ATĠK Program TartıĢma Taslakları BroĢürü

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ATĠK Program TartıĢma Taslakları BroĢürü"

Transkript

1 ATĠK Program TartıĢma Taslakları BroĢürü -I-

2 ÖNSÖZ Değerli ATĠK aktivistleri, sevgili dostlar; Avrupa Türkiyeli ĠĢçiler Konfederasyonu (ATĠK), 20 yılı sonunda çeyrek asırlık bir tarihsel mücadele sürecini geride bırakmıģ olacak. Avrupa kıtasında göçmen kitlelerin, yerli emekçilerin ve bütün halkların ortak çıkarları için sürdürülen eģitlik, emazipasyon ve demokrasi kavgasında 25 yıllık onurlu bir mücadele dönemi geride kalmıģ olacaktır. Geriye bir bakıldığında söylenebilinirki, 25 yıl sanki bir su gibi akıp geçmiģtir. Konfederasyonumuz ATĠK, çeyrek asırlık onurlu mücadele dönemi içinde nice baģarılara, nice atılımlara, nice ilklere imza atmıģtır. Avrupa da faal olan en köklü politik ve demokratik göçmen örgütlerden birisi olarak; tarihimiz övünülecek ve gururlanacak onlarca örnekle doludur. ATĠK, genel olarak bütün göçmenlerin, Türkiyeli ve T.Kürdstanlı göçmen iģçi ve emekçilerin ekonomik, politik, sosyal, hukuksal, kültürel, akademik talepleri doğrultusunda kitlesel bir mücadele örgütüdür. Antiemperyalist, anti-faģist ve anti-ırkçı bir anlayıģla sürekli ve aktif kitlesel mücadele yürütmüģ bir konfederasyondur. ATĠK in kendi önceli olan ve Avrupa nın çeģitli ülkelerindeki çok önceleri baģlatılan dernek ve federasyon çalıģmalarını da hesapladığımızda yaklaģık 35 yılı aģan bir mücadele ve örgütlenme seyrinden bahsedebiliriz. Bu nedenledir ki, yerli veya göçmen devrimci-demokrat çevreler içinde köklü, etkin ve dikkate alınan bir demokratik örgütlenme olarak mücadeleci kimliğimizle anılmaktayız. Bu tarihsel süre içinde nice baģarılara ve atılımlara imza attık. Ancak nice yanlıģlarımız ve eksiklerimiz karģısında da öz-eleģtirel ve açık olduk. Hatalarımızı, yanlıģlarımızı, eksiklerimizi örtbas etmedik. Olumsuzluklarla uzlaģmacı olmamaya daima özen gösterdik. Kendi yanlıģlarımızı veya eksiklerimizi açığa çıkarttığımızda veya bunlar dostlarımızca açığa çıkartıldığında öz eleģtirel olduk. Toplumsal değiģimleri, uluslararası geliģmeleri daima yakından izledik... Sürekli toplumsal geliģmeleri ve değiģmeleri gözlemlemeye ve ona göre mümkün olduğunca doğru ve gerçekçi siyasal tespitler yapmaya çalıģtık. Bu sayededir ki, politik ve örgütsel bütün çalıģmalarımızı zamanın seyri içindeki ve andaki değiģimlere paralel olarak yeniden biçimlendirme çabası içinde olduk. Gelinen aģamada görmekteyiz ki; genel olarak göçmenlerin, özel olarak göçmen iģçi ve emekçilerin durumları, sorunları ve mücadele yöntemleri toplumsal geliģmelere, değiģmelere bağlı olarak farklılaģmakta ve derinleģmektedir. Görmekteyiz ki, Avrupa kıtası sınırları içinde yaģayan bütün yerli ve göçmen emekçilerin aynılaģan ve ayrıģan sorunları öne çıkmaktadır. Yerli ve göçmen emekçilerin doğru ve gerçekçi bir perspektif etrafında bütünleģmeleri, mümkün olduğunca birleģmeleri ve yakınlaģmaları mücadelenin bir kaçınılmazlığıdır. Bu nedenle ayrıģan ve aynılaģan sorunlarımızı tespit etmek, incelemek ve çözüm yöntemleri geliģtirmekte aynı Ģekilde bir kaçınılmazlıktır. Tek yanlı, sömürücü ve dıģtalayıcı resmi burjuva entegrasyon politikalarına karģı sınıfın, emekçilerin ve halkların ortak çıkarlarını yansıtan bir bütünleģme nasıl olmalıdır? Yukardan dayatılan entegrasyona karģı aģağıdan tasarlanan alternatif politikaların içeriği ve talepleri neler olmalıdır? Bunlar uluslararası göçmenlik politikaları bağlamında en önemli toplumsal soru(n)lardan bir kaç tanesidir! Göçmenlerin kendi içine kapanarak düģünsel anlamda büzülmelerine karģı; yerli halkların kendi içlerine kapanarak dıģtalamalarına karģı, egemenlerin yerli ve göçmenleri karģılıklı kıģkırtarak kamplaģtırmalarına karģı; iģçilerin, emekçilerin ve halkların ortak çıkarlarını yansıtan bir kulvarda yeni yol alternatifleri yaratılmalıdır. Avrupa yerli iģçi sınıfının genel ve güncel çıkarları göçmenlerin ve göçmen emekçilerin çıkarlarını içine almadan doğru tanımlanamaz. Göçmenler ise kendi çıkarlarını emeğin kurtuluģu mücadelesinin dıģında arayarak gerçek bir çözüme kavuģamaz. Bu uluslararası meselenin burjuva politik çözüm sınırları içinde ne göçmenler için, ne de göçmen olmayanlar için gerçek anlamda eģitlik, adalet ve demokrasi asla söz konusu olmayacaktır. Dünyanın yeni ve dehģet gerçekleri...

3 2. Yüzyıl dünyası, dündekilerine oranla daha kapsamlı, daha farklı ve yeni krizlere, çeliģkilere ve çatıģmalara sahne olacağa benzemektedir. Emperyal nitelikli savaģ, talan, sömürü ve zulüm politikaları daha fazla boyutlanarak tüm yerküreyi ve en ücra köģelerini çepeçevre sarmaktadır. Bunlara karģı yükselen irili ufaklı bütün hak arama mücadeleleri, direniģ, toplumsal itiraz ve isyan hareketleri daha büyümeden hunharca katliamlar ve baskılar eģliğinde bastırılmak istenmektedir. Neo-liberal ekonomi politikaların insanlığa Ģeffaflık ve sosyal refah getireceği iddia edildiği bu dönemlerde, bu iddiaların tam da tersine verili demokrasi dahi hızlıca törpülenirken faģizm yeniden cilalanmaktadır. Emperyalist kapitalizm tasarlanabilecek, üretilebilecek ve satılabilecek her Ģeyi borsalar, pazarlar üzerinden satarak azami kar hırsını dindirmeye kilitlenmiģtir. Meta pazarlamacığıyla bu dürtüsünü yeterince dindiremeyen sistem sermaye pazarlamacılığını da her ücra köģeye kadar yaygınlaģtırmaktadır. Bu da yetmeyince hizmet sektörü pazarlamacılığı yaratarak bütün sosyal ve toplumsal güvenceleri satıģa çıkartarak yeni kar mekanizmaları yaratmaktadır. Devletlerin himayesinde olan eğitim,sağlık, enerji, su, sosyal sigortalar ve kamu teģkilatları gibi hizmet sektörleri özelleģtirmeler yoluyla satıģa çıkartılarak kapitalist azami kar hırsı için iģtah kabartılmaktadır den beri derinleģen uluslararası ekonomik ve mali krizin yarattığı tablo da da pekala görüldüğü gibi, nispeten daha da özgürleģen sermaye dünya emekçileri, halkları ve insanlık için dha fazla esaret getirmektedir. Daha çok özgür sermaye daha çok esir insanlık demektir. Günümüzdeki dehģet miktarlardaki burjuva zenginliklerle kıyaslandığında bu kadar aç, susuz, evsiz, barınaksız, güvencesiz, iģsiz, eğitimsiz, sağlıksız insan olması korkunç bir tezatlık değilmidir? SerbestleĢme, özelleģtirme, yeniden düzenleme üçlü dinamiği üzerine yükselen 20 yıldır engelsiz uygulanan neo-liberalizmin yarattığı günümüzdeki acı gerçekler penceresinden bakıldığında dünyamız daha iyi yaģanabilir değildir. Daha yaģanabilir ve paylaģımcı bir yeni dünya için mücadele yeni gerçekler ıģığında yeni mücadele ve çözüm metodlarını gerekli kılmaktadır. Artık sosyal kurtuluģ mücadelesinin bütünleģtirici, birleģtirici, ortaklaģtırıcı ve uluslararası karekteri düne oranla daha fazla öne çıkmaktadır. Bu gerçeklere bağlı olarak kendimizi, anlayıģımızı, yöntemlerimizi ve tarzımızı yenilemek gerekmektedir. Sürecin yeni beklentilerine cevap olmak acil bir ihtiyaçtır. ATĠK bu gerçekler ıģığında programatik görüģlerini yenilemek istemektedir... ATĠK değiģen somut gerçekler ıģığında kendini, anlayıģını, pratiğini ve iliģkilerini yenilemek ihtiyacı duymaktadır. 20. Kongremizin ve Genel Konsey imizin kararlarına bağlı olarak Nisan/20`de yapilacak 2. Kongre bir Program Kongresi Ģeklinde olacaktır. Genel Konseyimizin ve oluģturulan Program Komisyonunun kararları doğrultusunda tartıģmaları mümkün olan en zengin biçimlerde yürütebilmek için çeģitli yönelimler belirlenmiģtir. Bunlardan bir tanesi araģtırma ve incelemeleri, görüģleri kolektif bilincin denetimine sunmak için bir broģür çıkartılmasıdır. Elinizdeki. BroĢür içinde bu eksende yazılan üç ayrı yazı bulunmakta ve eleģtiriye, değerlendirilmeye açılmıģ olmaktadır. Bundan sonra gelecek olan yazıların yoğunluğuna bağlı olarak ikinci broģür çıkacak veya yazılar ATĠK sitesinde, Mücadele Gazetesi sayfalarında yayınlanacaktır. Çağrımız bütün ATĠK aktivistlerinin, dostlarının bu tartıģma sürecine katılmaları, araģtırmaya girmeleri ve yazı yazmalarıdır. GörüĢlerini yazılı ve sözlü bize iletenler kolektif bilincin hakim kılınması amacına hizmet ederek önemli bir görevi yerine getirmiģ olacaklardır. Bu nedenle, ilgi duyan herkesi, göçmenlerin göçmen olmayanlarla aynılaģan ve ayrıģan sorunları, ATĠK programı için öneriler ve uluslararası mücadelenin günümüzdeki önemi gibi baģlıklar etrafında araģtırmaya, incelemeye, yorumlamaya, yazmaya ve sonuçlarını mutlaka bizlere iletmeye davet ediyoruz. Yukarıdaki konular bağlamında göçmen, mülteci, sürgün, göçmen kökenli vatandaģ ve göçmen kökenli olmayan yerli yurttaģlar içinde ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist insanların fikirleri, siyasal değerlendirmeleri ve eleģtirileri bizim için çok önemlidir. Biz bu politik değerlendirmelerin, eleģtiri ve önerilerin bir Ģekilde içimize akmasıyla fikirsel açıdan zenginleģeceğiz. O yüzden bütün aktivistlerimizi halk içindeki değiģik katmanlar ve çevrelerden duyarlı, yetkin ve aydın insanlarla iliģkiye geçerek fikirlerini almalarını öneriyoruz. Konfederasyona bağlı bütün federasyonlar, örgütler ve derneklerimiz bu tartıģma taslakları ve varsa baģka yazılar eģliğinde kitlesel tartıģmaları baģlatmalıdırlar. Dernek üyelerimizle, halkımızla ve diğer demokratik ve

4 göçmen örgütlerin bileģenleriyle beraber zengin tartıģma toplantıları yapılabilinir. Bunları kayıt altına alınmalı ve mümkünse hatta arģivlenmelidir. ATĠK üyeleri ve aktivistleri kendi fikirlerini merkeze iletme konusunda çaba içinde olmalıdır. ATĠK çi herkes inceleme, araģtırma, eleģtirme, değerlendirme ve siyasal yeni fikirler edinme sürecinde özel bir gayret ve çaba içinde olmalıdır. Elde edilen sonuçlar, birikimler ve bulgular bütün ile paylaģılmalıdır. Bu konuda tembel ve vurdumduymaz davranmanın geleceğimize pranga vuracağı unutulmamalıdır. Elinizdeki broģür çalıģması, göçmenlerin sorunları etrafında iki tartıģma yazısı ve bir tane de yeni program nasıl olabilir? sorusuna cevap arama niteliğinde bir taslak içermektedir. Açıktır ki, bunların ve ilerde sunulacak diğer yeni çalıģmaların zenginleģtirilmesine ve geliģtirilmesine ihtiyaç vardır. Göçmenler ve yerliler cephesinde oluģan somut durumu ve yeni politikalarımızı tahlil etmeye yönelik içimizdeki tartıģmalara geleceğin programını tasarlama amaçlı bir yön verme giriģimi bir zorunluluktur. Bu nedenle tartıģmaları çok zengin yöntemlerle sürdürmek ve mümkün olduğunca en geniģ çevrelerin görüģlerinden faydalanmak kolektif fikrin oluģturulmasında öncelikli bir yöntem olmalıdır. Bütün yazılar bu bakıģ açısıyla incelenmelidir. Gelecek dönemlerde yeni yazılar ve değerlendirmeler geldiğinde bunlar ATĠK sitesi, Mücadele gazetesi veya yeni broģürler aracılığıyla sizlere iletilecektir. Zengin, üretken ve coģkun bir tartıģma süreci dileğiyle... ATĠK 20. Genel Konseyi ve Program Taslağı Hazırlama Komisyonu BATI AVRUPA DAKĠ ÇALIġMALARIMIZA KISA BĠR BAKIġ B. Avrupa daki çalıģmalarımız esas olarak göçmenler arasındaki faaliyeti içermektedir. Her çalıģma alanında olduğu gibi bu çalıģma alanının da somut durumunu analiz etmek ve buna uygun olarak çalıģmalara yön vermek bizim için bir zorunluluktur. DeğiĢimin sürekliliği, analizlerinde sürekliliğini Ģart koģar. Analizden soyutlanmıģ, belli genel saptamalara endekslenmiģ bir devrimci çalıģma verimsizleģir. Bu durumda alınan kararlar da somut gerçeklere dayanmaz ve somut gerçeklere dayanmayan kararların da uygulanması zorlaģır. Buda kaçınılmaz olarak karar alıcıları olumsuz yönde etkiler. Bu demektir ki doğru analizler doğru kararların alınması için bir ön koģuldur. Göçmenlik olgusu yalnız bugünün değil, geleceğinde sorunudur. Ve Avrupa kıtası bu önemli soruna büyük oranda ev sahipliği yapmaktadır. Dünyanın genel tablosuna baktığımızda Avrupa ya dönük bu göç akımı dönem dönem gerilese de ki bu gerilemede yasal ve güvenlik boyutuyla yapılan engellemelerinde payı oldukça büyük bir bütün olarak durması ve engellenmesi mümkün görünmüyor. Bu durum Türkiyeli göçmenler içinde geçerlidir. Türkiye den batı Avrupa ülkelerine göç akımı esas olarak iki nedene dayanmaktadır. Birinci neden ekonomik, ikinci neden ise politiktir. Ekonomik nedenlerden dolayı yapılan göçün tarihi ikinci dünya savaģının Avrupa nın kimi ülkelerinde yarattığı yıkım ve yıkım nedeniyle bu ülkelerin ihtiyaç duyduğu iģ gücüne dayanmaktadır. Politik göçmenlerin B. Avrupa ya yoğun akını ise esas olarak 2 Eylül askeri faģist darbesi

5 dönemine dayanmaktadır. Daha sonra Türkiye Kürdistan ında PKK Ģahsında somutlaģan ulusal mücadelenin boyutu bu göç akınına daha bir hız kazandırmıģtır. YaklaĢık elli yılı kapsayan bu tarihi süreç, gelinen aģamada; göçmenler cephesinde karģımıza daha değiģken bir tablo çıkarmaktadır. Yani, Türkiyeli göçmenlerin bu ülkelerde yaptıkları yatırımlar, yeni kuģakların geleceğe dair oluģturduğu planlar yeni somut geliģmelere, yeni somut durumlara iģaret ediyor. ĠĢte tüm bu değiģimleri ortaya çıkarmak, buna uygun olarak devrimci çalıģmalarımıza yön vermek bizim için ertelenemez bir görevdir. Yürüttüğümüz tüm tartıģmalara bu bilinçle, bu sorumlulukla yaklaģmalıyız. Yani temel kaygımız en iyisini nasıl yaparız olursa, gerçekleri olgularda arayıģımız daha da derinleģir. Devrimciler gerçekçidir, esprisinin somut bir olguya dönüģmesi her türlü kaygıdan, önyargıdan uzak bilimsel temellere dayanan bir inceleme ve araģtırmayı Ģart koģar. Bizimde genel bakıģ açımız bu olmalıdır. Tabiî ki biz bir ülkenin devrimi için mücadele eden bir anlayıģının temsilcileriyiz. Dolayısıyla faaliyetlerimizde esas olarak bu ülkeden gelen göçmenler üzerinde Ģekillenecektir. Ama aynı zamanda biz enternasyonalist bir hareketiz, dünyadaki tüm ezilen ulusların, halkların, sosyal kurtuluģ mücadelesi bizi ilgilendirir. Kendimizi bu mücadelenin dıģında değil, onun bir parçası, yaģadığımız topraklardaki temsilcisi olarak görüyoruz. Bu bakıģ açısı, bu algılayıģ, bize bulunduğumuz ülkelerdeki halkların, ilerici hareketlerin mücadelelerine karģı sorumluluklar taģımayı emrediyor. Bu sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz oranda devrimci duyarlılıklarımızın daha canlı ve diri kalacağı kesindir. Bu canlılık, bu dirilik ülkedeki sosyal kurtuluģ mücadelesine karģı görevlerimize daha olumlu temelde katkı sunacaktır. Bu demektir ki; devrimci kalmayı baģarmak ezilenlerin ekonomik, demokratik, anti-emperyalist mücadeleleri karģısında alacağımız tutumla direk bağlantılıdır. Çünkü misafir devrimcilik diye bir Ģey olmaz. Devrimciler enternasyonalisttir. Ve yanı baģında olup bitenlere kayıtsız kalmazlar. Söz gelimi, çalıģmayı dernek faaliyetleriyle sınırlayan, çalıģtığı fabrikada sendikal çalıģmalara, grevlerin örgütlenmesine seyirci kalan, yaģananları geri bir duruģla izleyen bir yaklaģımı devrimci müdahalenin, devrimci çalıģmanın neresine oturtabiliriz? Dolayısıyla faaliyetlerin baģarısı da somut durumu çözümleme ve yanı baģında olup biten sorunlara aktif müdahale etme anlayıģını içselleģtirmekten geçer. Bunun içinde anlayıģ düzeyinde ileri bir noktaya ulaģmak gerekir. Yine genel olarak faaliyetlerin değerlendirilmesinde üretim içinde olan yoldaģlara dair hep zaman sorunu gündeme geliyor. Hiç Ģüphesiz böyle bir sorun vardır. Ama en az bunun kadar sorun olan diğer bir mesele ise, üretim süreci içinde de devrimci çalıģmanın yürütüleceği gerçeğinin unutulmasıdır. KoĢullar nasıl olursa olsun, böyle bir çaba ortaya mütevazı sonuçlar çıkaracaktır. Diğer bir anlatımla üretim süreci içinde sınıfın genel sorunlarıyla ilgilenmeyen, bulunduğu alanı sınıf mücadelesinin yürütüleceği bir alan olarak görmeyen bir anlayıģ doğal olarak sınıf mücadelesi lehine ortaya mütevazı da olsa bir kazanım çıkaramaz. Üretim süreci içinde geçen zamanı devrimci çalıģma için kayıp zaman olarak görür. ĠĢ yerlerinin sınıf mücadelesi için birer mevzi olduğu ancak direniģler gündeme geldiğinde ya da toplu iģten çıkarmalar, ücretlerin düģürülmesi vb. saldırılarla birlikte anlaģılıyor-anlaģılmaya baģlanıyor. AnlayıĢ düzeyindeki bu kavrayıģ bozukluğu düzeltilmediği müddetçe doğru devrimci bir çalıģma tarzı oturtulamaz. Doğru devrimci bir çalıģma tarzının oturtulmasının yolu ülkedeki sınıf mücadelesine müdahale etme görevlerimizin yanı sıra bulunduğumuz her ülkede de benzeri tarzda görevlerimizin olduğu gerçeğini kavramaktan geçer. Sınıf mücadelesine dair bulunduğumuz ülkelerdeki görevleri göz ardı eden, onu küçümseyen her anlayıģ yanlıģtır. Bu anlayıģ enternasyonal düģünüģ tarzıyla bağdaģmaz. Göçmen olarak yaģadığı ülkedeki sömürüye, antidemokratik uygulamalara sessiz kalan bir devrimci, ülkesindeki sınıf savaģımına karģı olan sorumlulukları da adına layık bir tarzda yerine getiremez. Çünkü yanı baģındaki sömürüye, ırkçı saldırılara seyirci kalmak, özünde devrimci duruģ konusunda yara almaktır. Bu yaranın giderek derinleģmesi bir bütün olarak beraberinde mücadeleye yabancılaģmayı da getirir. Problemli düģünüģ ve hareket tarzı sonuç itibarıyla ortaya olumlu değil, olumsuz sonuçlar çıkarır. Bu ön açıklamadan sonra göçmenlerin genel sosyal durumları ve Türkiyeli göçmenler cephesinde yaģanan değiģimler ve bu değiģimlere uygun olarak güncel görevlerimiz üzerinde durmaya çalıģacağız. Daha verimli sonuçlara ulaģmak için göçmenlere dair yapılan bazı araģtırmalardan bölümler sunacağız. Ama bunun yeterli olduğunu düģünmüyoruz. Bizi ileri noktalara taģıyacak olan, incelemeler neticesinde ortaya çıkardığımız, çıkaracağımız devrimci sonuçlara uygun olarak izleyeceğimiz devrimci pratiktir. Her değiģim yeni söyleme iģaret eder Elbette ki burada hiç duyulmamıģ yeni Ģeyler ortaya koymayacağız. Burada ortaya koyacağımız birçok düģüncenin daha önce çeģitli platformlarda gündeme geldiğini, göçmenlere iliģkin yapılan araģtırma belgelerinde Ģu veya bu düzeyde yer aldığını düģünüyoruz. Dolayısıyla burada esas amacımız döne döne altı

6 çizilen bu nesnel durumdan devrimci sonuçlar çıkarmak ve çıkarılan sonuçlara uygun çözüm yolları aramaktır. Örneğin; her fırsatta göçmenlik olgusunda yaģanan değiģimlere vurgu yapıyorsak, bu değiģime uygun olarak somut pratik görevler üzerinde yoğunlaģmamız gerekiyor. Çünkü değiģim yeni bir durumdur. Yeni durumu eskinin reçeteleriyle idare etmeye kalkarsak, çözüm bulmakta zorlanırız. Her değiģim yeni söylemlere iģaret eder. Buda beraberinde yeni bir propaganda çalıģmasını ve buna uygun olarak güçlerin hareket tarzını getirir. Bu değiģimin öze tekabül etmesi de Ģart değildir. Eğer niceliksel değiģimler, niteliksel değiģimlerin temel taģlarını örüyorsa; bu niceliksel değiģimlerin de dikkate alınması gerektiğini ortaya koyar. Göçmenlere dair yapılacak değerlendirmelerde yaģanan tüm değiģimlerin hesaba katılması gerekir. Bu değiģimlerin göçmenlerin geliģ nedenlerini-geliģ dönemindeki hedeflerini ve daha sonra bu hedeflerde yaģanan değiģimi yaratan nesnel koģulları içermesi gerekir. Dolayısıyla değerlendirmelerimize bu noktadan baģlayacağız: YaklaĢık elli yıl önce batı Avrupa ya özellikle Almanya ya gelen Türkiyeli göçmenlerin amacı belli bir birikim sağladıktan sonra geri dönmekti. Yani temel hedef buradaki yaģama karıģmaktan çok elde edilen birikimle ülkede sahip oldukları imkânları daha artırmak veya geleceğini güvence altına alacak tarzda yeni mülkler edinmek. ġöyle ki, köyden gelen göçmen iģçiler bir yandan elde ettikleri birikimlerle köylerinde yeni topraklar alırken diğer yanda bağlı oldukları veya yakın olan il ve ilçelere yatırımlar yapmaya baģladılar. (Arsa- ev alımı, küçük iģyerlerine yatırım.) Burada hemen Ģunu belirtmeliyiz ki göçmen iģçilerinin yatırımlarını bu eksende değerlendirmelerinde sahip olunan geleneksel aile yapısının etkisi büyüktü. Buda onların ufkunu dar bir alanla sınırlıyordu. Elde edilen birikimlerle bir traktör ve ilçede bir eve veya arsaya sahip olmak Almancı unvanlarını da pekiģtirmek anlamına geliyordu. Ülkedeki yoksulluk düzeyini dikkate aldığımızda sahip olunan bu mülkler tüm bu kesimler için bir zenginliğin ifadesiydi. Almancı olan ailenin zenginlik statüsüne doğru adım attığı anlamına geliyordu. Tabiî ki böyle bir algının oluģmasının temelinde yatan ülkedeki yoksulluktu. Bu durumda hiç kimse Almancı nın bu birikimleri hangi koģullarda elde ettiği sorusuna yanıt aramıyordu. Çünkü Almancının giyim tarzı, geçmiģte sahip olduğu olanaklardan daha fazla olanağa sahip olması tüm bu soruların önünü kesiyordu. Bundan dolayıdır ki küçük ve orta köylü ailelerin bireyleri küçük iģletmelere sahip olan kimi kesimler de çalıģmak için Almanya yolunu tutmuģlardı. Çünkü Almanya ya gitmekte belli bir kapitali gerektiriyordu. Ve bu kesimler buna sahipti. Ġlk kuģağın bankalarda kredi alma olanakları olmadığı için Almanya ya giden birçok köylü yukarda ifade ettiğimiz kesimlere borçlanarak veya sahip oldukları mülkleri-hayvanları satarak gidiyorlardı. Burada önemle görülmesi ve kavranması gereken nokta, ister yoksul isterse orta halli veya zanaatçı kesimler olsun, Almanya ya gelen göçmen iģçilerin ortak hedefi elde ettikleri birikimlerle ülkelerine geri dönmeleri gerçeğidir. Bu bakıģ açısı, sahip olunan değer yargıları, göçmenlerin geldikleri ülkelerin halkıyla bütünleģmesinin önündeki en büyük engeldi. Bu yönüyle yapılan Ģu araģtırmalar nesnel olgulara dayanmaktadır: Avrupa ya gelen göçmen iģçiler geldikleri ülkeleri geçici bir gurbet ve onları çağıran ülkelerde bir gün ülkelerine geri dönecek olan yabancı veya misafir iģçiler olarak görmeleridir. Dikkat edilirse bu karģılıklı algılayıģta yerleģme, kalıcı hale gelme olgusu yoktur. Peki ne vardır? Olan Ģu: Kapitalistlerin amacı ucuz iģ gücüne duydukları ihtiyacı gidermek, göçmen iģçilerin ise, iģsizliklerini, yoksulluklarını giderecek iģ ve asgari düzeyde bir birikime ulaģmaktır. Bu durum Die Gaste yazarları tarafından Ģöyle değerlendirilmektedir: Kapitalist ülkeler ilk baģta yabancı iģçilerin ülkede yerleģmesini değil, iģ piyasasındaki duruma göre rotasyon unu planlamıģlardı. Bunun sonucu olarak ta yabancı iģçilerin ülkedeki ikametleri süresince yerli halk ve iģçi sınıfıyla kaynaģmasını, dayanıģmasını engelleyecek çeģitli önlemler aldılar. yabancılar yasası gibi özel hukuk düzenlemeleri, çalıģma ve oturma haklarının sınırlandırılması ve ülkenin sosyal, kültürel yaģamına katılımın teģvik edilmemesi, bu türden önlemlerdir ( sayı 2. sayfa. 8) Söz konusu gazetenin farklı yazarlarının yaptıkları analizlerin tartıģmalarımıza katkı sunacağı düģüncesiyle aktarmalara devam etmek istiyoruz: ĠĢçi göçü olan devletlerin aldığı bu önlemler yerli halka gayet normal geldi. Ve çoğunluk bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi hükümetlerinin göçmen iģçileri dıģlayan yabancılar politikasına destek verdiler. Yerli halkın yabancı iģçilerin geçiciliğine inandırılması, onların yabancılara olumsuz bakmasına yol açtı. Bu yüzden, sosyal ve yasal eģitlik, kültürel kaynaģma ve sınıfsal dayanıģma gibi talepler sadece solcu grupların veya ilerici göçmen örgütlerinin talepleri olarak kaldı, yerli halkta pek fazla bir ilgi ve destek bulamadı. Yerli iģçi sınıfları da ikinci, üçüncü sınıf yabancı iģçilerin varlığının yarattığı olanakların rahatlığına (daha kalifiye iģlerde çalıģma, daha yüksek ücret alma gibi) ve cazibesine kendilerini kaptırmaktan kurtaramadılar. Yabancı sınıfdaģlarının geçiciliğine inandıkları içinde, ekonomik kriz dönemlerinde iģsizlik

7 dalgası kendilerine de ulaģıp rahatları kaçınca, çok basit denklemler kurmaya baģladılar. Örneğin makarnacı Ġtalyanlar sarımsakçı Türkler kapı dıģarı edilirse-kendilerinin iģsiz kalmayacağı düģüncesine kapıldılar(age.s.8) Kapı dıģarı edilme fikri yalnız yerli halklar içinde olan yaygın bir düģünce değildi. Kapitalistler hemen bunun pratik uygulamasına geçmiģlerdi. Örneğin 983 yılında Almanya da geriye dönüģ teģvik yasası çıkarılarak iģsiz ve yaģlanmıģ olan yabancılara bir daha gelmemek üzere geri dönüģler için maddi yardımda bulundular. Bununla da kalmayarak çalıģma ve oturma haklarında kısıtlanmaya gidildi. Bu pratik adımlar yabancı iģçiler misafir statüsü tanımlamalarına uygun adımlardı. Göçmen iģçilerin, yerli halklarla kaynaģmaması, sınıfsal eksenli bir dayanıģmanın yaratılmaması, öngörülen bu politikaların hayat bulmasını daha da kolaylaģtırıyordu. Her Ģeyden önce göçmenlerin geçici iģçi olarak görülmesi hem onlara karģı mesafeli bir duruģa yol açıyordu, hem de kriz ve iģsizlik dönemlerinde ilk kurtulunması gereken topluluklar olarak görülmesini sağlıyordu. Nitekim bu yaklaģım süreç içinde yabancı düģmanlığına evrilecek ve yaģanan iģsizliğin nedeni emperyalist-kapitalist sistemin krizine değil göçmen iģçilerin varlığına bağlanacaktı. Buda kaçınılmaz olarak ırkçı-ģoven saldırıların artmasına ve bu eksenli örgütlenmelere giren güçlerin belli bir çevre edinmelerine neden olacaktı. Bu konuya yazının akıģı içinde yeniden döneceğiz. Ondan önce göçmenlerin geliģ döneminde yerli emekçilerle arasında bir türlü kurulmayan iletiģimsizliğin üzerinde durmak istiyoruz. Elbette ki devrimci ve ilerici güçleri bu genel değerlendirmelerin içinde ele alamayız. Tabiî ki bu güçlerin bu yönlü çalıģmalarındaki yetersizliklerine ve eksikliklerine vurgu yapamayacağımız anlamına gelmez. Diğer bir anlatımla göçmenler cephesinde bir gettolaģmanın yaratılmasının nedenlerine vurgu yaparken, devrimci ilerici güçlerin bu gettolaģmanın neresinde oldukları ve ortadan kaldırmak için ne tür pratik adımlar attıkları sorusuna, sorularına da yanıt aramalıyız. Ama önce oluģan nesnel tablonun nedenlerine dair yapılan değerlendirmelerden aktarmalar yapmaya devam etmek istiyoruz: YaĢamın sadece konukluk düzeyinde algılanması, doğal olarak göçmenlerin o ülkenin sosyal, kültürel ve politik yaģamına katılmalarını da engelledi. Böylece, yerli halktan kopmuģ, kendi benzerleri(memleketlileri) ile geçmiģi yapay bir biçimde yaģatarak kesin dönüģ yapacakları günü beklemeye baģladılar. Bu kesin dönüģ umuduna saplanıp kalanlar, göç sürecinin karmaģık sorunlarına yanıt aramaktan kaçtılar ya da sorunları erteleyen, dıģa kapalı bir yaģam modeli geliģtirdiler. Bu kapalı ya da içe dönük yaģam modelini benimseyip de yerli kültüre açılanların çoğu da gerekli bilgi ve birikimlerden yoksun oldukları için sosyal ve kültürel süreçlerde ve bu süreçleri belirleyen karar organlarında maalesef fazla etkin olamadılar. Bu model özellikle Türkiyelilerde içinden kopup geldikleri ve bir gün geri döneceklerini umdukları ülkelerinin ahlaki, kültürel ve dinsel normlarını, değer yargılarını çok daha tutucu bir biçimde barındıran bir tür sırça köģke benziyordu. Birinci kuģak göçmenler, içinde büyüdükleri toplumun normlarını benimsemeye baģlayan yeni kuģakları da bu sırça köģkte yaģamaya zorladılar. (age.s.8) Yukarıdaki anlayıģ çerçevesinde tartıģmaları biraz daha somutlayacak olursak; her Ģeyden önce göçmen iģçiler ile yerli halk arasında var olan kültürel ve dini farklılıklar, kültürel ve dini anlaģmazlıklara neden oldu. Dil sorunu ana dilde eğitim talebine gereken olumlu yanıtın verilmemesi ve eğitimde fırsat eģitliğinin yaratılmaması, iģsizlik olgusundan en çok göçmen iģçilerin etkilenmesi ve zor iģlerde çalıģtırılması vb. nedenler aralarında var olan güvensizliğin daha da derinleģmesine yol açtı. Aralarındaki bu kopukluk var olan içe kapanıklığı körükledi. Yukarda da dikkat çektiğimiz gibi, tüm bu faktörler göçmenleri içe dönük bir yaģama sevk etti. Ġçe kapalılık geldikleri ülkelerde edindikleri tüm geleneklerin bağnaz bir tarzda korunması anlamına geliyordu. Ġslami örgütlenmelerin bu denli geniģ kitlelere ulaģmasının nedenlerinden biri bu kapalı yaģam tarzının sunduğu imkanların oynamıģ olduğu roldür. Bu rolü hiç kimse görmezlikten gelemez. Açık olan Ģu ki; daha çok dini ve feodal değer yargılarıyla harmanlanmıģ kültürel bir ĢekilleniĢ kendi dıģında olan herkese kuģkuyla kaygıyla yaklaģır. KuĢku ve kaygıların devamı diğer halklardan uzak durma anlamına geliyordu Bu duruģ objektif olarak ırkçı-ģoven yaklaģımların geliģmesine, bu yönlü yürütülen karģı propagandaların etkin olmasına hizmet ediyor. Çünkü tanıma eylemi karģılıklı bir iletiģimle olur. ĠletiĢimin olmadığı bir yerde tanıma ve anlama eylemi de sakatlanır. Nitekim göçmen iģçiler içinde kuģaklar değiģtikçe, bulundukları ülkenin halkıyla iliģkiler daha da geliģmeye baģladı. Dil sorununun çözülmesi, kurulan sosyal iliģkiler, yaģanan kültürel etkilenmeler, günlük yaģam üzerindeki etkileri de kaçınılmaz hale getirdi. Hiç Ģüphesiz bu değiģime en çok itiraz edenler içe kapanık yaģam tarzına hapsedilmiģ, ahlaki, dini ve kültürel değerleriyle yaģamayı vazgeçilmez bir hayat tarzı olarak gören aile büyükleri ve eski kuģağın temsilcileridir. ĠĢte kuģak çatıģması tamda burada baģladı. KuĢak çatıģmasını eski ile yeni arasında bir çatıģma olarak görmek yanlıģtır. KuĢak çatıģmasının temelinde yatan, eski gelenekleriyle yaģamak isteyen kuģak ile

8 buna uyum sağlamayan yeni kuģaklar arasındaki bir çatıģmaydı. Yeni kuģak yaģadığı ülkenin yerli halkıyla daha iç içe ve geleceğini bulunduğu bu zemin üzerinde ararken, eski kuģak tüm bunlara itiraz ediyordu. Bu durumu değerlerine yabancılaģma olarak algılıyordu. Diğer bir ifadeyle koģullardan soyutlanmıģ, herkesi olduğu gibi görme yerine kendisi gibi görme ve kendisi gibi algılamayı dayatan bir yaklaģım söz konusuydu. Buda çatıģmaları ve kopuģları beraberinde getirdi. Özellikle kapitalizmin özgürlük adı altında Ģekillendirdiği bencil bireyci yaģam tarzı, yeni kuģaklara daha cazip geliyordu. Bunun en büyük nedenlerinden biri geleneksel aile yapısı içinde baskılanmıģ bir yaģam tarzının yarattığı ortamdı. Bu ortama tepki özellikle gençliği bir arayıģa, yaģadığı toplumun bir parçası olma pratiğine sevk ediyordu. Bu kendi içinde anlaģılır bir durumdu. ġöyle ki sınıf bilincinden yoksunluk, toplumsal sorunlara karģı duyarsızlık burjuva bireyciliğini körükler. Okulda, iģyerinde görsel medyada bu düģünüģ tarzıyla Ģekillenen bir gençliğin, geleneksel bir aile ortamına uyum sağlaması veya ileri düzeyde sorumluluk alması oldukça zordur. Ġnsanlar nasıl düģünürse öyle yaģar. Özgürlüğü emek mücadelesinde, ezilenlerin kurtuluģ mücadelesinde bir damla olma zemininde değil, bireysel maddi değerlerde ve eğlenmede arayanların böyle bir yaģamın olduğu ortamlarda kendilerini bulmaları gayet anlaģılır bir Ģeydir. Özet olarak eski kuģak ile yeni kuģaklar arasında değiģen düģünüģ tarzı, özlem ve istem farklılığı karģılıklı bir çatıģmanın zeminini yarattı. Bu çatıģmanın doğru bir zeminde yükselmediği kesindir. Yani geleneksel değer yargıları ve yaģam tarzıyla burjuva yaģam tarzından beslenen bireyci yaģam arasındaki mücadelede ortaya her halükarda olumlu sonuçlar çıkmayacağı kesindir. Ve yaģanan da budur. Bu yaģamın ortaya çıkardığı diğer bir olguysa, ikinci yolu seçenlerin ortak geleceklerini her bakımdan bulundukları ülkelerde aradıkları gerçeğidir. Tüm yatırımları, geleceğe dönük planları bu eksende odaklanmıģtır. Tabiî ki bu geldikleri ülkelerle her yönüyle bağlantılarının koptuğu anlamına gelmez. En azından belli kesimler için bu çok açık ve net olan bir olgudur. Net olan diğer bir olguysa, yeni kuģaklar ailelerinin mensup oldukları halkın ulusal, dinsel, kültürel kimlikleri ile bulundukları ülkelerin değer yargıları ve yaģam tarzı arasında sıkıģmıģ olmalarıdır. Bu durum gençliğin belli bir kesiminin ulusal ve dinsel kimliklerde odaklanmasına vesile olurken kimi kesimlerde ise, ailelerinden bir kopuģa neden olmaktadır. Bulundukları ülkelerdeki gençliğin yaģam tarzına uygun bir yaģam tercih edilmektedir. Hiç Ģüphesiz yeni genç kuģaklar düģünsel planda akan bir nehir gibidirler. Yani sürekli bir arayıģ içindeler. Bu arayıģ onların her zaman olumlu bir çizgiye, olumlu bir rotaya ulaģmalarını sağlamıyor. Özetle, feodal dini değer yargılarıyla harmanlanmıģ bir düģünüģ tarzının alternatifi ezilenlerin sorunlarına yabancılaģmıģ burjuva bireyciliği değildir. Ama ne yazık ki son yıllarda emekçi gençliğin birliğine değil, onun parçalı duruģuna, gerici zeminlerde kümelenmesine neden olan geliģmelere daha çok tanık olmaktayız. ġöyle ki; ırkçı, milliyetçi ve Ġslamcı akımlar gençliği yaģadıkları toplumun gerçek sorunlarından uzaklaģtıran, kendi gerici ve dar milliyetçi koridorlarına hapseden bir yönelimde oldukça mesafe almıģ durumdalar. Buda dinsel ve ulusal temelde karģılıklı olarak önyargıların, güvensizliklerin daha da derinleģmesine neden olmaktadır. Gençliğin bu olumsuz düģünüģ tarzlarının etkisinden kurtulmadığı müddetçe ortak sorunları etrafında birleģerek mücadele etmesi düģünülemez. Gençlik çalıģması Yukarda belli yönleriyle değinmemize rağmen gençliğin sorunları, kuģak çatıģması ve gençliğe dair güncel görevlerimiz üzerinde durmaya devam edeceğiz. Hiç Ģüphesiz bu değerlendirmelerimiz belli yönleriyle tekrarı da içerebilir. Ama okurken buna takılmadan ortaya konulan mantığı anlamaya ve eleģtirel bir gözle sorgulamaya çalıģmalıyız. Gençlik Gelecektir Ģiarı nesnel bir zemine dayanıyor. Yani gençliği kazanan geleceği de kazanır. Bu anlamıyla gençlik içindeki çalıģmayı her bakımdan önemsemeliyiz. Burjuvazi gençliği yozlaģtırmak, geleceksizleģtirmek için her türlü aracı kullanıyor. Tüm bu saldırılara rağmen, geleceğini emperyalist-kapitalist sistemde görmeyen, bu sömürü ve baskı düzenini sorgulayan, alternatif çözümlere kafa yoran bir halk gençliği potansiyeli mevcuttur. Tüm mesele bu potansiyelle nasıl iliģki kurulacağı sorununda yatıyor. Genel bir yaklaģımla, genel bir devrim propagandasıyla, toplumun diğer ezilen kesimleriyle olduğu gibi, gençlikle de iletiģim kurmak, onların dinamik enerjisini sınıf savaģımı kanalına akıtmak zordur. Bu demektir ki, gençlikle de iletiģim ancak somut sorunlar üzerinden kurulabilir. Bu anlamıyla iģe somut sorunları doğru tespit ederek ve çözüm yöntemleri sunarak baģlamak zorundayız. Yukarda dikkat çektiğimiz gibi, bu sorunların baģında göçmenlere ve dolayısıyla göçmen gençliğe dönük yürütülen ırkçı politikalar, eğitimde, meslek edinmede, çalıģma yaģamında sürüp giden fırsat eģitsizliği, kültürler ve kuģaklar arası süren çatıģmalar vb. gelmektedir.

9 ġöyle ki, gençlik sürekli bir arayıģ içindedir. Var olanla yetinme, var olanı kanıksama gençliğin genel karakteriyle uyuģmaz. Bu nedenle okulda, sokakta daha özgür bir ortamla karģılaģan gençlik aile içinde sahip olduğu geleneksel yaģam tarzıyla çeliģkiye düģmeye baģlar. Bir yandan ailesiyle bağlarını koparmamaya çalıģırken diğer yandan sokakta, okulda, iģ yerinde birlikte olduğu ülkelerin gençliğine benzemeye çalıģır, bu duruma iliģkin yazar Metin Ayçiçek in Ģu değerlendirmeleri var olan tabloya belli yönleriyle ıģık tutmaktadır: Yeni kuģak ne ailesinin mensup olduğu halkın, nede içinde yaģadığı toplumun değerlerini aynen taģıyamamaktadır. Ailenin kendi ulusal, dinsel, kültürel kimliklerinin korunmasına yönelik ısrarı ise, gençlerin bir yandan toplumsal aidiyet duygusunda belirsizliğe, öte yandan toplumsal kimlikte çarpılmalara neden olmaktadır. Bu türden zorlamalar altında kalan kimlik arayıģı içinde olan gençler, dinsel ya da ulusal motifli çalıģmaların etkisine çok ta açıktırlar. Böylesi bir etki, genci yaģadığı toplumdan dıģarı doğru çekerek sorunu daha da derinleģtirmektedir..son yıllarda, ırkçı milliyetçi yada Ġslamcı akımlar, gençleri yaģadıkları toplumun gerçeklerinden tamamen koparan bir politizasyonu hedeflemektedirler. Bu amaçla sürdürülen ulusal ya da dinsel içerikli eğitim sistemleri, farklı ulusal yada dinsel guruplara karģı zaten var olan önyargıların daha da geliģmesine neden olmaktadır. Göçmen konumlanıģı içinde bulunan topluluklar açısından, bunun yaratacağı olumsuz sonuçlar küçümsenemez. Bu türden akımların gençler üzerindeki etkisi, bir çok ruhsal bunalım biçiminde Ģimdiden kol gezmeye baģlamıģtır. (KuĢaklar arası çatıģma ve aile içi demokrasinin önemi.s ) Hiç Ģüphesiz B. Avrupa da gençlik içinde ırkçı-milliyetçi, Ġslamcı akımların örgütlenmesi ülkedeki geliģmelerden bağımsız değildir. Her Ģeyden önce içe kapanık geri değer yargılarıyla ĢekillenmiĢ yaģam tarzı bu tür gerici ve karģı devrimci örgütlenmeler için uygun zeminler yaratmaktadır. DıĢa kapalı, ülkedeki iç geliģmelere daha açık olan bu güçler, bulundukları her yerde büyük oranda ülkedeki iç atmosfere uygun olarak konum almaktadırlar. Söz gelimi, Batı Avrupa da da sivil faģist güçlerin özellikle etkiledikleri gençlik vasıtasıyla yer yer devrimci ve yurtsever güçlere dönük saldırılar içine girmesi içerde sürdürülen ırkçı saldırıların bir yansımasıdır. Ve dolayısıyla TC devletinin genel saldırılarından bağımsız değildir. Diğer bir etken ise; göçmenlere düģmanlık temelinde B. Avrupa da geliģen ırkçı hareketler, bu tür örgütlenmeler için ortaya güçlü fırsatlar çıkarmaktadır. Dünyada sürmekte olan ekonomik kriz, krizin yol açtığı iģsizlik, göçmenlere dönük yasal zeminde ağırlaģan koģullar, önümüzdeki süreçte de benzeri örgütlenmeler için var olan nesnel zemini beslemeye devam edecektir. Bu tür örgütlenmeler her zaman karģılıklı olarak birbirini tetikler. Bu duruma karģın ilerici göçmenler cephesindeki tablo hiçte iç açıcı değildir. Bu kesimlerde genel anlamda gençliğin politikaya, örgütlenmeye karģı bir ilgisizliği söz konusudur. Duyarlı olan kesimler ise, gençliğin somut sorunları üzerinde yerli halkların gençlik örgütlenmeleriyle ortak hareket etme, onlarla ortak örgütlenmeler oluģturma çabası içine girme yerine, daha içe dönük, kendi sorunlarına kilitlenmiģ ulusal, mezhepsel, dar derneksel faaliyetler içine hapsolunmuģ bir gençlik faaliyeti içindedirler. Bu kabullenilecek bir tablo değildir; mutlak aģılması gerekir. Batı Avrupa daki faaliyetlerimiz içinde gençlik çalıģması önemli bir yer teģkil etmektedir. Çünkü her ülkede gençlik dil problemini asgari düzeyde çözmüģtür. Yine yerli halklarla iletiģim kurma, iç politik geliģmeleri izleme var olan ilerici-devrimci örgütlenmeleri tanıma vb. konularda gençlik oldukça avantajlı bir konuma sahiptir. Bu durum göçmen gençliğinin yerli genç kuģakların yaģam tarzını önemli oranda benimsemesi ve onlarla birlikte ortak sorunları üzerinde ortak bir tutum geliģtirmelerinin koģullarını da artırıyor. Elbetteki iletiģimde problemin olmaması her Ģey demek değildir. Kendi sorunlarına, ezilenlerin genel sorunlarına yabancılaģmıģ, yoz bir yaģam tarzıyla kuģatılmıģ bir gençliğin iletiģim sorunu yaģamaması ancak yozlaģan gençliğin genel sayısını çoğaltmaya yarar. Sınıf savaģımı adına, göçmen ve yerli gençliğin ortak mücadelesinin örülmesi bakımından herhangi bir pratik değer taģımaz. Bu tıpkı ülkede yanı baģındaki sömürü ve zulüm politikalarına seyirci kalan, sistemin yaratmıģ olduğu bencil-bireyci hayalleri peģinde koģan, aynı dili konuģan on binlerce apolitik gencin durumuna benzer. Bu sorunun üzerinde bu denli durmamızın nedeni kimi yoldaģlarımızın birçok alandaki çalıģmalarımızdaki yetersizliği iletiģim sorunuyla açıklamalarıdır. Oysa bizim gençlik, kadın ve iģçi sınıfı içindeki çalıģmalarımızda esas problemimiz diğer uluslardan emekçilerle ortak sorunlar üzerinde bir hareket birliği yaratmamamızdan kaynaklanmıyor. Bizim esas sorunumuz Türkiyeli göçmen emekçilere dönük devrimci bir kitle çalıģması perspektifinden uzak olmamızdan kaynaklanıyor. Eğer Türkiyeli göçmen emekçileri örgütlemede ileri bir seviye yakalayıp, diğer uluslardan emekçilerle dil probleminden kaynaklı bir zayıflığımız söz konusu olsaydı bu değerlendirmelere daha ileri düzeyde bir anlam yüklememiz mümkündü. Ama burada gerçek olan Ģu ki; dil probleminden dolayı diğer

10 uluslardan iģçilerle, gençlerle, kadınlarla ortak hareket birliği yaratma konusunda nasıl sorun yaģıyorsak, aynı dili konuģan, iletiģim konusunda sorun yaģamayan iģçileri, gençliği, kadınları örgütleyip harekete geçirmede de benzeri sorunlar yaģıyoruz. Bu gerçeklerin görülmesi gerekli ve zorunludur. Eğer bu gerçekleri göremezsek, kitle çalıģması, örgütlenme tarzı, sokağa dönük pratik duruģumuzdaki olumsuzluklarımızı göremeyiz. Bu olumsuzlukların görülmesi ve aģılması konusunda ortaya bir irade konulursa iletiģim vb. sorunlardaki engellerde ortadan kalkar. Örneğin merkezi ve yerel alanlarda öğrenci birlikleri içinde yer almamamız iletiģim sorunundan mı kaynaklanıyor? Elbetteki hayır! Bu tamamen devrimci bir gençlik çalıģmasındaki sığ kavrayıģımızdan kaynaklanıyor. Okuduğu okulda eğitimdeki fırsat eģitsizliğinin kaldırılması için, bilimsel, demokratik bir eğitim için mücadele etmeyen, yani böylesi bir mücadelenin öznesi değil seyircisi olan bir öğrenci, dernekte hangi devrimci görevi yerine getirecektir. Ya da devrimci görevi dernek çalıģmasıyla sınırlayan bir anlayıģ, okuduğu okulda, çalıģtığı iģyerinde anti-demokratik uygulamalara, haksızlığa, sömürüye maruz kalan farklı uluslardan gençlerle, sınıf kardeģleriyle birlikte ortak güçlü bir mücadeleyi örmenin militanı olabilir mi? Tabi ki olamaz. Bugün öğrenci gençlik, iģçi gençliği içinde doğru bir anlayıģ temelinde bir çalıģma içine girersek baģta kadro sorunu olmak üzere birçok sorunumuzu asgari düzeyde çözme imkânımız daha bir artar. Gençliğin dinamikliği, bulunduğu ortama daha hızlı adapte olması, olayları-olguları daha hızlı kavraması çalıģmalarda daha verimli sonuçların olmasını sağlıyor. Tabi ki burada öğrenci gençliğin ve iģçi gençliğin üretim içindeki pozisyonları, geleceğe dair beklentilerini hesaba katarak değerlendirmelerimizi yapmalıyız. Üretim içindeki pozisyonları göz ardı eden genel bir değerlendirme; önceliklerimiz, çalıģma yöntemimiz ve beklentilerimiz konusunda bizi yanılgılı sonuçlara götürebilir. ÇalıĢmalarımızda öğrenci ve iģçi gençliğe önceliğin verilmesi, iģsiz, çeteleģen, uyuģturucuya bulaģan gençlerden uzak durmamız anlamına gelmez. Tabi ki tüm bu müdahaleler örgütle, örgütlülükle, dıģa dönük hedefleri net olarak belirlenmiģ kararlı ve istikrarlı bir çalıģmayla olur. Örneğin, sistemin gençliği sürekli apolitikleģtirme politikalarına vurgu yapıyoruz. O halde bizim görevimiz sadece bir durum tespiti yapmak değildir. Tam aksine yapılan tespitlere uygun olarak sürece müdahale etmektir. Bu pratik olarak ne anlama geliyor, gençler kurumlarımıza gelmiyorsa biz onlara gideceğiz. Onların sorunlarını-problemlerini dinleyeceğiz ve birlikte aģmak için çaba sarf edeceğiz. Bu çaba süreçlerine aileleri katmaya çalıģacağız. Tüm bu çalıģmalar için örgütlenme ve iletiģim araçlarında zenginlik yaratmak gerekir. Zengin yöntemlerin, zengin araçların kullanımı içinde bu konuda örgütsel bir deneyime, teorik-ideolojik bir donanıma sahip olmak Ģarttır. Eğer bugün bu alanlardaki çalıģmalarda istenilen baģarıya ulaģamıyorsak, en yakınımızda olanı dahi kolektifin bir parçası haline getiremiyorsak, ortada ciddi bir problem var demektir. Bu durumda kendi duruģumuzu, kendi problemlerimizi es geçerek baģkalarının problemlerini çözemeyiz. Bu anlayıģın ortaya çıkardığı en büyük iģ baģkalarının problemleri, yetmezlikleri üzerinde tartıģarak, kendi yetmezliklerini ve problemlerini gizlemek olur. Böyle bir duruģun sınıf mücadelesi için bir anlam ifade etmediği, samimiyetin değil samimiyetsizliğin ölçütü olduğu tarihi tecrübelerle ortadadır. ĠĢte var olan bu gerçek tablonun görülmesi, mevcut yetmezliklerin daha yıkıcı sonuçlara yol açmaması için kolektif çalıģma, denetim, hesap sorma, hesap verme mekanizmaların asgari düzeyde iģletilmesi gerekir. Kolektif aklın egemenliği, yüz yüze olduğumuz sorunların çözümü için en geniģ kesimlerle tartıģmayı zorunlu kılar. ÇalıĢmalarda esnek olmalı, en geniģ kitle örgütleri içinde bulunmayı önemsemeliyiz. Örneğin, öğrenci gençlik, öğrenci birlikleri, temsilcilikleri, dernekleri içinde, iģçi gençlik ise, sendikalar iģyeri temsilcilikleri içinde yer alıp çalıģmak zorunda. Önüne böyle hedef koymayan ya da böyle bir hedefi küçümseyen aktivistler ne öğrenci gençlik içinde nede iģçi gençlik içinde güç olamazlar. Diğer ülkelerden gençlerle, emekçilerle ortak bir mücadele hattı kuramazlar. Bu anlamıyla düģünüģ ve hareket tarzımızdaki yetersizlikleri aģma, yanlıģlıklarla hesaplaģma görevini yerine getirmek zorundayız. ÇalıĢmaların baģarısı bu görevlerin yerine getirilmesiyle direk orantılıdır. Yaptığımız değerlendirmelerden hareketle bu bölüme iliģkin bazı görevlerimizi Ģu ana baģlıklar altında ortaya koyabiliriz: a) Göçmenlere dönük yürütülen ırkçı saldırılara karģı çıkarak, gençliğin akademik-demokratik-ekonomik talepleri uğruna mücadele etmek b) Eğitimin özelleģtirilerek paralı hale getirilmesine, eğitimdeki ve çalıģma yaģamındaki fırsat eģitsizliğine karģı mücadele etmek.

11 c) Bu mücadelede diğer göçmen ve yerli gençlik örgütleriyle ortak bir mücadele hattını örmek. Yabancı düģmanlığı ve ırkçı saldırılara karģı enternasyonalist bir bilinçle ĢekillenmiĢ geniģ birliktelikler oluģturmak, devrim mücadelesi açısından da büyük bir kazanım olacaktır. d) Birlikteliklerin anti-emperyalist, anti-faģist, anti-kapitalist gençlik mücadelesi temelinde Ģekillenmesi diğer ezilen kesimleri de olumlu temelde etkileyecektir. e) Mücadele pratiğimizi dönemsel kamplarla, kongrelerle sınırlamamalıyız. Sokağa dönük pratikleri önemsemeliyiz. Militan bir gençlik, yerli gençlik örgütleriyle ileri düzeyde bir birlik ancak sokaklarda yürütülecek militan bir mücadeleyle sağlanır. Kadın çalıģması Batı Avrupa daki kadın faaliyetlerimiz yeni değildir. Dolayısıyla burada yeni bir çalıģma üzerinde tartıģma yürütmüyoruz. Burada belirlediğimiz hedeflere ulaģmadığımız, yani kendi içinde kurumlaģmayan, kadrolaģmayan, kitleselleģmeyen bir çalıģma üzerinde tartıģıyoruz. Niçin tartıģıyoruz? Tabii ki olmayanları olur kılmak için. O halde iģe bugüne kadar neler yaptık-neleri yapamadık sorularının yanıtlarıyla baģlamalıyız. Yani baģarı ve baģarısızlıklarımızın altında yatan ideolojik, siyasal ve örgütsel politikaları açığa çıkarmamız gerekir. Önümüzdeki faaliyet sürecinde baģarılı sonuçlar elde etmenin yolu da doğru bir muhasebe yapmaktan geçer. Bu anlamıyla çalıģmaların daha aktif öznesi olan yoldaģların değerlendirmeleri önemlidir. Değerlendirmelerde genel söylemlerden çok karģı karģıya kalınan sorunlar ortaya konulmalıdır ve çözüm konusunda basitten karmaģığa doğru atılabilecek adımlar, görevler somutlandırılmalıdır. Bu anlayıģ çerçevesinde bazı önceliklerimiz üzerinde durmaya çalıģacağız. Kadın çalıģmasında çözülmesi gereken öncelikli sorunlarımıza gelince; Her çalıģma alanında olduğu gibi bu alanda da en büyük sorunumuz kadro sorunudur. Yani bu alan çalıģmasına yön verecek asgari düzeyde geliģimini ve sürekliliğini sağlayacak bir ekibin, bir kurumlaģmanın yaratılmamasıdır. Bu yetersizliğin yanı sıra bu alan çalıģmamız için diğer önemli bir problem ise; birçok komitemizde demokratik alan çalıģmalarımızda teorik olarak savunulmasa da pratik olarak bu faaliyeti kadınların iģi olarak gören yanlıģ bakıģ açısıdır. YaĢanan kadro yetersizliğine bu yanlıģ bakıģ açısı da eklenince yürütülen çalıģmaların kendini tekrarlayan bir boyut kazanması da kaçınılmaz hale geliyor. Bu alan çalıģmamızda mütevazı bir çıkıģ yapmak için dahi, yeni genç kadın militanların açığa çıkarılması ve daha da önemlisi yukarda iģaret ettiğimiz yanlıģ bakıģ açılarıyla hesaplaģılması gerekir. Ezilenin ezileni olan ve nüfusun yarısını oluģturan kadınlar içindeki çalıģmayı partinin bir çalıģması ve hem de önemli bir çalıģma alanı olarak görmeyen anlayıģların değiģimi Ģarttır. Bu anlayıģa hangi burjuva ve küçük burjuva bakıģ açısı yön veriyorsa versin; sonuç itibariyle emekçileri, ezilenleri birleģtirme mücadelesine, üzerlerine düģen görevleri yerine getirme pratiğine hizmet etmiyor. Bu hizmet için proleter düģünüģ ve hareket tarzı zorunludur. Eğer düģünme eylemin temelini oluģturuyorsa, doğru bir pratik için doğru bir düģünme ve çalıģma tarzı gereklidir. Kadın çalıģmasını partinin genel çalıģmasının bir parçası olarak kavramak demek, legal-illegal zeminde tüm komitelerin bu çalıģmaya gereken önemi vermesi ve katkı sunması demektir. Bu alan çalıģmasının kendi içinde bir özerk yapısı olması hiç kimseye bu çalıģmalara kayıtsız kalma hakkını vermez. Bu çalıģmada yoğunlaģmak nasıl bir görev ise, çalıģmaya müdahalede sınırları aģmamak, kurallara uygun olarak müdahale yapmakta bir o kadar görevdir. Ve herkes soruna bu sorumluluk bilinciyle yaklaģmalıdır. Bugün bütün faaliyetlerimiz, kolektif bir çabayı, komiteler arası yardımlaģmayı, asgari düzeyde bir hareket birliğini yaratmayı daha çok zorluyor. Çünkü pratik olarak hem daha aktif hem daha etkili bir tarzda harekete geçecek bir taktik yönelim içine girilmesi gerekir. Böyle bir hedefin belirlenmesi özgün pratiklerin geliģtirilmesini yadsımıyor. Bilakis özgün pratikler bu genel hedefin oturtulması durumunda daha bir anlam kazanır. Ortaya daha olumlu sonuçlar çıkar. Her aktivistin Ģu gerçeği görmesi gerekir: Bugün üzerinde tartıģtığımız yerli yerine oturmayan bir faaliyet gerçeğidir. Yukardan aģağıya doğru kurumlaģmayan, özgün çalıģmaları yürütmede oldukça yetersiz olan bir örgütlülüğün iç özerkliği olması pek bir anlam ifade etmez. Kaba bir örnekle ifade edecek olursak henüz ortada inģa edilmiģ bir binanın olmadığı bir ortamda katların kiralarının nasıl değerlendirileceği üzerinde tartıģma yapmak çokta anlamlı değildir. Elbetteki bu tartıģmanın önünde herhangi bir engel yoktur. Ama bizim bugün öncelikli olan görevimiz binanın inģasıdır. Ve bu binada tüm aktivistlerimizin belirlenen görev ve sorumluluklara uygun olarak hareket etmesiyle inģa edilir. Bunun pratik anlamı Ģudur: Bu çalıģma alanında var olan aktivistlerimizin daha yetkin bir hale getirilmesi için müdahalenin yapılması ve yine alanlarda bu çalıģma için yeni genç militanların açığa çıkarılması

12 konusunda özgün, planlı bir eğitim sürecinin oturtulması. Bugün böyle bir çalıģmaya genel anlamda bir ilgisizliğin olduğu doğrudur. Ama politikaya ilgisizlik nasıl ki politikanın gerekliliği kavratılarak aģılabilir, bu alan çalıģmasına ilgisizlikte baģta kadın yoldaģlar olmak üzere tüm yoldaģlara kavratılarak aģılabilir. Bunun için düģünsel plandaki tartıģmalar-eğitim çalıģmaları önemli bir yer teģkil ediyor. Yukarda da dikkat çekmeye çalıģtık, bu çalıģma yalnız Ezilenlerin ezileninin çalıģması değildir. Bu ne kadar doğru bir yaklaģım ise; Ezilenin ezileni olan kimi kadın yoldaģların bu çalıģmanın özgünlüklerini göz ardı eden, böyle bir çalıģma içinde yer almayı küçümseyen tutumları da bir o kadar yanlıģtır. Bu erkek egemen anlayıģtan etkilenmedir. Bu devrimci çalıģmadaki özgünlükleri hiçe saymak, özgün sorunların özgün örgütlenmelere açık olduğu gerçeğini yadsımaktır. Bu devrimci çalıģmada bire bir aynı sorunları yaģayan kesimlerin (hemcinslerine veya sınıfdaģlarına) daha somut propaganda yapma ve iletiģim kurma konusunda sağlamıģ olduğu avantajlara gözünü kapatmak anlamına gelir. Burada önemli olan soruna hangi anlayıģla yaklaģtığımızdır. Dahası proleter bakıģ açısının özgün örgütlenmeleri yadsıdığını kim iddia edebilir. Ezilenlerin kurtuluģuna kurmaylık yapmak iddiası ile ortaya çıkan bir sınıf partisi, ezilenlerin yarısını oluģturan bir kitlenin örgütlenmesine karģı hangi mantıkla, hangi anlayıģla kayıtsız kalabilir? Bu ve benzeri sorular daha da çoğaltılabilir. Burada temel sorun tüm ezilenleri birleģtirmek için propaganda ajitasyon faaliyetlerinde, örgütlenme çalıģmalarında özgünlükleri hesaba katmanın yanlıģ olmadığı gerçeğinin kavranmasıdır. Özgünlükleri dikkate almak, ezilenlerin güçlerini bölmeye değil, daha ileri düzeyde birliklerin oluģmasına yol açar. Kitle çalıģmasında demokratik kitle örgütlerinin önemli bir rolü vardır. Ama hiçbir zaman kitle çalıģması demokratik kitle örgütleriyle sınırlanamaz. Burada yapılması gereken kitle örgütlerini geniģ yığınlara ulaģmanın bir aracına dönüģtürme görevini yerine getirmektir. Bu anlayıģ doğrultusunda hareket ettiğimizde kadın çalıģmasını kitle örgütlerine gelen kadınlarla sınırlamak demek; anlayıģ düzeyinde faaliyeti sakatlamak demektir. En güçlü olan kitle örgütlerine dahi gelen kadın sayısının istenilen düzeyde olmadığı ortadadır. Bu nedenle kadın çalıģmasında ufkumuzu bu alana gelen kadınlarla sınırlamak planları ağırlıklı olarak bunlar üzerinde yapmak peģinen çalıģmayı darlaģtırmaktır. Dolayısıyla sınırları darlaģmıģ, içe kapanık bir çalıģmayı önlemenin yolu, emekçi kadınların bulunduğu her alana yönelme perspektifine uygun olarak hareket etmekten geçer. Tabi ki bu yönelim içinde öncelikli alanlarımız dikkate alınacak ve adımlarımızda subjektif gücümüze uygun olacaktır. Yani dört bir yana yumruk sallamayacağız, ama sürekli geniģleme perspektifine uygun bir hedefimiz olmak zorundadır. Bu hedef içinde demokratik kitle örgütlerinin içinde ve yakın çeperinde olan kadınlara, kadın yoldaģlara daha büyük görevler düģmektedir. Diğer bir ifadeyle bu arkadaģlar denizde dalga yaratmanın ilk itici kuvvetleridir. DıĢa dönük geniģ kadın kitlesine ulaģmak için bu küçük kuvvetlerin eğitimi ve sistemli çalıģması faaliyetin geliģimi üzerinde önemli bir rol oynayacaktır. Dünyaları iģ yeri ile ev iģleri arasına hapsolmuģ geniģ emekçi kadınlara ulaģmak için bu örgütlü çekirdek güç baģlangıç açısından olmazsa olmazdır. Bu güçle kitle örgütleri çevresinde ve onlarında tanıdıkları diğer baģka yeni güçlere ulaģmak mümkün müdür? Elbetteki mümkündür. Eğer bu yönlü adımlarımızda ısrarlı olursak bugün sahip olunan güçten daha ileri güçlere ulaģacağımız muhakkaktır. Böyle bir çalıģmada ev ziyaretleri oldukça önemlidir. ÇalıĢma alanlarında var olan güçlerimizle iģ bölümü temelinde yapılacak ev ziyaretleri ve bu ziyaretler sonucunda yapılacak geniģ katılımlı toplantılar yeni bazı çalıģmalara zemin hazırlayabilir. Yani bu çalıģmaları daha sistemli çalıģmaların ön hazırlığı niteliğinde ele alabiliriz. Tabii ki bu çalıģmalara daha geniģ kesimlerin katılımını sağlamak için yapılan görüģmelerin, ön toplantıların somut sorunlar üzerinde olması gerekir. Her katılımcı bu toplantılarda hem kendine dair bir Ģeyler bulmalı ve hem de bu toplantıların sosyal yaģamda karģılaģtığı sorunların çözümüne yardımcı olacağı hissine kapılmalıdır. Yani ortaya konulan düģüncelerin bir çekim merkezi görevi görmesi gerekir. Sözgelimi, çocukların eğitimi, aile içi Ģiddet vb. somut sorunlar üzerinde yapılacak toplantılarda her katılımcının mutlaka söyleyecek bir sözü vardır. Bilgilendirme ve sohbet Ģeklinde yürütülecek bu toplantılar, çalıģma yaģamı ile aile yaģamı arasında sıkıģmıģ bu dar düģünüģ tarzına bir geniģlik kazandırabilir. Çünkü sorunların ortaklığı, yalnız olmadığı duygusunu uyandırır ve birlikte harekete geçmeyi, var olana itiraz etmeyi tetikleyebilir. Ve bu yönlü atılacak her adım, özgüvenin kazanılmasına hizmet eder. BaĢkalarıyla iģ yapma ve dolayısıyla örgütlü çalıģma bilincinin geliģmesini sağlar. Tüm bu geliģmeler sosyal yaģamda edilgen bir pozisyonda konumlandırılan geleneksel kadın duruģunun ve bu duruģa yol açan bakıģ açısının panzehiridir. EĢit ve özgür bir kiģilik ancak ve ancak düģünsel planda özgürleģme ve bu özgürleģmenin yol açtığı can bedeli bir

13 mücadeleyle sağlanabilir. Mücadele her koģulda özgüveni sağlar ve özgürleģtirir. Dolayısıyla mücadeleyi, örgütlenmeyi içermeyen kadın-erkek eģitliği, özgürlük Ģiarlarının sosyal yaģamda pratik bir karģılığı yoktur. Yine çalıģmalarımızda temel hedefimiz göçmen emekçi kadınlardır. Bugün açısından baktığımızda sınıf içindeki çalıģmalarımızın yetersizliği biliniyor. Bu yetersizliğin aģılması konusunda özellikle üretim içinde olan kadın yoldaģlara da büyük görevler düģmektedir. Bu görevlerin asgari düzeyde yerine getirilmesi için iģ yerlerindeki sendikal örgütlenmeler içinde yer almak, sınıfa dönük saldırılar karģısında seyirci değil, oyuncuözne rolünü oynamak gerekir. Keza çalıģtığımız tüm alanlarda yerli ve göçmen emekçi kadın örgütleriyle iliģki kurma ve onlarla ortak pratik tutumlar geliģtirme çalıģmalarına önem vermeliyiz. DayanıĢma, birlikte mücadele etme anlayıģını veya en geniģ anlamıyla enternasyonal dayanıģmayı yapılan uluslar arası kadın toplantılarına delege düzeyinde katılma veya mesaj gönderme derekesine düģürmemeliyiz. Elbetteki bunları da yapmalıyız. Ama daha çok sokağa dönük kavga birliktelikleri ve dayanıģma pratikleri üzerinde yoğunlaģmalıyız. Bugünkü Durum ve Görevlerimiz Ġçinden geçmekte olduğumuz süreçte yaģanmakta olan ekonomik krizin faturasının öncelikle iģçi sınıfı olmak, üzere tüm emekçilere çıkarılacağı kesindir. BaĢta kazanılmıģ olan sosyal hakların budanması olmak üzere burjuvazinin sınıfa dönük saldırıları kapsamlı bir boyut kazanacaktır. Ama her halükarda kendiliğinden de olsa bu saldırılara karģı tepkiler biraz daha kitlesel bir boyut kazanacaktır. Tamda burada egemenler tarafından zor öğesi yer yer devreye sokulabilir. Eğer tepkiler örgütlü bir güce dönüģmezse, iģsizlik, yoksulluk ve sefalet tablosu kitlesel bir boyut kazanacaktır. Bu kitlesel iģsizlik içinde göçmen iģçilerin sayısal durumunun daha fazla olacağı kesindir. Böylesi durumlarda kaçınılmaz olarak, iģsizlik sigortası, sağlık sigortası, vb. sosyal haklar yürürlüğe girecektir. Dün iģsizliğin sorumlusu olarak görülen göçmen iģçiler bugün sosyal fonları boģaltan bir topluluk olarak görülecektir. Tüm bunlar göçmenlere karģı ırkçı-faģist saldırıların örgütlenmesine zemin hazırlayacaktır. Irkçı saldırılara, göçmenlere dönük çıkarılan anti-demokratik yasalara karģı mücadelede baģarılar elde etmenin yolu yalnız göçmen emekçilerin birliğinden geçmiyor. Bunun esas baģarısı yerli halklarla örülecek olan ortak mücadeleden geçiyor Bugün iģsizlik ve yoksulluk göçmen ve yerli halkların ortak sorunudur. Bu ortak sorunu merkeze alacak tarzda bir pratik yönelim içine girmek zorunludur. Hiç kuģkusuz bunun ilk adımı, ilerici-devrimci güçlerin ortak mücadele perspektifini örmesiyle baģlar. Daha sonra ise bu halka geniģletilebilir. Ama öncelikle böylesi bir çekim merkezinin yaratılmasına ihtiyaç vardır. Bunun asgari düzeyde yaratılması ırkçı ve faģist güçlerin yaģanan iģsizliğin sorumlusu olarak göçmenleri göstermesi politikalarının deģifre edilmesi ve daha etkin bir mücadelenin yürütülmesi içinde gereklidir. Tekrarlayacak olursak; Önümüzdeki süreçte iģsizlik ve yoksulluk çalıģmalarımızın ana gündem maddelerinden birini oluģturmaktadır. Dolayısıyla propaganda çalıģmalarında, yürüteceğimiz kampanyalarda bu sorunları gündemimize almalıyız. Örneğin yakın tarihteki bazı verilere göre Almanya da iģsizlik oranı %0 seviyesinde. Bu oran göçmenler arasında ise %40 civarındadır. Bunun içinde iģsiz gençliğin durumu daha olumsuz bir noktadadır. GeçmiĢ pratik tecrübelere baktığımızda da büyük fabrikaların çoğunun göçmen iģçi çalıģtırdığını göreceğiz. Bunun esas nedenlerinden biri kriz dönemlerinde göçmen iģçileri iģten çıkarmanın daha kolay olmasıdır. Doğal olarak çok kolayca çıkarılan iģçilere kriz atlatıldıktan sonrada çok kolayca da ulaģılabilir. Yine endüstriyel üretimde teknoloji kullanımının ön plana çıkması vasıfsız çalıģan iģçilerin iģ bulma olanağını daha da zorlaģtırmıģ durumda. Bu konuda en dezavantajlı durumda olanların göçmen iģçiler olduğu açık. Kısacası krizin getirdiği ağır fatura vasıfsız iģ gücüyle de birleģince önümüzdeki süreçte iģçileri ne tür tehlikelerin beklediği daha açık bir Ģekilde ortaya çıkmaktadır. Tabiî ki göçmenler için zorluklar sadece bunlardan ibaret değildir. Aile birleģimi ve vatandaģlığa geçiģlerin zorlaģtırılması, sınır dıģı edilmelerin kolaylaģtırılması, sığınma yasalarında artan zorluklar. Yine yerli halklarla ortak olan sorunların daha bir ağırlaģması.yani emeklilik, sağlık, sosyal haklardaki kesintiler, eğitimin paralı hale getirilmesi vb. Tüm bunların yanı sıra bazı ülkelerde çıkarılan yeni yasalarda, göçmenlerin suç iģlemeye yatkın olduklarını ifade edecek ırkçı yaklaģımlar söz konusudur. Tüm bu veriler bize yerli halklarla kaynaģmayı, dayanıģmayı engelleyen her türlü anlayıģa karģı mücadele etmeyi ve ortak sorunlar etrafında birlikte hareket etmeyi dayatıyor. Bu sürece öncelikle kendimizde var olan dar bakıģ açısıyla hesaplaģarak baģlamalıyız. Yılların alıģkanlıklarını önyargılarını bir çırpıda kırmamız mümkün

14 değildir. Ama artık bir noktadan baģlamamız gerekir. ÇalıĢmalarımızda dar sınırları aģan bir kitle çalıģması perspektifine uygun olarak bir hareket tarzı yaratırsak gerçeklerle yüzleģmemiz ve ona uygun bir pratik hatta yönelmemiz daha kolaylaģır. Açık olan Ģu ki; Geçici, misafir iģçi anlayıģı bizde enternasyonalist değil misafir devrimci anlayıģının geliģmesine neden olmuģtur. Gerçek niyetimiz bu olmasa da objektif olarak ortaya çıkan tablo bu. Yine içe kapanık bir yaģama hapsolan yalnız göçmen emekçiler değildir, devrimci çalıģma da dar bir kesimin içine hapsolmuģ durumdadır. Bu durum ancak enternasyonalist bir bilinçle ve yürütülecek kitle çalıģmasıyla aģılır. Bu demektir ki, tüm devrimci aktivistler buradaki sorunlara seyirci kalmamalıdır. Bilakis yaģamın her alanında sürece karıģmalıdır. Haklı ve meģru zeminde geliģen devrimci hamlelerin bir parçası olmak için çaba sarf edilmelidir. Aynı duyarlılık emperyalizme ve dünya gericiliğine karģı yürütülen sınıfsal ulusal ve antiemperyalist mücadelelere karģı da gösterilmelidir. Diğer bir gerçek olguysa geçmiģte göçmen iģçilerin tasarlamıģ oldukları geriye dönüģ projesi bugün esas olarak kalıcılaģma projesine dönmüģ durumdadır. En azından bu durum yeni kuģaklar için tartıģma götürmeyecek bir netliktedir. Bu durum bu güçlerin içinde örgütlenmek için bir engel midir? Elbette ki hayır. Çünkü onların geleceklerini burada aramaları tek baģına yetmiyor. Her koģulda birleri onu yabancı olarak görmeye devam ediyor. YaĢanan iģsizlikten onu sorumlu tutuyor, horluyor. Bu yönlü ırkçı-faģist söylemlerle politika yapıyor. Ve bu politikalarda hayatın birçok alanında Ģu veya bu Ģekilde hayat hakkı buluyor. Gündemdeki yerini koruyor. Bu nesnel bir gerçektir. Ve bu nesnel gerçek enternasyonalist bir bilinçle göçmenlerin özgün örgütlerinin oluģmasını zorunlu kılıyor. Bu durum diğer ülkelerin göçmen örgütleriyle, yerli halklarla somut ortak sorunlar üzerinde bir hareket, bir davranıģ birliği yaratmanın önünde engel değildir. Tüm mesele emek eksenli sorunlarla göçmenlikten kaynaklanan sorunları birleģtirecek bir mücadele çizgisi yaratmakta düğümleniyor. Proleter düģünüģ tarzı proleter bakıģ açısı ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların sorunlarıyla ilgilenmeyi ve bu uğurda mücadele etmeyi varlık gerekçesi sayar. Sözgelimi; Batı Avrupa da kendini devrimci ve komünist olarak tanımlayan parti ve örgütlerin göçmenlerin sorunlarına duyarsız kalmaları kabullenilebilir mi? elbette ki hayır, Her Ģeyden önce böylesi bir duruģun proleter kimliği tartıģılır hale gelir. Aynı durum devrimci göçmen örgütler içinde geçerlidir. Yani, yanı baģında olup bitenlere seyirci kalamazlar. Fabrikalarda, iģ yerlerinde, anti-emperyalist mücadelelerde sınıf kardeģleriyle birlikte hareket etme zorunlulukları ve sorumlulukları vardır. Sorunun böyle kavranması sorumlulukların yerine getirilmesini kolaylaģtırır. Ülkedeki çalıģmalara katkılarımızı yoğunlaģtırmalıyız. Demokratik kurumun Tekel iģçilerinin direniģiyle dayanıģmak amacıyla diğer devrimci demokratik kurumlarla ortak geliģtirdiği pratik tutumlar, sürecin olumlu çabaları olarak görülmelidir. Burada önemle görülmesi gereken, yapılan müdahalenin etki gücü değil, yönelimin doğruluğudur. Newroz etkinliği için Diyarbakır a delegasyon gönderme kararına da bu anlayıģ çerçevesinde yaklaģmak gerekiyor. Bu yönlü pratikleri çoğaltmalıyız. Özellikle gençlik faaliyetini yürüten aktivistlerimizi genel ve bölgeler düzeyinde bu tür çalıģmalara katılmaları için hazırlamalıyız. Örneğin batıda yapılacak olan Mayıs etkinliğine, gençliğin köy çalıģması faaliyetlerine, festivallere vb.... Hiç kuģku yok ki, atılan bu mütevazı adımların belli devrimci sonuçları da olacaktır. Her Ģeyden önce bu sürece katılan yoldaģlar yaģanan bu eylemlilikler süreci içinde partinin ülkedeki çalıģmaları, diğer devrimci hareketlerin durumu ve devrimcilerin kitlelerle olan iliģki düzeyleri vb. konularda daha somut bilgiler edinmektedirler. Somut bilgiler bir yandan somut değerlendirmelerin zeminini hazırlarken, diğer yandan yurtdıģı örgütünün ülkeye dönük faaliyetlere karģı sorumluluğunun daha canlı, daha katkı sunucu olmasını sağlar. Özellikle ülkeye neredeyse izin dönemleri dıģında gitmeyen, halk gerçekliği, mücadele tarihi konusunda yeteri kadar bilgiye sahip olmayan genç yoldaģların kafa olarak bu yönlü çalıģmalara hazırlanmaları, partimizin hem genel mücadelesi açısından ve hem de bu genç yoldaģların daha ileri düzeyde sorumluluklar alma süreçlerine olumlu temelde katkı sunar. Keza alan çalıģmaları arasında daha sıkı iliģkilerin kurulması, her yoldaģın kendini bütünün bir parçası olarak hissetmesi, bütünün sorunlarına karģı daha duyarlı, sorumlu davranması bakımından atılan böylesi pratik adımlar daha etkileyici, daha değiģtirici bir rol oynar. Bunun etkilerini sürecin-süreçlerin öznesi olan yoldaģlar üzerinde görmek mümkündür. Tabii ki bu etkilerin geçici değil, kalıcı bir niteliğe dönüģmesi için bu yönlü çabaların üzerine sürekli yeni değerlerin katılması gerekir. Yeni değerler katma hedefi ve istemi, buradaki çalıģmaların hedefini de büyütür. Çünkü daha etkin katkı, daha aktif güç, daha çok imkân demektir. Ve tüm bunların sağlanması içinde buradaki çalıģmaların çıtasının daha bir yükseltilmesi gerekir.

15 Bunun zemini vardır. Nitekim bu süreç içinde gerek batıda yapılan Mayısa ve gerekse Dersim festivaline katılma konusunda eksikler içerse de aynı olumlu çaba sürdürüldü. Bu çabaların daha verimli kılınması için kolektif düģünmeye ihtiyaç vardır. Her yoldaģ ne yapabiliriz, katkıları nasıl büyütebiliriz sorularına kafa yormalıdır. Bu düģünüģ tarzı ülkedeki mücadeleye bakıģ açımıza da yeni bir yaklaģım kazandırır. Niye yapmıyorlar sorusu, yerini bu sürece biz nasıl katkıda bulunuruz yaklaģımına bırakır. Bütüne karģı sorumluluk duyma, bütünün bir parçası olma kavrayıģının derinleģmesi her türlü önyargılı yaklaģıma karģı bir set görevi görür. Sorunların daha sağlıklı tartıģılmasını sağlar. Bu anlayıģ çerçevesinde demokratik kitle örgütü, gençlik, kadın çalıģması ve kültürel alanda faaliyetlerin öznesi olan tüm aktivistler üzerlerine düģen görevleri yerine getirme sorumluluğuyla yüz yüzedirler. ÖZEL OLARAK TÜRKĠYELĠ GÖÇMENLER, GENEL OLARAK DA AVRUPA DAKĠ GÖÇMENLERĠN DURUMU GELECEĞE BAKIġLARI VE ATĠK ĠN YENĠ ÇALIġMA PROGRAMI Önsöz, açıklama ve gerekçeler ATĠK saflarında uzun süredir bir tartıģma sürmektedir. Bu tartıģmanın temel ekseni gelinen aģamada ATĠK in yeni bir siyasal perspektif ıģığında faaliyetlerini yeniden gözden geçirmesini içermektedir. Son yıllarda ATĠK in ağırlıklı olarak göçmenleri esas alan örgütlenmesi ve bu örgütlenme üzerinden yürütülen faaliyetin bir yerde tıkandığı, kitlesel olarak daralma yaģandığı, dernek ve komitelerimizin kısır bir faaliyet içine girdiği gerçeğinin artık görülmesi gerektiğidir. Bu tartıģmanın temel nedeni olarak da, göçmen kitlesinin bir değiģim içinde olduğu, bu değiģimin görülmesi gerektiği, aksi durumda ilerlemenin çok zor olduğu tespitinden kaynaklanmaktadır. Bu yaklaģım önemli bir tespiti içermektedir. Bu da göçmenlerin durumunu yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu değerlendirme aynı zamanda yeni politik ve pratik yönelimimizi tespit açısından oldukça önemlidir. Bu taslak esas olarak yapılan tartıģmaların önünü açmayı hedeflemektedir. Taslak, tarihsel açıdan göç olgusunu ele almakta, göçlerin nedenleri ve sonuçlarını irdeleyerek günümüze gelmektedir. Taslak Türkiyelilerin Avrupa ya göç nedenlerine değinmekte, Türkiyeli göçmenlerin geçirdikleri aģamaları dile getirmektedir. Tüm bunların üzerinde yükseldiği zeminde bugün açısından Türkiyeli göçmen kitlesinin nasıl düģündüğü, geleceğe nasıl baktığı irdelenerek, ATĠK in bu gerçekler ıģığında bundan sonra nasıl bir yönelime girmesi gerektiği üzerine bir program sunmaktadır. Bu taslak tartıģma içinde netleģecektir. Bu taslağın zenginleģtirilmesi, yapılması gerekenler konusunda ek Ģeyler konması, ATĠK kitlesinin önerileri ve katkılarıyla olacaktır.

16 Taslak yazımız tüm tabanımız ve konuya ilgi duyan tüm kesimlerle bir tartıģma süreci yaģanarak sonuçlandırılacaktır. Derneklerimizde açık kitle toplantılarında tartıģılıp öneriler ve eleģtiririler yazılı hale getirilip, 20 yılında yapılacak olan ATĠK kongresinde tartıģılıp son hali verildikten sonra ATĠK in resmi görüģü halini alacaktır. Avrupa Birliğinin Kısa Bir Değerlendirmesi Birinci Bölüm Avrupa Birliği ya da kısa adı AB olan ve 27 üyeden oluģan bu topluluk, Km kareden oluģan bir toprak parçasını kapsamaktadır. Avrupa Birliği nin temelleri 95 yılında Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve Ġtalya tarafından atılmıģtır. 2. Emperyalist PaylaĢım SavaĢı sonrası Avrupa ekonomisi tamamen çökmüģ ve savaģ geriye sadece büyük bir yıkım bırakmıģtı. Avrupalı tekeller yeniden dünya pazarlarında yer almak, rekabeti geliģtirmek için güçlerini birleģtirme ihtiyaçları duyuyorlardı. Buna bir de savaģ sonrası, olası bölgesel savaģların önlenmesi ve savaģtan kalan çeliģkilerin uzlaģmayla çözülmesini de ekleyebiliriz. Zira birçok ülkenin yeni bir savaģı kaldıracak gücü kalmamıģtı. Ekonomileri yıkılmıģ, insan gücü azalmıģ, sermayesinin önemli bir bölümü savaģta tükenmiģ olsa da, Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkeler bu iģin öncülüğünü yapmaktan çekinmediler. Diğer üç ülkeyi de yanlarına alarak 95 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu nu kurdular. Buradaki amaç, kontrollü rekabeti bir antlaģmayla hayata geçirmekti. Bu antlaģmayı 957 de Roma antlaģması izledi. 957 yılında Roma da yapılan toplantıda iki yeni oluģum daha kuruldu. Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu. Bu üç kurum üzerinde merkezi bir denetimin sağlanması, güçlendirilmesi için de 967 yılında Brüksel antlaģmasıyla tarihe geçen Avrupa Topluluğu kuruldu. Avrupa Topluluğu 973 yılında, Danimarka, Ġrlanda, Ġngiltere yi de içine alarak ilk geniģleme adımını attı. 979 da da Avrupa Parlamentosu için seçimler yapıldı. 980 yılında ise topluluğa Yunanistan, Ġspanya ve Portekiz katıldı. 985 yılında tarihe Schengen AntlaĢması olarak geçen kararlar alındı. Bu antlaģmanın en önemli kararlarından biri de, topluluk üyeleri arasında yapılan sınır kontrollerinin kaldırılmasıdır. Bu antlaģmayı 992 yılında Maastricht AntlaĢması izlemiģtir. Bu antlaģma Avrupa Birliği üye ülkelerine yeni görevler yüklerken, 992 yılında yapılan bu antlaģmasıyla Avrupa Birliği adlandırmasının kullanılmasına karar verilmiģtir. Birlik 2002 yılında ortak para birimi Euro nun kullanılmasına geçti. Bugün itibarıyla topluluk içinde 5 ülke ortak para olan Euro yu kullanmaktadır. 500 milyona varan nüfusuyla dev bir topluluğa dönüģen Avrupa Birliği Ģu ülkelerden oluģuyor; Almanya, Avusturya, Ġngiltere, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Kıbrıs (Rum Kesimi), Hollanda, Ġrlanda, Ġspanya, Ġsveç, Ġtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya ve Yunanistan. Avrupa Birliği ne alınacak ya da üyelik baģvurusunda bulunacak ülkelerde aranacak kriterlerin tümü 993 yılında Kopenhag Kriterleri olarak bilinen belgede toplanmıģtır. Avrupa Birliği nin politik ve ekonomik yönetim kurumları ise Ģunlardır; Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Konseyi Liderler Zirvesi, Avrupa Adalet Divanı ve Avrupa Merkez Bankası dır. Birliğin önceki tüm antlaģmalarını bir belgede toplayan Avrupa Birliği Anayasası 2004 yılında Roma da yapılan bir antlaģmayla karara bağlanmasına rağmen, Bu anayasanın Hollanda ve Fransa da yapılan halk oylamasında ret edilmesinden dolayı hiçbir zaman hayata geçirilemedi. Bunun yerine 2007 yılında bu anayasa yerine geçecek biraz daha yumuģatılmıģ Lizbon antlaģması karara bağlandı. Avrupa Birliği, ilk adımlarını attığı 95 yılından, 200 yılına kadar birçok aģamadan geçerek bugünkü halini almıģtır. Avrupa Birliği, sermayenin bir birleģeni olduğunun altı çizilmelidir. Avrupalı büyük tekeller, ilk baģlarda sınırlı bir iģ birliğinden yola çıkarak, ihtiyaçlarının büyümesi ve geliģmesi sonucunda pazardan daha fazla pay almanın bir aracı olarak, çıkarları Avrupa Birliği nde çakıģmıģtır. Avrupa Birliği ezilen emekçilerin ve halkların bir birliği değildir. Bu birlik onların ortak iradeleriyle alınmıģ bir karar değildir. 990 lı yıllarda dünyada geliģen yeni tartıģmaların en popüler tezi ulus devletlerde yaģanan ve yaģanacak değiģimler konusunda ileri sürülen tezlerdi. Bu tezleri güçlendirmek için verilen baģat örneklerden biri de Avrupa Birliği oluģumuydu. Sınırların kontrolü kaldırılması, ortak para birimi, ortak ticaret antlaģmaları bu tezi güçlendiren argümanlar olarak veriliyordu. Fakat ulus devletlerin kaldırıldığı ya da o yöne doğru evirilmesi söz konusu değildi. Olan Ģey tekellerin önündeki sınırların kaldırılmasına yönelik atılmıģ adımlardan ibaretti. Kriz ve iģsizliğin baģ gösterdiği dönemlerde, oluģum içinde yer alan her devlet hiç de ulus devlet söyleminden geri kalmayarak, kendi çıkarlarına uygun tavırlar geliģtirdikleri biliniyor. Bir dönem, Almanya ve Fransa da ABD ve Ġngiliz tekellerinin satın almak istediği sanayi dallarına karģı ulusal çıkarların öne çıkartılarak bu sanayi dallarının satıģlarının nasıl engellendiği hatırlardadır. Avrupa Birliği nin kendi içinde gümrük

17 duvarlarının kaldırılması tamamen bir ihtiyacın ürünüdür. Gümrük duvarların kaldırılması meta dolaģımının önündeki engelleyici faktörlerin kaldırılmasından öteye bir Ģey ifade etmiyor. Ayrıca, bu gümrük duvarlarının kaldırılması tüm ulusal pazarların tek elde birleģtirmesi anlamına gelmiyor. Avrupalı tekeller arasındaki rekabet alabildiğine sürüyor. Avrupa Birliği tekeller arası rekabet çeliģkisini ortadan kaldırmıģ değil. Avrupa Birliğinin üzerinde yükseldiği temel argümanlardan biri de, temel insan hakları ve özgürlükler üzerine oturduğu tezidir. Avrupa Birliği nin temel hak ve özgürlükler konusunda bilinen standartları kendi çıkarlarının çerçevelenmesinden ibarettir. Avrupa da ayrımcılık devam etmektedir. 50 yıldır Avrupa da yaģayan göçmenlerin geldikleri ülkeler Avrupa Birliği ne üye değilse, ayrı bir statüye tabi tutulmaktadırlar. DolaĢma özgürlükleri sınırlı, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde hala seçme hakkına sahip değildirler. Göçmenlere karģı yapılan ırkçı saldırlar arttığı halde, bunu gerçekleģtiren ırkçı partiler yasal varlıklarını korumakta, yerel ve genel seçimlere, Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılmakta, seçim dönemlerinde göçmenlere karģı anti propaganda yaptıkları halde hiçbir hükümet bunlara karģı önleyici tedbir almamaktadır. Avrupa da demokrasi ve örgütlenme hakkı topal bir ördek gibidir. Avrupa ülkelerinin birçoğunda göçmenlerin yasal kurumlarına karģı baskılar sürmektedir. Bu yasal kurumlar, birer kriminal kuruluģlar gibi gösterilerek, baskıların yapıldığı bilinen bir gerçekliktir. Konfederasyon olarak yapmamız gereken bir diğer çalıģma da, Avrupa Birliği sınırları içinde yaģayan Türkiyeli göçmenlerin, antlaģmalardan doğan haklarının araģtırılması ve bunların göçmenlere bilgi olarak sunulmasının yanında, Avrupa Birliği vatandaģlarına tanınan hakların Türkiyeli ve diğer göçmenlere de tanınması için çalıģmaktır. Maastricht AntlaĢması, birliğe üye ülkelerde geçerli olmak kaydıyla, sözleģme hukuku ve aile hukuku gibi konularda yeni kolaylıklar sağlamaktadır. Bu antlaģmayla kiģilerin serbest hareket etmeleri sağlanmakta ve ayrıca birliğe üye ülkelerin vatandaģlarına Avrupa Birliği VatandaĢlığı hakkını tanımaktadır. Bu hakkın tüm ülkelerde 50 yıldır bulunan Türkiyeli ve diğer göçmenlere de tanınması için çalıģma yürütmeliyiz. Konfederasyon olarak, 5 yılda bir gerçekleģtirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, parlamentoya seçilecek adayların seçiminde, göçmenlere de seçme hakkının tanınması için çalıģmalıyız. Avrupa Birliği, temel insan haklarının korunması konusunda birçok antlaģma yapmıģtır. Bu antlaģmalar içinde cinsiyet ve ırk ayrımcılığına karģı kararlar olmasına rağmen, bu kararların birçoğunun göstermelik olduğu, birçok ülkede göçmenlere karģı yapılan saldırılar, ölüm olayları, ev yakmalara rağmen, hala birçok ırkçı partinin yasal olarak faaliyet yürütmesi kabul edilemez. Konfederasyon olarak bu partilerin Avrupa Adalet Komisyonu kararıyla yasaklanması için çalıģmalıyız. Göç Nedir? Göçü Nasıl Tanımlamalıyız? Ġkinci Bölüm Göç, bireyin, bir topluluğun ya da grubun bulunduğu yeri terk edip baģka bir coğrafyaya ya da ülkeye gidip yerleģmesi olayıdır. Bireyin, topluluğun ya da bir grubun geçici ya da kalıcı olarak hayatlarının bir bölümünü, ya da tümünü geçirmeleri için gerçekleģtirdikleri göç olayı insanlık tarihi kadar eskidir. Göçün tarihi çok eski çağlara kadar dayanır. Doğal affet, toprakların verimsizleģmesi ya da yetmemesi, savaģlar, devletlerin baskısı, iģgaller ve yeni yerlerin keģfi ile birlikte insanların bireysel ya da toplu olarak göç etmeleri sıkça görülen bir olaydır. Göç olayının temelinde yatan esas neden insanların bireysel ya da toplu olarak kendilerini güvenceye almalarıdır. Ġnsanların doğal, ekonomik ya da politik nedenlerden dolayı yaģadıkları yerlerden baģka coğrafyalara ya da topraklara gidip yerleģmelerindeki azalma ya da çoğalma, ülkelerin durumu, doğal afetler, savaģlar ve iģgallere bağlı olarak değiģim göstermiģtir. Ġlkel dönemden köleci döneme, feodalizmden kapitalist döneme kadar yaģanan göç olgusu günümüzün büyük bir sorunu olarak hala varlığını sürdürmektedir. Kapitalizmle birlikte göç olgusu niteliksel bir farklılık almıģtır. 9. yy boyunca Avrupa dan denizaģırı ülkelere kitlesel göçlerin yapıldığı tarihsel bir gerçektir. 20. yy.ın ilk çeyreğinde bir yavaģlama evresi yaģayan göç, daha sonraları hızından bir Ģey kaybetmeden devam etmiģtir. Kapitalizmin geliģmesi ve yeni pazarların ortaya çıkmasıyla birlikte, baģta Amerika olmak üzere göçlerde bir farklılaģma yaģanmıģtır. Avrupa da sanayinin geliģmesiyle birlikte yoksul ve sanayisi geri olan ülkelerden Avrupa ya bir göç hareketinin baģladığını görmekteyiz. Birinci Emperyalist PaylaĢım SavaĢı öncesi binlerce Ġtalyan, Ġspanyol ve Polonyalı; Fransa ve Almanya ya göç etmiģlerdir. Ġkinci Emperyalist PaylaĢım SavaĢı ndan sonra, kapitalist pazarda çok pay kapmak için göç olgusu resmi devletler politikası olarak gündeme sokuldu. Bu dönemden sonra göçlerde aranan nitelikler değiģmeye baģladı. ABD, Kanada, Avusturya baģta olmak üzere

18 daha çok beyin göçü diye tabir edilen, bilim ve teknik alanda yetiģmiģ göçlerin kendi ülkelerine giriģe ağırlık verirlerken; Almanya, Fransa, Ġngiltere, Hollanda ise genel bir iģ göçüne ağırlık verdi. Bu anlamda; Göçler ) Doğal Afetler sonucu meydana gelen göçler 2) SavaĢlar, iģgaller sonucu meydana gelen göçler 3) Siyasal ve ulusal baskılar sonucu meydan gelen göçler 4) Ekonomik göçler 5) Gönüllü göçler 6) Devletlerin değiģim sonucu karģılıklı yaptıkları göçler Göç hareketleri ikiye ayrılmaktadır:ġç göç ve DıĢ göç Ġç Göç Bir ülkenin kendi sınırları içinde meydana gelen insanların yer değiģtirme olayıdır. Ġç göç olayında daha çok kırsal alanlardan kentlere yapılan göçleri görmekteyiz. Tersi de olmakla birlikte bu tür göç hareketleri çok sınırlıdır. Ġç göç olayında ülke nüfusu değiģmemekte, daha çok göç veren ve göç alan kentlerde nüfus değiģimleri meydana gelmektedir. DıĢ göç DıĢ göç ise, bir ülkeden baģka bir ülkeye ya da coğrafyaya yapılan göçlerdir. Göç veren ülkenin nüfusu azalırken, göç alan ülkenin nüfusu ise çoğalır. Bu anlamda; Nedeni ne olursa olsun göçle birlikte, yer değiģtirenlerin gittikleri yerlerde karģılaģtıkları sorunlar hiçbir zaman ortadan kalkmamıģtır. Göçe maruz kalanların sorunları hep gündem konusu olmuģtur. UluslaĢmanın daha oluģmadığı dönemlerde meydana gelen göçlerde, göç edenlerin gittikleri yerlerde ve coğrafyalarda önemli değiģimler meydana getirdiklerini görüyoruz. Amerika nın keģfiyle birlikte, Avrupa kıtasından ekonomik nedenler ve dini baskılar sonucu Amerika ya gidenler burada yeni bir değiģimin önemli unsurları olmuģlardır. Amerika nın yerli halkı Kızılderilileri baskı altına alan göçmen topluluklar, süreç içinde yeni bir uluslaģmanın da ilk tohumlarını atmıģlardır. Keza Orta Asya dan Avrupa, Çin ve Hindistan a olan göçlerin buralardaki toplumsal değiģimlere neden olduklarını görüyoruz. Göç olayında Portekizlilerin gittikleri sömürgelerde yaģadıkları değiģim oldukça ilginçtir. 90 yılında Portekiz de artan iģsizlik nedeniyle, Portekiz sömürgelerine göç eden Portekizliler, 930 yılına gelindiğinde, bulundukları ülkelerde hem sayıca çoğaldılar, hem de ekonomik ve siyasi erki ellerine geçirdiler bu durum onların 960 larla birlikte sömürgelerdeki Portekizlilerin özerk sömürge rejimi oluģturmalarına kadar ilerledi. Ġkinci Emperyalist PaylaĢım SavaĢı yla birlikte, Avrupa da önemli bir göç hareketi meydana gelmiģtir. SavaĢtan kaçan binlerce insan yeni yaģam alanlarına göçmüģlerdir. Binlerce insan Nazi Almanya sından baģka ülkelere göç etmek zorunda kalmıģtır. Günümüzde göç ve göçmenlik olgusu büyük bir toplumsal olay olarak devam etmektedir. SavaĢ ve yoksulluğun at baģı yürüdüğü dünyamızda göçmenlerin dramları bitmez bir Ģekilde devam etmektedir. Asya ve Afrika dan binlerce insan yeni yaģam koģulları yaratmak, iģ bulmak ve yaģamak için kaçak olarak göç etmektedir. Gazete ve televizyon haberlerinden göçmenler hiç düģmemektedir. Yakın dönemde Yugoslavya iç savaģından binlerce insan Avrupa ya göç etmek zorunda kaldı. Keza ABD nin Irak ı iģgali ile birlikte yüz binlerce insan Irak ı terk etmek zorunda kaldı. Ülkemizde 990 larla birlikte, Kürt ulusu üzerindeki baskılar sonucu on binlerce Kürt Avrupa ya göç etmek zorunda kaldı. Emperyalist ve kapitalist ülkeler göç ve göçmenlik sorunu konusunda ikili bir politikaya sahiptirler. Birincisi; yasadıģı göç e karģı uyguladıkları politika, ikincisi; kalifiyeli iģ göçü konusunda geliģtirdikleri göç politikası. Ġstisnasız tüm Avrupa ülkeleri Politik baskılar, savaģ ve ekonomik nedenlerden dolayı ülkelerini terk etmiģ insanlara karģı sert davranmaktadır. En demokratik görünen, insan hakları konusunda en çok konuģan ülkeler, bu göçe tamamen karģı politikalar geliģtiriyorlar. SavaĢ, ulusal baskı ve ekonomik ve hatta doğal afetlerden dolayı ülkelerini terk edip yeni yaģam alanları arayan bu insanlara bu ülkelerin kapıları her zaman kapalı

19 olmuģtur. Uluslararası bazı sözleģmelere uyma dıģında, bu tür ülkeler her türlü önlemi alarak yeni göçlere kapılarını kapatmaktadırlar. Var olan yasalara yenilerini ekleyerek, göçmelere yaģam hakkını kısıtlamaktadırlar. Sermaye, ihtiyaç duyduğu verimli ve kalifiye elemanlardan oluģan göç politikasını benimsemektedir. Avrupa kıtasında nüfusun giderek yaģlanıyor olması, sermayenin kalifiye göçmenlere ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Öngörülen rakamlara göre Avrupa kıtasında nüfus giderek azalacaktır. YaĢlı nüfusun giderek çoğaldığı bu kıtada, emekliyle ayrılanların yaģam ihtiyaçlarının karģılanması ve üretimin devam etmesi bakımından insan unsuruna duyulan ihtiyaç kaçınılmazdır. Bu ihtiyacın göçmenlerden karģılanacağı açıktır. Türkiyelilerin Avrupa ya Göçleri Üçüncü Bölüm Ġkinci Emperyalist PaylaĢım SavaĢı tüm dünyada yıkım yarattı. Bu yıkımdan en çok etkilenen kıta ise Avrupa oldu. SavaĢın Avrupa da baģlaması ve yayılmasıyla birlikte tüm Avrupa ülkeleri savaģtan etkilendiler. Sanayileri yıkıldı. 60 milyon insan savaģ sonucu hayatını kaybetti. Yollar tahrip oldu, hastaneler, okullar, iģ yerleri yıkıldı. SavaĢla birlikte yüz binlerce insan Avrupa dan göç etmek zorunda kaldı. 0 Mayıs 945 yılında savaģ sona erdiğinde arkasında büyük bir enkaz bıraktı. Bu enkazın kaldırılması gerekiyordu. Almanya, Fransa, Hollanda, Ġngiltere gibi Avrupa nın bel kemiğini oluģturan ülkelerin yeniden kalkınması, kapitalist pazarda yerini alması için yeniden ayağa kalkmaları gerekiyordu. SavaĢtan beģ yıl sonra kendisini ancak toparlayabilen Almanya, elindeki sermayeyi yatırıma dönüģtürerek kalkınma planları uyguladı. Yeni ekonomik kalkınmada insan unsuru önemli bir yer tutuyordu. Madenlerde, üretim fabrikalarında, temizlik ve inģat iģlerinde çalıģacak insan gücü yetersizdi. Almanya baģta olmak üzere, Fransa, Ġngiltere, Hollanda, Avusturya dıģarıdan çalıģacak iģçi göçüne ihtiyaç duyuyordu. Elinde sermayesi olan kapitalist iģverenler kendi olanaklarıyla 950 lerin sonlarına doğru Almanya ya iģçi getirmeye baģladılar. Önceleri kendi inisiyatifleriyle Akdeniz ülkelerinden iģçi getiren kapitalist iģadamları, bunu kendi inisiyatiflerinden çıkararak devletlerarası bir sözleģmeye dönüģtürdüler. Bu anlamda Türkiye yle Almanya arasında 30 Ekim 96 yılında ĠĢçi Mübadele AntlaĢması imzalanarak iģçi göçü resmi devlet politikası olarak yürürlüğe kondu. AnlaĢma yapıldığında Almanya da 30 bin Türkiyeli göçmen iģçi bulunuyordu. Bunu sırasıyla 964 yılında Avusturya, Hollanda, Belçika, 965 yılında Fransa, 967 de Ġsviçre izledi. ĠĢ göçünün resmi güvenceye bağlanmasıyla birlikte Avrupa daki Türkiyeli iģçi sayısı 967 de rakamlarında 200 bindir. Bu rakam 972 de ise 500 bin olarak tespit edilmiģtir. 973 deki petrol kriziyle birlikte Avrupa ülkeleri Türkiye den iģçi alımını resmen durdurdular. Ancak kaçak göçü engellemeleri mümkün olmadı. 974 yılına gelindiğinde Avrupa da bulunan Türkiyeli iģçi sayısı milyonun üzerinde olduğu saptanıyor. Bu yasal sayının yanında 00 bin civarında da kaçak iģçi olduğu tespit ediliyor. 980 de Türkiye de darbe yapan AFC yla birlikte, Türkiye den Avrupa ya politik göçmenlerin geliģinde büyük rakamlar saptanmıģtır. 990 a gelindiğinde Avrupa da bulunan Türkiyelilerin sayısı 3 milyon olarak saptanmıģtır. Bu rakamın hızla bu seviyeye yükselmesinde Ģu faktörlerin olduğu görülmektedir. Aile birleģimlerinde hızlı bir artıģın olması, Türkiye den evlenmelerin yüksek olması, doğum oranın yükselmesi, kaçak göçün çoğalması. Politik ilticacıların sayısının yüksek olması, bu hızlı artıģa pareler olarak 960 ile 990 yılı arasında Avrupa dan Türkiye ye,5 milyon Türkiyelinin ise geri dönüģ yaptığı tespit edilmiģtir. Buna rağmen Avrupa daki Türkiyelilerin sayısındaki yükseliģ hiç bir zaman düģmemiģtir. Örneğin Almanya daki Türkiyelilerin yıllara göre tespit edilen sayılarının sürekli yükseldiğini görüyoruz. Buna göre 960 da 30 bin, 970 de 469 bin, 980 de milyon 462 bin, 990 da milyon 63 bin, 992 de milyon 855 bin idi. 200 itibariyle Türkiyeli göçmenlerin sayıları; Almanya bin, Fransa 380 bin, Hollanda 352 bin, Avusturya 20 bin, Belçika 4 bin, Ġsviçre 00 bin, Ġngiltere 80 bin, Danimarka 57 bin, Ġsveç 40 bin, olarak tespit edilmiģtir. Avrupa da yaģayan yaklaģık 3,9 milyon Türkiyeli göçmen kitlesinin çalıģan sayısı ise,,3 milyondur. ÇalıĢan nüfus sayısındaki bu düģüģün nedeni ise, Türkiyeli göçmenlerin bulundukları ülkelerde, iģsizlikten en çok etkilenen kesim olmasının yanında, göçmen kadınlardaki çalıģan nüfusun düģüklüğü ve yeni nesil genç göçmenlerin sayıca fazla olmalarından ileri geliyor. Analizimize veritabanı oluģturması bakımından Türkiye den Avrupa ya göç eden iģçilerin Türkiye deyken içinde bulundukları durum ve konumlarını da kısaca belirlemek gerekir. Zira göçmenlerin sorunlarına çözüm bulma ve yeni açılımlar yaparken, geldikleri konumla değiģim arasındaki farkı görmek açısından da yararlı olacaktır. Analizimiz esas olarak Almanya baz alınarak verilmiģtir. 30 Ekim 96 de Almanya ile ikili anlaģmaya dayalı olarak devlet eliyle baģlatılan Türkiye dıģ göç süreci, Almanya nın 30 Kasım 973 te Türkiye den iģ göçü alımını durdurmasıyla birlikte yasal olarak sona erdirilmiģtir.

20 Bu süreç içersinde gelen iģçilerin %30 u nitelikli iģçilerden oluģuyorken, %70 i ise yoksul, herhangi bir mesleği olmayan kesimden oluģmaktaydı. Her iki kesimin ortak özelliği, en kısa zamanda maddi hedeflerine ulaģıp, bir an önce tekrar Türkiye ye dönme hedefini içermekteydi. Bu süreçte Türkiye den Almanya ya gelen göçmen iģçilerin bölgelere dağılımına baktığımızda; %40 ı Marmara bölgesinden, %7 si Ġç Anadolu dan, %9 u Ege bölgesinden, % i Türkiye Kürdistan ından gelenler oluģturuyordu. Bu oran 973 lerden sonra değiģmiģ ve ağırlığını, Anadolu, Karadeniz ve Türkiye Kürdistan ına bırakmıģtır. Önemli bir diğer veri ise, 973 e kadar göç eden iģçilerin ağırlıklı bölümünün yoksul olmasıdır. Göçün bu özelliği Avrupa da yaģayan Türkiyelilerin daha sonra yaģadıkları farklılaģma ve geçirdikleri değiģim bakımından önemlidir. 980 de yapılan bir araģtırmanın istatistik verileri Almanya da Türkiyeli göçmen iģçilerin çalıģma alanlarına göre dağılımını Ģöyle göstermektedir. 980 de imalat sanayinde çalıģanların oranı %63,2 ye, ticaret sektöründe %3,2 den 5,3 e, ulaģım ve haberleģme alanında %2,9 dan 3, e, banka ve sigortacılıkta %5,4 ten 3,4 e, sosyal iģlerde çalıģan %0,2 den 0,9 a, bölgesel idari iģlerde çalıģanlar %,4 ten,9 a, tarım alanında %0,8 den 4,5 e yükseldiği görülmektedir. 996 yılında Fransa da ise inģaat ve tekstil kolunda %60, fabrikada % i, büro restoran, büfe, tarım ve temizlik kolunda ise %29 Türkiyeli göçmen iģçilerin çalıģtıkları görülmektedir. Bu tablo bize göçmen iģçilerin en ağır iģlerde çalıģtıklarını, mesleği olmayan göçmenlerin kendilerine verilen iģlere itiraz etme Ģanslarının olmadığını göstermektedir. Ġlk gelen göçmen iģçilerin ağırlıklı bir bölümünün vasıfsız iģçi olmalarından kaynaklı olarak daha çok maden, inģaat, imalat ve temizlik iģ kollarında çalıģtıkları görülmektedir. Bu durum ikinci ve üçüncü kuģak iģçi çocuklarını bir bütün olarak kapsamasa da, günümüzde de bir mesleği olmayan, öğrenim durumu düģük olan yeni göçmen kuģak içinde geçerlidir. Hollanda bu konuda daha farklı manzaralarla karģımıza çıkıyor. OECD nin (Dünya Uluslararası Ġktisadi ĠĢbirliği ve GeliĢme TeĢkilatı) yayınladığı 2008 ve 2009 yıllarına ait raporlar değerlendirildiğinde Hollanda da yaģayan göçmenlerin %9 u Türkiye kökenli. Son 2 yılda göç eden göçmen iģçi sayısı 5 binden 50 bine çıktı. Bunlardan %40 ı Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği ülkelerinden olup, ayrıca 5 bin civarında ilticacı bulunmaktadır yılından beri özellikle nitelikli emek peģinde yeni projeler geliģtirdi. Bunların bir devamı olarak en son (2008 de) Yüksek Öğrenimli Göçmen projesi baģlattı. Gelen göçmenlere yıllık süre vererek öğrenim kurumlarına katılmalarını ya da var olan öğrenimlerini bitirmelerini hedeflemekte. Ayrıca niteliksiz iģçi kategorisinde göçmen iģçi var. Özelde iģleyen her ekonomide nitelikli emek gücünün 2 3 misli niteliksiz emek gücü gerektiği düģünüldüğünde bu ülkenin gelecek yıllarda daha büyük göçmen dalgalarına gebe olduğunu söylemek mantıklı olur. Avusturya da ise manzara değiģmekte yılında göçmen sayısı 95 bin artmıģ, yani 95 bin insan bu ülkeye göç etmiģ. Bunların %4 ü Türkiye kökenli. Özellikle 2007 deki göçmen öğrenci sayısı 2008 sonunda 3 kata katlanarak civarına ulaģıyor da ilticacı sayısı olarak saptanmıģtır.. Göçmenler üzerinden ucuz emek gücü elde etmek için 2003 yılında vatandaģlık konusunda yeni düzenlemeler getirdi. Bu süreden itibaren göçmen Avusturya da vatandaģlık aldı yılında AB nin yayınladığı entegrasyon planına uygun olduğunu söyleyerek, 2004 ten beri uyguladığı vatandaģlık baģvurularında dil zorunluluğunu daha yüksek bir seviyeye getirdi. Ġsviçre de de genel durum çok farklı değil den 2008 yılına kadar olan süreçte kiģi göç etmiģ. Toplamda 57 bin göçmen var yılında bunların sadece %,3 üne vatandaģlık verilmiģ. Öte yandan 2008 e göre 2009 yılında gelen ilticacı sayısı %50 nin üzerinde artmıģ. Sadece 2008 de gelenlerin %8 ini Türkiyeliler oluģturmakta. Niteliksiz iģ gücü olarak çalıģan göçmen iģçi var. Türkiye den Avrupa ya Kadın Emeğinin Göçü 96 den, 973 ün sonlarına kadar Avrupa ülkelerine yaģanan yoğun emek göçünün içersinde kadın emek göçü azınlıkta olup %0 5 civarındaydı. (International Migrant Stock): 970 yılında Almanya ya gelen Türkiyeli göçmen iģçilerin %82 sinin evli olduğu tespit edilmekle birlikte, eģler Almanya da yalnız yaģamaktaydılar. Çünkü birinci kuģak diye adlandırdığımız ilk gelen iģçiler, baģlarda geldikleri ülkelerde uzun yıllar kalmayı düģünmediklerinden, oradaki düzenlerinin bozulmaması için eģleri ve çocuklarını yanlarına getirmemiģlerdi. Bu tarihte Almanya daki aile birleģimi oranı %34 olarak görülmektedir. Kasım 973 itibariyle baģta Almanya olmak üzere, emek göçüne Avrupa sınırlarının kapatılmasından sonra, Mart 974 baģlarında ilk olarak o zamanki Federal Almanya Cumhuriyeti nde yürürlüğe giren Aile BirleĢimi

ATİK Program Tartışma Taslakları Broşürü -I-

ATİK Program Tartışma Taslakları Broşürü -I- ATİK Program Tartışma Taslakları Broşürü -I- 2 ATİK Program Tartışma Taslakları Broşürü -I- ÖNSÖZ Değerli ATİK aktivistleri, sevgili dostlar; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), 2011 yılı sonunda

Detaylı

SAĞLIKTA DÖNÜġÜMÜN TIP EĞĠTĠMĠNE ETKĠSĠ

SAĞLIKTA DÖNÜġÜMÜN TIP EĞĠTĠMĠNE ETKĠSĠ SAĞLIKTA DÖNÜġÜMÜN TIP EĞĠTĠMĠNE ETKĠSĠ Sağlıkta yapılan dönüģümü değerlendirirken sadece sağlık alanının kendi dinamikleriyle değil aynı zamanda toplumsal süreçler, ideolojik konumlandırılmalar, sınıflararası

Detaylı

DEMOKRATİKLEŞME VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA AÇILIMI

DEMOKRATİKLEŞME VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA AÇILIMI 2009 DEMOKRATİKLEŞME VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA AÇILIMI BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ Demokratikleşme ve Toplumsal Dayanışma Açılımı BirikmiĢ sorunların demokratik çözümü için Hükümetçe baģlatılan

Detaylı

EV EKSENLĠ ÇALIġMA; Kadınlar Neden Ev Eksenli ÇalıĢıyor?

EV EKSENLĠ ÇALIġMA; Kadınlar Neden Ev Eksenli ÇalıĢıyor? EV EKSENLĠ ÇALIġMA; Kadınlar Neden Ev Eksenli ÇalıĢıyor? Ev Eksenli ÇalıĢmanın Sorunları ve Olası Çözüm Yolları Gül ERDOST-Ev Eksenli ÇalıĢan Kadınlar ÇalıĢma Grubu BĠZ KĠMĠZ? Ev-eksenli çalıģanlardan

Detaylı

TEKNOLOJİ VE TASARIM DERSİ

TEKNOLOJİ VE TASARIM DERSİ TEKNOLOJİ VE TASARIM DERSİ FELSEFESİ,TEMEL İLKELERİ,VİZYONU MEHMET NURİ KAYNAR TÜRKIYE NIN GELECEK VIZYONU TÜRKĠYE NĠN GELECEK VĠZYONU GELECEĞIN MIMARLARı ÖĞRETMENLER Öğretmen, bugünle gelecek arasında

Detaylı

T.C. BĠNGÖL ÜNĠVERSĠTESĠ REKTÖRLÜĞÜ Strateji GeliĢtirme Dairesi BaĢkanlığı. ÇALIġANLARIN MEMNUNĠYETĠNĠ ÖLÇÜM ANKET FORMU (KAPSAM ĠÇĠ ÇALIġANLAR ĠÇĠN)

T.C. BĠNGÖL ÜNĠVERSĠTESĠ REKTÖRLÜĞÜ Strateji GeliĢtirme Dairesi BaĢkanlığı. ÇALIġANLARIN MEMNUNĠYETĠNĠ ÖLÇÜM ANKET FORMU (KAPSAM ĠÇĠ ÇALIġANLAR ĠÇĠN) ÇALIġANLARIN MEMNUNĠYETĠNĠ ÖLÇÜM ANKET FORMU (KAPSAM ĠÇĠ ÇALIġANLAR ĠÇĠN) Düzenleme Tarihi: Bingöl Üniversitesi(BÜ) Ġç Kontrol Sistemi Kurulması çalıģmaları kapsamında, Ġç Kontrol Sistemi Proje Ekibimiz

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

GÜNEġĠN EN GÜZEL DOĞDUĞU ġehġrden, ADIYAMAN DAN MERHABALAR

GÜNEġĠN EN GÜZEL DOĞDUĞU ġehġrden, ADIYAMAN DAN MERHABALAR GÜNEġĠN EN GÜZEL DOĞDUĞU ġehġrden, ADIYAMAN DAN MERHABALAR ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ BAġARILI YÖNETĠMDE ĠLETĠġĠM Hastane İletişim Platformu Hastane ĠletiĢim Platformu Nedir? Bu

Detaylı

Kadınların Eğitim Düzeyi Arttıkça, İşgücüne Katılım İmkanları da Artmaktadır

Kadınların Eğitim Düzeyi Arttıkça, İşgücüne Katılım İmkanları da Artmaktadır Kadınların Eğitim Düzeyi Arttıkça, İşgücüne Katılım İmkanları da Artmaktadır Nimet ÇUBUKÇU Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Toprak İşveren: Ülkemizde, kadının çalıģma yaģamındaki sorununu değerlendirir

Detaylı

YEREL MEDYA SEKTÖRÜ VE GLOBALLEġEN MEDYAYA GÖRE KONUMU

YEREL MEDYA SEKTÖRÜ VE GLOBALLEġEN MEDYAYA GÖRE KONUMU YEREL MEDYA SEKTÖRÜ VE GLOBALLEġEN MEDYAYA GÖRE KONUMU Gizem ARABACI Hande UZUNOĞLU Türkiye de medya ulusal ve yerel medya tabanlı olmak üzere temel iki Ģekilde iģlemektedir. Bu iģleyiģ bazen daha kapsamlı

Detaylı

MARKA ŞEHİR ÇALIŞMALARINDA AVRUPA ŞEHİR ŞARTI SÖZLEŞMESİ DİKKATE ALINMALI

MARKA ŞEHİR ÇALIŞMALARINDA AVRUPA ŞEHİR ŞARTI SÖZLEŞMESİ DİKKATE ALINMALI ENER DEN MARKA ŞEHİR AÇIKLAMASI VAHDET NAFİZ AKSU, ERZURUM DA YAPILAN MARKA ŞEHİR TOPLANTISINI DEĞERLENDİRDİ: ENER olarak, Erzurum un Marka Şehir haline gelmesini yeni kalkınma paradigması oluşturulmasıyla

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

T.C ADALET BAKANLIĞI Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü

T.C ADALET BAKANLIĞI Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü T.C ADALET BAKANLIĞI Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Ceza Ġnfaz Kurumlarında Madde Bağımlılığı Tedavi Hizmetleri Serap GÖRÜCÜ Psikolog YetiĢkin ĠyileĢtirme Bürosu Madde bağımlılığını kontrol altında

Detaylı

Free, Open Access, Medical Education Serbest,Açık Erişimli Tıp Eğitimi Kısaca FOAM adı verilen ve Free, Open Acess, Medical Education manasına gelen

Free, Open Access, Medical Education Serbest,Açık Erişimli Tıp Eğitimi Kısaca FOAM adı verilen ve Free, Open Acess, Medical Education manasına gelen Free, Open Access, Medical Education Serbest,Açık Erişimli Tıp Eğitimi Kısaca FOAM adı verilen ve Free, Open Acess, Medical Education manasına gelen ve ICEM 2012 Konferansı esnasında Dublin de baģlayan

Detaylı

TÜRKĠYE TEKNOLOJĠ GELĠġTĠRME VAKFI (TTGV) DESTEKLERĠ

TÜRKĠYE TEKNOLOJĠ GELĠġTĠRME VAKFI (TTGV) DESTEKLERĠ TÜRKĠYE TEKNOLOJĠ GELĠġTĠRME VAKFI (TTGV) DESTEKLERĠ 3 TEMEL DESTEĞĠ MEVCUTTUR 1- Ar-Ge Proje Destekleri 2- Çevre Projeleri Destekleri 3- Teknolojik Girişimcilik Destekleri Ar-Ge Proje Destekleri a) Teknoloji

Detaylı

ULUSAL İSTİHDAM STRATEJİSİ EYLEM PLANI (2012-2014) İSTİHDAM-SOSYAL KORUMA İLİŞKİSİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ

ULUSAL İSTİHDAM STRATEJİSİ EYLEM PLANI (2012-2014) İSTİHDAM-SOSYAL KORUMA İLİŞKİSİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ 1. Sosyal yardımlar hak temelli ve önceden belirlenen objektif kriterlere dayalı olarak sunulacaktır. 1.1 Sosyal Yardımların hak temelli yapılmasına yönelik, Avrupa Birliği ve geliģmiģ OECD ülkelerindeki

Detaylı

ĠZMĠR KENT KONSEYĠ GENÇLĠK MECLĠSĠ BĠLĠġĠM ÇALIġMA GRUBU ETKĠNLĠK VE EĞĠTĠMLERĠ. Simge SavaĢan & Baran Güntan

ĠZMĠR KENT KONSEYĠ GENÇLĠK MECLĠSĠ BĠLĠġĠM ÇALIġMA GRUBU ETKĠNLĠK VE EĞĠTĠMLERĠ. Simge SavaĢan & Baran Güntan ĠZMĠR KENT KONSEYĠ GENÇLĠK MECLĠSĠ BĠLĠġĠM ÇALIġMA GRUBU ETKĠNLĠK VE EĞĠTĠMLERĠ Simge SavaĢan & Baran Güntan AJANDA Kent Konseyi Nedir? Gençlik Meclisi Nedir? Ġzmir Gençlik Meclisi BiliĢim ÇalıĢma Grubu

Detaylı

HĠTĠT ÜNĠVERSĠTESĠ. SÜREKLĠ EĞĠTĠM UYGULAMA VE ARAġTIRMA MERKEZĠ FAALĠYET RAPORU

HĠTĠT ÜNĠVERSĠTESĠ. SÜREKLĠ EĞĠTĠM UYGULAMA VE ARAġTIRMA MERKEZĠ FAALĠYET RAPORU HĠTĠT ÜNĠVERSĠTESĠ SÜREKLĠ EĞĠTĠM UYGULAMA VE ARAġTIRMA MERKEZĠ FAALĠYET RAPORU 2012 ĠÇĠNDEKĠLER ÜST YÖNETĠCĠ SUNUġU I- GENEL BĠLGĠLER A- Misyon ve Vizyon.. B- Yetki, Görev ve Sorumluluklar... C- Ġdareye

Detaylı

TOBB VE MESLEKĠ EĞĠTĠM

TOBB VE MESLEKĠ EĞĠTĠM TOBB VE MESLEKĠ EĞĠTĠM Esin ÖZDEMİR Avrupa Birliği Daire Başkanlığı Uzman 15 Ocak 2010, Ankara 1 ĠÇERĠK Türk Eğitim Sisteminin Genel Yapısı Sorunlar Türkiye de Sanayi/Okul ĠĢbirliği TOBB ve Eğitim Oda

Detaylı

Program AkıĢ Kontrol Yapıları

Program AkıĢ Kontrol Yapıları C PROGRAMLAMA Program AkıĢ Kontrol Yapıları Normal Ģartlarda C dilinde bir programın çalıģması, komutların yukarıdan aģağıya doğru ve sırasıyla iģletilmesiyle gerçekleģtirilir. Ancak bazen problemin çözümü,

Detaylı

Örgütler bu karmaģada artık daha esnek bir hiyerarģiye sahiptir.

Örgütler bu karmaģada artık daha esnek bir hiyerarģiye sahiptir. Durumsallık YaklaĢımı (KoĢulbağımlılık Kuramı) Durumsallık (KoĢulbağımlılık) Kuramının DoğuĢu KoĢul bağımlılık bir Ģeyin diğerine bağımlı olmasıdır. Eğer örgütün etkili olması isteniyorsa, örgütün yapısı

Detaylı

TEMAKTĠK YAKLAġIMDA FĠZĠKSEL ÇEVRE. Yrd. Doç. Dr. ġermin METĠN Hasan Kalyoncu Üniversitesi

TEMAKTĠK YAKLAġIMDA FĠZĠKSEL ÇEVRE. Yrd. Doç. Dr. ġermin METĠN Hasan Kalyoncu Üniversitesi TEMAKTĠK YAKLAġIMDA FĠZĠKSEL ÇEVRE Yrd. Doç. Dr. ġermin METĠN Hasan Kalyoncu Üniversitesi ÇOCUK ÇEVRE ĠLIġKISI Ġnsanı saran her Ģey olarak tanımlanan çevre insanı etkilerken, insanda çevreyi etkilemektedir.

Detaylı

SINIF ÖĞRETMENLĠĞĠ SOSYAL BĠLGĠLER ÖĞRETĠM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN

SINIF ÖĞRETMENLĠĞĠ SOSYAL BĠLGĠLER ÖĞRETĠM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN SINIF ÖĞRETMENLĠĞĠ SOSYAL BĠLGĠLER ÖĞRETĠM PROGRAMI 1 BECERĠLER 2 Beceri Nedir? ġimdiye kadar bilgi edinme, yaģam ve okulun temel amacı olarak görülmüģtür. Günümüzde ise bilgiye bakıģ değiģmiģtir. Bilgi;

Detaylı

MUSTAFA KEMAL ÜNĠVERSĠTESĠ BĠLGĠSAYAR BĠLĠMLERĠ UYGULAMA VE ARAġTIRMA MERKEZĠ YÖNETMELĠĞĠ

MUSTAFA KEMAL ÜNĠVERSĠTESĠ BĠLGĠSAYAR BĠLĠMLERĠ UYGULAMA VE ARAġTIRMA MERKEZĠ YÖNETMELĠĞĠ MUSTAFA KEMAL ÜNĠVERSĠTESĠ BĠLGĠSAYAR BĠLĠMLERĠ UYGULAMA VE ARAġTIRMA MERKEZĠ YÖNETMELĠĞĠ BĠRĠNCĠ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Mustafa Kemal Üniversitesi

Detaylı

SAĞLIK ORTAMINDA ÇALIġANLARDA GÜVENLĠĞĠ TEHDĠT EDEN STRES ETKENLERĠ VE BAġ ETME YÖNTEMLERĠ. MANĠSA ĠL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ HEMġĠRE AYLĠN AY

SAĞLIK ORTAMINDA ÇALIġANLARDA GÜVENLĠĞĠ TEHDĠT EDEN STRES ETKENLERĠ VE BAġ ETME YÖNTEMLERĠ. MANĠSA ĠL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ HEMġĠRE AYLĠN AY SAĞLIK ORTAMINDA ÇALIġANLARDA GÜVENLĠĞĠ TEHDĠT EDEN STRES ETKENLERĠ VE BAġ ETME YÖNTEMLERĠ MANĠSA ĠL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ HEMġĠRE AYLĠN AY GİRİŞ ÇalıĢmak yaģamın bir parçasıdır. YaĢamak nasıl bir insan hakkı

Detaylı

ANKARA ÇOCUK DOSTU ġehġr PROJESĠ UYGULAMA, GÖREV VE ÇALIġMA YÖNERGESĠ BĠRĠNCĠ BÖLÜM AMAÇ, KAPSAM, DAYANAK VE TANIMLAR

ANKARA ÇOCUK DOSTU ġehġr PROJESĠ UYGULAMA, GÖREV VE ÇALIġMA YÖNERGESĠ BĠRĠNCĠ BÖLÜM AMAÇ, KAPSAM, DAYANAK VE TANIMLAR Amaç ANKARA ÇOCUK DOSTU ġehġr PROJESĠ UYGULAMA, GÖREV VE ÇALIġMA YÖNERGESĠ BĠRĠNCĠ BÖLÜM AMAÇ, KAPSAM, DAYANAK VE TANIMLAR Madde 1- Ankara Çocuk Dostu ġehir Projesinin amacı Ankara yı; Çocuk Hakları SözleĢmesini

Detaylı

BU PAZAR SEÇĠM OLSA! Faruk Acar ANDY-AR BĢk.

BU PAZAR SEÇĠM OLSA! Faruk Acar ANDY-AR BĢk. TÜRKĠYE SĠYASĠ GÜNDEM ARAġTIRMASI-NĠSAN 2013 AraĢtırma; Kantitatif AraĢtırma tekniklerinden ( Yüzyüze görüģme ) yöntemi uygulanarak 04-10 Nisan 2013 tarihleri arasında 21 il'de toplam 3.473 denek ile görüģme

Detaylı

www.binnuryesilyaprak.com

www.binnuryesilyaprak.com ÇOCUKLA VE ERGENLE ĠLETĠġĠM (Anababa eğitim semineri) Prof. Dr. Binnur YEġĠLYAPRAK Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Onursal Başkanı

Detaylı

2014-2015 EĞĠTĠM ÖĞRETĠM YILI ÖZEL ATA ORTAOKULU 7.SINIF TEKNOLOJĠ ve TASARIM DERSĠ YILLIK DERS PLANI

2014-2015 EĞĠTĠM ÖĞRETĠM YILI ÖZEL ATA ORTAOKULU 7.SINIF TEKNOLOJĠ ve TASARIM DERSĠ YILLIK DERS PLANI -7 Eylül EYLÜL 1 15-19 Eylül 014-015 ÖĞRETĠM YILI ÖZEL ATA ORTAOKULU 7.SINIF TEKNOLOJĠ ve TASARIM DERSĠ YILLIK DERS PLANI 1. Teknoloji ve Tasarım kavramlarını kavratmak.teknoloji ve Tasarım Dersinin Genel

Detaylı

BASINDA KONDA seçimler

BASINDA KONDA seçimler BASINDA KONDA Haziran 2011 Bu dosya 15 yıla aģkın bir süredir gerçekleģen öncesinde, KONDA AraĢtırma ġirketi tarafından açıklanan anket sonuçları, bu sonuçlar üzerine yazılan yorumlar ve sonucunda bu çalıģmaların

Detaylı

Doç. Dr. MUSTAFA KĠBAROĞLU

Doç. Dr. MUSTAFA KĠBAROĞLU İran ın Nükleer Programı ve Türkiye nin Güvenliğine Etkileri Doç. Dr. MUSTAFA KĠBAROĞLU www.mustafakibaroglu.com Bilkent Üniversitesi Uluslararası ĠliĢkiler Bölümü 15 Ekim 2009 Atılım Üniversitesi Ankara

Detaylı

Küresel Kriz Sonrası Dünya Ekonomisinin Geleceği

Küresel Kriz Sonrası Dünya Ekonomisinin Geleceği 2009 TEMMUZ - EKONOMĠ Dr. Orkun ÖZBEK Küresel Kriz Sonrası Dünya Ekonomisinin Geleceği ABD de konut kredisi piyasalarında baģlayan ve kısa sürede tüm dünyayı saran küresel krizin baģlamasından bu yana

Detaylı

T.C. FIRAT ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ EĞĠTĠM PROGRAMLARI VE ÖĞRETĠM ANABĠLĠM DALI YÜKSEK LİSANS TEZ ÖNERİSİ

T.C. FIRAT ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ EĞĠTĠM PROGRAMLARI VE ÖĞRETĠM ANABĠLĠM DALI YÜKSEK LİSANS TEZ ÖNERİSİ T.C. FIRAT ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ EĞĠTĠM PROGRAMLARI VE ÖĞRETĠM ANABĠLĠM DALI YÜKSEK LİSANS TEZ ÖNERİSİ ÖĞRENCĠNĠN ADI SOYADI: Seda AKTI DANIġMAN ADI SOYADI: Yrd. Doç. Dr. Aysun GÜROL GENEL

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Küme Yönetimi URGE Proje Yönetimi. Kümelenme Bilgi Merkezi Deneyimleri

Küme Yönetimi URGE Proje Yönetimi. Kümelenme Bilgi Merkezi Deneyimleri Küme Yönetimi URGE Proje Yönetimi Kümelenme Bilgi Merkezi Deneyimleri Temel Ġlkeler Mevcut durumun değiģmesi kolay değildir, ZAMAN ve ÇABA gerektirir. DeğiĢimden ziyade DÖNÜġÜM, EVRĠM sürecidir. BaĢarı

Detaylı

T.C. KARTAL BELEDİYE BAŞKANLIĞI İSTANBUL

T.C. KARTAL BELEDİYE BAŞKANLIĞI İSTANBUL KARARIN ÖZÜ : Sivil Savunma Uzmanlığı nın Görev ve ÇalıĢma Yönetmeliği. TEKLİF : Sivil Savunma Uzmanlığı nın 31.03.2010 tarih, 2010/1043 sayılı teklifi. BAġKANLIK MAKAMI NA; Ġlgi: 18.03.2010 tarih ve 129

Detaylı

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü

Detaylı

KUPA TEKNĠK BĠLĠMLER MESLEK YÜKSEKOKULUNUN

KUPA TEKNĠK BĠLĠMLER MESLEK YÜKSEKOKULUNUN KUPA TEKNĠK BĠLĠMLER MESLEK YÜKSEKOKULUNUN 6.Spor ġenlikleri kapsamında gerçekleģtirilen Futbol Turnuvası Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulunun zaferi ile sona erdi. Yapılan maçlar sonucunda Ünye ĠĠBF

Detaylı

TÜRKİYE DE KOBİ UYGULAMALARI YMM. NAİL SANLI TÜRMOB GENEL BAŞKANI IFAC SMP (KOBİ UYGULAMARI) FORUMU İSTANBUL

TÜRKİYE DE KOBİ UYGULAMALARI YMM. NAİL SANLI TÜRMOB GENEL BAŞKANI IFAC SMP (KOBİ UYGULAMARI) FORUMU İSTANBUL TÜRKİYE DE KOBİ UYGULAMALARI YMM. NAİL SANLI TÜRMOB GENEL BAŞKANI IFAC SMP (KOBİ UYGULAMARI) FORUMU İSTANBUL 21 MART 2011 HOġ GELDĠNĠZ IFAC in Sayın Başkanı, Kurul Üyeleri, Dünyanın dört bir yanından gelmiş

Detaylı

kadın sosyalizmle özgürleşir!

kadın sosyalizmle özgürleşir! kadın sosyalizmle özgürleşir! işçi-emekçi kadın komisyonları broşür dizisi / 3 1 2 Özel mülk edinmenin ve sınıfların ortaya çıkışıyla başlayan kadının cins olarak ezilmişliği, günümüz kapitalist toplumunda

Detaylı

EĞİTİM SEN İSTANBUL 7 NOLU ŞUBE DENETLEME VE DİSİPLİN KURULLARI RAPORLARI. Eğitim Sen İstanbul 7 Nolu Şube Mart Mart 2011 Şube Çalışma Raporu

EĞİTİM SEN İSTANBUL 7 NOLU ŞUBE DENETLEME VE DİSİPLİN KURULLARI RAPORLARI. Eğitim Sen İstanbul 7 Nolu Şube Mart Mart 2011 Şube Çalışma Raporu EĞİTİM SEN İSTANBUL 7 NOLU ŞUBE DENETLEME VE DİSİPLİN KURULLARI RAPORLARI 235 EĞİTİM SEN İSTANBUL 7 NO LU ŞUBE DENETLEME KURULU RAPORU MART 2008 MART 2011 ARASI 2 Mart 2008 ile 16 ġubat 2011 tarihleri

Detaylı

NĠHAĠ RAPOR, EYLÜL 2011

NĠHAĠ RAPOR, EYLÜL 2011 9. GENEL SONUÇLAR... 1 9.1. GĠRĠġ... 1 9.2. DEĞERLENDĠRME... 1 9.2.1. Ġlin Genel Ġçeriği... 1 9.2.2. Proje Bölgesinin Kapasiteleri... 1 9.2.3. Köylülerin ve Üreticilerin Kapasiteleri... 2 9.2.4. Kurumsal

Detaylı

ġġrket TANITIMI VĠZYON 10 yıl içinde 10 önemli ülkede markalaģarak gerçek bir dünya markası olmak.

ġġrket TANITIMI VĠZYON 10 yıl içinde 10 önemli ülkede markalaģarak gerçek bir dünya markası olmak. ġġrket TANITIMI VĠZYON 10 yıl içinde 10 önemli ülkede markalaģarak gerçek bir dünya markası olmak. MĠSYON Jean e meydan okumaktalar.günlük giyimin en Ģık ve rahat tasarımlarını 365 gün en uygun fiyatlarla

Detaylı

ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK DERS PLANI ÖZEL BAHÇELİEVLER İHLAS İLKÖĞRETİM OKULU TRAFİK VE İLK YARDIM DERSİ

ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK DERS PLANI ÖZEL BAHÇELİEVLER İHLAS İLKÖĞRETİM OKULU TRAFİK VE İLK YARDIM DERSİ EYLÜL EKİM 1. 2. 3. (19 EYLÜL- 07 EKİM) 3 SAAT 1. ÜNİTE 1: TRAFİK TEŞKİLATI 1.Trafik teģkilatı hakkında temel bilgileri 2. Trafik düzenini sağlayan unsurları TRAFĠKLE ĠLGĠLĠ KURULUġLAR VE GÖREVLERĠ 1.

Detaylı

GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ

GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ Kasım, 2006 GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ Ne ekersen onu biçersin sözü; Türk toplumunun sosyal yaşantısında yerleşik bir hüviyet kazanan tümce biçiminde tezahür etmiştir.

Detaylı

5951 Sayılı Torba Kanun Neler Getirdi?

5951 Sayılı Torba Kanun Neler Getirdi? 5951 Sayılı Torba Kanun Neler Getirdi? Ömer BENOKAN 05.02.2010 tarih ve 27484 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan, 28.1.2010 tarih ve 5951sayılı AMME ALACAKLARININ TAHSĠL USULÜ HAKKINDA KANUN ĠLE BAZI KANUNLARDA

Detaylı

Ġnternet ve Harekât AraĢtırması Uygulamaları

Ġnternet ve Harekât AraĢtırması Uygulamaları Ġnternet ve Harekât AraĢtırması Uygulamaları Cihan Ercan Mustafa Kemal Topcu 1 GĠRĠġ Band İçerik e- Konu\ Mobil Uydu Ağ Genişliği\ e- e- VoIP IpV6 Dağıtma Altyapı QoS ticaret\ Prensip Haberleşme Haberleşme

Detaylı

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ!

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! Silahlý Propaganda ve Gerilla Savaþý Nikaragua da Devrim ve Seçim Proletarya ve Sosyalist Siyasal Bilinç Demokratik Muhalefette Demokrat! Türkiye Devriminde Kürt

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; çalıģanlara verilecek iģ sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin usul ve esaslarını düzenlemektir.

MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; çalıģanlara verilecek iģ sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin usul ve esaslarını düzenlemektir. ÇALIġANLARIN Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ EĞĠTĠMLERĠNĠN USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELĠK BĠRĠNCĠ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; çalıģanlara verilecek iģ

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

E-DEVLET ÇALIġMALARI VE TÜRKSAT TA Ġġ SÜREKLĠLĠĞĠ ÇALIġMALARI MUSTAFA CANLI

E-DEVLET ÇALIġMALARI VE TÜRKSAT TA Ġġ SÜREKLĠLĠĞĠ ÇALIġMALARI MUSTAFA CANLI E-DEVLET ÇALIġMALARI VE TÜRKSAT TA Ġġ SÜREKLĠLĠĞĠ ÇALIġMALARI MUSTAFA CANLI GĠRĠġ 1. Özet 2. E-Devlet Nedir? 3. ĠĢ Sürekliliği Ve FKM ÇalıĢmalarının E-Devlet Projelerindeki Önemi 4. ĠĢ Sürekliliği Planlaması

Detaylı

ÖĞRENCİ DESTEK PROGRAMI ÖZELLİKLE KIZ ÇOCUKLARININ OKULLULAŞMA ORANININ ARTIRILMASI PROJESİ

ÖĞRENCİ DESTEK PROGRAMI ÖZELLİKLE KIZ ÇOCUKLARININ OKULLULAŞMA ORANININ ARTIRILMASI PROJESİ MODÜL 15 EĞİTSEL DESTEK VE MOTİVASYON ÖĞRENCİ DESTEK PROGRAMI ÖZELLİKLE KIZ ÇOCUKLARININ OKULLULAŞMA ORANININ ARTIRILMASI PROJESİ Bu modül, Özellikle Kız Çocuklarının OkullulaĢması Oranının Artırılması

Detaylı

İÇ DENETİM NEDİR? Ali Kamil UZUN, CPA, CFE

İÇ DENETİM NEDİR? Ali Kamil UZUN, CPA, CFE İÇ DENETİM NEDİR? Ali Kamil UZUN, CPA, CFE İçinde bulunduğumuz mayıs ayı Uluslararası İç Denetçiler Enstitüsü (IIA) tarafından tüm dünyada Uluslararası İç Denetim Farkındalık Ayı olarak ilan edilmiştir.

Detaylı

ÖĞR.GÖR.DR. FATĠH YILMAZ YILDIZ TEKNĠK ÜNĠVERSĠTESĠ MESLEK YÜKSEKOKULU Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ PROGRAMI

ÖĞR.GÖR.DR. FATĠH YILMAZ YILDIZ TEKNĠK ÜNĠVERSĠTESĠ MESLEK YÜKSEKOKULU Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ PROGRAMI ÖĞR.GÖR.DR. FATĠH YILMAZ YILDIZ TEKNĠK ÜNĠVERSĠTESĠ MESLEK YÜKSEKOKULU Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ PROGRAMI Dünya da her yıl 2 milyon kiģi iģle ilgili kaza ve hastalıklar sonucu ölmektedir. ĠĢle ilgili kaza

Detaylı

İşyeri Temsilcileri Rehberi

İşyeri Temsilcileri Rehberi İşyeri Temsilcileri Rehberi Bir sendika için en önemli kadrolardan birisi işyeri temsilcisidir. İşyeri düzeyinde ise işyeri temsilcisi sendika örgütlenmenin olmazsa olmazıdır. Bir işyerinde işyeri temsilcisinin

Detaylı

HACETTEPE ÜNĠVERSĠTESĠ 4.ANTRENMAN BĠLĠMĠ KONGRESĠ Aykut Çelik ALTERNATĠF ANTRENMAN TAKVĠMĠ

HACETTEPE ÜNĠVERSĠTESĠ 4.ANTRENMAN BĠLĠMĠ KONGRESĠ Aykut Çelik ALTERNATĠF ANTRENMAN TAKVĠMĠ HACETTEPE ÜNĠVERSĠTESĠ 4.ANTRENMAN BĠLĠMĠ KONGRESĠ Aykut Çelik ALTERNATĠF ANTRENMAN TAKVĠMĠ YÜZME HAVUZLARI VE ĠġLETMECĠLERĠ Ülkemizde hizmet veren havuzların %90 ı kamu %10 u özel sektör tarafından iģletilmektedir.

Detaylı

Özgörkey Otomotiv Yetkili Satıcı ve Yetkili Servisi

Özgörkey Otomotiv Yetkili Satıcı ve Yetkili Servisi Özgörkey Otomotiv Yetkili Satıcı ve Yetkili Servisi Grup ÇekoL : Ebru Tokgöz Gizem Şimşek Özge Bozdemir Emel Sema Tarihçe Temelleri 1951 yılında, Gruba ismini veren Erdoğan Özgörkey tarafından atılan

Detaylı

Türkiye Yeni Yenilenebilir Enerji Yasasının Esasları GENSED DEĞERLENDĠRMESĠ 27.05.2010

Türkiye Yeni Yenilenebilir Enerji Yasasının Esasları GENSED DEĞERLENDĠRMESĠ 27.05.2010 Türkiye Yeni Yenilenebilir Enerji Yasasının Esasları GENSED DEĞERLENDĠRMESĠ 27.05.2010 Genel olarak aģağıdaki bütün açıklamalar bir soruya bağlıdır: Fotovoltaik için bir yenilenebilir enerji yasasındaki

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

1. Ġnsan en önemli değerdir. 2. Yönetimin moral desteği. 3. Uzun vadede sonuç beklenmesi.

1. Ġnsan en önemli değerdir. 2. Yönetimin moral desteği. 3. Uzun vadede sonuç beklenmesi. Kalite Çemberleri,aynı sahada çalıģan, benzer iģler yapan, düzenli aralıklarla toplanan, kendi iģleri ile ilgili sorunları saptayan, inceleyen ve çözen ĠyileĢtirme Takımlarıdır. Takımlar için ideal üye

Detaylı

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Eğitim Programı için gerekli ek rapor

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Eğitim Programı için gerekli ek rapor 1/9 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Eğitim Programı için gerekli ek rapor İçindekiler C2. ULUSAL TIP EĞĠTĠMĠ STANDARTLARINA ĠLĠġKĠN AÇIKLAMALAR... 2 1. AMAÇ VE HEDEFLER... 2 1.3. Eğitim programı amaç

Detaylı

T.C. B A Ş B A K A N L I K Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü. Sayı : B.02.0.PPG.0.12-010-06/5464 30 NĠSAN 2010 GENELGE 2010/11

T.C. B A Ş B A K A N L I K Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü. Sayı : B.02.0.PPG.0.12-010-06/5464 30 NĠSAN 2010 GENELGE 2010/11 GENELGE 2010/11 Dokuzuncu Kalkınma Planında yer alan Ġstanbul un uluslararası finans merkezi olması hedefini gerçekleģtirmek üzere yapılan çalıģmalar kapsamında, Ġstanbul Uluslararası Finans Merkezi Stratejisi

Detaylı

YAŞAM ÖYKÜSÜ. Doğum yeri: Doğum Tarihi: 1. Aile Bilgileri Baba: Adı: YaĢı:

YAŞAM ÖYKÜSÜ. Doğum yeri: Doğum Tarihi: 1. Aile Bilgileri Baba: Adı: YaĢı: YAŞAM ÖYKÜSÜ ADI: TARĠH: Doğum yeri: Doğum Tarihi: 1. Aile Bilgileri Baba: Adı: YaĢı: Mesleği: Sağlığı: Eğer vefat etmiģse ölüm yaģı: O zaman siz kaç yaģındaydınız: Ölüm Nedeni: Anne: Adı: YaĢı: Mesleği:

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

2010 YILI OCAK-HAZĠRAN DÖNEMĠ

2010 YILI OCAK-HAZĠRAN DÖNEMĠ MADEN TETKĠK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Sondaj Dairesi Başkanlığı 21 Yılı Ocak-Haziran Dönemi Faaliyet Raporu 21 YILI OCAK-HAZĠRAN DÖNEMĠ 1 ÜST YÖNETĠM SUNUMU SONDAJ DAĠRESĠ BAġKANLIĞI 21 YILI 1. 6 AYLIK

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN*

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* 1.Giriþ ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* Toplu olarak kullanýlmasýndan dolayý kolektif sosyal haklar arasýnda yer alan sendika hakký 1 ; bir devlete sosyal niteliðini veren

Detaylı

ĠġLETMELERDE ĠNSAN KAYNAĞININ ETKĠLĠ YÖNETĠMĠNDE KURUM ĠÇĠ HALKLA ĠLĠġKĠLER VE MOTĠVASYON

ĠġLETMELERDE ĠNSAN KAYNAĞININ ETKĠLĠ YÖNETĠMĠNDE KURUM ĠÇĠ HALKLA ĠLĠġKĠLER VE MOTĠVASYON ĠġLETMELERDE ĠNSAN KAYNAĞININ ETKĠLĠ YÖNETĠMĠNDE KURUM ĠÇĠ HALKLA ĠLĠġKĠLER VE MOTĠVASYON YRD.DOÇ.DR. NĠLAY BAġOK YURDAKUL E-MAĠL: yurdakul@iletisim.ege.edu.tr (BU NOTLAR SEMĠNERE AĠT ALT BAġLIKLARDAN

Detaylı

Cumhurbaşkanı Konuşması

Cumhurbaşkanı Konuşması Cumhurbaşkanı Konuşması Lefkoşa,KKTC 22 Mart 2011,Salı Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu Cumhurbaşkanı Sayın Dr.Derviş Eroğlu nun 4.Gençlik Kurultayı Açılışı nda Yaptıkları Konuşma Çok değerli konuklar sevgili

Detaylı

T.C. ÖDEMĠġ BELEDĠYESĠ PERFORMANS DEĞERLENDĠRME KRĠTERLERĠ UYGULAMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELĠK

T.C. ÖDEMĠġ BELEDĠYESĠ PERFORMANS DEĞERLENDĠRME KRĠTERLERĠ UYGULAMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELĠK T.C. ÖDEMĠġ BELEDĠYESĠ PERFORMANS DEĞERLENDĠRME KRĠTERLERĠ UYGULAMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELĠK BĠRĠNCĠ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin amacı; ÖdemiĢ

Detaylı

bu Ģekilde Türkiye ye gelmiģ olan sıcak para, ĠMKB de yüzde 400 lerin, devlet iç borçlanma senetlerinde ise yüzde 200 ün üzerinde bir kazanç

bu Ģekilde Türkiye ye gelmiģ olan sıcak para, ĠMKB de yüzde 400 lerin, devlet iç borçlanma senetlerinde ise yüzde 200 ün üzerinde bir kazanç 2007 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KANUN TASARILARI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME TUTANAKLARI BAġKAN: Sait AÇBA BAġKANVEKĠLĠ:

Detaylı

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER DUNYA GIDA GUNU ACLIGA KARSI BIRLESELIM Dr Aysegul AKIN FAO Turkiye Temsilci Yardimcisi 15 Ekim 2010 Istanbul Bu yılki kutlamanın teması, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele

Detaylı

TÜRKĠYE FUBOL FEDERASYONU GENEL KURUL ĠÇ TÜZÜĞÜ

TÜRKĠYE FUBOL FEDERASYONU GENEL KURUL ĠÇ TÜZÜĞÜ TÜRKĠYE FUBOL FEDERASYONU GENEL KURUL ĠÇ TÜZÜĞÜ I-BAġLANGIÇ HÜKÜMLERĠ MADDE 1 Amaç ĠĢbu iç tüzüğün amacı, Türkiye Futbol Federasyonu ( TFF ) genel kurul toplantılarında izlenecek tüm usul ve esasları belirlemektir.

Detaylı

SSP900 SOSYAL SORUMLULUK PROJESĠ DERS SUNUMU

SSP900 SOSYAL SORUMLULUK PROJESĠ DERS SUNUMU SSP900 SOSYAL SORUMLULUK PROJESĠ DERS SUNUMU Ders Sorumlusu: Prof. Dr. Mehmet DĠLMAÇ Yardımcı Öğretim Elemanı: ArĢ. Gör. Beytullah ERDOĞAN 1 DERS KONU BAġLIKLARI PROJENĠN BAġLATILMASI PROJENĠN EVRELERĠ

Detaylı

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Türkiye Đşçi Sendikaları Konfederasyonu KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Ankara Amaç Türkiye de kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir. Ülkede son verilere göre istihdam edilenlerin yüzde

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

EĞĠTĠM VE ÖĞRENCĠ KOÇLUĞU. Gençlere ve Üniversite Öğrencilerine Yönelik Ġlk ve Tek Koçluk Programı 21 Saat CCEU

EĞĠTĠM VE ÖĞRENCĠ KOÇLUĞU. Gençlere ve Üniversite Öğrencilerine Yönelik Ġlk ve Tek Koçluk Programı 21 Saat CCEU ĠZ KOCLUK ICF tarafından akredite edilen eğitim programları ile gençlere, ailelerine ve gençlerle çalıģmak isteyen profesyonellere eģsiz fırsatlar sunuyor. EĞĠTĠM VE ÖĞRENCĠ KOÇLUĞU Gençlere ve Üniversite

Detaylı

BACIM - Ağırlıklı olarak Türkiye kökenli göçmen kadınlar için buluşma ve danışmanlık merkezi

BACIM - Ağırlıklı olarak Türkiye kökenli göçmen kadınlar için buluşma ve danışmanlık merkezi Deutsches Rotes Kreuz Kreisverband Berlin-City e. V. BACIM - Ağırlıklı olarak Türkiye kökenli göçmen kadınlar için buluşma ve danışmanlık merkezi BACIM projesinin tanıtımı BACIM Berlin-City ev Alman Kızıl

Detaylı

Av. Füsun GÖKÇEN. TÜRK ÇĠMENTO SEKTÖRÜNÜN Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ KONUSUNDA AB KATILIM MÜZAKERELERĠNDEKĠ KONUMU

Av. Füsun GÖKÇEN. TÜRK ÇĠMENTO SEKTÖRÜNÜN Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ KONUSUNDA AB KATILIM MÜZAKERELERĠNDEKĠ KONUMU TÜRK ÇĠMENTO SEKTÖRÜNÜN Ġġ SAĞLIĞI VE GÜVENLĠĞĠ KONUSUNDA AB KATILIM MÜZAKERELERĠNDEKĠ KONUMU Av. Füsun GÖKÇEN Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası 4857 sayılı ĠĢ Kanunu MADDE 77 ĠġVERENLERĠN VE ĠġÇĠLERĠN

Detaylı

ÖZEL ANTALYA ANADOLU HASTANELERİ GRUBU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI DR.AHMET CÖMERT

ÖZEL ANTALYA ANADOLU HASTANELERİ GRUBU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI DR.AHMET CÖMERT ÖZEL ANTALYA ANADOLU HASTANELERİ GRUBU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI DR.AHMET CÖMERT 1 ĠLETĠġĠM İki ya da daha fazla kiģinin düģünce ve fikir alıģveriģidir KonuĢma, hareket yada mimikler ile gerçekleģir. Bizim

Detaylı

DUYGUSAL ZEKA Prof Dr. Binnur YEġĠLYAPRAK ANKARA Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi (TÜRK PDR-DER BaĢkanı)

DUYGUSAL ZEKA Prof Dr. Binnur YEġĠLYAPRAK ANKARA Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi (TÜRK PDR-DER BaĢkanı) EQ DUYGUSAL ZEKA Prof Dr. Binnur YEġĠLYAPRAK ANKARA Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi (TÜRK PDR-DER BaĢkanı) DÜġÜNME VE TARTIġMA SORULARI Zeka duygusal olabilir mi? Duygular zeki olabilir mi? Duygusuz

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

ĠSHAKOL. Ġġ BAġVURU FORMU. Boya Sanayi A.ġ. En Son ÇekilmiĢ Fotoğrafınız. No:.. ÖNEMLĠ NOTLAR

ĠSHAKOL. Ġġ BAġVURU FORMU. Boya Sanayi A.ġ. En Son ÇekilmiĢ Fotoğrafınız. No:.. ÖNEMLĠ NOTLAR Ġġ BAġVURU FORMU ĠSHAKOL Boya Sanayi A.ġ. No:.. En Son ÇekilmiĢ Fotoğrafınız ÖNEMLĠ NOTLAR 1. BaĢvuru formunu kendi el yazınızla ve bütün soruları dikkatli ve eksiksiz olarak doldurup, imzalayınız. ĠĢ

Detaylı

TORBA YASA NELER ĠÇERĠYOR?

TORBA YASA NELER ĠÇERĠYOR? TORBA YASA NELER ĠÇERĠYOR? Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU Eğitim Sen Eğitim Uzmanı E-mail: erkanaydogan@gmail.com 1 Türkiye ĠĢgücü Piyasası Ġle Ġlgili Temel Veriler; Ġstihdam edilen nüfus = 22 milyon 972 bin kiģi

Detaylı

BĠR DEVLET HASTANESĠNDE ÇALIġANLARIN HASTA VE ÇALIġAN GÜVENLĠĞĠ ALGILARININ ĠNCELENMESĠ. Dilek OLUT

BĠR DEVLET HASTANESĠNDE ÇALIġANLARIN HASTA VE ÇALIġAN GÜVENLĠĞĠ ALGILARININ ĠNCELENMESĠ. Dilek OLUT BĠR DEVLET HASTANESĠNDE ÇALIġANLARIN HASTA VE ÇALIġAN GÜVENLĠĞĠ ALGILARININ ĠNCELENMESĠ Dilek OLUT Tıp biliminin ilk ve temel prensiplerinden biri Önce Zarar Verme ilkesidir. Bu doğrultuda kurgulanan sağlık

Detaylı

TÜRKİYE DE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI BİBLİYOGRAFYASI (1985-2001)

TÜRKİYE DE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI BİBLİYOGRAFYASI (1985-2001) 1 TÜRKİYE DE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI BİBLİYOGRAFYASI (1985-2001) Hazırlayan: Özlem ÖZKAN SES Genel Merkez Araştırma Yayınları Dizisi-1 2 SES Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Komisyonu Araştırma Yayınları

Detaylı

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası STRATEJİK VİZYON BELGESİ SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası Yakın geçmişte yaşanan küresel durgunluklar ve ekonomik krizlerden dünyanın birçok ülkesi ve bölgesi etkilenmiştir. Bu süreçlerde zarar

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

OKULÖNCESĠNDE TEMATĠK YAKLAġIM ve ETKĠN ÖĞRENME. Prof. Dr. Nilüfer DARICA Hasan Kalyoncu Üniversitesi

OKULÖNCESĠNDE TEMATĠK YAKLAġIM ve ETKĠN ÖĞRENME. Prof. Dr. Nilüfer DARICA Hasan Kalyoncu Üniversitesi OKULÖNCESĠNDE TEMATĠK YAKLAġIM ve ETKĠN ÖĞRENME Prof. Dr. Nilüfer DARICA Hasan Kalyoncu Üniversitesi Uzun yıllar öğretimde en kabul edilir görüģ, bilginin hiç bozulmadan öğretenin zihninden öğrenenin zihnine

Detaylı

ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI?

ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI? ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI? mız; içinde belediyelerin de olduğu Genel Hizmetler İşkolunun en eski, en etkili sendikasıdır. l anlayışımız işkolunun, daha doğru ifadeyle işçi sınıfının, bütün sorunlarıyla ilgilenmemizi

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

KAPSAM HAFTALARA GÖRE DERS PROGRAMI ÖNERĠLEN KAYANAKLAR ÖĞRETME VE ÖĞRENME STRATEJĠ VE TEKNĠKLERĠ ÖLÇME VE DEĞERLENDĠRME YÖNTEMLERĠ

KAPSAM HAFTALARA GÖRE DERS PROGRAMI ÖNERĠLEN KAYANAKLAR ÖĞRETME VE ÖĞRENME STRATEJĠ VE TEKNĠKLERĠ ÖLÇME VE DEĞERLENDĠRME YÖNTEMLERĠ DERSĠN KODU ABYS-215 Bürolarda Teknoloji Kullanımı DERSĠN TÜRÜ ZORUNLU SEÇMELĠ X TEORĠK 2 PRATĠK 0 ECTS KREDĠSĠ 4 Bürolarda kullanılan genellikle iletiģimi sağlayan ya da verilerin iģlenmesine olanak sağlayan

Detaylı

HĠTĠT ÜNĠVERSĠTESĠ 2013 2014 AKADEMĠK YILI ÖĞRENCĠLER ĠÇĠN ERASMUS STAJ HAREKETLĠLĠĞĠ DUYURUSU

HĠTĠT ÜNĠVERSĠTESĠ 2013 2014 AKADEMĠK YILI ÖĞRENCĠLER ĠÇĠN ERASMUS STAJ HAREKETLĠLĠĞĠ DUYURUSU HĠTĠT ÜNĠVERSĠTESĠ 2013 2014 AKADEMĠK YILI ÖĞRENCĠLER ĠÇĠN ERASMUS STAJ HAREKETLĠLĠĞĠ DUYURUSU LLP/Erasmus Programı Öğrenci Staj Hareketliliği çerçevesinde 2013 2014 Akademik Yılında programdan yararlanmak

Detaylı

MALATYA TURİZM GELİŞTİRME ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 29-30 NİSAN 2011 MALATYA

MALATYA TURİZM GELİŞTİRME ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 29-30 NİSAN 2011 MALATYA MALATYA TURİZM GELİŞTİRME ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 29-30 NİSAN 2011 MALATYA 29-30 Nisan tarihleri arasında Malatya nın kültür ve turizmde mevcut durumunu ortaya koymak, mevcut yürütülen projeleri ele almak

Detaylı