[P-131] [P-131] The association of oxidized LDL receptor-1 (Olr-1) gene 3 UTR C>T polymorphism with the coronary artery disease and the severity of it

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "[P-131] [P-131] The association of oxidized LDL receptor-1 (Olr-1) gene 3 UTR C>T polymorphism with the coronary artery disease and the severity of it"

Transkript

1 [P-] Okside LDL reseptör- (Olr-) geni Utr C>T polimorfizminin koroner arter hastalığı ve hastalığın ciddiyet derecesiyle ilişkisi Ezgi Mert Yaşa, Oben Döven, İ.Türkay Özcan, Ahmet Çamsarı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Mersin Okside LDL (ox-ldl) ateroskleroz patogenezinde önemli rol oynamaktadır. Lektin benzeri okside LDL reseptörü - (OLR-) ox-ldl için major reseptör olup etkilerine aracılık etmektedir. Literatürde OLR- geni UTR C>T polimorfizmi ile koroner arter hastalığı ve miyokart enfarktüsü arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar mevcuttur. Ancak bu çalışmaların çelişkili sonuçları yayınlanmıştır. Türkiye de OLR- geni -UTR C>T polimorfizminin koroner arter hastalığı ile ilişkisini gösteren bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda okside LDL Reseptör - (OLR-) Geni -UTR C>T polimorfizminin koroner arter hastalığı ve ciddiyeti ile ilişkisini inceledik. Çalışmamız stabil anjina pektoris (SAP), akut koroner sendrom, atipik göğüs ağrısı ve diğer tanılar ile koroner anjiyografi yapılan 50 hasta üzerinde yapıldı. En az bir epikardiyal koroner arterinde >= %70 darlık tespit edilen 75 hasta KAH grubunu, koroner arterlerinde lezyon tespit edilmeyen 75 hasta kontrol grubunu oluşturmaktaydı. OLR- geni UTR C>T polimorfizmleri genotipler bakımından gruplar ile karşılaştırıldığında kontrol grubunda homozigot normal (CC) ve heterozigot mutant (CT) genotip çoğunlukta iken KAH grubunda homozigot mutant (TT) genotipe daha fazla rastlanmaktadır (p< 0.000). Alleller bakımından da genotipler bakımından da hasta ve kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p< 0.000). KAH grubunda yapılan subgrup analizinde hasta damar sayıları bakımından incelediğinde homozigot mutant (TT) genotipde çok damar hastalığı, tek damar hastalığına göre istatistiksel olarak daha fazla gözlenmiştir (p=0.04). UTR gen polimorfizmleri başvuru şekillerine göre incelendiğinde aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmektedir (p=0.005). Homozigot mutant (TT) genotipdeki hastaların 7 si (%.) SAP, 9 u (% 56.9) akut koroner sendrom ve 4 ü (% 7.8) ise göğüs ağrısı ile hastanemize başvurmuştur. Genotipler açısından; homozigot mutant (TT) genotip, homozigot normal (CC) genotipe göre koroner arter hastalığı için.0 kat daha fazla risk altındadır. Cinsiyet bakımından incelendiğinde ise erkekler kadınlara göre koroner arter hastalığı için 6,85 kat daha fazla risk altındadır. Bu çalışmada rapor edilen OLR- UTR tek nükleotid polimorfizminin koroner arter hastalığı patogenezine karıştığı hipotezine olan inanç güçlenmiştir. Koroner arter Şekil. KAH ve kontrol grubunda OLR- geni UTR polimorfizminin genotip ve allel frekansları. Şekil. Başvuru şekillerine göre UTR polimorfizmi genotip dağılımı. [P-] hastalığının OLR- geni ile ilişkisinin ortaya konması koroner arter hastalığının tanı ve tedavisinde çok yeni yaklaşımlar oluşmasına neden olabilir. Bu çalışma kapsamında bu ilişkinin ortaya konması hem koruyucu hem de tedavi edici yöntemlere ışık tutabilir. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular KAH genetik alt yapısının aydınlatılmasına ışık tutacak ve KAH ın erken teşhis ve tedavisine katkıda bulunacaktır. [P-] The association of oxidized LDL receptor- (Olr-) gene UTR C>T polymorphism with the coronary artery disease and the severity of it Ezgi Mert Yaşa, Oben Döven, İ.Türkay Özcan, Ahmet Çamsarı Mersin University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Mersin Oxidized low-density lipoprotein (ox-ldl) plays an important role in the pathogenesis of atherosclerosis. Lectin like oxidized low density lipoprotein receptor - (OLR-) is the major receptor for ox-ldl and mediates its effects. In the literature there are studies researching association between OLR- gene UTR C>T polimorphysm and CAD. But conflicting results of these studies were published. In Turkey there is no study showing association between OLR- gene UTR C>T polimorphysm and CAD. In our study we assessed the association between OLR- gene UTR C>T polimorphysm and CAD and its importance. Our study was conducted with the patients who had undergone coronary angiography for stable angina pectoris, acute coronary syndrome and atypical chest pain. CAD group consisted of 75 patients with at least one coranary artery stenosis over %70 and control group consisted of 75 patients with no coronary artery lesion. As OLR- gene UTR C<T polimorphysm genotypes were compared between groups, in the control group homozygote normal (CC) and heterozygote mutant (CT) genotypes and in the CAD group homozygot mutant (TT) genotypes were more prominent (p<0.000). In the subgroup analysis of CAD patients with homozygote mutant (TT) genotypes, a significant association with multivessel disease was detected(p= 0.04). Homozygote mutant (TT) genotype of UTR C>T polymorphism was correlated with the severity of coronary atherosclerosis. When UTR gene polimorphysms were examined according to their corresponding clinical forms, a significant difference was observed among them (p=0,005). Seventeen (.%) patients with homozygote mutant (TT) genotypes applied to our hospital for SAP, 9 (56, 9%) patients for acute coronary syndrome and 4 (7.8%) cases for atypical chest pain. In the logistic regression analysis, genotypes, sex, age and fasting blood glucose levels were found to be statistically significant. With respect to genotypes, homozygote mutant (TT) genotype carried higher risk for CAD (.0 fold ) than those with homozygote normal (TT) genotypes. When examined with respect to genders, men were 6.85 times more vulnerable to CAD than women. Moreover, increased CAD risk was directly proportional to age and fasting blood glucose values.as reported in this study, the assumption that OLR- UTR polimorphysm is involved in the pathogenesis of CAD and myocardial infarction has gained substantial Figure. Frequencies of OLR- gene UTR polimorphism genotype and allel in coronary artery disease and control group Figure. Distribution of UTR polimorphism genotype based on complaints recorded on the admission forms.. [P-] support. The revelation of the correlation of CAD with OLR- may lead to the constitution of brand new approaches in the diagnosis and treatment of CAD. The revelation of this correlation in scope of this study may clear up both preventive and therapeutical methods. The results of this study shall bring light to CAD genetic infrastructure and contribute to the early diagnosis and treatment of CAD. Erkeklerde koroner arter hastalığının şiddet derecesiyle spesifik antijen arasındaki korelasyon Ömer Şatıroğlu, Mehmet Bostan, Hakkı Uzun, Engin Bozkurt Rize Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Rize prostat Correlation between severity of coronary artery disease and prostatespecific antigen in men Ömer Şatiroğlu, Mehmet Bostan, Hakki Uzun, Engin Bozkurt Cardiology Department, Rize University School of Medicine, Rize Urology Department of, Rize University School of Medicine Rize Objective: Prostate-specific antigen (PSA) is a well-known prostate cancer marker. Recent studies have shown that serum PSA levels can fluctuate in response to cardiovascular stress. In this study we aimed to determine if serum PSA levels correlate with the presence and stages of coronary artery disease (CAD) and whether PSA can be used as a marker for the diagnosis and severity of CAD. Patients and Methods: This was a retrospective chart review of male patients who underwent coronary angiography for suspect CAD. A total of 00 patients with angiographic data and baseline serum PSA measurements were included. Patients with previous history of coronary angiography, stent implantation, known prostate cancer or prostatitis were excluded. Results: The mean age was 57±0 years. Coronary angiography results were normal in %, non-obstructive CAD (non-critical plaque formation) in 6%, one-vessel disease in %, twovessel disease in 0% and multi-vessel disease in 0%. Mean values of total and free serum PSA were.4±. ng/ml and 0.4±0.4 ng/ml, respectively. Although there was an increasing trend of PSA with more advanced stages of CAD, no significant relationship was established (p>0.05). Patients with hypertension had significantly elevated total and free serum PSA compared to normotensives. Conclusion: Our study suggests that there is no direct relationship between increasing levels of PSA and stage of CAD. Thus, PSA level does not appear to be a suitable marker for the diagnosis or severity of CAD. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl + 67

2 [P-] continued Figure a. Figure b. [P-] Monosit kemoatraktan protein (MCP-) seviyesiyle koroner arter kollateral oluşumu ve ateroskleroz yaygınlığı arasındaki ilişki Ömer Şatıroğlu, Hüseyin Avni Uydu, Adem Demir, Mehmet Bostan, Mehtap Atak, Engin Bozkurt Rize Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Rize Rize Üniversitesi Tıp Fakültesi Kimya, Rize Amaç: Monosit kemoatraktan protein (MCP-) aterosklerozun inflamasyonunda artan ve plazmadaki düzeyinin artışı ile kardiyovasküler hastalıkların (CVD) morbidite ve mortalite artışını göstermede güçlü bir öngördürücüdür. Bu araştırmada, koroner arter hastalığının yaygınlığı ve kronik total okluzyonda kollateral dolaşım varlığıyla MCP- düzeyi arasındaki ilişki araştırıldı. Metod: Çalışmaya, koroner arter hastalığı (KAH) sebebiyle elektif koroner anjiyografi yapılan, yaş ortalamaları 59.9± 0.8 yıl olan (%65) 5 erkek, toplam seksen hasta alındı. Koroner anjiyografi sonrası tüm hastaların kan örnekleri alınıp tüm hastalarda eşzamanlı olarak MCP- ölçüldü. Hastaların yaş, cinsiyet ve ateroskleroz risk faktörleri sorgulandı. Koroner anjiyografide %50 den fazla darlık ciddi koroner arter hastalığı olarak kabul edildi. Koroner arter hastalığının yaygınlığı Gensini skoru ile belirlendi. Serumdaki MCP- düzeyleri ile koroner arter hastalığı yaygınlığı ve koroner kolletaral oluşumu karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda MCP- düzeyleri ileri yaş ve erkek cinsiyetinde artmaktadır (sırasıyla p:0.0, p: 0.0). HT, DM, sigara, hiperlipidemiyle MCP- düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. MCP- düzeyleri, koroner arter hastalığı yaygınlığıyla (ciddi darlık gösteren koroner damar sayısı ve Gensini skoruyla) artmaktadır. Gensini skoru ve ciddi darlık gösteren koroner arter sayısı arttıkça MCP- düzeyleri artmaktadır. (sırasıyla, p: 0.00, p: 0.00). Koroner arterlerde kronik tam tıkanıklık sonrası kollateral gelişen grupta MCP- düzeyleri daha yüksek saptandı (p: 0.04). İleri yaş, erkek cinsiyet, koroner arter hastalığının yaygınlığı ve koroner arter kollateral oluşumuyla MCP- düzeyi artmaktadır. Sonuç: KAH ın yaygınlığı ve tutulan koroner damar sayısı ile orantılı olarak MCP- düzeyleri artmaktadır. Ayrıca koroner arterlerde kronik tam tıkanıklık sonrası kollateral oluşumuyla MCP- düzeyi artmaktadır. Bu durum, inflamasyonda rol alan MCP- in aterosklerozun yaygınlığıyla artış göstereceği ayrıca, tam tıkalı koroner arterlerde, koroner akım stres etkisiyle MCP- plazmadaki düzeyinin artacağı ve kollateral dolaşım oluşturmaya katkı sağlayacağını gösterir. [P-] Association between the levels of monocyte chemoattractant protein (MCP-), development of coronary artery collaterals, anmd prevalence of atherosclerosis Ömer Şatıroğlu, Hüseyin Avni Uydu, Adem Demir, Mehmet Bostan, Mehtap Atak, Engin Bozkurt Rize University Medical Faculty Cardiology Department, Rize Rize University Medical Faculty Chemistry, Rize Resim. Resim. 68 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

3 Gazi Üniv. T p Fak. Kardiyoloji AD, Ankara AMAÇ: Ortalama trombosit hacmi (OTH), koroner arter hastal n n patofizyolojisinde temel rol oynayan trombosit aktivitesinin bir belirtecidir. Metabolik sendrom (MS), akut miyokard infarktüsü seyrinde artm sistemik inflamatuvar yan ta ve tekrarlayan trombotik olaylara neden olarak sol ventrikül sistolik fonksiyonunun daha fazla bozulmas na neden olabilir. Mevcut çal ma ilk ST elevasyonlu akut miyokard infarktüsü (AM ) olan metabolik sendromlu hastalarda sol ventrikül sistolik fonksiyonu ile OTH aras ndaki ili kiyi ara t rmak için planland. Koroner kalp hastalıkları YÖNTEMLER: OTH, ilk ST elevasyonlu AM ile ba vuran metabolik sendromlu hastalarda hastaneye kabul s ras nda ölçüldü. Sol ventrikül sistolik fonksiyonu (ort. ya 56.9±0. ya ) hastada korunmu ve 48 (ort. ya 57.9±0.5) hastada bozulmu tu. Bozulmu sol ventrikül sistolik fonksiyonu, ejeksiyon fraksiyonunun <=%50 olmas olarak tan mland. ki grup aras nda OTH düzeylerine göre kar la t rma yap ld. BULGULAR: OTH, sol ventrikül sistolik fonksiyonu bozulmu olan hastalarda, sol ventrikül sistolik fonksiyonu korunmu olan hastalardan önemli derecede daha yüksek bulundu (p=0.0). prognostik bir belirteç olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. SONUÇ: Yüksek OTH, ilk ST elevasyonlu AM ile ba vuran metabolik sendromlu hastalarda bozulmu sol ventrikül sistolik fonksiyonu ile ili kili olabilir. OTH nin ilk ST elevasyonlu AM ile ba vuran metabolik sendromlu hastalarda prognostik bir belirteç olarak [P-4] [P-4] kullan labilece ini dü ünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Metabolik sendrom, akut miyokard infarktüsü, ortalama trombosit hacmi İlk ST elevasyonlu miyokart enfarktüsü ile başvuran metabolik sendromlu The relationship hastalarda between mean sol ventrikül platelet volume sistolik and left ventricular fonksiyonu systolic ile function ortalama in patients trom- with metabolic The relationship between mean platelet volume and left ventricular systolic syndrome who function had first ST in elevating patients with metabolic syndrome who had first myocardial infarction bosit hacmi arasındaki ilişki ST elevating mycardial infarction Çal ma gruplar ndaki hastalara ait klinik ve hematolojik özellikler Group A(EF<= 50) (n=48) Group B ( EF>%50) (n=) P de eri Ya 57.9± ± Cinsiyet(erkek) 6(%75) 4(%7.7) 0.5 Hipertansiyon 4(%70.7) 8(%54.5) 0. Aile hikayesi 7(%5.4) (%6.) 0.5 Sigara 0(%6.4) 5(%75.6) 0.5 DM 0 (%8.) (%.) 0.5 Hemoglobin(gr/dl).9±.9 4± Hematokrit (%) 4.7±5. 4.4± Trombosit say s (x 0 ) 7.6±56 5.8±67 0. OTH(fl) 9.94± ± EF: Ejeksiyon fraksiyonu, DM: Diyabetes Mellitus, OTH: Ortalama trombosit hacmi Hüseyin U ur Yaz c, Fatih Poyraz, Nihat en, Murat Turfan, Fatma H zal, Yusuf Tavil, Adnan Abac Hüseyin Uğur Yazıcı, Fatih Poyraz, Nihat Şen, Murat Turfan, Fatma Hızal, Yusuf Tavil, Hüseyin Uğur Yazıcı, Fatih Poyraz, Nihat Şen, Murat Turfan, Fatma Hızal, Yusuf Tavil, OBJECTIVE: Mean platelet volume (MPV) is an indicator of platelet activation which is a central process in the Adnan Abacı Adnan pathophysiology Abacı of coronary heart disease. Metabolic syndrome (MS) may lead worsened left ventricular systolic function by causing recurrent thrombotic events and by aggravating systemic inflammation in the course of acute myocardial infarction. The present study was designed to investigate the relationship between MPV and Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Ankara Gazi University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Ankara left ventricular systolic function in patients with metabolic syndrome who had first ST elevating myocardial infarction. METHODS: MPV was measured on admission in patients who had preserved left ventricle systolic function Amaç: Ortalama trombosit hacmi (OTH), koroner arter hastalığının patofizyolojisinde temel rol Objective: (mean age, 56.9±0. Mean platelet years) volume and in (MPV) is an indicator of platelet activation which is a central 48 patients who had depressed left ventricle systolic function (mean age, 57.9±0.5 years) with metabolic syndrome who had first ST elevating oynayan myocardial trombosit infarction. aktivitesinin Depressed left bir ventricle belirtecidir. systolic Metabolik function sendrom was defined (MS), as <=%50 akut miyokart ejection enfarktüsü MPV seyrinde levels. artmış sistemik inflamatuvar yanıta ve tekrarlayan trombotik olaylara neden olarak worsened left ventricular systolic function by causing recurrent thrombotic events and also ag- fraction value. process Two groups in the were pathophysiology compared regarding of coronary heart disease. Metabolic syndrome (MS) may lead RESULTS: MPV was significantly higher in patients who had depressed left ventricle systolic function than patients sol ventrikül sistolik fonksiyonunun daha fazla bozulmasına neden olabilir. Mevcut çalışma ilk ST gravating who had systemic preserved inflammation left ventricle in the course of acute myocardial infarction. The present study systolic function (p=0.0). elevasyonlu akut miyokart enfarktüsü (AMİ) olan metabolik sendromlu hastalarda sol ventrikül was designed to investigate the relationship between MPV and left ventricular systolic function in CONCLUSION: Increased MPV on admission can be associated with degree of left ventricle systolic depression in patients with metabolic syndrome sistolik who had fonksiyonu first ST elevating ile OTH myocardial arasındaki infarction. ilişkiyi We araştırmak thought için that planlandı. MPV can be used as a prognostic marker in patients with metabolic syndrome who who had first ST elevating myocardial infarction. had ST elevating MI. Yöntemler: OTH, ilk ST elevasyonlu AMİ ile başvuran metabolik sendromlu hastalarda hastaneye Keywords: kabul sırasında Metabolic ölçüldü. syndrome, Sol acute ventrikül myocardial sistolik infarction, fonksiyonu mean platelet (ort. yaş volume 56,9±0, yaş) hastada tolic function (mean age, 56.9±0. years) and in 48 patients who had depressed left ventricle Methods: MPV was measured on admission in patients who had preserved left ventricle sys- korunmuş ve 48 (ort. yaş 57,9±0,5) hastada bozulmuştu. Bozulmuş sol ventrikül sistolik fonksiyonu, ejeksiyon fraksiyonunun <=%50 olması olarak tanımlandı. İki grup arasında OTH düzey- myocardial infarction. Depressed left ventricle systolic function was defined as <=%50 ejection systolic function (mean age, 57.9±0.5 years) with metabolic syndrome who had first ST elevating fraction value. Two groups were compared regarding MPV levels. lerine göre karşılaştırma yapıldı. Bulgular: OTH, sol ventrikül sistolik fonksiyonu bozulmuş olan hastalarda, sol ventrikül sistolik fonksiyonu korunmuş olan hastalardan önemli derecede daha yüksek bulundu (p=0.0). Sonuç: Yüksek OTH, ilk ST elevasyonlu AMİ ile başvuran metabolik sendromlu hastalarda bozulmuş sol ventrikül sistolik fonksiyonu ile ilişkili olabilir. OTH nin ilk ST elevasyonlu AMİ ile başvuran metabolik sendromlu hastalarda Clinical and hematological parameters in study groups Group A(EF<= %50) (n=48) Group B ( EF>%50) (n=) P value Age (years) 57.9± ± Sex (men) 6(%75) 4(%7.7) 0.5 Hypertension 4(%70.7) 8(%54.5) 0. Family history 7(%5.4) (%6.) 0.5 Current smoker 0(%6.4) 5(%75.6) 0.5 DM 0 (%8.) (%.) 0.5 Hemoglobin (gr/dl).9±.9 4± Hematocrit (%) 4.7±5. 4.4± Platelet counts (x 0 ) 7.6±56 5.8±67 0. MPV (fl) 9.94± ± EF: Ejection fraction, DM: Diabetes mellitus, MPV: Mean platelet volume Results: MPV was significantly higher in patients who had depressed left ventricle systolic function than patients who had preserved left ventricle systolic function (p=0.0). Conclusion: Increased MPV on admission can be associated with degree of left ventricle systolic depression in patients with metabolic syndrome who had first ST elevating myocardial infarction. We thought that MPV can be used as a prognostic marker in patients with metabolic syndrome who had ST elevating MI. [P-5] Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlarda akut miyokart enfarktüsü sırasında kanın özgün reolojik özellikleri Arzu Iman Mursalova, Cebrail Teymur Mammadov Azerbaycan Tıp Üniversitesi [P-5] The peculiarity of the rheological properties of blood during acute myocardial infarction in patients with chronic obstructive pulmonary diseases Arzu Iman Mursalova, Cebrail Teymur Mammadov Azerbaycan Medical University Background / Aims: The mortality from ischemic heart diseases has increased lately. Chronic obstructive pulmonary disease (COPD) is the third leading cause of morbidity and invalidity worldwide. There is a few literature data about the reasons, peculiarities of rheologic properties of blood and treatment of the myocardial infarction (MI) in patients with COPD. Methods: For investigation of above-mentioned parameters, we have examined 46 patients aged between years (46 males and 6 females). The patients were admitted and treated in the resuscitation unit of the Republic Cardiology Research Institute. 0 patients suffered from hypertension disease class II. MI was diagnosed by means of electrocardiography, and laboratory (cardiospecific enzymes) analyses. Blood analyses were performed twice: on the first day of acute MI and after two weeks. For the investigation we have lperformed the following analyses: fibrinogen (F), the time of recalcification of plasma (TRP), protrombin index (PI), fibrinolytic activity (FA), thrombin time (TT), index of platelet aggregation index (ITA), speed of platelet aggregation (STA), total index of platelet aggregation (TITA), index of platelet disaggregation (ITD). The fibrinogen level was defined by gravimetric method of Rothberg; protrombin index by Kvik method. Results: The analysis of rheologic properties of blood have showed that before the treatment the following values were obtained: F: 5.0±0.4 q/l, TRP :.7±.4 sec., PI : 06.0±0.8%, FA: 95.5±.8 min., TT : 7.4±0. sec., ITA: 44.0±0.4%, STA: 0:0±0.00 min., TTA : 6.4±.%, ITD : 0.9±0.4%. After the treatment the above-mentioned values decreased as follows: F:.9 q/l, TRP:. sec.,, PI:.%, TT :.06 sec.,, ITA:.%, STA:,5 min., TTA:.6%, and ITD :.6 %, respectively. Accidinglay these changes the level of the FA has increased FA,07 time. Conclusion: The results of the investigation have shown that in patients with acute MI the greatest changes were in data of analyses F, ITA, TTA and ITD level independently from age, sex and comorbid COPD diseases. These changes requre more intensive therapy. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 69

4 [P-6] Periferik endotel işlevleri üzerine biyolojik yakıtlarına kitlesel maruziyetin etkilerini değerlendirme Ali Buturak, Ahmet Genç, Özden Sıla Ulus, Egemen Duygu 4, Arda Sanlı Ökmen 5, Hüseyin Uyarel 6 Ardahan Asker Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Kars Ardahan Devlet Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Kars Ardahan Devlet Hastanesi, Radyoloji Kliniği, Kars 4 Sarıkamıs Asker Hastanesi Kardiyoloji Kliniği, Kars 5 İstanbul Memorial Hastanesi Kardiyoloji Kliniği, İstanbul 6 Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, Balıresir [P-6] Evaluation of the effects of biomass fuel exposure on peripheral endothelial functions Ali Buturak, Ahmet Genç, Özden Sıla Ulus, Egemen Duygu 4, Arda Sanlı Ökmen 5, Hüseyin Uyarel 6 Ardahan Military Hospital, Department of Cardiology, Kars Ardahan State Hospital, Department of Cardiology, Kars Ardahan State Hospital, Department of Radiology, Kars 4 Sarıkamıs Military Hospital, Department of Cardiology, Kars 5 İstanbul Memorial Hospital, Department of Cardiology, İstanbul 6 Balıkesir University School Of Medicine, Department of Cardiology, Balıkesir Background: To evaluate the effect of chronic biomass fuel (BMF) exposure on peripheral endothelial functions. Methods: Forty seven healthy subjects who have been exposed to BMF since birth (mean age.6 ± 6.8 years, males) were enrolled in the present study. The control group consisted of healthy subjects (mean age 7.9 ± 4.4 years, males). The carotis intima- media thickness (CIMT) is defined as the distance between the leading edge of the lumen intima and the media adventitia interfaces. Flow associated dilatation (FAD %) is defined as the percent change in the internal diameter of the brachial artery during reactive hyperemia related to the baseline. Endothelium independent vasodilatation (GTN %) is defined as the change in diameter in response to the application of 400 µg glyceril trinitrate relative to the baseline scan at the end of the fourth minute. Results: CIMT (mm) values of the two groups were not statistically different from each other. (0.47 ± 0.09 vs. 0.49± 0.06, p=0.8).however, a markedly reduced FAD % was found in the study group ( 5.06 ± 4.95 vs. 0.7 ± 4.64, p<0.00). In addition, GTN % of the BMF exposed group was significantly lower than the control group (4.4 ± 8.47 vs..85 ± 7.87, p<0.00). Conclusions: FAD % and GTN % are markedly reduced in the individuals who have been exposed to BMF inhalation products. Therefore, chronic BMF exposure may be a risk factor for the development of endothelial dysfunction. Reduced FAD and GTN % may point out impaired vasodilatation response of the endothelium. TABLE.Clinical Characteristics and Relations Between Risk Variables in Study and Control Groups Standart Study Group Control Group Standart Variables Mean Mean Deviation Deviation p Value Age (yrs) BMI, kg/m SBP (mmhg) DBP (mmhg) T.CHOL. (mg/dl LDL-C (mg/dl) HDL-C (mg/dl) TRIG (mg/dl) Values are mean unless otherwise specified.bmi, body mass index;sbp/dbp,systolic/diastolic blood pressure; T.CHOL,total cholesterol;ldl-c,ldl cholesterol; HDL-C,HDL cholesterol;trig,triglycerid. TABLE. Carotis Intima Media Thickness (CIMT), Brachial Artery Ultrasound Measurements and FAD % in Control and Study groups.(gtn% = Change in arterial diameter after glyceril trinitrate administration) Study Group Standard Control Group Standard p Variables Mean Deviation Mean Deviation Value CIMT (mm) BA-rest (mm) p < 0.00 BA-cuff release (mm) p < 0.00 FAD% (%) p < 0.00 BA-GTN (mm) p < 0.00 GTN% (%) p < 0.00 CIMT,carotis intima media thickness;ba-rest,brachial artery rest diameter;ba-cuff release,brachial artery diameter after cuff release; FAD,flow associated dilatation/percentage of change in diameter of brachial artery in response to reactive hyperemia (%);BA-GTN, brachial artery diameter after sublingual glyceril trinitrate administration;gtn (%),change in diameter of brachial artery after sublingual glyceriltrinitrate administration 70 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

