Muhterem Okurlar, Şehir ve Kitap Bizim Külliye

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Muhterem Okurlar, Şehir ve Kitap Bizim Külliye"

Transkript

1

2 Muhterem Okurlar, Elinizdeki sayımızın dosya konusu Şehir ve Şair. Şehir, en çok şaire yakışır. Bir ressam şehirliyse şehrin rengi, bir şair şehirliyse şehrin sesi değişir. Bu ittifakı bir kenara itelesek de şehre dair renk ile sesin nitelik ve nicelik açısından diğer yerleşim birimlerinkini üçe beşe katladığı gerçeğini bir kenara öyle kolay kolay iteleyemeyiz. Şehrin gittikçe yoğunlaşan, yoğunlaştıkça da giriftleşen ilişkiler ağında, vatandaşlıktan ötesi ve istatistiki verilere dâhilinden başka yönü olmayan bir insanın devinimi bile şehrin şairi için temadır. Caddeler, sokaklar, parklar, bahçeler, meydanlar, otobüs ve minibüs durakları, beklemeler, mesai çıkışları, köşe başı dilencileri şair için ilham perisidir. Çok katlı alışveriş merkezlerinin yürüyen merdivenlerinden çıkarak aynalı ve lambalı vitrinleri önünden geçerken cansız mankenlerin fısıltılarını da duyar. Orhan Veli nin duyduğu ve gördüğü gibi: Dikilir köprü üzerine, Keyifle seyrederim hepinizi. Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı, Şıp diye geçer köprünün altından; Kiminiz düdüktür, öter; Kiminiz dumandır, tüter; Şehir yazılmaya ne kadar müsait ve hazırsa şair de yazmaya Gelecek sayımızın dosya konusu, Şehir ve Kitap Yeniden buluşmak ümit ve dileğiyle Allah a emanet olunuz. Bizim Külliye

3 Şehir ve şair NAZIM PAYAM Anka, varlığını tescilleyip kendisine veya ilgisine bir yuva arasaydı her hâlde, hâlden anlayan İstanbul u seçerdi. Yedi tepesinden birine konar, çöreklenir, hayat ağacını tüylerinin rengiyle süslerdi. İçindeki kuşları salıverip ruhunu kanatlandıracağı inancıyla ediplerimiz de öyle yapmıyor mu? Kader denilen pusula Mevlana yı Belh ten, Şems i Tebriz den getirtip nasıl Konya da buluşturduysa, keşke beni de üç günlüğüne de olsa eserlerini okuduğum o büyük dehaların şehirlerine götürseydi. Onlar, hangi atmosferin çocuğudurlar, duygu çıbanlarını kimler sıkmıştır? Boyunları neden kurgu düşlerinde asılı kalmış? Ayrıcalık şairde mi, şehir de mi? Bilmek, öğrenmek isterdim. Bu, hâlâ şiddetinden sarsıldığım bir arzudur. Kuşkusuz, hayatı kuşatan hâlleri sarsıcı öngörüleriyle anlatan o insanların mekânını yaşadığıma dair tanık göstermekten çekinmezdim. Kırk yıl önceydi, çarşılarında, camilerinde bir hizaya ve ruha dâhil edilen yerli güzelliklerimizin yüksek numunelerinden mülhem İstanbul a ilk adımı attığımda, aklıma gelen Fatih ti. Ama ben bu yeryüzü cennetini elimde Kendi Gök Kubbemiz le dolaşmış, semtlerin adını, hatırasını Yahya Kemal in hülyasıyla anmıştım. Görmediğim, gezmediğim yer kalmasın, kuruntusundaydım: Yetmedi 3

4 Kandilli den Çubuklu ya çıktık gezintiye Yalnız kürek sadâsı gelen bir kayıktayız. Birdenbire mes ûdum işitmek hevesiyle, Gönlüm dolu İstanbul un en özlü sesiyle Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir den bak! Bir zaman kendini karşındaki rü yâya bırak! Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen, Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimârı Böyle mâmûr eder ettikçe hayâl Üsküdar ı Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye Silkin ve sakin ol! dedim âvâre gönlüme. Bugün değilse yarın, bu şehirde değilse bir başka şehirde aradığın en uzun, en içli, ölümsüz hikâyeyi bulur, kıyısından, köşesinden bir biçimde ona dâhil olursun. İlla İstanbul da diyorsan, o başka. Ömrün oldukça uğrar, ararsın. İstanbul, şairler, yazarlar payitahtı. Daha nice edip, hatırasının nemli sayfalarını açmış seni bekliyor. Yalnız onlar mı? Divitinden mürekkep damlayan postnişin de Münzevi günlerimde sezmiştim: İnsan mucizesini hiçbir müdahaleye dayanmaksızın huşuyla izleyen İstanbul un bir başka büyüsü de herkesin geceye gömüldüğü saatlerde iki baş bir gönül olanlara uzlet zenginliği taşımasıydı. Burada gökten denize düşen yıldızlar, usul usul tepelere tırmanır, oradan kimsesizlerin, yoksulların evine, otel odalarına iner, selam verir, selam alır. Ardından, onları minaresinden, hisarından, çeşmelerinden akanla bir başlarına bırakır. Muhabbet, sabaha dek sürer. İnsana unutturulan şey uyumaktır. Hastası, elgini, ihtiyarı; tevekkülün edindirdiği uyumla bakar hayata. Yahya Kemal in tespitidir: İklimden anlayan gerçek ve hassas bir sanatkâr, İstanbul un eski semtlerinden herhangi birini, mesela: Koca Mustâpaşa semtini yahut Eyüb ü yahut Üsküdar ı yahut da Boğaziçi nin henüz millî hüviyetini muhafaza eden herhangi bir köyünü seyredince kat i bir hüküm vererek der ki: Bu halk bu iklimde ezelden beri sakindir ve bu iklime bu mimarîden ve bu halktan başka unsurlar yaraşmaz. Anka, varlığını tescilleyip kendisine veya ilgisine bir yuva arasaydı her hâlde, hâlden anlayan İstanbul u seçerdi. Yedi tepesinden birine konar, çöreklenir, hayat ağacını tüylerinin rengiyle süslerdi. İçindeki kuşları salıverip ruhunu kanatlandıracağı inancıyla ediplerimiz de öyle yapmıyor mu? Ahmet Hamdi Tanpınar da Yahya Kemal le İstanbul da buluşmuştu. Yahya Kemal, konuğunu uzun süre yanında tutmuş, yalnızca çeşme başlarında soluklanmak kaydıyla ona şimdilerde harap olmuş han, hamam, külliye ve kuleleri gezdirmiş, eski edebiyatımızda kısım kısım nadasa bırakılmış bu Müslüman Türk şehrini; İstanbul u, bir bütün olarak ve yeniden fethedercesine işlemişti. Sonrası malum: Üstadın Aziz İstanbul una karşılık Tanpınar ın Beş Şehir i Eserini kalp yağmuruyla yoğuran, cümlelerini mazi ateşiyle pişiren, noktasını elmasla, alyansla süsleyen bu Yahya Kemal tilmizi, şehrengizler meclisine girdiğinde o vakte kadar üç beş semtin tapusuyla caka satanlar, usulca oradan ayrılırlar. Yine kapılar İstanbul da açılmıştır. İstanbul yine sevdalı kalemlere serzâkirlik etmiştir. Ve yine Anadolu nun yerine yakışan gürbüz kalemleri boş yerleri doldurmakta gecikmez. İşte Uzun Çarşının Uluları, Altıncı Şehir, Yedinci Şehir, Kanatsız Kuşlar Şehri, Harput Şehrengizi, Geçmiş Zamanın Peşinde yahut Vaizin Söyledikleri Üstümüzden çıkardığımız ile üstümüze giyindiğimiz arasındaki fark, renkler solmayınca sezilmiyor. Ancak kabına sığmayan coşku daima yeniden doğar. Bizler mizacımızın bahşettiği zevk meşguliyetiyle toplumun bir parçası oluruz. Yeni, dediğimiz şeyler de bu zevk meşguliyetiyle topluma sızar. Yeniyi topluma sızdıracak şahsiyetli parçanın elzemi ise muhittir. Nice kalem erbabı, evvelinden oluşturulmuş muhitinin eseridir; hele taşrada! Taşrada erbabın inadı, ciddiyeti, ölçüsü ve bardağı taşırması evvelkilerden gelir. Sokağa, mahalleye, oradan şehre açılan pencereler zevke sindirilen merak ve heyecan iledir. Zaten istikbale emek sarf etmeye namzet yetenekleri, günübirlik uğraşlardan kurtaran da meraktır, heyecandır. Artık bugünün muhipleri, mazide kalan hayatın tarihini, musikisini, şiirini bir başka muhibbe ulaştıracak yolu bulmuşlardır. 4

5 DOLDURDUM BARDAĞIMA BÜTÜN İSTANBULLARI 1. Bir şadırvanın yorgun gölgesinde Üşüyen erguvanlara düşüyorsa soğuk nefesim Kan ter içinde bekler adımlarım Halatı kopmuş vapurların güvertesinde Evleri devrilmiş bütün sokaklarda Islık çalmadan yürüyorum Sarmaşıklar arasından yükseliyor ayın on dördü Tunçtan sabahları özlüyorum döşümdeki atlasın Bu şehir beni hiç sevmedi Martılar ve güvercinler uğramadı çatılarıma Tuhaf bir ihanetle kucakladı minareler gölgemi Türküler söyleyen dudağımdaki taşlardan korudum Adımlarıma yapışan kaldırımları İstanbul çizdim avcuna yağmur bakışlı çocukların Her sabah kurşun kubbelerde gerinen güneşi tanıyorum Denize düşmüş ağlarda kıvranan istavritin sancısını Daracık sokaklardan ağzı açık caddelere akan Ürkek babaların şaşkınlığını Ağlamalarını anlıyorum hoyrat elde gün görmemiş annelerin İç denizinde boğulan tepelerini diri çıkmış sabahların Yüzü sızlayan İstanbul u Şehre her girişimde bir İstanbul daha kalıyor geride Yaralanmış sevgililer yarım sesler kır kahveleri Sahilden bir yalı çekiyorum en olmadık yerlerde Kurt yeniği ahşaplar dökülüyor sırlı tarihinden dizelerin Eliböğründelere yaslanmış içli bir İstanbul türküsü 2. Şimdi dedim Lale zamanıdır Vurdum adımlarımı hırçın Marmara boyunca Birbirine benzeyen kahkahalar yükseldi çiçek tarlalarından Güneş kavuran surların gölgesinden geçtim Düştüm şerbet serinliği maviliğine dalgaların Utangaç sesiyle ısındım nargilenin marpucundaki közde 3. Tutsak Yedikule de zindana iki sevgili Bu iki sevgili ki İstanbul kadar tarumar 5

6 Gemiler dolusu şahmeran geçer sokaklardan Yahya Kemal den şiirler dökerek kaldırımlara Kıyıya vuran sirenler ürkütür vapurlarını bile Pörsümüş dubalarını döver dalgaların inadı Kimde İstanbul olur mavnadan düşen balık Ve kimden sorulur cumbaların sessiz isyanı Bilirim nice yazlar geçer uzaktan el sallayarak Şebnem titrer lalenin savrulan yelesinden Uyur İstanbul un bütün seyip yüzleri Yitik bir şiirde ancak bulurum yönümü 4. bağlamaz firdevse gönlüni galata yı gören Ciğerlerine çekmişse İstanbul un efsunlu dumanını Ve almışsa balkonlardaki menevişlerin işaretini Her âşık Şaşırır yolunu gidip durduğu sevgilinin Aydınlık ve karanlık birbirine tutunmuş Geçerken yüzlerce yıldır şadırvanlı sokaklardan Kızaran ufukla birlikte açarak gözlerini camiler Yani o Müslüman taşlardan yapılmış camiler Biraz daha İstanbul olur her gün doğuşunda Bilirsiniz belki ancak şehir konuşur Geceyi gündüze bağlayan bütün zamanlarda Ay bölünmüş olsa da bıçak sırtlı minarelerle Canlı cansız ne varsa oturur yerli yerinde Dokunursunuz bazen şehrin alınyazısına Bilinmedik suçlar kuşatır küçücük dünyanızı İstanbul da düşer sırrı bütün aynaların Ağrıyan coğrafyaların mehlemi saklıdır serviliklerde Çaresiz uykusundan bilerek uyanmaz Ayasofya Ve sürekli kanar maskelenmiş gözleri Kimse görmez Şifreli gözyaşlarıyla kovalar Cenevizli korsanları Ağlayan yanlarını saklayarak hepinizden Tan yeri evliya mezarları 5. Doldurdum bardağıma bütün İstanbulları İntihara meyilli bulutları sıkarak avcumda Yatıştırdım öfkeden kudurmuş yanlarımı Şimdi masmavi bir düşün tam ortasında Çiziyorum kadim hüsranlarını kilitsiz hisarların Ve oturup çarmıhtaki Boğaz a karşı Ağrıyan yanlarından seviyorum İstanbul u ÖZCAN ÜNLÜ 6

7 JULIET İN BORDO ELBİSESİ Annesi seçerken kumaşını Juliet hiç oralı olmadı Bordo ipek mermer masadan kalktı Masa da: mermer ve pirinç dikkatli okur Saçlarını tararken hizmetçi, başka günler elbisesini giydirirken Juliet aynı Juliet mi Ağzını bıçak açmaz (Shakespeare İngilizcesinde yoktur bu deyim Anlatanın tasarrufu, ha tamam) Diken istenilen günde bitirdi Annesinin dileği Juliet kan içinde, kara içinde, sarı içinde Elbise bordo, kurdele, neşe içinde Bir parçası balkonda takılı kaldı gece Juliet bilir mi, bilmez Kalbi malum, aklı korku, umudu çirkin cüce Arkası kin, önü karanlık En çok sen sobelenirsin Juliet Romeo yu öyle görünce Bordo elbise zehir oldu Juliet e Bunların tamamı ve daha fazlası Aslı nın bir düğmesi değil midir? SEVAL KOÇOĞLU 7

8 MUSTAFA SİNAN KAÇALİN* ile dil üzerine Bugünkü bir Rus genci bundan yüz sene önceki bir Rus romanını okuyor mu? Evet, okuyor. Biz Leskofçalı Galib i okuyabiliyor muyuz, okuyamıyor muyuz? Asıl problem budur. Bir kere Türk olmayı kültür manasında reddetmeyi bir marifet biliyoruz. TANER NAMLI Mustafa Sinan Kaçalin 1957 yılında İstanbul da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu yılında doktor oldu yıllarında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi bölümünde görev yaptı arasında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Macaristan da Lóránd Eötvös Üniversitesi Türk Dili Kürsüsünde Türkçe okutmanı olarak görevlendirildi. Aynı sürede Szeged József Attila Üniversitesi Altayistik Kürsüsünde çalıştı de Marmara Üniversitesindeki görevine döndü, arasında yardımcı doçent unvanıyla öğretim üyesi olarak çalıştı de doçent oldu de Marmara Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü öğretim üyeliğine getirildi yıllarında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı yılında Profesör oldu Şubat 25-Temmuz 11 tarihlerinde Pekin Minzu Üniversitesi Uygur Dili ve Edebiyatı Fakültesinde Karahanlıca, Harezmce ve İslam kültürü ve dilinin Uygur diline tesiri konularında yüksek lisans ve doktora dersleri verdi. Hâlen Türk Dili Kurumu Başkanlığını yürütmektedir. Hocam, öncelikle bir dil âlimi olmanız ve elbette Türk Dil Kurumu Başkanlığı göreviniz dolayısıyla Türkçenin bugünkü sorunlarını tespit etmenizi isteyerek sohbetimize başlamak istiyorum. Türkçenin sorunu yok. Türkçeyi konuşanların sorunu var. Türkçenin konuşulmasında, Türkçeyi kullananlar arasındaki başlıca sorun, bilgiyi bizlere dışarıdan taşıyan çift dilli mütercimlerden kaynaklanıyor. Asıl problem budur. Herkes belediyenin hassasiyetini dil kurumuna mal ediyor. Ne olacak bu sokaklardaki tabelalar!... Haftada bir aynı soru, aynı dikkat. Bu aslında dikkatsizlik ve bilgisizliktir. Ve dert yananın kendisi de yabancı tabelalı mağaza açıyor, ilgi gördüğünü söylüyor ama bunu yine sorun gibi görüyor. Sorun bu değil. İki sorun var: Birinci sorun, mütercimlerimizin dili bozuk. İkinci sorun, Türkler olarak Türkçe konuşan, Türkçe yazan atalarımızın metinlerini okuyamama * Türk Dil Kurumu Başkanı 8

9 cehaleti içindeyiz. Başka sorun yok. Dilde yozlaşma bahsinin amaca hizmet etmeyen, sun î birtakım tartışmalar etrafında döndüğünü söyleyebilir miyiz? Bu bir sosyal problemdir. Ben bir şey biliyorum, insanlarımız da farkına varsın, şuurlanalım diye bazı konular gündeme getirilir. O ayrı mesele. Konuyu gündeme getirdiğini sanan kişi, konunun yirmi beşinci kere gündeme getirildiğinin farkında değil. Uyuyarak gündeme getiriyor meseleyi. Tabela meselesini anlatıyoruz. Yirmi gün sonra, ne olacak bu tabelalar, bu sokakların hâli. Bir hafta sonra yine aynı soru. Sorduğu zaman dinlemiyor, bir başkasının sorduğunu da takip etmiyor. Tabelaları belediye ruhsatı engeller. Biz ne yapabiliriz ki. Size şöyle söyleyeyim. Siz gıda uzmanısınız diyelim. Tıp fakültesinde çalışıyorsunuz. Gıdaların içine bozulmayı engelleyici ilaç katıldığında, bunun sağlıksız olduğunu biliyorsunuz. Çorba, sulu yemekler, sağlıklı yemekler yenmesi gerekiyor; tost, gazoz gibi şeylerle beslenmek iyi değildir, bunu biliyor ve söylüyorsunuz. Çocuğun biri şişman, bu hastalığın içine girmiş, böyle beslenmekten dolayı vücut dengesi bozulmuş; bir elinde gazoz, bir elinde kaşarlı tost. Bak evladım, yeme, diyor musunuz ya da deme yetkiniz var mı? O da diyor ki, sana ne amca, canım böyle istiyor. Ben beslenme hekimiyim, dikkat etmek zorundasın deseniz, amca, işine git demez mi? Aynı şey dil noktasına gelince, ne olacak sokaktaki tabelaların hâli, nereye gidiyor bu dilimiz. Çok köylüce ve amiyane bir şekilde, bu dil nereye gidiyor diyorlar. Bu dil nereye gidiyor biliyor musunuz: Senin ağzındaki dil iyi bir yere gidiyorsa, bu dil iyi bir yere gider. Sen başkasıyla uğraşma, kendinle uğraş demek lazım. Tekrar başa dönüyoruz. Asıl problemimiz, bize bilgiyi taşıyan mütercimlerin dilinin bozuk olmasıdır. İlk problemimiz bu. İkinci problem şu: Biz atalarımızı reddediyoruz. Sözlüğe bakmadan Hüseyin Rahmi Gürpınar ın hayattayken yazdığı bir metni okuyabilen insanı şimdi bulamazsınız. Hüseyin Rahmi çok eski değil. Bugünkü bir Rus genci bundan yüz sene önceki bir Rus romanını okuyor mu? Evet, okuyor. Biz Leskofçalı Galib i okuyabiliyor muyuz, okuyamıyor muyuz? Asıl problem budur. Bir kere Türk olmayı kültür manasında reddetmeyi bir marifet biliyoruz. Eskiden lafıyla birçok şeyi reddetme durumuna girdik. Eskiden diyerek araya çizgi koyuyoruz, yeni abuk sabukluğu ikame ediyoruz. Mesela, fersûde kâğıt diyoruz. Affedersiniz ne dediniz, diyor. Kullanılmış kâğıt deyince anlıyor. Fersûdeye ne oldu da kullanmıyorsun. Mükerrer nüshaları şuraya ayır diyorsun, ne diyorsunuz diyor. Ne oldu? Nerde sıkıntı var? Niye mükerreri kullanmıyoruz? Tekrarlı mı diyeceğiz yani? Yineli nüsha mı diyeceğiz? Benim atamın kullandığı bir dil bu. Ben önce atamdan, anamdan bu dili öğreniyorum. Sonra kalkıyorum, ayaklarım yere bastığı zaman diyorum ki, benim atam bu dili bilmiyordu ve bu dili değiştiriyorum. Geçmiş olsun. Yaşam diye bir kelime çıktı. Yaşamaktan yaşam diyorlar, peki kanamaktan kanam var mı? Denemekten deneyim var. Ama yaşamaktan yaşayım yok. Masa başında uydurulmuş, türetilmiş bir kelime. Hiçbir Türk ün konuşmadığı bir kelime. Bizi ne Doğu Türkistan la ne Batı Trakya yla bağlantı hâline sokmayan acayip bir ucube. Kullanıyorlar, kullandırıyorlar. Burada bir yanlışlık var, düzeltelim diyorsun artık yerleşti diyorlar. Peki, hayat kelimesi yerleşti de, ona yerleşti demiyorsun da son on senedir yerleşmiş olan yaşam kelimesine niye yerleşmiş diyorsun. İnsanın önce yaptığımız mesleğe saygısı olur. Bir şey söylendiği zaman mesleğe hürmeti olur. Diyorsun ki burada bir yanlış var, sana sormadım diyor. Tamam, bana sormuyorsun ama benim dilimi konuşuyorsun. Yaşam diye bir kelime yok. Doğal diye bir kelime yok. Doğmaktan doğal varsa, gitmekten de gidel diye bir kelime olmalı. Doğmaktan doğal varsa eğer, gidel ne demek, gelmekten gelel ne demek? Asıl problem, atamızın dilini ve kendimizi reddetmektir. Hele bazı Türkçe eğitimcileri. Bir şeyler konuşuyorlar, anlayamıyoruz. İşitsel, görsel Yahu bir kumaş ya yünlüdür ya pamukludur. Ona göre onu sıcak suya sokarsın, yoksa büzüşür, acayip bir şey olur. Şimdi bu kelime fiil mi isim mi? İlk önce onu anlayalım. Bu ek isme mi geliyor, fiile mi geliyor? Fiile de getiriyorlar, isme de getiriyorlar. Öyle şey olur mu ya? Görmekten görsel ama kamudan kamusal. İsme de gelen fiile de gelen ek olmaz. Geçmiş olsun diyorum tekrar. Bu Türkçeyle bir şey olmaz. Türkçe bitirilmiştir. 9

10 Bitmiştir demiyorum, bitirilmiştir Bu yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün görünmüyor mu? Konuşanlar düzeltsinler. Silahla, emir komutayla düzelmez. En güzel Türkçe, köyde konuşulan Türkçedir. Köydeki Türkçeye saygılı olacağız. En güzel Türkçe eski Türkçedir. Eski Türkçeye saygılı olacağız. Köyde hangi nine, oğlum askere gitti de epeydir iletişemedim, ah bir iletişsem diyor? Hangi nine böyle konuşuyor? Türkçenin estetiği, zarafeti de kayboluyor. Türkçe maalesef bitti, yok artık dan önceki hangi metni koysak, sözlükle okuyamıyorlar. Hiçbir Türk devletinde okul diye bir kelime yoktur. Herkes mektep der. Mektebe ne oldu da mektebi attık dilimizden. Attırdılar. Onu bir anlayalım önce. Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan mektep diyor. Bir Türk birliği kuracağız diye bir yaygara tutturuyoruz. Hiçbir Türk ün kullanmadığı Türkçeyi kullanıyoruz. Hangi Türk dilinde doğal var? Ondan sonra diyoruz ki ne olacak bu Türkçemizin hâli. Ya sen, Türkçeyi yatırıp besmelesiz kesmişsin. Sonra diyorsun ki bu et yenir mi? Kesen sensin, karnı aç olan sensin, cevabı sen vereceksin. Ama denetim Türk Dil Kurumu nun vazifelerinden değil mi? Türk Dil Kurumunun böyle bir yetkisi yok. Asayişin korunması savcılığın vazifesidir. Suçu savcılık takip eder, polis değil. Ama biz savcı emriyle hareket eden polisi zannederiz ki suçu takip ediyor. Hâlbuki polis de savcı emrindedir. Türk Dil Kurumu ne yapacak? Ey Türkler! Türkçeyi güzel kullanın mı diyecek? Aynı zamanda problem yayın organlarında, televizyonlarda. Reklam çıkıyor, koşul diyor. O reklamı hemen keseceksin. Nasıl kullanırsın koşul kelimesini? Türkçe değil. Müdahale edebiliyor muyuz? Hayır, edemiyoruz. Türkçeye büyük hizmetler eden mahallî dergilerimiz var. Bir asır öncesinden bugüne Genç Kalemler, Küçük Mecmua dergileri gibi. Sadece edebiyatımıza, kültürümüze değil dilimize de önemli katkılar sağladılar, sağlamaya devam ediyorlar. Taşra dergilerinin üstlendikleri vazifeler hakkında kanaatleriniz nelerdir? Halk evlerinin çıkardığı dergiler gibi Bunlar iyi ve güzel adımlardır. Ben genelde eskiyle uğraşıyorum, yeniyi zaruretten takip ediyorum. Şunu söyleyebilirim, abuk sabuk yazmak insanı meşgul eder, yazmakta da emek ve seviye olacak. Emek ya bilgi açısından ya sanatkâranelik açısından olacak. Mahallî dergiler her yerde çimenlik her yerde temiz su gibidir. Her yerde bu 10

11 Mahallî dergiler her yerde çimenlik her yerde temiz su gibidir. Her yerde bu güzellikler olmalı. İnsanlar 20 kişilik, 30 kişilik mahfiller oluşturuyorlar. Kendi faaliyetlerini icra ediyorlar. Bunlar çok elzemdir. Bu musiki olabilir, edebiyat olabilir. Bunları çok takdir ediyorum. Ama kalite her zaman olmalıdır. güzellikler olmalı. İnsanlar 20 kişilik, 30 kişilik mahfiller oluşturuyorlar. Kendi faaliyetlerini icra ediyorlar. Bunlar çok elzemdir. Bu musiki olabilir, edebiyat olabilir. Bunları çok takdir ediyorum. Ama kalite her zaman olmalıdır. Kurumun bu dergileri taltif etmesi gerekmez mi? Sadece maddi anlamda değil, kurum nasıl destek olabilir kültür ve edebiyat dergilerine? Bu çok güzel bir şey. Böyle yapmamız lazım. Niye yapamadık? İşte, kurumun kanunu çıkmadı, kurum şöyle bir rayına oturamadı gibi birtakım problemlerle karşılaşıldı. Mesela sadece belge vererek maddi destek verilmez. Benim şahsi kanaatimce taltif edilmelidirler ve kurum olarak da buna sıcak baktığımızı söyleyebilirim. Kültür hayatımızda Divanü Lügatit Türk ü yazan Kaşgarlı Mahmut ve onu tekrar hayatımıza kazandıran Ali Emiri Efendi gibi insanlar yetiştirmişiz. Günümüzde de böyle üretici ve nakledici insanlara muhtacız. Bu dil şuurunu ve edebiyat sevgisini yeni nesle nasıl sevdireceğiz? Osmanlı kaside yazana para ödüyordu. O adam caizeyi aldığı zaman, o kışı çıkarıyordu, onunla yaşıyordu. Kilisli Muallim Rifat merhuma Keşfüzzunun un yeni baskısını hazırlatmışlar. Maarif Vekâleti bu işte Kilisli Muallim Rifat ı tavzif edelim demiş. Karşılığında da şu konağı veriniz. Bugünkü hâliyle konak dediğimiz şey bahçeli villa. Villada kaç kişi oturuyor, hepimiz apartman dairelerinde oturuyoruz. Eğer rahat ve büyük bir apartman dairesini öyle bir evin bugünkü karşılığı sayarsak, adam beş sene çalışıyor ve bunun karşılığında bir ev alıyor. Bugün adam bir meslek sahibi ama üç senede beş senede bir evi alamıyor. Osmanlı, bir ev alacak parayı, dili kullanan sanatkâra aktarıyordu. Bunun karşılığı bugün şu: Tebrik ederiz, kazandınız, iki yüz elli bin liralık çekinizi size takdim ediyoruz. Bu işlerin karşılığı olmasın mı? Akıllı zekâlı çocuklar mimar, mühendis olacak. Ondan sonra arta kalan ikinci tabaka çocuklar sosyal bilimleri seçecek ve bu sosyal bilimlerin karşılığındaki taltif ücreti de asgari ücret olacak. Sen de bu adamdan başarı bekleyeceksin. Böyle bir şey olmaz. Rağbet ve taltif olacak. Eğitimimize sıra geldiği zaman maalesef para yok. Mütercim Asım ın Kamus u, iyi bir kitaptır diyoruz ama çocuk hocam satılmıyor, diyor. Satılmıyorsa, ben vermeliyim. Sınıfımda kırk kişi varsa, kırk tane Mütercim Asım ın Kamus u olmalı. Dekanlıkta bunun tahsisatı olmalı. Sen kimya bölümüne şu tozdan, tuzdan alıyorsun, tıp bölümüne aletler alıyorsun, ama Mütercim Asım dan kırk tane kitap alırken kırk dereden su getiriyorsun. Nasıl olamayacağını, tahsisatın olmadığını, bir tane kitabın yeteceğini, bizden başka da bu kitabı isteyenin olmadığını, bu kitabın fotokopisinin olup olmayacağını söylüyorlar. Bana işimin nasıl yapılamayacağını anlatıyorlar. Ondan sonra da diyorsunuz ki bu işi nasıl başaracağız? Elimizin altında hiçbir sözlük ve kıymetli eser yok. Sadece filan yayınevinin bastığı bir Türkçe sözlük. Sonra bununla Türkçemizi ilerleteceğiz. Mümkün mü? Değil tabi. Paranın biraz da kültüre akıtılması lazım. Hocam, Bizim Külliye dergisi adına teşekkür ederiz. 11

12 M. KAYAHAN ÖZGÜL ile edebiyat ve şehir üzerine Klasik edebiyatımızdaki şehrengizleri, bir toprağa verilmiş şehir olma beratları diye anlıyorum. Şehr in şöhret le bağını biraz da buralardan hareketle kurmak mümkün oluyor. Gerçek şehir, kendisine has kültürünü yaratan ve bu kültürü devletinin medeniyet hazinesine ekleyebilendir. A. FARUK GÜLER M. Kayahan ÖZGÜL 1961 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümünde lisans, Gazi Üniversitesinde lisansüstü eğitimini tamamladı. Hâlen Gazi Eğitim Fakültesinde öğretim üyesidir. Yayınlanmış çalışmalarından bazıları: Halid Fahri Ozansoy, Hayatı ve Eserleri (1986), Hersekli Ârif Hikmet, Hayatı ve Eserleri (1987), Leskofçalı Galib, Hayatı ve Eserleri (1987), Yenişehirli Avni, Hayatı ve Eserleri (1990), Türk Edebiyâtında Siyâsî Rûyâlar (1993, 2004), Resmin Gölgesi Şiire Düştü-Türk Edebiyatında Tablo Altı Şiirleri (1997), Helvacı-zâde Muharrem Hasbi, Hayatı ve Eserleri (1998), Osman Nevres, Hayatı ve Eserleri (1999), Kandille İskandil (2003, ), XIX. Asrın Benzersiz Bir Politekniği: Münif Paşa (2005), Dîvan Yolu ndan Pera ya Selâmetle-Modern Türk Şiirine Doğru (2006), Seke Seke Ben Geldim (Sekmeler-I ve II) (2008), Son Jön Türk Kalesi: Ahmed Kemâl Akünal (2010), XIX. Asrın Özel Bir Edebiyat Mahfeli Olarak Encümen-i Şuarâ (2012), Babille Ebabil ()... Modern Türk edebiyatı üzerine yapmış olduğunuz çalışmalarınızı çok kıymetli buluyor ve bunlardan istifade ediyoruz. Çalışmalarınızda ediplerimizin mekânla, şehirle ilişkileri üzerine tespitlerinizi ifade ediyorsunuz. Şairlerin, şehirleriyle ve şehirlerle olan münasebeti hakkında bize neler söyleyebilirsiniz? Aman efendim, çok lütufkârsınız. Aklım erse ve gücüm yetse, bir kıymet ifade edecek çalışmalar yapmak isterdim. Kıt bir kabiliyetle ancak bu kadarı yapılabiliyor. Yine de iyi niyetiniz için teşekkür ederim. Şehir dediniz, değil mi? Şehir çok önemlidir; zira şehir umrandır, umran da medeniyet... Şehirleşememiş kavmin kültürü olur da medeniyeti olmaz. Medenî olmak, medîne si, şehr i olmaktan geçer. Şehr kelimesi Farsça da olsa, bir yandan şar ile akraba, diğer yandan şöhret ile köktaş gibi görünüyor gözüme... Siz şehri alır veya kurarsınız; sonra da şehir sizi koynuna alır ve yeni baştan kurgular. 12

13 Abdülhak Hâmid gibi söylersem, bedevî ile medenî nin farkı işte buradadır. İlki tabiata râm olur, ikincisi şehre... Medenîleşme nin bir tarifi de insanın tabiata hükmünü geçirme isteğinde galebe çalmasıdır ve şehir, tabiat güçlerini yenerek yahut dizginleyerek ortaya çıkardığımız mekândır. Bu manasıyla şehir, tabiata karşı kazanılan savaşın zafer tâkıdır. İyi de şehri kuranların zaten şehir kuracak kadar medenî olduklarını düşünmek daha doğru olmaz mı? Gelenekli çağlarda kimse şehir kurmamıştır. Bir yerin iklimini, suyunu, toprağını, istihkâmını beğenir; kabilenizi ve hayvanlarınızı oraya getirip binalarınızı dikersiniz. Evlerden başlayarak ihtiyacınızı karşılayacak mektep, mescit, pazar gibi mekânları da inşa edersiniz. Lâkin ortaya çıkan sadece bir köy olur. O mütevazı yerin sakinleri, medenîleşme yolunda verdikleri mücadeleyi köylerine yansıttıklarında, köy yavaş yavaş gelişmeye başlar. Yanlış anlaşılmasın, köyün umranca gelişmesinden bahsediyorum; nüfusunun artmasından değil... Aleve gelen pervaneler gibi, şehirleşme ışığı taşıyan yere zaten insanlar akacak ve nüfus fırlayacaktır. Geçen yıl, otomobilimin radyosundan kulağıma çalınan bir şarkıda, Büyüyünce şehir olur köyler Köylüler de şehirliler deniyordu. İnanılmaz cehalet! Her civcivin büyüyünce mutlaka hindi olacağını söylemek kadar aptalca değil mi? Hayır efendim, her köy büyüyünce şehir olamaz; belki kasaba olur, hatta kent de olur; fakat şehir olmak başka donanımlar taşımayı gerektirir. Şehrî olmanın kendine has prensipleri vardır; hele hemşehrî olma bilincini aşılamayan hiçbir kent şehir değildir. Bugün adı büyükşehir belediyesi olan pek çok yerde şehir kültürüne tesadüf etmek mümkün değilken, bir avuç sakiniyle şehir olmayı başarmış pek çok yer biliyorum. Sözün gelişi, Damat İbrahim Paşa nın Muşkara yı Nevşehir adıyle mamur etmesi, orayı şehir saymak için yeterli midir? Bunun Batman veya Düzce nin il yapılmasından ne farkı var? Bir coğrafyayı kent yapan, vali tarafından yönetilmesi olabilir; ama, bir kenti şehir yapan, medenîleşme mücadelesidir ve onun tarihî etkilerini görebilmek için büyük kalabalıklara da ihtiyaç yoktur. Şehir, bir mahallin mülkî-idarî adı değil; tarihî ve antropolojik kökleri olan bir kültürel toplaşmanın mekânda beliren medenî sistematiğidir. Hiçbir zaman şehir sayılamayacağını bilmeme rağmen, benim gözümde ve gönlümde Harput un her zaman bir şehir olması bundandır. Bir köyü medenîleştirip şehir yapanlar, yetiştirdiği yöneticileridir, kanaat önderleridir, feylesoflarıdır, mimarlarıdır, sanatkâr ve zanaatkârlarıdır; fakat son noktada, artık bir şehir olup olmadığını belirleyen turnusol kâğıdı şairleridir. Ne zaman ki şairler, içinde yaşadığı yere methiyeler düzmeye başlamış; bilin ki, orası ya şehirdir ya da şehirleşme yolunda ilerlemektedir. Klasik edebiyatımızdaki şehrengizleri, bir toprağa verilmiş şehir olma beratları diye anlıyorum. Şehr in şöhret le bağını biraz da buralardan hareketle kurmak mümkün oluyor. Gerçek şehir, kendisine has kültürünü yaratan ve bu kültürü devletinin medeniyet hazinesine ekleyebilendir. Viyana ekolü, amel-i Dımışkî, Parisienne hayat, Erzurum barı, Horasan erenleri, Londra Kulesi, Kayseri mantısı, sebk-i İsfahânî, Uşak halısı, Nişâburek makamı gibi bir şeyler... Şehirle şairin ilişkisi simbiyotiktir. İlk adımda, şairi şehir yetiştirir, şehri de şair büyütür. İkinci adımda, şairi şehir büyütür, şehir de şairi ölümsüzleştirir. Sonuncu adımda ise, şair şehirde ölür; şehir de onu ölümsüzleştirir. Siz, hiç köyünden çıkmadığı hâlde, kıymeti İstanbul da da bilinen, edebiyat tarihlerine girmiş bir şair hatırlıyor musunuz? Soruyu tersine çevirerek de sorabilirim: Siz, köyünü terk etmemiş mükemmel bir şairin, İstanbul un üçüncü sınıf pespaye şairlerine olsun tercih edildiğini hiç gördünüz mü? İyi de bunu şehir kültürünün baskınlığıyla mı açıklamalı? Hayır, şehirlerin şiir kültürünün de Âsitâne nin şiirine bağlanma gayretleriyle açıklanmalı. İstanbul herkes için modeldir. Şehirler İstanbul a gıpta eder; şehirliler İstanbulluya... Anadolu dan, kızına İstanbul, oğluna Üsküdar adını vermiş birkaç aile tanıdım; hatta oğlu- 13

14 Siz, hiç köyünden çıkmadığı hâlde, kıymeti İstanbul da da bilinen, edebiyat tarihlerine girmiş bir şair hatırlıyor musunuz? Soruyu tersine çevirerek de sorabilirim: Siz, köyünü terk etmemiş mükemmel bir şairin, İstanbul un üçüncü sınıf pespaye şairlerine olsun tercih edildiğini hiç gördünüz mü? nun adına binalar diken bir müteahhidin Üsküdar Apartmanı nda oturmuşluğum da var. İstanbul bir zamanlar Türk ün kızıl elması idi, sonraları da aksâ-yı emel i olmayı hep sürdürdü. Bir yerlerde İstanbul dan bakınca her yer taşra görünür ama, taşradan bakınca İstanbul içre görünür demiştim. İstanbul, sadece İstanbulluya nikâh düşmeyeceğini düşünüp güzelliklerini de sadece ona göstermeye hazır bir nâzenindir. Taşra şehirlerinin onunla ilişkisi, sonu hiç mutlu bitmemiş ve bitmeyecek bir gül-bülbül hikâyesi... Ona benzemeye çalışmazsanız sizi mahremi yapmaz; lâkin ona benzerseniz de kötü taklidi olduğunuzu düşünüp burun kıvırır. Dedim ya, müşkülpesent bir nâzenindir. Şair olarak ondaki gelişmeleri takip eder, onun meselelerini meseleniz bilir, yeniliği onda görür, İstanbul Türkçesi ile yazarsınız; yine de yaranamazsınız. Çok uzağa gitmeden, Bizim Külliye ye bir bakın. Bir Elâzığ dergisinde Elâzığ pek az; ama her satırında İstanbul un entelektüel dikkatleri, poetik meseleleri, dili, kültürel zenginliği var. Öyle ama... Affedersiniz, niyetim gayet hâlisane... Sözlerimden bu durumu eleştirdiğim manasını çıkarmayın lütfen. Bin yıllardır hep olagelen budur. İster Yenice-i Vardar da yaşasın, isterse Bağdat ta, gelenekli edibin kıblesi de hep İstanbul du. Güçlü bir kırılma yaşanmadıkça, şimdi de bu durumun değişmesi için bir sebep yok. Mahallî şehir kültürleri elbette önemlidir; lâkin o kültür, tabii merkez olan İstanbul a bağlandığında daha da önemlidir. Çaylar ırmağa, ırmaklar denize kavuşmalıdır. Umman nehirlerle beslenir beslenmesine de bunu hiç itiraf etmemek meşrebi gereğidir. İstanbul, asırlar boyunca, kocaman bir Türk coğrafyasından akan kültürel zenginliğin bütün hamulesini taşır. Genelleyerek konuştuklarımızı biraz daha daraltalım ve Yahya Kemâl le İstanbul örneği üzerinde konuşalım. Yahya Kemâl in şiirlerinde İstanbul a, İstanbul un semtlerine ve bu semtlerdeki mimariye, sanat eserlerine karşı bir hayranlık duygusu ön plana çıkıyor. Bu hayranlık duygusu, bu mekânların ve eserlerin fiziksel güzelliklerine olduğu kadar, arka planda, tarihî ve kültürel özelliklerine yönelik olarak da kendini gösteriyor. Ayrıca İstanbul dan hareketle bütün bir Türk coğrafyasının medeniyet tarihini onun şiirlerinden okumak mümkün. Yahya Kemâl in «şehir le olan münasebetini nasıl bir çerçeveye yerleştiriyorsunuz? Yahya Kemâl şair olmaktan önce, bir şehir adamıdır, hatta şehir-adam dır; hayatının dönem noktalarını Üsküp, Paris, İstanbul, Varşova, Lizbon, Madrid, Karaçi gibi şehirler belirler. Doğduğu topraklar hariç, hepsi de nehirlerin beslediği umman şehirler... Sözgelimi, mebusluğunu yaptığı Urfa, Yozgat, Tekirdağ gibi şehirler onun hayatında bir kilometre taşı olmayı başaramazlar. Aynı şekilde, Ankara da onun için bir şehir değeri taşımaz; çünkü resmen bir şehir sayılsa da henüz şehir kültürü olmayan bu kasaba, şairi hiç etkilemez. Ankara nın en çok İstanbul a dönüşünü sevdiğini söylediğinde, hiçbir Ankaralı çıkıp da Biz de en çok, Yahya Kemâl in İstanbul a dönüşünü seviyoruz. demez. Niçin? Çünkü Türk medeniyetinin Kâbe sini sevdiği için bir şairi suçlamak kimsenin aklından geçmez. Da- 14

15 hası, Ankaralılar da ondan farklı düşünmezler. İstanbul un şehrengizini de Yahya Kemâl yazmıştır denebilir. Yahya Kemâl de İstanbul un turnusol kâğıdıdır. Şehre ve onun temsil ettiklerine körlemesine bir hayranlıkla bağlı değildir; kendince sevme sebepleri ve bu sebepleri doğrularken şiirin çok dışına taşan bir sistematiği vardır. İstanbul u bir laboratuvar nesnesi gibi semtlerine parçalar, ayrıştırır ve her parçasını aynü lyakîn bilmek için, o koca gövdesini ayaklarına ve bastonuna yükleyip kilometrelerce yürümeyi göze alır. Tarihî yarımadayı Topkapı surlarına kadar dolaşır; Anadolu yakasını sahil boyunca karış karış bilir. Şehri bir bilim adamının titizliğiyle incelerken, tarihi, coğrafyası, sanat tarihi, sosyal ve demografik manzarası gibi pek çok farklı unsuruna soğukkanlılıkla yanaşır. Nihayet, son hükmünü verdiğinde de hayranlığını şiirleştirir: Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Turnusol kâğıdı artık muhabbetin rengini almıştır. Yani Yahya Kemâl in İstanbul sevgisinin akılcı, hatta ilmî bir yanı olduğunu mu söylüyorsunuz? Evet, tam olarak bunu söylüyorum. Şairimiz, asla gözüne perde inmiş romantiklerden olmamıştır. Sevgisinde hem tutkulu hem temkinlidir. Teslim olurken bile şuurludur. Ondaki, niçin sorusuna rahatça verilecek cevapları olan bir sevgidir. İstanbul u da biraz böyle sever; önce aklı, sonra kalbiyle... Mütareke yıllarının Dârülfünûnunda şairin talebesi olan Tanpınar, onun sınıfta coğrafya ile tarihi birleştiren bir milliyet anlayışı telkin ettiğini söyler ki, bu anlayışın mikro örneği de İstanbul dur. Şair, İstanbul u Roma nın üstüne kurmuş olmamızın tarihte muzâaf bir kıymet i olduğunu düşünür. Aksaray, Çarşamba, Karaman (şimdiki Fatih) gibi ayrıştırdığı semtlerin her biri, Osmanlı coğrafyasının dört bucağından getirilerek iskân edilen Türklerden oluşturulduğundan, İstanbul u bütün vatanın muhassalası yahut Banarlı nın deyişiyle Türkiye özeti bir belde olarak görmek için iyi sebepleri vardır. Dolayısıyla, İstanbul u sevmek, onda vatanı sevmeye eş bir mânâ kazanır; her semt milliyetimizin birer timsali olur. Öyle sinmiş ki vatan semtine milliyyetimiz Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz. Yahya Kemâl in tümevarımcı metodu, İstanbul u semtlerine göre parçalara ayırır. Şair Türk İstanbul da, Bir semtten diğerine geçerken, bir yıldızdan diğer yıldıza geçmiş kadar başkalık duyulurdu. diyor. Ona göre Koca Mustâpaşa tâ fetihten beri mü min, mütevekkil, yoksul, ama hüznü zevk edinenler in yaşadığı semt olduğu için sevilmelidir. Eyüp, her adımda ahireti hatırlamamızı sağlayan bir ölüm şehri dir. Mimar Sinan ın kemâl merhalesinde binâ ettiği Süleymaniye Câmii milliyetimizin en büyük âbidesi dir ve adını verdiği semti de kendine benzetip âbideleştirir. Anadolu ve Rumeli hisarları Türk ün gücünü, Topkapı surları ataklığını, Küçüksu ve Göksu neşesini, Kâğıthane Deresi zevkı ve şevkı ifade eder. Üsküdar ise, İstanbul un fethinin şahidi olduğu için, gıpta edilmeğe lâyıktır. Gerçi şair, köhne Üsküdar ın dost ışıklarına hep karşı yakadan bakmıştır; ama yine de kendini Üsküdarlılara pek yakın hisseder. 15

16 Gönlüm, dilim, kanım ve mizâcımla sizdenim, Dünyâ ve âhirette vatandaşlarım benim. Yeni Bir Ufuk yazısında, İstanbul toprağının her köşesinde Türk ruhunun bir başka safhasını bulduğunu söylerken gayet samimidir. Bir seferinde Kanlıca için Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa derken, bir başka seferinde de bütün İstanbul için Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer demekte... Tarihten, dinden, sosyal hayattan, mimariden hareketle semt semt yaptığı yorumların tümevarımcı terkibinden çıkardığı nihaî hüküm budur işte... Yahya Kemal in şiirlerindeki şehir imgesi ile divan şiirinin şehir imgelerini mukayese edecek olursak ne tür benzerlikler ve farklılıklar görebiliriz? Bu soruya okurlarınızı sıkmayacak ve derginizin hacmini aşmayacak bir cevap vermem hayli zor. Aklımdan geçenleri iyice budayarak söylersem, klasik şiirde şehir değil de, şehrin kartpostalı vardır; hani bir tepeden çekilmiş ve üzerinde şehrin manzara-i umûmiyyesi yazan kartlar vardır ya, işte onlar gibi... Şehrin kuşbakışı coğrafyasını, nirengi noktası olacak aslî binalarını tespit edebilirsiniz; ama hepsi o kadar... Bu bir şablondur; her şiirde Boğaz ı, koyları, dereleri, semtleri, sarayları, camileri bulabilirsiniz; lâkin eksik kalan, şairin bu manzarayı gözleriyle tararken şehrin ruhunu da yakalaması ve kendi ruhuyla kaynaştırmasıdır. Denizden her şair bahseder; önemli olan o denizde İstanbul un karakterini, karakteristiklerini fark etmektir ve klasik şiirde XVIII. asra kadar eksik olan da budur. Bir şiirden İstanbul un adını çıkarıp Trabzon u veya Antalya yı yazdığınızda da okurun garipsemediğini görüyorsanız, o şiir İstanbul un denize akseden ruhunu yakalayamamış ve geleneğin mazmunlarında boğulmuş demektir. Her şehirde bir Ulucâmi veya bir Câmi-i Kebir bulunur; aslolan, şiirde onu şehrin ve sakinlerinin ruhuyla beraber vererek temyiz edebilmektir. Bunu Bursa da bir şadırvan, Sivas ta emmilerim sadaka diyen çocuklar gerçekleştirebilir. Demin de söylediğim gibi, şehrengizler ve şehir medhiyeleri birer medeniyet beratı oldukları için, şair de şehirdeki umran zenginliğini göstermekle yetinir; beldenin karnesini çıkarır gibi... XVIII. asırda İstanbul un sadece umumi manzarası verilmeyip, insan unsuru fark edilmeğe, şehrin nefes alışı, kalp gibi atan ritmi de hissedilmeğe başlanır; lâkin, şairin kendini şehirle birlikte düşünmesi ve şehre dair özel hissiyatını, gözlemlerini aktarması için hâlâ çok erkendir. Doğrusu istenirse, şehirle böyle unanimist bir ilişki kurabilecek şairin şehir-adam olması gerekir ve bunun için Yahya Kemâl e kadar beklenmesi gerektiğini söylemek mübalağa olmayacaktır. Harp edebiyatı hariç, gelenekli Osmanlı şiirinde tarih yoktur; öyleyse, şehre tarihin penceresinden bakan şair de yoktur. XIX. asra kadar fert yoktur; demek ki, şehrine şairin şahsî bakışı vardır ama, ferdî bakışı yoktur. İnsanlar arasında hemşehrilik varsa da şairle İstanbul un hemşehriliği yoktur. Bütün bu yoklar, Yahya Kemâl le var a dönüşür. Osmanlı da mevcut olan emperyal milliyet fikri, şehri de kozmopolit dokusu ile önemser ve tebaayı oluşturan unsurların oluşturduğu renk skalasını şiirde de görmekten memnun olurdu. Yahudi tüccar, Arnavut ciğerci, Rum meyhaneci, Lâz kayıkçı, Ermeni sazende, Çerkes seyis, Arap münadi, Gürcü çoban şiirlerde yerini bulurken, şehrin naturasını tamamladıkları düşünülürdü. Yahya Kemâl ise, böyle bir terkip peşinde değildir; İstanbul da sadece Türk ün medeniyet yaratma gücünü görür ve gösterir. Farz-ı muhâl olarak, Türklüğün, yeryüzünde, güzellik nâmına, başka bir eseri olmasaydı, yalnız bu şehir onun nasıl yaratıcı bir kudrette olduğunu isbât etmeye kifâyet ederdi. deyişi, şiirinde de yansımalarını kolayca bulacağımız millî bir duyuşu ve duruşu işaret eder. Son dönem Türk şiirinde, şehir kavramının şair lügatindeki karşılığını, çağrışımlarını nasıl izah edebilirsiniz? Yahya Kemal in şehir imgeleriyle yakınlık kuranlar var mı? İnsan değiştikçe, şehri de değiştiriyor, şehir algısını da... Üsküp ten çıkıp da İstanbul âşıkı, tarihçisi, seyyahı, şairi olabilen bir delikanlıyı artık yetiştiremeyiz. İstanbul a taşradan çok daha fazla insan geliyor; fakat, medeniyete 16

17 koştuğunu farketmeden... Bin yılların şehrine, Türk ün mukaddes toprağına ayak bastığını hatırlayan yok. Şehre râm olmaya gelmeyince, filmlerde gördüğümüz o sahne tekrarlanıyor. Başında kasketi, elinde tahta bavulu, sırtında yorganı bağlı genç, bir tepeden İstanbul a yumruğunu sallayarak Seni yeneceğim İstanbul! diye nârayı patlatıyor. Nasıl yendiği malum... Türk ün yarattığı en büyük şehir kültürüne dâhil olacağına, onu kendine benzetmeye çalışarak... İstanbul un yerlisi ise, artık yerlilik şuurunu kaybetti. Her adımında İstanbul un bir değerini yıkarak, toprağını kirleterek yaşıyor. Kendi şehrine bir turist kadar yabancı ve bir turistten daha ilgisiz... Son araştırmalardan biri, sakinlerinin %80 den fazlasının İstanbul da yaşamak istemediğini; buna rağmen, tasını tarağını toplayıp İstanbul a göçenlerin sayısının da katlanarak arttığını ortaya koydu. Bu perhiz-lâhana turşusu ilişkisi, İstanbul un şiirini de derinden etkiliyor. Sevmediğiniz birine güzelleme değil, sadece hicviye yazarsınız. İçgüveyisi girdiği bu şehri tanıdıkça seveceğini düşünenler ise, onun millî ve tarihî ruhunu keşfetmek için çabalamaktansa, kaşına gözüne şiir düzmeyi yeğliyorlar. Evet, yeni şiirin İstanbul la kurduğu ilişkinin böyle patolojik bir yanı olduğunu düşünüyorum. Ya kupkuru bir İstanbul coğrafyası ya soğuk bir mekân düşkünlüğü ya da sulandırılmış insan manzaraları... Bir tarihte, Adam Yayınları nın Beyoğlu ndaki binasının altıncı kat penceresinden bakan Memet Fuat, Metin Eloğlu nun Le Grand Parmak la Porte si ile Küçük Parmakkapı Sokağı nın arasında geçit olarak kullanılan hanın adını çıkaramaz. Turgay Fişekçi, Afrika Pasajı olduğunu hemencecik söyleyiverir; çünkü İlhan Berk in Pera sından okumuştur. Bir şiir kitabı şehir rehberine dönüşmüşse, ört ki ölem! Entelektüel endişelerle İstiklâl Caddesi ne hapsedilmiş bir İstanbul şiirini reddediyorum. Bir bayram sabahında, Süleymaniye de namaz kılarken koca bir tarihi hissedecek, ceddiyle buluşacak, imanı tazelenecek başka şairler beklemek için artık çok mu geç kaldık dersiniz? Kalbini İstanbul un kalbine yaslamış, ruhunu onun ruhuna mezceden üç beş şairimiz hâlâ çırpınıp durmakta... Ne çare ki, onların da toz duman arasında sesleri boğulup gidiyor. Bu şartlarda, şiir-şehir ilişkisinin ancak taşranın kadim şehirlerinde doğabileceğine ve yaşatılabileceğine olan inancım tazeleniyor. Ruhunu kaybetmemiş şehirlerin, ruhunu kaybetmemiş şairlerini ümitle, heyecanla takip etmeye çalışıyorum. İşte onlarda Yahya Kemâl den izler bulmayı umduğum oluyor. Taşra şehirlerinin mümtaz şairlerinden, Yahya Kemâl in şiirlerine benzer bir İstanbul meclubiyeti değil, bir şehre nasıl yaklaşılacağının metodolojisini öğrenmelerini bekliyorum. Tanpınar a Beş Şehir adlı abide kitabı yazdıranın, biraz da şair hocasından kaptığı o metod bilgisi olduğunu sanıyorum ve günümüz şairlerinin de kendi şehirlerine yönelirken aynı tekniği kullanabileceklerini, benzer bir laboratuvar çalışması yapabileceklerini düşünüyorum. Meselâ, zamanın mimariye giydirdiği kisve için millî peyzaj tabirini kullanan Yahya Kemâl in bu dikkati, kadim taşra şehirlerine yönelik olarak niçin tekrarlanamasın? Dadaş, efe, gakkoş, ede gibi şehriyle ruhu kaynaşmış insanlar var olmayı sürdürdükçe, millî peyzajın poetik zemine taşınarak estetize edilmesi her daim mümkündür. Yahya Kemâl in Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın mısraını kendi şehri için söyleyebilecek daha çok şair, Anadolu nun dört bir yanından niçin çıkmasın? Yahya Kemâl in bir şiirinden iki mısraı birleştirerek söylersem, Bir gün dönüş olsa âhiretten İstanbul a dönmek isterim ben deyişi, her şairin inanarak kendi şehrine uyarlayabileceği bir dilek olmayı niçin başaramasın? Şiirimizde İstanbul u yitirmeye başlamamız, köklü şehirlerimizin yükselişine niçin dönüşemesin? Ha o diyar, ha bu diyar!... Ha bu di, ha bu di, ha bu diyar! Hocam, Bizim Külliye dergisi adına teşekkür ederiz. 17

18 Şehir kültürü ve şiir VEFA TAŞDELEN Giriş Şehir, kültürün ve medeniyetin oluştuğu yerdir; göçebelikten kurtulmanın, toprağa bağlanmanın ileri aşamasıdır. Şehri oluşturan unsurlar, kültürü ve medeniyeti de oluşturan unsurlardır. Şehir, tarihiyle, eğitimiyle, kütüphaneleriyle, güvenliğiyle, adalet sistemiyle, bir düzeni ifade eder. Ve tabii ki, incelmiş davranış birimlerini, geleneği göreneği. Şiir ve şehir ilişkisini incelemek, temelde şiir ve mekân, şiir ve kültür ilişkisini incelemektir; şiirin oluşumunda şehrin, şehrin oluşumunda şiirin etkisini incelemektir. Bu tür bir araştırma içine girmek, şiirli şehirlere ve şehirli şiirlere doğru bir yolculuğa çıkmaktır. Ama bütün bunlar, şiirin taşrada, köyde, kırsal kesimde olmayacağı anlamına gelmez. Şiir, şair neredeyse oradadır. Şiirin vatanı, şairin gönlüdür, benliğidir. O, bir hapishanede de olsa, ölümsüz eserler üretebilir. Bir kültür ortamı olarak şehir, pek çok yönden şiir için uygun bir ortamıdır. Şair şiiri, şehir de şairi doğurur, besler, büyütür, olgunlaştırır. Bunu şiirin kökenine de indirebiliriz. Şiir, dünyayı, insanı ve evreni anlamada, bilim ve felsefe yokken de vardı. Dolayısıyla o, insanın deneyim, birikim ve bilgisini ifade etme araçlarından biri olarak, Vico nun dediği gibi, hikmetin, bilgeliğin ilk ifade biçimini de oluşturur. Şiirin bu çok eski tarihi, şehri kuran, yasaları koyan ve geliştiren bilincin içinde vardır. Hatta bu bilinci oluşturan yapıdadır. 1. Bağlanma Biçimi Şehir, yerleşmenin, bir yere ait olmanın, kendini bir yere ait kılmanın ifadesidir. Ona ulaşabilmek için, evden, mahalleden, köyden, kasabadan evrilerek geçmek; şehrin kültürünü, geleneğini, görgüsünü ve varoluş biçimini almak gerekir. Bu nedenle şehir sadece fiziksel bir mekân değil, yaşayan bir ruhtur da. Geçmiş zamanların birikimini kendinde barındıran, kültürün, asaletin, görkemin, zarafetin, nezaketin, ötekine ulaşma isteğinin ruhudur. Bu anlamıyla kültürü ve medeniyeti yaşayan, üreten, çoğaltan bir yapıdadır. Şehirler varoluşun ileri formudur; çünkü orada, İbn Haldun un da işaret ettiği gibi, bir hukuk ve düzen vardır. Herkes her şeyi değil, belli bir işi yapar. Kişiler kendi güvenliklerini ve kendi adaletlerini kendileri sağlamazlar; onu daha üst bir kuruma devretmişlerdir. Bu da örgütlenmenin oluşmasına neden olmuştur. Yine kendi eğitimlerini kendileri sağlamazlar. Bir üst organizasyon içinde mektep, medrese, okul, üniversite gibi kavramlar da oluşmuştur. Şehir demek, çeşitli kültürlerin, bilgilerin birbirine karıştığı, fikirlerin düşün- 18

19 celerin harmanlandığı mekân demektir. Şehir, eğitim ve kültür kurumlarıyla sanatsal ve entelektüel birikimin de merkezi konumundadır. Büyük şehirler büyük kültür merkezleridir. Bu nedenle şehirler şiirin yurdudur. Şehir, duygu ve düşüncelerin inceldiği, sözün zarafete büründüğü, estetik bir nitelik kazandığı, sadece anlatmanın değil aynı zamanda güzel anlatmanın da önem kazandığı, sadece söylemenin değil güzel söylemenin de değer arz ettiği, sadece yaşamanın değil güzel yaşamanın da anlam kazandığı, yemenin içmenin bile sanata ve estetiğe büründüğü bir yerdir. İnsani ilişkilerin formal, ancak rahatsız edici olmayan bir tutuma dönüştüğü bir yerdir. Şehir kültürü sözün ve duyguların işlendiği bir ortamdır. Sözcüklerin duyguların işlendiği bir ortamdır. Bağdat, Şam, Kudüs, Mekke, Semerkant, Tebriz, İsfahan, Buhara, Konya, İstanbul, Kahire, Şam Atina, Roma, Venedik, Paris, Londra, Berlin ve diğerleri Şehirlerin bir tarihi olmalı, bir geleneği olmalı, bir havası ve yaşama biçimi olmalı. Hayat, günübirlik esen rüzgârlar gibi esip geçmemeli sokaklarından. Anıtsal yapıları, mabetleri, eğitim kurumları, sanat merkezleri olmalı. Şehir, bu kurum ve merkezleriyle şehirdir; düzeniyle, ahengiyle, sosyal ilişkileriyle şehirdir. 2. Şiir ve şehir İnsan şiir söyler. Çünkü insan insana, insan doğaya, insan kendisine ve nihayet Tanrı ya özlem duyar, güzel ve içtenlikli bir sözle yaklaşmak ister. İnsan şiir söyler, çünkü güzel söze eğilim duyar. İnsan şiir söyler, çünkü kendisi de bir sözdür. İnsan şiir söyler, çünkü varlığın anlamını sözde bulur. Şiir, içten bir yakarıştır, içten bir sesleniştir. Şiir, bir değer olduğu kadar değer de vermektir. Bir güzellik olduğu kadar, güzelliğin kıymetini de bilmektir. Hem seslendiği kişiye, hem söylediği söze, hem yaşanan güzelliğe, hem hissedilen anlama övgüdür. İnsan, şiirle, neyi anlatırsa anlatsın, kendisinden, kendi dünyasından haber verir. Kendisini, kendi halini beyan eder. Şiirde dile gelen, insanın dünyasıdır. İnsanın acıları, sevinçleri ve varoluş durumlarıdır. Şiir, insanın yalın halidir, sözün yalın halidir, varoluşun yalın halidir. Şiir, en son söz, en son durumdur; sözün ve varoluşun indirgenemeyen halidir. Adeta herkesin, ben de böyle derdim!, bu, ancak böyle söylenebilir diyebileceği bir şeydir. Şiir ve şehir ilişkisine gelince: Bir şehirli şiirler vardır, bir de şiirli şehirler. Şiirli şehir, şiirin yaşandığı, paylaşıldığı, önemsendiği, üretildiği yerdir. Şiirli şehir, şairin evidir; orada itibar görür, orada rahat eder, orya yerleşir, kalbini oraya adar. Bu şehirlerde şiire özel bir önem verilir, insanlar konuşmalarını mısralarla, beyitlerle süslerler. Duygularını, düşüncelerini, yaşantılarını şiirlerle ifade ederler. Birbirlerine şiirlerle bakarlar, birbirlerine şiirlerle ulaşırlar. Tebriz, İsfahan, İstanbul, Bağdat, Şam, Kahire, bu şehirler arasındadır; Roma, Floransa, Paris, Londra, Viyana da. Dünyanın büyük şairleri, bu şehirlerden çıkmıştır. Şiir sanatıyla uğraşmak, gelenek haline gelmiştir adeta. Bu şehirlerde şiir, bir estetik, bir bilgelik, bir eğitim ve iletişim biçimine dönüşmüştür. İnsanlar acılarını, sevinçlerini şiirlerle ifade etmişlerdir. Nüktelerini şiirlerle, düşüncelerini, deneyimlerini şiirlerle ifade etmişlerdir. Bayramlarını, yaslarını, yenilgi ve zaferlerini şiirlerle ifade etmişlerdir. Şiir, bir faydadır, ancak doğrudan bir fayda değildir. Bir eğitimdir, ancak doğrudan bir eğitim değildir; duyguların estetik terbiyesidir, benliğin güzellikle yoğrulmasıdır. İçin güzelleşmesidir, hislerin arınmasıdır. Güzelliğe duyarlı olmak, güzelliği hissetmek, yaşamak, üretmek ve onu sürekli kılmaktır. Böylece içsel yaşantı, bedenin ham ve doğal yapısından kurtularak estetik bir derinlik kazanır. Güzellik sadece bedende değil, içte de, benlikte de, zihinde de yaşamaya başlar. Şehir kültüründe şiirin, şiirde de şehir kültürünün zarafeti vardır. Bazı tür şiirler vardır ki, toprağı şehirdir onların; ancak şehirde ortaya çıkabilirler, ancak bir şehir ortamı içinde varlık kazanabilirler. Doğa ve kültür arasındaki orantı, şiirin karakterini de belirler. Her kültür, doğadan kopmadır. Şehirleştikçe doğadan daha da çok, daha çok uzaklaşır insan. Şehirleşmenin derecesi, doğaya olan yakınlığımızı da belirler. İleri bir şehir kültüründe yaşıyorsak doğaya daha uzak bir 19

20 mesafede bulunuruz. Bu yalnız fiziksel açıdan böyle değildir, bilinç açısında da böyledir. Peki, doğadan daha çok uzaklaşan, doğa ile kendi arasına daha çok mesafe koyan insan, şiire daha yakın bir mesafede mi bulunur; bu söylenebilir mi? Tabii ki, konuyu farklı şiir türleri açısından değerlendirmek gerekir. Şöyle ki: Türkçede Şiirin Yüklemi Sorunu başlıklı makalede, Türkçenin ifade imkânları arasında, iki tür şiir biçiminin ortaya çıktığını, bunlardan ilkini, yüklemi söylemek olan, bir söylem(e) biçimi olarak şiir, ikincisini ise yüklemi yapma, yazma, düzme ve kurma olan bir inşa biçimi olarak şiir olduğunu söylemiştik. Temelini şiir tekniğinde bulan, bir inşa biçimi olarak şiir, şehirli, eğitimli ve kültürlü bir şiirdir. Bu şiir türünde, şiir bir sanat olarak ortaya çıkar. Belli bir kültür, eğitim, bilgi ve gelenek üzerine inşa edilir. İlhamı dışlamamakla birlikte, sözü, bir bilgi, deneyim, ustalık ve teknikle kullanmayı, şiiri kurmayı ve yapmayı ifade eder. Okumanın yazmanın ürünüdür. Bu şiir biçiminin en yetkin örneği olan divan şiiri, duruma göre birden fazla yabancı dil bilmeyi, farklı dillerde şiir inşa edebilmeyi gerektirir. Bu nedenle inşa şiir, yapılan, kurulan estetik bir nesne olarak bir şehir kültürünün şiiridir. Onda eğitim, bilgi, kültür, estetik ve sanat olma bilinci en üst seviyededir. Bu özelliği ile divan şiiri, şehirli şiirdir. Onun şiiri farklı dillerde kurma çabası, sadece bir eğitim olayı olarak görülemez; aynı zamanda şehrin kozmopolit yapısının da bir gereğidir. Zira şair, şiirini farklı dillerde kurarken, şehirli olma bilinci içinde aynı şehri, hatta aynı dünyayı paylaştığı diğer insanlara ulaşma amacı da güder. Bu onun evrensel bir duyarlık içinde olduğu anlamına gelir. Şiirin doğaya yakın kısmında ise, şiiri doğrudan bir sanat biçimi olarak değil, gündelik hayatta eğitici, öğretici ve yol gösterici bir işlevle düşünen bir söylem(e) biçimi olarak şiir yer alır. Bir söyleme biçimi olarak şiirde, şiir işlevsel değerdedir. Şair de yerine göre bir öğretmen, ahlakçı, din adamı, filozof, rehber ve terapist görevi görür. Bu şiir biçimi, gündelik hayattaki karşılığı ile ele alınır. Sanat olma bilinci geri plandadır. İlham ve içten söyleyiş öne çıkar. Halk şiirindeki yalınlık, sadelik, doğallık, işlevsellik, eğiticilik, etkileyicilik, bu doğal unsur la açıklanabilir. Söylem(e) biçimi olarak şiir, halk içindeki hikmetin, ortak bilinçte yoğrulan bilgeliğin taşıyıcılığını da yapar. Bu nedenle aşina bir sestir; eğitici, öğretici ve yol gösterici bir niteliktedir. Sanat olmaktan ziyade zanaat olmaya yakındır. Bu şiir biçimi daha çok taşrada, ana şehrin dışında, oradaki otantik köy-kasaba kültüründen de beslenerek, belli bir hikmet ve bilgelik geleneği üzerinde, sözün işlevselliğine yönelik bir ifade tarzı benimser. Şiiri ilham üzerine, içe doğuş üzerine kurar. Sözgelimi, şiir öyle bir şey olmalı ki, sürüp giden bir kavgayı, bir savaşı sonlandırabilmeli, dinleyen kişi bir hayat dersi alabilmelidir. Bu şiir biçiminde, söz etkilidir. Zira şair onu kendiliğinden söylemez, söylettirildiğini düşünür; kendisini yüce ilhamın aracısı olarak görür. Şiiri bir sanat olarak değil, içinde belli bir anlamın, içeriğin, ötelerden gelen kutsal esinin bulunduğu ifade biçimi olarak görür. Onun içeriğini, okunarak, düşünerek, kurgulanmış ifadeler oluşturmaz. Kalbe doğuşla gelen ilham oluşturur. Bu özelliği ile gönülden gönle akmayı hedefler. Doğal ortam duyguların da doğal yaşandığı bir ortamdır. Bu nedenle daha sıcak, daha içten ve daha yakıcı söyleyişleri vardır. Büyük ve antik şehirler, Braudel in de dediği gibi genellikle su kenarlarına kurulmuştur. Ya bir nehir, ya bir ırmak geçer içlerinden, ya da bir yanlarını denize dayamışlardır. Nil, Fırat, Dicle, Ren, Sen, Thames, Tuna, Volga nehirleri etrafında kurulan şehirler, bu tür şehirlerdir. Büyük ve antik şehirler, ipe dizilen tespih taneleri gibi akarsuların kenarlarına dizilmişlerdir. Almanya ya, Rusya ya, Mısır a, Türkiye ye, Irak a, Suriye ye, İngiltere ye, Fransa ya ve dünyanın diğer yerlerine baktığımızda bu gerçeği görürüz. Sen nehrinin içinde aktığı Paris i düşünelim, Nil in hayat verdiği Kahire yi, Ren nehrinin geçtiği Düsseldorf u, Heidelberg i, Diclen in içinden aktığı Diyarbakır ı, Bağdat ı İstanbul un içinden nehir değil, deniz geçer; üç deniz birbirine kavuşur. Trabzon, ruhunu Karadeniz den alır. Bütün denizlerin kıyıları, birer liman ve ticaret kenti olarak, bir 20

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Kent ve İnsan İlişkisi. Yrd. Doç.Dr. Çiğdem Vatansever 22 Şubat 2013

Kent ve İnsan İlişkisi. Yrd. Doç.Dr. Çiğdem Vatansever 22 Şubat 2013 Kent ve İnsan İlişkisi Yrd. Doç.Dr. Çiğdem Vatansever 22 Şubat 2013 Akış 1. İnsan ve Mekan İlişkisi 2. Kent olarak Çerkezköy 3. Sonuç Çalışma ve mekan Temel konular Isıve aydınlatma Açık ofisler Maliyet

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI

SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI ULAŞIM VE TRAFİK HAFTASI * Trafiğin tanımı yapıyoruz(yayalar,taşıtlar vb.) *Trafik işaretlerini öğreniyoruz. Trafik polisinin görevlerini öğreniyoruz.

Detaylı

İSMEK İN USTALARI DURUŞ İSMEK USTA ÖĞRETİCİLERİ EBRU, MİNYATÜR VE TEZHİP SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI DURUŞ İSMEK USTA ÖĞRETİCİLERİ EBRU, MİNYATÜR VE TEZHİP SERGİSİ İSMEK İN USTALARI İSMEK USTA ÖĞRETİCİLERİ EBRU, MİNYATÜR VE TEZHİP SERGİSİ İSMEK USTA ÖĞRETİCİLERİ EBRU, MİNYATÜR VE TEZHİP SERGİSİ 3-10 Haziran 2014 / CRR Konser Salonu Fuayesi Başkan dan ni tarihe yazdırmış

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN "Biz apartmanlara yabancıyız. Bir ailenin hayatında ev ocak en esaslı bir unsurdur. Bir odanın kapısını açtığım zaman, burada babam doğmuştu, bir sofaya çıktığım zaman, burada halam gelin olmuştu, bahçeye

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 10 Mayıs 2009 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Çamlıdere

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884 tarihinde bugün Makedonya sınırları içerisinde bulunan Üsküp te dünyaya geldi. Asıl adı Ahmet Agâh tır. Şehsuvar Paşa torunlarından olduğu

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

NURCAN TEZER ATATÜRK İLKÖĞRETİM OKULU KIRKLARELİ 2008 YENİLİKÇİ ÖĞRETMENLER FORUMUNA KATILAN PROJE

NURCAN TEZER ATATÜRK İLKÖĞRETİM OKULU KIRKLARELİ 2008 YENİLİKÇİ ÖĞRETMENLER FORUMUNA KATILAN PROJE OKULUMU ANLATIYORUM 3/C SINIFI OKULUMUZ Okulumuz 1968 yılında MERKEZ ORTAOKULU adı ile Eğitim-Öğretime açılmıştır. 1988 19891989 Öğretim yılında PUANLI ATLETİZM de Türkiye 1.liği, aynı yıl TÜBİTAK ın yaptığı

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI Kahramanmaraş ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95. Yıldönümü törenlerle kutlandı. Valilik Kavşağında gerçekleştirilen kutlama törenleri, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

DOSTLAR beni tanıdınız değil mi? Ben HACĐVAT.

DOSTLAR beni tanıdınız değil mi? Ben HACĐVAT. DOSTLAR beni tanıdınız değil mi? Ben HACĐVAT. Seninle bu hafta yani 1 Ağustos 7 Ağustos arasında beraberiz. Sana hangi günler hangi dersleri yapacağını ben söyleyeceğim. Benim söylediğim tarihlerde ödevini

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Secaattin Tural 2. Doğum Tarihi : 15.07.1966 3. Unvanı : Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Kırklareli Üniversitesi Derece Alan Üniversite Lisans Türk Dili

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin ... öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil Nazım Hikmet ZEYTİNL K EVLERİ

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

Bir Açık Kaynak Masalı Bölüm 1: Kasabanın Dışında Bir Meyve Ağacı

Bir Açık Kaynak Masalı Bölüm 1: Kasabanın Dışında Bir Meyve Ağacı Bir Açık Kaynak Masalı Bölüm 1: Kasabanın Dışında Bir Meyve Ağacı Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir kasabada, bir meyve ağacı varmış. Bu ağaç çok lezzetli meyveler verirmiş. Meyveler o

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ Adı ve Soyadı : Cengiz ALYILMAZ : Prof. Dr. Bölüm/ Anabilim Dalı : Türkçe Eğitimi Bölümü Doğum Tarihi : 11.4.1966 Doğum Yeri : Kars Çalışma Konusu : Eski Türk Dili, Türkçe Eğitimi,

Detaylı

Hayırların babası olarak anılan,

Hayırların babası olarak anılan, Rukiye ÖZ Koruyucu Aile Bu Çocuklar Bizim Değerlerimiz Hayırların babası olarak anılan, kimsesizlere sahip çıkan 2. Murat ın Döneminde Halka hizmet, Hakk a hizmettir anlayışı ile güzel hayırların yapıldığı

Detaylı

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruhumdaki Müzigin Ezgileri Stj. Av. İrem TÜFEKCİ 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruh halinize göre mi müzik dinlersiniz, müzik mi ruh halinizi değiştirir? Hangi tür olursa olsun o anki duygusal duruma eşlik etmekte

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf

Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf Yrd. Doç. Dr. Özgül Polat Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf 11 Adım ve Soyadım Eşleştirme yapalım. A Cümlelerin ilk harflerinin her zaman büyük olması gerektiğini biliyor muydunuz? e T t E l e E L L

Detaylı

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort +90 444 1 352 www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort /elaresort Zarafet ve kaliteyle zenginleşen kusursuz bir dünya... L U X U R I S M Luxurism, sadece bir kelime değil; mükemmelliğin heyecan

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu 3. Yazma 3. SAYFA HABERİNDEN ŞİİRE 3. Sayfa Haberinden Haydar ERGÜLEN İN «Elmanın E si» Adlı Şiire SERDAR SOLKUN GALATASARAY LİSESİ TDE ÖĞRETMENİ Grup: Ortaöğretim öğrencileri ( Hazırlık sınıfları ve 9.

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı