi tarafından ve bir defadan fazla ziyaret edilmesini sağlayabilecek olması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışma ileride Türkiye de zaman yolculuğu turizmine uygun bölgelerin analizlerinin yapılması ve gerekli bölgelerin potansiyellerinin değerlendirilmesi kapsamında geliştirilebilir. Zaman yolculuğu turizmine yönelik talep ve potansiyel turist profili gelecekteki araştırmalar ile ortaya konulabilir. KAYNAKLAR Altanlar, A. ve Kesim, G.A. (2011). Sürdürülebilir Turizm Planlaması İçin Yöre Halkı ve Yerli Turistlerin Davranış ve Beklentilerini Anlamaya Yönelik Bir Araştırma; Akçakoca Örneği. Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, Aralık Cracolici, M. F., P. Nijkamp, The Attractiveness and Competitiveness of Tourist Destinations: A Study of Southern Italian Regions. Tourism Management. 30: Enlil, Z., Dinçer, İ., Evren, Y. ve Seçkin, E. (2011). İstanbul da Kültür Turizmi için Yenilikçi Stratejiler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 26-37, İstanbul. Erdoğan, N. (2003). Kitle Turizmi, Alternatif Turizm ve Eko Turizm Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Değerlendirme. Turkiye nin Alternatif Turizm Potansiyeli ve Güncel Sorunları Konferansı Westergren, E. (2012). 7 Adim; Tarihi Çevrelerde Kapsamlı Bir Eğitim Metodu Olarak Zamana Yolculuk. (Çeviri; Esin Çaypınar) Westergren, E. (2004). Report from a Symposium on Historic Environment Education and Time Travels in Vimmerby, Sweden. Holy Cow-This is Great!; Kamlar Lans Museum, s.26.

318 320 Hunner, J. (2012). Time Travel Manual to 1912, New Mexico State University Public History Program. pdf Gezgin, İ. (2012). Çin den Göç Edenler Mantı, Prinç, Baharat, Çay. Gastro. 67, Kasım-Aralık, Özer, S.,U. (2010). Şehir Turizmi ve Kültür: Yabancı Turistlerin Kültürel Bir Destinasyon Olarak İstanbul u Değerlendirmesi Üzerine Bir Araştırma. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm ve Otel İsletmeciliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi.Eskişehir. Öztürk,Y. ve Yazıcıoğlu, İ. (2002). Gelişmekte olan Ülkeler için Alternatif Turizm Hareketleri Üzerine Teorik bir Çalışma. Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi, 2, Tunçağ, Ü., Güncü, Ş., Elhan, M., Eryarar, U.D., İltemiş, E., Balaban, B. ve Muhrtaroğlu, E. (2011). Zaman Yolculuğu, Gün Ofset Matbaacılık.

319 321 ÇAMLIHEMŞİN DEKİ TARİHİ KONAKLARIN TURİZM POTANSİYELİ Mine TOPÇUBAŞI ÇİLİNGİROĞLU 1 ve Sevi REYHAN UFUK 2 1 Yrd. Doç. Dr., Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi 2 Y. Mimar, M-Proje Mimarlık ve Restorasyon Özet: Rize il merkezi haricinde, il genelinde yer alan pek çok kırsal alanda, görülmeye değer doğal güzellikler olduğu kadar, tarihi konaklar da yer almaktadır. Tanınmış turizm alanları hariç, bölgeye gelen turistlerin bu yapılardan çoğunlukla haberi olmamaktadır. Belirlenen turizm güzergâhları sınırlı olup hep aynı alanlar/güzergâhlar turizm için değerlendirilmektedir. Ayrıca günümüzde yapılan turistik gezilerin pek çoğu tek bir yerde konaklamalı (Ayder Yaylası gibi) ya da hiç konaklama olmadan yapılmaktadır. Ayder Yaylası, bölge için önemli bir turizm alanıdır ancak kırsal alanda bulunan turizm potansiyelinin değerlendirilmemesi, Ayder Yaylası nda yapılaşmanın artmasına yol açmış ve doğal güzelliklerin bozulmasına sebep olmuştur. Oysa ki, kırsal alana dağılmış pek çok değerli konak, başka yeni yapılar yapmaya gerek kalmaksızın, özgün yapısını koruyarak, pansiyon işleviyle turizme kazandırılabilir. Ayrıca yapıların bazıları müze olarak değerlendirilebilir ve kırsal alanlarda çeşitli alternatiflerle oluşturulacak gezi güzergâhları ile turistlerin bilinçli bir şekilde bölgede yer alan köyleri ve yaylaları gezmeleri, tarihi konaklarda konaklamaları mümkün olabilir. Bu çalışmada kültür mirası olan tarihi konakların turizm açısından değerlendirilme olanakları Rize İli, Çamlıhemşin İlçesi özelinde tartışılmaktadır. Çamlıhemşin İlçesi nde mevcut bulunan tarihi konaklar yapı malzemeleri, yapım teknikleri ve yerel mimari özellikleri ile mimari öneme sahip ve turizm amaçlı kullanım için potansiyel değeri yüksek ancak, bölgesel olarak ve ülke çapında çok fazla tanınmayan mimari miras örneklerini oluşturmaktadırlar. Alanda gerçekleştirilen araştırma sonucu ortaya çıkan durum, çalışma çerçevesinde koruma, kullanım ve politika geliştirme önerileri ile birlikte değerlendirilmektedir. Bu ön çalışmanın bölge çapında geliştirilmesi üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Çamlıhemşin, Tarihi Yapılar, Koruma, Alternatif Turizm. 1.GIRIŞ yılları arasında İTÜ Restorasyon Yüksek Lisans Programı nda tamamlanılan Şerif Reyhan Konağı Restorasyon Projesi başlıklı tez çalışması ile Çamlıhemşin deki tarihi konakların sorunları tespit edilmiş ve çeşitli öneriler çalışma kapsamında tartışılmıştır. Aile büyüklerimizden bize kalan bu tarihi konak ile başlayan çalışma sırasında on bir benzer yapının daha plan şemaları değerlendirilmiş ve kullanım ile koruma sorunları tespit edilmiştir. Üç ana başlıkta toplanan sorunlar farklı içeriklere sahip olmakla beraber her bir başlığın kendine özgü potansiyelleri ve çözüm önerileri de bu çalışmanın içinde yer almaktadır.

320 ÇAMLIHEMŞINDEKI TARIHI KONAKLARA GENEL BAKIŞ Anadolu nun pek çok yöresi sivil mimari örnekleri açısından zengindir. Bu yörelerden birisi de Doğu Karadeniz dir. Rize - Çamlıhemşin de sivil mimari örnekleri malzeme ve yapım tekniği açısından benzerlikler göstermektedir. Bunun yanında plan ve cephe düzenleri de, benzer sosyo-kültürel hayatı paylaşan insanlar tarafından kurgulandığı için, genellikle ortaktır. Tez çalışması kapsamında Çamlıhemşin deki on bir ev ziyaret edilmiş olup, ölçekli biçimde krokileri çizilerek plan düzlemindeki ve cephe düzenlerindeki mimari ve yapısal özellikleri araştırılmıştır. Bu yapıların seçilmesinde belirleyici etken eğimli topografya sonucu dağınık biçimde arazilere yerleşmiş olmalarıdır. Evlerin bazılarını vadilerden görmek mümkünken bazıları içerlerde saklı kalmaktadır. Bölgede yine topografya ile şekillenen dağ yollarının çok azı araçla gidilebilecek genişlikte olduğundan yapılara ulaşmak pek kolay olmamaktadır. Yöre topografyası bölgenin evlerinin şekillenişinde de büyük rol oynamaktadır. Evler en az iki katlı yapılmakta olup, ahır katı eğimi düzenlemek için kullanılmaktadır. Yaşama alanı ahır katının üstüne, eğimden en uzak, en ferah yere yerleşirken, evlerin en önemli mekanlarından biri olan ocak bölümü ise yine eğime yaslandığı için daha karanlık ve serin olmaktadır. Çamlıhemşin de, eğimle şekillenen yapı kesiti (Şen, 1967, s.16) Yapı kütlesini oluşturan malzemelere göre sınıflandırma yapan Gür e göre, bölgede genellikle ahır+bir veya ahır+iki katlı olan bu yapılar dört şekilde görülmektedir: 1-Tüm yapının kaba yonu taşla yapıldığı örnekler,

321 323 2-Tüm yapının ahşap karkas ya da çivisiz ahşap geçme ile yapıldığı örnekler, 3-Ahır katının taşla, üst katların ahşap kaskas yapıldığı örnekler, 4-Taş, ahşap ve göz dolma nın birlikte kullanıldığı örnekler. Dördüncü bölümdeki yapılar arasında da üç çeşit yapı görülmektedir: - kesme taşla yapılmış, ön cephesinde göz dolma olan evler, - kesme taşla yapılmış, cumbası göz dolma olan evler, - kesme taşla yapılmış, cumbası ahşap olan evlerdir (Kuzeydoğu Anadolu da Mimari, 2009, s.211). Öte yandan, iç mekanlarda malzeme çok farklılık göstermemektedir. Genellikle, bölme duvarlar ahşap geçme; ocaklar ve ahır katındaki duvarlar taş örgü ile yapılmıştır. Ayrıca örneklere bakıldığında, 1.gruptan 4.gruba doğru yapı kütlelerinin büyüdüğü de görülmektedir. Resim 1. Galip Birgül Evi genel görünüm ve giriş kat plan krokisi

322 324 Resim 2. Sarıoğlu Konağı genel görünüm ve giriş kat plan krokisi Çamlıhemşin de incelenen yapıların plan özelliklerine bakıldığında, odaların en mahrem alanda kaldığı, ocak salonlarının ise neredeyse dış sofa gibi kullanıldığı tespit edilmiştir. Hayat ise, odalar ile ocak salonu arasında konumlanmaktadır. Evin çekirdek yapısı oda+hayat+ocak salonu ndan oluşmaktadır. Yapı büyüdükçe bu çekirdeğe misafir odaları ya da dış odalar eklenmektedir. Resim 3. Fikriye Çamlı nın Evi genel görünüm ve giriş kat plan krokisi

323 325 Resim 4. Ömer in Evi genel görünüm ve giriş kat plan krokisi Ahırın üstünde iki katlı yaşama alanları olan yapılarda, çekirdek yapı alt katta olup ocak salonundan önce bir mekan daha mutlaka bulunmaktadır. Üst katların planları ise çok çeşitlidir. Konaklarda misafir odalarının olduğu bölüm genellikle üst katta olup, diğer bölümden bir kapı ile ayrılmaktadır. Misafirler ya eğimden faydalanarak yapılmış bir köprü ile üst katın misafir odalarına geçmekte ya da ana giriş kapısının açıldığı holdeki merdivenlerden misafir odalarına çıkmaktadırlar. Konaklarda misafir ağırlamak önemli bir etkinlikti. Bu sebeple misafir odaları genellikle konağın en özenilmiş mekanlarıdır. Resim 5. Halil Efendi Konağı misafir odasından detay (Kuzeydoğu Anadolu da Mimari, s.222)

324 326 Resim 6. Reyhan Konağı misafir odasından detay (Kuzeydoğu Anadolu da Mimari, s.229) Hayata açılan odalarda belirli bir düzen tekrarlanmaktadır. Odada şömine, şöminenin olduğu duvarda dolap ve banyo bulunurken camların önüne, oda boyunca uzanan ahşap sekiler yapılmıştır. Konaklarda ayrıca pirinç karyolalar ve ahşap, aynalı komodinler de görülmektedir. Oda kapıları da taşıyıcı sistemin bir parçası olarak tasarlanmış olup, kapı söveleri zeminden tavana kadar uzanarak ahşap dikmeye dönüşmektedir. Bu ahşap taşıyıcılara, duvarları oluşturan masif ahşap plakalar geçmeli olarak yerleştirilmektedir. Bu yapım sistemi yöredeki yapılarda görülen karakteristik özelliklerdendir. Genel özellikler bölgede tipik bir mimari olduğunu gösterse de her yapının kendine has farklılıkları da bulunmaktadır. Tez çalışmasının konusu olan Şerif Reyhan Konağı, bu sınıflandırmada 4. grupta olup, kesme taşla yapılmış, cumbası ahşap, ön cephesinde göz dolma tekniği kullanılmış bir örnektir. Yapılar bu sınıflandırma içinde çeşitlenirken bir ya da birkaç özelliği birlikte taşımaktadırlar. Yapılan sınıflandırmalara girmeyen bazı istisnai özellikler süslemelerde ve işçiliklerde görülmektedir. Örneğin, Reyhan Ailesi nin evlerinden biri olan Reyhan Konağı, cephesinde renkli derzleme ve çeşitli kalem işleri olan farklı bir yapıdır. Tez çalışmasının konusu olan Şerif Reyhan Konağı ise kesme taş

325 327 işçiliğinin sıfır derzle yapılmasının yanısıra cephe taşlarında bosaj tekniğinin uygulandığı istisnai bir örnektir. Tez çalışması süresince ziyaret edilen konaklar dışında pek çok farklı ve değerli yapı araştırılmayı, belgelenmeyi ve koruma çalışmaları yapılmasını beklemektedir. Çamlıhemşin deki tarihi konakların cephe düzenleri ve plan şemaları ile ilgili az sayıda örneklem ile yapılan bu çalışma dahi göstermektedir ki plan şemaları yapıların pansiyon olarak kullanımına son derece uygundur. Çok sayıda oda ve yeterli ortak kullanım alanı bulunan bu plan tipleri pansiyon işlevi ile yeniden kullanılmak istenen yapıları avantajlı kılmaktadır. Ev sahipleri, tarihi konakları pansiyon olarak işletmek konusunda desteklenmeli ve evlerinin turizm potansiyelini nasıl en verimli biçimde değerlendirebilecekleri konusunda bilinçlendirilmelidirler. Resim 7. Melik Konağı genel görünüm ve giriş kat plan krokisi

326 328 Resim 8. Ofluoğlu Konağı genel görünüm; giriş ve ikinci kat plan krokileri Resim 9. Efendiler Konağı genel görünüm ve giriş kat plan krokisi

327 329 Resim 10. Tarakçı Konağı genel görünüm; giriş ve birinci kat plan krokileri 3. ÇAMLIHEMŞIN DEKI TARIHI KONAKLARIN KULLANIM SORUNLARI, ÇÖZÜM ÖNERILERI VE KULLANIM POTANSIYELLERI Çamlıhemşin deki tarihi konakların kullanım sorunları, çözüm önerileri ve kullanım potansiyelleri üç ana başlıkta toplanmıştır. Birinci olarak tarihi yapıların kendilerine has sorunları mevcuttur ve bu sorunlar çevresel faktörlerden, mevsimsel döngülerden, kullanım amaçlarından ve kullanıcılardan kaynaklanabilmektedir. İkinci olarak kullanıcıların yapılarla

328 330 ilgili çeşitli sorunları tespit edilmiş olup yapılarda söz hakkına sahip çok sayıda mirasçı olmasının en önemli sorun olduğu dikkat çekmektedir. Yapıda tadilat yapmak için yeterli maddi imkân olmaması, imkân varsa bile yine diğer mirasçıların tutumlarından ötürü bakım-onarım yapılamaması, mirasçıların kullanım alternatiflerine sıcak bakmaması gibi pek çok insan kaynaklı sorun tarihi konakların korunmasını zorlaştırmaktadır. Üçüncü olarak ise bölgeyle ilgili genel kalkınma ve turizm politikalarının yetersizliği tarihi konakların korunmasını engelleyen sorunlardandır. Özellikle tez çalışması sırasında görülmüştür ki çok nitelikli tarihi konaklar dahi henüz Kültür Bakanlığı tarafından tescil edilmemiş, korumaya alınmamıştır. Bölgedeki tarihi konakların envanteri de bulunmamaktadır ve yok olmaya yüz tutan yapılar dağların yamaçlarında göze çarpmakta iken envanter çalışmalarına bir an önce başlanmasının gereği fark edilmektedir. 3.1 Yapısal Sorunlar ve Çözüm Önerileri Çamlıhemşin İlçesi, dağlarının yamaçlarında sayısı ve niteliği tespit edilmemiş pek çok tarihi konağı barındırmaktadır. Bunlardan çok azı Kültür Bakanlığı tarafından tescil edilmiş ve sahipleri tarafından bilinçli bir şekilde bakım-onarımları yapılarak korunabilmiştir. Terk edilmiş ya da bakımsız kalmış yapılar da ne yazık ki zamana yenilmektedir. Koruma bilinci çerçevesinde, tarihi bir yapıyı korumanın en iyi yolu onu aktif bir şekilde kullanmaktır. İçinde dört mevsim insan olan bir yapı, herhangi bir su sızıntısında, etrafını kışın karlar kapladığında ya da penceresi açılıp içeriye yabani bir hayvan girdiğinde, mutlaka kullanıcısı tarafından korunacaktır. Bölgedeki yapılara bakıldığında, ev olarak kullanımın daha hâkim olduğu görülmektedir ve bu kullanım şekli mevsimseldir. Yani, yaz aylarında Türkiye nin çeşitli illerinden insanlar gelip evlerini açarlar, bir süre kalıp kış mevsimi yaklaştığında evlerini terk ederler. Bu kullanım şekli zorlu kış mevsiminde, yapılar çevresel faktörlerle zarar gördüğünde müdahalenin geç kalmasına ve yapısal bozulmaların artmasına yol açmaktadır. Çamlıhemşin deki konakların tarihsel değerleri ve mimari nitelikleri açısından turizm potansiyeline sahip oldukları kesindir. Bunun yanı sıra plan şemaları da pansiyon olarak kullanımlarına imkân vermektedir. Bu konakların çoğu 19. yüzyılın sonlarında yapılmıştır ve o dönemde bölge insanları kalabalık aileler şeklinde yaşadığı için plan şemaları da bu gerekçe ile şekillenmiştir. Yapılarda tipik olarak görülen plan özelliklerine bakacak olursak, hayat adı verilen ortak mekâna açılan odalar görülmektedir. Bazı plan şemalarında misafir odaları ayrı bir bölümde toplanmış ve dışarıdan bağımsız girişleri mevcuttur. Bu şekillenme yapıların bir kısmının ev bir kısmının pansiyon olarak kullanımına da imkân tanımaktadır. Yine bazı plan şemalarında dış odalar bulunması da aynı şekilde hem ev sahiplerinin hem de turistlerin yapıda konaklamasını kolaylaştırmaktadır. Tarihi konaklar özelinde yapısal bozulmaları arttıran en önemli faktör mevsimsel kullanımdır. Bu soruna getirilebilecek en etkin çözüm ise yapıların dört mevsim kullanımını sağlayan yeni işlev önerileri getirmektedir. Plan

329 331 şemaları da uygun olan bu tarihi konaklar ev pansiyonculuğu biçiminde yeniden işlev kazanmalıdır. Tarihi konaklara önerilecek olan kullanımın, bu yapıları tümüyle otele dönüştürmek olmadığı düşünülmektedir. Çünkü otel işlevi çok daha fazla modern donatıya ihtiyaç duyar ve tarihi yapının özgün donatılarına zarar verebilir. Örneğin bir otel odasında banyo, tuvalet mekânları bulunur ancak pansiyon olarak yeniden işlevlendirilen tarihi bir konakta her odaya banyo, tuvalet yapmak mümkün değildir. Yapılar, özgün malzemeleri ve özgün kullanıcı donatıları değiştirilmeden, mevcut doğada ve mevcut koşullarla bu yapılarda zaman geçirmek isteyen insanlara kiralanmalı, ev sahiplerinin işletmeciliğinde pansiyon olarak kullanılmalıdır. 3.2 Kullanıcı Kaynaklı Sorunlar ve Çözüm Önerileri Çamlıhemşin deki tarihi konakların yapılış amacı kalabalık aileleri bir arada barındırmaktı. Bu yapıların inşa edildiği yıllarda evlerin her odasında bir çekirdek aile barınırdı. Bazı çok büyük konakların içinde 40 kişilik ailelerin yaşadığı bilinmektedir. Bugün bu kalabalık ailelerin çocukları, torunları Türkiye nin dört bir yanına dağılmış biçimde yaşamlarını sürdürmektedir. Atalarından kalan bu konaklarla hiç ilgilenmeyen mirasçılar olduğu gibi, hâlâ bu konaklara en azından yazın ziyarete gelen, bakımlarını yapan az sayıda insan da mevcuttur. Çok mirasçı olması kullanıcı kaynaklı sorunların temelini teşkil etmektedir. Çok sayıda insan ilk olarak karar alma mekanizmalarını etkilemektedir. İnsanların bir araya gelip yapıyla ilgili bir sorunu konuşması, bakım onarım için gerekli masrafları paylaşması, yeni bir işlev verilecekse bu konularda uzlaşmaları çok az örnekte mümkün olmaktadır. Günümüzde hala hayatta olan ikinci kuşak insanlar, yani burada doğmuş ancak gençlik yıllarında büyük şehirlere göç etmiş insanlar, genellikle bu yapılarla ilgilidirler ve gerekli onarımları imkanları dahilinde tek başlarına yapmaktadırlar. Ancak üçüncü kuşak çok daha kalabalıktır ve üstelik çoğu bu yapılarda yaşamamış, belki buralara hiç gelmemiştir. Bu durumda, sıra üçüncü kuşağa geldiğinde, yani ortalama on yıl içinde, yapıların iyice sahipsiz ve bakımsız kalacağı kesindir. İroniktir ki bu sahipsizliğin en önemli sebebi fazla sahipliliktir. Bu çoklu mülkiyet sorunlarına insanların aile arasında çözüm bulmaya çalışması hiç kolay değildir. Mevcut devlet politikasında, özel mülkiyet sorunlarına bir çözüm getirmek mümkün olmamaktadır. Bu soruna çözüm olacak en iyi alternatif yine yapıların pansiyon olarak kullanımında saklı olabilir. Pansiyon işletmeciliğinin aileden ya da aile dışından birine verilmesi durumunda, pansiyondan elde edilen gelirlerin bir fonda birikmesi sağlanabilir. Bu fondaki para öncelikle tarihi yapının bakım-onarım masrafları için kullanılmalıdır. Daha sonra zamanla azalan bakım onarım maliyetleri sonucunda fonda biriken fazla para senede bir kez mirasçılar arasında paylaştırılabilir. Bu arada ziyaret amaçlı konağa gelen mirasçıların da yine eskisi gibi konakta kalması sağlanabilir. Bu tip fonlar oluşturularak yapıların bakım onarım masraflarının karşılanması İngiltere, Fransa gibi ülkelerde sıkça görülmektedir. Koruma bilinci çerçevesinde, tarihi bir yapıyı korumanın yollarından biri de sürekli bakım onarım yaparak yapının çok daha ağır hasarlar almasına engel olmaktır. Bu konu üzerine araştırmalar

330 332 yapıldığında başka modeller de üretmek mümkündür. Önemli olan bu tip bir kullanım modelinin çok mirasçısı olan her konak için uygulanmasını sağlamaktır. Bu modeller bir kanuna ya da yerel yönetimlerin düzenlemelerine mutlaka bağlanmalıdır, ailelerin kendi inisiyatiflerine bırakılmamalıdır. Aksi takdirde çok mirasçı sorunu çözümsüz kalmaya devam edecektir. Bunun sonucunda gelecekte sahipsiz ya da bakımsız kalan yapıların sayısının artması kaçınılmazdır. Kullanıcılar için tarihi yapıları korumak adına kullanabilecekleri maddi kaynaklardan da bahsetmek mümkündür. Mevcut yasalarımızda tarihi mülkünü korumak isteyen özel kişilere çeşitli destekler sunulmaktadır. Bunlardan en aktif olarak kullanılan yönerge tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 12. maddesine dayanılarak hazırlanan ve tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Yardım Sağlanması dır. Bu yönerge detaylı olarak incelendiğinde kullanıcıyı başvuruyu nasıl ve ne koşullarla yapacağı konusunda bilgilendirmektedir. Bu yönerge iki aşamalı olarak mülk sahiplerine maddi destek sağlamaktadır. Bunlardan biri proje yardımı diğeri de uygulama yardımı adıyla açıklanmaktadır. Öncelikle yapılması gereken tarihi yapının Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmesidir. Bunun ardından tescilli tarihi yapının rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin çizdirilmesi gerekmektedir. Bu projelerin çizilebilmesi için mülk sahibi sözü geçen kanundan yararlanarak gerekli başvuruları yapmakta ve maddi destek almaktadır. Daha sonra çizilen projeler Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu nun onayına sunulur. Onay alındıktan sonra tarihi yapıda uygulama yapılmasının önü açılmış olur. Bu uygulama, kurul tarafından onaylanan restorasyon projesi kapsamında gerçekleşmektedir. Uygulama için de yine mülk sahibi maddi destek talep edebilir. Ne yazık ki hem projelendirme hem de uygulama destekleri masrafların tamamına yetmemektedir ancak mülk sahiplerinin maddi yükünü azaltmaktadır. Bu gibi destekler konusunda mülk sahipleri yerel yönetimler tarafından yapılacak toplantılar ile bilgilendirilmelidir. 3.3 Yerel Koruma Politikasına İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri Çeşitli kaynaklarda değinildiği üzere, Rize genelinde en önemli turizm sorununun yatak kapasitesinin yetersizliği olduğu vurgulanmaktadır. Ancak bir yandan da bu sorunu tespit eden kaynaklar tarafından bölgede bulunan tarihi konakların kullanımına ilişkin öneri gelmediği görülmektedir. Bunun yerine, kent merkezlerini çekici kılacağı düşünülerek bu alanlara tarihi değeri olmadığı halde tarihiymiş gibi görünen yapılar yapılmasını önermek ülkemizin her yöresi için yanlıştır. Koruma bilincinin yüksek olduğu toplumlarda bu tip yapay tarihi dokular hiç ilgi çekmez ve çok eleştirilirken, bizim gibi koruma anlayışının yeni oturtulmaya çalışıldığı toplumlarda bu yapay tarihi dokular ne yazık ki hala popülerdir. Her şeyden önce bu tutumumuzu yeniden gözden geçirmeli ve yeni kent merkezlerimizin günümüz modern mimarisini iyi yansıtmasına uğraşmalı, ancak tarihi bir yapının yanına modern bir yapı yapmak zorundaysak bunu iyice etüt edip tarihi yapıyı ön plana çıkaracak malzeme ve oranlar kullanarak yeni yapılar yapmalıyız. Tarihi yapıyı kötü

331 333 şekilde taklit etmek ise ne yazık ki hala sürdürdüğümüz alışkanlığımızdır. Her bölge Safranbolu tarihi kent dokusunda olduğu gibi yoğun tarihi yapıyı bir arada bulunduramayabilir. Doğu Karadeniz bölgesinde de çoğunlukla dağınık yerleşimler mevcutken ve eski kent merkezlerinde de çok az sayıda tarihi yapı varken, yoğun tarihi dokuyu taklitler ile oluşturmaya çalışmak sadece boşa harcanan emek, zaman ve maddi kaynaktır. Bu tip ufak çaplı dönüşüm projeleri Rize ilçelerinde gündeme gelmektedir. Bu önerilerin tekrar düşünülmesi, tartışılması gerektiği kesindir. Bu tip yapay tarihi doku yaratma çabaları yerine, dağlık alanlarda onarım bekleyen görkemli konaklara öncelik verilmelidir. Bu konakların bazıları o kadar büyük ve güzeldir ki müze olarak mutlaka ilgi çekecektir. Pek çoğu ise Rize ilinde yetersiz olan yatak kapasitesini arttırmak üzere pansiyon olarak yeniden işlevlendirilmelidir. Bunun için Çamlıhemşin ilçesi pilot ilçe olarak değerlendirilip yerel yönetimin katkısıyla, ilçede kaç tane konak olduğu, konakların kaçının tescilli olduğu, tescilli olan yapıların kaçının projesinin çizilerek belgelendiği mutlaka tespit edilmelidir. Bu tespitlerin yapılmasının ardından tescili yapılmamış nitelikli yapılar hemen tescil edilmelidir. Daha sonra pansiyon olarak değerlendirilecek olanların projeleri çizilmeli, restorasyon projesinde pansiyon işlevi için yapının nasıl düzenleneceği belirtilmelidir. Koruma bilinci ile pansiyon olan yapıların, harita üstünde yerleri gösterilmeli, bölgeye gelen misafirlerin konaklama seçeneklerini bilmeleri sağlanmalıdır. Çamlıhemşin ilçe merkezinde kurulacak bir turist yönlendirme ofisi sayesinde gelen misafirler pansiyonlara yönlendirilmelidir. Çamlıhemşin deki turizm potansiyeli tartışılırken bu güne kadar yanlış uygulanan turizm politikasına bir örnek vermek mümkündür. Ayder Yaylası ndaki yoğun ve niteliksiz yapılaşma bunun en somut örneğidir. Ayder Yaylası, bölge için önemli bir turizm alanıdır ancak kırsal alanda bulunan turizm potansiyelinin değerlendirilmemesi, Ayder Yaylası nda yapılaşmanın artmasına yol açmış ve doğal güzelliklerin bozulmasına sebep olmuştur. Oysa ki, kırsal alana dağılmış pek çok değerli konak, başka yeni yapılar yapmaya gerek kalmaksızın, özgün yapısını koruyarak, pansiyon işleviyle turizme kazandırılsaydı Ayder Yaylası nın bu derece otel ve pansiyon yapılarıyla dolmasına gerek kalmayacaktı. Sadece Ayder Yaylası üzerinden sürdürülen turizm politikası son derece yetersiz, Ayder Yaylası özelinde de pek çok soruna sebep olmuş durumdadır. Çamlıhemşin İlçesi nde çok yönlü, çok alternatifli turizm olanaklarının olduğu fark edilmeli ve bu yönde yeni turizm olanakları desteklenmelidir. 4. SONUÇ Şerif Reyhan Konağı, sürekli bakım sayesinde kapsamlı restorasyona gereksinimi olmayan bir sivil mimari örneğidir. Bu durum, bir yapının kullanıcı ile birlikte yaşadığında canlı kaldığının, kullanıcı gerek duydukça hasar alan yerlerine zamanında bakım-onarım yapıldığında restorasyon gereksiniminin ortadan kalktığının göstergesidir. Tarihi konakları pansiyon olarak kullanmak sürekli bakım onarım yapılmasına olanak sağlayacaktır.

