Cumhuriyet Dönemi tiyatromuzun tanığı Prof. Dr. SEVDA ŞENER

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Cumhuriyet Dönemi tiyatromuzun tanığı Prof. Dr. SEVDA ŞENER"

Transkript

1 Aydınlık 1 Ağustos 2014 Cuma Yıl: 2 Sayı: 127 Cumhuriyet Dönemi tiyatromuzun tanığı Prof. Dr. SEVDA ŞENER 5 Halit PAYZA Konuş sözün mirasçısı: Adnan Binyazar 7 Ölü Gömme Törenleri Bir cinayet kışkırtıcısı: Ambiguous Agnes 12 Ahmet Ada Her şey sonunda bir kitaba varmak içindir

2

3 Aydınlık ERDEM ATAY 1 Ağustos 2014 Cuma 3 Türkiye nin Kürdistan deja vü sü Kürdistan devleti kurulacaksa, bir dış gücün yardımı gerekir. Güney Kürdistan ın merkezi Süleymaniye, Batı Kürdistan ın merkezi ise Diyarbakır olmalıydı. Kürdistan İngiliz koruması altında kurulmalıydı. Kürtler Türk egemenliğine terk edilseler bile, bu onlara geniş bir özerklik sağlanarak yapılmalıydı. İngiltere ve Kürt liderleri arasındaki anlaşmada, Oluşturulacak Kürt Emirliği ne, Akdeniz de çıkış sağlanacaktı. Hayır, hayır Yukarıdaki cümleler yakın bir zamanda sarf edilmiş değil. Kayıtlara geçme tarihi 1920 ler. Menşei, İngiliz. Günümüzde ne kadar benzer ifadelerinin kullanıldığına şaşırmayın. İhsan Ş. Kaymaz ın "Şeyh Sait Ayaklanmasında İngiliz Parmağı adlı kitabını okursanız sizler de ifadelerin ve yaşananların günümüzle benzerliğine şaşıracaksınız. Kaynak Yayınları ndan Tarihimizin Gerçek ve Yalanları Dizisi nin birinci serisi olarak çıkan kitapta Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası Kürtlerin örgütlenmesinde dış güçlerin oynadığı oyunlar anlatılıyor. Şeyh Sait isyanıyla da kitap bitiyor. Dünün Marksist i bugünün gericisi Hani düne kadar kendilerini Marksist adleden Abdullah Öcalan ve örgütü PKK nın gerici ayaklanmadır, bastırılması doğrudur dediği Bugünse sahip çıktığı ve heykelini diktiği Şeyh Sait. Öcalan ın Nevruzlarda İslam vurgulu sözlerini ve PKK nın siyasi kolu BDP nin Kutlu Doğum Haftası etkinliklerini hatırlatmamıza gerek yok sanırım H H H AKP hükümetinin başlattığı PKK ile açılım süreci son hız devam ediyor. Gelinen durum ortada. Liderleri Öcalan parlatılırken, PKK ve ona yakın örgütler, son günlerde tek bir taleple karşımıza çıkıyor: Özerklik. AKP li yetkililere sorsanız, Yok öyle bir şey. Damat Ferit in özerklik açılımı Ülkeyi birleştireceğiz, analar ağlamayacak iddiasıyla atılan bunca adımın aynısının Osmanlı nın işbirlikçi hükümeti tarafından atıldığını söylesek sizlere Evet, evet Kitapta bunun gibi onlarca örneği görünce benzerliklerin tesadüf olduğuna inanmak biraz zorlaşıyor. Ne yapmış Damat Ferit hükümeti? Hükümet tarafından hazırlanan bir tasarıya göre, Kürtlere eğer isterlerse Osmanlı yönetimi altında yerel özerklik verilebilirmiş. Bugün durum farklı mı? Aktörler dışında değişen çok şey yok aslında. O zamanlar İngiltere iken şimdi baş aktör ABD. O zaman İngilizler bir Kürt lider arayışındayken ve istenilen kişi bulunamamışken, bugün ise aranan isim bulunmuş. Dün Damat Ferit hükümeti, bugün AKP hükümeti. Kısacası; politikalar sürüyor fakat aktörler değişiyor. Kitapta günümüzü aydınlatan çok fazla örnek bulunuyor. Alın sizlere İngilizlerin Kürdistan ı kurmak için dile getirdiği bir örnek daha: İran toprak bütünlüğünü bozmadan tüm Kürt nüfusunu içerecek biçimde bir Kürdistan devletinin kurulmasına olanak yoktu. Kürt koridoru 100 yıl önce de var Peki size bugün defalarca dillendirilen Kürt koridorunun 1920 lerde de İngilizler tarafından düşünüldüğünü söylesek Bakın Kaymaz ın kitabında yer alan, İngilizlerle Kürtler arasında yapılan anlaşmanın ilgili maddesi: İngiltere ve Kürt liderleri arasındaki anlaşmada, Oluşturulacak Kürt Emirliği ne, Akdeniz de çıkış sağlanacak. Bugün bölgede yaşananlar gelecekte temelden sarsılacağımız acılara fısıldıyor gibi Bu tarifini yapamadığımız acıları engellemek için de kendilerini ahtapot gibi sarmış emperyalizmin ve onun hempalarının oynadığı oyunlara Kürtlerimizin dâhil olmaması Emperyalist güçler bugün Kürtleri Ortadoğu da bir asker gibi kullanılmaya hazırlanıyor. Gelişmeler bunu gösteriyor. Bu hem bölge ülkeleri hem de Türkiye için oldukça tehlikeli. Bu tehlikeyi de ortadan kaldıracak güç de Türkleri kucaklayan Kürtlerle, Kürtleri kucaklayan Türklerin oluşturduğu birlik olacaktır. Emperyalizmin ağlarından kurtulmuş, ağalık sistemini yıkmış bir Türkiye de her kış bahar olur. Yazıyı kitapta yer alan ve bizlere bugün için de bir gerçeği hatırlatan Mustafa Kemal Paşa nın 24 Eylül 1919 da İngiliz General Harbord a hitaben yazdığı mektubun can alıcı cümlesiyle bitirelim: İngilizler Kürtleri kendi himayelerinde bağımsız bir Kürdistan kurma planı doğrultusunda kışkırtıyorlar. Türklerle Kürtler arasında kardeş savaşına yol açmaya çalışıyorlar. Bu kabul edilemez. Şeyh Sait Ayaklanmasında İngiliz Parmağı İhsan Şerif Kaymaz Kaynak Yayınları 192 s. Emperyalist güçler bugün Kürtleri Ortadoğu da bir asker gibi kullanılmaya hazırlanıyor. Gelişmeler bunu gösteriyor. Bu hem bölge ülkeleri hem de Türkiye için oldukça tehlikeli. Bu tehlikeyi de ortadan kaldıracak güç de Türkleri kucaklayan Kürtlerle, Kürtleri kucaklayan Türklerin oluşturduğu birlik olacaktır Aydınlık Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar Görsel Tasarım Hakan Uğurluay İrem Halıç, Elif Korkut, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Servisi Reklam Gurup Başkanı Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 1 Ağustos 2014 Cuma 4 BARAN BARIŞ Aydınlık Tiyatroda kadın duruşu İstanbul'un Kadınları Sahnelerin Sultanları, Hülya Karakaş Yitik Ülke Yayınları, 343 s 1990 yılında oyuncu olarak girdiği Şehir Tiyatroları'nda bugün hem oyuncu hem yönetmen olarak çalışmalarını sürdüren Hülya Karakaş, 1995'te kurduğu Grup Kafka ile kadın temalı oyunlar sahnelemektedir. Oktay Rifat'ın "Yağmur Sıkıntısı" (2005), Jean Paul Sartre'ın "Saygılı Yosma" (2006), Schimmelpfennig'in "Geçmişten Gelen Kadın" (2009) gibi oyunlarda ve "Ağır Roman" (1997), "Çıplak" (1992), "Yara" (1998) gibi sinema filmlerinde rol alan oyuncu, edebiyata da uzak değildir. Varlık ve Adam Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlanır. Nezihe Meriç ve Hatice Meryem'in eserlerini tiyatroya uyarlamıştır yılında yönetmenliğini yaptığı "İstanbul'un Kadınları Sahnelerin Sultanları" adlı belgeselde yer alan, 40 kadın oyuncuyla yapılan söyleşiler, 2014 yılının Mart ayında Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlanır. Ezberlerin sorgulanmadığı, ahlak ve namus kavramlarının genellikle kadınlar üzerinden yapıldığı toplumlarda bir kadının oyunculuk gibi göz önünde olan bir mesleği seçmesi gerçek bir başkaldırıdır. Geleneksel Türk tiyatrosunda Bedia Muvahhit'lere, Afife Jale'lere gelmeden önce gayrimüslim kadınlar sahneye çıkmış; tabular ise 1923'te kırılmaya başlamıştır. Atatürk'ün de teşvikiyle Bedia Muvahhit, 1923 senesinde ilk kez, "Ceza Kanunu" adlı oyunla sahneye çıkar. Aradan geçen 90 yılda bugün bir kadın oyuncunun toplumun bir kesimine farklı bir görüş açıklaması durumunda bile rol aldığı oyun ya da filmlerdeki sahneler üzerinden tahkir edildiği göz önüne alındığında, özellikle 1938 sonrasındaki Türkiye'de sahneye çıkan kadınların çok daha büyük bir cesaret gösterdiklerini görmek mümkün. Söyleşi zenginliği Hülya Karakaş'ın kitabında söyleşileri yer alan oyuncular, bu gözü kara kadınlardan bazıları. Söz konusu oyuncuların sorulara verdikleri yanıtlarda sadece kendi sanat yaşamlarına değil, geçmişten günümüze Türk tiyatrosuna emek veren birçok kadın oyuncunun yaşadıklarına da tanık oluyoruz. Lale Oraloğlu'nun, müstehcenlik nedeniyle sahneden kaldırılan "Lysistrata" adlı oyunu için 16 gün açlık grevi yaptığını ve sonunda mücadelesini kazandığını kızı Alev Oraloğlu anlatıyor. Söyleşilerde bugünkü kadın oyuncular için kapıyı ilk açan Kınar Hanım, Bediha Muvahhit, Afife Jale gibi isimler de sıklıkla anılmaktadır. Oyuncular tiyatroda kadın olarak var olmanın mücadelesini anlatırken en büyük sorunların başında, erkek egemen bir toplumda sanatta bile kadınların geri planda kalması gelir. Çokluk, erkek merkezli ve yine erkekler tarafından kaleme alınan tiyatro eserleri hem kadın oyunculara ikinci, üçüncü derecede roller sunmakta hem de kadınların öykülerini göz ardı etmektedir. Ayşen Gruda ve Derya Alabora'nın ortak değerlendirmesine göre, sinema ve televizyona karşı tiyatroda daha çeşitli rollerde oynama olanağı bulan oyuncular, özellikle 40 yaşının ardından başroldeki genç kız veya erkeğin annesi/teyzesi gibi rollerle arka plana itilmektedir. Oysa aynı yaştaki erkek oyuncular için durum tam tersidir ve onların genç bir kızla yaşadığı aşk, eserin belkemiğini oluşturabilir. Öte yandan yine Gruda'nın yarı şaka yarı ciddi bir şekilde dile getirdiği, kendisine yöneltilen "Siz hala çalışıyor musunuz?" ve benzeri sorular, aslında genç olmanın içi boş bir şekilde kutsallaştırılarak yanlış bir algı yaratılmasıyla da ilişkili bir sorun olarak karşımıza çıkar. Edebiyattan tiyatroya kadın Kadın oyunculara yazılan rollerin tek boyutluluğu konusunda önerilen çözümlerden biri Bennu Yıldırımlar'dan gelir. Yıldırımlar, meslektaşlarının ya dünya edebiyatını iyi bilmeleri ya da kendi öykülerini kendilerinin kaleme almaları gerektiğini söyler. Başka bir yol ise, Tiyatro Boyalı Kuş'un yaptığı gibi klasikleri feminist bir dramatürjiyle yorumlamaktır. Hülya Karakaş'ın, Türk yazınının önemli öykücülerinden Nezihe Meriç'ten yaptığı uyarlamalar örneğinde görüldüğü gibi kadın yazarlarımızın öykü veya romanlarından yapılacak tiyatro uyarlamaları da bu boşluğun doldurulmasına katkı sağlar. Bununla beraber neredeyse tüm oyuncuların ortak görüşü, Türk tiyatrosunda oyun yazarlığı konusunda ciddi bir eksikliğin olmasıdır. Haldun Taner'lerin, Necati Cumalı'ların, Aziz Nesin'lerin ardından onların oyunları tekrar tekrar sahnelenmektedir; ancak hem sahneleyenler hem de izleyenler için yeni metinlere gereksinim vardır. "İstanbul'un Kadınları Sahnelerin Sultanları"nda 1860'lardan bu yana sahneye çıkan kadınların yaşadıkları anlatılır. Alexander Dumas Fils'in "Kamelyalı Kadın"ındaki Marguerite Gautier'i en iyi canlandıran oyunculardan Mari Nıvart'ın sonu, bilmeyenler için, oldukça can acıtır. Mari Nıvart'ın ölümünü anlatan Bercuhi Berberyan'ın Türk ve Ermeni toplumlarının oyunculuk mesleğine bakışıyla ilgili yaptığı karşılaştırmadan yola çıkarak gelişmemiş toplumlarda sanatın her dalının genellikle eğlence aracı olarak görüldüğü ve bu mesleği seçenlerin de hafife alındığı gerçeğiyle bir kez daha yüz yüze geliriz. Nitekim, söyleşilerde hem Hülya Karakaş'ın hem de diğer oyuncuların dile getirdiği gibi ülkemizde de yaşanan irili ufaklı herhangi bir problem, önce sanatın fişini çeker. Güzin Özyağcılar'ın tiyatronun zirvede olduğu 60'lı ve 70'li yılları anlattığı bölümü imrenerek okurken 80 darbesinden tiyatronun ve tiyatrocuların da nasibini aldığını görürüz ve böylece halkın sanatı yoğun bir ilgiyle takip ettiği o dönem, 12 Eylül'le birlikte sona erer. Söyleşilerde o dönemle ilgili çok doğru bir tespit yapar Nesrin Kazankaya: 1980 darbesiyle bu ülkenin tiyatrosu sonlandırıldı. Fevkalade çiçekler açan ülkemde 1980 yılında, zaten bilinçli, çok önceden planlanmış, sosyal gelişimi engelleyen bu darbe bir malzeme olarak saptandı darbesi, hani Amerikalıların "Bizim adamlar başardı," dediği, planlı programlı yapılmıştır. Bir kuşağı yok etmek, kültür-sanat alanını sağcılaştırıp aşırı dinci bir alana kaydırmak ve apolitik bir kuşak yetiştirmek istenmiştir. Bunu başardılar da! (s. 233) Sanatla, diğer bir deyişle soru sormayla, sorgulamayla, ilişkisi kesilen nesiller zinciri bugüne kadar gelirken yıllardır çözülemeyen pek çok sorunu da kar topu gibi beraberinde getirir. Sonuç olarak, "İstanbul'un Kadınları Sahnelerin Sultanları"nda pek çoğumuzun tanıdığı oyuncuların sanat yaşamlarının bir özetini bulmanın yanı sıra ilk kez adlarını veya hikâyelerini duyduğumuz Mari Nıvart, Kınar Hanım gibi oyuncularla da tanışmak mümkün. Tiyatro izleyicilerine hem tiyatronun sorunlarına hem metinlerine farklı bir gözle bakma olanağı veren çalışma, bir yandan da dilerim ki yeni yazarları iyi oyunlar ve sık karşılaştığımız karton karakterlerin dışında, bir derdi olan kadın karakterler yazma konusunda teşvik eder. Bu yazı, hem bu değerli çalışması için Hülya Karakaş'a hem de kitapta yer alan 40 kadının nezdinde tüm kadın oyunculara bir saygı duruşudur.

5 Aydınlık HALİT PAYZA 1 Ağustos 2014 Cuma 5 Konuş sözün mirasçısı Eğin dedikleri küçük bir şehir Ana ben cahilem çekemem kahir Yediğim içtiğim ağuyla zehir Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 te Diyarbakır da yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Elazığ-Eğin lidir. Yoksulluk nedeniyle on dört yaşında ilkokula başlayabildi, üç sınıf birden atladı, aynı gerekçeyle farklı illerde ilköğretimini tamamladı. Sekiz yaşında hamallık, aşçı yamaklığı, çıraklık yaptı. Binyazar, yoksulluk içinde geçen çocukluk ve ilk gençlik dönemini Masalını Yitiren Dev de ayrıntılarıyla ve roman tadında anlatır. Ezilmiş bir cüce olarak değil, masalını yitirmiş bir dev olarak yaşayacaktır çocukluğu; Elazığ da, dedem evden ayrılmış, bir başka evin bodrum katında, kendini dine vererek yalnız başına yaşamaya başlamıştı. O ayrılıp gidince masalını yitiren deve dönmüştüm. Çocukluk bir dev masalıdır. Masalı bozulmuş çocuk ne ise, masalını yitiren dev de odur. İkisi de şaşkın, güçsüz ve umarsızdır. Birbirlerini yitirdiklerinde, çocukluk devin, dev çocukluğun büyüsünü bozar. Büyü bozulunca, çocuk, yaşamı boyunca, masalını arayan bir dev gibi çırpınır durur. Binyazar ın, Ağın da başlayan yaşamı Diyarbakır, Elazığ ve İstanbul da aynı yokluk, yoksulluk ve acımasız çalışma koşullarıyla devam eder. Üç-dört yaşından altı yaşına değin yaşadıklarını, insanın dayanma gücünü aşan, oradan oraya savrulan bir yaşam olarak adlandırır. 16 yaşında Dicle Köy Enstitüsü ne girer, eğitim yaşamı Gazi Eğitim Enstitüsü ile devam eder. Öğretmen Okulları nda, Hacettepe Üniversitesi nde, Gazi eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi eğitim kurumlarında, Türk Tarih Kurumu, Kültür Bakanlığı, Türk Dil Kurumu nda görev yapar de Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı, 1981 de Berlin Eğitim Senatosu nun çağırısı üzerine Berlin de öğretmen yetiştirme projelerinde görev alır, halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulunur, deneme ve roman yazar. Aç milyonlar için yazmak 12. Ankara Uluslararası Öykü Günleri Paneli nde; yazarın aç milyonlar için yazmaması durumunda yazar olamayacağı nı söyler. Binyazar a göre yazar toplumun sözcüsü olmak, toplum sorumluluğunu duymayı kendine iş edinmek zorundadır. Bir yazar, toplum içinde birey olmanın da ötesinde, toplumun kendisi gibi davranmak zorundadır. Yazar toplumun özeti olmalıdır. Fuentes e gönderme yapar ve onun, Eğer bir şairle yazdığı dili kullanan toplum arasında bir duygu akışı olmuyorsa şairde bir sorun var demektir sözünü, yazara da yükler. Binyazar a göre, yazar yazdıklarıyla, yazdıklarını okuyanlar arasında gerçekçi bir duygu akışı uyandırmıyorsa o yazar arızalıdır. Maddeyi belirleyen düşünce değil, düşünceyi belirleyen madde ise yazarın yazdıklarını belirleyen de onu oluşturan nesnel toplumsal koşullardır. Yazar bunun karşıtını yapmaya çalışıyorsa o zaman okurlarına yanlış bilinç taşıyor, toplumla arasındaki ilişkiyi yanlış oluşturuyordur. Binyazar ın yazmaya başlaması da böyle bir sorumluluk üzerinedir ın son aylarında Çorum İlköğretmen Okulu nda öğretmenlik yaparken, aynı okulda okuyan Selahattin Şimşek Zap Suyu nda boğulur. Selahattin Şimşek i, Gazi Eğitim Enstitüsü nden tanır. Aynı enstitünün, farklı bölümlerinde aynı dönemde okumuşlardır. Mezun olduktan sonra yolları ayrılmıştır. İki yıl sonra bir gazetede; bahar yağmurlarının getirdiği sularla kabaran ve Şemsi Belli nin Anayasso şiirine konu, geçit vermez Zap Suyu nda boğulmuştur Şimşek. Dönem arkadaşının zamansız ölümü içini yakar. Şimşekli Anılar ını yazmaya koyulur. Dönemin çok okunan yazın dergisi Varlık'a yollar. Şimşekli Anılar Varlık ta yayımlanır. Ölümün acısına, yazısının yayımlanmış olmasının sevinci eklenir. Bir acıdan, o acı anlatılarak, toplumsal yükümlülüğü yerine getirilmiş olmasının sevinci doğar. Binyazar ın çeşitli etkinliklerde bir anekdot olarak anlattığı, Aziz Nesin li bir anısı vardır. Yazarlar Birliği ne üye olmak için gittiğinde, Aziz Nesin üyelik formunu onaylarken, soyadıyla ilgili kendine yaraşır gülmece algısı ile Şimdiye kadar üye sayımız iki yüz yirmi dokuz idi, Adnan ı kaydettik üç yüz yazar olduk: Binyazar daha, olduk bin üç yüz yazar diyecektir. Bu anıyı unutmaz Binyazar, yaşamı boyunca anlatır. Yüz sene uyuyan prenses Adnan Binyazar, 1950 lerin sonlarında edebiyat öğretmeni olarak Çorum Öğretmen Okulu na atandığında, aynı okulun öğrencilerinden olan Filiz Laçin i ilk gördüğü an sever, içinde fırtınalar kopmaya başlar. Öğretmen ile öğrencisi arasında büyük bir aşk başlar. 196l de Filiz Laçin Okulu bitirir öğretmen olarak göreve başlar, evlenirler. Bu büyük aşkın önüne, Filiz in onulmaz hastalığının gölgesi düşer. Filiz Binyazar, 5 Ekim 1990 da Berlin de ölüme yenik düşer. Filiz Binyazar ı yitirişinin ardından sözün tükendiğini düşünür. Sevgilinin sözü, tükenmiştir, gülüşü yitirilmiştir, geriye yalnızca anılar kalıyordur; Ölümün ardından söz tükeniyordu. Sözü söze ekleyen dilim, ağzıma kurşun dökülmüş gibi katılaşmıştı. O anda, dişsiz ağzında ağıtlar geveleyen bin yaşında bir kadın kadar kocamıştım diye yazar. Binyazar, Ölümün Gölgesi Yok ta eşi Filiz Binyazar ın yokluğuyla içinde oluşan boşluğu anlatır; Onu yokluğun kucağına bırakıp hastane odasından ayrıldığımda, çıplak ağaçlardan biri de bendim; diri görünümünde bir çöküntü! Ölümün kara duygusu, dipsiz kuyulara atmıştı beni. Bağırıyordum; sesimi kuyunun kof taşları yutuyordu. Aynı romanda bir başka yerde şunları da yazar; Dolaba sinmiş kokusunu içime çektim; mantolarını, bluzlarını okşadım. Kokunun çağrışımlarıyla uzun süre dolabın kapağını açık tuttum. İnsan olsun, hayvan olsun, bedenler arasındaki yakınlaşmayı koku sağlıyor. Koku yatıştırmıştı beni. Adnan Binyazar, eşine olan sevdasını hüzünle anlattığı Ölümün Gölgesi Yok la 1995 Orhan Kemal Roman Armağanı nı kazandı. Aynı kitapla Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü nü de aldı. Binyazar ölümden sonra da unutmaz sevdiğini. Ölümü bir unutuş olarak düşünmez. Her yıl Çorum a gelir, Filiz Binyazar ı -yüz sene uyuyan prensesi- sonsuz uykusunda ziyaret eder. Kızıl Saçlı Kontes te, Binyazar ın Köpeğin Ölümü, İso, Gecenin Gün Işığı, Eğinli Yenge, ve kitaba adını veren Kızıl Saçlı Kontes öyküleri yer alıyor. Hermann Broch un dediği gibi Kökünü hatıralarda bulmayan hiçbir şey, gerçekliğin olgunluğuna erişemez. Adnan Binyazar da Kızıl Saçlı Kontes te kökü anılarında bulunan yaşanmışlıkları, gerçeğin olgunluğuna eriştirmek için öyküleştirir. Öykülerini farklı coğrafyalara serpiştirir. Yaşanmışlıklarının haritasını çizer. Hermann Broch, Vergilius un Ölümü nde Ses kör olmuştu diye yazar, William Shakespeare de XXIII. Sone de Aşkın sırrına edenler bilir gözleriyle duymayı diyecektir. İşte tam da öyle; Adnan Binyazar, ses kör olsa da gözleriyle duymasını bilenlerdendir. Kızıl Saçlı Kontes Adnan Binyazar Can Yayınları, 130 s. Hermann Broch, Vergilius un Ölümü nde Ses kör olmuştu diye yazar, William Shakespeare de XXIII. Sone de Aşkın sırrına edenler bilir gözleriyle duymayı diyecektir. İşte tam da öyle; Adnan Binyazar, ses kör olsa da gözleriyle duymasını bilenlerdendir.

6 1 Ağustos 2014 Cuma 6 Aydınlık HASAN GÜLERYÜZ İnsanlığın en eski muamması: Mağara resimleri Bertrant David, tıpkı suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet gibi ani kavramayla, çocuğunun odasına yansıyan dinozor heykelciklerinin görüntüsüyle mağara resimleri arasında ilişki kuruyor ve galiba buldum buldum! diyor. Sonra bunu araştırma denencesi haline getiriyor ve değişik zamanlarda, değişik mekânlarda çalışmalar yapıyor ve bu çalışmalarını bir jürinin önünde sunarak, iddiasını destekleyen geçerli kanıtlar elde ediyor. İnsanlığın En Eski Muamması Bertrand Davit ve Jean- Jacques Lefrére, Can Yayınları, Çev: İnci Malak Uysal 120 s. Epey zamandır, mağara resimleriyle uğraşıyorum. Sanıyorum ilkokuma yazma öğretimiyle uğraşırken, dünyadaki belli başlı alfabeleri kitabıma örnek olarak alıyordum. İlk alfabenin, dahası yazının mağara resimleri olduğunu söyledim. Baktım benden önce de bunu söyleyenler varmış. Belki de ben onlardan okuyarak, onların görüşlerini tekrar ettim. Doğanın ve Ormanın Kayıp Şarkıları çalışmasını yaparken, sahaflarda, kitaplarda bilyesini yitirmiş çocuklar gibi ya da sevinmek için rengini bilmediğim bilyeler arıyordum. Kitapevlerinin birinde, Can Yayınları'ndan çıkan İnsanlığın En Eski Muamması adlı kitaba rastladım. Evirdim çevirdim, Evet alınması gereken bir kitap olarak karar verdim. Kitap ressam Bertrant David in sorularıyla başlıyor, bilim insanı(tıpçı) Jean-Jeaques Lefre in katılımı ve yanıtlarıyla sürüyor. Tıpkı mağara resimlerinin keşfindeki gibi kılı kırk yaran bir çalışma. Kitap artık benim olmuştu, su içer gibi okumaya ve satır çizmeye ve notlar düşmeye başlamıştım. Üstelik Mağa Okulu gibi bir çalışma yıllar önce içime düşmüş, düşüncemi yönetim bilimci Prof Dr. Aytaç Açıkalın la paylaşmıştım. Hatta çalışmaya başladım, internet ortamında resimleri indirdim. Bu sefer önüme, iki mağara çıktı. Chauvetn ve Lascoux Mağaralarının resimleri. Karain, Altamira mağaralarını biliyordum. Karain Mağarasını bir grup arkadaşla Antalya ya inerken gezmiştim. İki mağaranın resmin karakterleri birbirinden farklı, aralarında on sekiz bin yıllık bir zaman farkı vardı. Hayda! Evet, bu olmayacak ben bu mağaraları görmeliydim. Buraları görmeden, o atmosferi yaşamadan Mağara Okulu çalışmasını sürdürmemeliydim. Evet, haklıydı içimdeki ses ve beni durdurdu. Şimdi, Fransa ya gitmek için uygun zaman kolluyorum. Ressam Davit: Her zaman desen tutkunu oldum. Altı yedi yaşlarındayken, tüm boş zamanlarımı, keçeli kalemle özenle renklendirdiğim Red Kit inkilerden bir hayli esinlenen uzun öyküler uydurmakla geçirirdim. Bu öykülerde kareli gömlekli bir western kahramanıkahramana pek benzemese de- bir Kızılderili bölgesine saldırmak isteyen kötü adamları kovalardı. Ressamın boş zamanlarımda desen yapıyorum, düşüncesine daha doğrusu söylemine katılmıyorum, hani bizde de Boş zamanlarda ne yaparsınız? sorusuna, (içimden ölünün körü! Diyorum) Efendim, kitap okurum. Bu yanıtı okumuyorum, okuma keleğinin biriyim! diye anlıyorum. Okumayı sürdürüyorum: Otuz yıldan fazladır resim yapıyorum. Rennes Güzel sanatlar Fakültesindeki bir eğitimden on yıl grafik tasarımcısı olarak çalıştıktan sonra, kariyerimi yarı profesyonel bir ressam ve çizer olarak sürdürdüm. Boş zamanlarımın büyük bir bölümünü Resim ve Desen tarihini incelemeye ayırıyorum. Arkeolojiyle bağlantılı hayal ürünü çizgi romanlar yaptığım için, çeşitli konularda bilgi toplamaya çok zaman ayırıyorum. Ressam, senaryo için fikir ararken, Lascaux Mağarası nda ya da Altamira Mağarası nda görülebilecek duvar resimlerine, tarihöncesi duvar resimlerinin gizemi konusuna döndüğünü söylüyor. Meraklı bir adam olan İspanyol Marcalino Sanz de Saoıutola 1879 yılında Santiliana del Mar da keşfedilmiş mağarayı araştırırken, yanındaki küçük kızı Maria: Papa, mira, Toros pintatos(baba, bak, renkli boğalar! diye bağırıyor. Tarihöncesi hödüklerinin bu kadar güzel resimleri, mağaranın duvarlarına nasıl çizdikleri anlaşılamıyordu! Uzun bir süre bunların düzmece, sonradan yapıldığı tartışması yapıldı. Kitabı okurken, sekseninci sayfaya şu notu düşüyorum: Mağara resimlerinin yansıtma tekniğiyle çizilmiş olacağını hiç düşünmüyordum. Düşünmüyordum ne demek, nasıl çizildiği konusunu düşünmedim(yöntemi bulmak için, çizim amaçlarını, konuyu, yeri, kim ve jeolojik zamanı ve buzul dönemi iklimlerini irdeleyebilir miydim?). Koca mağarada -o kaçık ressamların-ayaklarının altına ne koyup çizdiler? M.Ö lerde ateş var mıydı? Yağ lambaları geliştirmiş olabilirler miydi? Sorular Oysa, Avrupa da Paleolitik çağa ait 250 ye mağara bulundu. Mağara resimlerine ilişkin sorulan sorular şunlardı: Bu resimlerin yaratıcıları resim yapmayı nasıl öğrendiler? Neden hayvan resimlerini sürekli profilden yapmayı tercih ediyorlardı? Desenler neden sıklıkla üst üsteydi? Neden başarısız bir resim yokken, yarıda bırakılmış resimler vardı? Neden bu hayvanların birçoğu birbirine benziyordu? Bu eserlerin yaratıcıları nasıl oluyordu da duvarın engebelerinden rahatsız olmadan resimleri çizebiliyorlardı? Bu resimler ne amaçla yapılıyordu? Duvarlarda çizilen soyut işaretler bir alfabe miydi? Bu işaretlerle inancın ilkeleri mi açıklanıyordu? Gizli bir dinin ayın merkezi, ibadet yeri miydi bu mağaralar? Eğer bir ayin merkeziyse buralar kimden, kimlerden korkuyorlardı? Bu dönemi ele alırken, o dönemin yaşam koşullarını, üretim ve tüketim biçiminin şöyle böyle bilinerek yorum yapılabilir. Bu resimler sanatın doğuşu olarak selamlanabilir mi? Yoksa bunlar bir av sihri uygulamaları mıydı? Öyle ise, sanat sihir yapmaktan mı doğuyor? sorusunu da beraberinde getiriyordu. Mağaranın killi zemininde bulunan küçük çocuk izleri buranın bir okul, dahası bir büyü ve av okulu muydu? Sorusunu sorduruyordu. Jean Clottes, bu konuda Şamanizm kuramını savunuyor: Ona göre tarih öncesi insanları hayvan ruhlarıyla temas kurmaya çalışmış olmalıydılar: Bu bizonlar, bu atlar, ya da bu geyikler hayali bir evrene ait, cadıların transa geçtiklerinde algıladıkları halüsinasyon ürünü imgeler olmalıydılar. Resimlerdeki hareketlilik, birinin önde birinin arkada, birinin yukarıdan aşağıya iner gibi olması av halinin fotoğrafı gibi olmalıydı. Paleolitik çağda göksel imgelerin kullanılması mümkün müydü? Metafizik bir kozmogoniye geçiş yapabilecek kadar soyutlama gücü var mıydı? Hiçbirimiz böyle resim yapamayız! Poelolitik sanatın, iki önemli verileri olan, Lascaouk MÖ lerde, Chauvent Mağarasının resimleri carbon 14 e MÖ: lerde tarihleniyordu. Arada yıllık bir zaman farkı vardı. İki resim galerisindeki resimler birbirine çok benzemekle birlikte Chauvent mağarasının resimleri bütün ve daha düzenliydiler. Bu aklı karıştırıyordu. Eninde sonunda sanat bir soyutlamaydı, desen de bu soyutlamanın bir ifadesiydi. Bu soyutlamayı yapabilecek bir zihinsel alt yapı, dahası kavramlar dizgesi üretilmiş olmalıydı. Bu kavramlara, sözcüklere, o dönemin konuşmalarına ulaşmak mümkün olmadığı için, yapılacak yorumların isabetliliği de elbette sorgulanabilir. Üst Paleolitik ve Paleolitik dönemde yeryüzünde ne kadar insan vardı? Bu insanların yaşama süreleri kısaydı ve üretebildikleri araç gereçleri de azdı. Bu dönemde, ot, ağaç, bitki, su, gökyüzü, güneş ve insana hiç yer verilmemiş! Bu durum tarıma geçilmemiş olmasının nedenleri arasında sayılabilir mi? Picasso nun Hiçbirimiz böyle resim yapamayız! sözünü söylediği rivayet edilir. Hiçbir sanat öğreticisi düz olmayan yüzeylerde nasıl desen çalışması yapılacağını programına almamıştır. Oysa bu mağaralarda yüzeyler oldukça bozuk ve tümseklerden oluşmaktadır. Bertrant David, tıpkı suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet gibi ani kavramayla, çocuğunun odasına yansıyan dinozor heykelciklerinin görüntüsüyle mağara resimleri arasında ilişki kuruyor ve galiba buldum buldum! diyor. Sonra bunu araştırma denencesi haline getiriyor ve değişik zamanlarda, değişik mekânlarda çalışmalar yapıyor ve bu çalışmalarını bir jürinin önünde sunarak, iddiasını destekleyen geçerli kanıtlar elde ediyor. Mağara resimleri küçük heykelciklerin, ışığın önüne konarak duvara yansıtılıyor ve yansımaların üzerinden bir başkası çizgileri çekiyor ve böylece mağara resimleri çizilmiş oluyor, diyor.

7 Aydınlık BRONYWN LEA * 1 Ağustos 2014 Cuma 7 Bir cinayet kışkırtıcısı: Ambiguous Agnes Şöyle çekici, tek bir cümleyle özetlenebilen bir roman, her yayımcının hayali olmuştur. Kolay pazarlanabilirlik ise, kusursuzluğun güvenilir bir ölçüsü değildir her zaman. Örneğin Virginia Woolf un Deniz Feneri (1927) adlı romanı... Konusunun, Oğluyla birlikte ziyaret etmek istediği deniz fenerine gidemeden ölen bir annenin öyküsü... Sonra başka bir kadın da elindeki resmi bitirir. şeklinde çok kabaca özetlenebiliyor olması, bu romanın klasikleşmesini engellememiştir. Woolf un dehası bir yana, Hannah Kent in ilk romanının yayın haklarını satın almak için 2012 yılında uluslararası ölçekte savaşlar yaşanmasına yol açacak kadar etkileyici olan, Ölü Gömme Törenleri, İzlanda da kafası uçurularak idam edilen son kadının öyküsü... de, işte bu tür cümlelerden biriydi. Bu tanıtımın Kent e ciddi anlamda avantaj sağladığı gelen haberler arasındaydı. Hannah Kent in romanı anında cezbediyor insanı. Kafa uçurmaların korkutucu çekiciliği bir yana kitap, tarihsel romanlara duyulan yaygın isteğe de hizmet ediyor. Gerçek bir öyküye dayanan bu kitaptaki kişiler, gerçekten yaşamamış olsalardı, mantıkdışı bile bulunabilirlerdi: Agnes Magnúsdóttir ( ), Thomas Hardy nin Tess i gibi yaşamı sürekli mücadeleyle geçen hizmetçi bir kadın; Natan Ketilsson ( ), Agnes in bir süre sevgilisi de olan işvereni, Rasputin i çağrıştıran bir çiftçi, aynı zamanda bir aktar; Rósa Gudmundsdóttir ( ), Natan ın öteki sevgilisi, üstelik İzlanda da dönemin en ünlü ozanlarından biri... İnfaz Agnes in idamının ardında çifte cinayetle sonuçlanan karmaşık bir aşk üçgeni yatıyor. Agnes, 1828 yılının bir ilkbahar gecesinde Illugastaðir çiftliğinin yandığını haber vermek için komşularını uyandırır. Dediğine göre Natan ile arkadaşı Pétur içeride kapalı kalmışlardır. Ancak Agnes in talihsizliği, yangın kısa sürede söndürülür, içerideki iki adamın daha önce bıçaklanmış olduğu anlaşılır. Agnes le birlikte, açgözlü bir ırgat olan Fridrik ve onun on altı yaşındaki sevgilisi Sigga da tutuklanır. Bu genç kız sonradan Kopenhag da suçluların dokuma işleri yaptığı bir cezaevine gönderilir. Agnes ile Fridrik, 12 Ocak 1830 da Húnavatnssýsla daki küçük bir tepede kafaları uçurularak idam edilir. İnfazı yapan Natan ın kardeşidir. Hannah Kent anlatısını cinayetlerle ilgili az sayıda tarihsel belge üzerine kurmuş: Natan dan kalan değerli mallar için (bir inek, birkaç at, birkaç koyun, bir eyer, bir yular, tabak çanak...) düzenlenen bir açık artırma duyurusu, Agnes in kimi öteberilerinin listesi (birtakım ıvır zıvırın dışında bir adet mavi yünden düz örgü, kırmızı yakalı ve sekiz gümüş düğmeli kadın yeleğiyle takım olan eskimiş bir eteklik ), 1829 da Yüksek Mahkeme de görülen davadan bölümler, kimi tanıklarla çeşitli kişilerin ifadeleri... Kitapta ayrıca bir İzlanda Ölü Gömme İlahisi nin dışında, Laxdæla Masalı nın baş kahramanı Guðrún un ağıtından bir bölüm de yer alıyor: En sevdiğimdi en çok hırpaladığım. Romanda özellikle Agnes ile Ozan-Rósa nın arasındaki çekişme güçlü bir biçimde işleniyor. Evli ve kocasıyla birlikte yaşıyor olmasına karşın Rósa, Natan a büyük bir tutkuyla âşıktır, üstelik söylenenlere bakılırsa iki de çocuk doğurmuştur ondan. Cinayetlerden sonra, 1828 Haziranında Rósa kalp kırıklığını, Agnes e yönelik kindar bir şiirle şöyle dile getirir: Gözlerimdeki keder seni şaşırtmasın ya da hissettiğim ıstırabın sancıları: Bana hayatın anlamını veren Onu, fesadınla çaldığın için benden, Şeytan eline alacak önüne savrulan hayatını. Kendisi de eğitimli biri olan Agnes de şiirle karşılık verir: Öfke ve acıyla kuşatılmış benim senden tek dileğim: Kaşıma yaralarımı kanamış, tamamen inançsızlık içindeyim. Agnes in yaşadığı sarsıntı çok açık olmakla birlikte, bütün bu olaylar karşısındaki şaşkınlığının nedeni tam olarak belli değildir. Çok sevdiği adamın ölümünden kaynaklanan büyük üzüntü mü, yoksa işlemediği bir cinayetle suçlanması mı, yoksa kendisine yaklaşmakta olan ölümün korkusu mu? Bu, yazarın vereceği bir karar olacaktır. Agnes ile Fridrik in Hıristiyan geleneklerine göre gömülmelerine izin verilmez: kesik başları ibret olsun diye kazıkların tepesine oturtulur, ölü bedenleriyse hiçbir işaret konulmadan idam edildikleri yere gömülür. Günümüzde Agnes, aradan geçen yaklaşık iki yüzyıldan sonra, Tjörn kilisesinin bahçesindeki gösterişsiz bir mezarlığı Fridrik le paylaşmaktadır. Mezarı taşınırken Agnes in kemiklerinin yanında, son saatlerinde üzerinde olan en güzel elbisesinden kalan parçalar da bulunmuştur. Bunlar, idamlar için Danimarka dan özel olarak gönderilen baltayla birlikte İzlanda ulusal müzesinde sergilenmektedir. Balta yalnızca iki kez kullanılmıştır. Hollywood kitabı kaptı Ölü Gömme Törenleri nin gösterişli tarafı Kent in öyküye olan içgüdüsel yaklaşımından kaynaklanıyor. Bu cinayetler yıllar boyunca İzlanda da birçok tartışmaya yol açmış. Konuyla ilgili çok sayıda kitap yazılmış, 1995 yılında da Egill Eðvarðsson ın yönetmenliğinde Agnes adıyla bir film yapılmış. Kuşkusuz bu durum Hollywood un bu İskandinav filmini yeniden çekmesini engellemiyor. Hannah Kent in, cinayetleri ve idamları kaçınılmaz sona doğru taşırken beceriyle kullandığı çift anlatıcılı öyküleme yöntemi, onun geleceği parlak bir yazar olduğunu gösteriyor. Ölü Gömme Törenleri, kurgu türünün bilindik özelliklerine yoğun biçimde dayanan okuması kolay bir roman. Ama bir yandan da, kimilerine göre acımasız bir cadı, bir cinayet kışkırtıcısı olan Agnes i bize sevdirebilmeyi başaran bir kitap. Hannah Kent, kitabının sonunda yer alan yazarın notu bölümünde bu romanı, söz konusu kadının biraz daha yoruma açık bir portresini çizmek amacıyla yazdığını belirtiyor. Ama Ölü Gömme Törenleri bundan daha fazlasını içeriyor: karşısına çıkan her türlü güçlüğe göğüs gererek yaşayan ve âşık olan bir kadın için yazılmış bir aşk şarkısı. * Bronywn Lea: (Australian Poetry Journal adlı derginin editörü, Queensland Üniversitesi nde çağdaş edebiyat öğretmeni, yazar.) Ölü Gömme Törenleri Hannah Kent Yapı Kredi Yayınları Çev: Ziya Celayiroğlu 344 s. Hannah Kent in, cinayetleri ve idamları kaçınılmaz sona doğru taşırken beceriyle kullandığı çift anlatıcılı öyküleme yöntemi, onun geleceği parlak bir yazar olduğunu gösteriyor. Ölü Gömme Törenleri, kurgu türünün bilindik özelliklerine yoğun biçimde dayanan okuması kolay bir roman. Ama bir yandan da, kimilerine göre acımasız bir cadı, bir cinayet kışkırtıcısı olan Agnes i bize sevdirebilmeyi başaran bir kitap.

