Dinî Ýlimler ve Kültür Dergisi YIL: 26 SAYI: 103 OCAK - ŞUBAT - MART 2014 / /1

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Dinî Ýlimler ve Kültür Dergisi YIL: 26 SAYI: 103 OCAK - ŞUBAT - MART 2014 / 106702-2014/1 www.yeniumit.com.tr"

Transkript

1 FİYATI: 8.50 TL Dinî Ýlimler ve Kültür Dergisi YIL: 26 SAYI: 103 OCAK - ŞUBAT - MART 2014 / /1 O'nun için yaratılmıştı kevn ü mekânlar, Bu muammayı ancak onu tanıyan anlar; Anlayamaz onu katiyyen bulanık efkâr, Anlayan anlayıp koştu O'nun iklimine. Kaos, İmtihan ve Ümit Cami ve Cemevi İlâhî Dinlerin Gayesi Gönüllerin Fethi Okçular Tepesi Anne Sütü - Süt Bankaları

2 YENi ÜMiT Başyazı Ocak / Şubat / Mart Sayı 103 Kaos, İmtihan ve Ümit Günümüzde hâdiseler, sırf dış yüzleri itibarıyla değerlendirilmekte; sürekli korku, telâş, endişe ve ürperten bir belirsizlik var olup biten her işte. Niyetler olabildiğine karanlık, söz ve davranışlar aldatıcı, emeller hırsların güdümünde ve şu koca dünya fevkalâde hassas dengeler üzerindeki o iğreti duruşuyla birkaç macerapereste emanet. Kimin ne yaptığı, ne yapacağı belli değil; arzular başka, sözler-vaatler başka; aldatan aldatana. Kimse inanmasa 2 YENI ÜMIT DERGISI

3 Bazen öyle ilâhî iş ve faaliyetler oluyor ki, dış yüzleri itibarıyla insan onlarda hiçbir güzellik göremiyor; ama, iç yüzleri ve neticeleri itibarıyla bunlar o kadar yerinde ve nefistirler ki, bunu böyle görüp sezebilenler, ah-of yerine, Dahası olamaz. deyip hayranlık izhar ediyorlar. da, öldürenler ve ezenler bir sürü bahane uydurabiliyor; mazlum ve mağdurlar ise olup biten şeylerden bütün bütün habersiz. Ölene şehit diyorlar, kalana da gazi. Aslında bunlarla teselli olmak için de imana ihtiyaç var. Böyle bir desteği olmayanlar da ödüllerle, madalyalarla avutuluyor. Her yanda yürekler tıpkı kamış kalemler gibi cızır cızır.. ve cızırdayan bu kalemler, kan rengindeki mürekkepleriyle tarihin en kirli sayfalarından birine ne utandıran notlar düşüyor: Her tarafta toz-duman, her bucakta kan, irin ve gözyaşı. Gövdeler canlara kalkan, canlar yaşama heyecanı ve ölüm hafakanıyla tir tir.. ezenler kan kokusu almış köpekbalıkları gibi av peşinde; her gördüğüne saldırıyor ve herkese diş gösteriyor. Mazlumlar-mağdurlar ise, sürekli şaşkınlık içinde ve beyhude eforların yorgunu. Her yanda kurt ulumaları, çakal sesleri; bu seslere açık sinelerde ise çaresizlik iniltileri. Hayattan kâm almak şöyle dursun, dört bir yandan gelip ruhlara çarpan acı haberlerle yığınlar sürekli tedirginlik içinde. Umumî atmosfer bugünkü insanların yüzleri gibi simsiyah; hâdiseler de tıpkı onların kafaları gibi hep sisli-dumanlı.. ne yaşamanın hakkı verilebiliyor, ne de hayat kendi derinlikleriyle duyulabiliyor.. sürekli emel, elem arası gel-gitler yaşanıyor, insanlar da her an ayrı bir acı ve ızdırapla ölüp ölüp diriliyorlar. Yer yer hâllerinden şikâyet ettikleri de oluyor; ama, o da musibeti ikileştirmeden başka bir şeye yaramıyor. Hemen her zaman ayrı bir düşünce kayması ve bakış inhirafı içindeler; içindeler ve öyle derin bir gaflet yaşıyorlar ki, ihtimal sûr sesiyle dahi uyanmayacak gibiler... Bunların yanında, gözleri fizik ötesi âlemlere açık, başları mumlar gibi önlerinde ve gönüllerinden kopup gelen çığlıklarla Hakk a arz-ı hâl edenlerin sayısı da az değil. İmanları sağlam, ümitleri pek, her işlerini hesaba bağlı götüren, hesapları da tam bu insanlar, hâdiselerin sadece dış yüzlerine bakarak ve her şeyi hâle sıkıştırarak değil; varlığı, varlık içinde de kendilerini doğru okuyarak, doğru yorumlayarak onları maddîmânevî bütün derinlikleriyle ve bir küll halinde mütalaa ediyor; çirkin gibi görülen şeylerin arkasındaki güzellikleri de seziyor; ızdıraplara terettüp eden ledünnî zevkleri duyuyor ve sürekli musibet kâselerinden kevserler yudumluyorlar. Aslında, nâhoş görünen her ilâhî icraatın gizli bir kısım güzel yanları da var; evet bazen öyle ilâhî iş ve faaliyetler oluyor ki, dış yüzleri itibarıyla insan onlarda hiçbir güzellik göremiyor; ama, iç yüzleri, neticeleri ve herkese, her şeye bakan farklı yanları itibarıyla bunlar o kadar yerinde ve nefistirler ki, bunu böyle görüp sezebilenler, ah-of yerine, Dahası olamaz. deyip hayranlık izhar ediyorlar. Evet, karın-kışın bağırlarında baharları beslemeleri, rüz gâr la rın çok geniş alanlı aşılama fonksiyonları, yeryüzündeki değişik tebeddül ve tagayyürlerle yeni yeni güzel manzarala rın oluşması ve bize vahşice görünen pek çok hâdisenin, eko sis tem açısından getirdikleri o kadar güzeldir ki, duyup sezen ler için bunlara hayran olmamak mümkün değildir; değildir ve bunların hemen hepsi de mükemmel, yerinde ve fevkalâde gü zeldirler; ama her şeyin, kendi heva ve heveslerine göre cere yan etmesini isteyenlere bunları anlatmak çok zor olsa gerek... Gökte ve yerde ne varsa hepsinin, ilmî bir programa göre Yaratan ın meşîetine bağlı cereyan ettiğini sezip anlayanlar, her şeyi daha farklı görür ve daha farklı değerlendirirler. Onların ufkunda guruplar tulû televvünlü, felaketler saadet renkli, elemler muvaffakiyet edalı, elde olmayan mazlumiyet ve mağduriyetler de müstakbel mutlulukların vesilesidir. Onlar, hâdiselerin o ekşi çehrelerinden daha çok gülen yüzüne bakar ve olayların acı yanları yanında tatlı taraflarını da görmeye çalışırlar. Dolayısıyla da, onların o aydınlık dimağlarında, yerinde toprak altın kesilir; zehir, şekerşerbet olur; tipi-boran rahmet rengine bürünür; elemler emellerin koridorları hâline gelir ve ızdıraplar da birer doğum sancısına dönüşür. Hatta umumî ölümler ve geniş alanlı musibetler onların nazarında birer yeni bahar mesajı gibidirler. Onlar, ağaçlar üzerindeki kurumuş dalların budanmasına, taze filizlere yol açma nazarıyla bakarlar.. ve saygıyla karşılarlar kaderden gelen kesip biçmeleri. Dahası, olup bitenleri ettiklerine ceza, kadere rıza, günahlarına kefaret ve yeni bir kısım Hak inayetlerine çağrı mevsimi, teveccüh vesilesi sayar ve her zaman Allah karşısında iki büklüm olurlar; olur, belâ ve musibetlerle yüz yüze geldiklerinde hep dimdik durmasını bilirler. Zaten onlar bu dünyaya, herhangi bir rüzgârla sürüklenip gelmediklerinin şu- YENI ÜMIT DERGISI 3

4 Şimdilerde bize, geceleri hep seher kuşları gibi inleyip durmak ve âh u enînlerle gök kapılarını zorlamak düşüyor. Kim bilir belki de, toplarla, tüfeklerle çözülemeyen problemler hiç umulmadık şekilde bir gün gözyaşlarıyla ve Hakk a yakarışlarla çözülecektir. urundadırlar ve en şiddetli fırtınalarla savrulup gitmeyecek kadar da konumlarının hakkını verme adına sabit-kademdirler. Öyle bir duruşları vardır ki, ne harp ü darp ne de kıyamete denk hâdiseler onları Allah ın sıyanetiyle asla yerlerinden kımıldatamaz. Şerler, böylelerinin atmosferinde hayır rengini alır; ızdı rap ve acılar da onların saflaşıp özlerine ermelerini netice verir. Havaların kararması, ortamın yaşanmaz hâle gelmesi onların gerilimlerini artırarak daha bir teyakkuza sevk eder. Zalimlerin zulmü, müstebitlerin ardı arkası kesilmeyen dayatmaları, aleyhlerinde komploları komploların takip etmesi ve bir ölçüde sebeplerin sukûtuyla çarelerin bütün bütün bitmesi onları daha bir yürekten Çaresizler Çaresi ne yönlendirir ve kendi kendilerine: Nâçâr kaldığın yerde / Nâgâh açar ol perde / Derman olur her derde (İ. Hakkı) der; her şeyi daha iyi okur, daha iyi değerlendirir ve kaybetmeler kuşağında iç içe kazançlar yaşarlar. Yıllar var bizler, hep bu anlayışa sadık kalmaya çalıştık: Fitne ve fesada karşı koymak şiarımız oldu. Milletin selâmeti adına, tecavüzlere, tasallutlara ses çıkarmadan fenalıkları sürekli iyiliklerle savmaya uğraştık. Bize zulmedenlere, akla-hayale gelmedik komplolar kuranlara tek bir sözle olsun mukabelede bulunmadık. İftira ve tezvire kilitlenmiş olanlara dahi bir kerecik olsun Allah onları kahretsin. demedik. Dünya peşinde koşmayı, sâfiyane Allah yolunda bulunma ile telif edemediğimizden, O nun rızasına bağlılık içinde îlâ-yı hak mecburi seçeneğimiz oldu. Yürüdüğümüz yolda hep başkaları için yürüdük ve her zaman onları yaşatma mülâhazaları, yaşama arzularımızın önünde bulundu. İnanmış ve sevgiyle atan sinelere refakatin dışında dünyevî zevk, lezzet adına bir şey duyup tatmadık. Dünyaya ait büyük-küçük herhangi bir talebimiz olmadığı gibi, dünyevî sayılan yanları itibarıyla siyaset dahil her şeye karşı bilerek mesafeli durmaya fevkalâde gayret gösterdik. Saf Allah hoşnutluğunu bulandırır ve Rabbimizle kulluk münasebetlerimizi zedeler mülâhazasıyla makam, mansıp düşüncelerini kalbî ve ruhî hayatımız adına birer kirlenme sayarak bu tür arzu ve beklentilerden hep uzak durduk. Evet biz, tâ baştan itibaren hep böyle davrandık; ama, insanları kendilerine medyun edip bu medyuniyeti de bir koz gibi kullanmak isteyen bazı çevreler, ayrıca her güzel şeyi kendilerine mal etme peşinde koşup duran ve müspet hiçbir hizmetleri olmadığı hâlde her olumlu işin önünde görünmek isteyen hasta bir kısım mütegallip zorbalar, aslında meziyet sayılan bazı millî faaliyetlere ve onların temsilcilerine karşı ma şerî vicdan evet dese de iftira, isnat ve her türlü tezvire başvurmadan geri kalmadılar. Bu tür hareket etmekle onurumuzu kırmak, ma şerî vicdan nezdinde bizi ademe mahkûm etmek istediler. Böyle davrananların sayısı belki azdı; ama, yapılanların keyfiyet ve temâdîsi oldukça ürperticiydi. Bunların hemen hepsi de onur kırıcı şeylerdi ve iffetli yaşamış insanları fevkalâde rencide edecek mahiyetteydi. Ne var ki, kendini milletine adamış bir mü min için bunlar mutlaka ve mutlaka katlanılması gerekli olan şeylerdendi. Bu itibarla da bana göre, gönül erleri, geçmişte olduğu gibi gelecekte de olması muhtemel bu kabîl densizlikleri gülerek karşılamalı; Hoştur bana Senden gelen / Ya hil at ü yahut kefen / Ya taze gül yahut diken / Lütfun da hoş, kahrın da hoş. demeli ve her zaman dimdik durmalıdırlar. Bizim için önemli olan, milletimiz ve onun onurudur. Eğer millet derbeder, kitleler fakr u zaruret içinde inliyor, toplum tefrikaya yenik, yığınlar birbirini yiyor ve haramiliğe prim verilip şekavet de alkışlanıyorsa, işte o zaman bize oturup ağlamak düşer.. evet, kendini milletine adamış hasbî bir ruh, şahsı veya yakınlarının maruz kaldığı tecavüzler, tahkirler karşısında değil, dinine, diyanetine, mukaddes değerlerine dokunulduğu zaman hafakanlara girer; bir itfaiyeci edasıyla çare der, sağa-sola koşar ve gözü başka bir şey görmeyen sevdalılar gibi gerekirse her şeyini feda eder; feda eder de, kat iyen millî ve dinî değerlerine toz kondurmaz. Yürüdüğü yol mazlumların, mağdurların yolu olmuş; ömür boyu hep çile çekmiş ve dünya zevki namına hiçbir şey tatmamış; sürgün yaşamış, zindanlarda çürümeye terk edilmiş; değişik baskılarla sürekli preslenmiş; her zaman bir haydut ve şaki muamelesi görmüş... Önemsemez bunların hiçbirini; önemsemek bir yana, böyle şeyleri düşünmeyi bile düşünce adına israf kabul eder ve oturur kalkar milletin problemlerine çözüm bulmaya çalışır. Zulme maruz kalır, haksızlığa uğrar; ama o, ne zalimi görür ne de gadredenler üzerinde durur; hâlini 4 YENI ÜMIT DERGISI

