Bizim irfanî geleneğimiz birkaç yüzyıldır

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Bizim irfanî geleneğimiz birkaç yüzyıldır"

Transkript

1 Kültür Sadık YALSIZUÇANLAR OSMAN Hulûsİ EFENDİ: FÜTÜVVET GELENEĞİNİN EN DEĞERLİ HALKASI O, ilâhî aşk şarabıyla sermest olan bir modern zamanlar bilgesidir. Mesleği muhabbet, meşrebi aşk, yolu fütüvvet, silsilesi altın nesil, çabası ihlâs, himmeti hizmettir. Aşk yolu, Hz. Mevlânâ gibi parlak yıldızların göz kamaştırıcı nûruyla süslediği bir tarîktir ve bu yolun günümüzdeki en parlak yıldızı, Osman Hulûsi Efendi dir. Bizim irfanî geleneğimiz birkaç yüzyıldır köktenci biçimde bir değişime uğramıştır. Son büyük Bektaşî şeyhlerinden birinin, hırkasını Haliç e fırlatarak, Bu iş burada bitti. dediği rivayet edilir. Heidegger in, 1950 lerde söylediği, Dünyanın nûru çekildi. sözü bunu ima eder. Fakat ilâhî muştu şöyledir : Allah nurunu tamamlayacaktır. Bediüzzaman, bunun, bu zamanda en halis mazharlarının, seyyidler cemaati olduğunu söyler. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi, bu anlamda, bir modern zamanlar dervişi ve soyu altın nesilden olan bir seyyid olarak, günümüzde aynı zamanda fütüvvet geleneğinin de en değerli halkası olmuş ve geleneğin yeniden inşasında son derece kıymetli hizmetlerde bulunmuştur. Hakîkati modern zamanlarda bir nakış gibi yeniden dokuyan bu Nakşibendî bilgesi, her şeyden önce, bir fütüvvet eridir. Fütüvvet, İbn Arabî ye göre, nefsinden çok ötekini öncelemek anlamına gelir. Ahîlik geleneği bu öğretinin meyvesidir. Osman Hulûsi Efendi nin, tıpkı Hz. Mevlânâ gibi, bir ayağı Kur an a bağlıdır, diğer ayağıyla, yaşadığı beldenin, şehrin, ülkenin ve dünyanın; giderek mânevî âlemlerin tabakalarında gezinmektedir. Yoksullara tasadduk, hastane, okul, cami ve dergâh gibi maddî-mânevî yaşama hizmet eden, yaraları iyileştiren, onaran, insanın iki dünya mutluluğuna çalışan, insanı aziz bilen, Cemâl in tecellîsine vesile olan himmetleri bakımından Hulûsi Efendi, selefi büyük bilgeler gibi mânevî bir imar ve tenvîr peşinde geçirmiştir ömrünü. Bu bereketli ömre sığdırdığı hizmetlere bakılırsa, kendisi alabildiğine kanaatkâr bir yaşam sürmesine karşın, dünyanın en zengin insanından daha bahtiyar, daha mamur ve daha zengin bir varlık göstermiştir. Geleneği yeniden inşanın yolu, modern olanla yüzleşmekten, onun ürettiği soru/nlara cevap ve çözüm bulmaktan geçer. Sırrı ise, geleneğin kalbiyle olan güçlü bağı korumak ve sürekli diri tutmaktır

2 Melâmî ahlâkın gereği olarak mânevî yetkinlik düzeylerini gizler, nefislerini toprak ederler. Osman Hulûsi Efendi nin yaşamı, bu sırrın sayısız örneklerini barındırır. O, rıza için yaptırdığı hastanenin inşasında bizâtihî çalışmış, yoksul, yetim ve kimsesizlerin kimsesi olmaya çabalamış, ilim ve irfan talep eden öğrencilere özel bir değer atfetmiş, onların maddî ve mânevî sorunlarını çözmeye gayret etmiş bir Yesevî eridir. Bu ruh, bizim Anadolu muzu mayalayan Horasan erenlerinden bugüne gelen ve mânevî bir rüzgâr halinde göğümüze esen ruhtur. linde bir bayram yeri haline geleceğini ve bu yolun birlik ve dirlik bağışladığını yeterince gösterir. Osman Hulûsi Efendi, o görkemli Dîvân ında, her biri bir hikmet ve hizmet sırrı taşıyan mektuplarında, bereketli yaşamında, yapımına vesile olduğu hastanelerde, okullarda mektep ve medreselerdedir. Doğayı kendin bir parça ve kardeşi bilen bu kâmil insanın Darende de yaşadığı kanyona mübarek eliyle diktiği fidanlar çoktan büyümüş, koca birer ağaç olmuş, gölgesinde oturanların bağrına meyvelerini düşürmeye başlamıştır. Bu ruhun günümüzdeki en halis temsilcisi Osman Hulûsi Efendi dir. O, bize, yetkin/kâmil insanın nasıl olabileceğini tekrar göstermiş ve hatırlatmıştır. Darende den başlayarak yurdun dört bir yanına yayılan bu hizmet kervanının öncüsü olarak Osman Hulûsi Efendi, bize, modern zamanlarda dûçar olduğumuz mânevî daralma hâlinden nasıl çıkabileceğimizi de gösteren bir muhabbet eridir. Merhamet ve şefkati, muhabbet ve iştiyakı, fedakârlık ve cömertliği, halk içinde Hak la olma çabası bakımından Hulûsi Efendi, Horasan erenlerine benzer ve onda daima Peygamberin kutlu soyunun gül kokusu tüter. Bu devranın ne olduğunu anlamak için ona kulak vermek gerekir: Her demde sürülmez bu devrân-ı Rasûlu llâh Her demde kurulmaz bu dîvân-ı Rasûlu llâh Osman Hulûsi Efendi nin yaşamı bu gerçeği bir kez daha doğrular. Cami, dergah, zikir, tefekkür, irfân, evrâd, ibadet ve muhabbetle dolu bir bâtınî hayat Bunun beslediği, imar ve inşâya, irşad ve muhabbete dönük bir zâhirî hayat. İç zenginleşmeyince dış güzelleşmez ve dönüşmez. Osman Hulûsi Efendi, geleneğe, geleneksel edebin öngördüğü biçimde sıkı sıkıya bağlıdır. Yeni hayatın getirdiği sorunlara karşı da alabildiğine duyarlı ve onarıcıdır. İslâm da, diğer dinlerdeki gibi metin sorunu yoktur. Sorun, Kitap la insan arasındaki ilişkidedir. Osman Hulûsi Efendi gibi bilgeler, Kitap la aramızdaki ilişkiyi tazeleyen Peygamber vârisleridir. Peygamberimizin velâyet ve nübüvvetinin vaârisi olan velîler, hakîkatle aramızdaki engellerin ortadan kalkmasını sağlar. Dinde aracı olmaz. sözünü mutlaklaştıranlara, Kur an ı, Peygamberimizi ve diğer peygamberlerin varlığını sormak gerekir. Sorun metin düzeyinde olunca, onunla ilişkimizi yenilemesi gereken yenileyici/bilgelere ne denli muhtaç olduğumuz daha da belirginleşecektir. Osman Hulûsi Efendi, geleneksel bilgeler kuşağının son halkalarındandır. Çağdaşı pek çok bilge gibi, o da, nûru gittikçe çekilen dünyanın tenvîri için çaba göstermiştir. Yesevî ocağına olan ruh akrabalığını, toplumsal ve ekonomik sorunlara karşı duyarlığında gözlemek mümkündür. Somuncu Baba, Yûsuf-ı Hemedânî gibi bilgeler, toplumun içinde, ama daima Hak la halvet içre yaşar, kendileri bizâtihî çalışır, imar ve inşâ etkinliğini sürdürürler. O, ilâhî aşk şarabıyla sermest olan bir modern zamanlar bilgesidir. Mesleği muhabbet, meşrebi aşk, yolu fütüvvet, silsilesi altın nesil, çabası ihlâs, himmeti hizmettir. Aşk yolu, Hz. Mevlânâ gibi parlak yıldızların göz kamaştırıcı nûruyla süslediği bir tarîktir ve bu yolun günümüzdeki en parlak yıldızı, Osman Hulûsi Efendi dir. Zerresi mihre erer katresi bahra erer. Bir aceb sırra erer feth olur esrâr-ı aşk Gönülden sürer gamı bayram olur her demi Yarın olup mahremi kalmaz özge kâr-ı aşk Hulûsi dirlikde ol yâr ile birlikde ol Hoş dem-i dil-dâr ile açıla gül-zâr-ı aşk 1 dizelerinde ifadesini bulan bu sır, Osman Hulûsi Efendi nin bize, insanın bir damla olduğunu, ilahî hakikat denizine karışması halinde bizâtihî bir ummâna dönüşeceğini, gönülde O ndan gayrının silinmesi ha- Her dîdeye yüz açmaz her göz o yüze kaçmaz Her merhaleden geçmez kervân-ı Rasûlu llâh Bin yıllık ömür değmez bir lahzasına anın Her câna nasîb olmaz ihsân-ı Rasûlu llâh Deryâ-yı maârifden dürr al dil-i ârifden Pür-hikmet-i sârifden der kân-ı Rasûlu llâh Erkân-ı Karîbu llâh bürhân-ı Karîbu llâh Her şân-ı Karîbu llâh hep şân-ı Rasûlu llâh Her emre itâatda her vech ile tâatda Meydân-ı sadâkatda merdân-ı Rasûlu llâh Hulûsi ne devletdir bin lutf u inâyetdir Olmak ne saâdetdir kurbân-ı Rasûlu llâh 2 Dipnot 1 Dîvân, Nasihat Yayınları, İstanbul 2006, s Dîvân, s

3 Kültür Fatih ÇINAR Hulûsİ EFENDİ NİN MEKTÛBÂTI NDA GÖNÜL EĞİTİMİ Son dönem gönül tabiplerinden olan Hulûsi Efendi de insanların maddî ve mânevî ilerleme, gelişme ve olgunlaşmaları için ömrünü gönül dünyalarına hitap ederek geçirmiştir. Hulûsi Efendi, Anadolu nun küçük bir kasabası olan Darende de hayatını sürdürmesine rağmen zamanı aşan mesajları ile gönüllere hitap etmeye uğraşmış, tamamen hayatın içerisinde birisi olarak insanlara sunduğu ilkeler ile onlara yön vermeye çalışmıştır. Tasavvufî sistem, insanın gönül dünyasını güzelliklerle donatmak, kişiyi kötülüğe götürebilecek çirkin şeyleri de gönül dünyasından çıkarmak amacıyla oluşturulmuş bir sistemdir. 1 Bu sistemi işleten ve yol gösterici konumda olan insanlar, kendisini Allah ve Resulünün istediği gibi bir kul olmaya adayanlara sürekli gönül dünyalarını işaret ederek, tâbiri caiz ise, meselenin can alıcı noktasının gönül olduğu mesajını vermişlerdir. Son dönem gönül tabiplerinden olan Hulûsi Efendi de insanların maddî ve mânevî ilerleme, gelişme ve olgunlaşmaları için ömrünü gönül dünyalarına hitap ederek geçirmiştir. Hulûsi Efendi, Anadolu nun küçük bir kasabası olan Darende de hayatını sürdürmesine rağmen zamanı aşan mesajları ile gönüllere hitap etmeye uğraşmış, tamamen hayatın içerisinde birisi olarak insanlara sunduğu ilkeler ile onlara yön vermeye çalışmıştır. İşte biz bu çalışmamızda Hulûsi Efendi nin, her insanın sevdiği, hasretini çektiği, özlediği insanlara duygu ve düşüncelerini ulaştırmak için kullandığı mektupları çerçevesinde, onun gönül dünyasına başka bir ifade ile gönül eğitimine ne kadar önem verdiğini ve nasıl bir yol takip ettiğini incelemeye çalışacağız. Her şeyden önce şunu belirtmek isteriz ki; Hulûsi Efendi, samîmi bir üslûp ile kaleme aldığı mektuplarında ailesi ve yakın çevresi ile insanların nasıl irtibat içerisinde olması gerektiği mesajını vermektedir. Mektûbât ı baştan sona incelendiğinde çocuklarına, anne-babasına, hocalarına ve yakın çevresine ne denli bağlı bir şahsiyet olduğu kolayca anlaşılacaktır. O bu mektuplarında bazen oğluna 2, bazen kızına 3, bazen babasına 4 ve bazen de yakın çevresine 5 can alıcı mesajlar göndermeyi ihmâl etmemiştir. Bu davranış, insanın kendi nefsi ile başlayan mücâdelesinin hız kesmeden en yakınlarından başlayarak çevresini aydınlatma görevine sahip olduğunu kişiye hatırlatmaktadır. Bu can alıcı mesajlarda vurgu gönlün sahip olduğu güzellikleri ortaya çıkarmak için gerekli olan şeyler üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu gerekli görülen eylemleri şu başlıklar altında ele alabiliriz: Hüsn-i Neseb, Hüsn-i Edebdir Hulûsi Efendi, soy sopla övünmenin ne kadar yersiz bir davranış olduğunu, esas olan şeyin kişinin davranışları olduğunu çok veciz olan bu sözü ile dile getirmiştir. Devamında, davranışlardaki güzelliğin ölçülerini de şöyle sunmuştur: Hasîs olma, kim haset sahibi olursa kendini aşağıların aşağısı olarak bulur! Cömert ol, çünkü cömertlik civân-mertliktir! Onun vesîlesi ile a lâyı illiyyûna yükselirsin. Sahî/cömert, Allah ın sevdiği, cimri ise Hakk ın düşmanıdır Zâhiri edeb, mânevî kemâlin âyinesidir! Bir şişeye ne konursa onu gösterir! 6 Her Zaman İyilerle Beraber Olmak Varma karanın yanına kara bulaşır. atasözünün gönül dünyası için de geçerli olduğunu düşünen Hulûsi Efendi; Dâimâ iyilere mukârin/yakın ol! Kötülerden ictinâb et!(uzak dur) Kişinin ölçüsü yakın olduğu kişidir, mezbeleden daima fenâ, attar dükkânından ise iyi koku intişâr eder! 7 ifadeleri ile dile getirmiştir. Şeyh Sa dî-i Şîrâzî den yaptığı şu alıntı ne kadar da mânîdârdır: Bir gün güzel kokulu bir çamur bir mahbûbun elinden elime erişti. Eytdim: Misk misin yahut amber misin? Herkesi meftûn eden kokundan sarhoş oldum. Eyt

4 di: Ben bir hakîr çamurum, bir müddet gül ile oturdum musâhabetin kemâli bana te sîr eyledi. Yoksa ben naçiz bir toprağım. 8 Nefs-i Emmâreye Dikkat! Kötülükleri emreden nefis anlamında kullanılan nefsin bu mertebesi, gönül doktorlarının tedâvî etmeye çalıştığı bir makamdır. İnsanın can düşmanı olarak görülür ve bir an önce tedavi edilmezse sahibini cehenneme götürecek bir yapıya sahiptir. Hulûsi Efendi de nefsin bu derecesinin tehlikesine ve sinsiliğine 9 şöyle dikkat çekmektedir: Nefs-i Emmâre-i İnsân, bir devdir ki, bütün âlemi yutsa şiddet-i tamaı zâil olmaz, bir katra menînin hurûcuyla teskin olan şehevânî arzu, âlemin tecemmülâtıyla beraber güzellerine sahip olsa yine kânî ve kâil olmaz. Sâhilden gemi sefere hazırlanmış kalkmak üzere şaşkın yolcu vaktini şaşırmış tedârikinden bî-haber hâlâ ne yapacağını bilmez, mahv-ı mütelâşî bir halde 10 İnsan Dostlarının Ayıbını Araştırmakla Değil Bilakis Kusurlarını Gizlemekle Mükelleftir: Gerçekten toplumu kemiren en büyük hastalıklardan birisi olan, Kur ân-ı Kerîm de ısrarla yapılmaması emredilen, ayıpların araştırılmaması ve hadîs-i şerîflerde mü min kardeşinin ayıbını örtenin kıyâmette ayıplarının örtüleceği şeklinde dile getirilen husûs Hulûsi Efendi nin ifadesinde de şöyle yer bulmaktadır: İnsan dostlarının ayıbını araştırmakla değil, bilakis kusurlarını gizlemekle mükelleftir, elinden gelirse yoluyla o hatadan vazgeçirmeye çalışmayı vazâif-i uhuvvetten, görürsen de görmezlikten gelmek, kötülüklerine karşı iyilikle ve afv ile muâmele etmek, erbâb-ı fütüvvetin şiârından ve setr-i hatîât ise şiem-i kirâmdır 11 İmtihân İslâm a göre insanlar bu dünyaya imtihana çekilmek ve kulluktaki samimiyetleri ölçülmek üzere gönderilmiştir. 12 Kemâle erme yolunda insanların başlarına türlü türlü sıkıntılar gelmekte ve kişinin bu sıkıntılara gösterdiği tepki Yüce Yaratıcı katında değerlendirilmektedir. Bu sıkıntılara gösterilecek sabır, Rabbi memnun eden bir durumu tesis edecektir. Kur ân-ı Kerim de birçok âyette bu noktaya ciddi vurgular yapılmaktadır. 13 Hulûsi Efendi, özellikle evliyâların çektiği sıkıntılara atıfta bulunarak bu konudaki duygu ve düşüncelerini şöyle ifade etmiştir: Hep ashâb-ı belâ kibâr-ı evliyâdır. Eskiden buğday ekmeği yiyen yavruların şimdi yedikleri arpa nânı olduğu halde ne sîmâ ve ne ahlâken bir ta dîlât ve tagayyürât göstermediler. Bezm ü visâli için can hazırlayan sâdık kahr ile lutfun vasl ile hicrânın farkını bilmeyip ancak maksad-ı aksâsıyle visâlin talebinde ola ve kadr-i himmetin âlî kılıp ol gevher-i bî-bahâyı bula 14 Dünya Sevgisi Gerek Kur ân-ı Kerim de gerekse sünnet-i seniyyede dünyaya verilmesi gereken ehemmiyet/önem açık bir şekilde belirtilmiştir. Dünya hayatı değersiz geçici bir meta olarak tanımlanmış buna karşılık âhiret yurdu ebedi mutluluk yurdu olarak tasvîr edilmiştir. Geçici olan bu dünya hayatı için ebedî olan âhiret hayatını berbat etmenin ne kadar yersiz bir davranış olduğu anlatılmıştır. 15 Hz. Peygamber (s.a.v.) de yaşadığı hayatı ile dünyanın değerinin ne olması gerektiğini Müslümanların gözlerinin önüne sermiştir. 16 Sûfîler de bu noktadan hareketle dünyaya önem vermemişler, hatta bu noktadaki hassasiyetlerinden dolayı zaman zaman eleştiriye de maruz kalmışlardır. Hulûsi Efendi de aynı noktaya vurgu yaparak bu konuda dikkat edilmesi gereken hususları şöyle belirlemiştir: İki günlük dünyanın fânî lezzetlerine temâyül hissi behîmi bir sıfattır ki, ehl-i kemâl arasında dünyânın ve ehlinin hiç bir kadri meziyeti olmadığı malûmun olmalıdır. Dâimâ bu mezra-i âlemde hakîkat meyvesini tahsîle çalışmaklığın bizce en mübeccel kazancındır. 17 Sû-i Zan/Hüsn-i Zan Günümüzde de geçmişte de toplumları temelinden sarsan çirkin huylardan bir tanesi de sû-i zandır. Yani kötü zan! İnsanlar birbirlerine karşı kötü duygularla/ön yargılarla hareket ettiği sürece aralarında sevgi ve merhametin meydana gelmesi çok zordur. Bu yanlış davranışın kötülüğü bunun yerine hüsn-i zannın güzelliği gerek Kur ân-ı Kerim de ve gerekse de Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetinde yeterince dile getirilmiştir. Hulûsi Efendi de aynı konudaki hassasiyetini şu ifadelerle yazıya dökmüştür: Hüsn-i zannın âşık-ı Yezdân eyler Ehlini kâmil-i insân eyler Hüsn-i zannı Âdem e hoş hulk u edeb Âdem e lâzım edebdendir heb Sana tavsiyem odur kim dâim Sû-i zan üstüne olma kâim 18 Allah İçin Sevmek Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek hadis-i şerîflerde en büyük amel olarak tarif edilmiştir. Çıkarsız, menfaatsiz, sadece Allah için bir araya gelmek veya ayrılmak Hulûsi Efendi özellikle günümüzdeki Müslümanların en büyük problemlerinden birisi olan bu konu üzerinde de durarak dikkatleri bu konuya çekmiştir: Kul, Mevlâsı için sevilir. Arada bir sebep zâittir. Bunu bilerek sebepsiz sevilen dünya ve âhiret saâdetine ereceklerdir. 19 Sonuç olarak söylemek gerekirse Hulûsi Efendi sevgi ile yola çıkılması, 20 sabır ile hareket edilmesi 21 ve gönlün kanaate ulaşması ile mükemmel bir insanın ortaya çıkacağını anlatmaya çalışmıştır. 22 Tabii ki, Hulûsi Efendi nin gönül dünyamıza yön verecek tavsiyelerini bunlarla sınırlamamız mümkün değildir. Ama imkânlarımız içerisinde ancak bu tavsiyeleri dile getirilebilmiştir. Allah dostlarının zaman içerisinde dile getirdikleri tavsiyeler aslında hep aynıdır. Bu da insanın mânevî hastalıklarının ve tedâvî yollarının aynı olmasından kaynaklanmaktadır. Gönül dünyamızda eksikliğini hissettiğimiz, tedâviye ihtiyacı olduğuna inandığımız duygularımızı ve dürtülerimizi bu samimi insanların Kur ân ve sünnet istikâmetinde dile getirdikleri tavsiyelerini dikkate alarak tedâvi etmemiz, diğer bir ifade ile ıslah etmemiz mümkündür. Dipnot 1 Bu konuda geniş bilgi için bkz, Kadir Özköse, Tasavvuf ve Gönül Eğitimi, Nasihat Yayınları, Ankara, Hemen birici mektubunda oğlu Kemâl Beye; iman, şefkat ve kemâl ile hareket etmeyi tavsiye etmiştir. Bkz, Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî, Osman Hulûsi Efendi, Hazırlayanlar: Mehmet Akkuş, Ali Yılmaz, Nasihat Yayınları, İstanbul 2006, s Örneğin dördüncü mektup. Bkz, Mektûbât (Dördüncü Mektup), s.7. 4 Mektûbât(Yirmi Altıncı Mektup), s Mektûbât (Hacı Muhittin Tütüncüye, Dokuzuncu Mektup), s.21 6 Mektûbât (Birinci Mektup), s.2. 7 Mektûbât (Birinci Mektup), s.2. 8 Mektûbât (Yedinci Mektup), s.14; Ayrıca bkz, Mektûbât (Kırk Dördüncü Mektup) s Mektûbât (Altmış Birinci Mektup), s Mektûbât (Altıncı Mektup), s.12; Ayrıca bkz, Mektûbât (On Altıncı Mektup) s Mektûbât (Yedinci Mektup), s /Zâriyât, 56; 67/Mülk, Örnek olarak: Gerçekten Safâ ile Merve Allah ın alâmetlerindendir. Onun için her kim hac veya umre niyetiyle Kâ be yi ziyaret ederse, bunları tavaf etmesinde ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah iyiliğin karşılığını verir, o her şeyi bilir. 2/Bakara, Mektûbât (Onuncu Mektup), s.29. İmtihanda başarılı olabilmek için sunduğu en çarpıcı tavsiyelerden birisi de iyilikte yardımlaşmak ve kötülükte yardımlaşmamaktır bkz, Mektûbât (On Birinci Mektup), s.35. 6/Mâide, 5 (âyet-i kerîmesine atfen) 15 3/Âl-i İmrân, Geniş bilgi için bkz; İbrahim Sarıçam, Hz. Peygamber in Çağımıza Mesajları, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara Mektûbât (On Dördüncü Mektup), s Mektûbât (On Dördüncü Mektup), s Mektûbât (On Beşinci Mektup), s Mektûbât (Otuz Altıncı Mektup), s Mektûbât (Kırk Sekizinci Mektup), s Mektûbât (Elli Dokuzuncu Mektup), s

5 Kültür Mahmut YEŞİL* Hulûsİ EFENDİ NİN İNSANLIĞA NASİHATİ Birinci beyitte, insanın en önemli vazifesinin hizmet olduğu, kendisine hizmet edilmesini beklemek ve istemek yerine her canlıya hizmet etmek gerektiği vurgulanmakta; ayrıca, başkasından hizmet beklemenin insanı gurûra sevk edebileceğine işaret edilmektedir. Burada hemen Sevgili Peygamberimizin, Bir topluluğun efendisi onlara hizmet edendir. 4 hadîsini hatırlıyoruz: Âlemi sen kendinin kölesi, kulu sanma; Sen Hak için âlemin kölesi ol, kulu ol. İkinci beyitte nefse uyarak kibir ve gurura kapılmamak öğütlenirken, çok ileri seviyede bir tevâzuun tavsiye edildiğini görüyoruz: Nasîhat manzûmesinin en dikkat çeken yönlerinden birisi, bütün insanlığa seslenmesi ve Allah Teâlâ nın yarattığı her canlının ıslahının hedef olarak seçilmesidir. Her beyitte, bazen her mısrada ayrı bir ahlâkî güzelliğe işaret edilmekte ve insanlar oraya ısrarla yönlendirilmektedir. Dikkatle incelendiği takdirde beyitlerin bir âyet veya hadisten mülhem olduğu hemen anlaşılmaktadır. Nefsin hevâsı ile mağrûr olup aldanma; Yüzüne bassın kadem, her ayağın yolu ol. Burada insanları küçük görüp kendisini beğenmek, kibir ve gurura kapılmak kötü huylar arasında yer alır. Allah ve Rasûlü, mü minleri bu kötü huylardan menetmiştir. 5 İkinci mısrada ise insanlar mübalâğalı bir üslupla tevazûya teşvik edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz mütevazı olan kimsenin Allah (c.c.) tarafından yüceltileceğini bizlere bildirmektedir. 6 Nasîhat etmek, öğüt vermek, iyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirmeye çalışmak, daima hakkı ve sabrı tavsiye etmek, evrensel ahlâk kurallarının da, kendi öz kültürümüz içinde oluşan ahlâk ve adabımızın da temel taşlarıdır. Nasîhat, huzurlu bir toplum yapısının oluşmasında, beden ve ruh sağlığı yerinde nesillerin yetişmesinde çok önemli görevler üstlenir. Bir Müslüman problemini çözmek için kardeşine müracaat eder ve yardımını talep ederse bîgâne kalamayacağımızı Sevgili Peygamberimiz haber vermektedir. 2 Ayrıca, Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmek, sıkıntısını gidermeye çalışmak ve onlara karşı samimi davranmak da İslâm ahlâkının değişmez umdelerindendir. Babanın, annenin evladına nasîhati, hocanın talebelerine nasîhati ve umumî manasıyla Müslümanların birbirlerine nasîhatleri, ictimaî yapımızın temel taşları mesabesindedir. Bizim bu yazıda üzerinde duracağımız nasîhat ise, meseleyi çok geniş bir bakış açısıyla ele alan, son devrin en önemli gönül sultanlarından, İslâm kültürünü, edebî ve tasavvufî mısralarla terennüm eden büyük insan merhum Hulûsi Efendi Hazretlerine ait nasîhat manzûmesidir. 3 Dokuz beyitten oluşan bu güzel şiir, aslında dil ve edebiyat açısından da incelemeyi hak etmektedir. Ancak bu yazıda manzûmenin muhtevası üzerinde durulacak ve bazı tespitlerde bulunulmaya çalışılacaktır. Nasîhat manzûmesinin en dikkat çeken yönlerinden birisi, bütün insanlığa seslenmesi ve Allah Teâlâ nın yarattığı her canlının ıslahının hedef olarak seçilmesidir. Her beyitte, bazen her mısrada ayrı bir ahlâkî güzelliğe işaret edilmekte ve insanlar oraya ısrarla yönlendirilmektedir. Dikkatle incelendiği takdirde beyitlerin bir âyet veya hadisten mülhem olduğu hemen anlaşılmaktadır. Kimsesiz insanlara, yardıma muhtaç düşkün kimselere yardım elini uzatmak her Müslümanın görevidir. Peygamber Efendimiz, fakirlerin ve dul kadınların ihtiyaçlarını gidermek için koşuşturmayı, Allah yolunda cihada, devamlı oruç tutmaya ve gece ibadeti yapmaya benzeterek mü minleri buna teşvik etmiştir. 7 Üçüncü beyitte bu hususa temas edilmekte hiçbir karşılık beklemeden bu hizmetleri yürütmenin gerektiği hatırlatılmaktadır: Garazsız hem ıvazsız hizmet et her canlıya Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol. Dördüncü beyit, bizlere sevebilmenin ve sevilmenin yolunu göstermektedir. Allah için herkese hürmet et de, sev, sevil; Her göze diken olma, sünbülü ol, gülü ol. Herkese hürmet etmek, Yaratanın hatırına yaratılanı sevmek ve hürmet göstermek aslında her insanın yapamayacağı yüksek bir ahlâk ve erdem işidir. Allah Rasûlü (s.a.v.) küçüklere şefkatle muameleyi, büyüklere saygılı davranmayı îmanın işareti ve Müslüman kalmanın alâmeti olarak ifade buyurmaktadır

6 Hürmet edenin hürmet göreceği kesindir. Kendisi hürmet gösterdiği için hürmet ve saygıya lâyık olan insan ise muhataplarının gözünde bir gül, bir sümbül gibi güzel bir görünüm ve güzel bir koku içinde temessül edecektir. Sevgili Peygamberimiz, İslâm da başkalarına zarar vermek de, zarar görmek de yoktur. 9 buyurarak Müslümanların davranışlarına dikkat etmesini istemekte ve kimseye zarar vermemenin ve hiç kimseden zarar görmemenin esas olduğunu ifade buyurmaktadır. Ayrıca Sevgili Efendimiz, çok kısa ve özlü bir sözlerinde Müslümanı şöyle tarif etmektedir: Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu/zarar görmediği kimsedir. 10 Kalp kırmadan, gönül yıkmadan yaşayabilmek, hele bir de günümüz toplum yapısı içerisinde her kişinin değil, er kişinin muvaffak olabileceği bir haldir. Bu zor işin yanında bir başka zor iş daha vardır ki, o da incinmemektir. İncitmemek belki insanın kendi irade ve ihtiyarıyla alâkalı olduğu için sakınılabilecek bir durum olarak görülebilir. Fakat incinmemek, başkalarının yaptıkları karşısında alınacak bir tavır olduğu için, kişinin kendisini aşan bir durumla karşı karşıya gelmesi anlamına gelmektedir ve incitici darbelerin dozu ve şekli ile yakından irtibatlıdır. Bu, bazen incitici bir sözle, bazen kaba bir davranışla bazen de eriten bir bakışla karşımıza çıkabilir. Asıl mesele, böyle bir davranış karşısında incinmeyebilmektir. Beşinci beyit bize şu mısralarla sesleniyor: İncitme sen kimseyi, kimseye incinme hem; 11 Güler yüzlü tatlı dil, her ağzın balı ol. Sevgili Peygamberimiz mütebessim bir çehreye sahipti. O, insanlara güzel söz söyler, güleryüz gösterirdi. 12 Yapılan her türlü iyiliğin sadaka kabul edildiğini ifade ettiği mübarek bir sözünde, kardeşine güler yüz göstermenin de iyi bir davranış olduğunu belirtmekte, 13 tatlı dille konuşmayı tavsiye buyurmaktadır. 14 Güler yüzle güzel şeyler söylemek; incitmeyen ve incinecek durumlarla karşılaşılmayacak bir hayatın önemli işaret taşları olsa gerektir. san, aklı başında olmayan birisi de olsan sakın kalp kırayım deme. Çünkü nazargâh-ı ilâhî olan ve insan eliyle tamiri mümkün olmayan gönlü yıkmak, nefsine uyarak Kâbe yi yıkmaya teşebbüs etmekten daha kötüdür: Nefsine yan çıkıp da Kâbe yi yıksan dahi; İncitme, gönül yıkma, ger uslu ger deli ol. Yedinci beyit, şefkat, merhamet, tevâzu ve sehâvet hasletlerini dile getirmektedir. Güneş nasıl herkese eşit olarak ışığını ve ısısını gönderiyorsa gerçek mü min de herkese şefkatle bakmalı, her canlıya merhametle davranmalıdır. Çünkü İnsanlara merhametle davranmayana Allah Teâlâ merhamet etmez. 15 Allah Teâlâ nın güzel isimlerinden olan Raûf/çok şefkatli ve Rahîm/pek merhametli isimleri, Allah ın bir lütfu olarak sadece bizim Peygamberimize sıfat olarak verilmiştir. Kur ân-ı Kerîm de bu husus şöyle ifade edilmektedir: Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size düşkündür, mü minlere çok şefkatli ve merhametlidir. 16 Şefkatli ve merhametli bir Rabbin kulu ve şefkatli ve merhametli bir Peygamber in ümmeti olarak mü minlere de bu vasıflarla davranmak yakışır. İkinci beyitte de zikri geçen tevâzu, burada toprağa benzetilmektedir. Mütevazı olmak, insan olmanın ayrılmaz vasfıdır. Cömertlik ise sanki bu ahlâkî meziyetlerin tamamlayıcısıdır. Çünkü sehâvet olmazsa ötekilerin değeri de azalmaktadır. Sevgili Peygamberimiz, cimrilik ve kötü ahlâkın, bir mü minde bir araya gelmeyeceğini açıkça ifade buyurmaktadır. Başka bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: Cömert insan, Allah a, cennete ve insanlara yakın, cehenneme uzaktır; cimri ise, Allah a, cennete ve insanlara uzak, cehenneme yakındır. 17 Güneş gibi şefkatli, yer gibi tevâzulu; Su gibi sehâvetli, merhametle dolu ol. Sekizinci beyitte Hulûsi Efendi insanlığa nasîhatini şöyle sürdürmektedir: Alçak gönüllü kişinin, fakir olanlara da maddî durumu iyi olanlara da muâmelesi nazik ve güler yüzlü olmalıdır. Zenginlere itibar edip, fukaraya iltifat etmemek tevazûya aykırıdır. Hoşgörü, müsamahakâr davranmayı ifade eden bir kelimedir. Ancak bu tabirin sınırları iyi tesbit edilmezse, istismara, yanlış anlama ve uygulamalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple, hoşgörü ile karşılanmaması gereken davranışları bilmek ve ona göre davranmak gerekmektedir. Müslümanın, her şeyi hoş gören bir tavır içinde olması mümkün değildir. Nitekim Hulûsi Efendi bir beyitte: Hoş göre hoş göre, olduk hoşkör; Demeyin Allah aşkına hoşgör. diyerek konunun hassasiyetine dikkat çekmekte, bir sınır koymaksızın her şeyi hoşgörü ile karşılamanın doğru olmadığını, tepki gösterilmesi gereken durumlarda müdahale etmek gerektiğini ifade etmektedir. İnsanlara karşı hoşgörü ile davranma, bazı suçları affederek ceza vermekten vazgeçme önemli ahlâkî meziyetlerdendir. Allah Teâlâ, takvâ sahiplerinin özelliklerini sayarken: Onlar, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da bu güzel davranışta bulunanları sever. buyurmuştur. 18 Suçu olmayan birisi için affetmek de mevzubahis olamaz. Onun için afdan söz edebilmek için bir suça ihtiyaç vardır. Suçun tamirinin, suç işleyenleri caydırmanın her zaman ceza ile olmayacağı açıktır. Suçluyu affederek ceza vermemek de çok önemli bir eğitim metodudur. Ancak hatanın tesbiti, yanlış olduğunun izahı birlikte değerlendirilmelidir. Varlığından boşal kim yokluğa erişesin; Sözünü gerçek söyle, Hulûsi nin dili ol. Son beyitte tevazûnun en ileri merhalesi olan yokluğa erişebilmenin yoluna işaret edilmektedir. Yokluğa erişmek için, varlık mânâsı taşıyan benlikten, kibir, gurur gibi huylardan, mânevî hayata zarar veren maddî şeylerden uzaklaşmak gerekir. Daima hakikatleri dile getirmek, gerçek olanı, doğru olanı söylemek gerekmektedir. Osman Hulûsi Efendi yi sevenler, Kur ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerden süzülerek ifade edilen hakikatlerin dile getirildiği bu nasîhati sık sık okumalı, güzel ahlâk dağarcıklarında bu meziyetleri diri tutarak hayatlarında uygulamalıdırlar. Dipnot * Doc. Dr. 1 Buhârî, Büyû, 68; Ahmed ibn Hanbel, III, Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî, Nasihat Yayınları, 2006 İstanbul, s Aclûnî, Keşfu l-hafâ, I, /Lokmâni, 18; Buhârî, el-edebü l-müfred, 560. hadis. 5 Müslim, Birr, 69; Tirmizî, Birr, Buhârî, Edeb, 25; Müslim, Zühd, Tirmizî, Birr, 15; Ahmed ibn Hanbel, I, Muvatta, Akdiye, 31; İbn Mâce, Ahkâm, Buhârî, Îmân, 4; Müslim Îmân, Bkz. Tirmizî, Birr, Buhârî, Sulh, 11; Tirmizî, Birr, Tirmizî, Birr, 45; Müslim, Birr, Ahmed ibn Hanbel, II, Buhârî, Tevhid, 2; Müslim, Fedâil, /Tevbe, Tirmizî, Birr, /Âl-i İmrân suresi, 134 Altıncı beyitte incitmemek ve gönül yıkmamak bir kere daha dile getirilmektedir. Akıllı bir insan da ol- Gökçek gerek dervişin sanı, yoksula baya; Suçluların suçundan geçip hoşgörülü ol

7 Bilim ve Hikmet Bayram Ali ÇETİNKAYA* MATBAANIN OSMANLI YA İLK/GEÇ GİRİŞİ Nasîhat manzûmesinin en dikkat çeken yönlerinden birisi, bütün insanlığa seslenmesi ve Allah Teâlâ nın yarattığı her canlının ıslahının hedef olarak seçilmesidir. Her beyitte, bazen her mısrada ayrı bir ahlâkî güzelliğe işaret edilmekte ve insanlar oraya ısrarla yönlendirilmektedir. Dikkatle incelendiği takdirde beyitlerin bir âyet veya hadisten mülhem olduğu hemen anlaşılmaktadır. Türkiye de Matbaanın Kısa Serüveni İbrahim Müteferrika, basma sanatının gerekliliği ile ilgili hazırladığı raporunda, bu sanatın Osmanlı da çok eskiden beri var olduğunu bildirir. Arap harfleriyle eserlerin basıldığını ve bunlarda bir takım yanlışlıkların bulunduğundan da bahseder. O, basma sanatının Osmanlı coğrafyasında yaygınlık kazanmasının ve gecikmesinin sebeplerini bilmektedir. Zira bu sanat sayesinde, Müteferrika dan çok önce (en aşağı 234 yıl kadar önce) Osmanlıca dan başka bir dille, 218 yıl önce Arap harfleriyle Avrupa da; 130 yıl önce de İstanbul da, Osmanlıca olarak eserler basılmıştır. İstanbul un fethinden kısa bir süre sonra matbaacılık, Yahudiler tarafından başlatılmıştır. Nitekim ilk matbaanın teşkili, II. Beyazıt döneminde Yahudiler tarafından gerçekleştirilmiştir. lında İstanbul da bir basımevi kurmuştur yılında ise, Nicodimus Metaxaas ismini taşıyan bir Rum papaz da bir matbaayı işler hâle getirmiştir. Bu zatın ilk bastığı eser, Yahudiler Aleyhinde Küçük Risâle adını taşıyan bir kitap olması, matbaanın neden Osmanlı coğrafyasında yeterince gelişmediğinin de işaretlerini verir. Matbaaya Karşı Yapılan Hareketler Dinî Olmaktan Ziyâde Siyasîdir Osmanlı da matbaaya karşı yapılan eylemlerin merkezinde hiçbir zaman din mensupları ve kurumlarının varlığı söz konusu olmamıştır. Bu cenahtan matbaaların kapatılmasına veya yaktırılmasına yönelik bir talep vaki değildir. Matbaaların açılması için gerekli olan bürokratik iki işlem hiçbir sıkıntı yaşanmadan hayata geçirilmiştir. Bunlar Şeyhülislâm ın fetvası ile padişahın fermanıdır. Matbaanın kurulması padişah ve sadrazamın desteği ve himayesinde gerçekleştiği için fetvanın ve fermanın çıkmasında herhangi sorun çıkmamıştır. Bu- Türklerden Matbaayı İlk Kuran Mühtedî: İbrahim Müteferrika Matbaanın en çabuk geliştiği yer, Orta Avrupa da Macaristan olmuştur. Zikri geçen coğrafyada doğan İbrahim Müteferrika ( ), başlangıçta basım sanatıyla olmasa da basımeviyle uğraşan bir mühtedîdir. Nitekim İstanbul da basımevinin açılmasında kendisine yardımcı olup kolaylık gösteren Sadrazam İbrahim Paşa ve Yirmi Sekiz Mehmet Efendi ye basımevi açılması düşüncesini getiren de o olmuştur. Macaristan ın Kolozsvar şehrinde (bugünkü Romanya da Cluj) 1674 te doğan Müteferrika, Hıristiyan Kalvinist mezhebine bağlı fakir bir aileye mensuptur. Kalvinist okulunda rahip olmak için 1672 yılında Thököly İmre nin, şehri ele geçiren Habsburglara karşı isyanı sırasında Osmanlı ordusunca esir alınmış, akabinde İstanbul da esir olarak satılmıştır. Bir müddet sonra, asıl adı bilinmeyen Müteferrika Müslüman olmuş ve İbrahim ismini almıştır. İslâmî ilimleri kısa zamanda öğrenen İbrahim, ilmiye ve kalemiyede hızla yükselmiştir. Hatta Müslümanlığı savunmak amacıyla Risâle-i İslâmiye ismiyle bir eser telif etmiştir. Sonunda müteferrikalığa (padişah, sadrazam ve vezirlerin emirlerini götüren kimse) ve hacegân (yüzbaşı rütbesinin karşılığı olan sivil bir rütbe) rütbelerine kadar yükselmeyi başarmıştır. Müteferrika nın 1719 yılından itibaren matbaa alanında bazı denemeler yaptığı ve bu çerçevede Yahudi harf dökümcüleri, basımcı ve dizgicilerle bir takım görüşmelerde bulunduğu ihtimal dahilindedir. İtalya da İbranî harflerini 1480 yılında döken Yahudiler, 1493 yılında İstanbul da kurdukları matbaalarda eserler basmışlardır. Bu eserlerden örnekler, günümüzde Yahudilere ait olan 500. Yıl Müzesi nde s e r g i l e n m e k t e d i r. Yine, birkaç yıl sonra 1500 veya 1515 yılında Selanik te İbranî basımevi açılmış, arkasından 1579 yılında İstanbul da başka basımevleri faaliyete geçirilmiştir. Bununla birlikte, Sivaslı Apkar isminde bir Ermeni de, Venedik te matbaa sanatını öğrendikten sonra, 1567 yı

8 nunla birlikte ulemadan gelen bir direnç de vaki olmamıştır. Şeyhülislâm Abdullah Efendi nin fetvası gecikmeden çıkmış ve ulema çevresinden on bir kişi de ilk eserin başına takrizler yazmışlardır. Hatta Şeyhülislâm, İbrahim Müteferrika ya basılmasını arzu ettiği iki eserin de isimlerini vermiştir. Yani matbaalarda kitap basılmasının İslâm la veya İslâm hukukuyla bir aykırılığının bulunduğuna dair kimse bir söz söylememiş ve eylemde bulunmamıştır. Matbaanın tashih/düzeltme (muhtemelen Arapça çevirilerin kontrolü) işlerini yürütmek amacıyla ulemadan üç kadı ve biri de Mevlevî şeyhi olmak üzere dört kişi vazifelendirilmiştir. Matbaanın açılma ve faaliyete geçme aşamalarında ulemadan veya seyfiyeden (ordudan) bir baskı ve tazyik gelmemiştir. Ancak fetva ve fermanda, matbaalarda sadece din ilimlerinin dışındaki ilimlerin, yani fen ya da pozitif ilimlerin üzerinde kaleme alınmış eserlerin basılması zikredilmektedir. Matbaaların Osmanlı ya geç gelmesinin sebepleri içerisinde sıkça geçen bir hususta, ülkedeki sayısı i bulan (6.000 i İstanbul da) hattatların işlerinin kaybedeceği ile ilgili kaygıdır. Bu endişenin temellerini ve köklerini Fransa da aramak mümkündür. Zira Paris te müstensih ve kitap ressamı işlerini kaybetme kaygısıyla matbaayı şeytanî bir sanat olarak niteleyerek karşı çıkmışlardır. Osmanlı da ise böyle bir endişeyi gerektirecek bir ortam yoktur. Çünkü matbaalarda basılacak eserlerin, şer î ilimlerle alakalı olmaması gerekmektedir. Yani basımevlerinde basılacak olan kitaplar Kur ân, hadis, tefsir, kelâm ve fıkıh ile ilgili alanların dışındaki eserler olmak zorundaydı. Dolayısıyla hattatların işsiz kalması gibi bir mesele söz konusu değildi. O halde matbaanın Osmanlı ya geç gelmesi ve yeterince gelişmemesinin sebebi nedir? Bu sorunun cevabı, dinî bir mesele olmaktan ziyade siyasî bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Azınlıklar (Yahudi, Ermeni ve Rum) ve Matbaa Matbaacılığa karşı getirilen sınırlamalar, dinî olmaktan ziyâde, azınlıklar (Yahudi, Ermeni, Rum) ve bunların mensup olduğu dinlerin arasındaki rekabetten kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla matbaa, azınlıkların birbirlerine karşı kullandıkları siyasî bir propaganda aleti/ enstrümanı haline dönüşmekteydi. İbranice kitap basımının, İspanya da zorla Hıristiyanlaştırılan ve Marrano denilen Yahudilerin Portekiz den yeniden eski dinlerine dönenlerden birçoğunun Türkiye ye, bir kısmının Portekiz den Amsterdam a, bazılarının İtalya yoluyla İstanbul a ve Selanik e geldiği biliniyor. Yeniden eski dinlerine dönen Marranolar arasında Hıristiyanlıklarından kalma inançların kaldırılması, gerçek Yahudilik in canlandırılması gibi düşüncelerin İbranî matbaacılığı üzerinde etkisi olmuştur. İbranî matbaacılığı, henüz matbaacılığı almamış olan Ortodoks Hıristiyanlara değil, 17. yüzyılda Osmanlı topraklarında yoğun bir din propagandası başlatmış olan Katoliklere karşı direnişin de etkisi altında kalmıştır. Matbaanın, 1655 ten önceki yıllarda başlayan Yahudi Mesihçiliğinin çıkışında da rol oynamış olduğu (Berkes, 59) söylenebilir. Diğer taraftan matbaanın Ortodoks Hıristiyanlar arasında meydana getirdiği din tartışmalarının siyasî neticeleri söz konusudur. Bununla birlikte matbaa, Ermeni cemaati arasında da benzer anlaşmazlıklar ve çatışmalara sebebiyet vermiştir. Osmanlı İmparatorluğu içindeki Yahudi ve Hıristiyan azınlıkların din işlerinde ortaya çıkan sarsıntılar, yöneticileri siyasal meseleler olarak meşgul etmiştir. Osmanlı devlet adamlarının matbaaya yönelik girişimlerini bu tür siyasal sebeplerle izah etmek daha makuldür. Dolayısıyla matbaaya karşı sınırlamaların, İslâmlılıktan ziyade Osmanlılık sebebiyle ortaya çıktığı görülmektedir. Benzer siyasal sonuçlar vaki olmadığı müddetçe, Osmanlı İmparatorluğu nda matbaalara ve buralarda basılmış eserlere karşı olumsuz hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Şu halde, Osmanlı da matbaa, dinî bir sorun değildir. Bu meseleyi, teknik, ekonomik ve siyasal bir problem olarak görmek daha gerçekçidir. Ulema veya Müslüman dinî çevrelerden matbaaya karşı herhangi bir hareket olmamıştır. Bununla birlikte ilk olarak 31 Ocak 1729 da basılmış kitapların muhtevalarına bakıldığında bu eserlerin; dil, tarih, coğrafya, müspet bilimler, askerlik sahalarında kaleme alınmış olduğu görülmektedir. Matbaada basılan ilk on kitabın, Osmanlı Devleti nin kuruluşundan beri bir yandan İran la, öte yandan Avrupa devletleriyle olan ilişkilerinin tarihini inceleyen eserler olması da dikkat çekicidir. Ayrıca Osmanlı da matbaanın girişinin gecikmesinin sonra da yeterince gelişme göstermemesinin de bir takım teknik ve toplumsal sebepleri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, basım sahasında yeterince teknik ilerlemelerin bulunmamasıdır. Diğer yandan İmparatorlukta yeterli kağıt üretiminin olmaması da bir handikaptır. Bu ikisiyle birlikte diğer hayatî bir husus da, basım sanatının gelişmesi ve ilerlemesi için yeterli sayıda bir okuyucu kitlesinin bulunmamasıdır. Son olarak bahsi geçen problem, bugün de yaşadığımız toplumun ve zamanın en önemli sorunudur. İnsanımızın kitap okumaya olan merakı ve ilgisi gün geçtikçe daha da azalmaktadır. Bu durum eser müelliflerinin azmini zayıflattığı gibi, yayınevlerinin ekonomik olarak güçlerini kaybetmesine yol açmaktadır. DÜZELTME Dergimizin 91. sayısında (Mayıs 2008), yazarımızın makalesinin başlığı yanlış dizilmiştir. Doğrusu Vakıf İnsan: Hacı Veyis Efendi dir

9 Kültür Resul KESENCELİ DİVÂN-I Hulûsİ-İ DÂRENDEVÎ DE ESMÂ ÜL- HÜSNÂ ALLAH RAHMÂN RAHÎM İSİMLERİ mesi sebebiyle O nun hakkında yeterli ve doğru bilgi edinmemizi sağlar. 2 Esmâ ül-hüsnâ bilgisi, Allah-âlem ilişkisine ışık tutması ve sonuçta Allah ı tanıtması açısından önem taşımaktadır. Evrenin bir parçasını oluşturan insan, aklî istidlalleri yanında gönül hayatı bakımından da yaratıcı ile münasebet kurmak zorundadır. İşte bu ilişkide Esmâ ül- Hüsnâ nın vazgeçilmez bir rolü vardır. İsimlerin, kelimelerin ve seslerin ifadesi çok önemlidir. Kur ân-ı Kerîm de zikir ve duanın ısrarla tavsiyesinin sebeplerinden biriside budur. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendinin şu beyiti ne güzeldir: Gönül Allah ı der Allah ı söyler Dilinde vird edip hergâhı söyler 3 (Gönül neyi düşünür, neyi hayal ederse dil onunla bütünleşir. Gönül, kalp ve dilin bütünleştiği lafzı Celâl (Allah) ismi ile bir mana âlemine girilir. Gönüllere feyz-i Rahmân akar. Gelen bu feyizden dolayı hep sevgiliyi hatırlar onu söyler. Bu anmanın zamanı da yoktur. Her an, her zaman, her vakit tüm benliği ile sevdiği ile bir olur onu anar onu anlatır.) Cenabı Allahın emirleri doğrultusunda hayatını devam ettirmelidir.) Esmâ ül-hüsnâ hakkında ashaptan Ebu Hureyre (r.a) den rivayet edilen hadis-i şerif şu şekildedir: Allah ın doksan dokuz, yüzden bir eksik ismi vardır. Kim bunları sayarsa (ihsa) cennete girer. O tektir tek olanı sever. Hadis-i şerifteki kim bunları sayarsa ibaresi bazı rivayetlerde kim bunları ezberlerse şeklinde nakledilmiştir. Hadiste cennete girmeye vesile olarak gösterilen (ihsa) kelimesinin buradaki anlamı üzerinde Buhari den itibaren önemle durulmuş ve kelimenin (saymak, ezberlemek, anlamak) şeklindeki sözlük anlamının ötesinde bir mana taşıdığı görüşü ağırlık kazanmıştır. Öyle ki bu kelime İslâm ın ulûhiyet inancı içerisinde anlaşılmalı ve bu inanca uygun ruhî, manevî nitelikte olduğu görülmelidir. Öyle ise Esmâ ül- Hüsnâ yı saymak ve ezberlemek bize Allah ı hatırlatacak, Allah ı hatırlamak kalbimizi aydınlatacak ve güzelleştirecektir. Bu ise güzel gönül ve güzel davranışlara sebep olacaktır. Tüm bunlar ise insanın Hazreti Peygamber (s.a.v.) ve Cemalu llaha erişmesine vesile olacaktır. İşte Osman Hulûsi Efendi nin şu beyitleri çok dikkate şayandır. Hafî vü celî kulun Allah ı zikretmektir şânı Hüdâ nın zikr ü fikriyle yücelt sen şân-ı insanı 1 Arapçada isim kelimesinin çoğulu olan esmâ ile güzel, en güzel anlamındaki hüsnâ kelimelerinden oluşan esmâü l- hüsnâ terimi Kur ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde Allah-ü Tealâ ya nisbet edilen isimleri ifade eder. Sadece Kur anda geçen ilahî isimler 100 den fazladır, muhtelif hadislerde Allah a nisbet edilen başka isimler de mevcuttur. Esmâü l-hüsnâ terkibinin geniş anlamıyla bunların hepsini kapsamakla birlikte terim olarak daha çok 99 ismi içerdiği kabul edilir. İlahî isimlerin güzellikle nitelendirilmesinin sebeplerini Ebu Bekir İbnü l Arabî şöyle sıralamaktadır: a) Esmâü l-hüsnâ Allah hakkında yücelik ve büyüklük ifade eder ve kullarda saygı hissi uyandırır. b) Zikir ve duada kullanılmaları halinde kabule vesile olur ve sevap kazandırır. c) Kalplere huzur ve sükûn verir, rahmet ve lütufa vesile olur. d) İnsana şeref kazandırır, üstün vasıflara vesile olur. e)allah için vacip (olması gereken), caiz (olması uygun) ve mümteni (olması imkânsız) olan sıfatları içer- İslâm, Allah ın isim ve sıfatlarına ayrı bir önem vermiş, tevhid inancının açık bir şekilde anlaşılabilmesi için yaratanla yaratılmışların niteliklerinin açıklığa kavuşturulması fevkalade gerekli görülmüştür. Allah ın zatının bilinmesi isimleri ve sıfatlarıyla mümkün olacağından Kur ân-ı Kerim de şu şekilde açıklanmıştır: En güzel isimler Allah ındır. Bu güzel isimlerle O na dua ediniz! Uygun olmayan isimlerle O nu isimlendirenleri terk ediniz! Onlar yapmakta olduklarının cezasını yakında çekeceklerdir. 4 De ki: İster Allah deyiniz, ister Rahmân deyiniz. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O na aittir. 5 Allah a yakınlaşmak O nunla birlikte olabilmek çok önemlidir. Bu doğrultuda Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî de şu dörtlüğü iyi anlamak gerekir: Yönelip Ka betu llah a Sücût et Hazretu llah a Ser-â-ser Sıbgatu llah a Boyan artık boyan artık 6 (Bir Müslüman devamlı Allah ın aziz ve mukaddes kıldığı Kâbe ye yönelmeli, O nun emirleri doğrultusunda hareket etmelidir. Öyle ki Müslümanın Cenabı Allah a secde halinde bulunduğu an Allah a en yakın olduğu andır. Allah a yakınlaşmak onunla bir olmak ancak secde halinde gerçekleşir. Müslüman baştanbaşa, tepeden tırnağa Allah ın boyasıyla boyanmalıdır. Her an, her zaman tüm yaşayış, iş, ibadet ve hallerinde onu unutmamalı, Her Veliyyu llah Cemalu llaha bir âyînedir Hem musaffâ dilleri Hak sırrına gencinedir 7 (Cenabı Allah ın tüm velî kulları Allah ın lütfuyla, isteğiyle O nun Cemalu llahının bir aynasıdır, bir görüntüsüdür, bir yansımasıdır. Temizlenmiş, arınmış, pak olmuş gönülleri ve dilleri ise Allah ın sırlarının hazinesiyle doludur.) Allah ı bilmek, sevmek, kulu olmak, rızasını kazanmak, O nun isimlerini öğrenmek ve bu isimlerle varlığını güzelleştirmekle mümkün olur. Esmâ ül- Hüsnâ yı öğrenmekle Allah bilgisi kazanılır. Bu ise Allah sevgisinin tohumudur. Bir gönül e bu tohumdan düşerse filizlenir. O gönülden şevk ve muhabbet ağacı biter, bu ağacın meyveleri vardır ki; kalpte, ruhta, elde, ayakta, gözde, gönülde, kulakta, yani insanın bütün maddî ve ruhî varlığında belirir ve olgunlaşır. Bu meyvelerin başlıcaları; yaratana hürmet, yaratılmışlara sevgi, kötü huylardan uzaklaşmak, güzel huylara sahip olmak, Allah uğruna her şeye katlanmak, kızmamak, yumuşak huylu olmak, itidalli davranmak gibi meziyetlerdir. Hakikî Müslüman olmak bu meziyetlere sahip olmakla mümkündür. Allah ın rızası, dünya ve ahiretin saadeti de ancak bunlarla mümkündür. Bu doğrultuda Osman Hulûsi Efendi insanda olması gereken tüm hali şu beyitle çok güzel ve mükemmel bir şekilde özetlemiştir: Allah için herkese hürmet et de sev sevil Her göze diken olma sümbülü ol gülü ol

10 Esmâ ül-hüsnâ ile ilgili eserlerde ele alınan konulardan biri de İsm-i Azam dır. Allah a izafe edilen yüzlerce isim arasından birini en büyük isim diye tercih etme girişimleri erken dönemden itibaren başlamıştır. Ancak Taberi, Eş ari ve Bakıllani başta olmak üzere pek çok İslâm âlimi İsm-i Azam ismine nisbet edecek bir ismin bulunmadığını belirtmişlerdir. Esasen mana ve şümulünün genişliği sebebiyle bu özelliği taşıyacak bir isim varsa o da lafz-ı Celâldir. Hangi ismin neye göre İsm-i Azam kabul edileceği hususu ise belirsizdir. Tüm isimlerin ise kulun maneviyatı üzerinde çok büyük etkileri vardır. 9 Osman Hulûsi Efendinin şu dörtlüğü ise bizlere pek çok şeyi anlatmaya kâfidir. Bu dizeleri çok iyi anlamak ve uygulamak gerekir. Derviş olan âgâh olur Her kârı zikru llah olur Hep cümle varından geçer Vâsıl-ı illa llah olur 10 (Derviş olan bilgili, uyanık ve her şeyden haberli olur, her an, her vakit, her yerde ve mekânda Allah ı anar O nunla birlikte olur. Her zaman Cenabı Allah la birlikte olduğu için kendi benliğinden, varlığından sıyrılır arınır. Yüce Mevla ile olmanın huzurunu yakalar. Cenabı Hakk a erişir, O na kavuşarak vuslata erer. Her lahza O nun huzurunda O nunla bir olmanın neşesini yakalar ve yaşar.) Esmâ ül-hüsnâ geleneği Müslümanların namazda ve namaz dışındaki dua, niyaz ve zikir ibadetleri, tarikatların kendilerine has evrad ve zikirlerinden başka edebiyat ve sanatta da varlığını göstermiştir. Türk şiirinde ilahî isimler üzerinde çok sayıda beyitler bulunmaktadır. Türbe, medrese, mescid, kütüphane vb. pek çok binada hatta Müslümanların kullandığı eşya ve aletlerde bazı isimlerin yer aldığı aşikârdır. Özellikle cami, müze ve şahısların özel koleksiyonlarındaki Esmâ ül-hüsnâ levha ve yazıları hat sanatının nadide örneklerini teşkil ettiği gibi en güzel yerlerde muhafaza edilmiş ve tazimle saklanmış, korunmuştur. Bu makalemizde Cenabı Hakk ın Esmâ ül- Hüsnâ sındaki üç isim üzerinde duracağız. Bunlar; Allah, Rahmân ve Rahîm isimleridir. Seyyid Muhammed Nuru l Arabî Fatiha tefsirinde şöyle demektedir: Ma lum ola ki Besmele-i Şerifte üç isim vardır. Biri ism-i Celal ki Allah ın ismi zat, ikincisi ism-i kemâldir ki er-rahmân ismi sıfat, üçüncü ismi cemaldir ki er-rahîm ismi ef aldir. Bundan ma lum oldu ki Besmele ismi; zat, sıfat ve ef aldir. Yani tecelli-i ilahî zatı, sıfatı ve ef aliyle âlem, vücuda gelip mevcut oldu. Zat, sıfat ve ef al olmayınca hiçbir şey vücuda gelmez. 11 ALLAH : En güzel isimler O nundur, gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah tır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikte değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikte birdir. Kur ân-ı Kerim ve hadislerde geçen bütün güzel isim ve sıfatlar Allah a aittir. Allah lafzı yaratıcının bütün isim ve sıfatlarını içinde toplayan bir isimdir. Kalbi bu isim ile dolan, kulluk vazifelerini tam yapan, hakkıyla sevebilen, her şeyini O nun için feda edebilen bir kimse hiçbir insana muhtaç olmaz, insanların en zenginleri arasında yer alır. 12 Allah ismi bütün varlığı yaratıp yöneten, bütün övgü ve ibadetlere layık, varlığı zorunlu olan yüce zatın özel ve en kapsamlı adıdır. Sonsuz mükemmellik ve güzellik sıfatlarının hepsini akla getirir; bir olan, eşi ve benzeri olmayan yaratıcıya işaret eder. Yalnızca O na mahsus olup başka hiçbir varlığa nisbet edilemez. Öyle ki Allah ismi diğer isimlerinden farklıdır, çoğulu da yoktur. Diğer isimleri belli bir kökten türetildiği halde Allah isminin kökü yoktur, türememiş ve türetilmemiştir. O na has özel isimdir. Bu hususta Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî de geçen şu beyitler çok dikkat çekicidir: Hafî ve celî kulun Allah ı zikr etmektir şânı Hüdâ nın zikr ü fikriyle yücelt sen şân-ı insanı 13 (Mümin gizli ve açık zikirle Allah ı devamlı anması ile kendini yükseltir. Böylece Allah a yakınlaşır. Allah ı devamlı anmakla O nu tefekkür etmekle, O nunla bir olmakla kendi şanını şerefini yükseltmiş olur. Çünkü en büyük şeref Cenabı Hakk ın katında onunla birlikte olmaktır. Şu unutulmamalıdır ki kalpler ancak Allah ı zikretmekle mutmain olurlar. Mutmain olan kalbin şanı yücelir, şerefi artar.) Her büyüklüğe layık sensin yüce Allah ım Bize luf-u kerem et gündüz gece Allah ım 14 (Allah ım büyüklerin en büyüğü, yücelerin en yücesi, uluların en ulususun senin büyüklük ve yüceliğine hiçbir varlık erişemez, bu yücelik ve büyüklüğünün eşi ve benzeri de yoktur. Bizlere güzelliğinle, iyiliğinle, cömertliğinle, büyüklüğünle gece-gündüz ihsanlarda bulunup, lütfediyorsun. Bizler de sana layık kul olmaya çalışıyoruz. Her şey sendendir sana aittir. Bizler ancak lütuf ve kereminle sana kulluk yaparız.) Allah a itaat kıl her veçhile tâat kıl Tevekkülde rızada örnek insan ol örnek 15 (Her konuda, her işte Allah a tabi ol. Allah ın emirle- rini tam olarak yerine getir. İbadetlerini doğru ve eksiksiz yap. Allah a tabi olmada öyle ol ki her işini Allah a bırakıp kadere rıza göster, teslim ol. Bu halin ise insanlara örnek olsun, sana imrensinler, imrenerek baksınlar. Senin gibi yaşamaya çalışsınlar.) RAHMÂN: Bağışlayan, esirgeyen; bütün yaratılmışlar için iyilik ve merhamet sahibi olandır. Müslüman, gayri Müslim ayırt etmeyerek bu dünyada tüm insanlara, tüm yaratılmışlara sayısız nimetler veren mızıklandırandır. RAHÎM: Bağışlayan, esirgeyen, çok merhamet eden; dünyada kendisine inanıp emirlerine uygun şekilde yaşayanları ahirette sonsuz nimetlerle mükâfatlandıracak olandır. Tevbe suresi dışında bütün surelerin başında Bismillahirrahmanirrahim (Rahmân ve Rahîm olan Allah ın adıyla) cümlesi bulunur. İnsanların işlerine Besmele ile başlamaları yapılan ve yapılacak her işe genişlik ve güzellik katar uluhiyet kazandırır. Unutma halinde ise kısırlık, darlık ve sıkıntılar ortaya çıkar. Rahmân ve Rahîm isimleri aynı kökten türetilmiştir. Her ikisi de mübalağa ifade eder. Ancak Rahmân mübalağası Rahîm den daha fazladır. Rahmân daha genel Rahîm daha özeldir. Bu isimler; Yüce Allah ın geniş ve çok büyük merhamet sahibi olduğunu gösterir. Öyle ki O nun merhameti her şeyi kuşatmış ve bütün canlıları kapsamıştır. 16 Osman Hulûsi Efendi Dîvân ında Rahmân ve Rahîm isimleri ile ilgili olarak pek çok beyit yazmıştır, bunlardan bazıları ise şu şekildedir: Puthane nedir Ka be nedir bilmeyip ey dost Tâata dili hâne-i Rahmân a yetirdim 17 (Hayatımda, yaşayışımda, ibadetlerimde hep Rahmân a, yüce Yaratıcıya yöneldim. Hep O nun huzurunda oldum, O nunla birlikte bulundum, bunun içinde hiçbir tarafa yönelmedim. Her an O nun huzurunda olduğum için Rahmân dan, sevgiliden başka hiçbir şeyi görmedim, hep O na tabi oldum, hep O nu bildim. Cenabı Hakk la bir olmanın lezzetini yaşadım.) İhlâs ile hâs eylemeden gönlü Hulûsi Emmâre-i nefsin yönü Rahmân a yönelmez 18 (İnsan gönlünü muhabbetle, sevgiyle, samimiyetle, ihlasla olgunlaştırmadan insanı olumsuzluklara sürükleyen nefsinin öfkesini, hırsını, arzularını engellemeden Rahmân a yönelemez, hakikî anlamda O nu bulamaz. Cenabı Allah a ulaşmak için has, temiz, pak bir gönülle Allah a/ Rahmân a yönelinmelidir. Rahm et men üftade-i sahrâ-yı cünûna Her âkıl bu dert ile meydânına düşmez 19 (Esirgeyen, koruyan, bağışlayan Allah ım ben senin aşkınla senin düşkünün ve meftunun oldum. Bu öyle bir aşk ki tüm zorlukları, güçlükleri bana aştırdı. Senin aşkın her şeyin fevkinde oldu, her şeye karşı senin aşkın galip geldi. Bu aşkın üzerinde hiçbir şey olamaz. Her insan, her akıl sahibi, her bilgi sahibi olan da senin bu aşk derdinle meydana çıkamaz, senin aşkının davasını sürdüremez, her şeyini senin aşkın için feda edemez. Oysa senin aşkın her şeyin üzerindedir ve üstündür. O her zaman galip gelir.) Dipnot 1 Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Akkuş- Prof. Dr. Ali Yılmaz), Nasihat Yayınları, İstanbul, 2006, s İslam Ansiklopedisi, s, 404. (Türkiye Diyanet Vakfı) 3 Ateş, a.g.e, s /A raf, /İsra, Ateş, a.g.e, s Ateş, a.g.e, s Ateş, a.g.e, s İslam Ansiklopedisi, s Ateş, a.g.e, s, Hacı Bektaş Velî, Besmele Tefsiri, S,16. ( Haz. Hamiye Duran.) 12 İbn-i Kesir- Kurtubi - Beyhaki- Es-Sadi, Esmâ ül-hüsnâ, s, Ateş, a.g.e, s, Ateş, a.g.e, s, Ateş, a.g.e, s, İbn-i Kesir- Kurtubi, age, s, Ateş, a.g.e, s, Ateş, a.g.e, s, Ateş, a.g.e, s,

11 Psikoloji M. Doğan KARACOŞKUN* YARATAN MERKEZLİ EMPATİ Bu şekilde düşünen ve davranan bir insan, kendini onun mutlaka karşısındakinin yerine koyarak onu dinleyecektir ki bu, empatinin en önemli basamağıdır. Bu şekilde empatik dinlemeyi bilen ve uygulayan birisi, karşısındaki ile iletişim kurarken basit hatalara düşmeyecek, karşısındaki kişiyi eleştirmeyecek, yargılamayacak, sadece anlayacaktır. Y üce dinimiz, insan iliş ki lerinin temelini yaratan merkezli empati üzerine bina eder. Öyle ki, İslam a göre bu, bir tür hayat tarzıdır. Nitekim henüz empati kavramı gündelik hayatımıza girmeden önce de, insanlar arası ilişkilerde İslamın temel felsefesi olan, kendi nefsine başkasını tercih etmek, komşun aç iken tok yatmamak, iki ayrı beden fakat tek bir ruh gibi olmak ilkeleri gereğince, bırakın insanları anlayıp onlarla empatik ilişki kurmayı, tabiattan hayvanlara kadar her alanda empatik düşünen insanı hedefler. İslam ın öngördüğü ideal insan, en küçük bir canlıyı bile incitmek istemez. Empatik düşünerek kendisinin yaşamadığı yerlere çöp atmaz, havayı kirletmez. En önemlisi de, yaradılan her şeyi Yaratandan dolayı sever. Hal böyleyken, günümüzde gittikçe kaybettiğimiz bu değer

12 lerin yeniden hatırlanıp yaşanılmasıdır empatik ilişkiler kurma hamlemizin özünde yatan. Hiç uzaklara gitmeden ve başka kültürlere baş vurmaya da gerek olmadan, Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, sen de başkasına yapma! diye öğütleyen Peygamber Efendimizin bu güzel sözü başlı başına yeniden bir empati geliştirme tekniğine ruh verecek bir merkezî ifade olarak görülebilir. Nitekim bu ifadenin gerisinde yatan, Kur an-ı Kerim in bütünündeki insana verilen önemdir. Her insanı eşref-i mahlukat olarak niteleyip yaratan Yüce Allah (c.c), hiç bir kulunu aşağı görmeyip, öğle görülmesini istemez. İnsanlarla ilişkilerimizde, onlara iyilik de yapsak onların ruh halini anlamamamızı ister. Örneğin bu mealdeki bir ayette Yüce Allah, Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah, zengindir, övgüye layıktır. buyurur. Burada bizden, hayır yaparken bile, empati uygulamamızı ister. Ayrıca bu bağlamda, yapacağımız güzel iş ve hayırların, o anda her ne kadar karşımızdaki insana dönük bir vermeymiş gibi algılansa da, gerçekte muhatabımızın Yüce Allah ın bizzat kendisi olduğunu bilmemizi ister. Çünkü ayetin sonundaki biliniz ki Allah zengindir... ifadesiyle, Allah ın bu verilecek şeye ihtiyacı olmadığını, dilerse karşıdaki kimseye kendi fazlü kereminden ihsan edebileceğini, ama bizi vermeye teşvik ettiğini, bizi denediğini anlıyoruz. Bu durumda mümin, empati kurarken, salt karşısındaki insanı anlamaya çalışıp onunla kardeşliği paylaşmaya çalışmakla kalmıyor, bu kardeşlik ruhunun gerisindeki Rabbini de hatırlıyor. İşte İslâm ın öngördüğü empatik davranışın, belki de diğerlerinden en önemli farkı bu İlahi yönün de insan ilişkilerindeki bu merkezî önemidir. Bu durumda mümin, empati kurarken, salt karşısındaki insanı anlamaya çalışıp onunla kardeşliği paylaşmaya çalışmakla kalmıyor, bu kardeşlik ruhunun gerisindeki Rabbini de hatırlıyor. İşte İslâm ın öngördüğü empatik davranışın, belki de diğerlerinden en önemli farkı bu İlahi yönün de insan ilişkilerindeki bu merkezî önemidir. O halde bir mümin, kendinden ve inancından yola çıkarak, kendisine yapıldığında rahatsızlık duyabileceği herhangi bir şeyi başkasına yapmamak için çaba sarf etse, bu konudaki mevcut sorunlarımızın çoğu hallolabilecektir. Böylece, ilişkilerimiz daha anlamlı olup, toplumda ister inanan, ister inanmayan yahut farklı düşünüp farklı inanan insan sayısı ne kadar çok olursa olsun, bunlar aramızda güzel ilişkiler kurulmasını, birbirimizi dinleyip anlamaya çalışmayı engelleyemeyecektir. Bu şekilde düşünen ve davranan bir insan, kendini onun mutlaka karşısındakinin yerine koyarak onu dinleyecektir ki bu, empatinin en önemli basamağıdır. Bu şekilde empatik dinlemeyi bilen ve uygulayan birisi, karşısındaki ile iletişim kurarken basit hatalara düşmeyecek, karşısındaki kişiyi eleştirmeyecek, yargılamayacak, sadece anlayacaktır. Bireyleri en çok tedirgin eden şeylerden biri, başkaları tarafından eleştirilmektir. Empatik dinlemede birey, karşısındakini ne över, ne yargılar ne de suçlar. Sadece onu anlamaya odaklanır. Onun bakış açısını görmeye, onun duygularını anlamaya çalışır. Dinimizin öngördüğü ideal insan modeli de, ancak bu yaklaşım biçimiyle davranarak gerçek ve olgun bir Müslüman olabilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) in, yanına gelerek zina etmek istediğini söyleyen gence karşı tutumu çok iyi bir örnektir. Bu olayda Hz. Peygamber, sahabenin tepkisine rağmen, ilk anda genci anlayışla ve empatiyle dinleyerek yadırgamamış ve yargılamamıştır. Onu eleştirmeden dinlemiştir. Daha sonra da onu empati yapmaya davet ederek, örneğin kendi annesiyle veya bir başka yakınıyla zina edilmesini nasıl karşılayacağını sorarak, o durumdaki insanları anlarsa bu davranışının yanlışlığını göreceğini düşünmüştür. Nitekim başarılı da olmuş ve genç zina etmek isteğinden vazgeçmiştir. Sonuç olarak, dindar yahut inançlı bir insan için empatik davranış biçiminin, herkesi ve her şeyi Yüce Allah ın yarattığı gerçeğinin bilinci ve farklılığıyla, inanan insana bir hayat ilkesi olarak sunulduğunu anlayabilmekteyiz. Burada, diğer kültür ve anlayışlardan farklı olarak ve empatik davranışı daha da güçlendirici bir merkezi güç olarak, her ilişkinin aynı zamanda Yaratanla ilişki demek olduğu anlayışı, inançlı bireyler için kavramın gücünü arttırıcı bir işlev görmektedir. *Doç. Dr. Ankara nın Manevî Mimarı Hacı Bayram-ı Veli nin Hayatı. O Bir Bayram Sabahında Somuncu Baba ile Buluşmuştu 254 Sayfa - III Hamur AŞIKLARIN SIRRI 192 Sayfa - III Hamur ÇIKTI YİTİK BİLGİ VE HİKMET 208 Sayfa - III Hamur Gül Çocuk un Sorularını Somuncu Baba nın Cevapladığı Çizgi Roman 32 Sayfa - Kuşe Kağıt ÇIKTI ALIŞVERİŞ KİTABI 184 Sayfa - III Hamur 98 Zaviye Mah. Hacı Hulûsi Efendi Cad. No:71 Darende MALATYA Tel: (422) Faks: (422) Mobil: (533)

13 Gezi Yaşar ÖZKAN MART 2008 / HİNDİSTAN GEZİSİ TARİHÎ YAPILARIYLA HİNDİSTAN 15 Mart 2008/ Cumartesi Sabah erken kalkıyoruz. Bu gün sabah kahvaltısı değişik bir atmosferde gerçekleşecek. Gönül denilen nur kabı, boş bırakılırsa, nur ile doldurulmazsa, birileri gelip bu boşluğu kir ile doldurur. Gönül tek yönlüdür. Giren bir şeyi çıkarmak çok zordur. Bir gün önce konuşulan organizasyon gereği, sabah kahvaltısı ortamının hazırlığı için 028 numaralı odaya geçiyoruz. Buradaki eşyaları kaldırarak odayı 40 kişinin kahvaltı yapabileceği bir hale getiriyoruz. Yere tertemiz örtüler seriliyor. Köşeye Türk Bayrağını, yanına da Vakıf flamasını asıyorum. Hazırlıklar tamam. Saat: da Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi geliyor. Yemek çok güzel bir atmosferde geçiyor. Kahvaltı sonrası ilahiler söyleniyor. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi nin Allah sevgisi, peygamber muhabbeti kokan, gül kokan ilahileri, bir mızrap gibi gönül tellerimizi titretiyor. Âdeta kendimizden geçiyor, cennet bahçelerinde geziniyoruz. Kahvaltı de sona eriyor. Saat: civarında otobüsteyiz. İndia Gate yi, Parlemento binasını, Red Fort u ve Kutup Minar ı gezeceğiz. Hindistan da Türk Bayrağı Parlemento binasına giderken yine bizim için olağandışı manzaralar mevcut! Yan tarafta yavrusunun elinden tutarak caddenin karşısına birlikte geçen bir maymun Otobüsten de iniyoruz. Parlemento binasına doğru Vakıf Başkanımızla beraber ilerliyoruz. Ben Türk ün ihtişamlı bayrağını çoktan açtım bile.. Senelerce İngiliz bayrağı gören Hintliler Türk ün bayrağını seyrediyorlar. Meclis bahçesine giriyoruz. Hatıra fotoğrafları çektiriyoruz. Daha sonra buradan ayrılarak gezimize yürüyerek devam ediyoruz. Burada Bahâîlik denilen sapık bir mezhep, taraftar toplamak için gayret içinde Bir müddet sonra sokakta kobra yılanı oynatan bir Hintli görüyoruz. Bu insanlar sefalet içinde Rehberimizin söylediği gibi, sokakta doğuyorlar, sokakta yaşıyorlar, sokakta ölüyorlar. İslâm ile tanışmadılarsa, hebâ olup gidiyorlar Allah (c.c) korusun Gezimize devam ediyoruz. Otobüsteyiz. İndia Gate ye doğru ilerliyoruz. Rehberimiz, Hindistan ın -gerçek saçtan yapılma- perukta dünya pazarının lideri olduğunu söylüyor. Rehberimizin söylediğine göre özellikle beyaz saçın kilosu ABD doları arasındaymış. Şu an Özgürlük Anıtını geziyoruz. Burası çok kalabalık Maymun oynatan insanlar, takla atan çocuklar, turistler Buradan ayrılıp otobüse biniyoruz. Saat:12.00, sol tarafta Müslüman mahalleleri var. Burayı geçince

14 bir ölü yakma yeri var. Daha yeni bir ölü yakılmış! Bakamıyoruz Otobüste dondurma ikramı yapılıyor. Çok ferahlatıcı. Saat:12.10 civarında Kız Koleji önünden geçtik. Yol kenarlarında film afişleri var. Hindistan da sinema sektörü çok ileri durumdaymış. Günde bir film çıkıyormuş. Sinemaların da çok lüks olduğu söyleniyor. Lüks ve sefalet yan yana, ne kadar tezat! Yan tarafta Krişla tapınağı Sol tarafta bir tapınak daha Tapınağın önünde büyük bir kalabalık. Binlerce kişi sıranın kendilerine gelmesini bekliyor. Saat: Yukarıda bahsettiğimiz Bahâîlik sapık inanışının müzesine doğru gidiyoruz. Ama burayı gezmeyi, Allah(c.c) bir vesile kılarak bizlere nasip etmiyor... Bahâî Tapınağı Dünyadaki 7 Bahâî tapınağından birisidir. Yeni Delhi dedir. Lotus çiçeği biçimindedir. Tabanı 34 m. yüksekliği 70 m. olan tapınağın tamamı beyaz mermerden yapılmıştır. Şu an saat: Otobüsteyiz. Saat te Garden Of Fıve Senses isimli güzel bir parka giriyoruz civarında burada abdestlerimizi alıyoruz. Bir müddet sonra otobüse binip, paket içinde sunulan öğle yemeklerimizi yiyoruz. Yol kenarlarında tapınaklar ve önlerinde seyyar satıcılar var. Hintlilere şal, örtü gibi hediyelik eşyalar satıyorlar. Bunları da tanrılarına(!) hediye etmek için tapınağa bırakıyorlar. Sağ tarafta geniş geniş hint keneviri tarlaları yer alıyor. Sol tarafta inşaat halinde bir mescit görüyoruz. Hemen araçı durdurup, yapılmış olan kısmında beraber öğle namazını kılıyoruz. Burada camii inşaatına destek için arkadaşlar Rupi toplayıp İmam Şevket Efendi ye teslim ediyorlar. Bu camii arsasını Hacı Ali isminde bir Müslüman bağışlamış. Vakıf Başkanımızla bu cami, bu cemaat ve Hint Müslümanları için dua ediyoruz Saat:15.20, Kutup Minar a doğru yola devam ediyoruz da Kutup Minar ı geziyoruz. Kutup Minar Yeni Delhi nin 15 km. kadar güneyindedir. Kutup minaresi, Müslümanların son Hindu kralını yenmesinin bir nişanesidir. Yüksekliği 73 m. taban çapı 15 m. ve tepe çapı 2,5 metredir. Minare 5 katlıdır de tamamlanmıştır. Saat:17.40, dinlenmek için otobüs ile otele gidiyoruz. Otele varıp odalarımıza çıkıyoruz. Dinlenme sonrası saat:20.00 de lobiye iniyoruz. Buradan yine otobüs ile güzel bir lokantaya gidiyoruz. Yemek sonrası otele dönüyoruz. Artık burada son gecemiz. Saat:02.00 de yatıyoruz. 16 Mart 2008/Pazar Sabah erkenden kalkıp valizlerimizi toplayıp kahvaltı yaptıktan sonra otobüs ile Taç Mahal in bulunduğu Agra şehrine hareket ediyoruz. Saat: te mola verdik. Bazı arkadaşlar abdest yenilediler, bazıları da alış-veriş yaptılar Saat: Yola devam ediyoruz. Saat:13.26 da Agra ya girdik. Taç Mahal e elektrik şarjlı araçlarla gideceğiz. Tac Mahal Bu ünlü anıt, Şah Cihan ın, karısı Mümtaz Mahal in anısına yaptırdığı anıt-mezar Mümtaz Mahal, Şah ile 17 yıl evli kalmış. 14. çocuğunu dünyaya getirirken, 1629 yılında ölüyor ve Şah Cihan ı tarifsiz kederler içinde bırakıyor. Şah Cihan eşine olan sevgisinin büyüklüğünü bu anıt mezarla ifade etmek istiyor. Tac Mahal in yapımına 1632 de başlanıyor. Anıt 1653 te tamamlanıyor. Tac Mahal e girmeden önce sıkı bir aramadan geçiyoruz. İçeriye bayrağımızı elimizde almayacakları kesin. Ben de katlayarak gömleğimin altına/göğsüme koyuyorum. Şu an Tac Mahal in tam karşısındayız. Ne diyeyim? Muhteşem Ortada ana kubbe. Mümtaz Mahal ve Şah Cihan bu kubbenin tam altında Taç Mahal beyaz renkli mermerden yapılmış. Kuvvetli bir rivayete göre kubbenin altında bu yapının bir depremde falan zarar gördüğünde yeniden tamir edilmesini sağlayacak kadar altın varmış. Hırsız İngilizler bu altını alamamışlar. Çünkü bu altının alınabilmesi için kubbenin yıkılması gerekiyormuş! Fakat Tac Mahal in en üstünde bulunan dünyaca ünlü Kohi Nor elmasını çalmışlar İngilizler buraları terk ederken alabildikleri bütün zenginlikleri alıp İngiltere ye götürmüşler. Burada da kültürlerini bırakmışlar. Tac Mahal in yakınında Ganj ın kolu Yamuna nehri. Sağ tarafta Agra Fort, Solda Tac Mahal. Önce Agra Fort u geziyoruz. Agra Fort Şah Ekber tarafından 1565 yılında yapımına başlanan bu kale, Şah Cihan tarafından tamamlanmış. Şah Cihan yaşamının son günlerinde büyük oğlu Alemgir tarafından buraya hapsedilmiş ve penceresi Tac Mahale bakan bir odada hayatı sona ermiş. Kalenin çevresi uzunluğu 2,5 km.yi bulan ve yüksekliği 20 m. olan surlarla koruma altına alınmış. Yamuna Nehri kıyısındaki bu kaleye sadece güneyindeki Amar Singh kapısından girilebiliyor. Saat:14.50 de yemeğe gidiyoruz. Yemeğimizi Musavva Restaurant ta yiyoruz. Yemek sonrası binanın 4.katında öğle namazımızı kılıyoruz te artık Tac Mahaldeyiz. Tac Mahali geziyoruz. Fatihalar okuyoruz. Sonra ikindi namazını kılıyoruz. Akabinde Agra da alış-veriş yapıyoruz. Saat de oradan ayrılıyoruz. Otobüste Hüsamettin Bey: Arkadaşlar, Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımızın müjdesini size iletiyorum. Bundan sonra sırada ya Mısır, ya da Endülüs (İspanya-Portekiz) gezisi var Yüce Allah (c.c), bizler için yarattığı dünyanın gezilmesi, görülmesi ve ibret alınmasından hoşnut olur inşallah. diyor. Bizler de inşallah. diyoruz. Şu an otobüsle Delhi ye doğru ilerliyoruz. Saat: te Delhi ye giriyoruz civarında akşam yemeğini yiyoruz. Yemek sonrası otobüs ile son kez otelimize geliyoruz. Otelde hatıra fotoğrafları çekiliyoruz. Bahçede sohbetler ediyoruz. Saat: de otelden hareket ediyoruz. Kısa bir süre sonra havaalanına varıyoruz. İşlemler sonrasında uçağa biniyoruz sefer sayılı THY Uçağı. 18 Mart 2008/Pazartesi Uçak, saat: ten bir hayli sonra gecikmeli olarak kalkıyor. Allah (c.c) hayırlı yolculuk nasip etsin. İki saatten beri havadayız. Uçağın yerden yüksekliği: m. Dış sıcaklık: -55 C, Uçağın hızı: 763 km/ saat. İstanbul a yaklaşmaktayız. Saat: İstanbul Atatürk Havaalanına iniyoruz. Yük bantlarından valizlerimizi alarak bizi dışarıda bekleyen dostlarımızla kucaklaşıyoruz. Rüya gibi bir gezi burada bitiyor Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi ye bu imkânı bizlere sağladığı için teşekkürlerimi arz ediyor, gezi boyunca taşıdığımız Türk Bayrağı nı kendilerine hediye ediyoruz. Unutulmaz bir Hindistan gezisi belleklerimize kaydedilirken, aynı zamanda dergimizin satırlarında da ebedileşiliyor

15 Hikâye Raziye SAĞLAM ASKER OCAĞI PEYGAMBER OCAĞI ya oturdular. Fatıma Hanım yemek yerken sık sık içini çekiyordu. Hatip Efendi ona dönüp: - Bu kadar üzülme, Hacı Hatun. Bir senin oğlun gitmiyor ya askere! dedi. Fatıma Hanım, tülbentinin ucuyla gözünde biriken yaşları sildi ve: - Üç yıl bu, Hacı Efendi. Efendi oğlumuzdan hiç bu kadar uzun süre ayrılmamıştık, dedi. daha büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Önce bir süre davul zurna eşliğinde halaylar çekildi. Ardından dualar okundu. En son askerler onları bekleyen cipe binerken arkalarından ezan okundu. Askerler öyle coşkuyla uğurlandı ki görenler bunun bir asker uğurlaması değil, bir düğün alayı olduğunu sanardı. ********* Örnek Bir Asker Ona çok güvendikleri için depo sorumlusu yaptılar. Hulûsi Efendi, bu göreve geldiği gün ilk iş olarak depodaki eşyalardan taşıyabildiklerini dışarıya boşaltıp yardımcılarıyla birlikte içeriyi boyadılar. Temizliğini de yaptıktan sonra bütün eşyaları belirli bir düzen hâlinde yerleştirdi ve hepsinin listesini çıkarıp depo girişine astı. Depoyu denetlemeye gelen komutan, gördüğü manzara karşısında hem çok sevindi, hem de diğer askerlere Hulûsi Efendi nin bu davranışını örnek olarak gösterdi. Hulûsi Efendi nin askerlik çağı gelmişti. Acemiliğini Diyarbakır VII. Kolordu Muharebe Taburu nda yapacaktı. Kendisiyle birlikte aynı yere gidecek birkaç kişiyle birlikte Ekim in dördünde hareket edeceklerdi. Hulûsi Efendi gitmeden bir hafta evvel Sivas a, İhramcızâde Hazretlerini ziyarete gitti. İhramcızâde Hazretleri o gece kalmasını istedi. Akşam gelen başka misafirlerle birlikte güzel, feyizli bir sohbet oldu. Hulûsi Efendi, sohbetlerde hep kapıya yakın oturur, Efendi Hazretlerinin bir isteği olduğunda hemen kalkıp yapmaya gayret ederdi. O günlerde İhramcızâde Hazretleri altmış yaşlarında idi. Çoğunluğu beyaz olan sakalı, sanki hep yaş varmış gibi mahmur bakan gözleri ve hem çok saygı uyandıran, hem de tevazulu hareketleriyle bulunduğu ortamda feyiz ve muhabbet kaynağıydı. İhvanları onun evindeki sohbetlerin tadına doyamıyordu. Bir de Hulûsi Efendi olursa bu feyiz ve muhabbet kat kat artıyordu. Gönüller Hulûsi Efendi nin ilahilerindeki feyizle yıkanıyor, muhabbetle yenileniyordu. Müthiş bir savaşın olduğu, insanların sonsuz acılar çektiği bugünlerde Anadolu daki böyle maneviyat erleri hep bir huzur ve iç barışın kaynağı olmuştu. Onlar, Allah için hizmet edip sevip sayılıyordu. Hulûsi Efendi, Sivas tan döndüğünde kendini bir kat daha yenilenmiş ve hafiflemiş hissediyordu. Onun dönüşünü bekleyen arkadaşları, askere gideceği güne kadar yalnız bırakmadılar. Bir akşam Muhyiddin Tütüncü de, bir akşam kayınpederi Mehmed Efendiler de olmak üzere her akşam bir evde toplanıp sohbet ettiler. Nihayet gideceği günün gecesi her zaman kalktığından daha erken bir vakitte kalkıp camiye gitti. Uzunca bir süre orada vakit geçirdi. Ecdadı, Gavs-ı Azam Şeyh Hamid-i Velî Hazretleriyle gönülden vedalaştı. Gönül gözüyle ne gördü bilinmez, içindeki muhabbeti zaptedemeyip camiden çıktı. Balıklı kuyuların olduğu tarafa gidip bir süre de bu kuyuların başında oturdu. Sabah ezanına az bir vakit kalmıştı. Havada tatlı bir serinlik vardı. Hafif esen rüzgârla hışırdayan ağaçların sesine bülbüllerin sesi karışıyordu. Gülü çok olan Darende nin bülbülü de çok olur. Hulûsi Efendi seher vakti canlanan bu doğa ile beraber bir süre rabıta hâlinde kaldı. Doğadaki canlılıktan belki çok daha fazla gönlünden, hatta bütün hücrelerinden taşan muhabbeti hissediyordu. Namazdan sonra babasını beklemeden eve döndü. Önce odasına girip beşiğinde uyuyan Hatice ile vedalaştı. Onu bir baba şefkatiyle öpüp Allah a emanet etti. Ardından odaya giren hanımına döndü ve onunla da helâlleşti. Hanımının gözünde yaş vardı. Hulûsi Efendi: - Allah a emanet olun, Hanım. Sayılı gün çabuk geçer, üzme kendini. Ben içim rahat gidiyorum. Ailemden ve senden yana gözüm arkada değil, dedi. Hanımı Naciye nin içine şimdiden hasret acısı çökmüştü. Hulûsi Efendi ye de zor geliyordu ama hanımına dediği gibi içi rahattı. Babası gelince hep birlikte sofra- - Çare yok, Hacı Hatun. Askerlik bu, mecbur gidecek. Hem asker ocağı, Peygamber ocağı değil mi? - Biliyorum da Efendi, neylersin, ana yüreği dayanmıyor işte. Onlar böyle konuşurken, ne Hulûsi Efendi, ne gelinler, ne de çocuklardan kimse lafa karışmazdı. Zaten gelinler kayınpederlerinin yanında çok mecbur olmazsalar seslerini hiç duyurmazlardı. Ahmed Efendi nin beş tane çocuğu olmuştu. Küçük büyük hepsi bir araya geldiklerinde, saygıdan dedeleri bir şey sormazsa hiç konuşmazlardı. Yalnız Naciye nin hiç sesi çıkmıyordu ama için için ağladığı hissediliyordu. Hulûsi Efendi ile birlikte Diyarbakır a gidecek diğer beş kişi de çarşıdan uğurlanacaktı. Kahvaltıları henüz bitmişti ki Hulûsi Efendi nin arkadaşları, ellerinde bayraklarla onu almaya geldiler. Hulûsi Efendi, çıkmadan önce bütün ailesiyle vedalaştı. Evdekiler onu dualarla uğurladılar. Kafile çarşıya vardığında orada Diyarbakır daki eğitimini tamamlayıp Maraş taki askerî birliğine teslim olduktan kısa bir süre sonra Diyarbakır daki gibi etrafında büyük bir sevgi çemberi oluştu. Hulûsi Efendi, tabiatı olduğu üzere burada da herkese karşı sevgi ve şefkatle hareket ediyor, komutandan ere herkese saygı gösteriyordu. Yurdun birçok değişik yerinden gelip vatan görevi için burada birleşen her bir gencin ayrı bir derdi vardı. Hulûsi Efendi, her birinin derdiyle ayrı ayrı ilgileniyor, kâh okuma yazma bilmeyenin mektubunu yazıyor ya da sıladan gelen mektubunu okuyor, kâh cebinde olduğu kadarıyla harçlığını veriyordu. Diğer askerler sanki gurbette asker ocağında değil de, kendini ailesinin yanında gibi rahat hissediyorlardı. Dinlenme saatlerinde demlenen çayın eşliğinde yaptıkları sohbetlerin tadına doyamıyorlardı. Komutanları da Hulûsi Efendi nin askerler üzerindeki olumlu etkisinin farkındaydılar. O geldikten sonra, askerlerin daha can-ı gönülden vazifelerini yaptıklarını, gözle görülür bir tertip ve temizliğin bütün Nizamiye ye hakim olduğunu görüyorlardı. Hulûsi Efendi, depo sorumlusu olduğu için malların korunmasına çok dikkat ediyordu. Bir gün yine depoda çalışırken bir arkadaşı gelip botları için bağ istedi. Hulûsi Efendi: - Gardaş, bu mallar bizim üzerimize zimmetli. Komutandan müsaade olmadan veremem, dedi. Ama askerin de ihtiyacı vardı. Hulûsi Efendi dayanamayıp cebinden bir yirmi beş kuruş verdi ve: - Çarşıya gidince oradan alırsın, dedi. Asker önce almak istemedi ama cebinde beş kuruşu dahi yoktu. Çok sevinerek parayı aldı ve Hulûsi Efendi ye teşekkür etti

16 Aile Kevser BAKİ kileri içinde oldukları görülmüştür. Mutlu, sevecen, çatışma ve bunalımdan uzak, yapıcı bireylerin yetişmesi sağlıklı ve dengeli ailelerde başarılı ilişkilerle sağlanabilir. Suçlu çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda ise; birinci derece aile bireyleri arasında daha öncesinde hüküm giymişlerin oranının yarıdan fazla olduğu görülmüştür. Aile efradından ya da yakın çevreden herhangi birisiyle aranın açılması, görüşmeme, ziyaretine gitmeme çocukların dikkatini çekecektir. Eğer o kişi uzaktaysa görüşememe sebebi olarak ulaşım ve uzaklık söylenebilir. Lakin yakın çevredeyse detaya girilmeden arada bir anlaşmazlık olduğu açıklanmalı. Bu açıklama esnasında karşı tarafı aşağıla- Bir grup öğrenci üzerinde yapılan mini ankette nasıl bir aile hayal ediyorsunuz sorusuna: -çalışkan, güzel ahlaklı, kuralları yerine getiren, saygılı, birlik ve beraberlik içerisinde, dinine sadık, anlayışlı, çocuklara önem verip yedi yaşında namaz kılmalarını sağlayan, mutlu, huzurlu ve sıkıntısız bir aile. cevapları alınmıştır. Ayrıca, aile içerisinde gördüğü- AİLE İÇİ SIKINTILARIN ÇOCUKLARA YANSIMASI Dünyaya gözlerini açan bebek, başta annesi olmak üzere aile bireyleri tarafından gerekli ihtiyaçları karşılanır ve gelecek tehlikelere karşı korunur. Çocukların; sosyal, fiziksel ve psikolojik olmak üzere karşılanması gereken üç temel ihtiyacı vardır. Bu temel ihtiyaçlar ne kadar yeterli ve zamanında karşılanırsa çocuk o derece sağlıklı olur. Kişilik gelişiminde ise, psikolojik ve sosyal ihtiyaçların rolü ön plandadır. Aile çocuk için, insan ilişkilerinin sergilendiği bir sahnedir. Aile bireylerinin olumlu ve olumsuz özelliklerini özdeşim yoluyla kendisine mal eder. Aile içi ilişkilerin temelini anne babanın birbirleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri belirlemektedir. Aile içi ilişkilerin zayıflaması, aile içindeki bireylerin birbirlerine karşı sorumluluk duygularında, ilgi ve şefkatlerinde azalma olduğu sürece kişi, dışarıya ve kendi özel ilgilerine yönelecektir. Özellikle de bu sağlıksız ortam, çocukluk yıllarına denk gelirse, çocuğu suça iten önemli bir etken olarak ortaya çıkar. Genellikle başarılı olan insanların, çocukluklarında sağlıklı aile iliş- Ailelerde maddi sıkıntılar yaşandığı zaman, çocukların istekleri önceki gibi yerine getirilemez. Daha çok huzursuzluk, tartışma ve kavgalar vuku bulmaya başlar. Eğer ailenin maddi sıkıntıda olduğu gerçeği çocuklarla yaşına uygun olacak şekilde paylaşılmazsa, çocuk içinde bulunduğu sıkıntılı duruma kendisinin sebep olduğunu düşünecektir. Ona, ihtiyaçlarının her zaman için karşılanacağını fakat lüks harcamalardan kısıtlama yapılacağının anlatılması gerekir. Bu sayede çocuk daha güçlü bir kişiliğe sahip olacak ve zor durumların birlikte aşılacağını öğrenecektir. Ölüm, boşanma ve çeşitli ayrılıklarla ifade edilen parçalanmış aileye ait çocuklar, psikolojik açıdan çeşitli anormallikler yaşamaktalar. Özellikle boşanmalar sonrası çocuk hangi tarafta kalırsa kalsın, diğer tarafı özlemekte, onun yokluğunu hissetmekte, kendisinin güvensiz ve sevgisiz olduğunu düşünmektedir. Çocuğun ruh ve beden sağlığını tehdit eden, şiddeti öğrenmesi ve uygulamasına zemin hazırlayan problemlerin başında anne baba tarafından ihmal edilmeleri ve şiddete uğramaları gelmektedir. Üzerinde araştırma yapılan hükümlü gençlerin % 78 i aile içi anlaşmazlık ve şiddetin söz konusu olduğunu söylemiştir. Aile içi ilişkilerin zayıflaması, aile içindeki bireylerin birbirlerine karşı sorumluluk duygularında, ilgi ve şefkatlerinde azalma olduğu sürece kişi, dışarıya ve kendi özel ilgilerine yönelecektir. Özellikle de bu sağlıksız ortam, çocukluk yıllarına denk gelirse, çocuğu suça iten yıcı, suçlayıcı, kötüleyici sözler sarf edilmemeli. Çünkü o kişi çocuğun da yakını, akrabası, belki de en sevdiği kişi olabilir. İnsanların bazen anlaşamadıkları fakat bunun geçici olabileceği, kendisiyle alakalı bir durum olmadığı, (çocuğun aklını karıştırmayacağından eminseniz) kendisinin her zamanki gibi görüşebileceği anlatılmalı. Aileye yeni bir kardeşin gelmesi diğer çocuklar tarafından büyük bir sevinçle karşılansa da, zamanla kardeşler arası birtakım problemler ortaya çıkacaktır. En temel paylaşım alanı ve en zor olanı anne-babanın ilgisi, sevgisi ve ayırdığı zamandır. Kardeş olmak hayatı paylaşmaktır. Kardeş kavgaları her zaman olacak, bu kavgada bir taraf kendisini haksızlığa uğramış, diğer taraf tutulmuş hissedecek. Kardeşlerin birbirleriyle rekabet etmeleri ve bazı kıskançlıkların olması doğaldır. Önemli olan annebabanın bu rekabete ve kıskançlığa nasıl tepki verdikleri, sorunlara nasıl çözüm ürettikleridir. önemli bir etken olarak ortaya çıkar. nüz olumsuz davranışlar nelerdir? sorusuna: sevgi ve saygının olmaması, içki içilmesi, terbiyenin olmaması, kalp kırılması, sırların paylaşılmaması, babanın kötü huylu olması, bir şeyin gizli yapılması, annenin dövülmesi, küfür yapılması, hep sıkıntı ve kargaşa şeklinde sonuçlara ulaşılmıştır. Evde herkesi etkileyen sorunların çözümüne çocuklar da dâhil edilmeli. Sorunlar uygun bir şekilde tanımlanıp, görüşülmeli. Alternatif çözüm yolları bulunmalı ve en idealine karar verilmeli. Doğrusu önemli olan onların yaşadıkları sorunlar değil, bu sorunların çocuklar üzerinde bıraktığı olumsuz tesirlerdir. Kaynakça ARIKAN, Çiğdem (1999) Ailede Çocuğa Yönelik Şiddet Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksel Okulu Dergisi cilt 1 sayı:1,2,3 s ERKAN, Gönül (1989) Ana Babanın Boşanması Sırasında Çocuğun Yaşının Önemi,Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi cilt :7 Sayı:1,2,3,5-1-6 İÇLİ Tülin (1992) Türkiye de suçlular- Sosyal- Kültürel ve Ekonomik Özellikleri, 2 Baskı Ankara. Bizim Büro Yayınları. YAVUZER, Haluk (1999) Çocuk Psikolojisi;19.Basım, İstanbul Remzi Kitabevi

17 Sağlık Akın DİNDAR KİRAZIN FAYDALARI SAYMAKLA BİTMİYOR Aile içi ilişkilerin zayıflaması, aile içindeki bireylerin birbirlerine karşı sorumluluk duygularında, ilgi ve şefkatlerinde azalma olduğu sürece kişi, dışarıya ve kendi özel ilgilerine yönelecektir. Özellikle de bu sağlıksız ortam, çocukluk yıllarına denk gelirse, çocuğu suça iten önemli bir etken olarak ortaya çıkar. Uzmanlar, kirazın sadece meyve olarak değil, kökleri, kerestesi, kabukları, zamkı, yaprakları ve çiçekleri, çekirdeği ve meyve sapları da kullanılabilen çok yönlü bir bitki olduğuna dikkat çekiyor. En iyi pipoların kiraz ağacı kökünden, en kaliteli mobilya ve çeşitli araçların kiraz kerestesinden yapıldığı biliniyor. Kiraz zamkı ise şapka ve kumaş endüstrisinde ve tıbbi amaçla kullanılıyor. Ağaç kabuğu, yaprakları, çiçekleri, meyve sapı ve çekirdekleri tedavi amaçlı kullanılıyor. Meyveleri taze veya kurutulmuş olarak tüketilebilen kiraz, ayrıca reçel, yemek, konserve ya da dondurulmuş gıda olarak değerlendirilebiliyor. Kiraz Böbrek Dostu İdrar söktürücü özelliğiyle böbreklerin dostu olan kiraz vücudu zehirli maddelerden temizliyor. Kiraz ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıklarıyla eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde de kullanılıyor. Ayrıca yapısında bulunan kinik asit ile böbreklerin taş ve kum yapmasını önlediği ve varsa zamanla döktüğü, ayrıca safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olduğu biliniyor. Vücuttaki fazla suyun atılmasıyla, dolaylı olarak zayıflamaya yardımcı oluyor. Kirazın ayrıca peklik giderici özelliği bulunuyor. Özellikle bayat yemeklerle pastırma, sucuk gibi gıdaların zararlarını önleyen kiraz, aynı zamanda kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını ve kanın temizlenmesini, yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlıyor. Kiraz suyunun yüz ve boyun kısımlarına sürülmesinin deride kırışıklıkları önlediği ve giderdiği belirtiliyor. Karaciğerin dostu olan kiraz, hastalıklar, fazla ilaç tüketimi ve zehirlenmeler sonucu zorlanan karaciğerin yükünü hafifleterek iyileşmesine yardım ediyor. Karaciğer zamanla normale dönüyor ve safra salgısı artıyor. Böylece sindirim gücünü artırıyor. Kirazda bulunan levüloz adlı şeker kolay sindirilebildiği için şeker hastaları hiçbir tehlike oluşmadan kiraz yiyebiliyor. Ayrıca içerdiği madensel madde ve vitaminler nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklılığı artırıyor. Yapısındaki bol fosforuyla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik sağlıyor. A vitamini kaynağı karoten içeren kiraz, aynı zamanda gözlerin dostu. Uzmanlar, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğu belirtiliyor. Menopoz döneminde faydalı olmaktadır. Kiraz meyvesi ağrıların dindirilmesinde aspirinden daha fazla etkili oluyor. Kirazın Meyvesi Kadar Ağacı da Şifa Kaynağı Ağaç kabukları yüksek ateşe ve pekliğe iyi geliyor, yaprakları müshil olarak, çiçekleriyse göğsü yumuşatıcı olarak kullanılıyor. Kirazı bağırsakları zayıf ve yüksek tansiyon sorunu olanların dikkatli tüketmeleri gerekiyor. Sapları, idrar söktürücü olduğu gibi bronşite karşı kullanılıyor. Gölgede iyice kurutulan sapla hazırlanan şurup veya demlemelerle iyileşme sağlanabiliyor. Saplar gerekirse kıyılarak bir gün süreyle su içinde ıslanmaya ve yumuşamaya bırakılıyor. Bir litre su içine bir küçük avuç sap konularak hazırlanacak demlemeden günde 3-4 fincan içiliyor. Bu demleme günde iki kez el ve ayak banyosu şeklinde de kullanılabiliyor. Ya da hazırlanan kiraz sapı demlemesi taze veya kurutulmuş kiraz üzerine boşaltılarak yarım saat bekletildikten sonra süzülerek aynı dozda içilebiliyor. Sapları ayrık ve mısır püskülü ile kaynatılarak demlendiğinde ayak ve karın şişliği; arpa ile kaynatılarak elde edilen demlemeyse idrar söktürücü olarak kullanılıyor. Dövülmüş çekirdeğinin kaynatılmış suyu idrar zoru sorununa yardımcı oluyor. Ayrıca çekirdekleri ısıtıldıktan sonra bir beze sarılarak karın bölgesinde ağrıların giderilmesi için kullanılıyor

18 Gönülden İkramlar Mesude SARI ŞİFA NİYETİNE KEÇİBOYNUZU NEDİR? Anadolu da bazı yörelerde harnup olarak da bilinir. Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir. Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşir ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır. Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etken madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir. Ağrı kesici, alerjiye karşı, astıma karşı, bakteri yok edici, bronşite karşı, karaciğeri toksinden arındırıcı, serbest radikalleri yok edici, bağışıklık sistemini güçlendirici, mikroplara karşı antiseptik, kansere karşı koruyucu, çocuk felcine karşı koruyucu etkili bir maddedir. Bekir SARI Keçiboynuzu (Harnup) Pekmezinin Faydaları: SIKMA Malzemeler: Hamuru için: 1 kg. un, tuz, su. İçi için: 1 kg. az tuzlu peynir, maydanoz. Hazırlanışı: Kulak memesi yumuşaklığında hamur yoğrulur. Ceviz büyüklüğünde bezeler alınır. İncecik yuvarlak açılıp, teflon tavada veya sac üzerinde arkası önü çevrilerek pembeleşene kadar pişirilir, Soğumadan tereyağı ile yağlanıp içerisine hazırlanan peynir ve maydanoz karışımı konulup sıkıca dürülür. Dürümün altta kalan kısmının ucu katlanır ki malzeme dökülmesin diye. Sıkmaları büyüklüğüne göre bir tencerenin içinde saklanır ki kurumasın diye. Arzu edilirse patatesli de yapılabilir. Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı). İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir. Balgam söktürür, göğsü yumuşatır, bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir. Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir. Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. Mideye kuvvet verir. Kanın zehirli maddelerini temizler. İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar. 110

19 Dergisi Hediyesi... Çocuk ekiyle birlikte yıllık abone bedeli 70 YTL 92 A y l k l i m - K ü l t ü r v e E d e b i y a t D e r g i s i Somuncu Baba May s Fiyat : 7 YTL Somuncu Baba Bahçesinin Taze Çiçe i Ayl k Somuncu Baba Çocuk Dergisi - May s 2008 Y l: 2 Say : 18 AYLIK İLİM KÜLTÜR VE EDEBİYAT DERGİSİ Fiyatı: 7 YTL HAZİRAN 2008 AYLIK İLİM KÜLTÜR VE EDEBİYAT DERGİSİ HAZİRAN H. Hamidettin Ateş 20 Efendi ile Röportaj Hulûsi Efendi nin 84 İnsanlığa Nasihati Dergisi Hediyesi... Vak f Medeniyeti ve Su Y l Hindistan Gezisi Her satırını okurken farklı boyutlarıyla farklı manevi iklimlerde gezeceğiniz böyle bir dergiyi elinizden bırakamayacaksınız. Visan İktisadi İşletmesi Zaviye Mah. Hacı Hulûsi EFendi Cad. No:71 Darende Malatya Tel: (422) Faks: (422) Türkiye : 70 YTL Avrupa : 72 Euro ABD: 102 USD Adı / Soyadı: Kurum Adı: Ünvan: Dergi Teslim Adresi: Banka / Posta çeki hesabınıza yatırdım. Dekont İlişiktedir. Posta Çeki Hesahp No: Ziraat Bankası Darende Şubesi : Faturayı adıma kesiniz Faturayı şirket adına kesiniz Posta Kodu: Telefon: ( ) Faks: ( ) Şehir: Vergi Dairesi: Vergi No: Abone Başlangıç Tarihi: İmza Derginizin elinize sağlıklı bir şekilde ulaşabilmesi için yukarıdaki alanları eksiksiz bir şekilde doldurunuz.

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,

Detaylı

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir. 1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu

Detaylı

3 Her çocuk Müslüman do ar.

3 Her çocuk Müslüman do ar. TAHR C * 1 Sözlerin en güzeli Allah ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed in yoludur. Buhari, Edeb, 70; tisam, 2. z Müslim, Cuma, 43. z Nesai, Iydeyn, 22. z bn Mace, Mukaddime, 7. z Darimî, Mukaddime,

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6] K U R B A N Şartlarını hâiz olub,allah a yaklaşmak amacıyla kesilen kurban;hz. Âdem in çocuklarıyla başlayıp [1],Hz. İbrahim-in oğlu İsmail-in kurban edilmesinin emredilmesi[2],daha sonra onun yerine koç

Detaylı

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

(Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.)

(Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.) Ben seni sevdiğim için eğer bahâ derler ise İki cihân mülkün verem dahı bahâsı yetmeye (Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.) İki cihân

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir?

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir? Kurban sözlükte yaklaşmak, yakınlaşmak gibi anlamlara gelmektedir. Kurban, Allah a yaklaşmak ve onun hoşnutluğunu kazanmak amacıyla belirli bir zamanda uygun nitelikteki bir hayvanı kesmektir. Kesilen

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 24.07.2012 23.07.2012 TESİ 22.07.2012 21.07.2012 RTESİ 20.07.2012 19.07.2012 RAMAZAN TARİH GÜN VAKİT VAİZİN ADI VE SOYADI VA ZIN KONUSU NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI KONULAR 01.04.2014 Salı 14:00 Bornova Yeşilova Camii Fatma Özmen ERGEN Sağlık

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

UMRE YAPMANIN FAZİLETİ

UMRE YAPMANIN FAZİLETİ UMRENİN FAZİLETİ UMRE YAPMANIN FAZİLETİ İbn Mâce deki rivayet şöyledir: Hz. Aişe (r.a) der ki: Ey Allah ın Resulü, kadınlara da cihad var mıdır? Efendimiz (s.a.v): Evet, içinde savaş olmayan bir cihad

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI D 1.4.2014 Salı 14:00 Bornova Yeşilova Camii Fatma Özmen ERGEN Sağlık ve Önemi 1.4.2014 Salı 14:00

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

BANDIRMA MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI (27 Haziran - 28 Temmuz)

BANDIRMA MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI (27 Haziran - 28 Temmuz) BANDIRMA MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI (27 Haziran - 28 Temmuz) V A İ Z İ N ADI - SOYADI ÜNVANI VAAZIN YERİ VAAZIN GÜNÜ VE SAATİ VAAZIN KONUSU Cahit ÇETİN Müftü Haydarçavuş Camii

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI

TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI S.NO TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN TARİH ADI SOYADI UNVANI YERİ VAKTİ KONUSU Tepebaşı Camii 1 05.06.2016 29 Şaban Nalbant Camii Rahman Camii Ramazan'a

Detaylı

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 28 KASIM 2013 Saat: 12.00

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 28 KASIM 2013 Saat: 12.00 T.C. 8. SINIF I. DÖNEM ORTAK SINAVI 28 KASIM 2013 Saat: 12.00 DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK İLGİSİ 1. Kimsesiz ve yaşlı bir kadın olan Fatma Hanım, kendisine yardımcı olanlara eytullah a yüz sür evladım! diye

Detaylı

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (10) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme

Detaylı

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23) Dedikodu (Gıybet) Gıybet Dedikodu (gıybet), birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu gıybet, yapmamış ise iftira olur (Hadis,

Detaylı

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN VAİZİN TARİHİ VAKTİ ADI VE SOYADI UNVANI İLÇESİ YERİ KONUSU İbrahim KADIOĞLU İl Müftü Yard. Akdeniz Ulu Camii 17 Haziran 2015 Çarşamba 18 Haziran 2015 Perşembe 19 Haziran 2015 Cuma Yunus GÜRER İl Vaizi

Detaylı

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir? Besmele Kitapcığı Besmelenin Anlamı Besmele, bütün varlıkların hal diliyle ve iradeli varlık olan insanın lisanıyla ve haliyle meşru olan her işine Allah ın ismiyle başlamasıdır. En önemli dua ve zikirlerdendir.

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI

2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 2.4.2015 PerşembeÖğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Huzurevi Mescidi

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü

Detaylı

NOT : ÎMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu Seyyid Nakib Şeyh Ferid Buhari'ye yazmıştır.

NOT : ÎMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu Seyyid Nakib Şeyh Ferid Buhari'ye yazmıştır. 45. MEKTUP MEVZUU : a) Şeyhinin vefatından sonra, Haniganın fukarasına (tekkenin dervişlerine) zahirî destek olması dolayısı ile teşekkür izharı.. b) Camiiyet-i İnsan (insanda her şeyin var olması) onun

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI 01.01.2014 Çarşamba 10:30 Bornova Debre Camii Fatma Özmen ERGEN Ölüm ve Ömür Muhasebesi 01.01.2014

Detaylı

Dua Dua, insan ile Allah arasında iletişim kurma yollarından biridir. İnsan, dua ederken Allah ın kendisini işittiğinin bilincindedir. İnsan dua ile dileklerini aracısız olarak Allah a iletmekte ondan

Detaylı

Siz, Kimi Seviyorsunuz? Perşembe, 07 Ekim 2010 07:38

Siz, Kimi Seviyorsunuz? Perşembe, 07 Ekim 2010 07:38 Bütün mesele tam bir sevgi meselesidir. Sevgi kalpte başlar kalpte biter. Sevgi gönlün, kalbin eylemidir. Allah ın bir ismi de Vedud dur. Allah yarattıklarını sever ve bu dünya sevgi ile ayakta durur.

Detaylı

SINIF DEFTERİ. Gurup. Muallim/e:

SINIF DEFTERİ. Gurup. Muallim/e: SINIF DEFTERİ Gurup Muallim/e: Yaz Okulu 2014 Devam Çizelgesi 18 Haziran 2014 Çarşamba 19 Haziran 2014 Perşembe 20 Haziran 2014 Cuma 23 Haziran 2014 Pazartesi S. No Öğrenci İsim Soyisim 1 2 3 4 5 6 7 8

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE DUA

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE DUA SADECE SIKINTIDA DEĞİL HER ZAMAN DUA (Resulüm!) De ki: Dua (ve ibadeti)niz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkarcılar!) Siz ise, (Allah ve Resulü nün bildirdiklerini) yalanladınız, bu yüzden

Detaylı

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Prof. Dr. Köse: Organ Bağışının Dinen Sakıncası Yoktur İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, İzmir İl Müftülüğü ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE

AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE Aile, tek başına olmaktan kurtulup, can yoldaşına kavuşmaktır Aynı çatı altında yalnızlık ve yabancılık değil! Ve O, iki eşi, erkeği ve kadını yarattı. (Necm, 53/45) Kadınlar,

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.

Detaylı

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453 ÖZEL EGE LİSESİ (ORTAOKULU) DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ KAZA VE KADER (Allah, herkesin ne yapacağını bilip yazdığına göre, insanların hayır işlemesinin bir anlamı var mı? İslam da İnsanın İradeli Fiilleri

Detaylı

Fırka-i Naciyye. Burak tarafından yazıldı. Çarşamba, 09 Eylül 2009 22:27

Fırka-i Naciyye. Burak tarafından yazıldı. Çarşamba, 09 Eylül 2009 22:27 İslâmî akideyi en net ve sağlam şekliyle kabul eden topluluk. Bu deyim iki kelimeden meydana gelmiş bir isim tamlamasıdır. Terkibin birinci ismi olan fırka kelimesi için bk. "Fırak-ı Dalle". Naciye kelimesi

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Günah Hastalığından Kurtulmanın İlâcı: Tevbe ve İstiğfar

Günah Hastalığından Kurtulmanın İlâcı: Tevbe ve İstiğfar Günah Hastalığından Kurtulmanın İlâcı: Tevbe ve İstiğfar Maddî kirleri sabun ve su giderdiği gibi kalbi karartan, insanı cehennemlik yapan, mânevî hastalık ve kirleri de tevbe, istiğfar ve Allâh'tan korkarak

Detaylı

Şeyh den meded istemek caizmidir?

Şeyh den meded istemek caizmidir? Eusubillahi-mineş-şeytanirrajim Bismillahirr-rahmanirrahim Şeyh den meded istemek caizmidir? Şeyh Eşref Efendi Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna

Detaylı

TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER

TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER - Allah'a İman ( 22 Öğeler ) - Allah'a Verilen Dilekçe ( 1 Makale ) - Oruç ve Ramazan ( 7 Öğeler ) - Sorular ve Cevaplar ( 1 Makale ) - Hz.Muhammed ( 13 Öğeler

Detaylı

2. BESMELE ÖĞRENELİM

2. BESMELE ÖĞRENELİM SÛRELERİMİZİ tefekkürle ÖĞRENİYORUZ 2. BESMELE ÖĞRENELİM ANLAMI 1. Rahmân ve Rahîm olan Allah ın adıyla. Benim adım Besmele. İsmimin anlamı; Allah ın adını anmak, O nun adına iş yapmak ve O ndan yardım

Detaylı

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 28 KASIM 2013 Saat: 12.00

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 28 KASIM 2013 Saat: 12.00 T.C. 8. SINIF I. DÖNEM ORTK SINVI 28 KSIM 2013 Saat: 12.00 DİN KÜLTÜRÜ VE HLK BİLGİSİ 1. şağıdaki hadislerden hangisi İslam dininin paylaşma ve yardımlaşmaya verdiği önemi en iyi açıklar? 3. ) Sadaka

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu Question Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu belirtir misiniz? Kur an ın lafızdan soyut olduğu bir merhale var mıdır? Answer: Her şeyin lâfzî

Detaylı

FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal

FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal dayanışma ve İslamî değerlerin mali olarak desteklenmesi

Detaylı

Ali Rıza Malkoç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.8.2005. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Ali Rıza Malkoç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.8.2005. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.8.2005 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Rahmet Ayı RAMAZAN Pazar, 07 Haziran 2015 19:17

Rahmet Ayı RAMAZAN Pazar, 07 Haziran 2015 19:17 Ramazan ayı İslam inancının kendisine yüklediği önem sebebiyle halk arasında On bir ayın sultanı ve Şehr-i Mübârek (Mübârek Ay) olarak kabul edilmiştir. Ramazan ayı Müslümanların değerlendirmek için adeta

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

söylediğine göre hayırlı olandır. Birçok insan vardır ki kendini aldatırlar ve biz muttakiyiz derler. Fakat muttaki ancak Yüce Allah ın cc

söylediğine göre hayırlı olandır. Birçok insan vardır ki kendini aldatırlar ve biz muttakiyiz derler. Fakat muttaki ancak Yüce Allah ın cc Hz. Mesih-i Mevud (as) şöyle buyurur: Yüce Allah tan korkmak her insanın görevidir. Allah ın korkusu kendisini birçok hayra varis kılacaktır. Aslolan şudur ki, hayırlı insan Yüce Allah ın söylediğine göre

Detaylı

HADDİNİ BİLMEMEK YA DA İSTİDRAC

HADDİNİ BİLMEMEK YA DA İSTİDRAC Niyeti temiz olan ve haddini bilen bir Müslüman, başarıya, nîmete karşı şükrünü edâ edemez ise, Allah (CC) o kişiyi bir mahrûmiyete, bir sıkıntıya mâruz bırakır. Meselâ, dikkat ediniz, bir başarıya imzâ

Detaylı

GEREDE MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI IV. ÜNCÜ DÖNEM (EKİM-KASIM-ARALIK AYLARI) VAAZ PROGRAMI

GEREDE MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI IV. ÜNCÜ DÖNEM (EKİM-KASIM-ARALIK AYLARI) VAAZ PROGRAMI GEREDE MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI IV. ÜNCÜ DÖNEM (EKİM-KASIM-ARALIK AYLARI) VAAZ PROGRAMI TARİH GÜN VAKİT ADI SOYADI UNVANI VAAZIN KONUSU VAAZIN YAPILDIĞI YER 3.10.2014 CUMA ÖĞLEDEN ÖNCE HASAN İZMİRLİ İlçe Müftüsü

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi

Detaylı

Ondalık ve Oruç Adakları

Ondalık ve Oruç Adakları Ondalık ve Oruç Adakları 01135_186_Tithing.indd 1 Bütün ondalıklarınızı ambara getirin. Beni bununla sınayın diyor Her Şeye Egemen Rab. Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup

Detaylı

Hz. Mehdinin (A.S.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken bir konu daha vardır.

Hz. Mehdinin (A.S.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken bir konu daha vardır. Hz. Mehdinin (A.S.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken bir konu daha vardır. Bilindiği gibi bugün Müslümanların çoğu Hazret-i İsa nın (A.S.) hâla yaşamakta olduğuna ve gökte bulunduğuna

Detaylı

ALLAH IN EVLERİNDE MİSAFİRLİK: İTİKAF MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR

ALLAH IN EVLERİNDE MİSAFİRLİK: İTİKAF MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR Şüphesiz ki (bütün) secde edilen yerler/mescidler Allah( a yaklaşmak ve O na teslimiyeti göstermek) içindir. O halde Allah ile beraber (başka) birine (sığınıp) yalvarmayın.

Detaylı

İslamiyet in dirilmesi bizden fidye ister. Cenab-ı Hak:

İslamiyet in dirilmesi bizden fidye ister. Cenab-ı Hak: Cenab-ı Hak: En iyi işleri yaparak kendini büsbütün Allah a teslim eden ve daima doğru yoldan giden İbrahim in dinine uyan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim i kendine dost

Detaylı

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN 1 ÝMTÝYAZ SAHÝBÝ MUSTAFA KOÇ GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN BASKI YERÝ ÇAÐLAYAN A.Þ. TS EN ISO 9001:2008 SER NO: 300-01 SARNIÇ YOLU ÜZERÝ NO:7 GAZÝEMÝR / ÝZMÝR TEL: 0

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE SADAKA-I FITR İbni Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur:

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE SADAKA-I FITR İbni Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur: ATEŞTEN KORUNMANIN YOLU: SADAKA Arınmak için, malını (sırf Allah rızası için) veren en takvâlı (Allah ın emirlerine en uygun yaşayan) kimse ise, o (ateşin azabı)ndan uzaklaştırılacaktır. Leyl/17-18 Sevdiğiniz

Detaylı

2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 1 İsmail İPEK İl Müftüsü Sultan Bayezit Camii 5.6.2016 Pazar Yatsı Rahmet Ayı Ramazan 2 Mehmet BUŞKUN Vaiz Sultan Bayezit Camii 6.6.2016 Pazartesi Öğle Rahmet Ayı Ramazan 3 Adem AYRANCI Müftü Yardımcısı

Detaylı

"Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" diyen Ziya Paşa nın sözleri ne kadar da manidardır.

Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde diyen Ziya Paşa nın sözleri ne kadar da manidardır. "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" diyen Ziya Paşa nın sözleri ne kadar da manidardır. Bazı insanlar vardır ki, yapmadıkları halde yapmış gibi övünürler İmkânlar

Detaylı

Kur an ın Bazı Hikmetleri

Kur an ın Bazı Hikmetleri Kur an ın Bazı Hikmetleri Allah Teala kıble hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı,

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE NAMAZ

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE NAMAZ İBADETLERİN EN BÜYÜĞÜ; NAMAZ (Resûlüm!) Kitab dan sana vahyedileni oku ve namazı da dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl. Çünkü namaz hayasızlıktan/utanmazlıktan ve kötü sayılan şey(ler)den alıkoyar. Allah

Detaylı

NAMAZIN RUHU NAMAZIN RUHU CAMİ VE NAMAZ

NAMAZIN RUHU NAMAZIN RUHU CAMİ VE NAMAZ 1 1.10.2015 PERŞEMBE MUSTAFA ÖNER VAİZ ATİK İBRAHİM PAŞA C. Ö.ÖNCE MADDİ TEMİZLİK 1.10.2015 PERŞEMBE İLKAY İYİBİLGİN VAİZ İMAM HATİP LİSESİ C. Ö.SONRA MADDİ TEMİZLİK 1.10.2015 PERŞEMBE FATMA ÇELENK KAYMAZ

Detaylı

2015 YILI 3. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI. 20.7.2015 Pazartesi Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Kapucu Camii

2015 YILI 3. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI. 20.7.2015 Pazartesi Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Kapucu Camii VAAZIN 2015 YILI 3. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 20.7.2015 Pazartesi Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Kapucu Camii PEYGAMBERİMİZİN

Detaylı

[ 0001 ] Allah'a inanınız ancak devenizi de sağlam kazığa bağlayınız.

[ 0001 ] Allah'a inanınız ancak devenizi de sağlam kazığa bağlayınız. [ 0001 ] Allah'a inanınız ancak devenizi de sağlam kazığa bağlayınız. [ 0002 ] Çalışarak kazanç sağlama yollarını aramak, Müslüman olan her erkek ve kadın için bir farzdır. [ 0003 ] Akılca en mükemmeliniz,

Detaylı

EDİRNE İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 MERKEZ 4. DÖNEM VAAZ (EKİM, KASIM, ARALIK) VE İRŞAT PROGRAMI

EDİRNE İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 MERKEZ 4. DÖNEM VAAZ (EKİM, KASIM, ARALIK) VE İRŞAT PROGRAMI 5.10.2015 Pazartesi 06.10 2015 Salı Y.ÇİFTÇİ S.AL Y.ÇİFTÇİ 7.10.2015 Çarşamba Y.ÇİFTÇİ 15:00 8.10.2015 Perşembe S.AL S.AL 9.10.2015 Cuma E.ÜZÜM S.AL Y.ÇİFTÇİ 15:00 E.ÜZÜM (Siyer ) Mirac ve Hediyesi Namaz

Detaylı