332 334 Mevsimsel kullanım sonucunda yaz ayları dışında boş kalan yapılara, kısa yaz döneminde ne kadar bakılıyor olsa da, kış aylarında zorlu hava koşulları sonucu yapısal bozulmalar oluşmaktadır. Yerel yönetimlerin katkısı ile mülk sahibi tarafından oluşturulacak fonlar sayesinde hem bu yapıları deneyimlemek isteyen insanlara olanak sağlanacak, hem bu sivil mimari tanınacak, hem de konaklar kendi bakım masraflarını kendileri karşılamış olacaklardır. Konaklama modeline ek olarak, bölgede ev-müze kavramı çerçevesinde yapıların gezilebilmesine de olanak yaratılmalıdır. Bunun için öncelikle konakların tespiti ve gezi rotaları oluşturulmalıdır. Yine yerel yönetiminin katkısıyla Çamlıhemşin e gelen tursitler doğru şekilde yönlendirilmeli, gerek gezi gerekse konaklama imkanları ilçeye gelen misafirlere aktarılmalıdır. Sonuç olarak, Çamlıhemşin deki konaklar için turizm kesinlikle bir amaç olmamalı ancak konakların korunması için en güçlü araçlardan biri olarak değerlendirilmelidir. Konakların yok olmaması için bakım-onarımın sürekliliğinin sağlanması, bakım-onarımın sürekli olması için kaynak yaratılması, kaynağın sürekli olması için konakların, misafirler için ilgi çekici ve ulaşılabilir hale getirilmesi gerekmektedir. Bu sistem, döngüsel bir yapıya sahip olduğu için bir kez oturtulduğunda sistemin her parçası için süreklilik sağlanabilecektir. Günümüzde artık korumaya bakış açısının yarım asırda bir yapıya ağır ameliyatlar yaparak onu kurtarmak olmadığı iyi kavranmalı, yapıların insanlar için yapıldığı unutulmadan, boş kalıp yok olmamaları için çaba gösterilmelidir. Not: Kaynağı belirtilmeyen tüm fotoğraf ve plan krokileri, Sevi Reyhan Ufuk a aittir. KAYNAKLAR Gür, Ş. Ö., (2000). Doğu Karadeniz Örneğinde Konut Kültürü, YEM Yayınları, İstanbul Şen, N., (1967). Rize den Beş Ev, İTÜ Yayınları, İstanbul Cumhuriyetimizin 75. Yılında Rize. (1998). Başbakanlık Basımevi, Ankara. Doğu Karadeniz de Kırsal Mimari, (2005), Milli Reasürans T.A.Ş. Kuzeydoğu Anadolu da Mimari, (2009), Milli Reasürans T.A.Ş. Reyhan, T., (2010). Kişisel Görüşme Reyhan, M., (2010). Kişisel Görüşme

333 335 ALTERNATİF TURİZMDE HİZMET SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ Taner EROL Uzman, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Özet: Turizm sektörünün ulusal ekonomiye olan önemli katkıları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler turizm faaliyetlerine artan bir şekilde önem vermekle beraber bir takım ciddi problemlerle de karşı karşıyadırlar. Bu problemlerin en önemlilerinden biri de hizmet sektörüdür. Hızlı gelişen turizm sektörü eğitimli personel ihtiyacı duymaktadır. Sürekli gelişme ve büyüme içindeki turizm sektöründe, turizmci, otel işletmecisi ve yöneticisi olarak, seyahat acentelerinde, yiyecek ve içecek sektöründe hava yolları ve limanlarda, yurtiçinde ve yurtdışındaki otellerde, tatil köylerinde, turizm acentelerinde eğitilmiş insanlara ihtiyaç vardır. Zira turizmin gelişmesi için gerekli olan alt ve üst yapıdan, polis, itfaiye, sağlık hizmetleri gibi çeşitli hizmetlerden bölge halkı da faydalanacaktır. Bu nedenle özellikle alternatif turizm sektöründe söz sahibi olabilmek için dünya insanına hitap edebilen bir yapıya sahip olmamız gerekir. Bunu başarabilecek bir durumda olabildiysek piyasada da yerimizi alabilmişiz demektir. Bölgemizde yapılması düşünülen alternatif turizm çeşitlerinden bazıları şunlardır: Kongre Turizmi, Spor Turizmi, Macera Turizmi, Kültür Turizmi, Eko Turizmi ve Termal Turizm. Görüldüğü üzere bu alanlar oldukça profesyonellik gerektiren alanlardır. Bunun için alternatif turizm olarak belirlenen yerlerde ciddi bir eğitimli personel ihtiyacı doğacaktır. Bunu karşılamak için bütün eğitim kurumlarını buna göre yeniden yapılandırmak gerekir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Alternatif Turizm, Hizmet Sektörü, Eğitimli Personel. 1. GİRİŞ Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte sınırların ortadan kalktığı dünya artık küresel köy adını almış durumdadır. Bu hız bazı sektörlerin de ön plana çıkmasına olanak sağlamaktadır. Bunların başında ise turizm sektörü gelmektedir. İnsanların bu sektöre ilgisi turizm sektörünün geliştirilmesini elzem kılmıştır. Sonuç olarak, dünyanın küresel bir pazar halini alması, turizmin de kendini yenilemesini zorunlu hale getirmiştir. Dünya turizminin üretimdeki payının arttığı son yıllarda bu sektöre yönelik olarak atılan adımlar turizm hareketlerinin de batıdan doğuya doğru kaymasını sağlamaktadır. Turizm değerlerine sahip olan ülkeler, dünya turizminden aldığı paylarını da artırırken, söz konusu artışa paralel olarak; alt yapı yatırımlarının artması, sağlık ve güvenlik alanındaki iyileşmeler de turizmin gelişmesinde rol oynayan önemli faktörler arasında yer almaktadır. Stratejik konumu, deniz-kum-güneş zenginliği, kültür ve doğal kaynaklarının zenginliği, doğu ile batıyı buluşturan Türkiye nin turizm gelirlerine katkı sağlayan etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal ve kültürel zenginliği yanında, her bölgenin birbirinden farklı yapısı Türkiye yi cazibe merkezi haline getirmektedir (Ulusan ve Batman, 2010: ).

334 336 Ancak yukarıda işaret edilen olumlu tabloya karşı, gelişmekte olan ülkelerin turizm pazarından aldıkları payı artırmaları oldukça güç görünmektedir. Bunun nedeni, çok sayıda ülkenin yukarıda ifade edilen değerlerin bir kısmına veya bütününe sahip olmasıdır. Turizm pazarındaki payı artırmak için yapılması gerekenler ise; sunulan turizm hizmetlerinin ve ürünlerin çeşitlendirilmesi yani alternatif turizm faaliyetlerinin geliştirilmesidir. Ancak bu şekilde rakipler karşısında daha güçlü bir yapıya kavuşmak mümkün olacaktır (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002:2). Alternatif turizmin doğuşu ile birlikte önemli bir sorun da ortaya çıkmıştır, o da hizmet sektörüdür. Verilen hizmetin tüketici beklentilerini tatmin etmesi, hizmet kalitesinin bir ölçüsüdür. Dolayısıyla hizmet sektöründe en önemli unsur, müşteri tarafından algılanan kalitedir. Hizmet kalitesinin önemi her geçen gün daha iyi anlaşılırken, kaliteyi önemsemeyen kuruluşlar bu yoğun rekabet ortamında zor duruma düşeceklerdir. Hizmet kalitesi kadar, hizmetlerle ilgili şikayetleri ortadan kaldırmaya dönük düzenlemeler de büyük önem taşımaktadır. Çünkü hizmet kullanıcıları olarak insanlar herhangi bir problemle karşılaşmadıklarında değil, problemlerine çözüm sunulmasındaki kaliteden daha çok hoşnut kalmaktadırlar ( Zengin ve Erdal, 2000:50). Tüm personelin katılımına dayalı bir yönetim modelinin hayata geçtiği hizmet işletmelerinde tüketicilerin tatmini büyük önem taşımaktadır. Böylelikle söz konusu modelin uygulandığı işletmelerde karşılaşılan tüketici şikayetleri azalırken, tüketici tatmini ise yükselmektedir. Bu yükseliş, potansiyel ve gerçek tüketiciler arasında kulaktan kulağa iletişimin artmasına olanak sağlamaktadır (Zengin ve Erdal, 2000:55). Bu çalışmada alternatif turizmin gelişmesinde hizmet sektörünün öneminden bahsedilmiştir. Dört bölümden oluşan çalışmanın ikinci bölümünde turizm ve alternatif turizm ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde alternatif turizm de hizmet sektörünün öneminden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde ise sonuç ve öneriler yer almaktadır. 2. TURİZM Latince de dönme hareketi olarak ifade edilen tornus sözcüğü turizm kavramının kökenini oluşturmaktadır. Dairesel bir hareketi, bazı site ve yörelerin ziyaretini, iş ve eğlence amacıyla yapılan yer değiştirme hareketini ifade eden Tour deyimi ile touring deyimi de tornus sözcüğünden türemiştir. Benzer anlam taşıyan Touring kavramı ise zevk için yapılan, eğitsel ve kültürel özellik gösteren seyahatler için kullanılmaktadır. Sonuç olarak tour kelimesi, bir hareket, dolaşma ve başlangıç yerine geri dönüş olarak tanımlanmaktadır (Ünlüönen ve diğerleri, 2007:16-17). Turizmin ilk tanımı 1905 yılında E.Guyer Greuler tarafından yapılmıştır. Greuler tarafından turizm; «Ticaret, endüstri ve küçük sanatların gelişmesi ve ulaştırmanın mükemmelleşmesi üzerine, özellikle halkların ve toplumsal sınıfların daha çok kaynaşmasının sonucu olarak artan dinlenme, hava değişikliği ihtiyacı ve çevre güzelliğine

335 337 karşı duyulan eğilim, doğadan zevk almaya dayanan yakın zamanların bir olayıdır.» şeklinde yorumlanmıştır (Demir ve Çevirgen, 2006:17). Bilim adamları turizm olayının başlangıcını yazıyı, parayı ve tekerleği ilk bulan ve kullanan Sümerlere yani M.Ö yıllarına kadar dayandırmaktadır. Bacasız fabrika olarak nitelendirilen turizm sektörü, özellikle II. Dünya Savaşı ndan sonra ülkeler açısından önemli bir gelir kaynağı halini almıştır (Yıldız ve Kalağan, 2008:42). İkinci dünya savaşından sonra özellikle batıda sosyal turizm artış göstermiştir.avrupa ülkeleri arasında yaşanan uluslararası turizmin yönü zaman içerisinde Akdeniz deki ülkelere dönmüştür. Uluslararası turizmden payını söz konusu ülkelerin yanı sıra diğer bölgeler ve ülkeler de almıştır. Ülkemize bakıldığında turizm sektörü, yatırım, istihdam ve katma değer büyüklüğü ile tüm hizmet sektörlerimiz içerisinde öne çıkmaktadır. Sektörün ulusal ekonomiye olan önemli katkıları herkes tarafından bilinen bir gerçektir (Eleren ve Kılıç, 2007:235). Turizm potansiyeline sahip ülkeler yaşanan hareketlilik sayesinde atıl ve kullanılmayacak değerlerin de harekete geçirilmesine olanak sağlamaktadır. Böylelikle hem istihdama hem ülke gelirinin artışına hem de elde edilen gelirin eşit dağılımına katkı sağlamaktadır. Sektörün gelişmesi metropoller ya da büyük şehirler gibi kırsal bölgelere de ekonomik katkı sağlamaktadır. Özellikle gerek alt ve üst yapı gerekse kamu hizmetlerinden yeterli ölçüde yararlanamayan kırsal kesim, turizmin gelişerek yaygın hale gelmesi sonucunda, sunulan hizmetlerden eşit bir şekilde faydalanacaktır. Turizmin yönü konusunda Peters 1969 yılında; turizm sektörü özelliği nedeni ile gelişmeyi endüstriyel merkezlerden kırsal merkezlere taşımaktadır. şeklinde görüş bildirmiştir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler turizmden hedefledikleri payı alarak ekonomiyi iyi bir konuma getirmek için sahip oldukları değerlere, bu değerlere yeterince sahip olmayan gelişmiş ülkelerin vatandaşlarını çekmeyi istemektedirler (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002:2) Alternatif Turzim Günümüz modern çağı, insanların turizmden beklentilerini de çeşitlendirmiştir. Turistler için deniz-kum-güneş üçlüsünün yanı sıra artık su sporları, dağcılık, tarihi ve kültürel zenginliğe sahip mekanları ziyaret, sağlık ve termal turizmi, yayla turizmi vb. faaliyetler de büyük önem taşımaya başlamıştır. Güneşin, denizin ve sahillerin kullanıldığı kitle turizmine seçenek olarak doğan alternatif turizm, Turizm Bakanlığı Turizm Terimleri Sözlüğü nde şu şekilde tanımlanmıştır: Sosyal ve ekolojik uyuma,yerel ve yabancı girişimcilerin işbirliğine ve gelişmede yerli malzeme kullanılmasına öncelik verme amacını güden turizm çeşidi olarak tanımlanmaktadır (Hacıoğlu ve Avcıkurt, 2008:8). Aşağıda alternatif turizmin gelişmesi için bazı tespitler yer almaktadır. Turizmin gelişmesinde insan faktörü de büyük önem taşımaktadır. Hizmetin en kaliteli biçimde sunulması ancak donanımlı bireyler sayesinde olmaktadır.

336 338 Alternatif turizmde iddialı hale gelebilmek için yerleşkelerde mutlaka kalifiye personelin görevlendirilmesi gerekmektedir. Alternatif turizm faaliyetleri şunlardır; Kongre Turizmi Spor Turizmi Macera Turizmi Kültür Turizmi Eko Turizm Termal Turizm Gençlik Turizmi Kongre Turizmi Turizm çeşitlerinden bir diğeri de kongre turizmidir. Son yıllarda ülkemiz açısından da önemi hızla artan kongre turizmi gelecek için umut veren bir daldır. Çeşitli alanlarda yapılabilecek tartışma konularını seçerek belirli aralıklarla konferans, panel, seminer ve kongre gibi çalışmaların uluslararası niteliğe sahip meslek kuruluşları tarafından düzenlenmesi bu turizm şeklini oluşturmaktadır (Ulusan ve Batman, 2010:247).Bu sektörün ülkelere sağladığı katkılara bakılacak olursa, 1995 yılında ABD konferans ve toplantı sektöründen ekonomiye doğrudan 200 milyar dolar civarında katkı sağlamıştır. Uluslararası nitelikteki büyük toplantılar ev sahibi olan ülkeler açısından büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü yerel ekonomiye canlılık kazandıran organizasyonlara iştirak eden katılımcılardır. Yukarıda belirtilen kazanımları elde edebilmek için kongre merkezi seçilecek olan şehrin belirlenen ölçütlere sahip olması gerekmektedir (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002:3) Termal Turizm Alternatif turizm çeşitlerinden birisi de sağlık turizmi adı altındaki termal turizmdir. İçeriklerinde erimiş mineral bulunan maden sularının dinlenme, zindeleşme, tedavi vb. amaçlarına dönük olarak kullanımından doğan bir dizi ilişkiden kaynaklanan termal turizm, insanlar tarafından yoğun şekilde talep görmektedir. Dünyada termal turizme olan ilginin hızla artması Türkiye yi de bu alanda çeşitli yatırımlar yapma konusunda harekete geçirmiştir. Bu turizme dönük olarak sadece Almanya da yılda sekiz milyon dolayında iç ve dış turiste hizmet sunulduğu bilinmektedir (Kozak ve diğerleri, 2008:20) Kültür Turizmi Toplumun sahip olduğu maddi ve manevi değerlerinin toplamı olarak tanımlanabilen kültürün turizm ile iç içe olması kaçınılmazdır. Bu birliktelik

337 339 incelendiğinde; eski sanat eserlerinin, tarihi yapıların, müzelerin, eski uygarlıklara ait kalıtların görülmesi amacıyla yapılan seyahatler, araştırma ve inceleme için yapılan geziler kişilerin ufuklarını açmakta ve kültür turizmini oluşturmaktadır. Ülkemizde son yıllarda kültür turizmine olan talep artış göstermiştir. (Hacıoğlu ve Avcıkurt, 2008:190) Macera Turizmi Uç bir deneyime ön ayak olan, kişilerin kendi fiziksel ve duygusal potansiyellerini sergileyebilecekleri bir çevrede, özgür olarak seçilmiş rekreasyonel bir faaliyet olarak tanımlanan macera turizmi, genellikle açık hava faaliyetleridir. (Hacıoğlu ve Avcıkurt, 2008:75) Gençlik Turizmi Gençlik turizmi, belli yaş dilimleri arasındaki gençlerin kamu ve özel organizasyonların sağladığı destek ve teşviklerden faydalanarak gerek ülkemiz içinde gerekse ülkemiz dışında yaptıkları seyahat ve konaklamalarından oluşan ekonomik, sosyal ve kültürel bir olgudur yaş arasında bulunan gençlerin seyahat etmesindeki amaçlarını şu şekilde sıralanabilmektedir (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002:9-10): - Merak ve değişikleri arama isteği - Eğlenme - Eğitim ve spor faaliyetlerine katılma isteği Spor Turizmi Gelişen ve hızla büyüyen dallardan biri olan sporu turizmden ayrı düşünmek imkansızdır.turizm seçeneklerinin artış göstermesi insanların yeni turizm çeşitleri arayışına girmelerine olanak sağlamaktadır. Turistlerin bu yeni arayışlarını şekillendiren turizm türlerinden biri de Spor Turizmi dir. (Ulusan ve Batman, 2010:251) Eko-Turizm Eko turizm; yerel değer ve normları dikkate alan, küçük ölçekli, yavaş bir gelişme trendi gösteren, yerel emek ve sermayeyi iyi bir şekilde kullanmaktır. Yeni bir kavram olarak hayatımıza giren eko-turizm, kitle turizminin getirmiş olduğu olumsuz yönleri ortadan kaldırmaya yönelik olarak meydana gelmiştir. Dengeli turizm geliştirme kavramında çevrenin ve kültürün korunması birincil önem arz etmektedir. (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002:8).

338 ALTERNATİF TURİZM DE HİZMET SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ Alternatif turizmin yardımcı unsurları arasında yer alan ve hayatımızın her alanında değişik şekillerde karşımıza çıkan hizmet kavramı özellikle şirketler tarafından çok büyük önem taşımaktadır. Soyut bir kavram olan hizmetin, herhangi bir şekilde envanteri tutulamamakta, saklanamamakta, standartlaştırılamamakta, üreticiden tüketiciye direkt geçmekte, görsellik nesnellik ve mülkiyet ilişkisi bulunmamaktadır. Günümüzde, işletmelerin temel faaliyet alanları kapsamında ürettikleri çekirdek ürün, anlaşılması gereken, işletmeler tarafından tüketicilere sunulan mallara yönelik destek hizmetler olarak iki farklı boyutta ele alınan hizmet kavramının, sistematik bir biçimde ve teknik boyutuyla ele alınışı 1700 lü yıllara rastlamaktadır ( Zengin ve Erdal, 2000:47). Ana Britannica da ekonomide, elle tutulur maddi ürünler dışında her türlü yararlı çalışma ve etkinliğin üretildiği sektör olarak tanımlanan kavram, İktisat Terimleri Sözlüğü nde ise, Gereksinimleri karşılama ve üretildiği anda tüketilme özelliklerine sahip her türlü etkinlik olarak ifade edilmektedir (Eleren ve Kılıç,2007:239).Hizmet sektöründe başarı grafiği ancak hizmet kalitesinin ölçülmesi ile ortaya çıkmaktadır. Hizmet kalitesinin ölçümü, işletmelerin müşteri gözüyle değerlendirilmesi ile sağlanmaktadır. Diğer yandan hizmet işletmelerinde kalite ve performans göstergelerinin belirlenmesi ve ölçülmesi zor olmaktadır. Çünkü hizmet kavramının kazandırdığı faydanın nicel ölçütlerle değerlendirilmesi zordur (Eleren ve Kılıç, 2007:237) Personel Eğitimi Hizmet sektöründe dikkat edilmesi gereken konuların başında personel eğitimi gelmektedir. Hizmet alanına göre eğitilmiş personellerin var olması işletmeler için önemli bir açığı kapatmaktadır. Personel eğitimi için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar aşağıda belirtildiği gibidir. İşletmeler mevcut yerel potansiyeli değerlendirerek hem işletmelerine kalifiye eleman kazandırmak, hem de istihdama katkı sağlamaktadır. Bu eğitimi başta şehirde bulunan üniversiteler ve benzeri eğitimleri veren orta öğretim kurumları bunun yanı sıra halk eğitim merkezleri ve çeşitli STK lar üstlenmelidir. Yerel yönetimler ve kamu kurumları bu eğitimlerin her aşamasında aktif rol oynamalıdır. Hizmet sunacak personele; diksiyon, hitabet, iletişim, halkla ilişkiler, öfke yönetimi, stres yönetimi,zaman yönetimi gibi bir çok eğitim verilmelidir. Özellikle yabancı dil problemlerini bütün turizm faktörlerinde çözmek gerekir. Bir turist iletişim noktasında aksaklıklar yaşadığı taktirde tatilinin değerlendirmesi negatif olacaktır.

339 341 Sektörde çalışmayı düşünen kişilere evrensel ölçülerde eğitim programları düzenlenmelidir. Müşterilerin beklentilerini karşılayarak memnun etmenin temel esasları ise aşağıdaki gibidir. Müşterinin ismini öğrenerek ona ismi ile hitap etmek gerekmektedir. Hedef pazara yönelik ürün ve fiyat politikası belirlemek gerekmektedir. Müşteriye sürprizler hazırlamak; ufak hediyeler, eşantiyon eşyalar veya şefin ikramı bir tatlı gibi ufak ekstralar sunulmalıdır. Samimi bir ortam oluşturulmalıdır. Mönü basit ama özel yemekler içermelidir. Her zaman müşterinin olumlu bir izlenimle karşılanıp ayrılması sağlanmalıdır. Müşteriyi bekletmeden servisi zamanında yapmalıdır. Aşağıda müşterilerle iletişim kurarken dikkat edilecek birkaç önemli nokta belirtilmektedir. Müşterilerle düzenli olarak temas kurulmalıdır. Memnun olup olmadıkları sürekli takip edilmelidir. Müşteri şikâyetlerine karşı duyarlı olunmalıdır. Çözüm ortaklarına dikkat edilmelidir. 4. SONUÇ Tüketicilerin beklentilerine bağlı olarak, kalite ve hizmet kavramı topluma, toplumun kültürel gelişimine, beğeni ve alışkanlıklarına göre değişen bir kavramdır. Amaç müşteri beğenilerini ve gereksinimlerini daha iyi yakalamak ve rakiplerinden daha iyi mal ve hizmet üretmektir. Ülkeler, turizm pazarından aldıkları payı artırabilmek için turistlerin beklentilerini karşılayacak alternatif turizm çeşitlerini planlamak ve geliştirmek zorundadırlar. Bu açıdan son dönemde alternatif turizm çeşitleri ülke ekonomileri için oldukça önemli hale gelmiştir. Alternatif turizmin beklentileri karşılayabilmesi için hizmet sektörünün de aynı oranda gelişmesi gerekmektedir. Genel olarak hizmette kaliteyi tanımlamak ve ölçmek zordur. Eğer söz konusu hizmet insanlar arası etkileşimin yoğun olduğu bir hizmetse, hizmet algısı sürekli değişiklik gösterebilmekte, sunulan hizmetin kalitesi ise müşteriden müşteriye, üreticiden üreticiye değişebilmektedir.

340 342 Hizmet işletmelerinde tüketicilerin tatmini büyük önem taşımaktadır. Bunu başaran işletmelerde, karşılaşılan tüketici şikâyetleri azalacak ve böylece tüketici tatmini yükselecektir. Bu yükseliş, potansiyel ve gerçek tüketiciler arasındaki iletişimin artmasına olanak sağlamaktadır. Hizmetlerdeki kalite yönetimi uygulamalarında, hizmetin ana bileşeni insandır. İnsanı gözetmeden, yalnızca ürün ve malzemelerde kalitenin sağlanması ve kalite düzeyinin yükseltilmesi mümkün değildir. Mal üretiminde olduğu gibi, hizmet üretiminde de insan kalitesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle alternatif turizmde istenilen yere gelebilmek için gerekli alt yapının yanında insan faktörünü de göz ardı edemeyiz. Mükemmel binalarımıza ya da işletmelerimize hayat verecek olan çalışan personelimiz olacaktır. Bunun için bizi ve kurumumuzu en iyi şekilde temsil edecek personel ihtiyacımızı karşılamamız gerekmektedir. Gerekli olan eğitim de ilgili bütün kurum ve kuruluşların desteği ile sağlanabilir. Alternatif turizm ve hizmet sektörü aynı ölçüde paralel olarak gelişirse turizmdeki hedefler daha iyi tutturulabilecektir. KAYNAKLAR Demir, C. ve A. Çevirgen (2006). Turizm ve Çevre Yönetimi. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Eleren, A. ve B. Kılıç (2007). Turizm Sektöründe SERVQUAL Analizi ile Hizmet Kalitesinin Ölçülmesi ve bir Termal Otel de Uygulama.Afyon Kocatepe Üniversitesi Dergisi 19(1), Hacıoğlu, N. ve C. Avcıkurt (Ed.) (2008). Turistik Ürün Çeşitlendirmesi. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Kozak, N., M. Kozak ve M. Kozak (2008). Genel Turizm.Ankara: Detay Yayıncılık. Öztürk, Y. ve İ. Yazıcıoğlu (2002). Gelişmekte Olan Ülkeler için Alternatif Turizm Faaliyetleri Üzerine Teorik Bir Çalışma, Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi, 2, Ulusan, Y. ve O. Batman (2010). Alternatif Turizm Çeşitlerinin Konya Turizmine Etkisi Üzerine Bir Araştırma, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 23, Ünlüönen, K., A. Tayfun ve A. Kılıçlar (2007). Turizm Ekonomisi. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım Yıldız, Z. ve G. Kalağan (2008). Alternatif Turizm Kavramı ve Çevresel Etkileri.Yerel Siyaset. 35, Zengin, E. ve A. Erdal (2000). Hizmet Sektöründe Toplam Kalite Yönetimi, Journal of Qafqaz University, 3(1),

341 343 ÖĞRETMEN ADAYLARININ TURİST KAVRAMINA YÖNELİK ALGILARI VE DOĞU KARADENİZ BÖLÜMÜNDE TURİZMİN GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ Yılmaz GEÇİT 1 ve Numan BULUT 2 1 Doç. Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi 2 Arş. Gör., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Özet: Turizm kısaca, boş zamanını geçirmek için ya da rekreasyon amacıyla seyahat eden kimselerin yolculukları ve geçici süreyle konaklamaları sonucu ortaya çıkan olaylar ve ilişkiler bütünüdür şeklindeki tanımlanmaktadır. Bu turizm faaliyetlerine katılan bireylere ise turist denilmektedir. Bu çalışmada Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören öğretmen adaylarından 100 ünün turist kavramına yönelik algıları ve yörede turizmin geliştirilmesi için öncelik verilmesi gereken çalışmalara yönelik görüşleri ele alınmıştır. Böylece ülkelerin ekonomik kalkınmasında oldukça önem taşıyan ve bacasız sanayi olarak nitelendirilen turizm faaliyetlerine katılan turistlerin, öğretmen adaylarının zihinlerindeki algısı metafor tekniği ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Turist gibidir veya benzer. Çünkü.. şeklinde yarı yapılandırılmış bir form oluşturularak öğretmen adaylarına sunulmuştur. Bu formu dolduran 100 öğretmen adayı 67 geçerli metafor oluşturmuştur. Bu metaforların açıklamaları esas alınarak bunlar toplam 4 kategori altında sınıflandırılmıştır. Bu kategoriler sırasıyla ekonomik unsur olarak turist (para, banka, ayaklı dolar, baba, hazine vb.), klasik boyutuyla turist (seyyah, gezgin, coğrafyacı, göçebe vb.), kültürel etkileşim boyutuyla turist (arı, mozaik, köprü vb.) ve reklam boyutuyla turist (kitap, tanıtım aracı) kategorileridir. Öte yandan öğretmen adaylarının %31 i yörede turizmin geliştirilmesi için öncelikli olarak doğa, %24 ü yayla, %11 i dağ, %10 u rafting, %6 sı kış, %5 i ise deniz turizminin geliştirilmesi gerektiğini düşünürken, %13 gibi önemli bir oran ise belgesel ve tanıtıma öncelik verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Özellikle yörenin tanıtılmasının önemine vurgu yapan tespit oldukça dikkat çekicidir. Çünkü son dönemlerde Arap turistlerin yöreye yönelik ilgileri de düşünülerek, daha etkin bir reklam kampanyasının yapılması, yöreyi tanıtıcı videolarla Arap ülkelerinde etkin bir çalışmanın yürütülmesi yörenin kısıtlı olan ekonomik potansiyelini canlandırmaya yönelik önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Öğretmen Adaylarının Görüşleri, Turizm, Turist, Metafor. 1. GİRİŞ İnsanlar kavramları anlatırken bazen o kavramın yerine başka bir kavram kullanabilir. Bundaki amaç kendini karşıdaki kişiye daha iyi anlatmak ve o kişiyle iletişimi daha sağlıklı gerçekleştirmektir. Bu gibi durumlarda kullandığımız tekniğe metafor denir. Metaforlar, bir kişinin bir kavramı ya da olguyu algıladığı biçimde, benzetmeler kullanarak ifade etmesidir (Aydın, 2010:). Metaforlar bireydeki yaratıcılığı geliştirir ve kendilerinin daha iyi ifade etmelerini sağlar. Aslında metaforlar bireylerin zihin yapısını yansıtan en iyi unsurdur ve insanların hayal güçlerini geliştirmesine yardımcı olur (Girmen, 2007). Metafor akademik çalışmalar olarak ülkemizde son zamanlarda ilgi

342 344 duyulan çalışma tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır. Metafor çalışmalarına örnek olarak Özer ve diğerleri (2012) tarafından yapılan çalışmada ortaöğretim öğrencilerinin turizm kavramına yönelik metaforik algıları tespit edilmiştir. Karabük ilinde yapılan çalışmada olgu bilimi deseni kullanılmış ve çalışma sonucunda 5 farklı metafor kategorisi bulunmuştur. Çalışmada klasik turizm anlayışının yanı sıra Karabük ilinin kültürel yerlerini de ön plana çıkaran bulgular da tespit edilmiştir. Şahin (2012) Ortaöğretim Öğrencilerinin İnternet Kavramına İlişkin Algılarının Değerlendirilmesi: Bir Metafor Analizi Çalışması, Öztekin (2007) Fuzûlî ve Şeyh Gâlîb Divanlarında Ney Metaforu, Girmen (2007) İlköğretim Öğrencilerinin Konuşma ve Yazma Sürecinde Metaforlardan Yararlanma Durumları, Özbaş (2012) Sosyal Bilgiler Öğretmeni Olarak, Ben Kimim? Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Mesleki Kimliklerine Yönelik Görüşlerinin Metafor Analizi Yoluyla İncelenmesi, Öztürk (2007) Sosyal Bilgiler, Sınıf ve Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının Coğrafya Kavramına Yönelik Metafor Durumları ile Geçit ve Gencer e ait (2011) Sınıf Öğretmenliği 1. Sınıf Öğrencilerinin Coğrafya Algılarının Metafor Yoluyla Belirlenmesi (Rize Üniversitesi Örneği) örneği gibi çalışmalar metafor kullanılarak yapılan çalışmalardan bazılarıdır. Yapılan çalışmalara bakıldığında turist kavramının bir metafor olarak çalışılmadığı görülmüş ve bu çalışmayla bu konudaki eksiklik giderilmeye çalışılmıştır. Öğretmen adaylarının turist kavramına yönelik algıları ve Doğu Karadeniz bölümünde turizmin geliştirilmesine yönelik görüşleri nelerdir? Problem cümlesi çerçevesinde bir bölgede yaşayan insanların ve özellikle de eğitimcilerin turistlere yönelik bakış açıları turizm faaliyetlerinin seyrini etkileyebileceğinden bu çalışmada güdülen amaç öğretmen adaylarının turist kavramına yönelik algılarını ve turizmin geliştirilmesine yönelik görüşlerini tespit etmek ve bu bağlamda yöre turizmin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Çalışmada yöntem olarak nitel bir araştırma olan olgu bilim deseni kullanılmıştır. Olgu bilim deseni farkında olduğumuz, ancak derinlemesine bir bilgi sahibi olmadığımız olgularla ilgilenmektedir. Olgular deneyimler, algılar, yönelimler, kavramlar ve durumlar gibi çeşitli biçimlerde karşımıza çıkabilmektedir. Bu olgularla günlük yaşantımızda çeşitli biçimde karşılaşabiliriz. Ancak bu tanışıklıkla olguları tam anlamıyla anlayamayız. Bize tümüyle yabancı olmayan, aynı zamanda da tam anlamını kavrayamadığımız olguları araştırmayı amaçlayan çalışmalar için olgu bilim (fenomenoloji) uygun araştırmalarından biridir (Yıldırım ve Şimşek, 2008: 72). Bu araştırmanın evrenini ise, 2012/2013 öğretim yılında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Fakültesinde okuyan 2050 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini bunlar arasından rastgele örneklem seçimi ile seçilen 100 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmen adaylarının turist kavramına yönelik düşüncelerini belirlemek amacıyla turist gibidir, çünkü.. yazılı olan yarı yapılandırılmış formlar verilmiş ve bura-