5 her şeyi bilen Allâmü l-guyûb a havale eder ve yürür Hak rızası hedefli yoluna. Yürüdüğü yolda musibetlerin biri gider, diğeri gelir ve belâlar da sağanak sağanaktır tepesinde. Ne var ki, o bütün bunları, Hak la münasebetleri açısından kendi kusur ve eksikliklerine verir; maruz kaldığı bu şeylerin, günahlarına kefaret olacağını düşünür; kısmen de olsa hatalarından arındığı/arınacağı ümidiyle acı çekerken dahi sevinir; dahası, olup biten bu şeylerin bir kısım sürpriz sonuçları olabileceği mülâhazasıyla da içinde bulunduğu o ızdırap karelerini ve bunların bütününden hâsıl olan gâile ve bâdireler silsilesini Cennet yolunun yokuşları gibi algılar; başkalarının âh u vâh ettiği en canhıraş durumlarda bile sürekli şükranla gürler ve Bırak bîçâre feryadı belâdan, kıl tevekkül; zira feryat, belâ-ender, hata-ender belâdır bil / Belâ vereni buldunsa eğer, safâ-ender, vefa-ender, atâ-ender belâdır bil /...Cihan dolusu belâ başında varken ne bağırırsın küçük bir belâdan, gel tevekkül kıl / Tevekkül ile belâ yüzüne gül, tâ o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül. 1 der kendini sorgular. Zulümden zulme koşanlar, hayatlarını kin, nefret, iğbirar ve intikam hisleriyle karartanlar kararta dursunlar; o, kendi gibi hareket eder; gayzları mülâyemetle savmaya çalışır; en insafsızca tecavüzleri gülücüklerle tesirsiz hâle getirir; yılmadan, usanmadan hep insanca tavırlar sergiler; her şeye rağmen başına gelenleri de, istihkakına binaen rahmetin yol verdiği kaderin adaletine bağlayarak rıza ile karşılar; karşılar ve hemen toparlanır, kendine gelir, yanlışlarını görmeye çalışır ve bir kere daha yaşama düzenini hüsn ü âkıbete göre plânlayarak yürür Hak hoşnutluğuna. Başa gelenlerin gerçek sebeplerini keşfedemeyenlere gelince; onlar, yer yer çevrelerinde suçlu arar, zaman zaman kadere taşlar atar; varsa Hak la bir parçacık münasebetleri onu da zedeler ve yanlışla oturur, yanlışla kalkarlar.. derken yeni yeni hatalarla daha değişik zulümlere de davetiyeler çıkarırlar. Fertler için söz konusu olan bütün bu hususlar, aynıyla toplumlar için de vâki ve vârittir: Bugün yeryüzünde zulümleri zulümler takip ediyor; güçlüler güçsüzleri eziyor; kuvveti elinde bulunduranlar, kimsenin gözünün yaşına bakmadan önüne gelen herkese saldırıyor. Bu kabîl saldırı ve tecavüzler esnasında bir sürü masum gadre uğruyor; bir sürü insan ölüyor veya esarete dûçâr oluyor ve bütün bu hâdiseler, dış yüzleri itibarıyla yürekleri kanatacak mahiyette cereyan ediyor. Ne var ki, kader açısından bakınca mesele hiç de öyle değil; biz, bazen şöyle-böyle üzülebiliriz; ama, her şeyde kaderin adaletinin olduğu da bir gerçek: Bir kere her şeyden evvel, dünkü zalimler bugün zulümlerinin cezasını çekiyor, mazlumlar ve onların yakınları da ebedî saadet inancıyla serinliyor ve teselli oluyorlar. Evet, bugüne kadar o zalimler, önlerine gelen herkesi eziyor, kendileri gibi düşünmeyenlere kan kusturuyor ve ettiklerinin bir gün gayretullaha dokunacağını hiç mi hiç düşünmüyorlardı. Ezilip horlananlarsa, hiçbir şey yapamama hafakanlarını, sadece onları Allah a havale etmekle yatıştırmaya çalışıyorlardı. Yıllar hep böyle Muharrem gibi geçti; gözyaşları da Revân Nehri gibi çağlayıp durdu.. derken yapılanlar ilâhî izzete dokundu ve Allah zulmedeni de, zulmü alkışlayıp zalimi seveni de, haksızlıklar karşısında sessiz kalanı da toptan tedip etti/ediyor ve edecektir de. Atalarımız Zulüm ile âbâd olanın âhiri berbat olur. demişlerdir ki tarih bunun yüzlerce misaliyle mâlemâldir. Dahası, iğneden ipliğe her şeyin hesabının sorulacağı bir gün var ki, o gün vay hâline o zalimlerin..! Biz, şimdi her şeyi Sahibine havale ederek bir kere daha: Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah ı var, Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk ın divanı var. deyip geçelim. Allah dünkü zalimleri bugün cezalandırdığı gibi, günümüzün gaddarlarını da çok yakın bir gelecekte mutlaka tecziye edecektir. Bugün, şahlar, şehinşahlar gibi yaşayanlar, günü gelince sürekli ızdırapla kıvranacak ve sefalet içinde yutkunup duracaklardır. Bu dünya, var olduğu günden beri her zaman yarısı ışık, yarısı da karanlık olagelmiştir. Bugün karanlık yaşayanlar, yakın bir gelecekte eğer iradelerine emanet edilen dinamikleri iyi kullanırlarsa aydınlıklara yürüyecek, içinde bulundukları zamanı günahlarıyla kirletenler de karanlıklara yuvarlanacaklardır. Şimdilerde bize, geceleri hep seher kuşları gibi inleyip durmak ve âh u enînlerle gök kapılarını zorlamak düşüyor. Kim bilir belki de, toplarla, tüfeklerle çözülemeyen problemler hiç umulmadık şekilde bir gün gözyaşlarıyla ve Hakk a yakarışlarla çözülecektir. Aksine eğer bir an evvel kendimize dönüp, kendi değerlerimizi, kendi dinamiklerimizi harekete geçirmezsek, daha uzun süre mahrumiyetler içinde kıvranıp durmamız kaçınılmaz olacaktır. Evet, bugün kendini rahata salanlar şimdilerin miskinleri, yarınların da zelilleri olmaya mahkûmdurlar. Ömürlerini hissiz ve hareketsiz geçirenler, çevrelerinde ölüm sûrları ötmeye başlayınca çaresizlikle hep şaşkınlık yaşayacaklardır; yaşayacaklardır ama, yaz ve bahardaki fırsatları fevt edenler, kışta âh u vâh etmiş ve nedamet duymuşlar neye yarar ki..! İnsan, bugününü, gelecekte keşke keşke demeyecek şekilde değerlendirmeli ve yarınlarını karartmamaya çalışmalıdır. DIPNOT 1. Bediüzzaman, Mektubat s (Altıncı Mektup). YENI ÜMIT DERGISI 5

6 YENi ÜMiT Prof. Dr. Suat YILDIRIM* Ocak / Şubat / Mart Sayı 103 Mabed, insan rûhuna seslenen müphem bir lisan, gönülleri kendine çeken büyüleyici bir beyan ve sessiz duruşu içinde, Yüce Hakikat adına her dille birşeyler anlatan bir sırlı tercümandır. CAMİ VE CEMEVİ Ankara nın Mamak ilçesinde 8 Eylül 2013 günü cami ile cemevinin aynı avluda yer alacağı bir külliyenin yapımına başlandı. Aynı kapıdan girilecek külliye ayrıca konferans salonu, aşevi, maddi imkânı az çocuklar için etüt merkezi, misafirhane ve cenaze hizmetleri için gasilhâne de ihtiva edecek. Finansman Sünni ve Alevi iş adamlarınca sağlanacak. Cami ile cemevinin yan yana bulunmasının tarihimizde de örnekleri var. Geçmişte mezhep farklılığı bu iki grup arasında derinleşmiş. İletişimsizlik, ön yargılar sebebiyle hassasiyetler artmış. Genel nüfus içinde daha küçük nispet teşkil eden Aleviler devlet ve kısmen Sünni gruplar tarafından ötekileştirilmiş, kırsal kesimde yaşayıp kimliğini saklama zorunda kalmışlar. Son dönemdeki şehirleşme sürecinde özgürlük, eşitlik özlemlerini bir patlama şeklinde ifade etmeye başladılar. Bu da ülke çapında gerginliklere yol açtı. Kolayca provoke edilebilen bu ayrıştırma girişimleri, 1970 li yıllardan beri artarak ilerledi. Türkiye yi karıştırmak isteyenler Alevi hassasiyetini kaşıyıp durmaktalar. Suriye de 2011 de başlayan rejim krizinden beslenen ve hâlen devam eden savaş sebebiyle Afganistan dan, Pakistan dan, Irak tan, Suriye den Avrupa ülkelerindeki Müslüman kolonilere kadar bütün İslâm dünyası bir mezhep savaşına itilme tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye ye sığınan Suriyeli mültecilerin bazı sıkıntılarını, 2013 Haziran ında İstanbul da patlak veren gezi olayları gibi bazı içtimâî rahatsızlıkları mezhep çatışmasına dönüştürme planları görünür hâle geldi. Şimdiye kadar çatışma boyutunda bir hâdise olmadığı için Allah a şükrediyoruz. Cem Vakfı Başkanı Sayın Prof. Dr. İzzettin Doğan ın 7 Kasım 2013 günü bir Tv programında açıkça beyan ettiği gibi bu konu, Türkiye nin bir inanç meselesi olmaktan öte, bir millî güvenlik meselesidir. Ülkemizdeki ilgililer sahip çıkmazsa bu işe girmek isteyen dış güçler beklemededir. Dünyanın siyasal konjonktürü de buna müsaittir. İzzettin Doğan konunun hükümet yetkililerine sunulduğunu, Alevi çalıştayının başlatıldığını, ancak açılımdan henüz somut bir neticenin ortaya çıkmadığını söyledi. Sadece din kültürü ders müfredatına Alevilik hakkında konuların dâhil edildiğini, diğer vaatlerin on bir yıl geçmesine rağmen gerçekleştirilmediğini, sabırlarının tükenmek üzere olduğunu, Alevilere Sünnilerle eşit bir statü, özellikle devlet bütçesinden münasip pay verilmezse, uluslararası platformları harekete geçirmeye mecbur kalacaklarını ilâve etti. Bu tezahürü nasıl değerlendirirsek değerlendirelim, kesin olan, hararetin gittikçe yükseldiğidir. Nevşehir Üniversitesi ne Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi adının verilmesi kabilinden kararları da kendi tabiriyle Alevilerle dalga geçmek olarak nitelendirdi. Görülüyor ki bu aşamada artık başka düzenlemeler gerekmektedir. Esasen son dönemde ülkemizin gündeminde olan bu rahatsızlığı teskin etmek için diyalog ve uzlaşı taraftarı iki kanaat önderi öteden beri uyguladıkları hoşgörü gayretlerinden sonra sembolik önemi olan bu külliyeyi açmada fayda görmüşler; mezhep farkının anlayış içinde bir arada yaşamaya engel olmadığını, hele çatışmaya hiç yol açmayacağını göze çarpan bir şekilde 6 YENI ÜMIT DERGISI

7 ortaya koymanın lüzumuna inanmışlardır. Muhterem Fethullah Gülen daha 1995 te devrin başbakanı Sayın Tansu Çiller ile görüştüğünde caminin yanına cemevi açılabileceğini söylemişti. Burada iki toplum birbirini tanıma imkânı bulacaktır. Çünkü aynı ülkede yaşamalarına rağmen nefrete yol açacak yanlış algılar var. Ehl-i Beyt sevgisini önceleyen Aleviler, Sünnileri Hz. Hüseyin i öldürtüp şehit olmasına yol açan Yezit taraftarı sanıyorlar. Camiye girmekten geri duruyorlar. Sünniler cemevinde yapılan ayin ve ibadet hakkında neredeyse bir şey bilmiyorlar; mum söndü şayiası gibi çirkinliklere inanan bile var. Alevilerin kestiği hayvan yenilmez., Onlardan kız alınıp kız verilmez. söylemleri var. Tanışma sayesinde Sünniler, Alevilerin, İslâm dinini farklı bir yoruma tabi tutarak uygulamak istediklerini göreceklerdir. Aleviler de Sünnilerin Hz. Ali yi, Ehl-i Beyt i, on iki imamı sevmeyi ve onlara bağlı olmayı (radiyallahu anhüm) dinin bir gereği saydıklarını, iman esaslarında birleştiklerini anlayacaklardır. Önemli yorum farkları olsa da, bunlar bu mezheplere tabi olanları İslâm dışına çıkarmaz. Akaid imamı Eş ari nin, Müslüman grupların farklı inanç ve yorumlarını anlatan meşhur kitabına Makalatu l-islamiyyin ve ihtilafu l-musallin (Müslümanların söylemleri ve Ehl-i kıblenin farklılıkları) adını vermiş olması bunun çarpıcı bir göstergesidir. Az önce değindiğim cami ile cemevini aynı külliyede yapma girişimi epey yankı uyandırdı. Birçok yazar, siyasetçi, sosyolog olumlu değerlendirdi. Olumsuz tepkilerin çoğu Alevilik iddia eden taraftan geldi. Alevilerin çok bölündükleri bilinmektedir. Onun için aralarında çok farklı bakışların bulunması olağandır. Fakat maddî müdahaleye varacak derecede şiddetli tepki gösteren az sayıdaki Alevilerin bu davranışlarının, Aleviliğin hoşgörü geleneğinde yeri olmadığını bilmeleri gerekir. Öte yandan Aleviler kimliklerinin tanınmadığından, cemevlerine ibadet mekânı statüsünün verilmeyişinden, Sünnilerle eşit sayılmadıklarından, devletten hak ettikleri desteği alamadıklarından şikâyetçi olmuşlardır. Kendilerine eşit, özgür tanınma imkânı veren bu tutumdan memnun olmaları beklenirdi. Gerçi bu devlet işi olmayıp iki önemli sivil inisiyatifin girişimidir. Ama devletin ilgisinin önünü açacak, kamuoyu oluşturacak bir başlangıçtır. Temel atma töreninde Sayın Bakan Faruk Çelik in dediği gibi, bu konu siyasetçilerden önce mezhep mensuplarının bünyelerinde çözüme kavuşacak durumlardandır. Alevi derneklerinin bir kesimi, bu projenin cemevini camiye eklemleyip Alevileri asimile etmeye yönelik olduğunu söylüyor. Böyle bir şey varsa rahatsız olmaları normaldir. Bunlar teşebbüsün Fethullah Gülen Hoca Efendi den gelmesini bahane ediyorlar. Oysa o, bu girişimi ile Alevileri Sünnileştirme peşinde olmadığı gibi onlara Aleviliği öğretme düşüncesinde de değil. Fakat şu da bir gerçektir ki marksistler, materyalistler de Aleviliğin sözcüsü olamazlar. Bu Alevilerin bundan da rahatsız olmaları gerekir. Oysa işin öteki ayağı Sayın İzzettin Doğan dır. Son çeyrek asırda Alevi meselesini Türkiye nin gündeminde tutan, onlar lehine oldukça mesafe kat eden, Alevilerce en muteber bir soy kütüğüne mensup bir önderdir. Yanlış yapanları yol düşkünü sayma onun yetkisinde iken, sırf böyle bir uzlaşı içinde olması sebebiyle, bazı sorumsuz kimseler onu yol düşkünü ilân etmeye kalkıyorlar. Kaldı ki İzzettin Doğan bu konuda yalnız değildir. Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı Bşk. Kemal Kaya, Doğan Bermek, Cengiz Hortoğlu, Metin Tarhan gibi çok sayıda Alevi ve Bektaşi vakıf ve dernek yetkilileri bu konuda aynı görüşü paylaştıklarını duyurmuşlardır. Diyalog tutumuna muhalif olanların seslerinin çok çıkması, esasen medyanın aykırılığı öne çıkaran özelliği ile yaptığı yayınlar sebebiyledir. Yoksa bu girişimi uygun bulan Aleviler daha fazladır. Cem Vakfı tarafından 3 Kasım 2013 te İstanbul da başlatılan 6. Uluslararası Anadolu İnanç Önderleri Toplantısı nda bu konu anlayışla karşılanmıştır. Toplantıda Vakıf Başkanı İzzettin Doğan, cami ve cemevi projesini ayrıntılı olarak açıklamış, eleştirilere cevap vermiş, Alevi ve Sünnilerin birbirlerinin Kur ân anlayışlarını yakından görüp tanışmalarına imkân verecek bu uygulamanın çok yerinde olduğunu vurgulamıştır ( 3 Kasım 2013 tarihli gazeteler). Bu toplantıya 18 ülkeden beş bin kadar Alevi inanç önderi katılmıştır. Önyargıları bir tarafa bırakarak bu uygulamanın denenmesini beklemek en isabetli iş olacaktır. Bakalım camiye, cemevine gitme nispeti ne olacak; iki grubun birbirini tanıma tecrübesi, kimliklere karşılıklı saygı hangi nispette olacak; ülke kamuoyuna yansımalar ve değerlendirmeler nasıl olacak? Sünni kesimde Alevileri bilmeme oranı daha yüksektir. Dolayısıyla bu beraberlikten Alevilerin daha çok yararlanacağı rahatlıkla söylenebilir. Bir Alevi Dedesi Celal Abbas Bektaşoğlu nun Senelerce zıtlaşıldı, elimize ne geçti? diye dile getirdiği gerçeği inkâr edecek kimse olamaz. Alevilerin bir kesimi az da olsa camiye gitmekte, bazı İslâmî uygulamaları Sünnilerinkine benzer şekilde yerine getirmektedir. Ama bir kısım Aleviler Sünniler gibi namaz kılmadıklarını, ramazan orucu tutmadıklarını, hacca gitmediklerini söyleyip kendilerine has cemevlerinde ayin yapmak istediklerini söyleyip buralara ibadethane statüsü talep etmektedirler. Bazı Sünni hocalar Müslümanların tek mabedi camidir, diye buna karşı çıkmaktadır. Bu fikre saygı duymakla YENI ÜMIT DERGISI 7

8 beraber şöyle düşünmek de mümkündür. Kabul etsek de etmesek de bu Aleviler kesinlikle camiye gitmemektedir. Sultan Mahmud un 1834 te Hacı Bektaş-ı Veli dergâhında yaptırdığı camiye o zamandan beri giren alevi olmadığı söylenmektedir. Birçok Alevi, köylerine cami yapılmasına tepki koymuştur. İslâm dünyasında Şii, İbadi, İsmaili, Kadiyani gibi fırkaların ibadethaneleri olmuştur. Bu inançta olanları Sünniler camiye gelmeye zorlayamazlar. Cemevlerini Aleviler ibadet mekânları görüyorlarsa, diğer insanlara düşen de bunu böyle kabul etmektir. Kabul etmeme, fiilî durumu değiştirmiyor. Zaten onlar bu konuda Sünnilerden fetva da istemiyorlar. Bu külliye, bir ayrıştırma başlatmıyor. Esasen mevcut olan derin bir ayrılığa rağmen bir arada anlayış içinde yaşayabileceklerini göstermeyi gaye ediniyor. Birbirlerini kendi konumlarında kabul etme anlayışına bina ediliyor. Birbirlerinin kimliklerini normal karşılarken, zaman içinde ortak paydalarını da görerek tecrübe paylaşımlarının olması kendilerine kalmış bir iş olacaktır. Bu külliyede onlar cemevlerine girip niyaz ve semahlarını, ibadet olarak saydıkları merasimleri yapabilirler. Yakınlarda gerçekleşen Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak toplantısında (Abant, Aralık 2013) bu konuda dikkate değer bir uygulama tanıtıldı. Fatsa daki Hz. Ali Camii ve Cemevi imamı Ali Rıza Güvenkaya, sekiz yıldan beri Fatsa da imam-hatiplik yaptığını belirterek şöyle devam etti: Cemaate bakıldığında yarısı Sünni, yarısı Alevi. Sünni kesim oraya daha sonra yerleşti. İki toplum bir arada yaşamaya başladı. İlahiyat Fakültesi mezunu emekli bir imam da benim arkamda namaza duruyor, ama Alevi bir imam, benim namazım kabul olmaz. demiyor. Biz cami-cemevimizde bulunan aşevinde hep birlikte lokma yapabiliyoruz. Ben aynı zamanda cem ibadetlerine de katılıyorum. Orada Kur ân-ı Kerîm okuyorum. Burada ne bir Sünni Alevi oldu, ne de bir Alevi Sünnileşti. Herkes istediği gibi ibadetini yapıyor. (Zaman, 16 Aralık 2013) İslâm dünyasında farklı akaid fırkaları, kendilerine ait camilerde ibadetlerini yapmışlar ve yapmaktadırlar. İtikadı aynı olan Sünniler bile ameldeki mezheplerine göre farklı mekânlarda ibadet etmişlerdir. Osmanlı dönemi öncesinden tâ sonuna kadar Kâbe de bile Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbelî makamlarında ayrı cemaatler hâlinde namaz kılmışlardır e kadar devam eden bu uygulama Sünniler arasında ayrıştırma sayılmamıştır. Bence matlup olan da, şimdiki uygulamadır. Ama bir vakıa olarak asırlarca yapılmış bir tatbikatı da bilmekte fayda vardır. Şunu da hatırlatmaya gerek var: Bazıları, bu teklif sahiplerinin cemevlerinin her yerde cami bitişiğinde yapılmasını önerdiklerini sanıyorlar. Oysa sembolik mânâda sadece birkaç yerde bu beraberlik düşünülmektedir. İşin can yakıcı bir tarafını, bu yerleşkenin temel atma töreninde konuşan bir Alevi dedesi dile getirmişti. Şöyle feryat etmişti: Alevi nesilleri dinsizleşiyor. Lütfen bu müthiş yaraya bir çare bulunsun. Kendi inancımıza göre dini öğrenecek yer bulamayan çocuklarımız dinden tamamen uzak kalıyor. Toplumumuzda yaşanan bir gerçek olmasına rağmen, maalesef bu realiteyi gören fazla kimse yok. Unutmayalım, Aleviliği İslâm dışında göstermek isteyenler var. Sünnilerden de var, Alevilerden de. Alevi inancı esas bakımından dinî bir inançtır; Marksizm, materyalizm, Kemalizm, sosyalizm, sekülarizm gibi ideolojik bir akım değildir. Fakat bilhassa Avrupa ülkelerinde bulunup sayısı az olmayan bu iddiadaki bazı Alevi dernekleri aktif durumdadır, sesleri de çok çıkmaktadır. Kendilerini kışkırtan dış güçler de bulunmaktadır. Adını Hz. Ali den alan, onun ve temiz Ehl-i Beyti nin sevgisini esas alan, dolayısıyla Allah a, Hz. Peygamber e, Kur ân a, ahirete inanan Alevileri İslâm dışına çıkarmak mümkün değildir. Az önce gerçekleştiğini bildirdiğim toplantıya katılan beş bin kadar kişinin oy birliği ile mutabık kaldığı bildirgenin ilk maddesi pek önemlidir: Alevi İslâm inancı Allah ın birliği, Hz. Muhammed in nübüvveti ve İmam Ali nin velayeti ve imameti ışığında Kur ân ve Ehl-i Beyt yolundan gider. Alevilik; tevhid, risalet, velayet, imamet, Kur an ve ahirete inanan İslâm anlayışıdır ( ) Bugün İslâm coğrafyasında dökülmekte olan kanlar, bu evrensel İslâm anlayışından uzaklaşmanın bir sonucudur. Bildirgede ayrıca Türkiye de yaşayan milyonlarca Alevinin eşit yurttaşlık haklarına kavuşması için yasal düzenlemelerin beklendiğinin vurgulandığını da ilâve etmede fayda vardır (5 Kasım 2013, Bugün Gazetesi). Ama din konusunda cahilliğin olduğu bir ortamda, az önce işaret ettiğim çığlığın gök kubbeyi çınlattığı bir ortamda üzülerek söyleyelim ki Aleviliği İslâm dan uzaklaştırma çalışmaları yapılmaktadır. Böylesi bir dünyada bu diyalog ve anlayış çağrısına olumlu yaklaşma, ülkemizin bütünlüğünü düşünen sağduyu sahibi her insanın benimseyeceği bir tutumdur. Açıktır ki Alevilik bazı materyalistlerin Ali siz Alevilik iddialarının aksine, İslâm ın yorumlarından biridir. Onların ibadet yeri olarak tanımladıkları cemevlerine yasal çerçevede bir statü sağlanması bir ihtiyaçtır. Bu proje, mümkün uygulama şekillerinden biri olabilir. Bu Alevileri Sünnileştirme olmadığı gibi, camiyi de cemevine dönüştürme değildir. *Fatih Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi 8 YENI ÜMIT DERGISI

9 YENi ÜMiT Prof. Dr. Fuad el-benna* Ocak / Şubat / Mart Sayı 103 GÖNÜLLERİN FETHİ Yemen in Hadramut bölgesinde bulunan Tureym, 2010 İslâm kültür başşehri olmanın haklı gururunu yaşadı. Bölgede yaşayan halk; şiddetten uzak, silâh taşımayan barışsever insanlar olarak tanınıyor. Bu bölge halkı tarihî süreç içerisinde Ummanlılarla beraber Doğu Afrika da gerçekleşen fetihlerin yanı sıra, Güneydoğu Asya da geçekleşen İslâm fetihlerinde de önemli roller üstlenmişlerdir. Kendilerine tek bir İslâm askeri ulaşmadan İslâm la müşerref olan nice topluluklar; barışçıl davet ve tebliğ sancağını taşıyan gönül erlerinin eliyle fethedilen nice beldeler vardır. Aralarında derin farklar olmasına rağmen, İslâm da cihadı, savaş ve silâhlı mücadeleye indirgeyen iki kesim vardır: Birincisi İslâm ı yanlış algılayıp, yanlış takdim ve temsille ön plâna çıkan İslâm içinden bir kesim; diğeri ise kötü niyet ve kin ile İslâm'ın kılıçla yayıldığı iddiasını ortaya atan gayrimüslim kesim. Acaba gerçek böyle midir? Buradan hareketle, tarihteki gönül fetihlerinin İslâm ın yayılmasındaki rolüne odaklanarak konuya ışık tutmaya çalışacağız. CIHAD SAVAŞ MI DEMEKTIR? Geride kalan asırlarda kavramlar ve ıstılahlar mânâ kaymalarına uğradı. Muhtelif kelime ve kavramlar mânâ kargaşasına maruz kaldı. Misâl olarak dini yanlış ve eksik algılayan bazı çevreler silâhlı mücadele, savaş ve cihad kavramlarını eşanlamlı kavramlar olarak gör- YENI ÜMIT DERGISI 9

10 Kur ân ile İslâm a davetin cazibesi ve kabulü, iktidarların İslâm a davet ve tesirinden çok daha güçlü olmuştur. Bu sebepledir ki insanlar, Kur ân ın ruhundan etkilenerek kitleler hâlinde İslâm a girmişlerdir. meye başladı. Biz, Kur ân-ı Kerîm in indiği dil olan Arapça'da cihad kavramının hangi mânâlara geldiğini filolojik ve morfolojik açıdan incelemeye çalışacağız. Diğer taraftan silâhlı mücadelenin ne demek olduğu herkesin mâlumudur. Arap sözlüklerini araştıran biri görecektir ki, cihad ve türevleri olan mücahade, içtihad ve tecahüd kelimeleri yorgunluk hissi hâsıl olacak derecede çalışıp gayret sarf etmek, bütün güç ve takatini bitirircesine çalışmak mânâlarına gelir. İctihad: Kendini vererek çok çalışıp, bütün gücünü sarf etmek ve bu yolda oluşan sıkıntılara katlanmak. Cihad ve Mücahade: Düşmana karşı savunmada bütün gücünü kullanıp sarf etmektir. Bunlara bağlı olarak cihad üç kısımdır denilebilir: 1) Görünen ve aşikâr düşmana karşı cihad 2) Şeytana karşı cihad 3) Nefisle cihad Bu üç başlıktaki cihad şu üç âyet-i kerîmede üstü kapalı şekilde karşımıza çıkar. 1) Allah yolunda O na yaraşacak şekilde cihad edin. (Hac 78) 2) Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. (Tevbe 41) 3) İman edenler, hicret edip mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenlerdir. (Enfal 72) Kur anî tabirle cihad, güç yetirilebilen bütün sebep, vesile, üslûp ve metotları kullanarak istenilen hedefi gerçekleştirme yolunda beşeriyetin zirvesine ulaşma gayret ve ameliyelerinin bütünüdür. Daha ince ve dakik tabirle; teorik ve ilmî mânâda gücü ve gayreti en son noktasına kadar kullanarak ulaşılan duruma ictihad denmekte; pratik ve amelî mânâdaki gayrete de cihad adı verilmektedir. Savaş ve silâhlı mücadele, zımnî olarak cihad kavramının içinde yer alır. Zîrâ savaşçı, hedefe ulaşmak için bütün güç ve gayretini sarf eder. Bu mânâda Allah yolunda savaşan kişiler mücahittirler. Fakat her Allah yolunda mücadele eden kimseye savaşçı denemez. Aralarındaki farkın daha net anlaşılması için cihadla ilgili âyetleri açıklamakta fayda vardır. Meselâ Kendileriyle savaşılanlara (Müminlere) zulme uğramış olmaları sebebiyle (savaş konusunda) izin verildi. (Hacc 39) mealindeki âyetin inişiyle savaş ve silâhlı mücadele Medine-i Münevvere de meşru kılınmıştır. Cihad ise henüz silâhlı mücadeleye izin verilmeyen Mekke döneminde emredilmiştir. Hattâ öyle ki, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Kureyş in baskı zulüm ve işkenceleri karşısında ashabına nefsi müdafaa ve savunmaya dahi izin vermemiştir. En önemlileri Ankebut, Nahl, Furkan ve Lokman sureleri olmak üzere birçok Mekkî surede cihaddan bahseden âyetler bulunmaktadır. Bu bağlamda cihad Mekkî; savaş ise Medenî bir olgudur. Cihad hayatın imar ve inşası, insanları ikna ve beyan yoluyla Allah a kulluğa yönlendirme sistemidir. Buna bağlı olarak cihad hiçbir durum ve hâlde kesinti ve durağanlık kabul etmez. Savaşa gelince bu bir istisnaî durum olup, belli bir zaman ve mekâna bağlı olarak gerçekleşir. Ayrıca savaş, cihad yöntemleri içinde başvurulacak en son seçenektir. Bu meyanda Allah (celle celâluhu) Bakara Sûresi 190. âyette mealen; Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın. buyurmuştur. Müslümanın kendi sınırlarını bilmesi ve had aşarak zulme düşmemesi için savaşla ilgili ahkâmı bilmesi zarurîdir. Bu çerçevede Allah (celle celâluhu) Mümtehine Sûresi 8. âyette mealen şöyle buyurmaktadır: Allah sizinle din uğrunda savaşmayan (kendileri hangi din ve milletten olurlarsa olsunlar size dininizden dolayı savaş açmayanlar) ve sizi yurdunuzdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli olanları sever. Buradan hareketle mümin, cihadın faaliyet alanını ve ilkelerini araştırıp öğrenmeye memurdur. İslâm, münafıklara karşı cihada cevaz vermiş; fakat kamu düzenine başkaldırı ve devlete isyan dışında öldürülmeleri yasaklanmıştır. Allah (celle celâluhu) Tevbe Sûresi 73. âyette mealen Ey Peygamber, kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert ol. buyurmuştur. Bu âyette bildirilen cihadın Allah Resulü nün (sallallahu aleyhi ve sellem) münafıkları öldürmemesi delaletiyle de savaş olmadığı aşikârdır. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) sahabenin, özellikle de Hz. Ömer in, bazı münafıkları -özellikle de münafıkların başı olan Abdullah b. Ubey ibn. Selul ü- öldürmesine izin vermemiştir. Bu da münafıklara karşı yapılan cihadın mânevî cihad olduğunu desteklemektedir. Mümin hikmet sadağında bulabildiği bütün silâhları kullanmak durumundadır. Bugünkü modern siyasî 10 YENI ÜMIT DERGISI

