KIBRIS ; JOHNSON UN İNÖNÜ YE MEKTUBU VE TRUMP IN TWİTLERİ

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "KIBRIS ; JOHNSON UN İNÖNÜ YE MEKTUBU VE TRUMP IN TWİTLERİ"

Transkript

1 KIBRIS ; JOHNSON UN İNÖNÜ YE MEKTUBU VE TRUMP IN TWİTLERİ Posted on July 20, 2019 by Nacikaptan KIBRIS ; JOHNSON UN İNÖNÜ YE MEKTUBU VE TRUMP IN TWİTLERİ KIBRIS ÇIKARTMASININ 45. YILINDA KIBRIS ŞEHİTLERİNE RAHMET DİLERİM. KIBRIS GAZİLERİMİZİ ŞÜKRANLA, SAYGIYLA SELAMLARIM. KIBRIS ÇIKARTMASININ MİMARLARI ECEVİT VE ERBAKAN I VE KIBRIS IN BAĞIMSIZLIĞI İÇİN DÜNYA POLİTİKA ALANINDA SAVAŞ VERMİŞ DEĞERLİ RAUF DENKTAŞ I SAYGIYLA ANARIM. Naci Kaptan / KIBRIS HARBİNDE SİYASETÇİLERİN TUTUMU VE DONANMANIN SAVAŞ KABİLİYETİ BÖLÜM I

2 Kıbrıs Harekatı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin emperyalist güçlü devletlerin muhalefetine karşı, gücünü ve rüştünü ispat ettiği onurlu ve yapılması gereken, gücünü uluslararası antlaşmadan alan çok başarılı bir çıkartma harekatıdır. Yunan ve Rum ordularıyla yapılan bir savaştır. Kıbrıs çıkartması zor şartlar altında ve malzeme eksikli bir dönemde yapılmıştır. TSK nın yapmış olduğu çok başarılı ve amacına erişen ve bir adaya yapılmış olan ilk çıkartma operasyonudur. Cumhuriyetimizin yakın tarihindeki unutulmaz olaylardan birisidir. Türk milletini eşi benzeri olmayan bir biçimde kenetleyen, başarılı bir zaferdir. Buradaki amacımız da, ardından 45 yıl geçmiş olan bu zaferi yeniden anmak ve o gün yaşananları hatırlayabilmektir. Kıbrıs çıkartmasının başarısını ve Ecevit-Erbakan hükümetin dış baskılara rağmen kararlı ve milli duruşunu daha iyi anlamak için günümüzde olan iki gayrimilli olayı anımsatmak isterim; 1. Yunanistan Ege de 18 adamızı ve birçok kayalığımızı fiilen işgal etmiş ve asker yığarak silahlandırmıştır. AKP iktidarı ve Gen.Kur.Başkanlığı bu konuda sessiz kalarak işgale onay vermişlerdir yılında Suriye sınırından 37 kilometre uzaklıktaki Münbiç ilçesinin Karakozak köyünde bulunan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu nun bulunduğu toprağın Türkiye ye ait olmasına rağmen AKP hükümeti tarafından,süleyman Şah Türbesinin ve karakolun terk edilerek Türkiye ye taşınması ve toprağımızın düşmana terk edilmesi olayı senelerde TSK nın özellikle deniz gücü kısıtlı idi. Donanmanın vurucu gücü olan savaş gemileri ABD nin ve İngiltere nin II. Dünya savaşında kullandıkları muhripler ve denizaltı gemileriydi. Hatta 1970 li yıllara kadar muhriplerin ve denizaltıların belli aralarla yapılması gereken havuzlanma, tekne, şaft, pervane ve makina bakım/onarım işleri için ABD ye gönderilmeleri ve bu işlerin Amerika da yapılması gerekiyordu. ABD İSTİHBARAT KURUMU JUSMATT Türkiye Kıbrıs harekatını Amerikan istihbarat ve yardım denetleme kurulu olan JUSMATT a rağmen başarıyla yapmıştır. Bu nedenle bu kurumu mercek altına almak yararlıdır. Türkiye 1952 yılında NATO ya girdi. Bir yıl sonra Seferberlik Tetkik Kurulu kuruldu. Finansmanı, teçhizatı ABD den geldi. Binası Amerikan Askeri Yardım Heyeti (JUSMATT) ın içindeydi. Gladyo ( Seferberlik Tetkik Kurulu)ABD nin sözde askeri yardım heyeti adıyla bir istihbarat CIA kuruluşu olan JUSMATT ile yanyana çalışıyorlardı. ABD nin bu kuruluşu birçok yerde Türk askeri birliklerinin içinde kendilerine yer bulmuştu.donanmada ise Gölcük te askeri tesislerin içinde ofisi vardı. Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK), 1992 de kurulmuş yeni bir kurum değildir. Bu kurumun ilk ismi Seferberlik Tetkik Kurulu dur. Seferberlik Tetkik Kurulu, 1948 yılının başlarında Kontrgerilla eğitimi için ABD ye gönderilen 16 subay tarafından kurulmuştur. ABD de eğitimlerini tamamlayan bu subayların bir kısmı Kore Savaşı nda (25 Haziran

3 Temmuz 1953), bir kısmı da ülke içinde kontrgerilla eğitimi verilmek üzere görevlendirilmiştir. ABD o yıllarda, NATO üyesi ülkelerde ve NATO üyesi olmayan Avusturya, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde görünüşte Sovyetler Birliği ne karşı, NATO dışında farklı illegal bir örgütlenme faaliyetlerine girişmişti. Bu faaliyetlerin sonucunda her ülkede değişik isimle anılan ve bugün dünyanın başına bela kesilen yaygın olarak bilinen ismiyle- Gladyo örgütünü kurdurmuştur. Türkiye de de bu örgüt, Kore Savaşı nda denenmiş subayların arasında bulunan Tümgeneral Daniş Karabelen tarafından CIA nin paravan kuruluşu JUSMATT (Joint United States Military for Aid to Turkey) ın da yardımıyla, 27 Eylül 1952 de kurulmuştur. Özetle Marshall ile başlayan bağımlılıkla Amerika damarlarımızdan sızmış, birçok bilgi henüz Ankara ya gitmeden öğreniyorlardı. Türkiye de uzun yıllardır sivil görünümlü bir örgüt olarak faaliyet gösteren ve Türkiye nin yakın tarihindeki karanlık ilişkilerinde izlerine rastlanan JUSMATT, aslında CIA nin geri kalmış ülkelerdeki paravan kuruluşudur. Bu kurum yani (STK), JUSMATT la ABD tarafından Türkiye ye uygulanan ambargo tarihi olan 1975 yılına kadar aynı binada yıllar boyu birlikte faaliyet göstermiştir. ABD ve yerli işbirlikçilerinin menfaatlerini korumak için CIA nin kontrolünde paravan bir kurum olan bu kuruluş, aynı zamanda, ABD nin Türkiye ye yaptığı askeri yardımı de koordine eden askeri kurulun adıdır. BAĞIMSIZLIK DERSİ ABD ye bağımlı dış politikamıza ilişkin en somut örneklerden biri, hiç kuşkusuz, 5 Haziran 1964 tarihli Johnson Mektubu dur. Bugün bu tarihin yıldönümü olması nedeniyle, bu mektubun içeriğini bir kez daha anımsamamızda yarar görmekteyim yıllarında uygulanan ABD ye bağımlı dış politikamız, büyük ölçüde 1960 lı yıllarda da sürdürülmüştü. ABD ye bağımlı Türk dış politikasının en somut örneği, ABD Başkanı Lyndon B. Johnson un, Başbakan İsmet İnönü ye gönderdiği 5 Haziran 1964 tarihli mektuptur yılı Aralık ayında Kıbrıs Cumhuriyeti nde Türk nüfusa karşı, Rumlarca gerçekleştirilen katliam ertesinde Türkiye nin Ada ya müdahale kararı üzerine, ABD Başkanı tarafından bu mektup kaleme alınmıştı. 13 Mart 1964 te Türk Hükümeti, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios u, Kıbrıslı Türklere karşı saldırı hareketlerinin sürdürülmesi durumunda, Ada daki Türklerin haklarını ve güvenliğini sağlamak amacıyla müdahale edeceği hususunda uyarmıştı. 2 Haziran 1964 te Milli Güvenlik Kurulu, Kıbrıs a askeri müdahale kararı aldı. 4 Haziran 1964 te Başbakan İnönü, ABD Büyükelçisi Raymond Hare e, Türk Hükümeti nin Ada nın bir kısmını işgal etmeyi ve orada durmayı düşündüğünü, Yunanlıların da Ada nın diğer kısmını işgal edebileceklerini ve BM Barış Gücü nün iki taraf arasında konuşlandırılabileceğini bildirdi.

4 TÜRKİYE Yİ SARSAN MEKTUP Bunun üzerine ABD Başkanı Johnson, Başbakan İsmet İnönü ye 5 Haziran 1964 te bir mektup göndererek, Türkiye nin Kıbrıs a yapacağı olası bir harekâtta, ABD tarafından sağlanmış olan hiçbir askerî silahı kullanmasını onaylamayacağını belirtmekteydi. (Türkiye, İkinci Dünya Savaşı ertesinde ABD den askeri ve ekonomik yardım almaya başlamıştı.) ABD, Türkiye nin, kendisine danışmadan Kıbrıs a müdahale kararı almamasından yana tavrını açıkça ortaya koymuştu. Johnson un mektubu Türkiye de büyük bir öfke uyandırmış; mektubu Türk yetkililer, ABD nin, Türkiye yi belli bir davranışta bulunmaya zorlayan ve böylelikle, Türkiye nin egemenliğine açık müdahalesini oluşturan bir ültimatom olarak değerlendirmişti. Peki, Türk Hükümeti niçin Johnson Mektubu na uyma yolunu seçmişti? Hükümet, Johnson un önerilerine uymadığı takdirde, ABD askeri yardımının askıya alınabileceğinden kuşkulanmaktaydı. Başbakan İsmet İnönü, 13 Haziran 1964 te Başkan Johnson a gönderdiği cevabî mektubunda; Türk Hükümeti nin, ABD nin isteği üzerine, Kıbrıs a tek yanlı müdahale etme hakkını kullanmayı ertelediğini belirtmişti. ÇOK YÖNLÜ DIŞ POLİTİKA Johnson Mektubu, Türkiye nin o tarihe değin izlemiş olduğu ABD ye bağımlı tek-yanlı dış politikasında bir dönüm noktası oluşturmuş ve 1960 ların ortalarından itibaren Türkiye,

5 çok-yanlı bir dış politika izlemeye başlamıştı. Bu mektup, Türkiye nin, gerek Sovyet Bloku, gerek komşuları ve gerekse Üçüncü Dünya devletleriyle yakınlaşma politikasına olanak sağlamıştı. Türkiye, 1965 yılından itibaren, ABD ile ilişkilerinde öncelikle ulusal çıkarlarını gözetmeye ağırlık verecek; ABD ve NATO ile ilişkilerini ulusal çıkarları doğrultusunda biçimlendirmeye çalışacak; Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist devletlerle daha dostça ilişkiler geliştirecek; o zamana değin uzak durduğu Arap devletleriyle ilişkilerini daha sıcak bir zemine oturtacak ve Bağlantısız devletlerle ilişkilerini geliştirecekti. Böylece Türkiye, artık Batı nın uydusu olma konumundan kendini kurtarmaya çalışacaktı. Ülkemiz eğer uluslararası toplumda tam bağımsız bir devlet olarak itibar görmek istiyorsa, öncelikle dış politikasında ABD ye bağımlılıktan kendisini kurtarmalı ve Atatürk döneminde olduğu gibi, ulusal çıkarlarına öncelik vererek, bir dış politika çizgisi belirlemeli ve uygulamalıdır.[ Doç. Dr. HÜNER TUNCER] JOHNSON MEKTUBUNUN SONUÇLARI Johnson Mektubu, Türkiye nin o tarihe değin izlemiş olduğu ABD ye bağımlı tek-yanlı dış politikasında bir dönüm noktası oluşturdu. Atatürk e göre tam bağımsızlık ; siyasal, ekonomik, mali, askeri ve kültürel alanlarda mutlak bağımsızlık demekti; bu alanlardan herhangi birinde bağımsız değilseniz, o zaman tam bağımsızlıktan söz edilemezdi li yıllardan bu yana, ne yazık ki, Türkiye büyük ölçüde ABD ye bağımlı bir dış politika izledi! AKP iktidarı döneminde de ABD ye bağımlı dış politika sürdürülmektedir. BÖLÜM II

6 DONANMA VURUCU GÜCÜ Kıbrıs ta Türk lerin Rumlar tarafından katledilmeye başlandığı 1963 yılında Donanmamızda 4 adet ABD 1941 yapımı Pasifik harbine katılmış (Gabya) GLEAVES sınıfı yedek parça sorunlu muhriple, 4 adet İngiltere 1940 yapımlı Paşa sınıfı (M class) Atlantik savaşına katılmış ve yaralanmış, toplamda 8 savaş artığı eski model, stimle çalışan muhribimiz ve Balao sınıfı 10 adet 1943 ABD yapımı denizaltı gemimiz vardı. Çıkartma gemimiz, hastahane gemimiz yoktu. Gemilerde kullanılan mermilerin tümü ABD yapımıydı. Özetle Türk Donanması Osmanlı dan gelen alışkanlıkla ihmal edilmiş, yenilenmemiş II. Dünya savaşına katılmış eski donanımlı, savaş gücü düşük bir savaş filomuz vardı yılından itibaren ABD den yine II. Dünya Harbine katılmış olan fakat savaş gücü GABYA sınıfı muhriplerden daha yüksek olan ve kısmen modernize edilmiş fakat ABD donanmasında kullanımdan kaldırılmış olan Fletcher sınıfı 5 muhrip alındı. Takip eden yıllarda yine 1940 lı yıllarda denize indirilmiş olan fakat vurucu gücü modernize edilmiş farklı sınıflarda 11 muhrip daha alındı. Donanma gemileri kısmen yenilendikçe eski olanlar hizmet dışı bırakıldı. Bu dönemde çıkartma gemileri de yapıldı. Şahsi kanaatim odur ki; Johnson un mektup gönderdiği 1964 yılında çıkartma yapılsa idi eksik donanım, teçhizat ve çıkartma gemilerimiz olmaması, savaş gemilerimizin vurucu gücünün yetersizliği nedeniyle çok şehit verir ve çıkartmada başarısızlığa uğrardık. HAVA KUVVETLERİ SAVAŞ UÇAKLARI VE YEDEK PARÇA SORUNU Kıbrıs ta Cumhurbaşkanı Makarios a karşı yapılan darbenin ardından Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ilan edildi. Bu gelişme üzerine Kıbrıs taki bunalım daha da artınca Türkiye, 1960 yılında imzalanan anlaşmadan doğan garantörlük hakkıyla 1974 te Kıbrıs a askeri müdahalede bulundu. Kıbrıs a yapılan ikinci harekâtın ardından ise dünya kamuoyunda Türkiye karşıtı bir hava oluştu. Bu harekâtın bir işgal ve ilhak girişimi olduğunu ileri süren İngiltere, ABD ve SSCB gibi büyük devletler, Türkiye ye karşı bir tavır takındılar. ABD Kongresi 1975 te Türkiye ye silah ambargosu konulmasına karar verdi. Kıbrıs Barış Harekâtı nın yapıldığı dönemde ve ilerleyen yıllarda Türkiye dış ilişkilerde izole edilmeye çalışıldı ve Türk dış politikasında yeni bir devir başladı. İşte böyle bir dönemde Libya lideri Muammer Kaddafi, Türkiye ile ilişkileri sıklaştırma ve geliştirme politikasının bir sonucu olarak Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD nin ambargodan sonra elindeki Amerikan silahları ve uçak yakıtı rezervlerini Türkiye nin kullanımına sundu.

7 5 Şubat ta ABD yardımının kesildiği ve Türkiye ye silah getirmekte olan gemiler geri çevrildiği gün Dışişleri Bakanlığında sessiz bir törenle Türk-Libya Petrol anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, Libya uygun fiyatla 3 milyon ton ham petrol ve 200 bin ton fueloil vermeyi taahhüt etti. Bunun yanı sıra silah ambargosu sebebiyle bu yöndeki askeri desteği arttıran Kaddafi, savaş uçaklarını ve füzelerini de Türkiye nin hizmetine arz etti. Emekli Büyükelçi Taner Baytok devrimci, haksızlıklara karşı çıkan, ülkesini bir diktatör gibi değil, halkıyla birlikte yöneten bir zamanların Kaddafi si ile ilgili ilginç bir anısını anlattı. Yıl 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ndan hemen sonraki günler Türk Silahlı Kuvvetleri adaya başarılı bir çıkarma yapmış ve oradaki Türkleri kurtarmıştı. Onuru kırılan Yunanistan ayaktaydı. Türk-Yunan savaşı her an patlayabilirdi. Türkiye nin böyle bir savaş için silahlı kuvvetleri hazırdı ama ciddi silah eksikliği vardı. Taner Baytok o dönemde NATO da görevli bir diplomattı. Türkiye, İran ve Irak a silah için başvurdu. İran biraz oyaladı, sonra uyduruk bazı malzemeler gönderdi. Irak ise Sizin istedikleriniz bizde yok. Ama Libya da var dedi.dışişleri, Libya ile hemen ilişki kurdu. Libya, Kaddafi nin kapattığı ABD üssünde bol miktarda silah ve malzeme olduğunu, bunları gönderebileceklerini bildirdi. Kısa bir süre sonra da 4 uçak dolusu silah ve malzeme Türkiye ye gönderildi. O sırada Ecevit iktidardaydı. Hasan Esat Işık Milli Savunma Bakanı ydı. Işık, Taner Baytok u çağırıp Kaddafi ye teşekkür mektubu gönderileceğini bildirdi. Sen atla Libya ya git ve yeni silah isteğimiz de olduğunu ilet talimatı verdi.genç diplomat bakana şu öneride bulundu: Efendim, gönderilen ve yeni alacağımız silahların parasını da vereceğimizi bildirelim. Bakan bu öneriyi kabul etti ve Baytok Libya ya uçtu. Baytok Libya genelkurmay başkanına Türkiye nin silahların parasını ödemek istediğini iletti ve yeni silah isteğinde bulundu. Libya Genelkurmay Başkanı Sizden para almayız. Depolarda ne kadar silah, malzeme varsa hemen gönderelim dedi. Heyetteki Türk subaylar üsse giderek işe yarayacak silah ve malzemeleri belirledi. Bunlar 4 DC 9 uçağına yüklenerek Türkiye ye gönderildi. Her şey Kaddafi nin kesin emri ile olup bitivermişti Peki AKP iktidarı en zor zamanımızda bize uçak yedek parçası, cephane, silah ve yakıt gönderen Libya ve Kaddafi ye ne yaptı? Libya nın ABD-Fransa-İngiltere-İtalya tarafından işgaline ve parçalanmasına, Kaddafi nin de katledilmesine aracı oldu BÖLÜM III

8 DÖNEMİN SİYASİ ŞARTLAR Takvimler 1974 ü gösterdiğinde, 12 Mart Muhtırasının getirdiği askeri ortamdan yeni çıkılmış ve 1973 Ekim inde yapılan seçimler sonucu sandıktan ilk defa sol çıkmıştı. Halk Bülent Ecevit i seçmişti, fakat milletvekili sayısı tek başına iktidar olmaya yetmiyordu. Süleyman Demirel in Adalet Partisi 2. olmuştu, fakat CHP ile bir koalisyon yapılması imkansızdı. Zira iki parti birbirine tamamen karşı düşüncelere sahipti. En sonunda Ecevit, Milli Selamet Partisi nin lideri Necmettin Erbakan ile görüştü, koalisyon kurulmuştu. Olayların Başlangıcı MSP-CHP koalisyonu günler geçtikçe birbiriyle zıtlaşıyordu. Fakat Temmuz ayına gelindiğinde bu zıtlaşmaları rafa kaldıracak bir olay oldu. Yunanistan desteğiyle Rumlar, Kıbrıs ta III.Makarios u devirmişlerdi. Böylece enosis, yani Kıbrıs ın Yunanistan a katılmasının ilk adımları atılmıştı. Başbakan Bülent Ecevit, derhal konuyu görüşmek için İngiltere ye gitti. Ecevit in talimatıyla Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, çoktan Milli Güvenlik Kurulunu toplamıştı ve yapılacak harekatın detayları görüşülüyordu. İlk Harekat 20 Temmuz sabahı saatler i gösterdiğinde gökyüzü Türk paraşütçüleriyle dolmuştu. Paraşütçüler Lefkoşa yakınlarına inecekler ve Girne ye çıkartma yapan birliklerle buluşacaklardı. Kıbrıs taki Türk halkı askerleri sevinç ve coşkuyla karşıladı. Halk artık Rum çetelerinin tacizinden kurtulacaktı. Fakat ilerleyen saatlerde harekatın hiç de kolay olamayacağı ortaya çıktı. Beşparmak Dağları İndirme yapan askerler diğer birliklerle birleşmek için dağları aşmak zorundaydılar. Fakat Beşparmak Dağlarında beklenmedik bir taarruz ateşi başladı. Her kayanın altı temizlenmeli, düşmanlar imha edilerek ilerlenmeliydi. Böylece askerlerin hızı yavaşlıyor, vakit gecikiyor, buluşma zorlaşıyordu. Hava karardığında ise helikopterler bir şey göremediği için askerlere destek veremez oldu. Karanlıkta kendi askerimizi vurabileceği için, denizden gelen ateş desteği de kesildi. Mehmetçik Beşparmak Dağlarında tek başınaydı, gün doğana kadar direnebilirlerse harekat başarıya ulaşacaktı. Gün Doğumu Ve Zafer

9 O gece başta Bülent Ecevit olmak üzere, devlet görevlilerinden çoğu sabaha kadar uyuyamamıştı. Çünkü askerlerimizden haber alınamıyordu. Gün doğumuyla herkes derin bir nefes aldı. Sabahın ilk saatlerinde gökyüzünde Türk jetleri görünmüştü, askerlerimiz gece boyu başarıyla direnmişlerdi. Hava, deniz ve karadan gerçekleştirilen müşterek harekat sonucu Rumlar kısa sürede bastırılmıştı. Fakat çevreye dağılan Rum çeteleri, bu sefer Türk köylerine daha sert tacizlerde bulunmaya başlamıştı. Harekat devam etmeliydi. Cenevre Görüşmeleri ABD ve İngiltere çatışmanın masada bitirilmesini istiyordu. Bu sebeple Türk ve Yunan tarafları Cenevre ye davet edildi. Türkiye, Kıbrıs üzerindeki bütün Türklerin güvenliğini sağlamak istiyordu. Ateşkesin şartları büyük ölçüde kabul edilmiş gibi görünse de, Rumların asıl hedefi Türk askerini Kıbrıs tan çıkartmaktı. Cenevre deki görüşmeler sürerken adadaki Türk köyleri tehdit altındaydı. Her geçen dakika çok önemliydi, ya harekata devam edilecekti, veya bir antlaşma sağlanacaktı. Görüşmelerden bir sonuç çıkamayacağını anlayan Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Ankara yı aradı ve o tarihi cümleyi kurdu: Ayşe tatile çıkabilir. 1. Harekat Başlıyor Ayşe, Turan Güneş in kızının ismiydi, II. Harekatın parolası olarak bu cümle seçilmişti. Harekat kısa sürede başarıya ulaştı. Adanın %35 i ele geçirilmiş ve bölgede yaşayan Türk halkı güvene kavuşturulmuştu. Bu zafer sonucunda Türkiye bir daha örneği görülmeyecek bir biçimde birbirine kenetlendi. Farklı eğitimden, farklı siyasi görüşten ve farklı hayat bakışına sahip insanların hepsi bir aradaydı. Fakat bu mutluluk uzun sürmeyecekti, batı ülkeleri bu harekatın sonucundan hiç de memnun değillerdi. Ambargo Dönemi Daha Kıbrıs Harekatı gerçekleşmeden evvel, temmuz ayının başında haşhaş ekimi serbest bırakıldığı için ABD, Türkiye ye ambargo uygulama kararı almıştı. Üstüne bir de batının istemediği Kıbrıs Barış Harekatı eklenmişti. Türkiye artık ekonomik bunalımlarla sürecek bir dönemin içerisine girmişti. Sonuç olarak Amerika nın sıkıştırmaları etkili olmuştu. Akritas Planı İsviçre nin Zürih şehrinde Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık arasında yapılan görüşmelerde hazırlanan anayasa ile 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak kuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti nin ilk başkanı olarak seçilen III. Makarios, 1961 yılında mevcut anayasa ile Kıbrıs ın yönetilemeyeceğini iddia etmeye başladı ve Kasım 1963 te anayasada on üç maddelik bir değişiklik yapılmasını önerdi. Kıbrıs Türk Cemaatinin bu değişiklikleri kabul etmesi için Kıbrıs Rumu fanatikler Akritas Planı adı verilen prensipler çerçevesinde adada gerginliği arttıran gazete yayınlarını Aralık ayı boyunca sürdürdü.

