köprü Tarih bir yerde ayıbınla, eksikliğinle yüzleşme sanatıdır. Okulumuzun efsanelerini öğrenmek için sayfa 14.

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "köprü Tarih bir yerde ayıbınla, eksikliğinle yüzleşme sanatıdır. Okulumuzun efsanelerini öğrenmek için sayfa 14."

Transkript

1 köprü Bosphorus Chronicle ın ekidir. Hepsi ve daha fazlası 150. Yıl Özel de Okulumuz hakkında ilginç bilgiler öğrenmek için Mehmet Uysal ile yaptığımız söyleşiyi okumalısınız. Sayfa 4. Bina isimlerinin nereden geldiğini öğrenmek için sayfa 20. Bugün bulunduğum yeri kesinlikle okuluma borçluyum. ROBERT KOLEJ 1965 MEZUNU PROFESÖR NAZAN ERKMEN SÖYLEŞİ KONUĞUMUZ OLDU. Sayfa yıla özel burç köşesi! Okulumuzun ve binalarının burçlarını öğrenmek için sayfa 41. Okulumuzun efsanelerini öğrenmek için sayfa 14. Tarih bir yerde ayıbınla, eksikliğinle yüzleşme sanatıdır. OKULUMUZUN EN SEVİLEN HOCALARINDAN ÖNDER HOCA İLE YAPTIĞIMIZ KEYİFLİ SÖYLEŞİ sayfa 23 te.

2 2 39 Günlüğü 150. YIL 39 yılında Robert te olmak... Şimdi yaklaşık 75 yıl önceye, 1939 yılına gidiyoruz. O zamanlar Amerikan Kız Koleji ve Robert Kolej ayrı yerlerde eğitim veriyorlar. Kızlar Arnavutköy kampüsünde, erkekler Bebek. Kızlar beyaz gömlek üstüne siyah elbise, erkekler gömlek ve ceket giyip kravat takıyorlar. Sıcak bir yaz tatilinin ardından takvimler eylül ayının son pazartesini gösterdiğinde Robert Kolej açılıyor. Dersler 8.45 te başlıyor. Her ders 45, tenefüsler 15 dakika. Öğle yemeğinden önce üç, yemekten sonra dört ders var. Öğle yemeğinde yatılı öğrenciler kendi yemekhanelerine gidiyorlar fakat gündüzlülerin yemekhaneye girişi yasak. Ancak aileleri fazla para ödemeyi tercih ederse (çoğunluk tercih etmiyor) yemekhanede yiyebiliyorlar. Çoğu kişi evden getirdiklerini yiyor. Yemekhanede her hafta bir masada farklı bir öğretmen oturuyor. Ve herkesin aynı anda yemeğe başlaması, aynı anda masadan kalkılması kuralı var. Eğer yemeğinizi hızlıca bitirebilirseniz öğleden sonraki ilk dersten önce biraz futbol oynama şansınız var. İki saatlik öğlen tenefüsü sonunda günün ikinci yarısı başlıyor. Birbirini kovalayan saatler sonunda 17:15 itibariyle okul bitiyor. Gündüzlü öğrenciyseniz o yılki hesaplamalara göre okuldan eve gidişiniz 3 saati bulabiliyor. Bu durumda günün 6 saati yolda geçirmiş oluyor. İşimiz çok zor. En zor gün olan ilk günü atlattık. Artık alışma sürecindeyiz. Hafta içi her gün yedi, cumartesi günü ise üç dersimiz var. Evet, cumartesi günleri de okul var. Bayrak töreni cumartesi günleri genellikle öğlen saatlerinde yapılıyor. Odada bayrak olmamasına rağmen bayrak törenimiz Big Study Hall da. Mr. Hall ve o günkü nöbetçi öğretmen öne çıkıyor ve önce İstiklal Marşı nı ardından Robert Kolej Şarkısı nı söylüyoruz. Ve haftanın en korkunç anıyla yüzyüzeyiz. Mr. Hall cebinden rula haline getirilmiş, küçük beyaz bir kağıt çıkartıyor. Eğer isminiz o kağıtta yazılıysa pazar gününü okulda ders çalışarak geçirmeniz gerekiyor. Şu anki alıkoyma sisteminin biraz daha ilerletilmiş hali diyebiliriz. Tören öğlen yapıldığı için öğle yemeği yok. Aslında var ama herkes haftanın bitişinin sevinciyle koştururken kimse yemeğe gitmiyor. Öğlen yemek yapıldığından bile emin değiliz, sadece listede var gözüküyor. Yoğun ve yorucu geçen birinci haftamız bitti. 1.5 günlük haftasonu tatili başlıyor, ardından pazartesi, diğer pazartesi ve yeni bir pazartesi Eylül Buse Küçük 39 da Robert Kolej hayatımız kısaca böyle olacaktı, şimdikinden çok daha farklı. Robert te her yıl kendine özgü belki de. Herbiri diğerlerinden ayrı, farklı heyecanlar, farklı sistemler, farklı konular, hatta farklı kampüs. Bu birbirinden ayrı 150 yıl birbirini tamamlayarak bir tarihi oluşturuyor: ROBERT. Kaynakça: Alma Mater and the story of Robert College, Istanbul- New York: including the memories of a boarding student, , Ali H. Neyzi. Robert Kolej de Beklenmedik Misafir Gündüzleri sizin dolaştığınız koridorda geceleri, siz okulda yokken, neler olduğunu öğrenmek ister misiniz? Kütüphanenin gizli misafirine merhaba deyin! Gündüzleri öğrenci ve kuşlar sesleri içindeki, yemyeşil okulumuz dışardan huzurlu ve güvenli bir yer olarak görünebilir, peki ya geceleri? 150 yıl boyunca ayakta kalabilmiş, bir sürü tarihi olaya şahit olmuş bu okul geceleri nasıl bir yer? Robert Kolej in karanlık yüzünü merak ettik ve soluğu 1985 yılından beri okulumuzda, santralde çalışan, hikâyeleriyle, kendi deyişiyle, bir zamanlar çok popüler olan Kadir Abi nin yanında aldık. Kadir Abi yi ilk görüşümüzdü, Uzun süredir burada çalışıyormuşsunuz, Robert Kolej ilgili bildiğiniz bir efsane, değişik bir hikâye var mı? diye utana sıkıla sorduk. Güldü, biraz düşündü Mistik bir şeyler soruyorsunuz yani? dedi ve okuldaki 2. yılında başına gelmiş bir olayı anlatmaya başladı. Eskiden santral, Lise Ofisin oralardaymış ve şu anki kütüphane spor salonuymuş. Spor salonunun kapıları zincirlerle kapanır, eskiden konferans salonu olarak da kullanıldığı için kösede toplardan korunan kafes içinde bir piyano ve onun hemen üstünde ise bir pencere varmış. Gece saat 9 dan sonra ortalıkta kimse kalmaz, okul ıssız ve ürpertici olurmuş. Ancak bazen yatılı öğrenciler basketbol oynarmış ki onlar da saat 11 olmadan yurda dönmek zorundalarmış. Yine okulda geç saatlere kadar kaldığı günlerden birinde, Kadir Abi saat da ofisini kilitlemiş, okulun ana kapısından dışarı çıkmış ve tam gidecekken önüne yukardan bir basket topu düşmüş böylelikle Kadir Abi öğrencilerin hala basketbol oynadığını düşünerek kütüphaneye doğru yol almış. Kadir Abi bu sessizlik ve karanlık içinde ürpere ürpere kütüphaneye gitmiş ama kütüphanede hiç ışık olmamakla beraber kimsede yokmuş, hatta kapı bile zincirlerle kilitliymiş. Kadir Abi tam geri dönecekmiş ki kapıya aniden bir basketbol topu çarpmış, o da kütüphaneye doğru baktığında ne ışık görmüş ne de herhangi birini Hemen gidip güvenliği çağırmış ve ikisi birlikte tekrardan kütüphaneye geri dönmüşler. Güvenlik görevlisi hemen zincirleri açmış, içeri girmişler ve şalterlere ulaşana kadar her tarafa fenerle göz gezdirmişler ancak hiç bir yerde hiçbir şeye dair bir iz yokmuş ta ki piyanonun oraya bakana kadar. Piyanonun taburesinde insan silüeti şeklinde, siyah bir toz bulutunu andıran bir varlık görmüşler ve bu varlık birden piyano çalmaya başlamış. Güvenlik görevlisi korkup Cin, Cin!! diye Cansu Bayraktar Ece Toprak bağırmaya başlayarak koşa koşa gidip şalterleri açmış ancak piyanonun orda hiçbir şey görememişler, ne olduğunu anlayamadıkları korkunç varlık, o sırada pencerenin oradan bir esinti şeklinde çıkıp gitmiş. Hikayeyi dinledikten biz de korku ve şaşkınlık içinde kaldık, ayrıca düşünmeden de edemedik: Ya bu varlık, aklı okulunda kalmış bir öğrencinin ruhuysa? Kadir Abi ye zaman ayırdığı için çok teşekkür ederiz. Cansu Bayraktar/ Ece Toprak

3 150. Yılda Hazırlık Olmak 150. YIL 3 Büyük ihtimal duymuşsunuzdur, Robert Koleji 150. yılını kutluyor. Robert Koleji ne girmeden önce babam Robert in 150. senesinde Prep olmak bir onurdur. demişti. Ne oluyordu sanki? Ne özelliği vardı ki 150. yılın? Robert Koleji nin sitesine girdiğimde 150. yıl reklamlarını görünce şaşırmıştım. Tamam kutluyordu da, nasıl kutluyordu? Konser mi oluyordu, bir yemek daveti mi veriyorlardı? Tek düşünebildiğim buydu, tabii 8. sınıftan çıkmış bir beynin sağlıklı düşünmesi beklenilemez (!). Şimdi ne kadar dar düşündüğümün farkına vardım. Kutlama deyince aklıma hemen somut bir etkinlik gelmişti. Sadece bir ay geçmiş olmasına rağmen, ben bile bu senenin daha bir özel olduğunun farkına vardım. Marble Hall da okulun ilk yöneticilerinin ve ilk mezunlarının kartondan heykelleriyle fotoğraf çektirirken, öğretmenlerim ve arkadaşlarımla Robert Koleji nin tarihini konuşurken, en önemlisi şu an bu satırları yazarken 150. yılın havasını hissediyorum. Benim şu an okuduğum sınıflarda, dinlendiğim bahçelerde nice insan okudu. Bu okul nice başarılar, nice olaylar gördü. Ancak ne olursa olsun her zaman Robert Koleji olmayı korudu yılı değerli kılan en önemli şey bu. Kendimi şanslı hissediyorum. Bu büyük, köklü okulun 150. yılında okuyacağımı hiç düşünmemiştim yılın prep iyim diyebilmek benim için çok şey ifade ediyor. Eminim büyük sınıflar da kendilerine 150. yılın dokuzuncu, onuncu, on birinci veya on ikinci sınıfı demekten gurur duyuyorlardır. Cyrus Hamlin ve Christopher Robert, 150 yıl boyunca kurdukları bu okulun öğrencilerinin birbirine sevgi ve destekle bağlı kalacağını düşünmüşler miydi? Şu an hayatta olup; nün bu özel sayısını okusalar, neler hissederlerdi? Şu an ellerinde bu sayı, onları kütüphanemizde yüzlerinde mutlu bir ifadeyle hayal ediyorum. Ezgi Okutan Yazımı okumalarını isterdim. Robert Koleji nde daha geçireceğim ve kendime Robertli diyebileceğim uzun bir dönem var önümde. Her Robert mezunu beş sene boyunca ne öğrendiyse ben de hepsini öğrenip bir gün Homecoming partisine geleceğim ve Robert Koleji nde geçirdiğim beş yılı, deneyimlerimi ve 150. Yıl Özel Sayısı nda yazdığım bu satırları anımsayacağım.hayatta eğitimin sadece başarı değil, sevgi ve destek olduğunu öğreten Robert Koleji umarım nice 150 yıllar sonra da bu köklü tarihi anar. Robert Kolej in Çağdaşlaşmaya Katkısı Osmanlı, tarih sahnesine çıktığı günden itibaren askeri güçle ayakta kalmış, bu gücü, batılı ülkelerin başka kıtalara açılmalarıyla zenginleşmeleri, sanayi ve askeri alanlarda yaptıkları muazzam dönüşümler sonuncunda yitirmeye başladığında da gerileme başlamış ve sonunda birçok başka örnekte de olduğu gibi yıkılıp yok olmuş, tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Aslı Doğa Munzur Tüm tarihçiler, Osmanlı nın gerileme dönemine girmesini, bilimden uzak olmasına bağlarlar ki bu çok doğru bir tespittir. Bu eksiğini batıdan getirdiği insanlarla gidermeye çalışan Osmanlı, bu konuda da tercihini askeri alandan yana yapmıştır. Osmanlı devletinin zoraki ayakta durduğu yıllarda kuruldu Robert Kolej. Kurulduğu yıldan beri modern, özgür ve batılı değerleri benimsemiş insanlar yetiştirmeyi hedefleyen okulumuz, bünyesine her dinden, ırktan, dilden ve kültürden insanı katmıştı. Bu insanlar köhneleşmiş düşünce ve geleneklerin, inançların kendilerine aktardığına göre değil, çağdaş dünyanın ve aklın önermelerine göre yetişecekti. Aile ve toplumdaki kalıplaşmış anlayışları değiştirecek yepyeni bir neslin yetiştirilmesini yolu onların karakterlerinin, ihtiyaçlarının, kültürel değerlerinin, din anlayışlarının, gündelik hayatlarının yeni baştan kurulmasından geçiyordu. Osmanlı, yüzünü batılılaşmaya dönünce ve kısa sürede toplumda görülen değişimlerde kolejin katkısı inkar edilemeyecek kadar çoktur. Okulun mezunları, hayatın her alanında, aldıkları eğitimin verdiği cesaretle yürekli çabalara girmişler, hayal bile edilemeyecek sonuçlarda katkı sahibi olmuşlardır. Siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar, sporcular, mimarlar, mühendisler ve daha pek çok meslek dalında eğitim almış Robert Kolejliler sadece mesleki anlamda değil, geleneksel, tutucu yapıyı değiştirmede de önemli roller üstlenmişlerdir. Kadının peçesiz de olabileceğinin mücadelesini de Kolejli kızlar vermiştir. O zamanki adıyla Amerikan Kız Koleji, bu topraklardaki ilk kadın hakları bayraktarlığını yapan insanları yetiştirmiştir. Halide Edip en özel örnektir. Okuldan yetişen modern Osmanlı kadını seçkin bir topluluk oluşturmuş ve bu kadın tipi gündelik hayattan görgü kurallarına, giyimden çalışma yaşamında yer almaya kadar artık bir dik duruşun temsilcileri olmuştur. Robert Kolej, toplumda kadınlar henüz haremde yaşarken batılılaşmaya yön veren kadroları yetiştirecek eğitimli anne adaylarını hayata cesaretle hazırlamıştır. Kolejin üzerinde durulması gereken en önemli özelliği, din, dil ve ırk ayrımı yapmamasıdır. Bugün insanlığın hala içinden çıkamadığı bu sorunun 150 yıl önce nasıl çözüldüğü Robert Kolej özelinde çok rahat görülebilir. Doğu toplumlarında pek önemsenmeyen, düşünmeyi amaç edinmiş, araştıran, sorgulayan, araştıran her an gelişen insanlar okulumuzdan yetişmiştir. 150 yıllık parlak ve köklü geçmişi ile Robert Kolej, Türkiye ye ve dünyaya katkısı büyük olacak insanları alçakgönüllülükle yaşama hazırlamaya devam ediyor.

4 4 Mehmet Uysal Okulumuzun 150.yılını kutlarken, Ailesi olarak öğrencilerde merak uyandıran sorulara cevap aramaya başladık. Bu önemli sorulardan biri de gündüzlü ve yatılı öğrencileri ince bir çizgiyle birbirinden ayıran okul yatakhanelerimiz ile ilgiliydi. 21 yılını Robert Kolej Erkekler Yatakhanesi nde geçiren, oradaki öğrencileri en yakından tanıyan, onlara hem bir baba hem de öğretmen olan Edebiyat Bölüm Başkanımız Mehmet Uysal, sorularımıza verdiği yanıtlarla aklımızdaki birçok soru işaretini sildi. Eminiz ki sizlerde bu röportajı okurken kimi zaman okuduklarınıza inanamayacak, kimi zaman ise söylenenleri daha detaylı bir şekilde öğrenmek isteyeceksiniz. Umuyoruz ki, Mehmet Hoca, yatılılık anılarıyla ilgili yazmaya başladığı notlarını ilerleyen zamanlarda bir araya getirir ve daha fazla anısını bizlerle paylaşır. Anılarını tüm Robert Kolej ailesiyle paylaştığı için kendisine bir kez daha teşekkür ediyor ve sizleri bu keyifli röportajla baş başa bırakıyoruz. : İlk olarak bizlere okula geliş hikayenizden bahsedebilir misiniz? Mehmet Uysal: Okula geliş hikâyem hem çok basit hem çok ilginç. Aslında bu hikâyeyi belki birçok insanın duymasında yarar var. Ben üniversiteyi Elazığ da okudum yılının Haziran ında da mezun oldum. Tabii henüz diplomamı bile almamıştım. İstanbul a geldim. Fransızca kursuna gitmeye başladım. Niye Fransızca kursu? Çünkü o dönemde her üniversite öğrencisi gibi benim de asistanlık hayallerim vardı. Dolayısıyla yabancı dilim de Fransızca olduğu için hemen İstanbul a geldim ve Fransızca kurslarına başladım. Ağustos ayıydı yanlış hatırlamıyorsam, 1981 in Ağustos ayı. Robert Kolej, Milliyet Gazetesi ne iş ilanı vermiş. Biz de Milliyet Gazetesi aldığımız için bu ilanı gördük. Gördük diyorum nedeni de şu: Ben o dönem öğretmen olan amcamlarda kalıyorum. Ailem ise Uşak ta oturuyor. Amcam ve yengem de matematik öğretmeni. Yengem, o gün o ilanı görünce hemen bana dedi ki: bak Robert Koleji nin bir ilanı var. Öğretmen almak istiyorlar ve senin koşullarına da tamamıyla uyuyor istedikleri şeyler. Neden gidip başvurmuyorsun? Ben tabii bayağı ürktüm önce. Dedim: Çok büyük bir okul orası, ben nasıl başvururum? Acaba kabul ederler mi? Açıkçası böyle bir endişeye kapıldım önce. Yengem aynen şunu söyledi: Ne kaybedeceksin? Git başvur! Hem başvurma yöntemlerini öğrenmiş olursun hem de şansını denersin. Şansını yaratmaya çalış. Böyle pasif durursan bir şey olmaz. Ben ondan destek alarak Robert Koleji ne geldim, Arnavutköye. Aşağı kapıdan yukarı tırmanarak, nefes nefese Türk müdürlüğe gittim, dilekçemi verdim. Açıkçası hiç de ümidim yoktu ; çünkü benimle birlikte başvuran öğretmenleri görünce iyice ümidim kırıldı. Ben yirmi üç yaşında henüz mezun, çiçeği burnunda bir öğretmen adayı; o gelenler ise on yıl, on beş yıl tecrübeli öğretmenler. Dedim 150. YIL pek şansım yok herhalde. Sonra kendi kendimi de teselli ediyorum: Ne kaybedeceksin? Robert Koleji ni görmüş oldun. En azından birtakım işleri yapma, bu süreçleri tanıma fırsatın oldu. Bayağı da güzel bir okulmuş. falan diye diye döndüm gittim. Aradan bir hafta geçti ve telefonla ulaştılar bana ve beni çağırdılar ikinci görüşmeye. Artık orada gerçekten havalara uçabilirdim. Çok sevinçli ve heyecanlıydım. İkinci defa çağırılınca da inandım artık, bir şeyler olacaktı. Çok yoğun geçen mülakatlar zincirinden sonra o dönemde tek öğretmen alındı. O da bendim. Çok enteresan değil mi? Tek öğretmen alınıyor o da benim. K: Kesinlikle çok güzel. O an ki hisleriniz M.U: Tabii bambaşka duygular onlar. Okulla birlikte yatakhane maceram da o dönemde yurt demiyorduk biz, yatakhane diyorduk- başladı. O dönemde Türkçe öğretmeni olarak orta kısımda öğretmenliğe başladım. Ekim başında eş zamanlı olarak da dediğim gibi erkekler yatakhanesinde belletmen, diğer adıyla sürveyan, olarak çalışmaya başlamış oldum böylelikle. Macera böyle başladı... K: Erkekler yatakhanesine gelişinizden ve oradaki ilk Berfin Torun Pınarnaz Eren günlerinizden, ilk anılarınızdan bahsedebilir misiniz? M.U: Hemen anlatayım. Tabii erkekler yatakhanesinde o dönemde Aydın Ungan adında çok değerli bir öğretmenimiz vardı. Aydın Bey, fotoğrafçılık öğretmeni ve şu an MMR dediğimiz merkezi, o zamanki adıyla Audio Visual Center,Görsel İşitsel Merkez, Robert Koleji nde kuran hoca. ODTÜ mezunu. Amerika da eğitim almış. Ondan sonra da burada bu merkezi kurmuş, aynı zamanda yatakhanemizin de başında. Bizim babamız, diğer tabirle House Father dedikleri kişi. Biz onunla çalışmaya başladık. Bizim başladığımız dönemde öğretmen olarak iki kişi vardı. İki kişiydik biz. İki kişi de Robert Koleji nden mezun olmuş üniversiteyi bitirmiş, yüksek lisans yapan abiler. Biri diş hekimiydi, biri doktordu yanlış hatırlamıyorsam. İki onlar, iki biz, bir de Aydın Bey toplam beş kişi birlikte çalışmaya başladık. Tabii benim için okul yeni, yatılı hayatı yeni. Gerçi yurtta kaldığım için yatılı hayatına bir parça alışkınlığım var, 4 yıl Elazığ da yurtta kaldım. Robert Kolej de yatakhanedeki ilk günlerimde bana küçük bir oda verdiler. Sadece oda ama mutfağı, banyosu falan yok. Sage Hall un dördüncü katının güneye bakan tarafında bir küçük oda. Diğer tuvalet, banyo vs. gibi şeyleri de bir başka öğretmen arkadaşla paylaşıyoruz. Saatlerimizi ona göre ayarlıyoruz ya da öğrenciler ile ben

5 150. YIL 5 de bir öğrenci gibiyim zaten o zamanbirlikte de kullanıyoruz. Böyle minik bir odam var. Dünyanın en mutlu insanıyım ben; öğretmenlik var, yatakhanede çalışıyorum. Anlatılacak gibi değil gerçekten, çok müthiş bir hoşluk var, sevinç var. Tabii heyecan, tedirginlik, korku da var mutlaka. Acaba yapabilecek miyim? Altından kalkabilecek miyim? Gerçi çocuklarla çok güzel diyaloğum vardı. Çok güzel anlaşıyorduk onlarla. O zaman beşinci sınıfın sonunda geliyorlardı çocuklar. Dolayısıyla orta kısım ve lise yatakhanede birlikte kalıyorlardı. Yaklaşık yüz kırk civarında öğrenci vardı. K: Sadece erkekler mi 140 kişi civarındaydı? M.U: Sadece yatılı erkeklerin sayısı o dönem yüz kırk civarındaydı. Özel günlerimiz oluyordu. Tabii 1990 sonrası yapılan yeni binalar yok o zaman, Gould Hall ile Bingham Hall arası tamamen boş, iki büyük tenis kortu var orada, çok büyük ağaçlar var, ağaçların altındaki kortlarda okuldan sonra öğrencilerle maç yapıyoruz. Kıran kırana maçlar Akşam yemeğini beraber yiyoruz, sohbet ediyoruz. Onların herhangi bir problemi olursa onlara yardımcı oluyoruz. Etütler var. O etütlerin başında geçiyor zamanımız. Kısacası 81 yılının Eylül sonrası başladı yatakhane hayatı ve gayet güzel bir şekilde devam etti. Tabii yatakhane yıllarım ben o kadar uzun süreceğinden emin değildim ama- bayağı uzun sürdü ile 1985 arasında sürveyan olarak çalıştım te askerden döndükten sonra da yatakhanenin başına geçmiş oldum. Yani House Father ben oldum 1985 te ten 2002 yılına kadar on yedi yıl House Father olarak görev yaptım. On yedi yıl Sürveyanlığı da eklersen yirmi bir yıl. Robert Koleji nde böyle bir rekorum var. Tabi 1985 te evlendikten sonra eşim Serap Hanım ile -oğlum burada doğdu, kızım burada - oğlumla, kızımla birlikte 2002 yılına kadar şu an Berna Hanım ın oturduğu ev bizim evimizdi- yaşadık yatılılarla birlikte. Acısıyla tatlısıyla birçok anımız oldu. Daha çok tatlı anılar, acı olanlar çok sınırlı. Eşim de ben de çocukları çok sevdiğimiz için hiçbir zaman yüksünmedik, onları sıkıntı olarak görmedik, coşkuyla ikisi kendi çocuğumuz, Türkiye nin her yerinden gelen yüz kırk oğulla çok güzel ilişkiler kurduk. K: 21 yılınızı yatakhanede geçirmiş bir öğretmenimiz olarak, mutlaka bize bu konuda anlatacağınız birçok değerli anınız vardır. M.U: Kesinlikle anlatacağım çok şey var. Yatılılık hem çok güzel hem de çok zor bir sistem. Özellikle bizim görevde olduğumuz yıllarda Robert Koleji nin yatılılık programı şu anki kadar gelişmiş değildi. Öğrenci sayısı çoktu ama mekân, olanaklar, programlar daha kısıtlıydı, daha sınırlıydı. Uzun yıllar sadece beş günlük yatılılık vardı. Dolayısıyla çocuklar, cuma akşamı evlerine giderler. Pazar akşamı yatakhaneye dönerler. Bu, sıkıntı yaratabiliyordu. Anadolu dan gelmiş çocuklarımız vardı. Adana dan, İskenderun dan, İzmir den, değişik yerlerden Bu çocukların hafta sonu kalmak için İstanbul velisi bulması gerekiyordu. Bazı aileler bulamıyordu tanıdık birilerini. Biz de mecburen, o çocukları sokakta bırakacak değildik, o çocuklara bizimle birlikte kalmaları için izin veriyorduk. Bizim çocuklarımız oluyordu onlar. Bizim evimizde kalıyorlardı. Küçüktüler, beşinci sınıfın sonunda buraya geliyorlardı. Düşünün beşinci sınıfın sonunda, annesinden babasından ilk defa ayrılmış, çok uzak yerlerden buraya gelmiş... O çocuklar çok mahzundur, cuma günü çocuklar gidince boşalan binalar insanın üstüne üstüne gelir- bomboş binalarda tek başlarına bırakılamazlar. Biz onları evimize alırdık, hafta sonraları kalabalık bir aile olurduk kişilik 1998 sonrasında yedi gün yatılılık programı gelişti. Hizmetler de ona göre geliştirildi. O zamana kadar biz böyle yaşadık. Çok uzun yıllar Tabii o kadar çok anı var ki hangisini seçip de anlatsam Yirmi bir yıl Benim kampüste ayağımın değmediği yer yoktur herhalde diye düşünüyorum bazen. Yatılı çocuklar da olunca biz buranın yirmi dört saatini yaşıyorduk. Kocaman bahçesi olan bir okul, bu yatılılar için bir şans. Biz o çocuklarla karda da kışta da,baharda da her mevsimde bambaşka güzel günler yaşadık. Kar yağdı, platodan aşağı kaydık. Yağmur yağdı, Sage Hall un çatısını su bastı, onu boşaltmaya çalıştık. Yine 90 öncesinde kar yağdığında yollar kapanırdı. Yukarı kapı hemen hemen işlemiyor gibiydi zaten, zincir vardı üzerinde, kilidi vardı. Yerleşkede yaşayanlarda birer anahtar O kadar kör bir yerdi. Aşağı kapı kullanılırdı. Tek kapı aşağı kapıydı yılında bir aya yakın kardan dolayı okul kapandı. Yatılı çocuklar burada kaldı. Gidemediler. On on beş gün yüz kırka yakın erkek yatılı, yüze yakın kız yatılı, iki yüz kırka yakın yatılı çocukla biz on beş gün mahsur kaldık. Ağaçlar devrildi yollara. Araçlar isteseler de geçemediler. Çalışanların ve kampüste yaşayan öğretmenlerin yardımıyla o ağaçları kaldırdık. Yolları açtık, aşağıdan Tuna Bey in kamyonları ekmek yetirebilsin diye. Siz o kadar şiddetli kar görmediniz burada herhalde, ama bir kar yağdı mı yerde yaklaşık bir metre kalınlığında kar olur ve hiçbir yere çıkmak mümkün değildir. Bu zorluğu gören yabancı hocalar da hiç unutmadığım iki isim hala aklımdadır: Bob Forestgreen, Eva Forestgreen biri matematik biri beden eğitimi öğretmeniydi- hemen bize geldiler. Yapabileceğimiz bir şey var mı? Yardım ister misiniz? dediler. Onların desteğiyle yolları açtık. Çocuklara yemek çıkarttık. O günlerde sevgili eşim Serap Hanım da tüm olanaklarını seferber ederek çocuklara yemekler, börekler, çörekler yetiştirmeye çalışırdı. Serap Hanım,yatakhanede resmen çalışmadığı halde benim en büyük destekçim ve en önemli yardımcımdı. Biz aslında ailece yönettik yıllarca yatakhaneyi.aile olamadan büyük aileyi kuramazsınız. Eşimin lise 12 lere hazırladığı tepsiler dolusu makarnaları çocukların bir nefeste tüketişleri görülmeye değerdi. Okulun güzel yönlerinden biri de her zaman birbirine destek veren, dayanışma içinde olan çalışanlarının olmasıdır.ilk dönemde Fevziye Hanım vardı kızlar yatakhanesinde.kızların Fevziye Annesi.Sonra Sitare Hanım geldi.ardından da Nüket Hanım geldi o dönem kızlar yatakhanesinin başına. Tarih öğretmeni Nüket Eren, uzun yıllar birlikte çalıştık onunla, hep birlikte o günleri güzel günlere çevirdik. Gymnight ların açılış dansını birlikte gerçekleştirirdik. Yatılılıkla ilgili anılar bitmez. O kadar uzun şeyler var ki anlatmakla bitiremeyiz onları. Ama dediğim gibi iyi ki yatılı bölümünde çalışmışım ben, bugün o çocuklar Türkiye de ve dünyada çok çok güzel yerlere geldiler. Ben şimdi onlarla her fırsatta haberleşiyorum. Özellike Homecoming lerde büyük bir coşkuyla doluyor içim. Çocuklara diyorum Aman ne olur bana sahip çıkın böyle günlerde, çünkü ben sevinçten mutluluktan çatlayabilirim. Her yıl yüzlerce çocuk mezun oluyor, onların en az yirmisi yatılıdır. Onlar artık daha da öte, benim oğullarımdır. Mezun çocuklar evlenmişler, çoluk çocuğa karışmışlar, artık kırklı yaşlarını sürüyorlar. Hatta belki çocuklarını okutma şansım oluyor bugünlerde artık. Derler ki öğretmenler: Öğretmenliğin manevi tatmini hiçbir şeyle ölçülemez. Bu tamamen doğru. Ben bu anlamda daha şanslıyım. Hem yatılı hem gündüzlü öğrencilerimle iki ile çarparak yaşıyorum bu mutluluğu. O coşkuyu mutluluğu anlatmak çok güç. Bu yıl otuz ikinci yılım bitiyor. Yirmi bir yılını yatılı olarak o okulun her yeriyle her şeyiyle bütünleşerek yaşadım. İyi ki yaşamışım. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır diyorlar ya Çok şanslı bir öğretmenim. Tanrıya, öğrencilerime minnettarım. : Yatakhane ile ilgili bir diğer sorumuz: Kendinizi oraya yabancı hissettiniz mi? Çocuklara abi mi oldunuz yoksa disiplinli miydiniz? M.U: Çok güzel bir soru. Şimdi Robert Koleji gibi bir okula öğrenci olarak henüz geldiğinde sen ne hissettiysen ben öğretmen olarak geldiğimde de üç aşağı beş yukarı benzer duyguları hissettim. Ben liseyi İstanbul da okudum. Sonra Elazığ a gittim üniversite için. Fırat Üniversitesi nde okudum. Anadolu kökenli bir insanım. Bununla gurur duyuyorum, güzel bir şey bu. Uşak ta benim ailem. Dolayısıyla Anadolu kökenli birisi Robert Kolejde çalışmaya başladığımda hiç bocalamadım diyemem ; ama bir süre sonra uyum sağlıyorsunuz. Bu süre içinde birtakım karmaşalar yaşasam da kafamda soru işaretleri olsa da bunları belli bir yere oturtabildim ben. Bunları belli bir yere oturtabilmemde en büyük güç çocuklardı yine bana sorarsan. Çünkü öğretmenliği meslek olarak hakikaten çok severek seçmiştim, çok seviyorum çocuklarla birlikte olmayı, onlara bir şeyler öğretmeyi, onlardan bir şeyler

6 YIL öğrenmeyi, onlarla birlikte olmayı ; yani ben çocuklarla saatlerce bir şeyler yapabilirim, hiç sıkılmam. Oynarım, koşarım,hatta boğuşurum onlarla, bir şey anlatırım, bir şey dinlerim, yani yapacak bir şeyler bulabilirim. Bu çok önemli bir öge; çünkü çocuklardan sıkıldıklarını duyduğum öğretmenler olmuştu. Nasıl olabilir böyle bir şey diye şaşırmıştım. Çocukların her biri birer gizli dünya gibi, hepsinde farklı bir zenginlikler var. Onu dinle başka şey, diğerini dinle başka şey. Birlikte bir şeyler yaptığında bunun heyecanını, onlarla birlikte olmanın coşkusunu yaşıyorsun, böyle büyük bir şansın var. Çocuklar belki de bana buraya uyum sağlama olanağı verdiler. İlk yıllar tabii abi gibiydim; çünkü yirmi üç yaşındaydım göreve başladığımda. Lisedeki çocuklarla bayağı yakındı yaşlarımız. Hem yatakhanede hem okulda bir arada olsak da onlar da biliyordu, abileri olduğum kadar öğretmenleriydim de. İster istemez bir parça mesafe her zaman vardı. Biraz da gerekiyor bu doğru algılanması için bazı şeylerin. Bu soğukluk anlamında bir şey değil bence. Her türlü coşkuyu paylaşabiliriz. Ben bu konuda öyle çekingen bir insan değilimdir, ortamı samimi bulduğum an kendim neysem öyle davranırım. Çocuklar da bu huyumu sever benim. Dolayısıyla böyle bir sıkıntı yaşamadım; ama her zaman otorite, disiplin gerekli. Yüz kırk çocuğu yönlendirmek kolay bir şey değil. Her zaman sadece sevecenlikle, hoş görüyle bu işler yürümüyor. Şunu biliyorlardı çocuklar: Mehmet Hoca bizi her zaman sever, bir şey yapıyorsa, bir kural koyuyorsa bizim lehimize bir durum vardır, bizi korumak içindir, bizim içindir. Bu o an yaşanırken bazen hissedilmez. Ters düştüğümüz anlar olmuştur mutlaka, olmaması mümkün değil ama yüzde olarak düşündüğümüzde bu oran çok düşüktür. Asıl olan kocaman bir çınar gövdesine benzeyen bizim dostluğumuz, kardeşliğimiz, arkadaşlığımızdı. Müthiş bir sevgimiz vardı, ama sıkıntılı zamanlar elbette olmuştur. Balo sonrasında bir öğrencim uygun olmayan koşullarda gelmiştir yatakhaneye, ben onu yatakhanede tutmak istememişimdir. Onu önemsediğim, çok sevdiğim için güvende olabileceği bir başka yere göndermişimdir onu. Demişimdir ona : Bak sen bu gece velinde kal. Olabilir bazen böyle durumlar. Bu böyledir, çünkü o benim oğlumdur. O an için belki uygun bir şey yapmamıştır, ama ne olursa olsun ertesi gün kendi olmaya devam edecek. Onu korumam gerekir. Bunun çok örnekleri vardır. Hastalandıklarında onları gece yanıma alıp kendi arabamla en yakın hastaneye götürmüşümdür. Yurtta kalamayacakları durumlarda da velilerinde kalmışlardır. Bunlar önemli; çünkü yurtta kalsa sıkıntıya düşebilirdi. Kurallara uygun mudur bunlar? Evet çoğunlukla uygundur ; belki de her zaman değildir ama her zaman da kurallarla yürümüyor hayat, bu da bir gerçek. Zorlukları da olsa çok güzel günler geçirdik, anlatmakla bitmez. : Siz gerçekten evlatlarınız gibi seviyorsunuz öğrencilerinizi, gerçekten herkesin yapacağı şeyler değil bunlar. M.U: Kesinlikle. Düşün bu kadar uzun yıllar yapabilmek. O zamanlar okulun olanakları da sınırlıydı. Mesela hastalanan çocuklar olurdu, kaza olurdu. Düşünsene yüzün üzerinde çocuğun yaşadığı bir ortamda her an her şey olabiliyor. Bir gece hiç unutmuyorum, Ömer diye bir oğlumuz var, Eskişehirli. Ömer konserveyi açarken parmağını kestiriyor, ama çok derin bir kesik. Kan revan içinde. Akşam vakti oluyor tabii bu. O dönem revirde doktor yok. Bir hemşiremiz var sadece. Onun yapabileceği bir şey de değil. Çok derin bir kesik var. Mutlaka dikilmesi lazım. Ambulans falan da bahsettiğim dönemlerde çok daha zor. Hemen bir tane de yardımcı alıp yanıma, Ömer i arabaya bindirip doğru Amerikan Hastanesi ne götürüyoruz. Çocuk anestezi alıp ameliyat olacak. Diyorlar ki nasıl yapacağız, imza atmanız gerek, ailesi var mı? Ailesi yok, ailesi benim. İmzayı ben atıyorum, aileye de haber veriyorum. Eskişehir i arayıp böyle böyle kaza oldu diye anlatıyorum. Neyse dikiyorlar, gece geç vakte kadar kalıyoruz orada, sonra Ömer i alıp yurda geri dönüyoruz. Tüm bunları tamamen kendi imkânlarımızla kendimiz yapıyoruz. Daha önce de söylemiştim, ilk yıllarda yatılılık koşulları daha zordu. İmkânlar da daha sınırlıydı. Şimdi sigorta, Acıbadem, her dakika doktor, anında ambulans hizmeti Bunlar o yıllarda yok. Yaşadığım o kadar çok şey var ki. Bir çocuğun apandisti patladı. Mehmet diye bir çocuk, Bursalı. Aile devlet hastanesine götürün çocuğu, özel hastane kabul etmeyiz, diyor. Çocuğun hayatı tehlikede. Çocuğu İstinye Devlet Hastanesine götürdüm. Yüzümüze bakan bile yok. O zaman devlet hastanelerinde hiç hizmet yok. Çocuğun rengi gittikçe sararıyor, perişan. Artık ben o anda inisiyatifimi kullanarak aldığım gibi çocuğu Çevre Hastanesine, özel hastaneye, gittim. O gece ameliyat oldu çocuk. Eğer biraz daha gecikilse belki hayatı tehlikeye girecek. Hayat dediğim gibi güzel olsa da sıkıntılı zamanlar da vardır. O zaman sorumluluk almak gerekiyor. Biz çocuğu götürdük, ailesi sonradan geldi, çocuk tedavi oldu; ama belki biraz daha gecikilseydi çocuğun hayatı tehlikeye girecekti. Zorluklar olduğunda da hiçbir zaman o zorluktan kaçmadık Onlar benim oğullarımdır. Ben oğlum için ne yapacaksam onlara da aynısını yaparım. Öncelik her zaman sağlıklarıdır. Geri kalanı bir şekilde çözeriz. Sonunda da çok güzel şeyler oldu.sağlık sigortası yaptırmalarını sağladım yatılıların ( özellikle, kırık,çatlak ve yaralanmalara karşı). Bu sigorta Bugün bildiğim kadarıyla hâlâ devam ediyorlar. K: Tüm bu süreçte size yardım eden öğretmen arkadaşlarınız da vardı herhalde. Diğer türlü bu kadar sorumluluğu tek başınıza üstlenmek çok zor olurdu. M.U: Benim yardımcılarım da vardı. Dört yardımcım vardı. İlk yıllarda öğretmenlerle çalıştık. Hem öğretmen hem benim yardımcım pozisyonunda... Adil Bey vardı, 2010 da emekli oldu buradan. Beş altı yıl kadar onunla çalıştık. O daha uzun süre çalışmadı. Kendi evini alınca çıktı. Sonra öğretmenleri bırakıp, Robert Koleji nden mezun, eski yatılılar, aynı zamanda üniversiteye giden abiler

7 150. YIL 7 aldık. Onları sürveyan yapıyorduk. Onlar daha iyi oluyordu. Hem okulu çok iyi bilen hem yatakhaneyi bilen, çocukları iyi anlayabilecek- benzer süreçlerden onlar da geçmiş oluyorlardı- abilerle çalışıyorduk. Etütlerde onlar yardımcı oluyordu. Dersleri konusunda yardımcı olabiliyorlardı. Onları en iyi anlayabilen insanlardı. Onlarla birlikte çok güzel bir takım oluşturduk. Mutlaka zorlukları da vardı hem öğrenciler hem çalışanlar açısından. Hafta sonları nöbetçi kalıyordu mutlaka birimiz. Ben gitsem bile tedirgin olurdum gittiğim yerde. Arayacaklar mı diye beklerdim. O zaman ki sorun da 90 öncesi cep telefonları yoktu. Sabit telefonlar vardı. Daha zor haberleşiyorduk. Bu sebeple sürekli kampüste kalmaya, dışarı çıkmamaya çalışırdık. 90 sonrası cep telefonları da çıkınca çocuklar açısından da bizim açımızdan da biraz daha rahat oldu ; ama her zaman bir zorluk vardı. Yaklaşık 140 erkek çocuğu bir arada düşünürsen her an her şey olabilir. K: 140 erkek çocuğunu tatil günlerinde bir arada tutmayı nasıl başarıyordunuz? MU:Tatil günleri bizim kâbusumuz olurdu. Okul varken çok sorun yok. Herkes okula gittiği için herkesin işleyen bir programı vardır ve pek sorun olmaz. Tatil başladığı zaman çocuklar evlerine gitmezse film o zaman kopar yani. Herkes bir yere dağılır, bir yere gider, bir şey yapar, birbirleriyle sıkıntı yaşayabilirler, birisi düşer kolunu kırar, bacağını kırar, her şey olabilir yani. Onun için o günler kâbus günlerimdi. Bir de şeyden bahsedelim, onlar çok önemli: 1 Nisan lar. Bu günlerde sanırım o kadar olmuyor, son yıllarda hiç duymuyorum. 1 Nisan yatılılar için çok özel bir gündür. 1 Nisan tabii şaka günü ya, yatılılar onu benden yani otoriteden intikam alma gününe çeviriyorlardı. 31 Mart ın gece on ikisinden ertesi sabahın sekizine kadar her şey onlarındı. Hiçbir şeye müdahale etmiyorduk biz. Sadece korunmaya çalışıyorduk. Artık ne çılgınlıklar yaparlarsa On ikide güya biz onları yatırırdık. Güya yatırırdık ama kimse uyumazdı. Odalarımıza çekilirdik diyelim. O gece on ikiden sabaha kadar sürekli hareket vardır. Bir defasında bizim evin kapı tokmağını tırabzan babasına bağlamışlar. Ben kapıyı açmaya çalışıyorum açılmıyor. Sürveyanların kapılarını da bağlamışlar. Onlar da çıkamıyor dışarı. İstediklerini yapıyorlar. Birbirlerini ıslatıyorlar, hazırlıkların yüzlerini boyuyorlar, hazırlıkların altlarına yumurta koyuyorlar, çocuklar kımıldayınca yumurtalar kırılıyor, bütün yataklar berbat oluyor. Un, yumurta, boyalar Çok enteresan muzurluklar yaparlardı. Çok yaratıcı şeyler de bulurlardı, çok zeki çocuklar. Hiç unutmuyorum, 1 Nisan sabahı kalktık böyle 90 öncesi, Sage Hall un üçüncü ve dördüncü katındaydık, tavanda boydan boya giden bir kalorifer borusu vardı. O boruya yatakhanedeki herkesin ayakkabılarının bir tekini bağcıklarından bağlamışlar. Koridor boydan boya her ayakkabının bir teki aşağıda bir teki boruda Sabah herkes okula gidecek. O dönemde çocukların çok ayakkabısı yok. Bir spor ayakkabıları bir de normal ayakkabıları var. Çok renkli ayakkabı giymek de yasak o zaman. Çok sonra geldi ayakkabı serbestliği, 90 ların sonlarına doğru. O dönemde okula gitmek için illa makosen ayakkabın olacak. Onun da bir tekini bağlamışlar. Çok da yüksek tavan. Nasıl becerdiler, nerden merdiven getirdiler? Bizim kapıları da bağlıyorlar çıkamıyoruz dışarı. Sabaha kadar uğraşmışlar. Bir keresinde de sebiller var ya, o sebillerden birinin içine Japon balıkları koymuşlar. Su içmeye gidiyorsun balıklar dolaşıyor sebilin içinde. Hazırlıklar yeni geldiklerinde, iskelet, korkuluk gibi bir şey hazırlayıp hazırlıkların penceresinden aşağı sarkıtıyorlar, sesler çıkartarak hazırlıkları kokutuyorlar. Zavallı hazırlıklar çok çile çekerlerdi. Onların tabiriyle prep olmak en zor dönemdi. Onlar hep aşağılanır, onlara karşı sert davranırlar. Ters çocuk olursa fiziki sertlik bile görebilir. Onun için 1 Nisan lar hâkikaten kâbusum olmuştu. Bir gün mesela sandalyeleri toplayıp kule yapmışlar sandalyelerden. Bütün ampulleri sökmüşler, aynaları çıkarmışlar yerlerinden. İlginç olan bir şey daha vardı. O da çok önemli. Çocukların o birikmiş olan enerjilerini bir an boşaltmış olmaları lazım. Ben bir defa yanıldım ve 31 Mart gecesi yerleri ıslatıyorlar ya- indim bodrum katına vanaları kapattım. Ben de kendimce önlem alıyorum. Sabah erkenden gider açarım diyorum. Sen misin bunu yapan? O 1 Nisan o gün bitmedi, 2 Nisan a da sarktı. Bana dediler: Bak hocam, yanlış yapıyorsun, sakın bir daha böyle bir şey yapma. Bizi engellersen biz bunu bitirmeyiz. O zaman anladım. Grubun enerjisini boşaltması gerek Vazgeçip, Bıraktık! katiyen demezler. Devam ederler. O yüzden bırakacaksın ne yapacaklarsa yapacaklar. Kirletecekler, balonlara su dolduracaklar, balonları diğerlerinin odalarına atacaklar Fakat son yıllarda bildiğim kadarıyla yatakhanede pek böyle bir şey kalmadı. Eğlenceli oluyordu, biraz kirli bir eğlence oluyordu ama olsun. Bir gün de rahatlıyorlardı. Beni sevmiyorlar mı? Çok seviyorlar, ama ne yaparsan yap sen onları yönlendiren, onlara kural koyan birisin. Sevmeleri yetmiyor. Otorite olduğum için bana kızdıkları da oluyordu. O kızgınlıklarını bir şekilde orada boşaltıp rahatlamaları lazım. Aksi halde mümkün değil devam etmez. Bazen sineye çekeceksin, hoş göreceksin, onlar da bunu yapacaklar yani. Erkek yatılılar, 1 Nisan akşamı kızlar yatakhanesine baskın yaparlardı.biz de başlarında. Girmek çıkmak yasak ya yatakhanelere... Onlar Bingham ın üstünde biz Sage Hall dayız, şimdikinin tam tersi. Bütün erkek tayfası bizle, sürveyanlarla beraber hurra kızlar yatakhanesine dalardı. Odaları dolaşırlar, muhabbet ederler, söyleşirler, konuşurlar. Haydi bakalım gidiyoruz. deyince de kimse dönmek istemezdi. Kızlar da bazı çocukları bırakmazlardı, saklarlardı. Alihan diye bir çocuk vardı, çok yakışıklı bir çocuktu. Kızlar onu vermezler bir yere saklarlardı. Biz Alihan ı bir şekilde bulur çıkarırdık. Güzel, hoş esprilerdi. O günlerin özel bir anlamı olurdu. Önemli olan bazı şeylerle tekdüze giden şeyleri kırmak, biraz heyecan, değişiklik yaratmak. Bu, çocukların hayatında da çok önemli. 1 Nisanlar bu nedenle yatılıların hayatında çok önemli, renkli günlerdi. : Hiç unutamadığınız, sizi çok etkilemiş, bir anınız var mı? M.U: Zaman zaman ben korkular da yaşadım çocukların bazı yaptıklarından dolayı. Öyle hiç unutmadığım anılarımdan birisi çok ilginç. Tabii başkaları var da birini anlatayım. Hatta şu anda o çocuk tiyatro sanatçısı. Reklamlarda oynuyor zaman zaman. Adı Burak. Bunun da bir kız arkadaşı var. Kız arkadaşı gündüzlü. Burak da yatılı. Balıkesirli. Rahat bir adam. Böyle sanatçı olacak adam vardır ya, sanatçı rahatlığı, aynen öyle bir adam. Sabah geç kalkar. Eşyalarını unutur. Gelir tekrar kapıyı açtırmaya çalışır. O zaman tabii kapılar kapanıyor. Çok iyi, çok da sevdiğim bir çocuk, ama zor da bir çocuk. Kızın adını şu an hatırlayamıyorum, ama o da esmer, ufak tefek, şirin bir kızcağız. Bakırköy tarafında bir yerde oturuyor. Bunlar çıkıyorlar, biliyorum. Biz öyle arkadan arkadan çok şey biliriz. Magazin Neler neler Kendi aramızda da konuşuruz. Bak Tansel le Demet çıkıyor, birbirlerine ne kadar da çok yakışıyorlar. gibi. Çok hoş arkadaşlıklar da vardı. Devam eden oldu, etmeyen oldu. Tansel le ben mesela Antalya da karşılaştım. Çok iyi bir çocuktu, çok sevdiğim bir çocuktu. Tansel bambaşka biriyle evlendi. Yine bizim okuldan, ama o anda tahmin bile edemeyeceğin bir kızla evlendi. Çoluk çocuğa karıştı. Demet de Bursa dan biriyle evlendi. Onun da iki oğlu var. Çok güzel bir arkadaşlıkları vardı, biz de takdir ederek bakardık. Neyse, o kızla Burak çıkıyorlar. Bazı arkadaşlıklar olur ya her şey düzenli gitmez, inişli çıkışlı olur, kaprisleri olur. Onlarınki buna benziyordu. Bir akşamüstü bir telefon geldi bana. Böyle böyle, sizi Etap Marmara Oteli nden arıyoruz.(gezi nin tam karşısındaki büyük otel şimdi, Ceylan değil de diğeri: Etap Marmara ) Beyefendi burada bir oğlunuzla bir kızınız var. Bunları bilmem kaçıncı katta gördük. (Çatıya yakın bir kat.) Sizin adınızı verdiler. Biz bu çocukları şikâyet edeceğiz. Dedim Aman, sakın, durun. Hemen geliyorum ben. Hiçbir şey yapmayın. Basına falan yansır. Bir sürü abuk sabuk şey. Okulun adını kullanmak isteyen gazeteler hemen atlar bunun üstüne. Ben arabama atladım hemen oraya gittim. Bunları tutmuşlar, lobiye oturtmuşlar. Burak, hiç şaşırmadığım bir adam. Kızcağızla susmuş bekliyorlar orada. Çocuklar ne yapıyorsunuz, ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Bunlar gelmişler. Fark ettirmeden on sekizinci kata kadar çıkmışlar. Macera arayan insanlar. Şuranın çatısına çıkabilir misin? Tabii, haydi gidelim. gibi Orada yakalanmışlar. Müşteri değiller, bir şey değiller. Benim yaşadığım

8 YIL korkuyu düşün. Bir şey olursa ailelerine ne diyeceğiz? Okulun adı bir gazeteye manşet olursa ne diyeceğiz? Adamlardan rica ettim. Bakın bunlar çok genç. Bir saçmalık yapmışlar. Siz ne olur anlayış gösterin. filan deyip aldım ben bunları arabaya. Burak ı yurda getirdim. Hiç unutmadığım anlardan biridir bu. Bir Kuruçeşme mahallesinde yaşadığım bir anı var. Can adlı bir çocuk. Aslen o da Diyarbakırlıdır. Ailesi Amerika da yaşıyormuş. O zaman yatay geçiş diye bir fırsat vardı. Lise 1 de sınavlara girip Amerika dan buraya gelmiş. Can iyi bir çocuk, fakat Türkiye deki kültürü, geleneği, göreneği çok bilmiyor. Amerika da büyümüş. Her şeyi Amerika da yaşadığı gibi yaşayacağını sanıyor. Burada bir kızla gönül meselesi başladı. Kızın adını hiç unutmuyorum İdil. İdil de Bizim Tepe nin arkasında oturuyor. Can da okuldan çıktı mı İdiller in evinin önüne gidiyor. Gitarı alıyor eline, serenat yapıyor. Çok hoş çok güzel bir şey bu, ama İdil in babası görüyor bunu. Sen misin benim evime gelip kızımı rahatsız eden Ca ı kovalamaya başlıyor. Can önde elinde gitarla bize doğru koşuyor. Baba da taş atıyor ya da Can ın arkasından koşuyor. Bizim Tepe nin orası da ya yapılmış ya da yapılıyor, belki de yoktu Bizim Tepe o zaman. Ben gördüm bunları. Hemen gittim dedim: Durun, Can a bir şey olacak! Oturduk adamla konuştuk. Bu çocuklar çok genç, olacak böyle şeyler. Adam dedi: Ben mahalleme rezil oluyorum, dedikodu oluyor. Can a anlatmak zorunda kaldım bunu. Can, oğlum burası Türkiye. Sen gidip kızın camının altında gitar çalarsan çok hoş karşılanmaz. Ne söyleyeceksen burada söyle. Evine gitme. Böyle de bir anımız var Can ile ilgili. Bu gibi hatıralar bitmez. Çok renkli çocuklar geçti. Yazmaya başladım bunları kısa kısa notlar halinde. Belki internet üzerinde hepimizin ulaşabileceği bir kitap haline dönüştürebilirsek yatılılar da okumak isterler, hoş olur. : Öğretmenler olarak kendi aranızda öğrencilerden bahsettiğinizi söylediniz. Bu durumdan da biraz bahsedebilir misiniz bizlere acaba? M.U: Öğrenciler artık bizim çocuklarımız gibi olduğu için yatılı öğretmenlerle gündüzlü öğretmenlerin öğrencilerle ilişkileri farklıdır. Biz özellikle yatılı çocukları yirmi dört saat görüyoruz ve yaşamları içinde yer alıyoruz. Onlar da bizim çocuklarımız. O nedenle kim ne yapar, kim kimledir, nerededir, paparazzi gibi gözlemleriz. Gerçi bizimki uzaktan gözlemlemek. Her zaman bilirdik yani kim kiminle çıkıyor, nerede, nedir, ne değildir. Ben her zaman şuna inanmışımdır: Doğru arkadaşlıklar iki taraf için de hep çok güzel olmuştur. Mesela Metin diye bir oğlumuz vardı, İzmirli. Bayağı yaramazca bir çocuktu, biraz da tembeldi. Onun Bennu diye bir kız arkadaşı vardı. İyi ki Bennu vardı, yoksa Metin kesinlikle Robert Koleji ni bitiremezdi. Onu her yönüyle çekip çeviren bir arkadaştı. Böyle güzel arkadaşlıklar, birbirine sahip çıkan, birbirini koruyup kollayan Şunu da söylemem gerekir ki, burada ilişkiler hiçbir zaman basit düzeye inmemiştir. Çok saygılı, çok düzeyli O ifade çok kullanıldığı için içi boşaldı belki ama gerçekten çok düzeyli, birbirine saygı duyan, değer veren -zaman zaman tartışmalar, iniş çıkışlar mutlaka olmuştur - güzel arkadaşlıklar olmuştur. Kızlar için de erkekler için de dostluklar, ilişkiler hep çok düzeyli yaşanmıştır. Biz de onları hep izlemişizdir. Bazıları için dediğim gibi Ne çok yakışıyorlar birbirlerine. derdik. Deniz le Taner mesela Evlenmediler. Biz hayal kırıklığına uğradık. Yapacak bir şey yok, hayat. Ayrı ayrı umarım mutlu olmuşlardır. Bir de dediğim gibi anne baba gibi hissedince öyle şeyleri ister istemez düşünüyorsun. Annen baban böyle şeyleri senin için düşünüyordur eminim. Ben de kızım ve oğlum için zaman zaman düşünürüm. Şeyi hatırlıyorum, Hokkabaz filminde Cem Yılmaz oğluna Oğlum, bu kız iyi. Sen bu kızı al. derdi. Böyle bir şey vardır anne babalarda. Bak bu kız iyi, bu çocuk iyi, tam sana göre. gibi... Bizimki de öyle bir muhabbet. : Yatılılardan, bizim de bildiğimiz öğrencileriniz var mı? M.U: Sizin gördüğünüz, tanıdığınız kimse var mı? Cem Akaş diye yüz ellinci yılın düzenlemesini yapan bir yazar var. O benim öğrencilerimden biri. Daha çok iş dünyasında bizim öğrencilerimiz. Burada Merve Hanım var, Amerika ya giden grupla çalışan. Merve Ashapoğlu. O bizim öğrencilerimizdendi. Merve, yatılı değil gündüzlüydü. Berk Balcı var. Ön plana çıkabilmiş değil henüz. Haluk Özenç var. Fasulye diye bir film çekti. Yine yönetmen olarak Bora Tekay adında bir oğlum var. Bayağı iş yapmaya başladılar. Bunlar hep yatılı. Benim çok iyi tanıdığım çocuklar. Cömert Varlık var. Koç Grubu nda Bilkom un genel müdürü. Bilgehan Çevik var, üst düzey yöneticilerden. Baktığınız zaman hepsi çok önemli yerlerdeler. : Siz onlarla birlikteyken bunu tahmin ediyor muydunuz? M.U: Tahmin ediyor muyduk? Çok rahatlıkla evet diyebilirim. Öncelikle çok zeki, çalışkan, iyi çocuklar. Yatılıların önemli bir bölümü çok çalışkan çocuklardır. Nedeni de şu: Ailelerinden uzakta, önemli bir çoğunluğu Anadolu dan gelir, bilinçli bir şekilde hayata asılan, akademik anlamda güçlü öğrencilerdir. Onların iyi yerlere geleceğini tahmin ediyordum ben zaten. İlgin Özden adında bir öğrencimiz vardı. Şu an ÇAPA da profesör doktor kendisi. Karaciğer transplantasyonu üzerine çok önemli uzmanlardan. Dünya çapında uzman. Bunun gibi yatılı çocukların -yüzde doksan, doksan beşi diyebilirim rahatlıkla- Türkiye de ve dünyada çok önemli yerlere geldiler. Ben bunları duyunca çok gurur duyuyorum. Onlarla birazcık da olsa emeğim olduğu için, katkıda bulunduğum için kendimi çok mutlu sayıyorum. : Yatakhane anılarınız gerçekten çok güzel. Yatılılığa veda nasıldı? M.U: 2002 yılında Amerika da ikiz kulelere uçakların çarpmasıyla beraber dünyada yeni bir dönem başladı denir ya, bizim de hayatımızda önemli bir yeri oldu 2002 nin den sonra okuldaki birçok şey değişti. Bunlardan birisi de güvenlik konusu yılına kadar, bizde bekçiler vardı. Makul bir düzeydeydi. Abartılı bir şey yoktu den sonra, İkiz Kulelere saldırıdan sonra, Amerika nın bütün dünya çapındaki okullarında, iş

9 150. YIL 9 yerlerinde, Amerika yla ilgili olan tüm kurumlarda olağanüstü güvenlik önlemleri alınmaya başlandı. Bizim güvenlik sistemi de tamamen değişti. Bu bizim hayatımızı biraz zorlaştırdı. Biz burada yaşayan insanlar olarak o kadar sıkı güvenliğe alışkın değildik. Biraz daha birbirimize güvenirdik, rahattık. Bu kadar sıkı güvenlik bizi biraz tedirgin etti, bu bir. İkincisi de 1998 yılında orta kısım kapatıldı, 2004 te tamamen bitti den itibaren, ortaokuldan sonra sınava giren sizin gibi öğrenciler gelmeye başladı sonrasında yatakhanenin de yeniden yapılanmaya gitmesi ihtiyacı ortaya çıktı. Bu yapılanma sürecinde yer aldık biz de. Yedi gün yatılıların sayısı hızla artmaya başladı. Tabii onlarla ilgili programlar değişti. Bir de o dönemde yatakhaneyi yönlendiren yöneticilerin yönetim anlayışıyla benim yönetim anlayışım çok çakışmadı, çok üst üste oturmadı. Düşündüm ben de, çok uzun yıllar ben bu işi kendimce güzel bir şekilde yaptım, artık tamamen farklı bir anlayışa acaba uyum sağlayabilir miyim, sağlayamaz mıyım? Ya da bu kadar yeni bir stresin altına girmek benim için uygun mu, değil mi? Bunu epey tartıştık. Eşimle beraber de konuştuk. Sonunda ben istifa ettim. İstifa etmemin nedeni de şu: Programlar tamamen yeniden yapılıyor, hafta sonu dışarı çıkma izni vermiyorlar, biz onlara izin verirsek ancak o şekilde çıkabiliyorlar. O dönem 2002 deki olayların hâlâ sıcak olmasının etkisiyle biraz fazla katı bir anlayış var. Biz de çok ona dayanamadık açıkçası. Hatta Nüket Hanımın da dilekçesini ben yazdım, o altını imzaladı. Birlikte götürdük, dedik Buyrun. Biz bu işi onurlu, şerefli bir şekilde, başımızı öne eğecek hiçbir şey yapmadan, tatsız bir şey yaşamadan, çok uzun yıllar -yüzlerce çocukla, çok da kolay bir şey değil- yaptık. Onurlu bir şekilde bırakıyoruz. Hazirana kadar biz görevimizi sürdürürüz. (Martta oluyor bu olaylar.) Önümüzdeki yıl başka insanlarla bu işe devam edersiniz. Ben haziranda anahtarları teslim ettim. Yaşamımın o serüveni orada noktalandı. Aynı dönemde, haziran ın hemen ortalarına doğru ani bir değişiklik oldu. Bizim o dönemki bölüm başkanımız ayrılmak durumunda kaldı. Beni çağırdılar ve bu görevi teklif ettiler. Beni bölüm başkanı olarak atamak istediklerini söylediler. Ben de Onur duyarım. dedim. Yeni bir döneme ben de geçmek isterim açıkçası yılının Haziran ında bölüm başkanı oldum. O dönemden beri, on bir yıl olmuş, bölüm başkanı olarak, edebiyat öğretmeni olarak devam ediyorum. Bu dönemim de çok enteresan, şanslı bir dönemdi. Bölümün tamamen değiştiği bir dönemdi yılındaki öğretmen kadrosundan şu anda sadece iki öğretmen var. Biri ben, biri Esra Ürtekin. Bir de daha sonra 2003 te bize katılan Birol Hoca. Üç hoca diyebiliriz en fazla. Üç hoca dışında biz on dört kişiyiz- on bir hoca yeni. Bu on bir hocanın onunun kararını vermek şansı bana nasip oldu. Bu da çok güzel bir şey. Mülakatlarda hocalarımızla görüşmeler, tüm o süreç... Çok güzel bir kadro oluşturduk şu an. Daha genç, daha teknolojiyle barışık, yabancı dil bilgisi olan, her yönüyle Robert Koleji ni taşıyabilecek çok güzel bir kadromuz var şu anda. Bunun için de çok seviniyorum. Artık yaş itibariyle de benim son on yılım. Şu an elli beş yaşındayım. Sağlığım elverirse, on yıl daha çalışma hakkım var. Ben öğretmeyi, öğrenmeyi çok sevdiğim için emekli olmak istemiyorum. Öğretmenlerle durmadan neler yapabileceğimizi, daha yeni neler olabileceğini, nasıl olabileceğini tartışıyoruz. Çok heyecan duyuyorum bunlar üzerinde çalışmaktan. Kurduğumuz ekip de bunları çok destekleyen bir ekip. Koç Lisesi nin bu yılki öykü yarışmasına yirmi sekiz öğrencimiz başvurdu. Bu benim için çok gurur verici bir şey. Senin neler çizip yazdığını biliyorum, takip ediyorum, harikasın. Senin gibi daha birçok çocuğumuz var. Bunlar çok güzel şeyler. Bunlar hep beni heyecanlandırıyor. Bir edebiyat bölümünün de başarısı burada yatıyor zaten. Geri kalan teknik şeyleri okul yapıyor zaten. Yeni bir şeyler yapmak istiyoruz, yeni kararlar alıyoruz. Diyoruz Seneye Dil ve Anlatım dersinden final yapmayalım, proje yapalım. Dil ve Anlatım dersinden final olmayacak. Çok daha iyi olacak diye düşünüyorum. Yazma çalışması olacak projede. Bir dönem boyunca devam edecek. Adım adım yıl boyunca sürecek. Sınav sayısını azalttık. : Edebiyat bölümü son zamanlarda gerçekten çok radikal kararlar aldı. Biz öğrencilere çok yardım etti. M.U: Bu proje süreçlerinde çok kalıcı şeyler öğreniyorsunuz. Seçtiğimiz kitaplar 1984 ü okuduk. Onu okuduğumuza ben de çok sevindim. Okuduklarımızı yaşıyoruz gerçekten de. Ülkemizde hepsi yaşanıyor. Cuk oturdu bir yerde. İyi ki konuşmuşuz bunları. Sonuç olarak bölümce eğitime çok önem veriyoruz. Bütün öğretmenlerimiz Bilgi Üniversitesi ne eğitime gittiler. O beni çok mutlu etti. Devam edeceğiz yine buna. Yurtdışına eğitime gidiyoruz. Bu sene üç arkadaş, -ben, Aydemir Bey, Özgül Hanım- Londra ya, Amerika ya eğitime gidiyoruz yine. Acaba orada neler yapıyorlar? Onları görüp acaba buraya taşıyabilir miyiz diye konuşuyoruz. Bu sene bizim okulda Sonbahar Öğretmenler Konferansı yapılacak. Sekiz arkadaşımız sunum yapacak, müthiş bir şey. Çok güzel örnekler, sekiz kişi, ben de dâhil olmak üzere İlk defa ben bölüm başkanlığıyla ilgili sunum yapacağım. Şimdiye kadar hiç böyle bir şey yapmamıştım. Ben şimdiye kadar ki tüm konferanslara katıldım, ama hiç böyle bir sunum yapılmamıştı. Bölüm Başkanı ve Lideri Olarak Sorunlar ve Çözümler diye bir program sunacağım onlara. Bu şekilde gelişerek devam etmek arzumuz. Çocuklara ne kadar katkıda bulunabilirsek, sizin önünüzü ne kadar açabilirsek, edebiyat dersini ne kadar sevilen bir ders yapabilirsek, bahtiyarlık o kadar büyük olacak. : Biraz konudan sapmış olacağız fakat 11 Eylül den sonra gelişen güvenlik önemlerinden bahsettiniz. Okulda başka ne değişiklikler oldu? Bizim bilmediğimiz neler oldu?

10 YIL M.U: Değişiklik çok oldu. Doğa gereği değişim kaçınılmaz bir şey. Okulda öğretmenler açısında, akademik anlamda, idari anlamda çok şey değişti. Altını çizebileceğimiz birkaç değişimden bahsedebiliriz. Birincisi seksenli yıllardan, doksanların başına kadar okul daha çok İstanbul merkezli bir okuldu. Dikkat ederseniz Gould Hall un girişinde Özel İstanbul Amerikan Robert Koleji yazar. İstanbul ifadesi hâlâ orada duruyor. Arnavutköy kapısının oradaki binanın girişinde de aynı şekilde Özel İstanbul Amerikan Robert Koleji diye yazar. Oysa okulun resmi adından İstanbul kelimesi çıkartıldı. Özel Amerikan Robert Lisesi dir şu an. En önemli değişim bence burada yaşandı. Ben bunun canlı tanığıyım. Doksanlı yılların başında, 98 yılı özellikle kırılma noktası burada, ortaokulun kapatılmasıyla okul, Anadolu ya daha çok açıldı. Burs sistemine bakacak olursan, 98 öncesi çocuklara ayrılan burs fonuyla bugün ayrılan burs fonunun arasında dünya kadar fark var. Bugün Robert Koleji ne gelenler çok farklı yerlerden geliyorlar. Bu çok sevindirici. Bu açılma, değişim olmasaydı, bugün birçok çocuk Robert Koleji ne gelememiş, bu imkânları bulamamış olacaktı. Seksenli yılların başında yatakhanede Anadolu dan bir ya da iki çocuk ya olurdu ya olmazdı. İstanbul, Bursa. Robert Koleji nin çoğunluğu İstanbul, bir kısmı da Bursalıydı. Bursa dan elli altmış kadar öğrenci vardı. Onların otobüsleri olurdu, pazar günü gelirler, cuma günü giderlerdi. Bunun dışında İzmir den birkaç öğrenci, Antalya dan bir ya da yok, Eskişehir den bir, Ankara dan bir iki çocuk, o kadar. Şu anda müthiş bir şekilde Türkiye nin her ilinden, her yöresinden öğrenciler var. Bu da bence okulun mütevelli heyetinin aldığı Türkiye yi kucaklayan bir Robert Koleji anlayışı. Alkışlanacak bir anlayış. Çok uzak yerlerden, Anadolu dan buraya gelmiş, burada eğitim alma fırsatı bulmuş Çok güzel bir şey bence. Bu anlamda bir değişim yaşandı. Bu da çok olumlu bir değişiklikti. Öğretmenler anlamında da değişimler oldu. Şu anki öğretmen kadromuza bakarsan nerdeyse yüzde elliye yüzde elliyiz Türk ve yabancı öğretmenler olarak. Benim öğretmenliğe başladığım yıllar yetmiş beş seksen kadar yabancı, yirmi beş otuz civarı Türk hoca vardı. Sadece Türk hocalar o dönemde Türkçe ve kültür dersine girebilirlerdi. Bir müzik öğretmeni Türk olamazdı. Beden öğretmeni, matematik öğretmeni, fen öğretmeni Türk nadirdi. Sadece Sosyal Bilimler ve biz. Bu büyük bir değişim Yüzde elliye yüzde elli ne demek. Bu olayın iki yönü var. Bazıları diyebilir ki, anadili İngilizce olan öğretmenler daha iyi olmaz mıydı? Bunu ileri sürebilirler. Bana sorarsan iyi öğretmen olursa, hangi milliyetten olduğu çok fark etmez. İyi bir öğretmen, mesleğini seven, akademik anlamda donanımlı, öğretmeyi, öğrenmeyi kendine ilke edinmiş, işini iyi yapmak için çaba gösteren Bu olsun. İster Türk olsun, ister yabancı olsun fark etmiyor. Şimdi de işe alınmış Türk öğretmenlerin hemen hemen hepsi işini çok iyi yapan insanlar. Mesleklerini severek yapan insanlar. Bakıyorum ben genç öğretmenlere... Pırıl pırıl insanlar. Biz neler gördük. Öğretmen Kanadalıdır, İrlandalıdır, ama öğretemiyordur. O zaman da sadece yabancı olduğu için Bizim çocuklarımıza yazık değil mi? Siz pırıl pırıl çocuklarsınız. Bu ülkenin en seçkin birkaç yüz çocuğu Bu çocuklara yazık edilmiş olur. İyi bir ilke o yüzden bana sorarsanız. Türk öğretmenler de gördüğüm kadarıyla İngilizce ye oldukça hâkimler. Matematik bölümü, fen bölümü Çocuklarla da İngilizceyi akıcı bir biçimde konuşma konusunda 98 sonrası biraz bir sıkıntı yaşandı. Kolay değil çünkü beşinci sınıf sonunda başlamakla geç başlamak bayağı fark ediyor. Ben yine de şuna inandım, isteyen çocuk, özel çaba sarf eden çocuk bunu da aşabilir. Ama aşmayan yok mu? Var. Mesela son sınıflarla bazen konuşuyoruz.. Bırak akıcı bir İngilizce konuşmayı, İngilizce konuşmak istemiyor çocuklar. Bilmiyorum bunun nedenleri nedir. Onuncu sınıfta falan bu konuşma olayı biraz kesintiye uğruyor gibi geliyor bana. Aynı zamanda kaygı var. Türkiye de sınava gireceksiniz. Bence aslında bir şekilde bunun çözülmesi lazım, ama nasıl çözülür? Şu anki koşullarla çok da kolay değil. Geçenlerde bir yerde okulun hedefleri arasında Daha çok İngilizce konuşulan bir okul hedefini gördüm. Bu nasıl olabilecek, ne kadar olabilecek bilemiyorum. Değişim deyince aklıma gelenler bunlar. Mekânsal anlamda sizin hiç yaşamadığınız değişikler çok oldu lı yıllarda yeni binalar devreye girdi. Kütüphane 1990 döneminde yapıldı, öncesinde spor salonuydu. Ondan da öncesinde çok güzel bir tiyatro salonuymuş. İki katlı, çok muazzam bir yer. Sonradan onu yıkmışlar ve spor salonu yapmışlar. Biz geldiğimizde orayı spor salonu olarak bulduk. Aslında konuşacağım çok şey var da zamanımız az. Tiyatro hikâyem var bir de benim yılında çocuklarla başlayan ve yine bugün dahi devam eden bir oyun yapma Türkçe tiyatronun danışman öğretmeni uzun yıllar bendim dan 2002 ye kadar on altı yıl... On altı yılda bazen yılda bir, bazen iki oyun, toplam yirmi beş otuz kadar oyun sahneye koyduk. : Çok sosyal bir öğretmensiniz. M.U: Eşim bana kızıyordu. Evlendiğimizde eşim bana sormuştu: Ya tiyatro ya ben? Ben de tiyatroyu seçmiştim. Biraz toyluğum, tecrübesizliğim herhalde. Haklı olarak çok kızmıştı bana. Ama böyle yani bırakamıyordum. Çocuklarla o kadar bütünleşmiştik ki Hafta içi okul ve yatakhane ile ilgilenir, hafta sonu da lise sonlarla oyun çalışır, oyun sahneye koyardık. Ben buradan çıkınca sudan çıkmış balık gibi olacağım. Gidemem herhalde. Buralarda dolaşırım. : Hafize Hoca yla da kaç yıldır birlikte çalışıyordunuz? M.U: Hafize Hoca yla otuz iki yıldır beraber çalışıyoruz. Onun otuz dördüncü yılı oluyor. Bu akşam onları uğurlama partimiz var. Hep Bizim Tepe de yapıyorduk. Bu yıl kütüphanenin balkonunda yapacağız. Akşamüstü saat üç ile dört arasında. Orada Hafize Hanım için de bir kart yazıyordum. Kolay değil tabii Hafize Hanım için bir şeyler yazmak yılında gelip çalışmaya başlamış Hafize Hanım burada. Ben geldiğimde o iki yıllık öğretmendi. Beni ilk karşılayan öğretmenlerden biri oydu Türk müdürlükte. Bana Aman dikkatli ol, ayaklarını yere sağlam bas! demişti. Tecrübeli tabii o, bana öğütler veriyordu. Onlar kızlar yatakhanesinde sürveyandı. Çok iyi bir arkadaşım gerçekten Hafize Hanım. Çok değerli bir öğretmen. O bambaşka. Duygusallığı, coşkuyu, bilgiyi çok güzel harmanlayan bir insan. İnsanları çok seven biri. O sevgiyi o kadar güzel ortaya koyuyor ki, çocukları da kuşatıyor. Dersleri muhteşem. Hafize Hoca yı da çok özleyecektir okul. İnşallah yeri doldurulur. Çok kolay bir şey değil, öyle hocalar kolay kolay gelmiyor. Her zaman büyük bir sevecenlikle, coşkuyla yapmıştır bu işi. Efsane hocalardan biridir. : Siz de en büyük efsanelerden birisi olacaksınız. M.U: Çok teşekkür ederim. Benim şöyle bir şansım oldu, Hafize Hoca sürveyanlıktan sonra öğretmen olarak devam etti sadece, ben uzun yıllar yatılılıkla devam ettim. Bölüm başkanı olarak da Ben sorumluluk almayı seven, öne çıkmayı seven bir insanım. Herkes bunu yapmıyor, tarzı da olmuyor olabilir. Ben seni de tavrından tarzından anlıyorum, sen tuttuğunu koparan bir kıza benziyorsun. Yapabileceğin şeylerde kendine her zaman şans ver. Bu çok önemli. Ben hep şunu söylerim: Bu okul bana şanslar verdi. Öğretmen olarak şans verdi ve ben iyi bir öğretmen olmak için hâlâ uğraşıyorum. Bitmiş değil hiçbir şey. Önümüzdeki hafta Salı günü Amerika ya gidiyorum. Benim yabancı dilim Fransızca ydı lise yıllarında, üniversiteyi bitirinceye kadar. İngilizceyi burada öğrendim. Daha sonra yüksek lisans için Boğaziçi ne gittim, Yabancı Diller Yüksek Okulu nda bir yıl eğitim gördüm, İngilizce öğrendim. Şimdi düşün hâlâ o zamandan bu zamana yabancı dilde bir şeyler yapmak için uğraşıyorum. Zorlanmıyor muyum? Zorlanıyorum tabii ki. Olsun, diyorum ki üstesinden gelebilirim bunun. Gece uyumam çalışırım, bir şekilde öğrenirim. Tuttuğumu kesinlikle bırakmam. : Hocam tam bir Robert öğrencisisiniz. M.U: İnanır mısın? Robert sadece öğrenci yetiştirmez, aynı zamanda öğretmen de yetiştiriyor ve Robert Öğretmeni diye bir öğretmen var. : Siz başka yerde yapamazsınız, kimse yapamaz. M.U: Yapamam. Okul bana dediğim gibi şans verdi yılında yatakhane müdürlüğünü teklif ettiklerinde bunu kabul ettim. Zaten dört yıl deneyimim var. Bazıları söyledi, yüz elli tane çocukla baş etmek zor, daha çok gençsin, kendine çok

11 150. YIL 11 güveniyorsun Dedim: Hayır, eşim de bana destek olur. Eşimin hakkını da teslim etmeliyim. Çok büyük bir şans öyle bir eşe sahip olmak da. O da bana omuz verdi. Serap Hanım ile on yedi yıl yatakhaneyi yönettik. Ben tek başıma başa çıkamam. Her dakika her şeye sahip çıkar, müthiş sevecendir. Harika bir insan. O benim en büyük şansım de Bölüm başkanı olur musun? dediler. Evet. dedim. O sorumluluğu da alırım. Değiştirmek, dönüştürmek istiyorum de bölümde İngilizce bilen birkaç öğretmen vardı. Kolej mezunu değilim, ama Boğaziçi ne gittim, okudum, öğrendim. Bilen azdı. Şu an bilmeyen kimse yok. Bazıları çok ileri düzeyde, bazıları rahatlıkla konuşup okuyabilecek düzeyde. Sözü şuraya getireceğim: Sana verilen şansları hiç geri çevirme. Bunları mutlaka kullan. Mutlaka güzel yerlere geliyorsun. Ben somut örneğiyim. Anlattım sana hikâyeyi. Şu tepeyi nefes nefese tırmanıp geldim buraya yılının Ağustos u, geldiğim günden beri buradayım. Her zaman kendime şunu prensip edindim: Dürüst olmak, güvenilir olmak. Birisi bana bir iş verdiğinde bunun arkasını düşünmez. Mehmet Hoca ya bu işi ver, tamam. Almışsam o işi mutlaka yaparım. Yapamayacaksam baştan dürüst bir şekilde yapamayacağım derim. Yapamayacağım iş de azdır. Bir sorumluluğa talip olmuşsam, inanmışımdır ben onu başaracağıma ve gerisi önemli değil. Zorluk olmaz mı? Olur. Bak bölümü de dönüştürdük ve çok mutlu hissediyorum kendimi. Sempozyum oluşturduk düşün ten beri devam ediyor. Önümüzdeki yıl dokuzuncusunu yapacağız. Edebiyat ve Sinema olacak yeni başlığımız. Bunların hepsi kalıcı birtakım değerler oluyor. Eminim bu Robert Koleji ile devam edecek. Bunları ben tek başıma yapmıyorum tabii ki. Çok güzel bir takımımız var. Ben her zaman bir şey atıyorum ortaya, hedef koyuyorum. Bilgi Üniversitesi nde hizmet içi eğitim derslerine başladık. Cumartesi günleri gidiyoruz. Edebiyatta Modernizm, Fantastik Edebiyat, Yaratıcı Yazarlık Öğretmenlerin ufkunu açmak Ne olursa olsun bir süre sonra tekrara düşüyorsun, ama böyle yerlere gittiğin zaman bambaşka insanlarla bambaşka şeyleri tartışıyorsun ve bu seni geliştiriyor. Ben orada konuştuğum bir şeyi sınıfa taşıyorum. Size bir katkısı olsun, benim heyecanım o. Bakın çocuklar, şurada şu tablo var. Açıp bakalım. Bunu öğretmenlerin yapması harika Eylül 2013 te yazma çalıştayımız var burada okula başlarken. Yine Bilgi Üniversitesi nden öğretim görevlisi Sevengül Sönmez bize İleri Yazma konusunda seminer verecek ve bütün yıl boyunca da bizimle olacak. Dil ve Anlatım finallerini projeye çevireceğiz dedik. Daha iyi çocuklar nasıl yazabilirler? Bütün mesele bu. Bizim bölümümüzü tamamlayan çocuk edebi bir makaleyi başarılı bir şekilde yazabilmeli. Bunu da başaracağız. K: Bizce de bazı kısıtlamaların kalkması gerekiyordu kullandığımız dil üzerinde. Okula girdiğimiz yıl daha fazla baskı vardı, şu an daha serbestiz. Dediğim gibi edebiyat bölümünü bu yıl tüm öğrenciler daha çok sevdi. M.U: Daha fazla değişeceğiz. Kısıtlamaları daha aza indireceğiz. Çok güzel kitaplar seçiyoruz. Zaman zaman Türk Edebiyatından az kitap seçtiğimiz konusunda eleştiriler geliyor, ama ben hiçbir zaman öyle bir ayrım yapmıyorum. Türk Edebiyatı, Dünya Edebiyatı fark etmez. Seçtiğimiz kitaplar hep evrensel konularda ü seçtik. Bu Türkiye de de geçerli, Afrika da da geçerli, Amerika da da, Avrupa da da. Sonuçta güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Çocuklardaki yansımasını da görüyorum. Konuşmalardan, değerlendirmelerden. Diyorum ki: Eğitim böyle bir şey olmalı! İçselleştirilebilen, kalıcı bir etki oluşturabilen bir çaba olmalı. Çocukları düşündürecek, onlara farklı pencereler açacak, farklı düşündürecek şeyler kalıcıdır. Onların yaptıkları çalışmalarla, onların çektikleri filmlerle, değerlendirmelerle çok güzel şeyler elde ediyoruz. Bunu da geliştirmek istiyoruz. Kendi kendini değerlendirme dediğimiz, diğer çocukların birbirini değerlendirmesini zamanla yerleştirmek istiyoruz. Ölçme ve değerlendirmeyi tamamen değiştirmek istiyoruz. Zaman içinde olacak bence bu. : Son olarak biz öğrencilere söyleyecekleriniz nelerdir Mehmet Hocam? M.U: Size söyleyeceğim: Ben size çok güveniyorum. Bunu dersimde de çocuklara söyledim. Dünyanın ve bu ülkenin gerçekten sizin sayenizde, daha yaşanası hale geleceğine inanıyorum. Özellikle Gezi ile ilgili tutumunuz beni heyecanlandırdı. Uzun süre astımım olduğu için, gaz yemekten korktuğum için gidemedim, ama geçen hafta perşembe günü oradaydım. Orayı dolaştım, üç saate yakın orada bulundum. Çok düşündüm, çok heyecanlandım. Orada bulunanları görünce Helal olsun bu çocuklara. Bu insanlara helal olsun! dedim. Oradaki o dayanışmayı, paylaşmayı Birisi diyor ki Çocuklar altı gönüllü lazım. Gençler hemen koşarak gidiyorlar. Ne kadar güzel bir şey bu. Çok farklı yerlerden, inançlardan, kültürlerden insanlar barış, demokrasi, özgürlük temelinde birleşiyor. Bir tarafta Kürt gençleri halay çekiyor. Ben de katılıp onlarla halay çekmek istedim. Çok mutlu oldum onları görünce. Robert Koleji ni mutlaka siz iyi değerlendiriyorsunuz. Bu okul varlığıyla özgürlüklere şans veren bir okul. Her zaman için bu özgürleri iyi değerlendirin. Bu okula mezun olduktan sonra da sahip çıkın. Buranın yaşaması için, gelişmesi için daha çaba gösterin. Bunu yaparsanız gözümüz açık gitmez. Bunu yaparsanız gerçekten daha mutlu olurum. Görüyorum, mütevelli heyeti arasında benim öğrencilerim var. Eminim sizlerden de bu işin içine girecek olanlar olacaktır. Dediğim gibi bu konularda çekingen olmayın. Ne olursa olsun belli bir gücü elinde tutan insanlar bu işlere giriyor gibi bir algı da olabiliyor. O da doğru değil. Mesleğinde iyi olan, belli yerlere gelmiş olan insanların hepsinin bu kurumda söz sahibi olmaya hakkı var. O sorumluluğu sizler de alın. Bu okulu daha da geliştirerek yaşatmaya devam edin. Bu ülkede bu okullar olmalı ki daha aydınlık, daha güzel yarınlar olabilsin. Robert Koleji ni mutlaka siz iyi değerlendiriyorsunuz. Bu okul varlığıyla özgürlüklere şans veren bir okul. Her zaman için bu özgürleri iyi değerlendirin. Bu okula mezun olduktan sonra da sahip çıkın. Buranın yaşaması için, gelişmesi için daha çaba gösterin. Bunu yaparsanız gözümüz açık gitmez. Bunu yaparsanız gerçekten daha mutlu olurum. Görüyorum, mütevelli heyeti arasında benim öğrencilerim var. Eminim sizlerden de bu işin içine girecek olanlar olacaktır. Dediğim gibi bu konularda çekingen olmayın. Ne olursa olsun belli bir gücü elinde tutan insanlar bu işlere giriyor gibi bir algı da olabiliyor. O da doğru değil. Mesleğinde iyi olan, belli yerlere gelmiş olan insanların hepsinin bu kurumda söz sahibi olmaya hakkı var. O sorumluluğu sizler de alın. Bu okulu daha da geliştirerek yaşatmaya devam edin. Bu ülkede bu okullar olmalı ki daha aydınlık, daha güzel yarınlar olabilsin. Sizden tek beklentim bu. Sizi çok seviyorum. Bu söyleşi için de teşekkür ediyorum. : Biz teşekkür ederiz. ailesi olarak bizler için bu söyleşinin çok büyük bir önemi ve anlamı vardı. Anlattığınız anıları eminiz ki öğrencileriniz de takip edeceklerdir. Tekrar bizlere ayırdığınız zaman için çok teşekkür ediyoruz.

12 YIL Melek Giray İnce ile Röportaj Kulüp danışmanlarımızdan Melek Giray İnce ile nün kuruluşunu, ilk zamanlarını, bugünlere nasıl geldiğini ve gelecek planlarını konuştuk. : Öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim. : Birçok kişi köprünün nasıl ortaya çıktığını çok merak ediyor. kaç senedir aktif? yılından beri yayın hayatını sürdürüyor diyebiliriz. : Peki bu fikir kimden çıktı ve nün oluşumu nasıl gerçekleşti? Robert te öğretmenliğe 2007 yılında başladım. O yıl herhangi bir kulübüm yoktu. Hatta kulüp teklifleri şubat ayında verilir. O zaman bile bu fikir kafamda şekilenmemişti. Sonra okul yayınlarını okudukça okulda Türkçe bir gazetenin olmaması dikkatimi çekti. İki dilli bir okulda Bosphorus Chronicle ın yanında Türkçe bir yayının olmamasının bir eksiklik olduğunu düşündüm açıkçası. Önce kendi girdiğim sınıflarda bir nabız yoklaması yaptım. Özellikle hazırlıklara sordum. Geleceğe hazırlık olarak. Böyle bir şey sizce de eksiklik mi, olursa çalışmak ister misiniz? Çünkü bir kulüp kurarsanız eğer, öğrenci olmadan o kulübün bir anlamı kalmıyor. Açıkçası sınıflarımdan aldığım tepkiler çok olumluydu. Onlardan cesaret alarak bölüm başkanına ve bölümdeki arkadaşlarıma anlattım bu fikrimi.onlar da çok desteklediler. O sırada bölümdeki arkadaşlarımdan Serya Hoca, kulübün bir parçası olmak isteyeceğini söyledi ve biz beraber koyulduk bu yola. Tabii artık 2008 in mayıs ayıydı. Kulüp teklifi vermek için geç bir zamandı ama Joe Welch ile bu düşüncemizi paylaştık. O da reddetmedi. Asıl harekete geçiş noktamız eğitim yılının okula dönüş zamanı diyebiliriz. Tabii ilk önce neden böyle bir gazeteye ihtiyaç olduğunu anlatmamız gerekiyordu. Zaten böyle bir gazete var okulda, eğer amaç okula ve öğrencilere haber iletmekse bunu Bosphorus Chronicle zaten yapıyor ve Türkçe gazete gerçekten gerekli mi şeklinde sorularla karşılaştık açıkçası. Çok da normal böyle endişelerinin olması. Onları ikna etmeyi başardık. Fakat bu sefer de bütçe problemleri vardı. Biliyorsunuz, kulüplerin bütçeleri bir yıl önceden ayrılıyor. O sırada BC danışmanı Jonathan Rau ydu. Onunla ve editörlerle ortak bir toplantı yaptık. Onlar bütçelerinin bir kısmını bizimle paylaşmayı kabul ettiler. Ve biz 10 öğrenciyle ilk sayıyı çıkardık. İlk sayının çıması çok zor oldu bizim için. Sadece bütçe değil, yazıların yazılması, onların tasarımlarının yapılması, matbaaya girmesi de zordu. Hatırlıyorum, gece yarılarına kadar telefonla konuşup O öyle olmadı. Bu nasıl olacak? Şuradan para bulalım. diye birbirimizle iletişim kuruyorduk. : Bu zorlu sürecin sonunda okulda nasıl karşılandı? Merakla açıkçası. Tabii ne olacağını bilmiyorlardı. Yepyeni bir yayındı onlar için. Önce küçük posterler hazırlayıp okula asmıştık. geliyor. nedir biliyor musunuz? diye. İlk tepkiler olumluydu. Belki tam bir gazete gibi değildi. Yazılarını görseniz, daha çok gezi yazıları, küçük denemeler, haberler, spor sayfası, bulmaca, karikatür... Çeşitlendirmeye çalışıyoruz ama kulübün öğrenci sayısı on kişi. On birlerin üniversite hazırlıklık süreci zaten başlamış. Dokuz ve onuncu sınıf öğrencilerimiz ile çıkardık. Çok da kötü tepkiler almadı. Eksiklikler vardı ama yine de desteklediler. Özellikle bölüm arkadaşlarımız çok destekledi, onlara çok teşekkür ediyorum. Çıktığı anda heyecanla alıp sınıflarına götürdüler, yazıları okudular, tanıttılar, öğrencileri ile paylaştılar, bizi sürekli desteklediklerini belirttiler. Sonra bu durumlara geldik. : ismi, peki, nasıl ortaya çıktı? Acaba adı ne olabilir? Öncesinde bir sürü fikir geliyor aklınıza. O olur, şu olmaz, neden olmaz? Bir gün Serya Öğretmeniniz, Özlen Tanrıöver ile bir sohbet sırasında kendisine Türkçe gazete kurduğumuzdan bahsetmiş. O da Robert Kolej mezunudur. Özlen Tanrıöver de, Bizim öğrenciyken Bridge diye bir dergimiz vardı. demiş. Serya Hocanız da oradan esinlenip Bridge in olarak gazeteye ad olabileceğini düşünmüş. Gazeteye ad olarak önerilen ve en çok beğenilen isim olduğu için bu ismi koyduk. Çıkış noktası yıllar öncesinde burada yayınlanan bir dergi aslında. Ama bağlantıları, ülkenin doğubatı arasında bir köprü görevi görmesi, okulumuzun Boğaziçi sü ne bakması ve kültürler arası bir köprü konumunda olması. Bütün bu anlamları içinde barındırıyor açıkçası. Hem İstanbul un kendisi bir köprü. Okuldaki toplanma noktalarından biri. Yani köprü yle o kadar çok bağlantımız var ki... Sonra hepimiz çok sevdik bu ismi ve çok benimsedik. : geçen yıl büyük bir değişim sürecine girdi. Bu süreç nasıl başladı ve bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar büyüdü? Çok sevindirici bu aşamaya ulaşmamız. Gerçekten o üç yıl boyunca biz on öğrenci ile hatta ondan bir önceki yıl sekiz öğrenci ile işi götürdük. Çünkü hazırlıkta BC ye giremeyen öğrenciler geliyor, bir sene de çalışıp sonra çalışmalarını BC de devam ediyorlardı. Hazırlık sınıfları için gayet doğal bir süreç bu, bir yıl da olsa hepsinin ye değerli katkıları oldu. Ama sekiz-on öğrenci ile gazete çıkarmaya çalıştığınızda bültenin ötesine geçmek çok zordu. Her öğrencinin en az iki-üç yazı yazması gerekiyordu ve kulüp işleyişi o zaman daha farklıydı. Her hafta okul sonrası bilgisayar laboratuvarında buluşuyorduk. Konular ne olabilir, kim hangi konuları yazabilir... Birbirimizle fikir alışverişinde bulunup orada yazıyorduk. Aslında Yunus Emre nin yeni oluşumun mimarı olduğunu söyleyebiliriz. Yunus Emre hazırlıktan beri de. Berfin de dokuzda geldi ve Yunus Emre onuncu sınıfa geçerken deki en eski elemanlardan biriydi. Berfin vardı, on birinci sınıfta. Yunus çok hevesli ve istekliydi; çok üretken ve yaratıcıdır. Fikirlerinin peşinden koşar. Biz önümüzdeki yıl kim editör olabilir acaba o sekiz kişi arasından, kim çekip çevirebilir, organize edebilir diye düşünürken Serya Hoca ile ikimiz de, Yunus Emre nin bu iş için uygun olacağına karar verdik. Yunus Emre de önerinin üstüne atladı. Çok mutlu oldu. Ben zaten çok seviyorum bu işi yapmayı, bu işi yapmayı çok isterim. dedi. Berfin de on birinci sınıf olduğu için çok istedi ve ikisi bu işi paylaştılar. O yaz Yunus Emre bir şekilde bütün arkadaşlarını tek tek arayıp konuşmuş. Bak, de yazmak ister misin? Şöyle yazarsın, böyle yapacağız diye ikna etmiş. Bu iletişim ağı, nün bir anda sekizden kırk beşlere, ellilere çıkmasını sağladı. Şu anda ellinin üzerinde yazarımız var. Ezgi Ergin Nazlı Yurdakul Normalde biz öncesinde öğrenci sayısını içeren bir teklif formu veriyoruz. Biz en iyimser haliyle 20 öğrenci diye düşündük. Her zaman on kişi geldiği için, biz keşke 20 kişi gelse diye düşünüyoruz çok mütevazi bir şekilde. listelerini hazırlarken Neylan Hanım aradı, Melek Hanım, kırk öğrenci başvurmuş. Neye göre seçeceğim ben bunları? diye sordu. Hayır, hiçbirini seçmeyin. Hepsi gelsin. dediğimde Gerçekten emin misiniz? dedi ve ben de Evet evet. Çok mutlu oldum. dedim. : Mesela BC de bir seçme oluyor. de bu olmuyor ama. Hayır, biz en başında beri bunu yapmıyoruz. Çünkü de yazan çocukların hepsi çok iyi yazan çocuklar olmak zorunda değil ki. Yani burası bir okul gazetesi, profesyonel bir gazete değil. Kulüplerin amacı da işi en iyi yapanların işlerini sergilemeleri değil. Yani siz aslında ilgi duyduğunuz alanlarda kendinizi geliştirme fırsatı yakalıyorsunuz kulüplerde. Dolayısıyla yazmayla ilgileniyorsa bir öğrenci ya da habercilikle ilgileniyorsa, fotoğrafla ilgileniyorsa, bu kulübün bir parçası olmak istiyorsa, onlara kapımız açık. Bence kötü yazanlar da bu kulüpte yer almalı. Kötü yazıyorsa da bir süre sonra kendi içinde gelişimini sağlıyor. Bizim için en büyük mutluluk hazırlıkta çok fazla yazısını düzelttiğimiz bir öğrencinin onuncu sınıfa geldiğinde hazırlıktakilerin yazısını düzeltir hale geliyor olmasıdır. Asıl amacımız da bu zaten. Ben kulüp çalışmalarına bu gözle bakıyorum. Sizin birbiriniz ile paylaşımlarınızı gerçekleştirdiğiniz, ilgi alanlarınızı bir şekilde tatmin ettiğiniz, kendinizi geliştirdiğiniz alanlar kulüplerdir. Bunun için de seçim yapmayı gerekli görmüyorum. Biz de performansa dayalı bir kulüp olsaydık, tiyatro gibi, orkestra gibi ya da spor takımlarından biri gibi, o zaman orada bir sınır vardır ve seçmek zorundasınızdır. Ama gazetede yazanlarda öyle bir sınır yok. Okul gazetesi on tane haber de çıkabilir, on iki haber de çıkarabilir. Dolayısıyla zaten

13 150. YIL 13 eğer öğrencinin haberi nitelikli değilse, biri girmeyi hak etmiyorsa, zaten siz onu kendi içinizde eliyorsunuz. O da hatalarını görüyor. Bir sonraki sayı için yazarken o noktalara daha çok dikkat ediyor. Daha iyi bir yazı çıkarıyor. O yüzden, öğrenci seçimine gerek duymadık. : Peki iki okul gazetesi olarak BC ile aranızda nasıl farklılıklar var? Yola çıkış amacımızda fark yok. İkisi yapı olarak çok benziyor birbirine. İçerik olarak da benziyor. Ancak ulusal ya da yerel gazeteler kendi aralarında nasıl bazı farklılıklar içeriyorsa, belki BC ile de böyle farklılıklar içeriyor. Öğrencilerin söylediği BC nin biraz daha resmi bir dilinin ve atmosferinin olduğu yönünde. geçen yıl ile bunu biraz kırdı. Biraz daha renkli basın gibi olmaya başladı. İlk sayısında absürd haberler, Zaytung haberleri gibi yazılara yer verilmişti. Ama belki orada da biraz aşırıya kaçmış olabiliriz. Dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Aslında hâlâ bir denge oturtma aşamasında. Çok yeni tabii. Aslına bakarsanız bu altıncı yılı. Altı yıl, dile kolay. Çok uzun gibi gelebilir ama bazı geleneklerin oluşturulması, o çizginin yaratılması için çok da uzun bir süre değil. Her yıl öğrencilerimiz değişiyor. Daha yeni yeni bazı şeyler oturmaya, yerini bulmaya başladı. Bundan sonra daha da iyi olacak. Yeni katılımlarla, yeni fikirlerle nün daha da gelişeceğine inanıyoruz. Çünkü, sekiz öğrenciyken, herkes elinden geldiğince geliştirmeye çalışıyordu tabii ama bir yerde tıkanıyorduk. Ama şimdi kırk öğrenci ile kırk farklı düşünce, kırk farklı bakış açısı var ve onlardan en iyisini bulmaya çalışıyoruz. Hâlâ bir şeylere çalışıyoruz. Oldu mu? Hayır olmadı, ama en azından her geçen gün daha iyi olma yolunda ilerliyoruz. : Yani hem öğrenciler hem de nün kendisi gelişiyor diyebiliriz. Aynen öyle. Öğrenciler olmadan olamaz. yü yapan bugüne getiren sizlersiniz. Bizim öğretmen olarak yaptığımız tek şey size o yolu açmak oldu. Biz kapıyı açtık ama o kapıdan geçip onu ileriye götüren sizdiniz. Bugün biz varız ama yarın x öğretmen, y öğretmen gelir. Öğretmenlere bağlı bir şey değil bu aslında. : nün büyük bir değişim geçirdiğinden bahsetmiştik. Peki bu değişim bu yıl da devam edecek mi? Bu konuda proje ve planlarınız var mı? Var tabii, olmaz mı? Aslında geçen yıl girdiğimiz gelişim yolunu biraz daha iyileştirmek istiyoruz. Dengeyi bulmak istiyoruz demiştim ya; biz boyalı basın gibi olmayalım, çok resmi de olmayalım. Öğrenciye hitap etsin, ama belli bir kişiliği de olsun. Okul gazetesi formatını da üzerinde taşısın. Bunun için çabalıyoruz açıkçası. O yüzden de toplantılarımızda neyi, nasıl değiştirebileceğimiz konusunda fikir yürütüyoruz. Yeni şeyler deneyeceğiz, denedikçe de bulacağız. Belki bazı fikirlerimiz bizi ileriye götürmeyecek, belki bazıları çok tutacak. Ama bir şekilde yanlışlardan ders çıkarıp daha iyi ilerleriz diye düşünüyorum. Onun dışında, bu yıl bir iletişim platformu yapmayı planlıyoruz. Bu da yine Yunus Emre ve arkadaşlarının fikriydi. Yayıncılık aslında Türkiye de okullarda çok yaygın ama gazete biçiminde değil. Yani okul yayınlarına baktığınız zaman daha çok dergi biçiminde çıkıyor. Hatta ne yazık ki çoğu okulda bu öğrenci yayını gibi gözükse de öğretmenler hazırlıyorlar. Bazen onlar yazıyor yazıları. Yani o öğrenci dergisinden çok öğretmen işine dönüyor. Gerçekte bu sizin ürününüz, sizin yayınınız. Aynanız diyelim, düşüncelerinizin aynası... Dolayısıyla kaç tane gazete çıkaran okul var diye düşündüler Türkiye de ya da İstanbul da özel okullarda, çünkü devlet okullarında bu iş maliyetten dolayı biraz daha zor. O yüzden özel okullarda bu iş biraz daha iyi işliyor. Çok az sayıda okul var gazetesi olan ya da gazete çıkarmayı düşünen. O zaman bunlarla bir platform oluşturalım, bir araya gelelim, fikir alışverişinde bulunalım dedik. Aynı zamanda bizim okulumuzdan mezun olan ve şu anda basın yayın sektöründe çalışan bir sürü mezunumuz var. Onların da deneyimlerinden yararlanmayı düşündük. Hem öğrenciyken ne tür aşamalardan geçtiler, neleri deneyimlediler hem de profesyonel hayatta karşılaştıkları zorluklar nelerdi; bunlardan haberdar olmak istedik. Dolayısıyla dönem itibariyle onlar gelecekler, önce okuldan öğrenciler ile konuşacaklar, onlara deneyimlerini aktaracaklar. İkinci yarıda ise okullar birbirlerine deneyimlerini aktaracaklar. Ama bence asıl büyük proje o günün sonunda her okuldan bir temsilcinin bir araya gelerek gençlik gazetesi adını verdikleri ortak bir gazete için çalışmaya başlaması. Yılda belki bir defa çıkaracağız, bunlar tabii plan daha. Belki biraz hayal gibi de gelebilir ama her okulun katkısının olabileceği, sonunda sadece Robert Kolej e ya da Üsküdar Amerikan a ait olmayan, İstanbul daki liselere ait olan bir lise gazetesi çıkartmak, üretmek hedefimiz. Umarım gerçekleşir. Bu kısa süreli planımız. İleride umarım şevkle heyecanla yeni üyeleriyle devam eder yayın hayatına. Gerçekten bu okulun kalıcı, geleneksel bir yayını olarak devam eder. Hem bu hoş röportaj için hem de ye yaptığınız katkılar için size ve Serya Hocamıza çok teşekkür ederiz. Biz teşekkür ederiz.

14 YIL Robert Kolej Efsaneleri Robert Kolej gibi köklü, yüzyıllardır Türk eğitimindeki saygın yerini korumuş bir okulun, tahmin ettiğinizden de fazla efsanesi var. Çoğumuzun belki de bir kere bile duymadığı Robert efsanelerini bu yazımızda sizin için derledik. Adı üstünde efsane olduklarından hiçbiri kesin bilgilere dayanmamaktadır. Pınar Tercanlıoğlu Leyla Ok Robertli Holden: Dokuzuncu sınıf ingilizcesinde okutulan Catcher in the Rye (Çavdar tarlasında çocuklar) kitabını hepimiz biliyoruz. İki üç yıl önce, yine bu kitap müfredat gereği okutulurken, bu kitaptan çok etkilenen bir yatılı çocuk TI(hesap makinesi) ını satmış ve aldığı parayla Konya ya kaçmıştır. Daha sonraları bir kırtasiyede çalıştığı tespit edilen öğrenci okula geri getirilmiştir. Kilisedeki Hayalet: Efsaneye göre yıkık kilisenin önünde çekilen fotoğrafların bazılarında ortaya çıkan bir rahip hayaleti vardır. I pardon your back: Merdivenlerden yukarıya çıkarken bir öğretmenine çarpan hazırlık sınıfı öğrencisi, dönüp I beg your pardon demek yerine I pardon your back diyerek Robert Kolej tarihine geçmiştir. Konferans Odası: Marble Hall daki konferans odasını hepimiz biliriz. Hatta çoğumuzun içindeki antika eşyalar sayesinde çok sevdiği bir yer olup çıkmıştır. Tabii tüm bunlar olurken, hiçbirimiz oradaki eşyaların bir ölüye ait olduğunu bilmeyiz. Efsaneye göre kendisi her ölüm yılında odayı ziyaret etmeye gelirmiş. Birinci Dünya savaşı Tünelleri: Birinci Dünya Savaşı sırasında okulun çeşitli bölgelerine tüneller açılmıştır. Bu tüneller okulun binaları arasında ve okulun çıkışlarına geçit sağlamaktadır. Bir tanesinin kapısı kiliseye de çıkar. İnanın ya da inanmayın, Robert Kolej bütün bu efsanelere ev sahipliği yapmıştır. Bazıları trajik bazıları komik bazıları korkutucu bu olaylar; yaşanmış da olsa, yaşanmamış da olsa, Robert i Robert yapan hikayelerdir. Hamsi Hazırlıktan beri hepiniz okul koridorlarındaki türlü türlü okul yayınlarını görmüşsünüzdür. Boshporus Chronicle,, Kaleidscope, Martı Ama bunlar pek de eski sayılmazlar. O yüzden Gazetesi olarak bu köşemizde sizi on yıl önce RC de yayınlanan bir web sitesini tanıtıyoruz, Hamsi. Uzun süredir burada olan öğretmenlerimiz ve diğer çalışanlar dışında, -12 ler bile- hiç kimse ismini duymamıştır. Hamsi 2000 lerde birkaç yıllığına yayınlanmış okulumuzun eğlence tabanlı web sitesidir. Takip edilmediğinden mi yoksa bayat esprilerinden dolayı mı kapandığı bilinmez. Ama onda birlik bir asırdan sonra ona bir göz atmak hiç te fena olmaz. İşte sizin için ağdan seçtiklerimiz: Her ay Hamsi şanslı bir kelime seçiyor ve Emel KÖKREK tarafından bu kelime üzerine bir yazı yazılıyor. Bu ayın kelimesi de uncle mış. Bildiğiniz üzere bu kelime Türkçede iki anlama geliyor. Tabii Emel de gözden kaçırmadan bunu yazısında belirtiyor. Yazının devamında uncle kelimesinin kökeni araştırılıyor ve Hades e kadar uzandığını öğreniyoruz., Zeus ve Demeter kardeşler ama Persephone adlı bir kızları var. Hades-Zeus un bir diğer kardeşi- bu kızın hem amcası hem de dayısı oluyor. Bu yüzden de Hades e iki isimle seslenmek yerine Persephone yeni bir isim türetip ona uncle diye hitap ediyor. Ama bu hikâyenin komik yani Persephone aynı zamanda hades in karısı. Ne Emel ne ben Presephone nin neden koca yerine yeni bir kelime bulmadığını daha çözemedik. unt Hamsi Sitenin bu bölümünde okurlardan gelen mektuplar Aunt Hamsi tarafından cevaplanıyor ve bu bölüm sizi şöyle bir cümleyle karşılıyor: Write your most complicated, most illogical, most made-up-looking problems to your Aunt Hamsi. Her mektup A.Hamsi tarafından büyük bir incelikle gözden geçiriliyor ve içtenlikle cevaplanıyor. İlk mektupta Cookie Monster, Aunt Hamsiye portakal suyu bağımlılığından nasıl kurtulabilirim diye danışıyor ve aldığı cevap ise portakal suyu yerine havuç suyunu tercih etmesi gerektiği oluyor. Başka bir mektupta ise Distress erkek arkadaşlarının kendisinin birden çok kişiyle aynı anda çıktığını öğrendiğini anlatıyor ve aşırı kıskanç ve huysuz erkek arkadaşları için bir çözüm arıyor. Aunt Hamsi ise ona bunun kendi hatası olduğunu söylüyor. Distress e şu altın kuralı veriyor: Eğer bir şeyin bilinmesini istemiyorsan onu saklaman için hiçbir neden yoktur. Yani Aunt Hamsiye göre o, bütün erkek arkadaşlarıyla aynı anda aynı yerde çıkmalı ve diyor ki bu o kadar aptal görünecektir ki hiçbiri diğerinin onun erkek arkadaşı olduğuna inanmayacaktır. Sonra da Geyik Poetry geliyor. Bu kısımda ise Yasemin Gökçe tarafından yazılan şiirler Shakespeare e taş çıkartıyor. İşte onlardan biri: To Mr. Supercool Tral-lal-laa, tral-lal-laa Upper vena caaaava Tral-lal-laa, tral-lal-laa Lower vena caaava Polen Eylem Güzelocak Hamsi her şeyden biraz biraz olan çok yönlü bir site. Bir mutfak köşesi bile var, Yemek Tuuba. Tuba bize uzun mu uzun, zahmetli mi zahmetli, detaylı mı detaylı, leziz mi leziz bir tarifle hazır çorbalardan ezogelin çorbasının nasıl yapıldığını anlatıyor. Tarifte her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Tuba ne sigfigs ne de (±) koymayı unutmuş. Ama okuyucuların güvenliğini de ihmal etmiyor Tuba. Onların yemek pişirirken nasıl giyinmeleri gerektiğini minik ayrıntıları atlamamalarını söylüyor. Hamsi ye bir anlamda vıcık vıcık bir dergi diyebiliriz. İçinde her türden baharat var. Bilimsel makaleler, videolar, filmler, fotoğraflar, söyleşiler, karikatürler, linkler ve bambaşka bin bir türlü şey karşımıza çıkıyor. Hamsi kısa ömürlü bir yayındı ama içindekilerde Karadeniz in bereketi var.

15 Robert Kolej de Spor 150. YIL 15 Robert Kolej 150 yıldır sporda da öncülük ediyor. Her yeni dönemde alışılagelenin dışında, bilineni zorlayan ve geliştiren adımlarla istikrarlı bir biçimde ilerlemekteyiz. Robert Kolej in 150. yılında sadece okulumuzun eğitim geçmişini değil, sosyal aktivitelerindeki öncülüğünü ve gelişmelerini de unutmamamız gerekir. Spor aktiviteleri ve ilkleri de bunların kapsamında incelenebilir. Okulumuzun tarihinde spor nasıl gelişti? Ne gibi yenilikler geldi? Eski ile yakın geçmişimiz spor açısından nasıl karşılaştırılabilir? Şüphesiz ki Robert Kolej daha bir sürü alanda olduğu gibi spor alanında da büyük gelişmeler göstermiştir. Okulumuzun 150. yıl sayfasına bakıldığında yıllar arasında hızlı bir geçiş imkanı sağlandığını görebiliriz. Bunun içerisinde 1897 de, atletizme ayrılmış bir gün olan Field Day geleneğinin başlatıldığını ve ilerleyen senelerde de bu güne özel farklı spor aktivitelerine yer verildiğini okuyabiliriz. Gerek 1930 daki gülle atma, gerek 1950 deki sırıkla atlama, gerekse 1958 deki koşu yarışı olsun, o zamanlardaki Field Day in aslında bizim tanık olduklarımızdan çok Okçuluk Takımı, 1920 da farklı olmadığını anlayabiliriz. Evet belki sırıkla atlama yapmıyoruz, hatta koşulara olan ilgiler birkaç yıldır çok fazla değil ama spordaki başarılarımız ve okulda yapılan spor alanlarının çeşitliliği giderek artıyor te Türkiye deki ilk basketbol maçını yapmış olan okulumuz bunca senede hem kızlar hem erkekler basketbolunda pek çok başarıya ulaşmıştır. Tansu Çiller ve Sevin Okyay ın da takımda olduğu bir voleybol geçmişi vardır. Ünlü sporcuların hem öğrenci hem de öğretmen pozisyonlarına sahip olmuş oldukları bilinmektedir. Michalis Dorizas Peki ya yakın geçmişte sporda nasıl ilklere adım atıldı? Şu an okulumuzda eskrimden okçuluğa, modern danstan akrobatiğe, voleyboldan basketbola, tenisten masa tenisi ve hokeye, futboldan Amerikan futbolunun bir benzeri olan bayrak futboluna kadar değişik birçok dalda, hem kadın hem erkek sporlarına önem verilen bir yapımız var. Spor Komitesi nin oluşumu, Field Day geleneğinin devamı, ayrıca bir Olympics Day in çıkartılıp atletizm etkinliklerinin arttırılması, hatta Avrasya Maratonu na hazırlanan bir koşu grubunun kurulması, kız futbol takımının da erkek futbol takımı kadar yaygın ve kendi alanında başarılı bir hale gelmesi, okçuluk ve eskrimde hem kadın hem erkek sporcularımızın Türkiye genelinde büyük başarılara ulaşması, kız ve erkek basket ve voleybol takımları gibi köklü takımlarımızın hazırda var olan ününü ve öncülüğünü ülke çapında arttırması, dünya genelinde katılımı olan ve farklı ülkelerde düzenlenen konferans ve spor kamplarına çağrılmamız gibi bir sürü gelişmeye adım atmaya devam etmekteyiz. Türkiye de çok Yasemin Tekgürler yaygın olmayan sporların getirilmesinde de, eski zamanlarda sporun sadece askeri eğitimde yer bulduğu bir topluma getirilmesinde etkin olduğumuz gibi, etkili olmuşuzdur. Bunlardan biri de tabii ki Amerikan futbolunun bir benzeri olan bayrak futboludur. Erkekler arasında da Türkiye de çok yaygın olmayan bu sporun kadın versiyonunu ilk kez Robert Kolej getirmiştir ve bu da her alanda tarih yazdığımızın örneklerinden biridir. Lise çapındaki bu yenilikler 150 yıldır spor alanında büyük katkılarımız olduğunu göstermektedir. Farklı faklı turnuvalarda yer alan bu takımlarla Robert Kolej in spor alanında da apaçık ortada olan önderliğini tekrar gözler önüne seriyor ve 150 yıllık bu tarihin, sporlara verilen bu önemin, kadın ve erkek sporlarının ayrım olmadan yapılmış olduğu bu geçmişin izlerinden devam ediyor, her seferinde bir adım ileriye çekiyoruz.

16 YIL Basketboldan Flag Football a Sporda ilkleri gerçekleştirmek düşünüldüğü kadar zor değil, tek gereken cesaret ve ilgi. Böylece flag football ve daha niceleri de Türkiye de kendine bir yer edinebilecek. 6 Ekim 2013 Pazar günü okulumuz Robert Kolej de bir ilk daha yaşandı: Türkiye nin ilk kızlar flag football maçı. Türkçe karşılığı bile olmayan bu sporun ilk kızlar maçının kampüsümüzde oynanması şaşırtıcı değil. Benzer bir olay da tam 109 yıl önce yine kampüsümüzde gerçekleşmişti: Türkiye de oynanan ilk basketbol karşılaşması. Amerikalı bir beden eğitimi öğretmeninin çabaları sonucunda gerçekleştirilen karşılaşmanın Türkiye de basketbola öncülük etmesi bekleniyordu. Etti de, sadece biraz gecikmeli olarak. 17 yıl sonra ilk resmi basketbol maçı yapıldı, 23 yıl sonra da Türkiye nin ilk ligi olan İstanbul Ligi kuruldu. 32 yıl sonra ise Türkiye Milli Basketbol Takımı ilk milli maçımızda Yunanistan ı mağlup etti. Bu sene ise üç kadınlar basketbol takımımız Euroleague, EuroCup gibi çeşitli turnuvalarda final oynadı. Öğrencilerin, öğretmenlerin desteği ile Türkiye nin spor tarihinde yepyeni bir sayfa açıldı, binlerce kalem hâlâ bu sayfaya yazmaya devam ediyor. Okulumuzda, ülkemizde hatta dünyada sporun gelişmesini sağlamak için yapılması gerekenler düşünüldüğü kadar zor değil. Dünyada sporu geliştirmek iddialı bir söz ama her gün yapılan bir şey. Sadece birkaç insanla değil, herkesin katkısıyla. Beden derslerinde önemsenmeyen Ay onu ben yapamam denen şeyler bile dünya sporuna bir katkıdır aslında. Hiç beklemediğiniz bir anda bile bir spora tutkuyla bağlanabilirsiniz, önemli olan size uygun sporu bulmak. Hiç kimse profesyonel atlet olmak zorunda değil ama karşılaşmaları izlemek, yeni bir tür denemek bir spor dalının bilinirliğini ve gelişimini inanılmaz Ayşegül Ersin derecede etkileyebilir. Aynı 1904 yılında yaşıtlarımız tarafından oynanan zamanında, oynandığı yerde hiç bilinmeyen bir spor gibi. İlgi ve çaba gösterdiğimiz sürece flag football ve daha nice sporlar da Türk sporunda kendine bir yer edinebilecek. Yeni sporlarla açtığımız yeni sayfalarda kalemlerimiz yazmaya devam edecek. Şiir ve Sansür Son zamanlarda, ders kitaplarında uygulaması artan şiir sansürüne dair birkaç söz. Ezgi Su Korkmaz Yazılarım otuz kırk dilde basılır Türkiye mde, Türkçemle yasak Yazmış Nazım Hikmet, 1961 yılında, Doğu Berlin de. Ölümünden iki yıl önce, Türk vatandaşlığından çıkarılmasından tam on yıl sonra ---- Bir bira içmek istiyordu kaç gündür, Masaya biranın dökülüşünü koydu Edip Cansever in 12.Sınıf Türk Edebiyatı ders kitabından sansürlenmiş dizeleri. Ve yine sansürlenen dizelerden, Cahit Külebi nin Hikaye şiirinden bir kıta: Benim doğduğum köylerde Kuzey rüzgârları eserdi, Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır Öp biraz! ---- Ne hakkında yazmak lazım acaba şiiri? Şiirlere de televizyondaki uyarı işaretlerinden mi konulmalı acaba? Ya da belki de, bütün şairler için bir bilgilendirme kitapçığı hazırlanmalı, kullanılabilecek kelimeler, ele alınabilecek konular yazmalı içinde Kelimelerin tehlikeleri yüzünden, kalemler zincirlenecekse, yazmayı bırakmalı belki de, vazgeçmeli bütün şairler artık. Tövbe etsinler bütün günahkâr kelimeleri için ve yaksınlar bütün şiirlerini. Ya da onlar da gitsin Rusya ya, Doğu Berlin e, oralarda yazsınlar Yunus Emre nin ünlü dizeleri de sansürlenmiş 10.sınıf edebiyat ders kitabından: Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene ver onları Bana seni gerek seni ---- Şiir din midir, siyaset mi? Bir silah mıdır şiir, insanları günaha, kötüye yönlendiren? Aykırı düşünceleri uyandıran, ciğerlere işleyen, insanın içini karartan bir duman mıdır şiir? ---- Şiir, şiir midir yoksa? Şiir yaşamak mıdır? İnsan mıdır şiir? Sen, ben, o Hepimiz birer şiir miyiz aslında? Kağıda dökülmemiş, karmaşık devrik cümleler miyiz, biz, hepimiz, bu dünya üzerinde yürümüş, yürüyen ve yürüyecek olan her insan? İnsanı sansürlemek midir, şiiri sansürlemek? Yaşamayı sansürlemek midir? Duyguları, kelimeleri, düz yazıyla anlatamadığımız bütün karmaşık özelliklerimizi, bizi insan yapan her şeyi sansürlemek midir, şiiri sansürlemek? ---- Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? -Nazım Hikmet Ran Kaynakça Şiirler: -Otobiyografi (Nazım Hikmet Ran) -Kerem Gibi (Nazım Hikmet Ran) -Hikaye (Cahit Külebi) -Masa da Masaymış Ha (Edip Cansever) -Bana Seni Gerek Seni (Yunus Emre) turkiye/12/19/yunus.emreye. sansur/ / =yazi&id=2031&proid=2aab6100_ corumhaber O

17 Mr. McDonnell ile Söyleşi : Türkiye ye nasıl geldiniz? Mr. McDonnell: Buraya ilk kez 1985 te geldim. Sanırım bu da 28 yıldır buradayım demek oluyor. : İstanbul a taşınmanızın ardındaki hikâye ne? Mr. McDonnell: İrlanda da yaşıyordum ve orada bir okulda çalışıyordum. Ve orada 3 yıldır çalışıyordum ve şöyle düşündüm tamam, öğretmenliğe devam edip etmemek istediğimden emin değildim. Sonra bir yıl dönem izni almaya karar verdim. Sonra da farklı yerlerde farklı işlere başvurdum. Meyve toplamayı, seyahat etmeyi planlamıştım ve bir yıl boyunca hiçbir şey yapmamayı düşünmüştüm; ama sonra okul müdürümüz şöyle dedi: Eğer bir yıllığına izne çıkacaksan, en azından eğitimle ilgili bir şeyler yapmalısın. Bir ders alabilirsin veya başka bir şeyler yap. ve ben de şöyle dedim: Peki ya başka bir ülkede öğretmen olmaya devam etsem? o da Evet dedi. Sonra Dominik Cumhuriyeti ndeki bir işi kabul ettim. Sonra da Robert Kolej benimle iletişime geçti ve beni bir görüşmeye davet etti. Nihayetinde büyük bir hata yaparak yanlış bir telefon numarasını aradım ve Robert Kolej e gelmeyi kabul ettim. İşte aynen bu şekilde oldu. Aslında Dominik Cumhuriyeti ne olan yolculuğum hakkında birisiyle konuşmam gerekiyordu ama Robert Kolej de benimle görüşen kişiyi aradım ve şöyle dedim: Merhaba, benim adım Clement Mcdonell. Telefondaki bayan: Oh, yani işi kabul ediyorsunuz? ve ben Evet dedim. : Bu 28 yıl boyunca Robert te Teşekkürler neler öğrendiniz? Bunu bizim için üç kelimeyle özetler misiniz? Mr. Mcdonnell: Asla asla deme! neden? Çünkü her şey zamanla değişir. Esnek olamamak iyi bir fikir değil. Açık görüşlü bir olmak iyi bir şey. Bilirsiniz, birçok öğrenci bu yeni ders programını ilk başta beğenmedi, 80 dakikalık dersler. Ama şu ana kadar konuştuğum öğrencilerin hemen hemen hepsi sevmiş. Kullanışlı bir şey. Daha çok boş zaman. Tamam, dersler daha uzun ama ardından da rahatlamak için yeterince boş vaktin var. : Bu çok yakın zamanda olan bir değişiklik, peki burada olduğunuz süre boyunca başka ne gibi değişiklikler oldu? Mr. McDonnell: Sınıflar daha büyüktü, bir sınıfta otuz altı öğrenci vardı. Feyyaz Berker binası yoktu, tiyatro yoktu, spor salonu da yoktu. Ben hazırlık ve ortaokul öğrencilerine Bingham ın üst katlarında ders verirdim. Laboratuvarlar Bingham ın üst katlarındaydı. Fizik laboratuvarı şu anki rehberliğin olduğu yerdi, orada ders verirdim. Öğrenciler her zaman aktifti, oyunlar, müzikaller Ama belki şimdi öğrencilerin daha fazla imkânları var, müzik aletlerine, spor tesislerine ulaşmak daha kolay. Birçok seçmeli ders, birçok kulüp var. :2000 lerin başında Robert Kolej de ortaokul ve lise vardı. Okul sürekli değişiyor ve sizce okul o zamanlar nasıldı? Mr. McDonnell: Ortaokula daha küçükken geliyorlardı ve bu yüzden daha başarılı olabilirlerdi, belki okuldan mezun olduklarında İngilizce seviyeleri Okulumuz kurulmasaydı yerinde ne olurdu? Eğer Christopher Robert ve Cyrus Hamlin, Robert Koleji kurmasalardı şu an içinde bulunduğumuz bu kocaman arazinin yerinde ne olurdu?1863 yılından beri var olan okulumuzu boş bir alan olarak düşünmek zor olabilir çünkü o yıldan beri bu bölge hayatın durmadığı, her dakika etkinliklerin ve çalışmaların olduğu bir yerdir lı yıllar Osmanlı nın güçlü olmadığı yıllardı. O sıralar diğer devletler topraklarımızda okullar açarak kendi hakimiyetlerini artırmak istiyorlardı. Bu devletlerin başında Fransa, İtalya, Almanya ve Amerika yer almaktaydı. Şu an okulumuz bir İtalyan, Fransız veya Alman okulu olarak eğitim verebilirdi. Okulumuzun adı Teresa, Léo veya Wolfgang Koleji olabilirdi. Başka Amerikalı misyonerlerin de buraya gelip okul açabilme olasılıkları vardı ama o zaman okulun binaları, eğitimi, bakış açısı; her şey daha farklı olurdu YIL 17 daha yüksekti.ingilizceyi daha uzun bir süre boyunca duyarak ve okuyarak öğreniyorlardı. O yaş grubuyla da çalışmayı seviyordum, onlara öğretmek de keyifliydi. Tabii aynı zamanda Lise 11.sınıflara da giriyordum. : Eskiden iki lise vardı: eski lise ve yeni lise. Mr. McDonnell: Aralarında rekabet vardı ama herkes yeni lisenin başarısından dolayı çok mutlu ve şaşkındı. Herkes yeni lisenin zorlanacağını düşünmüştü, güçlü İngilizce altyapıları olmayacağını düşünmüştük, adaptasyon problemleri de olabilirdi ama çok iyi işi çıkardılar. : Robert Kolej i sizin için özel kılan şey nedir? Mr. McDonnell: Öğrenciler, buradaki öğrenciler öğrenmek istiyorlar ve öğrenmek isteyen öğrencilerle çalışmak daha kolay. Ayrıca Robert Kolej deki öğretmenler de çok iyi, öğrencilere rol model oluyorlar. : Okulumuz 150. yılını kutluyor. Bu konudaki düşünceleriniz neler? Mr. McDonnell: Baştan beri çok iyi bir eğitim kurumuydu, her zaman bir liderdi, örnekti.bu ülkeye büyük katkısı oldu. Birçok politikacı, bilim adamı Robert Kolej den mezun oldu. Daha nice 150 yıllara ve daha sonrasına. Ben de 200.yılında da burada olmayı planlıyorum. : Robert hakkında nefret ettiğiniz bir şey var mı? Mr. McDonnell: Robert hakkında bir şeyden nefret etmek çok zor. : O zaman şöyle soralım. Burası hakkında sevmediğiniz bir Daha eski zamanlarda kocaman, deniz manzaralı arazilerin değeri bugüne oranla daha az biliniyordu. O yüzden insanların o alanlara villalar, gökdelenler inşa etme amaçları yoktu. İnsanlar yavaş yavaş bu araziyi kullanmaya başlayıp evler yapmaya başlayabilirlerdi. Dar sokaklar ve bir sürü evle dolabilirdi. O zaman bu alanın Arnavutköy deki dar mahallelerden bir farkı olmazdı. Başka bir ihtimal ise bu araziye alışveriş İrem Dalfiliz Polen Eylem Güzelocak şey var mı? Mr. McDonnell: Ziller, zillerden nefret ediyorum. Onları duymaktan nefret ediyorum. 5 dakika içinde başka bir yerde olmam gerektiğini söylüyorlar. Başka nelerden nefret ediyorum? Hiçbir şeyden sanırım. Burada çok mutluyum, bu yüzden bu kadar uzun süredir buradayım. Bir de öğretmenlerin gelip gitmesini sevmiyorum. İnsanların biraz daha uzun süre kalmasını tercih ederim. Böylelikle onları daha iyi tanıyabilirsin. : Peki, Türkçede en sevdiğiniz sözcük nedir? Mr. McDonnell: Türkçe favori kelimem estağfurullah güzel ve uzun. : Türkiye de en sevdiğiniz yer neresi? Mr. McDonnell: Türkiye de en sevdiğim yer Asos bölgesi, Asos a yakın Bademli adında bir kasaba var. : Eski öğrencilerinizle konuşuyor musunuz? M:Evet, ama sadece üç veya dört öğrencimle görüşüyoruz. İyi arkadaşlarız ve az sayıyız ama böyle olmasını tercih ederim, bir sürü arkadaştan ziyade küçük bir gruptan oluşan ama iyi arkadaşlarım var. Öğretmenimiz Clement Mcdonnell a bu güzel röportaj için teşekkür ederiz. İdil Kara merkezi yapılması olurdu. Peki bu alana alışveriş merkezi yapılsa ne olurdu? Daha fazla trafik, gürültü, kirlilik, birbirinden çok farkı olmayan beton alışveriş merkezi yığınları Oysa Christopher Robert ve Cyrus Hamlin in temellerini attığı bu okul son 150 yıl içinde dünyaya her branşta lider konumunda tahminen mezun vererek çok daha kutsal bir hizmet yapmış oldular.

18 YIL Nesrin Gülsoy la Röportaj Nesrin Gülsoy Onun ismini hep maillerde veya her yıl okulun başında dağıtılan el kitapçıklarında gördük. Akademik Müdür İdari Asistanı yönüyle bildik ismini ama hep merak ettik kim olduğunu Tanımak istedik ve çok keyifli bir röportajın sonunda merak ettiklerimizi öğrendik. : Sizin okuduğunuz dönemden bu yıla kadar Robert Kolej de fiziksel ve diğer açılardan ne gibi değişiklikler oldu? Nesrin Hanım: Öncelikle şöyle söyleyeyim ben bu okula geldiğimde bu okul ACG(American College for Girls) idi yılında girdim. 2 yıl hazırlık, 3 yıl orta, 3 yıl lise okudum ve o ara geçiş dönemine şahitlik ettim de okulumuz Robert Kolej ile birleştii ve ben 1974 te Robert Kolejli olarak mezun oldum. Benim okuduğum zamanlar tiyatro, GYM ve fen binaları yoktu. Şimdi kütüphane olarak kullandığımız yeri tiyatro ve Assemble Hall olarak kullanırdık. Şu ankine göre daha ufaktı tabii. Törenler orada gerçekleşirdi. Her pazartesi saat de Assemble Hall dediğimiz törenimiz olurdu. Hem bayrak töreni hem de o törende mutlaka bir konuşmacı olurdu veya bir öğretmen kendi seyahat anılarını paylaşır, filmlerini ve slaytlarını gösterir, bir konuşmacı gelir bize bir konuda konuşma yapardı. Daha sonra o törenler kalktı. Tabii biz o zamanlar çok az kişiydik. 22 kişilik sadece kızlardan oluşan iki tane sınıftık. Biz sizden farklı olarak iki yıl hazırlık okuduk. Fiziksel olarak da çok farklıydı. Mesela orta okul binası Bingham dı, muhasebe Sage deydi. Geçen yıla kadar yuva olan ve şimdi lojman olarak kullanılan yerin alt katı Art Studio idi. Resim derslerini orada görürdük. Ben okula başladığımda beden eğitimi derslerini şu an kafeterya olarak kullandığınız yerde görürdük. Şu an fiziksel olarak aklıma başka değişiklik gelmiyor ama seneler içinde gerçekten çok fazla değişiklikler yapıldı. Onun dışında şu ankinden farkı olarak biz orta okulda her yıl final sınavı olurduk. Tüm derslerden geçme notu 60 tı; sadece İngilizce ve Türkçe den değildi yani. Ve şunu da eklemek isterim ki o dönemler İngilizce okulda çok daha önem taşırdı. İki yıl hazırlık okuduktan sonra dersleri takip edemeyeceği düşünülen öğrenciler orta kısmına kabul edilmezdi. Mesele benim sınıfımdan İngilizcesi yetersiz olan 6-7 arkadaşım ortaokula geçemedi. Kurallar daha katıydı yani. Şimdiki öğrenciler daha rahat bir şekilde okuyorlar. Benim ortaokuldan mezun olduğum yıl ASG nin 100. yılıydı ve o yıl erkekler de bizim kampüse geldiler. Karma bir sınıf olarak mezun olduk. : Bildiğiniz gibi bu sene blok ders sistemine geçildi. Dersler 80 dakika oldu ve teneffüsler uzatıldı. Sizin okuduğunuz zamanlarda ders ve teneffüs saatleri nasıldı? Nesrin Hanım: Daha önce uygulanan sitemdeki gibi dersler 40 dakika ve teneffüsler 5 dakikaydı. : Giyindiğiniz kıyafetler nasıldı? Uygulanan bir dress code var mıydı? Nesrin Hanım: Ortaokul kısmında dress code vardı. Lisede yoktu fakat tümden de serbest kıyafet değildi. Belli bir çerçevede yine kot giyemezdik ama kadife pantolon, kumaş pantolon üzerine ceket veya süveter giyebilirdik. Hazırlıkta lacivert kazağın içine kısa kollu bluz giyerdik. Orta okula geçtiğimizde ise etek-hırka-bluz giymeye başladık. : Alıkoyma cezası (detention) var mıydı? Nesrin Hanım: Evet. Mesela ben bir kez alıkoyma cezasına kalmıştım. Ve en çok ceza Türkçe konuştuğumuz için verilirdi. Hiç unutmam bir keresinde arkadaşlar arasında Türkçe konuştuk ve bunu bir öğretmen duyduğundan dolayı bana ceza vermişti. Sırf bu yüzden bir cumartesi günümü okulda geçirmiştim. Study Hall da kaldım ve bak hiç unutmuyorum bana 300 kelimelik İngilizce Öğrenirken Türkçe Konuşmanın Zararları konulu bir kompozisyon yazdırttılar. O zamanlar bizim okul haricindeki tüm okullar cumartesi de öğretime devam derlerdi. Bu bizim için çok büyük bir avantaj olmasına rağmen o gün sırf bu detention yüzünden okula gelmek benim için çok büyük bir cezaydı. : Okul içinde büyütülen veya küçültülen mekânlar oldu mu? Nesrin Hanım: Dediğim gibi Feyyaz Berker fen binası sonradan eklendi, o zamanlar yoktu. Onun dışında Suna Kıraç ve Nejat Ezcacıbaşı Hall da sonradan yapıldı. Hatta daha onlar yokken biz mezuniyetimizin 10.yıl yemeğini onların olduğu alanda bahçede yemiştik. Yani tabii ki şu an çok daha güzel ve geniş imkânlar sağlandı. Benim bir tek Ah keşke olmasaydı! dediğim Assemble Hall un kaldırılmasıydı. O, böyle klasik ve çok hoş bir mekandı. O mekan o şekliyle kalabilseydi benim için çok nostaljik olurdu. Hatta şu an kütüphanede desk in yanında o anki halinin fotoğrafları var. Assemble Hall un iki tarafında balkonlar vardı. Şu an kütüphaneye girdiğiniz yer, sahne olarak kullanılırdı. Orada bir kuyruklu piyano vardı ve törenlerde bir arkadaş İstiklal Marşı nı piyanoyla çalardı. Ama tabi ortaya çıkan ihtiyaçlar, ihtiyaçların büyümesi ve çoğalması bu tür değişiklikleri zorunlu kıldı. O alan sonradan GYM olarak bile kullanıldı. GYM den sonra da kütüphane oldu. : Baloların konseptleri neler olurdu? Mesela şu anki gibi eski zamanlar temalı balolar düzenler miydiniz? Nesrin Hanım: Yok, o tarz temalarımız olmazdı ama yine balolar düzenlenirdi. Özellikle ortaokuldayken balolar için çok heyecanlanırdık çünkü Robert Kolej den oğlanlar ASG ye gelirlerdi. Acaba bu baloda bir boyfriend edinebilecek miyim? o zamanlardaki tek heyecanımızdı. Bak sana yine komik bir anı: O zamanlar MMR ın olduğu koridor var ya, orada biri sağda biri solda olmak üzere iki tane kantin vardı. Bir müddet bir kantinde kızlar, diğer kantinde erkekler karşılıklı bakışırdık. Tabii bu bizim için çok ama çok heyecan verici bir şeydi. Çok değişik bir yaşamdı bizim için. : Peki eşiniz o bakıştığınız erkeklerden biri miydi? Nesrin Hanım: Hayır, eşimle daha sonra iş yaşamında tanıştım. : FAF a konuk olarak kimler gelirdi? Nesrin Hanım: O zamanlar FAF yoktu ama tiyatrolarımız olurdu. Bir de hiç unutmadığım bir olay, okulun bitimine doğru Mayıs ayında Spring Follies diye bir etkinlik düzenlerdik. Bir gün boyunca tüm okulun katıldığı eğlenceler yapılırdı. Orada mutlaka herkes küçük bir skeçte bile olsa rol alırdı. Öğretmenler, öğrenciler, herkes sahneye çıkardı. Mesela matematik öğretmenimiz Mr.Johnson ve biz öğrenciler bir sınıftaydık sahnede. O gün herkes bir şeylerini unutmuş güya. Öğretmen herkese rol icabı kızıyor siz ne biçim öğrencisiniz kitap unutulur mu, defter unutulur mu diye. Sonra bir ayağa kalkıyor pantolonunu giymeyi unutmuş Rojin İdil Erdoğdu ve puantiyeli donuyla karşımıza çıkıyor. O benim hiç unutamadığım bir anı mesela. Bir de şapka yarışmaları düzenlerdik. En ilginç şapkayı tasarlayan kazanırdı ve bizim sınıftan bir arkadaş kuş kafesi ve içinde canlı bir kuşun bulunduğu şapkasıyla birinci olmuştu. Çok orjinaldi. O zamanlar bizimle beraber yabancı öğrenciler de vardı. Kazak veya Rus bir kız arkadaşımız kendi yöresel dansı olan Kazaska yı yapmıştı. : Robert Kolej e geri dönüşünüz nasıl oldu? Nesrin Hanım: Robert Kolej den mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümünü kazandım. Mezun olduktan sonra bir müddet kendi alanımda çalıştım. Kızım doğduktan sonra ise evimde serbest çeviriler yaptım yılında Robert Kolej Computer Center da yarı zamanlı olarak çalışmaya başladım da Academic Director s Office kuruldu ve beni oraya aldılar dan beri burada çalışıyorum. : Peki yeniden öğrenci olmak isteseniz, o zamanın Robert Koleji nde mi yoksa bizimle 2013 Robert Koleji nde mi öğrenci olmak isterdiniz? Nesrin Hanım: Bu çok zor bir soru. Tabii o yılları çok özlemle anıyorum ama kurallar açısından şimdiki okul daha rahat ve cazip geliyor. İmkânlar şu an çok daha geniş. Mesela o zaman bilgisayar yoktu yani bizim düşüneceğimiz bir şey bile değildi. Hele televizyon 70 li yıllarda evimize girdi. Şimdiki çocuklar televizyonla doğdukları anda tanışıyorlar. Ben mesela lisedeyken tanıştım. Şu an tüm bilgiler internette bir tık uzağında. Ama o zamanın insan ilişkileri bana daha hoş gelirdi. Ve bir de o geçiş dönemini yaşamak okul hayatımdaki en ilginç anılardan bir tanesi. : Benim soracaklarım bu kadar. Sizi tanımak ve yıllar öncesinde bu okulda okumuş birinden bilgiler almak çok keyifliydi. Çok teşekkürler. Nesrin Hanım: Ben teşekkür ederim! Nesrin Hanım a zaman ayırdığı için çok teşekkür ederiz.

19 Gönülsüzlere Duyurulur 150. YIL 19 Robert Kolej den mezun olmadan önce tüm nimetlerinden en az bir kez yararlanacağım, diye düşünüp her etkinliğe olabildiğince giden bir tek ben değilimdir herhalde. Lise Live olsun, öğrenci birliğinin düzenledikleri olsun, konserler olsun, hep bu etkinliklere olabildiğince katılmaya çalışırız, çünkü biliriz ki Robert i, Robert yapan asıl bu etkinliklerdir. Fakat aralarından bu seneye özel düzenlenmiş bir etkinlik vardı ki muhtemelen katılmadınız ya da belki de ismini bile duymadınız: Back 2 School. Simay Yazıcıoğlu Back 2 School ne ki, diyenlere şöyle anlatayım: 6 Ekim Pazar ı, koca bir günü, dört zaman dilimine ayırmışlar ve her zaman diliminde, on üç tane farklı odada, farklı konuşmacılar tarafından dersler veriliyor. Her ne kadar ders deseler de, aslında dersten çok, renkli sohbetler geçiyor o dersliklerde. Konuşulan konular oldukça çeşitli ve herkes ilgisine göre mutlaka bir konu buluyor: yelken, dikiş, girişimcilik, siyaset, edebiyat... Üstelik bu dersler de kendi alanlarında adını duyurmuş Robert Kolej mezunları tarafından veriliyor. Birini beğenmezsen çıkıp başka bir dersliğe girip o dersi dinleyebiliyorsun ve ilgini çeken konu hakkında çok keyifli bir söyleşiye katılma şansına sahip oluyorsun. Bu kadar keyifli bir organizasyon Robert Kolej öğrencilerine açık mıydı, peki? Elbette açıktı, okul kimliğinle gelirsen ziyaretçi kartı alıp tüm derslere katılabiliyordun ve bunu yapanlar da vardı. Fakat ne yazık ki bu etkinlik okul Back 2 school, Gould un önü, 6 Ekim 13. (Kendi fotoğrafım) öğrencilerine yeterince duyurulmadı, reklamı yapılmadı. Ne organizasyonun içeriğiyle ilgili bir bilgi verdiler, ne de o derslere katılabileceğimizi ve hayranı olduğumuz Robert Kolej mezunlarıyla sohbet edebileceğimizi söylediler. Dedikleri tek şey şuydu: Eğer gönüllü olmak ve organizasyona yardım etmek istiyorsanız, isminizi yazdırınız. E haliyle, gönüllü olup organizasyona yardım etmek isteyenlerin sayısı hayli düşüktü ve okulumuz sakinlerinin çoğu bu yüz elli yılda bir gelen fırsatı değerlendirme şansını kaçırdı. Neden bu etkinliğin yeterince tanıtılmaması da ayrı bir merak konusu, hadi diyelim çok talep olmasından korkup sadece mezunları çağırmak istediler, ama bu geçerli bir bahane sayılmamalı çünkü fazla talep, çözülemeyecek bir problem değil, en kötü olasılıkla etkinliği ikiye bölerlerdi, bu fırsattan mezunlar ve öğrenciler ayrı ayrı yararlanırlardı. Kabul ediyorum ben de şanslıydım aslında, gönüllü olarak yardım edeyim, derslere girmesem de çorbada tuzum bulunur zihniyetiyle adımı yazdırdım ama bilmiyordum ki kendimi Ayşe Kulin in dersliğinde bir sandalyede oturup, o çok tatlı konuşmasını dinlerken bulacağımı. Daha sonra da, öğrencilerin de alındığını sonradan öğrenen bir grup arkadaşla birlikte İpek Ongun un dersine girdik, iki ders de birbirinden güzel söyleşilerdi. Ertesi gün okula gelince, bir kısmımız etkinlikten ve katıldığımız söyleşilerden bahsettik ve ne oldu dersiniz, Gerçekten falanca ünlü bu okula geldi ve bunu ben kaçırdım mı? Keşke gelseydim, ama bilmiyordum ki! diye söylenip dolaşan arkadaşlarımızın sayısı oldukça fazlaydı. Valla biz de bilmiyorduk, gönüllü diye katılıp sonradan öğrendik. diye kendini savunmaya çalışan azınlık olarak, oldukça zor durumda kaldık diyebilirim. Sonuçta, Robert Kolej; mezunların okulu olduğu kadar bizim de okulumuz ve eğer okulumuzun yüz ellinci yılı kutlanacaksa, buna yönelik kutlamalar ve etkinlikler tek yönlü olmamalı. Biz de bir gün mezun olduğumuzda bu tür etkinliklere katılabilme hakkına sahip olacağız, ama o zaman da iş işten geçmiş olacak. Yüz ellinci yılı yaşamak açısından mezunlardan çok daha şanslı sayıldığımız bu günlerde, asıl güzellikleri yaşayanların biz, öğrenciler, olmamamız oldukça üzücü. Ben mezunlara yönelik etkinlik olmasın demiyorum, ama bu okulun hepimizin olduğu ve bizim de yüz ellinci yıla yönelik yapılan etkinliklere katılma hakkımız olduğu fikrini sonuna kadar da destekliyorum.

20 YIL Bina İsimleri Nereden Geliyor? Okulda stresli bir günde ödevlerle, sınavlarla boğuşurken biraz durup etrafımızdakilere dikkat etmek zor olabilir. Derslerin ve etkinliklerin karmaşasından okulumuzun tarihini düşünmüyor olabiliriz. Ancak çoğumuzun şaşıracağı şeyler var okulumuzun, binaların tarihinde... Gould Hall: Kampüsümüzdeki en eski ve okulumuzun simgesi haline gelmiş Gould Hall, kampüsteki en eski eğitim binasıdır. Marble Hall un girişinde de yazdığ üzere, 19. Yüzyılın ünlü Wall Street ekonomistlerinden Jay Shepard ın kızı Helen Gould Shepard tarafından okulumuza hediye edilmiştir. Binanın yapımı 1911 ile 1914 yılları arasında tamamlanmış ve toplam150,000 ABD Dolarına mâl olmuştur. Şu anda ana idari ofisler, kütüphane, Müze, Türk Dili ve Edebiyatı, Sosyal Bilgiler ve Yabancı Dil bölümleri ile dersliklerin bir kısmı ve büyük kantin bu binada bulunmaktadır. Arnavutköy yokuşu kadar dik olmasa da onun kadar uzun, insanı nefes nefese bırakan bitmek tükenmek bilmeyen Gould merdivenleri zaman zaman hepimize Keşke bacağım kırılsa da şu asansörü bir kullansam. hayalleri kurdurtsa da 80 dakika boyunca sıralarla bütünleşmemizin ardından küçük bir hareket, spor niyetine pek güzel gidiyor. Bu dik merdivenlerden midir, yoksa kantine yakın olmasından mıdır, nedendir bilinmez ama İstanbul trafiğine taş çıkartan Gould trafiği de Gould un okulun en kalabalık binası olduğunun kanıtıdır ve keşke Gould-Mitchell köprüsü tekrar açılsa diye düşündürtmektedir. Mitchell Hall: Okulumuzun Matematik yuvası. İlk yapıldığında okulun mutfağı ve yemekhanesi olması düşünülen Mitchell Hall, Olivia Phelps Stokes un 100,000 dolarlık hediyesi sayesinde inşaa edilmiştir. Binanın adının neden Stokes Hall değil de Mitchell Hall olduğunu merak ediyorsanız işte nedeni: binaya adının verilmesini istemeyecek kadar mütevazı olan Olivia Hanım binaya arkadaşı Sarah Lindlay Mitchell ın adının verilmesini rica etmiştir. Mitchell Hall da matematik bölümü ve sınıfları, bilgisayar labaratuvarları ve küçük konferans ve toplantılar için uygun olan M400 bulunmaktadır. Woods Hall: 1914 yılında tamamlanan bina, Helen Gould ile Henry Woods un ortak armağanıdır. Helen Gould un adı Gould binasına verildiği için Woods Hall Bayan Henry Woods un adını almıştır senesine kadar fen bilimleri binası olarak kullanılan Woods Hall, günümüzde küçük kantini barındırmaktadır ve hazırlıkların yuvası olarak bilinmektedir. Sage Hall: Margaret Olivia Sage, Russell Sage, ve Jay Gould un hediyesi olan bina hâlâ inşaa amacıyla kullanılmaktadır. Binanın yapımı 100,000 dolara mal olmuştur. Bugün, binada kız öğrenci yurtları, sağlık merkezi, sanat stüdyoları ve bir fotoğraf stüdyosu bulunmaktadır. Bingham Hall: Annesi Mary Payne Bingham anısına William Bingham tarafından hediye edilen Bingham Hall, bir tıp fakültesi binası olarak inşa edilmiştir yılları arasında ortaokul bölümü olarak kullanılan bina bugün, erkek öğrenci yurdu, Bingham1 ve iş ve idari ofislere ev sahipliği yapmaktadır. Feyyaz Berker Hall: Bugün bilim laboratuarları ve fen bilimleri sınıflarına ev sahipliği yapan Feyyaz Berker binasının yapımı 1990 yılında tamamlanmış ve en büyük bağışçısı olan, önde gelen Türk işadamı ve Robert Kolej Mütevellisi Feyyaz Berker (Robert Kolej Müh 46 mezunu) in adını almıştır. Feyyaz Berker in ilk katı Kimya, ikinci katı Biyoloji, üçüncü katı Fizik bölümleri şeklinde düzenlenmiş, en son kat ise hazırlık sınıflarına ayrılmıştır. Suna Kıraç Hall: Bünyesinde büyük bir sahne, makyaj odaları, modern ses ve ışık sistemi ve 512 kişilik oturma kapasaitesi olan ve 1990 yılında tamamlanan tiyatro binası Suna Kıraç Hall, en büyük bağışçısı, önde gelen Türk iş kadını ve Robert Kolej mütevelli heyeti üyesi Suna Kıraç ın (Amerikan Kız Koleji 60 mezunu) adını almıştır. Uzun teneffüslerde, özellikle soğuk havalarda öğrencilerin popüler mekanı haline gelmiş olan fuayeye ve alt kattaki Cep alanına da Suna Kıraç binası ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca alt katında müzik sınıfları ve rengarenk öğrenci dolaplarını da bünyesinde barındıran bu binada bir de Green Room un yanında herkes tarafından keşfedilmemiş, gizli sayılabilecek bir sınıf bulunmaktadır. Belki Cep e giderken bu gizemli sınıfa bir göz atmak isteyebilirsiniz. Nejat Eczacıbaşı Hall (GYM): Modern okul spor salonu, 1990 yılında açılmış ve en büyük bağışçısı olan ünlü Türk biyo-kimyager ve işadamı Dr. Nejat Eczacıbaşı nın (Robert Kolej 32 mezunu) adını almıştır. Öğrencilerin diline Gym olarak yerleşen bu bina aslında bir spor salonu dışında alt katında, Beden Eğitimi ofislerini, soyunma odalarını ve çok amaçlı odayı bulundurmaktadır. Çoğu zaman okul erkek ve kız basketbol ve voleybol takımlarımızın antrenmanlarını yaptığı bu alan, zaman zaman da okullar arası turnuvalara ev sahipliği yapmıştır. Bobcatlerimizin yuvası Eczacıbaşı, büyük spor salonunun yanında, aynı zamanda genelde yatılı erkekler ve kampüste yaşayan erkek öğretmenler tarafından sık sık kullanılan küçük bir de fitness(egzersiz) salonuna sahiptir. Sağlıklı bir yaşam için Eczacıbaşı na gelin! Dave Phillips Field: Okulumuzun Ulus giriş kapısının çok yakınında bulunan yıllardır yenilenmeyi bekleyen futbol sahası, mezunların bağışlarıyla Türkiye deki en güzel futbol sahalarından biri haline geldi. Saha, bu yıl 5 Ekim Cumartesi günü Homecoming de Dave Phillips in bizzat açılışını yapmasıyla kullanıma açıldı. Biliyor muydunuz? 65 dönümlük kampüsümüzde tarihi binaların yanı sıra, sadece okulumuzda bulunan bir böcek türünün de olduğunu biliyor musunuz? Bosphorus Beetle adını taşıyan böcek endemik bir tür ve sadece kampüsümüzde barınıyor! Kaynakça: Şule Kahraman İdilnaz Tandoğan Robert College. Wikipedia. Wikimedia Foundation, 16 Oct Web. 18 Oct History of RC. Robert College. N.p., n.d. Web. 11 Oct

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ Onur BİÇER Yüksekokulumuza 2006 yılında görevime başlamış olup 2008 yılında kazanmış olduğum muhasebe ve vergi uygulamaları (İÖ) Programını okuyup 2010 yılında

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Çankaya Üniversitesi Bilgi İşlem Departmanı nda çalışan ve 2007 Bilgisayar Mühendisliği Bölümümüzden mezun olan Hakan Yurduseven ile bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik. ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

SOSYALLEŞEBİLEN ÖĞRENCİNİN İLETİŞİMİ DE GÜÇLÜ OLUYOR

SOSYALLEŞEBİLEN ÖĞRENCİNİN İLETİŞİMİ DE GÜÇLÜ OLUYOR 2007 yılında Çankaya Üniversitesi İşletme Bölümü nden birincilikle mezun olan, ayrıca Uluslararası Ticaret Bölümümüzde çift ana dal yapan, 2010 yılında da İşletme Yönetimi Yüksek Lisans Programı ndan mezun

Detaylı

Aşağıdaki 5 cümlenin hepsine evet demiyorsanız, bu pdf dosyasını incelemek için gereken 3 dakikayı ayırmasanız da olur

Aşağıdaki 5 cümlenin hepsine evet demiyorsanız, bu pdf dosyasını incelemek için gereken 3 dakikayı ayırmasanız da olur Bizden söylemesi Aşağıdaki 5 cümlenin hepsine evet demiyorsanız, bu pdf dosyasını incelemek için gereken 3 dakikayı ayırmasanız da olur. 8-18 yaşları arasında bir çocuğum var.. Bu yaz en az 2 hafta İzmir,

Detaylı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Dil: Türkçe Seviye: A1/A2 1. Günaydın, benim adım Lavin, soyadım Çeşme. (a) Günaydın ben adım Lavin, soyadım Çeşme. Günaydın benim ad Lavin, soyad Çeşme. 2. Ben doktorum,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK YENİLEYEN SEKTÖRLER ARASINDA YER ALIYOR

BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK YENİLEYEN SEKTÖRLER ARASINDA YER ALIYOR Çankaya Üniversitesi 2008 Mezunu ve Üniversitemiz Bilgisayar Mühendisliği Bölümü nde çalışan Uzman Efe Çiftçi ile bir söyleşi gerçekleştirdik BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK

Detaylı

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız.

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız. 08.01.2016 DENİZATI SINIFI NDAN HERKESE MERHABA; Bu hafta Geri dönüşüm ve Tasarruf konumuz ile ilgili çalışmalarımıza başladık. Değerler eğitimi konumuz olan Birlikte yaşam ve Dostluk konumuza da giriş

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464 Otistik Çocuklar Otistik olmak normal insan olmaktan çok farklı değildir aslında, sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Yani bizim kendi başımıza yapabildiğimiz (yemek yeme, kıyafet giyme, oyun

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Diğer: Diğer:... Diğer:...

Diğer: Diğer:... Diğer:... Anket Üniversite Bu anket formu, işitme engellilerin üniversite eğitimlerini desteklemeyi amaçlayan bir proje çerçevesinde sizlerin sorunlarını değerlendirmek için hazırlanmıştır. Ad Soyad: Devam ettiğiniz

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı On5yirmi5.com Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı Türkiye ve İstanbul çapında verilecek olan Yaz Kur an Kursu eğitimlerini İstanbul Müftü Yardımcısı Mehmet Yaman ile konuştuk Yayın Tarihi : 15

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10 Bir Gencin Eroin Kullandığı Nasıl Anlaşılır? Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Anatolia Klinikleri nde Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özkan Pektaş a bu soruyu sorduğumda söze şöyle başladı: Daha kırık kırık, çatallı,

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

BENİM OKUDUĞUM YILLARDAKİ ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ YLE ŞİMDİKİ ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ ARASINDA BÜYÜK FARK VAR

BENİM OKUDUĞUM YILLARDAKİ ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ YLE ŞİMDİKİ ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ ARASINDA BÜYÜK FARK VAR 2003 yılında Bilgisayar Mühendisliği Bölümümüzden mezun olan ve halen TAİ`de görev yapan Edip Berker ile bir söyleşi gerçekleştirdik. BENİM OKUDUĞUM YILLARDAKİ ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ YLE ŞİMDİKİ ÇANKAYA

Detaylı

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu:

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu: Koru Azra nın kabusun etkisinden kurtulup yataktan kalkması için birkaç on dakikaya ihtiyacı vardı. Bu sırada Azra nın geveze ev arkadaşı Berrak her zamanki nutuk öğütlerinden birini atmakla meşguldü.

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ!

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! EĞİTİMİN ALTIN MARKASINDA BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! %100 ÖĞRENİM BURSU FIRSATI ANADOLU LİSESİ TEOG PUANINLA SÜRESİZ BURS KAZAN! GELECEĞE GÜÇLÜ BAŞLA! EN İYİSİNİ SEÇ, DOĞRU KARAR VER ŞANSA İHTİYACIN YOK EĞİTİME

Detaylı

22-27 EYLÜL 2014 FİNLANDİYA GEZİMİZ 22,09,2014 PAZARTESİ - BULUŞMA VE PISA 23.09.2014 SALI - ALVAR AALTO SAĞLIK VE SPOR FAKÜLTESİ

22-27 EYLÜL 2014 FİNLANDİYA GEZİMİZ 22,09,2014 PAZARTESİ - BULUŞMA VE PISA 23.09.2014 SALI - ALVAR AALTO SAĞLIK VE SPOR FAKÜLTESİ 22-27 EYLÜL 2014 FİNLANDİYA GEZİMİZ 22,09,2014 PAZARTESİ - BULUŞMA VE PISA Gece geç saatlerde Helsinki yolculuğumuz başlayacak. Uzun bir uçak yolculuğu yapacağız.ardından bir saatlik bir uçuş sonunda Jyvaskyla

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

ilk yar desteklerinizle daha fazla güzel çocuğumuza ulaşıyor, çok teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz...

ilk yar desteklerinizle daha fazla güzel çocuğumuza ulaşıyor, çok teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz... Bu akşam kişisel bir sorgulama geliyor "neredeyim, ne yapıyorum?" sevgili Seda'dan... Bir türkü ile başlıyor... (türküyü dinleyerek okumalısınız) Türkü taaa Ardahan'dan çınlayıp uzaya yayılmış; sevgili

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ NDEN MEZUN OLMAKTAN VE BURADA ÇALIŞMAKTAN GAYET MEMNUNUM.

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ NDEN MEZUN OLMAKTAN VE BURADA ÇALIŞMAKTAN GAYET MEMNUNUM. Çankaya Üniversitesi İşletme Bölümü nden 2003 yılında mezun olan ve şu anda Çankaya Üniversitesi Girişimcilik Merkezi nde çalışan Sayın Arzu Sancak ile iş hayatı ve annelik üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Detaylı

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

Özel Amerikan Robert Lisesi. 2009-2010 Eğitim Yılı. Çocuk İnceleme Merkezi Değerlendirme Anketi

Özel Amerikan Robert Lisesi. 2009-2010 Eğitim Yılı. Çocuk İnceleme Merkezi Değerlendirme Anketi Öğrencinin Adı Soyadı: Grubu: Öğretmeni: Özel Amerikan Robert Lisesi 2009-2010 Eğitim Yılı Çocuk İnceleme Merkezi Değerlendirme Anketi 1. Okul Müdürü EVET HAYIR BİLMİYORUM Okul müdürü, bir üniversitenin

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal: Paylaşalım bunları adlı hikâyemizi biz hazırladık. Tekerlemeler:

Detaylı

Özel gereksinimli çocuklar

Özel gereksinimli çocuklar Özel gereksinimli çocuklar Spor becerileri yolu ile toplumsal yaşama uyum ve katılımlarını sağlamak Mutlu ve üretken bireyler olmalarına yardımcı olmak. Programımıza yaklaşık 70 sporcu devam etmektedir.

Detaylı

İNGİLTERE DEKİ DOKTORLAR UYDURUYORSUN DEDİĞİ HASTAYI, TÜRK DOKTOR TEDAVİ ETTİ

İNGİLTERE DEKİ DOKTORLAR UYDURUYORSUN DEDİĞİ HASTAYI, TÜRK DOKTOR TEDAVİ ETTİ İNGİLTERE DEKİ DOKTORLAR UYDURUYORSUN DEDİĞİ HASTAYI, TÜRK DOKTOR TEDAVİ ETTİ İngiltere de Şubat ayından beri yüksek ateş, epileptik atak ve şiddetli ağrı şikayeti İle defalarca İngiltere deki hastanelere

Detaylı

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER ARALIK 2014 Sevgili Veliler; Bizler Aralık ayını da dolu dolu yaşadık. Önemli gün ve haftaları büyük bir coşku, sevinçle yaşadık. Sınıf içi etkinliklerimize tüm çocuklarımız keyifle katıldılar. Etkinliklerimizle

Detaylı

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ OKULA UYUM OKULUM, BEN VE ARKADAŞLARIM Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

TUVAL GARDEN, bir TPD GRUP Projesidir.

TUVAL GARDEN, bir TPD GRUP Projesidir. TUVAL GARDEN, bir TPD GRUP Projesidir. TPD GRUP Köklerine bağlı, geleneksel değerlerini çağımız gerekleriyle harmanlamış, her geçen gün daha da profesyonelleşen, yaptığı işi en iyi şekilde bitirmeye çabalayan,

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon)

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon) (ev dekorasyon) bir yeşilçam ikonu Türk insanının hayatına girdiği 60 lı yıllardan bu yana zarafeti ve paylaşmaktan çekinmediği bilgi birikimiyle rol modeli olmuş Filiz Akın ın İstanbul a bir tepeden bakan

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri? 3. En başarısız olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?...

2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri? 3. En başarısız olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?... ANKET-1 (LİSE) Türk İşaret Dilinde izlemek için tıklayınız. Ad Soyad:. Okul -Sınıfı:. 1. Okul başarınızı nasıl yorumluyorsunuz? Kötü Orta İyi Çok iyi 2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ 2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ TED İSTANBUL KOLEJİ Yıl:6 Hafta:10 Sayı: 8 06 Kasım 2015 Değerli Velilerimiz, İnsanın işini sevmesinin çok önemli olduğunu her gün yaşayarak bizzat deneyimliyorum.

Detaylı

(December 23, 2014, Tuesday) SECONDARY PREP 2014-2015 TURKISH COMMON EXAM. General Revision Test

(December 23, 2014, Tuesday) SECONDARY PREP 2014-2015 TURKISH COMMON EXAM. General Revision Test (December 23, 2014, Tuesday) GRADE SECONDARY PREP 2014-2015 TURKISH COMMON EXAM General Revision Test Instructions 1. This exam consists of 50 multiple-choice test questions. 2. Three incorrect answers

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ OKULUM VE ARKADAŞLARIM BEN KİMİM? Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme Sınıfını

Detaylı

REHBERLİK POSTASI -1

REHBERLİK POSTASI -1 ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ REHBERLİK POSTASI -1 TARİH: 02.11.2012 Sayın Velimiz, Anaokullarımızda, öğrencilerimizin katılımlarıyla renklenen, çeşitli branş dersleri,

Detaylı

ilk yar'larımızın sevgili dostları

ilk yar'larımızın sevgili dostları ilk yar'larımızın sevgili dostları Bu akşam da Mersin üniversitesinden sevgili İbrahim'in izlenimini paylaşıyoruz... Daha önce Mersin ekibinin her projemize gelişi ile verdiği eşsiz katkıya değinmiştik...

Detaylı

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi pişirdik. Topla tanışma oyunları oynadık. Heykel ol, adını

Detaylı

HAFTALIK VELİ BÜLTENİ-28 EKİM 2015

HAFTALIK VELİ BÜLTENİ-28 EKİM 2015 HAFTALIK VELİ BÜLTENİ-28 EKİM 2015 CUMHURİYET BAYRAMI TÖRENİMİZ 29 Ekim 2015 Perşembe günü öğrencilerimiz her gün olduğu gibi saat 08:30 da serbest kıyafetle okulda olacaklar, sınıf yoklamalarının alınmasının

Detaylı