5 [P-7] [P-7] İzole koroner arter ektazide antioksidan durum ve antioksidan vitaminlerin seviyesi Fatih [Sayfa: Koç7], Nihat Kalay, İdris Ardıç, Kerem Özbek, Ataç Çelik, Köksal Ceyhan, Hasan Kadı, Metin Karayakalı, Şemsettin Şahin, Fatih Altunkaş, Orhan Önalan, [P-7][Koroner Kalp Hastal klar ] Mehmet Güngör Kaya Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Tokat Erciyes zole koroner Üniversitesi arter ektazide Tıp Fakültesi antioksidan Kardiyoloji durum Anabilim ve antioksidan Dalı, Kayseri vitaminlerin seviyesi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, Tokat Fatih Koç, Nihat Kalay, dris Ard ç, Kerem Özbek, Ataç Çelik, Köksal Ceyhan, Hasan Kad, Metin Gaziosmanpaşa Karayakal, emsettin University, ahin Faculty, Fatih of Altunka Medicine,, Department of Biochemistry, Tokat Orhan Önalan Giriş: İzole koroner, Mehmet Güngör Kaya arter ektazisi (KAE) koroner anjiyografi sırasında nadir görülen bir koroner anomalidir. Gaziosmanpa a Üniv. T p Fak. Kardiyoloji AD, Tokat Biz bu çalışmada KAE hastalarında süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz Erciyes Üniv. T p Fak. Kardiyoloji AD, Kayseri (GSH-Px), Gaziosmanpa a gama glutamil Üniv. T p transferaz Fak. Biyokimya (GGT) aktiviteleri AD, Tokat ile antioksidan vitaminlerin (Vitamin A ve E) seviyelerini araştırdık. G R : zole oroner arter ektazisi (KAE) koroner anjiyografi s ras nda nadir görülen bir koroner anomalidir. Biz bu çal mada KAE hastalar nda Yöntemler: süperoksit dismutaz Çalışmaya (SOD), 45 izole glutatyon KAE hastası peroksidaz (6 erkek; (GSH-Px), ortalama gama yaş, glutamil 57± transferaz 9) ile bunlarla (GGT) yaşcinsiyet seviyelerini açısından ara t rd k. uyumlu YÖNTEMLER: anjiyografik Çal maya olarak normal 45 izole 5 kişi KAE kontrol hastas grubu (6 erkek; (4 erkek; ortalama ortalama ya, 57± 9) ile bunlarla ya -cinsiyet aç s ndan uyumlu aktiviteleri ile antioksidan vitaminlerin (Vitamin A ve E) yaş, anjiyografik 54 ± 7) olarak alındı. normal Plazma 5 ki i SOD, kontrol GSH-Px gurubu ve (4 GGT erkek; aktiviteleri ortalama ile Vitamin ya, 54 A ± ve 7) E olarak seviyeleri al nd. Plasma SOD, GSH-Px ve GGT aktiviteleri ile Vitamin ölçüldü. A ve E seviyeleri BULGULAR: ölçüldü. Plasma BULGULAR: SOD aktivitesi Plasma KAE SOD grubunda aktivitesi KAE kontrol gurubunda grubuna kontrol göre daha gurubuna düşük göre daha dü ük (P=0.00), GGT aktivitesi ise daha yüksek (P=0.04) bulundu. Plasma GSH-Px aktivitesi ile Vitamin A ve E seviyeleri aç s ndan anlaml farkl l k yoktu. KAE hastalar nda Plasma SOD (P=0.00), GGT aktivitesi ise daha yüksek (P=0.04) bulundu. Plazma GSH-Px aktivitesi ile Vitamin (r=0.0; A ve E seviyeleri P=0.04) aras nda açısından yine anlamlı pozitif farklılık korelasyon yoktu. bulundu. KAE hastalarında SONUÇ: Bu Plazma sonuçlar SOD göstermi tir aktivitesi ki oksidatif stres ve antioksidan durum KAE aktivitesi ile LDL kolesterol seviyeleri aras nda pozitif (r=0.48; P=0.0), vitamin E ile LDL kolesterol (r=0.40; P=0.0) ve trigliserid seviyeleri ile patogenezinde LDL kolesterol önemli seviyeleri bir rol arasında oynayabilir. pozitif (r=0.48; P=0.0), vitamin E ile LDL kolesterol (r=0.40; P=0.0) ve trigliserit seviyeleri (r=0.0; P=0.04) arasında yine pozitif korelasyon bulundu. Anahtar Kelimeler: Koroner arter ektazisi, antioksidan enzimler, antioksidan vitaminler Sonuç: Bu sonuçlar oksidatif stres ve antioksidan durumun KAE patogenezinde önemli bir rol oynayabildiğini göstermiştir.. Çal ma guruplar nda oksidatif stres parametreleri ve vitamin seviyeleri Ektazi (N=45) Kontrol (N=5) P SOD (U/mL) 0.70 ± ± GSH-Px (U/L) 96 ± 96 9 ± 05 AD GGT (U/L) 4 ± 0 6 ± 0.04 Vitamin A (mmol/l).49 ±.6.5 ± 0.97 AD Vitamin E (mmol/l) 40 ± 6 4 ± 9 AD AD, anlaml de il Antioxidant state, and level of antioxidants in isolated coronary artery ectasia Fatih Koç, Nihat Kalay, İdris Ardıç, Kerem Özbek, Ataç Çelik, Köksal Ceyhan, Hasan Kadı, Metin Karayakalı, Şemsettin Şahin, Fatih Altunkaş, Orhan Önalan, Mehmet Güngör Kaya Gaziosmanpaşa University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Tokat Erciyes University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Kayseri [P-8] Düşük serum paraoksanaz enzim aktivitesi ciddi sol ana koroner lezyonu için bir işaret olabilir mi? Yusuf Sezen, Hasan Bilinç, Nurten Aksoy, Abdullah Taşkın, Murat Üstünel, Mustafa Polat, Recep Demirbağ, Ali Yıldız, Ünal Güntekin, Mehmet Memduh Baş Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, Şanlıurfa [P-8] Lower serum paraoxanase enzymwe activity can indicate serious left common coronary artery lesion Yusuf Sezen, Hasan Bilinç, Nurten Aksoy, Abdullah Taşkın, Murat Üstünel, Mustafa Polat, Recep Demirbağ, Ali Yıldız, Ünal Güntekin, Mehmet Memduh Baş Harran University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Şanlıurfa Harran University, Faculty of Medicine, Department of Biochemistry, Şanlıurfa Giriş-Amaç: Serum paraoksanaz (PON ) yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) ile ilişkili bir antioksidan enzim olup düşük dansiteli bir lipoprotein olan LDL nin aterojenik oksidasyonunu inhibe eder. İnsan serumunda bu enzim çoğunlukla HDL ye bağlı olup HDL ve LDL yi oksidasyondan korur. KAH ile serum PON enzim aktivitesi (SPA) arasındaki negatif ilişki daha önceki çalışmalardan bilinmektedir. Bu çalışmadaki amacımız, aort basıncına direkt maruz kalmasına karşın koroner arter hastalığı gelişen her hastada gözlenmeyen, sebep olabileceği miyokart enfarktüsü daha ölümcül olarak seyreden ciddi sol ana koroner (LMCA) lezyonu olan hastalardaki SPA nı araştırmaktır. Materyal-Metod: Çalışmaya %50 ve üzerinde LMCA darlığı olan 5 hasta LMCA darlığı olmayan ancak ana koroner arterlerinden en az birinde % 70 ve üzerinde darlık olan 5 hasta ile koronerleri normal olan 5 kontrol hastası alındı. SPA aktivite ölçümleri için serum örnekleri alınarak çalışma sonunda kolorimetrik yöntemle çalışıldı. Ayrıca Relassays ticari kitleri kullanılarak TAK, TOS ve OSİ düzeyleri tespit edildi. Veriler bilgisayarda SPSS,5 versiyonu kullanılarak studient t testi ve Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: En düşük SPA değerin LMCA + grubunda en yüksek değerin ise NKA grubunda olduğu görüldü (p=0,00). Pearson korelasyon analizinde TOS ve SPA nın birbirleriyle negatif ilişkili olduğu (p=0,06), OSİ nin ise TAS, BSA ve diyastolik kan basıncı ile negatif ilişkili olduğu (sırası ile p<0,000; p=0,04 ve p=0,00), TOS ile pozitif ilişkili olduğu gözlendi (p<0,000). Lineer regresyon analizinde OSİ yi etkileyen esas parametrelerin TAS ve TOS olduğu görüldü (her ikisi için p<0,000). Tartışma ve Sonuçlar: Çalışmamız ciddi LMCA lezyonu olan hastalarda SPA nin koroner arter hastalığı olan ve normal koronerli hastalara göre anlamlı şekilde düşük olduğunu göstermiş olup SPA nın düşük seviyelerinin LMCA gelişimi ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 7

6 [P-9] Plazma fibrinojen ve faktör VII pıhtılaşma aktivitesinin metabolik sendrom ile ilişkisi Tansel Erol, Abdullah Tekin, Hakan Altay, Muhammet Bilgi, Fatma Yiğit, Bülent Özin, Haldun Müderrisoğlu Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Ankara Amaç: Metabolik sendromlu hastalarda kardiyovasküler hastalık gelişme riski bulunmaktadır. Hemostatik ve fibrinolitik sistemdeki bozukluklar bu riskin bir bölümünden sorumlu olabilir. Bu çalışmamızda fibrinojen ve faktör VII pıhtılaşma aktivitesinin (FVIIpa) metabolik sendrom ile ilişkisini araştırdık. Yöntem: İkiyüz altı metabolik sendromlu hasta ile yaş ve cinsiyet uyumlu 06 kontrol bireyi bu çalışmaya dahil edildi. Kan fibrinojen ve FVIIpa düzeyleri belirlendi ve karşılaştırıldı. FVIIpa ve metabolik sendromun komponentleri arasındaki korrelasyonlar da ayrıca değerlendirildi. Bulgular: Metabolik sendromlu hastalarda kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede yüksek FVIIpa bulundu (%,8 ± 5 karşı 99 ± 0 p<0.00). Metabolik sendromlu erkeklerdeki fibrinojen seviyesi kontrol grubundaki erkeklere kıyasla anlamlı derecede yüksek iken (,47 ± 0,9 karşı,0 ± 0,78 g/l, p<0,005), kadın metabolik sendromlu hastalardaki fibirinojen düzeyleri kontrol kadın grubundan farklı değildi (.65 ±.09 karşı,55 ± 0.87 g/l, p = 0.40). Çalışma popülasyonundaki FVIIpa ile bel çevresi (r = 0,9, p<0,05) ve açlık trigliserit düzeyleri (r = 0,4, p <0,05) arasında anlamlı pozitif bir ilişki bulundu. Kadınlarda bel çevresi ve fibrinojen arasında (r = 0.50, p <0.00) pozitif bir ilişki vardı. Sonuç: Bu çalışmada FVIIpa ile metabolik sendrom arasında kuvvetli bir ilişki saptanmıştır. Metabolik sendromlu hastalardaki artmış kardiyovasküler riskten kısmi olarak fibrinolitik ve hemostatik sistemdeki değişiklikler sorumlu olabilir. Fibrinojen örneğinde olduğu gibi bazı özel parametreler metabolik sendromlu hastalarda cinsiyetten etkilenmekte olduğundan bu hastalarla ilgili çalışmalar da cinsiyet ayrıca gözönünde bulundurulmalıdır. [P-9] Associations of plasma fibrinogen and factor VII clotting activity with metabolic syndrome Tansel Erol, Abdullah Tekin, Hakan Altay, Muhammet Bilgi, Fatma Yiğit, Bülent Özin, Haldun Müderrisoğlu Başkent University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Ankara Purpose: Patients with metabolic syndrome are at risk for the development of cardiovascular diseases, which can in part be explained by disturbances in the hemostatic and fibrinolytic systems. We examined the association of fibrinogen and factor VII clotting activity (FVIIca) with the metabolic syndrome and its components. Methods: Two hundred and six patients with metabolic syndrome and age and sex matched 06 controls were included in the study. The blood levels of fibrinogen and FVIIca were determined and compared. The correlations between FVIIca and the individual components of metabolic syndrome were also examined. Results: Patients with metabolic syndrome had a significantly higher FVIIca when compared to controls (8 ± 5 vs 99 ± 0 %, p<0.00). Male patients with metabolic syndrome had a significantly elevated fibrinogen levels when compared to male controls (.47 ± 0.9 vs.0 ± 0.78 g/l, p<0.005), while fibrinogen levels in women did not differ between patients with metabolic syndrome and the controls (.65 ±.09 vs.55 ± 0.87 g/l, p = 0.40). There were significant positive associations of FVIIca with waist circumference (r = 0.9, p<0.05) and fasting triglycerides (r = 0.4, p <0.05) in the study population. In women, there were positive associations of waist circumference with fibrinogen (r = 0.50, p <0.00). Conclusion: We found strong associations with FVIIca and metabolic syndrome. The increased cardiovascular risk observed in metabolic syndrome could in part be explained by the association with the components of the fibrinolytic and hemostatic system. Gender influences the association of certain variables like fibrinogen with metabolic syndrome so the impact of sexes may be considered separately in studies of metabolic syndrome [P-40] Timozin beta-4 koroner arter hastalığında kollateral gelişmesiyle ilişkilidir Asuman Biçer Yeşilay, Ozlem Karakurt, Ramazan Akdemir, Gonul Erden, Ali Yildiz, Ozge Ozcan, Yusuf Sezen, Sadik Acikel, Harun Kilic, Recep Demirbag Harran Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa S.B. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Ankara [P-40] Thymosin beta 4 is associated with collateral development in coronary artery disease Asuman Biçer Yeşilay, Ozlem Karakurt, Ramazan Akdemir, Gonul Erden, Ali Yildiz, Ozge Ozcan, Yusuf Sezen, Sadik Acikel, Harun Kilic, Recep Demirbag Department of Cardiology, Harran University School of Medicine, Sanliurfa Department of Cardiology, Ministry of Health Dışkapı Yıldırım Beyazıt Research and Educational Hospital, Ankara Department of Biochemistry, Numune Training and Research Hospital, Ankara Aim: Coronary artery disease (CAD) is a major cause of morbidity and mortality in humans. Coronary collateral formation has protective role in smaller infarcts, development of smaller ventricular aneurysms, improvement in ventricular function, occurence of future cardiovascular events and improved survival in patients with occlusive coronary lesions. Thymosin β4 (Tβ4) the actin-regulating molecule in mammalian cells plays an essential role in all key stages of cardiac vessel development; vasculogenesis, angiogenesis and arteriogenesis and also in collateral growth in some experimental studies. As a result, Tß4 is currently being developed as a therapeutic agent for the treatment of CAD hoping that it may increase collateral vessel formation. However, the endogenous levels of Tß4 in severe CAD patients are still unknown. The present study tests a novel and important hypothesis concerning this protein, and tries to determine whether endogenous Tß4 levels are associated with the collateral development in patients with severely stenotic CAD. Methods: The study population included 9 patients who had >=95% stenosis in at least one major coronary artery on coronary angiogram (CAG). Development of collaterals was classified by Rentrop s method. Patients with Rentrop grades 0 and were defined as having poorly developed collaterals or those with grades and as well-developed collaterals.the Gensini score was calculated for each patient from the CAG according to the degree of luminal narrowing and its location. Serum Tβ4 levels were measured with enzyme-linked immunosorbent assay. Results: According to the Cohen- Rentrop score, thirteen patients (4 females, 9 males; mean age ± SD, 6.6 ± 8. years) with poor collateral development and 6 age- and sex-matched patients (6 females, 0 males; mean age ± SD, 6.7 ±.5 years) with good collateral development were enrolled in the study. All biochemical clinical and demographic characteristics of the patients except for Tβ4 were similar. The Tβ4 levels in the well-collateralized study group were found to be significantly higher than those of the poorly collateralized study group (.8 ±.7 μg/ml versus.4 ± 0.7 μg/ml, p = 0.007, respectively) (Figure ) and serum Tβ4 levels were positively correlated with the collateral development (r=0.459, p= 0.0) but negatively correlated with the heart rate (r = , p = 0.049). However, only the collateral development was found as an independent predictor of the serum Tβ4 levels after linear regression analysis. Conclusion: Findings of the present study suggest that serum Tβ4 levels are significantly associated and positively correlated with the collateral development in severe CAD. This study is important in that it is the first Figure. Lower serum thymosin beta-4 levels in poorly developed collateral group in comparison with well developed collateral group (p = 0.007). clinical study showing close relationship between endogenous Tβ4 levels and collateral development. This result might have an implication in clinical cardiovascular medicine and in drug therapy for coronary vascular insufficiency. 7 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

7 [P-4][Koroner Kalp Hastal klar ] MGP Gen Polimorfizminin Koroner Arter Hastal ndaki Rolü Koroner kalp hastalıkları Habib Çil, Zihni Bilik, Zuhal Ar türk At lgan, Yahya slamo lu, Ebru Öntürk Tekba, Sait Alan Dicle Üniv. T p Fak. Kardiyoloji AD, Diyarbak r G R -AMAÇ Yap lan Ki-Kare analizinde koroner arter hastal varl ile MPG gen polimorfizmi aras nda ili ki saptanmam t r. Koroner arterlerde duvar kalsifikasyonu ile koroner arter hastal (KAH) aras nda çok güçlü bir ili ki bulunmaktad r.subklinik özetlenmi tir. aterosklerozun bir [P-4] [P-4] göstergesi olan koroner arteryel kalsifikasyonun (KAK), ki inin kardiyovasküler risk aç s ndan konvansiyonel SONUÇ risk faktörlerinden ba ms z olarak prognostik bilgi verdi i birçok çal ma ile kan tlanm t r. Matriks Gla Protein (MGP), arteryel kalsifikasyonun Her ne önlenmesindeki kadar hasta say s koruyucu dü ük mekanizmaya olsa da çal mam zda MPG gen polimorfizmi ile koroner arter hastal varl ara kat lan, geni bir doku da l m na sahip önemli bir matriks d proteindir. durum çal ma populasyonunun ya ortalamas n n yüksek olmas yla ili kili olabilir. Çünkü ya l popülasyonda KAH MGP polimorfizminin koroner arter hastalığındaki rolü Role of MPG gene polymorphism in coronary artery disease Bu çal mada, önemli bir kalsifikasyon engelleyici olan matriks Gla proteinin bilinen tek nükleotid de i imlerinin daha çok çevresel aterosklerotik etkiler olan rol almaktad r. ve olmayan Dolay s yla MPG gen polimorfizmi ile KAH ili kisinin net ekilde ortaya ko bireyler aras ndaki da l m ara t r ld. daha genç hasta guruplar nda yap lacak çal malara ihtiyaç vard r. Habib Çil, Zihni Bilik, Zuhal Arıtürk Atılgan, Yahya İslamoğlu, Ebru Öntürk Tekbaş, Sait Alan Habib Çil, Zihni Bilik, Zuhal Arıtürk Atılgan, Yahya İslamoğlu, Ebru Öntürk Tekbaş, Sait Alan GEREÇ-YÖNTEM Çal maya anjiyografik olarak KAH tespit edilmi 57 hasta ile koronerleri normal bulunmu 58 hasta olmak Anahtar üzere Kelimeler: toplam 5 Koroner hasta al nd. Arter Hastal, Matriks Gla Protein, MGP Gen Polimorfizmi Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Diyarbakır Dicle University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Diyarbakır Hastalardan al nan kanlardan elde edilen DNA lar Polimeraz Zincir Tepkimesi ne (PZT) tabi tutularak ço alt ld. Ço alt lan gen bölgeleri RFLP yöntemi Giriş-Amaç: ile gen polimorfizmi Koroner yönünden arterlerde analiz duvar edildi. kalsifikasyonu MGP geni ile promotor koroner bölgesinde arter hastalığı yer alan (KAH) T-8C arasında ve G-7A de i imi Introduction: ile genin Coronary 4. ekzonunda artery calcification rastlanan (CAC) is associated with coronary atherosclerosis. Thr8Ala de i imi incelenerek her gen polimorfizminin gruplar aras ndaki da l m belirlendi. Sonuçlar ki-kare testi ile de erlendirildi. çok güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Subklinik aterosklerozun bir göstergesi olan koroner arteryel There Role of is MPG a significant Gene Polymorphisms relation between in Coronary coronary Artery artery Disease wall calcification and coronary artery BULGULAR kalsifikasyonun Yap lan Ki-Kare (KAK), analizinde kişinin koroner kardiyovasküler arter hastal riski varl açısından ile MPG konvansiyonel gen polimorfizmi risk faktörlerinden aras nda ili ki saptanmam t r. disease(cad). Elde The edilen measure sonuçlar of coronary Tablo, artery de calcification is an indicator of subclinical atherosclerosis. Habib Çil, In Zihni some Bilik, studies Zuhal it has Ar türk been At lgan, showed Yahya that independent slamo lu, Ebru from Öntürk convantional Tekba, cardiovascular Sait Alan bağımsız olarak prognostik bilgi verdiği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Matriks Gla Protein özetlenmi tir. (MGP), SONUÇ arteryel kalsifikasyonun önlenmesindeki koruyucu mekanizmaya katılan, geniş bir doku risks, coronary artery calcification provides data about prognosis. Matrix Gla protein (MGP) appears varl to be aras nda an important ili ki bulunamam t r. protective modulator Bu INTRODUCTION dağılımına Her ne kadar sahip hasta önemli say s bir dü ük matriks olsa dışı da proteindir. çal mam zda MPG gen polimorfizmi ile koroner arter hastal Coronary artery calsification (CAC) is associated against with calcification coronary atherosclerosis. since it is a potential There is inhibitor a significance relation be durum çal ma populasyonunun ya ortalamas n n yüksek olmas yla ili kili olabilir. Çünkü ya l popülasyonda KAH geli iminde genetik özelliklerden Bu çalışmada, önemli bir kalsifikasyon engelleyici olan matriks Gla proteinin bilinen tek nükleotid of calsification tissue calcification. and coronary Therefore, artery recently disease(cad). the importance The measure of MGP of coronary as an inhibitor artery calsification of calcification is an indicator of sub daha çok çevresel etkiler rol almaktad r. Dolay s yla MPG gen polimorfizmi ile KAH ili kisinin net ekilde ortaya konulabilmesi için daha çok say da ve değişimlerinin aterosklerotik olan ve olmayan bireyler arasındaki dağılımı araştırıldı. has studies been it more has markedly been showed emphasized. that independent from convantional cardiovascular risks, coronary artery calsification daha genç hasta guruplar nda yap lacak çal malara ihtiyaç vard r. Matrix Gla protein (MGP) appears to be an important protective modulator against calsification since it is a poten Gereç-Yöntem: Çalışmaya anjiyografik olarak KAH tespit edilmiş 57 hasta ile koronerleri normal In Therefore, this respect, MGP it as is an aimed inhibitor establish of calsification the relationship recently has between been more the distributions important in of studies. nucleotide Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastal, Matriks Gla Protein, MGP Gen Polimorfizmi bulunmuş 58 hasta olmak üzere toplam 5 hasta alındı. Hastalardan alınan kanlardan elde edilen alterations In this respect, found it in is promoter aimed to and establish coding the regions relationship of MGP between gene in patients the distributions with /without of nucleotide coronary alterations found i DNA lar Polimeraz Zincir Tepkimesine (PZT) tabi tutularak çoğaltıldı. Çoğaltılan gen bölgeleri artery MGP gene disease in (CAD). patients with coronary artery disease (CAD) and patients that have not coronary artery disease. MATERIAL-METHODS RFLP Role of yöntemi MPG Gene ile gen Polymorphisms polimorfizmi in Coronary yönünden Artery analiz Disease edildi. MGP geni promotor bölgesinde Material-Methods: DNA samples were obtained DNA samples from 58 were patients obtained with from coronary patients artery with disease (n= 58) (CAD) or without and 57 (n=57) patients that had not CA yer alan T-8C ve G-7A değişimi ile genin 4. eksonunda rastlanan Thr8Ala değişimi incelenerek Habib her Çil, Zihni gen polimorfizminin Bilik, Zuhal Ar türk gruplar At lgan, arasındaki Yahya slamo lu, dağılımı belirlendi. Ebru Öntürk Sonuçlar Tekba, ki-kare Sait Alan testi ile Reaction in exon 4) (PCR) and method promoter using regions the (T-8C sets of primer and G-7A) pairs of which MGP cover gene. the Amplified coding (Thr8Ala regions were in exon analyzed by Restriction coronary DNA samples artery obtained disease (CAD). were analyzed The DNA by samples Polymerase obtained Chain were Reaction analyzed (PCR) by method Polymerase using Chain the sets of primer pa (RFLP) method for possible polymorphisms. değerlendirildi. 4) and promoter regions (T-8C and G-7A) of MGP gene. Amplified regions were analyzed by INTRODUCTION RESULTS Bulgular: Yapılan Ki-Kare analizinde koroner arter hastalığı varlığı ile MPG gen polimorfizmi Restriction Fragment Length Polymorphism (RFLP) method for possible polymorphisms. Coronary artery calsification (CAC) is associated with coronary atherosclerosis. There is a significance The relation chi-square between analysis coronary of the artery results wall revealed that there is no relation between the observed polymorphisms an arasında calsification ilişki and saptanmamıştır. coronary artery Elde disease(cad). edilen sonuçlar The Tablo measure ve of de coronary özetlenmiştir. artery calsification is an indicator Results: Table,. of subclinical The chi-square atherosclerosis. analysis of n the some results revealed that there is no relation between the observed polymorphisms and CAD. Results are presented on Tables,and. studies it has been showed that independent from convantional cardiovascular risks, coronary artery calsification CONCLUSION suggests data about prognosis. Sonuç: Her ne kadar hasta sayısı düşük olsa da çalışmamızda MPG gen polimorfizmi ile koroner Therefore, arter hastalığı MGP an varlığı inhibitor arasında of calsification ilişki bulunamamıştır. recently has been Bu durum more important çalışma populasyonunun in studies. Conclusion: These results Although could be the due low to the number high average of patients age in of our study study, population. there was Because no relationship in the elderly with population, traditi Matrix Gla protein (MGP) appears to be an important protective modulator against calsification since it Although is a potential the low inhibitor number of tissue of patients calcification. in our study, there was no relationship with MPG gene polymorphism and pr yaş In this ortalamasının respect, it yüksek is aimed olmasıyla to establish ilişkili the olabilir. relationship Çünkü between yaşlı popülasyonda the distributions KAH of gelişiminde nucleotide alterations more MPG found prominent gene polymorphism promoter role on and the and coding development presence regions of of coronary CAD. Therefore, further studies that planned in the youngerand large artery disease. These results could be due to MGP gene in patients with coronary artery disease (CAD) and patients that have not coronary artery disease. investigate the relationship with MPG gene polymorphism and CAD in the larger and younger populations. genetik özelliklerden daha çok çevresel etkiler rol almaktadır. Dolayısıyla MPG gen polimorfizmi the high average age of study population. Because in the elderly population, traditional risk factors MATERIAL-METHODS ile DNA KAH samples ilişkisinin were net obtained şekilde from ortaya 58 patients konulabilmesi with coronary için daha artery çok disease sayıda (CAD) ve daha and genç 57 patients hasta that could Keywords: had have not CAD taken Coronary (Totally more prominent Artery from 5 Disease, patients). role on Matrix the The development Gla Protein, of MPG CAD. Gene Therefore, Polymorphism further studies that gruplarında DNA samples yapılacak obtained çalışmalara were analyzed ihtiyaç by vardır. Polymerase Chain Reaction (PCR) method using the sets of planned primer in pairs the youngerand which cover larger the coding population (Thr8Ala are needed to investigate the relationship with MPG in exon 4) and promoter regions (T-8C and G-7A) of MGP gene. Amplified regions were analyzed by gene Restriction polymorphism Fragment and Length CAD in Polymorphism the larger and younger populations. (RFLP) method for possible polymorphisms. RESULTS The chi-square analysis of the results revealed that there is no relation between the observed polymorphisms Tablo. and T-8C CAD. Results gen polimorfizmi are presented için on genotiplerin gruplara göre da l m Table,. CONCLUSION Hasta gurubu Genotip Kontrol gurubu (n=57) n (%) P de eri OR (95% CI) (n=58) n (%) Although the low number of patients in our study, there was no relationship with MPG gene polymorphism and presence of coronary artery disease. These results could be due to the high average age of study population. Because in the elderly population, traditional risk factors could have taken T/T 4 (4.) (9.7)) - - more prominent role on the development of CAD. Therefore, further studies that planned in the youngerand larger population are needed to investigate the relationship with MPG gene polymorphism and CAD in the larger and younger populations. T/C 6 (45.6) (7.9) ( ) Keywords: Coronary Artery Disease, Matrix Gla Protein, MPG Gene Polymorphism C/C 7 (.) (.4) 0.89*.98 ( ) Tablo. T-8C gen polimorfizmi için genotiplerin gruplara göre da l m Genotip Kontrol gurubu (n=57) n (%) Hasta gurubu (n=58) n (%) T/T 4 (4.) (9.7)) - - P de eri OR (95% CI) T/C 6 (45.6) (7.9) ( ) C/C 7 (.) (.4) 0.89*.98 ( ) OR, Odds oran, CI, güvenlik aral +Ki-kare testi *Fisher s Exact Tablo Testi. Thr8Ala gen polimorfizmi için genotipin gruplara göre da l m Genotipler Kontrol gurubu (n=57) n (%) Hasta gurubu(n=58) n (%) p de eri OR (95% CI) Table. For the T-8C gene polymorphism distribution of A/A genotypes 4 according (4.6) to groups (6.) - - A/G 5 Genotypes Control (6.4) Cases 7 (46.6) (0.-.94) p value OR (95% CI) (n=57) n (%) (n=58) n (%) Tablo G/G. Thr8Ala 8 (4.0) gen polimorfizmi için 0 genotipin (7.) gruplara göre 0.777* da l m 0.8 ( ) T/T 4 (4.) (9.7)) - Genotipler OR, Odds Kontrol oran, gurubu CI, güvenlik (n=57) n (%) aral Hasta +Ki-kare gurubu(n=58) testi n (%) *Fisher s p de eri Exact OR (95% Testi CI) A/A T/C 4 6 (4.6) (45.6) (7.9) (6.) ( ) Table. For the THR8Ala gene polymorphism distribution of - - genotypes according to groups A/G C/C 57 (6.4) (.) (.4) 7 (46.6) 0.89*.98 ( ) (0.-.94) Genotypes G/G OR, Odds Controls Cases p value OR (95% CI) 8 (n=57) (4.0) ratio, n (%) CI, (n=58) Confidence n (%) 0 Interval (7.) +Ki-kare test 0.777* 0.8 ( ) A/A OR, *Fisher s Odds 4 oran, Exact (4.6) CI, Test güvenlik (6.) aral - +Ki-kare - testi *Fisher s Exact Testi Table A/G. For 5 the (6.4) THR8Ala 7 gene (46.6) polymorphism 0.0+ distribution 0.54 (0.-.94) of genotypes according to groups G/G 8 (4.0) 0 (7.) 0.777* 0.8 ( ) Genotypes Controls Cases OR, Odds p value OR (95% CI) (n=57) ratio, n CI, (%) Confidence (n=58) n (%) Interval +Ki-kare test *Fisher s Exact Test A/A 4 (4.6) (6.) - - A/G 5 (6.4) 7 (46.6) (0.-.94) Tablo. G-7A gen polimorfizmi için farkl genotipin gruplara göre da l m Genotip G/G Kontrol 8 (4.0) Gurubu(n=57) 0 (7.) n (%) Hasta 0.777* gurubu 0.8 (n=58) ( ) n (%) p de eri OR (95% CI) OR, G/G Odds (8.6) ratio, CI, Confidence Interval (9.7) +Ki-kare test - - *Fisher s Exact Test G/A 8 (49.) (9.7) ( ) Tablo A/A. G-7A 7 (.) gen polimorfizmi için farkl (0.6) genotipin gruplara göre 0.4* da l m.640 ( ) Genotip OR, Odds Kontrol oran, Gurubu(n=57) CI, güvenlik n (%) aral Hasta gurubu +Ki-kare (n=58) testi n (%) *Fisher s p de eri Exact OR (95% Testi CI) Table G/G. For (8.6) the G-7A gene polymorphism (9.7) different genotypes - distribution - according to groups G/A 8 (49.) (9.7) ( ) Genotypes Controls(n=57) n (%) Cases(n=58) n (%) p value OR (95% CI) A/A 7 (.) (0.6) 0.4*.640 ( ) G/G (8.6) (9.7) - - OR, Odds oran, CI, güvenlik aral +Ki-kare testi *Fisher s Exact Testi G/A 8 (49.) (9.7) ( ) Table. For the G-7A gene polymorphism different genotypes distribution according A/A to 7 groups (.) (0.6) 0.4*.640 ( ) Genotypes OR, Odds Controls(n=57) ratio, CI, Confidence n (%) Cases(n=58) Interval n (%) +Ki-kare p value test OR (95% *Fisher s CI) Exact Test G/G (8.6) (9.7) - - G/A 8 (49.) (9.7) ( ) kat lan, geni bir doku da l m na sahip önemli bir matriks d proteindir. Bu çal mada, önemli bir kalsifikasyon engelleyici olan matriks Gla proteinin bilinen tek nükleotid de i imlerinin a bireyler aras ndaki da l m ara t r ld. GEREÇ-YÖNTEM Çal maya anjiyografik olarak KAH tespit edilmi 57 hasta ile koronerleri normal bulunmu 58 hasta olmak üzere Hastalardan al nan kanlardan elde edilen DNA lar Polimeraz Zincir Tepkimesi ne (PZT) tabi tutularak ço alt ld. Ço Coronary ile gen polimorfizmi heart yönünden diseasesanaliz edildi. MGP geni promotor bölgesinde yer alan T-8C ve G-7A de i imi ile Thr8Ala de i imi incelenerek her gen polimorfizminin gruplar aras ndaki da l m belirlendi. Sonuçlar ki-kare te BULGULAR OR, Odds oran, CI, güvenlik aral +Ki-kare testi *Fisher s Exact Testi Table. For the T-8C gene polymorphism distribution of Tablo genotypes. Thr8Ala according gen polimorfizmi to groups için genotipin gruplara göre da l m Genotipler Kontrol Genotypes Control gurubu (n=57) Cases n (%) Hasta gurubu(n=58) n (%) p de eri OR (95% CI) p value OR (95% CI) (n=57) n (%) (n=58) n (%) A/A 4 (4.6) (6.) - - T/T 4 (4.) (9.7)) - A/G 5 (6.4) 7 (46.6) (0.-.94) T/C 6 (45.6) (7.9) ( ) Tablo G/G. Thr8Ala 8 (4.0) gen polimorfizmi için 0 genotipin (7.) gruplara göre 0.777* da l m 0.8 ( ) Genotipler OR, C/C Odds Kontrol oran, 7 (.) gurubu CI, güvenlik (n=57) (.4) n (%) aral Hasta +Ki-kare 0.89* gurubu(n=58).98 testi n ( ) (%) *Fisher s p de eri Exact OR (95% Testi CI) Table A/A OR, Odds. For 4 the ratio, (4.6) THR8Ala CI, Confidence gene polymorphism Interval (6.) distribution +Ki-kare of test - - genotypes according to groups A/G *Fisher s 5 Exact (6.4) Test 7 (46.6) (0.-.94) Genotypes Controls Cases p value OR (95% CI) G/G 8 (n=57) (4.0) n (%) (n=58) n (%) 0 (7.) 0.777* 0.8 ( ) A/A OR, Odds 4 oran, (4.6) CI, güvenlik (6.) aral - +Ki-kare - testi *Fisher s Exact Testi Table A/G. For 5 the (6.4) THR8Ala 7 gene (46.6) polymorphism 0.0+ distribution 0.54 (0.-.94) of genotypes according to groups G/G 8 (4.0) 0 (7.) 0.777* 0.8 ( ) Genotypes Controls Cases OR, Odds p value OR (95% CI) (n=57) ratio, n CI, (%) Confidence (n=58) n (%) Interval +Ki-kare test *Fisher s Exact Test A/A 4 (4.6) (6.) - - A/G 5 (6.4) 7 (46.6) (0.-.94) Tablo. G-7A gen polimorfizmi için farkl genotipin gruplara göre da l m Genotip G/G Kontrol 8 (4.0) Gurubu(n=57) 0 (7.) n (%) Hasta 0.777* gurubu 0.8 (n=58) ( ) n (%) p de eri OR (95% CI) G/G OR, Odds (8.6) ratio, CI, Confidence Interval (9.7) +Ki-kare test - - *Fisher s Exact Test G/A 8 (49.) (9.7) ( ) Tablo A/A. G-7A 7 (.) gen polimorfizmi için farkl (0.6) genotipin gruplara göre 0.4* da l m.640 ( ) Genotip OR, Odds Kontrol oran, Gurubu(n=57) CI, güvenlik n (%) aral Hasta gurubu +Ki-kare (n=58) testi n (%) *Fisher s p de eri Exact OR (95% Testi CI) Table G/G. For (8.6) the G-7A gene polymorphism (9.7) different genotypes - distribution - according to groups G/A 8 (49.) (9.7) ( ) Genotypes Controls(n=57) n (%) Cases(n=58) n (%) p value OR (95% CI) A/A 7 (.) (0.6) 0.4*.640 ( ) G/G (8.6) (9.7) - - OR, Odds oran, CI, güvenlik aral +Ki-kare testi *Fisher s Exact Testi G/A 8 (49.) (9.7) ( ) Table. For the G-7A gene polymorphism different genotypes distribution according A/A to 7 groups (.) (0.6) 0.4*.640 ( ) Genotypes OR, Odds Controls(n=57) ratio, CI, Confidence n (%) Cases(n=58) Interval n (%) +Ki-kare p value test OR (95% *Fisher s CI) Exact Test G/G (8.6) (9.7) - - G/A 8 (49.) (9.7) ( ) A/A 7 (.) (0.6) 0.4*.640 ( ) OR, Odds ratio, CI, Confidence Interval +Ki-kare test *Fisher s Exact Test A/A 7 (.) (0.6) 0.4*.640 ( ) OR, Odds ratio, CI, Confidence Interval +Ki-kare test *Fisher s Exact Test Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 7

8 [P-4] Akut miyokart enfarktüslü hastalarda karvedilol veya metoprol tedavisinin okside LDL ve serum paraoksonaz aktivitesi üzerindeki etkisi Sezgin Albayrak, İbrahim Baran, Tunay Şentürk, Taner Kuştarcı, Bülent Özdemir, Aysel Aydın Kaderli, Sümeyye Güllülü, Ali Aydınlar Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Bursa Amaç: Akut MI geçiren hastalarda okside LDL ve PON aktivitesini sağlıklı gönüllülerle karşılaştırmak, ayrıca akut MI lı hastalarda karvedilol ve metoprolol tedavisinin okside LDL düzeyi ve PON aktivitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem-Gereçler: Çalışmaya akut MI tanısı konulan hasta alındı ve 5 ine karvedilol ve onaltısına metoprolol tedavisi verilerek iki guruba randomize edildi. Hastalardan tedavi öncesinde kuru tüpe 5 cc kan örnekleri alınıp 500 devirde 5 dakika santrifüj yapılarak değerlendirilmek üzere -0 C de saklandı. Çalışmanın sonunda başvuru ve kontrol vizitinde alınan ve saklanan kan örneklerinden ELISA yöntemi ile okside LDL çalışılarak başvuru ve tedavi sonrası 4. hafta sonuçları ng/ml cinsinden elde edildi. Başvuru ve 4. haftanın sonundaki PON aktivitesi ölçüldü. Polikliniğe başvuran akut koroner sendrom tanısı dışlanan 5 gönüllüden kontrol grubu oluşturuldu. Bulgular: Tablo- de hasta ve kontrol gruplarının özellikleri görülmektedir. Hasta grubu 0 si erkek, i kadın toplam hastadan, kontrol grubu 8 i erkek ve 7 si kadın toplam 5 hastadan oluşturuldu. Hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla başlangıç HDL düzeyi ve PON aktivitesi anlamlı olarak düşüktü. HDL düzeyleri hasta ve kontrol grubunda sırası ile 6,0±9, mg/dl ve 44,±8, mg/dl saptandı (p=0,00). PON aktivitesi hasta ve kontrol grubunda sırası ile 5± U/L, 0± U/L saptandı (p<0,00). Okside LDL düzeyi hasta grubunda (75± ng/ml), kontrol grubuna (75±4 ng/ml) göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,00). Tablo- de metoprolol ve karvedilol gruplarında tedavi öncesinde ve dört haftalık tedavi sonrasında okside LDL ve PON aktivitesi ortalamaları karşılaştırılmaktadır (Şekil-, Şekil-). Bir aylık tedavi sonrasında metoprolol alan hastalarda okside LDL düzeyi 7±6 ng/ml den 64± ng/ml ye geriledi (p<0,00). Karvedilol alan hastalarda da benzer şekilde LDL düzeyi bir ayın sonunda 78±0 ng/ml den 70± ng/ml ye geriledi (p=0,008). Fakat iki ilacın okside LDL üzerindeki etkileri anlamlı değildi. Okside LDL yüzde değişimi metoprolol ve karvedilol gruplarında sırası ile -0,±0,0 ve -0,±0,04 saptandı (p=0,4). Metoprolol grubunda PON aktivitesi bir ayın sonunda ± U/L den 0± U/L ye yükseldi (p=0,0). Karvedilol Tablo-: Hasta ve kontrol gruplar n n özellikleri Hasta (n=) Kontrol (n=5) p grubunda ise PON aktivitesi 7±5 U/L den Ya (y l) Cinsiyet 65± 56±0 0,967 ±4 U/L ye yükseldi (p=0,00). Fakat iki ilacın PON üzerindeki etkileri anlamlı değildi. Kad n n (%) (% 5,5) 7 (% 46,7) PON yüzde değişimi Erkek n (%) 0 (% 64,5) 8 (% 5,) metoprolol ve karvedilol Sigara n (%) HT DM HL AA (%5,5) (% 4,9) 6 (% 9,4) (%5,5) 0 (% 6,7) 8 (% 8,) (% 6,7) 7 (% 46,7) (%,) 0,7 0,68 0,9 0,685 0,0 gruplarında sırası 0,07±0,09 ve 0,±0, saptandı (p=0,68). Sonuçlar: Sonuç olarak bu çalışmada akut MI geçiren hastalarda diğer çalışmalara paralel olarak okside LDL nin arttığını Total Kolesterol (mg/dl) 0±59 94±5 0,445 ve HDL-K düzeyi ile PON aktivitesinin Trigliserit (mg/dl) HDL-Kolesterol (mg/dl) 4±60 6±9 9±5 44±8 0,57 0,00 azaldığı gösterildi. Akut koroner sendromda sınıf I endikasyonla kullanılan LDL- Kolesterol (mg/dl) 0± ±4 0,665 beta blokerler olan okside LDL (ng/ml) 75± 75±4 <0,00 karvedilol ve metoprolol tedavisinin okside LDL PON (U/L) 5± 0± <0,00 düzeylerini düşmesinde ve PON aktivitesinin AA: aile anamnezi, HT: hipertansiyon, DM: diyabet, artmasında faydalı olduğu HL: hiperlipidemi, PON: tedavi öncesi Paraoksonaz fakat her iki ilaç arasında aktivitesi, HDL: Yüksek yo unluklu lipoprotein, istatistiksel açıdan LDL: Dü ük yo unluklu lipoprotein, okside anlam fark olmadığı LDL: tedavi öncesi okside LDL saptanmıştır. [P-4] The effect of carvedilol or metoprolol therapy on oxidized LDL, and serum paraoxanase activity in patients with acute myocardial infarction Sezgin Albayrak, İbrahim Baran, Tunay Şentürk, Taner Kuştarcı, Bülent Özdemir, Aysel Aydın Kaderli, Sümeyye Güllülü, Ali Aydınlar Uludağ University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Bursa Tablo- Metoprolol ve Karvedilol alan hasta gruplar nda okside LDL ve paraoksonaz aktiviteleri. Tedavi öncesi Tedavi sonras p Okside LDL Metoprolol 7±6 64± <0,00 Karvedilol 78±0 70± 0,008 PON aktivitesi Metoprolol ± 0 ± 0,0 Karvedilol 7±5 ± 4 0,00 Şekil. Kontrol, metoprolol ve karvedilol gruplarında okside LDL düzeyleri. Şekil. Kontrol, metoprolol ve karvedilol gruplarında PON aktiviteleri. 74 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

9 [P-4] Diltiyazem miyokart enfarktüsünden sonra bozulmuş kalp hızı değişkenliğini etkilemektedir Irena Karpova, Nicolay Manak, Igor Kozlov, Svetlana Solovey, Svetlana Matskevich Republic Kardiyoloji Bilimsel Uygulama Merkezi [P-4] The diltiazem influence the impaired heart rate variability in patients after myocardial infarction Irena Karpova, Nicolay Manak, Igor Kozlov, Svetlana Solovey, Svetlana Matskevich Cardiology Republic Scientific and Practical Center The prognostic value of RR variability has been shown in several large investigations in patients with coronary heart disease. Measured either early or late after infarction, RR variability predicts death during long-term follow-up. RR variability predicts arrhythmic events after myocardial infarction even better than all-cause mortality. The objective of the study was to investigate the influence of Diltiazem on the impaired heart variability (HV) in post-infarction cardiosclerosis. Methods: patients. (6 males and 5 females) aged yrs. with angina pectoris FC II-III in 6 months after myocardial infarction were checked. Continuous 4-hour ECG recordings were made using Philips Zymed Holter ECG record. The following HV parameters were defined: SDNN, SDNN index, RMSSD, TP and pnn50, low frequency periodicities (LF), high frequency periodicities (HF) and circadian index. Myocardial ischemic manifestations were also assessed as well as the number of nodal beats per day. Diltiazem was used as daily dose of 80 mg simultaneously with the main therapy. Recurrent studies were performed within 6 weeks of treatment and after 6 months. Results: The 6-month therapy with Diltiazem contributed to the improvement of HV indices in 79.% of the patients. Cardiac vagal-sympathetic activity improved: decrease in Amo (P<0.0) and LF, and increase in RMSS and HF (p<0,05) were observed. The average SDNN increased from 58.±,9 ms to 76.±0.4 (p<0.00), total power from69.6±4.8 to 5.7±7.9 (P<0.05). The strain index decreased significantly (P<0.0). The number of patients with critical lowered circadian index (lower than.) decreased greatly (in 0% after 6 weeks and in 59% after 6 months.). At 6 weeks of treatment the number of myocardial ischemic episodes decreased by % and the duration by 4% and at 6 months they didn t exist in any patients During the treatment the number of ventricular ectopic beats decreased from 57.±44.9 to 4.±80.0 and in 6 months to 9.±0.5. Conclusion: Diltiazem contributes to improvement of heart rate variability, and exerts mild antiarrhythmic influence on patients after myocardial infarction. [P-44] Serum çözünebilir Fas ligant (sfasl) düzeyi ve koroner arter hastalığı Asife Şahinarslan, Bülent Boyacı, Sinan Altan Kocaman, Salih Topal, Ugur Ercin, Kaan Okyay, Neslihan Bukan, Rıdvan Yalçın, Atiye Çengel Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Ankara [P-44] Soluble serum Fas ligand (sfasl) level and coronary artery disease Asife Şahinarslan, Bülent Boyacı, Sinan Altan Kocaman, Salih Topal, Ugur Ercin, Kaan Okyay, Neslihan Bukan, Rıdvan Yalçın, Atiye Çengel Gazi University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Ankara Gazi University, Faculty of Medicine, Department of Biochemistry, Ankara Amaç: Fas/Fas ligant sistemi koroner ateroskleroz patofizyolojisinde önemli bir yeri olan apoptozu uyararak, miyokardiyal iskeminin yol açtığı hücre ölümüne katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmada serum sfasl düzeyinin anjiyografik olarak belirlenen koroner arter hastalığı ciddiyeti ile ilişkisi araştırılmaktadır Yöntem: Çalışmaya koroner arter hastalığı şüphesi ile kliniğimizde konvansiyonel anjiyografi yapılan 69 hasta prospektif tasarımlı çalışmaya dahil edilmiştir.koroner anjiyografi sonuçlarına göre hastalar iki gruba ayrılmıştır. Normal koroner arterlerin saptandığı hastalar grup I de toplanırken (NKA) (n=5), herhangi bir derecede aterosklerotik lezyon saptanan hastalar grup II de (KAH) (n=6) yer almıştır. Koroner arter hastalığının ciddiyeti, damar skoru (luminal daralmanın >=%50 olduğu koroner arter sayısı) ve Azar skoru (lezyonun anatomik yerini ve luminal daralmanın derecesini göz önüne alan skorlama sistemi) ile belirlenmiştir. Serum sfasl düzeyi standart ELISA kitleri kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Serum sfasl düzeyi KAH grubunda NKA grubuna gore belirgin olarak daha yüksek saptanmıştır (0,5±0,mU/mL vs. 0,45±0.8mU/mL, p=0.0). Tek değişkenli korelasyon analizinde sfasl düzeyinin Azar skoru (r= 0., p=0.00) ve damar skoru (r=0.69, p<0,00) ile pozitif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Çok değişkenli analizde ise yaş (p=0.07), cinsiyet (p=0.07), diyabet (p= 0.04) ve sfasl düzeyinin (p= 0.05) Azar skoru ile bağımsız olarak ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu analizde damar skoru bağımlı değişken olarak alındığında sadece yaş (p=0.08), cinsiyet (p=0.09) ve sfasl düzeyinin (p= 0.00) bağımsız belirteçler olduğu anlaşılmıştır. Sonuç: Serum sfasl düzeyi anjiyografik olarak daha ciddi koroner arter hastalığı ile ilişkilidir Bulgularımız sfasl düzeyinin, koroner arter hastalığında anjiyografik boyutu ve hastalığın ciddiyetini gösterebileceğini düşündürmektedir. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 75

10 [P-45] Koroner aterosklerozlu hastalarda apoptozu gösteren belirteçlerin klinik, biyokimyasal ve anjiyografik parametrelerle ilişkisi Alptuğ Tokatlı, Ejder Kardeşoğlu, Zafer Işılak, Ömer Uz, Ömer Yiğiner, Bekir Sıtkı Cebeci GATA Haydarpaşa Kardiyoloji Anabilim Dalı, İstanbul Koroner ateroskleroz ve kalp yetmezliği fizyopatolojisinde apoptozis önemli bir yer tutar. Çalışmamızda kritik koroner aterosklerozu anjiyografik olarak gösterilmiş hastalarda apoptozisi gösteren biyobelirteç düzeylerinin klinik, biyokimyasal ve anjiyografik faktörler ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 49 hasta alındı (8 kadın, erkek; yaş ortalaması 6, ± 8,4 yıl). Çalışma popülasyonu koroner arter hastalığı (KAH) varlığına göre iki gruba ayrıldı (KAH grubu n=8, kontrol grubu n=). İki grup arasında anneksin V, solubl fas (s-fas), N terminal pro beyin natrüretik peptidi (NTproBNP), çok duyarlı C reaktif protein (çdcrp), fibrinojen düzeyleri karşılaştırıldı. Ayrıca anneksin V, s-fas düzeyleri ile ejeksiyon fraksiyonu (EF) ve biyokimyasal belirteçlerin korelasyonu yapıldı. İki grup arasında araştırılan parametre ortalamaları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmasa da KAH grubunda annexin V ve s-fas düzey ortalamalarının değer olarak daha düşük olduğu bulundu. Ayrıca KAH grubunda annexin V ile NT-proBNP ve sol ventrikül kitlesi arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edildi (sırası ile r=0,8, p<0,05; r=0,44, p<0,05). Sonuç olarak KAH grubunda annexin V düşüklüğü aşırı koagülasyon durumuna, s-fas düşüklüğü ise antiapoptotik rezervin azaldığını düşündürmektedir. Annexin V ile sol ventrikül kitlesi arasında da ilişki gösterilmiştir. [P-45] The relationship between apoptotic markers and the clinical, biochemical and angiographic parameters in patients with coronary atherosclerosis Alptuğ Tokatlı, Ejder Kardeşoğlu, Zafer Işılak, Ömer Uz, Ömer Yiğiner, Bekir Sıtkı Cebeci Gülhane Military Medical Academy, Department of Cardiology Haydarpaşa, İstanbul It was shown that apoptosis had an important role in the physiopathology of coronary atherosclerosis and heart failure. We aimed to investigate the relationship between the biomarker levels of apoptosis and the clinical, biochemical and angiographic factors in critical coronary atherosclerosis detected by coronary angiography in this pilot study. Forty nine patients (8 female, male; the mean age was 6. ± 8i4 years) were included. Study population was divided into two groups according to the presence of critical coronary artery disease (CAD)(CAD group (n=8), and the control group (n=) ). The levels of annexin V, soluble fas(s-fas), N terminal pro brain natruretic peptit (NT-proBNP), high sensitive C reactive protein (hscrp), and fibrinogen levels were compared between two groups. Moreover, annexin V and s-fas levels with ejection fraction (EF) and biochemical markers were correlated with each other. Although we didn t find any statistical significant differences in terms of the mean biomarker levels between two groups, the mean levels of annexin V and s-fas were lower in the CAD group. Also, we found a positive correlation between the annexin V levels and the NT-proBNP level, and also, left ventricular mass in the CAD group (respectively r=0,8, p<0,05; r=0,44, p<0,05). As a result, a decreased annexin V level in the CAD group might be associated with a hypercoagulable state, and also a decreased s-fas level might suggest a reduction in the antiapoptotic reserve. We also found a correlation between the annexin V level and left ventricular mass [P-46] Serum asimetrik dimetilarjinin ve homosistein düzeylerinin Gensini skoru ile hesaplanan koroner arter hastalığı varlığı ve yaygınlığı ile ilişkisi Fahrettin Katkat, Murat Başkurt, Ahmet Yıldız, Okay Abacı, Barış Ökçün, Alev Arat, Tevfik Gürmen, Murat Ersanlı İstanbul Üniversitesi Haseki Kardiyoloji Enstitüsü, İstanbul Amaç: Nitrik oksit sentetaz enziminin kuvvetli bir inhibitörü olan asimetrik dimetilarjinin (ADMA) seviyesindeki artış endotel disfonksiyonu ve artmış kardiyovasküler riski işaret etmektedir. Homosistein düzeyi ise kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Çalışmamızın amacı serum ADMA ve homosistein düzeyi ile Gensini skoru ile hesaplanan koroner arter hastalığı yaygınlığı ve ciddiyeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Metodlar: Çalışmamıza stabil koroner arter hastalığı (KAH) veya KAH şüphesi ile polikliniğimize başvuran ve elektif koroner anjiyografi yapılan toplam 0 hasta (94 erkek, 6 kadın, ortalama yaş: 58,±9,) alındı. Tüm hastalardan koroner anjiyografi öncesi saat açlığı takiben venöz kan alındı. Hastaların koroner anjiyografisi incelenerek Gensini skorlaması yapıldı ve Gensini skoruna göre hastalar üç gruba ayrıldı; Koroner anjiyografisi tamamen normal olanlar; 0 puan alanlar (Grup ), Gensini puanı -50 arasında olanlar (Grup ) ve Gensini puanı 50 den fazla olanlar (Grup ). Serum ADMA seviyesi ELISA yöntemi ile, homosistein seviyesi nefelometrik yöntemle ölçüldü. Bulgular: Gensini puanı 0 olan 4 hasta, Gensin puanı -50 arası olan 6 hasta ve Gensini puanı 50 nin üzerinde olan 4 hasta vardı. Gruplar arasında yaş, diabetes mellitus, hipertansiyon, hiperlipidemi ve aile öyküsü açısından anlamlı fark saptanmadı. Erkek cinsiyet grup ve te fazla (p<0.000) ve sigara kullanımı grup ve de fazla idi (p<0.0). Gensini puanı arttıkça serum ADMA düzeyinin artış gösterdiği saptandı (Grup : 0.40±0. µmol/l, Grup : 0,5±0. µmol/l, Grup : 0,64±0. µmol/l, p<0.000). Gensini skoru ile serum ADMA düzeyi arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki saptandı (r=+0.56; p<0.000). Gruplar arasında serum homosistein düzeyi açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0.4). Sonuçlar: Serum ADMA düzeyi koroner anjiyografideki lezyon varlığı ve yaygınlığı ile ilişkili olup Gensini puanı arttıkça serum ADMA düzeyi de artmaktadır. Serum homosistein düzeyi koroner anjiyografideki lezyon varlığı, yaygınlığı ve Gensini puanı ile ilişkili bulunmamıştır. [P-46] The correlation between the presence, and prevalence of coronary artery disease estimated by Gensini scores and levels of serum asymmetric dimethylarginine, and homocysteine Fahrettin Katkat, Murat Başkurt, Ahmet Yıldız, Okay Abacı, Barış Ökçün, Alev Arat, Tevfik Gürmen, Murat Ersanlı İstanbul University Haseki Cardiology Institute, İstanbul 76 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

11 [P-47] Esansiyel trombositemili hastada tirofiban infüzyonu ile sol ventriküldeki mobil trombüsün çözülmesi Habib Çil, Ebru Öntürk Tekbaş, Zuhal Arıtürk Atılgan, Mehmet Ali Elbey, Serdar Soydinç Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Diyarbakır Giriş: Esansiyel trombositemi miyeloproliferatif bir hastalık olup trombosit sayısının kalıcı yüksekliği ile birlikte hem tromboz ve hem de hemoraji eğilimiyle karakterizedir.büyük boyutlu ve pediküllü sol ventrikül trombüslerinin tedavisinde cerrahi eksizyon önerilmektedir. Ancak bu hastalarda cerrahi çoğu zaman yüksek riskli olarak değerlendirilmektedir. Burada esansiyel trombositemi ve geçirilmiş miyokart enfarktüsü öyküsü olan, sol ventrikül apeksinde lokalize ileri derecede mobil trombüs tespit edilip tirofiban infüzyonu ile başarılı şekilde tedavi edilen olgu sunulmuştur. Olgu Sunumu: Yirmi altı yaşında erkek hasta acil servise dekompanse kalp yetmezliği bulgularıyla başvurdu.hastanın tıbbi öyküsünden yıl önce anterior miyokart enfarktüsü geçirdiği ve sol ön inen arter proksimaline stent yerleştirildiği, bu sırada yapılan tetkiklerde esansiyel trombositemi tanısı konup tedaviye hidroksiürenin eklendiği öğrenildi. Hastaya verilen kalp yetersizliği tedavisinin ardından yakınmaları düzeldi. Hastanın yapılan laboratuvar testlerinde trombosit:88000 K/ Ul saptandı. Ekokardiyografide sol ventrikül EF: %4 olarak saptanıp, tüm apikal sahanın anevrizmatik olduğu ve septum apikal segmentine tutunan pediküllü ve ileri derecede mobil 40X mm boyutlarında trombüs imajı izlendi (Resim A). Hastaya yüksek riskli operasyon önerildi. Hasta ve yakınlarının operasyonu kabul etmemesi üzerine hastaya 48 saat süreyle verilmesi planlanan tirofiban infüzyonu başlandı. Hastaya 4. ve 48. saatlerde yapılan ardışık ekokardiyografilerde trombüsün önce küçüldüğü daha sonra tamamen kaybolduğu tespit edildi (Resim B,C). Tartışma: Esansiyel trombositemili hastalarda tromboz eğilimi artmış olup, trombotik olayları önlemek için hidroksiüre ve aspirin kullanılmaktadır. Olgumuzda hidroksiüre ile birlikte ASA ve klopidogrel kullanımı söz konusu idi.bu durum esansiyel trombositemili hastalarda güncel tedaviye rağmen trombüs gelişimin önlenemeyebileceğini göstermektedir. Ayrıca olgumuzda herhangi bir kardiyovasküler risk faktörü olmamasına rağmen yıl önce geçirilmiş miyokart enfarktüsü söz konusudur. Bu durum esansiyel trombositeminin tetiklediği trombotik bir olaya bağlı olabilir. Hareketli ve pediküllü trombüsler nadir görülmekte ve kavite içerisinde yer değiştirebilmektedir. Trombolitik tedavi, antikoagülan tedavi ve cerrahi eksizyon tedavide önerilen seçeneklerdir. Ancak yaygın olan görüşe göre sistemik embolizasyondan korunmak için ideal tedavi yöntemi cerrahi eksizyondur. Bu durumda mortalite ve morbidite belirgin olarak artmaktadır. Vakamızda ciddi sol ventrikül fonksiyon bozukluğu ve esansiyel trombositemi varlığı operasyonun riskini artırmaktaydı. Literatürde esansiyel trombositemi zemininde gelişen ve tirofibanla tedavi edilen sol ventrikülde trombüs olgusu bulunmamaktadır. Sonuç olarak esansiyel trombositemili hastalarda gelişen trombotik olaylarda cerrahinin yüksek riskli olduğu durumlarda tirofiban infüzyonu makul bir seçenek olarak akılda tutulmalıdır. [P-47] Resolution of mobile thrombus in the left ventricle of a patient with essential thrombocytmia with tirofiban infusion Habib Çil, Ebru Öntürk Tekbaş, Zuhal Arıtürk Atılgan, Mehmet Ali Elbey, Serdar Soydinç Dicle University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Diyarbakır A. Hastanın başvuruda yapılan ekokardiyografisinde izlenen hareketli trombüs, B. Tirofiban infüzyonunun 4. saatinde trombüsün görünümü, C. 48 saatlik tirofiban infüzyonu sonrası görünüm. [P-48] [P-48] Gece yarısı serum HDL düzeyi koroner arter hastalığını bağımsız olarak belirlemektedir Osman Karaarslan, Mevlüt Koç, Esra İşler, Onur Kadir Uysal, Buğra Özkan, Zafer Elbasan, Talat Yiğit, Murat Çaylı Adana Numune Eğt. ve Araş. Hast. Seyhan Uygulama Merkezi Kardiyoloji Bölümü, Adana Giriş-Amaç: Hiperlipidemi koroner arter hastalığı için majör risk faktörüdür. Yapılan epidemiyolojik çalışmaların çoğunda yüksek LDL ve bazı çalışmalarda ise düşük HDL kolesterol düzeyi ile koroner arter hastalığı prevalansı bağımsız olarak ilişkili bulunmuştur. Çalışmamızda 4 saatlik periyot içinde değişik saatlerde ölçülen serum HDL ve LDL kolesterol düzeylerini ve bu düzeylerin koroner arter hastalığını belirlemedeki önemini incelemeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmaya koroner arter hastalığı tanısı ile izlenen 00 hasta (58 erkek, 4 kadın ve yaş ortalaması 57, ±, yıl) ve koroner arter hastalığı olmayan hasta (44 erkek, 77 kadın ve yaş ortalaması 56, ± 0,4 yıl) alındı. Son bir ay içerisinde statin tedavisi almakta olan ve serum kolesterol düzeyini etkileyecek hastalığı olanlar çalışmaya alınmadı. Koroner arter hastaları; koroner anjiyografisinde % 50 üzerinde lezyonu saptanan veya elektrokardiyografik olarak miyokart enfarktüsü bulguları olan hastalar olarak kabul edildi. Hastaların klinik ve demografik verileri saptandı. Rutin laboratuar incelemesine ek olarak, serum LDL ve HDL kolesterol ölçümü için sabah 06:00, öğle :00, akşam 8:00 ve gece 4:00 te hastalardan 4 kez kan örnekleri alındı ve uygun laboratuar yöntemleri ile çalışıldı. Sonuçlar: Koroner arter hastalığı olan grupta hipertansiyon sıklığının, sistolik ve diyastolik kan basınçlarının, üre ve kreatinin düzeyinin anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. Koroner arter hastalığı olan ve olmayan hasta gruplarının sabah (06:00), öğle (:00), akşam (8:00) ve gece (4:00) açlık serum LDL ve öğle (:00) HDL düzeylerinin benzer olduğu bulundu (Tablo). Sabah (06:00), akşam (8:00) ve gece (4:00) açlık serum HDL düzeylerinin ise koroner arter hastalığı olan hasta grubunda anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (Tablo). Koroner arter hastalığının belirlenmesi için, lojistik regresyon analizi yapıldığında, sadece erkek cinsiyet, hipertansiyon varlığı ve gece ölçülen serum HDL kolesterol düzeyinin koroner arter hastalığını öngörmede bağımsız gösterge olduğu saptandı (Tablo ). Tüm hastaların gece HDL kolesterol düzeyi ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki için ROC analizi yapıldığında, ROC eğrisi altında kalan alanın % 6, olduğu bulundu ( p=0,007). Gece HDL kolesterol düzeyi 4 mg/dl kesim değeri olarak alındığında % 64 duyarlılık ve % 6 özgüllük ile koroner arter hastalığını belirlediği bulundu. Tartışma: Çalışmamıza alınan hasta grubunda gece HDL kolesterol düzeyinin koroner arter hastalığı için diğer kolesterol düzeylerinden daha önemli ve bağımsız bir belirleyici olduğu saptandı. Özellikle klinikte yatarak izlenen hasta grubunda gece ölçülen serum HDL kolesterol düzeyinin klinik pratikte kullanışlı olabileceği düşünüldü. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl Midnight serum HDL level was independently predicted of coronary artery disease Osman Karaarslan, Mevlüt Koç, Esra İşler, Onur Kadir Uysal, Buğra Özkan, Zafer Elbasan, Talat Yiğit, Murat Çaylı Adana Numune Education and Research Hospital Seyhan Training Center Department of Cardiology, Adana

12 Midnight serum HDL level was independently predicted of coronary artery disease Koroner arter hastal n öngörmede ba ms z belirteçler Koroner arter hastal n öngörmede ba ms z belirteçler Osman Karaarslan, Mevlüt Koç, Esra ler, Onur Kadir Uysal, Bu ra Özkan, Zafer Elbasan, Talat Yi it, Murat Çayl Odds ratio % 95 güvenilirlik aral P Odds ratio % 95 güvenilirlik aral P --- ngilizce Özet Yok--- Erkek cinsiyet,609,748-7,45 0,00 Koroner kalp hastalıkları Erkek cinsiyet,609,748-7,45 0,00 Keywords: Coronary Artery Disease, midnight Serum HDL level HT varl,4,090-5,0 0,0 HT varl,4,090-5,0 0,0 4:00 HDL (mg/dl) 0,96 0,9-0,995 0,0 [P-48] 4:00 devam HDL (mg/dl) 0,96 0,9-0,995 0,0 [P-48] continued Koroner arter hastal n öngörmede ba ms z belirteçler Independent predictors of coronary artery disease Odds ratio 95 güvenilirlik aral P Odds ratio % 95 Confidence Interval P Erkek cinsiyet Male gender,609,609,748 7,45,748-7,45 0,00 0,00 HT varl HT,4,4,090 5,0,090-5,0 0,0 0,0 4:00 HDL (mg/dl) 0,96 4:00 HDL (mg/dl) 0,96 0,9 0,995 0,9-0,995 0,0 0,0 Independent predictors of coronary artery disease Odds ratio % 95 Confidence Interval P Male gender,609,748-7,45 0,00 HT,4,090-5,0 0,0 4:00 HDL (mg/dl) 0,96 0,9-0,995 0,0 Independent predictors of coronary artery disease Tüm hasta gruplar n n LDL ve HDL kolesterol düzeyleri Odds ratio % 95 Confidence Interval P Tüm hastalar KAH var KAH yok P n= n=00 n= Male gender,609,748-7,45 0,00 LDL 06:00 69,9 ± 44, 66,± 46, 7,9 ± 4,8 AD HT,4,090-5,0 0,0 LDL :00 65,9 ± 40,8 65,8 ± 45, 66, ± 6,9 AD 4:00 HDL (mg/dl) 0,96 0,9-0,995 0,0 LDL 8:00 7, ± 45, 68,7 ± 49, 76,6 ± 4,7 AD Tüm LDL 4:00 hasta gruplar n n 66,4 ± 4, LDL 6,7 ve HDL ± 44,6 kolesterol 70, ± düzeyleri 4,0 AD HDL 06:00 Tüm 4,0 hastalar ± 0,4 KAH 40,± var 9,9 KAH 4,6 yok ± 0,6 P 0,05 n= n=00 n= HDL :00 4,4 ± 0,7 4,9 ± 0, 44,6 ± 0,9 AD LDL 06:00 69,9 ± 44, 66,± 46, 7,9 ± 4,8 AD HDL 8:00 4, ± 0,6 40,4 ± 9,8 4,9 ±,0 0,05 LDL :00 65,9 ± 40,8 65,8 ± 45, 66, ± 6,9 AD HDL 4:00 40,8 ± 0,7 8,7 ± 0,6 4,5 ± 0,6 0,009 LDL 8:00 7, ± 45, 68,7 ± 49, 76,6 ± 4,7 AD Tüm hasta gruplar n n LDL ve HDL kolesterol düzeyleri LDL and HDL cholesterol levels in all patient groups Tüm hastalar KAH var KAH yok n= All patients n=00 CAD (+) n= CAD (-) n= n=00 n= P P LDL 06:00 69,9 ± 44, 66,± 46, 7,9 ± 4,8 AD LDL 06:00 69,9 ± 44, 66,± 46, 7,9 ± 4,8 NS LDL :00 65,9 ± 40,8 65,8 ± 45, 66, ± 6,9 AD LDL :00 65,9 ± 40,8 65,8 ± 45, 66, ± 6,9 NS LDL 8:00 7, ± 45, 68,7 ± 49, 76,6 ± 4,7 AD LDL 8:00 7, ± 45, 68,7 ± 49, 76,6 ± 4,7 NS LDL 4:00 66,4 ± 4, 6,7 ± 44,6 70, ± 4,0 AD LDL 4:00 66,4 ± 4, 6,7 ± 44,6 70, ± 4,0 NS HDL 06:00 4,0 ± 0,4 40,± 9,9 4,6 ± 0,6 0,05 HDL 06:00 4,0 ± 0,4 40,± 9,9 4,6 ± 0,6 0,05 HDL :00 4,4 ± 0,7 4,9 ± 0, 44,6 ± 0,9 AD HDL :00 4,4 ± 0,7 4,9 ± 0, 44,6 ± 0,9 NS HDL 8:00 4, ± 0,6 40,4 ± 9,8 4,9 ±,0 0,05 HDL 8:00 4, ± 0,6 40,4 ± 9,8 4,9 ±,0 0,05 HDL 4:00 40,8 ± 0,7 8,7 ± 0,6 4,5 ± 0,6 0,009 HDL 4:00 40,8 ± 0,7 8,7 ± 0,6 4,5 ± 0,6 0,009 LDL 4:00 66,4 ± 4, 6,7 ± 44,6 70, ± 4,0 AD HDL 06:00 4,0 ± 0,4 40,± 9,9 4,6 ± 0,6 0,05 HDL :00 4,4 ± 0,7 4,9 ± 0, 44,6 ± 0,9 AD HDL 8:00 4, ± 0,6 40,4 ± 9,8 4,9 ±,0 0,05 HDL 4:00 40,8 ± 0,7 8,7 ± 0,6 4,5 ± 0,6 0,009 [P-49] Genç erkeklerde endojen cinsiyet hormonları ve miyokart enfarktüsünün klinik seyri Kenul Kerimova, Adil Bakhshaliyev Azerbaijan Tıp Üniversitesi, Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı, Baku, Azerbeycan [P-49] Endogenous sex hormones and clinical course of myocardial infarction in young men Kenul Kerimova, Adil Bakhshaliyev [Sayfa: 49] Azerbaijan Medical University, Department of Clinical Pharmacology, Baku, Azerbaijan Objectives: [P-49][Koroner To compare sex hormone Kalp levels Hastal klar ] in young men with myocardial infarction according to the duration of acute period, and to investigate the relationship between sex hormones levels and Endogen duration sex hormones of acute and period. clinical course of myocardial infarction in young men Methods: Kenul Kerimova, This Adil study Bakhshaliyev includes 7 men aged 0-50 years with diagnosis of myocardial infarction. Azerbaijan Medical University, Deparment of Clinical Pharmacology,Baku,Azerbaijan Sex hormone levels were measured, and duration of the acute period were determined according to the electrocardograms. All patients were divided into groups according to the duration of relationship between sex hormones levels and duration of acute period. acute period: Group I- 5 patients with acute period of 7 days: Group II - patients with acute period of 7days. OBJECTIVES: To compare sex hormones levels in young men with myocardial infarction according to the duration of acute period, to stud METHODS: This study includes 7 men aged 0-50 years with diagnosis of myocardial infarction.sex hormones levels were measured,dur acute period were determined according to the electrocardograms. All patients were divided into groups according to the duration of acu Group I- 5 patients with acute period till 7 days: Group II - patients with acute period more than 7days. RESULTS: Testosterone level of the Group I (4, 7+, 5) was higher than that of Group II (, +, 0: p=0, 004).No difference was obs between estradiol levels. Pearson s correlation was calculated between testosterone and duration of acute period- r=-0,446: p=0, 0. No s Results: Testosterone level of the Group I (4, 7+, 5) was higher than that of Group II (, +, 0: p=0, 004).No difference was observed between estradiol levels. Pearson s correlation was calculated between testosterone and duration of acute period- r=-0,446: p=0, 0. No such a relationship relationship was found between estradiol and duration of acute period. infarction. was found between estradiol and duration of acute period. CONCLUSION: The endogen testosterones level is one of the factors, which alter the duration of acute period in young men with myocard Keywords: sex hormones,myocardial infarction, young men. Conclusion: The endogenous testosterone level is one of the factors, which alter the duration of acute period in young men with myocardial infarction. Endogenous sex hormones levels in patients with myocardial infarction. Group I Group II p (n=5) (n=) Relationship between testosterone and duration of acute period Age 4±, 44± 5, >0,05 Testosterone, 4, 7±, 5, ±, 0 =0,004 ng/ml Estradiol, pg/ml 46± 49±6 >0,05 Relationship between testosterone and duration of acute period r- Pearson correlation coefficient 78 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

13 [P-50] Akut miyokart enfarktüsü geçiren korunmuş sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonuna sahip hastalarda spironolaktonun atriyal yeniden şekillenme üzerine etkisi: Randomize takip çalışması Mehmet Kayrak, Ahmet Bacaksız, Mehmet Akif Vatankulu, Selim Ayhan, Hatem Arı, Zeynettin Kaya, Kurtuluş Özdemir Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Konya Amaç: Atriyal yeniden şekillenme, akut miyokart enfarktüsü (AMİ) sonrası kardiyak yeniden şekillenmenin önemli bir parçasıdır. Bu çalışmanın amacı, korunmuş sol ventrikül (LV) fonksiyonlarına sahip hastalarda spironolaktonun sol atriyum üzerine etkisini iki boyutlu ve doku Doppler (TDI) ekokardiyografi yöntemlerini kullanarak değerlendirmektir. Materyal-Metod: Çalışmaya AMİ geçiren, başarılı perkütan koroner girişim uygulanmış, LV ejeksiyon fraksiyonu >=%40, Killip sınıf I-II olan 0 hasta dahil edildi. Hastalar iki gruba randomize edildi: geleneksel tedavi grubu (n=55) ve geleneksel tedaviye ek olarak 5 mg/gün spironolakton verilen grup (n=55). AMİ nin ilk 48-7 saati içerisinde ve takipte altıncı ayda ekokardiyografik inceleme yapıldı. Sol atriyal hacim indeksi (LAVI) ve ejeksiyon fraksiyonu (LAEF) hesaplandı. LA serbest duvarından zirve atriyal bölgesel kasılma hızı (VA), EKG monitöründe p dalgasının başlangıcından TDI ile kaydedilen atriyal kasılma dalgasının başı (TO), zirvesi (TP) ve sonuna (TE) kadar geçen süreler ölçüldü. Bulgular: Sol atriyal hacim indeksi ve sol atriyal boyutlar her iki tedavi grubunda da değişmemişti. Spironolakton alan grupta LAEF, hem bazal değerine göre (%5,0 ± 0,6 dan %57,0 ± 0, p=0.0 e) hem de geleneksel tedavi grubuna göre (%47,0 ± 0,6 e kıyasla %50.0 ± ± 0.6, p=0.0) artmıştı. VA değişmemişti fakat geleneksel tedavi grubunda TE uzamıştı. Sonuç: AMİ geçiren LV fonksiyonları korunmuş hastalara uygulanan geleneksel medikal tedaviye spironolakton eklenmesi, LA yeniden şekillenme ve atriyal elektromekanik özellikler üzerine küçük bir fayda sağlar. Hastalar n özellikleri, çal man n ba nda ve 6 ayl k takip sonunda nemodinamik ve ekokardiyografik ölçümleri Bazal(geleneksel tedavi 6. ay (geleneksel tedavi Bazal (ek spironolakton 6. ay (ek spironolakton grubu) grubu) grubu) grubu) Ya (y l) 57. ±. 55. ± Cinsiyet (erkek/kad n) 4/4 0/ MI yerle imi (anterolateral/inferior) 8 (50.9%) / 7(49.%) 9 (5.7%) / 6 (47.%) SKB (mmhg) 05.0 ± ± ± ± DKB (mmhg) 67. ± ± ± ± Nab z (at m/dk.) 74.0 ± ±.8** 70. ± ± 0.8** NS LVEF 0.50 ± ± ± ± 0.07* 0. LAD-ML (cm) 4.0 ± ± ± ± 0.4 NS LAD-SI (cm) 5. ± ± ± ± 0.5 NS LAVI(cm/m) 8. ± ± ± ± 7. NS LAEF (%) 50.0 ± ± ± ± 0.* 0.0 VA (cm/sn) 8.8 ± ± ±. 9.4 ±.8 NS TO (msn) 55.8 ±. 6.8 ± ± ± 7. NS TP (msn) 5.9 ± ± ± ± 9.8 NS TE (msn) 59.8 ± ± 0.* 58.4 ± ±. NS SKB: Sistolik kan bas nc, DKB: Diyastolik kan bas nc, LVEF: Sol ventriküler ejeksiyon fraksiyonu, LAD-ML: Medial-lateral sol atriyal çap, LAD-SI: Superior-inferior sol atriyal çap, LAVI: Sol atriyal hacim indeksi, LAEF: Sol atriyal bo alma fraksiyonu, VA: Zirve sol atriyal kas lma h z, TO: EKG'de p dalgas n n ba ndan atriyal kas lman n ba lang c na kadar geçen süre, TP: EKG'de p dalgas n n ba ndan atriyal kas lman n zirvesine kadar geçen süre,te: EKG'de p dalgas n n ba ndan atriyal kas lman n sonuna kadar geçen süre, * Grup içi de i ikliklerde istatistiksel anlam p<0.05, ** Grup içi de i ikliklerde istatistiksel anlam p<0.0 level, # Gruplar aras de i ikliklerde istatistiksel anlam, NS: statistiksel olarak anlaml de il (p>0.). p# 0.6 [P-50] The effects of spironolactone on atrial remodelling in patients with preserved left ventricular function after an acute myocardial infarction: A randomized follow-up study Hastalar n özellikleri, çal man n ba nda ve 6 ayl k takip sonunda nemodinamik ve ekokardiyografik ölçümleri 6. ay (ek spironolakton Bazal(geleneksel tedavi 6. ay (geleneksel tedavi Bazal (ek spironolakton Mehmet Kayrak, Ahmet grubu) Bacaksız, Mehmet grubu) Akif Vatankulu, grubu) Selim Ayhan, Hatem grubu) Arı, Zeynettin Kaya, Kurtuluş Özdemir Ya (y l) 57. ±. 55. ± Cinsiyet (erkek/kad n) 4/4 0/ Selçuk MI yerle imi University Meram Medical Faculty, Department of 9 Cardiology, (5.7%) / 6 Konya 8 (50.9%) / 7(49.%) 0.6 (anterolateral/inferior) (47.%) Objective: Atrial remodeling is an important part of the cardiac remodelling after acute myocardial infarction (AMI). The aim of this study was to evaluate the effect of spironolactone on left SKB (mmhg) 05.0 ± ± ± ± DKB (mmhg) 67. ± ± ± ± atrium (LA) in patients with preserved left ventricular (LV) functions after AMI by using D and tissue Nab z (at m/dk.) Doppler techniques 74.0 ± (TDI) ±.8** 70. ± ± 0.8** NS LVEF 0.50 ± ± ± ± 0.07* 0. Methods: The study consisted of 0 patients with AMI, successfully revascularized with percutaneous coronary intervention, ejection fraction (EF) >=40%, and Killip class I-II. Patients were LAD-ML (cm) 4.0 ± ± ± ± 0.4 NS randomized LAD-SI (cm) into two groups: 5. ± 0.5 conventional 5.0 therapy ± 0.4 (n=55) 4.8 and ± 0.5 additional spironolactone 4.9 ± 0.5 of 5 NS mg/ day LAVI(cm/m) with conventional 8. therapy ±.0 (n=55). Echocardiography 7.6 ± was ± 8.7 performed 8. in the ± 7. first 48-7 NS h of AMI and during six months of follow-up. Left atrial volume index (LAVI) and emptying fraction LAEF (%) 50.0 ± ± ± ± 0.* 0.0 (LAEF) were recorded The peak regional atrial contraction velocity (VA), the time between the VA (cm/sn) 8.8 ± ± ±. 9.4 ±.8 NS onset of p wave on the monitor ECG and the onset (TO), peak (TP), and the end (TE) of the atrial TO (msn) 55.8 ±. 6.8 ± ± ± 7. NS contraction wave on the TDI curve were measured from LA free wall. TP (msn) 5.9 ± ± ± ± 9.8 NS Results: The LAVI and LA dimensions did not significantly change in either group. In the TE (msn) 59.8 ± ± 0.* 58.4 ± ±. NS spironolactone group, LAEF increased compared to both baseline value (from 5.0 ± 0.6 to 57.0 SKB: Sistolik kan bas nc, DKB: Diyastolik kan bas nc, LVEF: Sol ventriküler ejeksiyon fraksiyonu, LAD-ML: ± 0. p=0.0) and conventional therapy group (from 50.0 ± 0.7 to 47.0 ± 0.6, p=0.0). The Medial-lateral sol atriyal çap, LAD-SI: Superior-inferior sol atriyal çap, LAVI: Sol atriyal hacim indeksi, LAEF: Sol VA atriyal did bo alma not changed fraksiyonu, but TE VA: was Zirve prolonged sol atriyal kas lma in the h z, conventional TO: EKG'de therapy p dalgas n n group. ba ndan atriyal kas lman n ba lang c na kadar geçen süre, TP: EKG'de p dalgas n n ba ndan atriyal kas lman n zirvesine kadar Conclusions: Additional spironolactone therapy provided a small benefit on LA remodeling and geçen süre,te: EKG'de p dalgas n n ba ndan atriyal kas lman n sonuna kadar geçen süre, * Grup içi atrial de i ikliklerde electromechanic istatistiksel properties anlam p<0.05, in patients ** Grup içi with de i ikliklerde AMI and preserved istatistiksel anlam LV functions. p<0.0 level, # Gruplar aras de i ikliklerde istatistiksel anlam, NS: statistiksel olarak anlaml de il (p>0.). Characteristics, hemodynamic and echocardiographic measurements of the patients Baseline (conventional 6. month (conventional Baseline (additional therapy group) therapy group) spironolactone group) 6. month (additional spironolactone group) Age (years) 57. ±. 55. ± Gender (male/female) 4/4 0/ Location (anterolateral/inferior) 8 (50.9%) / 7(49.%) 9 (5.7%) / 6 (47.%) 0.6 SBP (mmhg) 05.0 ± ± ± ± DBP (mmhg) 67. ± ± ± ± HR (bpm) 74.0 ± ±.8** 70. ± ± 0.8** NS LVEF 0.50 ± ± ± ± 0.07* 0. LAD-ML (cm) 4.0 ± ± ± ± 0.4 NS LAD-SI (cm) 5. ± ± ± ± 0.5 NS LAVI(cm/m) 8. ± ± ± ± 7. NS LAEF (%) 50.0 ± ± ± ± 0.* 0.0 VA (cm/s) 8.8 ± ± ±. 9.4 ±.8 NS TO (ms) 55.8 ±. 6.8 ± ± ± 7. NS TP (ms) 5.9 ± ± ± ± 9.8 NS TE (ms) 59.8 ± ± 0.* 58.4 ± ±. NS SBP: Systolic blood pressure, DBP: Diastolic blood pressure, LVEF: Left ventricular ejection fraction, HR: Heart rate, LAD-ML: Medial-lateral left atrial diameter, LAD-SI: Superior-inferior left atrial diameter, LAVI: Left atrial volume index, LAEF: Left atrial emptying fraction, VA: Peak left atrial contraction velocity, TO: Time to onset of atrial contraction, TP: Time to peak atrial contraction,te: Time to the end of atrial contraction, * Statistical significance of intra-group changes at the p<0.05 level, ** Statistical significance of intra-group changes at the p<0.0 level, # statistical significance of inter-group changes, NS: not statistically significant (p>0.). p# p# Characteristics, hemodynamic and echocardiographic measurements of the patients Baseline (conventional therapy group) 6. month (conventional therapy group) Baseline (additional spironolactone group) 6. month (additional spironolactone group) p# Age (years) 57. ±. 55. ± [P-5] Gender (male/female) 4/4 0/ Location (anterolateral/inferior) 8 (50.9%) / 7(49.%) 9 (5.7%) / 6 (47.%) 0.6 SBP (mmhg) 05.0 ± ± ± ± Akut ST segment yükselmesiz miyokart enfarktüsünde TIMI risk DBP (mmhg) 67. ± ± ± ± skoruyla HR (bpm) hastaneye 74.0 ±. kabuldeki 67.5 ±.8** beyin 70. natriüretik ±. faktör 64.4 ± 0.8** arasındaki NS ilişki LVEF 0.50 ± ± ± ± 0.07* 0. LAD-ML (cm) 4.0 ± ± ± ± 0.4 NS Özlem Özcan Çelebi, Savaş Çelebi, Gökhan Ergun, Sinan Aydogdu, Erdem Diker LAD-SI (cm) 5. ± ± ± ± 0.5 NS LAVI(cm/m) 8. ± ± ± ± 7. NS Tokat Devlet Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Tokat LAEF (%) 50.0 ± ± ± ± 0.* 0.0 Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Ankara VA (cm/s) 8.8 ± ± ±. 9.4 ±.8 NS Medicana International Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Ankara TO (ms) 55.8 ±. 6.8 ± ± ± 7. NS TP (ms) 5.9 ± ± ± ± 9.8 NS TE (ms) 59.8 ± ± 0.* 58.4 ± ±. NS SBP: Systolic blood pressure, DBP: Diastolic blood pressure, LVEF: Left ventricular ejection fraction, HR: Heart rate, LAD-ML: Medial-lateral left atrial diameter, LAD-SI: Superior-inferior left atrial diameter, LAVI: Left atrial volume index, LAEF: Left atrial emptying fraction, VA: Peak left atrial contraction velocity, TO: Time to onset of atrial contraction, TP: Time to peak atrial contraction,te: Time to the end of atrial contraction, * Statistical significance of intra-group changes at the p<0.05 level, ** Statistical significance of intra-group changes at the p<0.0 level, # statistical significance of inter-group changes, NS: not statistically significant (p>0.). [P-5] The association between TIMI risk score and the admission brain natriuretic factor in acute Non-ST segment elevation myocardial infarction Özlem Özcan Çelebi, Savaş Çelebi, Gökhan Ergun, Sinan Aydogdu, Erdem Diker Tokat State Hospital, Department of Cardiology, Tokat Ankara Numune Training and Research Hospital, Department of Cardiology, Ankara Medicana International Hospital, Department of Cardiology, Ankara Aim: TIMI risk score predicts the cardiovascular mortality in patients with acute non-st elevation myocardial infarction (NSTEMI). Plasma brain natriuretic peptide (BNP) is secreted due to cardiac wall stress. Plasma levels of brain natriuretic peptite elevate in proportion to left ventricular wall stress in patients. In this study we evaluated the association between the TIMI risk score and admission BNP in acutenstemi. Methods: We included a total of 86 patients with acute NSTEMI (age 6.7±4. years). Patients of >75 years of age, known heart failure, severe valvular heart disease, blood pressure> 80-0 mmhg were excluded. On admission venous blood samples for BNP measurement were obtained. TIMI risk score was calculated as previously defined by Antman et al. Echocardiographic assessment was also performed for each patient. A 6-segment left ventricular wall motion index (LVWMI) based on the American Society of Echocardiography model was derived by scoring each LV segment (=normal, =hypokinesis, =akinesis and 4=dyskinesis (paradoxical motion), and dividing the total by the number of segments scored. Results: The mean TIMI risk score was.65±.7 (range 0-7). The mean admission BNP was 5.7±98. pg/dl. There was a strong correlation between TIMI risk score and BNP levels on admission (r=0.68, p<0.000). For the study population, mean LVWMI was. (range.8). BNP and TIMI risk score was correlated with LVWMI (r=0.7, p< 0.00). Conclusion: Admission BNP levels are strongly correlated with TIMI risk score in patients with acute NSTEMI. In this setting, measurement of a single marker may indicate the survival in acute NSTEMI. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 79

14 [P-5] [P-5] Koroner arter hastalığı olan hastalarda testosteron düzeylerinin değerlendirilmesi Aydoğan Aydoğdu, Ümit Aydoğan, Halil Akbulut, Cem Barçın, Gökhan Üçkaya, Alper [Sayfa: Sönmez 5], Şebnem Aydoğdu 4, Barış Bugan, Abdullah Taşlıpınar, Coşkun Meriç, Hürkan Kuşaklıoğlu, Mustafa Kutlu [P-5][Koroner Kalp Hastal klar ] GATA Ankara Endokronoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı, Ankara GATA Ankara Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Ankara Evaluation of testosterone levels in patients with coronary artery disease Aydoğan Aydoğdu, Ümit Aydoğan, Halil Akbulut, Cem Barçın, Gökhan Üçkaya, Alper Sönmez, Şebnem Aydoğdu 4, Barış Bugan, Abdullah Taşlıpınar, Coşkun Meriç, Hürkan Kuşaklıoğlu, Mustafa Kutlu Gülhane Military Medical Academy, Department of Endocrinology and Metabolic Diseases, GATA Ankara Kardiyoloji Anabilim Dalı, Ankara Gülhane Military Medical Academy, Department of Family Practice, Ankara 4 Koroner arter hastal olan hastalarda testosteron düzeylerinin de erlendirilmesi Ankara Mevki Asker Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği, Ankara Gülhane Military Medical Academy, Department of Cardiology, Ankara Amaç: Aydo an Koroner Aydo du arter, hastalığı Ümit Aydo an (KAH), olanlarda Halil Akbulut testosteron, Cem (T) Barç n düzeyi, Gökhan tartışmalı Üçkaya bir konudur., Alper Sönmez Bazı, ebnem 4 Ankara Mevki Aydo du Military 4, Bar Hospital Bugan, Internal Abdullah Medicine Clinic, Ankara otörler Ta l p nar erkek, cinsiyetteki Co kun Meriç erken, Hürkan koroner Ku akl o lu arter hastalığı, Mustafa sebebi Kutlu olarak yüksek testosteron düzeylerini suçlarken, GATA Ankara Endokronoloji ve Metabolizma Hastal klar BD, Ankara son zamanlarda düşük testosteron düzeyinin koroner arter hastalığı için risk faktörü olduğu GATA Ankara Aile Hekimli i AD, Ankara GATA ifade Ankara edilmektedir. Kardiyoloji Biz AD, bu Ankara çalışmamızda koroner anjiyografi (KAG) ile KAH saptanan/ saptanmayan 4 Ankara Mevki erkek Asker hastalardaki Hast. ç Hastal klar testosteron düzeylerini Klini i, Ankara araştırmayı amaçladık. Metod: Araştırmamıza GATA Kardiyoloji BD. da KAG ile KAH saptanan 74 ve saptanmayan 60 AMAÇ: Koroner arter hastal (KAH) olanlarda testosteron (T) düzeyi tart mal bir konudur. Baz otörler erkek cinsiyetteki erken koroner arter erkek hasta dahil edildi. Hastalardan hiçbirisi hormon preparatı kullanmamaktaydı. Tüm olguların hastal sebebi olarak yüksek testosteron düzeylerini suçlarken, son zamanlarda dü ük testosteron düzeyinin koroner arter hastal için risk faktörü kemolüminesans oldu u ifade edilmektedir. yöntemiyle Biz serbest-total bu çal mam zda testosteron, koroner FSH, anjiyografi LH düzeyleri (KAG) ile ölçüldü. KAH saptanan/saptanmayan Bulunan erkek hastalardaki testosteron düzeylerini değerler ara t rmay SPSS amaçlad k. 5 istatistik programı ile değerlendirildi. Veriler ortalama±standart sapma olarak gösterildi. METOD: P<0.05 Ara t rmam za düzeyi anlamlı GATA Kardiyoloji olarak kabul BD. edildi. da KAG ile KAH saptanan 74 ve saptanmayan 60 erkek hasta dahil edildi. Hastalardan hiçbirisi hormon preparat kullanmamaktayd. Tüm olgular n kemolüminesans yöntemiyle serbest-total testosteron, FSH, LH düzeyleri ölçüldü. Bulunan de erler SPSS Sonuçlar: KAH saptanan olguların yaşlarının kontrollerden belirgin olarak daha yüksek olduğu 5 istatistik program ile de erlendirildi. Veriler ortalama±standart deviasyon olarak gösterildi. P<0.05 düzeyi anlaml olarak kabul edildi. saptandı SONUÇLAR: (p=0,000). KAH saptanan İki grup karşılaştırıldığında olgular n ya lar kontrollerden total T(TT), serbest belirgin testosteron(st), olarak yüksek saptand FSH ve LH (p=0,000). ki grup kar la t r ld nda total T(TT), değerleri serbest arasında testosteron(st), anlamlı bir FSH fark ve tespit LH de erleri edilmedi aras nda (p=0.489, anlaml p=0.06, bir fark p=0.8, tespit p=0.4, edilmedi sırasıyla) (p=0.489, p=0.06, p=0.8, p=0.4, s ras yla) (Tablo ). (Tablo Damar ). stenozu Damar düzeyine stenozu düzeyine (%50 nin (%50 nin üzerinde üzerinde veya alt nda) veya göre altında) s n fland r ld nda göre sınıflandırıldığında ise gruplar ise aras nda yine belirgin bir fark saptanmad (p=0.649, gruplar p=0.5, arasında p=0.67, yine belirgin p=0.95, bir s ras yla) fark saptanmadı (Tablo ). (p=0.649, Etkilenen p=0.5, damar p=0.67, say s ile p=0.95, de T, ST, sırasıyla) FSH ve LH düzeyleri aras nda bir korelasyon saptanmad (Tablo (p=0.46, ). Etkilenen p=0.098, damar p=0.59, sayısı p=0.707, ile de s ras yla) T, ST, FSH (Tablo ve LH ). düzeyleri arasında bir korelasyon TARTI MA: KAH olgular n n ya lar daha yüksek olmas na ra men T, FSH, LH düzeylerinde anlaml bir farkl l n saptanmam olmas koroner arter saptanmadı (p=0.46, p=0.098, p=0.59, p=0.707, sırasıyla) (Tablo ). hastal ile T düzeyinin direk ili kisi olmayabilece ini dü ündürmektedir. Testosteron dü üklü ü ile seyreden hipogonadizm vakalar nda ise artan Tartışma: koroner arter KAH hastal olgularının riskinin, yaşları dü ük daha T düzeylerinden yüksek olmasına öte metabolik rağmen sendrom T, FSH, parametreleri LH düzeyler-ilinde anlamlı bir farklılığın saptanmamış olması koroner arter hastalığı ile T düzeyinin direk ili kili olabilece ini dü ündürmektedir. ilişkisi Anahtar olmayabileceğini Kelimeler: koroner düşündürmektedir. arter hastal, Testosteron testosteron düşüklüğü ile seyreden hipogonadizm vakalarında ise artan koroner arter hastalığı riskinin, düşük T düzeylerinden öte metabolik sendrom parametreleri ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Ankara KAH olan ve olmayan hastalar n kar la t r lmalar Kontrol olgular (n=60) KAH olgular (n=74) p (Mann-Whitney U) Ya (y l) 44,87±9,69 54,8±,00 0,000 Total testosteron (pg/ml) 45,58±6,80 46,7±54,0 0,489 Serbest testosteron (pg/ml) 9,569±8,5454 5,975±5,75 0,06 FSH (IU/mL) 4,6480±,08 5,7±8,6 0,8 LH (IU/mL) 4,5640±,488 4,805±4,4 0,4 Damar stenoz seviyelerine göre hastalar n kar la t r lmalar Kontrol olgular (n=60) KAH (Stenoz<50) (n=40) KAH (Stenoz>=50) (n=4) p (Kruskal Wallis) Ya (y l) 44,9±9,7 50,4±,9 59,±0, 0,000 Total T (pg/ml) 45,6±6,8 447,0±67,8 4,±,4 0,649 Serbest T (pg/ml) 9,5±8,4 6,7±6, 5,±5,0 0,5 FSH (IU/mL) 4,7±, 4,9±,6 7,±, 0,67 LH (IU/mL) 4,5±,5 4,6±,8 5,±6,6 0,95 Testosteron düzeyi ile etkilenen damar say s n n korelasyonu Korelasyon katsay s (r) Total testosteron Serbest testosteron FSH LH Etkilenen Damar Say s 0,066a -0,9b -0,9b -0.0d Spearman korelasyonu: ap=0,46, bp=0,098, cp=0,59, dp= Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

15 [P-5] Aspirin direnci sn dönem böbrek hastalığı olanlarda MACE yi yükseltmektedir Kadriye Kılıçkesmez Orta, Cüneyt Koçaş, Okay Abacı, Ahmet Yıldız, Alev Arat Özkan, Tevfik Gürmen İstanbul Üniversitesi Kardiyloji Enstitüsü, İstanbul [P-5] Aspirin resistance increases MACE in end-stage renal disease patients Kadriye Kılıçkesmez Orta, Cüneyt Koçaş, Okay Abacı, Ahmet Yıldız, Alev Arat Özkan, Tevfik Gürmen İstanbul University, Cardiology Institute, İstanbul Aspirin resistance has been previously reported. However, no information exists concerning aspirin resistance in patients with end- stage renal disease (ESRD) in the literature. This study aimed to determine the prevalence of aspirin resistance in patients with ESRD and the role of aspirin resistance on outcome during the follow-up period. We detected the prevalence of aspirin resistance in 78 patients with ESRD. Platelet functions were assessed using arachidonic acid-induced aggregometry (Multiplate analyser, Dynabyte Medical, Munich, Germany). Aspirin resistance was defined as having >00AU by the multiplate electrode aggregometry despite regular aspirin therapy. The mean follow-up time was 0.79 months. The primary endpoints of the study were the occurrence of myocardial infarction, unstable angina, stroke and cardiac death. A 4.% (n=) of the patients were aspirin resistant based on PFA-00 analysis. During follow-up, MACE occurred in patients (.%) with aspirin resistance and in eight patients (7.8%) with aspirinsensitive platelet aggregation (p=0.). The ADP-induced platelet aggregation level was higher in MACE group compared to non- MACE group ( ±98.5 vs 0.68±97.45, p=0.0). The frequency of aspirin resistance, as defined in this study, was higher in patients with ESRD and MACE rate was higher in aspirin resistant group. However the present study needs confirmation in larger subsets of patients. [P-54] Sağlıklı populasyonda istirahat kalp hızı ile oksidatif stres indeksi ilişkisi Mehmet Memduh Baş, Recep Demirbağ, Yusuf Sezen, Mustafa Polat, Ali Yıldız, Unal Guntekin, Nurten Aksoy Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, Şanlıurfa Amaç: İstirahat kalp hızı (İKH) ve oksidatif stres kardiyovasküler hastalıkların risk faktörleri olmasına rağmen birbirleriyle ilişkisi bilinmemektedir. Bu çalışma ile sağlıklı erişkin popülasyonda İKH ile oksidatif stres arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya sağlıklı 85 gönüllü birey (4 erkek, yaş ortalaması: 0±8 yıl) alındı. İKH vuru/dakika olanlar grup I (n=56), 8 00 vuru/dakika olanlar grup II olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm şahıslarda plazma total oksidan seviye (TOS) ve total antioksidan kapasite (TAK) değerleri tam otomatik kolorimetrik bir yöntemle sonuç veren REL Assay ticari kitleriyle ölçüldü. TOS/TAS oranı hesaplanarak oksidatif stres indeksi (OSI) bulundu. Bulgular: Cinsiyet dağılımı iki grup arasında farklıydı (erkeklerin oranı, grup I de %57 iken, II de %66, p=0,09). TAK, TOS, OSİ ve diğer parametreler her iki grupta benzerdi (hepsi için p>0,05). İkili korelasyon analizinde İKH, TAK (r=-0,08, p=0,004) ve OSİ (r=0,9, p=0,00) arasında anlamlı bir korelasyon saptandı. Lineer regresyon analizlerinde ise sadece grup II de OSİ diğer parametrelerden bağımsız olarak kalp hızıyla ilişki göstermekteydi (ß=,5, p=0,07). Sonuç: Tam açıklanamamasına rağmen sağlıklı bireylerde İKH ile artmış OSİ ve azalmış TAK arasında istatistiksel bir ilişki bulunmaktadır. Artmış İKH nın oksidatif stres ile ilişkisini açıklamak için yeni çalışmalar gerekmektedir. [P-54] Association of resting heart rate and oxidative stress index in healthy adults Mehmet Memduh Baş, Recep Demirbağ, Yusuf Sezen, Mustafa Polat, Ali Yıldız, Unal Guntekin, Nurten Aksoy Harran University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Şanlıurfa Harran University, Faculty of Medicine, Department of Biochemistry, Şanlıurfa Objective: Although the oxidative stress and resting heart rate (RHR) are risk factors of cardiovascular diseases, their association is still not known. The aim of this study is to evaluate the relationship of resting HR with oxidative stress in healthy adult population. Methods: A total of 85 healthy volunteers (4 males, mean age: 0±8 years) were enrolled in the study. Study population with RHR beats/min (n=56) and RHR 8 00 beats/min (n=9) were respectively classified as group I and group II. Plasma total oxidative status (TOS) and total antioxidant capacity (TAC) levels were measured using a full automatic colorometric method (REL Assay Diagnostics). The ratio of TOS to TAS oksidative stres index (OSI) was also calculated. Results: There was a significant difference in gender between groups I and II (male gender 57% and 66% in groups I and II, respectively, p=0.09). The TAC, TOS, OSI and other parameters were similar between the two groups (p>0.05 for all variables). In bivariate analysis in all individuals, RHR shows significant correlation with TAC (r=-0.08, p=0.004) and OSI (r=0.9, p=0.00). In linear regression analysis, RHR was only related to OSI in group II (ß=.5, p=0.07). Conclusion: Although its mechanism is not fully explained, there is a relationship between the RHR and increased OSI and decreased TAC levels in healthy individuals. Further studies are needed to clarify the association of increased RHR and increased oxidative stresss. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 8

16 [P-55] Akut ST segment elevasyonlu miyokart enfarktüslü hastalarda farklı reperfüzyon tedavilerinin serum prolidaz aktivitesi üzerine etkileri Mustafa Polat, Hasan Bilinç Bilinç, Yusuf Sezen, Ali Yıldız, Recep Demirbağ, Ünal Güntekin, Memduh Baş, Abdullah Taşkın, Selçuk Akın, Nurten Aksoy Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, Şanlıurfa [P-55] The effects of various reperfusion therapies on serum prolidase activity in patients with acute ST segment elevation Mustafa Polat, Hasan Bilinç Bilinç, Yusuf Sezen, Ali Yıldız, Recep Demirbağ, Ünal Güntekin, Memduh Baş, Abdullah Taşkın, Selçuk Akın, Nurten Aksoy Harran University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Şanlıurfa Harran University, Faculty of Medicine, Department of Biochemistry, Şanlıurfa Giriş-Amaç: Son zamanlarda yapılan çalışmalar pek çok kardiyovasküler hastalıkla serum prolidaz aktivitesi (SPA) arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmıştır. ST segment elevasyonlu miyokart enfarktüsü, miyokardiyal doku nekrozu, fibrozisle iyileşme ve kardiyak yeniden biçimlenme ile sonuçlanan bir süreçtir. Reperfüzyon tedavisinin amacı miyokardiyal doku kaybını ve sonrasında gelişebilecek kötü yeniden biçimlenme olasılığını azaltmaktır. Bu çalışmada ST elevasyonlu akut miyokart enfarktüsü sonrası SPA daki değişikliği belirlemeyi ve farklı reperfüzyon tedavileri sonrası SPA daki değişimleri karşılaştırmayı amaçladık. Materyal-Metod: Çalışmaya ST elevasyonlu akut miyokart enfarktüsü tanısı konulup pimer perkütan koroner girişim planlanan 48 hasta (E:9, K:9, ortalama yaş:57), trombolitik tedavi verilmesi planlanan 4 hasta (E:, K:0, ortalama yaş:56) ile herhangi bir reperfüzyon tedavisi uygulanamamış subakut fazdaki 4 hasta (E:9, K:4, ortalama yaş:60) alındı. Kontrol grubu olarak da yaş ve cinsiyet yönünden benzer sağlıklı gönüllü 4 kişi (E:4, K:8, ortalama yaş:5) alındı. Serum prolidaz aktivitesini değerlendirmek üzere reperfüzon tedavisi uygulanan gruptaki hastalardan tedavi öncesi ve dördüncü günde olmak üzere iki defa, subakut akut miyokart enfarktüslü hastalardan ve sağlıklı gönüllü kişilerden de bir defa kan alındı. Prolidaz enzim aktivitesi manuel olarak fotometrik bir metod olan Modifiye Chinard Yöntemi ile çalışıldı. Bulgular: ST elevasyonlu akut miyokart enfarktüsü olan hastalar sağlıklı gönüllü grupla karşılaştırıldığında akut dönemde serum prolidaz aktivitesinde artış saptandı (p<0,05). Subakut (4. gün) dönemde ölçülen serum prolidaz aktivitesi reperfüzyon tedavisi uygulanan gruplarda sağlıklı gönüllü grubuyla ve kendi aralarında benzer iken (p>0,05) reperfüzyon tedavisi almayan gruba göre anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Tartışma ve Sonuçlar: Bu bulgular bize akut ST segment elevasyonlu miyokart enfarktüsü olan hastalar da serum prolidaz aktivitesinin arttığını, başarılı reperfüzyon tedavisi ile aktivitenin düştüğünü göstermektedir. Kollajen döngüsünün başarılı reperfüzyon tedavisi (farmakolojik ya da girişimsel) ile azalması ST elevasyonlu akut miyokart enfarktüsü olan hastalarda miyokart kaybının azaldığını gösterebileceği gibi başarılı olduğu takdirde iki reperfüzyon stratejisinin miyokart kaybı hususunda benzer etkilerinin olduğunu gösterebilir. [Sayfa: 56] [Sayfa: 56] [P-56][Koroner Kalp Hastal klar ] [P-56][Koroner Kalp Hastal klar ] Anemi ve serum eritropoietin seviyesinin koroner arter hastalar nda kollateral damar geli imi üzerine etkisi Ba ar Candemir, Cagdas Ozdol, Sadi Gulec, Aydan Ozdemir, Cansin Kaya, Cetin Erol Ankara Üniv. T p Fak. Kardiyoloji AD, Ankara Anemi ve serum eritropoietin seviyesinin koroner arter hastalar nda kollateral damar geli imi üzerine etkisi Ba ar Candemir, Cagdas Ozdol, Sadi Gulec, Aydan Ozdemir, Cansin Kaya, Cetin Erol Ankara Üniv. T p Fak. Kardiyoloji AD, Ankara AMAÇ: Anemi varl ve serum eritropoietin seviyesinin kollateral damar geli imi üzerine etkisini incelemek. AMAÇ: Anemi varl ve serum eritropoietin seviyesinin kollateral damar geli imi üzerine etkisini incelemek. MATERYAL VE YONTEM: Koroner anjiografide kollateral damar geli imi saptanan 76 hastan n serum hemoglobin (Hb) ve eritropoietin MATERYAL (EPO) VE YONTEM: Koroner anjiografide kollateral damar geli imi saptanan 76 hastan n serum hemoglobin (Hb) ve eritropoietin (EPO seviyelerine bak ld ve hastalar kollateral damar derecesine göre gruba (kötü:08, iyi:48) ayr ld. Anemi varl WHO kriterlerine seviyelerine göre tan mland. bak ld ve hastalar kollateral damar derecesine göre gruba (kötü:08, iyi:48) ayr ld. Anemi varl WHO kriterlerine göre ta BULGULAR: Ortalama ya 6± olup hastalar n %77 si erkekti. 40 hastada stabil angina pektoris, di erlerinde akut koroner BULGULAR: sendrom mevcuttu. Ortalama ya 6± olup hastalar n %77 si erkekti. 40 hastada stabil angina pektoris, di erlerinde akut koroner sendrom m [P-56] 7 hastada (%8) anemi saptanm olup iyi kollateral geli imi olan hastalarda anemi daha s k (% ve %; p=0.08) izlenirken 7 hastada EPO seviyelerinde (%8) anemi saptanm olup iyi kollateral geli imi olan hastalarda anemi daha s k (% ve %; p=0.08) izlenirken EPO sev anlaml bir fark izlenmemi tir (p: 0.97). (Tablo-) Multide i ken lojistik regresyon analizinde stabil anjina pektoris ve anemi anlaml varl iyi bir kollateral fark izlenmemi tir (p: 0.97). (Tablo-) Multide i ken lojistik regresyon analizinde stabil anjina pektoris ve anemi varl iyi kol geli imi prediktörleri olarak tespit edildi (p: 0.0 ve 0.04). Di er de i kenler ile kollateral geli im aras nda anlaml bir ili ki geli imi izlenmedi. prediktörleri olarak tespit edildi (p: 0.0 ve 0.04). Di er de i kenler ile kollateral geli im aras nda anlaml bir ili ki izlenmedi. SONUÇ: Bu çal mada anemi varl iyi koroner kollateral geli imi ile ili kili iken EPO seviyesinin bir etkisi saptanmam t r. SONUÇ: Bu çal mada anemi varl iyi koroner kollateral geli imi ile ili kili iken EPO seviyesinin bir etkisi saptanmam t r. [P-56] Anemi ve serum eritropoietin seviyesinin koroner arter hastalarında kollateral Anahtar Kelimeler: damar Anemi; gelişimi kollateral; koroner üzerine arter hastal ; etkisi eritropoietin Başar Candemir, Cagdas Ozdol, Sadi Gulec, Aydan Ozdemir, Cansin Kaya, Cetin Erol Impact of anemia and serum erythropoietin levels on collateral vessel development in patients with coronary artery disease Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Ankara Ba ar Candemir, Cagdas Ozdol, Sadi Gulec, Aydan Ozdemir, Cansin Kaya, Cetin Erol Amaç: Anemi varlığı ve serum eritropoietin seviyesinin kollateral damar gelişimi üzerine etkisini OBJECTIVES: To determine impact of anemia and serum erythropoietin (EPO) levels on collateral formation. incelemek. Materyal ve Yöntem: Koroner anjiyografide kollateral damar gelişimi saptanan 76 hastanın serum hemoglobin (Hb) ve eritropoietin (EPO) seviyelerine bakıldı ve hastalar kollateral damar derecesine göre gruba (kötü:08, iyi:48) ayrıldı. WHO kriterlerine göre anemi tanımlandı. Bulgular: CONCLUSION: Ortalama This study yaş demonstrated 6± olup that hastaların anemia but %77 si not EPO erkekti. level is associated 40 hastada with stabil good coronary angina collaterals. pektoris, diğerlerinde akut koroner sendrom mevcuttu. 7 hastada (%8) anemi saptanmış olup iyi kollateral Keywords: Anemia; collateral; coronary artery disease; erythropoietin gelişimi olan hastalarda anemi daha sık (% ve %; p=0.08) izlenirken EPO seviyelerinde anlamlı bir fark izlenmemiştir (p:0.97) (Tablo-). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde stabil anjina pektoris ve Tablo anemi varlığı iyi kollateral Poor Collateral (n=08) Good Collateral (n=48) p gelişimi prediktör- leri olarak tespit edildi Age 6± 6± (p: 0.0 ve 0.04). Male Gender 86 (80) (75) 0.85 Diğer değişkenler Hypertension Diabetes 7 (68) 7 (4) 0 (74) 50 (4) ile kollateral gelişim arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi. Sonuç: Bu çalışmada anemi varlığı iyi koroner kollateral gelişimi ile ilişkili iken EPO seviyesinin bir etkisi saptanmamıştır. Impact of anemia and serum erythropoietin levels on collateral vessel development Anahtar Kelimeler: Anemi; in patients kollateral; koroner with arter coronary hastal ; eritropoietin artery disease Başar Candemir, Cagdas Ozdol, Sadi Gulec, Aydan Ozdemir, Cansin Kaya, Cetin Erol Ankara University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Ankara Objectives: To determine impact of anemia and serum erythropoietin (EPO) levels on collateral OBJECTIVES: To determine impact of anemia and serum erythropoietin (EPO) levels on collateral formation. formation. METHODS: Serum hemoglobin (Hb) and erythropoietin levels were assessed in 56 patients who had collaterals in coronary METHODS: angiography Serum and were hemoglobin (Hb) and erythropoietin levels were assessed in 56 patients who had collaterals in coronary angiography divided into groups according to degree of collateral formation as; poor (n=08) or good (n=48). Anemia was defined by divided WHO criteria. into groups according to degree of collateral formation as; poor (n=08) or good (n=48). Anemia was defined by WHO criteria. RESULTS: Mean age was 6± and 97 were male (77%). 40 patients were admitted with stable angina pectoris and the Methods: RESULTS: rest with acute Mean Serum coronary age hemoglobin was 6± and (Hb) 97 were and male erythropoietin (77%). 40 patients levels were admitted assessed with in stable 56 patients angina pectoris who and the rest with acu syndrome. Anemia was present in 7 patients (8%) and was found to be significantly more common in good collateral group syndrome. (% vs %; Anemia was present in 7 patients (8%) and was found to be significantly more common good collateral group (% vs had collaterals in coronary angiography and they were divided into groups according to degree p=0.08) whereas EPO level was not (p: 0.97). (Table-) Mean EPO level was 0.0±0. mu/ml. Only stable angina and anemia p=0.08) were whereas predictors EPO level was not (p: 0.97). (Table-) Mean EPO level was 0.0±0. mu/ml. Only stable angina and anemia were pr for good collaterals in multivariate logistic regression analysis (p: 0.0 and 0.04, respectively). There were no correlation of between for collateral good collaterals formation grade in multivariate as poor logistic (n=08) regression or good analysis (n=48). (p: 0.0 Anemia and 0.04, was defined respectively). by WHO There were criteria. no correlation between colla and other variables. and other variables. Smoking 8 (5) 5 (5) 0.99 Previous MI 5 (48) 7 (49) 0.85 Stable angina pectoris 5 (47) 89 (60) Anemia () 49 () 0.08 Erythropoietin (mu/ml) 9.7±. 0.± Body mass index 8±4.6 8± Impact of anemia and serum erythropoietin levels on collateral vessel development in patients with coronary artery disease Ba ar Candemir, Cagdas Ozdol, Sadi Gulec, Aydan Ozdemir, Cansin Kaya, Cetin Erol Results: CONCLUSION: Mean This age study was demonstrated 6± and 97 that anemia were male but not (77%). EPO level 40 is associated patients were with good admitted coronary with collaterals. stable angina pectoris and the rest with acute coronary syndrome. Anemia was present in 7 patients Keywords: Anemia; collateral; coronary artery disease; erythropoietin (8%) and was found to be significantly more common in good collateral group (% vs %; p=0.08) whereas EPO level was not (p:0.97) (Table-). Mean EPO level was 0.0±0. mu/ml. Only stable angina and Tablo anemia were predictors Poor Collateral (n=08) Good Collateral (n=48) p for good collaterals in the multivariate logistic Age 6± 6± regression analysis (p: Male Gender Hypertension Diabetes 86 (80) 7 (68) 7 (4) (75) 0 (74) 50 (4) and 0.04, respectively). There were no correlation between collateral grade and Smoking 8 (5) 5 (5) 0.99 other variables. Previous MI 5 (48) 7 (49) 0.85 Stable angina pectoris 5 (47) 89 (60) Anemia () 49 () 0.08 Erythropoietin (mu/ml) 9.7±. 0.± Body mass index 8±4.6 8± Conclusion: This study demonstrated that anemia but not EPO level is associated with good coronary collaterals. Hemoglobin.8±.7.5± LDL 04±8 07± Creatinine.04±0..05± Ejection Fraction 45± 47± Beta Blocker 80 (74) 0 (68) 0. ACE/ARB 78 (7) 6 (78) 0.56 Statin 76 (70) 04 (74) Hemoglobin.8±.7.5± LDL 04±8 07± Creatinine.04±0..05± Ejection Fraction 45± 47± Beta Blocker 80 (74) 0 (68) 0. ACE/ARB 78 (7) 6 (78) 0.56 Statin 76 (70) 04 (74) Table 8 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl Table

17 [P-57] Evli bir çiftte deli bal zehirlenmesinin neden olduğu akut inferior miyokart enfarktüsü Mikail Yarlıoğlueş, Mahmut Akpek, Idris Ardıc, Saban Kelesoglu, Omer Sahın, Mehmet Gungor Kaya Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, Kayseri [P-57] Acute inferior myocardial infarction caused by mad honey poisoning in a married couple Mikail Yarlıoğlueş, Mahmut Akpek, Idris Ardıc, Saban Kelesoglu, Omer Sahın, Mehmet Gungor Kaya Erciyes University School of Medicine, Cardiology Department, Kayseri Mad honey poisoning may occur after ingestion of gyranotoxin containing honey produced from nectar of Rhododendron ponticum which is raised in several countries including eastern black sea region of Turkey, Japan, Nepal, North America and Brazil. Low doses of the gyranotoxin cause dizziness, hypotension, and bradycardia, whereas high doses cause impaired consciousness, syncope, atrioventricular block and asystole due to vagal stimulation. In these cases, we present a couple who were admitted to emergency department with acute inferior myocardial infarction within hours after consuming a special honey that had been brought from the Black Sea area of Turkey. Coronary angiography showed normal coronary arteries in both of them. In patients from endemic rural area, mad honey poisoning should be eliminated in a patient who has chest pain especially with unexplained bradyrhythmia and hypotension. Figure a. Electrocardiograms of a male patient on admission. Figure b. Electrocardiograms of a female patient on admission Figure a. Angiographic view of coronary arteries in a male patient Figure b. Angiographic view of coronary arteries in a female patient. [P-58] İzole yan dal hastalığında uzun dönem takip sonuçları Murat Başkurt, Kamil Gülsen, Polat Canbolat, Muhsin Kalyoncuoğlu, Alev Arat Özkan, Barış Ökçün, Murat Kazım Ersanlı, Tevfik Gürmen İstanbul Üniversitesi Haseki Kardiyoloji Enstitüsü, İstanbul Amaç: Koroner anjiyografide izole yan dal hastalığı olan hastaların uzun dönem sonuçları genellikle dikkat çekmemektedir. Çalışmamızın amacı koroner anjiyografisinde izole yan dal hastalığı saptanıp medikal izleme kararı alınan hastaların uzun dönem takip sonuçlarını araştırmaktır. Metodlar: Çalışmamıza yılları arasında hastanemizde koroner anjiyografi işlemi uygulanmış, en az bir yan dal hastalığı tespit edilmiş ve medikal takip kararı alınmış 56 hasta geriye dönük kayıtları incelenerek dahil edildi. Çalışmaya alınma kriteri olarak en az bir yan dalında %50 den fazla darlık olan, major koroner arterlerinde anlamlı darlık olmayan, daha önce revaskülarizasyon geçirmemiş, kronik böbrek yetersizliği (egfr>60 ml/kg/.7 m²), bilinen malignitesi ve kronik bir hastalığı olmayan hastalar alındı. Hastaların koroner anjiyografi CD leri tekrar incelenerek yan dal çapına göre hastalar gruba ayrıldı (Grup : yan dal çapı> mm, Grup : yan dal çapı - mm arasında olanlar ve grup : yan dal çapı< mm olanlar). Poliklinik dosyaları incelenerek hastanemizde takipte olan hastaların kayıtları incelendi. Kaydı olmayan hastalara telefonla ulaşılarak bilgileri kaydedildi. Morbidite olarak tekrar koroner anjiyografi, tekrar hastaneye yatış ve miyokart enfarktüsü kabul edildi. Gruplar kategorik değişkenler için ki- kare testi uygulanarak karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza 56 hasta (5 erkek, kadın, ortalama yaş 65.8±.9) alındı. Hastaların ortalama takip süresi 50.7±. ay (en kısa 4 ay en uzun 96 ay) idi. Lezyonlarına bakınca 7 (%49) lezyon LAD yan dallarında, (%9) lezyon CX yan dallarında, 4 (%8) lezyon RCA yan dallarında ve (%4) lezyon intermedier arterde idi. Yan dal çapı > mm olan 4 hasta (%5), yan dal çapı - mm arası olan 6 hasta (%48) ve yan dal çapı < mm olan 6 hasta (%8) mevcuttu. Gruplar arasında mortalite yönünden fark bulunmadı (Her grupta nonkardiyak nedenlerden ölüm, p=ad). Ancak morbidite yönünden bakıldığında grup in morbiditesi anlamlı olarak diğer gruplardan fazla idi. Grup de 4 hastanın 4 ünde (%9) takipte bir kardiyak olay veya koroner anjiyografi tekrarı olmuşken bu olgular grup de 6 hastanın sinde (%8) ve grup te ise 6 hastanın inde (%6) gözlenmiştir (Grup ile arası p=0.04, Grup ile arası p=0.047). Sonuç: Medikal tedaviyle izlenen izole yan dal koroner arter hastalarında, yan dal çapı mm den geniş olan yan dal hastalığının morbiditesi yan dal çapı mm den daha küçük olan yan dal hastalığına göre daha fazladır. [P-58] Long-term follow-up results in isolated side branch disease Murat Başkurt, Kamil Gülsen, Polat Canbolat, Muhsin Kalyoncuoğlu, Alev Arat Özkan, Barış Ökçün, Murat Kazım Ersanlı, Tevfik Gürmen İstanbul University Haseki Cardiology Institute, İstanbull Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 8

18 [P-59] Akut miyokart infarktüsü hastalarında serum YKL-40 düzeyinin belirleyicileri Gökhan Kahveci, Selçuk Pala, Vecih Oduncu, Olcay Özveren 4, Ruken Bengi Bakal, Bülent Mutlu 5, Yelda Başaran 5 S.B. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği, İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü, İstanbul GATA Haydarpaşa Kardiyoloji Anabilim Dalı, İstanbul 4 Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, İstanbul 5 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, İstanbul Amaç: YKL-40 (insan kıkırdak glikoproteini-9) akut ve kronik inflamasyon ile doku yeniden şekillenmesinin kandaki belirteçlerinden biridir[]. Daha önce, artmış YKL-40 düzeyinin koroner arter hastalığının varlığı, progresyonu, akut koroner sendrom ve kardiyovasküler ölüm ile ilşkili olduğu gösterilmiştir[-]. Amacımız akut miyokart enfarktüsü (AMİ) hastalarında, serum YKL- 40 düzeyinin demografik, klinik ve ekokardiyografik parametreler ile ilişkisini araştırmaktır. Yöntem-Gereçler: 46 AMİ lü hasta ile 0 kontrol olgusundan YKL-40 ve brain natriüretik peptit (BNP) değerleri için kan örnekleri alındı. Semptomatik durum New York Heart Association (NYHA) sınıflamasına göre belirlendi. Hastaların hepsine ekokardiyografik inceleme yapıldı. Serum YKL-40 düzeyleri ölçümü, enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) kiti (Quidel, San Diego, CA, USA) kullanılarak MAGO Plus Automated EIA Analyzer (Diamedix) cihazında yapıldı. Saptama limiti 0 ng/ml idi. Bulgular: Ortanca YKL-40 değerleri, hastalarda 04 ng/ml, kontrol grubunda ise ng/ml saptandı (P=0,00). NYHA fonksiyonel sınıfı I olan hastalarda medyan YKL-40 değeri 74 ng/ml iken, sınıfı II-III olan hastalarda 80 ng/ml olarak belirlendi (P=0,00). Serum YKL-40 düzeylerinin, yaş (r=0,49, P=0,00), NYHA fonksiyonel sınıf (r=0,46, P=0,00), mitral akım hızı/mitral septal anulus hızı (E/Ea) oranı (r=0.4, P=0.006), sol ventrikül septal mitral anüler E dalgası doku Doppler hızı (SMEa) (r=-0,40, P=0,007), BNP düzeyi (r=0,9, P=0,007), sol ventrikül septal mitral anüler sistolik doku Doppler hızı (SMSa) (r=-0,5, P=0,0), sol ventrikül lateral mitral anüler sistolik doku Doppler hızı (LMSa) (r=-0,0, P=0,05) ile korelasyonu olduğu gözlendi. STelevasyonlu AMİ (medyan, 88 ng/ml, n=4) ile ST-elevasyonlu olmayan AMİ (medyan, 07 ng/ ml, n=) grupları arasında serum YKL-40 düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmadı. (P=AD). Çok değişkenli analizde serum YKL-40 düzeylerinin bağımsız belirleyicisi olarak NYHA fonksiyonel sınıf (P=0,04) ve SMSa (P=0,0) belirlendi. Sonuçlar: AMİ de serum YKL-40 düzeyleri artmış olup kalp yetersizliği semptomları, sol ventrikülün sistolik ve diyastolik disfonksiyonu gösteren ekokardiyografik parametreler ile koreledir. Bu belirtecin rutin klinik pratikte kullanımı için ek araştırmalara ihtiyaç vardır. [P-60] [P-59] Determinants of serum YKL-40 levels in patients with acute myocardial infarction Gökhan Kahveci, Selçuk Pala, Vecih Oduncu, Olcay Özveren 4, Ruken Bengi Bakal, Bülent Mutlu 5, Yelda Başaran 5 Göztepe Training and Research Hospital Internal Medicine Clinic, İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İht. Education and Research Hospital, Cardiology Clinic, İstanbul Gülhane Military Medical Academy, Department of Cardiology Haydarpaşa, İstanbul 4 Yeditepe University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, İstanbul 5 Marmara University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, İstanbul Aim: Circulating levels of YKL-40 (human cartilage glycoprotein-9) is a potential biomarker of acute and chronic inflammation and tissue remodelling[]. Elevated YKL-40 levels have been found to be associated with presence of coronary artery disease and its progression, acute coronary syndromes and cardiovascular mortality[-]. Our aim was to investigate the relation between serum YKL-40 levels and demographic, clinical and echocardiographic characteristics in acute myocardial infarction (AMI). Methods: Serum YKL-40 and brain natriuretic peptide (BNP) were assessed in 46 patients with acute myocardial infarction and in 0 healthy subjects. Symptomatic status was assessed according to the New York Heart Association classification (NYHA). Echocardiographic data were obtained in all patients. Measurement of serum YKL-40 was performed with the use of commercially available enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) kit (Quidel, San Diego, CA, USA) on the MAGO Plus Automated EIA Analyzer (Diamedix). The detection limit of the ELISA was 0 ng/ml. Results: Median YKL-40 was 04 ng/ml in patients and ng/ml in the control group (P=0.00). Patients in NYHA functional class I had a median YKL-40 of 74 ng/ml as compared with 80 ng/ml for patients in class II-III (P=0.00). YKL-40 levels correlated with age (r=0.49, P=0.00), NYHA groups (r=0.46, P=0.00), mitral flow velocity/mitral septal annulus velocity (E/Ea) ratio (r=0.4, P=0.006), left ventricle septal mitral annular E wave tissue Doppler velocity (SMEa) (r=-0.40, P=0.007), BNP levels (r=0.9, P=0.007), left ventricle septal mitral annular systolic tissue Doppler velocity (SMSa) (r=-0.5, P=0.0), and left ventricle lateral mitral annular systolic tissue Doppler velocity (LMSa) (r=-0.0, P=0.05). Significant difference in the medians was not observed between ST-elevation AMI (88 ng/ml, n=4) and NonST-elevation AMI (07 ng/ml, n=) groups (P=NS). Multivariate analysis showed that YKL-40 levels correlated independently with NYHA group (P=0.04) and SMSa (P=0.0). Conclusion: In AMI, serum YKL-40 levels are elevated and correlate with symptoms of heart failure, and Doppler echocardiographic signs of left ventricular systolic and diastolic dysfunction. Further studies are necessary to assess the usefulness this biomarker in clinical practice. [P-60] [Sayfa: 60] Koroner yavaş akımlı hastalarda asimetrik dimetil arginin, homosistein ve ürik asit düzeyleri [P-60][Koroner Kalp Hastal klar ] Erkan Demirci, Mustafa Aydın, Sait Mesut Doğan, Nesligül Yıldırım, Turgut Karabağ, Oğuzhan Çelik, Orhan Demirtaş, Emrah Küçük Koroner yava ak ml hastalarda asimetrik dimetil arginin, homosistein ve ürik asit düzeyleri Erkan Demirci, Mustafa Ayd n, Sait Mesut Do an, Nesligül Y ld r m, Turgut Karaba, O uzhan Çelik, Orhan Demirta, Emrah Küçük Karaelmas Üniv. Üniversitesi T p Fak. Kardiyoloji Tıp Fakültesi AD, Zonguldak Kardiyoloji Anabilim Dalı, Zonguldak Giriş: Koroner yavaş akım (KYA) fenomeni selektif koroner anjiyografi sırasında epikardiyal koroner arterlerde opak maddenin ilerlemesinde gecikme ile karakterizedir. KYA ile sıkça karşılaşılmasına karşın altta yatan mekanizma net olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada KYA lı hastalarda plazma asimetrik dimetil arginin (ADMA), homosistein ve ürik asit değerleri ile bu değerlerle TIMI kare sayısının ilişkisi incelenmiştir. G R :Koroner yava ak m (KYA) fenomeni selektif koroner anjiyografi s ras nda epikardiyal koroner arterlerde opak maddenin ilerlemesinde gecikme ile karakterizedir. KYA ile s kça kar la lmas na kar n altta yatan mekanizma net bilinmemektedir. Bu çal mada KYA l hastalarda plazma asimetrik dimetil arginin (ADMA), homosistein ve ürik asit de erleri ile bu de erlerle TIMI kare say s n n ili kisi incelenmi tir. YÖNTEM: Çal maya gö üs a r s ile ba vuran, tan için uygulanan efor stres testi pozitif olan ve yap lan koroner anjiografide TIMI frame count (TFC) yöntemiyle KYA tespit edilen hasta ( E, 0 K; ort. ya 50,5 ±, y l) dahil edilmi tir. Kontrol için benzer demografik özelliklere ve kardiyak risk profiline sahip, normal koroner ak m olan 5 ki i (9 E, 6 K; ort. ya 5,7 ± 0,0 y l) al nm t r. TFC ölçümleri için her bir koroner arter için distal belirleyici noktalara kontrast n ula mas için geçen zaman kare say s olarak ifade edilmi tir. Ba lang ç noktas ; kontrast maddenin arterin her iki kenar na deyip ilerlemeye ba lad an; son nokta olarak, kontrast maddenin LAD için moustache (b y k) denilen distal dallanma noktas na ula t an, RCA için posterolateral arterin ilk yan dal n verdi i an, Cx için en uzun dal n distal bifurkasyonu al nm t r. LAD için bulunan de er,7 ye bölünerek standardize edildi. 8 saat açl takiben al nan venöz kan örneklerinden serum ADMA, homosistein ve ürik asit düzeyleri ölçüldü. BULGULAR: Gruplar aras nda ya, cins, BM, sistolik ve diyastolik kan bas nçlar ile istirahat kan bas nçlar aras nda fark yoktu. Gruplar aras nda açl k kan ekeri, lipid paneli, serum ADMA, homosistein ve ürik asit de erleri tablo de gösterilmi tir. Grup de ürik asit, homosistein de erleri grup ye göre anlaml olarak yüksek bulunurken grup de total kolesterol düzeyi grup ye göre daha dü üktü. Gruplar aras nda ADMA de erler i aç s ndan fark yoktu. grup aras ndaki TFC say lar tablo de görülmektedir. Elde edilen TFC de erleri ile homosistein, ürik asit de erleri aras nda pozitif anlaml korelasyon saptand (homosistein için, r = 0.7, p de eri = 0.009; ürik asit için, r = 0.98, p de eri = 0.04). ADMA de erleri ile TFC Yöntem: Çalışmaya göğüs ağrısı ile başvuran, tanı için uygulanan efor stres testi pozitif olan ve yapılan koroner anjiyografide TIMI frame count (TFC) yöntemiyle KYA tespit edilen hasta ( E, 0 K; ort. yaş 50,5 ±, yıl) dahil edilmiştir. Kontrol için çalışmaya benzer demografik özelliklere ve kardiyak risk profiline sahip, normal koroner akımı olan 5 kişi (9 E, 6 K; ort. yaş 5,7 ± 0,0 yıl) alınmıştır. TFC ölçümleri için her bir koroner arter için distal belirleyici noktalara kontrastın ulaşması için geçen zaman kare sayısı olarak ifade edilmiştir. Başlangıç noktası; kontrast maddenin arterin de erleri her aras nda iki kenarına anlaml korelasyon deyip ilerlemeye saptanmad başladığı (r = 0.4, an; p de eri son = nokta 0.97). olarak, kontrast maddenin LAD için moustache (bıyık) denilen distal dallanma noktasına ulaştığı an, RCA için posterolateral arterin ürik asit de erlerinden ise etkilenmektedir. ilk yan dalını verdiği an, Cx için en uzun dalın distal bifurkasyonu göz mnüne alınmıştır. LAD için Anahtar bulunan Kelimeler: değer Asimetrik,7 ye bölünerek dimetil arginin, standardize koroner yava edildi. ak m, Sekiz homosistein, saat açlığı ürik asit. takiben alınan venöz kan örneklerinden serum ADMA, homosistein ve ürik asit düzeyleri ölçüldü. SONUÇ: KYA saptanan olgularda TFC de erleri enos'un endojen kompetitif inhibitörü olan ADMA düzeylerinden etkilenmemektedir. Homosistein ve Bulgular: Gruplar arasında yaş, cins, BMİ, sistolik ve diyastolik kan basınçları ile istirahat kan basınçları arasında fark yoktu. Gruplar arasında açlık kan şekeri, lipit Tablo Grup (n=) Grup (n=5) p paneli, serum ADMA, homosistein AK (mg/dl) LDL kol. (mg/dl) (ort±ss) 5 ± 64.9 ± (ort±ss) 0 ± 4.8 ± ve ürik asit değerleri tablo de gösterilmiştir. Grup de ürik asit, homosistein değerleri grup ye göre HDL kol. (mg/dl) Trigliserid (mg/dl) 4.7 ± ± ± ± anlamlı olarak yüksek bulunurken grup de total kolesterol düzeyi grup ye göre daha düşüktü. Gruplar arasında ADMA değerlerşi açısından Total kol. (mg/dl) 79 ±.5 96 ± fark yoktu. grup arasındaki TFC Ürik asit (mg/dl) 5.4 ±. 4.6 ± sayıları tablo de görülmektedir. Elde edilen TFC değerleri ile Homosistein( M/L) 6. ± 7.6. ±. 0.0 homosistein, ürik asit değerleri Plazma ADMA düzeyi ( mol/l) 0.6 ± ± arasında pozitif anlamlı korelasyon AK : Açl k kan ekeri, ort:ortalama, ss:standart sapma saptandı(homosistein için, r = 0.7, p değeri = 0.009; ürik asit için, r Tablo = 0.98, p değeri = 0.04). ADMA Grup (n=) Grup (n=5 değerleri ile TFC değerleri arasında TIMI Kare say s p (ort±ss) (ort±ss) anlamlı korelasyon saptanmadı (r = 0.4, p değeri = 0.97). LAD (clad) 46.9 ± 0. ±.9 <0.00 LCX 8.8 ± ± RCA 8. ± ± CTFC 4. ±.6 9. ± CTFC:LAD için düzeltilmi T M kare say s, ss:standart sapma. Sonuç: KYA saptanan olgularda TFC değerleri enos un endojen kompetitif inhibitörü olan ADMA düzeylerinden etkilenmemekte, homosistein ve ürik asit değerlerinden ise etkilenmektedir. Levels of asymmetric dimethylarginine, homocysteine, and uric acid in patients with coronary slow flow Erkan Demirci, Mustafa Aydın, Sait Mesut Doğan, Nesligül Yıldırım, Turgut Karabağ, Oğuzhan Çelik, Orhan Demirtaş, Emrah Küçük Karaelmas University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Zonguldak 84 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

19 [P-6] Koroner arter tortiyozitesinin retinal arter tortiyozitesi ve karotis intima-media kalınlığı ile karşılaştırılması Vedat Davutoğlu, Adnan Doğan, Gürkan Tatar, Seydi Okumuş, Murat Yüce, Musa Çakıcı, Neşe Kızılkan, Mehmet Aksoy Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Gaziantep Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Anatomi Anabilim Dalı, Ankara [P-6] Comparison of coronary artery tortuosity with retinal artery tortuosity, and carotid intima-media thickness Vedat Davutoğlu, Adnan Doğan, Gürkan Tatar, Seydi Okumuş, Murat Yüce, Musa Çakıcı, Neşe Kızılkan, Mehmet Aksoy Gaziantep University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Gaziantep Gaziantep University, Faculty of Medicine, Department of Anatomy, Ankara Amaç: Bildiğimiz kadarıyla bu tarihe kadar koroner tortiyozite ve karotis intima-media kalınlığı arasındaki ilişki araştırılmamıştır. Biz koroner tortiyozite ve karotis intima-media kalınlığı arasında olası ilişkiyi incelemek üzere retrospektif bir çalışma yürüttük. Bizim amacımız şu hipotezlerimizi test etmekti: ) koroner tortiyozite subklinik aterosklerozun bir göstergesi midir? Bu hipotezimizi araştırmak üzere koroner tortiyozite ve karotis intima-media kalınlığı arasındaki ilişkiye baktık. ) Koroner tortiyozite sistemik arteriyel tortiyozitenin bir parçası mıdır? Bu hipotezimizi araştırmak için de koroner arter tortiyozitesi ile retinal arter tortiyozitesi arasındaki ilişkiyi inceledik. Metod: Göğüs ağrısı veya pozitif egzersiz testi ile kliniğimize başvuran ve yapılan koroner anjiyografide non-kritik aterom plakları saptanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Koroner arter hastalığı olan (%50 nin üzerinde darlık oluşturan en az bir lezyonu olan) hastalar çalışma dışında bırakıldı. Koroner arter tortiyozite,retinal arter tortiyozite ve karotis intima-media kalınlığı açısından tarandı Bulgular: Grup de 58 hasta ( erkek ve 45 kadın; ortalama yaş 55,5 ± 0 yıl) Grup de ise 47 hasta (5 erkek ve kadın; ortalama yaş 5.8± yıl) bulunmaktaydı. Tüm demografik veriler ve risk faktörlerinden sadece kadın cinsiyet ve kısa boy ile koroner arter tortiyozitesi arasında ilişki bulundu (sırasıyla p:0,00, p:0,0). Yaş, diabetes mellitus, hipertansiyon, sigara içimi, lipit profili ve VKİ açısından iki grup arasında fark bulunmadı. Koroner anjiyografide görülebilen nonkritik plak ile koroner arter tortiyozitesi arasında bağlantı saptanmadı. Buna rağmen retinal arter tortiyozitesi ve retinal arter aterosklerozu, koroner arter tortiyozitesi olan hasta grubunda daha yaygın bulundu (sırasıyla p<0.00, p=0.00). Ayrıca karotis intima-media kalınlığının koroner tortiyozitesi olan hastalarda olmayanlara göre artmış olduğu (p=0,00) koroner arter tortiyozitesi olan hasta grubunda karotis arter plağının daha yaygın olduğu saptandı (p<0,00). Subklinik ateroskleroz varlığı ve koroner arter tortiyozitesi arasında belirgin bir korelasyon saptandı (p=0.005). Ayrıca subklinik ateroskleroz ve retinal arter tortiyozitesi arasında belirgin korelasyon bulundu (p=0,0). Çoklu değişken analizde, kadın cinsiyet (p<0.008 ), retinal arter tortiyozitesi (p<0.00) ve karotis arter intima-media kalınlığının (p=0.0) koroner arter tortiyozitesi için bağımsız bir risk göstergesi olduğu saptandı. Sonuç: Bu bulgular göstermektedir ki, mekanizma ne olursa olsun, ) koroner arter tortiyozitesi kadın cinsiyet ve kısa boy ile ilişkilidir, ) koroner arter tortiyozitesi normal koroner anjiyografili hastalarda subklinik ateroskleroz ile ilişkilidir ve ) koroner arter tortiyozitesinin retinal arter tortiyozitesi ile korele olması koroner tortiyozitenin sistemik arteryel tortiyozitenin bir bileşeni olduğu anlamına gelmektedir. [P-6] Koroner Tortiyozite Skoru : Koroner arter hastalık özellikleri ve risk faktörleri ile daha belirgin ilişkili yeni bir tortiyozite skorlama sistemi Zekeriya Küçükdurmaz, Hekim Karapınar, Hasan Orhan Özer, Vedat Davutoğlu, Mehmet Aksoy Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Sivas Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Gaziantep Giriş: Hala net bir tanımlaması yapılmamış olsa da koroner tortiyozitenin, koroner arter hastalığı (KAH) için belirlenmiş olan konvansiyonel risk faktörlerinin haricinde tanımlanmış olan geometrik risk faktörlerinden olduğu düşünülmektedir. Biz bu çalışmada koroner tortiyozitenin KAH varlığı, yayılımı ve ciddiyeti ile ilişkisini incelemeyi amaçladık. Metod: Çalışmaya dâhil edilen olguların (9 i erkek, 57 si ise kadındı ve ortalama yaşları yıl idi) koroner anjiyografileri KAH ve koroner tortiyozite açısından değerlendirildi. Ayrıca olguların demografik parametreleri, risk faktörleri ve laboratuar sonuçları incelendi. Hastaların KAH açısından damar, yayılım ve Gensini skorları hesaplandı. Koroner tortiyozite açısından ise tortiyoz olup olmamaları ve koroner tortiyozite skorları hesaplandı. Sonuçlar gruplar arasında kıyaslandı. Bulgular: Kadınlarda koroner tortiyozite daha sık izlenirken (p=0.007) bu oran sigara içenlerde azalmıştı (p=0.06). Diabetik hastalarda ise anlamlı olmasa da azalmış tortiyoziteye yatkınlık tespit edildi (p=0.07). Koroner tortiyozite açısından LAD ve CX arasında anlamlı farklılık saptanmazken, RCA da anlamlı olarak daha az oranda tortiyozite saptandı (LAD-RCA ve Cx- RCA nın her birisi için p<0.00). Koroner tortiyozite skoru ile ciddi KAH (p=0.0), damar (Ro= p=0.06), yayılım (Ro=-0.0 p=0.04) ve Gensini skorları (Ro=-0.40 p=0.00) arasında anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: Koroner tortiyozite skoru, damar, yayılım ve Gensini skorları ile ilişkili bulunmuştur. Nicel bir tanımlama olan koroner tortiyozite skoru, KAH ile varlık, yayılım ve ciddiyet açısından daha ilişkili bulunduğundan, daha önce kullanılan ve sadece tortiyozite varlığını ifade eden nitel tanımlamanın yerine kullanılabilir. [P-6] Coronary Tortuosity Score : A novel tortuosity scoring system with more significant correlations with coronary artery disease properties and the risk factors Zekeriya Küçükdurmaz, Hekim Karapınar, Hasan Orhan Özer, Vedat Davutoğlu, Mehmet Aksoy Cumhuriyet University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Sivas Gaziantep University, Faculty of Medicine, Department of Cardiology, Gaziantep Introduction: Coronary tortuosity seems to be a geometric risk factor, rather than the other conventional risk factors for the coronary artery disease (CAD), despite a consensus for the description hasn t been reached yet. We aimed to investigate the relation among the coronary tortuosity and the existance, extent and severity of the CAD via a numeric scoring system. Methods: Coronary angiograms of the patients (9 males, 57 females, mean age: years) were evaluated for the coronary tortuosity, its vascular extent and Gensini scores for CAD. Besides, the demographic parameters and the laboratory results were evaluated. Coronary tortuosity scores, which is the sum of the number of all the bends on the shaft and the major branches of the coronary artery were calculated, and the coronary tortuosity were described for each patient. Results were compared among groups. Results: Coronary tortuosity was increased in women (p=0.007) but decreased in smokers (p=0.06) and also tend to decrease in the diabetic patients (p=0.07) and also significantly decreased in right coronary artery compared to left anterior descending artery (p<0.00) and circumflex artery (p<0.00). Coronary tortuosity score was found to be significantly correlated with severe CAD (p=0.0), vascular involvement(ro=-0.97 p=0.06), extent of tortuosity (Ro=-0.0 p=0.04), and Gensini (Ro=-0.40 p=0.00) scores. Conclusion: In conclusion, coronary tortuosity score, which is a numerical value was found to have a more significant correlation with the serious CAD, vascular involvement, extent of tortuosity, and Gensini scores compared to the coronary tortuosity evaluation which is dicotomic in nature. Coronary tortuosity is also significantly related with some of the CAD risk factors like male sex and smoking, also diabetics tend to have less coronary tortuosity. The subject of debate about whether tortuosity is a congenital protective factor from CAD or an acquired remodelling process requires further investigation. Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl 85

20 [P-6] ST elevasyonu olmayan akut koroner sendrom hastalarında erken dönemde ölçülen kalp tipi yağ asidi bağlayıcı protein (H-FABP) düzeyi ile koroner arter hastalığının ciddiyeti arasındaki ilişki Hatice Betül Erer, Gönül Zeren, Hüseyin Aksu, Nurten Sayar, Ahmet Orhan Lütfü, Tolga Sinan Güvenç, Duygu Ersan Demirci, Gültekin Karakuş, Zekeriya Nurkalem, Mehmet Eren Dr. Siyami Ersek Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, İstanbul Amaç: Akut koroner sendrom (AKS) hastalarında erken tanı ve tedavi, mortalite ve hastanede kalış süresinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu çalışmamızda ST elevasyonu olmayan (NSTE) AKS hastalarının erken dönem tanı ve risk değerlendirmesinde kalp tipi yağ asidi bağlayıcı proteinin (H-FABP ) rolünü araştırmayı hedefledik. Yöntem-Gereçler: Çalışmaya hastanemiz acil servisine Kasım 009 da başvuran, NSTE-AKS tanısı alan 50 hasta alındı. NSTE-AKS tanısı için; ) yirmi dakikayı aşan tipik göğüs ağrısı, ) yeni başlayan en az CCS- (minimal eforla göğüs ağrısı), ) daha önceden kararlı olan anginanın kararsız hale gelmesi, 4) miyokardiyal iskeminin biyokimyasal belirteçlerinde yükselme (troponin, CK-MB) ve 5) EKG de iskemik değişiklikler (iki ya da daha fazla komşu derivasyonda > 0,5 mm ST segment çökmesi, iskemik T negatifliği) kriterleri kullanıldı. Antihipertansif kullanan veya farklı zamanda ölçülen sistolik kan basıncı 40 mmhg, diyastolik kan basıncı 90 mmhg olanlar hipertansif, LDL-C 0 mg/dl nin üzerinde olanlar hiperlipidemik olarak kabul edildi. Son yıl içinde sigara içenler sigara içicisi olarak kabul edildi. TIMI risk skoru 5 ve üzerinde olan hastalar yüksek, -4 puan olanlar orta, 0- puan olan hastalar ise düşük riskli olarak değerlendirildi. Troponin için 0,06, H-FABP için 7 ng/ml üzerindeki değerler pozitif kabul edildi. Koroner referans segment, lezyonun proksimali ve distalinden seçildi. Koroner lümen daralmaları hastanın klinik durumunu bilmeyen iki kardiyolog tarafından değerlendirildi. H-FABP değeri pozitif hastalar ile negatif hastaların biyokimyasal değerleri, TIMI risk skoru ve koroner anjiyografik özellikleri karşılaştırıldı. Koroner arter hastalığının ciddiyeti koroner anjiyografi ile elde edilen Gensini skorlaması ve SYNTAX skorlaması ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların demografik özellikleri, KAH risk faktörleri, lipit değerleri, kan şekeri ve ortalama H-FABP ye bakılma süreleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Ortalama ağrı süresi H-FABP pozitif olan grupta anlamlı olarak daha yüksekti. H-FABP değeri pozitif olan grupta miyokardiyal hasar belirteçleri anlamlı derecede yüksek bulundu. H-FABP pozitif grupta, H-FABP seviyesine göre koroner arter hastalığı risk faktörleri ve miyokardiyal hasar belirteçleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. H-FABP düzeyleri ile sadece koroner anjiyografik ciddiyet skorları arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Gensini (r=0,696, p<0,00), Syntax (r=0,50, p=0,04). Sonuç: Bu çalışma AKS de H-FABP nin hasta semptomları ile doğru orantılı olarak yükseldiğini, erken tanı ve risk değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Pozitif değerlerin her zaman ciddi ve yaygın KAH anlamına gelmediği, ancak yüksek değerlerde pozitifliğin saptanması durumunda, iskemiye katkısı olan kritik lezyonlar ile ilişkili olabileceğini düşündürmüştür. [P-64] [P-6] Correlation between heart type fatty acid binding protein level (H-FABP), and severity of coronary artery disease in patients with non-stemi Hatice Betül Erer, Gönül Zeren, Hüseyin Aksu, Nurten Sayar, Ahmet Orhan Lütfü, Tolga Sinan Güvenç, Duygu Ersan Demirci, Gültekin Karakuş, Zekeriya Nurkalem, Mehmet Eren Dr. Siyami Ersek Thoracic and Cardiovascular Surgery Education and Research Hospital, Cardiology Clinic, İstanbul [P-64] İlk kez akut koroner sendrom geçiren olgularla önceden kardiyovasküler hastalığı olup rekürren akut koroner sendrom geçiren olgularda risk faktörlerinin karşılaştırılması ve hastane içi ve altıncı ay [Sayfa: 64] mortalite için prediktif değerleri Yüksel [P-64][Koroner Doğan, Kerem Kayalı Kalp, Kenan Hastal klar ] Sönmez, Baki Kumbasar, Osman Karakaya Bakırköy Devlet Hastanesi, Kardiyoloji Bölümü, İstanbul lk kez akut koroner sendrom geçiren olgularla önceden Kardiyovasküler hastal olup rekürren akut koroner sendrom geçiren olgularda risk faktörlerinin kar la t r lmas ve hastane içi ve alt nc ay mortalite için prediktif de erleri Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji Bölümü, İstanbul Yüksel Do an, Kerem Kayal, Kenan Sönmez, Baki Kumbasar, Osman Karakaya Amaç: Bak rköy Kardiyovasküler Devlet Hast., Kardiyoloji hastalıklar, Bölümü, stanbul genetik, çevresel ve aterosklerotik risk faktörlerinin bir sonucudur.risk Kartal Ko uyolu Yüksek ht. E t. ve Ara. Hast., Kardiyoloji Bölümü, stanbul faktörlerinin, kardiyovasküler hastalıkları ve mortaliteyi nasıl etkilediği tartışmalıdır. Çalışmamızda, ilk kez akut koroner sendrom geçiren olgularla daha önce kardiyovasküler hastalığı olup rekürren akut koroner sendrom geçiren olgularda risk faktörlerinin karşılaştırmayı ve hastane içi de erlerini ve 6. ay saptamak mortalite istedik.. için prediktif değerlerini saptamak istedik.. Yöntemler: 8-95 yaşlar arasında koroner yoğun bakım ünitesine akut koroner sendrom tanısıyla yatmış 478 hasta bu retrospektif çalışmaya alındı. Demografik özellikleri, aldıkları tedaviler, risk faktörleri, ilk 4 saat içinde alınan kanda çalışılan lipit parametreleri, kan şekerleri kaydedildi. Kardiyovasküler hastalık anamnezi(kvh) olanlar(geçirilmiş miyokart enfarktüsü, stabil anjina, serebrovasküler 6.ay mortaliteleri hastalar olay, aranarak periferik saptan ld. arter hastalığı) grup I ve ilk kez akut koroner sendrom geçiren ve kardiyovasküler hastalığı olmayanlar Grup II olarak gruplandırıldı. Diyabetik olanlar süresine göre 4 gruba ayrıldı. Vücut kitle indeksleri(kg/m) ve lipit profilinden t.kol./hdl and LDL/HDL oranları hesaplandı. Hastalar aranarak kardiyak nedenli hastane içi ve taburcu olduktan sonraki 6.ay.846 mortaliteleri kat artt rmaktad r. saptandı. Hastane içinde ex olan olgular n LDL/HDL düzeyleri, ya ayan olgular n LDL/HDL düzeylerinden anlaml düzeyde Bulgular: Olguların ortalama yaşı 59,46±.05 yıl idi. Olguların 99 u (%0.7) Grup-, 79 unun (%79. düzeylerinden Grup- istatistiksel idi. olarak Grup- anlaml de düzeyde yaş ortalamaları, yüksektir (p<0.05). kadın cinsiyet, HT ve BMI ortalamaları anlamlı yüksektr(p<0.05). Sigara kullanmak CVD riskini 0,8 kat, hipertansiyon ise 4. kat arttırmıştır. Diyabetiklerin LDL/HDL yüksekli i CVD hastane geçirmiş içi mortalite olma için prediktif oranları iken, CVD, (%8,7), DM ve TC/HDL diyabetik yüksekli ini olmayan ise 6.ay (%8,4) mortalitesi olgulardan için prediktif bulundu. daha yüksek bulunmuştur(p<0,05). Diyabeti olmak CVD riskini,788 kat arttırmıştır. Grup- de HDL Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom, kardiovasküler hastal k, Risk faktörleri, Lipid profili, Mortalite düzeyleri, grup- HDL düzeylerinden daha düşüktü (p<0.05). Grup- ve nin T. kolesterol, trigliserit, LDL, T.C./HDL ve LDL/HDL arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Önceden CVD geçirmiş olmak hastane içi eks riskini,846 kat arttırmıştır. Hastane içinde eks olan Hastane olguların içi ve 6.ay LDL/HDL ex varl na düzeyleri, göre yaşayan olguların LDL/HDL düzeylerinden anlamlı derecede T. Kol/HDL ve LDL/HDL de erlendirilmesi daha yüksekti (p<0.05). Grup- de 6. ayda eks görülme Hastane içi ex Hastane içi ex oranları (%4.4), Grup- (%.) den yüksek bulunmuştur (p<0.0). Önceden CVD geçirmiş olmak 6. ayda eks riskini 9,49 kat arttırmıştır. Altıncı ayda eks olan olgularda VAR YOK P T. C/HDL 5,4±,8 4,58±,8 0,06 DM sıklığı, T. Kol/HDL düzeyleri, önceden yaşayan LDL/HDL,40±,,88±, 0,07 olguların DM, T. Kol/HDL düzeylerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.05). 6. ayda ex 6. ayda ex Sonuç: İlk kez AKS ğeçirenler ile daha önce kardiyovasküler hastalığı olanlardan AKS geçiren olguların risk T. C/HDL 5,54±,4 5,0±,6 0,049 LDL/HDL,7±,6,7±, 0,077 faktörleri karşılaştırıldığında, daha önceden kardiyovasküler hastalığı olan grupta, ileri yaş, yüksek BMI, erkek cinsiyet, tedavi hedeflerinin üzerinde lipit düzeyleri, düşük HDL-C, DM ve HT nin daha sık olduğunu saptadık. LDL/ HDL yüksekliği hastane içi mortalite için prediktif değere Hastane içi ve 6.ay ex varl na göre sahip iken, CVD, DM ve TC/HDL yüksekliği ise 6.ay mortalitesi için prediktif değere T. Kol/HDL ve LDL/HDL de erlendirilmesi sahipti. BACKGROUND: Kardiyovasküler hastal klar, genetik, çevresel ve aterosklerotik risk faktörlerinin bir sonucudur.risk faktörlerinin, kardiyovasküler hastal klar ve mortaliteyi nas l etkiledi i tart mal d r. Çal mam zda, ilk kez akut koroner sendrom geçiren olgularla daha önce kardiyovasküler hastal olup rekürren akut koroner sendrom geçiren olgularda risk faktörlerinin kar la t rmay ve hastane içi ve 6. Ay mortalite için prediktif METHODS: Retrospektif, 8-95 ya lar aras nda Koroner yo un bak m ünitesine akut koroner sendrom tan s yla yatm 478 hasta çal maya al nd. Demografik özellikleri, ald klar tedaviler, risk faktörleri, ilk 4 saat içinde al nan kanda çal lan lipid parametreleri, kan ekerleri kaydedildi. Kardiyovasküler hastal k anemnezi(kvh) olanlar(geçirilmi miyokard infarktüsü, stabil angina, serebrovascular olay, periferik arter hastal ) grup I ve ilk kez akut koroner sendrom geçiren ve KVH l olmayanlar Grup II olarak grupland r ld. Diabetik olanlanlar süresine göre 4 gruba ayr ld. Vücut kitle indeksleri(kg/m) ve lipid profilinden T.Kol./HDL and LDL/HDL oranlar hesapland. Kardiyak nedenli hastane içi ve taburcu olduktan sonraki RESULTS: Olgular n ortalama ya lar 59.46±.05 tir. Olgular n 99 u (%0.7) Grup-, 79 unun (%79. Grup- idi. Grup- de ya ortalamalar, kad n cinsiyet, HT ve BMI ortalamalar anlaml yüksektir(p<0.05). Sigara kullanmak CVD riskini 0.8 kat ve Hipertansiyon CVD riskini 4. kat artt rmaktad r. Diyabet CVD geçirmi olma oranlar (%8.7), diyabetik olmayan (%8.4) olgulardan yüksek bulunmu tur(p<0.05). Diyabeti olmak CVD riskini.788 kat artt rmaktad r. Grup- de HDL düzeyleri, grup- HDL düzeylerinden dü üktür (p<0.05). Grup- ve nin T. Kolesterol, trigliserit, LDL, T.C./HDL ve LDL/HDL aras nda anlaml bir farkl l k bulunmamaktad r(p>0.05). Önceden CVD geçirmi olmak hastane içi ex riskini yüksektir(p<0.05). Grup- de 6. ayda ex görülme oranlar (%4.4), Grup- (%.) den yüksek bulunmu tur (p<0.0). Önceden CVD geçirmi olmak 6. ayda ex riskini 9.49 kat artt rmaktad r. 6. ayda ex olan olgular n, DM s kl, T. Kol/HDL düzeyleri, önceden ya ayan olgular n DM, T. Kol/HDL CONCLUSION: lk kez AKS eçirenler ile daha önce CVD olup AKS geçiren olgular n risk faktörleri kar la t r ld nda, daha önceden CVD olan grubda, ileri ya, yüksek BMI, erkek cinsiyet, tedavi hedeflerinin üzerinde lipid düzeyleri, dü ük HDL-C, DM ve HT nun daha s k oldu unu saptad k. Comparison of risk factors in cases experiencing first episodes of acute coronary syndrome, and recurrent acute coronary syndrome patients with a history of cardiovascular disease, and the predictive values of risk factors for in-hospital and postoperative 6. monthmortality Yüksel Doğan, Kerem Kayalı, Kenan Sönmez, Baki Kumbasar, Osman Karakaya Bakırköy State Hospital, Cardiology Clinic, İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İht. Training and Research Hospital, Cardiology Clinic, İstanbul 86 Türk Kardiyol Dern Arş 00, Suppl

Dr. Semih Demir. Tez Danışmanı. Doç.Dr.Barış Önder Pamuk

Dr. Semih Demir. Tez Danışmanı. Doç.Dr.Barış Önder Pamuk T.C. İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ İÇ HASTALIKLARI KLİNİĞİ GEÇİRİLMİŞ GESTASYONEL DİYABETES MELLİTUS ÖYKÜSÜ OLAN BİREYLERDE ANJİOPOETİN BENZERİ PROTEİN-2 ( ANGPTL-2

Detaylı

KANSER HASTALARINDA ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ. Dr. Levent ŞAHİN

KANSER HASTALARINDA ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ. Dr. Levent ŞAHİN T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ KLİNİĞİ KANSER HASTALARINDA ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ

Detaylı

TÜRKiYE'DEKi ÖZEL SAGLIK VE SPOR MERKEZLERiNDE ÇALIŞAN PERSONELiN

TÜRKiYE'DEKi ÖZEL SAGLIK VE SPOR MERKEZLERiNDE ÇALIŞAN PERSONELiN Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe]. ofsport Sciences 2004 1 15 (3J 125-136 TÜRKiYE'DEKi ÖZEL SAGLIK VE SPOR MERKEZLERiNDE ÇALIŞAN PERSONELiN ış TATMiN SEViYELERi Ünal KARlı, Settar KOÇAK Ortadoğu Teknik

Detaylı

A UNIFIED APPROACH IN GPS ACCURACY DETERMINATION STUDIES

A UNIFIED APPROACH IN GPS ACCURACY DETERMINATION STUDIES A UNIFIED APPROACH IN GPS ACCURACY DETERMINATION STUDIES by Didem Öztürk B.S., Geodesy and Photogrammetry Department Yildiz Technical University, 2005 Submitted to the Kandilli Observatory and Earthquake

Detaylı

KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI

KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ KLİNİĞİ KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI UZMANLIK

Detaylı

ÖZET Amaç: Yöntem: Bulgular: Sonuçlar: Anahtar Kelimeler: ABSTRACT Rational Drug Usage Behavior of University Students Objective: Method: Results:

ÖZET Amaç: Yöntem: Bulgular: Sonuçlar: Anahtar Kelimeler: ABSTRACT Rational Drug Usage Behavior of University Students Objective: Method: Results: ÖZET Amaç: Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin akılcı ilaç kullanma davranışlarını belirlemek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı-kesitsel türde planlanan araştırmanın evrenini;; bir kız ve

Detaylı

THE IMPACT OF AUTONOMOUS LEARNING ON GRADUATE STUDENTS PROFICIENCY LEVEL IN FOREIGN LANGUAGE LEARNING ABSTRACT

THE IMPACT OF AUTONOMOUS LEARNING ON GRADUATE STUDENTS PROFICIENCY LEVEL IN FOREIGN LANGUAGE LEARNING ABSTRACT THE IMPACT OF AUTONOMOUS LEARNING ON GRADUATE STUDENTS PROFICIENCY LEVEL IN FOREIGN LANGUAGE LEARNING ABSTRACT The purpose of the study is to investigate the impact of autonomous learning on graduate students

Detaylı

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ Danışman Doç. Dr. Tufan BAL YÜKSEK LİSANS TEZİ TARIM EKONOMİSİ ANABİLİM DALI ISPARTA - 2016 2016 [] TEZ

Detaylı

Tam revaskülarizasyonda CABG standart tedavidir

Tam revaskülarizasyonda CABG standart tedavidir Tam revaskülarizasyonda CABG standart tedavidir Dr. Cem Alhan XVI. Ulusal Kongre, 19-22 Mayıs, Eskişehir Changing patterns of initial treatment selection among medical therapy (MED, yellow line), percutaneous

Detaylı

daha çok göz önünde bulundurulabilir. Öğrencilerin dile karşı daha olumlu bir tutum geliştirmeleri ve daha homojen gruplar ile dersler yürütülebilir.

daha çok göz önünde bulundurulabilir. Öğrencilerin dile karşı daha olumlu bir tutum geliştirmeleri ve daha homojen gruplar ile dersler yürütülebilir. ÖZET Üniversite Öğrencilerinin Yabancı Dil Seviyelerinin ve Yabancı Dil Eğitim Programına Karşı Tutumlarının İncelenmesi (Aksaray Üniversitesi Örneği) Çağan YILDIRAN Niğde Üniversitesi, Sosyal Bilimler

Detaylı

T.C. Hitit Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. İşletme Anabilim Dalı

T.C. Hitit Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. İşletme Anabilim Dalı T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı X, Y, Z KUŞAĞI TÜKETİCİLERİNİN YENİDEN SATIN ALMA KARARI ÜZERİNDE ALGILANAN MARKA DENKLİĞİ ÖĞELERİNİN ETKİ DÜZEYİ FARKLILIKLARININ

Detaylı

KULLANILAN MADDE TÜRÜNE GÖRE BAĞIMLILIK PROFİLİ DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR MU? Kültegin Ögel, Figen Karadağ, Cüneyt Evren, Defne Tamar Gürol

KULLANILAN MADDE TÜRÜNE GÖRE BAĞIMLILIK PROFİLİ DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR MU? Kültegin Ögel, Figen Karadağ, Cüneyt Evren, Defne Tamar Gürol KULLANILAN MADDE TÜRÜNE GÖRE BAĞIMLILIK PROFİLİ DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR MU? Kültegin Ögel, Figen Karadağ, Cüneyt Evren, Defne Tamar Gürol 1 Acibadem University Medical Faculty 2 Maltepe University Medical

Detaylı

Kardiyovasküler hastalıklardan korunmak için 5 önemli neden :

Kardiyovasküler hastalıklardan korunmak için 5 önemli neden : 2008 İskemik Kalp Hastalıklarında Primer ve Sekonder Korunma Doç. Dr. Mehdi Zoghi Kardiyovasküler hastalıklardan korunmak için 5 önemli neden : 1. Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) erken ölümlerin başlıca

Detaylı

İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER

İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANA BİLİM DALI İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER BİR ÖRNEK OLAY İNCELEMESİ: SHERATON ANKARA HOTEL & TOWERS

Detaylı

hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması

hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması Tuncay Güçlü S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Bölümü 16-18 Ekim 2014, Malatya GİRİŞ Kronik

Detaylı

Light Cycler Real Time PCR Teknolojisi ile Faktör V Geninde Yeni Mutasyon Taranması

Light Cycler Real Time PCR Teknolojisi ile Faktör V Geninde Yeni Mutasyon Taranması T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ BĐYOTEKNOLOJĐ ENSTĐTÜSÜ YÜKSEK LĐSANS TEZĐ Light Cycler Real Time PCR Teknolojisi ile Faktör V Geninde Yeni Mutasyon Taranması Biyolog S. Duygu SANLIDĐLEK Danışman Öğretim Üyesi

Detaylı

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Kahramanmaraş 1. Biyokimya Günleri Bildiri Konusu: Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Mehmet Aydın DAĞDEVİREN GİRİŞ Fetuin-A, esas olarak karaciğerde

Detaylı

BOĞAZİÇİ UNIVERSITY KANDİLLİ OBSERVATORY and EARTHQUAKE RESEARCH INSTITUTE GEOMAGNETISM LABORATORY

BOĞAZİÇİ UNIVERSITY KANDİLLİ OBSERVATORY and EARTHQUAKE RESEARCH INSTITUTE GEOMAGNETISM LABORATORY Monthly Magnetic Bulletin May 2015 BOĞAZİÇİ UNIVERSITY KANDİLLİ OBSERVATORY and EARTHQUAKE RESEARCH INSTITUTE GEOMAGNETISM LABORATORY http://www.koeri.boun.edu.tr/jeomanyetizma/ Magnetic Results from İznik

Detaylı

ÖZET Amaç: Materyal ve Metod: P<0,05 Bulgular

ÖZET Amaç: Materyal ve Metod: P<0,05 Bulgular ÖZET Amaç: Bu çalışmada Misgav Ladach ve Pfannenstiel Kerr insizyon metodları arasında operasyon süresi, kanama miktarı, hastanede kalış süresi, enfeksiyon gelişip gelişmediği, postoperatif ağrı ve analjezi

Detaylı

Sosyoekonomik düzey ile miyokart enfarktüsü ve komplikasyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Sosyoekonomik düzey ile miyokart enfarktüsü ve komplikasyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi doi:10.5222/j.goztepetrh.2011.143 KLİNİK ARAŞTIRMA ISSN 1300-526X Kardiyoloji Sosyoekonomik düzey ile miyokart enfarktüsü ve komplikasyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi Ahmet Yıldırım (*),

Detaylı

BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ NDE YAPTIRILAN DOĞUMLARIN İNCELENMESİ

BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ NDE YAPTIRILAN DOĞUMLARIN İNCELENMESİ TAF Preventive Medicine Bulletin, 2006: 5 (6) ARAŞTIRMA RESEARCH ARTICLE BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ NDE YAPTIRILAN DOĞUMLARIN İNCELENMESİ Atilla Senih MAYDA*, Türker ACEHAN**, Suat ALTIN**, Mehmet ARICAN**,

Detaylı

KAMU PERSONELÝ SEÇME SINAVI PUANLARI ÝLE LÝSANS DÝPLOMA NOTU ARASINDAKÝ ÝLÝÞKÝLERÝN ÇEÞÝTLÝ DEÐÝÞKENLERE GÖRE ÝNCELENMESÝ *

KAMU PERSONELÝ SEÇME SINAVI PUANLARI ÝLE LÝSANS DÝPLOMA NOTU ARASINDAKÝ ÝLÝÞKÝLERÝN ÇEÞÝTLÝ DEÐÝÞKENLERE GÖRE ÝNCELENMESÝ * Abant Ýzzet Baysal Üniversitesi Eðitim Fakültesi Dergisi Cilt: 8, Sayý: 1, Yýl: 8, Haziran 2008 KAMU PERSONELÝ SEÇME SINAVI PUANLARI ÝLE LÝSANS DÝPLOMA NOTU ARASINDAKÝ ÝLÝÞKÝLERÝN ÇEÞÝTLÝ DEÐÝÞKENLERE

Detaylı

ÇALIŞMANIN AMACI: Türkiye de erişkinlerde ( 20 yaş) metabolik sendrom sıklığını tespit etmektir.

ÇALIŞMANIN AMACI: Türkiye de erişkinlerde ( 20 yaş) metabolik sendrom sıklığını tespit etmektir. ÇALIŞMANIN AMACI: Türkiye de erişkinlerde ( 20 yaş) metabolik sendrom sıklığını tespit etmektir. Metabolik Sendrom Araştırma Grubu Prof.Dr. Ömer Kozan Dokuz Eylül Üniv. Tıp Fak. Kardiyoloji ABD, İzmir

Detaylı

Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi

Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi İhsan Ateş 1, Nihal Özkayar 2,Bayram İnan 1, F. Meriç Yılmaz 3, Canan Topçuoğlu 3, Özcan Erel 4, Fatih Dede 2, Nisbet Yılmaz 1 1 Ankara Numune

Detaylı

University : Ankara University, School of Medicine, 1982. Residency : Ankara Numune Hospital, 1989

University : Ankara University, School of Medicine, 1982. Residency : Ankara Numune Hospital, 1989 Yavuz MAŞRABACI, MD Internal Medicine Specialist Place and Date of Birth : Amasya, 12.12.1958 EDUCATION University : Ankara University, School of Medicine, 1982 Residency : Ankara Numune Hospital, 1989

Detaylı

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması İ.Ü. CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması Araş.Gör. Yener KURMAN İSTANBUL

Detaylı

Sivas İl Merkezinde Yaşlı Nüfusta Bazı Kronik Hastalıkların Prevalansı ve Risk Faktörleri

Sivas İl Merkezinde Yaşlı Nüfusta Bazı Kronik Hastalıkların Prevalansı ve Risk Faktörleri Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Sivas İl Merkezinde Yaşlı Nüfusta Bazı Kronik Hastalıkların Prevalansı ve Risk Faktörleri Frequency of Some Chronic Diseases and Risk Factors Among the Elderly People

Detaylı

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA REZİDÜEL RENAL FONKSİYON VE İNVAZİF OLMAYAN ATEROSKLEROZ BELİRTEÇLERİ İLİŞKİSİ

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA REZİDÜEL RENAL FONKSİYON VE İNVAZİF OLMAYAN ATEROSKLEROZ BELİRTEÇLERİ İLİŞKİSİ PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA REZİDÜEL RENAL FONKSİYON VE İNVAZİF OLMAYAN ATEROSKLEROZ BELİRTEÇLERİ İLİŞKİSİ Yaşar Çalışkan 1, Halil Yazıcı 1, Tülin Akagün 1, Nadir Alpay 1, Abdullah Özkök 1, Nihat Polat

Detaylı

Koroner Bypass Ameliyatında Mortalite ve Morbiditeye Etki Eden Risk Faktörlerinin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi

Koroner Bypass Ameliyatında Mortalite ve Morbiditeye Etki Eden Risk Faktörlerinin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi Koroner Bypass Ameliyatında Mortalite ve Morbiditeye Etki Eden Risk Faktörlerinin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi A. HAMULU, M. ÖZBARAN, Y. ATAY, H. POSACIOĞLU, İ. ARAS, Suat BÜKET, Alp ALAYUNT, Ö. BİLKAY,

Detaylı

Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar. (Özet)

Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar. (Özet) 4 Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar (Özet) Günümüzde, teknolojinin gelişmesi ile yüz tanımaya dayalı bir çok yöntem artık uygulama alanı bulabilmekte ve gittikçe de önem kazanmaktadır. Bir çok farklı uygulama

Detaylı

The Study of Relationship Between the Variables Influencing The Success of the Students of Music Educational Department

The Study of Relationship Between the Variables Influencing The Success of the Students of Music Educational Department 71 Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Yıl 9, Sayı 17, Haziran 2009, 71-76 Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Öğrencilerinin Başarılarına Etki Eden Değişkenler Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Detaylı

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ Sami Uzun 1, Serhat Karadag 1, Meltem Gursu 1, Metin Yegen 2, İdris Kurtulus 3, Zeki Aydin 4, Ahmet

Detaylı

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2 BÖBREK NAKLİ ALICILARINDA GLUTATYON S-TRANSFERAZ ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN VE GSTT1 POLİMORFİZİMİNE KARŞI GELİŞEN ANTİKORLARIN ALLOGRAFT FONKSİYONLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan

Detaylı

Araziye Çıkmadan Önce Mutlaka Bizi Arayınız!

Araziye Çıkmadan Önce Mutlaka Bizi Arayınız! Monthly Magnetic Bulletin March 2014 z BOĞAZİÇİ UNIVERSITY KANDİLLİ OBSERVATORY and EARTHQUAKE RESEARCH INSTITUTE GEOMAGNETISM LABORATORY http://www.koeri.boun.edu.tr/jeofizik/default.htm Magnetic Results

Detaylı

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomunda Neoadjuvant Kemoterapi

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomunda Neoadjuvant Kemoterapi Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomunda Neoadjuvant Kemoterapi Prof. Dr. Hakan Bozcuk Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Antalya Plan } KHDAK da kemoterapinin lokal tedavilere

Detaylı

Bir ARB Olarak Olmesartan. Prof. Dr. Tevfik Ecder İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı

Bir ARB Olarak Olmesartan. Prof. Dr. Tevfik Ecder İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı Bir ARB Olarak Olmesartan Prof. Dr. Tevfik Ecder İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı PatenT (Prevalence, awareness, treatment and control of hypertension

Detaylı

ÇEVRESEL TEST HİZMETLERİ 2.ENVIRONMENTAL TESTS

ÇEVRESEL TEST HİZMETLERİ 2.ENVIRONMENTAL TESTS ÇEVRESEL TEST HİZMETLERİ 2.ENVIRONMENTAL TESTS Çevresel testler askeri ve sivil amaçlı kullanılan alt sistem ve sistemlerin ömür devirleri boyunca karşı karşıya kalabilecekleri doğal çevre şartlarına dirençlerini

Detaylı

Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D.

Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D. Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D. Endotel zedelenmesi ATEROSKLEROZ Monositlerin intimaya göçü Lipid yüklü makrofajlar Sitokinler İntimaya kas h. göçü

Detaylı

Okul Öncesi (5-6 Yaş) Cimnastik Çalışmasının Esneklik, Denge Ve Koordinasyon Üzerine Etkisi

Okul Öncesi (5-6 Yaş) Cimnastik Çalışmasının Esneklik, Denge Ve Koordinasyon Üzerine Etkisi Okul Öncesi (5-6 Yaş) Cimnastik Çalışmasının Esneklik, Denge Ve Koordinasyon Üzerine Etkisi Kadir KOYUNCUOĞLU, Onsekiz Mart Üniversitesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Çanakkale, Türkiye. koyuncuoglu45@gmail.com

Detaylı

MEME KANSERİ HASTALARINDA JAM-A VE LFA-1 GEN VARYASYONLARININ ETKİSİNİN İNCELENMESİ

MEME KANSERİ HASTALARINDA JAM-A VE LFA-1 GEN VARYASYONLARININ ETKİSİNİN İNCELENMESİ MEME KANSERİ HASTALARINDA JAM-A VE LFA-1 GEN VARYASYONLARININ ETKİSİNİN İNCELENMESİ Bengü TOKAT, 1,2 Deniz KANCA, Tülin ÖZTÜRK, M.Fatih SEYHAN, Zerrin CALAY, Şennur İLVAN, Özlem KURNAZ-GÖMLEKSİZ, Hülya

Detaylı

Tanı Testlerinin Değerlendirilmesi. ROC Analizi. Prof.Dr. Rian DİŞÇİ

Tanı Testlerinin Değerlendirilmesi. ROC Analizi. Prof.Dr. Rian DİŞÇİ Tanı Testlerinin Değerlendirilmesi ROC Analizi Prof.Dr. Rian DİŞÇİ İstanbul Üniversitesi, Onkoloji Enstitüsü Kanser Epidemiyolojisi Ve Biyoistatistik Bilim Dalı Tanı Testleri Klinik çalışmalarda, özellikle

Detaylı

KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU

KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU Abdullah Özkök¹, Esin Aktaş², Akar Yılmaz 3, Ayşegül Telci 4, Hüseyin Oflaz 3, Günnur Deniz², Alaattin

Detaylı

KORELASYON VE REGRESYON ANALİZİ

KORELASYON VE REGRESYON ANALİZİ KORELASON VE REGRESON ANALİZİ rd. Doç. Dr. S. Kenan KÖSE İki ya da daha çok değişken arasında ilişki olup olmadığını, ilişki varsa yönünü ve gücünü inceleyen korelasyon analizi ile değişkenlerden birisi

Detaylı

Hemşirelerin Hasta Hakları Konusunda Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi

Hemşirelerin Hasta Hakları Konusunda Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Sağlık Akademisyenleri Dergisi 2014; 1(2):141-145 ISSN: 2148-7472 ARAŞTIRMA / RESEARCH ARTICLE Hemşirelerin Hasta Hakları Konusunda Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Assessıng Nurses Level of Knowledge

Detaylı

Tip 2 Diyabetli Hastalarda Metabolik Sendrom Prevalansı

Tip 2 Diyabetli Hastalarda Metabolik Sendrom Prevalansı İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 15 (1) 29-33 (2008) Tip 2 Diyabetli Hastalarda Metabolik Sendrom Prevalansı Serkan İpek Doğanşehir Devlet Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği, Malatya Amaç: Bu çalışma,

Detaylı

Sigara çenlerde ve çmeyenlerde Akci er Kanseri: Genel Özelliklerde Farkl l k Var m?

Sigara çenlerde ve çmeyenlerde Akci er Kanseri: Genel Özelliklerde Farkl l k Var m? ULUSLARARASı HEMATOLOJI-ONKOLOJI DERGISI MAKALE / ARTICLE International Journal of Hematology and Oncology Sigara çenlerde ve çmeyenlerde Akci er Kanseri: Genel Özelliklerde Farkl l k Var m? Ahmet E. ERBAYCU

Detaylı

Kadınlarda Koroner Bypass Operasyonunun Özellikleri ve Sonuçları

Kadınlarda Koroner Bypass Operasyonunun Özellikleri ve Sonuçları Kadınlarda Koroner Bypass Operasyonunun Özellikleri ve Sonuçları DOÇ. DR. GÖKÇEN ORHAN Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İSTANBUL Euroscore risk sınflaması STS risk

Detaylı

Atrial Fibrilasyon dan Gerçek Kesitler: WATER (Warfarin in Therapeutic Range) Registry den İlk Sonuçlar

Atrial Fibrilasyon dan Gerçek Kesitler: WATER (Warfarin in Therapeutic Range) Registry den İlk Sonuçlar Atrial Fibrilasyon dan Gerçek Kesitler: WATER (Warfarin in Therapeutic Range) Registry den İlk Sonuçlar 1. Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme Ve Farmakokinetik Araştırma-Uygulama Merkezi (ARGEFAR) 2. Central

Detaylı

SOL ANA KORONER HASTALIÐININ GENÇ VE YAÞLI HASTALAR- DA KLÝNÝK ÖZELLÝKLER VE RÝSK FAKTÖRLERÝ AÇISINDAN DEÐERLENDÝRÝLMESÝ

SOL ANA KORONER HASTALIÐININ GENÇ VE YAÞLI HASTALAR- DA KLÝNÝK ÖZELLÝKLER VE RÝSK FAKTÖRLERÝ AÇISINDAN DEÐERLENDÝRÝLMESÝ TJIC Volume:11 Number:1 February 2007 TGKD Cilt:11 Sayý:1Þubat 2007 SOL ANA KORONER HASTALIÐININ GENÇ VE YAÞLI HASTALAR- DA KLÝNÝK ÖZELLÝKLER VE RÝSK FAKTÖRLERÝ AÇISINDAN DEÐERLENDÝRÝLMESÝ Dr. M. Timur

Detaylı

SICAKLIK VE ENTALP KONTROLLÜ SERBEST SO UTMA UYGULAMALARININ KAR ILA TIRILMASI

SICAKLIK VE ENTALP KONTROLLÜ SERBEST SO UTMA UYGULAMALARININ KAR ILA TIRILMASI Türk Tesisat Mühendisleri Derne i / Turkish Society of HVAC & Sanitary Engineers 8. Uluslararası Yapıda Tesisat Teknolojisi Sempozyumu / 8. International HVAC +R Technology Symposium 12-14 Mayıs 2008,

Detaylı

DİYALİZ HASTALARINDA YAŞAM KALİTESİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM?

DİYALİZ HASTALARINDA YAŞAM KALİTESİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM? DİYALİZ HASTALARINDA YAŞAM KALİTESİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM? Dr İbrahim GÜNEY Konya Eğt. ve Arş Hastanesi Nefroloji Kliniği TND-2012 Kasım 1. Yaşam Kalitesi Nedir? 2. Yaşam Kalitesi Neden Önemlidir? 3.

Detaylı

Bir Üniversite Kliniğinde Yatan Hastalarda MetabolikSendrom Sıklığı GŞ CAN, B BAĞCI, A TOPUZOĞLU, S ÖZTEKİN, BB AKDEDE

Bir Üniversite Kliniğinde Yatan Hastalarda MetabolikSendrom Sıklığı GŞ CAN, B BAĞCI, A TOPUZOĞLU, S ÖZTEKİN, BB AKDEDE Bir Üniversite Kliniğinde Yatan Hastalarda MetabolikSendrom Sıklığı GŞ CAN, B BAĞCI, A TOPUZOĞLU, S ÖZTEKİN, BB AKDEDE Psikiyatrik hastalığı olan bireylerde MetabolikSendrom (MetS) sıklığı genel popülasyona

Detaylı

Kalp Kateterizasyonu-Koroner Anjiyografi Öncesi Hasta Risk Değerlendirmesi

Kalp Kateterizasyonu-Koroner Anjiyografi Öncesi Hasta Risk Değerlendirmesi Kalp Kateterizasyonu-Koroner Anjiyografi Öncesi Hasta Risk Değerlendirmesi Dr. Armağan Altun, Trakya Universitesi, Tıp Fakültesi, Kardiyoloji A.D., Edirne 1350g.1 Hastanın Öyküsü Geçirilmiş MI Geçirilmiş

Detaylı

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU OLAN HASTALARDA NÖROTİSİZM VE OLUMSUZ OTOMATİK DÜŞÜNCELER UZM. DR. GÜLNİHAL GÖKÇE ŞİMŞEK

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU OLAN HASTALARDA NÖROTİSİZM VE OLUMSUZ OTOMATİK DÜŞÜNCELER UZM. DR. GÜLNİHAL GÖKÇE ŞİMŞEK YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU OLAN HASTALARDA NÖROTİSİZM VE OLUMSUZ OTOMATİK DÜŞÜNCELER UZM. DR. GÜLNİHAL GÖKÇE ŞİMŞEK GİRİŞ Yaygın anksiyete bozukluğu ( YAB ) birçok konuyla, örneğin parasal, güvenlik, sağlık,

Detaylı

Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi

Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi Hipertansiyon Tedavisi: Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi Hipertansiyon Sıklık Yolaçtığı sorunlar Nedenler Kan basıncı hedefleri Tedavi Dünyada Mortalite

Detaylı

ÇOK DAMAR HASTALARINDA PERKÜTAN GİRİŞİM YAPALIM MI?

ÇOK DAMAR HASTALARINDA PERKÜTAN GİRİŞİM YAPALIM MI? ÇOK DAMAR HASTALARINDA PERKÜTAN GİRİŞİM YAPALIM MI? Prof. Dr. Ömer Göktekin Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Eskişehir Tanım Tek damar hastalığı: LAD, Cx veya RCA

Detaylı

Hilal UYSAL 1. Sayın Editör,

Hilal UYSAL 1. Sayın Editör, Türk Kardiyol Dern Kardiyovasküler Hemşirelik Dergisi Turk Soc Cardiol Turkish Journal of Cardiovascular Nursing 2013;4(5):51 56 EDİTÖRE MEKTUP LETTER TO THE EDITOR Hilal UYSAL 1 1 İstanbul Üniversitesi

Detaylı

ANAOKULU ÇOCUKLARlNDA LOKOMOTOR. BECERiLERE ETKisi

ANAOKULU ÇOCUKLARlNDA LOKOMOTOR. BECERiLERE ETKisi Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe 1. ofsport Sciences 2004, 15 (2), 76-90 GELişTiRiLMiş OYUN-EGZERSiZ PROGRAMıNıN ANAOKULU ÇOCUKLARlNDA LOKOMOTOR. BECERiLERE ETKisi Fabna KERKEZ ÖZET Bu çalışmanın amacı

Detaylı

Metabolik Sendrom Tanı Tedavi Dr. Abdullah Okyay

Metabolik Sendrom Tanı Tedavi Dr. Abdullah Okyay Metabolik Sendrom Tanı Tedavi Dr. Abdullah Okyay Metabolik Sendrom İnsülin direnci (İR) zemininde ortaya çıkan Abdominal obesite Bozulmuş glukoz toleransı (BGT) veya DM HT Dislipidemi Enflamasyon, endotel

Detaylı

APAH: konjenital kalp hastalığı. Prof. Dr. Sanem Nalbantgil Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji AD 2015 ADHAD 2. PAH OKULU

APAH: konjenital kalp hastalığı. Prof. Dr. Sanem Nalbantgil Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji AD 2015 ADHAD 2. PAH OKULU APAH: konjenital kalp hastalığı Prof. Dr. Sanem Nalbantgil Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji AD 2015 ADHAD 2. PAH OKULU Klinik Sınıflama 2009 Eisenmenger Sendromu ve sistemik komplikasyonlar European

Detaylı

Koroner Check Up; Coronary risk profile; Koroner kalp hastalıkları risk testi; Lipid profili;

Koroner Check Up; Coronary risk profile; Koroner kalp hastalıkları risk testi; Lipid profili; KORONER RİSK TESTİ Koroner Check Up; Coronary risk profile; Koroner kalp hastalıkları risk testi; Lipid profili; Koroner kalp hastalıklarına yol açan kolesterol ve lipit testleridir. Koroner risk testleri

Detaylı

KORTİZOL, METABOLİK SENDROM VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR

KORTİZOL, METABOLİK SENDROM VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR KORTİZOL, METABOLİK SENDROM VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR Prof.Dr. ARZU SEVEN İ.Ü.CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ BİYOKİMYA ANABİLİM DALI DİSMETABOLİK SENDROM DİYABESİTİ SENDROM X İNSÜLİN DİRENCİ SENDROMU METABOLİK

Detaylı

DİŞ HASTALIKLARININ TEDAVİSİNDE HASTALARDA GÖRÜLEN KARDİYOVASKÜLER DEĞİŞİKLİKLER ÖZET

DİŞ HASTALIKLARININ TEDAVİSİNDE HASTALARDA GÖRÜLEN KARDİYOVASKÜLER DEĞİŞİKLİKLER ÖZET G.Ü. Dişhek. Pak. Der. Cilt VII, Sayı 2, Sayfa 65-70, 1990 DİŞ HASTALIKLARININ TEDAVİSİNDE HASTALARDA GÖRÜLEN KARDİYOVASKÜLER DEĞİŞİKLİKLER Hüma ÖMÜRLÜ* ÖZET Bu klinik çalışmada endodontik tedavi gören

Detaylı

ATEROSKLEROTİK SÜREÇTE OBEZİTE İLE ORTALAMA TROMBOSİT HACMİ YÜKSEKLİĞİ İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

ATEROSKLEROTİK SÜREÇTE OBEZİTE İLE ORTALAMA TROMBOSİT HACMİ YÜKSEKLİĞİ İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Dergisi,2013;17:158-162 ARAŞTIRMA MAKALESİ ATEROSKLEROTİK SÜREÇTE OBEZİTE İLE ORTALAMA TROMBOSİT HACMİ YÜKSEKLİĞİ İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ EVALUATION OF THE

Detaylı

HATHA YOGANIN VE KALiSTENiK EGZERSiZLERiN STATiK DE GE ÜZERiNDEKi ETKiLERi

HATHA YOGANIN VE KALiSTENiK EGZERSiZLERiN STATiK DE GE ÜZERiNDEKi ETKiLERi Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe 1. ofsport Sciences 2003,14 (2), 83-91 HATHA YOGANIN VE KALiSTENiK EGZERSiZLERiN STATiK DE GE ÜZERiNDEKi ETKiLERi Ummuhan BAŞ ASLAN, Ayşe L1VANELlOGLU Hacettepe Üniversitesi,

Detaylı

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR ANABİLİM DALI ADI SOYADI DANIŞMANI TARİHİ :TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI : Yasemin YABUZ : Yrd. Doç. Dr. Abdullah ŞENGÜL : 16.06.2003 (1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR Kökeni Antik Yunan

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ EGİTİM İŞDENEYİMİ MESLEKİ ÜYELİKLER. Uzm. Dr. Özgür Kaplan Doğum yeri: Elazığ Doğum tarihi: 9 Haziran 1978 E-mail: drozgurkaplan@yahoo.

ÖZGEÇMİŞ EGİTİM İŞDENEYİMİ MESLEKİ ÜYELİKLER. Uzm. Dr. Özgür Kaplan Doğum yeri: Elazığ Doğum tarihi: 9 Haziran 1978 E-mail: drozgurkaplan@yahoo. ÖZGEÇMİŞ Uzm. Dr. Özgür Kaplan Doğum yeri: Elazığ Doğum tarihi: 9 Haziran 1978 E-mail: drozgurkaplan@yahoo.com EGİTİM 1989-1996: Elazığ Anadolu Lisesi 1996-2002: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 2004-2009:

Detaylı

SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU

SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU Müge Özcan 1, Kenan Keven 1, Şule Şengül 1, Arzu Ensari 2, Selçuk Hazinedaroğlu 3, Acar Tüzüner

Detaylı

RENAL TRANSPLANTLI HASTALARDA RENAL RESİSTİF İNDEKS DÜZEYİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

RENAL TRANSPLANTLI HASTALARDA RENAL RESİSTİF İNDEKS DÜZEYİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER RENAL TRANSPLANTLI HASTALARDA RENAL RESİSTİF İNDEKS DÜZEYİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Siren SEZER, Şebnem KARAKAN, Nurhan ÖZDEMİR ACAR. Başkent Üniversitesi Nefroloji Bilim Dalı GİRİŞ Dopler Ultrasonografi;

Detaylı

20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu.

20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu. Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu. Özlem Serenli,

Detaylı

AÜTF İBN-İ SİNA HASTANESİ GÖĞÜS HASTALIKLARI POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN HASTALARIN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ VE HASTALIKLARININ SİGARAYLA OLAN İLİŞKİSİ

AÜTF İBN-İ SİNA HASTANESİ GÖĞÜS HASTALIKLARI POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN HASTALARIN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ VE HASTALIKLARININ SİGARAYLA OLAN İLİŞKİSİ AÜTF İBN-İ SİNA HASTANESİ GÖĞÜS HASTALIKLARI POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN HASTALARIN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ VE HASTALIKLARININ SİGARAYLA OLAN İLİŞKİSİ BARAN E 1, KOCADAĞ S 1, AKDUR R 1, DEMİR N 2, NUMANOĞLU

Detaylı

FARKLI LiGLERDE MÜCADELE EDEN PROFESYONEL FUTBOL TAKıMLARı SPORCULARININ SOMATOTip ÖZELLIKLERi ÜZERiNE BiR INCELEME

FARKLI LiGLERDE MÜCADELE EDEN PROFESYONEL FUTBOL TAKıMLARı SPORCULARININ SOMATOTip ÖZELLIKLERi ÜZERiNE BiR INCELEME Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe 1. ofspor! Sciences 2002,13 (4), 32-40 FARKLI LiGLERDE MÜCADELE EDEN PROFESYONEL FUTBOL TAKıMLARı SPORCULARININ SOMATOTip ÖZELLIKLERi ÜZERiNE BiR INCELEME Ferda RAMANU,

Detaylı

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20 24 Mayıs 2009 tarihleri arasında Antalya da düzenlenen 45. Ulusal Diyabet Kongresinde

Detaylı

KONGRE BAŞKANI DÜZENLEME KURULU

KONGRE BAŞKANI DÜZENLEME KURULU KONGRE BAŞKANI Prof. Dr. Sebahattin ÖZCAN Ankara Üniversitesi DÜZENLEME KURULU Prof. Dr. Mehmet KARATAŞ Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Dilek TURGUT BALIK Düzenleme Kurulu Başkan Yardımcısı Doç. Dr.

Detaylı

Kan Basıncı Değişkenliği. Dr Şükrü Ulusoy KTÜ Nefroloji Bilim Dalı/Trabzon

Kan Basıncı Değişkenliği. Dr Şükrü Ulusoy KTÜ Nefroloji Bilim Dalı/Trabzon Kan Basıncı Değişkenliği Dr Şükrü Ulusoy KTÜ Nefroloji Bilim Dalı/Trabzon Plan KB değerlendirme yöntemleri KB değişkenliği KB değişkenliği ölçüm yöntemleri KBD nin klinik önemi Rehberlerde Neler Değişiyor?

Detaylı

Pazarlama Araştırması Grup Projeleri

Pazarlama Araştırması Grup Projeleri Pazarlama Araştırması Grup Projeleri Projeler kapsamında öğrencilerden derlediğiniz 'Teknoloji Kullanım Anketi' verilerini kullanarak aşağıda istenilen testleri SPSS programını kullanarak gerçekleştiriniz.

Detaylı

20- Teklif edilecek cihazlar yeni, hiç kullanılmamış cihazlar olmalıdır. 21- Sistem FDA, CE, ISO, GMP Güvenlik ve Kalite Onaylarına Haiz Olmalıdır.

20- Teklif edilecek cihazlar yeni, hiç kullanılmamış cihazlar olmalıdır. 21- Sistem FDA, CE, ISO, GMP Güvenlik ve Kalite Onaylarına Haiz Olmalıdır. ŞEKER CİHAZI VE STRİBİ TEKNİK ŞARTNAMESİ 1- Kullanılan Biosensör; GDH-FAD Enzim Biosensör Olmalıdır. 2- Cihazın Alternatif Bölge Testi Özelliği Olmalıdır. 3- Örnek Türü; Arter, Ven, Kapiller Kılcal Tam

Detaylı

THE ROLE OF GENDER AND LANGUAGE LEARNING STRATEGIES IN LEARNING ENGLISH

THE ROLE OF GENDER AND LANGUAGE LEARNING STRATEGIES IN LEARNING ENGLISH THE ROLE OF GENDER AND LANGUAGE LEARNING STRATEGIES IN LEARNING ENGLISH THESIS SUBMITTED TO THE GRADUATE SCHOOL OF SOCIAL SCIENCES OF MIDDLE EAST TECHNICAL UNIVERSITY BY OKTAY ASLAN IN PARTIAL FULFILLMENT

Detaylı

Kamuran Özlem Sarnıç (Sanatta Yeterlik Tezi)

Kamuran Özlem Sarnıç (Sanatta Yeterlik Tezi) OPTİK YANILSAMA ve SERAMİK SANATINDA KULLANIMI-UYGULAMALARI Kamuran Özlem Sarnıç (Sanatta Yeterlik Tezi) Eskişehir, Ağustos 2011 OPTİK YANILSAMA ve SERAMİK SANATINDA KULLANIMI- UYGULAMALARI Kamuran Özlem

Detaylı

Tüberkülin Testi Sonuçlarýnýn Yorumlanmasý Ülkemiz Standartlarý ve Yeni Gereksinimler

Tüberkülin Testi Sonuçlarýnýn Yorumlanmasý Ülkemiz Standartlarý ve Yeni Gereksinimler ARAÞTIRMALAR Tüberkülin Testi Sonuçlarýnýn Yorumlanmasý Ülkemiz Standartlarý ve Yeni Gereksinimler E.S. Uçan 1, C. Sevinç 1, Ö. Abado lu 2, S. Arpaz 3, H. Ellidokuz 4 1 Dokuz Eylül Üniv. Týp Fak. Göðüs

Detaylı

6. Seçilmiş 24 erkek tipte ağacın büyüme biçimi, ağacın büyüme gücü (cm), çiçeklenmenin çakışma süresi, bir salkımdaki çiçek tozu üretim miktarı,

6. Seçilmiş 24 erkek tipte ağacın büyüme biçimi, ağacın büyüme gücü (cm), çiçeklenmenin çakışma süresi, bir salkımdaki çiçek tozu üretim miktarı, ÖZET Bu çalışmada, Ceylanpınar Tarım İşletmesi'nde bulunan antepfıstığı parsellerinde yer alan bazı erkek tiplerin morfolojik ve biyolojik özelikleri araştırılmıştır. Çalışma, 1995 ve 1996 yıllarında hem

Detaylı

10.7442 g Na2HPO4.12H2O alınır, 500mL lik balonjojede hacim tamamlanır.

10.7442 g Na2HPO4.12H2O alınır, 500mL lik balonjojede hacim tamamlanır. 1-0,12 N 500 ml Na2HPO4 çözeltisi, Na2HPO4.12H2O kullanılarak nasıl hazırlanır? Bu çözeltiden alınan 1 ml lik bir kısım saf su ile 1000 ml ye seyreltiliyor. Son çözelti kaç Normaldir? Kaç ppm dir? % kaçlıktır?

Detaylı

Kronik Migrende Botulinum Toksin (BOTOX) Deneyimi

Kronik Migrende Botulinum Toksin (BOTOX) Deneyimi Kronik Migrende Botulinum Toksin (BOTOX) Deneyimi Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji AD Maslak Hastanesi Cephalalgia. 2010 Jul;30(7):793-803. doi: 10.1177/0333102410364676.

Detaylı

Elazığ İli Karakoçan İlçesinden Elde Edilen Sütlerde Yağ ve Protein Oranlarının AB ve Türk Standartlarına Uygunluklarının Belirlenmesi

Elazığ İli Karakoçan İlçesinden Elde Edilen Sütlerde Yağ ve Protein Oranlarının AB ve Türk Standartlarına Uygunluklarının Belirlenmesi ISSN: 2148-0273 Cilt 1, Sayı 2, 2013 / Vol. 1, Issue 2, 2013 Elazığ İli Karakoçan İlçesinden Elde Edilen Sütlerde Yağ ve Protein Oranlarının AB ve Türk Standartlarına Uygunluklarının Belirlenmesi Muhammet

Detaylı

Doğumsal kalp hastalığı ve PAH. Dr. Gülten TAÇOY Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı

Doğumsal kalp hastalığı ve PAH. Dr. Gülten TAÇOY Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Doğumsal kalp hastalığı ve PAH Dr. Gülten TAÇOY Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı 39 y kadın hasta Nefes darlığı, morarma ile başvurdu. 22 y iken (17 sene önce 1998) gebeliğin 3.

Detaylı

ARAŞTIRMA. 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon A.B

ARAŞTIRMA. 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon A.B Geriatri 5 (2): 59-63, 2002 Turkish Journal of Geriatrics ARAŞTIRMA BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ FİZİKSEL TIP ve REHABİLİTASYON Dr. Coşkun BAKAR 1 Dr. Seçil ÖZKAN 1 Dr. Işıl MARAL 1 Dr. Gülçin Kaymak KARATAŞ

Detaylı

Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği

Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği M E T I N S A R I K A Y A, F U N D A S A R I, J I N I G Ü N E Ş, M U S T A F A E R E N, A H M E T E D I P K O R K M A

Detaylı

YARASA VE ÇİFTLİK GÜBRESİNİN BAZI TOPRAK ÖZELLİKLERİ ve BUĞDAY BİTKİSİNİN VERİM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİSİ

YARASA VE ÇİFTLİK GÜBRESİNİN BAZI TOPRAK ÖZELLİKLERİ ve BUĞDAY BİTKİSİNİN VERİM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİSİ ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ YARASA VE ÇİFTLİK GÜBRESİNİN BAZI TOPRAK ÖZELLİKLERİ ve BUĞDAY BİTKİSİNİN VERİM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİSİ TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA ANABİLİM

Detaylı

Lipid Paneli Hangi Yaşta. Dr. Fatih BAKIR Düzen Laboratuvarlar Grubu

Lipid Paneli Hangi Yaşta. Dr. Fatih BAKIR Düzen Laboratuvarlar Grubu Lipid Paneli Hangi Yaşta Taranmaya Başlanmalı? Dr. Fatih BAKIR Düzen Laboratuvarlar Grubu Koroner kalp hastalığı-ateroskleroz ğ t Ateroskleroz çocuk yaş grubunda başlar ş ve ileri yaşlarda ş bulgu verir

Detaylı

NADİR HASTALIKLAR VE ORPHANET-TÜRKİYE. 2007- sonrası. Prof.Dr. Uğur Özbek Orphanet-Türkiye Koordinatörü İstanbul Üniversitesi, DETAE

NADİR HASTALIKLAR VE ORPHANET-TÜRKİYE. 2007- sonrası. Prof.Dr. Uğur Özbek Orphanet-Türkiye Koordinatörü İstanbul Üniversitesi, DETAE NADİR HASTALIKLAR VE ORPHANET-TÜRKİYE 2007- sonrası Prof.Dr. Uğur Özbek Orphanet-Türkiye Koordinatörü İstanbul Üniversitesi, DETAE Nadir hastalık ve yetim ilaç tanımı Ülkemizdeki durum Nadir hastalıkların

Detaylı

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ -

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ - T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ - Necla YILMAZ Yüksek Lisans Tezi Çorum

Detaylı

Prof. Dr. Ramazan Sarı Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı

Prof. Dr. Ramazan Sarı Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı DM TEDAVİSİNDE KOMPLİKASYONLAR DM TEDAVİSİ VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR Prof. Dr. Ramazan Sarı Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Slide 1 Sunum planı DM ve kardiyovasküler hastalık-riskleri

Detaylı

Ege Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Kontrol Sistemleri II Dersi Grup Adı: Sıvı Seviye Kontrol Deneyi.../..

Ege Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Kontrol Sistemleri II Dersi Grup Adı: Sıvı Seviye Kontrol Deneyi.../.. Ege Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Kontrol Sistemleri II Dersi Grup Adı: Sıvı Seviye Kontrol Deneyi.../../2015 KP Pompa akış sabiti 3.3 cm3/s/v DO1 Çıkış-1 in ağız çapı 0.635 cm DO2

Detaylı

: Multipl Myeloma Kanser Kök Hücresinin Akım Sitometri İle Belirlenmesi ve Prognoza Etkisi

: Multipl Myeloma Kanser Kök Hücresinin Akım Sitometri İle Belirlenmesi ve Prognoza Etkisi ANKARA ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJELERİ KOORDİNASYON BİRİMİ KOORDİNATÖRLÜĞÜNE Proje Türü : Hızlandırılmış Destek Projesi Proje No :12H3330002 Proje Yöneticisi Proje Konusu :Prof. Dr. Osman İlhan

Detaylı

EMBEDDED SYSTEMS CONTROLLED VEHICLE

EMBEDDED SYSTEMS CONTROLLED VEHICLE EMBEDDED SYSTEMS CONTROLLED VEHICLE İbrahim TEMEL Danışman : Y. Doç. Dr. Rıfat EDİZKAN Elektrik Elektronik Mühendisliği Günümüzde kullanılan birçok gömülü sistemin uygulamaları çevremizde mevcuttur. Bu

Detaylı

ÖĞRETMEN ADAYLARININ PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ

ÖĞRETMEN ADAYLARININ PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ Doç. Dr. Deniz Beste Çevik Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı beste@balikesir.edu.tr

Detaylı

TEŞEKKÜR. Çalışmalarımızda bize hep yardımcı olan Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi Biyokimya Bölümünden Biyokimya uzmanı Rüksan Anarat a,

TEŞEKKÜR. Çalışmalarımızda bize hep yardımcı olan Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi Biyokimya Bölümünden Biyokimya uzmanı Rüksan Anarat a, TEŞEKKÜR Yan dal uzmanlık eğitimimi Türkiye nin en iyi üniversitelerinden biri olma hedefi taşıyan Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi nde yapma fırsatı sağlayan üniversitemiz kurucusu ve rektörümüz sayın

Detaylı

Resüsitasyonda HİPEROKSEMİ

Resüsitasyonda HİPEROKSEMİ Resüsitasyonda HİPEROKSEMİ Prof.Dr.Oktay Demirkıran İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Bilim Dalı Acil Yoğun Bakım Ünitesi Avrupa da yaklaşık 700,000/yıl

Detaylı

Cukurova Medical Journal

Cukurova Medical Journal Cukurova Medical Journal Araştırma Makalesi / Research Article 2008 2012 Yılları Arasında Adli Toksikoloji Laboratuvarına Gelen Olguların Değerlendirilmesi Evaluation of Cases Consulted to Forensic Toxicology

Detaylı