11 düşüncede soğuk savaş diye adlandırılan kavram bu kabildendir. Öyle ki bu kabilden bir savaşta kullanılan hiçbir silâh ve argüman kan dökmekle neticelenmez. İşte nifak şebekesine karşı yürütülecek cihad; onların doğru yolu bulmaları istikametinde gayret, düşünce ve fiillerine engel olmak, kurdukları komploların açığa çıkarmak, sırlarının ifşa edilip şer niyetlerinin ortaya konulması şeklinde olmalıdır. Tâ ki mezkûr kişi ve grupların iftira, komplo ve zararları müminlere ulaşıp zarar vermesin. CIHAD, SAVAŞTAN DAHA KAPSAMLIDIR Kur ân âyetlerini düşünüp araştıranlar, Allah Resulü nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatını inceleyenler (ki O nun sireti Kur ân ın mücessem hâlidir) cihad sahasının, savaş sahasından daha geniş ve kapsamlı olduğu neticesine varacaktır. Şöyle ki İslâm toplumunda oluşan zayıflık, acz ve kırılganlık emarelerini yok etmeye matuf çalışma ve gayretlerin, ikinci bir alternatif gücün bulunmadığı alanlarda çalışmaların, hayatın bütün alanlarındaki pozitif aktivitelerin tamamı cihaddır. Savaşa gelince, özel hâllerde ve silâhlı karşılaşma ile sınırlıdır. Barış esas, savaş istisnaî bir durumdur. Savaş şartları zaman ve mekân yönüyle daima sınırlıdır. Hattâ savaşın caiz olduğu alanlar, sahalar dahi sınırlıdır. Bu çerçevede savaşmak durumunda kalan bir Müslüman ın çok dikkat etmesi gereklidir. Tâ ki şer'an yasaklanan haddi aşma vartasına düşmesin. Savaşta teslim olan veya Müslümanlığını ilân edenin öldürülmesi, kaçanın takip edilmesi, cesetlere işkence edilmesi, gerekmediği durumlarda öldürmek ve zaruret haricinde yıkıp yakmak caiz değildir. Öte yandan cihadın müdahale sahası savaştan çok daha geniş ve fazladır. Bu alanlardan biri de mal ve paradır. Eğitim, şahsî hak ve hukuklar, ihtiyaçların karşılanması, büyük projeler geliştirmek, yeryüzünü imar edip enerji kaynaklarını kullanmak, ziraat, ticaret, avcılık ve sanat.. hepsi mal ile cihad alanına girer. Kur ân da on iki yerde nefis ve mal beraber zikredilmiş, on bir yerde de mal nefsin önüne geçmiştir. Zîrâ cihadda mala olan zaruret ve ihtiyaç nefsin önünde gelir. Sadece Tevbe Sûresi 111. âyette mealen Allah müminlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın aldı. buyrulmuştur. Zîrâ burada sözün devamında savaştan bahsedilmektedir. Savaş durumu ise maldan çok nefse ve cana ihtiyaç duyulan durumdur. Daha sonra âyetin akışında insanın mâlik olduğu şeyin Allah tarafından satın alınışı anlatılır. İnsanın canı malından elbetteki daha değerlidir. Bu yüzdendir ki Allah (celle celâluhu) söze değerli olanla başlamıştır. Geride kalan asırlarda geniş Müslüman kitleler zihnî ve fikrî mânâda kabul edilmesi güç bir donukluk içine düşmüşlerdir. Bu donukluk hali; ubudiyet, fıkıh, akaid gibi dünya ve ahiret âlemine taalluk eden bütün alanlarda tesirini hissettirmiştir. Hattâ öyle ki cihad kavramının kapsamı daraltılarak sadece silâhlı mücadeleden ibaret bir faaliyetmiş gibi son derece yanlış bir algı oluşturulmuştur. Savaş İslâm düşüncesinde cihad aşamalarının en sonuncusudur. Zaruret durumunda başvurulmasına ise tıpkı doktorun bütün ilâç ve tedavi yöntemlerini tükettikten sonra hasta olan uzvu sâir uzuvları kurtarmak adına kesmek durumunda kalması gösterilebilir. Ta ki problem daha da büyüyüp hastanın vücudunu daha büyük tehlikeye maruz bırakmasın. Bu noktadan hareketle denilebilir ki; gerekli kurumsallık ve altyapı oluşmadan savaş seçeneğine başvurmak asla doğru değildir. Bu sebeptendir ki Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) gerekli kurumsallık ve altyapı oluşumunun tamamlanmadığı Mekke döneminde savaş seçeneğine başvurmamıştır. 1 Ne var ki, İslâm ın özünü, ruhunu kavrayamayan bu dinin bazı evlâtlarının cihadın zorluklarının üstesinden gelememe acziyeti ve vazifelerini hakkıyla yerine getirme hususundaki ferdî ve içtimâî zaafları, savaşın en yakın seçenek olarak görülmesini netice vermiştir. Cahiliye döneminde rızık temini konusunda bazı Arapların acze düşüp çocuklarını rızık endişesi ile öldürmeleri ve her şeye rağmen Hz. İbrahim in dinine tâbi olduklarını iddia etmeleri ferdî plânda kolaycılığa sığınmaya misal verilebilir. Bu meyanda Kur ân onlara mealen şöyle seslenir. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın! (İsra 31) İçtimâî plânda ise, muasır bazı akımlar cihadın gerektirdiği yükümlülükler karşısında acz, zaaf ve sabırsızlık göstermeleri yüzünden hemen savaş seçeneğine sarılmaktadırlar. Bu yavan cihad söylemleri ise ya Batı karşıtlığı sloganlarıyla veyahut meşrû hükümetlere karşı ayaklanmalar şeklinde tezahür etmektedir. Cihad; eğitim-öğretim, ticaret-sanayi, basın ve medya gibi hayatın her sahasında Kur ân ın o muazzam tesir gücünü kullanarak, insanların Hakikat etrafında toplanmalarını sağlama; iman şube ve fakültelerini gerçekleştirme hedefine matuf gayretlerin tamamıdır. İşte bu sebepten Allah (celle celâluhu), Resulü ne (sallallahu aleyhi ve sellem), kâfirlere karşı Kur ân la mücahede etmeyi emrederken Furkan Sûresi 52. âyette mealen şöyle buyurmaktadır: O hâlde sen asla kâfirlere itaat etme ve Kur ân a dayanarak onlarla büyük bir mücahede gerçekleştir. Âyet-i kerîmedeki bu emir, henüz Medine-i Münevvere de İslâm devleti teessüs etmeden önce, inmişti. Bu da bir taraftan İslâm a davetin cihadla bağlantısını ortaya koyarken diğer taraftan savaşın sadece gerekti- YENI ÜMIT DERGISI 11

12 ğinde başvurulacak bir seçenek olduğunu karşımıza çıkarmaktadır. Kur ân ın hazinelerini keşfedip, dünya ve ahiret meselelerine taalluk eden yönüne temas ederken Hacc Sûresi 41. âyeti mealen zikretmekte fayda vardır: Onlar ki kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emredip kötülükten nehyederler. İşlerin akıbeti Allah a varır. Kur ân ile İslâm a davetin cazibesi ve kabulü, iktidarların İslâm a davet ve tesirinden çok daha güçlü olmuştur. Bu sebepledir ki insanlar, Kur ân ın ruhundan etkilenerek kitleler hâlinde İslâm a girmişlerdir. Zîrâ Kur ân akılları muhatap alarak kalplere seslenmiş; bedenin de ihtiyaçlarını göz ardı etmeden ikna ve irşat yolunu seçmiştir.kur ân ın en güzel temsili sahabe-i kiramda ortaya çıkmıştır, ki onlar yeryüzünde âdeta yaşayan bir Kur ân olmuşlardır. Kur ân akıl ve kalbleri fethettiği anda insanlar İslâm a girmişlerdir. Hz. Aişe, Medine-i Münevvere'nin Kur ân ile fethedildiğini ifade etmektedir. Gerçek şu ki, daha İslâm ın ilk dönemlerinde gerçekleştirilen fetihlerin temel sebebi Kur ân dır. Silâhlı güçlerin varlık sebebi ise, Kur ân davetçilerine kapalı olan kapıları açmaktır. Devlet, İslâm a davette sadece bir araç olmakta; davet mekanizması kitleleri İslâm a girmeye ikna edip batıl dinlerin zulmünden İslâm ın adaletine, kullara kulluktan Allah a kulluğa çağırmaistikametinde gayrette bulunmaktadır. İslâm tarihinin daha ilk dönemlerinden itibaren Müslümanlar devlet mekanizması ile değil, sözden çok fiille, sloganlarla değil davranışlardaki derinlikle İslâm a davette etkili olmuşlardır. Hattâ devlet davetin bir aracı hâline dönüşerek İslâm ın mesajını birçok topluğa ulaştırmıştır. Yalnız insanların İslâm a girmesinde zorla müdahil olmayıp daveti, diyalog ve ikna çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Hâlihazırdaki bütün Müslüman milletler İslâm a kılıç zoruyla değil gönüllerin fethiyle girmiştir. GÖNÜLLERIN FETHI Gönüllerin kılıçla değil sulh ve mülâyemetle fethedildiğine dair şüphesi olan varsa bu şüpheleri ortadan kaldıracak pek çok misâl olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Kendilerine tek bir İslâm askeri ulaşmadan İslâm la müşerref olanların oranı günümüz Müslümanlarının yaklaşık yarısını teşkil etmektedir. Bunu dünyada üç bölgeye ayırmak mümkündür. Güneydoğu Asya Bölgesi: Geçmişte bölgeye Budizm ve putlara tapma tarzında birtakım inançlar hâkimdi. Günümüzde bölgede yaklaşık 250 milyon Müslüman bulunmaktadır ki; bu rakam, İslâm âleminin altıda birini teşkil etmektedir. Bölgede Filipinlerin doğu ucundan başlayıp Hint Okyanusu ndaki Maldiv Adaları nda biten geniş bir coğrafyada Müslüman nüfus söz konusudur. Filipinlerin Moro bölgesinde % 12 oranında Müslüman nüfus vardır. Taylant ta Malezya sınır Fitani bölgesinde ve Burma da Bangladeş e sınırı olan Arakan da Müslümanlar varlıklarını sürdürmektedirler. Buna ilâve olarak İngilizlerin kontrolündeki İslâm dünyasına, bölgenin sanayi ve bilimsel anlamda en gelişmiş ülkesi Malezya ya, oradan da Singapur a Müslüman varlığı açısından bakmak önemlidir. Yakın tarihin çeşitli zamanlarında bölgede İslâm nüfusu azalma eğilimine girmiştir. Gönül erlerinin İslâm a davetteki donanım ve samimiyetleri olmasaydı Müslüman varlığı bölgede yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktı. Doğu ve Orta Afrika Bölgesi: İslâm tarihinde, Mekke den Habeşistan a hicret yoluyla ilk İslâm öncülerinin bu bölgeye ulaşmasına rağmen, Müslümanlar sayıca az olması sebebiyle o zamanlar bölgede büyük fetih ve zaferler gerçekleştirememişlerdir. Medine de İslâm devletinin tesisi ayrıca Müslümanların Medine ye dönüşü de bunda önemli paya sahiptir. Daha sonraki zamanlarda, kalplere hitap eden gönül erleri insanlara gösterdikleri güzel muamele ve üstün ahlaklarıyla bölge halkının arasına girip onlara İslâm ı anlatmaya muvaffak olmuşlardır. Fetih ve irşad adına uzun asırlar gerilemeden sonra bile Tanzanya, Kamer Adaları, Eritre, Cibuti ve Somali de Müslümanlar hala çoğunluğu temsil etmektedir. Yine İslam coğrafyalarının zor durumda oldukları zamanlarda bile Batı Afrika ve Güney Sahrada güvenilir resmî istatistikler bölgede 15 devlette Müslüman nüfusun % 70 in üzerinde olduğunu göstermektedir. Bunları takip eden 10 ülkede ise Müslüman nüfusunun % 50 nin üzerinde olduğu görülmektedir. Bu rakamlar uzun süren Batı sömürge döneminin ardından oluşan rakamlardır. Bölge, köklü İslâm hâkimiyeti sonrasında güçlü bir Hıristiyan varlığı ile karşı karşıya kalmış; fakat her şeye rağmen 100 milyon nüfusun varlığını sürdürmesi bu dinin öz gücünü ve rahmet televvünlü fetihlerin önemini bize göstermektedir. Zîrâ bu geniş bölge, tek bir İslâm askeri ulaşmadan Müslüman tüccarlar eliyle İslâm'a girmişlerdir. Bunda büyük tasavvuf adamlarının rolü de önemlidir. Nijerya nın 140 milyonu aşan nüfusunun % 65 i Müslüman dır. Gönüllerin fethine misâl olarak Afrika da en büyük İslâm nüfusuna sahip Nijerya, Asya da ise Endonezya yeter. Yeryüzünün değişik bölgelerinde kalplerin fethini hedeflemiş adamların davetine beğeni ve kabulle icabet eden nice Müslüman topluluk vardır. Güney Çin, Kuzey Asya, Kuzey Kafkasya dan Sibirya ya uzanan bölge, Rusya dan Pasifik Okyanusu na kadar olan bölge (ki bu bölgede Buhara dan gelen tüccarlar vesilesiyle İslâm la müşerref olanların büyük payı vardır.) bunun en somut misâllerindendir. 12 YENI ÜMIT DERGISI

13 Abbasi Devleti ne karşı yapılan Moğol ve Tatar saldırıları karşısında askerî birlikler bozguna uğrayıp sonbahar yaprakları gibi düşmelerine rağmen kalplerin fethine adanmış yiğitler İslâm sancağını hep yüksekte tutmayı başardılar. Hattâ kendilerini işgale gelen orduların dahi İslâm la müşerref olmalarına vesile oldular. Galip tarafın mağlup olanın inanç ve kültürünü benimsemesi rahmet televvünlü fetihlerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bütün bunlar bu dinin mesajının evrensel olduğunu, kalemin kılıca, mürekkebin de kana galebe çaldığını ispatlamaktadır. KALBLERI FETHEDEN GÖNÜL ERLERININ GELECEĞI Batılı bilim adamlarının topluluklar hâlinde İslâm a girişlerini gören biri, bununla İslâm ın büyüklüğünü anlarken aynı zamanda Müslümanların çöküş gerçeğini görecektir. Zîrâ bugün İslâm, kömürcünün elindeki mücevher konumundadır. İslâm ı yeni tanıyan biri İslâm ın yüceliği ile onun müntesipleri olan Müslümanların geri kalmışlığı arasındaki uçurumu görerek hayrete düşmektedir. Bu sebeple Müslümanların kendileri ile İslâm arasındaki uçurumu kapatma adına köprüler inşa etmeleri, İslâm adına gerçekten büyük bir fetih ve zafer olur. Bulunduğumuz asır İslâm'ın asrıdır. Evet, müslüman olmayanların bu dinle imtihanlarında, Müslümanların olumsuz tavır ve davranışları olmasa, hakikaten bu asır İslâm asrı olacaktır. Beyaz cihad (mânevî cihad) ki, bu dinin tabiatıyla yüzde yüz uyumludur. Bu kabil bir cihad metodunu kolaylıkla bu asrın kalbine aşılamak mümkündür. Gelecek; gönüllere, akıllara hitap eden mânevî cihad ehlinindir. İslâm a göre el ile müdahale, ancak konuşma hürriyetinin kısıtlandığı zaman olur. Kalem kırıldığı zaman, kılıçla müdahaleye sebep bir ortam doğar. Güç kullanılmayan bu cihatta davetçilerin ayakları yeryüzünde dolaştığı sürece halklar hareket edemeyecek, İslâm ın sesi seçkin ve asil radyo ve televizyonlarla dalgalandıkça savaş uçakları saldıramayacaktır. Zaman ispat etti ki, internet, televizyon ve birtakım kitle iletişim araçları İslâm gerçeklerini ve Müslümanların durumlarını, dünyada her eve ulaştırmada savaş gemilerinden ve füzelerden daha hızlı tesir gücüne sahip olmuştur. Bu çağ, beyaz cihad (mânevî cihad) için altın çağdır. Yeter ki Müslümanlar bunu iyi kullanıp değerlendirebilsin. Tercüme: Mehmet TIRNAKÇI *Yemen Taaz Üniv. Öğretim Üyesi DIPNOTLAR 1. Peygamber Efendimiz e maddi cihad izni Medine de verilmiştir. Güller Gülü nü yâd et, çevresinde kenetlen, O na yakın dur ki bülbül gibi coşsun neş en; O na ne nağmeler sunmuştu hakkıyla bilen, Sen de şakı, güftesi O ndan bestesi senden. YENI ÜMIT DERGISI 13

14 YENi ÜMiT Yrd. Doç. Dr. Orhan ATEŞ* Ocak / Şubat / Mart Sayı 103 KENDİ KAYNAKLARINA GÖRE İBÂZİYE İbâzîlerin Haricîlerle münasebeti hem Sünnî hem de İbâzî yazarlar arasında bir spekülasyon alanı olarak devam edegelmiştir. 1 Meseleyi bu kadar tartışmalı hâle getiren sebeplerden birisi İbâzî kaynakların azlığı ve bu az sayıdaki kaynağın yeterince ilim âlemine duyurulamayışı, diğeri ise İbâzî olmayan müelliflerin İbâzîler tarafından yazılan kaynakları dikkate almamalarıdır. 2 İbâzî kaynaklara göre, İbâzîler i daha baştan Havâric den kabul eden anlayışlar, İbâzîlik i Havâric üzerinden anlatarak İbâzîler e ait dinî ve siyasî görüşlerin tespitinde ve fırkanın teşekkülünün tespitinde bazı hatalar yapmışlardır. İbâzî kaynaklar bu hatalara yapılan itirazlarla doludur. 3 Muhakkime nin şiddeti benimseyen fırkaları tarihin yaprakları arasında yok olup giderken fikirlerini yaymada irşat ve tebliğ metotlarını benimseyen İbâzîye günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. İslâm ın temel esaslarıyla alâkalı konularda Ehl-i Sünnet ile mutabakat içerisinde olan İbâzîler kendilerini Ehl-i Sünnet dairesi içerisinde görürler. İbâzîye nin tekfir anlayışı en fazla tenkid gören konuların başında gelir. Fakat onların günahkâr bir mümini tekfir etmeleri, İslâm ın kök değer- 14 YENI ÜMIT DERGISI

15 lerini inkâr eden bir kimsenin tekfiri mânâsında değildir. İbâzîler günah işleyen müminleri fasık anlamında küfür dune küfür kavramı içerisinde değerlendirirler. Gerek konuya alâka duyan müsteşrikler gerekse diğer İbâzî olmayan müellifler zihnî bir temellük gayreti içerisinde İbâzîler i anlamak yerine onları kendilerine göre tanımlama, sonra da yargılama yoluna gitmişlerdir. Hâlbuki İbâzîler in bu konudaki kanaati son derece açıktır. Onlara göre Havâric, Sıffin Savaşı nda değil, H. 64/ lü yıllarda Muhakkime-i Ûlâ nın parçalanması neticesi teşekkül eden ve kendileri gibi düşünmeyenleri tekfîr eden şiddet yanlısı Ezârika fırkasıdır. Bunun dışındaki açıklamalar günümüz İbâzî görüşü yansıtmaktan uzaktır. Bu makalede İbâzîye nin Haricî bir fırka olmadığına dair İbâzî görüşlere ve delillere yer verilecektir. MUHALIF FIRKALARIN TEŞEKKÜLÜ Düşünce tarihine bakıldığında dinî ya da siyasî bir düşüncenin kısa zamanda karşıt fikirlerin teşekkülüne sebep olduğu görülür. 4 Bu anlamda, aynı konuda görüş beyan eden karşıt fikirler birbirlerinin tanınmasında ayna vazifesi görürler. Bu makalede Mürtekib-i kebire konusunda Muhakkime nin karşıtları olan Mürcie ve Mu tezile nin tarihî ve fikrî gelişimlerinden faydalanarak Havâric in tarihi gelişimini ve İbâziyye nin yerini anlamaya çalışacağız. Mu tezile nin teşekkülü ve bu ismin hangi sebeple verildiği hususunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bu konuda en yaygın kanaat, devrin en büyük âlimi sayılan Hasan el-basrî (110/728) ile Mu tezile nin kurucusu Vâsıl b. Ata (131/748) arasında geçen şu hâdiseye dayanmaktadır: Basra Camii nde ders verdiği sırada Hasan el-basrî ye bir adam gelir ve büyük günah işleyenlerin bazıları tarafından kâfir olarak vasıflandırıldığını; günahın imana zarar vermeyeceğini iddia eden başka bir grubun ise, büyük günah işleyenlerin tekfir edilmeyip mü min sayılacağını söylediğini belirterek, bu mesele hakkında kendisinin ne düşündüğünü sorar. Hasan el-basrî vereceği cevabı zihninde tasarlarken, talebelerinden Vâsıl b. Ata büyük günah işleyen kimsenin ne mü min ne de kâfir olacağını, bilakis bu ikisi arasında bir yerde, yani fasık olduğunu söyler. Hâlbuki Hasan el-basrî büyük günah işleyenin münafık olduğu kanaatindeydi. İşte bu hâdiseden sonra Vâsıl b. Ata, Hasan el-basrî nin ilim meclisinden ayrılır. Arkadaşı Amr b. Ubeyd (144/761) ile caminin başka bir köşesine çekilen Vâsıl yeni bir ilim meclisi oluşturarak görüşlerini anlatmaya başlar. Bunun üzerine Hasan el-basrî, Vâsıl bizden ayrıldı (Kad i tezele annâ Vâsıl) der. Böylece Vâsıl ın önderliğini yaptığı bu grup Mu tezile adını almış olur. 5 Konuşmaların akışı iyi tetkik edildiğinde, büyük günah meselesinin toplum içinde yeni yeni konuşulan bir mesele olduğu, fıkhî ve itikadî neticeleri hakkında genel kanaatlerin netleşmediği anlaşılmaktadır. Büyük günah meselesi her ne kadar Cemel (36/656) ve Sıffin savaşlarında (37/ ) gündeme gelmiş olsa da, o dönemde hâdiselerin siyasî boyutu itikadî boyutunu arka plânda bırakmış gibi görünmektedir. Muhakkime büyük günah meselesinin dinî boyutunu merkeze alarak mücadelesine yön vermemiştir. Bu zaman aralığında toplumun büyük günah meselesine bağlı olarak fırkalara ayrıldığını söylemek çok güçtür. Bu durumda ümmetin nefretine sebep olan Hâricî iman nazariyesinin Sıffin Savaşı ndan hemen sonra safların belirlenmesinde tesirli olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Fikir hâdise irtibatı bağlamında Mutezile nin teşekkülüne de sebep olan Hasan el-basrî ile Vasıl b. Ata (131/749) arasında geçen konuşmayı tahlil edecek olursak: Hâdisede yer alan Amr b. Ubeyd (144/761), Hasan Basrî ve Vasıl b. Ata gibi şahsiyetlerin ölüm tarihleri ve bu olayın Hasan Basri nin ölümüne yakın yıllarda cereyan ettiği dikkate alınırsa, bu konunun malum savaşlardan çok sonra tartışıldığı ve bir zihniyet olarak daha sonra gündeme geldiği anlaşılır. Şöyle ki: Hasan Basrî nin doğum tarihi yaklaşık (22/ ) olarak kaynaklarda geçmektedir. Dolayısı ile Sıffin (37/ ) ve Cemel savaşlarının (36/656) yapıldığı zaman Hasan el-basrî en fazla on beş yaşında bir çocuktur. Onun malum ilmî seviyeyi yakalayabilmesi için yapacağı tahsil ve bu olayın onun ömrünün sonlarına doğru gerçekleştiği dikkate alınırsa H. 22 üzerine yaklaşık bir kırk yıl eklemek gerekir. Bu da yaklaşık Hicri (62/ ) li yıllara tekabül eder. Buradan çıkan netice şudur: Büyük günah meselesi itikadî bir sorun olarak Hicri (60/ ) li yıllardan sonra toplumsal bir sorun olarak gündemi işgal etmiştir. Bu da Muhakkime nin ilk parçalanması sonucu oluşan gruplardan Ezârika nın teşekkül ettiği döneme tekabül eder. Ezârika, iman anlayışı ve buna bağlı olarak mürtekib-i kebîre hakkındaki görüşlerinden dolayı dâhilde şiddete baş vurduğundan ümmetin nefretini kazanmıştır. Mürtekib-i kebîreyi müşrik gören anlayışı sebebiyle bir fırka tenkit edilecekse İbâzîye yi de içine alacak şekilde Havâric in şahsında genelleştirmek yerine doğrudan Ezârika, Necedât, Sufriyye ve Beyhesiyye gibi şiddet yanlısı fırkaları zikretmek daha doğru olacaktır. Bir diğer husus da genelde bütün kaynaklar Havâric içerisinde ilk ihtilafı çıkaran kişinin Nâfî b. el-ezrak olduğunu söyler. Bilindiği gibi Nâfî, kendisi gibi düşünmeyenleri ve Muhakkime den kendisine katılmayanları müşrik ilân ederek Ehvâz taraflarına çe- YENI ÜMIT DERGISI 15