8 1 Ağustos 2014 Cuma Aydı 8 T. MURAT DEMİRBAŞ HOCALARIN HOCASI TÜRK TİYATROSUNUN BİLGE KADINI Prof. Dr. Sevda ŞENER Postmodern genellemesi altında yapılan ve henüz tam tanımını bulamamış olan çalışmalar için de aynı şey geçerlidir. Örneğin postmodern olarak adlandırdığımız oyun yazarı küreselleşen dünyanın dili oldukları kadar onun irdeleyici tartışmacısı, eleştiricisi olmuşlardır T. Murat DEMİRBAŞ: Sayın hocam, tiyatroya olan tutkunuz nasıl başladı? Akademik çalışmalarınızın dışında tiyatronun başka alanlarında da çalışmayı hiç düşündünüz mü? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Tutku de meyelim de sevgi diyelim. Ben İstanbullu bir ailenin çocuğuyum. Annem de babam da tiyatroyu seven, tiyatroya, operaya konsere giden insanlardı. Babam Darülbedayi'de Halit Fahri Ozansoy'un 'Baykuş" adlı oyununu seyretmek için nasıl okuldan kaçtığını, annem Raşit Rıza'dan, Muhsin Ertuğrul'dan gördüğü oyunları, Cemal Sahir'e duyduğu hayranlğı anlatırdı. Cahide Sonku, Talat Artamel gibi Darülbedayi'nin eski ustalarının rol al dığı Dostoyevski'nin romanından sahne ye uyarlanmış olan Budala adlı oyununu çok küçük yaşta seyrettiğimi hatıırlıyorum. Babamın işi dolayısıyla Anadolu il ve ilçe lerinde bulunduğumuz sıralarda o yöre lere gelen turne topluluklarının oyunlarını izlerdik. Örneğin. Sadi Tek'in Hamlet'ini Eskişehir Halkevi sahnesinde seyretmiş tim. Ankara'ya yerleştikten sonra ailece Devlet Tıyatrosu'nun oyunlarını kaçır maz olduk. 40'lı yıllarda sahnelenen Ah met Kudsi Tecer'in 'Köşebaşı' adlı oyu nundan başlayarak Devlet Tıyatrosu'nun bütün oyunlarını izledim diyebilirim. İrfan Şahinbaş hocam 1958'de Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi'nde açlan Tiyatro Enstitüsüne asistan olmamı benim bu alışkanlığımı bildiği için istedi sanırım. İl kokulda da, ortaokulda da okul temsillerinde rol almıştım, fakat oyuncu olmayı, ya da oyun yazmayı denemedim. T. Murat DEMİRBAŞ: Yıllarca pek çok öğrenci yetiştirdiniz. Sizce tiyatro eğitiminde en başta sorunumuz nedir ve ne yapılmalı? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Yalnız tiyatro eğitiminde değil, tüm eğitim sis teminde en büyük sorunun öğrenciye hazır bilgi kalıplarının ezbedetilmesi ol duğunu düşünüyorum. Galiba artık herkes bunun farkında. Öğrenci kendi aklına güvenmez oluyor. Giderek ezberlemek öğrenmekten, öğrendikleri üzerinde dü şünce üretmekten daha kolay gelmeye başlıyor. Hoca olarak en büyük sıkıntım öğrencinin benim onun özgün düşünce sini değerlendireceğimden kuşku duyma sı olmuştur. Kitapta yazılmış olanı olduğu gibi aktarırsa daha güvencede olacağına inanan öğrenci hazır bilgiyi, üstelik de ya lan yanlış aktarır. Öğrenciyle ilişkim ancak onun bana güvenmeye, kendi düşüncesi ne değer verdiğimi anlamaya başlamasıy la rahatlamış ve gerçek bir öğretim eğitim ilişkisi aşamasına ulaşılmış olur Bu söylediklerim yalnız kuramsal eğitim alanı için değil, oyunculuk eğitimi gibi uygulamalı eğitim alanları için de geçerlidir. T. Murat DEMİRBAŞ: Geçmiş yıllardaki öğrencilerinizle bugünküleri karşılaştırdığınızda nasıl bir fark görüyorsunuz? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Gene bilineni tekrarlayacağım. Altmışlı, yetmişli yılların öğrencilerinde baskın bir toplumsal sorumluluk duygusu vardı Toplumun yö netimindeki yanlışları düzeltmeye gönüllüydüler. Bu uğurda konuşuyor, eğliyor ve hırpalanmayı tutuklanmayı göze alıyorlardı. Onları korumak, esirgemek için çok uğraşmışımdır. Onlar da bize çocuksu bir güvenle bağlıydılar. Aramızda bir gönül birliği vardı. Bu gönül birliği dersleri de ısıtıyordu. Onlar da ben de o geçmiş yılları sevgiyle hatırlıyoruz. Toplumsal koşulların değiştiği sonraki yılların öğrencileri bireysel başarıyı ön planda tutmaya başladılar. Gene de bugünkü tiyatro öğrencilerinin iyi işler yapmaya meraklı, özgüveni olan ciddi gençler olduklarını görüyorum. Kendilerini geliştirmeye çalışıyorlar. T. Murat DEMİRBAŞ: Biz öğrencileriniz biliriz ki, siz ne zaman tiyatro kuramları dersi verecek olsanız konuyla ilgisi olmayan konularla ilişkilendirerek anlatırsınız. Öğrencileriniz aradaki bu iliş kiyi çözdüklerinde ancak yüksek not alırlar. Örneğin ben ilk der sinize girdiğimde torununuzdan ve fındıktan bahsetmiştiniz. Konuların diyalektik bir bağlantıyla işlendiğini sonradan anlamıştık, bu yöntemin başarısını gözlemle diniz mi? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Ben bunu, bilgiyi yaşamla kaynaştırmak için yaparım Hayatla kucaklaşmayan bilgi iş levsiz kalır. Kurumsal bilginin günlük yaşamda kullanabilirliğini göstermek için kendi yaşantımdan kendi bilgilerimden örnek veririm. Nedense, kuramsal bilgi yükseklerde bir yerde havada asılı bırakılagelmiştir. Sanki günlük yaşamdaki ilişkisi değerini düşürmüş gibi. Bilgiyi o soylu, korunaklı uzaklığından koparıp yeryüzüne indirmeye çalışırım. Bu yöntem bazen kimi düşünsel inceliklerin gözden kaçmasına neden oluyor. O incelikleri de sırası geldikçe şakacı değinmelerle açıklamaya çalışırım. Yeryüzüne indirebilecek kadar özümleyemediğim düşünceyi ezberden aktarmaya gönül indirmem zaten. T. Murat DEMİRBAŞ: Türk Tiyatrosu nu kuramsal anlamda besleyen çok önemli kitaplar yaz dınız. Sizce tiyatromuz batılı an lamda tiyatroyu yeterince benim sedi mi? Bu kaynağı uygulamada yeterince başarılı oldu mu? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Batı Tiyatrosunun İsa dan yüzyıllar önce ne kadar gerilere giden bir geçmişi, bu uzun süreçte belirlenmiş sağlam bir altyapısı var. Usta yazarlarını, yönetmenlerini, tasarımcılarını, oyuncularını, büyük düşünürlerini yetiştirmiş. Ürününü vermiş, üstelik bu ürünün yetiştiği sanat ve kültür ortamı bizimkilerden farklı. Bu kaynağı bir batılı kadar değerlendirmemiz beklenemez. T. Murat DEMİRBAŞ: Ulusal tiyatromuzun yaratılması noktasında geleneksel tiyatrodan faydalanarak yaratılmak istenen sentez hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu ne oranda yapılabilir? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Bugün geleneksel seyirlik oyunlarımıın kimi özelliklerinden yararlanılıyor zaten. Özellikle eklemli kurgusu günlük gerçekler yanında fantaziye yer veren mizahi in-

9 nlık 9 celikler taşıyan yapısı oyunculuğu vurgulayan göstermeci oyunculuk anlayışıyla ve seyirciye sıcak yaklaşımıyla zorlama bir sentez yapma çabasından çok halk kültürüne ve populer sanat anlayışına dayanan bir alt yapının organik bütünlük sağlayacak biçimde kullanımından söz edilebilir. T. Murat DEMİRBAŞ: Postmodernizmi; politik yaklaşımı ve sahne uygulamaları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Küreselleşen dünyanın dili olmayı hak ediyor mu? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Sanatçının politik görüşlere yaklaşımıyla, poli tikacınınki arasında fark vardır. Sanatçı temelde aynı politik görüşü paylaşsa da tartışmaya açıktır. Malzemesini çok yönlü değerlendirir. Uygulamaya uzak açıdan bakar. Geçerliğini, politik bakışın temelindeki felsefenin mihenginde sınar. Özeleştiri hakkını saklı tutar. Postmodern genellemesi altında yapılan ve henüz tam tanımını bulamamış olan çalışmalar için de aynı şey geçerlidir. Örneğin postmodern olarak adlandırdığımız oyun yazarı küreselleşen dünyanın dili oldukları kadar onun irdeleyici tartışmacısı, eleştiricisi olmuşlardır. T. Murat DEMİRBAŞ: Bir ta raftan ders veriyorsunuz, bir taraftan yazılar yazıyorsunuz ve neredeyse hiçbir oyunu kaçırmı yorsunuz. Bu yaşam enerjinizi ve coşkunuzu neye borçlusunuz? Prof. Dr. Sevda ŞENER: Ben her zaman çalışmayı sevenlerden, ça lışmadan zevk alanlardan oldum. İnsan sevdiği işi yapma lüksüne sahipse kolay yorulmaz. Mesele, zamanı iyi kullan maya bağlı. Şimdiden çok teşekkür ediyor kolaylıklar diliyorum.

10 1 Ağustos 2014 Cuma 10 Aydınlık HİDAYET KARAKUŞ Helal rüşvet devri Osmanlı'da Hoca Nüfuzu Ahmed Refik Toplumsal Dönüşüm Yayınları 174 s. Yaklaşık altı yedi yıl önce bir yakınımızın cenazesini gömütlüğe götürdüğümüzde yanımızdan geçen iki kişinin aralarında şöyle konuştuklarını işitmiştik: Kaçırdık, bundan önceki cenaze zengin cenazesiydi. Sonradan bunların imam olduğunu öğrenmiştik. Üretimin hiçbir aşamasında bulunmayan, yalnızca Arapça yarım yamalak dualar okuyarak toplumun inançlarını paraya çevirmekten başka bir şey düşünmeyen bu insanların tarihte de örnekleri çoktur. O örneklere geçmeden gerçekten yurtsever nice hocanın da hakkını teslim tmeliyiz. Özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal e destek olan Börekçizade Rıfat Efendi ile günümüzde gerçek anlamıyla dini içselleştirip dinin her şeyden önce insan olmak, içten olmak, dürüst olmak, gerçekçi olmak demek olduğunun kitaplarını yazan Turan Dursun u, Yaşar Nuri Öztürk ü, Zekeriya Beyaz ı, yalan söylemediği için camisinden kovulan müezzinle, imamı bu asalaklardan ayırmak gerekir. Elbette daha niceleri var Bugün dini, kimselere bırakmayan iktidar sahipleriyle onların eteğine yapışan hoca takımının, bütün dinlerin önerdiği, istediği dürüstlükten uzak bir yaklaşımla yalandan, maldan mülkten, ahret için kendi dünyalıklarından başka bir şeye bakmadıklarını gördükçe midemiz bulanıyor. Önüne geleni suçlayan, kendi gibi düşünmeyenleri bırakın, yarattıkları ormanın yok edilmesine karşı çıkan ODTÜ lü öğrencileri, kendine soru soranı azarlayan başbakanın ateistlikle suçladığı bir dönemde insanın aklına tarihteki entrikalarıyla pek çok insanın katline fetva veren hocalar, şeyhülislamlar geliyor. Ahmet Refik in Osmanlı da Hoca Nüfuzu adlı kitabı okurken günümüzle geçmiş arasındaki bağı kuruyor insan ister istemez de İstanbul da doğan, Harbiye yi 1898 de on sekiz yaşında birincilikle bitiren Ahmet Refik in en önemli özelliği, tarihi halkın anlayacağı bir dille halka yeni yeni tarihsel gerçekleri anlatmasıdır de öldüğünde ardından yazılan pek çok yazıda çalışkanlığı, neşeliliği, bilgisi, tarihin mimarı oluşu dile getirilmiştir. Bir yığın kitabından yalnızca biridir Osmanlı da Hoca Nüfuzu. Toplumsal Dönüşüm Yayınları ndan 1997 de çıkmış. Kitaptaki ilginç öykülerden birinde Şeyh Şüccâ nın III. Murat zamanındaki yükselişi anlatılır. Bu adam Manisa da bahçıvanlık yapan bir kimsedir. III. Murat, Manisa daki şehzadeliği sırasında bir rüya görür. Rüyasını Raziye Kalfa ya anlatır. Aslında Raziye Kalfa, Şeyh Şücca nın rüya yorumladığını duyar, merak edermiş. Şehzade Murat ın rüyasını da Şüccâ ya yorumlatır. Bu yorumda Şehzade Murat ın padişah olacağı muştulanmıştır. Bir süre sonra II. Selim gerçekten ölür, III. Murat tahta çıkar. Bunun üzerine Şeyh, sevincinden ne yapacağını şaşırır. Raziye Kalfa aracılığıyla padişahın huzuruna çıkar. Şeyh Şüccâ, oldukça kurnazdır. III: Murat ın saf, temiz bir insan olduğunu anlayınca onun güvenini kazanır; padişah da onu İstanbul a getirir. Sarayda rüya yorumlarıyla ün kazanır. Böylece Padişah Şeyhi adıyla anılmaya başlar. Az zamanda bahçeler, mahzenler, kayıkhaneler, meyhaneler açar. Şeyhin bu durumunu görenler padişaha başvururlar. Ancak şeyhe çok güvenen III. Murat söylenenlere aldırmaz. III. Murat dönemi, ulemanın bozulmaya başladığı dönemdir. Önceden yüksek makamlara çıkmak için tek ölçü ilim ken, bu dönemde ulemanın rüşvet almaları başlar. Şeyhülislam Hoca Sadettin den sonra hocalar arpalık kavgalarıyla Osmanlı Devleti ni yağmalamaya, memleketi ihtilaller ve isyanlarla alt üst etmeye başlarlar. Hoca Sadettin Efendi nin devlete tek önemli katkısı, Eğri Seferi nde cepheden kaçmaya çalışan III. Mehmet in atını tutarak, kendisini savaşmaya ikna etmesidir. Bu tutumu, saray entrikalarındaki rolünü bir dereceye kadar bağışlatabilir ama çocuklarını, yakınlarını devletin belli başlı yerlerine yerleştirmesi, yetkilerini, etkisini hep kendinden yana kullanması onun hırsını, rüşvetçiliğini, haksız mal mülk edinmesini bağışlatmaz. Onun döneminde çıkar hırsı, arpalık sevdası hemen her hocanın kalbinde büyük bir yer tutar. Artık Osmanoğulları nı şiddetten, adaletsizlikten vazgeçirmeye çalışan mücadeleci bilginlerin soyu kesilmiş; iki yüzlülük, el etek öpme, rüşvet, yiyicilik, müzevirlik hocaların başlıca yükselme yöntemleri olmuştur. IV. Murat ın ölümünden sonra ulema büyük bir belaya çattı. Cinci Hoca ortaya çıktı. Duasıyla, nefesiyle sultanları yetiştiren Cinci Hoca, sarayın en sözü geçer adamıydı. Cinci Hoca,Safranbolu luydu. İstanbul a geldiğinde yoksuldu. Nefesinin keskinliğiyle ün kazandı. Bu sayede saraya girdi. Hocanın saraya sokulması, gücüne güç katar. Sultan İbrahim, bütün varlığıyla Hoca Efendi ye teslim olmuştur. Medrese köşelerinde sürünürken doğrudan Haliç Müderrisi atanır. Şeyhülislam Yahya, onun müderrisliğini yasaya aykırı bulup reddedince Sultan İbrahim, ferman çıkarır; Cinci Hoca ya Sahın Medresesi verilir, konaklar, saraylar bağışlanır. Onun zamanı, erdemli din adamları, bilginler için felaket zamanıdır artık. Cinci Hoca nın da türlü marifetlerini sergilediği, Sultan İbrahim in bütün uçarılıklarına yardım ettiği görülür. Ancak yeniçerilerin isyanında kayınpederi tarafından kurtarılır. Ahmet Refik in günümüze de ışık tutan bu yapıtında özellikle IV. Ahmet döneminde hocaların dalavereleri ayyuka çıkar. Şeyhülislamlar kadılıkları rüşvetle satarlar. İşler öylesine çirkinleşir ki örneğin Şeyh Abdürrahim in Şeyhülislamlığı sırasında Galata Kadılığında bulunan oğlu, makamının satılacağını anlayınca babasının makamını basar. Bu makamı sen mi verdin ki alırsın. Eğer başkasına verirsen döverim, tepelerim diye haykırır babasına. Osmanlılığa özenmeleri boşuna değil iktidardakilerin. Bütün devlet yetkilerini arpalık gören bir anlayışın torunları olarak elbette belge bırakmamak için öğütme makineleri alırlar, rüşvet havuzları yaratırlar, çaldıklarını ayakkabı kutularına saklarlar. İşbirliği yaptıkları uluslar arası ajanların önüne de yatarlar. Onur, ülke sevgisi, insan sevgisi onlara vız gelir, tırıs gider. Osmanlı döneminde Rezil olmak hürmet sayılırken halk da kadılarla alay eder. Gerçek bilginlerin, din adamlarının sesi işitilmez, kendileri bir kıyıya atılır. Bugün gerçek bir Osmanlı olabilmek için iyi rüşvet almak, bunun da kılıfına uydurmak gerekir elbette. Rezil olmak, onlar için onurlu bir düşüştür! Öyle görünüyor ki günümüzün Osmanlıları bunu çok iyi beceriyor. Yalnız o dönemlerde bile halkın isyanı, bazılarının rahatını kaçırmıştı. Devletten soyduğunu helal bilen soysuzların sonu da yine halkın oyuyla gelecektir. Bu helal rüşvet devri Osmanlı yı çürüttü, bunları da çürütüyor. Osmanlı daki kadar da uzun sürmeyecektir.

11 Aydınlık UMUT ERDOĞAN 1 Ağustos 2014 Cuma 11 Görünmeyenlerin devrim adımları Zamanla dünyanın şekli değişiyor. Coğrafi koşulların değişmesinden, havanın suyun değişmesinden tutun da insanların ve toplumların davranışlarına dek her şey değişiyor. Alışılagelen düzenler, gelişen teknoloji ile beraber yerini kimi zaman anlamanın zor olduğu yeniliklere bırakıyor, kimi zaman felaketleri, kimi zaman mucizeleri yaratıyor. Toplumların değişen alışkanlıkları ve kazandıkları yeni özellikler, elbette her bir bireyin yaşamını ve fikirlerin şekillenmesini, yöntemlerin ve hareketlerin yenilenmesini de içinde barındırıyor. Gittikçe küçülen ve gittikçe dünyanın daha fazlasını ekranlarından insanlara sunan, bilginin en küçük ve kullanışlı kaynakları internet vasıtasıyla akıllı telefonlara ulaşıyor, bireyin elinin altında koca bir alemi taşımasını sağlıyor. Gelişen teknoloji yarattığı fırsatları hayatın her alanına taşıdığından, artık siyasi fikirlerin yayılması, büyümesi ya da yok olması, toplumsal hareketlerin organize edilmesi, gerçekleştirilmesi de sanal dünyada vücut bulabiliyor. Twitter, Facebook gibi sosyal medya platformlarının özellikle son yıllarda dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitleleri harekete geçirme hızını ve etkisini bizzat yaşadık. En basitinden Haziran 2013 itibariyle sosyal ağların, her ne kadar bilgi kirliliği yarattıkları zamanlar da olsa insanların ana akım medyaya yansımayan haberleri nasıl öğrenmelerine vesile olduğunu hatırlayalım. Ya da ifade edilemeyen, günlük hayatta ve gerçek (ki aslında sosyal medya da gerçeğin bir parçasıdır) hayatta ifade edilmesi toplum baskısı yüzünden mümkün görünmeyen gerçeklerin sosyal medyada nasıl rahat ifade edilebildiğinde, saklanan ya da açık edilen kimlikler ağzından düşüncelerin nasıl paylaşılabildiğini bizzat yaşadık, yaşıyoruz. Sanal dünyanın gücü açık. Bilgisayar başında elde edilemeyecek bilgi neredeyse yok gibi. Aynı şekilde sanal dünyayı kullanarak yapılabileceklerin sınırı da neredeyse yok. Bir kitabı okumak da mümkün, saklanan bir sırrı ortaya çıkarmak da. Yeni bir sistemin temelleri atmak da mümkün, bir ideolojiyi insanlara aşılamak ve taraftar toplamak da mümkün. Özetle, çağımızı teknoloji çağı olarak düşünürsek, dünyada teknolojiye sahip olanın, gücü elinde barındırdığını da hesaba katarsak, sanal gücün aslında gerçek hayattaki güce eşdeğer bir konumda olabileceğini de kabul edebiliriz diye düşünmekteyim. Elif'in yolculuğu 2013 World Fantasy Ödülü sahibi "Elif", G. Willow Wilson'ın kaleminden çıkan, Monokl Edebiyat sayesinde, Gökhan Sarı'nın çevirisi ile dilimize kazandırılan bir roman. Orta Doğu'da, bilinmeyen bir şehirde geçen "Elif"de karşımıza genç bilgisayar uzmanı, hacker Elif çıkıyor. Gerçek adını romanın sonuna dek öğrenemeyeceğimiz 23 yaşındaki bu genç adamın bilgisayar başında geçen hayatı, yaşadığı bir aşk macerası ile değişiyor. Sevdiği kadını kaybedeceğinin farkına varan Elif, aşk acısıyla bir bilgisayar programı yazmaya başlıyor fakat kurduğu sistemi kendisi bile anlamasa da işler yavaş yavaş çığrından çıkmaya başlıyor. Sevdiği kadın tarafından kendisine ulaştırılan bir kitap ise, Devlet'i Elif'in peşine takıyor. Neden, sorusuna cevap bulamayan Elif kendisini anlam veremediği bir kovalamacanın içinde, yanında Elf Yevm adlı cinlerin yazdığı söylenen, o efsanevi kitap ve içinde sakladığı sırlarla beraber kendisini Şehir'in bir ucundan bir ucuna kaçarken buluyor. Bilinmeyen diyarlara yolculuk sırasında aksiyonun bir an bile eksik olmadığı romanda bolca alışılmadık varlıklar, cinler, gölgeler, rüyalardan gelen mesajlar okuyucunun dikkatini sürekli ayık tutuyor ve merak duygusunu gittikçe arttırıyor. Kitabın gizemi ve Şehir içinde değişen dengeler, devrimin ayak sesleri olarak okuyucuya yansıtılıyor. Sanal dünyada gücü ele geçirecek planların kol gezdiği macera sırasında yaşanan boyutlar arası gezintiler, gizemli bir şehrin yarattığı mistik ortam içinde yaratıcı ve ilginç detaylar şeklinde karşımıza çıkıyor. Orta Doğu'da yaşama ışık tutan göndermeleri, kadının toplumdaki konumunu anlatan detayları ile "Elif", dini detaylarla bezenmiş, farklı bir fantastik roman olma özelliği taşıyor. Elif G. Willow Wilson Monokl Çeviri : Gökhan Sarı 368 s. Çağımızı teknoloji çağı olarak düşünürsek, dünyada teknolojiye sahip olanın, gücü elinde barındırdığını da hesaba katarsak, sanal gücün aslında gerçek hayattaki güce eşdeğer bir konumda olabileceğini de kabul edebiliriz. "Elif", sanal dünyada gücü ele geçirecek planların kol gezdiği bir macera.

12 12 AHMET ADA 1 Ağustos 2014 Cuma Aydınlık CAN ALKOR UN ŞİİRİ ÜZERİNE (CANTO CXVII) Her şey sonunda bir kitaba varmak içindir Canto CXVIII Can Alkor Norgunk Yayıncılık Türkçeye, Rainer Maria Rilke nin Duino Ağıtları nı çevirmişti Can Alkor. (1993, İyi Şeyler Yayıncılık) Dikkatli ve özenli Türkçesiyle daha sonra başka çeviriler de yaptı; Rimbaud, Valery, Nietzshe den. Can Alkor yüzlerce yıllık geleneksel şiir dilini, yapısını, söylemini ve imge düzenini kökten değiştiren Arthur Rimbaud nun Illumınatıons adlı düzyazı şiirlerini çevirerek Rimbaud nun şiir evrenine girmemizi sağladı. (Özdemir İnce nin çevirisi Cehennende Bir Mevsim / Illumınatıons 1991 de yayımlanmıştı.) Daha sonra Can Alkor dan Bulunmuş Çeviriler i (Norgunk, 2012) okuma olanağı buldum. W.H.Auden, Gottfrıed, Benn, Eugenio Montale, St. John Perse, Ezra Poud, Georg Trakl, Amanda Aizpuriete, Gunnar Ekelöf, Fernando Pessoa, Gonzalo Rojas, Olga Sedakova gibi şairlerden çevirdiği şiirleri topladı Bulunmuş Çeviriler de. Yine özenli Türkçe, yine şiir diline işlerlik kazandıran bir çalışma. Rilke nin Yalnızlık başlıklı şiirini Behçet Necatigil in Türkçesiyle okumuş, Can Alkol un Türkçesinden aldığım tadı onda da bulmuştum: Yalnızlık bir yağmura benzer / Yükselir akşamlara denizlerden / Uzak, ıssız ovadan eser, / Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir / Ve kentin üstüne göklerden düşer. Necatigil in Rilke çevirisi ile Alkor un Rilke çevirisi (Duino Ağıtları) bir denkliği işaret eder. Bir biçim ustasının şiirleri Tout, au monde, existe pour aboutir a un livre. Duino Ağıtları nın açılışındaki Mallarme ye ait bu sözlerin Türkçesi: Her şey sonunda bir kitaba varmak içindir. Can Alkor un sabırlı şairliği de tam öyle de Güneşdil i, yayımlar Martında da Canto CXVIII (Kanto 118) adlı kitabını Norgunk Yayıncılık özel bir baskıyla 118 adet yayımladı. Can Alkor (1936) kırk yıldır şiir yazan, yazdıklarını ender yayımlayan bir şair, çevirmen. Alkor un şiiri şöyle tanımlanmış: Can Alkor şiiri, insan olma serüvenimizi, acıları ve coşkularıyla yüklenen, bizi bize gösteren bir deniz feneri Güneşdil de sıkı bir okuma sonunda şunlar görülür: Mitoloji, tarih, gündelik hayat Can Alkor şiirinin çevrenine girer. Dörtlükler, uzun ve uyaklı dizelerle şiirsel çatıyı kurar. İmge temel koyucudur. Tarih, mitoloji, dinsel motiflerle vb. kültürün içinden epistemik bir şiir üretir. Olanca gücüyle liriktir, ama yapış yapış bir lirizm değildir onunki. Güneşdil de yer alan Yolculuk başlıklı beş bölümlük şiirinde sıkı düzen çalışır, şiir işçiliğine önem verir. Lirik ben in ustalığı: başdayın yokluk bilimine: Yalvarıyorum,- / biraz daha çok yanıldımsa yolları ararken, / biraz daha çok öldümse anlatılmaz olanda. Bu dizelerden insanın yeryüzünde yol arayışını, varlık-yokluk sorunsalına el atışını okuruz. Pek çok yabancı sözcük ve sözceye rastlarız şiirleri kuran, anlam öbekleri oluşturan. Deniz, sahil, motel, insanın hayatını etkileyen nesneler Can Alkor un şiirinin olmazsa olmazlarıdır. Mekân duygusu (Ayvalık, Kazdağları ve başka yerler) şiirlerine girer ve okuru sarıp sarmalar. Bir biçim ustasıdır şair. Bazen ölçülü-biçili, uyaklı dizelerle kurar yapıyı; bazen de serbest koşuğun uzun dizeleriyle. Dizeler arası bağlamları gözetir. Anlam kurma, anlamlandırma esastır. Yedinci Mühür şiirinde, Hollywood ve sinema çevresinde dolanan izlekle büyük şiirin kapısın aralar. Potente şiirinde, yeryüzü topraklarında, denizde insanın izini sürer, dünyasal bir evren kurar: deniz de unutur ona ırmakların söylediğini. Ve bir kitaba varmak için Beş Ağıt tan bölümünü yazar. Uçuşan nesnelerin bağlantıları pek aranmaz. Nesneler, bazen de çağrışım güçleriyle yer alırlar. Haydarpaşa Garı nda inenlerin fallarında çıkan, Evlilik, Yol, Devlet Kuşu (başka nedir ki talih?) gibi şeylerdir. Parlayıp sönen sözcükler Nedir ki şiir? Salt estetiksel bir işlev midir? İnsanoğlunun varoluşuna tanıklık eden, dünyanın kriz ânlarını insan imgesi üzerinden sorgulayan, bir kitaba varan şiirsel yapı mıdır? Ya da, Can Alkor un şiiri bağlamında, şiirin estetiksel işlevinin yanında başka işlevi de var mıdır? İnsan olma, şair olma varolma serüveninin acılarını, sevinçlerini estetiksel işlevle birlikte, estetiksel işlevin içinden göstermek değil midir? Tam da Can Alkor şiirinin yaptığı budur. Sözcük parlayıp söner, öteki sözcükle ilişkiye girer bir çağrışım ağı, bir anlam öbeği oluşturur. Böylece, şiirin yatay ve dikey ekseni arasındaki denklik, diyalektik işleyiş yapıyı kurar. İstanbul u, Bizans ı, Osmanlı yı, sarayı benzetmelerle verir: Dev salyangoz gibi kabuğuna çekilip / uyurdu saray. Sonra, Ortaköy şiiri, sözcük nesne bakışımı, ayrıntı zenginliği, şiir diline taşınan betimlemeler: Saatli Maarif Takvimi nde şaşmamış. / Nisan diriltiyor ölü toprağımızı, / Temmuz yeni kıyılar, flörtler öneriyor. / Sonra Eylül, eteklerinde bir yığın / yakılmış yaprak, süt rengi duman, / Eylül, en kısa mutluluğumuz; / saatini kolluyor lüfer kavmiyle, fener alaylarıyla Ekim Can Alkor, Güneşdil den yedi yıl sonra Canto CXVIII adlı yapıtını yayımlıyor. Enis Batur a ithafla başlayan bu uzun şiir çeşitli alıntılar ve göndermelerle ilerliyor. Dizelerle değil, şiir tümceleriyle kuruluyor yapısı. Bildiklerini şiir diliyle bir suflör gibi okurun kulağına fısıldıyor. Yolculuk izleğini insanın varoluşunu ve yeryüzü serüvenini vermek için seçiyor Can Alkor. Dünya kültürünün mozaiği bu çağdaş destan. Kısa, kısalığına karşın dolu dolu şiir tümceleriyle oluşan bir kitap Canto CXVIII. Alıntıları ve göndermeleriyle geniş çözümlemeleri gereksinen kısa bir destan. Âdem den Uccelo nun resimlerine, Apollon dan Marco Polo ya; sonra farklı zamanlara (zamansızlığa belki), farklı mekânlara açılan ve her şeyin iç içe anlamlandırıldığı karmaşık ama yalın bir metin. Tam anlamıyla karnaval bir biçem. Biçim içeriğiyle buluşmuş modern şiirin biçimi. Sözcükleri, özel adları, mekân adlarını, fırçanın ucundaki boyanın darbe vuruşlarıyla oluşturuyor, üstümüze başımıza bulaştırıyor sanki. Gölgeler, boşluklar, birbiriyle ilintisiz tarihsel ve simgesel şeyler bir arada yer alabiliyor. Faşizm, Avrupa, anlatıcı ben in şiirsel söylemiyle dile geliyor: Yeldeğirmenleriyle savaşıyordum. / Duce gerçekleştirecek sandım Güneş Kenti ni, / dirilecek Eleusis gamalı haç gölgesinde; / Karakış inmişti Avrupa üstüne oysa Auschwitz in bacaları tütüyordu Anlam öbeklerinin ardından Bir hayalet gemiyle, bir gondolla yolculuğa çıkıyorsunuz. Zamanda bir yolculuk oluyor bu. Tarihe, mitolojiye, Dante ye uğruyorsunuz. Sözcükler bir senfoninin notaları gibi. Şiirin müziğine, müziğin şiiri baskın geliyor. Onca anlam öbeğinin ardından müziği duyuyorsunuz. Tek yaşamıma nasıl sığdırabilmişim bunca ruhçözümünü diyor şiirin öznesi. Arkasında, bütün-parça ilişkisini kuran çok kültürlü şair olunca evrensel insan portresi de ortaya çıkıyor. Şiir biçim-biçem, genişleyen izlekler, bütünlük, imge düzeni açılarından has bir şiir. Her katmanı çözümlemeyi gereksiniyor. Salt biçimsel öğelere indirgeyerek açımlanacak bir metin değil, yoğun, karmaşık, iç içe ve anlamdan anlama sıçrayan bir metin. Canto CXVIII çağdaş Türk şiirimiz içinde önemli bir yapıt. Önemli kılan bir özellik de dünya şiirine ilmekler atması. Bir başka özelliği de zamanın eridiği bir şiir olmasıdır.

13 Aydınlık ELİF KORKUT Çocuk / Genç 1 Ağustos 2014 Cuma 13 Daha Tek Kelime Etmedik Canım Dostumla Birlikte Şefika Güney Büyülü Fener Yayınları 130 s. Deniz kenarındaki çay bahçesinde oturmuş, deniz kokusu avlıyordum. Önümde, kitaplardan notlar aldığım, şarkı şiir sözlerini ve arkasına kişisel düşünce yazılarımı yazdığım defterim, bir iki mizah ve edebiyat dergisi, gözüme çarpıp aldığım fanzinler, bir şiir kitabı ve diğer okuduğum kitap, ve kahvem vardı. Kulağımdaki müzikte Cem Karaca, seçtiği şiirleri -başka kimsenin böyle okuyamayacağını düşündüğüm biçimde- nidaları eşliğinde okuyordu. Deniz, gökle uyumlu uyumsuz renkler ve biçimler değiştirerek gününü oynuyordu. Kaldırıp başımı her ona baktığımda bana başka bir sahne göstererek güzelliğini onamak ister gibiydi. Çay bahçesinde benden başka, akşam gezintisine çıkmış bir iki aile, çiftler, arkadaş grupları vardı. Ancak bahçe, denizin tam yanındaydı, oraya giden herkes deniz sahnesini izlemek için sandalyelerini ona doğru döndürmüştü. Sohbetlere deniz de dahildi, bakışlara da... Denizin hemen önünde oturan ben, yanımdaki ve arkamdaki insanları görmüyordum. Kitaplarım defterlerim, kahvem ve deniz vardı. Bir ses yaklaştı bana, kulak hizamdan. Bir çocuk... Elinde mendil... Sadece uzatıyor bana doğru ve bakıyor dümdüz. Müziği susturuyorum. Sonra bir an kimliğinden sıyrılıp önümdeki deftere doğru uzanıyor bakışları, biraz daha masaya doğru yaklaşarak. Mizah dergilerinin çizimleri ve renkleri de dikkatini çekiyor. İlgisi genelde şimdiye kadar insanlar tarafından serserilik olarak nitelendirildiği için bana karşı çekingenliğinde bir hırçınlık da var. Daha tek kelime etmedik. Gel. diyorum sadece, içinde önyargı yahut acıma olmayan tonda; o da biraz rahatlayıp daha dikkatli bakma hakkını bulduğunu düşünüyor. Defterimdeki yazıya elini gezdiriyor, el yazısından büyülenmiş gibi. Ne güzel yazı... diyor. Okumayı biliyor mu bilmiyorum ve çocuğun sessizliğini bozmak istemiyorum; sadece bakmak ve düşüncelerini söylemek özgürlüğünü yaşatmak istiyorum. Bir iki çocuk daha yaklaşmak üzere benim masama doğru gelirken, kitap veya defter o an ilgisini çekmediği için uzaklaşıyor, diğer masalara doğru gidiyorlar. Burada ne yazıyor? diyor kara parmaklarıyla bir cümleyi göstererek, okuyorum. Duyduğu hoşuna gidiyor. Bunu birkaç defa tekrarlıyoruz. Bir kalemi eline alıyor ve bu sefer kalemle göstermeye başlıyor güzel bulup seçtiği kelimeleri. Bir süre sonra, Sen de yazmak ister misin? diyorum defrerimden bir sayfa açarak. Bu fikir ona çok tanıdık ve sıradan gelmiş gibi hemen deftere uzanıyor eli. Çocuğun arkasından hızlı bir el yaklaşıyor birden. Mekanda çalışanlardan birinin eli... Haydi rahatsız etme insanları! diyerek onu ittiriyor. Rahatsız olmuyorum, durabilir burada... Ben sözümü bitirmeden çocuk gitmiş oluyor, garsona bakıyorum sinirle, omuz silkiyor. Defterin boş sayfasının üzerinde kalem uzanmış yatıyor. Çocuk bir nokta koyabilmiş sadece, başlangıç ve bitiş noktası... Denize bakıyorum, bir başka sahneyi gösteriyor. Şefika Güney, Türkiye'nin en genç yazarı ünvanına sahip bir orta okul öğrencisi. Yüzlerce kitap okumayı 13 yıla sığdırmış bir çocuk. Medyanın ve kitap fuarlarının ilgisini çekmiş. Canım Dostumla Birlikte den önce Melis isimli bir roman yazmış. Kişisel web sayfasında yayınlanan Okuduğu Kitaplar bölümüne göz attığımda Dünya Klasikleri'ni ve birçok tanınmış yazarı, çocuk kitaplarının beraberinde görüyorum. Onu bu kadar okumaya iten şeyin ne olduğunu merak ediyorum. Kitabında çok kitap okumanın getirdiği hayal gücü kabiliyeti seziliyor. Kısa hikayelerden oluşan Canım Dostumla Birlikte bir çocuğun günlük hayatında yaşayabileceği olayları ve düşünsel durumunu, bize yine bir çocuğun gözünden, okumakla eğilmiş diliyle anlatılıyor. Şefika'nın masasının yanına gidip hırsız gözlerle kitaplarına ve defterlerine bakmak istiyorum. Fadik ve Kırmızı Bavul Fadik Sevin Atasoy, Artemis Yayınları, 264 s. Kırmızı Bavul'um, bundan tam altı sene önce saklandığı dolaptan sinematografik bir biçimde fırlayarak konuşmaya başladı ve müthiş bir öneriyle beni yoldan çıkardı. Bavuluma göre, yaşamda kendime biçilen role isyan etmeli, hayatımın senaryosunu baştan yazmalıydım. Öyle ikna edici konuştu ki, ona inanmaktan başka çarem yoktu. Dediğini yapıp tüm eşyalarımı ihtiyacı olanlara bağışladım ve İstanbul'dan, evimden ayrıldım. Bir bavula sığdırdığım yükümle dünyanın farklı coğrafyalarında, kaderin cilvelerine kucak açtım. Sıradışı Basit Marie-Aude Murail, Çev: Sibil Çekmen, Tudem Yayınları, 208 s. Yeni ev arkadaşları çılgınlığı, gençliği ve sarmal bir aşkı sahiplenen dört üniversite öğrencisinden oluşursa, işler ne kadar ilginç hale gelebilir? Yeni hayatlarında Kléber ile Basit'i pek çok sürpriz bekliyor. Basit'in omuzlarına bindirdiği ağır yükün hediyesi olan türlü maceranın yanında Kléber, aklını çelen iki kız arasında da seçim yapmak zorunda. Çarpıcı konusu ve güçlü karakterleriyle kardeşliği, dostluğu ve aşkı anlatan Sıradışı Basit, farklılıkların kabulünü yücelten, en az ismi ve hikâyesinin kahramanları kadar sıradışı bir roman. Çalınan Kent Gülsevin Kıral, Günışığı Kitaplığı, 168 s. Yedikule Hisarı'ndan Çin Seddi'ne ve daha birçok mekâna ve zamana uzanan roman, kentlerin geçmişini bugünde buluşturuyor. Usta bir dedektif ve ona yaz aylarında çıraklık yapan Mustafa'nın akıl almaz maceraları ekseninde genişleyen dizinin bu kitabında, Yenikapı arkeoloji kazıları ve ağaç katliamı gibi güncel konular da bir çocuğun merakını uyandıracak biçimde olay örgüsünde yerini alıyor. Muzip dili ve gerçekliğin içinde yarattığı fantastik tadıyla çocuk okurun heyecanla okuduğu dizi, yetişkinleri de çocuklarla birlikte kentlerin geleceğini düşünmeye davet ediyor. Harflerimizin Gizli Dünyası Feyza Hepçilingirler, Res: Serap Deliorman, Kırmızı Kedi Çocuk, 160 s. Harflerimizin gizli bir dünyası olduğunu biliyor muydunuz? Pelin de uçan dairesi ile gitmeseydi bu dünyayı hiç öğrenemeyecekti. Küçük yumuşak g ile arkadaş oluncaya kadar harflerden dostları olabileceğini aklının ucundan bile geçirmemişti çünkü. Yumuşak'ın ailesiyle siz de tanışmak istemez misiniz? Ya harfler dünyasının yöneticileriyle? Ya B Bey nasıl biriymiş? Yoksul harflerin temsilcisi C'yi merak etmiyor musunuz? Harflerimizin gizli dünyasını bu kitabın içinde bulacaksınız ve bundan sonra açtığınız her kitapta karşılaşacağınız her harf size tanıdık gelecek.

14 14 1 Ağustos 2014 Cuma Aydınlık Yeni çıkanlar Önce Şairleri Yaktılar Ahmet Cemal, Can Yayınları, 280 s. Önce Şairleri Yaktılar'da onun son dönem denemelerini bulacaksınız. Kimi zaman bir günlük parçasına, kimi zaman okuruyla bir dertleşmeye, kimi zaman ülkemizin can alıcı politik gerilimine değinen Ahmet Cemal başlıkta ne diyor: Önce Şairleri Yaktılar. Sonra sanatın tüm alanlarını aşağıladılar; heykelleri yıktılar, tiyatroları kapattılar; ders kitaplarında şiirleri sansürlediler... Ama susturamadılar. Susmayan bir edebiyat adamının kaleminden çıktı işte... Çakalların Yurdu Adrian McKinty, Çev: Ömer Mülazım, Martı Yayınları, 448 s. Zengin Hollywood yıldızlarının uğrak yeri olan Fairview kasabasında araba çarpması sonucu bir kişi ölür. Bu kişi kaçak bir göçmendir. Ölümünün sorumlularıyla ilgili hiçbir yasal işlem yapılmadığı gibi cenazenin ardından olayın üstü örtülür. Fakat bu olayı unutmayan biri vardır: ölen adamın kızı, Dedektif Mercado. Genç kadın yasadışı göçmen olarak sınırı geçer ve babasının ölümünü araştırmak için Fairview'da hizmetçi rolüne bürünür. Ancak Mercado'nun fazla vakti yoktur. Kedi Sahibinin El Kitabı David Brunner, Sam Stall, Çev: Rana Alpöz, NTV Yayınları, 224 s. Koltuğunuzdaki tırmık izleri, kapınızın önünde duran ölü fare, kıyafetlerinize yapışan tüy yumakları... Adım adım talimatlar ve grafiklerle hazırlanan Kedi Sahibinin El Kitabı sıkça sorulan sorular hakkında açık ve anlaşılır cevaplar sunuyor. Köpeklerle en rahat anlaşabilen kedi hangi ırktan? Kedinin dış bakımını en iyi nasıl sağlanır? Kedinin tuvaletten su içme davranışı nasıl önlenir? Prens Machiavelli, Remzi Kitabevi, 128 s. Kimilerince devlet yönetiminde zafere giden her yolun mubah olduğunu savunduğu için eleştirilen, kimilerince de siyasal bir başyapıt olarak sayılan Prens, devlet yönetme sanatı ve siyaset etiği üzerine yazılmış en etkili eserlerdendir.prens'in kaleme alındığı dönem İtalyan Rönesansı'na denk gelmektedir. Prens, bu döneme ilişkin devlet yönetme sanatına yeni bir bakış getiren çalışma olarak tanındı. Machiavelli'nin bu yapıtı, siyaset felsefesinin temel metinlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Çıplak Ceset Celil Oker, Altın Kitaplar, 144 s. Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyan ve kayıplara karışan yeğenini bulması için bir kumaş tüccarı tarafından tutulan Dedektif Remzi Ünal için işler daha en başından sarpa sarmıştır. Bir işi aldıktan sonra pişman olmak belki onun karakterine pek uygun değildir ama içten içe karanlık bir alışverişte piyon olarak kullanıldığını düşünmektedir. Zaten ne tüccar tüccara benzemektedir ne de yeğen Boğaziçili bir öğrenciye. Ancak ne olursa olsun onun adı Remzi Ünal'dır ve aldığı her işi muhakkak bitireceğinden kimsenin şüphesi yoktur. Vahşi Hukuk Cormac Cullinan, Çev: Meral Güneşdoğmuş, Ayrıntı Yayınları, 304 s. ormac Cullinan'a göre, doğal topluluklar ve ekosistemler yasal hakları olan tüzel kişilerdir. Biz insanlar iklim değişikliği gibi büyük krizlerle baş etmek istiyorsak, sorunun kaynağına inmeliyiz; kim olduğumuzu yeniden düşünmeli, doğal dünyayla kopan bağlarımızı yeniden kurmalıyız. Vahşi Hukuk, politika, hukuk teorisi, kuantum fiziği ve yerli halkların kadim bilgeliğini bir araya getirerek ilginç ve kolaylıkla okunup anlaşılabilecek bir öneriler dizisi ortaya koyuyor. Naklen Hayat Gürkan Tellioğlu, Mikado Yayınları, 105 s. Hiçbir mahsur görmeyiz duyduğumuz şehir efsanelerini fısıltı gazetesiyle yaymakta. Bu kitap aslında bilmediğiniz bir dünyaya dair kafanızda bulunan yanlış kanaatlerin ne kadar büyük etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Teknik terimlerle hastalıkların anlatılmasına ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum. Asıl ihtiyaç insan olma hallerinin anlaşılabilmesi, umursanması. Tehlikeye girdiği anda en yalın haliyle kalıveriyor ya hayat, gelin, bunu sağlığımız yerindeyken fark edelim. Çizgilerle Lenin Rius, Çev: Çiçek Öztek, Yordam Kitap, 168 s. İnsanlık tarihinin en önemli önderlerinden biri... Kökleri nerelere dayanıyor, filizleri nerelere ulaştı? Tanınmış Meksikalı çizer Rius'un çizgilerle çarpıcı ve eğlenceli kıldığı bu kitap, Vladimir İlyiç Ulyanov'u çok farklı yönleriyle anlatıyor. En başta da hayatı ve düşüncesinin yarattığı etkinin neden bu kadar kalıcı olduğunu gösteren bir niteliğini: cesaret dolu gücünü. böyle bir önderin yetişmesindeki etkisini okumak oldukça aydınlatıcı bir deneyim. Ali Ulvi Kurucu Hatıralar Seti M. Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Yayınları, 1615 s. Üstad Ali Ulvi Kurucu, Türkiyemizde ve Müslüman ülkelerde milyonların tanıdığı bir zat... Sevimli çehresi, Muhammedî güzel ahlâkı, ruhlara hitap eden millî, dinî şiirleri ve insanı manevî âlemlere alıp götüren gönül sohbetleri ile bir illim ve irfan önderi... Hayatının ilk yıllarını Konya'da geçirdikten sonra, Kahire'de El Ezher Üniversitesi'nde eğitim gören ve ömrünün geri kalanını Medine-i Münevvire'de geçiren Kurucu, 2002 yılında orada vefat etti. Sat Komandoları ve Anılarım Ali Türkşen, Kırmızı Kedi Yayınevi, 324 s. SAT'ların Türkiye ile iç içe geçmiş tarihine ilişkin elimize ulaşanlar ne yazık ki çok sınırlı. Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen tarafından yazılan 1963'ten Günümüze SAT Komandoları ve Anılarım'ın önemi de burada. Türkşen, Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi'nde tamamladığı kitabında SAT'ların hangi aşamalardan geçerek bugünlere ulaştığını ve farklı bahriyelerin benzer birimleriyle ilişkilerini detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Kuzey Kıbrıs'ta Türkiyeli Göçmenler Hatice Kurtuluş, Semra Purkıs, İş Bankası Kültür Yayınları, 354 s. Onlar, Türkiye'nin en yoksul, eğitime ve bilgiye erişimi en sınırlı, modern yaşamla tanışmamış köylerinde ayakta kalmaya uğraşan emekçilerdi. Çoğu dağ veya orman köylüsüydü. Köylerinde geçim koşulları kalmadığını görünce kendilerine yer gösterilmesini talep etmişlerdi. Bir gün kapıları çalındı, onlara toprak ve gelecek vaat edildi. Kuzey Kıbrıs'ta iskân edilecekler, evleri, toprakları olacaktı. Johan Thoms'un Felaketlerle Dolu Muhteşem Hikayesi Ian Thornton, Çev: Tuğçe Ayteş, Tekin Yayınevi, 328 s. Johan Thoms, Bosna'nın Argona kasabasında dünyaya gelen, zeki ve terbiyeli bir genç. Bir insanın hayatında olmasını isteyebileceği her şeye sahip: Onu çok seven bir aile, samimi dostlar, nüfuzlu tanıdıklar, iyi bir eğitim; daha üniversite öğrencisiyken başladığı o döneme göre yüksek maaşlı bir iş. Ama bu iş, hem onun hem de milyonların hayatını değiştirecektir. 20. yüzyıl tarihinin gidişatını değiştirecek ve tek gerçek aşkı Lorelei'dan ayrı kalacaktır.