343 345 da yazılanlar araştırmanın temel veri kaynağını oluşturmuştur. Verilen ikinci forma ise Rize de turizmin gelişmesi için öncelik verilmesi gereken çalışmalar ile ilgili görüşler alınmıştır. Bu görüşler de araştırmanın diğer veri kaynağını oluşturmuştur. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. İçerik analizinde temel amaç, toplanan verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşmaktır. Betimsel analizde özetlenen ve yorumlanan veriler, içerik analizinde daha derin bir işleme tabi tutulur ve betimsel bir yaklaşımla fark edilmeyen kavram ve temalar bu analiz sonucu keşfedilebilir (Yıldırım ve Şimşek, 2008:227). Bu bağlamda ilk önce elde edilen metaforların aynı olanları gruplanmış ve numaralandırılmıştır. Her bir metaforun nedeni tek tek okunarak kategoriler oluşturulmuştur. Ardından metaforlar kendi kategorilerinde değerlendirilmiştir. Diğer formdan elde edilen verilerde içerik analizi yöntemi ile gruplandırılmış daha sonra her gurup ayrı ayrı yorumlanmıştır. 2. BULGULAR VE YORUM Öğretmen adaylarının turist kavramına yönelik algıları ve Doğu Karadeniz bölümünde turizmin geliştirilmesine yönelik görüşlerine ilişkin bulgular aşağıda verilmiştir. Tablo 1. Katılımcıların Cinsiyetlere Göre Frekans Ve Yüzde Dağılımları. Cinsiyet Frekans (f) Yüzde (%) Bayan Bay Toplam

344 346 Tablo 2. Turist Metaforuna Verilen Cevapların Kategorileri Kategoriler Metaforlar Frekans Adet Ekonomik Unsur Olarak Turist para(7), banka(3), ayaklı dolar(3), para kasası(2), altın(2), hammadde(2), muz(1), güneş(1), parasız çalışan işçi(1), yatırımcı(1) cüzdan(1), gelir kaynağı(1), baba(1), ekonomi(1), altın yumurtlayan tavuk(1), tavuk(1), ilkyardım(1), bankamatik(1) kumbara(1), ekmek(1), hazine(1), yaz yağmuru(1), sevgili(1), çığ(1), ateş(1), yağmur(1), doğa (1), meyve (1) Kültürel Etkileşim Boyutuyla Turist arı(4), mozaik(1), köprü(1), renkler(1), buluş(1), ressam(1), sosyal insan(1) farklı millet(1), bukalemun(1), yeniliklere aç(1), çanta(1), öğrenci(1), yaban çiçeği(1) Klasik Boyutuyla Turist seyyah(4), gezgin(3), coğrafyacı(3), karınca(2), göçebe(3), turist Ömer(1), misafir(1), seyahatçi(1), ayakkabı(1), otobüs(2), kuş(3), mucit(1), harita(1), dedikoducu kız(1), kendini bulamamış insan(1), küçük bir çocuk(2), su(1), kelebek(1), göçmen bir kuş(1), teneffüs bekleyen öğrenci(1), uyuşturucu bağımlısı(1), güzellik avcısı(1), güzellik arayan(1), meraklı bir arkeolog (1), dedikoducu kız (1) Reklam Boyutuyla Turist tanıtım aracı(2), kitap(2) 4 2

345 Turist Kavramı İle İlgili Metaforların Oluşturduğu Kategoriler Ekonomik Unsur Olarak Turist Bu kategoride 32 katılımcının ürettiği 20 metafor bulunmaktadır. Bu kategoride turist kavramı ekonomik unsur olarak tanımlanmıştır. Bu kategoride para, banka, ayaklı dolar, para kasası, altın, hammadde, muz, güneş, parasız çalışan işçi, yatırımcı, cüzdan, gelir kaynağı, baba, ekonomi, altın yumurtlayan tavuk, tavuk, ilkyardım, bankamatik, kumbara, ekmek, metaforları geliştirilmiş ve en fazla metafor oluşturulan kategori olarak görülmüştür. Öğrenciler tarafından oluşturulan bazı metafor örnekleri aşağıda verilmiştir. Turist yatırımcı gibidir. Çünkü turistler gezdikleri yerlerde para harcamak zorunda oldukları için bir tür yatırım görevi görmektedirler. Turist para kasasıdır. Çünkü her gittiği yere önemli derecede gelir getirir. Turist gelir kaynağıdır. Çünkü para getirir. Turist ekonomi gibidir. Çünkü ekonomik olarak büyük bir gelir noktası olduğu için turist ekonominin dinamosu görevindedir. Turist tavuğa benzer. Çünkü parası vardır yolunmak için gelir. Turist banka gibidir. Çünkü seyahat eden insanlar gittikleri yerlere az da olsa bir gelir kazandırırlar. Turist para gibidir. Çünkü turistler ilgilerini çeken herhangi bir şeyi alır ekonominin gelişmesine katkı sağlar. Turist yürüyen dolar gibidir. Çünkü geldiği ülke ekonomisine döviz bazında azımsanmayacak miktarda para getiri. Turist hammadde gibidir. Çünkü bacasız sanayinin kaynağı turisttir. Turist kumbara gibidir. Çünkü sürekli para girdisi çıktısı meydana gelir Kültürel Etkileşim Boyutuyla Turist Bu kategoride turist kültürel etkileşim aracı olarak görülmüştür. Ayrıca bu kategoride 15 katılımcının ürettiği 10 metafor bulunmaktadır. Bu kategoride bulunan metaforlar: Arı, tanıtım aracı, kitap, mozaik, köprü, renkler, buluş, ressam, sosyal insan, farklı millet metaforları geliştirilmiş ve bazı örnekleri aşağıda verilmiştir. Turist mozaik gibidir. Çünkü farklı milletlerden çok çeşitli insanlar gelir. Turist köprü gibidir. Çünkü kültürler arası alış verişi sağlar.

346 348 Turist sosyal bir insandır. Çünkü insanlar ile iç içedir. Turist ressam gibidir. Çünkü gördüklerini kendi duygularıyla dışa vurur. Turist arı gibidir. Çünkü her yerden farklı iklimlerden farklı bölgelerden bir arı misali farklı polenlerden yararlanarak bir kültür birikimine sahiptir. Turist renkler gibidir. Çünkü farklı milletleri temsil eder. Turist tanıtım aracı gibidir. Çünkü gezip gören turist kendi ülkesine döndüğünde görüşlerini etrafı ile paylaşarak onları da etkileyecektir Klasik Boyutuyla Turist Bu kategoride turist klasik boyutuyla ele alınmıştır. Bu kategoride bulunan metaforlar: Seyyah, gezgin, turist Ömer, misafir, seyahatçi. Aşağıda öğrencilerin bu kategoride verdikleri metaforlara örnekler verilmiştir. Turist seyahatçi gibidir. Çünkü birçok yeri gezip görür. Turist seyyah gibidir. Çünkü istediği yerleri tanımak gezmek ister. Turist gezgin gibidir. Çünkü turist gittiği yerdeki güzellikleri, gizemi keşfeder. Turist turist Ömer gibidir. Çünkü Turist Ömer gibi gezer. Turist misafir gibidir. Çünkü gelip gider Reklam Boyutuyla Turist Bu kategoride turist reklam aracı olarak görülmüş ve bu bağlamda ele alınmıştır. Bu kategoride bulunan metaforlar: Tanıtım aracı ve kitaptır. Aşağıda öğrencilerin bu kategoride verdikleri metaforlara örnekler verilmiştir. Turist tanıtım aracı gibidir. Çünkü gezip gören turist kendi ülkesine döndüğünde görüşleri etrafı ile paylaşacak ve onlara gezdiği yerleri tanıtacaktır. Turist kitap gibidir. Çünkü gezdikçe, baktıkça hissettikçe öğrenir ve bir kitap gibi çevresine bilgi verir.

347 349 Tablo 3. Turizmin Gelişmesi İçin Öncelik Verilmesi Gereken Turizm Kaynaklarına Yönelik Görüşler Turizm kaynağı Frekans (f) Yüzde (%) Doğa turizmi Yayla turizmi Belgeseller ve tanıtım Dağcılık Rafting Kış turizmi 6 6 Deniz turizmi 5 5 Toplam SONUÇ VE ÖNERİLER Öğretmen adaylarının turist kavramına yönelik algılarını tespit etmek ve Doğu Karadeniz Bölümünde turizmin gelişmesi için öncelik verilmesi gerekenler konusunda görüşlerini belirlemek üzere yapılan bu çalışma sonucunda önemli bazı saptamalar yapılmıştır. Öncelikle öğretmen adaylarının geçerli metaforlarında turistlere yönelik olumsuz bir algının olmayışı önemli görülmektedir. Ayrıca yörede turizmin gelişmesi için doğal değerlerin (yayla, dağcılık, rafting, kış turizmi, vb.) geliştirilmesinin gerekliliğine yönelik inançlar yangın görülmektedir. Ancak öğretmen adaylarından kayda değer bir oranın (%13) yöre turizminin gelişmesi için belgesel ve tanıtıma yani reklam unsuruna dikkat çekmeleri de üzerinde durulması gereken hususlardan biridir. Büyük çoğunluğu yöreden olan öğretmen adaylarının turistlere yönelik olumlu algıları, turizm faaliyetlerini sürdürenlere bir motive kaynağı olmalıdır. Ayrıca Arap turistlerin son yıllarda özellikle Trabzon ve çevresine yönelik ilgileri yöre turizminin geleceği açısında umut vericidir. Bu bağlamda Rize çevresine ait doğal güzelliklerin ve turistik değerlerin başta Arap dünyası olmak üzere dünyanın pek çok yerinde etkin tanıtımının yapılması yöre turizminin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Üstelik öğretmen adaylarının bir kısmının bu yöndeki görüş ve önerileri de dikkat çekici ve oldukça anlamlıdır.

348 350 KAYNAKLAR Aydın, F. (2010). Ortaöğretim Öğrencilerinin Coğrafya Kavramına İlişkin Sahip Oldukları Metaforlar. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri (Educational Sciences: Theory & Practice), Sayı 10(3), s Geçit, Y. ve Gencer, G. (2011) Sınıf Öğretmenliği 1. Sınıf Öğrencilerinin Coğrafya Algılarının Metafor Yoluyla Belirlenmesi (Rize Üniversitesi Örneği), Marmara Coğrafya Dergisi, Sayı: 23, Ocak , s Girmen, P. (2007). İlköğretim Öğrencilerinin Konuşma ve Yazma Sürecinde Metaforlardan Yararlanma Durumları. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü. Özbaş B. (2012) Sosyal Bilgiler Öğretmeni Olarak, Ben Kimim? Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Mesleki Kimliklerine Yönelik Görüşlerinin Metafor Analizi Yoluyla İncelenmesi, Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/2 Spring 2012, p , Ankara / Turkey. Özer, A.,Kara Y., Ünlü, M. (2012) Orta Öğretim Öğrencilerinin Turizm Kavramı İle İlgili Geliştirdikleri Metaforların Analiz Örneği Marmara Coğrafya Dergisi sayı: 25, Ocak , s Öztekin, M. (2007) Fuzûlî ve Şeyh Gâlîb Divanlarında Ney Metaforu,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı. Öztürk,Ç. (2007) Sosyal Bilgiler, Sınıf ve Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının Coğrafya Kavramına Yönelik Metafor Durumları, Ahi Evran Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Anabilim Dalı, Kırşehir / Türkiye. Şahin, Ş. (2012) Ortaöğretim Öğrencilerinin İnternet Kavramına İlişkin Algılarının Değerlendirilmesi: Bir Metafor Analizi Çalışması, Ocak 2013 Cilt:21 No:1 Kastamonu Eğitim Dergisi Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (2008). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık

349 351 ANALİTİK HİYERARŞİ SÜRECİ IŞIĞINDA; DOĞU KARADENİZ TURİZMİ İÇİN EN UYGUN TUTUNDURMA KARMASI ELEMANININ BELİRLENMESİ Zeyni ARTIK Proje Yönetim Uzman, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Özet: Doğu Karadeniz Bölgesi nin sahip olduğu turizm potansiyeli, çeşitliliği ve zenginliği belli başlı plan ve strateji belgelerinde defaatle ortaya konmuştur. Bu potansiyelin daha etkin bir şekilde harekete geçirilebilmesi için tanıtım çalışmalarına ayrı bir paraf açmak gerekmektedir. Bu sebeple, Bölge turizminin tanıtılması için hangi tutundurma karması elemanının daha önemli olduğu belirlenmeli, bu tanıtım faaliyetlerini etkileyen faktörlerin kendi aralarındaki önem derecelerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Sonuç olarak, söz konusu faaliyetleri gerçekleştirmek için AHS metodu önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğu Karadeniz, Turizm, Pazarlama, Tutundurma, Çok Kriterli Karar Verme, Analitik Hiyerarşi Süreci. 1. GİRİŞ Rekabetin had safhada olduğu günümüzde, doğru pazarlama stratejilerinin belirlenerek, bunların hayata geçirilmesi, işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri açısından gayet önemli bir yer tutmaktadır. Birçok sektörde olduğu gibi, turizm sektörü için de, pazarlama çalışmalarının gerçekleştirilmesi, turizm ürününün özellikleri dikkate alınarak, gerekli görülmektedir. Pazarlama karması elemanları içinde ise tutundurmanın turizm açısında ayrı bir yeri vardır. Endüstriyel ürünlerin pazarlanmasından farklı olarak; turizm ürünleri stok edilemez, satılan ürün soyuttur, hitap ettiği kitle sınırlıdır ve ürünün lojistiği değil müşterinin lojistiği mevzu bahistir. Bu sebeplerden ötürü, turizm ürünlerinin tutundurma faaliyetlerinin doğru bir stratejiyle belirlenmesi gerekmektedir. Tutundurma, kendine has bileşenleri olan ve müşteriyle işletme arasında bir köprü görevi gören satış ikna çabalarıdır. Bu çabalar; reklam, halkla ilişkiler, kişisel satış ve satış teşvik bileşenlerinden meydana gelen tutundurma elemanlarıyla gerçekleştirilir. Tutundurma karması elemanlarının hangisinin Doğu Karadeniz turizminin tanıtılması noktasında daha önemli olduğu sorusu bir karar verme problemidir. Çünkü birçok sınırlı alternatifin belirli kriterlere göre seçiminin mevzu bahis olduğu problemlere karar verme problemleri denmektedir. Karar verme, bir sanat olmaktan ziyade bir bilim dalıdır. İnsan beyninin aynı anda birçok kritere göre karşılaştırabileceği alternatiflerin sayısı sınırlıdır. Bu sebepten ötürü,

350 352 karar verme işlemi içgüdüsel bir yaklaşım olmaktan çok bilimsel bir metodun ürünü olmalıdır. Çok kriterli karar verme sistemlerinden, analitik hiyerarşi süreci Dr. L. Saaty tarafından ortaya atılmış ve başarısını birçok kez kanıtlamış bir karar verme metodudur. Bu kapsamda, bu bildirinin içeriğinde anlatılan çalışmanın amacı; Doğu Karadeniz turizminin tanıtılması için gerekli tutundurma çalışmalarının gerçekleştirilmesi aşamasında hangi kriterlerin Doğu Karadeniz turizminden elde edilen gelirleri etkilediği, hangi konularda Bölge turizminin ilgiye, geliştirilmeye ve yatırıma muhtaç olduğu ve hangi tutundurma karması elemanları kullanılarak Bölge nin turizm imajı ve Doğu Karadeniz Turizmi markası oluşturulabileceği ile alakalı bir çıkarım yapılmasına yardımcı olmaktır. 2. AMAÇ Doğu Karadeniz Bölgesi olarak bilinen ve TR90 Düzey 2 Bölgesi nde yer alan 6 ilin (Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Trabzon) turizm varlıklarının daha etkin tanıtımı için AHS kullanılarak en uygun tutundurma karması elemanını belirlemenin yanı sıra Bölge nin tanıtılması noktasında hem tutundurma karması elemanlarının ne derece önem arz ettiği konusunda okuyucuya bir görüş sağlamak hem de Bölge nin turizm değerlerinin tanıtılması doğrultusunda ne tür kriterlerin ne derecede dikkate alınabileceği hususunda bir öneri sunmaktır. 3. KONUNUN ÖNEMİ TR90 Düzey 2 Bölgesi nin turizm imkanları, potansiyeli, gelişme eksenleri, GZFT analizleri, arz-talep durumu vs. gibi nitelikli konular; DOKAP- JICA Bölgesel Kalkınma Planı, DOKA-TR90 Doğu Karadeniz Bölge Planı, Doğu Karadeniz Turizm Master Planı, Doğu Karadeniz Turizm 2023 Stratejisi gibi belgelerde derinlemesine irdelenmiştir. Söz konusu belgelerden DOKAP-JICA Bölgesel Kalkınma Planı nda (2000: 5-17) Doğu Karadeniz turizmi kalkınma stratejisi olarak; Kaynak kalitesinin yükseltilmesi için ürünlerin geliştirilmesi, İşbirliği yoluyla pazarın genişletilmesi, Daha çok tanıtım faaliyetleri gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Ordu ilinde 24 Haziran 2012 tarihinde Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı nın koordinasyonunda gerçekleştirilen Kalkınma Kurulu toplantısı sonuç bildirgesi 24 nolu öneri: Turizm sektöründeki tanıtım ve tutundurma

