2023 E DOĞRU: İktisadi Araştırmalar Bölümü OCAK 2012

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "2023 E DOĞRU: İktisadi Araştırmalar Bölümü OCAK 2012"

Transkript

1 OCAK E DOĞRU: Küresel Gelişmeler Perspektifinde Türkiye Ekonomisi ve Bankacılık Sektörüne İlişkin Uzun Dönemli Beklentiler ÖZGÜR DEMİRTAŞ Uzman HATİCE ERKİLETLİOĞLU Uzman İktisadi Araştırmalar Bölümü

2 İÇİNDEKİLER YÖNETİCİ ÖZETİ...3 GİRİŞ... 9 I - DÜNYA EKONOMİSİ: Temel Eğilimler ve Beklentiler... 9 TEMEL EĞİLİMLER... 9 BEKLENTİ VE ÖNGÖRÜLER II - TÜRKİYE: Stratejik Pozisyon ve Ekonomik Hedefler TÜRKİYE NİN MEVCUT STRATEJİK POZİSYONU HEDEFLERİ III - BANKACILIK: Türkiye de Sektörün Geleceği BEKLENEN GENEL GÖRÜNÜM Bankacılık Maliyetleri Bankacılık Talebi MÜŞTERİ YAPISI Demografik Unsurlar Yeni Nesil Müşteriler BANKA YAPISI SEKTÖRE YÖNELİK DENETİM VE YASAL DÜZENLEMELER IV - GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

3 YÖNETİCİ ÖZETİ Türkiye Cumhuriyeti, 2023 yılında 100. yaşını, Bankamız ise 99. yaşını kutlayacaktır. Bizi 2023 yılına taşıyacak dönemin, dünya tarihindeki önemli dönemeçlerden biri olacağı düşünülmektedir. İkinci Dünya Savaşı nın ardından kurulan ve 20. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran küresel ekonomik düzen, 2008 de başlayan krizle birlikte ciddi bir dönüşümün eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Bu dönüşümün yaşanacağı önümüzdeki on yıl, aynı zamanda Türkiye için de Cumhuriyet in 100. yaşı için hedeflenenlerin gerçekleştirilmeye çalışılacağı on yıl olacaktır. Bu nedenle krizin ardından yerleşmesi beklenen yeni küresel düzende Türkiye nin nasıl konumlanacağının belirlenmesi noktasında, önümüzdeki on yılın büyük önem arz ettiği düşünülmektedir. Dünya ekonomisiyle yüksek düzeyde bir bütünleşme içinde bulunan Türkiye ekonomisi açısından, 2023 hedeflerine ulaşmada gösterilecek başarının, küresel ekonomik krizden çıkış sürecinin dinamikleri ile yakından ilgili olacağı tahmin edilmektedir. Bankacılık sektörünün de küresel ve yurtiçi ekonomik koşullarla karşılıklı etkileşim içinde faaliyetlerini sürdüreceği, krizin ardından yeniden şekillenecek olan ekonomik düzenin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de bankacılık sektörünü doğrudan etkileyeceği düşünülmektedir. Diğer taraftan bankacılığın önümüzdeki dönemde, değişen ekonomik yapının dışında diğer birçok faktörden etkileneceği ve özellikle demografik unsurlar ile müşteri profilinde yaşanacak değişimlerin sektördeki yapısal eğilimleri belirleyeceği tahmin edilmektedir. Türkiye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün 2023 yılındaki görünümünü etkileyebilecek temel eğilimleri irdelemeyi hedefleyen bu çalışmada, bankacılık sektörü olarak tabi olacağımız dışsallıkların incelenmesi açısından, öncelikle dünya ekonomisinin tarihsel bağlamda bir analizi yapılmış, ardından bu analizin ortaya koyduğu dünya ekonomisindeki genel eğilimler ve öngörüler perspektifinde Türkiye nin stratejik pozisyonu ve 2023 hedefleri incelenmiş; son olarak da dünya ve Türkiye ye ilişkin olarak belirlenen genel çerçeve içinde bankacılık sektöründeki muhtemel gelişmelere odaklanılmıştır. Çalışmada ön plana çıkan bulgular aşağıda özetlenmiştir. Dünya Ekonomisinde Temel Eğilimler: 2008 den beri dünyayı etkilemekte olan ve 2011 yılı sonu itibarıyla hâlâ sona ermemiş bulunan kriz, kötü yöneticilerden, insani hırslardan veya denetim eksikliğinden kaynaklanan bir finans krizi olmanın ötesine geçerek; kökleri 1970 lerdeki stagflasyon krizinin temellerine dayanan bir ekonomik bunalım a dönüşmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya nın yeniden yapılanarak küresel ekonomide yüksek bir etkinlikle varlık göstermeye başlaması, 1960 lardan itibaren ABD ile bu ülkeler arasında yoğunlaşmak üzere rekabetin artmasına, pazarların sıkışmasına ve kârlılık üzerinde baskı oluşmasına neden olmuştur ların ortalarından itibaren gelişmiş ülkelerde kârlılık oranlarında yaşanan gerileme, yatırım iştahını azaltmış; işsizlik ve enflasyonun aynı anda yaşanmasına neden olmuştur. Bu durum 1970 lerde petrol şokuyla birlikte yaygın bir kriz görünümü kazanmış, altın standardı bu dönemde terk edilmiştir. Stagflasyon krizine 1980 lerle birlikte verilen cevap, reel ücretlerin baskı altına alınması ve faizlerin düşürülmesi şeklinde özetlenebilir niteliktedir. Bu sonuçların elde edilebilmesi için gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde deregülasyon politikaları yaygınlaştırılmıştır. 3

4 Reel ücretlerdeki artışların verimlilik artışlarının gerisinde kalması ve faizlerdeki düşüş, ekonomi genelinde kârlılığın yeniden tesisine olanak sağlamış ve küresel ekonomide yeni bir büyüme patikasına girilmiştir. Ancak bu büyümenin maliyeti, uygulanan politikaların yarattığı dengesizlikler olmuştur. Verimlilik ölçüsünde artmayan reel ücretler, büyümeyi sürdürülebilir kılacak etkin tüketim talebinin yaratılamamasına neden olmuştur. Bu durumun yaratabileceği potansiyel sıkıntıların önüne ise, borçlanma mekanizmalarının uygulamaya konulmasıyla geçilmiştir lerden itibaren incelendiğinde, gelişmiş ülkelerde hanehalkı borçluluk oranının hızla yükseldiği görülmektedir. Yaratılan borçlanma mekanizmaları, ekonomik büyümeyi desteklemekle birlikte sistemik risklerin birikmesine neden olmuştur. Özellikle 1990 ların sonundan başlayarak finansal sistemde gerçekleştirilen deregülasyonlar, türev ürünlerin yaygınlaşmasını sağlayarak sistemik risklerin birikmesini ciddi oranda ivmelendirmiştir. Dünya ölçeğinde de uluslararası ticaret ve sermaye akımlarında serbestleşmenin hız kazanmasıyla, gelişmekte olan ülkelere yönelik doğrudan yatırım ve sıcak para hareketleri artmıştır. Denetimsiz sıcak para hareketlerinin finansal istikrar yönünden yarattığı riskler ise bölgesel krizler şeklinde kendini göstermiştir. ABD de konut piyasasında ortaya çıkan sorunlar, küresel ekonomik sistemde biriken risk ve dengesizliklerin sürdürülemez bir nitelik kazanmış olması nedeniyle tetikleyici bir işlev görmüş ve bu piyasadaki kriz, küresel bir ekonomik bunalım yaratmıştır. Gelinen noktada, krizden çıkış için yeniden aşırı kaldıraçlı borçlanma mekanizmalarının çalıştırılması, yeni balonlar yaratılması, reel ücretlerin verimliliğe kıyasla daha fazla düşürülmesi ve faizlerin daha fazla indirilmesi; gerçekçi seçenekler olarak değerlendirilmemektedir krizinde olduğu gibi yaygın iflaslar, çok yüksek işsizlik oranları ve toplumsal refahta geniş çaplı bir çöküş şeklinde özetlenebilecek bir felaket senaryosunun gerçekleşmesini önlemek, politika yapıcıların başlıca gündemi haline gelmiştir. Öte yandan böyle kötümser bir senaryonun gerçekleşmesi, neden olacağı yıkımın ardından doğacak potansiyel çerçevesinde yeni bir büyüme dalgası yaratabilecek belki de yegâne gerçekçi alternatif olarak görünmektedir. Ancak, küresel ölçekteki finans balonunun patlaması ile başlayabilecek böyle bir sürecin ne pahasına olursa olsun engellenmeye çalışılacağı düşünülmektedir. Ayrıca, mevcut küresel jeopolitik dengeler göz önüne alındığında 1929 benzeri bir çöküşün küresel ölçekte askeri gerilimleri de artırabileceği öngörülmektedir. Bu nedenle, krizin hızlı bir çöküş ve kaos ortamından daha çok, uzun sürecek bir durgunluk ve belirsizlik dalgasına neden olması beklenmektedir. Bugünkü Yunanistan örneğinde olduğu gibi bölgesel nitelikli mini-krizlerin ve bunların daha geniş ölçekte yansımalarının gündeme geldiği; krize dünya çapında genel bir çözüm yerine çeşitli ülkelerde veya sektörlerde ortaya çıkabilecek akut problemlerin yayılmasının engellenmesine odaklanan politikaların uygulanması muhtemel görülmektedir. AB örneğinde olduğu gibi, kriz önlemlerine bağlı olarak gelişmiş ülkelerin kamu maliyesinde ortaya çıkan sorunların önümüzdeki dönemde de risk teşkil eden önemli başlıklardan olacağı düşünülmektedir. 4

5 Bu görünüm dâhilinde gelişmekte olan ülkelerin gelecek yıllarda gelişmiş ülkelerden daha yüksek bir büyüme performansı göstereceği tahmin edilmektedir. Ancak bu eğilimin, gelişmiş ülkelerin önemini tamamen yitireceği yeni bir dünya düzenini beraberinde getireceği şeklinde algılanmaması gerekmektedir. Zira gerek mevcut sermaye yapısı ve küresel üretim zincirlerinin niteliği, gerekse küresel düzeyde tüketim kalıpları incelendiğinde, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelerle birlikte bir bütün oluşturduğu izlenmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki sermaye birikimi ve nüfusun önemli bölümünü teşkil eden yüksek gelir düzeyine sahip kentli tüketici kesiminin yarattığı talep olmaksızın gelişmekte olan ülkelerin mevcut üretim seviyelerini daha hızlı bir şekilde büyütmeleri mümkün görülmemektedir. Bütünsel olarak bakıldığında, gelişmekte olan ülkelerin büyüme potansiyelinin, gelişmiş ülkelerdeki ekonomik seyirle yakından ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelerdeki bir ekonomik çöküşten güç alarak dünya ekonomisindeki ağırlığını daha fazla artırması zor görünmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin yakaladığı dinamizmin önümüzdeki dönemde nasıl devam edeceği, kendi iç pazarlarını yaratabilme becerileri paralelinde şekillenecektir. Türkiye nin Stratejik Pozisyonu ve Ekonomik Hedefler: Türkiye ekonomisi de son yaşanan küresel krizden ticaret, finansman ve bekleyişler kanalıyla etkilenmiştir. Ancak, 2009 yılının son çeyreğinden itibaren yurtiçi talebin de güçlü desteğiyle ekonomide hızlı bir toparlanma kaydedilmiştir. Bütçe açığı ile kamu borç stokuna ilişkin veriler uluslararası standartlara göre olumlu bir görünüm sunmaktadır. Kriz boyunca gelişmiş ülkelerin izledikleri aşırı gevşek para ve maliye politikaları, toparlanma sürecinde Türkiye de dâhil olmak üzere gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını hızlandırmış; bu akımların beraberinde getirdiği risklere karşı Türkiye de alışılmışın dışındaki para politikası uygulamaları (çok hedefli ve çok araçlı) gündeme gelmiştir. Dünyada yeni normal olarak tanımlanan bir ekonomik ortamda para politikasında bilindik reçetelerin sınırlarına dayanıldığının görülmesiyle birlikte beklenti yönetiminin zorlaştığı ve deneysel yaklaşımların benimsendiği bir dönem tecrübe edilmektedir. İç ve dış talep dinamiklerindeki ayrışmaya bağlı olarak ödemeler dengesindeki bozulmanın önemli boyutlara ulaşmasıyla Türkiye ekonomisine ilişkin olarak cari açık en önemli risk unsuru olarak telaffuz edilmektedir. Bu paralelde ülkenin dış finansman ihtiyacı yüksek boyutlara ulaşmıştır. Cari açığa ilişkin gelişmeler sorunun yapısal bir özellik arz ettiğini ortaya koymaktadır. Ülke ekonomisi için en önemli kırılganlık unsuru olan cari açığa ilişkin olarak politika yapıcılar tarafından atılacak adımlar önümüzdeki dönemin şekillenmesi açısından önem taşımaktadır. Türkiye açısından yüksek cari açık seviyelerinin arkasındaki en önemli etkenlerden biri yurtiçi tasarrufların yetersiz düzeyde kalmasıdır. Tasarruf oranlarının düşük olmasında, genç demografik yapı etkilidir. Çalışma çağındaki nüfus olarak tanımlanan yaş arasındaki nüfusun toplam nüfusa oranı 2020 de en yüksek değerine ulaşacak ve bu tarihten sonra tedricen azalacaktır. Nüfus artış hızı yavaşlarken, çalışma çağındaki nüfusun artmaya devam etmesi demografik fırsat penceresi olarak tanımlanmaktadır. Demografik fırsat penceresi, ülkelere ekonomik gelişmesini hızlandırma olanağı sunması açısından önemli bir potansiyele işaret etmektedir yıllarına yaklaşıldıkça, Türkiye de çalışabilir nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının artmasından tasarrufların olumlu yönde etkilenmesi beklenmekte, diğer değişkenler sabit tutulduğunda sadece demografik değişimlerin halen %13,6 seviyesindeki yurtiçi tasarruflar/gsyh oranını %2-%5 kadar 5

6 artıracağı tahmin edilmektedir. Bireysel emeklilik sisteminde yapılması planlanan düzenlemelerin de tasarruf oranlarında beklenen artış sürecini destekleyecek önemli adımlar olacağı düşünülmektedir. Hükümet tarafından açıklanan ve 2023 yılına yönelik Türkiye nin stratejik vizyonunu ortaya koyan belgede, 2010 yılı itibarıyla dünyada 17. sırada bulunan Türkiye ekonomisinin 2023 yılında 10. sıraya yükselmesi hedeflenmektedir. Türkiye nin ihracatının ise, 2023 yılına kadar $500 milyara çıkarılması planlanmaktadır. Uzun vadeli bir bakış açısıyla ekonomik hedeflerin belirlenmesi olumlu olarak değerlendirilmekle birlikte, hedeflere ulaşılması ancak ekonomiye ivme kazandıracak hayati reformların gerçekleştirilmesi ile mümkün olabilecektir. Bankacılık Sektörüne İlişkin Beklentiler: Bankacılık ve finansın, halen içinde yaşadığımız kriz sonrasında uluslararası finans sisteminin yeniden yapılandırılması sürecinde meydana gelecek değişimlerden en çok etkilenen sektörlerden biri olacağı tahmin edilmektedir. Ne kadar süreceği tam olarak öngörülemeyen mevcut belirsizlik ortamının hem dünyada hem de Türkiye de uzunca bir süre daha sektörü etkilemeye devam etmesi beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki ağırlıklarının artmasına bağlı olarak güç dengelerinde önemli değişikliklerin yaşanabileceği bu süreç, Türkiye açısından riskler kadar fırsatlar da barındırmaktadır. Türk bankacılık sektörü, 2001 krizi sonrasında yaşanan dönüşümle birlikte güçlü bir yapıya kavuşmuş olup yeni dönemin risklerine karşı kendisini savunabilecek ve fırsatları değerlendirebilecek konumda bulunmaktadır. Küresel ekonomik görünüm ve bunun Türkiye deki yansımalarının bankacılık sektörüne doğrudan etkisi kuşkusuz ilk olarak maliyetlerde hissedilecektir. Bu açıdan, önümüzdeki 10 yıl zarfında sermaye akımlarının eskisine göre biraz daha seçici davranmasının beklendiğini kaydetmek yerinde olacaktır. Çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından oluşturulan tahminlere göre, uzun dönemde sermaye akımlarında miktarsal bir daralma öngörülmemekle birlikte, gerek doğrudan yatırımlarda gerekse portföy yatırımlarında daha katı bir risk değerlendirilmesine gidileceği açıktır. Böyle bir durumun, gelişmekte olan ülkeler arasında risklilik yönünde bir ayrışma yaratması söz konusu olabilecektir. Bu çerçevede, daha istikrarlı bir fon kaynağı olarak nitelendirilen mevduatın önem kazanacağı bir döneme girildiği değerlendirilmektedir. Türkiye de de, finans sektöründe mevduat ve benzeri ürünler üzerinden rekabetin artacağı koşulların ortaya çıkması muhtemel görünmektedir. Bu durumun, gerek ürün çeşitlendirmesi, gerekse hizmet kalitesi açısından müşterilerin yararına olacağı düşünülmektedir. Bankacılık sektöründe büyümenin istikrarlı fon kaynaklarıyla finanse edilebilmesi ve plasman imkanlarının genişlemesi açısından kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, gelecek 10 yılda mutlaka başarılması gereken bir hedeftir. Bu hedefte başarılı olunduğu ölçüde, mevduat tabanının da genişletilebilmesi sağlanacaktır. Önümüzdeki dönemde faiz oranlarının özellikle gelişmekte olan ülkelerde bir miktar yükselebileceği, bunun da tasarruf oranlarının artışına katkı yaparak mevduat hacmini büyütebileceği değerlendirilmektedir. Sermaye piyasalarının derinliğinin artırılması ve mevduat dışı kaynakların çeşitlendirilmesi de orta ve uzun vadede bankacılık sektörünü ilgilendiren hedeflerden olacaktır. 6

7 2023 yılında dünya genelinde kredi hacminin kabaca iki katına çıkacağı yönündeki projeksiyonlar gündemde yer almaktadır. Söz konusu artışta kurumsal kredilerin başı çekeceği öngörülmektedir sonu itibarıyla toplam kredilerin GSYH ye oranının AB-27 de %152 yken Türkiye de %47 düzeyinde bulunduğu dikkate alınırsa, Türk bankacılık sisteminin kredi açısından AB ülkelerine kıyasla 3 kata varan penetrasyon ve dolayısıyla büyüme imkânına sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye de de denetim otoritelerinin ödemeler dengesinin daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için gelecek yıllarda da önlemler almayı sürdürecekleri varsayıldığında, kurumsal ve ticari kredilerin toplam kredi portföyündeki payının artabileceği ortaya çıkmaktadır. Planlanan özelleştirmelerin ve proje yatırımlarının bu eğilimi destekleyeceği düşünülmekte olup, kamunun orta vadeli programlarında da büyümenin özel yatırımlar öncülüğünde gerçekleşeceği öngörülmektedir. Diğer taraftan Türkiye, mevcut demografik özellikleriyle bireysel bankacılık için de dikkate değer bir büyüme potansiyeline sahiptir. Birçok ülkeye göre çok genç bir nüfus yapısına sahip olan Türkiye de kentli nüfusta ve orta gelir grubundaki artış, çok sayıda göstergeden izlenebilmektedir. Bireysel kredilerde bu açıdan yüksek büyüme potansiyeli gözlense de, BDDK ve TCMB nin hanehalkı borçluluğunu kontrol altında tutmaya yönelik son dönem uygulamalarının devam etmesinin, uzun dönem perspektifinde bireysel bankacılıkta tasarruf ürünlerini ön plana çıkarabileceği düşünülmektedir. Sektör için istikrarlı ve yüksek çeşitlilikte fon kaynakları yaratılması hedefiyle tutarlı olan bu durumun irdelenmesi ve tasarruf oranlarında artış eğiliminin desteklenmesi, Türkiye de bankacılığın daha sağlıklı bir gelişim patikasına oturması açısından önem arz etmektedir. Yurtiçi tasarrufların artırılmasında bireysel emeklilik sisteminin önemli bir rol oynayacağı ve bireysel emekliliğin finansal sektörde en hızlı gelişme kaydeden alanlardan biri olacağı düşünülmektedir. Türkiye nin demografik yapısına dair gelişmeler yakın planda incelendiğinde, birtakım kritik unsurların ön plana çıktığı görülmektedir. Nitekim, yaş arası çalışabilir nüfusun toplam nüfusa oranının 2025 te %68,4 ile tarihsel olarak azami bir seviyeye ulaşması beklenmektedir. Kadınların işgücüne katılım oranındaki artış da düşünüldüğünde Türkiye nin 2023 e doğru giderek daha geniş bir işgücüne sahip olacağı ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ekonomik büyüme için yarattığı fırsatlar, bankacılık sektörü için de önemli bir potansiyele işaret etmektedir. Zira 2020 li yıllarda nüfusun en kalabalık kesimini, bankacılık hizmetlerine en çok ihtiyaç duyması beklenen yaş arası kesimin teşkil etmesi beklenmektedir li yılların müşterileri kuşkusuz günümüzden daha farklı önceliklere, tercihlere, beğenilere ve ihtiyaçlara sahip olacaktır. Özellikle iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, internetin ve gelişmiş mobil telefonların gündelik yaşamdaki yerinin hızla genişlemesi, bu teknolojilere uyum sağlayan ve bankalardan da bu doğrultuda hizmet talep eden yeni bir kuşak yaratacaktır. Ortaya çıkan bu yeni müşteri profiline en kaliteli hizmeti en hızlı şekilde sunmak, yeni ihtiyaçlara uygun yeni ürünler geliştirmek ve bunları çok boyutlu bir segmentasyonla doğru kişilere pazarlamak, Türk bankacılığının 2023 hedefleri arasında ön sıralarda yer alacaktır. Daralan faiz marjları ve artan rekabet, bankaların önümüzdeki dönemde maliyetleri düşürme yönündeki çabalarını artıracaktır. Gerek operasyonel faaliyetlerde maliyetlerin azaltılarak verimliliğin yükseltilmesi, gerek pazarlama çalışmalarında düşük maliyetli ve etkin uygulamalara yönelinebilmesi için gelecek yıllarda teknoloji yatırımlarının daha da önem kazanacağı düşünülmektedir. Şubelerin ve yüz yüze yapılan bankacılık hizmetlerinin önümüzdeki yıllarda da önemini koruyacağı ancak, yeni müşteri yapısının kanal tercihlerinde yaşanması beklenen değişiklikler ve bankaların kanal maliyetlerini asgariye indirme çabası da dikkate alındığında, şubeciliğin önemli bir evrim geçireceği çok kanallı bir stratejinin tüm sektörde hâkim olması beklenmektedir. Bu çok kanallı stratejinin başlıca öğelerini ise; doğru yapılandırılmış ve yeterli coğrafi yaygınlığa sahip bir şube ağının, son teknolojilerin uygulamaya alındığı ve müşteri ihtiyaçları 7

8 ile azami düzeyde uyumlu tasarlanmış mobil bankacılık ve internet bankacılığı sistemlerinin, kanalların entegre bir şekilde kesintisiz ve verimli olarak yararlanabileceği etkin bir operasyonel yapının yanında tüm kanallardaki faaliyetlerle ilgili yüksek kaliteli veri biriktirmeye ve gelişmiş raporlama/yönetim yeteneklerine sahip bir bilgi-işlem altyapısı ile oluşan veritabanını yüksek yetkinlikle kullanacak gelişmiş pazarlama ve satış fonksiyonlarının oluşturacağı düşünülmektedir. Kriz sürecinde büyük yara alan, aynı zamanda düzenleme ve denetleme faaliyetlerinin etkinliği konusunda yoğun eleştirilere maruz kalan küresel bankacılık sisteminde sermaye yeterliliği başta olmak üzere sektöre ilişkin düzenlemelerin önemli ölçüde değişime uğraması ve daha sıkı bir denetim ortamının hâkim olması beklenmektedir. Özellikle sermaye yeterliliğine ilişkin önemli düzenlemeleri içeren Basel III başlığı altındaki düzenlemelerin, dünya bankacılık sektöründe kayda değer miktarda ilave sermaye gereksinimi doğuracağı tahmin edilmektedir. Türk bankacılık sektörünü de doğrudan etkileyecek bu süreçte, risk ağırlığı yüksek varlıklara yönelimin azalacağı ve likidite yönetiminin önem kazanacağı değerlendirilmektedir. AB de derinleşerek devam eden borç krizinin bankacılık sektörüne muhtemel olumsuz yansımalarının, Türk bankacılık sektöründe yatırımı bulunan AB bankaları açısından bazı sonuçlar doğurabileceği düşünülmektedir. Bu paralelde önümüzdeki dönemde Türk bankacılık sektöründeki yabancı ortaklı bankalar arasında birleşme ve satınalmaların gündeme gelebileceği ve sektörde belli oranda konsolidasyon yaşanabileceği değerlendirilmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkenin kalkınması ve tasarrufların üretime yönlendirilmesinde önemli bir rol üstlenmiş olan Türk bankacılık sektörü, önümüzdeki on yılda da güçlü bilanço yapısı, deneyimli insan kaynağı, teknolojik altyapısı, saygınlığı, güvenilirliği ve yenilikçi tutumuyla ülkemizin gelişmesinde temel yapıtaşlarından biri olmaya devam edecektir. AB ile karşılaştırıldığında, toplam kredilerin ve hanehalkı borçluluğu ile mevduatın GSYH ye oranları itibarıyla Türkiye de bankacılık sektörünün gelişimi açısından çok önemli bir potansiyel bulunduğu gözlenmektedir. Sermaye piyasalarında derinleşme, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması ve sektörün dinamizmi sayesinde, uzun dönemde bankacılık sektörünün penetrasyonunda önemli bir derinleşme beklenmektedir. Avrupa ülkelerinde bankacılık sektöründeki sıkıntılar ve büyümenin yavaşlama eğilimi de göz önüne alındığında, Türkiye de önümüzdeki 10 yıllık dönem sonunda bankacılık sektörü göstergeleri açısından AB ölçülerine yakınsamanın ivme kazanarak devam edeceği tahmin edilmektedir. AB-27 ülkelerine ait 2010 verileri incelendiğinde, bankacılık sektörü toplam aktiflerinin GSYH ye oranının %365 seviyelerinde bulunduğu görülmektedir. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte, Türkiye ekonomisinin yıllık bazda ortalama %5 ile potansiyeline yakın bir büyüme performansı sergileyeceği, bankacılık sektöründe de küresel finans piyasalarındaki mevcut sorunların orta vadede piyasa koşulları üzerinde etkili olmaya devam edeceği, yabancı sermaye akımlarının daha seçici olacağı, TL de geçmişteki gibi bir aşırı değerlenme sürecinin gözlenmeyeceği, kredilerdeki penetrasyon imkanlarından azami ölçüde yararlanılacağı varsayımları paralelinde, son beş yılda dolar bazında %17 olan yıllık ortalama aktif büyümesinin önümüzdeki yıllarda %10 a yakınsayacağı öngörüsü altında, Cumhuriyetimizin 100. yılında Türk bankacılık sektörü aktiflerinin üçe katlanabileceği, milli gelire oranının ise AB ülkelerindeki ortalamaya yakınsamayı sürdürerek %110 ları aşabileceği tahmin edilmektedir. Uluslararası finans çevrelerinde, küresel finans krizinin yarattığı belirsizlik ortamının bir süre daha devam edeceği genel kabul görmektedir. Uluslararası yatırımların durma noktasına geldiği ve yeni finansal mimari arayışlarının yoğunlaştığı bu dönem sona erdiğinde bölgesel ve küresel sermayenin yönlendirilmesinde İstanbul un önemli bir rol üstlenebilmesi için Finans Merkezi Projesi kapsamında gerçekleşecek altyapısal dönüşümlerin de sektörün büyüme enerjisini güçlendireceği düşünülmektedir. 8

9 GİRİŞ 2011 yılında da, dünya ekonomisinde yaşanan son krizin etkileri hissedilmeye devam etmiştir yılından bugüne, ne küresel bazda uygulanan görülmemiş ölçekteki önlem paketleri, ne de ekonominin kendi dinamikleri, krizi sona erdirmekte başarıya ulaşabilmiştir. Öyle ki, krizin ABD konut piyasasıyla sınırlı kalacağı ve ekonominin genelini fazla etkilemeyeceği (containment), krizin ABD ekonomisini etkilemekle birlikte dünyanın diğer kısımlarında pek hissedilmeyeceği (decoupling), ABD ekonomisinde alınan önlemlerin işe yaradığı ve toparlanmanın filizler vermeye başladığı (green shoots) gibi ortaya atıldığı dönemde ekonomi ve finans çevrelerinde yaygınlık kazanmış bazı argümanların yanlışlığı birbiri ardına ortaya çıkmıştır. Bugün itibarıyla, başlıca uluslararası kurumların ve önde gelen iktisatçıların gelişmiş ülke ekonomileri ile ilgili öngörülerinde kötümser bir ton ağır basmaktadır. Yaşanan krize çözüm üretmek asli olarak politika yapıcıların görevi olmakla birlikte ekonomi içinde yaşam alanı bulan başta bankalar ve özel şirketler olmak üzere tüm aktörlerin, krizin nedenlerini anlaması ve gidişatıyla ilgili beklentilerini sağlam temeller üzerinde oluşturması, kendi varlık koşulları açısından hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmada, dünya ekonomisinin içinde bulunduğu krizin altında yatan temel problemler tarihsel bir bakış açısıyla ele alınacak; çizilen bu ana çerçeve içinde Cumhuriyetin 100. yılına adım adım yaklaşırken Türkiye ekonomisinin ve özel olarak bankacılık sektörünün uzun dönemde tabi olacağı temel dinamikler değerlendirilecektir. DÜNYA EKONOMİSİ: Temel Eğilimler ve Beklentiler Global ekonomide gelişmekte olan ülkelerin önemi artmakla birlikte, bu ülkelerin üretim yapılarının örgütlenmesi, gelişmiş ülkeler ile ticari ve finansal etkileşimleri çerçevesinde şekillenmiş durumdadır. Örneğin, E7 ülkeleri olarak sıralanan Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya, Meksika ve Türkiye nin global ekonomi ile giderek daha fazla entegre olduğu gözlenmektedir. Bu nedenle, tarihsel gelişimleri içinde giderek artan oranda dünya ekonomisi ile eklemlenen bu ülkelerin, gelişmiş ülkelerdeki bir ekonomik çöküşten güç alarak her konjonktürde hızlı büyüme oranlarını sürdürebilir kılmalarının gerçekçi bir beklenti olamayacağı anlaşılmakta, bu çerçevede dünya ekonomisi için tarihsel bağlamda yapılacak değerlendirmelerde ve önümüzdeki 10 yıla ilişkin oluşturulacak öngörülerde odak noktasının gelişmiş ülke ekonomileri olmaya devam edeceği düşünülmektedir. Takip eden bölümlerde, ekonominin işleyişindeki temel değişkenler tanımlanarak oluşturulan çerçeve içinde, önümüzdeki döneme ışık tutabilmek için öncelikle kriz olgusunun tarihsel gelişimine ilişkin değerlendirmelerimize yer verilmekte; ardından mevcut konjonktürün gelecek döneme aktaracağı etkiler ve olgular çerçevesinde önümüzdeki döneme ilişkin beklentiler tartışılmaktadır. TEMEL EĞİLİMLER Adam Smith ve David Ricardo gibi klasik politik iktisatçılardan John Maynard Keynes e kadar, pek çok iktisatçı için yaygın kabul gören bir olgu, kapitalist ekonominin temelinde kâr etme ihtiyacının bulunması olmuştur. Firma seviyesinde değerlendirildiğinde, her işletmenin temel amacı kâr etmektir. Kuşkusuz rekabetçi bir ortamda dönemsel olarak kârdan feragat edilmesi gündeme gelebilmektedir. Ancak bu durum, firmaların rekabetçi bir piyasada hayatta kalmaya çalışmalarından kaynaklanmaktadır. İşletmenin büyümeye 9

10 veya piyasadaki gücünü korumaya odaklandığı dönemlerde düşük kâr oranlarına razı olunması, kârın sürekliliğini sağlamak için geçici olarak katlanılan bir maliyet olarak değerlendirilmekte olup, bu durum temel güdünün kâr etme ihtiyacı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Politik iktisat teorisinde merkezi konumda bulunan kârlılık olgusu, yatırım süreçlerinde de belirleyici durumdadır. Hiçbir sermayedar, uzun vadede kârlı olmasını beklemediği bir yatırımı gerçekleştirmek istemeyecektir. Dolayısı ile makroekonomik analizde başlangıç noktası olarak kâr oranlarındaki seyrin esas alınması, tarihsel verilerle de doğrulanan ve açıklama gücü yüksek bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Yukarıdaki bakış açısıyla yirminci yüzyılın ikinci yarısına bakıldığında, kâr oranlarının seyri ile genel ekonomik durumun yakından ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. İkinci Dünya Savaşı nın ardından Avrupa ve Japonya nın büyük ölçüde yıkıma uğraması ve teknik birikimlerini korumakla birlikte üretken kapasitelerini yitirmeleri; diğer taraftan ABD nin artan üretim kapasitesi ve pazar sıkıntısı çekmemesi, savaşın sonundan 1960 ların ikinci yarısına kadar bu ülkede kârlılık oranlarının yüksek seyretmesine olanak tanımıştır. Aynı şekilde savaş sonrası hızlı bir yeniden inşa süreci yaşayan başta Almanya ve Japonya olmak üzere diğer gelişmiş ülkelerde de yüksek kârlılık oranları yakalanabilmiştir. Bu olguda, başta havacılık, otomotiv ve bilgi sistemleri olmak üzere savaş zamanında geliştirilen askeri teknolojilerden sivil endüstrilerde de yararlanılması büyük rol oynamıştır. Ancak bir yandan pazarların doygunluğa ulaşması, diğer yandan Avrupa ve Japonya nın yeni teknolojilere dayalı rekabetçi bir yapıyla üretim kapasitelerini giderek artırmaları, dünya genelinde rekabet koşullarını sıkılaştırmıştır. Bu olgu ile birlikte hızlı büyüme eğilimi ve refah artışı ivme kaybetmeye başlamış, 1966 dan itibaren ise stagflasyon krizi olarak adlandırılan ve 1982 ye kadar sürecek döneme girilmiştir. İkinci Dünya Savaşı ndan son küresel ekonomik krizin hemen öncesine kadar olan tarih aralığında ABD deki kârlılık oranı 1, Grafik 1 de gösterilmektedir. Grafik 1: ABD'de Finans Dışı Kesim için Faiz Öncesi Kâr/Sabit Varlıklar Oranı (%) 20% Stagflasyon Krizi 15% 10% 5% Kaynak: US Bureau of Economic Analysis 1 Grafik 1 de, finans-dışı kesimin faiz öncesi kârının sabit yatırımlarına oranı olarak tanımlanmış olan kârlılık oranı, finansmanın nasıl sağlandığından bağımsız olarak yatırımların verimliliğini ölçmektedir. Ekonomi genelinde kârlılığı ölçmek için literatürde kabul gören bir gösterge olan faiz öncesi kâr/sabit yatırımlar oranı, faizlerin seviyesi ile birlikte değerlendirildiğinde yatırım iştahının en önemli belirleyenlerinden biridir. 10

11 Grafik 1 den net bir şekilde izlendiği üzere, 1960 ların ikinci yarısından itibaren yatırımlardan elde edilen getiri gerilemeye başlamıştır. Bunun başlıca nedeni, pazarların doygunluğa erişmeye başlaması ve artan kapasiteyle birlikte rekabet baskısının yoğunlaşmasıdır. Bu durum, doğası gereği sermaye birikimini ve dolayısıyla büyüme imkânlarını kısıtlayıcı etki yapmıştır. Stagflasyon dönemi boyunca işsizlik ve enflasyonun aynı anda yükselmesi de bu olguyla ilgili olup arasında ABD de işsizlik ve enflasyonun birlikte yükselişi, Grafik 2 te gösterilmiştir. Büyüme imkânlarının kısıtlandığı bir ortamda talep kaynaklı uyaranlar, enflasyonist baskıyı artırmış; düşük büyüme ise işsizliğin artmasına neden olmuştur. Grafik 2: ABD Tüketici Fiyatları Enflasyonu (%) ve Genel İşsizlik Oranı (%) 14% 12% 10% 8% 6% 4% 2% 0% Enflasyon İşsizlik Oranı (Sağ Eksen) 10,0% 9,0% 8,0% 7,0% 6,0% 5,0% 4,0% 3,0% 2,0% 1,0% 0,0% Kaynak: US Bureau of Labor Statistics Grafik 3 te ise denkleme faiz oranları dâhil edilerek analiz derinleştirilmiştir. Faiz öncesi kârlılık oranları, yatırımların verimliliğini ölçmekle birlikte, yatırım iştahının esas belirleyeni firmaların nihai olarak elde ettikleri getiridir. Bu nedenle Grafik 3 teki faiz öncesi kârlılık göstergesi, 3 aylık ABD Hazine Bonosu getirileri kullanılarak düzeltilmiş ve işletmelerin faiz sonrası kârlılığına ilişkin bir seri oluşturulmuştur. 20% 15% Grafik 3: ABD'de Finans Dışı Kesim için Faiz Sonrası Kârlılık Stagflasyon Krizi 10% 5% 0% -5% Kaynak: US Bureau of Economic Analysis İster faiz öncesi, isterse faiz sonrası kârlılık göstergeleri temel alınsın, 1970 ler boyunca etkili olan ekonomik krizin 1982 den sonra çözüme ulaştığı ve kriz öncesindeki seviyeye erişilememekle birlikte kârlılığın yeniden tesis edilebildiği izlenmektedir. Hemen tüm verilerde 1982 tarihinden itibaren bir iyileşme gözlenmekte olup bu dönemeç aynı zamanda, hızlanıp yavaşlamakla ve bölgesel bazı farklılıklar sergilemekle birlikte son 11

12 yaşadığımız krize kadar devam eden bir büyüme dalgasının başlangıcı olmuştur. Bugün yaşanmakta olan ekonomik krizi, yukarıda aktarmaya çalıştığımız tarihsel arka plana bağlayan unsurlar, işte bu büyüme dalgasının yaratılabilmesini sağlayan politikalarda gizli bulunmaktadır. Esasen, 1970 ler boyunca yaşanan krize temelde bir çözüm bulunabilmiş değildir. Makroekonomik göstergelerde iyileşme, aslında muhtelif mekanizmalarla sorunların ertelenmesi sayesinde elde edilebilmiştir. Stagflasyon krizine verilen politika cevabı, 30 yıla yakın sürecek bir büyüme dalgası yaratmakla birlikte, bu dalgayı sona erdirecek dengesizliklerin de birikmesine neden olmuştur. ABD de Ronald Reagan ve İngiltere de Margaret Thatcher yönetimleri ile özdeşleşen, Paul Volcker in ABD Merkez Bankası başkanlığı yaptığı bu dönemde, hemen tüm gelişmiş ülkelerde iki ana eğilim belirginleşmiştir: reel ücretler üzerinde kurulan baskı ve faizlerin gerilemesi. Sendikaların gücünün kırılması ile birlikte nominal ücret artışları, enflasyon ve verimlilik artışları toplamının altında tutulmuş, bu sayede reel ücret artışlarının verimlilik artışlarının gerisinde kalması sağlanmıştır (Grafik 4). Faizlerde ise ABD de enflasyonun Volcker şoku 2 ile birlikte kontrol altına alınmasının ardından düşüş yönünde bir eğilim belirginleşmiştir (Grafik 5) Endeks, 1982=100 Grafik 4: ABD'de Reel Ücretler ve Verimlilik İlişkisi Verimlilik Reel Ücretler Kaynak: US Bureau of Labor Statistics Grafik 5: 3-aylık ABD Hazine Bonosu Faizleri (%) 15 Volcker Şoku Aylık ABD Hazine Bonosu Faizleri Eğilim Çizgisi Kaynak: US Bureau of Economic Analysis The Economic Report of the President 2 Volcker Şoku: 1979 da ABD Merkez Bankası başkanlığına getirilen Paul Volcker yönetiminde, enflasyona karşı yılları arasında nominal faizlerin %20 seviyelerine kadar yükseltilmesi sürecine literatürde Volcker Şoku adı verilmektedir. 12

13 Grafik 1 ve Grafik 3 birlikte değerlendirildiğinde, den itibaren kârlılıktaki gerilemenin durdurulduğu ve kriz öncesi seviyelere yükselmese bile büyümeyi sağlayabilecek bir kârlılık oranının yakalandığı izlenmektedir. Tarihsel olarak reel ücretler ve faizlerdeki gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde, yıllarının bütün bu göstergeler için bir milat niteliği taşıdığı görülmektedir. Reel ücretler üzerindeki baskı ve faizlerin gerilemesi, işletmelerin faiz sonrası kârlılığını yeniden yatırım iştahını artıracak bir düzeye taşımış ve ekonomik büyüme trendi bu sayede yakalanabilmiştir lerle birlikte başlayan ekonomik büyüme döneminde hızla biriken sürdürülemez nitelikteki dengesizlikler, reel ücretler üzerindeki baskı ve düşen faiz oranlarının oluşturduğu bir ekonomik yapı içerisinde artmıştır. Başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde reel ücretlerindeki artışın yavaşlaması ile birlikte hanehalkları, yaşam standardını korumak için borçlanmaya yönelmiş, düşük faizler ve finansal sistemdeki genişleme, bu eğilimi mümkün kılmıştır (Grafik 6) arasındaki dönemde genel anlamda borçluluğun önceki dönemlere kıyasla çok hızlı yükseldiği izlenmiştir. %140 %130 %120 %110 %100 %90 %80 %70 %60 Grafik 6: ABD'de Hanehalkının Borcunun Harcanabilir Gelirlerine Oranı Kaynak: ABD Merkez Bankası Hanehalkı ve şirketler kesiminde borçlanma oranlarının görülmemiş şekilde yükselmesi, talep tarafında reel ücretlerin baskılanmasından kaynaklanabilecek kayıpları önleyerek ekonomik büyümenin aksamadan sürdürülebilmesine olanak sağlamıştır li yıllarda hızlanan finansal deregülasyon ve yaygınlaşan türev ürünler de yarattığı aşırı borçlanma mekanizmalarıyla sistemik riskin birikimini ivmelendirmiştir. Aynı dönemde gelişmekte olan ülkelere de uluslararası kuruluşlar tarafından radikal deregülasyonlar içeren kalkınma programları reçete edilmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin giderek artan bir şekilde ekonomilerini sermaye hareketlerine açması ve bu hareketler üzerindeki denetimin büyük ölçüde ortadan kaldırılması, merkez ülkeler sermayesi açısından kârlı yatırım olanakları yaratmış; diğer taraftan ise istikrarsızlığa neden olan unsurların da global ölçeğe taşınarak güçlenmesine neden olmuştur. Sonuç olarak, 1960 larda kârlılık oranlarındaki gerilemeyle başlayan, 1970 lerde ise işsizliğin ve enflasyonun birlikte yükselmesiyle kendisini gösteren kriz; aslında çözülememiş, ama ertelenmiştir. Reel ücretlerdeki artışın verimlilik artışlarının altında tutulması, faizlerin düşürülmesi, sosyal devletin zayıflatılması ve yaygın deregülasyonların yarattığı diğer imkânlarla temelde yatan sorunlar maskelenerek geleceğe taşınmıştır. Ancak kârlılık oranlarındaki aşınma eğilimi ile bu olgunun yol açtığı aşırı üretim-eksik tüketim döngüsünün uzun vadede geçici ve yüzeysel önlemlerle gizlenmesi mümkün değildir. Nitekim gelişmeler de bu durumu teyit etmiş ve sistemde biriken riskin ve oluşan devasa kredi balonunun sürdürülemez hale geldiği noktada, küresel bir ekonomik bunalım için ABD konut piyasasındaki sorunlar gibi görece küçük bir kıvılcım yeterli olmuştur. 13

14 BEKLENTİ VE ÖNGÖRÜLER Gelinen noktada krizden çıkış için daha fazla borçlanmaya olanak sağlayacak mekanizmaların yaratılmaya çalışılması veya mevcut üretim yapısı korunurken reel ücretlerin verimliliğe kıyasla daha fazla geriletilmesi, kalıcı bir çözüm seçeneği olarak görünmemektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde uygulanabilecek çözüm yönündeki gerçekçi politikaların siyasi ve toplumsal maliyetleri oldukça yüksek olabileceğinden, hükümetler ve politika yapıcıları tarafından sorunların ötelenmesinin tercih edildiği gözlenmektedir. Gerçekçi ve kalıcı çözümlerin niteliği ve politika yapıcılar tarafından bu tür bir yol haritasından kaçınılmasının nedeni, geçmiş krizlere bakıldığında ortaya çıkmaktadır lardaki kriz çok hızlı gelişmiş ve çöken ekonomi, yaygın iflaslar ve yüksek düzeydeki işsizlik yaratmıştır. Ancak, yüksek toplumsal maliyetli bu çöküş verimsiz işletmelerin ve iş modellerinin sistemden elenmesini sağlamış, takip eden dönemde ABD de kamu tarafından alınan önlemlerin de etkisiyle hızlı bir büyüme yaratılabilmiştir. Bugünkü krizin seyriyle karşılaştırıldığında çöküşün ve toparlanmanın hızındaki farklılaşma Grafik 7 de gösterilmektedir Grafik 7: ABD 'de Reel GSYH Büyümesi 'larda ve Günümüzde Büyük Bunalım ve 1930'lar 2008 Global Krizi ve Sonrası Kaynak: US Bureau of Economic Analysis 1930 larla günümüz arasındaki önemli bir farklılık, kriz önlemi olarak artırılan kamu harcamalarının yöneldiği mecralardır larda ABD de kamu harcamalarının karakteri doğrudan halka yönelik maddi destek sağlanması ve kamusal istihdamın bu paralelde artırılmasıyken; bugün kamusal kaynakların başta finans kuruluşları olmak üzere şirketlerin kurtarılmasına yöneldiği izlenmektedir. Ancak yatırım ortamının iyileştirilememesi ve oluşan güven bunalımı nedeniyle, bu kanallardan aktarılan kaynakların kredi ve benzeri mekanizmalarla topluma ulaşması ve ekonomiyi harekete geçirecek etkileri yaratması mümkün olmamaktadır. Yatırım ortamının yüksek belirsizlik içerdiği ve getirilerin tarihsel düşük seviyelerde seyrettiği bir durumda, şirketler kesimine aktarılan fonların yatırıma dönüşmesi ve istihdam yaratması beklenmemektedir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde, 1929 bunalımında gerçekleştiği şekliyle bir ekonomik toparlanma öngörüsünde bulunmak zor görünmektedir. Bunun yerine, bugünkü Yunanistan örneğinde olduğu gibi bölgesel nitelikli mini-krizlerin ve bunların küresel yankılarının gündemde olduğu; krize genel bir çözüm yerine çeşitli ülkelerde veya sektörlerde ortaya çıkabilecek akut problemlerin ve bunların etkilerinin giderilmesine odaklanan politikaların gündeme gelmesi muhtemel görünmektedir. Krize genel bir çözüm getirilememesinin en önemli nedenlerinden birisi de küresel ekonominin hem büyüklük hem de entegrasyon anlamında daha önce karşılaşılmamış bir derinliğe erişmesidir. Son 30 yılda yaşanan dönüşümlerle hızlanan bu süreç, önceki dönemlerde etkili olabilmiş araç ve yöntemlerin günümüzde yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Sorunların küresel niteliğine karşılık, karar alma süreçleri 14

15 ve uygulayıcı otoritelerin ulusal sınırlarda kalması, sistemin sorunlara hızlı cevap üretebilmesini zorlaştırmakta, yer yer imkânsız hale getirmektedir. Bu bağlamda yakın dönemde küresel ekonomi için risk teşkil eden başlıca konu ise kriz önlemleri nedeniyle gelişmiş ülkelerin kamu maliyesinde yaşanan bozulma olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Euro Alanı nda yaşanan sorunların derinleşmesi ve bölge ülkelerinin aksi yöndeki çabalarına rağmen yıkıcı sonuçlar doğurması mümkün olup bu olasılığın artmakta olduğu izlenmektedir. Birkaç yıl öncesine kadar ABD ye alternatif bir güç merkezi olabileceği düşünülen ve genişleme vizyonu ile hareket eden Avrupa Birliği nin, bugün bir arada kalıp kalamayacağı açıkça konuşulur hale gelmiştir. AB üyesi bir ülkenin temerrüdü ve Euro dan çıkması gibi gelişmeler ise finansman ve ticaret kanallarıyla dünya ekonomisinde ciddi sorunlara yol açabilecek niteliktedir. AB deki krizin yol açtığı politik gelişmeler de önümüzdeki 20 yıla ilişkin jeopolitik açıdan kaygı verici işaretler içermektedir. Hemen tüm ülkelerde yabancı düşmanlığının yaygınlaşması ve AB fikrinin ve ilkelerinin seçmenler nezdinde güç kaybı ile birlikte aşırı sağ partilerin kayda değer bir güç kazanması, bölgenin geleceği ve potansiyel uluslararası yansımaları açısından endişe verici olarak görülmektedir. Diğer taraftan, kamu maliyesindeki sıkıntılar Euro Bölgesi ile sınırlı değildir yılı ile kıyaslandığında bugün devletlerin borçluluğunun küresel ölçekte daha yüksek olduğu Şekil 1 de görülmekte olup bu durum, krizden çıkışın kamusal kaynaklarla desteklenebilme olanaklarını sınırlamaktadır. Şekil 1: Kamu Borcunun GSYH ye Oranı (%) Kaynak: The Economist 15

16 IMF tarafından yapılan tahminlere göre gelişmekte olan ülkelerin, önümüzdeki dönemde gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek bir büyüme performansı gösterecekleri anlaşılmaktadır. Öte yandan, başta Çin olmak üzere son 10 yılda yüksek büyüme sergileyen gelişmekte olan ülkelerin, bu performanslarını büyük ölçüde gelişmiş ülkelerle olan ticaret ilişkisi yoluyla elde ettikleri dikkati çekmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin ihraç pazarlarını oluşturan gelişmiş ekonomilerin durgunluktan çıkamaması, bu ülkelerin büyüme hızlarının önemli ölçüde sınırlanmasına neden olabilecektir. Buradaki kayıpların kısa ve orta vadede iç taleple telafi edilmesinin önünde ise mevcut üretim yapılanmasından kaynaklanan kısıtlar mevcuttur yılında cari fiyatlarla küresel GSYH, $63 trilyon düzeyinde gerçekleşmiştir. Oransal olarak bakıldığında bu toplamın %23 ünü $14,5 trilyonluk ekonomisi ile ABD oluşturmaktadır. ABD, Euro Bölgesi, Japonya ve İngiltere nin GSYH leri toplamı da dünya GSYH sinin %54,7 sine tekabül etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki ağırlıkları ise hâlâ düşük düzeydedir. Söz gelimi BRIC ülkeleri olarak da adlandırılan ve gelişmekte olan ülkeler arasında öne çıkan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin in GSYH leri toplamı, dünya ekonomisinin ancak %17,6 sını oluşturmakta olup, ABD ekonomisinin büyüklüğünün oldukça altında kalmaktadır. 100,0 90,0 Grafik 8: Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Dünya GSYH'sindeki Payı (% - Satınalma Gücü Paritesine Göre) 2010 Gerçekleşmeleri 80,0 70,0 60,0 50,0 40,0 30,0 20,0 10,0 Gelişmiş Ülkeler Gelişmekte Olan Ülkeler ---> Tahminler ---> 0, Kaynak: IMF, İktisadi Araştırmalar Bölümü hesaplamaları Not: dönemi IMF tahminlerini göstermektedir. İzleyen dönem ise söz konusu tahmin trendinin 2020 ye ilerletilmesi suretiyle hesaplanmıştır. Kuşkusuz ki gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki ağırlıkları gelecek yıllarda artacaktır. IMF nin son tahminlerinde, satın alma gücü paritesine göre dünya ekonomisinde gelişmekte olan ülkelerin payının 2010 yılındaki %47,9 dan 2016 da %53,8 e çıkacağı öngörülmektedir. Bu trendin devam etmesi durumunda gelişmekte olan ülkelerin payının, 2020 lere gelindiğinde %60 lara ulaşabileceği hesaplanmaktadır. Ancak, döneminde ortaya çıkan makasın uzun vadede gelişmiş ülkeler aleyhine sürekli açılmaya devam etmesi, her iki gruptaki ülke ekonomilerinin yapısal özellikleri dikkate alındığında mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkeler lehine sürekli açılan bir makas yerine, gelişmekte olan ülkelerin payındaki artışın tedricen yavaşlaması daha olası bir senaryo olarak değerlendirilmektedir. Ticaret ve sermaye akımları ile küresel üretim zincirlerinin yapısı birlikte incelendiğinde de, gelişmiş ekonomilerdeki temel görünümün dünya ekonomisi için önümüzdeki dönemde de belirleyici olmaya devam edeceği düşünülmektedir. Zira üretimdeki payı hızla artan gelişmekte olan ülkelerin en büyük ticaret 16

17 ortakları ve ihracat pazarları gelişmiş ülkelerdir. Tüketim kalıpları ve bunların oluşmasında en önemli etken olan kişi başı GSYH göstergelerinde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında kayda değer bir farklılaşma göze çarpmaktadır. Dolayısıyla söz konusu yapısal farklılıklar incelendiğinde, gelişmekte olan ülkelerde uzun dönemli büyüme eğiliminin sürdürülebilmesinin gelişmiş ülkelerin ekonomik performansına bağımlı olmaya devam edeceği daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Grafik 9: 2010 İtibarıyla Gelişmekte Olan Ülkelerin Dünyadaki Payı Nüfus Çelik Tüketimi Bakır Tüketimi Petrol Tüketimi GSYH (Satınalma Gücü Paritesi) Sabit Yatırım İhracat İthalat Perakende Satışlar Tüketim Harcamaları %0 %10 %20 %30 %40 %50 %60 %70 %80 %90 %100 Kaynak: The Economist Grafik 9 dan da açıkça izlendiği gibi, dünya nüfusunda baskın bir çoğunluğu temsil eden ve üretime yönelik göstergeler olarak çelik, bakır ve petrol tüketiminde yüksek paya sahip olan gelişmekte olan ülkeler, perakende satışlar ve tüketim harcamalarında nüfuslarına ve üretimlerine oranla düşük bir paya sahiptir. Ortaya çıkan diğer bir husus da bu ülkelerde nüfusa oranla GSYH nin, dolayısıyla kişi başına düşen harcanabilir gelirin düşük düzeyidir. Bu durum, kentli nüfus ve finansal sistemlerin gelişmişliği gibi faktörlerle birlikte düşünüldüğünde, yalnızca tüketim miktarı değil, tüketim kalıpları hakkında da ipucu içermektedir. Görece yüksek gelir düzeyine sahip, kolay borçlanabilen kentli tüketicilere hitap eden ürünlerin; bizzat bu ürünlerin üretiminde rol alan gelişmekte olan ülkelerin vatandaşlarının tüketim kalıplarında aynı etkin talebi yaratacak şekilde yer almasının, mevcut dengeler göz önüne alındığında belirli bir süre alacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, mevcut sermaye birikimi, eğitim seviyesi, toplumsal alışkanlıklar ve yaşam standardı göz önünde bulundurulduğunda gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisindeki önemini önümüzdeki yıllarda da koruyacağı tahmin edilmektedir. Tüketim kalıplarının seyri açısından belirleyici olabilecek bir başka gösterge de, satınalma gücü paritesine göre kişi başına GSYH dir. PwC nin Dünya Bankası verilerinden yola çıkarak oluşturduğu 2030 ve 2050 tahminleri uyarınca satınalma gücüne göre kişi başına GSYH verilerinin G7 ve E7 ülkeleri için seyri Tablo 1 de gösterilmiştir. Veriler, gösterimde kolaylık sağlanması açısından ABD=100 olacak şekilde endekslenmiştir. Tablo 1 de izlendiği üzere, gelişmekte olan ülkeler arasında en önemli ülke grubu olan E7 ülkelerinde kişi başına gelirin kayda değer bir artış sergilemekle birlikte 2050 de dahi G7 ülkeleri seviyesine ulaşamayacağı tahmin edilmektedir. Bu ülkelerdeki görece yüksek tasarruf oranlarının da korunacağı varsayıldığında, 17

18 gelişmekte olan ülkelerin üretiminde yüksek pay aldıkları malların tüketimi için gerekli talebi kendi iç pazar dinamikleriyle ancak bir yere kadar yaratabilecekleri düşünülmektedir. Tablo 1: G7 ve E7 Ülkelerinde Satınalma Gücü Paritesine Göre Kişi Başına GSYH Endeksi (ABD=100) G E ABD Çin Japonya Hindistan Almanya Brezilya İngiltere Rusya Fransa Endonezya İtalya Meksika Kanada Türkiye Kaynak: PwC Diğer bir husus olarak, gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisi içindeki payı yükselse de, G20 dikkate alındığında ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelerin yer aldığı üst sıralardaki ekonomilerin belirleyiciliğini koruyacağı tahmin edilmektedir. Zira dünyanın en büyük 10 ekonomisinin toplam GSYH içindeki payı 2010 itibarıyla %62,5 düzeyindedir. Aynı oran ilk 20 ekonomi için ise %77,3 tür. Önümüzdeki 10 yıllık döneme ilişkin başlıca uluslararası kuruluşların tahminleri veri alındığında, bu oranların kayda değer bir değişiklik sergilemeyeceği görülmektedir. Dolayısıyla önümüzdeki 10 yılda G20 içerisinde ülke sıralamalarında 1-2 basamaklık oynamalar dışında radikal değişiklikler beklenmemektedir. Küresel krizin dünyadaki yerleşik ticaret yapılarında da değişikliklere neden olabileceği düşünülmektedir. Küresel ticarette korumacılık eğiliminin artması önümüzdeki dönemde muhtemel görünen başlıca değişiklik olarak öne çıkmaktadır. Pazarların korunması yönündeki stratejinin önem kazanmasının yanı sıra, başta enerji olmak üzere tedarik kaynaklarının güvenliği ve sürekliliği de önem kazanmaktadır. Bu paralelde ticari ve ekonomik gerilimlerin orta vadede jeopolitik gerilimlere evrilmesi de olasıdır. Çin in askeri harcamalarını artırması ve özellikle Pasifik ve Hint Okyanusu nda varlık gösterebilmek üzere donanmasını güçlendirmeye çalışması, orta ve uzun vadeye ilişkin önemli bir işaret olarak görülmektedir. Aynı şekilde bu ülkenin Afrika da kurduğu bağlantılar da bu çerçevede önem arz etmektedir. Orta Asya-Hazar Bölgesi doğal kaynakları ile Doğu Avrupa koridorundaki hâkimiyet konusu da Rusya ile Avrupa-ABD ittifakı arasındaki başlıca jeopolitik mücadele alanlarıdır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika da yaşanan ve yakın dönemde yaşanabilecek gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde orta vadede savaşa dönüşme eğilimi gösteren silahlı çatışmalara ilişkin riskin arttığı gözlenmektedir. Başta işsizlik olmak üzere krizin toplumsal sonuçları nedeniyle Yunanistan örneğindeki gibi halk hareketleri ve iç karışıklıkların da artacağı düşünülmektedir. Benzeri gelişmeler, yerel hükümetlerin karar almalarını zorlaştırıcı etkilerinin yanı sıra yarattığı istikrarsızlık nedeniyle sermaye akımlarını da sekteye uğratma potansiyeli taşımaktadır. Krizin finansal piyasalarda yol açtığı sıkıntılar kısmen geride bırakılsa bile, işsizlik başta olmak üzere toplumsal etkilerinin giderilebilmesi kısa ve orta vadede mümkün görünmemektedir. Önümüzdeki dönemde istihdamla ilgili beklentiler kötümser nitelikte olup, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tahminlerine göre gelişmiş ülkelerde istihdamın kriz öncesi seviyelere dönmesi için en az 5 yıl gerekmektedir. Örgüt, son raporunda işsizlikte yeni bir artış dalgası konusundaki endişelerini belirtmiş olup döneminde krizin geçici olduğu düşüncesiyle tenkisata gitmemiş birçok kuruluş için artan belirsizlik sonucunda durumun değişmekte olduğunu vurgulamıştır. Jeopolitik, ekonomik ve toplumsal kaynaklı tüm bu risklerin, önümüzdeki dönemde sermaye akımları üzerinde belirleyici olması beklenmektedir. Artan risk algısı sonucunda yatırımcıların daha temkinli ve seçici davranacağı öngörülmektedir. Öte yandan, Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tahminlerine göre global 18

19 likidite ve buna bağlı sermaye akımlarında bir gerileme beklenmemektedir. Aksine, krizle birlikte kesintiye uğrayan sermaye akımlarında 2000 li yıllardaki artış trendine geri dönülmekte olduğu tahmin edilmektedir. Son 10 yılda likidite artışını sağlayan temel belirleyenlerde bir değişiklik gözlenmezken, özellikle gelişmiş ülke merkez bankalarının genişletici para politikaları sonucunda likidite artışı devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının düşük seviyesi, yatırım olanaklarının darlığı ve düşük büyüme performansı, gelişmekte olan ülkelerin sermaye hareketleri açısından çekiciliğini korumasını sağlamaktadır. Ancak, artan risk algısının yatırımcıları gelişmekte olan piyasaları risk düzeyi açısından ayrıştırmaya itmesi beklenmektedir. Başta Çin ve Hindistan olmak üzere gelişmekte olan Asya ülkelerinin gerek doğrudan yatırımlarda gerek portföy yatırımlarında yüksek düzeydeki payını koruması beklenmektedir. Makroekonomik performans ve risk göstergeleri açısından problemli ülkelerin ise, yeni dönemde daha az yabancı sermaye çekebileceği öngörülmektedir. Tablo 2 de gösterilen IMF nin güncel tahminleri 3 de, burada çizilen genel çerçeve ile uyumlu bir görünüm arz etmektedir. Küresel ekonomide 2013 yılına kadar büyümenin %3,3-%3,9 seviyesinde seyredeceğini öngören IMF tahminleri, büyümenin bu noktadan sonra bir miktar hızlanacağını ve arasındaki 5 yılda ortalama %4,3 düzeyinde gerçekleşeceği beklentisini taşımaktadır. Diğer taraftan aynı dönem için Euro Alanı nda ortalama büyümenin %1,1 olacağı, gelişmiş ülkelerinin ise yıllık ortalama %2,2 büyüyeceği tahmin edilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler için yapılan tahminlere göre ise döneminde ortalama büyümenin %6,3 olması beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkeler grubunun da kendi arasında dikkat çekici biçimde ayrıştığı izlenmektedir. Asya ülkelerinde aynı dönemde ortalama büyüme tahmini %8,1 düzeyindeyken, Türkiye nin de dâhil olduğu Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde büyümenin ortalama %3 te kalacağı tahmin edilmektedir. Kriz öncesi ve sonrası performanslar karşılaştırıldığında da, gelişmekte olan ülkeler arasındaki ayrışma belirginleşmektedir. Gelişmekte olan Asya ülkelerinin kriz öncesindeki 5 yıllık ( ) performanslarıyla tahminleri karşılaştırıldığında, ortalama büyüme %9,6 dan %8,1 e gerilerken, Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde aynı oranlar %6 dan %3 e düşmektedir. Tablo 2: IMF Tahminleri GSYH BÜYÜMESİ (%) Ortalaması Dünya 3,3 3,9 4,7 4,8 4,9 4,3 Euro Alanı -0,5 0,8 1,7 1,7 1,7 1,1 Gelişmiş Ülkeler 1,2 1,9 2,6 2,7 2,7 2,2 Gelişmekte Olan Ülkeler 5,4 5,9 6,6 6,7 6,7 6,3 ENFLASYON (Yıllık Ortalama, %) Dünya 3,7 3,2 3,1 3,1 3,1 3,3 Euro Alanı 1,5 1,7 1,8 1,9 1,9 1,7 Gelişmiş Ülkeler 1,6 1,3 1,5 1,7 1,8 1,6 Gelişmekte Olan Ülkeler 6,2 5,5 4,7 4,5 4,3 5,0 İŞSİZLİK ORANI (%) Euro Alanı 9,9 9,7 9,3 8,9 8,6 9,3 Gelişmiş Ülkeler 7,9 7,6 7,2 6,7 6,3 7,1 TİCARET HACMİ BÜYÜMESİ (%) Dünya 3,8 5,4 6,7 7,0 7,1 6,0 Kaynak: IMF World Economic Outlook veritabanı 3 Bu çalışmanın yazıldığı tarih itibarıyla IMF tahminleri 2016 yılına kadar olan dönemi kapsamaktadır. 19

20 Önümüzdeki dönemde küresel tüketici enflasyonunun 2011 yılındaki %5 lik zirvenin ardından %3 seviyelerine gerilemesi beklenmektedir. Hemen tüm ülke gruplarında enflasyonun gelecek 5 yılda gerileyeceği beklenmekte olmasına karşın, gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun %5 civarında seyredeceği, G7 ülkeleri ve Euro Alanı nda ise ortalamaların sırasıyla %1,3 ve %1,7 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Enflasyon görünümü ve ekonomik aktivitedeki zayıflık nedeniyle gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının düşük düzeyde kalacağı; gelişmekte olan ülkelerde ise iç talep ve emtia fiyatları ile döviz kurlarındaki gelişmelerin enflasyon üzerindeki yansımalarına bağlı olarak sıkılaştırıcı politikaların gündeme gelebileceği düşünülmektedir. Emtia cephesine bakıldığında ise; gıda, tarımsal girdiler ve sınaî hammaddelerin fiyatlarında yüksek düzeylerin devam etmesi beklenmektedir. IMF tarafından petrol fiyatlarının 2012 yılında $/varil 100 seviyesinde seyredeceği tahmin edilmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı da (IEA) son tahminlerinde arasında petrol fiyatlarının ortalama $/varil 103 seviyesinde oluşacağını öngörmektedir. Yüksek emtia fiyatlarında, gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanan talebin yanı sıra yüksek küresel likidite nedeniyle oluşan spekülatif hareketler de rol oynamakta olup gelecek yıllarda emtia fiyatlarında belli oranda oynaklık görülebileceği değerlendirilmektedir. Kriz döneminde hızlı bir şekilde daralan, ardından 2010 yılında güçlü bir toparlanma sergileyen dünya ticaretinin 2012 den itibaren daha ılımlı bir artış patikasına yerleşeceği tahmin edilmektedir. Kriz öncesindeki ( ) dış ticaret hacmindeki yıllık ortalama %8,4 düzeyindeki genişlemenin, arasındaki dönemde yıllık ortalama %6,6 düzeyinde gerçekleşeceği öngörülmektedir. Gerek IMF, gerek diğer uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan ekonomik göstergelere ilişkin tahminler incelenirken, kriz öncesinde ve süresince tanık olunduğu üzere, bu tahminlerin her zaman güncellemeye konu olabildiği görülmektedir. Güncel IMF tahminleri, küresel ekonomide 2012 yılında yaşanacak bir yavaşlamanın ardından görece ılımlı olmakla birlikte yeni bir büyüme trendinin yakalanabileceği varsayımına dayalıdır. Öte yandan dünya ekonomisinde krize neden olan temel sorunların devam ettiği, kamu maliyesine ilişkin problemlerin kontrol edilemez bir noktaya doğru ilerlediği, özellikle Çin ve ABD arasındaki son gelişmelerle birlikte ticaret savaşlarının konuşulmaya başlandığı, Orta Doğu da askeri gerilimin yükseldiği bir konjonktürde, makroekonomiye ilişkin tahminlerde aşağı yönlü riskler önemini korumaktadır. Nitekim IMF de, Dünya Ekonomik Görünümü Raporu nda Ocak ayında yaptığı güncellemelerde büyüme başta olmak üzere çeşitli başlıklardaki tahminlerini olumsuz yönde revize etmiş olup dünya ekonomisindeki toparlanmanın duraksadığını ve aşağı yönlü risklerin yoğunlaştığını vurgulamıştır. TÜRKİYE: Stratejik Pozisyon ve Ekonomik Hedefler Türkiye ekonomisinin de küresel krizden kaçınması mümkün olmamış ve dünya ekonomisi 2009 yılında %0,7 daralırken Türkiye ekonomisindeki küçülme %4,8 olmuştur yılında ise; faiz oranlarının düşük düzeyi, iç talebin güçlü seyri ve düşük baz etkisi nedeniyle reel ekonomik büyüme, %9 ile oldukça yüksek bir düzeyde gerçekleşmiştir yılının ilk üç çeyreğinde de ekonomik büyüme güçlü trendini sürdürerek yıllık bazda %9,6 ya ulaşmıştır. Bu dönemde Türkiye nin de aralarında yer aldığı gelişmekte olan ülkeler, güçlü mali yapıları ve yüksek büyüme performansları ile dikkat çekmiştir. Öte yandan gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisi içindeki ağırlıklarının azalmakla birlikte halen %65 civarında olduğu dikkate alındığında, gelişmekte olan ülkelerin söz konusu ülkelerdeki gelişmelerden ticaret, finansman ve bekleyişler kanalı ile önemli ölçüde etkilendiği ve orta-uzun vadede ayrışmanın pek de mümkün olmadığı görülmektedir. 20

21 Küresel krizin ardından, Türkiye ekonomisinde sıkı olarak nitelendirilebilecek maliye politikası ile alışılmışın dışındaki para politikası uygulamaları (çok hedefli ve çok araçlı) ön plana çıkarken, yüksek düzeylere ulaşan dış ticaret açığı uzun dönemli istikrarı tehdit edebilecek kırılganlık unsuru olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bütçe açığı ve kamu borç stokuna ilişkin veriler uluslararası standartlara göre olumlu bir görünüm sergilemektedir. Ancak iç ve dış talep dinamiklerindeki ayrışmaya bağlı olarak ödemeler dengesindeki bozulmanın önemli boyutlara ulaşması; dikkatleri iç ve dış talep göstergeleri ile döviz kurlarına ilişkin gelişmelere çekmiştir. Güçlü iç talep koşullarına karşılık zayıf dış talep koşulları, kurlardaki yükselişin enflasyon üzerinde yarattığı yukarı yönlü baskı ve yüksek boyutlara ulaşan dış finansman ihtiyacı TCMB yi yaratıcı politika bileşimleri oluşturmak konusunda teşvik etmiştir. Dünyada yeni normal olarak tanımlanan bir ekonomik ortamda para politikasında bilindik reçetelerin sınırlarına dayanıldığının görülmesiyle birlikte beklenti yönetiminin zorlaştığı ve deneysel yaklaşımların benimsendiği bir dönem tecrübe edilmektedir. Bu durum kaçınılmaz olarak birtakım belirsizlikleri de beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede, para politikasındaki olası yeni uygulamaların başarısı, önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörünün performansını şekillendirecektir. Küresel ekonomiye ilişkin ayrıntılı bir çerçevenin çizildiği bir önceki bölümdeki değerlendirmeler de dikkate alınarak, izleyen bölümlerde Türkiye ekonomisinin mevcut durumu belirlenip yerel ve küresel bazdaki gelişmelerin sunacağı fırsat ve riskler üzerinde durulacaktır. Cumhuriyet in 100. kuruluş yıldönümü olması nedeniyle 2023 yılına ilişkin makroekonomik göstergelere dair bir takım hedefler belirlenerek kamuoyuyla paylaşılmış bulunmaktadır. Bu bölümde ayrıca, söz konusu hedeflere ilişkin bir değerlendirme yapılacaktır. TÜRKİYE NİN MEVCUT STRATEJİK POZİSYONU Öncelikle Türkiye nin dünya ekonomisindeki yerini tespit edebilmek amacıyla GSYH, kişi başına GSYH, ihracat ve ithalat gibi temel büyüklüklerin yanı sıra nüfusa ilişkin bir takım göstergelerin incelenmesi yerinde olacaktır yılı itibarıyla, Türkiye $735 milyarlık GSYH si ile dünyanın en büyük 17. ekonomisidir. Sıralamada Türkiye nin önünde yer alan gelişmekte olan ülkeler; Çin, Brezilya, Hindistan, Rusya ve Meksika dır. Kişi başına GSYH rakamları incelendiğinde ise, $ ile Türkiye nin dünyada daha alt sıralarda ( sıralarda) yer aldığı görülmektedir. $300 milyarın üzerinde dış ticaret hacmine sahip olan Türkiye nin ihracatının küresel ihracat içindeki payı (%0,8) ülkenin dünya ekonomisindeki payı (%1,2) ile kıyaslandığında, ihracatta daha düşük bir paya sahip olduğu görülmektedir (Grafik 10). Grafik 10: 2010 İtibarıyla Seçilmiş Göstergelerde Türkiye'nin Dünyadaki Payı Dış Ticaret Hacmi İthalat İhracat GSYH (Satınalma Gücü Paritesi) Nüfus %0,0 %0,5 %1,0 %1,5 Kaynak: IMF, Dünya Bankası, ITC TradeMap 21

22 Demografik göstergelere bakıldığında, 74 milyon kişilik bir nüfusa sahip olan Türkiye nin, 29 yaş ortalaması ile oldukça genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip olduğu görülmektedir. Ülkemizin sahip olduğu işgücü, 25 milyon kişi civarındadır. Yılda yaklaşık 28 milyon turist çeken Türkiye de adet yabancı firma faaliyet göstermektedir. Yurtdışında yerleşik kişilerin yılları arasında yabancıların Türkiye ye yönelik doğrudan yatırımları $95 milyara ulaşmıştır. Her ne kadar 2001 krizinin ardından son küresel krize olan dönemde Türkiye ekonomisi oldukça güçlü bir performans sergilemiş olsa da, uzun vadeli bakış açısıyla değerlendirildiğinde ülke ekonomisinin istikrarsız bir büyüme tablosuna sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Nitekim ülke ekonomisi kriz dönemlerinde oldukça hızlı bir şekilde daralırken, krizlerin ardından çok yüksek büyüme rakamları kaydetmektedir. Bu nedenle, ekonomik büyüme, Türkiye için %5 civarında olduğu tahmin edilen potansiyel büyüme oranından her iki yönde önemli ölçüde sapma gösteren bir seyir izlemektedir (Grafik 11). %10 %8 Grafik 11: Türkiye'nin Uzun Dönemli Büyüme Performansı ve Potansiyel Büyüme %6 %4 Potansiyel Büyüme (%5) %2 %0 -%2 -%4 -%6 Kaynak: TÜİK Dış denge tarafına bakıldığında, uluslararası piyasalardaki gelişmelerin risk algılamasını artırmasının ve finansman koşullarında ortaya çıkabilecek olumsuzlukların etkisiyle cari açık Türkiye ekonomisi için en büyük risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Türkiye ekonomisinin son 20 yılın 16 sında cari açık verdiği dikkate alındığında, cari açığın Türkiye açısından yapısal bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. Ülkemizde cari açık, temelde dış ticaretteki dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Nitekim, 1947 yılından bu yana Türkiye nin dış ticarette fazla verdiği bir yıl olmamıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı döneminde ortalama olarak %65 düzeyinde gerçekleşmiştir. Aşağıdaki grafikten de izlendiği üzere, dış ticaret açığı Türkiye ekonomisi açısından konjonktürel bir gelişme olmaktan ziyade yapısal bir durum arz etmektedir. Bu sorunun yapısal hale gelmesinde, düşük yurtiçi tasarruf oranına sahip olan Türkiye nin enerjide ithalata bağımlı olmasının yanı sıra reel döviz kuru, verimlilik, reel ücretler, dış ticaret haddi gibi rekabet gücüne ilişkin birçok faktör de etkilidir. Cari açığın otoriteler tarafından bütünsel bir yaklaşımla ele alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Cari açık sorununun çözümüne ilişkin Hükümet tarafından atılması planlanan adımlar olumlu olarak değerlendirilmekle birlikte bunların hangi vadede etkili olacağı belirsizlik taşımaktadır. 22

23 Grafik 12: İhracat ile İthalatın Yıllar İçerisindeki Gelişimi (milyar $) İthalat İhracat 0 Kaynak: TÜİK Cari açığın ağırlıklı olarak portföy yatırımları ve diğer kısa vadeli sermaye akımları ile finanse edilmesi, önümüzdeki yıllarda da sermaye akımlarının Türkiye ekonomisi açısından sıcak bir gündem maddesi olmayı sürdüreceğine işaret etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere kıyasla faiz oranlarının daha yüksek düzeylerde olması ilk gruptaki ülkelerin büyüme performanslarına ilişkin olumlu görünümle birlikte değerlendirildiğinde, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının devam edeceği öngörülmektedir. Öte yandan, getiri oranları ile büyüme performansları arasındaki fark nedeniyle sermaye akımlarının gelişmekte olan ülkelere yönelmesi, bu ülkelerin yerli para biriminin makroekonomik temellerden kopuk bir şekilde değer kazanmasına yol açmakta ve nihayetinde ekonomide aşırı ısınmaya veya borçlanmaya neden olabilmektedir. Bu durum merkez bankalarının faiz oranlarında değişikliğe giderken daha temkinli politikalar izlemelerine neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülke ekonomilerine yönelik sermaye akımlarında orta vadede belirgin bir azalma beklenmemesine rağmen, ekonomilerinde bir takım dengesizliklerin gözlendiği ülkelere ilişkin risk algılamasının artmasının etkisiyle sermaye akımlarının dağılımında değişiklik gözlenmesi söz konusu olabilecektir. Bu noktada Türkiye ekonomisinin cari açık nedeniyle artan riskliliğine yapılan vurgu dikkat çekmektedir. Uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından da önemli bir risk faktörü olarak nitelendirilen cari açığın kontrol altına alınmasına yönelik atılacak olumlu adımlar, TL cinsinden kredi notunda elde edilmiş olan yatırım yapılabilir seviyeyi YP cinsinden kredi notu için de mümkün kılabilecektir. Bu gelişme, dış finansman kaynaklarına erişim açısından Türkiye nin elini rahatlatıcı bir etkide bulunabilecektir. Türkiye ekonomisinde büyüme ile sermaye akımları arasındaki güçlü ilişki dikkate alındığında, büyümenin sekteye uğramadan sürdürülmesi açısından sermaye akımlarının devam etmesi önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. İç kaynaklardan da azami ölçüde istifade edilebilmek için yurtiçi tasarruf oranının iyileştirilmesinin zorunluluğu kendini göstermektedir. Türkiye de tasarruf oranlarının düşük olmasının nedenleri incelendiğinde, genç demografik yapının da bu gelişmede etkili olduğu görülmektedir. Çalışma çağındaki nüfus olarak tanımlanan yaş nüfusun oranı 2020 de %68,6 ile en yüksek değerine ulaşacak ve bu tarihten sonra tedricen azalacaktır. Nüfus artış hızı yavaşlarken, çalışma çağındaki nüfusun artmaya devam etmesi demografik fırsat penceresi olarak tanımlanmaktadır. Demografik fırsat penceresi, ülkelere ekonomik gelişmesini hızlandırma olanağı sunması açısından önemli bir potansiyele işaret etmektedir yıllarına yaklaşıldıkça, Türkiye de çalışabilir nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının artmasından tasarrufların olumlu yönde etkilenmesi beklenmekte, diğer değişkenler sabit tutulduğunda sadece demografik değişimlerin halen %13,6 seviyesindeki yurtiçi tasarruflar/gsyh oranını 2-5 puan kadar artıracağı tahmin edilmektedir. 23

24 % Bağımlı Nüfus (1) Grafik 13: Türkiye'de Çalışabilir ve Bağımlı Nüfusun Seyri Demografik Fırsat Penceresi Kaynak: Birleşmiş Milletler (1) 0-14 yaş aralığı ve 65 yaş üstündeki nüfusun toplam nüfusa oranı (2) yaş aralığındaki nüfusun toplam nüfusa oranı Taralı alan demografik fırsat penceresi dönemini temsil etmektedir. Gerek ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği gerekse cari açığın azaltılması hususunda önem taşıyan konuların başında ihracat performansı gelmektedir. Ağırlığı son yıllarda azalmakla birlikte, AB nin ihracatımızda %46 lık payı ile en önemli dış ticaret ortağımız olmayı sürdürdüğü dikkate alındığında, Euro Alanı ndaki zayıf ekonomik görünümün kısa vadede Türkiye nin dış ticaret dengesine olumlu katkıda bulunmaktan uzak olduğu görülmektedir. Öte yandan son yıllarda ön plana çıkmaya başlayan Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarında ise, siyasi alanda yaşanan gelişmelere bağlı olarak bölge ülkelerine yönelik ihracat performansı sınırlı düzeyde kalmıştır. Bununla birlikte, bölge ülkelerinin siyasi ve ekonomik yeniden yapılandırılmaları paralelinde ihracat açısından orta ve uzun vadede daha fazla önem kazanacağı öngörülmektedir. Şekil 2: Türkiye nin İhracatının Ülke Gruplarına Göre Dağılımı (2010 Yılı İtibarıyla) Kaynak: Türkiye İhracatçılar Meclisi 24

25 Önümüzdeki yıllık dönemde Türkiye de önemli siyasi gelişmelerin de yaşanması beklenmektedir. Öncelikle 2012 yılında hazırlanması planlanan yeni anayasa ile ilgili tartışmaların yoğunlaşabileceği düşünülmektedir te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2015 ile 2019 yıllarındaki genel seçimler, gelecek 10 yılın başlıca siyasi gündem maddelerini oluşturmaktadır. Her ne kadar son dönemlerde gerçekleştirilen seçimlerde önemli bir sürprizle karşılaşılmış olmamasına karşın AB başta olmak üzere dünyada önde gelen bölgelerin önemli ekonomik ve siyasi gelişmelerle karşı karşıya kalabileceği hesaba katıldığında, bu gelişmelerin Türkiye üzerinde de bir takım yansımaları olması kaçınılmaz görünmektedir. Orta Doğu daki diğer gelişmeler ve terör probleminin seyri de Türkiye deki siyasi ortamı etkilemeye devam edecektir HEDEFLERİ Cumhurbaşkanlığı himayesinde yürütülen Türkiye nin Stratejik Vizyonu 2023 Projesi kapsamında Cumhuriyetin 100. yılı için belirlenen hedeflere Tablo 3 te yer verilmiştir: Tablo 3: 2023 Yılı Stratejisi Dünya Ekonomileri İçinde Türkiye nin Sıralaması İhracatın GSYH İçindeki Payı (%) 15,5 17,5 22,0 25,0 İhracatın İthalatı Karşılama Oranı (%) 61, İthalat (milyar $) İhracat (milyar $) Dünya İhracatında Türkiye nin Payı (%) 0,79 1,00 1,15 1,50 Kaynak: Türkiye İhracatçılar Meclisi 2023 Yılı Stratejisi çerçevesinde, 2010 yılı itibarıyla dünyada 17. sırada bulunan Türkiye ekonomisinin 2023 yılında 10. sıraya, diğer bir ifadeyle, 2010 yılı fiyatlarıyla yaklaşık Kanada nın ekonomik büyüklüğüne ulaşması hedeflenmektedir. Türkiye nin ihracatının ise, 2023 yılına kadar $500 milyara çıkarılması planlanmaktadır. Bu hedefe ulaşılması için ihracatın her yıl ortalama %8 oranında büyümesi gerekmektedir. Bu çerçevede, 2023 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranının %80 seviyesine yükseltilmesi hedeflenirken, ithalatın da $625 milyara çıkacağı öngörülmektedir yılı itibarıyla %0,9 seviyesindeki Türkiye nin dünya ihracatından aldığı payın, 2023 yılına gelindiğinde %1,5 e yükseleceği öngörülmektedir. Gerek büyüme gerekse ihracat performansı açısından belirlenen hedeflerin oldukça iddialı olduğu yönündeki değerlendirmeler gündeme gelmektedir. Nitekim IMF tarafından oluşturulan ve 2016 yılına kadar uzanan projeksiyonlara göre, Türkiye nin sıralamadaki yerinin değişmemesinin beklendiği görülmekte; 2016 da ekonomik büyüklük itibarıyla Türkiye Hollanda nın önüne geçerken, Endonezya nın ise Türkiye yi geride bırakması beklenmektedir. IMF tahminlerinde Rusya nın 11. sıradan 8. sıraya yükselerek ilk 10 ekonomi arasına gireceğine ilişkin beklenti dikkati çekmektedir. Bu durum, Türkiye nin halihazırdaki öngörülerin ötesinde bir performans sergileyebilmesi için eğitim, iş gücü piyasası, altyapı ve inovasyon başta olmak üzere bir çok alanı kapsayacak şekilde önemli reformları hayata geçirmesi gerektiğine işaret etmektedir. 25

26 Grafik 14: 2010 ve 2016 Yıllarında En Büyük 18 Ekonomi (trilyon $) ABD-1 Çin-2 Japonya-3 Almanya-4 Fransa-5 İngiltere-6 Brezilya-7 İtalya-8 Hindistan-9 Kanada-10 Rusya-11 İspanya-12 Avustralya-13 Meksika-14 G. Kore-15 Hollanda-16 Türkiye-17 Endonezya ABD-1 Çin-2 Japonya-3 Almanya-4 Brezilya-5 Fransa-6 İngiltere-7 Rusya-8 Hindistan-9 İtalya-10 Kanada-11 Avustralya-12 İspanya-13 G. Kore-14 Meksika-15 Endonezya-16 Türkiye-17 Hollanda Kaynak: IMF İhracat hedefleri sektörel bazda incelendiğinde, 2023 yılında en çok ihracatı makine sektörünün yapacağı belirtilmiştir için $100 milyar tutarında ihracatın hedeflendiği makine sektörünü, $75 milyar ile otomotiv takip etmektedir. Başı çeken diğer sektörler ise; $55 milyar ile demir ve çelik, $52 milyar ile hazır giyim, $50 milyar ile kimyevi maddeler ve $45 milyar ile elektrik ve elektronik sektörü olarak sıralanmaktadır. Söz konusu hedeflere ulaşmak için makroekonomik istikrarın iyileştirilmesinin/korunmasının yanı sıra yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik adımların atılması gerekmektedir. Nitekim, ülkemizde rekabetçi kur politikası tartışmalarının geride bırakılarak özel sektör-kamu işbirliğiyle mikro reformlara yönelik konsensüs ortamının oluşması ülkemiz açısından önemli bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Cari açığa ilişkin artan endişeler de bu yönde adım atılmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, küresel ekonomiye ilişkin belirsizliklerin artarak varlığını sürdürdüğü ve ülkelerin önemli bir kısmının rekabet gücünü artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek pastadan pay alma yarışını yoğunlaştırdığı bir ortamda, ihracat performansının istikrarlı bir şekilde artırılması için konunun bütünsel olarak ele alınması gerekli görülmektedir yılını geride bıraktığımız bu günlerde, gelişmiş ülkelerde devam eden sorunların bir türlü çözüme kavuşturulamadığı ve ülke yönetimlerinin karar alma süreçlerinde yaşanan gecikmeler ile aksaklıklar paralelinde küresel ekonomiye ilişkin endişelerin önemli ölçüde arttığı bir dönemden geçmekteyiz. Küresel bir nitelik taşımasına karşılık ülkelerin kendilerine has dinamikleri neticesinde kriz, ülkelere özgü bir takım problemleri de gündeme taşımıştır. Böylelikle, küresel ekonomideki sorunların kısa vadede çözülemeyeceğine yönelik görüşler ağırlık kazanmış ve bu durum beklenti yönetimini güçleştirmiştir. Bu çerçevede, 2011 den başlamak üzere önümüzdeki birkaç yıllık dönemde dünya genelinde büyüme performansının bir miktar ivme kaybedeceği öngörülmektedir. Yapılan projeksiyonlarda, 2013 yılından itibaren dünya ekonomisinin yeniden büyüme hızını artıracağı beklenmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde kamu borç stokunun sürdürülebilirliğine ilişkin belirsizliklerin varlığını sürdürdüğü ve konut, kredi ve işgücü piyasalarının istikrara kavuşamadığı bir ortamda, küresel büyümeye ilişkin aşağı yönlü riskler önemini koruyacaktır. Orta ve uzun vadede ülke gruplarının ekonomik performanslarındaki ayrışmanın sürmesi beklenmektedir. Türkiye açısından uzun vadeli bir bakış açısıyla ekonomik hedeflerin belirlenmesi olumlu olarak değerlendirilmekle birlikte, hedeflere ulaşılması ancak ekonomiye ivme kazandıracak hayati reformların gerçekleştirilmesi ile mümkün olabilecektir. 26

27 BANKACILIK: Türkiye de Sektörün Geleceği Bankacılığın, küresel ekonominin işleyişinde kriz döneminde ve sonrasında yaşanacak değişimlerden en çok etkilenen sektörlerden olacağı tahmin edilmektedir. Değişen koşullar ve dünya ekonomisinin seyri, riskler içermekle birlikte çeşitli fırsatları da içinde barındırmaktadır krizi sonrasında yaşanan dönüşümle birlikte küresel ekonomik krize güçlü bir konumda giren Türk bankacılık sektörü de, yeni dönemde ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirebilecek güçte ve konumda bulunmaktadır. Bununla birlikte, ister makroekonomik görünümden kaynaklansın, ister sektöre yönelik düzenleme değişikliklerinden kaynaklansın çepeçevre belirsizliklerin saracağı bir ortamda bankaların faaliyetlerini, bu ortamın gerektirdiği esneklik içerisinde sürdürmeleri önem arz etmektedir. Tüm bunlara bir de değişen müşteri ihtiyaçları eklendiğinde, bankacılık sektörüne ilişkin parametrelerin belli ölçüde değişeceğini ifade etmek yerinde olacaktır. Türk bankacılık sektörünün küresel bağlamdaki konumu ve uzun vadeli projeksiyonlar incelendiğinde, ana trendin artış yönünde olduğu görülmektedir. PwC nin Mayıs 2011 de yayımladığı tahminlere göre, döneminde Türkiye de bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün yıllık ortama %7 ye yakın bir oranda büyümesi beklenmektedir. Gelişmiş ülkelerde aynı oranın %1-%3 arasında değişeceği tahmin edilmekte olup, sektörde gelişim potansiyeli açısından Türkiye nin avantajlı konumunun uzun süre devam edeceği düşünülmektedir. Tablo 4: Bankacılık Sektörü Aktif Büyüklüğü (2009 fiyatlarıyla milyar ABD$) Ülke Sıralaması 2009 Ülke Sıralaması 2030 Ülke Sıralaması ABD 14,772 1 Çin 31,018 1 Çin 72,228 2 Japonya 7,486 2 ABD 26,841 2 ABD 46,544 3 Çin 6,006 3 Japonya 9,774 3 Hindistan 38,484 4 İngiltere 4,989 4 Hindistan 7,848 4 Japonya 11,959 5 Almanya 4,416 5 İngiltere 6,082 5 Brezilya 10,624 6 Fransa 3,401 6 Almanya 6,047 6 İngiltere 9,112 7 İspanya 3,271 7 Fransa 5,136 7 Almanya 8,477 8 İtalya 2,993 8 İtalya 4,053 8 Fransa 7,909 9 Kanada 1,618 9 Brezilya 3,799 9 Rusya 6, Avustralya 1, İspanya 3, Meksika 5, Brezilya 1, Rusya 2, İtalya 5, Hindistan Kanada 2, Türkiye 5, Güney Kore Güney Kore 2, Endonezya 5, Rusya Avustralya 2, İspanya 4, Türkiye Meksika 1, Kanada 4, Güney Afrika Türkiye 1, Vietnam 4, Suudi Arabistan Endonezya 1, Güney Kore 4, Meksika Suudi Arabistan 1, Avustralya 3, Endonezya Vietnam Nijerya 3, Vietnam Güney Afrika Suudi Arabistan 3,303 Kaynak: Pwc, Banking in 2050 Tablo 4 te belirtilen tahminler de, Türkiye nin bankacılık açısından Avrupa nın ve dünyanın önemli ülkeleri arasındaki konumunu güçlendireceğini öngörmektedir. Türkiye de bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemdeki seyri, birkaç kanalda kendini gösteren dinamikler sonucunda belirlenecektir. Bu kanallardan en önemlisinin, hem küresel hem yerel anlamda genel ekonomik 27

28 görünüm olduğu düşünülmektedir. Gerek kaynakların gelişiminde gerekse bankacılık ürün ve hizmetlerine olan talebin seyrinde ekonomik görünüm başat önemdedir. Hangi ürünlerin ve hizmetlerin, hangi niteliklerle talep edileceği ise, bankacılık piyasasındaki müşteri yapısı ile yakından ilgilidir. Gerek demografik dinamiklerle gerekse teknolojiyle paralel bir değişim gösteren müşteri alışkanlık ve tercihlerinin önümüzdeki dönemde bankacılığın şekillenmesinde önemli etkiler yapacağı tahmin edilmektedir. Bir diğer kanal ise, mevcut ekonomik ortamda, değişen müşteri taleplerine bankaların nasıl ve hangi araçlarla uyum sağlayacağıdır. Bu kanalın, bankacılık açısından rekabetin sonuçlarını belirleyecek en önemli değişkenleri barındırdığı düşünülmekte olup banka örgütlenme yapısı ve iş yapma biçimleri, bu kanal kapsamında incelenmektedir. Bu üç kanaldaki dinamikler tarafından belirlenen bankacılık sektörü, yerel ve küresel bağlamda faaliyetlerini bir mevzuat çerçevesinde yürütmektedir. Özellikle finansal krizin ardından denetim başta gelmek üzere bankacılık sektörüne ilişkin yasal düzenlemelerin gündemdeki yerini koruması beklenmektedir. Bu nedenle, muhtemel mevzuat değişikliklerinin bankacılık üzerindeki etkileri de mevzuat başlığı altında ayrıca incelenmektedir. BEKLENEN GENEL GÖRÜNÜM Bankacılık Maliyetleri Türkiye ekonomisi için gelecek yıllarda öngörülen büyüme performansının yanında, ülkenin demografik avantajları ve ekonomide yakaladığı istikrar, bankacılık sektörünün güçlü yapısı ve dinamizmi, önümüzdeki 10 yıllık dönemde sektörün büyüme ivmesinin yüksek olabileceğine işaret etmektedir. Öte yandan, küresel krizin devam etmesi ve kısa-orta vadede çözüme kavuşturulmasının zorluğu hesaba katıldığında, sermaye akımlarının daha seçici davranacağı ve gerek doğrudan yatırımlarda, gerek portföy yatırımlarında gelişmekte olan ülkeler arasında da risk üzerinden belirli bir ayrışma yaşanabileceği ifade edilmektedir. Bu bağlamda fon akımlarının yavaşlaması ve maliyetlerin yükselmesi söz konusu olabilecektir. Bu çerçevede istikrarlı bir fonlama kaynağı olarak değerlendirilen mevduata ilişkin gelişmeler dikkatleri celbetmektedir. Mevduatın artan önemi paralelinde mevduat savaşları olarak değerlendirilebilecek bir şekilde bankaların bu alandaki rekabeti yoğunlaşabilecektir. Bankaların mevduattaki konumlarını sağlıklı bir şekilde ortaya koyabilmeleri için; mevduatın ürün, maliyet ve müşteri bazında detaylı bir biçimde analiz edilmesi gerekmektedir. Böylelikle, değişik senaryolar altında müşteri davranışlarının değerlendirilmesinin yanı sıra bilançonun hem aktif hem de pasif tarafını dikkate alacak şekilde farklı ürünlerin geliştirilmesi imkan dahilinde olacaktır. Böyle bir yaklaşımla, müşterilere sunulan ürünler kârlılık, risk ve likidite açısından bütünsel (holistik) bir yaklaşımla ele alınabilecektir. Yurtiçi tasarruf oranının artırılmasının gerekliliği dikkate alındığında, mevduatın yanında yeni tasarruf ürünlerinin de tasarlanarak müşterilere sunumu önem arz edecektir. Türkiye de mevduat tabanının genişletilmesi ve mevduat vadelerinde uzamayı mümkün kılacak bir güven ortamının yaratılması, sektörle ilgili önemli konu başlıkları arasında yer almaktadır. Faiz oranlarının özellikle gelişmekte olan ekonomilerde bir miktar yükselebileceği, bu paralelde tasarruf oranlarının da artacağı tahmin edilmekte olup, bu gelişmelerin mevduat hacmini olumlu etkilemesi beklenmektedir. Diğer taraftan, gelir düzeyi ve gelir dağılımındaki gelişmeler ile işsizliğin seyri de mevduat hacmi açısından önem arz etmektedir. Ayrıca, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasının, gerçekleştirilebildiği oranda bankacılık sektöründe mevduat ve kredi hacmine katkı yapacağı düşünülmektedir. Tüm bunlarla birlikte, Türk bankacılık sektörünün halihazırdaki konumu dikkate alındığında, mevduat dışı kaynakların çeşitliliğinin artırılması ve derinleştirilmesi de sektörün önemli hedefleri arasında görülmektedir. 28

29 Türkiye de bankacılık sektörünün, makul kâr marjına sahip sınırlı sayıdaki piyasalardan biri olmayı sürdürmesi beklenmektedir. Önümüzdeki dönemde, sınır ötesi bankacılık faaliyeti yürüten yabancı bankaların krizin etkilerinin bir miktar geride bırakılmasıyla birlikte farklı piyasalardaki arbitraj imkânlarına yönelmeleri söz konusu olabilecektir. Her ne kadar bu durumun yerel bankaları rekabet anlamında bir miktar zorlaması gündeme gelebilecek olsa da, Türkiye de düzenleyici ve denetleyici otoritenin bu konudaki hassasiyeti dikkate alındığında bu gelişmenin etkisinin sınırlı kalabileceği düşünülmektedir. Bankacılık Talebi McKinsey tarafından oluşturulan projeksiyonlara göre, 2020 yılı itibarıyla dünya genelinde kredi hacminin yaklaşık iki katına ulaşacağı öngörülmektedir. Böyle bir gelişme ise, bankacılık sektöründe sermaye ihtiyacının artmasını beraberinde getirecektir. Bu özellikle Türkiye gibi halihazırda fon ihtiyacı duyan ülkeler için fon talebinin daha da artmasına yol açacak bir gelişme olacaktır döneminde küresel kriz nedeniyle hükümetlerin küresel kredi stoku içindeki payının arttığı görülürken, önümüzdeki 10 yıllık dönemde uygulanması planlanan mali konsolidasyonlar sonucu hükümetlerin payında bir miktar azalma söz konusu olabilecektir. Küresel ölçekte toplam krediler içerisinde en hızlı artışı kurumsal kredilerin kaydedeceği, bireysel kredilerin ise %5 e yakın yıllık ortalama büyüme hızı ile toplam kredi hacmi içerisindeki payını koruyacağı tahmin edilmektedir. trilyon $ Grafik 15: Toplam Küresel Kredi Stoku 250 Kamu 213 Ortalama Büyüme Hızı (%) ( ) Kaynak: McKinsey Kurumsal Bireysel %37 %39 %33 58 %31 %33 %35 %30 %30 %33 %33 %37 % ,2 6,5 4,9 Türkiye nin demografik özellikleri bankacılık sektörünün büyümesi açısından oldukça yüksek bir potansiyel bulunduğunu göstermektedir. Kentli nüfustaki artış ve orta gelir grubunun genişlemesinin etkileri birçok göstergede izlenmekte olup bu alandaki gelişmelerin oldukça hızlı gerçekleştiği görülmektedir. Yıllık geliri $ $ arasında olan hanehalklarının sayısının 2005 yılındaki 1,5 milyon düzeyinden 2015 yılında 4 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir. Otomotiv satışları, elektrikli alet ve bilgisayar talebi, uçak yolculuğu gibi tüketim göstergelerinde 2000 li yılların başına göre % arasındaki oranlarda artışlar gerçekleşmiştir yılında 92 olan alışveriş merkezi sayısı, 2010 itibarıyla 268 e yükselmiştir. Finansal ürünlere olan talep de benzer bir eğilim göstermektedir. Tüketici kredilerindeki artışın yanı sıra sigorta prim üretimi ve bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları gibi göstergeler de yılları arasında sırasıyla %81 ve %752 oranında artış kaydetmiştir. 60 milyonun üzerinde cep telefonu abonesinin 29

30 bulunduğu ülkemizde geniş bant internet ve 3G aboneliği de hızla yaygınlaşmış olup 2010 itibarıyla tüm evlerin yaklaşık yarısında bilgisayar bulunduğu bildirilmektedir. İnternet ve cep telefonu alanında yaşanan gelişmeler ve Türkiye nin demografik avantajları birlikte düşünüldüğünde, özellikle bireysel bankacılıkta derinleşme anlamında önemli fırsatlar bulunduğu değerlendirilmektedir. Bireysel bankacılıkta Türkiye açısından önemli bir gelişme fırsatı bulunmasına karşılık bu noktada önümüzdeki dönemde özellikle gelişmiş ekonomilerde hanehalkı borçluluk oranlarının gerilemesinin beklendiğini belirtmek gerekmektedir. Bununla tutarlı olacak şekilde Türkiye de de TCMB ve BDDK nın son dönem uygulamaları, bireysel kredilerdeki artışın yavaşlatılmasını hedeflemektedir. Bu doğrultuda, bireysel kredi artış hızının bir süre yavaşlaması ve söz konusu dönemde tasarruf eğiliminin artması beklenmektedir. Bu çerçevede, bireysel bankacılık alanında özellikle tasarrufa yönelik ürünlerde gelişme potansiyelinin artacağı tahmin edilmektedir. Finansal aracılık açısından değerlendirildiğinde ise, cari açığa ilişkin risklerin varlığını hissettirdiği bir ortamda, iç talep artışının kontrol altında tutulmaya çalışılması kuvvetle muhtemel görünürken, sektörün plasmanlarında bireysel kredilere kıyasla ticari ve kurumsal portföyün ön plana çıkacağı düşünülmektedir. Ekonomi yönetimi tarafından oluşturulan projeksiyonlarda da büyümede özel yatırımların başat unsur olacağı öngörülmekte olup, gerek planlanan özelleştirmelerin gerekse proje yatırımlarının ticari kredilerdeki hareketliliği destekleyebileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca sermaye piyasalarının derinleşmesi paralelinde halka arzların artması, birleşme ve satınalmalar, girişim ve risk sermayesi uygulamalarının yaygınlaşmasının bankacılığın ilgili alanlarında uzmanlaşmanın ve niş pazarların önemini artıracağı düşünülmektedir. AB ile karşılaştırıldığında, toplam kredilerin ve hanehalkı borçluluğu ile mevduatın GSYH ye oranları itibarıyla Türkiye de bankacılık sektörünün gelişimi açısından çok önemli bir potansiyel bulunduğu gözlenmektedir. AB-27 ülkelerine ait 2010 verileri incelendiğinde kredi stokunun GSYH ye oranının %152, mevduatın GSYH ye oranının %148, bankacılık sektörü toplam aktiflerinin GSYH ye oranının ise %365 seviyelerinde bulunduğu görülmektedir. Aynı oranlar Türkiye için ise sırasıyla %48, %56 ve %91 düzeyindedir. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte, Türkiye ekonomisinin yıllık bazda ortalama %5 ile potansiyeline yakın bir büyüme performansı sergileyeceği, bankacılık sektöründe de küresel finans piyasalarındaki mevcut sorunların orta vadede piyasa koşulları üzerinde etkili olmaya devam edeceği, yabancı sermaye akımlarının daha seçici olacağı, TL de geçmişteki gibi bir aşırı değerlenme sürecinin gözlenmeyeceği, kredilerdeki penetrasyon imkanlarından azami ölçüde yararlanılacağı varsayımları paralelinde, son beş yılda dolar bazında %17 olan yıllık ortalama aktif büyümesinin önümüzdeki yıllarda %10 a yakınsayacağı öngörüsü altında, Cumhuriyetimizin 100. yılında Türk bankacılık sektörü aktiflerinin üçe katlanabileceği, milli gelire oranının ise AB ülkelerindeki ortalamaya yakınsamayı sürdürerek %110 ları aşabileceği tahmin edilmektedir. Tablo 5: Türk Bankacılık Sektöründe 2023 Yılı Projeksiyonları 2010 (G) 2015 (T) 2020 (T) 2023 (T) Toplam Aktifler / GSYH %91 %98 %110 %114 Krediler / GSYH %48 %66 %86 %100 Mevduat / GSYH %56 %62 %78 %89 G: Gerçekleşme T: Tahmin Kaynak: BDDK, TÜİK, İktisadi Araştırmalar Bölümü tahminleri Yukarıda da belirtildiği üzere sermaye piyasalarında derinleşme, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması ve sektörün dinamizmi sayesinde, önümüzdeki yıllarda bankacılık sektörünün penetrasyonunda bir derinleşme beklenmektedir. Avrupa ülkelerinde bankacılık sektöründeki sıkıntılar ve büyümenin yavaşlama eğilimi de göz önüne alındığında, Türkiye de yıllık dönemde bankacılık sektörü göstergeleri açısından AB ölçülerine yakınsamanın ivme kazanarak devam edeceği tahmin edilmektedir. 30

31 Milyar $ Grafik 16: Türkiye'de Bankacılık Sektörü Temel Göstergelerine İlişkin Projeksiyonlar GSYH Toplam Aktifler Mevduat Krediler Kaynak: TÜİK, BDDK, İktisadi Araştırmalar Bölümü Hesaplamaları MÜŞTERİ YAPISI Bankacılık sektöründe müşteri yapısı, özellikle pazarlama fonksiyonu açısından önem arz etmekte, ülkemizde de sektörün önümüzdeki dönemdeki yapılanmasında değişen müşteri ihtiyaç ve tercihlerinin belirleyici olması beklenmektedir. Türkiye de müşteri yapısı ile ilgili temel değişkenlerin iki ana başlık altında değerlendirilmesi yararlı görülmektedir. İlk olarak demografik özelliklerin seyri; gelir, tasarruf ve harcama eğilimlerinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. İkinci olarak ise, gelişen iletişim teknolojilerinin önderliğinde müşteri ilgi ve ihtiyaçlarındaki değişimdir. Bu iki ana unsurun birbiri ile etkileşim içerisindeki seyrinin hem talep edilen bankacılık hizmet ve ürünlerinin, hem de kullanılan bankacılık kanallarının yapılanmasında önde gelen belirleyenler olacağı düşünülmektedir. Demografik Unsurlar Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2010 yılı sonuçlarına göre Türkiye nin nüfusu 73,7 milyon kişidir. Bu toplamın 56,2 milyonu il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır. Bu veriler, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçları ile karşılaştırıldığında (toplam nüfus: 67,8 milyon, il-ilçe merkezlerindeki nüfus: 43,1 milyon), il ve ilçe merkezlerinde ikamet eden kişilerin genel nüfusa oranının 10 yılda %63,6 dan %76,3 e yükseldiği görülmektedir yılı itibarıyla medyan yaş, kadınlarda 29,8, erkeklerde ise 28,7 olup 30 yaşın altındaki kişi sayısı 37,9 milyon ile toplam nüfusun %51,4 üne tekabül etmektedir. Tüm bu veriler, Türkiye nin genç ve kentlileşen bir nüfus yapısına sahip olduğunu göstermektedir yaş arası çalışabilir nüfusun seyrine ilişkin Birleşmiş Milletler tahminleri de, işgücünün önümüzdeki dönemde artma eğiliminde olacağını göstermektedir yılına kadar olan tahminler incelendiğinde Türkiye de çalışabilir nüfusun toplam nüfusa oranının 2025 yılında %68,43 ile azami düzeyine ulaşacağı görülmektedir. Kentlileşme ve eğitim seviyesinin artışı ile birlikte seyreden diğer bir eğilim de kadınların işgücüne katılım oranıdır yılı verilerine göre %23,3 düzeyindeki kadınların işgücüne katılımı, 2011 yılı Ekim ayı itibarıyla 31

32 Yaş Aralıkları %29 a ulaşmıştır. OECD ve AB ortalamalarına göre halen çok düşük düzeylerde bulunan bu orandaki artış eğiliminin sürmesi beklenmektedir. Çalışabilir nüfusun, kadınların işgücüne katılımının ve kentlerde yaşayan nüfusun artmasının, Türkiye de bankacılık hizmetlerine ihtiyaç duyacak ve bu hizmetlerden yararlanabilecek kişi sayısını yükselteceği düşünülmektedir. Giderek daha fazla sayıda kişinin işgücüne dâhil olarak gelir etmeye başlamasının, hem artan tasarruflarla mevduat tabanının genişlemesine, hem de harcamalar kanalıyla kredi plasmanının artmasına olanak sağlayacağı düşünülmektedir. Grafik 17 den de görüldüğü üzere yaş grubunun toplam nüfus içerisindeki payının ağırlığını koruyacağı ve %29 dan %30 a çıkacağı, yaş grubunun payının ise %9,5 tan %12,7 ye yükseleceği öngörülmekte olup bu durumun yurtiçi tasarruf artışını destekleyeceği tahmin edilmektedir. Bu çerçevede bireysel emeklilik sisteminin de finansal piyasalarda en hızlı gelişme gösterecek alanlardan biri olduğu düşünülmektedir. Tüm bu faktörler bir arada düşünüldüğünde, Türkiye de bankacılık hizmetlerine olan talep açısından demografik verilerin büyüme fırsatları açısından uzun bir süre olumlu bir tablo çizeceği anlaşılmaktadır. Demografik yapıyla ilgili bir diğer değişken de, orta sınıf kabul edilen kişilerin sayısındaki artış eğilimidir. Dünya Bankası araştırmalarına göre gelişmekte olan ülkelerde yaşayan orta seviyede gelire sahip kişilerin sayısı, 2000 yılındaki 400 milyondan, 2030 yılında 1,2 milyara yükselecektir. Türkiye ile ilgili tahmin yapan kuruluşların çalışmaları da aynı doğrultuya işaret etmektedir. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve The Boston Consulting Group tarafından yayımlanan rapordaki verilere göre, Türkiye de yıllık geliri $ $ olan hanehalklarının sayısı 2005 yılındaki 6,1 milyondan, 2015 yılında 8,4 milyona çıkacaktır. Aynı şekilde $ $ yıllık gelire sahip hanehalklarının sayısının da bu dönemde 1,5 milyondan 4 milyona çıkması beklenmektedir. Grafik 18 de gösterilen hanehalkı gelir dağılımı piramidi, Türkiye de de orta sınıf tabir edilen kesimlerin ağırlığının artacağına işaret etmektedir. Grafik 17: Türkiye'de Nüfus Piramidinin Tahmin Edilen Gelişimi Kaynak: Birleşmiş Milletler Bin Kişi 32

33 Hane Sayısı (bin) Grafik 18: Türkiye'de Yıllık Gelire Göre Hanelerin Dağılımı >$ $ $ $ $ $ $ $ $5.000 Yıllık Ortalama Gelir Düzeyi Kaynak: Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu, The Boston Consulting Group Yeni Nesil Müşteriler 2000 li yılların müşterileri, 1980 lerdeki müşterilerden gerek ihtiyaç ve talepleri, gerek tercih kriterleri açısından önemli ölçüde farklılaşmıştır. Bankaların son on yılda hayata geçirdikleri projelerin önemli bölümü, değişen müşteri önceliklerine uyum sağlamak ve müşteri beklentilerini rekabetçi bir ortamda daha hızlı ve verimli bir şekilde karşılayabilmek üzerinedir. Bu durum, hem teknolojik gelişmelerle hayatımıza giren yeniliklerden, hem de genel olarak yaşam tarzı ve alışkanlıklardaki değişikliklerden kaynaklanmaktadır li yıllar, müşterilerin de bu değişime ayak uydurmaya çalıştıkları ve eski ile yeninin bir arada varlığını sürdürdüğü bir dönem olmuştur. Önümüzdeki dönemin farkı, bilgisayarın yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir ortamda yetişmiş ve teknolojik yenilikleri sindirmiş, tablet bilgisayar ve gelişmiş mobil telefonlar kullanan, internet erişimi olmadan günlük hayatını sürdürmekte zorlanan bir müşteri kitlesinin giderek yaygınlaşması olacaktır. KPMG nin 2008 tarihli bir araştırmasına göre bu yeni nesil müşterilerin %57 si, gelirlerinin yarısını tatil ve teknoloji harcamaları için kullanmaktadır. Nitekim, bu grubun tüketim eğiliminin oldukça yüksek olduğu belirtilmektedir. Türkiye ye ait bazı göstergelerin incelenmesi, ülkemizin bu değişim dinamikleri açısından dünyada ön sıralarda yer aldığını ortaya koymaktadır. Tüketim alışkanlıkları ve yaşam tarzındaki değişimi yansıtabilecek bazı veriler, Grafik 19 da sunulmuştur. 33

34 Milyon Kişi Milyon Kişi Milyon Kişi Milyon Kişi Bin Adet Grafik 19: Türkiye ye Ait Bazı Seçilmiş Göstergeler Havayoluyla Taşınan Yolcular Kişisel Bilgisayar Talebi Cep Telefonu Aboneliği 3G Kullanıcıları Bilgisayar Bulunan Evlerin Oranı İnternet Kullanıcıları %60 %50 % %40 20 % %20 % %10 5 % Kaynak: Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu, The Boston Consulting Group, Dünya Bankası İstatistikleri Türkiye de internet kullanıcılarının nüfusa oranı %30-35 civarında hesaplanmaktadır. Aynı oranın gelişmiş AB ülkelerinde %80 in üzerinde olduğu düşünüldüğünde, önümüzdeki yıllarda Türkiye de de bu oranın yükseleceği anlaşılmaktadır. Türkiye deki genç nüfus yapısının, internet kullanımının yaygınlaşmasını hızlandıracağı düşünülmektedir. 34

35 Türkiye de tüketici kesiminin teknolojik gelişmelere yatkınlığı ve bu durumun sunduğu potansiyellerin ölçülmesi açısından son yıllarda yaygın olarak başvurulan bir diğer gösterge de Facebook kullanıcılarına ilişkin istatistiklerdir. Eylül 2011 itibarıyla dünya çapında 712 milyon kullanıcısı olan Facebook un Türkiye deki kullanıcı sayısı 30,3 milyondur. Dünyada ilgili site kullanıcılarının yaş gruplarına ilişkin istatistiğinin de (Grafik 20), gelecek yıllarda nasıl bir müşteri yapısıyla karşılaşılacağına ilişkin önemli bir gösterge olduğu düşünülmektedir. Grafik 20: Dünyada Facebook Kullanıcılarının Yaş Gruplarına Dağılımı %30 %20 %20,6 %25,8 %26,1 %10 %14,9 % Yaş Yaş Yaş Yaş %8, Yaş %4, Yaş Kaynak: Yukarıda yer verilen bilgi ve yorumlar daha çok bireysel müşterilerle ilgili gibi görünse de, ticari hayatta iş yapma biçimlerinin teknolojiyle birlikte hızla evrim geçirdiği de bir gerçektir. Ayrıca ticari işletmelerin yönetiminde önümüzdeki dönemde yer alacak kadrolar, bu yeni dönemde yetişmiş bireyler olacaktır. Dolayısıyla bireysel alandaki kadar hızlı olmasa da ticari portföye ilişkin iş yapma biçimlerinin de müşteri yapısındaki genel değişikliklerden kayda değer ölçüde etkileneceği; başta elektronik ticaret olmak üzere teknolojik gelişmelerin bu segmentin iş yapış şekillerini de önemli ölçüde değiştireceği düşünülmektedir. BANKA YAPISI Hem genel ekonomik görünümdeki seyrin hem de müşteri yapısıyla ilgili değişikliklerin, bankaların örgütlenme ve faaliyet yapılarını önemli ölçüde etkileyeceği tahmin edilmektedir. Genel ekonomik görünüme ilişkin tahminler ve bankacılık sektörüne muhtemel yansımalarından raporumuzun önceki kısımlarında bahsedilmiştir. Burada kısaca tekrarlamak gerekirse, sektörde değişimi tetikleyecek başlıca yapısal dinamiklerin, artan maliyetler ve yoğunlaşan rekabet olduğu söylenebilir. Her iki unsurun da işletme seviyesinde yaratacağı etki, faaliyet giderlerinin düşürülmesi ihtiyacıdır. Zorlu rekabet koşullarında kârlılığı koruyarak büyümek, bankalar açısından ancak daha verimli bir çalışma yapısıyla mümkün olabilecektir. Faiz marjlarında daralmanın getiri kaynakları olarak klasik anlamda finansal aracılık hizmetleri dışında diğer bankacılık hizmetlerini öne çıkarttığı bir konjonktürde, bu hizmetlerin sağlandığı kanalların optimizasyonunun en önemli başlıklardan olması beklenmektedir. Bahsedilen optimizasyon, hem maliyetlerin düşürülmesini, hem de hizmetlerin daha hızlı ve etkin bir şekilde sunulmasını içermektedir. 35

36 Bu noktada yaygın olduğu gözlenen bir yanılsama, şubelerin büyük ölçüde ortadan kalkacağı beklentisidir. İnternetin yaygınlaşmasıyla 1990 ların ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan bu öngörü, 2011 yılına gelindiğinde artık yerini daha farkı modellere bırakmıştır. Zira yapılan tüm yatırımlara rağmen, başta internet ve telefon bankacılığı olmak üzere alternatif dağıtım kanallarının, şubeler ölçeğinde bir ciro yaratamadığı görülmüştür. Tarihsel olarak inceleyecek olursak, bu anlamda 3 dönemde söz edilebilir lere bakıldığında, bankacılık hizmetlerinin sunulduğu yegâne mecranın şubeler olduğu görülmektedir. Bu dönemde perakende bankacılık faaliyetlerinin ölçeği, şube ağının genişliği ile doğrudan bağlantılı bir şekilde gelişmiş, müşteri ilişkilerinin yönetimi büyük oranda şube yöneticileri tarafından yürütülmüştür larda ise, alternatif dağıtım kanallarına ilgi katlanarak artmış ve sektörde şubesiz bir döneme doğru gidildiği algısı oluşmuştur. Günümüzde, şubesiz bankacılık faaliyetlerinin müşteri tercihlerinden kaynaklanan belirli sınırları olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin ve sosyal medya gibi yeni ortaya çıkan mecraların müşteri tercihlerini sürekli değiştirdiği göz önüne alındığında, 1980 lerin şubeleriyle 2020 lerin şubelerinin çok büyük farklılıklar göstereceği de muhakkaktır. Burada vurgulanması gereken, alternatif dağıtım kanalları üzerinden sağlanan hizmetlerin ve elde edilen cironun katlanarak artacağı, ancak şubelerin bu yeni yapıyla uyumlu bir şekilde değişerek varlıklarını sürdüreceğidir. Özellikle mobil telefon teknolojisindeki gelişmeler, mobil bankacılık alanında büyük bir potansiyele işaret etmektedir. İnternet bankacılığı ile birlikte düşünüldüğünde, bu iki kanalda yoğunlaşan alternatif kanalların, satış ve hizmet sağlamada şubelerin üzerinden büyük bir yükü kaldıracağı öngörülmektedir. Bu paralelde evrim geçirecek şube ağlarının ise, müşterilerin yüz yüze yapmayı tercih ettikleri işlemlerde öne çıkması ve ticari portföyün şube faaliyetlerinde daha büyük bir payı temsil etmesi beklenmektedir. Müşteri kanal tercihlerinin alınan hizmete göre farklılaştığı da bir gerçektir. Yakın gelecekte internet/mobil kanallardan hizmet almayı seçecek müşterilerin hızla artması beklenmesine rağmen, özellikle konut kredileri ve yatırımla ilgili hizmetlerde müşterilerin yüz yüze işlem yapmayı tercih edecekleri düşünülmektedir. Bu konuyla ilgili EFMA nın 150 nin üzerinde Avrupa bankası ile yürüttüğü anket çalışmasının sonuçları Grafik 21 de gösterilmiş olup, mevcut iş hacminin kanallara dağılımının 2015 yılında da benzerlik arz edeceğine ilişkin beklentileri içermektedir. Grafik 21: Avrupa Bankalarında Müşterilerin Kanal Tercihleri ve Beklentiler (% Dağılım) 2010 Bireysel Kredi Ürünleri Şubeler Konut Kredileri Yatırımlarla İlgili İşlemler Acenta ve Temsilciler Çağrı Merkezi Vadeli Hesaplar Cari Hesaplar Internet ATM Mobil Telefon 0% 20% 40% 60% 80% 100% 36

37 2015 Bireysel Kredi Ürünleri Şubeler Konut Kredileri Yatırımlarla İlgili İşlemler Acenta ve Temsilciler Çağrı Merkezi Vadeli Hesaplar Cari Hesaplar Internet ATM Mobil Telefon 0% 20% 40% 60% 80% 100% Kaynak: EFMA, McKinsey Uluslararası danışmanlık şirketi RolandBerger tarafından AB ölçeğinde yapılan bir simülasyon çalışmasında da 2010 itibarıyla mevcut müşteri tabanının kanal tercihleriyle 2020 beklentileri karşılaştırılarak kanal göçü tahmin edilmeye çalışılmıştır. Burada 3 tip müşteri tanımlanmış olup, birinci grubu genç ve yüksek eğitimli, şube dışı kanallara hızla uyum sağlayan müşteriler (şube dışı kanal müşterileri); ikinci grubu görece daha yaşlı ve belli bir birikim edinmiş, yüz yüze danışmanlığa önem veren müşteriler (geleneksel kanal müşterileri) ve son grubu da bu iki tip arasında yer alan, geleneksel kanallarla şube dışı kanallar arasında tercihleri fiyat ve kullanım kolaylığına göre değişebilen müşteriler (hibrit kanal müşterileri) oluşturmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, 2020 de müşterilerin %46 sının hâlâ geleneksel kanalları tercih edeceği, ancak şube dışı kanalları ağırlıklı olarak kullanan müşterilerin oranının %18 e; hem geleneksel hem de şube dışı kanalları kullanan müşterilerin oranının ise %36 ya çıkacağı öngörülmektedir. Sonuçlar, Grafik 22 de gösterilmiştir. Grafik 22: Kanal Göçü Tahminleri %100 %90 %80 %70 %60 %50 %40 %30 %20 %10 Şube Dışı Kanallar Hibrit Kanallar Geleneksel Kanallar %100 %90 %80 %70 %60 %50 %40 %30 %20 %10 % %0 Kaynak: RolandBerger 37

38 Genel Nüfusta İnternet Bankacılığı Kullanım Oranı Seçilmiş bazı ülkelerin internet kullanımı ve online bankacılık hizmetlerinden yararlanma oranları incelendiğinde (Grafik 23), Türkiye nin önünde bu anlamda önemli bir potansiyel barındırdığı ve müşteri yapısının dinamizmi de göz önüne alındığında mobil bankacılık ve internet bankacılığı hizmetlerinin Türkiye de çok hızlı bir gelişme gösterebileceği düşünülmektedir. Grafik 23: AB ve Türkiye'de İnternet ve İnternet Bankacılığı Kullanım Oranları %90 Norveç %80 Hollanda Finlandiya İsveç İzlanda %70 Danimarka Estonya %60 Lüksemburg %50 Letonya Fransa Belçika %40 %30 %20 Litvanya Polonya Hırvatistan Portekiz Malta İrlanda İspanya Euro Alanı AB-27 Slovenya Çek Cumhuriyeti Macaristan Avusturya Slovakya İngiltere Almanya İtalya Güney Kıbrıs %10 Türkiye %0 Romanya Yunanistan Bulgaristan Makedonya %30 %40 %50 %60 %70 %80 %90 Genel Nüfusta İnternet Kullanım Oranı Kaynak: Eurostat Tüm bu veriler ışığında ortaya çıkan resim, bankacılıkta şube ağının önemini koruyacağı ancak önemli ölçüde şekil değiştireceğidir. Bu çerçevede, bankalar için yeniliklere uyum sağlamanın yolunun çok kanallı bir stratejiyi bütün yönleriyle uygulamaya almaktan geçtiği düşünülmektedir. Bu çok kanallı stratejinin başlıca öğelerinin ise şube ağı, mobil bankacılık ve internet bankacılığı, tüm kanalların entegre bir şekilde yararlanacağı operasyonel yapı, söz konusu kanallardaki faaliyetlerle ilgili yüksek kalitede veri derlemeye ve yönetimine olanak sağlayan bilgi işlem (BT) alt yapısı ve oluşan veri tabanını kullanacak gelişmiş bir pazarlama fonksiyonu şeklinde sıralanacağı tahmin edilmektedir. 38

39 Şube ağında yaşanacak başlıca değişikliğin şube ölçeklendirmesi ile ilgili olacağı düşünülmektedir. Operasyonel fonksiyonların merkezilik kazanması ve pazarlama fonksiyonunun giderek daha fazla şube dışı kanallardan yürütülmesi, şubelerin iş tanımlarında farklılaşmaya neden olacak, bunun da temelini müşteri tercihleri oluşturacaktır. Sektörde şubelerde daha az personelle daha verimli bir çalışma yürütülmesinin, maliyetleri aşağı çekme açısından üzerinde durulan başlıklardan olacağı tahmin edilmektedir. Mevduatın bir kaynak olarak öneminin artacağı önümüzdeki dönemde, hem güvenilir bir marka imajı yaratabilmek hem de mevduat rekabetinde öne geçmek için şube ağının coğrafi yaygınlığı da önem arz etmektedir. İnternet bankacılığı ve gelişmiş cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birlikte giderek artan bir oranda mobil bankacılığın, taşıdığı potansiyelden dolayı önümüzdeki dönemde sektörde en yoğun yatırım yapılacak kanallar olacağı tahmin edilmektedir. Bu noktada, diğer kanallarla sorunsuz bir şekilde entegre olmuş, kesintisiz ve hızlı çalışan, kullanımı kolay arayüz ve sistemlerin geliştirilerek kullanıma alınmasının hayati önemde olduğu düşünülmektedir. Müşterilerin şube dışı kanallarda öncelikli önem verdikleri bir konu da güvenlik olup, bu başlıkta sistemlerin sağlamlığının ve banka itibarının korunmasının kritik olduğu değerlendirilmektedir. Hem önemli bir bölümü mikro ölçekte faaliyet gösterecek olan yaygın bir şube ağının, hem de şube dışı kanalların yüksek bir hacimde sıkıntısız yararlanabileceği bir operasyonel yapının tesis edilmesi hayati önemde görülmektedir. Sistemin kapasitesinin faaliyetin yoğunlaştığı ay, gün ve saatlerde çalışma hızının hiçbir kanalda düşmeyeceği rezervlere sahip olması gerekmektedir. Böyle bir yapıda maliyetlerin kontrol altında tutulması, ciddi bir mühendislik çalışmasına ihtiyaç doğurduğundan, bankacılık sektöründe bu alanda personel istihdamı ve yetiştirilmesi eğiliminin güçleneceği tahmin edilmektedir. Çok kanallı bir stratejinin etkin ve verimli işlemesi, büyük ölçüde BT sistemlerinin niteliği ile ilgili görülmektedir. BT sistemlerinin, operasyon altyapısının yönetimi konusundaki önemi tartışmasız bulunmaktadır. Altyapının günlük faaliyetlerinin yönetimi, problemlerin tespiti ve giderilmesi, verimlilik ve etkinliğin doğru ve sürekli ölçümü, ölçümlere dayanılarak esnek bir yapıda değişikliklerin gerçekleştirilebilmesi; sağlıklı bir BT sistemini gerektirmektedir. BT nin yüksek önem arz ettiği bir diğer başlık da yönetim, pazarlama ve satış fonksiyonlarıdır. Bütün satış ve hizmet kanallarından tutarlı ve kaliteli veri derlenmesi ancak doğru kurgulanmış bir BT yapısıyla mümkün olabilecektir. Kaliteli verilerin esnek ve kolay erişilebilir bir şekilde ilgili birimlerin kullanımına sunularak hem işletmenin verimli yönetiminin hem de pazarlama ve satış birimlerinin hızlı ve etkin faaliyet yürütebilmesinin sağlanması; rekabetçi bir ortamda yaşamsal önem arz etmektedir. Gerek ticari gerekse bireysel müşterilerde doğru, çok boyutlu segmentasyon yapılarak, sağlanan bu yapıda müşterilere özel kampanyaların hızlı bir şekilde planlanarak uygulanması; bu tür aktivitelerin başarılarının anlık olarak takip edilebilmesi ve sonuçların değerlendirilerek yönetsel kararlara dönüşmesi de iyi çalışan bir BT altyapısını gerektirmektedir. Pazarlama ve satış fonksiyonlarının kurulan yapı üzerinde azami performansı gösterebilecek insan kaynağı ile donatılması ve uygun yönetsel yapıların tesis edilmesi, çok kanallı ve bütünsel bir stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmektedir. Zorlaşan rekabet koşullarında dünyada müşteri ilişkileri yönetimi alanında yaşanan gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Katma değer sağlayacak ürünlerin geliştirilmesinin ve genel olarak ürün gamının müşteriye ve bankaya sağladığı katma değer açısından sürekli bir değerlendirmeye tabi tutulmasının da yönetsel anlamda bankaların öncelikleri arasında yer alacağı tahmin edilmektedir. Bankacılık sektöründe, önümüzdeki yıllarda yaşanacak dönüşümün son tahlildeki amacı, kârlılığı koruyarak pazarı ve pazar payını büyütmek olacaktır. Bu bağlamda müşterilerin bir banka ile ilişkilerini neden kestiğinin incelenmesi önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalar, bu konuda en önemli değişkenin hizmet kalitesi 39

40 olduğunu ortaya çıkartmış olup komisyon ve faiz oranları daha sonra gelmektedir. Capgemini tarafından yapılan 2011 tarihli bir anketin 4 sonuçları, Grafik 24 te paylaşılmıştır. Grafik 24: Bir Banka İle İlişki Kurup-Kurmamayı Belirleyen Değişkenler Hizmet Kalitesi %55 Kullanım Kolaylığı %51 Komisyonlar %50 Faiz Oranları %49 Erişilebilirlik %45 Danışmanlık Kalitesi %45 ATM Lokasyonları %39 Şube Lokasyonları %36 Ürün Gamı %36 Kişisel İlişkiler Marka İmajı Müşteri Sadakati Programları Tanıdıkların Önerileri %19 %24 %27 %35 Bu Değişkeni Önemli Bulan Müşterilerin Oranı %0 %10 %20 %30 %40 %50 %60 Kaynak: Capgemini, 2011 Retail Banking Voice of Customer Survey SEKTÖRE YÖNELİK DENETİM VE YASAL DÜZENLEMELER Kriz sürecinde küresel anlamda büyük yara alan, aynı zamanda düzenleme ve denetleme faaliyetlerinin etkinliği konusunda yoğun eleştirilere maruz kalan bankacılık sektöründe sermaye yeterliliği başta olmak üzere sektöre ilişkin düzenlemelerin önemli ölçüde değişime uğraması ve daha sıkı bir denetim ortamının hâkim olması beklenmektedir. Bankacılık sektörüne ilişkin düzenlemeler yapısal reformlar, sermaye yeterliliği ile likiditeye ilişkin düzenlemeler ve vergilendirme başlıkları altında değerlendirilebilir. Yapısal reform tarafında, batmayacak kadar büyük finansal kuruluşlar dan (too big to fail) kaynaklanan sorunlar nedeniyle küresel krizin ardından ticari ve yatırım bankacılığının ayrıştırılması hususu zaman zaman gündeme gelmektedir. İlerleyen dönemlerde ekonomik görünümün normalleşmesi ile birlikte bu konuya ilişkin çok sert olmamak kaydıyla bir takım adımlar atılması söz konusu olabilecektir. Özellikle sermaye yeterliliğine ilişkin önemli düzenlemeleri içeren Basel III başlığı altındaki düzenlemelerin, dünya bankacılık sektöründe kayda değer miktarda ilave sermaye gereksinimi doğuracağı tahmin edilmektedir. Türk bankacılık sektörünü de doğrudan etkileyecek bu süreçte, risk ağırlığı yüksek varlıklara yönelimin azalacağı ve likidite yönetiminin önem kazanacağı değerlendirilmektedir. Basel III ile birlikte Türkiye de de sermaye yeterlilik oranının düşmesinin beklenmesine karşılık, hızlı bir kredi büyümesi altında dahi bu oranın %12 nin üzerinde kalacağı hesaplanmaktadır. Türkiye ye ilişkin yapılan analizlerde, Basel III düzenlemelerinin ardından sektörün ilave sermaye ihtiyacının önemli düzeylerde olmayacağı yılında değişik coğrafi bölgelerden 25 ülkede banka müşterisi ile yapılan görüşmelere dayanmaktadır. 40

41 öngörülmektedir. Nitekim, Türkiye de bankaların sermayelerinin %90 a yakın bir bölümü çekirdek sermaye (common equity) içerisinde değerlendirilen ödenmiş sermaye ile dağıtılmamış kârlardan oluşmakta olup bu durum sektör açısından olumlu bir görünüm sunmaktadır. Basel III ile likiditeye ilişkin yeni düzenlemeler de hayata geçecektir. Türkiye de 2006 yılından bu yana likidite yeterliliği düzenlemesinin bulunduğu ve uygulandığı dikkate alındığında bu konuda önemli zorlukla karşılaşılmaması beklenmektedir. Basel III ile Net İstikrarlı Fonlama Rasyosu adı altında yeni bir rasyo tanımlanmakta olup bu düzenleme ile mevduata kıyasla daha fazla oynaklık sergileyen mevduat dışı kaynaklara aşırı bağımlılığın caydırılması hedeflemektedir. Son küresel krizin finansal kesimde ortaya çıkmasının ardından dünya ekonomisinin tamamını etkisi altına almasıyla sektörün sıkı bir şekilde düzenlenmesi ve denetlenmesinin yanı sıra bir takım ek maliyetlere de katlanması gerektiğine yönelik görüşler oluşmuştur. Böylelikle oluşturulacak yeni vergilerle, hem bankaların krizlerin maliyetlerini paylaşması hem de riskli bankacılık işlemlerinin caydırılması hedeflenmektedir. Sıklıkla gündemde yer alan bu konuya ilişkin henüz somut bir adım atılmamıştır. Oldukça tartışmalı olan bu husus özellikle AB de yankı bulurken, sözü edilen verginin kapsamına, niteliğine, oranına ve işlerliğine ilişkin ne politika uygulayıcıları nezdinde ne de ekonomi yazınında bir görüş birliğine ulaşılması mümkün olmamıştır. Bankacılık sektörüne ilişkin tüm bu düzenlemelerin ve reformların kârlılığın düşmesine yol açması beklenmekte olup, bu süreçte bankaların operasyonlarını yeniden yapılandırmaları ve stratejilerini revize etmeleri söz konusu olabilecektir. Bahsi geçen tüm bileşenler birlikte hesaba katıldığında, bankaların oyun alanlarının önemli ölçüde değişikliğe uğrayacağını dile getirmek yanlış görünmemektedir. GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ Önümüzdeki 10 ila 20 yılda yaşanacak gelişmelerin, ağırlıklı olarak geçtiğimiz 20 yılda yerleşen ekonomik düzen temelinde hayat bulacağı tahmin edilmektedir. E7 ülkeleri başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin üretimdeki paylarını artırmaları beklenmesine karşılık, bu ülke grubunun tüketim tarafında gerekli iç talebi kısa zamanda yaratabilmesi kolay görünmemektedir. Bu nedenle hâlihazırda oturmuş bulunan küresel üretim zincirleri ve ticaret bağlantılarının mevcut yapısıyla işlemeye devam etmesi beklenmektedir. Mevcut yapının başta ödemeler dengesi olmak üzere küresel dengesizlikleri beslediği bilinmektedir. Ancak hem sistemin ulaştığı karmaşıklık seviyesi ve hacim, hem de ulusal çıkarların çatışması nedeniyle dengesizliğe yol açan mevcut küresel ekonomik yapının, ülkeler-ülke toplulukları arasında karşılıklı görüşmeler ve anlaşmalar yoluyla daha dengeli bir görünüme kavuşturulması olasılığı gerçekçi görünmemektedir. Daha olası bir senaryo olarak, ticarette korumacı eğilimlerin kendini gösterdiği, kaynaklar için rekabetin yoğunlaştığı, bu iki eğilimden kaynaklanan jeopolitik gerilimlerin askeri çatışma risklerini artırdığı bir döneme girildiği değerlendirilmektedir. Sistemde halihazırda birikmiş olan risklerin ise, Yunanistan örneğinde olduğu gibi ekonomik-politik olarak görece zayıf halkalarda su yüzüne çıkmaya devam edeceği; bu tarz krizlerin ise küresel entegrasyonun derinliği nedeniyle zincirleme etkilerle bölgesel ve küresel ölçekte kontrolden çıkabilecek bir kaos yaratma potansiyeli taşıdığı düşünülmektedir. Önümüzdeki döneme ilişkin kötümser senaryoların gerçekleşmesi, çok yüksek toplumsal ve ekonomik maliyet yaratsa da, aslında krizden uzun vadede çıkılabilmesini sağlayabilecektir. Zira krizden gerçek anlamda bir çıkışın, ancak gelişmiş ülkelerde finans sektöründe oluşan, daha sonra alınan önlemler yoluyla kamu maliyesi alanına taşınan spekülatif balonun patlaması ile başlayabileceği düşünülmektedir. Finansman ve ticaret kanallarıyla tüm dünyada etkili olacak yaygın iflaslar ve sermaye kayıplarının küresel üretim kapasitesini önemli ölçüde geriletmesi durumunda atıl durumdaki aşırı kapasite sorunu giderilecektir. Tüm bunlara ilaveten, biyoenformatik ve genetik teknolojisi, moleküler hesaplama, nanoteknoloji, robot 41

42 teknolojileri gibi alanlarda seri ve büyük ölçekli ekonomik faaliyetlerin yaygınlaşması; iletişim araçlarındaki gelişmelerin hızlanarak devam etmesi, bu döneme ilişkin yapılabilecek tahminlerdendir yılını geride bıraktığımız şu günlerde, gelişmiş ülkelerde sorunların bir türlü çözüme kavuşturulamaması ve ülke yönetimlerin karar alma süreçlerinde yaşanan gecikmeler ile aksaklıklar paralelinde küresel ekonomiye ilişkin endişelerin önemli ölçüde arttığı bir dönemden geçmekteyiz. Küresel bir nitelik taşımasına karşılık ülkelerin kendilerine has dinamikleri neticesinde kriz, ülkelere özgü bir takım problemleri de gündeme taşımıştır. Böylelikle, küresel ekonomideki sorunların kısa vadede çözülemeyeceğine yönelik görüşler ağırlık kazanmış ve bu durum beklenti yönetimini güçleştirmiştir. Bu çerçevede, 2012 de dünya genelinde büyüme performansı bir miktar ivme kaybedeceği öngörülmektedir. Yapılan projeksiyonlarda, 2013 yılından itibaren ise dünya ekonomisinin yeniden büyüme hızını artırması beklenmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde kamu borç stokunun sürdürülebilirliğine ilişkin belirsizliklerin varlığını koruduğu ve konut, kredi ve işgücü piyasalarının istikrara kavuşamadığı bir ortamda, küresel büyümeye ilişkin risklerin aşağı yönlü olduğunu belirtmek gerekmektedir. Daha önce de üzerinde durulduğu üzere, orta ve uzun vadede gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bağlamında ülke gruplarının ekonomik performanslarındaki ayrışmanın sürmesi beklenmektedir. Ancak, gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisindeki payları ve tüketicilerinin alım güçleri hesaba katıldığında, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerdeki düşüşü telafi etme gücüne ilişkin kaygılar da gözden ırak tutulmamalıdır. Her iki ülke grubunun bu sürecin yönetimine ilişkin yaklaşımları, yeni dengelerin oluşmasında belirleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuşkusuz Türkiye ekonomisi de dünya ekonomisinin yol aldığı bu süreçten, finans, ticaret ve bekleyişler kanalıyla etkilenmektedir. Ancak, Türkiye nin borçlanma rasyoları açısından olumlu görünümünün, demografik açıdan avantajlı yapısının ve sağlıklı bankacılık sisteminin etkisiyle bu süreci başarılı bir şekilde geçirdiği ifade edilebilir. Bununla birlikte, hızlı toparlanmanın bir takım yan etkileri ortaya çıkmış, yıllar içinde bir türlü çözüme kavuşturulamayan dış ticaret dengesizlikleri de ivmelenerek önemli boyutlara ulaşan cari açık şeklinde kendini göstermiştir. Cari açığın orta-uzun vadede Türkiye ekonomisi için en önemli mücadele alanı olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Cari açığın istikrarlı bir düzleme oturtulması ve ülkenin potansiyel büyüme gücünün hayata geçirilmesi için çok kapsamlı ve aşamalı bir reform gündemi oluşturulmasının gerekliliği kendini göstermektedir. Bu çerçevede, uzun vadeli bir bakış açısıyla 2023 yılına ilişkin ekonomik hedeflerin belirlenmesi olumlu olarak değerlendirilmekle birlikte, hedeflere ulaşılmasının ancak ekonomiye ivme kazandıracak hayati reformların geç kalınmadan gerçekleştirilmesi ile mümkün olabileceğini belirtmek gerekmektedir. Dünyadaki tüm ekonomik aktörlerin pastadan pay alma yarışını artırdığı bir ortamda, Türkiye nin diğer ülkeleri geride bırakması ancak geçmiş performansların ve alışkanlıkların aşılarak ekonomideki zafiyetlerin azaltılması/ortadan kaldırılması ile mümkün olabilecektir. Bankacılık sektörü son küresel krizin oluşumunda oynadığı merkezi rol itibarıyla bir dizi tartışmanın odağına otururken, sektörün dünya genelinde daha sıkı bir denetleyici ve düzenleyici çerçeve içinde faaliyet göstermesi beklenmektedir. Nitekim, Basel III ile başta sermayenin gerek niteliksel gerekse niceliksel olarak güçlendirilmesi başta olmak üzere likidite gibi önemli konulara ilişkin bir takım düzenlemelerin uygulamaya konması söz konusu olacaktır. Bu gelişmenin, küresel bazda bankaların sermaye ihtiyacı üzerinde önemli boyutlarda etkide bulunması beklenmektedir. Bu gelişmeden belli bir ölçüde Türk bankaları da etkilenecektir. Küresel kriz döneminde, Türk bankacılık sisteminin sağlam duruşu ile dikkatleri üzerine çektiğini belirtmek gerekmektedir. Türk bankacılık sisteminin kârlılığını sürdürerek krizi yara almadan atlatmasında, bankaların güçlü sermaye yapıları ile uzun yıllardır uygulana gelen sıkı düzenlemelerin rolü büyüktür. Bankaların maliyetlerini artıracak birtakım vergisel düzenlemeler de zaman zaman tartışma gündemindeki yerini almakla birlikte, bu alandaki belirsizlikler sürmektedir. 42

43 Düzenleyici alandaki değişiklerin yanı sıra teknolojik yenilikler, demografik yapıdaki gelişim ve tüketicilerin tercihleri ile alışkanlıklarındaki değişim de bankaların bu süreçte stratejilerini oluştururken göz önünde bulundurmaları gereken başat unsurlardır. Özellikle bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, internetin ve gelişmiş mobil telefonların gündelik yaşamdaki yerinin hızla genişlemesi; bu teknolojilere uyum sağlayan ve bankalardan da bu doğrultuda hizmet talep eden yeni bir kuşak yaratacaktır. Ortaya çıkan bu yeni müşteri yapısına en kaliteli hizmeti en hızlı şekilde sunmak, yeni ihtiyaçlara uygun yeni ürünler geliştirmek ve bunları çok boyutlu bir segmentasyonla doğru kişilere pazarlamak, Türk bankacılığının 2023 hedefleri arasında ön sıralarda yer alacaktır. Daralan faiz marjlarının ve artan rekabetin, bankaların önümüzdeki dönemde maliyetleri aşağı çekmek için ciddi bir gayret sarf etmelerine neden olacağı tahmin edilmektedir. Yeni müşteri yapısının kanal tercihlerinde yaşanması beklenen değişiklikleri, kanal maliyetlerini asgariye indirme çabası eklendiğinde; şubelerin ve yüz yüze yapılan bankacılık hizmetlerinin önemini korumasına karşın şubeciliğin önemli bir evrim geçirmesi ve çok kanallı bir stratejinin tüm sektörde hâkim olması beklenmektedir. Bu çok kanallı stratejinin başlıca öğelerinin ise, doğru yapılandırılmış ve yeterli coğrafi yaygınlığa sahip bir şube ağı; son teknolojilerin uygulamaya alındığı ve müşteri ihtiyaçları ile azami düzeyde uyumlu tasarlanmış mobil bankacılık ve internet bankacılığı sistemleri; tüm kanalların entegre bir şekilde kesintisiz ve verimli olarak yararlanabileceği etkin bir operasyonel yapı; tüm kanallardaki faaliyetlerle ilgili yüksek kaliteli veri biriktirmeye ve gelişmiş raporlama/yönetim yeteneklerine sahip bir bilgi-işlem altyapısı ile oluşan veritabanını yüksek yetkinlikle kullanacak gelişmiş pazarlama ve satış fonksiyonları olacağı değerlendirilmektedir. Bankacılık sektörüne ilişkin tüm bu düzenlemelerin ve reformların kârlılığın düşmesine yol açması beklenmekte olup diğer başlıklar altındaki gelişmelerin de bu süreçte bankaların operasyonlarını yeniden yapılandırmaları ve stratejilerini revize etmelerini gerektirecek değişimleri beraberinde getireceği tahmin edilmektedir. Bahsi geçen tüm bileşenler birlikte hesaba katıldığında, bankaların oyun alanlarının önemli ölçüde değişikliğe uğrayacağını dile getirmek yanlış görünmemektedir. Böyle bir dönem, önemli riskleri ve fırsatları içinde barındırmasına karşın, Türkiye nin sahip olduğu avantajları doğru yönlendirmesi durumunda bankacılık sektörü açısından büyüme potansiyelinin değerlendirileceği önemli bir atılım sürecine dönüşebilecektir. 43

44 YASAL UYARI Bu rapor Bankamız uzmanları tarafından güvenilir olduğuna inanılan kamuya açık kaynaklardan elde edilen bilgiler kullanılmak suretiyle, sadece bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hiçbir şekilde finansal enstrümanların alım veya satımı konusunda tavsiye veya finansal danışmanlık hizmeti sağlanması olarak yorumlanmamalıdır. Bu raporda yer verilen görüş ve değerlendirmeler, hiçbir şekilde Türkiye İş Bankası A.Ş. nin kurumsal yaklaşımını yansıtmamakta olup, raporu kaleme alan uzmanların kişisel görüş ve değerlendirmeleridir. Türkiye İş Bankası A.Ş. bu raporda yer alan bilgi, görüş ve değerlendirmelerin doğru, değişmez ve eksiksiz olması konusunda herhangi bir şekilde garanti vermemektedir. Türkiye İş Bankası A.Ş. bu raporda yer alan bilgilerde herhangi bir bildirimde bulunmaksızın değişiklik yapma hakkına sahiptir. Bu rapor ve içindeki bilgilerin kullanılması nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak oluşacak zararlardan Türkiye İş Bankası A.Ş. hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir. İşbu rapor üzerinde Bankamızın telif hakkı olup, Bankamızın yazılı izni alınmaksızın herhangi bir kişi tarafından, herhangi bir amaçla, kısmen veya tamamen çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya yayımlanamaz. Tüm haklarımız saklıdır.

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi 2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi Kıvanç

Detaylı

BASIN DUYURUSU 30 Nisan 2015

BASIN DUYURUSU 30 Nisan 2015 Sayı: 2015-34 BASIN DUYURUSU 30 Nisan 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 22 Nisan 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Mart ayında tüketici fiyatları yüzde 1,19 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

GENEL DEĞERLENDİRME TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI

GENEL DEĞERLENDİRME TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI GENEL DEĞERLENDİRME Küresel kriz sonrası özellikle gelişmiş ülkelerde iktisadi faaliyeti iyileştirmeye yönelik alınan tedbirler sonucunda küresel iktisadi koşulların bir önceki Rapor dönemine kıyasla olumlu

Detaylı

NUROLBANK 2011 YILI ÜÇÜNCÜ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

NUROLBANK 2011 YILI ÜÇÜNCÜ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU NUROLBANK 2011 YILI ÜÇÜNCÜ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU ORTAKLIK YAPISI VE SERMAYEYE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER Bankamızın 30.09.2011 itibarıyla ortaklık yapısı ve paylarında herhangi bir değişiklik gerçekleşmemiştir.

Detaylı

GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. ALTIN EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 6 AYLIK FAALİYET RAPORU 1-Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak bir toparlanma dönemi olarak geride bıraktı.

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015. Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015. Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU Temmuz ayı içerisinde Dünya Bankası Türkiye

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 17 Ağustos 2015, Sayı: 23. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 17 Ağustos 2015, Sayı: 23. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni 17 Ağustos 2015, Sayı: 23 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül

Detaylı

Lojistik. Lojistik Sektörü

Lojistik. Lojistik Sektörü Lojistik Sektörü Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Kasım 014 1 Ulaştırma ve depolama faaliyetlerinin entegre lojistik hizmeti olarak organize edilmesi ihtiyacı, imalat sanayi

Detaylı

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2013 YILI İLK YARI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2013 YILI İLK YARI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2013 YILI İLK YARI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ DEĞERLENDİRMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİ 15 TEMMUZ 2013

Detaylı

DÜNYA EKONOMİSİ. Genel

DÜNYA EKONOMİSİ. Genel DÜNYA EKONOMİSİ Genel Küresel ekonomik faaliyet hacminde ve uluslararası ticarette II. Dünya Savaşından buyana tanık olunan en şiddetli küçülmenin yaşanmasına yol açan derin küresel ekonomik krizin ardından,

Detaylı

AB Krizi ve TCMB Para Politikası

AB Krizi ve TCMB Para Politikası AB Krizi ve TCMB Para Politikası Erdem Başçı Başkan 28 Haziran 2012 Stratejik Düşünce Enstitüsü, Ankara Sunum Planı I. Küresel Ekonomik Gelişmeler II. Yeni Politika Çerçevesi III. Dengelenme IV. Büyüme

Detaylı

Bankacılık sektörü. 2011 değerlendirmesi ve 2012 yılı beklentileri

Bankacılık sektörü. 2011 değerlendirmesi ve 2012 yılı beklentileri Bankacılık sektörü 2011 değerlendirmesi ve 2012 yılı beklentileri Şubat 2012 İçerik Bankacılık sektörünü etkileyen gelişmeler ve yansımalar 2012 yılına ilişkin beklentiler Gündemdeki başlıca konular 2

Detaylı

7. Orta Vadeli Öngörüler

7. Orta Vadeli Öngörüler 7. Orta Vadeli Öngörüler Bu bölümde tahminlere temel oluşturan varsayımlar özetlenmekte, bu çerçevede üretilen orta vadeli enflasyon ve çıktı açığı tahminleri ile para politikası görünümü önümüzdeki üç

Detaylı

T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI Ekonomik ve Mali Politikalar Başkanlığı

T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI Ekonomik ve Mali Politikalar Başkanlığı T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI Ekonomik ve Mali Politikalar Başkanlığı Avrupa Komisyonu Ekonomik ve Mali Konular Genel Müdürlüğü nün AB ye üye ülkeler ile aday ve potansiyel aday ülkelerdeki makroekonomik

Detaylı

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 Prof. Dr. Yıldırım Beyazıt ÖNAL 6. HAFTA 4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ULUSLAR ARASI FON HAREKETLERİ Gelişmekte olan ülkeler, son 25 yılda ekonomik olarak oldukça

Detaylı

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi HALI SEKTÖRÜ 2014 EYLÜL AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ EKİİM 2014 1 2014 YILI EYLÜL AYINDA HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ Ülkemizin halı ihracatı

Detaylı

Sayı: 2010 27 31 Mayıs 2010. PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 18 Mayıs 2010

Sayı: 2010 27 31 Mayıs 2010. PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 18 Mayıs 2010 Sayı: 2010 27 31 Mayıs 2010 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 18 Mayıs 2010 Enflasyon Gelişmeleri 1. Nisan ayında tüketici fiyat endeksi yüzde 0,60 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon

Detaylı

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi 2015 YILI

Detaylı

Dünya Ekonomisi. Bülteni. İstanbul Sanayi Odası Araştırma Şubesi. Ekim 2012. Dünya Ekonomisine Küresel Bakış 1

Dünya Ekonomisi. Bülteni. İstanbul Sanayi Odası Araştırma Şubesi. Ekim 2012. Dünya Ekonomisine Küresel Bakış 1 Dünya Ekonomisi Bülteni Ekim 2012 İstanbul Sanayi Odası Araştırma Şubesi Dünya Ekonomisine Küresel Bakış 1 IMF tarafından açıklanan World Economic Outlook Ekim 2012 raporuna göre, küresel iyileşme yeni

Detaylı

Global Ekonomi ve Yurtdışı Piyasalar. Temmuz 2011

Global Ekonomi ve Yurtdışı Piyasalar. Temmuz 2011 Global Ekonomi ve Yurtdışı Piyasalar Temmuz 2011 Görünüm Küresel ekonomide toparlanma sürüyor: Gelişmiş ülkelerdeki borç yükünün yarattığı kırılganlık sebebiyle toparlanma yavaş seyrederken, gelişmekte

Detaylı

AB Ülkelerinin Temel Ekonomik Göstergeleri Üye ve Aday Ülkeler

AB Ülkelerinin Temel Ekonomik Göstergeleri Üye ve Aday Ülkeler AB inin Temel Ekonomik Göstergeleri Üye ve Sayfa No Nüfus (Bin Kişi) 1 Nüfus Artış Hızı (%) 2 Cari Fiyatlarla GSYİH (Milyar $) 3 Kişi Başına GSYİH ($) 4 Satınalma Gücü Paritesine Göre Kişi Başına GSYİH

Detaylı

tepav Mart2011 N201139 POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

tepav Mart2011 N201139 POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı POLİTİKANOTU Mart2011 N201139 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Sarp Kalkan 1 Politika Analisti, Ekonomi Etütleri Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Cari açık, uzun yıllardan

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-16. 3 Mart 2015. Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-16. 3 Mart 2015. Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015 Sayı: 2015-16 BASIN DUYURUSU 3 Mart 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Ocak ayında tüketici fiyatları yüzde 1,10 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER

DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER 1.KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM 2013 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2,8 oranında büyüyen ABD ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 3,6 oranında büyümüştür. ABD de 6 Aralık 2013 te

Detaylı

DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER

DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER 1.KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM ABD Merkez Bankası FED, 18 Aralık tarihinde tahvil alım programında azaltıma giderek toplam tahvil alım miktarını 85 milyar dolardan 75 milyar

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 28 Aralık 2015, Sayı: 41. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 28 Aralık 2015, Sayı: 41. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 41 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

ULUSLARARASI GELİŞMELER

ULUSLARARASI GELİŞMELER ULUSLARARASI GELİŞMELER Yazar Nesli ÖZKAN ŞUBAT 2014 ULUSLARARASI GELİŞMELER Birleşmiş Milletler tarafından 2013 yılı Aralık ayında yayınlanan Küresel Ekonomik Görünüm ve Beklentiler 2014 Raporuna göre,

Detaylı

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş Gruplara Yönelik Gelir Amaçlı Kamu Borçlanma Araçları

Detaylı

İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015

İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015 İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015 Cevaplarda şu işaretlerin tekrarını dileriz: B.02.2.TCM.0.00.00.00- Sayın Ali BABACAN BAŞBAKAN YARDIMCISI ANKARA Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası) Kanunu

Detaylı

Küresel Kriz Sonrası Türkiye de Finansal Sistem Bankacılık Sektörü

Küresel Kriz Sonrası Türkiye de Finansal Sistem Bankacılık Sektörü Küresel Kriz Sonrası Türkiye de Finansal Sistem Bankacılık Sektörü Ekrem Keskin Mayıs 2010 Sunum Uluslararası gelişmeler Türkiye deki gelişmeler Bankacılık sektörüne yansıma Sonuç 2 Yapılanlar Ortak çaba:

Detaylı

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU DÖNEM İÇERİSİNDE BANKANIN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER Dönem içerisinde Bankamız ortaklık yapısında değişiklik

Detaylı

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU Bu rapor Cigna Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş. Para Piyasası Likit Kamu

Detaylı

MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR

MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR Sermaye Hareketleri ve Döviz Kuru Politikaları Türkiye Ekonomi Kurumu Paneli Doç.Dr.Erdem BAŞÇI Başkan Yardımcısı, TCMB 11 Aralık 2010, Ankara 1 Konuşma Planı 1. Merkez

Detaylı

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015 Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 215 BÜYÜME DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR Zümrüt İmamoğlu* ve Barış Soybilgen ** 13 Nisan 215 Yönetici Özeti Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış Sanayi Üretim Endeksi (SÜE)

Detaylı

Küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü. 21 Ocak 2015

Küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü. 21 Ocak 2015 Küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü 21 Ocak 2015 Sunum Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aydın ın değerlendirmesi Küresel ekonomi Türkiye ekonomisi Bankacılık sektörü 2 Değerlendirme

Detaylı

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. ALTERNATİF STANDART EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 6 AYLIK FAALİYET RAPORU 1- Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak bir toparlanma dönemi olarak

Detaylı

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti TEPAV Değerlendirme Notu Şubat 2011 Cari işlemler açığında neler oluyor? Ekonomide gözlemlenen

Detaylı

12.03.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ

12.03.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ 12.03.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ Ocak ayı cari işlemler açığı piyasa beklentisi olan -5,2 Milyar doların altında -4,88 milyar dolar olarak geldi. Ocak ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI İstanbul Ekonomi ve Finans Konferansı Dr. İbrahim Turhan Başkan Yardımcısı 20 Mayıs 2011 İstanbul 1 Sunum Planı I. 2008 Krizi ve Değişen Finansal Merkez Algısı II. III.

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-65. 28 Ekim 2015. Toplantı Tarihi: 21 Ekim 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-65. 28 Ekim 2015. Toplantı Tarihi: 21 Ekim 2015 Sayı: 2015-65 BASIN DUYURUSU 28 Ekim 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 21 Ekim 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Eylül ayında tüketici fiyatları yüzde 0,89 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2011, No:5

EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2011, No:5 EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2011, No:5 Bu sayıda; Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayımlanan Dünya Ekonomik Görünümü Raporu tahminleri değerlendirilmiştir. i Küresel

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

Sayı: 2014 5 28 Ocak 2014 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Toplantı Tarihi: 21 Ocak 2014

Sayı: 2014 5 28 Ocak 2014 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Toplantı Tarihi: 21 Ocak 2014 Sayı: 2014 5 28 Ocak 2014 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 21 Ocak 2014 Enflasyon Gelişmeleri 1. Aralık ayında tüketici fiyatları yüzde 0,46 oranında artmış ve yıllık enflasyon yüzde

Detaylı

Sayı: 2011 42 28 Temmuz 2011. PARA POLĐTĐKASI KURULU TOPLANTI ÖZETĐ Toplantı Tarihi: 21 Temmuz 2011

Sayı: 2011 42 28 Temmuz 2011. PARA POLĐTĐKASI KURULU TOPLANTI ÖZETĐ Toplantı Tarihi: 21 Temmuz 2011 Sayı: 2011 42 28 Temmuz 2011 PARA POLĐTĐKASI KURULU TOPLANTI ÖZETĐ Toplantı Tarihi: 21 Temmuz 2011 Enflasyon Gelişmeleri 1. Haziran ayında tüketici fiyatları yüzde 1,43 oranında azalmış ve yıllık enflasyon

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2016-25. 31 Mayıs 2016. Toplantı Tarihi: 24 Mayıs 2016

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2016-25. 31 Mayıs 2016. Toplantı Tarihi: 24 Mayıs 2016 Sayı: 2016-25 BASIN DUYURUSU 31 Mayıs 2016 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Mayıs 2016 Enflasyon Gelişmeleri 1. Nisan ayında tüketici fiyatları yüzde 0,78 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

Ekonomik Rapor 2011 I. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ 67. genel kurul Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği / www.tobb.org.

Ekonomik Rapor 2011 I. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ 67. genel kurul Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği / www.tobb.org. Ekonomik Rapor 2011 I. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ 67. genel kurul 5 6 1. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ Küresel ekonomiyi derinden etkileyen 2008

Detaylı

F. Gülçin Özkan York Üniversitesi

F. Gülçin Özkan York Üniversitesi Finansal Đstikrar ve Makroekonomik Etkileşim F. Gülçin Özkan York Üniversitesi 1 Finansal kriz tanımı üzerinde hemfikir olunan bir tanım bulunmamakla birlikte, reel sektör etkisinin derecesi önemli bir

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-71. 1 Aralık 2015. Toplantı Tarihi: 24 Kasım 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-71. 1 Aralık 2015. Toplantı Tarihi: 24 Kasım 2015 Sayı: 2015-71 BASIN DUYURUSU 1 Aralık 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Kasım 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Ekim ayında tüketici fiyatları yüzde 1,55 oranında yükselmiş ve

Detaylı

Finansal Krizler ve Türkiye Deneyimi. Nazlı Çalıkoğlu 11103567 Aslı Kazdağlı 10103545

Finansal Krizler ve Türkiye Deneyimi. Nazlı Çalıkoğlu 11103567 Aslı Kazdağlı 10103545 Finansal Krizler ve Türkiye Deneyimi Nazlı Çalıkoğlu 11103567 Aslı Kazdağlı 10103545 Finansal Krizler İkinci Dünya Savaşı ndan sonra başlayıp 1990 sonrasında ivme kazanan ulusal ve uluslararası finansal

Detaylı

Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program. 22 Kasım 2013

Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program. 22 Kasım 2013 Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program 22 Kasım 201 Büyüme Tahminleri (%) 4, 4,1 Küresel Büyüme Tahminleri (%) 4,1,2,0 ABD Büyüme Tahminleri (%) 2,,,,,,1,6,6 2,8 2,6 2,4 2,2

Detaylı

7. Orta Vadeli Öngörüler

7. Orta Vadeli Öngörüler 7. Orta Vadeli Öngörüler Bu bölümde tahminlere temel oluşturan varsayımlar özetlenmekte, bu çerçevede üretilen orta vadeli enflasyon ve çıktı açığı tahminleri ile para politikası görünümü önümüzdeki üç

Detaylı

Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler

Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürlüğü Ekonomik Analiz ve Değerlendirme Dairesi Küresel Ekonomik Görünüm Çin Ekonomisi Nisan-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı

Detaylı

TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ 2015 YILI ŞUBAT AYI İHRACAT PERFORMANSI. Genel ve Sanayi İhracatında Tekstil ve Hammaddeleri Sektörünün Payı

TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ 2015 YILI ŞUBAT AYI İHRACAT PERFORMANSI. Genel ve Sanayi İhracatında Tekstil ve Hammaddeleri Sektörünün Payı Mart 2015 Tekstil ve Hammaddeleri Sektörü 2015 Yılı Şubat Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 03/2015 TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ 2015 YILI ŞUBAT AYI İHRACAT

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 27 Temmuz 2015, Sayı: 20. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 27 Temmuz 2015, Sayı: 20. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 20 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 22 Ekim 2008

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 22 Ekim 2008 Sayı: 2008-55 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 22 Ekim 2008 31 Ekim 2008 Enflasyon Gelişmeleri 1. Eylül ayında tüketici fiyat endeksi yüzde 0,45 oranında artmış ve yıllık enflasyon

Detaylı

II. Ulusal Ekonomik Görünüm 2

II. Ulusal Ekonomik Görünüm 2 II. Ulusal Ekonomik Görünüm 2 3 yılının ikinci çeyreğinde iktisadi faaliyet yılın ilk çeyreğine kıyasla daha olumlu bir görünüm sergilemiştir. İç tüketimdeki canlanma ve altın ticaretindeki baz etkisi

Detaylı

31/12/2011-31/03/2012 tarihleri arasında fon getirisi %2,11 olarak gerçekleşirken, yönetici benchmarkının getirisi %2,49 olarak gerçekleşmiştir.

31/12/2011-31/03/2012 tarihleri arasında fon getirisi %2,11 olarak gerçekleşirken, yönetici benchmarkının getirisi %2,49 olarak gerçekleşmiştir. GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. LİKİT-KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2012 YILI 3 AYLIK FAALİYET RAPORU 1.- Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi genel olarak 2011 yılını bir önceki yıldan devraldığı Euro

Detaylı

Orta Vadeli Programa İlişkin Değerlendirme (2015-2017)

Orta Vadeli Programa İlişkin Değerlendirme (2015-2017) Orta Vadeli Programa İlişkin Değerlendirme (2015-2017) İktisadi Araştırmalar Bölümü Ekim 2014 Bütün yayınlarımıza http://ekonomi.isbank.com.tr adresinden erişebilirsiniz. 1 I- Dünya Ekonomisine İlişkin

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-76. 29 Aralık 2015. Toplantı Tarihi: 22 Aralık 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-76. 29 Aralık 2015. Toplantı Tarihi: 22 Aralık 2015 Sayı: 2015-76 BASIN DUYURUSU 29 Aralık 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 22 Aralık 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Kasım ayında tüketici fiyatları yüzde 0,67 oranında artmış ve

Detaylı

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER 21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER KÜRESEL EKONOMİYİ ROTASINDAN ÇIKARABİLECEK 10 BÜYÜK TEHLİKE DÜNYA EKONOMİSİ VE ABD EKONOMİSİNDE OLASI MAKRO DENGESİZLİKLER (BÜTÇE VE CARİ İ LEMLER AÇIĞI) (TWIN TOWERS) İSTİKRARSIZ

Detaylı

CARİ AÇIK NEREYE KADAR?

CARİ AÇIK NEREYE KADAR? CARİ AÇIK NEREYE KADAR? Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR ANKARA - 14 Aralık 2011 1 Türkiye Ekonomisindeki Bazı Eşitlikler -Ekonomik Büyüme = Artan Dış Açık -Artan Dış Açık = Artan Dış Borçlanma -Artan Dış Borçlanma

Detaylı

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş PARA PİYASASI LİKİT EMEKLİLİK YATIRIM FONU(KAMU) YILLIK RAPOR

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş PARA PİYASASI LİKİT EMEKLİLİK YATIRIM FONU(KAMU) YILLIK RAPOR ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş PARA PİYASASI LİKİT EMEKLİLİK YATIRIM FONU(KAMU) YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş Para Piyasası Likit Emeklilik Yatırım Fonu(KAMU) Emeklilik Yatırım Fonu nun

Detaylı

TEB MALİ YATIRIMLAR A.Ş. 2010 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU. Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2010 31.03.2010

TEB MALİ YATIRIMLAR A.Ş. 2010 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU. Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2010 31.03.2010 TEB MALİ YATIRIMLAR A.Ş. 2010 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2010 31.03.2010 Şirketin Ticaret Ünvanı : TEB Mali Yatırımlar A.Ş. Genel Müdürlük Adresi : Meclis-i

Detaylı

BASIN DUYURUSU 2 Ekim 2014

BASIN DUYURUSU 2 Ekim 2014 Sayı: 2014-68 BASIN DUYURUSU 2 Ekim 2014 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 25 Eylül 2014 Enflasyon Gelişmeleri 1. Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 0,09 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

Ulusal Finans Sempozyumu Dr. İbrahim M. Turhan Başkan Yardımcısı

Ulusal Finans Sempozyumu Dr. İbrahim M. Turhan Başkan Yardımcısı Ulusal Finans Sempozyumu Dr. İbrahim M. Turhan Başkan Yardımcısı 13 Ekim 2011 Malatya KÜRESEL KRİZ ORTAMINA NASIL GELİNDİ? Net Bugünkü Değer Yöntemi Varlık fiyatlarının indirgenmiş nakit akımları (Net

Detaylı

2010 Yılı Sonu İtibariyle Ekonomik Görünüm Dünya Ekonomisi Genel

2010 Yılı Sonu İtibariyle Ekonomik Görünüm Dünya Ekonomisi Genel 2010 Yılı Sonu İtibariyle Ekonomik Görünüm Dünya Ekonomisi Genel 2008 yılı ortalarından itibaren A.B.D. ve İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin finansal piyasalarında başlayan kriz derinleşerek

Detaylı

BBH - Groupama Emeklilik Gruplara Yönelik Büyüme Amaçlı Hisse Senedi Emeklilik Yatırım Fonu

BBH - Groupama Emeklilik Gruplara Yönelik Büyüme Amaçlı Hisse Senedi Emeklilik Yatırım Fonu BBH - Groupama Emeklilik Gruplara Yönelik Büyüme Amaçlı Hisse Senedi Emeklilik Yatırım Fonu BİST-100, Aralık ta %10,5 değer kaybederek 67.801 den kapattı. Aynı dönem içerisinde Bankacılık endeksi %12,4,

Detaylı

KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE BEKLENTİLER

KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE BEKLENTİLER KÜRESEL EKONOMİ VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE BEKLENTİLER NİSAN 2014 Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararasın Para Fonu (IMF), Ekonomik İşbirliği ve Kalınma Teşkilatı (OECD) ve Dünya Bankası nın (WB), küresel

Detaylı

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ESNEK EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ESNEK EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ESNEK EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş. Gelir Amaçlı Esnek Emeklilik Yatırım Fonu nun 01.01.2008-31.12.2008 dönemine ilişkin

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 29 Haziran 2015, Sayı: 17. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 29 Haziran 2015, Sayı: 17. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 17 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

TÜRKĐYE CUMHURĐYET MERKEZ BANKASI

TÜRKĐYE CUMHURĐYET MERKEZ BANKASI TÜRKĐYE CUMHURĐYET MERKEZ BANKASI Türkiye Ekonomisi ve Para Politikası Uygulamaları Durmuş YILMAZ Başkan 12 Ocak 2011 1 Sunum Planı I. Küresel Görünüm II. Türkiye Ekonomisi III. Para Politikası Gelişmeleri

Detaylı

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org Azerbaycan Enerji GÖRÜNÜMÜ Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi EKİM 214 www.hazar.org 1 HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi, Geniş Hazar Bölgesi ne yönelik enerji,

Detaylı

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Toplantı Tarihi: 17 Temmuz 2014

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Toplantı Tarihi: 17 Temmuz 2014 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Enflasyon Gelişmeleri Toplantı Tarihi: 17 Temmuz 2014 1. Haziran ayında tüketici fiyatları yüzde 0,31 oranında artmış ve yıllık enflasyon yüzde 9,16 ya gerilemiştir.

Detaylı

HALI SEKTÖRÜ 2015 ŞUBAT AYI İHRACAT PERFORMANSI

HALI SEKTÖRÜ 2015 ŞUBAT AYI İHRACAT PERFORMANSI 2015 HALI SEKTÖRÜ Şubat Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 03/2015 Page 1 HALI SEKTÖRÜ 2015 ŞUBAT AYI İHRACAT PERFORMANSI Ülkemizin halı ihracatı 2014 yılını %

Detaylı

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI BİRİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI BİRİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI BİRİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU DÖNEM İÇERİSİNDE BANKANIN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER Dönem içerisinde Bankamız ortaklık yapısında değişiklik

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER ABD de işsizlik başvuruları ve imalat sektörü PMI beklentilerin üzerinde gelirken, ikinci el konut satışlarında 4 aylık aradan sonra ilk kez artış yaşandı

Detaylı

7. Orta Vadeli Öngörüler

7. Orta Vadeli Öngörüler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 7. Orta Vadeli Öngörüler Bu bölümde tahminlere temel oluşturan varsayımlar özetlenmekte, bu çerçevede üretilen orta vadeli enflasyon ve çıktı açığı tahminleri ile para

Detaylı

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ DEĞERLENDİRMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİ

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 24 Ağustos 2015, Sayı: 24. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 24 Ağustos 2015, Sayı: 24. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 24 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

Tekstil-Hazır Giyim Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Kasım 2014

Tekstil-Hazır Giyim Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Kasım 2014 Tekstil-Hazır Giyim Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Kasım 2014 Sektöre Bakış Tekstil ve hazır giyim sektörleri, GSYH içinde sırasıyla %4 ve %3 paya sahiptir. Her iki sektör

Detaylı

AB Ülkelerinin Temel Ekonomik Göstergeleri Üye ve Aday Ülkeler

AB Ülkelerinin Temel Ekonomik Göstergeleri Üye ve Aday Ülkeler AB inin Temel Ekonomik Göstergeleri Üye ve Sayfa No Nüfus (Bin Kişi) 1 Nüfus Artış Hızı (%) 2 Cari Fiyatlarla GSYİH (Milyar $) 3 Kişi Başına GSYİH ($) 4 Satınalma Gücü Paritesine Göre Kişi Başına GSYİH

Detaylı

AEGON EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. DENGELİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU FON KURULU İKİNCİ 3 AYLIK FAALİYET RAPORU

AEGON EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. DENGELİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU FON KURULU İKİNCİ 3 AYLIK FAALİYET RAPORU AEGON EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. DENGELİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU FON KURULU İKİNCİ 3 AYLIK FAALİYET RAPORU Bu rapor AEGON Emeklilik ve Hayat A.Ş. Dengeli Emeklilik Yatırım Fonu nun 01.04.2010-30.06.2010 dönemine

Detaylı

TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME

TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME 1 TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME 12.0 Türkiye GSYİH Büyüme Oranları(%) 10.0 9.4 8.4 9.2 8.8 8.0 6.0 4.0 6.8 6.2 5.3 6.9 4.7 4.0 4.0 5.0 2.0 0.7 2.1 0.0-2.0-4.0-6.0-8.0-5.7-4.8 Tahmin(%) 2014

Detaylı

Genel Görünüm. ABD, Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya merkez bankaları da kısa dönemde faiz artırımı yapmayacaklarının sinyalini vermişlerdir.

Genel Görünüm. ABD, Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya merkez bankaları da kısa dönemde faiz artırımı yapmayacaklarının sinyalini vermişlerdir. Genel Görünüm 2008 yılı son çeyreğinde tüm dünya ekonomilerini ve finans piyasalarını derinden etkileyen küresel kriz, tüm ülke hükümetlerinin aldıkları mali ve para politikası önlemleri ile 2009 yılı

Detaylı

Türkiye nin TL cinsinden yatırım yapma açısından

Türkiye nin TL cinsinden yatırım yapma açısından 1 16-30 Eylül 2011 Sayı: 21 MÜSİAD Araştırmalar ve Yayın Komisyonu GÜNCEL EKO-YORUM: TÜRKİYE NİN KREDİ NOTU NİHAYET ARTIRILDI Türkiye nin TL cinsinden yatırım yapma açısından kredi notu, 20 Eylül de S&P

Detaylı

7. Orta Vadeli Öngörüler

7. Orta Vadeli Öngörüler 7. Orta Vadeli Öngörüler Bu bölümde tahminlere temel oluşturan varsayımlar özetlenmekte, bu çerçevede üretilen orta vadeli enflasyon ve çıktı açığı tahminleri ile para politikası görünümü önümüzdeki üç

Detaylı

İDARE MERKEZİ ANKARA, 28 Ocak 2014

İDARE MERKEZİ ANKARA, 28 Ocak 2014 İDARE MERKEZİ ANKARA, 28 Ocak 2014 Cevaplarda şu işaretlerin tekrarını dileriz: B.02.2.TCM.0.00.00.00- Sayın Ali BABACAN BAŞBAKAN YARDIMCISI ANKARA Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası) Kanunu

Detaylı

1- Ekonominin Genel durumu

1- Ekonominin Genel durumu GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2014 YILI 12 AYLIK FAALİYET RAPORU 1- Ekonominin Genel durumu 2014 yılı TCMB nin Ocak ayında faizleri belirgin

Detaylı

HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2013 HAZİRAN İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME

HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2013 HAZİRAN İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2013 HAZİRAN AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Temmuz 2013 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2013 HAZİRAN İHRACAT PERFORMANSI

Detaylı

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. STANDART EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. STANDART EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. STANDART EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU Bu rapor Cigna Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş. Standart Emeklilik Yatırım Fonu nun 01.01.2015-30.06.2015

Detaylı

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. GELİR AMAÇLI KAMU DIŞ BORÇLANMA ARAÇLARI (EUROBOND) EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 12 AYLIK FAALİYET RAPORU 1- Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 04 Nisan 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 04 Nisan 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 04 Nisan 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER Fitch, Türkiye nin kredi notu ve görünümünü korudu Fitch, Türkiye'nin kredi notunu BBB- olarak korurken, kredi notunun Durağan olan görünümü de değiştirmedi.

Detaylı

SERKAN ÖZCAN. T. Vakıflar Bankası T.A.O

SERKAN ÖZCAN. T. Vakıflar Bankası T.A.O GLOBAL EKONOMİK GELİŞMELER VE TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ ÜZERİNE BİR ANALİZ SERKAN ÖZCAN VAKIFBANK BAŞEKONOMİSTİ T. Vakıflar Bankası T.A.O 12 Kasım 2010 2010 yılına dünya ekonomisi bütçe ve borçlanma problemleriyle

Detaylı

13.02.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ

13.02.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ 13.02.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ Aralık ayı cari işlemler açığı piyasa beklentisi olan -7,5 Milyar doların üzerinde -8,322 milyar dolar olarak geldi. 2013 yılı cari işlemler açığı bir önceki yıla göre

Detaylı

2005 YILI İLERLEME RAPORU VE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİ ÇERÇEVESİNDE ÖN DEĞERLENDİRMESİ

2005 YILI İLERLEME RAPORU VE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİ ÇERÇEVESİNDE ÖN DEĞERLENDİRMESİ 2005 YILI İLERLEME RAPORU VE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİ ÇERÇEVESİNDE ÖN DEĞERLENDİRMESİ TEPAV EPRI Dış Politika Etütleri AB Çalışma Grubu 9 Kasım 2005 Ankara Zeynep Songülen

Detaylı

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ

PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Sayı: 2009 43 28 Ağustos 2009 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 18 Ağustos 2009 Enflasyon Gelişmeleri 1. Temmuz ayında tüketici fiyat endeksi yüzde 0,25 oranında artmış ve yıllık enflasyon

Detaylı

2. Uluslararası Ekonomik Gelişmeler

2. Uluslararası Ekonomik Gelişmeler . Uluslararası Ekonomik Gelişmeler 1 yılının ikinci çeyreğinde küresel iktisadi faaliyet zayıf seyrini devam ettirmiş; söz konusu zayıf seyirde gelişmekte olan ülkelerin olumsuz büyüme performansı belirleyici

Detaylı

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ?

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? Dr. Fatih Macit, Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi, HASEN Bilim ve Uzmanlar Kurulu Üyesi Giriş Türk Konseyi nin temelleri 3 Ekim 2009 da imzalanan Nahçivan

Detaylı