10 Tarihe kara harfler ile yazılmış Kanlı Noel, Aralık1963 tarihleri arasında, yunan desteği ile Kıbrıs rumları nın, Kıbrıslı Türkler e karşı başlattıkları silahlı saldırılara ve sonrasındaki katliam ve soykırıma verilen isimdir. Yıl 1960 ların Sonu... İsviçre nin Zürih şehrinde Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık(İngiltere) arasında yapılan görüşmelerde hazırlanan anayasa ile 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak kuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti nin ilk başkanı olarak seçilen rum III. Makarios, 1961 yılında mevcut anayasa ile Kıbrıs ın yönetilemeyeceğini iddia etmeye başladı ve Kasım 1963 te anayasada on üç maddelik bir değişiklik yapılmasını önerdi. Makarios, Anayasaya teklif ettiği 13 maddelik Tadil in kabul edilmeyeceğini kesin olarak biliyordu. Bu durumda, Kıbrıs Türk halkına karşı girişeceği saldırı neticesinde yaratacağı oldu bittinin kabul edilmesine uygun bir zamanı beklemeye başladı. Türkiye de 2 Aralık 1963 te İnönü nün istifası sebebiyle hükümet buhranının mevcut olduğu ve Yunanistan da Karamanlis partisinin iktidardan düştüğü, Zürih ve Londra Antlaşmaları nı bir cinayet olarak gören ve Kıbrıs için rum yanlısı poltikayı kabul eden Yorgo Papandreu nun iktidara geldiği zamanda, Makarios Kıbrıs taki Türk Milleti ni imhayı öngören AKRİTAS Planı nı tatbik mevkiine koydu. Bu plan yürürlüğe girer girmez çok iyi eğitim görmüş kişilik EOKA teröristleri; havan topları, bazukalar ve en modern silahlarla donatılmış olarak Yunan Alayı na mensup askerlerle birlikte Kıbrıs taki Türkler e karşı saldırıya geçtiler. Plan dâhilinde hazırlanmış olan Harekât Planı na göre Lefkoşa daki Türkler, 8 saat içinde mağlup edilerek teslim alınacak, diğer şehirlerdeki ve köylerdeki Türk halkı da teslim olacaklar böylece Kıbrıs tamamen Yunan desteği altında katil rum un boyunduruğu altına geçmiş olacaktı. Tarihe Kanlı Noel olarak geçen Kıbrıs Türkleri ne karşı yapılan bu saldırılar, zulüm ve soykırım 1963 Aralık ayında başladı. 20 Aralık gecesi Lefkoşa nın Tahtakale semtinde evlerine gitmekten olan bir grup Türk ün otomobillerine açılan ateş sonucunda Zeki Halil ve Cemaliye Emirali adlı iki Türk şehit düştü, bir grup Türk de açılan ateş sonucunda yaralandı. 21 Aralık günü bu saldırıyı kınamak için Lefkoşa Türk Lisesi bahçesinde toplanan Türk öğrencileri EOKA çetesi mensupları tarafından kurşunlandı. Aynı gün Lefkoşa daki Atatürk büstüne de saldırıldı. Bir gün sonra Türkiye Büyükelçilik binası ile Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı nın ikametgâhına ateş açıldı. Akritas Planı artık fiilen uygulamaya konulmuştu. BÖLÜM IV

11 1963 YILI KANLI NOEL. Rumlar, merkeze hakim olmakla bütün Kıbrıs a hakim olacaklarını sanıyorlardı. Bunun için de kendilerine en büyük engel Lefkoşa ya bağlı Küçük Kaymaklı kasabası idi nüfus sayımına göre kasabada Türk, Rum yaşıyordu. Kasaba önemli bir Türk yerleşme merkezi durumundaydı. Kasaba çevresinde 19 Aralık tan itibaren EOKA faaliyetleri gözlenmeye başlandı. Rum saldırısından şüphelenen Türk Mücahit Teşkilatı na üye gençler, halkı olası bir saldırıya karşı hazırlamaya çalıştılar Gözleri kanla bürümüş EOKA denen katillerin Küçük Kaymaklı ya saldırısı 22 Aralık günü başladı. Küçük Kaymaklı nın dış dünya ile bağlantısı tamamen kesilmişti. 23 Aralık tan itibaren yeni takviye kuvvetleri alan Rum saldırganların başına EOKA cı katil Nikos Sampson geçmişti. Diğer yandan Ada daki Yunan alayı da saldırganlarla birleşmiş ve Rumlar bütün güçlerini bölgeye teksif etmişti. Bu arada zalim ve katil Makarios un 22 Aralık günü Garanti Antlaşmaları nı tanımadığını ilan etmesi, katil rum çetelerine daha da cesaret vermişti. Türk direnişçiler, Türk ün sorumluluğunu üzerlerine almaları nedeniyle bölgeden ayrılmaya karar verdiler ve bunu 24 Aralık gününden başlayarak uygulamaya koydular Türk Hamitköy e, civarında Türk de Lefkoşa nın emin bölgelerine gönderildi. Rum çeteleri, kadın-erkek, çocuk-ihtiyar demeden Türklere karşı vahşice saldırıp katlederken; Türkler, Küçük Kaymaklı da bulunan Rum aileleri de kendi korumaları altında Büyük Kaymaklı ya göndermişti. Geride kalan 550 kadar yaşlı, kadın ve çocuk Türk topluluğu Rum çetecilerce esir muamelesine tabi tutuldular. Bu arada seksenlik imam Hüseyin İğneci ve yatalak 18 yaşındaki oğlu Rumlar tarafından vahşice şehit edildi. Bu gelişmeler üzerine Türkiye, 23 Aralık 1963 te İngiltere ve Yunanistan hükümetleri nezdinde harekete geçmiş ve rum katliamlarının önlenmesi için birlikte harekete geçilmesini istemiştir. Türkiye nin bu girişimi üzerine, 24 Aralık 1963 te Lefkoşa da; Türkiye, Yunanistan ve İngiltere adına bir ortak bildiri yayınlanmıştır. Bildiride şu ifadeler yer almaktadır:

12 Türkiye, İngiltere ve Yunanistan hükümetleri Garanti Antlaşmasını imza eden devletler sıfatı ile Kıbrıs Hükümeti ile Türk ve Rum cemaatlerini hâlihazır karışıklıklara son vermeye müştereken çağırırlar. Üç hükümet, bu gece ateş kesilmesi için uygun bir saatin tespitine ve her iki cemaatten buna riayetini istemeye Kıbrıs Hükümeti ni davet ederler. Üç hükümet ayrıca hukuk nizamının korunması lüzumunu göz önünde tutarak bugünkü durumu doğuran güçlüklerin haline yardım maksadıyla tavassutta bulunmayı teklif ederler Bu çağrıya rağmen çatışmalar durmamış, Aralık tarihleri arasında, katil rum-yunan askerleri, savunmasız Türk Milleti ne karşı tarihe kara sayfalar hâline geçmiş bulunan, insanlığa yakışmayacak şekilde cinayetler işlemişler, Türklere soykırım yapmışlardır Bu menfûr cinayetlere karşı Türk Mücahitleri ve Türk Milleti, en ilkel silahlarla direnmiş, şehit vermiş, kayıp vermiş; fakat teslim olmamıştır. Makarios, ENOSİS gayesine engel gördüğü Türk halkını imha hareketine girişince, radyo ve TV yi kontrolü altında tuttuğundan ve Türkiye Büyükelçiliği nin telefonu dâhil, Türkler e ait bütün telefon irtibatlarını kestiğinden, Kıbrıs Türk halkının feryâdı, dünyaya duyurulamamıştır. Başpiskopos Makarios, bir din adamına hiç yakışmayan bir şekilde; «Kıbrıs Türk halkı, isyan ettiklerinden dolayı tedip edilmişlerdir.» diye dünyaya duyurmuştur. Bugün Lefkoşa Barbarlık Müzesi ne gidenler, gözünü kan bürümüş katil rum ve yunan çetelerinin silahsız bir anne ile 3 küçük çocuğunu kurşun yağmuruna tutarak delik deşik ettiklerini, aynı evde sığınmış bulunanları da kurşun yağmuruna tuttuklarını ve öldüler diye terk ettiklerini gösteren fotoğrafları görebilirler. Kanlı Noel 20 Aralık 1963 gecesi, Lefkoşa nın Tahtakale semtinde otomobillere açılan ateş sonucunda Zeki Halil ve Cemaliye Emirali öldürülmüştür. İlk başta 30 köy saldırılara maruz kalmıştır.toplamda ise 103 köye saldırılar yapılmıştır. Lefkoşa nın Küçük Kaymaklı semti kuşatma altına alınmıştır. Kanlıdere bölgesinde Türklere karşı saldırı düzenlendi. Larnaka ve Tuzla da Türk evlerine ateş açılmış ve dokuz kişi öldürülmüştür. Bölgedeki 13 Türk köyünün sakinleri de 23 Aralık gününden itibaren daha büyük Türk köylerine göç etmiştir. 1 Ocak 1964 günü Daily Herald olayları şöyle bildirmiştir: Türk evlerine geldiğimde dehşete düştüm. Duvarlar dışında tamamen yok olmuşlardı. Bir napalm saldırısının bile bu kadar büyük bir yıkım yaratabileceğinden şüphe etmekteyim. Ayvasıl daki olaylar

13 Ayvasıl da da Türklere saldırılar yapıldı. Bu saldırılar Aralık günü gerçekleşti. Halil Sadrazam, köyde ilk önce 12 kişinin öldürüldüğünü belirtmektedir. Daha sonra, öldürmeye devam ettiklerini söylemektedir. 3 Ocak 1964 tarihinde, 9 kişinin cesedi bulunup gömülmüştür. 13 Ocak 1964 tarihine kadar devam eden kazılarda toplam 21 kişinin cesedi bulunmuştur. Öldürülenler Lefkoşa Tekke Bahçesi (Şehitliği) ne defnedilmiştir. Kumsal Baskını 24 Aralık 1963 te Lefkoşa nın Kumsal semtinde 11 kişi öldürülmüştür. Bunlardan 4 ü Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan (o dönemde 1960 anlaşmalarına göre Kıbrıs ta görev yapan 650 kişilik Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Komutanlığı nda görevli Binbaşı) ın ailesiydi. İlhan ın evinin banyo küvetinde eşi Mürüvet İlhan ve çocukları Murat, Kutsi ile Hakan ölü olarak bulunmuştur. Baskının yapıldığı ev daha sonra Barbarlık Müzesi adıyla ziyarete açılmıştır. 24 Aralık 1963 te Lefkoşa nın Kumsal semtinde 11 kişi öldürülmüştür. Bunlardan 4 ü Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan (o dönemde 1960 anlaşmalarına göre Kıbrıs ta görev yapan 650 kişilik Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Komutanlığı nda görevli Binbaşı) ın ailesidir. Gözünü kan bürümüş şerefsiz rum ve yunan askerleri, Binbaşı İlhan ın evine baskın yapmışlar ve evinin banyo küvetinde eşi Mürüvet İlhan ve çocukları Murat, Kutsi ile Hakan ı katletmişlerdir. Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan ın kendi sözlerinden o dehşet gününde yaşadıkları aynen şöyledir; Türkiye de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı na baştabib olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim. Alaya su sağlayan borular önce Rum alayına sonra Türk alayına geliyordu ve suyu sürekli kesiyorlardı anlaşmalarına göre de Yunan, İngiliz ve Türk subaylar sürekli bir araya geliyorduk. Rum askerleri oduncu kıyafeti ile gizlice yakınımıza gelip sürekli bizim alay hakkında istihbarat topluyordu. Rum askerleri de Yunan alayının üniformaları içinde geliyor ve bilgi topluyorlardı. Bir defasında Türk ve Rum askerlerine tıp dersleri verirken Rumlar tahtaya benim karikatürümü yaptı. Bu karikatürde ateşin üzerine beni oturtmuşlardı ve Beni yakacaklarını söylediler. Ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık

14 Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hâlâ ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Elçilik subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hâlâ ailemin öldürüldüğünü anlamamıştım. Üzerim çok kirliydi sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana başın sağolsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm Vatan sağolsun oldu. Eşimi esir alsalardı Rumlar ona neler yapmazdı ki, çocuklarımı esir alsalardı, ya işkence yaparlar ya da çok kötü şartlar altında ya çoban yaparlar ya da sakat bırakırlardı. En azından esir olmadıklarını öğrenmiş oldum. Ölmüşlerdi ama esir olmamışlardı. Vatan sağ olsun dedim, acımı kalbime gömdüm. O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesikti. Ailemin cenazelerini Erzincan da doğduğum yerde toprağa vermek istedim. Büyükelçi bana Türkiye ile telefon bağlantısı olmadığını söyledi. Dolayısıyla uçak gelemiyordu. Haber veremiyorduk. Sonunda Türkiye den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm. Küçük bir anıt mezar da yaptım. Daha sonra Kıbrıs a adım atmadım. Değişik rütbelerde görevler yaptım. Tuğgeneral rütbesiyle emekli olduktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığı gibi bir çok görevde yer aldım. (Binbaşı Nihat İlhan ın kanlı noel i Hürriyet Gazetesine anlatışı) 26 Aralık günü Ayvasıl da 14 günlük bebeklerden 70 lik ihtiyarlara kadar 21 Türk kendilerine kazdırılan çukurlara, bir kısmı daha canlı iken atılmış ve üzerleri buldozerlerle örtülerek şerefsiz rum askerleri nce katledilmiştir. Türkler in naaşları olduğu bu çukurlar, Birleşmiş milletler Barış Gücü nün gözlemciliğinde 14 Ocak 1964 te açılmıştır. Nikos Sampson un anılarını yayınlayan Eleftheria gazetesi, 1963 Kanlı Noel inin gerçek sorumlularını gözler önüne sermektedir. Makarios hükümetinin, İçişleri Bakanlığı nın ve üçlü karargahın Yunan kanadına mensup subayların emri ile hareket ettiğini açıklayan Nikos Sampson, Küçük Kaymaklı savaşlarını da Yunanlıların Balkan Savaşları dışında Türklere karşı elde ettikleri tek zafer olarak ilan etmiştir Daily Herald ın 1 Ocak 1964 deki aşağıdaki ifâdeleri de, aslında bu katliamların ne kadar insanlık dışı olduğunu göstermektedir; Türk evlerine geldiğimde dehşete düştüm. Duvarlar dışında tamamen yok olmuşlardı. Bir napalm saldırısının bile bu kadar büyük bir yıkım yaratabileceğinden şüphe etmekteyim

15 Tarihe kara harfler ile Kanlı Noel olarak geçen saldırılar sonucunda Kıbrıs Türk ü yaşadığı 103 köyü terk etmek zorunda kalmıştır. Birleşmiş Milletler aracılığı ile köylerini terk etmek zorunda kalan Türklerle ilgili araştırma sonuçlarına göre, 1964 yılında Lefkoşa kazasında 39, Girne kazasında 7, Baf kazasında 49, Larnaka kazasında 21 ve Mağusa kazasında 21 köy olmak üzere 124 köy zarar görmüş, yüzlerce Türk ölmüş, binlercesi yaralanmış veya köylerini terk etmek zorunda kalmışlardı yılında başlayıp 1964 te de devam eden olaylarda 364 Türk şehit olmuş, 475 Türk yaralanmış ve sayısı hâlâ bilinmeyen bir çok kayıp olmuştur BÖLÜM V SALDIRGAN PAPAZ MAKARİOS Makarios un görüşmelere yanaşmaması ve saldırıların devam etmesi üzerine Türkiye, garantörlük hakkını tek başına kullanmaya karar vermiştir. 25 Aralık 1963 tarihinde Türk alayı, garnizonundan ayrılarak gerekli mevzilere yerleşmiş, bu sırada da Türk Hava Kuvvetleri ne bağlı savaş uçakları da Lefkoşa üzerinde uyarı uçuşlarına başlamışlardır. Diğer yandan, Türk Milleti ne karşı acımasız bir şekilde saldırıya geçen Rum Radyosuna cevap vermek ve Türk Milleti nin moralini yükseltmek gayesiyle Bayrak Radyosu yayına başlamıştır. 500 civarında Türk ün şehit olduğu, okulların, camilerin tahrip edildiği kanlı saldırılar sonucu Kıbrıs Türkleri %3 lük toprak parçası üzerinde küçük gettolarda yaşamaya zorlanmış, Kıbrıs Cumhuriyeti organlarından dışlanmış, acı dolu günler yaşamaya başlamıştır. Yunan desteğiyle şımaran rumların Türk direnişi karşısında silah zoruyla başaramadığını, Türk bölgelerine deterjandan, eldivene, yün çoraba kadar 49 çeşit malın girmesini yasaklayarak, Kıbrıs Türklerini abluka altına almak suretiyle başarmak istemişler fakat Kıbrıs Türk ü her türlü baskı, zulüm ve saldırıya karşı direnmiştir. Türkiye nin kardeşlerinin acısını dindirdiği 20 Temmuz 1974 yılındaki Kıbrıs Harekatı na kadar Kıbrıs Türkleri, yunan destekli şerefsiz rum un zulmü altında yaşamıştır. Geçmiş bizler için ders alınması ve unutulmaması gerekenler ile doludur. İşte anlattığımız Kanlı Noel de bunlardan biridir. Günümüzde Kıbrıs Türk ünün şimdilerde çözüm adına teslimiyetçi bir yapıya karar vermesinden önce geçmişten gelen çığlıklara kulaklarını kapamamaları en büyük

16 temennimdir. Zirâ bazı Kıbrıs Türkleri nin o zamanki eoak ın uzantısı olan rumlara iyi niyetli bakış açıları değişmediği takdirde ilerki zamanlarda gelecek nesiller çok büyük tehlikeler ile karşı karşıya kalacaktır Türk unutmasın ki tarih düşmanlarının önce dost gibi gözüküp sonrasında akıl almaz vahşilikte yaptığı )soykırımları ile doludur TÜRK ün TÜRK ten Başka Dostu YOKTUR! (Murat ÇALIK) Sonuçlar 364 Kıbrıs Türkü ile 174 Kıbrıs Rumu hayatını kaybetmiş, Kıbrıs Türkü yaşadığı 103 köyü terk etmiştir. 22 Aralık 1985 tarihli Milliyet gazetesinde ise göç etmek zorunda kalanların sayısı 25 bin olarak verilmekte, 23 Aralık 1993 tarihli gazetede ise sayının 30 bin olduğu belirtilmektedir. John Terence O Neill ve Nicholas Rees de 30 bin Kıbrıs Türkünün göç etmek zorunda kaldığını belirtmiştir. 25 Aralık ta Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı mevzilere konuşlandırılmış ve Türk Hava Kuvvetleri nin savaş uçakları Lefkoşa üzerinde uyarı uçuşlarına başlamışlardır. Olaylar üzerine 30 Aralık 1963 günü toplanan Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan hükümetleri Yeşil Hat tı belirleyen Yeşil Hat Antlaşması yapıldı. RUM BASINI POLİTİS GAZETESİ KIBRIS ta yayın yapan Rum Politis gazetesi 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde Rumların Türklere yönelik katliamlarıyla ilgili bir dizi yayınlayarak Rumların bu konudaki suskunluğunu bozdu Buna göre, Türkleri katledenlerin yarıya yakını Rum polis ve askerlerdi. Öldürülen her bir Yunan a karşı 10 Türk öldürün emri almışlardı. Bazı Türkler parçalanarak katledildi. Bir gecede onlarca Türk öldürüldü, kurşuna dizildi, kör kuyulara atıldı. Sanıklar bilinmesine rağmen, üstü örtüldü. Politis gazetesinin Kıbrıs: Cezalandırılmamış suçlar dosyası adlı dizisinde, yılları arasında Türklere yönelik bazı katliamların Rum versiyonu anlatıldı. 1 YUNAN A KARŞI 10 TÜRK ÖLDÜRÜN 11 Mayıs 1964 te iki Yunan subayı ile bir Rum polisi Mağusa kentinde öldürüldü. Öldürülenlerden Kostakis Pandelidis, Lefkoşa Rum polis müdürünün oğluydu. Üstten emir geldi: Her öldürülen Helen e (Rum-Yunan) karşı 10 Türk öldürülsün. Bir gün sonra 12 Mayıs ta Mağusa bölgesinde 17 Türk önce kaçırıldı, sonra kurşuna dizilerek öldürüldü. Ertesi günü 13 Mayıs 1964 te, İngiliz üsler bölgesinde geçici işçi statüsüyle çalışan 11 Kıbrıslı Türk katledildi. Öldürenler, Kıbrıslı Türklerin iş arkadaşları olan bir grup Rum ve Rum polisiydi. Türkler mesaiye giderken otobüsten alındı, önce Derinya da Rum polis karakoluna götürüldü, sonra Paralimmi gölü yakınında kurşuna dizilerek kör kuyuya atıldı. Kemikleri 2006 da bulundu.

17 TÜRK KAHVECİYİ PARÇALADILAR 14 Ağustos 1974 te Muratağa ve Sandallar da kadın, çocuk ve yaşlı 126 Türk öldürüldü, toplu mezarlara gömüldü. Katliamı yapanlar, Rum EOKA militanları diye tarif edildi. Çoğu EOKA militanıydı, ancak aralarında Türklerin, Rum komşuları da vardı. Katliamdan günler önce komşu Rum köyler Peristerona ve Pigi de isimleri bilinen en az 30 Rum, savunmasız kalan Türklerin önce hayvanlarını yağmaladı, Türk kadınlara tecavüz etti. 10 Ağustos 1974 te biri polis 3 Rum, Muratağa köyünün kahvecisi Mustafa Kukudi yi Pigi köyüne götürdü, kapalı bir evde parçalayarak öldürdü, cesedinden kalanları bir torbaya doldurarak çukura gömdü. GAZETEYE TEHDİT YAĞDI Politis gazetesinin bir süredir devam eden yayınları Kıbrıs Rum yönetiminde tepkiyle karşılandı. Gazete ve bir yazarı tehdit edildi. Ölüm tehditleri alan Rum yazar Kostas Konstantinu, güney Kıbrıs ta kimsenin 1964 te olanları konuşmadığını belirterek, KKTC de kendini daha güvende hissettiğini söyledi. BÖLÜM VI JOHNSON MEKTUBU Johnson Mektubu, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye başbakanı İsmet İnönü ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye nin Kıbrıs a müdahalesini önlemek amacıyla yazılmış mektup. Kıbrıs ta yaşanan çatışmaların artması ve Rum tarafının silahlanma kararı alması üzerine 2 Haziran 1964 tarihinde Türkiye hükümeti Kıbrıs a çıkarma yapma kararını açıkladı ve gerekli hazırlıklara başladı. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti nde de askeri hareketlilik artmaya başlamıştı. Yaşanan gelişmelerden rahatsızlık duyan ABD, bölgede çıkacak bir savaşı kendi stratejik çıkarlarına aykırı bulmaktaydı. Bu nedenle ABD tarafı devreye girme ihtiyacı duydu. Başkan Johnson tarafından imzalanan ve daha sonraları Johnson mektubu olarak tarihe geçen ünlü mektup 5 Haziran 1964 te Türkiye başbakanı İnönü ye iletildi. Mektupta, Türkiye nin adaya tek taraflı müdahalesinin Türk ve Yunan tarafları arasında savaşa yol açabileceği ve NATO üyesi olan bu iki ülkenin savaşmasının kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir. Türkiye nin müdahale kararı almadan önce müttefiklerine

18 danışması gerektiği anımsatılmıştır. Ayrıca bu savaşın Sovyetler Birliği nin de Türkiye ye müdahale ihtimalini doğuracağı ve NATO nun böyle bir durumda Türkiye yi savunma konusunda isteksiz olacağı ima edilmiştir. ABD nin Türkiye ye sağladığı askeri malzemenin bu müdahalede kullanılmasına izin verilmeyeceği belirtilmiştir. Mektubun ardından Türkiye müdahale kararından vazgeçmiştir. İsmet İnönü 21 Haziran 1964 te ABD ye giderek başkan Johnson ile bir görüşmede bulunmuştur. Mektup hem Türk kamuoyunda hem de Türk dış politikasında yarattığı etki ile büyük önem taşımaktadır. Mektup çok sert ve kaba bir üslupla yazılmış, küçük düşürücü ifadelere yer vermiştir. Bir süre kamuoyundan gizlenen mektup hem yönetim kademelerinde hem de Türk halkında büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. Ayrıca Türkiye-ABD ilişkilerinde ve Türk dış politikasında bazı önemli değişikliklerin habercisi olmuştur. O dönemde Batı bloğu içerisinde yer alan Türkiye, bu mektup sayesinde kendi ulusal çıkarlarının Batı bloğunun, özellikle de blok lideri ABD nin çıkarlarıyla çeliştiği noktada bağımsız politikalar geliştirme konusunda sıkıntılar yaşanabileceğini görmüş, ABD nin kimi zaman kendisini yalnız bırakabileceğini anlamıştır. Burada uluslararası sistemin de etkisi görülmektedir. İki kutuplu sistemde bloklar arasındaki ayrım sertleştiği oranda blok üyeleri, içinde yer aldıkları bloktan bağımsız politikalar geliştirmekte zorlanmaktadır. Nitekim bu tarihten sonra bloklar arasındaki ilişkilerin yumuşamaya başlamasının da etkisi ile Türkiye çok yönlü politikalar izlemeye başlamıştır. Dış politikada ABD ye olan bağımlılık azalmış hatta en düşük seviyeye inmiş, Sovyetler Birliği ile yakınlaşma süreci başlamıştır. ABD nin sert tavrının nedenlerinden biri de o yıllarda Türkiye nin stratejik öneminde görülen nispi azalmadır. ABD nin 1960 yılında nükleer başlık taşıyabilen stratejik denizaltıları kullanmaya başlaması ile Türkiye deki üslere olan ihtiyaç azalmıştır. Nitekim, ilerleyen süreçte Sovyetler Birliği nin Akdeniz deki varlığı artmaya başlayınca hem Türkiye nin hem de Doğu Akdeniz in güvenliği açısından Kıbrıs ın önemi artmıştır. Bu nedenle ABD, Kıbrıs sorununda Türkiye ye karşı daha yumuşak bir tavır tercih etmeye başlamıştır. JOHNSON MEKTUBU VE BİLİNMEYENLER Dönemin ABD Başkanı Jonhson, dönemin Başbakanı İnönü ye çirkin hitap ve içerikte bir mektup yolladı. Johnson mektupta, Türkiye yi, Kıbrıs Harekatı ndan vazgeçmesi yönünde tehdit ediyordu. Dönemin ABD Başkanı Jonhson, dönemin Başbakanı İnönü ye çirkin hitap ve içerikte bir mektup yolladı. Johnson mektupta, Türkiye yi, Kıbrıs Harekatı ndan vazgeçmesi yönünde tehdit ediyordu. Mektup, Türkiye-Amerika ilişkilerini sarstı, Türkiye nin ABD den bağımsız bir diplomasi ve sanayi geliştirmesinin başlangıcını oluşturdu Gerek Kıbrıs ın gerekse Türkiye nin kaderinde 5 Haziran 1964 bir köşe taşı konumunda. Bundan tamı tamına elli dört sene evvel yaşanmış bir olay, gerçekte anavatan Türkiye deki siyasilerin onurunu kırmıştı ama sonradan siyasilere ve de ekonomistlere bir uyarı, bir hatırlatma oldu ürkütmekten, onurlarını kırmaktan ziyade.

19 Eğer bugün Türkiye Cumhuriyeti dünya üzerinde kendi silahını, araç ve gerecini üreten, savaş malzemesi ihraç edebilen beşinci ülke ise bunu ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson un dönemin Başbakanı İsmet İnönü ye gönderdiği çirkin hitaplı ve içerikli mektuba borçlu. Johnson mektubuna uzanan sürece bir göz atalım: Kıbrıs ta 21 Aralık 1963 Cumartesi günü sabahın erken saatlerinde Rumlar tarafından kasten başlatılan toplumlararası çatışmaların ada sathına yayılması Türkiye yi alarma geçirmişti. Rumlar, nüfus olarak Kıbrıslı Türklerden sayıca fazla olmalarına güvenerek mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti ne tek başlarına hakim olabilmek için Kıbrıslı Türklere acımasız saldırılar başlatmışlardı. İNÖNÜ ABD Yİ UYARDI ABD ve İkinci Dünya Savaşı ndan sonra ABD nin ekonomik ve askeri baskısı ile yeniden yapılan Avrupa, Kıbrıs ta yaşanan olaylarla ilgili olarak Makarios u ve Yunanistan ı haklı görürken, Türkiye yi haksız ve sorun çıkarıcı olarak nitelemekteydiler. Açıkçası ABD, Avrupa ve NATO, diğer deyimle Batı Bloku Kıbrıs konusunda, dindaşları Makarios un ve Yunanistan ın yanındaydı. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, 1964 yılının Nisan ayının başlarında ünlü Time dergisine Kıbrıs konusunda, Kıbrıs sorununun gerçek içeriğini ve Türkiye nin haklılığını vurgulayan bir demeç vermiş, Time dergisi İnönü nün bu demecini 16 Nisan 1964 te yayınlamıştı. İnönü nün sözleri içinde yer alan en önemli iki konudan birisi Batı Bloku nun ittifaktan ne anladığını sorgulaması diğeri de Kıbrıs konusunda adil davranmaması durumunda Batı Bloku nun hegemonyası dışında kalacak yeni bir dünya düzeninin kurulacağı ydı. İnönü nün Time dergisinde yayınlanan demeci Milliyet gazetesi tarafından detaylı olarak Türk kamuoyuna duyuruldu. Milliyet gazetesinin öne çıkardığı cümle ise Yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur. Türkiye de bu dünyada yerini bulur oldu. İnönü, Batı Bloku nun kaypaklığını farketmiş, daha ABD Başkanı Johnson un mektubu kaleme alınmadan ve Türkiye ye gönderilmeden bir buçuk ay önce, kendini müttefik diye satan ABD nin, Türkiye nin zannettiği gibi her koşulda değil, ancak kendi çıkarları zarar gördüğü durumlarda, Türkiye nin zarar görüp görmeyeceğini dikkate almaksızın NATO güvenlik ve savunma sistemini çalıştıracağını anlamış ve kendi üslubuyla ABD yi ve Batı Bloku nu uyarmıştı. Ne yazıktır ki, Batı Bloku bu uyarıyı anlamak istememiş ve Başbakan İsmet İnönü nün öngörüsü hem kısa vadede, hem de uzun vadede çok doğru çıkmıştı. İnönü nün uyarısını ve ne demek istediğini anlayamayan Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların devlet gücünü kullanarak Kıbrıslı Türklere soykırım uygulamaya başlamasından sonra Kıbrıs ta yaşanan çatışmaların artması ve Rum tarafının silahlanma kararı alması üzerine 2 Haziran 1964 te Türk Hükümeti Kıbrıs a çıkarma yapma kararını açıklamış ve gerekli askeri hazırlıklara da başlamıştı. Çıkarmada kullanılabilecek gemiler seferberliğe çağrılmış, paraşütler tek tek elden geçirilmiş, mevcut tüm silahlar, savaş uçakları ve özellikle de o dönemde Türkiye nin silah üretimi yapmaması nedeni ile ABD hibesi tüm silahlar elden geçirilerek cenk hazırlıkları başlatılmıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında mutlak galip olarak savaştan çıkan ABD, kurucu atalarının kökeni olan Avrupa nın kalkınması için bir program hazırlamış ve Başkan Truman 12 Mart 1947 de açıkladığı Truman Doktrini ile ABD-Avrupa ve ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir

20 sayfanın açılmasını sağlamıştı. Doktrin içeriğinde tüm Avrupa devletlerine yardımlar yapılırken, özellikle de Yunanistan ve Türkiye ye de komünizm tehlikesi ve yayılmasına karşı ilk tampon güç görevini yapmaları için Marshall Planı içeriğince silah ve ekonomik yardım yapılmıştı. BÖLÜM VII 1963 TE TÜM GÜÇ ABD YAPIMI UÇAKLARDI 1947 de imzalanan Türk-Amerikan Yardım Anlaşması (Marshall Planı) içinde yer alan askeri hibe programı uygulanırken özellikle Türkiye deki uçak yapımı dahil tüm askeri araç gereç ve silah üreten tesislerin kapatılması şartı getirilmişti. Bu nedenle de 6 Ekim 1926 da Atatürk tarafından Kayseri de kurulan uçak fabrikası 1952 de, uçak motoru imal fabrikası da 1954 te kapatılmış. Amerikan uçakları Türkiye ye gelmeye başladıklarında, Türk yapımı ve İkinci Dünya Savaşı döneminde tahıl, hammadde ve ham maden karşılığında Almanya dan gönderilen tüm mevcut uçaklar da o zamanki adı Kayseri Askeri Havalimanı olan, günümüz Kayseri Hava İkmal Bakım Merkez Komutanlığı arazisi içine gömülmüştü. Bu nedenle de Kıbrıs olaylarının başladığı 1963 te Türk Hava Kuvvetleri nin bütün gücü de sadece ABD yapımı uçaklardan oluşmaktaydı. JOHNSON DAN İNÖNÜ YE İHTAR YAZISI Türkiye nin Kıbrıs a silahlı müdahale etmek ve çıkarma yapmak kararlığını gören ABD nin savaş yönetiminin beyni olan Pentagon, Türkiye nin bu kararını önlemek için ABD Başkanı Jonhson u uyararak çıkarmayı önlemesini talep etmişti. Başkan Johnson, Pentagon un isteği üzerine kendi imzasıyla içeriği çirkin ve diplomatik teamüllere uymayan çıkartmayı durdurmak amaçlı bir ihtar yazısını İnönü ye iletilmek üzere 5 Haziran 1964 te Türkiye deki ABD Büyükelçisi Raymond Hare ye şifreli teleks ile göndermişti. Johnson mektubu Türkiye-ABD ilişkilerinde bir dönüm noktasını oluşturdu yılından başlamak üzere yukarı doğru yükseliş eğilimi gösteren Türkiye-ABD ilişkileri, on iki yıl sonra Johnson un mektubu ile duraklamış ve orada aşağıya doğru bir kıvrım yaparak iniş eğilimine geçmişti. ABD li diplomatlar arasında Türkiye de görev yapmış olanlar, görev dönemlerini Mektuptan önce veya mektuptan sonra diye tanımlamışlardı uzun müddet. Johnson mektubunun, dönemin soğuk savaşını yansıtan bir de perde arkası var. Dimitris Konstantopoulos adlı Yunan bir gazetecinin Vassos Lissaridis ile yaptığı, bana göre tarihin belli bir karanlık kısmına ışık tutan bir röportajda bu bilgilerin bazı ipuçları yer almakta. Olayı anlayabilmek ve takip edebilmek için önce Dr. Vassos Lissarides in kim olduğunu

21 bilmek gerekiyor. Lissarides, sosyalist milliyetçi EDEK in kurucusu, Makarios un özel doktoruydu. Ben de çocukluğumdan beri tanıdığım Dr. Vassos Lissaridis le, babam Prof. Dr. Hakkı Atun un İngiliz Sömürge İdaresindeki görevi nedeni ile birkaç kez babamın çalışma ofisinde karşılaşmıştım. İngiliz sömürge döneminde EAM ulusal direnişi ile EOKA arasındaki köprü adamıydı. Kıbrıs Cumhuriyeti nin kurulması kararının alındığı Londra Konferansı nda EOKA yı temsil etmişti. 21 Aralık 1963 sabahında çatışmaların başlamasından sonra, kendine ait özel birliği ile Çağlayan Bölgesi ne saldıran, Rum Temsilciler Meclisi Başkanı iken ASALA ya Trodos dağlarında eğitim kampı açtıran, PKK lideri Öcalan a ünlü Rum gazeteci Mavros Lazaros adı altında C nolu Kıbrıs pasaportunu verdiren kişi ve tam bir Helen Milliyetçisi. Röportajda, gerçekte tarihe Johnson Mektubu nun perde arkasında da Lissaridis in yer aldığını fark ettim. Özetleyecek olursak, 21 Aralık 1963 sabahı başlayan Rum saldırılarından sonra Türkiye nin huzursuzluğunu fark eden dönemin Cumhurbaşkanı Makarios, sağ kolu ve doktoru Lissaridis i, dönemin Ticaret Bakanı Andreas Araouzo ile birlikte günümüz Rusya sının o dönemdeki Devlet Başkanı Nikita Kruşçev ile görüşmeye ve yardım istemeye gönderilir. Kruşçev, kendilerini, dönemin Rus başkanlarının ve Politbüro üyelerinin yazlık köşklerinin bulunduğu, Karadeniz kıyısında, Gürcistan, Abhazya ve Rusya sınırı arasında yer alan Soçi şehrinde kabul eder. Geçmişteki dostluklarından bahseden Lissaridis konuyu Türkiye ye getirir ve Türkiye den saldırı bekliyoruz, Rusya bizim için ne yapacaktır diye kendisine sorar. Tabağındaki Yunanistan dan gelen zeytini gösteren Kruşçev, Bak bu zeytin senin vatanından gelmektedir. Size tehdit Türkiye dendir. Güzel hoş ama bizim gibi muazzam ve güçlü bir ülke, Türkiye gibi küçük bir gücün ülkenizi istila etmesine izin vermez yanıtını verir. Lissaridis, Bunları Makarios a söyleyebilir miyim diye sorduğunda da Kruşçev gülerek, Sakın bana buraya turistik bir gezi için geldiğinizi söyleme yanıtını verir. Sonra da ABD Başkanı Johnson a diplomatik bir mektup gönderir ve şunu der: Eğer Türkiye, Kıbrıs ı istila ederse, Sovyetler Birliği nin Türkiye aleyhinde harekete geçmek için başka bir şeyi kalmaz ve bu hareket askeri amaçlı olacaktır ÜLKE ÇIKARINA GÖRE... Bu olaydan bir buçuk yıl önce Ekim 1962 de yaşanan Küba Krizi ve bu krizin aşılması için Türkiye nin ABD-SSCB arasındaki gizli bir anlaşmayla harcanmasından sonra askeri, ekonomik ve diplomatik gücünü ABD ye ispatlayan SSCB yi bir kez daha karşısına almak istemeyen Johnson, 5 Haziran 1964 te İnönü ye söz konusu çirkin uyarı/tehdit mektubunu yazmak zorunda kalır. Bu mektup başta İnönü olmak üzere dönemin Türk siyasilerinin ve politikacılarının çok ağırına gitmiştir. Ama rahmetlik İnönü uzağı görebilen, kalbi ile değil beyni ile düşünen, halk tabiri ile feleğin çemberinden geçmiş bir kişi olduğundan fevri hareket etmez. Türkiye nin çıkarları hangi yöndeyse o şekilde davranır. Johnson mektubu yaklaşık bir buçuk yıl kamuoyundan gizlendi. Türk siyasi hayatına etki olarak da Türkiye nin Kıbrıs ta süregelen katliamlara ve soykırıma uluslararası yasalara