16 İslâm ın temel esaslarıyla alâkalı konularda Ehl-i Sünnet ile mutabakat içerisinde olan İbâzîler kendilerini Ehl-i Sünnet dairesi içerisinde görürler. İbâzîye nin tekfir anlayışı en fazla tenkid gören konuların başında gelir. kildi. Nâfî nin muhaliflerin imanı hakkında bu denli katı bir tutum takınması Muhakkime nin parçalanmasına yol açmıştı. Muhakkime, muhalifleri müşrik sayan bir iman anlayışına sahip olsaydı (36/ ) Tahkîm den Nâfî nin hurûcu olan (64/ ) yılına kadar geçen yirmi sekiz sene içerisinde bu düşünceyi içselleştirir ve parçalanmazdı. Yerleşmiş böyle bir kanaat mevcut olmadığından Nâfî dışındaki diğer Muhakkime liderleri özellikle de Kaade bir anda infial göstererek fırkanın bölünmesine yol açmışlardır. S. Kutlu nun Mürcie nin teşekkülü hakkında verdiği bilgilerden yola çıkacak olursak: Ancak belli olaylar ve belli şahıslar için bu fikri benimseyenler, bu tavırları dolayısıyla (60/ ) li yıllara kadar Mürciî ismini almamaktaydılar. 6 Buradan anlaşılan Mürcie Tahkîm sonrası ortaya çıkan Muhakkime ye bir tepki olarak değil H. 64 yılında kendisi gibi düşünmeyenleri tekfir eden Ezârika ya bir tepki olarak doğmuştur. Hz. Ali bir konuşmasında kendisini terk eden Muhakkime nin görüş farklılığından dolayı kendilerinden ayrıldığını ve onların hakkı talep ederken yanlışa düştüklerini belirtir. Muhakkime nin ayrılışına Murûk mânâsı yüklemediği de görülür. 7 Yine Muaviye Hz. Hasan a (ra) haber göndererek yanında bulunan kimseleri de alarak Muhakkime ye karşı savaşmasını ister. Hz. Hasan ise gönderdiği cevabî mektupta şunları söyler: Eğer ben Ehl-i Kıble den birisiyle savaşmak isteseydim önce seninle savaşırdım. Ama ben ümmetin barış içinde yaşamasını ve kan akmamasını arzu ettiğim için seninle savaşmayı terk ettim. 8 Hz. Hasan ın cevabî mektubu çok açık bir şekilde Muhakkime nin bu dönemde Murûk hadisinde mânâsını bulan bir çerçeveye kavuşmadığını göstermektedir. İBÂZÎYE NIN KUR ÂN I ANLAMADA HÂRICI- LER DEN FARKLILIĞI İbâzîler her ne kadar başlangıçta Muhakkime çatısı altında Havâric ile beraber olmuş olsalar da, Havâric ile İbâziyye arasında derin dinî ve siyasî farklılıkların olduğunu ileri sürerler. Bu farklılık sahabe zamanından ziyade tabiun ve tebe-i tabiun zamanında ortaya çıkmıştır. 9 İbâzîler bu konuda öylesine kesin ve yerleşik fikirlere sahiptirler ki, onlara göre, İbâzîler i Havâric den saymak, İbâzî tarihini ve İbâzî fıkhını bilmemek demektir. 10 Mekke dönüşü Muhakkime nin parçalanmasının sebeplerinden birisi Ezârika nın Kur ân âyetlerini zahirî bir mantıkla ele almasıdır. Ehvâz a çekilen ve kendisine katılmayan herkesi tekfîr eden İbn Ezrak, tekfîrine gerekçe olarak En âm Sûresi nin 121. âyetini delil gösterdi. Üzerlerine Allah ın ismi anılmadan kesilmiş hayvanların etinden yemeyi tevil etmeksizin şirk kabul etti. Oysa İbâzîler Ehl-i Sünnet anlayışına uygun olarak Üzerlerine Allah ın ismi anılmadan kesilen hayvanların etinden yemeyi değil bunu helal kabul etmeyi şirk kabul ederler. İbn Ezrâk âyetin zahiri tefsirini inanç esası olarak kabul etmekle kalmadı, bu anlayış üzerinden bir kısım dinî hükümler geliştirdi. Bu hükümleri İbâzî bilgin Ebû Ya kub kitabında şu şekilde açıkladı: Ezârika, Allah ın âyetlerini yanlış tevil etmek suretiyle bazı yanlış fikirler edindi. Küçük günah işleyen Ehl-i Tevhîd i şirkle itham etti. Ve in ata tümû hüm inneküm le müşrikûn 11 âyetini yanlış tevil ederek günah işleyen herkese müşrik damgası vurarak ahkâmı tahrif ettiler, kendilerinden olmayan kişilerin katlini helâl gördüler, onların mallarını almayı helâl saydılar, kendileri gibi düşünmeyen Müslümanların aile efradını esir almayı helâl gördüler. Böyle yapmakla İslâm ın altını üstüne getirdiler, isimleri ve ahkâmı değiştirdiler. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde de insanlar günah işliyorlardı; ancak Hz. Peygamber onlara şirk ahkâmını uygulamıyordu. Sanki Hz. Muhammed ümmetinden değillermiş gibi, recmi, celdeyi ve hırsızın elinin kesilmesi cezasını iptal ettiler. 12 İbâzî müellif Siyâbî ye (1415/1999) göre, Havâric tabiûn ve tebe-i tabiûn zamanında ortaya çıkan bir taifedir. İmamları Nâfî b. Ezrak, Necde b. Amir (69/688) ve Abdullah b. Saffâr dır. Onlara Havârîc denmesinin sebebi siyasî değil, tamamıyla dinîdir. Çünkü onlar, itikadî konularda verdikleri hükümlerle hak yoldan ayrılmışlardır: Büyük günah işleyene şirk isnat etmeleri, kendilerinden olmayan masum Müslümanların kanlarını ve mallarını helâl görmeleri onların hak yoldan çıkmasına sebep olmuştur. En âm Sûresi ndeki Üzerlerine Allah ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin. Çünkü bu muhakkak ki bir fasıklıktır 13 mealindeki âyeti helal görmek anlamında anlayacakları yerde yemek şeklinde anlayarak hata ettiler. Bir başka İbâzî müellif Muammer konuya şu şekilde açık- 16 YENI ÜMIT DERGISI

17 lık getirir: Havâric kelimesi Hz. Ali den i tizal edenleri isimlendirmek için kullanılamaz. Bu kavram ancak ve ancak Allah ın kitabındaki âyetleri yanlış tevil ederek bazı hükümleri inkâr eden akîde ve amelde İslâm dan çıkan kimseleri ifade eder. 14 Tarihî Hâdiseleri Misal Göstermeleri İbâzîler, Muhakkime nin (64/ ) deki ilk parçalanmasından sonra Ezârika nın yanında değil hep karşısında olmuşlardır. 15 Hattâ Murûk hadîsi 16 olarak bilinen hadîste Hz. Peygamber in kast ettiği kimselerin Ezârika olduğunu ifade ederek hükümete karşı kılıç kaldırmayarak devlete -Ümeyye ye- dolaylı destek sağlamışlardır. İbâzîler, kaynaklarında bazen Havâric tabirini kullanırlar. Ancak bu kullanışın gerisinde yatan sebep, Havâric kavramını benimsemekten ziyade eski ve yeni yazarların İbâziyyeyi öyle tanımlamış olmalarıdır. Fakat İbâzîler bunun bir hata olduğunu belirtmek için el-havâric i, kendilerini ifade etmek anlamında olduğu zaman el-muslimûn şeklinde tevil ederler. 17 Raşidî ye göre Emevîler, halkı devlete karşı ayaklanmaya davet eden Ezârika ve şiddet yanlısı Muhakkime fırkalarını Havâric olarak isimlendirdi. 18 Ilımlı bir yol takip eden ve dâhilde silâhlı mücadeleyi bir yöntem olarak benimsemeyen İbâziyye, kendisini Havâric kavramının dışında tutar. İbâzîler in Havâric denildiği zaman kast ettikleri fırka Ümeyye nin Havâric diye adlandırdığı Ezârika, Sufriyye, Necedât ve Beyhesiyye fırkalarıdır. Dolayısıyla İbâzîler e göre tarihte Havâric adıyla işlenen bütün şenaatlerin sorumlusu da bu fırkalardır. İbâziyye nin bunlarla hiçbir alâkası yoktur. Hâricî kelimesinin ifade ettiği mânâ ile ilgili muteber sayılabilecek ilk kaynak Abdullah b İbâz ın, Halife Abdülmelik b. Mervân a (65 86/ ) gönderdiği mektuptur. 19 Bu mektuptan anlaşıldığına göre halife İbâzîler i dışarıda tutarak hükümete karşı ayaklananları Havâric kavramı içerisinde değerlendirmiştir. Bilindiği üzere İbâzîler Benû Ümeyye ye karşı pasif bir muhalefet yürüttüler. Onlarla iyi geçinmenin yollarını aradılar. İbâzîler Ezârika ile de mücadele içine girdiler. Ezârika bu düşmanlığın bir ifadesi olmak üzere İbâzîler e tahkir mânâsında el-kaade adını verdi. Böyle olunca; devlete karşı şiddetli bir muhalefet başlatan Ezârika ya düşman olan İbâziyye nin, Emevîler tarafından Havâric olarak isimlendirilmesi mantıklı olmasa gerek. CÂBIR B. ZEYD IN HAYATINDAN VE TALEBELE- RININ TAVIRLARINDAN ÇIKARILAN DELILLER Fırkanın kurucusu Câbir b. Zeyd in hayat hikâyesi de İbâziyye nin Havâric le ilgisinin olmadığına delil olarak gösterilir. a. Câbir b. Zeyd (22/ ) tarihinde Uman da doğdu ve ileriki yaşlarında ilim tahsili için Basra ya geldi. Uman dan Basra ya gelebilmek için en az on beş yaşında olması gerektiğini sonrasında da ilim tahsili için gerekli zamanı bunun üzerine eklersek; Câbir b. Zeyd in Tahkîm olayının yaşandığı tarihte bir fırkaya imam olacak ve kitleleri yönlendirecek yaşa ve ilmî olgunluğa sahip olmadığı görülecektir. b. Siyasî tarih kitaplarında Câbir in Sıffin Savaşı na katıldığına dair hiçbir bilgi yer almaz. c. Havârîc in genel tanımları arasında Hz. Ali den itizal önemli yer tutar. Oysa İbâziyye fırkasının kurucusu Câbir b. Zeyd in Hz. Ali den i tizal ettiğine dair bir bilgi yoktur. d. Câbir b. Zeyd hayatının bilinen döneminde devlete kılıç kaldırmamıştır. O, bu ılımlı tavrı sebebiyle Ezârika, Sufriyye ve Necedât gibi şiddet yanlısı Hâricî fırkaların uzağında durarak onların öfkesini kazanmıştır. e. Câbir b. Zeyd in ılımlı tavrı Benî Ümeyye tarafında olumlu karşılanmıştır. Haccâc b. Yusuf e-sakafî ona hediyeler veriyor, meclisinde oturtuyordu. f. Halîfât gibi düşünen İbâzî müelliflere göre, Haccâc (81 82/ ) imam olarak onun önünde cuma namazlarını kıldırıyordu. 20 g. Câbir b. Zeyd in ölümünden sonra da İbâzîler ehli kıblenin tamamının ardında namaz kılmayı câiz gördüler. ğ. Zâlim imamların arkasında cuma dahil namaz kıldılar. 21 h. Hâricî fırkalarla birlikte hiçbir savaşa katılmadılar. ı. Zâlim imamın hükmü altında ikameti câiz gördüler. 22 Hâricîler çokça ibadet yapmalarına karşılık dinîn özünü kavrayamayan lâfızların zahirine göre hüküm veren kimseler olarak tasvir edilir. 23 Oysa Rebi b. Habîb den (175/791) sonra imamet vazifesini yürüten Ebû Sufyan Mahbûb b. er-rahîl, Basra da yaşamıştır. Namaz, oruç, hac ve umre gibi ibadetlerine insanlar şahit olmuşlardır. er-rahîl ibadetlerini eda ederken diğer insanlardan daha ziyade yapmıyordu. 24 Bu konuda bir diğer İbâzî âlim Dercînî (670/1373) ise, İbâziyye nin Kitap ve Sünnet e bağlı olduğunu, ricalün taklit değil selef-i salihîn gibi ricalün takyît (delillere, kayıtlara bağlı) olduğunu söyler. 25 İbâzîler Ehli Tevhid e karşı kılıç kaldırmadılar. Haccâc ve Ziyâd şüphelerden yola çıkarak baskılarını artırdı. 26 Hatta Said b. Cübeyr ve İbrahim en-nehaî'nin imamlığını yaptığı kimseler hurûc ettiler. Haccâc onları öldürdü, sadece üç kişi kurtuldu. Haccâc ın zulmüne karşı isyan eden bu kimselere Havâric denmedi. YENI ÜMIT DERGISI 17

18 İbâzîler usulde Kitap ve Sünnet e bağlı olduklarını, usul ve furu meselelerinin birçoğunda Ehl-i Sünnet ile ittifak içinde olduklarını ve ihtilaf edilen hususların az olduğunu ifade ederler. Mevcut ihtilafların gereğinden fazla abartılmamasını zîrâ Ehl-i Sünnet in kendi fırkaları arasında da ihtilafların mevcut olduğunu söylerler. 27 a- Bilindiği üzere Basra da ağırlıklı olarak Temîm ve Ezd kabileleri meskundu. Ezd kabilesinin Basra üzerinde belirgin bir ağırlığı vardı. Hatta Basra ya Mühelleb in Basrası da denilmekteydi. Bu kabilenin büyük çoğunluğu İbâzî idi. 28 Ezd kabilesinden Mühelleb ailesinin üyelerinden meşhur komutan Mühelleb b. Ebî Sufrâ el- Ezdî el-umanî, Hâricîler le (Ezârika ya karşı) uzun süren savaşlar yapmıştır. Şayet İbâzîler, Ezârika Havâric i gibi her durumda merkezî otoriteye karşı düşmanlığı âdet hâline getirselerdi, onlarla savaşmaz; aksine onlara yardım ederlerdi. b- İbâziyye nin önemli liderlerinden Abdullah b. İbâz, Ezârika ve Sufriyye Hâricîler inin fikirlerini çürütmek için şiddetli çaba göstermiştir. Hatta Abdullah b. İbâz ı tarihî bir şahsiyet hâline getiren en önemli hâdise, Emevî Devletine karşı yürüttüğü muhalefet değil, Ezârika ya karşı yürüttüğü mücadeledir. Bu da gösteriyor ki İbâzîler Havâric den değildir. c- Önemli İbâzî muhaddis, Sahîh sahibi Rebi b. Habîb (175/791) Havâric den beri durmuştur. d- İbâziyye den Cülendî b. Mes ud, Sufriyye Hâricîler inden Şeybân Hâricî (130/747) ile savaşmış Şeybân ve adamlarını öldürmüştür. e- Ayrıca Sufriyye den önemli bir komutan İbâzî olmak ister. Ancak İbâzîler bunu hemen kabul etmezler. İbâzî fikirlerin doğruluğunu, Hâricî fikirlerin yanlışlığını kabul ettirdikten sonra İbâzî olmasına izin verirler. Bu hâdise gösteriyor ki, İbâzîler hem fikrî hem de fiilî mânâda Hâricî fırkalara muhalifti, onlardan değildi. 29 f- İbâzîler devletleşen nadir fırkalardan birisidir. Bu devletlerin tarzına bakıldığı zaman savaştan değil sulhtan yana oldukları görülür. SONUÇ İbâzîler Muhakkime ile olan alakalarını inkâr etmezler; hatta Muhakkimeyi selefleri olarak kabul ederler. Haricîler in 64/ ten sonra teşekkül ettiğini ifade ederler. Onlar, Havâric denilince, Muhakkimeden ayrılan, başta Ezârika olmak üzere, Necedât, Sufriyye, Beyhesiyye gibi aşırı fırkaları kast ederler. İbâziyye ve İbâzîler in gerçek Haricî olarak kabul ettikleri Ezârika birinci bölünmeye kadar aynı grup (Muhakkime) içerisinde yer aldılar. İbâzîler birinci bölünmeye gelinceye kadar, Muhakkime çatısı altında yapılan mücadelelerin tümüne sahip çıkarlar ve bu dönemde kendilerini utandıracak hiçbir iş yapmadıklarını belirtirler. Havârîc, Benî Ümeyye nin İbn Ezrak ve adamlarına verdiği bir isimdir. Ezârika İbâziyye tarafından kabulü mümkün olmayan ve Marika hadîsinde fikrî çerçevesi çizilen yeni dinî ve siyasî fikirler edinmiştir. Bu yönü ile İbâziyye nin Havâric ile alâkası olduğu söylenemez. *Dicle Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi DIPNOTLAR 1. Kalhâtî, el-keşf ve l-beyân, (thk, Josef Van Ess), Beyrut, 1971, II, Râşidî, Ebû Ubeyde, 146, Geniş bilgi için bkz. Muammer, Ali Yahyâ, el-ibaziye Beyne Fırakı l- İbâziye, 4. Yücedoğru, Tevfik, Ehl-i Sünnet e Giden Yolda İbn Küllâb ve Küllâbiye Mezhebi, Bursa, 2006, Sehristanî, el-milel ve n-nihal, I, 48, Beyrut, 1975; Bagdadî, Mezhepler Arasındaki Farklar, (Çev. E. Ruhi Fığlalı), İstanbul, 1979, 101, Kutlu, Türklerin İslâmlaşma Sürecinde Mürcie ve Tesirleri, İbn Ebi l-hadîd, Şerhu Nehci l-belaga, Beyrut, 1983, II, İbn Esîr, el-kâmil, III, Talibî, Allah ın hükmüyle hükmetmeyenler (Maide, 44) ayetini tevil ederek Ali ye karşı çıkmaları sebebiyle Muhakkime yi ilk te vilciler olarak ele alır. Tâlibî, Arau l- Havâric, I, Kâşif, Uman, Üzerlerine Allah ın ismi anılmamış hayvanlardan yemeyin. Çünkü onu yemek, emre aykırı harekettir (fısktır). Doğrusu şeytanlar sizinle mücadele etmek için, kendi dostlarına telkinde bulunurlar. Ey müminler eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak siz de Allah a ortak koşanlardan olursunuz. Enâm (6), Ebû Yakub Yusuf b. İbrahim, ed-delîl li-ehli l Ukûl, Üzerlerine Allah ın ismi anılmamış Besmele çekilmemiş olan hayvanlardan yemeyin. Çünkü onu yemek, emre aykırı harekettir ( fısktır). Doğrusu şeytanlar sizinle mücadele etmek için, kendi dostlarına telkinde bulunurlar. Ey müminler eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak siz de Allah a ortak koşanlardan olursunuz. Enâm ( 6 ), Muammer, el-ibâziyye fî Mevkibi t-tarih, Harisî, el-ukûdu l-fiddiyye, Buharî, VIII, 52; Müslim, I, 740; İbn Mace, Sünen, I, 61; İbn Hanbel, Müsned, I, Kâşif, Uman, Râşidî, Nazârât, Bârûnî, Süleyman b. Abdullah, Muhtasâr Tarihi l-ibâziyye, Uman, 2003, Kindî, Beyanü ş-şer, XIII, Kindî, Musannaf, V, Horasânî, el- Müdevvenât, Maskat 1984, I, İbn Hazm, el- Fasl, IV, Şemmâhî, Siyer, I, Dercinî, Tabakât, II, İbn Esîr, Kâmil, III, 517; Belazurî, Ahmed b. Yahya b. Cabir, Ensâbü l-eşraf, Beyrut, 1996, I, 385b. 27. Zavî, Ahmed, Tarihu l-fethi l- Arabî fi Libya, Mısır 1963, İbâziyye, Temim den ziyade Uman ın Ezd kabilesinin omuzlarında yükselmiştir. Basra da meskun iki büyük kabile vardı. Birisi Temîm diğeri Ezd idi. Câbir b. Zeyd in Ezdî olması sebebiyle Ezdîler daha çok İbâziyye fırkasına teveccüh göstermişlerdir. İbn Hallikan, II, Ettafeyyiş, el-fark, YENI ÜMIT DERGISI

19 YENi ÜMiT Doç. Dr. Faruk TUNCER* Ocak / Şubat / Mart Sayı 103 Cenâb-ı Allah ın, İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem i de an. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu cümle âlem için bir ibret yaptık (Enbiya, 21/91) diyerek yücelttiği Hazreti Meryem de bütün insanlık için tam bir iffet örneğidir. Kur ân-ı Kerîm e Göre HZ. MERYEM in HAMİLE KALIŞINDAKİ MUCİZE Kur ân-ı Kerîm âyetlerindeki uyum ve incelikler başlı başına birer mucizedir. İfadelerindeki cezalet, letafet ve olağan dışılık, asırlardır yazılmakta olan i caz ve belağat kitaplarında ortaya konulmuştur. Biz de bu yazımızda, Kur an'ul-mucizü l-beyan ın i caz ve belağatına örnek teşkil edecek birçok âyetinin yanı sıra onun sadece bir harfi üzerinden emsalsizliği ve mucizeliğine işaret etmeye çalışacağız. YENI ÜMIT DERGISI 19

20 Anne çocuk münasebeti hiçbir ilişkiye benzememektedir. O çok ayrıcalıklı ve farklı bir münasebet biçimidir. Bu durum hem anneler için hem de çocukları için böyledir. Hz. Meryem ile Hz. İsa (a.s.) arasındaki anne-oğul münasebeti ise mucizevî ve İlâhîdir. Kur ân-ı Kerîm açısından konunun kendisi ve ele alınış şekli benzersizdir. Yüce Kitabımız bu benzersizliği bazen Hz. Meryem üzerinden bazen de Hz. İsa (a.s.) üzerinden bazen de her ikisi üzerinden gerçekleştirir. Kur ân-ı Kerîm; Hz. Meryem in nazenin bir çiçek اتا ح سنا ) gibi yetiştirilmesi sadedinde gü- Onu (و أ ن ب ت ه ا ن ب zel bir bitki gibi yetiştirdi 1 telmihini kullanır. Kur ân-ı Mucizü l-beyan ın bu ifadesindeki i caz, aynı şekilde üfle- Biz ona Ruhumuzdan ) ف ن ف خ ن ا ف يه ا )ف يه ( م ن ر وح ن ا ( dik 2 ifadesi ile örtüşmektedir. Biz bu yazıda, kadınlık âleminin iftiharı Hz. Meryem Validemiz in Hz. İsa ya hamile kalışını sadece bu iki Kur ânî ifade üzerinden ele almaya çalışacağız. م ( Kerîm de Hz. Meryem validemiz, Kur ân-ı م ري ifadesi ile bir kere, ( ifadesi olarak on (ب ن ت ع م ر ان (م ر ي م م ( defa, ي ر ن م şeklinde ise yirmi üç kere olmak (ع يس ي ب üzere toplamda otuz dört kez geçmektedir. Ancak Hz. Meryem in ele alındığı iki sûre dikkat çekmektedir. Bunlar Meryem ile Âl-i İmran sûreleridir. Büyük nebi Hz. Mesih için Kur ân-ı Kerîm de müstakil bir sure bulunmazken annesi Hz. Meryem in adının müstakil bir sûreye isim olması dikkat çekicidir. Yine bir başka dikkat çekici husus da Hz. Meryem in babası olan İmran ve onun ailesiyle ilgilidir. 3 Hz. Meryem hakkındaki âyetlerin, babası tarafından değil de annesi tarafından dile getirilmesi de kayda değer bir husustur. İfade edildiğine göre Hz. Meryem henüz annesinin karnında iken babası İmran vefat etmiştir. Dolayısıyla onunla ilgilenmek hâliyle annesi Hanne ye kalmıştı. 4 Sûrenin ilgili bilgilerinin verildiği bölümde, Hz. Meryem in Allah a adanması, duasının kabul edilmesi, adını Meryem olarak koyması, Şeytan dan Allah a sığınması gibi anlatımlar baba İmran ın ağzından değil de hep annenin (Hanne) ağzından sunulmaktadır. Şimdi bu iki sureye biraz daha ayrıntılı bakalım: Meryem Sûresi, Mekke döneminde (muhtemelen) risâletin beşinci veya altıncı yılında Habeşistan hicretinin öncesinde nazil olmuştur. Sûre iki bölümden oluşmaktadır. İlk altmış beş âyet Hz. Meryem ve çevresiyle alâkalı iken âyetler arasındaki ikinci bölümde ise, öğüt ve uyarılara yer verilmektedir. Nüzul zamanı dikkate alındığında Meryem Sûresi nin bir Hristiyan ülkesi olan Habeşistan a hicret edecek Müslümanları bilgilendirme ve hazırlama niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Sûrenin üslûbu (özellikle ilk kırk âyetinde) İslâm ın görüşünü ortaya koymaktadır. Nitekim Habeşistan a hicret eden Müslümanların öncüsü Cafer b. Ebu Talip, Habeş Kralı Ashame en-necâşî nin huzurunda Meryem Sûresi nin Hz. Yahya ve İsa dan bahseden ilk kısımlarını okumuş, bu âyetlerin mânevî tesirinde kalan kral gözyaşlarına mâni olamamıştır. 5 Âl-i İmran Sûresi nde geçen İmran için, kaynaklar iki ayrı İmran dan bahsetmektedir. Bunlardan ilki Hz. Musa ve Hz. Harun un babası, ikincisi Hz. Meryem in babasıdır. 6 Âl-i İmran Sûresi 33. âyette adı geçen İmran ın bu ikisinden hangisi olduğu hususu ihtilâflı olsa da, daha sonraki âyetlerin özellikle Hz. Meryem in iffeti ve Hz. İsa nın peygamberliği ile ilgili oluşu, söz konusu İmran ın Hz. Meryem in babası İmran olmasını gerektirmektedir. Bu bilgilerden sonra, Kur ân-ı Kerîm in Hz. Meryem hakkında kullandığı iki mucizevî ifade biçimi üzerinde durabiliriz. Bu âyetler yukarıda da belirtildiği gibi, Âl-i İmran Sûresi 37. âyeti ile Enbiya Sûresi 91 ve Tahrim Sûresi 12. âyetleridir.âl-i İmran Sûresi nde اتا أ ن ب ن ب ح سنا geçen âyeti Hâk Tealâ tarafından bir و ت ه ا kız çocuğu için söylenebilecek en etkileyici ve kalbe tesir eden bir ifade olması yönüyle muhteşemdir. Çünkü İmran ın karısı karnındaki bebeği Allah a adarken onun erkek olacağını umuyordu. Bu beklentiyle böyle bir adakta bulunmuştu. Ancak hamlini vaz ettiğinde gelenin kız olduğunu gördü. Artık yapacak bir şey yoktu. Kızını Allah a adayacaktı. Onu özenle yetiştirdi. Zaten çocuk yetiştirilmesinde kız çocukları ayrı bir ihtimam istemektedir. Kur ân bunu ifade için seçile- اتا أ ن ب ن ب ح سنا seçmiştir. bilecek en muhteşem ifadeyi و ت ه ا Onu bir bitki/çiçek gibi yetiştirdi. 7 Her ne kadar Kur ân-ı Kerîm, Allah sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir. 8 gibi âyetlerde bütün insanların bir bitki gibi yerden bitirildiğini beyan etmişse de, burada özel olarak Hz. Meryem için güzel bir bitki gibi yetiştirilmekten söz edilmektedir. Diğer âyetten farklı olarak toprakla herhangi bir bağdan söz edilmemektedir. Bu durum bize Hz. Meryem in, diğer insanlardan ve diğer bütün kadınlardan farklı bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Öte yandan اتا ن ب ح سنا ا ko- âyetini yorumlayan müfessirler bu و ت ه أ ن ب nuda farklı şeyler söylemişlerdir: Rabbi onu tam olgun bir kadın olması için güzel bir bitki gibi büyütüp yetiştirdi 9 diyenlerin yanı sıra, Hz. Meryem e uygulanan özel ve güzel bir terbiyeden mecazdır 10 diyenler de olmuştur. Yine bazı müfessirler âyeti tefsir ederken din ve dünya ayrımını belirterek, diğer çocukların bir yılda büyüdüğü kadar Hz. Meryem in bir günde büyütülmesi ile onun iffet, namus ve Allah a itaat mânâsında 20 YENI ÜMIT DERGISI

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Muhterem Hayrettin Karaman Hocam,evvela selam eder,saygılar sunarım. 1974 yılı İmam-Hatib talebeliğimden beri sizleri duyduk ve istifade ettik.

Muhterem Hayrettin Karaman Hocam,evvela selam eder,saygılar sunarım. 1974 yılı İmam-Hatib talebeliğimden beri sizleri duyduk ve istifade ettik. HAYRETTİN KARAMAN HOCAMA CEVAB Muhterem Hayrettin Karaman Hocam,evvela selam eder,saygılar sunarım. 1974 yılı İmam-Hatib talebeliğimden beri sizleri duyduk ve istifade ettik. Ancak sizlerin bazı noktalarda

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP:

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP: SORU : Yediemin deposu açmak için karar aldım. Lakin bu işin içinde olan birilerinden bu hususta fikir almak isterim. Bana bu konuda vereceğiniz değerli bilgiler için şimdiden teşekkür ederim. Öncelikle

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,

Detaylı

KURAN IN ANLAMI İLE BULUŞMAK ARAŞTIRMASI

KURAN IN ANLAMI İLE BULUŞMAK ARAŞTIRMASI KURAN IN ANLAMI İLE BULUŞMAK ARAŞTIRMASI Kasım 2007 İÇİNDEKİLER Metodoloji I. Araştırmanın Metodoloji ve Örneklemin Yapısı II. Örneklemin Mezhep Bağlılığı ile İlgili Yapısı III. Dindarlık Algısı IV. Din

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

2014 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU HZ. PEYGAMBER VE İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİMİZ

2014 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU HZ. PEYGAMBER VE İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİMİZ 1 2014 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU HZ. PEYGAMBER VE İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİMİZ DÜZENLEYEN Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü SEMPOZYUMUN GEREKÇESİ Yüce Allah, tekamül ve gelişime

Detaylı

KİŞİSEL BİLGİLER. İlyas CANİKLİ. Yrd. Doç. Dr. Temel İslam Bilimleri

KİŞİSEL BİLGİLER. İlyas CANİKLİ. Yrd. Doç. Dr. Temel İslam Bilimleri KİŞİSEL BİLGİLER Adı-Soyadı: İlyas CANİKLİ Unvan: Yrd. Doç. Dr. Doğum Yeri ve Yılı: Samsun-Terme/ 1966 Bölüm: Temel İslam Bilimleri Tel: 0530 9576891 E-Posta: icanikli@mynet.com; ilyascanikli@gmail.com

Detaylı

SINIF DEFTERİ. Gurup. Muallim/e:

SINIF DEFTERİ. Gurup. Muallim/e: SINIF DEFTERİ Gurup Muallim/e: Yaz Okulu 2014 Devam Çizelgesi 18 Haziran 2014 Çarşamba 19 Haziran 2014 Perşembe 20 Haziran 2014 Cuma 23 Haziran 2014 Pazartesi S. No Öğrenci İsim Soyisim 1 2 3 4 5 6 7 8

Detaylı

CAMİ İNŞA PROJESİ ÇAD ( 200 M² )

CAMİ İNŞA PROJESİ ÇAD ( 200 M² ) CAMİ İNŞA PROJESİ ÇAD ( 200 M² ) İHH Projeler Birimi PROJENİN KONUSU Bu proje, Çad ın başkenti N'Djamena'daki Diguel semtinde 200 m² büyüklüğünde bir cami ve imam evi inşa edilmesini kapsamaktadır. ÇAD

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23) Dedikodu (Gıybet) Gıybet Dedikodu (gıybet), birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu gıybet, yapmamış ise iftira olur (Hadis,

Detaylı

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü

Detaylı

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

İSLÂM DA CEZA SİSTEMİ HATA İLE ÖLDÜRME

İSLÂM DA CEZA SİSTEMİ HATA İLE ÖLDÜRME 190 HATA İLE ÖLDÜRME Hata ile öldürme iki kısma ayrılır: 1- Öldürülen kimsenin isabet alması istenmemesine rağmen ona isabet etmesi ve onu öldürmesidir. Bir ava atış yapılırken bir insana isabet etmesi

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen

İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen Muâz b. Cebel'in Hz. Peygamber in (s.a.v.) sorduğu

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Prof. Dr. Köse: Organ Bağışının Dinen Sakıncası Yoktur İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, İzmir İl Müftülüğü ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

Ýçindekiler Kayseri Ýli Yardým Derneði Ýstanbul Þubesi Adýna Sahibi, Dernek Baþkaný Yayýn Yönetmeni Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü M. Orhan CEBECÝ Dergi Komisyonu Gamze POSTAAÐASI Rýfat DEDEMAN Danýþma Kurulu

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

+ Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.(4.

+ Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.(4. KUR AN VE HADİSLERE GÖRE BÜYÜK GÜNAHLAR Yüce Rabbimiz Kur an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: + Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir

Detaylı

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453 ÖZEL EGE LİSESİ (ORTAOKULU) DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ KAZA VE KADER (Allah, herkesin ne yapacağını bilip yazdığına göre, insanların hayır işlemesinin bir anlamı var mı? İslam da İnsanın İradeli Fiilleri

Detaylı

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6] K U R B A N Şartlarını hâiz olub,allah a yaklaşmak amacıyla kesilen kurban;hz. Âdem in çocuklarıyla başlayıp [1],Hz. İbrahim-in oğlu İsmail-in kurban edilmesinin emredilmesi[2],daha sonra onun yerine koç

Detaylı

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.

Detaylı

ÜLKEMİZDE HUZURU BOZMAK İSTİYORLAR

ÜLKEMİZDE HUZURU BOZMAK İSTİYORLAR Meslek odaları ve bazı sivil toplum kuruluşları, son günlerde yaşanan iç kargaşalarda meydana gelen ölümler, Türk Bayrağına ve Atatürk heykellerine yapılan saldırılar üzerine sağduyu çağrısında bulundu.

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI 01.01.2014 Çarşamba 10:30 Bornova Debre Camii Fatma Özmen ERGEN Ölüm ve Ömür Muhasebesi 01.01.2014

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013).

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013). Takdim Biliyor musunuz? Bir televizyon haberine göre Türkiye de 2014 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla birlikte 830 bin kişinin aday olması bekleniyordu. Bu, Türkiye de yaklaşık her 90 kişiden birinin

Detaylı

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir?

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir? Kurban sözlükte yaklaşmak, yakınlaşmak gibi anlamlara gelmektedir. Kurban, Allah a yaklaşmak ve onun hoşnutluğunu kazanmak amacıyla belirli bir zamanda uygun nitelikteki bir hayvanı kesmektir. Kesilen

Detaylı

07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA. Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi. Değerli Basın Mensupları,

07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA. Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi. Değerli Basın Mensupları, 07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi Değerli Basın Mensupları, Uluslararası Adalet ve Hürriyet Derneği`nin, 2015 Yılı İsrail tarafından

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

YASIYOR. MUYUZ. SASIYOR.. MUYUZ? Bismillahirrahmanirrahim MUHİDDİN YENİGÜN. (e-posta: muhiddin@yenigun.name.tr) yayınevi sertifika no: 14452

YASIYOR. MUYUZ. SASIYOR.. MUYUZ? Bismillahirrahmanirrahim MUHİDDİN YENİGÜN. (e-posta: muhiddin@yenigun.name.tr) yayınevi sertifika no: 14452 YASIYOR. MUYUZ yayınevi sertifika no: 14452 Yayın no: 11 YAŞIYOR MUYUZ ŞAŞIYOR MUYUZ? Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İSBN: 978 975 261 200 6 1. Baskı: Eylül,

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

OKUNMAMIŞ ÜÇ MESAJINIZ VAR

OKUNMAMIŞ ÜÇ MESAJINIZ VAR RABBİMİZDEN ÇAĞRI Ey iman edenler! (Peygamber,) sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah a ve Resûlü ne uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer (sözünüzle niyetinizin aynı olup olmadığını

Detaylı

18-24 Mart Yaşlılar Haftası münasebetiyle Üniversitemiz Tıp Fakültesi ve Karabük Alzheimer Derneği organizasyonluğunda üniversitemiz ev sahipliğinde Yaşlılık-Bunama ve Alzheimer Hastalığı Tanıtım ve Bilinçlendirme

Detaylı

Kur an ın Bazı Hikmetleri

Kur an ın Bazı Hikmetleri Kur an ın Bazı Hikmetleri Allah Teala kıble hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı,

Detaylı

Kâfirlere itaat etme ve Kuran-ı Kerim vasıtasıyla onlara karşı büyük cihat et. [1]

Kâfirlere itaat etme ve Kuran-ı Kerim vasıtasıyla onlara karşı büyük cihat et. [1] Bir itiraza göre: Ahmedi Müslümanlar cihadı reddediyorlarmış! Bir insanın bu kadar yalan söyleyebileceği insanı hayrete düşürür. Zira cihadı inkâr ettiğimizi söylemek apaçık bir yalandır. İnancımıza gelince,

Detaylı

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor

Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye de üniversiteye giremeyen öğrenciler Fas ta üç dil öğreniyor Türkiye deki üniversite imkanlarının zorluğu ve kontenjan sıkıntısı öğrencileri değişik arayışlara itiyor. Her yıl 50 binin üzerinde

Detaylı

1 von 5 21.11.2013 22:24

1 von 5 21.11.2013 22:24 Anasayfa Hamburg GEZİ + POLİS + ORUÇ = İFTAR Tarih : 2013.07.27 17:17:32 Hamburg Sivasspor Taraftar Derneği nin iftar yemeğinde, Gezi Parkı ve Hamburg polisinin Türk gençlerine karşı baskılı tutumuna yönelik

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

AVCILIK. İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir.

AVCILIK. İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir. AVCILIK İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir. Avcılık İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen Avcılık eskiden; İnsanın kendisini korumak, Karnını doyurmak, Hayvan ehlileştirmek,

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE ORUÇ

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE ORUÇ TAKVAYA ERMENİN YOLU; ORUÇ (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki Kur an; insanlara hidayet (doğru yol) rehberi, doğru yolun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak onda(ki Kadir gecesinde) indirildi.

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER

TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER Merve Nur Bulut, Kübra Sezgin www.improkul.impr.org.tr facebook.com/improkul @improkul improkul@gmail.com SURİYE KRİZİ VE TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER 2011

Detaylı

Mezhepler, bir dinin mensupları için alt kimlik ifadeleridir. Mezhepler beşeri nitelikli oluşumlardır; din ile özdeştirilemezler.

Mezhepler, bir dinin mensupları için alt kimlik ifadeleridir. Mezhepler beşeri nitelikli oluşumlardır; din ile özdeştirilemezler. İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE MEZHEPLER Prof. Dr. Mehmet Saffet Sarıkaya RAĞBET YAYINLARI TANITIM: Mezhep, insanların yaşadıkları sosyal çevrede sinin ana kaynaklarını anlama ve uygulamada ortaya çıkan farklılıkların

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI.. LİSESİ TARİH I DERSİ BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI.. LİSESİ TARİH I DERSİ BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU EYLÜL - EKİM I.ÜNİTE :TARİH BİLİMİ Kaynaştırma *İşlenen ve anlatılan konular aracılığı ile öğrenci tarihin tanımı eğitimine tabi olan * Tarihin zamanla alakalı bir bilim olduğunu kavrar. hakkında bilgi

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 GELECEK İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 SARIKONAKLAR İŞ TÜRKĠYE MERKEZİ C. BLOK ĠÇĠN D.16 BÜYÜME AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE ÖNGÖRÜLERĠ 02123528795-02123528796 2025 www.turksae.com Nüfus,

Detaylı

Değerli dostlarım ve arkadaşlarım, Türk halkının hayata ve yarınlara bakış açısında hiç şüphesiz konut sahibi olmak hayati bir öneme sahip

Değerli dostlarım ve arkadaşlarım, Türk halkının hayata ve yarınlara bakış açısında hiç şüphesiz konut sahibi olmak hayati bir öneme sahip Değerli dostlarım ve arkadaşlarım, Türk halkının hayata ve yarınlara bakış açısında hiç şüphesiz konut sahibi olmak hayati bir öneme sahip olmaktadır. Ev sahibi olmak herkesin temel rüyalarından bir tanesidir.

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

ihh 6. ULUSLARARASI ÇOCUK BULUŞMASI RAPORU

ihh 6. ULUSLARARASI ÇOCUK BULUŞMASI RAPORU ihh 6. ULUSLARARASI ÇOCUK BULUŞMASI RAPORU 18 EKiM 2014 Uluslararası Çocuk Buluşması, İHH İnsani Yardım Vakfı nın dünyanın farklı coğrafyalarında gerçekleştirdiği yetim çalışmalarını Türkiye halkına anlatmak

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI

TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI S.NO TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN TARİH ADI SOYADI UNVANI YERİ VAKTİ KONUSU Tepebaşı Camii 1 05.06.2016 29 Şaban Nalbant Camii Rahman Camii Ramazan'a

Detaylı

SEÇİM VE GEÇİM Perşembe, 31 Ekim 2013 09:31

SEÇİM VE GEÇİM Perşembe, 31 Ekim 2013 09:31 Tarih boyunca hayatın her alanında özellikle de evlilik-aile hayatı ve yönetim-iktidar alanında seçim ve geçim çok önemli unsurlardır. Seçim ile geçim iç içedir, geçim seçime bağlıdır. Geçim yani nasıl

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (10) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme

Detaylı

MEKKE-İ MÜKERREME MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HAKKINDA. Müellif: Şeyh Hamad İbni Atik en-necdi (H1227-H1301)

MEKKE-İ MÜKERREME MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HAKKINDA. Müellif: Şeyh Hamad İbni Atik en-necdi (H1227-H1301) MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HAKKINDA Müellif: Şeyh Hamad İbni Atik en-necdi (H1227-H1301) Mecmuatü'r-Resail ve'l-mesaili'n-necdiyye, 1/742-746 www.almuwahhid.com 2 بسم هللا الرحمن

Detaylı

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri Tarihi boyunca bağımsızlığını koruyabilmiş ve Afrika Kıtası'nın Avrupa devletlerince sömürge yapılamamış tek ülkesi olan Etiyopya (Habeşistan) dünya tarihinin en eski medeniyetlerinden biri olarak biliniyor.

Detaylı

www.rehberlikservisi.org

www.rehberlikservisi.org www.rehberlikservisi.org 1 BAŞLARKEN Çocuklarımız bizim için ne kadar önemli? TEOG öncesinde onlar için neler yapıyoruz? Gelecekleri için planlarınız var mı? Çocuklarınızı yeterince anlıyor musunuz? Neden

Detaylı

Batıda yayılan milliyetçilik akımı bizde olduğu gibi İslâm dünyasını da etkisi altına almıştır.

Batıda yayılan milliyetçilik akımı bizde olduğu gibi İslâm dünyasını da etkisi altına almıştır. ASRIN ÜÇ HASTALIĞI *1789 Fransız ihtilali kebiri batıdaki Katolikliğin katılığını kırmak ve özgürlüklere kapı açarak dünyayı değiştirmekle beraber,geriye ırkçılık gibi eskilerin seretan dediği bir kanser

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu Question Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu belirtir misiniz? Kur an ın lafızdan soyut olduğu bir merhale var mıdır? Answer: Her şeyin lâfzî

Detaylı

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN 1 ÝMTÝYAZ SAHÝBÝ MUSTAFA KOÇ GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN BASKI YERÝ ÇAÐLAYAN A.Þ. TS EN ISO 9001:2008 SER NO: 300-01 SARNIÇ YOLU ÜZERÝ NO:7 GAZÝEMÝR / ÝZMÝR TEL: 0

Detaylı

BESMELE VE ALLAH LAFZ-I CELÂLİ'NİN SAYIMLARI

BESMELE VE ALLAH LAFZ-I CELÂLİ'NİN SAYIMLARI Bu yazı www.multimediaquran.com sitesinin sahibi hacı Mehmet Bahattin Geçkil tarafından hazırlanmıstır. 11-15-2015. Herhangi bir medyada yayınlanması halinde yukarıdaki bilginin referans olarak verilmesi

Detaylı

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır.

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır. Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı nın belirlediği ve uyguladığı imsak vakti, oruca başlama ve sabah ezanın okunması ile Müslümanların sabah namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli

Detaylı

Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin.

Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin. ETTİM DE BULMADIM!!! Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin. Etme,bulma dünyası Eden bulur,genel bir kural halinde hayatta tecelli etmektedir.

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı