Saat gibi işlemek, çalışmak : Her şey önceden planlandığı gibi düzgünce, sırasınca yapılmak

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Saat gibi işlemek, çalışmak : Her şey önceden planlandığı gibi düzgünce, sırasınca yapılmak"

Transkript

1 S Saat gibi işlemek, çalışmak : Her şey önceden planlandığı gibi düzgünce, sırasınca yapılmak On beş günde bir çay ve bezik toplantıları, yakınları, ahbaplarıyla... Evin temizliği, gidip gelmeler, alışverişler, her şey saat gibi işliyordu. (P. Celal, Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı, sa:17) Saati gelmek : Ölüm anı gelmek; ölüm saatı, eceli gelmek Yan yana, sakin sakin yürüdüler. Bir süre sessiz kaldılar, sonra Tanrı yeniden söze başladı: -Bueno, ben seni aldırmaya yolladığımda, yeryüzünün ve insanların artık sana bir yararları olmadığını biliyordum. Günün birinde herkesin saatı gelir. Seni aldırmaya yolladığımda, bunun da nedeni Tanrı nın insanlara gereksinim duymasıydı. (J.M. de Vasconcelos, Çıplak Sokak, sa:75) Saat(ı)i saat(ı)ine uymaz : Düzensiz, programsız, değişken, huysuz (kimse) Uzaktan yanaşmakta olan Kocadağ ı görünce, ada yavaş yavaş büyümeye koyuldu. Zaten onun saatı saatına uymazdı. Burası kabarır, ötesi aydınlanır, kızarır, morarır, mavileşir, serap gibi ufka yaslanır, bulut olup yayılır, buğu olur uçar giderdi. (Halikarnas Balıkçısı, Ege den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, sa:81) Kendi konumuna karşı duyduğu öfke yüklü hoşnutsuzluk, bu konumla ilgili hemen hemen her işlevde açıkça belli oluyordu. Kibirliğinin yanı sıra saati saatine uymaz hali dolayısıyla, özel buyruklar verme tenezzülünde bulunmuyordu. (H. Melville, Benito Cereno, sa:26) Sabaha çıkmamak Ağır hasta olan bir kimsenin sabaha sağ çıkmama hali... adamın görünüşünün bir iskeletten ayrılır yanı yoktu ve bundan ötürü hasta olduğundan kuşku duyulamazdı. Therese her sabah gözlerini açtığında: Herhalde sabaha çıkmamıştır, diye düşünürdü. Ama kahvaltısını vermek üzere kocasının odasına girdiğinde, hala yaşadığını görürdü. (E. Canetti, Körleşme, sa:129) Sabaha kadar başucunda nöbet tutmak : Hastalık dolayısıyle birinin yanında sabahlamak

2 Irene telaşla: -Aaa, yok, gitmeyin, dedi. Sonra alçak sesle devam etti: Gene gitmeye kalkışırsa tutamam ben. Mathieu: -Yok, dedi. Herhalde sabaha kadar başucunda nöbet tutacağımı sanmıyorsunuz. (J.-P. Sartre, Yaşanmayan Zaman, sa:376) Sabaha kadar gözünü kırpmamak, yummamak : Sabaha kadar uyuyamamak Bk.: Gözünü yummamak Bu yüzden iş aramaya gitmeye karar verdiğim akşam saati kuramadım, bir yerden bir şişe şarap bulup yavaş yavaş içmeye başladık. Saati izliyordum arada sırada, ne anlama geldiğini bilmeden ve sabah geç kalacağım diye endişe ederek. yatağa uzanıp, sabaha kadar gözümü kırpmadım, sonra kalkıp giyindim. (Ch. Bukowski, Büyük Zen Düğünü, sa:94) Don Quijote, bir ağaçtan, kargı olabilecek ölçüde sağlam bir dal kopardı, eski kargısının demir ucunu buna taktı. Okuduğu kitaplardaki, geceyi ormanlarda, bomboş çöllerde, yavuklularını düşünmekle geçiren şövalyeler gibi davrandı, sabaha kadar gözünü yummadı, dur durak bilmeden Dulcinea yı düşündü. (M. de Cervantes, Don Quijote, sa:50) Sabaha karşı : Sabah şafak sökerken, gün doğarken Edward onu yere iki yatak hazırlanmış bir odaya götürdü ve yataklardan kendini birine attı. Bateman az sonra soluk alışlarından onun bir çocuk gibi uyuduğunu anladı. Ama, kendisine rahat yoktu; kafası allak bullaktı ve ancak, sabaha karşı, odaya günün ilk ışıkları sessizce girerken uyuyabildi. (S. Maugham, Pasifik Öyküleri, sa:99) Sabah akşam : Sürekli, her fırsatta Mora Çiftliğinde ırgatlık yaptığım yıllar boyunca, evet o yıllar boyunca, gözlerimi tarlalardan yukarıya kaldırmam, gökyüzünün altında Salto Bağlarını görmem için yeterli olurdu ve bağlar da demiryolu doğrultusunda, sabah-akşam Belbo kıyısında yol alarak aklıma olağanüstü şeyler, istasyonlar, kentler getiren trenin düdüğü yönünde Canelli ye doğru alçalırlardı. (C. Pavese, Ay ve Şenlik Ateşleri, sa:11) Sabah akşam demir parmaklıkların önüne gidiyordum. Aklıma Milo ve kamyon yolculukları geliyordu. Şu ara yollarda gitmek, istediğin her yerde mola vermek güzel olmalıydı. Özgür dünyanın ancak bir parçacık aydınlığından yararlanabiliyordum. Kimi kez şöyle demek istiyordum: İzin verin de çıkayım. Tevere kıyısında dolaşıp geri gelirim. Ant içiyorum. (C. Pavese, Yoldaş, sa:179-80) Sabahçı : Sabah erken kalkan; sabahlara kadar ders ya da dışarda çalışan kimse; İki vardiyeli okullarda sabah kesimini kullanan öğrenci Eğer o dönem sabahçı değilsem, yani okula sabahları gitmiyorsam, pazartesi sabahlarının büyük bir kısmını avluda geçirirdim. Hele havalar ısınmaya başladı mı, alt kattaki dükkanın önüne paketler indirilirkenki o sesleri duymadan avludan içeri girmezdim. (M. Mungan, Paranın Cinleri, sa:51) Sabah dokuz akşam beş : Memurların ve çoğu kişilerin yeğlediği, klasik bir çalışma gününün saatleri. Genellikle düzgün ve yoğun bir çalışma ya bir göndermedir.... daha akşam olmadan Birinci Cadde de, Prospect Park a yakın bir apartmandaki iki yatak odalı bahçe katını tutmuştum bile. Komşularımın kim olduğunu bilmiyordum, umurumda da değildi. Hepsi sabah dokuz-akşam beş çalışıyorlardı, hiçbirinin çocuğu yoktu, bu yüzden bina hayli sessiz olacaktı.

3 (P. Auster, Brooklyn Çılgınlıkları, sa:9) Sabahı bulmak : Sabahı etmek, sabahlamak; Gece, ya çalışma, eğlence ya da uykusu kaçma nedeniyle sabaha dek uyku uyumamak, gözünü kırpmamak Bk.: Sabahlamak Orada, kıpırdamadan, bir dalıp bir uyanarak, sabahı bulmuştu. Yeni ile inanç sözlerini biribiriyle çatıştırmıştı sabaha dek. Bir ilişki kuramıyordu bu iki söz arasında. Kimse kovalamıyordu ardından. (B. Karasu, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, sa:30) PORTIA Hemen hemen sabahı ettik. Ama eminim Hiç kimsenin merakı daha giderilmedi. İçeri gidelim de soruları yağdırın Biz de düşündükten sonra doğru yanıt verelim. (W. Shakespeare< >, Venedik Taciri, sa:182) Sabahın köründe : Sabahın erken saatında, erkenden Telefon sabahın köründe çalmaya başlar; annesi ya menajeriyle, bir yapımcıyla, bir rejisörle, bir oyuncuyla görüşür ya da röportaj vermek, fotoğraf çektirmek, televizyon programına çıkmak, şu ya da bu ödül töreninde kazananlara ödülü sunmak önerilerini kabul eder ya da reddeder; dahası o gece hangi lokantaya, ertesi hafta hangi partiye gideceğini, kimin kim hakkında dedikodu yaptığını konuşur dururdu. (P. Auster, Sunset Park, sa:63) Kadınlar, arsızca bir ısrarla işlerine giden erkeklerin arasına karışmaktaydılar. Sabahın köründe ayaklanmışlardı. Çok geçmeden geri dönünce, kendi cinslerinin bacak sayısını iki katına çıkarmış oldular. (E. Canetti, Körleşme, sa:433) Ama belediye başkanının eşi, Ne olursa olsun bu gece kurt uluması duyan yok aramızda, dedi. Bu kızı sabahın körüne kadar burada çalıştırıyorsunuz, öylesine bitkin düşüyor ki sanrılar görüyor. (P. Coelho, Şeytan ve Genç Kadın, sa:51) Ama şunu unutma ki Tanrı nın her günü bir değildir. Bilgisizlerin yazgı olarak adlandırdıkları şeyi, aslında durumun ve koşulların getirdiği bir sonuç gibi görmek gerekir. Herkes bilir. Bazı batıl inançlı kimseler vardır, sabahın köründe evlerinden çıkarlar, Fransisken mezhebinden biriyle karşılaşırlarsa eğer, çark eder, evlerine dönerler, bir başkası masada tuzluğu devirdim diye karalar bağlar. (M. de Cervantes, Don Quijote, sa:752) LOPAHİN - Biliyor musunuz, sabahları saat beşte kalkarım ben, sabahın köründen akşama kadar çalışırım, elimde para vardır her zaman, kendimin ve başkalarının parası ve çevremdeki insanların ne biçim kişiler olduklarını çok iyi görürüm. (A. Çehov, Vişne Bahçesi, sa:138) İttirip kaktırıyorlar, popona çimdik atıyorlar, cüzdanına uzanıyorlar. Ama hiç olmazsa kendini yalnız hissetmiyorsun. Görmeğe değer, sabahın köründe, bütün bu berbat insan kalabalığı (D. Fo-F. Rame, Kadın Oyunları & Açık Aile, sa:103) MARTA -... neden isitihbarat şefine sormuyorsun? ELIZABETH - Kime, Egerton a mı? Nerede o? MARTA - Burada koridorda, sabahın köründen beri bekliyor. Unuttun mu, onunla randevüm var. (D. Fo, neredeyse kadın: elizabeth, sa:11) HANIM - Aman şu iç bayıltan pembelikler, şu korkunç glayöller, şu mimozalar gün geçtikçe çoğalıyor! Bu çılgınlar Allah bilir ucuza almak için sabahın köründe hale koşuyorlardır. (J. Genet, Hizmetçiler, sa:43)

4 Geçende öykümün neresinde kaldığımı artık bilmiyorum; yatağa gidişim, gecenin saat ikisiydi, bunu yazmak yerine sana anlatabilseydim, seni belki sabahın körüne kadar tutmuş olacağımı biliyorum. (J.W. von Goethe, Genç Werther in Acıları, sa:46) Yok canım buna kim inanır. Kızcağız sabahın köründe karşına dikilip seni sevdiğini söyleyecek, sonra öpecek, sonra... sonra arkasına sakladığı tabancayı kalbine dayayıp ateş edecek. (Y. Kenan Işık, Aşk Hastası, sa:3) 23 Ekim. Sabahın köründe yatakta. (F. Kafka, mavi oktav defterleri, sa:39) Gelsin de benim karşımda söylesin. Ağzını na böyle yırtıveririm. Ne bileyim böyle olacağını Ayşe Teyze, ne bileyim. Kadın, Mikrim Hanınmı diyorum, sabaha kadar kur kur kafanda, sabahın köründe dayan Hayriye nin kapısına. (N. Meriç, Sular Aydınlanıyordu, sa:26) KENDİ KENDİME BIRAK BENİ NİHAYET Kendi kendime bırak beni nihayet! Gün boyu peşimden yürüyorsun hep- Ben susarken de, konuşurken de, Sokak ortasında da, ev içinde de, Sabahın köründen Akşam uyuyana dek... (Stanka Pençava<d.1929>-Ahmet Emin Atasoy; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Çıplaklığını biraz daha açıkta bırakmak için üstündeki çarşafı çektim ama Laurence, şok olmuş gibi, çarşafı yeniden omzumun üstüne doğru kaldırdı. -Ah, lütfen. Yapma... Sabahın köründe, bu çılgınlıkların. Hayır! Rahat dur!. (F. Sagan, Tasma, sa:7) Çavuş, Ne yapmaya geldiniz buraya diye sordu. Chapin, Baksana! dedi, seferberlik ilan edildi ya? Sabahın köründe ne diye gelecekmişiz buralara? (J.-P. Sartre, Yaşanmayan Zaman, sa:83) Sabahlamak : Bir yerde geceyi geçirmek; sabaha kadar uyuyamamak, sabaha dek çalışmak... Yatmaya iniyorum. Sabah altıya dek uyumak olanaksız. İki saat sonra uyanıyorum ve güverteye çıkıyorum. Hala sisli. Algades ve tayfası batma tehlikesinden ötürü sabahlamışlar. (A. Camus, Defterler 3, sa:165) -Beyefendi! Siz benimle alay mı ediyorsunuz? Sabrımı taşırıyorsunuz artık! -Şşşt! Yoksa sizi susturmak zorunda kalacağım; başımın belası mısınız siz? Söyleyin bakalım, ya siz bıurada ne arıyorsunuz? Siz olmasaydınız ben sabaha dek yatar, sonra da çıkar giderdim. -Ama ben burada sabahlayamam ki; ben aklı başında, saygın bir adamım... (F. Dostoyevski, Başkasının Karısı, sa:45) José Arcadio Buendia, aylar süren uzun yağmur mevsimi boyunca deneylerini kimse bozmasın diye evin arkasına yaptığı küçük odaya kapandı. Evle ilgili yükümlülüklerini hepten bırakıp geceler boyu yıldızların yörüngesini izlemek izleyerek bahçede sabahladı. (G.G. Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık, sa:9) DORINA -... (Dipteki ışıklı salonu gösterir.) Büyük şenlik var bu akşam! MUCUCCIO - Sahi mi? Ne şenliği? DORINA - Bayanın... (Esner.)...onuruna. FERDINANDO - Tanrı bilir ya, sabahlarız bu gece?

5 (L. Pirandello, Üç Kısa Oyun - Sicilya Turunçları, sa:18) Sabahleyin : Sabah vakti, sabah... o anda, gördüğünüz dağınıklığa benzer bir dağınıklık içinde giysilerinizi, şuraya buraya atılmış, koyu al kadife koltukların, diğer mobilyaların üzerinde görür gibi oluyordunuz, pufla yatak örtüsünün ve battaniyelerin altına sizin için serilecek çarşafların hiç kirlenmeyeceğini düşünüyordunuz, nitekim kirlenmeyecek, ara kapı sabaha dek açık kalacak çünkü... sadece sabahleyin, orda yattınız sanılsın diye, çarşafları biraz buruşturacaksınız. (M. Butor, Değişme, sa:140) Sabah sabah : Erkenden, sabahın köründe Dönüp baktı. Gözleri hala batıyordu, ağzı leş gibiydi, sakalları kabak çekirdeği kabuklarıyla doluydu. Kahrolasıcılar, kim var orada? diye homurdandı kaba kaba. Basın gidin buradan! Sabah sabah kafa çekmeye mi geldiniz buraya? Keyfim yok, defolun! (N. Kazancakis, Günaha Son Çağrı, sa:322) YOLCU - Demek öyle? Üstelik de sallanıyorsunuz? Şimdi anlıyorum, neden böyle anlamlı konuşuyorsunuz. Sabah sabah sarhoş olmanız şart mı? CHRISTOPH - Daha doğru dürüst içmeye başlamadım bile, sarhoş olmaktan söz ediyorsunuz. Birkaç şişe iyisinden köy şarabı, birkaç kadeh konyakla bir de saray simidi dışında, namusum üzerine yemin ederim ki, ağzıma bir şey koymadım... (G.E. Lessing, Yahudiler, sa:26) Sabah sefası yapmak : Kalkmak, banyosunu almak, süslenip püslenmek, iyi bir kahvaltı yapmak -Sevgili kuzenim, bakıyorum, bugün keyfiniz yerinde. Neşeli olmak iyidir, dedi Lidiya Yegorovna. -İyidir, iyidir... Ha, ne diyordum? Güzel perimiz sabah sefası yapıyor, demek ki. Profesör ile ben de banyomuzu aldık, kahvaltımızı yaptık, dostları ziyarete çıktık. Bizim profesörle başım belada, kuzenim, size biraz dert yanayım. (A. Çehov, Korkunç Bir Gece, sa:43) Sabah sökmek : Sabah şafak sökerken Fakat şehzade mışıl mışıl uyuduğu için hiçbirisi uyandırmaya kıyamazlar. Sabaha kadar beklerler. Kimisiii Uyan hey iki gözüm der. Uyanmaz... Kimisi Uyan hey şirin sözlüm der. Yine uyanmaz. Nihayet sabah sökmeye başlar. Bunlar ise peri olduklarından sabahtan sonraya kalamazlar. (A. Mithat, Karı Koca Masalı, sa:29) Sabah şerifler hayrolsun : Günaydın (Eski Osmanlılarda) Kapı hafifçe vuruldu. Hacı Kalfa nın sesi: -Sabah şerifler hayrolsun hocanım, sen yine erkencisin bugün, dedi. (R.N. Güntekin, Çalıkuşu, sa:142) Sabahtan akşama kadar : Her gün, her an, daima ÜVERCİNKA <1956> Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

6 Bütün kara parçalarında Afrika dahil (C. Süreya< >, Üvercinka <1957>-50 yaşında-, sa:61) Sabah usuldan usuldan, akşam ağırdan ağırdan : Sabah akşam kahve (ya da içki) nin sürekli içildiği Marcel yaşlı Arap tan kahveyi çabuk getirmesini istedi. Adam, gülümsemeden, başıyla onayladı, ufak adımlarla çıktı. Sabah usuldan usuldan, akşam ağırdan ağırdan, dedi Marcel gülerek. Kahve gene de geldi. (A. Camus, Sürgün ve Krallık, sa:16-7) sabba tical : (İBR.,SOSY.,KOLL.) : <seba tikıl> : K u t s a l d i n l e n m e. Eski Filistin adeti olarak tarlayı sürmeyi bırakıp aynı zamanda borçluları ve esirleri serbest bıraktıkları yedinci yıl. Üniversite mensubu hocaların, her yedi yılda bir aldıkları ücretli izin <sabbatical leave>. Saban kalantoru : Zengin çiftçi Bütün saban kalantorları orada, hatırı sayılır bir altın babası olan hancı ve cambaz Jourdain ustanın dükkanında yemek yiyordu. (G. de Maupassant, Jules Amcam, sa:72) Sabbahiler : Bk.: Haşhaşiler Sabbat (Sabbath, Şabbat) : Sebt günü; Musevilerin dinlenmeyi yeğledikleri cumartesi; keza Hıristiyanların işten, eğlenceden kesinlikle uzak durdukları, kutsal saydıkları pazar günü; sabbathbreaker : Sebt gününe hürmet etmeyen kimse; Sabbath day s journey : Sebt gününde Museviler için şart olan yolculuk mesafesi, on beş dakikaılık yol; kısa yolculuk; sabbatical : Sebt gününe ait; sabbatarian : Haftanın yedinci gününü mukaddes tutan kimse; sabbatical year : yedi yılda bir gelen tatil senesi Bugün günlerden ne? diye bağırıyordu Baudolino arkadaşlarına. Ve cumartesilerin hesabını tutan Solomon, haftanın daha yeni başladığını ve nehrin akışını durdurması için en az altı gün beklemek gerektiğini hatırlatıyordu. Nehrin akışı durduğunda da şabbat buyruğuna karşı gelerek nehir geçilemez diye bağırıyordu allak bullak olmuş bir halde. Çünkü Tanrı, sana şükürler olsın Tanrım, bilgeliği yüzünden bu nehrin pazar günü durmasını istemedi, nasıl olsa siz zındık değil misiniz, pazar tatilini ayaklar altına almıyor musunuz? (U. Eco, Baudolino, sa:371) Özel Makale: Ben, Prof.Dr. İsmail Ersevim, çocukken bir iki defa denediğimiz Hıristiyan kiliseleri ve Musevi Sinagog ları hariç, Türkiye de, hiç bir resmi ziyaret yapmamışımdır. Amerika da bulunduğum yılları arasında, BOSTON da ve SALVE REGİNA UNİV.- RHODE ISLAND da hoca olduğum yıllarda prensip olarak bu kardeş din yuvalarını ziyaret ettim, hatta resmen Katekizm dersleri aldım, terapiler yaptım v.s. ki bana Dünya Kardeşliğini öğretti da Türkiye ye geldikten sonra, on-on beş bilimsel ve edebi kitap yayınladıktan sonra, 2006 da, kendimin İngilizcesiyle, doğrudan A.C diye bir kitap yazıp, İngiltere de bastırttım. Ütopik ATLANTİS kıt asının Okyanustan çıkıp özgür bir devlet ve yeni bir ülkenin rüya ülkesi haline geldiğini hikaye eder. Orada, ben 3. Cumhurbaşkanıyım (Dedem kurmuştu onu!) ve üç kilise de faaliyete geçiyor. Aşağıdaki parça, Amerika da tuttuğum not lardan ve o zaman topladığım bilgi kırıntılarından alıntıdır. Buna benzer oirijinal çalışmaları diğer dinler ve genellikle sosyal yaşam alanlarını belirten diğer sözcükler ve kutlamalarda da göreceksiniz. Musevi kardeşlerime hediye olsun The services today are reminiscents of the organized Israeli Children s worship, in the Tabernacle of Moses and Aaron, in the wilds and shrine at Shiloh, as well as in King Solomon s Temple and later on, in the Temple that was erected in Zion. The Psalms that we are chanting today, were all chanted gloriously in the Temple of Old, those days. Now, I shall greet you, Welcoming to Sabbath. It had been said that more the Jews preserved the Sabbath, Sabbath had preserved the Jews! How true is that. From old times on, the faithful Jewish People, before the sunset that was going to give birth to Sabbath, had prepared themselves for that glorious event. As we read from

7 Talmud, Rabbi Hanina used to put his best clothing on, saying: Come, let us go forth and greet the Sabbath queen. In this spirit, now we are reading The Biblical Song of Songs, in praise of the Israel s bride that had already come. Please be aware of the fact that, beginning of next week, we shall read parts 2 and 3 on next friday afternoon and there on. Chapter One - The Song of Songs, which is Solomon s He would kiss me with the kisses on his lips; thy wooing is sweeter than wine. Sweet art thou as fragrant perfume, as scent poured forth art thou; maidens needs must love thee. O take me with thee, that we may run away; for the king has brought me to his chambers, saying, We shall be glad and rejoice in thee, and chant the praises. But thy coming is sweeter than wine. Maidens needs must love thee. Dark am I, but comely, ye daughters of Jerusalem, dark as the tents of Kedar, comely as the curtains of Solomon. Stare not at me because I am swarthy, for it s the sun has scorched me. My own mother s sons dealt harshly with me; They made me keeper of the wineyards. My own wineyard -(my fairness)- I have not kept. Tell me, O thou whom my soul loves, where art thou pasturing they flocks? Where now dost thou let them rest at noon? Lest I wander astray by the flocks of thy companions. As if thou knows not, thou loveliest of women! Roam forth in the tracks of the flock and pasture thy kids beside the tents of the shepherds. I liken thee, my dear one, to my steeds in Pharaoh s chariots. How comely would be thy cheeks bedight with jeweled wreaths! How comely thy neck arrayed with chains of jewels! We will make thee wreaths of gold for thy cheeks and for thy neck pendants of silver. So long as thou, O king, wast in thy divan, (and in my wineyard,) my spikenard gave forth its scent. My belowed is to me a cluster of myrrh which rests all night on my heart. My belowed is to me a spray of henna in the wineyards of Engedi. Lo, thou, my dear, lo, thou art fair. Thine eyes are dovelike. Lo, thou, my belowed, art fair and very sweet, and our couch is a simple green bower. Our house beams are of cedar, our rafters of cypress. Now, we are proceeding with LEHU NERANNENAH: Come, let us sing praises to the Lord is the opening call of Psalms 95 to 00 and Psalm 29; six Psalms symbolize the six working days of the week. In the sixth, seven times repetition of the phrase the voice of the Lord is also reminiscent of the seventh day Sabbath and is associated with the seven benedictions od the Sabbath Amidah. The Lord will bless His people with peace is a very suitable introduction to Sabbath that brings the blessing of peace. (Psalm 85) Come, let us sing praises to the Lord, Let us chant in joy to the Rock (*) of our salvation. Let us come before His presence with thanksgiving. With joyous songs we shall chant to Him. (*) Rock of Ages = Maos Tzur : Opening words of the Hebrew hymn for Hanukkah (One of the biggest feasts of the Jewish religion; it starts on the 25th day of the month Kislev, -third month of Jewish calender, corresponding to November-December, of 30 or 31-day duration- and lasts for eight days. It means Lights of Dedication, or, Feast of Dedication, sung after the lighting of the Hannukah candles. In English literature it is

8 known as The Rock of the Ages and signifies the Maccabean victory (A dynasty that started by Judah Maccabeus in the second century B.C., fighting against the despotic ruler of Syria, Antiochus. It lasted for 120 years and at the end bowed to Persian rule.) and compares is to the deliverence of Israel from Egypt. For above all gods. The Lord is a great God and a great King, In whose hands are the depths of the earth, And the heights of the mountains are His. His is the sea, it is He who made it, And His hands formed the dry land. Come, let us know bow down and kneel, Let us bend the knee before the Lord our Maker. For He is our God, And we are the people of His pasture, The flock guided by His hand. O that you would this day hearken to My voice! Harden not your heart as at Meribah, As on the day at Massah in the wilderness. When your fathers tried Me; They tested Me, though they had seen My work. Forty years was I wearied with that generation And I said they are a people who err in their heart; So that I swore in My anger That they should not come to the resting place I had appointed. (Psalm 96) Sing to the Lord a new song, Sing to the Lord, all the earth. Sing to the Lord, bless His name; Day by day proclaim His saving power. Declare His glory among the nations, His wonders among all the peoples, For great is the Lord and exalted in praise; Awesome is He Above all gods. For all the gods of the heathens are idols, But the Lord made the heavens. Grandeur and majesty are in His presence, Strength and beauty are in His Temple. Ascribe to the Lord, you families of nations, Ascribe to the Lord glory and might. Ascribe to the Lord in the beauty of holiness; Bring an offering and come to His courts. Worship the Lord in the beauty of holiness; Tremble before Him, all the earth,

9 Though the world is fixed that it he not moved... Declare among the nations, The Lord reigns; He will judge the peoples with equity. Let the heavens be glad and the earth rejoice, Let the ocean roar and the fullness thereof, Let the field rejoice and all that is therein, Let all trees of the forest then sing for joy before the Lord. For He comes, yes, He comes to judge the earth; He will judge the world with righteousness, And peoples with His undeviating law. A Sabbath cannot be a Sabbath without The Sabbath s Psalm This is the92nd Psalm. This was chanted by the Levites (The members of the tribe Levi; third son of Jacob, and the father of the tribe Levi.) on the Sabbath day in the temple of Jerusalem. Then comes the 93rd Psalm that acclaims the God of the creation which was completed in the sixth day, before the Sabbath. (Psalm 92) A PSALM. A SONG. FOR THE SABBATH DAY It is good to give thanks to the Lord, And sing praise to Thy name, O Most High, To declare Thy loving kindness in the morning. And Thy faithfulness at night, With a ten-stringed harp and with psaltery, With solemn song upon the lyre. For Thou, O Lord, hast made me rejoice through Thy work, I sing praise of the works of Thy hands. Lord, how great are Thy works, How exceeding deep Thy thoughts! The dullard observes not, Nor does a knave understand this, That when evil men spring up as grass, And those who do only iniquity flourish, It is for their utter destruction. But Thou art supreme forever, O Lord, For lo, Thine enemies, O Lord, For lo, Thine enemies shall perish; They who do only iniquity shall be dispersed. But my horn of strength Thou hast raised up Like that of the wild ox; I am anointed with fresh oil. My eye has looked on those who lie in wait for me, My ears hear when the wicked rise against me. The righteous shall flourish as the palm tree, Growing strong as a cedar in Lebanon.

10 Planted in the House of the Lord, They flourish in the courts of our God. They shall bear fruit still in old age, Vigorous with the sap of life shall they be. To proclaim that the Lord is just, My Rock, in whom is no unrighteousness. (Psalm 93) The Lord reigns, robed in majesty, The Lord is robed and girt with power So that the worls is set firm That it cannot be moved. Thy throne is established from of old, From everlasting art Thou. The floods have lifted up, O Lord, The floods have lifted up their voice, The floods have lifted up their roaring. But above the thunder of many waters, Mighty waters, breakers of the sea, Mighty art Thou, Lord on high. The testimonies are exceeding sure; Holiness beseems Thy House, O Lord, for evermore. (A.C The Atlantis Republic, Dr.İsmail Ersevim; İng. Basım,Cambride, İNG. 2006) Sabır bardağına dönüşmek : Çok sabırlı olmayı başarmak BİR ANDA Güneş denli parlak iki kız dizi kesmişler yolunu karanlığın. Sabır bardağına dönüşmüşsün, geçip gidiyorsun dopdolu. (Nikolay Kınçev< >-Ahmet Emin Atasoy; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Sabır göstermek; Sabırlı olmak : Sabırlı olmak, sabırlılıkta sebat etmek OTHELLO - Ah, kan istiyorum, kan, kan? IAGO - Sabırlı olun diyorum: Belki fikriniz değişir. OTHELLO - Asla Iago... asla kuvvetten kesilip alçalarak aşka doğru gelmeyecek: Ta büyük ve kudretli, büyük bir intikam, ne var ne yok hepsini birden yutuncaya kadar. Nur içinde parlayan şu gök hakkı için. (W. Shakespeare, Othello, sa:75) Basil onun hayatına gölge düşüren portreyi çizmişti. Dorian bunu bağışlayamazdı. Her şey o portre yüzünden olmuştu. Basil ona öyle şeyler söylemişti ki yenilip yutulmazdı, gene de Dorian sabır gösterip bunları yutmuştu.

11 (O. Wilde, Dorian Gray in Portresi, sa:249) Sabır rezervasyonunu tüketmek : Kolayca sabırsızlık alameti göstermek, sabrı tükenmek Bk.: Sabrını yitirmek Spor salınlarını sık sık bırakmamın nedeni de, spor yapmaktan hoşlanmıyor olulumdan değil, insanlara tahammül edemeyişimdendir. Ben insanlara tahammül edemeyen bir kadınım. Zaten kısıtlı olan sabır rezervasyonum yıllar içinde hepten tükendi. İnsanların çoğunu lüzumsuz buluyorum. Hem hayatta, hem sokakta çok yer işgal ediyorlar. (M. Mungan, Yüksek Topuklar, sa:82) Sabırsızlığına yenik düşmek : Sabırszlığını yenemeyen, sabırsız kimse Bk.: Sabırsızlıktan patlamak... günümü düşüncesizce avarelikler ile azap verici hüzünler arasında bocalayarak geçirdim. İhtiyara kararlaştırdığımız üzere sabahın erken saatlerinde gitmem gerektiği için, gidişimi sırf bu yüzden geciktirdim durdum. Sonunda sabırsızlığıma yenik düştüm ve gittim. Gartner sokağını da evi de kolayca buldum. (F. Grillparzer, Fakir Çalgıcı, sa:30) Sabırsızlığını yenmek : Yoksulluk, haksızlık, acı çekmeden kurtulmak için bekleme zamanlarında içten gelen dürtüye karşın duygularını kontrol edebilmek Sonra da sevgili yeğeninin önüne bir gün, eski değerli ağacını, yeniden canlanmış ve verimine kavuşmuş bir durumda koyuverecek, böylece onu, hiç beklemediği bir sevince kavuşturmak umudu tümüyle gerçekleşmiş olacaktı. Kont, sabırsızlığını yenmeye çalışıyordu. (E. Mörike, Mozart Prag Yolunda, sa:63) Sabırsızlıktan patlamak : Sabırsızlıktan son derece rahatsız olmak, sabırsızlığına yenik düşmek Sevgili Friderike, Bu mektubu sana trende yazıyorum. Bugünden yola çıktım, çünkü pazar günleri tren yok. Pazartesi trenle gitseydim, ancak salı günü çalışmaya başlayabilirdim. Şu sıralar sabırsızlıktan neredeyse patlayacağım. Viyana daki kimi işlerimi hallettikten sonra dinç kafayla ve içim rahat yine Salzburg a döneceğim. (S. Zweig-F. Zweig, Mektuplaşmalar: , sa:88) Sabır taşı, Sabır taşı çatlamak : Sabır gösterebilmek, sabrı tükenmeden birçok güçlüklere göğüs gerebilmek; Tahammülünün son perdesine gelmek, artık dayanamamak DUR DİYEBİLSEM Uzun bir sessizlik girecek aramıza Mevsimler dolusu Bakışlarımız Yeniden takılacak birbirine Sabır taşı çatlayacak Gözlerim gözlerinde durdukça Sabahın ilk ışıkları Vurmadan yüzümüze Gecelerin karanlığı Delice yaşanacak. (Ayla Ataman, İki Damla ) AMEDEE (Geri dönerek.) - Pekala. Gitmiyorum işte! Memnun oldun mu?

12 MADELEINE (Omuzlarını silkerek.) - Ne kötü huylu! Ne geçimsiz adamsın, pes! Seninle geçinebilmek için insan sabır taşı olmalı... En azından, becerebildiğin bir şey olsaydı bari. Görüyorsun işte, ne hale geldiğimizi, beni nerelere sürüklediğini... (Eu. Ionesco, Toplu Oyunları - 1, Amédée ya da Nasıl Kurtulmalı, sa:75) Sabi : Tam büyümemiş, küçük çocuk, çocukça Hele ev sahiplerinin avlu sohbetleri, bu avluda geçen aile maceraları, Halime nin masum sabi konuşmaları, ona, dünyanın en tatlı, en çekici şeyleri gibi geliyordu... (Y.K. Karaosmanoğlu, Ankara, sa:150) Kanlar içinde yatan karısının elinden kapıya fırlamış tabancayı almış, ihkak-ı hak kafasıyla, yani kendi hakkını kendi aramak için, hasımlarının bahçesine girmiş, başta hasımlarının yetmişlik ninesi, beşikteki sabiye varana kadar önüne kim çıkmışsa tam yedi kişiyi temizlemişti. (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:86) Süleyman: Misafir kalktı mı? Kadın: Sabi çocuk, dedi. Fukara çok yorulmuş dün herhalde. Sayıklayıp duruyor. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:I, sa:20) sabo : (GİYSİ,FR.,KOLL.) <sa bo> : Tahta pabuç Sabrı kursağında olmak : Sabrının sonuna gelmek (Ha verdi, ha verecek.) ÜÇÜNCÜ TÜFEKLİ - Haklısın ağam, çok haklısın. Köylünün sabrı kursağındadır. Yoksulluk canına yetmiştir. (M. Mungan, Mahmud ile Yezida, sa:40) Sabrını taşıran son damla olmak; Sabrı taşmak : Artık tahammülü kalmamak, bardağı dolmuş olmak Kesinlikle bilinen bir nokta, Katharina nın evinin çok sıkı gözaltında tutulmuş olmasıdır. Perşembe sabahı saat 9.30 a kadar hem telefon edilmeyip hem de Götten in evden çıkmadığı görülünce Beizmenne nin sabrı taşıp sinirleri bozuldu, tepeden tırnağa silahlı sekiz polis memuruyla birlikte eve girildi. (H. Böll, Katharina Blum un Çiğnenen Onuru, sa:19)...akşam eve dönerken Théatre-Français Meydanındaki trafik tıkanıklığı her zamankinden daha uzun sürdü, üstelik garaja gidip de, bu hafta garip sesler çıkaran arabanızı Roma da bulunacağınız zamandan yararlanarak yıkatmak istediğinizde öyle bekletildiniz ki, sonunda sabrınız taşarak, memurlardan biri de sizinle ilgilenmek lütfunda bulunamaz mı diye kıyameti kopardınız... (M. Butor, Değişme, sa:42) Görüşmeler tam bir saat sürdü. Pasaport Aşçısı, arkadaşlarını sırayla bir köşeye çekip hepsine tatlı paralar vaat etti. Bunun üzerine adamların da sabrı taştı. Kaba bir ifadeyle Fischerle ye kendisini tutukladıklarını ve ancak bir koşulu yerine getirdiği takdirde serbest bırakabileceklerini söylediler. (E. Canetti, Körleşme, sa:384) Anne biberonu denedi, o da olmayınca çocuğu çay kaşığıyla doyurmaya çalıştı. Öksürüp tıksırıp ağlayınca sabrı taşıyor, ne yapacağını bilemiyordu. Ebe, Büyüdükçe kapanır, diye güvence vermişti, ama ne dudak kapandı -ya da yeterince kapandı- ne de burun düzeldi. (J.M. Coetzee, Michael K., sa:11) -Beyefendi! Siz benimle alay mı ediyorsunuz? Sabrımı taşırıyorsunuz artık! -Şşşt! Yoksa sizi susturmak zorunda kalacağım; başımın belası mısınız siz? Söyleyin bakalım, ya siz bıurada ne arıyorsunuz? Siz olmasaydınız ben sabaha dek yatar, sonra da çıkar giderdim. -Ama ben bıurada sabahlayamam ki; ben aklı başında, saygın bir adamım...

13 (F. Dostoyevski, Başkasının Karısı, sa:45) SANIK - (Histerik.) Çek ellerini yoksa ısırırım! KOMİSER - Kimi ısırıyorsun sen? SANIK - Seni! Boynundan ve gırtlağından ısırırım! Hırrr!... Karşı koyarsan 122. maddeye girer: Korumasız ruh ve akıl hastalarına karşı kışkırtıcı davranmak veya zor kullanmak, altı yıldan dokuz yıla kadar hapis ve emeklilikten men! KOMİSER - Otur yoksa sabrım taşmak üzere. (Polise.) Baston yutmuş gibi ne duruyorsun öyle? Oturtsana şunu? (D. Fo, bir anarşistin kaza sonucu ölümü, sa:13) -Birini mi öldürdünüz? -Evet. -Kimi öldürdünüz peki? -Söyleyemem, içimden söylemek gelmiyor... sonra aradan çok zaman geçti, doğru dürüst anımsamıyorum. -Sabrımı taşırma da, anlat artık! (D. Fo, Marino Serbest! Marino Masum!, sa:72) Haklıydı. Sözlerimin anlamsızlığını hissettim. Sözlerim, yüreğimde günlerce büyümüş bir sitemi içeriyordu. Ama bu sitemim anlamsızdı. Evet, konuşuyorsun. Ama genellikle ağdalı dilin sabrımı taşırıyor. Üstelik seni anlayamayacağım bir tarzda konuşuyorsun, dedim. (A. Gide, Kadınlar Okulu, sa:109) Bekir Çavuş un sabrı taştı. İleri doğru yürüdü. -Hey hemşerim, ne bakınıp duruyorsun? Harifin, bu sesten irkilip ürkmüş gibi silkindiğini gördüm. Sonra acele acele Bekir Çavuş a yaklaştı. (Y.K. Karaosmanoğlu, Yaban, sa:135) Tüm aile, bu kadar çabuk evlenmek mi? diye hayretle birbirlerine bakıştılar. Bu adamın bu denli üstelediğini bir türlü anlayamıyorlardı.. Kont arabaya binmeden son bir kez dönüp Markiz e baktı ve Bu konuda neden bu kadar ısrar ettiğimi günü gelince anlayacaksınız, diye mırıldandı. Artık herkesin sabrı taşmaya başlıyordu. Kont durumu daha da güçleştirmemek için aceleyle arabaya bindi ve hareket etti. (H. von Kleist, Locarno Dilencisi, sa:31-2) Ama kimse belgeleri evine götüremez, dedi albay. Her yeni memurun onları ilgili dosyada bulmuş olması gerekirdi. Avukatın sabrı taştı. Üstelik o kağıtlar bakanlıktan şimdi alınırsa listelerde yeni bir yer beklemeleri gerekecek. Önemi yok, dedi albay. Yüzyıllar sürer. Önemi yok. Büyük şeyler için bekleyen, küçük şeyler için de bekleyebilir. (G.G. Marquez, Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, sa:33) Ursula nın sabrı taştı. Sen çıldırmaya niyetliysen, kendi başına çıldır! Ama o çingene düşüncelerini çocukların aklına sokmaya kalkışma! diye bağırdı. (G.G. Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık, sa:9) Kendisini bir kenara çekip yalvardım: Bak, Rivet ciğim, bunu sırf benim için yapacaksın, dedim. Ne var ki, sabrı taşmış gözüküyordu. (G. de Maupassant, Madam Tellier nin Evi-Şu Morin Domuzu, sa:290) O halde belli bir yerde ol diye haykırdım artık sabrım taşarak ve onunla aramdaki insanı çileden çıkaran ilişki sürecinde ilk kez hatırı sayılır bir öfke nöbetine tutuldum. (H. Melville, Bartleby, sa:67)

14 Ancak genele göz atarken, bakışları bir an için daha az dikkat çeken bu on adama takılı kaldıktan sonra, seslerin yarattığı gürültüden dolayı sabrı taşarak, konuğun gözleri bu gemiyi yöneten kişi kim olabilir arayışı içinde çevrede dolaşmaya koyuldu. (H. Melville, Benito Cereno, sa:21) KRUTİTSKİ - Fazla ileri gidiyorsunuz. Sabrımı taşırmayın. GLUMOV (Kibarca.) - Gücenmeyin, lütfen. Siz de bensiz yapamazsınız amca. Uşaklarınıza kucak dolusu para verseniz bile sizin şu bitip tükenmeyen nutuklarınıza kulaklarını tıkıyorlar. Oysa benim gibi bedava dinleyiciyi nerden bulacaksınız? (A.N. Ostroski, Bu Hesapta Yoktu, sa:126) Ödevini inatla yapmayan, yaramazlığıyla hocanın sabrını taşıran bir öğrenci teşhir edilmek için herkesin önüne çıkarılıp, o içler acısı dayak ve aşağılama dakikaları başladığında kalbim hızlanır, kafam karışırdı. (O. Pamuk, İstanbul, sa:123) Gaddar olduğun gibi akıllı ol; hor görme, Zorlayıp da taşırma dili bağlı sabrımı; Yoksa, belki düşürür üzüntü dilime, Sen acımadığından, hep sancılandığımı. (W. Shakespeare< >, Tüm Soneler, no:140, sa:321) MANGAN -... Mademki ruhlarımızı çırılçıplak soyduk, vücutlarımızı da soyalım. Kimsenin gizli kapaklı bir yanı kalmasın. Bakalım hoşumuza gidecek mi? Artık sabrım taştı. (G.B. Shaw, Kırgınlar Evi, sa:126) Lamiel, kendisini gözetlemek amacıyla tuttuğu, görünüşte pek pahalı bir arabadan inen eniştesini uzaktan görünce, kızdı; sabrını taşıran son damla oldu bu. (Stendhal, Lamiel, Cilt:II, sa:54) Erkenden sarhoş olan Bachelard kısa boylu ve sinirli bir adamla tartışıyordu: -Yine benim bardağıma tükürdünüz! diye bağırıyordu Bachelard. Sabrım taşıyor, mösyö! (E. Zola, Apartman, Cilt:II, sa:19) Sabrını yitirmek; Sabrını zorlamak; Sabrı tükenmek : Artık sabrı kalmamak, sabrının sonuna gelmek Başında siyah kadifeden bir başlık, giysisinin geniş kemeri gümüşsü mavi renkte olan ve elinde yün yumağı, belinde anahtar destesi ve gümüş plakası bulunan, saçları örtülü, ufak tefek, tombul bir kadın, yani hancının karısı, iki arkadaşı olağanüstü br ustalıkla, sabırlarını tüketinceye dek bekletti. (H. de Balzac, Bilinmeyen Başyapıt-Kırmızı Han, sa:66) Kaputu dört banknot sayıyor, ancak dört, daha fazla vermiyor. Yüzüğe de Allaha şükür altı banknot, bin üç yüz ediyor. Daha başka bir şeyin yok mu? Çabuk... diye fısıldıyor. Sabrı tükenir de yukarı çıkarsa mahvolduk demektir. Maaş defterim var, diyor Andreas. (H. Böll, Trenin Tam Saatiydi, sa:107) Vittoria nın sabrı tükenmişti. O damla Vatikan Şehri ni yerle bir etmeye yeter! Söylediklerimin herhangi bir kelimesini dinlediniz mi? Olivetti çelik kadar soğuk sesiyle, Bayan, dedi, Patlayıcılar konusunda engin tecrübelere sahibim. (D. Brown, Melekler ve Şeytanlar, sa:164) Langdon ın sabrı tükenmek üzereydi. Yüzbaşı, benden Sauniere in burada söylemeye çalıştığı şeyi tahmin etmemi istediniz ve ben de size bunu söylüyorum. (D. Brown, Da vinci Şifresi, sa:59) Senin günahlarını bağışlasın diye yalvarıyorum buna. Senin için acılara katlandığına nasıl inanmazsın? diye bağırıyordu. Bana sen diye seslendiğinin farkına vardım. Artık sabrım tükenmişti. Sıcak

15 gitgide artıyordu. Sözlerini pek dinlemediğim bir kimseden yakamı sıyırmak istediğim zamanlardaki gibi onaylar göründüm. (A. Camus, Yabancı, sa:69) ROSA - (Kocasının yukarıya çıktığını hatırlamadığını düşünür.) Bak anlaşamıyoruz... sabrım tükeniyor... Eğer kendine çeki düzen vermezsen... ben... boynundan aşağı 12 litre sakinleştirici akıtırım! (Huniyi alır, Antonio ya doğru tutar.) Feleğini şaşırırsın. Herkesi delirtirsin sen! Bir ak dediğine sonra kara diyor, sonra da fikir değiştirip hiçbir şey hatırlamıyor! (D. Fo, klakson borazanlar ve bırtlar, sa:69) Bu deliler evinde sanat duyguları iyice çileden çıkan Kniep in ilk defa olarak sabrının tükendiğini gördüm. Beni buradan ayırmaya çalışıyordu, bense, bu karmakarışık şeyleri teker teker görmeye, kafamda bir şema içine sokmaya çalışıyordum. (J.W. von Goethe, İtalya Seyahati, Cilt:II, sa:105) Aradan aşağı yukarı üç hafta geçmişti. Nihayet sabrım tükendi. Bu arada dükkanın bulunduğu sokağın köşesine kadar gitmiştim. Hem de uşaklar görürse, ev için bir şeyler arıyor sansınlar diye şapkasız gitmiştim. (F. Grillparzer, Fakir Çalgıcı, sa:47) Siddhartha kaybettikçe sabrını da yitiriyordu; borçlularına karşı sabırsız oluyordu; dilencilere yumuşak yüreklilikle davranamıyordu artık; yoksullara armağanlar ya da borç verme isteği duymuyordu içinde. (H. Hesse, Siddhartha, sa:101) Petrus ayağa kalktı. Sabrı tükenmişti. Kardeşler yürüyün gidelim, gelmeyecek! Yaklaştığını duyuyorum..., dedi Yuhanna çekingen çekingen. (N. Kazancakis, Günaha Son Çağrı, sa:334-5) Günün birinde Jean-Marc da böyle yitirdiğini düşlüyor. Ondan hiç haber alamamak, olup biten hakkında düş kurmaktan başka elinden bir şey gelmemek. Canına bile kıyamazdı, çünkü ihanet olurdu bu, beklemeyi reddetmek, sabrını yitirmek anlamına gelirdi. Sonuçta, yaşamının sonuna kadar hiç yakasını bırakmayacak bir dehşet içinde yaşamaya mahkum olurdu. (M. Kundera, Kimlik, sa:9) Johnny on altı, on yedi yaşlarında, iri yapılı, çalışmayı seven bir genç olup her gün çiftliğe çalışmaya giderdi. Her zaman temiz, düzenli ve nedenini anlayamayacağım derecede iyi huylu biri idi. Zavallı, hemşirelerden birinin günah keçisi haline gelmişti. Bayan Plump <Şişko> diye adlandırdığımız hemşire o hemşire, onu, bir yolunu bulup sürekli olarak kışkırtmaktan çok hoşlanırdı; sabrı tükenip de oğlancık cevap vermeye kalktığında, Şişko onu kafasından tokatlardı. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:28-9)... ondan sonra birçok kez bu konuya döndü, yalvarmaları öyle sık, öyle bunaltıcı bir durum aldı ki, artık sabrı tükenen babası onu bir temiz azarladı ve bir daha da bundan söz etmeyi kesin olarak yasakladı. (X. de Maistre, Sibiryalı Kız, sa:16) Adam, işitmemiş gibi görünerek devam etti: Hiçbir zaman bugünkü kadar güzel olmadınız. Kadının sabrı tükenmişti ve zaptedemediği bir sinirle karşılık verdi: Farkına varmanızın artık bir anlamı yok; çünkü şunu bilin ki, bundan sonra artık size ait olmayacağım. (G. de Maupassant, Mutluluk, sa:216)... fakat Süreyya nın tekrar ihtarına karşı sabrı tükenerek birden dudaklarında titremeler, gözlerinde öfkeyle döndü: -Oo, rica ederim, gelir gelmez beni yine cendereye sokma Süreyya, dedi; dünkü gelin değilim ya... Yolu da pekala biliyor. (M. Rauf, Eylül, sa:280) Chénier dükkanda yalnız başına müşterilerin saldırışına uğramışken, Baldini yeni çırağıyla atölyeye kapanmıştı. Bu kapanışı Chénşer ye karşı haklı göstermek için, işbölümü ve rasyonalizasyon adını verdiği

16 harika bir kurama başvuruyordu. Diyordu ki, yıllar boyu sabretmiş, Pélissier ve ona benzer, mesleği hiçe sayan kimselerin elinden müşterilerini alıp işini bozmasına seyirci kalmıştı. Şimdi sabrı ükenmişti. Şimdi o türedilerin meydan okumalarına karşılık veriyor, onları geri püskürtüyordu, hem de onların kendi silahlarını kullanarak. (Patrick Süskind, Koku, sa:92)... Ama Marcus gitmeyi reddediyor, gözyaşlarına boğulup Emilia! Emilia! diye inliyor. Böylece oyunumuz da mahvoluyor. İşte tüm bunlar sabrımı zorluyor. Hiçbir zaman çocukları sevmeyi beceremedim. Hepsi de barbar maymunlar. İnsanların yaşamaya çalışmak için koydukları kuralları öğrenmek için en küçük bir çaba dahi harcamıyorlar. (R. Tremain, Müzik ve Sessizlik, sa:325) Suvenir, bilardoyla duvar arasında oturan Martin Petroviç in çevresinde dolaşıp birtakım kaş göz işaretleri yapıyor, onu alaya alıyordu. Sonunda Martin Petroviç in sabrı tükendi. Suvenir i itmek istedi. İki elini iter gibi ileri uzattı. Bereket versin Suvenir, bu vuruştan kurtulabildi. (I. Turgenyev, Bozkırda Bir Kral Lear, sa:21) Evin hanımı geri döndüğünde inatla mutfaktan çıkmadı, sonunda dışarı çağrıldığında, kadını selamlamaktan kaçındı. Omuzlarını hırçınca öne sarkıttı, taş gibi durdu, bütün soruları öylesine huysuzca yanıtladı ki sabrı tükenen kadın onunla konuşmaktan vazgeçti. (S. Zweig, Amok Koşucusu-Leporella, sa:168) Kader artık onu yönetecek güçte değil, kurbanından istediği şeye ulaşmış artık. Artık sabrı tükenmiş adam bir kez daha karıştırmıştır kağıtlarını. (S. Zweig, Dünya Fikir Mimarları, Kleist, Cilt:I, sa:69) Sabrın sonu selamet : Sabreden sonunda huzura ve rahata kavuşur bağlamında Sabreden derviş, muradına ermiş Atasözü - Anonim Dedim Kemali yi ağlatma yarim Dedi aşıkları ağlatmak karım Dedim kalmadı hiç sabra kararım Dedi sabrın sonu hep selamettir (Aşık Kemali-Prof.Dr. M.F. Köprülü, Türk Sazşairleri III, xıx.-xx. yy., sa:554) Sağlıktır her işin başı Sabırdır ekmeği, aşı Aferin, ey çeşmim yaşı Yar yoluna akışın var (Çeşm: Göz) (Seyrani-Prof.Dr. M.F. Köprülü, Türk Sazşairleri III, xıx.-xx. yy., sa:483) Sabredeceksin. Sabrın sonu selamet! Ben kızı Alaca ya göndermem, başkasına sattırmam. Hitamında (Sonunda) akraba olacaksınız. Sonunda yüz yüze bakmak var. Ben gene senin hayrına söylemekteyim. (K. Tahir, Rahmet Yolları Kesti, sa:234) Sabun köpüğü gibi sönmek : Çarçabuk eriyip gitmek, etkisini kaybetmek Fedakarlık ve amaçtan yoksun bir yaşam beni tatmin edemezdi. Hastabakıcı ya da hemşire olmayı ciddi olarak düşündüğümü bilirsin. Bundan aileme söz ettiğimde umursamamışlardı. Onlar, aşık olabileceğim kişiye rastladığım zaman, bütün bu geçici isteklerimin birer sabun köpüğü gibi söneceklerini düşünmekte haklıydılar. (A. Gide, Kadınlar Okulu, sa:12) sack : (DAVR.,İŞ,İÇKİ,KOLL.,KUMAŞ,GİYSİ) <sa k> : Torba, çuval; sako, kısa caket; -slang-: kovulmak, işinden çıkarmak; nişanlı-sevgilisini terketmek; get the sack : işten çıkarılmak, kovulmak; give the sack : kov; pabucunu ele vermek; hold the sack : çaresiz, eli boş kalmak; gripsack : yolcu çantası; woolsack : Lordlar Kamarası reisine mahsus yün minder; sackful : çuval dolusu; -fiil-: yağma etmek; -isim- yağma, çapul;

17 İÇKİ: Güney Avrupa ya özgü beyaz şarap; çuval bezi, çul sackbut : (DİN,MUS.,MYTH.,KOLL.) şimdilerde nefesle çalınan bir saz <sa kbıt> : Kitabı mukaddes te ismi geçen u d a benzer çalgı; sacrarium : (ROMA MYTH., DİN) <sec rer yum> : Mabet, kilisenin mihrap yeri; dini merasim için el ya da çamaşır yıkama leğeni sacred : (DİN) <sek rid> : Mukaddes, kutsal, mubarek, kudsi; tahsis olunmuş; sacredly : kudsiyetle; sacredness : kudsiyet sacrifice : (DİN) <sek ri fays> : Kurban, zebiha; takdime; fedakarlık, zarar, feda etme, kurban etme zararına satmak sacriledge : (DİN) <sek ri liç> : Mukaddes şeye gösterilen saygısızlık, hürmetsizlik; sacrilegious : Kutsal şeye saygısılık kablilinden; mukaddes şeylere hürmetsizlik ederek (Yeni Redhouse Lügati) Sacristi, sapristi; Sacristie : (FR., DİN): -Ünlem-: Hay Allah!, Vay canına, anasını satayım!: Sacristice, Sacristie, Sacristy : Kilisede ayin materyalinin muhafaza ediliği mahal Semenderlerin bilgelerle-filozoflarla -tarihe geçmiş- aşkları vardır. (Descartes ın kendisine eşlik eden harika bir kadını vardı; esasında bu bir semender idi, her gittiği yere onu bir kutu içinde götürürdü. Bir gece o uyurken Kaptan kutunun içini görmek istedi ve semender i görünce Hollanda denizlerine koyverdi. Fakat bu iyi dost, denizde boğulmadı ve iyi yürekli dostu Descartes ın yanına dönmekte gecikmedi!) Semenderlerle bilgelerin düğünlerinde daha yüce tanıklar vardır. Hava halkı düğünleriini, hafif esintilerle sürüklenerek, arpların ezgileriyle görünmez dalgalar üstünde kayan, pupası gül çelenkli gemilerde kutlarlar. Ama sanmayın ki bir kilise sakristis inde pis bir kütük defterine kaydedilmedikleri için bu bağlamalar sağlam değildir ve kolaylıkla bozulabilir. (A. France, Kraliçe Pédaque Kebapçısı, sa:79) sacrosanct : (DİN) <sekro senkt> : Çok mukaddes Saçak saçak : Salkım salkım sarkaraktan, şurdan burdan uzantılı TUZ VE ACI sağda ateşte balık solda sahile çarpıp dönen dalgalar beni tuza ve acıya batırıyor uyuyor arkadaşlar saçak saçak bulutların ve denizin içinde (Rose Auslander< >-Arife Kalender, Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Saç baş; Saç(ı) baş(ı) dağınık, darmadağın(ık), öyle : Bakımsızlıktan, üzüntüden kendine bakamamak, itina gösterememek Ertesi gün, Madam Guillaume sabah saat sekiz sularında geldiğinde, kızını yerde, betbeniz uçmuş, gözler kıpkırmızı, saç baş darmadağın, elinde gözyaşlarını ıslattığı bir mendil, yırtılmış bir resmin şuraya buraya dağılmış kısımlarını ve yaldızlı büyük bir çerçevenin parçalarını seyreder buldu. (H. de Balzac, Top Oynayan Kedi Mağazası, sa:108) LOPAHİN - Dunyaşa, neyin var senin? DUNYAŞA - Elim ayağım titriyor. Kendimi tutmasam bayılacağım...

18 LOPAHİN - Pek çıtkırıldım olmuşsun. Giyimin küçük hanım giyimin. Saçın başın desen öyle. Olmaz. İnsan kendini bilmeli. (A. Çehov, Vişne Bahçesi, sa:104) Bu sırada, Hubert içeriye girdi. Bizleri saçı başı dağınık görünce: Bağışlayın! Sizi rahatsız ediyorum, dedi, tekrar çıkarmış gibi yaparak. Bu kibarca davranış beni çok etkiledi. (A. Gide, Batak, sa:117) girer.) EUGENIO - Madem kimse yokmuş, gidebiliriz. VITTORIA - Kendimi böyle saçı başı darmadağınık görmek istemem. (Neşe ile oyun salonuna EUGENIO - Zavallı; sevincinden kabına sığamıyor. (O da girer.) (C. Goldoni, Kahvehane, sa:116) Gerçi evde bulunduğu yoktu pek. Arada bir merdivenlerde ya da avluda karşılaştığımızda, yüzüme bakarak, bana yırtıcı ve arsızca gelen bir tavırla gülümserdi. Çok kez, fitil gibi sarhoş, saçı başı darmadağın bir halde raslardım ona. (M. Gorki, Bozkırda, sa:11) GECE SAHNESİ - (Sahne karanlıktır... Karanlıkta ilk önce bir el fenerinin yandığı görülür. Feneri taşıyan kişi de seçilir: Bu kara giysili KEŞİŞ tir; sahneyi sağdan sola boydan boya geçer. O çıkar çıkmaz, bir KADIN ın uzun süre kesilmeyen tiz çığlığı duyulur. Sonra, iki saniyelik bir sessizlikten sonra, sağdaki -yani seyircinin solundaki- birinci pencerenin aydınlandığı görülür. Çığlık çığlığa bağıran, saçı başı darmadağınık bir KADIN belirir. (Eu. Ionesco, Toplu Oyunları - 1, Ölüm Oyunları, sa:204) Sonuçta, bu küçücük, derin, kumluk ve her yanı çıplak yamaçlarla çevrili vadide, subay ile araştırmacı gezgin dışında, geveze, budala, saçı başı darmadağın mahkumdan ve bu mahkumun boynuna, ayak ve el bileklerine takılmış -ara zincirlerle birbirine tutturulmuş küçük zincirlerin bağlı olduğu- diğer bir ağır zinciri tutan askerden başka kimsecikler yoktu. (F. Kafka, Ceza Sömürgesi, sa:29) Kaygılanmıştı Kızılsakal, susuyordu. Kapıyı açtı. Sokağın öte ucundan yeni bir köylü sürüsü -saçı başı darmadağın kadınlar, hasta, ihtiyar erkekler; topalı, körü, cüzzamlısı-, Nasıra nın geri kalan tortusu belirdi. (N. Kazancakis, Günaha Son Çağrı, sa:32) Ya Kızıl Takkeliler haykırarak tepenin yamaçlarına iniyor ya da Kara Takkeliler tepeye saldırıyorlardı. Gövdeler birbirine yapışıyor, kardeş kardeşi büyük bir şehvetle boğazlıyordu. Saçı başı dağınık kadınlar bile avlulardan dışarı uğrayıp, erkekleri daha iyi kışkırtabilmek için damlara tırmanıyorlardı. (N. Kazancakis, Kardeş Kavgası, sa:12-3) Bakışları hülyalı, gözlerinin altı mosmor, saç baş darmadağınık, uykusuz kalmış delikanlıların fotoğraflarını gösterirlerdi. Kiminin gözleri, yıllarca önce babasıyla birlikte eve gelip küpe su doldururken içerdeki eşyaları bakışlarının projektörleriyle hafızasına hemen kaydeden sakanın kara gözlü oğlunu hatırlatırdı. (O. Pamuk, Kara Kitap, sa:426) Oğulları ayağa fırladılar, ama kapıya doğru gerşlemeye başladılar. Kurtz le Savage çoktan orya kaçmıştı. Dul kadın her an patlayıp ortalığı aleve boğabilirdi sanki. Rey, bir saniye daha bekledikten sonra dul kadına doğru sakin bir adım attı. Bayan Healey. Kadının saçı başı dağılmıştı. Rey eğilip lambanın alevini kıstı. Bayan, şunu bilmenizi istiyorum: Kocanız bir keresinde bana yardım etmişti. Kadın birden donup kaldı. (M. Pearl, Dante Kulübü, sa:72) Saç diplerine kazar kızarmak : Karşıt cinse duyarlı gençlerde, ani karşılaşmalarda yüzün o denli kızarması Kız, sıcaklığı duymak için ona doğru eğilmek dürtüsünü gene duydu ve onun orada bulunuşunun üzerinde oluşturduğu bu etkiye gene şaşırdı. Buna karşılık Martin selamlaşma sırasında kızın elinin değişini duyduğu zaman, gene başdöndürücü bir neşe duygusu tatı. İkisi arasındaki fark, Martin in yüzü saç diplerine

19 kadar kızarırken, kızın serinkanlı ve kendine egemen olmasında idi Eski hantallığı ile kızın arkasından yürüdü; omuzları tehlikeli biçimde sallanıp yalpalıyordu. (J. London, Martin Eden, sa:71) Saçı, Saçı tepsisi : Bahşiş, hediye tepsisi (Argo) Bu gece, yatsıdan sonra buradaki berber masasının önünde güvey ile arkadaşları tıraş olacaklar... Onun için kahvenin bir kenarındaki berber masası ile aynası ve takımları pırıl pırıl yanıyor. Kahvenin önünde yüz elli mumluk koskoca bir lüks lambası... İçinde ayrıca büyük çapta dört beş petrol lambası... Her masanın üstünde rengarenk fanuslu başka lambalar ve rengarenk mumlar. Kahvenin bir köşesinde sekiz kişilik bir incesaz takımı durmadan çalıyor. Bu gibi büyük düğünlerde güveyi tıraş eden, Balat ın en meşhur berberlerinden berber Tayyar ile kalfaları hep tertemiz, bembeyaz giyinmişler, boyuna ellerindeki yepyeni usturaları kılağlıyorlar <Kılavlamak: kesici alet ve araçları, daha keskin bir hale getirmek>. Bir tarafta saçı tepsileri... Güvey, tıraş sandalyesine oturunca, berber Tayyar, berberlerin piri Selman Pak ın ruhuna bir fatiha okuyup, başlıyor güveyin saçlarında makası şakırdatmaya... Kalfalar da güveyin arkadaşlarını tıraşa koyuluyor. Ötede saz, durmadan en hoş havaları çalıyor. Böylece tıraş biter bitmez, güvey hemen kalkıp o bahşiş tepsilerinin içine avuçlar dolusu bahşişlerini atıyor. Tabii, arkasından bütün arkadaşları, ki bunlar en aşağı yirmi yirmi beş kişidir; onlar da tıraştan sonra güveyi taklit ederek her iki tepsiye ikişer, üçer hatta dörder, beşer mecidiye bahşiş fırlatıyorlar... Tayyar, bir aralık Reha Beyin kulağına eğilip diyor ki: -Ah, bey babacığım, nerede o eski düğünler; gecede elli, altmış lira toplardık. Şimdi ise görüyorsun, topu topu, on beş oski nin <lira, papel> içindeyiz. (O.C. Kaygılı, çingeneler, sa:203-5) Saçı başı ağarmak : Hangi cins insan olursa olsun, yaşlanmak; saçı beyazlamak, akıllanmak Bk.: Saçı sakalı ağarmış Bugün 17 Temmuz 2006 Saçlarım ağardı oğul. Taşımaktan örselendi yıllarım Oysa hala yükseğe tırmanırlar. bir elimle göğe değiyorum artık diğeriyle sana kenetlenmişim sıkı sıkı. Ey, Tanrım (Bojana Apostolova<d.1945>-Kadriye Cesur; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Bizim köşkte Neriman a akran sayılacak kimse yoktu. Lapacı Necmiye yi insandan saymak tabii doğru olamazdı. Teyzelerim saçları, başları ağarmış koskoca kadınlardı. Ara sıra ötekinin, berikinin ayağına ip takmaktan başka konuşacak lakırdıları olamazdı. O halde, o halde?.. (R.N. Güntekin, Çalıkuşu, sa:37) -Saçım ağarıncaya kadar sana çocuk gibi inandım. Ne bileyim saçlı sakallı, okumuş, yazmış adam. Elbette bir bildiği var diyordum. Artık yeter... (R.N. Güntekin, Yaprak Dökümü, sa:35) Taşralarda öğretmenlik ede ede saçı başı ağarmış tatlı sözlü ve özlü bir adamdı. Ödül mü? Aferin mi? Yarış mı? Aman aman onların topundan da ağzımın payını aldım diye yaka silkerdi. (Halikarnas Balıkçısı, Ege den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, sa:198) Balkonda, Aleksandra Pavlovna nın yanında, eskiden tanıdığımız Pigasov oturuyordu. Onu görmeyeli beri, Pigasov un saçı başı, eni konu ağarmış, vücudu hafifçe kamburlaşmış, zayıflamış ve tek bir dişi düştüğü için, konuşurken sözcüklerin söyleyişi değişmişti. (I. Turgenyev, Rudin, Cilt:II, sa:66) Sarayda çalışabilmek için kontluk arması, ya da baron olmak gerekiyor. Hatta orta sınıftan biri orduda saçlarını ağartmış olsa bile onbaşılıktan yukarıya yükselemez. Orta sınıf, durumu kötü ve ahlakça bozulmuş Fransa da, her yeden henüz uzak tutulmaktadır. (S. Zweig, Fouché, sa:13)

20 Saçı başı birbirine karışmış, karmakarışık : Pejmürde, darmadağınık, perişan bir halde Bk.: Saçı başı darmadağınık Büyükbabam biraz sonra saçı başı karmakarışık, kıpkırmızı ve bitkin bir halde mutfağa girdi. Arkasından, yanaklarına akan gözyaşlarını bluzunun eteğiyle silerek büyükannem geldi. Büyükbabam iki eliyle sıraya tutunarak ve kamburunu çıkararak oturdu; titriyordu ve solmuş dudaklarını ısırıyordu. (M. Gorki, Çocukluğum, sa:158) Hiç böyle teni güzel olan bebekler bir kurşunla o canım deriyi parçalamayı göze alabilirler mi? Ben kendimi, saçım başım birbirine karışmış, elimde küçük bir tabancayla bir koltuğa yığılmış kalmış tasarlayabiliyorum. (J.-P. Sartre, Akıl Çağı, sa:10) Agafya Mihaylovna saçı başı karmakarışık, kıpkırmızı olmuş yüzünü bir keder ifadesi kaplamış, dirseklerina kadar sıvadığı sıska kolları çıplak, reçel kabını mangalın üzerinde daire çizecek biçimde gezdiriyor, ahududuna soğuk soğuk bakarak, reçelin kesilmesini bütün kalbiyle istiyordu. (L. Tolstoy, Anna Karenina, Cilt:III-IV, sa:226) Saat beşte, Peder Luiz, bir tek kendinin becerdiği biçimde düdüğü çalarak işaret verirdi. Pis, saç baş dağınık, ter içinde okula dönerdik. Okula vardığımızda doğru koğuşa çıkar ve pijama pantolonlarımızı giyerdik. Duşa inerdik. Topu topu altı bölme olduğundan ve her duş beş dakika sürdüğünden, oyuna devam ederdik. (J.M. de Vasconcelos, Güneşi Uyandıralım, sa:146-7) Saçı bitmedik (bitmemiş) yetim : Daha saçı çıkmadan yetim kalan bebek Kimdi milletin sahipleri? Elbette bu ve bunun gibilerdi. Arıyacaklarına, saçı bitmedik yetimlerin hakkını söküp alacaklarına hiç şüpheleri yoktu! (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:155) İcabında yirmi kayma borç bulabildiği için bu herif hiç dara düşmez. Borcuna doğru ama, dul kocakarıların, saçı bitmemiş yetimlerin iki meteliğini fırsat düşürünce aşırması neyin nesi? (K. Tahir, Rahmet Yolları Kesti, sa:341) Saçı deli kısrak yelesi gibi dökülmüş : Saçlarını egzotik bir şekilde iki yana yele gibi salıvermiş... Biz Bursa ya ılıcalara gidiyoruz. Bunu al da derdine yan diye masaya bir zarf bırakıp savuştu. Açtım ki anadan çıplak resmi... Saçlarını, deli kısrak yelesi gibi, dökmüş. Gözleri baygın ama nasıl baygın... (K. Tahir, Esir Şehrin Mahpusu, sa:255-6) Saçımı(zı)n teli kadar : Sayılmayacak kadar çok, bir avuç dolusu -... Benim zamanında olaydın da açmaz göreydin. Elimizden, saçımızın teli kadar kız geçti, Allahlarıma şükür, birine çuvallamadım! Saraylı ya, Benli ye, Sidikli ye git, sor! Memlekette biz, Paytoncu gibi toy düşüren işçi görmedik, derler. (K. Tahir, Esir Şehrin Mahpusu, sa:57) Saçına ak düşmek : Kışın habercisi, yaşlanmanın ilk işareti Saçlarıma ak düştü, sana ad bulamadım, Gönüle uçmak düştü bir kanat bulamadım Daldım gönül evine, düştüm sevgi seline Bu sevdanın diline bir lügat bulamadım (Anonim - Halk türküsü)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Lesson 19: What. Ders 19: Ne

Lesson 19: What. Ders 19: Ne Lesson 19: What Ders 19: Ne Reading (Okuma) What is it? (O nedir?) What is your name? (İsmin nedir?) What is the answer? (Cevap nedir?) What was that? (O neydi?) What do you want? (Ne istersin?) What did

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Present continous tense

Present continous tense Present continous tense This tense is mainly used for talking about what is happening now. In English, the verb would be changed by adding the suffix ing, and using it in conjunction with the correct form

Detaylı

TURKISH DIAGNOSTIC TEST TURKISH DEPARTMENT

TURKISH DIAGNOSTIC TEST TURKISH DEPARTMENT TURKISH DIAGNOSTIC TEST BY TURKISH DEPARTMENT This examination is designed to measure your mastery of the Turkish language. The test is multiple choices based and is there for diagnostic purposes to assess

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

Lesson 23: How. Ders 23: Nasıl

Lesson 23: How. Ders 23: Nasıl Lesson 23: How Ders 23: Nasıl Reading (Okuma) How are you? (Nasılsın?) How are your parents? (Ailen nasıl?) How was the interview? (Görüşme nasıldı?) How is your work? (İşin nasıl?) How do you go to school?

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

İngilizce de selamlaşma maksatlı kullanılabilecek pek çok yapı vardır. Bunlar Türkçeleri ile beraber aşağıda verilmektedir:

İngilizce de selamlaşma maksatlı kullanılabilecek pek çok yapı vardır. Bunlar Türkçeleri ile beraber aşağıda verilmektedir: İngilizce de selamlaşma maksatlı kullanılabilecek pek çok yapı vardır. Bunlar Türkçeleri ile beraber aşağıda verilmektedir: Informal Greetings (Gayri Resmi selamlaşmalar) - Hi. (Merhaba) -Hello. (Merhaba)

Detaylı

(December 22, 2013, Sunday) SECONDARY PREP 2013-2014 TURKISH COMMON EXAM. General Revision Test

(December 22, 2013, Sunday) SECONDARY PREP 2013-2014 TURKISH COMMON EXAM. General Revision Test GRADE (December 22, 2013, Sunday) SECONDARY PREP 2013-2014 TURKISH COMMON EXAM General Revision Test Instructions 1. This exam consists of 50 multiple-choice test questions. 2. Three incorrect answers

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

6 YAŞ NİSAN AYI BÜLTENİ .İLKBAHAR HAFTASI .SAĞLIK HAFTASI .POLİS TEŞKİLATI HAFTASI .23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

6 YAŞ NİSAN AYI BÜLTENİ .İLKBAHAR HAFTASI .SAĞLIK HAFTASI .POLİS TEŞKİLATI HAFTASI .23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 6 YAŞ NİSAN AYI BÜLTENİ.İLKBAHAR HAFTASI.SAĞLIK HAFTASI.POLİS TEŞKİLATI HAFTASI.23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI YARATICI ETKİNLİK: İlkbahar konumuz ile ilgili artık malzemelerden(su şisesi,pul,boncuk

Detaylı

7AB 2 nd SEMESTER TURKISH FINAL REVIEW PACKET. 1. A: Adın ne? B:... a) Adım Alex b) Adın Alex c) Adımız Alex d) Adları Alex

7AB 2 nd SEMESTER TURKISH FINAL REVIEW PACKET. 1. A: Adın ne? B:... a) Adım Alex b) Adın Alex c) Adımız Alex d) Adları Alex 7AB 2 nd SEMESTER TURKISH FINAL REVIEW PACKET ADI SOYADI: SINIF: TARIH:.. 1. A: Adın ne? B:. a) Adım Alex b) Adın Alex c) Adımız Alex d) Adları Alex 2. Senin adın ne? a) Benim adım Sana b) Senin adım Sana

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Lesson 33: Interrogative forms of be going to, be + verb~ing for expressing near future

Lesson 33: Interrogative forms of be going to, be + verb~ing for expressing near future Lesson 33: Interrogative forms of be going to, be + verb~ing for expressing near future Ders 33: Yakın gelecekten bahsederken be going to, be + verb~ing kalıplarının soru zamiri formları Reading (Okuma)

Detaylı

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum!

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! CEVİZE GİRİŞ Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! Her şey bir pantolon ile başladı Evet, yanlış anlamadınız;

Detaylı

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Tuğrul Tanyol Beyaz at Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Karanlık avlularda oturdum İçimde vahşi tamtamları inlerken ölümün Tüm putların

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

Söyleyiniz. 1- Çağdaş caddeye neden koştu? 2- Kazadan sonra Çağdaş a kim yardım etti? Sözcük Sayısı : 56

Söyleyiniz. 1- Çağdaş caddeye neden koştu? 2- Kazadan sonra Çağdaş a kim yardım etti? Sözcük Sayısı : 56 SAAT TUTARAK METİN OKUMA-1 KAZA Çağdaş ile Cevat cadde kenarında top oynuyordu. Top caddeye kaçtı. Çağdaş topun arkasından koştu. O sırada caddeden geçen minibüs Çağdaş a çarptı. Çağdaş yere düştü. Cevat

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

a) Present Continuous Tense (Future anlamda) I am visiting my aunt tomorrow. (Yarin halamı ziyaret ediyorum-edeceğim.)

a) Present Continuous Tense (Future anlamda) I am visiting my aunt tomorrow. (Yarin halamı ziyaret ediyorum-edeceğim.) a) Present Continuous Tense (Future anlamda) I am visiting my aunt tomorrow. (Yarin halamı ziyaret ediyorum-edeceğim.) He is having an exam on Wednesday. (Çarşamba günü sınav oluyor-olacak.) Mary is spending

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

EYLÜL ÜNİTELERİ SEPTEMBER UNITS AGE 3-4. www.englishkidsacademy.com

EYLÜL ÜNİTELERİ SEPTEMBER UNITS AGE 3-4. www.englishkidsacademy.com EYLÜL ÜNİTELERİ SEPTEMBER UNITS AGE 3-4 Ailem My Family Bebek-Baby Baba-Father Anne-Mother Abi-Brother Kızkardeş-Sister Kız-Girl Erkek Çocuk-Boy Çocuğunuza Sorun: Türkçe-İngilizce Bebek ne demek? What

Detaylı

25. İngilizce Geniş Zaman Konu Anlatımı (Simple Present) (www.konuanlatımı.com)

25. İngilizce Geniş Zaman Konu Anlatımı (Simple Present) (www.konuanlatımı.com) 25. İngilizce Geniş Zaman Konu Anlatımı (Simple Present) (www.konuanlatımı.com) Merhaba. Bugünkü konumuz simple present tense; yani namı değer geniş zaman. İngilizcedeki zamanların içinde en çok kuralları

Detaylı

Siirt'te Örf ve Adetler

Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te diğer folklor grupları gibi örf ve adetlerde ke NİŞAN Küçük muhitlerde görülen erken evlenme adeti Siirt'te de görülür FLÖRT YOK Siirt'te nişanlıların nişandan evvel birbirlerini

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

BBC English in Daily Life

BBC English in Daily Life İçindekiler Lesson one - Ders 1:... 2... 2 Lesson Two - Ders 2:... 2... 3 Lesson Three - Ders 3:... 3... 3 Lesson Four - Ders 4:... 4... 4 Lesson Five - Ders 5:... 4... 4 Lesson Six - Ders 6:... 5... 5

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

1. Bölüm. Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu.

1. Bölüm. Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu. 1. Bölüm Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu. Tim ayağa kalktı. İpi çekti. Grk ayağa kalktı, JFK Uluslararası Havaalanı

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

1. A lot of; lots of; plenty of

1. A lot of; lots of; plenty of a lot of lots of a great deal of plenty of çok, bir çok many much çok, bir çok a little little az, biraz a few few az, birkaç 1. A lot of; lots of; plenty of a lot of ( en yaygın olanıdır ), lots of, plenty

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Lesson 30: will, will not Ders 30: will, will not

Lesson 30: will, will not Ders 30: will, will not Lesson 30: will, will not Ders 30: will, will not Reading (Okuma) I hope you will visit me one day. ( Umuyorum bir gün beni ziyaret edeceksin ) I think your sister will like that cellphone. ( Bence kız

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý.

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Aðaçlar gördüm yeryüzü yaþýnda; Gölgesinde yaz uyur, kýþ uðuldar baþýnda.

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Lesson 20: Where, when. Ders 20: Nerede, ne zaman

Lesson 20: Where, when. Ders 20: Nerede, ne zaman Lesson 20: Where, when Ders 20: Nerede, ne zaman Reading (Okuma) Where is the City Hall? (Belediye binası nerede?) Where are you now? (Şu an neredesin?) Where is he working? (Nerede çalışıyor?) Where did

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

BuranoVenedik denince akla ilk

BuranoVenedik denince akla ilk Rengarenk Bir Ada BuranoVenedik denince akla ilk gelen aslında kanallar, gondollar ve maske festivali oluyor. Pek bilinmese de Venedik kendi içinde eşsiz bir görselliğe sahip Burano Adası nı da kapsıyor.

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

GENİŞ ZAMAN SIMPLE PRESENT TENSE

GENİŞ ZAMAN SIMPLE PRESENT TENSE GENİŞ ZAMAN SIMPLE PRESENT TENSE Does he go to the theater? O tiyatroya gider mi? ÖRNEK CÜMLELER VE KALIPLAR Yes, he goes to the theater. Evet, o tiyatroya gider. Do you like swimming? Yüzmeyi sever misin?

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır.

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır. Lilay Koradan www.gencgelisim.com - Bir ara sinemaya ya da tiyatroya gidelim mi? demek yerine, iki kişilik bilet alın. Ona Sürpriz, yarın akşam sinemaya gidiyoruz dediğiniz zaman sizinle gelecektir. -

Detaylı