ORTA DOĞU DA DEĞİŞİM TÜRKİYE

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ORTA DOĞU DA DEĞİŞİM TÜRKİYE"

Transkript

1

2 ORTA DOĞU DA DEĞİŞİM VE TÜRKİYE Editörler: Atilla SANDIKLI & Erdem KAYA İSTANBUL 2014 YAYINLARI

3 Mecidiyeköy Yolu Caddesi (Trump Towers Yanı) No:10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: Mecidiyeköy / İstanbul / Türkiye Tel: Faks: Atatürk Bulvarı Havuzlu Sok. No: 4/6 A. Ayrancı / Çankaya / Ankara / Türkiye Tel : Faks: Copyright TEMMUZ 2014 Bu yayının tüm hakları saklıdır. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi nin izni olmadan elektronik veya mekanik yollarla çoğaltılamaz. ISBN: Editörler: Doç. Dr. Atilla SANDIKLI, Erdem KAYA Kapak ve Dizgi: Sertaç DURMAZ Baskı: Gülmat Matbaacılık Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 1NE 4 Zeytinburnu / İstanbul

4 İÇİNDEKİLER Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası İlter TÜRKMEN İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri Atilla SANDIKLI & Bilgehan EMEKLİER Yeniden Yapılanan Orta Doğu da Türkiye-İran Ekonomik İlişkileri Özüm S. UZUN Orta Doğu da Devrimler ve Türkiye Cenap ÇAKMAK, Mustafa YETİM & Fadime G. ÇOLAK Arap Baharı Üzerinden Avrasya-Atlantik Rekabetini Yorumlamak Barış DOSTER Bütün Boyutlarıyla Suriye Krizi ve Türkiye Atilla SANDIKLI & Ali SEMİN Suriye Sorunu ve Türk Dış Politikasına Toplumsal Bakış Salih AKYÜREK & Cengiz YILMAZ Suriye nin Kuzeyindeki PYD Yapılanması ve Türkiye Erdem KAYA & Bekir ÜNAL ABD nin Irak tan Çekilmesi ve Türkiye ye Etkileri Cenap ÇAKMAK & Fadime G. ÇOLAK Körfez Savaşı nın 10. Yılında Irak Atilla SANDIKLI, Ali SEMİN & Tuğçe ERSOY ÖZTÜRK Kuzey Irak ta Goran Hareketi ve KDP-KYB ile Denge Arayışları Ali SEMİN...365

5

6 SUNUŞ Arap dünyasında 2011 de başlayan halk hareketleriyle birlikte Orta Doğu, Türkiye açısından oldukça riskli bir değişim sürecine girmiştir. Arap devletlerindeki ayaklanmalar bölgede demokratik sistemlere değil, istikrarsızlığın hâkim olduğu, etnik ve mezhepsel ayrışmanın belirginleştiği bir döneme yol açmıştır. Bu dönemde İran ın nükleer programı kapsamındaki gelişmeler, ABD sonrası Irak taki istikrarsızlık ve Suriye iç savaşı, Türkiye nin güneydoğusu boyunca uzanan bir kriz coğrafyası meydana getirmiştir. Krizlerle birlikte bölgedeki kazanımlarını yitiren Türkiye nin etki alanı daralırken; Irak ta işgal sonrası dengeler ve Suriye de Batılı ülkelerin kararsız tutumu nedeniyle İran bölgesel güç olarak öne çıkmıştır. Bölgedeki Şii unsurlar üzerindeki etkisini artıran İran, Türkiye nin güneyinde Doğu Akdeniz e kadar uzanan bir nüfuz hattına sahip olmuştur. 2. Körfez Savaşı ve Suriye krizi ayrıca Orta Doğu da İran la Batılı devletlerin ve İsrail in menfaatlerinin örtüştüğü bir konjonktür hazırlamış, başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin Tahran la diplomatik ilişkilerin yeniden tesisine sıcak baktığı bir süreç başlamıştır. ABD işgaliyle Baas rejiminin sona erdiği Irak ta etnik ve mezhepsel unsurlara dayalı kurulan siyasi sistem, Bağdat ta Şii çoğunlukçu bir yönetime yol açarken kuzeyde Kürtlerin özerkliğine anayasal güvence sağlamıştır. Türkmenler ise güçlü bir siyasi teşkilatlanma geliştirememiş, Irak ın yeniden yapılanma sürecinde etkinlik gösterememiştir. İşgal döneminde PKK terör örgütü, Kuzey Irak ve Kandil bölgesinde hareket serbestisi kazanmış, Türkiye deki eylemlerini artırmış ve KCK sistemini kurarak devletleşme aşamasına geçmeye teşebbüs etmiştir. İşgalle birlikte Batılı petrol şirketleri Irak ın enerji sektöründe etkili olmaya başlamış, İsrailli şirketler Irak pazarına girmiş, Tel-Aviv özellikle kuzeydeki Kürt yönetimiyle yakın ilişkiler geliştirmiştir. ABD nin çekilmesinden sonra İran ın etkili olduğu bir Irak siyaseti ortaya çıkmış, Tahran yönetimi gerek Şii ağırlıklı partiler üzerinden Bağdat ta gerekse KYB ve Goran Hareketi vasıtasıyla Kuzey Irak ta en önemli dış aktör haline gelmiştir. ABD sonrası dönemde merkezi hükümetle kuzeydeki Kürt yönetimi arasında petrol gelirleri ve ihtilaflı bölgelerden kaynaklanan anlaşmazlıklar siyasi krizlere neden olmuş, Maliki iktidarının giderek otoriterleşmesinin ülkedeki Sünni Arapları ötekileştirdiği gözlemlenmiştir.

7 Orta Doğu da 2. Körfez Savaşı ndan sonra 2011 den itibaren Suriye deki iç savaş bölge güvenliğini tehdit eden gelişmeler doğurmuştur. Esed rejiminin reform talebiyle protesto gösterileri düzenleyen halka ateş açmasıyla başlayan kriz, rejimin muhalefeti silahlı kuvvetle bastırma girişimi neticesinde iç savaşa yol açmış, ülkede yaklaşık 160 bin kişi hayatını kaybederken milyonlarca Suriyeli, mücavir ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır. Kriz Orta Doğu da bölgesel bir anlaşmazlığa dönüşmüş, İran, Irak taki Maliki iktidarı ve Lübnan daki Hizbullah Esed rejimini desteklerken başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap dünyası ve Türkiye Suriye de iktidar değişimi doğrultusunda irade göstermiştir. Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler in barış girişimleri başarısız olmuş, Rusya ve Çin in vetosu nedeniyle Güvenlik Konseyi nde uluslararası müdahaleye zemin hazırlayabilecek karar tasarılarından netice alınamamıştır. Esed rejimi, Ankara nın muhalefete sağladığı diplomatik desteğe karşılık ülkenin kuzeyini PKK/KCK nın bu ülkedeki uzantısı olan PYD ye açmış ve DHKP-C nin Lazkiye de üslenmesine imkân tanımıştır Devrimi nden bu yana uluslararası ambargolara maruz kalan İran ise Kasım 2013 te Batılı ülkelerle sağladığı mutabakat kapsamında ambargoların kısmen kaldırıldığı bir döneme girmiştir. Bu dönemde ABD nin, İran ın daha etkili olduğu bir İslam dünyası ve Orta Doğu fikrine sıcak bakmaya başladığı, Tahran la belirli alanlarda birlikte hareket etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Ancak İran ın uranyum zenginleştirme çalışmalarına ve balistik füze programlarına devam ettiği, Ruhani iktidarının söylemde ılımlı bir çizgi geliştirse de uygulamada seleflerinin sertlik yanlısı tutumunu sürdürdüğü görülmektedir. Arap dünyasındaki ilk ayaklanmalara Batı yanlısı diktatör rejimlere karşı İslami bir uyanış nazarıyla bakan İran, Suriye krizinde Esed rejimini desteklemekte, ayaklanan kitlelerin ABD ve İsrail tarafından desteklenen teröristler olduğunu iddia etmeye devam etmektedir. Esed rejimi büyük ölçüde İran ın desteğiyle varlığını sürdürmekte, Tahran ın dolaylı desteğiyle iç savaşa taraf olan radikal unsurlardan ötürü Batılı devletlerin muhalefetle ilgili tutumu değişmekte ve kriz sürüncemede kalmaktadır. İran-Irak-Suriye hattındaki krizler diğer Arap ülkelerindeki gelişmelerin ve İsrail-Filistin anlaşmazlığının seyrinin gerek dünya kamuoyunda gerekse Türkiye de geri planda kalmasına yol açmıştır. Libya da Kaddafi sonrası dö-

8 nemde bölgeler ve aşiretler arası güç mücadelesinden kaynaklanan istikrarsızlık devam etmektedir. Mısır da Mübarek iktidarının devrilmesiyle başlayan süreçte demokrasiye geçiş denemesi başarısız olmuş, ülkede ordunun gerçekleştirdiği darbe ile otoriter yönetime geri dönülmüştür. Filistin de Hamas-El Fetih mutabakatıyla birlik hükümeti kurulsa da, ABD ve İsrail in bağımsız bir Filistin e karşı çıkması nedeniyle anlaşmazlığın çözülebileceği bir gidişat bulunmamaktadır. ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin İsrail e koşulsuz desteği devam etmekte, Tel Aviv barışın önündeki en büyük engel haline gelen Yahudi yerleşimlerini genişletmeyi ve Gazze kuşatmasını sürdürmektedir da İsrail in Mavi Marmara saldırısıyla bozulan Ankara-Tel Aviv ilişkilerinde ise tarafların farklı dönemlerdeki girişimlerine rağmen henüz normalleşme sağlanamamıştır. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM), Orta Doğu da Değişim ve Türkiye kitabını bölgedeki bu riskli değişim sürecini anlamak ve Türk karar mercilerine milli menfaatler doğrultusunda politika önerileri sunmak maksadıyla hazırlamıştır. Daha önce BİLGESAM tarafından yayımlanan diğer çalışmalar yanında, Bilge Adamlar Kurulu tarafından değerlendirilerek yayımlanan raporların da yer aldığı Orta Doğu da Değişim ve Türkiye kitabı zengin bir içeriğe sahiptir. 11 bölümden oluşan kitapta Orta Doğu genelindeki değişim süreciyle birlikte ağırlıklı olarak İran-Irak-Suriye hattındaki gelişmeler incelenmekte, bu gelişmelerin küresel ölçekteki yansımaları ve Türkiye ye etkileri üzerinde durulmaktadır. Kitapta Cumhuriyet döneminden itibaren Türkiye nin Orta Doğu politikası, İran nükleer krizinin Türkiye ye etkileri, Türkiye-İran ekonomik ilişkileri, Orta Doğu daki değişim sürecinde Avrasya-Atlantik rekabeti ve Türkiye nin tutumu, küresel ve bölgesel çerçevede Suriye krizi, Türkiye nin Suriye politikasına toplumsal bakış, PKK/KCK nın Suriye nin kuzeyindeki PYD yapılanması, ABD sonrası Irak taki istikrarsızlık ve Kuzey Irak taki Goran Hareketi üzerine makaleler yer almaktadır. Kitaptaki çalışmalara katkı sağlayan Bilge Adamlar Kurulu üyeleri E. Oramiral Salim Dervişoğlu na, E. Bakan/Büyükelçi İlter Türkmen e, Yargıtay Eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk a, E. Bakan/Vali Kutlu Aktaş a, E. Büyükelçi Özdem Sanberk e, E. Büyükelçi Sönmez Köksal a, E. Büyükelçi Güner Öztek e, E. Büyükelçi Ümit Pamir e, E. Orgeneral Necdet Yılmaz Timur a,

9 E. Orgeneral Oktar Ataman a, E. Koramiral Sabahattin Ergin e, Prof. Dr. Nur Vergin e, Prof. Dr. Orhan Güvenen e, Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu na, Prof. Dr. İlter Turan a, Prof. Dr. Çelik Kurtoğlu na, Prof. Dr. Ersin Onulduran a ve kitaba bölümleriyle katkı sağlayan Prof. Dr. Cengiz Yılmaz a, Doç. Dr. Cenap Çakmak a, Doç. Dr. Barış Doster e, Yrd. Doç. Dr. Özüm Uzun a, Dr. Salih Akyürek e, Erdem Kaya ya, Ali Semin e, Bekir Ünal a, Tuğçe Ersoy Öztürk e, Bilgehan Emeklier e, Fadime G. Çolak a ve Mustafa Yetim e teşekkür ederim. Kitabın başta siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler olmak üzere akademik dünyada istifade edilen bir kaynak olmasını diler, Orta Doğu daki değişim sürecinde Türk karar mercilerine fayda sağlamasını temenni ederim. Doç. Dr. Atilla Sandıklı BİLGESAM Başkanı

10 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası TÜRKIYE CUMHURIYETI NIN ORTA DOĞU POLITIKASI * İlter TÜRKMEN ** Son zamanlarda Türkiye nin dış politikasında Orta Doğu nun en önemli odak noktası haline geldiğini söylemek yanlış olmaz. Kuşkusuz bunun bir nedeni, AKP Hükümeti nin, iktidara geldiğinden beri, dış politikasının genel eğilimi çerçevesinde, bölgede ağırlıklı bir rol oynamak istemesidir. Fakat koşulların da Hükümeti bu yöne ister istemez sürüklediğini kabul etmek gerekir. Seçimleri kazanır kazanmaz, AKP, ABD nin Irak a müdahalesi sorunu ile karşılaştı. Bu müdahalenin yaratacağı istikrarsızlık ve hatta kaosun bilinci ile hareket ederek bir savaşı önlemek amacı ile Irak a komşu ülkeler ile bir seri toplantının inisiyatifini aldı. Savaşın önlenemeyeceği anlaşılınca, Hükümet ABD nin Türkiye üzerinden Kuzey Irak ta da bir cephe açmasına razı oldu, fakat TBMM nim muhalefeti ile karşılaştı. Amerikan askeri operasyonları bittikten sonra ise çelişkili bir davranışla koalisyon güçlerine katılacak bir kuvveti Irak a göndermeye girişti, fakat bu girişim Iraklıların ve özellikle Kuzey Irak Kürtlerinin muhalefeti yüzünden akamete uğradı. Kürtlerin Irak ta ABD nin en yakın müttefik haline gelmesi ile Türk-Amerikan ilişkilerinde zaman zaman oldukça ciddi gerilimler ortaya çıktı. Özellikle savaştan önce Kuzey Irak ta PKK ya karşı operasyonlara girişebilen Türkiye uzun süre bu imkândan mahrum kaldı. Bugün dahi, Orta Doğu da Türkiye için en çetin problem Irak ın geleceği sorunsalıdır. Irak taki gelişmeler ve bunların yansımaları şüphesiz Türkiye yi Orta Doğu diplomasisinde daha faal rol oynamaya teşvik eden başlıca unsurlardan bi- * Bu makale daha önce BİLGESAM tarafından 2010 yılında aynı başlıkla Bilge Adamlar Kurulu Raporu olarak yayımlanmıştır. ** E. Bakan/Büyükelçi, BİLGESAM Bilge Adamlar Kurulu Üyesi 1

11 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye ridir. Bu kapsamda Türk diplomasisinin Irak ta çeşitli dini ve siyasi gruplarla temaslar yürütmesi, daha sonra Lübnan da benzer faaliyetlere girişmesi, Filistinliler ile yakın ilişkiler geliştirmesi bir bakıma makro diplomasinin mikro diplomasi ile desteklenmesinin başarılı bir örneğini oluşturmuştur. Biraz iddialı olmakla beraber bütün komşularla sıfır sorun kavramı da aslında yaratıcı bir kavram sayılmalıdır. AKP Hükümeti nin Orta Doğu siyasetinin daha geniş bir tahlili bu incelemede ileriki başlıklarda yer alacaktır. Fakat daha önce, Cumhuriyetin kuruluşundan beri birbirini izleyen Hükümetlerin politikaları arasındaki devamlılık ve ayrışma unsurları üzerinde durmakta yarar vardır. Böyle bir yaklaşım AKP den önce Türkiye nin Orta Doğu da nispeten pasif bir politika izlediği yolunda arada sırada duyulan söylemlerin ne derecede gerçeği yansıttığına da bir derecede ışık tutabilir. Atatürk ve İnönü Devri Kurtuluş Savaşını takiben bir yandan harap ve fakir ülkenin imar ve kalkındırılması diğer yandan da çağdaşlığa dayalı Cumhuriyet rejiminin yerleşmesi için hem ülkede hem de dış çevrede bir barış ve istikrar çemberinin yaratılması gerekiyordu. Atatürk ün Yurtta Sulh, Cihanda Sulh vecizesi de bu gerekliğinin ifadesidir. Atatürk devrinde Türkiye nin bugünkünden çok farklı bir Orta Doğu karşısında olduğu hatırlanmalıdır. Irak ta İngiltere ve Suriye de Fransa esas itibarı ile Türkiye nin muhatapları idiler. Lozan Konferansı nda çözümlenemeyen Musul ve Hatay meseleleri bu devletlerle müzakere edilecek konulardı. Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında çarpışmaların durduğu 31 Ekim 1918 de İngiliz ordusu Musul dan daha 100 kilometre uzaktaydı. Fakat İngiliz Kuvvetleri Mondros mütarekesini ihlâl ederek Musul u işgal ettiler. Daha sonra Musul bölgesi Misakı Milli sınırlarına dahil edildi. Lozan Konferansı nda ise ihtilâfın Türkiye ve İngiltere arasında çözümlenmesine çalışılacağı, bunda başarılı olunamazsa Milletler Cemiyeti ne havale edileceği kararlaştırılmıştı. İstanbul da 1924 Mayıs ve Haziran aylarında yapılan müzakerelerde İngiltere yalnızca Musul un değil, Hakkâri vilayetinin bir kısmının da kendisine 2

12 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası verilmesinde ısrar edince mesele Milletler Cemiyeti ne havale edildi. Milletler Cemiyeti nin tayin ettiği bir komisyon mahalli halk arasında yaptığı bir anketin sonuçlarına dayanarak Musul bölgesinin Irak ın bir parçası olmasını tavsiye etti ve bu tavsiye Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından onaylandı. Türkiye 1926 da Konseyin tavsiyesini kabul etti ve Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan bir antlaşma ile bugünkü sınır tanınmış oldu. Bu antlaşma ayrıca Irak ın Musul petrol gelirlerinin %10 nunu 25 yıl süresince Türkiye ye ödemesini öngörüyordu. Musul meselesi o tarihteki koşulların etkisi ile Türkiye nin hedeflediği şekilde çözümlenememişti. Ancak konuya a posteriori - zaman mesafesinden bakınca, bugünkü Kuzey Irak Kürt bölgesini ve Kerkük ü de kapsayan Musul bölgesinin Türkiye ye bağlanmasının ciddi bazı sorunlara da yol açabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Musul bölgesini Irak a kaptırdığımız için ifade edilen üzüntünün başlıca nedeni bölgenin enerji kaynaklarıydı. Fakat enerji kaynakları mutlaka bir istikrar temeli oluşturmuyor. Bunun en güzel teyidini yine Irak ın hazin kaderi teşkil etmiyor mu? Musul bölgesi Türkiye nin bir parçası olmaya devam etseydi Kürt sorununun boyutları çok daha büyük olmayacak mıydı? Bölgenin enerji kaynakları yüzünden Kürtlere uluslararası destek daha fazla güç kazanmaz mıydı? Bu sorulara tabii bugün cevap vermek ve geçerli bir değerlendirme yapmak o kadar kolay değil. Ne var ki, o tarihte, Atatürk ün Lozan da elde edilen temel kazançları tehlikeye atmak istememesi rasyonel bir davranıştı. Şartların çok daha elverişli olduğu bir zamanda ise Atatürk Hatay ın ilhakının zeminini en iyi şekilde hazırlamıştır. 31 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesi imzalandığı zaman Antakya ve İskenderun u içeren Sancak da Musul gibi henüz işgal edilmiş değildi, fakat Müttefikler askeri operasyonlarını durdurmamışlardı. İngilizler, işgal ettikleri Suriye yi Fransızlara bırakınca onlara karşı bir Arap mukavemet cephesi ortaya çıktı, fakat bu hareketin kısa sürede çökmesi sonucunda Fransızlar Suriye yi ve Sancak bölgesini işgal ettiler. Fransızlar yalnızca Sancak ı işgal etmekle kalmamışlar, İngilizlerden Maraş, Antep ve Urfa yı da devralmışlardı. Bu bölgede halkın mukavemeti şiddetli çarpışmalara dönüşünce Fransızlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile temas aradılar. Yapılan görüşmelerin sonunda varılan anlaşma ile Fransa Sevr Antlaşması hükümlerinden 3

13 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye vazgeçiyor ve Sancak bölgesi hariç Türkiye ile Suriye arasında Misak-ı Milli sınırlarını kabul ediyordu. Sancak için ise özel bir rejim ihdas edilmekteydi. Sancağın Türk ırkından olan sakinleri kültürlerinin gelişmesi için her türlü kolaylıktan yararlanacak ve Türk dili resmi dil sayılacaktı yılında Suriye nin bağımsızlığının tanınması için Fransa ile Suriyeliler arasında müzakereler başladı. Eylül 1936 da imzalanan anlaşma ile Fransa üç yıl içinde Suriye nin bağımsızlığını tanımayı taahhüt ediyor ve Sancak üzerindeki yetkilerini ona devrediyordu. Türk Hükümeti ise Sancak ın ayrı bir anlaşma ile Fransa ya bağlı egemen bir birim haline getirilmesini talep etmekteydi. Bu istek kabul edilmeyince sorun Milletler Cemiyeti ne götürüldü. Fransızların olumsuz tutumu Türkiye de ve Sancak Türkleri arasında infial uyandırmaktaydı. Antakya da cereyan eden olaylar birkaç soydaşın ölümüne neden olmuştu. Kasım 1936 daki TBMM ni açış nutkunda Atatürk, İskenderun ve Antakya nın geleceğinin Türk milletini meşgul eden başlıca mesele olduğunu vurguluyor ve bunun üzerinde ciddiyet ve azimle durulacağını ifade ediyordu. Milletler Cemiyeti Konseyi ndeki müzakereler sonunda Sancak için bir statü hazırlandı. Bu statüye göre Sancak, Konsey in garanti ve gözetimi altında içişlerinde tamamen bağımsız olacak ve dışişleri alanında Suriye ye bağlı bulunacaktı. Gerek statünün gerek Sancak Anayasasının hazırlanması için bir Uzmanlar Komitesi kurulacaktı. Bu Komitenin raporu ve hazırladığı tasarıların Konsey e sunulması ile beraber Türkiye ile Fransa, Sancak ın toprak bütünlüğünü ve Türkiye-Suriye sınırını garanti eden bir anlaşmayı 29 Mayıs 1937 de imzaladılar. Akabinde de Konsey Statü ve Anayasa taslaklarını onayladı. Anayasa gereğince 40 kişilik bir Yasama Meclisi kurulacaktı. Türkiye-Fransa anlaşması ve Milletler cemiyetinin kararı Sancak meselesini kökünden çözümleyememişti. Suriye de Arapların eylemleri ve Sancak taki Fransız makamlarının zaman zaman Arapları kışkırtan davranışları 1937 nin yaz aylarında yeni gerginliklere yol açmaktaydı. Bu olaylar Sancağa ilişkin Statünün uygulanmasını ve Anayasaya göre yapılması gereken seçimleri geciktiriyordu. Milletler Cemiyeti nin kurduğu Komisyon tarafından hazırlanan seçim sistemi ise Türkler aleyhine sonuç verecek nitelikte olduğundan, Türk 4

14 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası Hükümeti 1937 yılı sonunda yine Milletler Cemiyeti ne başvurdu ve 1930 Türkiye-Fransa Anlaşması nı feshetti. Ocak 1938 de Milletler Cemiyeti Türkiye nin itiraz ettiği seçim yönetmeliğini gözden geçirecek bir komite kurdu. Komite Mart 1938 de gerekli düzeltmeleri tamamladı, fakat bu defa yeni seçim sistemi gereğince Sancak taki listelerin hazırlanmasında anlaşmazlık çıktı ve yeniden olaylar cereyan etti. Bu nedenle Türkiye Fransa ile imzalanmış olan 29 Mayıs 1937 Garanti Antlaşması çerçevesinde Sancak ta güvenlik ve asayişin korunması sorumluluğuna doğrudan katılmak istediğini Fransa ya bildirdi. Kararlılığını vurgulamak için de sınıra 30,000 kişilik bir kuvvet yığdı. Bu sıralarda Avrupa basınında Atatürk ün ağır hasta olduğu yolunda haberler yayımlanıyordu. Atatürk gerçekten hastaydı, fakat bunun bir zaaf unsuru olarak algılanmasını önlemek amacıyla 20 Mayıs 1938 de Mersin ve Adana ya giderek askeri birlikleri teftiş etti ve büyük bir geçit resminde hazır bulundu yılında Avrupa da yeni bir genel savaşın yaklaştığını gösteren ve gittikçe çoğalan olaylar Fransa yı Türkiye ile ilişkilerinde uzlaşma aramaya sevk ediyordu. Nitekim Atatürk Mersin ve Adana dan döndükten sonra, Fransa Türkiye nin Sancak ın güvenliği sorumluluğuna katılmak talebine olumlu cevap verdi. 3 Temmuz 1938 de iki taraf 2400 kişilik takviyeli bir Türk alayının Sancak a konuşlanması konusunda anlaştılar. Türk alayı 4 Temmuz da Hatay a intikal etti. Aynı gün Ankara da imzalanan bir Dostluk Antlaşması ile Türkiye ve Fransa Sancak ı ayrı ve bağımsız bir varlık olarak tanıyor ve onun bütünlüğünü teminat altına alan 29 Mayıs 1937 tarihli anlaşma hükümlerini yerine getireceklerini teyit ediyorlardı. Türk-Fransız Antlaşması nın imzasını takiben Ağustos 1938 de yapılan seçimlerde Türkler Sancak Meclisinde 40 milletvekilliğinden 22 sini kazandılar, Aleviler 9, Ermeniler 5, Araplar 2 ve Grek Ortodokslar 2 milletvekilliği elde ediyorlardı. 12 Eylül de toplanan Meclis Sancak a Hatay adını verdi. Hatay ın bağımsız bir devlet olmasından sonra Türkiye ile bir ittifak peşinde koşan Fransa, Ankara nın ısrarı karşısında İttifak akdi ile Hatay sorununun nihai çözümünün bir arada yürütülmesine razı oldu. 23 Haziran 1939 da Hatay ı 5

15 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Türkiye nin sınırlarına dahil eden anlaşma imzandı ve bir süre sonra da Milletler Cemiyeti ne tescil edildi. Hatay Meclisi ise, anlaşma daha yürürlüğe girmeden, 29 Haziran da oy birliği ile Türkiye ye katılmak kararını almıştı. Hatay ın Türkiye ye katılmasının Cumhuriyet in en büyük başarılarından biri olduğu kuşkusuzdur. Zamanın lehimizde olan koşulları en iyi şekilde değerlendirilmiş, baskı ve uzlaşma politikaları arasındaki denge ustalıkla ayarlanmış, safha safha kademe sonuca doğru ilerlenmiştir. Ne yazık ki daha sonraki yıllarda, özellikle Kıbrıs meselesinde, vahim zamanlama hatalarının birbirini takip ettiğini gördük, hep en iyi nin peşinde koşarken iyi nin kaybedilebileceği takdir edilemedi. Sorunlar arasındaki etkileşim çok kere gözden kayboldu. Türkiye nin Orta Doğu bölgesinde en büyük komşumuz olan İran ile ilişkileri her zaman büyük önem taşımıştır. Bu ilişkilerin 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ndan beri sürekli istikrarlı bir zemine dayandığı sık sık ileri sürülür. Sınırın 1639 dan beri, daha sonra yapılan bazı ayarlamalar dışında, fazla değişmediği doğrudur. Fakat o tarihten sonra iki ülke arasında ihtilâflar ve çatışmalar eksik olmamıştır yılında iki ülke arasında 20 yıl süren bir savaş patlak verdi yılları asarında yine karşı karşıya gelen iki devlet Erzurum Antlaşması ile sınırı aynen muhafaza ettiler, fakat sınırın işaretlenmesi açık olmadığından anlaşmazlıklar ve ihlâller devam etti de, yine Erzurum da imzalanan bir antlaşma ile sınır bir kere daha teyit edildi, fakat nihai işaretlenmesi ancak 1914 te gerçekleşebildi. İstiklal Savaşı ndan sonra İran ile ilişkilerde zor bir devreye girildi. İran da dini eğilimli gruplar Atatürk reformlarına karşı tepki gösterdiler. Musul ihtilâfı ve Doğu Anadolu daki 1925 isyanı sırasında İranlı aşiretler sık sık sınırı ihlâl ederek eylemlerde bulundular. Sınır boyunca çatışmalar Musul meselesi çözüldükten sonra dahi devam etti da ise iki ülke arasında bir Güvenlik ve Dostluk Antlaşması akdedildi. Bu antlaşma ile taraflar aşiretlerin iki ülkenin de güvenliğini tehdit eden eylemlerine son vermeye yönelik önlemler almayı taahhüt ediyorlardı. Gerektiği takdirde ortak önlemlere de başvurulabilecekti. Antlaşma ayrıca Türkiye ile İran arasındaki dostluğun ebedi olduğunu vurguluyordu. Fa- 6

16 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası kat bu antlaşmalara rağmen sınır olayları sürüyordu da imzalanan bir yeni antlaşma ile olayların daha iyi önlenebilmesi amacı ile Ağrı bölgesinde Türkiye nin lehine bir hudut tashihi yapıldı. Aynı tarihte bir Uzlaşma, Yargı Yöntemi ve Hakemlik Antlaşması da akdedildi de ise 1926 tarihli Güvenlik ve Dostluk Antlaşması güncelleştirildi. Bütün bu gelişmelerden sonradır ki, Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler istikrarlı ve gerçekten dostane bir eksene oturtulabildi. O tarihlerde Türkiye-İran ilişkileri üzerinde çok olumlu etki yapan bir gelişme İran da Kacar hanedanının bir askeri darbe ile 1925 yılında sona ermesi ve darbeyi yürüten Albay Rıza Pehlevi nin kendisini Şah ilan etmesiydi. Pehlevi Atatürk ün ve reformlarının büyük hayranıydı yılında Türkiye ye bir ay süren bir ziyarette bulundu. Atatürk devrinde Türk-Afgan ilişkileri de sürekli çok dostane olmuştur. Afganistan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini ilk tanıyan ülkelerden biriydi. Bu tarihten sonra Türkiye Afgan Ordusu nun eğitimine büyük katkı sağlamaya başladı. Irak ile ilişkiler Musul meselesinin çözümlenmesinden sonra genellikle dostane bir yönde gelişmeye başlamıştı. Irak Kralı 1931 de Türkiye yi ilk ziyaret eden Arap lideri oldu. Bu ziyaret vesilesi ile Atatürk, Türkiye nin bütün komşuları ile ve özellikle karşılıklı önemli ekonomik menfaatleri bulunan Irak ile ilişkileri güçlendirmeyi istediğinin altını çiziyordu. Ancak, o devirde Irak içeride siyasi istikrarı sağlamakta sıkıntı çekmekteydi. Irak oligarşisi İngiltere ile ittifaka taraftar olanlarla bu ittifaka karşı olanlar arasında ikiye bölünmüştü. İkinci gruba mensup olanlar arasında Mahmut Şevket Paşa nın kardeşi Hikmet Süleyman da bulunuyordu daki General Bekir Sıdkı nın gerçekleştirdiği askeri darbe sonrasında Hikmet Süleyman başbakanlığa getirildi. Her iki lider Atatürk reformlarının hayranıydı fakat uzun süre iktidarda kalamadılar. Bekir Sıdkı 1937 de ordudaki rakiplerinden biri tarafından öldürüldü lu yıllarda Irak ile İran arasında daha uzun yıllar devam edecek olan Şattül-Arap ihtilâfı patlak vermişti. İran, Irak daha Osmanlı Devleti nin bir eyaleti iken 1913 te imzalanan İstanbul Protokolü nün bu suyolunda saptadığı sınırın hakkaniyete uygun olmadığını, sınırın uluslararası hukuka uygun 7

17 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye olarak Thalweg hattını takip etmesi gerektiğini savunuyordu. İran ile Irak arasında İran ın Iraklı Kürtlere sağladığı destek, Irak taki Şii ve Sünniler arasındaki gerginlikler ve İranlıların Kerbela yı ziyaretleri konularında da ihtilâflar mevcuttu. İran ile o tarihlerde bir antlaşma peşinde koşan Irak ise Türkiye nin arabuluculuğunu talep ediyordu tarihinde Türkiye nin arabuluculuğu ile iki devlet bir sınır anlaşması imzaladılar. Bu engel aşıldıktan sonra Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabad Paktı nın akdedilmesi imkân dahiline girdi. Temmuz 1937 de imzalanan bu Pakt ile dört ülke birbirlerinin içişlerine karışmamayı, sınırlarını ihlâl etmemeyi, ortak menfaatlerini ilgilendiren uluslararası konularda görüş teatisinde bulunmayı, topraklarında diğer akit devletlerin kurumlarını çökertmeye, kamu düzenini ve güvenliğini sarsmaya, mevcut siyasi rejimleri devirmeyi hedef alan eylemleri engellemeyi taahhüt ediyorlardı. Görüldüğü gibi Atatürk devrinin Orta Doğu politikası ile bugünkü Orta Doğu politikası arasındaki ortak noktalar çoktur. O zaman da komşularla sıfır sorun politikası güdülüyordu, fakat bu bir slogan şeklinde ifade edilmiyordu. O zaman da komşular arasındaki sorunlarda arabuluculuk yapılıyordu. Tabii Orta Doğu o tarihte bugünkü Orta Doğu değildi. Filistin meselesi ve onun yansımaları yoktu. Orta Doğu devletleri birçoğu değişik ölçülerde İngiltere nin veya Fransa nın nüfuzu altındaydılar. Her ülkede politik dengeler bugünkünden çok farklıydı. Diğer taraftan Türkiye nin, daha sonra, hiçbir devirde bölgede Hatay ve Musul ihtilâfları gibi çetin sorunlarla karşılaşmadığını hatırlamak gerekir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya Kafkasya üzerinden Orta Doğu ya sarkamadığı için bölgede Türkiye yi doğrudan ilgilendiren olumsuz bir gelişme olmadı. Yalnızca Irak ta vuku bulan bir Hükümet darbesi savaşın bir yansımasını teşkil etti. 2 Nisan 1941 de iktidarı Mihver taraftarı olan Raşit Ali ele geçirdi, Naip Abdülilâh ve Başbakan Nuri Sait Paşa Bağdat tan Musul a kaçtılar, fakat İngilizler Irak a takviye kuvvetleri gönderince darbeciler uzun süre mukavemet gösteremediler ve İran a gittiler. İngiliz vesikalarına göre Raşit Ali isyanı sırasında Türkiye arabuluculuk önermiş fakat İngiltere bunu reddetmişti. Diğer taraftan, Almanların Türkiye üzerinden Arap ülkelerine ve Süveyş Kanalı bölgesine sızma talepleri reddedildi. 8

18 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası İkinci Dünya Savaşı sona erince Türkiye Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmek yolunu tuttu. Arap Ligi nin kurulmasını olumlu karşıladı. Arap Ligi de Türk-Arap dostluğuna önem veren açıklamalar yaptı. Eylül 1945 te Irak Kralı Naibi Abdülilah Türkiye yi ziyaret etti. Mart 1946 da Türk-Irak Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması imzalandı. Bunu 5 Ocak 1947 de Ürdün Kralı Abdullah ın Ankara ziyareti sırasında Türkiye ile Ürdün arasında imzalanan Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması takip etti. Orta Doğu nun siyasi dengelerini altüst eden gelişme kuşkusuz Filistin in taksimi ve onu izleyen İsrail-Arap savaşı oldu. 29 Kasım 1947 de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nda oya sunulan taksim kararına 33 ülke lehte, 13 ülke aleyhte oy veriyor, 10 ülke de çekimser kalıyordu. Çekimserler arasında İngiltere de vardı. Türkiye ile beraber aleyhte oy veren devletler ise bütün Arap ülkeleri ile Afganistan, Küba, Yunanistan, Hindistan ve Pakistan dı. Fakat bundan sonra Türkiye nin Orta Doğu politikası tedricen Batılı ülkelerin politikaları ile daha fazla örtüşmeye başladı. 12 Aralık 1948 de BM Genel Kurulu nun bir Filistin Uzlaştırma Komisyonu kurulması kararına Arap ülkeleri muhalefet ederken Türkiye lehte ol kullandığı gibi ABD ve Fransa ile birlikte bu Komisyonun üyesi olmayı kabul etti. 28 Mart 1949 da ise İsrail i tanıyan tek Müslüman ülke oldu. İkinci Dünya Savaşı ndan sonra Suriye ile ilişkiler sorunlu olmaya devam etti. Hatay Türkiye ye 1939 da katıldıktan sonra Suriye henüz bağımsızlığını kazanmış değildi. Buna rağmen Suriye Meclis Başkanı Nasuhi Buharî Anlaşmanın imzalanmasından sonra, Fransız Hükümetine ve Milletler Cemiyeti Konseyi ne başvurarak 1939 Anlaşması ile Fransa yı Milletler Cemiyeti Manda sının kendisine verdiği yetkileri aşmakla itham etmişti. İkinci Dünya Savaşı nın sonunda bağımsızlığını kazandıktan sonra Suriye Hatay üzerindeki iddialarını yenilemekten ilk başta kaçındı. İlk Suriye Hükümeti nin kurulduğu 5 Temmuz 1944 te, Suriye Dışişleri Bakanlığı, Şam daki yabancı diplomatik misyonlara gönderdiği bir genelge nota da Suriye Hükümeti nin, Fransa nın Suriye adına imzaladığı uluslararası antlaşma ve anlaşmalara ve şahısların ve toplulukların bunlardan doğan hukukuna saygı göstermeyi kararlaştırmış olduğunu bildirdi. Bu yükümlülük kuşkusuz Hatay a ilişkin anlaşmaları da kapsamaktaydı. Ne var ki, 1946 da Fransa nın bölgeyi tamamen terk 9

19 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye etmesinden sonra Suriye nin tutumu değişti. Şam dan yapılan açıklamalarda, Türkiye nin Hatay üzerindeki egemenliğinin hukuk dışı olduğu vurgulanıyor ve diğer Arap ülkelerine Suriye ile bu konuda dayanışma içinde olmaları çağrısı yapılıyordu. Bu tutum karşısında Türkiye de Suriye yi tanımayı geciktirmekteydi, fakat Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa nın arabuluculuğu ile bir uzlaşmaya varıldı. Türkiye Hatay ın ilhakının Suriye ce resmen tanınması için ısrar etmemeyi, Suriye de sorunu resmen ileri sürmemeyi kabul etti. Mart 1946 da Türkiye Suriye nin ve Lübnan ın bağımsızlıklarını tanıdı. Bağımsızlık Suriye ye istikrar getirmemişti. İlk iktidara gelen Milli Blok ülkedeki yeni yapılanma ve reform ihtiyacına cevap vermekten uzaktı. Özellikle İsrail e karşı gösterilen zaaf tepki çekmekteydi. Mart 1949 da kansız bir darbe ile iktidarı ele geçiren Albay Hüsnü Zaim otoriter bir rejim kurdu. Atatürk e hayranlığı ile tanınan Zaim içeride Türkiye deki reformlardan esinlenen bir icraata girişti. Dış politikada ise Büyük Suriye vizyonu doğrultusunda Irak ve Ürdün ile işbirliğine yöneldi, fakat daha sonra Suudi Arabistan ve Mısır a yanaştı. ABD de Suudi Arabistan ve Mısır gibi Irak, Ürdün ve Suriye nin siyasi birliğine karşıydı. Zaim in siyasi ömrü uzun sürmedi. Ağustos 1949 da kendisine karşı darbe yapanlar tarafından kurşuna dizildi. Darbenin lideri Albay Sami Hinnavi Irak ile Suriye nin birleşmesi projesine öncelik veriyordu. Bu politikası Aralık 1949 da Yarbay Edip El-Çiçekli liderliğinde yeni bir darbeyi tetikledi. Çiçekli nin yaptığı darbe ile Türkiye ye karşı politika da değişti. Hatay ın Suriye den zorla alındığı yolunda sloganlar atılmaya başlandı. Hatay ı Suriye sınırları içinde gösteren haritalar basıldı. Suriye sınırın Hatay kesimin işaretlenmesine ve sınır taşlarının yenilenmesine yanaşmadı te iktidara gelen Baas Partisi nin tüzüğünde Hatay ın ve Güney Anadolu nun Arap vatanının bir parçası olduğunu belirten hükümler vardı. 29 Kasım Sancak günü olarak kabul edildi ve her yıl bu tarihte, dozu gittikçe artan gösteriler yapılmaya başlandı. Hafız Esed in iktidara gelmesinden sonra, 1972 yılından itibaren resmi ve gayri resmi Sancak gösterilerine son verildi. Fakat Baas Partisi nin tüzüğündeki ibareler muhafaza edildiği gibi okul kitaplarında ve resmi dairelerde Hatay ın Suriye sınırları içinde gösterilmesi sürdürüldü. İlişkilerin çok olumlu bir yola girdiği 2010 yılında dahi bu durumun değiştiğine dair bir bilgi henüz yoktur. 10

20 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası Yılları Savaş sonrası dünyanın özellikle Avrupa nın siyasi manzarası değişmiş, Avrupa da Demir Perde nin inmesi ile bloklaşma hareketleri başlamıştır. O dönemde Türkiye hem askeri hem de ekonomik yönden zayıf ve yalnızdır. Savaş sonrası Avrupa da doğan boşluklardan yararlanan Sovyetler Birliği nin 1945 Mart ında 1925 Türk-Sovyet Tarafsızlık ve Saldırmazlık Anlaşmasını fesh ederek bunun yenilenmesi için Türk Boğazları nda üs ile Kars ve Ardahan ı istemesi Türkiye yi hayati bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu sorun o sıralarda ve ondan sonraki uzunca bir dönemde Türk dış politikasının ana sorununu teşkil etmiştir yılları arasında Türkiye nin Orta Doğu politikası cüretli ve çok aktif olmakla beraber geleneksel dengeli ve basiretli çizgisinden bir hayli uzaklaşmıştır. Orta Doğu nun Sovyetler Birliği ne karşı güvenliğinin sağlanması Türk politikasının başlıca odak noktasını teşkil etmiş, fakat vahim değerlendirme hatalarına düşülmüştür. 9 Nisan 1949 da NATO kurulunca Türkiye nin bu savunma örgütüne katılma amacıyla yaptığı girişimlere İskandinav ülkelerinin yanı sıra İngiltere de muhalefet etmekteydi. İngiltere Akdeniz ve Orta Doğu yu kendi nüfuz alanı görüyor ve bu bölgede kendi liderliği altında Türkiye ile Arap ülkelerinin katılacağı bir savunma düzeni kurmak peşinde koşuyordu. Fakat ABD nin de desteklemekten kaçındığı bu proje gerçekleşmedi. Bu arada Türkiye de, Yunanistan ile birlikte Eylül 1951 de NATO üyeliğine kabul edildi. Türkiye NATO ya katıldıktan ve İngiltere nin itirazları aşılarak NATO Komutanlıklarına doğrudan bağlandıktan sonra dahi Orta Doğu da ayrı bir savunma sistemi kurmak çabaları devam etti. Başlangıçta böyle bir sisteme Arap ülkelerinin, özellikle Irak, Suriye, Mısır ve Ürdün ün de dahil edilmesi öngörülüyordu. Fakat Irak hariç diğer ülkelerin hiçbiri böyle bir tertipte yer almak niyetinde değildi. Mısır 1952 Devriminden önce bile projeye karşı olduğunu bildirmişti. Devrimden sonra Mısır ın tutumunun daha ılımlı olmasını bekleyecek kadar gerçeklere gözlerini kapatanlar olmuştu. Oysa devrimi takiben Mısır ın başlıca önceliği İngiliz kuvvetlerinin Süveyş Kanalı bölgesinden çekilmesiydi. Bu yıllarda Türkiye ise Arap devletlerine karşı tamamen Batılı 11

21 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye ülkeler paralelinde bir politika izlemekteydi. Birleşmiş Milletler de Cezayir meselesi konusundaki oylamalarda sürekli Fransa yı destekliyordu. Mısır da devrimden önce Kahire ye gönderilen ve eşinin Mısır daki topraklarının yeni rejim tarafından millileştirilmesine duyduğu tepkiyi gizleyemeyen bir Büyükelçiyi görevinde tutmaktan vazgeçmiyordu te General Eisenhower in Başkanlığa seçilmesinden sonra ABD Orta Doğu nun güvenliği konusunda daha aktif bir rol oynamaya başladı. Dışişleri Bakanı John Foster Dulles bu maksatla Orta Doğu bölgesinde bir tura çıktı ve Mayıs ta Ankara da Başbakan Menderes ile görüştü. Bu görüşmede Menderes in Kral dan fazla Kral taraftarlığı göstermesi, komünizme karşı şahinliği ile ün salan Dulles ı bile şaşırtmıştı. Örneğin Menderes Süveyş Kanalı bölgesinin hayati bir jeopolitik konumda olduğunu ve bu yüzden İngiliz kuvvetlerinin bu bölgeyi tahliye etmemesi gerektiğini belirtmiş. Ayrıca Fransa nın Kuzey Afrika daki konumunun devamının NATO savunması için son derece önemli olduğunu vurgulamış. Orta Doğu nun savunmasına gelince, Menderes Arap devletlerinin bir ortak savunma sistemine katılmaları konusundaki umudunu artık kaybettiğini, fakat Türkiye nin, savunma gücü takviye edildiği takdirde bu sistemin belkemiğini oluşturabileceğini ifade etmiş. Dulles ise belkemiğin etrafında et bulunması gerektiğini, Süveyş Kanalı nın stratejik önemini kabul etmekle beraber, Mısır halkının arzusu hilâfına bu bölgede tutunmaya çalışmanın yerinde olmayacağını savunmuş. Yine de, Türkiye ziyaretinin sonunda Dulles Kuzey Zinciri konseptini açıklamaktan geri kalmamıştır. Kuzey Zincirinin gerçekleştirilmesinde inisiyatifi alan, beklenebileceği gibi, Türkiye oldu. İlk adımda Türkiye ile Pakistan arasında Nisan 1954 te bir Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imzalandı. Şubat 1955 te ise Türkiye ile Irak Bağdat Paktı nı imzaladı. Bu antlaşmaya imzasını koyan Başbakan Nuri Sait, Mısır ın lideri Nasır ın bütün bölgede derin destek gören Arap milliyetçiliği politikasına karşı açıktan cephe almakla büyük bir riske giriyordu. Bu hatasını 1958 de hayatı ile ödeyecekti. İngiltere Bağdat Paktı na Nisan 1955 te katıldı. Onu aynı yıl Eylül de Pakistan, Başbakan Musaddık ın devrilmesinden hemen sonra da İran takip etti. Mısır ın ve Yahudi lobilerinin tepkilerinden çekinen ABD ise, Pakt Konseyi nin ve diğer organlarının toplantılarına katılmakla birlikte üye olmaktan kaçındı. 12

22 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası Bağdat Paktı nın ömrü uzun olmayacak, bir askeri darbe ile Irak Krallığının devrildiği ve Nuri Sait in de katledildiği 14 Temmuz 1958 de fiilen sona erecekti. Fakat üç yıllık ömrü içinde Pakt yalnızca Arap devletleri ile değil, Sovyetler Birliği ile Türkiye nin ilişkilerini de olumsuz etkilemekten geri kalmayacaktı. Gerçekten de, Sovyetler Birliği, Pakt ın yarattığı tepkilerden ve 1956 yılında Fransa, İngiltere ve İsrail tarafından Mısır a karşı girişilen talihsiz askeri operasyondan yararlanarak bölgeye gittikçe daha fazla sızıyordu. Süveyş Kanalı nın millileştirilmesinin 1956 da tahrik ettiği krizde Türkiye nin Orta Doğu politikasının çelişkileri iyice su yüzüne çıktı. Savaştan önce bir yandan direkt menfaati olmadığı halde Londra da toplanan Süveyş Şirketi hissedarları toplantısına katılıyor, diğer yandan savaştan sonra bütün Arap ülkeleri ile savaşı kınıyor ve İsrail deki Elçisini geri çekiyordu. İsrail ile ilişkiler bu tarihten sonra sürekli inişli çıkışlı bir seyir takip edecekti. Bu devirde Suriye ile ilişkilerde de büyük bir gerginlik yaşanmaktaydı. Suriye 1955 te Sovyetlerden gittikçe artan miktarda silah ve askeri malzeme yardımı alıyor ve Türkiye ye karşı hasmane bir politika izliyordu. ABD de Suriye ye Sovyet sızmasını ve bunun bölge ülkeleri için oluşturduğu güvenlik tehdidini kınıyordu. Ocak 1957 de açıklanan Eisenhower Doktrini ile ABD uluslararası komünizmin dolaylı bir tecavüzü ne karşı bölge ülkelerini korumayı taahhüt ediyordu. Suriye ise Türkiye yi sınıra kuvvet yığmakla suçluyordu. Sovyetler Birliği Eylül 1957 de verdiği bir notada Türkiye yi Suriye ye saldırma niyeti beslemekle itham etmekteydi. Mısır Suriye ye iki tabur gönderirken Suriye de ihtilâfı Birleşmiş Milletler Asamblesi ne taşıyordu. Asamble de tarafların sundukları iki karşıt karar önerisinin geri çekilmesi ile krizin daha fazla büyümesi önlendi ve Türkiye sınırdaki kuvvetlerinin bir kısmını geri çekti. Bu krizlerde Türkiye nin tutumunun ters tepki yarattığı kabul edilmelidir. Türkiye zaten NATO nun üyesiydi ve güvenliğinin en sağlam teminatı bu ittifaktı. Amerika yı bölge ihtilâflarına daha fazla çekmeye ve Eisenhower doktrinine aslında ihtiyaç yoktu. O tarihlerde Orta Doğu da sergilenen lüzumsuz gayretkeşlik Türkiye nin bölgede ihtilâf halindeki devletler arasında taraf tutmamak yolundaki geleneksel politikası ile bağdaşmamaktaydı. Bu gayret- 13

23 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye keşlik problemler yaratmaktan geri kalmayacaktı. Irak ta Temmuz 1958 devrimini takiben Lübnan, Mısır ın lideri Abdülnasır ın taraftarları ve hasımları arasındaki mücadele yüzünden bir sivil savaşın eşiğine gelmiş ve Cumhurbaşkanı Chamoun un talebi üzerine ABD bu ülkeye deniz ve kara kuvvetleri göndermek kararını almıştı. İncirlik üssünde toplanan Kara birliklerinin Lübnan a sevk edilmesi Türk Hükümeti nin önceden rızası alınmamıştı. Diğer taraftan Türkiye ve Pakistan Irak devriminden sonra Bağdat Paktı nın yaşamını sürdürmesi amacıyla ABD nin Pakt a üye olmasında ısrar ettiler. ABD Pakt a katılmayı reddetmekle beraber Pakt ın geri kalan üyeleri ile ikili anlaşmalar imzalamayı kabul etti. Türkiye ile 5 Mart 1959 da imzalanan anlaşmanın dibacesi tarafların doğrudan veya dolaylı her türlü tecavüze karşı koymak azmini vurguluyordu. Bu ibare iç politikada gerginlik yarattı, zira muhalefet iktidarın gerekirse kendisini tasfiye için anlaşmaya dayanarak ABD nin desteğini isteyebileceğinden kuşku duydu. Mart 1959 anlaşması da gerçekte tamamen lüzumsuzdu. Türkiye nin güvenliğine bir katkısı olmadığı gibi birçok Arap ülkesi ile ilişkilerini olumsuz etkiledi. Irak devriminden sonra Türkiye ile İsrail arasında da bir yakınlaşma teşebbüsüne girişildi. İsrail Başbakanı Ben Guryon ile Dışişleri Bakanı Golda Meir gizlice Ankara ya gelerek Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüştüler. İki taraf Karşılıklı diplomatik temsilciliklerini Büyükelçilik seviyesine yükseltmeyi ve aralarındaki siyasi işbirliğini geliştirmeyi kararlaştırdılar. Fakat bu proje gerçekleştirilemedi Yılları 1960 lı yıllarda Türkiye nin Orta Doğu politikasının temel yaklaşımlarında değişiklikler başladı. Türkiye Bağdat Paktı devrindeki gayretkeşliğinden uzaklaştı. 27 Mayıs askeri müdahalesinin liderleri tarafından yayınlanan bir bildiride Türkiye nin bundan böyle ulusal bağımsızlık mücadelelerini ve özellikle Cezayirlilerin mücadelesini destekleyeceği açıklandı. Hatta Fransa ile Cezayir arasında arabuluculuk bile bir ara gündeme geldi. Ne var ki, isabetli olan bu yeni politikada yol kazaları her zaman önlenemedi. Eylül 1961 de Suriye, 1958 de Mısır la kurulmuş olan Birleşik Arap Cumhuriyeti nden ayrılma kararını alınca, Türkiye bu kararı derhal tanıdı ve buna tepki gösteren Mısır Türkiye ile diplomatik ilişkilerini kesti. 14

24 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası Irak ta devrimden sonra iktidarı ele geçiren General Kasım ın kurduğu yönetim ile de ilişkilerde rahatsızlık mevcuttu. Irak ta Kürtlere yeni haklar tanınmasının Türkiye ye de olası yansımaları konusunda kaygı duyuluyordu. Nisan 1962 de başlayan Molla Mustafa Barzani ayaklanması da ayrı bir endişe kaynağı teşkil etti, fakat bu ayaklanma, Irak savaş uçaklarının iki kere Türk hava sahasını ihlâl etmesinin yarattığı gerginlik dışında Türkiye yi doğrudan etkilemedi seçimlerinden sonra iktidara gelen Adalet Partisi Hükümeti Orta Doğu ülkelerine karşı bir açılım politikası güdeceğini programında belirtmişti. Bu mesaja ilk olumlu tepki Irak tan geldi. Ankara yı ziyaret eden Irak Başbakanı ikili ilişkilerin geliştirilmesini Irak ın da arzuladığını belirtmekle yetinmeyerek Kıbrıs konusunda da Türkiye ye destek verdiklerini ifade etti. Mısır la bir ticaret anlaşması imzalandı. Cumhurbaşkanı Tunus u ziyaret etti. Suudi Arabistan Kralı Türkiye ye geldi ve ziyareti çok dostane bir hava içinde geçti. Mayıs 1967 de Ankara da yapılan bir Büyükelçiler toplantısında Orta Doğu politikası bağlamında üç ilkenin altı çizildi: Bütün Arap ülkeleri ile ikili ilişkiler geliştirilecek; Arapların kendi aralarındaki anlaşmazlıklara karışılmayacak ve taraf tutulmayacak; Arapları bölecek paktlara ve bölge anlaşmalarının dışında kalınacak yılında Mısır la yakınlaşma politikası çerçevesinde Dışişleri Bakanı Çağlayangil Mısır ı ziyaret etti ve Başkan Nasır tarafından kabul edildi. Bu görüşmede Nasır Türkiye nin daha önceki yıkardaki Mısır aleyhtarı politikalarından duyduğu kırgınlığı çok açık bir şekilde dile getirmekten kaçınmadı. Hatta bir ara Türkiye nin Kıbrıs a olası bir müdahalesine karşı Mısır da uçaklarının konuşlandırılmasına izin isteyen Yunanistan a olumlu cevap vermeye meylettiğini, fakat son dakikada Müslümanlığının kendisini bundan vazgeçirdiğini söyledi de Araplarla İsrail arasında yeni bir savaş tehlikesi ufukta belirmişti. Suriye ile İsrail arasındaki sınır çatışmalarına tepki olarak Mısır Başkanı Nasır, 1956 Savaşı ndan sonra Sina Yarımadası na yerleştirilmiş olan Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin çekilmesini talep ediyordu. Bu tutumun İsrail in Mısır a bir saldırısını tetikleyeceğinde şüphe yoktu. Türk Hükümeti tehlikeyi açıkça 15

25 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye gördüğünden Başbakan Demirel Nasır a ivedi bir mesaj göndererek İsrail ile bir savaşın Mısır için neden olacağı çok ağır sonuçlara dikkat çekti. Fakat Nasır kararını değiştirmedi. İsrail sınırına 100,000 asker yığdı ve Tiran Boğazı nı İsrail bandıralı gemilere kapattı. 5 Haziran tarihinde İsrail Mısır a karşı önleyici bir saldırıya geçti. Mısır ın bu sefer savaşı kazanacağını vehmiyle Ürdün de İsrail e saldırdı. Savaşa Suriye de katıldı. Yalnızca 6 gün süren savaşın sonunda İsrail Sina Yarımadası nı, Gazze yi, Batı Yakasını ve Doğu Kudüs ü ele geçirmişti. Sina Yarımadası hariç, İsrail 6 günlük savaşta işgal ettiği toprakların hepsini bugün de elinde tutmaktadır. Savaş Mısır için hüsranla bitince Başbakan Demirel Nasır a yeni bir mesaj göndererek umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini ve Mısır ın bugün uğradığı kayıpları telâfi edeceğine inandığını vurguladı. 22 Haziran da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun özel toplantısında da Dışişleri Bakanı Çağlayangil, yaptığı konuşmada, Türk Hükümeti nin kuvvete başvurulması yoluyla toprak kazanılmasını kabul edemeyeceğini söyleyerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun İsrail in 5 Haziran dan önceki sınırlara çekilmesini isteyen karara Arap ülkeleri ile birlikte oy verdi. Mısır başta olmak üzere Arap ülkelerinin Türkiye nin desteğine teşekkür etmeleri Türkiye nin artık bölgede çok daha olumlu bir şekilde algılandığını kanıtlıyordu. Türkiye nin 1970 li yıllarda İslam Konferansı Örgütü ne (İKÖ) katılması da kendisini Müslüman bir ülke kimliğinde görmesinden çok o devirde Orta Doğu da güttüğü reel-politik in bir unsuru olarak değerlendirilmelidir. Bu örgütün özellikle Arap üyeleri arasında büyük bir dayanışma olmadığı, aralarında sık sık ihtilâfa düştükleri, hatta birbirleri ile savaştıkları da unutulmamalıdır. Bir İslam Konferansı fikri 21 Ağustos 1969 da İsrail in işgalinde bulunan Kudüs te El Aksa Camisi nin yanması sonucu doğan tepki nedeniyle gündeme gelmişti. Ürdün ün inisiyatifi, Fas ve Suudi Krallarının desteği ile Rabat ta toplanan Devlet Başkanları Konferansı na Türkiye Cumhurbaşkanı da davet edilmişti. Konferansa katılma konusu Türkiye nin laik bir devlet olması nedeniyle bazı tartışmalara yol açtı. Fakat Başbakan Demirel, Rabat taki toplantının dini değil, siyasi bir toplantı olduğunu, bu toplantıya katılmanın laikliğe aykırı 16

26 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası olmayacağını açıkladı. Yine de toplantıya devlet başkanı değil, dışişleri bakanı düzeyinde iştirak edilmesi kararlaştırıldı. Mart 1970 de Cidde de toplanan ve örgütlenmeye doğru ilk adımın atıldığı Dışişleri Bakanları Konferansı nda Türkiye Heyeti Sekreterliğe yazılı olarak konferans kararlarına anayasasının ve dış politikasının ilkeleri ile bağdaştığı ölçüde katılacağını bildirdi: Zaten İKÖ nün her toplantıda alınan çok sayıdaki siyasi kararların hemen hemen hepsi kağıt üzerinde kalmakta ve uygulanmamaktadır. İlk başlarda İKÖ hakkında Türkiye de beliren tereddütler yavaş yavaş dağıldı. O kadar ki konferans Türkiye nin daveti üzerine 1976 da İstanbul da toplandı. Konferansa Cumhurbaşkanı Korutürk bir mesaj gönderdi ve Başbakan Demirel bizzat katılarak özellikle Filistin konusunda Türkiye nin Arap ülkelerinin yanında yer alacağını vurguladı. Aynı toplantıda Türk delegasyonunun girişimiyle kültürel ve bilimsel işbirliği için iki merkezin kurulmasına karar verildi. Bu merkezlerden biri İstanbul da İslam Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, diğeri ise Ankara da İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar ve Eğitim Merkezi olarak faaliyete geçecekti Yılları 1970 li yılların başlarında Orta Doğu daki gelişmelerin bir kısmı Türkiye için problemler yaratıyordu. Özellikle Suriye ve Irak taki Baas rejimleri Sovyetler Birliği ne müzahir politikalara yöneliyorlardı. Türkiye de silahlı eylemlerde bulunan sol örgütlerin militanları Suriye üzerinden Lübnan a geçerek Filistin kamplarında eğitim gördükten sonra Türkiye ye dönüyorlardı. Irak ve Suriye ile ilişkiler bozulurken Türkiye ile Mısır ın politikaları örtüşmeye başlıyordu. Nasır dan sonra başkanlığa gelen Enver Sedat ın liderliğinde Mısır ın siyasetinde köklü bir değişiklik beliriyor, Mısır Temmuz 1972 de Sovyet askeri tesislerini kapatıyor ve Sovyet teknisyenlerine yol veriyordu. 6 Ekim 1973 te başlayan Arap-İsrail savaşında Türkiye Arapları destekleme politikasını devam ettirdi. Bir yandan ABD nin İncirlik üssünü kullanarak İsrail e yardım etmesine izin vermeyeceğini açıklarken, diğer yandan Araplara yardım götüren Sovyet uçaklarının hava sahasından geçmelerine göz yumdu. Araplar da bu desteği karşılıksız bırakmadılar ve OPEC üyeleri Türkiye nin petrol ihracı kısıtlamalarından muaf tutulacağını açıkladılar. Daha önce, 17

27 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Ağustos 1973 te, Türkiye ile Irak arasında Kerkük-Yumurtalık boru hattının inşasına ilişkin bir anlaşma akdedildi. Ocak 1977 tamamlanan hattan Türkiye petrol ihtiyacının üçte ikisini karşılamaktaydı. Araplarla ilişkilerin geliştirilmesinin askeri alanda da olumlu sonuçları görülüyordu Kıbrıs müdahalesinde, Libya harekâta katılan uçakların acil benzin ve lastik ihtiyaçlarını karşılamıştı. Türkiye 10 Kasım 1975 te Birleşmiş Milletler Asamblesi nde Siyonizm in ırkçılık olduğunu ifade eden tartışmalı karara da olumlu oy verdi. Bu karar daha sonra iptal edilecekti. Türkiye 1970 li yıllarda Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile ilişkileri gelişmeye başladı. Ocak 1975 te FKÖ yü tanıdı ve daha sonra Ankara da bir büro açmasına izin verdi. Ne var ki, bu yakınlaşmaya rağmen Türkiye Orta Doğu politikasının temel çizgilerinden uzaklaşmadı. İsrail ile ilişkilerini devam ettirdi Camp David mutabakatını takiben Mısır ile İsrail arasında barış antlaşması akdedilince tüm Arap dünyası Mısır ile ilişkilerini askıya aldı. Mısır ın Arap Ligi üyeliğine de son verildi ve Arap Liginin merkezi Kahire den Tunus a nakledildi. Fakat Türkiye barış sürecini destekledi ve Mısır ile ilişkilerini devam ettirdi. Türkiye ile İran ın ilişkileri de kuşkusuz Türkiye nin Orta Doğu politikasının önemli bir öğesidir. Bu ilişkiler her iki ülke tarihlerinin farklı dönemlerinde inişli çıkışlı bir seyir gösterdi. Muhammed Rıza Pehlevi döneminde iki ülke genellikle aralarında dostane ilişkiler sürdürdüler, Orta Doğu daki dramatik gelişmelerde benzer yaklaşımlar sergilediler. Ancak iki ülke arasında bir nüfuz rekabeti de daima seziliyordu. İran petrol kaynakları sayesinde gittikçe zenginleştikçe Türkiye ile ekonomi ve enerji alanında işbirliğini geliştirmek konusunda isteksizlik gösteriyordu. İki ülke arasındaki tarihi rekabet zaman zaman su yüzüne çıkıyordu Devrimi, İran da yerleşen yönetim sistemi ve din/devlet ilişkileri anlayışı Türkiye nin yönetim sistemi ve laikliğinin anti teziydi. Her iki ülke de birbirlerine karşı kuşku ve güvensizlik duymaya başladılar. Türkiye Atatürk karşıtı yayınlardan rahatsızlığını belirtirken, İran da Türkiye de kendi devrimlerine ve liderlerine yönelik olumsuz propagandalardan şikâyetlerini ortaya koyuyordu. İran ın devrim ihracı çabaları ikili ilişkilerde ciddi bir sorun 18

28 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası haline geliyordu. İran Türkiye yi kendi devrimini ihraç edeceği, Türkiye de İran ı kendi anayasal düzenini yıkmayı hedef alan bir ülke olarak görüyordu. Ancak Türkiye açıkça İran karşıtı bir duruma girmekten imtina etmekteydi. Tahran daki ABD Büyükelçiliği nin işgalinin ardından İran a ambargo koyan ABD yi takip etmemişti Yılları 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonraki dönemde Türkiye geleneksel dış politika çizgisinden ayrılmadı. Yeni koşullarda Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ilişkilerinin fiilen askıya alınması kaçınılmazdı, fakat Avrupa Konseyi ile ilişkilerin devam etmesi ve bu suretle Batı ile ilişkilerin önemli bir unsurunun korunması için büyük çaba harcandı ve bunda başarı sağlandı. NATO içinde de işbirliği aynı yoğunlukta sürdürüldü. Bu devirde Türkiye nin Batı dan uzaklaşarak Orta Doğu politikasına daha fazla ağırlık vermek yolunu tuttuğuna ilişkin iddialar geçerli değildir. Orta Doğu politikasında da, değişen koşulların gerektirdiği ayarlamalar hariç, geleneksel çizgide kalındı. Değişen koşulların başlıcası kuşkusuz İran-Irak Savaşı idi. 12 Eylül den on gün sonra başlayan bu savaşta Türkiye tarafsızlıktan başka bir siyaset güdemezdi. Ayrıca savaşın durdurulması için İslam Konferansı Örgütünce kurulan arabulucu heyeti içinde yer aldı. İlkönce Dışişleri Bakanı, daha sonra da Başbakan bu heyetle birlikte Bağdat ile Tahran arasında sık sık mekik dokudular. Irak ve İran Türkiye nin tarafsızlığına o kadar güvendiler ki karşılıklı olarak menfaatlerinin korunmasını Bağdat ve Tahran daki Türkiye Büyükelçiliklerine bıraktılar. Bu devirde ayrıca Körfez ülkeleri ile daha sonra Türkiye ye ekonomik yararlar sağlayacak ilişkiler de kuruldu. Irak-İran savaşı sırasındaki petrol kıtlığında Türkiye ihtiyaçlarını daha kolayca temin etti de Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı nın kapasitesinin arttırılması için Irak ile anlaşmaya varıldı. Bu boru hattına İran kuvvetlerinin zarar vermemesi için Tahran uyarıldı ve İran bu uyarıya uydu. Irak ile ilişkilerde karşılıklı menfaatler çerçevesinde işbirliği bir derecede de olsa mümkün iken, Suriye ile gerilim yaşanıyordu. 12 Eylül sonrasında Türkiye den çeşitli sol gruplara mensup eylemcilerin ve Kürt ve Ermeni teröristlerin Suriye de faal olmaları başlıca sorunu teşkil ediyordu de 19

29 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye iki ülke arasında imzalanan Suçluların İadesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Yardım Anlaşması siyasi mültecileri kapsam dışı bıraktığı için etkili bir şekilde uygulanamıyordu. Siyasi mülteci tarifinin teröristleri içermemesine rağmen fiiliyatta teröristlere de mülteci muamelesi yapılıyordu. Türkiye ye yönelik terör eylemleri konusunda Türkiye nin girişim ve uyarılarına Şam sürekli bu eylemlerle hiçbir ilgisinin bulunmadığı yolunda cevap veriyordu. Türkiye nin tutumunu sertleşmesi karşısında Suriye 1983 sonunda ASALA ve PKK teröristlerini kendi topraklarından çıkararak İran a, Kuzey Irak a ve Lübnan da Bekaa Vadisi ne gönderdi. Ne var ki Bekaa Vadisi de fiilen Suriye nin kontrolündeydi. PKK terör örgütünün Bekaa ve Irak a yerleşmesi Türkiye nin güvenliği için ciddi bir sorun yaratıyordu. Şubat 1983 te Türkiye ile Irak arasında Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması imzalandı. Aynı yıl 10 Mayıs ta Hakkâri Uludere de PKK teröristlerince üç askerin öldürülmesinin ardından başlatılan operasyonda Türk kuvvetleri Irak topraklarında 5 kilometre kadar ilerledi. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) operasyon sırasında en fazla kendilerinin zarar gördüklerini iddia ettiler ve Irak Hükümetini bu duruma imkân verdiği için itham ettiler ten sonra PKK profesyonel gerilla savaşı başlatma kararını açıkladı. Ağustos 1984 te Eruh ve Şemdinli saldırılarını takiben Ekim 1984 te Irak ile bir Güvenlik Protokolü imzalandı. Bu protokol iki ülkeye diğer ülke topraklarında 5 kilometreye kadar sıcak takip hakkı tanıyordu. Irak-İran savaşı bittikten sonra Irak tarafından sona erdirilecek olan bu protokol çerçevesinde 1986 ve 1987 de Kuzey Irak ta operasyonlara girişilebilmişti. Bu operasyonlara karşı en büyük tepki İran ve onun desteklediği KYB ve KDP den gelmişti. Türkiye bu yıllarda Kuzey Irak ta operasyonlar yapmak imkânına sahipti fakat Suriye tam aksine PKK ya en büyük desteği temin ediyordu de, Başbakan Özal ın Şam ı ziyareti sırasında imzalanan protokolde taraflar kendi toprakları üzerinde karşı tarafa yönelik faaliyetlere izin vermemeyi ve silahlı eylemlere katılmış kişileri iade etmeyi kabul ediyorlardı. Fakat Suriye yine de PKK lıların Suriye den geçmelerine göz yummayı sürdürdü. 20

30 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası 1988 de Irak-İran savaşının sona ermesi ile Türkiye çok çetrefil bir sorunla karşılaştı. Irak savaş boyunca silahlı direnişte bulunan Kürtleri cezalandırmak için harekete geçti kadar Kürt göçe zorlandı. Ağustos ta Irak kuvvetleri Türk sınırına yakın bölgelerde Kürtlere karşı kimyasal silah kullandılar. Kürtler, İran sınırını kapatınca Türkiye sınırına yığıldılar. Başlangıçta Türkiye Irak ile sınırı kapattığını ilan ettiyse de daha sonra sınıra yığılan Kürtlere geçici ikamet hakkı verileceğini, fakat mülteci statüsü tanınmayacağını açıkladı. Eylül 1998 de Türkiye ye Iraklı Kürt sığınmıştı. PKK terör örgütü ile mücadele o yıllarda Türkiye ile Suriye arasında ilişkilerin yeniden gerginleşmesine neden oluyordu. O kadar ki Suriye Başkanı Hafız Esed in kardeşi bölgede bir Kürt devleti kurulmasının gerekli olduğunu, PKK ya siyasal ve lojistik destek verildiğini açıkça ifadeden kaçınmadı. Türkiye-İsrail ilişkilerinde de 1980 li yıllarda olumsuzluklar yaşanıyordu den beri Batı Şeria da Yahudi yerleşim merkezleri kurmaya başlayan İsrail, Temmuz 1998 de Doğu Kudüs ü ilhak ettiğini açıklamış ve BM Güvenlik Konseyi bu ilhakın hükümsüz olduğuna karar vermişti. Türkiye ise tepkisini bir adım ileri götürdü. Türkiye ve İsrail in o tarihlerde karşılıklı diplomatik temsil seviyesi Büyükelçilik değil, Maslahatgüzarlıktı. Bu seviye aynı kaldı, fakat Maslahatgüzarların derecesi İkinci Kâtipliğe düşürüldü. Askeri ve İstihbarat ilişkileri ise yine bir şekilde devam etti. İstihbarat ilişkileri ASALA ya karşı operasyonları da kapsıyordu. Yine 1980 li yıllarda Filistin ile ilişkiler gelişmekteydi. 15 Kasım 1988 de Filistin devletinin kurulduğu ilan edilince, Türkiye aynı gün, birçok Arap devletinden önce, yeni devleti tanıdığını açıkladı li yıllarda Türkiye-İran ilişkileri ikircikli bir zemin üzerinde seyrediyordu. Bir yandan ideolojik nedenlerle zaman zaman sorunlar çıkıyordu. Örneğin, İran dan gelen resmi kişiler Anıt Kabri ziyaret etmekten kaçınıyorlar, İran Büyükelçiliği 10 Kasım da bayrağı yarıya indirmeyi reddediyor, iki taraf basını laiklik ve dincilik konusunda polemiğe tutuşuyor, İran Irak Kürtlerinin hamisi gibi hareket ediyordu. Diğer yandan iki ülke arasında ekonomik ve ticari ilişkiler gelişiyordu. Ticaret hacmi 1985 te 2 milyar dolara ulaşmıştı. 21

31 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Yılları Bu yıllar özellikle Türkiye bakımından Orta Doğu da iç sorunlar ile dış sorunların yoğun bir etkileşim içine girdiği yıllardır. Özellikle Irak ve Suriye ilişkilerde PKK meselesi en öncelikli mesele haline geldi yıllardaki gelişmeleri ilk tetikleyen 2 Ağustos tarihinde Kuveyt in işgali ile yine Irak oldu. Gerek Orta Doğu petrollerinin gerek İsrail in güvenliğini tehdit eden bu durum karşısında ABD derhal harekete geçti. Soğuk Savaşın bitmesiyle üzerindeki siyasi karar ipoteği kalkmış olan BM Güvenlik Konseyi hızla duruma el koydu. Konsey, Kuveyt topraklarını terk etmesini isteyen kararlarına Irak uymayınca yeni bir kararla 15 Ocak 1991 e kadar Bağdat a mühlet tanıdı ve aksi takdirde, bölgede uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için gerekli her türlü yola başvurulacağı uyarısında bulundu. Saddam bu karara itaat etmeyince ABD liderliğindeki bir koalisyon tarafından harekat başlatıldı. Koalisyona Arap devletlerinden Bahreyn, Mısır, Fas, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri de katıldı. Batılı devletler arasında Yunanistan da vardı. Filistin liderliği ise aksine Saddam Hüseyin i tuttu ve bu yüzden savaş sonunda uzun süre Arap ülkeleri tarafından boykot edildi. Birinci Körfez Savaşı sırasında Türkiye aktif olmakla beraber temkinli ve savaşa fiilen katılmayı başından beri öngörmeyen bir politika izledi. Cumhurbaşkanı Özal ın aldığı başlıca tedbir savaşın hemen başında Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının kapatılmasıydı. Özal ın savaştan önce ve savaş sırasında Başkan George Bush ile en fazla temas eden liderlerden biri oldu. Bunu Başkan Bush ve onun Başkanlığı sırasında Milli Güvenlik Müşavirliğini yapan Brent Scowcroft beraberce yazdıkları Değişen Dünya başlıklı kitapta özellikle belirtiyorlar. Kitapta, Bush, Körfez Krizinin başından beri Özal ile sürekli temas halinde bulunduğunu vurguluyor. Irak ın Kuveyt e saldırmasından iki gün sonra telefonla aradığı zaman Özal ın diplomatik temaslarına hemen başladığını öğreniyor. Özal o tarihte kesin bir durum takınmaktan kaçınan Suudi Arabistan Kralı Fahd ile görüşmüş ve Saddam a bir ders verilmesi gerektiğini, aksi takdirde Irak diktatörünün Suudi Arabistan ı da istila edebileceğini izah etmiş. Bu görüşmeyi Bush a naklederken Özal Saddam ın Kaddafi den kat kat daha tehli- 22

32 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası keli gördüğünü de belirtmiş. Ayrıca olası bir Irak saldırısına karşı NATO dan hemen Türkiye nin yardımına geleceğini gösteren bir işaret beklediğini söylüyor. Bush hemen NATO Genel Sekreterini uyarıyor. 10 Kasım da Bush Özal dan Çöl Fırtınası Harekatı çerçevesinde Suudi Arabistan a bir Türk zırhlı tugayının gönderilmesini telkin ediyor. Özal düşüneceğini söylemekle yetiniyor ve sonunda hiçbir kuvvet gönderilmiyor. Buna karşılık, caydırıcı bir güç olarak müttefik uçakların Türkiye de konuşlandırılmalarını kabul ediyor, fakat bunların Türk üslerinden havalanarak savaş görevi yapmalarına karşı çıkıyor. 25 Kasım da Özal ve Bush AGİK toplantısı vesilesi ile Paris te buluştuklarında Özal yine doğru bir tahminde bulunuyor ve hava harekatının sonuç almaya yeteceğini ve savaşın kısa süreceğini öngörüyor. Irak a hava saldırılarının başladığı 16 Ocak 1991 den sonra İsrail in Scud füzeleri ile vurulması üzerine, ABD, Türkiye nin de aynı akıbete uğrayabileceğinden endişe duyuyor ve NATO müttefiklerine danışıyor. Şansölye Kohl, Bush u arayarak, Almanya nın Türkiye ye kuvvet göndermeye ve savaşmaya hazır olduğunu bildiriyor. Bunun üzerine NATO uçakları Türk üslerinde konuşlandırılıyor. Bush ayrıca, anılarında, savaş sona erdikten sonra, bir halk ihtilali veya askeri darbe ile Saddam ın devrileceğini umduklarını, ancak ABD nin olduğu kadar Türkiye nin ve diğer bölge ülkelerinin Irak ın parçalanmasını katiyen istemediklerini, Kürtlere self-determinasyon hakkı verilmesinin gerçekçi politika ile bağdaşmadığını vurguluyor. Daha sonra Birici Körfez Krizi nde Türkiye yi büyük ekonomik zararlara uğratmak ve Irak Kürtlerinin önünü açarak PKK terör örgütünün güçlenmesine yol açmakla suçlanan Özal Hükümeti, aslında Türkiye nin çıkarlarını en iyi şekilde korumuş, İncirlik Üssü nde müttefik uçakların konuşlanmasına izin vermiş, fakat bunların savaş görevlerine katılmalarını yasaklamış ve yalnızca Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapatmakla yetinmişti. Uğranılan ekonomik zararlara ve Irak Kürtlerinin ön plana geçmesine gelince, bunlar Türkiye hangi siyaseti güderse gütsün kaçınılmazdı. Bir sorumlu varsa o da Saddam Hüseyin di. Savaş sona erdikten sonra, uzun zamandır baskı altında yaşayan Kuzeydeki 23

33 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Kürtlerle Güney deki Şiiler ayaklandılar. Bu ayaklanma başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez Ülkelerinde ikinci bir Şii Devleti korkusunu yaratarak Saddam ın iktidarda kalmasını sağlayan önemli bir gelişme oldu. Savaş öncesi ve sırasında Saddam a bir alternatif bulamayan ABD de de kayıtsız şartsız teslim olan Saddam ın isyanı ağır silahlarla en acımasız ve kanlı biçimde bastırmasına göz yumma durumunda kaldı. Mart 1991 de isyan hareketinin şiddetle bastırılmasıyla yüz binlerce Iraklı Kürt ve Şii Türkiye ve İran sınırlarındaki dağlık bölgelere iltica ettiler. Bunun üzerine Türkiye ve Fransa nın inisiyatifi ile toplanan BM Güvenlik Konseyi Irak tan sivil halka karşı yürütülen şiddete derhal son verilmesini talep etti. Bu karar daha sonra Irak ın kuzeyinde güvenli bölgeler kurulmasına, Irak a 36. paralelin kuzeyinde uçuş yasağı getirilmesine, Huzur Harekatı na ve Çekiç Güç e mesnet teşkil etti. Türkiye bu çerçevede İncirlik Üssü nün hava operasyonları için kullanılmasına izin verdi yılları arasında Kürt liderleri Celal Talabani ve Mesut Barzani ile ilişkiler kuruldu. Türk ordusu özellikle Mesut Barzani kuvvetleri ile işbirliği halinde PKK terör örgütüne karşı çok sayıda operasyona girişti. Bunların en önemlileri 1992, 1996 ve 1998 yıllarında yürütüldü. Bazı operasyonlarda kişi ile Irak a girildi. Barzani ve Talabani kuvvetleri arasındaki çarpışmalardan sonra Türk kuvvetleri ateşkesin uygulanmasında rol aldılar. O zaman gönderilen birliklerin bir kısmı hala Irak ın kuzeyinde konuşlanmış durumdalar. Bu devirde Ankara Süreci çerçevesinde ABD ile çok yakın işbirliği kuruldu yılında ABD nin Kuzey Irak ta Kürtleri Saddam a karşı güçlendirmek politikasına yönelmesi ile başlatılan Washington süreci ne ise Türkiye ithal edilmedi. Orta Doğu politikası bağlamında Necmettin Erbakan ın Başbakanlık yaptığı dönemine de kısaca göz atmakta yarar vardır. Erbakan ın politikası, özünde, Türkiye yi Batı dan uzaklaştırmaya ve İslam ülkeleri ile yakınlaştırmaya dayanıyordu. Erbakan dini referanslarının kendisi için bir koz olduğu düşüncesindeydi. Oysa Libya seyahatinde Kaddafi nin aleni istiskaline uğradı. Mısır Başkanı Müslüman Kardeşlere yakınlığı dolayısı ile ona uzak durdu. Suudi Araplar bile ona güvenilir bir lider olarak bakmadılar. Müslüman 24

34 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası ülkelerin çoğunun bazı hallerde Batılı ülkelerle Türkiye den bile daha yoğun ilişkiler ve menfaat bağları içinde olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır de Abdullah Öcalan ın Ankara nın bütün uyarılarına rağmen hala Suriye de ikamet etmesi ve PKK operasyonlarını oradan yönetmesi iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerginleştiriyordu. 16 Eylül 1998 de Kara Kuvvetleri Komutanı nın Hatay da Suriye nin davranışını sert bir lisanla kınayarak Türkiye beklediği karşılığı görmezse her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır demesiyle yoğunluğu gittikçe artan ciddi bir kriz ortamına girildi. Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanı da Türkiye nin gerekirse Suriye ye karşı kuvvet kullanılabileceği mesajını verdiler. Suriye sınırına yakın bölgelere kuvvet kaydırıldı. Bir askeri müdahalenin kaçınılmaz olduğunu gören Arap devletlerinin bir kısmı Türkiye ye itidal tavsiye ederken Mısır Başkanı Mübarek ve İran Dışişleri Bakanı Harrazi ihtilâfın çözümü için mekik diplomasisine giriştiler. Türkiye nin askeri baskısı ve bunun tetiklediği diplomatik baskı karşısında Suriye Hükümeti Öcalan ı sınır dışı etmek mecburiyetinde kaldı. Öcalan Rusya üzerinden gittiği İtalya da bir süre kalarak siyasi faaliyetlere girişmek istedi. Fakat Türkiye nin ve ABD nin baskısı ile orada barınamadı. Rusya, Hollanda ve İsviçre de kendisini kabul etmediler. Sonunda Yunanlılar bile Öcalan ı kendi ülkelerinde tutamadılar ve onu Nairobi ye naklederek oradaki Büyükelçiliklerinde misafir ettiler. Bir yıl önce Nairobi deki ABD Büyükelçiliği teröristlerce bombalandığı için şehirde çok sayıda Amerikan istihbarat ajanı bulunuyordu. Onların yardımı ile Türkiye den gelen bir ekip Öcalan ı teslim aldı. Öcalan idama mahkum edildiği 29 Haziran 1999 da kısa bir süre sonra PKK eylemcilerine yılsonuna kadar Türkiye yi terk etmeleri talimatını verdi. Eylemcilerin çok büyük kısmı bu talimata uyarak Kuzey Irak a, Kandil bölgesine gittiler. Türkiye de yalnızca 400 kadar terörist kalmıştı. Bunlarla başa çıkmak o kadar zor değildi. Genelkurmay Başkanı artık askerin işinin bittiğini ve bundan sonra sorunun çözümünün sivillerin elinde olduğunu zaten belirtmişti. Türkiye nin eline Kürt meselesini çözümlemek için altın bir fırsat geçmişti. Bu fırsat penceresi neredeyse 2004 yılına kadar sürdü, çünkü terörist eylemler hemen tamamen durmuştu. Demokratik açılım o tarihte başlatılsaydı kuşkusuz bugüne nazaran başarı şansı çok daha yüksek olurdu. 25

35 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye 1990 lı yıllarda Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde büyük gelişme kaydedildi. Orta Doğu barış sürecinin başlaması, Türkiye nin, Amerika daki Yahudi Lobisinin desteğine önem atfetmeye başlaması, İsrail in Türkiye ile ilişkilerine Orta Doğu dengeleri açısından değer vermesi bu gelişmeyi destekleyen unsurlardı. İki ülke 1991 de diplomatik ilişkilerini ilk defa Büyükelçilik düzeyine çıkardılar. Yüksek düzeyde ziyaretler birbirini izledi. Askeri alanda çok kapsamlı bir işbirliğine girişildiği gibi ekonomik ve ticari ilişkilerde de büyük bir ilerleme kaydedildi da İsrail in depremden sonra yaptığı yardımlar özellikle Türk kamuoyunda İsrail in dost bir ülke olarak algılanmasına yol açtı. Bu devrede Türkiye-İran ilişkileri ise ideolojik nedenlerden ve İran ın PKK ya destek verdiği inancından kaynaklanan istikrarsız bir dönemden geçiyordu. Özellikle Refah Partisi iktidarda iken İran ın İslami kesime destek vermesi yüzünden bir hayli gerginlik yaşandı. Ecevit in Başbakanlığı zamanında da krizler eksik olmadı, Hükümetler birbirlerini kınadılar, fakat her defasında bir müddet sonra ilişkiler normale dönebildi Yılları 11 Eylül 2001 de El-Kaide nin ABD ye karşı yönelttiği terör saldırısı Orta Doğu nun daha sonraki yıllardaki kaderini de etkileyecekti. 11 Eylül saldırısından sonra El Kaide nin konuşlanmış olduğu Afganistan a karşı BM Güvenlik Konseyi nin onayı ile ve ABD nin liderliğinde uluslararası bir askeri operasyona girişilmesi kaçınılmazdı. Ne var ki Ocak 2001 de Başkanlığı devralan George W. Bush un etrafındaki yeni muhafazakârlar olarak adlandırılan müşavirler, ideolojik bir yaklaşımla asıl hedef olarak Irak üzerinde yoğunlaşmışlardı. Baba Bush un bütün Arap ülkelerinin desteği ile girişilen Birinci Körfez Savaşı nın sonunda hangi rasyonel nedenlerle Saddam Hüseyin i tasfiye için Bağdat a gitmeyi reddettiğini unutmak işlerine geliyordu. Birdenbire Irak ın kimyasal ve nükleer silahlara sahip olduğu ve radikal terörizmi desteklediği yolunda yapay istihbarat raporları ortaya çıktı. O kadar ki, Başkan Bush körü körüne destekleyen İngiltere Başbakanı Tony Blair, Irak ın 45 dakikada kimyasal bir saldırı tertip edebileceğini bile iddia edebildi. Irak a karşı savaş açmanın Orta Doğu daki dengeleri altüst edeceği ve o zamana kadar radikal 26

36 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası terörizme kapıyı kapatmış olan Irak ın El-Kaide teröristlerinin bir üssü haline gelebileceği tamamen göz ardı edildi. Kasım 2002 de iktidara gelen AKP çok çetin dış politika sorunları ile karşılaştı. Kıbrıs konusu bunların en önemlilerinden biriydi. AKP kendisini AB üyeliği ile çok yakından ilişkili Annan Planı konusunda siyasi platformda ve kurumlar arasında kesif bir tartışma içinde buldu ve açık seçik bir tutum tespitinde sıkıntı çekti. Daha da çetrefil diğer sorun Irak tı. O tarihte artık ABD nin ne pahasına olursa olsun Irak a savaş açacağı belli olmuştu. Başkan Bush eskiden beri kader birliği yaptığı müşavirlerinin etkisinden kurtulamamıştı. Bunlar daha 11 Eylül den çok önce üyesi bulundukları düşünce merkezlerinde önleyici müdahale ve şer mihveri gibi doktrinler geliştirmişlerdi, 11 Eylül onlara bu radikal fikirlerini adeta dini bir taassupla uygulamaya koymak fırsatını vermişti. Doktrinlerinde Orta Doğu nun istikrarını güçlendirmek amacı ile Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunmak gibi bir kavram mevcut değildi. ABD politikası akıl rayından çıktığına göre artık her devletin kendi çıkarlarını gözetmesinden başka çare kalmamıştı. Bazıları, örneğin Almanya gibi, savaşa karşı çıkmakla beraber ülkelerindeki üslerin kullanılmasına izin veriyorlardı. Yunanistan da üslerini açmıştı. Rusya ve Çin gayet dikkatli ve dengeli bir siyaset gütmeye çalışıyorlardı. Merkezi ve Orta Avrupa ülkeleri ise Sovyet hegemonyasından kurtuluşlarını geniş ölçüde ABD ye borçlu olduklarını unutmuyorlar ve ABD yi destekliyorlardı. İspanya ve İtalya da kamuoylarına rağmen ABD yi desteklemekteydiler. Arap ülkelerine gelince, Mısır, Suriye ve Ürdün savaşın neden olacağı felaketlerin farkındaydılar, fakat savaşın artık önlenemeyeceğini anlamışlardı. Körfez ülkelerinden Bahreyn, Katar ve Kuveyt ülkelerini Amerikan askerlerine açmışlardı. Bu durumda AKP yine barış turları başlattı. Başbakan Mısır, Ürdün ve Suriye yi ziyaret etti. İstanbul da bazı toplantılar tertiplendi. Başbakan ın girişim ve atılımlarının ve Saddam a ulaştırılan tek taraflı veya çok taraflı mesajların takdir edilecek iyi niyetli bir yaklaşım yansıttıkları kuşkusuzdu. İç politikada Hükümetin barışı kurtarmak için elinden geleni yaptığı izlenimini yaratmaya çalışmak da anlaşılır bir amaçtı. 27

37 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Savaşa hazırlanan ABD nin Türkiye den başlıca iki isteği vardı. Kuzey Irak tan da yapılması planlanan operasyon için Türkiye nin limanlarını ve hava üslerini kullanmak ve Türkiye üzerinden Kuzey Irak a asker gönderebilmek. Hükümet prensip itibarı ile bu talebin kabulüne taraftar olduğu intibaını veriyordu. Nitekim TBMM 6 Şubat 2003 te askeri üs, tesis ve limanlarımızın yenilenmesi amacı ile ABD teknik ve askeri personelinin Türkiye ye gelmesini onayladı. Bu personel Türkiye ye gelerek hazırlıklarına ve çalışmalarına başladığı gibi, TBMM nin kararını Amerikan birliklerinin Türkiye üzerinden Kuzey Irak a intikaline de yeşil ışık yakılacağının işareti gibi gören ABD askerlerini gemilere bindirmişti. Sonra 1 Mart tezkeresi reddedilince Güney den operasyona katılmak üzere Kuveyt e yönlendirildiler. 1 Mart tezkeresi Türkiye ile ABD arasında uzun süren çetin müzakerelerden sonra sağlanan bir mutabakata dayanıyordu. Bu mutabakatın Türkiye ye sağlayacağı avantajları başlıca üç noktada toplamak mümkündür. Birincisi Arap, Türkmen ve Kürtlerin Irak ın kurucu unsurları olduklarının belirtilmesiydi. İkincisi, sınırın Irak tarafında, PKK terör örgütünün tehdit potansiyelinin yoğunlaştığı kilometre genişliğinde bir şerit içinde, PKK ile mücadele yetkisine de sahip 30 bin kadar Türk askerinin konuşlandırılması olacaktı. Üçüncüsü ise Iraklı Kürtlere verilecek silahlara ilişkindi. Bu silahların dağıtımında ve operasyonlar bittikten sonra toplatılmasında Türk ve Amerikan askeri makamları birlikte hareket edeceklerdi. 1 Mart tezkeresinin Türkiye ye çeşitli avantajlar sağlayacağını düşünenler şu savları ileri sürüyorlardı: Tezkere Irak ın kuzeyinde Kerkük ün petrol ve gaz kaynaklarına da sahip bağımsız veya bağımsızlığa yakın bir Kürt oluşumunu engellemek fırsatını ve o bölgede yuvalanmış PKK gruplarının tasfiyesini sağlayabilecekti. Kürtler Amerikalıların vazgeçilemez müttefikleri haline gelemeyeceklerdi. Arap ülkelerinin Türkiye karşısında yer alacakları kaygısı da yersizdi. ABD kuvvetleri güneyde Kuveyt üzerinden Irak a girmişlerdi. Amerikalıların Katar da büyük bir karargâhları vardı. Arap ülkeleri onları eleştirmiyorlardı. Ancak şunu da belirtmek gerekir: Tarihin akışının o zamanki algılamaya mutlaka uyacağını söylemek mümkün değildi. Tezkere kabul edilseydi bile ABD ile ciddi ihtilâflar çıkabilirdi. Türkiye düş kırıklığına uğrayabilirdi. Iraklı Kürtlerle silahlı çatışmalara kadar varan sorunlar çıkabilirdi. 28

38 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası 2003 yılında bir çelişki daha yaşandı. 1 Mart tezkeresi kaçınılmaz olarak Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri etkilemişti. Özellikle ABD ordusu ve Yeni Muhafazakârlar gücenmişlerdi. Temmuz 2003 te Kuzey Irak ta çuval olayı cereyan etti ve ilişkiler daha gerginleşti. 7 Ekim 2003 te ise TBMM, ABD nin Irak ı işgalinden sonra BM Güvenlik Konseyi nin de onayı ile kurulan Koalisyon kuvvetlerine katılmak üzere Irak a önemli miktarda kuvvet gönderilmesini kabul etti. Oysa bu kararın uygulanması Irak ta ABD müdahalesinden kısa bir süre sonra patlak veren şiddet ve terör olaylarından sonra 1 Mart tezkeresinin uygulanmasından kat kat daha riskli olacak ve Türkiye şehit tabutlarının gelmesi ile iç politikada ağır siyasi bunalımlara sürüklenecekti. Neyse ki Araplar ve Kürtlerin muhalefeti yüzünden TBMM nin aldığı karar uygulanamadı. Irak Savaşı nın Orta Doğu da bir Pandora kutusu açacağı kehanetinde bulunanlar haklı çıktılar. Bush yönetimin inanılmaz basiretsizliği ABD nin politik gücüne ve inandırıcılığına ağır bir darbe vurdu; bölgedeki dengeleri bozarak, Irak ı zayıflatarak ve istikrasızlığa sürükleyerek, İran ı kuvvetlendirerek ve kökten dinci cereyanları körükleyerek aleyhine çevirdi. Bu karmaşa ortamında, Türkiye, yürüttüğü aktif ve genelde yaratıcı ve isabetli politika ile Orta Doğu daki jeopolitik ve ekonomik mevkiini perçinleştirdi. Ne var ki, bu politikanın zaman zaman tereddütler doğuran, eleştiri çeken yönleri de hiç yok değildi. Örneğin, Irak ın toprak bütünlüğünü korumak amacı kuşkusuz yerindeydi, fakat bu amaç Kuzey Irak ta özerkliklerine kavuşmuş olan ve Bağdat ın zaafı yüzünden gittikçe daha bağımsız bir siyaset gütmek imkânına kavuşan Kuzey Irak Kürtleri ile 2009 yılına kadar gerçekçi bir ilişki kurulmasını engellememeliydi. Kuzey Irak ta Kandil bölgesindeki Kürt teröristlere karşı yürütülmek istenen operasyonlar 2007 yılına kadar ABD ile olduğu kadar Kürt yönetimi ile de sürtüşmelere neden oldu yılına kadar Kürt meselesinin çözümü için bir açılım politikası başlatılamaması da tabiatı ile bir zaaf unsuru oluşturuyordu. AKP Hükümeti nin Orta Doğu ülkeleri ve hatta Afrika ülkeleri ile ikili ilişkileri geliştirmek konusundaki çabaları takdir edilmelidir. BM Milletler Güvenlik Konseyinin geçici üyeliğine seçilmek için sarf edilen gayretler başarıya ulaştı, Türkiye en iyimser tahminlerin bile ötesinde destek sağlayabildi. Suudi 29

39 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Arabistan ve diğer Körfez ülkeler ile de ilişkiler çok daha yüksek bir seviyeye çıkarıldı, bu ülkelerden Türkiye nin ekonomik büyümesine özlü katkıda bulunabilecek düzeyde direkt yatırımlar temin edilebildi. Türkiye nin bütün bölge ülkeleri ile hatta Kuzey Irak ile ticareti rekor düzeylere ulaştı. Bu politikanın bir özelliği de mikro diplomasinin iyi kullanılmasıdır. Bundan kasıt yalnızca Hükümetler arası ilişkiler ile yetinilmemesi ve bir ülkenin politik yelpazesinde yer alan bütün unsurlar ile diyalog kurulmasıdır; Irak ta çeşitli Şii ve Sünni gruplarla ve aşiretlerle temas edilmesi gibi. Türkiye aynı yaklaşımı Lübnan da da sergiledi yılındaki İsrail saldırısından sonra Lübnan daki Birleşmiş Milletler kuvvetine katkıda bulunurken iç politikada uzlaşma sağlanmasında da önemli rol üstlendi. Türkiye bugün Filistinlilere en fazla politik ve mali yardım sağlayan bir ülkedir sonunda Gazze ye saldıran İsrail e karşı en şiddetli tepki yine Türkiye den geldi. İsrail in orantısız kuvvet kullanması genellikle reaksiyon doğurduysa da diğer Arap ve Müslüman ülkelerinden hemen hemen hiçbiri Türkiye kadar ileri gitmedi. Gazze ablukası konusunda da Türkiye nin tutumu Gazze ile sınırını açmakta isteksiz davranan Mısır ın tutumu ile çelişki teşkil etti. Mısır ın sınırı açmakta ayak sürtmesi Müslüman Kardeşlerin bir uzantısı olarak gördüğü Hamas a antipatisinden kaynaklanıyordu. Türkiye ise, Mısır ın aksine, başından beri Hamas a elini uzatmıştı. O kadar ki, 2006 Şubatında Hamas Gazze de seçimleri kazanır kazanmaz daha Filistin Meclisi bile toplanmadan Hamas ın sürgündeki lideri Halid Meşal Ankara ya geldi. O tarihte çok tartışma yaratan bu ziyaretin zamanlamasında belki acele edildiyse de, sonradan Hamas gerçeğinin kabulünden başka çare olmadığı birçoklarınca anlaşıldı. Ancak Hamas ile diyalog kanallarını açık tutarak onu şiddetten vazgeçirip barışa yönlendirirken yanlış yorumları önlemek açısından Hamas ın avukatlığı görüntüsünden ve din referanslı söylemlerden kaçınmanın önemi göz ardı edilmemelidir. Türkiye yi bölgede saygın ve cazip kılan hususun halkının Müslüman olmasının yanında, beklide ondan daha önemli demokratik bir ülke olması ve başta AB ve NATO olmak üzere Batı ile kurduğu ve idame ettirdiği yakın ilişkiler olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Türkiye-Suriye ilişkilerinde son yıllarda sürekli gelişmeler kaydedildi. İki 30

40 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası ülke çeşitli alanlarda işbirliği öngören 40 küsur anlaşma imzaladılar ve karşılıklı olarak vizeyi kaldırdılar. İki ülke arasında bir Stratejik İşbirliği Konseyi kuruldu. Türkiye Netanyahu Hükümetinin iktidara gelmesinden önce İsrail ile Suriye arasında iki devletin talebiyle arabuluculuk girişiminde de bulundu, fakat bu süreç çok kısa sürede kesintiye uğradı. Netanyahu işbaşına geldikten sonra ise Türk-İsrail ilişkilerine gerginlik daha da arttığından Türkiye nin arabuluculuk misyonu ifa etmesine pek imkân kalmadı. O kadar ki Monde Diplomatique dergisinde Ocak 2010 da yayımlanan bir söyleşisinde Beşar Esed, kendisine bu konuda sorulan bir suale cevaben Türkiye nin İsrail ve Suriye arasındaki arabuluculuk rolüne gelince, bence asıl Türkiye ve İsrail arasında bir arabuluculuk lâzım diyordu. Bir noktayı açıklığa kavuşturmakta yarar var. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye nin arabuluculuk yapmadığını, fakat kolaylaştırıcı bir rol oynadığını belirtti. Bakan haklıdır. Arabuluculuk bu görevi ifa eden kişi veya devletin çok ayrıntılı bir çözüm planı sunmasını gerektirir. Türkiye nin ise rolü daha çok tarafları bir araya getirmek ve müzakere atmosferi yaratmak şeklinde oluyor. Dışişleri Bakanı bir noktaya daha açıklık getirdi. Neo Ottomanism tabirini hiçbir zaman kullanmadığını, bunun bir yakıştırma olduğunu belirtti. Medyanın ve bazı düşünce merkezlerinin kullandığı bu terim gerçekten bazı yanlış anlamalara ve çağrışımlara yol açabilecek nitelikteydi. Bakanın yaptığı düzeltme çok yerinde olmuştur. AKP Hükümeti nin Orta Doğu politikasının yalnızca bölge ülkelerinin hükümetlerince değil, bu ülkelerin kamuoylarınca da takdir edildiği görülmektedir. Arap ülkelerinde basın hiçbir zaman Türkiye hakkındaki haberlere ve yorumlara bugünkü kadar yer vermemiştir. Türkiye nin bugün Orta Doğu daki rolünün ağırlığı ABD ve AB Hükümetlerinin, medyalarının ve düşünce merkezlerinin de dikkatinden kaçmış değildir. Türkiye nin AB üyeliğini destekleyenlerin büyük bir kısmı bu rolü ön plana çıkarıyorlar. Fransa da da aynı görüşler mevcut. Club des Vigilants Grubu bir süre önce yayımladığı raporunda Türkiye nin İran, Irak ve Suriye üzerinde önemli bir nüfuzu olduğunu ve İsrail in tek Müslüman müttefiki olan Türkiye yi kaybetmeyi göze alamayacağını vurguladı. Aynı raporda 31

41 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Fransa nın Orta Doğu ya yaklaşımında Türkiye ile karşılıklı güvene dayanan bir diyalog eksikliğinden sıkıntı çektiği, bunun Fransa nın Türkiye nin AB üyeliği konusundaki çok katı tutumundan kaynaklandığı belirtilmekteydi. Türkiye nin Irak Merkezi Hükümeti ile de ilişkileri oldukça yüksek düzeyde. Irak la da çok sayıda çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalandı. Türkiye Irak ın toprak bütünlüğüne en fazla destek veren ülkelerden birisidir. Kuzey de özerk Kürt bölgesi ile ilişkiler ise çok yakın zamanlara kadar karşılıklı güvensizlik üzerinde gerginliğini korudu. Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla Celal Talabani nin Türkiye ye 7-8 Mart 2008 tarihinde yaptığı ziyaret ve Büyükelçi düzeyinde temsilcilerin Mesud Barzani ile temasları tedricen ilişkilerin normalleşmesine yol açtı. Dışişleri Bakamı Davutoğlu nun Ekim 2009 tarihinde Erbil e yaptığı ziyaret önemli bir dönüm noktası niteliğindeydi. Bu ziyaret sırasında Erbil de bir Başkonsolosluk açılmasının kararlaştırıldığı açıklandı. Irak ta Amerikan kuvvetlerinin 2011 yılında tamamen çekilmesinden sonra ülkeyi nasıl bir akıbetin beklediği konusunda kimse bugünden sağlıklı bir öngörüde bulunamıyor. ABD kuvvetlerinin Başkan Bush devrinde ek askerle takviye edilmesinin güvenliğe yapacağı katkının abartıldığını süregelen terör ve şiddet olayları kanıtlamaktadır. Araplar ile Kürtler arasındaki sorunların kolay kolay çözülemeyeceği bellidir. Dolayısıyla büyük bir ihtimalle, sivil savaş önlenebilse dahi Kuzey Irak bugünkü geniş hareket serbestisini şu veya bu şekilde muhafaza edecektir. Türkiye nin güvenlik menfaatlerinin Kuzey Irak ile istikrarlı ilişkiler gerektirdiği artık anlaşılmıştır. Aksi takdirde bu bölge üzerinde İran kolaylıkla en nüfuzlu devlet haline gelebilecektir. Irak Kürtleri de asıl bu olasılıktan çekindiklerinden Türkiye ye gittikçe daha fazla yanaşmak ihtiyacını duyuyorlar. Türkiye nin Kuzey Irak a karşı son zamanlardaki açılımını daha da ileri götürmesinde herhalde yarar vardır. Türkiye nin İran ile ilişkileri AKP Hükümeti devrinde süratle gelişti yılı sonunda İran ile ticaret hacmi 8 milyar dolara varmış ve İran Türkiye nin en büyük 8. ticaret ortağı olmuştur. Türkiye petrol ithalatının %36.4 ü İran dan yapılmaktadır. Rusya dan sonra Türkiye nin en büyük gaz tedarikçi olan İran a bağımlılık oranı %11 civarındadır. İki ülke arasında Türkmenistan doğal gazının İran üzerinden Türkiye ye sevk edilmesine, İran doğal gazının 32

42 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası Türkiye üzerinden Avrupa ya nakline ve Güney Pars gaz kaynaklarının belirli fazlarının TPAO tarafından işletilmesine imkân tanıyan bir mutabakat muhtırası mevcuttur. Türkiye nin İran ile ekonomik ilişkilerine ve enerji alanındaki işbirliğine kuşkusuz kimse itiraz edemez. Ne var ki bir yandan İran ın nükleer programları konusunda BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, genellikle Batılı devletlerin, İsrail in ve Körfez ülkelerinin duyduğu endişelere, diğer yandan İran da bugünkü otokratik yönetime karşı İran halkının önemli bir kısmının gösterdiği tepkiye tamamen kayıtsız kalmanın ne kadar doğru bir tutum olduğu tartışılabilir. Ayrıca, ABD nin İran a uyguladığı ambargo kapsamının hatırdan çıkarılmaması uygun olur. Türkiye Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı nın İran ın nükleer programları konusunda şeffaf davranmadığı yolundaki değerlendirmelerine katılmadığından Ajans Guvernörler Kurulu nda yapılan oylamada İran ı kınayan Batılı devletlerden ayrılarak çekimser kaldı. Bu tutum, ileride ABD nin isteği yönünde BM Güvenlik Konseyi nde bir oylama yapıldığı takdirde Türkiye nin nasıl hareket edeceği sorusunu beraberinde getirdi. Mesele bundan da ibaret değil. Türkiye İran ın nükleer güce sahip olmasının kendi güvenliği bakımından yaratacağı potansiyel tehdidi görmezden geldiği intibaını verdiği gibi, İran ın nükleer programlarının nükleer silah imalini hedeflemediği yolunda yaptığı ve kimsenin inanmadığı beyanlara adeta kefil oluyor. Ayrıca İsrail in nükleer silah sahibi olmasının İran ın da aynı yola gitmesini haklı gösterdiğini ima ediyor. İyi de İsrail tâ 1960 ların başında Fransa nın yardımı ile bu silahlara sahip olmuştu. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi antlaşmasının İran ın aksine üyesi değildi. Kaldı ki, İsrail in nükleer gücünün İran a yönelik olduğu da iddia edilemez. İsrail in nükleer silahlarından şikâyete haklı olan İran değil, Arap devletleridir. Onların birçoğu da İsrail den çok İran dan endişe duymaktadırlar. İran daki teokratik ve otokratik devlet sistemi Ahmedinecad ın tartışmalı seçimler sonunda tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesinden beri sık sık büyük kalabalıkları seferber edebilen gösterilerle protesto ediliyor. Elbette İran ın içişlerine karışmak uygun değildir. Fakat Türkiye nin daha fazla demokrasi isteklerine karşı tamamen lâkayt kaldığı izlenimini vermesi de doğru sayılamaz. İran halkının Türkiye deki gibi istedikleri Hükümeti seçme hakkı 33

43 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye için barışçı yollarda mücadelesine bir şekilde empati gösterilebilir. İran ın özellikle genç kuşakları ileride Türkiye nin mücadelelerine tamamen sırt çevirdiği izlenimine kapılmamalıdırlar. 11 Eylül 2001 i izleyen gelişmeler ışığında Afganistan ve Pakistan da Orta Doğu bölgesi kapsamında ele alınmalıdır. Türkiye geleneksel olarak dostane ilişkilerde bulunduğu bu iki ülkenin ortak sorunları ile de yakinen ilgilidir. Afganistan da NATO Komutası altında Kabil bölgesinde sayısı 700 ile 1300 arasında değişen bir birlik bulundurduğu gibi ekonomik, sosyal ve kültürel alanda bu ülkeye özlü yardım yapmakta, Afganistan ve Pakistan liderlerini bir araya getirerek aralarındaki sorunların çözümüne katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Gerçekten de Afganistan daki El-Kaide ve Taliban terörüne Pakistan ın işbirliği sağlanmadan son verilmesi imkânsız olduğu gibi, Afganistan daki savaşın yansımaları Pakistan için hayati bir tehlike teşkil etmektedir. Türkiye nin İsrail ile ilişkileri son birkaç yıldır sorunludur. Hükümet haklı olarak İsrail in Filistin halkına karşı baskı politikasına, Gazze de orantısız kuvvet kullanmasına, kadınlar ve çocuklar arasında öldürülenlerin sayısının çok yüksek olmasına, Gazze nin insafsızca ablukasına tepki göstermektedir. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı nın Türk Büyükelçisi ne yaptığı kabalığa karşı gösterilen reaksiyon da tamamen yerindedir. Ancak İsrail e karşı tepkilerde bir ölçü ve üslup sorunu olduğu da inkâr edilemez. Türkiye nin son on yıldaki Orta Doğu politikasının en önemli başarılarından biri İsrail ile yakınlaşmasını Arap devletleri ile işbirliğinin geliştirilmesi ile bir arada yürütülebilmesi olmuştur. İsrail ile askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğinin Türkiye için çok yararlı olduğu inkâr edilemez. Nihayet, ABD de Yahudi lobisinin Türkiye ye zor devirlerde önemli destek sağladığı unutulmamalıdır. İsrail aleyhtarı retoriğin ve televizyon dizilerinin Yahudi düşmanlığını ve genellikle ırkçılığı körüklediği de bir vakıadır. Hükümetin İsrail e karşı tepkilerinde dikkati çeken bir nokta da diğer Arap ülkelerinin hemen hepsinden daha ileri gitmesidir. Oysa Filistin meselesi esasında bir İsrail-Arap ihtilâfıdır. Filistinlilerin bugünkü kaderlerinde Arap devletlerinin sorumluluğu göz ardı edilemez. Türkiye nin zaman zaman Kral dan 34

44 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası fazla Kral taraftarlığı yapması ister istemez yadırganmaktadır. Türkiye bugün İslam Konferansı Örgütüne de Arap ülkelerinden ve diğer Müslüman ülkelerden daha fazla önem veriyor. Oysa bu örgüt, yapısı ve kompozisyonu ile uluslararası alanda etkili bir rol oynayamaz. Türkiye nin dış politikasının Orta Doğu üzerinde yoğunlaşması Türkiye nin genel siyasetinde bir eksen kayması olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Aslında Orta Doğu da Türkiye nin çok aktif gözüken dış politikasının, bazı üslup sorunları ve aşırı dini hassasiyet ifadelerine rağmen, NATO üyeliği ve AB ile üyelik müzakereleri yürüten bir ülke statüsü ile bağdaşmayan bir yönü yoktur. AB ile müzakerelerdeki durgunlukta AB ülkelerinin sorumluluğu Türkiye nin sorumluluğundan daha fazladır. Kaldı ki şu anda dünyada en çetin ve çetrefilli sorunlar Orta Doğu bölgesindedir ve bu durumun Türkiye yi Avrupalı ülkelerden daha fazla ilgilendirmesi şaşırtıcı olmamalıdır. Türkiye nin Orta Doğu politikasının, şimdiki aşamada, ABD nin politikası ile çatışmadığı da belirtilmelidir. Sonuç Cumhuriyet in Orta Doğu politikasına başından beri genellikle sağduyunun, Türkiye nin temel menfaatleri hakkında akılcı bir algılamanın, temkinin, bölgede istikrar arayışının hakim olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunun başlıca istisnası kuşkusuz yılları arasında Orta Doğu da Arap milliyetçiliğine karşı cephe alınması ve buna açıkça karşı gelen tek bir Arap devleti ile ittifak yapılmasına kadar gidilmesidir. Bunun dışında zaman zaman yanlış değerlendirmelerden hareketle bazı hatalar elbette yapılmış, fakat bunların hiçbiri sürekli olumsuzluk yaratacak boyutta olmamıştır. Unutulmaması gereken bir nokta da Orta Doğu nun Soğuk Savaş devrinde olduğu kadar ondan sonra da en derin sarsıntıları geçiren bir bölge olduğudur. Filistin-İsrail ihtilâfı ve onun tetiklediği savaşlar, İran devrimi, İran-Irak savaşı, Birinci ve İkinci Körfez savaşları, Arap ülkeleri arasındaki ihtilâflar ve rekabetler, mezhepler arasındaki çekişmeler ve çatışmalar, enerji kaynaklarına sahip ülkelerle bunlardan yoksun ülkeler arasındaki ekonomik farklılıklar sürekli sarsıntılara ve istikrarsızlıklara çok müsait bir ortam yaratmıştır. Bunlara tabii Türkiye nin direkt komşuları İran, Irak ve Suriye ile ortaya çıkan sorunları, PKK terör 35

45 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye örgütünün komşu ülkelerde konuşlanmasını ve onlardan destek görmesini de eklemek gerekir. Bugün Orta Doğu nun Türk dış politikasında öncelikli bir odak noktası teşkil etmesi doğaldır. Türkiye nin AB politikasında, Kıbrıs meselesinde, Kafkasya da, enerji güvenliği alanında karşılaştığı sorunlar elbette aynı derecede, hatta belki uzun vadeli olarak daha önemlidir. Ne var ki hiçbirinde Orta Doğu daki şiddet ve tehlike potansiyeli mevcut değildir. ABD sonrası Irak taki gelişmelerle ilgili öngörüde bulunmak son derece zordur. İran hariç bölge ülkelerinin hemen hemen tamamı ve ABD karşı olsa da Irak ın parçalanması olasılığı tamamen yok sayılamaz. Türkiye nin Irak politikasını bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak tasarlaması kaçınılmazdır. Bu bağlamda hem Araplardan hem de İran dan endişe duyan Kuzey Irak Özerk Kürt bölgesine yönelik siyaset ön plana çıkmaktadır. Kuzey Irak taki gelişmelerin Kürt meselesi ile etkileşimi de gözden kaçırılmamalıdır. İran ın nükleer programından kaynaklanan sorunların barışçı bir şekilde çözümü yolunda Hükümetin sarf ettiği gayretler ancak takdir edilebilir. Fakat bu yapılırken İran ın programlarının barışçı olduğu yolundaki iddialarına kefil olunduğu izlenimi yaratan söylemlerden de kaçınılması gerekir. İran ın nükleer programlarının sadece İsrail i değil, başta Körfez ülkeleri olmak üzere birçok Arap ülkesini tedirgin ettiği unutulmamalıdır. Belirtilmesi gereken bir husus da Türkiye nin Orta Doğu politikasının, Ermenistan a karşı güdülen politika ile birlikte ABD ile ilişkilerimizin artık kilit unsuru haline geldiğidir. İsrail in politikasının çeşitli veçhelerine ve özellikle yarattığı oldubittilere ve Gazze de geçen yıl olduğu gibi orantısız kuvvet kullanmasına karşı tepki ifade edilmesinden daha tabii bir şey olamaz. Ancak İsrail ile ilişkilerimizin ikili zeminin ötesindeki önemi gözden kaçırılmamalıdır. Türkiye de Yahudi düşmanlığının yayılmasının yaratacağı tehlikeler küçümsenmemelidir. Bütün dış politikamızda olduğu gibi Orta Doğu politikamızda da dini temalardan ve referanslardan kaçınılmasında yarar vardır. Dış politikada duyarlılığa daima yer vardır, fakat duygusallığa yoktur. Sonuç olarak bir ülkenin dış politikasının o ülkenin iç gelişme ve sorunların- 36

46 Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası dan soyutlanması mümkün değildir. Türkiye, teröre son verilmesi, demokrasinin güçlendirilmesi, özgürlük alanlarının genişletilmesi, toplumsal şiddet ve ırkçılık eğilimlerinin önlenmesi, kurumlar arasında uyum sağlanması, kamuoyundaki kutuplaşmaların bertaraf edilmesi, AB üyelik sürecinde gerekli olan reformların tamamlanması, siyasi partiler arasında asgari bir diyalog ortamının oluşturulması gibi hayati sorunlarını çözme çabası içindedir. Bir ülkenin iç gelişmelerine ilişkin algılamaların o ülkenin dış politikası hakkındaki değer yargılarına tesir etmemesi düşünülemez. 37

47

48 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri İRAN NÜKLEER KRİZİNİN TÜRKİYE YE OLASI ETKİLERİ * Atilla SANDIKLI ** Bilgehan EMEKLİER *** Tahran yönetimi, Şah döneminde başlatılan ve İran-Irak Savaş ında olduğu gibi kimi zaman askıya alınmasına rağmen yine de kararlılıkla devam edilen nükleer programını İran iç ve dış politikasının önemli bir enstrümanı ve süreklilik unsuru olarak görmektedir. İran siyasi kültürüne Humeyni döneminden miras kalan ve bağımsızlık, Batı-karşıtlığı ve bölgesel liderlik gibi parametreler üzerine inşa edilen dış politika anlayışının ana eksenini oluşturan nükleer program, İran halkını ortak bir hedef etrafında birleştirmektedir. İran ın nükleer programı yalnızca iktidar ve muhalefeti ulusal güvenlik ve ulusal çıkar çatısı altında bütünleştirmemekte, aynı zamanda rejimin sürekliliği konusunda bir meşruiyet kaynağı olarak görülmektedir. Dolayısıyla İran da hem iktidar hem de muhalefetin büyük çoğunluğu, nükleer faaliyetlerin devam etmesi noktasında fikir birliğine sahiptir. Bölgenin lider gücü ve küresel bir aktör olmak için nükleer programını rasyonel bir dış politika aracı olarak gören İran, 2002 yılında Washington ve Tahran arasında başlayan ve kısa sürede çok taraflı bir krize dönüşen nükleer faaliyetlerini kararlılıkla devam ettirmektedir. ABD önderliğindeki Batı dünyası İran nükleer programının askeri amaçlı olduğunu ve Tahran ın nükleer silah üretmeye çalıştığını ileri sürerken, İran ise nükleer faaliyetlerinin sivil amaçlı olduğunu ve hedeflerinin barışçıl nükleer enerji üretmek olduğunu öne sürmektedir. * Bu makale BİLGESAM tarafından 2012 yılında aynı başlıkla Bilge Adamlar Kurulu Raporu olarak yayımlanan çalışmanın gözden geçirilmiş şeklidir. ** Doç. Dr., BİLGESAM Başkanı, Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi *** Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi 39

49 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Soğuk Savaş döneminde Şah yönetiminin iktidarda olduğu süreç boyunca İran ın nükleer faaliyetlerini bizzat destekleyen ABD ve AB bu kez İran nükleer programına karşı çıkmakta; Rusya ve Çin ise 1979 Devrimi nden önceki tutumlarının aksine Tahran ın nükleer çalışmalarına destek vermektedir. Bu yönüyle İran nükleer krizi, 11 Eylül sonrası beliren yeni uluslararası sistemde sistemsel bir katalizör işlevi görmekte ve uluslararası aktörler arasında farklı bakış açılarına neden olmaktadır. Küresel sistemin yeniden şekillendiği bu kriz sürecinde Türkiye ve Brezilya gibi bölgesel aktörler ise arabulucu rolü oynayarak nükleer krizin diplomatik yöntemlerle çözümlenmesine gayret etmektedir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik müzakerelere ev sahipliği de yaparak kriz çözümünü barışçıl yollarla gerçekleştirmeye özen göstermektedir. Buna karşın İran nükleer krizini diplomatik yöntemlerle çözme girişimlerinden sonuç alınamaması ve bu yöndeki umutların azalmaya başlaması, krizin çatışmaya dönüşme ihtimalinin yüksek olduğuna dair yorumları beraberinde getirmektedir. Üstelik İran ile ABD karar alıcılarının söylemsel ve retorik açıdan giderek sertleşmesi ve iki aktör arasında sıcak bir çatışma yaşanacağına ilişkin değerlendirmelerin uluslararası kamuoyunun gündemine yerleşmesi, İran ı küresel kaos senaryolarının merkezine oturtmaktadır. Bu senaryoların ilki, İran nükleer tesislerinin ve füze sistemlerinin ABD veya İsrail tarafından vurulması; ikincisi, Hürmüz Boğazı nın İran tarafından kapatılması; üçüncüsü ise İran ın Şii-Sünni çatışmasına zemin hazırlayacak politikalar izleme olasılığıdır. 1 Bu çerçevede raporda öncelikle tarihsel süreçte Türkiye-İran ilişkileri ve İran nükleer krizindeki güncel gelişmeler incelenecek, ardından öngörülen üç senaryo tartışılacak ve gerçekleşmesi durumunda bu senaryoların Türkiye yi nasıl etkileyeceği üzerinde durulacaktır. 1. Tarihsel Süreçte Türkiye-İran İlişkileri Türkiye nin en büyük komşusu olan İran ile ilişkileri tarihsel süreçte her zaman büyük önem taşımıştır. Bu ilişkiler 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması ndan itibaren istikrarlı bir gelişme göstermiş ve bu anlaşma sonrasında iki ülke arasındaki sınır bazı ufak ayarlamalar dışında günümüze dek değişmemiştir. Buna 1 Atilla Sandıklı, Bilgehan Emeklier, Kaos Senaryolarının Merkezinde İran Rapor No: 40, BİLGESAM Yayınları, İstanbul,

50 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri karşın 1639 dan sonra sınır bölgesinde çıkan ayaklanmalardan kaynaklanan bazı ihtilaf ve çatışmalar yaşanmıştır. Örneğin 1720 yılında iki ülke arasında 20 yıl süren bir savaş başlamıştır yılları arasında iki ülke yine karşı karşıya gelmiş, Erzurum Anlaşması ile sınırın aynen korunması karara bağlanmasına rağmen sınırın işaretlenmesi konusunda ihtilaf ve sınır ihlalleri devam etmiştir. Sınırın işaretlenmesi ancak 1914 yılında gerçekleşebilmiştir. 2 Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ikili ilişkilerde bazı sorunlar yaşanmıştır. Mesela İran daki dini sınıf ve muhafazakâr kesimler, Atatürk ün gerçekleştirdiği reformlara ve Türkiye de laik bir sistemin inşa edilmesine tepki göstermiştir. Musul sorunu ve 1925 te Doğu Anadolu da başlayan isyan sırasında İranlı aşiretler sık sık sınır ihlallerinde bulunmuş ve Musul sorunu çözüldükten sonra da bu ihlaller zaman zaman devam etmiştir. İki ülke arasında 1926 yılında imzalanan Güvenlik ve Dostluk Anlaşması nda taraflar bu eylemlere son vermeyi ve gerekli önlemleri almayı taahhüt etmiş, ancak sınır olayları yine de sürmüştür da imzalanan başka bir anlaşma ile Ağrı bölgesinde Türkiye lehine sınır düzeltmesi yapılmıştır. Aynı yıl imzalanan Uzlaşma, Yargı Yönetimi ve Hakemlik Anlaşması ile bu sınır düzeltmesi teyit edilmiştir tarihli Güvenlik ve Dostluk Anlaşması 1932 de güncelleştirilmiş ve böylece iki ülke arasındaki dostluk istikrarlı bir yapıya kavuşturulmuştur yılından sonra yaşanan bu olumlu gelişmelerin en önemli nedenlerinden biri, İran da Kaçar hanedanlığını askeri bir darbe ile sona erdiren ve Türkiye nin modernleşme sürecini örnek alan Albay Rıza Pehlevi nin Şah olmasıydı. Şah Pehlevi, 1934 yılında Türkiye ye yaklaşık bir ay süren bir ziyarette bulundu ve bu dönemde ( ) iki ülke arasındaki dostane ilişkiler gelişti. İki ülke bölgedeki gelişmelere karşı benzer dış politika yaklaşımları sergiledi. Buna rağmen İran, petrol kaynakları sayesinde zenginleştikçe iki ülkenin bölgedeki nüfuz rekabeti su yüzüne çıkmaya başladı ve Tahran ın isteksiz davranması nedeniyle iki ülke arasında ekonomi ve enerji işbirliği bir türlü geliştirilemedi. 4 2 İlter Türkmen, Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, BİLGESAM Yayınları, İstanbul, 2010, Türkmen, Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Türkmen, Türkiye Cumhuriyeti nin Orta Doğu Politikası, Bilge Adamlar Kurulu Raporu,

51 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Albay Rıza Pehlevi nin oğlu Muhammed Rıza nın şahlığı döneminde ( ) de ikili ilişkilerin genel itibarıyla istikrar ve barış içinde olduğu söylenebilir. Bu çerçevede Atatürk ve Şah Muhammed Rıza döneminde Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 1937 yılında imzalanan ve bölgesel işbirliği anlaşması niteliğinde olan Sadabat Paktı ile ikili ilişkilerde başlayan barış ve istikrar süreci, Soğuk Savaş konjonktürünün büyük bir bölümünde devam etti. Aynı şekilde Şubat 1955 te İngiltere, Türkiye, İran, Irak ve Pakistan arasında yapılan Bağdat Paktı ve sonrasında paktın dağılmasıyla oluşturulan Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) da Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin işbirliği içinde gelişmesinde büyük rol oynadı. İki devletin Soğuk Savaş döneminde Batı bloğunda yer almaları, ikili ilişkilerin iyi seyretmesinde temel etken olmuştur. 5 Ancak Pehlevi hanedanını iktidardan deviren 1979 Humeyni Devrimi, Türkiye-İran ilişkilerinde bir kırılma noktası oluşturmuş ve iki ülkenin birbirlerinin siyasi rejimlerini tehdit olarak algılamaları ilişkileri etkilemiştir. İran da 1979 yılında yapılan devrim ile yönetim sistemi değişmiş ve Şah dönemindeki anayasal monarşiden dini cumhuriyete geçilmiştir. İran da kurulan yeni siyasal sistem, Türkiye deki laik devlet düzeniyle tezat teşkil ediyordu. Bu nedenle iki ülke arasında güvensizlik ve kuşku ortamı oluşmaya başladı. Türkiye, İran da Türkiye nin laik sistemine karşı yayınlar yapıldığı gerekçesiyle rahatsız olduğunu ileri sürerken, İran ise Türkiye de devrim ve kendi yöneticileri aleyhine propaganda yapıldığı yönündeki şikâyetlerini ortaya koyuyordu. Türkiye İran ı devrim ihraç etmekle, İran da Türkiye yi kendi rejimini yıkmak için faaliyette bulunmakla suçluyordu. Türkiye-İran ilişkileri, İran-Irak Savaşı yıllarında özellikle Türkiye nin tarafsız tutumu nedeniyle gelişme gösterdi. İran ve Irak, Türkiye nin savaş sırasındaki tarafsızlığına o kadar güvendi ki, karşılıklı haklarının korunmasını Türkiye nin Bağdat ve Tahran daki büyükelçiliklerine bıraktı. Bu nedenle İran ile ticaret hacmi bu dönemde 2 milyar dolara ulaştı. Buna rağmen İran ile siyasi ilişkiler kırılgan bir zeminde seyrediyordu. Zira Tahran yönetimi 1990 lı yıllarda PKK terör örgütüne destek vermeye başlamıştı. İran ile ilişkiler 2000 sonrası dönemde ise hızlı bir gelişme gösterdi ve dip- 5 Soğuk Savaş Dönemi Türkiye-İran İlişkileri için bkz. Gökhan Çetinsaya, Türk-İran İlişkileri, içinde Türk Dış Politikasının Analizi, der. Faruk Sönmezoğlu, Der Yayınları, İstanbul, 2004,

52 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri lomatik temaslar arttı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2001 de 1,2 milyar dolar iken, bu rakam 2010 da 11 milyar dolara, 2011 de ise 15 milyar dolara yükseldi. 6 Enerji Bakanı Taner Yıldız, Şubat 2012 de yaptığı açıklamada Türkiye nin petrol ithalatının yaklaşık %50 sinin ve Mart 2012 de yaptığı açıklamada doğalgaz ihtiyacının %20 sinin İran dan yapıldığını ifade etti. Ayrıca iki ülke arasında Türkmenistan doğalgazının İran üzerinden Türkiye ye sevk edilmesi, İran doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa ya nakledilmesi ve Güney Pars gaz kaynaklarının belirli fazlarının Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) tarafından işletilmesi konularında mutabakat imzalandı. Ancak bugüne kadar bu projelerde önemli bir gelişme görülmedi. Bununla birlikte Türkiye ye yerleştirilen NATO füze kalkanı, Irak ta son dönemde yaşanan gelişmeler ve Suriye krizi nedeniyle Türkiye-İran ilişkileri 2011 den itibaren hassas bir çizgide seyretmektedir. Türkiye-İran Ticaret Hacmi ( Milyon Dolar) Kaynak: İstanbul Ticaret Odası 2. İran Nükleer Krizindeki Gelişmeler ve Türkiye Son yıllarda Türkiye-İran ilişkilerinin hızla gelişmesindeki iki ana neden; Türkiye nin komşularla sıfır sorun ilkesi çerçevesinde bölge ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesine özel önem vermesi ve askeri amaçlı olduğu ileri 6 Günlük Orta Doğu Bülteni, ORSAM Yayınları, No: 1297, 8, truploads/ortadogubulteni/201214_04jantur.pdf 43

53 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye İran Nükleer Programının Kısa Bir Kronolojisi İran nükleer programının tarihi arka planı 1950 lerin ikinci yarısına dayanmaktadır. İran 1957 yılında ABD ile nükleer işbirliği anlaşması imzalamış, ardından 1958 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu na üye olmuştur da Tahran Nükleer Araştırma Merkezi kurulmuştur. ABD, İran ile 1957 de yaptığı anlaşma çerçevesinde 1967 yılında 5 MW gücündeki nükleer araştırma reaktörünü Tahran Nükleer Araştırma Merkezi ne vermiştir. İran, 1968 de Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması nı imzalayarak anlaşmanın yürürlüğe girdiği 1970 te bu anlaşmaya taraf olmuştur te Dr. Ekber İtimad önderliğinde İran Atom Enerjisi Kurumu kurulmuştur. Aynı yıl Şah Rıza Muhammed Pehlevi, 20 yıl içerisinde MW lık enerji üretecek nükleer tesisleri kurmayı hedeflediklerini açıklamıştır. ABD yönetimi de İran ın nükleer faaliyetlerini desteklediğini belirtmiştir. İran ın Şah döneminde başlayan nükleer programına ABD nin yanı sıra Avrupa devletleri de bizzat destek vermiştir. Örneğin 1970 lerin ortasından itibaren Alman Kraftwerk, Siemens ve Fransız Framatome gibi Batılı şirketler ile Tahran arasında nükleer enerji işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır. Söz konusu anlaşmalar çerçevesinde nükleer tesislerin inşası, nükleer fizikçilerin eğitimi, nükleer ekipman ve teknolojinin temini gibi konularda İran ın destekleneceği belirtilmiş ve bunların bir kısmı gerçekleştirilmiştir. Ancak 1979 yılında Humeyni Devrimi ile Pehlevi Hanedanı na son verilmesi ( ) ve İslam Cumhuriyeti nin kurulması, İran ı ABD liderliğindeki Batı bloğundan uzaklaştırırken, Batı nın İran nükleer programına verdiği desteği kesmesine neden olmuştur. Dini lider Humeyni önderliğindeki Tahran yönetimi, yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşı nedeniyle nükleer faaliyetleri durdurmak zorunda kalmıştır. Savaşın ardından nükleer programını devam ettirmek isteyen İran, 1990 sonrası süreçte Rusya ile nükleer işbirliği yaparak Moskova tarafından açıkça, Çin tarafından ise Amerikan baskısı nedeniyle üstü örtülü bir şekilde desteklenmiştir. Washington yönetiminin 2002 yılında, İran ın Arak ve Natanz tesislerinde nükleer silah üretmeye çalıştığını ileri sürmesi üzerine İran ile ABD arasında başlayan nükleer kriz, 2002 den bu yana tırmanarak devam etmiş ve bu süreçte çok taraflı bir krize dönüşmüştür. 44

54 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri sürülen nükleer programı nedeniyle Tahran a uygulanan yaptırımlar sonucunda İran ın uluslararası sistemden tecrit edilmesidir. Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran dan karşılarken, Tahran ile ihracatını artırarak ekonomisini geliştirmeye çalışmaktadır. Bunun yanı sıra Türkiye nükleer kriz nedeniyle İran ın olası bir çatışma ortamına çekilmesini ve dolayısıyla bölgedeki mevcut istikrarsızlığın kontrol edilemez boyuta gelmesini önlemek için yoğun bir diplomatik çaba harcamaktadır. Bu nedenle Türkiye, Batı ile İran arasında arabuluculuk girişimlerinde bulunmakta ve nükleer krizin çözümü konusunda yapıcı bir rol ve sorumluluk üstlenmeye özen göstermektedir. İran, Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek suretiyle hem kriz çözümünde taraf olmaya devam etmekte hem de uluslararası toplumla iletişimini sürdürmeye çalışmaktadır. Tahran yönetimi İstanbul da 14 Nisan 2012 de yapılan görüşmeler öncesinde müzakere yeri konusunda sorun çıkarsa da, Türkiye nin arabuluculuk rolünün devamına sıcak bakmaktadır. Türkiye, Batı ile İran arasındaki nükleer krizin çözümü konusunda Viyana daki görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine Brezilya ile birlikte arabuluculuk girişiminde bulunarak söz konusu diplomatik sürecin yeniden başlatılmasına katkı sağlamıştır. İran ın bu girişimi kabul etmesi neticesinde 17 Mayıs 2010 tarihinde Tahran da İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Brezilya Cumhurbaşkanı Lula Da Silva ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın katılımıyla uranyum takası konusunda bir uzlaşma metni imzalanmıştır. 7 Bir anlaşma niteliğinde olmayan Tahran Bildirisi, İran ile Viyana grubu arasında nükleer yakıt takası anlaşması yapılmasını sağlamak amacıyla üç ülkenin mutabakata vardığı bir metindir. İran, söz konusu metne göre düşük düzeyde zenginleştirilmiş 1200 kg uranyumun Türkiye de muhafaza edilmesini kabul etmiştir. Metinde ayrıca 1200 kg uranyumun Türkiye de bulunduğu sürece İran a ait olduğu, İran ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) yetkililerinin istedikleri zaman Türki- 7 İran: Uranyum Takası Türkiye de Yapılacak, Radikal, 17 Mayıs 2010, &CategoryID=81 45

55 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye ye deki uranyumun depolanma ve saklanma koşullarını denetleyebilecekleri vurgulanmıştır. Bununla birlikte İran ın belirtilen hususları kabul ettiğini 7 gün içinde UAEK ya bildirmesi; ABD, Rusya, Fransa ve UAEK dan oluşan Viyana grubunun olumlu cevabına paralel olarak Tahran daki araştırma reaktörü için gerekli 120 kg yakıtın teslim edilmesinin taahhüt edilmesi gibi takasla ilgili ayrıntılı konulara kesin anlaşmada yer verilmesi öngörülmüştür. İran, anlaşmaya varıldıktan sonra düşük oranda zenginleştirilmiş 1200 kg uranyumu bir ay içinde Türkiye ye göndermeyi kabul etmiştir. Bu çerçevede metinde, Viyana grubunun da bir yıl içinde 120 kg yakıtı İran a teslim etmesi gerektiği belirtilmiş ve bildirinin şartlarına uyulmaması durumunda İran ın verdiği uranyumu geri isteme hakkına sahip olduğu ve Türkiye nin de bu istek doğrultusunda iade işlemini gerçekleştirmesi öngörülmüştür. 8 Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) 29 Temmuz 1957 tarihinde kurulan UAEK Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren özerk bir kuruluştur. Merkezi Viyana da bulunan kurumun şimdiki başkanı Yukiya Amano dur. UAEK nın temel amaçları; -Nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımını sağlamak, -Nükleer silahların yayılmasını önlemektir. Temel işlevleri; -Nükleer bilim ve teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılması konusunda üye ülkelere destek sağlamak, -Denetim mekanizması aracılığıyla ortaya koyduğu nükleer güvenlik standartları çerçevesinde üye ülkelerin taahhütlerini yerine getirip getirmediğini kontrol etmek, nükleer tesisleri korunma önlemleri altında bulundurmak ve nükleer programları denetlemektir. İran, UAEK ya 1958 yılında üye olmuştur Mayıs 2010 tarihli Türkiye, İran ve Brezilya Dışişleri Bakanları Ortak Deklarasyonu, deklarasyonu.tr.mfa 46

56 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri ABD dışındaki 5+1 üyeleri 9 ve UAEK bildiriye ihtiyatla yaklaşmıştır. Tahran yönetiminin kısa bir süre sonra %20 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetlerine devam edeceğini açıklaması, İran ın asıl amacının anlaşmaya varmaktan ziyade uluslararası yaptırımlardan kaçmak olduğu şeklinde değerlendirilmiştir. Tahran Bildirisi ne en fazla tepki gösteren ülke ABD olmuştur. Washington yönetimi İran ı yeni yaptırımlar uygulanması konusundaki baskıdan kurtulmaya çalışmakla suçlayarak, Tahran ın söz konusu anlaşmayı BM Güvenlik Konseyi toplantısı öncesinde imzalamasına dikkat çekmiştir. ABD, yaptırım tasarısını gündeme taşıması sonrasında Güvenlik Konseyi üyelerinin desteğini aldığını açıklamıştır. 10 Tahran Bildirisi, Türkiye ve Brezilya nın girişimlerine rağmen beklenen ve istenen uzlaşı zeminini sağlayamamış ve BM Güvenlik Konseyi nden yeni yaptırım kararı çıkma ihtimaline karşı İran ın yaptığı diplomatik bir manevra olarak yorumlanmıştır. Bu nedenle Washington yönetimi, İran a yeni bir yaptırım uygulanması konusunda Güvenlik Konseyi ne talepte bulunmuştur. Türkiye ve Brezilya diplomatik müzakerelere devam edilmesi gerekçesiyle yeni yaptırımlara karşı çıkmasına rağmen 1929 sayılı yaptırım kararı Türkiye ve Brezilya nın hayır, Lübnan ın ise çekimser oyuna karşı 12 evet oyu ile Güvenlik Konseyi nce 9 Haziran 2010 da kabul edilmiştir. 11 Tahran yönetimi, Güvenlik Konseyi nin yaptırım kararı sonrasında uranyum zenginleştirme çalışmalarının Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması ndan (Non-Proliferation Treaty; NPT) kaynaklanan bir hakkı olduğunu vurgulayarak nükleer programına devam etmiş ve kısa bir süre sonra yaklaşık 40 kg %20 oranında zenginleştirilmiş uranyum ürettiğini açıklamış grubu, Birleşmiş Milletler daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere ile Almanya dan oluşmaktadır. 10 Bayram Sinkaya, İran Nükleer Programı Karşısında Türkiye nin Tutumu Ve Uranyum Takası Mutabakatı, Orta Doğu Analiz, Cilt: 2, Sayı:18, 2010, Çin ve Rusya daha önceki tutumlarının aksine bu oylamada evet oyu kullanmışlardır; Security Council Imposes Additional Sanctions on Iran, 9 June 2010, 47

57 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye tır. 12 Bu gelişmelere karşın askıda bulunan görüşmelere tekrar başlanması için Türkiye öncülüğündeki diplomatik arayışlar devam etmiş ve 5+1 üyeleriyle İran arasındaki müzakereler bu kez Ocak 2011 tarihlerinde İstanbul da gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sırasında Viyana grubu ülkeleri ABD, Rusya ve Fransa ile İran ilk kez ayrı bir toplantı gerçekleştirmiş, 13 ancak 5+1 üyelerinden oluşan heyete başkanlık yapan AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton görüşmeler sonrasında müzakerelerden olumlu bir sonuç alamadıklarını belirtmiştir. Ashton, İran ın nükleer programını sadece barışçıl amaçlarla sürdürdüğüne ilişkin argümanlar ortaya koyması gerektiğini ve İran ın işbirliği için gerekli tavrı sergilemediğini vurgulamıştır. 14 Dolayısıyla İstanbul görüşmelerinden de nükleer krizi diplomatik yöntemlerle çözecek somut bir ilerleme kaydedilememiştir. Yapılan müzakerelerden bir kez daha sonuç çıkmaması üzerine UAEK Başkanı Yukiya Amano tarafından İran nükleer çalışmalarıyla ilgili bir rapor hazırlanmıştır. 9 Kasım 2011 tarihinde açıklanan UAEK raporunda, İran nükleer santrallerinde nükleer silah üretmeye yönelik birçok deney yapıldığı ve gerçekleştirilen bu deneylerin bir kısmında da başarıya ulaşıldığı aktarılmıştır. Raporda ayrıca İran ın nükleer silah tasarımı ve üretimi konusunda faaliyetlerde bulunduğu ve bu yönde denemeler yaptığı belirtilmiştir. Öte yandan raporun vurguladığı önemli hususlardan biri de, İran ın nükleer savaş başlığı elde etmek için bilgisayar simülasyonları ve modellemeleri gerçekleştirdiğini, nükleer enerji mühendislerinin nükleer başlıkların füzelere entegrasyonu ko- 12 Ivanka Barzashka, Using Enrichment Capacity to Estimate Iran s Breakout Potential, Federation Of The American Scientists Issue Brief, , 14, docs/issuebrief_jan2011_iran.pdf Iran Announces Plan to Produce Medical Reactor Fuel, Ocak 2011, P5+1 ile İran Arasında Ocak 2011 Tarihlerinde İstanbul da Gerçekleştirilen Toplantı Hk, 14 Programme nucléaire de l Iran - Déclaration de la Haute Représentante de l Union européenne, Catherine Ashton, au nom des E3+3, à l issue des pourparlers à Istanbul les 21 et 22 janvier 2011 (Bruxelles, 22 Janvier 2011),http://www.diplomatie.gouv.fr/fr/pays-zones-geo/ iran/l-union-europeenne-et-liran/article/programme-nucleaire-de-l-iran 48

58 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri nusunda çalışmalar yaptığını ve bu kapsamda orta menzilli Şahab 3 füzesinin nükleer füzeye dönüştürülmeye çalışıldığını ileri sürmüş olmasıdır. 15 Diğer taraftan müzakerelerin yapılamadığı 15 aylık süreçte İran a uygulanan yaptırımlar etkili olmaya başlamış ve Tahran yönetimi müzakerelere tekrar hazır olduğunu belirtmiştir. Türkiye nin de girişimleriyle 14 Nisan 2012 de 5+1 ülkelerinin temsilcileri ile İran temsilcileri İstanbul da yeniden müzakerelere başlamıştır. İstanbul görüşmesinin ardından 5+1 ülkelerinin temsilcilerine başkanlık eden Catherine Ashton ve İran heyetine başkanlık yapan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Said Celili müzakerelerin olumlu geçtiğini belirterek müteakip toplantının 23 Mayıs 2012 tarihinde Bağdat ta yapılacağını açıklamışlardır. Müzakerelerde NPT nin esas alınması vurgulanmış, barışçıl nükleer araştırmaların serbest olduğu fakat gerçekleştirilen nükleer faaliyetlerin NPT rejimine ve Ek Protokole uygun bir şekilde UAEK nın denetimine açık ve şeffaf olması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye nin İran nükleer programına yaklaşımı ilkesel ve nettir. Türkiye, NPT ye üye ülkelerin sivil amaçlı nükleer enerji üretme hakkı olduğunu ileri sürmekte; askeri amaçlı nükleer faaliyetlere ve nükleer silahlanmaya karşı olduğunu belirterek NPT rejimine taraf ülkelerin nükleer programlarını uluslararası denetime açık ve şeffaf geliştirmeleri gerektiğini savunmaktadır. Bu çerçevede Türkiye, İran nükleer programına ilişkin yürüttüğü politikalarda NPT ye üye bir ülke olarak İran ın da barışçıl amaçlı araştırma, üretme ve kullanma (nükleer zenginleştirme faaliyetleri dâhil nükleer yakıt çevrimi) hakkının bulunduğunu belirtmektedir. Türkiye, barışçıl amaçlı nükleer enerji hakkı üzerinde dururken bu hakkın kullanılmasının NPT de belirtilen sınırlama ve yükümlülüklere uygun olması gerektiğini vurgulamaktadır. Aynı zamanda İran ın NPT den kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tehlikeye sokacak tedbir, eylem ve retorik açıklamalardan kaçınarak her türlü çatışmacı davranışlardan uzak durmasını ve bunun yerine nükleer alanda işbirliği yapmasını istemektedir Raporun tamamı için bkz. Implementation of the NPT Safeguards Agreement and Relevant Provisions of Security Council Resolutions in the Islamic Republic of Iran, GOV/2011/65, Mayıs 2010 tarihli Türkiye, İran ve Brezilya Dışişleri Bakanları Ortak Deklarasyonu. 49

59 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) - NPT 1 Temmuz 1968 tarihinde ABD, SSCB ve İngiltere arasında imzalanmış ve 1970 te yürürlüğe girmiştir. Anlaşmayı sonradan Fransa ve Çin de imzalamıştır. Halen 189 ülke anlaşmaya taraftır. İsrail, Hindistan ve Pakistan anlaşmayı imzalamamış, Kuzey Kore ise anlaşmayı imzaladıktan sonra çekilmiştir. - Bu anlaşmaya göre 1 Ocak 1967 tarihinden önce nükleer silah ve patlayıcıya sahip olan ABD, SSCB, Fransa, İngiltere ve Çin nükleer silah sahibi ülkeler olarak kabul edilmiştir. NPT rejimi, nükleer silahlanmanın 1 Ocak 1967 den önce nükleer silaha sahip olmayan devletlere yayılmasını engelleme amacını taşımaktadır. - Bu çerçevede anlaşmanın temel amaçları; Nükleer silahların yayılmasını önlemek, Nükleer silahsızlanmayı gerçekleştirmek, Nükleer enerjinin barışçıl amaçlı kullanımını sağlamaktır. - İran, NPT yi 1970 de onaylayarak NPT rejimine taraf olmuştur. İran; rutin denetimlerinin dışında aniden ve herhangi bir izne ihtiyaç duymaksızın UAEK ya özel denetimler yapma yetkisi tanıyan ve NPT yi tamamlayıcı bir anlaşma olarak tanımlanabilecek Ek Protokolü (1997) 18 Aralık 2003 te imzalamış, ancak hala onaylamamıştır. 3. İran Nükleer Krizinde Muhtemel Senaryolar ve Türkiye ye Etkileri İran a askeri bir operasyon gerçekleştirilmesi, Hürmüz Boğazı nın İran tarafından kapatılması ve bölgede Şii-Sünni çatışmasının çıkması senaryolarıhttp://www.mfa.gov.tr/17-mayis-2010-tarihli-turkiye_-iran-brezilya-disisleri-bakanlari-ortak deklarasyonu.tr.mfa 50

60 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri nın üçünden de en fazla etkilenecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. ABD nin Irak tan çekilmesi ve Arap Baharı nın yol açtığı güvenlik sorunları ve belirsizlik, Türkiye yi derinden etkileyen gelişmelerdir. Dolayısıyla enerji temini ve ekonomik konularda yaşanacak krizlerin yanı sıra diplomatik ve siyasi krizler de gerek bölgesel bir güç olması gerekse enerji konusundaki hassasiyetleri nedeniyle Türkiye yi zor durumda bırakabilir İran a Askeri Operasyon Yapılma Senaryosu Yukiya Amano nun 9 Kasım 2011 de açıkladığı ve İran ın nükleer silah ürettiğine dair ciddi şüpheler olduğunu ileri süren UAEK raporunun ardından İran ın uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam etmesi ve nükleer yakıt çubuklarını ürettiğini açıklaması uluslararası toplumu tedirgin etmiştir. Bu kapsamda Tahran ın nükleer silah tetik tertibatı ürettiğine, Şahab-3 (1500 km) füzeleriyle İsrail i doğrudan vurabilecek kapasiteye ulaştığına, Fecir-3 (45 km) ve Fecir-5 (75 km) füzeleriyle de Hamas vasıtasıyla İsrail i vurabileceğine ve bu nedenle Tahran yönetiminin Tel-Aviv için ciddi bir tehdit oluşturduğuna ilişkin haberlerin ABD ve İsrail kamuoyunda yayılması tüm dikkatleri İran a çekmiştir. 17 İran Silahlı Kuvvetlerinin Envanterindeki Füze Sistemleri Füze Sistemleri Menzilleri (km) Fecir-3 45 Fecir-5 75 Naziat Tondar 150 Zelzal 150 Fetih Şahap Şahap Şahap Kadir Sicil 2000 Sicil Yossi Melman ve Hagar Mizrahi, News of Palestinian Rockets, HAMAS Rockets, 51

61 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Söz konusu tehdit algılamaları çerçevesinde Tahran ın nükleer programını engellemek için askeri müdahale seçeneği üzerinde de durulmaktadır. 18 Nitekim ABD nin İsrail ile birlikte düzenleyebileceği hava harekâtı ve füze saldırısıyla İran ın nükleer tesislerini vurma ihtimalinin arttığına ve ABD nin herhangi bir askeri operasyon başlatmaması durumunda ise olası bir saldırının İsrail tarafından tek başına gerçekleştirilebileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu konuda gerekli hazırlıkların üst seviyeye çıkarıldığı ve harekât ortamının olgunlaştırılmaya çalışıldığına dair görüşler bulunmaktadır. Geçmişte Tahran ın nükleer programının bilgisayar kodlarına virüs saldırılarının gerçekleştirilmesi, İranlı birçok nükleer uzmanın öldürülmesi ve Tahran ın yaklaşık 50 km batısındaki Bidganeh teki tesiste yaşanan patlamada balistik füze programının önemli isimlerinden Tuğgeneral Hasan Tehrani Mukaddem ile birlikte 17 kişinin hayatını kaybetmesi, İran ın endişelerini artırmaktadır. 19 İran ın önde gelen nükleer bilim adamlarından Mustafa Ahmedi Ruşen in 11 Ocak 2012 de öldürülmesi, İran da istihbarat örgütleri arasında yaşanan örtülü savaşın devletlerarası sıcak ve açık bir çatışmaya dönüşme ihtimalini gündeme getirmektedir. 20 Bu bağlamda İran, ABD ve İsrail tarafından koordineli bir operasyon planıyla nükleer tesislerine saldırıda bulunulacağından endişe duymaya başlamış ve Tahran yönetiminin olası saldırılara karşı hazırlıklarını artırdığı öne sürülmüştür. Nitekim İran ın Hürmüz Boğazı nda Ocak 2012 de yaptığı kapsamlı tatbikat, İran ordusunun askeri hazırlık içinde olduğu görüşünü desteklemiş; General Muhammed Ali Caferi nin olası bir saldırı karşısında askeri güçlere hazır olma emri verdiği ifade edilmiştir. Batılı istihbarat kaynakları ise İran ın uzun menzilli füzeleri, tahrip gücü yüksek patlayıcıları, büyük topları ve muhafız birliklerini temel savunma noktalarına konuşlandırdığını belirtmiştir Bu konuda bkz. Stephen M. Walt, Why Attacking İran is a stil bad idea?, , Military strike won t stop Iran s nuclear program, 19 İran Savaş İçin Hazırlanıyor, 6 Aralık Bomb kills Iran nuclear scientist as crisis mounts, 12 Ocak 2012, 21 İran Savaş İçin Hazırlanıyor, 6 Aralık

62 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri Öte yandan 14 Nisan 2012 tarihinde İstanbul da yapılan müzakerelerin hemen ardından İsrail televizyon kanalı Channel 10, İsrail yönetiminin 23 Mayıs 2012 de Bağdat ta gerçekleştirilecek ikinci tur müzakerelere kadar bekleyeceğini, diplomatik müzakerelerin kesintiye uğraması durumundaysa düzenlenecek bir hava operasyonuyla İsrail ordusunun İran nükleer tesislerini vuracağını ileri sürmüştür. Operasyonda saldırı uçaklarının, eskort jetlerin, havada yakıt ikmali sağlayan tanker uçakların, elektronik savaş uçaklarının ve kurtarma helikopterlerinin kullanılacağı açıklanmıştır. Aynı zamanda İsrail filosunda en uzun menzile sahip olan F-15 ler ile Eitan insansız uçaklarının da operasyonun ön saflarında eşzamanlı olarak yer alacağı iddia edilmiştir. Haberde ayrıca söz konusu operasyon kapsamında İsrail de özel sığınakların inşa edildiğinin ileri sürülmesi, İsrail in İran a düzenleyeceği olası askeri harekâtın tüm planlarının yapıldığını ve İsrail in tüm seçeneklere hazırlıklı olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. 22 Tüm bu gelişmeler çerçevesinde İran a yapılacak olası bir askeri operasyon, topyekûn ve sınırlı olmak üzere iki temel harekât tarzıyla yürütülebilir. İran a yapılacak topyekûn bir askeri harekâtın Irak ve Afganistan da olduğu gibi kara, deniz ve hava kuvvetlerinin eşzamanlı katılımıyla yürütülmesi planlanabilir. Bu seçeneğin hayata geçirilebilmesi için öncelikle uluslararası meşruiyet aranarak BM aracılığıyla hem uluslararası hukukun temel ilkelerine uyulmaya hem de operasyonun sorumluluk ve maliyeti paylaşılmaya çalışılabilir. Ancak gerek uluslararası konjonktür gerekse Rusya ve Çin in bu seçeneğe sıcak bakmaması nedeniyle askeri bir operasyon kararının alınması kısa ve orta vadede beklenmemektedir. Zira Suriye krizinde olduğu gibi veto mekanizmasına başvuran Rusya ve Çin in İran a desteği dikkate alındığında, Güvenlik Konseyi nden İran a askeri operasyon yapılmasına imkân sağlayacak bir karar çıkması zor görünmektedir. Üstelik Rusya nın Buşehr nükleer santralini bitirmesi, İranlı nükleer uzmanları ve öğrencileri eğitmesi, Tahran a nükleer teknoloji sağlaması ve lojistik destek vermesi, nükleer enerji alanında Moskova ile Tahran arasındaki stratejik ortaklığa işaret etmektedir. Rusya aynı zamanda İran ın en önemli silah tedarikçisi konumundadır. Bununla birlikte İran ile yaptığı nükleer anlaşmaları Amerikan baskısı nedeniyle feshetmesine karşın Çin in de örtülü bir şekilde İran nükleer programını desteklediği bilinmektedir. 22 İsrail in İran operasyonunun detayları yayınlandı, 21 Nisan 2012, com.tr/planet/ asp 53

63 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Tahran ın Moskova ve Pekin ile yaptığı nükleer işbirliğinin yanı sıra jeopolitik çıkarları da göz önünde bulundurmak gerekir. Nitekim Rusya, Çin ve İran; Suriye krizinde görüldüğü üzere Batı, Türkiye ve Körfez ülkelerine karşı bir blok oluşturmakta ve Orta Doğu da bir nevi denge politikası izlemektedir. Bu kutuplaşmanın İran a uygulanacak askeri operasyon seçeneğinin masaya getirilmesi durumunda da yaşanacağı açıktır. Diğer yandan AB nin yaşadığı ekonomik kriz göz önünde bulundurulduğunda AB üyelerinin de askeri operasyon tercihine sıcak bakmayacağı tahmin edilebilir. Kaldı ki bu ülkeler, İran nükleer krizinin başından beri sorunun diplomatik yöntemlerle çözülmesinden yana tavır almış ve sert güç kullanımını istemediklerini net bir şekilde dile getirmiştir. İran nükleer krizinde AB yi ABD den ayıran ve Batı yı ikiye bölen bu yöntemsel farklılaşmayı AB nin birçok söylem ve eyleminde görmek mümkündür. Özetle İran a uluslararası meşruiyete dayalı yapılacak bir askeri harekât zor görünmektedir. İran Ordusu (2013) Toplam Askeri Personel (Devrim Muhafızları dâhil): 523,000 Paramiliter Güçler: 40,000 Yedek Askeri Personel: 350,000 Kara Kuvvetleri* Ana Muharebe Tankı: 1,663+ Top: 8,798+ Diğer Zırhlı Araçlar: 2,030+ Uçak: 33 Helikopter: Taarruz-50 Diğer-173 Deniz Kuvvetleri Denizaltı: 29 Devriye/Sahil Güvenlik Botu: 69 Amfibi Çıkarma Gemisi: 24 Amfibi Lojistik Gemisi: 47 Uçak-19 Helikopter-30 Hava Kuvvetleri Savaş Uçağı: 334 Nakliye Uçağı: 117 Eğitim Uçağı: 151 Helikopter: 36 Devrim Muhafızları Askeri Personel:125,000+ Devriye/Sahil Güvenlik Botu: 113 Amfibi Çıkarma Gemisi: 4 Füze Ateşleme Rampası: Orta Menzilli-12 Kısa Menzilli-18 Besic Direniş Gücü Seferberlik halinde a kadar çıkabileceği zannedilmektedir. Besic Gücü, Devrim Muhafızları nın Kara Kuvvetleri yle birlikte hareket edebilecek niteliğekavuşturulmaktadır. İran Siber Ordusu İran ın siber operasyonlar ve saldırılar gerçekleştirebilecek bir ordu geliştirdiği tahmin edilmektedir. *Devrim Muhafızları nın Kara Kuvvetleri ile birlikte hesaplanmıştır. Kaynak: Routledge, Chapter Seven: Middle East and North Africa, The Military Balance Cilt:112 Sayı:1 (2012):

64 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri Bu durumda geriye ABD ve İsrail öncülüğünde oluşturulacak bir koalisyon gücünün askeri harekât yapma seçeneği kalmaktadır. Ancak ABD ve İsrail in ortak yürüteceği bir askeri harekât seçeneği hem uygulanması hem de istenilen sonucun alınması bakımından kolay bir tercih değildir. Zira Washington yönetimi; ABD nin Afganistan ve Irak taki yıpranmışlık ve başarısızlığı, uluslararası kamuoyunda yitirdiği prestij ve savaş ekonomisinin Amerikan halkına yansıyan olumsuzlukları gibi nedenlerden dolayı böyle bir harekâta sıcak bakmayacaktır. Bu durumda İsrail kamuoyunda ve medyasında çıkan tüm haberlere rağmen Tel Aviv yönetiminin tek başına askeri operasyon başlatması en azından yakın gelecekte zor görülmektedir. Diğer bir açıdan İran a yapılacak topyekûn bir askeri saldırı, hem bölgesel dengeler hem de başta jeopolitik konumu olmak üzere İran ın sahip olduğu güç unsurları nedeniyle birçok zorluğu içermektedir. İran ın ulusal güç unsurları, ABD nin Afganistan ve Irak ta verdiği maddi ve manevi kayıplarla birlikte değerlendirildiğinde Washington yönetiminin Tahran a düzenlenecek muhtemel bir topyekûn saldırıyı kolaylıkla göze alamayacağı düşünülebilir. İran ın köklü devlet geleneği, ulusal bilinci, dışarıdan gelen bir tehdide karşı ulusça birlikte hareket etme özelliği, sahip olduğu kısa ve orta menzilli füzeler, İran ordusunun gayri-nizami savaş tekniklerini iyi bilmesi, asimetrik çatışma yeteneğinin bulunması, Devrim Muhafızlarının bölge ülkelerindeki devlet-dışı aktörleri harekete geçirebilme kapasitesi, İran ın engebeli ve dağlık coğrafi yapısı gibi faktörler bu ülkeye yapılacak topyekûn bir saldırının özellikle kara harekâtının zorluğunu ortaya koymaktadır. İran köklü devlet geleneğinin etkisiyle dış tehditlere karşı farklı toplumsal hareketlerin kenetlendiği ve halkın birlikte hareket ettiği bir ülke 23 olsa da, yıllarca rejim baskısı altında giderek kemikleşen bir muhalefetin oluşması farklı senaryoları gündeme getirebilir. Örneğin İran daki muhalif çevreler, olası bir yılındaki seçimlerde İran muhalefeti dinamizm ve güç kazanmış gibi görünse de İran ın iç dengesi askeri güçlerin konumuna bağlıdır. Zira gerek Besic milisleri gerekse Devrim Muhafızları politik konumlarını ve güçlerini korumak için İran daki Yeşil Muhalefetin karşısında yer almaktadır; Bernd Kaussler, The Iranian Army: Tasks and Capabilities, Middle East Institute, 55

65 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye İran-Azerbaycan İlişkileri SSCB nin dağılmasıyla özellikle Kafkaslar ve Orta Asya da ortaya çıkan güç boşluğu ve belirsizlik, bölgesel güvensizliğin yaşanmasına neden olmuştur. Bölge jeopolitiğinin yeniden şekillendiği bu dönemde SSCB den ayrılarak bağımsızlığını kazanan devletler, ilişkilerini güvenlik politikaları ekseninde kurgulamıştır. Söz konusu süreçte bölgesel aktörler arasında sıklıkla gözlemlenen ve etnik kimlik ve sınır anlaşmazlıkları üzerinden yaşanan sorunlar, bölgedeki güvensizlik durumunun da temelini teşkil etmiştir. Bağımsızlığını 30 Ağustos 1991 de ilân eden Azerbaycan ile İran arasındaki ilişkiler bu çerçevede şekillenmiş ve günümüze kadar güvenlik eksenli bir seyir izlemiştir. Bu sebeple ikili ilişkilerin kırılgan bir zemine sahip olduğunu ve Azerbaycan ın bu anlamda İran ın yumuşak karnını oluşturduğunu söylemek mümkündür. İran-Azerbaycan ilişkilerinin güven(siz)lik merkezli inşa edilmesine neden olan temel parametreler şu şekilde özetlenebilir: II. Dünya Savaşı sonrasında İran topraklarında kısa süreliğine kurulan Özerk Azerbaycan Cumhuriyeti, İran ın psikopolitik hafızasını derinden etkilemiştir. Haziran 1992-Haziran 1993 yılları arasında iktidarda bulunan Ebulfeyz Elçibey in Azerbaycan ı ve İran ın kuzeyini kastederek Kuzey Azerbaycan ve Güney Azerbaycan ın birleşmesini hedefleyen Birleşik Azerbaycan (Bütov Azerbaycan) söylemini o dönemde resmi olarak gündeme getirmesi, ikili ilişkilerin gerginleşmesine neden olmuş ve İran ın yaşadığı tecrübeler İran ı rahatsız etmiştir. Hem İran da yaşayan ve Azerbaycan daki nüfustan fazla olan Azeri nüfusu, hem de İran dan sonra en fazla Şii nüfus oranına sahip Azerbaycan daki Şii nüfusu, ikili ilişkilere özel bir boyut kazandırmaktadır. 56

66 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri SSCB nin dağılmasından sonra Kafkas jeopolitiğinde Moskova-Nahçıvan-Tahran ve Bakü-Tiflis-Ankara-Batı ekseni belirginleşmiş, ancak Azerbaycan gibi Ermenistan ın da İsrail ve Batı ile ilişkilerini geliştirme çabaları söz konusu denklemi karmaşıklaştırmıştır. İran, Azerbaycan karşısında Ermenistan ı dengeleyici aktör olarak görmekte ve Batı karşısında da Rusya ya yakınlaşma stratejisi izlemektedir. Tahran yönetimi, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorununda Azerbaycan dan yana tavır almamış ve hatta Ermenistan a yakın durmuştur. İran ve Azerbaycan Hazar ın statüsü konusunda anlaşmazlık yaşamaktadır. İki ülke arasında bilhassa enerji alanında yaşanan bir rekabet söz konusudur. Bakü-Tiflis-Ceyhan enerji nakil hattında da görüldüğü üzere Azerbaycan, enerji politikalarını Hazar havzasından çıkan petrolün Batı ya nakledilmesi konusunda İran ın enerji politikalarının karşısına konumlandırmakta ve bu durum iki aktör arasında yoğun bir jeoekonomik rekabetin yaşanmasına neden olmaktadır. Tahran, kendisine yönelik olası bir askeri operasyonda Azerbaycan topraklarının askeri üs olarak kullanılmasından endişe duymaktadır. İran yönetimi, Azerbaycan ın İsrail ile iyi olan ilişkilerinden ve özellikle silah alımı anlaşmaları yapmasından rahatsızdır. 57

67 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye kaos ortamında rejim değişikliği arayışına girebilir ve Türkiye de dâhil uluslararası aktörlerden destek talebinde bulunabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Tahran yönetiminin de topyekûn bir savaşı tırmandırmaktan ve özellikle ilk saldırıyı gerçekleştirmekten kaçınacağı belirtilebilir. Bu yüzden İran önümüzdeki süreçte muhtemelen, geleneksel diplomasi stratejisi olan satranç oyununu devam ettirmek isteyecek ve asimetrik tedbirlere yönelecektir. 24 Bu kapsamda İran ın düşük yoğunluklu ancak süreklilik arz eden bir istikrarsızlığı besleyecek diplomatik hamlelerde bulunması muhtemeldir. İran, nükleer krizin başından bu yana müzakere yollarını ne tam olarak kapatmakta ne de kalıcı bir anlaşmaya yanaşmaktadır. Tahran yönetiminin nükleer kriz sürecini kontrollü gerginlik stratejisiyle atlatmaya çalıştığı görülmektedir. Bu taktiksel manevralar aynı zamanda Tahran a nükleer programında ilerleme kaydetmesi için zaman kazandırmakta ve süreç bu stratejiyi şimdiye kadar iyi yürüten Tahran ın lehine işlemektedir. Suriye deki kriz ise bu anlamda uluslararası kamuoyunun ilgisini Şam a çekerek nükleer programı konusunda zamana ihtiyacı olan İran ın elini güçlendirmektedir. Ayrıca bu durumda, İran ın çok etnikli sosyolojik yapısının da Tahran yönetiminin ulusal güvenlik kaygılarını artıracağı söylenebilir. Nitekim İran ın bugünkü sosyo-psikolojisini oluşturan bazı tarihi tecrübeler, güvenlik hassasiyetlerinin ön planda tutulmasına neden olmaktadır. Keza II. Dünya Savaşı ndan sonra kısa süreliğine kurulan Özerk Azerbaycan Cumhuriyeti ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti, İran ın güvenlik eksenli toplumsal ve stratejik hafızasında yer edinmiştir. Tahran yönetimi, muhtemel bir kaos ortamında ülkedeki Kürtlerin ayrı bir yönetim talebinden ve Azerilerin Azerbaycan ile birleşme taleplerinden çekinmektedir. Tüm bu parametreler çerçevesinde İran a topyekûn askeri harekâtın zorluğu, sınırlı bir askeri harekât seçeneğini gündeme getirmektedir. Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması durumunda İran ın hava saldırılarıyla vurulması daha olası bir askeri seçenektir. Bu harekât ABD nin bölgedeki üslerinden, uçak gemilerinden ve füze atma kabiliyetine sahip gemilerinden koordine edi- 24 Gawdat Bahgat, Iran s Regular Army: Its History and Capacities, Middle East Institute, 58

68 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri lerek yürütülebilir. İsrail de hava saldırılarına Suriye ve Irak hava sahasını kullanarak iştirak edebilir. Hatta bu operasyon, Körfez bölgesindeki İngiliz ve Fransız gemileri ile desteklenebilir. Ancak İsrail in bu harekâtı tek başına gerçekleştirmesi durumunda hem harekâtın istenilen sonuçları alması mümkün olmayabilir, hem de İsrail uluslararası toplumun tepkisini çekebilir. Hava saldırıları vasıtasıyla yapılacak sınırlı harekâtın ana hedefi; İran ın nükleer tesisleri, askeri üsleri, istihbarat birimleri ve diğer stratejik noktaları olacaktır. Fakat bu tercihin fiiliyata geçirilmesi halinde İran nükleer tesislerinin stratejik konumu, yapılacak olan hava operasyonun başarısı açısından sorun teşkil edebilir. Zira Tahran yönetiminin olası bir askeri operasyona karşı nükleer tesislerini dağınık, yerleşim merkezlerine yakın ve yeraltında inşa etmesi, bu tesislerin vurulmasını engelleyici bir rol oynayabilir. Ayrıca böyle bir durumdan sivillerin de zarar görecek olması, yapılacak bu operasyonun maliyet ve sorumluluğunu oldukça artıracaktır. Sınırlı askeri operasyon tercihinin simetrik olmayacak bir şekilde karşılıklılığa dönüşme potansiyeli de çok yüksektir. Bu senaryoda Tahran yönetiminin göstereceği reaksiyon, bölgedeki ABD üslerine saldırıda bulunulması şeklinde gerçekleşebilir. Dolayısıyla Tahran yönetiminin Adana daki İncirlik ABD üssü ile Malatya Kürecik te konuşlandırılan NATO füze savunma sistemini hedef alması durumunda Türkiye açısından önemli bir güvenlik sorunu oluşacaktır. İran füzelerinin güdüm sistemlerinin ileri teknolojilere sahip olmaması nedeniyle bölge halkı da bu saldırılardan zarar görebilir ve İran Türkiye yi sıcak bir çatışmanın içine çekebilir. Bununla birlikte Türkiye nin füze savunma sistemlerindeki yetersizlikler, güvenlik kaygılarını artıracaktır. Ayrıca İran a düzenlenecek olası bir askeri saldırıda Türkiye lojistik desteğin beklendiği bir ülke olarak uluslararası toplumdan baskı görebilir ve diplomatik ikilem içinde kalabilir. İran ın bu senaryoda vereceği bir diğer tepki de Orta Doğu da yakın ilişki içinde bulunduğu güçleri çatışma ortamına müdahil etme olasılığıdır. Tahran yönetiminin Suriye deki Esed rejimi, Lübnan daki Hizbullah, Filistin deki Hamas ve Irak taki Şii gruplar üzerindeki etki kapasitesi düşünüldüğünde bu aktörleri ABD ya da İsrail e karşı kolaylıkla harekete geçireceği varsayılabilir. 59

69 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye İsrail-Filistin çatışmaları ve 2006 daki İsrail-Lübnan Savaşı, bu güçlerin gayri nizami ve gerilla savaşlarını başarıyla kullanabilme yetenekleri karşısında İsrail ordusunun ne derece zorlandığını ortaya koymuştur. Tahran yönetiminin olası bir sıcak çatışmada konvansiyonel askeri gücü sınırlı bir kapasiteye sahip olmasına karşın bu çatışmayı ülke dışına yayma ve çatışma alanını genişleterek asimetrik güç unsurlarını harekete geçirebilme potansiyeli vardır. Bu sebeple Tahran ın manevra alanını genişletmek ve karşı tarafa maddi ve manevi zarar vermek amacıyla çatışma alanını kolayca yayabileceği öngörülebilir. Buradan hareketle İran a yapılacak askeri bir harekâtın bölge ile sınırlı kalmayacağı ve küresel bir kaosa dönüşme riski taşıdığı söylenebilir. Askeri Operasyon Durumunda İran ın Göstereceği Refleksler 25 İsrail e Hizbullah Saldırıları Orta Doğu daki Amerikan Güçlerine Saldırı Bölge Ülkelerindeki Petrol Boru Hatlarına Saldırı Şii-Sünni Çatışmasının Çıkması İran ın Körfez Bölgesinde Petrol Akışını Sabote Etmesi Bölgede Geniş Ölçekli Sokak Gösterileri Bölge Dışında Hizbullah Saldırıları İran ın Şahap Füzeleri ile İsrail i Vurması İran ın Petrol İhracatını Durdurması İran da Rejim Değişimi İran ın İntihar Saldırılarına Başvurması Yüksek Olasılık Yüksek Olasılık Yüksek Olasılık Yüksek Olasılık Yüksek Olasılık Olasılık Olasılık Olasılık Olasılık Düşük Olasılık Beklenmiyor Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere Tahran a yapılacak bir müdahale ve bunun karşılığında İran ın ortaya koyacağı olası bir harekât tarzı; terör saldırılarından Körfez de bulunan Amerikan üslerinin hedef alınmasına, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerindeki petrol yataklarına saldırılmasından enerji lojistiğinin kesilmesine, Batı ile ilişkileri bulunan ülkelere füze saldırılarında bulunulmasından Sünni-Şii çatışması olasılığına kadar geniş bir zemindeki risk ve tehditleri içermektedir. Ayrıca bölgede oluşacak böyle bir 25 Tablonun hazırlanmasında yararlanılan kaynak için bkz. Sam Gardiner, The End of the Summer of Diplomacy : Assessing U. Military Options on Iran, Century Foundation Report, 2006,

70 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri kaos ortamında Suriye ve Irak ağırlıklı olmak üzere bölge ülkelerinde uzantıları bulunan PKK/KCK terör örgütü, daha rahat hareket edebilme ve şiddet eylemlerini artırma imkânı bulacaktır. Bu durumda terör eylemlerindeki artıştan Türkiye de etkilenecektir. Terör eylemlerine karşı mücadelede deneyimli olsa da Türkiye nin bu eylemlerden zarar görmemesi mümkün değildir. İran a askeri operasyon seçeneğinin, Türkiye nin sınır güvenliği ve toplumsal yapısı üzerinde de etkileri olabilir. Örneğin geçmişte Irak tan ve günümüzde de Suriye den Türkiye ye gerçekleşen göç dalgasının bir benzeri İran dan da yaşanabilir. Olası bir çatışmanın bölgeye yayılması halinde çatışmadan etkilenme derecesine göre diğer bölge ülkelerinden de Türkiye ye kitlesel göç gerçekleşebilir. Bu konjonktür, PKK/KCK terör örgütünün yapacağı eylemler de dikkate alındığında Türkiye nin sınır güvenliğini ciddi derecede etkileyecektir. Bununla birlikte sınır bölgesinde başta kaçakçılık ve karaborsacılık olmak üzere çeşitli suçlarda artış meydana gelebilir. 26 İran a yapılacak olası bir askeri operasyonun önemli etkilerinden biri de tahrip olan nükleer tesislerden açığa çıkacak radyasyonun bölge ülkelerine yayılma riskidir. Japonya da deprem sonrası yaşanan felaketin bir benzerinin, hatta daha da kuvvetlisinin bölgede yaşanması muhtemeldir. Nükleer tesislerde meydana gelen hasar nedeniyle yayılan radyasyon sadece İran ı değil, bütün bölge ülkelerini etkileyecektir. Türkiye nin böyle bir tehlikeye karşı önlem alma kapasitesinin sınırlı olması, söz konusu ekolojik tehdidin etki derecesini ve hayatiliğini artırmaktadır. Ayrıca bu denli bir tehdidin kalıcı etkileri de olacaktır. Kısacası küresel ölçekli risk ve tehditleri içeren askeri operasyon seçeneğinin geri dönülmesi zor bir kaosa neden olacağı açıktır. Zira askeri operasyon senaryosunun gerçekleşmesi, Hürmüz Boğazı nın kapatılması ve Şii-Sünni çatışması senaryolarını da tetikleyebilir. Domino etkisiyle bu üç senaryonun yaşanması ve önemli enerji kaynaklarının bulunduğu Orta Doğu da sıcak çatışmaların yaygınlaşması dünya ekonomisini ve uluslararası düzeni olumsuz yönde etkileyecektir. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Türkiye güvenlik 26 Nihat Ali Özcan, İran Sorununun Geleceği: Senaryolar, Bölgesel Etkiler ve Türkiye ye Öneriler, TEPAV Orta Doğu Çalışmaları 1,

71 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye ikilemi içine düşecektir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye nin İran ile Batı arasındaki nükleer müzakerelere bu denli önem vermesi ve arabuluculuk rolü üstlenmesi, idealpolitiğin yanı sıra reelpolitiğin de bir dışavurumu olarak yorumlanabilir. Bu çerçevede Türkiye nin İran nükleer krizinin diplomatik araçlarla çözüme kavuşturulması konusunda önümüzdeki süreçte de aktif olacağı düşünülmektedir İran ın Hürmüz Boğazı nı Kapatması Senaryosu İran ın bütün yaptırımlara rağmen uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam etmesi ve nükleer silah üretebilecek kapasiteye ulaşabileceğine ilişkin öngörülerde bulunulması, küresel ve bölgesel aktörlerin kaygılarını artırmaktadır. Bu çerçevede Washington yönetimi, İran Merkez Bankası ile iş yapan finans kuruluşlarına yaptırım uygulama kararı almıştır. Bu karara paralel olarak Suriye krizi için toplanan AB Dışişleri Bakanları da 1 Aralık 2011 tarihinde 143 İran şirketinin mal varlıklarını dondurmuş ve 37 İran vatandaşına seyahat yasağı getirmiştir. Ayrıca petrol ithalatı üzerine İran ile yeni anlaşmaların yapılmaması ve 1 Temmuz dan itibaren petrol ithalatının yasaklanması Ocak 2012 de karara bağlanmıştır. 27 AB Komisyonu nun verilerine göre 2010 yılında AB ülkeleri ham petrol ihtiyaçlarının %5,8 ini İran dan sağlarken, 28 İran ise ham petrol ihracatının %17 sini AB ye yapmıştır. Gelirinin yaklaşık yarısını ham petrol ihracatından elde eden İran ın bu yaptırımlar karşısında Asya piyasalarına yöneleceği düşünülmekte, ancak başta Çin olmak üzere birçok ülke İran dan ithal ettiği petrolü azaltacak tedbirler almakta 29 ve petrol ithalatı Rusya, Afrika ve diğer Orta Doğu ülkelerine kaydırılmaktadır. 30 ABD diğer ülkelerden de İran dan 27 AB İran a Petrol Ambargosu Kararı Aldı, BBC, 23 Ocak Suriye İçin Toplandılar, İran a Yaptırım Kararı Aldılar, İran a AB den de Petrol Yaptırımı Yolda, index.html Esin Gedik, Hürmüz kapanırsa petrol 200 dolara çıkar, 09 Ocak 2012, aksam.com.tr/hurmuz-bogazi-kapanirsa-petrol-200-dolara-cikar,-cari-acik-36-milyar-dolarartar-91327h.html 62

72 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri yaptığı petrol ithalatını durdurmasını istemektedir. Bu gelişmeler çerçevesinde yaptırımların İran üzerindeki etkisinin artacağı söylenebilir. İran söz konusu yaptırım kararları karşısında Hürmüz Boğazı nı kapatabileceği tehdidinde bulunmaktadır. 31 Bu kapsamda İran Deniz Kuvvetleri, 2012 başlarında Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı nda deniz tatbikatı yapmıştır. Bu tatbikatta kısa, orta ve uzun menzilli füze atışları denenmiş; karadan denize ve denizden denize atılan füzelerin 200 km mesafedeki hedefleri tam isabetle vurduğu açıklanmıştır. İran, deniz tatbikatının hemen ardından kara kuvvetleriyle de bir tatbikat yapmış ve söz konusu tatbikatlara devam edeceğini belirtmiştir. Bu gelişmelerle aynı dönemde Cumhurbaşkanı Ahmedinecad Hürmüz Boğazı nın girişinde bulunan ve stratejik bir konuma sahip Hürmüzgan Eyaleti ne bağlı kentleri ve Ebu Musa Adasını ziyaret etmiştir. Bu ziyaret, İran ın adaya el koyduğu 1971 yılından bu yana adaya yapılan ilk ziyaret olması bakımından sembolik bir önem taşımaktadır. Nitekim bu gezinin akabinde ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn hava kuvvetleri 8-14 Nisan 2012 tarihleri arasında Hürmüz Boğazı nın girişinde ortak bir tatbikat yapmış ve bu tatbikatta Hürmüz Boğazı nın kapatılması tehdidine karşı alınacak tedbirlerin denendiği belirtilmiştir. 32 Tahran yönetimi; ABD nin Basra Körfezi nde deniz kuvvetleri bulundurmaması, Hürmüz Boğazı ndan uçak gemisi ve donanma geçirmemesi yönünde uyarılarda bulunurken, Washington yönetimi ise Hürmüz Boğazı nın her durumda açık bulundurulması için ne gerekirse yapılacağını belirtmiştir. Dönemin Amerikan Savunma Bakanı Leon Panetta, Hürmüz Boğazı nın kapatılmasını kırmızı çizgi olarak değerlendirerek boğazın kapatılması durumunda gerekli karşılığın ciddi bir biçimde verileceğini vurgulamıştır. 33 Diğer yandan 31 İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Hürmüz Boğazı nın İran için barış boğazı olduğunu belirterek, Umman Denizi ile Basra Körfezi nde macera arayanların cezalandırılacağını belirtmiştir. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi ne müdahalenin kabul edilemeyeceğini dile getirmektedir. 32 ABD Uçakları Havalandı, Ahmedinejad Meydan Okudu, abd-ucaklari-havalandi-ahmedinejad-meydan-okudu/dunya/dunyadetay/ / / default.htm ABD den Son Uyarı: Hürmüz Kırmızı Çizgimizdir, 63

73 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye İran ın uluslararası hukuka göre Hürmüz Boğazı nı tek taraflı kapatma kararı alması söz konusu değildir. Dolayısıyla İran ın bu yönde bir girişimde bulunması ya da boğazı kapatması, uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda İran a askeri operasyona uzanabilen yaptırımların alınmasını gündeme getirebilir. Küresel petrol üretiminin yaklaşık %25 inin Hürmüz Boğazı ndan yapıldığı dikkate alındığında boğazın kapatılması durumunda petrol fiyatlarının kısa süre içinde ciddi bir artış göstereceği tahmin edilmektedir. Nitekim IMF nin 2012 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu nda Hürmüz Boğazı nın kapanması durumunda petrol piyasalarında ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş riskler açığa çıkabileceğine vurgu yapılarak, jeopolitik belirsizliklerin petrol fiyat artışını tetikleyeceği belirtilmiştir. Ayrıca petrol piyasalarına ilişkin olası risklerin tanımlandığı raporda İran ın petrol ihracatını kesme riski ortaya konularak, bu durumda küresel piyasalarda petrol fiyatlarının ilk etapta %20-30 oranında bir artış gösterebileceği, bu artışın iki yıl içinde %50 lere varabileceği belirtilmiş ve İran merkezli risk tanımlamalarına yer verilmiştir. 34 Geçmişte petrol fiyatlarındaki artışı tetikleyen küresel ve bölgesel olaylar incelendiğinde, İran merkezli çıkacak küresel bir krizin petrol piyasaları için ciddi bir risk teşkil edeceği öngörülebilir. 35 Dünyadaki boğazlar arasında petrol lojistiğinde ilk sırada bulunan Hürmüz Boğazı, hem petrol ihtiyacını bu güzergâhtan temin eden ülkeler, hem küresel ekonomi, hem de dünya petrolünün %30 unu üreten ve %57 oranında petrol yataklarına sahip olan Körfez ülkeleri (Bahreyn, İran, Irak, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan) için hayati bir öneme sahiptir. 36 Zira deniz yoluyla yapılan dünya petrol sevkiyatının yaklaşık %40 ı, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20 si ve Basra Körfezi nden yapılan petrol ticaretinin yaklaşık %90 ı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilmektedir. 37 et/ asp Growth Resuming, Dangers Remain, World Economic Outlook April 2012, International Monetary Fund, , Rudy de Leon, Brian Katulis, Peter Juul, Matt Duss, Ken Sofer, Strengthening America s Options on Iran, Center for American Progress, Nisan 2012, Anthony H. Cordesman, Iran, Oil, and the Strait of Hormuz, Center for Strategic and International Studies, 3/26/07, Ariel Zirulnick, Getting the Strait of Hormuz straight: an FAQ, 64

74 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri Aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere Hürmüz Boğazı ndan en çok petrol temin eden ülkelerin ABD, Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore olduğu düşünüldüğünde boğazın kapatılmasının küresel ekonomik sisteme ne denli etkide bulunabileceği daha açık görülmektedir. 38 Görüldüğü üzere Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı nı kapatması durumunda, Avrupa merkezli yaşanan ve henüz atlatılamayan finansal krizin küresel bir petrol krizine dönüşeceği ve söz konusu krizden tüm dünyanın etkileneceği ifade edilebilir. ABD ve AB ekonomilerinin güncel durumu ve kırılganlığı nedeniyle uluslararası finansal krizi tetikleyebilecek bu sorun, uluslararası kamuoyu tarafından oldukça kaygı verici olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple Washington yönetimi, İran ın Hürmüz ü kapatabileceği yönündeki açıklamalarına karşı Bahreyn de konuşlu 5. Amerikan Filosu na ve bu filonun içinde yer alan bir uçak gemisine ek olarak bir İngiliz ve bir Fransız muhribinin de katılımı ile Abraham Lincoln uçak gemisi görev grubunu Körfez e göndermiştir. Hürmüz Boğazı nın petrol üreticisi olan Körfez ülkeleri için yaşamsal önemi ve stratejik konumu, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin İran a karşı kutuplaşmasına ve ABD ile mevcut stratejik ilişkilerini geliştirmelerine yol açmaktadır. Bu kapsamda Hürmüz Boğazı nın kapatılma olasılığı gündeme geldikten sonra söz konusu ülkeler bir dizi ortak tatbikat gerçekleştirmiş ve Hürmüz e alternatif enerji sevkiyat yollarının devreye sokulması konusunda ortak çalışmalarda bulunmuştur. Hürmüz Boğazı na alternatif oluşturabilecek enerji nakil hatları arasında Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı (Petroline), Trans-Arap Petrol Boru Hattı (Tapline), Irak-Suudi Arabistan Boru Hattı (IPSA), Trans-Arap Yeni Boru Hattı, Dolphin Hattı ve Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı (ADCOP) bulunmaktadır. 39 Körfez ülkeleri açısından com/world/middle-east/2011/1229/getting-the-strait-of-hormuz-straight-an-faq/does-iraneven-have-the-right-to-close-the-strait 38 Rudy de Leon, Brian Katulis, Peter Juul, Matt Duss, Ken Sofer, Strengthening America s Options on Iran, Center for American Progress, Nisan 2012, Söz konusu enerji güzergâhlarının bir kısmı eski olduğu için bakım ve onarıma ihtiyaç duymaktadır. Bir kısmı ise yapım aşamasında olduğu için henüz kullanıma açılmamıştır. Dolayısıyla bu yolların Hürmüz Boğazı na uzun vadede alternatif olabileceği belirtilebilir. Ancak bu boru hatları arasında en dikkat çekeni, Birleşik Arap Emirlikleri nin tamamlama aşamasında olduğu ve Hürmüz Boğazı nı devre dışı bırakan Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı dır. Bu 65

75 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye düşünüldüğünde Hürmüz Boğazı odaklı bir krizin bölgede sıcak çatışmaya yol açacak riskleri taşıdığı söylenebilir. Türkiye açısından değerlendirildiğinde ise Hürmüz Boğazı na ilişkin krizin tırmanmasıyla birlikte Türkiye nin İran dan ithal ettiği petrolü azaltması ve müteakiben kesmesi konusunda baskılar artacaktır. Bu duruma bağlı olarak Türkiye enerji tedarik ettiği ülkeleri çeşitlendirmeye çalışmaktadır. Fakat yaşanacak krize istinaden gerek enerji temini gerekse enerji fiyatlarının artması nedeniyle sosyo-ekonomik açıdan zor bir döneme girilebilir. Bununla birlikte Türkiye nin dış ticaretinde komşu ülkeler arasında önemli bir yere sahip İran ile ekonomik ilişkilerde önemli bir düşüş yaşanabilir. ABD nin yayımladığı İran yaptırım muafiyet listesinde Türkiye nin yer almaması, önümüzdeki dönemde bu düşüşe ivme kazandırabilir ve Türkiye nin dış ticaretini olumsuz yönde etkileyebilir. Boğazın İran tarafından kapatılması durumunda Basra Körfezi nde sıcak bir çatışmanın yaşanması olasılık dâhilindedir. Zira ABD, İngiltere, Fransa ve Körfez ülkelerinden oluşan deniz kuvvetleri boğazı kapatma görevini yürüten İran kuvvetlerine müdahalede bulunabilir. İran ise bu duruma Hürmüz Boğazı na mayın döşeyerek karşılık verebilir ve asimetrik güç unsurlarına yönelebilir. İran ın körfezin en dar kesimini mayınlaması halinde aynı kuvvetler mayınları döşemeye çalışan İran kuvvetlerine müdahale edebilir. İran ın bu girişimleri karşısında Körfezdeki İran donanması ve kıyıda mevzilenmiş füze sistemleri vurulabilir. Bu durumda bölgede sıcak çatışma başlayabilir; küresel ve bölgesel çapta terör olaylarında artış görülebilir. Tüm bu olası gelişmeler Türkiye nin son zamanlarda yürüttüğü arabuluculuk politikalarını sürdürmesini zorlaştırabilir. ABD ve Batılı güçler, Türkiye nin İran karşıtı güçler arasında yer alması için baskılarını artırabilir. Türkiye bu desteği açık olarak sağlamaması durumunda, Türk ekonomisi kriz dönemine girebilir ve dış ticaret açığı sürdürülemez seviyelere çıkabilir. Türkiye, ABD ve Batı Bloğu içinde yer alması halinde ise İran ın düşmanca girişimleriyle hat gemilerin Körfezi dolaşmalarından kaynaklanan 2 günlük zaman kaybını önlemiş olacağı gibi, günlük 2,5 milyon varil petrol taşıma kapasitesine ulaşacaktır; Leyla Melike Koçgündüz, Enerjinin Dar Boğazı: Hürmüz, ORSAM Dış Politika Analizleri, yazigoster.aspx?id=

76 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri karşılaşabilir. Böyle bir konjonktürde İran ın doğrudan Türkiye yi hedef alma olasılığı az olsa da Türkiye deki terör eylemlerinde artış ve iç karışıklıklar yaşanabilir. Söz konusu muhtemel gelişmeler bölgede birinci senaryonun yaşanmasına neden olabileceği gibi üçüncü senaryonun, yani Şii-Sünni çatışmasının fitilini de ateşleyebilir. Buna karşın İran ın boğazı uzun süreliğine kapatma olasılığı çok gerçekçi gözükmemektedir. Zira İran her ne kadar Hürmüz Boğazı na alternatif enerji yolları arayışında olsa da mevcut durumda enerji sevkiyatının önemli bir kısmını bu güzergâhtan gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla boğazın uzun süre kapanmasıyla ortaya çıkacak petrol krizinden kendisinin de etkileneceği ve bu durumun zaten yaptırım kararlarıyla açığa çıkan İran daki sosyo-ekonomik gerilimi artıracağı söylenebilir. Sonuç olarak İran, Hürmüz Boğazı nı kapatma seçeneğini her ne kadar stratejik bir koz olarak ön plana çıkarsa da İran ın iç dengeleri açısından bu tercihin fiiliyata geçirilmesinin ve gerçekleştirilmesi durumunda ise sürdürülebilir bir hamle olmasının zor olduğu düşünülmektedir Şii-Sünni Çatışması Senaryosu Aralık 2010 da Tunus ta başlayan ve kısa sürede diğer bölge ülkelerine yayılan halk ayaklanmaları, Orta Doğu daki bölgesel dengeleri değiştirmekte ve Orta Doğu jeopolitiğini yeniden şekillendirmektedir. Mikro boyutta Orta Doğu yu makro boyutta ise küresel sistemi yeniden inşa eden sistemik değişkenler, bölgesel ve küresel aktörlere fırsat ve riskleri aynı anda sunmaktadır. Yeni güç odaklarının belirdiği, devlet-dışı aktörlerin aktif konuma geldiği, belirsizlik ve öngörülemezliğin ulusal ve uluslararası stratejileri derinden etkilediği böylesine bir süreç, farklı risk ve tehdit unsurlarını açığa çıkarmaktadır. Simetrik olabildiği gibi asimetrik özellikler taşıyan bu tehditlere Suriye de iktidar ile muhalefet arasında yaşanan çatışmalar örnek olarak gösterilebilir. Küresel ve özellikle bölgesel düzlemde yeni bir Soğuk Savaş ın başladığına dair yorumlara neden olan ve bölgedeki inşa sürecini yakından etkileyen Suriye krizi bir yandan bölgedeki jeopolitik ve jeokültürel kutuplaşmaları belirlerken, diğer yandan da olası bir Şii-Sünni çatışmasını gündeme getirmektedir. 67

77 Orta Doğu da Değişim ve Türkiye Orta Doğu da Silahlanma ve Orta Doğu Silah Ticaretinde ABD nin Artan Etkisi ABD nin son zamanlarda başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkeleriyle silah anlaşmaları yapması ve bölgedeki askeri harcamaların artması gerilimi somutlaştırmaktadır. Beyaz Saray geçtiğimiz aylarda, Suudi Arabistan ile yaklaşık 30 milyar dolar değerindeki F-15 savaş uçağının satışını öngören bir anlaşma yaptıklarını açıklamış; bu anlaşmanın 60 milyar dolarlık silah anlaşması kapsamında yapıldığını ve helikopter, füze, bomba, radar uyarı sistemi ve gece görüş sistemini içerdiğini belirtmiştir. 1 Amerikan yönetiminin 2011 yılında silah satışı yaptığı ilk on ülkenin beşi Orta Doğu coğrafyasında yer almaktadır. Bu verilere göre ABD Afganistan a 5,4 milyar dolar, Suudi Arabistan a 3,5 milyar dolar, Irak a 2 milyar dolar, Birleşik Arap Emirlikleri ne 1,5 milyar dolar ve İsrail e 1,4 milyar dolarlık silah satmıştır. ABD nin Orta Doğu ülkelerine yaptığı silah satışı toplamı ilk on ülke arasında %49,11 lik orana, tüm silah satışında ise %39,66 lık bir paya sahiptir. 2 Söz konusu silah anlaşmaları ve bölge ülkelerinde artış eğilimi gösteren askeri harcamalar, ABD nin bölgede Sünni kuşak oluşturmak suretiyle İran a karşı yaptığı stratejik hamleler olarak yorumlanabilir. 1 ABD den kilit müttefike F-15, 29 Aralık 2011, 2 Washington yönetiminin silah sattığı diğer ülkeler ve yapılan silah satış tutarları şu şekildedir: Tayvan hükümeti (4,9 milyar dolar), Hindistan (4,5 milyar dolar), Avustralya (3,9 milyar dolar), Japonya (500 milyon dolar) ve İsveç (500 milyon dolar); Andrea Shalal- Esa, Bob Burgdorfer, U. Foreign arms sales reach $34.8 billion, 5 Aralık 2011, reutercom/article/2011/12/06/us-pentagon-weapons-idustre7b500r

78 İran Nükleer Krizinin Türkiye ye Olası Etkileri Alttaki veriler gösterdiği üzere ABD nin Orta Doğu silah pazarındaki payı döneminde %33 iken, bu oran döneminde %57 ye çıkmıştır. Orta Doğu ya arası dönemde yapılan silah anlaşması oranlarını gösteren aşağıdaki tabloda dikkat çeken bir diğer nokta da Rusya nın bölgeye yıllarında gerçekleştirdiği silah satış oranının bir önceki döneme göre büyük bir düşüş göstermesidir döneminde Rusya nın Orta Doğu daki silah pazarının büyük bir oranını ABD ele geçirmiştir. 3 Bölge ülkelerinin yoğun bir şekilde silahlanması ve artan savunma harcamaları, bölgede çıkacak olası çatışmalara karşı yapılan bir hazırlık olarak değerlendirilebilir. Orta Doğu ya Silah Satışının Ülkelere Göre Paylaşımı Richard F. Grimmet, Conventional Arms Transfers to Developing Nations, , (CRS Report for Congress, 2010): 28,44. 69

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

TÜRKIYE CUMHURIYETI NIN ORTA DOĞU POLITIKASI *

TÜRKIYE CUMHURIYETI NIN ORTA DOĞU POLITIKASI * TÜRKIYE CUMHURIYETI NIN ORTA DOĞU POLITIKASI * İlter TÜRKMEN ** Son zamanlarda Türkiye nin dış politikasında Orta Doğu nun en önemli odak noktası haline geldiğini söylemek yanlış olmaz. Kuşkusuz bunun

Detaylı

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı.

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı. MUSUL SORUNU VE ANKARA ANTLAŞMASI Musul, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmadan önce Osmanlı Devleti'nin elinde idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından dört gün sonra Musul İngilizler tarafından işgal edildi.

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız

Detaylı

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı nı sona erdiren antlaşmadır. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Şekil 1. Kasım 1922 de Lozan Konferansı

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI Eski adıyla İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) günümüzde nüfusunun çoğunluğu veya bir kısmı Müslüman olan ülkelerin üye olduğu ve üye ülkeler arasında politik, ekonomik, kültürel,

Detaylı

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Kerkük, Telafer, Kerkük...

Kerkük, Telafer, Kerkük... Kerkük, Telafer, Kerkük... P R O F. D R. Ü M İ T Ö Z D A Ğ A L A E D D İ N PA R M A K S I Z BAĞIMSIZ TÜRKMENELİ CUMHURİYETİ Kerkük Krizi ve Türkiye'nin Irak Politikası gerekçelerden vazgeçerek konuyu

Detaylı

Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler

Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler Doç Dr. Atilla SANDIKLI Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler YAYINLARI İSTANBUL 2014 Kütüphane Katolog Bilgileri: Yayın Adı: Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir?

Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir? 1)Birinci İnönü Savaşının kazanılmasından sonra halkın TBMM ye ve düzenli orduya güveni artmıştır. Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir? A)TBMM seçimlerinin yenilenmesine

Detaylı

11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi, Ankara ve Atina nın Ortaklık başvurularını kabul etti.

11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi, Ankara ve Atina nın Ortaklık başvurularını kabul etti. ARAŞTIRMA RAPORU ÖZEL ARAŞTIRMA--AVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE KRONOLOJİSİ 20/06/2005 1959 1963 1964 1966 1968 1970 1971 1972 1973 31 Temmuz: Türkiye, AET ye ortaklık için başvurdu. 11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi,

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 GELECEK İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 SARIKONAKLAR İŞ TÜRKĠYE MERKEZİ C. BLOK ĠÇĠN D.16 BÜYÜME AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE ÖNGÖRÜLERĠ 02123528795-02123528796 2025 www.turksae.com Nüfus,

Detaylı

RAPOR TPS-OIC TİCARET MÜZAKERELERİ KOMİTESİ (TMK) GÖZDEN GEÇİRME TOPLANTISI. (Ankara, 17-19 Haziran 2008)

RAPOR TPS-OIC TİCARET MÜZAKERELERİ KOMİTESİ (TMK) GÖZDEN GEÇİRME TOPLANTISI. (Ankara, 17-19 Haziran 2008) Aslı: İngilizce RAPOR TPS-OIC TİCARET MÜZAKERELERİ KOMİTESİ (TMK) GÖZDEN GEÇİRME TOPLANTISI (Ankara, 17-19 Haziran 2008) 1. TMK Gözden Geçirme Toplantısı 17-19 Haziran 2008 tarihleri arasında Ankara da

Detaylı

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 6 Kitabın Adı Türkiye de Dış Politika Editör İbrahim KALIN Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-27-3 BBaskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık

Detaylı

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, TPQ yla gerçekleştirdiği özel söyleşide Rusya ile yaşanan gerginlikten Ukrayna nın

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları 1. Almanya ve İtalya'nın; XIX. yüzyıl sonlarından itibaren İngiltere ve Fransa'ya karşı birlikte hareket etmelerinin en önemli nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilebilir? A) Siyasi birliklerini

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları - Türkiye ile Afganistan arasında 7 Kasım 1959 tarihinde Ankara'da "Kültür

Detaylı

ULUSLARARASI SURİYE SEMPOZYUMU TARİH, SİYASET VE DIŞ POLİTİKA 24-26 NİSAN ANKARA. Prof. Dr. H. Mustafa Eravcı-Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı

ULUSLARARASI SURİYE SEMPOZYUMU TARİH, SİYASET VE DIŞ POLİTİKA 24-26 NİSAN ANKARA. Prof. Dr. H. Mustafa Eravcı-Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ULUSLARARASI SURİYE SEMPOZYUMU TARİH, SİYASET VE DIŞ POLİTİKA 24-26 NİSAN ANKARA Yer: Bera Hotel, Ziya Gökalp Bulvarı No: 58 Çankaya - Ankara / Türkiye SEMPOZYUM PROGRAMI 24 NİSAN, CUMA Kayıt: 09:00-18:00

Detaylı

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Orta Doğu gezisinin son durağı Suudi Arabistan'da bulunan ABD Başkanı George W. Bush, Suudi Kralı Abdullah'la, yüksek petrol fiyatlarının ABD'yi nasıl etkilediği

Detaylı

İran'ın Irak'ın Kuzeyi'ndeki Oluşum ve Gelişmelere Yaklaşımı Kuzey Irak taki sözde yönetimin(!) Parlamentosu Kürtçü gruplar İran tarafından değil, ABD ve çıkar ortakları tarafından yardım görmektedirler.

Detaylı

Yak ndo u Medyas nda Türkiye ve AB Müktesebatlar - srail örne inde

Yak ndo u Medyas nda Türkiye ve AB Müktesebatlar - srail örne inde Yak ndo u Medyas nda Türkiye ve AB Müktesebatlar - Dr. Gil Yaron Dostumun dostu, benim en iyi dostumdur - veya İsrail gözüyle Türkiye AB Geçenlerde Tel Aviv kentinin en merkezi yeri olan Rabin Meydanı

Detaylı

ORSAM AYLIK IRAK TÜRKMENLERİ GÜNCESİ

ORSAM AYLIK IRAK TÜRKMENLERİ GÜNCESİ ORSAM AYLIK IRAK TÜRKMENLERİ GÜNCESİ Hazırlayanlar: Habib Hürmüzlü, ORSAM Danışmanı / Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı - Haziran 2012- Sayı: 14 4 Haziran 2012: Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu,

Detaylı

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri Tarihi boyunca bağımsızlığını koruyabilmiş ve Afrika Kıtası'nın Avrupa devletlerince sömürge yapılamamış tek ülkesi olan Etiyopya (Habeşistan) dünya tarihinin en eski medeniyetlerinden biri olarak biliniyor.

Detaylı

TÜRKİYE ve IRAK. I I. TARİHSEL ARKA PLAN: ABD İŞGALİNE KADAR TÜRKİYE-IRAK İLİŞKİLERİ İngiliz Ordusu, 30 Ekim 1918'de imzaladığı Mondros Mütarekesi'ne rağmen, kuzeye doğru yaptığı son bir hamle ile Musul

Detaylı

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ 1. "Azerbaycan Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi", Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Detaylı

Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları,

Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları, Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları, Ankara Forumunun beşinci toplantısını yaptığımız için çok mutluyum. Toplantıya ev sahipliği

Detaylı

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013 PINAR ÖZDEN CANKARA İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD Yüksek Lisans/MA Lisans/BA İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset

Detaylı

Araştırma Notu 15/179

Araştırma Notu 15/179 Araştırma Notu 15/179 27.03.2015 2014 ihracatını AB kurtardı Barış Soybilgen* Yönetici Özeti 2014 yılında Türkiye'nin ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 152 milyar dolardan 158 milyar dolara

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler Bilge Strateji, Cilt 7, Sayı 12, Bahar 2015, ss.17-21 Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler Yaşar ONAY* Adına Rusya denilen bu ülke, Moskova prensliğinden büyük bir imparatorluğa

Detaylı

6 Mayıs 1922 - Başkomutanlık kanunu süresinin meclisçe tekrar uzatılması. 26 Ağustos 1922 - Büyük Taarruzun başlaması

6 Mayıs 1922 - Başkomutanlık kanunu süresinin meclisçe tekrar uzatılması. 26 Ağustos 1922 - Büyük Taarruzun başlaması 6 Mayıs 1922 - Başkomutanlık kanunu süresinin meclisçe tekrar uzatılması 26 Ağustos 1922 - Büyük Taarruzun başlaması 30 Ağustos 1922 - Başkumandan meydan muharebesi 2 Eylül 1922 - Yunan orduları başkomutanı

Detaylı

Koalisyon Pazarlıkları ve Olası Hükümet Formülleri. Maliki'nin Türkiye Ziyareti ve Irak'ta Yeni Hükümet Kurma Senaryoları

Koalisyon Pazarlıkları ve Olası Hükümet Formülleri. Maliki'nin Türkiye Ziyareti ve Irak'ta Yeni Hükümet Kurma Senaryoları 7 Mart 2010 seçimleri üzerinden yaklaşık 8 ay geçmesine rağmen Irak ta henüz bir hükümet kurulabilmiş değildir. Yeni hükümet kurma çalışmalarının yoğun bir şekilde sürdüğü Ekim 21 de Başbakan Maliki nin

Detaylı

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı.

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ HAFTA 2 Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu AET nin kurulması I. AŞAMA AET de Gümrük Birliğine ulaşma İngiltere, Danimarka, İrlanda nın AET ye İspanya ve Portekiz in AET ye

Detaylı

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları,

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Bugün, ulusal savunmamızın güvencesi ve bölge barışı için en önemli denge ve istikrâr unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetleri nin etkinliğini ve

Detaylı

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER 20. yy.da meydana gelen I. ve II. Dünya Savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirmiş ve telafisi imkânsız büyük maddi zararlar meydana gelmiştir. Bu olumsuz durumun

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

(Resmî Gazete ile yayımı: 11.12.1992 Sayı : 21432 Mükerrer)

(Resmî Gazete ile yayımı: 11.12.1992 Sayı : 21432 Mükerrer) 25 Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 Sayılı Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun (Resmî Gazete ile yayımı:

Detaylı

Kuzey Irak'a harekat

Kuzey Irak'a harekat Kuzey Irak'a harekat Asker terörü engellemek için yeniden Irak'a girdi. Irak'ın kuzeyinde istihbarat uçuçu yapan insansız uçaklar bugün hareketli PKK gruplarını tespit etti. Türk Silahlı Kuvvetleri Zap

Detaylı

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR Prof. Dr. Ýlter TURAN 63 TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR GÝRÝÞ Prof. Dr. Ýlter TURAN Türk-Rus iliþkileri tarih boyunca rekabetçi bir zeminde geliþmiþ,

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

ABD-İSRAİL-İRAN-TÜRKİYE; ORTADOĞU DA DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ EYLÜL 2009

ABD-İSRAİL-İRAN-TÜRKİYE; ORTADOĞU DA DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ EYLÜL 2009 DIŞ POLİTİKA ABD-İSRAİL-İRAN-TÜRKİYE; ORTADOĞU DA DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ EYLÜL 2009 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com ABD NİN ÇOK TARAFLI

Detaylı

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU DAĞLIK KARABAĞ SORUNU DAR ALANDA BÜYÜK OYUN ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU Avrasya Araştırmaları Merkezi USAK RAPOR NO: 11-07 Yrd. Doç. Dr. Dilek M. Turgut Karal Demirtepe Editör Eylül 2011

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir Yalnız z ufku görmek g kafi değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir 1 Günümüz bilgi çağıdır. Bilgisiz mücadele mümkün değildir. 2 Türkiye nin Jeopolitiği ; Yani Yerinin Önemi, Gücünü, Hedeflerini

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler

Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler Oğuzhan KAYA TKHK Kaynak Geliştirme Daire Başkanlığı khk.kaynakgelistirme@saglik.gov.tr www.tkhk.gov.tr Slayt1/28 Bakanlığımızın 2013-2017

Detaylı

Başkent, Nüfus ve Cografiyasi

Başkent, Nüfus ve Cografiyasi Fas Morocco Başkent, Nüfus ve Cografiyasi Fas (Arabça: Elالمغرب Mağrip), resmî olarak Fas Krallığı Kuzey Afrikada yaklaşık olarak 35 milyon nüfusa ve 710,850 km 2 yüzölçüme sahip bir ülkedir. Başkenti

Detaylı

Türkiye'de "Decentralization" Süreci

Türkiye'de Decentralization Süreci Türkiye'de "Decentralization" Süreci 30 Nisan 2013 Bahçeşehir Üniversitesi İlker Girit Ahmet Ketancı Türkiye'de "Decentralization" Süreci Decentralization Prensipleri Türkiye deki Tarihi Süreç Türkiye

Detaylı

Ortadoğu birliğine doğru ilk adım mı?

Ortadoğu birliğine doğru ilk adım mı? 1/5 ページ Ortadoğu birliğine doğru ilk adım mı? Ekonomi / 10/06/2010 Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Suriye arasında ortak bir deklarasyon imzalandı. Dört ülke arasında ticaret, gümrük, tarım, sağlık, ve enerji

Detaylı

Türkiye 1991 den sonra İsrail ile ilişkilerinde genelde İsrail in en çok sorun yaşadığı Filistin

Türkiye 1991 den sonra İsrail ile ilişkilerinde genelde İsrail in en çok sorun yaşadığı Filistin İsrail, Siyonizm denilen uluslararası Yahudileri destekleme siyasi hareketiyle yani, İkinci Dünya Savaş ında büyük bir katliamla karşı karşıya kalan Yahudilerin, Filistin de yaşayan Arapları yerlerinden

Detaylı

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM) KURULUŞ RAPORLARI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM) Kuruluş adı Birleşmiş Milletler (BM) Kuruluş Tarihi 1945 Merkezi New York (ABD) Üye ülke sayısı 192 Genel Sekreter Ban Ki-mun Genel Bilgiler Dünya barışı ve sosyal

Detaylı

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI?

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI? DIŞ POLİTİKA TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI? HAZİRAN 2011 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ

Detaylı

BÖLGESEL SORUNLAR ve TÜRKİYE

BÖLGESEL SORUNLAR ve TÜRKİYE BÖLGESEL SORUNLAR ve TÜRKİYE Editörler: Atilla SANDIKLI Erdem KAYA İSTANBUL 2016 YAYINLARI I Editörler: Prof. Dr. Atilla SANDIKLI, Erdem KAYA Kapak ve İç Tasarım: Sertaç DURMAZ Mecidiyeköy Yolu Caddesi

Detaylı

KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER

KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER DOĞU VE GÜNEY CEPHELERİ KURTULUŞ SAVAŞI DOĞU VE GÜNEY CEPHESİ DOĞU CEPHESİ Ermeniler XIX. Yy`a kadar Osmanlı topraklarında huzur içinde yaşadılar, devletin çeşitli kademelerinde

Detaylı

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ,

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, Araştırma grubumuza destek amacıyla 2000-2015 seneleri arasındaki konuları içeren bir ARŞİV DVD si çıkardık. Bu ARŞİV ve VİDEO DVD lerini aldığınız takdirde daha önce takip edemediğiniz

Detaylı

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 VİZYON BELGESİ(TASLAK) ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 (03-05 Aralık 2015, İstanbul) BÖLÜM 1 Nükleer Güç Programı (NGP) Geliştirilmesinde Önemli Ulusal Politika Adımları Temel

Detaylı

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı,

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı, Türkiye nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı nın Geliştirilmesi Projesi nin Açılış Toplantısında Ulrika Richardson-Golinski a.i. Tarafından Yapılan Açılış Konuşması 3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI

AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI AVRUPA BİRLİĞİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI Hazırlayan: Ömer Faruk Altıntaş Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Daire Başkanı ANKARA 5 Nisan 2007 Birincil Kurucu Antlaşmalar Yazılı kaynaklar

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ VE DIŞ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

AVRUPA BİRLİĞİ VE DIŞ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ VE DIŞ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ VE DIŞ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İKİLİ İLİŞKİLER VE PROTOKOL DAİRE BAŞKANLIĞI İKİLİ İLİŞKİLER VE PROTOKOL DAİRE BAŞKANLIĞI İKİLİ İLİŞKİLER

Detaylı

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8 1/11 ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor 1. Batıya Erken Açılan Kent Selanik 1.Atatürk ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder. 2. Mustafa Kemal Okulda

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

II- ÖNCELİKLERİN TANIMLARI VE ÖNCELİKLER ÇERÇEVESİNDE AB MEVZUATINA UYUM, UYGULAMAYA YÖNELİK KURUMSAL YAPILANMA VE FİNANSMAN TABLOLARI

II- ÖNCELİKLERİN TANIMLARI VE ÖNCELİKLER ÇERÇEVESİNDE AB MEVZUATINA UYUM, UYGULAMAYA YÖNELİK KURUMSAL YAPILANMA VE FİNANSMAN TABLOLARI 26- DIŞ İLİŞKİLER I- ÖNCELİKLER LİSTESİ ÖNCELİK 26.1 Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi ÖNCELİK 26.2 Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) ÖNCELİK 26.3 Çift Kullanımlı Mallar II- ÖNCELİKLERİN TANIMLARI VE

Detaylı

İRAN İSLAM CUMHURİYETİ BIE DELEGESİNİN ODAMIZI ZİYARETİ

İRAN İSLAM CUMHURİYETİ BIE DELEGESİNİN ODAMIZI ZİYARETİ İRAN İSLAM CUMHURİYETİ BIE DELEGESİNİN ODAMIZI ZİYARETİ İran BIE Delegesi Mr. Kazem Akbarpour, 16 Mayıs 2012 tarihinde Odamızı ziyaret etmiş, heyeti Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ve Meclis Başkanı

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

Uluslararası 15. MÜSİAD Fuarı ve 18. IBF Kongresi Lansmanı 03.06.2014. Yazın başlangıcını hissetmeye başladığımız Haziran ayının bu ilk

Uluslararası 15. MÜSİAD Fuarı ve 18. IBF Kongresi Lansmanı 03.06.2014. Yazın başlangıcını hissetmeye başladığımız Haziran ayının bu ilk Uluslararası 15. MÜSİAD Fuarı ve 18. IBF Kongresi Lansmanı Değerli Basın Mensupları, 03.06.2014 Yazın başlangıcını hissetmeye başladığımız Haziran ayının bu ilk günlerinde, size, Türk insanının aklından,

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

30.06.2014 Pazartesi Basın Gündemi

30.06.2014 Pazartesi Basın Gündemi 30.06.2014 Pazartesi Basın Gündemi Prof. Dr. Hayrettin Usul Açıklaması İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Cihannüma Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi,Ortadoğu daki son gelişmeleri değerlendirdi.

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ

AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ Hazırlayan: Berna Özşar Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği AB, Mevzuat ve Projeler Birimi Uzmanı AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ TSRŞB Yayın

Detaylı

www.salthukuk.com facebook.com/salthukuk twitter.com/salt_hukuk 1 İçindekiler Milletlerarası Hukuk Çift-İ.Ö. 2. Dönem - Part 5 Pratik - 1 2-10

www.salthukuk.com facebook.com/salthukuk twitter.com/salt_hukuk 1 İçindekiler Milletlerarası Hukuk Çift-İ.Ö. 2. Dönem - Part 5 Pratik - 1 2-10 www.salthukuk.com facebook.com/salthukuk twitter.com/salt_hukuk 1 İçindekiler Milletlerarası Hukuk Çift-İ.Ö. 2. Dönem - Part 5 Konu sayfa Pratik - 1 2-10 1 www.salthukuk.com facebook.com/salthukuk twitter.com/salt_hukuk

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

SIRA SAYISI: 679 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SIRA SAYISI: 679 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ YASAMA DÖNEMİ YASAMA YILI 24 5 SIRA SAYISI: 679 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Üçüncü Taraf Maliyet Paylaşımı Anlaşmasının

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - İtalya İlişkileri: Fırsatlar ve Güçlükler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

TBMM (S. Sayısı: 674)

TBMM (S. Sayısı: 674) Dönem: 23 Yasama Yılı: 5 TBMM (S. Sayısı: 674) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk- Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma

Detaylı

ANKARA FORUM (Bilgi Notu)

ANKARA FORUM (Bilgi Notu) ANKARA FORUM (Bilgi Notu) 21 Aralık 2010 Kronoloji (1) 19-20 Kasım 2003 M. Rifat Hisarcıklıoğlu, İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert ve Filistin Başbakanı Ahmet Kurey ile Filistin Odalar Birliği Başkanıyla

Detaylı

KÜRT SİYASETİNDE TARİHİ FIRSAT SÖYLEMİ VE ANALİZİ MAYIS 2009

KÜRT SİYASETİNDE TARİHİ FIRSAT SÖYLEMİ VE ANALİZİ MAYIS 2009 İÇ POLİTİKA KÜRT SİYASETİNDE TARİHİ FIRSAT SÖYLEMİ VE ANALİZİ MAYIS 2009 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com KÜRT SİYASETİNDE TARİHİ FIRSAT

Detaylı

Türkiye - Suriye Ortak Ulaştırma Komisyon Toplantısı Mutabakat Zaptı'nın Onaylanması Hakkında Karar Karar Sayısı: 2001/2693. Bakanlar Kurulundan

Türkiye - Suriye Ortak Ulaştırma Komisyon Toplantısı Mutabakat Zaptı'nın Onaylanması Hakkında Karar Karar Sayısı: 2001/2693. Bakanlar Kurulundan 01.08.2001 Çarşamba Sayı: 24480 (Asıl) YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ Milletlerarası Andlaşmalar Türkiye - Suriye Ortak Ulaştırma Komisyon Toplantısı Mutabakat Zaptı'nın Onaylanması Hakkında Karar Karar Sayısı:

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde devlet yöneticileri, parçalanmayı önlemek için ortak haklara sahip Osmanlı toplumu oluşturmak için Osmanlıcılık fikrini

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU 18-20 Haziran 2009 İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ 1 İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi 57 ülkeye yönelik düzenlenen İslam Ülkelerinde Mesleki ve Teknik Eğitim Kongresi 18-20 Haziran

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

TARIM ALANINDAKİ ANLAŞMA VE PROTOKOLLER 1. TARIM ALANINDA TEKNİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMALARI 2. HAYVAN SAĞLIĞI ANLAŞMALARI 3. BİTKİ SAĞLIĞI ANLAŞMALARI

TARIM ALANINDAKİ ANLAŞMA VE PROTOKOLLER 1. TARIM ALANINDA TEKNİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMALARI 2. HAYVAN SAĞLIĞI ANLAŞMALARI 3. BİTKİ SAĞLIĞI ANLAŞMALARI TARIM ALANINDAKİ ANLAŞMA VE PROTOKOLLER 1. TARIM ALANINDA TEKNİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMALARI 2. HAYVAN SAĞLIĞI ANLAŞMALARI 3. BİTKİ SAĞLIĞI ANLAŞMALARI 4. BALIKÇILIK ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMALARI 5. DİĞER ANLAŞMALAR

Detaylı

USTAD Tahlil Nisan-2011

USTAD Tahlil Nisan-2011 Meydana Dökülme ve Öfke Bahreyn de 14 Şubat hareketi USTAD Tahlil Nisan-2011 Çalışma No:5 Nisan 2011 Mardin -TURKEY ÖZET: Bahreyn e Bahreyn den penceresinden baktığınızda, onu diğer ülkelerden ayıran önemli

Detaylı

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Demokrasi konusunda hep Batı demokrasilerini örnek gösterir ve bu ülkelerde demokrasinin gerçekten işler olduğundan sözederiz.

Detaylı

İÇİNDEKİLER. ÖN SÖZ...i GİRİŞ...1. Birinci Bölüm MİLLETLERARASI ÖRGÜT TEORİSİ

İÇİNDEKİLER. ÖN SÖZ...i GİRİŞ...1. Birinci Bölüm MİLLETLERARASI ÖRGÜT TEORİSİ İÇİNDEKİLER ÖN SÖZ...i GİRİŞ...1 Birinci Bölüm MİLLETLERARASI ÖRGÜT TEORİSİ I. MİLLETLERARASI ÖRGÜTLERİN DOĞUŞ NEDENLERİ...3 II. MİLLETLERARASI ÖRGÜTLERİN AMAÇLARI...5 III. MİLLETLERARASI ÖRGÜTLER VE ULUSLARARASI

Detaylı