Aydınlık. FOTO MUHABİRİ ARA GÜLER İnsan seveceksin ki fotoğrafını çekesin ÜLKÜ TAMER NİHAT ZİYALAN. FERHAN BAYIR Usta bir yönetmenin doğum haftasında

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Aydınlık. FOTO MUHABİRİ ARA GÜLER İnsan seveceksin ki fotoğrafını çekesin ÜLKÜ TAMER NİHAT ZİYALAN. FERHAN BAYIR Usta bir yönetmenin doğum haftasında"

Transkript

1 5 Aralık 2014 Cuma Sayı: 145 Yıl: 3 FOTO MUHABİRİ ARA GÜLER İnsan seveceksin ki fotoğrafını çekesin ÜLKÜ TAMER NİHAT ZİYALAN FERHAN BAYIR Usta bir yönetmenin doğum haftasında Uykunun eşit ve bir kıldığı aşk Parçalanan dünün dünyası

2

3 5 Aralık 2014 Cuma AYDINLIK KİTAP...Biz devrimizin tarihini yazmaktayız ürkiye'nin büyük adamları nı saymaya kalksak Ara Güler'siz bir liste oluşturamayız kuşkusuz. Fotoğrafçılık dediğimizde, hatta eski İstanbul dediğimizde de onsuz olmaz. Kahvehaneler, varoşların çamurlu yollarında ayakları çamura bulanmış ama yüzü gülen çocuklar, at arabaları, hamallar, balıkçılar, sigara içen emmiler... Ve büyük edebiyatçıların en güzel fotoğrafları, ve büyük sanatçıların unutulmaz fotoğrafları, hepsi değil midir ki Ara Güler'in? Siyahın ve beyazın dünyasında, siyahın ve beyazın birbirine girdiği gri renkli bir ülkede, Türkiye'de en güzel siyah beyaz fotoğrafların sahibi değil midir Ara Güler? Galatasaray Lisesi'ni geçtiğinizde, sola hafif kıvrılıp sağınıza bakarsanız kısa bir sokakta Ara Kafe'yi görürsünüz. Ara Güler'in fotoğraflarıyla çevrilmiştir duvarları. Ve bütün doğallığıyla orada Ara Güler'i otururken gördüğünüzde yüzünüzde bir gülümseme mutlaka oluşur. Hareketli, verimli ve dolu dolu geçen yıllarının ardından muzur bir ihtiyar olarak genç nesle de kendini sevdirmiştir. Son dönemde rahatsızlanıp hastaneye yatırıldığında T bu dünyayı terketmeye niyetim yok dercesine hasta yatağında verdiği nah pozu nasıl unutulur ki. Küfürden çekinmez ama iltifatın hasını da en iyi bilenlerdendir Ara Güler. Ustanın Sesinden Âlâ Portreler projesinde Ara Güler'in kurduğu cümleler bir sanatçının dünya görüşü çerçevesinde nasıl usta sanatçı olabileceği konusunda bize fikir veriyor. Boş bir sergi düşün. Bana bir sergi yapabilir misin hiçbir şey anlatmayan? En basitinden bir çizgi çekersin, bölücülük demektir, bir duvar koyarsın, insanları ikiye ayırmaktır....bir köşede saatlerce beklemişimdir şuradan bir adam geçse diye, hatta öyle istemişimdir ki yanında da bir kör köpek olsun....biz devrimizin tarihini yazmaktayız. Kimler; benim gibi foto-muhabirler., dokümanterler, insan hayatını kayda geçirenler. Yaşadığımız devrin aynasını gelecek asırlara taşıyacak olan malzemeyi kullanıyoruz. Bu tarihtir tarih. Kapağımızda bu hafta Ara Güler'i, Türkiye'nin 80 yıllık tarihini ağarlıyoruz. Saygıyla ve tüm sevgimizle... Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmen Yrd. Deniz Yıldırım Yazıişleri Müdürü Ergün Gedek Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Servisi Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar: Görsel Tasarım: Neşe Yeşiloğlu İrem Halıç, Elif Korkut, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Reklam Grup Başkanı Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 5 Aralık 2014 Cuma ÜLKÜ TAMER Usta Bir Yönetmenin Doğum Haftasında Yazar yenilikçi olmak istese bile araçlarını iyi, doğru biçimde kullanmak zorundadır. Yoksa ortaya özgün bir yapıt değil, her yanı dökülen bir acemilik anıtı koyar. Yazarın aracı da dildir. Önce o dili öğreneceksin, özümseyeceksin, sonra da dilersen kurallarıyla oynayacaksın. Günümüzde ise birçok yazar, kullandığı aracın ne olduğunu bilmeden kendi kafasına göre takılıyor. Yapıtında ise özgün anlatımdan çok dilbilgisi zafiyeti sergileniyor Atıf Yılmaz Sanırım 1959 du. Saraçhane de, bulvar üstündeki küçük kahvede (yani a dergisi nin yazıhanesinde) oturuyorduk. Yılmaz geldi. Yılmaz Pütün. Işıl ışıldı. Hayrola? dedik. Yeni bir öykü mü yazdın? Bir filmde oynuyorum, dedi. Bu Vatanın Çocukları nda. Hem de baş rol. Sen şaşırmışsın, dedik. Atıf Yılmaz yönetiyor, dedi. Atıf Yılmaz da şaşırmış. Senden oyuncu mu olur! İki Yılmaz ın da şaşırmadığı kısa sürede kanıtlandı. Bu Vatanın Çocukları nı aynı ikilinin Alageyik i izledi. Yılmaz Pütün de Yılmaz Güney oldu. HHH Atıf Yılmaz ın anılarını okurken, Yılmaz ın bu rolü neredeyse kopara kopara aldığını öğrenmiştim. (Aynı filmle ilgili bir başka şey daha dikkatimi çekmişti: Küçük kızı oynayan çocuk da ileride Nesrin Topkapı olup çıkacakmış.) Atıf Yılmaz en çalışkan yönetmenlerimizden biriydi. 119 filme imza atmıştı. 51 filmin senaryounu yazmış, 27 filmin yapımcılığını üstlenmişti. Bu kadar çok film yapan bir yönetmenin düzeyini sürekli koruyabilmesi kolay değildi doğrusu. Resim denilince sadece iskambil kâğıtlarındaki oğlanı, kızı, papazı düşünen kişilerin kol gezdiği bir ortamda Atıf Yılmaz elbette öne çıkıyordu. (Ama hakkını yemeyeyim, Yeşilçam, yokluktan var etmeyi becerebilen Musa ların sokağıdır. Boyuna mucizelere tanıklık eder. Oturup Kierkegaard dan söz edebileceğiniz kişiler de vardır orada, Yahya Kemal deyince boş gözlerle yüzünüze bakanlar da.) HHH Atıf Yılmaz ın başarısının arkasında sanatçının kültür birikiminin, dünyayla, çevresiyle ilgilerinin, başka sanat dallarıyla yakın ilişkilerinin yattığını düşünüyorum. Atıf Yılmaz, Orhan Kemal den Yaşar Kemal e, Kemal Tahir e uzanan dostluklardan kendisini besleyen kaynaklar yaratmayı bilmiş, o kaynakları da kişiliğini ve mesleğinin onurunu koruyarak kullanmayı başarmıştı. Bu başarının bir başka nedenini de yine anılarında görmüştüm: İşini seviyordu. Ona tutkuyla bağlıydı. Sinemayı yaşamının odak noktasına yerleştirmişti. Hollywood da 1940 ların Altın Çağ döneminin yaratıcıları gibi düşünüyordu: Sinema olmazsa olmaz! HHH Ama o sinemayı yapmak pek kolay değildi. (Sorunlar değişti gerçi... şimdi de değil.) Atıf Yılmaz ın dorukta olduğu yıllarda Yeşilçam son derece sınırlı klişeler içinde çalışıyordu. Öykülerin, değil anahatları, ayrıntıları bile kopya kâğıdıyla çoğaltılmış gibiydi. Bir filmin afişine bakınca, oyuncuların adlarını okuyunca o filmi daha sinema salonuna girmeden görmüş gibi oluyordunuz. İşletmecilerden alınan avanslarla yaratılmaya çalışılan yapıtlar iki haftada kotarılıp seyirci karşısına çıkarılıyordu. Atıf Yılmaz da bu kasırganın içindeydi. Ama Beş Kardeştiler, Battı Balık, İki Gemi Yanyana gibi filmlerini yaparken bile o kasırganın içine incelikler yerleştirmeye çalıştı. Kendi görüşlerini benimsemiş bir avuç yapımcıyla işbirliği ederken ya da yapımcılığını da üstlendiği filmlerde ise sinemamızın hep onur duyacağı yapıtlar yarattı. HHH Atıf Yılmaz ın bir özelliğinden daha söz etmeliyim. Bir çok değerli sanatçı onun yanında yetişti. Yılmaz Güney, Halit Refiğ, Zeki Ökten, Şerif Gören, Ali Özgentürk mesleğe onun yardımcılığını yaparak adım attılar. Düzeyli bir usta-çırak ilişkisi sonunda usta oldular. HHH Yazmayı Unutuyoruz Bizim kuşakların, değil üniversitede, ortaokulda bile yazın yanlışları yapması düşünülemezdi. Dahi anlamına gelen de yi bitişik mi yazdınız, sıfır almakla kalmaz, öğretmenden bir de okkalı fırça yerdiniz. Şimdi bakıyorum da, koskoca kitapların kapaklarında imzaları bulunan kimi anlı şanlı yazarlar bile ne grameri önemsiyorlar, ne yazın kurallarını. Bahane hazır: Benim anlatımım böyle. Ben özgünüm. Öğrenmedim, bilmiyorum demek elbette güç geliyor. HHH Bir marangoz düşünün. Aracı nedir? Testere, keser, tornavida, vb... Onları kullanmayı bilmezse ortaya çıkaracağı ürün nemenem bir şey olur? Alışılmışın dışında bir şeyler yapmak, yenilikçi olmak istese bile araçlarını iyi, doğru biçimde kullanmak zorundadır. Yoksa ortaya özgün bir yapıt değil, her yanı dökülen bir acemilik anıtı koyar. Yazarın aracı da dildir. Önce o dili öğreneceksin, özümseyeceksin, sonra da dilersen kurallarıyla oynayacaksın. Aziz Nesin bir i bi olarak yazardı. Ama temelde bir in bir olarak yazılması gerektiğini ebette bilirdi. Günümüzde ise birçok yazar, kullandığı aracın ne olduğunu bilmeden kendi kafasına göre takılıyor. Yapıtında ise özgün anlatımdan çok dilbilgisi zafiyeti sergileniyor. Gerçekten özgün anlatımlı bir Perihan Mağden mi çıktı... Haydi, herkes başlıyor onun gibi yazmaya. Zaten bilinmeyen dilbilgisi kurallarının önemsenmemesi için harika bir yaratıcılık bahanesi... HHH Artık okullarda da önemsenmiyor bu. Eskiden tahrir ya da kompozisyon diye bir şey vardı. Görüşlerinizi, düşüncelerinizi yazarak anlatırdınız. Atasözlerini, şiirleri yorumlar, okuduğunuz kitaplardan özetler çıkarırdınız. Yazardınız. Dilbilgisi kurallarına uyarak. Yaptığınız yanlışlar gösterilirdi. Uyarılırdınız. Şimdi ise bilginizi işaretleyerek gösteriyorsunuz. Bir test sorusu... Dört seçenek... Koy birine bir çarpı işareti, tamam. İşin içine bilgisayar da girince yazmayı tümden unuttuk. TEBESSÜM MOLASI NOBEL İN ZARARLARI John Steinbeck, 1962 de Nobel Edebiyat Ödülü nü aldığını öğrenince duyduğu korkuyu şöyle anlatıyor: Nobel in sakıncalarını düşündüm hemen. Bu ödülü alıp da yazarlığı sürdüren kimseyi hatırlamıyordum çünkü. Shaw dan başka. Faulkner ın sonradan yayımlanan romanı, ödülden çok önce yazılmıştı. Hemingway düpedüz bunalıma girmişti. Red Lewis alkolik olmuştu. Ödül değil, mezar yazıtıydı sanki.

5 CELAL İLHAN 5 Atlar ve insanlar Önümüze her gün yeni olumsuz, işbirlikçi, gerici atılımlarla çıkan, kitleleri uyuşturup şaşkına çeviren siyaset gündemini kenara itip ekin-yazın alanında neler oluyor diye bir göz atabilirsek güzel şeylerin de yazılıp çizildiğini görebiliriz. Bugüne değin şairliğiyle tanıdığımız Ali Rıza Kars ın, Atların Kardeşliği adlı romanından söz etmek istiyorum. Kars, Abbas Sayarların, Gülten Akınların coğrafyasında filizlenmiş bir yazar. Tanıyanlar anımsayacaktır, Abbas Sayar, yakın çevresinde, ilkin şiirleriyle kendini tanıtmış, sevdirmiş biriydi. İlk ezberlediğim şiir onundu. Saygıyla anıyorum 1952 yılında Yozgat ın Bahadın beldesinde doğdu Ali Rıza Kars. Hayalin Gözümde Kırmızı Gül Oldu, Işıkla Öpüşürdü, Ali Rıza Kars Kendi Pınarında Akardı Gülmelerin, Düş ve Sokak, Yüksek Debili Aşklar, Gitme Zamanı. Bunların tümü şiir kitapları onun. Ve ardından bir roman: Atların Kardeşliği. Şairlerin iyi öykü ve roman yazabildikleri çok karşılaşılan bir durum. Gerçi, yazar ya da okur, şiir yazmamış biri var mı çevrenizde, şöyle bir yoklayın isterseniz! Yazımızın dar sınırları içinde, ereğimize ulaşmak için bir alıntıyla başlamakta yarar var: Haftalar peş peşe geçiyor; günler, gecenin uzunluğunu gündüzün kısalığına ekleyerek kendini tamamlıyor; kış, davulsuz zurnasız mendil sallayan halay başı gibi kendi havasını, kendi titreşimini yaratıyor; zaman kendi seyrince akıyordu. Kars, benzeri tümcelerle, içselleştirdiği köy, iklim ve folklor duygularını betimlerken hiç sıkıntı çekmiyor. Roman kahramanı Alişan ı, çocukluktan gençliğe yürürken kendisiyle barışık, çevresiyle mesafeli ve atlarla olağanüstü bir yakınlık içinde görüyoruz. Sevgisi, karşılıksız olmadığı gibi, aksine daha anlamlı ve yoğun yansımalar görüyor at kardeşlerinden. Köylü, o acımasız gerçekçiliği içinde Alişan ın atlara tutkusunu anlamakta zorlanıyor. Bu durumu, çeişitli biçimlerde yorumlayıp, onu ermişlerle kıyaslamadan, saflıkla suçlamaya değin götürüyor. Ellerine doğmuş, sevgisiyle beslediği Bıçkın adlı tay, Alişan dan önce erginleşip onu sırtında taşırken bu iki canlının tek vucut olduklarını hissediyorsunuz. Bıçkın ve Alişan, birbirleri için anababa bir, öz kardeşlerinden önde geliyor. Bıçkın, ilk aşk denemesinde çevrenin en güzel kısrağıyla bütünleşirken, Alişan ın da duygularının şaha kalkması, Kars ın kaleminin gücüyle taçlanıyor, doyumsuz bir görsel güzellik izletiyor okura. Alişan ve atlarından sonra, yeni evli Muharrem adlı genç köylü, romanın üçüncü ayağını oluşturuyor. Yazar, Yeldirme Muharrem le; sevginin, emeğin, mücadelenin, alçakgönüllülüğün ve yaşama bakış açısının sağlamlığını, güvenirliğini savsöze kaçmadan ustalıkla veriyor. Yazımı yine bir alıntıyla tamamlamakta yarar görüyorum: Gülistan ı gerdanından bir daha öptü Muharrem. Tuzlu fıstk gibisin dedi. Harmanı kaldırınca tuzlu fıstık alacağım sana. Borcumuzu ödeyelim, tuzlu fsıtık daha sonra. Tuzlu fıstık yerine çedeneli kavurga yaparım sana. diye fısıldadı Gülistan. İşte böyle saf, temiz, karşılık beklemeden gönül veren insanların, atların anlatıldığı roman Atların Kardeşliği. Tüm yazar dostların ve kitaplarının yaşadığı sorunlardan, doğaldır ki Atların Kardeşliği de etkilenmiş. Sayfaların düzenlenmesi, küçük dokunmalarla çözülebilecek ufak tefek yazım sorunları dikkat çekiyor. Bir de yazarın, romanı ne zaman sonlandıracağı konusunda düştüğünü sandıdığım ikileme değinmeden edemeyeceğim. Atların Kardeşliği Ali Rıza Kars Sanatyapım Yayıncılık 350 s.

6 5 Aralık 2014 Cuma 6 BARIŞ DOSTER Hain nâme: Kim kime, ne zaman hain der Tek başına bir üniversite gibi çalışmaya, üretmeye devam eden seçkin tarihçimiz Orhan Koloğlu nun Hain nâme adlı kitabı tam da bu konuya odaklanmaktadır. Hain sözcüğünün zaman içinde kazandığı anlamlardan başlayarak, kelimenin son derece geniş bir yelpazede kullanıldığını saptamaktadır Çizim: Köksal Çiftçi Türkiye de siyasal yaşamda, düşün hayatında, akademik camiada, kültür sanat aleminde hain kelimesi çok sık kullanılır. Attila İlhan, Türklerde hain kontenjanı yüksektir demiştir. Eski bakanlardan Kamran İnan da, bu coğrafyanın çok fazla hain ürettiğini belirtir. Tek başına bir üniversite gibi çalışmaya, üretmeye devam eden seçkin tarihçimiz Orhan Koloğlu nun Hain nâme adlı kitabı tam da bu konuya odaklanmaktadır. Hain sözcüğünün zaman içinde kazandığı anlamlardan başlayarak, kelimenin son derece geniş bir yelpazede kullanıldığını saptamaktadır. Koloğlu, dünyada atılım yapmış, başarıya ulaşmış toplumlar arasında hepsinin zamanla durağanlaştığını, bir bölümünün gelgitler yaşadığını ve bu dönemlerde d e hain kelimesinin kullanımının çok arttığını vurgulamaktadır. Sadece Avrupa ya değil, bütün insanlığa ufuk açan 1789 Fransız Devrimi, 1945 lere varan 150 yıllık sürede 5 kez restorasyon bunalımı yaşadı. Yani 5 nesil boyunca hiç ara verilmedi diyen Koloğlu, devrim girişimlerinin hain damgalamasını teşvik ettiğini belirtmektedir. Eski çağlarda, özellikle dine dayalı Osmanlı geleneğinde, hain damgalamasının genelde sultanın emrine, kararlarına karşı davrananlara yakıştırıldığını anlatan Koloğlu, din konusunda ters davranışla suçlananların bile, sultan gerek görürse affa nail olup temize çıkmasını, Şeyhülislam ın yönetici kadronun içinde değil de danışman olarak görev yapmasını, tek yetkilinin hükümdar olduğunun kanıtı olarak göstermektedir. Atatürk ün büyük farkı Koloğlu, Sultan Abdülhamit in muhaliflerini hain olarak suçlamadığını, akıllı ve ihtiyatlı davranarak onları tamamen dışlamadığını, karşıtlarını parayla satın almayı tercih ettiğini belirtmektedir. Bunun en bilinen örneklerinden biri Mısır a yerleşen İttihatçı Mizancı Murat ı, yüksek maaşlı bir göreve ikna edip İstanbul a getirterek susturmasıdır. İttihatçıların ve muhaliflerinin birbirlerini sıklıkla ve kolaylıkla hain olarak yaftaladığına dikkat çeken Koloğlu şöyle demektedir: İttihatçılar da Abdülhamit in yaptığı gibi muhaliflerinden bazılarını yanlarına çekmiş, hatta milli bütünlük çerçevesini aşmamak kaydıyla yazmalarına da izin vermişlerdir. Savaş sonrasında, mütareke döneminde İstanbul hükümetlerinin İttihatçı karşıtlığını kullandığını belirten Koloğlu, hainlikle suçlanan İttihatçıları ön plana çıkararak, gelecek cezayı hafifletmeye çalıştıklarını vurgulamaktadır. Açıkçası, Saray ile Babıâli İttihatçı temizliği sorunuyla uğraşırken, galip devletler, barış koşulu olarak getirecekleri işgalleri peşinen tamamlamak gayretindeydiler diyen Koloğlu, kitabının önemli bölümünü İttihatçılara yönelik suçlamalara, iftiralara, ithamlara ayırmıştır. Koloğlu nun şu satırları dikkat çekicidir: İstiklal Mahkemesi nde hainlik gerekçesiyle idama mahkûm edilince, korkarak Milli Mücadele ye itaati kabul edenler arasında, affa uğrayınca Padişahım çok yaşa! diye bağıranlar çıkmıştır. Hürriyet ve İtilafçıların İngiliz yanlılığını, işbirlikçiliğini, İttihatçılara ve sonrasında da Kuvayı Milliyecilere olan düşmanlığını anlattığı satırlar ise ibretliktir ve de günceldir. Hain'nâme Orhan Koloğlu Tarihçi Kitabevi 248 s. Atatürk, Kurtuluş Savaşı nı örgütleyip, önderlik edecek, sonrasında da Cumhuriyet i kuracak tek devrimci liderdir. Hem taktik ve stratejide, hem zamanlamada, hem diplomatik manevralarda, hem de askeri yetenek olarak Mustafa Kemal Paşa çapında başka biri yoktur. Ve kitapta adı geçen kadrolar, anlatılan kişiler, resmedilen insan malzemesi, bu yalın ve tarihi gerçeği bir kez daha kanıtlamaktadır. Mustafa Kemal Paşa nın saltanat ve hilafet konusundaki, laik Cumhuriyet ve ulus devlet hususundaki devrimci adımlarını zamanından önce atmaması, zamanı ve zemini gözetmesi, O nun liderliğinin, devlet adamlığının kanıtları arasındadır. Hep akılcı, her zaman gerçekçi, daima örgütlü ve örgütçü olduğunun göstergesidir. Diplomatik adımlarla Fransa ve İtalya yı İngiltere den ayıran da Atatürk tür. Koloğlu, Prof. Dr. Kemal Karpat ın hesabıyla, 60 tan fazla cemaati kaynaştırmaya çalışarak cihan devleti olan Osmanlı dan geriye kala kala Türklerin kaldığını hatırlatırken, şu tarihi ve çarpıcı soruyu da sormaktadır: 30 Ağustos ta yenilseydik, kim hain olacaktı? Hilafet özlemi gerçekçi değil Günümüzde yeniden alevlenen hilafet tartışmalarını da yerli yerine oturtan Koloğlu, Arapların da hilafet makamından vazgeçtiğinin altını çizmektedir. Sömürgecilerle işbirliği yapan Arapların, kendi aralarında halife adayları çıkardığını vurgulamaktadır. Birinci Dünya Savaşı nda Osmanlı sultanının cihat çağrısına rağmen, 8 milyon Türk e 300 milyon Müslüman dan kaçının yardım ettiğini sormaktadır. Lozan görüşmelerinin ikinci turunun 23 Nisan da başlamasından hemen önce Mekke de yayımladığı bildiride Vahdettin in Hilafet sorununun cahil beş- altı milyon Türk ün sorunu değil, 300 milyonluk İslam aleminin sorunu olduğunu öne sürmesi, içinde bulunduğu şartları iyi değerlendiremediğinin kanıtıdır demektedir. Koloğlu nun çalışmasında 150 likler tartışması ve listesiyle birlikte, edebiyat dünyasındaki hain tartışmaları dikkat çekicidir. Demokrat Parti yi kuran öncü kadrodan Celal Bayar ın Atatürk döneminin başbakanı olduğunu, DP yi kurarken, ortanın bir miktar solundayız diyen Adnan Menderes in, 4 dönem CHP milletvekili olarak görev yaptığını, Küçük Amerika olacağız formülünü ilk açıklayan siyasetçinin ise CHP li Nihat Erim olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Kitapta, askeri darbeler döneminde hain damgası yiyenler, 12 Eylül rejiminin hain leri, Türk basınındaki hain suçlamaları, bu kelimenin kullanıldığı manşetlerin ve başlıkların çokluğu örneklerle verilmektedir. Ergenekon ve Balyoz tertipleriyle itibarsızlaştırılan, halk nezdinde küçük düşürülen ordunun durumu, Allah ile aldatanların sahtekârlıkları, akil adamların hali, haşhaşiler suçlamalarına muhatap olanların, kumpasçı, paralelci olarak yaftalananların görünümü de kitapta işlenen konular arasındadır. Kısacası Koloğlu nun kitabı, tarihten günümüze hain tartışmalarını, kimin, kime, ne zaman, niçin, nerede hain dediğini merak edenler için önemli bir eserdir.

7 7 İSMAİL AYDOĞMUŞ Bitmeyen Yol da yoldaş olmak şık Veysel in Uzun ince bir yoldayım türküsünü hemen hemen bilmeyenimiz yoktur. Veysel in doğumla ölüm arasında uzun ince bir yol olarak tarif ettiği hayat çizgisini adım adım kaleme alarak sayfalara dökmek, günceler hazırlamak çok zahmetli ama bir o kadar da zevkli bir iş olsa gerek de Köz Yayınları ndan yayımlanan Yürek Kıvılcımları şiir kitabından sonra, Bitmeyen Yol adlı yapıtıyla yaşam yolculuğunda bizi de yoldaş kılan Turan Karatepe nin yoğun emek dolu kitabını okurken bir yandan tarihin karanlıkta kalmış olaylarıyla karşılaşıyor, bir yandan da yakın tarihi sorguluyoruz. Kitap Hasankeyf Diyarbakır Arası adlı öyküyle başlıyor ve Ilısu barajı nın suları altında kalacak olan tarihi yöreye yolculuk eden bir gazetecinin anıları eşliğinde yol boyu kurulan dostluklar anlatılmakta. Yörenin tarihi dokusu yer yer didaktik bir dille anlatılırken, terör belasını ve bölgedeki askeri hareketliliğe yazarla birlikte tanık olmaktayız. Öykünün kahramanı gazeteci Bedir in Diyarbakır a ulaştığında yol arkadaşlarından birinin çöp kutusunda patlayan bombadan yaralı olarak hastaneye kaldırılması ve hastanedeki ilginç karşılaşmalar konu edilir. Hüzünün eksik olamdığı ve okuru tarihe, yöreye ve yaşananlara tanık kılan anlatının etkileyici dili dikkate değer. Turan Karatepe yedi öyküden oluşan kitabına ilgiye değer bir katkıyı olarak Yangın Yeri adlı sinema senaryosunun hikâyesini de eklemiş. Hikâye, Doğu da bir sınır karakolunda yaşanan saldırı odağında gelişiyor. Yol sadece Türkiye içinde değil, yazarın Almanya yıllarını da kapsayarak uzuyor. Wilhelmshaven adlı öyküde; Almanya gurbeti, gurbetçiler, Alman devletinin tutumu, Alman ırkçıları, Türkiye den kaçan sığınmacıları, PKK lılar A Bitmeyen Yol Turan Karatepe İştirak Yayınları, 272 s. konu edinilirken; kültür farklılığının çelişkilerine de dikkat çekilmekte. Recebin Birahanesi Almanya ya Nasıl Gidilir iş Buldum Almanya da Entegrasyon Politikaları öykülerinde yazar gurbetçilerin trajikomik yaşamlarından, okunduğunda hem gülünecek, hem de üzerinde düşünelecek kestiler aktarmaktadır. Kitaba adını veren Bitmeyen Yol öyküsü Turan Karatepe nin babasının köyü olan Sivas Kangal ın Humarlı köyündeki mezarını ziyaretle başlar, çevre köylerde ve çocukluğunun geçtiği Sivas ın ünlü Ali Baba Mahallesinde devam eder. Yoksullarla varsıllar arasında ki o kalın çizgiyi anımsatırken, her iki sınıfın yaşam biçimleri insancıl bir bakışla sergilenir. İlginç bir katkı da Karatepe nin çocukluğumuzun belki de en önemli parçası sokak oyunlarını yalnız anlatmakla yetinmeyip, oynanış şeklini ve tarihini de anlatıyor olması. Öykünün bir özelliği de kentin ilgi çeken, değişik simalarıyla birlikte Osmanlı dan günümüze önemli kimi olayları ve yakın tarihimizi de kapsayan anlatının Sivas ın tarihi mekânlarının hikayesini de içermesidir. Örneğin, Alevilerin yaşadığı Alibaba Mahallesi nin tarihini, insanlarını, olaylarını yazarın gözüyle takip edebilirsiniz. Günümüzde yerini teknolojiye bırakmış, yiten sanatları ve zanaatkârlarla da kitapta yeniden buluşmanız da bir diğer hoşluk. Örneğin, kalaycı ailesi, bohçacı ve falcı kadınları, göçer ve Yörük - Türkmenlerin yayla zamanları yolculuğumuza eşlik etmektedir. Son sayfalarını fotoğrafların zenginleştirdiği, Sivas tan Almanya ya, Diyarbakır dan İstanbul a uzanan yolunda mutlaka sizin de uğrayacağınız bir durak, göreceğiniz manzaralar, tanışacağınız insanlar vardır Turan Karatepe nin Bitmeyen Yol unda.

8 8 8 NİHAT ZİYALAN 5 Aralık 2014 Cuma DÜNYA İLE ERDO UZAKTA Uykunun eşit ve bir kıldığı aşk Çok önemli şeyler söylendiği halde; şantiyede olup bitenler değil de, Dünya ile Erdo nun ruh durumlarını anlatıp durduğum için beni bağışlayın. Çünkü UZAKTA yı sürükleyici bir aşk romanı olarak gördüm. Benim gibi okuyucunun da öyle göreceğine inanıyorum Uzakta Mine Soysal On8 Kitap 256 s. Mine Soysal Mine Soysal ın Günışığı Kitaplığı ON8 dizininden çıkan UZAKTA adlı romanının arka kapağındaki; şantiye, yatakhane zindana ne kadar uzaktı burası sözlerini okuyunca, işçi sorunlarını işleyen bir roman diye düşündüm. Evet, işçi sorunu işlenmiş ama, asıl tema, iki körpe kişiliğin yaşam karşısında ayakları üstünde durma savaşı. Malatya nın bir köyünde yaşayan 20 yaşlarındaki Erdo, felçli babasını iyi yürekli üvey anneye bırakarak, İstanbul daki Bezenler Şirketi nin dev inşaatine, bir tanıdığının aracılığıyla amele olarak girer. Üniversiteye girmek için hazırlık dershanesinin parasını biriktirmektir derdi... Böylece Uzakta ki yaşama, gurbet denilen şeye balıklama dalar. Ciddi bir konuyu işlerken ciddiyete tahammül edemeyen bir örgü biçimi, güler yüzlü bir dili var Mine Soysal ın. Sıkılacağımı sandığım sırada, şimdi ne olacak diye meraklandıran bir sürükleyicilik Bölümden: Az önce gördüğü kızın altın ışıltılar saçan saçı gözlerini kamaştırmakla kalmamış, zihninde hiç bilmediği bazı yansımalara da neden olmuştu. Mercimeklerin arasında çatalını her dolaştırdığında tabaktan yükselen nişastalı koku midesini kaldırsa da, takılmış plak gibi aynı hareketi yineleyip duruyordu. Kızın kıvrımları, renkleri, hatta kokusu Erdo nun yüzüne yapışmıştı sanki, kim baksa görüverecekti. Ürküntüyle karışık acayip bir sarhoşluk yayılmıştı benliğine. Taraf tutmadan anlatış Erdo nun başını döndüren Dünya, patronun gencecik kızıdır. Arada dağlar olmasına karşın, belki de Yeşilçam lı yapımdan ötürü, keşke ikisi arasında bir aşk oluşsa diye geçirdim. Daha doğrusu istedim. Zenginle fakir aşkı! Okuyucunun içinden geçecek olanı bir bilici gibi sezen Mine Soysal, ameleyi aileye sokmak için çeşitli yollar deniyor bölümlük romanın 3. Bölümünden sonra parelel olarak işleniyor yaşamlar. Bir bölüm Erdo nun da içinde bulunduğu işçi kesimiyse, öteki bölüm varsılların yaşamı, Bezenler. İki kesimi de kayırmadan, taraf tutmadan, göstererek ve çizerek vermiş Mine Soysal. Yargılamayan, indirgemeyen bu tutumundan ötürü eğlenceli, sürükleyici bir iş çıkarmış. Erdo tarafından Uzakta yı şöyle vermiş yazar: Neco nun sözleri yankılandı içinde. Yemekten sonra uzun konuşmuşlardı bu kez. Annesinin bitmeyen hastane turlarını anlatmış, anlatmış, oğlum, kıymetini bil İstanbul un, uzakta olmanın. Demişti. Arkadaşı, keşke ben de uzakta olabilsem, diye inlemişti adeta. Uzak, Erdo nun içinde taşıp önce bedenini sarıyor, sonra şantiyeye yayılıyor, ordan da kentin sokaklarına, gürültüsüne, ışıklarına, denize sızıyordu. Çocukluğuna, Neco ya, Reyhan Öğretmen e, Suna ya, Göl Fırat a, mor dağlara, deliksiz uykulara uzaktaydı. Anlamıştı. 19. bölümde Dünya ile Erdo yu tekrar karşılaştırıyor Mine Soysal. On üç yaşında atı Atlas tan düşen, kırılmadık kemiği kalmayan kız, çeşitli ameliyatlar geçiyor, unufak olmuş bazı kemiklerinin yerine protez takılıyor. Geçirdiği kaza da Dünya nın Uzakta sı. Atlas a küs, annesini devamlı aldatan babasına kırık, cinselliğini içine gömmekten uzakları yaşayan bir kişilik. Çalışkanlığı sayesinde ustabaşının gözüne giren Erdo, patronun Bodrum daki evinin tamiri için oraya gönderiliyor. Birkaç gün sonra, sabah, mutfaktan gelen konuşmalarla uyanıyor. Evin kahya kadınını Dünya ya çay doldururken görünce: Masada oturan kız, ona doğru döndü, başıyla hafifçe selamladı. Kapıda kalakalan Erdo ne içeri girebiliyor, ne dışarı kaçabiliyordu. Şimşek gibi gözünün önünden geçen bir an aklını hepten allak bullak etti. Eğer gördüğü bir düş değilse karşısındaki, bir öğle vakti şantiyeye gelen, büyülenip taş kesilmesine ve Kadri Abi ye yakalanmasına neden olan altın saçlıydı. Sırf eli ayağı değil, sözleri de dolaşık olan delikanlı bir çay içimlik sürede aynı odada olur kızla. O kadar. Dünya, Gülcan Hanım la birlikte mutfaktan çıktı. Geride kalan Erdo nun ışıkları bir anda söndü. Mutfağın seramik karoları, boyası dökülmüş dolapları, cilası aşınmış rustik masa, sandalyeler, duvarda asılı bakır kap kacak, raflardaki bardak tabak, hepsi karanlığa gömüldü. Sürükleyici bir aşk romanı Aile şoförü Kadri Abi defalarca tarttığı Erdo ya güvenir. Bodrum a gönderen de odur. Fakat delikanlı tekrar çağırılsın, Dünya yı görsün diye bekleyip durur... Kendisini sırtından atan, yıllardır duygularını sürükleyip duran Atlas la, benliğini ele geçiren uzakta kalmayla hesaplaşmak için Gönen deki çiftliğe gitmeye karar verir Dünya. Yeter artık, şunları tekrar karşılaştır, neredeyse roman bitiyor diye içimden geçirirken; iyi yürekli yazarımız sanki duymuş gibi, şoför Kadri ye kaza geçirterek araba kullanamaz duruma düşürür. Elbette Erdo, tokmak gibi başında olan Kadri abisi ve Dünya yla çiftliğe sürer arabayı... Erdo ve Dünya, biriktirdikleri türlü dertlerle örselenmiş bambaşka yaşamlarında, ilk kez aynı çatının altında, birbirlerinden habersiz uyudular. Uyku adildi. İkisine de aynı güçle el verdi, ikisini aynı şefkatle bağrına bastı, kolladı. Uyku onları eşit ve bir kıldı. Teşekkürler Mine Soysal, siz de adilsiniz. Çok önemli şeyler söylendiği halde; şantiyede olup bitenler değil de, Dünya ile Erdo nun ruh durumlarını anlatıp durduğum için beni bağışlayın. Çünkü UZAKTA yı sürükleyici bir aşk romanı olarak gördüm. Benim gibi okuyucunun da öyle göreceğine inanıyorum. Erdo, soğuk ve karanlık gecede, çiftliğin kameriyesinde oturarak köydeki yaşamını düşünürken, Dünya çıkıp gelir ve yanına ilişir. Karanlık... Dünya kapkaranlık... Erdo, kızın sesini tepelerin ardından gelircesine uzaktan duydu. Devam etmesini umarak bekledi. Ama tek duyduğu kesik hıçkırıklardı. Saklamaya çalışmadan, Dünya, uluorta hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağladı. Yanı başında çaresizce kıvranan Erdo, tam ağzını açıp bir şeyler gevelemeye cesaret edecekti ki, altın saçlı kaykıldı, başını omuzuna dayadı. Narin ağırlığını çekinmeden ona vererek yaslandı. Erdo önce taş kesildi, hareket edemedi. Ama bir an sonra, o güne dek bedeninde biriktirdiği bütün şefkatle onu kabul etti. Altın saçlının kederine ortak oldu. Onlara gece de katıldı. İkisini koynuna aldı, sarıp sarmaladı. Soğuk kaçtı, rüzgar dindi, yıldızlar toprağa indi. Dünya, hiç tanımadığı bu delikanlıdan usul usul kendine geçen sükünetle, sabırla duruldu. Doğruldu; kolunu dizine, elini yüzüne dayayıp Erdo ya döndü. Kimsin sen, Erdo? İşçiyim ben, merkez şantiyede.. UZAKTA yı her okuyan soracaktır bu soruyu. Bir Leyla ile Mecnun romanı okumuş gibiyim. Sydney 2014

9 SELÇUK ÖZCAN 5 Aralık 2014 Cuma 9 CELAL SOYCAN DAN KIRIM MEVSİMİNDE AŞK Aşkın acımasız aşkın hali Filizkıran fırtınalarının eski takvim yapraklarından düşüp, yerini insan ve insanı var eden her şeyin kırımının fırtınalarına dönüştüğü günümüz takvimlerinin boş yapraklarını görünür kılmak için yazılmış gibidir Kırım Mevsiminde Aşk Ama bu görünür kılış Celal Soycan şiirinin yer yer içrek (Batîni) felsefesini algılamakla ilgilidir. Siyah bir tablo çiziyor Soycan genel olarak ve örneğin özel olarak da Hallac-ı Mansur üzerinden aşkı tarif ederken. 21. yüzyıla aykırı olduğu kadar uygunlaşan bir tablo bu ne de olsa... Kırım ve yıkım her ne kadar Hallac-ı Mansur üzerinden tarif edilirse edilsin aslında kırılan şey aşkın ve insanın kendisi. İçinde debelendiğimiz yüzyılın hoyrat yabancılaşmasının şair bilgeliğinin algısında ve yeniden üretiminde imgelere, sözlere dönüştürülmüş olarak tüm şiirlerde kendisini hissettiriyor. İnsan ve aşk sürekli olarak geçmişe itilip karanlığa gömülüyor. Yakılıyor, öldürülüyor, unutuluyor ve karamsar hatıralara dönüşüyor. Bellek eksiliyor, sözcükler eskiyor. Ölümü ve gülümüyle simsiyah bir çağdır yaşadığımız ve Soycan imgelerle tutanağa geçiriyor bu mecazi fırtınayı. Özellikle bellekle uğraşıyor, bellek yitimini ve aşk tutulmasını şiir kimyasında sınıyor, sorguluyor ve yargılıyor. Maddi hayatın düzmece belgeleriyle değil hem, hayatın olağan akışına ters içtihatlarla da değil aşkın ve aşığın hatıralarıyla yargılıyor. Konfeksiyon ve kanaviçe aşklar Şiirlerin genel havası sahici bir karamsarlık içinde, Soycan ın dediği gibi az daha ölünürse geçer bu hayat her gün öldürülürse acısı da geçer. Olağanlaşmaktadır ha bire ölmek Soycan ın şiir defterinde. İkibinli yılların Türkiye sindeki insan bunalımını geçmişten imgelerle özgünleştirerek işlemekteki acıtan tutarlılığıyla Celal Soycan anlam kadar bilinç edinmenin ve onu bir estetiğe, kitap bağlamında da şiirin estetiğine dönüştürmeyi yetkinlikle başarıyor. Var oluşun soyuttan somya geçen tarafıyla kurulan tek ilişki aşk üzerinden tarif edilmiş. Belki de yalnızca aşka, yaşamın sürekliliğine koşut bir aşka olan inancımızdır bizi diri kalmaya, vazgeçmemeye yönlendiren. Soycan, çağın boğucu iklimini ilmik ilmik işlemekle geleceğe gebe kalmış başka türlü bir aşka dair umudu da taşıyor lirizmi şiirinin anlam dizgelerinde dokuyarak. Geçmişte boğulup kalmış bir idealizmin, titrek, solgun, buruk ve hüzünlü bir yad ediş halindeki ışığını da yansıtıyor ama. Sanki şiirdeki özneler gerçek değil de dünden bir emanet. Uzaklaştırıyor kendinizden, her yönüyle şiirlerin içine girmenize izin vermiyor. Yalnızca iz sürebiliyorsunuz ve eleştirel aklınızı ha bire kurcalamak durumunda kalıyorsunuz. Bir anlığına özdeşleştiğiniz duygular ve yorumlar birden mevsim değiştiriyor ve sizi imgenin dışına itiyor. Üçüncü kişi oluveriyor aşk birden bire. Günlük hayatın olağan gidişatı içinde büyüyen duygu durumları bir anda geçmişin aynasına yansıyıveriyor. Kelimeler gelip sınırlarını çiziyor anlamın. Dünün yaşanmışlıkları ise hemen her günümüze yansıyor. Bu yansımaları tespit edip kayda geçirmek içinse Soycan ın dediği gibi karşıda şavkıyan ışığın şarkısı / sürsün istiyorsan karanlıkta oturmalısın gölgelerin içine saklanıp ışığı evir çevir izlemek gerekiyor. Kendine karşı bir çaba olarak aşk Soycan; gökdelenler, traktörler ve dikiş makinelerinin öldürdüklerini kayda geçirmek için karanlıktan bakmaya katlanmış. Aşk çağlar arasında kara sabanla traktör arasındaki tek bağlantı olarak tüm şiirlerde toprak sürüyor. İnsan bedeninden bir toprak ve zamandan bir toprak. Kitapta yer alan şiirlerde aşk dışında her şey aşkın gölgesine dönüşüyor. Hayat aşkın gölgesinde bir yansıma olarak sürüp gidiyor. Her ne kadar emdiği memede boğulsun bebek dese de aşk, âşık bir Mecnun olup aşkına sahip çıkıyor. Ve bundan sonra tüm şiirlerde bu aşka sahip çıkma çabası sürüp gidiyor. Sevgilinin aslı gidiyor, sureti kalıyor. Sitemkar bir dille belirtiyor aşkın kendine karşı da bir çabaya bürünüyor. Soycan tüm bunları artık birbirine kefil / bile değil aslınla suretin derken. Celal Soycan ın Kırım Mevsiminde Aşk kitabındaki şiirler ilginç bir durumu da içlerinde taşıyorlar. Şiirlerde kullanılan imgelerin tamamına yakını yok olmuş ve yok olmakta olan 19 ve 20. yüzyıla ilişkin üretim süreçleri ve ilişkilerini bağdaştırıyor. Soycan inceden inceye kanaviçe kasnaklarında işlenen aşkın, konfeksiyon aşklar karşısında bir geçmiş olduğu anlamını ortaya sürüyor. Bu tezden de acı duyuyor ve bu acıyı size hissettirmekte, suç değilse de sorgulama ortağı olmaya çağırıyor gibidir ki Yalnız başına bu önermeler her ne kadar doğru olsa da konfeksiyon mevsiminde aşk a hayat şansı tanımıyor, en fazla bir gölge olarak... Gölge ve beden Celal Soycan ın şiirlerinin bir diğer yönünde ise sürekli bir diyalektik işliyor: ben seni döllüyorum / sen beni doğuruyorsun Bu dizenin koşut bir okunması beni öp, sonra doğur beni dir. Ki soy şiirin etkileşimi ve cümlenin has anlamıyla ilham verici oluşu da böyle bir sürekliliğin içinde Türk şiirinin kendini çoğaltmasında buluyor çığırını. İki yönlü sevişleriyle aşkın eşit olmayan değiş tokuşunda erkek ağrısı -unutmak mı istiyorsun? / önce yeterince hatırla! Belleğin zorunlu biriktirmesi karşısında acılı hatıralar mutlak olumsuzlanmaları için hatırlanadururlar. gölge ve beden aynı karanlıkta özgürleşir- Özellikle monolektik adlı şiir taşıdığı diyalektik bağlar ve yüklü imgelerle, kitabın en güzel şiirlerinden bir tanesi. Sonuca ermeyen biçimleriyle söz dizileri şiirdeki tek monolektik yön. bir kumru uçuşudur yer ve gök; Ses ve sükût, dolu ve boş, yazı ve yara Dilsiz bir kız çocuğunun çırpınan elleridir.. Söndüren ve harlayan aynı yel- Kitaptaki tüm şiirler bütünlük içerisinde ele alındığında karşımıza acımasız bir aşk eleştirisi çıkıyor. En çok övüldüğü yerde bile öldüresiye dövülüyor aşk ve âşık. Maddi dünyada aşk için ödenen tüm bedeller Soycan ın dilinde ve dünyasında bir bir hesap pusulasına yazılıyor ve yargılanıyor aşk. Kırım Mevsiminde Aşk Celal Soycan Şiirden Yayıncılık 71 S. Celal Soycan Uzaklaştırıyor kendinizden, her yönüyle şiirlerin içine girmenize izin vermiyor. Yalnızca iz sürebiliyorsunuz ve eleştirel aklınızı ha bire kurcalamak durumunda kalıyorsunuz. Bir anlığına özdeşleştiğiniz duygular ve yorumlar birden mevsim değiştiriyor ve sizi imgenin dışına itiyor. Üçüncü kişi oluveriyor aşk birden bire

10 5 Aralık 2014 Cuma 10 HALİT PAYZA Ama saksağanı öldürebilirsin Nelle Harper Lee, ABD de özellikle zenci düşmanlığı olarak kendini gösteren ırkçılık olgusuyla yakından ilgilenir. Harper Lee hakkında biyografi yazan Charles J. Shields, Lee lerin Bülbülü Öldürmek e de konu olan zenci bir adamın, beyaz bir kadının ırzına geçmekle suçlandığı dava gibi, 1931 de Alabama da görülmekte olan Scottsboro Davası ndan söz eder. Eyalet mahkemesinde açılan davada, romandaki gibi zenci bir erkeğin beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddia edilmektedir. Eyalet mahkemesinde görülen davada, AC Lee nin müvekkilleri olan zenci baba ve oğulun idamına karar verilir. Harper Lee, bu davayı Bülbülü Öldürmek e taşır, Scottsboro Davası Harper Lee nin Bülbülü Öldürmek romanının kaynağı olacaktır. Harper Lee, sonradan iki ayrı romana başladıysa da yazmaktan vazgeçer ve yarım bırakır. Her ne kadar kabul etmese de Bülbülü Öldürmek te, Scout un sevdiği izci arkadaşı Dill, Truman Capote dir, ona öykünerek yaratılmıştır. Lee nin Truman Capote ile çok iyi arkadaş oldukları bilinir. Lee, Capote nin bizde Soğukkanlılıkla adıyla yayımlanan romanının yazılması sırasında yaptığı araştırmada onun yanında yer alır. Benzeri gerekçelerle Bülbülü Öldürmek için otobiyografik bir romandır tanımlamasını yapabiliriz. Truman Capote, Soğukkanlılıkla da, Lee nin Bülbülü Öldürmek romanında olduğu gibi gerçeği yazınla buluşturur. Capote, Soğukkanlılıkla da; Herbert W. Clutter in karısı ve çocuğu ile Kansas taki küçük çiftliklerinde huzurlu bir yaşam sürerlerken, bir gece yarısı cezaevinden çıkmış iki genç adamın çiftliğe gelmeleri ve Clutter ailesi bireylerini hiçbir gerekçeleri olmamasına karşın vahşi bir biçimde katledilmelerini anlatır. Capote bu cinayetlerin izini sürer, Clutter ailesinin yakınlarıyla, soruşturmayı yürüten dedektiflerle ve cinayetleri işleyen katillerle görüşür. Yanında ve yakınında Nelle Harper Lee nin desteğini görür. Amerika da zencilerin eşit yurttaşlık hakları ve polis terörüne karşı yeniden ayaklandığı şu günlerde Harper Lee nin siyah ırkı aşağılayan, köleleştiren ve emek gücü yanında, tensel olarak da sömüren Güney Ahlakı na, emek ve insan sömürüsüne karşı çıkan Bülbülü Öldürmek romanını okumak iyi bir zamanlama olacak Bülbülü Öldürmek Harper Lee Çev: Ülker İnce Sel Yayınları 355 s. Nelle Harper Lee, 28 Nisan 1926 da Alabama, Monroeville de doğdu. Ailenin beş çocuğu içinde en küçüğüydü. Aile ona babaannesi Ellen ın adının tersten okunuşu olan Nelle adını verdi. Annesi ev kadını, babası AC Lee, gazete editörü ve sahibiydi, yılları arasında Alabama Eyalet Meclis üyeliği yaptı, ardından serbest avukat olarak çalıştı. Harper Lee, Huntington Koleji ve Alabama Oxford Üniversitesi nde eğitimini tamamladı, Eastern Air Lines havayolu şirketinde işe başladı. Bir yandan da kısa öyküler yazıyordu. Onu büyük yazarlar arasına taşıyan romanı Bülbülü Öldürmek tir. Harper Lee ilk ve son romanı Bülbülü Öldürmek i 1960 da yazdı ve bu tek romanıyla Amerikan yazını içerisinde önemli bir yer edindi. Romanı ona büyük başarı ve ödül getirdi; kitap yayımlandıktan hemen sonra çoksatarlar arasına girdi, satış rekorları kırdı, 1961 Pulitzer Ödülünü aldı, 5 Kasım 2007 tarihinde, George W. Bush Başkanlık Özgürlük Madalyası nı Amerikan Yazını na yaptığı katkıları gözeterek Harper Lee ye sundu. Bülbülü Öldürmek 1962 de sinemaya uyarlandı ve film üç dalda birden Oscar Ödülü aldı. Harper Lee, Bülbülü Öldürmek romanını Scout adlı kız çocuğunun gözünden anlatır. Scout biraz da yazarın kendisidir, yazarın otobiyografisi ile roman karşılaştıracak olursa, Scout un Harper Lee ile benzeşik olduğu görülecektir. Romandaki Scout un babası Atticus Finch de avukattır ve ırkçılığın yoğun bir biçimde yaşandığı Alabama da avukatlık yapan AC Lee de zenci bir adamın beyaz bir kadının ırzına geçmekle suçlandığı bir davanın savunmanlığını üstlenmiştir. Scottsboro Davası Harper Lee, romanından uyarlanan filmin baş oyuncusu Gregory Peck ile Artık bülbül ötmüyor gül dolu pencerede 1966 ya gelindiğinde Bülbülü Öldürmek, Virginia, Richmond da, Hanover County okulu yönetim kurulu tarafından yerleşik Güneyli Ahlak anlayışına uygun görülmediği gerekçesiyle ahlakdışı sayılarak okula girmesi yasaklanır. Lee, okul yönetimine yazdığı bir mektupla yasaklamayı kınar ve ahlaksızlık suçlamasını sığlık olarak niteler, reddeder. Sorun, yönetim kurulunun kitabı yasaklamak için gerekçe olarak ileri sürdüğü gibi ahlak la ilgili değildir, siyasal niteliklidir. Cehalet ile değil Marksizm karşıtlığı ile açıklanabilecek bir olgu olduğunu düşünmektedir. Lee nin romanında kasabadaki zenci karşıtı beyazlar, yoksul zencilere karşı önyargılı ve düşmanca davranış içerisindedir. Bir beyazın, siyahı savunması bile yerleşik beyaz ahlak anlayışına uymamaktadır. Lee, Bülbülü Öldürmek te siyah ırkı aşağılayan, köleleştiren ve emek gücü yanında, tensel olarak da sömüren Güney Ahlakı na, emek ve insan sömürüsüne karşı çıkmaktadır. Harper Lee, siyahî adamın savunmasını üstlenen Atticus a şöyle söyletir: Beyaz bir adam siyah bir adamı aldattığı zaman, o beyaz adam kim olursa olsun, ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar iyi bir aileden gelirse gelsin, beş para etmezin tekidir. Harper Lee, Atticus aracılığı ile ırk ayrımını yok sayar ve beyaz adamı siyah adamla eşitler. Richmond Haber gazetesi editörü James J. Kilpatrick, kitabın yasaklanmasına, tüm kopyalarının yok edilmesine bir daha ahlaki nitelikli roman yazmak hayal olabilir gerekçesi ile karşı çıkar. Cesur ve onurlu bir kadın Harper Lee, romanına ve romanı aracılığıyla kendisine yapılan halksızlığa kırılır, uzun zaman tek satır yazmaması, yazdığı iki romanı da bitirmeden yarım bırakarak, yayımlamaması, hatta kendisine Notre Dame Üniversitesi nden fahri doktora verildiğinde de konuşmaktan kaçınması buna bağlanabilir. Irkçı Güney Ahlakı ya da beyaz adamın kirli Irkçı Ahlakı, bülbülü öldürmüştür. Bülbülü Öldürmek te; Bayan Maudie nin Scout a söylediği gibi: Saksağan vurulabilir ama, bülbülü öldürmek günahtır. Lee, bu iki yüzlü ırkçı ahlaktan kaçar ve New York ta yaşayan ablasının evine kapanır de, Alabama Akademisi üyelerinin kendisini onur ödülü vermek için davet ettiklerinde, törende yaptığı konuşmada Harper Lee, şunları söyleyecektir: Aptal olmaktansa sessiz olmak daha iyidir! Nelle Harper Lee, bu yürekli kadın yaşamının son yıllarını tekerlekli sandalyeye bağlı olarak, kör, sağır ve belleğini her geçen gün biraz daha yitirerek bir bakımevinde yaşamını sürdürüyor. Bülbül ölmedi ama uçmuyor. Uçmayan ve şakımayan bir bülbül, bülbül değildir! Çünkü ölmeden ölmüştür!

11

12 5 Aralık 2014 Cuma 12 DOĞAN KEMANCI İnsan seveceksin ki fotoğrafını çekesin 1980, Mayıs ayında bir gündü. Çalıştığım Gazetesi nden çıkmış, Sirkeci den vapura binmiş, Heybeliada ya eve gidiyordum. Babama aldırdığım yepyeni Nikon fotoğraf makinem de boynumda asılı, kahramanım Ara Güler gibi foto muhabiri olmak rüyaları görüyordum. Yazlıkçıların doldurduğu ada vapurunda yer bulmak zordu. Ben de dolaşıp dururken bir baktım ki boynunda, benim için dünyanın en iyi fotoğraf makinesi olan Leica asılı bir adam vapurun kenarındaki zincirlere ayağını dayamış ufuklara bakarak sigara içiyor. Önce Leica sonra da adamın yüzünü görünce heyecandan kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu Ara Güler yahu dedim içimden. Yanına gidip konuşsam mı, diye düşündüm önce. Sonra bir cesaret gidip merhaba dedim, kendimi tanıttım. Heyecanımı anlamıştı sanırım, bana çok şefkatli davrandı, fazla dalga geçip terslemedi! Onu tanıyanlardan duymuştum ne kadar acımasız olduğunu! Ben de sizle röportaj yapmak istiyordum sözleri çıktı ağzımdan. O da e yap işte dedi. Beni bir gülme tuttu, yok dedim teyple gelip kaydedeceğim. Telefonunu verdi. Hemen orada bir kaç fotoğrafını çektim. Vapur Heybeliada ya yanaşmak üzereydi. E sen inmiyor musun? dedi bana. Yok dedim, Büyükada da birini göreceğim gibi bir şey uydurdum. Ara Güler i yakalamışken bırakır mıydım hiç? Büyükada da vapurdan inerken biraz önümüzden yürüyen bir adamı gösterdi ve Bak bununla da röportaj yap, bu adam atom alimidir dedi ve çok değerli fotoğrafçı rahmetli Yılmaz Kaini yle tanıştırdı. Fen fakültesinde asistan olduğu için Kaini ye atom alimi diyordu! Ertesi gün hemen aradım ustayı ve bir randevu aldım. Heyecanla beklediğim gün geldi. Yanıma gazeteden koca bir teyp ve bir kaç kaset alıp Tosbağa Sokak ın yolunu tuttum. Kapıyı bir kadın açtı, geleceğimi biliyordu, içeri girip beklememi söyledi. Beklerken yan odada, üzerine kağıtların yapıştırıldığı eski bir ayna gördüm. Hemen fotoğrafını çektim. Paris te kaldığı yerlerin telefon numaralarını yazıp asmıştı aynaya Ara. Birazdan geldi. Önce her tarafı gezdirdi, sonra da başladı anlatmaya. Yaptığım röportaj ta yayınlandı. Başlığını da İnsanı seveceksin ki fotoğrafını çekesin diye koymuştum... O gün söylediği en güzel sözdü... Foto muhabiri ile fotoğrafçı farkı Foto Muhabiri (Ara Güler'in Hayat Hikayesi) Nezih Tavlaş Yapı Kredi Yayınları 396 s. Daha sonra her yerde okuduğum röportajlarında da hemen hemen aynı şeyleri anlatmıştı. Babam eczacıydı diye söze başlamıştı hep. Başka neler vardı hayatında, bilmiyor ve merak ediyorduk. İşte Nezih Tavlaş ın Ara Güler le uzun konuşmalar sonunda yazıp derlediği Foto Muhabiri, Ara Güler in Hayat Hikâyesi merak ettiğimiz bir çok ayrıntıya açıklık getiriyor. Ara Güler in bir sözüyle başlıyor kitap: Bir patlama olduğunda olay yerine doğru koşan kişi foto muhabiridir, oradan kaçan ise fotoğrafçı. Bu cümle, başlıbaşına Ara Güler in hayatının özetidir. Gazeteciliğin foto muhabirliği kısmına meraklı olanların, dünyanın bir yerinde olanları başka yerlerdeki insanlara ulaştırmak isteyenlerin, yani ruhunda muhabirlik olan herkesin başucu kitabıdır bu çalışma. Son altmış yıllık dünya ve özellikle Türkiye nin tarihinden bir kesit, görüntülü olarak Ara Güler tarafından bize yansıtıldı. Koudelka, Bresson, Salgado gibi dünyanın büyük ve önemli fotoğrafçılarıyla çağdaştır ve arkadaştırlar... Kitap Ara Güler in çocukluğundan başlayıp çok önemli detaylarla sanki bir film izletirmiş gibi devam ediyor... Askerliği bittikten sonra üniformasını teslim etmeyip saklamak üzere eve getirmesi... Hindistan a giderken bir bavul dolusu film götürmesi, gümrükte zorluk çıkarılması... Sophia Loren in yatak odasına girmesi... Büyükada açıklarında balıkçı teknesi kiralayıp, direğine tırmanıp, Onasis in fotoğraflarını çekmeye çalışması... Orhan kemal in son fotoğrafları Bir gün tesadüfen Galatasaray daki bürosun sabah 10:30 gibi erkence gider. Bir ara kapı çalınır. Açtığında karşısında Orhan Kemal vardır. Arkadaştırlar ama bu tip arkadaşları akşam saat altıdan sonra görmeye alışık olduğu için şaşırır. Orhan Kemal, Ne haber lan diyerek içeri girer, Ara nın masasına oturur ve bir sigara yakar. Sofya ya gidiyorum, gebermeden bir fotoğrafımı çek elinde bulunsun der. Ve o fotoğraflar Orhan Kemal in son fotoğraflarıdır... Endonezya ya gittiği bir sırada geri dönmeden önce küçüklüğünde National Geographic te gördüğü Sarawak ormanlarındaki kurukafa avcılarını da görmek ister. Kalimantan bölgesinin yamyamlarıdır bunlar diye tanımlar. Dört kişi büyük tehlikeler atlatarak, timsahlara yem olmaktan bir kaç kez kurtulup nihayet yamyamların yaşadığı yere varırlar. İki ihtiyarın duvara asılı kurukafaların önünde oturduklarını görür. 27 kurukafa asılıdır duvarda. Mihmandardan sormasını ister kimlere ait olduklarını. Aldığı yanıt ise biri general olmak üzere İngiliz askerlerine ait olduğudur. İşin anti emperyalist yönü çok hoşuna gider Ara nın! Bir Amerikalı olmaktansa bir yamyam olmayı tercih ederim der bir daha dünyaya gelirse! Kitabın sonunda ise şöyle diyor: Benim için önemli olan kendi ülkemin insanları tarafından onurlandırılmak, takdir görmek. Yoksa Fransa da, Almanya da, Japonya da birilerinin bana ödül vermesinin pek değeri yok. Bu işte para yoktur der, fotoğrafçılık zengin çocuğu işidir onun için. Gültekin Çizgen e sormuştur, baban zengin mi, zenginse yap fotoğrafçılık demiştir! Hele film ve banyo parası vermek gerektiği zamanlarda yaptığım işlerden eğer beş bin lira harcadıysam ancak iki bin lira almışımdır der... Ama tabii ki bugün onun sayesinde 50 li yıllardan sonraki en güzel fotoğrafları, özellikle İstanbul u, hayranlıkla izleyebiliyoruz. Bunun gibi onlarca ilginç foto muhabiri hatıraları... Dışarıdan sadece hatıra gibi gözükmesine rağmen bir felsefenin, hayata bakışın, idealin, dürüst ve gerçekçi habercilik anlayışının canlı bir örneği gözler önüne serilmiş. Uzun araştırmalar ve Ara Güler le yaptığı uzun söyleşilerden sonra bu değerli kitabı hazırlayan Nezih Tavlaş ın, meraklısı için, kendi web sitesinde çok değerli Ara Güler fotoğrafları da sergileniyor: Fotoğraf: Doğan Kemancı

13

14 5 Aralık 2014 Cuma 14 BEYAZIT KAHRAMAN Naşide Gökbudak ve kadın kahramanları Naşide Gökbudak Doğu, Güneydoğu, hatta tüm Türkiye de ayakları üzerinde duramayan, babanın, ağabeyinin, sonra da kocasının gölgesinde yaşayan, yaşama haklarını bile erkeklerin ellerinden alabildiği kadınları, ne yazık ki biz Türk vatandaşları olarak çok yakından biliyoruz. Ve esefle görüyoruz ki, bu konuda da daha beter, daha insafsız bir hal alıyoruz Naşide Gökbudak, 1937 de Elazığ ın Perçenç köyünde doğmuş. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenimini yarıda bırakan Gökbudak ın dört şiir kitabının yanında, içlerinde Sıdıka Hanım, Asıl Adı Atiye, Hümeyra, Şelale nin Bez Bebeği, Kaç Yıl Geçti Aradan, Küpe Çiçeği, Mihrimah Sultan, Süreyya, Dürrüşehvar Sultan ın da olduğu romanlarının sonuncusu Gölge Kadınlar ı, yazarlığını ve edebiyat anlayışını konuştuk. n Yazarlığa 65 yaşınızdan sonra başlamanız ilginç. O yaşa kadar edebiyatla ilgili olarak neler yaptınız? Okudum ve çevremdeki insanların davranışlarını, olayların sebep ve sonuçlarını inceledim. Örneğin bir insanın ne giyindiğini, evindeki eşyasını asla hatırlayamam ama bir olay karşısındaki davranışını, tepkisini hiç unutmam. Yazmaya başlayıncaya kadar hep okudum. Seçici bir okuyucu idim.yazmaya başladıktan sonra ne yazık ki okumaya vaktim olmuyor. Sadece yazacaklarım için araştırmalarımı, bu konuda bulabildiklerimi okuyorum. Şüphesiz çok ses getirenleri okumaya çalışıyorum. Şu Çılgın Türkler, Aşk vs... Yabancı yazarlardan Charlotte Bronte, yerli yazarlarımızdan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ilk aklıma gelenler oldu. n 12 yılda, her biri üç yüz, dört yüz sayfalık 20 kadar kitabı üretmek için nasıl çalıştınız? Yorulmadan, zevkle, bir iş yapıyormuş gibi çalışıyorum. Yazmak, zevkle yaptığım, zevk aldığım bir uğraşı. Şüphesiz bunun ekonomik bir getirisi de var. Ama, bu işin bir getirisi olmasaydı da yazardım. n Perina ilginç bir roman. Çar Nikola nın kızı Anastasia ile akrabanız Perina nın yaşamı arasında nasıl bir bağ kurdunuz? Perina çok yakından tanıdığım, beni şaşırtan, hayran bırakan ve düşündüren bir kişilik Ablamın kayınvalidesi, yeğenlerimin babaannesi. Perina nın kimliği bize şöyle aktarılmıştı. Perina Ukrayna da yaşayan, Çar Nikola nın ordusundan emekli bir albayın kızı. Yıllardan beri o köydeki arazileri ile uğraşan, ekonomik durumu iyi olan bir aile. O devirde (Bolşeviklikten hemen önce) oradaki köy hayatı bizim Anadolumuzdan pek de farklı değilmiş. Perina bir köylü kızı ama köklü bir tahsil yapmış, büyük bir şehirde büyümüş gibi tam donanımlı. Almanca, Fransızca, İngilizce, doğal olarak Rusça ve sonradan öğrendiği Türkçe ile beş lisan bilen, keman çalan, şahane resim yapan, çok akıllı, güçlü bir kadın. Fiziksel görünüş olarak Anastasia ya çok benzemektedir. 17 yaşından sonra Rusya dan kaçmak için büyük çaba sarfetmiş. Önce bir Alman ile nişanlanmış, Alman genç ölünce, kültürel açıdan asla ona bir eş olamayacak, Sarıkamış olaylarında esir düşmüş bir Türk genci ile evlenmiştir. Ayrıca Ukrayna da hâlâ Anastasia nın Türkiye ye kaçtığı hakkında söylentiler vardır. Anastasia romanlarda bazen bir dansöz, bazen bir hayat kadını, bazen Danimarka da babaannesinin yanında saklı yaşayan bir kaçak olarak çıkarılmıştır. Bana göre en yakın ve gerçekçi ipuçları ile Anastasia, bizim Perina mız olabilir. n Romanlarınızda hep kadınların yaşamlarını ve sorunlarını işlemişsiniz. Bir romanda gerçek bir hayatı anlatmak için, onun hayatını, duygularını, içsel yaşamını oldukça iyi bilmek, iyi anlamak, iyi anlatabilmek gerekir. Bu gerçek ışığında bakıldığında bir kadının, bir başka kadını çok daha iyi anlayabileceği ve anlatabileceği sonucuna ulaşıyoruz. n Son romanınız olan Gölge Kadınlar da dört kadının yaşamını ele almışsınız. Sadece dört kadın değil şüphesiz; birçok kadın var ama ana hikâye bu dört kadın üzerinde yoğunlaşıyor. Doğu, Güneydoğu, hatta tüm Türkiye de ayakları üzerinde duramayan, babanın, ağabeyinin, sonra da kocasının gölgesinde yaşayan, yaşama haklarını bile erkeklerin ellerinden alabildiği kadınları, ne yazık ki biz Türk vatandaşları olarak çok yakından biliyoruz. Ve esefle görüyoruz ki, dünya çağdaşlaşmaya giderken, biz tam tersine her konuda olduğu gibi bu konuda da daha beter, daha insafsız bir hal alıyoruz. Ben biraz daha değişik kadınları incledim. Çağdaş olup da hâlâ erkeklerin yanında silik kalmanın, gölge gibi yaşamalarının sebepleri neydi? Bence hem sosyal, hem edebi, hem de sürükleyici olması açısından en güzel romanlarımın arasına çabucak girecektir. n 2014 baharında çıkarttığınız Dürrüşehvar Sultan da çok beğenildi. Bu hikâyeyi yazmanızdaki sebep neydi? Dürrüşehvar hakkında okuduğum birkaç anekdot beni fazlasıyla etkilemişti. On yaşında sürgün edilen bu güzel ve zeki sultan, vatanından ayrılırken Çatalca kıyılarından bir taş alıp bunu ünlü mücevherleri arasında ölünceye kadar saklamıştı. Fransa Nice te büyüyen, altı yabancı dil bilen, çok güzel ve çok kültürlü genç kız, ailesine ve sürgündeki tüm hanedana yardımcı olabilmek için, aşkını da feda edip Hindistan daki küçük ama çok çok zengin bir kırallık olan Haydarabad nizamının büyük oğlu Bereket Cah ile evleniyor. Ve kendi tabiriyle, beş yüz yıl geriye dönüyor. Çocuklarına önce Türkçe öğretiyor. Buna şaşıran gazeteciye Beni üzdünüz. Ben bir Türk kadınıyım. Çocuklarımın anadilini bilmesi kadar doğal ne olabilir? cevabını veriyor. Çok ilginç, çok ünlü, çok güzel bir sultanın inişli çıkışlı fakat hep mutsuz olan hayatını anlattım. Ve bu romanım için çok uğraştım, çok araştırma yaptım. Çok da beğenildi. n Bu çalışmalarınızla okurlarınıza vermek istediğiniz ileti nedir? Her romanımda olayın yaşandığı anın tarihini, sosyal olaylarını hikâyenin akışını bozmayacak şekilde anlatmaya çalışrım. Geçmişini bilmeyen insan veya millet, geleceğini asla doğru yönde belirleyemez. Esefle görüyorum ki, Türkiye şu anda varoluşumuzu neye borçlu olduğumuzu dahi unutmaya başladı. Mesela hemen her romanımda Atatürk vardır. Onu özellikle gençlere anlatmaya, büyüklere de hatırlatmaya çalışıyorum ama nedense büyüklerin zaten hatırlayamadığını değil de, bilerek unutmak ve unutturmak istediklerini düşünüyorum. Tarihi olaylar da toplum hayatındaki inişler çıkışlarda hep devr-i daimdir. Bu da yaşananlardan yeterince ders alınmadığı sonucunu çıkarıyor. Güya bu yanlışı düzeltme gayretindeyim. Ne kadar yapabildiğimi bilemiyorum ama yapmaya çalışıyorum. n Her yaşam bir romandır düşüncesinde değilsiniz ama her romanın bir yaşam olabileceğini ileri sürüyorsunuz. Sıradan bir vatandaşın, sıradan bir hayatı da roman yapılabilir. Ama o, sıradan bir roman olur. Alışagelmiş bir hayatın dışında, daha zor veya sıra dışı yaşamlar roman diye aktarılırsa ve bu hikâye güzel kurgulanırsa, hem okuyucusu çok olur, hem çok büyük zevk ve heyecanla okunur. İnsanlar yanlış adımların nelere yol açtığını, doğru adımların insanı nasıl başarılı, saygıdeğer ve unutulmaz kıldığını anlayabilirler. n Türkiye de kadın olma durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye de kadın olmak çok zor. Şu var ki ben bütün zorluklarına rağmen kadın olmayı tercih ederim. Çünkü kadınların daha hümanist, daha duygusal, daha verici olduğuna, toplumun da buna fena halde ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Bize yön vermeye çalışanlar; memleketin refahı, toplumun kadın erkek demeden eğitilmesi, herkesin hak ettiği yerde, hak ettiği kadarına ulaşması için uğraşacaklarına, şartları görmezden gelip geriye çekmek, her işin içine din baskısı yerleştirerek bir korku, çağdaş olmaya karşı bir direnme yaratmaya uğraşıyorlar. Bu durumda kadınların üzücü durumu daha da ağırlaşıyor, ağlanacak duruma geliyor.

15 DAMLA YAZICI 5 Aralık 2014 Cuma 15 HIV ÖLDÜRMEZ ÖNYARGILAR ÖLDÜRÜR Ahlaki olarak yıllardır tabulaştırdığımız bir tıbbi sendrom HIV ve AIDS. Ötelediğimiz, sakındığımız, görmezden gelmeyi seçtiğimiz şeylerden belki de bir tanesi. Bir de İncir Reçeli gibi dram dozu abartılmış, bilimsellikten uzak, yanlışlıklarla bezenmiş bir film ile bilincimizde zaten doğru noktada olmayan bir virüs daha da yanlış noktalara oturdu. Dokun-ma, öpüş-me, aşık ol-ma... Bu yolla vebalılaştırılan, cüzzamlaştırılan ve gericiliğe terk edilen bireyler. Peki yaradan çok yaralıyı seven edebiyat neden bu kadar yıldır bu konuya virüsün gerçekliği çerçevesinde yer vermez. Bana Bir Şey Olmaz projesi bu bağlamda HIV ve AIDS i pozitif bir dille anlatan ilk kitap. İşin teknik boyutunu bir kenara bırakırsak doğru anlamak ve doğru anlatmak için pekçok yazarın belki de kendisiyle yüzleştiği de bir kitap. Okurları da kendileriyle yüzleştirecek metinler 1Aralık Dünya AIDS günü bağlamında daha da önemli hale geliyor. Bu projede yer alan yazarlardan kitaba nasıl dahil olduklarına ve edindikleri farkındalıklara dair demeçler aldık. Ötekileştirme çağımızın en zalim politik silahı ESRA PEKİN HIV le ilgili süregelen anlayışı tersine çevirmek gayreti güden bir edebiyat projesi içinde yer almamın temel nedeni; ötekileştirmenin temelini oluşturan negatif algı yaratma, meseleyi görmezden gelme, görmezden gelinmeyi kabul etmeyeni ise dönüştürme türünde davranış kalıplarına karşı hissettiğim hassasiyet ve tahammülsüzlük. Yazdığım metinlerin temelini oluşturan mesele her zaman bu olageldiği için HIV temalı bir öykü yazmam istendiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Çünkü ötekileştirilenin kim olduğunun bir ehemmiyeti yok. Irk, dil, din, cinsiyet ayrımcılığının temelini oluşturan sorun neyse HIV pozitif kişilerin de meselesi aynı cerahatli kaynaktan besleniyor. Bu yüzden konuyu ötekileştirme çerçevesinde ele almak yerinde olur. HIV ötekileştirilen tüm diğer her şey gibi tabulaştırılmış, tabulaştırılmanın doğal bir sonucu olarak da yok muamelesi görmüş ve HIV le yaşayanlar da psikolojik şiddete maruz kalmışlar. İlk romanım Lilith nedeniyle HIV pozitif hakkında uzun süreli bir araştırma sürecine girmiştim. Kendi adıma ben bu temada bir öykü yazmakta hiç zorluk çekmedim. Bir temaya bağlı kalarak yazmak zor gibi görünse de, yazdığım metinlerde sezgiden en az nasibini alan olay örgüsünü zaten evvelden tasarladığım için, bu tema benim yazma sürecimi kolaylaştırdı. O yüzden hikaye aktı, kendini yazdırdı. AIDS evresi, terminal dönem, HIV pozitif gibi doğru kullanımlar yazdığım öyküde kolayca ve doğal akış içinde yer buldular kendilerine. Meselenin temeline şu şekilde yaklaşırsam sanırım yanılmış olmam. Toplumsal cinsiyet rollerinin bu derece keskin ve net çizgilerle tanımlandığı, cinsiyetçiliği barındıran bir anlayışın sönmeden, yitmeden konuştuğumuz dili inşa ettiği bir toplumda yaşıyoruz. İktidardakinin cinsellikle ilişkisi doğruyu tepeden inmeci bir anlayışla dayatma ve kendine tabi olmayanları itaat etmeye zorlama şeklinde. Ya biat edeceksin rolüne ya da görünmez olacaksın. Şimdiye kadar HIV pozitif kişilerin de yaşadığı aslında bu. Ötekileştirme çağımızın en zalim politik silahı. Yok sayılan, değerinin aşağısında muamele gören, eşit ve adil davranılmayan, farklılığı taciz edilen, düşünce ve ifade özgürlüğü tanınmayan bireyler ve topluluklar, kendilerini var etmenin yolunu mutlaka bulurlar. Yok sayılmak zannedildiği gibi masumane, aynı HIV pozitif kişilerin yaşadığı gibi, zararsız bir görmezden gelme şeklinde göstermez kendini. Yok sayılırken de şiddetle mutlaka karşılaşılır. Sorunlar envai çeşit olsa da neden hep aynı. Farklılıklara tahammül gösterememek. İşte bu projenin en can alıcı noktası; toplumdaki HIV le ilgili negatif algıyı tersine çevirmek gibi bir hedefi, edebiyatın hem okuru hem de metnin yazarını bile dönüştürücü füsunsaz ama dikte etmeyen zarif yöntemiyle yapıyor olması. Çünkü tanımlamanın tahakkümperver doğasına başkaldırmanın en insancıl yöntemi edebiyattır ve ne yazık ki tanımlamanın monist dili susarak ve itaat ederek kesilmez. İsyandan, çok seslilikten, ifade özgürlüğünden, şüpheden, sezgiden beslenen edebiyatı cinsiyetler üstü bir yere taşımak ilk adım olabilir. Farkındalık yaratmak mümkün TOLGA AKYILDIZ Öncelikle bir yazar olarak; belirlenmiş ve sosyal hassasiyeti olan bir konuda ilgi çekici bir öykü kurgusu yaratmak arzusu dürttü beni. HIV virüsüne ilişkin yanlış ve eksik bilinenler tarafında değil; işin doğrusunu edebiyat vesilesiyle ifade etmeyi tercih edenlerin yanında olmayı bir yazar olarak duruşuma yakıştırdım. Açıkçası çerçevesi belli bir konuda yazmak zorlayıcı bir deneyimdi. Çok farklı kurgular düşünüp defalarca vazgeçtim. Sonunda kimin hasta olduğuna dair farklı perspektifler öneren bir omurga üzerine kurmaya karar verdim öykümü. Pentimento böylece ortaya çıktı. Kitabın yazarı olarak konu hakkındaki farkındalığım arttı. Ardından kitabın okuru oldum ve bu kez bakış açımı geliştirdim. HIV Pozitif Öyküler kitabının tüm okurlarının kendi güzergâhlarını izleyerek farklı deneyimler yaşayacakları, farklı öykülerle bağlantı kuracakları kesin. Ancak bu kitap bir soruna pozitif bakarak farkındalık yaratmanın mümkün olduğunu iddia ediyor aynı zamanda. Bu anlamda çok dikkat çekici. Hissedin ama acımayı aklınızdan geçirmeyin KORAY SARIDOĞAN Bir özeleştiri gerekirse kitapta olmak, HIV Pozitif ın ölümcül bir hastalık olmadığını bilmeme rağmen yine de az şey bildiğimi öncelikle bana gösterdi. Bu yüzden HIV Pozitif hakkında bikldiklerimi ve öğrendiklerimi, hikeyeme bilinçlendirme broşürü tadında yerleştirdim. Ama yazarken, bilgilendirmenin yanında başka bir amaç güttüm: HIV Pozitif, hastalık olduğu bir ötekileştirme sebebi de. Okuru bilgilendirme önceliğiyle yazmış olsam da, HIV lilerle ortak noktalarımızdan biriyle yol almadan edemedim: Ötekileştirilmek. Belki de ülke sınırları içindeki insan sayısı kadar ötekileştirme sebebi var bu memlekette ve HIV Pozitif li olmasanız da saçınızdan, kıyafetinizden, mezhebinizden, vesairenizden ötürü maruz kalıyorsunuz. Bu mevzularda, Yumruk yediysen, kalk ve bir yumruk da sen at metaforundan taktik aldığım için hikayede de ister istemez bunu kullandım. Evet, HIV Pozitif bir öcü değil, bu insanları anlayın, hissedin ama acımayı aklınızdan geçirmeyin, demek istedim. Çünkü toplumun acıma mekanizması kendi haline şükretmek gibi sefil bir tavırdan güç alır. Umarım böyle bir yol izlediğim için HIV Pozitif li arkadaşlarım bana kızmazlar. Bana Bi Şey Olmaz (HIV Pozitif Öyküler) Kolektif Esen Kitap 160 s. Vebalılaştırılan, cüzzamlaştırılan ve gericiliğe terk edilen bireyler. Peki yaradan çok yaralıyı seven edebiyat neden bu kadar yıldır bu konuya virüsün gerçekliği çerçevesinde yer vermez. Bana Bir Şey Olmaz projesi bu bağlamda HIV ve AIDS i pozitif bir dille anlatan ilk kitap.

16 5 Aralık 2014 Cuma 16 FERHAN BAYIR Parçalanan Dünün Dünyası Eric Hobsbawm Tarihteki önemli düşünürlerin, yaşadıkları toplumdaki alt üst oluşların, toplumdaki sarsıcı değişimlerin en soylu ve en dramatik anlarına tanıklık edenler arasından çıkması rastlantı değildir. Çünkü bu düşünürler yıkıntıların üzerinden yeninin inşa edilmesi surecindeki en iyi görgü tanıklarıdır. Bir anlamda zamanın ruhunu yasamış ve aktarabilmiş kişilerdir Tarihteki önemli düşünürlerin, yaşadıkları toplumdaki alt üst oluşların, toplumdaki sarsıcı değişimlerin en soylu ve en dramatik anlarına tanıklık edenler arasından çıkması rastlantı değildir. Çünkü bu düşünürler yıkıntıların üzerinden yeninin inşa edilmesi surecindeki en iyi görgü tanıklarıdır. Bir anlamda zamanın ruhunu yasamış ve aktarabilmiş kişilerdir 19. yüzyılının ikinci yarısında burjuvazinin kurduğu toplumun kültürel havasını soluyarak büyümüş ve bu toplumun İkinci Dünya Savaşı sonrası nasıl ufalanarak parçalandığına tanıklık etmiş büyük İngiliz tarihçi Eric Hobsbawn un ölmeden önce yayına hazırladığı son kitabi Parçalanmış Zamanlar da bu uygarlığın canlı bir betimlemesini sunuyor. Hobsbawn 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyıl boyunca toplumsal ve kültürel değişimleri derin entelektüel duyarlılığıyla, engin disiplinler arası çalışmasıyla mimariden müziğe, Yahudilerin tarihinden kadın hareketlerine, Art Nouveau dan Dada ya, kamusal dinin sorunlarından entelektüellerin toplumsal rollerine varana dek hayatin her noktasına nüfuz ediyor. Hobsbawn un ifadesiyle bu kitap, burjuva toplumunun 1914 ten sonraki kuşakla birlikte bir daha geri dönmemek üzere kaybolmasının ardından o toplumun sanatı ve kültürünün ne olduğunu hakkındadır. Modern tarih, Tanrı için bir vali arayışıdır Terry Eagleton İktidarlar, semboller yaratarak yaşayabilir. Her iktidar kendi değerlerini kamusal alanda anıtlaştırarak toplumsal meşruiyetini sağlamaya çalışır. İktidara gelen burjuvazi de büyük şehirlerin merkezinde, Eski Rejim in katedrallerine karşı kendi iktidar sembolleri olan opera binalarını, parlamento binalarını, müzelerini ve elbette demiryolu istasyonlarını dikerek değerleri cisimleştirdi. Her pazar sabahı kiliselerinde ayinlere katılan insanlar artık pazar aksamları opera binalarında yerlerini alıyorlardı. Burjuvazinin kurmak istediği bu dünyanın trajedisi de opera binasının önünde başlıyordu bir anlamda. Toplumun en üst kesimindeki aristokrasiden köylülere kadar kilisede ayine katılmak kitlesel bir ritüel olarak yaşanırken, burjuvazinin opera binalarında toplumun sadece eğitimli, orta sınıf insani bu kültürel ritüellere katılabiliyordu. Eski rejimi ve onun kiliseleriyle dinsel inançları tarihin kenarına atan burjuvazi, kurduğu yeni toplumun elit bir azınlığı üzerinde yükselmesi nedeniyle kendisini kitleler birleştirecek seküler bir duygusal bağ yaratmak zorundaydı. Burjuva uygarlığının bu ihtiyaç doğrultusunda görsel sanatlara yönelerek kültürü bir askın bir özne haline getirerek dinin yerine bir anlamda kültürü ikame etmeye çalıştı. Aydınlanma nın eğitimi merkezine koyan toplumsal sorunlara çözüm arayışlarından yola çıkarak burjuvazi, bu kültürel basamağa toplumun daha geniş kesimlerini çıkarmaya çabalasa da, kitlelerin yüksek ve orta öğrenime ulaşması ancak 20. yüzyılın ortalarında gerçekleşti. Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası burjuvazinin kurmaya çalıştığı yüksek kültürel dünya çoktan yıkılmaya başlamıştı. Kültür artık klasik burjuva uygarlığındaki anlamını kaybetmişti: Eski burjuva toplumu, sanatlarda ve yüksek kültürde ayrımcılık çağıydı. Bir zamanlar dinin olduğu gibi, sanat da yüksek bir şeydi, yani daha yüksek bir şeye, yani Kültür e doğru giden bir basamaktı. Sanattan keyif almak tinsel iyileşme sağlıyordu ve bir tür kendini adama faaliyetiydi. (sy 20) Kayıp Zamanların İzinde Kendine güvenen, yeni şehirler ve binalar diken, insanın yaratıcılığını ve ilerlemesini temel alan burjuvazi, önce 19. yüzyılın sonralarında yasadığı ekonomik krizlerle liberal ve serbest piyasa inancı sarsılırken sonrasında yasadığı Birinci Dünya Savaşı ise ilerlemeye ve akılcılığa olan derin inancını yerle bir etmişti. Bir anlamda Nietzsche nin üstün insan imgesi zihinlerde yıkılmıştı. Bunun üzerine kapitalizmi kurtarmak için en kutsal inançlarından vazgeçen burjuvazi, yeni yaratmak zorunda olduğu fordist üretim, tüketici toplum ve genel oy ile kitlerin toplum sahnesine çıkması bir anlamada toplumsal azınlığın üzerine kurulan klasik burjuva uygarlığının da sonu demekti. Yeni bir kalabalık orta sınıf ortaya çıkarken bir yüzyıl önce dolan opera salonları artık dolamamakta ve neredeyse sadece yaşı ilerlemiş dar kesime hitap etmektedir. Burjuva uygarlığının bu paradoksuna işaret eden Hobsbawn aslında var olan kültürün ölü bir kültür olduğu çok basit bir örnekle açıklıyor: klasik müzik esasen ölü bir repertuarla varlığını sürdürüyor. 1966/1967 de Viyana Devlet Operası nın temsil ettiği altmış kadar operadan sadece bir tanesi, 20. yüzyılda doğmuş bir bestecinin eseriydi. (sy 16) Aslında sadece opera ve klasik müzik değil resim ve heykel gibi klasik burjuva uygarlığının en soylu sanatları daha bir derin krizin içindedir. Tüm değeri ve yaratıcılığının özgünlüğü sanayi toplumu öncesine ait olan resim sanatı yüksek kültürün ifadesi olma rolünü kaybederken dolmayan opera binaları ve müzelerle paralel olarak heykeller de Roma döneminden bugüne kamusal hayatta oynadığı rolü trajik şekilde kaybediyordu: 1870 lerde Üçüncü Cumhuriyet döneminde Paris e 210 u aşkın anıt dikilmiş durumdaydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında bu heykellerin üçte biri kaldırıldı; bu heykel kıyımı, iyi bilindiği üzere, André Malraux döneminde estetik gerekçelerle devam ettirildi. (sy 17) Hobsbawn a gore fordist üretim ve tüketim toplumu içerisinde uç vermeye başlayan Pop Sanat Ducahmp in pisuarı gibi- güzel sanatların alanı genişletmek değil, güzel sanatların yok edilmesini amaçlıyordu. Bu bağlamada Bati burjuva kültüründen ayrı ve alternatif bir uygarlık yaratmaya çalışan Sovyetlerin kültürel faaliyetleri inceleyen Hobsbawn, Sovyetlerin bu çabalarında yeni ve özgün olarak neleri ortaya koydukları tartışırken, bu deneyimin neden bir yerde tıkanıp basarız olduğunun altını önemle çiziyor. 2O. yüzyılı Taylor-Lenin-Einstein çağı olarak tanımlayan Hobsbawn, iki kutuplu dünyada gerek Avrupa da gerekse Sovyetler de yeni bir anlam ve biçimde kendisini ifade edecek kültürel çabaları mercek altına alıyor. Köklü ve radikal bir işçi sınıfı hareketine sahip Kıta Avrupası nda alternatif sanat akımları çıksa da başarısızlığın nedeni açıktır: kültürel bakımdan siyasal bilinç sahibi sosyal demokrat militanların amacı, isçilerin bu değerlere (burjuva modernite değerlerine) rahatça ulaşmalarını sağlamaktı. Başka bir dünya yaratmak için yola çıkan Sovyetler de ise, komünist ideolojinin kapitalist kuşatmanın dayattığı ekonomik zorluklardan dolayı diğer bir değişle Sovyetler in hızlı sanayileşme politikalarında Bati nin fordist üretim tarzını benimsemeleri, yeni sanat akımlarının serpilip gelişeceği toprağı verimsizleştirmişti bir anlamda.

17 17 Burjuvazinin İhaneti mi İhanete Uğrayan Burjuvazi mi Neoliberalizmle birlikte kapitalist sistem üretimden, üretim de insan ihtiyacında kopmasıyla burjuvazinin yeni değerleri postmodernizm çerçevesinde şekillendi. İnsanın yaratıcılığı ve üreticiliği üzerinden siyasal felsefesini ve estetiksel bakışını oluşturan burjuvazi, bundan böyle insana sadece tüketici rolü veren bir toplumsal ilişkiler ağıyla kuşattı. Artık burjuvazinin şehrin merkezlerindeki en ihtişamlı yapıları opera binaları değil alışveriş merkezleri ve stadyumlar oluşturuyor. Avrupa nın sanat merkezleri Paris te Londra da Berlin de kültürü yücelten büyük ressamların sergileri değil Andy Warhol un konserve kutuları Duchamp in pisuarı sanat eserleri olarak sergileniyor. Burjuva uygarlığında yanlış giden neydi? diye soran Hobsbawn klasik burjuva uygarlığının yıkılmasını bir anlamda kaçınılmaz görüyor: Gerek kapitalist gelişmenin gerekse burjuva uygarlığının mantığı...bu toplumla kurumlarını yıkmaya mecburdu. Peki ama burjuvazi kimdir? Neyi temsil eder? Bu soruya Fransız tarihçi Ernest Labrousse Burjuvaziyi tanımlamak mi? Bu konuda anlaşamazdık diyerek cevap veriyor. Liberallerden muhafazakarlara hatta Marksistlere kadar Labrousse un bakış açısı pek anlaşılmış gibi durmuyor. Modernizmin biricik kahramanı burjuvazi imgesinde neredeyse tüm ideolojiler hemfikir gibidir. Bunun en çarpıcı ifadesi burjuvazinin aristokratlaşması ve burjuvazinin ihaneti kavramlarıdır. Tarihçiler tarafından burjuvazinin aristokratlaşması ilk olarak 17. yüzyılda Hollanda da olmakla birlikte aslında Avrupa 16. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına kadarki süreçte burjuvazinin aristokratik olma adına hem Parçalanmış Zamanlar Eric Hobsbawm Agora Kitaplığı Çev: Osman Akınhay 320 s. kültürel hem de siyasal iktisadi rolünü terk etmesi olarak tanımlanır, Thomas Mann in Buddenbrooklar - Bir Ailenin Çöküşü de betimlediği gibi. Tarih yazımında Burjuvazinin ihaneti ise daha çok Kıta Avrupası nın dışındaki ülkelerde özellikle 20. yüzyılda burjuvazinin oynamaktan kaçtığı rolü başka grupların/ sınıfların oynamak zorunda kalması üzerine kullanılmaktadır. Şüphesiz Sovyetler Birliği kendi durumunu bir anlamda bu şekilde analiz ederek Bati nin terk ettiği heykel ve anıt dikmeleri sürdürmüş, resim sanatına büyük önem vermiş, opera ve klasik müziğin en canlı ülkesi olmuştur. ironiktir, Sovyetler de yetişen bu sanatçıların bazları Batı ya sığınması sayesinde yıkılmakta olan burjuva uygarlığı kısa sure daha kendini tazeleyebilmiştir. Peki bu kitap ve yukarıda tartışılanlar bizim için ne ifade etmeli? Oğuz Atay Tutunamayanlar da modernleşmenin ilerleyebilmesi için zarif hanımlarla beyefendiler parklarda özgürce dolaşabilmeli, Fransa olduğu gibi derken aslında bugün AKM nin yıkılmaması için başlayan Gezi ile toplumlaşan klasik kültürü yaşatma ve ona ulaşma çabası Türkiye deki entelektüel hayatin bir sürekliliği olarak da okunabilinir. Cevap verilmesi gereken soru şudur; Batı da postmodernizm Aydınlanma dan bugüne akılcılığın ve estetiğin düşünsel depolarını dinamitlerken, bölgemizde Bati nihilizminin çocuğu radikal İslam da ayni düşünsel depolara saldırırken bizler ölmüş bir uygarlığı diriltmeye çalışarak ne denli başarılı olabiliriz! Kapalı bir dünya yaratıp bu suretle insanlığın temel ögesini, kusursuz ve iyi bir dünya arzusunu- insanın büyük umudunu- ortadan kaldıran kitle kültürüne karşı, Umberto Eco nun ifadesiyle, yeni insan imgesini nasıl isleyip geliştirebiliriz?

18 5 Aralık 2014 Cuma 18 NALÂN ÖZÜBEK PİRAYE NİN BİR GÜNÜ ÖDÜLLENDİ Semeri süslü eşeğin yitişi Pirayenin, Bir Günü Arslan Sayman Doğan Kardeş 36 s. Geçtiğimiz günlerde sona eren İstanbul Kitap Fuarı nda bir ödül törenine de tanık olduk. Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından gerçekleştirilen tören sonrasında ödüle hak kazanan Arslan Sayman la buluştuk ve ÇGYD yi, ödülleri, özellikle çocuk ve gençlik kitapları alanında ülkemizin durumunu, elbette Sayman ın kitaplarını ve ödül kazanan kitabı konuştuk. n Arslan öncelikli tebrik etmek isterim. Biz daha önce seni Kitap ta kitaplarınla ağırlamıştık. Bu kez bir ödül töreni sonrasında buluşuyoruz. Yapı Kredi Yayınları tarafından 2013 de yayımlanan kitabın Piraye nin Bir Günü, yılın resimli öykü kitabı ödülünü kazandı. Öncelikle bu ödülü konuşalım. ÇGYD tarafından verilen ödülün anlamını sona bırakalım, nedir ÇGYD? - Ben ÇGYD nin taze üyelerinden biriyim. Derneğimiz; nitelikli çocuk ve gençlik yayınlarının yurtiçinde ve yurtdışında ortaya çıkarılması ve bunların okuyucuya yaygın olarak ulaştırılmasını sağlamayı amaçlayan bir dernek. Bunun dışında oldukça ciddi sosyal sorumluluk projelerinde kampanya oluşturucu ya da katılımcı olarak çaba harcadığımızı da eklemeliyim. Fuarın açılışında gerçekleşen ödül töreni sonrasında biz, çocuk edebiyatına gönül verenler, yayınevi, yazarı, editörü, çizeri ile birlikte ÇGYD nin 20. kuruluş yemeğinde bir araya geldik. 20 yıl geçmiş, bu derneğin rüştünü ispat ettiğini de gösteriyor. n Ödül kaç yıldır veriliyor ve bu yıl senin dışında kimler ödül kazandı? 2005 den bu yana verilen bir ödül bu. Daha önce ödül kazanmış, çocuk ve gençlik kitapları yazan çizen çok değerli insanları anmalıyım: Severek izlediğim Sara Şahinkanat ve çizer Ayşe İnan Alican 2009 da, bence uluslarası nitelikte işlere imza atan Feridun Oral 2012 de Arslan Sayman ödülü kucakladılar. Ayrıca yine Nazlı Eray, Mehmet Atilla, Aslı Der de ödül kazananlar arasında. Bu yıl benim yazdığım Deniz Üçbaşaran ın resimlediği Piraye nin Bir Günü adlı kitap Resimli Öykü Kitabı, Behiç Ak ın yazdığı Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği yılın çocuk romanı, Ahmet Büke nin yazdığı Mevzumuz Derin kitabı yılın gençlik romanı, Saeed Ensafi nin tasarımını yaptığı Tablodaki Prenses kitabı da Yılın Çocuk Kitabı Tasarımı dalında ödüle değer görüldü. n Gelelim Piraye nin Bir Günü ne. Kitabın yazılış serüvenini anlatır mısın? İzmir de yaşıyoruz, şehrin dışında, kızımın deyişiyle dağın başında. Sırtımızı çam ormanına, yüzümüzü de zeytinliğe dönmüş durumdayız. Tilkisinden tavşanına, domuzundan kirpisine bir tomar güzel hayvanla hayatı paylaşıyoruz. Gün içinde kuzu ya da keçi sesleriyle kulaklarımız şenleniyor. Çok sevdiğimiz bir çoban Mehmet Amcamız var. Onun da bir atı ve boz bir eşeği var. İki yıl önce yazın eşek sırra kadem bastı, kayboldu. Mehmet Amca gelip bize, komşulara falan soruyor Eşeğimi görüdünüz mü? diye. Görmemiştik. Sanırım birkaç gün sonraydı Arslan eşeği bulamadım evladım. Yahu sesini bile duymadın mı? diye sordu. Duymamıştım, o ana kadar... Eşek bir anırmaya başladı, dağı vadiyi inletiyor anırmasıyla. Şaşırdık. Çevresi çitle çevrili bir araziye girmiş, sonra çıkış yolunu bulamadı herhalde ve kısılıp kalmış orada. Üzerinde semeri de var. Aklımdan Günlerdir sırtında mıydı semeri? diye sordum, üzüldüm. Birkaç gün sonra eşek bizim bahçenin kıyısına gelmez mi? Bu kez sırtında semer yoktu. Attığımız kavun kabuklarını iştahla yemeye başladı. Akşamında oturdum bilgisayarın başına, elbette bambaşka bir öykü kurguladım ve kitabın ilk taslağını yazdım. Deniz e okudum, bayıldı. İyi ki bayılmış sonra döktürdü ve muhteşem çizgileriyle benim Piraye ve Kapuska nın öyküsünü resimledi. Hele bir semer çizdi, arada bakıyorum, renklerinden gözümü alamıyorum, eşek olasım geliyor. Kitap Yapı Kredi Yayınları ndan yayımlandı, bizim haberimiz olmadan ödül için seçici kurula gönderilmiş. Bir yıl sonra da ödülü geldi. Şimdi, Biz bu ödülü Mehmet Amcayla eşeğine mi versek diye düşünmüyor değilim. n Olabilir! Esin kaynağın onlarmış. Şunu sorayım, çocuk ve gençlik kitapları alanında artık çok iyi eserler yayımlandığını düşünüyorum, ne dersin? Kesinlikle haklısın bu konuda ciddi yol aldık ama... Dünya ile kıyasladığında biz hâlâ emekliyoruz. Çocuk ve gençlik yayıncılığı dünden bugüne gelişmekle birlikte hâlâ sıradan işler egemenliğini sürdürüyor. Çocuk kitapları alanında metin, çizgi, baskı ve sunum ile ilgili sıkıntılarımız var. Umutsuzluğa kapılmadan, almamız gereken çok yol var diyelim mi? n Sen kötü örnekleri bir yana bırak bize iyilerden söz et. Okurlara ne öneriyorsun? Bu soruyu soran anne babalara sıraladığım bir listem var. Resimli çocuk kitapları söz konusu olunca metin de önemli ama asıl çizerlere bakılmalı, benim şaşmaz listem şu. Can Göknil, Feridun Oral, Behiç Ak, Deniz Üçbaşaran, Mustafa Delioğlu, Ferit Avcı, Ayşe İnan Alican ve Sedat Girgin in resimlediği kitapları hiç tereddüt etmeden hemen alın derim. Beni de ihmal etmeden ama!

19 19 SEVDA MÜJGAN YÜKSEL Gizemli Şeyler Dedektifi Bol Bel in Olağanüstü Dünyası nayasanın ne olduğunu herkes bilir: Bir devletin nasıl yönetileceğini belirleyen, kişi hak ve özgürlüklerini düzenleyen yasalar bütünü. Söz konusu hayat olduğunda onun da yönetilmeye gereksinimi olduğu sonucuna varanlar, Hayat Anayasası hazırlamak için kolları sıvamıştır dersek yadırganır mı yadırganmaz mı, bilinmez ama Herkes yetişkin olmalıdır. maddesini kabullenmekte sorun çıktığı genellikle görülmez. BAÇYOF lar (Bırak Artık Çocukluğu Yetişkin Ol Fakültesi) buna hizmet etmek üzere kurulmuştur. Başarılı olamadıkları takdirde yetişkin olmalarına izin verilmeyen insanların BAÇYOF u bitirmeye neden can attıkları kolayca anlaşılır. Bol Bel, bütün derslere girdiği, bütün sınavlara katıldığı halde bu fakülteden mezun olamaz. Çünkü BAÇYOF ta yasaklanan bütün şeyleri bolca yaptığından iki günde bir disipline gönderilmiş, sonunda da ÖBÇOK (Ömür Boyu Çocuk Olarak Kalmak) cezası alarak fakülteden atılmıştır. (Sözcük Korsanı, s. 14) BAÇYOF diploması almadan yetişkinlerin işlerinde çalışmak söz konusu değildir. Bu durumda Bol Bel in kara kara düşünmesi gerekir sanılabilir ama hiç de öyle değildir. O, çocuk kalmaktan son derece mutludur. Neden mi? Yetişkinlerin çalıştıkları işleri sevdiği pek görülmez. O ise çocuklardan sonra dünyada en çok dedektifliği sever. Hem yetişkinlerin eğlenceli oldukları söylenemez. Ayrıca sizi görmüyormuş gibi davranmakta da çok başarılıdırlar. Kısaca- A sı yetişkinliğe özgü tuhaf tuhaf kurallar vardır. Üstelik kendilerine benzemeyenlerden hoşlanmazlar. Bol Bel ise yetişkinlerin küçümsedikleri iki özelliğinin başına gelen en iyi şeyler olduğunu düşünür: Hayalpevest ve macevacı olmak çocuklava özgüdüv. Ben de çok sevdiğim çocuklavdan bivi gibi anılmaktan onuv duyavım. (SK, s. 17) Bol Bel in, yetişkinlerin yanı sıra r harfiyle de arasının iyi olmadığı söylemeye gerek yok sanırız. Bol Bel, hayata sorgulayan gözlerle bakanın yalnızca çocuklar olduğunun farkındadır. Yetişkinler öğrenmezken çocukların her günü keşiflerle doludur. Onların taze algısı için hayat da, dünya da, evren de henüz gizemini yitirmemiştir. Ayrıca çocuklar, yaşamın sonsuz olasılıklarına inanır. Onlara göre her şey olabilir. Düşleri güçlüdür. Diledikleri her şeyi gerçek kılma kudretine sahiptirler. Yetişkinler içinse kesin doğrular ve yanlışlar vardır. Paylaşmak yerine, kural koyucu, emredici olmayı seçerler. Üstelik çocukları, kendi fikirleri olan bireyler olarak değil de ite kaka biçimlenecek kusurlu varlıklar olarak görürler. Birilerinin bu gerçektir dediğini gerçek olarak benimsemek, hayatı sorgulamayan yetişkinler için şaşırtıcı değildir. Çocukları sevindirmek Bol Bel i mutlu eder. Kimi zaman bürosunun bulunduğu Filli Baba yokuşunda onlarla yarışa tutuşur ama gönlü çocukların kaybetmesine razı olmaz. Dedektif Bol Bel, verdiği hizmetlerin karşılığında para falan da istemez. Pava yetişkinlevin dünyasında Gizemli Şeyler Dedektifi Bol Bel in İnanılmaz Serüvenleri 1 Sözcük Korsanı Aşkın Güngör Tudem Yayınları

20 20 5 Aralık 2014 Cuma Yeni çıkanlar AKP nin Önlenebilir Karşı - Devrimi Taner Timur Yordam Kitap, 272 s. 12 yıllık AKP iktidarı, 70 yıllık demokrasi kavgamızda nasıl bir dönemi temsil ediyor? Bu harekette sonunda milyonlarca insanı sokağa döken karşıdevrimci öğeler nelerdi? Kurulmasıyla iktidara gelmesi neredeyse bir olan bu muhafazakâr akımın sınıfsal temelleri nasıl açıklanabilir? Bu kitapta yer alan inceleme ve söyleşiler tam da bu tartışmayı yapıyor ve yanıtlar arıyor. Çukulata - Çikolatanın Yerli Tarihi Saadet Özen Yapı Kredi Yayınları, 240 s. Pek az yiyecek hayatımızda çikolata kadar itibara sahip. Bu kitap çikolatanın geçmişinden bir sayfaya; Osmanlı döneminden başlayan, 1960 lara kadar uzanan yerli tarihine odaklanıyor. Çikolatanın nasıl geldiğini, tanıtıldığını ve algılandığını ele alıyor... Eskiden çikolata fabrikalarının yoğunlaştığı yerleri saran, bugün kaybolmuş olan kakao hamurunun yoğun, şekerli kokusunun eşliğinde. Palto Nikolay Gogol Kolektif Kitap, 54 s. Küçük adam ın çektiği sıkıntılar, maruz kaldığı eşitsizlik ve acılar bu uzun öykünün başkahramanı Akakiy Akakiyeviç in hayatı üzerinden yalın bir gerçekçilikle anlatılıyor. Böylesi bir anlatım, her ne kadar dönemin Çarlık Rusya sında büyük tepki alsa ve Gogol, Rus insanını aşağılamakla suçlansa da, Rus edebiyatında büyük bir çığır açıyor. Hepimiz Gogol un Palto sundan çıktık. -Dostoyevski Fyodor Dostoyevski Defterler Jose Saramago Kırmızı Kedi Çev: Nesrin Akyüz, 340 s. Bedenimin kitaplarla, başka çiçeklerle çevrili halde kütüphaneye konulacağını anladım. Kaçtım. Yavaş, çok yavaş bir kendine geliş yılı, bana sağlığımı, enerjimi, düşünce çevikliğini geri verdi, bana aynı zamanda evrensel bir çare olan işi de geri verdi. Ölüme değil, yaşama doğru kendi Fil Yolculuğumu yaptım, ve buradayım. Emrinize amade. Marcel Erwin Mortier Dedalus Çev: Burak Sengir, 136 s. Gülümseyerek poz verdiği fotoğrafında güneşe karşı siper ettiği eliyle gölgelenip, yarı yarıya silikleşivermiş yüzü de ser verip sır vermez Marcel in. Herkesten gizlenip unutulmaya tutsak edilmiş karanlık bir mazinin pas tutmuş sır kapıları ancak hoyrat senelerin kucağında sararıp silikleşmiş mektupların ağırlığıyla aralanacaktır. Marcel in Flaman dilinde son yirmi yıldır en bilinen yazarı Erwin Mortier in kaleminden okuyacaksınız. Atatürk ve Gerilla Savaşı Osman Bilge Kuruca Kaynak Yayınları, 384 s. Atatürk ün gerilla savaşı stratejisi geniş kapsamlı olarak ilk defa bu kitapta inceleniyor. Gerilla savaşının tarihsel kökleri, Gerilla savaşının halkçı siyaseti, Jöntürkler in milli ordu ve gerilla savaşı siyasetleri, Milli Mücadele de gerilla savaşı, Atatürk ün Harp Akademisi nde aldığı gerilla eğitimi, Atatürk ün gerilla savaşıyla ilgili sözleri ve yazışmaları, Atatürk ün gerilla savaşı teorisi gibi konuları okura sunuyor. Danimarkalı Yem Henrik Brun Labirent Çev: Sadi Tekelioğlu 432 s. Gazeteci Ketil Brandt, intihar ettiği sanılan eski arkadaşının ölümünü araştırırken Danimarka, Balkanlar ve eski Yugoslavya da dolaştırıyor bizleri. Savaşın derin izleri, mülteci kampları, insan kaçakçılığı...brun, Ketil Brandt ın ilk macerası olan Danimarkalı Yem de, yakın dünya tarihiyle politik polisiyeyi harmanlıyor. İskandinav polisiyelerinde yeni bir kahraman, yeni bir soluk! Modanın Tüm Öyküsü Marnie Fogg Hayalperest Yayınevi Çev: Emre Gözgü, 576 s. Modanın Tüm Öyküsü kitabı ile Babür İmparatorluğunun saray kıyafetleri ve 19. yüzyılın çemberli krinolin eteği karşısında şaşıracak, klasik takımın kesimini ve mini eteğin politik sonuçlarını keşfedecek, vatkanın neden bu kadar önemli hale geldiğini öğrenecek ve son teknoloji dokuma malzemelerinin arkasındaki inanılmaz bilimi anlayacaksınız. Futbol Sanatı Ömer Serim Bence Kitap, 322 s. Serim elinizdeki kitapta sanat nedir sorusuyla başlayıp güzel sanatlara bir sekizincinin dahil edilip edilemeyeceğini irdeliyor. Nasıl buz pateni, aletli jimnastik, su balesi gibi spor dallarında estetik öne çıkıyor ve görsel güzellikler beceriyle tamamlanıyorsa futbol da üstün yetenekli futbolcular sayesinde göze hoş gelen, izleyene haz ve coşku veren seyir özelliğine sahip bir sanat olabilir mi? sorusuna yanıt vermeye çalışıyor. İstanbul un Kaybolan Ahşap Konutları Reha Günay Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 292 s. İstanbul un Kaybolan Ahşap Konutları, yalnızca bir yapı tipolojisi ya da yapım tekniğinin anlatımının ötesinde, bir dönemin ev yaşantısı ve sosyal ilişkileri hakkında da fikir veren, ayrıca zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren bir belgeleme çalışması olmayı amaçlıyor. Renksiz Tsukuru Tazaki nin Hac Yılları Haruki Murakami Doğan Kitap Çev: Hüseyin Can Erkin 320 s. Kaderimde tek başına kalmak vardır belki de Haruki Murakami den kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkan bir kahramanın romanı. Kendini renksiz bilen Tsukuru Tazaki nin hikâyesi. İşte o an, Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabildi. Oktay Akbal a Mektuplar Hikmet Altınkaynak İş Bankası Kültür Yayınları, 336 s. Bu kitap, Şiir yazar gibi yapayalnızım ya da bizi yaşatan dostlardan gelen bir iki samimi satırdır, diye gözleri postada olan, Türk edebiyatının anıtsal yazarlarından öykücü, romancı, gazeteci Oktay Akbal a arkadaşı, dostu, tanıdığı 40 yazarın gönderdiği, edebiyat eleştirmeni, yazar Hikmet Altınkaynak ın titiz bir çalışmayla hazırladığı seçme 138 mektubu içeriyor.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon)

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon) (ev dekorasyon) bir yeşilçam ikonu Türk insanının hayatına girdiği 60 lı yıllardan bu yana zarafeti ve paylaşmaktan çekinmediği bilgi birikimiyle rol modeli olmuş Filiz Akın ın İstanbul a bir tepeden bakan

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon DESTANLAR VE MASALLAR Masal Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon Yayın Yönetmeni: Samiye

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı Resimleyen: Ferit Avcı Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Bilmece DEYİM VE ATASÖZLERİ 2. basım Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 DEYİM VE ATASÖZLERİ Resimleyen: Ferit Avcı www.cancocuk.com

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) DİNLEME İSTEKLER (9) Metinleri dinleyelim

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI!

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! 51. ULUSLARARASI ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ'NİN ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI'NIN JÜRİSİ BELLİ OLDU Bu yıl 51.si düzenlenecek olan Uluslararası Antalya

Detaylı

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Zehra İpşiroğlu ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Resimleyen: Gözde Bitir Bu kitabın ilk baskısı ÇYDD için Toroslu Kitaplığı tarafından yapılmıştır. Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Düzelti: Leyla Nebioğlu Kapak

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz Resimleyen: Burcu Yılmaz Refik Durbaş KURABİYE EV ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü Refik Durbaş KURABİYE EV Resimleyen: Burcu Yılmaz www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör:

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Meclis'te sık sık. Babası yoksa

Meclis'te sık sık. Babası yoksa 4 NİSAN 2013 www.reisgida.com.tr Babası yoksa CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan a yönelik sözleri TBMM Genel Kurulu'nda gerginliğe neden oldu. Genç, eleştirileriyle

Detaylı

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK 5.sınıf öğrencileriyle Karşılıksız İyilik Yapmak ne demektir? sorusu üzerine sınıfta beyin

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yabancı dil öğreniminde kelime ve anlamını ezberleme oldukça önemli bir yere sahiptir. En sık kelime ezberleme yöntemi ise tekrardır. Yani sık sık kelimenin ve anlamının tekrar edilmesidir. Bu kelimelerin

Detaylı

yaşam boyu bağlanırsanız.

yaşam boyu bağlanırsanız. Size nasıl tarif etsem ki... İlk görüşte âşık olmak gibi bir duygu. " İşte bu benim aradığım kadın," dersiniz ya, işte öyle bir şey. Önce teknenize âşık olacaksınız sonra satın alacaksınız. Eğer sevmeden,

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Başarıda İç Disiplin Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. İÇ DİSİPLİN NEDİR? Her zaman yaptığınız veya yapmak zorunda olduğunuz işleri iki şekilde yaparsınız:

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ www.armtr.org Yazan: Billur Demiroğulları Çizen: Yasemin Erdem Kontrol: Özlem Küçükfırat Bilgi (Çocuk Gelişim Uzmanı) Bu hikaye kitabının her türlü yayın hakkı Anorektal

Detaylı

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye deki üniversite imkanlarının zorluğu ve kontenjan sıkıntısı öğrencileri değişik arayışlara itiyor. Her yıl 50 binin üzerinde

Detaylı