MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ TBMM GRUP BAŞKANLIĞI MİLLETVEKİLLERİ İÇİN BİLGİ NOTU

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ TBMM GRUP BAŞKANLIĞI MİLLETVEKİLLERİ İÇİN BİLGİ NOTU"

Transkript

1 MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ TBMM GRUP BAŞKANLIĞI MİLLETVEKİLLERİ İÇİN BİLGİ NOTU TEMMUZ 2012

2

3 İÇİNDEKİLER SUNUŞ... 5 GENEL BAŞKANIMIZIN 24.DÖNEM 1 VE 2. YASAMA YILLARI VE 61. AKP HÜKÜMETİ DEĞERLENDİRMESİ... 9 İLKÖĞRETİMDE KUR'AN-I KERİM VE MEALİ, PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATINDAN ÖRNEKLER VE İLMİHAL BİLGİLERİNİN SEÇMELİ DERS OLARAK OKUTULMASI KONUSU İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONUNUN KABUL ETTİĞİ METİN.. 40 BÖLÜCÜ TERÖR KONUSU Bir Yorum; /B ALANLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ MHP NİN 2/B KANUNUNU DEĞERLENDİRMESİ EKONOMİK ve SOSYAL KONULAR TÜRKİYE EKONOMİSİ NEREYE GİDİYOR? KARŞILAŞTIRMALAR SOSYAL KONULARLA İLGİLİ BİLGİ NOTU TORBA KANUNLA YAPILAN DÜZENLEMELERE İLİŞKİN BİLGİ NOTU ŞEHİT YAKINLARINA, GAZİLERE VE TERÖR MAĞDURLARINA TANINAN HAKLARA İLİŞKİN DÜZENLEME KONUSUNDA SAYIN MUSTAFA KALAYCI NIN YAPTIĞI BASIN TOPLANTISI YARGI PAKETİ KANUN TEKLİFLERİ SAYILI ORMAN KANUNUNUN 31. VE 32. MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ /2306 SAYILI BAKANLAR KURULU KARARI İLE DEĞİŞTİRİLEN 5683 SAYILI YABANCILARIN TÜRKİYE'DE İKAMET VE SEYAHATLERİ HAKKINDA KANUNUNUN 3. MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASINDAN TÜRK CUMHURİYETLERİ VE TÜRK TOPLULUKLARINA MENSUP KİŞİLERİN MUAF TUTULMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ GELİR VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ GÜVENLİK TAZMİNATI KANUN TEKLİFİ ŞUBAT 1992 TARİHLERİNDE ERMENİLER TARAFINDAN AZERBAYCAN'IN HOCALI KASABASINDA YAPILAN İNSANLIK DIŞI KATLİAMIN 26 ŞUBAT'IN "HOCALI SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ" OLARAK KABUL EDİLMESİNE VE "HOCALI SOYKIRIMI ANITLARININ" İNŞASI İÇİN T.C KÜLTÜR BAKANLIĞI'NIN GÖREVLENDİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MUHTAR ÖDENEK VE SOSYAL GÜVENLİK YASASI, KÖY KANUNU VE ŞEHİR VE KASABALARDA MUHTAR VE İHTİYAR HEYETLERİ TEŞKİLİNE DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ TARIM KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

4 T.C AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI ÖZÜRLÜ VE YAŞLI HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN VE ÖZÜRLÜ MEMUR SEÇME SINAVININ İSMİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ İŞ KANUNU İLE DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ ECZACILAR VE ECZANELER HAKKINDA KANUN İLE UYUŞTURUCU MADDELERİN MURAKABESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ SAYILI KAMU MALÎ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ SAYILI ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUNA EK MADDE EKLENMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ YAYLA VE YAYLACILK KANUNU TEKLİFİ KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ KAMUDA GEÇİCİ İŞ POZİSYONLARINDA ÇALIŞANLARIN SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA VEYA SÖZLEŞMELİ PERSONEL STATÜSÜNE GEÇİRİLMELERİ, GEÇİCİ İŞÇİ ÇALIŞTIRILMASI İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU'NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ UMUMİ HAYATA MÜESSİR AFETLER DOLAYISIYLA ALINACAK TEDBİRLERLE YAPILACAK YARDIMLARA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ /5/2003 TARİHLİ VE 4857 SAYILI İŞ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ /8/1977 TARİHLİ VE 2108 SAYILI MUHTAR ÖDENEK VE SOSYAL GÜVENLİK YASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ /12/1960 TARİHLİ VE 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ KAMUDA AYNI İŞİ YAPMAKLA BİRLİKTE FARKLI STATÜDE ÇALIŞANLARIN MEMUR VEYA SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA ATANMASI AMACIYLA DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ /2/1968 TARİHLİ VE 1005 SAYILI İSTİKLAL MADALYASI VERİLMİŞ BULUNANLARA VATANİ HİZMET TERTİBİNDEN ŞEREF AYLIĞI BAĞLANMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ /7/1965 TARİHLİ VE 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ SOSYAL HİZMETLER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

5 TÜRKÇENİN KULLANILMASI VE GELİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ SAYILI İCRA VE İFLAS KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ SAYILI ABLİ TIP KURUMU KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ SAYILI T.C. EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE 926 SAYILI TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ ASKERLİK KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR EMEKLİ ASTSUBAYLAR HARP MALÛLÜ GAZİLER ŞEHİT DUL VE YETİMLERİ İLE MUHARİP GAZİLER DERNEKLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ NAFAKA ALACAKLILARININ KORUNMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINDIRILMALARI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ UZMAN JANDARMA KANUNU NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ /08/1977 TARİHLİ 2108 SAYILI MUHTAR ÖDENEK VE SOSYAL GÜVENLİK YASASI'NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ SORU ÖNERGELERİ VE CEVAPLARI DİYANET EĞİTİM EKONOMİ ENERJİ ESNAF VE SANATKARLAR GIDA HUKUK İSTİHDAM KAMU KURUMU KÜLTÜR MADENCİLİK ÖZELLEŞTİRME SAĞLIK SPOR TARIM TEKNOLOJİ TERÖR ULAŞTIRMA ULUSLARARASI İLİŞKİLER YEREL YÖNETİMLER

6 4

7 SUNUŞ Muhterem Arkadaşlarım, 24. Dönem İkinci Yasama yılını tamamlamış bulunmaktayız. Bir yıl boyunca hepiniz takdire şayan başarılar sergileyerek partimizi parlamentoda en iyi şekilde temsil ettiniz. Sizlerle iftihar ediyorum. Gerek komisyonlarda, gerekse de genel kurul çalışmalarında üstlendiğiniz millet vekâletini layıkıyla yerine getirdiniz. Parti politikalarımızın izdüşümünde, şahsiyetli ve vakarlı duruşunuzun yol göstericiliğiyle Türk milletinin mesajı ve çelikten iradesi oldunuz. Yoğun bir yasama döneminden sonra illeriniz, ilçeleriniz, beldeleriniz ve köyleriniz sizleri hasretle beklemektedir. Tarlasında çiftçimiz sizi görmek, fabrikasında işçimiz sizinle buluşmak istemektedir. Aziz vatandaşlarımız sizinle bütünleşmeyi ve dertleşmeyi arzulamaktadır. Teşkilat mensuplarımız sizlerle el birliği yaparak milletimize daha çok ulaşmayı talep etmektedir. Zira yapacağınız her çalışma, göstereceğiniz her çaba Milliyetçi Hareket Partisi nin iktidarına bir adım daha yaklaşmak olacaktır. Hepinize verdiğiniz katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. 24. Dönem Üçüncü Yasama yılına kadar güzel ve fedakâr çalışmalarınızı artırarak sürdürmenizi istiyorum. Devlet BAHÇELİ Genel Başkan 5

8 6

9 Değerli Milletvekili, TBMM 24.Dönem 2. Yasama yılı çalışmalarını tamamlayarak tatile girmiştir. Öncelikle size uyumlu, gayretli ve başarılı çalışmalarınızdan dolayı teşekkür ediyoruz. Tatili çok fazlasıyla hak ettiniz. Aile fertlerinizle birlikte güzel bir tatil geçireceğinizi ümit ediyoruz. Ancak Sayın Genel Başkanımızın son grup toplantısı konuşmasında ifade ettiği gibi; teşkilatlarımız ve Milletimiz sizi beklemektedir. İnanıyoruz ki bu davete icabet edecek ve yaz aylarında yoğun bir çalışma yapacaksınız; AKP Hükümeti nin dış politikada teslimiyetçi tavırlarını, etnik bölücü niyet ve eylemleri cesaretlendiren politikalarını ve ekonomik hayattaki zülme dönüşen uygulamalarını halkımıza anlatacaksınız. Size bu çalışmalarınızda yardımcı olacak bir bilgi notunu ekte sunuyoruz. Faydalı olacağını ümit ederek saygılar sunuyoruz. Mehmet Şandır Oktay VURAL Milliyetçi Hareket Partisi TBMM Grup Başkan Vekilleri 7

10 8

11 GENEL BAŞKANIMIZIN 24.DÖNEM 1 VE 2. YASAMA YILLARI VE 61. AKP HÜKÜMETİ DEĞERLENDİRMESİ Değerli Arkadaşlarım, 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi nde AKP yüzde 49,80 lik oy oranıyla üçüncü defa tek başına iktidar olmaya hak kazanmıştır. Nitekim 61. Cumhuriyet hükümeti Başbakan Erdoğan başkanlığında 6 Temmuz 2011 tarihinde kurulmuş, hükümet programı 8 Temmuz 2011 günü okunmuş ve güvenoyu ise 13 Temmuz da alınmıştır. Bu çerçevede yaklaşık bir yıldır 61. hükümet işbaşında olup, Adalet ve Kalkınma Partisi de iktidardaki 9,5 yıllık süreyi aşmış durumdadır. Bir siyasi parti adına bu süre, tayin edilen plan ve programını uygulaması için elverişli ve haddinden fazla da yeterli bir zamana işaret etmektedir. Ne var ki 58, 59, 60. AKP hükümetleriyle geçen israf edilmiş ve boşa geçirilmiş yılların ardından kurulan 61. hükümetin, bir yıllık süre içinde; 1-Posası çıkmış, boyaları dökülmüş ve kaportası göçmüştür. 2-Heba edilmiş ve hüsrana uğramış bir Türkiye manzarası ve ortamına herkes rahatlıkla şahitlik edebilecektir. 3-Türkiye karanlık bir kuşağa sokulmuş, çelişkiler yumağına itilmiş ve buhranlar çıkmazına bırakılmıştır AKP hükümeti Türkiye nin sorunlarını okuyamamış, milletimizin kaygılarını anlamlandıramamış, bu kapsamda gerekli vizyon ve uzak görüşlülüğü sergileyememiştir. 5-İktidar zihniyeti, büyük düşünen, uzun vadeli plan yapan stratejik aklın denklemini kuramamış, konjonktürel ve küçük hesaplarla taktik mahiyetli manevralara teslim olmaktan kurtulamamıştır. 6-AKP hükümeti, görmezden geldiği ve üstünü örttüğü anormalliklere karşı teslim bayrağını çekmiştir. Bu itibarla hükümetin niyeti, ilkeleri ve hedefleri başından beri şaibeli ve şüphelidir. Ahlakı, edebi ve seviyesi ilk başlangıcından itibaren tartışmalıdır. Milletimizin dertlerine kalıcı çare ve cevap bulma konusundaki aczi, beceriksizliği ve bereketsizliği bir yılda tescillenmiştir. AKP yle kaybolan yıllar dizisine, aldatma ve kandırma serüvenine bu şekilde yeni ilaveler yapılmış, yeni kapılar açılmış ve yeni adımlar atılmıştır. Başbakan Erdoğan ın çıraklık, kalfalık döneminden sonra, yıkımdaki ustalık ve maharetini göstereceği dört yılın ilk etabı bu şekilde geçilmiştir. Her şeyden önce 61. hükümetin ülkemizin asıl sorun ve gündeminden tamamen kopuk ve bir haber olarak yola çıktığı, teşhis ve isabet zafiyetiyle yola koyulduğu bugün bir kez daha anlaşılmıştır. Türkiye nin en önemli problemleri hükümet programında görmezden gelinmiş ve karşı karşıya olduğu vahim hadiseler yok farz edilmiştir. Bunların başında hiç kuşkusuz, terör ve bölücülük melanetiyle işsizlik ve yolsuzluk uğursuzluğu yer almıştır. 9

12 11 Temmuz 2011 tarihinde, Meclis Genel Kurulunda, 61.hükümetin güven oylaması görüşmelerinde yaptığım konuşmada bunlara temas etmiş, bilhassa terörle mücadele konusunda en ufak bir irade beyanının bulunmadığını muhataplarına bildirmiştim. Hükümet programında, hiçbir şey yokmuş gibi, terörle mücadeleden zerre kadar bahsedilmemiş, Türk milletinin birliğine ve varlığına dönük suikastlar yok kabul edilmiştir. 61. AKP hükümeti işin başında terör ve bölücülük sorununu sumen altı yapmış ve meseleyi belirsizliğe havale etmekten çekinmemiştir. Ve bu bağlamda günü kurtarmanın sinsiliğine kendini kaptırmış, bölünmenin ikaz ışıklarına gözlerini kapatmış ve terörün acımasızlıklarına sırtını dönmüştür. 61. hükümetin terörle mücadele etme, terörün belini kırma ve bölücülüğü silmeye dönük irade ve inancı baştan beri bulunmamaktadır. Bunun için AKP zihniyeti, bölücü terörün seri cinayetleri karşısında eli kolu bağlanmış bir şekilde hareketsiz kalmış, nafile ve iç boş diklenmelerden başka hiçbir şey yapmamıştır. Başbakan Erdoğan ve hükümetinin terör ve bölücülüğe gözünü yumması hainlerin umudu ve motivasyon kaynağı haline gelmiş ve PKK arkası arkasına saldırılarını icra ederek vatan evlatlarının kanını dökmüştür. 12 Haziran 2011 Milletvekilliği Genel Seçimi nden sonraki kısa zaman içinde cereyan eden bazı terör saldırılarını içim kan ağlayarak özet halinde sizlerin bilgi ve takdirlerinize sunmak istiyorum. Bu kanlı bilanço hepimizi şüphesiz acılara boğmuş ve analarımızı da inim inim inletmiştir. 26 Haziran 2011 günü; Van da askeri aracımıza saldırı düzenlenmiş; bir askerimiz şehit, üçü de yaralanmıştır. 5 Temmuz 2011 tarihinde; Uzman Çavuş Yahya Karakaya ile Uzman Çavuş Murat Özkozanoğlu nu, apartman çıkışında pusu kuran bölücü caniler arkadan ve yakın mesafeden hunharca katletmişlerdir. 14 Temmuz 2011 tarihinde; Diyarbakır ın Silvan ve Kulp ilçeleri arasındaki ormanlık arazide, arama tarama faaliyetinde bulunan askerlerimize, PKK lı teröristler pusu kurup el bombası ve uzun namlulu silahlarla saldırmış ve sonuçta 3 uzman erbaş, 10 er olmak üzere 13 evladımız şehit düşmüştür. 1 Ağustos 2011 tarihinde; Van-Başkale karayolunda, terör örgütü militanlarını taşıyan otomobilden, askeri araca el bombası atılması ve uzun namlulu silahlarla ateş açılması sonucunda 3 Mehmetimiz şehit, 4 ü de yaralanmıştır. 14 Ağustos 2011 tarihinde; Şırnak ın Beytüşşebap ilçesi kırsalında askeri aracın geçişi sırasında pusu kuran PKK lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 1 i yüzbaşı 3 askerimiz şehit olmuş, 3 ü de yaralanmıştır. 17 Ağustos 2011 tarihinde; Hakkari-Çukurca karayolunun 15'inci kilometresindeki Vali Erdoğan Gürbüz Çeşmesi yakınlarında askeri konvoyun geçişi sırasında infilak eden mayın sonrası birisi korucu olmak üzere 10 vatan evladı şehit düşmüştür. 28 Ağustos 2011 tarihinde; Hakkâri Şemdinli İlçesi Övenç bölgesinde askeri konvoyun geçişi sırasında mayın patlamış ve 3 Mehmetçik şehit, 3 üde yaralanmıştır. 10

13 20 Eylül 2011 tarihinde; Ankara'nın Kızılay semtinin Kumrular Caddesi'nde Çankaya Kaymakamlığı önünde patlama olmuş ve bunun neticesinde 3 kişi şehit, 3'ü ağır 34 kişi de yaralanmıştır. 18 Ekim 2011 tarihinde; Bitlis in Güroymak ilçesindeki hain terör saldırısında beş polisimiz, birisi bebek üç sivil vatandaşımız şehit olmuş, çok sayıda vatandaşımız da yaralanmıştır. Bundan bir gün sonra ise, Hakkâri nin Çukurca ilçesinde PKK lı katillerin düzenlediği saldırı sonucunda 26 Mehmetçiğimiz şehit olmuş, 22 si de yaralanmıştır. AKP iktidarları döneminde terör olayları 2002 ye göre 10 kat, şehit sayısı da 15 kat artmıştır. Ve ne hazindir ki, 10 Haziran 2012 gününe kadar Türk milletinin 1004 evladı Hakk a ulaşmıştır.( 12 Haziran 2012) Emin olun ciğerimizi dağlayan şehitlerimizin yalnızca bir bölümünü sizlerle paylaştım. Türkiye nin içine düştüğü tuzağın vahametini, menfur saldırıların sadece bir kısmını ifade ettim. İşte 61. hükümet kurulurken olacakları idrak edememiş, teröre yönelik kararlılık gösterememiştir. Çünkü Başbakan Erdoğan ın mücadele yerine müzakereyi tercih ettiği gelişmelerle netlik kazanmıştır. Başbakan Erdoğan temsilcileri vasıtasıyla Oslo da PKK yla masaya otururken; şehitler toprağa düşmüştür. İmralı daki caniyle pazarlığa tutuşurken, kınalı kuzular vatan toprağına girmiştir. İmralı da protokoller hazırlayıp şeref kaybına uğrarken evlere Türk bayrakları asılmış, gözyaşları sel olmuştur. Kandil le mesajlaşırken Anadolu nun üzerine kar yağmış, ocaklara ağıtlar çökmüştür. Irak ın kuzeyindeki terör badigartı ve hamisi peşmergeyle sazlı sözlü eğlenceler düzenlerken; Gabar da, Cudi de, Yüksekova da, Silvan da, Tendürek te, Küpeli de, Şırnak ta sınır ötesinden sızan eşkıya vatan evlatlarına pusu kurmuş, kan akıtmıştır. Bıçak kemiğe dayandı, Ramazan diye sabrediyoruz mazeretlerine sığınırken alçaklar cinayetleri için boş durmamıştır. Bu devran böyle gitmeyecek sözleriyle mırıldanırken; mermiler sağanak halinde yağmış, mayınlar patlamış, kaleşnikoflar ölüm kusmuş, roketatarlar canlara kast etmiş ve havan topları umutları söndürmüştür. Türk milleti ancak bir savaş şartlarında vereceği kayıplarla sarsılmış ve düşmanca tutumlarla birlikte yaşama azmi hedef alınmıştır. Başbakan Erdoğan ın gürültüden ibaret beyanları, samimi olmayan çıkışları, niyeti ile uygulamaları arasındaki ahenksizlikleri büyük badirelere yol açmıştır. Bu kafa yapısının şimdi kalkıp bizi morg önünde nöbet tutmakla itham etmesi, yapışık ikizi BDP yle aynı çizgiye getirme seviyesizliği ibretlik bir manzarayı ortaya çıkarmıştır. Unutulmasın ki her söze verilecek bir cevabımız ve dile getirilen her iftiraya söyleyecek bir lafımız vardır. Ancak biz, önce söze bakarız söz müdür diye, sonra söyleyene bakarız adam mıdır diye. 11

14 Yine de Başbakan Erdoğan a hatırlatmak isterim ki; Doğrudur, biz morgdaki aziz ruhlar için tıpkı hiç bitmeyecek vatan görevi gibi nöbet tutuyoruz ve tutmaya da devam edeceğiz. Biz şehitlerin başında beklerken, sen İmralı da gece bekçiliğine soyunmuştun. Biz morg önlerinde Fatiha okurken, sen bölünme nöbetinde sabaha kadar teyakkuzda durmuştun. Biz bayrağa sarılı kahramanları kucaklarken, sen bölücü şerefsizlerle münavebeli nöbete girmiştin. Biz vatan, millet, bayrak dedikçe; sen Kandil e ümit aşılamış, Habur da davul zurnayla terörist karşılaşmıştın. Senin morga gelmesine sebep olduklarını biz dualarla, gözyaşlarıyla, tekbirlerle ve tam bir sahiplenmeyle son yolculuklarına uğurluyoruz. Kanına ekmek doğradığın kahramanları yüreğimizde taşıyoruz. Sen bunlardan dahi utanmıyorsun, pişmanlık bile göstermiyorsun, az da olsa vicdan azabı duyacak davranışta bulunmuyorsun. Sayın Başbakan unutma ki, şehitlerimizi ellerimizde, gönüllerimizde yüceltiyoruz; geride kalanların acılarını ve yürek sızılarını her şeyimizle paylaşıyoruz. Sen; BDP, PKK ve peşmergeyle birlikte açtığın tabut fabrikasının, kefen imalathanesinin daha çok iş yapması için çabalarken, biz öfkemizi biliyor, niyazlarımızla şehitlerimizin aziz hatıralarına hürmetlerimizi bildiriyoruz. Sen kim şehidin, şühedanın hakkını ve mirasını savunmak kim. Sen Türk milletine mezarcı başı unvanıyla çukur açarken, biz milletin ayrılmaz, bölünmez ve parçalanmaz bir bütün olduğunu haykırdık. Sen şehide kelle, katile sayın derken; biz şehitler ölmez vatan bölünmez diyen milli vicdanların sesi olduk, nefesi olduk ve aşılmaz suru olarak kurduğun kutsal ittifakın karşısına dikildik. Biz İmralı canisinin hak ettiği cezasını çekmesi için tek başımıza çırpınırken, sen ve partin gökkuşağı koalisyonuyla bir olup yağlı urganın ipini kesmiştin. Bugün bizim boş sözlere, palavralara, uydurmalara karnımız toktur. Sahte diklenmelere, hamaset nutuklarına ve istismarcı heveslere kapımız sonuna kadar kapalıdır. Başbakan ve hükümeti ağzıyla kuş tutsa itibar edecek durumumuz kalmamıştır. Çünkü Türkiye nin bugünkü açmazının, felaketlerinin ve feci bölücü terör hadiselerinin yegâne sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan ve zihniyetidir. Suçlu bellidir, müsebbip ortadadır, bölücülükten sicili kararmış anlayış tüm çirkefliğiyle meydandadır. Muhterem Milletvekilleri, 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçiminden bugüne kadar AKP hükümetiyle geçen zaman diliminde; Dersim isyancılarından devlet adına özür dilenmiştir. 12

15 Milli mücadeleye karşı gelen kim varsa sahip çıkılmış ve saygı gösterilmiştir. Alt kültürlerin tanınması, kimliklerin ve dillerin teminat altına alınması için adımlar atılmıştır. Ana dilde eğitim için tüm hazırlıklar yapılmış, Kürtçe nin seçmeli ders kategorisine sokulması için girişimlerde bulunulmuştur. Uludere olayı etrafında fırtınalar koparılmış, ayaklanma provaları gemi azıya almıştır. Milli bayramlar tahrip edilmiş, Cumhuriyet in temel direkleri baltalanmış, İstanbul un fethi dahi hedef tahtası yapılmıştır. Darüşşafaka Cemiyeti nin Tüzüğü nden Türk ve İslam olma şartları çıkarılmıştır. İmralı canisiyle görüşme ve pazarlıklar Başbakan ca ikrar edilmiş ve şeref yoksunluğunun hamili kartı sahibini bulmuştur. Yabancı ülkelerde PKK ile yapılan mutabakatlar deşifre olmuş, karşılıklı temenni ve dilekler ifşa edilmiştir. Terör ve bölücülük mesafe kaydetmiş, demokratik özerklik zırvası ilan edilmiş, devlet ve millet bekası son viraja girmiştir. Terör oluşumu KCK ile MİT teması ve irtibatı ayyuka çıkmış, MİT müsteşarının savcı tarafından çağrılması üzerine kişiye özel yasal düzenleme yapılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri terör yuvası, genelkurmay başkanları terörist suçlamasıyla cezaevine atılmıştır. Millet iradesiyle seçilen tutuklu milletvekillerinin sorunları çözülememiş ve millet tercihi demir parmaklıkların arkasında tutulmuştur. Geçtiğimiz yılki YAŞ toplantılarındaki gelişmelerden dolayı dönemin genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları istifa etmiş, Türk ordusundaki terfi sistemi alt üst edilmiştir. 12 Eylül ihtilalı ile ilgili dava süreci başlatılmış ve istismar da sınır tanınmamıştır. Yargıdaki sorunlar kabından taşmış, üstünlerin hukuku tescil edilmiştir. Başbakan Erdoğan ın tek adam olma isteği iyice su üstüne çıkmış partili ya da partisiz başkanlık sistemi tartışmaları almış başını yürümüştür. Arap Baharı nın toz bulutu iyice görüş mesafesini kapatmış, tüm dikkatler Suriye ye odaklanmıştır. BOP eşbaşkanı küresel plan ve projelere kuryelik ve taşeronlukta ileri bir aşamaya geçmiştir. Suriye li muhaliflere kucak açılmış, İstanbul da Suriye nin dostları toplantısı AKP nin Okyanus ötesinden aldığı talimatla hayat bulmuştur. Diğer taraftan AKP nin yargıyı siyalaştırma çabaları dur durak bilmemiştir. 12 Eylül 2010 referandumuyla üstünlerin hukukuna son verildiğini iddia eden Başbakan, hukukun boğazına AKP kemendini geçirmiş, adrese teslim düzenlemelerle adaleti zayıflatmıştır. Şimdi de üçünü yargı paketinin içerisine, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasının veya yetkilerinin daraltılmasının konulacağı anlaşılmaktadır. Doğaldır ki 2004 yılında hukuk sistemine dâhil edilen bu mahkemelere çeki düzen verilmesi faydalıdır. Bugüne kadar özel yetkili mahkemelerin adaleti zamanında, tam ve hızlı olarak uyguladığı vaki 13

16 olmamıştır. Tutuksuz yargılanması gerekenler yıllardır cezaevinde tutulmuş, tutukluluk halleri fiili mahkumiyetlere dönüşmüştür. Bu olumsuzlukların Başbakan tarafından gecikmeli olarak fark edilmesi ise görevlendirdiği bazı kamu görevlilerin şüpheli zannıyla ifadeye çağrılmaları sayesinde vücut bulmuştur. Başbakan Erdoğan ın özel yetkili mahkemelere yönelik olarak beni alın çıkışı ve devlet içinde devlet olduklarına değinmesi AKP nin hukuku aslında ne hale getirdiğini de gözler önüne sermiş, hukuk alanındaki iddialı çıkışların hepsi bu çerçevede hükümsüz ve asılsız kalmıştır. Bütün bunlara rağmen özel yetkili mahkemelerin muhafazası sağlanmalı, ama adaleti geciktirmelerine de müsaade verilmemelidir. Geride kalan bir yıllık zaman diliminde, ekonomik zorluklar, iş ve aş sorunları artarak devam etmiştir. Yoksullukta bir gerileme, hayat pahalılığında bir iyileşme maalesef yaşanmamıştır. Atanamayan öğretmenlerimizin çilesi bitmemiş, memurlarımızın bu yılın ilk yarısındaki zamlı maaşları hala ödenememiştir. Hükümet laf üretirken, sanayi üretimi istenilen düzeye gelememiştir. Vatandaşlarımızın borçları artmış, icralar, hacizler azmış, kredi kart batakları bir hayli fazlalaşmıştır. Çiftçimiz üzgün, esnafımız mağdur, emeklimiz bitkin düşmüştür. 61. AKP hükümeti bir yılını bile doldurmadan başarısızlığa mahkûm olmuş ve Türk milletini göz göre göre hayal kırıklığına uğratmıştır. Bizim açımızdan AKP sınıfta kalmıştır. Milletimizin üçüncü defa verdiği iktidar sorumluluğunu layıkıyla temsil edememiş, görevini yapamamıştır. Tecrübelerimiz ışığında ifade etmek gerekirse, bundan sonra da yapabileceği bir şeyi kalmamıştır. Değerli Milletvekilleri, Türkiye nin içinde bulunduğu ortamı anlamak ve yorumlayabilmek için yakın dönemdeki üç operasyona bakmak ve dikkatlice analiz etmek lazımdır. 1- Sözde darbe planları kapsamında 2007 yılından beridir sürdürülen darbeci avı ve takibatıdır yılında anamuhalefet partisi CHP nin, o dönemki genel başkanının maruz kaldığı kaset tezgâhı ve sonrasındaki gelişmelerdir. 2- Partimizin geçtiğimiz yıl muhatap olduğu yine aynı minvaldeki rezil tertip ve kumpas dizisidir. Bu üç hadisenin esasen birbiriyle yakın bağ ve bağlantısının bulunduğu, belirlenen hedefler paralelinde acımasızca sürdürülen çok yönlü devreye sokulan bir planın adım adım yürütüldüğü kuşku götürmez bir gerçek olarak bugün karşımızdadır. Amaç; Türk milletinin etnik kimliklere dönüştürülerek ufalanması, Türkiye nin üniter yapısının aşındırılarak felce uğratılmasıdır. Bunun için engel olarak görülenler, direnç olacağı hesap edilenler, karşı çıkacağı düşünülenler teker teker ekarte edilmek istenmiştir. 14

17 Bilhassa muhalefeti sindirme kampanyasının bir ucundan AKP nin sinsi niyetleri, diğer ucundan ise küresel güç merkezlerinin karanlık emelleri tutmuş ve malum ittifak Türkiye ye yeni diye yutturmaya çalıştıkları yamalı bir elbise giydirmek için kollarını sıvamışlardır. Bugüne kadar, Allah a şükürler olsun ki teslim alınamayan tek kale surlarında Üç Hilal in dalgalandığı millet kudreti olmuştur. İçinde AKP nin de bulunduğu malum çevreler, yıkıma bizi ikna edememişler, sözde çözüm arayışına ortak yapamamışlardır. Ne yaptılarsa bizimle Türk milletinin bölünmesini dahi konuşamamışlardır. Ne tezgâh kurdularsa, hangi oyunları sahneledilerse başaramamışlar, 43 yıllık şerefli tarihimizden, bir asrı aşan fikri çizgimizden ve bin yıllık beraberliğe duyduğumuz bağlılıktan bizi ayıramamışlardır. Bunun için MHP yi Meclis dışında bırakmak için olağanüstü ve alçakça tertipler yapılmıştır. Devletin içine yuvalanmış AKP yönlendirmeli unsurlar, küresel istihbarat uydusu konumundaki reziller, medyada köşe tutmuş bizce malum bazı isimler, küresel alana eklemlenmiş oluşumlar el birliği halinde üzerimize gelmişlerse de hamdolsun sonuç alamamışlardır. Hatta kurgulanan oyunun içinde MHP yi Meclis dışına itip, milliyetçiliği iyice etkisizleştirmek amacıyla yeni bir MHP davası dahi açmak için hazırlık içine girilmiştir. Çünkü MHP oldukça hainler rahat yüzü göremeyecekler, hedeflerine muvaffak olamayacaklar ve Türk milletini 36 parçaya ayıramayacaklardır. Bunu bildiklerinden itibarımızla oynamaya, siyasi onurumuzu kirletmeye, bizi sıfırlamaya ve bu mümkün değilse tutsak almaya dönük ahlaksızca projeler sahnelenmiştir. Varlığımızı tehdit olarak gören yıkım ekibi, kabahatlerini sırtımıza yüklemeye çalışmış, ayağımızın taşa takılıp düşmesi için ısrarla önümüze tuzaklar döşemiştir. Önce Cenab-ı Allah ın himayesiyle, arkasından da vatansever ve milliyetçilerin yardımıyla fitne başarısını ilan edememiş ve takip ettiği bölünme rotası elinde paralanmıştır. Bölücülük vadisinde sürekli taraftar toplayan AKP ve güdümlü ortakçıları; sözde ileri demokrasi nakaratı, iyi ve güzel şeyler olacak uyutması, terörist ağırlama törenleri, omurgasız değişim çağrıları, yeni vesayetlere davetiye çıkaran yaklaşımları eşliğinde içinde bulunduğumuz zamana kadar gelmişlerdir. Esasen her şey net olup, bölünmeyle ilgili tüm ihaleler açık zarf usulüyle yapılmış ve müteahhitlerini bulmuştur. Bunlar arasında; bir tarafta milleti etnik kimliklere ayırma konusunda talimatlı AKP, diğer yanda bundan pay kapma peşinde olan PKK yla beraber uzaktan kumanda ettiği BDP ve bölücü çevreler bulunmaktadır. Bunlar teminat mektubunu Okyanus ötesinden almışlar, zaman daraldığı için aceleyle işe koyulmuşlardır. Şimdi de bu bölücülük kartelinde, yeni diye kendisini takdim eden anamuhalefet partisi CHP de yerini almıştır. Bu kapsamda CHP, PKK nın tezlerine sözcülük yapmaktan zerre utanç duymamıştır. Geçen hafta dediğimiz gibi bölücülüğün şeytan üçgeni böylelikle oluşmuş ve harekete geçmiştir. 15

18 Bildiğiniz gibi, AKP ile CHP heyetleri Genel Başkanlarının da bulunduğu bir ortamda 6 Haziran da bir araya gelmişlerdir. Kamuoyuna yansıyan bilgilerden, bu iki parti arasında aslında yeni olmayan bir mutabakatın ve görüşlerinde dikkat çeken bir yakınlığın bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanında Başbakan Erdoğan tarafından, bizim de ikna edilmemiz gerektiği ileri sürülmüş ve bu yöndeki fikir CHP heyetine iletilmiştir. Ne var ki bizim kendisiyle yıkımı konuşmadığımız gibi CHP nin çöküş planını da konuşmayacağımızın farkına varamamış, varsa da bizi kendince zora sokmaya çalışmıştır. Görüldüğü kadarıyla; AKP ile CHP sözde Kürt sorununda uzlaşmaya varmışlar, yanlarına yedek kulübesinde bekleyen BDP yi de zımnen alarak PKK nın taleplerinde buluşmuşlardır. Meclis te gurubu bulunan partilerin olmaması halinde bile istişari nitelikli bir heyetle çalışmalarını sürdürmeyi kararlaştırmışlar ve yıkıma birlikte gönül vermişlerdir. Ancak Başbakan Erdoğan ın sözde Kürt sorununu konuşması dahi, daha önce sarfettiği, Kürt sorunu bitmiştir, Kürt kardeşlerimin sorunları vardır beyanlarıyla ters düşmektedir. Gerçi bu çelişki abidesi dün dediğini bugün yalanlarken, bugünkü düşüncelerini de muhtemelen yarın inkâr edecektir. Bizim açımızdan CHP nin Meclis platformunda, toplumsal mutabakat komisyonu önerisi PKK nın karşısına TBMM ni çıkarmakla aynı anlama gelmektedir. Bu doğrultuda bölücü terör gazi Meclisimize kadar inecek ve görüşleri bu çatı altında meşruiyet kazanacaktır. AKP hükümetinin kanlı örgütle müzakeresi yetmezmiş gibi, şimdi de süreç buraya kadar gelmiştir. Anamuhalefetin genel başkanı bu sarih gerçeği göremeyecek kadar millet varlığından kopmuş ve AKP teknesinde yelken olmayı tercih etmiştir. İktidar partisi aslında beklediği cankurtaran simidine yeni CHP nin desteğiyle ulaşmış; yıkımla çöküşü harmanlayarak bölücülüğün zehirli kokteylini Türk milletine içirmek için eyleme geçmiştir. Dikkatimizi çekmektedir ki, AKP ile CHP nin üslubu hemen hemen aynıdır. Bu iki zihniyet; dilleri, fikirleri, açık ya da kapalı önerileri çok benzeyen terörün arka bahçesindeki karanlık oda müzakerecileridir. Zira AKP ile CHP malum küresel ellerce aynı teknede hamuru yoğrulmuş, emperyalist kundakta biçim verilerek büyütülmüş aynı bedenin iki başıdır. Şurası hazin bir gerçek olarak karşımızdadır ki, terörü sözde Kürt sorununun bir sonucu olarak görmek, etnik kimlikle izaha kalkışmak sömürgeci heveslerin emanetini sahiplenmekten başka bir şey değildir. Bilinmelidir ki, Kürt kökenli kardeşlerim bu ülkede sorun olmamış ve olmayacaktır. Kanlı terör örgütünü Kürt kökenli kardeşlerime bağlamak her şeyden evvel vicdansızlık, küstahlık ve arsızlıktır. AKP nin, CHP nin, BDP nin ve PKK nın tasallutundan Türk milletini kurtarmak ise bizim boynumuzun borcudur. 16

19 Sözde Kürt sorunu mamasıyla beslenenlere buradan sormak isterim ki; Size göre madem Kürt sorunu vardır; o halde bu sorunun kapsamında neler ve hangi konu başlıkları bulunmaktadır? PKK terör örgütünün silah bırakması için size göre hangi tavizler verilmeli, hangi reçeteler sunulmalıdır? Sözde Kürt sorununun üzerine binen bölücülüğün seyisleri, sorun olarak neyi görmekte, neyi kast etmektedir? Çözüm diye tribün mantığıyla hareket eden bu zihniyetler; Türk milletini etnik kimliklere bölmeyi, önce özerkliği, ardından federasyonu, daha sonra da Kürdistan ı kurmayı mı planlamaktadır? Türkiye nin iki milletli, iki devletli ortaklık devletine dönüşmesi için kimlerin projelerine kapaklanmışlar, kimleri kılavuz olarak seçmişlerdir? Bu sorulara mutlaka hem AKP hem de CHP tarafından cevap verilmelidir. Bununla birlikte yıkım koordinatörü Başbakan Yardımcısının Kürtçe yi seçmeli ders yapacaklarına dair basına yansıyan çürümüş görüşleri de gelinen tehlikenin büyüklüğü hakkında hepimize bir fikir vermektedir. Bundan sonra da İmralı canisinin serbest kalması ve Başbakan Erdoğan ın yeni kardeşleri arasına karışması bizim açımızdan imkânsız olmayacaktır. Şu hazin tabloya bakınız ki ana dilde eğitime kapı aralayan AKP, CHP ile kurduğu ittifakla Türk milletini parçalamayı edepsizce kafasına koyduğunu göstermiştir. Çözüm diye tempo tutanların hepsi aynı karanlık sokakta el ele tutuşmuştur. Türk milletini bölerek çözüme ulaşılacağını, vatanı ayırarak sorunun biteceğini, devleti yararak silahların susacağını kim iddia ediyorsa bilsin ki uşaklık ruhuna sinmiş, nankörlük zihnine yerleşmiştir. Şu ibretlik gelişmelere bakınız ki, bugün bizim çözüm karşısında, silahın yanında olduğumuz hayâsızca iddia edilmektedir. Evet biz; PKK nın da, bölücülüğün de, şeytan üçgeninin de tam karşısındayız ve yerimizi muhafazaya da devam edeceğiz. Bu açıdan CHP nin analar ağlamasın sözünü istismar olarak değerlendiriyoruz ve aynısıyla AKP de görüldüğünü ve yaşandığını ifade ediyoruz. Analar ağlamasın denildikçe, maalesef onlarca acı hadise yaşanmış, şehitlerimiz kefensiz toprağa düşmüşlerdir. Bizim bir tek anamızın, bir tek bacımızın, bir tek kardeşimizin gözyaşlarının akmasına tahammül etmemiz ve bunu olağan görmemiz bile söz konusu değildir. Üstüne basa basa ifade ediyorum ki, ne AKP nin ne de CHP nin görüşleriyle kanın durması, gözyaşlarının dinmesi ve acıların son bulması mümkün değildir. Yıkım projesinin başından beridir yaşanan da bu olmuştur. Ayrıca bizim, sözüm ona CHP nin sunduğu öneri setinde yapılacak bir isim değişikliğiyle, mesela CHP Genel Başkanının gerekirse ak saçlılar deriz uyanıklığıyla kapılarımızı açacağımızı zannedenler büyük bir yanılgı ve yanlış içindedir. Biz öze bakıyoruz, mazrufa odaklanıyoruz. 17

20 Bunun içinde yıkım koalisyonuyla masaya oturmamız, bölünme arayışlarına dördüncü ayak olarak katılmamız önce milletimizi, sonra da kendimizi inkar anlamına gelecektir. Dolayısıyla biz CHP nin çağrı ve görüşme talebine esastan ve usulden kapalıyız ve bu tavrımızı da her şart altında sürdüreceğiz. Kabul edilmelidir ki, AKP ile CHP eğer milli mücadele yıllarında da bulunsaydı, vatanı hemen teslim ederler ve milletimizi âdeme mahkûm etmekten asla hicap duymazlardı. Şunu bir defa bariz olarak söylemeliyim ki, bölücü teröre müzakereci bir bakışla yaklaşıldıkça, katiller azacak, zıvanadan çıkacak ve saldırılarını artıracaklardır. Çare milletimizin birlikte yaşamasının teminat altına alınması, aramıza hendek kazmaya çalışanlara fırsat verilmemesidir. Çıkış Türk milletinde buluşmadır, millet gerçeğini anlamak istemeyenlerin hakkından gelmektir. Şu anda dağda veya ovalarımızda ellerinde silah bulunan teröristler vardır. Bunların kökünü kazımaya Türk devletinin gücü yeterlidir. Eksik olan ise milli iradeye tam olarak sadakat gösterilememesidir. Egemenlik haklarını kullanan bir devletin, varlığına çevrilen namluyu tutan eli kırması mubahtır, meşrudur ve bu mutlaka da sağlanmalıdır. Bizim bölücü teröre yönelik kapsamlı hazırlığımız ve mücadele azmimiz vardır. AKP hükümeti yapamayacağını, bu sorunu bitiremeyeceğini düşünüyorsa Türkiye seçeneksiz ve çaresiz değildir. Milliyetçi Hareket Partisi sorumluluk aldığı takdirde kesinlikle bölücü terörü yok etmeye ve huzuru sağlamaya muktedirdir. 18

21 ÖNEMLİ KONULARDAN SEÇMELER Kuranı Kerim ve Peygamberimizin Hayatının Okullarımızda Ders Olarak Okutulması Bölücü Terör 2-B Alanlarının Değerlendirilmesi Ekonomik ve Sosyal Konular 3. Yargı Paketi 19

22 20

23 İLKÖĞRETİMDE KUR'AN-I KERİM VE MEALİ, PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATINDAN ÖRNEKLER VE İLMİHAL BİLGİLERİNİN SEÇMELİ DERS OLARAK OKUTULMASI KONUSU Genel Başkanımızın Din eğitimi konusundaki açıklamaları: Samimiysen, içtensen, yüreğin varsa gel her şeyi bir kenara bırakalım ve imam hatip liselerinin orta kısmını birlikte ve güç birliği yaparak açalım. Biz hazırız ve buna varız. İmam hatipte okumak isteyen çocuklarımızın önünü açalım ve bir hakkı teslim edelim. Kur an-ı Kerim i okullarda seçmeli ders yapalım ve çağın manevi hastalığına evlatlarımızın yakalanmaması için önlem alalım. (21 Mart 2012) Ortaokul ve liselerde Kur an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatının isteğe bağlı ders olarak okutulması ve imam hatip liselerinin orta kısmının tekrardan açılması Milliyetçi Hareket Partisi nin samimi gayret ve destekleriyle hayat bulmuştur. Elbette temel eğitim içinde, isteyen ve dileyen herkesin dininin ve inançlarının gereğini tam ve eksiksiz öğrenmesi ve bu konudaki taleplerinin karşılanması her şeyden önce devletin zorunlu görevi olarak değerlendirilmelidir. (31 Mart 2012) 24. yasama döneminde İlköğretim ve Yükseköğretim kanunlarında değişiklik yapılması hususunda her partiden çok sayıda Milletvekili kanun teklifi verdi. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu konuda tarih ve 2012/3225 kayıt nolu kanun teklifimiz bulunmaktadır. TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, bu teklifleri, AKP Grup Başkan Vekillerinin ortak imza ile verdiği teklifi esas alarak birleştirmiş çok tartışmalı oturumlardan sonra 21 Mart 2012 tarihinde rapora bağlamıştır. AKP Grup Başkan Vekillerinin kanun teklifinde, Milli Eğitim Alt Komisyonu ve Ana Komisyon raporlarında İlk Öğretim okullarında Kuran-ı Kerim derslerinin seçmeli ders olarak okutulması ve İmam Hatip Okullarının orta kısımlarının açılması konusunda herhangi bir madde yoktur ve bu yönde AKP li üyeler tarafından verilmiş bir önerge de bulunmamaktadır. AKP Grup Başkan Vekillerinin verdiği kanun teklifi ve Milli Eğitim Komisyonu nun raporları ekte verilmiştir. İncelendiğinde yukarıda ifade ettiğimiz hususun doğruluğu görülecektir Kanun teklifinin kamuoyunda tartışılmaya başlanması üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ NİN, İlköğretimde Kuran-ı Kerim ve meali, Hz. Peygamberin hayatı ve İlmihal derslerinin seçmeli ders olarak okutulması gerektiği yönündeki açıklamaları üzerine ve bu yönde MHP grubunun Genel Kurulda önerge vereceğinin ifade edilmesi ile mesele gündeme gelmiştir. AKP, milli eğitim sisteminin zorunlu ve kesintisiz yapısını kademeli;4+4+4 sistemine dönüştürmek isterken MHP nin zorlaması ile bu derslerin okutulmasını öngören değişikliği yapmaya mecbur kalmıştır. İlköğretimde Kuran-ı Kerimin ders olarak okutulması hususu MHP nin programında başlangıçtan bu yana bulunmaktadır. Bu konuda Rahmetli Başbuğ un 1977 yılında ÜLKÜ-BİR İN kurultayında yaptığı konuşmayı bir dergi manşetine taşımıştır. Ekte bulacaksınız. Kanun teklifinin 9. Maddesinin Meclis Genel Kurulunda görüşülmesinde 4 parti grubu birer önerge vermiştir. Önergeler geliş sırasına göre okunmuş aykırılık sırasına göre işleme konulmuştur. Önergeler üzerinde gruplar adına 5 er dakika konuşulmuştur. Görüşme tutanakları aşağıdadır. 21

24 DÖNEM: 24 CİLT: 17 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 85 inci Birleşim 29 Mart 2012 Perşembe X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ BAŞKAN Komisyon ve Hükûmet? Yerinde. (x) 199 S. Sayılı Basmayazı27/3/2012 tarihli 83 üncü Birleşim Tutanağı na eklidir. Geçen birleşimde İç Tüzük ün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin birinci bölümünde yer alan 8 inci madde kabul edilmişti. Şimdi bölümde yer alan diğer maddeleri, varsa önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım. 9 uncu madde üzerinde dört adet önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım. Okutuyorum: AKP NİN ÖNERGESİ Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Nurettin Canikli Ayşe Nur Bahçekapılı Mustafa Elitaş Giresun İstanbul Kayseri Mahir Ünal Ahmet Aydın Hilmi Bilgin Kahramanmaraş Adıyaman Sivas Ramazan Can Mustafa Ataş Bayram Özçelik Kırıkkale İstanbul Burdur Madde sayılı Kanunun 25 inci maddesinin mülga birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşur. Ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarında lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur. Ortaokul ve liselerde, Kur an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur. Bu okullarda okutulacak diğer seçmeli dersler ile imam-hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar için oluşturulacak program seçenekleri Bakanlıkça belirlenir. 22

25 MHP NİN ÖNERGESİ Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz Oktay Vural Mehmet Şandır İsmet Büyükataman İzmir Mersin Bursa Alim Işık Ali Uzunırmak Bülent Belen Kütahya Aydın Tekirdağ Nevzat Korkmaz Özcan Yeniçeri Yusuf Halaçoğlu Isparta Ankara Kayseri Necati Özensoy Ali Halaman Zühal Topcu Bursa Adana Ankara Lütfü Türkkan Celal Adan Ali Öz Kocaeli İstanbul Mersin Hasan Hüseyin Türkoğlu Mehmet Günal Enver Erdem Osmaniye Antalya Elâzığ Faruk Bal Sümer Oral Ahmet Duran Bulut Konya Manisa Balıkesir Kemalettin Yılmaz Meral Akşener Ruhsar Demirel Afyonkarahisar İstanbul Eskişehir Madde sayılı Kanunun 25 inci maddesinin mülga birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir İlköğretim kurumları; beş yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile üç yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar ve imam-hatip ortaokullarından oluşur Ortaokullarda lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur Ayrıca tüm öğrencilerin tercihlerine açık, Kur'an-ı Kerim ve Meali, Peygamber Efendimizin Hayatından Örnekler ve İlmihal Bilgileri dersleri de verilir. Ortaokullarda oluşturulacak program seçenekleri ise bakanlıkça belirlenir. BDP NİN ÖNERGESİ...TBMM Başkanlığına 199 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 9 uncu Maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanunun 25. maddesinin mülga birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz Sırrı Süreyya Önder Pervin Buldan Mülkiye Birtane İstanbul Iğdır Kars Hasip Kaplan Aysel Tuğluk Adil Kurt 23

26 Şırnak Van Hakkâri Nursel Aydoğan İdris Baluken Emine Ayna Diyarbakır Bingöl Diyarbakır Halil Aksoy Levent Tüzel Hüsamettin Zenderlioğlu Ağrı İstanbul Bitlis İlköğretim ve ortaöğretim bütün yaş grubu çocuklar için zorunludur. Bu okullarda, eğitim öğrencinin anadilinde yapılır. Eğitim dili Türkçe dışındaki dillerden biri olan öğrencilere Türkçeyi yeterli seviyede öğrenmelerini sağlayacak dersler oluşturulur. Okullarda Türkçe dışında hangi anadillerde eğitim yapılacağı yerel yönetimler ile bakanlığın ortak yürüteceği çalışmalar ile ihtiyaca ve talebe göre belirlenir. Ayrıca ilk ve ortaöğretim eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler de oluşturulur. Öğrencilere verilecek hiçbir ders bir inanç, kültür, ırk, etnik köken, dil, cinsiyet, sınıf ve zümreye ayrımcılık içeren bir içeriğe sahip olamaz. CHP NİN ÖNERGESİ Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 9. maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Fatma Nur Serter Sedef Küçük Dilek Akagün Yılmaz İstanbul İstanbul Uşak Aylin Nazlıaka Ayşe Eser Danışoğlu Muharrem İnce Ankara İstanbul Yalova M. Akif Hamzaçebi İstanbul ÖNERGELER ÜZERİNE PARTİ SÖZCÜLERİ NİN KONUŞMALARI: MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ(CHP) (İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biraz önce dağıtılan önerge seti içerisinde iki önerge gördüm. Bu önergeler ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa okullarda ders müfredatının hangi derslerden oluşacağına yönelik olarak bir düzenleme yapılmaktadır. Belki bazılarınız çıkıp 1982 Anayasası yla da bazı dersler uygulamaya konuldu. diyebilirsiniz ancak o Anayasa nın bir darbe dönemi anayasası olduğunu unutmayalım. Yüce dinimizin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim bugün ibret verici bir şekilde oy uğruna siyasete alet edilmektedir. Öyle anlaşılıyor ki Adalet ve Kalkınma Partisi ile onun takipçileri artık bundan sonra toplumda dinlerin kutsal kitapları etrafında bir kutuplaşmayı yaratmak istemektedirler. Değerli milletvekilleri, devlet, vatandaşları, dinleri, inançları itibarıyla bir ayrıma tabi tutmaz. Yönetimler, hükûmetler bütün vatandaşları eşit şekilde kucaklarlar; bütün inançlara, bütün dinlere karşı eşit mesafede dururlar. Devletin görevi, vatandaşların inançlarını, dinlerini 24

27 özgürce yaşamalarının önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu sadece, bir laik devlet tanımı değildir; bu aynı zamanda özgürlükçü, demokratik devletin tanımıdır. Bugün, AKP ortaya koymuş olduğu tavırla özgürlükçü ve demokrat bir hükûmet olmadığını, böyle bir anlayışa sahip olmadığını, vatandaşların inançları arasında, onların kutsal kitapları arasında bir ayrım yapacağını ilan etmektedir. Değerli milletvekilleri, bütün dinler doğruluk, dürüstlük, adalet gibi kavramlardan hareket ederler. Bütün dinler haksızlığa karşı hakkın isyanını ifade ederler. Dinlerin bütün kuralları, ibadetler, ritüeller, ahlaki olarak iyi olanı, doğru olanı bulmak içindir. Esasen, doğru olan, iyi olan sadece dinlere mahsus da değildir ancak dinler bu kavramları alarak bunları ruhun ölümsüzlüğü ve tanrı gibi iki kavrama bağlamak suretiyle daha uyulması gereken, toplum tarafından daha riayet edilmesi gereken kurallar hâline dönüştürürler ancak yapılmaması gereken, dini siyasete alet etmektir. Sayın Başbakan ün bir pazarlama stratejisi olarak dershanelerin kapatılacağını ifade etmişti. Sayın Bülent Arınç ertesi gün onu tekzip etti, Dershaneler kapatılmayacak. dedi. Şimdi, Sayın Başbakan bir başka stratejiye başvuruyor, yüce dinimizin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim üzerinden, bu teklife karşı oluşan toplumsal muhalefeti susturmak istemektedir. Bu, tarihten bana bir örneği hatırlattı: İslam tarihinde, yapmış oldukları haksızlıkları ve zulümleri kader kavramı üzerinden İslam dinine dayandırarak meşrulaştırmak isteyen bir kötü dönem vardır, Emevî devleti dönemi. Emevî Sultanı Muaviye, Hazreti Ali yle giriştiği mücadelede, o Sıffin Savaşı nda, savaşı kaybedeceğini anlayınca onun komutanı olan Amr Bin El-Âs, mızrakların ucuna Kur'an-ı Kerim in sayfalarını geçirir ve savaşı öyle kazanır. Sizin şimdi yaptığınız budur. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli milletvekilleri, buna hiç kimsenin hakkı yok. Gelin, toplumun, öğrencilerimizin hangi noktada din eğitimi ihtiyacı var, bunu hep birlikte konuşalım, bunun düzenlemesini yapalım. Böyle, uzlaşma aramayan, hemen biraz önce, beş dakika önce muhalefet partilerine dağıtmış olduğunuz önergelerle, öğrencilerimize din eğitimi yönünde, vatandaşları ayıracak şekilde bir çerçeve çizmeye çalışmak son derece yanlıştır. Bu, bizim dinimizin esasına da aykırıdır. İslam ın esası, tevhit ilkesi çerçevesinde haksızlığı ortadan kaldırmaktır, mülk ilişkilerini düzenlemektir yani mülkiyet ve egemenlik ilişkilerini düzenlemektir, bunların halka ait olduğunu ortaya koymaktır. Siz, bütün bunları bir kenara bırakıyorsunuz, bu tasarıda olmaması gereken Bakın, yapmış olduğunuz İslamiyet e uygun bir düzenleme değildir. Bunu din adına buraya getiriyorsunuz ama gerçekten İslam a inanmış olan kişilerin bu tasarıya koymaması gereken bir madde var. 20 milyar dolarlık bir ihale maddesi var. 20 milyar dolarlık bir ihale maddesi İhalesiz AKP yandaşlarına 20 milyar dolarlık bir paketi verme maddesi. Kur an-ı Kerim gibi helal kavramının olduğu bir yüce kitapla bir haram ihaleyi yan yana getiriyorsunuz. TBMM Başkanlığına 199 sıra sayılı kanun teklifinin Çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Kanunun 25. maddesinin mülga birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz. Sırrı Süreyya Önder (İstanbul) ve arkadaşları İlköğretim ve ortaöğretim bütün yaş grubu çocukları için zorunludur. Bu okullarda, eğitim öğrencinin anadilinde yapılır. Eğitim dili Türkçe dışındaki dillerden biri olan öğrencilere Türkçeyi yeterli seviyede öğrenmelerini sağlayacak dersler oluşturulur. Okullarda Türkçe dışında hangi anadillerde eğitim yapılacağı yerel yönetimler ile bakanlığın ortak yürüteceği çalışmalar ile ihtiyaca ve talebe göre belirlenir. Ayrıca ilk ve ortaöğretim eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve 25

28 tercihlerine göre seçimlik dersler de oluşturulur. Öğrencilere verilecek hiçbir ders bir inanç, kültür, ırk, etnik köken, dil, cinsiyet, sınıf ve zümreye ayrımcılık içeren bir içeriğe sahip olamaz Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili. SIRRI SÜREYYA ÖNDER (BDP-İstanbul) Bu ülkede yüz binlerce Kürt çocuğu, yüz binlerce Arap çocuğu ilkokula ilk gittikleri gün karşılaştıkları şey sizin bundan anladığınız kadardır. Gidiyorlar, bilmedikleri bir dilde Ya ben zor okuyorum çünkü bilmiyorum, sen nasıl anlayacaksın? Kürt ün çocuğu için de böyle işte. Hiç bilmediği bir evrenin içine giriyor ve size bu ne kadar tanıdık geliyorsa Türkçe de o çocuğa o kadar tanıdık geliyor. Sevgili vekiller, bu meselede Osmanlı dan geri gitmeye hakkınız yok, atalarınızdan geri gitmeye hakkınız yok. Onlar her çocuğun kendi ana dilinde eğitim görmesinin bütün olanaklarını sağladıkları için bu ülkenin manevi iklimini sağlayan bir sürü müçtehit hep Kürtlerin arasından çıktı. Hemen milliyetçi arka plan zihniniz ayağa kalkıyor ama şunu unutuyorsunuz işte: Bugün sövdüğünüz bir sürü Kürt ün dedesi vaktinde sizin bugünkü manevi ikliminizi oluşturmuş ana diliyle eğitim görmesine izin verildiği için. Bugün Kim laf atarsa ona söylüyorum, siz de dönün sayın vekilinize deyin ki iki dakika sabretsin. Ne anladınız bundan? Hiçbir şey. Latince bir şiirdi bu, Latince. Bir çocuğu böyle bir yarılmaya atıp atmama meselesidir ana dil meselesi. Ne olur, ne eksilir izzeti deryanızdan, himmetinizden? Siz Allah ın verdiğini gasp etmeye muktedir misiniz? Kendinizi bununla nasıl ruhsatlandırırsınız? Bize bakıp söylemeyin. diyorsunuz. O zaman, ana dilinde eğitimine herkesin cevaz verecek bir şeyi oy birliğiyle kabul edelim, ben de döneyim, kendi sıramıza bakayım. (BDP sıralarından alkışlar) Siz bunu Allah ın verdiğini gasp etmektir. Hele hele medeni mi, değil mi falan gibi gereksiz ve incitici şeylere girmiyorum bile, antitezi barbarlıktır. Hiçbirimizin hakkı yok, bir halkın dilini, medeniyet terazisinde başka bir halkın dilini tartmaya. Tekraren söylüyorum, birazcık empati yapmanızı bütün Genel Kuruldan: Bir Kürt çocuğu, ilkokula ilk başladığı gün -dönün, kendi Kürt vekillerinize sorun- ilkokula ilk gittikleri gün, öğretmen Hoş geldiniz çocuklar. dediğinde, işte burada (x) gibi bir şeyi anlıyorlar onlar da. Ondan sonra, o Kürt çocuğunu, doğuştan ana dili Türkçe olanla yarışa sokuyorsun ve ondan başarı bekliyorsun. BAŞKAN Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 199 Sıra sayılı Kanun Teklifinin 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları Madde sayılı Kanunun 25 inci maddesinin mülga birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. İlköğretim kurumları; beş yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile üç yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar ve imam-hatip ortaokullarından oluşur. Ortaokullarda lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur. Ayrıca tüm öğrencilerin tercihlerine açık, Kur'an-ı Kerim ve Meali, Peygamber Efendimizin Hayatından Örnekler ve İlmihal Bilgileri dersleri de verilir. Ortaokullarda oluşturulacak program seçenekleri ise bakanlıkça belirlenir. BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu? 26

29 MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. Buyurun Sayın Şandır. MEHMET ŞANDIR (MHP-Mersin) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, herkes bilmelidir ki bu topraklarda yaşayan halkın adı Türk milletidir. Bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin adı Türk milletidir. Türk milletinin dili Türkçedir, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî dili Türkçedir; bundan hiç kimse rahatsız olmamalıdır, bu bizim ortak paydamızdır, bu ortak paydada herkesi kucaklıyoruz. Kendisini bunun dışında sayanlar kendi sorunlarıdır. Değerli milletvekilleri, bakınız, bugün, burada çok hayırlı bir iş yapıyoruz. Cumhuriyet tarihinin bana göre en önemli, Türkiye büyük Millet Meclisinin en önemli Geleceğe kalacak, çocuklarımızın bizi rahmetle anacağı çok önemli ve çok değerli, hayırlı bir iş yapıyoruz. Buna katkısı olan herkesten Allah razı olsun. Yaptığımız iş şudur: Yüzde 99 u Müslüman olan bir milletin, bir ülkenin çocuklarına kendi inanç değerlerinin kaynaklarının eğitiminin verilmesini bir hukuk hâline getiriyoruz. Artık milletimiz ile cumhuriyetimizi barıştırmanın zamanıdır. Bu cumhuriyet de, bu Meclis de, bu devlet de, bu hukuk da bu millet için vardır. Siz, bu milletin değerlerini, inanç değerlerini yok sayarak ne geleceği tanzim edebilirsiniz ne de bu küreselleşen dünyada kendinizi koruyabilirsiniz. Gerçekten yıllardır ağza almaya bile korktuğumuz inanç değerlerimizin temel kaynağı olan Kur'an-ı Kerîm in ve onun en güzel uygulayıcısı olan Hazreti Peygamber'in hayatının ve bunların her anlayışa göre uygulama alanı olan -AKP nin eksiği burada- ilmihâl bilgileri öğretilmeli. Temel ve ortak payda Kur'an-ı Kerim ve Hazreti Peygamber'in hayatı, ama bunun uygulanmasıyla ilgili, mezheplere göre, anlayışlara göre ilmihâl farklılığının da okutulması bir imkân hâline getirmeliydi. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, 1999 yılından bu yana, işte, size daha önce de ifade ettiğim bu kitapta, bunun gerekli olduğunu, bunun okullarımızda okutulması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Her seçim beyannamesinde, her programımızda bunu söylüyoruz, ama iktidar olan sizsiniz ve on yıldan bu yana iktidarsınız. Dün Sayın Celal Adan ın söylediği gibi, imam-hatiplerin isyanını, onların mazlumiyetini kullanarak iktidar olup, on yıl sonra böyle bir düzenlemeyi yapmaya cesaret edebilmiş olmanızı bile bir kazanç olarak görüyorum ama bu, Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli nin eseridir. Onun bu meselenin arkasında durmasından sonra, biz sözcüleri olarak bunu telaffuz ettik ve siz de gerçekten bu konuyu gerçekleştirmek noktasında cesaret gösterdiniz. İnanıyorum ki, biraz sonra Adalet ve Kalkınma Partisinin önergesi okunacak, o önerge -Tabii bizim önergemize destek vermenizi arzu ederiz çünkü bizimki daha mütekâmil, ilmihâl bilgileri okutulmalı- eksik kalır. Farklı inançlardaki insanların dinî hassasiyetlerinin eğitilmesine imkân verilmiş olacak, bir fırsat verilmiş olacak. Dolayısıyla, biz sizin önergenize, bu konuyla ilgili maddenin oylanmasına Milliyetçi Hareket Partisi olarak evet oyu vereceğiz ve korkuların kuşatmasında, korkuların kuşatılmasında, bu milletle, bu milletin değerleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisini, hukukumuzu ve cumhuriyetimizi kavuşturacak, kucaklaştıracağız. 27

30 Hiçbir şekilde, hiç kimse bu düzenlemenin cumhuriyete karşı olduğunu düşünmemeli, Atatürk e karşı olduğunu düşünmemeli. Büyük Atatürk bile diyor ki: Din mekteplerde öğretiniz. İşte şimdi, dini mekteplerde öğreteceğiz. Bu ülkenin insanlarının yüzde 99 u Müslüman. Müslümanlığın kaynaklarını çocuklarımıza okutmanın hiçbir şekilde ne cumhuriyete ne laikliğe ne de Atatürk ilkelerine aykırılığı yoktur. MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) Laikliğe aykırı. Yok öyle bir şey. MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bu sebeple, ben Cumhuriyet Halk Partisinin de bu önergeye destek vermesi ve bu şerefi paylaşmasını temenni ediyorum, talep ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Bu, bir ortak paydadır. Bu, hepimizin eseri olacaktır. Bu, bu Meclisin eseri olmalıdır. MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Ben, hepinize çok teşekkür ediyorum. Çok heyecan duyuyorum, çok sevinç duyuyorum, hayırlı olmasını diliyorum. Önergemizi desteklemenizi bekliyorum. AKP NİN DİĞER ÖNERGESİ Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları Madde sayılı Kanunun 25 inci maddesinin mülga birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar ile imam-hatip okullarından oluşur. Ortaokullar ile imam-hatip okullarında lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur. Ortaokul ve liselerde, Kur an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur. Bu okullarda okutulacak diğer seçmeli dersler ile imam-hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar için oluşturulacak program seçenekleri Bakanlıkça belirlenir. BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) Uygun görüşle takdirinize arz ediyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) Katılıyoruz Sayın Başkan. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Evet, bu önergeyle gerçekten, milletimizin uzun zamandan beri beklediği, istediği, arzu ettiği bir talebi, inşallah, biraz sonra yüce Meclisin takdirleriyle gerçekleşmiş olacaktır. Bu itibarla bugün gerçekten tarihî bir gündür. Bugün bir gurur günüdür, bir onur günüdür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Değerli arkadaşlar, bu sadece milletimizin talimatı değildir, milletimizin emri değildir. Aynı zamanda, Anayasa nın 24 üncü maddesinin de emridir değerli arkadaşlar. Anayasa mızın 24 üncü maddesi çok açık bir şekilde, herkesin anlayabileceği ve algılayacağı 28

31 bir şekilde diyor ki Din ve ahlâk eğitimi ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır Din kültürü ve ahlâk eğitimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun çok açık değil mi değerli arkadaşlar? Altından, üstünden çekmeye gerek var mı? Anayasa nın amir hükmüdür. Anayasa nın amir hükmüdür. ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Niye tek başınıza... NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hayır ne oluyor ya! Allah aşkına, biraz önce Sayın Şandır destek vereceğinizi söyledi ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Madem milletin ortak değeri, niye tek başınıza yapıyorsunuz? BAŞKAN Sayın Uzunırmak OKTAY VURAL (İzmir) Komisyonda keşke engellemeseydiniz! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Milliyetçi Hareket Partisi biraz önce destek vereceğini söyledi, vaz mı geçti Milliyetçi Hareket Partisi; bilemiyorum. OKTAY VURAL (İzmir) Komisyonda keşke engellemeseydiniz! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Vaz mı geçtiniz? Sayın Şandır söyledi biraz önce, vaz mı geçtiniz? Önemli değil. ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Niye tek başınıza? BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen Sayın Hatibi dinleyelim. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) AK PARTİ Grubunun desteğiyle, inşallah, milletimizin bu talimatı yerine getirilecektir, ondan hiç kuşku duymayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Yani 28 Şubattan ne farkı var şimdi buranın? OKTAY VURAL (İzmir) Önergenizin nasıl içi boş olduğu ortaya çıktı. ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Buranın 28 Şubattan ne farkı var? Tek başınızasınız. OKTAY VURAL (İzmir) Milliyetçi Hareket olmasaydı kılınız bile kıpırdamazdı. ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Ne farkı var 28 Şubattan? BAŞKAN Sayın Uzunırmak NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Değerli arkadaşlar, bakın, burada hiçbir şekilde hiçbir kişiye, zümreye karşı bir dayatma söz konusu değildir. Çok açık bir şekilde ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Dün askerlerin sivilleri vardı, bugün sivillerin askerleri var. Ne farkı var 28 Şubattan? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Allah aşkına! Niye konuşturmamaya çalışıyorsunuz beni? ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Konuşturmamaya çalışmıyorum, bir şeyi protesto ediyorum. Konuşturmamak değil, protesto ediyorum. BAŞKAN Sayın Uzunırmak, lütfen NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Sizin destek verdiğiniz, vereceğinizi söylediğiniz önerge üzerinde konuşuyorum. Allah aşkına yapmayın ya! Hiç kimseye en ufak bir dayatma söz konusu değildir. OKTAY VURAL (İzmir) İkili siyaseti görün. Neredeydi teklifiniz? 29

32 NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Çünkü önerge metnine baktığınız zaman, isteğe bağlı ve seçimlik olarak okutulacağı çok açık bir şekilde ifade ediliyor değerli arkadaşlar. Niye bundan çekiniyorsunuz? OKTAY VURAL (İzmir) Teklifinizde neredeydi? Hani vardı içinde? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bu imkândan herkes faydalanabilir, herkes bu imkândan faydalanabilir. OKTAY VURAL (İzmir) Kaçamazsınız, kaçamazsınız. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Düşüncesi, inancı ne olursa olsun herkes bundan faydalanabilir zorunlu olmadığı sürece, bir dayatma olmadığı sürece. OKTAY VURAL (İzmir) Kaçamazsınız böyle. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Tıpkı 1997 de uygulamaya konulan kesintisiz sekiz yıllık eğitim dayatması gibi bir dayatma olmadığı sürece, tercihe dayalı, isteğe dayalı bir sistemin neresi yanlış? OKTAY VURAL (İzmir) - Nurettin Bey, böyle getirtiriz. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bir de bakın arkadaşlar, isteğe bağlı olarak okutulan nedir, okutulmak istenen nedir? Kur'an-ı Kerim dir, Hazreti Peygamber imizin hayatıdır. Bunun neresi yanlış? ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) Yanlışları dile getirmeye devam ediyorsunuz. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) İsteyen vatandaşımız çocuklarına eğer Kur'an-ı Kerim okutmak istiyorsa devlet bunu sağlasın, devlet bu imkânı versin. Bundan niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Sadece bu değil, başka hangi dinden olursa olsun OKTAY VURAL (İzmir) Niye bizimkine hayır diyorsunuz? MHP olmasaydı ne yapacaktınız siz? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Hangi dinden olursa olsun çocuklarına kendi dininin eğitimini vermek istiyorsa sistem buna müsait, seçmeli ders olarak bunlar getirilebilir. Orijinal metninde de bu çok açık bir şekilde ifade ediliyor. LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Yeni mi aklınıza geldi? OKTAY VURAL (İzmir) Yoktu, hayır. Doğru demiyor. Öyleyse niye değiştiriyorsunuz? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bakın, bu son derece demokratik, son derece çoğulcu, son derece vatandaşın düşüncelerini dikkate alan bir uygulamadır. Buna hiç kimsenin bir itirazı olmaması gerekir. LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) On sene sonra aklınıza geldi. Dünya işi bitti, ahiret işi on sene sonra başladı. Önce dünya işi, sonra ahiret işi! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Demokrat olduğunu, çoğulculuğa destek verdiğini söyleyen hiç kimse bu öneriye itiraz edemez değerli arkadaşlar, çünkü dayatma yok, zorlama yok, tamamen istek var. Bu milletimizin Bakın, bazılarının milletin iradesiyle, milletle sorunu olduğunu biliyoruz, biliyoruz. ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) Sizin sorununuz var, sizin! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) O nedenle, zaten milletimiz kırk yıldan beri, elli yıldan beri, bilemiyorum kaç yıldan beri, güvenmiyor; onu biliyoruz. ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) Sizin cumhuriyetle sorununuz var, cumhuriyetle! 30

33 NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Ama bu millete hizmet etmek üzere millet bu kadrolara görev verdi değerli arkadaşlar, bu kadrolara görev verdi; bunu unutmayın. KAMER GENÇ (Tunceli) Hangi hizmet? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bu kadrolar milletimizin kendisine verdiği görevi sonuna kadar yerine getirecektir. Onda kararlıdır, hiç kimse bunu engelleyemez. (AK PARTİ sıralarından Bravo sesleri, alkışlar) OKTAY VURAL (İzmir) Engelleyemezsiniz, tıpış tıpış getireceksiniz. dedim, bak nasıl kuzu gibi getirdiniz. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bakın, bu iki ders örnek olarak konulmuştur. OKTAY VURAL (İzmir) Daha neler var, neler! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bunun dışında, Bakanlık, talebe göre seçimlik derslerin sayısını artırabilir, buna bütün dinî gruplar dâhildir. OKTAY VURAL (İzmir) Bu konuda maskeli siyaseti bitireceğiz, maskeli siyasetinizi bitireceğiz! İç yüzünüzü millet görsün. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) Bütün dinî gruplar dâhildir; evet, aynen öyle. Yani, belki siz bunu algılayamayabilirsiniz, kabul etmek istemeyebilirsiniz ama bizim demokrat anlayışımız budur, çoğulculuk anlayışımız budur ve maddenin orijinal metninde de açık olarak belirtiliyor. Yani, bir tarafta sekiz yıllık kesintisiz eğitim dayatmasını, diğer tarafta milletimizin emrinde olan (Gürültüler) OKTAY VURAL (İzmir) Efendim, Sayın Canikli -doğrusu hayretler içindeyim- diyor ki: Bundan öncekinde vardı. Elinizi vicdanınıza koyun, bundan önce aklınıza gelmedi, yoktu içinde ya, yoktu! Milliyetçi Hareketin isteğiyle yaptık. deme cesaretini niye gösteremiyorsunuz? Yürekli olun ya, yürekli olun; teşekkür edin. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Bakın, metnin içerisinde açık bir şekilde var, maddede var. OKTAY VURAL (İzmir) Yoktu, imam-hatip ortaokulları da yoktu, biz önerdik. BAŞKAN Sayın Vural, sözleriniz tutanaklara geçti, buyurun. OKTAY VURAL (İzmir) Sayın Başkan, bir de bilemiyorum, bu önergelerde önerge kabul edildiği zaman gerekçesi kanunun maddesi mi oluyor, olmuyor mu çok bilmiyorum ama bu gerekçe o kadar zayıf ki. İmam-hatip ortaokulları açılıyor. AHMET AYDIN (Adıyaman) Orada izah etti gerekçeyi. OKTAY VURAL (İzmir) Kur'an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz in hayatı Diyor ki, gerekçeye bakın NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Orada gerekçeyi şifahi olarak ifade ettim. OKTAY VURAL (İzmir) Okutulacak BAŞKAN Sayın Vural, yerinizden veya buyurun kürsüden ifade edin. OKTAY VURAL (İzmir) Okutulacak seçmeli derslerle ilgili kamuoyundaki yanlış bilgilendirmelere açıklık getirmek amacıyla önerilmiştir. Yani Bizim niyetimiz yoktu buna. Niyetinizin olmadığını belirtiyorsunuz burada. BAŞKAN Sayın Vural, teşekkür ediyorum. LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Niye destek vermediniz demin? On sene dünya malıyla 31

34 uğraştınız, aklınıza ahiret gelmedi! MUHARREM İNCE (Yalova) Sayın Canikli milletin değerleriyle sorunlu olduğumuzu söyledi, açıkça bir sataşmada bulundu, iki dakika söz istiyorum. BAŞKAN Buyurun. MUHARREM İNCE (Yalova) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim tartışmasının içinde bilgisayar tartışılır, İnternet tartışılır; dinimiz, kitabımız sıcak siyasetin konusu olabilir mi? ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) Yazıklar olsun! MUHARREM İNCE (Devamla) Ne kadar ayıp! Ne kadar ayıp! Yani biz burada İnternet, bilgisayar, okulları tartışacağımıza, Sen mi daha iyi Müslümansın, ben mi daha iyi Müslümanım?.. Böyle bir tartışma olur mu? Yazıktır ya, günahtır, günah; günahtır. (CHP sıralarından alkışlar) HİLMİ BİLGİN (Sivas) Biz tartışmıyoruz ki! MUHARREM İNCE (Devamla) Bakın, değerli arkadaşlarım, yani siz o dinî eğitimden geçmiş insanlarsınız çoğunuz, ben de geçtim o eğitimden merak etmeyin, ben kendime yakıştıramıyorum bu tartışmaları, siz nasıl yakıştırıyorsunuz anlamıyorum. Bu kanunda bu iki önergenin ikisi de olmasa bile zaten bu dersleri koymak mümkün. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Buyurun! MUHARREM İNCE (Devamla) Mümkün bu. Sırf bunları ne için koyuyorsunuz biliyor musunuz? Oy almak için Kur'an-ı Kerim i kullanıyorsunuz, oy almak için! (CHP sıralarından Bravo sesleri, alkışlar) Yapmayın bunu. Kur'an-ı Kerim le ilgili bir düzenlemede ben burada 550 milletvekilinin 550 sinin de oy vermesini isterim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu birlikte yapmalıyız. Sizin işiniz, gücünüz, o milyar dolarlar var ya bilgisayarlarla ilgili, onları Kur'an la kapatmaya çalışıyorsunuz, haramı Kur'an la kapatmaya çalışıyorsunuz! (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, yapmayın bunu. Bunu yapmayın. AHMET AYDIN (Adıyaman) Bu olmadı, olmadı. MUHARREM İNCE (Devamla) Dinimiz, Kur an-ı Kerim, sıcak siyasetin tartışma alanı değildir. AHMET AYDIN (Adıyaman) Tartışma yok. MUHARREM İNCE (Devamla) Siz Müslümansınız, ben değil miyim? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Öyle bir şey söylemiyoruz. MUHARREM İNCE (Devamla) Sizin içinizden buradan seçerim, halkın huzurunda tartışırım, eğer onlara yenilirsem siyaseti bırakırım. Bırakın bu işleri siz. Bırakın bu işleri. [AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)] Bakın, bunu sıcak siyasetin tartışma konusu olmaktan çıkarın. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUHARREM İNCE (Devamla) Son maddelerde göreceksiniz Cumhuriyet Halk Partisinin direncini. Size o yetimin hakkını yedirmeyeceğiz. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın İnce. 32

35 OKTAY VURAL (İzmir) Sayın Başkanım, efendim, bizim de önergemiz var. Sayın Muharrem İnce oy almak için Kur an-ı Kerim le ilgili önerge verildiğini ifade etti, teeddüp ederim. Bu değerlerimiz oy için istismar edilecek değerler değildir. Bunlar hepimizin, hep beraber, birlikte sahiplenmesi gereken değerlerdir. Dolayısıyla, böyle bir değerlendirmeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Böyle bir şey olmaz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN Teşekkür ediyorum. MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Başkan BAŞKAN Buyurun Sayın Şandır. MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Başkanım, Sayın Canikli benim konuşmamdan sonra bir konuşma yaptı, beni de grubumuzu da ilzam edecek şekilde beyanlarda bulundu. BAŞKAN Ne söyledi grubunuzu ilzam edecek şekilde? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Ben bir şey söylemedim. ENVER ERDEM (Elâzığ) - Siz hiçbir şeyi dinlemiyorsunuz Başkanım ya. MEHMET ŞANDIR (Mersin) Yani bizim önergemizin kabul edilmeyişinin gerekçesini anlatırken, bizi bir anlamda bu konuyu istismar etmekle suçladı. Müsaade ederseniz düzeltme yapmak istiyorum. BAŞKAN Buyurun Sayın Şandır, sataşma nedeniyle, yeni bir sataşmaya mahal vermemek şartıyla. (MHP sıralarından alkışlar) MEHMET ŞANDIR (Mersin) Değerli arkadaşlar, hiç olmazsa şu konuştuğumuz konunun kutsiyetinde birbirimize hoşgörülü olalım. Lütfen. Bizim itirazımız şudur Sayın Canikli: Eğer Komisyonda bizi konuştursaydınız, biz bu önergeyi orada verecektik ve bu tartışma orada bitecekti ama müsaade etmediniz. Yani bir Sayın Bakanınız çıktı -Sayın Başbakanınız bir ayrı- Milliyetçi Hareket Partisini bu konuyu istismar etmekle suçladınız. Buna hakkınız yok. Yani biz size kendimizi ispat etmek mecburiyetinde değiliz. OKTAY VURAL (İzmir) Siz kimsiniz ya? MEHMET ŞANDIR (Devamla) İşte söylüyoruz, 99 dan bu yana, ayrıca on yıldır iktidarsınız ve bu mazlumların oyunu alarak iktidar oldunuz ama bugüne kadar getirmeyişiniz Getirdiğiniz kanunda buna imkân yok. AHMET AYDIN (Adıyaman) Var. MEHMET ŞANDIR (Devamla) Getirdiğiniz önerge de açıkta. Değerli milletvekilleri, suçlamak için söylemiyorum. Önünüzde Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi var. Beş yüz kelimelik gerekçe var. Aranızda ilim adamları var, din adamları var. Okuyun gerekçeyi, göreceksiniz. Adalet ve Kalkınma Partisinin gerekçesini okuyunuz, bir satır. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Ben konuştum MEHMET ŞANDIR (Devamla) Yani değerli arkadaşlar, yani bu konuda bizim ciddiyetimizi sorgulamak hakkınız değil. OKTAY VURAL (İzmir) Hazırlıksızsınız, çalışmamışsınız. Niyetiniz hayır değil. MEHMET ŞANDIR (Devamla) Hakkınız değil ve ben tekrar ifade ediyorum: Yani hangi gerekçeyle Milliyetçi Hareket Partisinin önergesine hayır oyu verdiniz 33

36 arkadaşlar? OKTAY VURAL (İzmir) Hangi? Taassup, parti taassubu MEHMET ŞANDIR (Devamla) Biz şimdi sizin önergenize evet oyu vereceğiz. Utanmayacak mıyız arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, utanmayacak mıyız? Olur mu böyle bir şey? Yani Kur'an-ı Kerim konusunda bile biz sizinle anlaşamıyorsak, siz bizimle anlaşamıyorsanız nasıl olacak bu iş? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Ben konuşurken konuşturmadılar Sayın Şandır. Yapmayın Allah aşkına. OKTAY VURAL (İzmir) Allah ını seversen, ne var destekleseniz? MEHMET ŞANDIR (Devamla) Allah aşkına. Ama orada, hemen bizim önergemize hayır oyunu, elini kaldırdın, bu grubun iradesini gasbettin. OKTAY VURAL (İzmir) Ne var destekleseniz? Yürek yok, yürek yok. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Yanlış, teknik olarak MEHMET ŞANDIR (Devamla) Niye yanlış olsun? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN Sayın Şandır, teşekkür ediyorum. MEHMET ŞANDIR (Devamla) Değerli arkadaşlarım, kendinizi gözden geçirmenizi istirham ediyorum OKTAY VURAL (İzmir) İşte, sizin önceki önergeniz de burada. Rezalet. MEHMET ŞANDIR (Devamla) keskin sirke küpüne zarardır. Kendi değerlerimize sahip çıkalım Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay. ENGİN ALTAY (Sinop) Sayın Başkanım, Talim Terbiye Kurulu Başkanının ya da temsilcisinin o sıralardan derhâl kalkıp Genel Kurul salonunu terk etmesi gerekir. Bunu talep ediyorum çünkü ilköğretime müfredat koymak, ders koymak Talim Terbiyenin işidir; bir. Bunu biz üstlenmişsek Talim Terbiye Kurulu Başkanının ya da temsilcisinin orada işi yok. Orayı derhâl terk etmelidir ve bu teklifi, gerek MHP ninkini gerek AKP nin teklifini siz burada Anayasa ya aykırılık önergelerine rağmen işleme alarak da bir Anayasa suçu işlediniz. Bunu da belirtmek istiyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisi laik, demokratik cumhuriyetin dinamitleneceği yer değildir. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN Sayın Altay, teşekkür ediyorum. MUHARREM İNCE (Yalova) Aynen, doğru söylüyor, Talim Terbiyenin görevini biz yapıyoruz. BAŞKAN - Lütfen, konuşmalarınızda bürokratları hedef almayınız. İkincisi: Anayasa ya aykırılıkla ilgili burada Başkanlık olarak görüşümüzü bildirdik. Buyurun Sayın Özdemir. MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Bu getirilen önerge, biraz önce kabul edilen önerge açıkça Anayasa nın laiklik ilkesine aykırıdır. Hazır AKP nin çoğunluğu var, Mecliste başka destek de bulduklarına göre -Grup Başkan Vekili söylüyor: Bence bugün tarihî bir gün. diyor. Evet, tarihî bir gün.- 34

37 Cumhuriyeti kaldırdık, halifeliği yeniden ilan ettik. desinler, daha dürüst davranmış olurlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Teşekkür ediyorum. BAŞKAN Teşekkür ediyorum. Sayın Kaplan ın söz talebi vardır. Buyurun Sayın Kaplan. HASİP KAPLAN (Şırnak) Gerçekten, burada üzülerek bir tartışmaya tanık olduk çünkü Kur an, din, peygamber gibi kutsal değerleri gerçekten siyaset konusu yapmak üzmüştür bizi. On yıldır iktidar AK PARTİ hükûmetleri ve Sayın Bakan ve Müsteşar, ilgililer burada. Din dersleri vardı müfredatta. Siz bu din derslerinde bugüne kadar Kur an-ı Kerim, Hazreti Peygamber in hayatını, mealini, hiç ders olarak okutmadınız mı? Okuttunuz mu, okutmadınız mı? Bu konuda Meclisi bilgilendirseniz sevinirim. BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler Kabul etmeyenler Önerge kabul edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) MEHMET ŞANDIR (Mersin) Doğru tavır budur. OKTAY VURAL (İzmir) Yürek olacak, yürek! Aferin size aferin! Böyle tıpış tıpış getireceksiniz. dedim değil mi? Nasıl? Sıktı değil mi? BAŞKAN Sayın milletvekilleri, kabul edilen (CHP sıralarından gürültüler) KAMER GENÇ (Tunceli) O zaman halifeliği, saltanatı da ilan edelim Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge doğrultusunda 9 uncu maddeyi oylarınıza sunacağım. Ancak 9 uncu maddenin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım. Önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına 199 sıra sayılı kanunun 9. Maddesinin oylamasının açık oylama ile yapılmasına müsaadelerinizi arz ederiz. ( Bu önerge MHP Grubu nun verdiği önergedir; Bu değişikliğe kimin nasıl oy kullandığını kayda geçirmek için verilmiştir) (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN Sayın milletvekilleri, 199 sıra sayılı Kanun Teklifi nin 9 uncu maddesinin açık oylama sonucu: Kâtip Üye Bayram Özçelik Burdur Kullanılan oy sayısı : 391 Kabul : 306 Ret : 85 (x) Kâtip Üye Muhammet Rıza Yalçınkaya Bartın Böylece 9 uncu madde kabul edilmiştir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati:

38 BU KANUN TEKLİFİNDE VE KOMİSYONDAN ÇIKAN METİNDE KUR'AN-I KERİM VE MEALİ, PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATINDAN ÖRNEKLER VE İLMİHAL BİLGİLERİ DERSLERİNİN OKUTULMASI VE İMAM-HATİP OKULLARININ ORTA KISMININ AÇILMASI TEKLİFİ YOKTUR ADALET VE KALKINMA PARTİSİ GRUP BAŞKANVEKİLLERİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI, KAYSERİ MİLLETVEKİLİ MUSTAFA ELİTAŞ, GİRESUN MİLLETVEKİLİ NURETTİN CANİKLİ, KAHRAMANMARAŞ MİLLETVEKİLİ MAHİR ÜNAL VE ADIYAMAN MİLLETVEKİLİ AHMET AYDIN'IN TEKLİFİ; İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1- (1) 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 7. Maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. "İlköğretim okullarının kademeleri şunlardır: a) Dört yıl süreli ilköğretim birinci kademe. b) Dört yıl süreli ilköğretim ikinci kademe." MADDE 2- (1) 222 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "İlköğretim kurumlarının toplam eğitim süresi sekiz yıldır. Bu kurumlar, ilköğretim birinci kademe ve ilköğretim ikinci kademe okullarından oluşur. İlköğretim birinci ve ikinci kademe okulları bağımsız okullar halinde kurulabileceği gibi imkân ve şartlara göre birlikte de kurulabilir." MADDE 3- (1) 222 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen "büyüklüğüne" ibaresi "İlköğretim birinci ve ikinci kademelerinin birlikte veya ayrı oluşlarına, büyüklüğüne" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 4- (1) 222 sayılı Kanunun Mülga 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. "Madde 22- İlköğretim 6-14 yaşlarındaki çocukların eğitimi ve öğretimini kapsar, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır." MADDE 5- (1) 222 sayılı Kanuna aşağıdaki Ek 4 üncü madde eklenmiştir. "Ek Madde 4- Bu Kanunun 76 ncı maddesinin (b) fıkrasına göre elde edilen gelirler, il özel idarelerince, ortaöğretim kurumlarının arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanması için de kullanılır." MADDE 6- (1) 222 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir. "GEÇİCİ MADDE 11- Bu maddenin yayımı tarihinde ilköğretim kurumlarının 5, 6, 7 ve 8 inci sınıflarında eğitim görenler eğitimlerini bu kurumlarda tamamlarlar." "GEÇİCİ MADDE yıllık zorunlu eğitim uygulamasının başlangıç tarihi Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. 12 yıllık zorunlu eğitim uygulamasına geçilinceye kadar ilköğretim ikinci kademesini tamamlayanlara ilköğretim diploması verilir." MADDE 7- (1) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 36

39 "Mecburi ilköğretim çağı 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ, çocuğun 6 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 14 yaşını bitirip 15 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter." MADDE 8- (1) 1739 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "3. İlköğretim birinci kademesinin son ders yılında öğrencilere ikinci kademede devam edilebilecek; ikinci kademesinin son ders yılında da ortaöğretimde devam edilebilecek okul ve programların hangi mesleklerin yolunu açabileceği ve bu mesleklerin kendilerine sağlayacağı yaşam standardı konusunda tanıtıcı bilgiler vermek üzere rehberlik servislerince gerekli çalışmalar yapılır." MADDE 9- (1) 1739 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 24- İlköğretim kurumlarının toplam eğitim süresi sekiz yıldır." MADDE 10- (1) 1739 sayılı Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 25- İlköğretim kurumları, dört yıl süreli ilköğretim birinci kademe okulları ile dört yıl süreli ilköğretim ikinci kademe okullarından oluşur. İkinci kademe ilköğretim okulları ortaöğretim programlarıyla ilişkilendirilir. Hangi programlar için ilköğretim ikinci kademe okullarının oluşturulacağı Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlköğretim kurumlarının ilköğretim birinci kademe ve ilköğretim ikinci kademe okullar olarak bağımsız okullar halinde kurulması esastır. Ancak imkân ve şartlara göre ilköğretim birinci ve ikinci kademe okulları birlikte de kurulabilir. Nüfusun az ve dağınık olduğu yerlerde, köyler gruplaştırılarak merkezi durumda olan köylerde ilköğretim birinci ve ikinci kademe okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerde yatılı ilköğretim bölge birinci ve ikinci kademe okulları kurulur." MADDE 11- (1) 1739 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 26- Ortaöğretim kurumları, ilköğretim kurumlarından sonra dört yıllık zorunlu öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumlarıdır. Bu okulları bitirenlere ortaöğretim diploması verilir." MADDE sayılı Kanuna aşağıdaki Ek 2 nci madde eklenmiştir. EK MADDE 2 - Bu kanunda belirtilen ilköğretim birinci kademe sonrasında hangi programların açık öğretimle ilişkilendirileceği ve zorunlu eğitim kapsamına alınacağı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. MADDE 13- (1) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "İlköğretim okulunu" ibaresi "İlköğretim birinci kademeyi" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 14- (1) 3308 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "14 yaşını" ibaresi "Onbir yaşını", "ilköğretim okulu" ibaresi "ilköğretim birinci kademe" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 15- (1) 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 45 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir, "Yükseköğretime Giriş ve Yerleştirme MADDE 45- Yükseköğretime giriş ve yerleştirme aşağıdaki şekilde yapılır. a. Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemleri imkan ve fırsat eşitliğini 37

40 sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılır. b. Yükseköğretim kurumlarına esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezi sınavlarla girilir. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adayların ortaöğretim başarıları dikkate alınır. Ortaöğretim bitirme başarı notları en küçüğü yüz, en büyüğü beş yüz olmak üzere ortaöğretim başarı puanına dönüştürülür. Ortaöğretim başarı puanının yüzde on ikisi yerleştirme puanı hesaplanırken merkezi sınavdan alınan puana eklenir. c. Ortaöğretim kurumlarını birincilik ile bitiren adaylar için mevcut kontenjanların yanı sıra Yükseköğretim Kurulu kararı ile ayrı kontenjanlar belirlenebilir. d. Bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarının mezunlarının Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen aynı meslek dalında yer alan yükseköğretim programlarına yerleşmelerinde, (b) fıkrasındaki puana ek olarak, ortaöğretim başarı puanının yüzde altısı yerleştirme puanına eklenir. e. Mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından mezun olan öğrenciler, bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya bunlara en yakın olan mesleki ve teknik önlisans yükseköğretim programlarına sınavsız olarak yerleştirilebilir. Bu öğrencilerin yerleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar Milli Eğitim Bakanlığının görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. f. Önlisans mezunları için, ilişkili lisans programlarında belirlenmiş kontenjanın yüzde onunu geçmeyecek şekilde Yükseköğretim Kurulu kararı ile her yıl dikey geçiş kontenjanı ayrılabilir. g. Yabancı uyruklu öğrenciler ile ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayan öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına kabul usul ve esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir. Uluslararası andlaşmalar gereği Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarında burslu olarak öğrenim görecek yabancı uyruklu öğrencilerin yerleştirme işlemleri Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılır. h. Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslara göre, belli sanat ve spor dallarında üstün kabiliyetli olduğu tespit edilen öğrenciler ile Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca tespit edilen uluslararası bilimsel yarışmalarda ödül kazanan öğrenciler, ilgili dallarda eğitim yapmak kaydıyla yükseköğretim kurumlarına yerleştirilebilir." MADDE 16- (1) 2547 sayılı Kanunun Ek 21 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 17-28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun Ek 61 inci maddesinin başlığı "Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi" şeklinde, aynı maddede geçen "Rize Üniversitesi" ibaresi " Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanunun ek 130 uncu maddesinin başlığı "Abdullah Gül Üniversitesi" şeklinde, aynı maddede geçen "Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi" ibaresi "Abdullah Gül Üniversitesi" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 19- a) 10/12/2003 tarihli 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı Cetvelin ilgili sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "61) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi" "103) Abdullah Gül Üniversitesi" b) 21/12/2011 tarihli ve 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, 2/9/1983 tarihli 38

41 ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve eki cetveller ile diğer mevzuatta Rize Üniversitesi ve Kayseri Abdullah Gül Üniversitesine yapılmış olan atıflar ilgisine göre Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ve Abdullah Gül Üniversitesine yapılmış sayılır. MADDE 20- (1) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. "GEÇİCİ MADDE 13- Yurtiçi üretimin ve katma değerin artırılması, teknoloji kazanımının sağlanması, daha önce yurt içinde üretimi bulunmayan ürünlerin üretilebilmesi, yeni teknoloji ve ürünlere yönelik araştırma-geliştirme faaliyetlerinin sürdürülmesi ve bilgi toplumuna geçiş hedefleriyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerindeki okulların dersliklerine bilişim teknolojisi donanımı, yazılımı, ağ altyapısı ve internet erişim imkânının sağlanması, dersler için çevrim içi ve çevrim dışı ortamlarda e-içerik temin edilmesi ve e-içerik altyapısının oluşturulması, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan öğretmenlere ve örgün eğitim gören öğrencilere e-kitap, tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amaçlarıyla Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında, Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç, bu Kanun hükümlerine tabi değildir. Bu madde uyarınca yapılacak alımlara ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir." MADDE 21- (1) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. "GEÇİCİ MADDE 20- Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullara internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması için Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir." MADDE 22 - a) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "atanamazlar." ibaresi "atanabilirler." şeklinde değiştirilmiş aynı fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır. b) 5411 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "atanamazlar." ibaresi "atanabilirler." şeklinde değiştirilmiş aynı fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır. c) 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "atanamazlar." ibaresi "atanabilirler." şeklinde değiştirilmiş aynı fıkranın son cümlesinde yer alan "ve bunlardan iki yıl veya daha az süreyle görev yapanlar bir defalığına tekrar atanabilirler" ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 23- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 24- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 39

42 MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONUNUN KABUL ETTİĞİ METİN İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; MADDE 1-5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE 3- Mecburî ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter. MADDE sayılı Kanunun 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE 7- İlköğretim; 1 inci maddede belirtilen amacı gerçekleştirmek için kurulmuş dört yıl süreli ve zorunlu ilkokul ile dört yıl süreli ve zorunlu ortaokuldan oluşan bir Milli Eğitim ve Öğretim Kurumudur. MADDE sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. İlköğretim kurumlarının ilkokul ve ortaokul olarak bağımsız okullar hâlinde kurulması esastır. Ancak imkân ve şartlara göre ortaokullar, ilkokullarla veya liselerle birlikte de kurulabilir. MADDE sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan büyüklüğüne ibaresi ilkokullar ve ortaokullar birlikte veya ayrı oluşlarına, büyüklüğüne şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir. EK MADDE 4- Bu Kanunun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre elde edilen gelirler, il özel idarelerince, ortaöğretim kurumlarının arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanması için de kullanılır. MADDE sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 11- Bu maddenin yayımı tarihinde ilköğretim kurumlarının 5, 6, 7 ve 8 inci sınıflarında eğitim görenler eğitimlerini bu kurumlarda tamamlar. Bu maddenin uygulanmasıyla ilgili usul ve esaslar Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenir; Bakanlık bu maddenin uygulanmasıyla ilgili düzenlemeleri il, ilçe ve okul bazında yapmaya yetkilidir. MADDE 7-14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE 22- Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter. MADDE sayılı Kanunun 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE 24- İlköğretim kurumlarının ilkokul ve ortaokul olarak bağımsız okullar hâlinde kurulması esastır. Ancak imkân ve şartlara göre ortaokullar, ilkokullarla veya liselerle birlikte de kurulabilir. MADDE sayılı Kanunun 25 inci maddesinin mülga birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. 40

43 İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullardan oluşur. Ortaokullarda lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulur. Ortaokullarda oluşturulacak program seçenekleri Bakanlıkça belirlenir. MADDE sayılı Kanunun 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE 26- Ortaöğretim, ilköğretime dayalı, dört yıllık zorunlu, örgün veya yaygın öğrenim veren genel, meslekî ve teknik öğretim kurumlarının tümünü kapsar. Bu okulları bitirenlere ortaöğretim diploması verilir. MADDE sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 3- Zorunlu ortaöğretim eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanır. Bakanlar Kurulu uygulamayı bir eğitim-öğretim yılı ertelemeye yetkilidir. MADDE 12-5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 18 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yüzde onundan fazla" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. MADDE 13-16/8/1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (A) fıkrasının 2 numaralı bendinin (c) alt bendinde yer alan sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim ibaresi ilköğretim ve ortaöğretim şeklinde değiştirilmiş ve maddede yer alan sekiz yıllık kesintisiz ibareleri madde metninden çıkarılmıştır. MADDE 14-4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 45 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Yükseköğretime giriş ve yerleştirme MADDE 45- Yükseköğretime giriş ve yerleştirme aşağıdaki şekilde yapılır. a. Yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemleri imkan ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri almak kaydıyla, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılır. b. Yükseköğretim kurumlarına esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezi sınavlarla girilir. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adayların ortaöğretim başarıları dikkate alınır. Ortaöğretim bitirme başarı notları en küçüğü ikiyüzelli, en büyüğü beş yüz olmak üzere ortaöğretim başarı puanına dönüştürülür. Ortaöğretim başarı puanının yüzde on ikisi yerleştirme puanı hesaplanırken merkezi sınavdan alınan puana eklenir. c. Ortaöğretim kurumlarını birincilik ile bitiren adaylar için mevcut kontenjanların yanı sıra Yükseköğretim Kurulu kararı ile ayrı kontenjanlar belirlenebilir. d. Bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarının mezunlarının Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen aynı meslek dalında yer alan yükseköğretim programlarına yerleşmelerinde, (b) bendindeki puana ek olarak, ortaöğretim başarı puanının yüzde dördü yerleştirme puanına eklenir. e. Mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından mezun olan öğrenciler, istedikleri takdirde bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya bunlara en yakın olan mesleki ve teknik önlisans yükseköğretim programlarına sınavsız olarak yerleştirilebilir. Bu öğrencilerin yerleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar Milli Eğitim Bakanlığının görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. f. Önlisans mezunları için, ilişkili lisans programlarında belirlenmiş kontenjanın yüzde onunu 41

44 geçmeyecek şekilde Yükseköğretim Kurulu kararı ile her yıl dikey geçiş kontenjanı ayrılabilir. g. Yabancı uyruklu öğrenciler ile ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayan öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına kabul usul ve esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir. Uluslararası andlaşmalar gereği Türkiye deki yükseköğretim kurumlarında burslu olarak öğrenim görecek yabancı uyruklu öğrencilerin yerleştirme işlemleri Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılır. h. Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslara göre, belli sanat ve spor dallarında üstün kabiliyetli olduğu tespit edilen öğrenciler ile Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca tespit edilen uluslararası bilimsel yarışmalarda ödül kazanan öğrenciler, ilgili dallarda eğitim yapmak kaydıyla yükseköğretim kurumlarına yerleştirilebilir. MADDE sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri tarafından üniversitelere, yüksek teknoloji enstitüleri ile gelirlerinin en az dörtte üçünü münhasıran devlet üniversitelerinin faaliyetlerinin devam ettirilmesi ve desteklenmesini amaç edinmek üzere kurulan ve fiilen bu çerçevede faaliyette bulunan vakıflardan Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınanlara makbuz karşılığında yapılan bağışlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları hükümlerine göre yıllık beyanname ile bildirilecek gelirden ve kurum kazancından indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir. MADDE sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 61- Bu maddenin yayımı tarihinden sonraki ilk yükseköğretime giriş ve yerleştirme işlemlerine mahsus olmak üzere bu Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrasının (b), (d) ve (f) bentleri uyarınca adayların merkezi sınavlardan almış olduğu puanlara ilave edilecek ortaöğretim başarı puanları Yükseköğretim Kurulunca belirlenen usul ve esaslara göre hesaplanır. MADDE sayılı Kanunun ek 21 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 18-28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 9 uncu maddesinin başlığı ile birinci fıkrasında yer alan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi ibareleri Bülent Ecevit Üniversitesi şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanunun ek 61 inci maddesinin başlığı ile birinci fıkrasında yer alan Rize Üniversitesi ibareleri Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanunun ek 129 uncu maddesinin başlığı ile birinci fıkrasında yer alan Konya Üniversitesi ibareleri Necmettin Erbakan Üniversitesi şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanunun ek 130 uncu maddesinin başlığı ile birinci fıkrasında yer alan Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi ibareleri Abdullah Gül Üniversitesi şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 22-10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelin Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri bölümünün 53, 61, 102 ve 103 üncü sıraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: 53) Bülent Ecevit Üniversitesi 61) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 102) Necmettin Erbakan Üniversitesi 42

45 103) Abdullah Gül Üniversitesi MADDE 23-21/12/2011 tarihli ve 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede; Zonguldak Karaelmas, Rize, Konya ve Kayseri Abdullah Gül Üniversitelerine yapılmış olan atıflar Bülent Ecevit, Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan ve Abdullah Gül Üniversitelerine yapılmış sayılır. MADDE 24-4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 13- Yurtiçi üretimin ve katma değerin artırılması, teknoloji kazanımının sağlanması, daha önce yurt içinde üretimi bulunmayan ürünlerin üretilebilmesi, yeni teknoloji ve ürünlere yönelik araştırma-geliştirme faaliyetlerinin sürdürülmesi ve bilgi toplumuna geçiş hedefleriyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerindeki okulların dersliklerine bilişim teknolojisi donanımı, yazılımı, ağ altyapısı ve internet erişim imkânının sağlanması, dersler için çevrim içi ve çevrim dışı ortamlarda e-içerik temin edilmesi ve e-içerik altyapısının oluşturulması, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan öğretmenlere ve örgün eğitim gören öğrencilere e-kitap, tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amaçlarıyla Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında, Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç, bu Kanun hükümlerine tabi değildir. Bu madde uyarınca yapılacak alımlara ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir. MADDE sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 20- Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullara internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması için Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir. MADDE 26- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 27- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. İlköğretim okullarında Kuran-ı Kerim ve Meali, Hz. Peygamberin Hayatı ve İlmihal Bilgileri derslerinin seçmeli ders olarak okutulması konusunda AKP ile MHP Gruplarının Meclis Genel Kurulunda verdikleri önergelerin GEREKÇELERİ, BU KONUDAİKİ PARTİNİN SAMİMİYET, CİDDİYET VE HAZIRLIKLI OLMAK AÇILARINDAN MUKAYESE EDİLEBİLMESİ İÇİN ÖNERGELERİ EKTE VERİYORUZ. AKP önergesi gerekçesi 11 kelime, MHP önergesi gerekçesi 495 kelime, 43

46 AKP ÖNERGESİNDE KUR AN-I KERİM İN DERS OLARAK OKUTULMASI GEREKÇESİ 1,5 SATIR İLE İFADE EDİLMEKTEDİR 44

47 MHP ÖNERGESİNDE KUR AN-I KERİM İN DERS OLARAK OKUTULMASI GEREKÇESİ 1,5 SAYFADA İFADE EDİLMEKTEDİR 45

48 46

49 MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ LİDERİ MERHUM ALPARSLAN TÜRKEŞ, 1977 YILINDA KUR AN-I KERİM İN ORTAOKULDA OKUTULMASI GEREKETİĞİNİN ALTINI ÇİZMİŞTİ Yıl 1977, ÜLKÜ-BİR 5. Olağan Kurultayı; Gençliğin manevi bir buhrana sürüklendiği, komünizmin dinsizlik propagandasının kendi öz yurdumuzda öz çocuklarımızı elimizden aldığı fırtınalı bir dönemde, Ülkücü Öğretmenler Birliği nin üzerinde önemle durduğu Kur an-ı Kerim derslerinin okullarda okutulması teklifine Rahmetli Türkeş şu cümlelerle destek veriyordu: Elli seneye yaklaşan Türk Milli Eğitimi, bir türlü özlenen milli muhtevayı kazanamamıştır. İdare-i mashatçı siyasetçilerin reform gayretlerinin akim kalması, yeni gelenleri şaşkınlıkla bocalayıp, yeni reform lar peşinde koşmaktan kurtaramamıştır. Bu başarısızlıkların sebebi gayesizliktir, dünya görüşü yoksunluğudur, taklitçiliktir. Yetiştirmek istediği insana müşterek bir vasıf vermeyi düşünemeyen bir sistem gayri milli kültürün tesirlerine açık, yabancılaşması mukadder nesilleri kendi elleriyle yetiştiriyor demektir. İyi insan da, iyi vatandaş da sadece dünyevi müeyyidelere bağlı olarak yetiştirilemez. Asırlardan beri insanın nefsini frenleyen ahlak, nizam ve hayır işlerini geliştiren en ehemmiyetli müessese dindir. Bütün dünya devletleri, bahusus Hristiyan devletler, vatandaş terbiyesinde dini birinci planda tutarken, Türkiye de yıllardan beri bir Din korkusu hüküm sürmekte, Türk çocuklarına, Hristiyan vatandaşlarımıza sağlanan haklar dahi çok görülmektedir. 47

50 Bugünkü eğitim sistemimiz içerisinde, ortaöğretimdeki seçmeli dersler arasına imam-hatip okullarının uygulandığı şekilde, Kur an-ı Kerim dersi de alınmalı, din bilgisi dersi de seçmeli olarak üç saate çıkarılmalıdır. Türk vatandaşı, çocuğunun dini terbiyesini Devletten beklemektedir. Devletin vazifesi de iyi insan iyi vatandaş yetiştirmektedir. Şahsım ve partim bu meselede ÜLKÜ-BİR in haklı taleplerini sonuna kadar takip edecektir. 48

51 BÖLÜCÜ TERÖR KONUSU Genel Başkanımızın değerlendirmesi; Ülkemizin güvenliği, dirliği ve birliği alarm zilleri çalmaktadır. Neresinden bakarsak bakalım, Türkiye iyi yönetilememenin tüm sancılarını yaşamakta, istikrarsızlık ve düzensizlik halleri frenlerinden boşanmışçasına mesafe almaktadır. Türk milleti devamlı surette aynı kâbus filmini seyretmekten, aynı türden acıların sahnelendiği kısır döngüyle karşılaşmaktan bunalmıştır. Oyuncuları ve senaristleri herkesçe malum olan kanlı tezgâh millet ve devlet hayatını azap yerine çevirmiş ve bundan dolayı tahammül edilmez bir aşamaya getirmiştir. Bölücü terörün vahşi eylemleri ve bu çerçevede her gün gelen şehit haberleri ciğerimizi dağlamış, yüreklerimizi kedere boğmuştur. Özellikle Hakkâri Yeşiltaş Jandarma Karakolu na yapılan saldırıdan sonra gündeme gelen görüşler; yapılan yorumlar ve verilen mesajlar her açıdan incelenmeli ve değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Fırsattan istifade eden çıkarcı yüzler, işbirlikçi taraflar ve melun niyetler bölücü terör saldırılarını gerekçelendirmeye ve utanmadan mazeret bulmaya yönelmişlerdir. 1-PKK nın içinde kontrol edilemeyen unsurların bulunduğu, bir iyi bir de kötü PKK olduğu izlenimi kamuoyuna pompalanmaya çalışılmıştır. Teröristin ayağına gitmeyi gazetecilik zannedenlere verilen mülakatlar, kamuoyu oluşturmaya dönük halkla ilişkiler faaliyeti ve bölücü terörü masum gösterme kurnazlıkları ibret verici bir manzaranın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelişmeler PKK nın psikolojik ve stratejik avantajlar elde ettiğini, gerek siyasette, gerek akademik çevrelerde, gerekse de medyadaki taşeronları eliyle alçak saldırılarını maskelemeye çalıştığını göstermiştir. Bölücülüğün yeminli temsilcileri, terörün barış ve özgürlük kamuflajıyla örtülmüş elçileri anında devreye girmişler ve inisiyatif alarak tavşana kaç tazıya tut pespayeliğini sergilemişlerdir. Bilhassa bu çevreler, ne zaman çözüm sürecine yaklaşılsa, ne zaman ümit verici adımlar atılsa ve ne zaman siyaset ön alıp üstünlük kurmaya başlasa bu tip eylemlerin hemen gerçekleştiğine dikkat çekmişlerdir. Barış dilinin ve demokratik iradenin sözüm ona hızlandığı bir zaman aralığında terör saldırılarını manidar bulduklarını yüzleri kızarmadan dile getirmişlerdir. Yani bölücü terör örgütü, yapılan sözde güzel işleri sabote etmiş ve devletin içindeki güvenlikçi bakışın ön plana çıkmasına zemin hazırlamıştır. 2- Buradan çıkarılan sonuç ise, PKK terörüyle devlet içindeki bazı gurupların dolaylı ve zımnen irtibat ve ilişki içinde olduğuna yönelik olmuştur. Bölücülüğü aklamaya ve temize çıkarmaya çalışan ne kadar gafil varsa bu çerçevede buluşmuş ve düşüncelerini pervasızca ortaya koymuşlardır. 3-Bununla birlikte, demokratikleşmenin alanı genişledikçe örgütün alanının daralacağı safsataları ve hezeyanları, bölücülük bataklığını mesken tutmuş çürümüşler tarafından ısrarla ortaya konulmuştur. 49

52 Bunların ağzından; Barış için demokratik adımlar devam ettirilmeli, Kimsenin bu şansı heba etme lüksü olmamalı, Çözüm fırsatı sabote edilmemeli, Silahlar susmalı ve bırakılmalı, İyimser ortam korunmalı, Barış havası sürmeli türünden söz ve beyanlar geçtiğimiz günlerde işitilmiştir. Karanlık emelli bölücü ittifak; çözüm, çıkış ve çare zırvalarıyla bölücü terör saldırılarını kapatmaya ve cinayetleri örtbas etmeye hayâsızca gayret etmişlerdir. Şehide hürmet etmeyen, dökülen kanlara üzülmeyen, Türk milletine yönelmiş vahşeti kınamaktan imtina eden ihanet simaları bölücülüğün çözüm haritasında küstahça bir araya gelmişler ve değişik bahanelere sığınmışlardır. Ayrıca Başbakan Erdoğan ın her yurt dışı çıkışına, her uluslararası temaslarına denk düşen dönemlerde, terörün namlusunu milletimize çevirdiğine dair kanaatlerde de bir hayli yoğunluk gözlenmektedir. Eğer Başbakan ın yurtdışı seyahatleriyle terör saldırıları arasında hakikaten de bir illiyet bağı kuruluyorsa, o zaman Sayın Erdoğan ın uçaktan biraz inerek Türkiye de kalması son derece hayırlı ve yararlı olacaktır. Başbakan Erdoğan ın yurtdışında bulunmasıyla, saldırıların gerçekleşmesi arasında paralellik yalnızca pazarlıkların kızışmasına matuftur ki, bu da bölücü terörün bilinen ve kanıksanmış ahlaksızlığından başka bir şey değildir. Zaten PKK terör örgütü Başbakan ve hükümetiyle her düzeyde müzakereye devam etmektedir. Bunun yanısıra PKK, siyasi iktidarla mayınlı, kurşunlu ve roketatarlı mektuplaşmasını her fırsatta gerçekleştirmekte ve şüphesiz verdiği mesajlar da anında cevap bulmaktadır. Başbakan ın terörle mücadeleyi kast ederek; Er veya geç bu işi başaracağız. Terörü kimse bizimle pazarlık konusu etmesin. Biz terörü hiçbir zaman pazarlık konusu olarak da telakki etmedik. sözlerinin, bu kapsamda bir manası ve karşılığı da bulunmamaktadır. Madem pazarlık yapılmadığı Başbakan tarafından iddia edilmektedir, bu durumda şu soruların cevaplarının da kendisi tarafından verilmesi taşıdığı sorumluluğunun gereği olacaktır: İmralı canisiyle görüşerek mutabakat metinleri hazırlamak pazarlık değil midir? Yaklaşık bir asır önce etnik ve mezhep ikiliğini aramıza sokan sömürgeci zihniyetin güdümünde, PKK yla Oslo da masaya oturmak pazarlık değil midir? Kamuoyuna yansıyan Oslo mutabakatında, terörle mücadele eden asker ve polisin yargılanacağı sözünü vermek pazarlık değil midir? Her hain eylemden sonra bölücü örgüte Silahı bırakırsanız operasyonlar durur açıklamalarını medya üzerinden iletmek pazarlık değil midir? Terör örgütü mensuplarına istedikleri ülkeye gidebileceğini duyurmak ve bunu ısrarla vurgulamak pazarlık değil midir? Habur da terörist karşılama törenleri düzenlemek, anadilde eğitim taleplerine onay vermek pazarlık değil midir? 50

53 PKK yı himaye eden peşmergeden yardım dilenmek, yılandan şefkat beklemek pazarlık değil midir? Türk milletini etnik kimliklere geriletmeye uğraşmak, dağdakilere af planları hazırlamak ve Kandil deki eşkıya başının sağlığını merak etmek pazarlık değil midir? Bunlardan dolayı AKP, CHP ve BDP yle aynı masaya oturmama irade ve kararlılığımız haklı değil midir? Bizim sözde Kürt sorunu kapsamında görüşme sürecine katılmadığımızı eleştirenler, Anadolu da barışa katkı vermediğimiz riyakârlığını propaganda edenler iyi bilsinler ki; Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye nin çözülmesini, Türk milletinin bölünmesini ve Türk vatanın ayrışmasını sağlayacak hiçbir masaya oturmayacak ve yanından dahi geçmeyecektir. Terör ve bölücülük sorunuyla sözde Kürt sorununu aynı kategoriye koyan art niyetliler zaten ekranlarda, Meclis koridorlarında ve bu doğrultuda kurulan bölücülük ortamlarında bir aradadırlar ve her düzeyde de beraberliklerini yürütmektedirler. Bizi masaya gelmemekle itham edenler önce; 2003 den bugüne kadar toprağa düşen 1021 şehidin hesabını vermelidir. Barış diyerek ihanet masasına ayak olanlar; 1 Ağustos 2009 tarihinde başlayan yıkım sürecinden bugüne kadar geçen sürede ebediyete intikal eden 371 şehidin hakkını iki cihanda nasıl ödeyeceklerini düşünmelidir. İki yıl önce analar ağlamasın diyerek manevi istismarcılıkta sınır tanımayanlar, sadece 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden bugüne kadar dualarla uğurlanan 185 şehidimizin yerde kalan kanına insafları varsa odaklanmalıdır. ( Şehit sayıları, 26 Haziran 2012 tarihine kadardır) Sorarım sizlere, biz daha fazla şehit gelmesi için mi ya da daha çok terör saldırısı gerçekleşsin diye mi masaya oturacağız? PKK nın af edilmesi, İmralı canisinin özgürlüğüne kavuşması ve Türkiye nin ikiye ayrılması için mi masaya oturacağız? Biz Kürt kökenli kardeşlerimizi sorun görenlerle, bölücülükle pazarlık yapacak kadar alçalanlarla elbette bir araya gelmeyeceğiz, elbette masaya da oturmayacağız. Bölücü terör örgütü PKK yıllardan beridir kan akıtmakta, vatan evlatlarımızın canına kast etmektedir. Tayin ettiği amaçlara ulaşmak için ise insanlığın reddettiği her çirkin yol ve yönteme başvurmaktadır. Terör faaliyeti bölücülüğün yalnızca bir unsuru olup, bölünmeyi sağlamaya, ayrılmayı tesis etmeye çalışan insan kıyım makinesidir. Terör kasapları bu yüzden her değerimize saldırmakta ve tahrip etmektedir. Bölücü terörü koruyan, kendi hedefleri doğrultusunda maşa olarak kullanan uluslararası mihraklar ise esasen herkes tarafından bilinmektedir. PKK kiralık ölüm çetesi olarak; kimin işine yarıyorsa, kimin menfaatine uyuyorsa ve kimin çıkarına hizmet ediyorsa onlar tarafından kullanılmakta ve yönlendirilmektedir. Türkiye üzerinde hesabı olan ülkeler bu kanlı örgütü beslemekte ve istedikleri biçimde yönetip sevk etmektedir. Türkiye ye husumet duyanlar, Türk milletinin Anadolu coğrafyasındaki mevcudiyetinden 51

54 irkilenler Kandil deki vahşileri yedirmekte, içirmekte, giydirmekte, silahlandırmakta ve üzerimize saldırtmaktadır. Dönemsel olarak PKK nın emrine girdiği güçler farklılaşmış olsa da, hedef hiç değişmemiş ve hiç de sapmamıştır. ABD den Suriye ye, Yunanistan dan Güney Rum kesimine ve bazı Avrupa ülkelerinden Rusya ya varıncaya kadar PKK küresel çevrelerin stratejik planlarına kanlı menü hazırlamış ve tetikçi olarak görev almıştır. Bu kapsamda gittikçe uluslararası bir cinayet örgütü hüviyetine bürünmüş ve Kandil deki inlerde yaşamasına bu nedenle müsaade edilmiş ve edilmeye de devam edilmektedir. Bugünkü şartlarda PKK nın sindiği ve saklandığı yerin adresi belli ve ortadadır. Irak ın kuzeyindeki peşmerge reisi, terör örgütüne yardım ve yataklık yapan, aldığı talimatlar gereğince arkasında duran bir fitne olarak hepimizin malumudur. Gelin görün ki, Başbakan Erdoğan ın şartlar gereğince en yakın dost ve müttefiki de bu çapulcu olmuştur. Şu çelişkiye bakınız ki, Başbakan Erdoğan terörün çözümü konusunda peşmergenin ağzına bakmakta, en ufak beyanlarından bile medet ummaktadır. Hatta hükümetin sulu gözlü üyesi, Başbakanlığa vekâlet ettiği Yeşiltaş Karakol baskınından hemen sonra, TRT Şeş in Soranice yayına başlaması vesilesiyle peşmergeyle programa katılmış ve birlikte kutlama yapmışlardır. Burada başbakan yardımcısı( Bülent Arınç); Türkiye de yaşayan herkesin kendi kültürüne ait, doğuştan, Allah tarafından verilen bütün hakları Kürt kardeşlerimize de, başka etnik kökene sahip yurttaşlarımıza da tanıyoruz, tanıyacağız sözlerini sarfetmiştir. Dikkatinizi çekmek isterim ki, bu şuursuzluk sekiz şehidimizin hemen arkasından Barzani ye hitaben söylenmiştir. Barzani de, Artık savaşın, silahın kullanma devri geçti. Bu durum Kürt milletine daha çok zarar veriyor diyerek, Sayın Başbakan a attığı adımlardan dolayı, diğer partilerden de çözüme yönelik önerilerde bulunanlara teşekkür ediyorum. ifadeleriyle karanlıktan aydınlığı taşlamaya devam etmiştir. Bu karşılıklı takdim ve dostane yaklaşımlar sergilenirken, söz konusu başbakan yardımcısı Barzani ye Türkiye de yalnızca Türk milleti vardır, haddinizi bilin diyememiş ve bir de ar damarı çatlarcasına Barzani den daha fazla himmet beklediklerini belirtmiştir. Her şeyden önce peşmerge ve onun gibi düşünen terör zebanileri bilmelidir ki; son yurdumuzda yaşayan muazzam beşeri kıymetin ismi Türk milleti olup, aramızda başkaca bir millet kesinlikle söz konusu değildir. Peşmerge reisinin sözde çözümden yana tavır alanlara teşekkür etmesi bir başka ilginç durumu ortaya çıkarmıştır. Allah a hamd olsun ki, peşmerge bize teşekkür etmemiş ve bizi övmemiştir. Bu durum bile başlıbaşına ne kadar doğru ve haklı olduğumuzun bir kanıtı ve belirtisidir. Zira peşmergenin bize yönelik teşekkürü şöyle dursun, iması dahi 43 yıllık şerefli tarihimizi yok saymak, ilkelerimizi çiğnemek anlamına gelecektir ki, bunu da inşallah dünya gözüyle kimse göremeyecektir. Kandil in görevlendirilmiş muhafızı, terör ajanı olarak ikili oynamakta ve Türk milletine kefen biçenlere durmadan makas bilemektedir. 52

55 Bize göre Kandil yerle bir edilmeden, 4 Ekim 2011 tarihli grup toplantısında söylediğim gibi, Kandil in tepesine Türk bayrağı dikilmeden terörün sonlanması mümkün değildir. Bu tarihi görev sınırötesi hareket izni elinde bulunan AKP hükümetinin omuzlarındadır. Türk milletinin kendisine tehdit oluşturan neresi olursa olsun buralara girmesi ve hakkından gelmesi en tabii hakkı ve yetkisi dâhilindedir. Bunun için Türk devleti kimseden icazet alacak değildir. Hele hele Okyanus ötesinden izin alma iması dahi bizim tarihi birikimimiz ve millet gerçeğimizle asla bağdaşmamaktadır. Biz üzerinde yaşadığımız toprakları birilerinden onay alarak vatanlaştırmadık. Birilerinin oluruyla ve işaretiyle de koruyamazlık yapmayacağız. Kim ki topraklarımızı kirletmeye, sınır ötesinden hareketle bağrımızı yakmaya cüret ediyorsa; bunları üredikleri yerde, mesken tuttukları alanda imha etmek Türk milletinin şeref ve onur meselesidir. Bu konuda milletimizin müsamahası olmayacak, topu taca atarak uyuşukluk gösterenlere toleransı bulunmayacaktır. Silahları ağır, sayıları fazla ifadeleriyle bölücü terör saldırılarına teslim olanlar, yangının gittikçe büyüdüğünü görmeli ve Kandil de tufan gibi esecek cesaret ve iradeyi bir an önce göstermelidir. Bu aşamada bölücü teröre karşı çözüm olarak sunacağım öneriler şimdilik şu ana başlıklardan ibaret olacaktır: 1- Hükümet Meclis ten aldığı sınır ötesi harekât iznini devreye sokmalı ve Kandil i dümdüz etmelidir. 2- PKK terör örgütü ön şartsız ve hiçbir mazeret ileri sürmeden silahlarını bırakmalı ve teslim olmalıdır. Veya militanlar son ferdine kadar teslim alınmalıdır. 3- Türk adaleti bölücü örgüt üyeleri hakkında gereğini yapmalı ve PKK lılar verilecek cezaları çekmelidir. 4- KCK davasıyla birleştirilerek kapsamlı ve çok yönlü bir bölücülük soruşturması açılmalıdır. 5- Kürt kökenli kardeşlerimiz kesinlikle terör örgütüyle ilişkilendirilmemeli, bireysel nitelikli haklarıyla ilgili çalışma ve girişimler ülkemizin diğer yörelerinde olduğu gibi hayata geçirilmelidir. 6- Türk kimliğinin birleştirici, kapsayıcı ve yapıştırıcı özelliğine sahip çıkılmalı, Türkiyelilik zırvasından vazgeçilmelidir. 7- Doğu ve Güneydoğu nun sosyo ekonomik ölçekteki kalkınması için hemen harekete geçilmeli, Kürt kökenli kardeşlerimizin işsizlik ve yoksulluk sorunları kökünden bitirilmelidir. 8- Irak merkezi yönetimi kendi topraklarındaki terör yuvalarını ya def etmeli ya da Türkiye nin müdahalesine saygı göstermelidir. 9- Üçlü mekanizmalarla vakit kaybedilmemeli, ABD den insansız hava araçları değil, kararlı ve sonuç alıcı hamleler talep edilmeli ve bu konuda tavizsiz olunmalıdır. Ve analarımızın gözyaşı ancak bunları hayata geçirerek dinebilecek ve dökülen kanların hesabı 53

56 bu yollarla sorulabilecektir. Unutulmasın ki, terör bir kader değildir. Şayet siyasi irade olursa, inanç ve mücadele ruhu ortaya çıkarsa Allah ın izniyle her şeyin üstesinden gelinmesi kaçınılmaz olacaktır. Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket Partisi samimi, milli ve bölücü terörün kaynağını kurutacak her içten adıma, her projeye destek verecek ve destek olacaktır. Fakat bin yıllık kardeşliğimizi sorun görenlere yönelik mesafesini de mutlaka koruyacaktır. Bir Yorum; Millet PKK'yı hazmediyor mu? Soros Devrimleri, Kadife Devrimler, Irak ve Afganistan işgalleri ile Arap Baharı gerçekte büyük resmin ayrıntılarıdır. Büyük resim, Soğuk Savaş sonrası küreselleşmenin ozon deliği olarak ilan edilen Avrasya bölgesinin küresel sisteme eklemlenmesi sorunuydu. Küresel güçler bölge ülkelerini modernleştirerek, liberalleştirerek ve demokratikleştirerek küresel sisteme dahil etmeyi amaçlamıştı. Başkan ve eşbaşkanlık ilişkisi bu amaçla kurulmuştu. Abdullah Gül, küresel ihtiyaçlar için Türkiye nin ya kendisi yapar ya da başkaları gelir yapar anlamına gelen sözler etmişti. Bu söylemin ardından iyi şeyler olacak diyerek Kürt açılımı başlatıldı. Kürt açılımı, Türkiye nin yasal, yapısal ve anayasal bakımından küresel sisteme uygun olarak yeniden tasarımlanması anlamına gelmektedir. Bunun için Kürtlere yeni bir statü verilmesi, demokratik özerklik çerçevesinde kendi kendilerini yönetecek imkanların sağlanması ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde iki milletli bir yapının oluşturulması amaçlanmaktadır. Kürt Açılımı adıyla başlatılan, eleştiriler üzerine de Demokratik Açılım adını alan Türkiye nin yeniden dizayn operasyonu bu bağlamda aralıksız devam ediyor. Zaman zaman halkın tepkisi test edilerek, şartlar olgunlaştırılıp açılım değişik araçlarla sürdürülüyor. Başbakan Erdoğan ın Amerika da açılımı hazmettire hazmettire gerçekleştireceğiz söylemi bunu anlatıyordu. İktidar, demokratik açılım adı altında Türk milletine karşı medya marifetiyle büyük bir psikolojik harekât yaptı. Devlet de doğrudan kendi halkına yönelik olarak büyük bir kamu diplomasisi uyguladı. Yöntem şöyle işletildi: İlk önce siyasi çözüm, demokratik çözüm adı altında hiç kimsenin karşı çıkamayacağı konular propaganda edildi. Ülkede bir savaş hali yaşandığı, otuz yıldır askeri yöntemle çözülemeyen bir sorunla karşı karşıya olunduğu, anaların ağladığı, zulüm ve inkar politikalarının yürütüldüğü propaganda edildi. İmralı nın görüşleri çarşaf çarşaf medyaya düştü. Kandil e gazeteci çıkarıldı. Terörist başı ile röportajlar yapıldı ve büyük gazetelerde PKK barış istiyor ya da PKK silah bırakıyor türünden manşetler atıldı. Ardından şu veya bu konuda yeni yeni açılımların yapıldığı duyuruldu. Her açılım sonrasında ise PKK saldırıya geçmekte tereddüt etmedi. Bunun üzerine malum gazeteci güruhu tarafından çözüme karşı olan derin PKK nın bu saldırıyı yaptığı ilan edildi. Demokratik/Kürt açılımının son versiyonunda da aynı stratejinin devreye sokulduğu görülüyor. Bu noktada da AKP iktidarı, Türk milletinin reflekslerini test, tepkilerinin ise tolere edilir olup olmadığı tespit etti, sonra da harekata geçti. 54

57 Hatırlanacağı üzere önce PKK silah bırakacak türünden haberler yayımlanmıştı. Ardından önceki açılımda Hasan Cemal, Kandil e çıkmıştı, bu defa Avni Özgürel, Kandil e gitti ve Murat Karayılan la bir söyleşi yaptı. Bu arada Barzani ve Talabani üzerinden PKK nın silah bırakmaya hazır olduğu bilgisi propaganda edildi. Leyla Zana Kürt sorununu Başbakan çözer diyerek Öcalan için ev hapsi istedi. Başbakan Zana yla görüştü. Bülent Arınç, Öcalan ın ev hapsinin düşünülebileceğini söyledi. Uzun süredir sesi çıkmayan Öcalan ın birden bire Adalet Bakanlığı na mektup yazarak, Beni bu avukatlarla görüştürmeyin. BDP de PKK da beni aldatıyor dediği iddia edildi. İktidar ve yandaş cenahın Türk milletine karşı yürüttüğü psikolojik harekatın ürettiği sanal çözüm beklentisi ve söylemlerine PKK, sekiz Mehmetçiği şehit eden eylemle cevap verdi. Bu defa da AKP nin çözümcü(!) kanadı, saldırının PKK nın eli kanlı yöneticilerinin arasındaki çekişmeden kaynaklandığı türünden haberleri propaganda etmeye başladı. AKP, Türk milletini, üzerinde istediği her türlü tasarrufu yapabileceği bir kadavra olarak görüyor. İktidarın yutturduğunu sandığı bölücülük zehrinin millet tarafından hazmedilip hazmedilmediğini zaman gösterecektir. 55

58 2/B ALANLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Genel Başkanımıza göre; 2B arazileri orman köylüsüne bedelsiz verilmelidir. 2/B NEDİR? 1982 Anayasasının 169 uncu maddesinde: Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz. Hükmü bulunmaktadır. Bu hükme paralel olarak değiştirilen 6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinin (B) bendinde de: tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antepfıstığı, çamfıstığı), gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, Orman sınırları dışına çıkartılır. İfadesine yer verilmiştir. Nitelik vasfını kaybederek orman sınırlarına dışına çıkarılma işlemi 6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinin (B) bendinde düzenlendiği için bu suretle çıkarılan alanlara (2/B alanları) ifadesi siyaset, bürokrasi ve halk arasında kullanılmaktadır. İlk uygulamanın başladığı 1974 yılından 2007 yılı sonuna kadar 2/B uygulamaları ile hektar alan orman sınırları dışına çıkarılmıştır. 2/B uygulama çalışmaları tamamlandığında yaklaşık hektara çıkacağı tahmin edilmektedir YILI SONU İTİBARİ İLE 2/B SAHALARININ FİİLİ KULLANIM DURUMLARI Köy yerleşim alanı hektar % 1,5 Belde yerleşim alanı hektar % 1,8 İlçe yerleşim alanı hektar % 1,4 TOPLAM YERLEŞİM YERİ hektar % 4,7 Sera alanı hektar % 0,5 Narenciye alanı hektar % 1,7 Zeytinlik, fındıklık Meyvelik, bahçelik, v.s hektar % 23,5 Diğer ekili alanlar hektar % 62.2 Değerlendirilemeyecek alanlar Otlak, yaylak 35,419 hektar % 7,4 TOPLAM hektar ( dekar) 56

59 2006 Yılı Sonu İtibariyle Yapılan 2/B Uygulamalarının Bölge Müdürlükleri ve Bağlı İllere Göre Dağılımını Gösterir Cetveldir. Sıra No Bölge Müd. İl 2/B Uyg.(Ha.) 1 Adana Adana Niğde 204 Nevşehir 18 Kayseri 29 Osmaniye TOPLAM Adapazarı Adapazarı Kocaeli TOPLAM Amasya Amasya Çorum 181 Samsun Tokat Sivas 50 Yozgat TOPLAM Ankara Ankara Çankırı Kırıkkale Kırşehir 254 TOPLAM Antalya Antalya Artvin Artvin 41 7 Balıkesir Balıkesir Bolu Bolu Bursa Bursa Bilecik Yalova TOPLAM

60 2006 Yılı Sonu İtibariyle Yapılan 2/B Uygulamalarının Bölge Müdürlükleri ve Bağlı İllere Göre Dağılımını Gösterir Cetveldir. 10 Çanakkale Çanakkale Edirne TOPLAM Denizli Denizli Uşak TOPLAM Elazığ Elazığ 450 Bingöl 35 Bitlis Hakkari 0 Malatya Muş 2 Tunceli 28 Van 0 Şırnak 0 Mardin 0 Batman 0 Siirt 35 Diyarbakır 135 TOPLAM Erzurum Erzurum 0 Erzincan 0 Ağrı 0 Kars 0 Ardahan 0 Iğdır 0 TOPLAM 0 14 Eskişehir Eskişehir Afyon TOPLAM

61 2006 Yılı Sonu İtibariyle Yapılan 2/B Uygulamalarının Bölge Müdürlükleri ve Bağlı İllere Göre Dağılımını Gösterir Cetveldir. 15 Giresun Giresun 50 Ordu 956 TOPLAM Isparta Isparta Burdur TOPLAM İstanbul İstanbul Kırklareli Tekirdağ TOPLAM İzmir İzmir Manisa TOPLAM Kastamonu Kastamonu K.Maraş K.Maraş Hatay Gaziantep Adıyaman Şanlıurfa 50 TOPLAM Mersin Mersin Muğla Muğla Aydın TOPLAM Trabzon Trabzon Rize 14 Gümüşhane 12 Bayburt 6 TOPLAM

62 2006 Yılı Sonu İtibariyle Yapılan 2/B Uygulamalarının Bölge Müdürlükleri ve Bağlı İllere Göre Dağılımını Gösterir Cetveldir. 24 Zonguldak Zonguldak Bartın Karabük TOPLAM Kütahya Kütahya Konya Konya Aksaray 512 Karaman 826 TOPLAM Sinop Sinop GENEL TOPLAM

63 MHP NİN 2/B KANUNUNU DEĞERLENDİRMESİ 2/B KANUNU,1981 Aralık ayı itibariyle orman vasfını kaybettiği belirlenmiş ve orman hudutları dışına çıkarılan arazilerden vatandaşlarımızın tarla, bağ, bahçe ve ev yeri olarak kullandığı arazilerin mülkiyet sorunu çözümü için çıkarılan kanundur. Bu arazilerin nasıl kullanılacağı Anayasa nın 170. Maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre bu araziler, ormanlar içinde ve bitişiğindeki köyler halkının yararlanmasına tahsis edilir. Bu sebeple Hükümet tasarısının adı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım arazilerinin Satışı adını koymuştur. Ancak kanunun, içeriği bu adın ve Anayasa nın gereğini karşılamamaktadır. Kanuna göre 2B arazilerinin satılmasından elde edilecek gelirin %90 ı büyükşehirlerdeki kentsel dönüşüm için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına aktarılmaktadır. Bu durum Anayasa nın 170. Maddesine aykırıdır. 2B arazileri her ne kadar kullanıcıları tarafından imar edilerek artı bir ekonomik değere dönüştürülmüş olsa da sonuçta kamu malıdır; 75 milyon vatandaşın ortak malıdır. Kullanıcının müktesebi korunarak değerlendirilmesi gerekir. Ancak, elde edilecek gelirin büyük kısmının toplumun en düşük gelir seviyesindeki ve kendi emeği ile geçimini temin etmeye çalışan orman için köylülerinin kalkınmaları için kullanılması adaletli ve Anayasa ya uygun bir uygulama olacaktı. Bu hususta bizim teklifimiz 2B arazilerinin satılmasından elde edilecek gelirin %50 si orman içi ve kenarı köylülerinin kalkındırılmaları ve yeni orman alanlarının oluşturulması için kullandırılmalıdır. Bu kanunla özellikle orman içi ve kenarı köylüleri mağdur edilmiştir. BİZ, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Vatandaşların kullandığı arazilerin mülkiyet sorununun çözülmesi anlamında ve bu amaçla bu kanuna başlangıçta destek verdik. BİZE GÖRE; 1-2B arazileri, ekip sürmek kaydıyla orman içi ve kenarı köylülerine bedelsiz verilmelidir. Genel Başkanımız Devlet Bahçeli nin bu yönde ifadeleri bulunmaktadır. Ayrıca seçim beyannamelerimizde 2/B sorununun çözümü için önerimiz bu şekildedir. Hükümetin getirdiği kanun tasarısının Meclis Komisyonlarında ve Genel Kurulda görüşülmesinde MHP sözcüleri bu durumu ısrarla teklif etmiş olmasına rağmen Kanun, AKP nin oyları ile hiçbir ayırım yapılmadan köylüye şehirliye rayiç değerin %70 ile satılmasına karar verilmiştir. Son olarak, 2B arazilerinin Orman içi köylüsüne rayiç değerin %15 i, orman kenarı köylüsüne ise rayiç değerin %25 i ile satılmasını teklif ettik, yine AKP nin oyları ile reddedildi. 2-2B arazileri mutlaka kullanıcılarına satılmalıdır. Ancak, satış güç yeter bedelle ve ödenebilir taksitlerle olmalıdır. Köylü ve çiftçi imar ederek artı değer kattığı bu arazileri ikici defa satın alırken ödeyeceği bedeli, ürettiği ürünlerin parası ile karşılamalıdır. Bunu gerçekleştirecek bir formül bulunmalıdır. 3- Hak sahiplerinin müracaatında alınan dosya parası köylülerden 200 Tl. olarak tahsil edilmelidir. 4- Yapılan işlemler için yargı yolu kapatılmamalıdır. 61

64 EKONOMİK ve SOSYAL KONULAR Türkiye gittikçe kronikleşen siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların yumağında boğulmaktadır. Bugün Türkiye nin huzur ve refahı, esenliği, öz güveni, gururu ve gelecek umudu tahrip edilmektedir. Sokaklar öfkeli, insanlar bezgindir. Ülkemizin bazı beldelerinde devlet otoritesi kalmamıştır. 10 yıllık AKP iktidarında ülke ekonomisinin hangi temel sorunu çözülmüştür? Bu sorunun cevabı önemlidir. Üretim, işsizlik, dış ticaret açığı, cari açık, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsiz yapı ve refah artışı konularındaki bütün sorunlar devam etmektedir. Türk halkı âdeta borç batığına batmış ve çaresizlik içindedir. Sanayici, esnaf, çiftçi, işçi, emekli, memur borç altında ezilmekte, kazancının çoğunu faiz olarak ödemektedir yılından bu yana iktidarın uyguladığı politikalarla ekonomi üretimsiz hâle gelmiştir. Ekonomiye, düşük üretimin getirdiği sorunlar hakimdir. Dolayısıyla Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi anlayışı; üretim yerine tüketimi, ihracat yerine ithalatı, istihdam yerine işsizliği, rekabet yerine tekelleşmeyi ve tasarruf yerine de borçlanmayı öngörmektedir. Yeni yatırımlar yapılamıyor, tasarruf da yapılamıyor. Türkiye ürettiğinden fazla tüketen, kazandığından fazla harcayan bir ülke haline getirilmiştir. Hane halkı borçlarının hane halkı geliri içerisindeki payı gün geçtikçe artmaktadır ve şu an itibarıyla da yüzde 40 lara dayanmıştır. Yine tasarruf oranları da her yıl itibarıyla düşmektedir. Bunun anlamı şudur: Yeterince üretemiyoruz ve satamıyoruz. Neden üretemiyoruz? Çünkü girdi maliyetleri yüksektir. Uygun yatırım ortamı hâlâ yaratılamamıştır. Yatırım yapmak cazip hâle getirilememiştir. Rantiyecilik ve paradan para kazanma hâlâ caziptir. Orta vadeli program, AKP Hükûmetinin Dokuzuncu Kalkınma Planıyla başlattığı plansızlığın bir yansımasıdır. Geçen yılki orta vadeli programda 2011 yılı için büyüme oranı hedefi yüzde 4,5 tu. Şimdiki orta vadeli programda gerçekleşme tahmini yüzde 7,5. Yani 3 puanlık bir sapma ve öngörüsüzlük var yılı için geçen yıl yüzde 5 büyüme öngörülmüştü, şimdi yüzde 4 büyüme öngörülüyor. Ne zaman orta vadeli program açıklansa, bir önceki orta vadeli programla yakından uzaktan hiçbir alaka göremiyoruz. Hükûmetin Bu dönem için şöyle bir hedef koymuştuk, ancak şu nedenlerden dolayı bu hedeflerden sapıldı demesi gerekir. Programlarda lehte veya aleyhte bununla ilgili hiçbir izaha yer verilmiyor. Önceki programlarıyla hesaplaşmayan, geçmişteki öngörülerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışmayan bir belgenin ve programın geleceğe dönük projeksiyonları ciddiyetten uzak kalır. Sanki bir önceki programın sahibi bu Hükûmet değilmiş gibi bu belgeler hazırlanıyor. Hükûmeti ciddiyete davet ediyoruz. Eskiden hedefler saptığında, hükûmetler, neden sapma oldu, hangi faktörler etkili oldu diyerek bir sonraki dönem bunun muhasebe ve sorgulamasını yaparlardı. Orta vadeli programın amacı, büyümeyi sürdürmek, cari işlemler açığını azaltmak ve böylece makro ekonomik ve finansal istikrarı korumak olarak açıklanmıştır. Orta vadeli programın perspektifinde noksan olan en temel konu üretimdir. Türkiye nin en temel ekonomik sorunu, yeterli üretim yapılamaması ve ürettiğinden fazla tüketmesidir. Yerli üretim yabancı üretimle rekabet edemediğinden dış ticaret açığı da alıp başını gitmektedir. Yine, orta vadeli programda Türkiye ekonomisi başlığı altında 2010 ve 2011 yılları itibarıyla faiz oranlarının düşük seviyelerde kaldığı ifade edilmektedir. Bu doğru değildir. Türkiye de reel faizler uluslararası faizlere göre yüksektir. O yüzdendir ki dışarıdan sıcak para girişi halen devam etmektedir. 62

65 Orta vadeli programda kamuda ve özel kesimde israfı azaltmaya yönelik politikaların uygulanacağı ifade edilmektedir. Acaba israf nerelerde, nasıl var? Hükûmet bu konuda bir tespit yapmış mıdır? Nasıl bir politika uygulayacaktır? Bu belli değildir. Kamu harcama politikası olarak sosyal yardım sisteminin bir bütün olarak ele alınacağı ve yardımlardan mükerrer yararlanmanın önleneceği belirtiliyor. Demek ki devletin sosyal yardımlarında mükerrer yararlanmalar var. Bu bir itiraftır. Ancak AKP Hükûmeti, yıllardır sosyal yardım sistemini bütün olarak yapılandıracağını söylemesine rağmen bu konuda bir adım atılmamıştır. Kamu yatırım politikasında ARGE yok, yüksek katma değerli ürün üretimi yok, kamu gelir politikasında vergi adaleti üzerinde durulmuyor. Vergi sisteminin en temel sorunlarından biri olan dolaylı ve dolaysız vergi üzerinde hiç durulmuyor ile 2010 yılının sonuna kadar Türkiye deki ekonomik gelişme, sabit fiyatlarla kişi başına millî gelirin net olarak yüzde 31 artışından ibarettir. Yani bu dönemde, 2002 yılında dolar olan kişi başı millî gelir iktidar tarafından dolara çıkarılmıştır. ( Not: Kalkınma Bakanlığı, 2012 yılı programının 16 ıncı sayfa) Eğer daha önceki iktidarlar da AKP gibi bir performans gösterselerdi, her sekiz yılda Türkiye yüzde 31 gelişme kaydetseydi, kişisel zenginleşme ve fert başına millî gelir açısından bu süre içinde gelinen nokta, 1923 yılında 45 dolarlık fert başına geliri esas alırsanız, 2002 yılında AKP İktidarı sadece 530 dolarlık kişi başı millî gelir seviyesi devralmış olurdu. Demek ki hem AKP den önceki performansların yüksek olduğunu görüyoruz, hem de bu 10 yılın değerlendirilmediğini ifade etmiş oluyoruz. Geçen süreyi dikkate alırsanız; 1929 buhranı, İkinci Dünya Savaşı, ihtilaller, her türlü yokluklara rağmen Türkiye ekonomisi çok daha hızlı bir gelişme kaydetmiştir. Diğer taraftan, başka göstergelere baktığınız zaman da aynı durumu görüyorsunuz. Kişi başı gelişmişlik endeksinde 92 nci sırada olduğumuzu, yirmi beş yaşındaki nüfusunuzun aldığı eğitim bakımından 126 ncı sırada olduğumuzu görüyorsunuz. O hâlde Türkiye'nin genel göstergelerine baktığımız zaman ortada bugün söylendiği gibi, bir tablo olmadığını görüyoruz. Deniliyor ki: Hangi gerekçeyi gösterirseniz gösterin, hangi realiteyi önümüze koyarsanız koyun Türkiye'nin temel göstergeleri sağlamdır. Bu sağlam denilen temel göstergelerin nereye oturduğunu ve ne kadar güvenilir olduğuna da bakmak gerekir. Sağlam denilen bu göstergeler, büyüme oranı, istihdam oranı, enflasyon oranı, bütçe denkliği, tasarruf oranı ve borçların yapısı ve seyri gibi hususlardır. Bütün bu göstergelerin çok büyük bir cari açık üzerine dayandığını görür, bilir ve buna göre irdelerseniz, size bugün veya dün sağlam görünen bu göstergelerin birdenbire nasıl değiştiğini görürsünüz. Birincisi büyüme oranıdır. Büyüme dediğimiz zaman üç büyüklüğün bir arada gözlenmesi gerekiyor. Bunlardan birisi tüketimdir. Tüketim olduğu zaman yatırım icap ediyor, üretimin artması gerekiyor. Tüketimi artırıp yatırımı yapmadığınız, üretimi artırmadığınız zaman karşıladığınız tüketim başka ülkelerin üretimiyle gerçekleşen tüketimdir. Dolayısıyla, büyüme var, ancak üretim artışı yok. Ekonomi ithalatla yürütülüyor. Başkasının parasıyla ithalat yapılıyor. Parası olmayan tüketici kesimler de borçlandırılmak suretiyle bu ithalat sağlanıyor. Yani başkasının parasıyla yapılan ithalat, borçlandırılarak yapılan tüketim ve bu işi seyrederek vergi alan bir hükûmetle karşı karşıyayız. Bu yapı ülkemizi çok verimsiz bir dış ticaret yapısına götürmüştür yılında ihracatımızın içinde yüzde 4,7 olan yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin payının 63

66 2010 yılında 2,2 ye, 2011 yılında da yüzde 1,9 a düştüğünü görüyoruz. Katma değeri düşen bir ihracat yapısıyla karşı karşıyayız. Bir başka nokta istihdam konusudur. İstihdamın her yıl dalgalanan büyüme rakamlarıyla artıyor görünmesi Türkiye de istihdamın rakamlar üzerindeki görüntüsünü değiştiriyor olabilir ama istihdamın kalitesini artırmıyor krizinde gördük; 1 milyon 300 bin insanımız işsiz kaldı, bunların 870 bini tezgâh başından, sanayideki üretim yapısından koparak işsizler ordusuna katıldı. Sonraki yıllarda Düzeldi, sayısı arttı. dediğimiz istihdam inşaat ve hizmet sektöründeydi. Büyük oranda tarım sektöründeydi. Bunlar, istihdamdaki kalitenin bozulmasının işaretleridir. Buna bir başka örnek: Ankara da Tekel işçilerine : Sizin razı olmadığınız ücretlerden, dışarıda, çok daha düşüğüne çalışmak isteyen çok sayıda insan var; onun için nazlanacak hâliniz yok. İşte, bu istihdam kalitesinin bozulmasıdır. Toplumun mutlu ve onurlu bir üyesi olarak, anayasal hak olan çalışma hakkına kavuşturmak yerine, ölmeyecek kadar gelirle, çalışmaya razı etme gayreti. Enflasyon konusunda üç nokta önemlidir. Bunlardan bir tanesi, enflasyonun düşük denildiği dönemde yani bu İktidarın yönetiminde, Türkiye de enflasyon oranları hiçbir zaman Hükûmetin ilan ettiği ve tahmin ettiği oranlar olarak gerçekleşmemiştir. Yüzde 4 denilmiş, 9 gerçekleşmiş; 5 denilmiş, iki haneli rakamlara çıkmış yani birçok yıl yüzde 100 ün üzerinde şaşmalar ortaya gelmiştir. Enflasyondaki düşme bir başarı olarak takdim edilerek bunun düşük dövizle sağlanan, ucuz ithalatla sağlanan bir gelişme olduğu göz ardı edilmiş ve bununla iftihar edilmeye çalışılmıştır. Enflasyonun geldiği yer; maliyetli ve yetersiz üretim yapısıdır. Bunları düzeltmeden, düşen enflasyonun sizin elinizden düşmediğini, hangi sebepten düştüyse yine o sebepten yükseleceğini bilmeniz gerekir. Enflasyonla ilgili üçüncü husus, Merkez Bankası enflasyonun en büyük problem olduğunu ifade etmeye başlamıştır. Hükûmet: Enflasyon ciddi tehlike hâline geliyor. demeye başlamıştır. İş çevreleri zaten işin farkındadır. Dar gelirli başından beri, enflasyonun düşük olduğu söylendiği dönemden beri bu sıkıntıyı yaşamaktadır. Gözler Merkez Bankasına, tenkitler Merkez Bankasına çevrilmiştir ama görüyoruz ki iktidar, enflasyonun düşürülmesi konusunda kendine düşenleri yapmamak suretiyle, üretimdeki yapısal bozuklukları âdeta teşvik etmek suretiyle Merkez Bankasını bu noktada yalnız bırakmaktadır. Bir başka husus, borçlar konusudur. Borçlarda azalma yok artış var. İç borçlar yüzde 149 oranında, 2,5 katı oranında artmış. Kamu borçları yüzde 25 oranında artmış. Diğer taraftan Türkiye ekonomisi üreticisiyle, tüketicisiyle muazzam bir borç yapısının altında. Böyle bir ortamda Türkiye de borçlar üzerinden iyi ekonomik görüntü verildiğini söylemenin sadece bir savunma ve avunma ihtiyacından ibaret olduğunu söylemek zorundayız. Tüketici borçları, hane halkı borçları 2002 de 6,7 milyar lira iken bugün 236 milyar liraya çıkmıştır. 6 milyar lira neresi, 236 milyar lira neresi Bu önemli olmaz, gelirine oran neresi derseniz, harcanabilir gelire oranı yüzde 4 iken yüzde 45 e çıkmıştır, 11 katı üzerine çıkmıştır. Tüketicinin tüketim takatinin bittiği, yarınki gelirlerinin bugünden tüketime harcatıldığı bir ortamda ekonominin geleceğiyle ilgili herkesin endişe duyması son derece tabiidir. Tasarruf oranlarının yüzde 12 ye düştüğünden bahisle cari açığın gerekçesi olarak tasarruf oranlarının gösterilmesi gibi bir yanlış izahla da karşı karşıyayız. Bu tavır cari açığın devamlı artacağının en önemli işaretidir. Cari açık düşük tasarruf oranının sonucu olmaktan önce düşük tasarruf oranları cari açığın sonucudur. Cari açıkla yaptığınız ithalatla yere serdiğiniz üretimde faktör gelirleri elde edemeyen ekonomik kesimler, ücret elde edemeyen işçi kesimi, kâr elde edemeyen iş âlemi, 64

67 kira gelirleri düşen gayrimenkul sahipleri, sermaye gelirleri azalan diğer kesimlerin tasarruf etmeleri kolay değildir. Dolayısıyla, bu yapısal bozukluğun nereden geldiğine bakmadan bunu cari açığın kaynağı yapmak doğru değildir. İktidar mensupları dediler ki: Cari açık karşılanabildiği sürece mesele yoktur. Bu tam bir mirasyedi tavrıdır. Cari açık karşılanabildiği sürece sorun yok. derseniz, cari açıkla yapılan tahribatları görmez olursunuz. Daha bilgiç bir kesim ortaya çıktı. Cari açığın finansman kalitesi önemlidir. dendi ve sonuç itibarıyla Türkiye de cari açık 80 milyar dolara dayandı. 80 milyar dolara dayanan cari açığın yüzde 20 sine yakın kısmını, 16 milyar dolar gibi sarsıcı bir kısmını bu ekonomi net hata noksan denen, nereden geldiği belli olmayan diye tanımlanan bir kaynaktan karşılıyor. Yönetim nereden geldiğini bilmiyor olabilir diyelim. Peki, bunların nereye ve hangi alanlara geldiğini de mi bilmiyor? Dolayısıyla cari açığın bu yoldan karşılanması, sıcak parayla karşılanması, isterse doğrudan sermaye girişiyle karşılansın, mevcut işletmelerimizin satın alınması şeklindeki uygulamalarla karşılanması millî gelirdeki adaletsizliği ve millî gelirin göründüğü kadar vatandaşın refahına yansımıyor olmasını yeterince açıklamaktadır. Türkiye ekonomisi stres altındadır. İş dünyası huzursuzdur. Hükümetin ekonomi yönetiminin ritmi bozuktur. Türkiye de iş çevreleri huzursuzdur. Çünkü üretim yapısının nasıl bozulduğunu görmektedir. İş çevreleri, Merkez Bankasının Hükûmetin açıklamalarına bakmakta ve telaşı görmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi nin 2008 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Küresel Krizi İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurduğunu ve bu komisyonun değerli uzman milletvekillerinin muntazam bir çalışma sürecinde, belirli periyotlarla hem kamuoyuna hem iş çevrelerine hem Hükûmete yapılması gerekenleri söylediğini ve bu anlamda tavsiyelerde bulunduğunu ve üzerine düşeni yaptığını hatırlatmak istiyoruz. Ancak, hatırlanacağı üzere o tarihte, Hükûmetin, bu sıklıkta ve bu hassasiyette iş çevrelerinin ve kamuoyunun önünü görmesini sağlayacak çalışmalara ve açıklamalara girmediğini hepimiz hatırlıyoruz. Bütçe değerlendirmeleri konusunda, bütçe denkliği çok önemli bir kriterdir. Bütçe denkliği bizde eğer yaygınlaşmış ve zenginleşmiş bir tabandan alınan vergilerden oluşuyorsa o bütçe zenginlik getirir. Bütçe denkliğini her hâlükârda sağlayabilirsiniz. İktidarın yüzde 70 e ulaşmış vasıtalı vergiler yoluyla sağladığı bütçe denkliğinin esasen zenginleştiren mi yoksa fakirleştiren mi bir bütçe uygulaması olduğunu dikkatlere sunmak istiyoruz. Bir başka nokta: Bütçe denkliğinde arızi gelirlere sık başvuruluyor. Bunlardan bir tanesi özelleştirmenin özellikle yabancılara satış şeklinde gerçekleştirilmesi ve buralardan sağlanan gelirle bütçe denkliğidir. Bu yarın için millî gelirin önemli payının dışarıya akması şeklinde olacağı için bu tür bütçe denkliğinin sağlıklı bir yol olmadığını biliyoruz. Bir başka yol, borçların yapılandırılması dediğimiz arızi denemedir. Bedelli askerlik, 2/B uygulaması vesaire, bunları alt alta koyabilirsiniz, bunlar arızi bütçe tedbirleridir ve sağlıklı değildir. Buna dayanan tedbirlerin bir şey ifade etmediğini, geçici olduğunu, sağlıklı bir ekonomi anlamına gelmediğini ifade etmek istiyoruz. Bu tür uygulamalara uzmanlar şapkadan tavşan çıkarma diyorlar. Yani bu tedbirlerin köklü ve esas tedbirler olmadığını ifade etmeye çalışıyorlar. Bütçe denkliği konusunda söylenecek olan; cari açıkla sağlanan bir bütçe denkliği veya yüksek cari açığın Türkiye ekonomisine muazzam zararlar verirken, öbür taraftan bütçeye bazı gelirler 65

68 sağlıyor olmasıdır. Nitekim 2012 bütçesinde ithalde alınan KDV nin 53,9 milyar Türk lirası öngörüldüğünü görüyoruz. İkiz açık diye bilinen cari açık ve bütçe açığının, dış açık ve iç açık şeklindeki açığın, Türkiye de cari açığın dayanılmaz boyutlara çıkarken iç açığın nispeten düşürülüyor olması, aslında bütçe açığının cari açığın içine gizlendiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Bütçede yüzde 2 ile 4 arasında, yüzde 1 ile 4 dört arasında olacağı kabul edilen bir büyümeye karşılık yüzde 13 ün üzerinde gelir artışı öngörülüyor. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinin, vatandaşımızın vergilerde çok zorlandığı bellidir. Hükûmet zamları 4+4 diye bir ayın, bir dönemin düşük görünen tüketici endeksine göre yapıyor ama tahsilatlarını, vergi tahsilatlarını onun 2 katını bulmuş olan üretici fiyatlarına göre yapıyor. CARİ AÇIK Türkiye ekonomisinde iktisadi faaliyetler yavaşlarken, cari işlemler açığı hala yüksek seviyesini korurken, bütçe açığı da artmaktadır. Bunun nedeni bütçe gelirlerinin dolaylı vergilere, üretimin ithalata bağımlı olmasıdır. Cari açık milli gelirin yüzde 10 undan aşağıya inemiyor ve cari açıkta hala dünya rekortmeniyiz. Ekonomideki bu tablo nedeniyle Türkiye ekonomisi 2011 yılsonu itibariyle 17. büyük ekonomiden 18 inciliğe düşmüştür yılında cari açık 1.5 milyar dolar, iken 2011 yılında cari açık 77 milyar dolara yükselmiştir. Cari açık 2012 yılının ilk çeyreğinde 16.2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir yılının ilk üç ayı itibariyle 312 milyar dolar cari açık verilmiştir. Hükümet yetkilileri sürekli olarak ihracatımızın arttığından bahsetmektedir. Ancak ne hikmetse ithalat artışından ve ihracatın ithalatı karşılama oranının düşmesinden bahsetmemektedirler yılında 135 milyar dolar ihracat yaparken 241 milyar dolar da ithalat yapmışız. Yani 106 milyar dolarımız dışarıya çıkmıştır. Bu nedenle önemli olan ihracatın ithalatı karşılama oranıdır yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70 iken 2011 yılında bu oran yüzde 56 ya düşmüştür. ENFLASYON Enflasyon yüzde 11,1 yükselmiştir. Hükümetin enflasyon hedefi yüzde 5 iken, merkez bankasının tahmini ise yüzde 6,5 tir. AKP Hükümeti enflasyonu düşürdük diye sürekli övünmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi 1999 yılında iktidara geldiğinde Türkiye deki enflasyon oranı yüzde 59 idi. Milliyetçi Hareket Partisi 2002 yılında hükümeti AKP ye devrederken ise enflasyon yüzde 29 idi. Şu an itibariyle enflasyon yüzde 11 civarındadır. Yani Milliyetçi Hareket Partisi enflasyonu üç yılda 30 puan düşürürken AKP Hükümeti 10 yılda sadece 18 puan düşürmüştür. Hükümetin hedefi yüzde 5 merkez bankasının tahmini ise yüzde 6,5 idi. Enflasyon hedefi bir hayli şaşmıştır. İŞSİZLİK AKP iktidarında işsizlik rekorları kırılırken, gelir dağılımı bozulmuş, yoksulların sayısı hızla artmıştır yılının 3 üncü çeyreğinde işsizlik oranı % 9,6 iken, istihdam oranı % 47,4 dür. TUİK tarafından 15 Haziran 2012 tarihinde açıklanan işsizlik rakamlarına göre; Mart 2012 döneminde ülkemizdeki işsiz sayısı 2 milyon 615 bin kişi, istihdam oranı % 43,8, işsizlik oranı yüzde 9,9 iken genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 17,4 dür. 66

69 TUİK işsizlik oranını hesaplarken İş aramayıp, çalışmaya hazır olanlar 2 milyon 158 bin kişi ile İş bulma ümidi olmadığı için iş aramayan 774 bin kişiyi ve mevsimlik çalışan 79 bin kişiyi hesaba katmamaktadır. Bunlar hesaba katıldığı zaman Türkiye de gerçek işsiz sayısı 5 milyon 626 bin kişiye işsizlik oranı da yüzde 21 3 e ulaşmaktadır. Bütün veriler 2002 yılına göre AKP döneminde istihdam oranının düştüğünü ve işsizlik oranının arttığını göstermektedir yılının ilk çeyreğinde iş gücüne katılım oranı düşmüştür. İş gücüne katılım oranı geçen yıl yüzde 48,5 seviyesinde iken 2012 ilk çeyreğinde yüzde 47,9 a gerilmiştir. 67

70 TÜRKİYE EKONOMİSİ NEREYE GİDİYOR? Ekonominin Temel Sorunları Üzerine Genel Değerlendirme Bugün Türkiye ekonomisi, AKP Hükümetinin ve yandaş medyanın çizdiği pembe tabloların aksine, oldukça kırılgan bir yapıya sahiptir. İstihdam yaratmayan ve vatandaşın refahına yansımayan büyüme, bozulan gelir dağılımı, sürdürülemez boyutlara ulaşan borç stoku, yüksek dış ticaret ve cari işlemler açıkları, yüksek reel faiz, gerçekçi olmayan kur politikası, ithalat bağımlısı üretim ve ihracat, giderek yabancılaşan bir finans sektörü, sıcak paraya ve dış borçlanmaya dayanan kırılgan yapı ülkemiz ekonomisinin acı gerçekleridir. Türkiye nin temel ekonomik sorunu, üretmeden tüketen ve tasarruf açığı nedeniyle borçlanma ve sıcak para girişiyle ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan yönetim anlayışıdır. Maalesef AKP iktidarları döneminde bu anlayış kalıcı hâle gelmiş, ithalata ve sıcak paraya dayalı ekonomi anlayışı nedeniyle rekor düzeyde dış ticaret ve carî işlemler açıkları kaydedilmiştir. Bazı iktidar mensupları ve yandaş kalemler Carî açık finanse edildiği sürece sorun değildir diye açıklama yapmaktadır. Carî açık zaten bir sonuçtur, yani zaten finanse edilmiştir. Ama nasıl ve neyle finanse edildiği önemlidir. Doğrudan yatırımla mı, kısa vadeli portföy girişiyle mi, sıcak parayla mı yoksa kara parayla mı finanse edilmektedir? Bu şartlarda mecburen sıcak parayla ve kara parayla finanse edilmektedir. Son üç yıldır carî açık artan şekilde kısa vadeli portföy girişleriyle finanse edilmeye başlanmıştır. Bu sağlıklı bir finansman yöntemi değildir. Yapısal önlemler alamayan AKP iktidarı düşük kur-yüksek faiz politikasını çözüm olarak görmekte ve sorunu görmezden gelmektedir. Aslında yanlış buradadır, sorunun varlığını kabul etmeden çözümü mümkün değildir. Bu düzenin devam etmesi için Hükümet kuru düşük, reel faizleri yüksek tutmak zorundadır. Dünyada Brezilya ve Macaristan dan sonra en yüksek reel faizi veren üçüncü ülkeyiz. Sâdece TL'nin sembolünü değiştirerek uluslararası para olmak mümkün değildir. Satın alma gücünü ve itibarını artırmak, TL'nin değerini artırarak kurunu düşürmek değildir. Uluslararası anlamda bir ödeme aracı olarak, bir uluslararası para birimi olarak kullanılmasını sağlayabilmektir. Onun için bunu yapmanın yolu da üretimi artırmaktır. Eğer ihracatımızın yüzde 82'si ithalata bağımlıysa, yatırımımız ve üretimimiz bu ölçüde ithalata bağımlıysa bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Sorunun temelinde dış ticaret açığı bulunmaktadır. Yani ihracat artışının az olması, ithalatın daha hızlı artması temel sorundur. Üretimi artırmadan, ithal ettiğimiz hammadde ve aramalının yurtiçinde üretimini gerçekleştirmeden bu açık kapatılamaz. AKP Hükümeti Bireysel emeklilik sistemini teşvik edelim, tasarruf artsın gibi bir palyatif çözümler önermektedir. Yüzde 12'lere düşmüş tasarruf oranını bu yöntemle artırmak mümkün değildir. Zaten üretemiyorsak, vatandaşın geliri artmıyorsa tasarruf etmesi mümkün değildir. Tasarruf edemeyen vatandaş bireysel emekliliğe nasıl yatırım yapacak da, siz ona destek vereceksiniz? Bunlar pansuman tedbirlerdir. Sonuç olarak, Hükümet ve yandaşları ne kadar pembe tablo çizmeye çalışsa da ekonomi iyiye gitmemekte, sorunlar daha çözümsüz hâle gelmektedir. Uluslararası kuruluşlar da Türkiye ye ilişkin tahmin ve beklentilerinde bu durumu dile getirerek uyarılar yapmaktadır. Türkiye nin not görünümünü pozitif ten durağan a düşüren uluslararası derecelendirme kuruluşu Standard & Poors da benzer uyarılar yapmıştır. S&P nin bu konudaki açıklaması şöyle: Azalan dış talep ve kötüleşen dış ticaret haddi, bizim görüşümüze göre, ekonominin yeniden dengelenmesini daha zor hâle getirdi ve yüksek dış borç ve dolaylı vergi gelirlerine dayanan devlet bütçesi dikkate alındığında, Türkiye nin kredibilitesine yönelik riskleri artırdı. AKP yetkilileri ve yandaşları aksini iddia etse de, hem dış talep ve dış ticaret haddi ile ilgili olarak, hem de büyük artış gösteren dış borç ve dolaylı vergilerdeki artışla ilgili olarak yapılan uyarılar tamamıyla isabetlidir. Aslında yapılan uyarılar da çok nazik bir üslupla yapılmıştır. Bu 68

71 kuruluşu suçlayarak günah keçisi ilân etmek yerine, AKP Hükümeti uyarılara dikkate almalı ve bir an önce yapısal önlemleri alarak, üretim ve yatırım seferberliği başlatmalı ve ithalata bağımlılığı azaltarak, ihracatı artırmak üzere serbest kur rejiminden kontrollü dalgalı kur rejimine geçmeli ve Türkiye nin rekabet gücünü artırmalıdır. Böylece istihdamı artırmak ve toplumun tüm kesimlerinin refah seviyesini artırarak gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek mümkün olabilecektir. Bunları başarırsak, güçlü bir ekonomi oluruz ve paramızın değeri ve itibarı artar. Yoksa, "aşırı değerlenmiş TL'nin milliyetçilik olduğunu" sanan ve ekonomiden anlamayan, sıcak paranın esiri olmuş bir Başbakanın ve kafa karışıklığı içinde ne yaptığının farkında olmayan ekonomiyle ilgili bakanların elinde, üretmeden tüketen ve açıklarını borçlanarak kapatan, dolayısıyla dış ticaret ve cari işlemler açığı rekor düzeylere ulaşan bir ekonomide paranın simgesinin bir anlamı olmaz! Sadece milletin gözünü boyamaya yarar ki, artık millet de bu göz boyamalara ve pembe tablolara inanmıyor! Başbakan Erdoğan'ın bir an önce yapması gereken, pembe tablolar çizmeyi ve göz boyamayı bırakıp, yatırım, üretim, ihracat ve istihdamı içine alan bir seferberlik başlatmasıdır! Aksi takdirde bir süre sonra Türkiye nin de Yunanistan ve İtalya gibi daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalması kaçınılmaz hâle gelecektir. Sanal Büyüme İstihdam Yaratmıyor 2002 yılında başlangıç olarak % 3 olan büyüme hedefi; para ve maliye politikalarının kararlı bir şekilde uygulanması ve temel yapısal reformların bazılarının gerçekleştirilmesi sonucu oluşan pozitif etki dikkate alınarak önce % 4, daha sonra da % 6.5 olarak revize edilmiştir yılında GSMH büyümesi % 6.5'lik hedefin de üzerine çıkmış ve % 7.8 olarak gerçekleşmiştir yılında, 5.9 oranında büyüyen GSMH, 2004 te % 9.9, 2005 te % 7.6, 2006 da ise % 6.0 oranında büyümüştür. Ancak, 2004 yılındaki büyüme büyük ölçüde baz yılı kaydırmanın etkisi, stok değişiminin etkisi, ithalatın payının yüksek olması gibi hususlardan etkilenmiştir yılındaki büyümede de benzer eğilimler devam etmiştir yılına ilişkin büyüme oranının beklentilerin oldukça üzerine çıkması, büyük ölçüde yılın önceki dönemlerine ilişkin büyüme oranlarının da revize edilmesinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Diğer bir önemli revizyon ise tarım sektöründe yaşanmıştır. Tarım sektöründe yılın ilk üç çeyreğine ilişkin büyüme oranlarının yeniden hesaplanması söz konusu çeyreklerdeki GSMH büyüme oranlarını da yükseltmiştir. Tarım üretiminin % 1.7 oranında küçüleceği beklenirken, sürpriz bir şekilde yüzde 5.6 oranında bir artış olduğu tahmin edilmiştir. Tarımdaki bu büyüme oranları şüpheyle karşılanmıştır. Örneğin, 2005 yılının ikinci üç ayında bu sektörde katma değer yüzde 0.1 artmış gözükürken, yapılan revizyon sonunda artış % 8.2'ye yükseltilmiştir yılının büyüme verilerini yeni hesaplama yöntemine göre açıklayan TÜİK, 2007'nin son çeyrek verilerini de buna göre açıklamıştır. Yeni hesap yöntemine geçilmesine rağmen, 2007 yılının son çeyrek büyüme rakamı ise yüzde 3.4 olarak gerçekleşti. Eski yönteme göre yüzde 1.5 olan üçüncü çeyrek büyüme oranı ise yüzde 3.4 olarak revize edilmiştir. Böylece 2007 yılının tamamında büyüme yüzde 4.5 olmuş ve beklenen yüzde 5 in altında kalmıştır. Şayet yeni hesap yöntemine geçilmemiş olsaydı yıllık büyüme oranının yüzde 3.5 civarında kalacaktı. Yeni hesap yöntemi ve nüfusun tahminden az çıkması, 2007 yılı büyüme ve kişi başına milli gelir rakamlarının gerçeğin üzerinde açıklanmasını sağlamıştır. 2007'de milli gelir milyar dolara çıkarken, kişi başına milli gelir dolar olarak açıklanmıştır. TÜİK tarafından açıklanan 2007 yılı büyüme rakamları, Türkiye'nin 2001'deki ekonomik krizin ardından en düşük büyümesini yaşadığını ortaya koymuştur yılında yüzde 5 büyüme hedefleyen Türkiye, yeni rakamlarla yüzde 4.5 oranında büyüyebilmiştir. 69

72 2008 yılına daralma ile başlayan Türkiye ekonomisi, yaşanan küresel ekonomik kriz ve geciken önlemler ile sadece %1.1 oranında büyüyebilmiştir yılında en az büyüme -7,6 ile inşaat sektöründe ve -0,7 ile ticaret sektöründe olmuştur yılının ilk çeyreğinde % 14.7 daralmayla Cumhuriyet tarihinin ikinci en büyük küçülmelerinden birini yaşayan Türkiye ekonomisi, 2010 yılının aynı döneminde güçlü baz etkisiyle büyüme % 9,2 olarak gerçekleşti. Ancak, teğet geçer denilen kriz Türkiye'de çalışanları ve dar gelirlileri vurdu, işsizler çoğaldı, kepenkler kapanmış, borçlar katlanmıştır büyüme oranı % 8.5 ve fert başına büyüme oranı ise yüzde 7.1 dir de ise büyüme en fazla yüzde 4 olarak tahmin edilmektedir. Ancak, bu tahminin tutmayacağı IMF ce OECD gibi uluslar arası kuruluşların ve hükümet yetkililerinin açıklamalarından anlaşılmaktadır. Türkiye nin büyüme hızı 2012 de İMF ye göre yüzde 2,3, Dünya Bankasına göre yüzde 2,9, OECD ye göre yüzde 3,3 hükümete göre yüzde 4 civarında olarak tahmin edilmektedir. Nitekim 2 Temmuz 2012 tarihinde açıklanan 2012 birinci çeyrek verilerine göre büyüme yüzde 3,2 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, EUROSTAT ve OECD işbirliğiyle yürütülen Satın Alma Gücü Paritesi çalışmalarında açıklanan 2011 yılı geçici tahminlerinde, 37 Avrupa ülkesi arasında yapılan karşılaştırmada 37 ülke arasında Kişi Başına GSYH hacim endeksine göre Türkiye 30. sırada yer almıştır. Son iki yılda açıklanan yüksek oranda büyüme ve 100 milyon doların üstündeki zengin sayısında en yüksek artış hızı sağlayan ülke olmasına rağmen uluslararası rakamlara göre de fakirleşen ülke olmuştur. Büyüme dolayısıyla artan refahtan memura, işçiye, köylüye pay vermediği için de yoksul sayısını en hızlı artıran ülke olmuştur. "Teğet geçer" denilen kriz, zaten yapısal önlemleri yıllardır geciktirdiği için ekonomisinde sorunlar yaşayan Türkiye'yi önemli ölçüde etkilediği için tarihi küçülme oranları açıklanmıştı. Büyüme rakamları sürekli tartışılıyor diye AKP Hükümeti hemen kağıt üzerinde bir düzeltme yaptı. İlginç şekilde, Resmî Gazetenin 25 Kasım tarihli sayısında, parite hesabında bir değişiklik yapıldı ve Bakanlar Kurulu kararının ekindeki 2011 yılı programının tablosu değiştirildi. Yani, bir anda, müthiş derecede zenginleştik. Kişi başına gelir kağıt üstünde dolar artırıldı. Ama milletin cebinde, bırakın doları, 1 kuruşluk dahi artış olmadı. Yani, kâğıt üzerinde yapılan düzeltmeyle kağıt üzerinde büyüdük. Başka bir deyişle, dolar kuru değiştirilerek kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın kağıt üzerinde değiştirilmesi, reel olarak bir değişikliğe yol açmadı. Bunun bir göz boyama ve ekonomideki acı gerçekleri saptırma çabası olduğu kısa sürede ortaya çıktı. İşsizlik ve Yoksulluk Kronik Haline Geldi 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı 2003 yılında 10,5'e yükselmiş, 2004 ve 2005 yıllarında ise 10,3 olarak gerçekleşmiştir yılında ise yüzde 9,9'a düşen ve 2007 de de yüzde 9,9 da kalan bu oran 2008 de ise 11'e yükselmiştir yılında yüzde 14 ile rekor düzeye çıkan işsizlik oranı, 2010 da yüzde 11,9 a, 2011 de ise yüzde 9,8 e düşmüş olmakla birlikte önümüzdeki üç yılda yüzde 10 lar civarında olacağı ve 2014 itibarıyla ancak yüzde 9,9 a düşebileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca, tarihsel olarak verilere baktığımızda; 2004 yılından itibaren "iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar" kaleminde önemli artışlar olduğu görülmektedir. Bu rakam 2002 yılında 1 milyon 20 bin kişi iken Mart 2012 itibarıyla 2 milyon 615 bin kişiye yükselmiştir. Bunlar normal açıklanan işsizlik rakamları içinde görülmemektedir. Aslında bu kişiler de normalde işsiz olup, bunlar içinde bir kısmı iş bulma ümidini yitirmişlerdir. İş bulma ümidi olmayanların sayısı 2002 yılında 73 bin kişi iken, 10,5 kat artışla, 2012 Mart itibarıyla 774 bin kişiye yükselmiştir. Buradaki artışı ihmal ederek işsizlik analizi yapmak veya yıllar itibarıyla mukayese yapmak yanıltıcı olacaktır. 70

73 2002'den bu yana işsizlik oranın düşürülememesinin temelinde üretim yapısındaki bozulma vardır. Eksik istihdam ve mevsimlik çalışanlar da dahil edildiğinde gerçek işsizlik oranı yüzde 20'yi aşmaktadır. AKP Hükümeti işsizlik oranını düşürmek için hiçbir politika üretmemiştir. Oysa yatırıma yönlendirilen teşvikler ile istihdam artırılabilir ve işsizlik makul düzeylere düşürülebilir. Düşük kur-yüksek faiz politikası dolayısıyla TL nin değerli olması nedeniyle, ara malı ve ham madde ithalatı artmaktadır. Sanayide yüzde 70, ihracatta yüzde 80 ithal ara malı kullanılmaktadır. Ara malının da ithali ile istihdam oranı düşmekte ve ithal ettiğimiz ülkenin katma değeri artırılmakta ve istihdamına katkı sağlanmaktadır. Buna rağmen, hükümet ve Merkez Bankası, kur rejimini değiştirmemekte hatta bu durumu sürdürmekte ısrar etmektedir. Türkiye de istihdam yaratmayan sanal büyümeye paralel olarak, ülkemizde yoksulluk da artmaktadır. 2002'den bu yana işsizlik oranındaki artışın temelinde üretim yapısındaki bozulma vardır. Eksik istihdam ve mevsimlik çalışanlar da dahil edildiğinde gerçek işsizlik oranı yüzde 20'yi aşmaktadır. İstihdam yaratmayan sanal büyümeye paralel olarak, ülkemizde yoksulluk da artmaktadır. Ekonomide üretim kadar bunun dağılımı ve istihdam da önemlidir. Memur maaşları tartışmasında siyasi iktidar, yalnızca enflasyonu tartışmıştır. Ekonomide gelir artışından yani büyümeden memura refah payı verilmemiştir. Türkiye, 40 OECD ülkesi arasında emeklilere en az harcama yapan ülkeler arasında sondan yılının ilk yarısında ödenen emekli aylıkları, Türk-İş in Nisan 2012 ayı için 940 T.L. olarak hesapladığı dört kişilik ailenin açlık sınırının sadece yüzde 89 unu karşılıyor.buna göre işçi emeklilerine ödenen 835,5 liralık en düşük aylık 27 günlük beslenmeye güçlükle yetiyor. Emekli aylığı Aralık 2011 için hesaplanan 3 bin 60 liralık yoksulluk sınırının ancak yüzde 27 sini karşılıyor TÜİK in (Türkiye İstatistik Kurumu) yaşam koşulları araştırmasına göre; vatandaşların yüzde 87,5 i evden uzakta bir hafta tatilin giderinin karşılayamıyor. Vatandaşın yüzde 57 si borçlarımı hiç ödeyemiyorum diyor. Halkımızın yüzde 83 ü limitine kadar borçlu. Halkımızın yüzde 63 ü et ve balık yiyemiyor, yüzde 81,7 si evlendiği mobilyalarla devam ediyor; yüzde 65,7 si beklenmedik harcamaları karşılayamıyor; yüzde 36,8 i kışın soğukta oturuyor yani evinin ısınma ihtiyacını tam olarak karşılayamıyor. Dış Ticaret Açığı ve Cari Açık Rekor Düzeyde Dış ticaret açığı ve cari açık Cumhuriyet döneminin rekorlarını kırmakta ve ekonomide kırılganlık artmaktadır. Cari açıkta hızlı artışın nedenleri olarak; aşırı değerli TL'nin ithalatı ucuzlatması, yurt dışı kredi maliyetlerinin düşük olması nedeniyle bu ithalatın dış finansmanla karşılanması, bu süreçte yabancı girdi kullanımındaki artışın yerli üretim ve istihdamı olumsuz yönde etkilemesi ve yerli üretimin ve ihracatın giderek artan ölçüde aramalı ve enerji ithalatına bağımlılığının dış ticaret açığını sürekli olarak artırması olarak sıralanabilir. Uluslar arası petrol, hammadde, metal ve altın fiyatlarındaki artışlar da cari açık üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Cari açığın bu düzeyde yüksek olması ekonomideki kırılganlığı ciddi derecede artırmaktadır yılından bu güne cari işlemler açığının GSMH'ya oranı %10 un üzerine çıkmıştır. Cari işlemler açığının boyutunun yanı sıra, nasıl finanse edildiği de önemli bir konudur. Türkiye'de cari açığın önemli bir bölümü sıcak para ile finanse edilmektedir. Yüksek reel faiz ise ekonomiye sermaye girişini artırmakta ve böylece bir yandan ülke kaynakları faiz olarak yurt dışına aktarılmakta, öte yandan cari açığın finansmanında kullanılan sıcak para, kurlar üzerinde baskı yaparak ekonomide sanal göstergeler oluşmasına sebep olmaktadır. Üretim 71

74 yapımızdaki bir diğer bozulma da ihracatın giderek daha fazla ithalata bağımlı hale gelmesidir. İthalat yapıp düşük katma değerle ihraç etme giderek yaygınlaşan bir üretim modeli haline gelmiştir. Bunun anlamı daha az istihdamdır yılında 36,1 milyar dolar olan ihracat 2011 yılında 135 milyar dolara, 2002 yılında 51,6 milyar dolar olan ithalat ise 2011 de 241 milyar dolara çıkmıştır. Böylece aynı dönemde dış ticaret açığı 106 milyar dolara yükselmiştir. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2002 yılında yüzde 70 iken 2011 de yılında yüzde 56'ya düşmüştür. Dünyada birkaç yıldır yaşanan krize paralel olarak Avrupa da dış talebin düşmesi, Türkiye nin ihracatını olumsuz etkilemektedir. Avrupa nın Türkiye dış ticaretindeki payı önce yüzde 55 ten yüzde 45 lere şimdi de yüzde 40 ın altına düşmüştür. Başta Körfez ve Afrika ülkeleri olmak alternatif pazarlar sayesinde bu azalış telafi edilmiş görünmektedir. Ancak, başta Libya, Mısır ve Suriye olmak üzere bazı ülkelerde yaşanan gelişmeler bu durumun sürdürülemez olduğunu göstermektedir. İhracatta bütün şartlar zorlanarak gerçekleştirilen artış, değerli kurun ve ithalata bağımlılığın arttığı bir ortamda sürdürülebilir değildir. İthalattaki artış hızının, ihracattan fazla olmasına, dış ticaret açığının yükselmesine ve cari açığın da hızla artmasına neden olacaktır yılında cari açık 77,2 milyar dolara ulaşmıştır. 80 yılda 44 milyar dolar cari açık veren Türkiye, AKP Hükümetinin olduğu 9 yılda 294 milyar dolar açık vermiştir. Türkiye 4 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip olan ABD den sonra Dünyada en fazla cari açık veren ikinci ülkedir. Türkiye ekonomisi sıcak parayla büyümekte, başka bir deyişle el parasıyla büyür görünmekte, ancak sıcak para girişiyle adeta soyulmaktadır yılında 6,6 milyar dolar olan sıcak para girişi Nisan 2012 de 117,7 milyar dolara ulaşmıştır. Sıcak paranın Türkiye ye gelme nedeni ise düşük kur- yüksek faizden kaynaklanan yüksek kardır yılında Türkiye ye getirilip Hazine iç borçlanma kağıdında tutulan 1 milyon dolar, Mayıs 2012 itibarıyla 4 milyon doları aşmıştır. Avrupa da 9 yılda yüzde 35 kazanan yabancı tefeciler ve yatırımcılar Türkiye de 9 yılda yüzde 400 kazanmaktadır yılında TL ye dönüştürülerek Borsaya 1 milyon dolar yatırım yapan yabancı yatırımcı Mayıs 2012 itibarıyla parasını 5 milyon dolara yükseltmiştir. Türkiye nin; yıllarında yabancılara doğrudan yatırım ve portföy yatırımı, dış borçlar nedeniyle ödediği kar ve faiz payı tam 101,1 milyar dolardır. Tabii ki bütün bu resmi para girişlerinin yanı sıra, kayıtdışı para girişi de son yıllarda önemli ölçüde artmıştır yılında Türkiye nin ödemeler dengesinde yer alan net hata ve noksan kalemi, yani kayıt dışı döviz girişi 12.5 milyar dolara ulaşmıştır nin ilk dört ayında da 3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir de bu rakam -756 milyon dolardı. Kısacası Türkiye kendini sıcak para ve kara para ile finans etmeye çalışmaktadır. AKP İç ve Dış Borçta da Rekor Kırdı 2002 de 129,6 milyar dolar olan dış borç stoku AKP nin iktidar olduğu 10 yıllık sürede sürekli artarak 2011 de 306 milyar dolar olmuştur sonunda 180 milyar dolar olan kamu iç ve dış borç stoku 2011'de 291 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye nin brüt dış borç stoku ise 2012 yılı ilk çeyreği itibariyle 318,2 milyar dolara yükselmiştir. Özel kesim borç stokunda da son 10 yılda hızlı bir artış yaşanmıştır. 2002'de 43 milyar dolar olan özel kesim dış borç stoku 2012 yılının birinci çeyreği itibariyle 207,6 milyar dolara ulaşmıştır. Ayrıca özel sektörün kısa vadeli borç stoku 78,2 milyar dolara ulaşmış olup, kur riski aşırı derecede artmıştır. 72

75 Kamunun yanı sıra, özel sektörün borcundaki hızlı artış da üretmeden tüketen ve borcu borçla kapatan bir ekonomik yapının özel sektörde de hakim olduğunu ve sürdürülemez bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Türkiye'nin özel kesim dış borcu dahil toplam borç stoku 2002'deki milyar dolar düzeyinden yüzde 135 oranında artışla 527 milyar dolara ulaşmıştır. Başbakan Erdoğan "Borç yiğidin kamçısıdır" veya "Bunlar leblebi çerez" gibi sözlerle borçları hafife almakta ve kamu net borç stokunun GSMH'ya oranının düşmesini tek borç göstergesi olarak kullanmaktadır. Oysa brüt borç stokunda rekorlar kırılmıştır. AKP iktidarı ise brüt borç stoku, net borç stoku, borçların milli gelire oranı gibi uydurma istatistiklerle milleti oyalamaktadır. Vatandaş Borç Batağında Vatandaşlarımızın durumu maalesef perişandır yılında 10 milyon olan icralık dosya sayısı 2010 da 20 milyona yükselmiştir de 499 bin olan protestolu senet sayısı, 2009 da 1 milyon 600 bine, 2010 da ise 1 milyon 107 bine yükselmiştir. Nisan 2012 itibarıyla dört aylık rakam ise 402 bindir. 2,2 milyon kişi bankalara borcunu ödeyememektedir.7 milyar 300 milyon lira ödenemeyen tüketici ve kredi kartı borcu bulunmaktadır. Vatandaşın bankalara borcu 34 kat artarak 234 milyar liraya ulaşmıştır yılında vatandaşların bankalara olan tüketici kredisi ve kredi kartları borcu 6,5 milyar liraydı. Son 9 yılda vatandaşların toplam borcu 234 milyar liraya ulaştı de yüzde 7,5 olan vatandaşın borcunun gelirine oranı, 2011 sonunda tam 6 kat artarak yüzde 44,7 ye ulaşmış bulunmaktadır. Yani vatandaşın harcadığı her 100 liranın 44,7 lirası borçtur yılında 1 milyon 655 bin vatandaşımızın tüketici kredisi borcu varken, 2011 yılı sonunda bu rakam 12 milyon 381 bine çıkmıştır. Bu kadar borçlanan vatandaş, borçlarını bankalara düzenli bir şekilde ödeyememektedir. Batık tüketici ve kredi kartları borçları 9 yılda tam 25 kat arttı yılında takipteki (yani ödenemeyen) borç 278 milyon lira iken, 2012 yılı mayıs ayı itibarıyla tam 7,3 milyar liraya yükselmiştir yılında karşılıksız çek tutarı 2 milyar 204 milyon lira iken 2011 de ise 11 milyar 807 milyon liraya yükselmiştir de protestolu senet sayısı, krizden yeni çıkmamıza rağmen 499 bin iken 2011 de 919 bine çıkmıştır de yıllık icra dosyası sayısı 10 milyon 26 bin iken, 2011 de bu rakam 20 milyon 506 bine yükselmiştir. Başka bir deyişle 2002 nin tam iki katı kadar eve icra gelmiş bulunmaktadır. Esnaf ve Sanatkarın Hali Perişan Esnaf ve sanatkar borçlarını ödeyemez hale gelmiştir. Ekonomi bir borç ekonomisi olmuştur. Esnaf ve sanatkarlar piyasadaki durgunluğun yanı sıra ağır vergi yükü altında ezilmektedir. AKP döneminde, esnaf ve sanatkar sicilinde kayıt sildirenlerin sayısındaki yükselme, protestolu senet ve karşılıksız çek rakamlarında görülen yüksek artışlar ve vergi mükellefi sayısında görülen azalma esnaf, sanatkar ve bütün ticaret erbabının faaliyetlerini yürütmekte sıkıntıya düştüğünü açıkça göstermektedir. TCMB verilerine göre protestolu senet ve karşılıksız çek miktarında, AKP iktidarı döneminde yüksek oranda artış görülmektedir. Bu durum, AKP'nin ekonomi politikasının esnaf ve sanatkar kesimini borçlarını ödeyemez ve iş yapamaz hale getirdiğini göstermektedir. Protestolu senet sayısı 2011 yılında 919 bine ulaşmış, protestolu senet tutarı ise 2011 yılında 4.9 milyar YTL'ye yükselmiştir. Karşılıksız çek miktarında da her geçen yıl artış görülmekte olup, 2011 yılında seviyesine ulaşan karşılıksız çek miktarında 2002 yılındakine göre yüzde 87 oranında artış olmuştur. Protestolu senet ve karşılıksız çek rakamlarında görülen sürekli artışlar, esnaf, sanatkar, işadamı ve sanayicinin sıkıntı içinde olduğunu, borçlarını 73

76 ödeyemez hale geldiğini ve açıklanan yüksek büyüme rakamlarına rağmen reel sektörün bundan pay alamadığını açıkça göstermektedir. AKP iktidarının ve yandaşlarının çizdiği pembe tablolara rağmen, hiçbir kesimin durumunda iyileşme görülmemektedir. Ödenmeyen kredi kartı ve bireysel kredi borçları ile zirai kredi borçları, çalışan kesimin, emeklilerin ve çiftçilerin de durumunun iyi olmadığının bir göstergesidir. AKP Hükümeti bir an önce kafasını kumdan çıkarıp, krizi ciddiye almalı ve gerekli önlemleri planlamalı ve acil olanları hemen gerçekleştirmelidir. Enflasyon Hedefleri Tutturulamıyor! Merkez Bankası 2002 yılı başında para politikasının genel çerçevesine ilişkin yaptığı duyuruda, para politikasında nihai hedefin enflasyon hedeflemesine geçmek olduğunu, ancak gerekli ön koşullar tamamlanmadan enflasyon hedeflemesine geçilmeyeceğini duyurmuştur döneminde TCMB tarafından Örtük Enflasyon Hedeflemesi uygulanmıştır. Bu süre zarfında, dalgalı kur rejimine uyum artmış ve enflasyon hedeflemesi rejimine geçiş için elverişli bir ortam oluşmasına yönelik önemli mesafeler alınmıştır. Örtük enflasyon hedeflemesinin ardından, 2006 yılında açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçildi. Ancak, 2006 yılında yüzde 5 lik hedefe karşılık yüzde 9,65 lik bir gerçekleşme ile yüzde 93 lük bir sapma ve yine 2007 yılında da benzer bir durum ile yüzde 4 olarak hedeflenen, sonra yüzde 5.8 e revize edilen enflasyon oranı, 100 den fazla bir sapma ile yüzde 8.39 olarak gerçekleşti yılında ise yüzde 4 olarak hedeflenen enflasyon oranı yüzde 10,06 olarak gerçekleşmiştir yılında enflasyonun % olarak hedefin çok üzerinde gerçekleşmesi sonucunda sonraki yıllarda da yüzde 4 lük hedefin tutturulamayacağı anlaşılınca, dönemi enflasyon hedefleri değiştirilmiş ve sırasıyla 7.5, 6.5 ve 5.5 olarak belirlenmiştir. Küresel iktisadi faaliyetteki daralmayla birlikte uluslararası emtia fiyatlarında gözlenen hızlı düşüşler ve mali tedbirler kapsamında gerçekleştirilen v ergi indirimleriyle yılın ilk yarısında enflasyonda belirgin bir düşüş gözlenmiştir yılının son çeyreğinde temelde baz etkisi ve işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artışlar nedeniyle yıllık enflasyon bir miktar yükselmekle birlikte temel fiyat göstergeleri düşük seyrini korumuştur. Bu gelişmeler sonucunda enflasyon 2009 yılı sonunda yüzde 6,53 düzeyi ile yüzde 7,5 olan hedefin altında, ancak belirsizlik aralığının içinde gerçekleşmiştir yılında yüzde 6,5 olarak hedeflenen enflasyon 6,4 olarak gerçekleşmiştir enflasyon hedefi % 7,8 idi fakat yıl sonunda %10.45 olarak gerçekleşti.2012 de Merkez Bankası %5 hedef koymasına rağmen enflasyonun yılsonunda iyimser tahminle %6,5 gerçeklemesini beklemektedir Haziran ayı enflasyonu %8,9 olarak açıklanmıştır. Para ve Kur AKP Hükümeti enflasyonu ve kuru kendi haline ve Merkez Bankası na bırakmıştır. Değerli TL, bir yandan rekabet gücümüzü düşürürken bir yandan da cari açığın artmasına yol açmakta ve zengin-fakir arasındaki fark açılırken sanal zenginlik yaratılıyor. Türk Lirasının aşırı değer kazanması, döviz karşısında reel değerinin artması demektir. Türk Lirası nın aşırı değer kazandığı konusunda kamuoyunu yanıltıcı beyan ve yazılar yazılmaktadır. Başta Merkez Bankası Başkanı TL nin değerli olmadığını savunmaktadır. Aslında Türk Lirasının ne kadar aşırı değerlendiğini Merkez Bankası nın hesapladığı reel efektif döviz kuru endeksleri göstermektedir. Reel efektif döviz kuru endeksleri hem TÜFE, hem de TEFE (şimdi ÜFE) fiyat artışlarına dayalı olarak hesap edilmektedir. Endeks değerlerinin yüzün üstünde olması, liranın aşırı değerli olduğunu, tersi ise dövizlerin değerli olduğunu göstermektedir. Merkez Bankası reel efektif kur endeksini, fiyat rekabetinin önemli bir göstergesi olarak tarif ediyor... Yani Türk Lirasının değerlenmiş olması durumunda, Türkiye nin dış rekabet gücü düşüyor ve ihracat mallarımız diğer ülke mallarıyla rekabet edememektedir. 74

77 Merkez Bankası nın 2003 ve TÜFE bazlı reel kur endeksine göre, 2004 yılında döviz kuru dengede kaldı ten sonra TL değerlendi. Ocak 2008 tarihinde oldu. Yani o tarihte TL yüzde 31.7 oranında aşırı değerli para idi yılı Mayıs ayında reel kur endeksi, 116,6 dır. Yani TL hâlâ yüzde 16.6 oranında aşırı değerlidir. TL aşırı değer kazandığı için, Türkiye rekabet gücünü kaybetmektedir. İthal girdi oranı da yüzde 72 ler düzeyine çıkmıştır. İhracat mallarımızın üretiminde yüzde 80 oranında ithal girdi kullanılmaktadır. İthalattaki artışın daha büyük olmasıyla, cari açık da artış kaydetmektedir. 75

78 KARŞILAŞTIRMALAR Milli Gelir Büyümesi 2011 yılında yüzde 8.5 iken 2012 yılında Hükümetin hedeflerinin altına inerek yüzde 3 lere düşecektir. AKP dönemindeki son on yılda ortalama büyüme oranı yüzde 4 ler düzeyindedir. Bu büyüme oranı Türkiye nin ortalama büyüme oranı düzeyindedir. AKP döneminde tasarrufların milli gelir içindeki payı yüzde 24 lerden Yüzde 12 lere düşmüştür. Vatandaşın tasarruf yapacak hali kalmamıştır. Eskiden vatandaşa sorulduğunda, bankaya para yatırmaya ve fon almaya gittiği cevabı alınırken, şimdi kredi borcu ve fatura ödemeye gittiği cevabı alınmaktadır. AKP döneminde İşsizlik oranları yüzde 15 lere yükselmiş ve bütün istatistiki cambazlıklara rağmen AKP nin iktidara geldiği dönemin altına indirilememiştir. Halen yüzde 10 lar düzeyindedir. İthalat azalmasına rağmen cari işlemler dengesi açığı milli gelirin yüzde 8 i gibi çok yüksek düzeyde seyretmeye devam etmektedir. AKP iktidara geldiğinden buyana ülkemiz yaklaşık 550 milyar dolar dış ticaret açığı vermiştir. Aynı dönemde verilen cari işlemler açığı ise yaklaşık 370 milyar dolara ulaşmıştır. Ülkenin toplam borcu AKP iktidara geldiğinde 220 milyar dolar iken 600 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu dönemde özel sektörün dış borcu ise 45 milyar dolardan 204 milyar dolara yükselmiştir. Dışarıdan borç bulmaya çalışan özel sektör büyük bir kur yükü altına girmiştir. Kurlardaki en ufak bir değişme özel sektörü büyük sıkıntıya sokmaktadır. AKP iktidara geldiğinden bu yana 4 kere yatırım teşvik paketi uygulamaya koymuştur. Her biri başarısız olunca yenisini uygulamaya başlamıştır. Kamu sabit sermaye yatırım hedefleri bile sabit fiyatlarla azalmaktadır. AKP iktidara geldiğinde vatandaş gelirinin her yüz lirasının 5 lirasını borç olarak öderken şimdi 50 lirasını borç olarak ödemektedir. Bankalardaki mevduatların toplam kaynaklara oranı 1994 yılından buyana en düşük düzeye inmiştir. Her yüz kredi kartı sahibinden yetmiş beşi kredi kartlarını asgari limitlerden ödeyebilmektedir. Bu nedenle bankalar kredi kartı sahiplerinin limitini artırmaya çalışmaktadırlar. Ödenmeyen çeklerden dolayı mahkûmiyeti kesinleşenler i aşmıştır. Üst mahkemede ise bekleyen dosya vardır. Toplamı dolayındadır. Cezaevlerinde ise insan vardır. İşin vahametinin ortaya çıkmasından sonra çek kanununda değişiklik yapılmıştır. Ancak, 2012 Yılının ilk beş ayında karşılıksız çıkan çek sayısı yüzde 56.4 oranında artarak e ulaşmıştır Yılının mayıs ayında ise karşılıksız çıkan çek sayısı bir önceki yıla göre yüzde 118 oranında artarak e ulaşmıştır. Merkez Bankası tarafından duyurulan yasaklanan çek sayısı Mayıs 2012'de geçen yılın aynı ayına göre 18 kat artışla 91 bin 722 e yükseldi. Mahkemelerin bildirimleriyle Merkez Bankası'nca duyurulan yasaklama kararı alınmış birikimli çek sayısı ise yılın ilk 5 ayında geçen yılın aynı dönemine göre 7 kat artarak 22 bin 381'den 157 bin 388 e ulaştı. İlk defa memur maaş farklarını AKP altı ay süreyle ödememiştir. Bu farklarının bütçe açığını 76

79 artıracağı korkusunu topluma yaymaya çalışmaktadırlar. Çiftçiyi perişan etmişlerdir. Açıklanan hububat fiyatları maliyetleri bile kurtarmamaktadır. Geçen yıl Ocak-Haziran döneminde imalat sanayi kapasite kullanımı yüzde 74,6 seviyesindeyken, bu yıl Ocak-Haziran döneminde yüzde 74,1 e gerilemiştir. Geçen yıl Ocak-Nisan döneminde sanayi üretim artışı yüzde 12,9 seviyesindeyken, bu yıl Ocak-Nisan döneminde sanayi üretim artışı yüzde 2,6 ya gerilemiştir. Geçen yıl Ocak-Mayıs döneminde yıllık ihracat artışı yüzde 20,1 seviyesindeyken, bu yıl yüzde 12,7 ye gerilemiştir. Ocak-Mayıs döneminde toplam binek otomobil üretimi geçen yıla göre yüzde 12,3 azalmıştır. Trafiğe kaydı yapılan motorlu taşıt sayısı Ocak-Nisan döneminde geçen yılın aynı ayına göre % 12,9 azalmıştır 2011 yılı Ocak-Mart döneminde açılan şirket sayısı adet iken 2012 yılı Ocak-Mart döneminde açılan şirket sayısı yüzde 21,3 azalarak adede gerilemiştir. Geçen yıl 17 Haziran 2011 tarihinde ödenmeyen takibe düşen toplam kredi borcu 18,7 milyar TL iken, 15 Haziran 2012 haftasında 20,1 milyar TL tutarına yükselmiştir. Geçen yıl Ocak-Mayıs döneminde karşılıksız çıkan çek sayısı adet iken, bu yıl aynı dönemde adede yükselmiştir. Geçen yıl Ocak-Mayıs döneminde protesto edilen senet sayısı adet iken, bu yıl protesto edilen senet sayısı adede yükselmiştir. 24 Haziran 2011 haftasında ticari kredi faizleri yüzde 10,6 iken, 22 Haziran 2012 haftasında yüzde 14,7 ye yükselmiştir. Geçen yıl Temmuz başında dolar kuru 1,62 TL iken, bu yıl 1,81 TL ye yükselmiştir. 77

80 GSYH (Cari Fiyatlarla) Ç GSYH (MilyarTL) GSYH ( Milyon $) FERT BAŞINA GSYH (ABD $) Kaynak: TÜİK 2012 yılı için OVP hedefleri kullanılmıştır. Sektörel Büyüme Hızları (%) Ç Tarım 2,8 7,2 1,4-6,7 4,1 3,6 2,4 5,3 4,0 Sanayi 11,3 8,6 8,3 5,8 1,1-6,9 12,8 9,2 3,5 İmalat 11,9 8,2 8,4 5,6 0,8-7,2 13,6 9,4 17,5 Hizmetler 9,8 8,5 7,2 6,0 0,6-3,2 8,6 9,0 4,3 İnşaat 14,1 9,3 18,5 5,7-7,6-16,1 18,3 11,2 4,6 Ticaret 12,7 8,2 5,8 5,3-0,7-8,6 11,7 11,0 12,5 Ulaştırma 10,7 11,7 6,8 7,1 1,6-7,2 10,6 10,8 13,3 GSYH 9,4 8,4 6,9 4,5 1,1-4,8 9,2 8,5 3,2 Kaynak:TÜİK 78

81 Yurtiçi İşgücü Piyasasında Gelişmeler (1000 kişi) * Sivil İşgücü Sivil İstihdam İşsiz İşsizlik Oranı(%) 10,5 10,3 10,3 9,9 10,3 11,0 14,0 11,9 9,8 9,9 Genç Nüfus İşsizlik Oranı(%) 20,5 19,7 19,3 18,7 20,0 20,5 25,3 21,7 18,4 17,4 İşgücüne Katılma Oranı(%) 48,3 48,7 48, ,2 46,9 47,9 48,8 49,9 48,6 Kaynak: TÜİK Toptan Eşya Fiyatları Endeksi (TEFE*, yıl sonu) Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE, yıl sonu) Kaynak: TÜİK Fiyat Hareketleri (Yıllık Yüzde Değişme) 2012 Mart Haz. 32,7 88,6 30,8 13,9 13,8 2,6 11,58 5,94 8,11 5,9 8,9 13,3 6,44 39,0 68,5 29,7 18,4 9,3 7,7 9,65 8,39 10,06 6,5 6,4 10,5 8,9 * 2004 ve 2005 yılı için TEFE yerine Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) yayınlanmaya başlamıştır. 79

82 Kamu Sektörü Türkiye Brüt Dış Borç Stoku (Milyon ABD Doları) Ç1 Kısa Vadeli Stok Uzun Vadeli Stok Toplam Dış Borç Stoku (I) TCMB Kısa Vadeli Stok Özek Sektör Uzun Vadeli Stok Toplam dış BorçStoku(II) Kısa Vadeli Stok Uzun Vadeli Stok (*) Toplam Dış Borç Stoku (III) Türkiye Brüt Dış Borç Stoku (I+II+III) Türkiye İç Borç Stoku (Milyon TL) * Ödemeler Anapara Ödemeleri Faiz Ödemeleri Borçlanma Net Borç Kullanımı İç Borç Stoku Tahvil Bono Kaynak: Hazine Müsteşarlığı Not: Döviz cinsinden borçlanmaların itfa tarihlerinde oluşan kur artışları stoktan düşülmüştür. * 2011 yılı Aralık ayı itibarıyladır

83 Ödemeler Dengesi ÖDEMELER DENGESİ ANALİTİK SUNUM * (Milyon ABD Dolar) Ocak-Nisan A- CARİ İŞLEMLER HESABI İhracat f.o.b İthalat f.o.b Mal Dengesi Hizmetler Dengesi: Gelir Hizmetler Dengesi: Gider Mal ve Hizmet Dengesi Gelir Dengesi: Gelir Gelir Dengesi: Gider Mal, Hizmet ve Gelir Dengesi Cari Transferler B. SERMAYE HESABI C. FİNANS HESABI Yurtdışında Doğrudan Yatırım Yurtiçinde Doğrudan Yatırım Portföy Hesabı-Varlıklar Portföy Hesabı-Yükümlülükler Hisse Senetleri Borç Senetleri Diğer Yatırımlar-Varlıklar Merkez Bankası Genel Hükumet Bankalar Diğer Sektörler Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler Merkez Bankası

84 13.2. Genel Hükumet Bankalar Diğer Sektörler Cari,Sermaye ve Finansal Hesaplar D. NET HATA VE NOKSAN GENEL DENGE E. REZERV VARLIKLAR (*) Resmi Rezervler Uluslararası Para Fonu Kredileri Ödemeler Dengesi Finansmanı Eski sunumdaki karşılık kalemleri Rezerv Varlıklar kalemine dahil edilmiştir. İstatistik Genel Müdürlüğü (*) Ödemeler Dengesi Müdürlüğü Kurulan Kapanan Şirket ve Kooperatifler Şirketler Ocak-Mayıs 2011 Ocak-Mayıs 2012 Değişim ,18 Kooperatif ,01 Ger.Kişi Tic.İşl ,39 Tasfiye Şirket ,06 Kapanan Şirket Kooperatifler , ,52 Kooperatif ,46 Ger.Kişi Tic.İşl ,56 82

85 Karşılıksız Çek ve Protestolu senetler Mayıs2012 Protestolu senet miktarı (bin) , Protestolu senet tutarı (bin) Karşılıksız çek miktarı Negatif Nitelikli Kredi Nis.12 Ferdi Kredi 882 8,579 6,017 12,335 31, Kredi Kartı , , , Toplam ,37 123, , VERGİ Mükellef sayıları mayıs Gelir vergisi mük KDV mükellefi Basit usule tabi mük

86 SOSYAL KONULARLA İLGİLİ BİLGİ NOTU İŞSİZLİK Anayasamıza göre, Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü bulunmaktadır. Ancak bugün itibariyle ülkemizde en önemli sorun işsizliktir, yoksulluktur, güvencesiz istihdam koşullarıdır, uzaklaşılan, piyasalaştırılan sosyal devlet anlayışıdır. AKP'nin büyüme modeli istihdam dostu değildir. AKP Türkiye'de işsizliği ve buna bağlı olarak da yoksulluğu sistematik olarak destekleyen ve bundan da nemalanan bir sosyoekonomik modeli ayakta tutmak suretiyle insanlarımızı ianeye muhtaç ve mecbur hale getirmiştir. Ülkemizde 2002 yılında %10,3 olan işsizlik oranı, 2009 yılında % 14 e yükselerek tarihi rekor kırmış, 2010 yılında % 11,9, 2011 yılında da % 9,8 düzeyinde gerçekleşmiştir Mart ayı itibariyle de % 9,9 dur yılında kişi olan işsiz sayısı, 2012 Mart ayı itibariyle dir. Ancak, TÜİK'in hesaplamalarında işsiz sayısına dâhil edilmeyen iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar 2002 yılında iken, 9,5 yılda kişiye yükselmiştir. Bunlar dâhil edildiğinde 2002 yılında % 14 olan işsizlik oranının 2012 Mart ayı itibariyle % 16,7 oranına yükseldiği görülmektedir. Ayrıca, İş bulma ümidi olmayanların sayısı 2002 yılında 73 bin kişi iken, 2012 Mart ayı itibariyle 774 bin kişiye yükselmiştir. AKP döneminde iş bulma ümidi olmayanlar on kattan fazla artmıştır. İşsizler, iş bulma ümidini kaybettikleri için işsiz olduklarını dahi beyan etmemektedirler. Hükümetin 2012 yılı büyüme hedefinin % 4 gibi düşük olması, hatta OECD ve IMF nin % 2 ye kadar inen tahminleri, önümüzdeki dönemde ülkemizde işsizliğin önemli oranda artacağını göstermektedir. AKP Hükümetleri 9,5 yılda işsizliğe bir çözüm bulamamış olup, bunu da pişkince itiraf ederek, başarısızlığını ve beceriksizliğini ortaya koymuştur. Türk gençliğinin işsizliği AKP zihniyetinin hiç umurunda değildir. AKP yetkilileri kendi çocuklarında ve çevrelerinde holding patronu olanları gördükçe, herkesi öyle zannetmektedir. YOKSULLUK, BORÇLULUK Sosyal devletin temel amacı herkese insan onuruna yaraşan asgari bir yaşam düzeyini sağlamaktır. Büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan duasında şöyle demektedir: Türk ülkesinde adaletten başka şey hüküm sürmesin Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki, fakirlik suç sayılsın. Sosyal devlet olmanın en özlü ifadesi böyle olabilir. Ülkemiz maalesef adaletsiz uygulamaları ayyuka çıkan, Türk Milletini işsizliğe ve yoksulluğa mahkum eden bir iktidar tarafından 9,5 yıldır yönetilmektedir. Hükümetin gizlemeye çalıştığı ve yapısal nitelik kazanmış bozulmalar toplumdaki ümitsizliği daha da arttırmaktadır. Bunların başında orta kesimin yok olması, toplumun doğrudan zengin ve fakir ayrışmasına uğratılması gerçeği geliyor. Nitekim çok büyük bir kısım fakirleşirken devlet imkânları ile zenginleşen haksız rekabet üstünlüğüne kavuşturulan kesimler süratle birbirinden ayrıştırılmaktadır. 84

87 Bir tarafta türedi zenginler bir tarafta sadakaya muhtaç hale getirilen geniş kitleler. Orta kesimi yok edilmiş bir toplumun savrulmayacağı istikamet yoktur. AKP İktidarının bugüne kadar uyguladığı ekonomi politikasında üretim perspektifi yoktur. AKP üretim yerine tüketimi, ihracat yerine ithalatı, istihdam yerine işsizliği, rekabet yerine tekelleşmeyi, tasarruf yerine borçlanmayı teşvik etmiştir. Sürdürülebilir büyümenin en önemli yapı taşlarından biri olan tasarrufların düzeyi AKP İktidarı döneminde sürekli olarak düşmüştür. Cumhuriyet tarihimizin en düşük tasarruf oranını 2011'de gördük. Tasarrufların düzeyi %20 lerden AKP İktidarı döneminde sürekli olarak düşmüş olup milli gelirin yüzde 13 üne kadar inmiştir. Bu nedenle ülkemizde dış tasarruflara bağımlı bir yapı oluşmuştur. Ülkemizde 2002 yılında GSYH nın sadece binde 3'ü olan cari açık, 2011 yılında GSYH nın yüzde 10'una ulaşmıştır. Cari açığın faturası da vatandaşa çıkarılmaktadır. "Yunanistan'ın durumuna düşeriz." korkusu da verilerek; bir taraftan insafsızca yüksek vergi zamları yapılmış, bir taraftan da asgari ücretliye, memura, emekliye düşük maaş zamları verilmiştir. Üretim ekonomisi için yapısal çözüm tedbirlerinin uygulamaya konulması ve cari açığa karşı önlemler alınması yönünde MHP olarak yıllardır yaptığımız uyarıları hiç dikkate almayan AKP Hükûmetleri, tasarruf açığını kapatma konusuyla bu yıla kadar ilgilenmemiştir. Cari açığın oluşturduğu tehdit, Hükûmet tarafından geç de olsa nihayet kabul edilmiştir. Bu nedenle Hükûmet, vatandaşın tasarruf etmesini istemekte ve buna yönelik bazı tedbirler uygulamaya koymaktadır. Vatandaşın geliri geçimini sağlamaya yetmiyorsa nasıl tasarruf edecek? Bugünkü asgari ücret, bugünkü maaşlar, bugünkü emekli aylıkları çalışanların ve emeklilerin zorunlu ihtiyaçlarını asgari düzeyde bile karşılamamaktadır. 700 liralık asgari ücretin, emekli aylığının neresinden tasarruf edilecek? Ürünü para etmeyen, gübre alamadığından tarlasına gübre atamayan çiftçi hangi gelirinden tasarruf edecek? Hayatın güçlüklerine direnen esnafımız iş yeri kirasını, sosyal güvenlik primini dahi ödemekte güçlük çekerken nasıl tasarruf edecek? Sayın Başbakan kredi kartı mağdurlarına "Cebindeki kadar harca kardeşim." diyor. Güzel bir uyarı, ama vatandaşın cebinde para mı var? Sayın Başbakan değil miydi "Bizden bir yılda bir şey beklemeyin ama üç yılın sonunda cebiniz dolacak." diyen. Bir yıl değil, üç yıl değil, dile kolay tam dokuz buçuk yıl geçti. Vatandaşlarımızın cebi dolmadı ama kredi kartı limitleri doldu, kredi limitleri doldu, gırtlağına kadar borç doldu. Aylık geliri yetmeyen vatandaşımız geçimini borçla sağlamaya çalışmaktadır. Gelecek yıllardaki gelirlerini şimdiden tüketen vatandaşlarımızın geleceği ipotek altına alınmıştır. TÜİK verilerine göre nüfusun yaklaşık üçte ikisi ciddi finansman sıkıntısıyla karşı karşıyadır. 19 Aralık 2011 tarihinde açıklanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması'na göre maddi yoksunluk oranı 2009 yılında yüzde 63, 2010 yılında ise yüzde 63,5 olarak hesaplanmıştır. TCMB Finansal İstikrar Raporlarına göre 2002 yılında 6,7 milyar lira olan vatandaşın borcu, 2011 yılında 251,9 milyar liraya ulaşmıştır. Bu borçların içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredisi ve kredi kartı borçları bulunmaktadır. AKP İktidarı boyunca vatandaşın geliri yaklaşık 3,4 kat artarken borçları 37,6 kat artmıştır, faiz ödemeleri de 9,2 kat artmıştır. 85

88 2002 yılında vatandaşın 100 liralık gelirine karşılık 4,7 lira borcu varken, 2011 yılı itibariyle 100 liralık gelirine karşılık 51,7 lira borcu bulunmaktadır. İşte, AKP'nin dokuz buçuk yıllık icraatının özeti. AKP Hükûmeti vatandaşta tasarruf edecek hâl bırakmamıştır. ÜCRET POLİTİKALARI VE ZAMLAR Ülkemizde enflasyon ile mücadelenin temel aracı olarak ücret politikaları kullanılmaktadır. Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretleri ve buna bağlı olarak ta emekli aylıklarını enflasyon düzeyinde artırmak, ekonomik bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, çalışanların ve emeklilerin satın alma gücünü zayıflatmış, enflasyon ile mücadelenin en ağır yükü çalışan ve emekli kesimin üzerine aktarılmıştır. Her fırsatta kendi hükümeti döneminde milli gelirin artması ile övünen AKP, bu tercihi ile gelir dağılımında, çalışanlar ve emekliler aleyhine ciddi bir bozulmaya neden olmuştur. İnsanımızın Ülkemiz zenginleşiyor da biz neden zenginleşemiyoruz sorusunu sıklıkla sormalarının arkasında yatan gerçek ise işte budur. Ücretlerde sefalet düzeyi devam etmektedir. Asgari ücrete 2012 yılı ilk altı ayı için yüzde 5.91 ikinci altı ayı için ise yüzde 6.09 artış yapılmıştır. Buna göre, 16 yaşını doldurmuş işçiler için aylık net ücret ilk 6 ay için TL, ikinci altı ay için ise TL olmuştur. Bugünkü asgari ücret ile çalışanların zorunlu ihtiyaçlarını asgari düzeyde bile olsa, karşılaması mümkün değildir. Zaten düşük belirlenen asgari ücretten bir de bir de vergi, prim gibi kesinti yapılmaktadır. Böylece asgari ücret, tespit edildiği andan itibaren yetersiz, çelişkili ve tutarsız olmaktadır. Asgari ücret, çalışanın kendisine ve ailesine insan onuruna yaraşır bir hayat sağlayabilecek düzeyde olmalıdır. Net asgari ücret, mutlaka açlık sınırının üzerinde olmalıdır. Asgari ücretten vergi alınmamalı, ücretlilerin vergi yükü de düşürülmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak hazırladığımız 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ni TBMM ne sunduk. Bu Kanun Teklifi ile, asgari ücretten gelir vergisi alınmaması, bütün çalışanların ücret gelirlerinin asgari ücret kadar kısmının vergi dışı bırakılması ve ücretlilerin vergi yükünün hafifletilmesi amaçlanmaktadır. Ücret politikaları ile çalışan ve emekli kesim üzerinde baskıcı ve sindirici bir yönetim biçimini benimseyen hükümet, milyarder yaratma konusunda ise oldukça cömert davranmaktadır. Kriz dönemlerinde dahi dolar milyarderi sayısı dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya dan daha fazla artan Türkiye, gelir dağılımının en fazla bozuk olduğu ülkeler arasında da ilk sıralarda gelmektedir. AKP Hükümetinin uyguladığı politikalar sonucu, sıcak para yoluyla ülkemiz küresel soyguna maruz bırakılmıştır. Halen 110 milyar dolar civarındaki sıcak para diye anılan kısa vadeli yabancı sermaye, ülkemizde yıllardır çok yüksek kazanç elde etmiştir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun Ekim ayı verilerine göre, 51 milyon mudi 10 bin liranın altında mevduata ve toplam mevduatın % 4,7 sine sahip iken, sadece 43 bin mudi 1 milyon liranın üzerinde mevduata ve toplam mevduatın yüzde 47 sine sahip bulunmaktadır. Milyonerler kulübüne son 1 yılda 9 bin 755 milyoner eklenmiştir. Küresel patronların, sıcak para tacirlerinin, faizcilerin ve tefecilerin yüksek karlar elde ettiği, 86

89 paradan para kazanmanın revaçta olduğu ülkemizde, asgari ücretliler ile memur ve emeklilerin büyük çoğunluğu açlık sınırının altında aylık almaktadır. Aylık geliri yetmeyen vatandaşımız geçimini borçla sağlamaya çalışmaktadır yılında 6 milyar lira olan kredi kartları ve tüketici kredisi borçları 9 yılda tam 38 kat artarak 230 miyar lirayı aşmış durumdadır. Ülkemizde açlıkla boğuşan milyonlara karşılık, her yıl binlerce yeni milyonerler üreten çarpık ve adaletsiz bir gelir dağılımı hakim olmuş, üretmeden tüketen ve ürettiğinden fazlasını harcama döngüsüne saplanmış bir ekonomik düzen meydana gelmiştir. Ekonomik sıkıntılardan dolayı çiftçiler, esnaf ve sanatkarlar ile dar ve sabit gelirliler başta olmak üzere toplumun büyük çoğunluğu ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Girdi fiyatlarındaki yüksek artışlar ve yetersiz destekler çiftçimizi çaresiz bırakmıştır. Ürünlerini düşük fiyatlarla satmak zorunda bırakılan Çiftçimizin durumu her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Mahallede, çarşıda, işhanında, pazarda, sanayi sitesinde ekmeğini kazanabilmek için didinen esnafımız dükkan kirasını ödeyemez hale gelmiş, her mahallede kurulan büyük alışveriş mağazaları küçük esnafı yok etme noktasına getirmiştir. Nakliyeci esnafımız, kamyoncularımız artık 10 numara yağ bile alamamakta, yanık yağla tekerini döndürmeye çalışmaktadır. Fakir fukara, garip guraba edebiyatıyla, en kahraman Rıdvan edalarıyla, yüce dinimizi de istismar ederek, hitap ettikleri kesimlerin oylarını kotaranlar, iktidarları döneminde bu kesimleri unutmuş, türedi zenginler, mutlu azınlıklar, imtiyazlı sınıflar, seçkinler zümresi oluşturmuştur. Hükümet tasarruf artışını, tüketimi kısarak sağlamayı hedeflemektedir. Hükümetin bırakın refah artışından vatandaşa pay vermeyi, tasarruf tedbirleri yoluyla, vergi artışları ve zamlarla vatandaşın mevcut refahından bile pay almayı hedeflediği görülmektedir. AKP Hükümeti yüksek oranlı zamlarla milletimize adeta zulüm uygulamaktadır. Vatandaş her gün yeni bir zam haberi ile karşı karşıya kalmaktadır. Son aylarda elektrikten doğalgaza, benzinden mazota, telefondan otomobile kadar birçok mal ve hizmetin vergileri artırılarak yüksek zamlar yapılmıştır. Yılbaşından itibaren de onlarca harç ve damga vergisi yüzde 15 oranında zamlanmıştır. Halen kullanılan ilaçlar için emekliler % 10, sigortalılar % 20 katılım payı ödemekte iken, buna ilave olarak reçetede yer alan üç kutu 3 kalem ya da kutuya kadar ilaç için 3 lira, sonraki ilave her bir kalem ya da kutu ilaç için 1 lira katılım payı ödenmesini öngören yasal düzenleme yapılmıştır. Sağlık harcamalarındaki yüksek artışın önüne geçemeyen AKP Hükümeti bunun faturasını vatandaşa çıkarmaktadır. Asgari ücretliler, işçiler, memurlar, emekliler ile dul ve yetimler daha maaşları artmadan, alacakları maaş zammından çok daha fazlasını ödemekle karşı karşıya bırakılmıştır. SOSYAL YARDIMLAR Sosyal yardım sistemi sağlıklı bir şekilde işlememektedir. Sistemden kimlere, hangi şartlarla, ne miktarda, ne zaman kadar sosyal yardım yapılacaktır sorusunun cevabını bulmak mümkün değildir. Sistem bir hak olarak değil, bir lütuf olarak bu yardımları düzenlemektedir. Sağlanan yardımların standardı düşüktür. Yardımlar daha ziyade siyasi iktidarın takdirlerine göre yapılır gibi bir görüntüye sahiptir. Sistem keyfiliklere ve siyasi kullanıma müsait durumdadır. Sistem AKP tarafından fütursuzca 87

90 istismar edilmekte, siyasi rant aracı olarak görülmektedir. Yaşlılık ve muhtaçlık maaşları yanında özürlü maaşları gibi konularda şartları uyan vatandaşlar müracaatları halinde bu haklardan yararlanabilmektedir. Ancak mevcut sistem talep eksenli olduğundan, talep edilmedikçe söz konusu haklardan yararlandırma kendiliğinden olmamaktadır. Sosyal yardım sisteminin sorunları genel olarak; etkili kontrol ve denetim sisteminin olmaması, kaynak tahsis eden kurumla denetim birimlerin farklı olması, proje ve yardımların etkinlik ve yerindelik kontrolünün yapılmaması, yardımların dağıtım ve hedef kitlenin tespitinde objektif kriter eksikliği, çerçeve sosyal yardım yasasının olmaması, yardımların hak temeline dayandırılmaması, mütevelli heyet üyeliği seçiminin yeterince duyurulmaması, siyasilerin yön vermesi, sosyal yardım hizmeti sunan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının ortak veri tabanının olmaması, veri paylaşımından kaçınılması, ortak terminolojinin olmaması, sosyal yardım alanında faaliyet gösteren çok sayıda kurum ve kuruluşun olması ve bu durumun yardımlarda mükerrerliğe yol açması gibi konular sıralanabilir. GAZİLER İLE ŞEHİT YAKINLARI, 65 YAŞ, ENGELLİLER AKP; referandum sürecinde yaşlılar, engelliler, gaziler ve şehitlerimiz ile dul ve yetimler için özel ayrımcılık getirileceğini taahhüt etmiş olduğu halde; bugüne kadar özel ayrımcılık getirecek hiçbir düzenleme yapmamıştır. Bugün itibariyle; 65 yaş aylığı 116 lira, bakıma muhtaç engelli aylığı 351 lira, diğer engelliler ile engelli yakını aylığı ise 234 lira, muharip gazilerin şeref aylığı 415 lira, 15 yıllık emekli geçici köy korucusunun aylığı 342 lira civarındadır. Bu kesimlere çok cüzi aylıkları reva gören söz de verdiği halde görmezden gelen AKP Hükümetidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak 65 yaş aylığının, engelli kardeşlerimizin maaşlarının artırılması, gazilerimiz ile şehitlerimizin yakınlarının haklarının genişletilmesi, iyileştirilmesi ve aralarındaki mevcut eşitsizliklerin giderilmesi için verdiğimiz kanun teklifleri Meclisin gündeminde beklemektedir. Türk vatanını bölmeye çalışanlara karşı, bayrağımızın yere düşmemesi için canını feda eden şehitlerimizin yakınları ile gazilerimizin geçim sıkıntısı içinde olmalarını hiçbir vicdan asla kabul etmez. Gaziler ile şehit yakınlarının sorunlarına çözüm getirmek hepimizin sorumlulukları arasında yer almaktadır sayılı Kanunda şeref aylığı düzenlemesinde gazilerimizin halen çalışıp çalışmaması durumuna bağlı olarak ücret farklılaştırılması öngörülmektedir. Bu durum aylığın bağlanma gerekçesi olan gazilik kriteri dışında bir kriterin esas alınması sonucunu doğurmak suretiyle şeref kriterinin farklılaştırılmasına, gazilerimiz arasında az şerefli çok şerefli gibi bir değerlendirmeye yol açmaktadır. Bu ayıp ortadan kaldırılmalıdır. Yine güvenlik güçleri ile birlikte zor şartlarda terörle mücadele görevini yapan geçici köy korucularının çalışma şartlarının ve özlük haklarının iyileştirilmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesi gerekmektedir. MUHTARLAR Köy ve mahalle muhtarlarına ödenen 415 TL düzeyindeki maaş günümüz şartlarında çok yetersizdir. Yıllardır Muhtar maaşlarının iyileştirileceği sözünü veren AKP Hükümetlerinin tüm içişleri 88

91 bakanları, Ben de emekli olursam herhalde bir köyde muhtarlığa aday olabilirim. diyerek umut veren Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, sözlerini tutmamış ve muhtarlarımızı aldatmıştır. Muhtarlara verilen maaş, sürekli muhatap oldukları resmi kurumlara gidip gelmeleri için gerekli ulaşım giderlerini ancak karşılamaktadır. Muhtarlık görevinin yürütülmesi için zorunlu olan elektrik, telefon, kırtasiye, internet, temsil, ağırlama ve diğer harcamalar, muhtarların aile bütçelerine ilave yük getirmektedir. Sayıları 53 bini bulan muhtarların birçoğu sosyal güvenlik primini yatıramadığından sosyal güvenceden yoksun duruma düşmüşler, icralık olmuşlardır. Muhtarları bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak muhtar aylığının, en az asgari ücret düzeyinde olması için verdiğimiz kanun teklifleri Meclisin gündeminde beklemektedir. EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ücret sistemine ilişkin değişiklik getiren hususları 15 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girmektedir. Yaklaşık 405 bin memurun maaşlarında artış yapılması ve 9 yıldır münferiden yapılan düzenlemelerle kontrolsüz bir şekilde gelişen ücret adaletsizliğinin hükümet tarafından farkına varılmış olması olumlu görülmekle birlikte, katılımcı bir şekilde hazırlanmayan bu KHK ile ücret sistemi sadeleştirmek yerine daha da karmaşık hale getirilmekte, maaş artışı ağırlıklı olarak üst kademeye yapılmakta, alt kademe ile üst kademe arasındaki ücret yelpazesini alt kademe aleyhine bozmaktadır. Çoğu memurun maaşında artış olmaması nedeniyle çalışma barışı olumsuz etkilenebilecektir. AKP yeni bir personel rejimi ve ücret rejimi nin süratle hayata geçirileceğini taahhüt etmesine rağmen 9 yıldır bu yönde bir adım atmamıştır. Öğretmen, akademik personel, emniyet mensupları, din görevlileri, sağlık personeli, TSK personeli gibi bazı unvanlarda bulunanların maaşlarında ise artış yapılmamıştır. EMEKLİLER VE İNTİBAK YASASI Emekli, dul ve yetimlerin tamamına yakını açlık sınırının altında aylık almaktadır. AKP Hükûmeti emeklilere hep umut vermiştir. Ancak emeklileri sürekli aldatmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Emekliler arasındaki maaş adaletsizliğini gidereceğini vaat etmesine karşın, daha da adaletsiz hâle getirmiştir. Emeklilere banka promosyonu verileceği söylenmiş ancak bu söz de boş çıkmıştır. Emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri gidereceğini yıllardır söz vermesine rağmen yerine getirmeyen ve emeklileri sürekli hayal kırıklığına uğratan AKP Hükümeti, çıkan Kanunu İntibak düzenlemesi olarak takdim etmesine karşın, yapılan düzenleme emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri gidermemektedir. Zira, yapılan düzenlemede; - Sadece, 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanuna göre bağlanan aylıklarla ilgili bazı hesaplamalar yapılmaktadır. Bu aylıkların 2000 öncesi için yeniden hesaplanmasında aylık bağlama oranları düşük tutulmakta, 2000 yılından 2008 yılına taşıma işleminde de GSYH artış oranlarının %75 i esas alınmaktadır. 89

92 yılı öncesi bağlanan Bağ-Kur emekli aylıkları ile ilgili benzer bir hesaplama öngörülmemektedir. Sadece 1479 sayılı Kanuna tabi (Esnaf Bağ-Kur) olanlara dair 1/4/ /6/2002 döneminde yürürlükte bulunan gelir basamakları ile ilgili tespit edilen bir yanlışlık düzeltilmektedir. - Bu hesaplamalara göre oluşacak aylıklarla ilgili geriye dönük bir ödeme sözkonusu olmadığı gibi yeni aylıkların 2013 Ocak ayından itibaren ödenmesi öngörülmektedir. - Yüksek prim ödeyerek hizmet satın alan SSK emeklileri (Süper emekliler) ile basamak satın alan Bağ-Kur emeklilerinin mağduriyeti hiç dikkate alınmamaktadır. 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklardan aylık alanları kapsamamaktadır. - Gerek SSK, gerekse Bağ-Kur lu olarak 2000 yılından itibaren emekli olanların aylıklarındaki eşitsizlikler görmezden gelinmektedir. Hele ki, 2008 Ekim ayından sonraki hizmetler için bağlanan emekli aylıklarının yüksek oranda düşmesi konusu tamamen göz ardı edilmektedir. - Emekli sandığı ile SSK ve Bağ-Kur emekli aylıkları arasındaki eşitsizliklerden hiç bahsedilmemekte, yanına bile yaklaşılmamaktadır. Dolayısıyla bu bir intibak düzenlemesi değildir. Kısmi bir iyileştirmedir. AKP Hükümeti samimi değildir ve hiç samimi olmamıştır. Emeklilik şartlarını ağırlaştıran, emeklilik yaşını 65 yaşa yükselten, emekli aylıklarının refah payını düşüren, 2008 yılından sonraki hizmetler için bugünkü aylıkların yarısı kadar emekli aylığı bağlanmasını öngören kanunu çıkaran AKP Hükümetidir. Bu kanundan dolayı, gelecek yıllarda eski ve yeni emeklilerin aylıkları arasında uçurum oluşacağı açıktır. EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR Sosyal güvenlik politikalarının en önemli amaçlarından birisi, insanlar arasında oluşturduğu güvenlik ağları ile toplumsal eşitsizlikle mücadeleyi desteklemektir. Bu anlamda devlet, tüm bireyler için eşit hak ve yükümlülükler içeren bir sosyal güvenlik sistemi kurgulamakla yükümlüdür. Ülkemizde de sosyal güvenlik hakkı, Anayasa ile teminata bağlanmış olup, devletin yükümlülüğü altında bulunmaktadır. İşe başladıkları tarihte yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik için gerekli prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresini tamamladıkları halde, bir başka ifadeyle emekli olma hakkını elde ettikleri halde bir de yaş şartına tabi tutulmaları birçok vatandaşımızı mağdur etmiştir. İşe girdiği tarihte tabi olduğu mevzuata göre emeklilik için gereken sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayılarını tamamlayan vatandaşlarımıza emekli aylığı bağlanmadığı gibi bir de sağlık sigortası primi ödemekle karşı karşıya kalmışlardır. Kazanılmış hakları ellerinden alınan, emeklilikte yaşı bekleyen vatandaşlarımız haklarını aramakta, TBMM den çözüm beklemekte, bu mağduriyetlerinin giderilmesini sağlayacak düzenleme yapılmasını istemektedir. Milliyetçi Hareket Partisi emeklilik hakkını elde ettiği halde emeklilik için yaşı bekleyenlere emeklilik hakkının verilmesi gerektiği görüşündedir. Bu konuda sözkonusu mağduriyeti gidermeye yönelik olarak gerekli kanun teklifi ve önergeler vermiştir. Hatta, TBMM nde kabul edilen ve kamuoyunda intibak yasası diye adlandırılan Kanunun görüşmeleri esnasında verdiğimiz teklif ile; 2000 yılından önce sigortalı olanlardan, sigortalı oldukları tarihte yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik için gerekli prim gün sayısı ve hizmet yılı şartlarını tamamlamış olanlara, yaş şartı aranmaksızın emekli aylığı bağlanması önerilmiş, ancak AKP Grubunun oylarıyla reddedilmiştir. 90

93 SÖZLEŞMELİLER, BELEDİYE VE ÖZEL İDARE ÇALIŞANLARI Kamuda aynı yerlerde, aynı işi yapmalarına rağmen statüleri nedeniyle çalışanlar arasında idari, mali ve sosyal haklar yönünden birçok farklılık bulunmaktadır. Bu durum, Anayasa ile güvence altına alınan eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olduğu gibi, çalışanların motivasyonunu ve çalışma barışını olumsuz etkilemektedir. AKP iktidarı döneminde, asli ve süreklilik arzeden birçok kamu hizmeti; 4/B li sözleşmeli personel, özel kanunlara göre sözleşmeli personel, 4/C li geçici personel, geçici ve mevsimlik işçiler, taşeron şirket işçileri eliyle yürütülür hale gelmiştir. 657 sayılı Kanun, memurlar eliyle gördürülmesi mümkün olmayan geçici işlerin ifası için istisnai hallere münhasır olmak üzere sözleşmeli ve geçici personel istihdamını mümkün kılmıştır. Hal böyle iken, uygulama ve gelenek de bu hükmün lafzına ve ruhuna uygun olarak işlemekte iken, son on yıldır bu istisnai uygulamalar asıl istihdam şeklinin önüne geçmiştir. Bu yanlış uygulama ile birlikte de birçok mağduriyet ortaya çıkmıştır. En büyük mağduriyet ise yandaş olmayan ve bu istisnai yollarla iş bulamayanlardadır. Bunlar girdiği merkezi sınavı kazanıp ataması yapılamayan, bir türlü sıra gelemeyen ve sıra gelmeden de kadroları istisnai yollarla doldurulanlardadır. Hükümetin bu yanlışı derhal durdurması gerekir. Bununla birlikte, uygulamadaki tutarsızlığın ve aynı statüdeki kişilere yapılan farklı uygulamaların giderilerek kendi içinde hakkaniyetin sağlanması, eşitsizliğin, haksızlığın, adaletsizliğin ve ayrımcılığın giderilmesi de gerekmektedir. 12 Haziran 2011 seçimlerinden bir hafta önce çıkarılan 632 sayılı KHK ile 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi ile 4924 sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanların memur kadrolarına atanmışlardır. Yıllardır en temel insan hakkından dahi mahrum bırakılan, ailelerinden koparılan, güvencesiz bir geleceğe mahkûm edilen sözleşmeli personelle ilgili çağrılarımıza, AKP seçim öncesi oy kaygıyla da olsa kulak vermiştir. Ancak, 200 bin civarında sözleşmeli memur kadrolarına atanırken, başta il özel idareleri ve belediyeler olmak üzere birçok kamu kurum ve kuruluşundaki sözleşmeli personel ve 4/C mağdurları kadroya alınmamıştır. Dolayısıyla, bazı sözleşmelilere sağlanan hakların, başta il özel idareleri ile belediyeler ve bağlı kuruluşlarında çalışanlar olmak üzere kamuda çalışan diğer sözleşmelilere verilmemesi, Anayasa ile güvence altına alınan eşitlik ve adalet ilkelerine aykırıdır. AKP Hükümeti, bu KHK ile de en iyi bildikleri şeyi, ayrımcılığı, adaletsizliği ve mağdur etmeyi yine başarmıştır. Başta belediyeler ve il özel idarelerinde olmak üzere sözleşmelilere kadro sözü veren Başbakan dır. Sözleşmelilere kadro çalışması yapıldığını açıklayan ve aylar önce Önümüzdeki Bakanlar kurulunda bu durumu gündeme getirebiliriz. 'diyen de Başbakan Erdoğan'ın bu konuda bir televizyon kanalında bir ifadesi olduğunu Çalışma Bakanıdır. Ancak verilen sözler hep fos çıkmıştır. Yine özellikle mahalli idarelerde geçici işçi statüsünde çalışan teknik personel bulunmakta olup, onlar da mağduriyetlerinin giderilmesini beklemektedir. 4/C MAĞDURLARI Kamuda üvey evlat muamelesine tabi tutulan bir başka çalışan kesim de 4/C lilerdir. Bir yılda 11 ay çalıştırılan, aile yardımı alamayan, iş güvenceleri olmayan, aldıkları yetersiz 91

94 ücret ile ayakta durmaya çalışan 4/C'li personele, AKP Hükümeti ayrımcılık yaparak kadro vermeyince onların tepkisini yatıştırmak için Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı 12 Haziran seçimleri öncesi yandaş memur sendikasını ziyareti esnasında 4/C'li personele aile yardımı müjdesi vermiştir. Ancak, verilen bu söz seçimden sonra unutulmuştur. 657 sayılı Kanunun 4/C maddesi kapsamında yapılan atama işlemi hakla, hukukla ve insafla bağdaşmamaktadır. AKP hükümetinin bunlar ortada kalmışken 4/c kadrolarına atadık açıklaması pişkinliktir. Zira ortada bırakan da AKP Hükümeti nin kendisidir. Ayrıca, AKP nin köle çalıştırma anlayışı burada da tezahür etmektedir. Demek istiyorlar ki 4/C lileri işe aldık, istediğimiz parayı veririz, istediğimiz gibi çalıştırırız, istediğimizi yaparız. Anlayış bu 4/C liler mağdur edilmektedir. Aynı işi yapan emsallerinin aldığı mali ve sosyal hakları alamamaktadır. Diğer sözleşmelilerden alınmayan sözleşme damga vergisi dahi 4/C lerden alınmaktadır. GEÇİCİ VE MEVSİMLİK İŞÇİLER Ülkemizde geçici ve mevsimlik işçilik adı altında da bir dram yaşanmaktadır. Yüz binlerce işçi devletin asli ve sürekli işlerini yapmalarına rağmen, yılın belli dönemlerinde işten çıkarılmaktadır. Üstelik hizmet akdi askıya alınan işçinin yeni dönemde işe çağrılıp çağrılmayacağı ise belirsizdir. Geçici statüyle çalışan bir işçinin ne zaman işten çıkartılacağını ne zaman işe başlatılacağını, işe başlayıp, başlamayacağını bilemeden hayata tutunmaya çalışması son derece zordur. Bu şekilde çalışanların yaşadığı psikolojik baskıyı ve sıkıntıyı geçici işçi olarak çalışmayanların bilmesi mümkün değildir. AKP nin eşitliğe sığmayan adaletsiz uygulamalarının haddi hesabı yoktur seçimlerinin hemen arefesinde siyasi rant hesabıyla geçici işçilerin kadroya alınması ile ilgili çıkarılan, 04/04/2007 tarihli 5620 sayılı Kanunla yaklaşık 220 bin geçici işçiye kadro verilmiştir. Fakat, Kanun 2006 yılında en az 6 ay çalışanları kapsadığından, birçok geçici ve mevsimlik işçi bu kapsama girememiştir. 20 veya 25 yıldır bu kadroyu bekleyen işçiler yararlanamamıştır, tek suçları 2006 yılında 6 ay çalışmaması. Başta şeker fabrikalarında olmak üzere uzun yıllardır mevsimlik işçi olarak çalışanlar kadroya alınmamıştır. Sayın Başbakan geride kalan yaklaşık 20 bin geçici işçinin durumu bizleri üzmüştür demişti. Bu geçici işçi kardeşlerimizin sorununu çözmek inşallah yine bizlere nasip olur demişti. Ancak bugüne kadar bu durum düzeltilmemiş, mağduriyet devam etmektedir. TAŞERON İŞÇİLERİ Gerek kamu kesiminde ve gerek özel kesimde sendikalaşma oranları ve sendikalı işçi sayıları giderek gerilemektedir. Bu ise çalışma hayatında toplu iş hukukundan bireysel iş hukukuna ve taşeronlaşmaya giden bir süreci desteklemektedir. AKP döneminde kamuda kadrolu işçi istihdamı azalırken, güvenceli istihdam biçimleri yok edilmektedir. Temizlikten güvenliğe, iş makinası operatörlüğünden mühendise, büro işlerinden ameliyathanelere varıncaya kadar her işte taşeron işçisi çalıştırılır hale gelinmiştir. Türkiye nin dört bir yanında yüz binlerce işçi, iş güvencesinden yoksun biçimde, ağır çalışma koşullarında, hakları ihlal edilerek, sendikasız, asgari ücretle, taşeron şirketler vasıtasıyla çalıştırılmaktadır. 92

95 Taşeron işçileri insanca çalışma koşullarından uzak, iş güvencesi olmadan, sendikasız, izin hakkı ve fazla mesai verilmeden, günde 12 saati bulan sürelerde köle gibi çalıştırılmaktadır. Taşeron işçileri tabiri caiz ise sesi kısılmış, elleri kolları bağlanmış, komutla hareket eden bireyler haline getirilmiştir. İşten atılma korkusuyla seslerini çıkaramamaktadırlar. Her sözleşme dönemi sonunda yeniden sözleşme imzalamama korkusu yaşıyorlar. İşten çıkarılanlara ihbar ve kıdem tazminatı verilmiyor. Maaşlarını düzenli alamıyorlar. İnsan onuruna yaraşır, düzgün işlerin sunulması esas olması gerekirken, evrensel normlardan uzak kalarak, kar mantığıyla, fazla çalıştırılan, ancak karşılığı ödenmeyen, bir nevi kölelik sistemini andıran taşeronlaşma kabul edilemez bir durumdur. Çalışma Bakanı, Kamuda 426 bin, özel sektörde de 420 bin taşeron işçi var. Taşeronluk kölelik gibi. Bu kabul edilemez. diye açıklama yapmıştır. O halde, bu kölelerin efendisi de AKP Hükümetidir. AKP Hükümeti, ortaçağ zihniyetini hortlatmış, taşeronlaşmayı politikasının esası olarak uygulamış ve bundan da siyasi nema sağlamıştır. Taşeron müteahhitlerce işe alınacak işçilerin tamamı AKP'li siyasetçilerin referanslarıyla işe alınmaktadır, aksi hâlde firmanın ihalesi iptal edilmektedir. Taşeron şirket işçileri işten çıkarma tehdidiyle AKP ye oy vermeye zorlanmakta, AKP nin siyasi mitinglerinin kadrolu elemanı haline getirilmektedir. Taşeron işçilerinin sahibi de yok. Bu işçiler taşeron müteahhit ile devletin arasına sıkışmış durumdalar. Bu işçilerin çoğu asgari ücretle, hatta bankaya yatan asgari ücretin bir kısmını müteahhide vermek zorunda kalarak çok düşük ücretle çalışmaktadır. Her geçen gün sorunları daha da artan taşeron işçilerine sahip çıkılmalı, çalışma şartları ve ücretleri iyileştirilmelidir. Devletin asli ve sürekli hizmetlerinde çalıştırılan taşeron işçileri mutlaka kadrolara atanmalıdır. SENDİKA(SIZ)LAŞMA AKP döneminde sendikal örgütlülük zayıflamış, sendikalaşma oranı düşmüştür. Özelleştirme, taşeronlaştırma, esnek istihdam, dar, yasakçı ve adeta sendikalaşmayı zorlaştıran, sendikal örgütlenmeyi zayıflatan politikaların yanı sıra, özel sektörde işverenlerin hukuka aykırı uygulamalarla işçilerin sendikalaşmasını engellemesi ve hükümetin buna göz yumması, Türkiye de sendikal örgütlenmenin her geçen yıl erimesine yol açmaktadır. OECD nin son sendikalaşma verilerine göre Türkiye nin durumu içler acısıdır. Türkiye yüzde 5.9 luk sendikalaşma oranıyla OECD ülkeleri arasında sonuncu durumdadır. OECD verilerine göre 2001 yılında yüzde 10 olan sendikalaşma oranı 2009 da 5.9 a gerilemiştir. Sendikalar demokrasinin damarlarıdır. Sendikacılığın kan kaybetmesi demokrasimiz açısından da bir zaaftır. Toplumun örgütsüzleştirilmesi ve oluşturulan korku imparatorluğu neticesinde, AKP Hükümetinin yanlış politikalarına, adaletsiz ve ayrımcı uygulamalarına karşı gerekli tepkinin verilmemesinin adı da ekonomide istikrar olarak takdim edilebilmektedir. Ne yazık ki ülkemizde insanların zulme isyan ruhu bastırılmış, hak arama duygusu köreltilmiş; evdeki bulgurdan olma riskiyle karşı karşıya bırakılmış, ölüm korkusuyla sıtmaya razı edilmiştir. Bugünlerde, krizle boğuşan Yunanistan da sendikalaşma oranı yüzde 24, İtalya da yüzde 35 olduğu dikkate alındığında, Türkiye nin sendikalaşmayı önleyerek sözde istikrarlı bir ekonomi gerçekleştirmiş Ne kadar az sendika, o kadar çok istikrar! 93

96 TOPLU İŞ İLİŞKİLERİ KANUN TASARISI - TOPLU İŞ SÖZLEŞME YETKİSİNDE BARAJLAR 2012 yılı itibariyle SGK verilerine göre işçi sayısı 11 milyon kişidir. Sendikalarda örgütlü işçi sayısı kişidir. Toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı da kişidir. Sendikalaşma oranı %5'lere kadar düşmüştür. Kamuda örgütlü işçi sayısı belediyeler de dahil olmak üzere yaklaşık kişidir. Özel sektörde örgütlenme oranı % 2 dir. Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı nın TBMM Sağlık, Aile, Çalışma Ve Sosyal İşler Komisyonunda alt komisyon ve komisyon görüşmeleri tamamlanmış ve değiştirilerek kabul edilen Tasarı Genel Kurul un gündeminde beklemektedir. Toplu pazarlık hakkı konusunda özgürlükçü anlayışı kısıtlayan sayılı yasaları çağdaşlaştırma, özgür ve demokratik bir örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı kurmayı hedefleyen bu yasa tasarısı hedeflerin oldukça uzağındadır. Bu düzenlemede işkolu barajı ve işyerinde çalışan işçilerin yarıdan bir fazlası şartı devam etmekte, işletme barajı ise % 40 a indirilmekle birlikte varlığını korumaktadır. Çifte baraj sistemi ILO nun yıllardır eleştirerek kaldırılmasını istediği sistemdir. Mevcut 28 işkolu sayısı Hükümet tasarısında 18'e indirilmiş, Komisyon da ise 21 olarak belirlenmiştir. İşkolu sayısının azaltılması sendikalar açısından ek baraj etkisi yaratacaktır. Tasarının 41 ve Geçici 6 ncı maddelerine göre, toplu iş sözleşme yetkisi alabilmek için aranan işkolu barajı; - Hükümet tasarısında % 10 dan % 3 e düşürülmüş, - Alt komisyon görüşmelerinde bu baraj % l e düşürülmüş, - Komisyon görüşmelerinde ise; %1 barajın yanı sıra asgari 2000 üyeye sahip olma şartı getirilmiş; beş yıl süreyle, Ekonomik ve Sosyal Konseye üye konfederasyonlara bağlı olmayan işçi sendikaları için bu baraj %3 şeklinde belirlenmiş ve % 1 barajını, binde beş ile yüzde üç arasında değiştirmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Bu düzenleme, mevcut yasaya göre yetki alabilen bazı sendikaları yetkisiz bırakacaktır. 5 yıllık süreyle; Ekonomik ve Sosyal Konseye üye konfederasyonlara bağlılık durumuna göre Sendikalar için farklı işkolu barajı öngörülmesi Anayasanın eşitlik ilkelerine aykırıdır. Bakanlar Kuruluna verilen yetki de, Hükümetin sendikalar üzerinde vesayet kurma düşüncesinin devam ettiğini göstermektedir. Hükümet Tasarısında yer alan ve 2009 yılı istatistiğine göre yetki almış ve toplu iş sözleşmesi bağıtlamış sendikaların beş yıl süreyle baraja tabi olmayacaklarını düzenleyen fıkra da Tasarıdan çıkarılmıştır. Bu durum, sendikaların barajı aşmamaları halinde halen toplu iş sözleşmesi kapsamında olan işçilerin bu şemsiyenin dışına çıkmasına yol açabilecektir. Tasarı, sendikal örgütlenme hakkını ortadan kaldırıcı bir düzenleme olup, işyeri sendikalarına yaşam hakkı vermemekte ve toplu pazarlık hakkının kullanımını engellemektedir. Tasarı ile yapılan düzenleme ILO normlarına, Anayasamıza ve Avrupa Sosyal Şartına doğrudan aykırıdır. KAMU ÇALIŞANLARI SENDİKALARI Türk endüstri ilişkileri bakımından üzerinde durulması gereken bir başka konu ise kamu görevlileri sendikalarında meydana gelen gelişmelerdir. Kamu görevlileri sendikalarının hükümetlerin teklif ettiği ücret artışı dışında hükümetlere dişe dokunur bir tekliflerini kabul ettiremedikleri de bilinmektedir. Bu durum da sendikalcılığın 94

97 geleceği hakkında olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmemektedir. Anayasa 53 ncü maddesinde değişiklik yapılmış ve kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmıştır. Aradan yaklaşık 1,5 sene sonra da kanun çıkarılmıştır. Bu Kanun uyarınca toplu sözleşme sürecinde bütün yetki en çok üyesi olan sendikaya verilmekte, diğer sendikalar tamamen işlevsiz bırakılmakta ve göstermelik hale getirilmektedir. Sendikal çoğulculuk hiçe sayılmaktadır. Kamu görevlilerinin çoğunluğunu temsil etmemekle birlikte, üye sayısı itibariyle diğer konfederasyonlardan daha fazla üyeye sahip olan bir konfederasyona, toplamı kamu görevlilerinin çoğunluğunu oluşturan diğer konfederasyonlara rağmen, bütün kamu görevlileri adına bağlayıcı karar alma yetkisinin verilmesi, toplu pazarlık görüşmelerinin mantığına ve demokratik ilkelere aykırıdır. Böyle bir düzenlemenin uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu açıktır. Kamu görevlilerinin grev hakkının olmaması da uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Aslında sendikal haklar bölünemez. Grev yasaklı toplu sözleşme ve sendika hakkı olamaz. Türkiye nin onayladığı ve Anayasanın 90. maddesi gereği iç hukuktan üstün olan çalışma hayatı ile ilgili başta Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri olmak üzere uluslararası sözleşmelere göre kamu görevlilerinin de tıpkı diğer çalışanlar gibi grev hakkı vardır. Grev hakkı sadece devlet adına yetki kullanan dar bir memur grubu için sınırlanabilir. Bütün memurları kapsayan bir grev yasağı uluslararası sözleşmelere aykırıdır. İLO raporlarında da, grev yasağının yalnızca devlet adına yetki kullanan ve temel hizmet yürüten memurlar için söz konusu olabileceği kaydedilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi; memur ve diğer kamu görevlilerinin tanımının yeniden yapılarak, daraltılmış memur kavramı dışındaki çalışanların çağdaş sendikal haklara kavuşturulmasını savunmaktadır. 95

98 TORBA KANUNLA YAPILAN DÜZENLEMELERE İLİŞKİN BİLGİ NOTU Öğrenim durumu itibarıyla en az ilkokul düzeyinde eğitim almış olanlara sürücü belgesi alma imkanı verilmektedir. Adliyeye gitmeden adli sicil kaydına ücretsiz ulaşılabilmesi sağlanmaktadır. Tıp fakülteleri öğrencilerine intörn eğitimi döneminde oniki ay süreyle aylık ücret (Yaklaşık 310 TL) ödenecek yılında getirilen öğrenim affından süresi içerisinde başvurmamaları nedeniyle yararlanamayanlar, ilişiklerinin kesildiği yükseköğretim kurumuna başvuruda bulunmaları hâlinde öğrenimlerine başlayabilecek. Gençlik ve spor faaliyetleri ile bu faaliyetlerle ilgili kamp, eğitim ve hazırlık çalışmalarında süreklilik arz etmeyecek şekilde görevlendirilenler sigortalı sayılmayacak Disiplin cezası sonucu memuriyetleri sona erip, 2006 yılında disiplin affı kapsamına girenler, memuriyetlerinin sona erdiği tarih ile 22/6/2006 tarihi arası dönem hizmetlerinden sayılacak ve primleri Kurumunca ödenecektir öğretmen kadrosu ve polis kadrosu ihdas edilmektedir. Polis ve öğretmen kadroları ihdası olumlu olmakla birlikte, aylıkları yetersiz hale gelen bu kesimlerin, verilen sözlere rağmen özlük haklarının iyileştirilmesi yönünde bir düzenleme yine yapılmamaktadır. Boş bulunan öğretmen kadrosuna Bütçe Kanunundaki sınırlamalara tabi olmadan 2012 yılı içinde atama yapılabilmesi öngörülmektedir. Öğretmen ihtiyacı ve atamayı bekleyen öğretmenler dikkate alındığında, 2012 yılında atama yapılması öngörülen öğretmen kadro sayısının çok yetersiz kalacağı görülmektedir. Birçok okulda öğretmen ihtiyacı giderilemeyecektir. Özürlü evde bakım ücreti ödemelerinde; aile geliri belirlenen kriteri aşanlara çıkarılan borç ve faizi ile ilgili kolaylaştırma ve kademeli af getirilmiştir. Engellilerin erişebilirliği için süre uzatılmaktadır yılında 5378 sayılı Kanun ile şehir alt yapılarının, kamu binalarının, toplu taşıma araçlarının, kamuya açık işyerlerinin özürlülerimiz için erişilebilir hale getirilmesi için öngörülen 7 yıllık süre bir yıl uzatılmış, kişi ve kurumlara, özürlü konfederasyonlarının temsilcilerinin de üyesi olacağı bir komisyon tarafından 2 yıla kadar ek süre verilmesi ile birlikte, para cezası verebilmesi öngörülmüştür. Ayrıca bu cezaların da erişilebilirlikle ilgili projelerin finansmanında kullanılması imkânı getirilmiştir. Sigortalılar ve aylık alanlar da sosyal yardım alabilecek Hane içindeki kişi başına düşen geliri aylık net asgari ücretin 1/3 ünden az olan kişiler sigortalı olsa da, emekli aylığı alsa da sosyal yardım kapsamına alınmaktadır. Temmuz 2012 itibariyle net asgari ücrete göre, hane içindeki kişi başına düşen geliri 246,6 liranın altında kalan, yani, 4 kişilik bir aileye göre 986,4 liranın altında geliri olanlar kapsama girmektedir. Böylelikle asgari ücretlilerin, emeklilerin ve kamu çalışanlarının çoğunluğunun sosyal yardıma muhtaç hale geldiği tescil edilmektedir Afetlerden zarar görenler sosyal yardım kapsamına alınmaktadır. Afetten zarar görenlerin 3294 sayılı Kanun kapsamına alınması doğru değildir. Afetten zarar 96

99 görenlerle ilgili kanunlarda iyileştirme yapılması daha doğru olacaktır. Şehit yakınları ile gazilerin beklentileri karşılanmamakla birlikte, bazı haklar verilmektedir. Şehit yakınlarına tanınan istihdam hakkı birden ikiye çıkarılmıştır. Hükümet tasarısında şehitlerimizin büyük çoğunluğunu oluşturan bekâr şehit ailelerine 2 nci iş hakkı verilmeyerek, ayrım yapılmaktaydı. Şehit ve gazilerin yüzde 85 i bekârdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak önerimiz ve ortak çalışma ve mutabakat ile bu durum düzeltilmiştir. Bu istihdam hakkını kullanabilecekler içerisine şehidin eşi, çocuğu, kardeşinin yanı sıra şehidin anne ve babası da eklenmiştir. Şehit olan erbaş ve erlerin anne ve babalarında aranan malullük ve muhtaçlık şartı kaldırılmıştır. Ayrıca anne babaya ödenen bu maaşa bir alt taban (asgari ücretin net tutarı kadar) getirilmiştir. Böylelikle şehit erbaş ve erlerin anne veya babalarının maaşlarında azami 265 TL ye kadar bir artış söz konusu olacaktır. Şehit yakınları ile gazilere ödenen maaşlarda emsal maaş uygulaması (Sanal intibak uygulaması) ile ilgili eksiklik, eşitsizlik ve aksaklıklar giderilmiştir. Böylelikle terör nedeni ile şehit veya gazi olmuş erbaş ve erlerin kendilerine veya yakınlarına aylık bağlanırken eğitim durumuna bakılmaksızın maaşlarında iyileştirme yapılmıştır. Aylıklarda 320 TL ye kadar artış öngören bir düzenleme getirilmiştir. Terörle mücadele kapsamında patlayıcı maddeye bağlı olaylar ile görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan ve hayatını kaybeden kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile görevli sivillerin de Terörle Mücadele Kanunu kapsamında haklardan yararlanması öngörülmüş, bir iş hakkı verilmiştir. Terörle mücadelede şehit olanların yakınları ve gazilere yapılacak gayrimenkul hibelerine muafiyetler getirilmiştir. Şehit yakınları ve gazilerin toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanmaları ile ilgili aksaklıkları giderecek düzenleme yapılmıştır sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun amaç kısmına trafik ve yol güvenliği ile tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerinde görevli iken meydana gelen olaylar eklenmiş, mülki idare amiri ile ilgili dar kapsam genişletilmiştir. Polis okulları ve askeri okullarda okumaya hak kazanıp geçici kaydı yapılan veya yaşları on sekizin altındaki öğrencilerin teröre hedef olması sebebiyle yaşamını yitirmesi veya malul olmaları durumunda aylığa hak kazanabilmeleri ve diğer haklardan yararlanabilmeleri sağlanmıştır. Başkasının yardım ve desteği olmadan yaşayamayacak derecede ağır malul olan gazilerimize sağlanan bakım desteği köy korucuları ve sivil vatandaşlara da verilerek bu destek asgari ücretin net tutarının iki katına çıkarılmıştır. Terörle mücadelede görevlerini ifa ederken yaralanan kamu çalışanı ve sivillerin malullükleri kesinleşinceye kadar her türlü sağlık ve tedavi hizmetlerinden herhangi bir katılım payı alınmaksızın yararlandırılmaları amaçlanmıştır. Terörle mücadelede malûl olan gazilerimizin tedavi sürecinde ihtiyaç duyduğu her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici ve rehabilite edici araç gereçlerin bedellerinin hiçbir katılım ücreti veya fark alınmadan Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanması düzenlenmiştir. Gazilerimizin sağlık durumlarında meydana gelmesi muhtemel değişiklikler nedeniyle maluliyet derecelerinin yeniden tetkik edilmesini talep etme hakkı verilmiştir. 97

100 Kamu işyerlerinde eski hükümlü işçi çalıştırma yükümlülüğüne Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yaralanmış fakat maaşa hak kazanamayacak derecede malul olan erbaş/erlerin de alternatifli olarak alınması düzenlenmiştir. Toplu Konut Kanununun kapsamına harp malullerinin tamamı dahil edilmiştir. Özel harekat ve operasyon tazminatının tedavi döneminde ödenme süresi 12 aydan 24 aya çıkarılmıştır. Terör eylemlerinin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında etkin rolünden dolayı hayatını kaybeden veya sakat kalan sivil vatandaşlarımız bu kanun kapsamına alınmıştır. Şehit yakınları ile gaziler de sosyal yardım kapsamına alınmaktadır. Şehit yakınları ile gazilerin aylıklarında gerekli iyileştirmeyi yapmayıp onları sosyal yardım kapsamına alması AKP Hükümetinin bir ayıbıdır. Uludere de ölen kaçakçılara, bir de maaş bağlanmaktadır. Terör mağdurlarına net asgari ücret düzeyinde (Yaklaşık 740 TL) aylık bağlanması öngörülmüştür. Uludere de ölenler de bundan yararlanacaktır. Terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle ölen ve yaralananlara aylık bağlanması kabul edilmiştir. Buna göre; yaralananlardan çalışma gücü kaybı yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere net asgari ücretin % 60 ı, ikinci derece olarak tespit edilenlere % 80 i, birinci derece olarak tespit edilenlere tamamı, ölenlerin mirasçılarına da net asgari ücretin 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine göre paylaştırılarak aylık bağlanması öngörülmüştür. Şehit aileleriyle gazilerimize geniş imkânlar sunulacağı sözleri verilmesine karşın, Hükümet Tasarısında ve buna paralel olarak Torba kanunda yapılan düzenlemelerde; şehit yakını ve gazilerin aylıklarında gerekli iyileştirme yapılmazken, Uludere de ölenlere maaş bağlanması başta şehit aileleri ve gazilerimiz olmak üzere Türk milletini üzmüştür. Şehit babasına 65 bin lira veren AKP Hükümetinin Uludere de ölen kaçakçılara kişi başına 123 bin Türk Lirası tazminat ödemesine yönelik tepki ve öfke hala dinmemiş iken, üstüne bir de aylık bağlanması hangi aklın ve mantığın ürünü olarak değerlendirilecektir? Başbakan, Tasarı ile ilgili taleplerini iletmek üzere AKP genel merkezi önünde toplanan şehit aileleri ve gazilere 5 dakikasını ayırmazken, aynı gün Leyla Zana ile 1,5 saat görüşmüştür. Bu durum Sayın Başbakan'ın başında bulunduğu AKP iktidarının kime ve neye hizmet ettiğini açıkça göstermektedir. TÜBİTAK ve ÖSYM ne şirket kurma yetkisi verilmektedir. AKP Hükümetinin bir taraftan yoğun bir şekilde kamu şirket ve varlıklarını özelleştirirken, bir taraftan da yeni şirketler kurması çelişkili bir durumdur. Bazı bakanlık ve kurumlarda yeni birimler oluşturulmakta ve kadrolar ihdas edilmektedir. AKP zihniyeti bir taraftan kendilerine hoyratça müşavirlikler dağıtıp, yeni arpalıklar oluştururken, bir taraftan da vatandaşa hizmet eden askerlik şubelerini ve adliyeleri birer birer kapatmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığına 25 başkanlık müşaviri, Sanayi Bakanlığının yurtdışı teşkilatına 10 müşavir, Yurtkur a 5 müşavir, ÖSYM Başkanlığına 5 müşavir ve 2 daire başkanı kadrosu ihdas edilmektedir. Sanayi Bakanlığında yurtdışı teşkilatı oluşturulmakta, ÖSYM Başkanlığında 2 yeni daire 98

101 kurulmakta ve ÖSYM başkan yardımcısı sayısı 2 den 3 e, Kamu İhale Kurumu başkan yardımcısı sayısı da 3 ten 4 e çıkarılmaktadır. ÖSYM Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği ve Başkanlık Müşavirliği kadroları istisnai memuriyet kapsamına alınmaktadır. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında Başkan, Başkan Yardımcısı, Daire Başkanı ve I. Hukuk Müşaviri kadrolarına atanabilmek için aranan üniversite mezunu olma ve 5 yıllık iş tecrübesi şartı kaldırılmaktadır. Yarım kalmış teşvikli yatırımlar için yine kolaylıklar getirilmektedir. Özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerinin denetimi EPDK dan alınıp Enerji Bakanlığına verilmektedir EPDK tarafından yapılması öngörülen elektrik dağıtım şirketlerinin denetim yetkisi Enerji Bakanlığına verilmekte olup, Bakanlığın bu denetimi ihtisas sahibi kamu kurum ve kuruluşlarına yetki devri suretiyle veya yetkilendireceği denetim şirketlerine hizmet satın almak suretiyle yaptırabilmesi öngörülmektedir. İhalelerin yandaşlara verilmesi sağlama alınmakta, kamu ihale sisteminden kaçılmaktadır. İlan yapılmayan ihalelerde, ihale dokümanı sadece idare tarafından davet edilenlere satılacak. Böylece ihale dokümanını sadece yandaşlar alacak. AKP döneminde bugüne kadar kabul edilen birçok düzenlemede olduğu gibi bu Kanunda da 4734 sayılı Kamu İhale Kanunundan istisna kılınan mal ve hizmet alımları bulunmaktadır. ÖSYM Başkanlığının kurduğu veya iştirak ettiği şirketten sınav faaliyetlerinin yürütülmesine yönelik olarak yapılacak mal ve hizmet alımları Kamu İhale Kanunundan istisna edilmektedir. Dava açma hakkı kısıtlanmakta, yargıdan kaçılmaktadır İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden yapılan vergi kesintileri için dava açılmaz, görülmekte olan davalarda davayı gören mahkemece, karar temyiz edilmiş ise Danıştayca karar verilmesine yer olmadığına ve vekalet ücretine hükmedilmeksizin tarafların yaptıkları masrafların üzerlerinde bırakılmasına karar verilir şeklindeki düzenleme doğrudan yargıya müdahale olup, Anayasaya aykırıdır. Sayıştay denetimi etkisizleştirilmekte, denetimden kaçılmaktadır Sayıştay denetimi göstermelik bir hale dönüştürülmektedir. Denetim raporlarının içeriği sınırlanarak denetlenen idarelerin uygun görmediği bir denetim raporu düzenlenmesi imkansız hale getirilmektedir. Sayıştay bağımsız dış denetim kurumu olmaktan çıkarılmakta, bakanlık, hatta denetlenen kurumun denetim birimi konumuna sokulmaktadır. AKP Hükümeti yolsuzlukları kolaylaştırmak adına denetim sistemini engel olmaktan çıkarmaktadır. Türkiye hiçbir dönemde yolsuzluğu ve kanunsuzluğu kendisi için bir hak ve imtiyaz olarak gören böylesine bir iktidar tarafından yönetilmemiş ve diktatörlük hevesleri hiç bu kadar gemi azıya almamıştır. AKP zihniyetinin sahip olmuş olduğu eksik ve mahsurlu demokrasi anlayışı sonucunda; artık hükümet olmak, milletimizin yüksek menfaatinin sağlanmasının aracı olarak değil, adeta yağmacılığın, zenginleşmenin vasıtası olarak görülür bir konuma gelmiştir. 99

102 ŞEHİT YAKINLARINA, GAZİLERE VE TERÖR MAĞDURLARINA TANINAN HAKLARA İLİŞKİN DÜZENLEME KONUSUNDA SAYIN MUSTAFA KALAYCI NIN YAPTIĞI BASIN TOPLANTISI Değerli Basın Mensupları; 302 sıra sayılı torba kanun teklifi dün yasalaşmıştır. 302 sıra sayılı kanun teklifinin 3 üncü bölümüne şehit yakınları, gaziler ve terör mağdurları ile ilgili değişiklik yapan maddeler eklenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yapılmak istenen olumlu düzenlemelere gereken destek, katkı ve imza verilmiştir. Üzerinde mutabakat sağlanan düzenlemeler uygulamadaki bazı önemli eksiklikleri gidermektedir. Ancak şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazilerimizin beklentilerini tam olarak karşıladığı söylenemez. Yapılan düzenlemede yer alan konular şunlardır: - Şehit ve gazilerin yüzde 85 i bekârdır. Hükümet tasarısında şehitlerimizin büyük çoğunluğunu oluşturan bekâr şehit ailelerine 2 nci iş hakkı verilmeyerek, ayrım yapılmaktaydı. Milliyetçi Hareket Partisi olarak önerimiz ve ortak çalışma ve mutabakat ile bu durum düzeltilmiştir. Bu istihdam hakkını kullanabilecekler içerisine şehidin eşi, çocuğu, kardeşinin yanı sıra şehidin anne ve babası da eklenmiştir. - Şehit yakınları ile gazilere ödenen maaşlarda emsal maaş uygulaması ( Sanal intibak uygulaması) ile ilgili eksiklik, eşitsizlik ve aksaklıklar giderilmiştir. Böylelikle terör nedeni ile şehit veya gazi olmuş erbaş ve erlerin kendilerine veya yakınlarına aylık bağlanırken eğitim durumuna bakılmaksızın maaşlarında iyileştirme yapılmıştır. - Terörle mücadele kapsamında patlayıcı maddeye bağlı olaylar ile görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan ve hayatını kaybeden kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile görevli sivillerin de Terörle Mücadele Kanunu kapsamına alınarak haklardan yararlanması öngörülmüş, bir iş hakkı verilmiştir. - Terörle mücadelede şehit olanların yakınları ve gazilerine yapılacak gayrimenkul hibelerine muafiyetler getirilmiştir. - Şehit yakınları ve gazilerin toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanmaları ile ilgili aksaklıkları giderecek düzenleme yapılmıştır sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun amaç kısmına trafik ve yol güvenliği ile tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerinde görevli iken meydana gelen olaylar eklenmiş, mülki idare amiri ile ilgili dar kapsam genişletilmiştir. - Polis okulları ve askeri okullarda okumaya hak kazanıp geçici kaydı yapılan veya yaşları on sekizin altındaki öğrencilerin teröre hedef olması sebebiyle yaşamını yitirmesi veya malul olmaları durumunda aylığa hak kazanabilmeleri ve diğer haklardan iştirakçiler gibi yararlanabilmeleri sağlanmıştır. - Başkasının yardım ve desteği olmadan yaşayamayacak derecede ağır malul olan gazilerimize sağlanan bakım desteği köy korucuları ve sivil vatandaşlara da verilerek bu destek asgari ücretin net tutarının iki katına çıkarılmıştır. - Terörle mücadelede görevlerini ifa ederken yaralanan kamu çalışanı ve sivillerin malullükleri kesinleşinceye kadar her türlü sağlık ve tedavi hizmetlerinden herhangi bir katılım payı alınmaksızın yararlandırılmaları amaçlanmıştır. 100

103 - Terörle mücadelede malûl olan gazilerimizin tedavi sürecinde ihtiyaç duyduğu her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici ve rehabilite edici araç gereçlerin bedellerinin hiçbir katılım ücreti veya fark alınmadan Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanması düzenlenmiştir. - Gazilerimizin sağlık durumlarında meydana gelmesi muhtemel değişiklikler nedeniyle maluliyet derecelerinin yeniden tetkik edilmesini talep etme hakkı verilmiştir. - Kamu işyerlerinde eski hükümlü işçi çalıştırma yükümlülüğüne Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yaralanmış fakat maaşa hak kazanamayacak derecede malul olan erbaş/erlerin de alternatifli olarak alınması düzenlenmiştir. - Toplu Konut Kanununun kapsamına harp malullerinin tamamı dahil edilmiştir. - Özel harekat ve operasyon tazminatının tedavi döneminde ödenme süresi 12 aydan 24 aya çıkarılmıştır. - Terör eylemlerinin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında etkin rolünden dolayı hayatını kaybeden veya sakat kalan sivil vatandaşlarımız bu kanun kapsamına alınmıştır. - Torba Kanun ile sosyal yardımların kapsamı genişletilerek; şehit yakınları ve gaziler sosyal yardım kapsamına alınmıştır. Şehit yakınları ile gazilerin aylıklarında gerekli iyileştirmeyi yapmayıp onları sosyal yardım kapsamına alması AKP Hükümetinin bir ayıbıdır. - Terör mağdurlarına net asgari ücret düzeyinde aylık bağlanması öngörülmüştür. Uludere de ölenler de bundan yararlanacaktır. Bu düzenlemelerden son iki konuya Milliyetçi Hareket Partisi olarak karşı çıkılmış ve destek verilmemiştir. Şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazilerimiz için önerdiğimiz fakat bu düzenlemeler kapsamına alınmayan konular şunlardır: - Şehit yakınları ile gazilerin aylıkları iyileştirilmelidir. - Maluliyet zam oranları artırılmalıdır. - Gazilerimize de ikinci iş imkanı verilmelidir. - Şehitlerin ve vefatı hâlinde gazilerin anne ve babasına ayrı ayrı olmak üzere en az asgari ücret tutarında aylık bağlanmalıdır. - Devlet Övünç Madalyası verilenlere de şeref aylığı bağlanmalıdır. - Malul gazilerimizden çalışanlara üç bin altı yüz prim gün sayısını doldurmaları hâlinde yaşlılık aylığı bağlanmalıdır. - Vazife malullerinin de kullandıkları her türlü ortez, protez, araç gereç ile ilaç ve tıbbi malzeme hiçbir kısıtlama olmaksızın ve katılım payı alınmaksızın karşılanmalıdır. - Vazife malullerine de faizsiz konut kredisi hakkı tanınmalıdır. - Şehit ailelerine ve gazilerimize sosyal konut verilmesi uygun olacaktır. - Bu teklifte Muharip Gazilerle ilgili hiçbir düzenleme yer almamıştır. Şeref aylığı hiçbir şarta bağlı olmadan kesintisiz ve eşit olarak ödenmelidir. - Kore ve Kıbrıs gazilerine Devlet Madalyası verilmelidir. - Özel Öğretim kurumlarında şehit ve gazi çocuklarına ayrılan kontenjan arttırılmalıdır. - Malul gazilerimize ÖTV siz araç alımındaki bürokratik engeller kaldırılmalı ve ayrıca KDV istisnası getirilmelidir. 101

104 - Gazi veya malûl rahatsızlanıp hastaneye gitmesi gerektiğinde eşleri bu araçları kullanamamaktadır. Gazi ve malûllere verilen bu araçları eşleri de kullanabilmelidir. Büyük devletler şehidi ve gazisi için vereceklerinin hesabını düşünmezler. Çünkü şehitler ve gaziler ülkesi için vereceklerini hiç düşünmeden vermişlerdir. Değerli basın mensupları; AKP Hükümetince TBMM ne sevk edilen Tasarının 14 ve 15 inci maddeleriyle Uludere de ölenlere de aylık bağlanması öngörülmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu maddelere karşı çıkmamıza rağmen AKP tarafından verilen önergelerle bu maddeler Torba Kanuna eklenmiştir. Böylelikle kaçakçılık yaptıkları sabit ve net olan Uludere de ölenlere aylık bağlanacaktır. Bilindiği üzere, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanması amacını taşıyan 5233 sayılı Kanunda, (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; yaralananlara yaralanma derecesine göre altı katı tutarını geçmemek üzere, ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında nakdî ödeme yapılması hükmü bulunmaktadır. Şimdi de bu Kanun kapsamında ölen ve yaralananlara aylık bağlanması kabul edilmiştir. Buna göre; yaralananlardan çalışma gücü kaybı yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere net asgari ücretin % 60 ı, ikinci derece olarak tespit edilenlere % 80 i, birinci derece olarak tespit edilenlere tamamı, ölenlerin mirasçılarına da net asgari ücretin 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine göre paylaştırılarak aylık bağlanması öngörülmüştür. Şehit aileleriyle gazilerimize geniş imkânlar sunulacağı sözleri verilmesine karşın, Hükümet Tasarısında ve buna paralel olarak Torba kanunda yapılan düzenlemelerde; şehit yakını ve gazilerin aylıklarında gerekli iyileştirme yapılmazken, Uludere de ölenlere maaş bağlanması başta şehit aileleri ve gazilerimiz olmak üzere Türk milletini üzmüştür. Şehit babasına 65 bin lira veren AKP Hükümetinin Uludere de ölen kaçakçılara kişi başına 123 bin Türk Lirası tazminat ödemesine yönelik tepki ve öfke hala dinmemiş iken, üstüne bir de aylık bağlanması hangi aklın ve mantığın ürünü olarak değerlendirilecektir? Başbakan Erdoğan, Tasarı ile ilgili taleplerini iletmek üzere AKP genel merkezi önünde toplanan şehit aileleri ve gazilere 5 dakikasını ayırmazken, aynı gün Leyla Zana ile 1,5 saat görüşmüştür. Bu durum Sayın Başbakan'ın başında bulunduğu AKP iktidarının kime ve neye hizmet ettiğini açıkça göstermektedir. Saygılarımızla. 102

105 3.YARGI PAKETİ Genel Başkanımızın değerlendirmesi ile 3.Yargı Paketi; AKP nin yargıyı siyasallaştırma çabaları dur durak bilmemiştir. 12 Eylül 2010 referandumuyla üstünlerin hukukuna son verildiğini iddia eden Başbakan, hukukun boğazına AKP kemendini geçirmiş, adrese teslim düzenlemelerle adaleti zayıflatmıştır. Şimdi de üçünü yargı paketinin içerisine, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasının veya yetkilerinin daraltılmasının konulacağı anlaşılmaktadır. Doğaldır ki 2004 yılında hukuk sistemine dâhil edilen bu mahkemelere çeki düzen verilmesi faydalıdır. Bugüne kadar özel yetkili mahkemelerin adaleti zamanında, tam ve hızlı olarak uyguladığı vaki olmamıştır. Tutuksuz yargılanması gerekenler yıllardır cezaevinde tutulmuş, tutukluluk halleri fiili mahkumiyetlere dönüşmüştür. Bu olumsuzlukların Başbakan tarafından gecikmeli olarak fark edilmesi ise görevlendirdiği bazı kamu görevlilerin şüpheli zannıyla ifadeye çağrılmaları sayesinde vücut bulmuştur. Başbakan Erdoğan ın özel yetkili mahkemelere yönelik olarak beni alın çıkışı ve devlet içinde devlet olduklarına değinmesi AKP nin hukuku aslında ne hale getirdiğini de gözler önüne sermiş, hukuk alanındaki iddialı çıkışların hepsi bu çerçevede hükümsüz ve asılsız kalmıştır. Bütün bunlara rağmen özel yetkili mahkemelerin muhafazası sağlanmalı, ama adaleti geciktirmelerine de müsaade verilmemelidir. BİZE GÖRE, 2012 Ocak ayında TBMM ne gelen 3.Yargı paketi, birçok kanunda değişiklik yapan bir torba yasaydı. Özellikle İcra İflas Yasası nda ev eşyası ve takım tezgâhlarının haczedilememesi düzenlemesi( Bu konuda MHP grubu olarak verdiğimiz ve kanun tasarısı ile Adalet Komisyonu nda birleştirilen tarih ve 2011/120 kayıt nolu kanun teklifimiz bulunmaktadır) ve tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmasına imkan verecek adli kontrol sisteminin önerilmesi kamuoyunda olumlu karşılanmıştır. 107 maddelik tasarıda birçok konuda itirazlarımız olmuştur. Ancak bir AKP klasiği olarak son anda bir gece yarısı önergesi ile ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN yeterince tartışılmadan kaldırılması doğru olmamıştır; getirilen sistemin yeni sorunlara sebep olacağı endişesindeyiz. Yargı da yapılan düzenlemelerle ilgili olarak aşağıda iki yorum sunuyorum. 1-3.ÜÇÜNCÜ Yargı paketi Meclis ten geçti. Ceza sistemimizde değişenler ve değişmeyenler nelerdir? Bazı kritik davalarda tahliyeler beklenebilir mi? Evvela şunu belirteyim, günlük dilimizde terör ve darbe suçları denilen yargılamalarda önemli hiçbir değişiklik olmadı. Aynı hakimler ve savcılar esas itibariyle aynı yetkilerle görevlerine devam edecek. ÖYM lerin kalkmasıyla darbe girişimlerinin başlayacağı yolundaki kaygılara gerek kalmadı. Peki, "ÖYM ler aynen devam ediyor " denilebilir mi? Hayır... Terör ve darbe suçlarıyla diğer bazı örgütlü suçlara yine aynı mahkemeler bakacak fakat şüpheli ve sanıkların savunma ve delillere ulaşma hakkı güçlendirilmiştir. Yasama organı, yargıya özgürlükler önemlidir mesajı da vermiştir... İzmir Belediyesi nde çete! 103

106 İzmir Büyükşehir Belediye sinde 170 sanıklı haksız çıkar sağlamak için kurulmuş örgüt davasında, Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu hakkında 397 yıl hapis isteniyor! Belediye başkanlığı örgüt başkanlığı gibi sayıldığından! Başbuğ un genelkurmay başkanlığı yaparken terör örgütü başkanlığı yapmış sayılması gibi! İzmir davası başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, vicdanların isyan ettiği bir davadır. Bu dava da aynı heyet tarafından, yeni bir usuli işleme gerek görülmeden aynen devam ettirilecek... Bu dava bakımından yeni düzenlemede Anayasa ya aykırı gördüğüm bir husustan bahsetmek istiyorum. Anayasa ya aykırı Yeni düzenlemede bir ayırım yapmaktadır: Terör ve darbe suçlarında üst düzey bir makamdan izin almadan soruşturma açılabilecektir... Bunun dışındaki örgüt suçlarında ise soruşturma yapılması üst makamdan izin alınmasına bağlı olacaktır. Buna göre İzmir davasının aynen yürümesi için üst idari makamın izni gerekecekti... Fakat açılmış olan davalarda izin alınmasına gerek olmadığı yolunda kanuna geçici madde konulduğu için İzmir davası da olduğu gibi devam edecek (geçici madde, 2/6). Bu birkaç yönden Anayasa ya aykırıdır: Kanun koyucu hem bu suçları terör ve darbe suçları kadar ağır görmemiştir, hem sırf açılmış dava olduğu için izin gerekmediğini belirterek aynı ağırlıktaki usul hükümlerine bağlamıştır! Bu hem eşitlik ilkesine hem sanığın lehine olan hükmün uygulanması prensibine aykırıdır. Burada görev le ilgili usul meselesini aşan bir maddi hukuk sorunu vardır. Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Anayasa Mahkemesi iptal edebilir. Yasamadan yargıya mesaj Hükümet baştan itibaren terör ve darbe davalarının yeni düzenlemeden etkilenmeyeceğini söylüyordu. Öyle olmuştur, ÖYM ler kalkmış, mahkeme heyetleri ve suç tanımları olduğu gibi kalmıştır. * Fakat parlamento yargıya bazı mesajlar vermiştir: * Müebbet hapsi gerektiren suçlamalarda bile, tutuklu sanık adli kontrol e bağlı olarak tahliye edilebilecektir! * Soruşturmalarda tutuklama, arama gibi kararları özgürlük hâkimi denilen özel bir hâkim verecektir. * Tutuklama sebepleri kanuni klişe ile değil, somut olgularla müzekkereye yazılacaktır. * Üst sınırı iki yılı aşmayan suçlarda tutuklama kararı hiç verilemeyecektir. Yargısal aktivizm Hukuk tarihinin öğrettiği bir derstir: Yargısal aktivizm denilen yargının yetkilerini aşırı kullanması olayı, daima toplumda huzursuzluk yaratır ve yasama organı da karşı düzenlemeler yapmak zorunda kalır. Bizde de böyle olageliyor. AİHM nin evrensel hukuka uygun bulduğu kurallar yargının aşırı tutuklamacı aktivizmiyle toplumsal bir sorun haline geldiği için yeni düzenlemeler gerekmiştir. Bu düzenlemeler üzerine, umarım ölçülü ve orantılı tahliyeler olur. Özel yetkili kalkıyor özel yetki sürüyor 104

107 Ha kel Ali, ha Ali kel gibi mi? Biraz öyle!.. Terör, darbe ve örgütlü uyuşturucu suçlarında yargının yetki yetersizliği gibi bir zaafa uğramasından korkuluyor. Öte yandan, biraz öyle değil!.. Çünkü söz konusu özel yetki maddeleri Terörle Mücadele Kanunu na aktarılırken bazı daraltmalar yapılacak: Savunma hakkı ve avukatların delillere ulaşması önündeki kısıtlamalar kaldırılacak. Soruşturma aşamasında tutuklama, arama, teknik takip konularında nöbetçi hakimler değil, işi bu olan ayrı bir hakim kadrosu kurulacak, özgürlük hakimi denilen yargıçlar... Nasıl bir izin sistemi? Dün akşamüstü itibari ile hükümet katındaki görüşmelerde mutabakata varılan diğer bir nokta da izin sistemi nin geri getirilmesidir. Biliyorsunuz, CMK 250 ye göre, katalog suçlarda, MİT Müsteşarı, komutan, genel müdür vb. sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun herkes hakkında savcılar doğrudan soruşturma açabiliyor. MİT için özel kanun çıkarıldı. Şimdi 250. madde Terörle Mücadele Yasası na aktarılırken bu ifade çıkarılacak, eski izin sistemine dönülecek! Fakat... İstisna getirilecek, terör, darbe, örgütlü uyuşturucu... suçlarında savcıların izinsiz dava açabileceği belirtilecek! Yani, görülmekte olan davalar için izin gerekmeyecek. Görülüyor ki, radikal bir değişiklik olmayacak. Aynı mahkemeler bu defa CMK ya göre değil, MTY ye göre özel bazı yetkiler kullanacaklar. Biraz kapsamı, biraz da yetkileri daraltılmış olacak. Eyvah bu suçlar takipsiz kalacak diye telaşlanmak için de, bu mahkemelerden kurtulacağız diye sevinmek de gereksiz gözüküyor. Tutuklama sorunu ÖYM lerin en çok tepki çeken yönü, ölçüsüz tutuklamalardır. Sabaha karşı baskınlar, sansasyonel ev aramaları toplumdan gelen eleştirilerle sona ermiş gözüküyor ama tutuklama ve uzun süreli tutukluluk sıkıntısı aynen devam ediyor. Mahkemeler anlayışlı bakarlarsa, öngörülen yasa değişikliğinde kendilerine üç mesaj var: - Biri, soruşturma aşamasında tutuklama, yakalama, arama, teknik gibi konulara, işi bu olan özgürlük hakimleri nin bakacak olmasıdır. - Diğeri, Üçüncü Yargı Paketi nde tutuklama sebeplerinin soyut kanuni klişeleri sayarak değil, somut olguları yazarak belirtilmesi hükmü getirilmektedir. - Üçüncüsü, aynı pakette, tutuklu sanığı serbest bırakarak adli kontrol uygulaması imkânı getiriliyor. Bu düzenlemelerde yasakoyucu, mahkemelere Tutuklamalarda özgürlüklere özen göstermiyorsunuz mesajını vermektedir. Mahkemeler yasakoyucunun bu mesajını ve kamu vicdanındaki huzursuzluğu dikkate alarak artık tutuklamacı tavırlarını gözden geçirmelidir. Kaçmayacağı belli, toplanmış delilleri karartamayacak, elebaşı olmayan, silahsız, bombasız insanları yıllarca tutuklu bulundurmanın anlamı yok. Aceleye getirilmesin Üçüncü Yargı Paketi aylarca müzakere edilerek olgunlaştı. ÖYM lerin düzenlenmesinde ise tuhaf bir acelecilik görülüyor. Bu mahkemeleri kapatalım demek kolay ama bunun uygulamada yeni görevlendirilecek mahkemeler arasında yetki kargaşasına, davaların yeniden yıllarca uzamasına yol açacağı, son bir iki gün içindeki tartışmalarda görüldü

108 Bu mahkemelerin bakacağı davaları yeni kurulacak istinaf mahkemelerine verme fikri önce cazip görüldü, fakat bunun hem eşitlik hem ihtisas ilkesine aykırı olacağı yine son bir iki gün içindeki tartışmalarda fark edildi. Ayrıntıya girmiyorum, bu kadar kritik ve karmaşık konularda aceleyle kanun yapmak, giderilmek istenen sakıncalardan daha büyük sakıncalara yol açabilir. Yarın Üçüncü Paket yasalaşsın. ÖYM konusunda aceleye gerek yok. Sadece politikacıların görüş bildirmesi yetmez. Kamuoyunda tartışılsın, baroların, yargıçların, hukuk camiasının görüşü alınsın. Pakette neler var Pakette yargıyı ve icra iflas işlemlerini hızlandıracak hükümler var. Basın hürriyetinde ve propaganda suçlarının cezalarında iyileşmeler öngörülüyor. Belki hepsinden önemlisi, mahkemeler gerektiğinde tutukluluk yerine sanık veya şüphelinin adli kontrol e bağlı olarak tahliye edilmesine karar verebilecekti. Toplumdaki siyasi gerilimi aşağıya çekebilecek bir tasarıdır bu. AİHM kararlarının da gereğidir... Ben baştan beri destekliyorum. Fakat AK Parti de bazı milletvekilleri terörle mücadeleyi zaafa uğratmasından endişe ediyorlar. Muhalefetin de tatilden önce çıkaralım diye bir ısrarı yok. Modern ceza felsefesi Eski çağlarda suçlulara çok ağır, hatta bedeni cezalar verilirdi. Asırların tecrübeleriyle çağımızda geçerli felsefe, cezanın ölçülü olmasıdır, çok ağır olmayan suçlarda hükümlünün topluma kazanılmasıdır. Adalet Bakanlığı nın hazırladığı Denetimli Serbestlik Kanunu buna iyi bir örnektir. Nisan başında kabul edilen bu kanuna göre, cezasının büyük bölümünü çeken hükümlülerden iyi halleri görülenler denetimli serbest bırakılıyor: Belirli bir yerden ayrılmamak, kamunun gösterdiği ücretsiz ve eğitici bir işte çalışmak, psikolojik yardım almak gibi... Kadın ve çocuk hükümlülere daha bir kolaylık sağlanıyor. Bu kanunla, iki ayda 17 bin hükümlü cezaevlerinden çıktı. Hiçbiri bugüne kadar ciddi bir suç işlemedi. Bugün cezaevlerinde 91 bini hükümlü, 35 bini tutuklu 126 bin kişi var! Islah olabileceği görülmüş olan 17 bin kişi hâlâ mı içeride olmalıydı?! Aşırı kalabalık koğuşların nelere yol açabileceğinin son örneğini Urfa da gördük işte. Yargı Paketi ve ceza siyaseti Çağımızda ceza siyaseti nin temel amaçlarından biri ıslah olduğu gibi, kişilere ve kamu düzenine fiilen zarar vermeyen, nefret ve şiddet de içermeyen yazı, konuşma ve gösteri hareketleri de suç sayılmıyor. Bu ilkelere uymayan aşırı ceza uygulamaları, modern toplumda caydırıcı olmuyor, aksine, zamanla kitlelerin sisteme yabancılaşması, öfkelerin kabarması gibi sonuçlar doğuruyor. Ceza siyaseti nin amacı, böyle sonuçlara yol açmak olamaz. Ben Adalet Bakanı Sadullah Ergin in reform çabalarını çağımızın ceza felsefesine uygun buluyorum. Denetimli Serbestlik gibi 3. Yargı Paketi de böyledir. Mart ayından beri terörün tırmanması milletvekillerinde anlaşılabilir bir çekingenlik yarattı. Normalleşmeyi terörün nasıl engellediğinin bir örneğidir bu. Yine de 3. Yargı Paketi ni destekliyorum, çünkü toplumsal gerilimi bir ölçüde azaltacak olması teröre değil, hukuk 106

109 devletine yarar sağlayacaktır. 2- Yaratılan beklenti ve tutuklu milletvekilleri TBMM son yasama günlerinde çıkardığı torba yasayla, tutuklu milletvekillerine özgü özel bir düzenleme yapmamıştır. Genel bir düzenleme ile mahkemenin takdirine bağlı olarak soruna çözülebilir bir imkân yaratmıştır. Yapılan değişiklikle, tutuklu milletvekilleri konusu ülkenin gündeminden çıkarılabilir hale gelmiştir. TBMM yaptığı düzenlemeyle tutuklu milletvekilleri sorununa doğrudan değil dolaylı olarak bir çözüm yolu getirmiştir. Umulur ki tutuklu milletvekilleri sorunuyla doğrudan ilgili olan ve TBMM nin yaptığı son yasal değişiklikle kaldırılan ÖYM ler verecekleri tahliye kararıyla kamu vicdanını rahatlatırlar. TBMM yasada yaptığı değişiklikle, ağır ceza gerektiren suçlarda adli kontrol ve denetimli serbestlik için öngörülen üst sınırı kaldırmıştır. Daha önce bu üst sınır üç yıldı. Tutuklu milletvekilleri üç yıldan daha fazla ceza gerektiren suçlardan yargılandıkları için tutuksuz yargılanmalara yönelik talepler sürekli olarak mahkeme tarafından reddediliyordu. Bu yeni bir durumdur. TBMM ve hükümet açıkça mahkemenin takdirine bağlı olarak milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarından yana bir irade ortaya koymuştur. TBMM ve hükümetin bu düzenlemeye ihtiyaç duyması iradesinin tahliye yönünde olduğunu göstermektedir. Bu durum tutuklu milletvekilleri konusunda ciddi bir irade değişikliğinin kanıtıdır. Konuyla ilgili olarak TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı. Meclis, tutuksuz yargılama ve halen yargılanan tutuklu sanıkların tahliyesi konusunda yargının elini güçlendirdi. Yargı bunu dikkate alacaktır dedi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Serbest yargılama esas olmalıdır. Tutuklu vekillere bakıldığında ise biz adli kontrolün üst sınırını kaldırdık, yeni bir imkân verdik. Buna artık mahkemeler karar verecektir demiştir. Kuvvetlerin ayrılığı ve erklerin birbirlerinin sınırlarını müdahale etmemeleri demokratik hukuk devletinin gereğidir. Yargının, yasamanın sınırlarına girmemesi ve millet iradesine saygı göstermesinin kanıtı olarak, tutuklu milletvekilleri konusunda gereği yapılacaktır. Yasaları sanık aleyhine yorumlama, yetkilerin çok geniş olarak kullanılması ve uzun tutukluluk süreleriyle ÖYM ler adeta özdeşleşmiştir. Yapılan yeni düzenlemeyle Türkiye, Özel Yetkili Mahkemeler in ürettiği sonuçları artık taşıyamayacağını ortaya koymuş bulunmaktadır. Konuyla ilgili bütün tarafların bu hassasiyet içinde hareket ederek Türkiye yi geren ve kutuplaştıran tavırlardan kaçınılması toplumsal bir zorunluluk halini almıştır. Yasada yapılan değişiklikle kamuoyunda tutuklu milletvekilleri konusunda yaratılan iyimser hava ve beklentilere rağmen AKP nin çelişkili tavrı sürüyor. Konuyla ilgili olarak AKP nin ikircikli bir tavır sergilediği görülüyor. Son olarak AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, tutuklu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasına yönelik olarak mahkemenin tahliye kararı verme ihtimaline karşı bir duruş sergilemiştir. O, Kimse yargıdan birilerini kaçırmaya çalışmasın. 14. maddeden yargılandıkları bilindiği halde listelerinden aday gösteren, milletvekili yapılarak kurtarılmalarını hedefleyenler, kesinlikle yargı önünden bunları kaçırmayı düşünmesinler demiştir. Daha önce de Başbakan Erdoğan, sorun AKP nin değil diyerek tutuklu milletvekilleri konusunda olumsuz tavrını açıkça ortaya koymuştu. İlhan Cihaner ise Bu yasayla tutuklu milletvekilleri tahliye olamayacaklar. Devam eden ve kamuoyunda rahatsızlık oluşturan haksız tutuklamalar, kaçma ve delilleri karartma şüphesi gerekçesiyle verilmiş tutuklama kararlarıdır. Kaçma ve delilleri karartma gerekçesiyle verilmiş tutuklama kararlarında adli kontrole hükmedilemez diyor. 107

110 Hukuki varlığı elindeki işlerin bitimiyle sınırlandırılmış olan ÖYM, tutuklu milletvekilleri konusunda vereceği kararla TBMM nin iradesi, yaratılan beklenti ve kamu vicdanını dikkate alıp almadığını ortaya koymuş olacaktır. Türkiye nin gerilime, kamplaşmaya ve kutuplaşmaya değil sükûnete, toleransa ve karşılıklı hoşgörüye olan ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Umut taşımakta ve iyimser olmakta sakınca yoktur. 108

111 MİLLETVEKİLLERİMİZİN TBMM FAALİYETLERİ I. YASAMA YILI II YASAMA YILI TOPLAM TBMM GENEL KANUN TEKLİFLERİ ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ YAZILI SORULAR SÖZLÜ SORULAR GENSORULAR GENEL GÖRÜŞME GÜNDEM DIŞI KONUŞMA

112 110

113 24. Dönem 1. ve 2. Yasama Yılında Milletvekillerimizin Verdiği Bazı KANUN TEKLİFLERİ 111

114 112

115 6831 SAYILI ORMAN KANUNUNUN 31. VE 32. MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1: 6831 Sayılı Orman Kanunun 31. Maddesinin 1. Fıkrasında "Mülki hudutları içinde verimli Devlet ormanı bulunan köylerde köy nüfusuna kayıtlı ve köyde devamlı oturan ihtiyaç sahibi hane reislerine, köyde barınmaları için yapacakları ev, ahır, samanlık" ibaresinden sonra gelmek üzere "arı kovanı" ibaresi eklenmiştir. MADDE 2: 6831 Sayılı Orman Kanunun 32. Maddesinin 1. Fıkrasında "Mülki hudutları içinde verimsiz devlet ormanı bulunan köylerde, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde devamlı oturan hane reisleri ile hudutları içinde verimli devlet ormanı bulunan ve nüfusu 2500'den aşağı olan kasabaların muhtaç halkına kendi ihtiyaçlarına sarf etmeleri şartıyla yapacakları, ev, ahır, samanlık" ibaresinden gelmek üzere "arı kovanı" ibaresi eklenmiştir. MADDE 3: Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4: Bu Kanun hükümlerini bakanlar kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Orman Kanununun değişik 31. ve 32. Maddeleri mülki sınırları içinde verimli veya verimsiz devlet ormanı bulunan köylerde, o köy halkına ev, ahır, samanlık, ambar ve kümes yapımları için yapacak emvalini ormandan verilmesini hükme bağlamaktadır. Ayrıca Orman Köyleri Kalkındırma Fonu'ndan kredilendirilen köy sakinlerine de ormanlarımızın korunup geliştirilebilmesi adına bu maddeler çerçevesinde ucuz yapacak emval tahsisi yapılabilmektedir. Ancak Orman Kanunun ucuz kereste tahsisi konusundaki bu ilgili maddelerinde arıcılık faaliyetleri yer almamaktadır. Arıcılık faaliyetlerinde ülkemizde yaygın olarak Lansroth tipi fenni kovanlar kullanılmakta olup kuluçkalık ve ballıktan oluşan bir fenni kovan için yaklaşık 80 dm3 keresteye ihtiyaç duyulmakta ve 1 m3 keresteden 12 kovan imal edilmektedir. Kullanılan fenni kovanlar zaman içinde yıpranarak kullanılmaz hale geldiklerinden yenilenmeleri gerekmekte veya arıcılık işletmelerinin büyütülmesi için yeni kovanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Yetiştiricilerimiz kovan imalatında kullanacakları keresteyi piyasadan yüksek maliyetle temin ettikleri için ucuz alternatif kavak vs. ağaçlara yönelmektedirler. Kavak vs. ağaçtan imal edilen an kovanları hem dayanaksız hem sağlıksız ağaçtan yapılan kovanlar özellikle kış aylarına kolonilerinin soğuktan zarar görmesine neden olmakta ayrıca dayanıksız oldukları için an kolonilerinin gezdirilmesini engellemektedir. Gezginci arıcılık artık verimini olumlu etkilediği için giderek artmaktadır. Hem an yetiştiricilerinin gelişmesi, sağlıklı kolonilerin artması ve hem gezginci analığın geliştirilerek bal üretiminin artması için kovanların sağlıklı ve dayanıklı malzemeden üretimi şarttır. Orman köylüsü için an kovanı kümes kadar ahır kadar önemli ve gereklidir. 113

116 2011/2306 SAYILI BAKANLAR KURULU KARARI İLE DEĞİŞTİRİLEN 5683 SAYILI YABANCILARIN TÜRKİYE'DE İKAMET VE SEYAHATLERİ HAKKINDA KANUNUNUN 3. MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASINDAN TÜRK CUMHURİYETLERİ VE TÜRK TOPLULUKLARINA MENSUP KİŞİLERİN MUAF TUTULMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ MADDE 1) Türk cumhuriyetlerine vatandaşlık bağıyla bağlı olan kişiler ve Türk topluluklarına mensup olan bireyler, 2011/2306 sayılı Bakanlar Kurulu karan ile değiştirilen Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkındaki 5863 sayılı kanunun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasından muaftır. MADDE 2) Bu kanun yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer. MADDE 3) Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Türkiye ile Türk cumhuriyetleri, Kırım Türkleri, Balkan Türkleri, Irak Türkmenleri, Ahıska Türkleri, Doğu Türkistan'da yaşayan soydaşlarımız başta olmak üzere diğer Türk toplulukları arasındaki tarihsel kardeşlik bağı ülkemiz ve soydaşlarımızın yaşadığı bölgeler arasındaki ilişkilerin yoğun olmasının başlıca sebeplerindendir. Uzun yıllardan beri tarihsel, kültürel ve soy beraberliğinin yanı sıra; gerek evlilik yoluyla akrabalıklar kurulmuş gerekse de ticari, kültürel ve eğitim ilişkileri ile sıkı bağlar tesis edilmiş olan Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları arasında güçlenen bağ süreklilik arzeden bir gereklilik haline gelmiştir. Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları ile Türkiye arasındaki uzun zamandan beri gelişen dostluk zemininde siyasi, ekonomik, kültürel alanda yer yer işbirliğine kadar uzanan ilişkiler iki taraf için de büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış olan 2011/2306 sayılı Bakanlar Kurulu karan ile yapılan değişiklikte yer alan "5683 sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanunun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasındaki süre, vize muafiyet süresi veya vizede belirtilen kalış süresi yeterli ise yabancının Türkiye'den çıktığı gün itibarıyla önceki 180 gün zarfında 90 gün olarak uygulanır." ifadeleri Türkiye'de yoğun bir şekilde faaliyet göstermekte olan bireyleri, şirketleri ve grupları olumsuz yönde etkilemektedir. Bahsi geçen kişilerin Türkiye'den çıkış yaptıktan sonra 90 gün içerisinde tekrar ülkemiz sınırlarına girememeleri işlerinde aksamalara yol açmaktadır. Türk topluluklarının ve Türk cumhuriyetlerinin bu yasa kapsamına alınmaması ve muaf tutulması hem iki kısım arasındaki kardeşlik bağlarını kanıtlayacak hem de soydaşlarımızın mağduriyetini giderecektir. Bunun yanı sıra söz konusu düzenleme, Nahçıvan ve İğdır başta olmak üzere sınır ticaretinin de kötü yönde etkilenmesini ve bu nedenle hayatın birçok alanında zorluklar yaşanmasını engelleyecektir. Türk cumhuriyetlerinin vatandaşı olan kişilerin pasaportlarının bu kapsamda değerlendirilmeleri için yeterli olacağı gibi çeşitli Türk topluluklarına mensup olan soydaşlarımız için bölge ile ilgili dernek/vakıf statüsünde olan sivil toplum kuruluşlarının yönetim kurulu kararı sonucu verilecek olan belgeler bu uygulamanın sınırlarını belirlemek açısından yeterli olabilecektir. Bu yasada, söz konusu değişiklik yapılmadığı takdirde Türkiye ve yukarıda belirtilen topluluklar arasında yüksek önem arz eden ilişkiler en alt seviyelere kadar gerileyecek, bu durum hem ilişkilerin dostluk zeminine hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin genel manada çıkarlarına ters düşecektir. 114

117 GELİR VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 94 üncü maddesinin onbirinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer, MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Tarımsal desteklerden vergi kesilmemesi amaçlanmıştır. MADDE 2 - Yürürlük maddesidir. MADDE 3 - Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Tarım, gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın her ülke için olduğu kadar, insanlık için de hayati öneme sahip, vazgeçilemez ve stratejik bir sektördür. Toplumun artan ve çeşitlenen gıda maddeleri talebinin karşılanmasına ek olarak, gıda, dokuma, deri ve ilaç gibi tarıma dayalı sanayiler ile istihdama ve ihracata olan önemli katkısı, tarıma girdi veren sanayilere pazar olması, biyolojik çeşitlilik ve çevreyle olan ilişkileri, tarımın pek çok açıdan öncelikli sektör olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Tarımın stratejik öneminin ve bütün insanlık için vazgeçilmezliğinin idrakinde olan bütün gelişmiş ülkeler bugün tarım sektörlerini sosyal ve ekonomik açıdan ayrı bir gözle değerlendirmekte ve desteklemektedirler. Bunun içindir ki AB bütçesinin yaklaşık % 45'ni tarım bütçesi oluşturmaktadır. Ancak Türkiye bütçesinin yüzde 2 si tarıma ayrılmaktadır. ABD'de kişi başına düşen tarımsal destek miktarı dolar, AB'de dolar iken, Türkiye'de ise 151 dolardır. Tarımsal desteklemeler bu kadar az olmasına rağmen 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94 üncü maddesinin 11 inci fıkrasında Doğrudan Gelir Desteği ve Alternatif ürün kapsamında yapılan destekler dışında ödenen tüm tarımsal desteklerden vergi kesilmesi öngörülmektedir. (2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yüzde 0 ) Devlet tarafından tarımı desteklemek amacıyla yapılan bu ödemelerden 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94 üncü maddesinin 11 inci fıkrasına göre vergi kesilmesinin öngörülmesi aynı kanunun "Teşvik ikramiye ve mükafatları" maddesini düzenleyen 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir. Bu kanun teklifiyle tarımsal destekleme ödemelerinden yapılması öngörülen gelir vergisi kesintisinin kaldırılması amaçlanmıştır. i 115

118 GÜVENLİK TAZMİNATI KANUN TEKLİFİ Amaç MADDE 1- Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanlara bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle verilecek olan güvenlik tazminatı esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir. Kapsam MADDE 2- Bu kanun; a) İçgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevlendirilen: 1- Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelini, 2- Silahlı Kuvvetler mensuplarını, 3- Köy Korucularını, 4- Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarını, 5- Çarşı, mahalle ve kır bekçilerini, 6- Gümrük Muhafaza memurlarını, b) Güven ve asayişi ihlal eden eylemlere ve kaçakçılığa ilişkin olayların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürüten adli ve askeri hâkimleri, Cumhuriyet savcı ve yardımcılarıyla askeri savcı ve yardımcılarını; kapsar. Güvenlik tazminatı MADDE 3- Bu kanun kapsamına girenlerden; a) Köy korucularına (2.500) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında; b) Diğer güvenlik mensuplarına (5.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısının çarpımı tutarında; güvenlik tazminatı verilir. MADDE 4- Bu kanun kapsamına girenlerden; a) Köy korucularının emekli maaşlarına 50 TL, b) Diğer güvenlik mensuplarının emekli maaşlarına 100 TL, seyyanen artış yapılır. Yürürlük MADDE 5- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu kanunun çıkartılış amacı belirtilmiştir. MADDE 2- Güvenlik Tazminatından kimlerin yararlanacağı düzenlenmiştir. MADDE 3- Güvenlik Tazminatı miktarları düzenlenmiştir. MADDE 4- Güvenlik Tazminatından yararlananlara yapılacak seyyanen zam düzenlenmiştir. 116

119 MADDE 5- Yürürlük maddesidir. MADDE 6- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Terörü ve şiddeti bir yöntem olarak benimseyen ve amacına ulaşmak için bunları meşru gören anlayış, Türkiye Cumhuriyetinin bekasını, milletimizin huzur ve güvenini ve insanlığı tehdit etmektedir. Terör ve anarşi, insanımızın can ve mal güvenliğini, milli birliğimizi, demokrasimizi ve ekonomik gelişmemizi tehdit eden en büyük tehlikelerden biridir. Güvenlik görevlileri, yurt içinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olmaktadır. Güvenlik görevlileriyle zaman zaman operasyonlara katılan, diğer zamanlarda bulundukları bölgenin güven ve asayişini sağlayan korucular ise görevleri gereği hayatlarını tehlikeye atmalarına rağmen çok az ücret almaktadır. Terör örgütlerinin, eylemlerinin finansmanını büyük ölçüde sınır kaçakçılığı ile sağladığı bilinmektedir. Sınır kaçakçılığıyla mücadele eden en önemli birimlerden biri de gümrük muhafaza memurlarıdır. Vatanımızın birlik ve bütünlüğünü korumakla görevli güvenlik güçlerinin yaptıkları iş ile aldıkları ücret arasında adaletli bir bağ yoktur. Bu kanun teklifiyle güvenlik görevlilerinin yaptıkları görev ile aldıkları ücret arasındaki adaleti bir nebze de olsa sağlanması amaçlanmıştır. 117

120 25-26 ŞUBAT 1992 TARİHLERİNDE ERMENİLER TARAFINDAN AZERBAYCAN'IN HOCALI KASABASINDA YAPILAN İNSANLIK DIŞI KATLİAMIN 26 ŞUBAT'IN "HOCALI SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ" OLARAK KABUL EDİLMESİNE VE "HOCALI SOYKIRIMI ANITLARININ" İNŞASI İÇİN T.C KÜLTÜR BAKANLIĞI'NIN GÖREVLENDİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ MADDE 1) Şubat 1992 tarihine Azerbaycan'ın Hocalı kasabasında insanlık dışı muameleler sonucunda hayatını kaybedenlerin anısının ülkemizde unutulmaması için her yılın 26 Şubat tarihi "Hocalı Soykırımı'nı Anma Günü" olarak kabul edilmiştir. MADDE 2) Şubat 1992 tarihine Azerbaycan'ın Hocalı Kasabasında insanlık dışı muameleler sonucunda hayatını kaybedenlerin hatıralarının ülkemizin çeşitli yerlerinde yaşatılması için Ankara, İstanbul, İzmir, Iğdır, Ardahan, Kars, Bursa, Kocaeli, Manisa, Kocaeli ve inşası istenen diğer illerimizde T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlendirilmiştir. MADDE 3) Yürürlük maddesidir. MADDE 4) Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE tarihlerinde Ermeniler tarafından Azerbaycan'ın topraklarına yapılan saldırıda, savunmasız Azerbaycan Türkleri hedef alınmış ve Hocalı kasabasında sivil halk toplu olarak zalimce katledilmiştir. Resmi verilere göre Hocalı'da yaşanan insanlık dramında 106'sı kadın, 83'ü çocuk, 70'ten fazlası ise yaşlı olmak üzere toplam 613 Azerbaycan Türkü kendilerine uygulanan vahşice işkence sonucu hayatına kaybetmiştir. Kadın, erkek, bebek, yaşlı denmeden Hocalı'da yaşayan sivil halkın topluca katledildiği bu soykırımda 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur kişi rehin alındığı ve 150 kişinin ise kaybolduğu bu vahşet hala olayın şahitlerinin zihinlerinde hala canlığını yitirmekte, ayrıca bu soykırım inkarı mümkün olmayan belgelerle ispat edilmektedir. Hocalı kasabasının etrafı kuşatılarak halkın kaçmasına izin verilmemiş, insanların gözlerinin oyulduğu, tırnaklarının işkence ile söküldüğü, kafalarının, kulaklarının, burunlarının ve vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği bu katliam insanlığın hiçbir değeriyle bağdaşmadığı gibi uluslararası hukuk alanındaki temel sözleşmelerde bulunan birçok kanuna da aykırıdır. Hocalı'da yaşananlar, 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin "Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz" diyen 5. maddesi ve "yaşama hakkına" ilişkin 3. maddesiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Bunun yanı sıra, 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 260 A (III) sayılı kararıyla kabul edilen "Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme"nin 2. maddesinde ne tür faaliyetlerin "soykırım" suçunu oluşturduğu belirtilmiştir ve bu tanımlar Hocalı'da yaşanan olaylarla birlikte değerlendirildiğinde Hocalı'nın bir soykırım olduğu açıkça görülmektedir. 2. maddenin a bendinde yer alan "bir grubun üyelerinin katledilmesi" ve b bendinde yer alan "grup üyelerinin bedeni ve akli açıdan ciddi biçimde zarar verilmesi" koşulları ile Hocalı'da meydana gelen olaylar birebir uyuşmaktadır. Hocalı'da meydana gelen hadiselerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesinde "Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz" ifadeleriyle yasaklandığı da burada belirtilmelidir. Ayrıca, aynı sözleşmenin 2. maddesinde de hiçbir bireyin yaşamına kasten son verilemeyeceği ifade edilmiştir. Bunların yanı sıra, Hocalı Soykırımı Cenevre Sözleşmesi, Vatandaş ve Siyasi Haklar Konusunda Uluslararası Sözleşme, Ateşkes Zamanında ve Askeri Çatışmalar Zamanı Kadın ve Çocukların Korunması Beyannamesi'nin ilgili maddelerine de karşı olarak işlenmiş 118

121 suçtur. Ayrıca, Hocalı katliamı, uluslararası hukukta saygın bir yere sahip Nürnberg Mahkemesi Kuruluş Senedinde ve Mahkeme Kararında Tanınan Uluslararası Hukuk İlkeleri Metni'nin 6. ilkesinin II. bendinin c. fıkrasında tanımlanmış olan "insanlığa karşı işlenen suçlar" kapsamında de değerlendirilmesi elzemdir. Bunlara rağmen, Hocalı'da kendi yaptıklarını unutan Ermenistan devlet olarak ve diaspora teşkilatları olarak yurtdışında Türkiye aleyhine çalışmalarına hız kesmeden devam etmiş ve "sözde Ermeni soykırımı" iddialarını çeşitli ülkelerin meclislerinde ve senatolarında kabul ettirmiş, hatta bunun cezalandırılmasına ilişkin bazı yasaların çıkartılması için seferber olmuşlardır. Bunun en son örneği, ifade özgürlüğü hiçe sayılarak Fransa Senatosu'nda kabul edilen sözde Ermeni soykırımını inkâr yasasının onaylanması olmuştur. Ne var ki, Fransa'nın önde gelen basın organlarından biri olan Le Monde gazetesi 14 Mart 1992 tarihinde "Ağdam'da bulunan basın mensupları, Hocalı'da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası değil bir gerçektir." ifadeleriyle Hocalı'da yaşananları anlatmıştır. Ermenistan ve Ermeni diasporasının asılsız ve temeli olmayan yasalara karşı gereken cevabı vermek için siyasal alanda özellikle yasama merciinde çeşitli çalışmaların yapılması büyük önem arz etmektedir. Siyasal alanda alınacak kararlar toplumsal olarak yankı bulacak ve sosyal alanda haklı tepkilerin verilmesi için bir ortam hazırlayacaktır. Bu bağlamda, Fransa'ya gereken tepkinin verilmesi için özellikle başkent Ankara'da bulunan Paris Caddesi'nin isminin "Hocalı Caddesi" ve Dögol Caddesi'nin ise adının "Hocalı'da soykırıma uğratılan Türklerden birisinin ismi ile" değiştirilmesi de gündeme getirilmelidir. Bunlardan başka, Türkiye'nin Hocalı katliamını soykırım olarak tanıması, İslam coğrafyasında ve Türk dünyasında benzer kararların alındığı bir süreci başlatmak açısından önemlidir. "Türkiye ile Azerbaycan iki devlet tek milletidir" sözü ve "Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir" sözlerinden hareketle, Iğdır, Kars, Ardahan, Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli ve çeşitli diğer şehirlerimizde inşa edilecek anıtlar ile Hocalı'da yaşanan keder, hem paylaşılmış olacak hem de tarih bilinci ve iki ülke arası dostluk bağlan canlı tutulmuş olacaktır. Yurtdışında Ermeni diasporası öncülüğünde "sözde Asuri, Keldani soykırımları" yaratılmaya çalışılmakta ve bu bağlamda Avusturalya, Fransa gibi ülkelerde yapılan anıtlar göz önüne alındığında, uluslararası alanda tüm devletlerin şahit olduğu bir soykırım olan Hocalı'nın öncelikle TBMM tarafından Soykırım olarak tanınması önemlidir. 119

122 KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-25/10/1984 tarihli 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir. "v) Çiftçilere tarımsal üretimde kullanılmak amacıyla yapılan motorin teslimleri. ( Bakanlar Kurulu dekar başına ve ürün türüne göre teslim miktarını belirleme yetkisine sahiptir.) y) Tarımsal sulama, kültür balıkçılığı ve kümes hayvanları çiftliği büyükbaş ve küçükbaş işletmeleri ve fideciler, entegre sera tesisleri, kesme çiçek üreten ve paketleyen tesisler ile tohumculuk kuruluşları gibi tarımsal üretimde bulunan işletmelere elektrik teslimleri. z) Gübre, ilaç, tohum, fide ve yem teslimleri." MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Çiftçilerin üretimde girdi olarak kullandıkları ürünler Katma Değer Vergisinden istisna tutularak üretim maliyetinin düşürülmesi amaçlanmıştır. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Son yıllarda girdi fiyatları, ürün fiyatlarına göre oldukça yüksek miktarlarda artış göstermiştir. Tarım Reformu adıyla uygulanan politikalar çiftçilerimizin satın alma gücünün büyük bir oranda azalmasına yol açmış, çiftçilerimiz ve ülkemiz tarımı açısından önemli tahribatlar yapmıştır. Ülkemizde üretilen tarım ürünlerinin maliyetlerinin yüksek olmasının sebebi, tarım sektöründe kullanılan üretim girdilerinin pahalı olmasıdır. Ürün maliyet kalemleri olan gübre, mazot, elektrik, ilaç, yem, fide ve tohumlarda uygulanan KDV oranlarının kaldırılması tarım sektöründe maliyet sorununun hafifletilmesinde önemli bir katkı sağlayacaktır. Doğrudan Gelir Desteğinin kaldırılmasıyla desteklerin özellikle girdi desteklerine yönelmesi arzu edilmiştir. Ancak, açıklanan gübre ve mazot destekleri de bu beklentiyi karşılamamaktadır. 2 Kasım 2011 tarihi itibariyle pompa satış fiyatı 3 lira 80 kuruş olan motorinin yüzde 49.58'i vergilerden oluşmaktadır. 1 litre motorinde 1 lira 30 kuruş yani yüzde ÖTV, 58 kuruş yani yüzde KDV olmak üzere toplam 1 lira 88 kuruş vergi payı bulunmaktadır. Dünya ile rekabet edebilmek için rekabet ortamını iyileştirmek gerekmektedir. Fransa çiftçisi mazotu Türk çiftçisine göre % 40 daha ucuza kullanmaktadır yılında çiftçinin mazotta ödediği vergi 5,8 Milyar TL'dir. Tarımda kullanılan mazot miktarı yaklaşık 3,3 milyar litredir. Verilen mazot desteği, tarımda kullanılan mazota ödenen bedelin % 5'ini ancak karşılamıştır. Bu da mazot için çiftçi tarafından ödenen KDV'den bile çok düşüktür. Gübre fiyatlarındaki sadece son bir yılda yaşanan ve yüzde 60 ile yüzde 100'lere varan yüksek artışlar nedeniyle üreticiler gübre kullanamaz hale gelmiştir yılı ürün maliyetlerinde gübre masraf oranının buğdayda % 12, pamukta % 19, mısırda % 20 dolayındadır. Çiftçinin 2010 yılında gübre için ödediği bedel yaklaşık 3,8 milyar TL'dir yılında gübre desteği için ödenen 704 milyon TL, gübre masrafının ancak % 18'ini karşılamıştır yılı 120

123 için gübre destekleri % 9-17 arasında artırılmıştır. Gübre fiyatlarındaki bu artışın devam etmesi halinde açıklanan destek miktarının gübredeki KDV'yi bile karşılaması mümkün değildir. Tarımsal sulama, kültür balıkçılığı ve kümes hayvanları çiftliği, büyükbaş ve küçükbaş işletmeleri ve fideciler, entegre sera tesisleri, kesme çiçek üreten ve paketleyen tesisler ile tohumculuk kuruluşları gibi tarımsal üretimde bulunan işletmelerde kullanılan elektrikte yüzde 18 KDV bulunmaktadır. Aslında Katma Değer Vergisi (KDV), tüketicilerin ödemiş olduğu bir vergi olmasına rağmen, üretici kesimler arasında sadece çiftçiler, üretimde kullanmış oldukları girdiler için Katma Değer Vergilerini kendileri ödemek zorunda kalarak üretim maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Bu sebeple üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve üretim artışının sağlanması amacıyla tarımsal üretimde kullanılan ilaç, gübre, tohum, fide, yem, mazot, elektrik girdilerinde ödenen Katma Değer Vergisinin kaldırılması gerekmektedir. 121

124 MUHTAR ÖDENEK VE SOSYAL GÜVENLİK YASASI, KÖY KANUNU VE ŞEHİR VE KASABALARDA MUHTAR VE İHTİYAR HEYETLERİ TEŞKİLİNE DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1-29/8/1977 tarihli ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 1 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarlarına, her yıl belirlenen brüt asgari ücret miktarında aylık ödenek verilir. Köy ihtiyar heyeti ile şehir ve kasaba mahalle ihtiyar heyeti üyelerine ise her yıl belirlenen asgari ücretin yüzde 25'i oranında her ay " Huzur Hakkı" ödeneği verilir." MADDE 2- Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "MADDE 3- Köy muhtarları, şehir ve kasaba mahalle muhtarları ile ihtiyar heyeti üyelerinden bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı almakta bulunanların bu aylıkları alacakları ödenekler dolayısıyla kesilmez." MADDE 3-18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (12) ve (13) numaralı bentleri yürürlükten kaldırılmış, maddeye aşağıdaki bent eklenmiştir. "38- Her köye il özel idaresi tarafından köy odası yaptırılır. Köy odalarının elektrik, su, yakacak, telefon ve internet giderleri il özel idaresi bütçesinden ödenir." MADDE 4-10/4/1944 tarihli ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanunun 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "MADDE 21- Harçlar münhasıran muhtarlara aittir. Muhtarlar bu harçları mahallenin zorunlu giderleri için kullanır. Muhtarlık hizmetleri, mahalle muhtarlıklarına ilgili belediyeler tarafından tahsis edilen bürolarda yürütülür. Muhtarlık işlerinin tedviri için lüzumlu elektrik, ısıtma, aydınlatma, yakacak, telefon ve internet hizmetleri usulüne göre ilgili belediye bütçesinden ödenir." MADDE 5- Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir. "EK MADDE 1- Muhtarlar, görev yaptıkları illerdeki belediyeler ait toplu taşıma araçlarından ve görev yaptıkları il sınırı içinde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına ait trenlerden ücretsiz yararlanırlar." MADDE 6- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 7- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarlarına her yıl belirlenen brüt asgari ücret miktarında, köy ihtiyar heyeti ile şehir ve kasaba mahalle ihtiyar heyeti üyelerine ise her yıl belirlenen asgari ücretin yüzde 25'i oranında her ay " Huzur Hakkı" ödeneği verilmesi amaçlanmıştır. MADDE 2- Bu maddeyle herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan emekli aylığı almakta olan muhtarların, bu kanun gereğince alacakları ödenek nedeniyle emekli aylıklarının kesilemeyeceği düzenlenmiştir. MADDE 3- Bu madde ile köylere İl Özel İdareleri tarafından Köy Odası yaptırılması ve Köy Odalarının zaruri giderlerinin İl Özel İdareleri bütçelerinden ödenmesi düzenlenmiştir. MADDE 4- Bu madde ile şehir ve kasaba mahalle muhtarlıklarının hizmet bürolarının ilgili belediye 122

125 tarafından ilgili muhtarlara tahsis edilmesi ve bu büroların zaruri giderlerinin ilgili belediye tarafından ödenmesi düzenlenmiştir. MADDE 5- Bu madde ile muhtarların görev yaptıkları illerdeki belediye tarafından yürütülen toplu taşıma araçlarından ve görev yaptıkları il sınırı içinde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına ait trenlerden ücretsiz yararlanması amaçlanmıştır. MADDE 6- Yürürlük maddesidir. MADDE 7 - Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Türk- İş'in 2011 yılı Ekim ayı " Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması"nın sonuçlarına göre; 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken gıda harcaması tutarının (açlık sınırı) 913 lira 29 kuruştur. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarının (yoksulluk sınırı) 2 bin 974 lira 90 kuruştur tarihleri arasında belirlenen brüt asgari ücret miktarı 837,00 TL'dir. Sayılan 53 bini bulan köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarları aylık olarak aldıkları 380 TL ile açlık sınırının altında geçim mücadelesi vermektedir. Vatandaşlarımızın birçok işlemini çalışma saati anlayışından uzak bir şekilde özveri ile yerine getirmeye çalışan muhtarlarımızın büyük çoğunluğu sadece muhtar maaşı ile geçinmeye çalışmaktadır. Diğer yandan almış oldukları aylık, sigorta primlerini ödemeye dahi yetmemektedir. Köy ihtiyar heyeti ile şehir ve kasaba mahalle ihtiyar heyeti üyeleri kanuni görevleri karşılığı hiçbir ücret almamaktadır. Muhtarlık hizmetlerinin verildiği binaların kira, elektrik, su, yakacak, telefon ve internet gibi zaruri giderleri çoğu zaman muhtarlar tarafından karşılanmakta, bu da muhtarlara ayriyeten bir yük olmaktadır. Köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarları bölgelerinin sorunlarının çözümü konusunda mülki idare amirleri ve yerel yöneticilerle sürekli temas halinde olmakta, sık sık bu yöneticileri ziyaret etmektedir. Bu ziyaretler sırasında ulaşım masraflarını kendileri karşılamaktadır. Yaşamış olduğu bölgeye ve halkına hizmet için büyük özveride bulunan muhtarlarımızın, bu olumsuz ekonomik şartları ancak yaşanabilir bir maaş seviyesi ile düzeltilebilecektir. Muhtarların maaşlarını asgari yaşam seviyesine yaklaştırmayı amaçlayan kanun teklifim ile muhtarlarımızın ve onların ailelerinin bir nebze nefes alması sağlanmış olacaktır. 123

126 SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan "(4) numaralı alt bendi" ibaresi "(1), (2) ve (4) numaralı alt bentleri" şeklinde, (b) bendinde yer alan "(4) numaralı alt bendi hariç olmak üzere diğer alt bentlerine" ibaresi "(3) numaralı alt bendine" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanunun 47 nci maddesinin on beşinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "(4) numaralı alt bendi hariç olmak üzere diğer alt bentlerine" ibaresi "(3) numaralı alt bendine" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "GEÇİCİ MADDE 14-1/10/2008 tarihinden önce iştirakçi veya sigortalı olanlar, vazife malûllüğü, malûllük ve yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlar hakkında sosyal güvenlik destek primine tabi olma bakımından bu Kanunla yürürlükten kaldırılan kanun hükümlerinin uygulanmasına devam edilir. Bunlardan bu maddede değişiklik yapan Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, a) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1), (2) ve (4) numaralı alt bentleri kapsamında çalışanların, b) 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bendi kapsamında çalışanların, c) Harp malûlleri ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna göre aylıkları hesaplanarak ödenen veya asayiş ve güvenliğin sağlanması ile ilgili kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan bu Kanun kapsamında çalışanların, d) 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık aylığı bağlananlardan bu Kanun kapsamında çalışanların, ve sonradan çalışmaya başlayacakların almakta oldukları emeklilik veya vazife malullüğü aylıkları kesilmez. Bunlar hakkında sadece iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır sayılı Kanuna göre vazife malûllüğü aylığı almakta olanlar, sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam eden iştirakçiler ile aynı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle vazife malûllüğü aylığı alan ve bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışan veya daha sonra çalışmaya başlayan er ve erbaşların, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre görevlerinden ayrılmasına gerek kalmaksızın alınacak emekliye sevk onayına istinaden vazife malûllüğü aylıkları bağlanarak ödenir. Bu kapsamda olup da görevlerinden emekliye ayrılanlar hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Ancak, birinci fıkrada sayılanlardan; a) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışanlar için sosyal güvenlik destek primi oranı 80 inci maddeye göre tespit edilen prime esas kazançlar üzerinden 81 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen prim oranına yüzde 30 oranının eklenmesi suretiyle bulunan toplamdır. Yüzde 30 oranının dörtte biri sigortalı, dörtte üçü işveren hissesidir. Bu kapsamda sayılan kişilerden sosyal güvenlik destek primine tabi 124

127 olanların prim ödeme yükümlüsü bunların işverenleridir. Bunlar hakkında sadece iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. b) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından alınacak belgelerle doğrulamak kaydıyla faaliyette bulunulmadığına ilişkin süreler hariç olmak üzere çalışılan süreleri için, sosyal güvenlik destek primi oranı olarak bu Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde belirtilen hükümler uygulanır." MADDE 4- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Esnaf ve sanatkârlardan, emeklilik döneminde faaliyetlerine devam edenlerden yapılan sosyal güvenlik destek primi kesintisinin kaldırılması amaçlanmıştır. MADDE 2 - Vazife malullüğü almakta olanların esnaf olarak çalıştıkları süre içerisinde sosyal güvenlik destek priminden muaf olmaları amaçlanmıştır. MADDE 3 - Geçici maddede değişiklik yapılarak 5510'dan önce sigorta kapsamına girmiş olanların emekli olduktan sonra esnaf olarak çalışmaları halinde emekli aylıklarından kesilen sosyal güvenlik destek priminin iptali amaçlanmıştır. MADDE 4 - Yürürlük maddesidir. MADDE 5 - Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Sermaye ve refahın tabana yayılması, gelir dağılımının iyileştirilmesi ve bu suretle sosyal dengelerin korunmasını sağlayan esnaf ve sanatkârımız; sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan ülkemizin çok önemli bir kesimini teşkil etmektedir. Anayasa'nın 173"üncü maddesi gereğince küçük Esnaf ve Sanatkârın devlet tarafından korunması ve desteklenmesi gerekmektedir. Esnaf ve sanatkârlarımızın başta finans ve kredi olmak üzere, vergi, mesleki eğitim ile hukuki ve idari problemlerinin bir program çerçevesinde çözülmesi gerekmektedir. Ülkemizdeki işyerlerinin yüzde 99'u esnaf ve küçük işletmelerden oluşmaktadır. İstihdamın yüzde 77'si, ekonomide yaratılan katma değerin yüzde 36'sı esnaf tarafından sağlanmaktadır. Kendi istihdamını sağlamanın yanında ülkemizdeki en fazla istihdamı da sağlayan, devletine yük olmadığı gibi vergisini ve sigortasını ödeyerek bütçeye finansman sağlayan esnaf ve sanatkârımız zor günler geçirmektedir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine ülkemizde 1 milyon 935 bin esnaf bulunmaktadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verilerine göre yılları arasında 912 bin esnaf kepenk kapatmıştır yılının ilk 9 ayında 116 bin 395 esnaf iş yerini kapatmıştır. Esnaf ve sanatkâr üzerindeki istihdam maliyetlerinin azaltılması gerekirken ekonomik olarak zor günler geçiren esnaf ve sanatkârlardan, emeklilik döneminde faaliyetlerine devam edenlerden yüzde 15 Sosyal Güvenlik Destek Primi kesilmektedir. Esnafın mevcut sorunlarının üzerinden gelmekte zorlandığı bir dönemde bu uygulama esnaf ve sanatkârın sıkıntılarını daha da artırmaktadır. Kanun teklifimizle; emekli olan ve iş yeri açan esnaf ve sanatkârların, emekli aylıklarından yapılan Sosyal Güvenlik Destek Priminden (SGDP) muaf olmaları, vazife malullüğü almakta olanların esnaf olarak çalıştıkları süre içerisinde SGDP'den muaf tutulmaları, 5510'dan önce sigorta kapsamına girmiş olanların emekli olduktan sonra esnaf olarak çalışmaları halinde emekli aylıklarından kesilen Sosyal Güvenlik Destek Priminin iptali amaçlanmıştır. 125

128 TARIM KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-18/4/2006 tarihli ve 5488 sayılı Tarım Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan " gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden" ibaresi "gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde bir buçuğundan" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu madde ile GSYH'dan tarımsal desteklemelere verilen kaynak miktarı yeniden düzenlenmiştir. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Tarım, gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın her ülke için olduğu kadar, insanlık için de hayati öneme sahip, vazgeçilemez ve stratejik bir sektördür. Toplumun artan ve çeşitlenen gıda maddeleri talebinin karşılanmasına ek olarak, gıda, dokuma, deri ve ilaç gibi tarıma dayalı sanayiler ile istihdama ve ihracata olan önemli katkısı, tarıma girdi veren sanayilere pazar olması, biyolojik çeşitlilik ve çevreyle olan ilişkileri, tarımın pek çok açıdan öncelikli sektör olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. AKP iktidarları döneminde; Tarımın Gayri Yurtiçi Hasılaya olan katkısı düşmüş, tarımsal ihracatımız tarımsal ithalatı karşılayamaz duruma gelmiş, ekilen biçilen tarımsal alanlar azalmış, tarım topraklan terk edilmiş, tarımda çalışan sayısı düşmüş, köylerimiz boşalmış, çiftçimizin, köylümüzün geliri her geçen yıl azalmış ve borç batağına sürüklenmiştir yılında dünya nüfusu 9,2 milyara ulaşacak, tarım ürünlerine talep yüzde 80 artacaktır. Bu nedenle tarımın önemi daha da artacaktır. Son 10 yılda Türkiye'nin tarımsal ithalatı 40 milyar dolan geçmiştir. Türkiye tarıma gerekli desteği vermezse tamamen ithalatçı olacaktır. Bu nedenle tarım sektörünü ekonomik anlamda sadece "kar - zarar" noktasından değerlendirmek doğru değildir. Ülkemizde son 9 yılda, toplam % 65 enflasyon artışı olmasına rağmen girdi fiyatlarında ortalama % 150, yani enflasyonun yaklaşık üç katı artış olmuş, ürün fiyatları ise yerinde saymıştır. Bu duruma göre çiftçi bir taraftan enflasyona diğer taraftan da 3 misli artan yüksek girdi fiyatlarına ezdirilmiştir. Bu anlayışla tarımda üretimi artırmak, dışa bağımlılığı azaltmak ve rekabet etmek her geçen gün daha zor olacaktır. Ülkemizde girdi fiyatları çok yüksek olduğu için tarımsal ürünlerin üretim maliyeti de yükselmekte, bu nedenle Türk çiftçisi diğer üreticilerle rekabet edememektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun 2009 yılı verilere göre; Türkiye, buğday üreticisi 121 ülke arasında buğdayı en pahalıya üreten 21 inci ülke, pirinç üreticisi 81 ülke arasında pirinci en pahalıya üreten 16 ncı ülke, mısır üreticisi 114 ülke arasında mısırı en pahalıya üreten 26 ncı ülke, soyada 79 ülke arasında 22 nci ülke, tütün üreten 100 ülke arasında tütünü en pahalıya üreten 21 inci ülke konumundadır. Tarımın stratejik öneminin ve bütün insanlık için vazgeçilmezliğinin idrakinde olan bütün gelişmiş ülkeler bugün tarım sektörlerini sosyal ve ekonomik açıdan ayrı bir gözle değerlendirmekte ve desteklemektedirler. Bunun içindir ki AB bütçesinin yaklaşık % 45'ni tarım bütçesi oluşturmaktadır. Ancak Türkiye bütçesinin yüzde 2 sini tarıma ayrılmaktadır. 126

129 ABD'de kişi başına düşen tarımsal destek miktarı dolar, AB'de dolar iken, Türkiye'de ise 151 dolardır. Tarım Kanununun 21 inci maddesine göre, tarımsal desteklemelere bütçeden ayrılan kaynak gayrisafı milli hasılanın yüzde birinden az olamaz. Bu miktar yeterli değildir. Ancak AKP Hükümeti kendi çıkardığı bu kanuna da uymamaktadır. Ortalama her yıl tarımsal desteklere ayrılan miktar GSYH'nın yüzde 0.5'ni geçmemektedir. Türkiye yıllardır tarımda kendi kendine yetebilen ülkeler arasında yer alırken, Türkiye şimdi pek çok üründe ihtiyacının altında üretim yapmaktadır. TUİK'in Nisan 2010 yılında açıkladığı " bitkisel ürün denge" verilerine göre Türkiye sadece şekerpancarı, nohut ve patates de kendi kendine yetmektedir. Türkiye ihtiyacı olan ayçiçeğinin yüzde 47 sini, kırmızı mercimeğin yüzde 45 ini, yeşil mercimeğin yüzde 66 sini, mısırın yüzde 80 ini, kuru fasulyenin yüzde 84 ünü üretebilmektedir. Buğday, arpa, pirinç, mısır, pamuk, çay, ayçiçeği, soya, susam ve daha birçok ürün ithal edilmektedir. Türkiye, sahip olduğu tarımsal potansiyeli iyi değerlendirse bugün etten bakliyata, bitkisel yağdan pamuğa birçok ürünü ithal etmek zorunda kalmayacaktır. Türk tarımının bu süreçten çıkarılıp, ülke ekonomisinin önemli bir unsuru ve kalkınmanın itici güçlerinden birisi haline getirmek, tarım kesimini güçlendirmek için tarıma verilen desteklerin artırılması gerekmektedir. 127

130 T.C AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI ÖZÜRLÜ VE YAŞLI HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN VE ÖZÜRLÜ MEMUR SEÇME SINAVININ İSMİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1) T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ismi T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. MADDE 2) Özürlü Memur Seçme Sınavı'nın ismi Engelli Memur Seçme Sınavı olarak değiştirilmiş ve ÖMSS olan kısaltmasının yerine EMSS'nin kullanılması uygun görülmüştür. MADDE 3) Bu kanun yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer. MADDE 4) Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1) Engelli vatandaşlarımıza karşı davranışlarımızın en başta üslup yönünden düzeltilmesi ve gerek devlet düzeyinde gerekse sosyal düzeyde durumlarının "özürlü" olarak değil "engelli" olarak tasviri engelli vatandaşlarımıza daha nazik bir bakışın ve bu çerçevede daha kapsamlı reformların kapılarını aralayacaktır. Bu bağlamda, T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermekte olan Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ismindeki "özürlü" ibaresi yerine "engelli" ibaresi konulması gerekmektedir. MADDE 2) Birinci maddeye benzer şekilde Özürlü Memur Seçme Sınavı'nın isminde benzer şekilde "özürlü" kelimesinin yerine "engelli" sözcüğünün konularak Engelli Memur Seçme Sınavı olarak değiştirilmesi çağdaş standartların yerleştirilmesi bakımında önemlidir. MADDE 3) Yürürlük maddesidir. MADDE 4) Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Ülkemizin nüfusunun yaklaşık yüzde 12'sinin engelli olması bizlere hiç de küçümsenemeyecek bir oranın Türkiye'de engelli olarak yaşamını devam ettirdiğini ve bu bağlamda engelli vatandaşlarımıza yönelik politikaların üretilmesi gerektiğini göstermektedir. Engellileri toplum yaşamına entegre etmek, engelli vatandaşlarımızın istekleri doğrultusunda biçimlenecek bir dünya oluşturmak onların yaşam sevinçlerini artıracak, toplumumuzun tüm katmanlarıyla ahenkli bir biçimde hareket etmesine katkıda bulanacaktır. Bunların sevindirici sonucu ise sosyal dayanışmanın güçlenerek toplumun her alanında görülmesi olacaktır. Türkiye'de engelli vatandaşlarımızı kucaklamak yerine onların hayatlarını kolaylaştırmak için devlet tarafından kurulan kurumların isminde "engelli" yerine "özürlü" kelimesinin tercih edilmesi ise son derece üzücü bir durumdur. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak, hem psikolojik hem ekonomik hem de sosyal alanda engellileri desteklemesi gereken ve vatandaşlarımızın Önündeki engelleri kaldırması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde 683 sayılı KHK ile kurulan "Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü" karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, çağdaş yaklaşımlar ışığında kurumun isminin değiştirilmesi zaruri hale gelmiştir. Öte yandan, engellilere karşı geliştirilen üslubun yanlış olduğu onları iş hayatına kazandıracak bir sınavın yapılmasında da ortaya çıkmıştır. ÖMSS'nin (Özürlü Memur Seçme Sınavı) ismi ve sınav esnasındaki bazı uygulamalar sınava gölge düşüren noktalar arasında yer almıştır. Özürlülerin yararına yönelik geliştirmelerin konu alınacağı reformlara sınavın isminin değiştirilmesinden başlamak gerekecektir. Altı çizilmesi gerekir ki, insanlarımızın kendi elinde olan bir özründen dolayı değil ellerinde olmayan gelişmeler sonucu akli ve ya fiziki bakımdan 128

131 bazı engelleri oluşmuştur. Kaldı ki, engelli vatandaşlarımızın hayatın çeşitli alanındaki başarılar cesaret timsali olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyaset değil insaniyet bağlamında yapılacak düzenlemelerle engellilerin haklarının iyileştirilmesini ve devlet duyarlılığının geliştirilmesi bağlamında "Özürlü Memur Seçme Sınavı" ve "Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü"nün ismindeki "özürlü" kelimelerinin çıkartılarak yerine "engelli" kelimelerin konulması daha çağdaş bir uygulama olacaktır. 129

132 ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-6/6/2002 tarihli ve 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki bent eklenmiştir. "d) Çiftçilere tarımsal üretimde kullanılmak amacıyla yapılan teslimleri, (Bakanlar Kurulu I sayılı listede yer alan ürünlerin vergisiz teslimlerinin esas ve usullerini dekar başına ve ürün türüne göre belirleme yetkisine sahiptir.)" MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Çiftçilerin tarımsal üretimde kullandıkları motorine ÖTV istinası getirilmektedir. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Ülkemizde üretilen tarım ürünlerinin maliyetlerinin yüksek olmasının sebebi, tarım sektöründe kullanılan üretim girdilerinin pahalı olmasıdır. Son yıllarda girdi fiyatları, ürün fiyatlarına göre oldukça yüksek miktarlarda artış göstermiştir. Tarım Reformu adıyla uygulanan politikalar çiftçilerimizin satın alma gücünün büyük bir oranda azalmasına yol açmış, çiftçilerimiz ve ülkemiz tarımı açısından önemli tahribatlar yapmıştır. 2 Kasını 2011 tarihi itibariyle pompa satış fiyatı 3 lira 80 kuruş olan motorinin yüzde 49.58'i vergilerden oluşmaktadır. 1 litre motorinde 1 lira 30 kuruş yani yüzde ÖTV bulunmaktadır. Doğrudan Gelir Desteğinin kaldırılmasıyla desteklerin özellikle girdi desteklerine yönelmesi arzu edilmiştir. Ancak, açıklanan mazot destekleri bu beklentiyi karşılamamaktadır yılında çiftçinin mazotta ödediği vergi 5,8 Milyar TL'dir. Tarımda kullanılan mazot miktarı yaklaşık 3,3 milyar litredir. Verilen mazot desteği, tarımda kullanılan mazota ödenen bedelin %5'ini ancak karşılamıştır. Dünya ile rekabet edebilmek için rekabet ortamını iyileştirmek gerekmektedir. Fransa çiftçisi mazotu % 40 daha ucuza kullanmakta, Polonya çiftçisi mazotu ÖTV'siz almaktadır. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için çiftçinin kullandığı mazotta ÖTV istisnası getirilmelidir. Bu kanun teklifiyle üretim maliyetlerinin düşürülmesi için çiftçinin kullandığı mazotta ÖTV istisnası getirilmesi amaçlanmıştır. 130

133 İŞ KANUNU İLE DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yüzde dört" ibaresi "yüzde yedi" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 2-14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "% 3" ibareleri n % 7" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu maddede kamuya ait işyerlerinde 4857 sayılı Kanun kapsamındaki engelli işçi istihdamının artırılması amaçlanmaktadır. MADDE 2- Bu madde kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Kanun kapsamındaki engelli memur istihdamının artırılmasını amaçlamaktadır. MADDE 3- Bu madde yürürlük maddesidir. MADDE 4- Bu madde yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Türkiye nüfusunun önemli bir bölümü engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Ülke nüfusumuzun yüzde 12.29'u yaklaşık 8.5 milyon kişi engelli olarak hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. Engelli vatandaşımızdan 8 milyonu bugün eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar her alanda sıkıntı çekmektedir. Bu vatandaşlarımıza yönelik imkânlar artırılmalı ve biran önce hayata geçirilmelidir. Ülkemizdeki engelli nüfusun 3 milyon 783 bini erkek, 4 milyon 648 bini de kadın engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Erkek engellilerin toplam nüfusa oranı yüzde 11.1 iken, kadın engellilerin oranı da 13.4 tür. Ayrıca, engelli nüfusun yüzde 12.69'u kentlerde, yüzde 11.67'si de kırsal kesimde yaşamaktadır. Kamu kurumlarından yeterince rehabilitasyon ve bakım hizmeti bile alamayan engelli vatandaşlarımızın en önemli sorunlarından birisi de işsizliktir. Kamu kurum ve kurumlarındaki kadro yetersizliği nedeniyle bugün ülkemizde, engelli vatandaşlarımızın çok az bir bölümü iş gücüne dâhil edilebilmiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarında bugüne kadar toplam engelli vatandaşımız iş gücüne dâhil edilmiştir. Bu engellilerimizden; 1150 kişi işitme, 360 kişi konuşma, 865 kişi işitme ve konuşma, 1342 kişi zihinsel, 9889 kişi ortopedik, 3621 kişi görme ve 3600 kişisi de diğer engelli gruplardan oluşmaktadır. Bu rakamlardan da anlaşılacağı gibi kamuda istihdam edilen işçi ve memur sayısı çok yetersiz durumdadır. Engelli vatandaşlarını toplumla bütünleştirmek ve iş gücüne kazandırmak sosyal devletin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Devlet bu görevini yerine getirmek amacıyla kamu için öngörülen engelli kadroları artırılmalıdır. Bu nedenle, Ülkemizde sayıları 8.5 milyonu bulan engelli nüfusu dikkate alarak; kamu kurum ve kuruluşları için yüzde 4 olarak öngörülen engelli işçi istihdamı ile yüzde 3 olarak öngörülen engelli memur istihdamının yüzde 5 oranına çıkarılması yerinde olacaktır. Kanun teklifimiz bu amaçla hazırlanmıştır. 131

134 SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 41 inci maddesinin (ı) fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (i) "Tabii olduğu sosyal güvenlik kurumuna göre emekli yaşını doldurduğu halde halen çalışan veya mücbir sebeple sosyal güvenliğe ara vermiş olanların tamamlayamadıkları eksik süreleri," MADDE 2- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 41 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. (a) "Birinci fıkranın (a),(b),(d),(e),(f),(g)/(h) ve (i) bentleri gereği borçlananlar borçlandığı tarihteki 4 üncü maddenin birinci fıkrasının ilgili bendine göre," MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu maddede tabii olduğu sosyal güvenlik kurumuna göre emekli olabilme yaşını doldurduğu halde mücbir sebeplerle tamamlayamadıkları eksik süreleri olduğu için emekli olamayanlara borçlanarak eksik sürelerini tamamlamaları düzenlenmiştir. MADDE 2- Bu madde hizmet süresi borçlanmasının hangi kapsamdaki sigortalılar olduğu belirtilmiştir. MADDE 3- Bu madde yürürlük maddesidir. MADDE 4- Bu madde yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Ülkemizde uzun süredir devam eden ekonomik kriz ve buna bağlı olarak ortaya çıkan işsizlik, toplumun hemen hemen bütün kesimlerini etkilemektedir. Pek çok sektörde yaşanan mali kriz nedeniyle işten çıkarmalar artmıştır. Türk sanayinin lokomotifi durumunda olan tekstil, otomotiv ve inşaat sektöründe yaşanan kriz yüzünden çok sayıda işyeri, fabrika ve atölye kepenk kapatmıştır. Peş peşe kapanan bu iş yerleri binlerce kişinin işsiz kalmasına neden olmuştur. Ülke gündeminden hiç düşmeyen işsizlik sorunundan en fazla etkilenen kesimlerden birisi de sigortalı olarak çalışan kesim olmuştur. Kapanan iş yerleri nedeniyle işini kaybeden sigortalılar, emeklilik yolunda önemli darbe almıştır. Bu vatandaşlarımızdan, emekli olma yaşını dolduranlar, kapanan işyerleri nedeniyle işsiz kaldıkları için eksik sürelerini tamamlayamamışlardır. Bu sigortalılar, gençlerin bile iş bulmakta zorlandığı ve iş bulamadığı ülkemizde işsiz kalmışlardır. Belli yaşın üzerindeki bu sigortalı vatandaşlarımızın iş bulama şansları da neredeyse yok denecek kadar azalmıştır. Bu nedenle, belli bir yaştan sonra iş bulmanın zorlukları göz önünde bulundurularak sigortalının tamamlayamadığı eksik süreleri ödenmesi yoluyla, isteyenlere emeklilik imkânının sağlanması gerekmektedir. Kanun teklifimiz bu amaçla hazırlanmıştır. 132

135 ECZACILAR VE ECZANELER HAKKINDA KANUN İLE UYUŞTURUCU MADDELERİN MURAKABESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-24/12/1953 tarihli ve 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "Eczacılık; hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması ve hastaya sunulması; ilacın, analizlerinin yapılması, farmakolojik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi, ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımı sonucu ortaya çıkan çok yönlü sorunlara çözüm getirilmesine ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir." MADDE 2- Aynı Kanun'un 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "Serbest eczaneler, eczacılık yapma hakkını haiz bir eczacının sahip ve mesul müdürlüğünde yönetmelikte belirlenen belgelerle il sağlık müdürlüğünce düzenlenmiş ve valilikçe onaylanmış bir ruhsatname ile açılır. Ruhsatname konusunda meydana gelecek sorunların çözüm yeri Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumudur. Eczane açmak, devretmek veya başka bir yere nakletmek isteyen eczacılar, bulunduğu ilin sağlık müdürlüğüne dilekçe ile başvurur. Eczane açmak isteyenlerin belgelerinin tam olması halinde ruhsatname düzenlenir. Düzenlenen ruhsatnameler Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna ve Türk Eczacıları Birliğine bildirilir. Eczane açmak üzere ruhsatnamesini almış bir eczacının mahalli belediyeden ayrıca bir iş yeri ruhsatı alması ve mahalli belediyeye harç ödemesi zorunlu değildir. Serbest eczane sayıları, ilçe sınırları içindeki nüfusa göre en az 3500 kişiye 1 eczane olacak şekilde düzenlenir. Hiç eczanesi olmayan yerleşim birimlerinde nüfus kriterine bakılmaksızın bir eczanenin açılmasına müsaade edilir. Ancak bu şekilde açılan eczanelerin başka yerlere naklinde nüfus kriteri işletilir. Aynı ilçe içerisinde faaliyet gösteren eczanelerin nakillerinde nüfusa göre eczane açılması kriteri uygulanmaz. Eczane açılmasına ilişkin kriterler belirlenirken ilçelerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasına göre sınıflandırma yapılır. Bu sınıflandırmaya göre ilçelere ilçe katsayısı verilir. Eczacılara, o ilçede mesleki faaliyetlerini sürdürdükleri yıl sayısı ile ilçe katsayısının çarpımı kadar hizmet puanı verilir. Hizmet puanı hesaplanırken ilçe katsayısı doktora yapmış olanlar için 1,25 kat olarak uygulanır. Eczacılara, meslekte geçirilen toplam yıl sayısı ile eczacının hizmet puanı çarpımı sonucu tespit edilen yerleştirme puanı verilir. Nüfus kriterlerine göre eczane açılabilecek yerler, her yıl en az iki kez olmak üzere Bakanlıkça ilan edilir. İlan edilen yerlere müracaat eden adaylardan yerleştirme puanı en yüksek olanlar eczane açma hakkı kazanır. Yerleştirme puanının eşit olması halinde kur'a çekilir. Eczane ruhsatnamesi kanunun altıncı maddesine göre iptal edilen eczacı bir yıl süre ile ilan edilen yerlere müracaat edemez. Eczanesini devretmiş bir eczacı yeni bir eczane açmak istediğinde yerleştirme puanı yarı oranında düşürülür. Serbest eczanelerde, reçete sayısı ve/veya ciro gibi kriterlere göre belirlenen sayıda ikinci eczacı çalıştırılması zorunludur. Serbest eczane açmak veya serbest eczanelerde mesul müdür olarak çalışmak isteyen bir eczacı en az bir yıl müddetle hizmet sözleşmesine bağlı olarak mesul müdür eczacı ile birlikte serbest eczanelerde yardımcı eczacı olarak çalışmak zorundadır. Hastane eczanelerinde veya ikinci eczacı olarak serbest eczanelerde en az bir yıl süre ile çalışanlar, yardımcı eczacı olarak çalışma 133

136 şartını yerine getirmiş sayılır. Yardımcı eczacıların, il sağlık müdürlüğü ve/veya bölge eczacı odalarının denetimlerinde üç kez eczanede görevi başında mazeretsiz olarak bulunmadığının tespiti halinde çalışma süresi kabul edilmez. Yardımcı eczacılara asgarî ücretin birbuçuk katından, ikinci eczacılara da asgari ücretin üç katından aşağı olmamak üzere taraflarca belirlenecek ücret ödenir. Yardımcı eczacı ve ikinci eczacı çalıştırılması ile ilgili usul ve esaslar Türk Eczacıları Birliği'nin görüşü alınarak Sağlık Bakanlığınca belirlenir." MADDE 3- Aynı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (c) bendi ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. "c) Muvazaalı olarak eczane açıldığı tespit edilirse." "Muvazaalı olarak eczane açmaktan dolayı ruhsatnamesi iptal edilenler, beş yıl süreyle eczane açamaz." MADDE 4 - Aynı Kanun'un 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "Eczane sahip ve mesul müdürü iken askerlik hizmetini yapmak üzere silah altına alınanlar askerlik hizmeti süresince; yüksek lisans veya doktora eğitimi alacaklar bu eğitim süresince; milletvekili, belediye başkanı, Türk Eczacıları Birliği başkanlık divanı üyeleri bu görevleri devam ettiği müddetçe eczanelerine bir mesul müdür atamak zorundadırlar. Türk Eczacıları Birliği Başkanlık Divanı üyelerinin eczanelerine atanacak mesul müdürün maaş ve kanuni giderleri Türk Eczacıları Birliği bütçesinden ödenir." MADDE 5 - Aynı Kanun'un 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "Eczanelerde günlük reçetelerin kaydına mahsus Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış bir kayıt sistemi bulunur. Bu kayıt sistemi elektronik de olabilir. Kayıt ve takip sistemlerine ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca belirlenir." MADDE 6 - Aynı Kanun'un 28 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "Sağlık Bakanlığından ruhsat almış ilaçlar ve geleneksel bitkisel tıbbî ürünler, Sağlık Bakanlığının iznine tabi homeopatik tıbbî ürünler ve enteral beslenme ürünleri dahil özel tıbbi amaçlı diyet gıdalar, özel tıbbi amaçlı bebek mamaları münhasıran eczanede satılır. İlgili bakanlıktan izin/ruhsat veya fiyat alınarak üretilen veya ithal edilen gıda takviyeleri, eczacılık, ziraat ve veterinerlikte kullanılan ilaç, kimyevi madde ve diğer sağlık ürünleri, kozmetik ürünler, tıbbi malzemeler, anne sütü ve beslenme yetersizliğinde kullanılan çocuk mamaları ile erişkinlerin metabolizma bozukluklarında kullanılan tüm destekleyici ürünler ve Türk Eczacıları Birliği tarafından çıkarılan bilimsel yayınlar eczanelerde satılabilir." MADDE 7 - Aynı Kanun'un 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "Eczanenin hizmet verdiği saatlerde mesul müdür eczacı, ve varsa ikinci eczacı ve yardımcı eczacılar, görevi başında bilfiil bulunmak mecburiyetindedir. Hastalık ve sair mazeretlerle eczanesinden 24 saatten fazla süreyle ayrılmak zorunda kalan eczacı/mesul müdür keyfiyeti il sağlık müdürlüğüne bir yazı ile bildirir. Ayrılış müddeti onbeş güne kadar devam edecekse eczaneye varsa ikinci eczacı, yoksa il sağlık müdürlüğüne bildirilmek koşulu ile eczanesi bulunmayan bir eczacı, yoksa mahallin serbest tabibi muvafakatleri alınarak nezaret eder. Ayrılış müddeti on beş günü aştığı takdirde eczaneye mesul müdür tayini zorunludur. Aksi takdirde eczane kapatılır. Şu kadar ki birden fazla sayıda eczane bulunan yerlerde eczacının talebi ile iki yılı geçmemek üzere eczane kapalı tutulabilir." MADDE 8- Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanunun 38 inci maddesi ile 2313 sayılı kanunun 18. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. 134

137 MADDE 9- Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanunun 40 inci maddenin birinci fıkrasındaki "1 inci maddede sayılan yerleri" ibaresi "eczane" olarak değiştirilmiştir. MADDE 10-24/12/1953 tarihli ve 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir. "GEÇİCİ MADDE 3- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği takvim yılında eczacılık yapma hakkını haiz eczacılar ile eczacılık fakültelerinde okumakta olan ve okumaya hak kazanmış bulunanlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere nüfusa göre eczane açılmasına ve nakline dair sınırlamalara ve yardımcı eczacı olarak çalışma zorunluluğuna ilişkin hükümler uygulanmaz. Bu kimseler, sahip ve mesul müdürlüğünü yaptıkları eczaneleri bir sefere mahsus olmak üzere devredebilirler. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte serbest eczanesi bulunan eczacılar, bir defaya mahsus olmak üzere herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın eczanesini bulunduğu ilçe dışına nakledebilir ve devir edebilirler. GEÇİCİ MADDE 4- Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde Sağlık Bakanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konulur. MADDE 11- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 12- Bu Kanun hükümlerini Sağlık Bakanlığı yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE sayılı Yasa'nın 1. Maddesi değiştirilmiştir. Eczacılık tanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplumun değişen ihtiyaçları çerçevesinde genişlemekte, bu nedenle ilgili madde, eczacılığı sadece belirli ticarethaneler açma veya mesul müdürlük yapma olarak tanımladığı için eczacının toplumda üstlendiği rolü tarif etmekte yetersiz kalmaktadır. Maddede bu tanım yerine, eczacı, ilacın üretimden dağıtımına tüm aşamalarında sorumlu olan sağlık hizmet sunucusu olarak tanımlanmıştır. MADDE sayılı Yasa'nın 5.maddesi değiştirilmiştir. Bununla, uygulamada eczane ruhsatlarının düzenlenmesi yönünden Yönetmelik değişikliği ile yapılan yetki devri Kanun'a dercedilmiştir. Yine madde ile ülke genelindeki eczanelerin eşitsiz dağılımını ve yeterinden fazla eczane açılmasının ortaya çıkardığı milli gelir israfını önlemek amacıyla, Avrupa Birliği ülkelerine benzer, nüfus kriteri esas alınarak eczane açılmasını sağlayacak düzenleme öngörülmektedir. Yine madde ile gerek hizmet sunumu gerekse eczacı istihdamını arttırmak ve yeni mezun eczacıların, eczane açmadan önce, eczane hakkında bilgi ve mesleki deneyim edinmelerini sağlamak amacı ile yardımcı eczacı kavramı getirilmiştir. Madde ile bu eczacıların çalıştırılma koşulları da tanımlanmış olmaktadır, Diğer yandan, hastalara eczacının verdiği hizmetin kalitesini ve süresini artırmak açısından, ilgili maddede "ikinci eczacılık" tanımlaması yapılmakta ve reçete sayısı ve/veya ciroya göre ikinci eczacı çalıştırma zorunluluğu getirilmektedir. Ülkemiz, eczane sayısının çok fazla ancak eczacı sayısının yetersiz olduğu ülkelerden bir tanesidir. Bu madde ile hem eczane sınırlamasından kaynaklı olası bir istihdam daralmasının önüne geçmek, ancak daha da önemlisi, eczacı başına düşen hasta sayısını azaltarak, hastaların eczacılık hizmetlerinden daha etkili bir biçimde yararlanmasının sağlanması amaçlanmıştır. MADDE 3- Eczacılık alanında muvazaa, eczacılık diplomasının eczacı dışındaki kişilerce bedel karşılığı kullanılarak yasal olmayan şekilde eczacılık faaliyeti icra edilmesidir. Bu durum eczacılık mesleği açısından telafisi mümkün olmayan etik bozulmalara, halk sağlığı açısından da büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle muvazaalı eczanelerin tespiti ve faaliyetinin durdurulması çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu maddede yapılan değişiklik ve eklemeler ile 135

138 muvazaa ile mücadelenin çerçevesi çizilerek caydırıcılık sağlanması amaçlanmıştır. Bu maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, madde güncellenerek muvazaa halinin tespiti durumunda eczane ruhsatnamesinin iptali prosedürü açıklığa kavuşturulmaktadır. Maddeye eklenen (c) bendi ile 6197 sayılı Yasa, eczacılık meslek etiğini belirleyen temel metin olan ve 6643 Sayılı Kanun'a dayanılarak çıkarılan tarih ve Sayılı Türk Deontoloji Tüzüğü'nün eczacının, kanunlara aykırı fiillere iştirak edemeyeceği veya yardımcı olamayacağı; 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu ile 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkındaki Kanun'a uygun olmayarak veya muvazaa yoluyla tıp mensubu olan veya olmayan kişilerle açık veya gizli anlaşma yaparak eczane veya ecza dolabı açamayacağını öngören 11. maddesi ile uyumlu hale getirilmektedir. Bu bend ile ayrıca caydırıcılık amacına uygun biçimde muvazaa yoluna başvuran eczacıların 5 yıl süre ile eczane açamayacağı hükme bağlanmaktadır. MADDE 4- Madde ile eczaneye mesul müdür atanacak haller, gelişen koşullar itibariyle uygulamadaki eksiklikleri de giderecek ve Kanun ile sağlanan amaca daha iyi hizmet verecek şekilde düzenlenmiştir. Yine maddede Türk Eczacıları Birliği Başkanlık Divanı üyelerinin eczanelerine mesul müdür atanması, mesul müdürün maaş ve yasal giderlerinin Türk Eczacıları Birliği bütçesinden karşılanmasına karar verilmiştir. MADDE 5- Madde ile özellikle eczacılık alanında tamamen elektronik ortama taşınan / taşınması planlanan (e-rapor, e-reçete gibi) işlemler ile gelişen teknolojiye uyumlu olarak kayıtların elektronik ortamda da tutulabilmesi, kâğıt israfı ve kırtasiye işlemlerinden arındırılması, kayıtların kontrolünün ve reçete takibinin daha kolay ve sağlıklı yapılması amaçlanmıştır. MADDE 6 - Yapılan değişiklikle, kontrolsüz ve bilinçsiz kullanıldıkları takdirde toplum sağlığını tehdit edebilecek ilaçların, geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerin ve bazı diğer ürünlerin münhasıran eczanelerden sunulabilmesi, bu ürünlerin eczane dışında sağlıksız koşullarda ve kontrolsüz olarak satışının engellenmesi ve halk sağlığının korunabilmesi için ürün skalası düzenlenmiş, sadece eczanelerden satılan ve eczanelerde satılabilecek olan ürünler ayrıntılı olarak belirlenmiştir. MADDE 7- Maddedeki değişiklik ile eczacının ve varsa ikinci ve yardımcı eczacının, eczanenin başında bilfiil bulunması gerektiği ifade edilmiş, hastalık ve sair nedenlerle eczaneden ayrılma durumunda ayrılış süresine göre yapılacak işlemler ve eczanenin nasıl hizmet vereceği, günümüz koşullarına göre yeniden belirlenmiştir. MADDE 8- İlgili madde ile eczanelerde satılan uyuşturucu maddelere ait defterlere ilişkin düzenleme yapan 2313 Sayılı Kanun'un 18. Maddesi mülga edilmiştir. Zira günümüzde eczacı bu ilaçları ne kadar ve kimlere sattığını diğer tüm ilaçlar gibi İlaç Takip Sistemi'ne bildirmek durumundadır. Aynı madde ile 6197 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi de kaldırılmıştır. Eski maddede yer alan hüküm gereği, eczacının ilçesinde bulunan tüm hekimleri ve çalışma ve evde bulunduğu saatlerini bilmesi ve bunu hastaya bildirmesi mümkün olmadığı gibi, pratik olarak da zaten işlememektedir. MADDE 9- Aynı Kanun'un 1 inci maddesi değişmiş olduğundan, maddeye gönderme yapan "birinci maddede sayılan yerler" ibaresi, "eczane" olarak değiştirilmiştir. MADDE 10- GEÇİCİ MADDE 3- Bu madde ile halen eczacılık yapma hakkına sahip olanlarla Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce Eczacılık Fakültesine girmeye hak kazanmış veya halen Eczacılık Fakültesinde okuyanların Kanun ile getirilen kısıtlamalardan bir defaya mahsus muaf olmasını ve hak kaybına uğranmasını önlemeye yönelik düzenleme getirilmiştir. Ayrıca Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte serbest eczanesi bulunan eczacılara bir defaya mahsus olmak üzere Kanun ile getirilen kısıtlamalardan etkilenmeden eczanesini devir ve 136

139 nakledebilmesi, böylece hak kaybına uğranmasının önlenmesi amaçlanmıştır. GEÇİCİ MADDE 4- Madde ile kanun değişikliği ve yeni düzenlemeler ile ilgili hususları içeren yönetmeliğin Sağlık Bakanlığı'nca hazırlanarak yürürlüğe konulacağı süre belirlenmiştir. MADDE 11- Yürürlük maddesidir. MADDE 12- Bu Kanun hükümlerini Sağlık Bakanı'nın yürüteceği belirtilmiştir. GENEL GEREKÇE Eczacılık hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, nitelikli halk sağlığı hizmeti sunulabilmesi, etik sorunların önlenmesi, eczacılık mesleğinin ve mesleki olarak verilen hizmetlerin gerektirdiği yapısal değişikliklerin gerçekleştirilmesi, Avrupa Birliği'nin eczacılıkla ilgili müktesebatına ve günümüz koşullarına uyumun sağlanabilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, 1953 yılında yürürlüğe konulmuş olan ve bazı hükümlerinin günümüz şartlarına cevap veremediği uygulamalar ile tespit edilen 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'da bazı değişikliklerin yapılması gerekmiştir. Bu değişikliklerle, eczane açılması yetkisi Valiliklere devredilerek meslek kuruluşu yöneticilerinin bölgelerindeki eczanelerin faaliyetlerini daha iyi takip edebilmelerini ve eczacıların eczane açarken zaman kaybetmemelerini sağlamak için daha önce yapılan bazı idari düzenlemelerin Kanun'a dercedilmesi ile kanuni zemine oturtulması sağlanacaktır. İşlerliği kalmamış maddelerin kaldırılması ve mesleği icra koşullarının güncel duruma uyumlu hale getirilmesini sağlayan yeni düzenlemeler ile, eczacılık-sağlık hizmetinin geliştirilmesini, ülkenin her yerinde eşit olarak verilmesini sağlayacaktır. Ülke genelindeki eczanelerin eşitsiz dağılımını ve yeterinden fazla eczane açılmasının ortaya çıkardığı milli gelir israfını önlemek amacıyla, Avrupa Birliği ülkelerine benzer, nüfus kriteri esas alınarak eczane açılmasını sağlayacak düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca Kanun ile ilaç ve geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerin münhasıran eczanelerden sunulabilmesi için eczanedeki ürün skalası yeniden düzenlenmektedir. Kanun ile eczacının tanımı çağın gereklerine uygun ve hasta odaklı olarak yeniden yapılmış, yine gerek hizmet sunumu gerekse eczacı istihdamını artırmak ve yeni mezun eczacıların, eczane açmadan önce, eczane hakkında bilgi ve mesleki deneyim edinmelerini sağlamak amacı ile yardımcı eczacı kavramı ve hastalara yönelik hizmetin kalitesini artırmak ve eczacı istihdamını sağlamak için reçete ve/veya ciroya göre ikinci eczacı çalıştırılması düzenlemesi getirilmiştir. Ülkemizde halk sağlığı açısından önemli bir sorun olan muvazaanın önlenmesi konusunda da yasa önemli bir katkı sunmaktadır. Diğer yandan, eczacının eczanede bulunmadığı sürelerde mesul müdür çalıştırılması koşullan da Kanun ile yeniden düzenlenmiştir. Kanun ile teknolojik gelişmeler ve bunların eczacılık alanındaki kullanımı göz önünde bulundurularak, eczanelerde elektronik kayıt yapabilme imkânı getirilmektedir. Aynı imkân 2313 sayılı Kanun'un ilgili maddesinin değiştirilmesi ile eczanelerden satılan uyuşturucu maddeler için de geçerli olacaktır. Kanun, çıkışından daha önce eczacılık yapma hakkını kazanmış veya eczacılık fakültesini kazanmış, okuyan kişilerin haklarını da saklı tutmaktadır. Yukarıda açıklanan gerekçeler ile eczacılık hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, nitelikli halk sağlığı hizmeti sunulabilmesi, etik sorunların önlenmesi, Avrupa Birliği'nîn eczacılığa dair müktesebatına ve günümüz koşullarına uyumun sağlanabilmesi amacıyla işbu teklif hazırlanmıştır. 137

140 5018 SAYILI KAMU MALÎ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE /12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 16 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Orta vadeli program, malî plan ve bütçe hazırlama rehberi MADDE 16.-Maliye Bakanlığı, merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısının hazırlanmasından ve bu amaçla ilgili kamu idareleri arasında koordinasyonun sağlanmasından sorumludur. Merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci, Bakanlar Kurulunun, uygun göreceği ayın sonuna kadar toplanarak kalkınma planlan, stratejik planlar ve genel ekonomik koşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanan orta vadeli programı kabul etmesiyle başlar. Orta vadeli program, Bakanlar Kurulunun uygun göreceği ayın sonuna kadar Resmî Gazetede yayımlanır. Orta vadeli program ile uyumlu olmak üzere, gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminleri ile birlikte hedef açık ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içeren ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan orta vadeli malî plan, Bakanlar Kurulunun uygun göreceği ayın sonuna kadar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır ve Resmî Gazetede yayımlanır. Bu doğrultuda, kamu idarelerinin bütçe tekliflerini ve yatırım programını hazırlama sürecini yönlendirmek üzere; Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi Maliye Bakanlığınca, Yatırım Genelgesi ve eki Yatırım Programı Hazırlama Rehberi ise Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulunun uygun göreceği ayın sonuna kadar Resmî Gazetede yayımlanır. Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Programı Hazırlama Rehberi, bütçe tekliflerinin hazırlanmasına esas olmak üzere, kamu idarelerince uyulması gereken genel ilkeleri, nesnel ve ölçülebilir standartları, hesaplama yöntemlerini, bunlara ilişkin olarak kullanılacak cetvel ve tablo örneklerini ve diğer bilgileri içerir. MADDE sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun Merkezî yönetim bütçesinin hazırlanması başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrasımn (a) bendi ile Merkezî yönetim bütçe kanun tasarısının sunulması başlıklı 18 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 3.- Bu Kanun hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4.- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür. MADDE GEREKÇELERİ l. MADDE: Orta vadeli ekonomik ve mali programı ortaya koyan ve bütçeye yön veren OVP ve OVMP; Hükümet tarafından 5018 sayılı Kanunun 16 mcı maddesinde öngörülen sürede' yayımlanmamaktadır. Bu durum, global bir kriz ortamının yaşandığı dünyada ekonomiye yön veren yatırımcılar açısından; plan metinlerinin kredibilitesi açısından önemli bir konu haline gelmektedir. Üç yıllık perspektifte hazırlanan bu metinlerin zamanında hazırlanmaması taraflar nezdinde güveninin azalmasına yol açmaktadır. Bunun yanında, OVP ve OVMP'lerin zamanında çıkmaması Parlamentonun bütçe hakkını kullanamaması anlamına gelmektedir. Bu nedenle, 5018 sayılı Kanunun 16 mcı maddesi ile yayımlanmaları süreler bağlı olan Orta Vadeli Program ile Orta Vadeli Mali Plan'm yasal yayımlanma sürelerinin değiştirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Hükümetlerin gereğini zamanında yerine getirememesinden kaynaklanan zorlukların ortaya çıkaracağı olumsuzlukların bertaraf edilmesi amaçlanmıştır. 138

141 2. MADDE: Kanun Teklifinin 1.maddesinin değiştirilmesine paralel zorunluluk olduğu için bu maddeye ihtiyaç hasıl olmuştur. 3. MADDE: Yürürlük maddesidir. 2. MADDE: Yürütme maddesidir. ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUNA GENEL GEREKÇE 5018 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan Orta Vadeli Harcama Sisteminde; en önemli aşama çok yıllı bütçelemenin politik ve mali temellerini belirleyen makro çerçevenin oluşturulmasıdır. Makro çerçeve Orta Vadeli Program (OVP), mali çerçeve ise Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) tarafından oluşturulmaktadır. Makro çerçeveyi belirleyen ilk doküman olan OVP, kalkınma plânları ve uzun vadeli strateji ile uyumlu olan Hükümet politikalarının, hem merkezî düzeyde hem de sektör düzeyinde açıklanmasıdır. Makro çerçeveyi belirleyen ikinci doküman olan OVMP, Hükümetin maliye politikası ya da mali strateji beyanı olması nedeniyle, kamunun gelir gider tahminleri ve borçlanma ile ilgili varsayımları, risk senaryolarını içermesi, geçmişle karşılaştırma yapma imkânı verecek bir veri setini sunması ve OVP'deki önceliklerle ilgili olarak harcamacı kuruluşlara ne kadar kaynak ayrıldığının, program önceliklerinin ödenek tavanlarına ne kadar yansıtıldığının açıklanması beklenen bir dokümandır OVMP'lerden beklenen, dünyadaki eğilimlere paralel olarak hükümetlerin mali hedeflerini ve program (3 yıl) boyunca uygulayacağı maliye politikasını açık bir şekilde kamuoyuna duyurması işlevini yüklenmesidir. Orta Vadeli Program (OVP) ile Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) dayanan üç yıllık mali perspektif, 5018 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde tanımlanan kapsamlı bütçe paketi ile birleştiğinde; Parlamentonun, bütçe hakkım etkin bir şekilde kullanmasına yönelik olarak önemli bir bilgi ve veri altyapısına sahip olmasının hedeflendiği görülmektedir sayılı Kanun; Parlamentonun, OVP ve OVMP ile makro düzeyde hükümet politikaları hakkında üç yıllık bir perspektifle kaynak ve harcama boyutunu değerlendirebilmesini hedeflemiştir. Ancak; Orta vadeli ekonomik ve mali programı ortaya koyan ve bütçeye yön veren OVP ve OVMP; aşağıdaki tabloda ortaya konulduğu gibi 5018 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde öngörülen sürede yayımlanmamaktadır. Bu durum, global bir kriz ortamının yaşandığı dünyada ekonomiye yön veren yatırımcılar açısından; plan metinlerinin kredibilitesi açısından önemli bir konu haline gelmektedir. Üç yıllık perspektifte hazırlanan bu metinlerin zamanında hazırlanmaması taraflar nezdinde güveninin azalmasına yol açmaktadır. Bunun yanında, OVP ve OVMP'lerin zamanında çıkmaması Parlamentonun bütçe hakkını kullanamaması anlamına gelmektedir. Bu nedenle, 5018 sayılı Kanunun 16 inci maddesi ile yayımlanmaları süreler bağlı olan Orta Vadeli Program ile Orta Vadeli Mali Plan'ın yasal yayımlanma sürelerinin değiştirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. 139

142 Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Planın Yayımlanma Tarihleri Orta Vadeli Program Orta Vadeli Mali Plan 2011 yayımlanmadı yayımlanmadı sayılı Kanunun 16ına Maddesi: 5018 sayılı Kanunun 16ıncı Maddesi: Mayıs ayı sonuna kadar Haziran ayının 15'ine kadar Teklif ile; uygulanmasına başlandığı 2005 yılından bu yana ( ve 61. AKP hükümetleri) zamanında yayımlanamayan Orta Vadeli Program ile Orta Vadeli Mali Plan'ın hazırlanma süreleri ile bu metinlerin TBMM'ye sunulması ve görüşülmesi ile ilgili maddelerde değişiklik yapılması öngörülmektedir. Bu çerçevede; - Bu güne kadar, (6 yıldır), zamanında yayımlanmayan Orta Vadeli Program ile Orta Vadeli Mali Plan'ın yayımlanma sürelerini düzenleyen 5018 sayılı Kanunun 16 inci maddesindeki süreler yerine, Hükümetin takdir ettiği tarihte yayımlama imkanı sağlanmaktadır. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin kanunları uygulamamak zorunda kalması önlenmekte, söz konusu metinleri hazırlamakla yükümlü bürokrasinin gereksiz çaba içine girerek zaman israfı önlenmektedir. Daha da önemlisi bütün gerekli çalışmaları yapabilecek sayı ve yetenekteki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bürokratları da görevlerini ihmal ediyor duruma düşmek gibi bir yanlış algılamadan kurtulmuş olacaklardır. - Bunlardan daha önemli olarak; Türkiye'nin 3 yıllık mali perspektifi hakkında genel çerçeve çizen söz konusu metinleri takip eden yerli ve yabancı yatırımcılar nezdinde, Hükümetin kredibilitesinin korunması amaçlanmaktadır. - Dünyada mali bir krizin konuşulduğu şu günlerde, dış dünyaya da Türkiye için güven verilmesi amaçlanmaktadır. Böylece Hükümet hem hukuki gerekliliği yerine getirmeyerek suçlu duruma düşmeyecek, hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin ekonomik hedefleri öngöremiyormuş durumuna düşürülmesi engellenmiş olacaktır. 140

143 2429 SAYILI ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUNA EK MADDE EKLENMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE tarihli ve 2429 Sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkında kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir. EK MADDE 1- Her yılın 21 Mart günü "Nevruz Bayramı" olarak kutlanır. MADDE 2- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Bilindiği gibi milletleri yaşatan, millet hayatını devamlı kılan ve "tarih sahnesinde bende varım" dedirten en önemli temel dinamik kültürdür. Bütün kültürlerin ilk şekillerinde en önemli tören yıllık yenilenme törenleridir. Burada, yeni yıl doğanın uyanışı, yeniden canlanışı ile birlikte başlar. Doğa ve insanın koşutluğu daha doğru bir söyleyişle; insanın da doğanın bir parçası olduğu vurgulanır. İçinde bulunduğumuz kültürde bu "yeniden doğuş"a işaret eden günün adı 'Nevruz'dur. Türkler arasında baharın gelişi -ve Ergenekon rivayetinden hareketle- kurtuluş sembolü olarak kutlanan Nevruz, Türklerin yayılmış olduğu bütün coğrafyalarda tarihin ilk dönemlerinden itibaren kutlanmış ve halen de kutlanmaktadır. Türklerde yılbaşı ilkbaharda, gece ile gündüzün eşit olduğu (ilkbahar ekinoksu) 21 Mart günüdür. Divanü Lûgat-it- Türk'de ve 12 Hayvanlı Türk Takvimi'nde yılbaşı 21 Mart günü, yani Nevruz'dur. Nevruz Türk toplulukları arasında Nevruz, Noruz, Navnz, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Yeni Gün, Ulusun Ulu Günü gibi adlarla kutlanmıştır. Halk tabakalarına 'millet' duyuşu veren unsurların başta geleni ritüellerin ortaklığıdır. Millet duyuşunu zaafa uğratmaya yönelik eylemlerin ilk hedefleri arasında da bu ortaklığı ortadan kaldırmak bulunur. Nitekim Türkiye öyle bir süreç yaşamıştır ki; Nevruz, Türklükten ayrıştırılarak yaratılmak istenen bir kimliğin bayrağı yapılmak ve bayramın birleştirici, bütünleştirici özü yerine ayrılıkçı ve çatışmacı bir öz konulmak istenmiştir. Bayramlar, toplumu oluşturan fertlerin birlik ve beraberliğine vesile olan ve kırgınlıkları, küskünlükleri ortadan kaldıran özel günlerin en başta gelenlerindendir. Nevruz'u 'ayrıştırıcı' olmaktan çıkartıp yeniden 'birleştirici' hâle getirmenin yolu, onu Mdeoloji'den alıp yeniden 'kültür'e yerleştirmektir. Böyle bir amacı hayata geçirebilmek için yani nevruzun ayrışmaya değil, birleşmeye hizmet etmesi için bu bayram günü resmi tatil ilan edilmeli ve millet bütünlüğü içerisinde coşkuyla kutlanmalıdır. Tüm Türk Cumhuriyetleri'nde resmi bayram olarak kutlanan bu müstesna günün bizde de resmi bayram ilan edilmesi; ortak bir geçmişin ortak yaşanacak bir geleceğe öncülük etmesine de hizmet edecektir. Bu sebeple dili, tarihi, tüm maddi ve manevi kıymet hükümleri bir olan büyük bir milletin sevinçleri, bayramları da bir ve ortak olmalıdır. 141

144 YAYLA VE YAYLACILK KANUNU TEKLİFİ Amaç MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; kadimden beri yayla olarak kullanılmakla olan kamuya ait alanların tespiti ile Mahalli idareler tüzel kişilikleri veya şahıslar adına, tahsislerinin yapılmasını sağlamaktır. Kapsam MADDE 2 - (1) Bu Kanun, İnsanların serinlemek, dinlenmek ve doğal ortamından yararlanmak amacıyla yaz mevsiminde geçici olarak ikamet ettikleri, kadimden beri bu amaçla kullandıkları ve yayla diye bilinen alanların tespitini tahsisini ve diğer hususları kapsar. Tanımlar MADDE 3 - (1) Bu Kanunda geçen ibarelerden, Bakanlık: Genel Müdürlük: Orman ve Su İşleri Bakanlığını, Orman Genel Müdürlüğünü, Yayla Tespit Komisyonu : Bu Kanun hükümleri uyarınca kurulan ve hangi alanların yayla olarak ilan edileceğini tespit eden komisyonu, Yayla Alanı: Yayla tespit komisyonunca sınırları tespit edilen alanı, Yayla Tahsis Sözleşmesi : Yayla olarak tespit edilen alanlardaki parsellerin tahsisine ilişkin esasları içeren ve yaylacı ile Genel Müdürlük arasında imzalanan sözleşmeyi, Yaylacı: Tespit edilen yayla alam içindeki parsellerden yayla tahsis sözleşmesi ile yararlanan gerçek ve tüzel kişilikleri ifade eder. Yayla komisyonu ve teknik ekipler MADDE 4 - (1) Yaylaların tespit ve tahsisi Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin onayı ile bir vali yardımcısı başkanlığında, Baro tarafından görevlendirilecek bir hukukçu ve vali tarafından görevlendirilecek konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci ve ilgili orman teşkilatından bir orman mühendisinden oluşan bir Yayla Komisyonu kurulur. (2) Valinin uygun görmesi halinde komisyona o ilde bulunan yayla derneklerinden en fazla üç tanesinin temsilcisi de dâhil edilir. (3) Yayla alanları bulunan il merkezi ve ilçelerde komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer gösterme çalışmalarını yapmak üzere ilçelerde kaymakamın, illerde valinin onayı ile "teknik ekipler" oluşturulur. Bu ekipler; il veya ilçede görevli bir ziraat mühendisi, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, bir orman mühendisi ile yayladan yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden oluşur. (4) Yayla Komisyonu ve teknik ekiplerin çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir. Yayla Olarak Tahsis Edilecek Yerler MADDE 5 - (1) Komisyonca tespit edilecek ihtiyaca göre aşağıda belirtilen yerlerin yayla olarak şahıslara ve Mahalli idarelere tahsis edilir. a) Kadimden beri yayla olarak kullanılan yerler ile aynı amaçla kullanılmak üzere köy veya 142

145 belediyelere tahsis ya da terk edilen yerler, b) Devletin hüküm ve tasarrufunda veya Hazinenin mülkiyetinde bulunan arazilerden etüt sonucu yayla olarak yararlanılabileceği anlaşılan yerler. (2) Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; a) Yayla olarak tespit edilecek ve Bakanlar Kurulu tarafından Kamu Yararı kararı alınan alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5'ini geçemez. b) Yayla olarak tespit edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, üst hakkı tahsis edilen kişi tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. (3) Orman ve Su işleri Bakanlığının tasarrufuna geçen taşınmazların gerçek ve tüzel kişilere üst hakkı tesis edilmesi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartları belirlemeye Bakanlık yetkilidir. Bu taşınmazlar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst haklan dâhil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Orman ve Su işleri Bakanlığının uygun görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla yapılır. (4) Yayla bölgesinin tamamı veya alt bölgeleri için imar plânları Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yapılır/yaptırılır ve onaylanır. Bu plânlar ile oluşan parseller, tahsis sözleşmesinde Öngörülmüş olmak ve tahsis süresini aşmamak koşuluyla, adına tahsis yapılan ve lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakkı tesis edilen kişi tarafından üçüncü şahıslara kiralanabilir, işlettirilebilir veya lehine tapuda tesis edilen üst hakkı devredilebilir. Bu şekilde tahsis edilen alanlarda gerçekleştirilen her türlü bina, tesis ve bağımsız bölümleri de aynı usule tâbidir. Yönetmelik MADDE 6- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından altı ay içerisinde çıkarılacak müştereken bir yönetmelikle tespit edilir. GEÇİCİ MADDE 1 (1) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren yayla alam olarak tespit edilen yerlere ilişkin olarak 6831 sayılı Orman Kanununun 17. Maddesi çerçevesinde açılmış tüm davalar açılmamış sayılır. GEÇİCİ MADDE 2 (1) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren yayla alanı olarak ilan edilen yerlerdeki binaların ilim ve fenne uygun olup olmadıkları, ilim ve fenne uygun olarak yapılmayan binaların hangileri olduğu ve hangilerinin yıkılması gerektiği çalışmaları 5 yıl içinde Bakanlık tarafından yapılır. MADDE 7 - (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 8- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Amaç maddesidir. MADDE 2- Kanunun kapsamı düzenlenmiştir. MADDE 3- Tanımlar maddesidir. MADDE 4 (1)Yayla alanlarının tespiti ve diğer hususlarda görevli komisyon ve teknik ekiplerin oluşması ve görevlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. MADDE 5 Orman niteliği taşıyan ve taşımayan ancak kadimden beri yayla olarak kullanılan 143

146 alanların şahıs ve tüzel kişiliklere tahsisi amaçlanmıştır. MADDE 6- Kanunun uygulanmasını gösterir yönetmelik çıkarılması amaçlanmıştır. GEÇİCİ MADDE sayılı Orman Kanunun 17. Maddesi çerçevesinde tüm davaların düşmesi amaçlanmıştır GEÇİCİ MADDE 2 Kadimden beri yayla alanı olan yerlerin ilim ve fenne uygun hale getirilmesi için çalışmalar yapılması amaçlanmıştır. MADDE 7-Yürürlük maddesidir. MADDE 8-Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Kültürümüzde yaylacılık, geçmişten beri süregelen ve zaman içinde şekil değiştirerek, Akdeniz iklim kuşağında yaşayan insanlarımızın yaz aylarında sıcaktan ve sivrisinekten uzaklaşmak için başvurdukları geleneksel nitelik kazanan bir olgudur. Yani yaylacılık bölge insanı için lüks değil bir ihtiyaç olmuştur. Yaz aylarında yaşanan bunaltıcı sıcaklar nedeniyle yöre halkı, nispeten daha serin ve kuru bir havaya sahip olan yaylalara yönelmekte, bu durum orman arazileri üzerinde kurulmuş olan yaylalara talebi arttırmakta ve beraberinde orman alanları üzerinde baskı oluşturmaktadır. Osmaniye İlimiz, Doğu Akdeniz bölgesinde, Çukurova'nın doğuya uzanan son noktasında yer almakta olup, % 42 si ormanlarla kaplıdır. İlimizde ormanlık alanlarda yaylacılık, sıcak iklimin de bir sonucu olarak geleneksel bir yaşam biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Osmaniye sınırlan içerisinde 555 Ha orman alanı, yaylacılık geleneği altında yaklaşık 30 bin adet konut, kulübe ve baraka gibi yapılarla işgal edilmiştir. Yaylacılık yasal bir zemine oturtulmamış, olay bir sorun olarak gün geçtikçe büyümüş, karmaşık bir hal alarak çözümü güçleşerek günümüze kadar gelmiştir. Ülkemizde yaylacılıkta en büyük problemlerin yaşandığı Osmaniye, Adana ve Mersin il sınırlarında orman içi ve bitişiğinde yüzlerce yayla merkezinde on binlerce yayla evleri bulunmakta ve yüz binlerce kişi bu yaylalardan istifade etmektedir. Buralara asfalt yol, elektrik, su, PTT, sağlık ocağı gibi tüm kamu yatırımları yapılmıştır. Bu süreçte orman teşkilatının binlerce vatandaşla mahkemelik olduğu bir gerçektir. Bu olumsuz tablo her geçen gün, gerek dünyada ki küresel ısınmadan, gerekse de halkın sosyo ekonomik durumuna bağlı olarak artacağı aşikârdır. Türkiye'de insanların yararlanmasına yönelik Yayla ve Yaylacılık mevzuatı yoktur. Öncelikle anayasamızın 169 ve 170 maddesi çerçevesinde Yayla ve Yaylacılık Kanunu çıkartılmalıdır. Teklif ile bu alanda kaosa neden olan ciddi büyüklükteki bir boşluk giderilmek istenmektedir. 144

147 KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aşağıdaki ibare eklenmiştir. "ve faaliyetleri kısmen veya tamamen deniz, hava ve demiryolu taşıma araçlarının şevki için gerekli ana ve yardımcı makineler ile elektronik seyir yardımcı cihazları ve/veya haberleşme teçhizatları ve tamamlayıcı donanımları imalatı olanlara bu makine ve teçhizatların yurtiçi imalatı ile ilgili olarak yapılacak teslim ve hizmetler," MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE 3065 Sayılı Kanun'un 13 ncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile sağlanan KDV muafiyeti, armatör ve tersanecilik faaliyetlerini kapsarken, yat ve gemi teçhizatı üretimine ilişkin teslim ve hizmetleri kapsamamaktadır. Oysa ortalama bir yat ve yük gemisinin inşa maliyetinin büyük kısmı yat ve gemi teçhizatına yapılan harcamalardan kaynaklanmaktadır. Türk armatör ve tersanecileri inşa ettikleri/ettirdikleri yat ve gemiler için ihtiyaç duydukları ana ve yardımcı makineler, radarlar, elektronik seyir yardımcı cihazları ile diğer teknik ekipman ve sair yat ve gemi teçhizatını yurt dışından ithalat yoluyla temin etmektedir. Bu nedenle, yıllardan beri Türk yat ve gemi inşa sektöründe yerli ürün katkı payı %50 civarındadır. Bu da ülkemizde inşa edilen her yat ve geminin maliyetinin yaklaşık yarısı kadar döviz kaybı demektir. Bunun temel nedeni söz konusu ekipman ve teçhizatın ülkemizde ya hiç ya da yeterli düzeyde üretilmemesidir. Bu kanun teklifi ile Türkiye'de yat ve gemi inşa yan sanayine (yat ve gemi teçhizatı üretimine) yönelik sabit sermaye yatırımlarını günümüz koşullarına uygun olarak teşvik etmek amacıyla, yat ve gemi teçhizatı üretimine ilişkin teslim ve hizmetler de 3065 Sayılı Kanun'un 13 (a) maddesi kapsamı içine alınmış olacak ve bu sayede; yat ve gemi teçhizatı üreticileri KDV nispetinde teşvik edilmiş olacaktır. Dolayısıyla yat ve gemi inşa üretimi için yerli sermaye yatırımları artacak, mevcut tesislerin küresel rekabet gücü yükselerek gerek istihdam sağlanacak ve gerekse zaten zor elde edilen dövizin yurtdışına çıkması önlenecektir. Sonuç olarak; yat ve gemi inşa yan sanayinde dışa bağımlılığı azaltma, ülkemiz yat ve gemi inşa yan sanayinde kullanılan malzeme ve her türlü teknolojinin yerli imkânlarla karşılanabilmesine yönelik altyapı imkânlarının oluşturulması ve geliştirilmesi teşvik edilecektir. 145

148 KAMUDA GEÇİCİ İŞ POZİSYONLARINDA ÇALIŞANLARIN SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA VEYA SÖZLEŞMELİ PERSONEL STATÜSÜNE GEÇİRİLMELERİ, GEÇİCİ İŞÇİ ÇALIŞTIRILMASI İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-4/4/2007 tarihli ve 5620 sayılı Kamuda Geçici İş Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli Personel Statüsüne Geçirilmeleri, Geçici İşçi Çalıştırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir. "EK MADDE 2- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte,devlet üniversitelerinde halen yılı içerisinde usûlüne uygun olarak vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında toplam 6 ay veya daha fazla süreyle çalışmış olanlardan fabrika, şantiye, atölye, çiftlik, arazi gibi işçi istihdamının zorunlu olduğu yerlerde işçiler eliyle gördürülmesi gereken işlerde fiilen çalışanlar sürekli işçi kadrolarına(4/d), bunların dışında kalan geçici işçiler ise istekleri hâlinde Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (A) fıkrası hükümleri uyarınca eğitim düzeyleri ve hizmet sürelerine uygun memur kadrolarına ilgili mevzuattaki sınırlamalara tabi olmaksızın atanırlar. Aynı şartlarda çalışıp da askerlik, doğum veya sağlık kurulu raporuyla belgelendirilen sağlık sorunları sebebiyle iş sözleşmeleri askıda kalanlar da bu madde kapsamında değerlendirilir." MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ "EK MADDE 2-Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, devlet üniversitelerinde halen yılı içerisinde usûlüne uygun olarak vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında toplam 6 ay veya daha fazla süreyle çalışmış olanlardan fabrika, şantiye, atölye, çiftlik, arazi gibi işçi istihdamının zorunlu olduğu yerlerde işçiler eliyle gördürülmesi gereken işlerde fiilen çalışanlar sürekli işçi kadrolarına(4/d), bunların dışında kalan geçici işçiler ise istekleri hâlinde Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (A) fıkrası hükümleri uyarınca eğitim düzeyleri ve hizmet sürelerine uygun memur kadrolarına ilgili mevzuattaki sınırlamalara tabi olmaksızın atanırlar. Aynı şartlarda çalışıp da askerlik, doğum veya sağlık kurulu raporuyla belgelendirilen sağlık sorunları sebebiyle iş sözleşmeleri askıda kalanlar da bu madde kapsamında değerlendirilir. "Bu madde ile yüksek öğretim kurumlarında çalışan geçici statüdeki işçilerin pozisyonlarına uygun 4/A ve 4/D kadrosuna alınması amaçlanmıştır. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Bilindiği üzere 'geçici iş pozisyonunda' çalışan işçilerin sorunlarına çözüm olmak ve Kamu Sektöründe çalışan geçici işçilerin sürekli işçi kadrosuna ya da sözleşmeli personel statüsüne alınmalarını sağlamak amacıyla, "5620 sayılı Kamuda Geçici İş Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli Personel Statüsüne Geçirilmeleri, Geçici İşçi Çalıştırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmişti sayılı kanunun amacı, genel gerekçesinde; geçici işçi istihdamının başlangıçtaki amacından uzaklaştığı, özellikle geçici işçi alımına ve istihdamına yönelik olarak mevzuattan 146

149 kaynaklanan boşluklar ve esneklikler, kurum ve kuruluşlar açısından bu istihdam şeklini diğerlerine göre daha tercih edilir hale getirdiği, bu kapsamda çalışan personelin iş mevzuatı hükümlerine tabi olmasına rağmen, işçi istihdamıyla ilgisi bulunmayan alanlarda bile geçici işçi çalıştırılmasının yaygınlaştığı, geçici işçi istihdamının başlangıç amacıyla fiili durumu arasında büyük sapmalar meydana geldiği, bu nedenle geçici iş pozisyonlarında çalıştırılan geçici işçilerle ilgili yeni bir düzenleme yapılması zorunluluğu olarak ifade edilmiştir 2007 yılında çıkarılan 5620 sayılı yasa ile geçici işçilerin yaşadığı sorunlara sınırlı bir çözüm getirilmiş ve bir kısım işçilerin Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli Personel Statüsüne geçirilmeleri sağlanmış, ancak gerek yasanın sınırlı kapsamı, gerek idarelerin hatalı yorumları ve gerekse raporlu sürelerin yasada öngörülen 6 aylık süreden sayılmaması nedeniyle, bu haktan yararlanamayan pek çok geçici işçi bulunmaktadır. Yasa sürekli işçi kadrosuna geçirilebilmek için 2006 yılı içerisinde usulüne uygun olarak vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında toplam 6 ay ve daha fazla çalışmış olmak ile; fabrika, şantiye, atölye, çiftlik, arazi gibi işçi istihdamının zorunlu olduğu yerlerinde işçiler eliyle gördürülmesi gereken işlerde fiilen çalışmaları şartlarını aramıştır. İdareler, doğum izni ve raporlu olmaları nedeniyle çalışmayanların bu sürelerini 6 aylık sürenin hesabında dikkate almamışlardır. Bu nedenle 2006 yılında 6 ay çalışma koşulunu yerine getirmediği gerekçesiyle bu haktan yararlandırılmayan geçici işçiler bulunmaktadır. Öte yandan fabrika, şantiye, atölye, çiftlik, arazi gibi işçi istihdamının zorunlu olduğu yerlerde çalışma şartı idarelerce sınırlı yorumlanmış böylece pek çok geçici işçi bu yasadan yararlanamamıştır yılında çıkan 5620 sayılı Kanun genel anlamıyla belirli aylarda ( ) çalışan tüm vizeli işçileri kapsamasına rağmen araya giren bazı maddelerde; istihdamın zorunlu olduğu yerler(çiftlik, atölye, şantiye, arazi, fabrika) ve istihdamın zorunlu olmadığı yerler (büro işçileri) gibi bir ayrıma gidilerek maliyeden vizesi çıkıp bulunduğu yerde yıllardır hizmet veren büro işçileri kapsam dışı tutulmuştur Normalde maliyeden vizesi çıkan ve tüm şartları kanun kapsamında tutan vizeli işçi sadece büroda çalıştığı için sürekli işçi kadrosu yerine kendisine sözleşmeli personel statüsüne geçmesi ya da geçici işçi olarak kalması yönünde teklif yapılmış ama çeşitli hak kaybına uğradıkları için mağdur olan büro İşçileri geçici işçi statüsünde çalışmak zorunda kalmışlardır. Ayrıca Geçici işçilerin daimi işçi ve sözleşmeli personel gibi becayiş ya da tayin hakkı bulunmamaktadır.. Bu Kanun farklı kurumlarda farklı şekilde uygulanmıştır Ör: Mahalli idarelerde (İzmir Torbalı Belediyesinde çalışan geçici büro işçileri tarihinde ve M.35.6.TOR.0.10/10-7/41 kararıyla kadroya alınmıştır) ve Kültür Bakanlığındaki geçici büro işçileri daimi işçi kadrosuna alınırken, üniversiteler kapsam dışı olmuştur. Bu kanun çıktığı takdirde zaten 12 ay çalışıp devlete külfeti olmayan ve devlet memuru ve sözleşmeli personelle aynı işi yapan binlerce geçici işçinin sorunlarına çözüm olacaktır. Nitekim "DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN 4 ÜNCÜ MADDESİNİN (B) FIKRASI İLE 4924 SAYILI KANUN UYARINCA SÖZLEŞMELİ PERSONEL POZİSYONLARINDA ÇALIŞANLARIN MEMUR KADROLARINA ATANMASI AMACIYLA DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME 1 ile 657 sayılı yasanın 4/B fıkrasında tanımlanan sözleşmeli personele benzer bir hak tanınmıştır. 147

150 SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU'NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1: tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 37: Mülga 506 sayılı Kanunla Sosyal Sigortalı, Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve 'Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 4/A'lı sigorta kapsamına alınanlar, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Kuruma borçlanma talebinde bulunarak, borçlanma taleplerinin kabulünün kendilerine tebliği tarihindeki 82.maddeye göre belirlenen asgari günlük kazanç üzerinden hesaplanacak malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta primi borcunu, tebliğ tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde Kuruma ödemek şartı ile çalışma sürelerinin tamamını veya bir bölümünü borçlanabilirler. Borçlandırılan hizmetler, prim veya kesenek ödemek suretiyle geçmiş veya daha önceki borçlandırılmış hizmetlerle birleştirilir. Kanuna göre borçlandırılacak hizmetlerin toplamı 15 yılı geçemez. Sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödeyerek geçen hizmetler ile 18 yaşın altında geçen hizmetler borçlandırılamaz. Borçlanan sigortalının ölümü halinde, borçlanma tutarının tümü veya hakkın doğumuna yetecek bölümü birinci fıkradaki koşullarla hak sahipleri tarafından ödenir. Belgelerdeki bilgilerin doğruluğu konusunda Kurumca yapılacak veya yaptırılacak inceleme sonucunda gerçeğe aykırı bulunan borçlanma belgeleri geçerli sayılmaz, bu belgelere göre yapılmış bulunan işlemler iptal edilir. Gerçeğe aykırı belge düzenleyenler ile ilgili sigortalılar Kurumun bu yüzden uğrayacağı zararları müştereken ve müteselsilen %50 fazlası ve kanuni faizi ile birlikte ödemekle yükümlüdürler. Bunlar hakkında ayrıca genel hükümlere göre ceza kovuşturması da yapılır. MADDE 2: Bu kanun hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3: Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1: 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na eklenecek bir ek madde ile Sosyal Güvenlik Kurumu'na tabi 4/A'lı vatandaşlarımızın geçmişe dönük prim borçlarına yönelik bir ödeme kolaylığı getirilmesi amaçlanmıştır. MADDE 2: Yürürlük maddesidir. MADDE 3: Yürütme maddesidir. GEREKÇE Bilindiği gibi Anayasamızın 10.maddesi "herkesin kanun önünde eşit olduğunu", 60.Madde ise "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar" hükmüne sahiptir. Geçmişte Bağ-Kur'lu vatandaşlarımıza geriye dönük hizmet borçlanması yapılmak suretiyle, Bağ-Kur'lu vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetler giderilmiş. Fakat SSK'lı vatandaşlarımıza bu kolaylıklar getirilmemiştir. Sadece mülga 506 Sayılı Kanuna, 2167 Sayılı Kanunun 14.maddesi ile eklenen "bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan film, tiyatro, sahne, gösteri ve saz sanatçıları, müzik, resim, heykel, dekoratif ve benzeri uğraşıları içine alan bütün güzel sanat kollarında çalışanlar, düşünür ve yazarlar" tanımına uyan vatandaşlara 2959 sayılı 148

151 kanunla 506 Sayılı Kanuna eklenen geçici madde, daha sonra 3395 sayılı kanunla 506 Sayılı Kanuna eklenen geçici madde ve son olarak 4056 Sayılı Kanunla, 506 Sayılı Kanuna eklenen Geçici 80.Madde ile hizmet borçlanması imkânı getirilmiştir. Bu imkândan yararlanmak sadece belli bir zümrenin değil bu kanuna ve şuanda 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu'na bağlı her vatandaşın Anayasamızın 10. maddesi gereği hakkıdır. Sanatçılarımız gibi aynı sosyal haklara sahip ve genelde aynı sıkıntıları çeken öncelikle mevsimlik çalışan tarım işçileri, inşaatlarda sezonluk çalışan işçiler ve diğer bütün işçi statüsüne giren vatandaşlarımız da sanatçılarımıza tanınan bu kolaylıklardan faydalanmalıdırlar. Yapılan düzenleme ile işçi statüsündeki bütün vatandaşlarımızın bu kolaylıktan faydalanması amaçlanmıştır. 149

152 UMUMİ HAYATA MÜESSİR AFETLER DOLAYISIYLA ALINACAK TEDBİRLERLE YAPILACAK YARDIMLARA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1-15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. "GEÇİCİ MADDE 23-1/1/1952 yılından bu maddenin yayımı tarihine kadar umumi hayata müessir afetlerden dolayı 7269 sayılı Kanuna veya afetlerle ilgili hükümleri kapsayan diğer kanunlara göre emanet, ihale veya evini yapana yardım yoluyla yapılan veya yaptırılacak olan binaların maliyet ve borçlandırma bedellerinin % 15'ini geçmeyecek şekilde ve 25/3/2004 ile 28/3/2004 tarihlerinde Erzurum-Ilıca, Aşkale, Çat ve çevresinde meydana gelen deprem afeti nedeni ile tek katlı konut, ahır üstü konut ve ahırlardan hak sahibi olan ve bu yapıları inşa edilen ailelerin borçlandırılmasına esas maliyet bedellerinin % 50'sini geçmeyecek şekilde bu bedellerden Bakanlar Kurulu kararıyla indirim yapılır." MADDE 2 - Bu Kanun yayımı tarihinde girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1-1/1/1952 yılından bu maddenin yayımı tarihine kadar umumi hayata müessir afetlerden dolayı 7269 sayılı Kanuna veya afetlerle ilgili hükümleri kapsayan diğer kanunlara göre emanet, ihale veya evini yapana yardım yoluyla yapılan veya yaptırılacak olan binaların maliyet ve borçlandırma bedellerinin % 15'ini geçmeyecek şekilde ve 25/3/2004 ile 28/3/2004 tarihlerinde Erzurum-Ilıca, Aşkale, Çat ve çevresinde meydana gelen deprem afeti nedeni ile tek katlı konut, ahır üstü konut ve ahırlardan hak sahibi olan ve bu yapılan inşa edilen ailelerin borçlandırılmasına esas maliyet bedellerinin % 50'sini geçmeyecek şekilde bu bedellerden Bakanlar Kurulu kararıyla indirim yapılması amaçlanmıştır. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Erzurum ili; 1 inci, 2 nci ve 3 üncü derecede tehlikeli deprem bölgesinde olup Erzurum Havzası Doğu-Güneybatıdan Dumlu ve Erzurum fay zonları ile Batı- Kuzey Batıdan Aşkale fay zonu ile ve Güneyden Tabya- Kandilli fay zonu tarafından sınırlandırılmıştır. Son yüz yılda ( yıllan Büyüklüğü Magnutudu=m) 1901 m= 6,1 Erzurum, 1924 M=6,8 Pasinler, 1952 M=5,8 Pasinler, 1983 M= 6,7 Horasan, 1984 M=5,7 Balkaya, 1999 M=5,l Şenkaya ve 2004 M=5,l, 5,3 Aşkale depremleri meydana gelmiştir. Erzurum ilinin kuzeydoğusunda heyelan olayları, ilin genelinde ise su taşkınları yoğun olarak yaşanmakta ve kış aylarında aşın yağış alan bölgelerde çığ afeti vuku bulmaktadır. Erzurum ilinin sosyo-ekonomik yapısı sonucu, il genelinde mevcut yapı stoku büyük oranda yerel malzeme ve yerel imkânlarla yapılmış mühendislik hizmeti almamış yapılardan oluşmaktadır. Afetlerden dolayı afetzede hak sahipleri için ihale veya Evini Yapana Yardım (EYY) metodu ile yaptırılan, tek katlı konut, ahır üstü konut ve bağımsız ahır yapımı için borçlandırmaya esas üst yapı maliyet bedelleri TL ile TL arasında değişmektedir. Afetzedelerin, çiftçilik ve hayvancılığın dışında başka bir gelir kaynağı olmadığı ve borçlandırma maliyet bedelleri ile faiz yükü yüksek olduğu için afetzedeler ipotekli borçlandırma taksitlerini düzenli bir şekilde ödeyememektedirler. Bu nedenle banka tarafından 150

153 icra işlemleri başlatılmaktadır. Bu yüzden ilin genelinde birçok afet konutu boş kalmakta ve metruk evler yığını meydana gelmektedir. Benzer nedenle Marmara depremi sonrası konut ve işyerinden hak sahibi afetzedelerin 7269 sayılı afet kanunun 1051 sayılı kanunla eklenen 4 üncü maddesi gereğince emanet, ihale ve evini yapana yardım yoluyla yapılan veya yapılmakta olan ve yapılacak binalarla kanunun geçici 6 ncı maddesi kapsamına giren binalann borçlandırma bedellerinin yansına kadar tarih ve 2006/10283 sayılı Bakanlar Kurulu Karanyla yaklaşık 85 milyon TL indirim yapılmıştır. Afet konutlarının maliyet bedellerinin indirimine esas " tarih ve 7269 sayılı kanunun 1051 sayılı kanunla yeniden düzenlenen ek 4 üncü maddesi gereği 1972 yılında yayınlanmış bulunan yönetmeliğin afetzedelerin gelirlerine ilişkin hükümleri güncellenmemiştir. Bu nedenlerle ve Marmara Deprem bölgesindeki afetzedelere nazaran gelir seviyesi daha düşük olan Erzurum Afetzedelerinin konut maliyet bedelinde kanun teklifimizdeki oranlarda indirimi yapılması gereklidir. 151

154 22/5/2003 TARİHLİ VE 4857 SAYILI İŞ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa aşağıdaki "ek madde" eklenmiştir. ' " EK MADDE-1- Kamu kurum ve kuruluşlarında belirsiz süreli hizmet akdi ile çalışan işçiler, eş durumu, sağlık sebepleri ve diğer kamu kurumlarının talebi halinde kurumlar arası mutabakat sonucunda, hak edilmiş olunan kıdem tazminatının naklen atamayı yapacak olan kuruma aktarılması kaydıyla, atanması mümkündür. Ancak, naklen tayin olan işçinin toplu iş sözleşmesine göre veya işveren durumundaki kamu kuruluşu ile yapmış olduğu sözleşme hükümleri uyarınca almakta olduğu her türlü ödemenin brüt tutarı naklen tayin olduğu kamu kuruluşunda en yüksek ücret alan sürekli hizmet akdi ile çalışan işçinin ödemelerinin aylık brüt tutarını geçemez. Naklen atanan işçi, atandığı kuruluşta atanma tarihinden önce yürürlüğe girmiş olan ve uygulanmakta olan mevcut toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalanır." MADDE 2- Bu Kanun yayınladığı tarihte yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu madde ile belirsiz süreli hizmet akdiyle kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklen atanabilme hususu düzenlenmiştir. Naklen atanmanın eş, sağlık ve naklen atanılacak olan kurumun talebi çerçevesinde yapılacağına işaret edilmiştir. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir GENEL GEREKÇE Kanun teklifi ile, kamu kurumlarında çalışan işçi statüsündeki personelin, diğer kamu kurumlarına nakline imkan sağlanmaktadır. Bilindiği gibi halen işçilerin nakline ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Hizmet akdine bağlı çalışılıyor olması sebebiyle uygulamada da bir nakil işlemi yapılmamaktadır. Ancak adı nakil olmasa da işçiler fiilen bir kurumda çalışırken başka kamu kurumunda işe başlayabilmekte bu durumda ise kıdem tazminatı ile ilgili sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yargıtay işçilerin birikmiş kıdem tazminatlarının gittiği kamu kurumuna devredilebileceğine hükmetmiştir. Yargıtay'ın bu kararı bazı sorunları çözmüş olsa da hizmet akdi ile çalışılıyor olmasından kaynaklanan statü sorununa bağlı engelleri ortadan kaldırmamaktadır. Kanun teklifi ile bu konudaki sorun giderilmekte, yasal boşluk doldurulmakta ve işçilerin bu hususa ilişkin mağduriyetleri önlenmektedir. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının bir gereği olarak 4857 sayılı kanun kapsamında çeşitli kamu kurum ve kuruluşunda sürekli hizmet akdi ile çalışan işçiler mevcuttur. Bu işçilerin eş durumu ve sağlık sebepleri bir kamu kuruluşundan diğerine naklen atanma talepleri söz konusu olmaktadır. Kamuda çalışan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlar ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi sözleşmeli personelin kuruluşlar arasında nakilleri yapılmakta iken, sürekli hizmet akdi ile çalışan işçilerin kurumlar arasında tayin olmaması Anayasanın kanunu önünde eşitlik başlıklı 10'uncu maddesine aykırı olduğunda kuşku yoktur. 152

155 Yapılacak olan düzenleme ile esasında kamu hizmetini yürüten kamu kurumlarının personel politikası açısından hiçbir sakınca yaratmayacak olan düzenleme ile ailesel bütünlük sağlanacak, personelin verimi en üst sıraya yükselmiş olacaktır. Dolayısıyla teklif edilen düzenleme ile bu alandaki yasal boşluğun doldurulması amaçlanmaktadır. 153

156 DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinin ORTAK HÜKÜMLER bölümünün (B) fıkrasının (3) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE sayılı Kanunun 152 nci maddesinin "II- Tazminatlar" kısmının "D) EMNİYET HİZMETLERİ TAZMİNATI" bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. D) EMNİYET HİZMETLERİ TAZMİNATI a) Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil kadrolarda bulunanlardan; 1.Emniyet Genel Müdürü için % 335 ine, 2. Birinci Sınıf Emniyet Müdürlüğü kadrolarına atananlardan; -Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Polis Akademisi Başkanı, Ankara, İstanbul ve İzmir İl Emniyet Müdürleri için % 305 ine, -Daire Başkanı, I.Hukuk Müşaviri, Diğer İl Emniyet Müdürleri, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü, POMEM Müdürü, PMEM Müdürü, Polis Koleji Müdürü ve Koruma Müdürleri için % 285 ine, -Diğerleri için % 265 ine, 3.İkinci Sınıf Emniyet Müdürlüğü kadrolarına atananlar için % 245 ine, 4.Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürlüğü kadrolarına atananlar için % 230 una, 5.Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürlüğü kadrolarına atananlar için % 215 ine, 6.Emniyet Amirliği kadrolarına atananlar için % 200 üne 7.Başkomiser kadrolarına atananlar için % 185 ine, 8.Komiser kadrolarına atananlar için % 170 ine, 9. Komiser Yardımcılığı kadrolarına atananlar için % 157 sine, 10. Kıdemli Başpolis kadrolarına atananlar için % 152 sine, 11. Başpolis Memuru kadrolarına atananlar için % 147 sine, 12. Polis Memurlarından; -1 ve 2 nci derecelerden aylık alanlar için % 142 sine, -3 ve 4 üncü derecelerden aylık alanlar için % 132 sine, -5 ve 6 ncı derecelerden aylık alanlar için % 122 ine, -7 ve 8 inci derecelerden aylık alanlar için % 112 ine, - 9 uncu dereceden aylık alanlar için % 102 sine, 13. Çarşı ve mahalle bekçileri için % 92 sine, 14. a) Zorunlu hizmet bölgesi illerde fiilen görev yapanlar için ayrıca % 35 ine, b) Özel Harekat, Asayiş, Trafik ve Çevik Kuvvet birimleri ile Polis Merkezi Amirliklerinde fiilen görev yapanlar için ayrıca % 25 ine, MADDE sayılı Kanunun Ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin "VII. EMNİYET HİZMETLERİ SINIFI" bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 154

157 UNVANI VII. EMNİYET HİZMETLERİ SINIFI Derece Ek Gösterge a)emniyet Genel Müdürü b) Emniyet Genel Müdür Yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Polis Akademisi Başkanı, Ankara, İstanbul ve İzmir İl Emniyet Müdürleri c) Daire Başkanları, I. Hukuk Müşaviri, Diğer Birinci Sınıf Emniyet Müdürleri, d) Kadroları bu sınıfa dahil olup da İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü ile Emniyet Amiri sıfatını kazanmış olanlar e) Başkomiser, Komiser, Komiser Yardımcısı, Kıdemli Başpolis, Başpolis ve Polis Memurlarından; aa) Yüksek öğrenimliler 1 bb) Diğerleri 1 MADDE 4- Bu Kanun, yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini, Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Madde ile, Emniyet Hizmetleri Sınıfında görev yapan üniversite veya yüksek okul mezunu polis, başkomiser ve emniyet amirlerinin emekli müktesebinin birinci dereceye kadar yükselebilmesi ve birinci dereceden emekli olabilmeleri sağlanmakta, böylelikle diğer

158 memurlar ile aralarında olan eşitsizliğin giderilmesi öngörülmektedir. MADDE 2- Madde ile, Emniyet Hizmetleri Sınıfında çalışanların ağır çalışma şartları ve emsallerine yapılan ödemeler dikkate alınarak emniyet hizmetleri tazminatında kademeli olarak iyileştirmeler yapılması amaçlanmaktadır. MADDE 3- Madde ile, başka sınıflarda çalışan memurlarda olduğu gibi Emniyet Hizmetleri Sınıfında çalışanlara da 8. dereceye kadar ek gösterge verilmesi ve emsali çalışanlara verilen ek göstergeler de dikkate alınarak bazı unvanların ek göstergeleri yeniden düzenlenmektedir. Böylelikle halen çalışanlar ile emekli emniyet personelinin mağduriyetleri giderilmektedir. MADDE 4- Yürürlük maddesidir. MADDE 5- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Emniyet hizmetleri sınıfı mensupları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında kamu görevi yapan memurlardır. Görev şartları ve özellikleri göz önünde bulundurularak kendilerine özgü ayrı bir kanunlarının mutlaka düzenlenmesi gerekmektedir. 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin ORTAK HÜKÜMLER bölümünün (B) fıkrasının (3) numaralı bendine göre; emniyet hizmetleri sınıfı mensuplarından, - Emniyet müdürleri ve bu sıfatı taşımakta olan emniyet teşkilatı mensupları birinci derecenin son kademesine, - Başkomiser ve emniyet amirleri ikinci derecenin son kademesine, - Diğerleri ise üçüncü derecenin son kademesine kadar yükselebilmektedir. Görevde iken birinci derecede çalışabilmekte, ancak birinci derecenin gösterge ve tazminatlarına hak kazanılamamaktadır. İster meslek yüksekokulu bitirsin, ister üniversite bitirsin, hatta isterse doktora yapsın birinci dereceye yükselememektedir. Bu nedenle birinci dereceden emekli olunamamaktadır. Hâlbuki yine 657 sayılı Kanuna göre meslek yüksekokulu ve üniversite mezunu olan diğer memurlar birinci dereceye yükselebilmekte ve bu dereceden emekli olabilmektedir. Dolayısıyla emniyet hizmetleri sınıfı için açıkça bir eşitsizlik söz konusudur. Yine 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre Emniyet hizmetleri sınıfı dışındaki diğer memurların büyük bir kısmı 8.dereceden itibaren ek göstergeye hak kazanmaktadır. Emniyet hizmetleri sınıfında ise ek göstergenin 4. dereceden başlaması haksızlıktır. Ayrıca; ek gösterge rakamları ve tazminatları da emsallerinden düşük tespit edilmiştir sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 15 inci maddesine göre; "Beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci meslek derecelerine dahil emniyet teşkilatı mensuplarından yüksek mektep mezunu olanlar kaymakamlıklara muadildir. Bunlar arasında Siyasal Bilgiler Okulu veya lise muadili tahsil görmüş hukuk mezunları kaymakamlıklara ve aynı derecedeki kaymakamlar da emniyet müdürlüklerine naklen veya terfian tayin edilebilirler. Dördüncü ve daha yukarı meslek derecelerindeki emniyet teşkilatı memurlarından yüksek tahsil görmüş olanlar, maaşlarının miktarına göre o maaşı alan Dahiliye memurlukları derecelerine muadil memurluklara naklen veya terfian tayin olunabilirler." Yasadan da anlaşıldığı üzere komiser, başkomiser, emniyet amiri ve 4.sınıf emniyet müdürü 156

159 rütbesindeki yüksekokul mezunu emniyet hizmetleri sınıfı personel kaymakama denk sayılmıştır. Ancak, daha sonraki yapılan düzenlemelerde bu denklik ve denge özellikle maaş durumunda tarih ve 5540 sayılı kanunla bozulmuştur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu incelendiğinde mesleğe yarışma ile giren Genel İdari Hizmetler Sınıfı Uzman kadrolu personelin, Teknik Hizmetler Sınıfının, Sağlık Hizmetleri Sınıfının ve Mülki İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfının özlük hakları açısından emniyet teşkilatı personelinden çok ileride oldukları görünen bir gerçektir. Emniyet Teşkilatına alınan personelin de yarışma usulü ile kuruma alınması ve çalışanlardan amir Sınıfının tamamının, memur sınıfının ise yaklaşık % 80 inin üniversite veya yüksek okul mezunu olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Gerek çalışırken gerekse emekli olduktan sonra polislerin saygın, itibarlı ve güvenilir bir hayat sürdürebilmelerini temin amacıyla özlük hakları iyileştirmesi mutlak yapılmalıdır. Teklif ile Emniyet Hizmetleri Sınıfı mensuplarının; - Üniversite veya yüksekokul mezunu olanların, mükteseben birinci dereceye kadar yükselebilmeleri ve birinci dereceden emekli olabilmeleri sağlanmakta, - Emniyet Hizmetleri Tazminatı oranları artırılmakta, - Ek göstergelerinde, emsalleri esas alınarak iyileştirme yapılmakta ve 8. Dereceye kadar ek göstergeler belirlenmektedir. 157

160 29/8/1977 TARİHLİ VE 2108 SAYILI MUHTAR ÖDENEK VE SOSYAL GÜVENLİK YASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-29/8/1977 tarihli ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 1 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Köy ve mahalle muhtarlarına brüt asgari ücret tutarı kadar aylık ödenek verilir. Bu ödenek, muhtarlıkların bulunduğu yerleşim biriminin idari yapısı ve nüfusu gibi kriterleri ayrı ayrı veya birlikte dikkate almak suretiyle İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine bir katına kadar farklı olarak belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Muhtarlara verilen aylık ödenek tutarının brüt asgari ücret olarak belirlenmesi ve bu ödeneği, muhtarlıkların bulunduğu yerleşim biriminin idari yapısı ve nüfusu dikkate alınmak suretiyle bir katına kadar farklı olarak belirlemeye Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması öngörülmektedir. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Muhtarlar seçimle iş başına gelen kamu görevlileridir. Muhtarlar, vatandaşların sorunları ile en başta ve en yakın şekilde karşı karşıya gelmektedir. Köy ve mahallelere idari hizmetlerin sunulmasında, yerel hizmetlerin götürülmesinde ve vatandaşın birçok sorunun çözülmesinde, muhtarlar önemli görevler üstlenmektedir. Muhtarlar, devletle vatandaşlar arasında iletişim kurulmasında, vatandaşların beklentilerinin ilk elden yetkili makamlara aktarılmasında önemli bir görevi yerine getirmektedir. Aldıkları aylık ödenekleri günümüz şartlarında yeterli olmaması nedeniyle, halen sayıları 53 bini bulan köy ve mahalle muhtarlarımız geçim mücadelesi vermektedir. Muhtarlara verilen aylık ödeneğin önemli bir kısmı, sürekli muhatap oldukları resmi kurumlara gidip gelmeleri için yaptıkları ulaşım giderlerine harcanmaktadır. Muhtarların aldığı aylık ödenek, muhtarlık görevinin yürütülmesi için zorunlu olan internet, elektrik, telefon, kırtasiye, temsil, ağırlama ve diğer harcamaları karşılamaya yetmediğinden, muhtarların aile bütçelerine ilave yük getirmektedir. Ayrıca, muhtarların birçoğu sosyal güvenlik primini yatıramadığından sosyal güvenceden yoksun duruma düşmüşlerdir. Bu Teklif ile muhtar ödeneğinin, en az brüt asgari ücret olarak belirlenmesi öngörülmektedir. 158

161 31/12/1960 TARİHLİ VE 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.. Asgarî geçim indirimi Madde 32 Ücretin gerçek usûlde vergilendirilmesinde asgarî geçim indirimi uygulanır. Asgarî geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgarî ücretin yıllık brüt tutarıdır. Gelirin kısmî döneme ait olması halinde, ay kesirleri tam ay sayılmak suretiyle bu süreye isabet eden indirim tutarları esas alınır. Asgarî geçim indirimi, bu fıkraya göre belirlenen tutar ile 103 üncü maddenin ikinci fıkrasındaki gelir vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranın çarpılmasıyla bulunan tutarın, hesaplanan vergiden mahsup edilmesi suretiyle uygulanır. Mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde iade yapılmaz. Ücretlerin vergilendirilmesinde asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra, varsa teşvik amaçlı diğer indirim ve istisnalar dikkate alınır. Asgarî geçim indiriminin uygulamasına ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir. MADDE sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Esas tarife: Madde 103 Gelir vergisine tabi gelirler; TL ye kadar % 15 (ücret gelirlerinde TL ye kadar % 10) TL nin TL si için TL (ücret gelirlerinde TL si için TL), fazlası % TL nin TL si için TL (ücret gelirlerinde TL nin TL si için TL), fazlası % TL den fazlasının TL'si için TL (ücret gelirlerinde TL den fazlasının TL si için TL), fazlası % 35 oranında vergilendirilir. MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Asgarî geçim indirimi başlıklı 32 inci maddesi ile Ücretin gerçek usûlde vergilendirilmesinde uygulanacak asgarî geçim indirimi belirlenmiştir. Mevcut hükümlere göre asgarî geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgarî ücretin yıllık brüt tutarının; ücretlinin kendisi için % 50 si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için % 10 u, çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere; ilk iki çocuk için % 7,5 diğer çocuklar için % 5 i olarak öngörülmüştür. Teklifte ise ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan

162 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgarî ücretin yıllık brüt tutarının tamamı asgarî geçim indirimine konu edilmektedir. Bu değişiklikte, ilgili mevzuata göre çalışanların zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için belirlenmesinin öngörülmüş olması nedeniyle asgari ücretten gelir vergisi alınmaması amaçlanmaktadır. Bu durum, bekar asgari ücretli için halen 658,95 TL olan net asgari ücretin % 7,1 oranında artmasını sağlayacaktır. Böylelikle; asgari ücretliden vergi alınmaması ve bütün çalışanların ücret gelirlerinin asgari ücret kadar kısmının vergi dışı bırakılması sağlanmaktadır. MADDE sayılı Gelir Vergisi Kanununun Esas tarife: başlıklı 103 üncü maddesi ile gelir vergisine tabi gelirlere uygulanacak belirlenmiştir. Mevcut hükümlere göre 2011 yılı itibariyle ücret gelirleri; TL ye kadar % TL nin TL si için TL, fazlası % TL'nin TL si için TL, fazlası % TL den fazlasının TL si için TL, fazlası % 35 oranında vergilendirilmektedir. Teklifte ise; tarifedeki % 15 vergi nispetinin % 10 olarak uygulanması ve bu oranın uygulanacağı ücret geliri tutarının da (2011 yılı rakamlarıyla) TL na yükseltilmesi öngörülmektedir. Bu değişiklikte; çalışanların gelir vergisine esas yıllık ücret gelirinin TL lık kısmına %10 vergi oranının uygulanması suretiyle ücret gelirlerinden alınan gelir vergisinin azaltılması amaçlanmaktadır. Bu Teklifin 1 inci maddesinde öngörülen asgari geçim indirimi ile birlikte dikkate alındığında özellikle düşük ücret alan çalışanların ücretlerinde önemli tutarda bir artış sağlanmaktadır. Böylelikle; asgari ücret vergi dışı kalmakta ve çalışanların vergi yükü kısmen hafifletilmektedir. MADDE 3 Yürürlük maddesidir. MADDE 4 Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi nde Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır hükmü yer almaktadır. Ücretin temel insan haklarının güvencesi altında bir sosyal hak niteliğini taşıması, asgari ücretin kaynağını ve temelini oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Ücrette Adalet Sağlanması başlıklı 55 inci maddesinde de, ücret emeğin karşılığıdır denilmekte ve çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alma konusunda Devlete görev verilmektedir. Aynı maddenin son fıkrasında da, Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur denilmektedir. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 39 uncu maddesi gereğince, iş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin asgari ücretini tespit etmekle, kamu ile işçi ve işveren temsilcilerinden oluşturulan Asgari Ücret Tespit Komisyonu görevli bulunmaktadır. 160

163 Asgari Ücret Yönetmeliği nde, Asgari ücret: İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün koşullarına göre asgari düzeyde karşılamaya yönelik ücrettir şeklinde tanımlanmaktadır. Halen (1/7/ /12/2011 döneminde) uygulanan ve Asgari Ücret Tespit Komisyonunun 28/12/2010 tarihli ve 2010/1 sayılı Kararı ile işçi temsilcilerinin muhalefetine karşılık oyçokluğuyla belirlenmiş olan asgari ücret tutarı aylık 837 TL dır. Asgari ücretin bugünkü tutarıyla, çalışanların aileleri ile birlikte gıda, konut (kira, elektrik, su, yakıt), giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde bile olsa, karşılaması mümkün değildir. Ayrıca, asgari ücretten gelir vergisi, sosyal sigorta ve işsizlik sigortası işçi payı, damga vergisi vb. kesintiler yapılmaktadır. Zaten düşük belirlenen asgari ücretten yine kesinti yapılmaktadır. Böylece asgari ücret, tespit edildiği andan itibaren yetersiz, çelişkili ve tutarsız olmaktadır. Asgari ücretin, yönetmelikte tarif edildiği şekilde, zorunlu ihtiyaçları günün koşullarına göre asgari düzeyde karşılamaya yönelik belirlenmelidir. Asgari ücret, çalışanın kendisine ve ailesine insanlık onuruna uygun bir yaşayış sağlayabilecek düzeyde olmalıdır. İşçiye ödenen net asgari ücret, mutlaka açlık sınırının üzerinde olmalıdır. Ücretlilerin vergi yükü de düşürülmelidir. Bu Kanun Teklifi ile asgari ücretin vergi dışı bırakılması ve ücretlilerin vergi yükünün hafifletilmesi amaçlanmaktadır. 161

164 KAMUDA AYNI İŞİ YAPMAKLA BİRLİKTE FARKLI STATÜDE ÇALIŞANLARIN MEMUR VEYA SÜREKLİ İŞÇİ KADROLARINA ATANMASI AMACIYLA DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa aşağıdaki madde eklenmiştir. EK MADDE 43- Bu Kanuna tabi kurumlarda, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hizmet alımı yoluyla müteahhit personeline gördürülemez. Memur statüsü dışında sözleşmeli ve geçici statüde istihdam edilecek personelin sayısı bu Kanuna tabi idarelerin dolu memur kadrolarının yüzde birini geçemez. MADDE 2 Devlet Memurları Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 40- Kamu kurum ve kuruluşlarının merkez, taşra ve döner sermaye teşkilatlarında, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve (C) fıkrası ile özel kanunlarında yer alan hükümlere istinaden sözleşmeli ve geçici personel pozisyonlarında çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, durumuna uygun aynı unvanlı 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak ve personelin nitelikleri dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca belirlenen memur kadrolarına, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde kurumlarınca atanırlar. Birinci fıkra kapsamındaki idarelerde geçici veya mevsimlik işçi ya da taşeron işçisi statüsünde çalışanlardan otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, niteliklerine uygun sürekli işçi kadrolarına bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak esaslar çerçevesinde kurumlarınca atanırlar. Birinci fıkra kapsamındaki idarelerde, memurlar eliyle gördürülmesi gereken asli ve sürekli görevlerde geçici işçi ya da taşeron işçisi olarak çalışanlar hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır. Birinci fıkra kapsamındaki idarelerde fabrika, şantiye, atölye, çiftlik, arazi gibi yerlerde bedeni çalışılması ağırlıklı olan ve işçi istihdamının zorunlu olduğu yerlerde işçiler eliyle gördürülmesi gereken işlerde sözleşmeli ve geçici personel pozisyonlarında fiilen çalışanlar hakkında da ikinci fıkra hükümleri uygulanır. Bu madde hükümlerine göre memur kadrolarına atananların, sözleşmeli veya geçici statüde geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bunlar, atandıkları kadronun mali ve sosyal haklarına göreve başladığı tarihi takip eden aybaşından itibaren hak kazanır ve önceki aldıkları mali ve sosyal haklar hakkında geriye dönük herhangi bir mahsuplaşma yapılmaz. Bu maddenin uygulamasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı yetkilidir. MADDE 3 Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4 Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 162

165 MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Anayasamızın 128 inci maddesinde Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür hükmü yer almaktadır. Bu itibarla, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi kurumlarda, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin hizmet alımı yoluyla müteahhit personeline gördürülmesinin yasaklanması amaçlanmaktadır. Ayrıca, kamuda memur statüsü dışında sözleşmeli ve geçici statüde istihdam edilecek personel sayısına sınırlama getirilerek, Devlet Memurları Kanununa tabi idarelerin dolu memur kadrolarının yüzde birini aşmaması öngörülmektedir. MADDE 2- Devlet Memurları Kanununa eklenen Geçici 40 ncı madde ile; - 4/B li sözleşmeli personel, - Özel kanunlara göre sözleşmeli personel, - 4/C li geçici personel, - Geçici ve mevsimlik işçi, - Taşeron şirket işçisi statüsünde kamuda çalışanların, durumlarına uygun memur veya sürekli işçi kadrolarına atanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir. Böylelikle kamuda aynı işi yapanlar arasında eşitsizliğin, haksızlığın, adaletsizliğin ve ayrımcılığın giderilmesi amaçlanmaktadır. MADDE 3- Yürürlük maddesidir. MADDE 4- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Son yıllarda, devletin asli ve süreklilik arzeden birçok görevleri; - 4/B li sözleşmeli personel, - Özel kanunlara göre sözleşmeli personel, - 4/C li geçici personel, - Geçici ve mevsimlik işçiler, - Taşeron şirket işçileri eliyle yürütülür hale gelmiştir. Maliye Bakanlığı verilerine göre, kamuda 2011 yılı sonu itibariyle; memur, sözleşmeli, geçici personel (4/C), sürekli işçi, geçici işçi bulunmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı nın TBMM de yaptığı açıklamaya göre de kamuda 426 bin taşeron işçisi çalıştırılmaktadır. Kamuda sağlıklı ve tutarlı bir personel politikası uygulanmamakta olup, özellikle seçimler arefesinde kanunlar çıkarılarak sözleşmeli personel ve geçici işçiler kadrolara alınırken, akabinde tekrar aynı statüde personel alımı yapılmaktadır. Kamuda aynı yerlerde ve hizmetlerde, aynı işi yapmalarına rağmen statülerinin farklı olması nedeniyle çalışanlar arasında idari, mali ve sosyal haklar yönünden birçok farklılık 163

166 bulunmaktadır. Bu durum Anayasa ile güvence altına alınan eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olduğu gibi, çalışanların motivasyonunu ve çalışma barışını olumsuz etkilemektedir. Anayasamızın 128 inci maddesinde Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür hükmü yer almaktadır. 657 sayılı Kanun, memurlar eliyle gördürülmesi mümkün olmayan geçici işlerin ifası için istisnai hallere münhasır olmak üzere sözleşmeli ve geçici personel istihdamını mümkün kılmıştır. Hal böyle iken, uygulama ve gelenek de bu hükmün lafzına ve ruhuna uygun olarak işlemekte iken son on yıldır bu istisnai uygulamalar asıl istihdam şeklinin önüne geçmiştir. Bu yanlış uygulama ile birlikte de birçok mağduriyet ortaya çıkmıştır. En büyük mağduriyet ise yandaş olmayan ve bu istisnai yollarla iş bulamayanlardadır. Bunlar girdiği merkezi sınavı kazanıp ataması yapılamayan, bir türlü sıra gelemeyen ve sıra gelmeden de kadroları istisnai yollarla doldurulanlardadır. Bu yanlışın derhal durdurulması gerekmektedir. Bununla birlikte, uygulamadaki tutarsızlığın ve aynı statüdeki kişilere yapılan farklı uygulamaların giderilerek kendi içinde hakkaniyetin sağlanması da gerekmektedir. Bu çerçevede, 4/6/2011 tarihli ve mükerrer sayılı Resmi Gazete de yayınlanan 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ile 4924 sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanlar memur kadrolarına atanmışlardır. Ancak, 200 bin civarında sözleşmeli memur kadrolarına atanırken, başta il özel idareleri ve belediyeler olmak üzere birçok kamu kurum ve kuruluşundaki sözleşmeli personel ve 4/C mağdurları kadroya alınmamıştır. Dolayısıyla, bazı sözleşmelilere sağlanan hakların, başta il özel idareleri ile belediyeler ve bağlı kuruluşlarında çalışanlar olmak üzere kamuda çalışan diğer sözleşmelilere verilmemesi, Anayasa ile güvence altına alınan eşitlik ve adalet ilkelerine aykırıdır. Yine özellikle mahalli idarelerde geçici işçi statüsünde çalışan teknik personel bulunmakta olup, onlar da mağduriyetlerinin giderilmesini beklemektedir. Diğer taraftan, 663 sayılı KHK ile vekil ebe-hemşirelerin 4/B'li sözleşmeli kadrosuna alınması, mali ve sosyal haklarında iyileştirmeler getirmesi açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de tüm sağlık çalışanlarının memur kadrolarına alınmaması tutarsızlık ve adaletsizliktir. Ayrıca, bu hakkın 3 Kasım 2010 tarihinden 2 Kasım 2011 tarihine kadar kesintisiz bir yıl çalışma şartına uyan vekil ebe-hemşirelere tanınması, bu şartı taşımayanlar için büyük haksızlık oluşturmuştur. 04/04/2007 tarihli 5620 sayılı Kanunla yaklaşık 220 bin geçici işçiye kadro verilmiştir. Fakat, Kanun 2006 yılında en az 6 ay çalışanları kapsadığından, birçok geçici ve mevsimlik işçi bu kapsama girememiştir. Yıllardır bu kadroyu bekleyen geçici ve mevsimlik işçiler yararlanamamıştır. Kamuda üvey evlat muamelesine tabi tutulan bir başka çalışan kesim de 4/C lilerdir. 657 sayılı Kanunun 4/C maddesi kapsamında yapılan atama işlemi hakla, hukukla ve insafla bağdaşmamaktadır. Yine, kamuda başta sağlık birimlerinde olmak üzere yüz binlerce işçi, iş güvencesinden yoksun biçimde, ağır çalışma koşullarında, hakları ihlal edilerek, sendikasız, asgari ücretle, taşeron 164

167 şirketler vasıtasıyla çalıştırılmaktadır. İnsan onuruna yaraşır, düzgün işlerin sunulması esas olması gerekirken, evrensel normlardan uzak kalarak, kar mantığıyla, fazla çalıştırılan, ancak karşılığı ödenmeyen, bir nevi kölelik sistemini andıran taşeronlaşma kabul edilemez bir durumdur. Bu kanun Teklifinde; kamuda sözleşmeli ve geçici personel pozisyonlarında çalışanlar ile geçici, mevsimlik ve taşeron işçisi olarak çalışanların memur veya sürekli işçi kadrolarına atanabilmeleri öngörülmektedir. 165

168 24/2/1968 TARİHLİ VE 1005 SAYILI İSTİKLAL MADALYASI VERİLMİŞ BULUNANLARA VATANİ HİZMET TERTİBİNDEN ŞEREF AYLIĞI BAĞLANMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibi Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Milli mücadeleye iştirak eden ve bu sebeple kendilerine İstiklal Madalyası verilmiş bulunan Türk vatandaşları ile 1950 yılında Türk Tugayının Kore'ye ayak bastığı Ekim ayında başlamak ve 1953 yılı Pan-Munjon Ateşkes Anlaşmasına kadar Kore'de fiilen savaşa katılmış olan Türk Vatandaşlarına ve 1974 yılında Temmuz 1 inci ve Ağustos 2 nci Barış Harekatına Kıbrıs'ta fiilen görev alarak katılmış olan Türk Vatandaşlarına, hayatta bulundukları sürece, 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan 30 günlük brüt asgarî ücret tutarı esas alınarak vatani hizmet tertibinden aylık bağlanır. Bu aylık başka bir gelir veya aylık alınıp alınmadığına, ya da bir işte çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın kesintisiz ve tam olarak ödenir. Hak sahibinin ölümü halinde bu aylık dul eşine %75 i, çocukları ile anne ve babasına % 25'i oranında bağlanır. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Milli mücadeleye iştirak eden ve bu sebeple kendilerine İstiklal Madalyası verilmiş bulunan Türk vatandaşları ile Kore'de ve Kıbrıs'ta fiilen savaşa katılmış olan Türk Vatandaşlarına, vatani hizmet tertibinden bağlanan aylıklarının, brüt asgarî ücret tutarına yükseltilmesi ve bu aylığın, başka bir aylık veya gelir alsa da, çalışsa da, her hal ve şartta ödenmesi, ayrıca ayrıca gazinin ölümü halinde dul eşinin yanı sıra çocukları ile anne ve babasına da aylık bağlanması öngörülmektedir. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Anayasamızın 61 inci maddesinde; Devletin, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri koruması ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlaması, 10 uncu maddesinde de; harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmaması amir hükümleri bulunmaktadır. 24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibi Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanuna göre; İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs gazilerimize şeref aylığı bağlanmaktadır yılı Temmuz ayı itibariyle şeref aylığı alan gazilerimizin dağılımı aşağıdaki gibidir. 166

169 Şeref aylığı alan gaziler Kişi sayısı İstiklal harbi gazisi dul eşi (Hayatta kalan gazi bulunmamakta) 659 Kore harbi gazisi Kore harbi gazisi dul eşi Kıbrıs harbi gazisi Kıbrıs harbi gazisi dul eşi Kaynak: SGK - Temmuz 2011 Aylık İstatistik Bülteni Toplam sayılı Kanuna göre, İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs gazilerimizden; - Sosyal güvenlik kurumundan gelir veya aylık almayan ve bir işte çalışmayanlara net asgarî ücret tutarı, - Sosyal güvenlik kurumundan gelir veya aylık alan ya da bir işte çalışanlara ise 5750 gösterge rakamının her yıl Bütçe Kanunu ile tespit edilen memur maaş katsayısı ile çarpılmasından bulunacak miktarda, aylık bağlanmaktadır. Buna göre İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs gazilerimiz ile dul eşlerine 2011 yılı ikinci yarısında ödenen aylıklar aşağıdaki gibidir. Herhangi Bir Sosyal Güvenliği Olan Herhangi Bir Sosyal Güvenliği Olmayan Aylık Tutarı(TL) Aylık Tutarı(TL) İstiklal harbi gazisi dul eşi 290,84 İstiklal harbi gazisi dul eşi 449,41 Kıbrıs harbi gazileri 387,79 Kıbrıs harbi gazileri 599,21 Kıbrıs harbi dul eşi 290,84 Kıbrıs harbi dul eşi 449,41 Kore harbi gazileri 387,79 Kore harbi gazileri 599,21 Kore harbi dul eşi 290,84 Kore harbi dul eşi 449,41 Kaynak: SGK - Temmuz 2011 Aylık İstatistik Bülteni Görüldüğü üzere, şeref aylığı bağlanmasında vatana hizmet durumu dışında, gazilerin aylık veya gelir alıp almaması, çalışıp çalışmaması durumuna bağlı olarak ücret farklılaştırılması yapılmaktadır. Bu durum aylığın bağlanma gerekçesi olan vatana hizmet kriteri dışında bir kriterin esas alınması sonucunu doğurmak suretiyle şeref kriterinin farklılaştırılmasına yol açtığından, aylık bağlama amacına uygun değildir. Ayrıca, milli mücadeleye iştirak eden ve bu sebeple kendilerine İstiklal Madalyası verilmiş bulunan gazilerimiz ile Kore'de ve Kıbrıs'ta fiilen savaşa katılmış olan gazilerimize bağlanan aylıkların, gazilerimizin hizmetleriyle ölçülmesi sözkonusu dahi edilemez. Ancak, gazilerimizin geçim sıkıntısı içinde bulunmaları da asla kabul edilemez. Anayasamızın 61 inci maddesine göre de Devletin toplumda gazilerimize yaraşır bir hayat seviyesi sağlaması görevi bulunmaktadır. Bu Kanun teklifi ile, Anayasamızın 61 inci maddesinde yer alan amir hükümler de dikkate alınarak, gazilerimize bağlanan aylıkların, hiç olmazsa brüt asgarî ücret tutarına yükseltilmesi ve başka bir aylık veya geliri olsa da, çalışsa da bu aylığın ödenmesi, ayrıca gazinin ölümü halinde dul eşinin yanı sıra çocukları ile anne ve babasına da aylık bağlanması öngörülmektedir. 167

170 14/7/1965 TARİHLİ VE 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1-14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 43 üncü maddesinin eki I sayılı Cetvelde yer alan IV EĞİTİM VE ÖĞRETİM HİZMETLERİ SINIFI bölümünün (b) Öğretmen ve diğer personel bendi ekteki şekilde yeniden düzenlenmiştir. b) Öğretmen ve diğer personel MADDE sayılı Kanunun 152 nci maddesinin "II- Tazminatlar" kısmının "B- EĞİTİM, ÖĞRETİM TAZMİNATI" bölümünün birinci fıkrasının; (a) (b) bendinde geçen % 100 üne ibaresi % 150 sine şeklinde, bendinde geçen % 95 ine ibaresi % 140 ına şeklinde ve (c) bendinde geçen % 85 ine ibaresi de % 130 una şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Özellikle emekli öğretmenlerimizin aylıklarında iyileşme yapmak amacıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 43 üncü maddesinin eki cetvelde yer alan öğretmenlerin ek göstergeleri yükseltilmektedir. MADDE 2- Öğretmenlerimizin maaşlarında iyileştirme yapmak amacıyla 657 sayılı Kanunun 152 nci maddesinde yer alan eğitim-öğretim tazminat oranları yükseltilmektedir. MADDE 3- Yürürlük maddesidir. MADDE 4- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Türk milletinin sosyal, kültürel ve ekonomik alanda sürdürülebilir bir gelişmeyi sağlayabilmesi için, öncelikle eğitim ve öğretimin kaliteli, bilimsel yöntemlerle yürütülmesi gerekmektedir. Bu da ancak öğretmenlerimizle mümkün olacaktır. Türk öğretmenleri, 2023 Lider Ülke Türkiye hedefinin gerçekleşmesinde en önemli itici güç olacaktır. 168

171 Öğretmenlerimiz, vatanımızın her yöresinde, her türlü imkânsızlığa ve zorluğa rağmen idealist bir ruhla hizmet etmekte, devletimizin gülen yüzlerinden birisi olarak tüm vatandaşlarımıza ayrım gözetmeksizin yeni ufuklar açmak için gayret göstermektedir. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın yetişmesinde fedakârca, vefakârca ve özverili bir biçimde gayret gösteren öğretmenlerimiz her türlü takdire fazlasıyla layıktır. Ne var ki, kısıtlı imkânlar çerçevesinde ve hayatın getirdiği birçok zorluklara takılmadan gelecek nesillerin hazırlanmasını ve yetişmesini sağlayan öğretmenlerimizin gereken ilgiyi görmediği bir gerçektir. Maddi sorunların baskısı altında ezilen, itibar ve saygınlığı her geçen gün zayıflayan bir mesleğin Türkiye nin güçlenmesi, milletimizin ilerlemesi yolunda ne denli katkı sağlayacağı tartışmalı bir konu olarak karşımızdadır. Son olarak, 2 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 666 sayılı KHK ile memur maaşlarında yapılan iyileştirmelerden öğretmenlerimiz maalesef yararlanamamıştır. Çocuklarımıza bir harf öğretebilmek için en ücra köşelerde heyecanla görev yapmaya çalışan, milletimizin aydınlık geleceğine katkı vermek için fedakarca hizmet veren öğretmenlerimizin, ekonomik problemler karşısında çaresiz kalmaları asla kabul edilemez. Kendi ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekten uzak kalmış bir mesleğin mensuplarının, bu ağır ekonomik şartlar altında görevlerini layıkıyla yapmalarını beklemek insaflı bir yaklaşım değildir. Bu kutlu mesleğin mensuplarının hangi gerekçeyle olursa olsun çözemediğimiz sorunlarının milletimizin geleceğinde ağır bir bedelinin olacağını bilmek ve öngörmek durumundayız. Bu amaçla hazırlanan Kanun Teklifi ile; - Öğretmenlerimizin maaşının bulundukları derecelere göre 275 TL ile 330 TL arasında artırılması, - Emekli öğretmenlerimizin maaşının da 304 TL artırılması, öngörülmektedir. 169

172 SOSYAL HİZMETLER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan net asgarî ücret tutarının 2/3 ünden ibaresi iki aylık net asgari ücret tutarından şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetinin karşılığı olarak belirlenecek kişi başına aylık bakım ücreti tutarı, iki aylık net asgari ücret tutarından özürlünün ortalama aylık gelirinin düşülmesi suretiyle bulunacak miktarda belirlenir. Ayrıca özür oranının yüzde elliyi aşan kısmının bir aylık net asgari ücret ile çarpımı sonucu bulunacak miktar aylık bakım ücreti tutarına eklenir. Her durumda ödenecek tutar üç aylık net asgari ücret tutarından fazla olamaz. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Evde bakım ücreti ilgili kanunla; "Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendisine düşen ortalama aylık gelir tutarının, bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3 ünden daha az olduğu bakım raporu ile tespit edilmesi, özürlü bireyin heyet raporu veren hastanelerden alacağı özürlü sağlık kurul raporunun yüzde 50 ve üzeri ile ağır özürlü kısmında mutlaka 'Evet' yazan bir ibare bulunması, özürlü bireyin başkasının yardımı olmadan hayatını devam ettiremeyecek şekilde bakıma muhtaç olması gerekli olduğunun bakım heyeti raporu ile tespit edilmesi. şeklinde belirlenmiştir. Ülkemizde, yüzde 50 nin üzerinde bir sağlık kurulu raporu alarak engelini ortaya koyanların ailesine yapılacak olan yardım noktasında baz alınan kıstasların yeniden değerlendirilerek değiştirilmesi, daha adil bir düzenleme getirilmesi gerekmektedir. Evinde engelli aile bireyi olan pek çok sayıda vatandaşımız; aile gelir tespitinde esas alınan gelir seviyesinden dolayı büyük mağduriyet yaşamaktadır. Gelir seviyeleri birbirine çok yakın ailelerden, çok az bir farkla sınırı geçenlerin uğradığı haksızlık bunun bir göstergesidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında bu konuyla ilgili bir komisyon kurulmalıdır. Bakım ücretlerinin tespitinde esas alınan gelir miktarında yeniden düzenleme yapılmalıdır. Bu durumdaki tüm ailelere standart maaş verilmesi yerine daha adil bir dağılım sağlayabilecek üst bir limit tespit edilerek, ücretlerin bu üst limite göre belirlenecek oranlarda azaltılıp artırılması sağlanmalıdır. Bakım ücretlerinde esas alınan diğer bir kıstas olan sağlık kurulu raporlarında da yeni bir düzenleme getirilmesiyle daha adil bir uygulama sağlanmalıdır. Örneğin ağır derecede bir kalp yetmezliği olan ve ya görme özürlü bir vatandaşımızın evde bakımı ile felç hastalığı geçirerek tamamen yatağa bağımlı bir vatandaşın evde bakımı noktasında önemli fark bulunmaktadır. Hem maliyet hem gösterilen özveri ve emeği tek bir standart ücretle değerlendirmek haksızlık oluşturmaktadır. Bu haksızlığa adil bir iyileştirme noktasında, sağlık kurullarından alınmış olan raporlarda tüm hastalıkların özür derecelerinin yaş dikkate alınarak ayrı oranlarda yeniden belirlenmesi ve bu oranlar üzerinden kademeli olarak değerlendirme yapılması gerekmektedir. 170

173 KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE 1-13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE sayılı Karayolları Trafik Kanununun 41 inci maddesinin (b) bendinde öngörülen sürücü belgesi alacak olanlarda aranan en az ortaokul veya sekiz yıllık temel eğitimi bitirmiş bulunmaları şartı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 4 yıl süreyle aranmaz. İlkokul mezunu olmaları yeterli sayılır. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Sürücü belgesi alınmasında ilköğretim mezunu olma şartı uygulaması, 1996 yılında Karayolları Trafik Kanunu'nda yapılan değişiklikle başlamış, uygulamanın başlama tarihi önce 2000, daha sonra da 2004 yılına ertelenmişti yılları arasında yaklaşık 1,5 yıl hayata geçirilen düzenleme 5 Temmuz 2006 tarihinden itibaren 5 yıl süreyle ertelenmiş tarihinden itibaren uygulamaya girmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre ülkede 18 milyonun üzerinde ilkokul mezunu vatandaşımız bulunmaktadır Eğitimlerini çeşitli sebeplerden dolayı devam edemeyen vatandaşlarımız içerisinde halen sürücü belgesi almamış çok sayıda ilkokul mezunu mevcuttur. Çağımızda, kendi aracı ile ulaşımlarını sağlamak isteyen vatandaşa eğitim seviyesi nedeniyle araç kullanamazsın demek insan haklarına aykırıdır. Modern çağda araç kullanmak insani bir haktır. Yasanın yürürlüğe girmesinden önce ehliyet almış ilkokul mezunlarının daha çok trafik kazasına karıştığıyla ilgili kapsamlı bir çalışma sonucu ortaya konan istatistiki bir bilgi de yoktur. Bir çok konuda kriter olarak aldığımız Avrupa Birliği Ülkelerinde sürücü belgesi ile ilgili eğitim şartı bulunmamaktadır. Bu ülkelerinin birçoğunda ehliyet almak için okuryazar olmak yeterli sayılmaktadır. Çünkü güvenli araç kullanımı, beceri kazanma işidir. Bu beceriyi her eğitim seviyesindeki kişi kazanabilir. Ehliyet alabilmek için önemli olan araç kullanma becerisini kazanmış olmak, trafik işaret ve levhalarını tanımak ile kuralları biliyor olmaktır. Eğitimle ilgili böyle bir sınırlama getirildiğinde ilkokul mezunu vatandaşlarımız komşu ülkelerden fahiş fiyatlarla sürücü belgesi almakta, almış oldukları sürücü belgelerini ülkede değiştirmektedirler. Sürücü belgesi alma konusundaki eğitim şartı, sürücü belgesiz araç kullanımlarını arttırmakta, sahte diploma hazırlama ve sahte ehliyet verme gibi kanunsuzluklar ortaya çıkarmakta istenen amaç hasıl olmamaktadır. Kanun teklifi ile mevcut uygulamanın ortaya çıkardığı mağduriyetin ve eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. 171

174 TÜRKÇENİN KULLANILMASI VE GELİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ Amaç BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam ve İlkeler MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde Türkçenin ahengini ve doğal gelişimini bozabilecek etkilerden korunmasını, kendi özüne ve dil bilgisi kurallarına uygun bir şekilde geliştirilmesini düzenlemektir. Kapsam MADDE 2-(1) Bu Kanun ile Türkçenin korunmasına ve geliştirilmesine yönelik alınacak önlemleri, uygulanacak yaptırımları ve eğitim-öğretim kurumlarında eğitim dili olarak Türkçenin etkinliğinin arttırılmasına ilişkin ilke ve düzenlemeleri kapsar. İlkeleri Şunlardır: MADDE 3- (1) a) Dilin doğru kullanımını ve kullanıcıların dil eğitimini geliştirmek ve kişiler arası iletişimin bir aracı olarak dilin özüne ve dil bilgisi kurallarına uygun bir şekilde geliştirilmesi koşullarının yaratılmasını sağlamak. b)yurt içinde ve dışında Türkçe ile eğitimi ve Türkçenin öğretimini desteklemek. c) Sınırlarımız içinde ve dışında Türkçeyi geliştirmek. d) Türkçenin, bir dünya dili olarak uluslararası kullanımını yaygınlaştırmak, hak ettiği saygınlığı kazanmasını sağlamak. e) Toplumda Türkçe sevgisinin güçlenmesine katkıda bulunmak. İKİNCİ BÖLÜM Türkçenin Geliştirilmesi Okullarda Türkçe öğretimi ve değerlendirilmesi MADDE 4- (1) Okul öncesi eğitim kurumlarında yabancı dille eğitim ve yabancı dil öğretimi yapılamaz. (2) İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde eğitim dili olarak Türkçeden başka dil kullanılamaz. İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde öğrenciler Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı, Dil ve Anlatım derslerinden başarılı olmadıkça yılsonu başarı ortalaması ile veya herhangi bir kurul kararı ile başarılı sayılamazlar ve bu derslerden başarılı sayılmadıkça da mezun olamazlar. Bu derslerden başarısız olanlar af kapsamına da alınamazlar. (3) Yükseköğrenime giriş ve kamu personeli alımı sınavlarında, Türkçe bilgisini ölçen sorular, toplam soru sayısının yüzde % 30 undan az, % 70 inden fazla olamaz. Yazışma ve toplantılarda Türkçe MADDE 5- (1) Kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu tüzel kişiliklerinde ve noterliklerde her türlü belge, sözleşme ve yazışma Türkçe olarak düzenlenir. Muhatapların yabancı uyruklu olması durumunda, yabancı dille yazışma ve sözleşme yapılabilir; ancak bu belgelerin de Türkiye Cumhuriyeti uyruklu muhataplar için ülke içindeki dağıtımında Türkçe çevirilerinin yapılması ve kullanılması zorunludur. (2) Türkiye de yapılacak her türlü resmî toplantı ve görüşmelerde, Türkiye yi temsil edecek kişilerin konuşmalarını Türkçe yapmaları zorunludur. Türkiye dışındaki toplantı ve 172

175 görüşmelerde de Türkçe kullanmak esastır. Ancak zorunluluk hâlinde, istisnai hâllerde başka dil kullanılabilir. (3)Yukarıda sayılan hususları denetlemeye ve bunlara yaptırım uygulamaya kamu görevlisinin birinci sicil amiri görevli ve yetkilidir. Gazete ve dergilerde Türkçe MADDE 6- (1) Ulusal gazete ve dergilerde Türkçenin doğru kullanımı esastır. Türkçenin yazım kurallarına ve doğru kullanımın riayet etmeyen; Türkçede olmayan yabancı kelimeleri sistemli olarak kullanan gazete ve dergiler, ayrıca bunların yazarları cezai işleme tabi tutulur. (2) Yerel gazete ve dergilerin Türkçeyi doğru kullanması esastır. Türkçe yazım ve imlâ kurallarına uymayan yerel gazete ve dergiler, ayrıca yazarları cezai işleme tabi tutulur. (3) Ulusal ve yerel gazete ve dergiler, Türk Dil Kurumu tarafından türetilen yeni kelimeleri kullanmakla yükümlüdürler. (4) Yukarıda sayılan hususları denetlemeye ve bunlara yaptırım uygulamaya Basın İlan Kurumu görevli ve yetkilidir. Radyo ve televizyonlarda Türkçe MADDE 7- (1) Ulusal ve yerel yayın yapan radyo ve televizyonlarda Türkçenin doğru kullanımı esastır. (2) Türkçede olmayan yabancı kelimeleri sistemli olarak kullanan ulusal radyo ve televizyonlar, ayrıca program yapımcıları ve yönetmenler cezai işleme tabi tutulur. (3) Ulusal yayın yapan radyo ve televizyonlarda, haftada bir saatten az olmamak kaydıyla ve ila saatleri arasında Türkçenin öğretilmesi, özendirilmesi ve sevdirilmesine yönelik programlar yapılıp yayımlanması zorunludur. Bu konudaki düzenleme, denetim ve yaptırım uygulaması Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yerine getirilir. (4) Orijinal sürümdeki filmler, müzik eserleri ve dinî ayinler dışındaki radyo televizyon yayınlarının Türkçe olması zorunludur. (5) Ulusal ve yerel yayın yapan radyo ve televizyonlar, Türk Dil Kurumu tarafından türetilen yeni kelimeleri kullanmakla yükümlüdürler. (6)Yukarıda sayılan hususları denetlemeye ve bunlara yaptırım uygulamaya Radyo ve Televizyon Üst Kurulu görevli ve yetkilidir. Sunucu yeterlik belgesi MADDE 8- (1) Ulusal yayın yapan radyo ve televizyonlarda görev yapacak sunucuların, Türkçeyi doğru ve kurallara uygun telaffuz edebildiklerini gösteren bir yeterlik belgesi ne sahip olmaları zorunludur. (2) Yeterlik belgesini verme konusunda Türk Dil Kurumu görevli ve yetkilidir. (3) Yeterlik belgesi sahibi olmayan sunucu çalıştıran veya sunucuları Türkçeyi doğru ve kurallara uygun kullanmayan radyo ve televizyonları denetlemeye ve bunlara yaptırım uygulamaya Radyo ve Televizyon Üst Kurulu görevli ve yetkilidir. 173

176 Kurum ve kuruluş adlarında Türkçe ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Türkçenin Korunması MADDE 9- (1) Türkiye de faaliyet göstermek üzere, yürürlükteki mevzuat uyarınca kurulan bütün kurum ve kuruluşların ad ve unvanları Türkçe olmak zorundadır. Türkiye de iş yapan yabancı firmalarda ve Türkiye de satışı yapılan isim hakkı alınmış yabancı mal, ürün ve hizmetlerde Türkçe ad ve unvan kullanma zorunluluğu aranmaz. Ürün mal ve hizmet adları ile ilan, reklam ve tanıtımlarda Türkçe MADDE 10- (1) Bir ürün, mal ve hizmetin adında, sunuluşu, tanıtımı, kullanım kılavuzu, garanti belgesi, fatura ve makbuz gibi belgelerinde; yazılı, sözlü, görsel araçlarla yapılan her türlü ilan, reklam ve tanıtım faaliyetlerinde Türkçe kullanılması zorunludur. Her türlü iş yeri, faaliyet alanı ile araç ve gereçlerde kullanma, işaret, uyarı ve yönlendirme yazı ve levhaları Türkçe olacaktır. (2) Zorunlu hâllerde, Türkçeden başka dillerin kullanılması da gerekiyorsa, bu dillere ilişkin yazılı ve sözlü ifade ve metinler, Türkçeden daha önce, daha kapsamlı, daha okunaklı ve daha belirgin olamaz. Ölçüt ve başvuru kurumu MADDE 11- (1) Kurum ve kuruluşların ad ve unvanları ile mal ürün ve hizmetlerin adlarının Türkçe olmasında ölçüt, Türk Dil Kurumunca yayımlanan Türkçe sözlüklerin son baskısında ve yine Türk Dil Kurumunca yayınlanmış derleme ve tarama sözlüklerinde madde başı olarak yer almış kelime ve deyimlerle Türkçe dil bilgisi kurallarına uygun olarak bunlardan türetilmiş kelime ve deyimlerden oluşmasıdır. (2) Türk kültür ve tarihine ilişkin özel adlarla Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının adları da bu Kanunun kapsamına giren konularda kullanılabilir. Türkçe sözlerden ve özel adlardan kısaltmalar ve birleştirmeler yapılabilir. (3) Yukarıda belirtilen kaynaklar dışında kalan bir kelimenin ad olarak kullanılması; ancak Türk Dil Kurumunun açık oturum oluru ile mümkündür. Yaptırım MADDE 12-(1) Bu Kanun daki hükümlere uyulmaması durumunda yasağa konu levha, tabela ve yazılar ilgili belediye tarafından; belediye olmayan yerlerde köy ihtiyarlar kurulu tarafından ortadan kaldırılır. Ayrıca sorumlular hakkında, yetişkinlere ait asgari ücretin aylık brüt tutarının on katından az olmak üzere ticari kuruluşlarda bir önceki yıla ait vergi matrahının binde beşi tutarında para cezası uygulanır. 2) Yazılı, sözlü ve görsel araçlarla yapılan her türlü ilan, reklam ve tanıtım faaliyetlerinde denetim ve yaptırım uygulanması ilgili valiliklerce yerine getirilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Geçici Hükümler GEÇİCİ MADDE 1- Bu Kanun kapsamına giren ve Türkçe olmayan ad ve unvanlar ile bunlara ilişkin levha, tabela ve yazılar, bu Kanun un yürürlüğe girmesinden başlayarak en geç 1 yıl içinde değiştirilir. GEÇİCİ MADDE 2- Bu Kanun un uygulanmasına ilişkin tüzük ve yönetmelikler, Kanun un yürürlüğe girmesinden başlayarak en geç altı ay içinde çıkarılır. BEŞİNCİ BÖLÜM 174

177 Yürürlük Son Hükümler MADDE 13- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 14- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 3 üncü maddesi Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Hükmüne yer verilmiştir. Gelişmiş, çağdaş ülkelerde toplumun birlik ve beraberliğini sağlayan coğrafyayı vatanlaştıran, yaşanan mekâna anlam kazandıran temel unsur dil dir. Türkçemiz yüzlerce yıllık kültür hayatımızın, medeniyetimizin gerekçesidir. Rahmetli Yahya Kemal in ifadesiyle annemizin ağzımızdaki ak sütüdür. Türk insanını saran kumaşın markasının bile yabancı olmasından onu kıskanırım sözü aşırı duyarlılık içerse de Türkçe nin bozulma ve yozlaşma konusunda geldiği aşama ciddidir. Türkçenin korunmasına, gelişmesine, gelecek nesillere iletilmesine büyük özen gösterilmelidir. Dili yozlaşan, yabancı dillere karşı, gerek toplum hayatında gerekse bilim ve eğitimde geri plana düşen bir milletin geleceği ciddi şekilde tehlikeye düşer. Her alanda kendi dilini hâkim kılmayan milletler kendilerini başkalarının gerçekliğini yaşamaya mahkûm ederler. Başkalarının anlam ve kuramlarıyla dünyayı algılayan bireyler, hayatta başkalarının maddi pratiklerini yaşamak eğilimi içinde olacaklar ve düşünce dünyasında başkalarının sorunsallarına çözüm getirmeye gayret edeceklerdir. Türkçe sözcüklerin, deyimlerin, konuşma biçiminin bozulması doğrudan Türkçe düşünmeyi de etkilemektedir. Bu noktada Türk olmak biraz da Türkçe konuşmak anlamına gelmektedir. Farklı kültürel toplumların birbirini etkilemeleri yüzyıllar içerisinde doğal görülebilse bile, bir milletin gündelik hayatını düzenleyen kuralların olabildiğince arındırılarak topluma sunulması daha doğru olacaktır. Türkçe nin toplum hayatındaki işlevi dikkate alınmalı, bunun milli bir politika şeklinde benimsenmesi ve yürütülmesi sağlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde başta büyükşehirlerimiz olmak üzere birçok şehrimizde cadde ve sokaklarında alelusul yazılmış çok sayıda işyerleri ve ticari kuruluş levha ve tabelası bulunmaktadır. Günümüzde, Türk alfabesi ve Türkçe kelimeler ile yazılan işyeri ve ticari kuruluş levha ve tabela sayısı azınlıkta kalmış durumdadır. Türkçe vatanında giderek köşeye sıkışmaktadır. Sorun yalnızca yabancı tabela, ad ya da levha sorunu da değildir. Türkçe nin mevcut haliyle varlığı tehdit altındadır. Sözgelimi, bir işyeri adını etçi yerine ethçi bir başkası perdeci yerine perdecci, bir başkası da Kafe Keyif yerine Cafe Ceyf biçiminde tabela koymaktadır. Türkçe herkesin keyfine göre eğilip, bükülen ve üzerinde oynanan bir dil haline gelmiştir. Bu durumun devamı halinde elli yıl sonra bambaşka, Türkçe olmayan bir Türkçeyle karşı karşıya kalınacaktır. Teknolojideki gelişmeler, televizyon, internet ve ulaşım yoğunluğu dile gerekli özen gösterilmediği için Türkçeyi tehdit eder hale gelmiştir. Bu süreç ciddiyetsizlik, bilgisizlik ve yetersizlikle birleşince Türkçe iyiden iyiye yozlaşmanın ve bozulmanın tehdidi altına girmiştir. Esasında Türkçenin yasayla korunma ihtiyacının ortaya çıkmasından daha elim, vahim ve acıtıcı bir durum olamaz. Çünkü dili millet konuşur, millet yaşar ve millet korur. Bu konuda hiç kuşku yoktur. Ancak teknolojik gelişmeler, kültürel ilişki yoğunluğu, internet, televizyon ve nesiller arası kopukluk böyle bir ihtiyacı Türkiye de zorunluk haline getirmiştir. 175

178 2004 SAYILI İCRA VE İFLAS KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE Sayılı İcra ve İflas Kanunu nun 82. maddesinin 2 ve 3. bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 2- Borçlunun mesleğini sürdürmesi için gerekli olan, eşya, alet ve edevat, 3- Para, kıymetli evrak, antika, değerli taş ve madeni süs eşyaları hariç olmak üzere, ev eşyaları, MADDE 2 - Bu Kanun yayımından itibaren yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Yapılan düzenleme ile madde daha anlaşılır hale getirilmiş ve özellikle borçluların, kendi ve ailesinin geçimini sağlamak için sürdürdüğü mesleğinin icrası bakımından gerekli olan eşyalar haciz kapsamı dışında tutulmuştur. Üçüncü bentte yapılan değişiklik ile de ev eşyalarının, para, kıymetli evrak, antika, değerli taş ve madeni süs eşyası haricindeki ev eşyalarının tümüyle haciz kapsamının dışına çıkarılmaktadır. MADDE 2 - Yürürlük maddesidir. MADDE 3 - Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE İcra İflas Kanunu nun günümüz ihtiyaçlarını karşılamadığı hem uygulayıcılar, hem bilim çevreleri bakımından ifade edilmektedir. Hazırladığım kanun teklifi ise haczedilmesi mümkün olmayan eşyalar bakımından hem daha çağdaş bir anlayışın ifadesi olup, hem de milyonlarca insanımızın beklentisini karşılama amacındadır. Ülkemiz, ekonomik yapı, ticari alışkanlıklar, finansal araçları kullanmada tecrübesizlik gibi sebeplerle, icralık ihtilafların yoğun yaşandığı bir durumdadır. Bütün yıkıcılığı ile yaşadığımız ekonomik kriz icralık ihtilafların sayısında patlama yaşanmasına neden olmuştur. Ne yazık ki genel olarak ekonomimiz, ticari hayat ve istihdam alanlarında yaşanan kayıt dışı durum, bu ihtilafların varlığında ve çoğalmasında önemli etkenlerden biri olmaktadır. Sonuç itibariyle neredeyse borçsuz vatandaşımız bulunmamakta, vatandaşımızın geneli icra takibi tehdidi altında hayat mücadelesini sürdürmeye çalışmaktadır. Memurumuz, işçimiz, esnafımız, çiftçimiz, emeklilerimiz, işsizimiz ya borçlu ya kefil olarak, evine haciz geleceği gerilimi altında, ruhsal travma yaşamaktadır. Evine haciz gelip, eşyaları kaldırılan insanlarımız içinde intihar edenler, cinnet geçirenler, kendisi ya da yakınlarına zarar verenler her geçen gün artmaktadır. Binlerce baba, eş ve çocuklarına karşı borcu sebebiyle evinden eşya kaldırılmasına neden olma mahcubiyeti yaşamaktadır. Haciz suretiyle evden eşya kaldırılması birçok ailenin parçalanmasına da neden olmaktadır. Evinden eşya kaldırılan babalar, eşi ve çocukları karşısında saygınlığını kaybettiği gibi toplum karşısında da statü kaybına uğramaktadır. Evinden eşya kaldırılan eş ve çocuklar bu durumu hayatları boyu devam edecek bir aşağılanma olarak görmekte, bulundukları sosyal çevrede zor duruma düşmektedirler. Çoğu zaman ise sorumsuz ya da hesapsız borçlanmalar sebebiyle meydana gelen icra takibinin mağduru, bu duruma neden olan kişi değil, biçare eş ve çocukları olmaktadır. 176

179 Bazen de evden eşya kaldırma hususunda alacaklılar tarafından daha uzun prosedür gerektiren diğer yöntemleri kullanmak yerine, evden eşya kaldırmak adeta şantaja dönüşmektedir. Daha fazla ailenin parçalanmaması, daha fazla üzücü olay yaşanmaması adına, ev eşyalarının haczinin kapsam dışına çıkartılması amaçlanmaktadır. İnsanlık tarihinin de, insan haklarına saygının en üst seviyeye ulaştığı çağımızda modern dünyanın standartlarının çok altında yaşam mücadelesi veren Türk halkının evinden ev eşyası haczi ve kaldırılması, çağdışı bir uygulama olarak devam etmektedir. Teklifimizle çağdışı bu durum kaldırılmaya çalışılmaktadır. Önerdiğimiz değişiklik ile ev eşyası haczinin farklı uygulamalara neden olan ve borç tahsili amacından ziyade cezalandırma biçimine dönüşen mevcut hali yerine, para, kıymetli evrak, antika, değerli taş ve madeni süs eşyası haricinde ev eşyalarının haczi tümden kaldırılmaktadır. Böylece icra görevlileri bir eve ancak kapsam dışında tutulan eşyanın olup, olmadığına bakmak için girebilecektir. Teklifimiz alacaklıların, alacağına ulaşmasını önleme amaçlı değildir. Elbette alacaklının hakkı da kutsal ve savunmaya değerdir. Ancak bundan böyle kimse ev eşyası kaldırarak, alacak tahsili yapamayacağı bilinci ile ticari yaşamını yeniden tanzim etmelidir. Mevcut uygulama alacak tahsili bakımından, yukarıdaki mahsurları yanında çok da işe yaramamaktadır. Çoğu zaman kaldırılıp götürülen eşyalar, haciz ve satış masraflarını karşılamamakta, depolarda çürümektedir. Ne alacaklının ne de borçlunun işine yaramamakta mahkemelere sayısız iş yükü, taraflara da geri dönüşü zor masraf olarak yansımaktadır. 177

180 2659 SAYILI ABLİ TIP KURUMU KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu nun 1. maddesinin 1. fıkrasının sonunda bulunan "Adalet Bakanlığına bağlı" ibaresi kaldırılmış ve aynı fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir. "Adli Tıp Kurumu adli görevleri bakımından bağımsızdır." MADDE Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu nun 9. maddesinin birinci fıkrasında bulunan "Adalet Bakanlığınca" ibaresi kaldırılmış, yerine "Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca" ibaresi eklenmiştir. MADDE Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu nun 10. maddesinin 1. fıkrasında geçen "Adli Tıp Kurumu şube müdürlükleri, bu Kanun un 1 inci maddesi gereğince Adalet Bakanlığınca ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerde kurulur cümlesi, "Adli Tıp Kurumu şube müdürlükleri, bu Kanunun 1 inci maddesi gereğince Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerde kurulur" şeklinde düzenlenmiş ve 2. fıkrada geçen "Adalet Bakanlığınca" ibaresi, "Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu nun 13. maddesinin b. fıkrasında geçen "İhtisas Kurul başkan ve üyeleri ile daire başkanı" ibaresi kaldırılmış, fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Zorunluluk halinde şube müdürü, uzman ve diğer görevlilerin yerlerini değiştirmek," MADDE Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu nun 26. maddesinin 1. ve 3. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, 2. fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. "Adli Tıp Kurumu Başkanı, Bakanlar Kurulunun teklif edeceği üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Başkan yardımcıları, adli tıp ihtisas kurulları başkan ve üyeleri, Adli Tıp Kurumu Başkanının, uzman elemanlar veya üniversitelerin ilgili fakülte öğretim üyeleri veya yardımcıları arasından, her unvan için göstereceği üç aday içinden Bakanlar Kurulu tarafından atanırlar" "Birinci fıkra dışında kalan personelin atamaları Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca yapılır" MADDE Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 5- Bu Kanun un yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl içinde adli tıp kurumu Başkentimiz Ankara ya taşınır. MADDE 7 - Bu Kanun yayımından itibaren yürürlüğe girer. MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Maddede yapılan değişiklikle Adli Tıp Kurumu özellikle adli bilirkişilik görevinin niteliği gereği hem Anayasa hem Usul Yasaları ile uyumlu hale getirilmek adına Adalet Bakanlığına bağlı olmaktan çıkarılarak, yargı bağımsızlığı ile paralel şekilde bağımsız hale getirilmek istenmektedir. Yine Adli Tıp Kurumunun adli görevleri bakımından bağımsızlığı ayrıca maddeye eklenen bir cümle ile pekiştirilmektedir. Fıkrada yapılan değişiklik ile de alt birimler kurma inisiyatifi, birinci fıkrada getirilen kurumun bağımsızlığı doğrultusunda Bakanlıktan alınıp, Kurum Başkanlığına verilmektedir. MADDE 2- Adli Tıp Kurumun birinci maddede değiştirilen statüsüne ve bağımsız hale getirilen statüsüne paralel olarak grup başkanlıkları kurma inisiyatifi Bakanlıktan Kurum 178

181 Başkanlığına verilmektedir. MADDE 3- Yapılan değişiklik ile her iki fıkrada Bakanlık inisiyatifinde olan iş ve işlemler için Kurumun bağımsızlığına paralel olarak Kurum Başkanı yetkili kılınmıştır. MADDE 4- Değiştirilen b bendinde Adli Tıp Başkanlar Kurulunun görevleri içerisinde ihtisas kurul başkan ve üyeleri ile daire başkanlarının da zorunluluk halinde yerlerini değiştirme yetkisi olduğu ifade edildiğinden bu düzenleme belirtilen personel üzerinde kararlarını etkileyecek baskı unsuru olabileceğinden adı geçen personel kapsam dışına çıkarılmıştır. MADDE 5- Yapılan düzenleme ile bağımsız hale getirilen Kurumun, Bakanlar Kurulunun önereceği üç isim içerisinden tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamınca atanması amaçlanmaktadır. Yine başkan yardımcıları, ihtisas kurulları başkan ve üyelerinin atanmaları, Kurum Başkanının teklif edeceği üç kişi arasından Bakanlar Kurulunca atanacaklar belirlenmektedir. Sair personel için ise Kurum Başkanı yetkilendirilmiştir. Maddedeki düzenleme ile atama esasları kurumun bağımsızlığı ile orantılı hale getirilmiştir. Geçici madde 5- Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasal esaslara göre yürütülen bir devlettir. Nitelikleri Anayasada belirtilmiş olup başkenti Ankara dır. Tarihsel sebepler dışında hiçbir neden yokken Adli Tıp Kurumu Başkanlığının, Başkent dışında bir ilimizde olması devlet geleneğimize uygun değildir. Bu nedenle Başkente taşınması öngörülmektedir. MADDE 6- Yürürlük maddesidir. MADDE 7- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Ülkemiz bakımından hayati öneme sahip olan kurumlardan birisi Adli Tıp Kurumu, uzun zamandır olumsuz haberlerle gündeme gelmektedir. Oysa Adli Tıp Kurumu adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak, alanına giren konularda bilgilendirici etkinlikler düzenlemek amacıyla kurulmuştur. Kuruluş Kanunu nda ise Kurumun görevleri, adli makamların adli tıpla ilgili taleplerine göre bilimsel ve teknik görüş bildirmek, adli tıp uzmanlığı ve yan dal uzmanlığı eğitimi vermek, adli tıp ve adli bilimler alanında bilgilendirici etkinlikler düzenlemek ilgili kurumlarla birlikte eğitim programları uygulamak ve hizmetlerin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek olarak belirlenmiştir. Yine Kanun dan anlaşıldığına göre Adalet Bakanlığı hesabına burslu öğrenci okutma, yurtdışında eğitim yaptırma adli tabip ve uzman yetiştirme görevleri de Kurumca yapılmaktadır. Görüldüğü üzere birçok adli olayda Adli Tıp Kurumunun vereceği raporlar adaletin tecellisi bakımından belirleyici olabilmektedir. Adli Tıp Genel Kurul kararları nihai olmakla beraber, mahkemelerin delilleri takdir yetkisi varlığını sürdürmektedir. Genel olarak Türk Hukuku nda bilirkişilik müessesesi henüz çağdaşlaşmasını tamamlayamamış istismara açık, zaman zaman da mahkeme kararı için doğrudan etki gücüne sahip olmaya devam etmektedir. Bilirkişilik kurumunun halen genel standartlarının belirlenebildiği ifade edilemez. Bu anlamda Adli Tıp Kurumu geleneği geçmişi birikimi ile eksiklerine rağmen göz dolduran kurumlarımızdan biridir. Adli Tıp Kurumunca verilen bir takım raporlar tartışma konusu olabilmektedir. Özellikle son zamanlarda Kurumun çocukların cinsel istismarı olaylarında verdiği raporlar zaman zaman da birbiriyle tezat oluşturan raporlar, kamuoyunda Kuruma karşı güveni zedelemektedir. Yakın zamanlarda yine bir cinsel istismar suçuyla ilgili rapor veren kurulun, bir üyesi düzenlenecek raporla ilgili baskılara maruz kaldığını, diğer üyelerin de bu baskılar doğrultusunda karar vermek durumunda kaldıklarını, kurumun iş yükü nedeniyle sağlıklı çalışamadığını, iki üç yıl sonraya randevu verilebildiğini, bazı raporların ise randevusuz siyasi taleplerle öne alınmasının 179

182 ya da doğrudan rapor verilmesinin temin edildiği gibi gerekçelerle daha fazla dayanamadığını belirterek istifa etmiştir. Bu tartışmalar göstermektedir ki ortada kayıtsız kalınamayacak ölçüde ciddi bir sorun vardır. Sorunun temel kaynağı Kurumun kuruluş yapısından doğmaktadır. Mahkemeler Anayasamıza göre bağımsız ve tarafsızdırlar. Hâkimlik ve savcılık mesleği ise yargının bu nitelikleri bakımından anayasal güvence altındadırlar. Yargılama Usulü Mevzuatlarında bilirkişilik kurumunun da tarafsız olacağı Kanun hükmü ile düzenlenmiştir. Bu duruma karşın en temel görevi Kuruluş Kanunu nda ifade edildiği üzere adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak mahkemeler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmek olarak belirlenen Adli Tıp Kurumunun, Adalet Bakanlığına bağlı bir kurum olarak öngörülmesi büyük bir çelişkidir. Kuruluş gerekçesi bilirkişilik olan bir kurumun bakanlığa bağlı bir kurum olarak kurulması, personelinin idari hiyerarşiye göre belirlenmesi, özel bütçesinin olmayışı, verilen görevin niteliği ile uyuşmamaktadır. Kuruluş Kanunu birinci maddesinde Adalet Bakanlığına bağlı olarak Adli Tıp Kurumu kurulduğu belirtilmektedir. Kanun un birçok maddesinde de Bakanlığın Kurum üzerinde çok geniş yetkilere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Birçok önemli davada verilecek karar için referans olan Kurum raporlarının, Bakanlığa bağlı bir Kurum tarafından düzenlenmesi, insan hakları sözleşmesinde belirtilen adil yargılanma hakkına aykırı olduğu gibi, Adli Tıp Kurumu, adli makamlar adına bilirkişilik görevi yaptığı için Anayasamızda belirtilen yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerine, usul yasalarımızda belirtilen bilirkişilerin tarafsızlığı ilkelerine de açıkça aykırılık taşımaktadır. Sonuç olarak arz ettiğimiz Kanun Teklifimizle yukarıda belirttiğimiz sakıncaları gidermek amacıyla kurum mevzuatının usul yasaları, Anayasa ve uluslararası hukukla uyumlu hale getirmek adına. Adli Tıp Kurumunu, Adalet Bakanlığına bağlı bir kurum olmaktan çıkarıp adli görevleri bakımından, bağımsız hale getirmeyi amaçlamaktayız. Teklifimizin yasalaşması halinde adalete olan güven artacağı gibi Kurumun saygınlığı da pekişecektir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığının Cumhuriyetimizin Başkentinde olması gerektiği düşünüldüğünden, bir geçici maddeyle bu hususu sağlanması amaçlanmıştır. 180

183 3218 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ MADDE Sayılı Kanunda 29 Ocak 2004'te yapılıp 6 Şubat 2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan değişikliğin Geçici-Madde 3 "b" bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: b) Bu bölgelerde faaliyet gösteren üretim ruhsatı sahibi ve kurucu-işletici şirketlerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar Gelir Vergisinden müstesnadır. Ancak, bu madenin yürürlüğe girdiği tarih itibari ile ruhsatlarında belirtilen süre Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin gerçekleştiği tarihten daha önceki bir tarihte sona eriyorsa, istisna uygulamasında, ruhsatta yer alan sürenin bitiş tarihi dikkate alınır". MADDE 2 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Ülkemizde istihdamın ve yatırımların arttırılması ve yabancı sermayenin bu amaçlarla ülkemize çekilmesi büyük önem arz etmektedir yılında yapılan değişiklikle Serbest Bölgelerdeki yabancı ve yerli yatırımlar durma noktasına gelmiştir. Bu değişiklikle birçok firma yatırım kararından vazgeçmiş ve bazıları da faaliyetlerini durdurmuştur. Serbest Bölgelerde oluşan bu olumsuz tablonun değiştirilmesi ve yeniden canlandırılması amacıyla çalışanları ilgilendiren Gelir Vergisi istisnasının uzatılması uygun olacaktır. 181

184 5434 SAYILI T.C. EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE 926 SAYILI TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu nun EK-81'inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Milli İstihbarat Hizmetleri ve Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil kadrolar ile çarşı ve mahalle bekçisi kadro unvanı esas alınarak emekli aylığı veya EK 77'nci madde kapsamına girenler hariç olmak üzere vazife malullüğü veya adi malullük aylığı ödenenler ile Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaşlardan emekli aylıklarıyla birlikte makam tazminatı ödenmesine hak kazanamamış olanlara, her ay emekli aylıklarıyla birlikte 100 TL tutarında ayrıca ödeme yapılır." MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun Hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- MİT, Emniyet hizmetleri sınıfına mensup emekli personel ile çarşı ve mahalle bekçilerinin emekli aylıklarına her ay ödenmesi öngörülen 100 TL den, TSK Personeli emeklilerinin de faydalandırılması amaçlanmaktadır. MADDE 2- Yürürlük maddesi. MADDE 3- Yürütme maddesi. GENEL GEREKÇE 5473 Sayılı Kanun ile TC Emekli Sandığı Kanunu na EK 81'nci madde eklenerek, MİT, Emniyet Hizmetleri sınıfına mensup emekli personel ile çarşı ve mahalle bekçilerinin emekli aylıklarına her ay 100 TL. ödeme yapılması ön görülmüştür. Aynı durumda bulunan, TSK Personeli Emeklileri ise maddede yer almamıştır. Yapılan düzenleme ile TSK Personeli emeklilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bahse konu personelin emekli aylıklarına seyyanen 100 TL. zam yapılması hususu benzerleri esas alınarak daha önce gündeme gelmiştir. Bu konuda Milli Savunma Bakanlığınca şifahi olarak yapılan açıklamalarla müspet yaklaşılmış ancak yaklaşık iki yıldır herhangi bir gelişme olmamıştır. 182

185 ASKERLİK KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE Sayılı Askerlik Kanunu ile bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun un 2. maddesinin (b) şıkkının ikinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "12/04/1991 tarihli ve 3713 sayılı terörle mücadele Kanunu kapsamında hayatını kaybeden Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli; Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaşlarla askerlik hizmetini yerine getirmekte olan yükümlülerin kendilerinden olma erkek çocukları ile aynı anne ve babadan olan kardeşlerinin tamamı, istekli olmadıkça silah altına alınmaz ve silah altındakiler istekleri halinde terhis edilir." MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Maddenin mevcut halinde; 12/04/1991 Tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında hayatını kaybeden Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının erkek çocuk ve kardeşleri arasında hiçbir makul izahı olmayacak şekilde ayrım yapılmıştır. Bu ayrım yasal ve vicdani eşitlik ilkelerini açıkça ihlal etmekte, Türk Silahlı Kuvvetlerinde birlikte görev yapan, yan yana şehit düşen mensuplarının birlik ve beraberliğini zedelemektedir. Üstelik bu farklı uygulama; neredeyse bir ömrü vatan ve milletine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğine adamış, çok uzun sürelerle terörle mücadele görevi yürüten; Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaşlarla, onların aile fertlerini rencide etmektedir. 183

186 ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1-10/7/1953 tarihli ve 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "bir yıldan, üç yıla kadar hapis" ibaresi "iki yıldan, beş yıla kadar hapis", "otuz günden yüz güne" ibaresi ise "altmış günden yüz yirmi güne" şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasına "ev veya iş yerinde" ibaresinden önce gelmek üzere "özel araç," ibaresi ile dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir. "Pek az sayıdaki mermilerin yalnızca hatıra maksadıyla bulundurulmasının anlaşılması halinde ceza verilemez." MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE Sayılı Kanunun 13. maddesinin birinci fıkrasında, düğün, nişan, sünnet, asker uğurlama gibi güzel geleneklerimizin, kadın, erkek, çocuk birlikte yaşandığı ortamlardaki acı kayıplarımız ve ruhsatsız silahlarla işlenen suçlardaki artışlar mevcut düzenlemedeki yaptırımı caydırıcılıktan uzak hale getirdiği düşünüldüğünden bir yıldan üç yıla kadar olan hapis cezası, iki yıldan beş yıla çıkarılırken, otuz günden yüz güne kadar öngörülen adli para cezası ise altmış günden yüzyirmi güne çıkarılmıştır Sayılı Kanunun 13. maddesinin 3. fıkrasına halen ev ve işyerinde silah bulundurulması halinde taşımaya göre daha az ceza öngörülen düzenleme içerisine özel araçlarda silah bulundurma hali de ilave edilmektedir 6136 Sayılı Kanun un 13. maddesinin 4. fıkrasında söz konusu silah ya da mermilerin ev veya işyerinde bulunduruluyor olması daha az cezayla cezalandırıldığında bu eleştiri doğru olmayacaktır. Kanun teklifimiz ile ruhsatsız silahı ev veya işyerinde bulundurmanın değil bizzat üzerinde taşımanın cezası artırılmaktadır. MADDE 2- Yürürlük maddesidir. MADDE 3- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Ülkemizde ruhsatsız silah taşımak veya bulundurmak, mevcut Kanunlarımıza göre suç olarak kabul edilmektedir Sayılı Yasa daki müeyyidelere rağmen bahsedilen suçun işlenme yüzdesi azalmadığı gibi artarak devam etmektedir. Silah taşıma isteğinin geleneksel sebeplere ya da korunma ihtiyacına dayandırıldığı göze çarpmaktadır. Ancak son bir yıl içerisinde on beşe yakın çocuğumuzun serseri kurşun tabir edilen sırf silahla ses çıkarma arzusunun tatmini sonucu hayatını kaybettiğini hatırlayınca ve yine düğün, bayram, sünnet asker uğurlama, şenlik gibi kadın, erkek, çocuk birlikte olunan yerlerde yapılan silah atışları sonucunda birçok trajedinin yaşandığı da toplumsal gerçeğimiz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazen hayatını kaybeden, düğünü yapılan çiftlerden biri olmakta, bazen askere gidecek gencimizin annesi olmakta, bazen de masum yavrularımız olmaktadır. Bu sebeple güzel amaçlar için bir araya gelmiş, toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinin sergilendiği mutluluk tablosu bir acı tablosuna dönüşmekte ortama renk katacağını düşünen insanlar ise bir yakının vefatına neden olabilmektedir. Bu nedenlerle mevcut Kanun daki yaptırımların yetersiz kaldığı, caydırıcı olmaktan uzak bulunduğu anlaşılmaktadır. 184

187 Kanun teklifimiz ile ruhsatsız silah taşımanın mevcut Kanun da belirlenen cezası artırılmak istenmektedir. Kanun teklifimiz ile ruhsatsız silahı ev veya işyerinde bulundurmanın değil bizzat üzerinde taşımanın cezası artırılmaktadır. Sanıldığının aksine ülkemizdeki silahla işlenen suçların çok büyük bir kısmı ruhsatsız silahlarla işlenmektedir. Bu gerçek karşısında silah bulundurmak isteğinin gerekçelerine göre daha geniş kapsamlı bir çalışmaya ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Kanun teklifimiz içerisinde halen ev ve işyerinde silah bulundurulması halinde taşımaya göre daha az ceza öngörülen düzenleme içerisine özel araçlarda silah bulundurma hali de ilave edilmektedir. Yine Kanun teklifimiz içerisinde pek az mermi bulunması, mermilerin vahim olmaması halinde verilecek cezanın düzenlendiği fıkraya söz gelimi hatıra olarak saklanan birkaç tane merminin de aynı kapsamda değerlendirilmesinin mağduriyetlere yol açtığı gözlemlendiğinden bir istisna getirilmektedir. 185

188 TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR EMEKLİ ASTSUBAYLAR HARP MALÛLÜ GAZİLER ŞEHİT DUL VE YETİMLERİ İLE MUHARİP GAZİLER DERNEKLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar Emekli Astsubaylar Harp Malûlü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun un adı "Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malûlü Gazileri, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun" şeklinde değiştirilmiştir. MADDE sayılı Kanun un 1'nci maddesinde geçen "Türkiye Emekli Astsubaylar" ibaresinden sonra gelmek üzere "Emekli Uzman Erbaşlar" ibaresi eklenmiştir. MADDE sayılı Kanun un 2'nci maddesinin (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Maddeye (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (c) bendi eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. b- Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği; Türk Silahlı Kuvvetlerinde Emeklilik veya maluliyet nedeniyle ayrılan Astsubaylar, c- Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği; Türk Silahlı Kuvvetlerinde Emeklilik veya maluliyet nedeniyle ayrılan Uzman Erbaşlar, MADDE sayılı Kanun un 4'ncü maddesine aşağıdaki bent (c) bendi olarak eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. c- Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneğine, bu derneği kurma hakkına sahip olanlar, bunların eşleri ile dul ve yetimleri, MADDE 5- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 6- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu madde ile Kanun un adının değiştirilmesi öngörülmektedir. MADDE 2- "Emekli Uzman Erbaşlar" ibaresinin madde kapsamına dahil edilmesi amaçlanmıştır. MADDE 3- Madde kapsamına "Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Demeği" ibaresi eklenmektedir. MADDE 4- Bu madde ile Uzman Erbaşların Türkiye Uzman Erbaşlar Derneğine üye olabilecekleri öngörülmektedir. MADDE 5- Yürürlük maddesidir. MADDE 6- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE 1983 yılında çıkarılmış olan 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malulü Gaziler Dernekleri hakkında kanun ile askeri kökenli Derneklerin hangileri olacağı belirtilmiş olup Kanun un 6 ıncı maddesinde "Bu Kanun la kurulması öngörülen derneklerin dışında; aynı amacı güden, bu derneklerin isimleri ile veya bunların başına ekler yaparak asker, gazi, muharip, askeri okul adlarını ve benzeri isimleri kullanarak dernek kurulamaz" denilmektedir. 186

189 Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1986 yılında çıkartılan 3269 Sayılı Kanun ile Uzman Erbaşlık bir sınıf olarak yer almaya başlamıştır sayılı kanunun yayınlama tarihi Uzman Erbaş Kanun un yayınlanma tarihinden öncedir 1983 yılında çıkarılan 2847 Sayılı Kanun un 2 inci maddesi b bendi de "Türkiye Emekli Astsubaylar Demeği Türk Silahlı Kuvvetlerine sağlık veya maluliyet nedeniyle Astsubaylar ile Uzman Çavuş ve Uzman Jandarma Çavuş tarafından kurulur" denilmiştir. Bu madde ile Uzman Erbaşların Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğine üye olabilecekleri ifade edilmiştir. Ancak Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği Tüzüğü nde bu Derneğe sadece TSK da Astsubay olarak görev yaparken sağlık veya maluliyet nedeniyle ayrılanların üye olabilecekleri belirtilmiştir. Bu durumda emekli Uzman Erbaşların bir dernek adı altında örgütlenmeleri engellenmiş olmaktadır yılında çıkarılan Kanun da yer alan Uzman Çavuş ifadesi 1986 yılında çıkarılan Uzman Erbaş Kanunu nda Uzman Erbaş olarak yer almıştır. Uzman Erbaş ifadesi Türk Silahlı Kuvvetlerinde sözleşmeli olarak görev yapan Uzman Onbaşı ve Uzman Çavuşları ifade etmektedir yılında çıkarılan 2847 Sayılı Kanun ile Emekli Uzman Erbaşların dernek kurma hakları engellenmiştir. O yıllarda sayıları fazla olmayan Uzman Erbaşlar bu gün görevde olan ve emekli olanlarla birlikte 50 bin kişilik bir sayıyı geçmişlerdir yılında çıkarılmış olan bu Kanun un günümüz gereksinime uygun olmadığı, yetersiz kaldığı açıktır. Ayrıca Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde imzalanan uluslararası anlaşmalarda bireylerin örgütlenme hakkı önündeki engeller kaldırılmış, 2004 yılında çıkarılan 5233 Sayılı Dernekler Kanunu 3. maddesi 1. bendinde "fiil ehliyetine sahip olan gerçek veya tüzel kişiler önceden izin almaksızın Dernek kurma hakkına sahiptir" demektedir. Ayrıca Anayasa nın 90 ıncı maddesi 5 inci bendinde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar Kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz denilmekte aynı Kanun a tarih 5170/7 maddesi ile eklenen ek cümle ile "usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla Kanunların aynı konumda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek anlaşmalarla milletlerarası anlaşmalar hükümleri esas alınır" demektedir. Bu nedenle açıkça Uluslararası anlaşmalara aykırı hale gelen ve örgütlenme özgürlüğünü engelleyici hale gelmiş olan 2847 sayılı yasanın 2 inci maddesine e fıkrası eklenerek emekli Uzman Erbaşların örgütlenmelerinin önündeki engellerin kaldırılması sağlanacaktır. 187

190 NAFAKA ALACAKLILARININ KORUNMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde eşinden kendisi ve çocuğu için mahkemece bağlanan nafaka bedellerini tahsil edemeyen diğer eşin sorunlarına yardımcı olmak üzere Nafaka Takip Müdürlüğü kurulur. MADDE 2- Eş ve çocuk için mahkemelerce bağlanan ve icra takibi sonunda icra müdürlüğünün kararı ile tahsilinin mümkün olmadığı anlaşılan nafaka alacakları alacaklıların muhtaç olduklarının mülki amirce tespiti halinde 1. madde de oluşturulan müdürlük bütçesinden bir yıl süre ile ödenir. Ödeme süresi Muhtaçlığın sürmesi halinde bir yıl daha uzatılabilir. Yapılacak ödeme aylık brüt asgari ücretten fazla olamaz MADDE 3- Kurum ödediği nafaka bedelleri miktarınca alacaklının halefi olup, borçludan tahsil hakkına sahiptir. MADDE 4- Nafaka alacaklısı, muhtaçlığı bittiğinde ya da borçlunun ödeme imkânı doğduğunda durumu kuruma bildirmek zorundadır. Bu durumlarda ödeme sonlandırılır. Haksız ödemelerin iadesi sağlanır. MADDE 5- Müdürlüğün bütçesine ayrılacak pay yanında gerçekleşen her evlilik işlemi üzerinden bir miktar tahsile Bakanlar Kurulu yetkilidir. GEÇİCİ MADDE 1- Bakanlık Kanun un yayımı itibariyle üç ay içinde uygulamaya ilişkin Yönetmeliği yayınlar. MADDE 6- Bu kanun yayımı tarihinden itibaren yürürlüğü girer. MADDE 7- Bu kanunun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütmekle yetkilidir. MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Nafaka alacağını tahsil edemeyen eşe yardımcı olmak için ilgili Bakanlık bünyesinde bir müdürlük kurulacağı öngörülmektedir. MADDE 2- Nafaka alacağını, borçlunun ödeme kabiliyetinin olmadığının adli makamlarca kesinlik kazanması ve alacaklının muhtaç olması durumunda belli şart ve miktarda oluşturulan müdürlükten ödenmesi amaçlanmaktadır. MADDE 3- Ödeme yapan kurum, alacaklının halefi olacak ve borçludan tahsil hakkını kullanacaktır MADDE 4- Nafaka alacaklısının muhtaçlığının bitmesi ya da borçlunun ödeme imkanına ulaşması halinde ödemenin kesileceği, varsa haksız ödemelerin geri alınacağı düzenlenmektedir. MADDE 5- Kurulacak müdürlüğe merkezi yönetim bütçesinden pay ayrılacaktır, ancak sosyal riski muhtemel faydalanacaklara da yansıtmak mantığı içinde Bakanlar Kuruluna yeni gerçekleştirilecek evlilik işlemleri üzerinden kurum bütçesine kaynak oluşturmak adına bir miktar belirlemeye yetki verilmektedir GEÇİCİ MADDE 1- Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin süresi belirlenmektedir. MADDE 6- Yürürlük maddesidir. MADDE 7- Yürütme maddesidir. 188

191 GENEL GEREKÇE Ülkemizde 2010 rakamları hariç olmak üzere son beş yılda 1 milyon boşanmanın gerçekleştiği bir vakıadır. Toplam aile sayısının neredeyse % 10 u olan bu oran ürkütücüdür. Boşanan çiftler hangi şartlar içerisinde hayatlarını sürdürmekte ve daha da önemlisi her yıl artarak devam eden boşanmalar nedeniyle kaç çocuğumuz aile sıcaklığından uzak, maddi ve manevi yetersizlikler içerisinde yaşam mücadelesi vermektedir, maalesef doğru düzgün istatistiği bile bulunmamaktadır. Bu durumdaki çocukların suça itilmeleri, zararlı bağımlılıklara maruz kalmaları ve istismarları daha kolay olduğu için bu meseleye verilecek emek ve kaynak daha büyük sosyal maliyetler ödememek bakımından da önemlidir. Tarafları belirli bir sosyo-ekonomik düzeydekiler dışında kalan boşanmaların çok önemli bir kısmı ekonomik sıkıntılar ya da halk tabiriyle "geçim sıkıntısı" nedenine dayanmaktadır. Sayısız ev reisi ailesini geçindirecek bir işe ve gelire sahip değildir. Bu şekilde başlayan huzursuzluk ailelerin parçalanmasına neden olmaktadır. Boşanma davaları sürerken genelde mağdur kadın ve çoğunlukla da varsa çocuk da anneyle kaldığı için mahkemeler tedbir nafakası takdir etmekte ve çoğunlukla da dava sonunda iştirak nafakası olarak devamına karar vermektedirler. Aslında mahkeme kararlarını incelerseniz talep edilmişse neredeyse tamamına yakınında nafakaya hükmedildiği görülecektir. Bu görüntü dram dolu, acı ve çaresizlik dolu, devasa bir sorunu yokmuş gibi göstermektedir. Çünkü özellikle geçim sıkıntısına yani aile reisinin ailesini geçindirecek iş ve gelire sahip olmaması nedenine bağlı boşanmalarda mahkemece bağlanan nafaka çok önemli oranda borçlusunun ödeme kabiliyetinin yokluğu sebebiyle tahsil edilememektedir. Zaten ödeme imkanı olsa bu boşanmaların önemli bir kısmı yaşanmayacaktır. Şu durumda evrak üzerinde nafaka bağlanmış ve mağduriyeti giderilmiş gibi görülen eş ve çocuk aslında tahsil edemeyip çaresizlik içerisinde sürünürken toplumun geneli ve devlet organları durumdan haberdar değildir. İşte bu mağduriyeti eş ve çocuklar bakımından gidermek adına ilgili bakanlığın bünyesinde bir müdürlük kurulmasını, belli koşullar dairesinde tahsil edilemeyen nafaka alacaklarının bu kurumca alacağa halef olmak üzere ödenmesini teminen bu teklif verilmektedir. 189

192 ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINDIRILMALARI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ Amaç ve Kapsam Madde 1- Bu kanunun amacı, orman sınırları dışına çıkartılan yerlerin değerlendirilmesi suretiyle kaynak yaratılarak, yeni orman alanlarının kurulması, nakline karar verilen orman içi köyler halkının naklen yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmalarının desteklenmesidir. Kapsam olarak 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2'nci maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan yerleri kapsar. Madde 2- Orman kadastro komisyonlarınca orman sınırları dışına çıkartılan yerler, Orman ve Su işleri Bakanlığının talebi üzerine Hazine adına tescil edilir. Bu yerlerden, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun, 2'nci maddesinin (A) bendine göre çıkartılanlar Orman ve Su İşleri Bakanlığı emrine Hazine adına çıkarılan diğer yerler ise, Maliye Bakanlığı emrine geçer sayılı Orman Kanunu'nun 2'nci maddesinin (A) bendi kapsamına giren yerler için orman sınırları dışına çıkartma ile orman sınırlandırması, tespit, tefrik ve tescil işlemlerine karşı yapılan İtirazlar ve açılan davalar, bu kanuna göre yapılacak işlemleri durdurmaz. Bu konuyla ilgili davalarda yürütmeyi durdurma ve tedbir kararı verilemez. Bu yerlerde hak iddia edenlerin açtıkları davalar, davacılar lehine sonuçlandığında bu taşınmazlar genel hükümlere göre kamulaştırılır. Orman İçi Köyler Halkının Nakli ve Yerleştirilmesi İmar, İhya ve İfraz İşlemleri Madde sayılı Orman Kanunu'nun 2'nci maddesinin (A) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkartılan ve Hazine adına tescil edilen yerler Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve ilgili kuruluşlarca birlikte ıslah, imar ve ihya edilir. Islah, imar ve ihya işlemleri tamamlanan bu yerler, tarımsal işletme tipleri, verim değerleri ve yerleşim planları, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve ilgili kuruluşlarla birlikte hazırlanır. Bu araziler bu plan esaslarına göre ifraz ve Orman ve Su İşleri Bakanlığının talebi üzerine yeniden tescil edilir. Yerleşim amacına uygun ifraz ve tescil edilen bu yerlere kısmen veya tamamen yerleştirilecek orman içi köyler halkı Orman ve Su İşleri Bakanlığınca tespit edilir. Nakil ve yerleştirme 6831 sayılı Orman Kanunu ve 2510 sayılı İskan Kanunu ve bu kanun hükümlerine göre yürütülür. Nakil, Mülkiyet Devri ve Kamulaştırma Madde 4- Kısmen veya tamamen yerleştirilecek orman içi köyler halkının nakil isteklerine ait yazılı başvuruları üzerine, köy içinde kalan taşınmaz malların rayiç değerleri tespit edilir. Tespit edilen rayiç değerde anlaşma olduğu takdirde bu bedel, nakledilecek orman köylüsüne tahsis edilen taşınmaz bedeline mahsup edilir. Tespit edilen rayiç değerde anlaşma olmaması halinde kamulaştırma işlemi yapılır. Kısmen veya tamamen yerleştirilecek orman içi köyler halkına ait taşınmaz mallara anlaşma ile oluşan bedelden veya kamulaştırma ile oluşan bedelden daha yüksek değerde taşınmaz mal tahsis edildiğinde aradaki fark bedel peşin veya 20 yıl (yirmi yıl) içinde yıllık eşit taksitlerle faizsiz olarak tahsil edilir. ' Bu taşınmaz malların mülkiyeti, Orman ve Su İşleri Bakanlığının yazılı talebi üzerine kısmen veya tamamen nakledilen ve hak sahibi orman köylüsü adına Tapu Sicil Muhafızlıklarınca tescil edilir. 190

193 Yükümlülük ve Geri Alma Madde 5- Islah, imar ve ihya edilerek mülkiyeti devredilen taşınmaz mallar, tespit edilen dağıtım amaçları dışında kullanılamaz, miras hükümleri dışında bölünemez, her ne sebeple olursa olsun başkalarına devir ve temlik edilemez. Taksim ve satış suretiyle uyuşmazlığın giderilmesi talebine ve satış vaadi sözleşmelerine konu olamaz, haczedilemez. Bu hususlar devir anında tapu kaydının beyanlar hanesinde belirtilir. Ancak, yönetmelikte belirtilecek zorunlu hal ve şartlarda kiraya verilebilir, ortaklık yoluyla işletilebilir veya bir bütün olarak bu kanunda belirtilen bir başka hak sahibine Orman ve Su İşleri Bakanlığının izni ile devredilebilir. Yükümlülükleri yazılı uyarıya rağmen yerine getirmeyenlere tahsis edilen taşınmazlar Orman ve Su İşleri Bakanlığının yazılı talebi üzerine Maliye Bakanlığınca geri alınır, tapuda Hazine lehine terkin işlemi yapılır. Karar ilgiliye tebliğ edilir. Orman köylüsünün yapmış olduğu ödemelerin tamamı faizsiz olarak ve varsa taşınmaz mal üzerinde kendisi tarafından yapılmış ilave yapı ve tesislerin rayiç bedeli defaten ödenir. Geri alma karar ve talebi hakkında tedbir kararı verilemez. Ancak ilgilinin dava açma hakkı saklıdır. DEĞERLENDİRME İŞLEMLERİ Otlak, yaylak ve kışlakların değerlendirilmesi Madde sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamına giren otlak, kışlak ve yaylaklar Maliye Bakanlığınca mülki hudutlar içinde bulunan orman köy veya kasabasına bir bütün olarak, gerektiğinde birden fazla orman köy veya kasabalarına hayvancılıkta kullanılmak üzere bedelsiz olarak tahsis edilir. Tarım Alanına Dönüşmüş Yerlerin Değerlendirilmesi Madde sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamına giren tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (Antep fıstığı) gibi tarım alanları ve buralardaki yapı ve tesislerin yerleri; orman sınırları dışına çıkartıldıkları tarihteki fiili durumlarına göre ifraz edilerek rayiç bedelleri peşin veya 10 yıllık (on yıl) süre içinde ve eşit taksitle alınmak üzere, Maliye Bakanlığınca kullananlara satılır. Taksitli ödemelerdeki borçlanmalara T.C Ziraat Bankasının zirai kredilere uyguladığı yıllık faiz oranı uygulanır sayılı Kadastro Kanunu na göre bu yerlerin kadastrosu öncelikle yapılır. Kadastro sırasında, fiili kullanım durumuna göre sınırlandırılması ve Hazine adına tespiti yapılacak bu yerler üzerindeki kayıtlar ve tasarruf edenlerin isimleri, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilir sayılı Kanun un 11'nci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaz. Bu madde hükmünden yararlandırılmasında sulu toprakta 40 dönüm (kırk dönüm) kuru toprakta 100 dönüm (yüz dönüm) sınırlamasına uyulur. Miktar fazlaları Hazine adına tespit edilir. Rayiç bedelin belirlenerek kullananlara tebliğinden itibaren bir ay içinde satın alınmak istenmemesi halinde bu yerler genel hükümlere göre satılır. Bu arazilerden kamu hizmetine tahsis edilen veya bu maksatla fiilen kullanılan taşınmaz mallarda bu madde hükmü uygulanmaz. Köy Yapılarının Toplu Olarak Bulunduğu Yerleşim Sahalarının Değerlendirilmesi Madde sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamına giren, köy yapılarının toplu 191

194 olarak bulunduğu yerleşim sahaları, orman sınırları dışına çıkarıldığı tarihteki fiili durumlarına göre ifraz edilerek üzerinde yapısı bulunanlara rayiç bedelleri peşin veya 10 yıllık (on yıl) süre içinde ve eşit taksitle alınmak üzere, Maliye Bakanlığınca satılır. Taksitli ödemelerde 7. madde hükmündeki faiz oranları uygulanır. Bu şekilde satılamayan taşınmazlar genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu arazilerden kamu hizmetine tahsis edilen veya bu maksatla fiilen kullanılan taşınmaz mallarda bu madde hükmü uygulanmaz. Belediye ve Mücavir Alanlardaki Yerleşim Sahalarının Değerlendirilmesi Madde sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamına giren belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan imarlı ve imarsız yerler fiili işgal durumuna göre ifraz edilir. İfraz sonucu oluşan parsellerden üzerinde yapı ve tesisler bulunanlar kullanıcılarına, rayiç bedeli peşin veya 5 yıllık (beş yıllık) süre içinde ve eşit taksitle alınmak üzere Maliye Bakanlığınca satılır. Taksitli ödemelerde T.C Ziraat Bankasının vadesiz mevduat faiz oranları uygulanır. Kullanıcısına yapılan tebligattan itibaren otuz gün içinde satın alınmayan yerler ile yapı ve tesis bulunmayan parseller, Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göre satılır. Bu arazilerden kamu hizmetine tahsis edilen veya bu maksatla fiilen kullanılan taşınmaz mallarda bu madde hükmü uygulanmaz. İtiraz ve Kadastro Madde 10- Taşınmazlarda sahiplilik iddiasında bulunanların itirazları ile rayiç bedellere itirazlar yapılan işlemleri durdurmaz, itiraz mahkemeye intikal etmiş ise kesinleşen mahkeme kararına göre işlem yapılır. Nakledilecek orman içi köyler halkının değiştirilecek veya kamulaştırılacak taşınmaz mallarının kadastro hizmetleri ile bu kanunun 7, 8 ve 9'uncu maddeleri hükümlerine göre değerlendirilecek yerler için ihtiyaç duyulan kadastro hizmetleri, Maliye Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığının talebi üzerine Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce öncelikle yerine getirilir. Nakledilen orman içi köyler halkının, bu Kanun hükümlerine göre değiştirilen veya kamulaştırılan Devlet ormanları içindeki arazilerinin orman kadastrosu, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca öncelikle yaptırılır. Rayiç Bedel Tespiti Madde 11- Bu Kanuna göre değerlendirilecek taşınmazların rayiç bedellerinin tespiti, aşağıda belirtilen komisyonlarca yapılır: a)orman içi köylülerinin nakil ve yerleştirilmeleri ile ilgili bu Kanunun ikinci bölümünde belirtilen taşınmazlar için, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca kendi personelinden oluşturulacak beş kişilik komisyon. b) Kanunun 7 ve 8'inci maddelerine göre satılacak taşınmazlar için, Hazine taşınmazlarının ihale yoluyla satmaya yetkili satış komisyonuna, ilgili köy muhtarının katılımı ile oluşan komisyon. c) Kanunun 9'uncu maddesinde belirtilen taşınmazlar için, Hazine taşınmazların ihale yoluyla satmaya yetkili satış komisyonu. Orman Köyleri Halkının Desteklenmesi ve Ağaçlandırma Madde 12- Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet ormanları içinde ve bitişiğinde oturan köyler halkının geçim seviyesinin yükseltilmesi için gerekli tedbirleri alır. Bu maksatla sağlanacak 192

195 işletme araç ve gereçleri ile gerekli diğer girdiler doğrudan veya kredi yolu ile karşılanır. Orman içi köyler halkının kısmen veya tamamen nakledilmesi sonucu boşaltılmış olan Orman içindeki arazi, depo ve tesis yerleri, Orman Genel Müdürlüğünce öncelikle projelendirilip Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır. Özel Gelir ve Özel Ödenek Madde 13- Bu kanun uygulamasından elde edilen gelirler genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir kaydedilir. Özel gelir kaydedilen tutarlar, nakledilecek orman köylülerine ait taşınmazların kamulaştırılmasında, 6831 sayılı Orman Kanunu nun 2'nci maddesinin (A) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkartılan yerlerin ıslah, imar ve ihyasında, naklen iskan harcamalarında, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve yeni orman alanlarının tesisi amaçlarında kullanılmak üzere, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesine özel ödenek kaydedilir. Özel gelir ve özel ödenek kaydedilen miktarların, önceki yıllarda kullanılmayan kısmı, ertesi yıl bütçesine devredilir. Muafiyetler Madde 14- Bu kanun hükümlerinin uygulanmasında yapılacak tescil/devir ve kayıt düzeltme işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Yürürlükten Kalkan Hükümler Madde 15- Bu kanun ile 2924 sayılı kanun ve 4706 sayılı Hazineye ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmelik Madde 16- Bu kanunun uygulanmasına ait usul ve esasları belirleyen Yönetmelik, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görüşleri alınarak Maliye Bakanlığınca bu kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde hazırlanır. Geçici Madde 1- Bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun gereğince Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hak sahipleri rayiç bedel tespiti ve satış işlemlerine başlanmış olup da tapuları henüz verilmemiş olan yerlere ait dosyalar, bu Kanuna göre işlem yapılmak üzere Maliye Bakanlığına devredilir. Ek Madde 1- Bu Kanun kapsamına giren yerler, 2510 ve 4753 sayılı Kanunlar gereğince Hazinece bedeli tahsil edilerek kişilere dağıtılmış ve bu kişilere hükümsüz sayılan kayıtlar karşılığında başkaca bir yer verilmemişse bu kişilerden ikinci defa bedel alınmaz. Ek Madde sayılı Orman Kanunu'nun 1744 sayılı Kanunla değişik 2'nci maddesi, 2896 ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2/B maddesi kapsamına giren taşınmazlardan; fiilen orman olduğu Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilen yerler talep üzerine, Maliye Bakanlığınca orman yapılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilir. Madde 17- Bu kanun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer. Madde 18- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 193

196 MADDE GEREKÇELERİ Madde 1- Kanunun amacını düzenleyen bu maddede öncelikle ormandan çıkartılan yerler değerlendirilerek kaynak yaratılacak ve bu kaynak ile nakline karar verilen orman içi köyler halkı nakledilecek ve yeni orman alanları kurulacaktır. Nakledilemeyen orman köylüleri de bu kaynakların desteği ile yerinde kalkındırılacaktır. Bu madde ile değerlendirmeye tabi tutulacak ormandan çıkartılan yerlerin dökümü yapılmıştır. Madde 2- Ormandan çıkartılan yerler Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nca tapuya tescil ettirilecek ve bu yerlerden tarıma açılmak maksadı ile ormandan çıkartılan yerler orman içi köyler halkının naklen iskan edilmesinde kullanılacağı için bu yerlerin Orman ve Su İşleri Bakanlığı emrine orman sınırları dışına çıkartılan diğer yerlerin de değerlendirilmek üzere Maliye Bakanlığı emrine tahsisi uygun görülmüştür sayılı Orman Kanunu'nun 2/A maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılacak arazilere orman içi köyler halkı iskan ve naklen yerleştirilecekleri için bu yerlerin tespit, tefrik ve tescil işlemleri sırasında yapılabilecek itiraz ve açılması muhtemel davaların bu kanuna göre yapılacak çalışmaları engellemesine imkan vermesi önlenmek istenmiştir. Açılan davalar dava sahipleri adına sonuçlandığında da bu yerlerin genel hükümlere göre kamulaştırılması sağlanmıştır. Madde 3- Orman Kanunu'nun 2-A bendi gereğince orman sınırları dışına çıkartılan bu yerlerin imar ihya ve ıslah edilerek kullanılacak ve yerleşilebilecek araziler haline getirilmesi mecburiyeti vardır. Bu ıslah, imar ve ihya hizmetleri Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik ile diğer ilgili kamu kuruluşları ile birlikte yapılacaktır. Islah, imar ve ihyası tamamlanan yerlerin kullanım şekil ve amaçlarına göre düzenlenmesi, yerleşim planlarının hazırlanması da Orman ve Su İşleri Bakanlığı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile ilgili kuruluşlarca birlikte yürütülecek ve bu plan içinde ifrazen oluşacak yeni durum tekrar Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın talebi ile tescile tabi tutulacaktır. Planlamanın öngördüğü yapılar da devletçe tamamlandığında orman içi köyler halkının kısmen veya tamamen naklen ve iskanen yerleşimine hazır olacaktır. Nakil ve yerleşim 6831 sayılı Orman Kanunu, 2510 sayılı İskan Kanunu ve bu Kanun hükümlerine göre yürütülecektir. Madde 4- Orman içi köylülerinin naklinde köylünün isteği esas alınmış olup kısmen veya tamamen nakil işlemlerinde devlet zorlaması söz konusu değildir. Nakil işlemlerinde öncelikle naklini isteyen köylünün köydeki taşınmaz mallarının rayiç değeri belirlenecek, anlaşma halinde bu değer, bedelde anlaşma olmadığında bu yerler kamulaştırılacak ve bunun sonucu oluşan değer esas alınarak orman içi köylü, nakledilecek yere yerleştirilecek ve bu rayiç değerler yerleşme yerindeki taşınmaz değerlere mahsup edilecektir. Bu değerlendirmeler sonunda vatandaşımız borçlu kalır ise bu borçta 20 yıllık eşit taksitler halinde faizsiz olarak ilgilisinden tahsil edilecektir. Madde 5- Islah, imar ve ihya edildikten sonra nakledilecek orman köylüsüne tahsis edilen ve adına tescil edilen taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılmasına, devir ve talik edilmesine miras hükümleri dışında bölünmesine, haczedilmesine engel olunmak istenmiş, ancak yönetmelikle belirlenecek zorunlu şartlarda kira yolu ile ortaklık yoluyla işletilmesine imkan tanınmıştır. Aksi durumlarda bu yerler bu kanunda belirtilen bir başka hak sahiplerine Orman ve Su İşleri Bakanlığı izni ile devredilebilecektir. Yukarıdaki madde hükümlerine rağmen yükümlülüklerine yerine getirmeyenlere ait 194

197 taşınmazlara ait tahsis Orman ve Su İşleri Bakanlığınca geri alınarak tapuda terkin işlemi yapılacaktır. Bu durumda köylünün ödediği önceki bedellerle bu yere daha sonradan yapılmış tesisler varsa bunların bedeli de rayiç değerden peşin ve defaten kendisine ödenecektir. Geri alma işlemi dava konusu olabilecek ama tedbir kararı verilemeyecektir. Madde 6- Ormandan çıkartılan otlak, yaylak ve kışlaklar Maliye Bakanlığınca hayvancılıkta kullanılmak üzere bulundukları yerdeki köy ve kasabaya bedelsiz olarak tahsis edilecektir. Madde sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamında tarımsal alana dönüştükleri için Hazine lehine orman sınırları dışına çıkartılan yerler ve bu yerdeki yapı ve tesisler fiili durumlarına göre bu maddenin üçüncü fıkrasına göre ifrazı ve tapulaması yapıldıktan sonra bu yerleri kullananlara rayiç bedelleri peşin veya on yıllık eşit taksitlerle Maliye Bakanlığınca satılacaktır. Taksitli ödemelerde kanunda belirtilen faiz oranı alınacaktır. Belirtilen rayiç bedelin kullanana tebliğinden itibaren bir ay içinde bu yerin satın alınmak istenmemesi halinde bu yerler genel hükümlere göre yine Maliye Bakanlığınca üçüncü kişilere satılabilecektir. Yine de satılmaması halinde bu yerler devlet ormanı olarak ağaçlandırılacaktır. Bu tür araziler önceden kamu hizmetine tahsis edilmiş ise veya hali hazırda bu amaçla fiilen kullanılıyor ise böyle yerlere bu madde hükmü uygulanmayacaktır. Bu yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na göre kadastrosu yapılacak ve bu işlemlerde bu kanunda belirtilen esaslara yer verilecektir. Madde 8- Köy hudutları içinde kalan toplu konut alanları ve tarım alanları öncelikle bu kanunun 7'nci maddesi içinde fiili kullanım durumları esas alınarak ifraz ve kadastro işlemleri tamamlandıktan sonra bu yerleri kullananlara rayiç değeri peşin veya bu kanunun 7'nci maddesinde öngörülen faiz oranları esas alınarak on yıllık süre içinde yıllık eşit taksitler halinde ödenmek üzere Maliye Bakanlığınca devredilecektir. Bu yerlerde de önceden kamu hizmetine tahsis edilmiş veya fiilen bu maksatla kullanılan bina ve tesis varsa bu yerler madde uygulamasına tabi olmayacaklardır. Rayiç bedelin kullanana tebliğinden itibaren bir ay içinde bu yerlerin satın almak istememesi halinde bu yerler genel hükümlere göre Maliye Bakanlığınca üçüncü kişilere satılır. Satılamayan yerler devlet ormanı olarak ağaçlandırılır. Madde 9- Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerlerin fiili kullanım durumları esas alınarak ifraz işlemleri tamamlandıktan sonra bu yerler kullanıcılarına rayiç bedeli peşin veya beş yıllık süre içinde ve eşit taksitle alınmak üzere Maliye Bakanlığınca satılacaktır. Bu yerlerde de önceden kamu hizmetine tahsis edilmiş ve fiilen bu maksatla kullanılan bina ve tesis varsa bu yerler madde uygulamasına tabi olmayacaktır. Kullanıcısı tarafından satın alınmayan yer Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göre satılacaktır. Madde 10- Taşınmazlarda sahiplilik iddiasında bulunanların itirazları ile rayiç bedellere itirazların yapılan işlemleri durdurmayacağı ancak yargı kararının kesinleşmesi üzerine yargı hükmü gereğince işlem yapılacağı düzenlenmiştir. Bu kanunun 7, 8 ve 9'uncu madde hükümlerine göre değerlendirilecek yerler için ihtiyaç duyulan kadastro hizmetlerinin öncelikle yerine getirileceği düzenlenmiştir. Nakledilen orman içi köyler halkının değiştirilen veya kamulaştırılan devlet ormanları içindeki arazilerinin orman kadastrosunun öncelikle yapılacağı hususu düzenlenmiştir. Madde 11- Bedel tespitini yapacak komisyonlar, kanun teklifi ile yapılan düzenlemeye uygun hale getirilmiştir. 195

198 Madde 12- Devlet ormanları içinde ve bitişiğinde oturan köyler halkının yaşam seviyesinin yükseltilmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı husus belirtilmiştir. Orman içi köyler halkının kısmen veya tamamen nakledilmesi sonucu boşaltılmış olan yerlerin devlet ormanı olarak derhal Orman Genel Müdürlüğü'nce ağaçlandırılacağını düzenlemiştir. Madde 13- Bu kanunun uygulanmasından elde edilen gelirlerin kanunun amacına ve Anayasaya uygun kullanımını temin amacıyla bu madde düzenlenmiştir. Madde 14- Bu kanun hükümlerinin uygulanmasında yapılacak tescil devir ve kayıt düzeltme işlemlerinde muafiyet maddesidir. Madde 15- Yürürlükten kalkan hükümleri gösteren düzenlemedir. Madde 16- Kanunun uygulanmasıyla ilgili çıkarılacak yönetmeliğin ne şekilde hazırlanacağına ilişkin düzenleme getirilmiştir. Geçici Madde sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun gereğince satış işlemlerine başlanmış olup da henüz tapuları verilmemiş olan yerlere ait dosyaların bu kanuna göre işlem yapılmak üzere Maliye Bakanlığına devredileceğini düzenlemiştir. Ek Madde 1- Bu kanun kapsamına giren yerler 2510 ve 4753 sayılı Kanunlar gereğince bedeli tahsil edilerek kişilere dağıtılmış ve başkaca bir yer verilmemişse bu kişilerden bir bedel alınamayacağına ilişkin düzenleme getirilmiştir. Ek Madde sayılı Orman Kanunu'nun 1744 sayılı Kanun la değişik 2'nci maddesi, 2896 ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2/B maddesi kapsamına giren taşınmazlardan; fiilen orman olduğu Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilen yerlerin talep üzerine, Maliye Bakanlığınca orman yapılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edileceği hususunda düzenleme getirilmiştir. Madde 17- Yürürlük maddesidir. Madde 18- Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE 1961 Anayasasının 131'nci maddesi 15/10/1961 öncesi itibariyle insanlarca sahiplenerek tarım alanlarına, toplu konut alanlarına dönüştürülmüş orman alanlarının orman sınırları dışına çıkartılmasına imkan verirken, 1982 Anayasası 'nın 169'ncu maddesi ormandan iki farklı çıkartmaya imkan vermiştir Anayasası'nın 169'ncu maddesine göre 1961 Anayasası'nda olduğu gibi ancak tarih farkı ile 31/12/1981 tarihi öncesi itibariyle insanlarca sahiplenilerek tarım alanlarına, toplu konut alanlarına dönüşmüş orman alanlarının orman sınırları dışına çıkartılmasına imkân verirken ayrıca hiç sahibi, kullanıcısı bulunmayan ancak tarım alanlarına mutlak dönüştürülmesinde kesin yarar görülen yerlerin de orman sınırları dışına çıkartılmasına imkân verilmiştir Anayasası ormandan çıkartılan yerlerin ne şekilde değerlendirileceği hakkında bir hüküm getirmemişken, 1982 Anayasası'nın 170'nci maddesi ormandan çıkartılan yerlerin nasıl değerlendirileceğini de göstermiştir. Buna göre tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi ve ayrıca bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması ve ihya edilerek orman köylüsüne tahsisinin yasa ile yapılması gerektiğini öngörmüştür. Anayasa'nın 170'nci maddesinde yer alan bu iki amacı gerçekleştirmek üzere yine maddenin verdiği yetkiyle bu uygulama kanunu hazırlanmıştır. 196

199 1982 Anayasasının 170'nci maddesini biraz daha gerçekçi değerlendirirsek göreceğiz ki sahiplenerek tarım alanlarına toplu konut alanlarına dönüştürüldüğü için Hazine lehine orman sınırları dışına çıkartılan yerler ile buna karşılık hiç sahipliliği bulunmayan ve halen de orman vasfını taşıyan yerler, mutlak tarıma açılması zorunlu olduğundan orman sınırları dışına çıkartılmış ise bu yerler öncelikle devletçe imar ve ihya edilip kullanılmaya, yerleşmeye uygun hale getirildiğinde bu yerlere sadece ve sadece orman içi köyler halkı yerleşebilecektir. Anayasamızın 170'nci maddesi de bu durumların kanunla düzenleneceğini emretmiştir. Anayasanın 170'inci maddesinin öngördüğü uygulama kanunu olan 2924 sayılı Kanun un büyük bölümü çeşitli sebeplerle yürürlükte değildir. Kalan hükümleri de uygulamaya yeterli değildir. Bu kanun teklifi Anayasanın 170'nci maddesinde yer alan amaçların gerçekleştirilmesini sağlayacak yeni uygulama kanunu olacaktır Anayasasının 131'nci maddesine göre 15/10/1961 tarihi öncesi itibariyle, 1982 Anayasasının 169'ncu maddesine göre de 31/12/1981 tarihi itibariyle günümüze kadar toplam HEKTARA yakın orman alanımız sahiplenilmiş olarak tarım alanına, toplu yerleşim alanına dönüşmüş olduğu için HAZİNE LEHİNE ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARTILMIŞ durumdadır ve bu yerler çıkartılma tarihleri itibariyle yıldır kullanıcıların elindedir. Bu gün itibariyle Akdeniz-Ege-Marmara-Trakya Bölgelerinin orman kadastrosu ve ormandan çıkartma işlemlerinin tamama yakını sonuçlandırılmıştır. Bu yerlerde yeni bir ormandan çıkartma çalışması yapmak bugünkü hukuki prosedür içinde hukuken mümkün değildir. Mersin-Antalya-Muğla-İzmir-İstanbul ve Bursa il sınırları içinde orman tanımından çıkarılan arazi alanı olarak Hektar civarında olup bu yerler narenciye-muz-sera-zeytinlik-fundalık-toplu yerleşim yerleri olarak tarımsal-mesken rayiç değerleri çok yüksek olan yerlerdir. Bu yerlerin çok az miktarı orman köylüsünün elinde olup bu köylülerimizin mali durumlarının gerçek ormanlarda yaşayan fakir orman köylüsü ile de aynı olmadığı bir gerçektir. Orman vasfını kaybediş tarihleri itibariyle yıldır birilerinin elinde bulunan Devlete o günden bu yana bir kuruş ödemeyen, aksine bu kullanan kişilere harici senetlerle alınıp satılan, yeniden orman yapılması mümkün olmadığı için Anayasa gereği orman tanımından çıkarılan bu Hazine arazilerinin kullananların elinden alınıp bu yerleri orman içi köyler halkına tahsis edebilmekte mümkün olamayacağından bu konunun bu yerlerin rayiç değerler üzerinden değerlendirerek sağlanacak mali kaynağın orman köylüsünün kalkındırılmasına imkân verecektir. Bu arazilerin değerlendirilmesinden ede edilecek mali kaynaklar Hazinenin özel hesabına toplanacak ve bu kaynaklarla; a)yerinde kalkındırılması mümkün olan orman köylümüze yeterli krediler sağlanarak yerinde kalkındırılmaları sağlanacaktır. b) Yerinde kalkındırılmaları mümkün görülmeyen orman içi köyler halkımız istekleri halinde 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/A maddeleri kapsamında orman tanımından çıkarılan bu yerlere naklen yerleştirilmelerini sağlayacaktır. c)nakledilecek orman içi köyler halkına ait arazi ve evlerinin bedelleri ödenecek ve yerleri ağaçlandırılacaktır. d) Yeni orman alanlarının yetiştirilmesi sağlanacaktır. Orman tanımından çıkartılmış Hazine arazileri rayiç değer üzerinden değerlendirilirken arazilerin bulundukları yer itibariyle tarımsal arazi değerleri mesken değerleri dikkate 197

200 alınacağından dağlık arazilerde yaşayan orman içi köyler halkımız mağdur olmayacağı düşünülmüştür. Ormandan çıkan yerlerin rayiç değerler içinde değerlendirilmesini ormanlarımızın yağmalanmasına sebep olacağı ileri sürülmektedir. Kulağımıza hoş gelen bu ses gerçeği anlatmamaktadır. Ormanlarımız etkin biçimde korunamadığı için klasik sözcükle 2B alanları oluşmakta sonra da bu yerlerin çözümü Anayasa içinde aranmaktadır. Kesin çözüm yeni 2B alanlarının oluşumunu önleyecek ormanları koruma tedbirlerinin acilen uygulamaya konmasıdır. Bu yapılabildiğinde zaten ormandan çıkartılacak yer olmayacaktır. Devlet ormanlarına izinsiz yapılmak istenen bina tesis derhal yıkılabilse, ormandan açılan sahaya dikilen fidan, ağaç, mahsuller derhal sökülse ve bu yerler derhal orman alanı olarak ağaçlandırılsa, bu yerlere elektrik-yol-su gibi kamu hizmeti yasaklansa kimse orman tahribine ve orman alanlarına yerleşmeye kalkmaz. Orman sınırlandırılması ve ormandan çıkartma işlemlerinin tamamlandığı yerlerde bir daha orman sınırlandırması ve ormandan çıkarma yasağını kanuna koysak şikâyetçi olduğumuz yeni 2B'ler oluşmaz. Bu Kanun Anayasa hükmü içinde Hazine lehine orman sınırları dışına çıkartılmış orman tanımı ile alakası kalmamış onlarca yıldır işgalde kişiler elinde kalan devlete ait taşınmazların orman köylüsü lehine kullanılmak üzere rayiç değerlerinin devlete kazandırılması yolunda bir tasfiye kanunudur. 198

201 UZMAN JANDARMA KANUNU NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu nun 33 üncü Maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "MADDE 33- Uzman Jandarmalar Hakkında 926 Sayılı TSK Personel Kanunu nda belirtilen gösterge tablosu; Lise ve Dengi Okul mezunlarına uygulandığı şekilde 10 uncu derece 1 inci kademeden başlayacak şekilde yeniden düzenlenir. Uzman Jandarma naspedilmeden önce askeri eğitimde geçen süre emeklilikten sayılır. Uzman Jandarmalardan iki yıl süreli yüksek öğretim yapanlara bir kademe, üç yıl süreli yüksek öğretim yapanlara iki kademe, dört veya daha uzun süreli yükseköğretim yapanlara ise bir derece verilir. İki veya daha uzun süreli yüksek öğretim yaptıktan sonra uzman jandarma naspedilenlerin intibakları, yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uzman jandarmalığa nasıplarında yapılır. MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. GENEL GEREKÇE Uzman Jandarmaların, meslekle ilgili müracaatlarında, lise ve dengi okul mezunu olma şartı bulunduğu halde, ortaokul ve dengi okul mezunu gibi derece ve kademe ile mesleğe başlamakta ve emekli olmaktadırlar. Yani mesleğe giriş şartı ile uygun derece ve kademeden mesleğe başlamaları arasında uyum yoktur. Açık bir yasa ihlali vardır. Uzman Jandarmalar gerek meslek öncesi, gerekse mesleki görevleri sırasında yüksek tahsil yapabilmektedir. Bu durumda olan uzman jandarmaların derece ve kademeleri yapmış oldukları bu tahsille mütenasip hale getirilmesi ve subay/astsubaylarda olduğu gibi benzer haklardan yararlanmalı, eşitlik sağlanmalıdır. Subay ve astsubayların; harp okulu veya astsubay meslek yüksekokulunda geçen askeri eğitim süreleri emeklilikten sayıldığı halde, uzman jandarmaların nasıptan önceki bir yıllık askeri eğitimleri emeklilikten sayılmamaktadır. Dolayısıyla subay ve astsubaylara nazaran bir hak kaybı söz konusudur. 199

202 29/08/1977 TARİHLİ 2108 SAYILI MUHTAR ÖDENEK VE SOSYAL GÜVENLİK YASASI'NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1- Köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarlarına brüt asgari ücret miktarı kadar aylık ödenek verilir. Bu rakamı; muhtarlıkların bulunduğu yerleşim biriminin idarî yapısı ve nüfusu gibi kriterleri ayrı ayrı veya birlikte dikkate almak suretiyle İçişleri Bakanlığı'nın görüşü ve Maliye Bakanlığı'nın teklifi üzerine bir katına kadar farklı olarak belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu ödenek damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. Bu ödeneğin karşılığı her yıl İçişleri Bakanlığı bütçesine konulur ve yılı içinde söz konusu bütçeden il özel idare bütçelerine aktarılır. Muhtar ödeneği, her ayın onbeşinci günü il özel idareleri tarafından ilgililere peşin olarak ödenir. MADDE 2- Köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarlarından bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı almakta bulunanların, bu aylıkları; muhtarlık ödeneği ve harçlardan alacakları prim dolayısıyla kesilmez. MADDE 3-31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4'üncü maddesi kapsamında sigortalı sayılmayı gerektirecek bir çalışması bulunmayan veya bu kapsamda aylık ve gelir almayan köy ve mahalle muhtarları, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar. Bunlardan yeniden bu görevlere seçilmeyenler veya ayrılanların Sosyal Güvenlik Kurumu ile ilişkileri, kanuni primlerini ödedikleri sürece devam eder. MADDE 4- Bu Kanun yürürlüğe girmesinden önceki muhtarlık hizmetleri istekleri halinde 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümlerine göre borçlandırılmak suretiyle değerlendirilir. Geçmiş hizmetlerin değerlendirilmesi için ilgililerin en geç bir yıl içinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na başvurmaları gerekir. MADDE 5- Köy ve mahalle muhtarlarına verilecek ödeneğin özel idare bütçelerine aktarılması, köy ve mahalle muhtarlarına ödenmesinin esas ve usulleri; mahalle muhtarlarının harç tahsilatının ve paylarının ödenme biçimi ile köy ve mahalle ve ihtiyar heyetleri tarafından verilecek resmi evraka ait basılı kağıtların tip, örnek ve bedellerine ilişkin hususlar Maliye Bakanlığı'nın görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı'nca en geç 3 ay içerisinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir. MADDE 6-18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu ile 15/4/1944 tarihli ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline dair Kanunun bu Kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 7-15/4/1944 gün ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyeti Teşkiline Dair Yasanın 20 nci maddesinin son fıkrası aşağıdaki biçimde değiştirilmiştir: Yoksullukları mahalle muhtarı tarafından kabul edilenlerden ve üçüncü maddenin ikinci bendinde yazılı işlerden harç alınmaz. MADDE 8 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 9 - Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür 200

203 MADDE GEREKÇELERİ MADDE 1- Bu madde ile muhtarların aylık ödenekleri günümüz şartlarına göre yeniden düzenlenmiştir. MADDE 2- Bu maddeyle herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan emekli aylığı almakta olan muhtarların, bu kanun gereğince alacakları ödenek nedeniyle emekli aylıklarının kesilemeyeceği düzenlenmiştir. MADDE 3- Muhtarlık görevinde bulunanların Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmalarını ve istekleri halinde bu durumlarının devam edebilmesi düzenlenmektedir. MADDE 4- Daha önce muhtarlık hizmeti yapanların geçmiş hizmetlerinin, ilgililerin en geç bir yıl içinde başvurmaları durumunda sosyal Güvenlik Kurumu'nca değerlendirileceği düzenlenmiştir. MADDE 5- Bu madde ile muhtarlara yapılacak ödemelerle ilgili esas ve usulleri düzenleyen bir yönetmelik çıkartılması gerektiği düzenlenmiştir. MADDE 6- Madde ile ilgili kanunlardaki bu kanuna aykırı hükümlerin yürürlükten kaldırılması düzenlenmiştir. MADDE 7- Madde ile yoksullukları mahalle muhtarı tarafından kabul edilenlerden harç alınmayacağı düzenlenmiştir. MADDE 8 - Yürürlük maddesidir. MADDE 9 - Yürütme maddesidir. GENEL GEREKÇE Halen sayıları yaklaşık 53 bini bulan köy muhtarları ile şehir ve kasaba muhtarlarımız aylık olarak aldıkları 280 TL ile geçim mücadelesi vermektedirler. Günümüzde vatandaşlarımızın birçok işlemini özverili bir şekilde yerine getirmeye çalışan muhtarlarımız, çalışma saati anlayışından uzak bir şekilde üzerlerindeki bu iş yükünü, gerekli sorumluluk anlayışı çerçevesinde yerine getirmektedirler. Muhtarlarımızın çoğunluğunun sadece muhtar maaşları ile geçinmeye çalıştığı da günümüz gerçeğidir. Diğer yandan almış oldukları aylık, sigorta primlerini ödemeye dahi yetmemektedir. Birleşmiş Milletlerin yayınlamış olduğu son "İnsani Gelişme Raporu'nda" üç puan gerileyip 79'uncu olan ülkemizin üçte birinin Dünya Bankası tarafından hazırlanan "Türkiye: Ekonomik Reformlar, Yaşam Standartları ve Sosyal Refah Araştırmasına göre yoksulluk sınırında olduğunu gözler önüne serilmektedir. Yaşamış olduğu bölgeye ve halkına hizmet için büyük özverilerde bulunan muhtarlarımızın, bu olumsuz ekonomik şartları ancak yaşanabilir bir maaş seviyesi ile düzelebilecektir. Maaşlarını en az asgari ücret seviyesine çıkarmayı amaçlayan kanun teklifim ile muhtarlarımızın ve onların ailelerinin bir nebze nefes alması sağlanmış olacaktır. 201

204 202

205 24. Dönem 1. Ve 2. Yasama Yılında Milletvekillerimizin Verdiği Bazı SORU ÖNERGELERİ VE CEVAPLARI 203

206 204

207 DİYANET SORU ÖNERGESİ Yüce dinimizin emri olan Hac farizasını yerine getirmek isteyen yüzbinlerce vatandaşımızın yıllardır sıra bekledikleri bilinmektedir. Birçok vatandaşımızın dile getirdiği, AKP iktidarları döneminde Hac kontenjanlarının yetersiz kaldığı ve 5-6 yıldır sıra beklediği halde bir türlü hac sırasının gelmediği iddialarıyla ilgili olarak; 1. Ülkemizde halen Hacca gitmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığına başvuru yapmış kaç vatandaşımız bulunmaktadır? 2. Bu vatandaşlarımızın müracaat sayılarına (ilk, ikinci vb.) göre dağılımları nasıldır? yılları arasındaki kontenjan, müracaat ve Hacca gönderilen sayılarının yıllara göre dağılımı nasıl olmuştur? 4. Anılan dönemde hacca giden vatandaşlarımızın Diyanet İşleri Başkanlığı ve özel şirketler kanalıyla gönderilenlerinin sayıları nasıldır? 5. Halen Hacca gidecek adayların belirlenmesinde kullanılan kur'a yöntemi nasıldır? Bu konuda daha önce başka hangi yöntemler denenmiştir? 6. Her yıl artan ülke nüfusu ve yoğunlaşan Hac müracaatlarına rağmen kontenjanların artırılamadığı iddiaları doğru mudur? Doğru İse kontenjanın artırılamama sebepleri nelerdir? 7. Hükümetinizce Hac kontenjanlarının artırılması ve yıllardır sıra bekleyenlerin mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik ne gibi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? CEVAP Ülkemizde düzenlenen hac ve umre organizasyonları ile alakalı tüm kriterler Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu tarafından belirlenmektedir yılından önce normal kur'a sistemi uygulanmaktaydı. Her yıl müracaatlar alınarak bilgisayar ortamında kur'a çekilmekte ve herkes eşit şartlara haiz olmaktaydı. Ancak 2009 yılından itibaren anılan Kurul önceki yıllarda müracaat eden hacı adaylarına daha fazla imkan tanımak amacıyla kat sayılı kur'a sistemini benimsemiştir. Bu sistemde hacı adayı kur'aya girdiği yılların kat sayısı çarpımı sonucu elde edilen rakam kadar kur'a sisteminde yer almaktadır. Örneğin: 3 yıldır müracaat eden bir hacı adayı kur'a sisteminde 3x3-9 kere ismi yer almaktadır yılında Ürdün'ün başkenti Amman'da yapılan İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısında alınan karar uyarınca; Suudi Arabistan Krallığınca her yıl İslam ülkelerine nüfuslarının binde biri oranında hac kotası uygulanmaktadır. Bu çerçevede ülkemizin resmi hac kontenjanı olarak belirlenmiş olup, bu oran 2007 yılı haccından itibaren de 'e çıkartılmıştır. Ancak, ülkemizden hacca gitmek üzere son yıllarda müracaat eden vatandaşlarımızın sayısında görülen yoğun artış nedeniyle ek kontenjana ihtiyaç duyulmakta, bu nedenle de son yıllarda Suudi Arabistan Krallığı Hac Bakanlığı ile yapılan hac protokol görüşmelerinde ek kontenjan talebinde bulunulmakta ve bilahare, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığınca, anılan ülke nezdinde yapılan girişimler sonucu, talep edilen ek kontenjanı alma imkanı olmaktadır SORU ÖNERGESİ Her yıl ülkemiz adına yurtiçinden ya da dışından umre veya hacca gidecek vatandaşlarımızın Diyanet İşleri Başkanlığı(DİB)'na ek olarak başkanlığın kontrolünde özel şirketler aracılığıyla da Suudi Arabistan'a götürüldükleri bilinmektedir. Ancak, özel şirketler aracılığıyla umreye 205

208 veya hacca giden vatandaşlarımızın-birçoğunun mağdur edildiği iddiaları kamuoyunu rahatsız etmektedir. Bu konuyla ilgili olarak; yılı içinde umre veya hac farizası için ülkemiz adına yurtiçinden ve yurt dışından kaç vatandaşımız Suudi Arabistan'a gitmiştir? Bu vatandaşlarımızın DİB ve özel şirketler aracılığıyla gidenlerinin sayıları nasıldır? 2. Vatandaşlarımızı Suudi Arabistan'a götürecek özel şirketler hangi kriterlere göre seçilmektedir? Bu şirketler kimler tarafından belirlenmektedir? 3. Suudi Arabistan'a hacı adayı götüren özel şirketlerin büyük bir bölümünün iktidara yakınlığı ile bilinen şirketler olduğu ve korundukları iddiaları doğru mudur? 4. Bugüne kadar özel şirketler hakkında DİB'na ne tür şikâyetler gelmiş ve bunlar hakkında Hükümetinizce nasıl bir işlem yapılmıştır? 5. Vatandaşlarımızdan gelen şikâyetler sonucunda şimdiye kadar kaç şirketin sözleşmesi iptal edilmiştir? 6. DİB tarafından sözleşme hükümlerine uymadıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan şirketler var mıdır? 7. Varsa kaç şirket hakkında dava açılmıştır? Açılan davaların kaçı ne şekilde sonuçlanmıştır? 8. Umre ya da hac dönemlerinde değişik nedenlerle Özel şirketler tarafından mağdur edilen vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin önlenmesi konusunda Hükümetinizce ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? CEVAP Hac ve umre organizasyonu düzenleyecek seyahat acentelerinin niteliklerine ilişkin her yıl Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında kriterler belirlenmektedir, 2011 yılında hac seyahati düzenleyecek seyahat acentelerinde aranan kriterler aşağıda belirtilmiştir: 1. 01/01/2008 tarihinden önce A grubu seyahat acentesi işletme belgesi almış olması,(a grubu seyahat acentesi geçici işletme belgesi süresi hariç) 2. Daha önce düzenlemiş olduğu hac veya umre organizasyonları nedeniyle Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu'nca; 2011 yılı için hac veya umre organizasyonu düzenlemekten men edilmemiş olması, 3. Diyanet İşleri Başkanlığı ile kendi adına sözleşme imzalayarak; 2008, 2009 ve 2010 yıllarında fiilen en az bir defa hac veya umre organizasyonu düzenlemiş olması. Söz konusu kriterlere haiz acentelerden hac organizasyonu düzenlemek üzere Diyanet İşleri Başkanlığına müracaat eden tüm acentelerle sözleşme imzalanmıştır. Bugüne kadar seyahat acenteleri organizesi ile giden vatandaşlarımız tarafından çeşitli şikayetler Diyanet İşleri Başkanlığına intikal etmiş olup, söz konusu şikayetler hakkında Diyanet İşleri Başkanlığınca inceleme ve soruşturma yaptırılmış, soruşturma neticesinde düzenlenen teftiş raporları Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulunda görüşülerek sözleşme hükümleri uyarınca ilgili acentelere çeşitli cezalar (Uyarma, Kınama, süreli ve süresiz hac ve umre organizasyonu düzenlememe gibi) uygulanmıştır. Hac ve umre organizasyonu düzenleyen seyahat acenteleri tarafından sözleşme hükümlerine uyulmaması halinde ilgili acentelerin durumu Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulunda görüşülerek sözleşme hükümleri uyarınca çeşitli cezalar (Uyarma, Kınama, süreli ve süresiz hac ve umre organizasyonu düzenlememe gibi) verilmektedir. 206

209 2006 yılından bu zamana kadar 114 seyahat acentesine Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu tarafından ihlal ettiği sözleşme hükmüne göre, uyarma, kınama, süreli ve süresiz hac ve umre organizasyonu düzenlememe gibi çeşitli cezalar verilmiştir. Seyahat acenteleri tarafından hac ve umre organizasyonlarında mağdur edilen vatandaşların mağduriyetleri ilgili Acente tarafından yatırılan teminatla giderilmektedir EĞİTİM SORU ÖNERGESİ 1- Zat-ı alinizin imzasıyla Temmuz-2011 de yayınlanan, "Öğrenci kayıt ve kabullerinde ve diploma karşılığı bağış alınmaması" Genelgeye uyulmadığı için hakkında soruşturma başlatılan müdür sayısı ne kadardır? 2- Bahsi geçen müdürlere yönelik yapılan suçlamaların konusu nedir? 3- Genelgenin arkasından okul müdürlerine, okulların eğitim ve öğretimlere hazırlanması talimatı geçilmiş midir? 4- Okulların eğitime hazırlanması için okul müdürlüklerine verilen kaynak miktarı ne kadardır? Bu kaynak yeterli midir? 5- Okullara, temizlik, kırtasiye, fotokopi, bilgisayar onarım ve alımları, yakacak, güvenlik ve yardımcı hizmetli personel için ne kadar ödenek ayrılmaktadır? 6- Eğer bu kaynaklar yetersizse, okul müdürleri okulları eğitim ve öğretimlere hazırlamak için nereden kaynak bulacaklardır? 7- Okul müdürlerinin bağış altında aldıkları paraları nerelere harcadığının denetimi yapılmakta mıdır? 8- Okul müdürleri ve velileri karşı karşıya getirmemek, okul müdürlerini zan altından kurtarmak için, Bakanlığınıza bağlı okullara ayrılan ödenek miktarını arttırmayı düşünüyor musunuz? CEVAP İl eğitim denetmenleri tarafından "Öğrenci Kayıt ve Kabullerinde ve Diploma Karşılığı Bağış Alınmaması" konulu ve 2011/40 sayılı Genelge kapsamında ülke genelinde yapılan inceleme/soruşturma sonuçlarına göre; okuldaki soruşturma çalışmalarının tamamlanarak yöneticilerine disiplin cezası teklifinde bulunulmuş ve okulda ise soruşturma çalışmaları halen devam etmektedir yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile Bakanlığımızın eğitim öğretim ile diğer faaliyetleri için temizlik, kırtasiye, fotokopi, bilgisayar onarım ve alımları, yakacak ve güvenlik hizmetlerine ayrılan ödenek tutarları aşağıda belirtilmiştir. ÖDENEKLER ÖDENEK TUTARI (TL) Tüketime yönelik mal ve malzeme alımları Yolluklar Görev giderleri Hizmet alımları Temsil ve tanıtma giderleri Menkul mal alım bakım ve onarım giderleri Gayrimenkul mal bakım ve onarım giderleri Tedavi ve cenaze giderleri

210 SORU ÖNERGESİ 1- Milli Eğitim Bakanlığınca Saran Matbaacılık tarafından çıkartılan ve Ortaöğretim 9. sınıf Türk Edebiyatı dersinde okutulan ders kitabında, Arif Nihat Asya'nın Bayrak şiirinin, "Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selâmlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım" mısralarının çıkarılmasının nedeni nedir? Şiirde yer alan bu ifadeden kim, neden rahatsız olmuştur? 3- Bu mısraların geçtiğimiz eğitim dönemlerinde ders kitaplarında yer almasına rağmen, bu eğitim döneminde kaldırılmasının gerekçesi nedir? 4- Milli Eğitim Bakanlığınca bastırılan ve ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin ders kitaplarında bulunan Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin kaldırılması düşünülmekte midir? 5- İlköğretim okullarında ders başlamadan önce okutulan "Öğrenci Andı"nın kaldırılması düşünülmekte midir? 6- Atatürk İlkeleri ve İnkılap tarihi derslerinin kaldırılması düşünülmekte midir? CEVAP Ortaöğretim Türk Edebiyatı 9 uncu sınıf ders kitabı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının tarihli ve 283 sayılı Kurul Kararı ile kabul edilmiş ve beş yıllık okutulma süresini tamamlamıştır eğitim öğretim yılından itibaren yeniden hazırlanan, tarihli ve 231 sayılı Kurul Kararı İle kabul edilen ders kitabı kullanılmaktadır. Söz konusu ders kitabında yer alan Arif Nihat Asya'nın "Bayrak" şiirindeki "Sana benim gözümle bakmayanın/mezarını kazacağım./seni selamlamadan uçan kuşun/yuvasını bozacağım." mısralarında yer alan "kuş yuvasını bozma" sözcük gruplarının; Türk Edebiyatı, Dil ve Anlatım Dersi Ders Kitaplarını İnceleme ve Değerlendirme Ölçütlerindeki "Ders kitabına alınan metinler, öğretim programında Ders Kitabının Hazırlanması ve Metin Seçimi başlığı altında verilen açıklamalara uygun olmalı." ifadesi ile öğretim programında belirtilen "Seçilen metinler öğrencileri iyiye, güzele, doğruya yöneltmeli; iyi alışkanlıklar kazandırmalıdır." yargısından hareketle olumsuz düşünce ve davranışlara neden olacağı ve bunun bayrak, vatan ve millet sevgisini aşılayan bir şiirde, bu seviyedeki öğrenciler tarafından yanlış anlaşılabileceği düşünülerek söz konusu mısralar çıkarılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliğinin 8 inci maddesinin (ç) fıkrasının 8 ve 9 uncu bentleri hükmü gereğince Türk Bayrağı ile İstiklal Marşı, Öğrenci Andı, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ve Atatürk resmi, Bakanlığımızca ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine ücretsiz olarak dağıtılan tüm ders kitaplarında bulunmak zorundadır. Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 12 nci maddesinde; "İlköğretim okullarında öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca Öğrenci Andı'nı söylerler." denilmektedir. İlköğretim ve ortaöğretim T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük derslerinin kaldırılması konusunda Bakanlığımızın herhangi bir çalışması bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ 22 Kasım 2010 tarihinde büyük bir tören ile ilan edilen Fatih Projesi (Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) kapsamında yürütülen çalışmaların, sizin de gözünüzün 208

211 önünde; "Bir grup insana imkan yaratma ve teknoloji yoluyla haksız kazanç elde etme" haline dönüştürülmesi süreci yaşanmaktadır. Bunun için sadece yukarıdaki tabloya bakmak yeterli olacaktır. 1. Bu sürecin aynen devam etmesine müsaade etmeyi mi düşünüyorsunuz? Yoksa ülke, millet, devlet çıkarlarım düşünerek devam ettirilen Kleptokratik oyuna müdahale edecek misiniz? 2. Fatih Projesinin daha birinci aşaması olan Akıllı Tahtaların Temini işi içinde oynanan oyunları görmezden gelmek mümkün müdür? 3. Bu bölümle ilgili olarak, Bakanlığınız bürokratları tarafından hazırlanan ve Ulaştırma Bakanlığı'na gönderilen ihale şartnamesi ve Ulaştırma Bakanlığı tarafından ilan edilen ihale şartnamesinde talep edilen özellikler neden belirli bir marka ve ürünü tarif etmektedir? 4. MEB tarafından istenilen teknik özelliklerdeki ürün için patent başvurusu bile MEB'in şartnameyi hazırlamasından sonra ortaya çıkmış ise, MEB bünyesinde çalışanlar arasında müneccimlik düzeyinde ileri görüşlü bürokrat bulunmakta mıdır? 5. Bu ihale şartnamesini hazırlayan bürokratınızın aynı zamanda söz konusu patent müracaatında "Buluş Sahibi" olarak yer alması tesadüf müdür? 6. Bakanlığınızın Fatih Projesinin önemli bir sorumluluğunu üstlenmiş olan bir bürokratının aynı zamanda ihaleye teklif verecek olan bir ticari firma ile birlikte bir ürün patenti almasını etik açıdan ve hukuki açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ihale ve söz konusu bürokratınız hakkında bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz? 7. Böylesine önemli mali sonuçlan olan patentlerde ortalama olarak kazanç bedelinin %10'u Buluş Sahiplerine telif ücreti olarak ödenmektedir. Birinci fazda Vestele 340 milyon TL tutarında bir ihaleyi aktarmayı başaran Bakanlığınız bürokratına Vestel tarafından ödenmesi muhtemel telif ücreti 8,5 milyon TL civarına ulaşmaktadır. Bir telif bedeli ödemesi yapılmış mıdır? Böyle bir ödemeyi önlemek üzere Bakanlık tarafından alınmış bir tedbir var mıdır? 8. İhale şartnamesinde ihaleyi kazanan firmanın tüm patent haklarını Bakanlığa devredeceğine dair bir hüküm var mıdır? Vestel tarafından Bakanlığınıza patent devri yapmanın altında ihale sürecine yapılmış olan itirazların etkisi olmuş mudur? Eğer konu hakkında bir itiraz süreci olmasaydı yine de Vestel tarafından patentler Bakanlığınıza devredilecek miydi? 9. Bakanlığınız bu patentleri nasıl kullanmayı ve izlemeyi düşünmektedir? Vestel tarafından bu patentlerinizin başka ürünlerde ve projelerde kullanılması durumunda bunu nasıl izlemeyi düşünüyorsunuz? Bu patentlerin kullanılmasının engellenmesi mümkün müdür? 10. Bakanlığınız bu patentleri İkinci ve diğer fazlarda temin edilecek akıllı tahtalar için başka üreticilere de kullandırmayı düşünüyor mu? Böyle bir durumda diğer isteklilerden herhangi bir bedel alınacak mı? Vestel'in Bakanlığınıza devrini yaptığı patentler ile yeni ihalelerinizde de adrese teslim olarak işleri almaşım nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz? CEVAP Yazılı soru önergesinde baştan sona kullanılan üslup bir milletvekiline yakışmadığı gibi, baştan sona başta şahsım olmak üzere, Bakanlığımız bürokratlarını ve Bakanlığımızın hükmü şahsiyetini zan altında bırakıcı, itham edici ve suç isnat edici bir tarzda olup hukukun evrensel temel ilkelerine uymamaktadır. Eğitimde Fatih Projesinin ilk etabı olan akıllı tahta ihalesi Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından Kamu İhale Kanunu mevzuat hükümleri çerçevesinde şeffaflık, 209

212 rekabetçilik, eşit muamele, güvenirlik ilkelerinin tümüne uygun olarak bütün isteklilerin teklif verebildiği açık ihale usulü ile yapılmıştır. Otuzdört firma istekli olarak şartname dokümanı satın almış ve birçok yerli ve yabancı firma teklif vermiştir. İhale itirazlar üzerine Kamu İhale Kurumunca incelenmiş, tarihli ve nolu kararla itirazlar reddedilmiştir. İhale şartnamesinde belirli bir marka ve ürün tarif edilmemiştir. İhale öncesinde akıllı tahta ile ilgili patentler Bakanlığımızda olmakla birlikte, şartnamede herhangi bir patent veya patentte geçen bilgi ve ölçüler işaret edilmemektedir. İhale şartnamesinin hazırlanması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca yapılan ihalenin değerlendirilmesi ile ilgili sürecin hiçbir aşamasında patentte adı geçen bürokratımız görev almamıştır. Patentlerin tüm fikri ve sınai mülkiyet hakkı ihaleden önce tarihinde Millî Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Dolayısı ile ihale tarihinden önce de, sonra da patentler Millî Eğitim Bakanlığına ait olduğundan kimseye fikri veya sınai mülkiyet anlamında bir telif ücreti ödenmesi söz konusu olmamıştır. Ayrıca bir patentte buluşçu ve/veya tasarımcılar bir kurum ya da işyerinde çalışıp haklarından feragat etmişlerse bunların ilgili patentten herhangi bir ekonomik kazanç elde etmeleri de mümkün değildir. Bu konudaki ekonomik hak, patent sahibi olan Millî Eğitim Bakanlığınındır. Kısacası ilgili bürokrata bir ödeme yapılması mümkün olmadığı gibi yapıldığına dair iddialar da asılsızdır. Bakanlığımız ilgili patentin, patent başvurusu ve endüstriyel tasarım tescil başvurusundan kaynaklanan tüm ayrıcalık ve haklar üzerinde hiçbir kısıtlama ve ihtiyat olmaksızın tam devrini almıştır. Dolayısıyla yüklenici firma tarafından başka ürünlerde kullanılması durumunda yasal süreci başlatabilecektir. Bakanlığımız yurt dışına ihracat yapılması için imalat yapılması durumunda tüm fikri ve sınai hakları takip etmekle yükümlüdür. Bakanlığımız, Millî Eğitim Bakanlığı patenti olan akıllı tahta için yapılacak bundan sonraki alımlarda da rekabeti sağlamak için gerekli her türlü tedbiri alacaktır. Patent Bakanlığımızda olduğu için izin almak şartı ile yerli yabancı tüm firmalar bu tahtayı üretip ihalelere katılabilirler. Ülkemizdeki yatırım teşvik uygulamaları tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2009/15199 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar kapsamında sürdürülmektedir. Genel teşvik sistemi, bölgesel teşvik sistemi ve büyük Ölçekli yatırımlara yönelik teşvik sistemi olmak üzere üç aşamalı destek mekanizmasının uygulanmakta olduğu mevcut karar kapsamında Önümüzdeki dönemde Bilecik ilinde gerçekleştirilecek yatırımlar; Genel teşvik sistemi aracılığıyla kararname ekinde yer alan teşvik edilmeyecek yatırım konuları ile aranan şartları sağlamayan yatırım konuları hariç olmak üzere, asgari sabit yatırım koşullarını sağlamaları halinde gümrük vergisi muafiyeti ve KDV istisnası destek unsurlarından, Bölgesel teşvik sistemi aracılığıyla kararnamenin "Bölge Bazında Desteklenecek Sektörler" başlıklı Ek-2 bölümünde Bilecik ili için belirlenmiş olan yatırım konularında gerçekleştirilmeleri ve öngörülen asgari yatırım tutarlarını/kapasitelerini sağlamaları halinde gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, vergi indirimi ve yatırım yeri tahsisi destek unsurlarından, Büyük ölçekli yatırımlara yönelik teşvik sistemi aracılığıyla kararnamenin "Büyük Ölçekli Yatırımlar" başlıklı Ek-3 bölümünde yer alan yatırım konularında gerçekleştirilmeleri ve öngörülen asgari yatırım tutarlarını sağlamaları halinde gümrük vergisi muafiyeti, KDV 210

213 istisnası, vergi indirimi ve yatırım yeri tahsisi destek unsurlarından faydalanmaya hak kazanmaktadır. Diğer taraftan, Bilecik ilinde seramik sektöründe gerçekleştirilecek yatırımlar asgari 1 Milyon TL tutarında olmaları halinde genel teşvik sistemi kapsamında, asgari 5 Milyon TL tutarında olmaları halinde ise genel teşvik sistemine kıyasla daha fazla destek unsurunu bünyesinde barındıran bölgesel teşvik sistemi kapsamında desteklenmektedir. Bununla birlikte, mermer sektöründe gerçekleştirilecek asgari 1 Milyon TL tutarındaki yatırımlar da bölgesel teşvik sistemi aracılığıyla desteklenmektedir. Öte yandan, cari açığın azaltılması ve " Milyar Dolar İhracat" vizyonunun hayata geçirilmesi hedefleri çerçevesinde, ithalat bağımlılığı bulunan ara mallarının Türkiye'de üretimini sağlayacak bir üretim altyapısının hazırlanması, bunun yanı sıra, Türkiye'deki teknolojik değişime ve dönüşüme daha fazla katkı sağlayacak ve yaratılan katma değeri artıracak destek sisteminin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye'deki teşvik sisteminin belirtilen amaçlara hizmet edecek şekilde yeniden gözden geçirilmesine yönelik bir çalışma başlatılmıştır. SORU ÖNERGESİ 1- Ülkemizdeki toplam öğretmen açığı ne kadardır? 2- Erzurum'daki vekil öğretmen sayısı ne kadardır? 3- Erzurum'daki öğretmen açığı ne kadardır? İlçelere göre dağılımı nedir? 4- Erzurum'daki öğretmen açığının branşlara göre dağılımı hangi şekildedir? 5- Erzurum'daki öğretmen açığını kapatmak için herhangi bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? 6- Erzurum'daki öğretmen açığının eğitimde kaliteyi düşürdüğü yönündeki eleştirilere katılıyor musunuz? 7- Erzurum'daki öğretmen açığı ne zaman giderilecektir? CEVAP tarihli Bakanlığımız MEBBİS Norm İşlemleri Modülü verilerine göre; Bakanlığımıza bağlı resmi eğitim kurumlarında öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır tarihi itibariyle Erzurum ilinde vekil öğretmenler dahil 501 ücretli öğretmen görev yapmaktadır. Ayrıca il/ilçe milli eğitim müdürlüklerince ihtiyaca binaen yapılan duyuru sonucunda, dilekçe ile yapılan başvurulara göre Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 9 uncu maddesi kapsamında eğitim fakültesi mezunları başta olmak üzere potansiyel aday durumuna göre diğer fakülte ya da yükseköğretim mezunlarından ücretli öğretmen görevlendirmesi yapılmaktadır tarihi itibariyle Bakanlığımız MEBBİS Norm İşlemleri Modülü verilerine göre; Erzurum ilinde normu bulunan alanların öğretmen ihtiyacını gösterir çizelge ekte yer almaktadır. Bütçe Kanunlarının verdiği yetkinin yanında Bakanlar Kurulunca Bakanlığımıza tahsis edilen ve Maliye Bakanlığınca kullanım izni verilen toplam öğretmen kadroları illerin öğretmen ihtiyaç oranları dikkate alınarak il milli eğitim müdürlüklerine dağıtılmakta, il milli eğitim müdürlükleri de kendi illerine ayrılan kontenjan ölçüsünde atama yapılacak alanlar ile bu alanlara atanacakların istihdam edileceği eğitim kurumlarını belirlemektedir. Belirlenen bu eğitim kurumlan atama döneminde sisteme yansıtılarak atanacak öğretmen adaylarının 211

214 tercihine sunulmaktadır. Ağustos 2012 atama döneminde Bakanlığımıza tahsis edilecek kadro belirlendikten sonra Öğretmen İhtiyacı bulunan iller ve alanlar bazında gerekli planlama yapılacaktır. SORU ÖNERGESİ Kürtçeyi seçmeli dersler arasında görme hayalini açıklayan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in, "Esnek bir sistem kuruyorsanız; Almanca, İngilizce öğretiyorsanız niçin isteğe bağlı olarak Kürtçe dersi vermeyesiniz? Seçimlik ders olmasında ne mahzur var?" dediği ayrıca gerekirse zorunlu din dersinin kaldırılabileceği de basma yansımıştır. Buna göre; CEVAP 1. Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması hususunda bir çalışma bulunmakta mıdır? Bulunuyorsa bu çalışmalar nelerdir? 2. Zorunlu din dersinin kaldırılacağı iddiaları doğru mudur? Dinci bir gençlik yetiştirmekten bahseden hükümetiniz zorunlu din dersini kaldırarak: mı dindar gençlik yetiştirme çalışmalarına başlamıştır? 3. Bir milletin diliyle Kürtçe eğitimini denk tutmaya kalkmak hangi aklın ve bilimsel verinin ürünüdür? Bu açıklamalar bahsi geçen dile bir resmiyet kazandırma çabaları mıdır? Hükümet eliyle olmayan bir dil inşa edilmeye mi çalışılmaktadır? Bakanlığımızın ilköğretim ve ortaöğretimde Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması ve zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin kaldırılması konusunda herhangi bir çalışması bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ FATİH (Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) Projesini başlatan MEB, okulöncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm okulların dersliğine dizüstü bilgisayar, LCD Panel Etkileşimli Tahta ve internet ağ altyapısı sağlamak için çalışma başlatmıştır. Projenin 5 yılda tamamlanması planlanmıştır. Bu internet hizmetleri Öğrencilerin evlerinde ve diğer tanımlanmış alanlarda da alınabilecektir. Buna göre, 1- FATİH projesinin faaliyete geçmesiyle matbaa, kâğıt, kitapçı, yayıncı piyasasını oluşturan yüz binlerce esnaf ve bunların ailesi nasıl etkilenecektir? 2- Milyonlarca tabletin kullanımında oluşacak olan bakım-onarım gider ve sorunları nasıl aşılacaktır? 3- Öğrencilere ücretsiz dağıtılması öngörülen ve bir tanesinin fiyatının yaklaşık 1600 TL olan Tablet Bilgisayarın yerine neden fiyatı yaklaşık 300 TL olan dizüstü bilgisayar tercih edilmemiştir? CEVAP Eğitimde FATİH Projesinin hayata geçirilmesiyle birlikte şu anda kitap ve defterlerin kaldırılması gibi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca çeşitli yayıncı kuruluşlara dijital yayınlarla ilgili bilgilendirme çalışmaları yapılmış ve yayıncıların dijital yayınla ilgili çalışmaları başlattığı görülmektedir. Bu cihazlar tedarikçi firma garantisi kapsamında olacaktır. Ayrıca her okula gönderilecek 212

215 yedek tabletler ile bakıma giden tabletin bakım-onarımı tamamlanıncaya kadar öğrenciler yedek tabletleri kullanacaklardır. Dizüstü bilgisayarların piyasa fiyatları alımı yapılan tablet bilgisayarların fiyatlarının çok üstünde olup alınacak tablet miktarı düşünüldüğünde bu cihazların fiyatlarının soruda geçen rakamın çok altında gerçekleşeceği öngörülmektedir. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, tarihli ve Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Taşımalı İlköğretim Yönetmeliği" hükümleri doğrultusunda uygulanan taşımalı eğitim sistemi, ne yazık ki son yıllarda birçok sorunun doğmasına ve mağduriyetin yaşanmasına neden olmuştur. Anılan Yönetmeliğin 9. maddesinin (c) ve (d) bentlerinde yer alan en az 10 ve 60 öğrenci sayılarını dolduramadıkları gerekçesiyle ülkemizin orta ve batı bölgelerinde yeni yapılmış birçok okulda eğitim öğretim gören öğrenciler başka okullara taşınırken, doğu ve güneydoğu bölgelerinde aynı yönetmelik hükümlerinin dikkate alınmadığı iddiaları kamuoyunda ciddi rahatsızlıklara neden olmaktadır. Diğer yandan, öğrencileri taşınan köy veya beldelerdeki okul binalarının çürümeye terk edilmesi, o köy veya beldenin öğretmenlerimizin bilgi, görgü ve irfanından yoksun bırakılması, taşıma sırasında meydana gelen kazalar nedeniyle yaşanan mağduriyetler vb. gibi olumsuzluklar bugüne kadar uygulanan bu sistemin değiştirilmesi ya da kaldırılması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Bugüne kadar ülkemiz genelinde taşımalı eğitim uygulaması sonucu kaç ilköğretim okulu kapatılmıştır? 2. Bu uygulama sonucunda kapatılan okul sayılarının illere göre dağılımı nasıldır? 3. Öğrencisi taşınan okullardan kaçı Belediye sınırları içinde bulunmaktadır? 4. Bu yönetmelik hükümlerine uymadığı halde hangi illerimizde kaç ilköğretim okulu açık bulunmaktadır? Bu okullara atama yapılan öğretmen sayısı nedir? Bu öğretmenler toplam kaç öğrencimize eğitim öğretim hizmeti vermektedir? 5. Halen ülkemiz genelinde Taşıma Merkezi İlköğretim Okullarının sayısı nedir? Bu okulların kaçında rehber öğretmen bulunmaktadır? 6. Taşımalı eğitim uygulaması nedeniyle bugüne kadar meydana gelen trafik kazalarında kaç öğrencimiz hayatını kaybetmiştir? 7. Anılan yönetmeliğin 9. maddesinin (d) bendinde yer alan "en az 60 Öğrenci" sınırının "30 Öğrenciye" indirilmesi sağlanabilir mi? 8. Ülkemiz kaynaklarının daha etkin kullanımı ve taşıma nedeniyle ortaya çıkan olumsuzlukların azaltılması, için anılan yönetmeliğin değiştirilmesi ya da yürürlükten kaldırılmasına yönelik bir çalışmanız var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır? Bakanlığınızın konuya ilişkin görüşü nasıldır? CEVAP Öğrenci azalması nedeniyle kapanan okullardaki öğrenciler taşımalı ilköğretim uygulaması kapsamında taşınmakta olup taşımalı uygulamasından dolayı kapatılan okul bulunmamaktadır ilköğretim okulunun öğrencileri taşımalı ilköğretim uygulaması kapsamına alınarak eğitim öğretime erişimleri sağlanmıştır. Ayrıca, taşımalı ilköğretim uygulamasıyla 6, 7 ve 8 inci sınıfı olmayan köy okullarının öğrencileri de taşınmaktadır. Ülke genelinde öğrenci azlığı nedeniyle iller bazında öğrencileri taşımalı ilköğretim kapsamına alman okul sayıları tablo halinde ekte sunulmuştur. 213

216 Taşımalı İlköğretim Yönetmeliğinin Öğrencisi Taşınacak Okul ve Yerleşim Biriminin Özellikleri başlıklı 9 uncu maddesinin (f) bendinde; "Öğrencisi taşınacak okul ve yerleşim birimlerinin belediye sınırları içerisinde bulunmaması" hükmü yer almaktadır. Ancak, daha önce köy statüsünde olup belediye sınırları içine alınan, toplu taşıma hizmeti verilmeyen, taşıma merkezi ilköğretim okuluna en az 2 km uzaklıkta olup ve önceki yıllarda öğrencileri taşımalı ilköğretim kapsamında öğrenim gören okulsuz yerleşim birimlerindeki zorunlu öğrenim çağındaki öğrenciler taşımalı ilköğretim kapsamına alınarak okula erişimleri sağlanmaktadır. Ülkemiz genelinde taşıma merkezi ilköğretim okullarının sayısı 5.956'dır. Taşımalı ilköğretim uygulaması kapsamında bir yılda ortalama araçla sefer yapılmakta olup uygulamanın başladığı öğretim yılından bu güne kadar 22 yılda toplam 120 trafik kazası meydana gelmiş ve bu kazalar sonucunda 48 öğrencimiz yaralanmış, 62 öğrencimiz de hayatını kaybetmiştir. Yeterli sayıda öğrencisi bulunan yerleşim birimlerindeki okulların açık tutulması hedeflenmiştir. Bu sayı 30'a çekildiğinde taşıma kapsamına alınacak öğrenci sayısı artacağı gibi bu yerleşim birimlerindeki okullar kapatılarak bu okul binaları atıl duruma düşecektir. Bu nedenle Bakanlığımızca bu yönde yürütülen bir çalışma bulunmamaktadır. Kimsenin eğitim öğretim hakkından yoksun bırakılmayacağı ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğu Anayasanın 42 inci maddesi ile güvence altına alınmıştır. Taşımalı ilköğretim uygulaması; öğrenci azlığından dolayı okul yapımı uygun olmayan ve çeşitli sebeplerle okulu kapatılan yerleşim birimlerindeki zorunlu ilköğretim çağındaki çocukların okula erişimlerini sağlayan bir uygulamadır. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, ilk kez eğitim öğretim yılında Bakanlığınızca başlatılan "Taşımalı Ortaöğretim Uygulaması" bazı illerimizde yeni sıkıntıların yaşanmasına ve Taşımalı İlköğretim Uygulamasında olduğu gibi birçok ilimizde bazı okulların kapatılmasına yol açmıştır. Anılan uygulamalarla taşıma ve yemek ihalelerinde kayırmacılık yapıldığı, yeni yapılmış birçok okul binasının birkaç öğrencinin eksik olması bahane edilerek atıl duruma düşürüldüğü iddialarıyla ilgili olarak; 1. Halen Taşımalı Ortaöğretim Uygulamasında hangi mevzuat ve kriterler geçerlidir? 2. Bakanlığınızca eğitim öğretim yılından itibaren ülkemiz genelinde uygulamaya konulan Taşımalı Ortaöğretim Uygulaması nedeniyle kaç ortaöğretim okulunun öğrencileri başka yerleşim yerlerindeki taşıma merkezlerine taşınmıştır? 3. Bu uygulama nedeniyle şimdiye kadar toplam kaç öğrenci taşıma kapsamına alınmıştır? Bu öğrencilerin okul türlerine göre dağılımları nasıldır? 4. Öğrencileri başka okullara taşındığı için atıl duruma düşen okul binalarının ve bu okulların sahip oldukları derslik sayılarının illere göre dağılımları nasıldır? 5. Taşımalı ortaöğretim uygulaması kapsamında taşıma merkezi olarak kullanılan okulların türlerine ve bulundukları illere göre dağılımları nasıldır? 6. Taşımalı eğitim kapsamına alınması nedeniyle kapatılan ortaöğretim kurumlarında görevli bulunan öğretmenler ve diğer personel hangi kriterlere göre ve nerelere görevlendirilmişlerdir? 7. Taşımalı ortaöğretim uygulaması nedeniyle kapatılan okullarda bulunan öğrencilerin başka okullara taşınması amacıyla yapılan ihale sayılarının yıllara göre dağılımı nasıldır? Yapılan 214

217 ihalelere katılan taşıma şirketlerinin sayısı ne kadardır? 8. Benzer şekilde taşımalı ortaöğretim uygulaması kapsamında şimdiye kadar yapılmış yemek ihalelerine katılan ve ihale kazanan şirketlerin sayılan nasıldır? 9. Taşıma ve yemek ihalelerini kazanan bazı taşıma şirketlerinin iktidara yakın olmaları sebebiyle ve siyasi baskılarla ihale kazandıkları iddiaların doğru mudur? 10. Bazı illerdeki ortaöğretim okullarının öğrenci sayısının yeterli olmasına karşın öğretmen atanamadığı veya ihale kaygılarıyla kapsama dahil edildiği iddiaları nasıl değerlendirilebilir? 11. Bakanlığınızca anılan uygulamada yaşanan sorunların çözümüne yönelik olarak ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? CEVAP Bakanlığımızın tarihli Genelgesi (2010/60) ile eğitim öğretim yılı için ilk defa 9 uncu sınıflar için uygulanan Taşımalı Ortaöğretim Uygulamasında, ilköğretim okullarından mezun olup çeşitli nedenlerle ortaöğretime erişimde sorunlar yaşayan öğrencilerin okullara erişimlerinin sağlanması amaçlanmıştır eğitim öğretim yılı için Taşımalı Ortaöğretim Uygulaması 9 ve 10 uncu sınıf öğrencilerine yönelik olarak tarihli (2011/35) ve tarihli (2011/55) Genelge esasları, tarihli Makam Onayı ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri doğrultusunda uygulanmaktadır. Taşımalı Ortaöğretim Uygulamasında, ortaöğretime erişimde sorunlar yaşayan 9 ve 10 uncu sınıf öğrencileri ikamet ettikleri yerleşim biriminden alınarak öğrenim görmekte oldukları okullarına, ders bitiminde de okullarından alınarak yerleşim birimlerine götürülmekte ve öğrencilere öğle yemeği verilmekte olup planlama, ihale aşamaları ve uygulamaya ait iş ve işlemler tarihli (2011/35) Genelgede görevleri belirtilen planlama ve değerlendirme komisyonlarınca yürütülmektedir. Söz konusu uygulama kapsamında eğitim öğretim yılında 77 ilde kız erkek olmak üzere toplam ortaöğretim öğrencisi Taşımalı Ortaöğretim Uygulamasından yararlanmaktadır. 77 ilde uygulamadan yararlanan öğrencilerin taşınacağı ortaöğretim okulları il millî eğitim müdürlüklerindeki planlama ve değerlendirme komisyonlarınca belirlenmektedir. Taşımalı Ortaöğretim Uygulamasının eğitim öğretim yılında da uygulanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, Bakanlığınızın 2012 yılı bütçesine ilişkin görüşmeler sırasında tarafınızdan yapılan sunumda; "2003 yılından tarihine kadar 'u hayırseverlerimiz tarafından olmak üzere toplam dersliğin yapımı tamamlanarak eğitim ve öğretimin hizmetine sunulduğu" ifade edilmiştir. Diğer yandan tarafımdan verilen 7/541 esas numaralı soru önergesine verilen tarih ve 8482 sayılı cevabi yazıda da toplam ilköğretim okulunun öğrencilerinin taşımalı ilköğretim uygulaması kapsamına alınarak eğitim öğretime erişimlerinin sağlandığı belirtilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak; döneminde yapılan dersliklerin illere göre dağılımları nasıldır? 2. Taşımalı eğitim uygulaması nedeniyle atıl duruma düşen toplam adet ilköğretim okulunun sahip olduğu derslik sayısı ne kadardır? 3. AKP hükümetleri döneminde açılan ve kapatılan derslik sayılan kıyaslandığında elde edilen 215

218 sonuç Bakanlığınızca nasıl değerlendirilebilir? 4. Taşımalı eğitim nedeniyle eğitim öğretim faaliyetleri sona erdirilen okulların çoğunlukla orta ve batı illerimizde olmasının sebebi nedir? 5. Aynı dönemde Bakanlığınızca yapılan öğretmen atamalarının illere göre dağılımları nasıl olmuştur? 6. Doğu ve güneydoğu illerinde taşımalı eğitim nedeniyle kapatılan okul sayılarının diğer illere göre oldukça düşük değerlerde olmasının sebebi nedir? 7. Ülkemiz genelinde çok sayıda dersliğin atıl kalmasına neden olan ve bölgeler arasında ayrımcılığa yol açan uygulamaların değiştirilmesine yönelik olarak Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır? 8. Varsa çalışma ne aşamadadır? Yoksa Bakanlığınızca bu konuda ciddi bir çalışma başlatılabilir mi? CEVAP tarihi itibariyle öğrenci azlığı nedeniyle taşıma kapsamına alınan okulun toplam derslik sayısı 'dur. Okul binası kullanılamayacak derecede hasarlı olması nedeniyle öğrencileri taşıma kapsamına alınan okulun toplam derslik sayısı 6.418'dir. Taşımalı İlköğretim Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinde belirtilen "Öğrencisi taşımalı ilköğretim kapsamına alınacak okul ve yerleşim birimlerinin seçiminde; a) Yerleşim biriminde okul bulunmaması, b) Doğal afet ve başka nedenlerle okul binasının kullanılamayacak derecede hasarlı olması, c) 1 inci, 2 nci ve 3 üncü sınıflarda toplam öğrenci sayısının 10 dan az olması, ç) Yerleşim birimindeki ilköğretim okulunda 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci ve 8 inci sınıflar için yeterli sayıda derslik bulunmaması ve bu sınıflardaki toplam öğrenci sayısının 60'tan az olması, d) Öğrencisi taşınacak yerleşim yerinin taşıma merkezi ilköğretim okuluna uzaklığının iklim şartları ve yol güvenliğine göre en az 2 km olması esastır. Gerektiğinde bu uzaklığın 1,5 km'ye kadar indirilmesine planlama komisyonu karar verebilir. e) Öğrencisi taşınacak okul ve yerleşim birimlerinin belediye sınırları içerisinde bulunmaması özellikleri aranmaktadır. İllerde kurulan planlama ve değerlendirme komisyonları Yönetmeliğin 9 uncu maddesi hükümleri doğrultusunda okulsuz yerleşim birimleri, öğrenci azlığı sebebiyle kapanan okullar ile okul binaları kullanılamayacak derecede hasarlı olan okulların öğrencilerinin okula erişimlerini sağlamak amacıyla öğrenciler taşıma kapsamına alınmaktadır. Bölgeler arası ayrım söz konusu değildir. İlköğretim kurumlarına ait bina ve eklentilerinin yapım, bakım ve onarımları 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesi gereğince oluşturulan bütçeden finanse edilmek üzere aynı Kanun hükümlerine göre il ilköğretim kurumları yapım programı dâhilinde valiliklerce planlanarak yapılmaktadır. Bakanlığımız merkezi yönetim bütçesinden de illerin derslik ihtiyacı dikkate alınarak anılan Kanuna göre il özel idarelerine yardım amaçlı ödenek gönderilmektedir. Bu nedenle atıl durumda kalacak hiçbir yatırıma da yer verilmemektedir. Ancak ülkemizde yaşanan göç olgusu nedeniyle eskiden yapılmış olan binalarımız boşaltılmakta ve bu binaların atıl durumda kalmaması için köy tüzel kişiliklerine diğer kamu 216

219 kurum ve kuruluşlarına geçici tahsisi yapılmaktadır. NOT: 201 I ve 2012 yılları sayılarına 632 saydı KHK ile sözleşmeli iken kadroluya atanan öğretmen dâhildir. SORU ÖNERGESİ Ülke düzeyinde topyekun bir kalkınma hamlesinin en önemli öğesi olan eğitim alanında hemen hemen her ilimizde çeşitli fiziki sorunlar gözlenmektedir. Okullarda verilen eğitimin kalitesini de doğrudan etkileyen bir unsur olarak okulların fiziki yetersizlikleri ve eksikliklerinin bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Buna göre, 1) Ülkemizde ilköğretim ve ortaöğretim okullarında derslik başına düşen öğrenci sayısı nedir? Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri ile ayrı ayrı yapılacak olan değerlendirmede ülkemizin derslik başına düşen öğrenci sıralamasındaki yeri nedir? CEVAP Türkiye'de ilköğretim kademesinde derslik başına düşen ortalama öğrenci sayısı 2009 yılı için; devlet okulları+özel okullarda 25,6 olup OECD ortalaması ise 21,4'dür. Özel okullarda 19,2 olup OECD ortalaması ise 20,5'dir. Devlet okullarında sınıf mevcutları OECD ortalamasının üstünde iken özel okullarda ise OECD ortalamasının altındadır. SORU ÖNERGESİ yılında Türk üniversitelerine bağlanmasının ve Milli Eğitim Müfredatına dâhil edilmesinin istenilmemesi üzerine kapatılan ve son zamanlarda çok tartışılan, dış baskılar sonucu açılması istenilen "Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun" eğitim-öğretime yeniden açılması düşünülmekte midir? 2- Hükümetinizin bu konuya bakış açısı nedir? CEVAP 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 3 üncü maddisinin (c) bendinde; "...Askerî okullar, emniyet teşkilâtına bağlı okullar ve din eğitimi-öğretimi yapan kurumların aynı veya benzeri Özel öğretim kurumları açılamaz." hükmü yer almaktadır. EKONOMİ SORU ÖNERGESİ Hurdaların kaynağının sokak ye çöp olduğu bilinmektedir; Bunların büyük bir bölümü sokak toplayıcıları tarafından toplanıp hurdacılara satılmaktadır. Satılan bu hurdaların kayıt altına alınabilmeleri için gider pusulası ile giriş yapılıp kayıt altına alınmaktadır. Gelir vergisi kanununun 94/13 maddesi; uyarınca esnaf muaflığından yararlananlara mal ye hizmet alımı karşılığında yapılan ödemelerden hurda mal alımları için %2 oranında gelir, vergisi tevkifatı yapılmaktadır. Mal alımında bu miktarın satıcıdan kesilip maliyeye tevkifatı gerekmektedir. Bu kesinti sokak toplayıcılarıyla esnafımız arasında büyük sıkıntılar çıkarmaktadır. Bu kapsamda; 1 -%2 stopajın kaldırılması yönünde bir çalışmanız var mıdır? 2-Kayıt dişiliğin önlenmesi ve sahte belge kullanımının engellenmesi yönünde yeni düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? 217

220 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (7) numaralı bendine göre; ticari işletmelere ait atıkları mutat olarak veya belli aralıklarla satın alanlar hariç olmak üzere, bir işyeri açmaksızın kendi nam ve hesabına münhasıran kapı kapı dolaşmak suretiyle her türlü hurda maddeyi toplayarak veya satın alarak bu malların ticaretini yapanlara veya tekrar işleyenlere satanlar esnaf muaflığından yararlanmaktadır. Öte yandan, aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının 13/b bendi uyarınca, esnaf muaflığından yararlanan kişilere hurda mal alımları karşılığı yapılan ödemeler üzerinden %2 oranında vergi tevkifatı yapılmaktadır. Esnaf muaflığı kapsamında olan kişilerden hurda mal alımlarda uygulanan %5 oranındaki vergi tevkifatı, 2005/9266 sayılı Bakanlar Kurulu Karan ile 01/09/2005 tarihinden geçerli olmak üzere %2'ye indirilmiş olup, Bakanlığımızda tevkifat oranının tamamen kaldırılması ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bakanlığımız Gelir İdaresi Başkanlığının 5345 sayılı Kanunla belirlenen görevleri çerçevesinde vergi kayıp ve kaçağının Önlenmesi konusunda gerekli tedbirleri almakta, kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında vergi mevzuatında yer alan hükümleri uygulamakta ve yürütülen mücadelenin daha etkin olarak sürdürülebilmesi bakımından yıllık programlarda belirtilen esaslara uygun olarak diğer kurum/kuruluşlarla da koordineli olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çerçevede ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınarak vergi toplanması ve bu ekonomik büyüklüğün vergi, istihdam ve millî gelir boyutlarıyla da kavranmasına yönelik olarak hazırlanan "Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı ( )" 05/02/2009 tarihli ve sayılı Resmi Gazetede 2009/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi olarak yayımlanmış ve Planda yer alan eylemlere ilişkin gerçekleşmeler Bakanlığımız Gelir İdaresi Başkanlığınca takip edilmiştir. Öte yandan, 2011 Yılı Programının 31 No.lu Tedbirinde, söz konusu Eylem Planının yıllarını kapsayacak şekilde güncelleneceği hususuna yer verilmiş, bu çerçevede, dönemi Eylem Planında yer alan eylemlere ilişkin gerçekleşmeler ile kurum ve kuruluşlardan gelen eylem önerileri değerlendirilmek suretiyle hazırlanan "Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı ( )" 21/12/2011 tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2011/21 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Başbakanlık Genelgesinde, Eylem Planı uygulama sürecinin izlenmesinin Bakanlığımız Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yerine getirilmesi, her bir eylem için belirlenen koordinatör kuruluşun eylem gerçekleşmelerini Gelir İdaresi Başkanlığına üçer aylık dönemler itibariyle raporlaması ve Eylem Planı gelişmelerinin izleme ve değerlendirme kurullarınca periyodik olarak gözden geçirilmesi öngörülmektedir. Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı ( ), gönüllü uyumun artırılması, denetim kapasitesinin güçlendirilmesi, yaptırımların caydırıcılığının artırılması, veri tabanı paylaşımı ve toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla hazırlanmış olup, Bakanlığımız sorumluluğunda ve kamu kurum/kuruluşları ile koordinasyon içinde yürütülmektedir. SORU ÖNERGESİ Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, 30 Ocak 2012 günü yapmış olduğu basın açıklamasında, 6111 sayılı Yeniden Yapılandırma Kanunu kapsamında yaklaşık 39,4 milyar liralık borcun yapılandırıldığını belirtmiştir. 1- Yeniden yapılandırılan yaklaşık 39,4 milyar liralık söz konusu kamu alacağının vergi ve vergi dışı olarak dağılımı nedir? 218

221 2- Yeniden yapılandırılmış olan vergi borçlarının, türleri itibariyle, ayrımı nedir? 3- Yeniden yapılandırılan yaklaşık 39,4 milyar liralık miktarın içinde, matrah artırımına tekabül eden bölüm ne kadardır? 4- Yukarıdaki 1,2 ve 3 nolu soruların cevabında belirtilecek yapılandırılan borç tutarlarından tarihine kadar gerçekleştirilen tahsilatın miktarı ne kadardır? CEVAP 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun tarihli ve mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış ve Kanunun bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun kapsamında 39,4 Milyar TL tutarında borç yapılandırılmış olup, bu tutarın 5,1 Milyar TL/sini matrah artırımına ilişkin başvurular oluşturmuştur tarihi itibariyle 6111 sayılı Kanun kapsamında toplam 13,3 milyar TL tahsil edilmiştir. SORU ÖNERGESİ Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, 30 Ocak 2012 günü yapmış olduğu basın açıklamasında, 6111 sayılı Yeniden Yapılandırma Kanunu kapsamında yaklaşık 39,4 milyar liralık borcun yapılandırıldığını belirtmiştir. 1-Yeniden yapılandırılan yaklaşık 39,4 milyar liralık söz konusu kamu alacağının vergi ve vergi dışı olarak dağılımı nedir? 2- Yeniden yapılandırılmış vergi borçlarının türleri itibariyle dağılımı ve tarihine kadar gerçekleştirilen tahsilatın miktarı nedir? CEVAP 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılan vergi borçlarına ilişkin yazılı soru önergesinde yer alan hususlara ilişkin cevabımız. tarihli ve. sayılı yazımızla bildirilmiştir. SORU ÖNERGESİ 05/04/2012 tarihinde Sayın Başbakanın açıkladığı yeni teşvik paketi ile ülkemiz 6 guruba ayrılmış ve yeni teşvik uygulamasında, bölgesel sistem yerine, "İl Bazlı Bölgesel Teşvik Sistemime geçildiği belirtilmiştir. İllerin, Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksine göre gurupların oluşturulduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda; 1- İllerin sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi yapılırken hangi parametreler kullanılmıştır? yılından sonra illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi yenilenmiş midir? Yenilenmişse illerin sıralaması nasıl oluşmuştur? Elazığ ilimiz 2011 itibari ile kaçıncı sırada yer almaktadır. 3- Hızlı bir şekilde göçün olduğu, işsizliğin arttığı, tarım ve hayvancılığın neredeyse yapılamadığı Elazığ ilimiz, hangi parametrelere dayanarak 4. Gurupta yer almıştır? 4- Elazığ ilinin 4. grupta yer almasının nedenleri Keban Hidroelektrik Barajı ve Ferrokrom tesislerinin gelirleri midir? Bu iki tesisin gelirinin Elazığ insanının gelir seviyesini yükselten faktörler olarak görülmesi doğru bir yaklaşım mıdır? 5- Elazığ ve Kütahya ilinin, 4. grupta yer alması ile ilgili bakanlık bürokratlarınız arasında tereddüt ve tartışmalar olmuş mudur? 219

222 6- Elazığ ilinin, 5. ve 6. gruplara alınması ile ilgili bir düşünceniz var mıdır? CEVAP "İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması" 2003 yılında Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanmıştır. Bu kapsamda halihazırda uygulanmakta olan teşvik sistemi de söz konusu çalışmanın sonuçları doğrultusunda şekillenmiştir. Ancak, yaklaşık 10 yıldır geçerli olan çalışmanın güncel veriler kullanılmak suretiyle revize edilmesi, bu süreçte gelişen ve değişen ekonomik ve sosyal koşulların dikkate alınması, yatırımcılar tarafından Bakanlığımıza intikal ettirilen en önemli konuların başında gelmekteydi. Bu çerçevede, Kalkınma Bakanlığı tarafından sosyal ve ekonomik gelişmişlik endekslerinin güncellenmesi ve bu çerçevede iller ile il gruplarının yeniden sıralanmasına yönelik çalışma başlatılmıştır. Bakanlığımızca yürütülen yatırım teşvik mevzuatı çalışması ile Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan "İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması" çalışmaları eş zamanlı ve koordineli olarak yürütülmüş ve 5 Nisan 2012 tarihinde Sn. Başbakanımız tarafından kamuoyuna açıklanmıştır. İllerin gelişmişlik seviyelerine göre sıralandığı söz konusu, çalışma kapsamında kullanılan kriterler, ilgili Bakanlık tarafından belirlenmiştir. Kalkınma Bakanlığı çalışmasında, ağırlıklı olarak TÜİK veri tabanından temin edilen, tutarlılığı ve güvenilirliği yüksek toplam 61 adet sosyal ve ekonomik gösterge kullanmış olup tamamen bilimsel yöntemler kullanmak suretiyle illeri gelişmişlik seviyelerine göre sıralamıştır. Bu çalışmanın sonuçları ise yatırım teşvik sisteminin uygulanmasına esas teşkil edecek yeni bölgesel haritanın oluşturulması aşamasında kullanılmış ve ülkemiz gelişmişlik seviyelerine göre farklı özellikler arz eden 6 bölgeye ayrılmıştır. "Yeni Yatırım Teşvik Sistemi" ve "İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması" çalışmaları Sn. Başbakanımız tarafından kamuoyuna açıklanmadan önce Ekonomi Koordinasyon Kurulunda ilgili tüm Bakanların katılımıyla defalarca görüşülmüş olup tüm tarafların üzerinde uzlaştığı bir yapı ortaya konmuştur. Kalkınma Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen söz konusu çalışma dinamik bir yapı arz etmekte ve çalışmanın belli aralıklarla güncellenmesi öngörülmektedir. Bu kapsamda, gelişmişlik seviyesi değişen illerin, yatırım teşvik mevzuatının uygulanması açısından daha gelişmiş bölgeye veya daha az gelişmiş bölgeye kayması mümkün olabilecektir. SORU ÖNERGESİ Türkiye Cumhuriyeti ile AB ülkelerindeki mevcut durumun daha iyi anlaşılabilmesi için yılları arasında; 1- Ülkemizde ve AB ülkelerinde vergi gelirleri içinde dolaylı ve dolaysız vergi oranları nedir? 2- Ülkemizde kurşunsuz benzin, Euro dizel ve LPG'nin litre satış fiyatları nedir? Bu ürünlerin 1 litresinden alınan vergi tutarları nedir? Aynı şekilde AB ülkelerinde kurşunsuz benzin, Euro dizel ve LPG'nin litre satış fiyatları nedir? Bu ürünlerin 1 litresinden alınan vergi tutarları nedir? CEVAP Ülkemizdeki vergi yükleri ile OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri vergi yüklerinin sağlıklı bir kıyaslamasının yapılabilmesi için, Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde olduğu gibi, sosyal güvenlik primlerini de hesaplamalara dâhil etmemiz gerekir. OECD hesaplamalarına göre dolaylı-dolaysız vergilerinin toplam vergi gelirleri içindeki payına baktığımızda yayımlanmış karşılaştırılabilir uluslararası verilerin olduğu 2010 yılı için sosyal güvenlik primleri dâhil ve iadeler hariç tutulmak üzere OECD ülkelerinde ortalama olarak toplam vergi gelirleri içinde dolaysız vergilerin payı yüzde 66,5 dolaylı vergilerin payı ise yüzde 33,5 olarak 220

223 gerçekleşmiştir. Ülkemiz için yapılan hesaplamalarda aynı yıl için sosyal güvenlik primleri dâhil ve iadeler hariç tutulmak üzere toplam vergi gelirleri içinde dolaysız vergilerin payı yüzde 52,1 dolaylı vergilerin payı ise yüzde 47,9 olarak gerçekleşmiştir. OECD bölgesinde temel vergi kalemlerinin yıllar itibariyle rakamları ile artış oranlarına bakacak olur isek, dönemi itibariyle OECD bölgesinde toplam vergi gelirleri içerisinde KDV ve ÖTV gibi genel tüketim vergileri % 67 oranında artış göstermiştir. Mal ve hizmetler üzerindeki vergileri oluşturan kurumlar vergisi sadece % 11 oranında artarken gelir vergisi artışı sabit kalmıştır. Görüldüğü gibi, genel olarak tasarrufların ve yatırımların teşviki suretiyle büyümeyi destekleme amaçlı bir vergi politikası tercihi olarak tüketim vergilerine daha çok yönelim gösterilmektedir. Bu yönelimin diğer bir göstergesi ise KDV oranlarında yapılan artışlardır. Son zamanlarda, Avrupa'daki pek çok ülke KDV oranlarında artış yapmış ya da yapma hazırlığı içindedir yılında genel KDV oranlarını; İngiltere %17,5'ten %20'ye, İtalya % 20'den % 21'e, Portekiz %21'den %23'e, Polonya %22'den %23'e, Letonya %21'den %22'ye, Slovakya %19'dan %20'ye yükseltmiştir. Yine; Macaristan hâlihazırda % 25 olan genel oranı önümüzdeki yılbaşından itibaren yüzde 27'ye artırmayı, İrlanda hâlihazırda % 21 olan oranı önümüzdeki yıllarda birkaç puan daha artırmayı planlamıştır. İki yıl önce genel KDV oranı Yunanistan'da yüzde 19 iken bu süre içinde yüzde 23'e, İspanya'da yüzde 16'dan yüzde 18'e yükseltilmiştir yılında, AB genel KDV oranı ortalaması %19,8 iken yapılan artışlarla beraber 2011 yılında bu oran %20,7'ye yükselmiştir. Ülkemizle Avrupa Birliği ülkeleri arasında karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla açıklamada ülkemiz için tarihinde geçerli olan akaryakıt fiyatları ve tarihli döviz kuru dikkate alınarak Euro olarak kullanılacaktır. Ülkemizde 1 litre kurşunsuz benzin 1,72 olup bunun 1,03 ' su vergidir. Satış fiyatı içerisindeki vergi payı %60,08 olmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde kurşunsuz benzinin fiyatı 1,146 (Bulgaristan) ile 1,64 (Yunanistan) arasında değişmektedir. Vergiler bakımından 0,53 (Güney Kıbrıs Rum Kesimi) ile 0,99 arasında değişmektedir. Satış fiyatı içerisindeki vergi payı bakımından Hollanda (%61,03), Yunanistan (%60,38) ve İngiltere'nin (%60,31) arkasından dördüncü sırada yer almaktayız. Euro dizel bakımından ülkemizde 1 litresinin fiyatı 1,59 olup, bu fiyatın 0,77 'su vergidir. Satış fiyatı içerisindeki vergi payı %48,62 olmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerindeki satış fiyatı 1,20 (Bulgaristan) ile 1,64 (İngiltere) arasında değişmektedir. Vergiler bakımından 0,48 (Lüksemburg) ile 0,95 (İngiltere) arasında değişmektedir. Satış fiyatı içerisindeki vergi payı bakımından İngiltere (%57,77), İsveç (52,34), İrlanda (%49,79), Almanya (%49,07) ve İtalya'nın (%48,88) altında yer almaktayız. LPG'nin kilogram satış fiyatı ülkemizde 0,95 olup, 0,44 'su vergidir. Satış fiyatı içerisindeki vergi payı %45,84 olmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde satış fiyatı 0,59 (Lüksemburg) ile 0,85 (Fransa) arasında değişmektedir. Vergiler bakımından 0,09 (Lüksemburg) ile 0,30 (Slovakya) arasında değişmektedir. Satış fiyatı içerisindeki vergi payı %14,89 (Lüksemburg) ile %42,48 (Slovakya) aralığındadır. SORU ÖNERGESİ Vergi gelirlerimizin Türkiye nin kamu net borçlarına oranı nedir? Bu oran itibariyle Avrupa ülkeleri ve dünyadaki sırlamamız nedir? 221

224 CEVAP Ülkemizde kamu net borçlarının genel kamu gelirlerine oranı 2010 yılı için %88,13 olmuştur. Aynı yılda Avrupa Birliği'nde bu oran %141,98 Gelişmiş Ülkelerde %182,89 G7 Ülkelerinde %215,67 olarak gerçekleşmiştir. Ülkelerden örnek verecek olursak 2010 yılında bu oran Yunanistan'da %461,47 Japonya'da %435,43 ABD'de %275,21 Almanya'da %158,50 İngiltere'de %193,14 İspanya'da %153,79'dur. Ülkemizde bu oran 2002 yılında %213,69 olarak gerçekleşmiştir. Aynı oran 2003 yılında %177, yılında %157, yılında %128, yılında %103, yılında % yılında %89,61 ve 2009 yılında %101,53 olmuştur. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, AKP hükümetleri döneminde ekonomideki kötü gidişin durdurulması amacıyla yıllarında YTL, yıllarında TL simgeli banknotlar basılmış, şimdi de ne olduğu belli olmayan ve kamuoyunda farklı tartışmalara neden olan yeni simgeli banknotların altyapısı hazırlanmaya başlanmıştır. En büyük banknot değeri 2006'da 50 YTL iken 2010'da 200 TL'ye çıkartılarak emisyon hacmi ciddi miktarlarda yükseltilmiştir tarihli medyada yer alan yeni TL simgesi üzerinde başlatılan farklı yorum ve değerlendirmelerle ilgili olarak; 1. Merkez bankası tarafından yapılan bir yarışma sonucunda seçildiği belirtilen yeni TL simgesinin, Ermenistan para simgesine benzerliğinin özel bir gerekçesi var mıdır? 2. Seçilen yeni simge konusunda bakanlığınızın ve ilgili diğer birimlerin de görüşleri alınmış mıdır? Alındı ise bakanlığınızın resmi görüşü nasıl olmuştur? 3. AKP hükümetleri döneminde Türk parasından 6 sıfır atılmasıyla başlayan yeni para basımına yönelik işlemler sonucunda bugüne kadar basılan YTL ve TL simgeli banknot miktarlarının yıllara göre dağılımı nasıl olmuştur? 4. Halen ülkemizdeki emisyon hacmi ne kadardır? Bu emisyon içerisindeki banknot ve madeni para miktarlarının payları nasıldır? 5. Emisyonda yer alan banknotların cinslerine göre miktarları nasıldır? Para değişimlerine gidilen 2006 ve 2010 yıllan ile izleyen yıllarda ne kadar yeni para basımı yapılmıştır? Basılan paraların yıllara göre dağılımı nasıl olmuştur? ; 7. Anılan yıllarda ve sonrasında basılan yeni paralar nedeniyle emisyon hacimlerinin değişimleri nasıl olmuştur? tarihli medyada yer alan ve ne olduğu anlaşılamayan yeni TL simgesine geçilmek istenmesinin bilimsel ve ekonomik gerekçeleri nelerdir? 9. Yeni simgeli para kullanımına hangi tarihte geçilecektir? Bu amaçla toplam ne kadar yeni para basılması planlanmıştır? Basılan yeni paralarla emisyon hacmi ne kadar artacaktır? 10. Yeni simgeli 500 ve 1000 TL'lik banknotlar da basılacak mıdır? Basılacaksa hangi banknotlar ve madeni paralardan ne miktarlarda basım yapılacaktır? 11. Yapılan bu uygulama örtülü bir devalüasyon değil midir? Bunun gizlenmesi için yeni simgenin Ermenistan para birimi simgesine benzetildiği iddiaları doğru mudur? 12. TL simgesindeki değişiklik kararının iptal edilmesi sağlanabilir mi? 13. Bakanlığınızın konuya ilişkin görüşü nasıldır? 222

225 CEVAP Türk lirasının ülkemizde ve dünyada ilgili alanlarda özgün, kolay anlaşılabilir, akılda kalıcı bir şekilde temsil edecek bir simge belirlemek üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından bir "TL Simge Yarışması" düzenlenmiş ve yarışmaya ilişkin başvuru şartlan 8 Eylül 2011 tarih ve sayılı basın duyurusu ile kamuoyuna duyurulmuştur. Yarışmaya vatandaşlar yoğun ilgi göstermiş olup, Değerlendirme jürisinin çalışmaları sonucunda finale kalan yedi tasarım üzerinde Banka yönetimi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, birincilik ve teşvik ödüllerine layık görülen tasarımlar kararlaştırılmıştır. Daha sonra, yarışma şartnamesi çerçevesinde, birinci seçilen eser Banka grafikerlerinin çalışmaları sonucunda, geometrik açıdan estetik bir temele oturtulmuş ve TL simgesi olarak kullanılmasına karar verilmiştir. TL simgesi olarak kullanılmasına karar verilen tasarım ve yarışma sonuçlan, 1 Mart 2012 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Banka yetkilileri ve basın mensuplarının katıldığı bir lansman toplantısı aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ülkemizde ilk kez gerçekleştirilen paramızdan 6 sıfır atılması operasyonu kapsamında 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren dolaşıma verilen E8 Emisyon Grubu Yeni Türk Lirası banknotlar ile 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren dolaşıma verilen E9 Emisyon Grubu Türk Lirası banknotlara ilişkin olarak, Banknot Matbaası Genel Müdürlüğünde basılan ve Emisyon Genel Müdürlüğünce teslim alman banknot miktarları aşağıdaki tabloda yer almaktadır: Yıl Banknot Miktarı Banknot Miktarı (Tutar) (Adet) YTL YTL YTL YTL TL TL TL Emisyon hacmi, Merkez Bankası tarafından ihraç edilen (piyasaya sürülen) banknotların toplam tutarını ifade etmekte, "Tedavüldeki Banknotlar" olarak da adlandırılmaktadır. 23 Mart 2012 tarihi itibarıyla emisyon hacmi (dolaşımdaki banknot miktarı) adet olarak , tutar olarak ,25 TL'dir. Madeni paraların üretimi ve dağıtımı T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'na bağlı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmekte olup, adı geçen Kurumun Internet sitesinde Ocak 2012 sonu itibarıyla piyasaya verilen madeni para miktarının adet olarak , tutar olarak TL olduğu belirtilmektedir. 223

226 31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla dolaşımda bulunan banknotların cinslerine göre miktarları şu şekildedir: Kupür Tutar % Dağılım Adet % Dağılım 200 TL ,00 22, ,0 5, TL ,00 46, ,5 23,94 50 TL ,00 20, ,5 21,31 20 TL ,00 5, ,0 13,34 10 TL ,00 2, ,0 13,60 5 TL ,50 1, ,5 12,33 Toplam ,50 99, ,5 90,21 Diğer ,75 0, ,0 9,79 Genel Toplam ,25 100, ,5 100,00 Yıl Tutar Değişim ,65% ,73% ,29% ,73% ,78% ,64% ,60% Emisyon hacmi, Merkez Bankası tarafından ihraç edilen (piyasaya sürülen) banknotların toplam tutarını ifade etmekte, "Tedavüldeki Banknotlar" olarak da adlandırılmaktadır. Bu paralar ya bireylerin elinde, ya da bankaların kasalarında nakit olarak tutulmaktadır. Emisyon hacmi, yeni bir banknotun ya da emisyon grubunun tedavüle verilmesinden ziyade, temel olarak bireylerin para talebi tarafından belirlenmektedir. Para işlem, ihtiyat ve spekülasyon amaçlarıyla talep edilmektedir. Bireylerin para talebi faiz ve enflasyon oranlarında gerçekleşen veya gerçekleşmesi beklenen değişmelere, para teknolojisindeki gelişmelere bağlı olarak değişebilmekte ve dolayısıyla emisyon hacmini etkilemektedir. Ayrıca, Merkez Bankasının para politikaları uygulamaları kapsamında gerçekleştirdiği çeşitli işlemler de emisyon hacmi üzerinde etkili olmaktadır. Paramıza kazandırılan itibarın bir sonucu olarak son yıllarda uluslararası piyasalarda Türk Lirasının kullanımı artarak sürmektedir. Küresel piyasalarda değişik para birimlerinin kullanılmasına ilişkin olarak Uluslararası Ödemeler Bankası'nın (BIS) yapmakta olduğu anket sonuçlarına göre, 2010 yılında Türk lirası kullanımı 2007 yılına göre 3 kattan fazla artmıştır. Bunun yanında, Türk lirası yabancı yatırımcılar nezdinde bir yatırım aracı olarak da işlem görmektedir. Türkiye piyasası kapalı olduğu zamanlarda dahi Türk lirası pozisyonu olan yabancı kurumlar, yurt dışı piyasalarda kendi aralarında Türk lirası cinsinden işlemler gerçekleştirebilmektedirler. Artık Türk lirası sadece ülkemizde değil, Avrupa'dan Amerika'ya, Amerika'dan Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada 24 saat boyunca işlem görmektedir. Bankamız Kanunu, Bankamızı "Hükümetle birlikte Türk lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak" la görevlendirmiştir. Bu görev gereğince, Türk lirasına kazandırılan itibarı perçinlemek ve dünyada bilinirliğini artırmak amacıyla bir simgeye ihtiyaç duyulmuş olup, Türk lirasını anlaşılabilir, özgün, estetik, elle yazımı kolay ve akılda kalıcı şekilde temsil edebilecek bir simge belirlemek üzere, "TL Simge Yarışması" düzenlenmiştir. Türk lirası banknotlarda simge kullanımı mevcut E9 emisyon grubunda ve bu grubun yeni tertiplerinde söz konusu olmayacaktır. Bugün itibarıyla 500 ve 1000 TL'lik banknotların basımı söz konusu değildir. 224

227 SORU ÖNERGESİ Türkiye genelinde olduğu gibi, İstanbul'da da tüketiciler gelirlerini dikkate almadan, hayat standartlarını maksimize edecekleri oranda harcama yaparak değiştirme eğilimindedir. Bu yaşam tarzını da ancak tüketici kredisi ya da kredi kartı kullanarak gerçekleştirdikleri görülmektedir. Günümüz ekonomik sisteminin vazgeçilmez parçalarından biri olan banka kredi kartlarının faydaları ve zararları hakkında yapılan bir araştırmada, sosyo-ekonomik ve demografik faktörler ile kredi kartı sahipliği ve kullanımı arasında kesin bir ilişki bulunduğu belirtilmektedir. Kredi kartları; ödeme kolaylığı, sağladığı kredibilite, kaynakların transferi gibi ekonomik sistem içerisinde bireylere birçok kolaylık sağlayan bir araç olarak önemli özelliklere sahiptir. Ancak, ülkemizde kredi kartı ile harcama eğilimi yüksek olduğundan ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde borçların ödenmeme riski de yüksektir. Dolayısıyla cari açığm kredi kartıyla kapatılmaya çalışılması ve zamanla borcun döndürülemez hale gelmesi birçok sorunu beraberinde getirmekte ve sosyal bunalımların ve aile facialarının yaşanmasına varan sorunlar yaşanmaktadır. Bu kapsamda; CEVAP 1- İstanbul'da toplam kredi kartı borcu nedir? Kredi kartı borcu nedeniyle icra takibine düşen kişi sayısı kaçtır? Bunların toplam borcu ne kadardır? İcra takibine düşen kredi kartı borçlarının toplam kredi kartı borcuna oranı nedir? 2- Vatandaşlarımızın kredi kartı borcu nedeniyle içine düştüğü borç batağından kurtulması için kredi kartı borcu yapılandırması ile ilgili bir çalışmanız var mı? Var ise hangi aşamadadır? Yok ise böyle bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? 3- Kredi kartı kullanımında; kalıcı esaslara bağlı gelire oranlı, limit tespitli bir düzenleme çalışmanız var mı? Var ise hangi aşamadadır? Yok ise böyle bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? 4- Kredi kartları kullanımında sigorta sistemi var mı? Yok ise böyle bir sistem getirmeyi düşünüyor musunuz? 1) Aralık 2011 itibarıyla, kredi kartı verilerine ilişkin olarak adresinde yer alan 'TİNTÜRK- Finansal Türkiye Haritası" uygulamasından derlenen bilgiler aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Diğer taraftan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) veri tabanında il bazında kredi kartı müşteri sayılarına ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Kredi Kartları Toplam Borç Tutarı* Takipteki Kredi Kartları Toplam Borç Tutarı (1000 TL)** İstanbul İli TL TL %5,02 Türkiye Geneli TL TL %5,97 Takipteki Kredi Kartları Toplam Borç Tutarının Kredi Kartları Toplam Borç Tutarına oranı * "Kredi Kartları Toplam Borç Tutarı", takipteki kredi kartları borç tutarını da içermektedir. ** "Takipteki kredi" Bankalarca Kredilerin ve Diğer Alacakların Niteliklerinin Belirlenmesi ve Bunlar İçin Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca vadesinin üzerinden 90 gün geçtiği halde ödenmemiş veya vadesinden 90 gün geçmemiş olsa 225

228 bile ödenmeyeceğine dair güçlü emareler bulunan ve Tekdüzen Hesap Planında Takip hesaplarında izlenmesi gereken kredileri ifade etmektedir. 2) Kredi kartı borçlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik bir programın yürürlüğe konulması kanun ile düzenlenebilecek olup, söz konusu hususa ilişkin olarak BDDK nezdinde yürütülen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır, 3) Kredi kartı limitlerinin tespitine ilişkin usul ve esaslar; 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 9 uncu maddesi ile tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmeliğin 22 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, kredi kartı limitlerinin tespitine yönelik yeni bir usul ve esas belirlenmesi kanun değişikliğini gerektirmekte olup, BDDK nezdinde bu yönde yürütülen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. 4) 5464 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca, kartların kullanımı için gerekli olan kod numarası, şifre veya kimliği belirleyici başka bir yöntemin kullanıldığı hallerde bu bilgilerin kaybolması veya çalınması halinde kart hamili; yapacağı bildirimden önceki yirmidört saat içinde gerçekleşen hukuka aykırı kullanımdan doğan zararlardan yüzelli Türk Lirası ile sınırlı olmak üzere sorumlu olup, kart çıkaran kuruluş, yapılacak talep ve ilgili sigorta prim bedelinin ödenmesi koşulu ile kart hamilinin bahse konu yüzelli Türk Lirası tutarındaki sorumluluğunun sigortalanmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu itibarla, kredi kartı kullanımına özgü genel bir sigorta uygulaması 5464 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmemiş olup, kredi kartı bilgilerinin çalınması veya kaybolmasına ilişkin sigorta uygulaması yasal mevzuat ile hüküm altına alınmıştır. ENERJİ SORU ÖNERGESİ BİL Genel Müdürünün gerek BOTAŞ Teftiş Kurulunca tespit edilen hususlar gerekse Başbakanlık Teftiş Kurulu ve Sayıştay tarafından yapılan tespitler ve raporlanan hususlar gereğince görevinden uzaklaştırılması gerekmektedir. Buna göre; 1- BİL Genel Müdürü neden hala görevinde bulunmaktadır? 2- BOTAŞ Genel Müdürünün görevden alınmasıyla bir ilgisi var mıdır? yılı itibariyle al ya da öde kapsamında; Rusya'ya milyon dolar, İran'a milyon dolar ve Azerbaycan'a 200 milyon dolar toplamda milyon dolar ödenmiştir. Bu bedelin 700 milyon dolan telafi edilmiştir. Kalan milyon dolar ileri ki yıllarda telafi edilecektir. Gaz alınmadan ödenen bu bedeller BOTAŞ'ı finansman darboğazına sokmakta, bu durum bankalardan kredi alımını zorunlu kılmakta ve finansman giderleri BOTAŞ'ı zararlı göstermektedir. Bu durum ise zam yapmaya gerekçe oluşturmaktadır. Fiyat ayarlamaları 6 ay öncesi miktarlardan hesaplanmaktadır. Son yıllarda doğalgaz fiyatlarında artma olmadığı gibi Dünya pazarlarında fiyatı düşme eğilimi göstermektedir. Diğer bir deyişle, son 6 ayda doğalgaz fiyatları artmadığı gibi dolarda da önemli bir artış yapılmadığından yapılan bu zamların tek nedeni al ya da öde kapsamında fazlalıktan ödenen yaklaşık 2 milyar ABD doları mıdır? CEVAP 1. Söz konusu raporlara Bakanlığımca gerekli cevaplar verilmiş olup Genel Müdür mevzuata uygun olarak görevine devam etmektedir. 2. BOTAŞ Genel Müdürlüğünde yapılan görev değişiminin BİL Genel Müdürlüğü ile 226

229 ilişkilendirilmesi doğru bir yaklaşım olmayacaktır. 3. Al ya da öde ile ilgili miktarların ödemeleri, doğal gazın satıcısı olan tarafın yaptığı yatırımların bir garantisi olarak değerlendirilmekte ve genellikle yapılan uzun dönemli doğal gaz alım-satım anlaşmalarında asgari alım taahhüdüne (al ya da öde miktarlarına) ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu hükümler çerçevesinde asgari alım taahhüdünün altında kalınan miktarlar için o dönemdeki kontrat fiyatları üzerinden belli bir oranda ödeme yapılmakta ve daha sonraki yıllarda bu gaz miktarı telafi edilmektedir. Telafi edilen bu miktarlar için telafi dönemindeki fiyatlar üzerinden, asgari alım taahhüdü çerçevesinde daha önce yapılmış olan ödeme oranından arta kalan oranda ödeme yapılmaktadır. Diğer bir deyişle asgari alım taahhüdü çerçevesinde yapılan ödemeler boşa gitmemekte, herhangi bir kayba yol açmamakta ve telafi esnasında yapılacak ödemelerden düşülmektedir. Bilindiği üzere, ülkemiz 5 ülkeden doğal gaz ithalatı yaparak doğal gaz ihtiyacını karşılamakta olup, doğal gaz alım satım anlaşmalarının fiyat formülleri, uluslararası ham petrol ve petrol ürünlerine baz edilmiştir. Hesaplamalarda, geçmişe dönük 6 veya 9 aylık ortalamalar dikkate alınmaktadır. Ham petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki değişiklikler doğal gaz alım fiyatlarına aynen yansımaktadır. Bununla birlikte; doğal gaz alım maliyetlerini doğrudan etkileyen ABD Dolar kurundaki değişimler de satış fiyatlarının belirlenmesinde etken unsurlardandır. Soru önergesinde sözü edilen Dünya pazarlarındaki fiyat düşüşlerinin ABD'de son yıllarda bulunan kaya gazı fiyatlarının çok düşük olması, kaya gazının ABD piyasasında yarattığı arz fazlalığı ve bu piyasanın arz talep değişikliklerinden doğrudan etkilenen likit bir piyasa yapısına sahip olmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Ancak bu sadece Amerika piyasasına özgü bir durum olup, Uzak doğu piyasasında artan doğal gaz talebi nedeniyle, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Avrupa piyasasında ise artan petrol fiyatları nedeniyle doğal gaz fiyatları artış göstermiştir. Doğal gaz toptan satış fiyatlarımızdaki güncellemeler yukarıda özetlenen maliyet unsurlarındaki değişimlerden kaynaklı olup "Al ya da Öde" yükümlülüklerimizden kaynaklanmamaktadır. Ayrıca, BOTAŞ doğal gaz toptan satış fiyatlarını belirlerken pazarın durumunu, ülkenin ekonomik şartlarını, piyasa fiyat istikrarını v.b. hususları dikkate almakta olup, EPDK'nın tarife ile ilgili kararları doğrultusunda alım ve işletme giderlerini ve piyasa koşullarını dikkate alarak mümkün olan en makul seviyede fiyatlarını belirleyerek uygulamaya koymakta ve doğal gazı tüketicilere mümkün olan en makul fiyat seviyesinde sunmaya çalışmaktadır. SORU ÖNERGESİ Türkiye petrol ihtiyacının %90'ını ithalat yolu ile karşılamakta iken bunun da yaklaşık %31'ini İran'dan almaktadır. Fakat 30 Mart 2012 Cuma günü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner YILDIZ tarafından "İran'dan aldığımız ham petrol miktarında bir miktar kısıtlamaya gidilerek, Libya'dan ithalat yapacağımız" belirtilmiştir. Bu açıklamalar ışığında; 1- İran petrolü ile Libya petrolü arasında bir kalite veya fiyat farkı var mıdır? Var ise neden daha önce İran'dan alınan petrolde kısıtlamaya gidilerek Libya'dan ithalat yapılmamıştır? 2- İran'dan aldığımız petrolden yapılacak kısıtlama ne kadar olacaktır? Libya'dan da aynı oranda mı petrol ithal edilecektir? 3- Bugüne kadar Libya'dan ham petrol ithalatı yapılmış mıdır ve yapılmakta mıdır? 227

230 Yapılmakta ise hangi oranlarda yapılmaktadır? 4- Libya Hükümeti ile ithalat konusunda bir görüşme olmuş mudur? Görüşme oldu ise, ne zaman, nerede ve kimler arasında yapılmıştır? İthalat anlaşması ne zaman imzalanacaktır? 5- -Amerikan Büyükelçisi Francis J. Riccardione'nin 29 Mart 2012 Perşembe günü, "Ankara'nın İran petrolü ithalatını azaltmasını umduğu" yönündeki açıklamasının ertesi gününde böyle bir beyanatta bulunulması tesadüf müdür? 6- -Bu açıklamanın, Avrupa Birliği ülkelerinin İran'dan petrol ithal edilmesine ambargo konulması için yaptıktan çalışma ile bir ilgisi var mıdır? CEVAP 1,2,3. Ham petrol kalitesi temel olarak gravitesi (API) ve içerdiği kükürt oranına göre sınıflanarak fiyatlandırılmaktadır. API yükseldikçe kalite arttığı için birim ham petrol fiyatı artarken içerdiği kükürt oranı düşmesi ham petrol fiyatını yükselten bir başka faktördür. Libya ham petrolü 35,8 API ve %0,39 kükürt oranında olup, referans ham petrol olan Dated Brent ham petrolün üzerinde fiyatla satılan hafif ham petroldür. Buna karşılık İran ham petrolü iki cins olup; İran Heavy 29,6 API ve %2,1 kükürt, İran Light ham petrolü ise 33,4 API ve % 1,44 kükürt içermektedir. Ayrıca ham petrol cinslerinden elde edilen ürün komposizyonu da farklılık gösterdiği için ham petrol fiyatlarının direkt karşılaştırılması doğru olmayacaktır. Bununla birlikte ham petroller arasındaki fiyat farklılıkları piyasadaki arz/talep dengesine ve sezon durumuna bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (TÜPRAŞ)'den alınan yazılı cevapta özetle; "ham petrol alımlarının kararı, yıllık, aylık ve haftalık lineer programlarının analizleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu analizlerde ham petrollerin fiyatları, ilgili ham petrolden elde edilebilecek ürünler ve ürün talepleri dikkate alınarak alınacak ham petrol cinsine ve üretim kompozisyonuna karar verilmektedir. Bu çerçevede son yıllarda Libya ham petrolü yerine Kazakistan ve Rusya-Sibirya hafif ham petrolü tercih edilmiştir. Mevcut konjoktürde ise kaynak çeşitlendirmesi çerçevesinde alternatif kaynak olarak Libya ham petrolü tekrar tercih edilmiştir. Gelecekte oluşacak veya değişebilecek konjonktüre göre TÜPRAŞ alım portföyünü değiştirilebilecektir. İran'dan ham petrol İthalatında yaşanabilecek azalmanın Libya'nın yanı sıra Suudi Arabistan, Irak, Rusya Federasyonu ve Kazakistan gibi alternatif kaynaklardan temini mümkün olabilecektir döneminde ortalama 4,6 milyon ton ithalatı yapılan Libya ham petrolü, 2007 yılında fuel-oil ve kalorifer yakıt taleplerinin daralması nedeniyle 300 bin tona gerilemiştir yılından sonra ise dönüşüm ve kükürt giderme ünitelerinin tamamlanması ile optimizasyon programları çerçevesinde İran, Kazakistan ve Rusya Federasyonu ham petrolleri gibi alternatif kaynaklara yönelinmiştir." denilmektedir. 4. TÜPRAŞ'dan alınan yazılı cevaba göre; Libya ham petrolü ikmali için görüşmeleri "Libya Ulusal Ham petrol Şirketi" ile yürütülmüş ve gerekli anlaşma 1 Şubat 2012 itibariyle sonuçlandırılmıştır 5.6. Enerji strateji ve politikamız; ülkemiz ulusal çıkarları ve uluslararası konjonktür gözönünde bulundurularak oluşturulmakta ve uygulanmaktadır. Bu bağlamda TÜPRAŞ, uluslararası piyasalardaki bütün gelişmeleri dikkate alarak petrol kaynaklarının çeşitlendirilmesi, tedarik zincirinde riskin dağıtılması, fiyat ve navlun avantajlarının sağlanması için ham petrol alım operasyonlarında optimizasyona ve çeşitlendirmeye gitmiştir. 228

231 SORU ÖNERGESİ Özelleştirilen ve henüz devirleri tamamlanmayan elektrik dağıtım şirketlerinin kayıp-kaçak (KK) bedellerini elektrik faturalarına yansıtarak abonelerden almaya devam etmeleri, faturalarını düzenli ödeyen vatandaşlarımızı rahatsız etmektedir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)'nin özelleştirme sonrasında kayıp kaçağın önlenmesine dönük yatırımlarda kullanılacağı gerekçesiyle savunduğu kayıp-kaçak bedelinin tüketiciden tahsil edilmesi uygulamasında dürüst vatandaşlarımız mağdur olmakta ve devlete olan güvenleri giderek kaybolmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Vatandaşlarımızı rahatsız eden bu uygulama hangi tarihte ve hangi yasa kapsamında başlatılmıştır? 2. Bu uygulama sonucu yıllar itibariyle günümüze kadar ne kadar ayıp-kaçak bedeli elde edilmiştir? Bu para nerelerde ve nasıl harcanmıştır? Bu para ile kayıp-kaçağın önlenmesi veya azaltılmasına yönelik hangi yatırımlar yapılmıştır? Bu yatırımların tutarı nedir? 3. Ülke genelinde toplam abone sayısı ne kadardır? Toplam kaç aboneden "KK Bedeli" adı altında para tahsil edilmektedir? 4. Dağıtım şirketlerinin, ülkemizin birçok ilinde elektrik faturasını ödemeyen ve kaçak elektrik kullandığım tespit ettikleri abonelerin elektriklerini yaklaşık 10 gün içinde kestikleri halde;' elektriğini kesmeye gidemedikleri şehirler var mıdır? Varsa gidemedikleri bu yerlere polis veya asker yardımıyla gitmeyi denemişler midir? 5. Bir vatandaşın yapmış olduğu "Bu durum, her şeyden önce bir vicdan meselesidir, kul hakkıdır. Kaçak elektrik kullanan nasıl ki benim hakkımı yiyorsa, onun ücretini haksız yere bana ödetenler de kul hakkına giriyorlar" şeklindeki yoruma katılıyor musunuz? 6. Kaçak elektrik kullanımı nedeniyle şehirler itibariyle hakkında dava açılan abone veya vatandaş sayısı nedir? 7. "Dağıtım şirketleri elektriği hem satıyor hem de okuma parası alıyor. Üstelik aynı binadaki iki ayrı evden farklı tutarlar tahsil ediyor. Bu kabul edilebilir bir uygulama değildir." yönündeki şikâyetler doğru mudur? 8. Abonelerin faturalarına yansıtılarak "Dağıtım Bedeli" adı altında alınan ücretler nasıl ve hangi mevzuata göre belirlenmektedir? 9. Dağıtım ve kayıp-kaçak bedeli olarak alınan bedellerin iptal edilmesi konusunda Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır? Yoksa bu haksızlığın giderilmesi sağlanabilir mi? CEVAP 1,8.9: Kayıp-kaçak bedeli 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (Kanun) kapsamında tüketicilere tahakkuk ettirilmektedir: Kanunun; 1 inci maddesinde elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması amaçlanmıştır. Kanun kapsamında hazırlanmış olan ikincil mevzuatta ise kayıp-kaçak bedeline ve uygulanmasına ilişkin detaylı hükümler yer almaktadır. Kanunda yer alan tarifelerin düzenlenmesi kapsamında 2003 yılından beri Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca düzenlenen tarifelerde enerji bedeli hesaplamalarında hedef kayıp-kaçak oranları da dikkate alınmıştır yılı öncesinde de enerji fiyatları içerisinde 229

232 enerji maliyetinin bir unsuru olarak kayıp-kaçak maliyetleri de dikkate alınmaktaydı dönemini kapsayan tarife uygulama döneminde hedef kayıp-kaçak oranları her bir şirket için ayrı ayrı belirlenmiş ve enerji bedeli hesaplanırken bu oranlar dikkate alınmıştır yılından itibaren ise maliyet kalemlerinin ayrıştırılması söz konusu olup faturada daha önce perakende satış (aktif enerji) bedeli içerisinde yer alan kayıp-kaçak bedelinin ayrıştırılarak serbest tüketiciler de dahil tüm dağıtım sistemi kullanıcılarına yansıtılması uygulamasına geçilmiştir. Dağıtım faaliyeti, elektrik enerjisinin 36 kv ve altındaki hatlar üzerinden naklini gerçekleştirmek için gerekli olan tesis ve şebekenin tesisi ile bu tesislerin işletilmesi ve bakımını kapsamaktadır. Dağıtım tarifeleri Elektrik Piyasası Kanununun 13 üncü maddesi gereğince elektrik enerjisinin dağıtım tesisleri üzerinden naklinden yararlanan tüm gerçek ve tüzel kişilere eşit taraflar arasında fark gözetmeksizin uygulanacak dağıtım hizmetine ilişkin fiyatları, hükümleri ve şartlan içermektedir. Dağıtım bedeli, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği, Gelir ve Tarife Düzenlemesi Kapsamında Düzenlemeye Tabi Unsurlar ve Raporlamaya İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ ve diğer ikincil mevzuat kapsamında belirlenmektedir. Dağıtım bedeli dağıtım sistem kullanım fiyatını kapsamakta olup dağıtım hizmetinin sunulabilmesi için yapılan dağıtım sistemine ilişkin yatırım harcamaları, işletme ve bakım giderleri dikkate alınarak hesaplanan ve tüm dağıtım sistemi kullanıcılarından tahsil edilen bir bedeldir. Dağıtım bedeli enerjiye, perakende satış hizmetine, sayaç okumaya, iletime ilişkin maliyetleri içermemektedir. Kayıp-kaçak bedeli ve dağıtım bedeli hususunda yürürlükte olan mevzuat ve uygulama yukarıda açıklanmıştır. 2, 4, 5, 6: Kayıp-kaçak bedeli birim enerji için belirlenen ve enerji maliyetlerini yansıtan bir bedeldir. Dolayısıyla, tüketicilere tahakkuk ettirilen bu bedel enerji maliyetinin bir unsuru olarak dikkate alınmaktadır. Diğer yandan, dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranının altında bir kayıp-kaçak oranını değişik önlemler alarak, yatırım yaparak gerçekleştirmeleri halinde ortaya çıkabilecek kar ilgili şirkete kalmaktadır. Dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar da yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. TEDAŞ Genel Müdürlüğü 2003 yılından itibaren yapmış olduğu etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, toplamda yaklaşık 40 milyon abonenin kontrolünü gerçekleştirmiştir. Yapılan bu kontrollerde 1,7 milyon abonede kaçak kullanım tespiti yapılarak, 8,6 Milyar kwh (2 Milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiş, 523 bin abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu çalışmalar sonucunda kayıp kaçak oranı 2002 yılındaki % 21'lerin üzerindeki seviyeden 2009 yılında % 15,6 seviyesine kadar düşürülmüştür. Ayrıca, Türkiye genelindeki orta gerilimden enerji alan trafolu aboneler ile alçak gerilimden beslenen yüksek tüketimli müşterilerin kontrollerinin daha yoğun olarak yapılabilmesi için, dağıtım şirketlerinde/illerde yetişmiş aktif olarak bu görevi yapan, konusunda uzman deneyimli personellerden oluşturulan mobil ekipler, TEDAŞ Genel Müdürlüğü merkezinden koordine edilerek, özellikle kayıp kaçağın yüksek olduğu illerdeki denetim ve kontrol faaliyetlerini sürdürmüştür tarihleri arasında TEDAŞ Genel Müdürlüğüne bağlı dağıtım şirketleri tarafından savcılığa verilip hakkında dava açılan abone sayısı adettir. 230

233 3: Ülke genelinde toplam dağıtım sistemi kullanıcısı sayısı 2010 yılı itibariyle olup tüm bu aboneler kayıp-kaçak bedelini ödemekle yükümlü durumdadırlar. 7: Kanunda perakende satış hizmeti; perakende satış lisansına sahip şirketlerce, elektrik enerjisi ve/veya kapasite satımı dışında tüketicilere sağlanan diğer hizmetler olarak tanımlanmıştır. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde, perakende satış hizmetinin kapsamı, elektrik enerjisi ve/veya kapasite satımı dışında, tüketicilere sağlanan sayaç okuma, faturalama gibi diğer hizmetler olarak tanımlanmıştır. Sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmet bedeli sayaç okuma maliyetlerini yansıtan bir bedeldir. Söz konusu bedel tüm dağıtım sistemi kullanıcılarına kwh (birim enerji) başına tahakkuk ettirilen bir bedeldir. Sayaç okuma bedeli Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ve tarifelere ilişkin tebliğler kapsamında belirlenmektedir. Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğine "Geçici Madde 11- Perakende satış hizmeti fiyatı 20 i döneminde kwh üzerinden uygulanmaya devam edilir." hükmü eklenmiş ve perakende satış hizmeti bedeli, Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğin 3 üncü maddesinde yer alan hükme istinaden sayaç okuma ve sayaç okuma dışındaki perakende satış hizmeti bedeli olarak ayrıştırılarak kwh bazında belirlenmiştir. Dolayısıyla, sayaç okuma bedeli kullanılan enerji miktarı dikkate alınarak hesaplanan bir bedeldir. Bu nedenle, faturalama periyodunun kısaltılması tüketicilerden alınacak sayaç okuma bedelinin daha fazla olacağı anlamına gelmemektedir. Halihazırda, sayaç okuma bedeli ile faturalandırma sıklığı arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Ancak, sayaç okuma bedelinin abone başına belirlenmesine ilişkin çalışmalar devam etmektedir. CEVAP Kaçak elektrik kullandığı tespit edilen 1,7 milyon elektrik abonesi için kaçak kullanım bedeli olarak toplam 2 milyar TL. tahakkuk ettirilmiş olup, söz konusu miktarın Elektrik Dağıtım Bölgelerine göre dağılımı şöyledir. 1- Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. %31 2- Vangolü Elektrik Dağıtım A.Ş. %1,5 3- Araş Elektrik Dağıtım A.Ş. % 0,8 4- Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. % 0,5 5- Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. % 0,6 6- Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. % 0,4 7- Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş. %11 8- Meram Elektrik Dağıtım A.Ş. %7 9- Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş. %3 10- Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. %2 11- Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. %1,5 12- Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. %1,5 13 Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. %1 14- İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş. %3 15- Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. %1 16- Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş. %1 17- Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. % 37, 18- Menderes Elektrik Dağıtım A.Ş. %1 19- Göksu Elektrik Dağıtım A.Ş. %1 20- Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş. % 0,8 Kaçak elektrik kullanımı nedeniyle tahakkuk ettirilen 2 milyar TL'den, 534,9 milyon TL. tahsil edilmiştir. 231

234 Normal yollardan tahsil edilemeyen kaçak elektrik bedelleri için hukuki süreç işletilmektedir. Kaçak elektrik kullandıkları tespit edildikten sonra itirazda bulunan abonelerin durumları Kaçak İtiraz Komisyonlarında görüşülmekte olup, sonucuna göre gerekli işlemler yapılmaktadır. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi 2010 yılında uygulamaya konan "Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizması Usul ve Esasları" doğrultusunda belirlenen birim enerji bedelinde vatandaşlarımıza yansıyan bir ucuzlama sağlanamamıştır. Diğer yandan bu süreçte BOTAŞ Genel Müdürlüğünün bu kapsamın dışında tutulduğu iddiaları da hem sektörde faaliyet gösteren işletmeleri hem de vatandaşlarımızı rahatsız etmektedir. Bu konuyla İlgili olarak; 1-Halen sanayi tesislerinde, işyerlerinde ve konutlarda tüketilen elektrik enerjisinin Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizmasında dikkate alınan faktörler hangileridir? 2-Anılan yerlerde tüketilen elektrik enerjisinin belirtilen yöntemlerle hesaplanan birim maliyet değerleri ve bu birim maliyetin maliyet unsurlarına göre dağılımları nasıldır? 3-Belirtilen yerlerde kullanılan elektrik enerjisinin birim satış bedelleri, birim maliyet değerleri esas alınarak mı belirlenmektedir? Halen belirlenmiş tarife değerleri nasıldır? ve 2011 yıllarında BOTAŞ'ın Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizması kapsamı dışında tutulduğu, 2012 yılı ve sonrasında da aynı kararın uygulanacağı iddiaları doğru mudur? 5-Doğru ise bu uygulamanın gerekçeleri nelerdir? Konuya ilişkin olarak Bakanlığınız görüşü nasıldır? 6-Bakanlığınızca uygulanan bu farklılık nedeniyle vatandaşlarımızın uğradığı mağduriyetin giderilmesi ve fazladan ödemek zorunda kaldıkları enerji bedellerinin iade edilmesi ya da mahsuplaşması konusunda Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır? 7-Elektrik bedellerinin ucuzlatılması ve piyasadaki farklı uygulamaların giderilmesi konusunda Bakanlığınızca hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? CEVAP 1,2,3,7: Elektrik fiyatlarının belirlenmesine yönelik olarak Enerji KİT'leri tarih ve 2008/T-5 sayılı Yüksek Planlama Kurulu (YPK) Kararı ile tarihinden itibaren Maliyet Bazlı Fiyatlandırma (MBF) Mekanizmasına geçmiştir. Söz konusu Karar gereğince maliyet ve döviz kurlarındaki değişimler fiyatlara yansıtılmakta ve satış fiyatları bu Karar uyarınca belirlenmekte ve uygulanmaktadır. MBF ile maliyetler; döviz kurundan kaynaklanan maliyetler, işçilik maliyetleri, kömür alım maliyeti, doğalgaz alım maliyeti, fuel-oil alım maliyeti ve sıfır bakiye maliyeti (piyasanın tümünde gerçekleşen enerji alım/satım arasındaki farkın üreticilere yansıtılması) kalemlerinden oluşmaktadır. Her bir portföy üretim grubu için söz konusu YPK Kararı ekinde üretim kaynaklarının maliyet ağırlık oranlarına göre formülasyonlar belirlenmiştir. Dolayısı ile maliyet kaleminin sadece birinde gerçekleşen düşüş ya da artış tek başına anlamlı olmamaktadır. Ayrıca maliyetlerdeki değişim dönemsel olmakla birlikte, MBF Usul ve Esasları Genelgesine göre maliyetlere göre belirlenen fiyatlar yılsonu mali hedeflerine bağlı olarak yeniden tespit edilebilmektedir. Hazine Müsteşarlığı, MBF'nin uygulanmasına ilişkin gerekli gözetim ve koordinasyonu yapmaktadır. Faturalara yansıyan elektrik fiyatları aşağıdaki unsurlardan oluşmaktadır; 232

235 A) Vergi, Fonsuz Ve Paylar Hariç Elektrik Bedelleri a) Elektrik Enerjisi Bedelini oluşturan kalemler aşağıda verilmiştir. EÜAŞ ve TETAŞ'tan geçiş dönemi sözleşmeleri kapsamında yapılan alımlar, Kasım-Aralık 2011 ve Ocak 2012 aylarında dengeleme ve uzlaştırma piyasasında gün öncesi dengeleme ve dengeleme güç piyasası kapsamında gerçekleşen enerji alış-satış miktar ve tutarları, Aynı aylarda 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun (Kanun) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan hüküm kapsamında kendi üretim şirketi ile yapılan ikili anlaşmalarla alınan enerji miktar ve tutar bilgileri ve diğer üretim şirketlerinden ikili anlaşmalarla alınan enerji miktar ve tutar bilgileri, Lisanssız Üretim Yönetmeliği (LÜY) kapsamındaki mikro kojenerasyon tesislerinden satın alınan enerji miktar ve tutarları, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine ilişkin Yönetmelik (YEKDEM) kapsamında perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiye yansıtılan net bedeller, Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi (PMUM) tarafından mevzuat çerçevesinde dağıtım şirketlerine fatura edilen sıfır bakiye düzeltme tutarı, geçmişe dönük düzeltme kalemi, piyasa işletim ücreti, iletim ek ücreti ve süresinde ödenmeyen alacaklar payı gibi kalemler, Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikler kapsamında oluşan ilave maliyetler, Ekim-Aralık 2011 dönemine ait ve serbest tüketici hareketleri dikkate alınarak hazırlanmış fiili dört zamanlı enerji bilançoları. b) Dağıtım Bedeli c) İletim Bedeli d) PSH (Diğer) Bedeli e) PSH (Sayaç Okuma) Bedeli f) Kayıp Bedeli B) Vergi Fon Ve Paylar - TRT Payı, Enerji Fonu, Belediye Tüketim Vergisi, KDV Uygulanan metodolojiye göre, dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar da yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. EPDK'nın dağıtım şirketlerine uyguladığı tarife metodolojisi ve TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 2003 yılından tarihine kadar yapmış olduğu etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, Türkiye genelinde toplamda yaklaşık 44,8 milyon abonenin kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu kontrollerde 9,68 Milyar kwh (2,37 Milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiş ve abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Diğer taraftan, yerli kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılması ve bunun sonucunda ithal 233

236 kaynak kullanımının azaltılmasına yönelik olarak gerekli yasal düzenlemeler yapılmış ve ikincil mevzuatlar yayınlanmıştır. İhtiyaca göre gereken yeni düzenlemeler de yapılmaktadır. 4,5,6: Bilindiği üzere doğal gaz ithal bir enerji kaynağı olup yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde temin edilmektedir. Doğal gaz satış fiyatını oluşturan unsurlardan biri olan güncel alım fiyatları uluslararası ham petrol ve petrol ürünü fiyatlarına endeksli formüllerle belirlenmekte olup ham petrol/petrol ürünlerindeki ve dolar kurundaki fiyat değişimleri doğal gaz satış fiyatlarına etki etmektedir. BOTAŞ Genel Müdürlüğü, doğal gaz toptan satış fiyatlarını belirlerken; pazarın durumunu, ülkenin ekonomik şartlarını v.b. hususları dikkate alarak ilgili mevzuat çerçevesinde, mümkün olan en makul seviyede belirleyerek uygulamaya koymaktadır tarihli YPK Kararı gereğince BOTAŞ Genel Müdürlüğü, 2008 yılı Temmuz ayından itibaren Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Uygulamasına geçmiştir. Yine, YPK'nın tarihli Kararı ile "Enerji KİT'lerinin uygulayacağı Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizmasının Usul ve Esasları'nın BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından geçici olarak 2010 ve 2011 yıllarında uygulanmamasına 540 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesine göre karar verildiği" belirtilmiştir. Bu uygulama nedeniyle bir mağduriyet söz konusu değildir. SORU ÖNERGESİ Bakanlığınız internet sitesinde yayınlanmış olan 10/03/2012 tarihli "Petrol Arama Üretim Sektörü 1. İstişare Toplantısı" konuşma metninizde, elektrik kayıp kaçak oranlarıyla ilgili olarak; "... AK Parti hükümetlerinden önce yüzde 25'ler civarında olan kayıp kaçağın, şu anda yüzde 15'lere düştüğünü, ama yeterli olmadığım söylemeliyim yılına kadar bu yüzde 201ara düşecek " şeklinde ifadeler yer almaktadır. Ancak, TEDAŞ tarafından en son yayınlanan 2010 Yılı Raporunda söz konusu kayıp kaçak oranlarının, 2002 yılı için %20.9, 2010 yılı için ise %18.6 olduğu belirtilmiş ve 1995 yılından buyana en yüksek kayıp kaçak oranı 2000 yılında %21.6 olarak verilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak; 1. AKP'nin iş başına geldiği 2002 yılı öncesinde hangi yıl veya yıllarda elektrik kayıp kaçak oranlan %25'ler civarında olmuştur? 2. TEDAŞ tarafından en yüksek kayıp kaçak oram olarak yayınlanan, 2000 yılı için %21.6, 2002 yılı için ise %20.9 değerleri doğru mudur? 3. Doğru ise tarafınızdan söylenen ve AKP öncesinde %25'ler civarında olduğu belirtilen kayıp kaçak oranım kullanmanızın gerekçesi nedir? 4. Bu değer hangi resmi yayında yer almaktadır veya size hangi birim tarafından verilmektedir? 5. Tarafınızdan söylenen ve TEDAŞ tarafından yayınlanan iki değer arasındaki %4 oranındaki farkın bugünkü piyasa fiyatlarıyla karşılığı kaç paradır? yılında %20.9 olan kayıp kaçak oranının 8 yılda ancak %18.6 seviyesine düşürülebilmiş olmasının sebepleri nelerdir? 7. AKP hükümetleri döneminde, 8 yılda % 2.3'lük bir kayıp kaçak azalmasını yeterli buluyor musunuz? 8. Bakanlığınızca 2015 yılı için hedeflenen %10'luk kayıp kaçak oram hangi bilimsel bulgulara dayanılarak belirlenmiştir? 9. Bu hedefe ulaşılabilmesi için Bakanlığınızca hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? 234

237 CEVAP 1-5: Elektrik kayıp-kaçak oranı Bakanlığımca yürütülen etkin çalışmalar sonucunda azalan bir seyir izleyerek 2011 yılı sonunda %15 düzeyine düşürülmüştür. Teknik kayıpların Dünya ortalamaları düzeyine yaklaştırılması ile ilgili olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından 21 dağıtım şirketine yılları arasında yaklaşık 9 Milyar TL yatırım hedefi verilmiştir (Bu yatırımlar EPDK tarafından hem fiziksel hem de finansal anlamda denetlenmektedir). Buna göre dağıtım bölgelerinde kayıp kaçakta önemli oranda düşüş beklenmekte olup ülkemiz genelinde kayıp kaçak oranlarının 2012 yılından 2015 yılma kadar yıllar itibariyle %13, %12, %11 ve %9 olarak gerçekleşmesi hedeflenmiştir. Cevaplar 6-9: Kayıp-kaçak bedelleri hesaplanırken, tarihli EPDK Kurul Kararı ile 21 dağıtım bölgesi için belirlenmiş olan dönemi kayıp-kaçak hedef oranları dikkate alınmıştır. Hedef kayıp-kaçak oranları taraflar arasında hiçbir ayrım yapmayan, elektrik sistemindeki kayıp-kaçakları azaltmayı amaçlayan bir yöntem dahilinde hesaplanmıştır sayılı Kanun hükmü gereğince TEDAŞ Genel Müdürlüğü tarafından teklif edilen tarifeler, tarihli EPDK Kurul Kararı ile dönemi için onaylanmıştır. TEDAŞ tarafından sunulan tarife teklifi içerisinde kayıp-kaçak hedeflerinin hesaplanmasında kullanılmış olan yöntem yıllarını içeren ikinci tarife dönemi için kayıp kaçak hedeflerinin belirlenmesinde de kullanılmıştır. Bu yöntem gereğince; mevcut kayıp-kaçak oranlarının teknik kayıp seviyelerine indirilebilmesi için 5 ya da 10 yıllık hedefler koymak yerine kademeli bir geçiş süreci tanımlanmasının daha uygun olacağı düşünülmüştür. Özellikle kayıp-kaçak oranı yüksek olan illerde ilk yıllarda yapılacak çalışmalar ile önemli iyileştirmeler olacağı, ancak teknik kayıp seviyesine yaklaştıkça iyileşme oranlarında da bir düşüş yaşanacağı öngörülmüş olup, belirlenecek kademeli sürecin bu gerçeği yansıtması hedeflenmiştir. Bir sonraki aşamada, her müessese ve bağlı ortaklık mevcut kayıp-kaçak oranı ve hesaplanan teknik kayıp arasındaki farka göre ilgili kademeye yerleştirilmiştir. Kademeler arasındaki kırılma noktaları Türkiye şartları bazında teknik kayıp +%5 ve teknik kayıp +%10 olarak öngörülmüştür. Dolayısıyla, mevcut kayıp/kaçak oranları belirlenen teknik kayıp seviyelerinin %5 ve daha az üzerinde olan müessese ve bağlı ortaklıklar birinci kademeye, %10 ve daha az üzerinde olan müessese ve bağlı ortaklıklar ikinci kademeye, %10'dan daha çok üzerinde olan müessese ve bağlı ortaklıklar üçüncü kademeye yerleştirilmiştir. Müesseseler ve bağlı ortaklıklar ilgili kademelere yerleştirildikten sonra her kademe için tanımlanan yıllık değişim oranlarına bağlı olacak şekilde iyileştirmeye tabi tutulmuştur. Örneğin, üçüncü kademedeki bir müessese ya da bağlı ortaklık teknik seviyesinin %10 üzerinde bir kayıp/kaçak oranına ulaşana kadar üçüncü kademedeki iyileştirme oranına, teknik kayıp + %10 seviyesinden itibaren ikinci kademedeki iyileştirme oranına, teknik kayıp + %5 seviyesinden itibaren üçüncü kademedeki iyileştirme oranına tabi tutulmuştur. Her kademedeki iyileştirme oranları, incelenen uluslararası firmalardan her dönem için en iyi örneklere göre belirlenmiştir. EPDK tarafından ikinci uygulama dönemine esas kayıp kaçak hedefi oranlarının belirlenmesinde birinci uygulama döneminde kullanılan ve yukarıda açıklanan metodolojinin uygulanmasının uygun olacağı değerlendirilmiş ve aynı yöntem yıllarını kapsayan ikinci uygulama dönemine ilişkin kayıp kaçak hedeflerinin belirlenmesinde kullanılmıştır. %18,6 olarak ifade edilen değer TEDAŞ Genel Müdürlüğü dağıtım şirketlerinin ortalama kayıp-kaçak değeri olup EPDK'dan lisans alan diğer dağıtım şirketleri ile birlikte kayıp-kaçak ortalama değeri 2011 yılı sonu itibariyle %15 düzeyindedir yıllarına dair elektrik kayıp-kaçak hedefi yukarıda açıklanmıştır. Uygulanan metodolojiye göre, dağıtım şirketlerinin 235

238 kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar da yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. EPDK'mn dağıtım şirketlerine uyguladığı tarife metodolojisi ve TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 2003 yılından tarihine kadar yapmış olduğu etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, Türkiye genelinde toplamda yaklaşık 44,8 milyon abonenin kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu kontrollerde 9,68 Milyar kwh (2,37 milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiş ve abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, AKP hükümetleri döneminde elektrik dağıtım işletmelerinin önemli bir bölümü özelleştirilmiş olmasına rağmen birim elektrik fiyatları ucuzlatılamamış ve vatandaşlarımız bu süreçte önemli oranlarda elektrik zamlarıyla karşılaşmışlardır. Bu dönemde kayıp kaçak oranlarında beklenen düşmeler de sağlanamamıştır. Elektrik dağıtım bölgelerinin birçoğunda kayıtlı elektrik abonelerinin önemli bir bölümünün hayali abone olduğu ve hayali aydınlatma aboneleri üzerinden elektrik dağıtım şirketlerine hazine tarafından önemli miktarlarda aydınlatma bedeli ödemelerinin yapıldığı iddia edilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak; döneminde bakanlığınızca yapılan elektrik kaçak tarama sayılarının ve tespit edilerek tahakkuka bağlanan kaçak sayılan ve nektarlarının dağıtım bölgelerine göre değişimi nasıl olmuştur? 2. Anılan dönemde tahakkuk ve tahsil edilen kaçak elektrik miktarları ve tutarlarının elektrik dağıtım bölgelerine göre dağılımı nasıldır? 3. Anılan dönemde kaçak elektrik kullanan abonelerden savcılığa gönderilenlerin bölgelere göre değişimi nasıldır? Savcılığa bildirilmeyen aboneler niçin bildirilmemiştir? 4. Anılan dönemde kaçak elektrik kullanan abonelerden yapılan tahsilat oranlarının çok düşük değerlerde kalmasının sebepleri nelerdir? 5. Bu konuda Bakanlığınızca yapılmış ya da yaptırılmış bir çalışma var mıdır? Varsa çalışmada hangi bulgulara ve sonuçlara varılmıştır? 6. Bazı dağıtım bölgelerindeki elektrik abonelerinin önemli bir kısmının hayali abone olması nedeniyle kayıp kaçak oranlarının belirli değerlerin altına düşürülemediği iddiaları doğru mudur? 7. Doğru ise döneminde dağıtım bölgelerindeki hayali abone sayılan ile dağıtım şirketlerinin Hazineden aldıkları aydınlatma bedellerinin ve bu bedeller içindeki hayali abone aydınlatma oranlarının yıllara göre değişimi nasıl olmuştur? 8. Hayali aboneler için Hazineden Ödenen bu paraların ödenmemesi ve hayali abonelerin belirlenerek ayıklanması konusunda Bakanlığınızca şimdiye kadar ne gibi çalışmalar yapılmış ve hangi önlemler alınmıştır? CEVAP 1-5: Elektrik kayıp-kaçak oranı Bakanlığımca yürütülen etkin çalışmalar sonucunda azalan bir seyir izleyerek 2011 yılı sonunda %15 düzeyine düşürülmüştür. Teknik kayıpların azaltılması ve Dünya ortalamalarına gelmesi ile ilgili olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 236

239 tarafından 21 dağıtım şirketine yılları arasında yaklaşık 9 Milyar TL yatırım hedefi verilmiştir (Bu yatırımlar EPDK tarafından hem fiziksel hem de finansal anlamda denetlenmektedir). Buna göre dağıtım bölgelerinde kayıp kaçakta önemli oranda düşüş beklenmekte olup ülkemiz genelinde kayıp kaçak oranlarının 2012 yılından 2015 yılına kadar yıllar itibariyle %13, %12, %11 ve %9 olarak gerçekleşmesi hedeflenmiştir. EPDK'nın dağıtım şirketlerine uyguladığı tarife metodolojisi ve TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 2003 yılından tarihine kadar yapmış olduğu etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, Türkiye genelinde toplamda yaklaşık 44,8 milyon abonenin kontrolü gerçekleştirilmiş ve tahakkuka bağlanan kaçak sayısı yaklaşık 1,85 milyon olarak tespit edilmiştir. Yapılan bu kontrollerde 2,37 milyar TL bedelli 9,68 Milyar kwh kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 584,3 milyon TL tahsil edilmiştir. Ayrıca, abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Yürürlükteki mevzuatlar doğrultusunda işlem yapılmakta olup tahsil edilemeyen kaçak elektrik bedellerinin tahsilatı için hukuki süreç izlenmektedir. Diğer taraftan, kaçak itiraz komisyonunca haklı bulunan abonelerden dolayı tahsilat oranları bir miktar düşüş göstermektedir. 6: Söz konusu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. 7,8: Elektrik dağıtım şirketleri, aydınlatma ve trafik sinyalizasyon abonelerinin tüketimlerini 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun geçici 17. Maddesi uyarınca tarihinden itibaren Hazine Müsteşarlığından talep etmektedirler. Talepler Hazine Müsteşarlığının yayımladığı "Aydınlatma Bedellerinin Dağıtım Şirketlerine Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Genelgesi" çerçevesinde incelenmekte ve ödenmektedir Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu E-cetvelinin 9. Maddesi ve Hazine Müsteşarlığının "Aydınlatma Bedellerinin Dağıtım Şirketlerine Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Genelgesi" çerçevesinde genel aydınlatma ve trafik sinyalizasyon abonelerinin tüketim talepleri ile ilgili dağıtım şirketlerine yapılan ödeme taleplerinin gerçek değerler ile uyumlu olup olmadığı hususunda gerekli denetim ve çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca, söz konusu hususlarda Bakanlığım ve Hazine Müsteşarlığının azami hassasiyet gösterdiğinin bilinmesinde fayda mülahaza edilmektedir. SORU ÖNERGESİ-CEVABI Dağıtım sisteminde kayıp oluşan kayıp/kaçak oranı 2009 yılında %15,6 olarak gerçekleşmiştir yılında iletim ve dağıtım kayıplarının toplamının tüketime sunulan elektrik enerjisine oranı %14,5 seviyesindedir: Bu oran Almanya ve Japonya'da %5, ABD'de %7'dir. EPDK tarafından yılları arasında belirlenen kayıp/kaçak hedef oranları ile gerçekleşme oranlan arasında büyük farklılıklar vardır. Dicle EDAŞ için; 2009 hedefi % 41,58 iken gerçekleşme oranı % 73,01'dir. Dicle EDAŞ'ın 2010 hedefi ise%36,83'tür. Vangölü EDAŞ için 2009 hedefi % 40,03 iken gerçekleşme oranı % 55,57'dir. Vangölü EDAŞ için 2010 yılı hedefi ise % 35,45'tir. Araş EDAŞ için 2009 hedefi % 20,25 iken 2009 gerçekleşme oranı % 27,70'tir hedefi ise %17,95'tir. 1-Dağıtım sisteminde oluşan kayıp/kaçak oranı 2009 yılında %15,6'dır. Bu oran 2010 ve 2011 yılında nedir? Kayıp/kaçak oranın bu kadar yüksek olmasının nedeni nedir? 2-Ülkemizde, 2009 yılında iletim ve dağıtım kayıplarının toplamının tüketime sunulan elektrik enerjisine oranı % 14,5 seviyesindedir. Bu oran Almanya ve Japonya'da % 5, ABD'de % 7'dir. Bu oranın yüksek olmasının nedeni nedir? Kayıp kaçak oranını düşürmeyi düşünüyor 237

240 musunuz? 3-İletim ve dağıtımda kayıp ve kaçakların önlenmesi için herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? ve 2011 yıllarında iletim ve dağıtımdaki kayıp kaçak miktarı nedir? 5-Kayıp-kaçak nedeniyle 2011 yılında tüketicilerden fazladan yapılan tahsilat miktarı nedir? CEVAP 1- Elektrik kayıp-kaçak oranı 2010 yılında %14,7 ve 2011 yılında ise yaklaşık %16 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra ülkemiz genelinde kayıp kaçak oranlarının 2012 yılından 2015 yılına kadar yıllar itibariyle %13.5, %12.3, %11.2 ve %10.3 olarak gerçekleşmesi hedeflenmiştir. Uygulanan metodolojiye göre, dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. 2-Kayıp-kaçak oranının düşürülmesi için gerekli düzenlemeler yürürlükte olup, yukarıda özet olarak açıklandığı üzere çalışmalar sürekli olarak devam ettirilmektedir. Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 13 üncü maddesinde kaçak elektrik tüketimi tanımlanmakta ve kaçak elektrik tüketiminin tespiti halinde, dağıtım şirketinin yükümlülüklerine ve uygulanacak yaptırımlara yer verilmektedir. Kaçak elektrik kullananların tespiti halinde gerekli yaptırımların uygulanması Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin bahsi geçen hükmü ve 29/12/2005 tarihli ve 622 sayılı Kurul kararı ile onaylanan "Kaçak ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Kullanılması Durumunda Yapılacak İşlemlere İlişkin Usul ve Esaslar" hükmü çerçevesinde uygulanmaktadır. Yukarıda da açıklandığı gibi; uygulanan metodolojiye göre, dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. 3-Teknik kayıpların azaltılması ve Dünya ortalamalarına gelmesi ile ilgili olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından 21 dağıtım şirketine yılları arasında yaklaşık 9 Milyar TL yatırım hedefi verilmiştir (Bu yatırımlar EPDK tarafından hem fiziksel hem de finansal anlamda denetlenmektedir). EPDK'nın dağıtım şirketlerine uyguladığı tarife metodolojisi ve TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 2003 yılından tarihine kadar yapmış olduğu etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, Türkiye genelinde toplamda yaklaşık 45 milyon abone kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu kontrollerde 9,74 Milyar kwh (2,39 Milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiştir yılındaki iletim kaybı %1,99 olup dağıtım kaybı ise %16 düzeyinde gerçekleşmiştir. İletim gerilimi seviyelerinde şebeke kayıpları uluslararası normlarda %2-%3 seviyelerindedir. Ülkemizde ise üretim-tüketim dengesine bağlı olarak değişim göstermekle birlikte iletim kaybı uluslararası standartlara uygun düzeydedir yılı dağıtım kayıp-kaçak miktarı yaklaşık MWh, 2011 yılı dağıtım kayıp-kaçak miktarı ise yaklaşık MWh'tir. Hedef kayıp-kaçak oranları baz alınarak tarifelerin hesaplanmasında dikkate alınan 2011 yılı tarifeye esas kayıp-kaçak miktarı ise 238

241 MWh'tir yılı genelinde tarifelerin belirlenmesinde 3,33 milyar TL'lik kayıp-kaçak maliyeti dikkate alınarak birim bedeller belirlenmiştir. SORU ÖNERGESİ-CEVABI Dağıtım şirketleri 2011 yılı için EPDK Kararı ile belirlenen sayaç sökme ve takma bedellerini adeta bir yaptırım aracı gibi kullanmış ve bir anlamda abone, sayacının değişimine rıza göstermeye zorunlu bırakılmıştır , 2009 ve 2010 yıllarında dağıtım bölgelerinde on yıllık damga süresini doldurmuş mekanik elektrik sayaçlardan kaçı, elektronik elektrik sayaç ile değiştirilmiştir? 2-Elektrik dağıtım şirketleri tarafından 2011 ve 2012 yılında sökülen sayaç sayısı kaç adettir? 3-Bu sayaçların sökülmesi ve yerine yeni sayaçların takılması karşılığı sayaç ücreti de dahil olmak üzere 2011 ve 2012 yılında elektrik abonelerinden toplam kaç lira tahsil edilmiştir? CEVAP 1: Bilindiği üzere, tarih, (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Ölçü ve Ölçü Aletleri Muayene Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" uyarınca elektrik sayaçlarının periyodik muayenesinin 10 yılda bir yaptırılması zorunludur. Söz konusu değiştirilen sayaç sayısı 'dir. 2: Elektrik Dağıtım Şirketleri tarafından 2011 yılı ve 2012 yılı Mayıs ayı itibariyle sökülen toplam sayaç sayısı 'dur. 3: Sayaç ücreti de dahil olmak üzere söz konusu bedel TL olmuştur. SORU ÖNERGESİ Bakanlığınızca elektrik ve doğalgaza zam yapılmayacağı yönünde yapılan açıklamalara rağmen, 1 Nisan 2012 tarihi itibarıyla elektriğe ortalama %9 oranında, doğalgaza ise %18.72 oranında zam yapılmıştır. Vatandaşlarımızın ciddi ölçüde tepkisine ve mağduriyetine yol açan bu zamlarla ilgili olarak; döneminde elektrik ve doğalgaza yapılan bileşik zam oranlan toplamı ne kadardır? 2. Aynı dönemde memur ve işçiler ile emeklilere yapılan maaş zamlarına ilişkin oranlar toplamı nasıldır? 3. Elektrik ve doğalgaza yapılan 1 Nisan şakası gibi yüksek oranlardaki bu zamların gerekçeleri nelerdir? 4. Bakan olarak "elektrik ve doğalgaza zam yapılmayacağı" yönündeki açmamalarınıza rağmen zam yapılması, vatandaşla alay etme anlamına gelmez mi? 5. Bu durum, kamuoyunda "siyasetçilerin söylediğinin tersi yapıldığı" yönündeki yaygın görüşü doğrulamakta mıdır? 6. Yapılan doğalgaz ve elektrik zamlarında ülkemizdeki doğalgaz ve petrol lobilerinin etkili olduğu iddiaları doğru mudur? 7. Sabit ve dar gelirli vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan son doğalgaz ve elektrik zamlarının geri alınması düşünülmekte midir? 8. Bu konuda Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır? 9. Konuya ilişkin Bakanlığınız görüşü nasıldır? 239

242 CEVAP 1: tarihinden itibaren uygulanacak fonsuz tarifeler Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından onaylanarak bağlantı adresinde yayınlanmış ve halen detayları ile birlikte bu bağlantı adresinden ulaşılmaktadır yılı Ocak ayı ve 2012 yılı Nisan ayı tarifelerinin karşılaştırılması aşağıda verilmiştir. VERGİ, FON VE PAYLAR HARİÇ ELEKTRİK FİYATLARI (kr/kwh) BAĞLANTI TİPİ 1 NOLU 2 NOLU 4 NOLU 4 NOLU FİYAT DEĞİŞİM TARİHİ Sanayi Tarımsal Sulama Ticarethane Mesken (YIL-AY) ,720 9,550 13,650 11, ,306 20,467 26,458 25,886 Doğal gaz ithal bir enerji kaynağı olup yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde temin edilmektedir. Doğal gaz satış fiyatını oluşturan unsurlardan biri olan güncel alım fiyatları uluslararası ham petrol ve petrol ürünü fiyatlarına endeksli formüllerle belirlenmekte olup ham petrol/petrol ürünlerindeki ve dolar kurundaki fiyat değişimleri doğal gaz satış fiyatlarına etki etmektedir. BOTAŞ Genel Müdürlüğü, doğal gaz toptan satış fiyatlarını belirlerken; pazarın durumunu, ülkenin ekonomik şartlarını vb. hususları dikkate alarak ilgili mevzuat çerçevesinde, mümkün olan en makul seviyede belirleyerek uygulamaya koymaktadır. Doğal gaz fiyatları, ağırlıklı olarak evsel kullanıcıları içeren abone grubu ve sanayi kullanıcıları içeren serbest tüketici grubu için farklı oluşmaktadır yılından itibaren her yılın Ocak ayı itibarıyla BOTAŞ Genel Müdürlüğünün serbest tüketici, dağıtım şirketi konut satış fiyatları ile ortalama perakende satış fiyatı aşağıda verilmiştir (Fiyatlar KDV hariç düzenlenmiş olup ÖTV içermektedir). Ocak Ayı Doğal Gaz Fiyatları (TL/Sm 3 ) BOTAŞ-Serbest Tüketici Satış Fiyatı (ÖTV Dahil) 0,2809 0,2344 0,2949 0,3566 0,4502 0,4823 0,7997 0,4943 0,4943 0,5650 BOTAŞ-Dağıtım Şirketi 0,2535 0,2138 0,2859 0,3566 0,4568 0,4980 0,8358 0,5289 0,5289 0,6048 Konut Satış Fiyatı (ÖTV Dahil) Ortalama Perakende Satış Fiyatı (KDV Hariç) (Aboneler) 0,3278 0,2760 0,3279 0,3743 0,4776 0,5160 0,8604 0,5471 0,5472 0,6435 2: Söz konusu husus Bakanlığım görev ve sorumluluk alanında bulunmadığından oranların Maliye Bakanlığından sorulması uygun olacaktır. 3-8: Elektrik fiyatlarının belirlenmesine yönelik olarak Enerji KİT'leri tarih ve 2008/T-5 sayılı Yüksek Planlama Kurulu (YPK) Kararı ile tarihinden itibaren Maliyet Bazlı Fiyatlandırma (MBF) Mekanizmasına geçmiştir. Söz konusu Karar gereğince maliyet ve döviz kurlarındaki değişimler fiyatlara yansıtılmakta ve satış fiyatları bu Karar uyarınca belirlenmekte ve uygulanmaktadır. MBF ile maliyetler; döviz kurundan kaynaklanan maliyetler, işçilik maliyetleri, kömür alım maliyeti, doğalgaz alım maliyeti, fuel-oil alım maliyeti ve sıfır bakiye maliyeti (piyasanın tümünde gerçekleşen enerji alım/satım arasındaki farkın üreticilere yansıtılması) kalemlerinden oluşmaktadır. Her bir portföy üretim grubu için söz konusu YPK Kararı ekinde üretim kaynaklarının maliyet ağırlık oranlarına göre formülasyonlar belirlenmiştir. Dolayısı ile maliyet kaleminin sadece birinde gerçekleşen düşüş ya da artış tek başına anlamlı olmamaktadır. Ayrıca maliyetlerdeki değişim dönemsel olmakla 240

243 birlikte, MBF Usul ve Esasları Genelgesine göre maliyetlere göre belirlenen fiyatlar yılsonu mali hedeflerine bağlı olarak yeniden tespit edilebilmektedir. Hazine Müsteşarlığı, MBF'nin uygulanmasına ilişkin gerekli gözetim ve koordinasyonu yapmaktadır. Yine, doğal gaz ithal bir enerji kaynağı olup, yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde temin edilmektedir. BOTAŞ Genel Müdürlüğü doğal gaz toptan satış fiyatlarını belirlerken pazarın durumunu, EPDK'nın tarife ile ilgili kararlan doğrultusunda alım ve işletme giderlerini ve piyasa koşullarını dikkate alarak mümkün olan en makul seviyede fiyatlarını belirleyerek doğal gazı tüketicilere sunmaktadır. Tüketicilerin enerjiyi en uygun maliyetle kullanabilmelerine yönelik olarak petrol ve doğalgaz aramalarına önemli kaynaklar ayrılmaktadır. Bununla birlikte, birincil enerji kaynaklan bakımından dışa bağımlılığımızı azaltmak ve buna yönelik olarak yerli enerji kaynaklarımızdan azami ölçüde yararlanılmasına sağlamak için rekabetçi bir enerji piyasası oluşumu çerçevesinde gerekli yatırımlar yapılmakta ve mevzuatlar hazırlanarak yürürlüğe konulmaktadır. Ayrıca bu yöndeki hedeflerimiz "Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi"nde ve Bakanlığımız Stratejik Planında da yayınlanmıştır. Tüm bu uygulamalar sonucunda maliyetlerin düşürülmesi ve böylece oluşacak kazanımların nihai tüketiciye yansıtılması için çalışmalarımız yoğun olarak sürdürülmektedir. 6: Söz konusu iddialar gerçeği yansıtmamakta olup fiyat değişimlerinin gerekçesi yukarıda açıklanmıştır. SORU ÖNERGESİ Bakanlığınız komşumuz İran'dan ham petrol alımında %20'lik bir ambargoya gidildiğini açıklamıştır. Ayrıca yapılan bu kesintinin de Libya'dan karşılanacağı belirtilmiştir. Buna göre; 1-İran'dan alınan petrolün boru hatlarıyla doğrudan taşınıldığı göz önünde bulundurulursa Libya'dan alınacak petrol hangi yollarla taşınarak ülkemize getirilecektir. Libya'dan getirilecek olan petrolün taşıma maliyeti ne kadar olacaktır? 2-Libya'dan alınacak olan petrolün maliyeti İran ile kıyaslandığında ortaya çıkacak mali tablo nasıldır? 3-İran'a uygulanan petrol ambargosunun yanında, halihazırda yine İran'dan almakta olduğumuz doğalgaza da bir ambargo uygulanacak mıdır? 4-Şayet doğalgaza da ambargo uygulanacaksa bu oran ne kadar olacaktır? İran'dan alınmayan miktar hangi ülke veya ülkelerden temin edilecektir? Bakanlığınızın bununla ilgili bir ön çalışması mevcut mudur? CEVAP 1-2. Enerji strateji ve politikamız; ülkemiz ulusal çıkarları ve uluslararası konjonktür göz önünde bulundurularak oluşturulmakta ve uygulanmaktadır. TÜPRAŞ'tan alınan yazılı cevapta özetle; "ham petrol alımlarının kararı, yıllık, aylık ve haftalık lineer programlarının analizleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu analizlerde ham petrollerin fiyatları, ilgili ham petrolden elde edilebilecek ürünler ve ürün talepleri dikkate alınarak alınacak ham petrol cinsine ve üretim kompozisyonuna karar verilmektedir. İran'dan ham petrol İthalatında yaşanabilecek azalmanın Libya'nın yanı sıra Suudi Arabistan, Irak, Rusya Federasyonu ve Kazakistan gibi alternatif kaynaklardan da temini mümkün olabilecektir. Ham petrol kalitesi temel olarak gravitesi (API) ve içerdiği kükürt oranına göre sınıflanarak fiyatlandırılmaktadır. API yükseldikçe kalite arttığı için birim ham petrol fiyatı artarken içerdiği kükürt oranı düşmesi ham petrol fiyatını yükselten bir başka faktördür. Ayrıca, ham 241

244 petrol cinslerinden elde edilen ürün kompozisyonu da farklılık gösterdiği için ham petrol fiyatlarının direkt karşılaştırılması doğru sonucu vermemektedir. Bununla birlikte, ham petroller arasındaki fiyat farklılıkları piyasadaki arz/talep dengesine ve sezon durumuna bağlı olarak değişiklik göstermektedir." denilmektedir. Bu bağlamda Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (TÜPRAŞ), uluslararası piyasalardaki bütün gelişmeleri dikkate alarak petrol kaynaklarının çeşitlendirilmesi, tedarik zincirinde riskin dağıtılması, fiyat ve navlun avantajlarının sağlanması için ham petrol alım operasyonlarında optimizasyona ve çeşitlendirmeye gitmiştir BOTAŞ Genel Müdürlüğü ile İran Ulusal Gaz Şirketi (NIGC) arasında 8 Ağustos 1996 tarihinde imzalanan 25 yıl süreli "Doğal Gaz Alım Satım Anlaşması" çerçevesinde İran'dan Türkiye'ye doğal gaz ithalatı hâlihazırda devam etmektedir. SORU ÖNERGESİ Benzin ve motorin fiyat farkının nedeni; rafineriden 1,69 TL'ye çıkan benzin pompada 4,69 TL'ye, rafineriden 1,66 TL'ye çıkan motorin pompada 4 TL'ye satılıyor. Motorinin satış fiyatındaki düşüklük, vergisinin 71 kuruş daha az olmasından kaynaklanıyor. Türkiye ürettiği benzinin yarısını tüketemiyor. Böyle olunca, tüketemediği benzini yurt dışına 1,50-1,60 TL civarında ihraç ediyor! İddiaları yazdı basınımızın köşe yazarları ve uzmanlarımız tarafından dillendirilmektedir. Bu nedenle; 1-"Rafineriden 1,66 TL'ye çıkan motorin pompada 4 TL'ye satılıyor. 1,69 TL'ye çıkan benzin de pompada 4,69 TL'ye satmaktadır. Türkiye ürettiği benzinin yarısını tüketemiyor ve tüketemediği benzini yurt dışına 1,50-1,60 TL civarında ihraç ediyor." iddiaları doğru mudur? 2-Bu iddialar doğru ise; üretilip tüketilemeyen benzin dış ülkelere 1,50-1,60 TL civarında satılırken kendi yurttaşlarımıza neden satılmamaktadır? 1,50-1,60 TL fiyatlarla yurt içinde satılmamasının gerekçeleri ve kanuni dayanakları nelerdir? CEVAP Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.'den alınan cevapta özetle; " itibariyle uluslararası piyasalar baz alınarak oluşturulan benzinin rafineri çıkış fiyatı 1,50 TL/LT iken motorin fiyatı 1,60 TL/LT'dir. Bu ürünlerin akaryakıt pompa satış fiyatı üç fiyat bileşeninden oluşmaktadır. Bunlar; Rafineri Satış Fiyatı/İthalat Fiyatı, Dağıtıcı Şirket/Bayi Maliyet ve Kar Payı ve Sabit tutarlı ÖTV ve ÖTV dahil olmak üzere yukarıdaki toplam tutar üzerinden hesaplanan KDV'dir. Ayrıca, motorin ve benzinin ÖTV yapısı farklılık arz etmektedir. Benzin tüketimi üretimden az olduğundan üretimin yüzde 50'sinden fazlası ihraç edilmektedir." denilmektedir. Diğer taraftan, vergi düzenlemeleri hususu Bakanlığım görev ve sorumluluk alanında bulunmadığından ÖTV farklılığı ve KDV hususlarının Maliye Bakanlığından sorulması uygun olacaktır. SORU ÖNERGESİ Elektriğe yüzde 9,57 ve doğalgaza yüzde 14,3 oranında zam gelmiştir. Elektrik ve doğalgaz zamlarına, döviz kurundaki artışlar gerekçe gösterilmektedir. Bu durumda zamların devamının geleceği görülmektedir. Gelen zamların bir nedeni de uzmanlar tarafından "doğalgaz anlaşmalarındaki hatalar ve yanlışlar" olarak gösterilmektedir. İthal ettiğimiz doğalgazın fiyatındaki artış ve döviz fiyatındaki artış da bunda etkili olmakla birlikte esas etken "Otomatik Fiyat Ayarlaması Sistemi"nin işletilmemesidir. Bu sistem yani "Otomatik Ayarlama Sistemi" 34 aydır çalıştırılmamaktadır. Buna göre; 1- "Otomatik Fiyat Ayarlaması Sisteminin oluşturulmasının sebebi nedir? Bu sistem bugün işlemekte midir ve işlemekteyse hangi işlevi yerine getirmektedir? İşlememekteyse bunun 242

245 sebebi nedir? 2- Gelen zamların bu sistemin işletilmemesi ile bağlantısı var mıdır? CEVAP tarih ve 2008/T-5 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile tarihinden itibaren Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizmasına geçilmiş ve mevcut durumda elektrik fiyatları bu karar uyarınca belirlenmekte ve uygulanmaktadır. Bilindiği üzere, doğal gaz ithal bir enerji kaynağı olup yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde temin edilmektedir. Doğal gaz satış fiyatını oluşturan unsurlardan biri olan güncel alım fiyatları, uluslararası ham petrol ve petrol ürünü fiyatlarına endeksli formüllerle belirlenmekte ve bu bağlamda güncel alım fiyatları geçmiş 6-9 aylık ham petrol ve petrol ürünleri fiyat ortalamasına göre hesaplanmaktadır. Bu çerçevede BOTAŞ Genel Müdürlüğü, ülkemizin pazar ve ekonomik koşullarını dikkate alarak tüketiciye mümkün olabilen en makul koşullarda doğalgaz sağlamaya çalışmaktadır. Doğalgaz satış fiyatları iki yılı aşkın bir süredir artmadığı gibi 2009 yılı Şubat ve Mayıs aylarında sırasıyla % 17 ve % 25 oranında indirim yapılmıştır. Ancak, BOTAŞ Genel Müdürlüğü uluslararası ham petrol ve petrol ürün fiyatları ile döviz kurundaki artışlara bağlı olarak, tarihinden geçerli olmak üzere doğalgaz nihai tüketici fiyatlarında artış yapmak durumunda kalmıştır. SORU ÖNERGESİ 1: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği 3 Kasım 2002'den itibaren Ankara Büyükşehir Belediyesinin kullandığı doğalgaz miktarı kaç Türk Lirası'dır? 2: -Ankara Büyükşehir Belediyesinin BOTAŞ'a olan borcu var mıdır? Var ise kaç Türk Lirası'dır? 3: Bakanlığınız Ankara Büyükşehir Belediyesinin BOTAŞ'a olan borcunu diğer kamu kaynaklarından karşılamış mıdır? Karşıladı ise ne kadarını karşılamıştır? CEVAP 1: BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından tarihleri arasında Ankara Büyükşehir Belediyesine toplam 9,6 milyar TL'lik doğal gaz faturası düzenlenmiştir. 2,3: Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğünün BOTAŞ Genel Müdürlüğüne olan borçlan hakkında, 12 Haziran 2007 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5669 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun hükümleri uygulanacaktır. Bu çerçevede EGO Genel Müdürlüğünün borçlan yaklaşık 677 milyon TL olarak belirlenmiş ve bu borcun Başkent Doğal Gaz Dağıtım A.Ş.'nin özelleştirilmesini müteakip BOTAŞ Genel Müdürlüğüne ödenmesi hükme bağlanmıştır. SORU ÖNERGESİ Elektrik tüketimine bağlı olarak kesilen faturalarda tüketim dışı birçok maliyet unsurunun vatandaşlarımıza fatura edildiği bilinmektedir. Son günlerde kamuoyunun dikkatini çeken ve medyada geniş yer tutan konulardan biri olarak karşımıza çıkan elektrik faturalarına yansıtılan kaçak-kayıp bedeli vatandaşların tepkisini çekmekte ve dürüst vatandaşları adeta cezalandırır gibi haksızlığa uğratan bu uygulamaya son verilmesi bakımından yetkililerin adım atması yönünde bir kamuoyu oluştuğu da görülmektedir. Bu çerçevede; yılından günümüze kadar ülkemizde, yıllar itibariyle, coğrafi bölgeler bazında elektrik tüketim miktarı ve parasal değeri ne kadardır? yılından günümüze kadar ülkemizde, yıllar itibariyle, coğrafi bölgeler bazında kaçak 243

246 elektrik tüketim miktarı ve parasal değeri ne kadardır? 3-Elektrik tüketimine bağlı olarak düzenlenen faturalara ne zamandan beri kayıp-kaçak bedeli yansıtılmaktadır? 4-Kayıp-kaçak bedeli olarak günümüze kadar faturalara yansıtılan toplam tutar yıllar itibariyle ne kadardır? 5-Faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedeli nasıl hesaplanmaktadır ve dayanağı nedir? 6-Kaçak elektrik kullanımını engellemeye yönelik ne tür faaliyetler yapılmakta ve yaptırımlar uygulanmaktadır? Uygulamalarınızın caydırıcı olduğunu düşünüyor musunuz? 7-Kayıp-kaçak bedelinin dürüst vatandaşlara ödettiril m e si uygulaması daha ne kadar devam edecektir? 8-Kayıp-kaçak bedelinin dürüst vatandaşlardan tahsil edilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? CEVAP 1,2,4,6,7,8: Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 13 üncü maddesinde kaçak elektrik tüketiminin tespiti halinde kaçak tespit süreci, dağıtım şirketinin yükümlülükleri ve yaptırımlara yer verilmektedir. Dolayısıyla, kaçak tüketimin tespiti halinde yapılacaklar bu maddede hüküm altına alınmakta ve kaçak enerji kullanımının tespiti halindeki süreç tanımlanmaktadır. TEDAŞ Genel Müdürlüğünce 2003 yılından tarihine kadar yapılan etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, toplamda yaklaşık 43 milyon 189 bin abonenin kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan etkin çalışmalar sonucunda kayıp kaçak oranı önemli oranda azaltılarak % 15 seviyesine kadar düşürülmüş olup, 2015 yılı itibariyle de %9 seviyesine düşürülmesi hedeflenmiştir. Söz konusu kayıp-kaçak oranlarına bağlantı adresinde yayınlanan 2010 yıîı faaliyet raporundan ulaşılmaktadır dönemi için belirlenen kayıp-kaçak hedefleri her bir dağıtım bölgesi için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından yayınlanmıştır. Burada dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyattandın İması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. 3. 5: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 2001 yılında kurulmuştur. Kanunda yer alan tarifelerin düzenlenmesi kapsamında 2003 yılından beri EPDK'ca düzenlenen tarifelerde enerji bedeli hesaplamalarında hedef kayıp-kaçak oranları dikkate alınmıştır yılı öncesinde de enerji fiyatları içerisinde enerji maliyetinin bir unsuru olarak kayıp-kaçak maliyetleri dikkate alınmaktaydı dönemini kapsayan tarife uygulama döneminde hedef kayıp-kaçak oranları belirlenmiş ve enerji bedeli hesaplanırken bu oranlar dikkate alınmıştır. Kayıp-kaçak bedeli 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında tüketicilere tahakkuk ettirilmekte olan bir bedeldir. Kayıp-kaçak uygulamasına ilişkin detaylı hükümler Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ve ilgili tebliğlerinde, Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği, Elektrik Piyasası Şebeke Yönetmeliği, Organize Sanayi Bölgelerinin Elektrik Piyasası Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliklerinde yer almaktadır. 244

247 SORU ÖNERGESİ Özelleştirilen ve henüz devirleri tamamlanmayan elektrik dağıtım şirketlerinin kayıp-kaçak (KK) bedellerini elektrik faturalarına yansıtarak abonelerden almaya devam etmeleri konusunda Bakanlığınızca cevaplandırılmak üzere TBMM Başkanlığına sunmuş olduğum 7/238 Esas numaralı soru önergesine verilen tarih ve 1542 sayılı cevabi yazınızda; " dönemini kapsayan tarife uygulama döneminde hedef kayıp-kaçak oranları her bir şirket için ayrı ayrı belirlenmiş ye enerji bedeli hesaplanırken bu oranlar dikkate alınmıştır yılından itibaren ise maliyet kalemlerinin ayrıştırılması söz konusu olup faturada daha önce perakende satış (aktif enerji) bedeli içerisinde yer alan kayıp-kaçak bedelinin ayrıştırılarak serbest tüketiciler de dahil tüm dağıtım sistemi kullanıcılarına yansıtılması uygulamasına geçilmiştir." denilmektedir. Aynı yazıda, 2010 yılı itibariyle toplam adet abonenin kayıp-kaçak bedelini ödemekle yükümlü oldukları belirtilmiştir. Kayıp-kaçak bedelinin tüm abonelerden tahsil edilmesi uygulamasında dürüst vatandaşlarımız mağdur olmakta ve devlete olan güvenleri giderek kaybolmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Kayıp-kaçak oranlarının her bir dağıtım şirketi için ayrı ayrı belirlenip enerji bedelinin hesaplanması uygulamasından 2011 yılından itibaren vazgeçilerek tüm abonelere aynı oranlarda yansıtılmasının gerekçeleri nelerdir? 2. Halen tüm abonelere ait faturalara yansıtılan kayıp-kaçak elektrik oranları ne düzeydedir? 2011 yılı toplam elektrik abonesi sayısı ne kadardır? 3. Kayıp ve kaçak elektrik oranlarının dağıtım şirketlerinin bulunduğu bölgelere göre değişimleri nasıldır? 4. Dağıtım bölgelerindeki kaçak elektrik ve kayıp elektrik değerlerinin ayrı ayrı tespit edilerek kayıp ve kaçak elektrik oranlarının 2011 yılı öncesinde olduğu gibi dağıtım bölgelerine göre ayrı ayrı yansıtılması konusunda bir çalışmanız var mıdır? 5. Varsa çalışma ne aşamadadır? Yoksa bu konuda Bakanlığınızın görüşü nasıldır? Böyle bir çalışma başlatılabilir mi? 6. Kayıp ve kaçak elektrik konusunda yatırım yapan dağıtım şirketlerin ve kaçak elektrik kullanmayan vatandaşlarımızın haklarını da korumak amacıyla Bakanlığınızca ne tür önlemler alınmış veya alınmaktadır? 7. Dürüst vatandaşların cezalandırıldığı mevcut sistemin değiştirilmesi ne zaman gerçekleştirilebilecektir? CEVAP 1-5: 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (Kanun)'nun geçici 9 uncu maddesindeki "Geçiş dönemi süresince ulusal tarife uygulamasının gerekleri esas alınır." hükmü gereğince 2012 yılı sonuna kadar yurt genelindeki aynı abone grubundaki tüm elektrik müşterileri için aynı tarifeler belirlenmektedir. Ulusal tarife uygulaması Kanun gereğince döneminde de yürürlükte olan bir uygulamadır. Dolayısıyla, bu uygulamaya ilişkin de 2011 yılından itibaren herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Ülkemiz dağıtım sistemi kullanıcısı sayısı civarındadır. Kayıp-kaçak bedelinin toplam fonsuz tarifeler içerisindeki payı abone grubuna göre değişiklik göstermektedir dönemini kapsayan dönem için dağıtıma esas kayıp-kaçak hedeflerine bağlantı adresinden ulaşılmaktadır. 6.7: TEDAŞ Genel Müdürlüğünce 2003 yılından tarihine kadar yapılan etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, toplamda yaklaşık 43 milyon 189 bin abonenin kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan etkin çalışmalar sonucunda kayıp kaçak oranı önemli oranda 245

248 azaltılarak % 15 seviyesine kadar düşürülmüştür yılı itibariyle de %9 seviyesine düşürülmesi hedeflenmiştir. Dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar da yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. SORU ÖNERGESİ Özelleştirilen ve henüz devirleri tamamlanmayan elektrik dağıtım şirketlerinin kayıp-kaçak (KK) bedellerini elektrik faturalarına yansıtarak abonelerden almaya devam etmeleri konusunda Bakanlığınızca cevaplandırılması talebiyle TBMM Başkanlığına sunmuş olduğum 7/238 Esas numaralı soru önergesine verilen tarih ve 1542 sayılı cevabi yazınızda; "... Yapılan kontrollerde 1.7 milyon abonede kaçak kullanım tespiti yapılarak 8.6 Milyar kwh (2 Milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiş, 523 bin abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur." denilmektedir. Aynı yazıda, 2010 yılı itibariyle toplam adet abonenin kayıp-kaçak bedelini ödemekle yükümlü oldukları da belirtilmiştir. Kaçak kullanım yapanların ancak üçte biri hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olması, kaçak elektrik kullanmayan dürüst vatandaşlarımızın mağduriyetine ve devlete olan güvenlerinin giderek kaybolmasına yol açmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Kaçak elektrik kullanıldığı tespit edilen toplam 1.7 milyon abonenin ve 8.6 Milyar kwh'lik kaçağın elektrik dağıtım bölgelerine göre dağılımları nasıldır? 2. Kaçak elektrik bedellerini zamanında ödemediği gerekçesiyle şimdiye kadar kaç abonenin elektriği kesilmiş durumdadır? 3. Elektrikleri kesilen abonelerin dağıtım bölgelerine göre dağılımları nasıldır? milyon aboneden sadece 523 bin abone hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmasının sebebi nedir? 5. Diğer aboneler hakkında niçin suç duyurusunda bulunulmamıştır? 6. Bazı dağıtım bölgelerinde abonelerin sayaçlarını okumaya giden şirket elemanlarının tehdit edildiği ve okuma yaptırılmadığı iddiaları doğru mudur? 7. Doğru ise bu tür durumlarda Bakanlığınızca nasıl bir işlem yapılmaktadır? CEVAP 1-5: Yapılan etkin çalışmalar sonucunda kayıp-kaçak oranı önemli oranda azaltılarak % 15 seviyesine kadar düşürülmüştür yılı itibariyle de %9 seviyesine düşürülmesi hedeflenmiştir. Kayıp-kaçak oranlarına gov.tr bağlantı adresinden ulaşılmaktadır. 6,7: Dağıtım Şirketleri personelinin abonelerin sayaçlarını okumaları sırasında meydana gelebilecek olası risklere karşı gereken önlemler alınmakta ve yürürlükte bulunan mevzuata göre gereği yapılmaktadır. SORU ÖNERGESİ Elektrik dağıtım şirketlerinin sayaç okuma uygulamasından rahatsız olan vatandaşlarımızın şikâyetleri konusunda Bakanlığınızca cevaplandırılması talebiyle TBMM Başkanlığına sunmuş olduğum 7/238 Esas numaralı soru önergesine verilen tarih ve 1542 sayılı cevabi yazınızda; "... Sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmeti bedelinin sayaç okuma 246

249 maliyetlerini yansıtan bir bedel olduğu, söz konusu bedelin tüm dağıtım sistemi kullanıcılarına kwh (birim enerji) başına tahakkuk ettirildiği, ancak sayaç okuma bedelinin abone başına belirlenmesine ilişkin çalışmaların devam ettiği" belirtilmiştir. Özellikle fazla miktarda elektrik enerjisi kullanan ve düzenli olarak elektrik bedelini ödeyen vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan bu uygulama ile İlgili olarak; 1. Halen elektrik faturalarına birim enerji başına tahakkuk ettirilen oranı ne kadardır^ 2. Elektrik Piyasası tarifeler Yönetmeliği ve tarifelere ilişkin tebliğler kapsamında belirlendiği ifade edilen sayaç okuma bedelinin elektrik kullanımı arttıkça artması adaletli bir uygulama mıdır? 3. Anılan Yönetmeliğe "perakende satış hizmeti fiyatı döneminde kwh üzerinden uygulanmaya devam edilir" hükmünün yer aldığı Geçici Maddenin elektrik dağıtım şirketlerinin baskısıyla sonradan eklendiği iddiaları doğru mudur? 4. Bu madde vatandaşlarımızın aleyhine olan bir madde değil midir? 5. Sayaç okuma bedelinin abone başına ve kullanımdan bağımsız olarak belirlenmesine yönelik çalışmalar ne aşamadadır? 6. Bu çalışmanın bir an önce tamamlanması sağlanabilir mi? CEVAP 1-6: Dağıtım Şirketlerinin 'Düzenlemeye Esas Net İşletme Gideri'ne ilişkin verilere bağlantı adresinden ulaşılmaktadır. Sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmeti bedelinin abone bazında hesaplanması için çalışmalar devam etmektedir. Yürürlükte bulunan Yönetmelik ve Tebliğlerin hazırlanması sırasında önergede ifade edilen iddialar söz konusu olmamıştır. SORU ÖNERGESİ Özelleştirilen ve henüz devirleri tamamlanmayan elektrik dağıtım şirketlerinin kayıp-kaçak (KK) bedellerini elektrik faturalarına yansıtarak abonelerden almaya devam etmeleri konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının cevaplandırması talebiyle TBMM Başkanlığına sunmuş olduğum 7/238 Esas numaralı soru önergesine anılan Bakanlıkça verilen tarih ve 1542 sayılı cevabi yazıda; "... Yapılan kontrollerde 1.7 milyon abonede kaçak kullanım tespiti yapılarak 8.6 Milyar kwh (2 Milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiş, 523 bin abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur." denilmektedir. Aynı yazıda, 2010 yılı itibariyle toplam adet abonenin kayıp-kaçak bedelini ödemekle yükümlü oldukları da belirtilmiştir. Kaçak kullanım yapanların ancak üçte biri hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olması, kaçak elektrik kullanmayan dürüst vatandaşlarımızın mağduriyetine ve devlete olan güvenlerinin giderek kaybolmasına yol açmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Kaçak elektrik kullanıldığı tespit edilen toplam 1.7 milyon abonenin kaçak elektrik kullanım bedeli olarak tahakkuk ettirildiği belirtilen toplam 2 Milyar TL'nin elektrik dağıtım bölgelerine göre dağılımları nasıldır? 2. Şimdiye kadar kaçak elektrik kullanımı nedeniyle tahakkuk ettirilen 2 Milyar TL'nin ne kadarı tahsil edilebilmiştir? 3. Normal yollarla tahsil edilemeyen kaçak elektrik bedellerinin tahsilatı konusunda nasıl bir yol izlenmektedir? 247

250 4. Şimdiye kadar kaçak elektrik bedellerini ödemeyen kaç abone söz konusudur? Bunların elektrik dağıtım şirketlerine göre dağılımları nasıldır? 5. Şimdiye kadar haklarında savcılığa suç duyurusunda bulunulmayan kaçak elektrik kullanıcıları konusunda Bakanlığınızca nasıl bir takibat yapılmaktadır? 6. Kaçak elektrik kullandıkları tespit edildikleri halde bu aboneler hakkında şimdiye kadar savcılığa suç duyurusunda bulunulmamasının sebepleri nelerdir? 7. Kaçak elektrik kullanım bedellerinin dağıtım şirketlerinden tahsil edilmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır? 8. Yoksa Bakanlığınızın bu konudaki görüşü nasıldır? Böyle bir düzenleme gerçekleştirilebilir mi? SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) yönetim kurulu tarafından; "ülkemizde elektrik kayıp ve kaçak oranların düştüğü, enerji bedelinin azaldığı, ancak bunun senetlere yansımadığı, tarihinden itibaren yürürlüğe giren yeni elektrik tarifesinin tüketicinin aleyhine, ancak dağıtım şirketlerinin lehine pek çok düzenleme içerdiği yönünde yapılan ve medyaya da yansıyan açıklama kamuoyu tarafından dikkatle izlenmiştir. Milyonlarca elektrik abonesini yakından ilgilendiren bu konuyla ilgili olarak; yılın başından itibaren yürürlüğe konan yeni elektrik tarifesinin tüketicilerin aleyhine, ancak dağıtım şirketlerinin lehine pek çok düzenleme içerdim iddiaları doğru mudur? 2. Doğru ise bu tür bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyulmuştur" 3. Anılan düzenlemede eskisine göre hangi yeni değişikliklere yer verilmiştir" 4. Söz konusu yeni düzenlemeyle, birim enerji başına alman kayıp-kaçak enerji bedelinde %16.36, net enerji bedelinde ise %1.43 düşüş yaşanmasına rağmen dağıtım hizmet bedelinin %20.7, perakende hizmet bedelinin ise %7.11 oranında artış iddiaları doğru mudur 7 5. Yeni düzenlemeyle, tüketiciler aleyhine olan sayaç okuma uygulamasından yargı kararı gereğince vazgeçilirken, meskenlerden %150'ye varan sayaç okuma bedeli alınmasının yolunun açıldığı yönündeki açıklamalar nasıl değerlendirilebilir-böyle bir uygulamaya neden ihtiyaç duyulmuştur" 6. Bakanlığınızca yapılan ve milyonlarca abonenin mağduriyetine yol açan yem düzenlemenin elektrik dağıtım şirketlerinin korunması amacıyla çıkartıldı ve birçok dağıtım bölgesinde kaçak elektrik kullanmayan vatandaşlarımızın adeta cezalandırıldığı iddiaları doğru mudur? 7. Dürüst vatandaşlarımızın mağduriyetine ve devlete karşı güveninin zedelenmesine yol açan söz konusu uygulamanın iptali veya mağduriyetlerin giderilerek daha adil bir elektrik tarifesinin oluşturulması yönünde bakanlığınızca yapılan bir çalışma var mıdır 7 8. Varsa çalışma ne aşamadadır 7 Yoksa anılan konuda yeni bir düzenleme gerçekleştirilebilir mi? Konuya ilişkin bakanlığınız görüşü nasıldır 7 CEVAP Cevaplar 1-5: Elektrik tarifelerinde elektrik dağıtım şirketlerinin lehine düzenlemeler yapıldığı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizması uygulanmakta ve tarife tablolarında yer alan enerji bileşeni üçer aylık bazda enerji alım maliyetlerinin değişmesi ile değişmektedir. Perakende satış lisansı sahibi elektrik dağıtım şirketlerinin enerji alım kaynakları EÜAŞ, TETAŞ, PMUM, yenilenebilir enerji kaynakları, ikili anlaşmalar ve kendi üretim şirketleri şeklinde çeşitlilik göstermekte, her bir alım kaynağının fiyatları 248

251 belirlenmekte ve tarifelere yansıtılmaktadır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) nca kayıp enerji maliyetleri hesaplanırken ve tarifelere yansıtılırken dönemi için onaylanan hedef kayıp kaçak oranları esas alınmıştır. Söz konusu oran geçen yıl onaylı rakamlar üzerinden %15,14 iken bu yıl %13,55 seviyelerine çekilmiştir. Böylece dağıtım şirketleri önceki yıl muhatap oldukları kayıp kaçak enerji risklerine ilaveten iki rakam arasındaki farktan kaynaklanan riskleri de yönetmek durumunda bırakılmışlardır. EPDK'ca ikinci uygulama dönemi ( ) başlamadan evvel referans gelir belirlendiği ve ilgili yıllara ait gelir tavanları TÜFE ile güncellendiğinden söz konusu düzenlemeler yapılmıştır. Bunun yanında 2010 yılında elde edilmesi gereken gelirler ile elde edilen gelirler arasındaki farkı gösteren gelir farkı düzeltme bileşeni de 2012 yılı gelir tavanı hesaplamalarına yansıtılmıştır. Ayrıca, gelir tavanı hesaplamalarında uygulama dönemlerinin ikinci yıllarında hesaplanması ve tarifeye yansıtılması gereken yatırım farkı düzeltme bileşeninin dikkate alınması da mümkün olabilmektedir. Dağıtım, iletim ve perakende satış hizmeti faaliyetleri ile ilgili olarak önceki uygulamalar devam ettirilmiş olup yeni bir düzenleme yapılmamıştır Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde, perakende satış hizmetinin kapsamı, elektrik enerjisi ve/veya kapasite satımı dışında, tüketicilere sağlanan sayaç okuma, faturalama gibi diğer hizmetler olarak tanımlanmıştır. Sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmet bedeli sayaç okuma maliyetlerini yansıtan bir bedeldir. Söz konusu bedel EPDK tarafından "Perakende satış hizmeti fiyatları, abone grupları ve/veya gerilim seviyeleri bazında ayrı ayrı olmak üzere sabit ve/veya değişken bir bedel olarak belirlenir. Sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmeti fiyatı okuma başına uygulanır.'" şeklinde değiştirilmiştir. Yani tüketiciler tüketmiş oldukları enerji miktarına göre değil sayaç okuma işlemi başına sabit bir fiyatla ücretlendirileceklerdir. Cevaplar 6.7.8: Yapılan düzenlemelerin milyonlarca abonenin mağduriyetine yol açtığı, elektrik şirketlerinin korunması amacıyla çıkarıldığı ve kaçak elektrik kullanmayan vatandaşların cezalandırıldığı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Kayıp-kaçağın maliyetinin "Ortalama Kayıp Kaçak Bedeli Fiyat Tavanı" içerisinde dağıtım bölgesindeki tüm tüketicilerden karşılanmasını dağıtım şirketlerinin lehine ve bir kısım tüketicilerin aleyhine özellikle yapılmış bir düzenleme olarak nitelendirmek doğru bir değerlendirme değildir. Yeni düzenleme elektrik piyasası için öngörülen uzun vadeli yapıyla uyumu tesis etmek, kayıp-kaçağın maliyetinin tüketiciler arasında eşit paylaşımını sağlamak, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Strateji Belgesinde öngörülen mekanizmaya yönelik ileride çıkabilecek sorunları ortadan kaldırmak amacıyla ilgili mevzuat çerçevesinde hayata geçirilmiştir. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, ülkemizin özellikle güneydoğu ve doğu illerinin birçoğunda kaçak elektrik kullanımı yıllardır önlenememiştir. Bu durumdan rahatsızlık duyan milyonlarca vatandaşımız olup anılan illerde çalışan devlet memurları başta olmak üzere çok sayıda vatandaşımızın konuya ilişkin şikâyetleri sürmektedir. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri illerinde elektrik kullanımında son 5 yıla ait ortalama kayıp-kaçak oranları nasıldır? 2. Anılan illerimizde özellikle kaçak elektrik kullanımının çok yüksek olmasının sebepleri nelerdir? Bu konuda Bakanlığınızca bugüne kadar bir araştırma yapılmış mıdır? Yapıldı ise ne gibi sonuçlara ulaşılmıştır? 3. Şimdiye kadar anılan illerden kaçak elektrik kullanımı ihbarı ya da şikâyetleri konusunda Bakanlığınıza ulaşan yazılı veya sözlü başvurular olmuş mudur? Oldu ise bu başvurularla ilgili olarak Bakanlığınızca ne gibi işlemler yapılmıştır? 4. Anılan illerde şimdiye kadar yapılan denetimler sonunda kaç abonenin kaçak elektrik 249

252 kullandığı tespit edilmiştir? 5. Kaçak elektrik kullanan abonelerin kaçı hakkında yasal işlem yapılmış ve ne kadar ceza tahakkuk ettirilmiştir? 6. Anılan illerde çalışan denetim ekiplerinin etkin çalışamadığı, göstermelik denetlemelerde bulundukları ve bazı tehditlerle karşılaştıkları iddiaları doğru mudur? 7. Doğru ise bu konuda bakanlığınızca ne gibi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? 8. Anılan Bölgelerimizde görev yapan devlet memurları başta olmak üzere kaçak elektrik kullanmayan dürüst vatandaşlarımızın, kaçak elektrik kullanımının önlenmesinde devletin ilgisizliğinden rahatsız oldukları iddiaları doğru mudur? 9. Bu durumun hükümetinizce 2009 yılında başlatılan sözde demokratik açılım projesiyle bir ilişkisi var mıdır? Yoksa anılan bölgelerde devletin güvenlik zafiyeti mi söz konusudur? CEVAP Cevap 1: Dicle Elektrik Dağıtım Şirketinin yılları ortalama kayıp-kaçak oranı %64,9 Vangölü Elektrik dağıtım Şirketinin yılları ortalama kayıp-kaçak oranı %55,9 Araş Elektrik Dağıtım Şirketinin ise yılları ortalama kayıp-kaçak oranı %27,8, olarak gerçekleşmiştir dönemini kapsayan ikinci uygulama dönemi için dağıtıma esas kayıp-kaçak hedefleri Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından uygulamaya konulmuştur. Buna göre söz konusu dağıtım bölgelerinde kayıp kaçakta önemli oranda düşüş beklenmekte olup ülkemiz genelinde ise kayıp kaçak oranları 2011 yılından 2015 yılına kadar yıllar itibariyle % 15, % 13, % 12, % 11 ve % 9 olarak hedeflenmiştir. Cevaplar 2-8: Türkiye geneli ve söz konusu bölge dahilinde elektrik kayıp-kaçağı ile etkin olarak mücadele yapılmakta ve bununla ilgili olarak mobil ekiplerin kurularak etkin olarak çalışması dahil alınması gereken tüm önlemler alınmaktadır. Bu kapsamda TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 2003 yılından tarihine kadar yapmış olduğu etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, toplamda yaklaşık 43,86 milyon abonenin kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu kontrollerde yaklaşık 1,8 milyon aboneye 9,5 Milyar kwh (2,31 Milyar TL) kaçak tahakkuku gerçekleştirilmiş ve abone hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Ülkemiz genelinde yapılan bu çalışmalar sonucunda kayıp kaçak oranı önemli oranda azaltılarak % 15 seviyesine düşürülmüştür yılı itibariyle de %9 seviyesine düşürülmesi hedeflenmiştir. Dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar da yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Dolayısıyla, uygulama döneminin her bir tarife yılı için hedef kayıp kaçak oranlarının belirlenmesiyle tüketicilerin daha düşük kayıp-kaçak bedelinden fiyatlandırılması sağlanırken, dağıtım şirketlerinin daha düşük kayıp oranlarını gerçekleştirecek şekilde faaliyet göstermeleri teşvik edilmektedir. Cevap 9: Elektrik hizmetleri yönünden her hangi bir güvenlik zaafiyeti söz konusu olmayıp kayıp-kaçak ile yapılan etkin mücadele ve yılları elektrik kayıp-kaçak oranlarına ilişkin hedeflerimiz yukarıda açıklanmıştır. SORU ÖNERGESİ Özelleştirilen ve henüz devirleri tamamlanmayan elektrik dağıtım şirketlerindeki kaçak elektrik kullanım bedelleriyle ilgili olarak verdiğim 7/1337 Esas numaralı soru önergesine Maliye 250

253 Bakanlığınca verilen tarih ve 249 sayılı cevabi yazıda; "... Kaçak elektrik kullandığı tespit edilen 1,7 milyon elektrik abonesi için kaçak kullanım bedeli olarak toplam 2 milyar TL tahakkuk ettirildiği, bunun ancak milyon TL'sinin tahsil edildiğf belirtilmiş ve tahakkuk ettirilen kaçak kullanım bedelinin Elektrik Dağıtım Bölgelerine göre dağılımı verilmiştir. Buna göre; tahakkuk ettirilen kaçak elektrik bedellerinin %37'sinin Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş.'de, %31'inin Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.'de, %11'inin Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş.'de, %7'sinin Meram Elektrik Dağıtım A.Ş.'de kalan bölümünün ise daha küçük oranlarda olmak üzere diğer 16 dağıtım bölgesinde gerçekleştiği belirtilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Çoğu dağıtım şirketine ait Elektrik Dağıtım Bölgelerinde kaçak elektrik kullanım bedeli tahakkuk oranları %1 ve altında bir oran olurken Boğaziçi ve Dicle elektrik dağıtım bölgelerinde çok yüksek olmasının altında yatan gerçekler nelerdir? 2. Yüksek oranların çıktığı Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.'ye ait dağıtım bölgelerindeki kaçak elektrik tahakkuklarının anılan bölgelerin kapsadıkları illere göre dağılımları nasıldır? 3. Kaçak elektrik bedellerini zamanında ödemedikleri gerekçesiyle şimdiye kadar kaç abonenin elektriği kesilmiş durumdadır? 4. Belirtilen nedenle elektrikleri kesilen abonelerin dağıtım bölgelerine ve bulundukları illere göre dağılımları nasıldır? 5. Bazı dağıtım bölgelerinde abonelerin sayaçlarım okumaya giden şirket elemanlarının tehdit edildiği ve okuma yaptırılmadığı iddiaları doğru mudur? 6. Doğru ise bu tür durumlar için Bakanlığınızca nasıl bir işlem yapılmaktadır ve ne tür tedbirler alınmıştır? 7. Bakanlığınızın şimdiye kadar tahsil ettiği toplam miktarın çok düşük kalmasının sebebi nedir? 8. Şimdiye kadar tahsil edilemeyen tahakkuk miktarları için Bakanlığınızca nasıl bir işlem yapılmıştır? 9. Normal yollarla tahsil edilemeyen miktarlar için Bakanlığınızca hukuki sürecin başlatıldığı kaç abone vardır? Bunlardan tahsil edilecek toplam miktar ne kadardır? Kaçak elektrik bedelleri ile ilgili 7/1337 sayılı yazılı soru Önergesine ilişkin olarak, tarih ve 249 sayılı cevabi yazımızda belirtilen oranlar, bölgeler bazında kaçak elektrik kullanımının tahakkuk oranlarını değil, Türkiye genelinde kaçak elektrik kullanım bedeli olarak tahakkuk ettirilen tutarın bölgelere dağılımını ifade etmektedir. Türkiye genelinde kaçak elektrik kullanım bedeli olarak tahakkuk ettirilen tutarın bölgelere dağılımına bakıldığında Boğaziçi ve Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. ile diğer bölgeler arasındaki fark, Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş.nin elektrik tüketimi bakımından Türkiye'nin en büyük bölgesi olması ve buradaki kayıp-kaçak miktarının dahi bazı bölgelerin net tüketimini geçmesinden, yine Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.nin de elektrik tüketimi bakımından büyük bölgeler arasında yer alması ve kayıp kaçak oranının en yüksek olduğu bölge olmasından kaynaklanmaktadır. Öte yandan görev bölgesindeki çalışma şartları, (her ne kadar diğer dağıtım bölgelerinden personel görevlendirilmesi yapılmakta ise de) kalifiye personel sıkıntısı, abonesiz elektrik kullanımları ve il merkezlerine yoğun göç, söz konusu iki bölgede kaçak kullanımının artmasına sebep olmaktadır. Boğaziçi ve Dicle Elektrik Dağıtım AŞ.nin kaçak elektrik tahakkuklarının kapsadıkları illere dağılımı, 2011 yılı için, yıl sonu itibarıyla aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. 251

254 Elektrik Dağıtım Bölgeleri Kapsadığı İller Kaçak Tahakkuk Miktarları (TL) Boğaziçi EDAŞ İstanbul (Avrupa yakası) 77,1 milyon Dicle EDAŞ Diyarbakır 14,2 milyon Mardin 47,7 milyon Siirt 27,2 bin Şanlıurfa 33,9 milyon Batman 545,1 bin Şırnak 201,6 bin Kaçak elektrik kullandığı tespit edilenlerin elektriği, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde tespit edildiği anda kesilmektedir. Kaçak elektrik kullandığı tespit edilerek, elektriği kesilen kullanıcı sayılarının illere göre dağılımı ekli tabloda belirtilmiştir. Bazı elektrik dağıtım bölgelerinde, elektrik sayaçlarını okumaya giden görevlilerin tehdit edildiği, okuma yaptırılmadığına ilişkin olarak, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.ye hiçbir şikayette bulunulmamıştır. Kaçak elektrik kullandığı tespit edilerek, kaçak kullanım bedeli tahakkuk ettirilen elektrik kullanıcılarından ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde tahsilat yapılmaktadır yılından 2010 yılsonuna kadar yapılan kayıp kaçak tarama çalışmalarında toplam elektrik kullanıcısının kontrolü gerçekleştirilmiştir kullanıcıda kaçak kullanım tespit edilerek, 8,816 milyar Kwh (2,072 milyar TL) kaçak tahakkuku yapılmış ve bu miktarın 540,55 milyon TL.si tahsil edilmiştir. Kaçak elektrik kullandıkları tespit edilen kullanıcının dosyalan tekamül ettirilerek Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur. Kayıp kaçakla mücadele ülke genelinde devam etmekte olup, 2011 yılı için yıl sonu itibarıyla (özelleşen şirketler hariç), elektrik kullanıcısının kontrolü gerçekleştirilmiş, kaçak elektrik kullandığı tespit edilen kullanıcıya milyon TL. kaçak elektrik bedeli tahakkuk ettirilmiştir. Bu miktarın 36.6 milyon TL'si tahsil edilmiş, kalan kısmın tahsiline ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Kaçak elektrik kullandıkları tespit edilen kullanıcının dosyaları tekamül ettirilerek, Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilmiştir. 252

255 2011 Yılı İtibarıyla Kaçak Elektrik Kullandığı Tespit Edilerek, Elektriği Kesilen Abone Sayısını Gösterir Liste Elk. Dağ. Bölgeleri Kapsadığı İller Kaçak Elk. Kullandığı Tespit Edilen Abone Toplam Dicle EDAŞ Diyarbakır Sayısı Mardin Siirt 8 Şanlıurfa Batman 739 Şırnak 118 Vangölü EDAŞ Bitlis Hakkari 224 Muş Van Araş EDAŞ Ağn Erzincan 44 Erzurum 923 Kars 229 Bayburt 10 İğdır 243 Ardahan 38 Toroslar EDAŞ Adana Gaziantep Hatay Mersin Osmaniye 290 Kilis 63 Akdeniz EDAŞ Antalya Burdur 93 İsparta 47 Gediz EDAŞ izmir Manisa 575 AYEDAŞ İstanbul Anadolu Yakası Boğaziçi EDAŞ istanbul Avrupa Yakası Trakya EDAŞ Edirne Kırklareli 180 Tekirdağ Genel Toplam SORU ÖNERGESİ 1. Ülkemizde elektrik kullanımında kayıp-kaçak oranının, toplam elektrik üretim ve dağıtımına göre oranı nedir? 2. Bahsi geçen oranın, iller ve coğrafî bölgeler bazında dağılımı nedir? 3. Faturalar üzerinde 16 harf karakterine kadar kısaltma yapılabilirken, yine elektrik faturalarında diğer kesintilerin açık olarak gösterilirken, kayıp-kaçak oranının elektrik 253

256 faturalarında "KK Bedeli" olarak kısaltılmasının nedeni nedir? 4. Kayıp-kaçak kesintisinin haksız olarak alındığı gerekçesiyle açılan davalarda, tüketici lehine karar verildiği görülmektedir. Bu kararlar dikkate alınarak, faturalardan kayıp-kaçak bedelinin alınmaması yönünde bir düzenleme yapılması düşülmekte midir? Yoksa vatandaşların dava açarak, yargı yükünü arttırması beklenecek midir? Bu doğrultuda yargının aldığı ilk kararlar uygulanacak mıdır? 5. Elektrik üretim ve dağıtım Özelleştirmeleri şartnameleri hazırlanırken, tüketici lehine koruma tedbirlerinin alınmadığı, aksine dağıtıcı firmaların kollandığı anlaşılmaktadır. Bu şartnameyi hazırlayanlar hakkında, hukuki ve/veya idari bir işlem yapılmış mıdır? Yapılması düşünülmekte midir? CEVAP 1,2. TEDAŞ Genel Müdürlüğünce 2003 yılından tarihine kadar yapılan etkin kayıp kaçak tarama çalışmaları sayesinde, toplamda yaklaşık 43 milyon 189 bin abonenin kontrolü gerçekleştirilmiştir. Yapılan etkin çalışmalar sonucunda kayıp kaçak oranı önemli oranda azaltılarak % 15 seviyesine kadar düşürülmüştür yılı itibariyle de %9 seviyesine düşürülmesi hedeflenmiştir. Söz konusu elektrik üretim bilgilerine bağlantı adresinden, kayıp-kaçak oranlarına ise bağlantı adresinde yayınlanan 2010 yılı faaliyet raporundan ulaşılmaktadır. 3,4. Kayıp-kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak hedef oranlan ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedeldir. Dağıtım şirketlerinin kendileri için belirlenmiş olan hedef kayıp-kaçak oranına ulaşamamaları halinde ortaya çıkabilecek zarar da yine ilgili şirkete bırakılmakta olup bu zararın tüketicilere yansıtılması söz konusu değildir. Kayıp-kaçak bedeli perakende satış tarifesinin bir unsuru olarak faturalarda yer almaktadır. Tarifelerin uygulanması lisans sahibi şirketler bakımından yasal bir zorunluluktur. Dağıtım şirketlerinin işlemleri ile ilgili itiraz/temyiz gibi yasal süreçlerin tamamlanması ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Kararlarına karşı açılmış olan davaların sonuçlanmasmı müteakip, kesinleşen yargı kararları ve mevcut birincil mevzuat çerçevesinde gereken işlemler yapılacaktır. 5. Dağıtım ve üretim özelleştirmeleri şartnameleri ile ilgili olarak tüketici lehine koruma tedbirleri alınmadığı ve dağıtıcı firmaların korunduğu yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır sayılı Elektrik Piyasası Kanununun amacı 1. maddesinde elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, elektrik enerjisi sektöründe serbestleşmeyi esas alan yeniden yapılanmanın temel amacı arz güvenliği bakımından gerekli yatırımların yapılmasını sağlayacak yatırım ortamının oluşturulması, rekabet ortamının sağlayacağı sektördeki verimlilik artışı yoluyla elde edilecek kazanımların tüketiciye yansıtılmasıdır. Dağıtım ve üretim özelleştirmeleri ile de enerji alt yapısının geliştirilmesine katkıda bulunulacak ve özel sektör marifetiyle yatırımların yapılması sağlanacaktır. SORU ÖNERGESİ Ülkemizin değişik bölgelerinde ve Özellikle de Karadeniz'in birçok ilinde HES Projeleri ile adeta bir doğa katliamının yapıldığı, bölgede geçimim idame ettiren vatandaşlarımızın 254

257 geçimini sağladıkları toprakların susuz bırakıldığı ve yöre insanının göçe zorlandığı iddiaları kamuoyunda devamlı dile getirilmektedir. Bu kapsamda Hükümetleriniz döneminde; 1- Karadeniz Bölgesinde HES Projesi için kaç lisans verilmiştir? Verilen HES Projelerinin ÇED raporu olmayanı var mıdır? 2- Lisansı verilen HES Projelerinden kaç tanesi bitmiştir? Kaç tanesi yapım, kaç tanesi proje aşamasındadır? 3- Söz konusu HES Projelerinin, çevresinde bulunan yerleşim alanlarının yaşam standartlarının değişmesine etkisi ne yöndedir? Açıklar mısınız? 4- Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan bölge insanımızın HES projeleri nedeniyle maddi kaybının araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması yönünde Bakanlığınızca her hangi bir çalışma yapılmış mıdır? Yapıldı ise sonuçları nelerdir? Maddi kayıpların karşılanması yönünde hangi adımlar atılmıştır? 5- Projelerin uygulandığı bölgelerde doğal sit, tarım ve yaşam alanlarında meydana getireceği tahribata karşı önlem alınmış mıdır? Alındı ise bu önlemler nelerdir? CEVAP CEVAP 1-2. Karadeniz Bölgesinde lisans verilen HES projesi toplamı 236 olup; bunlardan 54'ü işletmeye alınmış, 115'i inşaat aşamasındadır. Planlama aşamasında 290 adet HES projesi mevcuttur. Projelerin tamamı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinden geçmiştir. CEVAP HES projeleri, ÇED sürecinde kapsamlı bir düzenleme ve incelemeden geçmekte; doğal ve sosyo-ekonomik çevre üzerinde meydana gelebilecek olumsuz etkilerin önlenmesine yönelik çalışmalar, bu esnada ele alınmaktadır. Firmalarla imzalanan su kullanım hakkı anlaşmaları çerçevesinde tesis edilen HES projelerinde; bölgedeki vatandaşlar mağdur edilmeden, vatandaşın ve tabiatın ihtiyaç duyduğu su hakları teminat altına alınarak, suyun arta kalan kısmından enerji üretilmesi hedeflenmektedir. Projelendirilmede; taşınmaz kültür varlıklarının korunmasıyla alakalı gereken hassasiyet gösterilmekte, koruma ve kullanma dengesi gözetilmektedir. ESNAF VE SANATKARLAR SORU ÖNERGESİ Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu, hem kendilerine ait işlerinin hem de ülke ekonomisinin canlanması için esnaf ve sanatkâr kesimine yönelik teşvik ve destek paketi hazırlanmasını istemektedir. Bu bilgiler ışığında; 1. Teşvik ve destek paketi konusunda bir çalışmanız var mıdır? 2. Bu pakette, esnaf ve sanatkâr kesiminin yer alması sağlanacak mı? 3. Yer alması sağlanacak ise esnaf ve sanatkâr kesimine hangi destek ve teşvikleri getirmeyi planlıyorsunuz? CEVAP Esnaf ve sanatkarlar; Ülkemizde ekonomik ve sosyal kalkınmanın dengeli biçimde sağlanması, dağıtılması ve sürdürülmesine yaptıkları katkı, işsizliğin azaltılması ve yeni istihdam alanlarının yaratılmasında oynadıkları rol ve piyasa koşullarında meydana gelen değişmelere hızlı uyum sağlayabilen esnek yapıları nedeniyle ekonomik, toplumsal ve sosyal yönlerden 255

258 vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Esnaf ve sanatkarlara hizmet etmenin önemli alanlarından birinin söz konusu kesimin teşvik ve destek ihtiyaçlarının yeterli düzeyde karşılanması olduğu bilinmekte olup, bu anlayışla, Bakanlığımca, esnaf ve sanatkarların mevcut durumları irdelenmekte, var olan sorunlarının temeline inilmek suretiyle doğru ve rasyonel çözümler üretilmeye çalışılmaktadır. Başka bir ifadeyle, Bakanlığımın yapılanmasına ilişkin 3/6/2011 tarih ve 640 sayılı "Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" hükümleri doğrultusunda esnaf ve sanatkarların desteklenmesine ilişkin olarak Bakanlığımca; esnaf ve sanatkarların sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi, sorunların çözümüne yönelik olarak ilgili kurumlar nezdinde girişimde bulunulması, esnaf ve sanatkarların rekabet güçlerinin artırılması, araştırma, geliştirme ve yenilikçilik yeteneklerinin geliştirilmesi, pazarlama, hammadde ve tezgâh temini amaçlarıyla teşvik ve destekler verilmesi, iç ve dış pazar imkanlarının araştırılması, kredi ve finansman ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılmasını teminen çalışmalar aralıksız bir şekilde yürütülmektedir. Öte yandan, esnaf ve sanatkarlara, Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle, Türkiye Halk Bankası tarafından, işletme, yatırım, ıskonto kredisi başlıkları altında uygun vade ve limitlerle kredi seçenekleri sunulmaktadır. Bu kredilerde, Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Hazine Müsteşarlığı, faiz oranının % 50'sini sübvanse etmektedir. Bu itibarla, esnaf ve sanatkarlara kullandırılan kredilerde faiz oranı, 1 yıldan kısa vadeli kredilerde % 5; 1 yıldan uzun vadeli kredilerde ise % 6 olarak belirlenmiştir. Esnaf ve sanatkarlara, 2002 yılında Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle, Türkiye Halk Bankasından kullandırılan kredilerin tutarı 153 milyon TL iken; bu tutar 2011 yılının Aralık ayı sonu itibarıyla, 5.5 milyar TL'ye çıkartılmıştır. Bu dönem içerisinde verilen kredi tutarı 36 kat artmış, 2002 yılında kredi kullanan kooperatif ortak sayısı kişi iken; bu sayı 2011 yılının Aralık ayı sonu itibarıyla kişiye ulaşmıştır. Bununla birlikte, esnaf ve sanatkarlara verilen kredi üst limiti 2002 yılında TL iken; 2008 yılının başından itibaren kademeli olarak ve TL'ye yükseltilmiştir. Kredilerde vade 2 yıl ile 4 yıl arasında değişmektedir. Diğer taraftan, Küçük ve Orta Ölçekli işletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) tarafından Türkiye genelinde, yılları arasında, esnaf ve sanatkara TL tutarında destek sağlanmıştır. Söz konusu tutarlar, 30/11/2011 tarihi itibarıyla gerçekleşen ödeme tutarlarına ait kesin rakamlardır. Bununla birlikte, "KOSGEB KOBİ Finansman Destek Kredilerinin " ", "Ölçek Endeksli Büyüme Kredisi Destek Programı", "İhracat Destek Kredisi Programı-2010" ve "Acil Destek Kredisi Programı-2011" isimli programlarına Türkiye genelinde başvuran işletmeye TL tutarında kredi sağlanmıştır. Öte yandan, (21/11/2011 tarihi itibarıyla) yılları arasında, Türkiye genelinde, kişinin katılım sağladığı adet girişimcilik eğitimi düzenlenmiştir. SORU ÖNERGESİ Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu; şoför, minibüsçü ve servisçi esnafına bir sefere mahsus olmak üzere KDV ve ÖTV alınmadan araçlarını yenileme imkânı verilmesini talep etmektedir. Bu bilgiler ışığında; 1. Hem esnafımızın hem de vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine önemli katkılar 256

259 sağlayacak olan bu talep karşısında hükümet olarak bir çalışmanız var mıdır? 2. Bu konuda çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? 3. İktidarınız döneminde, bu veya buna benzer bir konuda uygulamanız olmuş mudur? Olmuş ise hangi kurum ve kuruluş araçlarına karşı böyle bir uygulamanız olmuştur? CEVAP Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu'nun şoför, minübüsçü ve servisçi esnafının Katma Değer Vergisi ve Özel Tüketim Vergisi alınmadan araçların yenilenmesine yönelik talebi 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununda düzenleme yapılmasını gerektirmekte olup, bu konuda düzenleme yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir sayılı Kanunun 10. maddesiyle Özel Tüketim Vergisi Kanununa eklenen geçici 3. maddeyle tarihleri arasında 4760 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı listedeki kayıt ve tescile tabi 20 ve daha büyük yaştaki taşıt araçlarının, adına kayıtlı olan gerçek ve tüzel kişiler tarafından, bu araçların bir daha kullanılmamak üzere hurdaya çıkartılarak hurdaya çıkarılan araçla aynı cinsten bir aracın ilk iktisabında ÖTV indirimi uygulanmış, bu uygulamadan adına Kanun kapsamında kayıt ve tescilli araç bulunan gerçek ve tüzel kişiler yararlanmıştır. Öte yandan, Bakanlığımızca yukarıda bahsi geçen konu ile ilgili olarak yapılan herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ Taşıma Kanunu ve Taşıma Yönetmeliği hükümlerine gereği Ulaştırma Bakanlığının yetki verdiği ilgili kurum veya kuruluş tarafından ilgililere mesleki yeterlilik belgeleri (K1, SRC, ODY ve ÜDV) verilmektedir. 1-Söz konusu belgelerin, Esnaf ve Sanatkarlar Odalarınca üyeleri ile sınırlı olmak kaydıyla verilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmayı düşünüyor musunuz? CEVAP tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolu Taşımacılık Faaliyetleri Mesleki Yeterlilik Eğitimi Yönetmeliği; Karayolu Taşıma Yönetmeliği kapsamında faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişiler ile bunlar tarafından istihdam edilen/edilecek kişilerden Mesleki Yeterlilik Belgesi'ne sahip olma şartına tabi olanları ve bunlara eğitim verecek kurum ve kuruluşlar ile eğiticileri kapsamaktadır. Söz konusu Yönetmeliğin "Mesleki Yeterlilik Eğitiminden Muafiyet" başlıklı 8 inci maddesi ile "Mesleki Yeterlilik Eğitiminden ve Sınavından Muafiyet" başlıklı 9'uncu maddesi'nde muafiyet şartları hükme bağlanmıştır. Mesleki yeterlilik konusunda bugüne kadar yaşanan tecrübe, Bakanlığımıza intikal eden görüş, öneri, ihtiyaç ve talepler göz önüne alınarak ve bu konudaki mevzuatın amaç ve hedeflerine uygun gerçekleşmesini teminen tarihli ve 2009/15 sayılı Bakanlığımız Genelgesi yayınlanmıştır. Karayolu Taşımacılık Faaliyetleri Mesleki Yeterlilik Eğitimi Yönetmeliğinin Geçici 2'nci Maddesine istinaden muafiyet kapsamında Mesleki Yeterlilik Belgesi almak isteyen ÜDY, ODY ve SRC türü Mesleki Yeterlilik Belgelerinin başvurularının incelenmesi, değerlendirilmesi amacıyla Gazi Üniversitesi ile Bakanlığımız arasında tarihinde "T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Uhdesinde Bulunan bir Kısım İş ve İşlemlerin Gazi Üniversitesi Karayolu Ulaştırması Uygulama ve Araştırma Merkezi 257

260 Tarafından Yürütülmesi Amacıyla Yapılan Yetki Devrine İlişkin Protokol" imzalanmıştır. Muafiyet kapsamında doğrudan verilecek ODY ve ÜDY Mesleki Yeterlilik Belgelerinin Esnaf ve Sanatkarlar Odalarınca üyelerine de verilmesi amacıyla bugün için bir değişiklik yapılması düşünülmemektedir. SORU ÖNERGESİ Taksici Esnafı Belediye sınırları dışında veya yerleşim yerlerine (havaalanı, tren garları, deniz limanları vb.) taşıdıkları aynı yolcuya dönüşte bu hizmeti verememekte, bu durum taksici esnafımızı zorda bıraktığı gibi aynı ticari taksi ile dönmek isteyen müşteri veya yurt dışından gelen turistlere dönüş hizmeti verilememektedir. Taksici Esnaflarımızın, bulundukları yerleşim merkezinden bu merkezin dışındaki herhangi bir noktaya aynı yolcuyu taşımaları için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. 1. Taksici Esnafımızın bahse konu mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli önlemleri ne zaman almayı planlıyorsunuz? 2. A1 yetki belgesine sahip gerçek ve tüzel kişilerin belediye sınırları ve mücavir alan içerisinde yolcu taşımalarının yasaklanması için bir çalışmanız bulunmakta mıdır? CEVAP 2003 yılından itibaren uygulamaya konulan mahalli idareler reformu kapsamında, merkezi idare tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan hizmetlerin kaynaklarıyla birlikte yerel yönetimlere devredilmesi anlayışı benimsenmiştir. Bu çerçevede çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belediye sınırları içerisinde kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek belediyelerin yetki ve imtiyazları arasında sayılmıştır. Bu kapsamda ticari taksi sayılarının, bilet ücret ve tarifelerinin, zaman ve güzergâhlarının belirlenmesi ile durak yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek ile ilgili iş ve işlemleri yürütme yetkisi belediye sınırları içerisinde il ve ilçe trafik komisyonlarından belediyelere geçmiştir. Taksi esnafının yolcu taşıması ile ilgili alt düzenlemeler, şehrin taksi sayısı, durak yerleri, şehirdeki bölgelerin taksi ihtiyaçları vb. hususlar dikkate alınarak belediyeler ve ilgili odalar tarafından yapılmaktadır. Otomobil ile yurtiçi yolcu taşımacılığı yapma yetkisini ihtiva eden Al Belgesi, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ve bu Kanuna göre çıkarılan Karayolu Taşıma Yönetmeliği kapsamında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından verilmekte olup, Bakanlığımızca bu konuda bir düzenleme yapma çalışması bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ Ticari Taksi, Minibüs ve Servis araçlarının sayılarının belirlenmesinde belediyeler yetkili kılınmıştır. Bu uygulamada bazı haksızlıkları da beraberinde getirmektedir. Buna göre; - Ticari Taksi, Minibüs ve Servis araçlarının belirlenmesi yetkisinin önceden olduğu gibi İl ve İlçe Trafik Komisyonlarına verilmesi gerekmektedir. Söz konusu yetkinin İl ve İlçe Trafik Komisyonlarına verilmesi için Bakanlığınızca bir çalışma yapılmakta mıdır? 258

261 CEVAP 2003 yılından itibaren uygulamaya konulan mahalli idareler reformu kapsamında, merkezi idare tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan hizmetlerin kaynaklarıyla birlikte yerel yönetimlere devredilmesi anlayışı benimsenmiştir. Bu çerçevede çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belediye sınırları içerisinde kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek belediyelerin yetki ve imtiyazları arasında sayılmıştır. Bu kapsamda ticari taksi, minibüs ve servis araçlarının sayılarının belirlenmesi ile ilgili iş ve işlemleri yürütme yetkisi belediye sınırları içerisinde il ve ilçe trafik komisyonlarından belediyelere geçmiştir. Belediyeler ticari taksi, minibüs ve servis araçlarının belirlenmesi ile ilgili işlemleri anılan Kanun hükümleri ve Bakanlar Kurulunun tarih ve 86/ sayılı Kararının bu Kanun hükümlerine aykırı olmayan hükümleri çerçevesinde yürütmekte olup, mezkûr yetkinin tekrar il ve ilçe trafik komisyonlarına verilmesiyle ilgili bir çalışmamız bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ İstanbul her yıl devlet bütçesine yüzde 40 yapmış olduğu katkıya karşılık, devlet harcamalarından aldığı pay ise % 7-8 dolayındadır. Toplam vergilerin yaklaşık % 37'si İstanbul'dan toplanmakta olup, hem iç hem de dış ticarette merkezi bir öneme sahiptir. İstanbul'da ticaret sektöründe yaratılan katma değer, il toplam katma değerinin yüzde 26,5' ine ulaşmaktadır. Ticaret sanayiden sonra İstanbul'un en önemli sektörü durumundadır. Türkiye genelinde ticaret sektöründe yaratılan katma değerin ise yüzde 27'si İstanbul'a aittir. Bu bilgiler ışığında; 1- İstanbul'da yıllan arasında, yıllara göre bağlı olduğu odadan kaydını sildiren esnaf sayısı nedir? 2- İstanbul'da yıllan arasında, yıllara göre Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifinden, Kooperatif aracılığıyla veya direkt bankalardan esnaf kredisi kullanımı ne kadardır? Kullanılan krediden ödenemeyen kredi miktarı ve oranı nedir? 3- Zor durumda bulunan esnaflarımıza kredi geri ödemesinde bir kolaylık sağlamayı düşünüyor musunuz? 4- İstanbul'da yıllan arasında, yıllara göre esnaflarımıza; rekabet güçlerinin artırılması, araştırma, geliştirme ve yenilikçilik yeteneklerinin geliştirilmesi, pazarlama, hammadde ve tezgah temini amaçlarıyla teşvik ve destek verilmiş midir? Verildi ise, miktarı nedir? 259

262 5- CEVAP 1) yılları arasında, İstanbul'da, bağlı olduğu odaya kayıt yaptıran ve odasından kaydını sildiren esnaf ve sanatkar sayısına ilişkin bilgiler aşağıdaki tabloda yer almaktadır. Yıl Tescil Terkin TOPLAM ) Esnaf ve sanatkarlara, Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle, Türkiye Halk Bankası tarafından, işletme, yatırım, iskonto kredisi başlıkları altında uygun vade ve limitlerle kredi seçenekleri sunulmaktadır. Bu kredilerde, Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Hazine Müsteşarlığı, faiz oranının % 50'sini sübvanse etmektedir. Bu itibarla, esnaf ve sanatkarlara kullandırılan kredilerde faiz oranı, 1 yıldan kısa vadeli kredilerde % 5; 1 yıldan uzun vadeli kredilerde ise % 6 olarak belirlenmiştir. Esnaf ve sanatkarlara, 2002 yılında Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle, Türkiye Halk Bankasından kullandırılan kredilerin tutarı 153 milyon TL iken; bu tutar 2011 yılının Aralık ayı sonu itibarıyla, 5.5 milyar TL'ye çıkartılmıştır. Bu dönem içerisinde verilen kredi tutarı 36 kat artmış, 2002 yılında kredi kullanan kooperatif ortak sayısı kişi iken; bu sayı 2011 yılının Aralık ayı sonu itibarıyla kişiye ulaşmıştır. Bununla birlikte, esnaf ve sanatkarlara verilen kredi üst limiti 2002 yılında TL iken; 2008 yılının başından itibaren kademeli olarak ve TL'ye yükseltilmiştir. Kredilerde vade 2 yıl ile 4 yıl arasında değişmektedir. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği(TESKOMB)'nin 2011 yılı verilerine göre; İstanbul İlinde Birliğe kayıtlı ortaktan, 6.647'si toplam TL tutarında kredi kullanmıştır. 3) Esnaf ve sanatkârın kredi ve kefalet kooperatiflerine olan borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin olarak, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (TESKOMB) tarafından 9/3/2011 tarihli ve 2011/5 sayılı genelge çıkartılmıştır. Söz konusu düzenleme ile, yaklaşık 60 bin esnaf ve sanatkar ile bunların 120 bin kefilinin 490 milyon TL civarındaki anapara borcunun yeniden yapılandırılmasına ve böylece esnaf ve sanatkarların kooperatiflere olan yaklaşık 215 milyon TL'lik gecikme cezası borcunun silinebilmesine imkân tanınmıştır. Buna göre, kredi borcu 31/12/2010 (bu tarih dahil) tarihinden önce kooperatif takibine intikal eden ortakların 15 Nisan 2011 tarihine kadar başvurmaları kaydıyla; Takibe intikal eden kredi borcu anapara tutarının 1/3'ünü (üçte bir) peşin, kalanını iki taksitte ödeyecek (peşin ödemeden sonraki iki ay içerisinde) ortaklardan gecikme faizi tahsil edilmemesi, 260

263 Kredi borcunun yılsonuna kadar taksitlendirilmesi talep edildiği takdirde, borcun kooperatif takibine intikal ettiği tarihten başvurunun yapıldığı tarihe kadar yıllık % 5 gecikme faizi uygulanması ve bu şekilde tespit edilen toplam borcun yılsonuna kadar faizsiz olarak taksitlendirilmesi, Kredi borcunun 24 aya kadar taksitlendirilmesi talep edildiği takdirde, borcun kooperatif takibine intikal ettiği tarihten başvurunun yapıldığı tarihe kadar yıllık % 12 gecikme faizi uygulanması ve bu şekilde tespit edilen toplam borcun 24 aya kadar faizsiz olarak taksitlendirilmesi imkânı sağlanmıştır. Bununla birlikte, söz konusu genelge ile yeniden yapılandırmadan yararlanacak borçluların, taksitlerini 2 defa üst üste ödememeleri halinde, yeniden yapılandırma işleminin iptal edilmesi öngörülmüştür. 4) Esnaf ve sanatkarlar, toplumun tüm kesimlerine yönelik üretimleriyle, ekonomik büyümeye ve sosyal sisteme katkı sağlayan, ekonomik dinamizmin ve canlılığın kaynağını oluşturan, refahı tabana yayan, istihdama önemli düzeyde katkı veren, bunların yanı sıra istikrarın da temel mekanizması olarak kabul gören bir kesimdir. Bakanlığımca yürütülen Esnaf ve Sanatkarlar Değişim, Dönüşüm, Destek Strateji Belgesi (3D) ve Eylem Planı (ESDEP)'nda, esnaf ve sanatkarların değişim ve dönüşüm yönünün belirlenmesi amacıyla; "Büyümeyi, sürekli gelişmeyi ve kalıcı olmayı hedefleyen, ahlaki değerlerden ödün vermeyen, ulusal ve uluslararası gelişmeleri takip eden, teknolojiyi kullanmak ve müşteri ile birebir ilişki kurmak suretiyle müşteriye özel mal ve hizmet üretebilen, işbirliği ve ortak çalışmaya açık olan bir esnaf ve sanatkar" vizyonu ortaya konulmuştur. Ayrıca, esnaf ve sanatkarların sorunlarının çözümüyle ilgili olarak "7 Öncelik ve 30 Tedbir" geliştirilmiştir. ESDEP, sadece kredi ve finansman değil, vergi, eğitim, yenilikçilik, alt yapı ve kümelenme, mevzuat ve AB kaynaklarını da içerecek tedbirlerle önceliklendirilmiştir. Bu tedbirler doğrultusunda, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) tarafından İstanbul İlinde, yılları arasında esnaf ve sanatkara TL tutarında destek sağlanmıştır. Söz konusu tutarlar, 30/11/2011 tarihi itibarıyla gerçekleşen ödeme tutarlarına ait kesin rakamlardır. Bununla birlikte, "KOSGEB KOBİ Finansman Destek Kredilerinin " ", "Ölçek Endeksli Büyüme Kredisi Destek Programı" ve "İhracat Kredisi Destek Programı-2010" isimli programlarına İstanbul İlinde başvuran işletmeye TL tutarında kredi sağlanmıştır. Bu destek programları neticesinde, İstanbul İli, Türkiye genelinde söz konusu desteklerden yararlanan iller arasında birinci sırada yer almaktadır. Diğer taraftan, (21/11/2011 tarihi itibarıyla) yılları arasında, İstanbul İlinde, kişinin katılım sağladığı 192 adet girişimcilik eğitimi düzenlenmiştir. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi personel taşımacılığı yapan minibüs ve otobüslerle ilgili Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü'nce verilmiş olan taşımacılık belgeleri, yönetmelikle yapılan değişiklikle D4 belgesine çevrilmiş, D4 belgesini alma şartları içerisinde araçların 19 yaşını geçmemiş olması şartı getirilmiştir. Mevcut yasalara göre 25 yaşını doldurmuş olan araçlar devlet tarafından hurda kapsamında geri alındığından 19 yaş üzerindeki araç sahipleri, araçlarının 25 yaşına gelmesini bekleyene kadar geçimlerini sağlayamayacaklardır. Bu konuyla ilgili olarak; 261

264 1-D4 belgesi alacak araçlardaki yaş sınırının 25 yaşa çekilmesi konusunda Bakanlığınızca yapılan bir çalışma var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır? Yoksa bu konuda bir düzenleme yapılabilir mi? 2-19 yaşını geçmiş olan bu araçlar bu belgeyi alamayacakları için ne tür bir belge ile faaliyetlerini devam ettirmeleri sağlanabilir mi? 3-Belirtilen konudaki mağduriyetlerin giderilmesine yönelik olarak Bakanlığınızca ne tür önlemler alınmış ya da alınmaktadır? CEVAP Bakanlığımızca yayımlanan tarih ve 2011/KUGM-16/YOLCU numaralı Genelge çerçevesinde, D4 yetki belgesi kapsamında yapılacak taşıma mesafesine bakılmaksızın iliçi yolcu taşımaları ile 100 kilometreye kadar şehirlerarası yolcu taşımalarının usul ve esasları düzenlenmiştir sayılı Karayolu Taşıma Kanununa dayanılarak hazırlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliğinin "Taşıtların Yaşı, Cinsi ve Diğer Şartlar" başlıklı 24'ncü maddesinin T inci fıkrasının (a) bendinin 7'nci alt bendi; " Dİ, D2 ve D4 yetki belgeleri eki taşıt belgelerine asgari kapasitenin dışında kaydedilecek otobüsler için yaş sınırı aranmaz. Dİ ve D2 yetki belgeleri için asgari kapasiteyi sağlayacak sayıda özmal otobüsün ilk başvuru ve faaliyet süresince 10 yaşından; D4 yetki belgeleri için asgari kapasiteyi sağlayacak sayıda özmal otobüsün ilk başvuru ve faaliyet süresince 19 yaşından büyük olmaması şarttır." hükmüne amirdir. Bu itibarla; D4 yetki belgesi için asgari kapasite şartının ticari olarak kayıt ve tescil edilmiş 19 yaşından büyük olmayan 1 adet özmal otobüs olduğu dikkate alındığında, D4 yetki belgesi eki taşıt belgesine asgari kapasitenin dışında kaydedilecek otobüs geçerli fenni muayeneleri olduğu sürece yaş şartı aranmamaktadır. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi yük taşımacılığında K belgesi ile faaliyet gösteren motorlu yük taşıma ve iş makinalarının yönetmeliğinde yapılan değişiklik nedeniyle "leasing firmaları" kanalı ile alınan araçlar söz konusu belgeyi alamamaktadır. Leasing bir kiralama sistemi olduğundan bu araçları alanların her ay ödemesi gereken belli taksitleri vardır. îcra-i faaliyet yapamayan bu araçların sahipleri büyük sıkıntı çekmektedirler. Bu konuyla ilgili olarak; 1- Yönetmelikte, söz konusu araçların faaliyetlerini sürdürebilmesi ve almak zorunda oldukları bu belgeleri alabilmeleri için anılan yönetmelikte herhangi bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz? 2- Anılan araçları kiralayan vatandaşlarımızın leasing firmalarına olan borçlarını ödeyebilmeleri için Bakanlığınız aracılığıyla bir kredi kolaylığı sağlanabilir mi? Bakanlığınızca bu konuda bir çalışması var mıdır? CEVAP Bakanlığımızca, eşya taşımacılığı faaliyetinde bulunmak üzere düzenlenen ve sözleşmeli taşıt kayıt edilebilen yetki belgesi türleri mevcut olup, bu tür yetki belgelerine Leasing sözleşmesi kapsamında edinilen taşıtların kayıt edilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, yalnızca özmal taşıtların kayıt edilebildiği K türü yetki belgelerine Leasing sözleşmesi kapsamında edinilen taşıtların kayıt edilmesi mümkün bulunmamaktadır. 262

265 SORU ÖNERGESİ İstanbul ilimiz ülkemizin en kalabalık ilidir. İstanbul'da yaşayan vatandaşlarımızın huzurlu ve güvenli bir şekilde yolculuk yapabilmeleri için, İstanbul'da hizmet veren ticari taksiciler için belirli kolaylıklar sağlanmalı ve taksici esnafının da, güvenli bir şekilde çalışması sağlanmalıdır. Ancak İstanbul'da şu anda kayıtlı olarak faaliyet gösteren ticari taksi sayısı onsekiz bin iken, kayıtsız olarak korsan taksi diye tabir ettiğimiz araç sayısı da yaklaşık on bini geçmektedir. Bu durum vatanını her şeyden üstün tutan, kendisine borç kılınmış vergilerini aksatmadan ödeyen, dürüst esnafımıza karşı yapılan bir haksızlıktır. İstanbul'da Ulaşım Koordinasyon Merkezinin (UKOME) almış olduğu karar gereğince ticari taksilere ve taksi dolmuşlara her 5 yılda araç yenileme zorunluluğu getirilmiştir. Ancak yüksek ÖTV bedelleri bu zorunluluk karşısında esnafımızı zor durumda bırakmış ve bu uygulamayı imkânsız kılmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı olan İSPARK ise umuma açık olan yerlerdeki taksi duraklarından her araç başına 50 kuruş ile 1 TL her giriş çıkışta ücret almaktadır. Bu durum karşısında taksilerde akşama kadar direksiyon sallayan şoförlerimiz, evlerine bir ekmek parası dahi götüremez duruma gelmişlerdir. Bu bilgiler ışığında; 1. İstanbul'da faaliyet gösteren korsan taksiciliğin önlenmesi için yaptığınız çalışmalar var mıdır? Varise nelerdir? 2. İstanbul'da her beş yılda araçlarını yenilemek zorunda kalan ticari taksi esnafımız için ÖTV alınmamasıyla ilgili çalışmalarınız var mıdır? 3. UKOME yani Ulaşım Koordinasyon Merkezi'nin almış olduğu her beş yılda araç yenileme zorunluluğu hangi yasa ve kanunda yer almaktadır? 4. İSPARK'ın taksilerin duraklarına giriş çıkışlarında almış olduğu paralar ne amaçta alınmaktadır? Eğer alınan bu paralar yasal ise hangi kanunda yer almaktadır? CEVAP 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek-2 (Araçlar motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında kullanmak ve sürülmesine izin vermek TL para cezası ve 15 gün süre ile trafikten men, sürücü aynı zamanda araç sahibi değilse aynı miktarda para cezası araç sahibine de yazılır.) maddesine istinaden başta ticari taksilerin hizmet verdiği saha olmak üzere anılan ticari faaliyet alanlarına tecavüz ettikleri gerekçesi ile bazen İlgili birimlerin personeli tarafından gerçekleştirilen istihbaratın, bazen de vatandaşlar tarafından yapılan ihbarların değerlendirilmesi sonucunda tespit edilen araçlar ve sürücülerine yönelik cezai işlemlerin uygulandığı, Bu kapsamda, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce 2006 ile 2011 yıllan arasında korsan taşımacılık yapan toplam araç sürücüsüne 2918 sayılı Karayolları Kanununun Ek-2 maddesine istinaden cezai işlem uygulandığı, Ayrıca, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği ne istinaden İl ve İlçe Trafik Komisyonları tarafından kullanılan yetkilerin, tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu İle Büyükşehir Belediyelerine devredilmesi nedeniyle, kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işlemlerin yürütülmesine ilişkin yetkiler ile Büyükşehir sınırlan dahilinde, İl Trafik Komisyonunun yetkilerinin Ulaşım Koordinasyon Merkezleri tarafından kullanılır hükmü çerçevesinde, önergede belirtilen diğer hususların Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Daire Başkanlığı ile İSPARK Anonim Şirketi hizmet alanına girdiği İl Emniyet Müdürlüğünden alınan bilgilerden, 263

266 İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları dahilinde yasal olarak faaliyet gösteren "T" seri plakalı ticari taksilerin Büyükşehir Belediyesince her yıl ruhsatlandırıldığı, 5216 sayılı Kanun'un 7/f ve 9. maddeleri ile Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliğinin 18/d maddesi hükümleri çerçevesinde, Büyükşehir Belediye sınırları dahilinde taksi taşımacılığı yapan araçların çalışma şekil ve şartları ile teknik özelliklerinin UKOME tarafından belirlendiği, taksi taşımacılığında hizmet kalitesinin yükseltilmesi amacıyla araçlara 0-5 yaş sınırı uygulaması getirildiği, 2010 Avrupa Kültür Başkenti, 2012 Avrupa Spor Başkenti payesi gibi global ölçekte Önemli statülere sahip olan İstanbul'da; şehir içinde trafikte müşteri arayan taksicilerin sebep olduğu trafik yoğunluğunun giderilmesi, taksi ve taksi durakları ile ilgili hizmet kalite ve standartlarının geliştirilerek kamu yararının sağlanması, taksi duraklarından bütün taksicilerin eşit derecede yararlanmasının temin edilerek taksici esnafının mağduriyetinin giderilmesini sağlayabilmek amacıyla, kent ulaşımının önemli birimlerinden olan ticari taksi işletmeciliğinin tek merkezden yönetilmesi ve kontrol edilmesi gerekliliği duyulduğu, bu doğrultuda, 5216 sayılı Kanun'un 7/f ve 26. maddelerine istinaden alınan muhtelif tarih ve sayılı Belediye Meclisi kararlarıyla, Büyükşehir Belediyesi Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü kontrol ve denetiminde olmak üzere, ticari taksi yönetim merkezinin kurulması ve işletilmesi ile taksi durak ve park yerlerinin işletilmesinin belediye iştiraki İSPARK. A.Ş.'ye verildiği, önergede bahsedilen ücretlerin bu kapsamda alındığı, Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınan bilgilerden anlaşılmıştır. SORU ÖNERGESİ yılında kabul edilen ve 2005 yılına kadar yürürlükte kalan 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanununda 'Geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimseler' meslek odalarına üye iken; tarihinde yürürlüğe giren 5362 sayılı Esnaf Kanunu ile geçimini şoförlük yaparak sağlayanlar meslek odalarından kayıtları silinerek işsiz, sosyal ve eğitimsiz bırakılmıştır. Esnafımızı mağdur durumuna düşüren bu yanlış uygulamayı düzeltmeyi düşünüyor musunuz? Eğer böyle bir girişiminiz var ise, bunları ne zaman gerçekleştireceksiniz? sayılı Büyükşehir Belediye Kanununun 9.maddesi ve UKOME Yönetmenliğinin 17. maddesinde değişiklik yaparak, UKOME toplantılarına taşımacı esnafının da üye olarak katılabilmesi hususunda gerekli düzenlemeleri yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyor iseniz bunu ne zaman gerçekleştireceksiniz? sayılı Büyükşehir, 5393 sayılı Belediye Kanunu ile Taksi, Minibüs ve Servis araçlarının belirlenmesinde Belediyeler yetkili kılınmıştır. Bu yetkinin önceden olduğu gibi tekrar İl ve İlçe Trafik komisyonlarına verilmesi hususunda herhangi bir girişiminiz var mıdır? Var ise, bunları açıklar mısınız? sayılı Taşıma Kanunu ve Taşıma Yönetmenliği hükümleri gereği Ulaştırma Bakanlığının yetki verdiği ilgili kurum veya kuruluş tarafından ilgililere mesleki yeterlilik belgeleri verilmektedir. Esnaf ve Sanatkârlar odaları üyeleri tarafından kullanılacak belgeler, üyeleri ile sınırlı olmak kaydıyla bu belgelerinde diğer kurum ve kuruluşların yanında yetkili Odalar tarafından da verilmesi hususunda herhangi bir çalışmanız var mıdır? Var ise bunları açıklar mısınız? 5. Kİ Belgelerinde, belge sahibinin mesleği bırakması halinde, diğer şahıslara devretme yetkisinin verilmesi ve 25 ton istiap haddinin 20 tona indirilmesi ile ilişkin her hangi bir uygulamanız olacak mıdır? Eğer olacak ise, bunları açıklar mısınız? 6. Zor şartlar altında çalışan nakliyeci ve taksici esnafının, araçlarını yenilemek ve dolayısıyla 264

267 trafikte güvenli bir biçimde hizmet verebilmeleri açısından ÖTV'nin kaldırılmasıyla alakalı veya bir defaya mahsus ÖTV ve KDV muafiyeti getirilmesi hususunda her hangi bir çalışmanız var mıdır? Var ise bunları açıklar mısınız? CEVAP 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 9 ucu maddesinde büyükşehir içerisindeki ulaşım hizmetlerinin koordinasyon içerisinde yürütülmesini teminen, büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım koordinasyon merkezlerinin kurulacağı, toplantılara ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcilerinin de davet edilerek görüşlerinin alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bu Kanuna göre çıkarılan Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliğinde de paralel hükümlere yer verilmiştir. Bu düzenlemelere rağmen Büyükşehirlerdeki ulaşım koordinasyon merkezi toplantılarına ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının davet edilmedikleri ve görüşlerinin alınmadığı şeklinde çeşitli oda temsilcilerinin Bakanlığımıza yaptıkları başvurular üzerine Bakanlığımızca 20/10/2006 tarih ve sayılı ve 14/06/2007 tarih ve sayılı Genelgeler hazırlanarak Valiliklere ve belediyelere gönderilmiştir. Söz konusu genelgelerde katılımcılığa verilen önem vurgulanmış, belediye hizmetlerinin sunulmasında ilgili tarafların görüşlerinin alınmasının önemi belirtilmiş ve Ulaşım Koordinasyon Merkezlerinin toplantılarına, toplantı konusuyla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının davet edilerek görüşlerinin mutlaka alınması istenmiştir. Söz konusu soru önergesinin 4'ncü sorusunda bahsedilen mesleki yeterlilik belgelerinin diğer kamu ve kuruluşların yanında yetkili Odalar tarafından da verilmesi hususunda herhangi bir çalışmamız bulunmamaktadır. Ayrıca, 5'nci soruda bahsi geçen Kİ yetki belgesinin gerçek kişinin kanuni mirasçıları dışında asgari %25 hisseyle ortağı oldukları tüzel kişilere devri mümkün olup, Kİ yetki belgelerinde istiap haddinin, 20 tona indirilmesi düşünülmemektedir. SORU ÖNERGESİ Esnaf ve sanatkârlar; genelde ülkemizin, özelde de Türk ekonomisinin bel kemiğini teşkil eden İstanbul'un, ekonomik ve toplumsal hayatının sürdürülmesinde en önemli sosyal ve ekonomik bir katmandır. Dolayısıyla esnaf ve sanatkârlarımızın İstanbul'da; ekonomik ve sosyal kalkınmanın dengeli biçimde sağlanmasına, bunun ahenkli bir biçimde dağıtılmasına ve sürdürülmesine yaptıkları katkı asla göz ardı edilemez. Şüphesiz ki tüm bunların yanı sıra, işsizliğin azaltılması ve yeni istihdam alanlarının yaratılmasındaki katkılarıyla her zaman umut kapısı olmuşlardır. Fakat kendilerine gerekli yardım ve desteklerin verilmemesiyle beraber, kendi kaderlerine terk edilmişlerdir. 1. Vergi Usul Kanununun 176 ncı maddesindeki birinci sınıf tüccar, ikinci sınıf tüccar ayırımına, esnaf ve sanatkâr diye bir derecelendirme daha eklemeyi düşünüyor musunuz? Böyle bir çalışmanız var ise, bunu ne zaman gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz? 2. Esnaf ve sanatkârların işyerini açma tarihinden başlayarak beş yıl süreyle ticari kazancına sıfır vergi oranı uygulaması ve beş yıldan sonra ise kademeli oranla vergi uygulanmasını düşünüyor musunuz? 265

268 3. Esnaf ve sanatkârların istihdam ettiği işçilerin asgari ücrete tekabül eden kısmından vergi almamayı düşünüyor musunuz? Bu yönde bir çalışmanız var mıdır? Var ise, açıklar mısınız? 4. Esnaf ve sanatkârların işyerinde kullanılan elektrik, su, doğalgaz giderlerine %50 indirim yapmayı düşünüyor musunuz? Bu yöndeki çalışmalarınızı açıklar mısınız? 5. Esnaf ve sanatkârlardan alınan sigorta primini azaltmayı ve emekliye ayrılanlardan destek primini kaldırmayı düşünüyor musunuz? Bu yönde çalışmalarınız var mıdır? Var ise hangileridir? 6. İntibak Kanununu çıkarma çalışmalarınız var mıdır? Var ise, bu Kanunu ne zaman çıkarmayı planlıyorsunuz? 7. Esnaf ve sanatkârların kredi taleplerini karşılamayı ve faiz oranlarını düşürmeyle ilgili çalışmalarınız var mı? Var ise, bunları açıklar mısınız? CEVAP 1-2-3) Gelir vergisine tabi olan ticaret ve sanat erbabı; kazancın tespit usulü bakımından basit usulde veya gerçek usulde vergilendirilmekte olup gerçek veya basit usulde vergilendirme kapsamında bulunan mükellefler, yıl içerisinde elde ettikleri gerçek kazançları dikkate alınmak suretiyle kendi beyanlarına göre vergilendirilmekte ve mükelleflerin kazançları ile orantılı olarak vergi ödemeleri hedeflenmektedir. Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununda yer alan götürü usulde vergilendirme esası 1/1/1999 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılarak yerine basit usulde vergilendirme esası getirilmiş olup, anılan Kanunun 47 ve 48 inci maddelerinde yer alan genel ve özel şartları topluca taşıyanlar, 51 inci maddede yazılı faaliyetlerde bulunmamak kaydıyla basit usulde vergilendirmeden yararlanabilmektedir. Basit usulde vergilendirilen mükelleflere, defter tutulmaması, muhtasar ve geçici vergi beyannamesi verilmemesi, kayıtlarının meslek odalarında tutulması, teslim ve hizmetlerinin katma değer vergisinden istisna olması ve günlük hasılatları için gün sonunda toplu belge düzenlenmesi gibi ilave bir takım avantajlar sağlanmıştır. Öte yandan, 5615 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda yapılan düzenleme ile vergi indirimi uygulaması kaldırılarak "Asgari Geçim İndirimi" sistemi getirilmiştir. Söz konusu sistem; mükellefin kendisi, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi ile bakmakla yükümlü olduğu çocukları için ve 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin brüt tutarı üzerinden belirli oranlarda indirimler uygulanması ve bu indirim tutarına isabet eden gelir vergisi miktarının ücretlinin hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmesi suretiyle uygulanmaktadır. Asgari geçim indirimi uygulaması ile ücretlilerin medeni hali dikkate alınarak aylık 66,48 TL ile 113,03 TL arasında hesaplanan asgari geçim indirimi tutarı, ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden düşülmektedir. Başka bir ifade ile, asgari geçim indirimi uygulaması nedeniyle asgari ücretin %58,88 ile %100'ü vergi dışı bırakılarak istihdam üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde azaltılmakta ve ücretlinin eline geçen tutar da asgari geçim indirimi kadar artmaktadır. Öte yandan, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı mali yapılandırma yasası olan "6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun"la mükelleflere; Birikmiş borçlara ödeme kolaylığı, Mükellef ile vergi idaresi arasındaki davaların sulh yoluyla çözümü, İnceleme ve tarhiyat safhasında bulunan vergiler için kanundan yararlanma, 266

269 Matrah ve vergi artırımında bulunan mükelleflere önemli avantajlar, İşletmedeki emtia ile kayıtlarını uygun hale getirmek isteyen mükelleflere kolaylıklar, Pişmanlıkla beyan uygulamasının teşviki, Yapılandırılan borçların taksitle ve kredi kartıyla ödenebilmesi, hususlarında önemli imkanlar getirilmiştir. Bu uygulamadan esnaf ve sanatkarların önemli bir kesimi de yararlanmıştır. Diğer taraftan, Maliye Bakanlığınca hazırlık çalışmaları devam eden Gelir Vergisi Kanununun yeniden yazımı çalışmalarında, küçük esnaf ve sanatkarların vergilendirilmesine ilişkin hususlar da değerlendirilmektedir. 4) Esnaf ve sanatkarların işyerinde kullanılan elektrik ve doğalgazda indirim yapılmasına yönelik olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yürütülen bir çalışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, enerji fiyatlarının belirlenmesi 1/7/2008 tarihinde yürürlüğe giren "Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizması" kapsamında yapılmakta olup söz konusu mekanizma, 4628 sayılı "Elektrik Piyasası Kanunu"nun geçici 9 uncu maddesinde belirtilen geçiş dönemi süresince de yürürlükte kalacaktır. Bu mekanizma, hammadde kaynaklarındaki maliyet ve döviz kurlarındaki değişimlerin fiyatlara yansıtılmasını sağlamaktadır. Diğer taraftan, bazı illerde vergi ve sigorta primi teşvikleri uygulamak, enerji desteği sağlamak ve yatırımlara bedelsiz arsa ve arazi temin etmek suretiyle yatırımları ve istihdam imkanlarını artırmak amacıyla çıkartılmış olan 5084 sayılı "Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" yürürlüktedir. Bu Kanun; a) Vergi ve sigorta primi teşvikleri ile enerji desteği açısından Devlet istatistik Enstitüsü Başkanlığınca 2001 yılı için belirlenen fert basma gayri safi yurt içi hâsıla tutarı, 1500 ABD Doları veya daha az olan iller ile bu iller dışında kalan ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca 2003 yılı için belirlenen sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre endeks değeri eksi olan illeri, b) Bedelsiz arsa ve arazi temini açısından (a) bendindeki iller ile kalkınmada öncelikli yöreler kapsamındaki diğer illeri, kapsamaktadır. 5) Sosyal Güvenlik Kurumunca, aylık bağlandıktan sonra ticari faaliyete devam etmesi nedeniyle 2012 Ocak döneminde aylıklarından sosyal güvenlik destek primi kesintisi yapılan kişi sayısı 'dir sayılı "Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nda sosyal güvenlik destek primi kesintisine tabi çalışma; ilk defa bu Kanuna göre sigortalı olup yaşlılık aylığı bağlananlar için 30 uncu maddede; Kanunun yürürlük tarihinden önce iştirakçi veya sigortalı olanlar, vazife malullüğü, malullük ve yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlar ve Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam edenler hakkında ise geçici 14 üncü maddede düzenlenmiştir sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi veya sigortalı olanlar, vazife malullüğü, malullük ve yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlar ve Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam edenler hakkında sosyal güvenlik destek primine tabi olma bakımından bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümlerin uygulanmasına devam edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla, sosyal güvenlik destek primi uygulamasını kaldırmaya veya oranını düşürmeye 267

270 yönelik bir çalışma yapılmamaktadır. 6) Emekli aylıklarının intibakı; aylıkların genel düzeyinin artırılmasından ziyade çalışma hayatı boyunca çalışma ve prim ödeme koşullarını eşit düzeyde gerçekleştiren aynı yaşta emekli olan, fakat emekli oldukları tarihin farklı olması nedeniyle aylık hesaplama yöntemlerindeki değişiklik sebebiyle farklılaşan emekli aylıklarının eşitlenmesi olarak değerlendirilmektedir. İntibak taleplerinin temelinde, çalışma süreleri ve kazançları aynı olan sigortalılara eşit aylık miktarının ödenmesi yatmakta ise de, aylık bağlama sistemlerinde yıllar itibariyle değişiklikler yapılmakla birlikte sigortalılara, emekli olmaya karar verdikleri tarihte mevcut koşullarıyla yürürlükte bulunan emeklilik sistemi kurallarına göre aylık bağlanmıştır. Aylık bağlama usullerinin belirli dönemlerde değişmesi nedeniyle aylıklar arasında farklılıklar bulunabilmektedir. Bununla birlikte, intibak işlemlerinin yapılması yönünde Sosyal Güvenlik Kurumunca teknik çalışmalar tamamlanmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde; 2000 yılından önce emekli olup halen aylık almaya devam eden yaşlılık , malullük , ölüm olmak üzere toplam kişi bulunduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, yılları arasında gerçekleşen yıllık TÜFE'nin tamamı ve gelişme hızının %75'i uygulanmak suretiyle, 2000 yılından önce emekli olanların %70'inin yani kişinin bir şekilde bu uygulamadan faydalanacağı tespit edilmiştir. İntibak işlemi sonucunda, emekli aylıklarında 2012 Ocak ayı artışları ile birlikte en fazla 322 TL'lik bir artış olacağı öngörülmektedir. 7) Esnaf ve sanatkarlar; Ülkemizde ekonomik ve sosyal kalkınmanın dengeli biçimde sağlanması, dağıtılması ve sürdürülmesine yaptıkları katkı, işsizliğin azaltılması ve yeni istihdam alanlarının yaratılmasında oynadıkları rol ve piyasa koşullarında meydana gelen değişmelere hızlı uyum sağlayabilen esnek yapıları nedeniyle ekonomik, toplumsal ve sosyal yönlerden vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Esnaf ve sanatkarlara hizmet etmenin önemli alanlarından birinin söz konusu kesimin teşvik ve destek ihtiyaçlarının yeterli düzeyde karşılanması olduğu bilinmekte olup, bu anlayışla, Bakanlığımca, esnaf ve sanatkarların mevcut durumları irdelenmekte, var olan sorunlarının temeline inilmek suretiyle doğru ve rasyonel çözümler üretilmeye çalışılmaktadır. Başka bir ifadeyle, Bakanlığımın yapılanmasına ilişkin 3/6/2011 tarih ve 640 sayılı "Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" hükümleri doğrultusunda esnaf ve sanatkarların desteklenmesine ilişkin olarak Bakanlığımca; esnaf ve sanatkarların sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi, sorunların çözümüne yönelik olarak ilgili kurumlar nezdinde girişimde bulunulması, esnaf ve sanatkarların rekabet güçlerinin artırılması, araştırma, geliştirme ve yenilikçilik yeteneklerinin geliştirilmesi, pazarlama, hammadde ve tezgâh temini amaçlarıyla teşvik ve destekler verilmesi, iç ve dış pazar imkanlarının araştırılması, kredi ve finansman ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılmasını teminen çalışmalar aralıksız bir şekilde yürütülmektedir. Öte yandan, esnaf ve sanatkarlara, Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle, Türkiye Halk Bankası tarafından, işletme, yatırım, ıskonto kredisi başlıkları altında uygun vade ve limitlerle kredi seçenekleri sunulmaktadır. Bu kredilerde, Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Hazine Müsteşarlığı, faiz oranının % 50'sini sübvanse etmektedir. Bu itibarla, esnaf ve sanatkarlara kullandırılan kredilerde faiz oranı, 1 yıldan kısa vadeli kredilerde % 5; 1 yıldan uzun vadeli kredilerde ise % 6 olarak belirlenmiştir. 268

271 Esnaf ve sanatkarlara, 2002 yılında Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle, Türkiye Halk Bankasından kullandırılan kredilerin tutarı 153 milyon TL iken; bu tutar 2011 yılının Aralık ayı sonu itibarıyla, 5.5 milyar TL'ye çıkartılmıştır. Bu dönem içerisinde verilen kredi tutarı 36 kat artmış, 2002 yılında kredi kullanan kooperatif ortak sayısı kişi iken; bu sayı 2011 yılının Aralık ayı sonu itibarıyla kişiye ulaşmıştır. Bununla birlikte, esnaf ve sanatkarlara verilen kredi üst limiti 2002 yılında TL iken; 2008 yılının başından itibaren kademeli olarak ve TL'ye yükseltilmiştir. Kredilerde vade 2 yıl ile 4 yıl arasında değişmektedir. Diğer taraftan, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) tarafından Türkiye genelinde, yılları arasında, esnaf ve sanatkara TL tutarında destek sağlanmıştır. Söz konusu tutarlar, 30/11/2011 tarihi itibarıyla gerçekleşen ödeme tutarlarına ait kesin rakamlardır. Bununla birlikte, "KOSGEB KOBİ Finansman Destek Kredilerinin " ", "Ölçek Endeksli Büyüme Kredisi Destek Programı", "İhracat Destek Kredisi Programı-2010" ve "Acil Destek Kredisi Programı-2011" isimli programlarına Türkiye genelinde başvuran işletmeye TL tutarında kredi sağlanmıştır. Öte yandan, (21/11/2011 tarihi itibarıyla) yılları arasında, Türkiye genelinde, kişinin katılım sağladığı adet girişimcilik eğitimi düzenlenmiştir. SORU ÖNERGESİ 1. Taksi taşımacılığı yapanlar müşteri alırken veya indirirken ana arterlerde yeterli sayıda müsait cepler olmadığı için müşterinin söylediği yerde durduğundan dolayı trafik aksamaktadır. Bu yüzden trafik polisleri arkadan şoförlerin haberleri olmadan plakaya ceza yazmaktadırlar. Taksici esnafımızın bu mağduriyetini gidermek için her hangi bir çalışmanız var mıdır? Var ise açıklar mısınız? Sayılı Karayolu Kanunu ve Karayolu Taşıma Yönetmenliğinde yetki belgesi alımı ve yenileme iş ve işlemlerinde, Ticaret, Ziraat ve Sanayi Odalarının yanında Esnaf ve Sanatkârlar Odalarının da yer almasına karşın yetki belgesi alım ve yenileme işlemlerinde bu belgeler Ticaret Odaları tarafından verilmektedir. Ticaret Odaları gibi Esnaf ve Sanatkârlar Odalarının da kendi üyelerine bu belgeleri verebilmeleri ile alakalı her hangi bir çalışmanız var mıdır? Var ise bunları açıklar mısınız? 3. Korsan Taksi taşımacılığını önlemek için yeni bir yasa çıkarma çalışmalarınız var mıdır? Var ise bunları açıklar mısınız? 4. Kamyonetçi esnafımızın aracı boş haldeyken istiap haddi 3,5 ton gelmektedir. Kantara çıktığında boş iken bile ceza uygulanmaktadır. Ancak bu durumdan esnafımızın kurtulması için istiap haddinin 4,5 ton veya 5 tona çıkarılması hususunda her hangi bir çalışmanız var mıdır? Var ise açıklar mısınız? CEVAP Kontrol ve denetleme görevi yürüten güvenlik güçlerimiz görevlerini yürütürken imkanlar dahilinde teknik ve elektronik araç, gereç ve cihazlarla (fotoğraf makinesi, EDS, MOBESE, video kameralı radar ve alkolmetre vb.) karşılaştıkları trafik kaza ve ihlallerini delillendirmek suretiyle trafik kuralı ihlalinde bulunan sürücülere 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve bağlı yönetmelik hükümleri doğrultusunda yasal işlemler yapmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 116 inci maddesinde araçların tescil plakasına göre Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenecek haller belirlenmiştir. Denetimde etkinliğin ve caydırıcılığın sağlanması, trafik kural ihlallerinin önlenebilmesi ve denetimden 269

272 beklenen sonucun alınabilmesi için trafik kural ihlalinin tespit edildiği anda sürücü ikaz edilerek yasal işlem yapılmaktadır. Korsan ve mükerrer plakalı olarak taşımacılık yapanlar hakkında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun EK-2 nci maddesi gereğince 650 TL para cezası uygulanmakta ve araçlar 15 gün süre ile trafikten men edilmektedir sayılı Karayolları Trafik Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin olarak hazırlanan ve 06/10/2011 tarihinde yürürlük işlemleri başlatılan tasarı ile ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapılabilmesinin çeşitli şartlara bağlanması ve bu hizmetlerin disiplin altına alınmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Her türlü yasa dışı oluşum ve faaliyetlere karşı sürdürülen mücadele korsan taşımacılık faaliyetlerinin tamamen ortadan kaldırılması ve taşımacılık ile ilgili tüm alanların kontrol ve denetim altına alınmasına yönelik planlı, programlı ve zaman zaman da merkezden destekli ve katılımlı özel denetimler yapılmaktadır. GIDA SORU ÖNERGESİ Geçtiğimiz günlerde basında çıkan haberlerde, "Dışarıda satılan yiyeceklerin denetimi zayıf, 30 milyon insan ne yediğini bilmiyor" şeklinde açıklamaların yapıldığı ve sadece İstanbul'da faaliyet gösteren 60 binden fazla gıda işletmecisi olduğu ve bunları denetleme konusunda devletin yetersiz kaldığı belirtilmiştir. Özellikle et, süt, salça ve yoğurt gibi çok tüketilen ürünlerde taklit ve karıştırma yapıldığı, sucuk, salam ve sosis gibi ürünlerde bu işlemlerin çok sık olduğu, içlerine bağırsak, akciğer, karaciğer karıştırıldığı ve at, eşek, domuz gibi hayvanların etlerinin de bazı ürünlere katıldığı iddiaları kamuoyunda ciddi endişelere yol açmıştır. Ayrıca raf ömrünü uzatmak için yoğurtlara domuzdan yapılan toz jelatin ilave edildiği ve bazı koruyucu maddelerin sağlığa zararlı olduğu vurgulanmıştır. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Bakanlığınızın ALO GIDA 174 hattına son yıllarda yıllık ortalama ne kadar ihbar telefonu gelmiştir? 2. Bu ihbarların ne kadarı hakkında inceleme veya araştırma başlatılmıştır? Yapılan çalışmalar sonucunda ne tür sonuçlara ulaşılmıştır 9 3. Gıda üretim izni olduğu halde yukarıda belirtildiği gibi sağlıksız gıda maddeleri üreten işletmeler hakkında nasıl bir işlem yapılmaktadır? Sağlıksız ürünleri satın alanlar ve satanlar hakkında ne tür cezalar verilmektedir? 4. Piyasada satılan çoğu firmalara ait sütlerde antibiyotik bulgusuna, bazı ürünlerde de Aflatoksin Ml'e rastlandığı ve bu maddenin karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artırdığı iddiaları doğru mudur? 5. Halen ülkemizde kaç adet Gıda Kontrol Laboratuvarı bulunmaktadır? Bunların yetkilendirme yıllarına, kamu ya da özel sektöre ve bulundukları şehirlere göre dağılımları nasıldır? 6. Gıda Kontrol Laboratuvarının denetimleri kimler tarafından ve nasıl yapılmaktadır? 7. Gıda Kontrol Laboratuvarlarında gerçek ya da tüzel kişiler tarafından yaptırılacak analizlerde nasıl bir uygulama söz konusudur? Analiz bedellerinin TL aralığında değiştiği iddiaları doğru mudur? 8. Ülkemizde yukarıda belirtilen türlerde sağlıksız üretimlerin engellenmesi ve denetimlerin artırılması konusunda Bakanlığınızca ne tür önlemler alınmış veya alınmaktadır? 270

273 CEVAP Geçtiğimiz günlerde basında çıkan haberlerde, "Dışarıda satılan yiyeceklerin denetimi zayıf, 30 milyon insan ne yediğini bilmiyor" şeklinde açıklamaların yapıldığı ve sadece İstanbul'da faaliyet gösteren 60 binden fazla gıda işletmecisi olduğu ve bunları denetleme konusunda devletin yetersiz kaldığı belirtilmiştir. Özellikle et, süt, salça ve yoğurt gibi çok tüketilen ürünlerde taklit ve karıştırma yapıldığı, sucuk, salam ve sosis gibi ürünlerde bu işlemlerin çok sık olduğu, içlerine bağırsak, akciğer, karaciğer karıştırıldığı ve at, eşek, domuz gibi hayvanların etlerinin de bazı ürünlere katıldığı iddiaları kamuoyunda ciddi endişelere yol açmıştır. Ayrıca raf ömrünü uzatmak için yoğurtlara domuzdan yapılan toz jelatin ilave edildiği ve bazı koruyucu maddelerin sağlığa zararlı olduğu-vurgulanmıştır. Bu konuyla ilgili olarak; 1) Alo Gıda Hattına, açıldığı tarihinden tarihine kadar vatandaşlarımız tarafından ihbar, şikayet, öneri ve bilgi alma amaçlı arama gerçekleştirilmiştir. Bu aramalardan adet başvuru kayıt altına alınmış olup, adedi sonuçlandırılmıştır. 2) Denetim gerektiren ihbarlar için gerekli kontroller yapılmış olup, denetimi yapılan başvuruların %17'si için cezai işlem uygulanmıştır. Uygulanan cezai işlemlerin; %70'i idari para cezası, %24'ü üretim /faaliyetten men, %6'ı ise Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu şeklinde gerçekleşmiştir. 3) 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 29 uncu maddesi kapsamında; Bakanlık, tüketicilerin azamî seviyede korunması amacıyla, gıda ve yem ile ilgili genel ve özel hijyen esasları ile tehlike analizi ve kritik kontrol noktaları ilkelerine dayalı düzenlemeleri, resmî kontrollerin yapıldığım belirten sağlık işareti, tanımlamaya ilişkin işaretlemeler ve izlenebilirlikle ilgili diğer özel düzenlemeleri kapsayan hijyen esaslarını belirlemektedir. İşletmesini kayıt/onay altına aldırmak, Bakanlıkça belirlenen hijyen kurallarına uymak ve tehlike analizi ve kritik kontrol noktaları ilkelerine dayanan gıda güvenilirliği sistemini kurmak ve uygulamak gıda işletmecisinin yükümlülüğüdür. Bakanlıkça, onaya tâbi bir işletmenin ilgili mevzuatta belirlenen şartlara uygun faaliyette bulunmadığının belirlenmesi durumunda, bu işletmenin faaliyetini durdurur, bu faaliyetle ilgili onayı geçici olarak askıya alınır. Askıya alma süresi, belirlenen eksikliklerin tamamının giderilmesine kadar devam eder. Bu eksikliklerin askıya alma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde karşılanmaması durumunda onay Bakanlıkça iptal edilmektedir. Gıda ve yem ile ilgili yaptırımlar ise Kanunun 40 ve 41 inci maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; İnsan tüketimine uygun olmayan gıdalar, masrafları sorumlusuna ait olmak üzere piyasadan toplatılır ve mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmektedir. Bu ürünleri üreten veya piyasaya arz edenler hakkında kamunun sağlığına karşı suçlar kapsamında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmaktadır. Bakanlık tarafından belirlenen hijyen esaslarına aykırı hareket eden birincil üretim yapanlara bin Türk Lirası, perakende işyerlerine ikibin Türk Lirası, diğer işyerlerine beşbin Türk Lirası idarî para cezası, üçüncü fıkrasında belirtilen esaslara uymayan yem ve gıda işletmecilerine ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilmektedir. Bakanlıktan onay alması gereken işletmelerden, onay almadan üretim yapanlara onbin Türk Lirası, depo ve satış yerlerine beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilmektedir. Bu işletmelerin faaliyetleri durdurularak ürünlerine el konulur ve mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmektedir. Resmî kontrol sonucu bozulduğu, kokuştuğu, ambalajı ürüne zarar verecek şekilde hasar gördüğü, son tüketim tarihi geçtiği tespit edilen ürünlerin piyasada bulunması, satışa veya 271

274 tüketime sunulması hâlinde işyeri sahiplerine bin Türk Lirası idarî para cezası verilmektedir. Ürünlere el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmektedir. Yapılan resmî kontroller sırasında, işyerinin tamamının veya bir bölümünün insan sağlığı ve gıda güvenilirliği, hayvan sağlığı ve yem güvenilirliği açısından tehlike oluşturması ve acil tedbirleri gerektirmesi durumunda, üretimin tamamı veya tehlike oluşturan bölümünün faaliyetleri durdurulur. Üretim yerlerine beşbin Türk Lirası, perakende işyerlerine bin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bunların, eksikliklerini giderinceye kadar faaliyetine izin verilmez. İnsan sağlığı ve gıda güvenilirliği, hayvan sağlığı ve yem güvenilirliği açısından tehlike oluşturmayan ve acil tedbirleri gerektirmeyen diğer durumlarda, görülen uygunsuzlukların giderilmesi için altı ayı aşmamak üzere süre verilmektedir. Verilen süre sonunda uygunsuzlukların giderilmemesi durumunda, üretimin tamamı veya uygunsuzluğun olduğu bölümünün faaliyetleri durdurulur, üretim yerlerine beşbin Türk Lirası, perakende işyerlerine bin Türk Lirası idarî para cezası verilmektedir. 4) 5996 sayılı Kanunun Gıda ve Yem İle İlgili Yaptırımlar başlıklı 40. Maddenin (d) bendi Gıda Kodeksine Aykırılık hususunu içermektedir. Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin Ml'e rastlanabilmekte olup, bunlarla ilgili gerekli yasal işlem yapılmaktadır. 5) Ülkemizde hali hazırda 65 Özel Gıda Kontrol Laboratuvarı, 41 Kamu Laboratuvarı bulunmaktadır yılında 6 adet, 2003 yılında 4 adet, 2004 yılında 8 adet, 2005 yılında 3 adet, 2006 yılında 6 adet, 2007 yılında 5 adet, 2008 yılında 9 adet, 2009 yılında 9 adet, 2010 yılında 6 adet ve 2011 yılında 11 adet Özel Gıda Kontrol Laboratuvarı yetkilendirilmiştir. 6) Gıda Kontrol Laboratuvar denetimleri Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kontrol Laboratuvarlarının Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik hükümlerine göre yetkilendirilmiş uzman laboratuvar personeli tarafından yapılmaktadır. 7) Gıda Kontrol Laboratuvarlarında gerçek ya da tüzel kişiler tarafından yaptırılacak analizlerde analiz bedelleri analiz yapılacak ürün ve analiz çeşidine göre değişmektedir. Ücretler "Gıda Kontrol Laboratuvarlarının Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik" kapsamında her yıl Bakanlığımızca belirlenmektedir 8) AB mevzuatına uyum kapsamında hazırlanan 5996 Sayılı "Veteriner Hizmetleri Bitki Sağlığı Gıda ve Yem Kanunu" ise tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda Bakanlığımızca ülke genelinde yürütülen gıda denetim ve kontrolleri, rutin denetim ve kontrol programlarına ilave olarak risk esasına dayalı olarak yürütülmektedir. Bu kapsamda, gıda üretim, satış ve toplu tüketim yerlerine 2002 Yılında 39 Bin adet 2010 yılı ve 2011 yılı ilk 10 ay itibariyle toplam 693 Bin denetim yapılmıştır. Toplam 56 Bin numune alınmış 21 Bin etiket kontrolü yapılmıştır. Denetim ve kontrollerinde alman numunelerin analizleri 107 özel ve kamu laboratuvarında gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda gıda denetim ve kontrol hizmetlerinde görev yapan kontrol görevlisi sayısı 2002 yılında 820 iken 2011 yılı itibariyle bu sayı olmuştur. Bakanlığımız sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve meslek kuruluşları temsilcileri ile ilk defa Gıda Stratejik Planım hazırlamış olup, bu plana bağlı olarak, ürün bazında 15 ayrı eylem planı oluşturulmuştur. Gıda işletmelerinde çalışan personelin hijyen konularında eğitimlerinin ön planda tutulduğu yeni eğitim modelleri geliştirilerek hijyen güvenliği sağlanmış olup, son teknolojik 272

275 gelişmelerden yararlanılarak denetim etkinliği artırılmaktadır. Bu kapsamda denetimin ve denetçinin izlenebileceği interaktif mobil denetim projesi hazırlanmış, tam teçhizatlı gezici denetim araçları, görsel medya imkanları (kamu spotu) kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca her eve bir gıda denetçisi sloganı ile öğrenci ve ailelerine yönelik "Genç Gıda Denetçileri" gibi projeler yürütülmektedir. Böylece tüketici bilinci ve farkındalığı yaratılması sağlanmaktadır. Mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmeler açıklanacak, ayrıca mevzuata uygun faaliyet gösteren firmaların belli kriterler çerçevesinde kamuoyu ile paylaşımı sağlanmaktadır. Böylelikle sadece uygunsuz işletmelerin ifşası değil iyi olan işletmelerin ödüllendirerek yönlendirme anlayışı ile çalışmalar devam etmektedir yılında, Ülkemizde yapılamayan analizlerin yapılabilirliğini sağlayacak ve diğer laboratuvarlara hakemlik yapacak Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı faaliyete geçirilmiştir. Laboratuvar 2010 yılında öncelikli olarak GDO ve Mikrobiyoloji birimi faaliyete geçirilerek, bu kapsamda birçok analizi yapması sağlanmıştır. Ülkemizde her türlü gıda ve yemlerde tarama, izolasyon ve miktar olarak GDO analizi yapabilen laboratuvar sayısı son 2 yılda 3'ten 22'ye çıkarılmıştır yılında akredite kamu laboratuvarı yok iken, 2011 yılında 26 adet kamu laboratuvarı akredite hale getirilmiştir. Gıda güvenirliliğinin sağlanması amacıyla son 4 yılda laboratuvarlarımızda yapılabilen analiz çeşidi sayısı 350'den 1.097'e çıkarılmıştır. Pestisit analizlerinde tespit edilebilen parametre sayısı 2006 yılında loo'ün altında iken 2011 yılında 634'e çıkarılmıştır yılına kadar sadece pestisit analizinden akredite olan Kamu laboratuvar sayısı 6 iken, 2011 yılında bu sayı 11'e çıkarılmıştır yılında tüm laboratuvarlarımızca yaklaşık 2,2 Milyon analiz yapılmıştır yılı ve 2011 yılı ilk altı ayda toplam 3,9 milyon analiz yapılmıştır. SORU ÖNERGESİ Bakanlığınızca yapılan kontrollerde, "Yüzde 100 dana etinden üretilmiştir." ibaresi olmasına rağmen bazı ürünlerde tavuk ve hindi eti çıktığı yönündeki medyaya da yansıyan haberler kamuoyunda ciddi endişelere yol açmıştır. Anılan konu ile ilgili olarak; 1. Halen ülkemizde üretilen hangi ürünlerde "yüzde 100 dana etinden üretilmiştir." ibaresi bulunmaktadır? Bunların listesi kamuoyu ile paylaşılmış mıdır? 2. Bu ürünlerde tavuk, hindi eti veya başka madde çıkan kaç markaya ait ürün vardır? Bu durumdaki ürünlerin veya markalann listesi kamuoyu ile paylaşılmış mıdır? 3. Anılan hileli ürünlerin hangi illerimizde üretildiği ya da satıldığı tespit edilebilmiş midir? Tüm illerimizde bu durumdaki ürünlerin toplatılması sağlanmış mıdır? 4. Sağlandı ise her marka bazında hangi miktarda ürün toplatılmış ve bu ürünler nasıl imha edilmiştir? 5. Bu ürünleri üreten firma veya kuruluşlara şimdiye kadar ne kadar ceza kesilmiş ve kesilen cezaların ne kadarı tahsil edilebilmiştir? 6. Kesilen ve tahsil edilen cezaların yıllara ve kuruluşlara göre dağılımları nasıldır? 7. Bakanlığınızca yapılan kontroller hangi mevzuat kapsamında yapılmaktadır? Anılan mevzuatta hangi suçlar için ne tür. cezalar uygulanmaktadır? 8. Mevzuatta öngörülen cezaların yetersiz kaldığı iddiaları doğru mudur? 9. Ülkemizde üretimi yapılan anılan gıdalarda hileli ürünlerin imalatının ve pazarlamasının engellenememesinin altında yatan gerçekler nelerdir? 273

276 10. Ülkemizde üretilen veya satılan bazı gıda maddelerindeki sağlıksız üretimlerin engellenmesi ve denetimlerin artırılması konusunda şimdiye kadar Bakanlığınızca ne tür önlemler alınmış veya alınmaktadır? CEVAP Bakanlığımızca, tüketicinin aldatılmasının önlenmesi ve gıda güvenilirliğinin temini amacıyla, risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin, yıllık denetim programlarının yanı sıra şüphe, şikâyet, ihbar, inceleme, izlenebilirliğin sağlanması ve gözetim amaçları ile BİMER ve 174 ALO GIDA kapsamındaki ihbar ve şikâyetler çerçevesinde ürün ve firmalara yönelik olarak etkin piyasa denetim ve kontrolleri yürütülmektedir. Bu kapsamda, özellikle merkezi ve bütüncül bir yaklaşımla, gıda zincirinin tüm aşamalarında, tüketici sağlığının korunması ve güvenilir gıda arzının sağlanması amacıyla, ürün ve risk bazında değerlendirmeler yapılarak Merkezde Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüklerimiz tarafından denetim programları uygulanmaktadır. Türk Gıda Kodeksine aykırı ürün üreten işletmeler hakkında, 10 Bin Türk Lirası idari para cezası verilmektedir. İl Müdürlükleri tarafından 2011 yılında adet işyeri denetlenmiş, eksikleri görülen işyerlerine İdari para cezası uygulanmıştır. Yapılan denetim ve kontroller sonucunda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve bu Kanun kapsamında çıkarılan alt mevzuatlara aykırılık tespit edilen ürün, kişi ve firmalar hakkında aynı Kanun kapsamında gerekli yasal işlemler yapılmaktadır. Gerekli yasal işlemler 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun "gıda ve yem ile ilgili yaptırımlar" 40'ıncı ve "hijyen ve resmi kontroller ile ilgili yaptırımlar " başlıklı 41 'inci maddelerinde belirtilmektedir. Ayrıca, yapılan analizler sonucunda, 5996 Sayılı Kanun'da yer alan "tağşiş tanımı" kapsamında uygunsuzluğu tespit edilen veya insan sağlığının tehlikeye atan firmaların isim ve markaları ile taklit ve tağşiş tespit edilen ürünlerinin parti/seri numaraları Bakanlığımız web sayfasından fwww.tarim.gov.tr') kamuoyuna duyurulmaktadır SORU ÖNERGESİ 13/8/2010 tarihli ve sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin 6'ncı maddesinin birinci fıkrasına "e) GDO ve ürünlerinin, insan ve hayvanların tedavisinde kullanılan antibiyotiklere. direnç genleri içermesi halinde, bu ürünlerdeki direnç genlerine yönelik bilimsel araştırma sonuçlarının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olmadığı Risk Değerlendirme Komitesi raporu ve Kurul kararı ile tespit edilmedikçe bu ürünlerin ithal edilmesi ve piyasaya sürülmesi," şeklindeki bent 22 Şubat 2012 tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 1. Yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihinden, yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrasına eklenen bendin yürürlüğe giriş tarihine kadar geçen sürede insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olmadığı tespit edilmeden ithal edilen ürün var mıdır, varsa ne kadar ürün ithal edilmiştir? 2. Söz konusu bendin, yayım tarihinden itibaren yaklaşık 18 ay sonra yönetmeliğe eklenmesi hangi ihtiyaçtan doğmuştur? CEVAP 13/08/2010 tarihli ve sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin 6'ncı maddesinin birinci fıkrasına "e) GDO ve 274

277 ürünlerinin, insan ve hayvanların tedavisinde kullanılan antibiyotiklere direnç genleri içermesi halinde, bu ürünlerdeki direnç genlerine yönelik bilimsel araştırma sonuçlarının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olmadığı Risk Değerlendirme Komitesi raporu ve Kurul kararı ile tespit edilmedikçe bu ürünlerin ithal edilmesi ve piyasaya sürülmesi," şeklindeki bent 22 Şubat 2012 tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlığımızca Biyogüvenlik Kurulu tarafından yapılan risk değerlendirmeleri sonucunda onaylanmamış genlerin ithaline izin verilmemektedir. Biyogüvenlik Kurulu tarafından tarihinde yapılan kamuoyu açıklamasıyla, bugüne kadar hayvan yemi olarak kullanımının uygunluğuna karar verilen ürünlerin antibiyotik direnç geni içermediği bildirilmiştir tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin" 6. maddesinin birinci fıkrası e bendinin eklenmesi, Danıştay 10. Dairesinin 2010/13445 E. Sayılı dosya üzerine açılan dava ile ilgili Danıştay 10. Dairesinin vermiş olduğu kararda belirtilen hususta yapılmıştır. HUKUK SORU ÖNERGESİ Gaziantep; stratejik önemi, yüksek işçi kapasitesi, Suriye'ye sınır olması, GAP koridorunun girişinde bulunması, Doğu ve Batı arasında köprü özelliği taşıması dolayısıyla bulunduğu bölgede bir cazibe merkezidir. Ekonomik yönden çevresinde bulunan 18 ili etkisi altında bulunduran Gaziantep, bu yüzden sürekli olarak göç almaktadır. Gaziantep il nüfusunun % 49'u, 0-19 yaş grubu içerisindeki çocuklardan oluşmaktadır. Son yıllarda Gaziantep'te çocuk suçlarında ve buna bağlı olarak çocuk suçlarıyla ilgili davalarda belirgin bir artış tespit edilmiştir. Gaziantep Barosu Çocuk Haklan Komisyonu tarafından yapılan araştırmada, Gaziantep Adliyesi'nde çocuk davalarıyla ilgili derdest dosya sayısının her geçen gün arttığı tespit edilmiştir. Derdest dosya sayısının fazlalığından iş yükü giderek büyüyen 2 adet çocuk mahkemesi, bu davalarla başa çıkamamaktadır. Muhatap olunan kesimin çocuk olması dolayısıyla yargılama sırasında ekstra gayret ve Özen gerekmektedir. Bu ise ancak iş yoğunluğunun azaltılmasıyla mümkündür. Ayrıca Gaziantep Adliyesi'nde çocuk savcısı tektir ve çocuk ağır ceza mahkemesi de bulunmamaktadır. Buna göre: 1. Gaziantep çocuk mahkemelerindeki derdest dosya sayısı ne kadardır? 2. Gaziantep Adliyesi bünyesinde yeni bir çocuk mahkemesi kurulması için Bakanlığınızca yürütülen çalışma var mıdır? 3. Gaziantep Adliyesi bünyesinde bir çocuk ağır ceza mahkemesi kurulması planlanmakta mıdır? 4. Gaziantep Adliyesi'ndeki çocuk savcısı sayısının arttırılması düşünülmekte midir? 5. Gaziantep çocuk mahkemelerinde mevcut sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve pedagog sayısı ne kadardır? Bu sayı yeterli midir? Değilse bu alanlarda personel atanması düşünülmekte midir? CEVAP I- Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 02/04/2012 tarihli yazısıyla; A- Gaziantep 1. Çocuk Mahkemesinde 1029, 2. Çocuk Mahkemesinde 800 derdest dava 275

278 dosyasının bulunduğu; B- Gaziantep çocuk mahkemelerindeki ortalama yargılama süresinin 7 ay olduğu; C- Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan iş bölümü gereği bir çocuk savcısı görevlendirildiği, mevcut iş durumu dikkate alındığında yeni bir çocuk savcısı görevlendirilmesine gerek bulunmadığının değerlendirildiği, Bildirilmiştir. II sayılı Çocuk Koruma Kanununun 25. maddesi gereğince çocuk mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak, belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulmaktadır. Yeni bir mahkeme kurulması yönündeki çalışmalar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 24/02/2009 tarihli ve 74 sayılı İlke Kararıyla belirlenen iş sayılan göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Anılan bu Karar gereğince yapılan değerlendirme ve çalışma sonunda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 08/03/2012 tarihli ve"664 sayılı Kararıyla bildirilen olumlu görüş çerçevesinde 11/04/2012 tarihi itibarıyla Gaziantep 3. Çocuk Mahkemesi kurulmuştur. Gaziantep çocuk mahkemelerinde hâlen 1 psikolog, 1 pedagog ve 1 sosyal çalışmacı görev yapmakta olup, her mahkemede yeterince sosyal hizmet uzmanının görev yapması için Bakanlığımızca yürütülen çalışmalar devam etmektedir. III- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından Bakanlığımıza iletilen 26/04/2012 tarihli cevabî yazıda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 09/03/2012 tarihli Kararıyla, Gaziantep Adalet sarayında çalışmak üzere, 2012 yılı Yaz Kararnamesiyle 10 Cumhuriyet savcısının daha atanmasının öngörüldüğü bildirilmiştir. IV- Gaziantep Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi kurulmasına ilişkin bakanlığımızca yürütülen bir çalışma bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ Ülkemizdeki olumsuz ekonomik tablonun yansımalarından birisi de Mahkemelerdeki icra takibi dosyalan ve kişilerin ticari ilişkilerinden doğan mahkeme süreçleridir. 1) yuları arasında ve yıllar itibariyle Antalya ilinde icra müdürlüklerince icra takibi yapılan kişi sayısı nedir? Bu takiplerin kaç tanesi hacizle sonuçlanmıştır? 2) yılları arasında ve yıllar itibariyle Antalya ilinde karşılıksız çek ve senet vermek suçlarına ilişkin dava sayısı nedir? Bu davaların Antalya adliyelerindeki toplam davalara oranı nedir? 3) yılları arasında ve yıllar itibariyle karşılıksız çek ve senet vermek suçuyla kaç kişi hakkında tutuklama kararı çıkmıştır? CEVAP Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/477 Esas Nolu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 23/12/2011 tarihli yazısı ve ekindeki istatistik verilerle; 1- Hacizle sonuçlanan icra dosyalan sayısının, dosya çokluğu nedeniyle tespit edilemediği; yılında hakkında icra takibinde bulunulan kişi sayısının ; 2003 yılında ; 2004 yılında ; 2005 yılında ; 2006 yılında ; 2007 yılında ; 2008 yılında ; 2009 yılında ; 2010 yılında ; 2011 yılında 31/10/2011 tarihine 276

279 kadar olduğu; 3- Karşılıksız çek veya senet vermeye bağlı dava sayısının 2002 yılında (genel dava sayısına oranı %11,5); 2003 yılında (genel dava sayısına oranı %8,7); 2004 yılında (genel dava sayısına oranı %5,9); 2005 yılında (genel dava sayısına oranı %7,5); 2006 yılında (genel dava sayısına oranı %7,7); 2007 yılında (genel dava sayısına oranı %9,5); 2008 yılında (genel dava sayısına oranı %11,8); 2009 yılında (genel dava sayısına oranı %10,3); 2010 yılında (genel dava sayısına oranı %5,2) ve 2011 yılında 31/10/2011 tarihine kadar (genel dava sayısına oranı % 3) olduğu; yıllarında,- karşılıksız çek veya senet vermeye bağlı olarak tutuklama karan verilmediği, bildirilmiştir. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi, karşılıksız çek suçuna verilen adli para cezaları ile icra ceza mahkemelerince taahhüdü ihlal davalarında verilen disiplin veya hapis cezaları, borcun ödenmesini hızlandıran tazyik hapsi niteliğindeki uygulamalar birçok vatandaşımızın mağduriyetine sebep olmaktadır. Bu konuda; ilgili mahkemelerce verilen disiplin ve tazyik hapsi kararları 06/04/2006 tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konan "Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük"ün 193. maddesi gereğince, bu amaçla ayrılan defterlere kaydedilmekte ve disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları için kurumda ayrı bir kayıt tutulmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak; 1. Halen Bakanlığınıza bağlı mahkemelerce, karşılıksız çek suçu nedeniyle açılmış ve şimdiye kadar sonuçlandırılmış dava sayıları ne kadardır? 2. Karşılıksız çek suçu nedeniyle döneminde verilen adli para cezası tutarları ile bunların tahsil oranlarının yıllara göre dağılımı nasıl olmuştur? 3. Halen karşılıksız çek suçundan dolayı tutuklu veya hükümlü olarak cezaevlerinde olan vatandaşlarımızın sayısı nedir? yılında yapılan bir düzenleme gereğince taahhütte bulunarak cezaevinden çıkan ya da cezaevine girmekten kurtulan vatandaşlarımızın sayısı ne kadardır? döneminde icra ceza mahkemeleri tarafından karşılıksız çek suçu nedeniyle kaç kişi hakkında disiplin veya hapis cezası verilmiştir? Bu cezaların yıllara göre değişimleri nasıl olmuştur? 6. Anılan tüzük hükümleri gereğince ayrı ayrı kayıtları tutulan disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları doğrultusunda cezalandırılan vatandaşlarımızın sayıları yıllara göre nasıl değişmiştir? 7. Son yıllarda giderek artan bu tür cezaların sebepleri nelerdir? Hükümetinizce uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bu cezalar üzerinde etkisi olmuş mudur? 8. Karşılıksız çek suçundan dolayı verilen adli para cezalarının kaldırılması ya da yeniden yapılandırılması konusunda Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır? 9. Yeniden tutuklamaların beklendiği 2012 yılında bu sorunun çözümü Bakanlığınızın görüşü nasıldır? CEVAP I sayılı Türkiye İstatistik Kanunu hükümleri çerçevesinde, resmî istatistiklerin üretimine ve yayımına ilişkin temel ilkeler ile standartları belirlemek, ulusal ve uluslararası düzeyde ihtiyaç duyulan alanlarda güncel, güvenilir, zamanlı, şeffaf ve tarafsız veri 277

280 üretilmesini sağlamak amacıyla, Türkiye istatistik Kurumu Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca kabul edilen "Resmî İstatistik Programı ( )" 30/12/2006 tarihli ve sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Resmî istatistik Programı, kurumlardan gelen görüş ve öneriler doğrultusunda, 2008 ve 2009 yıllarında, Bakanlar Kurulu Kararıyla revize edilmiştir. Resmî istatistiklerin üretimine ve organizasyonuna ilişkin temel ilkeleri ve standartları belirlemek; Ülkemizin ihtiyaç duyduğu alanlarda veri ve bilgilerin derlenmesini, değerlendirilmesini, gerekli istatistiklerin üretilmesini, yayımlanmasını, dağıtımını sağlamak üzere, Resmî İstatistik Programında istatistik sürecine dâhil kurum ve kuruluşlar arasında Ulusal Veri Yayımlama Takvimi belirlenmiştir. Verilerin hangi kurum tarafından, ne zaman ve ne şekilde yayımlanacağını gösteren Ulusal Veri Yayımlama Takvimi, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından her yılın başında kamuoyuna açıklanmaktadır. Programda görev alan kurum ve kuruluşları bir sonraki yılın veri yayın tarihlerini belirleyerek, Ulusal Veri Yayımlama Takviminde yer almak üzere, her yılın 15 Aralık tarihine kadar, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığına iletmektedirler. Söz konusu bu Takvime göre, 2011 yılı adalet istatistiklerinin yıl sonu itibarıyla derlenmeye başlanacak olması nedeniyle 2011 yılı adalet istatistikleri sunulamamış olup, Bakanlığımız kayıtlarından karşılıksız çek keşide etmek suçundan, 2009 yılında kişi hakkında dava açıldığı, kişi hakkında mahkumiyet kararı verildiği; 2010 yılında ise kişi hakkında dava açıldığı, kişi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. II- Soru önergesinde yer alan diğer hususlarla ilgili olarak Bakanlığımızda herhangi bir istatistiki veri bulunmamaktadır. III- 05/01/2012 tarihi itibarıyla, Ceza infaz kurumlarında mülga 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile 5941 sayılı Çek Kanununa muhalefet suçlarından kişi bulunmaktadır. IV- A- Ceza hukukunda yaptırımların ölçülü ve orantılı olması, ayrıca ceza hukuku yaptırımlarının son çare olarak uygulanması ilkeleri gereğince karşılıksız çek keşide etmek suçunun sadece idarî nitelikte bir tedbir olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanmasını sağlamak amacıyla, Bakanlığımızca hazırlanan "Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" 31/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek 6273 sayılı Kanun olarak yasalaşmıştır. B- Düzenlemeyle; 1- idari yaptırım kararı verme süreci aşağıda belirtilen şekilde işleyecektir: a) Çeke karşılıksızdır işlemi yapılması üzerine hamil altı ay içinde Cumhuriyet savcısından çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilmesini talep edebilecektir. b) Bu talep üzerine Cumhuriyet savcısı şartları oluşmuş ise çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verecektir. c) Verilen bu karar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına elektronik ortamda bildirilecek ve ayrıca, hakkında yasaklama kararı verilen ilgiliye tebliğ edilecektir. c) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilen kişi, bu karara karşı Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca başvuru yoluna gidebilecek ve yapılan başvurunun kabulü hâlinde yasağın kaldırılması hâlinde durumun Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilecektir. ç) Karşılıksız kalan çek bedelini, faizi ile birlikte tamamen ödenmesi veya tedbir kararının verildiği Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması hâllerinde çek 278

281 düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilecektir. Ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, kararın verildiği tarihten itibaren on yıl geçmesi üzerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca re'sen silinecektir. 2- Ayrıca Kanunda; a) Muhatap bankanın her çek yaprağı için ödemekle yükümlü olduğu tutarın "altıyüz" liradan "bin" liraya çıkarılması; b) Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleme fiili için öngörülen adlî nitelikteki yaptırımın idarî nitelikte bir yaptırıma dönüştürülmesi; c) Çekin üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde, çekin ibraz edilmemesi halinde, muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin yükümlülüğünün sona ermesi; ç) Üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazının geçersiz olduğuna ilişkin hükmün 31/12/2017 tarihine uzatılması, hükümlerine yer verilmiştir. SORU ÖNERGESİ AKP'li Bakan ve Milletvekilleri tarafından sürekli olarak AKP İktidarı döneminde kişi başına gelir miktarının 3 bin dolardan, 10 bin dolara çıktığı -ifade edilmektedir. Bunun anlamı 9 yıldaki refah artışının üç kattan fazla olduğudur. Ancak ne var ki refah seviyesindeki artış, üzücü toplumsal olaylarda bir azalmaya sebep olmamış, aksine yıldan yıla artarak devam eden bir cinnet durumu ortaya çıkmıştır yılından bugüne kadar kadına karşı işlenen suç miktarı ile kadın cinayetleri sayısı kaçtır? Eylül 2010 tarihinde yapılan değişiklikle Kadın-Erkek eşitliğine vurgu yapan 10'uncu madde 2. fıkrasına eklenen "Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz" hükmü 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Halkoylaması sonucunda Anayasa'da yer almıştır. Halkoylamasından bu yana kadınlara yönelik olarak alman tedbirler nelerdir? CEVAP Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü arasında 26/12/2006 tarihinde "Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Polisin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi Projesi Protokolü" imzalanmıştır. Proje kapsamında oluşturulan 245 kişilik eğitici kadro ile 1294 polis merkezinde yaklaşık 40 bin Emniyet Teşkilatı personeline hizmet içi eğitim verilmiştir. Bu eğitimlerde kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet, toplumsal cinsiyet eşitliği, mağdurlara yaklaşım tarzı ve mevzuat konuları işlenmiştir. Yine bu Protokol kapsamında Emniyet Teşkilatında aile içi şiddetin önlenmesine ilişkin gerçekleştirilecek her türlü eğitim faaliyetini yürütebilecek, uzman eğitici grubu yetiştirilmesi amacıyla "Aile İçi Şiddetin önlenmesinde Polisin Rolü Uzman Eğitici Eğitimi Projesi" hazırlanmış olup, 24 uzman eğitici yetiştirilmiştir. Aile içi şiddetle mücadeleye ilişkin güvenlik hizmetlerinin ülke genelinde koordine içerisinde yürütülmesini, mevcut hizmetlerin geliştirilmesini, yapılan çalışmaların ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte yürütülmesini sağlamak amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde "Aile İçi Şiddet ile Mücadele Şube Müdürlüğü" kurularak 03/08/2011 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. 279

282 İSTİHDAM SORU ÖNERGESİ Devlet Personel Başkanlığı verilerine göre; Ağustos 2011 itibariyle kamuda istihdam edilen özürlü memur sayısı açık özürlü memur kadrosu 'tır. Ancak bu hesaplamalar yapılırken 633, 634, 635, 637, 638, 639, 640, 641, 644 ve 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle Kurulun Bakanlıklar bu hesaplamaya dahil edilmemiştir. Ayrıca birçok kurum ve kuruluş ile yeni kurulan üniversiteler de bu hesaplamaya dahil edilmemiştir. Dolayısıyla Kamuda açık bulunan Özürlü kadro sayısı çok daha yüksektir. Yine Ağustos 2011 itibariyle kamuda boş bulunan özürlü işçi kadro sayısı 965'tir yılsonu Devlet Personel Başkanlığı verilerine göre; Kamu İdarelerinde 'i memur, 'i sürekli işçi, 'i sözleşmeli, kapsam dışı personel olmak üzere personel çalışmaktadır. 30 Nisan 2012 itibariyle kamudaki memur kadrosunun toplamı kişidir. Ancak bu kadroların yüzde 72.73'ü, yani 'ü dolu, 'i boştur. Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 2002 yılında yapılan, "Türkiye Özürlüler Araştırması 2002" ile ülkemizdeki engellilerin sayısal durumu tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre ülkemizde kişi engelli olarak yaşamını sürdürmektedir. Bunun genel nüfusa oranı yüzde 12,29'dur. Engellilerin yüzde 'i işgücüne dahil değildir. 29 Nisan 2012 tarihinde (ÖMSS) Özürlü Memur Seçme Sınavı yapılmıştır. 16 Aralık 2011 tarihinde yaptığınız ve Anadolu Ajansının abonelerine geçtiği bir açıklamanızda 2012 Mart ayında (ÖMSS) Özürlü Memur Seçme Sınavı yapılacağı ve bu sınav sonucunda 20 bin özürlünün işe alınacağım söylemiştiniz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşarı 27 Nisan 2012 tarihinde yaptığı açıklama da 7 bin kişinin yerleştirileceğini söylemiştir. Devlet Personel Başkanlığının bağlı bulunduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK 4 Nisan 2012 tarihli Meclis Genel Kurulunda yaptığı açıklamada, Özürlü sınavı sonucuna göre 3 bin 512 personelin atanacağım açıklamıştır. 1: 29 Nisan 2012 tarihinde (ÖMSS) Özürlü Memur Seçme Sınav sonuçlarına göre kaç engelli istihdam edilecektir? 2: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak Özürlü Memur Seçme Sınavı sonuçlarına göre 20 bin engellinin istihdam edileceğini açıklamışken müsteşarınızın bu sınav sonuçlarına göre 7 bin engellinin atanacağını açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 3: Devlet Personel Başkanlığının bağlı bulunduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik 4 Nisan 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, "özürlü, engelli personel seçme sınavı 29 Nisanda yapılacak. Bu sınav sonucuna göre personelin ataması yapılacak." şeklindeki beyanatını nasıl değerlendiriyorsunuz? 4: Bu beyanatlar sizin açıklamalarınızla çelişmiyor mu? CEVAP 1: ÖMSS 29/04/2012 tarihinde ÖSYM tarafından yapılmıştır. Geçerlilik süresi boyunca, kamu kurum ve kuruluşlarınca ÖMSS sonucuna göre veya kura ile yerleştirme yapılması amacıyla Devlet Personel Başkanlığına kamu kurum ve kuruluşları tarafından intikal ettirilen kadrolar; unvanı, sınıfı, derecesi, adedi, atanacaklarda aranacak eğitim düzeyi ve diğer nitelikleri itibariyle Devlet Personel Başkanlığınca kontrol çalışmasına tabi tutulacak olup, bu çalışmalar sonuçlandırıldıktan sonra yerleştirme yapılacak kadrolara ilişkin bilgiler ÖSYM tarafından Tercih Kılavuzunda ilan edilecektir. 280

283 2-3-4: Sınav öncesinde Bakanlığımızca yapılan açıklamalar boş özürlü memur kontenjanı sayısı kapsamında yapılan açıklamalar olup; 657 sayılı Kanun'da yapılan değişikliğin en önemli unsurlarından biri olan ve ÖMSS'nin özürlü kontenjanı açığı bulunduğu sürece yapılacağı hükmünde anlamım bulan bakış açısını ve özürlü kontenjanlarının doldurulmasına yönelik kararlılığı teyit edici niteliktedir. Dolayısıyla rakamlar arasında bir çelişki bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ Ulusal basında "TÜİK' in istihdamı belirlerken yaptığı anketin ilk sorusunda: "Bu hafta 1 saat bile çalıştın mı?" diye sorulduğunu, aksine işin niteliği, süresi, elde ettiği ücretin TÜİK tarafından dikkate alınmadığı belirtilmektedir. Bunun yanı sıra 1 saati değil de 15 saat kıstas alındığında işgücü sayısının belirtilen değerlerden daha düşük çıkacağı hatta 831 bin 130 kişinin işsizler listesine girmekten saat farkıyla kurtulduğu, Türkiye' de 1 saatlik çalışmanın İş sahibi olmaya yetmeyeceği ve 1 saat kriterinin Türkiye'ye uygun olmadığı iddia edilmektedir. TÜİK istihdam hesaplamalarında basında iddia edilen durum söz konusu mudur? Eğer böyle bir durum söz konusu ise Denizli ilinde bu şekilde istihdam edilen kaç kişi vardır? CEVAP Türkiye'de istihdam ve işsizliğe dair veriler, 1988 yılından beri düzenli olarak uygulanmakta olan hanehalkı işgücü anketlerinden elde edilmektedir. Söz konusu anket yılları arasında yılda iki kez uygulanmıştır ve 2000 yılından itibaren aylık olarak uygulanmaktadır. Araştırmada, uygulanmaya başlandığı ilk tarihten itibaren istihdam ve işsizliğin ölçümü konusunda Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından belirlenen ve tüm ülkelerce benimsenen tanım ve kavramlar esas alınmıştır. ILO 13. Çalışma İstatistikçileri Konferansında (1982) kabul edilen bu tanımlara göre; Referans döneminde (her ayın Pazartesi ile başlayan ilk haftası) ücretli, maaşlı, yevmiyeli, kendi hesabına, işveren veya ücretsiz aile işçisi olarak en az bir saat bir iktisadi faaliyette bulunan veya bir işle bağlantısı olan kişiler istihdamda kabul edilir. Gerek Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkeler gerekse işgücü anketini uygulamakta olan diğer ülkeler, istihdam ve işsizliğin ölçümünde ILO kriterlerini esas almaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu da 1988 yılından itibaren uygulamakta olduğu hanehalkı işgücü anketinde istihdamın ölçümü için bu tanımı esas almaktadır. Sayısal göstergeler ancak karşılaştırılabilir olduğu durumda bir anlam ifade edeceğinden, ülkeye Özgü tanımlar yapılarak üretilecek veriler, sadece uluslararası karşılaştırılabilirliği ortadan kaldırmayacak, aynı zamanda ülke için de her durumda kullanılabilir olmayacaktır. Bu nedenle, temel konularda gerçekleştirilecek her araştırma için metodolojik esaslar uluslararası düzeyde belirlenmektedir. Ülkelerin metrik sisteme geçiş gerekçeleri, resmi istatistiklerde de tek bir uluslararası standardın kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Mevcut durumda, TÜİK tarafından uluslararası standartlar esas alınarak üretilen istihdam ve işsizlik verileri ILO, OECD, EUROSTAT, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarca kullanılmakta ve diğer ülke verileri ile birlikte yayımlanmaktadır. Hanehalkı işgücü araştırmasında yukarıda verilen tanım kapsamında istihdamda olduğu belirlenen kişilere ise yaptıkları işin niteliğini tespite yönelik pek çok soru yöneltilmektedir (işyerinin ekonomik faaliyeti, kişinin o işyerinde yaptığı iş, işe ne zaman başladığı, işin süreklilik durumu, haftalık çalışma süresi, o işten elde edilen gelir, başka bir iş arayıp/aramadığı vb.). Bununla birlikte Türkiye çalışma saatleri açısından, Avrupa'nın en yüksek değerlerine sahiptir yılında Türkiye genelinde haftalık ortalama çalışma süresi 49,3 saat iken, AB'de 37,5'tir. Tam zamanlı çalışan kişiler içerisinde haftalık ortalama çalışma süresi ise Türkiye'de 53,2 saat iken, AB'de 41,6 saattir. Dolayısıyla, "1 saat" daha çok sembolik bir kriter olup, Türkiye'de ortalama çalışma saatleri çok yüksektir. 281

284 SORU ÖNERGESİ Sayılı Kanuna göre Kamu Kurumlarında Daimi Kadrolu İşçiler arasında bulunan Üniversite mezunu işçilerin memuriyete geçirilmesiyle ilgili bir çalışma yapılacak mıdır? 2-BelediyeIer ve Kitler hariç kamu kurumlarında çalışan lisans mezunu kaç işçi bulunmaktadır? 3-Kamu kurumlarında daimi kadroda istihdam edilen özürlü işçilerin referandumla kabul edilen engellilere pozitif ayrımcılık uygulanır kapsamında memuriyete geçirilmesiyle ilgili bir çalışmanız var mıdır? CEVAP 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olan kamu kurum ve kuruluşlarında (89.285) adet daimi işçi çalışmaktadır. Ancak daimi işçilerin eğitim durumlarını gösterir istatistiki bilgi veri tabanında bulunmamaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen özürlü işçilerin memuriyete geçirilmesiyle ilgili herhangi bir çalışma yapılmamaktadır. Öte yandan, kamu personel sisteminin aksayan yönlerine ilişkin çalışmalar ise Devlet Personel Başkanlığında devamlı olarak yapılmaktadır. SORU ÖNERGESİ Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde medyada çıkan haberlerde, kamu ihalelerine fesat karıştırıldığı ve ihale alamayan firma sahipleri lehine rapor çıkarılarak 5 bin ila 35 bin TL arasında maddi menfaat sağlandığı iddiasıyla Kamu İhale Kurumu'na (KİK) yönelik olarak Ankara polisinin düzenlediği operasyonda, 12 kişinin tutuklandığı belirtilmiştir. Ayrıca polisin kamu ihalelerinde yolsuzluğu önlemekle görevli özerk kamu kurumu olan KİK'e yaptığı baskında ortaya çıkarılan yolsuzluğun boyutunun çığ gibi büyüdüğü ve yolsuzluk yapılan ihalelerin şimdilik olmak kaydıyla 1 milyar lirayı bulduğu bildirilmiştir. Bu konu ile ilgili olarak; l. Halen Kamu İhale Kurumunda kaç kurul üyesi bulunmaktadır? Anılan kurul üyeleri kaç yıldır bu görevlerde bulunmaktadırlar? 2. Halen kurumda raportör olarak çalışan personel sayısı ne kadardır? Bu kişiler kaç yıldır raportörlük yapmaktadırlar? 3. Anılan kurumda ihaleye fesat karıştırıldığı iddia edilen ihalelerin sayısı ve toplam ihale tutan ne kadardır? Bu ihaleler hangileridir? Bu ihalelerden raportörlerin raporları sonucu iptal edilen ihale var mıdır? döneminde anılan kurum tarafından yapılan ve itiraz edilen ihale sayılarının yıllara göre dağılımları nasıl olmuştur? 5. Yapılan itirazlar sonucu kaç ihale iptal edilmiştir? 6. Yapılan bu itirazlar nedeniyle KİK ne kadar gelir elde etmiştir? Bu yolla elde edilen gelirlerin yıllara göre değişimi nasıl olmuştur? 7. Anılan dönemde KİK kurul üyeleri ve raportörlere yapılan ödemelerin yıllara göre dağılımı nasıl olmuştur? 8. Kamuoyuna KİK yolsuzluğu olarak yansıyan haberler sonucunda kaç kurum personeli hakkında soruşturma veya inceleme başlatılmıştır? 9. İhale yolsuzluğunda adı geçen firmaların AKP'ye yakınlığı ile bilinen bazı firmalar olduğu 282

285 iddiaları doğru mudur? Doğru ise bu firmalar hangileridir ve haklarında nasıl bir işlem yapılmıştır? 10. Hangi kurumlar KİK kapsamı dışındadır? Kapsam dışına hangi yıllarda alınmışlardır? 11. TKİ alımlarının ihale yasası kapsamı dışında bırakılmasının sebebi nedir? 12. Zaman zaman kömür yolsuzluğu olarak medyaya yansıyan iddialar hakkında şimdiye kadar Bakanlığınızca herhangi bir işlem yapılmış mıdır? 13. KİK tarafından yapıldığı iddia edilen yolsuzluk ve usulsüzlükler hakkında şimdiye kadar ne tür işlemler yapılmış ve hangi önlemler alınmıştır? CEVAP 1-Halen Kamu İhale Kurumunda 8 Kurul Üyesi bulunmakta olup, 7 üye 24/04/2007 tarihinde, 1 üye ise 17/09/2009 tarihinde göreve başlamıştır. 2-Kurumda raportör unvanında istihdam edilen personel bulunmamaktadır. 3-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında. Kamu İhale Kurumundan istenilen muhtelif belgeler Cumhuriyet Savcılığına tevdi edilmiş olup, incelemenin niteliği ve sınırları ile kapsamı hakkında herhangi bir bilgi alınması söz konusu değildir döneminde Kamu İhale Kurumu tarafından, Kurumsal ihtiyaçlara yönelik olarak 2004 yılında 2, 2005 yılında 5, 2006 yılında 8, 2007 yılında yılında 8, 2009 yılında 7, 2010 yılında 7, 2011 yılında 4 ve 2012 yılında 1 ihale yapılmıştır. Kurum tarafından yapılan ihalelerden 2'sine yönelik olarak itirazen şikayet başvurusunda bulunulmuş olup, söz konusu başvurular hakkında Kamu İhale Kurulu tarafından itirazen şikayet başvurusunun reddine karar verilmiştir sayılı Kanunun 53/b-l maddesinde ihalenin başlangıcından sözleşmenin imzalanmasına kadar olan süre içerisinde idarece yapılan işlemlerde bu Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olmadığına ilişkin şikayetleri inceleyerek sonuçlandırmanın Kamu İhale Kurumunun görevleri arasında olduğu hükmü yer almaktadır. Yine anılan Kanunun 54 üncü maddesinin onuncu fıkrasında, ihalelere yönelik olarak yapılan itirazen şikayet başvurusu hakkında Kurum tarafından gerekçeli olarak; a) İhale sürecinin devam etmesine engel oluşturacak ve düzeltici işlemle giderilemeyecek hukuka aykırılığın tespit edilmesi halinde ihalenin iptaline, b) İdare tarafından düzeltme yapılması yoluyla giderilebilecek ve ihale sürecinin kesintiye uğratılmasına gerek bulunmayan durumlarda, düzeltici işlem belirlenmesine, c) Başvurunun süre, usul ve şekil kurallarına uygun olmaması, usulüne uygun olarak sözleşme imzalanmış olması veya şikayete konu işlemlerde hukuka aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen şikayet başvurusuna konu hususun Kamu İhale Kurumunun görev alanında bulunmaması hallerinde başvurunun reddine, karar verilmektedir. Bu çerçevede yılları arasında ihale sayısı, şikayet sayısı ve itirazen şikayet başvuruları hakkında alınan Kamu İhale Kurulu karar dağılımı aşağıdaki tabloda yer almaktadır; 283

286 YILLAR İHALE SAYISI ŞİKAYET SAYISI İPTAL DÜZELTİCİ İŞLEM sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen ihalelere yönelik olarak Kamu İhale Kurumuna yapılan itirazen şikayet başvurularından alım türüne ve işin yaklaşık maliyet tutarına göre, Kanunun 53 üncü maddesinin (j) bendinin (2) numaralı alt bendinde öngörülen miktarlarda başvuru bedeli alınmaktadır. Aşağıdaki tabloda yıllan arasındaki Kuruma yapılan itirazen şikayet başvurularından elde edilen gelirler yıllar itibariyle gösterilmektedir; YILLAR İTİRAZEN ŞİKAYET BAŞVURU GELİRİ (TL) , , , , , , , ,00 8- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ve kamuoyuna yansıyan soruşturma kapsamında, 2 Kurum personeli görevinden uzaklaştırılmış ve haklarında idari soruşturma açılmıştır. 9- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Kurumdan istenilen muhtelif belgeler Cumhuriyet Savcılığına tevdi edilmiş olup, incelemenin niteliği ve sınırları ile kapsamı hakkında herhangi bir bilgi alınması söz konusu olmamıştır sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 157 nci maddesinde "Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir." hükmü gereği herhangi bir açıklama yapılması mümkün olmadığından yazılı soru önergesinde yer alan 9 uncu soruya ilişkin olarak herhangi bir değerlendirme yapılması söz konusu değildir sayılı Kanunun 2 nci maddesinde Kanun kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşları sayılmak suretiyle belirlenmiştir. Söz konusu maddede herhangi bir kamu kurumu veya kuruluşu Kanun kapsamı dışında tutulmadığı gibi muafiyette tanınmamıştır. Ancak işin niteliğinden dolayı Kanunda belirtilen usullere göre ihalesi yapılamayan işlere ilişkin olarak, Kanunun 3 üncü maddesinde istisna düzenlemelerine yer verilmiş ve bu maddede istisnalar sayılmak suretiyle belirlenmiştir. Diğer taraftan, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununun 18 inci maddesinde Köylere Hizmet Götürme Birliklerinin, 5189 sayılı Kanunla 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununa 284

287 Eklenen Ek 33 üncü maddesinde Kablo TV ve İşletme Anonim Şirketi (Türksat A.Ş.nin ve 5449 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde Kalkınma Ajansının, 4734 sayılı Kanuna tabi olmadığı hükümleri yer almaktadır sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 177 nci maddesiyle, 4734 sayılı Kanunun 'istisnalar' başlıklı 3 üncü maddesine (r) bendi eklenmiş, bu doğrultuda; fakir ailelere kömür yardımı yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararnameleri kapsamında; işleticisi kim olursa olsun, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğünün kendisine veya bağlı ortaklık veya iştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı mal ve hizmet alımları istisna kapsamına alınmıştır. SORU ÖNERGESİ 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde (28 Mayıs 2011) bir televizyon kanalında yaptığınız programda, kamuda çalışan sözleşmeli personelin, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birkaç gün içinde kadroya alınacağım, yetişmemesi halinde de hemen seçimin arkasından çözeceğiniz problemlerden bir tanesinin sözleşmeli personel konusunun olacağım belirtiniz. Gazetecinin hangi sözleşmelileri kapsadığı sorusuna verdiğiniz cevap aynen şu şekildedir "Kim sözleşmeliyse, hangi Bakanlığımızda olursa olsun -Milli Eğitim, Sağlık- nerede olursa olsun, hepsini bu noktada çözerek bu işi bitirmiş olacağız." Sözleşmeli personel konusunun seçim öncesi çözülmediği, seçimden, sonra ise bazı Bakanlıklarda çalışan sözleşmeli personelin bir kısmının 653 sayılı KHK ile kadroya alındısı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Ancak, seçimlerin üzerinden 4 aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen 5393 Sayılı Belediye Kanunu'na göre tam zamanlı çalışan kadro karşılığı sözleşmeli personel için kadroya alınma sözü yerine getirilmemiştir. Diğer yandan, bir kısım Bakanlıklardaki sözleşmeli personeli kadroya alıp, dıçer Bakanlıklardaki sözleşmeli personeli mevcut statülerinde tutmak eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir. SORU: Hükümetiniz olarak Belediyeler ve Mahalli İdarelerde çalışan sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi ile ilgili bir çalışmanız var mıdır? CEVAP Bakanlığımın mahalli idarelerde sözleşmeli olarak çalışan personelin kadroya geçirilmesine yönelik bir çalışması bulunmamaktadır SORU ÖNERGESİ Emniyet Teşkilatı mensupları özlük hakları ile ilgili birçok sorunlar yaşamaktadır. Meslek yüksekokulu ve üniversite mezunu olan memurlar birinci dereceye yükselirken, polis memurları ister meslek yüksekokulu ister üniversite bitirsin birinci dereceye yükselememektedir. Polis memurları çalışırken birinci derecede kadroda çalışabilmekte, ancak birinci derecenin gösterge ve tazminatlarına hak kazanamadıkları İçin üçüncü dereceden emekli edilmektedirler. Bu nedenle polis memurlarının emekli maaşları çok azalmaktadır. Kamuda çalışan personelin mesai saatleri günlük ortalama 8 saat iken, polislerin haftalık mesaisi ortalama 75 saati bulmaktadır. Diğer kamu görevlileri hafta sonu, dinî ve resmî bayramlar, yılbaşı, diğer özel günlerde isti-rahat ederken polis teşkilatı bugünlerde güvenliği 285

288 sağlamak için çok daha fazla çalışmaktadır. Diğer kamu görevlileri asli görevleri haricinde verilen başka görevlerden ek ödeme alırlarken polisler aynı yerde görevli olmasına karşın hiçbir zaman ek ödeme alamamaktadır. Bu kapsamda; 1- Emniyet mensuplarının sosyal haklardan, tazminatlardan yararlanma konuları ile emekli maaşlarının birinci dereceden ödenmesi hususunda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? 2- Diğer Kamu kurumlarında genel idare hizmetleri sınıfında çalışan personel ile emniyet teşkilatı sınıfında görev yapan personel arasında eşitsizliğin giderilmesine yönelik bakanlığınızca bir çalışma yapılmakta mıdır? 3- Emniyet Teşkilatı çalışanlarına, 2007 ve 2011 seçimleri öncesinde 1! özlük haklarının düzeltileceği, meclisin ilk oturumunda bu konunun görüşüleceği" yönünde Hükümet üyelerince verilen sözleri yerine getirecek misiniz? 4- Ülkemizde diğer memurlar haftalık 40 saat mesai yapmakta iken hafta da ortalama 75 saat aktif görev ifa eden ve bir yılda Türkiye'deki ortalama memur mesaisinden iki ay on gün fazla mesai yapan Emniyet Teşkilatı mensupları standart olarak ve ortalama ayda 260 TL olarak yansıtılan fazla mesai ücreti yerine, yasal çalışma saatinden fazla çalışan her saatin hesaplanarak maaşa yansıtılacağı bir ücret politikası getirmeyi düşünüyor musunuz? 5- Fazla mesai ücreti verilemediği durumlarda ise, başka ülkelerde uygulandığı şekliyle, emniyet personeline ilave izin uygulaması getirmeyi düşünüyor musunuz? CEVAP 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile komiser, komiser yardımcısı ve polis memurlarından yüksekokul mezunu olanların kadroları saklı kalmak kaydıyla, maaş ve müktesep dereceleri birinci derecenin 4 üncü kademesine kadar yükseltilerek, gerek fiilen çalışırken, gerekse emekliye ayrıldıktan sonra özlük hakları bu derece ve kademe üzerinden yürütülmektedir. Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli için öngörülen ek gösterge puanları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Hizmet Sınıfları İtibariyle Unvan veya Aylık Alınan Derecelere Göre Ek Göstergeler" başlıklı I Sayılı Cetvel'de gösterilmiştir. Kıdem derece ve kademesi olarak 1 inci dereceye yükselmiş bir polis memuru çalışırken ve emekli olduğunda 2200 ek göstergeden maaşını almaktadır. Buna göre fakülte ve yüksekokul mezunu bir polis memurunun kadro derecesi 3, derecesi 1, kademesi 4 ve ek göstergesi ise 2200 olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle yeniden düzenlenme yapılabilmesi için Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşleri doğrultusunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda değişiklik yapılması gerekmektedir. SORU ÖNERGESİ Bakanlığınızca değişik zamanlarda TAR-GEL kapsamında her yıl 2500 Mühendis ve Veteriner Hekimin istihdamına yönelik açıklamalarda bulunulmuştur. Ancak 2011 yılında gerçekleştirilmeyen bu alımların 2012 yılında da yapılıp yapılmayacağı konusundaki belirsizlik sürdürülmektedir. Bu konuyla ilgili olarak; 1) Şimdiye kadar Bakanlığınızca TAR-GEL projesi kapsamında istihdam edilen personel sayısı ne kadardır? Bu personelin kadro ve meslek grubuna göre dağılımları nasıldır? 2) Anılan proje kapsamında 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde söz verildiği halde 2500 adet personelin 2011 yılında işe alımının gerçekleştirilmemesinin sebebi nedir? 286

289 3) Binlerce kişinin beklediği söz konusu personel alımlarının şimdiye kadar yapılmamasının gerekçesi nedir? 4) Söz konusu personel alımları 2012 KPSS öncesi yapılabilecek midir? 5) TAR-GEL kapsamında 2012 yılı personel alımlarında Ziraat Mühendisi, Veteriner Hekim ve Su Ürünleri Mühendisi kontenjanları nasıl olacaktır? CEVAP Bakanlığımız bünyesinde TARGEL projesi kapsamında köy ve beldelerde 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre sözleşmeli pozisyonda görev yapmak üzere 2007 ve 2011 yılları arasında 5824 Mühendis, 2909 Veteriner Hekim olmak üzere toplam 8733 sözleşmeli personelin ÖSYM Başkanlığı tarafından yerleştirmesi yapılmış olup, halihazırda 7501 personel görevlerine devam etmektedir yılında 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre TARGEL projesi kapsamında görev yapmak üzere 2500 adet Mühendis ve Veteriner istihdam edilmesine yönelik çalışmalar sürdürülmekte olup, alınacak yeni Mühendis ve Veteriner Hekimler Bakanlığımız taşra teşkilatında (köy/beldelerde) görevlendirilecektir SORU ÖNERGESİ 2 Kasım 2011 tarihli ve (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 666. sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK lerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile kamuda çalışanlar için eşit işe eşit ücret prensibine göre maaş ödenmesi konusunda bir düzenleme yapılmıştır. Bakanlığınız değişik birimlerinde, yaptıkları iş itibariyle diğer personelden daha az bilgiye sahip olmamakla birlikte daha fazla sorumluluğa sahip şef kadrosunda çalışanlara söz konusu KHK hükümlerinin uygulanması sonucunda maiyetindeki personele göre daha az ücret ödendiği, diğer personelin ücret durumunda belirgin bir düzelme olduğu halde, şef kadrosunda çalışanların ücretlerinde yeterli bir düzelme olmadığı, bunun da eşit işe eşit ücret hakkaniyetine uymadığı şeklinde şikayetler alınmaktadır. Soru: Yaptıkları işin gereği olarak, bir değerleme uzmanı gibi çalışan, muhasebe ve saymanlık hizmetlerini sorumlu sıfatıyla yöneten, bir avukat gibi savunma hazırlayan ihalelerin değişmeyen komisyon üyesi olan şeflerin özlük haklarının yetki ve sorumluluk hiyerarşisine ve eşit işe eşit ücret prensibine uygun olarak düzeltilmesi hususunda yeni bir düzenleme yapmayı düşünür müsünüz? CEVAP Kamu personelinin mali ve sosyal hakları, genel olarak personel kanunlarında başta hizmet sınıfı, kadro ve görev unvanı ve derecesi, eğitim durumu gibi kriterler esas alınmak suretiyle belirlenmektedir. Mali hakların belirlenmesinde ayrıca, yapılan görevin önemi. sorumluluğu ve riski ve benzeri hususlar da önem arz etmektedir. Bu çerçevede kamu görevlilerinin almakta oldukları toplam maaşları, yapılan göreve bağlı olarak farklılık arz etmektedir. Bilindiği üzere, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile "eşit işe eşit ücret" politikasının gereği olarak aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliği ortadan kaldırılarak kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi sağlanmış olup söz konusu soru önergesinde belirtilen konuya ilişkin olarak Bakanlığımızca yürütülmekte olan bir çalışma bulunmamaktadır. 287

290 SORU ÖNERGESİ 2003 yılından itibaren günümüze kadar kamu kurum ve kuruluşlarına KPSS ya da özel yetenek, kurum veya mülakat sınavlarına tabi olmaksızın açıktan atama yoluyla kaç kişi alınmıştır? CEVAP 2003 yılından itibaren günümüze kadar kamu kurum ve kuruluşlarına KPSS ya da özel yetenek, kurum veya mülakat sınavlarına tabi olmaksızın (657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 59'uncu ve 92'nci maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında açıktan atama yoluyla alınan personel sayısı 1.377'dir. SORU ÖNERGESİ 657 sayılı Devlet Memurlarına Kanunu na ya da 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre çalışan kamu görevlilerinin kurumlar arası nakilleri yapılabildiği halde, kamuda çalışan işçilerin kurumlar arası nakillerinin işçi kadrosuna mensup personelin tabi oldukları mevzuatta böyle bir düzenlemenin olmadığı gerekçesiyle yapılamadığından, onca insanın eşlerinden, çocuklarından ayrı yaşamak zorunda kaldıkları yönünde üzüntülerini belirten mektup ve mesajlar alınmaktadır. Devlet Personel Başkanlığının resmi internet sitesindeki sık sorulan sorular bölümünde Sürekli ya da geçici işçilerin kurumlar arası naklen atanmaları iş mevzuatı gereğince mümkün bulunmamakla birlikte, aynı kurum içinde yer değiştirmeleri meri mevzuat çerçevesinde mümkün olabilmektedir şeklinde bir açıklama bulunmaktadır. Devlet memurları ile sözleşmeli personele tanınan bu hakkın, kamu işçisine tanınmaması, Anayasamızın Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir şeklinde ifadesini bulan Anayasanın 10'uncu maddesine aykırı bir durum oluşturmaktadır. Soru: Kamuda işçi olarak çalıştırılan personelin bir kamu kurumundan diğer bir kamu kurumuna naklen atanmasıyla ilgili bir düzenleme yapılması düşünülmekte midir? CEVAP 4857 sayılı İş Kanununun 8'inci maddesinin birinci fıkrasında, iş sözleşmesi; bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak tanımlanmış ve aynı maddenin üçüncü fıkrasında da; "Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşulların, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerim, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür. Süresi bir ayı geçmeyen belirli süreli iş sözleşmelerinde bu fıkra hükmü uygulanmaz. İş sözleşmesi iki aylık süre dolmadan sona ermiş ise, bu bilgilerin en geç sona erme tarihinde işçiye yazık olarak verilmesi zorunludur. " şeklinde bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre, kamu kurumlarında çalışan işçilerin ücretleri ile diğer mali ve sosyal haklarının da sözleşme ile belirlenmesi gerekmekte olup, kamu kurumlarında çalışan işçilere yönelik sözleşmeler ise genellikle toplu iş sözleşmesi şeklinde düzenlenmektedir. Ancak, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince kamu kurumlarının tamamını kapsayacak şekilde tek bir toplu iş sözleşmesi yapılamadığından (işçilerin farklı sendikalara üye olmaları, işkollarının farklı olması, sendikaların farklı taleplerde bulunması ve her bir kamu kurumunun ayrı bir işveren olarak kabul edilmesi gibi sebeplerle), her bir kamu kurumu için ayrı ayrı toplu iş sözleşmesi düzenlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bir kamu kurumunda çalışmakta iken hak kazanılmış olan ücret ile diğer mali ve sosyal hakların, 288

291 başka kamu kurumuna geçiş yapılması durumunda aynı şekilde sürdürülebilmesine imkan bulunmamaktadır. Bu durumun aksine bir düzenleme yapılması halinde ise, çalışmakta oldukları kamu kurumu için geçerli olan ücret ile diğer mali ve sosyal hakları saklı kalmak suretiyle başka bir kamu kurumuna geçecek işçiler neticesinde aynı işyerinde aynı işte çalışan ancak farklı farklı ücret alan işçiler şeklinde sürdürülebilirliği olmayan bir yapı ortaya çıkacağı düşünüldüğünden, kamu kurumlarında çalışan işçilerin başka bir kamu kurumuna naklen geçişine ilişkin bir düzenleme yapılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. SORU ÖNERGESİ Elazığ ilimizin de bağlı bulunduğu, Malatya ilimizdeki Devlet Demiryolları 5. Bölge Müdürlüğü bünyesinde yaklaşık 800 insanımız geçici olarak çalışmaktadır. Ülke genelinde ise DDY'de geçici çalışan işçi sayısı 2000'den fazladır. Bu geçici işçiler, genellikle kış aylarında teressubat dediğimiz tabiat olaylarından dolayı yolların zarar görmesi halinde ve trenlerin yoldan çıkması hallerinde geçici olarak, yılda 3-5 ay sırayla çalıştırılıp tüm yıl boyunca beklemektedirler. Bu kapsamda; 1-Geçici işçilerin sorunlarını çözme gibi bir projeniz var mı? 2-Yıllardır kadro alacağız diye bekleyen bu işçilerimize daimi kadro tahsis etme gibi bir çalışmanız olacak mı? Olacak ise bir tarih verebilir misiniz? CEVAP Geçici İşçi Çalıştırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki 5620 Sayılı Kanun gereğince verilen geçici iş pozisyonu dahilinde yılda 179 günü geçmemek üzere geçici işçi çalıştırılmaktadır. TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünde 5620 Sayılı Kanun kapsamında 3261 geçici işçi, daimi işçi kadrosuna geçirilmiştir. SORU ÖNERGESİ 2010 yılında Kamu Kurum ve Kuruluşlarındaki tüm uzmanların kamu kurumlan arasındaki geçişi önlemek ve haklarının eşitleneceği söylemiyle yola çıkan hükümet, 666 sayılı KHK ile uzmanları eşitlemek yerine merkez ve taşra ayrımına giderek uzmanlığı kategorileştirmiştir. Bakanlığınızdaki personelin arasındaki ücret dengesizliği bu ayrımla artmakta ve çalışma barışını bozmaktadır. Maliye Bakanlığı merkez teşkilatı, bağlı ve ilgili kuruluşları göz önüne alındığında, uzmanlaşma oranı Gelir İdaresi Başkanlığında % 98 iken, Gider birimlerinde (Muhasebat, Muhakemat, Milli Emlak, Personel, İdari Mali İşler, Bümko, Masak) uzmanlaşma oranı % 10 dur. Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünde Hukuk Müşavirliği ve Avukat dışındaki personele ödenen %5'Iik vekâlet ücreti sayılı KHK ile korunmuş, aynı tarihli mükerrer resmî gazetede yayınlanan 666 sayılı KHK'nrn 1. maddesi ile (ek madde 12/dd bendi) tarihi itibarı ile kaldırılmıştır. Buna göre, sayılı KHK ile uzmanları eşitlemek yerine merkez ve taşra ayrımına giderek derinleştirilen bu adaletsizliği gidermeyi düşünüyor musunuz? 2. Bakanlığınızda personel arasındaki çalışma barışını bozan ücret dengesizliğine bağlı olarak aynı yerde aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret dengesizliğini giderecek misiniz? 3. Maliye Çalışanlarının ücretleri genel idare hizmetleri sınıfında belirlendiğinden 666 sayılı KHK ile Bakanlığın tüm çalışanları mağdur edilmiştir. Bu mağduriyetin giderilmesi için çalışanların özel hizmet tazminatının Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığında olduğu gibi yükseltmeyi veya Mali Hizmetler sınıfı oluşturmayı düşünüyor musunuz? 289

292 4. Bakanlığınıza bağlı ve ilgili kuruluşlarında yılan hikâyesine dönen yardımcı hizmetler sınıfı için görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavını ne zaman açacaksınız? 5. Bakanlığınızda Gelir ve Gider ayrımcılığının sebebi nedir? Bu ayrımcılığı gidermeyi düşünüyor musunuz? 6. Bu güne kadar çalışanlarına aynı gün verilip geri alman özlük haklan ile ilgili neden sessiz kalınmaktadır? 7. Kamu düzeninde hiç görülmeyen bir düzenleme ile Kontrolörler ve denetim elemanları uzman yapılmıştır. Kontrolörler Maliye Bakanlığı Uzmanı, Milli Emlak ve Muhasebe Denetmenleri Defterdarlık Uzmanı yapılarak, Gelir idaresinde ise Denetmenler Vergi Müfettişi yapılarak statüleri ellerinden alınmıştır. Bakanlığınızdaki bu farklı uygulamanın sebebi nedir? 8. Ek ödemelerin emekli keseneğine dahil edilerek emekliliğe yansıtılması konusunda çalışmanız var mı? CEVAP 1- Kamu personelinin mali ve sosyal haklan, genel olarak personel kanunlarında başta hizmet sınıfı, kadro ve görev unvanı ve derecesi, eğitim durumu gibi kriterler esas alınmak suretiyle belirlenmektedir. Mali hakların belirlenmesinde ayrıca, yapılan görevin önemi, sorumluluğu ve riski ve benzeri hususlar da Önem arz etmektedir. Bu çerçevede kamu görevlilerinin almakta oldukları toplam maaşları, yapılan göreve bağlı olarak farklılık arz etmektedir. Bilindiği üzere, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile "eşit işe eşit ücret" politikasının gereği olarak aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliği ortadan kaldırılarak kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen yeni sistem uyarınca "ücret" ve "tazminat" adlı iki ödeme unsurundan kapsama dahil idarelerin sadece merkez teşkilatına ait uzman unvanlı kadrolarda bulunan personelin yararlanması ve farklı kamu idarelerinde aynı hizmet sınıfında aynı veya benzer unvanlı kadrolarda bulunan personel arasındaki ücret dengesizliğinin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır, Bu nedenle, söz konusu KHK ile ücret dengesizliği bulunmayan personele yönelik herhangi bir ücret artışı öngörülmemiştir. Anılan düzenleme ile bakanlık, müsteşarlık, başkanlık, bağımsız genel müdürlük taşra teşkilatlarında Özel yarışma sınavı sonucunda mesleğe uzman ve denetmen yardımcısı olarak alınıp belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda uzman ve denetmen unvanlı kadrolara (mevzuatı uyarınca söz konusu kadrolara atananlar dahil) atanan personele aynı oranlarda ek ödeme öngörülmüştür. Buna göre, Maliye Bakanlığı taşra teşkilatında görev yapan Defterdarlık Uzmanları diğer Bakanlıklar taşra teşkilatında görev yapan kariyer uzmanlar ile aynı oranda ek ödemeden yararlanmaktadırlar. Diğer taraftan, kurumların merkez teşkilatlan, kendi görev alanlarına ilişkin ülke geneline yönelik hizmet politikası üretmek ve planlama yapmak, uygulama birliğini sağlamak ve taşra birimleri arasında koordinasyona yönelik hizmet yürütmektedir. Oysa, kurumların taşra birimleri il genelinde ya da bir bölge genelinde hizmet üretimini yürütmekle görevli bulunmakta, hizmet alanı ve sorumluluk bir il ya da bir bölge ile sınırlandırılmış bulunmaktadır sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere kamu hizmetlerinde iş bölümü ve koordinasyonun sağlanması, benzer hizmetlerin tek kuruluş veya birim tarafından 290

293 yürütülmesi ve kaynak kullanımında israfın önlenmesine yönelik olarak unvan standardizasyonun sağlanması amaçlanmıştır. Söz konusu amaca yönelik olarak kamu hizmetlerinin özelliğine ve gereklerine göre kariyer ve liyakat ilkeleri doğrultusunda yetişmiş nitelikli personelin, en etkin şekilde istihdamını sağlayacak şekilde düzenleme yapılmış olup, bu düzenlemede kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilmiştir. 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 17 nci maddesinin beşinci fıkrasının (h) bendi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında; "İlgili mevzuatında düzenleme yapılıncaya kadar, Maliye Uzmanı ve Maliye Uzman Yardımcılarına 657 sayılı Kanunun 152 nci maddesine göre yapılacak zam ve tazminat ödemelerinde Devlet Bütçe Uzmanı ve Devlet Bütçe Uzman Yardımcıları için belirlenmiş olan puan ve oranlar esas alınır. Bu madde uyarınca Maliye Uzmanı ve Maliye Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılan Başkontrolör, Kontrolör ve Stajyer Kontrolörler, bu maddenin yayımı tarihinde 657 sayılı Kanunun 152 nci maddesi uyarınca Maliye Bakanlığı merkez denetim elemanları için belirlenmiş olan zam puanları ile özel hizmet ve denetim tazminatı oranlarından, aynı usul ve esaslar çerçevesinde yararlanmaya devam ederler. Bu zam ve tazminatlardan yararlananlara Maliye Uzmanı ve Maliye Uzman Yardımcıları için öngörülen zamlar ile özel hizmet ve denetim tazminatı ödenmez" hükmüne yer verilerek, Maliye Uzmanı ve Maliye Uzman Yardımcısı kadrolarına atanan kontrolör ve stajyer kontrolörlerin mali hakları korunmuştur sayılı Kanunun 152 nci maddesinin "III-Ortak Hükümler" başlıklı bölümünde, maddede sayılan zam ve tazminatların hangi işi yapanlara ve hangi görevlerde bulunanlara ödeneceği, miktarları, ödeme usul ve esaslarının kurumların yazılı isteği ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Bakanlığımız tarafından hazırlanarak anılan maddede belirtilen nispetleri aşmamak üzere Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacağı hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede, söz konusu talepler konuya ilişkin çalışmalar kapsamında değerlendirilebilecek olup, bunun dışında soru önergesinde belirtilen hususlara ilişkin olarak Bakanlığımızca yürütülmekte olan bir çalışma bulunmamaktadır. 4- Gelir İdaresi Başkanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin eğitim ve sınavlara ilişkin maddeleri uyarınca Başkanlık Makamının 21/03/2012 tarihli onayı ile 28/05/ /06/2012 tarihleri arasında görevde yükselme eğitimi ve 15/07/2012 tarihinde ise görevde yükselme sınavı yapılacaktır. 5- Bakanlığımız personeli arasında gelir ve gider ayrımcılığı bulunmamaktadır. Söz konusu sınıflandırma hizmet alanı itibarıyla yapılmaktadır. 6- Bilindiği üzere, 2/11/2011 tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146 ncı maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış; 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi ile avukatlık vekalet ücreti ödemesine ilişkin düzenleme, 657 sayılı Kanunun 146 ncı maddesinin yürürlükten kaldırılan hükmünde olduğu şekliyle korunmuştur. Diğer taraftan, 2/11/2011 tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ise; aylıklarım 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre alanlar da dahil olmak üzere personele mali haklar kapsamında değişik adlar altında ve farklı tutarlarda yapılan ilave ödemeler kaldırılarak tek bir ek ödeme sistemi getirilmiş ve farklı kurumlarda aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer unvanlı kadrolarda çalışan kamu görevlilerinin aynı 291

294 tutarda ek ödemeden yararlandırılmaları sağlanmıştır. Yeni yapılan düzenlemelere paralel olarak mevcut kurumsal ek ödemelere ve fazla çalışma ücretlerine ilişkin hükümler yürürlükten kaldırılmış olup, bu düzenlemelerle kamu personeli arasındaki ücret dengesizliğinin giderilmesi amaçlanmıştır. Nitekim 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemede de hukuk birimlerinde görev yapan hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlar dışındaki personele avukatlık vekalet ücreti ödenmesine yönelik hükümler de bu gerekçeyle yürürlükten kaldırılmıştır. SORU ÖNERGESİ Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli memurlardan aynı unvan ve pozisyonda çalışanların almış oldukları maaşlar arasında, baz, kurumlarda ek ödeme vs adı altında yapılan ödemelerden ötürü çok ciddi farkların bulunduğu bilinmektedir. Ek ödemeden kaynaklanan ücret adaletsizliği sebebiyle kamu kurum ve kuruluşlarında tırmanan bu rahatsızlık zaman zaman dile getirilmekte ve çözüm için Hükümetin adım atması beklenmektedir. Ücret adaletsizliği sebebiyle, özellikle kariyer meslek sahibi konumundaki denetim elemanları ile uzmanların, çalıştıkları, kurumlarından ayrılarak ek ödemesi olan kurumları tercih etmek suretiyle sürekli bir hareketlilik yaşandığı da bir gerçektir. Maaşlar arasındaki bu dengesizlik nedeniyle, kurumlar açısından yetişmiş eleman temininde veya mevcut yetişmiş elamanı tutamamanın ortaya çıkardığı sorunların yanı sıra, ayrıca bu durum diğer memurların moral ve motivasyonlarını olumsuz etkilemekte ve adalet duygusunu zedeleyen bu sorun sebebiyle kamu hizmetleri yeterince etkili ve verimli sunulamamaktadır. Bu itibarla; 1- Hangi kurum ve kuruluşlarda çalışanlara ek ödeme yapılmakta, hanelerine yapılmamaktadır? 2- Yapılan ek ödeme miktarları her kurumda aynı mıdır? Bir farklılık varsa bunun gerekçesi nedir? 3- Ek ödemesi olmayan kurumlarda çalışanların maaşlarının iyileştirilmesi konusunda Hükümet ne düşünmektedir? Bu konuda yapılan bir çalışma varsa kapsamı ve niteliği nedir? 4- Bugüne kadar hiç ek ödeme alamayan veya nispi olarak az alan memurların uğramış oldukları maddi kayıpların telafisi için ne düşünülmektedir? CEVAP Çeşitli adlar altında ilave ödemeden yararlanan Maliye Bakanlığı; Gelir İdaresi Başkanlığı; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı; Sağlık Bakanlığı gibi kurumların personeli ile herhangi bir ilave ödemeden yararlanmayan kamu personeli arasında oluşan ücret dengesizliğini gidermek amacıyla 21/3/2006 tarihli ve 5473 sayılı Kanunla 375 sayılı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması, Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı ile Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ek 3 üncü madde eklenmiş ve bu tarihten itibaren ilave ödemeden yararlanmayan personele de ek ödeme yapılmaya başlanmıştır. Yapılan bu düzenlemelerle aynı hizmet sınıfı ve kadro unvanında bulunan personel arasında 292

295 ilave ödemeler nedeniyle var olan ücret dengesizliği önemli ölçüde giderilmiş ve kamu personelinin tamamı ek ödemeden yararlanmaya başlamıştır. Ancak 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesi uyarınca genel ek ödemeden yararlanan kamu personeli ile kurumsal ek ödemesi bulunan kurumların personelinin yararlandığı ek ödeme oranları arasında farklılık bulunmaktadır tarihli ve mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle de; genel ek ödeme ile kurumsal bütün ek ödemeler de dahil olmak üzere personele mali haklar kapsamında değişik adlar altında ve farklı tutarlarda yapılan ilave ödemeler yürürlükten kaldırılarak tek bir ek ödeme getirilmiş ve farklı kurumlarda aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer unvanlı kadrolarda çalışan kamu görevlilerinin aynı tutarda ek ödemeden yararlandırılmaları sağlanmıştır. Söz konusu Kanun Hükmünde Kararname, özü itibarıyla farklı kamu idarelerinde aynı hizmet sınıfında ve aynı veya benzer unvanlı kadrolarda bulunan personel arasındaki ücret dengesizliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir düzenleme olup, tüm kamu idareleri için uygulanacak genel bir maaş ve ücret artışı düzenlemesi değildir. Bu nedenle, anılan Kanun Hükmünde Kararnameyle ücret dengesizliği bulunmayan personele yönelik herhangi bir ücret artışı öngörülmemiştir. Buna göre; 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ve 15/1/2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan ek 9'uncu maddenin birinci fıkrasında; "Aylıklarım 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa göre almakta olan personele, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı Cetvele dahil pozisyonlarda istihdam edilen sözleşmeli personele, subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile uzman jandarma ve uzman erbaşlara, mali haklar kapsamında yapılan her türlü ödemeler dahil almakta oldukları toplam ödeme tutarı dikkate alınmak suretiyle aynı veya benzer kadro ve görevlerde bulunan personel arasındaki ücret dengesini sağlamak amacıyla, en yüksek Devlet memuru aylığına (ek gösterge dahil), ekli (I) sayılı Cetvelde yer alan kadro ve görev unvanlarına karşılık gelen oranların uygulanması suretiyle hesaplanan tutarda ek ödeme yapılır." hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm gereğince, 15/01/2012 tarihinden itibaren herhangi bir kurum ayrımı yapılmaksızın aynı hizmet sınıfında ve kadro veya görev unvanında bulunan personele aynı tutarda ek ödeme yapılarak kamu idareleri ve kamu personeli arasındaki ücret adaletsizliği giderilmiş olacaktır. SORU ÖNERGESİ 08/05/2008 tarihinde yürürlüğe giren 575 Sayılı kanun ile Çarşı ve\mahalle Bekçileri Yardımcı Hizmetler sınıfından çıkartılarak Emniyet Hizmetleri sınıfına dahil edildiler. Ancak bu sınıfa dahil edilmelerine rağmen Emniyet Hizmetlerinde bulunan diğer personelin yararlandığı özlük haklarından yararlanamamaktadırlar. 1. Çarşı ve Mahalle Bekçileri Emniyet Hizmetleri sınıfına geçmelerine rağmen Fiili Hizmet (yıpranma) zammından yararlanamamaktadır. Bu aksaklığın giderilmesi için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? sayılı Kanunun 152 Maddesinin Tazminatlar kısmında Çarşı ve Mahalle Bekçileri, Yardımcı hizmetler sınıfında iken % 72 olan görev tazminat oranı, Emniyet Hizmetleri Sınıfına geçmelerine rağmen değişmemiştir. Polis Memurlarının tazminat oranlan göz önünde bulundurularak makul bir oranla mağduriyetin giderilmesi hususunda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? yılında yürürlüğe giren 772 Sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanununun da yer alan "Gün Batımı Gün Doğumu çalıştırılırlar" ibaresinin değiştirilmesiyle ilgili bir çalışma yapmayı 293

296 düşünüyor musunuz? 4. Çarşı ve Mahalle Bekçilerini halihazırda giymiş oldukları elbiselerin değiştirilip çağımıza uygun hale getirmeyi düşünüyor musunuz? CEVAP 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesine göre "Yardımcı Hizmetler Sınıfı"nda yer alan çarşı ve mahalle bekçilerinin görev unvanı, 08/05/2008 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5757 sayılı Kanunla "Emniyet Hizmetleri Sınıfı" olarak değiştirilmiştir. Çarşı ve mahalle bekçileri de dahil olmak üzere tüm emniyet hizmetleri sımfı personelinin tazminat oranlarının yükseltilmesine yönelik Bakanlığımızca hazırlanan taslak çalışma Maliye Bakanlığına gönderilmiştir. 772 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre çarşı ve mahalle bekçileri gündüz çalıştırılamamaktadır. Gündüz çalıştırılabilmeleri için her iki ayda bir Valilik ve Kaymakamlık onayı alınması gerekmekte olup, uygulamada bugüne kadar herhangi bir aksaklık meydana gelmemiştir. Ayrıca, söz konusu personelin giyim kuşam yardımı ile ilgili 5757 sayılı Kanunda herhangi bir değişiklik yapılmamış olup, ilgili birim koordinesinde çalışma devam etmektedir. SORU ÖNERGESİ tarih ve 7/2001 sayılı soru önergeme verilen cevapta eksik kısımlar bulunması nedeniyle bazı soruları tekrarlıyor ve aşağıdaki sorularıma cevap verilmesini arz ediyorum. 1. 7/2001 sayılı soru önergemde, vasıfları itibariyle kamu görevi yerine getiren ve sosyolojik tanımlarıyla kanaat önderi olarak tanımlanan din görevlilerine, neden cami ve çevresinin temizlenmesi görevinin verildiği sorusuna, tarafınızca "camii görevlilerini yalnızca ibadet edilen mekânların temizliğini yapma görevi verilmiştir" cevabı iletilmiştir. Bu cevap doğrultusunda, esas itibariyle görevi dinimizle ilgili ibadet ve eğitim vasfı taşıyan cami görevlilerine, ibadet edilen mekânların temizliğini yapma görevi verilmesinin nedeni nedir? 2. 7/2001 sayılı soru önergemde yer alan 4 nolu soruda, Diyanet işleri Başkanlığının Görev ve Çalışma Yönergesinin 107 ve 108 inci maddeleri hükmünce, imam-hatip ve müezzinlere, çeşitli yerel birimlerle irtibat kurularak cami ve çevresinin temizliğini yaptırmak görevi verildiği dikkate sunularak, bunun gerçekleşmemesi durumunda temizliğin kim tarafından yapılacağı sorulmuş, tarafınızca bu soruya da, "camilerin temizliği konusunda yerel birimlerle görüşmeler ve koordinasyon müftülükler tarafından yürütülmektedir" cevabı verilmiştir. Bu kamu görevlisinin, cami temizliği yaptırılması konusunda çeşitli birimlere ricacı konuma getirilmesi yerine, cami ve çevresinin temizlik işinin düzenli hizmet olarak verilmesi için herhangi bir düzenleme yapılması düşünülmekte midir? 3. Türkiye'de ibadete açık camii sayısı ne kadardır? 4. Bünyesinde temizlik görevlisi bulunan camii sayısı ne kadardır? CEVAP Cami görevlilerine yalnızca ibadet edilen mekânların temizliğini yapma görevinin verilmiş olması, temizlik için ayrı bir personelin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca özellikle şehir merkezlerindeki camilerde imam-hatiplerin yanında müezzin kayyımlar istihdam edilmekte, "Diyanet İşleri Başkanlığı Görev ve Çalışma Yönergesinde" cami temizliğinin müezzin-kayyımların görevlerinden birisi olduğu belirtilmektedir. 294

297 3. Ülkemizde cami ibadete açıktır. 4. Yirmi (20) camide hizmetli, camide de görev alanları arasında cami temizliği de yer alan müezzin - kayyımlar görev yapmaktadır. SORU ÖNERGESİ 1: Kamu kurum ve kuruluşlarının kaçı engellilerin erişebilirliğine uygun hale getirilmiştir? 2: Yol, kaldırım, yaya geçitlerinin ne kadarı engellilerin erişebilirliğine uygun hale getirilmiştir? 3: Yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel hizmet sunan umuma açık yerlerin ne kadarı engellilerin erişebilirliğine uygun hale getirilmiştir? 4: Büyükşehir Belediyelerinin ve belediyelerin kaçında şehir içinde sunulan toplu taşıma hizmetleri engellilerin erişebilirliğine uygun hale getirilmiştir? 5: Bu zamana kadar kaç engellinin istihdamı sağlanmıştır? 6: Ülke genelinde toplam engelli sayısı nedir, bu sayının illere ve bölgelere göre dağılımı nasıldır? 7: İstihdamları sağlanan engellilerin toplanı engelli sayısındaki oranı nedir? CEVAP : 5378 sayılı Özürlüler Kanununun Geçici 2 nci maddesi, engelli vatandaşlarımızın toplumsal yaşama tam, eşit ve etkin katılımları ile hizmetlerden diğer bireylerle eşit biçimde faydalanmalarını sağlamaya yönelik önemli ve öncü nitelikte bir düzenlemedir. Kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimler konuya ilişkin yükümlülüklerini farklı düzeylerde yerine getirmiş olup, devam etmekte olan hazırlık süreci tarihi itibariyle sona erecektir. Bakanlığımız tarafından tarihinde 81 İl Valiliğine gönderilen yazıda, ulaşılabilirlik konusundaki yasal zorunluluklar hatırlatılmış, Özürlüler Kanununun geçici 2 nci ve 3 üncü maddeleri ile hüküm altına alman hususların tüm illerde yapılı çevreyle ilgili görev ve sorumlulukları olan ilgili kurum ve kuruluşlarca uygulanmasına yönelik tedbirlerin Valilikler tarafından ivedilikle alınması talep edilmiştir. Ayrıca Bakanlığımız tarafından kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmesi gereken yükümlülüklere destek vermek amacıyla; Ulaşılabilirliğin sağlanması için örnek uygulamalar yapılması yoluyla, doğru uygulamaların ülke geneline yaygınlaşması için kamu duyarlılığının artırılmasının amaçlandığı "Örnek Engelsiz Kent Projesi" çalışmaları, Bakanlığımız tarafından tüm Türkiye'de 7 bölgede yerel yönetimleri mevzuat ve teknik eğitim anlamında bilgilendirmeyi amaçlayan "Ulaşılabilirlik Bölgesel Paylaşım Toplantıları", Türkiye Belediyeler Birliği işbirliği ile belediye birlikleriyle yerel düzeyde yapılan toplantılar sürdürülmekte, konuya ilişkin çalışmalarımız devam etmektedir. 5: Devlet Personel Başkanlığı verilerine göre yılı Ağustos ayı itibariyle kamu kurumlarında engelli kontenjanında istihdam edilen engelli memur bulunmaktadır. Türkiye îş Kurumu verilerine göre 2011 yılında kamu ve özel sektörde çalışan toplam engelli işçi bulunmaktadır. 6: Türkiye genelinde engellilerin sayısını netleştirmek üzere Bakanlığımızca çalışmalar hızla sürdürülmektedir. Bu kapsamda Ulusal Özürlüler Veri tabam' na (ÖZVERİ) kayıtlı, yaşayan ve 295

298 adresi bilinen engelli birey bulunmaktadır. 7: 2005 yılından günümüze engelli istihdamında önemli gelişmeler kaydedilmiştir yılında istihdam edilen engelli işçi sayısı 2005 yılma oranla % 64, engelli memur sayısı da % 138 artış göstermiştir. Söz konusu dönemde istihdamları sağlanan engellilerin toplam engelli sayısına oranına ilişkin veri toplama çalışmalarımız devam etmektedir. SORU ÖNERGESİ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın koordinasyonunda yürütülmekte olan İŞKUR'un da sorumlu olduğu Sosyal Politika ve İstihdam Faslının 2. Açılış kriterinde "...kadınların işgücü piyasasına katılımına özel bir önem vermek suretiyle cinsiyet eşitliğinin her alana yaygınlaştırılması yaklaşımı benimsenmelidir" denilmektedir. Bu kapsamda İŞKUR, istihdam oranının artırılması, cinsiyet eşitliğinin iyileştirilmesi amacıyla Avrupa Birliği (AB) fonları, British Council, ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), Dünya Bankası, Avrupa Eğitim Vakfı ve Birleşmiş Milletler Kurumlan ile işbirliği içinde çeşitli projeler yürütmektedir. Kadınlara girişimcilik, çocuk-yaşlı bakımı, v.b. eğitimler verilmektedir. Bu projelerin temel amacı, yaşlı ve çocuk bakımı nedeniyle uzun süre işsiz kalan ve işgücüne dahil olmayan kadınları işgücüne dahil etmek olarak açıklanmıştır. 1. Bu zamana kadar kadın istihdamının artırılmasına yönelik ülke çapında İŞKUR liderliğinde kaç projeye destek sağlanmıştır? 2. Bu projeler sonunda kaç kadına sertifika verilmiştir? 3. Sertifika alan kaç kadının istihdamı sağlanmıştır? 4. Bu projelerin başarıya ulaşıp ulaşmadığı nasıl ölçülmektedir? 5. Projelerin temel amacı, yaşlı ve çocuk bakımı nedeniyle uzun süre işsiz kalan ve işgücüne dahil olmayan kadınları işgücüne dahil etmek ise, çocuk bakıcılığı, yaşlı bakıcılığı, v.b. alanlarda verilen eğitimler, kadınların sosyal hayata katılımını desteklemek yerine, daha çok eve kapanmasına yol açmaz mı? CEVAP Kadınların işgücü piyasasına katılımlarının düşüklüğü ve kadınlar arasındaki işsizlik oranının yüksekliği işgücü piyasasının kilit sorunlardan biridir. TÜİK'ten alman verilere göre kadınların işgücüne katılım oranı 2011 yılı Temmuz ayı itibariyle yüzde 30,3 ve kadın istihdam oranı yüzde 29,4'tür. Bu rakamlar yüzde 62,1 kadın istihdam oranına sahip AB ile kıyaslandığında dikkate değer farklılıkları ortaya koymaktadır. Dezavantajlı grup içerisinde kabul edilen kadınların, istihdam oranını arttırmak kadını işgücüne ve istihdama katarak ekonomik kalkınmayı, sosyal eşitliği ve toplumsal uyumu sağlamak ülkemizde uygulanan sosyal politikaların temel amaçları arasında yer almaktadır. Bu kapsamda İŞKUR tarafından uygulanan projeler ile kadınların istihdam edilebilirliklerini arttırmak, onların daha çok ve daha iyi işlere girişlerini kolaylaştırmak ve kadınların işgücüne katılımlarını önleyen engelleri azaltmak amaçlanmaktadır. Bu sayede kadınların sosyal hayata katılımı desteklenmektedir. Kadın istihdamının arttırılmasına yönelik ülke çapında İŞKUR liderliğinde dört projeye destek sağlanmıştır. Bu projeler. Aktif İşgücü Programları Projesi (AİPP 1), Aktif İstihdam Tedbirleri ve İŞKUR'a Yerel Düzeyde Destek Projesi (AİTP 2), Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu, Genç İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu'dur. Aktif İşgücü Programlan Projesi'nde (AİPP 1) , Aktif İstihdam Tedbirleri ve İŞKUR'a Yerel Düzeyde Destek Projesi'nde (AİTP 2) 4.734, Kadın İstihdamının Desteklenmesi 296

299 Operasyonu'nda 9.494, Genç İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu'nda olmak üzere toplam kadına sertifika verilmiştir. Aktif İşgücü Programları Projesi'nde (AİPP 1) 4.596, Aktif İstihdam Tedbirleri ve İŞKUR'a Yerel Düzeyde Destek Projesi'nde (AİTP 2) 573, Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu'nda 928 olmak üzere toplam kadının istihdamı sağlanmıştır. Bu projelerde kullanılan başarı kriterleri; istihdamı gerçekleştirme oranı, kaynakları verimli kullanmak, girişimci kadın kursiyerlerin başarısı, unutulan mesleklerin canlandırılması, yerel şartların zorluklarını aşıp sonuca ulaşabilmek, bölgede ihtiyaç duyulan mesleklerde nitelikli eleman yetiştirmek, Türk ve AB mevzuatına uygun şekilde projeleri yürütmektir. KAMU KURUMU SORU ÖNERGESİ 1 - Kamu kurum ve kuruluşlarına ait binaların ne kadarı kira karşılığı kullanılmaktadır? 2- Bu binalara ödenen kira miktarı toplamda ne kadardır? 3- Kamuya ait kuruluşların kamu binaları dururken kiralama yoluyla hizmet almalarının nedeni nedir? Devlete ait binalar hizmet açısından yetersiz mi kalmaktadır? 4- Son 10 yıl içinde kiralama karşılığı kullanılan kamu binalarına yapılan tadilat miktarları ne kadardır? 5- Kamuya ait binaların şehir merkezinden uzak, rayiç bedeli yüksek yerlere taşınmasının ve buralarda kiralama yoluyla kullanılmasının nedeni nedir? 6- TOKİ, Türkiye'nin her yerine düşük Ödemeli bina yaparken, kamuya ait birimlerin yüksek bedeller karşılığı kiralık bina kullanmasının nedeni nedir? 7- TOKİ'ye kamu adına kullanmak üzere neden bina yaptırılmamaktadır? 8- Başbakanlık ve bağlı birimlerin Ankara'da kiralayarak kullandığı bina sayısı ne kadardır? 9- Bu binalara ödenen kira bedeli ne kadardır? 10- Bu binalara yapılan tadilat tutarı ne kadardır? CEVAP Kamu kurumlarında hizmet binası ihtiyacı, kira, satın alma veya yaptırma yolları ile temin edilmektedir. Yeni kurulan idareler genellikle kiralama yapmak zorunda kalmaktadırlar. Kamu kurumlarının hizmet binası kiralama, satın alma veya yaptırma tercihi, imkânların değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Merkezi yönetim bütçesine dahil 104 kamu idaresinin (30'u genel bütçeli idare, 40'ı yüksek öğretim kurumu olmak üzere 67 özel bütçeli idare ile 7 düzenleyici ve denetleyici kurum) hizmet binası kiralama giderleri için 2011 yılında yapılan harcamalar idareler itibariyle ekli tabloda gönderilmektedir. 297

300 Kurum Kod Kurum Adı Hizmet Binası Kiralama Giderleri 01 CUMHURBAŞKANLIĞI 0 02 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ YARGITAY DANIŞTAY BAŞBAKANLIK ASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ADALET BAKANLIĞI MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI İÇİŞLERİ BAKANLIĞI JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI Dr ŞİŞLERİ BAKANLIĞI MALİYE BAKANLIĞI GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI ULAŞTIRMA BAKANLIĞI DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI EKONOMİ BAKANLIĞI GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI HACETTEPE ÜNÎVERSİTE5Î GAZİ ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MARMARA ÜNİVERSİTESİ YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MİMAR SİNAN GÜZEL 5ANATLAR ÜNİVERSİTESİ ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ANADOLU ÜNİVER5İTESI SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ HARRAN ÜNİVERSİTESİ BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ CELAL SAYAR ÜNİVERSİTESİ MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

301 38.49 GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ MUĞLA ÜNİVERSİTESİ KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ NAMIK KEMAL ÜNİVERSITE5İ ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ BOZOK ÜNİVERSİTESİ ORDU ÜNİVERSİTESİ KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ BİLECİK ÜNİVERSİTESİ B.80 BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ BAYBURT ÜNİVERSİTESİ HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ İĞDIR ÜNİVER5ITE5İ ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ YALOVA ÜNİVERSİTESİ YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ B.98 BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İ5TANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ İZMİR KATİP CELEBİ ÜNİVERSİTESİ KAY5ERÎ ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ÖLÇME SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ TÜRK DİL KURUMU TÜRKİYE BİLIM5EL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ SPOR ŞENEL MÜDÜRLÜĞÜ DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TÜRK AKREDÎTASYON KURUMU TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU SAVUNMA SANAYİ MÜSTEŞARLIĞI KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU ME5LEKI YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU

302 42.03 SERMAYE PÎYA5ASI KURULU BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU 3, KAMU İHALE KURUMU REKABET KURUMU TÜTÜN VE ALKOL PİYA5A5I DÜZENLEME KURUMU MERKEZİ YÖNETİM SORU ÖNERGESİ 1. Makamınızca kullanılan 06-RDK-46 plakalı BMW 7 serisi marka araç Bakanlığınızın demirbaşına mı kayıtlı yoksa kiralık mıdır? 2. Eğer kiralıksa kira bedeli, hangi kurum tarafından karşılanmaktadır ve toplam yıllık maliyeti ne kadardır? CEVAP Önergeye konu edilen araç, Bakanlığım demirbaşlarında kayıtlı olmadığı gibi, Makamımca kiralık olarak da kullanılmamıştır. KÜLTÜR SORU ÖNERGESİ 1: Bakanlığınızca hazırlanan "Türk Sineması Prestij DVD Seti" adını taşıyan çalışma tamamlanmış mıdır? 2. Bahsi geçen çalışma kapsamında Türk Sinemasını tanıtmak amacıyla seçilen filmler hangileridir? 3. Bu filmler hangi kriterler göz önünde bulundurularak seçilmiştir? 4. Filmleri seçen ekipte kimler yer almaktadır? 5. Basında yer alan haberlerde, seçilen filmler ağırlıklı olarak cezaevleri, ölüm orucu, 12 Eylül ve işkence temalı olduğu işlenmiştir. Bu haberler doğru ise, adı içerisinde Kültür ve Turizm olan bir Bakanlığın, Türkiye'yi bu temalarla tanıtmasının gerekçesi nedir? 6. Bu tür filmlerin Türkiye'nin tanıtımında kullanılacak olmasının, Türkiye'nin turizmine ve tanıtımına yapacağı katkı ne şekilde olacaktır? CEVAP Çalışma kapsamında Türk Sinemasını tanıtmak amacıyla seçilen filmler "Sonbahar, Mommo-Kız Kardeşim, Uzak İhtimal, Pandora'nın Kutusu, İki Dil Bir Bavul, Aşk Tesadüfleri Sever, Beynelmilel, Babam ve Oğlum, 120, Selvi Boylum Al Yazmalım" filmleridir. Sinemamızı yurt dışı temsilciliklerimiz aracılığı ile yabancı dostlarımıza tanıtmak, ortak çalışmalar için bir ilham kaynağı oluşturmak, yurt içi ve yurt dışından gelen konuklarımıza Türk Sinemasını tanıtıcı bir "Türk Film Seçkisi" armağan etmek düşüncesiyle ulusal ve uluslararası alanda elde edilen başarıları, halkımız tarafından izlenme ve beğenilme ölçüsü, geçmiş ve günümüz Türk Sinemasının gelişimini yansıtabilmeleri ve filmlerin yapımcılarından gerekli izinlerin alınabilmesi gibi ölçütler göz önüne alınarak hazırlanmış, şu anda çoğaltım aşamasındadır. 300

303 MADENCİLİK SORU CEVAP Eti Maden adı ile 1935 yılında kurulan ve 1998'de Eti Holding yapılanması ile özellikle bor ürünleri alanında faaliyet gösteren Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Kamu Kuruluşları arasında ihracatta 1. sırada yer alarak ülkemiz ekonomisi için ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermiştir. Türkiye Dünya bor rezervlerinin yaklaşık %72'sini elinde bulundururken, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü 2011 yılında 2 milyon ton bor ürünü satarak 831 milyon dolarlık ihracat yapmıştır. Dünya bor piyasası 1,5 milyar ABD Doları iken Türkiye'nin bu pazardaki payı 850 milyon dolarla yaklaşık %57'dir. Bununla birlikte, 1985 yılında çıkarılan 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınan 2840 sayılı Kanun'un 2. Maddesi'nde "Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır" denilmekte ise de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nca hazırlanan ve son olarak 20 Mart 2012 tarihinde TBMM Başkanlığı'na gönderilen bir Kanun Tasarısı ile mevcut Kanun'un 2. maddesine eklenen fıkrada "Bu madenlerin üretilmesi ve zenginleştirilmesi, teknik, ticari ve ekonomik sebeplerle ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördürülebilirler. Ancak üçüncü şahıslara gördürülecek işlerin ihale süresinin üç yıldan fazla olması durumunda konuya ilişkin talepler Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır" denilmektedir. Bu bilgiler ışığında; 1. Dünya bor talebinin %40'ını karşılayan ve 2010 yılında GSMH'ye 250 milyon TL katkı sağlayan adı geçen kurumun ana faaliyet alanı olan bir işten el çektirilmek istenmesinin sebebi nedir? 2. Bu Kanun Tasarısı hazırlanmadan önce gerekli ve yeterli fizibilite çalışması yapılmış mıdır? Yapıldı ise GSMH'ye yıllık 250 milyon TL'den ne kadar fazla katkı sağlayacağı hesaplanmıştır? 3. Yıllık milyon dolarlık yatırımlarla Türkiye'nin adeta lokomotifi olan bu vazgeçilmez kaynakları değerlendiren kuruluşta çalışan 1000'lerce personeli nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz? 4. Eti Maden'in tek rakibi olan Rio Tinto'nun bir kuruluşu olan US Borax'in, üretim sıkıntısı içinde olduğu ve müşterilerinin taleplerini karşılayamadığı gerçeği var iken ve bu ülkemiz için bir avantaj teşkil ederken bor rezervleri ile kamu tekeli neden kırılmak istenmektedir? 5. Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOGAN'ın 2005 yılında Avustralya'ya yaptığı seyahatin ve Dünya bor talebinin %30'unu karşılayan US Borax adlı şirketin uzantısı olan BHP-Billiton isimli firmanın yetkilileri ile yaptığı görüşmenin hazırlanan Tasarı ile ilgisi var mıdır? CEVAP 1,2.4,5. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü (Eti Maden) üretim, pazarlama ve satışlarda gerçekleştirilen atılımlarla 2005 yılından itibaren bor ürünlerinin Dünya'daki en büyük ihracatçısı durumuna gelmiştir yılı yatırımları TL olarak gerçekleşmiş olup % 97'si yurtdışına yapılan satışlardan milyon ABD $'ı satış hâsılatı elde edilmiştir. Bu doğrultuda Eti Maden'in, Dünya bor pazarındaki lider konumunu güçlendirmek ve pazar payını artırma amacı doğrultusunda gereken çalışmalar yapılmaktadır. Eti Maden yıllardan beri işbölümü, uzmanlaşma ve verimlilik kavramlarını dikkate alarak üretim yapacağı tesislerin mühendislik hizmetlerinden yapım işlerine, dekapaj işlerinden cevher üretimine, idari bina ve fabrikalarda temizlik işlerinden yemekhane işlerine, tahmil, tahliye ve torbalama işlerinden üretilen ürünlerin limanlara veya varış noktalarına kadar nakliyelerini de içeren bir kısım işleri 301

304 dışarıdan hizmet alımı yaparak temin etmektedir sayılı Kanunda değişikliği öngören Kanun Tasarı Taslağında Kanunun 2. maddesine; "Bu madenlerin üretimi ve zenginleştirilmesi, teknik, ticari ve ekonomik sebeplerle, ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördüreb i lirler. Ancak üçüncü şahıslara gördürülecek işlerin ihale süresinin üç yıldan fazla olması durumunda konuya ilişkin talepler Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır." fıkrasının eklenmesi söz konusudur. Söz konusu teklif; uygulamadaki birtakım farklılıkları gidermek, Bor, Uranyum ve Toryum madenlerinin üretim ve zenginleştirme aşamasında günün teknolojisine uygun üretim yöntemlerinin hızlı ve etkin olarak uygulanabilmesini sağlamak ve/veya üretim maliyetlerini düşürebilmek için bir kısım işleri hizmet alımı yoluyla gerçekleştirebilmesine olanak tanınması amacıyla hazırlanmıştır. Bu yasa değişikliği ile Eti Maden'in rekabet gücünün ve karlılığının arttırılarak ülke ekonomisine azami katkı sağlaması hedeflenmektedir. Dolayısıyla, bu yasa değişikliği ile Eti Maden'in ana faaliyetinden uzaklaşması veya kamu tekelinin kırılması gibi bir durum söz konusu değildir. 3. Söz konusu yasa değişikliği sonrasında, dışarıdan satın alınacak hizmet sonrası ürün mülkiyeti özel sektöre geçmeyeceğinden pazarlama işinin de özel sektör eliyle yapılması mümkün değildir. Ayrıca mevcut çalışan personelin yanı sıra yapılan yeni yatırımların devreye girmesi ile birlikte personel alımları da devam etmektedir. SORU ÖNERGESİ Ülkemizde şimdiye kadar verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatları ile halen çalışan maden işletmeleriyle ilgili olarak verdiğim 7/2672 ve 7/2673 Esas numaralı soru Önergelerine Bakanlığınızca verilen tarihli, 247 ve 248 sayılı cevabi yazılarda; "...halen ülkemizde toplam adet ruhsatın bulunduğu, döneminde toplam ruhsatın el değiştirdiği, işletme izni düzenlenen ruhsat sayısının 8.523, faaliyetleri durdurulan ruhsat sayısının 2.830, maden alanlarının ekonomiye kazandırılması için hazırlık aşamasında bulunan dosya sayısının da olduğu, madencilik sektörünün GSYİH içindeki miktarının yıllara göre giderek arttığı" ifade edilmiştir. Bazı soruların cevapsız bırakıldığı bu konuyla ilgili olarak; 1. Halen çalışmakta olan maden işletmelerinde toplam kaç kişi istihdam edilmektedir? 2. Sektörde istihdam edilen çalışanların ne kadarı kayıtlı, ne kadarı da kayıt dışı çalışanlardan oluşmaktadır? 3. Sektörde çalışanların toplam ne kadarı taşeron işçisi olarak çalıştırılmaktadır? Bu amaçla kaç adet taşeron firmasından hizmet alımı yapılmıştır? 4. Halen çalışmakta olan maden işletmelerinde 2010 ve 2011 yılı maden üretimleri ne kadar olmuştur? 5. Madencilik sektörünün GSYİH değerleri içindeki paylarının yıllarına göre değişimleri nasıl olmuştur? Madencilik sektörü paylarının yıllara göre önemli bir değişim göstermemesinin sebepleri nelerdir? 6. İptal edilen maden işletme ruhsatlarının iptal gerekçeleri nelerdir? Bu alanların nasıl değerlendirilmesi düşünülmektedir? 7. Hazırlık aşamasında bulunan dosyalar nasıl uygulamaya açılacaktır? Bu dosyalara ait maden alanlarının yabancı ortaklarla işletmeye açılacağı iddiaları doğru mudur? 8. Madencilik sektöründe kredi kullanım miktarı ve kredi kullanan işletme sayılarının çok 302

305 düşük değerlerde kalmasının sebepleri nelerdir? 9. Bakanlığınızın madencilik sektörünün denetiminde uyguladığı kriterler nelerdir? 10. Bu sektördeki kayıt dışı ekonomi ve istihdamın kontrol altına alınması için Bakanlığınızca ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? 11. Bakanlığınızın konuya ilişkin 2012 yılı programı nasıldır? CEVAP 1.2,3: Maden işletmelerindeki istihdam edilen çalışan sayısı ve bunların kayıtlı çalışıp çalışmadıklarının tespiti ile ilgili denetimler hususunun Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından sorulmasının uygun olduğu değerlendirilmektedir. Bakanlığım Bağlı Kuruluşu MTA Genel Müdürlüğü, İlgili Kuruluşları TKİ, TTK, EÜAŞ ve Eti Maden Genel Müdürlüklerinde hizmet alımı yapılan aktif durumdaki taşeron firma sayısı 277 olup çalışan toplam taşeron personel sayısı ise 2011 yılı sonu itibariyle 'dir ( taşeron işçisinin 6.279'u EÜAŞ Genel Müdürlüğüne ait olup bu taşeron işçilerin bir bölümü madencilik alanında bir bölümü de elektrik üretim tesislerinde hizmet vermektedir). 4,5: 3213 sayılı Maden Kanununda yapılan değişikliklerle sektörde hareketlilik sağlanmış, sektörün ihracat ve milli gelir içindeki payında önemli artışlar olmuştur. Bu bağlamda ülkemizin maden kaynakları çantacı olarak tabir edilen oyunculardan kurtarılarak gerçek yatırımcının önü açılmıştır. Bakanlığımca izlenen madencilik strateji ve politikaları sonucunda maden ihracatında önemli oranda artış olmuş olup; 2002 yılında yaklaşık 685 milyon $ olarak gerçekleşen maden ihracatımız 2010 yılında 3 milyar 655 milyon $ ve 2011 yılında ise 3 milyar 876 milyon $ olarak gerçekleşmiştir. Gayri Sari Yurt İçi Hasıla (GSYİH) içindeki madencilik payının yılları arası değişimi ise dolar bazında aşağıda verilmiştir. GSYİH içindeki Payı (Milyon S) yılında yapılan maden üretimlerine dair üretim beyanları 2012 yılı Nisan ayında Maden İşleri Genel Müdürlüğüne verilmektedir yılı Nisan ayında verilen 2010 yılı üretimlerine ait veriler aşağıda verilmiştir. Maden Türü 2010 Birim Karbondioksit m3 Mermer m3 Maden ton Cevaplar 6,7,11: Ruhsat sahipleri 3213 sayılı Maden Kanununun ilgili maddelerine göre terk talebinde bulunabilmekte olup Kanunun öngördüğü şartları taşıması halinde ruhsatların terk işlemleri yapılmaktadır. Bunun yanı sıra 3213 sayılı Maden Kanunu ve tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği"nin aşağıda bir bölümü verilen maddelerine göre vecibelerini yerine getirmeyen ruhsatlar iptal edilmektedir. 'Arama Faaliyeteri' 16. Madde, 'Genel Arama Dönemi 18. Madde, 'Detay Arama Dönemi 19. Madde, 303

306 'Proje Eksikliklerinin Tamamlanması' 28. Madde, 'Üretim Yapılmayan İşletme Ruhsat Sahaları ve Tesisler' 37. Madde, 'Beyan Usulü'91. Madde. Maden İşleri Genel Müdürlüğünce maden alanlarının ekonomiye kazandırılması için tarihinde başlayan sahaların ihale süreci devam etmekte olup tarihi itibariyle sahanın ihalesi tamamlanmıştır. Tamamlanan bu ihale süreci ile 142,7 milyon TL gelir elde edilmiş ve 88 adet ruhsat düzenlenmiştir. Yeni sahaların ihale sürecine dair hazırlık çalışmaları da devam etmektedir. Ayrıca, ihaleye hazırlık aşamasında olan ruhsat alanlarının yabancı ortaklar ite işletmeye açılacağı yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamakta olup söz konusu ruhsat dosyalarının ihale süreci yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılmaya devam edilecektir. Cevaplar 8-10: Benzer konuda verilen ve süresi içerisinde cevaplanan yazılı soru önergenize verilen cevapta da açıklandığı üzere Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yapılan maden arama, işletme tesis konularındaki talepler değerlendirilerek uygun bulunanlara kredi verilmektedir. Madencilerden gelen talep üzerine uygun görülerek kullandırılan kredi miktarı; 2003 yılı TL, 2004 yılı TL ve 2007 yılı TL olup kredi tahsis edilen firma sayısı ise; 2003 yılı (8), 2004 yılı (14) ve 2007 yılı (4) olmuştur. Maden ruhsatlarının denetimi 3213 sayılı Maden Kanunu ve tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği"nin 74. Madde ve 75. Madde'si hükümleri çerçevesinde yapılmaktadır. Burada herhangi bir kişi veya firmaya ayrımcılık yapılması gibi bir husus söz konusu değildir. Madencilik sektöründe yapılan faaliyetlerin denetimi etkin olarak yapılmakta ve bu konuda ilgili diğer Bakanlıklar ve Kurumlar ile sürekli koordinasyon halinde çalışılmaktadır. Bunun sonucu olarak yukarıda açıklandığı üzere madencilik sektörünün GSYIH içindeki payı 2002 yılına oranla önemli artış göstermiştir. ÖZELLEŞTİRME SORU ÖNERGESİ Hükümetlerinizce 2003 yılından buyana yapılan özelleştirme ihalelerisin birçoğuna devlete olan vergi borçlarını ödemeyen firmaların da katıldığı ve bazı Özelleştirmeleri kamuoyunda iktidar partisine yakınlığı ile bilinen bu durumdaki firmaların aldıkları iddia edilmektedir. Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklara yol açan bu konuyla ilgili olarak; döneminde yapılan özelleştirme ihalelerinde, Hazineye vergi borcu bulunduğu halde katılan ve ihaleleri kazanan firmaların bulunduğu iddiaları doğru mudur? 2. Doğru ise bu durumdaki firmaların özelleştirme ihalelerine katılmaları yasal mıdır? 3. Devlete olan vergi borcunu ödemedikleri halde özelleştirme ihalelerini kazanan firmalar hangileridir? 4. Bu durumdaki firmalar hangi özelleştirme ihalelerim almışlardır? 5. Bu firmalardan hangileri İhale sonrasında vergi borçlarını ödemişlerdir? 6. Halen anılan dönemde yapılan Özelleştirmelerde ihale kazandığı halde devlete vergi borcu bulunan kaç firma vardır? Bu firmalar hangileridir ve Hazineye olan vergi borçları ne kadardır? 7. Bunların iktidara yakınlığı ile bilinen firmalar olduğu iddiaları doğru mudur? 8. Anılan dönemde Hazineye olan vergi borçlarını ödemedikleri halde özelleştirme ihalelerine katılarak ihale kazanan firmalardan kaçı ile mahkemelik olunmuştur? 304

307 9. Bu durumdaki firmalar hangileridir? Bakanlığınızca açılan ve sonuçlanan davaların yıllara göre dağılımı nasıldır? 10. Anılan davaların kaçı sonuçlanmıştır? Sonuçlanan hangi davalar, Bakanlığınız lehine ve nasıl sonuçlanmıştır? CEVAP 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 18'inci maddesinde, özelleştirme yöntemleri, değer tespiti ve ihale usulleri belirtilmiş, 37'nci maddesinde de ihale usullerine ilişkin esasların idarece çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Gerek 23 Ağustos 2000 tarihinde gerekse 29 Kasım 2003 tarihinde yayımlanan Özelleştirme Uygulamalarında Değer Tespiti ve İhale Yönetmeliklerinde, özelleştirme ihalelerinde uygulanacak usul ve esaslar belirlenmiştir. Bu düzenlemelerde, özelleştirme ihalelerinde isteklilerde vergi borcu noktasında bir şart aranmamaktadır. Vergi Usul Kanunu'nun "Vergi mahremiyeti" başlıklı 5'inci maddesi ve Amme Alacaklarının Usulü Hakkında Kanun'un 107'nci maddesi hükümleri nedeniyle bilgi verilememektedir. Ancak belli bir miktarın üzerinde vergi borcu olan veya kesinleşen vergi ve cezası olan mükellefler ilan edilmektedir yılı için 200 bin lirayı geçenler vergi dairelerinin ilan yerlerinde, 1 milyon lirayı geçenler de Gelir İdaresinin İnternet sitesinde ilan edilmiştir. Dolayısıyla, Özelleştirme İdaresi Başkanlığında söz konusu soru önergesine konu edilen hususlara ilişkin bilgi ve belge bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ 2005 Şubat ayında; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) ile bir protokol yaparak, 2005 Mart ayında, TDİ 'ye bağlı şehir hatlarının yönetimi; vapur ve iskeleler ile birlikte İDO'ya devredilmiştir. İDO'dan ayrı bir tüzel kişilik ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olarak kurulan İstanbul Şehir Hatları Turizm ise, 2010 yılı Eylül ayında bünyesine devredilen ve İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. (İDO)'dan ayrılan 34 adet yolcu vapuru ve 49 şehir hatları iskelesinde hizmet vermektedir. Ancak 1987 yılında kurulan İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. 8 Nisan 2011 tarihinde Özelleştirilerek, 16 Haziran 2011'de TASS Denizcilik ve Ulaştırma Hizmetleri Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye devredilmiştir. Oluşan bu yeni durum sonrası yapılan açıklamalarda; özleştirilmeden önce İDO bünyesinde Taşeron firma adına, Marmara Denizi sınırlan içerisinde değişik unvanlarda "Belirli Süreli İş Sözleşmesi" ile her yıl kağıt üzerinde giriş çıkış yapılarak yenilenen mukavele kapsamında yıllardan bu yana görev yapan işçilerin bir kısmının İDO bünyesinde kaldığı belirtilmektedir. Özelleştirilme sürecinden önce Belirli Süreli iş Sözleşmesi ile hak etmedikleri bir ücret uygulamasıyla karşı karşıya kalan işçiler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ve İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde yapmış oldukları girişimlerden bir sonuç alınamamıştı. Ayrıca, özelleştirme öncesi İDO'da görev yapan ve değişik isimlerde taşeron firma adına çalışan personellerin, ihaleyi alan yeni şirketin bünyesine aktarılacağı dile getirilmekle birlikte, bu personellerden kazanılmış haklan olan kıdem tazminatları ve geriye dönük fazla çalışma mesai ücretleri gibi ödenmemiş haklarına yönelik nasıl bir uygulama yapılacağı hususu belirsizliğini korumaktadır. Diğer taraftan, özelleştirme sonrası oluşan yeni yönetim, İDO'nun yeni fiyat politikasını 305

308 belirlemiş ve bu kapsamda, "dinamik fiyatlandırma sistemi"ne geçildiğini duyurmuştur. Söz konusu fiyatlandırma politikası ile kamu yararının ve eşitlik ilkesinin yok sayıldığı bir sürece girildiği görülmektedir. Şöyle ki; "Dinamik Fiyatlandırma Sistemine göre havayolu şirketlerinde olduğu gibi, erken bilet alan yolcular daha ekonomik şartlarda seyahat edebilir iken, sefer saati yaklaştıkça bilet fiyattan yükseliyor. Bu uygulama, bir yandan ekonomik seyahat etmek isteyen vatandaşların daha erken bilet almaşım teşvik ederken, seyahat zamanına yakın bilet alanlar ise daha yüksek fiyattan yolculuk yapıyorlar. Ancak, kar amaçlı ve rekabetin oldukça yoğun olduğu havayolu taşımacılığında uygulanan bu sistem ile, kamu yararının gözetilmesinin ve eşitlik prensibinin Öncelikli olduğu ve özellikle rekabetin olmadığı kısa mesafeli yolculuklarda uygulanması kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü İDO'nun bu uygulaması, tatil kararını aylar öncesinden vermesi mümkün olmayan veya bilet almak için maaş bekleyen insanları mağdur ederken, Özelleştirilen şirketin bir kamu kuruluşu gibi tekel niteliği kazanmasına da neden olmaktadır. Bu bilgiler ışığında; 1- İDO'nun özelleştirilmesine ilişkin çalışmalar için danışmanlık hizmeti alınmış mıdır? Alındı ise kimden hangi yöntemle alınmıştır? Danışmanlık hizmeti için ödenen ücret nedir? 2- İDO'nun satış sürecinden önce her hangi bir kurum/kuruluş veya meslek odalarından görüş alınmış mıdır? Alındı ise isimleri nedir? 3- İDO'nun Özelleştirilmesi, Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarafından bedelsiz olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredilen şehir hatları işletmesi devir protokolüne uygun mudur? 4- Çalışanların mağduriyetinin önlenmesi bakımından kazanılmış haklan ve Özelleştirme sonrası durumları hakkında bir tedbir alınmış mıdır? 5- İDO'nun özelleştirilmesi sonrasında devredilen araç, gereç, iskele, bina v.b. menkul ve gayrimenkuller nelerdir? Bunların kayıtlı değerleri nedir? 6- İDO'yu devralan kuruluşa hangi hak ve imtiyazlar tanınmıştır? Satış sözleşmesinde imtiyaz sınırlaması var mıdır? 7- Satış sözleşmesinde; taşıma ücretlerinin belirlenmesi hususunda kamu menfaati dikkate alınmış mıdır? İDO'yu devralan kuruluşun ücret belirleme yetkisi hangi kıstaslara göredir? 8- IDO'da uygulamaya konulan "dinamik fiyat" uygulaması vatandaşlarımız arasında büyük tepkilere neden olmaktadır. Özelleştirme öncesi sabit fiyat uygulaması söz konusuyken yeni uygulamada fiyat her an değişebiliyor. Bu durumun kamu yaran gözetilerek düzeltilmesi yönünde her hangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız vatandaşa yapılan bu fahiş fiyat uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu uygulama vatandaşa yapılan mali bir zulüm değil midir? CEVAP Söz konusu soru önergesinin l'inci, 2'nci ve 3'üncü maddelerinde belirtilen sorulara ilişkin İDO A.Ş.'nin yıllara göre ciro ve kar-zarar tutarları ile yıllara göre personel sayısı ve tarihli bilançosunu gösterir tablolar ilişikte sunulmuştur. 306

309 1- İDO A.Ş.'nin özelleştirme çalışmalarına yardımcı olmak üzere, 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yapılan ihale ile danışmanlık hizmeti aldığı, Danışmanlık Hizmet Alımı Sözleşmesinin, özelleştirme geliri üzerinden basan primi ödenmesi esasına dayalı olduğu, danışman konsorsiyumuna (İki milyon İki yüz otuz sekiz bin altı yüz) Amerikan Dolan basan priminin ödendiği, 2- İDO A.Ş.'nin özelleştirme çalışmalarında 4046 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca gerekli desteğin sağlanması için Özelleştirme İdaresi Başkanlığından talepte bulunulduğu ve bu kapsamda görevlendirilen uzmanların katlımı île Özelleştirme çalışmalarının yürütüldüğü, 3- Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarafından Büyükşehir Belediyesine devredilen şehir hatlarının işletilmesinin, 5216 sayılı Kanunun 26. maddesine istinaden Meclis Karan ile, sermayesinin %90'ının Büyükşehir Belediyesine ait olan İstanbul Şehir Hatları A.Ş.'ne devredildiği, bu devrin, Büyükşehir Belediyesi ile TDİ arasında imzalanan devir protokolünde yer alan "Belediye'ye devredilen gemiler, iskeleler ve terminaller, bu protokolün amacına uygun olarak Belediye tarafından üçüncü şahıslara, iştiraklerine işlettirilebilir veya kiraya verilebilir." hükmüne uygun olduğu, 4-7- İDO A.Ş.'nin özelleştirilmesine ilişkin İhale Şartnamesi ve Hisse Satış Sözleşmesinde, ŞİRKET'te 4857 sayılı İş Kanunu ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu'na tabi olarak çalışan personelin kanunlardan ve toplu iş sözleşmelerinden doğan tüm haklarının korunacağının hüküm ve taahhüt altına alındığı, İDO A.Ş.'nin bu soruya cevaben Büyükşehir Belediyesine gönderdiği yazıda, çalışanların mağdur edilmediği, taşeronların geçmiş yıllardan gelen haklarının verildiği, taşeron sistemi uygulamasının kaldırılarak gurup şirketlerde çalışanların istihdam edildiği, 5-8- ŞİRKET'in özelleştirilmesine ilişkin İhale Şartnamesi ve Hisse Satış Sözleşmesi çerçevesinde ŞİRKET hisselerinin alıcıya bütün hak ve yükümlülükleri ile devredildiği, devir tarihi itibarı ile ŞİRKET'in mülkiyetinde 20 (yirmi) deniz otobüsü, 8 (sekiz) hızlı feribot ve 17 (On yedi) arabalı vapurun mevcut olduğu, Büyükşehir Belediyesi mülkiyetindeki 5 (beş) deniz otobüsü ve 2 (iki) hızlı feribotunun ise 30 yıl süre ile Gemi Kullanım Hakkı Sözleşmeli çerçevesinde ŞİRKET'e kiralandığı, iskelelerin de yine kiralanmak suretiyle İDO A.Ş. tarafından kullanıldığı, 6-9- İDO A.Ş. hisselerinin tüm hak ve yükümlülükleriyle devredildiği, İhale Şartnamesi ve Hisse Satış Sözleşmesinde alıcının; yürürlükteki ilgili mevzuata, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının, UKOME ve Denizcilik Müsteşarlığının yetkileri dahilindeki karar ve talimatlarına, gemi ve iskele kullanım sözleşmeleri ile hat, ruhsat ve izinlere ilişkin yükümlülüklere uyacağı, olağanüstü hal, doğal afet, seferberlik ve savaş hallerinde kullanımında olan iskele ve gemileri Büyükşehir Belediyesi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer ilgili kurumların kullanmasında Öncelik sağlayacağı hüküm ve taahhüt altına alındığı, sayılı Kanunun 7/f ve 9. maddeleri uyarınca İstanbul İl sınırları içerisindeki toplu taşıma hatlarında uygulanacak sefer ve ücret tarifelerinin UKOME'nin onayına tabi olduğu, UKOME kararlarının belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcı olduğu, bu sebeple, hisse devir sözleşmesinde taşıma bedellerinin tayin edilmesine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, Belirtilen hususta İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş.'den bilgi istenildiği ve gelen cevabi yazıda; Dinamik fiyatlandırmanın "erken al-ucuz al" yöntemiyle yapılan bir satış sistemi olduğu, bu uygulama ile bilet alımını erken gerçekleştiren müşterilerin sabit fiyat dönemine göre daha ucuz olan kampanyalı biletleri satın alabilme şansına sahip olduğu, yeni fiyatlandırma ile hem sefer doluluk oranlarının artmış olduğu, hem de daha önce fiyatlar nedeniyle bu hizmetten yararlanamayan yolcuların da seferleri kullanabilmelerinin 307

310 sağlandığının belirtildiği, Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınan bilgilerden anlaşılmıştır. SAĞLIK SORU ÖNERGESİ Bilindiği üzere 4857 sayılı İş Kanununun 74.maddesi Analık halinde çalışma ve süt izni esaslarını içermektedir. Söz konusu maddede; Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam on altı haftalık süre için çalıştırılmaması esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta sure eklenir. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir. Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir" hükmü yer almaktadır. Doğum yapan kadın işçilerimize kanunla tanınan yasal izinler yeterli olmamakta ve söz konusu izinler bittikten sonra tekrar tekrar rapor alarak bu süreleri uzatmaktadırlar. Gerekçe: Doğum sonrası anne-bebek birlikteliğinin süresi bebeğin bedensel, zihinsel ruhsal gelişiminde olumlu katkı sağlamaktadır. Emzirme süresinin uzunluğu ise ülkemizde her 8-10 kadında bir görülen meme kanserinin oluşumu üzerinde azaltıcı etki yapmakta ve anne sağlığını olumlu yönde etkilemektedir. Söz konusu sürenin aile bütünlüğünün ve aile bağlarının artmasına olan yararı da bilinen bir gerçektir. 1- Doğum sonrası anneler verilen yasal izin sürelerinin bebeklerin ek gıda aşaması olan 4-6 aya kadar ücretli olarak veya kısmi ücretli olarak izinli sayılmaları konusunda bir çalışmanız var mıdır? CEVAP Bilindiği üzere, 4857 sayılı İş Kanununun "Analık halinde çalışma ve süt izni" başlıklı 74'üncü maddesinde, "... İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz. Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çakışma süresinden sayılır." hükmü öngörülmüştür. Bu çerçevede, doğum yapan kadı işçilerimizin yasal izin sürelerinin haricinde belirli bir süre daha ücretli veya kısmi ücretli olarak sayılmaları konusunda Bakanlığımızda herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. SORU ÖNERGESİ 19 Ağustos 2011 tarihli Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelikle; taraf olunan uluslararası anlaşma ve sözleşmeler ile Avrupa Birliği standartları ve iyi klinik uygulamaları çerçevesinde, gönüllü insanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmaların tasarımı, yürütülmesi, kayıtların tutulması, rapor edilmesi, geçerliliği ve diğer hususlarda bilimsel ve etik standartların sağlanması ve gönüllülerin haklarının korunmasına dair usul esaslar düzenlenmiştir. Özellikle ABD kökenli ilaç firmaları kendi ülkelerindeki sıkı denetimlerden dolayı deney 308

311 yapamamakta, deneylerini yasalardan kaçmak ve düşük maliyetle gerçekleştirmek için az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri seçmektedirler. Ülkemizde de bu konuda faaliyet gösterdikleri bilinmektedir. Bu yönetmelikle izin verilen uygulama sonucunda, gönüllü vatandaşlarımız imzaladıkları formlarla ölümle dahi sonuçlanabilecek bedelleri göze almaktadırlar. Nitekim kamuoyunda son günlerde de gündeme geldiği üzere üniversite öğrencileri harçlıklarını bile gönüllü kobaylıktan karşılamaya çalışmakta ve bedenlerini araç haline getirebilmektedirler. Bu çerçevede; 1- Ülkemiz ilaç şirketlerinin kobay ülkesi haline dönüşmesini önleme konusunda yasal altyapı hazırlamayı düşünüyor musunuz? 2- Ticari yol ve yöntem haline getirilerek pek çok sağlıklı ama işsiz vatandaşımıza tuzak olan gönüllü kobaylığın önlenmesi konusunda ne gibi önlemler almaktasınız? CEVAP 1- Ülkemizde yürütülmesi planlanan klinik ilaç araştırmaları hakkında yasal düzenlemeler birçok dünya ülkesinden önce ele alınmış ve hukuki bir zemine dayandırılmıştır. 14 Nisan 1928 tarihli ve 863 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 'Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun un 70 inci maddesinde hastadan olur alınmadan bir müdahalede bulunulmayacağı belirtilmiştir. 19 Şubat 1960 tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 10 uncu maddesinde yine kişinin bilgilendirilmesi hususuna değinilmiştir. Aynı Tüzüğün, 11 inci maddesinde deneme amacıyla yapılacak her türlü işlemin deney hayvanları üzerinde yeterince denenmiş olması hususu hüküm altına alınmıştır tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 'Kişinin Hakları ve Ödevleri' başlıklı ikinci bölümünün 17 inci maddesinde kişinin oluru alınmadan araştırma yapılamayacağı hükmü getirilmiştir tarihli Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3 üncü maddesinin (k) bendinde Sağlık Bakanlığından izin alınmadan ve araştırmaya katılan kişilerin oluru olmadan o kişiler üzerinde araştırma yapılamayacağına bir kez daha değinilmiştir. Tüm bu düzenlemeler doğrultusunda ve bunlara aykırı olmamak koşulu ile birtakım yönetmelikler ve kılavuzlar da bunu izleyen yıllarda çıkarılmıştır. İlaç araştırmalarına özgü ilk yönetmelik 29 Ocak 1993 tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 'İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik'tir. Keza tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 90.maddesinde insanlar üzerinde yapılan klinik araştırmaların hangi hallerde suç unsuru oluşturduğu ve bu durumda verilecek cezalar belirlenmiştir. 6 Nisan 2011 tarihli ve 6225 sayılı Kanun ile Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen Ek 10 uncu madde ile Ülkemizde; herhangi bir tedavi yöntemi veya araçlarının veyahut ruhsat veya izin alınmış olsa dahi ilaç ve terkipleri, geleneksel bitkisel tıbbi ürünler ile tıbbi cihazların bilimsel araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için, Sağlık Bakanlığından ve ilgili etik kuruldan izin alınması gerektiği yönünde hüküm kurulmuştur. Bu Kanun'a istinaden 19 Ağustos 2011 tarih ve sayılı Resmi Gazete'de "Klinik Araştırmalar Hakkında Yönetmelik" yayınlanmıştır. Bu Yönetmeliğin amacı; taraf olunan uluslararası anlaşma ve sözleşmeler ile Avrupa Birliği standartları ve iyi klinik uygulamaları çerçevesinde, gönüllü insanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmaların tasarımı, 309

312 yürütülmesi, kayıtlarının tutulması, rapor edilmesi, geçerliliği ve diğer hususlarda bilimsel ve etik standartların sağlanması ve gönüllülerin haklarının korunmasına dair usul ve esasları düzenlemektir. Yönetmeliğin uygulanmasını göstermek üzere çok sayıda Kılavuz yürürlüğe konulmuştur. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere klinik araştırmalara ilişkin olarak ülkemizde yasal alt yapı yaklaşık seksen yıllık bir geçmişe sahiptir. Uygulanmakta olan klinik araştırmalar hakkında mevzuat Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerin mevzuatı ile paraleldir. 2- Klinik Araştırmalar Hakkında Yönetmelikte "Sigorta teminatı dışında, gönüllülerin araştırmaya iştiraki veya devamının sağlanması için destekleyici tarafından herhangi bir ikna edici teşvikte ve/veya mali teklifte bulunulamaz. Ancak gönüllülerin araştırmaya iştiraki ile ortaya çıkacak masraflar ile sağlıklı gönüllülerin çalışma günü kaybından doğan gelir azalması araştırma bütçesinde belirtilir ve bu bütçeden karşılanır" hükmü yer almaktadır. Yine yürürlükte olan İyi Klinik Uygulamalar Kılavuzu'nda "Etik Kurul, gönüllülerin araştırmaya katılmasından dolayı oluşabilecek ulaşım, yemek gibi masrafların gönüller üzerinde herhangi bir zorlamaya neden olmaması veya olumsuz bir etkisi olmaması için ödemelerin tutarını ve ödeme yöntemini incelemelidir. Gönüllülere yapılacak ödemeler salt olarak gönüllünün araştırmayı tamamlaması koşuluna bağlı olmamalıdır". "Etik Kurul, gerekirse ödemenin gönüllüler arasında dağıtılmasının nasıl yapılacağı hususunda bilgi talep edebilir." ve "Etik Kurul, gönüllülere yapılacak ulaşım, yemek gibi masraflara ilişkin bilgilerin yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur formunda ve gönüllülere sağlanacak olan diğer yazılı belgelerde yer almasını