351 353 eğilimlerinden bir tanesinin de yeni medya araçları olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda Doğu Karadeniz bölgesinin internet ve mobil ortamdaki tanıtımı geliştirilmeli, ilgili projeler desteklenmelidir. ibaresi dikkat çekmekte, Bölge nin kalkınması turizm ile ilişkilendirilmekte, turizmin de güçlenmesi için güncel tanıtım ve tutundurma metotlarının kullanıma geçirilmesi tavsiye edilmektedir. Doğu Karadeniz Turizm 2023 Stratejisi belgesinde, Bölge turizmi için yapılan GZFT analizi sonucunda belirtilen zayıf yönlerden iki tanesi (2012: 24); Bölge nin tanıtımının yeterli düzeyde yapılmaması Medyanın, Bölge nin tanıtımında yeterli düzeyde kullanılmaması vb. maddeler listelenmiş, tanıtımın ve tutundurmanın önemine vurgu yapılmıştır. Doğu Karadeniz Turizm 2023 Stratejisi belgesinde (2012: 45-46); Gerek yerel medya gerekse ulusal medya Bölge tanıtımı açısından oldukça faydalı olabilecekken, tanıtım araçları üzerine yeterli bir yoğunlaşma yoktur. Ayrıca Bölge de iletişim teknolojisinden gereğince faydalanılamamaktadır. denilmektedir. 4. YÖNTEM Çalışmada izlenen yol kısaca; web ağı üzerinden Google Docs hizmeti aracılığıyla, ilgili paydaşlardan (akademisyenler, İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri, turizm acenteleri ve dernekleri, Bölge insanı vs.) anketle veri toplanmış, toplanan veriler Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) adlı çok kriterli karar verme (ÇKKV) mekanizmasını kullanan Expert Choice 11 yazılımı ile analiz edilmiş ve sonuç olarak hangi tutundurma karması eleman(lar)ının Doğu Karadeniz turizmi için ne derece önemli olduğunun yanında Bölge turizminin tanıtılmasında hangi kriterlerin daha çok dikkate alınabileceği ile ilgili bir öneri sunulmuştur. 5. KAVRAMSAL ÇERÇEVE 5.1. Pazarlama Kavramı Pazarlama; çağdaş pazarlama veya alışveriş veya ticaret, tüm işletmecilik fonksiyonlarını devreye sokarak, hedef alınan ya da alışveriş ilişkisi kurulmak istenen kişi ve/veya kitlelerin maddi ve/veya manevi istek ve gereksinmelerini (taleplerini) araştırıp, belirleyip/anlayıp, benimseyip o kişi ve/veya kitleleri rakiplerden daha iyi bir şekilde tatmin ve mutlu edecek ve onlar için önemli ve gerçek değer taşıyan sunular (pazarlama karması veya karmaları)

352 354 hazırlayarak, bu arada hedef almadıklarımızı da gücendirmeyerek, sosyal ve etik değerleri ihmal etmeksizin, karşılığında kendinize de maddi ve/veya manevi tatmin/çıkar (değerler) sağlamaktır (Tek, Özgül, 2008: 3). Armstrong ve Kotler in yaptığı bir tanımda (2003: 63) pazarlama karması, şirketin hedef pazardan istediği yanıtı alabilmek için şirketin birleştirdiği, kontrol edilebilen taktik pazarlama araçları seti olarak tanımlanabilir. Pazarlama karması, firmaların kullandığı pazarlama araçlarını belirlemektedir. Birçok pazarlama karması aracı mevcut olmakla birlikte 4P faktörü en çok tercih edilen sınıflandırmadır. Bu faktörler; ürün (product), fiyat (price), dağıtım (place) ve tutundurmadır (promotion) (Pramataris, Vrechopoulos ve Doukidis, 2000: 2). Bu noktada bütün pazarlama karması elemanlarının pazarlama faaliyetleri çerçevesinde önemli olduğu bilinmekle beraber tutundurmanın; ürün ve hizmetlerin varlığının tanıtımında ve bilinirliliğinin arttırılmasında müşteri ile satıcı arasında bir köprü konumunda olmasından dolayı çalışmada tutundurma ve tutundurma karması elemanlarına odaklanılmıştır Turizm Pazarlaması Turizm pazarlaması 1975 yılında Kanada nın Ottawa kentinde yapılan Dünya Turizm Örgütü toplantısında şu şekilde tanımlanmıştır: Turizm pazarlaması, bir turistik istasyonun ya da turizm işletmesinin en yüksek kazanç elde etme hedefine uygun olarak, turizm ürününün pazarda iyi bir yer almasını sağlamak amacı ile turizm talebinin özelliklerini de dikkate alarak turistik ürün ile ilgili araştırma, tahmin ve seçim yapmayı hedefleyen ve bu konularda alınacak kararlarla ilgili bir yönetim felsefesidir (İçöz, 1996: 21). Turizm pazarlaması, ürün pazarlama anlayışının gelişmesindeki aynı tarihsel aşamaları ve koşulları izleyerek gelişmediği gibi ürün pazarlamasının yıl gerisinde kalmıştır. Diğer bir deyişle, turizm pazarlaması uzun yıllar ihmal edilmiştir (Rızaoğlu, 2004: 15). Buna karşın, seyahat eden kişi sayısı her yıl hızla artmaya başlamıştır. Tatile çıkma oranı Avrupa da toplam nüfusun %60 ını oluşturmaya başlamıştır. Makro düzeyde, ülkeler, mikro düzeyde, turizm işletmecileri, tüketime dayalı turizm olayından belirli bir oranda talep çekmek için turizm pazarlama sistemleri geliştirmişler, özellikle 1970 li yıllardan sonra talebi yönlendirmek için turizm pazar araştırmalarına öncelik vermişlerdir(hacıoğlu, 1997:9) Tutundurma Kavramı Tutundurma, literatürde; bir işletmenin, ürün ya da hizmetinin satışını kolaylaştırmak amacıyla üretici, pazarlamacı ve işletmenin denetimi altında yürütülen, müşteriyi ikna etme amacına yönelik, bilinçli, programlanmış ve eşgüdümlü faaliyetlerden oluşan bir iletişim süreci (Odabaşı ve Oyman,

353 :82) olarak ya da bir ürün veya hizmetin, bir kurumun, bir kişinin veya bir fikrin ilgili kitleye olumlu bir biçimde tanıtılıp benimsetilmesi (Çoroğlu, 2002:157) olarak karşımıza çıkmaktadır Turizmde Tutundurma Turizm endüstrisinde tutundurmanın önemli olmasının birçok nedeni vardır. Bunlar aşağıdaki gibi listelenmiştir (Rızaoğlu, 2004: 270); Turistik ürün talebinin mevsimsel olması tutundurmayı önemli kılar ve tutundurmanın düşük mevsimlerde yapılmasını gerektirir. Turistik ürün talebinin fiyatlara karşı duyarlı ve genel ekonomik koşullara oldukça bağlı olması tutundurmayı önemli kılar. Ürünleri ilk olarak görmeyen ve kullanmayan tüketicileri satın almaya teşvik etmek için tutundurma gereklidir. Turizm endüstrisinde marka bağlılığının çoğunlukla gerçekleşmemesi tutundurmayı gerekli kılar. Turistik ürünlerin birbirleriyle sert rekabeti tutundurmayı gerektirir. Turistik ürünlerin ikamesinin kolay olması tutundurmayı gerektirir. Hizmetlerin tutundurulması için verilen mesajların içeriği, tüketicilere güven verecek biçimde düzenlenmelidir. Bu mesajlar, hizmetten yararlananların gösterdikleri davranışa göre ayarlanmalı ve mevcut müşterileri elde tutmaya, potansiyel müşterileri ise pazar payına dâhil etmeye yönelik olmalıdır(karahan, 2000: 95) Tutundurma Karması Elemanları Reklam Reklam, pazarlama denilince ilk akla gelen ve pazarlamanın en etkili, en çok kullanılan iletişim yollarından biridir. Reklam pazarlamanın talep elde etme ve talep yönetimi ile ilgili diğer fonksiyonların gerçekleştirilmesinin önemli bir aracı olduğu gibi, fiziksel dağıtım fonksiyonun da önemli bir destekleyicisidir. Büyük kitlelere seslenme özelliğinden dolayı kitlesel satış da denilmektedir (Tek, 1999: 723) Halkla İlişkiler Halkla ilişkiler; genel olarak halk diye nitelendirilen hedef kitle olmaksızın değişik kişi ve kuruluşlara işletmenin olumlu şekilde tanıtılmasına, iyi ve güçlü bir işletme imajının oluşmasına ve olumsuz şekilde ortaya çıkan söylenti, olay ve dedikoduların önlenmesine yönelik iletişim çabalarıdır (Arpacı ve diğerleri, 1992:220).

354 356 Turizm tutundurma çabalarında söz konusu olabilecek önemli halkla ilişkiler araçları: basın bildirileri - konferansları, eğitici ve enformasyon turları, sergilere katılım ve diğer organize edilmiş olaylardır (Erol, 2003:129) Kişisel Satış Tutundurma, işletmenin ürettiği mal ve hizmetler ile ilgili bilgilerin mevcut veya potansiyel tüketiciler ile olan ilişkisini sağlamaktadır. Kişisel satış ise; ürün ile potansiyel alıcılar arasındaki iletişimi bir satış elemanı aracılığı ile sağlamaya dayalı tutundurma etkinliğidir (Şafak, 2004: 125). Kişisel satış, turizm işletmeleri için başta gelen bir tutundurma yöntemidir. Çünkü gezi ve turizm bir insan faaliyetidir ve her yönüyle karşılıklı ve yüz yüze iletişime dayanan insan ilişkilerini ve davranışlarını gerektirmektedir. Bu nedenle turizm işletmelerinin başarısı, etkinliği ve verimliliği büyük ölçüde kişisel satışa dayanmaktadır ( Rızaoğlu, 2004:292) Satış Tutundurma Tutundurma faaliyetleri içinde satış tutundurmanın kendine has bir yeri vardır. Satış tutundurma, satışları doğrudan arttırmaya yönelik kısa zaman dilimi içerisinde yürütülen çalışmalardır (Guiltinan ve Gordon, 1994: 483). Potansiyel müşterilere almış olduğu ürünlerle ilgili olarak ilave ürün satmak amacıyla öneride bulunduğundan dolayı öneri satışı olarak da adlandırılmaktadır (Ebster, Wagner ve Valis, 2006: 169) Karar Verme Günümüzde karar verme uzun zamandır inanıldığının aksine bir sanat olmaktan çok bir bilim haline gelmiştir (Saaty, 2001: xii). Bir kararın başarılı sayılabilmesi için, sıklıkla birbirleriyle çatışan değişik aktörleri ve faktörleri bir arada değerlendirerek, tüm bunları tatmin eden sonuçlara ulaşabilmesi ve bu sonuçların geçerliliğini zaman içinde koruması gerekmektedir. Bu nedenle kişilerin değer yargılarını nesnel ve analitik yöntemlerle bir araya getiren yaklaşımlar geliştirilmiştir (Çınar, 2004: 16) Genel bir karar verme süreci aşağıdaki şekilde gösterilen ve sekiz adımdan oluşan bir süreçtir (Baker ve diğerleri, 2001: 2) :

355 357 Şekil 1. Karar Verme Süreci Kaynak: Baker, D., vd, Guidebook to Decision-Making Methods, 2001: Çok Kriterli Karar Verme ÇKKV, alternatifler arasından uygun olanının, karmaşık kriterlerin değerlendirilerek tercih edildiği bir karar sürecidir. Son otuz yıldır bu tür problemlerin modellenmesinde ve çözümünde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir (Watthayu ve Peng, 2004, 1).

356 358 Şekil 2. ÇKKV Yönteminin Sınıflandırılması Kaynak: Arıkan, V., S., Fasoncu Seçimi İçin AHS Modelinin Bir Tekstil İşletmesine Uygulanması, 2008: 24

357 Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) Kavramı AHS, genellikle araştırmacılar ve uygulayıcılar tarafından sıklıkla kullanılan çok kriterli bir karar verme metodudur (Leung ve Cao, 2001: 44). Bu metot karar alma sürecinde sezgisel duyguları da hesaba katarak alternatiflerin belirli bir oran ölçeğinde karşılaştırılmasını sağlar. Bu yaklaşımın gücü sistematik bir yolla objektif ve subjektif faktörleri düzenleyerek karar verme problemlerine yapısal ve basit bir çözüm sağlamasından gelmektedir (Al-Subhi Al- Harbi, 2001: 20). AHS nin temel konusu aslında karmaşık karar verme problemlerini hiyerarşik bir model kurarak ayrıştırmaktadır (Tung ve Tang, 1998: 124). Bu özelliklerinden dolayı, AHS, problemin çözüm aracı olarak seçilmiştir. AHS nin adımları bu safhada anlatılmamış, onun yerine uygulamada örnekler gösterilerek izah edilmiştir. 6. DOĞU KARADENİZ TURİZMİ İÇİN EN UYGUN TUTUNDURMA KARMASI ELEMANININ AHS KULLANILARAK TESPİTİ 6.1. Araştırma İçin Bir Model Önerisi: Hiyerarşik Modelin Tespiti Analitik Hiyerarşi Süreci nin uygulanması noktasında atılacak ilk adım hiyerarşik yapının belirlenmesidir. Bu sebeple literatür araştırması yapılarak benzer konu içeriklerine sahip çalışmalar incelenmiş, bu sayede çalışma için gerekli bir hedef fonksiyonu belirlenmiş, alternatifler, kriterler ve alt kriterler için bir öneri kümesi oluşturulmuştur. Daha sonra kriter ve alt kriter kümesini daraltmak maksadıyla konunun uzmanı turizmciler ve öğretim üyeleriyle yapılan toplantılar sonucunda kriter ve alt kriterlerin nihai listesi belirlenmiştir Hedefin Belirlenmesi Doğu Karadeniz Bölgesi nin var olan turizm potansiyelinin güçlendirilmesi maksadıyla kamu ve özel sektörden Bölge ye birçok yatırım yapılmaktadır. Bu sebeple, söz konusu yatırımların doğru hedef kitleye, etkili bir şekilde ulaştırılmasını sağlayacak en uygun tutundurma karması elemanının ortaya çıkarılması hedef olarak belirlenmiş Alternatiflerin Belirlenmesi En uygun tutundurması karması elemanının belirlenmesi hedefine paralel olarak, tutundurma karması elemanları olan reklam, halkla ilişkiler, kişisel satış ve satış teşvik kavramları, sürecin doğal alternatifleridir.

358 Ana Kriterlerin ve Alt Kriterlerin Belirlenmesi Genel manada turistik değerlerin tanıtılmasıyla ilgili çalışmalarda özel de ise ülkenin öne çıkan turistik destinasyonlarının tanıtımında yukarıda izah edilen tutundurma karması elemanları sıkça kullanılmış ve kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz turizminin tanıtılması amacıyla yapılacak çalışmada en uygun tutundurma karması eleman(lar)ını belirleyebilmek için turizm gelirlerine ve turist sayısına etki eden öğelerin belirlenmesi ve analiz edilmesi şarttır. Dolayısıyla söz konusu alternatifleri turizm boyutuyla değerlendirebilmek için ana kriterler ve alt kriterler belirlenmiştir. Şekil 3. Ana Kriterler ve Alt Kriterler Hiyerarşik Yapı Alternatiflerin, kriter ve alt kriterlerin yukarıdaki gibi belirlenmesini takiben, söz konusu problemin hiyerarşik modeli aşağıdaki gibi gerçekleşmektedir.

