A-PDF Merger DEMO : Purchase from to remove the watermark

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.a-pdf.com to remove the watermark"

Transkript

1 A-PDF Merger DEMO : Purchase from to remove the watermark

2 BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ STRATEJĐK ARAŞTIRMALAR DERGĐSĐ BEYKENT UNIVERSITY JOURNAL OF STRATEGIC STUDIES SAHĐBĐ / PROPRIETOR: Prof. Dr. Ahmet YÜKSEL (Beykent Üniversitesi adına/ On The Behalf of Beykent University) GENEL YAYIN YÖNETMENĐ EDITOR -IN-CHIEF: Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ YAYIN SEKRETERĐ PUBLISHING SECRETARY Songül OYANIK YAYIN KURULU PUBLISHING BOARD: Prof. Dr. Erol EREN Prof. Dr. Mithat BAYDUR Prof. Dr. Haydar ÇAKMAK Prof. Dr. Mümin ERTÜRK Prof. Dr. Ahmet Güner SAYAR Prof. Dr. Abdulhaluk Mehmet ÇAY Yrd.Doç.Dr. Sait YILMAZ Yrd.Doç.Dr. Muzaffer ÜREKLĐ E.Tümg. Armağan KULOĞLU DANIŞMA KURULU ADVISOR COMITTEE: Prof. Dr. Tuncer ÇELĐK E.Org. Yaşar BÜYÜKANIT Prof. Dr. Selahattin SARI Prof. Dr. Mehmet Emin KARAHAN Prof. Dr. Hasan KÖNĐ Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ Prof. Dr. Cemalettin TAŞKIRAN Prof. Dr. Muhittin KARABULUT Doç. Dr. Veysel KILIÇ Her hakkı saklıdır. Stratejik Araştırmalar Dergisi yılda iki kez yayımlanan, bilimsel hakem kurulu olan bir yayındır. Stratejik Araştırmalar Dergisinde yayımlanan makalelerdeki görüş ve düşünceler yazarların kişisel görüşleri olup, hiçbir şekilde Stratejik Araştırmalar Dergisinin veya Beykent Üniversitesi nin görüşlerini ifade etmez. Stratejik Araştırmalar Dergisine gönderilen makaleler iade edilmez. ISSN: Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Sıraselviler Cad. No: 65 PK:34437 Taksim/ ĐSTANBUL Tel: Faks:

3 ISSN: T.C. BEYKENT ÜNİVERSİTESİ STRATEJİK ARAŞTIRMALAR DERGİSİ BEYKENT UNIVERSITY JOURNAL OF STRATEGIC STUDIES Sertifika No: Beykent Üniversitesi Yayınları, No.74 Cilt Volume: 3 Sayı Number: 1 Yıl Year: 2010 Bahar Spring

4 Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (BÜSAM) tarafından yılda iki kez yayınlanmakta olan Stratejik Araştırmalar Dergisi 5. Sayısı ile sizlere ulaşmaktadır. Bu sayıda da bol miktarda makale ile sizlere çok zengin bir bilgi kaynağı sunmaktayız. Üçüncü yılına giren dergimizin yakında ISI izlenme derecesine kavuşmasına beklemekteyiz. BÜSAM olarak gördüğümüz ilgi ve bize ulaşan övgülerden memnunuz. Şimdi bu sayıdaki makaleleri gözden geçirelim. Celalettin YAVUZ a göre; Rusya, Karadeniz in istikrarı konusunda çıkarlarının örtüştüğü Türkiye ile ekonomik alanda ilişkilerini geliştirirken, Ukrayna da da Rusya yanlısı bir yönetimin seçilmesiyle rahatladı. Pınar BAL, günümüzdeki küresel iklim değişikliği rejimini açıkladıktan sonra, Türkiye nin bu rejim içerisindeki konumunu tanımlamakta, bu konum ile ilgili sıkıntıların altını çizerek ileriye dönük bir perspektif çizmektedir. Armağan KULOĞLU ise ülkemizin bulunduğu coğrafyanın; su kaynakları, tarım ve yaşam alanları açısından dikkate alındığında çevresindeki gelişmelerden fazlası ile etkileneceği ifade etmektedir. Hasan AKBAYRAK a göre; Balkan savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda, Đmparatorluğun Anadolu ya sıkışan toprak ve Müslüman-Türk unsura daralan demografik alt yapısı ile Anadolu nun, Türk milletinin ülkesi olduğunu öncelikle gündemine alan bir millî tarih anlayışı oluşmaya başlar. Sait YILMAZ, ABD nin Irak a düzenlediği 2003 yılındaki savaş sonrası gelişmelerin, özellikle Irak ın kuzeyindeki oluşumlar nedeni ile Türkiye nin büyük bir tedirginlik yaşamasına neden olduğunu söylemektedir. Barış DOSTER, günümüzde de Kırım ın, hem bölgesel gelişmelerde, hem de Karadeniz deki nüfuz mücadelesinde sıklıkla anılmakta olduğunu, Türkiye açısından önemini artırarak koruduğunu ifade etmektedir. Yaşar ERDĐNÇ, 1929 Büyük Buhranı ve 2008 Global krizini, krizin ortaya çıkışı ve aynı zamanda krize karşı alınan önlemler bağlamında karşılaştırmaktadır. Ümit HACIOĞLU, Balkanlarda etnik gruplar arasında barış ve güvenlik konusunu ele alınırken; Bosna da yaşanan soykırım üzerinde durmakta ve uluslararası kamuoyunun tutumu eleştirmektedir. Serdar ERDURMAZ, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması nın mevcut çerçevesi kapsamında nükleer silahlardan arındırılmış Dünya kurulabilir mi? sorusuna cevap aramaya çalışmaktadır. Berna AKSOY, realist ve neo-realist paradigmaların Kıbrıs sorununun analizinde ve çözüme katkısı üzerinde durmaktadır. Yeni sayı için makaleleriniz bekliyoruz. Yrd.Doç.Dr.Sait Yılmaz Genel Yayın Yönetmeni II

5 The Journal of Strategic Research, published by BUSRC twice in a year, is now in your hands with the fifth volume. At that issue, we present you abundant source of scientific information within plenty articles. In the third year of our journal, we expect to have ISI grade soon. We are very glad to have your interest and praise. Now let s examine the essays in that issue. In his article, Celalettin YAVUZ acknowledged that Russia, having compatible interests, was developing its economic relations with Turkey at the same time was relieved with the election of a pro-russian government in Ukraine. Pınar BAL, after explaining the current global climate change regime, aims first to explain Turkey s position within this regime and then to put forward the problems concerning its position as well as coming up with a future perspective for Turkey. Armağan KULOĞLU states that developments around Turkey will affect neighbor geographies in terms of water sources, agriculture and living areas. According to Hasan AKBAYRAK, when the Balkan and the First World War ended the Empire s land and Muslim-Turkish population with its narrowing demographic substructure was congested in Anatolia constituted a national history approach of agenda includes the primary fact that Anatolia is country of Turkish people. Sait YILMAZ explains that developments aftermath the Iraq War in 2003 bring about some vital concerns for Turkey due to the new formations in the North of Iraq. Barış DOSTER brings about that Ukraine sees Turkey s sensitivities on Crimean Tatars in a positive light has contributed to mutual relations and presented an important perspective for Turkey to follow a region centered foreign policy. Yaşar ERDĐNÇ compares 1929 great depression in USA and 2008 Global Crisis from the aspect of both emergence and the crisis management. Ümit HACIOĞLU evaluated the interethnic peace and security in the Balkans as well as the massacres in Bosnia and criticized the approach of International Community to what was happening in Bosnia. Serdar ERDURMAZ tries to answer the question of "is it possible to establish a nuclear weapons free world" and as a further step. Berna AKSOY discusses the realist and neorealist paradigms in order to investigate their roles in solving Cyprus conflict. We look forward to receiving further studies from esteemed researchers for the upcoming issues Asst. Prof. Sait Yılmaz Editor in Chief III

6 , BU SAYININ HAKEMLERĐ (REFREES OF THIS ISSUE) Prof. Dr. Selahattin SARI Beykent Üniv. (Ekonomi) Prof. Dr. Erol EREN...Beykent Üniv. (Ekonomi) Prof.Dr. Emin ÖZBAŞ..Beykent Üniv. (Enerji) Prof. Dr. Abdulhaluk M. ÇAY Beykent Üniv. (Tarih) Prof. Dr. Önder ARI...Beykent Üniv. (Uluslararası Đlişk.) Prof. Dr. Muhittin KARABULUT...Beykent Üniv. (Ekonomi) Prof. Dr. Haydar ÇAKMAK...Gazi Üniv. (Uluslararası Đlişk.) Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ...Gazi Üniv. (Uluslararası Đlişk.) Prof. Dr. Mithat BAYDUR.. Beykent Üniv. (Uluslararası Đlişkiler) Prof. Dr. Ahmet Güner SAYAR...Beykent Üniv. (Ekonomi) Prof.Dr. M. Emin KARAÖRS Beykent Üniv. (Edebiyat) Prof.Dr. Adil DAĞISTAN Beykent Üniv. (Tarih) Prof. Dr. Sudi APAK.. Beykent Üniv. (Ekonomi) Doç. Dr. Veysel KILIÇ...Beykent Üniv. (Đngiliz Dili Edebiyatı) Doç. Dr. Gonca B. DURGUN...Beykent Üniv. (Uluslararası Đlişk.) Doç.Dr. Gülden AYMAN Marmara Üniv. (Uluslararası Đlişk.) Doç.Dr. Ali Ekber AKGÜN Gebze YTE. (Ekonomi) Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ...Beykent Üniv. (Uluslararası Đlişkiler) Yrd. Doç. Dr. Muzaffer ÜREKLĐ...Beykent Üniv. (Tarih) Yrd. Doç.Dr. Barış DOSTER.. Marmara Üniv. (Uluslararası Đlişk.) IV

7 ĐÇĐNDEKĐLER/ CONTENTS Sayfa No Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Celalettin YAVUZ Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu Pınar BAL Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi Armağan KULOĞLU Cumhuriyet in Kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları Hasan AKBAYRAK Irak ın Kuzeyi ve Türkiye Sait YILMAZ Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi Barış DOSTER Buhranı ve 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Yaşar ERDĐNÇ Balkanlarda Güvenlik, Çatışma ve Soykırım Ümit HACIOĞLU NPT Dahilinde Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bir Dünya Tesisi Mümkün mü? Serdar ERDURMAZ Realist-(Neo) Realist Paradigmalar Çerçevesinde Kıbrıs Sorununun Đncelenmesi Berna AKSOY V

8 KAPSAM/ SUBJECTS Uluslararası Đlişkiler/International Relations Ulusal Güvenlik / National Security Uluslararası Güvenlik / International Security Güvenlik Bilimleri / Security Sciencies Terör / Terror Đstihbarat / Intelligence Uluslararası Kuruluşlar / International Institutions Teknoloji / Technology Uluslararası Đlişkiler Teorileri / Int. Relations Theories Orta Doğu / Middle East A.B.D. / U.S.A. AB ve Avrupa / EU and Europe Afrika / Africa Avrasya / Euroasia - Kafkasya / Caucasus - Orta Asya / Central Asia - Rusya / Russia Asya- Pasifik / Asia-Pasific Latin Amerika / Latin America Kıbrıs / Cyprus Diaspora / Diaspora Teoloji ve Sosyo-Kültürel Konular / Teology and Socio-Cultural Issues Lojistik / Logistics Ekonomi Politik/Political Economy Ekonomi Politik /Political Economy Küreselleşme / Globalization Lojistik / Logistics Enerji ve Su Konuları / Energy and Water matters Kurumlar ve Bölgesel Çalışmalar / Instutions and Regional Studies Uluslararası Hukuk/International Law Uluslararası Çatışma Konuları / Int. Conflict Issues Uluslararası Adalet / International Justice Uluslararası Sorun Çözme / Int. Dispute Settlement Uygulamalı Araştırmalar/Applied Research Strateji ve Karar Vermede Matematiksel Yaklaşım / Math Approach to Staretgy and Decision Making Uluslararası Sorunların Analizi / Analysis of International Affairs Harekat Araştırması / Operational Resarch Vak a Analizleri/Case Analysis VI

9 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24 BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY RUSYA NIN KARADENĐZ DE DENGELERĐ DEĞĐŞTĐREN STRATEJĐK HAMLELERĐ Doç.Dr.Celalettin Yavuz ÖZET Rusya da Yeltsin den sonra Putin in yönetimi devralmasıyla birlikte, Rusya nın yakın çevredeki ülkelere karşı siyasetinde gözle görülür ölçüde değişimler başladı. Özellikle de ABD nin Afganistan a ve ardından Irak a müdahalesinin ardından yükselen petrol fiyatlarıyla ekonomisi düzelen Rusya, Karadeniz de dahil pek çok yakın çevre coğrafyasında etkinlik kurma çabasını yoğunlaştırdı. Rusya, Karadeniz in istikrarı konusunda çıkarlarının örtüştüğü Türkiye ile ekonomik alanda ilişkilerini geliştirirken, Ukrayna da da Rusya yanlısı bir yönetimin seçilmesiyle rahatladı. Rusya, Karadeniz de Sivastopol limanını en azından 30 yıl daha kullanma fırsatı yakaladı. ABD nin yeni Başkanı Obama, Füze Kalkanı nın Orta Avrupa da kurulmasından vazgeçti. Eylül 2009 da Türkiye-Ermenistan yakınlaşması sonrası Rusya, Ermenistan-Azerbaycan arasındaki Dağlık-Karabağ sorununun çözümünde, AGĐT bünyesindeki Minsk Gurubunda, diğer iki eşbaşkan Fransa ve ABD ye nazaran, daha belirleyici bir konum kazanmıştı. Yukarıda özetlenenler ve diğer gelişmelerle Rusya nın, Karadeniz ve yakın çevresinde evvelce ABD nin nüfuz etmek istediği coğrafyada etkisi artarken, ABD nin etkisi azalmıştır. Anahtar kelimeler: Füze Kalkanı, Sivastopol Üssü, Enerji, Gürcistan, Ukrayna ABSTRACT After Putin took over the government from Jeltsin, the policies of Russia to near abroad have noticeably transformed. Particularly, after the US intervention of Iraq in pursuit of the intervention of Afghanistan, Russia, healing its economy as a result of the rise of oil prices, intensified its quest of activity in the near abroad including Black Sea region. Russia, having compatible interests, was developing its economic relations with Turkey at the same time was relieved with the election of a pro-russian government in Ukraine. Russia seized the chance to use Sivastopol Naval-Base at least for 30 years. The new President of the US, Obama, declared off the initiation of Missile Shield in Central Europe. After the rapprochement of Turkey and Armenia on September 2009, Russia had become decisive in the Minsk group within the scope of OSCE as compared with the other co-leaders, France and the US in the settlement of Nagorno Karabakh conflict. Within the context of the above summary and as a result of other developments, in the Black Sea and the surrounding area, the influence of Russia has increased with comparison to the US. Key Words: Missile Shield, Sivastopol Base, Energy, Georgia, Ukraine TÜRKSAM Başkan Yardımcısı, Ankara,

10 Celalettin Yavuz GĐRĐŞ Sovyetlerin dağılmasından sonra mevcut coğrafyada kurulan ülkeler içerisinde Sovyetlerin mirasçısı olarak bilinen Rusya, çok önemli sosyolojik, siyasi ve ekonomik çalkantılardan geçti. Önce Çeçenistan da yoğunlaşan ve Çeçenlerin bağımsızlığı için yapılan bir iç savaş la boğuştu. Bu savaş ve döneminde iki kez gerçekleşti yılına gelindiğinde Rusya nın, bir dönemin iki kutuplu dünyasına duyulan özlem içerisinde olduğunu hatırlatan bir çıkışa hazırlandığı izlenimi verdiği görüldü. Bu çalışmada, başta Karadeniz coğrafyası olmak üzere, özellikle Türkiye yi ilgilendiren yakın çevrede Rusya merkezli stratejik hamleler üzerinde durulmuştur. 1. SOVYET MĐRASÇISI RUSYA YI TEK KUTUPLU DÜNYADA SIKINTILARA SOKAN GELĐŞMELER 1990 lı yıllar Rusya için bir bakıma kabus yıllarıydı. Zira iç karışıklıklar yanında 1997 de başlayan Rus Ekonomik Krizi, insanlara yeniden Komünizm dönemini aratır hale gelmişti. Dış politikada ise Devlet Başkanı Boris Yeltzin in sarhoş halinden başka fazlaca bir şey konuşulmuyordu. Üstelik ABD, tek başına küresel güç haline gelmiş, neredeyse tek başına dünyaya yeni bir düzen oturtmaya çalışıyordu. Đşte böylesi bir ortamda, 2000 yılında Boris Yeltzin in yerine devlet başkanlığına getirilen Vladimir Putin ile birlikte Rusya nın dünya siyasi arenasında yıldızı parlamaya başladı. Aslında Putin yönetimi ele geçirinceye kadar, dünyada pek çok siyasi olaylar Rusya nın aleyhinde gelişme kaydetmişti. Bunlar şöyle özetlenebilir: A. Sovyetlerin dağılması ile birlikte tüm Doğu Avrupa ülkeleri de Varşova Paktı (VP) ndan ayrılmış, böylece Sovyetlerin mirasçısı Rusya ile neredeyse tüm ilişkilerini kesmişlerdi. Böylelikle Rusya nın başta silah sanayi olmak üzere, bu ülkelere olan ihracatında büyük düşüş yaşanmıştı. B. Eski Doğu Avrupa ülkeleri, Doğu ya doğru genişleme siyaseti doğrultusunda NATO ve Avrupa Birliği (AB) üyesi olabilmek için sıraya girmişlerdi. Neticede eski Yugoslavya da kurulan devletlerden bazıları dışında tüm Doğu Avrupa ülkeleri 2005 yılına kadar hem NATO, hem de AB ülkesi oldular. C. Doğu Avrupa ülkeleri dışında, eski Sovyet coğrafyasından ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Baltık ülkeleri (Litvanya, Estonya ve Letonya) da NATO ve AB üyesi ülkeler arasına girdiler. 2 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

11 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri D. Sovyet coğrafyasında kurulan yeni ülkelerden Azerbaycan, ABD ile kurulan yakın ilişkiler sonucunda Rusya ya mesafeli kalırken, Rusya nın Kuzey Kafkasya daki komşusu Gürcistan la da sorunları devam ediyordu. ABD, bu ülkede Saakaşvili yi iktidara taşıyarak, Gürcistan a Rusya nın nüfuz etmesinin önünü almaya çalışmıştı. Aslında daha 2002 de NATO nun Prag zirvesi sırasında üyelik başvurusu yapan Gürcistan ın, askeri ve ekonomik açıdan yeterli bulunmadığından üyeliği kabul edilmemişti.gürcistan, NATO nun 2004 Đstanbul zirvesinde de Bireysel Ortaklık adıyla yeni bir belge daha sunmuştu. Abhazya ve Güney Osetya sorunları sebebiyle Rusya dan tehdit algılaması büyük Gürcistan ın NATO üyeliği ile ilgili istekleri gerçekleşmemişti 1. E. Benzer bir olay Ukrayna da Turuncu Devrim adıyla, daha sonra Kırgızistan da iktidar değişikliği ile yaşandı yılında Gürcistan da yeni bir 65 milyon dolarlık eğitim ve donatım programını, Gürcistan ın yeni Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili döneminde yürürlüğe koyan ABD, Sovyet Kızılordusu nun üssü olan Tiflis yakınındaki Krtsanisi ye, ABD nin terörle mücadelesi nin bir parçası bahanesiyle Amerikan askerlerini yerleştirdi 2. F. Keza, Ukrayna da da Turuncu Devrim adıyla, Rusya ya karşı olduğu bilinen Viktor Yuşenko devlet başkanı seçilirken, zaman zaman başbakanlık koltuğuna oturan Yulya Timoçenko gibi ABD ve Avrupa ya yakınlığı ile bilinen kişiler de siyasette ve devlet yönetiminde etkin olmaya başlamışlardı. Rusya ya karşı benzer kıpırdanmalar Beyaz Rusya (Belarus) ve Moldova da da mevcuttu. G. ABD, Özbekistan ve Kırgızistan da askeri üsler kiralamıştı. Bu üslerin varlığı, bir bakıma Rusya nın arka bahçesinin gözetlenmesi, hatta kontrolü anlamına gelmekteydi. H. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, ABD nin siyasi desteğiyle ve Rusya ya rağmen gerçekleşmişti. Devamında Kazakistan ve Türkmenistan gibi, petrol-doğalgaz hammaddelerine sahip Hazar havzası ülkelerinin hammaddelerinin de Rusya nın kontrol ve tekeli dışında tüketici ülkeler taşınması söz konusu olabilirdi yılı sonunda ABD, el-kaide terör örgütünü bahane ederek Taliban yönetimindeki Afganistan a girmiş, yönetimi değiştirmişti. Afganistan, coğrafya itibariyle Hint Okyanusu ile Orta Asya arasındaki ulaşım hattı üzerinde ve Rusya açısından önemi büyük Orta Asya nın elde tutulması için stratejik bir mevkiye sahipti. 1 Burcu Çörten, Güncel Karadeniz Jeopolitiği, Giresun Üniversitesi, Karadeniz Stratejik Araştırma ve Uygulama merkezi, Giresun, 2009, ss ABD Gürcistan da Kalıcı, Cumhuriyet, , s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

12 Celalettin Yavuz Đ. ABD, Almanya ve Fransa gibi doğal müttefikleri ile Rusya ya rağmen Irak a askeri müdahalede bulundu. Bir zamanlar Orta Doğu da mevcut Sovyet-Rus etkisi, bu hareketle büyük ölçüde hasar aldı. 2. TEK KUTUPLU DÜNYADA RUSYA NIN ÇIKIŞ ARAYAN FAALĐYETLERĐ Rusya nın, eski Sovyetlerin mirasçısı edasıyla değil arka bahçesi, neredeyse kendi toprakları gibi gördüğü Orta Asya ve Kafkaslardaki yeni devletlerde, özellikle ABD olmak üzere, dışarıdan nüfuz etmeye kalkan ülkelere karşı her türlü engeli diplomatik bir üslupla çıkarmaya çalışmaktadır. Hele de 11 Eylül 2001 den sonra yükselen petrol ve doğalgaz fiyatları nedeniyle bütçesi fazla vermeye başlayan Rusya, ABD ye karşı satrancın diğer tarafındaki önemli oyuncusu olarak, dış ve ekonomi politikasının çok iyi yönetildiği pek çok faaliyette bulunmuştur. Bunlardan biri, Rusya nın inisiyatifleri sonucunda Kazakistan, Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus (Beyaz Rusya) 7 Mayıs 2003 tarihinde aralarında serbest ekonomik bölge organizasyonu kurma konusunda görüş birliğine varmalarıdır. Bu anlaşma ve önceki bağlantılar sonucunda Rus Gazprom şirketi, Kazakistan ın petrol ve doğalgaz şirketi ile anlaşarak, 21 Temmuz 2003 de Orta Asya doğalgazının Avrupa pazarlarına etkin bir şekilde ulaştırılması için işbirliği kararı aldı 3. Rusya nın devlete ait doğalgaz tekeli Gazprom, Türkmenistan dan aldığı doğalgazı da Avrupa ya pazarlamaktaydı. Türkmenistan dan gaz alma konusundaki tekel konumunu, uzunca bir süre bu ülkeye dünya doğalgaz piyasasının çok altında ödeme yaparak sürdürdü. Gazprom, o dönemde bin m 3 ünü 65 dolara satın aldığı doğalgaz için nihayet 2008 yılı sonuna kadar 100 dolar ödemeyi kabul etmişti. 4 Aynı tarihlerde doğalgaz fiyatının 400 doların üzerine çıktığı ve Rusya nın doğalgaz borsa değeri üzerinden gazı Avrupa ya pazarladığı düşünülürse, Türkmenistan doğalgazı üzerindeki Rus tekelinin büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir. Rusya nın, dünyanın petrol ihtiyacının yaklaşık %15 ni ve doğalgaz ihtiyacının %25 ni karşıladığı dikkate alınırsa, yükselen petrol fiyatlarıyla bir anda nasıl bir varlığa kavuşmuş olacağı daha iyi anlaşılabilir. Rusya nın ABD nin Hazar havzasındaki ve Basra Körfezi ndeki çıkarlarıyla çatışan faaliyetleri şöyle sıralanabilir: 3 Remzi Güleç. Türk Dünyasının Gündeminde Tartışılan Meseleler, (Erişim: ) 4 Rusya nın Türkmenistan dan Alacağı Doğalgaza Yüksek Zam, , (Erişim: ),http://www.petrogas.com.tr/modules.php?name=News&file=article&sid= Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

13 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri yılı sonlarından itibaren Rusya, ABD nin rejim değişikliği için hedef gösterdiği Đran, Suriye, Venezuella ve Filistin in Hamas liderleriyle önemli askeri, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirdi. Đran ın uranyum zenginleştirme çalışmalarında yardımcı olan Rusya, ayrıca Nisan 2006 da BM Güvenlik Konseyi nde Đran a yaptırım uygulanması teklifini veto edeceğini açıkça ifade etti. Ancak, daha sonra Güvenlik Konseyi nin ABD nin ısrarıyla almış olduğu Đran a bazı yaptırımları hafifletilmiş de olsa uyguladı. - Đran ın en önemli silah tedarik ülkesi Rusya dır. Tank, uçak, gemi ve güdümlü mermi silah sistemleri yanında, Şubat 2006 içinde Moskova, Đran a TOR-M1 gibi oldukça gelişmiş bir güdümlü mermi silah sistemini tedarik etme sözü verdi. Đran a müdahale için hesaplar içinde olan ABD ye karşı ayrıca Đran ın Rusya dan S-300 hava savunma füze sistemi aldığı dahi ileri sürülmekteydi. TOR-M1 ler aynı zamanda S-300 lançerleri (rampaları) ile de kullanılabilmektedir. Bu durumda Rusya, sanki muhtemel bir ABD hava taarruzuna karşı Đran ı silah yardımı ile desteklemiş olmaktadır. Rusya, ABD Başkanı Barack Obama nın Temmuz 2009 da Moskova ziyareti sonrası nükleer silahların azaltılmasıyla ilgili yeni START anlaşması teklifinin ardından, Eylül 2009 la birlikte Đran a karşı biraz daha mesafeli olmaya çalışmaktadır. - ABD nin, özellikle George W. Bush yönetimi sırasında baskı uyguladığı Suriye nin Devlet Başkanı Beşşar Esad la, dönemin Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 2005 yılı başlarında enerji, kredi ve askeri teçhizat konularında önemli anlaşmalar imzalandı. Rusya, Suriye nin gaz ve petrol çıkarma tesislerinin modernize edilerek bu kaynakların daha iyi değerlendirebilmesi sözü verdi. Aynı tarihte, Suriye nin Rusya ya olan borcunun %75 i tutarındaki 13 milyar doları almaktan vazgeçti. Hatta Rusya, Suriye ye kısa menzilli ancak, uçak ve cruise füzelerine karşı etkili hava savunma füzelerinden vermeyi kabul etti yılı başlarında Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikastı nedeniyle, BM Güvenlik Konseyi tarafından Suriye ye yaptırım uygulanması kararı da Rusya tarafından önlendi. - Đran ve Suriye gibi, ABD nin Güney Amerika daki sorunlu komşusu ve 1999 yılına kadar müttefiki olan Venezuella ile Rusya arasında silah alım anlaşması imzalandı yılında Bush yönetiminin silah satışı yasağı getirdiği Venezuella ya, Rusların 15 nakliye helikopteri ve 100 bin Kalaşnikof tüfeği satması ABD tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Rusya bununla da kalmayarak, Temmuz 2006 içinde Caracas ta iki Kalaşnikof fabrikası kurmaya ve enerji yatırım alanlarında destek olmaya başladı. Ağustos 2008 de meydana gelen Güney Osetya Krizinin ardından Rusya, 2008 sonbaharı içerisinde Venezuella ile ortak tatbikat yapmak üzere savaş gemisi gönderdi. 5 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

14 Celalettin Yavuz - Filistin de 2006 başlarında seçimleri kazanan Hamas ı izole etmek için uğraşan ABD ye rağmen, Rus Devlet Başkanı Putin, Hamas liderlerini Şubat 2006 içinde Moskova ya davet etti ve destek vaadinde bulundu. - Rusya ayrıca, ABD nin başını çektiği NATO nun genişlemesi projesi çerçevesinde Ukrayna ve Gürcistan ın NATO üyesi olmasını önlemeye yönelik faaliyetlerden de geri kalmamakta, bu konuda açık bir tavır koymaktadır. Bunun en açık örneği, Ağustos 2008 de Gürcistan ın Güney Osetya ya müdahalesi sırasında yaşandı. 5 - Zaman zaman Çin e silah satışı yapan Rusya nın bu silahları, özellikle ABD nin silahlandırdığı Tayvan ile Çin arasındaki sorunlar sebebiyle, ABD yi de yakından ilgilendirmektedir. - Rusya da bir dönemin Devlet Başkanı Vladimir Putin, tarihli bir konuşmasında Rusya nın enerji hammaddelerini Rus Rublesi karşılığında yapacağını açıkladı. Petrol ve doğalgazının yaklaşık %40 nı Rusya dan temin eden Avrupa nın kısa bir dönem içinde bu büyük enerji açığını başka bir şekilde karşılaması mümkün olmadığı dikkate alındığında, Rusya nın Avrupa ülkelerine, petrol ve doğalgazın karşılığında Ruble ödenmesini istemesi halinde Avrupa ya kabul etmek zorunda kalacak, ya da enerji darboğazı ile karşı karşıya kalacaktır. Đran ve Venezuella da 2006 içerisinde iki yıl içinde petrolü Dolar dışında bir para birimi ile satmak istediğini ilan etmişlerdi. Rusya, Đran ve Venezuella tüm dünya petrol ihtiyacının %25 ini karşılamaktadır. Bu durumda Rusya nın eline oldukça önemli bir koz geçmektedir. Üstelik Rusya nın petrol ve doğalgazını satabileceği, özellikle Çin ve Uzakdoğu olmak üzere seçenekli boru hattı sistemi de mevcuttur. Üstelik Çin ve Rusya nın askeri ve enerji ticareti odaklı ilişkileri, Washington a karşı bir ortak dayanışmayı da gerektirmektedir 6. - ABD nin Rusya ve Çin gibi, küresel güç adaylarını frenlemek maksadıyla Orta Asya, Kafkaslar ve Karadeniz, Orta Doğu gibi coğrafyalarda yapmış olduğu hamlelere, bu ülkeler de cevap vermeye çalışmaktadırlar. ABD nin, 2006 yılı sonlarında Romanya ve Bulgaristan da yeni askeri üs anlaşmaları imzalaması üzerine, Avrasyacı Rusya da, Eylül 2006 başlarında yeni bir hamle ile karşılık verdi da Atina yı ziyaret eden Rusya Devlet Başkanı Putin, dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Bulgaristan 5 Gürcistan-Güney Osetya ve Rusya-Gürcistan arasında Ağustos 2008 de yaşanan çatışmalar için Sinan Ogan ve Celalettin Yavuz un TÜRKSAM web sayfasında (Karadeniz Enstitüsü) yer alan Ağustos-Eylül 2008 tarihli yazılarına bkz. 6 Jephraim P. Gundzik, More Conflict than Camaraderie Between Moscow and Washington, 11 July 2006, 6 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

15 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Devlet Başkanı Georgi Pırvanov ile Burgaz-Dedeağaç boru hattı projesinin inşası için sözleşme imzaladı. Bu anlaşma 2009 yaz aylarında yenilendi. Bakü-Ceyhan petrol boru hattına karşı seçenek olarak düşünülen bu proje ile Rusya nın, Bulgaristan da son yıllarda artan ABD nüfuzunu dengeleme maksadını güttüğü dahi ileri sürüldü. Keza Rusya, Şubat 2009 da Kırgızistan a 2.15 milyar dolarlık ekonomik yardım paketini açıkladıktan sonra, Kırgızistan ABD nin Afganistan daki kuvvetlerinin lojistik desteği için önemi bilinen manas üssünü 6 ay içerisinde boşaltmasını dahi istemişti. 7 - ABD hegemonyasına karşı çok kutupluluk taleplerini tekrarlayan Rusya, ABD nin Batılı müttefikleri Almanya ve Fransa dan destek bulamayınca, Paris-Berlin-Moskova mihveri yerine, öncelikle Pekin-Moskova mihverine yönelmiştir. 16 Temmuz 2001 de Dostluk, Đyi Komşuluk ve Đşbirliği Anlaşması nı imzalayan Rusya ve Çin, bu anlaşma ile Avrasya daki güç dengeleri açısından büyük jeopolitik değişimlerin meydana geldiği mesajını vermeye çalışmışlardı. Rusya ile Çin in yakınlaşması Şanghay Đşbirliği Örgütü (ŞĐÖ) ne dönüşmüş ve ŞĐÖ nün 7 Haziran 2002 tarihinde açıklanan hedeflerinden en belirgin olanları; Çok kutupluluk ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesi ve Dış politika konularında, karşılıklı çıkar doğrultusunda BM dahil, tüm uluslar arası örgütlerde ortak tutum sergilenmesi için çalışılması idi. 8 Bu hareketle Rusya ile Çin, ABD nin tek kutupluluğunun zararlı etkilerine karşı ortak cephe açmaya başladılar. ŞĐÖ, aynı zamanda ABD nin Orta Asya daki askeri varlığına duyulan tepkinin de bir neticesidir. Nitekim tarihli ŞĐÖ zirvesi sonundaki bildiride ABD nin Kırgızistan ve Özbekistan dan askerlerini çekmesinin istenmesi de bunu açıkça belli etmişti 9. Rusya, Çarlık dönemi ve Sovyetlerden miras emperyal içgüdüleri canlandıkça bu önemli kozunu dilediği tarzda kullanabileceğinin işaretlerini de vermektedir. Nitekim siyasî anlaşmazlık yaşadığı Ukrayna ya karşı bu silahı rahatlıkla kullanabilmektedir yılı içinde bu ülkeye sattığı doğalgazın fiyatını tek taraflı bir kararla %120 oranında artırdı. Benzer bir uygulama üç yıl sonra ve daha uzun süreli 7 ABD, Haziran 2009 içerisinde Kırgızistan la anlaşma sağlayarak, Manas üssünün yeniden NATO birliklerinin Afganistan daki harekatını desteklemesi için hava unsurlarını kullanmasının yolunu açtı. Bu anlaşma için Kırgızistan a yıllık 180 milyon dolar ödeneceği bildirilmektedir. Bkz: USA dürfen Militärbasis weiter nutzen, , 8 Fırat Purtaş, Şanghay Beşlisi nden Şanghay Đşbirliği Örgütüne: Orta Asya da Rus-Çin Stratejik Ortaklığı, 2023, 15 Ocak 2004, sayı 33, ss Remzi Güleç, a.g.y. Hazar havzası ve Orta Asya ile ilgili Rusya dışındaki ülkelerin politikaları konusunda bkz: Celalettin Yavuz, Avrasya da Türk Jeopolitiği: Türklere Açılan Geniş Ufuklar, Berikan Yayınevi, Ankara, 2010, ss Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

16 Celalettin Yavuz olarak 2009 başlarında yaşandı. En soğuk günlerde alacağını öne sürerek vanaları kapamaktan çekinmedi. Rusya da politik gücü merkezileştiren Putin, istikrarı büyük ölçüde sağladığı gibi, ekonomiyi yeniden yapılandırdı ve canlandırdı. Yükselen petrol fiyatları Rusya nın bilançosuna büyük kazançlar olarak girdi. Rusya da döviz rezervleri daha 2006 yılı başlarında 180 milyar doları aşmıştı. Dünya doğalgaz rezervleri sıralanmasında ilk sırayı, petrol rezervleri sıralamasında ise sekizinci sırada yer alan Rusya, aynı zamanda dünyanın ikinci büyük petrol ihracatçısı olup, gerektiğinde enerjiyi bir silah gibi kullanabileceğini gösterdi. Rusya nın yakın çevresinde daha fazla kaybetmeye ve ABD nin kendisine daha fazla yaklaşmasına tahammülü de gittikçe azalırken, ABD karşısında Çin ile stratejik işbirliği Rusya ya güç kazandırmaktadır. ABD askeri gücünün Afganistan da ve Irak ta tıkanması ve Đran ın meydan okumaları karşısında ABD nin kafasının karışması Rusya yı cesaretlendirmektedir. Baltık tan Kırgızistan a kadar uzanan hattaki ABD-Rusya güç mücadelesinin, zaman zaman Soğuk Savaş dönemini hatırlatan bir seyir izlediği bile ileri sürülmüştür 10. Öte yandan Rusya nın sahip olduğu yeni zenginliklere karşılık, oldukça zayıf yanlarının olduğu da ileri sürülmektedir. Silahlı kuvvetlerinin bazı kesimlerinde hala yoksulluk ve malzeme eksikliğiyle eğitim yapıldığı, bu sebeple moral açısından en alt düzeylerde bulundukları ileri sürülmekteydi. IMF verilerine göre, Rusya nın 2006 Eylül ayı itibariyle bir yıldaki büyümesi %7 civarındaydı. Ancak bunun büyük ölçüde artan enerji hammaddesi fiyatları nedeniyle olduğu ileri sürüldü. Petrol ve doğalgaz fiyatları düştükten ve hele de tüm dünyada 2008 yılı son çeyreği itibariyle hissedilen ekonomik kriz sebebiyle, Rusya daki büyüme oranı da aşağılara çekildi. Ekonomik reformların hızı kesilmiş, devletin stratejik ekonomi sektöründe gittikçe artan kontrolü nedeniyle yabancı yatırımların miktarı da düşmüştür. Öyle ki, milyar dolar olan 2004 yılı yabancı yatırım payları içinde Rusya nın alabildiği pay sadece 11.6 milyardır. Küresel dereceleme kurumlarından birine göre Rusya, 62 ülke içinde 2005 yılında 2004 e göre 5 basamak kayıpla 52. sıraya düşmüştür. Bu arada düşük doğum ve yüksek ölüm oranı sonucunda özellikle erkek nüfus sayısında 750 bin eksikliğin mevcut olduğu Rusya nın uyuşturucu bağımlılığı, AIDS ve Avrupa nın tüberküloz da ilk sıradaki ülkesi olma zafiyetleri gösterdiği de ileri sürülmektedir. Bir bakıma petrol ve doğalgazla büyüyen Rusya, aynı zamanda zayıflamaktadır. Her ne 10 Nejat Eslen, Yeni Soğuk Savaş Dönemi mi?, (Erişim: ) 8 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

17 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri kadar durulmuş gözükse de Çeçenistan sorunu ve 25 milyon civarında Müslüman nüfusunun, Rusya nın zayıf karnı olabileceği iddiası devam etmekteydi RUSYA NIN SON DÖNEMDE KARADENĐZ VE YAKIN ÇEVRESĐNDE YENĐ STRATEJĐK HAMLELERĐ Nisan 2008 tarihli NATO nun Bükreş Zirvesi nin ardından Karadeniz ve çevresindeki coğrafyalarda Rusya-ABD, Rusya-NATO güç dengesinde büyük değişimler yaşandı. Bu değişim ise büyük ölçüde Rusya dan yanaydı. Rusya dan yana gelişen bu değişimler satır başları ile şöyledir: - Güney Osetya Krizi sebebiyle Rusya Gürcistan a girdi. Rusya nın Güney Osetya ve Abhazya nın bağımsızlığını tanıdı. Bu olaydan aylar önce Kosova nın Rusya ya rağmen bağımsızlığının tanınmış olması, Rus dış politikasında derin yaralar bıraktı. Bu etki, Kosova nın bağımsızlığının tanımasından bir iki hafta sonra Rus bilim adamları tarafından Türkiye de bir sempozyumda dile getirilmişti Güney Osetya Krizi ile Karadeniz e girmek isteyen ABD donanması, Rusya-Türkiye örtüşen çıkarları sonucu gelişen işbirliği ile, bu amacına ulaşamadı. - ABD nin, Rusya nın büyük tepki verdiği Polonya-Çek Cumhuriyeti ndeki Füze Kalkanı projesini Orta Avrupa dan çekti. - Ermenistan-Türkiye Đyi Komşuluk Đlişkileri Protokolleri nin imzalanması üzerine, Dağlık-Karabağ sorununda çözüm için Rusya öne çıktı. - Türkiye-Rusya arasında Ağustos 2009 ve Mayıs 2010 da başbakan ve devlet başkanı düzeyinde yapılan ziyaretler sonucu enerji ağırlıklı, stratejik seviyede projelere imza atıldı. - Ukrayna da, Şubat 2010 da yapılan devlet başkanlığı seçimlerini ABD ve Batı yanlısı adaylar yerine, Rusya ya yakınlığı ile Viktor Yanukoviç seçildi. - Kırgızistan da ABD yanlısı olduğu ileri sürülen Devlet Başkanı Bakiyev yerini terk etmek mecburiyetinde kaldı. 11 Rajan Menon and Alexander Motly, Why Russia is Really Weak, Newsweek, September 25, 2006, s Ayrıntılar için bakz: Alla A. Yazkova, Karadeniz Bölgesi nde Rusya nın Başlıca Çıkarları ve Siyaseti, I. Türk Rus Ortak Karadeniz Sempozyumu (27-28 Mart 2008) Sempozyum Bildirileri, (Haz: Pınar Yürür, Yalçın Sarıkaya, Aigerim Shilibekova), Giresun Üniversitesi., 2008, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

18 Celalettin Yavuz - Rusya nın, ekonomideki rahatlığına bağlı olarak, Sovyetler dönemindeki gibi, özellikle Suriye olmak üzere, yeniden Orta Doğu ya dönmeye başladığı göründü. - Hazar havzası doğal enerji kaynaklarının Batı ya ulaştırılmasında Rusya, neredeyse tekel konumunu devam ettirerek, bu alanda stratejik üstünlüğü ele geçirdi. Yukarıdaki gelişmelerden özellikle Karadeniz de güç dengesini etkileyebilecek önemli gelişmeler üzerinde durulmuştur. 4. RUSYA VE ABD ĐLĐŞKĐLERĐNĐ GEREN ORTA AVRUPA DA FÜZE KALKANI PROJESĐ Mart 2007 içinde pek çok NATO üyesi, Füze Kalkanı isimli ve Orta Avrupa da kurulması planlanan nükleer-balistik füzelere karşı savunma sisteminin, tüm Avrupa yı kapsaması gerektiğini belirtti. Hatta Đran a yakın olan NATO-Güneydoğu kanadının da kısa menzilli füzesavar sistemlere ihtiyaç duyacağı vurgulandı. Polonya da balistik füze rampası, Çek Cumhuriyeti nde radar sisteminin kurulmasını öngören proje, dönemin Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından, yeni bir silahlanma yarışı nı başlatacağı gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirildi. Putin, Rusya nın da Polonya sınırlarına yakın coğrafyada orta menzilli füze sistemlerinin konuşlandırılmasıyla karşılık verileceği tehdidinde bulundu. Almanya nın eski Şansölyesi Gerhard Schröder de ABD nin füze kalkanı projesinin gereksizliğine değinerek, bu yeni füzesavar sistemi ile Doğu Avrupa barışını tehdit eden bir silahlanma yarışını başlatacağını ileri sürerek, ABD yi mantıksız çevreleme politikası uygulamakla suçladı 13. Putin, Nisan 2007 sonlarında Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vaclav Klaus la görüşmesinde, adı geçen füze savar sistemi konusunda olumsuz tavrını sürdürerek, projeden vazgeçilmemesi halinde bu sistemin Urallara kadar olan Rus topraklarını da kontrol edebileceğini, bu durumun taraflara yok etme derecesinde tehlike yarattığını ifadeyle, mutlaka karşı önlem alacaklarını açıkladı. Putin in aynı günlerde Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması (AKKA) dan çekilebileceklerini açıklaması da NATO cephesinde kaygı yaratmış, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ilişkilerin çıkmaza girdiğini, anlaşmazlığın Đstanbul Anlaşması nın farklı yorumlanmasından kaynaklandığını ifade etmişti De Hoop Scheffer warnt vor Spaltung der Nato, 12. Maerz 2007, 14 Cenk Başlamış, Nükleer Savaş Çıkabilir, , Ayrıca bkz: Putin 10 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

19 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Temmuz 2007 ayına gelindiğinde, Doğu Avrupa ülkeleri Rusya arasına mesafe koyuyor! şeklindeki yazılarda artış kaydedildi 15. ABD, gerilimi azaltmak için Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ı, Mayıs 2007 de Moskova ya gönderdi. ABD Dışişleri Bakanı Rice, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinde füze savunma sistemleri, Kosova nın bağımsızlığı, silahsızlanma anlaşmaları, Đran nükleer sorunu gibi birçok konuda ikna etmeye çalıştı. Ancak Moskova nın bu konulara yaklaşımında bir değişiklik olmadığı açıklandı 16. Ağustos 2007 içinde; Sovyetlerin dağılmasıyla durdurulan, 2006 başlarında da askıya alınan uzun menzilli füzeler taşıyan Rus uçaklarının düzenli uçuşlarının yeniden başlatıldığı duyuldu. Soğuk Savaş ın sona ermesinden sonra ilk kez, bu söz konusu uzun menzilli füze taşıyan Rus uçakları, ABD askeri üslerinin bulunduğu Pasifik teki Guam Adası na kadar uçtular. Đngiliz Savunma Bakanlığı, günü erken saatlerde, sekiz Rus bombardıman uçağına müdahale edildiğini açıkladı. Aynı gün Norveç de erken saatlerde, sekiz Rus uçağını takip etmek üzere dört savaş uçağını harekete geçirdi. Đngiliz uçakları, Yorkshire bölgesinde, NATO Acil Müdahale Gücü nün parçası olan Leeming and Waddington üslerinden havalandılar. Rusya Savunma Bakanlığı nca 5 Eylül 2007 akşamı stratejik bombardıman uçaklarının Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu ve Kutup Bölgesi nde olağan karakol görevleri yapılmaya başlandığı duyuruldu. Rus uçakları yabancı bir devletin hava sahasına yaklaşmamasına rağmen, hemen hepsi de NATO üyesi ülkelerin uçakları tarafından yakından izlenmişti. Bu gelişmeler, Đngiltere ve Rusya arasındaki ilişkilerin Soğuk Savaş Dönemi nden beri en kötü seviyede seyrettiğinin işareti olarak ileri sürüldü 17. Ekim 2007 de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Rusya Dışişleri ve Savunma Bakanları ile sırasıyla görüşerek, Orta Avrupa daki Füze Savunma Sistemi nin Rusya ya karşı olmadığını beyhude yere anlatmaya çalıştılar. Rusya, ABD nin füze savunma sistemiyle ilgili planları uygulamak yerine Azerbaycan daki bir erken uyarı radar sisteminin ortak kullanıma açılmasını önerdi. ABD ise, Azerbaycan daki radarın fazla geniş bir ufku taradığını, Çek AKKA nın Askıya Alınmasını Onayladı, , 15 Osteuropäer gehen auf Distanz zu Russland, 14. Juli 2007, 16 Faruk Akkan, Rice ile Putin, Sadece Tansiyonu Düşürme Konusunda Anlaşabildi, , 17 NATO Semalarında Rus Uçakları, , 11 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

20 Celalettin Yavuz Cumhuriyeti nde kurulacak sistemin çok daha dar bir odağı olacağını belirtmekle yetindi 18. Füze Kalkanı konusunda anlaşmaya varılamaz iken, Kasım 2007 de Rus Meclisi, AKKA dan çekilme kararını aldı ve bu karar de Putin tarafından onaylandı 19. Füze Kalkanı projesiyle ilgili tarafların zıtlaşması, 2-4 Nisan 2008 tarihleri arasında yapılan NATO nun Bükreş Zirvesi ne kadar hararetli bir şekilde sürdü. Bükreş teki konulardan da önemli biri bu proje idi. Sonuçta bu projenin sadece Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile sınırlı kalmayarak, tüm NATO ülkelerini kapsaması konusunda, tüm üyelerin desteklediği bir karar alındı. Hatta Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan ın da koruma altına alınması için kısa menzilli füzelerden oluşan ikinci bir sistemin daha kurulmasına karar verildi 20. Füze Kalkanı projesi, bizzat ABD Başkanı Bush un, NATO nun Bükreş Zirvesi nin hemen ardından, 6 Nisan 2008 de Rus Devlet Başkanı Putin ve Putin den sonra görevi devralacak Medvedev le görüşmesiyle yeni ve daha ılımlı bir boyut kazandı. Bush Putin görüşmesinin ardından ortak basın toplantısında Putin, Ortaklarımız sadece kaygılarımızı anlamakla kalmadı, aynı zamanda bunları gidermeye çalışıyorlar! diyerek, ABD nin Füze Kalkanı projesi üzerinde, temkinli iyimserlik içerisinde bulunduğunu bildirdi. Başkan Bush ise, Moskova-Washington ilişkilerinin geliştirilmesi çalışmalarına bundan sonra da devam edeceklerini, Füze Kalkanı nın Rusya ya karşı olmadığını, hatta ABD ve Rusya nın eşit ortaklı Füze Kalkanı sistemi yaratmayı umduklarını ilave etti. 21 Ancak, Putin bu görüşmeden sonra rahatlatıcı bir cevap vermedi LĐ YILLARDA KARADENĐZ DE STRATEJĐK HAMLELER ABD nin Orta Avrupa da Füze Kalkanı kurma projesinin duyulmasından önce Balkanlarda stratejik atılımlar attığı görüldü. Önce Romanya ile, 6 Aralık 2005 te birçok üssün ABD tarafından kullanılmasını kapsayan bir anlaşmayı imzalandı. Bu anlaşma ile ABD ilk kez eski Varşova Paktı üyesi ülkelerden birinde askeri üs kurmuş oldu 22. Daha sonra Bulgaristan da, Bezmer ve Grafignatiev 18 Rusya yı Đrkiltecek Açıklama, , 19 Putin AKKA nın Askıya Alınmasını Onayladı, agy. 20 NATO da Putin den Son Gol, Akşam, , ss. 1 ve Soçi de Rusya ABD Zirvesi, , 22 USA richten erstmals Stützpunkte in Rumaenien ein, 6. Dezember 2005, 12 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

21 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri havaalanları ile Nova Selo askeri tesislerine ABD asker ve uçaklarının konuşlandırılmasına ve bu alanların Amerikan üssü olarak kullanılmasına izin veren anlaşma, 28 Nisan 2006 da Sofya da imzalandı 23. Balkanlara ve Karadeniz e hava ve kara üsleri ile giren ABD için asıl önemli olan, deniz kuvveti ile girebilmekti. Bu maksatla ABD; Karadeniz in jeostratejik öneminin ve güvenliğinin ABD için son derece önemli olduğunu ileri sürerek girişimlerini artırdı. Karadeniz deki petrol tanker trafiğine ya da ana yükleme/boşaltma tesislerine yapılacak bir terör saldırısının bölge ülkelerinde bu enerji hammaddesini kullanan ülkeler kadar, ekonomik etkileri nedeniyle ABD nin de güvenliğini etkileyeceğini iddiasıyla, Karadeniz de donanma bulundurmak istedi. Aslında Karadeniz havzası, ABD nin dikkatini çekecek ölçüde istikrarsız bir coğrafyadır. Bu sebeple NATO nun Karadeniz de varlık göstermek istemesi ilk bakışta gereksiz! diye kestirilip atılamaz. Gürcistan-Güney Osetya, Gürcistan-Abhazya, Gürcistan-Rusya ve Ukrayna ile Rusya arasında Yuşenko dönemindeki gerilimler bir yana, Karadeniz deki önemli enerji transferi düşünüldüğünde, bu enerjiyi tüketen ülkelerin çoğunluğunun da Avrupalı NATO ülkelerinin olduğu dikkate alındığında, hele de NATO nun son yıllardaki yeni stratejisinde terörün hedef alındığı hatırlanırsa, NATO nun Karadeniz de yer alması son derece normal olarak düşünülebilir. Zira ABD ve Avrupa, tükettikleri enerji kaynaklarının mevcut bulunduğu bölgelerdeki istikrarsızlığın, kendilerini olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesinden hareketle, olası bir istikrarsızlığı kabul etmeyecekleri açıktır 24. Yukarıdaki düşünceleri de bahane eden ABD, NATO nun Aktif Çaba Harekâtı (Operation Active Endaveour) yla, sürekli bir operasyonel faaliyetin kurumsal kimliği ile evvelce gerçekleşmemiş bir şekilde Karadeniz e girmek niyetindeydi. Deniz güvenliği yanında, Karadeniz jeopolitiğinde etkinlik mücadelesine de sahne olan bu girişimde Karadeniz e sahildar diğer ülkeler ABD yi desteklerken, Türkiye ve Rusya ilgi göstermedi 25. Zira Karadeniz de zaten sahildar ülkelerce 2001 yılında kurulan Karadeniz Görev kuvveti (BLACKSEAFOR) 23 Burgaz bölgesindeki Aydost kenti yakınlarındaki askeri depoların Amerikan askerlerinin hizmetine verilmesini öngören anlaşmanın geçerlilik süresi 10 yıl olmakla birlikte, bu süre sonunda iki tarafın istemesi halinde 10 yıl daha uzatılabilecektir. Bkz: ABD, Sofya dan Üsleri Aldı, Akşam, , s Serdar Kesgin, NATO-Rusya Đlişkileri, Giresun Üniversitesi, Karadeniz Stratejik Arştırma ve Uygulama Merkezi, Giresun, 2009, ss Ayrıntılar için bkz: Celalettin Yavuz, Karadeniz Jeopolitiğinde Küresel Egemenlik Mücadelesi, 2023, , s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

22 Celalettin Yavuz mevcuttu 26. Daha sonra 2004 yılında Türkiye nin inisiyatifi ile Karadeniz de terörist hareketleri kontrol ve önlemek maksadına yönelik olarak Karadeniz Uyum Harekâtı (BLACKSEA HARMONY) da kuruldu 27. Başlangıçta Türkiye ve Rus donanma unsurları var iken, daha sonra Karadeniz sahildarı diğer ülkeleri de bu oluşuma katıldılar. Karadeniz e ABD nin girmemesi yönünde Rus milli menfaatlerini belirten bir Rus bilim adamı bunu şöyle açıklamaktadır: Özellikle ABD ve NATO, tabiri caizse, bu bölgeye girmek için çeşitli fırsatlar aramaktadırlar. Başka bir deyişle, ilave enerji ve hammadde kaynakları arayışı için ve aynı zamanda bölgede güç dengelerini değiştirmek için ki, bu da temelde şu anda ilk olarak Rusya nın direnç göstermesi ile karşı karşıya kalmaktadır 28. Doğalgazın patronluğunu bırakmaya niyeti olmayan Rusya, Karadeniz Ekonomik Đşbirliği Teşkilatı (KEĐT) nın Đstanbul daki 15. Yıl Zirvesi nde bu niyetini bir kez daha gösterdi. Bölgede yoğun enerji rekabetinin gölgesinde kalan zirvede, en önemli konu bölgedeki enerji projeleriydi. Rusya Devlet Başkanı Putin de yaptığı konuşmada, enerji konusuna özel önem atfetmiş ve Karadeniz Enerji Çemberi Projesi adıyla yeni bir projeyi hayata geçirmeyi teklif etmişti 29. Karadeniz Enerji Çemberi adlı proje, Rusya nın bu alanda Patron benim! diye ortaya çıktığı, enerji projelerine Karadeniz sahildarı ve enerji kaynaklarına sahip olmayan ülkelerden başkasının sokulmak istenmedi bir görünüm verdi. Putin ile Başbakan R.T.Erdoğan arasında gerçekleşen enerji zirvesinde, ağırlıklı olarak, Đkinci Mavi Akım hattı ele alınmış, Avrupa daki gaz tekelini kaybetmek istemeyen Putin, mevcut Mavi Akım hattının paraleline bir hat daha yapılarak, buradan Avrupa ya Türkiye ile birlikte gaz satışı yapılmasını önermiştir. Đtalyan ENI şirketinin deniz altındaki hattı inşasını öngören projeye göre Türkiye, bu Mavi Akım-2 hattının geçiş ülkesi olacaktı. Enerji zirvesinde, AKP Hükümeti nin büyük önem verdiği, Rus ve Kazak petrolünün Ceyhan a taşınmasını öngören Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi de gündeme gelmiş, Putin, Mavi Akım-2 hattında oluşturulacak ortaklığın, Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı nda da yapılabileceğini bildirmiştir. Bu çerçevede 26 BLACKSEAFOR un ayrıntıları için bkz: Akın Alkan, 21. Yüzyılın Đlk Çeyreğinde Karadeniz Güvenliği, Nobel Yayın, Đstanbul, 2006, ss Ayrıca bkz: Celalettin Yavuz, agm, ss Ayrıntılar için bkz: Celalettin Yavuz, Kafkaslardaki Sıcak Çatışmanın Karadeniz e Yayılan Soğuk Savaş Esintileri, 2023, s Alla A. Yazkova, agm, s Sinan Ogan, KEI Zirvesinin Ardından... Türk Rus Đlişkilerinde Enerji Temelli Sinyalleri, TURKSAM, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

23 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Rusya, projeye ortak olunması halinde, Samsun-Ceyhan hattına petrol verileceğini de ilave etmiştir 30. Ancak, özellikle Avrupa kaynaklı basın tarafından Rusya ve Türkiye doğalgaz hatlarının Avrupa ya ulaştırılmasında rakip gibi gösterilmekteydi. Özellikle Nabucco projesi ile birlikte 2006 yılından beri iki ülke arasında yeniden enerji temelli bir rekabet başladığı ileri sürüldü. Rusya aslında, Mavi Akım-2 hattını önererek, bir bakıma rekabeti ortaklığa dönüştürmek istemişti. Böylelikle hem Rus gazı ve hem de Hazar bölgesi gazı Türkiye ye iki farklı kaynaktan taşınarak birleşecek, hem Türkiye, hem de Rusya kazanabilecekti. Aksi takdirde Türkiye nin Hazar havzasının enerji kaynaklarının değerlendirilmesi uğruna oynanan büyük enerji oyununda yavaş yavaş devre dışı kalabilecekti. Zira Hazar bölgesinin enerji kilidini açabilecek yegane maymuncuk hala Rusya nın elindeydi. Bu sebeple, Hazar havzasındaki enerji oyununda Rusya ile zıtlaşmak yerine, ortak çıkarların örtüştüğü projeler üzerinde anlaşmak, Türkiye nin milli menfaatleri açısından çok daha uygun gözüküyordu 31. Türkiye ile Rusya ilişkileri 2009 yılı içerisinde olumlu yönde gelişmeye başladı. 6 Ağustos ta Ankara yı ziyaret eden Rusya Başbakanı Putin e daha sonra Đtalya Başbakanı Berlusconi de katıldı. Bu ziyaret sırasında Rusya ve Türkiye arasında çeşitli alanlarda işbirliğine ilişkin 20 belge imzalandı. Bu işbirliği anlaşmalarından enerji ağırlıklı olanlar şöyleydi: (1) Đki ülke arasında doğalgaz ve petrol alanında işbirliği protokolleri. (2) Türkiye nin Karadeniz deki Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) nde Güney Akım Projesiyle Đlgili Araştırmaların Yapılmasına Đzin Veren Anlaşma. (3) Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılmasına Đlişkin Đşbirliği Anlaşması, Nükleer Kazaların Erken Bildirimi ve Nükleer Tesisler Hakkında Bilgi Değişimi Anlaşması, Nükleer Güç Mühendisliği alanında Đşbirliği Protokolleri. (4) Çalık Holding in üstlendiği Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi ne Rusya nın kaynak desteği vermesine ilişkin taahhüt. (5) Türkiye nin Rusya dan Bakü Hattı üzerinden aldığı doğalgaz anlaşmasının süresinin uzatılması. 30 Hüseyin Özay, Putin: Đsteklerimiz Olursa Gazı Ucuzlatırız, Akşam, , s Sinan Ogan, Guiseppe Verdin in Nabucco Operası, , 15 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

24 Celalettin Yavuz (6) TÜPRAŞ, TETAŞ, TPAO, AKSA ENERJĐ A.Ş, Postolgun Dış Ticaret, Çalık Holding gibi şirketler Rus ortaklarıyla 8 belgenin imzalanması 32. Putin in ziyaretinden yaklaşık 9 ay sonra, bu kez de Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Mayıs 2010 tarihlerinde Türkiye ye de resmi bir ziyaret düzenledi. Bu ziyaret aslında Ağustos 2009 da Rusya Başbakanı Putin in Ankara ziyaretinin bir tamamlayıcısı gibiydi. O gün konuşulan ve imzalanan bazı mutabakat metinlerinin bir kısmı anlaşmaya dönüştü. Đki ülke arasında belirli ölçülerde vize muafiyeti uygulanması için çalışmalara başlanmasına karar verildi. Önemli projelerden; (a) Samsun-Ceyhan petrol boru hattının inşası, MAVĐ AKIM-2 doğalgaz boru hattı ve ilki Mersin Akkuyu da inşası düşünülen nükleer enerji santralleri konusunda olumlu ilerlemeler kaydedildi. 33 Hatta bu gelişmeler biraz da abartılarak Türkiye-Rusya stratejik ortaklığı gibi basına yansıtıldı. Gerçi stratejik ortaklık olmasa da, iki ülke ilişkilerinin gelişmesi hem bölge istikrarı açısından, hem de iki ülkenin ekonomik değerlerini daha iyi değerlendirebilmeleri açısından örtüşen alanlar bulunmasına vesile olmuştur. Bundan sonra Rusya dan çok daha fazla sayıda turist gelmesi mümkün olabilecektir. 6. ORTA AVRUPA DAN ROMANYA YA KAYAN FÜZE KALKANI PROJESĐ Romanya Devlet Başkanı 4 Şubat 2010 da, ülkede ABD nin yerleştirmek istediği füze savunma sisteminin Romanya Savunma Komitesi tarafından kabul edildiğini açıkladı. 34 Aslında böylesi bir gelişme yeni değildi. Temmuz 2009 da Rus Devlet Başkanı Medvedev le Moskova daki görüşmesinde, Rus devlet adamını ikna edemeyen ABD Başkanı Barack Obama, konuyla ilgili ilk açıklamasında, 2005 yılından beri Doğu Avrupa ülkelerinde (Polonya ve Çek Cumhuriyeti) tesisi planlanan, stratejik-balistik füzelere karşı savunma sistemi Füze Kalkanı projesini geçiştirmeye kalkmıştı. Çünkü Rusya nın itirazları son derece güçlü ve ısrarda devam hali, Güney Osetya sebebiyle çıkan Rusya-Gürcistan çatışmasının benzerlerini yaşatabilirdi. 32 Abdullah Karakuş, Gülçin Üstün, Bahar Bakır, Üç Başbakandan Enerjide Tarihi Đmza, Milliyet, Putin in ziyareti ile ilgili ayrıntılar için ayrıca bkz: Celalettin Yavuz, Rusya Türkiye Yakınlaşması: Bir Jeopolitik Değerlendirme, Jeopolitik, Yıl 8, sayı 68, Eylül 2009, s Nükleerde Tarihi Đmza, , 34 Moskau fordert US-Erklärung wegen Raketenstationierung in Rumänien, , Raketenstationierung-in-Rumaenien 16 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

25 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Obama tarafından 16 Eylül 2009 da, anılan Füze Kalkanı projesinin Orta Avrupa da tesisinden vazgeçildiği, bu projenin NATO nun güneyine-güneydoğusuna kaydırılacağı bildirildi. Haberle birlikte anılan projenin Türkiye ye kaydırılacağı ileri sürülerek yeni bir tartışma yaratıldı. 35 Bu silahların temini için 7.8 milyar dolarlık bir maliyetin varlığından söz edilmişti 36. Bu gelişme hemen Türk kamuoyunda sorgulanmaya başlandı. Daha işin aslı belli olmadan, Doğu Avrupa dan vazgeçilen Füze Kalkanı nın Türkiye de kurulmasıyla Türkiye nin büyük bir silahlanma yükü altına girdiği konusu tartışmaların odağı haline geldi. Patriotların orta menzilli ve bölgesel bir hava savunma sistemi olması, yani Füze Kalkanı tesis edebilecek yeteneklerden mahrum olduğu bir türlü kamuoyunu inandıramadı. Nihayet Genelkurmay Başkanlığınca konuya açıklık getirilerek, bir milyar dolar olarak açıklanan, orta mesafeli hava savunma sistemi Füze Kalkanı ndan farklı bu proje olup, tedarik işlemi de Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından yapılmakta olduğu, bildirildi 37. Bu açıklamanın yapıldığı günlerde, ABD nin önemli düşünce kuruluşlarından Alman Marshall Fonu uzmanı Ian Lesser, Doğu Avrupa ya füze kalkanı projesinden vazgeçen Amerikan yönetiminin Doğu Akdeniz deki yeni füze ve hava savunma girişimlerini hayata geçirmesinde Türkiye nin, NATO ile birlikte, öncü rol oynayabileceğini öne sürdü 38. Bu sebeple konu devamlı gündemde kalmasa da, unutulmadı da Türkiye de olmasa bile yakın coğrafyada, yani Balkanlarda olabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaya devam etmişti. Füze Kalkanı ile ilgili son sözler söylenmemiş olsa da, ortaya çıkan bir gerçek vardı: Barack Obama ile birlikte ABD nin Rusya ya karşı yeni dış politikasında baskı yerine, alışılmış iş görüşmeleri gibi, yeni ve uzlaşmaya dayalı bir normalizasyona girilmişti 39. Ancak, Romanya dan yapılan açıklama gene de sürpriz! sayılabilecek kadar şaşırtıcı oldu. Daha doğrusu, zamanlama açısından biraz erken 35 Yigal Schleifer, Turkey: Is Ankara set to become a vital player in revamped US Anti- Missile Shield?, , 36 Füze Kalkanı, Derya Sazak, Milliyet, Türkiye nin hava savunma sistemiyle ilgili yeterli bilgiler için bkz: Celalettin Yavuz, Doğu Avrupa Đran Üzerinden ABD-Rusya Đkili Oyunu ve Türkiye, Eko Enerji, Yıl 3, sayı 35, Kasım 2009, ss Lesser, Kalkan için Türkiye yi Adres Gösterdi, Zaman, Dmitry Trenin, A New and Modern Foreign Policy, , 17 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

26 Celalettin Yavuz bulundu. ABD hava savunma şemsiyesinin 2015 yılında harekata hazır olmasını öngörmektedir. Hem ABD, hem de Romanya ısrarla bu savunma şemsiyesinin Rusya ya karşı olmadığını vurgulamaya çalışmaktadır. ABD, buna ilaveten denizde ve karada konuşlu güdümlü mermi savunma sistemi de planlamaktadır. Bunlar her şeyden önce Đran dan olası füze taarruzlarına karşı olacakmış. Buna rağmen Rusya plana kuşkuyla bakmaya devam etmektedir. Bu bağlamda ilk ses, olayın duyulmasından bir gün sonra Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ile Almanya da görüştükten sonra Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dan, basın toplantısı sırasında duyuldu. Lavrov, ABD nin bu yeni hava savunma sistemi projesini kendilerine etraflıca açıklamalarını beklediklerini söyledi 40. Romanya da kurulması öngörülen yeni Füze Kalkanı sisteminin karadan ve denizden de güdümlü mermilere karşı savunma sistemleriyle desteklenmesi de öngörülmekte imiş. Bunun anlamı; Karadeniz Deniz Harekat Alanı nın silahlanması demektir. Yani, şayet bu sistem NATO ve AB ülkeleri tarafından da onay bulursa, Karadeniz de soğuk savaş sonrası başlayan istikrar tehlikede demektir. Romanya nın ABD tarafından silahlandırılması, bu silahlanmanın Karadeniz in deniz coğrafyasına da sarkması, ister istemez Rusya nın da aynı coğrafyada silahlanmasını gerektirebilecektir. Tabii Türkiye nin de bu istikrarlı coğrafyada yeniden silahlanması söz konusu olabilecektir LU YILLARA GĐRERKEN RUSYA NIN YENĐ ASKERĐ TAARRUZĐ KARAKTERLĐ ASKERĐ STRATEJĐ Romanya daki Füze Kalkanı projesi açıklandıktan bir gün sonra, 5 Şubat 2010 da sanki bu habere nazire yapılırcasına, Rusya nın eskisine oranla taarruzi karakter taşıyan yeni askeri doktrini açıklandı. Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedev, herhangi bir mütecavizin Rusya ya ya da müttefiklerine yönelik nükleer silah, ya da KĐS saldırı ihtimali karşısında Rusya nın nükleer silah kullanmasını öngören yeni askeri stratejiyi, 5 Şubat 2010 da imzaladı ve tüm dünya bundan aynı gün haberdar oldu. Yeni savunma doktrininde öne çıkan hususlar özetle şöyledir: A. NATO nun doğuya doğru genişlemesinin Rus sınırları önüne kadar gelmesi hali Ana tehdit olarak kabul edildi. 40 Moskau fordert US-Erklärung wegen Raketenstationierung in Rumänien, agy. 41 Celalettin Yavuz, Rusya nın Yeni Askeri Doktrini ve Karadeniz de Rusya-ABD Yeni Çatışma Alanları, , 18 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

27 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri B. Rusya, muhtemel bir Füze Savunma Sistemi ne erişilmesi halinin, küresel anlamda silahlanma dengesini bozacağı ve denge prensibine zarar vereceği, dolayısıyla da kendi güvenliğini tehlikeye sokacağı endişesini taşımaktadır. C. Rusya ayrıca, uzaydaki silahlanma ve sahiplenme ile ilgili iddiaların da Rusya ya da müttefiklerine karşı tehdit olarak değerlendirmektedir. Her ne kadar yeni askeri doktrin yukarıdaki gibi kabul edilse de, ABD ile yürütülmekte olan nükleer silah başlıklarının azaltılması görüşmelerinin bu doktrinden bağımsız olduğu da ileri sürüldü. Rusya nın açıklamasına göre yeni askeri doktrin her şeyden önce caydırıcılığa hizmet edecek, ancak ABD ile Aralık 2009 de imzalanan stratejik taarruz silahlarının azaltılmasını öngören START-Anlaşmasının devamı üzerinde de çalışmalar sürdürülecektir 42. Rusya nın yeni askeri doktrininin, nükleer caydırıcılığı esas aldığı ve 2020 yılına kadar geçerli olacağı belirtildi. Rusya nın bir önceki askeri doktrini de 10 yıl önce (2000 yılında) kabul edilmişti. Önceki askeri doktrinin temel özelliği savunma ağırlıklı özellik taşıması ve savaş hali için ihtiyaç durumunda hazırlık yapılması hedeflenmesiydi SĐVASTOPOL DENĐZ ÜSSÜ ÜZERĐNDE ANLAŞMA - RUSYA DAN YENĐ BĐR STRATEJĐK HAMLE Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedov, Ukrayna nın yeni Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç i Nisan 2010 tarihlerinde ziyaret ederek Sivastopol deki eski Sovyet Karadeniz Donanması na ait Sivastopol üssüyle ilgili sorunu çözdü. Ukrayna bu anlaşma ile Rusya dan ihraç edilen doğalgazı yaklaşık %30 daha normal piyasa fiyatlarının altında alma şansını yakalarken, Rusya da Sivastopol de Karadeniz Filosu için 2017 de sona erecek üs kiralama imkanını 25 yıl daha uzatma fırsatını buldu. Üstelik 5 yıl daha seçenekli olarak. Rusya bu ziyaret sonrasında Ukrayna da 40 milyar dolarlık bir yatırım yapmaya da karar verdi 44. NATO karşıtı olarak bilinen Yanukoviç, bu özelliği ile Şubat 2010 devlet başkanlığına seçildi. Bu seçimler öncesinde Rusya nın, Ukrayna ile doğalgaz savaşında uyguladığı ve Ukrayna nın önceki yönetimini 42 Moskau verordnet sich neuen Atomwaffen-Einsatzplan, , derstandard.at/ /moskau-verordnet-sich-neuen-atomwaffen-einsatzplan 43 Medvedev, Yeni Askeri Doktrini Onayladı, Zaman, James Marson and Jacob Gronholt-Pedersen, Ukraine Fleet Deal Expands Russia's Regional Reach, , html?mod=WSJ_World_LEFTSecondNews 19 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

28 Celalettin Yavuz dize getiren politikasının da payı çok büyüktür. Bir bakıma Rusya; Al doğalgazı, ver askeri üssü! dedi ve sonuçta böylesi bir pazarlık gerçekleşti. Artık Rusya nın Abhazya sahillerinde Karadeniz Filosu için kurmayı düşündüğü alternatif bir askeri üs için acele etmesine gerek kalmadı. Bundan böyle NATO nun Doğuya doğru genişlemesi Rusya ya rağmen gerçekleşse bile, Rus Karadeniz Filosu nu (bir zamanlar Karadeniz Donanması idi) bir çırpıda Sivastopol den kapı dışarı etmek mümkün olamayacaktır. Rus Karadeniz Filosu, en azından yıl üs/barınma kaygısı duymayacaktır. Bu ise, Rusya nın Karadeniz de silahlanma faaliyetlerini bir süre daha erteletebilecektir. Bu anlaşma sonucunda Slav dünyasının birbirlerine en yakın iki ülkesinin, ayrılmak bir yana, yeniden bir araya gelmekte olduklarını söylemek mümkündür. Sınırları farklı, ancak siyasi kararlarda paralellikler bundan böyle daha belirgin hale gelebilecektir. Bunun anlamı ise, bundan sonra Ukrayna da çok önemli değişiklikler olmazsa, NATO nun doğuya doğru genişlemesi Ukrayna ya uğramadan geçecek demektir. Bu siyasi konjonktür, NATO ve AB üyesi olmak için çırpınan Gürcistan ı da olumsuz etkileyecektir. Bir başka ifadeyle Rusya, ABD nin Romanya ve Bulgaristan da döneminde kiraladığı kara ve hava üslerine, Karadeniz strateji oyununda geride kalmayacağının mesajını Sivastopol den verdi. Medvedev in hamlesinin ardından Ukrayna Rus Başbakan Putin, Gazprom Başkanı Alexi Miller ve Demiryolları Genel Müdürü Vladimir Jakunin de dahil olduğu bir ekonomi gurubu ile 25 Nisan da Viyana ya giderek, Avusturya ile doğalgazda Güney Akım projesinin son engellerini ortadan kaldırmaya çalıştı. Bu arada Moskova dan Viyana ya kadar da demiryolu hattını uzatmak istediğini, yılda 200 binin üzerinde Rus un Viyana yı ziyaret ettiğini belirtti 45. SONUÇ Gürcistan daki Güney Osetya krizinin yarattığı etki ve Obama nın yeni dış politika anlayışıyla, ABD nin Rusya üzerindeki baskısı yerini genel bir işbirliğine bıraktı. Rusya, Gürcistan da kazandığı stratejik üstünlüğü, karşılıklı ilişkileri bozmaksızın, ancak ekonomik ve siyasi alandaki ataklarıyla sürdürdü. Bu atakları komşusu ve enerji ihtiyacı olan, bir bakıma Rusya ya enerji yönünden bağımlı Avrupa ile de sürdürmeye devam etti Rusya-Ukrayna Sivastopol anlaşması için bkz: Celalettin Yavuz, Sivastopol Üssü ve Güney Akım da Hareket: Rusya dan Stratejik Hamleler, TÜRKSAM web sayfası, Dmitry Trenin, a.g.e. 20 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

29 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Rusya - Ukrayna uzlaşması, zaten var olan Slav Kardeşliği ile Karadeniz de stratejik dengede Rusya yı öne çıkarırken, ABD yi ise tam aksine biraz daha arka plana itmiştir. Ukrayna-Rusya yakınlaşması Türkiye açısından olumlu bir seyir izlemektedir. En azından Kırım Özerk bölgesinde, Stalin döneminde Kırım dan sürülen Türklerin geri dönüşüyle, yeniden iskanıyla ve cami inşası gibi konularda iyileşme emareleri gözle görülür şekilde artmaktadır. Rusya nın bu hamlesine karşılık ABD Romanya da füze kalkanı projesi konusunda ısrarcı olursa, Barış ve Đstikrar Denizi olarak düşünülen Karadeniz, yeniden bir husumet ve tehditler denizi haline gelebilir. Türkiye, bu konuda AB nin güçlü ülkelerini de yanına alarak, kulis yapmalı ve yeni bir çatışma alanı oluşmaması için AB ve NATO ülkelerini inandırmaya çalışmalıdır. Bilindiği üzere Rusya nın çağdışı gemileri için Ukrayna nın Sivastopol daki askeri üssü 1917 ye kadar kullanma hakkı vardır. Bu tarihe kadar çağdaş harp silah ve araçlarıyla değişim yaşanması son derece mümkündür. Üstelik Ukrayna da Turuncu Devrim lerin uzun ömürlü olmadığı da anlaşılmışken! Ukrayna da kaybedilen kale, Kırgızistan da Bakiyev in hadiseli gidişi, Gürcistan da Rusya nın ısrarı ile Rusya, Karadeniz Strateji Oyunu nda birkaç adım öne çıkmıştır. Üstelik bu oyunculuğunu, NATO üyesi Türkiye ile enerji ağırlıklı sahalarda kurmakta olduğu güçlü ekonomik ortaklıklarla da pekiştirmektedir. Rusya nın yakın çevresindeki ülkelerle örtüşen çıkarlara dayalı ekonomik ilişkileri artırması, Rusya ve Orta Asya da bilinen Yakın komşu uzak akrabadan iyidir! 47 şeklindeki bir ata sözüne uymakta olduklarını akla getirmektedir. Bu peş peşe atılan Rus hamlelerine muhtemeldir ki ABD, eski Sovyet coğrafyasındaki başka ülkelerden (Orta Asya ülkeleri ve Belarus gibi) çıkarmaya, satrancın diğer oyuncusu olma rolünü sürdürmeye çalışacaktır. Bu arada Gürcistan ın bölgede sığınabileceği tek ve en güvenli liman ise Türkiye olmaktadır. Güney Akım la ilgili gelişmeler ise, zaten GKRY nin ayak diremesi sebebiyle atıl hale gelen, Türkiye nin desteklediği Nabucco projesini biraz daha gerilere itebilecektir. 47 Aleksandr Knyazev, Orta Asya daki Jeopolitik Süreç Bağlamında Karadeniz Bölgesi,, I. Türk Rus Ortak Karadeniz Sempozyumu (27-28 Mart 2008) Sempozyum Bildirileri, (Haz: Pınar Yürür, Yalçın Sarıkaya, Aigerim Shilibekova), Giresun Üniversitesi., 2008, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

30 Celalettin Yavuz KAYNAKÇA Abdullah Karakuş, Gülçin Üstün, Bahar Bakır, Üç Başbakandan Enerjide Tarihi Đmza, Milliyet, Akın Alkan, 21. Yüzyılın Đlk Çeyreğinde Karadeniz Güvenliği, Nobel Yayın, Đstanbul, Akşam, ABD, Sofya dan Üsleri Aldı, ( ). Akşam, NATO da Putin den Son Gol, ( ) Aleksandr Knyazev, Orta Asya daki Jeopolitik Süreç Bağlamında Karadeniz Bölgesi,, I. Türk Rus Ortak Karadeniz Sempozyumu (27-28 Mart 2008) Sempozyum Bildirileri,, Giresun Üniversitesi., Alla A. Yazkova, Karadeniz Bölgesi nde Rusya nın Başlıca Çıkarları ve Siyaseti, I. Türk Rus Ortak Karadeniz Sempozyumu (27-28 Mart 2008) Sempozyum Bildirileri, Giresun Üniversitesi., Burcu Çörten, Güncel Karadeniz Jeopolitiği, Giresun Üniversitesi, Karadeniz Stratejik Araştırma ve Uygulama merkezi, Giresun, Celalettin Yavuz, Karadeniz Jeopolitiğinde Küresel Egemenlik Mücadelesi, 2023, Celalettin Yavuz, Rusya Türkiye Yakınlaşması: Bir Jeopolitik Değerlendirme, Jeopolitik, Yıl 8, sayı 68, Eylül Celalettin Yavuz, Doğu Avrupa Đran Üzerinden ABD-Rusya Đkili Oyunu ve Türkiye, Eko Enerji, Yıl 3, sayı 35, Kasım Celalettin Yavuz, Avrasya da Türk Jeopolitiği: Türklere Açılan Geniş Ufuklar, Berikan Yayınevi, Ankara, Cumhuriyet, ABD Gürcistan da Kalıcı, ( ). Derya Sazak, Füze Kalkanı, Derya Sazak, Milliyet, Fırat Purtaş, Şanghay Beşlisi nden Şanghay Đşbirliği Örgütüne: Orta Asya da Rus-Çin Stratejik Ortaklığı, 2023, 15 Ocak 2004, Sayı 33. Hüseyin Özay, Putin: Đsteklerimiz Olursa Gazı Ucuzlatırız, Akşam, Rajan Menon and Alexander Motly, Why Russia is Really Weak, Newsweek, September 25. Serdar Kesgin, NATO-Rusya Đlişkileri, Giresun Üniversitesi, Karadeniz Stratejik Arştırma ve Uygulama Merkezi, Giresun, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

31 Rusya nın Karadeniz de Dengeleri Değiştiren Stratejik Hamleleri Sinan Ogan, KEI Zirvesinin Ardından... Türk Rus Đlişkilerinde Enerji Temelli Sinyalleri, TURKSAM, Zaman, Lesser, Kalkan için Türkiye yi Adres Gösterdi, ( ). Zaman, Medvedev, Yeni Askeri Doktrini Onayladı, ( ). Đnternet Siteleri: Remzi Güleç. Türk Dünyasının Gündeminde Tartışılan Meseleler, ( ) host.nigde.edu.tr/~remzikilic/yayinlar/turkdunmesele.htm Rusya nın Türkmenistan dan Alacağı Doğalgaza Yüksek Zam, , (Erişim: ),http://www.petrogas.com.tr/modules.php? name=news& file=article&sid=2721 Jephraim P. Gundzik, More Conflict than Camaraderie Between Moscow and Washington, 11 July 2006, pinr.com/report.php?ac=view_report&report_id=524&language_id=1 USA dürfen Militärbasis weiter nutzen, , Militaerbasis-weiter-nutzen Nejat Eslen, Yeni Soğuk Savaş Dönemi mi?, (Erişim: ) De Hoop Scheffer warnt vor Spaltung der Nato, 12. Maerz 2007, Cenk Başlamış, Nükleer Savaş Çıkabilir, , Putin AKKA nın Askıya Alınmasını Onayladı, , Osteuropäer gehen auf Distanz zu Russland, 14. Juli 2007, Faruk Akkan, Rice ile Putin, Sadece Tansiyonu Düşürme Konusunda Anlaşabildi, , NATO Semalarında Rus Uçakları, , Rusya yı Đrkiltecek Açıklama, , bbc.co.uk/turkish/news/story/2007/10/071013_russia_dissidents.shtml 23 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 1-24

32 Celalettin Yavuz Soçi de Rusya ABD Zirvesi, , USA richten erstmals Stützpunkte in Rumaenien ein, 6. Dezember 2005, Sinan Ogan, Guiseppe Verdin in Nabucco Operası, , Nükleerde Tarihi Đmza, , Moskau fordert US-Erklärung wegen Raketenstationierung in Rumänien, , Yigal Schleifer, Turkey: Is Ankara set to become a vital player in revamped US Anti-Missile Shield?, , Dmitry Trenin, A New and Modern Foreign Policy, , Celalettin Yavuz, Rusya nın Yeni Askeri Doktrini ve Karadeniz de Rusya-ABD Yeni Çatışma Alanları, , Moskau verordnet sich neuen Atomwaffen-Einsatzplan, , Atomwaffen-Einsatzplan 24 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,1-24

33 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY TÜRKĐYE NĐN KÜRESEL ĐKLĐM DEĞĐŞĐKLĐĞĐ REJĐMĐ ĐÇERĐSĐNDEKĐ KONUMU Yrd.Doç.Dr.Pınar BAL ÖZET Günümüzün en ciddi küresel sorunlarından biri olan iklim değişikliği ile mücadelede, 20. yüzyılın sonlarındaki uluslararası anlaşmalar sayesinde, ülkeler arasında bir işbirliği ortamı sağlanmıştır. Bu bağlamda, düşük karbon ekonomisine geçiş için ülkeler gelişmişlik seviyeleri doğrultusunda farklı sorumluluklar almışlardır. Bu makalenin amacı günümüzdeki küresel iklim değişikliği rejimini açıkladıktan sonra, Türkiye nin bu rejim içerisindeki konumunu tanımlamak, bu konum ile ilgili sıkıntıların altını çizerek ileriye dönük bir perspektif çizebilmektir. Anahtar Kelimeler: Đklim Değişikliği, Küresel Đklim Değişikliği Rejimi, Kyoto Protokolü, Düşük Karbon Ekonomisi, CO2 Salımı. ABSTRACT The end of the 20th century has witnessed international cooperation on climate change which has emerged to be one of the biggest problems of the present day. Countries of the world have taken different responsibilities in parallel with their development levels with the aim of transforming their economies to a low carbon future. Thus, after explaining the current global climate change regime, the aim of this article is first to explain Turkey s position within this regime and then to put forward the problems concerning its position as well as coming up with a future perspective for Turkey. Key words: Climate Change, Global Climate Change Regime, Kyoto Protocol, Low Carbon Economy, CO2 Emissions. GĐRĐŞ Đklim değişikliği 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, dünyanın karşılaştığı en önemli çevre sorunu olarak gündeme yerleşmiştir. Uluslararası Đklim Değişikliği Panel inin 2007 yılındaki son raporuna göre 1, gerekli önlemler alınmadığı takdirde dünyamızın 2050 yılına kadar derece, 2100 yılına kadar ise 4.5 ile 6 derece arasında ısınması beklenmektedir. Sayısal anlamda böyle bir artışın önemli olmayacağı düşünülse dahi, dünya ve insanlık üzerindeki geri Beykent Üniversitesi, Uluslararası Ticaret Bölümü, 1 IPCC (2007). Intergovernmental Panel on Climate Change: Fourth Assessment Report (AR4).

34 Pınar Bal dönülemez ve zarar verici etkisinin büyüklüğü iklim değişikliği sorununu sadece bir çevre sorunu olmaktan çıkarmaktadır. Đklim değişikliği sonucu artması beklenen sıcaklıkların doğal süreçleri ve doğal hayatı etkileyerek, dünya üzerindeki yaşamı olumsuz yönde değiştirmesi beklenmektedir. Artan sıcaklıkların; bazı bölgelerde yağışların fazlalaşmasına ve sellerin sıklaşmasına ya da diğer bölgelerde yağışların azalmasına sebep olacağı tahmin edilmektedir. Her iki durumda da tarımsal alanlarda ve ürünlerde değişiklik yaşanacak, su sorunu büyüyecek, ticari dengeler değişecek ve bu durum tüm dünya ekonomisini etkileyecektir. Fırtına ve kasırga gibi artan doğa olayları, içme suyu sorunu, zarar görmüş ekosistem ve deniz suyu seviyesi artışları beraberinde göçü hızlandırarak doğal kaynakların paylaşımı konusunu tekrar gündeme getirecek ve meseleyi politik platforma da taşıyacaktır 2. Görüldüğü gibi iklim değişikliği maalesef sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ticari, ekonomik, sosyolojik ve politik bir sorun olarak dünyamızı tehdit etmektedir. 18.yüzyıl sonrasındaki sanayileşme süreci ile atmosfere taşıyabileceğinden fazla sera gazı ve özellikle karbon dioksit (CO2) salınmış, atmosferdeki CO2 artışı ise sıcaklıklardaki yükselişi tetiklemiştir. Günümüzde ekonomik büyümenin devam etmesi beklendiğinden, önlem alınmadığı takdirde, atmosferdeki sera gazlarının ve sıcaklıkların artmaya devam etmesi beklenmektedir. Tüm bu gerçeğin ardında aslında ekonomik gelişme ve CO2 arasındaki tarihi bağ yatmaktadır. Atmosferdeki sera gazlarının artmasının başlıca sebepleri fosil yakıtlar, arazi kullanımındaki değişikler, ormansızlaşma ve yanlış tüketim alışkanlıkları olarak özetlenebilir. Đklim değişikliği ile mücadele bu konularda tedbir alınmasını gerektirmektedir. Bu sebeple günümüzde düşük karbon ekonomisine geçiş tek çözüm olarak görülmektedir. Düşük karbon ekonomisinde büyüme devam etmesine rağmen, atmosfere salınan CO2 düşüş göstermektedir. Burada önemli olan husus, sadece birkaç ülkenin değil, tüm ülkelerin düşük karbon büyüme modelini benimsemesidir. Zira sorunun kaynağı nerede olursa olsun, etkisi tüm gezegene yayılmaktadır. Đklim değişikliği bu özelliği ile bölgesel bir sorun değil, aksine küresel bir sorundur. Bu sebeple de küresel çözümler gerektirmektedir. 2 YAMIN, Farhana. & DEPLEDGE, Joanna. (2004). The International Climate Change Regime. 26 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,25-37

35 Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu 1. ĐKLĐM DEĞĐŞĐKLĐĞĐ ĐLE MÜCADELEDE KÜRESEL ÇÖZÜMLER Đklim değişikliğine ilişkin bilimsel araştırmalar 1960 larda hız kazanmıştır. Bu yıllarda, dünyada çevre sorunlarına karşı ilgide artış yaşanmıştır. Bölgesel ve küresel çevre sorunları ile etkin bir şekilde baş edebilmek amacı ile ilk küresel girişim 1972 de Đsveç in başkenti Stockholm de toplanan Birleşmiş Milletler Đnsan Çevresi Konferansı ile gerçekleşmiştir. Stockholm Konferansı diye de anılan bu konferans uluslararası çevre hukukunun başlangıcı olarak kabul edilmektedir yıl sonra Brezilya nın başkenti Rio de Janerio da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı da dünyadaki çevre hareketi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Rio Yeryüzü Zirvesi olarak da anılan bu konferansa 172 ülke en üst düzeyde katılmıştır. Bu konferansta, hükümetler sürdürülebilir gelişme kavramı ile tanışmış, ekonomik kararların alınmadan önce çevresel etkilerinin değerlendirilmesi konusunda mutabık kalmışlardır 4. Birleşmiş Milletlerin çevre konularında küresel anlamda liderliğinin kabulü anlamında da gerek Stockholm Konferansı ve gerekse Rio Yeryüzü Zirvesi önemli olmuştur. Bu önemli toplantılar daha sonraki anlaşmalara zemin oluşturmuştur. A. Birleşmiş Milletler Đklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Rio Yeryüzü Zirvesi nde, yine Birleşmiş Milletler tarafından, Đklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (ĐDÇS) imzaya açılmıştır. ĐDÇS nin amacı atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürerek belli bir seviyede tutabilmektir. ĐDÇS uluslararası ilk çevre sözleşmesidir. Bu bağlamda genel ilkeleri, stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemiştir 5. Bu özellikleri sebebiyle çok önemlidir. Sonraki yıllarda gerçekleşecek olan Kyoto Protokolü nün yolunu açmıştır. ĐDÇS, ülkeleri gelişmişlik seviyelerine göre gruplara ayırmıştır. Doğal olarak atmosferde artan CO2 miktarından gelişmiş/sanayileşmiş ülkeler sorumlu tutulmuştur. Bu şartlar altında, o sırada Ekonomik Kalkınma ve Đşbirliği Örgütü (OECD) üyesi olan ülkeler ve piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri gelişmiş ülkeler olarak Ek-1 listesinde yer almışlardır. Diğer taraftan, EK-2 listesinde sadece sanayileşmiş OECD ülkeleri yer almışlardır. Ek-1 dışı ülkeler ise henüz sanayileşmesini tamamlamamış, gelişmekte olan ülkeler olarak tanımlanmıştır. Sözleşme, Ek-2 ülkelerinin, Ek-1 dışı ülkelere iklim değişikliği ile mücadelede teknoloji ve maddi kaynak aktararak destekte 3 Stockholm Conference (1972). United Nations Conference on the Human Environment, 4 United Nations Earth Summit (1992). 5 UNFCCC (1992). United Nations Framework Convention on Climate Change. 27 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 25-37

36 Pınar Bal bulunmasını öngörmüştür 6. ĐDÇS 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu yıldan itibaren her yıl Taraflar Konferansı (COP Conference of the Parties) kapsamında toplantılar düzenlenmektedir. B. Kyoto Protokolü Kyoto Protokolü, Birleşmiş Milletler ĐDÇS ne bağlı olarak, 1997 yılında imzalanmış olan, iklim değişikliği ile ilgili bağlayıcı yükümlülükler içeren ilk ve tek protokoldür. Gelişmiş ülkeler bu Protokol kapsamında ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk anlayışı içerisinde 1. yükümlülük dönemi olan yılları arasında sera gazı salımlarını 1990 yılına oranla ortalama %5 azaltacaklarını taahhüt etmişlerdir. Protokol ün Ek-B listesi bu ülkeleri ve yükümlülük oranlarını listelemektedir. Bu listeyi ise, ĐDÇS nin Ek-1 listesindeki ülkeler oluşturmaktadır 7. Kyoto Protokolü 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Günümüzde, Protokol Avrupa Birliği ve 190 ülke tarafından imzalanmış ve onaylanmıştır 8. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Protokolü imzalamış olmasına rağmen, onaylayıp yürürlüğe koymamış olan tek ülkedir. Buna rağmen, ABD nin bazı eyaletlerinde sera gazı salımlarını azaltma yönünde ciddi girişimler mevcuttur. Kyoto Protokolü nün 3. Paragraf ve 9. Fıkrası gereğince, 1. yükümlülük dönemini takip edecek olan 2012 sonrası dönem ile ilgili görüşmeler 2005 yılı itibarı ile başlamış olmasına rağmen, henüz bir karara bağlanamamıştır yılı sonunda, Danimarka nın başkenti Kopenhag da gerçekleştirilen 15. Taraflar Konferansı nda (COP15) 2012 sonrası döneme ilişkin karar alınması beklentileri oldukça yüksek olmasına rağmen, karar 2010 yılında Meksika da yapılacak olan 16. Taraflar Toplantısı na (COP16) ertelenmiştir. Kopenhag daki COP15 toplantısı oldukça zayıf ve bağlayıcılığı olmayan Kopenhag Uzlaşma Metni ile sonuçlanmıştır. Bu metin kapsamında Ek-1 listesindeki gelişmiş ülkelerin dönemini içeren sera gazı azaltım hedeflerini, Ek-1 dışı gelişmekte olan ülkelerin ise kendi ulusal koşullarına uygun iklim değişikliği ile savaşım etkinliklerini (NAMA Nationally Appropriote Mitigation Actions) 31 Ocak UNFCCC, Kyoto Protocol (1997). Kyoto Protocol to the United Nations Framework Convention on Climate Change. 11 December, 1997, Kyoto, Japan. Accessed on April 20, Günümüzde Kyoto Protokolü nü onaylamamış sadece Amerika Birleşik Devletleri ve Somali kalmıştır. 9 Kyoto Protocol, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,25-37

37 Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu tarihine kadar ĐDÇS Sekretaryası na sunmaları öngörülmüştür 10. Bağlayıcılığı olmadığı halde, pek çok ülke Kopenhag Uzlaşma metni doğrultusunda bu bilgileri Sekretarya ile paylaşmışlardır 11. Bu bağlamda, 2012 sonrası sürece ilişkin henüz uluslararası bir anlaşma sağlanamamıştır. Görüşmeler ve pazarlıklar devam ederken, 2010 da Meksika da bir anlaşmaya varılması beklenmektedir. Bu anlaşma, 2012 sonrası dönemdeki ülke gruplarını ve yükümlülüklerini içeren bağlayıcı bir anlaşma olacaktır. Önümüzdeki yılların küresel iklim değişikliği rejimini netleştirecektir. Bu sebeple, hem tüm ülkeler ve hem de yerküre için son derece büyük bir önem taşımaktadır. 2. TÜRKĐYE ve ĐKLĐM DEĞĐŞĐKLĐĞĐ Türkiye 1961 yılında kurulmuş olan OECD nin kurucu üyelerindendir. O yıllarda OECD sanayileşmiş ülkelerin grubu olarak görülmekte idi. Đklim değişikliği sorununun başlıca sorumluları, atmosfere sınırsızca sera gazı salarak sanayileşen gelişmiş ülkelerdir. Bu sebeple, 1992 yılında ĐDÇS hazırlanırken ülkeler sanayileşme, yani gelişme seviyelerine göre gruplara ayrılmışlardır. O yıllarda OECD üyesi olan ülkeler ve Avrupa Birliği gelişmiş ülkeler olarak gruplandırılarak Ek-1 ve Ek-2 listeleri oluşturulmuştur. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ise geçiş sürecindeki ülkeler olarak gruplandırılarak sadece Ek-1 listesinde yer almışlardır. Bu şartlar altında Ek-2 listesinde adı geçen gelişmiş ülkeler hem azaltım yükümlülüğü üstlenmiş ve hem de gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliğini önleme ve uyum sağlama konularında teknik ve mali yardımda bulunmayı taahhüt etmişlerdir. Ek-1 ülkeleri ise, bağlayıcı olmamakla birlikte, 2000 yılına kadar salımlarını 1990 seviyesine indirmeyi taahhüt etmişlerdir. Görüldüğü gibi, OECD üyeliği ĐDÇS tarafından gelişmişliğin göstergesi olarak tanımlanmış ve gruplandırma buna göre yapılmıştır. Hâlbuki kuruluş yıllarından itibaren OECD üyesi olan Türkiye nin diğer OECD üyeleri ile birlikte benzer gelişmişlik seviyesinde olduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Aksine, Türkiye o yıllarda açık bir şekilde gelişmekte olan bir ülke konumunu sergilemektedir. Tarihsel olarak OECD, Avrupa Ekonomik Đşbirliği Örgütü nün mirasçısıdır ki bu örgüt 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa nın Marshall Planı desteği ile yeniden yapılandırılması kapsamında kurulmuştur. Bu bağlamda, Türkiye nin o yıllarda Avrupa Ekonomik 10 Copenhagen Accord (2009). United Nations Framework Convention on Climate Change, 15th Conference of the Parties, 7-18 December, 2009, Copenhagen, Denmark. 11 Ek-1 ve Ek-1 dışı ülkelerin Kopenhag Uzlaşma Metni kapsamında ĐDÇS Sekretaryası na sunmuş oldukları belgelerle ilgili detaylı bilgi için: UNFCCC Web sayfası 29 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 25-37

38 Pınar Bal Đşbirliği Örgütünün bir üyesi olması son derece normaldir. Ancak savaş sonrası yaralar sarıldıktan sonra, Türkiye ile diğer üyeler arasındaki uçurum büyümüştür. Diğer ülkeler sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeler iken Türkiye gelişmekte olan ülke statüsü ile onlardan ayrılmıştır. Aslında ĐDÇS imzalanana kadar bu konu ile ilgili bir sıkıntı olmamıştır. ĐDÇS de gelişmişlik ayrımı OECD üyeliği temel alınarak yapıldığından, durum değişmiştir. Zira Türkiye OECD üyeliği sebebi ile bu sözleşme kapsamında gelişmiş ülkelerle birlikte hem Ek-1 ve hem de Ek-2 listelerinde yer almıştır. Bu konum Türkiye nin hem azaltım yükümlülüğü almasını, hem de kendisi henüz gelişmesini tamamlamamışken Ek-2 ülkesi olarak gelişmekte olan ülkelere teknik ve mali yardım etmesini gerekli kılmıştır. Bu sebeple, Türkiye 2004 yılına kadar, ĐDÇS yi imzalamış olmasına rağmen, onaylayıp yürürlüğe koymamıştır. Türkiye nin OECD üyeliği sözleşme kapsamında onun için bir dezavantaj oluşturmuş ve yanlış bir gruba konulmasına sebep olmuştur. Türkiye o yıllarda sözleşme henüz imzalanmadan bu duruma itiraz edebilmiş olsa idi, yerini değiştirme şansı olabilirdi. Türkiye ĐDÇS yi imzaladığı tarihten bu yana, iklim değişikliği rejimi içerisindeki yerinden dolayı sıkıntı çekmektedir. Günümüzde dahi pek çok kişi gelişmiş ülkeler ile birlikte neden Türkiye nin de aynı yükümlülükleri alması gerektiğini merak etmektedir. Ne yazık ki, Türkiye nin en başta ĐDÇS imzalanırken sergilediği tutum, onu halen içinden çıkılamamış olan dezavantajlı bir konuma itmiştir. ĐDÇS imzalandığı yıllarda, Türkiye de iklim değişikliği henüz üzerinde çalışılan bir konu değildi. Konu ile ilgili araştırmacı, akademisyen ya da Bakanlıklarda ilgili bir bölüm bulunmamaktaydı. Türkiye konuya karşı bilgisiz ve ilgisizdi. Uluslararası bir sözleşmeye imza atmak üzere orada bulunan yetkililer de konunun uzmanı değildiler. Aslında ĐDÇS henüz imzalanmadan Türkiye nin yanlış grupta yer alması hakkındaki sakıncaya dikkat çekilip, diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte Ek-1 dışı ülke olarak konumlandırılması gerektiği doğrultusunda girişimde bulunulsa, değiştirilme şansı olabilirdi. Aksi halde, uluslararası bir anlaşmada değişiklik yapılması, tüm ülkelerin onayını gerektireceğinden sancılı, sıkıntılı ve uzun bir süreç olacaktır. Ayrıca, uluslararası anlaşmalarda, değişiklik taleplerine çok sıcak bakılmamaktadır. Zira yapılacak değişikliklerin, başka taleplerin de önünü açabileceği hususunda çekince taşınmaktadır. Değişiklikler hem anlaşmanın sulanmasına, hem de geçerliliğinin ve ciddiyetinin azalmasına sebep olacaktır. Bu sebeple, ĐDÇS de ve daha sonra Kyoto Protokolü nde değişiklik taleplerine sıcak bakılmamış, en az değişikliği yapabilmek yönünde çaba sarf edilmiştir. 30 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,25-37

39 Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu Gerçekten de ĐDÇS yi imzaladıktan sonra konumu ile ilgili hatayı fark eden Türkiye, bu durumu değiştirmek için çok uğraşmıştır yılına gelindiğinde, Türkiye konumu değişmediğinden ĐDÇS yi imzalamasına rağmen, onaylayıp yürürlüğe sokamamıştır 12. Bu sebeple, Kyoto Protokolü nde de yer almamıştır. Zira Protokol e ĐDÇS ye taraf olmuş ülkeler katılmıştır. Kyoto Protokolü nün Ek-B listesini, ĐDÇS nin Ek- 1 deki ülkeleri oluşturduğundan, Türkiye ĐDÇS yi onaylamadığı için adı resmi olarak Ek-1 listesinde listelenmemiş ve Kyoto Protokolü Ek-B listesinde yer almamış, yani hiçbir yükümlülüğü bulunmamıştır. Türkiye o yıllarda ĐDÇS yi Ek-1 ve Ek-2 ülkesi olarak onaylamış olsa idi, Kyoto Protokolü nün de Ek-B listesinde yer alacak ve gelişmiş ülkeler seviyesinde azaltım yükümlülüğü alacaktı. Türkiye o dönemde böyle bir sorumluluğu alabilecek durumda değildi. Bu sebeple, Ek-1 ve Ek-2 den çıkartılarak, Ek-1 dışı ülke olarak tanımlanması için girişimlerde bulunmuştur. Ancak, bu girişimleri sonuç vermemiştir. Türkiye nin küresel iklim değişikliği rejimi içerisindeki yeri sebebi ile iklim değişikliği konusu yıllarca ülkemiz için uzak, haksızlığı yansıtan, bir şey yapılması mümkün olmayan bir çıkmaz konu gibi kenara itilmiştir. Türkiye nin durumunu değiştirmek için gösterilen çabalar da karşılıksız kalınca, ülkemiz konuya adeta küsmüştür yılında Fas ta gerçekleşen 7. Taraflar Toplantısı nda (COP7), Türkiye Ek-2 den çıkmayı ve özel koşulları göz önüne alınarak Ek-1 de kalmayı önermiştir. Her iki ekten çıkmak yerine bu önerisi kabul görmüştür. Bu toplantıda, Türkiye ye özel koşulları göz önüne alınarak, diğer Ek-1 ülkelerinden farklı bir durumda Ek-1 ülkesi olma hakkı tanınmıştır 13. Özel koşullarının ve diğerlerinden farklı durumun tam olarak neler olduğu açıklanmamış olmasına rağmen, mali ve teknik yardım sorumluluğu olmaksızın, Türkiye sadece Ek-1 üyesi olarak, Mayıs 2004 te ĐDÇS yi onaylamıştır. Kyoto Protokolü nü ise arası 1. yükümlülük dönemi başlamadan imzalaması, azaltım yükümlülüğü almasını gerektirebilir endişesi ile hemen imzalamamıştır. Türkiye nin Kyoto Protokolü nü onaylaması, 2008 yılında 1. yükümlülük döneminin başlamasının ardından, Ağustos 2009 u bulmuştur. Bu şartlar altında, Türkiye Sözleşme de 2004 yılından itibaren Ek-1 ülkesi olmasına rağmen, Protokol ün 1. yükümlülük dönemi başladığı sırada Protokol ün Ek-B listesinde adı geçmediğinden, Protokol kapsamında bir yükümlülüğü de olmamıştır. 12 Uluslararası anlaşmalar imzalandıktan sonra yürürlüğe girebilmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmaları gerekmektedir. 13 ĐDÇS nin 26.CP/7 numaralı kararı (FCCC/CP//13/Add.4, 2002) 31 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 25-37

40 Pınar Bal Günümüze kadar gerek ĐDÇS ve gerek Kyoto Protokolü nde ülkelerin grup değişikliğine ilişkin bir değişiklik onaylanmamıştır. Ancak, bu yönde talepler olmuştur. Hatta Belarus, Türkiye nin aksine sayısal salım azaltım hedefi belirleyerek, Kyoto Protokolü nün Ek-B listesine alınması talebinde bulunmuştur. Ancak bu konuda dahi bütün ülkelerin onayı alınamamış ve Belarus un değişiklik talebi yürürlüğe konulamamıştır. Günümüzde şekillendirilmeye çalışılan bir 2. yükümlülük döneminin (2012 sonrası dönem) hemen öncesinde bulunulmaktadır. Ülkelerin konumlarına ya da olabilecek herhangi taleplerine ilişkin bir değişiklik yapılabilecekse, ancak bu hazırlık döneminde gerçekleşebilecektir sonrası döneme ilişkin süreç karara bağlandıktan sonra değişiklik yapılması mümkün olmayacaktır. Türkiye 1992 yılında konu hakkındaki ilgisizliği ve bilgisizliği sebebi ile onu sonraki yıllarda haksız bir konumda bırakacak, rejim dışına itecek bir anlaşmaya imza atmıştır. Süreç başladıktan sonra ise konumunu istediği yönde değiştirememiştir. Bu hiçbir ülke için söz konusu olmamıştır. Rejimin dışında kalarak, gelişmekte olan ülkelere sağlanan fonlardan yararlanamamış, rejimin esneklik düzeneklerinden faydalanamamıştır 14. Son yıllarda artış gösteren karbon salımlarını azaltan yatırımlar sonucu tutulabilen karbonu ise Kyoto Protokolü nde yeri olmadığından karbon piyasalarında değil, karbonun çok daha ucuza satılabildiği gönüllü karbon piyasalarında satabilmiştir. Pek çok gelişmekte olan Ek-1 dışı ülkenin yararlandığı Kyoto Protokolü nün Temiz Kalkınma Düzeneğinden ise yararlanması hiç mümkün olmamıştır. Kısaca Türkiye küresel iklim değişikliği rejimi içerisindeki konumu sebebi ile gelişmekte olan ülkelerin faydalanabildiği mekanizmalardan yararlanamamakta ve bu yönde destek görememektedir. Türkiye yi gelişmiş ülke olarak görmek henüz mümkün değildir, ancak, son yıllardaki hızlı sanayileşme ve büyüme hamlesi ile gelişmekte olan ülkelerin ön sırasında yer almakta olduğu söylenebilir. Türkiye nin gelişmişlik düzeyi açısından benzediği ülkeler arasında ileri düzeyde gelişmiş ülkeler olarak anılmaya başlanan Meksika, Güney Kore, Brezilya ve Güney Afrika sayılabilir. Bu ülkelerin hepsi ĐDÇS nin Ek-1 Dışı listesinde yer almaktadırlar. Bu konumları ile sayısal salım azaltım 14 Kyoto Protokolü nde ülkelere iklim değişikliği ile mücadele etmede yardımcı olmak üzere 3 adet esneklik mekanizması tanımlanmıştır. Bunlar Emisyon Ticareti, Temiz Kalkınma Düzeneği ve Ortak Uygulama dır. Ülkeler yeni yatırımları sonucu tutmayı başardıkları karbonu karbon pazarlarında satarak finansman sağlayabileceklerdir. Temiz Kalkınma Düzeneği kapsamında gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerde emisyon azatlımı sağlayacak düşük karbon yatırımları yapacak, bu ülkelere finansman sağlayacaklardır. Ortak uygulama kapsamında ise gelişmiş ülkeler geçiş sürecindeki ekonomilere düşük karbonlu yatırımlar yapacaklardır (Kyoto Protokolü, 1997). 32 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,25-37

41 Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu yükümlülükleri yoktur. Rejimin mekanizmalarından sağlıklı bir şekilde yararlanabilmektedirler. Hatta içlerinden Meksika, Türkiye gibi OECD üyesidir. Ancak Meksika OECD ye 1994 yılında, yani ĐDÇS yi Ek-1 dışı ülke konumunda imzaladıktan sonra üye olduğundan, OECD üyeliği ĐDÇS deki konumunu etkilememiştir. Görüldüğü üzere, OECD üyesi olmasına rağmen ĐDÇS de Ek-1 dışı listede yer alan ülkeler de bulunmaktadır. Türkiye Kopenhag Uzlaşma Metni kapsamında da zorunlu olmamakla birlikte kendisinden beklenen muhtemel hedeflerini ĐDÇS Sekretaryası ile paylaşamamıştır. Zira Türkiye Ek-1 dışı ülke değildir, ancak Ek-1 ülkesi gibi bir yükümlülük alması da beklenmemektedir. Bu bağlamda, Türkiye kendisine hedef koymakta zorlanmaktadır. Yine konumuna yönelik belirsizlik Türkiye nin iklim değişikliği ile mücadele kapsamında karar alma süreçlerini tıkamakta, planlamasını, stratejilerini ve uluslararası toplulukla birlikte uyum içerisinde çalışmasını engellemektedir. Türkiye, konumuna ilişkin bu sıkıntılı durumundan dolayı uluslararası anlaşmalarda işbirliği yapamamakta, geriden takip eden hatta uyumsuzluk sergileyen ülke durumuna düşmektedir. Yaklaşık 190 ülke ile yapılmakta olan 2012 sonrası döneme yönelik pazarlıklarda Türkiye nin tek başına sesini duyurması ya da mevcut bir konumdan, başka bir konuma geçmeye çalışması sonuç vermeyebilir. Diğer taraftan ne gelişmiş ülke kategorisine, ne de gelişmekte olan ülke kategorisine uymayan kendisi gibi bazı diğer ülkelerle bir araya gelerek, grup halinde hareket etmesi sonuç almasına yardımcı olabilir. Türkiye hızla gelişmeye devam etmektedir. Diğer taraftan nüfusu kalabalık bir ülkedir. Kişi başı CO2 oranının dünya ortalamasının biraz altında olmasına rağmen 15, 2007 yılı itibarı ile Türkiye toplam CO2 salımları ile dünyada en çok CO2 salan ülkeler arasında 23. durumdadır 16. Hızlı gelişimi göz önüne alındığında, önümüzdeki yıllarda enerji talebinin daha da artacağı söylenebilir yılı itibarı ile Türkiye nin enerji tüketiminin 2003 yılına oranla yaklaşık 3 kat artması beklenmektedir 17. Eğer tedbir alınmazsa, bu durum Türkiye yi önümüzdeki yıllarda en çok kirleten ülkelerden biri haline getirebilir. Böyle bir durum Türkiye nin gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Dünya karşısında Türkiye yi sorumsuz ülke konumuna iterken, ticari, politik ve diplomatik alanlarda yaptırımlarla karşılaştırabilir yılı itibarı ile dünyadaki kişi başı CO2 emisyonu 4 ton iken, Türkiye de 3.3 ton düzeyinde gerçekleşmiştir (MOEF, 2007: 6). 16 UNDP (2007). Human Development Report 2007/2008. Fighting Climate Change: Human Solidarity in a Divided World. Palgrave Macmillan, New York, s MoEF (2007). First National Communication on Climate Change, Republic of Turkey, January 2007, Ankara, Turkey, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 25-37

42 Pınar Bal Avrupa Birliği Mart 2007 de kabul ettiği iklim ve enerji paketi kapsamında 2020 yılı hedeflerini açıklamıştır. 20x20x20 hedefleri olarak da anılan bu hedeflerle Avrupa Birliği 2020 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990 seviyesine oranla %20 azaltmayı taahhüt etmektedir. Ayrıca toplam enerji tüketiminin %20 sini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı ve buna ek olarak birincil enerji kullanımında, enerji verimliliği sayesinde %20 oranında azalma sağlamayı hedeflemektedir 18. Türkiye nin bu konuda ilerleme kaydetmeyişi Avrupa Birliği ile ilişkilerine de yansıyacak, üyelik müzakerelerini ve hatta üyeliği çıkmaza sokabilecektir. Üstüne üstlük, gerekli adımları zamanında atamayan, her sektöre ışık tutacak bütünsel bir iklim stratejisini oluşturup, hayata geçiremeyen bir Türkiye nin ilerideki yıllarda bunları yapmak zorunda kalması çok daha yüksek maliyetli olabilecektir. Diğer taraftan, konumunu belirlemiş, hedeflerini koymuş ve stratejisini hazırlamış bir Türkiye, belirsizlik içerisinde bekleyen iş dünyasını, sivil toplum örgütlerini ve vatandaşlarını koyduğu hedef doğrultusunda harekete geçirme ve yönlendirme şansını elde edecektir. Günümüzde iklim değişikliği ile mücadele edebilmek amacıyla düşük karbonlu bir ekonomik modele geçilmesi gerektiği ve ekonomik gelişmenin ancak düşük karbon üreten yollardan devam ettiği sürece sürdürülebilir olacağı kabul görmüştür. Yukarıda da bahsedildiği üzere, başta Avrupa Birliği olmak üzere, pek çok ülke bu yönde hedefler koymuş, stratejilerini oluşturarak harekete geçmişlerdir. Türkiye nin bu gelişmelerin dışında kalması beklenemez. Bu gelişmelerin dışında kalacak olursa, mevcut pazarlarını kaybetme, ticari engellerle karşılaşma, cezalar ve politik gerginlikler gibi sonuçlar Türkiye yi yıpratacaktır. Hepsinin ötesinde gelecek nesillere karşı sorumluluklarını üstlenmemiş, yeryüzünü korumak amacıyla üzerine düşenleri yapmamış ve kalkınmasını sürdürülebilirlik üzerine oturtmamış bir Türkiye nin uluslararası arenada saygınlığı, çağdaşlığı ve güvenilirliği yara alacaktır. Bu bağlamda, Türkiye nin bir an önce bütünsel bir iklim stratejisi oluşturması gerekmektedir. Gerek yenilenebilir enerji kaynaklarının varlığı ve gerekse enerji verimliliği alanında Türkiye nin saldığı karbonu azaltmak için yapabilecekleri vardır. En önemli hususlardan biri bu konudaki kararlılık, bir diğeri ise tüm bunları hayata geçirmek için ihtiyaç duyulan fonların teminidir. Bu ise öncelikle Türkiye nin iklim değişikliği rejimi içerisindeki konumuna bağlıdır. Bu konumun değişebilmesi ya da yeniden düzenlenebilmesi için fazla zaman 18 The EU climate and energy package (2007): EU Web site: Environment.http://ec.europa.eu/environment/climat/climate_action.htm Accessed on April 10, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,25-37

43 Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu kalmamıştır sonrası sürece ilişkin anlaşmalar tamamlandıktan sonra, bu konuda değişiklik yapmak mümkün olmayacaktır. Aynı 1992 deki anlaşmadan sonra olduğu gibi Türkiye şimdi de kendi konumunu olması gerektiği şekilde değiştiremezse, önümüzdeki yıllarda yoğun bir şekilde devam edecek olan düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinde pasif kalacak, gelişmeleri geriden takip etmek zorunda kalacaktır. Türkiye 18. yüzyılda yaşanan sanayileşme devriminin dışında kalmış, Batılı ülkeler hızla kalkınırken, Türkiye geride kalmıştır. Son yıllarda yüksek büyüme oranları ve hızlı sanayileşme sonucunda Batı ile arasındaki kalkınmışlık farkını hızla azaltan Türkiye nin günümüzde yeni bir sanayi devrimi olarak tanımlanan düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinin içerisinde yer alması kalkınmasına sağlıkla devam edebilmesi için son derece önemlidir 19. Bunun için gerekli olan kapsamlı ulusal iklim stratejisinin en önemli temel taşlarından biri ise küresel iklim değişikliği rejimi içerisinde gelişmişlik seviyesine uygun bir konumdur. Gelişmişlik seviyesi ile uygun sorumluluklar alan bir Türkiye, iklim değişikliğine karşı yürütülen küresel mücadeleye gerekli desteği verebilecektir. Türkiye nin artık 2001 deki Taraflar Toplantısında (COP7) kendisine sağlanmış olan özel şartları ve farklı durumu açıklığa kavuşturması gerekmektedir. Bu sebeple, 2012 sonrası sürece ilişkin görüşmelerin yapılmakta olduğu bugünlerde, kendi gelişmişlik seviyesine benzer seviyedeki diğer ileri düzeyde gelişmekte olan ülkelerle bir arada rejim içerisinde uygun bir konuma yerleşmesi son derece büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye konumu ile örtüşen hedefini oluşturduğu takdirde, gerek Bakanlıklardaki yeni yapılanma ve yetkililer, araştırmacılar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, işadamları ve gerekse çevreye duyarlı Türk insanı olsun, günümüzde onu bu hedefe ulaştıracak insan faktörü de Türkiye de mevcuttur. SONUÇ Đklim değişikliği son yıllarda dünyanın karşı karşıya kaldığı en ciddi ve kapsamlı sorunlardan biridir. Đklim değişikliği ile mücadelede her ülkenin üzerine düşen ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluğu bulunmaktadır. Đklim değişikliğinin başlıca sebebinin 18. yüzyıl sonrasında gerçekleşen endüstrileşme süreci içerisinde atmosfere salınan sera gazlarındaki artıştır. Bu sebeple, mücadelenin en önemli yapı taşı sanayileşme/kalkınma sırasında ortaya çıkan sera gazlarının azaltılabilmesidir. Bunun başarılabilmesi ise düşük karbon üreten bir ekonomik modele geçilmesini gerektirmektedir. Günümüzde pek çok 19 Euractive (2007). Energy and Climate Change: Towards an Integrated EU Policy. 35 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 25-37

44 Pınar Bal gelişmiş veya gelişmekte olan ülke uluslararası anlaşmalar kapsamında ve kendi stratejileri doğrultusunda sera gazı salımlarını azaltabilmek ve düşük karbon üreten bir ekonomik yapıya bürünebilmek için uğraş vermektedirler. Türkiye nin de bu sürecin dışında kalması düşünülemez. Türkiye nin gerek yenilenebilir kaynaklarının varlığı ve gerekse enerji verimliliği alanında yapabilecekleri ona bu konuda alternatifler oluşturmaktadır. Bunu başarabilmek için Türkiye nin bir an önce kapsamlı bir ulusal iklim stratejisini ortaya koyması ve bunu uluslararası toplulukla paylaşarak küresel sorumluluğunu üstlenmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmesi için ise küresel iklim değişikliği rejimi içerisindeki konumunu alabileceği sorumlulukla paralel olarak yeniden belirlemesi gerekmektedir. Bu sayede yıllardır iklim değişikliği rejimi içerisindeki konumuna dair belirsizliği ortadan kaldıracak ve potansiyel olarak hazır olan pek çok gelişmenin önünü açmış olacaktır. Bunu gerçekleştirmek için önünde kısıtlı bir zaman dilimi bulunmaktadır. Türkiye 2012 sonrası döneme ilişkin yeni düzenlemelerle ilgili bir anlaşma yapılana kadar kendi konumunu yeniden düzenleme şansına sahiptir. Kendi gelişmişlik seviyesine yakın ileri düzeyde gelişmekte olan diğer ülkelerle birlikte bu şansı değerlendirmesi ve kendine uygun bir konuma sahip olması, Türkiye nin küresel iklim değişikliğine karşı mücadelede sorumluluğunu alabilmesi ve zaman kaybetmeden düşük karbon üreten bir ekonomiye geçebilmesi için son derece önemlidir. KAYNAKÇA Copenhagen Accord (2009). United Nations Framework Convention on Climate Change, 15th Conference of the Parties, 7-18 December, 2009, Copenhagen, Denmark. Accessed on April 20, Euractive (2007). Energy and Climate Change: Towards an Integrated EU Policy. The EU climate and energy package (2007): EU Web site: Environment.http://ec.europa.eu/environment/climat/climate_action.htm Accessed on April 10, FCCC/CP/13/Add.4, (2002). UNFCCC Conference of the Parties. Report of the Conference of the Parties on its Seventh Session held at Marrakesh from 29 October to Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,25-37

45 Türkiye nin Küresel Đklim Değişikliği Rejimi Đçerisindeki Konumu November, 2001: Addendum, 21 January, IPCC (2007). Intergovernmental Panel on Climate Change: Fourth Assessment Report (AR4) Climate Change IPCC, Geneva, Switzerland, Accessed on April 20, Kyoto Protocol (1997). Kyoto Protocol to the United Nations Framework Convention on Climate Change. 11 December, 1997, Kyoto, Japan. Accessed on April 20, MoEF (2007). First National Communication on Climate Change, Republic of Turkey, January 2007, Ankara, Turkey. Stockholm Conference (1972). United Nations Conference on the Human Environment, Stockholm, Sweden. UNDP Web page. 97 accessed on April 20, United Nations Earth Summit (1992). United Nations, Rio de Janerio, Brazil. Accessed on April 22, UNDP (2007). Human Development Report 2007/2008. Fighting Climate Change: Human Solidarity in a Divided World. Palgrave Macmillan, New York. UNFCCC (1992). United Nations Framework Convention on Climate Change. United Nations, New York. Accessed on April 23, YAMIN, Farhana. & DEPLEDGE, Joanna. (2004). The International Climate Change regime: A Guide to Rules, Institutions and Procedures. Cambridge University Press, Cambridge. 37 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 25-37

46 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY TÜRKĐYE NĐN STRATEJĐK YERALTI VE ENERJĐ KAYNAKLARININ ULUSAL GÜVENLĐĞE ETKĐSĐ E.Tümg. Armağan KULOĞLU ÖZET Türkiye nin stratejik olarak nitelendirilen yeraltı ve enerji kaynaklarının tespiti, çıkarılması, işletilmesi ve kullanılmasındaki egemenlik haklarından kaynaklanan inisiyatifini elinde bulundurması ulusal güvenlik açısından önem arz eden bir konudur. Bugün için teknolojik gelişim ve imkânsızlıklardan dolayı stratejik olarak önemi anlaşılamayan kaynaklar için ileriye dönük çalışmalar yapılması gerekli mütalaa edilmektedir. Dış politika oluşumlarında ulusal çıkarlarımızın her konunun önünde tutulması, dış güçlerin telkin ve yönlendirmelerinin bu yönüyle iyi analiz edilmesi, diğer tüm hususların yanında özellikle ulusal güvenlik açısından önemlidir. Ülkemizin bulunduğu coğrafyanın; su kaynakları, tarım ve yaşam alanları açısından dikkate alındığında çevremizdeki gelişmelerden fazlası ile etkileneceği bir gerçektir. Anahtar Kelimeler: Ulusal Güvenlik, Enerji, Yeraltı Kaynakları, Türkiye. ABSTRACT It is vital for Turkey to keep her initiative in regard to sovereignty rights on detection, mining, operating and using of strategically important underground and energy resources in terms of national security. There is a great need for further studies on the undiscovered importance of resources due to the insufficient technologies and investments. While composing the foreign policy, we have to give the pririority for our national interests, eliminating manipulation of external powers in our analysis. It is a fact that developments around us will affect neighbour geographies in terms of water sources, agriculture and living areas. Key Words: National Security, Energy, Underground Resources, Turkey. GĐRĐŞ Güvenlik, günümüzde çok boyutlu bir kavrama dönüşmüş ve bu kavrama askeri güvenliğin yanında siyasi, ekonomik, hukuki, sosyolojik, psikolojik, teknolojik ve coğrafi faktörler de dâhil olmuştur. Bu faktörlerin içinde ekonomik güvenlik;, tüm çalışmaların amaçlarına uygun olarak en iyi seviyede yapılmasını sağlayan ekonomik imkân ve kabiliyetlerin geliştirilmesi ve korunmasını kapsamaktadır. Ulusal güvenlik; devletin Beykent Üniversitesi BÜSAM Baş Danışmanı,

47 Armağan Kuloğlu anayasal düzeninin, varlığının, bütünlüğünün, bütün çıkarlarının ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunmasıdır. Ulusal güvenlik; ulusal gücün geliştirilmesini ve ulusal çıkarları gerçekleştirecek biçimde kullanılmasını, uluslararası koşullara uyarak belirli hareket tarzlarının saptanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Ulusal güvenlik kavramının içinde; ulusal çıkarlar, ulusal hedefler, ulusal politika, ulusal strateji ve ulusal güç bulunmaktadır. Ülkenin güven içerisinde refah ve mutluluğunu temin için zaruri olduğu değerlendirilen hususlar ulusal çıkar olarak nitelendirilir. Ulusal hedefler, elde edilmeleri halinde ulusal çıkarlara ulaşmayı sağlayan sonuçlardır. Ulusal hedefler, ulusal politikaya yön verir. Ulusal hedefler; genellikle ekonomik refah, politik istikrar, sosyal ve endüstriyel gelişim ve diğer bir ülkenin tecavüz ve saldırısına karşı güvenlik hususlarını kapsar. Bir ülkedeki bütün faaliyetlerin temeli, yöneldiği istikameti ve maksadı ulusal hedeflerin temin edilmesidir. Genel olarak ülke topraklarının korunması, o ülkede yaşayan insanların güvenliğinin sağlanması, milli refah seviyesinin yükselmesi milli hedef olarak kabul edilir. Bu hedeflere erişmek, elde edildiğinde muhafaza edebilmek ve geliştirmek devamlı bir gayret ister. Bu makalede öncelikle ulusal güvenlik kapsamında yeraltı kaynakları ve enerjinin önemine değinilerek Türkiye de stratejik yeraltı ve enerji kaynaklarının ulusal güvenlik kapsamındaki rolleri sorgulanmaktadır. 1. ULUSAL GÜVENLĐK, YERALTI KAYNAKLARI VE ENERJĐ Ulusal güvenlik, milli güç unsurlarının ve kendisinin altındaki diğer güvenlik kategorilerinin bir şemsiyesi konumundadır. Milli güç unsurlarından politik ve askeri gücün devamlılıkları, stratejik açıdan ekonomik güç ile doğrudan irtibatlıdır. Ekonomik güç bir noktada ulusal güvenlik ve onun şemsiyesi altındaki milli güç unsurlarının etkinliğinin başat belirleyicisi konumundadır. Milli güç unsurlarından ülkenin coğrafi gücü ve ekonomik gücünün ana konularının başında da ülkenin sahip olduğu yeraltı ve enerji kaynakları gelmektedir. Yeraltı ve enerji kaynaklarının stratejik olma durumu ise onların ülke ekonomisi ve güvenliği üzerindeki etkisi ile ölçülmektedir. Konumuza etki eden faktörlerden biri de küreselleşme olgusudur. Küreselleşme, sanayi toplumundan bilgi toplumuna, işgücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye, ulusal ekonomiden dünya ekonomisine, merkezi yönetimden yerel yönetime, temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçiş gibi sosyal, siyasal, ekonomik ve yönetim faaliyetleri açısından çeşitli değişim ve dönüşümler yaşanmasına neden olmaktadır. Ulaşım ve iletişim 39 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

48 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi teknolojilerindeki gelişmeler küreselleşmenin yayılmasını sağlarken, müşterek bir kültür ve egemenliği sermayenin elinde olan tek bir küresel pazar anlayışı da küreselleşmenin görünürdeki hedeflerindendir. Küreselleşme yalnız ekonomik alanda değil; hukuki, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda da yaşanan değişim sürecidir. Ulus devlet üzerinde bir hegemonya siyaseti uygulama ve bu oluşumu zayıflatma bilinci ise, küreselleşmenin politik hedefi olarak görülmektedir. Küreselleşme sürecinin başlıca özelliği, ulusal sınırların önemini yitirmesi ve ulus devletin ekonomi üzerindeki denetiminin ortadan kalkmasıdır. Ulus devlet, sınırlarından geçen bilgi, mal, sermaye ve insan kaynakları üzerindeki denetimiyle bir siyasal kurum olarak kendi toprakları üzerinde egemenlik sağlar. Denetim gücünü bir başkası ile paylaşması veya egemenliğinin dolaylı da olsa sekteye uğraması, ulus devletin varlığını tehlikeye sokar. Devletin kontrol kapasitesinin azalması; vatandaşlarını diğer güçler tarafından alınan kararlardan ve kendi sınırları dışında oluşan olaylardan etkilenmesine karşı koruyamaması anlamına gelir. Karar alma süreçlerinde giderek artan meşruiyet kaybı da demokratik meşruiyet açığını ortaya çıkarır 1. Ülkeler bir taraftan küreselleşmenin etkisi ile onun bir parçası olma durumunu yaşarken, diğer taraftan da yine küreselleşmenin etkisi ile varlıklarının ve egemenliklerinin tehlikeye girdiğini değerlendirmekte ve bu nedenle onu korumaya yönelik refleksler göstermektedir. Korunacak değerler olduğuna göre, bunun karşısındaki olgu, tehdit olarak algılanır. Bu durumda küreselleşme de bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Hedefi ulus devlettir. Ülkelerin yeraltı ve enerji kaynakları üzerindeki egemenliklerinin paylaşılması da küreselleşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak küreselleşme yaşanan bir gerçektir. Önemli olan küreselleşme ile birlikte yaşamak, ancak onun ülkenin varlık ve egemenliğine yönelik tehditlerini bertaraf etmeye yönelik tedbirleri almaktır. Bu açıklamaların ışığı altında stratejik yeraltı ve enerji kaynaklarının korunması, onlar üzerindeki egemenlik haklarının muhafazası ve enerjiye dönüştürülmesindeki verimlilik, başta politik, ekonomik ve askeri olmak üzere ulusal güvenliğin tümü açısından önem arz etmektedir. 1 Armağan Kuloğlu, Türkiye nin Güvenlik Algılamaları ve ABD Politikalarının Güvenliğimize Etkileri, Beykent Üniversitesi BÜSAM Dergisi, Cilt 1, Sayı 3, 2009 Đlkbahar, ss Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

49 Armağan Kuloğlu 2. STRATEJĐK YERALTI VE ENERJĐ KAYNAKLARI Bir ülkenin büyüme ve kendini savunma yeteneğine, doğal kaynaklarının kullanılabilirliği ve enerji kaynaklarına hâkimiyeti de etki etmektedir. Kaynak kelimesi doğal olarak oluşan madenlerin ve yakıtların mevcudiyetini ve yoğunluğunu ifade eder. Rezerv kelimesi ise kaynağın çıkarılması ve işlenmesi ile değer kazanan bir kavramdır. Örneğin altın kaynağı, teknoloji kullanılarak saflaştırılamıyorsa rezerv olma özelliğini taşımaz. Kaynaklar teknolojinin gelişmesiyle ve çıkarma ve işlemenin ekonomik koşullarının değişmesiyle zaman içinde rezerv haline gelebilir 2. Genel olarak az bulunan, oluşum itibarı ile bir bölgede yoğunlaşmış, ikame edilme olanakları az, ülkeler için özel ekonomik önem taşıyan, askeri amaçlar için kullanım özelliği olan madenler, mineraller ve bunlardan enerji üretiminde kullanılanlar ile fosil kaynakların önemli bir kısmı ve önemi gittikçe artan su "stratejik enerji kaynakları" olarak tanımlanabilir. Stratejik madenler, bu madeni kullanan teknolojilere sahip olunması ile bir anlam taşımaktadır. Bir ülkenin enerji ve hammadde güvenliği o ülkenin iç ve dış güvenliği kadar önemlidir. Harp tarihi, kaynakların paylaşılması hususundaki örneklerle doludur. Bu nedenle batılı ülkeler ulusal güvenlik stoklarına büyük önem verirken sosyalist ülkeler madenlerin tamamının stratejik olduğunu kabul etmişlerdir. Belli başlı ülkeler, savaş zamanlarını dikkate alarak, kendi politik ve stratejik anlayışlarına göre stratejik olarak öngördükleri maddeleri, kendi planlamalarına uygun olarak stoklama yoluna gitmişlerdir. Ülkeler özellikle enerjini ön plana çıkmaya başladığı yakın tarihi dönemde bu konuda mücadele içinde olmuşlardır. Osmanlı Devleti'nin paylaşılması ve Đsrail'in kurulması ile başlayıp Đran - Irak Savaşı ve Körfez bunalımı ile sürüp giden krizin temelinde Orta Doğunun zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bilinmektedir. Bugün tekrar ortaya çıkarılan "Şark Meselesi"nin de bölgenin petrol ve su kaynaklarına dönük uzun vadeli hesapların bir sonucu olduğu söylenebilir. Körfez bölgesindeki petrol zenginliğinin, Osmanlı Devletinin yıkılışından, son yıllardaki Körfez Savaşına kadar dünya politikasında ne kadar önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Hazar Denizi ve civarındaki petrol ve doğal gaz yatakları da bugün uluslararası politikaların odak noktası haline gelmiştir. 2 Williham C. Haneberg, Natural Resources and National Security, Encyclopedia of Espionage, Inlellgence and Security, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

50 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi 3.TÜRKĐYE NĐN STRATEJĐK YERALTI VE ENERJĐ KAYNAKLARININ DURUMU VE GELĐŞMELER Stratejik olarak nitelendirilen yeraltı kaynaklarına, mineral kaynaklar ve fosil kaynakların yanında yeraltından çıkması ve öneminin gittikçe artması nedeniyle suyu da dâhil etmenin gerçekçi bir yaklaşım olacağı değerlendirilmektedir. Günümüzde doğal kaynaklar ve bu kaynakların ülkelere sağladıkları güç ve zenginlik üzerine çatışmalar, küresel manzaranın önemi giderek artan bir özelliği haline gelmiştir. Çoğu zaman etnik veya dini düşmanlıkla karışan veya beslenen bu çatışmalar, dünyanın birçok yerinde barış ve istikrara yönelik önemli ve giderek büyüyen bir tehdit yaratmaktadır. Dünyadaki bütün ülkeler için temel kaynakların ele geçirilmesi ve korunması, ulusal güvenlik planlamasının başlıca özelliği haline gelmiştir. Özellikle enerji kaynakları üzerine kullanım hakkı mücadelelerinin yayılma tehlikesi bulunmaktadır 3. Türkiye emperyalist bir ülke olarak nitelendirilmediğine göre, ulusal hedeflerden biri olarak mevcut doğal ve enerji kaynaklarının muhafazası ve onlar üzerindeki egemenlik haklarının korunması, ulusal menfaati gereğidir. Bu nedenle yürütülmekte olan tüm politik ve ekonomik faaliyetlerde bu hususun dikkate alınması elzemdir. A. Enerji Üretiminde Mineral Kaynaklar Türkiye de enerji üretimi ile ilgili madenler içinde tartışma konusu olan iki element Bor ve Toryum dur. Bu madenlerin dünya rezervlerinin nerdeyse yüzde 70 nin Türkiye de bulunduğu bilinmektedir. Bu madenlerin ortak özelliği hidrojen ve nükleer enerji üretiminde kullanılabilmesi için yapılan çalışmalardır. Bor: Bor madeni günümüzde ve gelecekte, endüstride ve tarımda çokça kullanılan bir özellik taşımaktadır. Dünyanın en zengin bor mineralleri ve yataklarına sahip olan Türkiye de, bir milyar ton kadar rezerv saptanmıştır. Türkiye bu madene sahip bir ülke olarak karşılaştırmalı üstünlük avantajını elinde bulundurmaktadır. Ancak uluslararası aktörler ve Türkiye nin içinde bulunduğu siyasal koşullar bu madenleri egemen ülke olarak kullanma şansını vermemektedir. Bor madenine olan talep ve bor madeni ürünlerinin kullanımı son zamanlarda hızla artmaktadır. Bu bağlamda bor madeni, dünyanın önemli bir stratejik kaynağı haline gelmektedir 4. Hidrojen enerjisinin, 3 Michael T. Klare, Küresel Çatışmanın Yeni Alanları Kaynak Savaşları, Çev. Özge Đnciler, Đstanbul: Devin Yayıncılık, 2005, s.8. 4 Aydın Polat, Bor Madeninin Türkiye Açısından Ekonomik ve Stratejik Önemi, 42 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

51 Armağan Kuloğlu geleceğin enerjisi olacağına dair değerlendirmeler bulunmaktadır. Bu enerjinin depolama ve taşıma malzemesi olarak kullanılan bor madeninin stratejik malzeme olduğu belirtilmektedir. Borun diğer ileri teknolojik amaçlarla kullanımı da söz konusudur. Son olarak sürtünmeyi önleyen bir madde olarak motor yağı yerine bordan türetilen bir maddenin üretildiği de basına yansıyan haberler arasında yer almıştır. Toryum: Toryumun günümüzde fazla önem taşımamakla birlikte gelecekte enerji üretiminde ve dolayısı ile nükleer silah yapımında kullanılabilme olasılığı bulunmaktadır. Halen toryum kaliteli metal alaşım elde edilmesinde kullanılmakta, bunun yanı sıra bazı ülkeler tarafından da enerji üretmek maksadıyla üzerinde çalışılmaktadır 5. Toryum yeni tip enerji üretiminde kullanılacak olması nedeni ile 21. yüzyılın stratejik elementleri arasında yer almaktadır. Nükleer enerji hammaddesi olması nedeni ile nükleer santrallerde kullanılabilecektir. Türkiye geleceğin stratejik hammaddelerinden toryumum en geniş rezervlerine sahip ülkedir. Uranyumdan sonra en önemli radyo aktif element olarak gösterilmektedir 6. Türkiye çeşitli ve zengin mineral yeraltı kaynaklarına sahip bir ülkedir. Bunları işletme hakkı da devlete aittir. Özelleştirme kapsamında, özellikle stratejik olarak nitelendirilen madenlerin özelleştirilmesinin yarattığı olumsuzlukların giderilmesine ilişkin çalışmalar yapılması ihtiyaç haline gelmiştir. B. Fosil Kaynaklar Kömür rezervlerinin yüksek olduğu ve enerji ihtiyacını uzun bir süre karşılayacağı bilinmektedir. Önemi, petrol ve gazın azalmasından sonra daha fazla ortaya çıkabilir. Mevcut haliyle elektrik enerjisinin %20 kadarını karşıladığından ekonomik değeri vardır. Ancak stratejik önemi çok fazla olan bir kaynak olarak algılanmamaktadır. Petrol ve gazın önemi ise tartışılmazdır. Alternatif enerji kaynağı bulma çalışmaları devam etmekle birlikte geniş bir alanda kullanılmakta olan petrol, daha uzun yıllar esas enerji kaynağı olmaya devam edeceğinden stratejik olma niteliğini de koruyacaktır. Mevcut durumu itibariyle, rezervlerimizin kısıtlı olduğu bilinmektedir. Türkiye nin bu açıdan önemi, şimdilik intikal yolları üzerinde bulunması ve boru hatlarının bir noktada terminal teşkil edecek durumda olmasından kaynaklanmaktadır. Hâlihazırda dış politikanın oluşmasında, Türkiye nin borpolitikasi/ayda Polat Borun Stratejik Onemi.doc 5 Necati Yıldız, Altın, Strateji ve Stratejik Maden, Habermaden.com, 17 Mart Türkiye de Nükleer Kapasitenin Kurulması ve Stratejik Toryum Madeni, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Ocak 2007,forumaden.com/forum/index.php?topic=953.0;wap2 43 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

52 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi Doğu gaz ve petrolünü Batı ya bağlayacak bir coğrafi konumda olması, Doğu ve Batı ile olan siyasi ilişkilerindeki oluşturduğu denge ve bu nedenle hem Batı, hem de Doğu nezdinde güvenli ülke olarak görülmesi önemli bir rol oynamaktadır. Hatta Ermeni Açılımı, Kürt Açılımı (Demokratik Açılım) gibi yeni dış politika oluşumlarında, dış güçlerinde teşvik ve yönlendirmesi ile enerji hatları, dolayısı ile enerji güvenliği düşüncesinin önemli payının olduğunu söylemek mümkündür. Diğer taraftan yeni aramalar yapılmaktadır. Özellikle Karadeniz de yeni zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunacağı yönünde beklentiler vardır. Yeni Türk Petrol Yasası: 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu 17/01/2007 tarihinde TBMM de kabul edilmiştir. Ancak 06/02/2007 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından 2, 4, 19. ve Geçici 1. maddelerinin tekrar görüşülmesi istemiyle Meclis e iade olunmuştur. Bu tarihten sonra tasarı üzerinde kesinleşmiş bir işlem yapılmamış ve kanunlaşmamıştır. Özellikle petrol gelirlerinin çıkan ilin özel idarelerine aktarılması konusu son derece sakıncalı görülmektedir. Tasarı, TBMM Sanayi Enerji Tabii Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonu na geldiyse de 3 yıldır komisyondan çıkmamıştır. Mevcut yürürlükte olan yasadaki, yabancı devletlerin doğrudan ya da dolaylı olarak yönetiminde etkili oldukları petrol şirketlerinin petrol faaliyetlerinde bulunamayacakları, taşınır veya taşınmaz mal edinemeyecekleri, tesis kuramayacakları hükmünün henüz sonuçlanmamış taslakta bulunmaması, ulusal güvenlik açısından önemli riskler yaratacaktır 7. Gündeme yeniden gelmesi muhtemel olan yeni yasada bu hükme, ulusal güvenliği tehlikeye sokmayacak tarzda yer verilmesi faydalı mülahaza edilmektedir. Ayrıca, stratejik önemi olan petrolün, tümüyle dış satım konusu yapılabilmesine imkân tanınmış olması da ulusal güvenlik açısından risk taşımaktadır. Yasa taslağında, ülke gereksinimi için pay ayrılma zorunluluğunun getirilmemesi, ülkeyi tümüyle uluslararası şirketlerin ya da yabancı devletlerin kararına bırakmak anlamına gelmekte ve bu durum, ulusal güvenlik, ulusal çıkarlar ve kamu yararıyla bağdaşmamaktadır. Üzerinde yeniden çalışılmakta olan Türk Petrol Yasası nın, ulusal güvenlik açısından sıkıntılar yaratmasından dolayı, yeniden ele alınırken, hassasiyetlerin giderilmesine özen gösterilmesinde fayda mütalaa edilmektedir. 7 ANKA Haber Ajansı, Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

53 Armağan Kuloğlu Münhasır Ekonomik Bölge Diğer taraftan enerji kaynaklarını sadece sınırlar içinde düşünmek de yeterli değildir. Karasuları ve kıta sahanlığının ötesinde Münhasır Ekonomik Bölge yi de bu kaynaklar içinde mütalaa etmek, hak ve menfaatleri bu bölgelerde de elde etmek ve korumak önemlidir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Akdeniz in paylaşılması konusunda hamle yaparak anlaşmazlık yaratmışlardır. Bu konuya Mısır ve Lübnan da dâhil olmuştur. Sorun, Yunanistan ın Meis, Girit, Kerpe yi birleştiren hattı temel alarak başta Mısır ile olmak üzere Akdeniz de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etme çabalarıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de (GKRY) ortay hatları esas alarak Lübnan ve Mısırla MEB sınırlandırmasına yönelik anlaşmalar yapmıştır. Yapılan bu anlaşmalardan sonra GKRY 13 adet petrol ruhsat sahası ilan etmiş, uluslararası petrol şirketlerini ilan edilen bu alanlara davet ederek işletilmesini istemiştir. GKRY aynı zamanda, KKTC nin de hakkına tecavüz ederek bu alanlarda da ruhsat vermek için ihale açmıştır. Yunanistan ve GKRY, Türkiye nin aleyhine olarak, Doğu Akdeniz deki açık deniz alanının büyük bir kısmını elde etme çabası içindedir. Konu sadece petrol ile de sınırlı olmayıp, bu durum MEB olarak kabul edilen sahalardaki tüm deniz altındaki kaynakların işletme ve kullanım hakkını elde etme çabasıdır 8. Bu konuda yakın bir gelecekte sorunlar yaşanacağı öngörülmektedir. Uluslararası hukuk alanında gerekli mücadelenin verilmesi ve bunda ısrarlı olunması zorunlu duruma gelmiştir. Gerektiğinde stratejik kaynaklar üzerindeki hak ve menfaatlerimizin korunması için güç kullanılması da söz konusu olabilecektir. Bu konu da ulusal güvenlikle doğrudan ilgili bir husustur. C. Su Kaynakları Stratejik yeraltı kaynaklarından su, uzun süredir önemli bir konu olmakla birlikte özellikle son yıllarda hassasiyet arz eden bir konu olarak ortaya çıkmıştır. Bu konuya doğrudan etki eden faktörlerin içinde Küresel Đklim Değişikliği önemli bir yer tutmakta ve bunun su kaynakları ile birlikte doğrudan ulusal güvenliği etkisinin olduğu belirlenmiş bulunmaktadır. 8 Akdeniz Türkiye ye Kapanıyor mu? Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

54 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi 4. KÜRESEL ĐKLĐM DEĞĐŞĐKLĐĞĐ Güneş ışınları yeryüzünü ısıtmakta, bir kısım ışın, doğanın tabii örtüsü tarafından tutularak yeryüzünün yeteri kadar sıcak kalmasını sağlamakta, kalan ışın tekrar atmosfere yansımaktadır. Ancak son zamanlarda fosil yakıtların artması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış göstermekte ve sera etkisi yaratmaktadır 9. Bu durumda ışınların bir kısmı, atmosfere salınan gazların birikerek sera etkisi yaratmasından dolayı yeryüzünden yansıyarak atmosfer dışına çıkamamaktadır. Atmosferden dışarı çıkması gereken ışınların yeryüzü tabakası ile atmosfer arasında sıkışıp kalması da sıcaklık artmasına sebep olmaktadır. Đşte Küresel Isınma olarak nitelendirilen ve Küresel Đklim Değişikliği ne neden olan konu budur. Yeryüzündeki ısı bugünkü değerlere göre her on yılda 0,1 derece artmaktadır. Küresel ısınmadan dolayı eski dengelere oranla 1-2 derecelik bir artış olmuştur. Halen birçok su kaynakğının kuruduğuna, bazı göllerin küçüldüğüne, bazılarının yok olduğuna, çiçeklerin erken açtığına, bitkilerin zamansız meyve verdiğine, bazen de vermediğine, buzların eridiğine ve ana kütleden koptuğuna, fazla miktarda suyun dolaşıma girdiğine, sel felaketlerinin, çığ olaylarının, fırtına ve kasırgaların arttığına şahit olunmaktadır. Kuzey yarımkürede kar örtüsü ve buz kalınlıkları azalmıştır. Nehirler kirlenmiş ve suyu azalmıştır. Önümüzdeki 100 yıllık bir dönemde de gerekli tedbirler alınmadığı ve büyük çapta doğal değişiklik olmadığı taktirde küresel ısıda 3 derece kadar daha bir artış olacağı beklenmektedir. Bu ısınma, toplam su döngüsünün değişmesine, tropikal bölgelerde daha fazla suyun buharlaşmasına, kuzey yarımkürede daha fazla yağmur yağmasına, buzulların daha çok erimesine, denizlerin yükselmesine, kıyı ekosistemlerinin olumsuz etkilenmesine, kuraklığın ve sellerin artmasına, tarım alanları, ormanlar ve meraların azalmasına, çölleşmenin artmasına ve iklim kuşaklarının yer değiştirmesine sebep olacaktır. Yükselen deniz seviyesi Hollanda yı, Pasifik adaları nı, Hint Okyanusu ndaki adaların büyük bir kısmını sular altında bırakacaktır. Buzulların erimesi sonucu okyanuslardaki ve dolaylı olarak tüm denizlerdeki tuz dengesi bozulacaktır. Bu durum iklim şartlarını 9 Emel Aktaş, Küresel Đklim Değişikliğinin Türkiye nin Güvenlik Politikalarına Etkisi, Genelkurmay Bülteni, Mart-Nisan 2009, Sayı:83, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

55 Armağan Kuloğlu dengede tutan Gulf Stream gibi sıcak su akıntılarının işlevinin bozulmasına sebep olacaktır. Çölleşmenin ardından ani soğuma ile birlikte dünyada Büyük Buzul Çağı nın başlayacağı, ilk olarak Đskandinav ülkelerinin buzul çağına gireceği, devamında Đngiltere nin büyük bir kısmının buzlar altında kalacağı, insanların yeni yaşam alanları bulabilmek için göçe ve savaşmaya zorlanacağı değerlendirilmektedir. Avrupa nüfusunun %10 nun kendi ülkelerini terk ederek coğrafi olarak daha güneyde yer alan Türkiye, Cezayir, Fas, Mısır ve Đsrail gibi Akdeniz ülkelerine göç edebilecekleri ifade edilmektedir. Yaşanacak büyük doğal felaketler sonucunda insanların susuzluk, kuraklık, açlık ve salgın hastalıklarla karşı karşıya kalabilecekleri düşünülmektedir 10. Diğer taraftan küresel ısınma ve buna bağlı iklim değişikliğinin, insan yapımı karbondioksitten değil, güneşin sıcaklığının gittikçe artmasından kaynaklandığı, zararının fazla olmayacağı, hatta kışların ılıman olmasından dolayı verimin artması gibi faydalı yönlerinin de görüleceği iddiasını ileri süren bilim adamları da bulunmaktadır 11. Fakat bunun geçerlilik durumunun zayıf bir ihtimal olduğunu yaşanan ortam göstermektedir. Küresel iklim değişikliğinin sonucu olarak, dünya nüfusunun gittikçe artmasına karşılık su kaynaklarında olan azalmadan dolayı su güvenliği, gıda güvenliği, enerji güvenliği, yaşam alanı güvenliği konuları, öncelikli konular haline gelecek, ülkeler bir diğerinin aleyhine olarak yaşam şartlarını düzetme çabası içine gireceklerdir. Bu durum, mevcut istikrarsızlıkları arttırabilecek, istikrarlı bölgeleri istikrarsızlaştırabilecek, gerilimleri ve çatışmaları tetikleyebilecek, güvenlik konusunu gittikçe artan bir şekilde ön plana çıkaracak ve dünya güvenlik sorunları ile karşı karşıya kalabilecektir. 5. KÜRESEL ĐKLĐM DEĞĐŞĐKLĐĞĐNĐN TÜRKĐYE YE ETKĐLERĐ Küresel iklim değişikliğinden doğal olarak Türkiye de etkilenecektir. Bu etkilenme ortalama sıcaklıklarda artış, yağış miktarı ortalamasında azalma ve yağış rejiminde düzensizlik olarak hissedilecektir. Bazı bölgelerde kuraklık oranında artış görülürken, bazı bölgelerde de sel baskınları ile karşılaşılacaktır. Marmara bölgesinde nispeten az olmak 10 a.g.e. 11 www. Milliyet.com.tr, Đngiltere Surrey Üniversitesi Tıp Fakültesi Profosörü Vincent Marks ve Londra Üniversitesi Tıp Fakültesi Profosörü Stanley Feldman ın ortak kitabı, 23 Haziran Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

56 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi üzere, diğer bölgelerde ciddi ölçüde kuraklıkla karşı karşıya kalınacaktır. Kar kalınlıklarında göreceli bir azalma, akarsu akımında önemli değişiklik olabilecektir. Bunun sonucunda içme suyunda, sulamada, suyun sanayi amaçlı kullanımında, hidroelektrik üretiminde sorunlarla karşılaşılacaktır. Hidroelektrik üretimindeki azalmanın, fosil yakıt, termik ve nükleer enerji üretiminde artışa yönelmeyi gerektirmesi halinde bu sefer küresel ısınmaya karşı alınmakta olan tedbirlerin ihlali ortaya çıkabilecektir. Dünya Bankası nca hazırlanan bir rapora göre iklim değişikliğinin, Türkiye nin de dahil olduğu, genelde Avrupa olarak belirlenen, bölgedeki sonuçları, beklenenden daha kötü olacaktır. Rapora göre iklim değişiminin sonuçlarından olan deniz seviyesinin yükselmesi, bölgenin dört havzasını (Baltık Denizi, Adriyatik in doğu kısmı ve Türkiye nin Akdeniz Kıyıları, Karadeniz, Hazar Denizi) ile Rusya nın Kuzey Buz Denizi kıyılarını etkileyecektir. Bu etkilenmede fırtına taşkınları ve tuzlu deniz sularının yeraltı sularına sızması dikkat çekici düzeyde olacaktır. Raporda, deniz düzeyindeki yükselmenin Karadeniz'de Rusya, Ukrayna ve Gürcistan kıyılarını şimdiden etkilemeye başladığına dikkat çekilmiştir 12. Ancak diğer taraftan Türkiye nin farklı bölgelerinde farklı iklim yapısı içinde bulunmasından dolayı, küresel iklim değişikliğinden diğer ülkelere kıyasla daha az ve daha geç etkileneceği yönünde değerlendirmeler de bulunmaktadır. Kullanılan ve kişi başına düşen su miktarı bakımından dünya ortalamaları ile kıyaslandığında Türkiye, düşünüldüğü gibi zengin değil, sınırlı su kaynaklarına sahip ülkeler arasındadır. Türkiye, yağışın azalması ve sıcaklıkların artması, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarındaki suyun azalması sonucunu ortaya çıkaracak ciddi su sıkıntıları ile karşı karşıya kalabilecektir. Hidroelektrik enerji üretiminde azalma olacak, bu durum gittikçe artan enerji ihtiyacını da olumsuz yönde etkileyecektir. Bunun doğal bir sonucu olarak sanayi ve ekonomi alanlarında da olumsuzluklar yaşanacaktır. Enerji üretiminde yaşanacak sıkıntı, ülkemizin zaten yüksek olan enerjideki dışa bağımlılık oranını arttırarak ülkemiz dış politikasının stratejik dengelerini ve ulusal güvenliğimizi tehdit edecek neticeler yaratabilecektir 13. Türkiye, diğer ülkeler gibi küresel iklim değişikliğinden etkilenecek ve bunun sıkıntılarını çekecek bir ülke olmakla beraber, bilinen 12 Dünya Bankası Đklim Değişiklik Raporu Türkiye yi de Kapsayan Havzada Beklenen Daha Kötü Sonuçlar",1-12 Haziran Emel Aktaş, a.g.e., 2009, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

57 Armağan Kuloğlu olumsuzluklarla, diğer ülkelere kıyasla daha geç ve nispeten daha az karşı karşıya kalabilecektir. Yaşam alanı kısıtlamalarının Kuzey Kutbundan başlayıp, Đskandinav ülkelerine, Đngiltere ye, Batı Avrupa ve oradan da Doğu Avrupa ya doğru yayılacağı dikkate alınarak, göçlerin de bu bölgelerden, nispeten yaşam alanı daha elverişli olan Türkiye nin de dahil olduğu Akdeniz ülkelerine doğru olacağı beklenmektedir. Dolayısı ile çatışma ve istikrarsızlığın daha çok görülebileceği bölgelerin de başta Türkiye olmak üzere Akdeniz ülkelerinde olacağı düşünülmektedir SINIR AŞAN SULAR Su açısından sınırlı kaynaklara sahip ülkeler arasında yer alan Türkiye nin, diğer Orta Doğu ülkelerine nazaran daha iyi imkânlara sahip olduğu, hatta sınır aşan suların kaynağının kendisinde olması nedeniyle bu konuda inisiyatif sahibi olduğu bilinmektedir. Küresel ısınmanın artmasıyla çeşitli şekillerde nehirlerin sularında da azalma olacaktır. Bu durum, aynı sudan yararlanan ülkelerin aşırı talepleri ile karşı karşıya kalma olasılığını arttırmaktadır. Hatta bu konu geçmişten başlayıp halen devam eden bir anlaşmazlık konusu olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Irak ve Suriye, Dicle ve Fırat ın sularının eşit paylaşımını istemektedir. Sınır Aşan Sular statüsünde olan bu sular, uluslararası su konumuna sokulmak istenmektedir. Gelecekte bu sularda azalma oldukça, kuraklık arttıkça taleplerin karşılanması için her çareye başvurulabileceği göz önünde tutulmalıdır. Bir zamanlar Suriye nin PKK terör örgütüne verdiği desteğin sebeplerinden birinin de sınır aşan sulardaki anlaşmazlık olduğu hatırda tutulmalıdır. Diğer taraftan Avrupa Birliği nin su kaynaklarının kullanılması konusundaki tutumunun da dikkate alınmasında fayda görülmektedir. Özellikle AB, diğer ülkeler ve organizasyonlar tarafından talep edilen, su kaynaklarımız üzerindeki kontrol ve olası kısıtlamalar, bizi, hem kendi kaynaklarımıza hükmedemememiz durumuna sokacak hem de büyük bir özenle koruduğumuz egemenliğimizin paylaşılması sonucunu gündeme getirecektir. AB müzakere dosyalarından Çevre başlığı kapsamındaki su kaynaklarının kontrolü konusuna özel dikkat sarf edilmesi gerekmektedir. Bütün bunların yanında elverişli yaşam alanı aramak durumunda kalacak olan özellikle Avrupa ülkelerinin, Türkiye ye yapmaları muhtemel kitlesel göçün yaratacağı sıkıntıların yanında, 14 Armağan Kuloğlu, Küresel Đklim Değişikliğine Đlişkin Güvenlik Algılamaları ve Türkiye, Ekoenerji Dergisi, Sayı: 31, ss Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

58 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi siyasi ve askeri olarak da Türkiye yi etkilemeye çalışacakları beklenmektedir. Dolayısı ile Türkiye nin hem su kaynakları, hem de yaşam alanı cazibesi nedeniyle güvenliği olumsuz yönde etkilenecek ülkelerin başında geleceği değerlendirilmektedir. Açıklanan bu durum çerçevesinde Türkiye nin de, küresel iklim değişikliğinden başta hidroelektrik enerji olmak üzere her yönden ve özellikle güvenlik açısından etkilenecek hassasiyette bir ülke olması nedeniyle, olası olaylara karşı alması gereken önlemleri ortaya çıkarabilmesi ve tedbirlerde ön alabilmesi için güvenlik senaryoları ortaya koyması ve üzerinde çalışılması gerekli görülmektedir. 7. YENĐLENEBĐLĐR ENERJĐ KAYNAKLARI Yenilenebilir enerji kaynağı olan suyun yanında, ülkemizde oldukça verimli kapasitede kullanılabilecek olan jeotermal, rüzgâr ve güneş enerjisinden yararlanabilme yönünde, özellikle son yıllarda özel teşebbüsün katkıları ve gayreti ile yapılan çalışmalar memnuniyet vericidir. Ancak genel elektrik ve ısı enerjisi üretimi içindeki yüzdesi az olduğundan stratejik olarak değerlendirilmemektedir. Su dışındaki bu kaynaklardan azami istifade sağlansa dahi, Türkiye nin enerji ihtiyacına katkısı, %5 i geçemeyecektir. Aslında bu oranın, dünyanın bu yöndeki enerji üretimi ile kıyaslanması halinde, iyi bir oran olduğu görülecektir. Su kapasitesinin azamisi kullanıldığında da, Türkiye nin elektrik enerjisi ihtiyacındaki artış da dikkate alındığında, ihtiyacının %30 u kadarı karşılanabilecektir. Bu nedenle geri kalan %65 civarındaki elektrik enerjisi ihtiyacının diğer enerji kaynaklarından karşılanması zarureti bulunmaktadır. Halen bu ihtiyaç büyük bir çoğunlukla doğal gaz, daha sonra kömür, daha sonra da petrol ile çalışan santraller ve diğer üretim kaynaklarından karşılanmaktadır. Ülkemizde doğal gaz santrallerine, kolay ve ucuz kurulduğu için rağbet edilmektedir. Ancak bu durum özellikle başta Rusya olmak üzere hem elektrik, hem de ısı enerjisi ihtiyacı açısından Ülkemizi dış ülkelere bağımlı duruma getirmekte ve bağımlılık gittikçe artmaktadır. Enerji konusunda petrol bağımlılığı da dikkate alındığında bu durum, ulusal güvenlik açısından sorun teşkil etmektedir. Ayrıca bu yolla elde edilen enerji de pahalıya mal olduğundan, ülke ekonomisi ve halkın refahını olumsuz yönde etkilemektedir. 8. NÜKLEER ENERJĐ Açıklanan bu nedenlerle nükleer enerjiye önem verilmesi zarureti doğmaktadır. Bu teşebbüs aynı zamanda Türkiye nin, nükleer teknoloji 50 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

59 Armağan Kuloğlu alanında söz sahibi olmasına ve güvenlik açısından da güç kazanmasına imkân sağlayacaktır. Bu çalışmaya kısa vadede hız verilmesi ve başlanması, orta vadedeki üretimde hedef olarak da, doğal gaz ile üretilen enerjinin nükleer santrallerden karşılanmasını sağlayacak düzeye getirilmesi olmalıdır. Türkiye nin ulusal güvenliğini olumsuz yönde etkileyen petrol ve doğalgazdaki (hidrokarbonlar) dış bağımlılık, gelecek nesillerin yaşamını ciddi şekilde tehdit eden küresel ısınma ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi gerekliliği gibi etkenler, bize nükleer seçeneği ciddi şekilde ele almamızın gerekli olduğunu göstermektedir. Büyüyen ekonomisi, hızlı sanayileşmesi ve yükselen nüfusunun etkisiyle, Türkiye nin toplam enerji ihtiyacı her sene ortalama %8 civarında artmaktadır. Bu artışın daha fazla olabileceğine ilişkin düşünceler de bulunmaktadır. Artışı karşılayacak üretim kapasitesinin mevcut şartlar itibariyle oldukça uzağında olduğumuz bilinmektedir. Su hariç diğer yenilebilir enerji kaynaklarının enerji sorunumuzu çözmekten ziyade, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinde önemli bir katkı unsuru sağlayacağı bir gerçektir. Bu konuların ışığında nükleer enerji, sürdürülebilir bir enerji üretim metodu olarak karşımızda çıkmaktadır. En son teknolojiyle donatılmış bir nükleer reaktör ve dikkatli tesis yönetimi ile uzun vadede istikrarlı elektrik üretiminin gerçekleştirebileceği ve böylece hidrokarbona fazla bağımlı olmadan ülkenin artmakta olan elektrik tüketiminin önemli bölümünün karşılanabileceği hesaplanmaktadır 15. Diğer taraftan nükleer enerji santralleri ileri teknoloji ürünü tesisler olup, bu nedenle nükleer enerji üretimine yönelik tesislerin güvenlik ve kalite kültürünün ülkemizde yerleşmesinde ve gelişmesinde önemli rol oynayacağı değerlendirilmektedir. Nükleer enerji üretimi için kurulacak tesislerin, nükleer teknoloji alt yapısının gelişmesine katkı sağlayacağı aşikârdır. Ayrıca, nükleer santrallerden üretilecek enerjinin, ülke enerji üretim sepetine çeşitlilik getirebilecek bir seçenek olduğu da bilinmektedir. Nükleer santraller günümüzde yüksek yük faktörü ile çalışabilen ve lisanslama kuruluşları tarafından sürekli denetime tabi tutulan tesisler olarak dünya enerji üretiminde önemli bir paya sahiptir. Nükleer enerjiye dayalı sistemler, fosil kaynaklı enerji üretim sistemlerinin neden olduğu sera gazı emisyonuna neden olmamaktadır. Bu nedenle, küresel ısınma ve iklim değişikliğine neden olan CO2 emisyonunun azaltılmasında, diğer yenilenebilir kaynakların yanında, 15 Cenk Sidar, Nükleer Enerji: Fırsat mı, Tehdit mi?, Radikal Gazetesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

60 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi önemli bir seçenek olacaktır. Ayrıca, azot oksitleri ve sülfür oksitleri salmadığı için asit yağmurlarına da neden olmayacaktır 16. Nükleer santrallerde, işletme inisiyatifi ve yakıt malzemesi olan zenginleştirilmiş uranyum elde etme olanağı bulunmayacağından ve tamamen dışa bağımlı bir statüde olacağından nükleer enerji, Türkiye için ekonomik değeri olan, fakat stratejik olamayan bir konumda olacaktır. Ancak bu konudaki bağımlılığın kabul edilebilir bir seviyeye çekilmesi ve kirliliği de kontrol altında tutacak tedbirlere önem verilmesi halinde nükleer enerjiye sahip olma durumu, nükleer teknolojiye de sahip olmayı beraberinde getirebilecek ve konu, stratejik önem kazanacaktır. Bu nedenle başlangıçta bağımlılığın kabul edilebilir seviyede olmasına özen gösterilmesi, sonra da kendi inisiyatifimizle yönetebileceğimiz bir nükleer enerji üretimi politikasının uygulanması, ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz açısından da gerekli görülmektedir. DEĞERLENDĐRME VE SONUÇ Gelecekte doğal ve enerji kaynaklarına artan ihtiyaç nedeni ile Türkiye nin, diğer ülkelerin aşırı ve kendi aleyhine olacak talepleriyle, kitlesel göçün yaratacağı ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalacağı değerlendirilmektedir. Bütün bunların sonucu olarak da bölgenin istikrarsızlaşacağı, çatışmalara neden olacağı düşünülmektedir. Uluslararası ilişkilerin hiç birinde egemenliğin paylaşılması söz konusu olmamalıdır. AB her ne kadar egemenliğin paylaşımını öngörse de, AB nin önde gelen ülkelerinin bu konuda taviz vermediği ve ulusal menfaatleri konusunda hassasiyet gösterdikleri göz önünde tutulmalıdır. Milli hedefler sadece elde edilmesi amaçlanan hedefler olmayıp, aynı zamanda elde edildiğinde veya elde bulundurulduğunda muhafaza edilmesi gereken değerleri de kapsamaktadır. Bu nedenle IMF istekleri, AB uyum yasaları ve müzakere başlıklarına ilişkin konular ve diğer siyasi düşüncelerle, elimizdeki inisiyatif terk edilmemeli, egemenlik haklarımız daima gözetilmelidir. Özelleştirme kapsamı genişletilen ve özellikle stratejik değeri bulunan madenler ve mineraller konusunda teknolojik çalışmaların yanında, ulusal çıkarları, dolayısı ile ulusal güvenliği gözeten yeni hukuki çalışmalar yapılmalıdır. Veto edildikten sonra yeniden üzerinde çalışılan Türk Petrol Yasası, ulusal çıkarlar ve güvenlik konuları dikkate alınarak düzenlenmelidir. Münhasır Ekonomik Bölge konusunda Doğu 16 http: Son düzenleme: Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

61 Armağan Kuloğlu Akdeniz de karşılaşılan haksızlığın giderilmesi, bu konuda karşılaşılması kuvvetle muhtemel krizin, sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için gerekli hazırlıkların yapılması, gerektiğinde güç kullanılması durumunun dikkate alınmalıdır. Türkiye, su kaynaklarının tasarruflu ve verimli kullanılması, sınır aşan suların durumunun takip edilmesi ve çıkarlarının korunması konusunda bir çalışma ve buna ilişkin plan yapması ve takip etmesi için organize olmalıdır. Enerji arz güvenliği konusunda yapılmakta olan çalışmalarda yenilenebilir enerji kaynaklarına gereken önemi vermeli, diğer alternatif kaynakların kullanılması yönünde çalışmalar yapmalıdır. Küresel iklim değişikliği, bunun sonuçları ve Türkiye ye olan etkileri hakkında kamuoyu aydınlatılmalı, eğitimde bu konuya yer verilmeli ve medya bu konuyu hayati olarak değerlendirerek gerekli katkıyı sağlama konusunda hassasiyet göstermelidir. Küresel iklim değişikliğin yaratacağı etkileri azaltmak ve ondan korunmak maksadıyla alınacak tedbirlerin yanında konu, ulusal bir güvenlik sorunu olarak algılanmalı, çeşitli güvenlik konularının yanında küresel iklim değişikliğinin askeri güvenliğe etki edeceği düşüncesi ile gerekli tedbirler alınmalıdır. Nükleer enerji tedariki çalışmaları yapılmasına özen gösterilmelidir. KAYNAKÇA AKTAŞ, Emel: Küresel Đklim Değişikliğinin Türkiye nin Güvenlik Politikalarına Etkisi, Genelkurmay Bülteni, Mart-Nisan 2009, Sayı:83. ANKA Haber Ajansı, HANEBERG, Williham C.: Natural Resources and National Security,Encyclopedia of Espionage, Inlellgence and Security, KLARE, Michael T.: Küresel Çatışmanın Yeni Alanları Kaynak Savaşları, Çev.Özge Đnciler, Đstanbul: Devin Yayıncılık, KULOĞLU, Armağan: Küresel Đklim Değişikliğine Đlişkin Güvenlik Algılamaları ve Türkiye, Ekoenerji Dergisi, Sayı: 31. KULOĞLU, Armağan: Türkiye nin Güvenlik Algılamaları ve ABD Politikalarının Güvenliğimize Etkileri, Beykent Üniversitesi BÜSAM Dergisi, C.1, S.3, 2009 Đlkbahar. POLAT, Aydın: Bor Madeninin Türkiye Açısından Ekonomik ve Stratejik Önemi, borpolitikasi/ayda Polat Borun Stratejik Onemi.doc 53 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,38-54

62 Türkiye nin Stratejik Yeraltı ve Enerji Kaynaklarının Ulusal Güvenliğe Etkisi SĐDAR, Cenk: Nükleer Enerji: Fırsat mı, tehdit mi?, Radikal Gazetesi, ( ). Stratejik Araştırmalar Enstitüsü: Türkiye de Nükleer Kapasitenin Kurulması ve Stratejik Toryum Madeni, Ocak 2007, forumaden.com/forum/index.php?topic=953.0;wap2 Türk Deniz Araştırmaları Vakfı : Akdeniz Türkiye ye Kapanıyor mu?, YILDIZ, Necati: Altın, Strateji ve Stratejik Maden, Habermaden.com, 17 Mart Son düzenleme: www. Milliyet.com.tr, Đngiltere Surrey Üniv.den Porf. Vincent Marks ve Londra Üniv.den Prof. Stanley Feldman ın ortak kitabı, (23 Haziran 2009). Dünya Bankası Đklim Değişiklik Raporu Türkiye yi de Kapsayan Havzada Beklenen Daha Kötü Sonuçlar",1-12 Haziran Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 38-54

63 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY ÖZET CUMHURĐYET ĐN KURULUŞ SÜRECĐNDE VATAN, MĐLLET, DEVLET VE TARĐH TARTIŞMALARI Yrd.Doç.Dr.Hasan AKBAYRAK Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı ndan, tam bir kayıtsız şartsız teslimiyet olan Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalayarak çıkar. Devletin başkenti işgal edilir, meclis dağıtılır, seçilmiş hükümetin önder kadrosu yurdışına çıkar ve ülke fiilen işgal kuvvetleri komutanlığı tarafından yönetilmeye başlanır. Anadolu da başlayan direnişin, Amasya da ilan edilen siyasi program hedefine yönelik olarak merkezi bir siyasi önderlik tarafından sevk ve idare edilmesi sürecinde Ankara da Büyük Millet Meclisi nin açılmasıyla, millî yönetim tesis edilir. Büyük Millet Meclisi Hükümeti nin, işgale karşı başlattığı Kurtuluş Savaşı, Đmparatorluktan geriye kalan yegane vatan toprağı olarak Anadolu yu öne çıkarır. Böylelikle, Balkan savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda, Đmparatorluğun Anadolu ya sıkışan toprak ve Müslüman-Türk unsura daralan demografik alt yapısı ile, Anadolu nun, Türk milletinin ülkesi olduğunu öncelikle gündemine alan bir millî tarih anlayışı oluşmaya başlar. Anahtar Kelimeler: Türk Milleti, Milli Tarih, Anadolu, Vatan, Misak-ı Milli ABSTRACT At the end of the the First World War, the Otttoman Empire signed the Mondros Armistice Agreement which means an absolate complete unconditional surrender. Istanbul, the Capital of the Empire is occupied, the Ottoman National Assembly is dispersed, legal government leaders are sent to exile outside the country and the country is began to be ruled by occupation forces commander as de facto. Resistance which began in Anatolia aims to attain the goal of the political program declared in Amasya in conjuction with this the Grand National Assembly opened in Ankara in 1920, thus national administration was installed. The Grand National Government lunching Liberation War against the occupying forces enhanced the importance of Anatolia which is the only land left out from the Empire. When the Balkan and the First World War ended the Empire s land and Muslim-Turkish population with its narrowing demographic sub-structure was congested in Anatolia constituted a national history approach of agenda includes the primary fact that Anatolia is country of Turkish people. Key Words: Turkish Nation, National History, Anadolu, Country, Misak-ı Milli (National Declaration) GĐRĐŞ Birinci Dünya Savaşı sonunda, Şark meselesi nin emperyalist çözümü sürecinde Türklerin, Anadolu coğrafyası üzerinde siyasi varlığının Beykent Ünivesitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi,

64 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları meşruiyeti de tartışılmıştır. Türklerin, Önasya da siyasi varlıklarını egemen bir devlet olarak devam ettirmesinin tarihsel meşruiyetinin tartışıldığı bu süreçte dönemin belli başlı tarihçileri, yaşanılan siyasi sürece entellektüel bir müdahale şeklinde tartışmalara katılmış ve görüş oluşturmuştur. Bu çalışmada, ulus-devlet kuruluş sürecinde bu tartışmaya katılan Türk tarihçilerinin, vatan, millet, devlet ve tarih anlayışı konusunda milli bir duruş oluşturulmasına katkıları ortaya konmaya çalışılacaktır. Osmanlı Devleti nin, Birinci Dünya Savaşı sonunda imzaladığı ve galip devletlere istedikleri yeri, kendi geçerli sayacakları gerekçelere dayanarak işgal etme hakkı tanıyan Mondros Ateşkes antlaşmasının yarattığı koşullarda, Đttihâd ve Terakkî Partisi nin önderlerinin ülkeyi terk etmeleri ve Padişah Altıncı Mehmed Vahidettin in Meclis-i Mebusan ı dağıtması ile ülkede siyasî yönetim boşluğu ve siyasî istikrarsızlık hâkim olmaya başlar. Bu süreç, ülkenin başkentinin fiilen işgal edilmesi ve Yunanistan ın Đzmir e asker çıkarmasıyla çok daha dramatik bir hâl alır. Ankara da Büyük Millet Meclisi nin açılmasıyla, ülkede ikili bir yönetim yapısı oluşur: Giderek etkinliği Đstanbul la sınırlı kalan, işgal altındaki Đstanbul da Padişah ın mutlakiyet yönetimi ve Ankara da millî yönetim. Đşgal altındaki Đstanbul un Türk-müslüman ahâlîsi tarafından Anadolu Harekâtı olarak isimlendirilen ve sınırları Misak-ı Milli kararı ile belirlenen ülkenin işgal edilmesine karşı başlatılan Kurtuluş Savaşı, Đmparatorluktan geriye kalan Anadolu yu öne çıkarır. Daha Đmparatorluk dağılmadan, 1918 yılında, Türk Ocakları içinde de su yüzüne çıkan, Anadolu yu temel alma anlayışı 1, Birinci Dünya Savaşı sonunda oluşan Mütareke şartları, Đmparatorluk tan geriye kalan yegane vatan parçası olan Anadolu nun da kaybedilmesi tehlikesini doğurunca, tartışmasız bir şekilde Anadolu nun, Türklerin asıl vatanı olarak kabul edilmesi noktasına varır. Millî kavramının, giderek Anadolu kavramı ile örtüşmesi şeklinde gerçekleşen bu süreçte, millî vatan mefhûmu, millî tarih tanımının temelini oluşturmaya başlar. Bu süreç içersinde, Đkinci Meşrutiyet döneminde romantik bir söylem edinen ulusçu/türkçü akım, Đttihatçı ve Turancı geçmişinden arınarak, Türk-müslüman unsur içinde kendisine meşruiyet yaratacak ve kabul edilebilir, desteklenebilir bir siyasi söylem olmasına dayanak sağlayacak olan Anadolu da yürütülen mücadele temelli bir politik söylem edinir. 1 ÜSTEL, Füsun, (1993), Türk Milliyetçiliğinde Anadolu Metaforu, Tarih ve Toplum, Ocak 1993, Sayı: 109, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

65 Hasan Akbayrak 1. OSMANLI MĐLLETĐ VE OSMANLI COĞRAFYASININ MĐLLĐLEŞME (TÜRKLEŞME) SÜRECĐ Tanzimat döneminde itibaren siyasal bir kimlik olarak Osmanlı nın icat edilmesi ve ortak coğrafya olarak algılanan vatan anlayışının oluşmasıyla 2, millî kavramı bu iki tanıma dayandırılarak îzâh edilmeye başlanır. Đkinci Meşrutiyet döneminde millî tarih, Oğuz boyuna bağlanarak eski Türk tarihi ile eklemlendirilen ve Đslâm tarihinin içinde bir süreç olarak konumlandırılarak bu sürecin bir parçası olarak değerlendirilen Osmanlı tarihi (Osmanlı devletinin tarihi) olarak algılanır. Đkinci Meşrutiyet döneminin, Osmanlı milleti ne ve ulusal ayaklanmalarla sürekli bir değişim ve daralma gösteren Đmparatorluk coğrafyasına dayanan muğlak millî tarih anlayışı; Balkan savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda, Đmparatorluğun Anadolu ya sıkışan toprak ve müslüman-türk unsura daralan demografik alt yapısı ile Anadolu ve Anadolu Türkleri nin tarihini kapsayan bir millî tarih tanımına doğru netleşir. Mütareke döneminde, Osmanlı Türkleri için, salt bir akademik tartışma konusu olmaktan çıkmış 3, olan tarihçilik tartışmaları, Đmparatorluk tan arta kalan yegane vatan toprağının Türklerin meşru vatanı olduğunu göstermeye yönelik bir mücadele biçimi hâlini alır. Türklerin, Anadolu coğrafyası üzerinde siyasî varlığını egemen bir devlet olarak devam ettirmesinin tarihsel meşruiyetinin tartışıldığı bu dönemde, tarihçiler de, toprağın ilk sahibinin kimin olduğu tartışması içine girer. Đmparatorluk bakiyesi üzerinde, ulus-devlete geçişi etap etap yaşayan bu tarihçi kuşağı, tarih yazımını, millî politikanın bir parçası olarak bir millî vazife şeklinde görür. Bu geç ulusal tarihçilik, kendi tarihi hakkında Batı nın daha önceki çalışma ve eğilimlerine karşı bir duruşu ve kendini (geçmişini) savunma anlayışı ile dikkat çeker. Millî tarih, Batı tarihçiliğine karşı bir savunma tarihi anlayışını da içinde barındırarak gelişir. Millet ve vatan tanımları üzerine odaklanan millî tarih tartışmalarında, Osmanlı milleti (millet-i Osmaniye) tanımının, gerçek bir millet karşılığı olmadığı herkes tarafından kabul edilmesine rağmen, yeni millet in tanımı konusunda farklı görüşler ortaya çıkar. Osmanlı Đmparatorluğu nu, artık Türk Đmparatorluğu olarak tanımlayan 2 ALKAN, Mehmet Ö., (2001). Resmi Đdeolojinin Doğuşu ve Evrimi Üzerine Bir Deneme, Modern Türkiye de Siyasî Düşünce C.1: Cumhuriyet e Devreden Düşünce Mirası Tanzimat ve Meşrutiyet in Birikimi, Ed: M.Ö.ALKAN, Đletişim Yay., Đstanbul, s BERKTAY, Halil, (1993). Cumhuriyet Đdeoljisi ve Fuad köprülü, Kaynak Yayınları, Đstanbul, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

66 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları Ahmed Refik (ALTINAY), Osmanlı milleti yerine Osmanlı Türkleri tabirini kullanmaya başlar. Fuad KÖPRÜLÜ ise, Đmparatorluk tan geriye kalan coğrafya üzerindeki demografik yapıyı, Garb Türkleri ve Anadolu Türkleri olarak tanımlar. Tarih-i Osmanî Encümeni üyelerinden Ali Seydi de; artık, Türk kelimesinin, diğer Akvâm-ı Turâniye yi kapsamadan, sadece Garb Türkleri ni içerecek şekilde kullanılması gerektiğini savunur. Daha 1919 yılında Mülkiye Mektebi nde öğrenciyken, Türkiyecilik şeklinde ortaya çıkan eğilime, Anadoluculuk şeklinde siyasi/ideolojik yön verme çabası içinde olan ve araştırmalarını Đslâm tarihinden Anadolu tarihine çeviren Mükrimin Halil (YĐNANÇ) ise 4 ; vatan kavramı ile millet kavramını örtüştürerek, millî tarih in, sadece Anadolu Tarihi olarak isimlendirilmesi gerektiğini ileri sürer. Milli tarih tartışması olarak tezahür etse de aslında, vatan, millet, ülke gibi daha geniş bir muhtevaya sahip ve içinde yaşanılan siyasi konjektöre entellektüel bir müdahale anlamıına gelen bu tartışma sürecine katılan tarihçilerin görüşlerinin belirtilmesi, dağılma ve yeniden kuruluş döneminin anlaşılmasına ışık tutacak niteliktedir. Đşgal altındaki Đstanbul dan 1920 yılı Ağustos ayında, Đsviçre de bulunan Đkdam Gazetesi sahibi Ahmed Cevdet Bey e (ORAN) hitaben yazdığı makalede; Türk milletinin hiçbir zaman böyle bir aşağılanma ve hakaret görmediğini, Türk bayrağının hiçbir devirde bu derece ihmâl ve tezyîfe giriftâr olmadığını, Türk pay-ı tahtının hiçbir devirde bu derece yâd ellere geçerek sahibinin utancından yüzü kızarmış, bedbaht ve ıztırâb içinde dolaştığını görmediğini söyleyerek Đmparatorluğun başkentindeki durumu tasvir eden Ahmed Refik (ALTINAY), böyle bir zamanda, Türkün ıztırâblı ruhunu teselli edecek ve uğradığı felaketlerin sebeblerini tarihe dayanarak açıklayacak bir millî tarihin yazılması gerektiğini savunur 5. Türkü uyandırmak, ona tarihini anlatmak, mazisinden alacağı kuvvetle istikbâli te min etmenin mümkün olabileceğine onu ikna etmenin tarihçilerin en önemli vazifesi olduğunu belirten Ahmed Refik (ALTINAY), Türk milletinin, mazisinin parlak ve şanlı övünçlerini tarihinden okuyarak, ırkının medeniyetleştirici vasıflarını anlayacağını ve hiçbir zaman istikbâlinden ümidini kesmeyeceğini ifade eder 6. Ahmed Refik (ALTINAY), Türk milletinin bugüne kadar lâyıkıyla özümleyemediği muhtelif milliyetleri kelime ile temsîl etme gafletinde bulunarak Osmanlı ta bîrini kabul ettiğini, fakat, ancak, altı yüz sene 4 ÜLKEN, Hilmi Ziya, (1998). Türkiye de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, Beşinci Baskı, Đstanbul, s Đkdam: 2 Eylül Dersaadet: 9 Ağustos Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

67 Hasan Akbayrak sonra, millet-i Osmaniye olmadığını anladığını belirtir. Artık, Osmanlı ta bîrinin ilmî bir kıymetinin kalmadığını öne süren Ahmed Refik (ALTINAY), hanedan nâmını taşıyan milletin olmadığını, fakat bir devletin olduğunu, devletin Osmanlı Devleti, milletin Türk milleti olduğunu yazar 7. Cihan Savaşı ndaki mağlubiyetin, Türk Đmparatorluğu için adeta bir tasfiye vazifesi gördüğünü ve Đmparatorluğun altı yüz senelik ahalisi arasında bulunan Arap, Arnavud, Dönme gibi ecnebi bir devletten himaye görmek ümidinde bulunan milletlerin Đslâm oldukları hâlde, servetlerini ve mevcûdiyyetlerini muhâfaza için gayr-ı müslim bir idare altına girmeyi tercih ettiklerini belirten Ahmed Refik (ALTINAY), bu durumun Osmanlı milleti zihniyetinin bittiğinin bir göstergesi olduğunu öne surer 8. Bir milletin millî mevcûdiyyetinin devamlılığının o milletin hafızası olan tarihiyle sağlanabileceğini ifade eden Ahmed Refik (ALTINAY), millî tarihin, millete, geçmişte nasıl yaşamış olduğunu göstermesinin yanında, gelecekte de, ne surette yaşayacağı konusunda yol göstereceğini öne sürer 9. Türk milleti yaşayacaktır, binaenaleyh mevcûdiyyetini idrâk edecekdir, irfanını tarihinden çıkaracak ve tarihine istinaden istikbâlde daha kuvvî, daha metin, daha insani bir millet kuvveti vücuda getirecektir diyen Ahmed Refik (ALTINAY), Türk milletinin, içine düştüğü felâket karşısında, parlak tarihinden aldığı kuvvetle, geleceğe, ilerlemiş ve medenî bir hâlde hazırlanarak yaşayabileceğini belirtir 10. Đkinci Meşrutiyet döneminin ilk zamanlarında en şiddetli itirazlara hedef olan milliyet fikrinin, artık bir akîde-i milliye halini aldığının büyük bir memnuniyetle müşâhede edildiğini belirten Fuad KÖPRÜLÜ ise, Mütareke den beri şahid olunan elim hadiselerin tazyîkiyle fikirlerde ve ruhlarda ortaya çıkan bu büyük uyanışın, uğradığımız maddi kayıplara karşı yegane ma nevî kazanç olduğunu ifade eder 11. Pancermenizm ve Panslavizm gibi büyük milliyet mefkûrelerinin, başlangıçta, tarih, edebiyat, dil gibi milletlerin geçmişlerine ait ilmî araştırmalardan doğduğunu hatırlatan Fuad KÖPRÜLÜ, bugün Türk tarihçileri, Türklerin mazisini, eski medeniyetini, tarihin kayd edemeyeceği kadar eski zamanlardan beri devam eden Türk vahdet-i ma neviyesini, Türklerin içtimai müesseselerini birer birer araştırarak meydana çıkarırlarsa, ancak o zaman millî mevcudiyetimizin unsurlarını 7 Dersaadet: 9 Ağustos Dersaadet: 9 Ağustos Dersaadet: 4 Teşrin-I Evvel Đkdam: 14 Teşrin-I Evvel Đkdam: 11 Haziran Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

68 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları lâyikiyle öğrenebileceğimizi belirtir. Mazisini bizim kadar bilmeyen millet yer yüzünde yokdur ve olamaz diyen KÖPRÜLÜ, bu gün, nüfusumuzun çoğunun, kendi milliyetimizin aslî unsurlarından habersiz olduğunu, bundan dolayı, henüz millî dili oluşturulmamış, tarihi, edebiyatı, güzel sanatları meçhûl kalmış bir millet için millî inkişâfa mazhar olmuş denilemeyeceğini yazar 12. Fuad KÖPRÜLÜ, tarihi olmayan milletlerin kendilerine sahte bir mazi uydurmağa çalıştıkları böyle bir sırada, sadece askeri alanda değil, medeniyet sahasında da iftihar edilecek bir geçmişi olan Türk milletinin, tarihine ilgisiz kalmaması gerektiğini vurgular 13. Medenî olduğunu iddia eden bir millet için, kendisini yabancılardan öğrenmek kadar utanç verici bir şey olamayacağını söyleyen KÖPRÜLÜ, Türklerin istiklâl-i ma nevî lerini kazanmaları için millî hars larını te sîs etmeleri gerektiğini bildirir 14. Tarih-i Osmanî Encümeni üyelerinden Hüseyin Hüsameddin (YAŞAR) de, kabiliyet-i medeniyesi hiçbir milletten aşağı olmayan ve liyâkat-ı askeriye ve siyaset-i medeniyyesi itibariyle de Asya da en yüksek milletlerden olarak, asırlardan beri hayat-ı millîyesini kahramanca yaşayan ve siyasi mevcudiyetini cihan-ı medeniyete taşıyan Türklere, kendi tarihini bildirmenin ve kendi varlığını öğretmenin içinde bulunulan koşullarda millî bir zorunluluk olduğunu vurgular 15. Hüseyin Hüsameddin (YAŞAR), Medeni milletlerin aydınlarının mensûb oldukları milletin varlığını; tarihini, dilini, coğrafyasını, rûhî ve fikrî ihtiyaçlarını, sosyal gereksinmelerini bulup araştırarak meydana getirdiklerini, bu konularda kütüphaneler dolusu esereler yazdıklarını ve yaptıkları bu işlerden dolayı bunların hiç birinin gerek kendi milleti ve gerek diğer milletler tarafından milliyetçilik le ithâm edilerek ayıplanmadıklarını, halbuki bizde, aynı amaç doğrultusunda çalışan insanların Türkçü diye ayıplandıklarını öne sürer. Türkçülüğün, ayıplanacak bir kusur değil, teşvik edilmesi gereken bir fazîlet olduğunu belirten Hüseyin Hüsameddin (YAŞAR), Türkçülerin, takib ettikleri gayenin, bütün medeni milletlerin vücuda getirdikleri âsar-ı ilmîye ve millîyeyi örnek tutarak Türklerin liyâkat-ı medeniyesini bütün âsar-ı mevcudiyesiyle isbât etmek, Türklerin tarihini, dilini, ilini, erenlerini kendilerine bildirmek ve öğretmek olduğunu söyler Đkdam: 11 Haziran Dersaadet: 30 Eylül Đkdam: 18 Haziran Đkdam: 4 Teşrin-i Evvel 1919 ve 6 Eylül Đkdam: 6 Eylül Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

69 Hasan Akbayrak Öte yandan, milli tarih tartışmalarına katılan Vakit gazetesinde, Madem ki, biz bir millet iz; hem de büyük bir milletiz; madem ki bizim Asya ve Avrupada yaşanmış binlerce yıllık bir hayatımız vardır, madem ki her hangi bir harsa müstenid olmayan millet hayatının devam imkânı olmadığı hâlde bu millet hâlâ yaşamaktadır; o hâlde Türklerin de bir millî tarih i mevcûd olmak lâzım gelir denilerek okullarda çocuklarımıza neden milli tarih in öğretilmediği sorulur ve okutulan tarih kitaplarının Osmanlı nâmıyla bir nasyon un mevcûd olduğuna inandırmak amacına yönelik olarak yazılmış oldukları iddia edilir. Mekteplerde okutulan tarih kitaplarının, çocuğun mefkûresinde yanlış ve muzırr bir telâkki doğmasına bâis olduğu öne sürülür ve tarihini öğrenen Türk çocuğunun, Hangi millete mensubsun? Bu millet ne zamandan beri mevcûddur? Hangi tarihde istiklâlini ilân etmişdir? sorularına, Ben Türküm, Türkler kabil-ül tarih zamanlardan beri mevcûddurlar. Onlar, mevcûd oldukları günden beri müstakildirler. şeklinde cevap vermesi gerektiği belirtilir 17. Vakit gazetesinde; Avrupa nın, Medeniyeti, Roma dan, Roma nın, Eski Yunan dan, Eski Yunan ın Mısır dan, Mısır ın ise Fenikeliler den iktibas ettiği, halbuki üç dört bin metre yüksek dağlarla çevrili yaylarda yüzlerce asırdır yaşayan Türklerin kendilerinden daha şarkî bir iklimden medeniyet nâmına hiçbir şey iktibâs edemedikleri, onların medeniyetin mevcûd ve nâşiri olduklarının, milli tarih öğretiminin temel vurgusu olması gerektiği üzerinde durulur. Milli tarih bilincinin oluşturulması, üzerinde yaşanılan ülke ile de ilişkilendirilir ve aynı zamanda bir Millî Coğrafya ya da şiddetle ihtiyaç olduğu vurgulanır. Bu yönde yapılacak ilk girişim olarak, hiç olmazsa, umûmî coğrafyanın Türk vatanına aid kısımlarının millileştirilmesi önerilir 18. Anadolu ya sıkışan Türklerin istiklal mücadelesi sürerken, işgal altındaki Đstanbul da, Üniversite de Türk Tarih-i Umûmîsi dersi 1921 yılından itiabaren yeniden okutulmaya başlanır. Osmanlı coğrafyasında Türkçülük düşüncesinin gelişmesinde ilk insiyatif alanlardan biri olan Vav lı Türk Necib Asım (YAZIKSIZ), kendisinin de bu dersi vermekle görevlendirilmesi üzerine, tarihimizin menşeini aramanın ve hududunu çizmenin gerektiği üzerinde durur. Bugün itibariyle, medeni milletler hayatına girmiş ve öyle yaşamak azmîni göstermiş olan Türk milletinin umûmî tarihinin nereden başladığının ta yin edilmesi gerektiğini belirten Necib Asım (YAZIKSIZ), tarih yapmış fakat bunu pek az yazmış olan Türkler için, bunu yapmanın pek de kolay bir iş olmadığını öne sürer H, Vakit: 16 Eylül H, Vakit: 16 Eylül Đkdam: 30 Mayıs Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

70 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları Tarih-i Osmanî Encümeni üyelerinden Ali Seydi, 1923 yılı Ağustos ayında, saltanat-ı ferdiye nin kaldırılarak yerine saltanatı millîye nin tesis edilmesiyle, Osmanlı Đmparatorluğu ünvânının Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti şekline dönüşmesinin üzerinden nerede ise bir yıl geçtiği hâlde, henüz ba zı millî ve ilmî isimlerin tesbitinde bir mesafe alınamadığını belirterek, bundan sonra, mekteblerde oktulmakta olan Tarih-i Millî nin isminin ne olacağını sorar. Ali Seydi, Türk milleti ile Osmanlı Hanedan-ı Đmparatorisi arasında sıkı bir bağ olmasına rağmen, bundan sonraki tarihimizi Osmanlı tarihinin bir devamı olarak görmekle beraber, tarihimizi Osmanlı ismi ile adlandıramayacağımızı ifade eder 20. Asıl meselenin, mazi ile istikbâli te lîf ve teslîl edebilecek bir ta bîr-i münasib bulmak olduğunu öne süren Ali Seydi; Türkiya, Türkiye ve Türk tarihi ta bîrlerinin uygunluğunu tartışır. Türkiya lafının, Fransızca, La Turquie kelimesinden türetildiğini ve Türkçe nin bünyesine uymadığını belirten Ali Seydi, Türkiye nin de, bir kıt a ismi olarak tamamiyle milliyetimizi ifâde edemeyeceğini ileri sürer. Sadece Türk Tarihi demenin de, bizden başka gelmiş geçmiş ve hâlâ mevcûd Türkleri de kapsamasından dolayı sakıncalı olduğunu ifade eden Ali Seydi; yakın bir zamanda vav harfi ilavesi ile yazıldığı şeklinde Türk kelimesinin sadece Garb Türkleri için, eski şekli olan Trk şeklinde yazılarak diğer Akvâm-ı Turâniye yi kapsaması hâlinde, Türk Tarihi ta bîrini kullanmanın uygun olacağını savunur 21. Öte yandan, Đkdam Gazetesi sahibi ve başyazarı Ahmed Cevdet (ORAN), Ali Seydi nin makalesi üzerine, devletimize, Fransızca dan bozma Türkiya kelimesinin isim olarak verilmesinin, bizimle alay edilmesine sebeb olacağını öne sürer 22. Bu arada, Darülfünûn Edebiyat Fakültesi Türk Edebiyatı Tarihi Müderrisi Mehmed Fuad (KÖPRÜLÜ), 1921 yılı Eylül ayında, ilk mektep talebesine yanlışsız ve faydalı bir surette tarih öğretmek isteyen öğretmenler için Millî Tarih kitabını yayınlar 23. KÖPRÜLÜ nün, 1923 yılı Kasım ayında da Türkiye Tarihi kitabı yayınlanır. (Đkdam: 20 Teşrin-i Sani 1923) Muhtelif coğrafyalardaki Türkler arasındaki millî uyanışı, Türk tarihinin cihan tarihindeki yerini ve kitabın yazılmasını koşullayan siyasî nedenleri açıklayan geniş bir giriş bölümünü de ihtiva eden Türkiye Tarihi, Cumhuriyet devrinde yazılacak millî tarihler için temel bir yol gösterici olur. 20 Đkdam: 31 Ağustos Đkdam: 31 Ağustos Đkdam: 31 Ağustos Đkdam. 8 Eylül Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

71 Hasan Akbayrak 2. ANADOLU NUN ANAVATAN OLARAK ÖNE ÇIKMASI Balkan Savaşları sonunda, Đmparatorluğun Rumeli deki topraklarının nerede ise tamamının kaybedilmesi, Đkinci Meşrutiyet in ilânı ile devletin resmî politikası konumuna gelen Osmanlıcılık/Osmanlılık yerine Türkçülüğün Đttihâd ve Terakkî Yönetimi tarafından temel politika olarak benimsenmesinin demografik temellerini yaratır. Đttihâd ve Terakkî Yönetimi, ayrıca, Birinci Dünya Savaşı sürecinde, çok büyük engellere ve acılara rağmen 24 hayata geçirdiği nüfus ve iskân politikaları ile Anadolu nun Türkleştirilmesi yolunda, önemli ilerlemeler de elde eder. Birinci Dünya Savaşı sonunda, Misak-ı Milli sınırları içersindeki işgale karşı başlatılan Kurtuluş Savaşı, Đstanbul basınında Anadolu Harekâtı olarak yer alır ve Anadolu yu, Đmparatorluk tan geriye kalan yegane vatan toprağı olarak öne çıkarır. Đstanbul da işgal kuvvetlerinin sansürüne rağmen, Anadolu daki mücadele, Anadolu Ahvâli sütunlarında sürekli aktarılmaya çalışılır. Bu dönemde, Osmanlı nın yerini almaya, Osmanlı yerine kullanılmaya da başlanan Anadolu, işgâl altındaki Đstanbul daki Türkler tarafından nerede ise mitleştirilir 25. Ankara Yönetimi tarafından oluşturulan ve Osmanlı Meclisi-i Mebusanı tarafından kabul edilen Misak-ı Milli nin ülke sınırının Anadolu ile örtüşmesi, Türk milliyetçiliği anlayışının da Turan dan Anadolu ya daraldığı bir paralel süreç içinde gerçekleşir. Ulus devletin kurulması sürecinde vatan mefumu ve Türk Milliyetçiliği anlayışı, Anadolu üzerinde örtüşür. Bugün elimizde sırf Türklere meskûn olmuş bir Anadolu kaldı diyen Necib Asım (YAZIKSIZ), bu asıl ve âsil vatanın, sevgiye, hürmete, korunmaya, şenlendirilmeye lâyık ve muhtaç olduğunu öne sürer 26. Avrupa da, bizim hakkımızda bir sû-i zann var, o da, Türkü, Moğol ve Tatarla karıştırmalarıdır diye yazan Necib Asım (YAZIKSIZ), Türklerin, Avrupalılar tarafından, orta boylu, seyrek sakallı, elmacık kemikleri dışarı fırlamış, gözleri Çinliler gibi çekik, esmer bir mahlûk olarak görüldüğünü iddia eder 27. Allah içün bütün Avrupa ve âleme soruyorum: Bütün Türkiye, Irak, Azerbaycan Türkleri içinde şu ta rife muvaffık kaç adam gösterebilirler? diye soran YAZIKSIZ, Anadolu Türklerini de, şu şekilde tasvir eder: Şimdi bir de Anadolu Türklerinin simalarına bakalım. Bu gün Anadolu da Türkmen ve Rumelinde yörükler arasında, Tatar simalı fertler bulunmuyor, bilakis pek güzel sarı 24 DÜNDAR, Fuat. Đttihat ve Terakki nin Etnisite Araştırmaları, Toplumsal Tarih, No: 91, Temmuz 2001, s AKBAYRAK, Hasan: Osmanlı dan Cumhuriyet e Millî Bayramlar, Tarih ve Toplum, Temmuz 1987, s YAZIKSIZ, Necib Asım: Vatana Hidmet, Đkdam, 12 Haziran Đkdam: 12 Haziran Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

72 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları saçlı, gök gözlü dilberler görülüyor. Bunda yabancı halk karışdığı da belli değil 28. Ahmed Refik (ALTINAY), Yunanistan ın Batı Anadolu yu istîlâ, Đngiltere ve Fransa nın Đstanbul u işgâl ettiği bu dönemde, Avrupa basınında, bu istîlâ ya tarihî bir meşruiyet sağlamaya yönelik olarak yayınlanan makalelere karşı, Türk tarihçilerinin ne yapması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler yapar 29. Avrupalıların bu tasaddîne karşı yapılacak yegane işin, ilmî ve tarihî neşriyat olduğunu belirten ALTINAY, Avrupa da, Türkü, ilmiyle, tarihiyle, parlak mazisiyle tanıtmak ve özellikle Türklere dair şimdiye kadar yapılan yanlış ve her biri bir maksada makrûn eserleri Avrupa lisanları ile yapılan neşriyatla eleştirmek gerektiğini savunur. Avrupa matbuatında son zamanlarda Türklerin geçmiş zamanlarda yapmış olduğu hasâratdan bahs edildiğini bildiren ALTINAY, bu yayınların temelinde, Türklerin Đstanbul da inşâ ettikleri cami lerin zulüm ve yolsuzlukla yapıldığıve Türklerin Hıristiyanlara daima zulüm ettikleri hakkında tarihi ithâmların yer aldığını ifade eder. Muharrib milletler arasında revâ görülen muâmelâtdan Türklerin de nefislerini tecrîd edemiyecekleri ve etmedikleri tabîîdir diye yazan ALTINAY, Türklerin her ne kadar zor kullanmış olsalar bile, dine rağbet ettiklerini belirtir. Buna karşın, Đstanbul u istilâ eden Latinlerin, kendi Hıristiyan dindaşlarına karşı revâ gördükleri muâmele ve Đstanbul un uğradığı faciaların, tarihde örneğine az rastlanır cinsten olduğunu öne süren ALTINAY, Latin istilâsı sırasında Bizans ın dininin, an anesinin, ma bedlerinin hakarete uğradığını, Ayasofya mihrâblarında fahişelerin dua taklidi yaptıklarını iddia eder. Türkün hakiki ve öz vatanı Anadoludur diyen ALTINAY, Türklerin, Anadolu nun hakiki hâkimi olmayı hiçbir zaman akıllarından çıkarmamaları gerektiğini vurgular 30. Venizellos un, Yunanistan bugünkünden büyük bir devlet olacak ve Anadolu nun hakiki hâkimi bulunacakdır, Yunanistan yaşayacak ve cihan şümûl vazifesini ifâ edecekdir sözlerine; evvel emirde şuna kâni olunmalıdır ki, Türk yaşayacaktır diye cevab veren ALTINAY, Anadolu halkı ve Türklerin bugünkü vazifesinin Yunan istilâsına nihayet vermek olduğunu belirtir. ALTINAY, Đstanbul un saltanatı uğruna, evlâdları Rumeli nde, Yemen de ve nice uzak yerlerde kırılan ve asırlardan beri mazlûm ve ma sûm olan Anadolu halkının, hiçbir dayatmaya karşı boyun eğmeyerek, hiçbir zorbanın zulmüne tahammül etmeyerek, tarihinde var olan emsâli gibi, hukukunu müdafaa etmesi gerektiğini savunur. 28 Đkdam: 18 Teşrin-i Evvel Đkdam: 12 Eylül Đkdam: 16 Eylül Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

73 Hasan Akbayrak Đstanbul basınında, Türkün hukukuna ve Anadoludaki hakk-ı hayatına dair yazdığı makaleler, Fransa da, tarihi bir haksızlığa istinâd eden bir vaz iyyet, bin senelik bile hayatı olsa, devam edemez şeklinde karşılık bulan ALTINAY, buna, oturduğu topraklardan zuhûr etmiş hiçbir millet yokdur diyerek tepki gösterir 31. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson un, her milletin çoğunlukta bulunduğu topraklarda varlığının temini esaslarını vaz ettiğini hatırlatan ALTINAY, Anadoluda Türk içün devam edemeyecek tarihi bir haksızlık yokdur; bugün oturdukları toprakları muhâcerat ve fütûhât neticesi olarak, vatan ittihâz eden milletler derecesinde, Türkün de muhteşem bir tarihe mâlik millet olmak hissiyatiyle daima hakkı vardır diye yazar. ALTINAY, Türklerin eski fütûhât fikirlerinden çoktan vazgeçmiş olduklarını, fakat milliyetlerinden ve milliyetleriyle meskûn topraklardan vaz geçmeyi de hiçbir zaman akıllarına getirmediklerini belirtir. Anadolu Türkün mukaddes ülkesidir diyen ALTINAY, Türkün bütün kalbi, ruhu ve vicdanı ile Anadolu ya bağlı kalması gerektiğini savunur. Türkün muhteşem mazisinden, artık harb ve darbdan ziyade, ulum ve maarifet nokta-i nazarından kuvvet alması gerektiğini ifade eden ALTINAY, Türkün yeni siyasetini de, komşularını ma kul haklarında mutazarrı etmeyecek, gasbane hareketlerinde de anavatanı çiğnetmeyecek; Türklüğü insaniyet ve medeniyet âleminde fâideli ve faal bir unsur olarak yaşatacak desdurlara nazaran idare etmesi gerektiğini savunur. Tarih-i Osmanî Encümeni üyelerinden Ali Seydi, Bazı Avrupalı şarkiyatçıların, Anadolu nun eski halkının Turanî olduğu veya Türklerin Anadolu da dört bin yıllık bir geçmişleri olduğu yönündeki fikir ve iddialarını bir tarafa bırakılsa dahi, Türk ün, Anadolu daki on asırlık hayatının inkâr edilemeyeceğini öne sürer 32. Bugün artık aramızda, cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretden nazariyesine i tikad edenlerin adedi pek ziyade azalmışdır diyen Ali Seydi, beşinci asr-ı hicrîde Garb-i Anadolu ya gelen Selçukluların, kendilerinden çok evvel buralara muhaceret etmiş bir çok Turanî aşiretlerle karşılaştığını, Anadolu Türkmenlerinin de Türk ün seyyar kısmından başka bir şey olmadığını, Anadolu ya çok daha sonra gelen Kayı Hân Aşireti nin 400 hâne halkının, buradaki milyonlarca kadim Türkleri Kayı Hânlı yapmış olduklarının iddia edilmesinin mümkün olamayacağını savunur. Basında, muhtelif tarihçiler tarafından Anadolu nun Türklüğünü savunan makaleler yayınlanırken, Osmanlı Devleti nin menşei meselesini, tam da bu kutlu devletin zevâl bulacağı bir sırada 33, yeni vesikalara 31 Đkdam: 18 Teşrin-i Evvel Đkdam: 31 Ağustos HVART, Cl.: Journal Asiatik, January-March 1923, Çev: Ragıb Hulusi, Türkiyat Mecmuası, Cild: 1, Ağustos 1925, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

74 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları dayanılarak derinlemesine araştıran çalışmalar yapan Fuad KÖPRÜLÜ, Avrupa nın saygın bilim adamlarında dahi, Türk tarihi ve Türkler hakkında, bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış telakkiler olduğunu, milletimiz hakkındaki bu gibi yanlış anlayışların ortadan kalkmasının millî tarihimiz hakkındaki tedkikatın inkişafıyla mümkün olacağını ifade eder 34. Eski Türkçü muhitten ve Rusya dan gelen Kuzey Türkleri nden farklı olarak, araştırmalarını Anadolu Türk tarihi üzerine yoğunlaştıran Fuad KÖPRÜLÜ, Garb Türkleri nin ortaya koymuş oldukları ve bu güne kadar meçhûl kalmış olan medeniyetlerini ortaya çıkarmak için Anadolu Türklerinin, Osmanlı saltanatının te sîsinden evvelki safhalarını incelediği ilk önemli araştırmasını, yayınlar 35. Osmanlı tarihinin, kendisini hazırlayan safhalardan tamamen ayrı olarak kurgulanmış ve tecrit edilmiş bir şekilde incelenemeyeceğini savunan KÖPRÜLÜ, Osmanlılardan evvel Anadolu nun iyice Türkleşmiş olduğu kabul edilmezse, ufak bir aşiretin o kadar geniş bir sahada siyasi hâkimiyet kurmasının ve bir medeniyet vücuda getirmesinin izah edilmesinin mümkün olamayacağını belirtir. Türk Tarih Encümeni Hafız-ı Kütübü Mükrimin Halil (YĐNANÇ, 1924 yılı Nisan ayında yayınlanmaya başlanan Anadolu Mecmuası nda, millî tarihin ismi ve kapsamı üzerinde durur 36. Devleti, milleti ve üzerinde yaşanılan vatanı, iktidarı elinde bulunduran hanedanın ismi ile adlandıran eski tarihçilerin, kafalarında millî vatan mefhûmu teşekkül etmemiş olduğu için de, Anadolu nun, Memalik-i Osmaniye olarak isimlendirildiğini ifade eder. Milliyet cereyanının bizde de inkişafından sonra, tarihimize Türk Tarihi ismi verilmeye başlandığını hatırlatan YĐNANÇ; Türklerin, Baykal Gölü nden Avrupa içlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya dağılmış muhtelif milletlerin heyet-i müctemi esi olan büyük bir kavim olduğu içün, tarihimizin Türk Tarihi olarak isimlendirilmesinin de, maksadı ifade edemediğini öne sürer. Eski zihniyeti devam ettiren ve bunu yeni milliyet anlayışına uydurmak isteyen bazı kimselerin de, millî tarihimizin ismini Osmanlı Türkleri Tarihi olarak adlandırmaya başladıklarını müşahade ettiğini bildiren YĐNANÇ; Osmanlı Türkleri diye tarihde bir il ve ulus olmadığını, Osmanlı Hanedanı nın taht-ı idaresinde bulunan bütün Türklerin de bu isim kapsamında değerlendirilemeyeceğini ifade eder. YĐNANÇ, Türkleri, Osmanlı Türkü, Selçuklu Türkü, Karamanlı Türkü diye 34 Đkdam: 29 Kanun-ı sâni KÖPRÜLÜ, Fuad: Selçukiler Zamanında Anadoluda Türk Edebiyat, Millî Tetebbular Mecmuası, Cilt: 2, Sayı: 5, Teşrin-i sâni-kanun-ı evvel YĐNANÇ, Mükrimin Halil: Millî Tarihimizin Đsmi, Anadolu Mecmuası, Sayı: 1, 1 Nisan 1340, s.1-6; 53-59; Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

75 Hasan Akbayrak birbirinden ayırmak doğru olmadığı gibi, tarihimizin muhtelif devirlerini de, Selçuklu Tarihi, Osmanlı Tarihi gibi manasız sözler kullanarak tanımlamanın da abes olduğunu vurgular. Anadolu nun hududlarının, Selçuklu Ailesi nin Anadolu da hükümrân olduğu zamandan itibaren çizildiğini ve bu gün son ve kat î şeklini aldığını hatırlatan YĐNANÇ, bin yıllık tarihe ve teşekkül etmiş bir vatana mâlik olan milletimizin diğer Türklerden ayrı ve müstakill bir devleti ve bir tarihi nin var olduğunu öne sürer 37. YĐNANÇ, Türk Tarihi isminin de, bütün dünyanın muhtelif kıtalarında yaşayan ve gelib geçmiş olan Türk şubelerine ait olduğu için, husûsî olarak bizim millî tarihimizin ismi olamayacağını iddia eder. Anadolu ya muhâceret eden, burada kalıcı ve ebedî olarak yerleşen Türklerin, Anadolu Türkleri olarak kendilerine has yeni bir medeniyet vücuda getirdiklerini belirten YĐNANÇ, bundan dolayı, millî tarihimizin de Anadolu Türkleri Tarihi veya sadece Anadolu Tarihi olarak isimlendirilmesi gerektiğini savunur 38. Mükrimin Halil (YĐNANÇ), Anadolu Türkleri Tarihi isminin millî tarihimiz için, en esaslı, en canlı, en ilmî ve en şâmil bir ad olduğunu, bu sayede, cehâlet neticesi olarak söylenmekte olan Selçukî, Osmanlı... bilmem ne tarihleri gibi ünvânların ortadan kalkacağını, ayrıca son zamanlarda söylenmeye başlanmış olan Osmanlı Türkleri Tarihi gibi isimlerin de kendi kendine unutulacağını ve millî tarihimizin hakikî ismini almış olacağını öne sürer 39. Böylelikle, ulus devletin kuruluş sürecinde Anadolu nun öne çıkması ile Türk milliyetçiliğinin tanımı ve muhtevasının üzerinde yaşanılan coğrafya tarafından tayin edildiği yeni bir dönem başlar. 3. TÜRK ULUS DEVLETĐ NĐN KURUMSALLAŞMASI Büyük Millet Meclisi Hükümeti kuvvetlerinin 20 Ekim 1922 tarihinde Đstanbul a girmesi ve 1 Kasım 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi nin Saltanat ın lağvı hakkında karar almasıyla, ülkede, 23 Nisan 1920 tarihinden beri var olan ikili yönetim, 4 Kasım 1922 tarihinde Đstanbul da da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti idaresinin başlamasıyla sona erer. Osmanlı Devleti nin Birinci Dünya Savaşı na girdiği 1914 yılından beri devam eden savaş hâlinin, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Andlaşmas nın imzalanması ile hukuken de sona ermesiyle, Türkmüslüman unsurun belirleyici olduğu Osmanlı bakiyesi coğrafya üzerinde kurulmuş olan millî devletin siyasî varlığı uluslararası hukuk 37 YĐNANÇ, a.g.e., 1340, s YĐNANÇ, a.g.e., 1340, s YĐNANÇ, a.g.e., 1340, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

76 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları açısından da meşruiyet kazanır. Lozan andlaşmasıyla Türk Millî Misak ında ifade edilmiş isteklerin uluslararası tanınması ndan 40 sonra Yunanistan la yapılan insafsız fakat etkin bir nüfus değişimi 41 ile ulus devletin Türk-müslüman nüfusa dayalı demografik altyapısı da oluşturulur. Lozan da, uluslararası siyasî meşruiyeti tescîl edilen yeni devlet, eylemlerini ve umutlarını andlaşmada tanımlanan ulusal topraklarla sınırlar 42. Saltanat ın kaldırılmasından sonra başlayan, kurumlardaki Osmanlı isminin Türkiye ismi ile değiştirilmesi süreci, Türkiye Devleti nin Hükûmet şeklinin Cumhuriyet olduğu, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi nde kabul edildikten sonra, Osmanlı Bankası dışında, adında Osmanlı sıfatı taşıyan bütün kurumları kapsayacak şekilde genişler ve Osmanlı sıfatı Türk veya Türkiye ile değiştirilir. Ankara Hükümeti tarafından idaresine el konulan Đstanbul da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti nin te sîs edilmesi sürecinde karşılaşılan ve Mustafa Kemal in (ATATÜRK) Đzmit e gelerek, Đstanbul gazetelerinin temsilcileri ve diğer heyetlerle görüşmesine rağmen, özellikle halifeliğin kaldırılması sürecinde devam eden dirençler, Đstanbul da Đstiklâl Mahkemesi kurularak aşılmaya çalışılır yılı Mart ayında, hilâfetin ilga edilmesi, Şeriye ve Evkaf Vekâleti nin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu nun kabul edilmesiyle, ulus-devletin laik temelleri de atılır. Ankara nın, 13 Ekim 1923 tarihinde yeni devletin başkenti ilân edilmesiyle, Đstanbul da bulunan Osmanlı mirası siyasî, idarî, askerî, sosyal, bilim, vb. kurumlarının yerine Ankara da yenilerinin kurulması süreci başlar. Ulus-devletin bir tek-parti yönetimi şeklinde kurumsallaştırılması; 1924 yılı Kasım ayında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası nın, 13 Şubat 1925 tarihinde başlayan Şeyh Sait Ayaklanması nın bastırılması sürecinde kapatılmasıyla, gelişim mecrasına oturur. Osmanlı dan sonra ilk defa milliyetçi temelde bir ayrılıkçı tehdide ma rûz kalan yeni devletin yöneticileri, bu isyanın birinci derecede sorumlusu 43 olarak gördükleri muhalif Đstanbul basınını susturmak için Takrir-i Sükûn kanununu çıkarır. Cumhuriyet kurumlarına karşı cephe ala 44 n Đstanbul basınının bazılarının kapatılmasıyla gelişen süreç, 1926 yılı Haziran ayında bazı 40 LEWIS, Bernard, (1988), Modern Türkiye nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s LEWIS, a.g.e., 1988, s LEWIS, a.g.e., 1988, s TÜRKER, Hasan: Basın Özgürlüğü Tartışmaları Cumhuriyet in Đlk Yıllarında Ankara- Đstanbul Çatışması, Toplumsal Tarih, Sayı: 53, Mayıs 1998, s TÜRKER, a.g.e., 1988, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

77 Hasan Akbayrak eski Đttihatçıların, Mustafa Kemal e (ATATÜRK) suikast düzenlemek iddiasıyla tutuklanmalarına müteakip, Đttihâd ve Terakkî Cemiyeti nin hayatta kalan önderleri ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası nın lider kadrolarını da içerecek şekilde bütün potansiyel siyasî rakiplerin bertaraf edilmesiyle devam eder 45. Hilâfetin ilga edilmesinden hemen sonra, Şer iye Mahkemelerinin kaldırılmasıyla başlayan ulus-devletin laik hukukî temellere oturtulması hareketi, Takrir-i Sükûn döneminde, Kıt a Avrupası hukuk sistemine bağlı çeşitli ülke yasalarının çevrilip benimsenmesiyle sürdürülür 46. Osmanlı-Đslâm geleneklerinden kurtularak çağdaşlaşmayı çabuklaştırmak için yılında Arap harflerinin yerine Latin harfleri kabul edilir. Cumhuriyet in ilk yıllarından itibaren önem verilen, yeni harflerle okuma yazma seferberliğini gerçekleştirmek için millet mektebleri ile genişletilen, öğretmenlere ve okullara genel öğretimin yanısıra siyasal eğitim görevleri de veren 48, etkin bir eğitim sistemi kurulmaya çalışılır. Yeni devletin, selefi Osmanlı Đmparatorluğu ile yazıyla aktarılan bütün bağlarının koparılması anlamına gelen harf devrimi sonrasında, ulusal tarih kronolojisinde Osmanlı dönemini büyük oranda görmezden gelen bir tarih anlayışı gelişir. Tarih yazıcılığı da, 1927 yılından itibaren, bizzat Mustafa Kemal (ATATÜRK) tarafından yönlendirilmeye başlanır. ATATÜRK, CHF nin 2. Büyük Kurultayı nda, okuduğu Nutuk ile, 20. yüzyıl başından itibaren yazılacak olan Osmanlı-Türkiye tarihinin sınırlarını da çizer. Süreç, Đttihâd ve Terakkî nin Birinci Dünya Savaşı başlarında tek-parti iktidarını yerleştirmesi icraatını hatırlatan geniş bir kapatma/katılma hareketleri 49 ve Đkinci Meşrutiyet döneminde gelişen cemiyetleşme eğilimi ile oluşan sivil örgütlenmelerin, tek-parti örgütlenmesinin kamusal alanı içine alındığı bir seyir izler. 4. TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ DEVLETĐ ARMASININ TESBĐTĐ Devletin, milletin ve vatanın isminin tartışıldığı bu dönemde, devlet armasının tespit edilmesi çalışmaları da, bu tartışmalara zenginleştirici bir muhteva kazandırır. 45 ZURCHER, Erik J.: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Çev: Gül Çağalı Güven, Bağlam Yayınları, Đstanbul, Kasım 1992., s TUNÇAY, Mete, (1981), Türkiye Cumhuriyeti nde Tek-Parti Yönetimi nin Kurulması ( ), Yurt Yayınları, Ankara, s TUNÇAY, a.g.e., 1981, s TUNÇAY, a.g.e., 1981, s TUNÇAY, a.g.e., 1981, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

78 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları Maarif Vekâleti, Türkiye Cumhuriyeti armasının tarihi tedkikata müsteniden tesbiti hakkında Türk Tarih Encümeni ne bir tezkere gönderir 50. Encümen, Ankara Te lîf ve Tercüme âzasından Zeki Velidi nin (TOGAN), Bozkurd ve Ergenekona aid rumuzatı ihtiva eden teklifini de tetkik ederek, bunu uygun görmez ve bunların tamamiyle Moğollara aid olduğuna karar verir. Encümen, Maarif Vekâleti ne teklif edeceği şekli müzakere ederek şu esasları tesbit eder 51 : 1- Armada nûr ve irfanı temsil edecek olan ay yıldız işareti bulunacakdır. 2-Kalkan bulunacakdır ki bu kuvvet ve silahın temsilidir. 3-Türkiye ziraat memleketi olduğundan çiftçilik alâmeti olan başak bulunacakdır. 4-Irkımızın kuvvetini gösterecek olan meşale de bulunacakdır. 5-Bunlardan mürekkeb olacak olan armanın altında istiklâl madalyasının resmi bulunacakdır. Türk Tarih Encümeni başkanı Ahmed Refik (ALTINAY), Cumhuriyet arması konusunda, 2 Aralık 1925 günü yaptığı açıklamada, Cumhuriyet armasının tesbiti için Maarif Vekâleti nin Tarih Encümeni ni memur ettiğini hatırlatarak, Vekâletin, Encümen den istediğinin Bozkurd ve Ergenekon efsanelerinin, Türkler veya Moğolların aidiyeti olup olmadığını tayin etmek değil, Cumhuriyetin armasına konulacak alametlerin tesbiti olduğunu belirtir 52. Encümen âzasından Hüseyin Hüsameddin in (YAŞAR), gazetelerde yer alan Bozkurd un Türk sembolü olduğu yönündeki düşüncelerinin Türk Tarih Encümeni ni bağlamadığını, şimdiye kadar tesbit edilen esaslara nazaran kurt başının Cumhuriyet armasında bulunmasına Encümen âzalarının kısmı azamının taraftar olmadığını ifade eder 53. Bu arada, basında da, Cumhuriyet arması konusunda bir tartışma sürdürülmektedir. Đkdam Gazetesi Başyazarı Ahmed Cevdet (ORAN), Ahmed Zeki Velidi nin (TOGAN), Türk Dili Mecmuası nda yayınlanan Türk Efsanelerinde Millî Alâmetler adlı makalesini Đkdam Gazetesi nde yeniden yayınlayarak 54, kendi köşesinden tartışmaya katılır 55. Ahmed 50 Đkdam: 12 Teşrin-i Sani Đkdam: 26 Teşrin-i Sani Đkdam: 3 Kanun-u Evvel Đkdam: 3 Kanun-u Evvel Đkdam: 2 Kanun-u Evvel Đkdam: 1 Kanun-u Evvel Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

79 Hasan Akbayrak Cevdet (ORAN), Şimdiki Hükümet-i Cumhuriye kurt rumuzunu kabul etmeli midir? sorusunu sorarak görüşlerini şöyle ifade eder 56 : Ne içün edelim? Bugün bizimle Asyâ-yi Vustâ bozkırlarında yaşamış olan Türkler arasında hiçbir münasebet yokdur. Ne at eti yiyoruz, ne kımız içiyoruz. Başımıza koyun pöstekisinden ma mûl kalpak da giymiyoruz. (...) Diğer tarafdan yeni bir hayatımız, yeni bir emel ve hedefimiz var. Yeni bir millet olmak istiyoruz. Yeni bir şekl-i hükümet edindik. Tamamiyle yeni bir medeniyet iktibâsına çalışıyoruz. Acaba bu yeni medeniyetle te lîf edilecek ona delalet edecek bir rumuz kabul etsek daha iyi olmaz mı? Öte yandan, Ahmed Cevdet (ORAN), Zeki Velidi nin (TOGAN) tetkikatına göre Türklerin, eski zamanlarda demircilikle ünlendiklerini ve bundan böyle de terakkilerinin ancak demir ile olacağından dolayı, armaya demir rumuzunun konmasının uygun olacağını öne sürer 57. Ahmed Zeki Velidi (TOGAN) ise, mitolojinin, lisan gibi bir esasdan olub olmamasının hâla tartışılan bir mesele olduğunu hatırlattıktan sonra; Türklerin eski tarihine ait efsaneler arasında kurt hikayesinin ve demircilikle ilgili efsaneler içinde Ergenekon efsanesinin en güzelleri olduğunu belirtir. Oğuz efsanelerinde kurdun, müşkül zamanlarda halâs ve fütûhât yerlerinde öncülük ettiğini; Ergenekon efsanesinde, kırk sene dağ içinde esaretde kalan Moğolları, bir demircinin dağları eriterek kurtardığını nakleder. Göktürk hakanlarının bayraklarında kurt başı kullandıklarını belirten TOGAN, hilâlin de Türklerin millî rumuzu olduğunu, Cengiz Han ın bayrağının beyaz zemin üzerine siyah hilâl sureti olduğunu ifade eder. TOGAN, bütün bu anlatımlarında Tatarların, Moğolların ve Türklerin aynı kavim olduklarını öne sürer 58. Türk Tarih Encümeni, Cumhuriyet Arması konusundaki çalışmasını 9 Aralık 1925 tarihli toplantısında sonuçlandırarak, Türk arması hakkında hükümetin sorduğu hususata dair ihzâr etdiği cevabı Ankara ya gönderir 59. Bu arada, Türk Ocakları nın, 1926 yılı Nisan ayı sonunda toplanan kurultayında, Ocakların faaliyetini daha çok hars, Türkoloji ve fikir sahasında yoğunlaştırması yönünde oluşan eğilimin sonucu olarak, yeniden düzenlenen ve etkin hale getirilen Hars Heyeti nin, 6 Ağustos 1926 tarihinde yaptığı toplantıda, Cumhuriyet arması da değerlendirilir 56 Đkdam: 1 Kanun-u Evvel Đkdam: 1 Kanun-u Evvel Đkdam: 2 Kanun-u Evvel Đkdam, 10 Kanun-ı evvel Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

80 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları ve Heyet in bu konudaki nokta-i nazarı ta yîn edilerek Maarif Vekâleti ne bildirilir 60. Türk Ocakları Hars Heyeti nin, Cumhuriyet armasının nasıl olması gerektiği hususundaki nokta-i nazarı konusunda bir açıklama yapılmamasına rağmen, Heyet in, bu meseleyi görüştüğü toplantıda, Türk Ocakları üyeleri için yaptırılacak olan rozetlerin şeklini de ta yîn etmiş olması, arma konusundaki anlayışına da ışık tutar. Türk Ocakları alâmât-ı fârıkasında, bir kalkanın ortasında mavi gözlü bir bozkurt başı ile Orhun harfleriyle Türk Ocağı kelimelerinin ilk harfleri bulunmaktadır. Armadaki kalkan, muharebenin; mavi göz, yüksek mefkûrenin; bozkurt, yol göstermenin rumûzu ve işareti olarak değerlendirilir 61. Öte yandan, Mustafa Necati Maarif Vekili olduktan sonra, Đstanbul da kurulan ve görevleri arasında, pul, para basımı ve arma tesbitinde müsabaka programlarını düzenleme ve hakemleri seçme veya kendisi hakem vazifesi görme de bulunan Sanayi-i Nefise Encümeni nin 9 Eylül 1926 tarihinde Ankara da yapılan toplantısında, Cumhuriyet armasının ta yini için bir heyet oluşturulur 62. Heyet in, Kâzım Paşa nın (ÖZALP) başkanlığında yapılan toplantısında, Türkiye Cumhuriyeti Arması için açılan müsabaka üzerine gönderilen yetmiş kadar numune tetkik edilir ve bu numunelerden hiç biri ta dil ve ıslah edilmeden Türkiye Cumhuriyeti armasını temsîl edemez kararı alınır 63. Heyet in bu tür bir karar almasında ve Cumhuriyet armasının daha sonra da belirlenerek ilân edilmemiş olmasında, Mustafa Kemal in (ATATÜRK), bu kurt başlı arma figürleri için yapmış olduğu değerlendirmenin etkisi olduğunu sanıyoruz: Bunların hiç biri bugünkü dünyamızın içinde kurulan yeni bir devletin arması olamaz. Devlet armasını, sembolik bir insan başı olarak temsil etmeli. Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade edemeyeceği hiçbir şey tasavvur edemiyorum 64. Bu değerlendirmeye rağmen, Türkiye Cumhuriyeti nin pullarında ve banknotlarında kurt figürlerinin kullanılmış olması dikkat çekmektedir yılı Şubat ayında Londra da bastırılan pullardan bir kuruşluk olanların üzerinde, ortasında bozkurd ile baş açık, örs elinde olarak ayakta duran bir demircinin resmi yer alır 65. Türkiye Cumhuriyeti nin, 60 Cumhuriyet: 8 Ağustos Cumhuriyet: 8 Ağustos Cumhuriyet: 10 Eylül Cumhuriyet: 17 Eylül ĐNAN, Afet, (1981). Mustafa Kemal Atatürk ten Yazdıklarım, Kültür Bakanlığı, Ankara, s Đkdam: 22 Şubat Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

81 Hasan Akbayrak 1927 yılı Aralık ayında tedavüle çıkan ilk kağıt paralarında da kurt resmi kullanılır MUHAYYEL BĐR TURAN DAN SOMUT BĐR VATAN A Sürecin devamında, 1924 yılı Nisan ayında; dünyada en büyük iftiharım Türk yaratıldığımdır diyen Rıza Nur un (TANRIDAĞ), büyük ırkımız adına te lif ettiği ve intişarı hars ve irfan sahasında bir hadise teşkil eden Türk Tarihi nin birinci cildinin yayınlanması 67, milli tarihçilik ve milli vatan tartışmasını biraz daha derinleştirir. Türk Tarih Encümeni üyesi Ali Seydi, Rıza Nur un (TANRIDAĞ), Türkistan ın Arap orduları tarafından işgali bahsini yazarken bir an için tarihçi (müverrih) kimliğinden çıkarak milli tarihçi olarak meseleye yaklaştığını öne sürer ve bu yaklaşımı eleştirir 68. Rıza Nur un (TANRIDAĞ) Türk Tarihi nde, Türklerin anayurtları olan Pamir yaylasının kuzeyinden çok geniş bir coğrafyaya dağılmış olduğunun gösterildiğine dikkat çeken Necib Asım (YAZIKSIZ) ise, o kadar geniş bir coğrafyanın ideal bir turan vatanı olarak tanınmasının, insanın gözünü kamaştırmaktan ziyade başını döndürdüğünü belirtir ve bir Türkçü olarak kendisinin, Türklüğün böyle dağınık kalmasını değil, güzel bir yerde derli toplu bulunması dileğinde olduğunu dile getirir 69. Daha bir yıl önce gazete ve dergilerde, Türkiye Büyük Millet Meclisi nin, an anemize uydurmak gayretiyle kurultay a benzetilmesine, kurultay ın bir Türk müessesesi değil bir Moğol müessesesi olduğu, Türklükle hiçbir münasebeti olmadığı gerekçesiyle karşı çıkan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi nin, zamanın îcâbı olarak ortaya çıktığını ve bu durumun, geçmişte hakan seçimi için toplanan kurultay ile kıyaslanamayacağını savunan Necib Asım (YAZIKSIZ) 70 Rıza Nur un da Türklerle Moğolları bir sayma yanılgısını sürdürdüğünü iddia eder. Necib Asım (YAZIKSIZ), Rıza Nur un, bir Moğol aristokrat/havas müessesesi olan kurultay ı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile kıyasladığını, bunun doğru olmadığını, Türklere özgü olan kinkaş meclisinin, bir müşavere kurumu olarak budun a, yani millete dayandığını, bundan dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi nin, Türkün avam müessesesi olan kinkaş a benzediğini savunur 71. Necib Asım (YAZIKSIZ), Rıza Nur un (TANRIDAĞ), Türkmencilik i öne çıkararak, vaktiyle Almanların ortaya çıkardığı ve Đttihâd ve Terakkî Yönetmi 66 Cumhuriyet: 6 Kanun-u Evvel Đkdam, 21 Nisan 1924, No Đkdam, 27 Nisan 1924, No YAZIKSIZ, Necib Asım: Türk Tarihi, Darülfünun Edebiyat Tarihi Mecmuası, sene 3, ayı 4-5, Teşrin-i Sani-Mart 1340, s Đkdam: 1 Haziran YAZIKSIZ, a.g.e., 1340, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

82 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları tarafından kurulmuş olan Muhacirin Müdüriyeti tarafından mal bulmuş mağribi gibi Türkçeye tercüme edilmiş olan pan Türkmenizm düşüncesine pirim verir bir tavır içinde olmasını yadırgadığını belirtir 72. Rıza Nur un (TANRIDAĞ), Đstanbul da ticaretle meşgul olan Azerbaycan Türklerine, gafil Đstanbullular ın, Acem demelerini eleştirmesine karşın, Necib Asım (YAZIKSIZ), kendilerini Türk aleminden ayırarak Đran cemaatine sokan bu Acemleşmiş Türkler hakkında, asıl Rıza Nur un (TANRIDAĞ) gaflette bulunduğunu iddia eder 73. Öte yandan, Necib Asım (YAZIKSIZ), Halide Edib in (ADIVAR), Birinci Cihan Savaşı sürerken toplanan Türk Ocağı nın 1918 yılı kongresinde, Anadolu Türkün Türklüğün bel kemiğidir, ilk önce bunu doğrultalım, düzeltelim, sonra başkalarına bakalım! şeklindeki sözleriye dile getirdiği görüşlerin, Rıza Nur un (TANRIDAĞ) kitabında da; bütün kuvveti Türkiyeye vermeli, Türkiye hududu harici ile çok uğraşub da kuvveti dağıtmamalıdır, Türkiye esâsdır, (...) fazla Türkçülük mukaddemadır satırları ile yer almış olmasına destek verir 74. Necib Asım (YAZIKSIZ), ayrıca, Rıza Nur un (TANRIDAĞ) Türk Tarihi kitapında yer alan, ilk nasyonalist Türk padişahı Mete nin; her şey verilir, vatan parçası verilemez, o benim değil, milletindir, ben veremem! sözünün, her Türk gençinin kafasında yer etmesi gerektiğini savunur 75. SONUÇ Birinci Dünya Savaşı sonunda oluşan Mütareke şartlarında, Anadolu nun da kaybedilmesi tehlikesini ortaya çıkınca, Đkinci Meşrutiyet döneminde muhayyel bir vatan olarak öne çıkan Turan ın yerine Anadolu nun, Türklerin asıl vatanı olarak kabul edildiği bir noktaya varılır. Millî kavramının, giderek Anadolu kavramı ile örtüşmesi şeklinde gerçekleşen bu süreçte, millî vatan mefhûmu, millî tarih tanımının temelini oluşturmaya başlar. Mütareke döneminde, Osmanlı Türkleri için, salt bir akademik tartışma konusu olmaktan çıkmış 76, olan tarihçilik tartışmaları, Đmparatorluk tan arta kalan yegane vatan toprağının Türklerin meşru vatanı olduğunu göstermeye yönelik bir mücadele biçimi hâlini alır. Türklerin, Anadolu coğrafyası üzerinde siyasî varlığını egemen bir devlet olarak devam 72 YAZIKSIZ, a.g.e., 1340, s YAZIKSIZ, a.g.e., 1340, s YAZIKSIZ, a.g.e., 1340, s YAZIKSIZ, a.g.e., 1340, s BERKTAY, Halil., a.g.e., 1993, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

83 Hasan Akbayrak ettirmesinin tarihsel meşruiyetinin tartışıldığı bu dönemde, tarihçiler de, toprağın ilk sahibinin kimin olduğu tartışması içine girerler. Kurtuluş Savaşı sürecinde, artık bir akîde-i milliye halini alan milliyet fikrinin gelişmesiyle, Türk tarihçileri de, Türklerin mazisini, eski medeniyetini, Türklerin içtimai müesseselerini birer birer araştırarak yeni bir milli tarih anlayışı oluşturur. Yaşanan sürecin, Türklerin millî mevcûdiyyetleri açısından tarihinin en önemli ve en nazik noktasında olduğunu, bu dönemde, millî tarih, millî lisan, millî edebiyat, millî ahlâk, millî iktisad, millî terbiye oluşturma gereği ve ihtiyacı Cumhuriyet aydınları tarafından kabul edilir ve özellikle millî istiklâlimiz açısından, bu ma nevî mücadele nin kazanılması gerektiği üzerinde durulur. Milli kabiliyeti hiçbir milletten aşağı olmayan ve askeri liyakatı ve medeniyet siyaseti itibariyle yüzyıllardır millî hayatını kahramanca yaşayan ve siyasi mevcudiyetini medeniyet dünyasına taşıyan Türklere, kendi tarihini bildirmenin ve kendi varlığını öğretmenin içinde bulunulan koşullarda millî bir zorunluluk olduğu vurgulanır. Milli tarihçiliğin en önemli misyonunun, Türklerin medeniyete yaptıkları katkıları, bütün eserleri ile ortaya çıkarmak olduğu belirtilir. Türk milletini yalnız yabancı kuvvetlerin istilasından değil ortaçağ zihniyetinden de kurtararak ona mâddî ve ma nevî istiklâlini sağlayan Türk devriminin amacının, millî ve çağdaş bir devlet ve onun dayanacağı millî bir kültür ve millî bir toplum yaratmak amacında olduğu belirtilir ve inkilabın başarısında en önemli rehberin millî tarih bilincinin yaratılması olduğu vurgulanır. Ülkemizde gerçek anlamıyla milli tarih bilincinin gelişmemesinin, bir tarafdan geçmişe ait her şeyde kudsiyet gören mürteciler, diğer tarafta geçmişini küçümseme ve inkâr illetine tutulmuş milliyetsiz ve şuûrsuz züppeler 77 yetişmesine zemin hazırladığı tesbiti yapılır ve tarih öğretiminin, dünyanın en gelişmiş milletlerinde olduğu gibi, millî terbiye hususunda en büyük vasıta olarak kullanılması gerektiği savunulur. Temel kaygısı, Anadolu yu, geçmişten beri Türklerin vatanı olarak gösterebilmek olan Cumhuriyet Yönetimi nin, tarihçilik çalışmalarının yönünü ve yoğunluğunu da bu kaygı şekillendirir. Tarih çalışmaları, Anadolu üzerine ve arkeolji alanına kaydırılır. Türklerin medeniyete katkılarına Orta Asya da dayanak arama yerine, çok daha pragmatist bir yaklaşımla, Anadolu da oluşmuş olan medeniyetler Türkleştirilerek (Türk ilân edilerek), hem Türklerin medeniyete yapmış oldukları katkı 77 KÖPRÜLÜ, Đkdam, 11 Haziran Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

84 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları meselesi halledilir, hem de, Türklerin Anadolu daki varlığı, bu toprakların esas sahibi olduklarının tartışılmayacağı bir tarihe kadar dayandırılır. Ey Türk milleti! Sen Yalnız kahramanlık ve cengâverlikte değil, fikirde ve medeniyette de insanlığın şerefisin. Tarih, Kurduğun medeniyetlerin sena ve sitayişlerile doludur. Mevcudiyetine kasteden siyasî ve içtimaî amiller birkaç asırdır yolunu kesmiş, yürüyüşünü ağırlaştırmış olsa da, on bin yıllık fikir ve hars mirası, ruhunda bakir ve tükenmez bir kudret halinde yaşıyor. Hafızasında binlerce ve binlerce yılın hatırasını taşıyan tarih, medeniyet safında lâyık olduğun mevkii sana parmağıyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu, senin için hem bir hak, hem de bir vazifedir! 78 KAYNAKÇA AKBAYRAK, Hasan: Osmanlı dan Cumhuriyet e Millî Bayramlar, Tarih ve Toplum, Temmuz Ali Seydi: Millî Tarihimizin Adını Koyalım!, Đkdam, 31 Ağustos Ali Seydi: Rıza Nur Beyin Türk Tarihi, Đkdam, 27 Nisan 1924, No ALKAN, Mehmet Ö.: Resmi Đdeolojinin Doğuşu ve Evrimi Üzerine Bir Deneme, Modern Türkiye de Siyasî Düşünce Cilt 1: Cumhuriyet e Devreden Düşünce Mirası Tanzimat ve Meşrutiyet in Birikimi, Ed: Mehmet Ö. ALKAN, Đletişim Yayınları, Đstanbul, 2001 (ALTINAY), Ahmed Refik: Ahmed Cevdet Beyefendiye, Đkdam, 2 Eylül 1920, No: (ALTINAY), Ahmed Refik: Altı Yüz Sene Sonra, Dersaadet, 9 Ağustos 1920, No. 33. (ALTINAY), Ahmed Refik: Tarih ve Millî Mevcûdiyyet, Dersaadet, 4 Teşrin-i evvel 1336, No: 81. (ALTINAY), Ahmed Refik: Tarih-i Osmanî Encümeninin Vazaifine Dair, Đkdam, 14 Teşrin-i evvel 1920, No: ATATÜRK, Türk Tarihinin Ana Hatları Methal Kısmı, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

85 Hasan Akbayrak (ALTINAY), Ahmed Refik: Tarihe Dair Telâkkilerimiz, Đkdam, 13 Temmuz 1921, No: (ALTINAY), Ahmed Refik: Türke Dair, Đkdam, 12 Eylül (ALTINAY), Ahmed Refik: Türke ve Anadolu ya Dair, Đkdam, 18 Teşrin-i evvel 1920, No: (ALTINAY), Ahmed Refik: Türkler ve Anadolu, Đkdam, 16 Eylül BERKTAY, Halil: Cumhuriyet Đdeoljisi ve Fuad köprülü, Kaynak Yayınları, Đstanbul DÜNDAR, Fuat: Đttihat ve Terakki nin Etnisite Araştırmaları, Toplumsal Tarih, No: 91, Temmuz 2001 H...: Milli Tarih Hakkında, Vakit, 16 Eylül 1920, No: 996. HVART, Cl.: Journal Asiatik, January-March 1923, Çev: Ragıb Hulusi, Türkiyat mecmuası, Cild: 1, Ağustos ĐNAN, Afet: Mustafa Kemal Atatürk ten Yazdıklarım, Kültür Bakanlığı, Ankara (KÖPRÜLÜ), Fuad: Millî Hars, Đkdam, 18 Haziran (KÖPRÜLÜ), Fuad: Milliyet ve Đlm, Đkdam, 11 Haziran (KÖPRÜLÜ), Fuad: Osmanlı Tarihi Meselesi, Dersaadet, 30 Eylül 1920 (KÖPRÜLÜ), Fuad: Selçukiler Zamanında Anadoluda Türk Edebiyatı, Millî Tetebbular Mecmuası, Cilt: 2, Sayı: 5, Teşrin-i sâni-kanun-ı evvel (KÖPRÜLÜ), Fuad: Tarih Kırıntıları, Đkdam, 9 Ağustos 1921, No: (KÖPRÜLÜ), Fuad: Türkiye Tarihi, Kanaat Kitabhanesi, Đstanbul LEWIS, Bernard: Modern Türkiye nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara Maarif Vekaleti: Türk Tarihinin Ana Hatları Methal Kısmı, Devlet Matbaası, Đstanbul, (ORAN), Ahmed Cevdet: Armamız, Đkdam, 1 Kanun-ı evvel (ORAN), Ahmed Cevdet: Asr-ı Tarihimiz Hakkında Müverrih Ahmed Refik Bey Efendiye, Đkdam, 31 Ağustos Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,55-78

86 Cumhuriye tin kuruluş Sürecinde Vatan, Millet, Devlet ve Tarih Tartışmaları PARLA, Taha: Türkiye de Siyasal Kültürün Resmî Kaynakları, Cilt 3: Kemalist Tek-Parti Đdeoljisi ve CHP nin Altı Ok u, Đletişim Yayınları, Đstanbul, Kasım (TOGAN), Ahmed Zeki Velidi: Türk Efsanelerinde Millî Alâmetler ; Đkdam, 2 Kanun-ı evvel TUNÇAY, Mete: Türkiye Cumhuriyeti nde Tek-Parti Yönetimi nin Kurulması ( ), Yurt Yayınları, Ankara TÜRKER, Hasan: Basın Özgürlüğü Tartışmaları Cumhuriyet in Đlk Yıllarında Ankara-Đstanbul Çatışması, Toplumsal Tarih, Sayı: 53, Mayıs ÜLKEN, Hilmi Ziya: Türkiye de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, Beşinci Baskı, Đstanbul ÜSTEL, Füsun: Türk Milliyetçiliğinde Anadolu Metaforu, Tarih ve Toplum, Ocak 1993, Sayı: 109. (YAŞAR), Hüseyin Hüsameddin: Tarihimiz, Đkdam, 6 Eylül 1920, No (YAŞAR), Hüseyin Hüsameddin: Đkdam, Teşrin-i evvel 1919, No: (YAZIKSIZ); Necib Asım: Gazi Mustafa Kemâl Muvaffak Anibaldır, Đkdam, 1 Haziran 1923, No: (YAZIKSIZ); Necib Asım: Türk Tarihi, Darülfünun Edebiyat Tarihi Mecmuası, sene 3, ayı 4-5, Teşrin-i Sani-Mart (YAZIKSIZ); Necib Asım: Vatana Hidmet, Đkdam, 12 Haziran (YĐNANÇ), Mükrimin Halil: Millî Tarihimizin Đsmi, Anadolu Mecmuası, Sayı: 1, 1 Nisan (YĐNANÇ), Mükrimin Halil: Millî Tarihimizin Mevzuu, Anadolu Mecmuası, Sayı: 2, 1 Mayıs 1340, Sayı: 3, 1 Haziran ZURCHER, Erik J.: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Çev: Gül Çağalı Güven, Bağlam Yayınları, Đstanbul, Kasım Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, 55-78

87 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010, BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY ÖZET IRAK IN KUZEYĐ VE TÜRKĐYE Yrd.Doç.Dr.Sait YILMAZ Orta Doğu bugünkü şeklini Osmanlı Đmparatorluğu nun bölge üzerindeki gücünü kaybetmesi ve önce Đngiltere ile Fransa nın II. Dünya Savaşından sonra da Amerika nın bölge üzerinde etkin rol alması ile aldı diyebiliriz. Bu coğrafyada ABD, Đran hariç Körfezdeki petrol monarşilerini denetim altına alarak dünya petrol rezervlerinin yarısını denetlemektedir. Irak, Orta Doğu da yer alan stratejik konumu, sahip olduğu petrol rezervleri ile Körfez'in önemli ülkelerinden biri durumundadır. Dünya petrol rezervinin %11 ine sahip olan Irak, bu zenginliğini ancak kısa bir dönem ekonomik ve sosyal refaha dönüştürebilmiştir. ABD nin Irak a düzenlediği 2003 yılındaki savaş sonrası gelişmeler, özellikle Irak ın kuzeyindeki oluşumlar nedeni ile Türkiye nin büyük bir tedirginlik yaşamasına neden olmaktadır yılı sonrasında Irak ın kuzeyinde 1 meydana gelen boşluk hem PKK terör ögütünün yeniden canlanmasına hem de fiilen bir Kürt devletinin oluşmasına neden olmuştur. Bu oluşumun yürüttüğü ve ABD nin örtülü destek sağladığı bağımsız Kürdistan projesi ile ilgili gelişmeler Türkiye tarafından endişe ile izlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Irak ın Kuzeyi, Türkiye, ABD, PKK Terör Örgütü, Türkmenler. ABSTRACT Middle East shaped its present form with the dissolution of Otoman Empire and the active role of England and France and subsequently USA over the region in the post World War II era. In that geography, USA supervises the half of the world oil reserves by controlling the Gulf monarchies except for Iran. Iraq is one of the important countries in the Gulf with its strategic position in the Middle East and oil reserves she owned. Altough Iraq has the 11 % of world oil reserves, she was shortly able to transform her oil richness to welfare. Developments aftermath the Iraq War in 2003 bring about some vital concerns for Turkey due to the new formations in the North of Iraq. Following 1990, emergence of power vacuum in the North of Iraq caused the rebirth of PKK terror organization and activation of de facto Kurdish state. Turkey closely monitors efforts executed by that formation to establish an independent state eventually with the covert support of USA. Key Words: North of Iraq, Turkey, USA, PKK Terror Organization, Turcomans. GĐRĐŞ: Tarih sürecinde daha önce yaşamış bir Irak devleti veya bir Irak halkı olmamıştır. 1. Dünya Savaşı ndan sonra, Osmanlı Đmparatorluğu'nun üç bölgesi olan Basra, Bağdat ve Musul bir araya getirilerek Đngilizler Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü, 1 Tarih sürecinde bölgesel özellikleri nedeni ile Kuzey Irak adı ile ayrı bir coğrafi bölge tanımlanmadığından ve bu bölgedeki Kürt gruplar tarafından Irak ın sözde kendilerine ait bölümünü ifade etmek için maksatlı olarak kullanıldığından bu makalede Kuzey Irak yerine Irak ın kuzeyi ifadesi kullanılacaktır.

88 Sait Yılmaz tarafından Irak devleti oluşturulmuştur. Kurtuluş Savaşı sonunda yapılan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti nin siyasi sınırları belirlenmişse de Irak sınırı daha sonra yapılacak anlaşmalara bırakılmıştı. 5 Haziran 1926 da Đngiltere, Irak ve Türkiye arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Türkiye ye, Musul Bölgesi ndeki haklarından vazgeçmesi karşılığında, petrol gelirlerinin %10 unun 25 yıllık bir süre için verilmesi kararlaştırıldı. Ancak Irak ın ödemeleri bir süre sonra durdu. Türkiye nin bu konuyla ilgili protestosundan sonuç alınamadı. Önce 1977, daha sonra 1986 yıllarında Kerkük ten Yumurtalık a uzanan petrol boru hatlarının inşası ile iki ülke arasında ilişkiler büyük bir ivme kazanmış, sınır ticareti çok gelişmiştir li yıllarda Đran-Irak Savaşı nda ise Türkiye nin tarafsız tutumu neticesi Irak ile iyi ilişkiler doruk noktasına çıkmıştır. Petrol alanlarını Türkiye ye vermemeyi öngören bir masa başı sınır çalışması sonrasında ortaya çıkan ve doğal sınırlara dayanmayan Türk- Irak sınırı, bölgede yıllardır devam eden çatışmaların ve güvensizlik ortamının temel nedenini oluşturmaktadır. Türkiye-Irak sınırı, 1990 lı yıllardan beri Türkiye nin ulusal güvenlik politikasında gittikçe önem kazanmaktadır. Bunun başlıca nedenleri arasında Irak ın kuzeyinde PKK terör örgütünün yuvalanması ve ondan daha tehlikeli olan bölgede kurulmaya heveslenen bağımsız bir Kürt devleti projesi bulunmaktadır. Ancak, bölgedeki Türkmenlerin haklarının gasp edilmesi, Kerkük ün statüsü ve enerji kaynaklarının kullanılması gibi temel diğer sorunlar da Türkiye yi yakından ilgilendirmektedir. Bu makalede Irak ın kuzeyindeki gelişmeler iç ve dış parametreler kapsamında incelenerek, Türkiye nin 1990 sonrası dış politikası sorgulanacak ve olası gelişmeler ile Türkiye için yeni bir strateji ve güç projeksiyonu üzerinde durulacaktır SONRASI IRAK IN KUZEYĐ: A. Savaşlar, Direniş ve Irak ın Kuzeyi: Irak, 1 Ağustos 1990 da Kuveyt i işgal etti. Orta Doğu daki çıkarlarının tehlikeye girdiğini anlamasıyla başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin liderliğinde çeşitli Arap devletlerinin katıldığı bir koalisyon kurularak işgale müdahale edildi. Savaş koaliyon kuvvetlerinin zaferiyle sonuçlandı ve Irak ağır bir yenilgiye uğrayarak Kuveyt ten çekildi. Savaşın bitmesiyle Irak birlikleri yüz binlerce Kürt, Şii ve rejime karşı koyan sivili Đran ve Türkiye sınırına sürdüler. ABD kuzey ve güneyde sözde mülteciler için güvenli bölge oluşturup, kuzeye Çekiç Güç yerleştirdi 2. Böylece, Kürtler ve Şii grupların de facto olarak özerk bir alana kavuştuğu, bölünmüş bir 2 SANDER, Oral, (2007), Siyasi Tarih ( ), Đmge Kitabevi, Ankara, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

89 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye Irak ortaya çıktı yılında ise Irak tamamen işgal edildi. Irak ta ABD nin yanlış politikaları neticesi başlangıçtaki iyimserliğe rağmen oluşan güvensizlik ve yaşam şartlarının daha da kötüye gitmesi ile halk hükümet ve işgal güçlerine tepki göstermeye başladı yılındaki savaş sonrasında eylemci grupların, dağıtılan ordunun silah ve patlayıcılarına kolaylıkla ulaşabilmiş olmaları direniş için en önemli konu olan lojistik sorununu kolaylıkla çözmüştür. ABD ordusunun 2003 te Irak ı işgalinden bu yana bir milyona yakın Iraklı ve 4200 civarında Amerikan askerî öldü. Ülkenin yeniden ayakları üstünde durması için çok uzun zaman gerekmektedir. Irak hava sahası, 1 Ocak 2009 dan itibaren Irak hükümetine devredildi. Savaş sonunda başlayan iç istikrarsızlık devam etmekle birlikte, Đngiliz askerleri, 2009 yılının Haziran ayına kadar Irak tan çekildi. Amerikan askerleri konusunda ABD ve Irak hükümeti arasında bir güvenlik anlaşması imzalandı. ABD-Irak güvenlik anlaşması uyarınca, Amerikan askerlerinin 30 Haziran 2009 da şehirlerden ve köylerden 400 civarında üsse çekildi, 31 Aralık 2011 de ise Irak tan tamamen çekilmesi öngörülmektedir. Ancak 2011 de ne olacağı henüz belli değildir. Iraklı Kürt, Sünni ve Şii çevreler arasında büyük bir güvensizlik duygusu oluşmuştur. Şiiler geçmişte yaşadıkları olumsuz olayları tekrar yaşamaktan, Sünniler geçmişin intikamının alınacağından, Kürtlerde oluşabilecek dengede saf dışı kalmaktan korkmaktadırlar. Kürtlerin büyük çoğunluğu Sünni mezhebine bağlı olmasına rağmen Kürtlerle Şiiler arasındaki stratejik ittifak Sünnileri endişelendirmektedir. Irak ın kuzeyinde giderek artan Kürt nüfusu ve yeni siyasi oluşum olası bir Kürt devleti için önemli bir zemin olarak görülmektedir. Bu durum Türkiye nin Irak ın bütünlüğünü daha çok savunmasına neden olmaktadır. Irak içindeki çatışmaların temelinde etnik ve mezhepsel çıkarlar tarafların rengini belirlemekle beraber, kuzeyde kendine bağımsız bir devlet kurma arayışı içindeki Kürt yönetimi için ülke enerji kaynaklarından pay alarak kendi (bağımsızlık) yolunda ilerleme düşüncesi öne çıkmaktadır. B. Kürt Devletinin Oluşumu: Körfez Savaşı'ndan sonra, Bağdat hükümetinin denetimi dışına çıkarılan bölgede fiilen kukla bir devlet oluşumu başlamıştı. Önce işin fikri altyapısı oluşturulmuş, ardından Çekiç Güç vasıtasıyla kukla devletin temelleri atılmıştır. Bu fiili devlet, tam da Irak'ta ki kaos ortamında kurumlaştı; adeta bir "normalleşme süreci" yaşadı. Bugün 3 SÖNMEZOĞLU, Faruk, (1996). Uluslararası Đlişkiler Sözlüğü, Der Yayınları, Đstanbul, s TEPAV 2007 Irak Raporu: Riskler ve Fırsatlar Kavşağında Irak ın Geleceği ve Türkiye, Ankara, 2007, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

90 Sait Yılmaz ise; parlamentosu, ordusu, bankaları, posta pulu, okulları ve kitapları oluşturulmuş durumdadır. Türkiye'deki hemen bütün iktidarlar, Irak'ın kuzeyindeki kukla devletin kurulmasına zımnen katkıda bulundular. Türkiye, 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra Irak ın kuzeyindeki Kürt gruplarla yaptığı görüşmelerde esas olarak ABD müdahalesini sınırlamayı hedefliyordu. Nitekim zamanın Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis in yürüttüğü bu görüşmelerde, Barzani ve Talabani nin Bağdat hükümetiyle anlaşma sağlaması amaçlanıyordu 5. Kürt devleti, Çekiç Güç ün sağladığı güvenlik sayesinde embriyon olarak ortaya çıkmaya başladı. Bunun en önemli aşaması Mayıs 1992 de Irak ın kuzeyinde seçimlerin yapılması ve bir parlamentonun kurulmasıydı. Bağdat yönetimi 23 Ekim 1991 de bölgedeki bütün memurlarını çekerken, bölgeye yönelik bir de ekonomik ambargo başlatmıştı. Washington un teklifi ile Ankara ya gelen Irak Kürdistan Cephesi liderleri seçimler için Türkiye nin olurunu da almışlardır 6. Irak ın Kuzeyinde parlamento seçimleri Mayıs 1992 de gerçekleştirildi. 04 Temmuz 1992 de bölgesel hükümet teşkil edilmiş, yerel parlamentonun 05 Ekim 1992 tarihinde aldığı kararla federe devlet statüsü onaylanmış ve bu yapının Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Kerkük ü içerdiği açıklanmıştır. Böylece Irak ın kuzeyinde hukuken değil ama fiilen bir devlet kurulmuştur. Fiili devletin yeni başbakanı Fuat Masum Geldiğimiz nokta ne özerklik, ne de bağımsızlıktır. Đkisinin ortasında bir yerdeyiz. Nereye doğru gideceğimizi zaman gösterecek 7 demiştir. Irak ın kuzeyindeki Kürtlerin Temmuz 1992 de hükümet oluşturması, Eylül de bir istihbarat (asayiş) ve polis örgütü kurması Ekim de ordu oluşturma yolundaki girişimlerine hız verip yine aynı ay içinde Erbil de Federe Kürt Devletinin kurulduğunu ilan etmesi Türkiye yi daha etkin önlemler almaya itti. Đlk olarak Türkiye söz konusu kararın bölgedeki barış ve istikrarın aleyhine olduğunu ve bunu tanımadığı açıkladı. 1992'de kurulan gayriresmi Kürdistan bölgesel hükümeti Anayasasının 2. maddesinde Kerkük ve Badra, Kürdistan sınırları içinde gösterildi. ABD ise petrol kaynakları ve Türkmen nüfusu nedeniyle Kerkük'ü Kürt bölgesinin dışında bırakmış ve ona özel bir statü vermişti. Temmuz 2005'te yeni hazırlanan Irak in kuzeyindeki sözde Kürdistan haritası, bölge parlamentosu ve Kürt partileri tarafından onaylandı. Bu harita Bağdat'ın 150 km. güneydoğusundaki petrol ve doğalgaz kaynaklarına 5 YAVĐ, Ersal, (2006). Kürdistan Ütopyası, I. Baskı, Yazıcı Yayınları, Đzmir, s ÖZDAĞ, Ümit, (1999). Türkiye Kuzey Irak ve PKK, Kuzey Irak ın Etnik, Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Ankara, s ( ). 82 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

91 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye sahip Badra ve Cassan kentlerini dahi Kürdistan topraklarının içine alıyordu 8. C. Irak ın Kuzeyi ve PKK Terör Örgütü: 25. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, PKK ve Irak ın kuzeyi ile ilgili olarak üç dönüm noktasını şu şekilde sıralamıştır 9 ; - Körfez Savaşı: Bu harekattan önce bitme, tükenme noktasına gelen PKK, savaş sonrasında yeniden güçlenmiştir. Bu dönemde, Saddam'ın saldırıları kullanılarak Kürt sorunu iddiaları dünya kamuoyuna mal edilmiştir. - Çekiç Güç Dönemi: 36. paralelin kuzeyi Saddam'a yasaklanırken, Türk yönetimi ve TSK tarafından da desteklenen Çekiç Güç sayesinde PKK ya korumalı bölge oluşmuş ve Kürt gruplar bağımsız bir devletin temellerini atmıştır. - Irak Savaşı: Bu savaştan sonra Türkiye coğrafyasına hapsolurken, PKK çok büyük bir serbestlik kazanmış, çok miktarda silah ve malzeme ele geçirmiştir. Irak dahilinde 8 ayrı bölgede ve 65 üs dahilinde kadar PKK militanı bulunduğu değerlendirilmektedir. ABD nin PKK ile mücadele kapsamında sözde istihbarat desteği daha çok psikolojik amaçlıdır ve Türk kamuoyunu yatıştırmayı hedeflemektedir. Nitekim hava harekatından bugüne kadar PKK alt yapısı ve güçleri çok az hasar aldı 10. Ankara, PKK liderlerini yakalamak, lojistik desteğini kesmek ve ortak harekat yapmak için KYB liderlerini de sıkıştırmaktadır. KYB, Avrupa pasaportu taşıyan birkaç PKK lı yakaladı ise de sonra serbest bıraktı. Türkiye, yeterli tedbir almadığı için hava sahasını KYB bölgesinden uçuşlara geçici olarak kapattı. KYB nin Kandil etrafındaki göstermelik kontrol noktaları Kandil e diğer yollardan yapılan ikmal nedeni ile bir işe yaramamaktadır. PKK parti büroları ise bazı illerde sözde kapatılırken diğer illerde açılmaktadır. Son dönemde sözde PKK lı teröristleri dağdan indirmeye yönelik ABD yönlendirmeli açılımlar ise bölücü örgüt propagandasına alet olmaktan ileri gidemedi. Irak ın kuzeyinde ortaya çıkan Kürt oluşumunun ve Türkiye de artan PKK terör eylemlerinin Türkiye açısından en önemli sonucu, Kürt meselesinin uluslararası laşması oldu. Başına sürekli iç sorunlar örülen ve Avrupa Birliği süreci ile çift yanlı baskı altına alınan Türkiye, iktidar partisinin ideolojisi nedeni ile kendi iç dinamiklerini çalıştıramaz hale geldi. Irak ın 8 YAVĐ, a.g.e., 2006, s ÖZDAĞ, a.g.e., 1999, s PHILIPS, David L., Confidence Building Between Turks and Iraqi Kurds, The Atlantic Council, Washington D.C., 2009, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

92 Sait Yılmaz kuzeyinde Kürt devletinin güçlenmesi ve Türkmenler ile ilgili olumsuz gelişmeler; basit ticari çıkarlar ve ABD ile yapılan örtülü siyasi çıkarlar peşinde Türk kamuoyu gündeminden düşürüldü. Türk kamuoyu, PKK terör örgütü eylemleri yoğunlaştıkça sınır ötesi anlamsız ve sonuçsuz hava operasyonları ile tatmin edilmeye çalışıldı. Gelinen aşama PKK ya karşılık Kürdistan pazarlığı olarak gözükse de, PKK ile ilgili sağlanan dış desteğin açılım örneğinde olduğu gibi bir ABD illüzyonu olduğu açıktır. D. ABD ve Kürdistan Projesi: Fas tan Afganistan a kadar olan coğrafyadaki ülkelerde ekonomik, siyasî, askerî ve sosyal reformları öngören Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD; önce Afganistan a girip kendisine yakın bir yönetimi başa getirdi ve Avrasya egemenliği konusunda üstün bir konum edindi. Arkasından Irak a girerek, Orta Doğu ya da yerleşti ve bölgedeki varlığını uzun vadede garanti altına aldı. ABD'nin Orta Doğu'daki en önemli çıkarı, Basra Körfezi'nden petrolün dünya pazarlarına istikrarlı fiyatlarla, kesintisiz akışının sağlanmasıdır. En büyük petrol ithalatçısı ülke olan ABD, dünya petrol rezervlerinin en fazla bulunduğu Orta Doğu bölgesini kendi politikalarıyla zıt düşen yönetimlere bırakmak istememektedir. ABD, Irak politikasını, güneydeki petrol zengini müttefiklerini ve Đsrail in, güçlü bir Irak'tan duyduğu rahatsızlığı da dikkate alarak şekillendirmektedir. ABD, Irak ın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve Irak devlet sistemi üzerindeki değişikliklerin ülke içinden gerçekleştirilmesini arzuladığını ifade etmektedir. Oysa ABD'nin Irak'ı zamana yayarak ve kontrollü bölme niyeti işgalin hemen sonrasında ortaya çıktı ve Kürdistan projesi her geçen gün hayata geçmektedir. Irak'ın kuzeyinde Barzani ve Talabani'nin etnik bir devlet kurmasının hukukî ve malî alt yapısı ABD tarafından sağlanmıştır. Türkiye de bu konuda en az ABD kadar katkıda bulunmuştur. Kürtler, % 18 civarında bir nüfus ile Irak'ın siyasal gücünün % 50'sine yakın bir bölümünü ABD desteği ile ele geçirmiştir. Kürt sorununda, kozlar artık ABD'nin eline geçmiş olmakla birlikte, ABD nin Kürtleri istediği şekilde kullanabileceğini söylemek zordur. Aralarındaki ilişki bir devlet ile eşkıya grubunun siyasi pazarlığı, hatta bir noktaya kadar ortaklığıdır. Bugün, Irak taki Kürt grupların en büyük arzusu bağımsız bir Kürt devleti kurmaktır. Irak, Kürt milliyetçiliğinin doğduğu yer ve Kürtlerin bağımsızlık hayaline en fazla yaklaştıkları ülkedir 11. Zaman zaman çatışan ve yeri geldikçe işbirliği yapan, ancak, aralarındaki güç mücadelesi hiçbir zaman sona ermeyen; bugünkü Irak ın Cumhurbaşkanı Talabani nin lideri olduğu KYB ve Kürt Bölgesi Yönetimini nin Başbakanı Barzani nin lideri olduğu KDP nin üzerinde tereddütsüz uzlaştıkları temel hedef, şartlar elverdiği 11 GALBRAĐTH, Peter, (2007). Irak ın Sonu, Doğan Kitap, Đstanbul, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

93 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye takdirde bağımsız Kürt devleti kurulmasıdır. Bölücü Kürtçülerin, yarım yüzyıllık hedefleri hiç değişmemiştir; önce Özerk yönetim, sonra Federe devlet, son olarak da bölünüp ayrı bağımsız devlet kurmak. Buna, Irak ın kuzeyindeki gelişmeler ayrı bir hız kazandırmıştır 12. Ancak, Irak ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devletinin ilanının tetiklemesi ile Irak'tan çevreye yayılabilecek çatışma sarmalı, bölgede yeni gerilim ve çatışmalara yol açacaktır. Türkiye sınırlarında yeni bir Lübnan veya Đsrail- Filistin çatışma bölgesi de ortaya çıkabilir. 2. IRAK IN KUZEYĐNDEKĐ PARAMETRELER: A. Etnik Yapı, Din ve Aşiretler: Irak, değişik etnik ve dinsel toplulukların bir hayli fazla olduğu bir ülkedir. Toplam nüfusun % 70'i Araplara, % 15-20'si Kürtlere ve %5'i Irak Türkmenlerine, geri kalanı ise Asuriler ve diğer etnik gruplara mensuptur. Irak, Orta Doğu da Şiilerin çoğunlukta olduğu tek Arap ülkesi durumundadır. Đslam dini, ülkede birleştirici etkenlerin en önemlisidir. Irak ın Osmanlı geçmişi de dâhil olmak üzere yönetiminde ağırlıklı olarak Sünniler bulundular. Şiiler ve Kürtler Irak ın idaresinde fazlaca söz sahibi olamadılar. Bunda bilinçli bir tercih kadar kültürel ve tarihsel etkenler de rol oynamıştır. Saddam Hüseyin döneminde ise bilinçli bir dışlanma söz konusudur. Laik, Arap, modern ve homojen bir Irak yaratmak hedefinde olan Saddam Hüseyin Şiileri, Kürtleri ve Türkmenleri dışlamış, yönetimini Sünni Araplar üzerine oturtmuştur. Irak ın kuzeyinde de tarikatlar yıllarca siyasetle iç içe yaşadı ve Türkiye'nin güneydoğu bölgesini oldukça etkiledi. Nitekim bugün Güneydoğu Anadolu da tarikatçı yapılanma Nakşi-Nurcu hareketine dönüşmüştür 13. Nakşibendîler, Nurcuları bölgede tampon güç ve ekonomik kaynak olarak görmektedir. Irak ın kuzeyindeki Kürtler Saidi Nursi nin öğretilerini alırlar, ancak yolunu seçmezler. Irak'ın kuzeyinde Nakşibendilik yaygındır, Nakşiler Kürt millîyetçiliğinin simgesidir. Barzan aşireti, Kürtçülüğü ve Nakşibendiliği bir arada yaşayan bir aşirettir. Kadirilik tarikatı, Irak ın kuzeyinde günümüzde Talabani ailesince temsil edilmektedir. Talabani nin büyük babasının tarikat kolu Türkiye`ye uzanacak kadar geniştir 14. Görüldüğü gibi Irak ın kuzeyi ndeki solcu Talabani de Kürt millîyetçisi Barzani de gücünü tarikattan almaktadır. Irak ın kuzeyindeki sosyal yapının temeli, feodal düzenin günümüzdeki yansıması olarak değerlendirilebilecek aşiret yapılanmalarıdır. Söz konusu yapılanmalar, köyler, bir veya birkaç sülalenin bir araya gelmesi 12 GÜZEL, Hasan C., (2007). Kuzey Irak, Timaş Yayınları, Đstanbul, 2007, s ÇETĐNKAYA, Hikmet: Kuzey Irak'tan Türkiye'ye "Köktendinci Đhracatı" Yapılıyor mu?, Cumhuriyet Gazetesi, (26 Mart 2010). 14 METĐNER, Metin: Talabani`Nin Dedesi Kadiri Şeyhi, Bugün Gazetesi, (01 Ocak 2008). 85 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

94 Sait Yılmaz ile oluşturulan yönetim biçimidir. Bölgede aşiretlerin dışında, daha küçük kabileler de bulunmaktadır. Kabileler ve aşiretlerin toplam sayısının civarında olduğu değerlendirilmektedir. Bölgede etkin olduğu bilinen aşiretlerden Talabani yanlısı olanlar şunlardır; Bervari Aşireti (5-6 bin kişi), Aşağı Bervari Aşireti (7 bin), Doski Aşireti (20-25 bin). Çoğunlukla Barzani yanlısı olanlar; Ertuşi Aşireti (10 bin), Guli Aşireti (8-10 bin), Güran Aşireti, Muzuri Aşireti (15 bin), Nirvei Aşireti (5 bin), Regani Aşireti (15-18 bin), Silevani Aşireti (10 bin), Sindi Aşireti (20 bin), Şemkan Aşireti: (5 bin), Zebari Aşireti (20 bin), Seyitler ve Koçeriler (20-30 bin) şeklindedir. Bölgede etkinliği olan Pervari ve Bradost aşiretleri ise farklı bir görüntü arz etmekte, siyasi etkinliği ile bilinmektedir. Bu aşiretler hariç diğerleri uzun bir dönem Kürdistan Cephesi adlı oluşumun baskısı altında kalmıştır. Şekil 1: Irak ın Etnik Yapısı TÜRKĐYE SURĐYE Cizre Zaho Tel Afar Musul Köy Sancak Aşarka Kerkük Süleymaniye Tuz ĐRAN Rutbah Kürtler Türkmenler Sünnî Arap Sünnî ve Şiî Arap Şii Arap Hıristiyanlar Farslar Lurlar, Asuriler Yahudiler Ramadi Kerbela Hilla Necef Divaniye Hanakin Bakuba BAĞDAT Suwayra Kutal Amara Nasıriye Basra KUVEYT 86 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

95 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye B. Kürtler: Körfez Savaşı ndan sonra Saddam yönetimine karşı Irak ın kuzeyindeki Kürtlerin işbirliğine dayanan bir politika güden ABD, tarafları bir araya getirmek için pek çok girişimde bulundu. Eylül 1998 de taraflar Washington a davet edilmiş ancak Ankara, Washington sürecinin özellikle dışında tutulmuştur. 17 Eylül 1998 tarihinde yeni bir devletin kurulabileceğine ilişkin program niteliği taşıyan Washington Bildirisi; Mesut Barzani, Celal Talabani ve ABD Dışişleri Bakanı tarafından imzalanmıştır. Türkiye yi memnun etmek için Kasım 1998 de Ankara da düzenlenen görüşmelere ise Irak Türkmenleri etkin olarak alınmamıştır. Kısaca, Türkmenlerin azınlık statüsü içinde yaşayacağı ve Kürtler tarafından yönetilmesi tasarlanan bir Irak ın kuzeyi modeline Türkiye hayır diyememiştir. Washington ve Ankara süreçleri Türkiye nin uzun vadeli politikalarının olmayışının ve bu politikaları icra edebilecek politika vasıtalarının yetersiz oluşunun bir sonucudur. Bu iki süreç bundan sonrada Irak ın kuzeyinde Türkiye nin uygulayabileceği hareket tarzlarına önemli ölçüde etki edecektir yılına kadar Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) çatısı altında mücadelelerini sürdüren Iraklı Kürt gruplar daha sonra Barzani ve Talabani önderliğinde ayrışmışlardır. Kürtler, bağımsızlığa giden yolda siyasal ve ekonomik çıkar sağlamak için Irak ın kuzeyindeki nüfus yapısını değiştirmeye yönelik sürekli arayış içindedir. PKK terör örgütünün 4 bin silahlı taraftarı Kürt lider Talabani'nin bilgi ve kontrolünde Süleymaniye yakınlarına aileleriyle yerleştirilmiştir. Barzani'ni de 5 bin kişilik bir silahlı Kürt grubu Erbil yakınlarına aileleriyle beraber yerleşmiştir. ABD, Kerkük e yönelik Kürt göçüne Türkiye nin itirazına rağmen tam destek vermiş; komşu ülkeler ve başka yerleşim birimlerinden sistemli şekilde taşınarak Kerkük e yerleştirilen Kürt sayısı 350 bin civarına yaklaşmıştır. Talabani ve Barzani nin öncülüğünde Irak ın kuzeyinden 227 bin Kürt (aileleriyle birlikte 600 bin) Kerkük e getirilerek yerleştirildi ve seçmen kayıtları yapıldı 16. KDP ve KYB arasındaki günümüze kadar çeşitli şekillerde devam eden anlaşmazlıkların temelinde; yerel yönetimde etkin olma çabaları, Irak ın kuzeyi ile ilgili gelirlerin paylaşımı, kendi aralarındaki kişisel rekabet, Erbil in kontrolü, coğrafi ve sosyal açıdan Behdinan ve Soran bölgeleri arasındaki ayırım, IKDP nin Irak ve Türkiye, KYB nin ise Đran ile daha yakın işbirliği içerisinde olması gibi faktörler önemli rol oynamıştır. Irak Anayasası na göre Kürt Bölgesi Yönetimi (KBY) sınırları içinde güvenliği 15 ÖZDAĞ, Ümit: Telafer Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı Direnişi, Fark Yayınları, Ankara, ERGAN, Uğur: Kerkük e 600 bin Kürt ü Yerleştirdiler, Hürriyet Gazetesi, (11 Ocak 2007). 87 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

96 Sait Yılmaz sağlamakla görevli olup, KBY nin bağımsız güçleri kendi Savunma Bakanlığı ve Đç Đşleri Bakanlığına bağlıdırlar civarında olduğu tahmin edilen bu güç KDP ve KYB arasında birbirine yakın iki ayrı emir-komuta zinciri ile yönetilmektedir. - Talabani nin KYB ye bağlı güçleri; kişilik düzenli birlikler (1 Tank Taburu, 2 Mekanize Tabur, 6 Tanksavar Taburu, 1 Hafif Piyade Taburu, 6 Sahra Topçu Taburu, 1 Đstihkâm Taburu, 1 Keşif Taburu) ile kişilik yarı düzenli birlikler (16 Piyade Tugayı) ve KYB Peşmerge Bakanlığına bağlı kişilik (2 Piyade Taburu, 1 Sahra Topçu Taburu, 3 Askeri Đstihbarat Taburu) şeklinde teşkil edilmiştir. - Barzani nin KDP sine bağlı güçler; KBY Savunma Bakanlığı na bağlı kişilik Ordu Komutanlığı ile Đç Đşleri Bakanlığı na bağlı kişilik Zervani polis gücünden meydana gelmektedir. C. Türkmenler: Irak a Türkler ilk kez yılları civarında ayak basmışlardır. Türkler, Abbasiler döneminde büyük gruplar halinde, Irak a göç etmişlerdir yılı sonrasında Abbasi halifesinin Tuğrul Bey den yardım istemesi üzerine, Tuğrul Bey bölgeye girmiş ve Irak ta 9 asırlık Türk hâkimiyeti başlamıştır. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey ile başlayan Türk hâkimiyeti sırasıyla; Irak Selçukluları, Erbil Atabeyliği, Musul Atabeyliği, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safaviler ve Osmanlılarla devam etmiştir. Irak ta yaşayan Türkmenlerin nüfusunu gösteren bilimsel bir çalışma yoktur. Türkmen nüfusunun durumuna ilişkin hâlihazırdaki bilgiler tahminen ve 1957 yılındaki Irak nüfus sayımına kıyasla değerlendirilmektedir. Irak ta 2,5 milyon Türkmen yaşadığı tahmin edilmektedir. Irak ın kuzeyinde yaşayan nüfusun % 20 si Türkmenlerden oluşmaktadır. Türkmen nüfusu; 21 milyon olduğu tahmin edilen Irak nüfusunun % 12 sine tekabül etmektedir. Kısaca, bin Türkmen; Irak ın kuzeyinde, geri kalanı ise Irak kontrolünde kalan orta ve güney bölgede ikamet etmektedir. Türkmenler; Kerkük, Musul ve Erbil kentlerinde yoğunlaşmış olarak yaşamaktadırlar. Duhok, Zaho, Selahattin, Süleymaniye, Cemcemal ve Köysancak ta az sayıda aileler bulunmaktadır 17. Đran-Irak Savaşı nda Türkmenler Saddam tarafından cephelerde kalkan olarak kullanılmış ve ön saflarda savaşmak zorunda bırakılmışlardı. Irak Hükümeti, Türkmen aydınlarını tutukluyor, insanlık dışı işkencelerle öldürüyor veya idam ediyordu. Baas yönetimi, tarihi bir Türkmen kenti olan Kerkük ün Araplaştırılması politikasını 17 ÖZMEN, Hasan, (1999). Irak ve Türkmen Dosyası, Türkmeneli Đşbirliği ve Kültür Vakfı, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

97 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye kararlılıkla uygulamaktaydı 18. Körfez Savaşı sonunda ise yönetim, içinde bulunduğu krize rağmen Türkmenlerle uğraşmaya devam etti. Gelmiş geçmiş tüm yönetimler tarafından her türlü hakları gasp edilen ve varlıkları tehdit olarak görülen Türkmenler, bugün de yıldırma ve yok etme politikalarının hedefi olmuşlardır. 17 Eylül 1998 de KYB ve KDP Irak ın kuzeyinde bir Kürt yönetimi kurmak üzere Washington da bir anlaşma imzaladı. ABD, Irak muhalif gruplarının koordineli çalışmalarını sağlamak için 1999 yılından 2003 yılının ilk aylarına kadar olan süre içerisinde Londra, Washington, Ankara ve Selahattin merkezli toplantılar gerçekleştirdi. ABD nin Irak a yönelik planlarını reddeden Türkmenler, işgal sonrasında hem ABD hem de ABD nin desteklediği gruplar tarafından Irak ın siyasi denkleminin dışında tutulmak istendi. Bu çerçevede, Irak kuzeyinde faaliyet gösteren Türkmen kuruluşlarında görev yapanlara, yerel yönetimler tarafından asimilasyon boyutlarındaki düzenli sıkıştırma politikası uygulandı. Türkmenler yok edilme siyasetiyle karşı karşıyadırlar. Ayrı bir güç olma hevesindeki kuzeydeki Kürt yönetimi Kerkük e de sahip olarak Kerkük petrolüne el koymak düşüncesindedir. Kerkük e sahip olmanın yolu da Türkmenleri yok etmekten geçtiği için Türkmenler göçe zorlanmaktadır 19. D. Kerkük Sorunu: Kerkük, tek başına 8,7 milyar varillik petrol rezerviyle çok önemli bir şehirdir ten bu yana Kerkük ün üzerine adeta bir kara bulut gibi çöken Kürt gruplar, ABD nin desteğiyle birlikte kısa zamanda Kerkük te otorite sağlamayı başarabildi. Artık Kürtlerin Kerkük te nüfus arttırma girişimleri, elinde bulundurduğu silahlı güç ve vilayet yönetimiyle şehirde yaşayan diğer etnik gruplar üzerinde yarattığı baskı sıradanlaşmış gözükmektedir. Kürt gruplar ellerinde bulundurdukları bu güce rağmen halen Kerkük ü Irak ın kuzeyindeki bölgeye bağlamayı başarabilmiş değildir. Mevcut Kerkük vilayet yönetiminin meşru olduğunu söylemek yanlış olur. Zira Kerkük teki yerel yönetimi belirleyecek bir seçim halen yapılabilmiş değildir. Seçim yapılamamasına ve yerel seçim yasasında yer alan 23. maddeye göre yeni bir yönetim paylaşımı belirlenmiş olmasına rağmen henüz bir değişiklik olmamıştır. Yasaya göre Kerkük Vilayet Meclisi Başkanı nın Türkmen olması gerekirken, halen Meclis Başkanlığı Kürtler tarafından yürütülmektedir. Kerkük konusu Kürtler ile Arap ve Türkmenleri karşı karşıya getiren potansiyel bir çatışma alanıdır. Kürtlerin, özellikle Kerkük konusunda attığı adımlar Sünni Araplarla ilişkilerinin gerginleşmesine yol açmıştır. 18 SAATÇĐ, Suphi, (1996). Irak ta Türk Varlığı, Ötüken Neşriyat, Đstanbul, s KONA, Gamze Güngörmüş, (2005). ABD nin Irak Operasyonu nun Türk Basınından Đki Yazar Tarafından Algılanış Biçimi, Okumuş Adam Yayınları, Đstanbul, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

98 Sait Yılmaz Musul'da yerleşik olan ve Kürt milislerden oluşan 8. Irak Tugayı Kerkük'e kaydırılmıştır. Kürtler, Kerkük'ün askeri denetimini ele alırken, Kerkük'teki Amerikan birlikleri Bağdat a geri çekilmiştir. Böylece Kerkük'ün Kürtleştirilmesi ve sözde Kürdistan'a bağlanmasında önemli bir adım daha atılmıştır. Irak Başbakanı Maliki, Kerkük e bir tümen gönderirken, ABD ise bir tugay göndererek durumun kötüleşmesini önlemeye çalışmıştır. Bu dönemde ABD, Barzani yi Türkiye ve Bağdat yönetimini provoke etmemek için uyardı. Kerkük, tarafların çatışmalarından çok sık nasibini almaktadır. Sadece 2009 yılında Kerkük teki terör faliyetleri sonucu çoğunluğu sivil olmak üzere 226 kişi ölmüş, 675 kişi yaralanmıştır 20. Kürtler, Kerkük ün kuzey bölgesine ilhak edilmesini isterken, Türkmenler Kerkük ün özel bir statüye kavuşturulmasını istemektedir. Anayasa nın 140. Maddesi gereğince referandum sadece Kerkük te yapılacak ve bu önemli şehrin nereye tabi olacağına karar verilecekti 21. Kerkük sorununun çözümü için Türkmenler, Irak taki bütün grupların üzerinde uzlaşacağı bir formülün bulunmasını ve Kerkük ile ilgili anlaşmazlık konusu olan 140. maddenin yeniden düzenlenmesini savunmaktadır. Kerkük'te yaşanan gelişmeler her bakımdan Türkiye'nin göz ardı edemeyeceği, doğrudan kendi güvenliğimizi, geleceğimizi ilgilendiren hayati konulardan biridir. Irak'taki devlet bütünlüğünün korunması, Kerkük bölgesine özel bir statü verilmesi, burada yaşamakta olan halkların adilane temsil edildikleri bir yönetim esası üzerinde uzlaşılması Orta Doğu'da barışın, huzurun ve istikrarın temel şartıdır. Kerkük sorununun barışçı bir şekilde çözülememesi, KYB nin Kerkük ü kontrol altına almaya kalkması büyük olasılıkla Türkiye nin askeri müdahalesine yol açacaktır. 3. IRAK IN KUZEYĐ VE TÜRKĐYE: A. Türkiye nin Irak Politikası(zlığı): Jeopolitik konumu ve üzerinde barındırdığı etnik gruplar itibariyle Türkiye nin en önemli ilgi alanlarından biri olan Irak, 1990 yılı sonrası yaşanan gelişmelerle Türkiye nin Orta Doğu politikasını ve güvenlik politikalarını ciddi biçimde etkilemeye başlamıştır yılında patlak veren Kuveyt in işgali ve ardından 1991 deki Körfez Savaşı, Türkiye nin Soğuk Savaş ın hemen sonrasındaki dış politikasında bir dönüm noktası oldu. Türkiye, krizin baş göstermesi ile bölgeye ilişkin benimsemiş olduğu yalnızlık ve tarafsızlık politikasını bir tarafa bıraktı ve Irak a karşı Birleşmiş Milletlerin tarafını tutarak aktif bir dış politika geliştirdi. Türkiye, 20 Kerkük ün Sesi, Kerkük te 2009 Bilançosu, Aylık Siyasi Gazete, (31Ocak 2010). 21 Irak Anayasası, madde 14; madde 18, paragraf 5; madde 24; madde 44. Kerkük te halk oylaması da yapılmasını öngören madde 140 içeriğinde öngörülen son tarih (31 Aralık 2007) geçmiş olmasına rağmen, bu konu henüz çözümlenememiş durumdadır. 90 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

99 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapama kararı aldı ve Irak a ekonomik yaptırımlar uyguladı. Boru hattının kapanması sonucunda Türkiye, ekonomik olarak zarara uğramış, Türk iş adamlarının alacakları ve Türkiye nin verdiği borçlar geri alınamamıştır. Bu dönemde Türkiye ye kaçak petrol girişine göz yumulmuştur döneminde Türkiye nin Irak a yönelik tutumunun üç önemli unsurdan etkilendiği söylenebilir; petro-ekonomi, Kürt sorunu ve su sorunu 23. Körfez Savaşı (1991) sonrasında Türkiye, ABD nin gerek Irak a ve Saddam a, gerekse Irak ın kuzeyindeki Kürt gruplara karşı izlediği politikalarda kendine yer edinmeye ve kazanımlar elde etmeye çalışmıştır. Türkiye nin Irak politikası bu süreçte ABD ile olan stratejik ilişkileri ile ABD nin Kürtlere ve Saddam a yönelik politikaları arasında sıkışıp kalmış ve ciddi kayıplara uğramıştır yılındaki Irak Savaşı ndan sonra Türkiye nin Irak ve Türkmenler politikasında değişiklikler meydana gelmiştir. Irak ın kuzeyindeki Kürt oluşumunun ortaya çıkması ve bölgede faaliyet gösteren PKK terör örgütü, Türkiye nin bölgeye yönelik politikalarını önemli ölçüde etkilemiştir. Türkiye nin Irak sorununa olan ilgisi başlangıcından beri Türkiye nin ülke bütünlüğüne ve ulusal birliğine yönelik riskler ve bu nedenle duyulan kaygıdır. Bu kaygı nedeni ile Türkiye Irak ın parçalanmasına ve bu parçalanmanın Irak ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti doğurmasına karşı durmuştur. ABD nin daha Irak ı işgal niyeti anlaşılır anlaşılmaz 5 Ekim 2002 günü 57. Hükümet döneminde ABD nin müdahalesi beklenmeden Irak ın kuzeyinde bir Kolordu kadar güç ile girilmesine karar verilmişti. Her ne kadar ABD ile yapılan görüşmelerde Türk Silahlı Kuvvetleri nin kilometreden fazla ilerlemesine müsaade edilmiyorsa da, Irak içinde kuvvetli bir askeri varlığın bulundurulması zorunluluktu. Böylece, Türkmenlerin güvenliği garanti altına alınacak, PKK nın Türkiye ye sızarak yeniden faaliyete geçmesi etkin bir şekilde önlebilecek ve nihayet aşiretlerin Kerkük ve Musul u ele geçirme niyetlerinin önüne set çekilebilecekti. Ancak, böyle olmadı, Türkiye bu fırsatı 1991 den sonra gene ıskaladı ve bu hata hala devam etmektedir. Türk Hükümetinin, Irak a asker gönderme yetkisini kullanmaması üzerine şu sonuçlar ortaya çıktı; (1) ABD, Irak konusunda Türkiye yi devre dışı tutmaya devam etti. (2) Barzani ve Talabani ABD sayesinde siyasi başarı elde ederek Kürdistan ın nüvesi olan Kürt Yönetim Bölgesi ni kemikleştirdi. (3) Türkmenler dış destekten mahrum kaldılar, Irak içinde de soyutlandılar. (4) PKK, Irak ın kuzeyinde üs ve destek bulmaya devam etti. 22 KÖNĐ, Hasan, (1996). Körfez Savaşı Sonrasında Türkiye, Avrasya Dosyası, C.3, s YILMAZ, Hüseyin: Kerkük ün Geleceği, Stratejik Analiz, Şubat 2007, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

100 Sait Yılmaz B. Irak ın Kuzeyi ve Türk-ABD Đlişkileri: 2003 yılında Irak Savaşı öncesi ABD ile yapılan müzakere süreci Irak ın kuzeyindeki Kürt gruplara Türkiye ile ABD nin farklı baktığını ortaya çıkardı. ABD nin başından beri Türkiye den isteği topraklarını ABD ye kullandırması ama kendisinin Irak ın kuzeyine girmemesi idi. ABD nin bu tutumunda Kürt grupların etkisi büyüktü. Müdahale öncesi yapılan ABD planlarının hiçbirinde Türk askeri yoktu ve bu nedenle Ecevit Hükümeti ABD müdahale etmeden Irak ın kuzeyine girmeyi planlamıştı 24. ABD sonuna kadar Türk askerinin girmemesi konusunda direndi. Türk askerinin ABD li komutan emrinde olması, (Kürt grupların sözcülüğünü yapan Zalmay Halilzad vasıtası ile) Kürt gruplar ve PKK lılar dâhil kimseye karşı silah kullanılmaması gibi koşullarda ısrar etmesi dikkat çekti. Ancak Türk heyeti müzakereler sonrasında isteklerini kerhen de olsa büyük ölçüde ABD ye kabul ettirmişti. Ancak ABD nin bakış açısı ortaya çıkmış, Ankara nın taleplerinden çok Kürt grupların liderleri Mesut Barzani ve Celal Talabani nin isteklerini önceliğe aldığı ve bu çerçevede PKK yı da korumaya çalıştığı belirginleşmişti yılının Mart ve Nisan aylarında ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak ı fiilen işgali ile birlikte değişen dengeler ve öncelikler nedeniyle; Türkiye ile ABD arasındaki stratejik işbirliği, gittikçe artan tereddütler ve güvensizlikler yaratan sorular ve sorunlar yumağına dönüşmüştür. Bu sorunların başında Türkiye nin güvenlik mülahazaları gelmektedir. Irak ın kuzeyinde Kürdistan Özerk Yönetimi adı altında, fiili olarak, her türlü siyasi ve mali yardımlar ile, ABD nin açık bir desteğiyle meydana getirilen, tüm kurumlarıyla oluşumunu tamamlamış bir Kürdistan ; Türkiye nin ve bölge ülkelerinin itiraz ve karşı duruşlarına rağmen neredeyse oluşumunu tamamlamıştır. Irak ın kuzeyinde böyle bir oluşumun varlığı ile birlikte bu bölgede üslenen ve Türkiye nin bütünlüğünü hedef alan bölücü örgüte karşı kararlı ve kesin bir çözüme ilişkin bir askeri harekat beklentisi ABD nin bölgedeki çıkarları ile ters düştüğü için sekteye uğramıştır. ABD, Türkiye nin Irak ın kuzeyine yapabileceği karadan geniş çağlı bir operasyon ihtimalini bugüne kadar istihbarat desteği ve benzeri yöntemler ile sadece PKK ya yönelik hava harekatına indirgemiş, Kürt grupları önceliğe alan politikasını sürdürmüştür. Süleymaniye deki Türk Özel Kuvvetler bürosunun ABD askerlerince basılıp askerlerimizin rehin alınmasıyla başlayan Türk-Amerikan güvensizliği unutulması zor ve henüz öcü alınmamış bir düşmanlık olarak hafızalardadır. Irak ta Türkiye nin komşusu olan ABD, Türkiye nin çıkarlarını (hafıza kaybı taktiği) unutturarak kendi çıkarlarının bekçisi 24 BĐLA, Fikret, (2004). Hangi PKK?, Ümit Yayıncılık, Ankara, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

101 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye olmasına ikna etme etmeye çalışmaktadır. Türkiye ile ABD arasında bugünkü ilişkileri Türkiye açısından tanımlayan temel sorun; Irak ın kuzeyinde Türkiye uyutularak kurulmaya çalışılan Kürdistan Projesi dir. Kamuoyunda işlenen görünürdeki neden ise; Irak taki PKK varlığı ve faaliyetleri konusundaki ABD hareketsizliği veya Türkiye ye göstermelik desteğidir. Irak taki PKK varlığı Türk-Amerikan ilişkileri için uzun zamandır düğüm noktası haline gelmiştir. Kerkük ün statüsü ve Türkmenlerin durumu gündemdeki başka bir sorundur. Bunlara Irak taki pastadan Türkiye nin bugüne kadarki zararlarının karşılanmasını ve nihayet enerji dengelerinde Türkiye nin de çıkarlarının gözetilmesini eklemeliyiz. C. Ekonomi ve Enerji: Irak'tan gerçekleştirilen ithalatın büyük bir kısmını ham petrol oluşturmaktadır. Nitekim 2006 yılında toplam ithalat içinde ham petrolün payı %68 iken, 2007 yılında %81,6 olarak gerçekleşmiştir. Diğer önemli ithalat kalemleri ise sırayla petrol yağları ve bitümenli minerallerden elde edilen yağlar ve arıtılmış bakır ve işlenmemiş bakır alaşımlarıdır yılında petrol fiyatlarının artışı ile beraber Irak'tan yapılan ithalat 1,3 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkmıştır. Irak'tan yapılan ithalatın hemen hemen tamamı Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattından (Tablo 1) yapılan sevkiyatlardan oluşmaktadır. Irak ile ticarette Kerkük - Yumurtalık Boru Hattının etkin çalışmaması önemli bir sorun teşkil etmektedir yılından bu yana sabotajlar nedeniyle sık sık işletilmesine ara verilen sözkonusu hat, 2007 yılı Ağustos ayından itibaren Kerkük petrolünü Ceyhan Limanına taşımaya tekrar başlamasına karşın hâlihazırda %25 kapasiteyle çalışmaktadır. BM tarafından Irak'a verilen izinler doğrultusunda 2007 yılında Irak-Türkiye ham petrol boru hattı ile taşınan ham petrol miktarı 39,833 bin varildir. Irak petrolünün üçte biri Ceyhan dan ihraç edilmektedir. Tablo 1: Türkiye-Irak Petrol Boru hatları Uzunlukları Irak Türkiye Toplam I. Hat km. II. Hat km. Toplam km. Kaynak: TÜĐK, Dış Đlişkiler Ekonomik Kurulu (DEĐK): Irak Ülke Bülteni Ocak 2010, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

102 Sait Yılmaz 2003 ten bu yana Kerkük ün üzerine çöken Kürt gruplar, akabinde Petrol Yasası nı istedikleri gibi çıkartmanın peşine düştüler 25. Irak ta merkezi yönetim ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki petrol gelirlerinin nasıl paylaşılacağı ve Irak ın kuzeyinde petrol ihracatı sorununun çözümü önemli bir gündem maddesi olmaya devam etmektedir. Irak hükümeti tarafından henüz tam bir petrol yasası çıkarılmış olmamakla beraber, yapılan geçici düzenlemelere göre Irak ın kuzeyindeki petrol 4 yıl içinde 20 milyar dolar kazandıracak ve Kürt bölgesel yönetim Irak'ın petrol gelirlerinden yüzde 17 pay alacaktır 26. Irak, petrol ve gaz bakımından zengin bölgeler bağlamında, ciddi bir iç uyuşmazlığın bulunmakta; özellikle kuzeyde yaşayan Kürtlerin, bölgelerindeki kaynakları kendilerine bağlayabilmek için çeşitli önlemler almaya ve uygulamaya çaba sarf ettikleri bilinmektedir. Irak ta beş sahada üretilecek yaklaşık 280 milyar metreküp doğal gazın Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ihraç edilmesi söz konusudur. Türkiye'den Pet Holding, Genel Enerji ve Türkerler Holding gibi şirketlerin Kürt bölgesindeki iş hacimleri 2 milyar doları aşmış durumdadır. Đnşaat sektörünün yüzde 75'ini, enerji sektörünün de yaklaşık yüzde 10'unu Türk firmalar oluşturmaktadır. Özetle, Kürdistan ın kuruluşu ve güçlenmesi bir avuç Türk firmasının kar etmesi uğruna gene kendi elimizle sağlanmaktadır. Şu anda bölgede 30'a yakın petrol şirketi faaliyet göstermektedir 27. Çukurova Grubu'na bağlı Genel Enerji ile ortağı Kanadalı Addax tarafından kurulan ve bugüne kadar bölgeye 350 milyon dolarlık yatırım yapan Taq Taq Operating Company (TTOPCO) firması, Erbil yakınlarındaki Taq Taq petrol bölgesinden her gün 40 bin varil petrol ihraç edecektir. Irak a kuzeyden yapılan girişler Habur üzerinden yapılmakta ancak bu yol oldukça meşakkatli ve zaman kaybına neden olmaktadır. Bir kişinin ortalama geçiş süresi fiili olarak tüm kontrollerle birlikte 7 saati bulmaktadır. Habur dan geçen TIR lardan araç başına $ çeşitli adlar altında harç (haraç) alınmaktadır. D. Türkmen Direnişi: Türkiye, 2003 den beri iç gündemi ile meşgul edilirken gözden uzak Barzani yönetimi Irak ın kuzeyinde birbirinden ilginç entrikalar çevirmektedir. Đç hesaplaşmalarla meşgul ve terörle muhatap edilerek Türkiye nin öncelikleri değiştirilmiştir yılı sonrasında Kürtlerin ilk hedefi olan Telafer'in Kürt Federe Devletine bağlanması ile Türkiye'nin Kerkük ile bağlantısı da kesilecekti. Barzani, bu süreci Büyük Kürdistan'a 25 ŞAFAK, Erdal: Kerkük Ateşi, Sabah Gazetesi, (1 Mayıs 2007). 26 DURAN, Aram Ekin: Kuzey Irak'ta Kırmızı Çizgiye Petrol Açılımı, Referans Gazetesi, (02 Haziran 2009). 27 DURAN, Aram Ekin: 3 trilyon $'lık Petrol Erbil'i Đhya Ediyor, Referans Gazetesi, (04 Haziran 2009). 94 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

103 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye giden yolda ilk adım olarak görmekte idi. Telafer şehri, Irak Türkmenlerinin yerleşim bölgesinin kuzeydeki başlangıç noktasını oluşturur. Türkmen Telafer halkı 2003 yılında Amerikan işgali sırasında da yıllarca acı çekmiş, şehrin hemen hemen tamamı tahrip edilmiş ve halk şehri terk etmeye mecbur bırakılmıştır 28. Irak ın kuzeyinde Kürtlerin devlet kurma istekleri Türkmenlere olan saldırıları arttırmış ve birçok katliam gerçekleşmiştir. Tuzhurmatu (2003), Telafer I (2004), Telafer II (2005), Musul (2005), Yengice (2006), Karatepe (2006), Kerkük Terör (2006) katliamları bunlara örnektir ve maalesef bu katliamlar münferitte olsa hâlâ devam etmektedir. Telafer'in Türkmen kimliği ve Kürt Federe Devletine bağlanmaması için savaşan 10 bine yakın Türkmen savaşçı; Sultan Abdülhamit Kıtaları (Ketaip Sultan Abdülhamit), Fatih Sultan Mehmet Kıtaları (Ketaip Muhammed El Fatih) ve Cemaat de denilen Türkmen grupları içinde örgütlenmişlerdir. Türkiye büyük oyunun farkına geç varmış ve operasyonlar 2007 ye kadar devam etmiştir 29. ABD saldırılarında çok sayıda sivil Türkmen hayatını kaybetti 30. Telafer Türkmenleri arasında Sünni Türkmen-Şii Türkmen çatışması çıkarmak amacı ile Amerikan- Barzani ittifakı tarafından değişik komplolar düzenlendi ve gruplar arasında çatışma çıkarılmasında kısmen de olsa başarılı da olundu 31. Ancak, Telafer Kürt politikacıların hayalinde bir kırılma noktası olmuştur. Telafer in rolü tarihe geçecektir yılından ITC nin kurulmasına kadar Türkiye nin Türkmenlere yönelik faaliyetleri genellikle eğitim ve kültürel yardımlarla sınırlı kalmıştır yılında ITC nin kuruluşu, Türkiye nin Türkmen politikasında sosyal destekten siyasi desteğe geçişi şeklinde yorumlanabilir. Ancak, 2003 yılından sonra Barzani yönetimi ile ilişkileri yoğunlaştırma kararı alan Türk Hükümeti; Kerkük'te referandumun iptal edilmesini kamuoyunun gözünü boyamak için kullanırken, Telafer'e en ufak bir ilgi göstermemiştir. Telafer Türkmenlerinden gelen yardım isteklerine kısıtlı Kızılay desteği dışında bir yardım cevabı verilmedi. Türkiye, Kıbrıs ta oluşturduğu Geçici Türk Yönetimi ni ilk Körfez Savaşı'ndan sonra Türkmeneli nde hayata geçiremedi. Türkiye nin tutumu sebebiyle Irak Türkleri 8-10 farklı partiye bölünmüş ve açık bir liderlik krizi ortaya çıkmıştır. Türkmenlerin morali ve direnci gün geçtikçe zayıflamaktadır Telafer deki Türkmen direnişinin geniş hikâyesi için Bakınız: Ümit ÖZDAĞ: Telafer Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı Direnişi, Fark Yayınları, (Ankara, 2008). 29 ZĐYA, Mustafa: Telafer Bir Kırılma Noktası mı?, Ortadoğu Analiz, Mayıs 09, C.1, Sayı YENĐ ÇAĞ: Telaferde Türkmen Direnişi, (13 Eylül ). 31 YENĐÇERĐ, Özcan: Telafer de Peşmerge Tuzağına Düşmek, 13 Haziran 2008, 32 TINÇ, Ferai: Türkmen Gözüyle Telafer, Hürriyet, (20 Nisan 2007). 95 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

104 Sait Yılmaz Türkiye nin Türkmen politikası tarihimizin en büyük fiyaskolarından biridir. Tüm bunların temelinde yatan sebep Türkiye nin cumhuriyetin ilk yıllarından sonra yakın geçmişe kadar Irak a ve Irak Türklerine yönelik çok yönlü ve somut bir politikasının oluşturamamasıdır. 4. IRAK IN KUZEYĐ ĐÇĐN SENARYOLAR: A. Irak ın Geleceği: 2003 yılında Irak Savaşı sonrası, Washington, etnik merkezli bir federalizmi desteklemiştir. ABD, siyasal parçalanmayı teşvik edecek şekilde, Irak ta güç dağılımını etnik ve dini gruplar çerçevesinde şekillendirmiştir. Devletin direğini oluşturan Sünni Araplar yeni yapıdan dışlanmış, direnişin kollarına ABD tarafından itilmiştir. ABD işgali ülkede kargaşaya ve daha derin yolsuzluklara yol açmıştır. Petrol zenginliğine rağmen ülkede temel ihtiyaçlar dahi karşılanamamaktadır. Đşgal öncesinde fakirlik %0 iken bugün %60 a yükselmiştir. Nüfusun %10 u günlük 1 doların altında gelirle yaşamaktadır. Toplam işgücünün yarıya yakını işsizdir. %67 si kırsalda yaşayan Irak halkının %60 ı gıda yardımına muhtaçtır 33. Ülkede henüz güvenlik ve istikrar sağlanamadığı gibi gelecek yönelik umutlu olmak için vakit erkendir. Irak ın parçalanması Orta Doğu için tehlike teşkil etmektedir. Orta Doğu daki büyük bir çatışmanın iç çatışmalar şeklinde başlayıp, kâğıttan kaleler şeklinde oluşturulmuş bu devletleri barındıran tüm bölgeyi sarma riski vardır. ABD nin Irak tan çekilmesi sonrası yeni dönemde Irak ile ilgili gelişmelerin sonucu olarak Irak ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt Devleti nin kurulması ihtimalinin gündeme gelmesi Türkiye nin her zaman tetikte olacağı bir konu olacaktır. Đç istikrarını koruyamayan bir Irak bölgede huzursuzluğa ve istikrarsızlığa neden olacaktır. Özellikle, Irak ın parçalanması ihtimali göz önüne alındığında, Irak a komşu ülkeler bu duruma kayıtsız kalmayacakları kesindir. Irak ın bütünlüğü her şeyden önce merkezi hükümetin ülke genelinde kontrolü sağlamasına, Sünni Arapların sisteme entegre edilmesine ve nihayet KYB nin yayılmacı ve federalizm yanlısı gayretlerinden vazgeçirilmesi ve Irak ın kuzeyindeki geçici yapının unsurlarının yok edilerek Irak bütünlüğünün ülkede tamamen sağlanmasına bağlıdır yılından itibaren özellikle mezhepsel çatışma seviyesinin düşmesi ile birlikte bugün gelinen noktada Irak ın kısa ve orta vadede parçalanma olasılığı daha az görünmektedir. Parçalanma olasılığının parametrelerini Şii ve Sünni Arapların uyumu; Ninova, Diyala ve Kerkük gibi tartışmalı yerler konusunda Kürtlerin ne kadar cüretkâr olacağı ve bölge ülkelerinin 33 DAĞ, Ahmet Emin: Irak Raporu, (Şubat 2009). 96 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

105 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye tutum ve reaksiyonları oluşturmaktadır. ABD nin izleyeceği Irak politikası hem Irak ın hem de çevre ülkelerinin geleceğini bir şekilde etkileyecektir. Đstikrarın olmadığı Irak ta isyanlar artacak, mezhep ve etnik savaşlar Orta Doğu ülkelerine yayılacaktır. Eğer Irak'ta güvenlik güçleri kontrolü sağlar, şiddeti sona erdirir, farklı çıkar grupları arasında 'uzlaşma sağlanır', anayasa geliştirilir, merkezi yönetim güçlendirilir, bölgesel yönetimlerin yetkileri tayin edilir, Kerkük'ün ve Musul un statüleri belirlenir, enerji gelirlerinin dağıtımında anlaşma sağlanır ise güçlü bir federal Irak devleti kurulur. B. Türkiye nin Çıkarları ve Tehdit: Türkiye için Irak'taki gelişmeler beka seviyesinde önem taşımaktadır. Beka seviyesindeki çıkarlar ülkenin varlığı ve bütünlüğü ile ilgili çıkarlardır ki bu çıkarlar söz konusu olduğunda savaşa varan tüm askeri çözümler masada demektir. Irak taki gelişmeler ya da muhtemel gelişmeler de Türkiye'nin millet ve toprak bütünlüğü dâhil birçok iç dinamiğini tetikleyecek potansiyele sahiptir. Türkiye, yaşamsal menfaatlerini koruma konusunda kararlı davranmaz ve etkin olmaz ise kendisi ve Orta Doğu bölgesi için çok ağır sonuçlar doğuracak bir siyasal zeminin oluşmasına neden olacaktır. Irak ın parçalanması halinde 1926 yılı Ankara Anlaşması kadük olacağından; Türkiye, Irak ın kuzeyinde özellikle Musul ve Kerkük ile ilgili haklarını saklı tutmaktadır. Türkiye nin proaktif bir politika izleyebilmesi için öncelikle ulusal çıkarlarını ortaya koyması ve bunu çıkarları koruyacak ve temin edecek politikalar ile buna uygun güç projeksiyonu geliştirmesi lazımdır. Türkiye nin Irak ile ilgili çıkarlarını öncelik sırasına göre şu şekilde listeyebiliriz 34 ; - Irak ın kuzeyindeki Kürt grupların bağımsız bir devlet fikrinden vazgeçirilmesi (Güçlü bir merkezi yönetime sahip Irak ın toprak bütünlüğü), - PKK terör örgütünün Irak içindeki varlığına ve teröre Irak içinden verilen desteğe son verilmesi, - Irak ta yaşayan Türkmenlerin ve Türk nüfusunun yaşadığı yerleşim merkezlerindeki Türklerin haklarının ve buralardaki Türk kimliğinin korunması ve nihayet, - Başta enerji kaynakları olmak üzere ekonomik çıkarlarımızın gözetilmesi. 34 YILMAZ, Sait: Irak ın Kuzeyi Dönüştürülmeli, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 192, (03 Mart 2008), s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

106 Sait Yılmaz Türkiye nin çıkarlarının önündeki öncelikli tehdit unsuru sanıldığı gibi PKK değil, Barzani ve onun bağımsız devlet kurma hayalleridir. Her ne kadar Kürt liderler federalizmi savunuyor gibi gözükse de 2005 yılında yapılan referandum ile % 95 oranında bağımsızlık istedikleri ortaya çıktı 35. Türkiye içinde doğrudan ideolojik-siyasi faaliyetler ile özellikle sınır bölgelerinde Barzanici bir taban oluşturulmaktadır 36. Barzani Türkiye içinde Kürdistan nüfus cüzdanı dağıtmaktadır. Güneydoğu Anadolu'da yaşayan yurttaşlarımız için çifte vatandaşlık önermiştir 37. Barzani, Türkiye içinde gazete ve gazeteci satın alarak basında bir Kürt lobisi oluşturmayı başarmıştır. Barzani'nin televizyon kanalı Kürtsat'ta Türkiye'ye yönelik Pan-Kürdist yayınlar yapılmaktadır. Türkmenleri ezmekte, PKK'ya terörist örgüt olarak davranmamakta, korumakta, kollamaktadır. Barzani ve Talabani ikilisi Türkiye içinde yaygın bir ticaret-mafya ağı kurmuştur. Đkilinin Türkiye içinde sahip oldukları şirket sayısı 173'dür. Barzani- Talabani politikalarının amacı Güneydoğu Anadolu bölgesinde Irak ın kuzeyi ile ekonomik, sosyal, kültürel olarak bütünleşmenin alt yapısını hazırlamaktır. C. ABD Đle Đlişkilerde Çelişkiler: Türkiye nin uzun yıllardır müttefiki olan ABD ile ilişkileri, başta Irak taki konjonktür olmak üzere, hassas ve kırılgan bir dönemeçten geçmektedir. Türkiye, Irak ve Irak'ın kuzeyindeki menfaatlerini ABD ile uyum içinde gerçekleştirmek gibi boş bir arayışın içine girmiştir. Türkiye'nin bu tutumu, ABD'de yanlış beklentiler ortaya çıkarmıştır. Bir kısım Amerikalı karar alıcılar, Washington'un hem Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devletinin alt yapısını kurabileceğini hem de Türkiye ile ilişkilerini istedikleri zeminde tutabileceklerini düşünmüşlerdir. Türkiye ye biçilen rol; Orta Doğu, harita değişiklikleri ile birlikte Batının çıkarlarına uygun rejimlere ve devletlere dönüştürülürken, sadece etrafında olup bitenlere ikna olmak değil, kendi bölünmesine de rıza göstermek hatta destek olmaktır. Türkiye nin Irak taki çıkarları PKK ya karşı verilen sınırlı desteğe indirgenmiştir. Türkiye ye verilen PKK ya karşı sözde istihbarat ve operasyonlara izin ise gerçekte tavşan kaç-tazı tut oyunundan başka bir şey değildir. Irak'ın kuzeyinde ne fiili bir devlet ne de bağımsız bir devlet vardır. Bu coğrafyada var olan; Barzani'nin ambar memurluğu yaptığı, ABD koruması altında devletçilik oynayan genişletilmiş bir Amerikan askeri 35 BARKEY, Henry - LAIPSON, Ellen: Iraqi Kurds and the Future of Iraq, Middle East Policy, Vol.12, No.4, December 2005, s FARAÇ, Mehmet ÜNLÜ, Ferhat: Barzani ile Apo'nun Önderlik Kavgası Kızışıyor, Cumhuriyet, Haftalık Haber Dergisi, S.165, 2006, s TEMPO Dergisi, S.931, (11 Ekim 2005), s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

107 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye üssüdür 38. Kürtleri ve ABD yi en çok tedirgin eden husus, Türkiye nin bölgeye müdahale olasılığıdır. Savaştan sonra bunu en iyi açıklayan Mesut Barzani nin Açıkça konuşalım, Türkiye nin Kuzey Irak a girmemesi karşılığında, biz de Kerkük ve Musul a girmeme yönünde ABD ile anlaşmaya varmıştık ifadeleri olmuştur 39. Türkiye nin askeri harekâtını dizginlemek ABD için çok önemlidir. Türkiye nin Irak ın kuzeyinde Kürt bölgesini içine alacak şekilde yapacağı büyük çaplı bir askeri müdahale, ABD nin bölgedeki stratejik kurgusunu bozabilir ve ABD yi belki de hazır olmadığı eylemlere zorlayabilir. Irak ın kuzeyi ile ilgili çıkarlarımız ABD ve AB nin güdümünde sağlanamaz çünkü Irak taki ve genel olarak Orta Doğu ile ilgili çıkarlarımız Batı ile uyuşmamaktadır. Kürdistan ın kurulması karşılığı PKK için sözde verilen destek büyük resimden bakıldığında anlamsızdır. ABD, Irak ın kuzeyinde Kürtlerin bağımsızlık yolunu açmakta ve Büyük Kürdistan seçeneğini şimdilik kullanmasa bile hazırda tutmaktadır. Hâlihazırda Türkiye'de siyasetçilere, basına ve güvenlik bürokrasisine Irak ın kuzeyi ve Kerkük ile ilgili hâkim olan hava, ürkek, korkak, reaktif (savunmada kalan) şeklinde özetlenebilir. Bu ruh hali Türkiye'nin rakipleri tarafından gayet iyi okunmakta ve aleyhine kullanılmaktadır. Türkiye, ABD ile ikili ilişkilerinde kontrolü kriz çıkmasından çekinmemelidir. Türkiye krizlerin yaratıcı gücünü göz önüne alan bir strateji izlemelidir. Bugün çıkmayacak kontrollü krizler yarın çıkacak kontrolsüz ve çok ağır krizlere neden olacaktır. Türkiye, hem Irak'ın kuzeyinde bağımsızlığa gidecek bir Kürt oluşumunu destekleyip, hem de ABD ile dost olamaz. Önceden hesaplanmış bir kriz yönetimi ile ABD ile ilişkiler ortak çıkarlar çerçevesinde yeniden bir dengeye getirilmelidir. Türkiye, ABD ile dostluğunu karşılıksız değil, ABD'nin de Türkiye'nin çıkarlarına saygı göstermesini temel alan samimî bir dostluk çerçevesinde kendisine bağımlı hale getirmelidir. D. Yeni Bir Strateji ve Güç Projeksiyonu Đhtiyacı: Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Irak ın kuzeyine yapılan operasyonlar siyasi mülahazalar nedeni ile PKK hedefi ile sınırlı kalmıştır da ve 2003 yılında şartlar uygun olduğu halde Irak ın kuzeyindeki tüm ulusal çıkarlarımızı temine yönelik bir harekattan kaçınılmıştır. Buna neden dış güçlerin sınırlamaları kadar Türkiye deki bürokrasinin vizyonsuzluğu ve dışa bağımlılığıdır. Türkiye, Irak'ın kuzeyindeki stratejik tehdidi ve bu tehdidin bertaraf edilmesindeki araçları yeniden tanımlamalıdır. Türkiye için stratejik tehdit PKK değil, Kerkük'e el Yüzyıl Enstitüsü: Kerkük Krizi ve Türkiye nin Orta Doğu Politikası, Orta Doğu Araştırmaları Raporu, (14 Haziran 2007). 39 YILMAZ, a.g.e., 2007, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

108 Sait Yılmaz koyarak yaşama kabiliyeti kazanan bağımsız bir Kürt devletidir. Diğer bir deyiş ile Türkiye PKK'nın Irak'ın kuzeyinden tasfiyesi karşılığında Kürt devletini kabullenmek gibi stratejik bir hata yapmamalıdır 26. Ankara'daki karar alıcılar, Irak ın kuzeyi ile ilgili bütün politikalarının temeline bu gerçeği koymalıdırlar. Orta ve uzun vadede Irak'ın bütünlüğü içinde Türkiye için Irak ın kuzeyini tehdit olmaktan çıkarılıp, bütün etnik ve mezhep gruplarının Türkiye'ye dost hale getirilmesini amaçlayan bütüncül bir model geliştirilmelidir. Bu model kapsamında bölgedeki güvenlik ortamı yumuşak güç ve sert gücün karışımı olan akıllı güç mekanizması ile şekillendirilmelidir. Türkiye ve Türkmenler birlikte daha cesur adımlar atmalıdır. Irak ta artık sona yaklaşılmaktadır ve bu nedenle reaktif bir güvenlik anlayışı ve sadece silahlı kuvvetlere dayalı savunma refleksi yerine proaktif ve yumuşak gücü öne çıkaran bir güç projeksiyonu ile Irak ta ki gelişmelere hazır olunması gerekmektedir. Gelişmelerden hoşlanmadığı için bunları yokmuş farz eden bir ülke ağır bedel ödemek zorunda kalabilir. Türkiye, yumuşak güç konsepti dahilinde ülke inşası kabiliyetini Kıbrıs tan sonra Irak ın kuzeyinde de göstermelidir. Bu vizyon; öngörü, cesaret ve beceri istemektedir. Temel hedefi öncelikle bugünkü Kürt liderleri tasfiye ederek, Irak ın kuzeyindeki siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve güvenlik parametrelerini ele geçirmek ve inisiyatifi ele almak olacaktır. Irak ın kuzeyinin şekillenmesi ile ilgili bir vizyon ve güç sistematiği oluşturulurken; hükümet, düşünce merkezleri, üniversiteler, siyasi partiler, şirketler, bankalar, yardım kuruluşları, medya, vakıf ve dernekler ile bir yumuşak güç mekanizması oluşturulmalıdır. Irak ın kuzeyine yapılacak askeri harekatın hedefi; Kürt yönetiminin bir an öncesi tasfiyesi ve Türkiye ye müzahir bir bölgenin şekillenmesi için gerektiği kadar sürdürülecek bir tampon bölge oluşturulması olmalıdır. Ancak, Türkiye nin, Irak'ın kuzeyine yapacağı askeri müdahalenin hedefi, gelişen siyasi koşullar nedeni ile bölünme belirli bir aşamaya gelmiş ise Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak olmayabilir. Böyle bir durumda Türkiye ve Orta Doğu için en kabul edilebilir çözüm; Musul Vilâyetinin (Süleymaniye, Dohuk, Erbil, Kerkük ve Musul illerinden oluşmaktadır) Türkmeneli devleti haline getirilmesidir. Türk askeri müdahalesi uzun süreli bir iç çatışmanın içinde çekilmeden, Đran ve Suriye'nin müdahalesine imkân vermeden, bölgenin bir an önce Türkiye nin çıkarlarına uygun şekilde şekillendirilmesi için; gerekli düşünsel, askeri ve sivil alt yapı ile ilgili hazırlıklar önceden yapılmalı ve programlanmalıdır. Nihai durumda Irak ın kuzeyindeki Kürt-ABD ittifakının yerini ABD ile çıkar bileşkesi sağlamış bir Türk denetim sistemi almalıdır. 100 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

109 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye SONUÇ: Đstikrarlı bir Irak ancak toprak bütünlüğü içerisinde merkezi otoritenin gerek ülke kaynakları gerekse yönetimi konusunda etkin olduğu, kültürel bakımdan hakların korunduğu güçlü bir merkezi sistem ile sağlanabilir. Türkiye, istikrarlı bir Irak ın gelişmesi ve büyümesinde başta enerji kaynaklarının üretim kapasitesini artırılması, yeni enerji kaynakları bulunması ve ulaştırılması olmak üzere çok önemli roller oynayabilir. Bununla beraber, Irak'ta devam eden sorunlar Türkiye'nin iç güvenliğini, Anayasal Düzenini, Cumhuriyetin ideolojik temellerini tehdit eder niteliktedir. Özellikle Irak ın kuzeyinde günden güne kemikleşen Kürdistan ı hayata geçirme projesi Türkiye ye PKK ya karşı destek karşılığında kabul ettirilmektedir. Irak ın kuzeyindeki Kürt Yönetimi nin aldatma stratejisinin en önemli ayağı oluşturan ekonomik kaynak ise üç yüze yakın Türk firması tarafından sağlanmaktadır. Türk firmalarının, Irak ın kuzeyinde ortaya çıktığı iyice belirginleşmiş olan Kürt oluşumu dışa açılamadığı takdirde yaşayamayacaktır. Irak ın kuzeyinde vakit daha geç olmadan yeni stratejiler uygulama zamanı gelmiştir. Bu strateji temelinde öncelikle yumuşak güç ve örtülü operasyonlar ile bir dönüşüm başlatılmalı, bu dönüşüm tampon bölge oluşturulmasını öngören bir askeri harekât ile tamamlanmalıdır. Asıl önemli olan PKK taktik kartına karşılık Kürdistan ı kurdurmamaktır. Bunun için öncelikli hedef Barzani yönetimi olmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri nin güç ve kabiliyetleri, bölgedeki gruplar ile karşılaştırılmayacak kadar üstün ve sonuç alıcıdır. Hükümetin de kendini sadece kaynak sağlayıcı rolünden sıyırıp yeni bir güvenlik anlayışı dâhilinde gerek yumuşak güç projeksiyonu gerekse özel savaş, ülke inşası ve istihbarat kurgusunun geliştirilmesi ile ilgili ödevlerini bir an önce tamamlaması gereklidir. Aksi takdirde yapması gerekenleri yapmayan, görmezden gelen, küçük siyasi ve ekonomik rantlar uğruna basiretsiz ve korkak davrananları tarih affetmeyecektir. KAYNAKÇA BARKEY, Henry - LAIPSON, Ellen: Iraqi Kurds and the Future of Iraq, Middle East Policy, Vol.12, No.4, December BĐLA, Fikret: Hangi PKK?, Ümit Yayıncılık, Ankara, ÇETĐNKAYA, Hikmet: Kuzey Irak'tan Türkiye'ye "Köktendinci Đhracatı" Yapılıyor mu?, Cumhuriyet Gazetesi, (26 Mart 2010). 101 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

110 Sait Yılmaz DAĞ, Ahmet Emin: Irak Raporu, (Şubat 2009). ubat_2009.doc DURAN, Aram Ekin: Kuzey Irak'ta Kırmızı Çizgiye Petrol Açılımı, Referans Gazetesi, (02 Haziran 2009). DURAN, Aram Ekin: 3 trilyon $'lık Petrol Erbil'i Đhya Ediyor, Referans Gazetesi, (04 Haziran 2009). ERGAN, Uğur: Kerkük e 600 bin Kürt ü Yerleştirdiler, Hürriyet Gazetesi, (11 Ocak 2007). FARAÇ, Mehmet: Barzanicilik Güneydoğu' da Yükseliyor mu?, Cumhuriyet, (2-6 Aralık 2005). FARAÇ, Mehmet ÜNLÜ, Ferhat: Barzani ile Apo'nun Önderlik Kavgası Kızışıyor, Cumhuriyet, Haftalık Haber Dergisi, S.165, GALBRAĐTH, Peter, (2007). Irak ın Sonu, Doğan Kitap, Đstanbul, GÜZEL, Hasan C.: Kuzey Irak a Operasyon Yapılmalı, Radikal, (20 Nisan 2007). GÜZEL, Hasan C.: Kuzey Irak, Timaş Yayınları, Đstanbul, KERKÜK ÜN SESĐ: Kerkük te 2009 Bilançosu, Aylık Siyasi Gazete, (31Ocak 2010). KONA, Gamze Güngörmüş: ABD nin Irak Operasyonu nun Türk Basınından Đki Yazar Tarafından Algılanış Biçimi, Okumuş Adam Yayınları, Đstanbul, KÖNĐ, Hasan: Körfez Savaşı Sonrasında Türkiye, Avrasya Dosyası, C.3, (Ankara, 1996). METĐNER, Metin: Talabani`Nin Dedesi Kadiri Şeyhi, Bugün Gazetesi, (01 Ocak 2008). ÖZDAĞ, Ümit: Türkiye Kuzey Irak ve PKK, Kuzey Irak ın Etnik, Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Ankara, ÖZDAĞ, Ümit: Telafer Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı Direnişi, Fark Yayınları, Ankara, ÖZMEN, Hasan: Irak ve Türkmen Dosyası, Türkmeneli Đşbirliği ve Kültür Vakfı, PHILIPS, David L.: Confidence Building Between Turks and Iraqi Kurds, The Atlantci Council, Washington D.C., SAATÇĐ, Suphi: Irak ta Türk Varlığı, Ötüken Neşriyat, Đstanbul, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,79-103

111 Irak ın Kuzeyi ve Türkiye SANDER, Oral: Siyasi Tarih ( ), Đmge Kitabevi, Ankara, SÖNMEZOĞLU, Faruk: Uluslararası Đlişkiler Sözlüğü, Der Yayınları, Đstanbul, ŞAFAK, Erdal: Kerkük Ateşi, Sabah Gazetesi, (1 Mayıs 2007). TEMPO Dergisi, S.931, (11 Ekim 2005). TEMPO Dergisi, S.928, (20 Eylül 2005). TEPAV 2007 Irak Raporu: Riskler ve Fırsatlar Kavşağında Irak ın Geleceği ve Türkiye, Ankara, TINÇ, Ferai: Türkmen Gözüyle Telafer, Hürriyet, (20 Nisan 2007). ÜLSEVER, Cüneyt: Kuzey Irak ı Unutmayalım, Hürriyet, (18 Nisan 2007). ( ). YAVĐ, Ersal: Irak ta Dönüşüm ve Türkmenler, Đ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası Đlişkiler Doktora Tezi, 2004, Đstanbul, YAVĐ, Ersal: Kürdistan Ütopyası, I. Baskı, Yazıcı Yayınları, Đzmir, YENĐ ÇAĞ: Telaferde Türkmen Direnişi, (13 Eylül ). YENĐÇERĐ, Özcan: Telafer de Peşmerge Tuzağına Düşmek, 13 Haziran 2008, YILMAZ, Hüseyin: Kerkük ün Geleceği, Stratejik Analiz, Şubat YILMAZ, Sait: Irak ın Kuzeyi Dönüştürülmeli, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 192, (03 Mart 2008). ZĐYA, Mustafa: Telafer Bir Kırılma Noktası mı?, Ortadoğu Analiz, Mayıs 09, C.1, Sayı Yüzyıl Enstitüsü: Kerkük Krizi ve Türkiye nin Orta Doğu Politikası, Orta Doğu Araştırmaları Raporu, (14 Haziran 2007). 103 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

112 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3(1),2010, BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY TÜRK DIŞ POLĐTĐKASINDA KIRIM VE KARADENĐZ DEKĐ NÜFUZ MÜCADELESĐ Yrd.Doç.Dr.Barış DOSTER ÖZET Kırım, Karadeniz de stratejik önemi olan bir yarımadadır. Karadeniz başta olmak üzere bölgede etkinlik kurmak isteyen güçlerin, egemen olmak için büyük çaba gösterdikleri bir bölgedir. Ukrayna ya bağlı Kırım Özerk Bölgesi, Türk Dış Politikası nda da önemli yer tutar. Kurtuluş Savaşı nın başlangıcından itibaren Atatürk, Kırım Türkleri ile yakından ilgilenmiş, SSCB ile ilişkileri gözeterek ve Kırım Tatar Türklerini zor duruma düşürmeden, onlarla kültürel anlamda mümkün olan en ileri işbirliğini arzulamış, bu amaçla bilim heyetleri görevlendirmiştir. Bu politika Atatürk ün Türk Dünyası na yönelik politikasının da bir parçasıdır. Türkiye, sürgüne tabi tutulan Kırım Tatarlarının yurtlarına dönmeleri konusunda da hassasiyet göstermiş, Ukrayna ile bu yönde bir işbirliğine her zaman açık olmuştur. Kırım a geri dönen 260 bin Kırım Tatarının yaşadıkları zorlukların aşılması için maddi, manevi destek vermiştir. Ukrayna nın da Türkiye nin bu duyarlılığına olumlu bakması, hem iki ülke ilişkilerine yansımıştır, hem de Türkiye için bölge merkezli bir dış politika izleme yönünde önemli bir fırsat sunmuştur. Günümüzde de Kırım, hem bölgesel gelişmelerde, hem de Karadeniz deki nüfuz mücadelesinde sıklıkla anılmakta, Türkiye açısından önemini artırarak korumaktadır. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Kırım, Ukrayna, Karadeniz, Avrasya. ABSTRACT Crimea is an important peninsula in Blacks Sea. It has a strategic importance for the powers which are interested in Black Sea and Eurasia. It is a historical fact that Mustafa Kemal was also closely interested in Crimean Turks and with the desire of establishing the deepest and most fundamental cultural relations with them without endangering the Crimean Tatar Turks and alienating the USSR has sent scientific delegations. This policy was also a reflection of Ataturk s general policy towards the Turkish world. The Crimean autonomous zone in Ukraine occupies and important place in Turkish Foreign Policy. Turkey has shown its sensitiveness concerning the right of return of exiled Crimean Tatars and has always been open to cooperation with Ukraine on this issue. It has also supported both morally and economically the 260 thousands of Crimean Tatars who have returned to Crimea. The fact that Ukraine sees Turkey s sensitivities on these issues in a positive light has contributed to mutual relations and presented an important perspective for Turkey to follow a region centered foreign policy. Keywords: Turkey, Crimea, Ukraine, Black Sea, Eurasia. Bu çalışma Marmara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu (BAPKO) tarafından desteklenmiştir, (Proje No: SOS-D , Yıl: 2008). Marmara Üniversitesi Đletişim Fakültesi Öğretim Üyesi,

113 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi 1. KIRIM IN ÖNEMĐ Kırım, güneyinden ve batısından Karadeniz, doğusundan ise Azak Denizi ile sarılmış bir yarımadadır. Tarihte olduğu gibi günümüzde de stratejik önemini korumaktadır. Kırım Özerk Cumhuriyeti nin başkenti Simferopol (Akmescit) ile yılları arasında hüküm süren, bu süreçte 48 Kırım Hanı tarafından yönetilen Kırım Hanlığı nın başkenti olan Bahçesaray bölgenin önemli şehirleridir. Büyük düşünür Đsmail Gaspıralı nın da memleketi olan Bahçesaray, Osmanlı Devleti nin Kırım eyaletinin de başkentidir tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devleti nin bölgeden çekilmesi sonucunda çok zor günler yaşamış olan Kırım Tatarları, 1783 yılında Rus işgaline uğramışlardır. Đlerleyen süreçte Kırım ın bağlı olduğu Ukrayna da hızla artan Rus nüfusu ve nüfuzundan çok fazla etkilenmişlerdir. Kırım Türkleri, 1917 Bolşevik Đhtilali nden sonra bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ancak hem Ukraynalıların hem de Rusların ağır baskılarına uğramış ve sonuçta bağımsızlıklarını yitirmişlerdir. Bu dönemi izleyen 20 yıl ( ) Kırım Türkleri için tam bir baskı ve asimilasyon devri olmuştur 1. Çünkü tarihi ve kültürü iç içe geçen Rus ve Ukrayna halkları açısından Kırım oldukça önemlidir. Ayrıca Kırım, Ukrayna da Rusların en yoğun bulunduğu özerk bölgedir. Bölgede Rusların oranı yüzde 70 e ulaşmaktadır. Kırım genelinde ve başkent Akmescit te Kırım Tatarlarının oranı ise yüzde 15 i bulmaktadır. Dünyada sayıları yaklaşık 5 milyon olan Tatarlar açısından büyük değeri olan Kırım, Karadeniz ticaretinin doruğa çıktığı 16. yüzyılda en görkemli günlerini yaşamış, hem Karadeniz in iki yakasını, hem de Asya ve Avrupa yı birbirine bağlayan ticaretin önemli merkezlerinden biri olmuştur. 2. TÜRK DIŞ POLĐTĐKASINDA KIRIM Kırım ın Ruslar tarafından işgaliyle birlikte, aralıklarla sayısı yüz binleri geçen Kırım Türkü karadan ve denizden Osmanlı Devleti ne göçmüştür. Bu göçler esnasında yüz binlercesi de ağır iklim koşullarına, acımasız hava şartlarına, açlığa, salgın hastalıklara, Karadeniz in azgın dalgalarına yenilmiştir. Osmanlı Devleti, çok güç koşullarda olmasına karşın, kendisine sığınan Kırım Tatarlarına yardımcı olmuş, kucak açmıştır. Bu tutum, Ulusal Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra da sürmüştür. Milli Mücadele sürerken Atatürk, Kırım da açlık çeken 100 binden fazla Türk e yardım yollamış, gemilerle buğday göndermiş, Anadolu halkı Kırım daki açlar, yoksullar için yardım ve bağış kampanyaları düzenlemiştir. Yine bu dönemde Atatürk e en yakın 1 Mehmet Saray, Atatürk ve Türk Dünyası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

114 Barış Doster isimlerden oluşan bir Kırım daki Açlara Yardım Komitesi kurulmuştur 2. Kimi tarihçiler, Osmanlı Devleti ne bağlı bir eyaletken, Rusya tarafından işgal edilen Kırım ın 1774 tarihli Küçük Kaynarca Anlaşması na göre 3, Osmanlı Devleti nin varisi sıfatıyla Türkiye ye iadesinin mümkün olduğunu öne sürmüşlerdir. Ancak Türkiye asla böyle bir istekte bulunmamıştır. Kırım, Đkinci Dünya Savaşı ndan önce ve savaş sırasında hem Almanlar hem de Ruslar tarafından üzerinde önemle durulmuş bir bölgedir yılı Ekim ayında Alman orduları, Kırım ın kuzeyindeki Orkapı dan (Perekop) girmişler, Akyar (Sivastopol) hariç Kırım a egemen olmuşlardır. Kırım ı Almanlara bırakan Sovyet yönetimiyse Kırım da büyük bir katliama girişmiştir. Almanya, Türkiye yi kendi yanına çekebilmek amacıyla Sovyet topraklarında Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde Türkiye ye nüfuz alanları vermeyi önermiş, bu bağlamda Kırım da pazarlık konusu olmuştur 4. Ancak gerçekte Almanların böyle bir niyeti yoktur, SSCB topraklarındaki Türklere özerklik vermeleri söz konusu değildir. Tek yaptıkları, özerklik yönündeki beklentileri istismar etmektir 5. Başında Alfred Rosenberg in bulunduğu Doğu Bakanlığı açısından Kırım için bağımsızlık ilanı ve Kafkaslar için özerk yönetim önlemleri kesinlikle söz konusu değildir 6. Almanların gerçek niyeti Kırım ın sömürgeleştirilmesi ve aynı zamanda Almanlaştırılmasıdır. Nitekim yılları arasında Alman işgali altında çok güç günler geçirmişlerdir. Savaşın sonlarına doğru ise 1944 de SSCB lideri Stalin, Kırım Tatarlarını Orta Asya ya sürmüştür. Sürgüne kadar, Rusya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ne bağlı özerk bir bölge olan Kırım, sürgün sonrasında Moskova'ya bağlanmış, 1954 de ise SSCB lideri Kruşçev Rus-Ukrayna ittifakının 300. yıldönümü şerefine, Kırım ı Rusya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti nden alıp Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ne vermiştir yılında SSCB nin dağılmasından sonra bağımsız bir cumhuriyet olan Ukrayna ya bağlı özerk bir cumhuriyet olan Kırım Ruslar tarafından geri istenmişse de Ukrayna bu talebi reddetmiştir. Sonuçta 1997 yılında imzalanan antlaşmayla iki ülke Kırım ın Ukrayna ya bağlı özerk bölge olması 2 Ercan Karakoç, Atatürk ün Dış Türkler Politikası IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Đstanbul, 2002, s Küçük Kaynarca Anlaşması için bkz: Nihat Erim, Devletlerarası Hukuk ve Siyasi Tarih Metinleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: Uğur Mumcu, 40 ların Cadı Kazanı, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Yayınları, Ankara, Günay Göksu Özdoğan, Turan dan Bozkurt a, Đletişim Yayınları, Đstanbul, 2002, s Zehra Önder, II. Dünya Savaşı nda Türk Dış Politikası, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2010, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

115 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi konusunda uzlaşmıştır. Kırım halkının büyük çoğunluğunun Rus olmasının yanında bölgenin Rusya ile iktisadi ve kültürel ilişkilerinin yoğunluğu, halkın büyük bölümünün kendisini Ukrayna dan ziyade Rusya ya yakın hissetmesine neden olmaktadır. Bu his o kadar yüksektir ki, Ukrayna nın NATO ya üyeliğinin gündeme geldiği dönemde Kırım daki siyasi örgütler Ukrayna NATO ya girerse, biz de Ukrayna dan ayrılırız diye beyanda bulunmuşlardır 7. Kırım Tatarları, Türkiye nin ilgisinden hoşnutturlar. Türkiye nin tarihi mekânların onarımına ve bakımına destek olması, okul yaptırması, ibadet yerlerinin tadilatına katkı vermesi, akademik faaliyetlerde bulunması halk arasında olumlu karşılanmaktadır. Sayıları 15 i bulan Tatar okullarına TĐKA başta olmak üzere Türkiye özel önem vermektedir. Ancak Kırım da da en temel sorun işsizliktir ve Türkiye nin daha çok ilgi ve destek görmesi için, bölgeye ekonomik yatırımlar da yapması gerekir. Türkiye ile Kırım arasında ticaretin gelişmesi, Türkiye nin istihdam yaratan projelere destek vermesi, inşaat, turizm, deniz taşımacılığı gibi alanlarda öncülük etmesi olumlu adımlar olabilir. Çünkü unutmamak gerekir ki Türkiye nin hem Ukrayna hem de Rusya ile ilişkileri gelişmektedir ve Türkiye nin attığı adımlar kadar bu adımların söz konusu iki ülke tarafından nasıl algılandığını da hesaba katması şarttır. Zaman zaman Kırım ın Rusya ya bağlanması, Ukrayna ya bağlı bir il olması, bağımsızlığını kazanması ya da Türkiye ye bağlanması yönünde görüşlerin ortaya atıldığı dikkate alınırsa, Türkiye nin bu konuda göstermesi gereken duyarlılık ve kullanması gereken siyasal, diplomatik dilin önemi anlaşılır. Kaldı ki bölgede Rusya- Ukrayna dengesinin yanında ABD nin stratejik hesapları ve Karadeniz e yönelik ilgisi de söz konusudur. Türkiye, Karadeniz Ekonomik Đşbirliği Teşkilatı ile Türk Devlet ve Toplulukları Zirveleri ni daha işlevsel kılarak bölgeye açılım yapmalıdır. 2.5 milyon nüfuslu Kırım da sayıları 300 bin olan Kırım Tatarları, Türkiye ile ilişkilerini geliştirirken, ekonomiye dikkat çekmektedirler. Türkiye, Rusya ve Ukrayna nın büyük önem verdiği Karadeniz ticaretinin gelişmesinin Kırım a büyük katkı yapacağını vurgulamaktadırlar. Çünkü böyle bir ticaret, aynen 16. yüzyılda olduğu gibi hem Karadeniz in iki yakasını, hem de Asya ve Avrupa yı ticaret yoluyla birbirine bağlayacak, Kırım da bu gelişmeden ve zenginleşmeden yararlanacaktır. Bu sayede Türkiye kuzeye açılırken, Ukrayna da güneye açılacaktır. Bu yüzden Kırım Tatarları hem Ukrayna- Türkiye ilişkilerinin gelişmesini, hem de Ukrayna nın Avrupa Birliği üyesi olmasını istemektedirler. 7 Deniz Berktay, Ukrayna da Yeni Dönem, Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

116 Barış Doster 3. KARADENĐZ DEKĐ GÜÇ DENGESĐ ve UKRAYNA NIN KONUMU Karadeniz deki iki büyük güç Rusya ve Türkiye dir. ABD nin de Karadeniz de etkili olmak istediği, Romanya ve Bulgaristan ın NATO üyeliğinden sonra, Gürcistan ve Ukrayna nın da NATO üyeliğini desteklediği bilinmektedir yılında yaşanan Gürcü- Rus savaşından sonra ABD nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümlerini zorlama pahasına Gürcistan a insani yardım yollamaya çalışması da, Karadeniz de etkili olma çabaları şeklinde yorumlanmıştır. 603 bin kilometrekarelik yüzölçümüne ve 48 milyonluk bir nüfusa sahip olan Ukrayna ise bölge siyasetinde çok fazla varlık gösterememektedir. Çünkü bir yandan ABD nin bölge üzerindeki hesaplarını dikkate almakta, diğer yandan da siyasi, iktisadi, tarihsel ve kültürel olarak çok yoğun ilişkilere sahip olduğu Rusya nın politikalarını gözetmektedir. Rusya, Ukrayna nın politikaları üzerinde her zaman etkisi olan bir güçtür. SSCB döneminde Ukrayna, Sovyet cumhuriyetleri arasında sanayisi en güçlü olan ülkelerden biri olmasına karşın, hem doğalgaz temininde Rusya ya bağımlıdır, hem de bağımsızlığına kavuştuğu 1991 den günümüze dek bir türlü siyasi ve iktisadi istikrara kavuşamamıştır yılında SSCB ye katılan, ancak batı bölgeleri 1939 yılına, yani 2. Dünya Savaşı nın başlangıcına dek Polonya idaresinde kalan ülke, idari açıdan 24 bölge, bir özerk bölge (Kırım), iki de bölge statüsünde kentten (Kiev ve Sivastopol) oluşmuştur. Kuzeyinde Beyaz Rusya, doğu ve kuzeydoğusunda Rusya, kuzeybatısında Polonya, batısında Slovakya, güneybatısında ise Macaristan, Romanya ve Moldova ile komşu olan Ukrayna, Dinyester Nehri boyunca da adeta ikiye bölünmüştür. Nehrin iki yakası etnik, dilsel, siyasal açıdan birbirinden ayrışmıştır. Ülkenin batısındaki yoğun Katolik nüfus batı yanlısıyken, doğusundaki Ortodoks ağırlıklı halk Rusya yanlısıdır. Ülkenin en temel sorunlarından biri olan bu doğu- batı bölünmüşlüğü, istikrarlı bir yapının tesis edilmesini zorlaştırmaktadır. Kırım Özerk Bölgesi ndeki Rus deniz gücünün varlığı da Ukrayna siyasetindeki önemli bir konudur. Konu sadece Ukrayna ile Rusya yı değil, aynı zamanda Türkiye yi de yakından ilgilendirmektedir. Ukrayna ile Rusya, Kırım da konuşlanan ve görev süresi 2017 yılında dolacak olan filoya ilişkin yeni bir anlaşma imzalamıştır. Buna göre, Rusya Ukrayna ya verdiği doğalgazın fiyatında yüzde 30 oranında indirim yaparken, yani 10 yıl için Ukrayna ya 40 milyar dolarlık bir indirim sağlarken, Ukrayna da Kırım daki filonun süresini 2017 den 2042 yılına uzatmıştır. Đki ülke arasında varılan bu anlaşma, sadece Kiev ve Moskova açısından değil, bölgesel hatta küresel güç dengeleri açısından da önemlidir. Zira ABD nin hesaplarını altüst etmiş, Rusya nın elini 108 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

117 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi güçlendirmiştir. Batılı güçlere daha yakın duran Ukrayna daki muhalif partiler, Kırım daki Rus deniz filosunun varlığının, Rusya ya Ukrayna nın içişlerine karışma hakkı ve olanağı verdiğini savunarak, süre uzatımına karşı çıkmışlardır. Ukrayna nın ABD nin tüm çabalarına karşın ne NATO ya ne de AB ye üye olmaması, AB nin Ukrayna yı komşuluk politikası çerçevesinde ele alması, Rusya nın bu alandaki nüfuzunun iki örgütü de etkilemesi, ülkenin iç siyasetinde de saflaşmaya neden olmuştur. AB nin Ukrayna yı üye yapmaktan çekinmesi, ülkenin Avrupalı kimliğine çok fazla sahip çıkan nehrin batı yakasında büyük tepkiye neden olmuştur. Küresel ekonomik krizden de oldukça etkilenen Ukrayna nın dış siyasetinde Rusya dan bağımsız davranması iyice zorlaşmıştır. Ukrayna halkının bir bölümünde dikkat çeken Rusya ya yönelik tepkinin tarihsel nedenleri vardır. Polonya ile Rusya arasında adeta bir tampon ülke konumunda olan Ukrayna, tarihinde Rus ve Alman işgallerini yaşamıştır. Polonya, AB ve ABD, Rusya yanlısı bir Ukrayna ile komşu olmak istemezler. Dahası, AB ve Polonya için Rus doğalgazının ana geçiş güzergâhı olan Ukrayna, enerji güvenliği açısından da önemlidir. Ayrıca Ukrayna nın batı bölgeleriyle Polonya arasında dinsel, dilsel, kültürel bağlar çok güçlüdür. Ukrayna, 2004 yılında yaşanan Lale Devrimi, Renkli Devrim, Turuncu Devrim 8 gibi isimler verilen iktidar değişikliği sonrasında Viktor Yuşçenko nun devlet başkanı olmasıyla batıya kaymış, Ocak 2010 da yapılan devlet başkanlığı seçimini Rusya nın desteklediği aday olan Viktor Yanukoviç in kazanması sonrasında ise Rusya ya yönelmiştir. Bir anlamda Yanukoviç, önceki seçimlerde yenildiği Yuşçenko dan rövanşı almıştır. Ukrayna Avrupa ile Asya yı birleştiren coğrafi konumuyla, nüfusuyla, yetişmiş insan gücüyle çok önemli bir ülke olduğundan, sadece dış siyasetinde değil, iç siyasetinde de Rusya ile Batılı merkezlerin sürekli nüfuz mücadelesi yaşanmaktadır. Özellikle 2000 yılından buyana ABD ile Rusya nın Ukrayna ve bölgedeki rekabeti hayli sertleşmiştir. Ukrayna da 2004 yılında yapılan seçimlerin hileli olduğu gerekçesiyle iptal edilmesi sürecinde ABD başta olmak üzere Batı yanlısı güçlerin ağırlığı artmış, yenilenen seçimleri Yuşçenko kazanmıştır. O süreçte dünyaca ünlü borsa spekülatörü George Soros un da Batı yanlısı güçleri desteklediği ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde Gürcistan ve 8 Mark Mac Kinnon, Yeni Soğuk Savaş, Destek Yayınları, Ankara, 2008, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

118 Barış Doster Kırgızistan da da turuncu devrimlerin gerçekleşmesi, bölgeye yönelik daha büyük bir projenin yürütülmekte olduğunu ortaya koymuştur 9. Öte yandan Rusya ile Gürcistan arasında 2008 yılında yaşanan savaş ve 2010 yılında Kırgızistan da turuncu devrimle iktidara gelen yönetimin yerini Rusya yanlısı bir iktidara bırakması, renkli devrimlerin ömrünün uzun olmadığını kanıtlamıştır. Rusya ya yakın duran Yanukoviç in iktidara gelmesinin öncesinde bölgede başka değişimler de yaşanmıştır yılında Gürcistan da Batı tarafından desteklenen Şaakaşvili nin, SSCB döneminden kalma ve Rusya yanlısı politikalarıyla bilinen Şevardnadze nin tasfiyesiyle, yani kısaca Gül Devrimi olarak bilinen süreç sonrasında iktidara gelmesi sonrasında geri adım atan Rusya, karşı hamlesini yapmakta gecikmemiştir. Keza Kırgızistan da 2005 yılında iktidarın Lale Devrimi denen süreçte el değiştirmesinden kısa süre sonra Batı destekli yeni iktidar Rusya ya rağmen ayakta kalmasının mümkün olmadığını görmüş ve Rusya ile ilişkilerini de sıcak tutmuştur. Ukrayna da 2010 yılı Ocak ayında yapılan seçimleri turuncu devrimle iktidara gelen kadroların kaybetmesi ve Rusya ya yakın duran Yanukoviç in devlet başkanı olması Türkiye de de yakından izlenmiştir. Yanukoviç, çok yönlü bir dış politika izleyeceğini, Rusya, ABD ve AB ile ilişkileri daha da geliştireceğini söylemiştir. Batı ile Rusya arasında tampon niteliğindeki ülkesinin diplomatik tercihlerinin, bölge dengelerini, Rusya, AB ve ABD nin dış politika tercihlerini etkilediğini bilen Yanukoviç, kesin ve keskin söylemlerden uzak durmuştur. AB nin Ukrayna yı yakın komşuluk politikası kapsamında değerlendirdiği, Rusya nın ise kendi nüfuz alanı içinde saydığı, jeopolitik, tarihsel, kültürel ve ekonomik nedenlerden ötürü Batıdan ziyade kendisine yakın gördüğü bilinmektedir. Kaldı ki Ukrayna, Rusya nın önce Karadeniz e, oradan da sıcak denizlere inmesi açısından yaşamsal konumdadır. Rusya nın ürettiği enerjinin Avrupa ya ulaştırılması ve pazarlanması açısından da Ukrayna çok önemlidir. Kısacası Ukrayna, Rusya nın Karadeniz e ve Avrupa ya çıkış kapısı olmasının yanında, deniz filosunun Kırım da olması nedeniyle, savunma ve güvenlik açsından da stratejiktir. Zira bu filo Rusya nın Karadeniz deki varlığının omurgası olan bir donanmadır. Genelde Ukrayna, özelde ise Kırım daki Rus nüfusu da Kiev yönetiminin Rusya politikalarında elini zayıflatmaktadır. ABD ise Ukrayna üzerindeki Rus nüfuzunun artmaması için yoğun çaba göstermektedir. Ukrayna nın yaşadığı ekonomik sorunları aşması için 9 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Đstanbul, 2005, Banu Avar, Sınırlar Arasında, Doğan Kitap, Đstanbul, 2006 ve Banu Avar, Avrasyalı Olmak, Truva Yayınları, Đstanbul, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

119 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi yardım etmektedir. Nitekim Ukrayna, ABD den en çok ekonomik yardım alan ülkeler sıralamasında Đsrail ve Mısır ın ardından üçüncü sıradadır. 10 ABD, Rusya ile Ukrayna arasındaki yakın ilişkinin ve Moskova nın bu ülkenin sadece dış değil iç siyaseti üzerindeki etkisinin, Ukrayna da ulusal bilincin yükselmesine katkıda bulunduğunu görmektedir. Ancak ülkenin ağır sanayi tesisleri çoğunlukla doğu ve güney bölgelerindedir. Doğudaki Ortodoks halkın Rusya yanlısı politikaları benimsemesi, orta ve batı bölgelerindeki Katolik halkın ise Batıya yakın politikaları savunması, Ukrayna nın istikrarını zorlaştırmakta, bu da ABD ve Rusya nın ülke siyasetine müdahalesini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca Kırım Tatarları da Rus çoğunlukla ciddi sorunlar yaşadıklarından, Ukrayna yönetimi onlara bir denge unsuru olarak bakmaktadır. Kırım Tatarlarının çok büyük bölümünün turuncu devrimi desteklemeleri, tercihlerini Viktor Yuşçenko dan yana kullanmaları da bu durumu kanıtlamaktadır. Nitekim Yuşçenko nun Kırım Tatarlarına verdiği sözleri tutmaması, Tatarların tepkisine neden olmuştur. Ukrayna nın en batısında bulunan Galiçya bölgesindeki Ukrayna milliyetçiliği ve Rusya karşıtlığı ise iç politikadaki bir diğer sorundur. Nitekim ülkenin NATO üyeliğine en yoğun destek de bu bölgeden gelmektedir. Ülkenin orta bölgelerindeki genel yaklaşım, Rusya dan bağımsız olalım, fakat NATO ya girip Rusya yı gereksiz yere kendimize düşman etmeyelim şeklinde özetlenebilir. 11 Ukrayna nın batı bölgelerinin, ağır sanayinin toplandığı ve büyük zenginlerin çıktığı doğuya nazaran göreceli olarak azgelişmiş olması da, Ukrayna daki bir diğer istikrarsızlık nedenidir. Bu bölgeler, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Viktor Yanukoviç in oylarının daha az olduğu bölgelerdir ve Yanukoviç in, Batıyı karşısına almamakla birlikte dengeli bir dış siyaseti, çok yönlü ilişkileri öncelemesi ve NATO üyeliğine karşı çıkması yine en çok bu bölgelerde eleştirilmektedir. Ancak Yanukoviç in ilk yurtdışı gezisini Brüksel e yaptığını, orada çok boyutlu bir dış politikadan bahsettiğini, bu tavrının AB nin ağır topları olan Berlin, Paris ve Brüksel in gönlünü kazandığını da unutmamak gerekir. 12 Kaldı ki Yanukoviç, kendisinden önceki devlet başkanı Yuşçenko nun doğalgaz konusunda Rusya ile girdiği bilek güreşini kaybettiğini de bildiğinden, dış politikasında enerji kartını son derece başarılı biçimde kullanan Rusya ile gerginliğe de karşı olmakta haklıdır. 10 Sinan Oğan, Ukrayna da Devlet Başkanlığı Seçimleri: Turuncu Devrimin Sonu, Deniz Berktay, a.g.e. 12 Jan Pieklo, Ukraine: Blue Challenges, Turkish Policy Quarterly, Winter 2009/10, Vol: 8, No: 4, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

120 Barış Doster Bu nedenle Rusya nın doğalgazda yaptığı indirime karşılık, Kırım daki donanma üssünün de süresini uzatmıştır. Rusya Avrupa ya doğalgaz nakli açısından da Güney Akım projesi kapsamında Ukrayna yı önemsemektedir. Çünkü Güney Akım ın önündeki engellerin aşılması, Nabucco projesinin başarı şansını azaltmaktadır. Rusya nın, Ukrayna dan gelecek olumsuz bir yanıt ihtimaline karşı, Abhazya sahillerinde Kırım daki üsse alternatif olabilecek bir üs kurmayı bile düşündüğü dikkate alınacak olursa, Karadeniz deki askeri varlığına ne kadar büyük önem verdiği görülür. Bu nedenle Karadeniz deki Rus filosunu söküp atmak olanaksızdır ve NATO nun Rusya ya rağmen bu bölgede genişlemesi, etkinlik kurması kolay değildir. ABD ve AB nin Ukrayna da zemin kaybetmesi, AB ve NATO üyesi olmayı temel hedef olarak gören ve 2008 yılında Rusya ile savaşan Gürcistan ı da sıkıntıya sokmuştur. Rusya nın bir yandan Slav kardeşliğini, bir yandan da enerji kartını kullanarak Ukrayna üzerindeki nüfuzunu artırması, Gürcistan ı da kendisiyle birlikte NATO üyeliğini önceleyen önemli bir müttefikten yoksun bırakmıştır. Ukrayna politikasındaki yönelim Türkiye açısından ise olumludur. Ukrayna nın Rusya ile yakınlaşması, Karadeniz in istikrarı ve sahildar olmayan ülkelere kapalılığını savunan Türk dış politikasının elini rahatlatmıştır. Ayrıca bu gelişme, Gürcistan ı Türkiye ye daha çok itmiştir. Çünkü Gürcistan açısından Türkiye, bölgede en çok güvenebileceği ülke olarak öne çıkmaktadır. 4. KARADENĐZ DEKĐ GELĐŞMELER ve TÜRK DIŞ POLĐTĐKASI Karadeniz Havzası Doğu- Batı ekseninde jeopolitik eksenlerin kesişme alanıdır. Enerji jeopolitiğinin hem kaynak hem de erişim odağıdır. Çok taraflı mücadelenin sahnesidir. Soğuk Savaş döneminin iki süper gücünün yeniden eskiyi hatırlatırcasına doğrudan karşı karşıya geldikleri potansiyel çatışma alanıdır. ABD açısından Avrasya egemenliği hedefinin jeopolitik doğum noktalarından biridir. Bu anlamda Karadeniz Avrasya mücadelesinin en önemli sinir uçları arasındadır. Karadeniz jeopolitiğine odaklanan mücadele kabaca üç unsura dayanmaktadır. Üsler, boru hatları ve boğazlar olarak tanımlanabilecek bu üç unsur, küresel ve bölgesel jeopolitiğin mücadele zeminidir. Sadece ABD ve Rusya açısından değil, aynı zamanda AB, Türkiye, Ukrayna ve Gürcistan için de Karadeniz jeopolitik çıkarların çatışma alanıdır. 13 Karadeniz de yaşananlar, bölgenin Soğuk Savaş döneminin verileriyle, yapısıyla, düşünce sistemiyle ve alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını kanıtlamıştır. Artık farklı bir jeopolitik denklem, farklı stratejik tercihler 13 Yaşar Hacısalihoğlu, Karadeniz Jeopolitiğinden Türkiye ye Yansıyanlar, Jeopolitik, Haziran 2006, Yıl: 5, Sayı: 29, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

121 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi söz konusudur. Ülkelerin konumu, rolü, ittifak anlayışı, tehdit algısı değişmiştir. Yeni sorunlar, yeni mücadele alanları ve biçimleri öne çıkmıştır. ABD, bölgede egemenlik kurmak için sıklıkla yumuşak gücünü devreye sokarken, Rusya kendi etki alanını kaybetmemek için gerektiğinde savaşı göze alacağını Gürcistan da göstermiştir. Karadeniz in enerji nakil yolu olarak öne çıkması ve Karadeniz havzasının enerji coğrafyalarına yakınlığı çok önemli bir rekabet konusudur. Türkiye, Karadeniz e kıyısı olan önemli bir bölge gücü ve Avrasya ülkesi olmasına karşın, Karadeniz deki politikaların şekillenmesinde yeteri kadar etkin değildir yılında Türkiye nin girişiminde ve öncülüğünde Đstanbul da toplanan zirveyle kurulan ve 1999 da ise Karadeniz Ekonomik Đşbirliği Şartı ile uluslararası örgüt niteliği kazanan Karadeniz Ekonomik Đşbirliği Teşkilatı nı başarılı şekilde kullanamamıştır. Oysa 12 üyesi olan örgüt, Avrasya jeopolitiğinin büyük bölümüne seslenmekte, 330 milyon insanın yaşadığı, 20 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya hitap etmektedir. Bu girişimin hem Karadeniz e kıyıdaş olan ülkelerin aralarındaki iletişim ve işbirliğini güçlendirmesi, hem daha geniş anlamda bölgenin sorunlarının çözümünde etkili olması beklenirken, ne yazık ki geçen süre zarfında umulan olmamıştır. Oysa Karadeniz in konumu, genel olarak Avrasya coğrafyasındaki güç mücadelesi ve Türkiye nin öncelikleri, bu konuda daha atak bir politika izlenmesini zorunlu kılmaktadır yılında Gürcistan ile Rusya arasında yaşanan savaş sonrasında ortaya çıkan gelişmeler, NATO ve AB üyesi olan Romanya ile Bulgaristan ın Montrö Boğazlar Sözleşmesi konusunda net bir tutum takınamadıklarını ortaya koymuştur. Her iki ülkenin de Montrö konusunda Türkiye kadar duyarlı ve kıskanç olmaları beklenmese de, bölgedeki dengeler açısından, Rusya nın ağırlığını gözetmelerini ve Türkiye ile işbirliği içinde olmalarını sağlamak, öncelikle Türk diplomasisinin yararınadır. Zira Karadeniz de bir yanda Rusya- Ukrayna ekseni, diğer yanda Bulgaristan- Romanya ekseninin oluşması durumunda, Türkiye nin tavrı belirleyici olacaktır. Bu konuda Türkiye denge politikası izlese de, NATO üyesi olmasına karşın, Montrö hükümleri söz konusu olduğunda Rusya ile işbirliğine büyük gereksinim duymaktadır. Türk dış politikasında son dönemlerde ortaya çıkan komşularla sıfır sorun hedefi, her ne kadar iyi niyetli bir söylem olsa da, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir politikadır ve bu söylemin Karadeniz de bir karşılığının olmadığı görülmüştür. Çünkü bölge sorunlu bir bölgedir, 2008 yılında Rusya ile Gürcistan arasında bir savaşın yaşandığı bölgedir ve ABD nin varlık göstermek istediği bir bölgedir. Bu yüzden 113 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

122 Barış Doster komşularla sıfır sorun hedefinin gerçek hayatta karşılığı yoktur. Türkiye gibi tek merkeze bağlı/ bağımlı olmak istemeyen, çok yönlü, çok odaklı, çok boyutlu bir dış politika izlemeyen çalışan bir ülkenin, enerji temininde doğalgaza, doğalgaz tedarikinde ise yaklaşık üçte iki oranında Rusya ya bağımlı olması, dış politikadaki manevra sahasını sınırlandırmaktadır. Türkiye, tüm iddialı dış politika söylemine karşın, dış politikada ABD odaklı düşündüğü, ulusal çıkarlarının ABD nin çıkarlarıyla mutlak ölçüde örtüştüğüne inandığı ve ABD nin asla güç yitirmeyeceği, zemin kaybetmeyeceğini varsaydığı için, bölgesel politikalarda, bu bağlamda Karadeniz siyasetinde de hedeflerine varamamaktadır. Örneğin, Türkiye nin Gürcü- Rus savaşından sonra gündeme getirdiği arabuluculuk önerisi, hemen sonrasında dillendirdiği bölgesel işbirliği örgütü projesinin, hiç ciddiye alınmamış olması bunun kanıtıdır. Keza Đsrail ile Suriye arasındaki arabuluculuk çabasından da bir sonuç alınamamıştır. Türkiye nin dış politikasındaki en önemli zaaflardan biri de yumuşak gücünün bir türlü istenilen düzeye çıkamamasıdır. Türk ekonomisinin dünyanın 20 büyük ekonomisinden biri olması, Türk özel sermayesinin yatırımlarla dünyanın hemen her yerine uzanmış olması ne kadar gerçek ve dış politikayı destekleyici ise Türkiye nin enerjide, sermayede ve yatırımda dışa bağımlılığı da o kadar gerçektir. Bu durum, dünyada küreselleşmenin hızının kesildiği, ekonomik krizin küreselleşmenin lokomotifi olan merkezleri bile derinden sarstığı, bölgeselleşme çabalarının güç kazandığı bir dönemde Türkiye nin elini zayıflatmaktadır. Bölgesinde iddialı, sözü dinlenen, yönlendirici bir durumda olmak isteyen Türkiye nin niyetlerini, iktisadi kırılganlığı siyasal yapının bölünmüşlüğünden doğan sıkıntısı gölgelemektedir. Atatürk ün 1924 yılında söylediği Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetler gibi harita üzerinde mütalaa ederim sözü, nasıl coğrafyanın dış siyaset üzerindeki belirleyiciliğine işaret ediyorsa, ekonominin dış siyaset üzerindeki belirleyiciliğini de asla unutmamak gerekir. Yine büyük önder Atatürk ün, 2 Ocak 1922 tarihinde Ankara da TBMM ile Ukrayna arasında imzalanan Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması nı yorumlarken Đki ülkenin coğrafi konumuna bakarsak, arada Karadeniz i görürüz. Bir anlığına Karadeniz i yok sayarsak Türkiye ve Ukrayna için sınır komşusu diyebiliriz. Dostluk, her iki ülke açısından büyük önem taşımaktadır 14 sözü önemli bir ilişkiye dikkat çekmektedir. ABD, Ortadoğu ve Avrasya daki siyasi denetimin yanında Rus doğalgazının nakil yolları üzerinde de söz sahibi olmaya çalıştığından 14 Kemal Olçar, Karadeniz Politikaları ve Türkiye-Ukrayna Stratejik Đlişkileri, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Đstanbul, 2007, s Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

123 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi Karadeniz e büyük önem vermektedir. Çünkü sadece siyasi değil, iktisadi ve askeri açıdan da bölgede etkili olmak, Avrasya daki bölge merkezli ittifak arayışlarının önüne geçmeye mecburdur. Çin in Asya dan artan miktarda enerji alması ve Türkiye de bölge merkezli dış politika arayışlarının öne çıkması da ABD tarafından yakından izlenen gelişmelerdir. Bulgaristan ve Romanya üzerinden Batı Karadeniz de sağladığı denetim ABD için yeterli değildir. Kafkasya ve Hazar Havzası nın denetimini sağlamak için Karadeniz in tamamında etkili olmak zorundadır. Şunu da unutmamak gerekir ki ABD nin Karadeniz deki etkinliğinin artması AB üzerindeki nüfuzunu da artıracaktır. ABD bu yolla özellikle Almanya nın Balkanlar, Doğu Avrupa ve Kafkasya ya yönelik ilgisinin de önüne geçmeyi hesaplamaktadır. ABD nin Đran ı daha güçlü şekilde sıkıştırması, Irak ın kuzeyindeki varlığının sürmesi, Ermenistan üzerindeki etkisinin devamı ve Gürcistan daki gücünün sürekliliği için de Karadeniz de güçlü biçimde bayrak göstermeye ihtiyacı vardır. Her zaman bir B planı olan, diğer ülkeler üzerinde ekolojik hakimiyet kurabilen ve gelişmelere göre esnek davranabilen bir küresel güç olan ABD nin, yönlendirici olamadığı, proaktif olmadığı gelişmelerde bile, olaya anında müdahale edebilen, çabuk tepki verebilen bir güç olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Bu kapsamda ABD nin Rusya ile ilişkileri önemli bir örnektir. Son tahlilde Rusya yı kendisi için tehdit olarak gören ABD, politikalarını buna göre geliştirmektedir. ABD Baltık bölgesinde Rusya nın denize açılmasını denetlemek, Doğu Avrupa ülkelerini demokratikleştirerek ve NATO içine çekerek Rusya yı çevrelemek, Romanya ve Bulgaristan da kuracağı üsler ile Karadeniz i kontrol ederek ve NATO üzerinden Karadeniz e girerek Güney Kafkasya ya yerleşerek çevreleme hattını genişletmek istemektedir. 15 SONUÇ Türkiye, Karadeniz jeopolitiğinde, sadece Karadeniz e sahildar olması sebebiyle değil, aynı zamanda Boğazlara egemen olması nedeniyle de çok özel ve önemli bir konuma sahiptir. NATO üyesi olan Türkiye nin Karadeniz e ilişkin çıkarları ABD ile çelişmekte, Rusya ile örtüşmektedir. Nitekim ABD nin 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi nin tadil edilmesi, yenilenmesi, güncellenmesi yönündeki baskılarına karşı Rusya ısrarla Montrö den yana tavır almaktadır. Rusya, ABD nin Karadeniz de etkili olması halinde Avrasya daki büyük oyunda Washington un çok önemli bir hamle üstünlüğüne sahip olacağını ve 15 Nejat Eslen, Yeni Soğuk Savaş Dönemi Mi?, Jeopolitik, Haziran 2006, Yıl: 5, Sayı: 29, s Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

124 Barış Doster kısaca BOP denen ve son zamanlarda pek dillendirilmeyen Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında elinin güçleneceğini bilmektedir. Fransa nın, Türk Boğazlarının uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesini dillendirmesini de aynı kapsamda değerlendirmek gerekir. Dahası, Montrö nün altında imzası bulunan yani sözleşmenin feshedilmesini gündeme getirebilecek bir ülke olan Romanya nın ABD tarafından çok güçlü biçimde desteklenmesi, NATO ve AB üyesi yapılması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Keza Bulgaristan ın da aynen Romanya gibi, ABD nin yakın ilgi alanı içinde olduğunu unutmamak gerekir. Tüm bu nedenlerden ötürü ABD nin ve NATO nun Karadeniz de etkili olmak istemesi, Türkiye açısından son derece sıkıntılı bir gelişmedir. Avrasya ya egemen olmak için Karadeniz de güçlü olmak şarttır. Karadeniz e kıyısı olan ülkelerden üçü yani Türkiye, Bulgaristan ve Romanya nın NATO üyesi, Bulgaristan ve Romanya nın aynı zamanda AB üyesi olması, ABD nin Karadeniz e yönelik ilgisini ve beklentilerini güçlendirmektedir. Ancak Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi nin, imzalandığı günden bu yana, Soğuk Savaş dönemi de dahil olmak üzere Karadeniz de barış ve istikrarın en önemli güvencesi olduğunu bir an bile aklından çıkarmamaktadır. Bu nedenle, kimden gelirse gelsin, Montrö nün tadil edilmesini savunan isteklere haklı olarak direnmektedir. Bu nedenle Rusya ile ittifakı sürdürmesi, fikir babası ve öncüsü olduğu Karadeniz Ekonomik Đşbirliği Teşkilatı nı işlevsel kılmak için çabalaması, bölge merkezli politikalara yönelmesi açısından da önemli bir kaldıraç olacaktır. KAYNAKÇA AVAR, Banu; Avrasyalı Olmak, Truva Yayınları, Đstanbul, AVAR, Banu; Sınırlar Arasında, Doğan Kitap, Đstanbul, BERKTAY, Deniz; Ukrayna da Yeni Dönem, ERĐM, Nihat; Devletlerarası Hukuk ve Siyasi Tarih Metinleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, ESLEN, Nejat; Yeni Soğuk Savaş Dönemi Mi?, Jeopolitik, Haziran 2006, Yıl: 5, Sayı: 29. HACISALĐHOĞLU, Yaşar; Karadeniz Jeopolitiğinden Türkiye ye Yansıyanlar, Jeopolitik, Haziran 2006, Yıl: 5, Sayı: 29. KARAKOÇ, Ercan; Atatürk ün Dış Türkler Politikası, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Đstanbul, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

125 Türk Dış Politikasında Kırım ve Karadeniz deki Nüfuz Mücadelesi MAC KĐNNON, Mark; Yeni Soğuk Savaş, Destek Yayınları, Ankara, MUMCU, Uğur; 40 ların Cadı Kazanı, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Yayınları, Ankara, OĞAN, Sinan; Ukrayna da Devlet Başkanlığı Seçimleri: Turuncu Devrimin Sonu, OLÇAR, Kemal; Karadeniz Politikaları ve Türkiye- Ukrayna Stratejik Đlişkileri, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Đstanbul, ÖNDER, Zehra; II. Dünya Savaşı nda Türk Dış Politikası, Bilgi Yayınevi, Ankara, ÖZDOĞAN, Günay Göksu; Turan dan Bozkurt a, Đletişim Yayınları, Đstanbul, PĐEKLO, Jan; Ukraine: Blue Challenges, Turkish Policy Quarterly, Winter 2009/10, Vol: 8, No: 4. SARAY, Mehmet; Atatürk ve Türk Dünyası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, YILDIRIM, Mustafa; Sivil Örümceğin Ağında, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Đstanbul, Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

126 Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 3(1), 2010, BEYKENT ÜNĐVERSĐTESĐ/ BEYKENT UNIVERSITY 1929 BUHRANI ve 2008 GLOBAL KRĐZLERĐNĐN STRATEJĐK YÖNETĐMĐ, BENZERLĐKLER VE FARKLAR Yrd.Doç.Dr.Yaşar Erdinç ÖZET Dünya ekonomisi 2008 yılında Amerika da başlayan şiddetli bir kriz yaşadı. Kriz sırasında ve sonrasında sadece ABD Merkez Bankası FED ve ABD yönetimi değil, aynı zamanda global çapta birçok Merkez Bankası ve hükümetleri krizi durdurmak ve dünya ekonomilerinin derin bir depresyona girmesini önlemek için radikal para ve maliye politikaları uyguladılar. Bu çabalar, politikacılar ve teknokratların geçmiş krizlerden ders aldıklarını gösterdi. Bu makalede 1929 Büyük Buhranı ve 2008 Global krizini, krizin ortaya çıkışı ve aynı zamanda krize karşı alınan önlemler bağlamında karşılaştırıyoruz. Ortaya çıkan gerçek şu ki, işin özünde krizi ortaya çıkarak sebepler değişmemiş, fakat krizin yönetilmesi ve stratejik yönetim mekanizmaları çok farklı bir hal almış. Tarih tekerrür etmesine rağmen, krize karşı alınan reaksiyonlar ve krizin stratejik yönetimi büyük farklılıklar gösteriyor. Anahtar Kelimeler: Global Kriz, ABD, 1929 Buhranı, Ekonomi. ABSTRACT The world economy has experienced a detrimental global crisis in 2008 which started in USA. During and after the crisis, not only the USA Central Bank Fed and USA Government, but also many central banks and governments have applied radical monetary and fiscal policies to end the crisis. However, FED s actions in response to the was crisis so strategic and important to prevent the world economy going into depression. These actions have shown that, the politicians and technocrats had learned from earlier crises. In this paper, we compare 1929 great depression in USA and 2008 Global Crisis from the aspect of both emergence and the crisis management. It is shown that, although the reasons behind these crises are similar, the strategic management and conduct of actions are totally different. It is also shown that, although the history repeats itself, the reactions and crisis strategic management differs on certain aspects. Key Words: Global Crisis, USA; 1929 Depression, Economy. GĐRĐŞ Ekonomilerin büyüme (boom) ve daralma (bust) dönemleri vardır. Bu dönemlere business cycle (ekonominin devinimi dönemleri) adı verilmektedir. Ekonomistleri en çok ilgilendiren ve bugüne kadar Beykent Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölüm Başkanı,

127 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar zamanlama konusunda kimsenin net bir cevap bulamadığı en önemli sorulardan biridir. Đşte 1929 yılında ABD nin geçirdiği büyük buhran ve 2008 Global krizi en şiddetli daralma dönemleri olmuştur. Bu makalede II bölümde, 1929 Büyük Buhranı ayrıntılı olarak anlatılmakta ve Wall Street te başlayan çöküşle ortaya çıkan durum ayrıntılı bir şekilde verilmektedir. Makalenin amacına uygun olarak, 1929 krizi sonrasında uygulanılan veya daha doğru bir deyimle, stratejik bir şekilde yönetilemeyen kriz sonrasında ABD de ekonominin nasıl yıllarca büyüyemediği verilmektedir. III. Bölümde 2008 Global Krizini tetikleyen unsurlar anlatılmış ve krizin ortaya çıkmasıyla birlikte krizden çıkışa ve dünya ekonomilerini depresyona girişten kurtarmak üzere alınan stratejik kararlar verilmiştir. Bu kararlar sonrasında hem ABD hem de Dünya ekonomilerinin alınan önlem ve stratejik kararlara nasıl reaksiyon verdiği gösterilmiştir. Son bölüm ise incelemenin sonuçlarını özetlemekte ve her iki kriz sonrasında uygulanan stratejik kararların nasıl sonuç doğurduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, gelecek yıllarda başka ne tür krizlerin hangi sebeplerden ortaya çıkabileceğine dikkat çekmektedir. 1. BÜYÜK BUHRAN ABD ekonomisinin 1929 yılında yaşadığı uzun süreli depresyonist döneme geçemden önce, Business cylce adı verilen süreci kısaca açıklamakta fayda vardır. Birçok yazar tarafından birçok defa tanımlanmıştır. Fakat özet olarak şöyle bir tanımlama uygun olacaktır; Ekonomik aktivitede periyodik, fakat düzensiz bir şekilde ortaya çıkan yukarı ve aşağı yönlü hareketlerdir ki; ekonomik aktivite reel gayri safi yurt içi hasıla ve diğer ekonomik verilerdeki (işsizlik, üretim enflasyon vs..) dalgalanmalardır. Daha basit bir anlatımla, business cycle ekonominin büyüme, gerileme, durgunluk ve genişleme dönemlerini ifade eder. Bu devinimleri tahmin etmek konusunda çok fazla çalışma yapılmış, ve oluşumuna ilişkin teoriler geliştirilmiştir. Bu bölümde, bu teorilere girip, kafanızı karıştırmak istemiyorum. Fakat yeri geldikçe, çeşitli krizlerin incelenmesi sırasında bu konulara değineceğiz. Amerikan ekonomisi için, ekonominin büyüme ve daralma dönemlerini belirleyen otoritenin adı Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosudur (National Bureu of Economic Research- NBER). Amerika da 1854 yılından bugüne kadar 31 adet daralma dönemi yaşanmış, ve NBER in 28 Kasım 2008 de yapmış olduğu son 119 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

128 Yaşar Erdinç açıklamaya göre Amerikan ekonomisi 2007 nin Aralık ayında 32.nci daralma dönemine girmiştir. Tablo 1: Amerika'nın Daralma ve Büyüme Dönemleri D A R A L M A G E NĐŞ L E M E D E VĐNĐM ( C Y C L E ) T e ped en d ibe D ipten te pe ye D i pten d iğe r T ep ed en d iğe r k ad ar g eç en ka da r ge çe n dib e k ad ar tep ey e k ad ar s üre s ür e g eç en s ür e ge çe n sü re T E P E DĐP ( A y ) ( A y) (A y ) ( A y ) Ö N C E SĐ D Ö N E M A r alık ( IV ) H az ir an (II) A r alık ( IV ) E k im 186 0( III) H az ir an (III) N isa n (I) A r alık ( I) H az ir an (II) A r alık ( IV ) E k im 187 3( III) M a rt ( I) M a rt (I) M a y ıs ( II) M a rt (II) N is an (I) T em m uz (III) M a y ıs ( II) O cak 189 3( I) H az iran (II) A ralık 18 95( IV ) H az iran (II) H az ir an (III) A r alık ( IV ) E y lü l 190 2( IV ) Ağ usto s ( III) M a y ıs 19 07( II) H az ir an (II) O cak 191 0( I) O c ak (IV ) Ağ usto s 19 18( III) M a rt ( I) O cak 192 0( I) T em m uz (III) M a y ıs 19 23( II) T em m uz (III) E k im 192 6( III) K a sım (IV ) O R T A L A M A S T A N D A R T S A P M A S O N R A S I D Ö N E M Ağ u s to s 192 9( III) M a rt (I) M a y ıs 19 37( II) H az ir an (II) Ş u bat (I) E k im ( IV ) K a sım (IV ) E k im ( IV ) T em m uz (II) M a y ıs ( II) Ağ usto s 19 57( III) N is an (II) N isa n (II) Ş u bat (I) A r alık 19 69( IV ) K a sım (IV ) K a sım (IV ) M a rt ( I) O cak 198 0( I) T em m uz (III) T em m uz (III) K a sım (IV ) T em m uz (III) M a rt (I) M a rt (I) K a sım (IV ) A ralık ( IV )??? O R T A L A M A S T A N D A R T S A P M A O R T A L A M A (19 29 H ar iç ) S T A N D A R T S A P M A (1 929 H a riç) Kaynak: (Not: Ortalama ve standart sapma değerleri tarafımızdan hesaplanmıştır) Amerika nın daralma ve büyüme dönemlerini gösteren bu tablo çok önemli bilgiler içeriyor. Öncelikle ilk kolondaki verileri inceleyeceğiz. Bu kolon DARALMA olarak isimlendirilmiştir. Yani ekonomide bir tepe seviyesi görüldükten sonra dip seviyeye ulaşmak ne kadar zaman alıyor? Sorusuna cevap vereceğiz. 120 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

129 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Tablo 1 de Amerika nın 1857 yılından bu yana yaşadığı daralma ve büyüme dönemlerine baktığımızda, iki ana kısma ayrıldığı görülmektedir öncesi ve 1929 sonrası dönem olarak belirlediğimiz bu iki ayrı dönemde belirgin farklılıklar var öncesi dönemde ekonominin tepeyi görüp dibe ulaşması ortalama olarak 20 ayı bulurken, standart sapması 14 aydır olarak bulduğumuz standart sapma, bulmuş olduğumuz ortalama 20 aylık gerileme döneminden önemli sapmalar olabileceğini göstermektedir sonrası döneme baktığımızda ise, ekonominin tepeden dibe gelmesi ortalama 13 ay da olmuştur. Fakat 1929 sonrası dönemde de standart sapma 10 değerini almıştır ve yüksektir. Şekil 1: Amerikan Ekonomisinin Tepe Noktasından Dip Noktaya Ulaşma Dönemleri (ay) Kaynak: Tablo1 deki rakamlar kullanılarak tarafımızdan hazırlanmıştır. - Asıl ilginç olan nokta ise 1929 krizi hariç tutulduğu zaman, ekonominin daralma ve büyüme seyri, ya da business cycle larında belirgin bir tahmin edilebilirliğin ortaya çıkmış olmasıdır krizini hariç tuttuğumuz zaman, ekonominin tepe seviyesinden dip seviyeye ulaşma süresi ortalama olarak 10 aya düşmüştür. Çok daha önemli olan nokta ise standart sapmanın 3 e kadar düşmüş 1 Standart sapma, bir verinin ortalamadan ne kadar sapabileceğine dair bir bilgi verir. 121 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

130 Yaşar Erdinç olmasıdır. Bunun anlamı şudur; yüzde 60 olasılıkla Amerika nın daralma döneminin 7 ay ile 13 ay arasında kalması beklenir 2. Đstatistiklere göre, 1929 krizi sonrasındaki dönemde, Amerikan ekonomisinin tepe seviyeden dip seviyeye ulaşması en fazla 16 ay sürmüştür. Bu bölümde, dünyayı kasıp kavuran ve 1929 Ekonomik Buhranı adıyla bilinen büyük buhranına ve buhrandan çıkı stratejilerine bakacağız. Çünkü 2008 de ortaya çıkan global kriz, birçok yönüyle 1929 buhranına benzemekte fakat bu krizlerin stratejik yönetimi çok büyük farklılıklar arz etmektedirler. Büyük buhran, dünyadaki hemen her ülkeyi farklı derecelerde etkileyen ve modern tarihin en ağır ekonomik çöküşüdür. Ne zaman başladı? sorusuna birçok uzman, 29 Ekim 1929 cevabını vermektedir. Bu tarih kara Salı olarak anılmaktadır. New York Borsası, Dow Jones Sanayi endeksi bir günde yüzde 12.8 düşmüştür. A. 29 Ekim 1929 Tarihine Nasıl Gelindi? 1920 li yıllar, Amerika da teknolojik keşiflerin altın yıllarıydı. Radyo, otomobil, telefon, elektrik alanında muazzam bir gelişme dönemi yaşanıyordu. Bu gelişmelere öncülük eden iki kurum Amerikan Radyo Kurumu (American Radio Corporation) ve General Motors isimli şirketlerdi. Bu şirketlerin hisselerinde önemli yükselişler oldu. Bu gelişmeleri en açık gösteren verilerden biri, belirli sektörlerdeki ücret artışlarıdır. Tablo 2 de görüldüğü üzere 1913 ile 1925 yılları arasındaki 13 yılda ücretler ortalama olarak yüzde 100 artmıştır. Gelişmeler sadece teknoloji firmaları ile sınırlı değildi. Finans kurumları da boy gösteriyordu. Yüzlerce yatırım fonu kuruldu. Aracı kurum ve bankalar margin adı verilen borç verme mekanizması yaratmışlardı. 1 doları olan kişi 10 dolarlık hisse senedi alabiliyordu. 24 Ağustos 1921 tarihinde 63.9 olan Dow Jones Sanayi endeksi 3 Eylül 1929 tarihi itibarıyla 6 kattan fazla artış yaparak seviyesine yükselmişti. 2 Ortalama değere 1 standart sapma ekleyip çıkardığınızda, yüzde 60 olasılıkla daralmanın minimum ve maksimum süre aralığını bulursunuz. Örneğin ortalama değeri 10 ay olduğu için buna 3 ay eklersek 13 ay değerini buluruz. 10 ay değerinden 3 ay değerini çıkardığımızda ise 7 ay değerine ulaşırız. Dolayısıyla, istatistiklere göre, ABD nin 2007 de başlayan krizi 7 ile 13 ay arasında bir sürede dip seviyeleri görecektir. Eğer ortalam değere 2 standart sapma ekleyip çıkarırsanız yüzde 90 olasılıkla daralmanın minimum ve maksimum sürelerini tahmin edersiniz. Bu tür bir durumda 122 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

131 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Tablo 2: 1929 Krizi Öncesinde Belirli Sektörlerdeki Saatlik Ücretler Saat ücretleri Duvar Ustası $0.75 $1.25 $1.50 Boyacı $0.65 $1.25 $1.50 Su tesisatçısı $0.75 $1.25 $1.205 Taşçı, taş ustası $0.62 $1.25 $1.375 Dizgici (Gazetecilik sektöründe) $0.50 $0.988 $1.191 Kaynak: (VanGiezen & Schwenk, 2003) 1928 yılında Herbert Hoover Amerika nın başkanı olarak seçilmişti. Genel bir iyimserlik ve hatta artık asla geri dönülemeyecek bir ekonomik yükselişin başladığına dair ciddi bir inanç vardı. Hoover, Cumhuriyetçilerin adayı olarak seçildiğinde şunları söylüyordu; Bugün Amerika da yaşayan bizler, dünyada bugüne kadar herhangi bir ülkede hiçbir zaman görülmemiş olan fakirliğin üstesinden gelme başarısına o kadar yakınız ki; Artık yoksulluk bir daha gelmemek üzere üzerimizden kalkıyor. 3 Birçok Amerikalı da 1929 yılının başında aynı görüşü paylaşıyordu. New York Times gazetesinin 1 Ocak 1929 tarihli ve yeni yıla giriş baş yazısı şunları söylüyordu 4 ; Eşi benzeri görülmemiş 12 aylık bir refah ve zenginlik dönemini yaşadık. Eğer, geçmişe bakarak geleceğe ilişkin karar vermenin bir yolu varsa, bu yeni yıl, geçmişte oluşturduğumuz çok büyük umutların gerçekleşmesinin bir kutlamasını yapacağımız bir yıl olacaktır. Hyman Minsky nin, büyük balon ve çöküşleri hazırlayan dört ana dinamiği çalışmaya başlamıştı 5. - Yeni teknolojiler bulunuyordu ve kitleleri arkasından götürecek yepyeni gelecek senaryoları vardı, - Kolay kredi bulunabiliyordu ve faizler çok düşüktü, 3 Schultz, S. K. (2008, March). "Crashing Hopes: The Great Depression". Aralık 20, 2008 tarihinde American History 102: adresinden alındı 4 Schultz, a.g.e., Bernstein, W. (Ocak 2005). "Yatırımın Dört Temel Taşı". (A. Perşembe, Çev.) Scala Yayıncılık. 123 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

132 Yaşar Erdinç - Yatırım konularından anlamayan ve fiyatlar sadece yukarı doğru gittiği için alım yapan bir halk kitlesi ortaya çıkmıştı, lü yılların sonlarında yaşanan büyük ekonomik çöküşlerin üzerinden bir nesilden fazla bir süre geçmiş ve bu buhranlar unutulmuştu Hyman Minsky nin belirlediği bu şartlar 1929 yılında gerçekleşiyordu ve balon her an patlayabilirdi. Amerikalılar altı ana sebepten dolayı borsaya yatırım yapıyorlardı 6. - Artan hisse kâr payı ödemeleri: Borsaya giren yeni yatırımcılar, bunu kolay para kazanmanın bir yolu olarak gördüler ve bu da hisse fiyatlarının patlamasına neden oldu. Aslında araştırmacılar o tarihlerde yatırımcı sayısının ortalama 4 milyon olduğunu belirtiyorlardı, fakat piyasaya yeni girenlerle, piyasadan çıkanlar sürekli olarak piyasaya yeni para akımını sağlıyorlardı. - Bireysel tasarruflardaki artış: 1929 öncesine kadar yükselen oranlarda artan ücretler, Amerikan halkının tasarruflarının artmasına ve bu tasarrufların önemli bir kısmının da borsaya girmesine sebep olmuştu. - Göreceli bir gevşek para politikası: Bankalar kolayca kredi veriyorlardı. Bu krediler otomobil almak için olsa da direkt olarak borsaya giriyordu. - Şirketler aşırı üretimden gelen kârları yeniden yatırıma dönüştürüyorlardı: 1925 yılından itibaren sanayi aşırı üretim yapıyordu. Fakat ortaya çıkan stokların eriyeceği düşüncesiyle yeni yatırımlara giriyorlar, makine ve teçhizat alıyorlar ve yeni işçi alımına giriyorlardı. Đş bulan her yeni kişi böylelikle harcamasını artırabiliyor ve bu da üretimin daha fazla aşırı üretim yapması sonucunu getiriyordu. - Borsa düzenlemeleri yetersizdi: 1929 öncesinde borsada neredeyse etkin olan hiçbir düzenleme yoktu. Şirketler istedikleri kadar hisse basıyorlardı. Birçok borsa yatırımcısı da hisseleri krediyle alıyorlardı. Belirli bir teminat ödemesi yapan kişi, bu teminatın 10 katına kadar hisse alımı yapabiliyordu. Hisse fiyatları yükseldikçe de, büyük karlar yazıyorlardı. Aslında gerçekte bir para yoktu. - Tüketim psikolojisi; Amerikalılar birçok yolu deneyerek zengin olmaya çalışıyorlar ama bunu da hiç çaba sarf etmeden elde etmek 6 Tishler, W. P. (2009). American History 102. (Giriş: Mart 22, 2009) adresinden alındı. 124 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

133 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar istiyorlardı. Yeni teknolojiyi tüketmek ise, sosyal statüyü artırmak konusundaki en önemli adımlardan biri olmuştu. Aslında ekonomistler, balon oluştuğunu tespit edebilir, ama balonun patlayacağı zamanı bilmek neredeyse imkânsızdır. Unutulmamalı ki, finansal piyasalar kaotik bir süreç içinde hareket ederler. Kaos teorisine göre, var olan dengeleri değiştirebilecek bir kelebek etkisi her zaman mevcuttur. Hiç önem vermediğiniz bir haber, gelişme ya da bir fiyat hareketi piyasaların bütün dengelerini ve işleyiş yapısını değiştirebilir. B. Wall Street in Çöküşü Eylül 1929 da zirvesini gören Dow Jones Sanayi Endeksi (DJI), yavaş yavaş gerilemeler kaydediyordu. Aslında 1929 yılının yaz aylarından itibaren ekonomideki daralma belirginleşmişti. 24 Ekim 1929 da sert bir düşüş oldu. Đşlem miktarı 12.9 milyon hisse ile rekor kırmıştı ve bu tarih, Kara Perşembe olarak adlandırıldı. Kara Perşembe ye gelindiğinde borsa endeksi, 3 Eylül deki zirvesine göre yüzde 17 değer kaybetmişti 7. Ertesi gün, Wall Street banka ve aracı kurum yöneticileri bir araya gelerek borsadaki paniği ve kaosu durdurmanın yollarını aradılar. 25 Ekim Cuma günü saat 13:00 de, Morgan Bank başkanı Thomas W. Lamont, Chase National Bank ın başkanı Albert Wiggin ve National City Bank ın başkanı Charles E. Mitchell duruma çare bulmak üzere toplandılar. Toplanan banka başkanları kendi adlarına hareket etmek üzere, New York Borsası Başkan Yardımcısı Richard Whitney i görevlendirdiler. Arkasına bankaların desteğini alan Whitney, Amerikan Çelik şirketi hisselerinde alım emri verdi. Alım emri verdiği fiyat ise, borsa fiyatının oldukça üzerindeydi. Bu durum borsada yükselişi başlattı. Whitney, bununla da kalmayıp benzer şekilde diğer blue chip hisselerde de alım emirleri verdi. Hafta sonunda bütün gazeteler bu alımları ve borsada olanları yazıyordu. Bütün yatırımcılar pazartesi gününü iple çekiyorlardı. Piyasalar açıldığında, geçen Cuma gün yapılan alımların etkisiyle, piyasalar güne olumlu başlıyor gibi olsa da, çöküş devam etti. 28 ve 29 Ekim tarihlerinde en sert düşüşler yaşandı. 28 ve 29 Ekim 1929 günü telefon hatları kilitlenmiş, telgraf emirleri birbirine girmişti. Borsadaki yükselişin en önemli sebeplerinden biri olan teknoloji, şimdi panik bir satış dalgasını tetikliyordu. Telefonların kilitlenmesi ve ortaya çıkan teknolojik karışıklık, paniğin daha da artmasına neden olmuştu. 29 Ekim günü Rockfeller ailesi ve diğer finans devleri borsaya olan 7 Wikipedia, F. E. (2008, Aralık 10). "Wall Street Crash of 1929". (Access: 12 10, 2008) 125 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

134 Yaşar Erdinç güvenlerini göstermek üzere büyük montanlı hisse alımına geçseler de, bir günde yüzde 12 nin üzerindeki düşüşü durduramadılar. Tablo 3: Dow Jones Sanayi Endeksinde Kara Pazartesi ve Kara Salı Tarih Değişim % değişim Kapanış 28 Ekim Ekim Kaynak: 3 Eylül de 381 seviyesine kadar yükselmiş olan DJI endeksi, sadece bir buçuk ay içinde 150 puan, yani yüzde 40 a yakın değer kaybetmişti. 29 Ekim günü oluşan işlem miktarı 16 milyon hisseye ulaşmıştı 8. Đşlem miktarındaki bu rekor izleyen 40 yıl boyunca kırılamayacaktı 9. Kırılan diğer bir rekor da, borsanın bir günde 14 milyar dolar değer kaybetmiş olmasıydı. Bir haftadaki değer kaybı 30 milyar dolara ulaştı. Bu rakam o sıradaki Amerikan bütçesinin tam on katı ve Birinci dünya savaşında harcanan paradan çok daha yüksek bir rakamdı Kasım 1929 tarihinde DJI, seviyesine kadar düşerek dibe ulaştı. Đzleyen aylarda yukarı yönlü bir çaba içine girdi. Nisan 1930 da 294 puana kadar çıktı. Bir başka deyişle, Kasım 1929 daki dip ile Nisan 1930 da görülen tepe seviyesi arasında, borsa endeksi yüzde 48 civarında artış yapmıştı. Fakat borsanın düzelmesi, ekonomideki düzelmeyi temsil etmiyordu. Bir bakıma bütün bu tür kriz ve kaos süreçlerinde görüldüğü üzere, New York Borsası yatırımcılara önemli bir nakde geçiş fırsatı vermişti. Nisan 1930 da görülen tepe seviyesinden sonra, Dow Jones endeksinde başlayan yeni düşüş trendi çok daha öldürücü ve acımasız olacaktı. Nisan 1930 dan sonraki dönemde Dow Jones endeksi, önce bir önceki dibine kadar geriledi ve Nisan 1931 de 198 desteğini de aşağı kırarak, 8 Temmuz 1932 ye kadar olan yaklaşık 15 aylık dönemde seviyesine kadar düştü. Eylül 1929 da ulaştığı seviyesine göre yüzde 89 oranında değer kaybetmiş oluyordu. 8 NYSE, E. (2008, 12 10). timeline of NYSE , 2008, 9 Weeks, L. (2008, Aralık 8). History's Advice During A Panic? Don't Panic. (Giriş: Aralık 10, 2008) 10 Burns, R. (Yöneten). (2004). "New York, A Documentery Film" [Sinema Filmi]. 126 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

135 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Resim 1: Dow Jones Sanayi Endeksinin Seyri Kaynak: yılına kadar süren düşüş öyle bir düşüştü ki; Dow Jones endeksinin Eylül 1929 da gördüğü tepeye tekrar ulaşması için Amerikalı yatırımcılar 25 yıl, yani tam 1954 yılına kadar beklemek zorunda kalacaklardı yılı ortalarında hisse almış biri bütün yaşamını, hisselerinin alım yaptığı seviyeye tekrar gelmesini beklemekle geçirecekti 11. C Sonrası Amerikan Ekonomisi Yukarıdaki bölümde New York Borsası nın çöküşünü ve Wall Street deki paniği aktarmıştık. Bu bölümde ise, 1929 sonrasında Amerikan ekonomisinin verilerinde ne tür değişiklikler olduğuna ve büyük buhran döneminde ekonominin nasıl çöktüğüne bakacağız arasında Amerikan makro ekonomik verilerinin nasıl geliştiğini izleyeceğiz. Bir bakıma 1929 ile 1940 arasında Amerikan Ekonomisinin resmini çekeceğiz. Grafik 1 de görüldüğü üzere 1929 yılında milyar dolar olan cari GSYH 1933 yılına kadar hızla aşağı doğru gitti. Yani Salsman, R. M. (June 2004). "The Cause and Consequences of the Great Depression, Part 1: What Made the Roaring '20s Roar". The Intellectual Activist, Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

136 Yaşar Erdinç yılında $ hasılat sağlayan bir işletmenin bu hasılatı 1933 yılına gelindiğinde 56.4 dolar seviyesine kadar gerilemişti. Tabi ki bunun önemli bir sebebi de fiyatlardaki sert gerilemeydi. Buna biraz sonra aşağıda değineceğiz. Dikkat edilirse GSYH 1933 yılından sonra yükselişe geçmesine rağmen, 1940 yılına gelindiğinde bile, halâ 1929 yılındaki seviyeye ulaşamamıştı. Grafik 1: ABD'nin GSYH verileri Kaynak: Bureau of Economic Analysis, Grafik 2: Özel Sektör Yatırımları Kaynak: Bureau of Economic Analysis, Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

137 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Cari değerlerle (enflasyondan arındırılmamış) özel sektör yatırımlarına baktığımızda ise, GSYH verilerine göre çok daha korkunç bir trend oluşmuş durumda yılında 16.5 milyar dolar olan özel sektör yatırımları 1932 yılında 1.3 milyar dolara kadar düştü. Buna aslında düşme değil, çakılma dersek daha doğru olacak. Çünkü düşüş oranı yüzde 92 seviyelerine ulaşıyordu. Grafik 3: Sanayi Üretim Endeksi (2002=100) Kaynak: Grafik 4: Özel Tüketim Harcamaları ( ) Kaynak: Bureau of Economic Analysis, Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

138 Yaşar Erdinç Sanayi üretim endeksindeki gelişmeler de reel sektörün içine düştüğü durumu ve resesyonun şiddetini net bir şekilde göstermektedir yılında 100 olarak kabul edilen sanayi üretimi 1919 yılının başlarında 8.5 seviyelerine yakınken, yüzde 50 den daha fazla düşüş kaydederek 4 seviyelerine karda inmiştir. Dip seviyeyi ise 1932 yılında görmüş ve yeniden eski tepe seviyesine ulaşması 1937 yılını bulmuştur. Özel tüketim harcamaları da yatırımlar ve GSYH rakamlarından farklı değildi da 77.4 milyar dolar olan tüketim 1933 yılında 45.9 milyar dolara kadar yüzde 40.6 oranında sert bir gerileme yaşamıştı yılına gelindiğinde ise, tüketim hala 1929 yılı seviyesinin altındaydı. Grafik 5: Devletin Tüketim ve Yatırım Harcamaları ( ) Kaynak: Bureau of Economic Analysis, krizi ile birlikte devlet harcamalarının geçici bir süre yükseldiğini fakat daha sonra 8.7 milyar dolar seviyesine kadar gerilediğini görüyoruz buhranı ile birlikte tüketimin hızla daralması, üretimi sert bir şekilde aşağıya çekerken, fiyatlarda da sert gerilemeler oldu. Yukarıdaki grafik aslında GSYH deflatörü denilen endeksi göstermektedir. Daha basit bir anlatımla, 1929 yılında 12 $ olan bir malın fiyatı 1933 yılına gelindiğinde 8.9 $ seviyesine kadar yani yüzde 25.8 düşmüştü. 130 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

139 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Grafik 6: Fiyatlar Genel Seviyesi (2000=100) Kaynak: Bureau of Economic Analysis, Grafik 7: Đşsizlik Oranı Kaynak: Lovett, (Not: Grafik, Türkçeye çevrilmiştir) Grafik 7 de 1929 yılından itibaren işsizlik oranının nasıl hızlı arttığı görülmektedir. Yüzde 3.2 olan işsizlik oranı 1933 yılında yüzde 25.2 ye 131 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

140 Yaşar Erdinç çıkarak tarihi bir zirve yapmıştır yılına gelindiğinde işsizlik oranının halâ yüzde 15 e yakın olması oldukça düşündürücüdür. 12 Nominal ücretlerin gelişimini gösteren Error! Not a valid bookmark self-reference. de, diğer grafiklerden çok farklı bir durum göze çarpıyor. Dikkat edilecek olursa ücretler 1931 yılının ortalarına kadar önemli bir düşüş kaydetmemiş, fakat 1932 yılıyla beraber düşüş şiddetlenmiştir yılında 103$ seviyesinde olan ücretler endeksi, 1933 yılının ortalarında 80$ seviyesine kadar yaklaşmıştır. Grafik 8: Nominal Ücretler (1926=100) Kaynak: Lovett, yılının ortalarına kadar olan dönemde, ekonomik daralma hızlanırken ve fiyatlar yaklaşık yüzde 20 düşüş kaydederken, neden ücretler fazla düşmedi? Bu sorunun kısa cevabını şimdi verelim ama ilerleyen bölümde daha ayrıntılı olarak açıklayacağız da borsada paniğin yaşandığı dönemde Amerikan Başkanı olan Hoover in, iş adamlarıyla yapmış olduğu bir seri toplantıda işçi çıkarılmaması ve ücretlerin düşürülmemesi yönündeki talepleri bu sorunun cevabını oluşturmaktadır. Şimdi, çok önemli diğer makro ekonomik verilere de bakalım. Batan Bankalar ve Kredi Maliyetleri 12 Grafikte bahsedilen acil durum işçileri, tam zamanlı çalışmazlar. Acil bir durum olduğunda (yangın, deprem, kurtarma vs.) göreve çağrılan çalışanlardır. 132 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

141 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Grafik 9: Batan Bankaların Toplam Banka Sayısına Oranı Grafik 10: Borcun Finansmanı Maliyeti, Finansal kriz önemli boyutlardaydı. Bankalardan para çekilişleri hızlanmış ve birçok banka batmak zorunda kalmıştı. Çünkü o dönemde mevduat garantisi yoktu ve bankaların yükümlülüklerinin önemli bir kısmı vadesiz mevduat şeklindeydi. Bankaların varlıkları ise likit 133 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

142 Yaşar Erdinç değildi 13. Bu sırada, batmayan diğer bankalar ise aşırı derecede strese girerek, kredi vermeyi neredeyse durdurdular ve olabildiğince likit kalmaya çalıştılar. Danskebank araştırma uzmanı Allan Von Mehren, yazmış olduğu Büyük Buhran dan Alınacak Dersler başlıklı araştırma raporunda Bernanke nin bu süreci Kredilendirmenin Maliyeti olarak adlandırdığını belirtiyor. Bernanke kredilendirmenin maliyeti olarak Grafik 9 de verilen batan banka oranlarını ve göre Grafik 10 de verilen borcun finansmanı maliyeti ölçütlerini kullanıyor 14. Grafik 10 da görüldüğü üzere, borçlanmak isteyen şirketlerden Moodys in Baa olarak derecelendirdiği tahvillerin faizi yüzde 11 seviyelerine kadar çıkarken, ABD nin 10 yıllık devlet tahvillerinin faizi yüzde 3-4 arasında bulunuyordu. Bir başka deyişle, güvenli limanlarla güvensiz olarak addedilen limanlar arasındaki kredi maliyeti farkı 7-8 puanlara kadar yükselmişti. Bu arada, enflasyonun da negatif yüzde lere düştüğü düşünülürse, paraya ihtiyacı olan bir şirketin reel maliyeti yüzde seviyelerine çıkıyordu. Bu da tabi ki piyasaların açılmasını ve yeni yatırımların yapılmasını engellediği için, üretim her geçen gün düşerken, işsizlik yüzde 25 lerin üzerine ulaşıyordu. D. Sıkı Para Politikası Grafik 11: Para Arzı, M1- (Milyar $) Kaynak: Lovett, (Not: Grafik, Türkçeye çevrilmiştir) 13 Bernanke, B. (1983). Non-Monetary Effects of the Financial Crisisin the Propagation of the Great Depression. American Economic Review. 14 Mehren, A. V. (23 Şubat 2009). "Lessons From The Great Depression". Denmark: Danskebank. 134 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

143 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar 1929 yılından itibaren, 1933 yılına kadar, M1 olarak ölçülen para arzında yüzde 25 lere varan önemli bir daralma olmuştur. Đşte 1929 krizini derinleştiren en önemli sebeplerden biri olarak öne sürülen bu göstergeye daha sonra yine döneceğiz. Özellikle Bernanke nin yapmış olduğu bilimsel çalışmalarda, Bernanke, 1929 yılında borsanın çöküşüyle birlikte yaşanan krizin derinleşmesinin en önemli sebeplerinden birinin para arzının artırılmaması olduğunu söylüyor krizinin 1929 krizine benzeyip benzemeyeceği veya o kadar uzun sürüp sürmeyeceği konusunu tartışırken bu konu büyük bir önem arz edecektir ile 1932 yılları arasında para arzı reel bazda kümülatif olarak yüzde 25 daralmıştır. Çünkü Batan bankalarda mevduat sahiplerinin paraları da gitmiş ve para tabanı daralmıştır. 15 Ayrıca birçok kişi de parasını bankadan çekip evde saklamış ve bu da paranın finansal sistemden çıkmasına neden olmuştur. Son olarak, bankalar da çok daha muhafazakar olup kredileri kesince, kredi çarpanı azalmış ve bu da para arzını daha da daraltmıştır. Para arzının daralması yanında, dikkat çeken bir diğer gösterge de nominal ve reel faizlerdir. Bu cephede de ilginç gelişmeler olmuştur. FED in politika faizlerine baktığımızda nominal faizlerde hızlı bir indirime gidilmiş ve faizler yüzde 5 seviyelerinden yüzde 2.5 seviyelerine kadar indirilmiştir yılının sonundan itibaren faizlerin yeniden yükseltildiğini görüyoruz ye gelindiğinde FED faizleri yeniden yüzde 3.75 seviyesine çıkarmıştır. Peki, FED ekonominin daraldığı bir ortamda faizleri neden yükseltti? O dönemde dolar altına bağlı bir paraydı. Đngiliz Pound u da altına bağlıydı ve Eylül 1931 de Đngiliz Pound u atak altında kaldı ve devalüasyon yaparak altın sistemini terk etmek zorunda bırakıldı. Bunun üzerine, dolara karşı da ataklar başladı. Fakat FED, doları altına karşı devalüe etmek yerine, sabit oranı korumak üzere, faizleri artırmayı bir yol olarak seçti. Đşte krizin yeniden derinleşmesine neden olan en önemli faktörlerden biri bu hareketti. Bernanke ve Schwartz, yaptıkları 15 Piyasada merkez bankası tarafından yaratılan likiditeyi takip etmek için kullanılması en doğru olan, merkez bankası emisyonu+bankacılık sektörünün merkez bankasındaki mevduatlarıdır. 135 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

144 Yaşar Erdinç çalışmalarda 16 bunun çok büyük bir stratejik hata olduğunu vurgulamaktalar. Grafik 12: Nominal ve Reel Faizler Kaynak: Lovett, (Not: Grafik, Türkçeye çevrilmiştir.) Bu grafikteki (Grafik 12) asıl çarpıcı nokta reel faizlerdir. Hatırlanacağı üzere deflasyonist bir süreç başladığı için (yani fiyatlar hızla düşmeye başladığından) reel faizler hızla yukarı gitmiştir. Fiyatlardaki düşüş o kadar şiddetli olmuştur ki; reel faizler yüzde 15 seviyelerine kadar yükselmiştir. Bu da özel sektörün reel borçlanma maliyetlerini artırmıştır. Başta Milton Friedman ve Bernanke olmak üzere, birçok ekonomist daralan para arzı ile birlikte reel faizlerin yükselmesinin depresyonu uzattığını savunmaktadır Bernanke, B. (1983). Non-Monetary Effects of the Financial Crisisin the Propagation of the Great Depression. American Economic Review. 17 Bernanke, B. S. (2000). Essays on the Great Depression. Princeton University Press. Romer, C. D. (2003, December 20). Great Depression. December 12, 2008 tarihinde Christina Romer Web Page of Berkeley University: 136 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

145 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Grafik 13: Özel Sektör Borcu (Milyar $) Kaynak: Lovett, (Not: Grafik, Türkçeye çevrilmiştir) Grafik 14 : Özel Sektörün Reel Borcu (1996 fiyatlarıyla milyar $) 137 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

146 Yaşar Erdinç Grafik 15: Özel Sektör Borcunun GSYĐH'ya Oranı (%) Kaynak: Lovett, (Not: Grafik, Türkçeye çevrilmiştir) Yukarıda verilen grafiklerde (Grafik 13, Grafik 14 ve Grafik 15) görüldüğü üzere nominal bazda reel sektör borcu azalıyor gibi görünmesine rağmen, reel bazda bu borçlar önemli artışlar kaydetmiştir. Bunun en önemli sebebi ise, fiyatlardaki hızlı gerilemelerdir. Deflasyonist süreçte, ABD nin GSYĐH sı da hızla gerilediği için, özel sektör borçlarının GSYĐH ya oranı yüzde 86 seviyelerinden yüzde 138 lerin üzerine çıkmıştır. Bu tür bir ortamda, krizden çıkmak çok daha büyük bir problem haline dönüşmüştür. Öyle bir ortam hayal ediniz ki, bir işletme olarak borçlarınız her geçen gün reel bazda artıyor. Kapasite kullanım oranlarınız düşüyor ve yeni yatırım yapmak isteseniz de reel borçlanma faizi yüzde 15 seviyelerine çıkıyor buhranının 43 ay sürmesinin en önemli sebepleri zannedersem açıklığa kavuşmuş durumdadır. Đzleyen bölümde o sırada dünya ekonomisinde neler olduğuna bakacağız. Đlginç gelişmeler olduğunu görecek ve şaşıracaksınız. E. Büyük Buhran Sırasında Dünya Ekonomisindeki Gelişmeler Ve Para Politikası Dünya çapında uluslararası ticarette büyük bir gerileme yaşandı da, aylık uluslararası dış ticaret tutarı 5 milyar 350 milyon altın 138 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

