Nobel i onurlandıran yazar Mo Yan ve Kızıl Darı Tarlaları

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Nobel i onurlandıran yazar Mo Yan ve Kızıl Darı Tarlaları"

Transkript

1 . Geçen hafta okura ulaştık Aydınlık KITA PAydınlık 26 Temmuz 2013 Cuma Yıl: 2 Sayı: 74 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Nobel i onurlandıran yazar Mo Yan ve Kızıl Darı Tarlaları

2

3 Aydınlık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 3 Nobel i onurlandıran yazar: Mo Yan ve Kızıl Darı Tarlaları Aydınlık KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Yazıişleri. Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı İrem Halıç, Cenk Özdağ Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Yalçın Büyükdağlı Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Mehmet Bozkurt Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Nobel ödüllerinin, sadece edebiyat değil, örneğin Barış Ödülleri bağlamında da önemli ölçüde projelendirilmiş olduğu, pek çok zaman ABD siyasetine, zaman zaman da Avrupa nın önde gelen devletlerinin tercihine göre biçimlendiğini biliyoruz. Büyük akçalı karşılığı olan uluslararası ödüllerin yazarları ve seçkinleri devşirme ve satın alma amaçlı olduğu apaçık. Nobel Edebiyat Ödülü kimi yıllarda o kadar sıradan, yavan yazarlara verildi ki, ödülün bir yönlendirme, hatta tezgâh olduğuna dair algı kaçınılmaz biçimde güçlendi. Son yıllarda, ABD ve Avrupa dışından ödüllendirilenlerin genel paydası, mazlum milletler dünyasında her birinin kendi ülkelerine ABD ve AB hesabına muhalif olmasıydı. Uluslararası ilişkileri kullanmayı iyi bilenler ( ki, bu da zaten yolların döşenmesi olarak ödül komitelerinin yerel ayaklarınca gerçekleştirilir) öne çıktı ve marifetleri iltifat gördü. Nobel Edebiyat Ödülü alabildiğine etkisizleşti ve itibar yitirdi. Böyle zamanlarda ödül ağırlığını koruyabilmek için edebiyatın seçkin adlarına yöneltilir ve aslında kendi itibarını yükseltmiş olur. Nobel Edebiyat Ödülü, 2012 de yine büyük bir yazarın sayesinde sayeban oluyor, Mo Yan ödülü onurlandırıyor. Onurlandırıyor ama, Mo Yan ın arkasında Çin Halk Cumhuriyeti durmasaydı ödül yine bu büyük yazara verilebilir miydi? 2000 Nobel i Fransa ya iltica etmiş, Çinli rejim muhalifi Gao Xingjian a verilmişti. Çin Halk Cumhuriyeti nin, İsveç Akademisi nin ABD patronajlı bu açık kışkırtmasına karşı şiddetli tepkisi biliniyor. On iki yıl sonra ödül bu kez Çin Komünist Partisi üyesi usta yazar Mo Yan a verilerek, büyük kültür ve uygarlık geleneğinin ülkesi Çin in gönlü alınmaya çalışıldı. Tıpkı Boris Pasternak ve Mihail Şolohov ödüllerinde olduğu gibi! Akademi, anti-komünizmini, rejimi hiçbir zaman içine sindirememiş olan, ancak büyük ozanlığı tartışma götürmez Sovyet yazarı Pasternak a 1950 Nobel ini verirken de göstermişti. Son derece ideolojik bir seçimdi ve Sovyet rejim muhalifi yazarları teşvik ve yönlendirme amacıyla verildiği gün gibi ortadaydı. Bunun üzerine, başta Sovyetler Birliği nin muazzam tepkisiyle ödül 1965 te o olağanüstü epik Ve Durgun Akardı Don un sosyalizme ve partiye bağlı yazarı Şolohov a verilmek zorunda kalmıştı. (1970 de ödül yine bir Sovyetler Birliği yazarı na, histerik anti-komünizmi bir yana, ABD nin Vietnam işgalini destekleyecek kadar hasta ruhlu bir gerici olan Soljenitzin e veriliyordu.) Ama ödülün yararı da ortada. Ödülü almasaydı, edebiyatından ancak Lu Sun, Guo Moruo ve Ai Qing gibi büyük yazarlarını bilmekten öteye geçemediğimiz, çağdaş sanatını pek az tanıdığımız Çin in büyük yazarı Mo Yan ın varlığından kim haberdar olacaktı da, kim yayınlayacaktı? Leyla Erbil ve Alpaslan Işıklı... Işık insanlar. Kitaplıklarımızı, bilincimizi, yurdumuzu o kadar zenginleştirdiler ki... Gittiler. Topraklarımız daha da zenginleşsin diye. Alpaslan Işıklı yı Doç. Dr. Barış Doster yazdı, Leyla Erbil i de Beyazıt Kahraman. 29 Temmuz 2009 da da Demirtaş Ceyhun u yitirmiştik. Yokluğunu nasıl da derinden hissediyoruz ve yokluklarını çok hissedeceğiz. Tesellimiz ve umudumuz; giden ahbaplarımızın artık içlerinin rahat olduğudur. Gelecekler var ve geliyorlar... Seyyit Nezir in dediği gibi: 90 lı Kuşak devrime yazıldığına göre öykülerini de yazacaktır, şiirini ve romanını da... Müziğini, sinemasını ve de resimlerini yapacaktır. Demirtaş Ceyhun dan, Alpaslan Işıklı dan Leyla Erbil den aldıkları esin, bilgi ve mirasla... Reklam Servisi Genel Müdür Yardımcısı Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü Kamile Karakadılar HALDUN ÇUBUKÇU Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP ARAKABLO DEMİRTAŞ CEYHUN LA ACI KAHVE: Ah şu aspirin aydınlar! SEYYİT NEZİR Merhaba Demirtaş Ceyhun, 14 Nisan 2009 sabahı The Marmara da kaç yüz aydın ve sanatçının katıldığı Yurtseverler Buluşması nın ardından, hadin dostlar, devrim bile sığdıramadık şu kısacık ömre ama çok acılar yaşayıp azcık da olsa iş yaptık, benden bu kadar, mutlu acıların çilesini sürdürenlere selam olsun deyip şakayla karışık, kendini avlunun sonsuz tarafına attığından beri, hani olanca inatçılığınla Edebiyatımı Geri İstiyorum diye tutturdukça bile olsa, Aydınlar ve Laisizm üzerinden nice dost bir araya gelerek çevrende halka olup kim bilir kaç akşam Aydınlık ta, Ulusal Kanal da, Cumhuriyet Lokantası nın Çarşamba masalarında, Mis Sokak ta, Adana Köprübaşı nda hasretle buluştuk hep onca yurtsever! Sonra o en son, hani Kitap Eki nden çıkışta Sadık Albayrak ın kurduğu sofranın başına oturup da rakıda suyun ölçüsü üstüne tarifle söze başlayarak 27 Mayıs tan Silivri ye çıkan yollar aşkına Osmanlı kullarının Amerikan eteklerine nasıl uzandığını bir bir tarif ettiğin akşamdan beri iki ay oldu da isyan telaşından başımızı alıp bir türlü oturamadık... Ve şimdi, sıkı dur, Aydınlık ın manşeti geliyor: Başkenti zapt etmesin diye %70 i zor tutuyoruz! KAFA BULMANIN GAZLISI MI BU Sen elbette, Dağılın lan dağılın, kafa bulmanın gazlısı mı bu? diye fırlayıp gideceksin ya, ne de olsa içinde 50 yıllık özlem var, biber azmanı tazecik iki gazdanadam iki kolundan tutup bastırınca, acaba mı? deyip sözün gerisini de bekliyorsun pürmerak! Aman yavaş ol yavaş, yerler yaş! diyor karşındaki camkesti. Yahu size bir haller olmuş! Suratınız mahkeme duvarına döndüydü 5 yıldır gide gele Silivrilere! Bir giren bir daha çıkamıyor olmalı ki tecridinden, padişahın dediği gibi, artık ağzınız fiyonk, zulmün artsın deyi zil çalıp oynamaya çıkmışsınız: Çarşı ya vardım, direnişten aldım. Tastamam öyle! Biber gazı ole! Halk muhalefetinin hızla yayıldığını gören Hamdültayyip en son ne dese iyi: Ben dört dörtlük aleviyim. Yahu durun, daha üç ay önce bir yandan rakıya karşı cihat fetvası verip öbür yandan diyar-ı mümin Suriye yi darülharp ilan ederek nerde insan gördüyse araziye terör fıtratıyla bombalar ekip ya herru ya merru Şam a ayak basar basmaz Emevi Camii nde gaza ile sabah namazı kılıyordu! O dediğiniz neydi, bunlar ne? Sıkıp durmayın da şu işi başından anlatın! Abi olan biten bu zaten: Sık bakalım, sık bakalım! Adam durmadan sıkıyor. Gece üstümüze polisi salıp öldüresiye biber gazı sıkıyor. Sabah sahurda başlayıp cemaati gördüğü yerde palavra sıkıyor. Hikâye uzun ki pehlivan tefrikası kaç para? ÖFKEYLE PATLAYAN MISIR Hani siz bana 19 Mayıs ta yüz bin kişi yürüdük, 29 Ekim de iki yüz bin, Silivri de barikatları yıktık, Anıtkabir de, 23 Nisan da yüz binler dedikçe, ben, aşk olsun çocuklar, bre yamansınız deyip şevk veriyorsam da, şimdi direniş bütün ülkeyi tuttu, sesimiz Brezilya yı vurdu, Mısır da bitti demiyor musunuz, e bravo, demek ki bu iş kitapları aştı... Aynen abi. Bak şimdi, şu bildiğin çapulcu var ya, sözlükten taştı, sınırlar aştı, dünyayı dolaştı, oldu mu sana çapuling ve de isyancı! Üstelik hızını alamayıp vurdu kendini Tahrir e... İyi de Ocak 2011 de halk altı ay Tahrir de gök çadırıyla devrimi ağırladı da ABD nin sandığıyla Mursi tutup kaçırmadı mıydı? Anlattıklarınız arasında birinden öbürüne halka olsun arkadaş! Bu hangi ayak? İki senede bir davulcu misali ramazan arifesinde devrim ortalığa mı çıkıyor Tahrir de? Bana bak, sen bu olan biteni bir yerlerden görüyor da bizi işletiyor olmalısın. Ben şimdi kuşkuya düşüyorum, sen mi öldün ben mi? Galiba, asıl şimdi halk, hapsolduğu sandıktan devrimi kurtarıp anıtını yeniden alana dikti! Çünkü Mursi nin devrimden anladığı, itaat ve şeriat bayrağı... Müslüman Kardeşler, mühürlü her oyu, seçmenin itaat sözleşmesi olarak, Allah ve din adına içilmiş ant olarak anlıyor... Şimdiyse halk özgürce, alana ve bütün eşyaya adını vurmak istiyor. Biz bunları vak-

5 Aydınlık KİTAP 5 tiyle zaten yazdık yiğenim. Kitaplarımızda yeri var. Hani Mursi demedik de Tırsi dedik... İslâmcılar her yerde, yüzyıllardır hep aynı... Bizim 1908 Devrimi ni de öyle anlamış, padişahın keyfi yönetimini sınırlayıp Meşrutiyet le şeriatı getirmeyi kurmuşlardı. Şöyle diyorlardı: Meşrutiyet rejimi, gerçekte şeriatın kendisidir. Evet, söylemiştin: Devletin yasası Mecelle de zaten şeriata göre düzenlenmiştir. Dolayısıyla Osmanlı tarihinde hanedan yetkesinin ilk kez [Abdülhamit üzerinde] bu denli sınırlandırıldığı bu dönem, devletin teokratik bir din devleti haline dönüştürülmesinin de en uygun zamanıdır. İşte 1909 da 31 Mart Vakası, İslâmcı aydınların kışkırtmasıyla tam da bu amaç için gerçekleştirildi. Kanun-i Esasi den anladıkları şey örfi hukuku, Sultani yasakları tasfiye etmek ve şeriatı hukukta, günlük yaşamda tümüyle egemen kılmaktı. Bunları da tartıştık... Son günlerde deniyor ki: Mısır da darbeye direnen 300 kişi camide namazda öldürülüyor, herkes tırsi... Burada polise saldıran bir kişi öldürülüyor, tüm dünya direnişçi... Bu şu demeye mi geliyor?: Dünyanın her yerinde itikat ve ibadetle itaat eden Müslümanlar bizdendir, etmeyense münkir ve zındık ve de mülhittir ki canı haktır! ÇAPULCUNUN EL BAYRAKLISI E tabii öyle, bunları hep yazdık. Yazılan oluyor. Siz şu bayrakçının örgüt işini söyleyin? Dünyaya ulaştı... Her yer Taksim... Oralarda sıkıntı yok. Örgütünde var 7 kişi... Biri erkek biri dişi! Ama bunu yazmadık, atladık. Tarihte yok! Yağmur Sıcağı nda var abi! Kâtibe... Kondulu Güllü, Dilber, Şazimet... Gezi deki Bayrakçı nın karısı Merhamet... Abi sen işi çözmüşsün. Çapulcunun önde gidenisin. Şimdi sana düğünde rakı gibi twit yağıyodur... Aha gaz masken de geliyor! Şu bayrakçı ailesinin öyküsü yazılsa ne de güzel olur! Atatürk ün sözü nasıl da yerini bulur, somut anlam kazanır: Cumhuriyet işte bu kimsesizlerin kimsesidir lı Kuşak devrime yazıldığına göre öykülerini de yazacaktır, şiirini ve romanını da... Müziğini, sinemasını ve de ne resimlerini yapacaktır. Elindeki şu fotoğrafta, Revolution Party! Tüm halkımız davetlidir (pilavlı). yazıyor. Şimdi bu, yani Galatasaray Lisesi nden Taksim e İstiklâl Caddesi boyunca uzayıp giden mi? Halil İbrahim sofrası mı? Abi o başka. Bu gördüğüne Köle Bilal in iftar sofrası diyorlar. Demirtaş Ceyhun kahvesinden son yudumu alırken birden ciddileşti: Olmaz! Hastir! İki gencin nikâhına şeker yerine biber gazı, Müslüman ım dersen, her yer iftar sofrası! Yok, olmaz! Kesin Çapanoğlu... Ne haliniz varsa görün, hastir, ben yokum! N oldu şimdi yahu! Abi, oruçluyla oruçsuz, iftar sonrasında, gayet laik bir ortamda, hoşgörüyle... Başlatma hoşgöründen! Herkes birbirinin inancına, düşüncesine katlanacak, karışmayacak, saygı duyacak. İftar sofrası ibadet ortamı ve edimidir. Ömrümü verdim. Açın, okuyun! Aydınlar ve Laisizm i bir daha okuyun. Ah şu aspirin aydınlar! Abi yapma, Anayasa Mahkemesi nin tutuklulukta 5 yılı aşamazsın kararını konuşmadık daha... Abi görüşelim!

6 6 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP Gorgo öldürdü Leylâ Erbil i BEYAZIT KAHRAMAN Sezmiş miydim böyle bir cinayetin işlenebileceğini? Leylâ Erbil in ölüm haberini öğrenince yüreğimi buran derin acıyı, yine böyle bir bunaltıcı Temmuz günü (11 Temmuz 2010), en yakın arkadaşlarından Prof. Dr. Füsun Akatlı nın cenaze töreninin yapıldığı salona, hastalığına karşın gelip durduramadığı gözyaşlarıyla yaptığı konuşmada, yüreğinin arkadaşının ölümünden duyduğu derin acıyla burulduğunu duyumsamış, tabutunun arkasından el sallarken sarsıla sarsıla ağlayışını gözlemlemiştim. Yüzlerce aydının, akademisyenin, sanatçının, yurtseverin dinlediği unutulmaz konuşmasında, arkadaşını kimin öldürdüğünü de anlatmıştı fakat katilin adını açıkça telaffuz etmemişti Leylâ Erbil. Arife tarif mi gerekirdi? Anlayan anladıysa da kimilerine tarif gerekiyormuş. Son yapıtı Tuhaf Bir Erkek te katilin adını açıkça yazmıştı artık: Gorgo! Füsun Akatlı nın ardından yaptığı çok çarpıcı, uyarıcı konuşmada, kendisinin ölümünün de Gorgo yüzünden olacağını sezdirmiş miydi? Böyle bir cinayetin işlenebileceği düşüncesi, 41 yıl önce mi düşmüştü usuma? 1972 nin yaz aylarından biriydi. Porsuk kenarındaki ağaçlıklı yolda arkadaşım Tatar Cevat la yazlık sinemaların, çay bahçelerinin önünde, hemen bütün gençler gibi gündöndü ya da kabak çekirdeği çitleyerek piyasa yaparken, bir taraftan Turgut Uyar ın Hatırlarım, bir akşam bir yokuşa durmuştum / İri atlarınız macardı, dantelleriniz alman dizeleriyle başlayan şirini mırıldanır, önümüz sıra salınan birbirinden güzel kızlara iç geçirerek bakar, kafamızı böylesine kıyak edenin o görkemli dizeler mi yoksa perçemlerinin arasından anlamlı bakışlar fırlatan körpeler mi olduğunu düşünür, sözü kimileyin şiire, kimileyin evliliğe getirirdik. Konularımız hemen hep kızlar, aşk, cinsellik, evlilik olunca, sonunda soruvermişti Tatar Cevat: Tuhaf Bir Kadın ı okudun mu? Taksim de Haziran 2013 NE ZAMAN YÜZLE R Z GERÇEKLERLE? Okumak gerekiyormuş gerçekten. Sadece Tuhaf Bir Kadın ı değil, Bekir Yıldız ın Evlilik Şirketi ni de Necati Cumalı nın Ay Büyürken Uyuyamam daki büyük bir cesaretle yazılmış öykülerini de Evlilik, aşk ve cinsellik konularındaki tatlı düşlerimizi yerle bir eden bu kitaplardan önce, altmışlı yılların ünlü sinema oyuncusu Orhan Günşiray ın bir magazin dergisinin Aşk nedir? sorusuna, Aşk hiçbir zaman filmlerde, romanlarda anlatıldığı gibi değildir sözleriyle verdiği yanıtı da önemsemem gerekiyormuş meğer. Aynı derginin aynı sorusuna Altan Erbulak ın yanıt olarak söylediği, Aşk keçiboynuzuna benzer; çiğnersin çiğnersin, sonunda ağzında belli belirsiz, anlamsız bir tat ve bol posa kalır * sözlerinin, onun birbirinden üstün tiyatro ve sinema oyunculuğundan, yazarlığından, çizerliğinden, tatlı muzipliğinden kaynaklanan bitmez tükenmez esprilerinden biri olduğunu sanmıştım. O yıllarda düşünememiştim ya, Tuhaf Bir Erkek i okuyunca Altan Erbulak ı da Gorgo nun öldürdüğü açıkça anlaşılıyordu. NSAN NE DERSE İnsan yaparak, yaşayarak öğrenir değil mi? Evdeki hesap çarşıya hiçbir zaman uymaz, değil mi? Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, değil mi? Halkımızın yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinden damıtarak dillendirdiği, kuşaktan kuşağa bir ders olsun diye aktardığı bu düşünceleri hemen kabul edemiyoruz ya da öyle olmasını istemediğimizden yeterince önemsemiyoruz. Burnumuz sürtünce anlıyor ve kabul ediyoruz kimi gerçekleri. Yaşadıklarını mı yazdı Leylâ Erbil? İnsan ne derse, kendini der demiştir halkımız, değil mi? Leylâ Erbil in ne dediğini ilkin pek anlayamadım çünkü alışılmışın dışında bir anlatım biçemi kullanmış, biraz karmaşık, dikkat isteyen bir kurgu (fiction) sergilemişti. UNUTULMAZ B R AMAR Dört bölümden oluşan (kız, baba, ana, kadın) romanın kahramanı Nermin, toplum baskısından ve annesinin zar bekçiği nden evlilik yoluyla kurtulmaya çalışan, böylece cinselliğini yaşayabileceğini ve özgürleşebileceğini zannederek kız arkadaşının abisi Bedri yle evleniveren; şairlerin, yazarların bulunduğu ortamlara girerek kendine üst düzey bir toplumsal statü arayan küçük burjuva tiplerinden biri miydi? Hele ikinci bölümde, denizci babanın geriye dönük sayıklamalarıyla kurgulanan, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmelerine yapılan göndermeler çok ilginç ve önemliydi. Son yıllarda hiç duymadığımız fakat 60 lı yıllarda kimilerinin erkek erkeğe konuşmalarında; Batı ya, Batılılaşmaya, sözde modernleşmeye özenenlerin, Evropa da öğrenim görmüş olanların, yabancı dilde öğrenim yapılan okullarda yetişenlerin teşekkür ederim, sağ ol demek yerine mersi demelerini züppelik olarak algılayıp onlarla dalga geçmek amacıyla mı, onların karşısında ezilmemek çabasıyla mı yoksa Aziz Nesin in bir zamanlar bir Rus edebiyatçının Üstadım, bizde o kadar çok şair vardır ki, neredeyse her üç kişiden biri şairdir böbürlenmesine karşılık olarak, O da bir şey mi? Biz Türklerde her iki kişiden beşi şairdir savını kanıtlamak amacıyla mı icat ettiklerini pek bilemediğim ve epey çirkin bir müstehcenliğin sırıttığı Girsin hepsi! argosunun, Leyla Erbil in anlatı-

7 Aydınlık KİTAP 7 Leyla Erbil ve Beyazıt Kahraman Doğuş Üniversitesi Füsun Akatlı Sempozyumu nda mına, sinema gişesindeki biletçinin, Nermin in bileti alırken mersi demesine karşılık olarak kullanılabileceğini hiç düşünmemiştik. Bu kullanımla Leylâ Erbil, kadını aşağılayan erkek egemen topluma, aslında toplumdaki kimi erkeklerin ne kadar aşağılık olduğunu anlatarak unutulmaz bir şamar atıyordu. 50 KU A ININ ÖZGÜN YAZARI Leylâ Erbil in 50 kuşağı olarak adlandırılan yazarlardan arasında anlatım biçemiyle özgünlük kazanması, Türk edebiyatı içinde kendine özgü ve seçkin bir yer edinmesi, güçlü anlatımından dolayı PEN Türkiye Merkezi tarafından Nobel Edebiyat ödülüne aday gösterilmesi boşuna değildir. Özellikle Cüce adlı novella da Türkçenin sözdizimiyle (sentaks), bana göre, aşırı derecede oynaması çok düşündürücüydü. Yazarlık yaşamında izlemek istediği yöntemi arkadaşı Orhan Duru ya, Ben Türkçeyi farklı bir sözdizimiyle kullanarak edebiyat yapacağım sözleriyle kararlılığını açıklamıştı. Devrik tümce kullanmaktan çok öte bir uygulamayla zorlamıştı okurlarını. Beni de Çok ender görülen bir hastalığa yakalanıp zorlu bir savaşım veren yazarımızla, belleğim beni yanıltmıyorsa 2006 da, Edebiyat Koop un Sadri Alışık Sokak taki yerinde, kendisinin öykücülüğü üzerine düzenlenen toplantıda konuşabilmiştim. Öykülerinden bir örnek dinlenmiş ve üzerinde uzun uzun konuşulmuştu. Bir eleştirmenin yaklaşık olarak 20 dakika süren övgü dolu değerlendirmesini, yorumunu dikkatle ve sabırla dinlemesi, bunun sonunda ise, Biliyor musunuz, siz böyle değerlendirmeler, yorumlar yapıyorsunuz ama ben yazarken hiç böyle şeyler düşünmüyorum sözleriyle yorumcuya soğuk bir duş yaptırması pek unutulacak gibi değildi. Benimle olan konuşması da Yakaladığım ilk fırsatta, Türkçenin sözdizimiyle aşırıya, zorlamaya kaçan bir kullanımla oynamasının bazı çevrelerce pek hoş karşılanmadığını söylemiştim. Hangi çevrelerce? sorusuna, Akademik çevrelerce diyememiştim. Yapıtlarınızı tartıştığım bazı arkadaşlarım demiştim. O zaman üzerinde durmadı. Bu konudaki kaygılarımı dile getirdiğim değerli hocam Prof. Dr. Ömer Demircan da Leylâ Erbil in özellikle Cüce deki dil kullanımını irdelemiş ve bir makale olarak Cumhuriyet Bilim Teknoloji ekinde yayımlamıştı. Öz olarak, Türkçeyi bu şekilde kullanmakla aslında bunalımlı, hastalıklı, nerotik, şizofrenik karakterlerinin ruhsal yapısını, düzene, Gorgo ya tepkisini dile getiriyordu Leylâ Erbil. Füsun Akatlı anısına Doğuş Üniversitesi nce düzenlenen bilgi şöleninde de (sempozyum) karşılaşmış, kendisini derslerime konuk olarak davet etmiştim. Rahatsızlığından dolayı gelememişti. Bunu anlayışla karşılamak gerekirdi kuşkusuz. O toplantıya bile, rahatsızlığına karşın gelmiş, Füsun Akatlı adına ilk ve son kez verilen ödülü kabul etmişti. Son aylarda bir söyleşi yapmak için girişimde bulunduğumda ağır hasta olduğunu öğrendim. Özgürlüğe, aydınlığa saldıran Gorgo nun, Altan Erbulak a, Metin Altınok a, Füsun Akatlı ya taamüden kastettiği gibi Leylâ Erbil in hayatına da kastettiğini Tuhaf Bir Erkek i okuyunca anlayacaksınız; katili tanıyacaksınız. Başka hangi yazar yazabildi kendi katilini? * Turgut Uyar, Salihat-ı nisvandan Saffet Hanımefendiye

8 8 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP Aslıhan Tüylüoğlu: Füruğ Ferruhzad ın şair kızı VEYSEL ÇOLAK Bir şairin yazdığı şiirlerle, şiir üzerine getirdiği düşüncelerle var olması önemlidir; ama bunun anlaşılmadığı, görmezden gelindiği rahatça söylenebilir. Bu açmaza düşülünce de şair öznenin sahiciliğinden söz etmek bir hayli zorlaşıyor. Şiiri, şiir düşüncesi olmayan şairler dolduruyor ortalığı. Bir yolu bulunup şair sıfatı edinilince; artık ortam şairi, etkinlik şairi olarak her fotoğrafta afili bir duruşla yerlerini alanlara bakın. İdeolojik, etik, estetik dertleri yoktur hiçbirinin. Kazmayı vuran başkasıdır, ama ses çıkartan, yakınan hep onlardır. Şiirin bir değişim değeri olduğunu düşündükleri için; sıradan bir araca indirirler şiiri. Ortam nöbetçileridir bunlar. Şiir olarak değil, gövde olarak var olmayı başarırlar. Bir şiir bırakamazlar uğradıkları yerlere. Hep unutulmaya giderler. Çünkü hayatın dışındadırlar bütün bütüne. Vitrinde olmak yeterlidir onlar için. Ne yazık ki durum bu. Zamanın ruhu da izin veriyor buna; bu yanılgıyı besleyecek olanaklar sunuyor. İğrenç bir liberalizm bu. Bu airlerin yüzü hayata dönük. deolojik, ekonomik, politik, etik i leyi içerisinde çarp arak kendini var eden bireyin iirini yaz yorlar. Dil e, iir sanat na sayg l lar. Yazd klar iirlerle var olmak istiyorlar. ÖYLE B R R ORTAMI K Hayata, insana, geleceğe sahip çıkan şiir kitaplarına yapılan haksızlığı gördükçe daha bir rahatsız oluyor insan. Şimdilerde döne döne okuduğum Mehmet Şah Erincik in Çingene Sabahı (Yeniyazı y. 2012) adlı kitabı neden görmezden gelindi? Belki Babam da Gelir Bu Düğüne (Lamure y., 2006) adlı kitabı da görmezden gelinmişti. Serhat Çelikel in Renkzaman (Yasakmeyve y., 2009) adlı kitabı da öyle. Sonra Ergül Çetin. Yıllardır yazıyor; Aldanışlar, Vandal ve Buruk, Çapraz Güneş (Kurgu y. 2013) adlarıyla şiirlerinin toplu basımını yaptı. Önemli bir birikim, ama görünen o ki kolayca yok sayılabiliyor o da. Yenilerden Ömür Özçetin in ilk kitabı Güzelavratotu (Yasakmeyve y., 2012) değerler skalasını değiştirecek şiirler içeriyordu. Büyük bir sessizlikle boğuldu bu kitap. O da ikinci kitabı Denedik Düşü (Yasakmeyve y. 2013) ile çıkıp geldi. Katlayarak geliştirmiş şiirini. Karşılaştırmalı bir eleştiri yapıldığında, başı çeken bir kitap olduğu hemen görülüyor. Öyle bir şiir ortamı ki, haksızlığın bini bir para, denilebilir. Elbette, henüz benim ulaşamadığım başka iyi şairler de vardır. Bu şairlerin yüzü hayata dönük. İdeolojik, ekonomik, politik, etik işleyiş içerisinde çarpışarak kendini var eden bireyin şiirini yazdılar, yazıyorlar. Dil e, şiir sanatına saygılılar. Yazdıkları şiirlerle var olmak istiyorlar. Piyasa şairi olmaktan özenle uzak duruyorlar. Şairliğin bu olduğunu içselleştirmişler çünkü. Solacağı kesin olan bir fotoğrafta görünerek, günoğlu (eyyamcı, oportünist) olarak şair olunamayacağının bilincindeler. İyi ki öyleler. Bu bilinçteki şairlerden biri de Aslıhan Tüylüoğlu. Balkon Yalnızları (2008), Yokuş Çıkan Su (2011) adlı kitaplarından sonra Bir Kadın Masalı nı (Etki/Dize y., 2013) yayımladı. Eşi Tanju Tüylüoğlu (kendisi gizli öykücüdür), onun içinde birkaç şairin olduğunu söylüyor. Kendisi ise Füruğ Ferruhzad ın (d ö. 1967) kızı olduğu kanısında. Bu saptamasında sonuna kadar haklı görünüyor. Füruğ Ferruhzad ın şiirlerinde yalnızlık izleğinin belirgin bir ağırlığı var. Bu yalnızlığı getiren politik koşullar bireyi esir alır; bireyin önünde duvar olur. Dayatılan bu açmazlar karşısında birey, doğal alarak isyan eder, etmelidir. Aslıhan Tüylüoğlu da balkon yalnızları ndan söz ediyor şiirlerinde. Yokuş çıkan su imgesiyle bireysel direnci, bu direncin toplumsallaşmasını yazıyor. Asl han Tüylüo lu, Bir Kad n Masal, Ekti/Dize Yay nlar, 63 s. Korkuyu zırh edinerek korunmanın olanaksızlığını imliyor şiirlerinde. Acılarla bıçaklanan insanın eylemli olmasının bir kurtuluş getirebileceğine inanıyor. Kalemi karıştırmadan acının tarihini doğru yazmak, buna bağlı çünkü. YA MUR YER NE YA AN BARUT Aslıhan Tüylüoğlu kitabının adını Bir Kadın Masalı koymuş; ama kadınla, kadın sorunlarıyla sınırlamamış izleklerini. Toplumsal bir özne olan kadının savaşa, politikaya, ideolojiye, kültüre, yaşam biçimlerine, geleneğe, töreye, sınıf ilişkilerine, emperyalizme, umuda bakışını şiirlerinde içkin kılmış. Hayata ilişkin olgu ve olayları, inceltilmiş bir öykülemeyle yansıtmayı başarmış. Behçet Necatigil ustalığıyla gerçekleştirmiş bunu. Özdenetimden (otosansürden) uzak bir insan içselliğiyle (lirizmiyle) ele aldığı konuları işlemiş, iyi bir gelecek öneren temalar ortaya koymuş. İlk anda şiirlerinde umutsuz görünse de, derinliğine bakıldığında öyle olmadığı görülüyor. Aşka inanmakla kalmıyor; aşkı, bireyselden toplumsalar taşıyor. Daha önemlisi, değişime inanıyor. Bu bağlamda yaklaşan ayak seslerini duyunca mutlu oluyor. Kıyımların üstüne gidiyor. Haiti de iki kere iki: açlık / kıtası işgal edilmiş okyanus dediği şiirinde emperyalizmin üstüne gidiyor. Sömürünün getirdiği yıkımlara ışık tutuyor. Bol yıldızlı bayraklar ın sahiplerini, onların dünyayı nasıl cehenneme dönüştürdüğünü imliyor. Bu çerçevede çok çiğ çağ ın net bir fotoğrafını da koyuyor ortaya: Zaman kokunu alıyorum Bebek kokuyor sarışın anılar Sonra bir kurşun! Kan, sonra ağıt Çığlık kokuyor. Zaman kokunu alıyorum Haritalarda kardeş kanı Petrol, para, fuhuş kokuyor Böyle olunca Aslıhan Tüylüoğlu yağmur diye barut yağdığından söz edecektir şiirlerinde. Büyük bir vitrinin ezdiği kadınlar ı anlatacaktır. Hayatı bütünüyle kucaklayan, toplumsallaşmış, sivil itaatsizliğin ne olduğunu bilen ve bunun gereğini yapan bireyin şiirlerini yazmış Aslıhan Tüylüoğlu. Duygu ve düşüncelerin taşıyıcısı olan dile karşı sorumluluklarını hep göz önünde tutmuş. Şiir sanatının gerektirdiklerinden vazgeçmemiş hiç. Şiir üzerine düşünen, şiir düşüncesinin önemine inanmış bir şair. Cemal Süreya nın İronik Tabancası, Behçet necatigil in Manifestosu Bir Şiir: Panik ve Meyhane: Artzamanlı / Eşzamanlı Olgu ve Olayların Şiiri adlı çalışmaları, örnek alınması gereken özellikler taşıyor. Aslıhan Tüylüoğlu insandan, şiirden ve bunların geleceğinden yana bir şair.

9 Aydınlık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 9 Alpaslan Işıklı nın ardından BARIŞ DOSTER Sevdiklerinizin ardından yazmak zordur. Sevdiğiniz hocaların ardından yazmak ise daha zordur. Çünkü tanıyanı, bileni, seveni çoktur onların. Sizin yazacaklarınız mutlaka başkalarının da aklına gelmiştir. Kısa süre önce aramızdan ayrılan Alpaslan Işıklı Hocamız için bir yazı kaleme almak bu açıdan hayli güç oldu. Onu son yolculuğuna uğurlayanların çokluğu ve niteliği, Alpaslan Hoca nın toplumun derinliklerinde kök salmış, topluma ışık veren, toplumcu kimliği öne çıkan yönünü bir kez daha ortaya koydu. Amasyalı hemşerileri de, Mülkiye den öğrencileri de, el verdiği genç bilim insanları da, sendika eğitimlerinde onu dinleyen eli nasırlı emekçiler de, dürüst sendikacılar da, emekten, ezilenden yana olan siyasetçiler de cenazedeydi. Cumhuriyet i kuran kuşakları yetiştiren üç okul olmanın yanında, üç ekol olarak da öne çıkan Mülkiye, Tıbbiye ve Harbiye nin mezunları oradaydı. Kocatepe Camisi nin avlusu, ülkemizin namus, emek ve bilim birikimini yansıtıyordu. Hocamızdı Alpaslan Işıklı. Ustamızdı, dostumuzdu. Tüm Öğretim Elemanları Derneği nde (TÜMÖD) genel başkanımızdı. Atatürkçü Düşünce Derneği nde, USİAD Danışma Kurulu nda birlikteydik onunla. Cumhuriyet Devrimi nden, emekten, eşitlikten, bağımsızlıktan, aydınlanmadan yana net tavır alan bir bilim insanıydı. Kuvayı Milliye şehidi Uğur Mumcu nun tabiriyle fikr-i müstakim adamdı. Her zaman örgütçüydü ve her daim örgütlüydü. Gücü yettiğince, zamanı elverdiğince çağrılı olduğu her yere gider, her toplantıya yetişirdi. 40 kadar kitap yazmış parlak bir öğretim üyesiydi. Sosyal politika, örgütlü emek, sendikal hak ve özgürlükler, halkçı, toplumcu, kamucu ekonomi, Türk siyasal hayatı, uluslararası iktisat başta olmak üzere, çok geniş bir alanda, özgün ve seçkin eserler verdi. Mesela Tito Yugoslavya sında parti kadrolarındaki bürokratikleşmeyi ele aldığı çalışması, özgün konuları işlemesinin örneğiydi. Dahası, Antiemperyalizm, tam ba ms zl k, ulusal egemenlik, yurt bütünlü ü, toplumcu demokrasi, özgür birey, örgütlü toplum, özerk demokratik üniversite yaz ve konu malar nda en çok i ledi i konulard büyük devrimci Tito nun çok haklı olarak saygınlığa, üne sahip olduğu, Yugoslavya nın, Bağlantısızlar Hareketi içindeki öncüler arasında bulunduğu dikkate alınırsa, solcu bir aydın olarak Işıklı nın bu konuyu ele alması, hem bilimsel nesnelliğinin, hem cesaretinin, hem de uzak görüşlülüğünün kanıtıydı. Nitekim keskin, burnundan kıl aldırmayan solcuların sağcı hükümetlerin yağdanlığı olduğu, neo liberallik, numaracı cumhuriyetçilik oynadığı, etnikçi, bölücü tezlere sarıldığı, emperyalizme övgüler yağdırdığı, büyük sermayenin sofra artıklarıyla beslendiği ülkemizde, Alpaslan Hoca, sadece Türkiye ye ilişkin tezleriyle değil, Yugoslavya ya ve dünyaya ilişkin tezleriyle de haklı çıktı. Moda akımlara karşı mesafeli olmanın, finans kapitalin merkezlerinden seslendirilen ideolojilere karşı, bilimselliği elden bırakmadan kararlı, tutarlı, yürekli tavır almanın önemini ortaya koydu. Antiemperyalizm, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik, yurt bütünlüğü, toplumcu demokrasi, özgür birey, örgütlü toplum, özerk demokratik üniversite yazı ve konuşmalarında en çok işlediği konulardı. Üretken, öncü aydın olmanın sorumluluğunun farkındaydı. İnsan olmanın, öncelikle toplumu için yaşamaktan, zengin olmanın biricik yolunun ise almaktan değil, vermekten geçtiğini bilirdi. Halk için yılmadan, yorulmadan, umutsuzluğa kapılmadan çalışıp üretmenin, dönmenin, devşirilmenin, savrulmanın da panzehiri olduğunun bilincindeydi. Piyasanın emrinde bilim anlayışına ne kadar karşı olduysa, piyasanın emrine girmiş siyasete, piyasanın insafına terk edilmiş topluma, piyasa öznesi haline getirilmiş eğitim ve sağlığa da o kadar karşıydı. O nedenle TİP e yakın genç bir asistanken nasıl durduysa, 12 Mart ve 12 Eylül karanlıklarında nasıl durduysa, kıdemli profesör olarak YÖK üyesi olduğunda da öyle durdu: Dimdik. Derslerinde ne söylediyse, 2007 yılında Ankara ve İzmir deki Cumhuriyet Mitingleri nde de onları söyledi. Gerçeğe aşkla sadakat gösteren bir bilim insanı olarak, her zaman emeğin ve adaletin mücadelesini verdi. 12 Eylül sonrasında 1402 lik olup üniversiteyle ilişiği kesildiğinde de, Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı yaptığında da gerçekçiliğini ve iyimserliğini korudu. Hiç kızmadı, kin tutmadı. Öğrencisi ve mezunu olduğu Mülkiye nin kimi kadrolarında görülen eksen kaymasını Mülkiye The Mülkiye oldu diye hicvederken de, malum davanın savcılarını Atatürk e hakaret ettikleri iddiasıyla mahkemeye verirken de, mücadeleciydi ve güleçti. Ancak hoşgörü ve demokrasi adına kişiliğinden, ilkelerinden asla ödün vermedi. Sağlığında soyadı gibi ışık saçan, bundan sonra da saçmayı sürdürecek olan Alpaslan Hoca, bu topraklarda emperyalizmle savaşarak onu yenen ve devrimle devlet kuran Gazi Mustafa Kemal geleneğinin en yiğit temsilcilerindendi. Onun rahle-i tedrisinden geçen, onun ayak izlerini takip eden biz öğrencilerine de bu bilinci aşıladı. Unutmayacağız.

10 10 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP Bavuluna yazarları koydu getirdi HADİYE YILMAZ Kaynak Yayınları, Latin Amerika Yakılan Bellekler kitabının ardından Sunay Akın ın deyimiyle Kibele nin Kızı Buket Şahin in Sınırların Ötesinde adlı kitabını okurlarıyla buluşturuyor. Şahin in Gezi Bavulu nda bu kez dört kıtadan pek çok seçkin sanatçı ve aydınla yapılmış siyaset, edebiyat ve sanat sohbetleri var. Çoğu bugün hayatta olmayan 22 aydın ve sanatçıyla yapılmış, belgesel tadında sohbetler... Kibele nin Kızı nın sınırların arasına, Taksim Direnişçilerine de bir mesajı var: Yurtta ve dünyada bütün barışçıl kalpler İstanbul için atıyor. İstanbul aşktır, aşk örgütlenmektir, sahip çıkmaktır, direnmektir. AMER KA NIN GÜNEY NDEN KUZEY NDEN Kibele nin Kızı nın Gezi bavulunda neler var neler... Örneğin Yaşayan en entelektüel kişi (New York Times ın ilanatına göre) Noam Chomsky nin Köy Enstitüleri ni hiç duymamış olduğunu biliyor muydunuz?... Ya da Chomsky nin Yeni Osmanlıcılık için ciddiye almaya, konuşmaya bile değmez dediğini? Chomsky, Türkiye deki dostlarımla artık Erdoğan hükümetinin kabul edilemez uygulamalarını konuşmuyoruz bile, diye ekliyor. Bir ülkeye yapılan gezinin önce o ülkenin edebiyatını okumakla başladığına inanan Şahin, kitaplarını elinden bırakmadığı Eduardo Galeano yla Türkiye nin ve Latin Amerika nın kesik damarlarından konuşuyorlar. Bizzat Galeano söylüyor, Atatürk ile Bolivar ın hocası Rodriquez in birbirlerine ne kadar benzediklerini... Bolivar ve Rodriquez in emperyalizm gerçeğini 200 yıl önce gördüklerini... Atatürk ün onlardan tam 100 yıl sonra aynı gerçeği görüp, bağımsızlık sevdasını nasıl da sürdürdüğünü... Chavez in Venezuela nın sevgilisi ilan ettiği Eva Golinger ölümünün ardından büyük lider Chavez e sesleniyor: Sen şerefli bir askerdin, milyonlarca insan için umut yağmurlarını yağdıran dâhi bir askerdin. Seni özleyecek, Venezuela halkı için mücadele ettiğin devrimleri yaşatacağız. Yazar ve gazetecilerin Silivri zindanlarında tutulmalarından dolayı Türkiye ye gelmeyi reddeden Paul Auster, Şahin e soruyor: Kaç kişi oldu, 100 ü geçti mi?! Auster, En çok endişelendiğim ülke Türkiye. Biz Bush lardan, Cheney den kurtulduk. Neler oluyor Türkiye de, anlat bana, diyor Şahin e. Ocak 2012 den bu yana Türkiye de neler oldu neler... A RLER SÖZCÜKLER N GÖLGES NDED R Yıl Manhattan da bir öğle vakti... Türk şiirinin şimşek gibi güçlü, yaprak gibi incelikli şairi İlhan Berk Zaman yoksul ülkelerin kavramı, diyor Kibele nin Kızı na. New Yorklular zamanı bilmiyorlar, kullanmıyorlar. Oysa bizim gibi ülkeler için zaman her şeydir, diye ekliyor. Türk şiirinde İkinci Yeni akımının öncülerinden İlhan Berk şiirinden bahsediyor sonra: Şiirde anlam benim hep sorunum olmuştur. Türk şiiri anlam illetine bağlıdır. Anlamsa şiirin dörtte üçünü yıkar... Bir ülkeye yap lan gezinin önce o ülkenin edebiyat n okumakla ba lad na inanan ahin, kitaplar n elinden b rakmad Eduardo Galeano yla Türkiye nin ve Latin Amerika n n kesik damarlar ndan konu uyorlar SU OLSAM ATE OLSAM Yıllar, sevenlerine seven kattı Ortaçgil in. O ki, Ortaçgilciler terimini kazandırdı Türk müziğine... Nasıl oldu bu? Hiç değişmedi mi? Değiştiyse şayet, bunca yıl nasıl vazgeçemedi Ortaçgilciler Ortaçgil den? Her şeyde olduğu gibi benim şarkılarımda da değişimi gözlemek mümkün. Yaşam zaten böyle bir şey. Ama bendeki değişimlerin keskin olmaması dinleyiciye güven hissi veriyor. Peki dengesini nasıl koruyor Ortaçgil? İşte cevabı: Beni her şeyi özümsemiş, dünyayı kavramış, düş ile gerçeği dengelemiş, kişiliği oturmuş ve taşlaşmış, yanlış yapmayan biri gibi görenler yanılırlar. Şarkılarım da benim gibidir. Tabii ki çocuksu ve paradoksal. BASKI VE M ZAH KARDE LER Şahin, Limon dergisinin Lombak ı, Avni ve L-manyak dergilerinin kurucusu Bahadır Baruter in de kapısını çalıyor. Baskı ve mizah kardeşliğini konuşuyorlar. Ülkesine, küresel kapitalizmin uydusu olduğu için, bağımsız olmadığı için sitemli Baruter. Baruter, başına bir felaket gelseydi, başbakan olsaydı mesela, neler yapardı, Şahin e anlatıyor: Ben tek bir doğrusu olmayan çok yüzlü bir yanardönerim, bana güvenmeyin diye haykırırdım. Yani demokrasi kılıcını kendime batırır, havucunu da tavşanlara dağıtırdım. Buket Şahin, milyonların sevgilisi Sezen Aksu nun en sevilen şarkılarına can vermiş olan Ermeni besteci-müzisyen Ara Dinkjian a Buket ahin, Eduardo Galeano ile da konuk oluyor. Ağladıkça, Gel Gel Sarışınım Gel, Vazgeçtim şarkıları en sevilen Ara Dinkjian besteleri... Ara Dinkjian, yaşadığı Amerika dan Türkiye ye Buket Şahin aracılığıyla şu mesajı gönderdi: Ermeniler ve Türkler oyuna gelmemeliyiz. Hepimiz önce insanız. AVM LER BOYKOT ED YORUZ Şahin in gezi bavulunda Emek Sineması nın yıkılarak yerine AVM yapılmasına karşı başlatılan Emek Bizim İstanbul Bizim İnisiyatifi nin öncülüğünü yapan Defne Halman a söyleşisi de var. Defne Halman kamuoyuna şöyle sesleniyor: Tüm AVM leri boykot ediyoruz ve rant projelerine geçit vermeyeceğiz. Daha kimler var kimler Buket Şahin in Gezi Bavulunda... Alvaro Arzu, Andre Vltchek, Michael McMahon, Şirin Devrim, Erdal Öz, Burhan Doğançay, Orhan Taylan, Khaled Akil, Peter Hristoff, Ayşegül Kuş Durakoğlu, İlhan Mimaroğlu, Güngör Mimaroğlu... Var mısınız, sınırların ötesine geçmeye?

11 KÂTİBE BARTLEBY NİN YAZIHANESİ Aydınlık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 11 Lezzetli mi lezzetli Uzun İhsan Efendi Bir kitap yaşayalım istemiş yazar; bir kitap ki maceraya atılmaktan korkanların bile tarrakası meşhur Konstantiniye şehri sokaklarında, meyhanelerinde, hanlarında, külhanlarında, pazarlarında, kahvelerinde, dilencilerle, külhanilerle, lağımcılarla, ciğercilerle, kulamparalarla, simyacılarla, düşçülerle, serdengeçtilerle, ahu gözlü Rus kölelerle kesişsin yolu. Yatağanlarla, pistollerle, ejderha başlı Kolomborne toplarla kovalansın, kılık değiştirsin saklansın, derman arasın, tünel kazsın, uyuyup düşlesin, kafası karışsın, bilemesin hayat mı bu; düş mü gerçek mi, kendisi mi başkası mı ve hatta ölüp ölüp dirilsin. Feylesof Rendekâr ın Yöntem Üzerine Konuşmalar ını külhanlarda yatıp kalkarak bozduğu diliyle; Zagon Üzerine Öttürme olarak çeviren, güç bela eve taşıdığı, infaz artığı cesetlerin tetkikleriyle anatomi atlası yapmaya çalışan sarhoş Kubelik i tanıyalım; içki yoksunluğunda onun değil, bizim elimiz titresin istemiş yazar. Lağımcı Vardapet in kazdığı tünellere santimle teğet geçen düşman lağımcılarının soluğunu toprak altında biz duyalım ve soğuk terleri biz dökelim istemiş. Yüzüne ve bedenine balmumu ve boyalarla Halep çıbanı, dolama, siğil, temriye, itdirseği, hıyarcık, arpacık, ceriha, incitmebeni ve akarcalar yapıp dilenmeye çıktığı ilk gün Bağdat ta bir günde verilen sadakanın onda dokuzunu toplayan domuz eti müptelası Hınzıryedi nin kethüdası olduğu loncaya biz de girelim, biz de dilenelim istemiş. Sert pazularından birine ah minelaşk, diğerine ve minelgaraib ibarelerini dövdürmüş Arap İhsan ın, kalyoncu takımından Gülletopuk la kavgasını bekleyelim istemiş. Devletle irtibatı zarureten koparmış, yaklaşan kıyametten kurtulabilmek için zaman, Mersin e giderken tam tersine giderek onu geçersiz kılıp onunla karşılaşmayacağı sonsuz hız formülünün ve kapkara paranın peşinde, Teşkilat-ı İstihbaratı Humayûn un Büyük Efendi sinin cırlak sesiyle irkilelim istemiş. Sonra, ayaklı paratoner Dertli yi, kendisinden bir daha haber alınamayan Aglaya yı, Güvenilmez vakanüvislerin kayda etfal isyanı olarak düştüğü; sekiz-on yaşlarındaki 44 veletlik çetesiyle şekerci, oyuncakçı basan Alibaz ı, sakallı, hınzır ve hırsız maymun Müşteri nin akıbetlerini merak edelim istemiş. Kolunun altında babasının hediye ettiği bir atlas; Puslu Kıtalar Atlası ; dünyanın ve onun binbir halinden korkma dan kaderine yürüyen, silik Bünyamin i, düşünüyorum o halde varım diyen feylesof Rendekâr a ben seni düşündüğüm için var oluyorsun diyen Uzun İhsan Efendi yi ve işte neticesinde kitabını yaşatarak hepimizi var etmiş İhsan Oktay Anar. Dünya ah, evet bir masaldır! diyen Uzun İhsan Efendi; Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı gibi büyülü bir giriş cümlesiyle başlayan kitabın finalinde de oğluna şöyle der: Kendisinden düşler yarattığım Boşluğun atlasını, Atlas Vacui yi bu yüzden yazdım: Sen okuyasın diye değil, yaşayasın diye. Bir burun ki sahibinden bile burnu büyük Mart ın 25 inde Petersburg da çok tuhaf bir olay oldu diye başlar Gogol ve durduk yere sahibinin -ki kendisi Adalet Bakanlığı nda 8. dereceden memur Kovalev dir- yüzünü terk edip, 3. dereceden yüksek bir memur kılığıyla, pelerinini ve şapkasının tüylerini yeldire yeldire şehrin sokaklarını arşınlayan burnu anlatır. Son derece sıra dışı bir konuyla, yani sahibinin yüzünü terk etmiş bir burun aracılığıyla anlattığı hikâyesinde Gogol kusursuz bir toplumsal yergi ortaya koyar; Burun, kaleme alındığı yıllarının Rus toplumuna ayna tutsa da aslında tüm coğrafyalarda rastlanılan ve bugün bile fazlasıyla kabul gören acımasız genelgeçerleri, yıldırtan ve çıldırtan bürokrasiyi, salgın hastalık gibi yayılabilen batılı, insan ilişkilerindeki sahtelik ve gülünçlükleri anlatır. Eli müşterilerine hep pis kokan ayyaş berber Ivan Yakovleviç sabah kahvaltısında, masadaki sıcacık somunu bölünce içinde bir burun bulur ve hemen tanır; bu, her hafta iki kez tıraş ettiği memur Kovalev in burnudur. Berberin karısı ayyaş kocasının neden olmuş olabileceği olayı düşünüp çıldırırken, canavarlıkla suçladığı kadersiz adam bir mendile sardığı burnu yok etmek üzere evden çıkar. Sonrasında üzerinde altın sırmalı, dik yakalı, gösterişli bir üniforma, güderi bir pantolon ve yanından sarkan kılıcıyla burun, kentin geniş bulvarlarında, kâh bir kupa arabanın içinde seğirtir kâh kiliselere girip dua eder ve 3. dereceden yüksek bir memur olarak hayli saygı ve ilgi görür. Sahibi bile onu takip edip yanına yaklaştığında rütbesinden çekinerek nasıl konuşacağını, nasıl hitap edeceğini bir türlü kestiremez ve saygıdeğer efendim diye seslendiği burnunu, büyüklüğünden dolayı, kendine ait olduğu konusunda ikna edemez. Kovalev, kayıp ilanı vermek için gittiği gazeteden, ihbarda bulunmak için gittiği Emniyet e kadar belki de sadece önemsiz bir memur olduğu için beklediği ilginin zerresini göremez. Üstüne üstlük her türden fabrika ya da el sanatı ürününe karşı müthiş bir ilgi ve sevgi besleyen ama en çok devletin merkez bankasının bastığı banknotları seven ve onları her şeye yeğleyen Emniyet Amirinin Kovalev e hayli aşağılayıcı davranıp namuslu insanların burunlarının durduk yerde koparılmayacağını söylemesi, tek isteği bir an önce burnuna kavuşmak olan zavallı Kovalev i büyük hayal kırıklığına uğratır. Öte yandan burunsuzluğun onda yarattığı ilk ve en büyük endişe artık memur dullarına ya da subay kızlarına istediği gibi kur yapamayacak oluşudur. Burun u okuyup da, son derece fantastik bir ana düşünceden yola çıkarak; fısıltı gazetesinin ivedilikle devreye girmesi, hem sosyete evlerini hem de fakirhaneleri aynı anda eğlendiren garip söylentilerin peydahlanması, kitlelerin doyurulamayan arsız merakı ve iş bilen dolandırıcıların biletli burun gösterileri gibi son derece yaygın, son derece sıradan ve aslında artık milliyetsiz toplumsal zafiyetlerle, bu kadar zeki ve çarpıcı kurguları hâlâ ve hâlâ sadece Rus yazarlara özgün bulan edebiyat eleştirmenlerine kim hak vermez ki.

12 12 26 TEMMUZ 2013 CUMA KAPAK Aydınlık KIZIL DARI TARLALARI Mişli geçmiş zamanda vata HALDUN ÇUBUKÇU Kızıl darı tarlalarının üzerinde ağan bulutlar, 2 bin yıllık monarşiye son veren 1911 burjuva devriminin başarısızlığını, savaş ağalarının iktidarlarını, Çin Komünist Partisi (ÇKP) önderliğindeki devrim mücadelesini, Çan Kayşek ve sağcı Kuomintang (Milliyetçi Parti) iktidarını aşağı yukarı bütün bunlardan habersiz, feodal gerilikleri içine kapanmış yaşayan Gaomi Kuzeydoğu Bucağı köylülerinin üzerine gölgelerini salarak geçiyorlardı lerin sonunda, yoksulluk içindeki uçsuz bucaksız bir coğrafyaya ve nüfusa sahip ülkede (tahmini 400 milyon) asıl nüfus yoğunluğunu barındıran kırsal kesim, köyler ve köylüler en acımasız sefaletin yanı sıra, özellikle kadınlar için felaket sonuçları olan feodal zifiri karanlığın içinde boğulmaktadır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir gün Japon şeytanları çıkıp gelir. Pasifik Okyanusu ndan bütün Hindiçin e, Kore den Avustralya yakınlarına kadar çok geniş bir coğrafyayı kana ve zulme boyayan Japon şeytanları en acımasız faşist karakterini Çin de gösterirler. Milyonlarca insanı katlederler; işkence, tecavüz, toplu kıyım dehşet ötesi bir boyuttadır. İşte, Kızıl Darı Tarlaları roman olarak varlığını bu tarihe borçlu. Mo Yan Kızıl Darı Tarlaları nı niye yazdım giriş yazısında açıklıyor; bir edebiyat konferansında eski kuşak yazarlar bu mücadele ve savaşlara, ÇKP nin Çin i şekilleyen tarihine tanıklık eden kuşağın erimesiyle, artık yazacak kimse kalmamasından endişelerini dile getirdiklerinde Mo Yan bunu yapabileceklerini belirtir. Ne de olsa: savaş yazarın yazarken ödünç aldığı ortamdan başka bir şey değildir (10) Uzak - yakın Çin tarihi Yimou Zhang, Chen Kaige gibi yönetmenler başta olmak üzere hayranlık verici çağdaş Çin sinemasının başat temaları olur. Romandan aynı adla sinemaya uyarlanan Kızıl Darı Tarlaları 1989 da İstanbul Sinema Günleri nde gösterildiğinde anlatım yetkinliği, görselliği ve Gong Li nin çarpıcı oyunculuğuyla yepyeni, özgün ve ustalık dolu bir sinemanın ufuklarında olduğumuza tanık kılmıştı. Mo Yan ın romanı filminden 24 yıl sonra, Nobel sayesinde Türkçe okuruyla buluştu. MASALLARIN D L Kızıl Darı Tarlaları 522 sayfa boyunca Shandong ailesinden üçüncü kuşak çocuğun aile tarihine dair hikayelerinin mişli geçmiş zaman anlatımıyla kotarılmış. Bu anlatım tarzı masalların, efsane ve büyük ölçüde de sözlü destanların tarzıdır. Aynı zamanda da alabildiğince basitleştirici, yalın bir biçem olarak da riskler barındırır. Mo Yan bu derece yalın ve bir edebiyat tarzı olarak biraz da dudak bükülen biçemi öylesine yetkinlikle kullanıyor ki, dil bir ustalık gösterisi haline dönüşüyor. 21 Eylül 1939 tarihinin düşülmesiyle başlayan roman baştan sona kızıl darı tarlalarının simgelediği bütün bir doğanın, insan ve hayvan doğasının uyum ve uyumsuzluklarından derilmiş bir tarihin görsel fonunda sürüyor. Yine, o büyük dil ustalığını, anlatının şaşzamanlı (anakronik) kurgusuyla diyalektik bir bütünlük; kolayın zorla, geçmişin anla ve gelecekle, şeylerin metaforlarının somut gerçeklikleriyle süreklilik ve kopuş sağlayarak oluşturuyor. Hikayenin bir yerinde ölen kişi, örneğin nine, önceki hikayelerine, keçi çobanı çocuğun ağzından devam edecektir. Bazıları bu keçi güden çocuğun ben olduğunu söyler, o olup olmadığımı bilmiyorum Büyüyüp Marksizmi öğrenince sonunda fark ettim ki: Gaomi Kuzeydoğu Bucağı şüphesiz dünya üzerindeki en güzel ve en çirkin, en alışılmadık ve en sıradan, en kutsal ve en yozlaşmış, en kahraman ve en piç, en çok içki içilen ve en çok sevilen yeridir. (20) Epik de yalnızca orada, birkaç köy ve kasabada geçer. Anlatının dehşet verici olaylarında bile biçem, humoresque dilinden ödün vermiyor. Gülümseme sayfalar boyunca akıyor ve ancak Japon işgalcilerin vahşet, tecavüz sahnelerinde kısmi bir kesintiye uğruyor. Dede ve en şiddetli savaş anlarında bile yamacından ayrılmayan oğlu Douguan odaklı görünse de anlatı, aslında dedenin her iki nineye olan aşkının ekseninde ve anlatıldıkça başat karakter haline gelen Birinci Nine nin ağırlığını koyduğu bir yapıt haline geliyor. Ama, diğer insanlarınki kadar hayvanların hikayelerinin de önemli yer kaplaması Kızıl Darı Tarlaları nın karakterce zenginliğinin kolay ulaşılamaz benzersizliğinin ana ögelerinden. Yimou Zhang ın Kızıl Darı Tarlaları filminden... Yimou Zhang ın Kızıl Darı Tarlaları filminden... Küçük fotoğrafta Gong Li Küçük fotoğrafta Gong Li Dede, yaptıkları kötülüklerden iyilik yapmaya zamanları (77) olmayan haydutların başı, sonra Japonlara karşı savaşan Demir İrade gerilla birliğinin ünlü komutanı ve çocuğun takdimiyle: O gün ninemi taşıyan dört adamdan biri dedem oldu. Kendisi Komutan Yu Zhan ao dır. (71) Nine, içki imalatçısı zengin bir köylünün cüzamlı oğluna bir eşek karşılığı gelin verilmiştir. Zengin köylü ve cüzamlı oğul dede tarafından öldürülünce içki imalathanesi ve bütün mülk nineye kalır. Sonra da onun hayatına hem kolayca hem zorla giren dedeye. bizim darı içkisinin o eşsiz tadını dedemin içki fıçısına işemesine borçlu olması gerçekten eşek şakası gibidir. (126) Feodal Çin geleneğinin güzellik ölçütlerinden, küçük ayak merakının kadını yarı sakat bırakması Douguan ın ironik öfkesinde bilince dönüşmüştür: Annemin de ayakları ufaktır, onun ayaklarını her gördüğümde, çok üzülürüm, bağırmamak için kendimi zor tutuyorum: Kahrolsun feodalizm! Yaşasın ayakların özgürlüğü (67) Mo Yan, uzandığı tarihten, geleceğine büyük bedellerle yürüyen halkının hikayesinin mağrur hüznüne ve acılarına eşlik eden mizahını hemen her sayfaya yediriyor: Wang Wenyi acıyla bağırmış: Komutanım başım koptu komutanım başım yok (29) SAFKAN B R KAHRAMAN NEREDE BULUNUR Gaomi Kuzeydoğu Bucağı nda kimsenin siyasal bir bilgisi ve ilgisi yok. Ancak, Japon işgaliyle birlikte üç kesimden silahlı birliklerin; Japon işgalcileri ve onlara bağlı kukla birlikler, Japonlara karşı savaşır görünen iktidardaki Kuomindang ın birlikleri ve ÇKP nin silahlı gücü Halk Kurtuluş Ordusu bağlısı Sekizinci Yol Ordusu nun Jiao Gao bölüğünün gelişi ve çarpışmalarıyla birlikte siyasi bilinç romanın ikincil izleklerinden biri oluyor. Babam bana, Yaver Ren ın muhtemelen komünist partisine üye olduğunu, komünist partisi dışında böyle safkan bir kahraman bulmanın çok zor olduğunu söylemişti. (92) Ve kuşkusuz, bir kahraman da gelin gittiği evi, içki işliğini ele geçiren ninedir ki, şu satırlar onun birkaç fırça darbesiyle çizilmiş portesini yansıtıyor: Ninem: Eşekçik, sık dişini, yürü be, çıkılmayacak dağ, geçilmeyecek nehir yoktur, demiş. Eşek ninemin konuşmasından etkilenmiş olacak ki ai ai diye bağırıp uçarcasına ilerlemiş. (134) Kızıl darı tarlalarının bucağı bir gün ilk kez

13 ık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 13 an savunması ve aşk K z l Dar Tarlalar, Mo Yan, Çev: Erdem Kurtuldu, Can Yay nlar, 528 s. kamyonlara tanık olacaktır, arkasından lacivert haleler gibi osuruklar çıkan ot mu yoksa et mi yediğini, su mu yoksa kan mı içtiği bilinmeyen o canavarların gelişiyle her şey acı verici biçimde değişecektir. Köylülerden oluşan gerilla birliği de kamyonların geçeceği köprü çevresinde ve kızıl darı tarlalarında pusudadır. Sonrasında, bir daha ne kızıl darı tarlalarının küçük köyleri, ne Çin asla aynı olmayacaktır. Mo Yan, büyük bir halkın tarihinin en sarsıcı dönemlerinin birinde, belki de en önemlisinde epiğini yaratırken mizaha, alaya sarmal kurguladığı dilini, edebiyat ve sanatın aşk, savaş, acı, kıskançlık izleklerinin kişisel hikayeler bağlamındaki engin sonsuzluğuna olağanüstü bir görsellik katıyor: Borazancı Liu, borazanı göğe doğru çalıyormuş, koyu kırmızı ses dalgası darı saplarına değince (116) Işık ve renkler Çin geleneksel resim sanatının yalın biçemiyle de örtüşen betimlemelerde sonsuz bir imge çağrışımı yapmakta. Ancak, klasik sanat bütüncül olarak güzelliğe ve hazza yönelirken Mo Yan dehşet tablolarını da o betimlemeye dahil kılmakta: Kızıl darı tarlalarının, Mo nehrinin, göğün ve ışığın güzelliğine bulanan deşilen bağırsaklar, uçan kelleler, fırlayan gözler, çocuk cesetleri insanların kendi iç dünyalarının büyük kargaşasında savaşın, yoksulluğun ve açlığın uzamında küçük burjuva duygusallığına prim vermeyen çarpıcı bir görüntüler silsilesi oluşturuyor: Kaymakam Cao Dokuz Rüya nın utancın kilosunun o günlerde kaç para olduğunu sorduktan sonra, haksız adamları cezalandırmak için diğerinin kıçına bal sürdürüp ötekine yalatması, sudan çıkarılmak üzere cesetlere saplanan kancaların sesi sanki ekşi bir kayısı yiyormuşcasına herkesin dişini kamaştırmış (180) babam o genç ve yakışıklı Japon askerinin ikiye bölündüğünü görmüş. o yeşil bağırsaklar canlanmış gibi oynayıp, etrafa sıcak ve pis bir koku salmış (240) DO A, HAYVAN VE NSAN Romanın Köpek patikaları bölümü ise anlatıya, müthiş çarpıcılıkta bir zenginlik ekliyor; artık hayvanların, özellikle de köpeklerin hikayeleri insanlarınkine karışmakta, aç köpekler gömülemeyen insan cesetlerini yiyerek güçlenirken, insanlar da köpekleri yemekte, derilerini giymektedir. Köpekler bile strateji geliştirmekte yarışmaktadır insanlarla. Ne de olsa İnsanlığın şanlı tarihi köpek efsaneleri ve köpek anılarıyla doludur. (233) Onun için olsa gerek, doğalarından zorla sürülen tilki ve yabani tavşanlar, ayrılırken insan ırkını kınayan çığlıklar atmış (249) Karınları insan etiyle doyan köpekler nehrin etrafını osuruğa boğmuş (289) İnsanı insanlıktan çıkaran savaş günlerinde köpek sürüsü strateji geliştirmekle kalmaz bir bilinç de edinmiş olur, öylesine ki: ilkel dürtüleri yüksek bir teoriye dönüştürüp bir seri mantıksal düşünceden geçirerek eyleme geçen köpekler yazarın ironik diline sosyalist literatürün kavramlarını da katmış oluyor. Dahası da var, köpekler kendi aralarında bölünüp, dalaşmaya başlayınca anlatının tadı daha da özel politik çağrışımlarla donanıyor: Kara nın grubu,yeşil in grubunun bu aşırı sol misillemesini dayanılmaz bulunca Ç N HALKININ DESTANI Japonya ya Karşı Direnme Savaşı insan ilişkilerini belirlerken, aşka dair tanımlamalar da ayrı kalamıyor: Birbirlerine karşı verdikleri bu duygusal gerilla savaşında önce kendi kalplerini, sonra da karşı tarafın kalbini delik deşik etmişler. (250) Vatansever köylü haydutlar ve Demir İrade Çetesi, ÇKP nin 8. Yol Ordusu nun Jiao Gao bölüğü, Japonlara, aşk yaralarına, köpeklere, nehre ve kara kışa, feodal alışkanlıklara ve açlığa karşı yer yer cinnete varan saçmalıklarla, insana dair hallerle sarmaş dolaş görkemli, iç buran, acıtan, hatta korkutan ama gülümseyişi ve güldürmeyi eksik etmeyen bir mücadeleye girişiyorlar. Ve soluk kesici olduğu kada da iç karartan sahneler geçiti; zengin Qi ailesinin bilge büyüğünün içi cıva dolu devasa taputunun, üzerindeki kadehteki şaraptan damla dökülmemesi şartıyla evden çıkarılışı (360), aşkın üç unsuru (386), 1926 yazında, hizmetçi kız Lian er in güzel kalçalarını dedeyle nine arasına sokarak aşk üçgenine katışılışı (388), feodal geleneklere göre dört yaşından küçük çocukların gömülmeyerek atıldıkları Ölü Bebekler Çukuru na dair sayfalar (486), Japonlardan saklamak için kuyuya bırakılan çocukların kuyunun dibinde günlerce kalışı ve o kalışta sürekli onları delici bakışlarıyla izleyen patlak gözlü kurbağa ile zehirli halkalı yılan Douguan ın köpeklerle savaşında ısırılan testisinden akan yumurtası ve tedavisi Gaomi Kuzeydoğu Bucağı ndaki savaş aynı zamanda doğaya karşı bir savaş halini aldığında hikaye artık baba oğlun müthiş epiğine dönüşmekte. Ama, yine de savaş romanlarının katı, sarsıcı ve soluk almaz atmosferini olayları kırarak, gerilimi parçalıyor Mo Yan, anlatının şaşzamanlı yapısı da romanın yer yer doruğa fırlayan mizahıyla, okuru diyalektik bir biçimin kaçınılmazlığına ikna ediyor. O korkunç, insanı insanlığından utandıran tecavüz sahnesinin sonundaki tümcede olduğu gibi: O gün ikinci ninemin karşısına tek bir Japon askeri çıksaydı belki o da kendi annesini ya da karısını düşünüp sessizce çekip gidecekti, siz ne düşünüyosunuz? (466) Örneğin ninenin cenaze töreninde olduğu gibi: yüzlerce gözden yansıyan ışık yaşayanlara ve insan figürlerine eski ve görkemli bir kültürle karşıt ve gerici fikirleri andıran tedirgin bir ay ışığı gibi vuruyormuş. (351) Örneğin: Japonlara karşı en yiğitçe savaşanlardan Çopur Cheng in, soğuktan korunmak için üstüne geçirdiği köpek derisinden giysiyle kendini ağaca asarak canına kıymasının görüntüsü: arkadan bakınca asılmış bir köpek gibi görünüyormuş, önden bakınca ağaca asılmış bir adam (511) Bu olağanüstü roman Çince aslından çevrilmiş. Çevirmen Erdem Kurtuldu nun Çince ye olduğu kadar, Çin kültürüne de nüfuz etmiş olmasının romandan alınan hazzın bu denli yüksek olmasındaki katkısı, ihmal edilebilir bazı sorunlara karşın çok net hissediliyor. Bitirirken Bir zamanlar dedem, babam, annem ve bizim evin siyah, kızıl ve yeşil köpeklerinin öndeliğinde bir köpek sürüsünün kahramanca mücadele ettiği, içinde Komünist Partisi ve Kuomintang üyelerinin, sivil halkın, Japon askerlerinin ve Çinli kukla ordusu mensuplarının gömülü olduğu Bin kişilik Mezarlık denilen yerde kızıl darı tarlalarının simgelediği her şeyde ve tarihte akan giden roman çağımızın hala büyük romanlar ve romancılar çağı olduğunu da kanıtlıyor.

14 14 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP Öyküyü yaşam belirlemeli ORHAN TÜLEYLİOĞLU Yükseköğrenimini Ankara Tekniker Yüksekokulu nda tamamladıktan sonra çeşitli sanayi kuruluşlarında yirmi yıl makine bakım teknikeri olarak çalışan yazar Celal İlhan, Altmış Beş Metrede adlı öyküsüyle 2003 te, Grevden Dönenin! adlı anı kitabıyla 2009 da, Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Yarışması nda birincilik ödülünü alan bir işçi-yazar. İlhan la edebiyatı ve hayatı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Celal İlhan ı tanımak için nereden başlayalım? Meraklı biriyimdir. Çocukluğumdan ilk anımsayabildiklerim arasında, benden dört yaş büyük ablamın Bu çocuk Allahın atasını sorar adama, yakınmasıdır. Bunu, huysuzluğumun, yaramazlığımın baş edilmezliğimin kanıtı olarak önüne gelene söylerdi ablam. Öykülerimde o günler, çeşitli, renkli biçemleriyle çokça yer alır. İlkokulda (ahırdan bozma bir yapıda okuduk dördüncü sınıfa değin), İstiklal Marşı mızı ezberden okuyan ilk çocuktum. Bu bana önemli bir ayrıcalık sağlamıştı köyde. Yolda-belde büyükler tarafından başım okşanırdı sık sık. Köy camisinde imamla birlikte namaza duran ilk çocuk da bendim li yılların başında köye ilk kez gelen resmi imam, camiye, namaza itibar edilmemesinden yakınırken beni öne sürer, Ey Müslümanlar Allahtan korkmuyor, benden utanmıyorsanız, şu çocuktan utanın diye sıkıştırırdı büyüklerimizi. Nedendir bilmem, sonra uzaklaştım camiden de, imamdan da. Ömer Seyfettin in Beyaz Lale sidir ilk okuduğum kitap. Köy Enstitülü öğretmenim, Cuma Doğan vermişti kitabı. Su gibi içmiştim. Şaşıracaksınız ama o tarihlerde köy evimizde kitap okunurdu bizim. Ebumüslimi Horasan dan Bektaşiliğin İçyüzü ne, Kan Kalesi nden Leyla İle Mecnun a, Battal Gazi den Yusuf İle Züleyha ya, döne döne okurdu babam. Öğretmenimizin isteği üzerine bir şiir de yazmıştım 8-9 yaşlarımda. İstanbul Gelibolu / Olmuştu düşman yolu. Aklımda bu iki dize kalmış. ESMER B R KIZI ÖPMEDEN Sonra, köyden Yozgat a göç. Ortaokul-lise Yozgat ta, yüksekokul Ankara da. Köyde, çocukça, iyi kötü yakınlaşmalarımız oluyordu kızlarla. El ele tutuşur halay çeker, kırda bayırda babamızdan anamızda korkmadan konuşur şakalaşır, arkadaşlıklar ederdik. Kente gelince, o güzel duygular, ilişkiler tümüyle hayal oldu. Başkentte, doğru düzgün yaşanmamış; sarışın, sarışından vazgeçtik esmer bir kız bile öpmeden tükenen, elimizden kayıp giden gençlik yılları. Ayrıntıları merak edenlere, sayısı dördü bulan öykü kitaplarımı okumalarını öneriyorum. Bir insanın; yazarın en önemli yıllarıdır o yıllar askerlik Sanayi işçiliği ve sendikacılık dönemi. Bu dönemi Grevden Dönenin! adlı anı-roman tarzında yazılmış kitabımda bulabilirsiniz. Öykü yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız? 1988 de emekli olup, zorunluluktan bir on yıl daha çalıştıktan sonra, yüreğimde hep tekmelerini duyduğum yazma sevdasına teslim ettim kendimi. Yaş, Nasıl etmeli, nereden başlamalı derken um:ag çıkıyor karşıma. Düşünmeden, param var mı yok mu demeden dayanıyorum kapısına. Yaşıma-başıma bakıp özel indirip yapıyorlar bana. Şaşkınlık içindeyim. Daha dün, gece vardiyalarında, fabrikalarda toz toprak içinde koşturan teknisyen Celal İlhan, şimdi yazarlar, çizerler arasında, sanatla edebiyatla dolu günler yaşıyor. Birden dünyam değişti desem yeridir. Kısa süre sonra çevrem genç, orta yaşlı, sevecen, anlayışlı insanlarla doluyor. Havaya girmem uzun sürmüyor, yazmak için yaratıldığımı düşünmeye başlıyorum. Patlamaya hazır bir ruh hali de denilebilir buna. Önemli yazarlar tanıyoruz um:ag ta. Ahmet İnam, Mehmet Eroğlu, Erendiz Atasü, Emin Özdemir, Ali Cengizkan. Her biri, alanında hayli yol almış, öne çıkmış yazarlar, şairler. Önerdikleri kitapları okuyor, kendimizce öyküler yazıyoruz. Çalışmalarımızı değerlendirmelerini sabırsızlıkla ama umutla bekliyoruz de seminerler sürecinde yazdığım öykü dosyasıyla Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) in açtığı öykü yarışmasında özendirme ödülü alıyorum. Bir şeyler yaptığımı biliyorum da iyi mi, kötü mü olduğunu bu ödül Celal İlhan Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülü nü Vecihi Timuroğlu ndan alırken gösteriyor bana. Çabalarımın boşa gitmediğini görmek mutlu ediyor beni. Sizinle bu söyleşiyi yaparken de o coşkudan bir şey yitirmediğimi görüyorsunuzdur umarım. Benden 20, 30 yaş genç arkadaşlarımın, yazarken-okurken, benim kadar coşku yaşamadıklarını gördükçe, güvenim artıyor kendime, daha sıkı sarılıyorum kaleme. Ve art arda kitaplar yayımlıyor, ödüller alıyorum te Abdullah Baştürk Öykü Yarışması nda biricilik ödülü, ardından 2009 da Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı birincilik ödülü. İlki tek öyküye, ikincisi bir kitaba verilen ödüller bunlar. Eleştirmenler, başarımı içerden yazmak, en iyi bildiğini yazmak, dedikleri bir yaklaşımla açıklıyorlar. Söz açıldığında, yaşamımın en mutlu döneminin gençlik dönemi de içinde olmak üzere, 60 yaşımdan sonraki dönem olduğunu söylüyorum. ÖYKÜ AÇIK OLMALI Günümüz öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanat âlemi çeşitliliğe, yeniliğe takmış gibi geliyor bana. İlla ki farklı bir şey yapmak peşinde yazarların, şairlerin çoğu. Bunu, güzel sanatların öteki alanlarında da görmek olası. Resim, heykel, müzik vb. İşin bu yönü gereğinden fazla önemseniyor sanırım. Bir yapıtı, eseri oluşturan öğelerin başında, içtenlik gelir bana göre. Birilerine benzemek için gösterilen çaba ne denli yanlışsa benzememek için yırtınmak da doğru değildir. Eğer kendinizi tanıyor, okurunuza ya da izleyicinize beğenilmek hesapları içinde bocalamıyorsanız, yaptıklarınızın ve yazdıklarınızın özgünlüğünden kuşkulanmanız için bir neden yoktur. Ötekine benzememek için kimsenin kendini zorlaması gerekmez. Benzemezler zaten, doğada çeşitlilik akıllara durgunluk verecek düzeydedir. Dil de, kalem de öyledir. Günümüz öykücülüğü, daha çok bunalımların dile getirildiği, uzun ya da kısa mırıltılara teslim olmuş gibi görünüyor. İnsani bir soruna, bir yaraya parmak basmaktan bucak bucak kaçılıyor nedense. Bu tür öykülerde ne diyalog, ne betimleme, ne de olay yer alıyor. Bilinç akışı dedikleri bu yöntemin, benim gibi 50 yılını eylem içinde geçirmiş biri için sıkıcılıktan öte, rahatsız edici bir yönü de var. Öykünün yaşamda açık bir karşılığı olmalı, köye, kente, oturduğumuz mahalleye, ülkenin gerçeklerine dokunmalı uçları. Öykünün; uzunu, kısası üstüne döktürülen kuramları da gerçekçi bulmadığımı belirtmek isterim. Tema neyi gerektiriyorsa öyle yazılmalı öykü. Uzun ya da kısa, betimleme ağırlıklı ya da şiirsel olabilir. Bunu belirleyen kuramlar değil, ele aldığınız konu olmalıdır. Öykü yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor? Öykünün yaşamımızdaki önemi nedir? Doğru düzgün, adam gibi, duyarak, anlayarak yaşamak anlamına geliyor. Olmazsa olmazımdır benim. Yeni kitabınız Dili Yüreğinde n de söz eder misiniz? Dili Yüreğinde ufak tefek yazım hataları barındırmasına karşın en yetkin çalışmamdır kuşkusuz. Kitabın adındaki, dil vurgusunu bilerek ve isteyerek öne çıkardığımı saklayamam. Son yıllarda Türkçe, üstüne titrediğim, varlığından ve gelişmesinden kendimi sorumlu gördüğüm bir alan oldu. Köy Enstitülü öğretmen yazar dostlarımın katkısı çok büyüktür bu yöne meyletmemde. Talip Apaydın, Ali Dündar, Mahmut Makal, Osman Bolulu, Mehmet Aydın ilk aklıma gelen adlar. Sonra, Dil Derneği üyeliğim ve orada yaşadığım güzel şeyler. Kitap, iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm Köyden, öteki Kentten adını taşıyor. Köyden, daha çok çocukluğumla ilgili, kentten ise erişkinlik yıllarımla ilgili değinmeleri içeriyor. Aldığım ödüller emek üstüne yazdığım metinlerden gelince, kendimi işçi öyküleri yazarı gibi algılamaya başlamıştım. İlle de işçi öyküleri yazacağım diye zorlandığım zamanlar bile olmuştu. Bunun böyle olmadığını anlamam uzun sürmedi. Bir yazar, çocukluğu başta olmak üzere her konuya el atmak, bir anlamda ömrünün her aşamasıyla hesaplaşmak zorundaydı. Dili Yüreğinde böyle bir hesaplaşmanın, özenli bir dille, arı-duru anlaşılır biçimde sunumudur diyebilirim. Önceki kitaplarım; Anadolu da Bir Nokta, Ateşle Dans, Dokunan, Grevden Dönenin de olduğu gibi bu kitapta da yaşanmışlıklar ağır basar. Okurlarını bulmasıdır bütün dileğim.

15 Aydınlık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 15 BİR ZABİTİN ÇANAKKALE, KAFKASYA, GAZZE VE SİNA CEPHELERİNDEKİ ÇİLELİ YAŞAMI Dudaklarıma kan sürüyorum ERCAN DOLAPÇI Mustafa Şefik Efendi Yozgat ta memurdu. Dünya Savaşı başladı. Seferberlik ilan edildi ve askere alındı. Beş yıl boyunca Çanakkale den Gazze ye kadar bir çok cephede savaşan Mustafa Şefik Efendi nin anıları, Şehitkale Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Anılarda küçük rütbeli bir subayın çileli yaşamı anlatılıyor. Çanakkale Cephelerinde Ya ad klar m, Mustafa efik Efendi, ehit Kale Yay nlar NE BULDUYSA YAZMI Okuma yazma oranın düşük olduğu bir dönemde liseyi bitiren Mustafa Şefik Efendi, Yozgat ta 5 yıl mahkeme zabit katibi olarak çalışırken savaşla birlikte kendini cephelerde bulur. Vatansever kuşağın genç temsilcisi, tereddüt etmeden bu göreve atılır. Sırasıyla Çanakkale, Kafkas Cephesi ile savaşın son zamanlarına doğru Gazze ve Sina cephelerinde savaşır. O günlerin izlenimlerini günü gününe yazar. Kimi zaman kağıda, kimi zaman beze, deriye hatta tahta parçasına... 2 Kasım 1919 günü de bunları temize çeker. Yıllarca aile arşivinde tutulan anılar, Muhammet Sait Konar tarafından günümüz diline aktarılır. Anıların mirasçısı ise oğlu Mustafa Şefik Ünlü dür. Titizlikle korumuş ve yayımlanmasına yardımcı olmuş. Eserin yayın yönetmenliğini ise Kıbrıs Gazisi ve araştırmacı Cahit Önder yapmış. Anıların en önemli yanı, ayrıntılı gözlemlere ve değerlendirmelere sahip olması. Öyle ayrıntılar var ki, sanki sarsıcı bir cephe filmini izliyorsunuz. Bu denli sarıcı ve canlı anlatım başarısı yazarının kâtip olmasının avantajı. O dönemin askerlerinin anıları sözel tarih hikayeleri ve anıları olarak yitip giderken Şefik Efendi nin üşenmeden yazdığı anıları belgesel nitelikte. Anlatımın bir değeri de olabildiğince nesnel kalınması. Yalın ve gerçekçi gözlemler esere değer katıyor. Eleştiriler de son derece içten. Ancak ne yazık ki, Şefik Bey in İngilizlerin eline esir olarak düştüğü dönem ile Kurtuluş Savaşı anıları kaybolmuş. SO U UN VE SICA IN CEHENNEMLER NDE Şefik Efendi nin çileli yaşamı çocukluğuyla başlıyor. Annesi, eşinin erken ölümü üzerine üç çocukla yaşamın sıkıntılarıyla karşı karşıya kalır. Bu şartlarda Şefik Efendi okur. Liseyi bitirir ve Yozgat Bidayet Mahkemesi nde zabıt kâtibi olarak işe başlar. Askerliğe başladığı Edirne de, 23 Nisan 1913 günü hastalık nedeniyle hava değişimi alır. 10 aylık hava değişiminden sonra seferberlikle Çanakkale Cephesi ne gider. Anafartalar da düşman taarruzlarını karşılar. Buradaki görevi de levazım zabitliğidir. Çanakkale de, kol gezen ölümü yaşar. Buradan sonra gittiği Kafkas Cephesi nde ise Ruslara karşı Bitlis dağlarında soğuk ve karda çileli direnişi, ardından Suriye üzerinden gittiği Gazze ve Sina Cephelerinde de güçlü İngiliz ordusuna karşı çölde tutunmanın acısını yaşar. Anadolu çoçukları kurşundan çok sıcak ve susuzluktan telef olur. Anafartalar daki günler için, "Bazılarımız hendeklerin üzerine çıkıp öldürecek düşman arıyorduk" der. Taarruz anını ise "Tüfek ateşleri adeta kulakları sağır edecek kadar şiddetliydi. Ömrümde böyle donanma ve sahra toplarıyla, ağır toplar ve mitralyöz ateşlerinden hâsıl olan müthiş bir seda işitmemiştim. Tepenin güney kısmından yukarı hatta yaklaşan düşmana karşı verilen süngü tak, hücum! kumandası üzerine topraklara gömülmüş Türk neferleri, zinciri kırılmış arslan gibi siperden fırlayarak süngü muharebesine başlamıştı " ifadeleriyle anlatır. 10 günlük çarpışmalarda 286 kişilik bölükten kişi şehit olur. Şefik Bey de başarılarından dolayı Başçavuş Muavinliğine terfi eder. Madalyayla onurlandırılır. Düşman da hücumlarla bir netice alamayacağını anlayarak savunmaya çekilir. 9 Ocak 1916 da da bölgeyi boşaltır. Çekilme sonrası da arama memuru tayin edilir. 5 Mayıs 1916 günü de birliğiyle Kafkas Cephesi ne gönderilir. Uzun yolculuk ve meşakkatli bir dönem başlar... NEREYE G D YORSUN?.. ÖLÜME! Yol yok iz yok. Ulaşım aracı ise hakeza... Öyle ki, kimi zaman 19 gün süren uzun yürüyüşler yapılır. Ayaklara yapışan çoraplar sıhhiyecinin müdahalesiyle ayrılır. Onu da şöyle tarif eder: "Sanki ayaklar benim değilmiş!" Umutsuzluk: "Ya rabbi! Bu ne felâket! Dünyada hiç rahat yüzü görmemek, felaketten uçuruma, uçurumdan ölüme atılmak için mi halk olunduk? Üç senedir "nereye gidiyorsun" diyenlere "ölüme" demekten başka ağzımızdan bir lakırdı çıkmadı." (1917). Savaşın sonuna doğru cephelerde bozgun haberleri geldikçe askerlerdeki umutsuzluk artar. Firarlar çığ gibidir. Firar eden askerlere şöyle seslenir: "Milletin namus ve mukadderatını omuzumuzda ne kadar taşır ve cephelerde ne kadar bulunur, kanlarımızı akıtarak hududumuzu muhafaza edersek vatanın ümidi olan yavrucaklarımız beşiklerinde o kadar tatlı uykularını uyurlar. O çocukların istikbalinin temini süngülerimizin ucundadır." Bu tür kitaplarda oldu u gibi anlat lan hem bir büyük mücadelenin destan d r okumak, bilmenin kap lar n açar; hem de an lar n içine çekti i bir film gibi de etkileyicidir Yedikleri: "Hiç sıcak yemek yüzü gördüğümüz yoktu. Rayak tan bu ana kadar kuru peksimet ve acı zeytin tanesi ağzımızı yara yapmıştı. 25 Nisan 1917 günü askerlerin gece istasyondan aşırdıkları odunla sabah çorbası pişirilmek suretiyle bayram etmiştik." Gazze de İngilizlerin attığı mermi sayısı: "Üç saat zarfında atılan mermi adedi (fazlasını yazmayacağım belki mübalağa diyen bulunur) sekiz bini aşmıştı." Oralarda en büyük sıkıntı temiz bir su bulmaktır derece sıcaklık altında... En büyük umut ise sulh yapılacak haberleri... Ölümün karşısındaki çaresizlik: "Şimdiye kadar böyle binlerce feci hadise ve manzaraya şahit olarak yüreklerimiz katılaşmış olduğundan Allah yardımcıları olsun demekten başka elimizden gelir birşey yoktu." 29 Haziran 1917 günü anneye yazılan sitem dolu mektup: "Ben üç seneden beri muhtelif cephelerde ölümle pençeleşiyorum. Ben bu müddet sarfında kuru peksimet yer, çamur içerisinde, kar altında, buz üstünde yatarken siz sıcak odalarda, yumuşak yatakta yattınız. Şimdi de Sina nın kızgın kumları üzerinde, yakıcı güneş altında çekirge gibi düşmanın kurşunu önünde sıçramakla beraber susuzluktan kuruyan dudaklarıma kan sürüyorum..." NSAN NSANIN YARASINI SARAR Sina Cephesi nde İngilizlere esir düşer. Kamp komutanı ise Çanakkale de yaralı halde esir düşen bir İngiliz subaydır. Şefik Efendi ona yardım etmiş ve iyileşmiştir. Bu sarsıcı rastlantı, askerlerin üniforması altındaki insanı ortaya çıkarmanın fırsatını verir. Düşman da olsa vefalı davranış onun kapısını çalar. Rahat eder. O da altında kalmaz. Ayrılırken ona yüzük hediye eder. Esaret hayatından kurutulur ama vatan işgal altındadır. Yine askere koşar. Ankara Bâlâ da fırka komutanı olarak atanır. Birinci ve İkinci İnönü Savaşları na katılır. İnönü Savaşı nda donma tehlikesi atlatır. Çoğu akranı gibi 10 yıl cepheden cepheye koşuşturan bu yorgun savaşçının da eve dönüşü Zafer le olur. Döner ve sade yaşamını sürdürür. Mustafa Şefik Efendi nin anıları okuyanın kazanacağı bir kitap.

16 16 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP Zenginden alıp fakire veren üç efe HALİT PAYZA Duraloğlu Halil Rıfat Bey 1884 de Ödemiş te doğdu de Eski Konaklar İptidai Mektebi ne dört yıl devam eden Rıfat Bey, başarılı olamayınca, Ödemiş Cami-i Kebir Ulu Camiine, Bademiyeli Hafız ın hocalığını yaptığı Kuran kursuna üç sene devam etmiş, 1898 de hafız olmuştur. Ödemiş Rüştiyesi nden 1901 de mezun olan Halil Rıfat, Türkmen Mahallesi ndeki Arapça sarf ve nahv dersleri almış, 1902 yılında kaydını İzmir de Faik Paşa Medresesi nde mantık eğitimine başlamıştır. Aynı dönemde İzmir Darülmuallimi nden 1903 de pekiyi derece ile mezun olmuştur. Duraloğlu Halil Rıfat Bey in 13 Ocak 1904 yılında başlayan öğretmenliği, 1937 yılında emekliliğine kadar devam etmiştir. Soyadı Kanunu ile Dural soyadını alan Halil Bey, 1925 de Himaye-i Eftal Cemiyeti nin Ödemiş Şubesinin kurucuları arasında yer almıştır. Halil Dural ı bugünlere taşıyan, dinlenmek için Bozdağ da ev kiralayarak yaylaya çıktığında Kara Süllü Süleyman ile tanışmasıdır. Kara Süllü, Dural ın tanımlamasına göre doğuştan bir Şark hikayecisi dir. Duraloğlu Halil Rıfat Bey, Kara Süllü ile tanıştıktan sonra onun anlattıkları üzerine efeler üzerine araştırma yapmaya başlamıştır, Ödemiş Tarihi, Bize Derler Çakırca ve 20. yüzyıllarda Ege de Efeler ve Ödemişli Efe ve Zeybekler-Ödemiş in İlk Zeybeği Gereli Efe, Çakırcalı Ahmet Efe ve Hayatı- Osman Zeybek bugüne değin yayımlanmış üç kitabı. Halil Dural Osmanlıca yazıyor ve yazdıkları bugünkü dile çevrilerek yayıma hazırlanıyor. Halil Dural ın başka kitapları da Türkçeleştirilerek yayımlanmayı bekliyor. DA D PLOMATLARI Halil Dural ın efeler üzerine yaptığı araştırmaları 19 ve 20. yüzyıllarda Batı Anadolu da -İzmir, Ödemiş, Aydınadından sıklıkla söz ettiren ve etkin olan efeler üzerinedir. Bu efeler; Atçalı Kel Mehmet, Gereli Zeybek, Parmaksız Arap, Mestan Efe, Çakırcalı Ahmet Efe, Koca Cerit Mustafa Efe, Küçük Cerit Efe, Yörük Osman Efe, Koca Arap, Toscalı Zeybek, Kamalı Mustafa Efe, Gökdeli Mehmet, Posluoğlu Mehmet Efe, İnce Mehmet, Gökçen Hüseyin Efe, Çakırcalı Mehmet Efe lerdir. Kuşkusuz, Batı Anadolu daki bu üç il ve ilçedeki efeler bu kadarla sınırlı değil. Ege yöresi, Aydın ve Ödemiş efelerin harman olduğu yerdir. Yağdereli Sinanoğlu Efe, Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Halil Dural n Kaleminden Ödemi li Efe ve Zeybekler, Ercan Uyan k, Sabri Yetkin, Ödemi Belediyesi Y ld z Kent Ar ivi ve Müzesi Yay n, 171 s. Efe, Cafer Efe, Danişmentli Hüseyin Efe, Gökçen Efe. Aydın dağları, Karıncalı Dağ, Bozdağ, Bey Dağları vs. efelerin mekânıdır. Bir başka efe araştırmacısıyazar Etem Oruç un terminolojisiyle Dağ Diplomatı dır efeler. Halil Dural, efelerle ilgili kitabını yazarken beslendiği kaynakları, kitabı hazırlayanların yazdığı sunu da; kendi gözlemleri, efelerle birlikte yaşayanların anlattıkları ve okuduğu kitaplar olarak göstermektedir. Efelerin bir ço u zenginden al p fakire veren, zalimin zulmüne direnen, sosyal adaleti gerçekle tiren da diplomatlar d r Kitabı yayına hazırlayanlar bu kaynak kişilerin kimler olduğunu da belirtmişlerdir. Başta Kara Süllü nün adı verilmiştir. Diğer isimler de şunlar; Çakırcalı Ahmet in 93 Harbinde ( Osmanlı-Rus Harbi) yanındaki kızanlardan Serçioğlu İbrahim, asker uğurlama törenini anlatan yöre halkından İsmail Güler, Yörük Dalcı Ali Bey, Çakırcalı Ahmet in yatağı Çoban Mustafa, Yörük Hacı Yeşil, Köseoğlu Recep, Hacı Gümüş, Çoban Hasan, Kara Mehmet, Kır Serdarı Deli Ahmet ve Nalbant Hacı Mehmet. (s.3) Bunlara bakarak, Halil Dural ın kitaplarını sözlü tarih olarak nitelendirebiliriz. Tarihi belgelerden de söz ediliyorsa da bunların sayıları azdır. -Örnek olsun İzmir Valisi Hacı Naşit Paşa nın Ekim 1883 tarihli telgrafı.- Dural, çalışmalarında, yöre halkının konuşmalarını gündelik yerel dil ile veriyor. Anlatıyı zeybekler için ağıt olarak yakılan, günümüzde eğlencelik gibi söylenen türkülerle zenginleştiriyor. Yorumunu zeybekler ve efeler lehine kullanıyor. Yayına hazırlayanların da sunu da değindikleri gibi efelerin yaşamöykülerine duygusal olarak bakıyor. Bir yaşam biçimi olarak toplumsal eleştiri yerine öykülüyor. Ödemişli Efe ve Zeybekler-Ödemiş in İlk Zeybeği Gereli Efe, Çakırcalı Ahmet Efe ve Hayatı-Osman Zeybek bilimsel bir tarihi yerel araştırmanın da ötesine geçerek Ödemiş in ilk zeybeği Gereli Efe, Çakırcalı Mehmet Efe nin babası Çakırcalı Ahmet Efe ve Osman Zeybek in anlatıldığı öyküler olarak da okunabiliyor. ULUSAL BA IMSIZLIK SAVA INDA EFELER Ulusal Bağımsızlık Savaşı içinde yer alan efelerin, emperyalizmi karşı verdikleri bağımsızlık kalkışması için verdikleri mücadele öncesi yaşayan bu üç efenin dağa çıkış gerekçeleri Doğu nun töre cinayetleri niteliğinde olsa ve bireysel çıkarlar söz konusu edilse bile Dural; onları, çevirmenlerin kullandıkları terminoloji ile sosyal haydut olarak anıyor. Robin Hood, Howard Pyle tarafından kitaplaştırılmadan önce 10. yüzyılda İngiliz halk öykülerinde zenginden aldığını fakire veren, gerçekte de Fulk FitzWarin isimli bir Norman soylusunun Kral John un adaletsiz yönetimine başkaldıran bir haydut olarak anlatılır. Bizde de efeler için geçerlidir bu. Bizde de efelerin bir çoğu zenginden alıp fakire veren, zalimin zulmüne direnen, sosyal adaleti gerçekleştiren olağanüstü kişiler olarak kabul edilir. Adları efe olarak anılmasa da efelerle birlikte ya da Kuva-yı Milliye ye katılarak Ulusal Bağımsızlık Savaşına katılmış kadınlarımız da var; Taccülala Hanım, İzmirli Ayşe Altuntaç, İstanbullu Asker Saime Hanım, Aydınlı Ayşe, Çiftlikli Kübra, Ayşe Onbaşı, Tarsuslu Adile Onbaşı, Adanalı Melek ve Hatice Hanımlar, Çete Emir Ayşe, Yırtık Fatma, Faika Hakkı, Trakyalı Havva ve Zehra Soyyanmazlar, Maraşlı Senem Ayşe, Nafize Kadın, Nakiye Elgün, Gördesli Makbule, Kılavuz Hatice, Satı Çırpan, Şerife Bacı, Halime Kocabıyık, Hafız Selman İzbeli, Ayşe Hatun, Elif, Domaniçli Habibe, Fatma Seher Hanım, Tayyar Rahmiye, Nezahat Onbaşı, Halide Edip Adıvar Daha hangisini sayalım? Her birinin kendine özge anlatılması gereken yiğitlikleri var. Bunlar isimlerini bildiklerimiz, ismi bilinmeyen daha nice onurlu kadınımız da var. İyi ki de varlar!

17 GÜLDEN TERAZİ Aydınlık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 17 ÇAKILTAŞINDAKİ VATAN PARÇASI... Işığın külü karanlıktır! MECİT ÜNAL Her taşın dokuz yüzü vardır ve ancak tek bir yüzüyle ipine getirilebilir. Usta bunu, daha sabah işe başlamadan, taş yığınının yanından geçerken gözünün ucuyla seçip bir kenara ayırır. Kurduğu şiirde hangi sözcüğün şiirin neresine gireceğini şair önceden bilemez; fakat usta bilir hangi taş nereye, hangi taşın yanına, hangi yüzüyle oturur. Duvara girmeyecek taş yoktur; her taşın henüz bir tasarım olan duvarda kendine ait bir yeri vardır ve usta her taşı ancak kendi yerine koyabilir. A RL K DONU Eski şiirimizde şairin kendisini övmesi gelenektendi. Şair kendisini ne kadar çok överse memduh undan o denli çok caize alacağını biliyordu çünkü Burada kendine övgüdeki ölçüsüzlük, memduha övgüdeki ölçüsüzlük derecesindedir. Bu denli yüce kişi, bu denli yetkin bir şairden methiye almaktadır. Övgünün derecesi caizenin derecesini de belirleyecektir. Memduhun bir de cihan padişahı olduğunu düşünürsek, şairin övgüde var olan sınırları da aşması zorunludur. Padişahı Hüsrev den kendisini Firdevs ten üstün görmenin de artık iyice sıradanlaştığı bir övgü edebiyatı Modern şair kendini övmeyi şiir yoluyla değil de çok dolaylı yollardan, o değilden yapıyor. İstiyor ki söz dönüp dolaşıp ona ve onun yazdığı şiire gelsin. Çoğu kez kendisi getiriyor yine sözü kendisine. O şiiri nasıl yazdığından tutun da nerede, ne zaman yazdığına kadar Bu da, o şairi bir oyuncuya, şairlik rolü oynayan bir çeşit maymuna çeviriyor. Sanki bir şairlik donu var da, onun içinde. Artık kendisiyle yapılan röportajlardaki en basit sorulara tumturaklı, bol imgeli yanıtlar mı istersiniz, imgelerle anlattığı dolambaçlı bir yaşamöyküsü mü? Çak lta, Hidayet Karaku, Kaynak Yay nlar, 144 s. B R AVUÇ RADYUM ÇIKARMAK Ç N Eski şiirimizde olmuşluk göstergesi sayılan bu aşırı kendini övme, modern şiirimizde hamlık belirtisi sayılsa da kendisinden övgüyle söz edilmesi her şairin hoşuna gider. Sevilmek, beğenilmek, seçilmek ve övülmek insanca bir duygudur sonuçta. Kendini sevmek, beğenmek, övünmek ve seçmek de insanca elbette. Her şairin de buna en az Sabahattin Ali nin şu dizelerindeki kadar hakkı var: Ayın şavkı vurur sazım üstüne Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne Gel ey hilâl kaşlım dizim üstüne Ay bir yandan sen bir yandan sar beni. Her taşı yerli yerine koyan, duvarının ip gibi -terazisinde ve şakülünde- olduğu söylenen ustanın göğsü kabarır da taşı gediğine koyan şairin göğsü kabarmaz mı? Şairin işi çok daha zor elbet duvarcının işinden. Mayakovski nin dediği gibi, bir avuç radyum çıkarmak için tonlarca taşı toprağı elemektir şiir işi. Binlerce sözcük ayıklamak zorundadır şair dilden. O binlerce sözcük arasından seçtiği sözcüklerle yalnızca kendisine özgü, başkalarınınkine benzemeyen bir şiir kurmak durumundadır. Her biri ötekinden ağır onca taşı yontup düzeltip kaldırıp yerine koymak öyle kolay bir iş değilse de, her duvar az çok birbirine benzer. ÇAKIL TA INDAN DUVAR YAPAN K Çakıltaşından duvar yapılmaz! Oysa şair çakıl taşından duvar yapan kimsedir. Binlerce çakıl taşının arasından ayıklama yaparak taş seçmekse bir kuyum işidir. Uzun bir zaman taş topladım. Nevini, cinsini, özelliğini bildiğim bilmediğim çeşit çeşit, irili ufaklı taşlar; granit, bazalt, ponza, topaz, dere taşı, çakmak taşı, traverten, damarlarında bitki-böcek fosilleri bulunan kayrak, kaygın, volkanik taşlar Cebimde küçük çakıl taşlarıyla da dolaştım hayli zaman. Bir sır verir gibi avuçlarına bıraktım sevdiğim kimselerin. Taştan şiir de yazdım sonra, duvar da yaptım. Her sözcük bir taştı ve her taş bir sözcüktü ipine geldiğinde, bunu anladım. Çok sonraları da şunu anladım ki, topladığım her taşın birbirinden başka olan biçim ve renginde kayıp olduğunu sandığım bir anlam parçası aramışım; gri kenarlı keskin bir tünel taşı özgürlükten, siyah damarlı bakır taşı geçmişten, küçük yıldız taşları gelecekten, kantaşı acı ve umutsuzluktan, kırmızı mercan aşktan bir parça VATAN PARÇASI Hidayet Karakuş, Kaynak Yayınları ndan çıkan şiir kitabında ara başlıktaki bu tanımı kullanmış bir çakıltaşı için... Vatanı bir çakıltaşına indirgemek, veya sıkıştıra sıkıştıra çakıltaşında yoğunlaştırmak ancak bir şairin yapabileceği bir iştir. Hidayet Karakuş kitabına da bu adı vermiş: Çakıltaşı. Kitap adları rasgele seçilmediği için, Çakıltaşı şiirinin de kitapta özel ve belirleyici bir anlamı var. Bir üçgenin tepe noktası gibi, kitaptaki diğer bütün şiirlerin gelip bağlandığı bir nirengi noktası, bir poligon taşı bu şiir. Şair, küçük bir çakıltaşında anlatıyor ülkesini. Korkma benim vatan parçam diyor; korkma bırakma kendini elim elinde kalacak koparsalar da kolumu sen çakıltaşım kimsesiz çocuğum yurdum ben varım ben can can kıyı kıyı saklayacağım seni. Bir şair ülkesine başka ne verebilir ve ülkesinden başka ne isteyebilir? seni bırakıp kaçacak mıyım yüreğime basıp binlerce yıllık türkünü alnımda temiz serinliğin sular gibi aydınlık bu aşk için yeniden dağlara çıkıp savaşacak mıyım? MARD NL ÇOCUK LA FELLUCEL ÇOCUK Çakıltaşı nda salt şairin kendi ülkesi, Türkiye yok. Ulusal şiir duyarlılığı, evrensel bir duyarlılığa dönüşüyor çok geçmeden. Bu anlamda, Türk şairinin enternasyonalist olduğunu gösteren en güncel şiir ürünlerinin bir araya geldiği bir kitap Çakıltaşı. Kandahar I ve Kandahar II şiirleri ile Hannan Avvad ın Şiiri bu şiirlerden. Hidayet Karakuş un çocukları anlattığı şiirlerde de var bu enternasyonalist tutum; Mardinli Çocuk ile Felluceli Çocuk yan yana. Hidayet Karakuş un coğrafi kavramlara özel bir önem verdiği, bu kavramlarla bölümlediği Çakıltaşı ndaki şiirlerdeki dil de en az bu kavramlar kadar yalın. Su gözeleri gibi berrak, rüzgâr gibi efil, ovalar gibi yumuşak ve dağlar gibi ormanlık Çakıltaşı nın sonunda Hidayet Karakuş un şiiri üzerine iki inceleme yazısı yer alıyor. Özbek İncebayraktar ın Afrodisyas- Sanat ın Temmuz-Ağustos 2009 tarihli sayısında yayımlanan yazısı Felluceli Çocuk şiirini ele alıyor. Efdal Sevinçli nin Kurşun Kalem dergisinin Kasım-Aralık 2010 tarihli sayısından aktarılan yazısı ise şairin Çuval adlı şiirini inceliyor. Hidayet Karaku ATE N HARI, I I IN KÜLÜ Çakıltaşı ile yine Kaynak ın yayımladığı Lyubomir Levçev in Işık Külü adlı kitabını, öyle denk geldi, birlikte, dönüşümlü okudum. Özdemir İnce nin kitaba yazdığı kısa tanıtımda Levçev için Şair bir biçim kurmanın değil, anlam kurmanın peşindedir. Sözcüklerle, söz dizimi ile oynamaz, onları yüksek bir amaç için kullanır, keşfedilmemiş topraklara ulaşır. Anlam gerçekten kurulmuşsa biçim özgün bir yapı içinde kendini tekrarlamadan ortaya çıkar, diyor. Levçev in son derece yalın sözcüklerle kurduğu bizim kültürümüzden geçtiğini düşündürten aynı addaki şiirinden bir imge dikkatimi çekti. Şöyle diyor Levçev: Bir fenere benziyor oda bense, olsa olsa tükenmeye yüz tutmuş fitiline. Işık külü (Işık Külü, Lyubomir Levçev, Çev: Kadriye Cesur, Kaynak Yayınları, Haziran 2013, s.43). Şiir de işte tam burada, şairin ışık ve kül ile yaptığı tamlamada. Ne var ki, ateş ile ışık aynı şey değil; ateşin harı, fitilin külü olur. Işığın külü olmaz! Işığın külü karanlıktır! (Önemli not: Sofraya fazladan bir tabak, eşiğe bir kap su.)

18 18 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP YENİ ÇIKANLAR Buffy Vampir Avc s Albüm 7 Kral Lear Zaman Temsilcisi Dönme Kad nlar Joss Whedon, NTV Yay nlar, Çev: Çetin Soy, 132 s. William Shakespeare, Remzi Kitabevi, Çev: Bülent Bozkurt, 200 s. Peter Ward, Alt n Bilek Yay nlar, Çev: Ahmet Faruk, Fulya Çeçen, 352 s. Eric Dursteler, Koç Üniversitesi Yay nlar, Çev: Deniz Koç, 241 s. Bu bir kuş, bu bir uçak, bu Buffy? Buffy ve 8. sezonun büyük kötüsü Alacakaranlık, ikisini zaman ve uzayda yolculuğa çıkarak bir savaşla yeniden karşı karşıya geliyorlar. Medeniyetin yapı taşlarını yerinden oynatacaklar. En nihayetinde Alacakaranlık ın gerçek kimliği ve büyük planı ortaya çıkıyor. Bütün bu karmaşaya ek olarak Buffy nin ilk aşkı Angel beklenmedik bir şekilde geri gelecek. Shakespeare uzmanı olan Bülent Bozkurt un özenli çevirisi ve açıklayıcı sunuşuyla... Kral Lear, Shakespeare in en önemli oyunlarından biridir. Tarihsel bağlamıyla, trajik olaylarıyla birçok yapıta esin kaynağı olmuştur. Dünya tiyatro tarihindeki sarsılmaz bir yer edinen bu oyun ülkemizde de başarıyla sergilenmiştir. Bülent Bozkurt un oyunu inceleyen geniş yazısının okurlara ve sanatçılara yararlı olacağına inanıyoruz. Hayatınızda hiç, seçtiğiniz bir zaman dilimine seyahat edebilmeyi düşlediğiniz oldu mu? Ya da Antik Roma da, büyük yangın sırasında 17. yüzyıl Londra sında veya şu meşhur vahşi batıda bir haftalık bir gezinti yapabilseydiniz neler yapardınız, hiç düşündünüz mü? Bunlar size ilgi çekici geldiyse, Zamanda Seyahat şirketinin size sunduğu büyülü gezilere hoş geldiniz... Bilimkurgu türünün, son dönemde yazılan en özgün ve en zengin kurgularından biri... Soluksuz okuyacağınız bir macera sizleri bekliyor... Elinizdeki kitapta erken modern dönemde doğdukları yerleri, ailelerini ve dinlerini bırakan Akdenizli kadınların, toplumsal ve siyasi olarak sahip oldukları karmaşık alanı açık eden hikâyeleri anlatılıyor. Dönme, en dar anlamıyla, erken modern Akdeniz de Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçenler için kullanılır. Eric R. Dursteler, Dönme Kadınlar kitabında, bu anlamı ustaca degiştirerek kelimeyi, dönemin ve bölgenin toplumsal, dini, siyasi ve toplumsal cinsiyet sınırlarının ötesine geçen herkesi kapsayacak şekilde kullanıyor. Amras Watten Son Detay Hiç Olmam Gibi Yapal m Vardiya Bizde Bugün Silivri Thomas Bernhard, Yap Kredi Yay nlar, Çev: M. Sami Türk, 116 s. Harlan Coben, Mart Kitabevi, Çev: Selim Yeniçeri, 464 s. Jenny Lawson, Yabanc Yay nevi, Çev: Boran Evren, 424 s. Kolektif, Kaynak Yay nlar, 224 s. Thomas Bernhard ın taşralılık-yurt çatışması, intihar, delilik gibi karakteristik temalarını işlediği, erken dönem eserleri olarak görülebilecek Amras ve Watten başlıklı iki anlatısı bir arada. Güney Tirol e özgü bir iskambil oyunu olan watten odağında bir anlatı kuruyor Thomas Bernhard. Yasadışı morfin kullanımı yüzünden muayenehanesi kapatılan bir doktor ile kamyoncu arasında geçen diyalog bir tür watten oyununun dil aracılığıyla oynanan ve anlatıya dönüşen hali olarak aktarılıyor. Doktor, watten oynamanın bir kurtuluş olmadığını söylerken ülkenin, toplumun bireyi kurtaramadığı gerçeğinin de altını çiziyor. Ünlü beyzbol takımı Yankee lerin önemli bir oyuncusunun cinayete kurban gitmesiyle, Myron Bolitar kendini zorlu bir soruşturmanın içinde bulur. Çünkü bütün oklar en yakın dostu ve ortağı Esperanza yı suçlu göstermektedir. Soruşturma derinleştikçe Myron tuhaf şekilde adım adım geçmişine doğru yol aldığını fark eder. İsimsiz bir CD nin işaret ettiği ipucu onu bir ailenin yürek parçalayan acısına ve parlak bir kariyerin altında gömülü olan sarsıcı bir sırra götürür. Şimdi geçmişteki bir hatanın yol açtığı olaylarla yüzleşme vaktidir. Forbes dergisinin kadınlara yönelik en iyi 100 internet sitesi listesinde yer alan bloggess.com ile dünya çapında üne kavuşan çılgın, ironik, komik ve samimi blog yazarı Jenny Lawson ın hayatından kesitler okurken bu ne biçim hayat böyle? diyeceksiniz. Son yılların eğlenceli kitabı Üstelik -neredeyse- gerçek anılardan oluşuyor! Jenny Lawson ın anılarından oluşan Hiç Olmamış Gibi Yapalım, goodreads.com da aldığı binlerce oyla 2012 nin en iyi mizah kitabı seçildi. Bu kitabı Atatürk Cumhuriyeti nin subayları, Mustafa Kemal in askerleri ve onların kahraman eşleri, çocukları, anaları, babaları, silah arkadaşları, yakınları yazdı. Bu kitabı vardiya bizde platformunun yılmaz savaşçıları, amazon kadınları yazdı. Bu kitapta sevgi, hasret, kızgınlık, kırgınlık, bazen bezginlik ama çoğunlukla savaşçılık var. Bu kitapta ana yüreği kadar, yavruların minnacık yüreği de, baba elinin içinde kaybolan minik ellerin boşta kalışı da var. Bu kitapta işte onların; esirlerin, ailelerinin ve yakınlarının hiçbir yerde yayımlanmamış mektupları var.

19 YENİ ÇIKANLAR Aydınlık KİTAP 26 TEMMUZ 2013 CUMA 19 Türk Lokumu Kendi ile Ben Askeri Tarihte Stratejik Dü ünce iir Jimnasti i Jan Wolkers, Aylak Kitap, Çev: Burcu Duman, 168 s. U ur Akta, Yitik Ülke Yay nlar, 91 s. Tanju Akad, Bankas Kültür Yay nlar, 332 s. H. Hüseyin Yalvaç, Ç ng Bas m Yay n Da t m, 60 s. Hollanda edebiyatının önde gelen isimlerinden Jan Wolkers, yayınlanmasından önce yayıncıları tarafından cinsel içeriğindeki açıklık ve şiddet nedeniyle yumuşatılması talep edilen ancak bu konuda kesinlikle taviz vermediği, on iki dile çevrilen, 1973 yılında Paul Verhoeven tarafından sinemaya uyarlanmış ve yüzyılın en iyi Hollanda filmi olarak değerlendirilmiş en ünlü eseri Türk Lokumu nda, inişli çıkışlı ve hüzünlü bir aşk öyküsünü alabildiğine insani çıplaklığıyla ve gerçekliğiyle anlatıyor. Zaman, dönemez bazı dünyaları ferahlar bu göğsüm sabahın uyuduğunu göreniniz var mı bir vakite asılı akşam nedir güneş gündüzlüdür kendinden ayrı gecenin karanlığı savrul ey doğmuş olmanın nişanı bir yeryüzünde bir ben kimdir hem boşluktur zamanın asıl adı varlık hiçlikte dinlenir ve asla, bazı şeylerin yoktur mekânı Askeri Tarihte Stratejik Düşünce adlı çalışma, düşünce tarihinin bu özel alanını irdeliyor. Roma dan Aydınlanma ya, Fransız İhtilali Savaşları ve Napoléon dan Clausewitz e, Amerikan İç Savaşı ndan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları na, Soğuk Savaş tan geçerek günümüze kadar gelen çok geniş bir zaman ve coğrafya sahasında, stratejik düşünceleri oluşturan somut koşulları ve bunların pratikte nasıl şekillendiklerini sürükleyici bir üslupla ele alıyor. Strateji, bir açıdan matematiğe, bir açıdan da sanat dallarına benzer: Yani ara sıra ilgilenilecek bir konu değildir. Hayat boyu ilgi gerektirir. Zamanı, mekanı saptayıp yazmak istediğiniz şiiri kafanızda dolandırmaya başladığınızda hemen devreye imgeler ve bu imgelerin yer aldığı dizelerin-şiirin müziği girer. Bütünselliği yakalayamadığınızda şiire başlamanız bir anlam ifade etmez. Çünkü bütünsellik ana hatlarıyla şekillenmedikçe yazacağınız şiiri de şekillendiremezsiniz. Şiirin uzunluğu ya da kısalığı ise, iletinizin ne kadar az sözcükle verilebileceğine bağlıdır. Tüm bu seçenekler akıl masanıza yatırıldığında bütünlüğü elde etmişseniz şiire başlayabilirsiniz ve şiir bir su gibi akar, yatağını bulur. Sonrası küçük bir işçilik gerektirir o kadar. Kuantum Elektrodinami i slam da çki La m Bahar m z Sizinki Kadar K sa Richard P. Feynman, Pan Yay nc l k, Çev: R. Ömür Akyüz, 161 s. Arif Tekin, Berfin Yay nlar, 232 s. Örpen Ünlü, Karina Kitap, 176 s. Levent Özübek, lkim Ozan Yay nlar, 208 s. Kuantum elektrodinamiği ya da kısaca Kedi, ışık ve elektronların nasıl etkileştiğini anlatan tuhaf kuram dır. Bu kuram Richard Feynman ve meslektaşları sayesinde aynı zamanda fiziğin kesinlikle bilinen ender kısımlarından birisi olmuş ve her türlü denemeden başarıyla çıkmıştır. Güzelliği berraklığında olan bu konferans dizisinde de Kedi ye eksiksiz bir giriş yapmaktadır. Nobelli fizikçi Feynman özgün olmaktan kendisini alamamakta, bu canlı, hayranlık veren kitapta (oluşmasına belirli katkılarda bulunduğu) ışığın kuantum kutamını sıradan insanlara anlatmaktadır. Arif Tekin in bu önemli kitabı; var olan verilerden sonuçlar çıkararak Kur an da ve diğer İslami kaynaklarda içki konusunun nasıl işlendiğini, Hz. Muhammed ve en yakın arkadaşlarının içki-şarap içip içmediklerini tüm boyutlarıyla ortaya koyuyor. Yazar, bu hassas konuyu incelerken, diğer eserlerinde olduğu gibi, baştan sona İslami kaynakları kullanıyor, duygusal, kişisel yorumlardan ve siyasi görüşlerden uzak duruyor. İçki yasağının gündemde olduğu, vahim ve karanlık günler geçiren ülkemizde, yapıtıyla bir yandan konuya ışık tutarken öte yandan da engizisyon kafalılara önemli dersler veriyor. Sonradan öğrendim ki sadece ben değil herkes hazırlıksızmış hayata. Görüp tanıdığım herkes eksik başlıyor bir şeylere. Onlar da biliyorlar benim gibi hiçbir zaman hazır olamayacaklarını. Bu oyunun kuralı böyle. Şimdi yaşadıklarım da bundan ibaret değil mi? Ben âşık olmaya hazır değilim. Yaralarım daha çok taze. Acısı daha dinmedi. Ama kimin umurunda! Hayat yine beklemedi. Aşkı aniden karşıma çıkarıverdi. En yorgun en mecalsiz hâlimle yeniden karşılaştım aşkla... Hayatları kesin olarak ayrılmış, tüm ümitler bitmişti bundan sonrası için. Ama o, Nantes ta olsa da, yazları hep memleketine dönecekti. Palmiye şehrine... Körfezin lacivert manzarasına... Mehtaplı gecelerde balkonda oturacaktı yine, yıldızları seyredecekti. O şehrin tüm insanları gibi, o da sadece kendi şehrinde huzur bulurdu. Nereye giderse gitsin, yine şehrine dönerdi. Ama dönmeyen, hiç dönmeyeceğini bildiği biri vardı hala kalbinde.

20 20 26 TEMMUZ 2013 CUMA Aydınlık KİTAP ÇOCUK - GENÇ Hıçkıdık yine bomba gibi İREM HALIÇ İngiliz yazar ve çizer Cressida Cowell in çok sevilen çağdaş komedi dizisi Hıçkıdık, dördüncü kitap olan Ejderha Laneti Nasıl Bozulur la devam ediyor. Bu kez Hıçkıdık büyük bir Viking kahramanı olma yolunda yaşadığı maceraları bizzat kendi ağzından ve kendi resimleriyle anlatıyor. Çelimsizliğine rağmen yaşayan en büyük Viking kahramanı olan Korkunç Gıcık III. Hıçkıdık ın en yakın arkadaşı Balıkayak, Zehir Zengerek in ısırığıyla zehirlenince, Hıçkıdık arkadaşının yakalandığı hastalığın panzehirini bulmak için çıktığı yolculukta aklını kullanarak yine büyük bir kahraman olduğunu kanıtlıyor. Üstelik bu yolculuk hepsinden daha zorken. Kıllı Holigan Reisi nin biricik oğlu Hıçkıdık ın, bu ölümcül ısırığın panzehirini bulmak için korkunç ejder Ecelejder in hapsolduğu buzlu geçidi aştıktan sonra, ürkünç İsterikler köyüne gidip Baltalı İsterik Reisi nin de karşısına dikilmesi gerekiyor. E her yiğidin harcı değil tabii böyle bir şey. Hıçkıdık ın sadık dostu Kamikazi nin de hakkını vermek gerek ayrıca. Çağdaş çocuk edebiyatının en sevilen kahramanlarından biri haline gelen Hıçkıdık ın maceraları 2010 yılında sinemaya da uyarlanmıştı. Kitaptan bağımsız olarak farklı bir öykü etrafında kurgulanan film de Hıçkıdıkseverler tarafından en az kitaplar kadar beğenilmişti. Hıçkıdık ın bu denli sevilmesinin nedeni sevimli ve güçlü kahraman profilinden öte, yazar Cressida Cowell in eğlenceli öykülerinin altında insani konulara dair akılcı ve güçlü mesajlar vermesi. Arkadaşlık, iyilik, akıl, zerafet, hırs, sağduyu gibi soyut ve somut birçok kavram üzerine mizah içinde özenle yoğrulmuş önemli cümleler Hıçkıdık serisini hem çocukların hem de yetişkinlerin gözünde farklı kılıyor. Kılmaya da devam edecek gibi. Ayrıca sevimli kahramanları ve esprili dilinin yanısıra, Ejderha Laneti Nas l Bozulur, Hıçkıdık ın kaleminden çıkan Cressida Cowell, eğlenceli çizimler de öyküyü destekliyor ve kitap okumayı Gün sevmediğini zanneden çocukların bile aklını çelmeyi başa- Çev: Mine Kitapl, rıyor. Kazmao lu, Bize de eğlenceli okumalar dilemek 240 s. düşüyor. H çk d k n maceralar 2010 y l nda sinemaya da uyarlanm t. Kitaptan ba ms z olarak farkl bir öykü etraf nda kurgulanan film de H çk d kseverler taraf ndan en az kitaplar kadar be enilmi ti Tuna K lavuzu Avrupa nın en büyük ve en görkemli nehri Tuna heyecanlı bir maceraya sahne oluyor. Tehlikeli bir çete, becerikli ve dürüst bir balıkçı, kurnaz bir polis şefi bir rekor gezisinde karşı karşıya geliyor ve Tuna Nehri boyunca yapılan yolculuk, hareketli bir dedektiflik hikâyesine dönüşüyor. Küçük Has r apka Küçük hasır şapka hayatından çok memnundur. Çünkü tatlı mı tatlı küçük bir kızın başının üzerinde yeri vardır. Ama bir gün, aksiliğe bakın, küçük kız şapkasını bir bankta unutmasın mı? Gelgelelim bütün olumsuzluklara rağmen hiç mi hiç ummadığı bir sürpriz ona büyük bir mutluluk yaşatacaktır... Sams ile Bir Hafta Cumartesi Sams gelir herkes şaşar Bay Suspus un tuhaf görünümlü Sams ile karşılaşması aslında çocukların tekerlemede dediği gibi olur. Bir cumartesi günü insanüstü güçleri olan, yüzü mavi noktalarla dolu Sams gelir. Bay Suspus un hayatı bundan sonra değişir. Tünelin A z ndan Deh et Hikayeleri Edgar Allan Poe ve Mary Shelley nin eserlerine selam duran Dehşet Hikâyeleri serisi ile tüyler ürpertici bir okuma deneyimi sunan Priestley, masalsı anlatımı, sınır tanımaz yaratıcılığı ve zengin hayal dünyası ile korkunun yönünü bu kez de karanlık bir tünelin ağzına çeviriyor. Jules Verne, Bankas Kültür Yay nlar, Çev: Ferid Nam k Hansoy, 238 s. Celine Lamour - Crochet, Yap Kredi Yay nlar, Çev: Korkut Erdur, 28 s. Paul Maar, Can Yay nlar, Çev: Süheyla Kaya, 144 s. Chris Priestley, Tudem Yay nlar, Çev: Emine Ayhan, 232 s.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

ilk yar'larımızın sevgili dostları

ilk yar'larımızın sevgili dostları ilk yar'larımızın sevgili dostları Bu akşam da Mersin üniversitesinden sevgili İbrahim'in izlenimini paylaşıyoruz... Daha önce Mersin ekibinin her projemize gelişi ile verdiği eşsiz katkıya değinmiştik...

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

BÖLÜM 3 Dinleme Anlama Becerisi

BÖLÜM 3 Dinleme Anlama Becerisi ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ, ΓΙΑ ΒΙΟΤ ΜΑΘΗΗ ΚΑΙ ΘΡΗΚΔΤΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΟ ΠΙΣΟΠΟΙΗΣΙΚΟ ΓΛΩΟΜΑΘΔΙΑ Eğitim, Yaşamboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1&B2 Avrupa Konseyi nin Ortak Avrupa Çerçevesi

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BÜLTENİMİZDE NELER VAR? ETKİNLİKLERİMİZ SİNEMA GÜNÜMÜZ TİYATRO ETKİNLİĞİMİZ OKUMA-YAZMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARIMIZ BRANŞ DERSLERİMİZ AİLE KATILIMI ETKİNLİKLERİMİZ ARALIK AYI

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Masalsı bir giriş yapmak istiyoruz bu haftaki Medya Kaza Raporu na...

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Masalsı bir giriş yapmak istiyoruz bu haftaki Medya Kaza Raporu na... - Gökten üç medya kazası düşmüş. Biri ona, biri buna, biri şuna... - Bakandan çok bakancılık yüzüğe takıldı - Pahalı şarap, G20 zirvesinde buruk bir tad bıraktı - Özel jetler, CEO ların başına jet hızıyla

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur.

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur. 06 EKİM 2014 REKLAM HABERLER Gül-Ay - Sayfa 3 06 EKİM 2014 Gül-Ay - Sayfa 5 HABERLER Erdemli de üzüm festivali yapıldı Erdemli'ye bağlı Üzümlü köyünde Üzüm festivali yapıldı. Erdemli Belediyesi tarafından

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ. Erkek Öğrenci. Yıl 1881 Ilık rüzgarlar esiyordu Selanik ovalarında ; Dağ başka, sokaklar başka başka ;

BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ. Erkek Öğrenci. Yıl 1881 Ilık rüzgarlar esiyordu Selanik ovalarında ; Dağ başka, sokaklar başka başka ; 1 BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ Yıl 1881 Ilık rüzgarlar esiyordu Selanik ovalarında ; Dağ başka, sokaklar başka başka ; O gece en güzel yıldızlar kaydı, Nereden geliyordu bu aydınlık? Neydi insanları bu denli mutlu

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Bin Yıllık Musiki Kültürümüze Katkı Sunuyoruz. 14 Ocak 2014 Kürdilihicazkâr Faslı Beraber ve Solo Şarkılar Konseri

Bin Yıllık Musiki Kültürümüze Katkı Sunuyoruz. 14 Ocak 2014 Kürdilihicazkâr Faslı Beraber ve Solo Şarkılar Konseri Bin Yıllık Musiki Kültürümüze Katkı Sunuyoruz 14 Ocak 2014 Kürdilihicazkâr Faslı Beraber ve Solo Şarkılar Konseri Müdürlüğümüz bünyesinde faaliyet gösteren AKM Klasik Türk Sanat Müziği Korosunun Şef Mitat

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız:

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΔΙΕΤΘΤΝΗ ΜΕΗ ΕΚΠΑΙΔΕΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Δ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ½ ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Türkiye de azınlık olmak Anket Çalışması

Türkiye de azınlık olmak Anket Çalışması Türkiye de azınlık olmak Anket Çalışması Kişilik Bilgileri: D.1 Hangi yaş aralığında bulunduğunuzu işaretleyiniz. K.1 20 nin altında 1 20-29 2 30-39 3 40-49 4 50-59 5 59 un üstü 6 D.2 Cinsiyetiniz? K.2

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 5 MART 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Çağdaş Kibeleler Belediyesi nin sekiz sezondur düzenlediği Ustalara Saygı toplantıları, Dünya Kadınlar Günü geleneksel etkinliği Çağdaş

Detaylı

1 von 5 21.11.2013 22:24

1 von 5 21.11.2013 22:24 Anasayfa Hamburg GEZİ + POLİS + ORUÇ = İFTAR Tarih : 2013.07.27 17:17:32 Hamburg Sivasspor Taraftar Derneği nin iftar yemeğinde, Gezi Parkı ve Hamburg polisinin Türk gençlerine karşı baskılı tutumuna yönelik

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye deki üniversite imkanlarının zorluğu ve kontenjan sıkıntısı öğrencileri değişik arayışlara itiyor. Her yıl 50 binin üzerinde

Detaylı