359 361 Şekil 4. Doğu Karadeniz Turizmi İçin En Uygun Tutundurma Karması Elemanın Belirlenmesi Probleminin Hiyerarşik Modeli 6.2. Veri Havuzunun Belirlenmesi Doğu Karadeniz turizmi için en uygun tutundurma karması elemanının belirlenmesi çalışmasında veri havuzu; Bölge turizmi konusunda bilgili turizm çalışanları, seyahat acenteleri, turizm ile ilgili STK lar öğretim üyeleri, Bölge TKDK uzmanları, DOKA uzmanları ve İl Kültür Turizm Müdürlükleridir. AHS analizi en az 10 adet katılımcı ile gerçekleştirilmelidir. 52 adet katılımcının yer aldığı bu çalışmada, gözle yapılan taramadan sonra 49 adet katılımcının anketinin geçerli olduğu tespit edilmiştir İkili Karşılaştırma Matrislerin Oluşturulması ve Ağırlıklarının Belirlenmesi Problemin hiyerarşik modelinin ortaya çıkarılması ve veri havuzunun tespitinden sonraki adım; ikili karşılaştırma matrislerinin oluşturulması ve bu ikili karşılaştırmaların ağırlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Veri havuzunun belirlenmesi aşamasında ortaya konan veri kaynaklarından anket yöntemiyle çalışmanın analiz kısmına gerekli olan veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Ankette sorulan sorulara AHS nin temel ölçeğine göre verilen cevaplar; alternatifler, ana kriterler ve alt kriterlerin kendi aralarında ikili karşılaştırma matrislerinin oluşturulması aşamasında kullanılır. Söz konusu ikili karşılaştırma matrisleri, AHS analizinin gerçekleştirilebilmesi için Expert Choice 11 yazılımına birer birer girilmiştir. Bu yazılım sayesinde; girilen verilerin analizinin gerçekleştirilmesinin yanı sıra söz konusu değerlerde değişiklik yapılarak, duyarlılık analizleri gerçekleştirilebilmekte, ayrıca her kademedeki kriter grubu

360 362 ve alternatifler için tutarlılık oranı hesaplanabilmektedir. Karşılaştırmalar, köşegenleri 1 olan karşılaştırma matrisinin üstünde kalan değerler için yapılmakta ve köşegenin altında kalan değerler için de aşağıdaki formül kullanılmaktadır (Yaralıoğlu, 1999: ). aij = 1/a ji Tablo 1. AHS de Kullanılan Temel Ölçek Kaynak: Bovornsethanant, S. ve Wongwises S. (2010), Assessment Of Useful Life Of Lubricants Using Analytical Hierarchy Process (AHP) And Vector Projection Approach (VPA), American J. Of Engineering And Applied Sciences, 3 (2): 471 Yukarıda verilen açıklamalara göre örnek olarak verilen alternatiflerin ikili karşılaştırma matrisi Tablo 2 de bulunabilir.

361 363 Tablo 2. Ana Kriterlerin İkili Karşılaştırma Matrisinin Geometrik Ortalaması Müşteri Özellikleri Turizm Bölgesinin Özellikleri Dağıtım Kanalı (Ulaşım) Kamu-Özel Hizmet Sağlayıcılarının Hizmet Kalitesi Müşteri Özellikleri 1 0, , , Turizm Bölgesinin Özellikleri 2, , , Dağıtım Kanalı (Ulaşım) 1, , , Kamu-Özel Hizmet Sağlayıcılarının Hizmet Kalitesi 3, , , Ana Kriter ve Alt Kriterlerin Göreli Ağırlıklarının Hesaplanması Grup karar verme durumunda karar vericilerin kişisel yargılarının geometrik ortalaması alınarak elde edilen A karar matrisinin her bir sütun değerlerinin ayrı ayrı ilgili sütun toplamlarına bölünmesiyle yeni bir matris (B matrisi) oluşmaktadır. Oluşturulan bu matrisin her bir sütun toplamı 1 e eşittir (Aytaç ve Bayram, 2001, 96). B sütun vektörü, kriterlerin bütün içerisindeki ağırlıklarını belirlemek için oluşturulur (Yaralıoğlu, 2001, 133). bij = a_ij/( _ n i=1 a ij Yukarıda bahsedilen sistematik yaklaşım; bütün kriter, alt kriter ve alternatifler için takip edilerek faktör sayısı kadar yani n kadar B sütun vektörü bulunur. B sütun vektörleri bir matris şeklinde bir araya getirilerek n * n büyüklüğünde C matrisi elde edilir.

362 364 C matrisinden yararlanarak, alternatiflerin birbirlerine göre önem değerlerinin elde edilebilmesi için C matrisini oluşturan satır bileşenlerinin aritmetik ortalaması alınarak Öncelik vektörü ya da Göreli önem vektörü olarak adlandırılan W sütun vektörü elde edilir (Yaralıoğlu, 2001, 133). W sütun vektöründeki göreli önem vektörlerinin toplamı 1 dir. Wj = _ n i=1 C ij /n Çalışmada, gerekli hesapların yapılabilmesi için Expert Choice 11 yazılımının kullanıldığı; bu nedenden dolayı yukarıda izah edilen ve elle yapılan göreli ağırlıkların hesaplanması işlemlerine burada yer verilmeyecektir. Expert Choice 11 yazılımına geometrik ortalamaları alınan katılımcı verilerinin girilmesiyle, söz konusu yazılım kıyaslamaların göreli ağırlıklarını kullanıcıya vermektedir. Şekil 5. Ana Kriterlerin, Alt Kriterlerin ve Alternatiflerin Göreli Ağırlıkları

II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU 3-4 MAYIS 2013. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ ve MALTEPE ÜNİVERSİTESİNİN KATKILARIYLA SEMPOZYUM PROGRAMI

II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU 3-4 MAYIS 2013. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ ve MALTEPE ÜNİVERSİTESİNİN KATKILARIYLA SEMPOZYUM PROGRAMI II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU 3-4 MAYIS 2013 Çay Sektörü, Lojistik Sektörü, Turizm Sektörü RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ ve MALTEPE ÜNİVERSİTESİNİN KATKILARIYLA SEMPOZYUM PROGRAMI Bilim Kurulu Prof.

Detaylı

İRAN ÇAY RAPORU. 8-12 Ocak 2014. Tahran-Lahican-Tebriz İRAN. Rize Ticaret Borsası 2014

İRAN ÇAY RAPORU. 8-12 Ocak 2014. Tahran-Lahican-Tebriz İRAN. Rize Ticaret Borsası 2014 1 İRAN ÇAY RAPORU 8-12 Ocak 2014 Tahran-Lahican-Tebriz İRAN İRAN ÇAY RAPORU Rize Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erdoğan ve Meclis Başkanı Resul Okumuş un da aralarında bulunduğu 7 kişilik

Detaylı

ANKARA KALKINMA AJANSI. www.ankaraka.org.tr

ANKARA KALKINMA AJANSI. www.ankaraka.org.tr ANKARA KALKINMA AJANSI www.ankaraka.org.tr TÜRKİYE'NİN En Genç Kalkınma Ajansı Ankara Kalkınma Ajansı bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak, bölgenin rekabet gücünü artırmak ve gelişimini hızlandırmak

Detaylı

PAZARLAMA DAĞITIM KANALI

PAZARLAMA DAĞITIM KANALI PAZARLAMA DAĞITIM KANALI Yrd. Doç. Dr. Hasan ALKAN Dağıtım kavramı üretilen mal ve hizmetler genellikle üretildikleri yerde zamanda uygun fiyatta ve yeterli miktarda talep edilmemektedir. Mal ve hizmetlerin

Detaylı

TR 61 DÜZEY 2 BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (ANTALYA-ISPARTA-BURDUR)

TR 61 DÜZEY 2 BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (ANTALYA-ISPARTA-BURDUR) TR 61 DÜZEY 2 BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (ANTALYA-ISPARTA-BURDUR) ANTALYA DA TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI SÜS BİTKİLERİ VE TIBBİ AROMATİK BİTKİLER ALT SEKTÖRÜ ÇALIŞMA GRUBU

Detaylı

ABD de politika oluşturmada sanayinin rolü. Çok taraflı ticaret sisteminin faydaları çalıştayı Ankara, Turkiye 24-25 Eylül 2012

ABD de politika oluşturmada sanayinin rolü. Çok taraflı ticaret sisteminin faydaları çalıştayı Ankara, Turkiye 24-25 Eylül 2012 ABD de politika oluşturmada sanayinin rolü Çok taraflı ticaret sisteminin faydaları çalıştayı Ankara, Turkiye 24-25 Eylül 2012 Sunum içeriği ABD Tahıl konseyi Rolü ve fonksiyonları Açık, serbest ticaret

Detaylı

TARSUS TİCARET BORSASI

TARSUS TİCARET BORSASI TARSUS TİCARET BORSASI Ülkemizde yetiştirilen tarımsal ürünlerden, tarımsal üretimin bir kısmı doğrudan tüketilirken, bir kısmı sanayide hammadde olarak işlenerek değişik gıdalara dönüştürülmektedir. Tarımsal

Detaylı

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısı, İstanbul 12 Eylül 2008 Çalışma Grubu Amacı Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele M Çalışma Grubu nun amacı; Türkiye

Detaylı

TÜRKİYE SÜT SEKTÖRÜNDE YENİ BİR MODEL

TÜRKİYE SÜT SEKTÖRÜNDE YENİ BİR MODEL TÜRKİYE SÜT SEKTÖRÜNDE YENİ BİR MODEL Dr. Nurullah ÖZCAN Ziraat Yük.Mühendisi Tarım Ekonomisti SÜT T SEKTÖRÜNDE MEVCUT DURUM Piyasada çok sayıdaki üretici, az sayıdaki alıcı var. Dolayısıyla yla alıcılar

Detaylı

ULUSLARARASI PAZARLAMADA DAĞITIM VE LOJİSTİK

ULUSLARARASI PAZARLAMADA DAĞITIM VE LOJİSTİK ULUSLARARASI PAZARLAMADA DAĞITIM VE LOJİSTİK Uluslararası Pazarlamada dağıtım alt karması birbiriyle ilişkili iki kısımda ele alınır 1- Dağıtım kanalları seçimi 2- Fiziksel dağıtım (lojistik) ULUSLARARASI

Detaylı

HAYRABOLU TİCARET BORSASI 2014 YILI FAALİYET RAPORU

HAYRABOLU TİCARET BORSASI 2014 YILI FAALİYET RAPORU HAYRABOLU TİCARET BORSASI 2014 YILI FAALİYET RAPORU Türkiye Muharip Gaziler Derneği Hayrabolu Temsilci Ali Güz Borsamızca Derneklerine yapılan yardımlardan dolayı Borsamız Yönetim Kurulu Başkanı Süreyya

Detaylı

www.geka.org.tr BÖLGESEL YENİLİK ve KALKINMA AJANSI DESTEKLERİ

www.geka.org.tr BÖLGESEL YENİLİK ve KALKINMA AJANSI DESTEKLERİ www.geka.org.tr BÖLGESEL YENİLİK ve KALKINMA AJANSI DESTEKLERİ Öncelikler ve İhtisaslaşma Organizasyon ve Eşgüdüm Yaşam Kalitesinin Artırılması Sürdürülebilir Kalkınma Bilgi Toplumuna Dönüşüm Rekabet Gücünün

Detaylı

Stratejik Plan 2015-2019

Stratejik Plan 2015-2019 Stratejik Plan 2015-2019 Bu Stratejik Plan önümüzdeki beş yıl Bezmiâlem in gelmesini umut ettiğimiz yeri ve buraya nasıl geleceğimizi anlatan bir Vizyon Belgesidir. 01.01.2015 Rektör Sunuşu Sevgili Bezmiâlem

Detaylı

Nisan TÜRK ÇAY SEKTÖRÜ GÜNCEL DURUM RAPORU. Rize Ticaret Borsası Rize

Nisan TÜRK ÇAY SEKTÖRÜ GÜNCEL DURUM RAPORU. Rize Ticaret Borsası Rize Nisan 2015 TÜRK ÇAY SEKTÖRÜ GÜNCEL DURUM RAPORU Rize Ticaret Borsası Rize Türk Çay Sektörü Türkiye de çay tarımı Doğu Karadeniz Bölgesi nde Gürcistan sınırından başlayarak Ordu nun Fatsa ilçesine kadar

Detaylı

Orta Karadeniz Bölgesel İnovasyon Stratejisi 2013-2023

Orta Karadeniz Bölgesel İnovasyon Stratejisi 2013-2023 Orta Karadeniz Bölgesel İnovasyon Stratejisi 2013-2023 İÇERİK Amaç, Vizyon Hazırlık Süreci İnovasyona Dayalı Mevcut Durum Stratejiler Kümelenme ile ilgili faaliyetler Sorular (Varsa) İNOVASYON & KÜMELENME

Detaylı

TARAMA BÖLÜM 11 TARIM VE KIRSAL KALKINMA GÜNDEM MADDESİ

TARAMA BÖLÜM 11 TARIM VE KIRSAL KALKINMA GÜNDEM MADDESİ ÇELTİK 23-26 Ocak 2006 Türkiye Cumhuriyeti 1 İÇİNDEKİLER I. ÇELTİK ÜRETİM İSTATİSTİKLERİ II. ÇELTİK TÜKETİM İSTATİSTİKLERİ III. ÇELTİK DIŞ TİCARETİ IV. ÇELTİK PİYASA AKTÖRLERİ V. AB MEVZUATIYLA MUKAYESE

Detaylı

AKHİSAR TİCARET BORSASI

AKHİSAR TİCARET BORSASI 2015 YILI İŞ PLANI STRATEJİK AMAÇ 1: HEDEF 1.1 HEDEF 1.2 HEDEF 1.3 HEDEF 1.4 Üyeler ile iletişim verimliliğini arttırmak Üyelerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak Üyelere danışmanlık hizmeti sunmak Lobi

Detaylı

Prof. Dr. Nuray Mücellâ Müftüoğlu ÇOMÜ, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Çanakkale. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Rize

Prof. Dr. Nuray Mücellâ Müftüoğlu ÇOMÜ, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Çanakkale. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Rize Prof. Dr. Nuray Mücellâ Müftüoğlu ÇOMÜ, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Çanakkale Ekrem Yüce Dr. Turgay Turna Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Rize Ali Kabaoğlu Safiye Pınar Özer Gökhan Tanyel ÇAYKUR Atatürk

Detaylı

Trakya Kalkınma Ajansı. www.trakyaka.org.tr. İhracat Planı Hazırlanması Süreci

Trakya Kalkınma Ajansı. www.trakyaka.org.tr. İhracat Planı Hazırlanması Süreci Trakya Kalkınma Ajansı www.trakyaka.org.tr İhracat Planı Hazırlanması Süreci 2013 İHRACAT PLANI HAZIRLANMASI SÜRECİ İhracat Planı Neden Hazırlanır? İhracattan ne beklendiğinin belirlenmesi, İhracat amaçlarına

Detaylı

08 Kasım 2012. Ankara

08 Kasım 2012. Ankara 08 Kasım 2012 Ankara KOBİ ler ve KOSGEB Türkiye de KOBİ tanımı KOBİ tanımı 250 den az çalışan istihdam eden, Yıllık bilanço veya net satış hasılatı 25 milyon TL yi geçmeyen işletmeler Ölçek Çalışan Sayısı

Detaylı

Bir işletmenin temel hedefi nedir?

Bir işletmenin temel hedefi nedir? Bir işletmenin temel hedefi nedir? Para Kazanmak Para kazanma mekanizmasını koruma altına almak ve geliştirmek Sürdürülebilir şekilde büyümek İş Hayatının Temel Denklemi Müşteri Değeri = Faydalar Fiyat

Detaylı

DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ NÜN KURULMASI HAKKINDA YASA

DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ NÜN KURULMASI HAKKINDA YASA DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ NÜN KURULMASI HAKKINDA YASA Sayı 33/1976 (42/1982, 47/1983, 21/1994 ve 59/1995 Sayılı Yasalarla Değiştirilmiş Şekliyle ) DPÖ YASASI İÇ DÜZENİ Madde 1. Kısa İsim BİRİNCİ KISIM DEVLET

Detaylı

TOBB GGK nın Onursal Başkanı Sayın M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve Başkanı Sayın Ali Sabancı dır.

TOBB GGK nın Onursal Başkanı Sayın M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve Başkanı Sayın Ali Sabancı dır. TOBB GGK, TOBB bünyesinde teşekkül ettirilen ve TOBB Yönetim Kurulu nun alacağı kararlara ışık tutan, genç girişimcilik konusunda genel politikalar geliştiren ve görüş oluşturulmasına katkıda bulunan istişari

Detaylı

TÜRKİYE ÇEVRE POLİTİKASINA ÖNEMLİ BİR DESTEK: AVRUPA BİRLİĞİ DESTEKLİ PROJELER

TÜRKİYE ÇEVRE POLİTİKASINA ÖNEMLİ BİR DESTEK: AVRUPA BİRLİĞİ DESTEKLİ PROJELER Technical Assistance for Implementation Capacity for the Environmental Noise Directive () Çevresel Gürültü Direktifi nin Uygulama Kapasitesi için Teknik Yardım Projesi Technical Assistance for Implementation

Detaylı

BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA)

BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA) BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA) SERBEST BÖLGE TEŞVİKLERİ Metin TATLI Şubat 2015 SUNUM PLANI I. SERBEST BÖLGENİN TANIMI VE AMACI II. ANTALYA SERBEST BÖLGE III. SERBEST BÖLGELERİMİZİN SUNDUĞU AVANTAJLAR

Detaylı

ÇALIŞMA RAPORU KONU: TURİZM YÖNETİMİ PROGRAM: TURİZM YÖNETİMİ VE PLANLAMA TÜRÜ/SÜRESİ: LİSANSÜSTÜ DİPLOMA, 04/10/2010 01/10/2011

ÇALIŞMA RAPORU KONU: TURİZM YÖNETİMİ PROGRAM: TURİZM YÖNETİMİ VE PLANLAMA TÜRÜ/SÜRESİ: LİSANSÜSTÜ DİPLOMA, 04/10/2010 01/10/2011 ÇALIŞMA RAPORU KONU: TURİZM YÖNETİMİ PROGRAM: TURİZM YÖNETİMİ VE PLANLAMA TÜRÜ/SÜRESİ: LİSANSÜSTÜ DİPLOMA, 04/10/2010 01/10/2011 HAZIRLAYAN: MURAT KOÇAK Müfettiş KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Teftiş Kurulu

Detaylı

2. Gün: Finlandiya Maliye Bakanlığı ve Birimleri

2. Gün: Finlandiya Maliye Bakanlığı ve Birimleri 2. Gün: Finlandiya Maliye Bakanlığı ve Birimleri Virpi Einola-Pekkinen 11.1.2011 1 2 Maliye Bakanlığının Yönetim Birimleri Limited Şirketler Kurumlar Ticari işletmeler ve fonlar HANSEL LTD SATIN ALMA KURUMU

Detaylı

MARDİN YDO 2011 YILI 6 AYLIK FAALİYET BRİFİNGİ

MARDİN YDO 2011 YILI 6 AYLIK FAALİYET BRİFİNGİ MARDİN YDO 2011 YILI 6 AYLIK FAALİYET BRİFİNGİ KURULUŞ 2 Temmuz 2010 tarihinde Devlet Bakanı Sayın Cevdet YILMAZ ve Mardin Valisi Sayın Hasan DURUER tarafından resmi açılışı gerçekleştirilmiştir. Mardin

Detaylı

Avrupa Birliğine Uyum Danışma ve Yönlendirme Kurulu Toplantısı

Avrupa Birliğine Uyum Danışma ve Yönlendirme Kurulu Toplantısı Avrupa Birliğine Uyum Danışma ve Yönlendirme Kurulu Toplantısı Sakarya Ticaret Borsası Sakarya da Tarım ve Hayvancılık Sektör Analizi ve Öneriler Raporu Projesi 1. Proje fikrini oluşturan sorunları nasıl

Detaylı

T.C. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Mehmet TEZYETİŞ OSTİM Hizmet Merkezi Müdürü

T.C. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Mehmet TEZYETİŞ OSTİM Hizmet Merkezi Müdürü KOSGEB T.C. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Mehmet TEZYETİŞ OSTİM Hizmet Merkezi Müdürü KOSGEB VE KURULUŞ AMACI KOSGEB, 1990 yılında 3624 sayılı Kanun ile

Detaylı

A.Kemal SARUHAN Selda ÖZCAN Ediz DELİHASANLAR

A.Kemal SARUHAN Selda ÖZCAN Ediz DELİHASANLAR A.Kemal SARUHAN Selda ÖZCAN Ediz DELİHASANLAR girişimci kimdir? girişimcilik örnekleri iş fikri ve özellikleri sermaye kaynakları Girişimci, bir ihtiyacı teşhis ederek, iş fikrine dönüştüren ve gerekli

Detaylı

T.C. KIRIKKALE VALİLİĞİ İL GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ ARALIK 2013 KIRSAL KALKINMA YATIRIMLARININ DESTEKLENMESİ PROGRAMI

T.C. KIRIKKALE VALİLİĞİ İL GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ ARALIK 2013 KIRSAL KALKINMA YATIRIMLARININ DESTEKLENMESİ PROGRAMI T.C. KIRIKKALE VALİLİĞİ İL GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ ARALIK 2013 KIRSAL KALKINMA YATIRIMLARININ DESTEKLENMESİ PROGRAMI RECEP KIRBAŞ İL GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRÜ Kırsal Kalkınma Yatırımlarının

Detaylı

DEVLET MALZEME OFİSİ TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMA VE ÖDÜL YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

DEVLET MALZEME OFİSİ TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMA VE ÖDÜL YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar DEVLET MALZEME OFİSİ TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMA VE ÖDÜL YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç Madde l - Bu Yönergenin amacı, Devlet Malzeme Ofisi Merkez, Taşra Teşkilâtı ve

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

KALKINMA AJANSLARI ve

KALKINMA AJANSLARI ve KALKINMA AJANSLARI ve 13 MART 2012 ANKARA Mustafa Zati Uzman Sunum Planı Neden Kalkınma Ajansları Dünya da Kalkınma Ajansları Türkiye de Kalkınma Ajansları Ankara Kalkınma Ajansı Kalkınma Ajansları Destekleri

Detaylı

Proje Faaliyetleri ve Beklenen Çıktılar

Proje Faaliyetleri ve Beklenen Çıktılar UNIDO EKO-VERİMLİLİK (TEMİZ ÜRETİM) PROGRAMI BİLGİLENDİRME TOPLANTISI Proje Faaliyetleri ve Beklenen Çıktılar Ferda Ulutaş, Emrah Alkaya Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı Ankara, 20 Mayıs 2009 KAPSAM

Detaylı

TR 61 DÜZEY 2 BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (ANTALYA-ISPARTA-BURDUR)

TR 61 DÜZEY 2 BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (ANTALYA-ISPARTA-BURDUR) TR 61 DÜZEY 2 BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (ANTALYA-ISPARTA-BURDUR) ANTALYA DA TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI GIDA ALT SEKTÖRÜ ÇALIŞMA GRUBU RAPORU 6 Eylül 2010, Antalya 1 ANTALYA

Detaylı

ÇARŞAMBA TİCARET BORSASI 2015 YILI YILLIK İŞ PLANI

ÇARŞAMBA TİCARET BORSASI 2015 YILI YILLIK İŞ PLANI KONU Tahmini Maliyet (TL) Başlama Tarihi Bitiş Tarihi Sorumlu Kişi İşbirliği Yapılacak Kurumlar ve Kişiler Performans 1.1.1.1 2013 yılında istihdam edilmesi planlanan basın ve halkla ilişkiler personelinin

Detaylı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü Temel Bulgular. Mevzuat, Arge ve Inovasyon

Gıda Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü Temel Bulgular. Mevzuat, Arge ve Inovasyon Gıda Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü Temel Bulgular Mevzuat, Arge ve Inovasyon ekonomiye Umut Sofradan Can Topraktan gelir. NÜFUS %25 İSTİHDAM %20 KIRSAL KALKINMA BÜYÜKLÜK / ÖLÇEK EKONOMİSİ VERİMLİLİK

Detaylı

2013/101 (Y) BTYK nın 25. Toplantısı. Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin İzlenmesi [2013/101] KARAR

2013/101 (Y) BTYK nın 25. Toplantısı. Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin İzlenmesi [2013/101] KARAR 2013/101 (Y) Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin İzlenmesi [2013/101] BTYK nın 2009/102 no.lu kararı kapsamında hazırlanan ve 25. toplantısında onaylanan Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin koordinasyonunun

Detaylı

KOSGEB DESTEKLERİ (2010/YENİ DESTEKLER)

KOSGEB DESTEKLERİ (2010/YENİ DESTEKLER) KOSGEB DESTEKLERİ (2010/YENİ DESTEKLER) 1.KOBİ PROJE DESTEK PROGRAMI İşletmelere özgü sorunların işletmeler tarafından projelendirildiği ve projelendirilen maliyetlerin desteklenebildiği bir programa ihtiyaç

Detaylı

KIRSAL KALKINMA PROGRAMI YÖNETİM OTORİTESİNİN GÖREVLERİ VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK

KIRSAL KALKINMA PROGRAMI YÖNETİM OTORİTESİNİN GÖREVLERİ VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK Resmi Gazete Tarihi: 22.06.2012 Resmi Gazete Sayısı: 28331 KIRSAL KALKINMA PROGRAMI YÖNETİM OTORİTESİNİN GÖREVLERİ VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Detaylı

GÜNEY EGE BÖLGE PLANI 2010-2013

GÜNEY EGE BÖLGE PLANI 2010-2013 GÜNEY EGE BÖLGE PLANI 2010-2013 SUNUM AKIŞI Bölge Planı Hazırlık Süreci Paydaş Analizi Atölye Çalışmalarının Gerçekleştirilmesi Mevcut Durum Analizi Yerleşim Yapısı ve Yerleşmeler Arası İlişki Analizi

Detaylı

TANITIM SUNUMU. Doç. Dr. Güven KIYMAZ

TANITIM SUNUMU. Doç. Dr. Güven KIYMAZ TANITIM SUNUMU Doç. Dr. Güven KIYMAZ PROGRAMIN AMACI: Programın genel hedefi; yüksek katma değer üreten, bilgiye dayalı ekonomik faaliyetlere ve hizmetlere odaklanarak bölgenin küresel rekabet edebilirlik

Detaylı

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME ENSTİTÜSÜ BAŞKANLIĞI GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI HAKKINDA YÖNETMELİK

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME ENSTİTÜSÜ BAŞKANLIĞI GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI HAKKINDA YÖNETMELİK İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME ENSTİTÜSÜ BAŞKANLIĞI GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve kapsam MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin

Detaylı

AB ve Türkiye Sivil Toplum Diyaloğu - IV Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Hibe Programı

AB ve Türkiye Sivil Toplum Diyaloğu - IV Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Hibe Programı AB ve Türkiye Diyaloğu - IV Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Avrupa Birliği Bakanlığı, Katılım Öncesi AB Mali Yardımı kapsamında finanse edilen diyalog sürecini desteklemeye devam etmektedir. Diyaloğu-IV

Detaylı

ÇAY SEKTÖRÜ RAPORU 2014

ÇAY SEKTÖRÜ RAPORU 2014 ÇAY SEKTÖRÜ RAPORU 2014 Doğu Karadeniz Bölgesinde Ordu dan Artvin in Sarp Sınır Kapısı na kadar olan alanda deniz seviyesinden yaklaşık 600-700 metre yükseklikte 765 bin dekar alanda yaklaşık 200 bin aile

Detaylı

KÜÇÜK İŞLETMELERDE PAZARLAMA İŞLEVİ VE YENİ PAZARLAMA YÖNTEMLERİ. Öğr. Gör. Aynur Arslan BURŞUK

KÜÇÜK İŞLETMELERDE PAZARLAMA İŞLEVİ VE YENİ PAZARLAMA YÖNTEMLERİ. Öğr. Gör. Aynur Arslan BURŞUK KÜÇÜK İŞLETMELERDE PAZARLAMA İŞLEVİ VE YENİ PAZARLAMA YÖNTEMLERİ Öğr. Gör. Aynur Arslan BURŞUK Küçük İşletmelerde Pazarlama İşlevi Pazarlama sadece bir satış eylemi değildir. Üretimden önce yapılan Pazar

Detaylı

TÜBİTAK 1000 Mersin Üniversitesi Araştırma Proje Potansiyelinin Geliştirilmesi ve Sürdürülebilirliği. 11 Aralık 2014

TÜBİTAK 1000 Mersin Üniversitesi Araştırma Proje Potansiyelinin Geliştirilmesi ve Sürdürülebilirliği. 11 Aralık 2014 TÜBİTAK 1000 Mersin Üniversitesi Araştırma Proje Potansiyelinin Geliştirilmesi ve Sürdürülebilirliği 11 Aralık 2014 TÜBİTAK 1000 Üniversitelerin ARDEB (Araştırma Destek Programları Başkanlığı) Tarafından

Detaylı

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI!

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! Birleşmiş Milletler Genel Kurulu; kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya, özellikle yoksulluğun azaltılmasına, istihdam yaratılmasına ve sosyal bütünleşmeye olan

Detaylı

Resmî Gazete Sayı : 29361

Resmî Gazete Sayı : 29361 20 Mayıs 2015 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 29361 TEBLİĞ Orman ve Su İşleri Bakanlığından: HAVZA YÖNETİM HEYETLERİNİN TEŞEKKÜLÜ, GÖREVLERİ, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA TEBLİĞ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam,

Detaylı

T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ KARADENİZ STRATEJİK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ KARADENİZ STRATEJİK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ KARADENİZ STRATEJİK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ Amaç BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Recep Tayyip

Detaylı

TÜRKİYE İLAÇ SEKTÖRÜ ANALİZİ

TÜRKİYE İLAÇ SEKTÖRÜ ANALİZİ TÜRKİYE İLAÇ SEKTÖRÜ ANALİZİ Yazar Mehmet ATASEVER Y A Y I N L A R I Mayıs 2015, Ankara 1. Baskı Ön Söz "Türkiye İlaç Sektörü Analizi kitabında, Türkiye ilaç sektörünün, sektörü etkileyen gelişmelerin

Detaylı

RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ VE MALTEPE ÜNİVERSİTESİ NİN ORTAKLAŞA DÜZENLEDİĞİ II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU SONUÇ RAPORU 2-3 MAYIS 2013

RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ VE MALTEPE ÜNİVERSİTESİ NİN ORTAKLAŞA DÜZENLEDİĞİ II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU SONUÇ RAPORU 2-3 MAYIS 2013 RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ VE MALTEPE ÜNİVERSİTESİ NİN ORTAKLAŞA DÜZENLEDİĞİ II. RİZE KALKINMA SEMPOZYUMU SONUÇ RAPORU 2-3 MAYIS 2013 Bu sene ikincisi düzenlenen Rize Kalkınma Sempozyumu Recep Tayyip

Detaylı

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ (TUAM) YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM AMAÇ, KAPSAM VE DAYANAK

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ (TUAM) YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM AMAÇ, KAPSAM VE DAYANAK ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ (TUAM) YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM AMAÇ, KAPSAM VE DAYANAK Amaç Madde 1: Bu yönergenin amacı, Uludağ Üniversitesi bünyesinde kurulmuş bulunan Tarımsal

Detaylı

AB Destekli Bölgesel Kalkınma Programları

AB Destekli Bölgesel Kalkınma Programları T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüğü AB Destekli Bölgesel Kalkınma Programları Aralık 2004 AB Bölgesel Programları Dairesi Başka