147 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar dolardır Ocak ayında ancak 4 milyar 850 milyon, 1931 Ocağında 3 milyar 260 milyon, 1932 Ocağında 2 milyar 135 milyon, 1935 Ocağında 1 milyar 785 milyondur. Dikkat edilirse dünya ticaret hacmi, yüzde 6 dan fazla daralma kaydetmiştir. Uluslararası ekonomik dengeler açısından bakıldığında da, büyük buhranın en önemli sebeplerinden biri de, 1920 yılında oluşan uluslararası borçların kararsız yapısıdır ile 1929 arasında ABD, özellikle Almanya ya oldukça büyük yatırım yapmıştı. Bunun sonucunda Almanya nın bu ödemeleri finanse etmek için ihracatı arttırıp, ithalatı azaltmasının imkansız olduğu ortaya çıktı. Gerçekte durum şöyle idi: ABD den çıkan para Almanya ya gitti; bu paradan bir kısmı Almanya dan Fransa ya geçti, Fransa ya gelmiş olan fonlardan bir kısmı, Fransız borçlarının karşılanması için, tekrar ABD ye döndü yılında ABD den Almanya ya akan sermayede önemli azalmalar oldu. Bunun nedeni gelişme halinde bulunan Amerikan ekonomisi için, borsada değer yaratacak yatırımlar daha ön plana çıkmıştı iflasından sonra, bu azalış şiddetli bir hal aldı ve Alman endüstrisi ihtiyaç duyulan fonlara ulaşamadı. Almanya nın savaş borçlarını ödeyemeyeceğini anlaması ile New York Borsasındakine benzer bir panik yaşanmaya başladı. Ülkeler birbirlerine verdikleri borçları geri istemeye başladılar. Borçlar altın esasına dayalı olduğundan herkes borç belgelerinin altınla değiştirilmesini istemeye başladı. Özellikle Đngiltere bunun bedelini ağır ödedi. Elindeki altın stokları hızla azaldı çünkü 1925 yılında dönüş yaptığı altın sisteminde altın ile sterlin arasındaki parite daha önceki döneme göre daha düşük seviyede belirlenmişti. Yani Sterlin altına karşı daha değerli hale gelmişti. Bu da ihracatın pahalı, ithalatın ucuz olmasına neden olmuştu. Böylece ödemeler dengesi çok büyük açık vermişti yılında ABD deki işsiz sayısı 14 milyona ulaşmıştır. Bunalımın tüm dünyaya yayılması ile sanayileşmiş ülkelerin tamamında 30 milyona yakın kişi işsiz kalmıştır. Sadece ABD ve Đngiltere de kalmayıp oldukça hızlı bir şekilde diğer ülkeleri de etkisi altına başlayan kriz, iktisat politikalarının tekrar gözden geçirilmesine ve bir dizi yeni iktisadi analizlerin yapılmasına neden oldu. Böylece yüzyıllar sonunda Klasik Teori ilk defa çözümsüz kaldı ve yapısındaki eksiklikler ciddi bir şekilde sorgulanmaya başlandı. Bu sırada altın Standardını en erken terk etmek zorunda kalan veya terk eden ülke ekonomilerinin krizden ilk çıkan ülkeler olduğunu vurgulayalım. Altın standardını ilk olarak terk etmek zorunda kalan ülke Đngiltere olmuş ve bunu Đskandinav ülkeleri izlemiş ve bu ülkeler krizden daha erken çıkmışlardır. Mehren in hazırlamış olduğu bu raporda belirttiği üzere, (Bernanke & James., 1991) ve (Eichengreen & Sachs., 139 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

148 Yaşar Erdinç 1985) isimli eserler bu konuya vurgu yapmaktadır. Birinci dünya savaşı sırasında terk edilen altın standardına, savaş sonrası yeniden dönüldüğünde, çapa olan para Amerikan dolarıydı. Bu nedenle Amerika da uygulanan sıkı para politikası, paralarını altına sabitleyen ülkelerde de sıkı para politikasına yol açmıştı. Bunun doğal sonucu olarak da, finansal ve ticari ilişkiler bir yana, sadece bu faktör bile ekonomik krizin diğer ülkelerde de derinleşmesine neden oldu. Bu sırada ülke paralarına karşı yapılan spekülatif akınlar, altına bağlı sabit kur sistemini devam ettirebilmek için para politikalarının daha da sıkılaştırılmasına neden olmuştur. Depresyon devam ettikçe, ülkeler çok daha zor şartlar altına girmiş ve kriz dayanılmaz hale gelmiştir. Bunun üzerine ülkeler birer birer altın standardını terk etmeye başlamışlardır. (Mehren, 23 Şubat 2009) isimli kaynak, altın standardını terk eden bu ülkeleri şu şekilde sınıflandırmıştır; - Çin ve Đspanya altın standardında değillerdi ve bu nedenle büyük buhrandan fazla yara almadan kurtuldular. - Đngiltere, Japonya ve Đskandinav ülkeleri altın standardını ilk terk eden ülkelerdi ve bu ülkeler, büyük buhrandan en hızlı çıkan ülkeler oldular. - Amerika ve Đtalya altın standardını devam ettirseler de, 1933 sonrasında Amerika daki yönetim değişikliği sonrasında uygulanan genişletici para politikası sayesinde krizin etkileri hafifletildi fakat altın standardı terk edilmedi. - Son grup Altın Bloku olarak adlandırılan ülkeler topluluğuydu ve başı çeken ülke Fransa ydı. Bunu Belçika, Đsviçre ve Polonya izliyordu. Bu ülkeler 1935 ve 1936 yıllarına kadar altın standardında kalmayı yeğlediler ve büyük buhrandan en son kurtulan ülkeler oldular. Sonuç olarak, 1929 buhranı sonrasında, ABD Merkez Bankası FED, para arzını artırmamış ve aynı zamanda genişletici maliye politikaları da uygulanmamıştı. Çünkü o günlerde henüz Keynes ortaya çıkmamış ve klasik iktisadi düşünceler ekonomi yönetimine hakimdi. Klasik iktisada göre, ekonomideki business cycle lar aynen mevsimler gibi gelip geçiciydi. Klasik iktisadi düşünceye göre, bir kriz sonrasında, ücretler otomatik olarak düşecek, düşen ücretler maliyetleri aşağı çekecek ve düşen fiyatlar nedeniyle mal ve hizmetlere olan talep artacak, bu da ekonomilerin yeniden büyümesini sağlayacaktı. Fakat bu gelişmeler hiçbir zaman olmadı ve ekonomi depresyonist bir sürece girdi yılında Rosevelt in Başkan seçilmesiyle birlikte uygulamaya konulan ulusal kalkınma planı genişletici maliye 140 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

149 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar politikalarını harekete geçirdikten sonra, ABD ekonomisi dipten dönüşünü hızlandırdı. 2. GLOBAL KRĐZ 2008 A Krizini Tetikleyen Mortgage Sistemi nin Türkiye deki Görünümü Türkiye deki uygulamada konut alacak kişi satın alacağı evi belirler. Ekspertizler gelir ve evin değerini belirler. Varsayalım ki şu an 120 bin dolarlık ev için 10 yıl vadeli ve yıllık yüzde 5 dolar faizi üzerinden kredi kullanmak isteyen bir, müşteri olsun. Banka müşteriye sadece 100 bin dolar kredi verecek olsun ve 20 bin dolarını da müşteri karşılasın. Bu durumda müşteri 100 bin dolar krediyi nakit olarak bankadan alıyor ve ev sahibine ödüyor. Bunun karşılığında müşteri bankaya ipotek senedi verir. Yıllık yüzde 5 dolar faizi üzerinden bu ev için her ay, dolar ödeyeceğini varsayalım. Dolayısıyla 10 yıl boyunca ödeyeceği toplam tutar 126,628 dolar olacaktır. Türkiye deki sistemde, mortgage şirketi mekanizması olmadığı için bankaya verilen ipotek senedi 10 yıl boyunca bankanın elinde durur. Banka bunu satamaz çünkü ikincil piyasası yoktur. Yani bankanın bilançosunda bu risk her zaman görünür ve banka bu konuda bu riski fütursuzca artıramaz. Çünkü Bankalar Kanunu belirli bir alanda kredilerin yoğunlaşmasına izin vermez. Müşteri aylık ödemelerini yaptıkça sorun olmadan 10 yılı bitirdiğinde ipotek kaldırılır ve ev müşterinin olur. B. Amerika da Mortgage Sisteminin 2008 Krizini Tetikleme Mekanizması Amerika da Neler oldu? Sayıları bir anda 800 bine ulaşan insanlar Mortgage larını ödeyemez hale nasıl geldiler? Kredi krizi nasıl ortaya çıktı? 2000 li yıllardan sonra ABD de Bush yönetimi dar gelirlileri de ev sahibi yapmak istedi ve bu konuda kolaylaştırıcı önlemler aldılar. ABD de 2001 ikiz kulelere yapılan saldırılar sonrasında, ekonominin ciddi bir resesyona girmesini engellemek amacıyla dereceli olarak FED, faizleri 2003 yılında yüzde 1.00 seviyelerine kadar düşürdü den sonra emlak almak için faizler çok cazip hale geldi ve emlak fiyatları artmaya başladı. Türkiye de uygulanan ev kredisi sistemi ile 141 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

150 Yaşar Erdinç karşılaştırdığımızda, Amerika daki sistem farklılıklar arz ediyordu ve denetimsizlik daha sonra önemli boyutlara ulaştı 18. Amerika da ev almak isteyen müşteri bankaya veya mortgage a aracılık yapan finansal kuruluşlara gidiyor ve yukarıda Türkiye deki örneğe benzer şekilde 120 bin dolarlık evi satın almak istiyor. Denetim yetersizliği ve kredi satmanın dayanılmaz cazibesi ile downpayment dedikleri 20 bin doları, banka müşteriden almıyor. Böylelikle 120 bin dolar kredi açılıyor. Çünkü downpayment almaya kalkarsa müşteri başka bankaya gidebilir ve bu sırada başka bankalar bunu yapıyor. Zaten nasıl olsa ev fiyatları yukarı gidiyor ve downpayment dedikleri bu peşinat ödemesini almanın anlamı yok. Banka biliyor ki bir yıl sonra ekspertiz yapıldığında evin fiyatı 130 bin dolara çıkmış olacak. Bu durumda müşteri 120 bin dolar kredi çekiyor. Fakat o sırada FED faizleri yüzde 1.5 seviyesinde olduğu için ilk 2 yılı sabit olan ve geri kalan dönemde değişken faiz işletilecek olan kredi açılıyor. Varsayalım ki bu banka verdiği ev kredisinin yıllık faizini yüzde 2.75 olarak belirlesin ve sattığı paranın maliyeti ise 1.75 olsun. FED faizleri o sırada 1.50 olduğu için, sermaye ve para piyasalarından yüzde 1.75 oranından siz banka olarak rahatça borçlanıp, ev kredisi almak isteyene kredi verebilirsiniz. Hatta bankalar o kadar ileri gidiyor ki; müşterinin kendilerine gelmesini beklemiyorlar ve ayaklarına gidip sizi ev sahibi yapalım diyorlar. Aynen bizim bankalarımızın vapurlarda kredi kartı sattığı gibi. Müşteri 120 bin dolarlık krediyi alıyor. Dikkat ederseniz Türkiye deki örnekte müşteri120 bin dolarlık evin 20 bin dolarını kendisi ödemiş ve kalan 100 bin dolar için 10 yıl boyunca sabit faizden 1056 dolar ödemeyi kabul etmişti. Ama Amerika da müşterinin cebinden hiç para çıkmıyor ve 120 bin dolar kredi alıyor ve bu nedenle aylık ödemesi en azından ilk 2 yıl için 1143 dolar oluyor. Eğer faizler hep sabit kalırsa müşterinin 10 yılda ödeyeceği toplam tutar 137,167 dolar olacak ve bunun sadece 17,167 doları faiz olacaktır. Şimdi müşteriyi bir tarafa bırakalım ve ipotek senedini alan bankanın ne yaptığına bakalım. Türkiye deki örnekte, banka bunu 10 yıl boyunca kasasında saklıyordu. Fakat Amerika da durum farklı. Kredi veren banka bu ipotek senedini Freddie Mac ve Fannie Mae (FM ve FM) denilen ve yarı kamu, dev mortgage şirketlerine satabiliyor, yani 18 Bugünlere nasıl geldiğini anlamak için Boyner yayınlarından çıkan ve ABD Merkez Bankası FED in eski Başkanı Alan Greenspan ın yazdığı Türbülans Çağı isimli kitap muhteşem bir eser olarak karşımızda duruyor. Greenspan bu kitapta bu türbülansların geleceğini haber veriyordu. Ayrıca kendi hayatı da oldukça ilgi çekici. Aynı zamanda Amerika da ekonomi yönetiminin nasıl yapıldığını bütün ayrıntılarıyla bu kitapta öğreniyorsunuz. 142 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

151 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar kırdırabiliyor. Dolayısıyla elindeki 137,167 dolarlık senedi örneğin yüzde 1.80 faizle kırdırıyor. Bu da 130 bin dolardan fazla yapıyor ama basitleştirmek amacıyla 130 bin dolara bunu FM ve FM ye satıyor. Đşte krizi hazırlayan sürecin kritik noktası burasıdır. Kredi veren banka için durum şöyle oluyor. Satmış olduğu ev kredisi karşılığında elinde artık yeni 130 bin dolarlık kaynak var. Dolayısıyla hemen bir müşteriye daha kredi satabilir. Ayrıca diğer müşterinin riskini Fannie ve Freddie ye aktardığı için, o müşteri ödeme yapamasa bile kendi derdi değil. Bunu Fannie ve Freddie düşünsün. Böyle olunca da, banka, kredi verdiği kişinin gelir yapısı, nerde çalıştığı, krediyi ödeyip ödeyemeyeceği gibi risk unsurlarının hepsini göz ardı ederek, daha çok kredi satmaya çalışıyor. Bol para ve kredi imkanı olunca herkes ev sahibi olmaya çalışıyor ve bu tür bankalar kredi sattıkça yüksek kârlar elde etmeye başlıyorlar. Bu arada herkes ev almak için sıraya girince ev fiyatları hızla yukarı gitmeye başlıyor. Biz hikâyemize devam edelim ve Şimdi de Freddie Mac ve Fannie Mae (FM ve FM) ne yapıyor ona bakalım. Daha doğrusu nasıl oluyor da, bu FM ve FM denilen şirketler sürekli para bulup ipotek senetlerini devamlı kırabiliyorlar ve bankalara nakit ödüyorlar? Kapitalizmin ortaya çıkardığı ürünler devreye giriyor. FM ve FM bu ipotek senetlerinden bir havuz oluşturuyor. Bu havuza sürekli para akıyor. Kredi almış kişiler mortage larını ödedikçe havuza para geliyor. Yani FM ve FM nin elindeki varlıklar, sürekli gelir getiren varlıklardır. Sanki ev kiraya vermişsiniz de her ay kira alıyormuşsunuz gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu durum nakit girişi sağlasa da yeni ipotek senetleri satın almak için yeterli olmaz. Dolayısıyla bir yol daha var. Nasıl olsa bu ipotek senetlerinden oluşan havuza para akıyor. O zaman FM ve FM isimli bu kuruluşlar bu havuzun gelirine dayanak olacak tahviller çıkarıyorlar. Diyorlar ki bu havuza akan parayı ileride size tahvil faizi olarak ödeyeceğim. Aslında üç tip ipotek senedi var. Bunlar prime, Alt-A ve Subprime adı verilen ipotek senetleridir. Prime olanlar çok garantili ve ödemeleri aksamayacak olanlar olarak gruplanıyor. Ama subprime olanlar riskli olanlar kategorisinde olsa da, riskli oldukları için getirileri de yüksektir. Đşte bu tahvillere büyük talep oluyor. Çünkü ev fiyatları yukarı gittikçe tahvillerin değeri de artıyor. Bir varlığın fiyatı artıyorsa, o varlığa olan talep artar. Dev yatırım bankaları (Lehman Brothers, Merill Lynch, Northern Rock vs.) bu tahvilleri satın alıyorlar. Dev yatırım bankaları bu tahvilleri satın alıyorlar, fakat kendi paralarıyla değil. Onlar da borç alıp, ya da bu bankalara mevduat olarak yatırılmış meblağlarla bu tahvillere yatırım yapıyorlar. Sebebi basit. Bu tahvillerin 143 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

152 Yaşar Erdinç getirileri oldukça yüksek seviyelerde bulunuyor. Yüzde 2 den para bulup, bu tahvilden yılda yüzde 5 kazanabiliyorsunuz. Bu yüzden ev fiyatları arttıkça ve müşterilere kredi verildikçe kârınız katlanarak artıyor ve siz de yatırım bankası olarak çok başarılı addediliyorsunuz. Đşte bu süreçte dev bir emlak balonu oluşuyor. Moody s ve S&P isimli derecelendirme kuruluşları aslında, ödeme gücü zayıf insanlara satılan mortgage kağıtlarının da (subprime mortgage) içinde bulunduğu bir sepete AAA denilen en yüksek reytingleri veriyorlar. Bu sepet içinde tabi ki iyi durumda olan mortgage kredileri ipotek senetleri de var. Durum böyle olunca da başta AMBAC ve MBIA isimli dev sigorta şirketleri bu tahvilleri sigortalıyorlar. Eğer FM ve FM bu tahvillerin getirilerini ödeyemezse bunu size AMBAC ve MBIA veya AIG isimli dünyanın en büyük sigorta şirketleri ödeyecek. Đşte böyle bir durumda Lehman Brothers isimli 113 yıllık dev yatırım bankası neden borç alıp da bu tahvillere yatırım yapmasın ki? Aslında iş bu kadar basit değil. Bu tahvilin de türev ürünleri çıkartılıyor. Yani tahvili alana da bunun türevini üretip bir menkul olarak satışa sunuyor. 19 FM ve FM isimli kuruluşların çıkardığı tahvil miktarının tümü ise 5.4 trilyon dolar civarında ve bunlar içinde subprime, yani en riskli olanlar ise 1.5 trilyon dolar civarında bulunuyor. C. Film Kopuyor Şimdi 120 bin dolar ev kredisi almış müşteriyi tekrar hatırlayalım. Đki yıl dolduğunda aylık 1143 dolar ödeyen müşteri toplam 27 bin 433 dolar ödemiş oluyor ve geriye 109 bin 733 dolar borcu kalıyor. Fakat, Bu sırada ABD Merkez Bankası FED, faizleri yüzde 1.5 seviyesinden yüzde 5 seviyesine kadar yükseltmiş. Dolayısıyla müşterinin kalan borcuna bundan sonra yüzde 6 yıllık faiz işletilmesi gerekiyor. Hatırlarsanız müşteri, ilk 2 yılı sabit, sonraki yıllar değişken faizli ev kredisi almıştı. Dolayısıyla 24 ay dolduktan sonra müşteriye yeni bir mortgage ödeme emri geliyor. Buna göre artık müşteri her ay 1520 dolar mortgage ödemesi yapacağını anlıyor. Müşteri bu ödemeyi yapamayacağını söylüyor. Bunun üzerine Banka, müşterinin evini haczediyor. Ev alan herkes, faizler düşükken ve bu kredi furyası başladığında ev aldığı için, birbirlerine çok yakın zamanlarda mortgage larını ödeyemez duruma geldiler. Çünkü ödedikleri mortgage miktarları aylık bazda en az yüzde aralığında artış göstermişti. Đşte bu nedenle çok kısa bir 19 Türev piyasalar konusunda en güzel kitaplardan biri Prof. Nurgül Chambers tarafından yazılmış olan ve Beta yayınlarından çıkan Türev piyasalar isimli kitaptır. Bu konuda bilgilenmek isteyenler mutlaka bu kaynağa başvurmalı. Bu konu önemli çünkü belirli bir süre sonra türev ürünler, bizim piyasalarımızda da çok fazla yer alacak. 144 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

153 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar süre içinde (yaklaşık 6 ay içinde) 800 bin kişinin evine el konuldu. Tabi ki yüksek faizlerden hiç kimse artık ev almak istemiyordu ve ev fiyatlarındaki artış durmuş ve haczedilen evler nedeniyle ev fiyatları düşmeye başlamıştı. Đşte çözülme burada başladı. Fannie Mae ve Fredie Mac in elinde bulunan ipotek senedi havuzuna akan para iyice azalmıştı. Bu yüzden bu iki kurum faiz ödemeleri riske girmeye başladı. Herkes tedirgindi. Elinde bu tahvilleri ve tahvile dayalı türev ürünlerini bulunduran dev yatırım bankaları biliyordu ki ev fiyatları düştükçe ve mortgage ödemelerinde sorunlar oldukça kimse bu kâğıtları almayacaktı. Bu nedenle panik halde bunları satmaya başladılar. Satışlar bu kâğıtların fiyatlarını hızla düşürdü ve bu piyasada işlem olmamaya başladı. Eğer piyasa yoksa ve fiyat belli değilse elinizdeki kâğıtlar bir hiçtir. Elinizde bulunan kâğıtların değerini sıfır olarak yazarsanız büyük zarar edersiniz ve özsermayeniz sıfırın altına düşer. Bu kâğıtları elinde bulunduranlar sigortacılara koştular ve AMBAC ile MBIA elimde para yok, olsa dükkân sizin dedi. Moody s ve S&P isimli derecelendirme şirketleri bu sigortacıların notunu düşüreceklerini söylediler. Piyasalar daha da panik oldu. FED, likiditeye sıkışanlara para aktarmaya başladı. Đşte bunlar başladığında önce Bearn Stearns kurtarıldı, daha sonra çözülme hızlandı. Çünkü bu kağıtların alıcısı yoktu ve fiyatı olmadığı için zararlar yazılmaya devam ettikçe bilançolar kötüleşti ve Lehman Brothers battı. Lehman Battı çünkü 670 milyar dolarlık varlığı vardı ve özkaynakları (kendisine ait varlığı) milyar dolar civarındaydı. Yani varlıklarının 600 milyar dolardan fazla kısmı borç olarak alınmış ve bu riskli kağıtları da içeren varlıklara yatırım yapılmıştı. Lehman ın batışı sonrasında panik arttı, çünkü artık Amerika da her banka batabilirdi. Bu arada 15 e yakın banka bu kağıtlardan alıp zarar yazdıkları için, özkaynakları sıfırlanınca ABD TMSF si tarafından el konuldu. Bu kağıtlardan alan Avrupalı bankalar batmaya başladı. Avrupalı bankalar Amerikalı bankaların batacağı korkusuyla mevduatlarını çekmeye başladılar. Artık hiçbir banka hiçbir bankaya ne Amerika da ne de Avrupa para vermiyordu. Gecelik LĐBOR (Londra bankalararası para piyasası gecelik faiz oranları) oranları yüzde 5 e yaklaştı. Merkez Bankaları paraya ihtiyacı olanlara nakit sağladı. Finansal piyasalar bir ekonominin kalbidir. Parayı toplardamarlarla toplar ve atardamarlarla dağıtır. Fakat işte bu kalp kendi kas hücrelerine (bankalara) bile kan 145 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

154 Yaşar Erdinç ÜLKELER gönderemiyordu. FED ise serumla kan vermeye çalışıyordu. Hükümet ise 700 milyar dolarlık paketle, bu kötü kağıtları alacağını açıkladı ama herkes biliyordu ki bu miktar asla yetmeyecekti ve piyasalar bozulmaya devam etti. D. Global Kriz ve Krizin Stratejik Yönetimi ABD de subprime mortgage piyasasında geri dönmeyen kredilerin etkisiyle başlayan ve kısa süre içinde uluslararası boyut kazanan krizde, bir yıldan uzun bir süre geçmesine ve alınan son önlemlere rağmen sona gelindiğini, söylemek için henüz çok erken. Aşağıdaki tabloda hangi ülkelerin kriz sırasında aldıkları tedbirlerin tablosu verilmiştir. Global Kriz derinleştiği sırada, ABD Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke hem genişletici para politikalarını harekete geçirirken, hem de genişletici maliye politikalarının uygulanması gerekliliğini sonuna kadar savundu. Bu bağlamda 1929 Büyük Buhran la 2008 Global krizinin çıkış sebepleri özde aynı olmasına rağmen, krize karşı alınan stratejik tedbirler açısından, birbirlerinin tam zıddı bir görünüm arz etmektedir. Daha önce de belirttiğimiz üzere, Bernanke ve Schwartz, yaptıkları çalışmalarda (Bernanke B., Non-Monetary Effects of the Financial Crisisin the Propagation of the Great Depression, 1983) bunun çok büyük bir stratejik hata olduğunu vurgulamaktaydılar ve dolayısıyla Bernanke nin krize karşı aldığı önlemler de bu görüşleri ile paralel oldu. Mevduata Full Garanti verilmesi veya garantinin artırılması Tablo 4: Global Krizde Ülkelerin Aldığı Önlemler BANKA YÜKÜMLÜLÜKLERİ BANKA VARLIKLARI DİĞER Varlığa Ring-Fence Toksik Özel dayalı Sermaye enjeksiyonu Kamulaştırmalar olarak bilinen varlıkların tahvillerin menkul kötü aktiflerin alınması fonlanması kıymetlerin satın alınması planları fonlanması Banka borçlarına garanti veya banka borçlarının satın alınması Açığa satışın sınırlanması ya da yasaklanması Amerika X X X X X X X X X Japonya X X X X X Avrupa Bölgesi X Almanya X X X X X Fransa Zaten yüksekti X X X İtalya X X X İngiltere X X X X X X X X Kaynak: Worl Economic Outlook 2009 Tablo 4 de görülüğü üzere ABD de alınabilecek bütün önlemler alınmıştır. Ekonomileri derin bir resesyondan ve hatta depresyondan kurtarmak üzere, piyasalara inanılmaz boyutlarda likidite pompalanmıştır. Ayrıca TARP ve TALF adı verilen planlarla, zor duruma düşmüş finans kurumları ve Mortgage şirketleri kurtarılmıştır. Krizin derinleşmesiyle, ABD hükümeti tarafından sorunu temelinden çözmeye yönelik en büyük adım atıldı ve TARP fikri kamuoyuyla paylaşıldı. Sıkıntılı bir sürecin ardından ekim ayının hemen başlarında 146 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

155 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Temsilciler Meclisi 850 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan kurtarma paketine onay verdi. TARP (Troubled Assets Relief Program) olarak adlandırılan Kötü Aktifleri Kurtarma Planı kısaca; finansal kurumların elinde bulunan değeri düşen, değersiz veya likiditesi düşük varlık veya borçların tamamının oluşturulacak yapı çerçevesinde satın alınmasını ve yerine nakit ve nakde yakın varlıkların verilmesini ifade ediyordu. Plan başta ABD başkanı Bush ve FED başkanı Bernanke tarafından kurtuluş için tek çare olarak gösterildi. Para politikası açısından bakıldığında ABD Merkez Bankası FED, politika faizlerini 5.25 seviyelerinden kısa bir süre içinde 0.25 seviyesine kadar düşürerek likiditenin bollaşmasını sağladı. Grafik 16 hem ABD hem diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki politika faizlerindeki sert düşüşleri göstermektedir. Grafik 16: Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Politika Faizleri Kaynak: TCMB, Mayıs Grafik 17 de görüldüğü üzere, politika faizlerinin düşürülmesi yanında, Merkez Bankalarının kötü aktifleri satın almasıyla birlikte Merkez bankası parası olarak bilinen para tabanı inanılmaz boyutlarda arttı. Merkez bankaları ve hükümetlerin likidite enjeksiyonları, faiz indirimleri, menkul kıymetlere getirilen açığa satış yasakları, zor durumdaki kurumların doğrudan ya da dolaylı olarak devlet müdahalesiyle kurtarılması ve neredeyse sınırsız hale getirilen mevduata ve bankacılık işlemlerine garantiler, durma noktasına gelen bankacılık faaliyetlerinin başta Avrupa olmak üzere yeniden işlemeye başlamasını sağladı. Alınan bu önlemler sonrasında bankacılık faaliyetlerinin yeniden işlemeye başlamasının daha büyük batıkları engellediğini düşünüyoruz. 147 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

156 Yaşar Erdinç Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden gelen ve boyutu 3,4 trilyon dolara yaklaşan kurtarma planlarının krizin daha da derinleşmesinin önüne set çekmiştir. Grafik 17: Merkez Bankası Parası ve Global Kriz Kaynak: OECD Economic Outlook Grafik 18: Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Global Kriz Sonrası Büyüme Kaynak: TCMB, Mayıs Küresel çapta alınan stratejik önlemler sonrasında, bu önlemlerin meyvaları kısa bir süre içinde kendini göstermiştir. 148 Stratejik Araştırmalar Dergisi 3 (1), 2010,

157 1929 Buhranı 2008 Global Krizlerinin Stratejik Yönetimi, Benzerlikler ve Farklar Grafik 18 de görüldüğü üzere, 2008 in Ekim ayında derinleşen kriz sonrasında alınan küresel önlemlerle birlikte 1929 Buhranı sonrasındaki resim ortaya çıkmamış ve gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme oranları çok kısa sürede toparlanmıştır. Uygulamaya konulan devlet desteklerinin katkısıyla finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler, toplam talep ve reel ekonomiyi olumlu etkilemiştir. Nitekim dünya geneli için beklenen büyüme tahmini 2010 yılında yüzde 4,2 ye yükselmiştir. Bu hızlı toparlanma sürecinin gelişmekte olan Asya ülkeleri ve ABD kaynaklı olacağı tahmin edilmekte olup, özellikle yüksek bütçe açıklarıyla mücadele eden Avrupa ülkelerindeki büyümenin daha yavaş olması beklenmektedir (Grafik 18). Grafik 19: Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Đşsizlik Oranları SONUÇ Kaynak: TCMB, Mayıs Büyük Buhran ve 2008 Global krizleri karşılaştırıldığında, krizin ortaya çıkışı bağlamında büyük benzerlikler vardır yılı öncesinde, borçlanarak hisse senedi alan yatırımcıların yerini, 2008 global krizi öncesinde borçlanarak konut satın alanlar almıştır. Sonuçta her iki durumda da büyük balonlar oluşmuştur krizi öncesinde oluşan balon hisse senetleri piyasasında kendini gösterirken, 2008 global krizi öncesinde balonun oluşma yeri konut sektörü olmuştur. Fakat iki krizi birbirinden farklı kılan en önemli özellik, krizlere karşı uygulanan stratejik kararlardır da borsadaki büyük çöküş sonrasında, para arzı neredeyse hiç artırılmamış, reel faizler negatife düşen enflasyon oranları ile birlikte, yüzde seviyelerine çıkmış, bu da ekonomik büyümenin önündeki en büyük engellerden biri 149 Journal of Strategic Studies 3 (1), 2010,

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL Title of Presentation Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL İçindekiler 1- Yeni Büyük Oyun 2- Coğrafyanın Mahkumları 3- Hazar ın Statüsü Sorunu 4- Boru Hatları Rekabeti 5- Hazar

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

ÖZGEÇMĐŞ. 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

ÖZGEÇMĐŞ. 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi:.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMĐŞ Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Đşletme Kara Harp Okulu 1978-1982 YÜKSEK LĐSANS Strateji-Savunma

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Volkan TATAR 2. Doğum Tarihi : 08.04.1977 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Doktora Derece Alan Üniversite Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001 Y.Lisans Uluslararası

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ (Güncelleme: 12 Eylül 2014)

ÖZGEÇMİŞ (Güncelleme: 12 Eylül 2014) 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ (Güncelleme: 12 Eylül 2014) Derece Alan Üniversite Yıl LİSANS İşletme Kara Harp Okulu 1978-1982 YÜKSEK

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi HALI SEKTÖRÜ 2014 EYLÜL AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ EKİİM 2014 1 2014 YILI EYLÜL AYINDA HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ Ülkemizin halı ihracatı

Detaylı

TÜRKİYE NİN ENERJİ SATRANCI EKİM 2007

TÜRKİYE NİN ENERJİ SATRANCI EKİM 2007 EKONOMİ TÜRKİYE NİN ENERJİ SATRANCI EKİM 2007 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com TÜRKİYE NİN ENERJİ SATRANCI Yirmi birinci yüzyılda ekonomik

Detaylı

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ 1. "Azerbaycan Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi", Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Detaylı

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013 PINAR ÖZDEN CANKARA İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD Yüksek Lisans/MA Lisans/BA İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset

Detaylı

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR Prof. Dr. Ýlter TURAN 63 TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR GÝRÝÞ Prof. Dr. Ýlter TURAN Türk-Rus iliþkileri tarih boyunca rekabetçi bir zeminde geliþmiþ,

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 GELECEK İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 SARIKONAKLAR İŞ TÜRKĠYE MERKEZİ C. BLOK ĠÇĠN D.16 BÜYÜME AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE ÖNGÖRÜLERĠ 02123528795-02123528796 2025 www.turksae.com Nüfus,

Detaylı

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, TPQ yla gerçekleştirdiği özel söyleşide Rusya ile yaşanan gerginlikten Ukrayna nın

Detaylı

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı.

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ HAFTA 2 Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu AET nin kurulması I. AŞAMA AET de Gümrük Birliğine ulaşma İngiltere, Danimarka, İrlanda nın AET ye İspanya ve Portekiz in AET ye

Detaylı

ÖZGEÇMĐŞ. 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

ÖZGEÇMĐŞ. 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMĐŞ Derece Alan Üniversite Yıl LĐSANS Đşletme Kara Harp Okulu 1978-1982 YÜKSEK LĐSANS Strateji-Savunma

Detaylı

Araştırma Notu 15/179

Araştırma Notu 15/179 Araştırma Notu 15/179 27.03.2015 2014 ihracatını AB kurtardı Barış Soybilgen* Yönetici Özeti 2014 yılında Türkiye'nin ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 152 milyar dolardan 158 milyar dolara

Detaylı

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ?

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? Dr. Fatih Macit, Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi, HASEN Bilim ve Uzmanlar Kurulu Üyesi Giriş Türk Konseyi nin temelleri 3 Ekim 2009 da imzalanan Nahçivan

Detaylı

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Ortadoğu'da su ve petrol (*) Dursun YILDIZ İnş Müh Su Politikaları Uzmanı Petrol zengini Ortadoğu'nun su gereksinmesini gidermek amacıyla üretilen projelerden

Detaylı

Yrd.Doç.Dr. BÜLENT ŞENER

Yrd.Doç.Dr. BÜLENT ŞENER Yrd.Doç.Dr. BÜLENT ŞENER ÖZGEÇMİŞ DOSYASI KİŞİSEL BİLGİLER Doğum Yılı : Doğum Yeri : Sabit Telefon : Faks : E-Posta Adresi : Web Adresi : Posta Adresi : 1976 DİYARBAKIR - MERKEZ T: 46237730003227 F: bulentsener@ktu.edu.tr

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

RUSYA FEDERASYONU 2015 ARALIK AYI SİYASİ GELİŞMELER GÜNCESİ. Hazırlayan: Yavuz Selim HAKYEMEZ

RUSYA FEDERASYONU 2015 ARALIK AYI SİYASİ GELİŞMELER GÜNCESİ. Hazırlayan: Yavuz Selim HAKYEMEZ RUSYA FEDERASYONU 2015 ARALIK AYI SİYASİ GELİŞMELER GÜNCESİ Hazırlayan: Yavuz Selim HAKYEMEZ 1 Aralık Rusya'da 44 üniversite ve yüksek eğitim kurumu, Türkiye ile akademik ilişkileri dondurdu. ülkenin Dışişleri

Detaylı

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - İtalya İlişkileri: Fırsatlar ve Güçlükler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM

TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM Türk Dünyası, Türk milletine mensup bireylerin yaşamlarını sürdürdüğü ve kültürlerini yaşattığı coğrafi mekânın tümünü ifade eder. Bu coğrafi mekân içerisinde Türkiye, Malkar Özerk,

Detaylı

Türkiye-Kosova Serbest Ticaret Anlaşması IV. Tur Müzakereleri. Caner ERDEM AB Uzman Yardımcısı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü

Türkiye-Kosova Serbest Ticaret Anlaşması IV. Tur Müzakereleri. Caner ERDEM AB Uzman Yardımcısı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Türkiye-Kosova Serbest Ticaret Anlaşması IV. Tur Müzakereleri Caner ERDEM AB Uzman Yardımcısı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Eylül 2013 Sunum Planı STA ların Yasal Çerçevesi Türkiye nin

Detaylı

Amerikan Stratejik Yazımından...

Amerikan Stratejik Yazımından... Amerikan Stratejik Yazımından... DR. IAN LESSER Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Jeopolitik Aldatma veya bağımsız bir Kürt Devletinden yana olmadığını ve NATO müttefiklerinin bağımsızlığını

Detaylı

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ,

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, Araştırma grubumuza destek amacıyla 2000-2015 seneleri arasındaki konuları içeren bir ARŞİV DVD si çıkardık. Bu ARŞİV ve VİDEO DVD lerini aldığınız takdirde daha önce takip edemediğiniz

Detaylı

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi. Uluslar arası İlişkiler Bölümü

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi. Uluslar arası İlişkiler Bölümü TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü Avrasya da Ekonomik İşbirliği İmkanları: Riskler ve Fırsatların Konsolidasyonu Mustafa Aydın Ankara, 30 Mayıs 2006 Avrasya Ekonomik

Detaylı

European Gas Conference 2015 Viyana

European Gas Conference 2015 Viyana GAZMER - GAZBİR European Gas Conference 2015 Viyana Toplantı Notları Rapor No : 2015 / 001 Tarih : 29.01.2015 Bu rapor 27.01.2015-29.01.2015 tarihlerinde yapılan Avrupa Gaz Konferansına katılım gösteren;

Detaylı

2014 YILI NİSAN AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

2014 YILI NİSAN AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ DERİ VE DERİ MAMULLERİ SEKTÖRÜ 2014 NİSAN AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Mayııs 2014 2014 YILI NİSAN AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

Detaylı

8.1. Gelirler Genel Müdürlüğü Eğitim Merkezi Çalışmaları

8.1. Gelirler Genel Müdürlüğü Eğitim Merkezi Çalışmaları 8. EĞİTİM. 8.1. Gelirler Genel Müdürlüğü Eğitim Merkezi Çalışmaları 01.01.2001 31.12.2001 tarihleri arasında Gelirler Genel Müdürlüğü Eğitim Merkezi nce merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan çeşitli

Detaylı

RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015

RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015 RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015 RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Rusya Federasyonu na ihracat yapan 623 firma

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 22 Temmuz 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 22 Temmuz 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 22 Temmuz 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER Avrupa ya jeopolitik tehdit Yakın bir zamanda kadar Avrupa nın tehdit eden iç risklerdi. Örneğin Euro bölgesindeki borçlanma krizi üyeler arasında çok gerginlik

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Orta Doğu gezisinin son durağı Suudi Arabistan'da bulunan ABD Başkanı George W. Bush, Suudi Kralı Abdullah'la, yüksek petrol fiyatlarının ABD'yi nasıl etkilediği

Detaylı

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ 2014 OCAK SEKTÖREL YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörü, ekonomiye döviz girdisi, yurt dışında istihdam imkanları, teknoloji transferi ve lojistikten ihracata

Detaylı

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları - Türkiye ile Afganistan arasında 7 Kasım 1959 tarihinde Ankara'da "Kültür

Detaylı

Tarım & gıda alanlarında küreselleşme düzeyi. Hareket planları / çözüm önerileri. Uluslararası yatırımlar ve Türkiye

Tarım & gıda alanlarında küreselleşme düzeyi. Hareket planları / çözüm önerileri. Uluslararası yatırımlar ve Türkiye Fırsatlar Ülkesi Türkiye Yatırımcılar için Güvenli bir Liman Tarım ve Gıda Sektöründe Uluslararası Yatırımlar Dr Mehmet AKTAŞ Yaşar Holding A.Ş. 11-12 Şubat 2009, İstanbul sunuş planı... I. Küresel gerçekler,

Detaylı

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI Sayın Âli Meclis Başkanı, Sayın Bakan, Sayın Oda Başkanları, Değerli İş Adamları,

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 VİZYON BELGESİ(TASLAK) ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 (03-05 Aralık 2015, İstanbul) BÖLÜM 1 Nükleer Güç Programı (NGP) Geliştirilmesinde Önemli Ulusal Politika Adımları Temel

Detaylı

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir Yalnız z ufku görmek g kafi değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir 1 Günümüz bilgi çağıdır. Bilgisiz mücadele mümkün değildir. 2 Türkiye nin Jeopolitiği ; Yani Yerinin Önemi, Gücünü, Hedeflerini

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Kemal Çiftçi

Yrd. Doç. Dr. Kemal Çiftçi Yrd. Doç. Dr. Kemal Çiftçi Giresun Üniversitesi/Uluslararası İlişkiler Bölümü Adres : İkt.ve İd. Bil. Fak. Uluslararası İlişkiler Bölümü Güre Yerleşkesi Merkez/GİRESUN E-Posta: kemalciftci@hotmail.com

Detaylı

SN. YETKİLİ DİKKATİNE 25.08.2015 KONU: 2016 YILI YAPI-İNŞAAT VE ELEKTRİK FUARLARI SİRKÜ BİLGİLENDİRMESİ

SN. YETKİLİ DİKKATİNE 25.08.2015 KONU: 2016 YILI YAPI-İNŞAAT VE ELEKTRİK FUARLARI SİRKÜ BİLGİLENDİRMESİ SN. YETKİLİ DİKKATİNE 25.08.2015 KONU: 2016 YILI YAPI-İNŞAAT VE ELEKTRİK FUARLARI SİRKÜ BİLGİLENDİRMESİ Türkiye milli katılım organizasyonunun, T.C. Ekonomi Bakanlığı'na izin başvurusu yapılmış olup, Türkel

Detaylı

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler Bilge Strateji, Cilt 7, Sayı 12, Bahar 2015, ss.17-21 Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler Yaşar ONAY* Adına Rusya denilen bu ülke, Moskova prensliğinden büyük bir imparatorluğa

Detaylı

PROGRAMI PROGRAM GENEL TANITIMI

PROGRAMI PROGRAM GENEL TANITIMI PROGRAMI PROGRAM GENEL TANITIMI T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI TÜRK ULUSAL AJANSI AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı HAYATBOYU ÖĞRENME GENÇLİK Aralık 1999 2002 Helsinki Zirvesi - Topluluk

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Dönemi Zorunlu Dersler Uluslararası İlişkilerde Araştırma

Detaylı

HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER. AB Liderleri Jean-Claude Juncker in AB Komisyonu Başkanı Olması İçin Uzlaştı

HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER. AB Liderleri Jean-Claude Juncker in AB Komisyonu Başkanı Olması İçin Uzlaştı SİYASİ GELİŞMELER HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER AB Liderleri 27 Haziran da Jean- Claude Juncker i AB Komisyon Başkan adayı olarak belirledi. Schulz yeniden AP Başkanı oldu. AB Liderleri Jean-Claude

Detaylı

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU 0 1 Dünya buğday üretimi, üretim devlerinden biri olan ABD nin yaklaşık 4 milyon tonluk üretim azalmasına rağmen bu sene ekili alanların ve verimin artmasıyla paralel olarak Ağustos ayı verilerine göre

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013 TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Büyükçekmece İstanbul 1 İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMA KONUSU 3 1.1. FUAR KÜNYESİ 3 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.3. ARAŞTIRMANIN

Detaylı

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı.

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı. MUSUL SORUNU VE ANKARA ANTLAŞMASI Musul, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmadan önce Osmanlı Devleti'nin elinde idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından dört gün sonra Musul İngilizler tarafından işgal edildi.

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 i Bu sayıda; Ağustos Ayı Dış Ticaret Verileri, 2013 2. Çeyrek dış borç verileri değerlendirilmiştir. i 1 İhracatta Olağanüstü Yavaşlama

Detaylı

Basın Bülteni Release

Basın Bülteni Release Basın Bülteni Release BASF, ikinci çeyrekte satış hacmini artırdı 26 Temmuz 2014 BASF, 2014 yılı ikinci çeyreğinde satışlarını yüzde 1 artırarak 18,5 milyar avroya çıkardı. Şirketin faiz ve vergi öncesi

Detaylı

Enerji Verimliliği: Yüzde 50 Çözüm

Enerji Verimliliği: Yüzde 50 Çözüm Enerji Verimliliği: Yüzde 50 Çözüm Almanya nın Büyümesi 4,000,000 3,500,000 3,000,000 2,500,000 2,000,000 Enerji Kullanımı Energy Use GSYH GDP 1,500,000 1,000,000 500,000 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Detaylı

Amerika n n Olmad Deniz: Karadeniz

Amerika n n Olmad Deniz: Karadeniz Amerika n n Olmad Deniz: Karadeniz Yrd. Doç. Dr. Meşküre YILMAZ* Karadeniz, jeopolitik açıdan kapalı ve küçük bir deniz olmasına rağmen Türkiye ve Rusya hariç kıyısında bulunan ülkeler için dünyaya açılan

Detaylı

Ocak 2015. Tekstil ve Hammaddeleri Sektörü 2014 Ocak Aralık Dönemi İhracat Bilgi Notu. Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği

Ocak 2015. Tekstil ve Hammaddeleri Sektörü 2014 Ocak Aralık Dönemi İhracat Bilgi Notu. Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği Ocak 2015 Tekstil ve Hammaddeleri Sektörü 2014 Ocak Aralık Dönemi İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 01/2015 TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ 2014 YILI ARALIK AYI İHRACAT

Detaylı

Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UNESCAP)

Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UNESCAP) Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UNESCAP) Kurtuluş Aykan* Küresel mali krizin ortaya çıkardığı en önemli gerçek, ekonomik sorunların bundan böyle artık tek tek ülkelerin

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU DAĞLIK KARABAĞ SORUNU DAR ALANDA BÜYÜK OYUN ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU Avrasya Araştırmaları Merkezi USAK RAPOR NO: 11-07 Yrd. Doç. Dr. Dilek M. Turgut Karal Demirtepe Editör Eylül 2011

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Volkan TATAR 2. Doğum Tarihi : 08.04.1977 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Doktora Derece Alan Üniversite Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001 Y.Lisans Uluslararası

Detaylı

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI (2015) GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İran ın nükleer programı üzerine dünya güçleri diye

Detaylı

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları,

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Bugün, ulusal savunmamızın güvencesi ve bölge barışı için en önemli denge ve istikrâr unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetleri nin etkinliğini ve

Detaylı

Toplam Erkek Kadin 20 35.9. Ermenistan Azerbaycan Gürcistan Kazakistan Kırgızistan Moldova Cumhuriyeti. Rusya Federasyonu

Toplam Erkek Kadin 20 35.9. Ermenistan Azerbaycan Gürcistan Kazakistan Kırgızistan Moldova Cumhuriyeti. Rusya Federasyonu Doğu Avrupa, Orta Asya ve Türkiye de İnsana Yakışır İstihdamın Geliştirilmesi Alena Nesporova Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktör Yardımcısı Uluslararası Çalışma Ofisi, Cenevre Sunumun yapısı Kriz öncesi

Detaylı

Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler

Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler Oğuzhan KAYA TKHK Kaynak Geliştirme Daire Başkanlığı khk.kaynakgelistirme@saglik.gov.tr www.tkhk.gov.tr Slayt1/28 Bakanlığımızın 2013-2017

Detaylı

UNAIDS Dünya AIDS Günü Raporu 2011

UNAIDS Dünya AIDS Günü Raporu 2011 UNAIDS Dünya AIDS Günü Raporu 2011 AIDS Epidemisinin Küresel Özeti 2010 HIV ile yaşayan sayısı Toplam Yetişkin Kadın Çocuk (

Detaylı

5.5. BORU HATLARI 5.5-1

5.5. BORU HATLARI 5.5-1 5.5. BORU HATLARI Türkiye coğrafi ve jeopolitik açıdan çok önemli bir konumda yer almaktadır. Ülkemiz, dünyanın en büyük ham petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri ile

Detaylı

Doç. Dr. Aylin GÜNEY Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Doç. Dr. Aylin GÜNEY Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doç. Dr. Aylin GÜNEY Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Raporun Anahatları Megatrends: Küresel ana eğilimler Game-Changers: Ana Eğilimlerde değişime yol açabilecek etkenler Senaryolar Ana

Detaylı

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER 21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER KÜRESEL EKONOMİYİ ROTASINDAN ÇIKARABİLECEK 10 BÜYÜK TEHLİKE DÜNYA EKONOMİSİ VE ABD EKONOMİSİNDE OLASI MAKRO DENGESİZLİKLER (BÜTÇE VE CARİ İ LEMLER AÇIĞI) (TWIN TOWERS) İSTİKRARSIZ

Detaylı

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu DÜNYA EKONOMİSİ Teknoloji, nüfus ve fikir hareketlerini içeren itici güce birinci derecede itici güç denir. Global işbirliği ağıgünümüzde küreselleşmişyeni ekonomik yapının belirleyicisidir. ASEAN ekonomik

Detaylı

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org Azerbaycan Enerji GÖRÜNÜMÜ Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi EKİM 214 www.hazar.org 1 HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi, Geniş Hazar Bölgesi ne yönelik enerji,

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 20 Haziran 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 20 Haziran 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 20 Haziran 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER Altın, Fed sonrası 3 haftanın yükseğinde ABD merkez bankası Fed'in faiz oranlarının düşük kalmaya devam edeceğini bildirmesi ile, alternatif yatırım aracı

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 29. Uluslararası Tekstil Makineleri Fuarı 4. İstanbul Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuarı 9. Uluslararası İstanbul İplik Fuarı Hazırlayan TEKNİK Fuarcılık

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü AVRUPA BİRLİĞİNEDİR? Hukuki olarak: Uluslar arası örgüt Fiili olarak: Bir uluslararası örgütten daha fazlası Devlet gibi hareket

Detaylı

KRİTİK NATO ZİRVESİNİN SONUÇLARI VE TÜRKİYE NİN ARTAN ÖNEMİ

KRİTİK NATO ZİRVESİNİN SONUÇLARI VE TÜRKİYE NİN ARTAN ÖNEMİ GÜVENLİK SİYASETİ KRİTİK NATO ZİRVESİNİN SONUÇLARI VE TÜRKİYE NİN ARTAN ÖNEMİ NİSAN 2008 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com KRİTİK NATO

Detaylı

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER 20. yy.da meydana gelen I. ve II. Dünya Savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirmiş ve telafisi imkânsız büyük maddi zararlar meydana gelmiştir. Bu olumsuz durumun

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ

ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ Yrd. Doç. Dr. Cenk ÖZGEN 1. KİŞİSEL BİLGİLER Adı Soyadı: Cenk ÖZGEN Doğum Yeri ve Tarihi: Bursa / 07.08.1979 Uyruğu: T.C. Medeni Hali: Evli Adres: Giresun Üniversitesi, İktisadi

Detaylı

Eği$mde Finansal Kaynakları Ar4rmak ve Yöne$şimi İyileş$rmek

Eği$mde Finansal Kaynakları Ar4rmak ve Yöne$şimi İyileş$rmek Eği$mde Finansal Kaynakları Ar4rmak ve Yöne$şimi İyileş$rmek Dünya Bankası Kasım, 2013 Alberto Rodriguez, Ph.D. Eği$m Sektörü Yöne$cisi Avrupa ve Orta Asya Beceri talebini etkileyen faktörler Yeni Teknolojiler

Detaylı

Eylül 2013 B.H. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ

Eylül 2013 B.H. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ KIBRIS RUM KESİMİ ÜLKE RAPORU Eylül 2013 B.H. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ I.GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Kıbrıs Cumhuriyeti Yönetim Şekli : Cumhuriyet Coğrafi Konumu : Akdeniz deki beş büyük adadan

Detaylı

EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI Hacı Dede Hakan KARAGÖZ

EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI Hacı Dede Hakan KARAGÖZ Ekonomik İşbirliği Teşkilat (EİT), üye ülkeler arasında yoğun ekonomik işbirliğinin tesis edilmesini amaçlayan bölgesel düzeyde bir uluslararası teşkilattır. Teşkilat, 1964 yılında kurulan Kalkınma İçin

Detaylı

T.C. MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ Fen-Edebiyat Fakültesi

T.C. MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ Fen-Edebiyat Fakültesi T.C. EHET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ Fen-Edebiyat Fakültesi ÖĞRETİ YILI : 2015 / 2016 PROGRAI : COĞRAFYA Dersin (adı,teorik,uygulama,kredisi, toplam ve AKT değişikliklerinde; dersin kodu "15" ile başlayacak,

Detaylı

ABSTRACT IMPACT OF POLISH MEMBERSHIPS IN NATO AND THE EU ON POLISH FOREIGN POLICY TOWARDS RUSSIA. Bodur, Kadriye

ABSTRACT IMPACT OF POLISH MEMBERSHIPS IN NATO AND THE EU ON POLISH FOREIGN POLICY TOWARDS RUSSIA. Bodur, Kadriye ABSTRACT IMPACT OF POLISH MEMBERSHIPS IN NATO AND THE EU ON POLISH FOREIGN POLICY TOWARDS RUSSIA Bodur, Kadriye Master of Science, Department of European Studies Supervisor: Assoc. Prof. Dr. Oktay F. Tanrısever

Detaylı

GİRİŞ. Anahtar kavramlar: Lojistik merkez, Kars, demir ipek yolu, kombine taşımacılık, enerji kaynakları, Avrupa, Çin, Orta Asya ve Kafkasya dır.

GİRİŞ. Anahtar kavramlar: Lojistik merkez, Kars, demir ipek yolu, kombine taşımacılık, enerji kaynakları, Avrupa, Çin, Orta Asya ve Kafkasya dır. LOJİSTİK MERKEZİNİN KARS TA KURULABİLİRLİĞİNE İLİŞKİN RAPOR GİRİŞ İki kutuplu sistem üzerine inşa edilen uluslararası ilişkiler teorileri, Soğuk Savaş sonrası dönemle birlikte yeni dünya düzenini açıklamakta

Detaylı

KIRGIZİSTAN DAKİ YABANCI DESTEKLİ ÜNİVERSİTELER VE DİĞER EĞİTİM KURUMLARI

KIRGIZİSTAN DAKİ YABANCI DESTEKLİ ÜNİVERSİTELER VE DİĞER EĞİTİM KURUMLARI KIRGIZİSTAN DAKİ YABANCI DESTEKLİ ÜNİVERSİTELER VE DİĞER EĞİTİM KURUMLARI Yrd. Doç. Dr. Yaşar SARI Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Kırgızistan Giriş Kırgızistan Orta Asya bölgesindeki toprak ve

Detaylı

Duygusal birliktelikten stratejik ortaklığa Türkiye Azerbaycan ilişkileri

Duygusal birliktelikten stratejik ortaklığa Türkiye Azerbaycan ilişkileri 27.12.2012 Duygusal birliktelikten stratejik ortaklığa Türkiye Azerbaycan ilişkileri 000 Sinem KARADAĞ Gözde TOP Babasının denge siyasetini başarıyla yürüten İlham Aliyev, Azerbaycan ın bölgesel nitelikli

Detaylı

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI Sektörlerindeki ürünlerin, en son teknolojik gelişmelerin, dünyadaki trendlerin ve son uygulamaların sergilendiği, 25-28 Eylül 2014 tarihleri arasında

Detaylı

CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi

CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi CAM SANAYİİ Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006 T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi TÜRKİYE'DE ÜRETİM Cam sanayii, inşaat, otomotiv, meşrubat, gıda, beyaz eşya, mobilya,

Detaylı

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır.

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır. 1992 yılına gelindiğinde çevresel endişelerin sürmekte olduğu ve daha geniş kapsamlı bir çalışma gereği ortaya çıkmıştır. En önemli tespit; Çevreye rağmen kalkınmanın sağlanamayacağı, kalkınmanın ihmal

Detaylı

TÜRKİYE DE BU HAFTA 14 18 EYLÜL 2015

TÜRKİYE DE BU HAFTA 14 18 EYLÜL 2015 TÜRKİYE DE BU HAFTA 14 18 EYLÜL 2015 TARIMDAKİ BÜYÜME İŞSİZLİĞİ GERİLETTİ Tarım sektörü son 10 yılın 8 inde büyüyerek yakaladığı istikrarı, 2015 yılında da sürdürürken yarattığı istihdamla toplam işsizlik

Detaylı

AR& GE BÜLTEN ARAŞTIRMA VE MESLEKLERİ GELİŞTİRME MÜDÜRLÜĞÜ HAZİRAN. Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri

AR& GE BÜLTEN ARAŞTIRMA VE MESLEKLERİ GELİŞTİRME MÜDÜRLÜĞÜ HAZİRAN. Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri, doğrudan hizmet ihracatını gerçekleştirmenin yanısıra, mal ve servis ihraç eden birçok sektörün

Detaylı

İran'ın Irak'ın Kuzeyi'ndeki Oluşum ve Gelişmelere Yaklaşımı Kuzey Irak taki sözde yönetimin(!) Parlamentosu Kürtçü gruplar İran tarafından değil, ABD ve çıkar ortakları tarafından yardım görmektedirler.

Detaylı

Salvador, Guatemala, Kamboçya ve Namibya gibi yerlerde 1990 ların barış anlaşmaları ile ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde kullanabilmek için

Salvador, Guatemala, Kamboçya ve Namibya gibi yerlerde 1990 ların barış anlaşmaları ile ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde kullanabilmek için ÖN SÖZ Barış inşası, Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali tarafından tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışı sağlamlaştırıp, sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmalar

Detaylı

ABD'nin Fransa'ya Reaper İnsansız Uçak Satışı ve Türkiye'nin Durumu 1

ABD'nin Fransa'ya Reaper İnsansız Uçak Satışı ve Türkiye'nin Durumu 1 ABD'nin Fransa'ya Reaper İnsansız Uçak Satışı ve Türkiye'nin Durumu 1 Pentagon yetkilileri Fransa'nın talep ettiği Reaper tipi insansız hava aracı (İHA) veya dronların satışına yönelik olarak Kongre'de

Detaylı

Kuruluş 843 (Verdun Anlaşması) ( 1958 Cumhuriyet ) Tarım %1,8, Endüstri %19,3, Hizmetler %78,9

Kuruluş 843 (Verdun Anlaşması) ( 1958 Cumhuriyet ) Tarım %1,8, Endüstri %19,3, Hizmetler %78,9 FRANSA ÜLKE BÜLTENİ Başkent Resmi Dil(ler) Yönetim Biçimi Cumhurbaşkanı Başbakan Paris Fransızca Parlamenter Başkanlık Tipi Cumhuriyet Nicolas Sarkozy François Fillon Kuruluş 843 (Verdun Anlaşması) ( 1958

Detaylı

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Avrupa kıtasından Amerika kıtasına, Orta Doğu Ülkelerinden Afrika ülkelerine kadar geniş yelpazeyi kapsayan 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER ABD de işsizlik başvuruları ve imalat sektörü PMI beklentilerin üzerinde gelirken, ikinci el konut satışlarında 4 aylık aradan sonra ilk kez artış yaşandı

Detaylı