15

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ. Dokuz Eylül Üniversitesi 1990

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ. Dokuz Eylül Üniversitesi 1990 AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Önder PAKER 2. Doğum Tarihi: 27.05.1960 3. Ünvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tiyatro Dokuz Eylül Üniversitesi 1982 Yüksek Lisans

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik

Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik Çocuk Dergiciliği Alanında Türkiye den İki Örnek Bilim Çocuk ve Meraklı Minik Zuhal Özer 18 Nisan 2013, İzmir Çocuk Dergileri - Amaçlar Çocuklara küçük yaşlardan itibaren bilimi sevdirmek, Bilimin yaşamın

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI 23NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI Bitkileri tanıdık. Bitkileri gözlemledik. Bitki türlerini isimlendirdik. Bitkilerin

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 NİSAN AYINDA NELER ÖĞRENDİK? Çiçekleri tanıdık. Çiçekleri gözlemledik. Çiçek türlerini isimlendirdik. Çiçeklerin birer canlı olduğunu öğrendik. Farklı çiçeklerin

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF

KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF 1. Bir hikaye veya masalda geçen karakterleri öğrenir. 2.Tahminde bulunur. 3.Dinleme alışkanlığı kazanır. 4.Dinlediği hikaye/masalın özelliklerini

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları günlük bakımcıya veya kreşe gidecek olan vede başlamış olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 9-14 aylık çocuklar hakkında durum ve

Detaylı

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek Tarih: 19.01.2013 Sayı: 2014/01 İSMMMO dan Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı Raporu Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek İSMMMO nun Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı adlı

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ 1 SONBAHAR VE YAPRAKLAR Sonbahar Mevsimin de gözlemlediğimiz hava olaylarını isimlendirdik. Sonbahar mevsimine ait giysileri ayırt ettik. Rüzgâr

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

PENGUEN GRUBU MART AYI BÜLTENİ SİNCAPLAR TEMASI DÜNYA SU GÜNÜ ORMAN HAFTASI YAŞLILAR HAFTASI DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ

PENGUEN GRUBU MART AYI BÜLTENİ SİNCAPLAR TEMASI DÜNYA SU GÜNÜ ORMAN HAFTASI YAŞLILAR HAFTASI DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ PENGUEN GRUBU MART AYI BÜLTENİ SİNCAPLAR TEMASI DÜNYA SU GÜNÜ ORMAN HAFTASI YAŞLILAR HAFTASI DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ Sincapları tanıdık. Sincapları gözlemledik. Hayvan türlerini isimlendirdik. Hayvanların

Detaylı

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI!

ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! ANTALYA ALTIN PORTAKAL'DA JÜRİ HEYECANI! 51. ULUSLARARASI ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ'NİN ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI'NIN JÜRİSİ BELLİ OLDU Bu yıl 51.si düzenlenecek olan Uluslararası Antalya

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ 8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİM DÖNEMİ ÖZELLİKLERİNİ BİLMEK NE

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Nasıl Daha İyi Öğrenirim?

Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Farklı Öğrenme Yöntemleri Öğrenciler farklı yöntemlerle öğrenirler. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir: okuyarak ve okuduğunu hatırlayarak, önemli bölümlerin altlarını çizerek,

Detaylı

Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf

Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf Yrd. Doç. Dr. Özgül Polat Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf 11 Adım ve Soyadım Eşleştirme yapalım. A Cümlelerin ilk harflerinin her zaman büyük olması gerektiğini biliyor muydunuz? e T t E l e E L L

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ BU AY ÖĞRENDİKLERİMİZ ATATÜRK Atatürk kim olduğunu hatırladık Atatürk ün hayatını inceledik. Atatürk ün kişisel

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST

ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST ÖZET Oscar lı oyuncu Benicio Del Toro ya tüm dünyada fenomene dönüşen Hunger Games serisinin yıldızı Josh Hutcherson ın eşlik ettiği ESCOBAR: KAYIP CENNET,

Detaylı

2KiloMavi de. Misafir Yazarlık. Eylül 2012. 2kilomavi.wordpress.com

2KiloMavi de. Misafir Yazarlık. Eylül 2012. 2kilomavi.wordpress.com de Misafir Yazarlık Eylül 2012 de Misafir Yazarlık Nedir? Misafir yazarlık, de yazar olmayan takipçilerimizin yazdıkları herhangi bir yazılarının de yayınlanması anlamına gelir. Kendi bloğunuz olsun ya

Detaylı

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: BEP HAZIRLAMA :07.10.2011 BEP Birimi Üyeleri: - ÖĞRENCİNİN ŞU ANKİ PERFORMANS DÜZEYİ:.. öz bakım becerilerini yerine getirir... okuma yazmayı

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

ÇİÇEK GRUBU 2013-2014 HAZİRAN AYI BÜLTENİ YAZ MEVSİMİ BABALAR GÜNÜ DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TATİL Yaz mevsiminde havada meydana gelen değişiklikler neler? Yaz mevsiminde hayvanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Karikatüristlere fırsat

Karikatüristlere fırsat Karikatüristlere fırsat Beşiktaş Belediyesi etkinliklerini sürdürmeye devam ediyor. Beşiktaş Belediyesi bu sefer karikatür sanatının öncülerinden bir tanesi olan 'Nehar Tüblek' adına bir karikatür yarışmasına

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

SINAV KAYGISI ÖLÇEĞİ

SINAV KAYGISI ÖLÇEĞİ SINAV KAYGISI ÖLÇEĞİ Adı, soyadı... : Sınıfı... : Tarih :.../.../2015 YÖNERGE: Okuduğunuz cümle sizin için her zaman veya genellikle geçerliyse sağdaki boşluğa " doğru " anlamına gelen D harfinin altına

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür.

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Kullanılmayan beyinde kısmi ve genel büzülme meydana gelir. Bilim adamlarının araştırmaları,

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

5. SINIF DENEME SINAVLARI DAĞILIMI / TÜRKÇE

5. SINIF DENEME SINAVLARI DAĞILIMI / TÜRKÇE TÜRKÇE Öğrenme Alanı 3. OKUMA 4. YAZMA 5. GÖRSEL OKUMA VE GÖRSEL SUNU Alt Öğrenme Alanı 2. Okuduğunu Anlama 4. Söz Varlığını Geliştirme 5. Tür, Yöntem ve Tekniklere Uygun Okuma 1. Yazma kurallarını uygulama

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Ahmet Vefik Paşa nın Çevirilerinde Osmanlılaşan Molière, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Haziran 2004.

ÖZGEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Ahmet Vefik Paşa nın Çevirilerinde Osmanlılaşan Molière, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Haziran 2004. ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: M. Gül Uluğtekin Unvanı: Okutman, Dr. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Sosyoloji ODTÜ 1999 Y. Lisans Sosyoloji ODTÜ 2002 Y. Lisans Türk Edebiyatı Bilkent 2004 Doktora Türk Edebiyatı

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, İnsan yetiştirmek başka hiç bir canlıyı yetiştirmeye benzemez.

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

2014 / 2015 - SAYI: 04 Haftanın Bazı Başlıkları Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Renkli Bahçemiz En Son Haberler Gazetemizde Hayvanları Koruma Günü

2014 / 2015 - SAYI: 04 Haftanın Bazı Başlıkları Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Renkli Bahçemiz En Son Haberler Gazetemizde Hayvanları Koruma Günü 2014 / 2015 - SAYI: 04 Haftanın Bazı Başlıkları Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Renkli Bahçemiz En Son Haberler Gazetemizde Hayvanları Koruma Günü Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım

Detaylı

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Mustafa ŞAHİN 29 Eylül 2015 Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Geçtiğimiz hafta İngiltere de Londra nın güneydoğusunda şirin bir kasaba ve üniversite şehri olan Greenwich teydik. Kasabadan adını

Detaylı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı On5yirmi5.com Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı Türkiye ve İstanbul çapında verilecek olan Yaz Kur an Kursu eğitimlerini İstanbul Müftü Yardımcısı Mehmet Yaman ile konuştuk Yayın Tarihi : 15

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 21 Ekim 2005 A company of ( Kadınlar dan hatırlatma) Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi pişirdik. Topla tanışma oyunları oynadık. Heykel ol, adını

Detaylı

Seyir Defteri 10. YIL ÖZEL SAYISI. 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ. Akyurt Vakfı tarafından 4 ayda bir yayımlanır. Aralık 2009 Sayı: 15

Seyir Defteri 10. YIL ÖZEL SAYISI. 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ. Akyurt Vakfı tarafından 4 ayda bir yayımlanır. Aralık 2009 Sayı: 15 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ Seyir Defteri Akyurt Vakfı tarafından 4 ayda bir yayımlanır. Aralık 2009 Sayı: 15 10. YIL ÖZEL SAYISI 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ GÖNÜL DOSTLARIMIZ SUMMA A.Ş. AKIN GÖKYAY

Detaylı

ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU

ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU BASIN DAVETİ ÖRNEĞİ 2 3 ANAVARZA BAL HAKKINDA 1979 yılında Süleyman Sezen'in kurduğu Sezen Gıda Ltd. Sti., 1995 yılında Anavarza Bal markasıyla bal sektörüne giriş yaptı. Adana'nın

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

EĞİTİMDE GÜNCEL SORUNLAR. -Küreselleşme, teknoloji,internet ve sosyal medya bağlamında -

EĞİTİMDE GÜNCEL SORUNLAR. -Küreselleşme, teknoloji,internet ve sosyal medya bağlamında - EĞİTİMDE GÜNCEL SORUNLAR -Küreselleşme, teknoloji,internet ve sosyal medya bağlamında - Küreselleşen dünyada toplumlar Küreselleşmenin toplumlar üzerindeki etki alanları Ekonomik Teknolojik Teknoloji transferi

Detaylı

İLK ADIMLAR SINIFI HAFTALIK BÜLTENİ

İLK ADIMLAR SINIFI HAFTALIK BÜLTENİ ÖZEL ASÇAY ANAOKULU İLK ADIMLAR SINIFI HAFTALIK BÜLTENİ Hazırlayan:FUNDA SAYDAM ÖĞRETMENİN MESAJI: MERHABA; 22.12.2014-26.12.2014 tarihleri arasında uygulanan etkinlikleri sizlere sunmaktayım. SEVGİLERLE

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu 3. Yazma 3. SAYFA HABERİNDEN ŞİİRE 3. Sayfa Haberinden Haydar ERGÜLEN İN «Elmanın E si» Adlı Şiire SERDAR SOLKUN GALATASARAY LİSESİ TDE ÖĞRETMENİ Grup: Ortaöğretim öğrencileri ( Hazırlık sınıfları ve 9.

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Seviyeli arkadaşlık sitesi eçift ile sağlıklı ilişkiler kurmak için bireylerin sorumluluk alması da gerekir

Seviyeli arkadaşlık sitesi eçift ile sağlıklı ilişkiler kurmak için bireylerin sorumluluk alması da gerekir Seviyeli arkadaşlık sitesi eçift ile sağlıklı ilişkiler kurmak için bireylerin sorumluluk alması da gerekir Seviyeli arkadaşlık sitesi eçift ile sağlıklı ilişkiler kurmak için bireylerin de sorumluluk

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

Hürriyet yazarı Gila Benmayor,bugünkü yazısını TURMEPA nın bir araştırmasından yola çıkarak kaleme almış.

Hürriyet yazarı Gila Benmayor,bugünkü yazısını TURMEPA nın bir araştırmasından yola çıkarak kaleme almış. İçinden deniz geçen sohbetlerin ana konusudur denizciliğimiz ve denize bakışımız. Yelkene ilgi yok. Basın yelken haberlerine yer vermiyor diye yakınırız. Peki deniz bu ilgiden payına düşeni alıyor mu?

Detaylı

HERKÜL TÜRKİYE VİZYON TARİHİ: 07.02.2014 İTHALATÇI: D YAPIM / DAĞITIMCI: PİNEMA SUMMIT ENTERTAINMENT VE MILLENIUM FILMS SUNAR A NU BOYANA YAPIMI

HERKÜL TÜRKİYE VİZYON TARİHİ: 07.02.2014 İTHALATÇI: D YAPIM / DAĞITIMCI: PİNEMA SUMMIT ENTERTAINMENT VE MILLENIUM FILMS SUNAR A NU BOYANA YAPIMI HERKÜL TÜRKİYE VİZYON TARİHİ: 07.02.2014 İTHALATÇI: D YAPIM / DAĞITIMCI: PİNEMA SUMMIT ENTERTAINMENT VE MILLENIUM FILMS SUNAR A NU BOYANA YAPIMI BİR RENNY HARLIN FİLMİ KELLAN LUTZ HERKÜL EFSANE BAŞLIYOR

Detaylı