I V_X \ L L. AYLIK FİKİR ve SANAT DERGİSİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "I V_X \ L L. AYLIK FİKİR ve SANAT DERGİSİ"

Transkript

1 I V_X \ L L. AYLIK FİKİR ve SANAT DERGİSİ FİGANI TÖREDEN A. ÇELEBlOĞLU Mevlânâ Tesiri 6 YETÎK OZAN... 8 Doç. Dr. MESERRET DÎRÎÖZ Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı 9 YUNUS ÖZEL 12 Dr. REHA OĞUZ TÜRKKAN «Arı Türkçe»nin Tehlikeli Zehiri 14 Prof. Dr. ERCÜMEND KURAN Küçük Said Paşa 17 AHMET TEVFÎK OZAN 25 RIZA KARDAŞ Türk Öğretmeninin Yetiştirilmesi 26 Töre, T. C. Milli Eğitim Bakanlığınca Tebliğler Dergisi'nin 8 Kasım 1976 târih ve 1906 numaralı sayısının 408. sayfasında tavsiye edilmiştir. Her türlü haberleşme adresi : PK. 211, Kızılay - ANKARA Abone şartlan : Yurt içi yılhk : 120 TL. Yurt dışı yıllık : 240 TL. Yurt içi havaleler numaralı posta çekine; yurt dışı havaleler Türkiye iş Bankası, Ankara Gaziosmanpaşa Şube si 72 numaralı hesaba yapılmalıdır. Kurucusu : HALİDE NUSRET ZORLUTUNA Osmanlı Pâdişâhları (Hakkında Ord. Prof. Dr. ALÎ FUAD BAŞGİL Türkçe Mes'elesi ROBERT L. FARLOW Romanya Raporu... SALMAN KAPANOĞLU «Bir Rüşvet Olayı» ÖMER ALBAYRAK ERBAY KÜCET Tanzîmattan Sonra Türkler Sahibi : EMİNE IŞINSU ÖKSÜZ Sorumlu Yazı İşleri Müdürü HİKMET CELEPOĞLU Basıldığı yer : BİMAŞ Matbaacılık Ltd. Şrt. Tel : ANKARA îlân Şartları : Tam sayfa : TL. Yarım sayfa : TL. 1/4 sayfa : 1500 TL. ALÎ AKMANMR 43 Her hakkı mahfuzdur. TÖRE' de yayımlanan yazılar, TÖRE riararial'n^ian vovılt inrl-n ofm.

2 MİR'ÂTÜ'Z-ZAMAN Ne vakit ki meclis-ıi meb'usân bâzâr oldu Ol demde küllî rezîl rüsvâ azar oldu. CünVe kezzâb ü şarlatan tuttu mevki-makam Erbabı nâmûs ü fazîletse bizar oldu. Ehli irtikâb hem oldu sahibi şekva Karga-i leş, huzûr-ı millette hezâr oldu. Seyyah gibi gezdikçe âlemi nev-sadrâzam Halk fakr ü zarurette şikeste vü zâr oldu. Nice nev-zuhûr nazır şekavette elele Uğraşuban Milletin kuyusun kazar oklu. İşgal edildi küllî müesseseyi Devlet Cerîdâb tefrika-yi cinayet yazar oldu. Nâzır-i bhrfânın emrindeki inzibat Huzur tesis yerine huzuru bozar oldu. Vekîl-i bî-uğurun tedbîr ü gayretiyle Mekâtıb-î sübyana anarşi sızar oldu. Huffâş-i bî-ahlâk-ı makina-i temaşa Mücrime alkış tutup mağdura kızar oldu. Hîtfâsa nev-şâirin devr-i saltanatında Sath-ı vatan, Millete zindan ü mezar oldu. Ey Figanı, ne diye boşa feryâd edersin Deryâ-yı kan, nazar-i şâirde gülzâr oldu.

3 / 111 Değerli Okuyucular, Türk siyâsî hayâtının en ilgi çekici hâdiselerinden birisi, sermâye sahipleri ile komünistler arasındaki garip ittifaktır. Bu, komünist yayınların sermâye tarafından finanse edilişinin çeşitli tehditletle sağlanması, veya işveren ile marksist sendika patronlarının müşterek dolaplar çevirerek işçiyi perişan etmelerinden öteye, âdeta temelde bir kimlik beraberliğidir. Türkiye'de komünist faaliyetler, yüksek bürokratlar, millî gelirden aslan payını alan üst gelir grupları ve nihayet devşirme edebiyatçı ve cümle, döküntü sanatçılar mağrifetiyle, bir üst zümre kültürü hüviyetinde gelişip filizlenmiş, fakat kitle haberleşme vâsıtalarının yoğun bir şekilde kullanılmağa başlandığı son senelere kadar asla halk tabakaları arasında kök sallamamıştır. BAŞI ÇEKENLER Gerçi geçmişte, komünizmin pençesine düşmüş dünyâ memleketlerinde de evvelâ büyük burjuvaziye haset hisleri dolu küçük burjuvazi aydınları başı çekmişlerdir; fakat, klasik marksist «Sosyal sınıflar» tasnifinin bizim cemiyetimizin târih içindeki gelişmesine uymayışı bir yana, Türkiye'ye bu mikrop bizzat siyâsî kuvvet ve sermâye sahibi zümreler, yahut daha kesin bir teşhisle, son elli yılın «batılılaşma» yanlısı kozmopolit zümreleri eliyle sokulmuştur. Bu vakıa nasıl îzah edilebilir? Sanırız ki anahtar, batılılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme temayüllerinin niteliğinde yatmaktadır. Millî kültüre yabancılaşan üst zümreler, enternasyonalcilik kazığının kendilerine bu hüviyetler altında ve hümanizma umûmî kılıfı içinde sunulduğunu farkedememiş, fikir mahrumiyetinden fikir sapıklığına geçişte yemlik olarak kullanılmışlardır. KAPİTALİST BATI İyi güzel ama, kapitalist Batı'nın Türkiye'deki bu vakıa karşısındaki tav, rı nasıl îzah olunabilir Unutmayalım ki, Batı için, komünist bir Türkiye, Milliyetçi Türkiye'ye kesinlikle şayanı tercihtir. Milletler arası münâsebetlerde, kimin hangi rejimle idare edildiği değil, kimin kiminle ticarî ilişkilere giriştiği ehemmiyet taşıyor. Mes'eleyi şöyle bir misâlle açalım: meselâ, Batı ittifakı içinde yer alan ve hürriyetçi demokrasi ile idare edilen fakat volfram mâdenlerini SSCB'ne satmayı taahhüt eden bir Türkiye, Ruslar için, ticarî faaliyetlerini Amerika ile yürütmeyi tercih eyleyen komünist Yugoslavya' dan katbekat evlâdır... Kısacası, siyâsî ve askerî ittifaklar, kimselerin kara gözlerinin hatırı için değil, eldeki pazarları başkalarına kaptır, mamak için kurulmaktadır. Sözlerimiz yanlış anlaşılmasın. Çağımız dünyâsında hiçbir ülkenin kendi yağıyla kavrulmağa ne imkânı ne de takati mevcut değildir. Ancak mes'ele, girişilen ittifaklarda, bütün alışveriş f aâ I iy etlerin-

4 de olması lâzım geldiği üzere, kârlı çıkmağa bakmaktan ibarettir. Mert karakterli Türk milletinin şimdiye kadar giriştiği milletler arası münâsebetlerde, anan yahşi baban yahşi yaltaklanmalarına pek çabuk kanarak, millî servetlerinin incik boncuk karşılığında çar-çur edilmesine boyun eğdiği gözle görülür bir gerçektir. ENTERNASYONALCİM»! YUTTURMACASI Bütün bu ileri sürdüklerimizin en açık delili, emperyalist sömürünün vâsıtaları olan Komünist Enternasyonal, SosyalistTEnternasyonal (CHP'ni tebrik ederiz-.) ve Liberal Enternasyonal gibi milletler arası teşkilâtlanmalar yanında, «milliyetçi enternasyonal» gibi bir kavrama asla imkân ve yer bulunmayışıdır. Çünkü, bu siyâsî teşekküller, en az «çok uluslu şirketler» kadar», «çok uluslu ideolojiler» perdesi ardında muayyen menfaatlere hizmet eden teşebbüslerde* başka birşey değildirler. MilİiyetçiIeı, milletler arası bir teşkiâta sadâkat yemini yapamaz. Velev ki, o teşkilâtın samîmi gayesi, katılan mil* AYDINLARIMIZ... letler arasında hakça bir işbirliği ve dostluğun geliştirilmesi olsun. Çünkü Milliyetçilerin sadâkati, her türlü şerait altında, herşeyden önce kendi milletinin yüksek menfaatlerinedir. Milletler camiası içinde, başka milletlerin haklarına göstereceğimiz saygıyı, hiçbir tâviz vermeksizin kendi haklarımız için de bekleriz. Kısacası Milliyetçilik, milletler arası münâsebetlerde, ideolojik saplantılara yakalanmaksızm, ideolojik tuzaklara düşhıeksizin, yalnız Milletin bir bütün olarak yüksek menfaatlerine hizmet anlayışıyla düşünmek ve hareket etmek demektir. Milletler arası emperyalist sömürüye şuurla karşı çıkmak demektir. Müliyetçi Hareket'in, milletler arası seviyedeki mânâsı budur. SALON SOSYALİSTLERİ Batı'dan ithâl malı bir kapitalistleşme vakıası içinde millî benlik ve milliyetçi hasletlerini kaybeden yerli sermayedar zümrenin, manevî değerlerden büsbütün mahrum yetişen ikinci kuşak çocukları, bir gösteriş budalalığı ve macera hevesi içinde sapık yollara sürüklenmiş, kaçınılmaz bir düşüş sergileyerek birer züppe salon sosyalisti hüviyetine bürünmüşlerdir. Ömürlerinde birgün hayatlarını kazanmak mecburiyetinde kalmamış bu insanlar, «artık değer» üzerine nutuklar atmağa başlamış, İskandinav üslûbu döşenmiş odalarda gecekondular üzerine romanlar döşenmiş, «devrimci eylem» adı altmda boykot ve işgallerle mektepten kaytarmayı huy hâline getirmiş, zina serbestisini hakikî kadın hürriyetleri ile karıştırır olmuşlardır. Bütün davranışlarının ardında kendi ruhî ve ahlâkî zaafları yatmaktadır. Dünün Frenk budalalaıı, İngiliz muhibleri,amerikan taklitçileri, bugünün Rus hayranları, Çin uşaklarıdır. Bu minval üzere «modernleşen» Türkiye'de, gitgide, idarenin sebep ve âmil olduğu mülî kültür mahrumiyeti içinde yetişen orta sınıfın (ki Türkiye'de yakın

5 TÖRR'DFM K zamanlara kadar, maddî imkânlardan ziyâde, tahsil durumu ve davranış kalıplan ile tarif edilirdi) çocukları, yozlaşmış varlıklı «sosyete» nin yaşayışına imrenme ve marazî taklit yoluyla aynı fikir ve davranış sapıklıklarına yakalanmışlardır. Bu arada, kendi törelerini, kendi dillerini unutacak kadar yabancı kültürlerin emperyalizmine boyun eğerek, Türkîslâm cemiyetine yabancılaşan aydınlar zümresi, haset, gösteriş merakı, ikbâl hırnı ve hepsinden mühimmi cehalet sâikleriyle, kafadan ziyâde midelere hükmeden materyalist temayüllerin esiri olmuşlardır. tşte, kanaatimizce Türk kültüründe son asır içindeki geriye gidişin esas sebepleri... Ve işte yine, yıllanmış marksistlerin bile marksist bataktan kurtulma yollarını aramakta oldukları günümüz dünyâsında, pek çok geri kalmış ülkedeki yeniyetme «aydın» zümreleri ile birlikte ondokuzuncu asır sosyalizmini yeni keşfeden ve kapitalist emperyalizminden kaçarken komünist emperyalizmine yakalanan, bizdeki (üçbin yıllık millî mazilerini unutmuş) sözde aydınlar zümresinin dramı... MİLLİYETÇİ GÖRÜŞ Solcuların sapık ideolojik şartlanmalan içinde bir türlü aşmaya muvaffak olamadıkları düşünce duvarı, iktisadî sistemlerin ya kapitalist ya sosyalist olmak mecburiyetinde oldukları şeklindeki yanlış bir görüşten yola çıkmalarıdır. Bu, onların en temel düşünce handikabıdır. Tabii, Batılı marksistleri bile elli sene geriden takip eden bizim marksistler, hayalhanelerinde daha henüz ondokuzuncu asrın sonundaki iptidaî kapitalizm ve soyguncu baronlar devrini yaşıyorlar... Özel sektörün daha randımanlı çalıştırdığı bir işletmeyi resmî sektöre veya resmî sektörün daha randımanlı çalıştırdığı bir işletmeyi özel sektöre devretmek gibi budalaca uygulamalar, ancak ideolojik saplantıya yakalanmış sosyalistler ile gözleri kâr hırsından dönmüş kapitalistlere has mantık dışı davramşlardır. Bu uygulamaların, bir bütün olarak milletin menfaatlerine ters düşen sonuçlara ulaşacağı açıktır. Kabul etmeliyiz ki sosyalizmin kuvvetli olduğu cihet, plânlı ekonomi fikri; kapitalizmin kuvvetli olduğu cihet, bürokratik yavaşlamalardan sıynlınması ve ferdî teşebbüslerin basan şansının doha yüksek oluşudur. O halde, iktisadî sahada hâkim olması gereken tavır, ideolojik saplantılardan uzak kalınarak, şu veya bu zümrenin değil bir bütün olarak Milletin hâil ve istikbâli için, en yüksek verimliliğin sağlanması ilkesi ışığında, yapılması gerekenlerin tesbiti ve tatbikatıdır. İktisadî hayâtın "düzenlenmesinde, esnekliğin ön plâna alınmasının en yüksek verimliliği sağladığı, dünyâ milletlerinin târîhî tecrübelerinin ortaya koyduğu-ve hâlâ da koymakta olduğu-bir gerçektir. Milliyetçi görüş, yapılması gerekenin yapılmasıdır. Akıl, mantık ve millet sevgisinin ön plâna alınmasıdır. Milliyetçilik, kökünü Milletin târih içindeki varlığından alır;hedefi, Milletin bugünkü ve istikbâldeki, hem maddî ve hem de manevî refah ve mutluluğudur. Teşhisleri sağlam, metodlan esnektir. Halbuki, kendi kafalarında şekillendirdikleri veya başka topluluklar için teklif edilmiş çözümleri ithal ederek esîri ol dukları modellere göre bir takım uygulamalara (girişenler, çoğu zaman hatâya düşmekte, ancak katı ideolojik saplantıları içinde bu hatâlannı îtiraf cesaret veya İmkânını bile bulamamaktadırlar. ilmin yolu ise önce teşhis, sonra uygun çâre ve metodlann araştınlmasıdır. Türk Milletinin dertlerine ancak Türk Milliyetçileri teşhis koyabilmişlerdir ve yüreklerindeki engin Millet Sevgisi ile yine ancak Türk Milliyetçileri çâre bulabileceklerdir : Ülkücü kadrolann yüklendiği mu, kaddes vazife işte budur.

6 R MEVLÂNÂ TESİRİ MEVLÂNÂ Türkçe mesnevilerde, İran mesnevi şâirlerinden en çok Attar, Nizamî, Senâî ve Sa'dî'nin medh ü senaları edilmiş, bunlar, birer büyük üstâd olarak saygıyla anılmışlardır. Gerek şahsına hürmet edilmesi, gerekse bilhassa eserlerinden Mesnevi'. sinin tesiri cihetiyle en fazla adı geçen, sitayişle bahsolunan isim şüphesiz ki Mevlânâ te'âleddîn-i Rûmî'dir. Hiçbir Mesnevi şâirinin, Mevlânâ kadar devamlı bir şekilde müessir olduğunu, tekrîm ve tebcil edildiğini müşâhade edemiyoruz. Tabiatıyla bu hususta, Mevlânâ'nın cihan- şümul bir şöhreti ve değeri olan Mesnevî'sinin tesiri hâricinde onun, bir tarikat piri, yâni mevlevîligin piri olarak şahsiyetinin ve aynı zamanda bir velî olarak tanınmasının da büyük bir rolü bulunduğunu unutmamak gerekir. Mevlânâ'nın, daha doğrusu Mesnevî'sinin tesiri ile ilgili hususu, üç şekilde mütâlâa edebiliriz: I Mevlânâ'dan hürmet ve sitayişle bahseden mesneviler. II Mevlânâ'nın hayâtı ve mesnevi tercümeleriyle ilgili msnevîler. III Mesnevi tesiri ihtiva eden mesneviler. I Mesnevi tesiri ihtiva etmeyen, sâdece Mevlânâ sevgisi ve hürmeti müşahede edilen mesneviler ayrı bir grup teşkil etmektedir. Bu hususiyet ile daha çok XIV. asır mahsûlü halk tipi mesnevilerde ve umumiyetle eserlerin sonlarında karşılaşmaktayız. Bunların müelliflerinin, hiç olmazsa bir kısmının mevlevî olması muhtemeldir. Bu tür eserlere; Seyyad îsâ'nm Ahvâl-i Kıyâmet'ini, Elvan Çelebi'nin Menâkıbe'l- Kudsiyye Fî Menâsibi'l Üıısiyye'sini, Kastamonulu Şâzî'nin Dâsitan-ı Maktel-i Hüseynini, Kir deci Alî'nin Gügercin, Kesikbaş, Ejderha Destanlarını, Yûsuf-ı Meddâh'ın İblîs, Kız ve Cehûd Hikâyelerini, Mehmed Hatîpoğîu'nun Hacı-Bektaş-ı Velî'nin arapça ve mensur Makalât adlı eserinden yılında nazmen tercüme ettiği Bahrül-Hakayık'ını misal blarak zikredebiliriz. Yûsuf-ı Meddâh'ın, Hz. Peygamberle Şeytan arasında bir muhavereden meydana gelen tahminen ikiyüz beyitlik Dâsitan-ı tblîs (1) adlı mesnevisi şu şekilde nihâyetlenmektedir: Ger selâmetlik dfer isen i yâr Mevlânâ'nın aşkını kıl ihtiyar iazretîne yüzün urgıl dün ü gün 01 yakîn ile verir ilm-i ledün ifûsuf-ı Meddah eğer yo'da kala Ol şehin aşkı irürür menzile II ikinci grup olarak mütâlâa ettiğimiz İbtidânâme, Rebabnâme, İbtidânâme Tercümesi, İbrahim Bey Külliyâtı, Mâneviyü'l Murâdî gibi doğrudan doğruya Mevlânâ veya Mesnevi tercüme ve şerhi ile alâkalı ve müellifleri mevlevî olan eserlerde Mevlânâ'ya hürmet ve medihlerin ve Mesnevi tesirlerinin bulunması tabiîdir. III Üçüncü grup olarak işaret ettiğimiz kısım ise Mesnevi tesiri ihtiva eden mesnevilerdir. Bunlara birkaç mi-

7 , * ' ; - * " ' " f '. :. ' TESİRİ A. CELEBİOĞLU sâl olarak Gülşehrî'nin Manıtıkuttayr'mı, Âşık Paşa'nm Garibnâmesi'ni, AhmedTnin İskendenıâme'sini, Şeyhî'nin Hüsrev ü Şîrîn'ini, Yazıcıoğlu Mehmed'in Muhammediye'sini gösterebil iriz. Mantıkuttayr'daki nahivci ile gemici hikâyesi; bir emîrin, ağzına yılan kaçan birisini incitmesi mevzuundaki hikâye; tavuğun besleyip büyüttüğü kaz yavrularının hikâyesi; asıl kaynağı Keli* e ve Dimne olan arslan ve tavşan hikâyesi Mesnevî'den alınmadır. Âşık Paşa'nm 'da telif ettiği onbin küsur beyitlik Garibnâme adlı, mesnevîsindeki «Birbirlerinin dediğini anlamayan dört kişinin üzüm için kavga ya tutuşmaları» bahsi Mevlânâ'nın Mesnevisinden aktarılmıştır, Germiyanlı Ahmedî'nin 1390 târihinde nazmettiği İskendernâme adlı, İskender'in efsânevî hayâtını konu alan ve yer yer târihî, ansiklopedik ve tasavvufî yönleri de bulunan bu eser için mesnevi ile ilgili olarak «Çakalın boyacı küpüne düşüp boyanması ve çakallar arasında tavusluk dâvasına kalkışması» hikâyesini zikredebiliriz. Yazıcıoğlu Mehmed (öl. 1451)'in Muhammediye'sindeki: Gönül bir sîne ister kim firak oduna yanmıştır Ki şerha şerha olmuştur yanıp derdi dilârâdan Ki tâ şerhi firak edem beyânı iştiyak edem Ki vasf-ı ihtirak edem değilse seng_i haradan beyitleri, Mesnevî'deki Sîne hâhem şerha şerha ez firak Tâ be-gûyem şerhi derd-i iştiyak (Ayrılıktan şerha şerha olmuş bir sîne (gönül) isterim, tâ ki iştiyak, aşk derdini anlatabileyim) beytinden mülhem, daha doğrusu tercümedir. Bizim burada misâl olarak birkaçını zikrettiğimiz mesnevilerde de görülebileceği üzere, sâdece Mevlânâ'yı medheden, onu büyük bir hürmet ve tazim ile anan eserlerin yanında, bâzan kaynak belirtilerek, bâzan belirtilmeyerek bir mısradan birçok beyitlere kadar Mesnevî'den iktibas \olunmus kısımları, daha ziyâde serbest tercüme olarak meâlen nakledilmiş hikâyeleri muhtevî türkçe mesnevilerin sayısının, yeni araştırmalarla daha da artacağına ve bir Mevlevi Edebiyatının teşekkülüne zemin teşkil edecek kadar zengin bir malzemenin mevcudiyetine işaret etmek isteriz. Netîce olarak Mevlânâ'nın, çeşitli istisnaî hususiyetlerinin arasında bilhassa XIII-XV.'inci ve müteakip asırlar da da devam eden tesirleri ile Türk Mesnevi Edebiyatı Târihi içerisinde bir benzerinin bulunmadığını tereddütsüzce söyleyebiliriz. (1) î. H. Ertaylan, Yûsufî-i Meddah: Yeni İki Varka ve Gülşah Nüshası, Hamuşnâme, Dâsitân-ı İblîs, TDED, îst., 1946, c. I, ş, 2, s ; , A. CEiLEBÎOGLU 7

8 BEZEK BEZEK ÇİZGİ ÇİZGİ -Merhum Coşkun Karakaya'nın ardından.. Bir bakışta Altay'lardan Balkan'ı Gördü bezek bezek, çizgi çizgi o, Türk'ten ilmik ilmik akan al kanı Ördü bezek bezek, çizgi çizgi o. Suçsuz sürgünlerin susuz çölünden Aşıp içti çağın acı gölünden, Ölüm bahçesinin dirim gölünden Derdi bezek bezek, çizgi çizgi o. Bir akça kağıdı günü - gününe Açtı yarınına, açtı dününe, Koca Türk ilini gözler önüne Serdi bezek bezek, çizgi çizgi o. Kanamadan son zaferin tadına Binip ülkümüzün bengi atına, Kür _ Şad'ın izinden, Cennet katına Erdi bezek bezek, çizgi çizgi o. YETİK OZAN 8

9 ABDURRAHMAN ŞEREF GUZELYAZICI Doç. Dr. Meserret Diriöz İmparatorluk devrinden intikâl edip, eski kültürümüzün şanlı elçileri gibi aramızda yaşayan değerli şahsiyetlerin sonuncuları da artık bizleri, yanlılıklarımızla, çaresizliklerimizle baş başa bırakarak, birer birer göçüp gitmekte. Sanki bir hazan mevsimindeyiz. Şu son birkaç yıl içinde kaybettiklerimizin sâdece isimlerini bile sıralamaya kalksak; sütunlar kâfi gelmez. Eğer gidenlerin yerini tutacak insanlarımız yetişmiş olsaydı, belki bir dereceye kadar teselli aramaya çalışacaktık. Fakat heyhat; bizi besleyen, ayakta tutan kaynaklardan, her gün sür'atle uzaklaşmaktayız. Bu, bir mutlak yazgı mıdır; yoksa, kaderimizi, kendi elimizle mi oluşturuyoruz? Bilemiyorum. Fakat ne olursa olsun, her şeye rağmen, bu durum, bize zor geliyor. Değişmez alın yazısı gereğince, yakın zamanda bizden kopup, başka bir âleme yol alanların kervanına katılanlardan birisi de, merhum İstanbul Müftüsü, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı oldu. 16 Mayıs 1978 günü, onu da kaybettik. Eşimle, kırk yıla yaklaşan dostluk ve arkadaşlıkları olan bu melek-haslet zât, ilminin, irfanının, diğer (yüksek vasıflarının yanında, çok halûk, çok nâzik, çok hatır şinâs bir insandı. Meclis-ârâ, ehl-i dil, hatib ve edipti. Doğuştan şâirdi. Sayıla, mayacak kadar meziyetleri vardı. O, bir ömür boyu, güzel sıfatlar ve memduh tavırlarla, yâr ve ağyar, herkesin, sevgi ve saygısına mazhar oldu. Nihayet, hâk bellediği bir yolda yürürken, birden bire, beklemediğimiz bir zamanda, «irci'î» emrine uyarak, bizlerden ayrılıp gitti. DİRİÖZ Abdurrahman Şeref Bey, bir Hıdırellez günü, 6 Mayıs 1904 (23 Nisan 1320) târihinde, bugün «mahzun hudutların ötesinde» kalan Petriç kasabasında doğdu. Petriç, o zamanki Selanik vilâyetimizin, Serez Sancağına bağlı, çok güzel manzaralı bir kaza merkezi idi. Babası, bu kasabanın müderrislerinden Sengel'li İbrahim Edhem Efendi ve annesi, Hattat Hacı Ali Efendi'nin kızı Lâtife Hanım'dır. Sonradan ağabeyi Abdullah Hulûsî Bey'le birlikte aldıkları «Güzelyazıcı» soy adı, dedelerinin bu hattatlığıyla alâkalıdır. Aslında, merhumun arab harfleri ile olan Q

10 yazısını görmüş olanlar, onun hattatlık istidadına sahip, hakîkaten güzel yazı yazan, güzel muhtevalı yazan bir güzelyazıcı olduğuna şahadet ederler. İlk mektebe Petriç'te, o zamanki usûle göre, ilâhîlerle, besmele çekerek, Hoca Halil Efendi' nin sınıfında başlamıştır. Bu mutlu devir çok sürmedi. Askerlerimizin politikaya karışması, partilerimizin birbiriyle post kavgası etmeleri sonunda, Makedonya'da, Balkanlarda ve Trakya'da elimizde kalan son şehir ve kasabaların da Sırplar, Bulgarlar ve Yunanlar tarafından işgâlleriyle biten Balkan Harbi felâketinde (1912), yurtlarını bırakıp önce İstanbul'a, sonra Amasya'ya gelmişlerdir. Şeref Bey, Amasya'da, Pandelli İlk Mektebi'nde okumuştur. Bir sene sonra, ailece, Tekirdağ'ın Vize kazasına bağlı Saray kasabasına iskân edilmişlerdir. Dört yaşında babasını, dokuz yaşında annesini kaybeden Şeref Bey, orada devam ettiği Ayaspaşa Mektebi'nin dördüncü sınıfını bitirdikten sonra, ağabeyi tarafından, İstanbul'a getirildi ve «Dârü'kHilâfetü'Laliyye Medre_ sesi»nde imtihana sokularak, adı geçen medresenin «İbtidâ-Hâric» kısmının birinci sınıfına kaydettirildi. Orada, üç yıllık ibtidâ hâriç tahsilini tamamlayarak, «ibtidâ-dâhil»e geçti. Üç senelik tahsilden sonra, 1924'te orayı da bitirdi. Önce Tıbbiyye' ye yazılmış ise de sonradan, maddî imkânsızlık yüzünden, İstanbul Darülfünunuma bağlı «İlahiyat Fakültesi»ne geçmiştir. Şeref Bey, bu fakülte tahsilini yürütebilmek için, bir yıl husûsî «Nümûne-i İrfan» mektebinde muallimlik, arkasından da, önce Sebzeciler Hasır İskelesi'nde bulunan «Salih Ağa Mescidi»nde, sonra da Fâtih-Haydar «Hacı Ferhâd Mahallesi Mescidi»nde müezzinlik ve kayyumluk hizmetlerinde bulunmuş; diğer taraftan, Süleymâniye Kütüphânesi'nde açılan «Kütüphanecilik Kursu»na bir sene kadar devam ederek 1926'da a'lâ derecede ehliyetname almıştır. Ayni zamanda Şeret Bey, çeşitli âlimieıden husûsî dersler görmüş; bu arada, o günün Evkaf Nâzın bulunan «Hâk Dîni Kur'ân Dili» adlı dokuz ciltlik büyük tefsirin sahibi Elmalılı Küçük Hamdi Efendi'den çok istifâde etmiştir. Şeref Bey, 1927 senesinde İlahiyat Fakültesini bitirdi. Aynı yıl, bin kuruş (10 lira) maaşla Millet Kütüphanesi Pertev Paşa Bölümü memurluğuna tâyin edildi. 1937'- de Murad Molla Kütüphanesi, 1943'te Süleymâniye Kütüphanesi memurluklarına getirildi. Abdurrahman Şeref Bey, bir yandan kütüphanecilik hizmetinde bulunurken, bir yandan da Vefa Lisesi'nde ve Zeyrek Ortaokulu'nda yardımcı öğretmen olarak Türkçe dersleri okutmuş; yılları arasında da, Çapa Kız İlköğretmen Okulu'nda «Dîn Dersleri» ve İstanbul î- mam-hatip Okulu'nda «Usûl-i Fıkh» hocalığı yapmıştır. Abdurrahman Şeref Bey, asıl sahasına, ancak 1950 senesinde geçebilmiştir. Bu târihte kırk lira aslî maaşla, İstanbul Müftülüğünde, vaizlik ve Hademe-i Hayrat Murakıplığı vazifesine tâyin edilmiştir. 1953'te İstanbul Gezici Vaizliği, 1965'- te İstanbul İhtisas Vaizliği ve 1966'da, İstanbul Merkez Vaizliği hizmetlerinde bulunduktan sonra, 1972'de İstanbul Müftüsü olmuştur. Bu son vazifesi, vefatına kadar sürmüştür. Şaşılacak bir şeye burada işaret etmeden geçemiyeceğim. Kırk küsur sene devlete çeşitli dallarda hizmet etmiş olan bu değerli insan, hep küçük kadrolarda çalıştırıldığı için, birinci derecenin dördüncü kademesini ancak geçen sene, 1977'de alabilmiştir. Vefatı haberi gazetelerde çıktığı gün, eşim Haydar Ali Diriöz, merhum için, büyük üzüntüsünü dile getiren şu târihi yazmıştır : Gitti kırk yıllık eski bir dostum Böyle bir derdin âh yok ilâcı Şeyhi ahrâr u müftî-i Sakaleyn Dil tavaf eylemiş huceste hacı Sözü baldan da tatlı bir er idi İftirakı bize ölümden acı 10 DİRİÖZ

11 GÜZELYAZTCT Âğlasın cümleten ricâl-i Yemin Ağlasın cümle fırka-i Nâcî Geçdi târihe Hayderâ (bu ziya' Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı) Merhum, çocukluğundan itibaren, çok sıkıntı ve çok acı çekmiştir. Harbin ve (1978) Gelir hilâle bakınca «Hilâl» hatırıma «Hilâl»! sormada herbir melal hatırıma muhacerat yıllarının verdiği ızdıraplardan sonra, 1934'te kızı Hilâl Câvidan'ı, 1937'de de, eşi Hürmüz Hanımı kaybetmesi, ona hayâtı zehir etmişti. tt938'de elemlerini yansıtan «Eylül Yaprakları» adlı şiir kitabını neşretmiştir. Aşağıdaki beyit, o eserden alınmıştır : Bastırmak imkânını bulamadığı ve Abdülhak Hâmid'in «Makber»ine nazire olarak yazdığı «Mezar» adlı eseri de, onun bu elemlerini dile getirir. Bu acılardan sonradır ki, Şeref Bey, kendisini tasavvufa vermiş; Serezli Hacı Abdullah Hasîb Efendi'ye intisâb etmiştir. 1940'ta Kevser Hanımla evlenmiştir. Bu gün arkasında hayrülhalef olarak bı* raktığı iki oğlu, dört kızı vardır. Merhum, Arabça, Farsça ve Fransızca bilirdi. Daha medresede iken, şiir yazmaya başlamıştı. «Eylül Yapraklarından sonra, «Gönül Yolcuları» isimli şiir kitabını bastırmışsa da, maalesef, «Divân»! ile, «Perişan Çiçekler» ve «Ayna Kırıkları» adlı şiir mecmualarını neşretmek imkânını bulamamıştır. Abdurrahman Şeref Bey, şiirlerinin bir kısmını hece vezniyle yazmakla beraber; umumiyetle aruz veznini kullanmıştır. Aruzla yazdığı manzumelerinde de, en çok klasik gazel tarzını tercih etmiştir. Şiirleri, ekseriyetle san'at endişesinden uzak, sâde ve samimîdir. Izdıraplarmı, elemlerini, inceliğini, hassasiyetini, zekâsının parıltılarını, bol bol şiirlerinde görmek mümkündür. Yer yer, yepyeni buluşlar ve orijinal teşbihlere rastladığımız, mânâ yüklü bu şiirler, kendilerine kollarını açacak ciddî araştırmacıları beklemektedir. Merhumun şiirleri hakkında bir fikir vermek maksadiyle, bir gazelinden birkaç beyti buraya alıyorum : Hayadan kalmasın gül-bergi ruhsârm îer altında Yazıkdır mahvolur ezhâr-ı hüsnün seller altında Mikabı zülfünü kaldırma kim cânâ Kıyâmet'dir. Gubâr-ı hattile âmâli sevda Mahşer altında Beyaz sinende çarpan kalbini sşhâd kâfidir Hayât olmaz diyen ol münkirine mermer altında ZıSâl-i hecr-s düşdükten bu âna sünbülî aşkım Baharı neş'e pinhandır sehâb-ı esmer altında Şeref bûs-i lebinle ni'met-i vasim edâ eyler Kalır ma âşık-ı sâdık vefayı dilber altında (Devamı S. 44'de)

12 ŞEHİTLERİN SON ARZUSU «Ülkücü Şehitlere İthaf» Ağlayın analarım Havva'lar, Meryem'ler, Hatice'ler!.. Ağlayın bacılarım... Ağlayın dul kalan tazeler. «ÖLMEK KADERDE VAR, BİZE ÜRKÜNTÜ VERMİYOR...» Lâkin kahpe kurşunuyla ölmek zor. İstanbul ufkunda batan güneşler, Çınarların üstünde mahzun sonbahar.. Ne derler, doğrulup mezarlarından? Fâtih'ler, Yavuz'lar, Kanunîler... Ağlayın analarım Hatice'ler, Meryem'ler, Havva'lar. Ağlayın» çünkü gülmekte «çehreyi murdar». Nasıl pusu kurmuşsa ırmaklara balıkçıllar, Öyle beklemekte başımızda «insancıllar».. «NERDEN ÇIKTI BU CENAZE, ÖLEN KİM? BU KAÇINCI BAHÇE GÖRDÜM TARUMAR..» Adlar sıralansın hafızalarda, Ve gözler önünden geçsin simalar: Özmen'ler, Önkuzu'Iar, Şirvan'lar, Tepeler, Sakarya'lar, Haşatlı'Iar... Yükselsin onbinlerden tekbîrler, salâvatlar.. «KİMİ HİNDU, KİMİ YAMYAM, KİMİ BİLMEM NE BELÂ?» Kimi hâin, kimi azatsız köle*. Satılmış eller, kafalar, ruhlar.. Hâlâ kurbana doymadı devler, Ve hâlâ durmadı bu «rezil istilâ».. Zaman durdurulur kıskacında akrebin, Ölümün karesi kübü alınır. Kubbelerde sesi duyulur kumruların, Üstümüze boşanırken kurşunlar.. «ÖZ YURDUNDA GARİPSİN, ÖZ VATANINDA 0ARYA!» Bizim değil bu mazi» bu hâl... Bizim değil çünkü yarınlar!-..

13 Biz değildik şehit veren bir babanın yedi oğlunu.. Ve alıp götürmedi Yemeniler, Kafkasyalar... Ecdat kanıyla sulanırken İzmir'ler, Afyon'lar, Sakarya'lar, Kirişi kırmıştı çoktan Mustafa Suphi'ler Ve coşmuştu moskof vodkasıyla Nâzımlar, Çünkü «Allahsız bir baştı O» Ve yoldaştı onlar... «BATAN GÜN KANA BENZİYOR!» Bağda hazân hüküm sürer, gül perişan!.. Çoktan susturmuş bülbülleri, kargalar.. Çağ taş çağı, mağara devridir devir, Mantık katledilmiş, muhakeme esir, Âkil mahkûm, ilim «kıyl ü kaal».. Bağlanmış iskolastiğine Marks'ın Engels'in, Kalın zincirlerle esir kafalar. Değildir sanki Stalinler en büyük cellât, En büyük gardiyan Maolar.. «YİYİN EFENDİLER, YİYİN,- BU HÂNI İŞTİHÂ SİZİN.» Bizim akan kan, dükülen ter, çatlayan ayak.. Bizim «kırsa! kesim», bizim mayıs tezek.. Bizim kaygu kasavet, bizim mihnet... Gülün efendiler, gülün!... Sizindir sevinç kıvanç, sizindir «saygınlık» «ŞÂİRLERİ HAYKIRMAYAN BİR MİLLET,...» Sevenleri toprak olmuş öksüz kesilirken, «Ödül» alır ezelî ve ebedî yetimlerin hakkından, Kelime cellâtları, kültür mezarcıları.. Ve devlet sofrasında yer Jçer, kafa çeker, Edepsiz «yazıcılar», esersiz «yapıtçılar»... «BİR BAHÇEDEYİZ ŞİMDİ ŞEHİTLERLE BERABER, BİZLER GİBİ ÖLMÜŞ O YİĞİTLERLE BERABER» Ama hâlâ hicran içindedir gönlümüz.. Türkün makûs talihine ağlar gözümüz. Bayrak inmesin burçlardan, kalelerden, Ezan eksilmesin minarelerden. Çekilsin hâinler, uşaklar, satılmışlar!... Çekilsin vatansız, dînsiz, Allahsızlar!-. Çekilsin yoldaşları, yandaşları içimizden. Canımız feda olsun, kanımız sebil, Yeter ki kurtulsun vatan.. Budur SON ARZUMUZ, SON SÖZÜMÜZ!... YUNUS ÖZEL

14 6 Şimdi de, en sona bıraktığım en mühim sebebe geliyorum : Lisanımızı uyfptmv17 A KT «ARI TÜRKCE»NİN EN TEHLİKELİ ZEHİRİ Dr. R. Oğuz TÜRKKAN Dilimizin uydurukçalarla bozulmasına karşı oluşumuzun mühim ve çok çeşitli sebepleri gösterilebilir. Ve gösterildi de, Bunları kısaca hatırlattıktan sonra; asıl, en korkuncu ve en zehirlisi üzerinde dur. mak istiyorum. Önce ötekilerini (bâzılarını) sıralıyalım : ÖTEKİ SEBEPLER 1 Bu kelimelerin çoğu Türkçenin bünyesine uymuyor. Hattâ birçoklarının kökü, iddianın tam aksine, Türkçe bile değildir: «kez» gibi, «örneğin» gibi; 2 înce farklarla ayrılan kelimelerle yazıp konuşma yerine, birçok mânâya tek bir kelime getirerek dilde fakirlik yaratıyoruz; 3 Eskimiş diye attığımız bir kelime, yüz yıllar boyunca zengin mânâlar kazanmış, yerine sokuşturulana nisbetle milletin şuur altına kadar sızmış ve çağ. rışım kökleri geliştirmiştir. Yeni bir kelime, lügat mânâsıyle onun tıpatıp aynısı olabilir ama, o zengin ifâde gücünü taşıyamaz; 4 Kökü, soyu özbeöz Türkçe değil diye bir kelimeyi atmak, en kötü mânâsiyle ırkçılıktır. «En kötü» sıfatını kullandım, çünkü aklı başında ırkçılar, birkaç nesildir Türkleşmiş fakat ecdadının soyu yabancı olan kimseleri «Türk değil» diye atmaya kalkmazlar. Halbuki, ırkçılık düşmanı geçinen ve bu konuda mangalda kül bırakmayan nice solcumuz ve «hümanist»imiz, dilde en dar ve şoven bir ırkçılığa kalkı. şır. Tabiî bu, işin maskesi ve kamuflajıdır; maksat dilde Türkçülük yapmak de._ ğil, bu bahaneyle, az sonra anlatacağım hasarı yapmaktır. Bugün Anadolu nasıl başlangıçta Türk değilken, dökülen kanlarımız, dikilen eserlerimiz ve yükselen ezan seslerimizle Türk olmuşsa, Mehmet» de, «istiklâl» de, «hürriyet» de, «vatan ve millet» de ecdâdımızca fethedilmiş ve kullanıla kullanıla artık Türk yapılmıştır. İstanbul'u, Edir_ neyi, câmîyi, aruzu ve hattâ enginarı «bizim» yaptığımız gibi. Bir kelime ki, önceleri belki Arab'ın, Acem'inken, atasözlerimize girmiştir, türkülerinizde söylenmiştir, köylerimizde kullanılmış hatta İstiklâl Marşı'mızda haykırılmıştır, o artık Orhun Yazıtları'ndan koparılma kelimeler kadar Türktür. 5 Uydurdukça kelimelerin birçoğu yanlıştır. Meselâ «ulus», gerçek Türkçede «millet» mânâsına gelmez. Bir grup «boyların» konfederasyonu anlamındadır. «Millet» kelimesine en eski Türkçede karşılık düşünecek olursak, herhalde Orhun Yazıtları'ndaki «bodun» veya «budun» kelimesini buluruz; «ulus» veya «uluş»u değil. «Neden» kelimesinin «sebep», «saik» ve «deıudan» mânâlarında kullanılması da aynı ölçüde sakattır. KÖPRÜLERİ YIKMAK İÇİN

15 durukça kelimelerle doldurulması, nesiller arasında anlaşma zorlukları, kavram bulanıklıkları ve millî ruhta kopukluklar yaratır. Bir önceki millî kültürümüz de gitgide anlaşılmaz hâle gelir. Millî değerler bir bir çürür gider. Solcularımızın istedikleri de zâten budur. Onlara hiç yaraşmayan bir «Türk. çülük» bayrağına bürünüp uyduıukçayı şiddetle savunmaları hep bundandır. Büyük babayla torun, babayla oğul, hattâ yaşça az farklı kardeşler arasına giren bu dil farklıcalığa, zâten anlaşma köprülerimizin pek az kaldığı bugünlerde her türlü ilişki bağını da koparıp atıyor. KÜLTÜR ZİNCİRİNİ KOPARMAK İÇİN Bir de, millî kültürümüze yaptığı zararlar var. Korkunç bir şey bu. Bu işi, bugünkü uydurukçulara çok benzeyen ve onların manevî ecdatları olan Divan şâirleri başlatmıştı. Arabçadan, Farsçadan binlerce kelime aktarıp uyduruk bir Osmanlıca yaratmışlar, halktan dilce de kopmuşlardı. Türkçülük hareketiyle dilimiz nihayet halkın da anlayabileceği bir sadeliğe erişmişti, ama son yüz yılların edebiyatını zor anlar olmuştuk. Yeni baştan bir cumhuriyet nesli edebiyatı yaratmağa tam başlamıştık ki, solcuların ve millî kültür ve gelenek düşmanlarımızın kurnazca bu*«öztürkçeciliğe» sarılmaları sonucu, Divan şâirlerimizin anlaşılmaz çağlarına benzer bir hâle düştük. 1950'lerden ve bilhassa 1960'lardan sonra hızlanan uydurukça, kitle anlaşımhaberleşme araçlarının baskısı sayesinde süratle yayılmış, beyinler ve diller yıkanmış, daha doğrusu zehirlenmiştir. Artık başbakanından, devlet ricalinden, boylu poslu profesöründen, sokaktaki şoföre ve mahalle «manyağına» kadar herkeste bir «nedenlik», «saptamalık», «uygarlık» ve «kapsamlık» aldı gidiyor. Tamam mı Ne Tamâmı? Daha henüz başladı. Hergün arkasını televizyondan, radyolardan, basından, öğretmenlerin ve politikacıların ağzından üzerimize tonlarca boca edip duruyorlar. «Ger e ksinme» eskidi bile. Daha ne inciler duyuyoruz : «Soyungeç» gibi. Bugün bir genç benden bir «yazar» istedi. «Yazar benim, beni mi istiyorsunuz?» dedim; meğer kalem istiyormuş! VİZE ALAMAYAN KELİMELER Bâzılarına bu, gülünecek bir yaramazlık gibi gelebilir. Fakat şuna dikkat edin. İş inada binmiştir; sâdece ortaya yeni kelime atılmakla ve sunulmakla kalınmıyor. Kalp para ortaya çıkar çıkmaz eskişi tedavülden kaldırılıyor, gizli bir emirle sanki yasak ediliyor; artık boyunlarını kesseniz «bütün»ü arada sırada bile olsa onlara kullandıramazsmız; bunun adı artık «tüm»dür. «Bir daha», «kere» veya «bu sefer» demeğe dilleri varmaz, resmîsi «kez»dir. «Söz gelişi» ve «meselâ» ayıp kelimelerdendir. «Örneğin» diyeceksiniz mutlaka. «Gitgide», «gittikçe», «gün geçtikçe» sanki yabancı deyimlerdir, sanki dil yakar, illâ «giderek» diyecekler. «Vatan», «millet», «hürriyet», «istiklâl», «imkân»,

16 «ihtimâl» yasak; «yurt», «ulus», «Özgürlük», «bağımsızlık», «olanak», «olasılık» demek lâzımdır. «Müsaade ederseniz» veya «arzu ederseniz», «isterseniz» gibi nezâket sözleri, sanki pasaportunda vize olmayan yolcu gibi memlekete giremez; vize, «dilerseniz» «sözcüğünde»dir. Yanlış bile olsa, odur gizli sansürcülerce müsaade edilen. DİL POLİSLERİ Bu dil polisleri ve kelime gümrükçüleri kapıları kontrol ediyorlar, okullarda onların dili okutuluyor; televizyona çıkanlara «terimler» zorlanıyor. Neticede gitgide^ yeni nesil, eski kelimeleri unutmağa başlıyor, yeni kuşaklar Hâlit Ziyâ'nm dili şöyle dursun, Atatürk'ü bile anlayamamağa başladı. Haydi Atatürk'ün gençliğe Hitabını «arıcaya» çevirenler çıkıyor; daha dünün kültür eserlerimizi de mi çevireceğiz, Türkçeden Türkçeye! Reşat Nuri Gültekin'in romanları daha dün en sâde ve temiz türkçeyle yazılmış diye bilinirdi. Geçenlerde «Çalıkuşu» nu okumağa çabalayan bir delikanlı, «te. essür» ne demek? diye sordu. Arkasından «o esnada», «ibaret kalmış» gibi ibarelerden tutun, «merhum ve «ve şâire» gibi «sözcüklere» kadar sordu durdu. «Sözlüğe» (yâni lûgata) da bakabilirdi. Benden kelime mânâlarmı öğrendi ama, okuduğu romanın ne zevkine varabildi, ne de tadına. Ya Orhan Veli? Yeni gençliğin, yeni şâiri? «Kelimelerin kifayetsiz olduğunu», yaşasaydı, bir kere daha anlayacaktı. Çünkü bu kelimesinin bile ikisini, yeni kuşaklar sözlüğe bakmadan anlayamıyorlar! Ve bu felâket sürüp gidiyor. Dünün uydurukçası bile yeterli bulunmuyor, biraz zaman geçince onun bile yenisi uyduruluyor! Aralarında bir iki sınıflık ancak fark bulunan çocukların «bâzı «deyimleri» farklı farklı öğrendiklerini görüp donakalıyorum! ESKİYİ.YENİYİ BİRARADA KULLANIYORUM Yazar olarak ben de çaresiz kaldım; yeni nesillerce anlaşılmama tehlikesine karşı yeni kelimelerden Türkçeye en uygun ve kulağa en hoş gelenlerini (meselâ çözüm'ü, tartışma'yı, kuşak'ı, sakınma'yı) kullanıyorum. Ama şuna dikkat ederek; sık sık eski müteradiflerini de kullanarak. Bir cümlede «bağımsız» demişsem, az aşağıda bu sefer de «müstakil» kelimesi, ni yazıyor, böylelikle unutulmamaları için çaba gösteriyorum. EI ele ve sözbirliği ile bunu yapmazsak, bir gün gelecek, hiçbirimiz birbirimizi ve geçmişimizi anlayamaz olacağız. Hatırlarsınız, Allah'a meydan okumak için Bâbil Kulesini yaptırmaya başlayan Nemrut'a Cenâb-ı Hak en müthiş cezayı şöyle vermişti; bir anda kulede çalışan işçiler birbirlerinin dilini anlamaz hâle gelmişlerdi. Ve Nemrut, başarısızlığa çarpılmıştı.

17 BİR TÜRK ISLAHATÇISI OLARAK KÜÇÜK SAİD PAŞA ( ) Prof. Dr. ERGÜMEND KURAN Tarihçilerin birçoğu için liberalleşme ve muasırlaşma birbirine muvazi ve birbirini tamamlayan mefhumlardır. Liberalleşmeye doğru her hareketi onlar muasırlaşmanın bir işareti olarak kabul ederler; sınırlayıcı her tedbiri de an'aneciliğin bir tezahürü olarak görürler. Türk muasırlaşma târihini böyle bir peşin hükümle tedkik etmiş olan Türk ve Batılı ilim adamları, Tanzimat ( ), Genç Osmanlı ( ) ve Genç Türk devirlerini ıslahatçı olarak övmüşler, II. Abdülhamid saltanatını ise an'aneci, hat tâ gerici olarak yermişlerdir. Önceki az veya çok liberal devirlerde muasırlaşma sahasında te'sirli icraat gerçekleştirildiği doğru olmakla beraber, son yıllarda yapılan ilmî araştırmalar Sultan Abdülhamid devrinin de bu bakımdan daha az ehemmiyetli olmadığını isbatlamıştır. Abdülhamid'in 1878'den 1908'e kadar süren 30 yıllık saltanatı aslında bir istibdat idi; ancak bu devirde uzun vadeli sonuçları olan ıslahata girişilmiş ve bunlar gerçekleştirilmiştir. Bernard Levvis'in belirttiği gibi, «Pâdişâhın ıslahat hareketlerinde belli baş lı şahıs, bazen Küçük Said adıyla tanınan Mehmet Said Paşadır» (2) Said Paşa 1840 sıralarında, aslen Ankara'lı bir aileden, Erzurum'da doğdu. Doğduğu şehirde ve istanbul'da medrese eğitimi gördü ve bu eğitimi husûsî olarak Batı ilimleri ve Fransızca tahsiliyle tamamladı. Yirmisinden önce devlet hizmetine girerek zekâsı ve kabiliyeti sayesinde ça buk ilerledi. 1876'da Mabeyin Başkâtipliğine tâyin olundu ve yeni culûs etmiş o- (1) Bu tedkik, Kasım 1968'de Austin (Teksas)'da toplanan Orta Doğu Tedkikleri Derneği'nin İkinci yıllık kongresine tebliğ olarak sunulmuştur. Türkçe tercümesi ilk defa Dergimiz tarafından okuyucularımızın istifâdesine sunulmaktadır. (2) Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey (2. baskı, Londra, 1968) s. 179.

18 lan Sultan Abdülhamid'in itimâdını kazanarak, iki yıl sonra, Dâhiliye Nazırlığına nasbolundu. Said Paşa, 1878 sonunda Adliye Nâzın oldu ve ertesi yıl sadrazamlığa getirildi. Bu makamı, yedisi Abdülhamit saltanatında, ikisi de Genç Türkler devrinde olmak üzere, dokuz defa işgal etti. 1914'de İstanbul'da, Ayan Reisi iken öldü. Devlet adamı olarak faaliyeti burada tekrarını gerektirmeyecek derecede bilinir (3). Bununla beraber, bir Türk ıslahatçısı olarak, icraatı daha çok ilgilenmeğe değer. Muasır resmî Türk Târih yazıcılığında, III. Mahmud, Mustafa Reşid Paşa ve Mithad Paşa, çalışmaları Atatürk inkılâbına zemin hazırlayan büyük ıslahatçılar olarak kabul olunur. Muasır Türk tarihçilerinin çoğu, kısmen an'anevî Batı ilminin te'siri altında, «Kızıl Sultan» Abdülhamid efsânesini devam ettirirler ve onun saltanatını müstebit bir karanlık çağ olarak tasvir ederler. Prof. Enver Ziya Karal, Osmanlı Târihini (4)'nde, Said Paşa'nm son derece çalışkan, bilgili ve dürüst olduğunu kabul eder (s. 290), fakat onun büyük adam olduğu fikrini «Dünyâ târihinde... Said Paşa gibi sadrâzamlara büyük denmemiştir. Istibdatçı fikirlerin ve istibdat rejimlerinin büyüklüğü yoktu» (s.293) görüşünü ileri sürerek kesinlikle reddeder (5). Bu hüküm kolaylıkla cerhedilebilir: Metternich ve Bismarck'm büyüklüğü onların otoriter oluşları yüzünden gölgelenmemiştir. Zâten, Said Paşa'nın müstebidliğinin mâhiyeti, kendi zaman ve şartları içinde mütalâa olunması gereken bir husustur. Said Paşa'nm muasırı bir İngiliz diplomatı olan Harry H. Lamb, 1906'- da şöyle yazmıştır : O (Said Paşa) samîmi bir vatansever, yüksek zekâlı, geniş bilgili ve bugünkü Türk devlet adamları arasında bir eşine rastlanmayacak kadar müstakil şahsiyetlidir; Mr. Lamb'- m kanaatine göre, «Said Paşa hâlâ birçokları tarafından memleketin idaresini düzeltebilecek tek yaşayan insan olarak telâkki olunur, idarede mevcûd olan bozuklukların doğuracağı tenliklere de o herkesten fazla müdriktir» (6). Gerçekten, Said Paşa uzun meslek hayâtı boyunca, eski imparatorluğu muasır bir devlet hâline getirmek gayesiyle, Osmanlı müesseselerini ıslah etmeye cehdetmiştir. Said Paşa'nm esas fikirlerini, Abdülhamid'in saltanat yılarında pâdişâha sunduğu lâyihaların tedkikiyle kavramak mümkündür. Rebi I 1296/ Şubat- Mart 1879 tarihli olup Adliye Nazırlığı sırasında ve Berlin Kongresi ferdasında yazdığı ilk lâyihasında, Said Paşa ordu teşkilâtını düzeltmek için mâlî ıslahat, muhtariyete doğru temayülleri dizginlemek için, merkez ve eyâlet idarelerinde mülkî ıslahat, müslüman teb'anm pâdişâha bağlılığını kuvvetlendirmek için de eğitim ıslahatı teklif etmiştir (7). Bu lâyiha açıkça muhafazakâr vasıftaydı, ve 1878'de Meşrûtiyetin ilânından sonra Genç Osmanlıların takip ettikleri liberal siyâsete tam bir tezat teşkil ediyordu Zira, adem-i merkeziyetçilik yerine merkeziyetçilik, Osmanlılık yerine de İslâmlık teklif ediyordu. Lâyiha, daha bir (3) (4) (5) (6) (7) Said Paşa'nm hâl tercümesi için, bk. İslâm Ansiklopedisi, «Said Paşa, Küçük» maddesi (E. Kuran). C. VIII (Ankara, 1947). Diğer taraftan, muhafazakâr tarihçiler, Abdülhamid saltanatmdaki başarıları bizzat Pâdişah'm teşebbüsüne bağlayarak, Türkiye'nin muasırlaşmasında Said Paşa'nm hizmet payını azımsarlar. (Krş. İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Târihi Kronolojisi (İstanbul, ), c. IV), c. IV, s ). British Documents on the Origin of the War, , yayınl. G. P. Gooch ve Harold Temperley (Londra, ), c. V, s. 19. Said Paşa'nm Hatıratı (İstanbul, 1328 H.), c. I, s

19 yıl önce Meclis-i Mebûsan'ı kapatarak mutlakiyet rejimini kurmuş olan Sultan Abdülhamid'in meşrebine uygundu; bu sebeple, lâyihayı tamâmiyle tasvip etti ve 1879 Ekiminde müellifini sadrâzam, daha doğrusu başvekil, tâyin etti. (8) Said Paşa, sadâretten birkaç kere muvakkaten azl olunmakla beraber, hemen altı yıl iktidarda kaldı. 25 Ramazan 1297/31 Ağustos târihi olup pâdişâhın talebi üzerine Said Paşa tarafından hazırlanan lâyiha daha da manâlıdır. Osmanlı İmparatorluğunun gerileyiş sebepleri hakkında bir girişten sonra, lâyihada yeniden dirilme çâreleri sistemli bir şekilde ileri sürülüyordu. Said Paşa eğitim ıslahatına hayatî bir ehemmiyet veriyordu. Diyordu ki, «Maârif-i umûmîyye intişar etmedikçe devlet-i âliyyeleri umur-i dâhiliyye ve hâriciyyesini hüsn-i idareye muktedir rical, hukuk-i amme_i hakkiyle hall-ü fasi edecek hukkâm, askeri hüsn-i idare eyleyecek kumandan ve varidatın menbaını fenn-i tedbir-i servete göre îmâl ve tevsi esbabını gösterecek mal memuru bulamaz «(9). Said Paşa'ya göre, son yirmi otuz yılda kendi cemaat okullarında aydınlanmış olan Hıristiyan teb'ayı kontrol altında tutabilmek için, Müslümanların eğitimi esaslı bir şekilde ıslah olunmalıdır. Dürüstlük de çok ehemmiyetlidir. Bu itibarla, Said Paşa suistimallerle mücâdelenin ve dürüst memurları korumanın ehemmiyetine dikkati çekiyordu. Bununla bağlantılı olarak, adlî ıslahat gerekliydi. Mahkemeler her türlü dış müdâhalelerden masum olmalı, hâkimler mesleklerinde iyi yetişmiş ve namuslu kimselerden seçilmiş bulunmalıydı. Said Paşa idâri ısahatı da ele alıyordu. Devlete sadâkatlerini teyid ettikleri takdirde, gayri müslim diplomatların imparatorluk dış hizmetlerinde tam hak ve salâhiyetle kullanılabileceklerine kaaniydi. Bununla beraber, diplomaside tecrübeli müslüman memurların sayısının artırılmasını uygun bulmaktaydı. Buna ilâveten, askerî kumandanlıkla vazifelendirilmek üzere liyakatli bir subay kadrosunun yetiştirilmesi için, Harbiye Mektebi'nde en yeni usûllerle eğitim yapılmasını gerekli görüyordu. Bunun gibi, mülkî hizmetler için muktedir idareciler yetiştirmek maksadıyla, Mülkiye Mektebinde eğitim muasırlaştırılmalıydı. Polis teşkilâtı da gerekli ıslahata muhtaçtı; Zîra, memlekette emniyetin sağlanması zaruriydi. Nihayet, Said Paşa mâliye ve iktisat sahalarında yapılacak ıslahatı ele alıyordu. t)na göre, «Devletli aliyyelerinin idâre_i mâliyyesini tanzim ve îtibânm iade eder ise her fenalığı izâle ve aksi takdirde her fenalığı celbetmiş olur» (10). Said Paşa, ödeme şartları mâkûl olduğu ve alman para verimli yatırımlara harcandığı takdirde, dış istikrazlar aktolunması usûlüne muarız değildi. Mâlî ıslahat hususunda, dengeli bütçe yapılması, âdil ve titizlikle uygulanan bir vergi sistemi kurulması ve devletin mâlî işlerinde muasır bir muhasebe sistemi kabul olunması üzerinde ısrarla duruyordu. Daha sonra, Osmanlı dış ticâretinde o zaman mevcut olan açığa dikkati çekiyordu. Çâre olarak millî sanayinin kurulması ve ticâret ile ziraatın gelişmesini gösteriyordu. Ayrıca, bayındırlık işleri nin ıslahı ve ulaştırma vâsıtalarının genişletilmesi gerçekleşmeden iktisat sahasında hiçbir başarı sağlanamayacağını belirtiyordu. Ağustos 1880 tarihli lâyiha gerileyen imparatorluk için umûmî bir ıslahat (8) (9) (10) Said Paşa'nın Sadrazam ünvânıyle tâyini ilk olarak, onun bu makama 21 Muharrem 1300/2 Aralık 1882'de dördüncü defa nasbmda vukubulmuştur. Unvan değişmeleri hk., bk. B. Levvis, «Başvekil» maddesi, El 2, c. I. Said Paşa'nın Hatıratı, c. I, s Said Paşa'nın Hatıratı, c. I, s. 433.

20 programı ortaya koyuyordu. Bu sebeple, teklif olunan tedbirler daha çok nazarî mâhiyette olup bunların tatbikî hususunda yeter derecede açık yolları göstermiyordu veya 1882'de Said Paşa'nm bir vükelâ meclisi toplantısında okuduğu ıslahat projesi, devlet müesseselerinin yeniden teşkîlâtlandııılması için daha müşahhas teklifler ihtiva ediyordu (11). Mevcut her iki eyâleti daha geniş bir vilâyet hâlinde birleştirmek suretiyle ye ni bir vilâyet idaresi kurulacaktı. Teklif olunan sisteme göre, her vilâyet iki liva, dört kaza ve onaltı nahiyeye bölünecekti. Said Paşa bu değişikliğin sebebinin imparatorluk mülkî ve askerî teşkilâtları arasında rasyonel bir ahenk kurmak gereğine dayandırıyordu. Asıl maksadının ise, 1864 tarihli Vilâyet kanununu tâdil ederek, merkez idarenin vilâyetleri daha sıkı murakabe etmesini sağlamak olduğu muhtemeldir. Bu ıslahat projesi vilâyetlerde adalet, mâliye, eğitim ve bayındırlık hizmet lerinin de geniş ölçüde yeniden teşkilâtlandırılmasını plânlıyordu. Her Vilâyet merkezinde, bir istatistik dairesiyle mücehhez, nâfia ve ziraat müdürlüğü de vazife görecekti. Vilâyet merkezlerinde birer üniversite (dar ül-ulûm) ve birer yüksek teknik okulu (dar ül-ıfunûn) açılması da düşünüldü. Said Paşa'nm bu ıslahat projesi beklenilmeyen bir mâni ile karşılaşmış olmalıdır. Zîra, vükelâ meclisinde münâkaşası yapılmadan kalmıştır. Gerçekte, bu proje Devletin o zamanki imkânları üstünde tasavvurlar ihtiva etmesi sebebiyle kolay kolay tatbik olunamazdı. Bununla beraber, projede teklif olunan birçok ıslahat, müteakip yıllarda, bizzat Said Paşa tarafından tatbikata konmuştur. Said Paşa'nm faaliyeti en çok eğitim alanında semere verdi. Maârif Nâzın Safvet Paşa tarafından 1869 yılında hazırlanmış olan Maârif-i Umûmiyye Nizâmnâmesi muasır bir eğitim sistemi kurmak için mükemmel bir tasarı teşkil ediyordu. Fakat bu nizâmnâmenin hazırlanış târihinden beri, eğitim sahasında pek bir şey yapılmamıştı. Said Paşa vilâyetlerde maârif müdürlükleri kurarak ve ardından birçok okul açarak geniş çapta ıslahata girişti sonundan, dördüncü sadrazamlığından azli (târihi olan 1885 Eylülüne kadar rüşdiye mekteplerinin sayısını 253'den 389'a yükseltti ve Yenişehir Fener'de 1875'de kurulmuş olan idâdiyeye ilâve olarak vilâyetlerde dört adet idadiye mektebi açtı (12). Her vilâyet ve liva merkezinde bir idadiye mektebi açılması plânlanmıştı. Said Paşa bütün imparatorluk sathında yayılmış olarak 24 idâdiyenin inşâsını başlattığını iddia eder (13) Böyle geniş bir teşebbüsün zaruri kıldığı masraflar, 1883'de konulan bir husûsî vergi ile karşılandı. Daha sonra, 1901 Kasımından 1903 Ocağına kadar süren altıncı sandrâzamlığmda, Said Paşa eğitim siyâsetinde değişiklik yaptı ve rüşdiye mezunlarının idâdiyeler yerine meslek mekteplerine yöneltilmesi maksadıyla, zamanın Maârif Nazırını gerekli tedbirleri almağa teşvik etti. Bu hareketinin sebebi, cemiyet kalkınmasında meslek sahibi yurttaşlar yetiştirmenin devlet hizmeti için aydınlar yetiştirmekten daha faydalı olacağına inancıdır (14). Verdiği talimatın sonuçsuz kalmadığı anlaşılıyor; czîra, müteakip yıllarda taşra idâdiyelerinin birçoğuna meslek bölümleri eklenmiştir. Said Paşa'nm yüksek öğretimdeki başarısı daha da fazladır. Birinci sadrazamlığında, 1879 ile 1884 arasında, Is (11) (12) (13) (14) Aynı Ese r, c. I, s Faik Reşit Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Târihî Bir Bakış, (Ankara, 1964, s. 45. istanbul'da bir Mülkiye idadisi de 1873'de açılmıştı. Said Paşa'nm Hatıratı, c. I, s Aynı Eser, c. II, s

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Koca Mustafa Reşid Paşa

Koca Mustafa Reşid Paşa Osmanlı İmparatorluğu ndaki ilk Mason Locası 1738 de Galata da kurulmuştur. Osmanlı vatandaşı olarak mason olan ilk kişi Yirmisekiz Mehmed Çelebi nin oğlu Yirmisekizzade Mehmed Said Paşa olmuştur. Osmanlı

Detaylı

UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Tarihi 1 1.Ders

UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Tarihi 1 1.Ders UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Tarihi 1 1.Ders XIX. YÜZYIL ISLAHATLARI VE SEBEPLERİ 1-İmparatorluğu çöküntüden kurtarmak 2-Avrupa Devletlerinin, Osmanlı nın içişlerine karışmalarını

Detaylı

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ a. 14.Yüzyıl Orta Asya Sahası Türk Edebiyatı ( Harezm Sahası ve Kıpçak Sahası ) b. 14.Yüzyılda Doğu Türkçesi ile Yazılmış Yazarı Bilinmeyen Eserler c.

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014 ÖZGEÇMİŞ 1.Adı Soyadı : MUZAFFER TEPEKAYA 2.Doğum Tarihi : 20.10.1962 3.Unvanı : Prof. Dr. / Tarih Bölümü 4. e-mail : muzaffer.tepekaya@cbu.edu.tr Öğrenim Hayatı: Derece Alan Üniversite Lisans Tarih Selçuk

Detaylı

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz?

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? On5yirmi5.com İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? İmam Hatip Liseleri Son günlerin en gözde hedefi Katsayı, Danıştay, ÖSS ve başörtüsüyle oluşan okun saplandığı tam 12 noktası. Kimilerinin ötekileri Yayın Tarihi

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR? Hazırlayan: E. Seval YARDIM

SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR? Hazırlayan: E. Seval YARDIM SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR? Hazırlayan: E. Seval YARDIM Handır bu gönlüm, ya misafirhane Derd konuklar, derman konuklar, hayâl konuklar, melâl konuklar; mümkün konuklar, muhal konuklar. Hele hasret, hiç çıkmaz

Detaylı

Fotobiyografi AHMET MİTHAT EFENDİ. AHMET MİTHAT (İstanbul, 1844-28 Aralık 1912)

Fotobiyografi AHMET MİTHAT EFENDİ. AHMET MİTHAT (İstanbul, 1844-28 Aralık 1912) AHMET MİTHAT (İstanbul, 1844-28 Aralık 1912) Coşkun ve Mehmet Cevdet imzalarını da kullandı. Annesi Nefise Hanım 1829'da Kafkasya'dan göç etmek zorunda kalmış bir Çerkez ailenin kızıdır. Babası Anadolu'dan

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

09.01.2016 fatihtekinkaya@hotmail.com

09.01.2016 fatihtekinkaya@hotmail.com Fatih TEKİNKAYA Sosyal Bilgiler Öğretmeni ANAYASALARIMIZ Teşkilat-ı Esasi 1921 Anayasası 1924 Anayasası 1961 Anayasası 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti Anayasası MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Detaylı

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER 1 1789 da gerçekleşen Fransız İhtilali ile hürriyet, eşitlik, adalet, milliyetçilik gibi akımlar yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. İmparatorluklar yıkılmış, meşruti yönetimler kurulmaya başlamıştır.

Detaylı

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye Zehra Aydüz, 1971 Balıkesir de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü nü bitirdi. Özel kurumlarda Tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları

Detaylı

KINALI HASAN. Ey gözümün nuru Hasan ım,

KINALI HASAN. Ey gözümün nuru Hasan ım, KINALI HASAN Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya

Detaylı

II. BÖLÜM LK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLER

II. BÖLÜM LK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLER İÇİNDEKİLER ÖN SÖZ... V GİRİŞ...1 1. Eğitime Neden İhtiyaç Vardır?...1 2. Niçin Eğitim Tarihi Okuyoruz?...2 I. BÖLÜM İSLAMİYET TEN ÖNCEKİ TÜRK EĞİTİMİ 1. Eski Türklerde Eğitim Var mıdır?...5 2. Hunlarda

Detaylı

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde devlet yöneticileri, parçalanmayı önlemek için ortak haklara sahip Osmanlı toplumu oluşturmak için Osmanlıcılık fikrini

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Program. AÇILIŞ 15 EKİM 2014 10:00-12:00 İstanbul Üniversitesi Cemil Bilsel Konferans Salonu

Program. AÇILIŞ 15 EKİM 2014 10:00-12:00 İstanbul Üniversitesi Cemil Bilsel Konferans Salonu Program AÇILIŞ 15 EKİM 2014 10:00-12:00 İstanbul Üniversitesi Cemil Bilsel Konferans Salonu TEBLİĞLER 15-17 EKİM 2014 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Konferans Salonları KAPANIŞ OTURUMU 17 Ekim

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:

Detaylı

SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ

SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ BAKİ SARISAKAL SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ (İSHAK PAŞA CAMİSİ) Selanik Alaca İmaret Camisi Alaca İmaret Camisi Selanik şehir merkezinin kuzey bölümünde bulunmaktadır. Aziz Dimitris

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884 tarihinde bugün Makedonya sınırları içerisinde bulunan Üsküp te dünyaya geldi. Asıl adı Ahmet Agâh tır. Şehsuvar Paşa torunlarından olduğu

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi

29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 29 EKİM TÖRENLERİ Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk

Detaylı

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya ÖTÜKEN MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya Üniversitesi, Tarih Bölümü nden mezun oldu. 2008 yılında

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Kenan Erdoğan Unvanı. Adı Soyadı. Doçent Doğum Tarihi veyeri Yozgat 01 Mart 1963 Görev Yeri

ÖZGEÇMİŞ. Kenan Erdoğan Unvanı. Adı Soyadı. Doçent Doğum Tarihi veyeri Yozgat 01 Mart 1963 Görev Yeri ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı Kenan Erdoğan Unvanı Doçent Doğum Tarihi veyeri Yozgat 01 Mart 1963 Görev Yeri Manisa Daha Önce Bulunduğu Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Araştırma Görevlisi, Celal Bayar Üniversitesi

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir; Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir.

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir; Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir. Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir; Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir. M. Kemal ATATÜRK «Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray 1-MERKEZ TEŞKİLATI A- Hükümdar B- Saray MERKEZ TEŞKİLATI Önceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti nde daha merkezi bir yönetim oluşturulmuştu.hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Öğretmenliği Gazi Üniversitesi KEF 1999 Y. Lisans Türkiye Cumhuriyeti Tarihi

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Öğretmenliği Gazi Üniversitesi KEF 1999 Y. Lisans Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Mustafa MÜJDECİ 2. Doğum Tarihi-Yeri: 30.07.1978 - Yerköy 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. (Çankırı Karatekin Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) 4. Medeni Durumu: Evli

Detaylı

- 354 İstatistik umum müdürlüğü teşkilâtı hakkında kanun

- 354 İstatistik umum müdürlüğü teşkilâtı hakkında kanun - 354 İstatistik umum müdürlüğü teşkilâtı hakkında kanun (Resmî Gazele ile neşir ve ilâm : 24/V/9S3 - Sayı : 2409) No. Kabul tarihi 23 - V -933 BÎRİNCİ MADDE İstatistik umum müdürlüğü; umum müdürlük, müşavirlik,

Detaylı

TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME

TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih

Detaylı

Ticaret Tabi Maddeler ve Bu Maddelerin

Ticaret Tabi Maddeler ve Bu Maddelerin Ticaret Tabi Maddeler ve Bu Maddelerin veya Tescili Yönetmelik 8.1.2005 25694 SAYILI GAZETE BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Amaç Madde 1 Bu hangi maddelerin ticaret ve zorunlu en az tespitine ve borsaya

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

BÖLÜM I: OKUL YÖNETİMİ VE SORUN ÇÖZME İLE İLGİLİ LİTERATÜR...1

BÖLÜM I: OKUL YÖNETİMİ VE SORUN ÇÖZME İLE İLGİLİ LİTERATÜR...1 İÇİNDEKİLER BÖLÜM I: OKUL YÖNETİMİ VE SORUN ÇÖZME İLE İLGİLİ LİTERATÜR...1 Bölüm II: OKUL MÜDÜRLERİNİN YÖNETİM GÖREVİNİ SÜRDÜRÜRKEN KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖYKÜLERİ...13 A. OKUL MÜDÜRLERİNİN

Detaylı

Tarihin Gölgesinde Me ahir-i Meçhûleden Birkaç Zât Türk Kültürü Dergisi, .A.,

Tarihin Gölgesinde Me ahir-i Meçhûleden Birkaç Zât Türk Kültürü Dergisi, .A., Ali Emirî, Yemen Hatırâtı, Çev: Yusuf Turan Günaydın, Hece Yayınları, Ankara 2007, 119 S. Yemen Memories, Trans: Yusuf Turan Gunaydin, Hece Puslishing, Ankara 2007, 119 P. Yahya YEŞĐLYURT Ali Emirî Efendi

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ BAKİ SARISAKAL RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ Türk tarihinin, matemli bir sahnesi daha kapandı. Karasudan, Teselya Ovasına, Alasonya Geçitlerinden, Kayalar

Detaylı

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur.

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur. 06 EKİM 2014 REKLAM HABERLER Gül-Ay - Sayfa 3 06 EKİM 2014 Gül-Ay - Sayfa 5 HABERLER Erdemli de üzüm festivali yapıldı Erdemli'ye bağlı Üzümlü köyünde Üzüm festivali yapıldı. Erdemli Belediyesi tarafından

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

İş ve Meslek Bakımından Ayırım Hakkında Sözleşme 44

İş ve Meslek Bakımından Ayırım Hakkında Sözleşme 44 İş ve Meslek Bakımından Ayırım Hakkında Sözleşme 44 Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından toplantıya çağırılarak 4 Haziran 1958 de Cenevre de kırk ikinci toplantısını yapan, Milletlerarası

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği BİRİ MATEMATİK Mİ DEDİ? BİZ KİMİZ? Yüce Rabbimiz dünya hayatını insanoğluna imtihan yeri kılmış, sırat-ı müstakim olarak göndermiş olduğu dinin yaşanabilmesi ve birbirlerine ulaştırılabilmesi için Müslümanları

Detaylı

Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı.

Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı. Server Dede Sultanahmet Meydanı nda Tapu ve Kadastro Müdürlük binasının arka tarafına geçerseniz, bir incir ağacının altında 1748 tarihli enteresan bir mezar görürsünüz. Mezarın baş kitabede buradan yatan

Detaylı

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. İSTİKLÂL MARŞI'MIZ Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona. Küçümsemem ama, benzetirim

Detaylı

MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1

MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1 MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1 Türk edebiyatında Mehmet Akif kadar hayatı, edebiyat anlayışı ile şiirleri arasında büyük bir uygunluk bulunan pek az şair vardır. 2 Akif II. Meşrutiyet in ilan edildiği

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

VEFEYÂT. Doç. Dr. Musa Süreyya Şahin

VEFEYÂT. Doç. Dr. Musa Süreyya Şahin İslâm Araştırmaları Dergisi, Sayı 22, 2009, 155-181 VEFEYÂT Doç. Dr. Musa Süreyya Şahin Doç. Dr. M. Süreyya Şahin i 24 Ocak 2008 tarihinde Hakk ın rahmetine tevdi ile ebedî yolculuğuna uğurladık. Akademik

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

T.C MARMARA ÜNİVERSİTESİ Adalet Meslek Yüksekokulu

T.C MARMARA ÜNİVERSİTESİ Adalet Meslek Yüksekokulu T.C MARMARA ÜNİVERSİTESİ Adalet Meslek Yüksekokulu KAMPÜSÜN TARİHÇESİ Yüksekokulumuzun da içinde bulunduğu Haydarpaşa yerleşkesinin temeli 11 Şubat 1895 te atılmıştır. Açılış tarihi ise 6 Kasım 1903 tür.

Detaylı

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar Eda Yeşilpınar Hemen her bölümün kuşkusuz zorlayıcı bir dersi vardır. Öğrencilerin genellikle bu derse karşı tepkileri olumlu olmaz. Bu olumsuz tepkilerin nedeni;

Detaylı

KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN

KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN 3287 KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN Kanun Numarası : 7478 Kabul Tarihi : 9/5/1960 Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 16/5/1960 Sayı : 10506 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 41 Sayfa : 1019 Kanunun

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

TBMM (S. Sayısı: 396)

TBMM (S. Sayısı: 396) Dönem: 23 Yasama Yılı: 3 TBMM (S. Sayısı: 396) Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/712) Not:

Detaylı

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN "Biz apartmanlara yabancıyız. Bir ailenin hayatında ev ocak en esaslı bir unsurdur. Bir odanın kapısını açtığım zaman, burada babam doğmuştu, bir sofaya çıktığım zaman, burada halam gelin olmuştu, bahçeye

Detaylı

Sunum ve Sistematik 1. BÖLÜM: MUSTAFA KEMAL İN HAYATI

Sunum ve Sistematik 1. BÖLÜM: MUSTAFA KEMAL İN HAYATI Sunum ve Sistematik 1. BÖLÜM: MUSTAFA KEMAL İN HAYATI KONU ÖZETİ Bu başlık altında, ünitenin en can alıcı bilgileri, kazanım sırasına göre en alt başlıklara ayrılarak hap bilgi niteliğinde konu özeti olarak

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

T.C. SORGUN KAYMAKAMLIĞI İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü... MÜDÜRLÜĞÜNE SORGUN

T.C. SORGUN KAYMAKAMLIĞI İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü... MÜDÜRLÜĞÜNE SORGUN T.C. SORGUN KAYMAKAMLIĞI İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Sayı : 62220638/774-E.5138454 18.05.2015 Konu: Haziran 2015 Mesleki Çalışmalar Kurul Onayları.... MÜDÜRLÜĞÜNE SORGUN İlgi : DÖGM. nün 04/05/201S tarihli

Detaylı

ATATÜRK. Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde

ATATÜRK. Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde ATATÜRK Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanımdır. Doğup büyüdüğü Selanik, o dönemde önemli bir kültürel merkezdi. XIX. yüzyılın son çeyreğinde

Detaylı

Daima eşit fırsatlar. 2014 ırkçılığa karşı konu yılı. Federal Hükümetin Ayrımcılıkla Mücadele Ofisi

Daima eşit fırsatlar. 2014 ırkçılığa karşı konu yılı. Federal Hükümetin Ayrımcılıkla Mücadele Ofisi Daima eşit fırsatlar. 2014 ırkçılığa karşı konu yılı Federal Hükümetin Ayrımcılıkla Mücadele Ofisi Irkçılık hepimizi ilgilendiriyor Ev yok, iş teklifi yok, sokakta hakaretler: Ayrımcılıkla ırkçılığın birçok

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

SÜHEYL ÜNVER ARAŞTIRMA MERKEZİ RESSAM HOCA ALİ RIZA BEY KOLEKSİYONU KONSERVASYONU

SÜHEYL ÜNVER ARAŞTIRMA MERKEZİ RESSAM HOCA ALİ RIZA BEY KOLEKSİYONU KONSERVASYONU SÜLEYMANİYE YAZMA ESER KÜTÜPHANESİ KONSERVASYON VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SÜHEYL ÜNVER ARAŞTIRMA MERKEZİ RESSAM HOCA ALİ RIZA BEY KOLEKSİYONU KONSERVASYONU HOCA ALİ RIZA BEY KİMDİR? Üsküdarlı Hoca Ali Rıza

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

EDEBİYAT. Celâleddîn Ergûn Çelebi GENC-NÂME HAZİNE KİTABI

EDEBİYAT. Celâleddîn Ergûn Çelebi GENC-NÂME HAZİNE KİTABI EDEBİYAT Celâleddîn Ergûn Çelebi GENC-NÂME HAZİNE KİTABI GENC-NÂME HAZİNE KİTABI DÜN BUGÜN YARIN YAYINLARI, 2016 DBY: 20 Edebiyat: 3 ISBN: 978-605-4635-15-3 Sertifika No: 18188 Birinci Baskı: İstanbul,

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE

BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17'nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri

Detaylı

Tag Archives: chp döneminde yikilan camiler

Tag Archives: chp döneminde yikilan camiler Tag Archives: chp döneminde yikilan camiler Tek parti döneminde satılan Camiler ile ilgili M. Kemal Atatürk imzalı birkaç belge NİS 272012 Tek parti döneminde satılan Camiler ile ilgili M. Kemal Atatürk

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

BĠR MESLEK OLARAK ÖĞRETMENLĠK

BĠR MESLEK OLARAK ÖĞRETMENLĠK BĠR MESLEK OLARAK ÖĞRETMENLĠK Meslekleşme ölçütleri Öğretmenlik Mesleğinin Yasal Dayanakları Öğretmenlik Mesleğinin Temel Özellikleri Türkiye de Öğretmenliğin Meslekleşmesi Öğretmenlerin hizmet öncesinde

Detaylı

BURSA SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.NCİ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ-GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ

BURSA SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.NCİ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ-GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ BURSA SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.NCİ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ-GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ Genel Kurul tarafından kabulü; Karar Tarihi : 24.02.1992 Karar No. : 15-5 Kuruluş Madde 1 Bursa

Detaylı

Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı

Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı Mustafa Kemal Üniversitesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen 2012-2013 Cemil Meriç Yılı etkinlikleri kapanış töreni Hatay Kültür Merkezi nde geniş

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

8, Safsaf sokak Emirrân Tel. 63 52 31 27 Ağustos 1963. Muhterem Bey Efendi

8, Safsaf sokak Emirrân Tel. 63 52 31 27 Ağustos 1963. Muhterem Bey Efendi 8, Safsaf sokak Emirrân Tel. 63 52 31 27 Ağustos 1963 Muhterem Bey Efendi Yılmaz öztuna Beye 20/8/1968 tarihiyle yazdırınız mektubu gördüm. Orman Mektebinin Sami Paşa tarafından tesis edildiği "lalnamei

Detaylı

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Cömert, cefakâr, cana yakın bir insandır Musa Doğan (1923-1992). Dostlarını seven; vefa ve yardımını kimseden esirgemeyen örnek bir insandır o. Siyasete il genel meclisi

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI 01.01.2014 Çarşamba 10:30 Bornova Debre Camii Fatma Özmen ERGEN Ölüm ve Ömür Muhasebesi 01.01.2014

Detaylı

Giresun/Bulancak Sarayburnu Camii

Giresun/Bulancak Sarayburnu Camii GİRESUN 2014 İslami İlimler Fakültesi; 08 Eylül 2012 tarih ve 28405 Sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu nun 25 Temmuz 2012 tarih ve 2012/3527 Sayılı Kararı ile Giresun Üniversitesi

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon)

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon) (ev dekorasyon) bir yeşilçam ikonu Türk insanının hayatına girdiği 60 lı yıllardan bu yana zarafeti ve paylaşmaktan çekinmediği bilgi birikimiyle rol modeli olmuş Filiz Akın ın İstanbul a bir tepeden bakan

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK

NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK kimdir? Necip fazıl kısakürekin ailesi ve çocukluk yılları. 1934e kadar yaşamı 1934-1943 yılları hayatı Büyük doğu cemiyeti 1960tan sonra yaşamı Siyasi fikirleri

Detaylı

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı