MOTİF AKADEMİ HALKBİLİMİ DERGİSİ Motif Academy Folklore Journal ISSN

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "MOTİF AKADEMİ HALKBİLİMİ DERGİSİ Motif Academy Folklore Journal ISSN 1308 4445"

Transkript

1 MOTİF AKADEMİ HALKBİLİMİ DERGİSİ Motif Academy Folklore Journal ISSN / 1 Sahibi / Owner M. Zeki BAYKAL Yayın Kurulu / Editorial Board Prof.Dr. Erman ARTUN Prof.Dr. Gürbüz AKTAŞ Prof.Dr. Mehmet AÇA Prof.Dr. Metin EKİCİ Prof.Dr. Özkul ÇOBANOĞLU Prof.Dr. Turgut KARABEY Yrd.Doç.Dr. Doğan KAYA Yrd.Doç.Dr. Fatih İYİYOL Sabri KOZ Tekin KOÇKAR Editör / Editor Doç.Dr. lşıl ALTUN Editör Yardımcıları / Assistant Editor Öğr.Gör. Barış AKSU Arş.Gör.TahaTuna KAYA Temsilcilikler / Representation Doç.Dr. Ağaverdi XƏLIL (Azerbaycan) Doç.Dr. Azamat AKBAROV (Bosna-Hersek) Yrd.Doç.Dr. Emel KAYA GÖZLÜ (KKTC) Yrd.Doç.Dr. Mihrican ÇETİNKAYA AYLANÇ (KKTC) Dr. Elmira MEMMEDOVA (Azerbaycan) Öğr.Gör Zeynel POLAT (Irak) Yabancı Dil Danışmanı / Translation Editor Okt. Ömer Ali TETİK Yönetim Yeri / HQ Motif Halk Oyunlan Eğitim ve Öğretim Vakfı Fevzipaşa Cad. No: 361 Edirnekapı / İstanbul Tel.: Faks: Baskı / Print Pınarbaş Matbaacılık ve Reklam Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. Rami Kışla Cad. Topçular İş Merkezi No:70/192 Topçular / İSTANBUL, Türkiye Tel: Faks: tr

2 Prof.Dr. Feriha AKPINARLI Gazi Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Ali Berat ALPTEKİN Selçuk Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Erman ARTUN Çukurova Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Pakize AYTAÇ - Gazi Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Ensar ASLAN Dicle Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Sarah M. ATIS University of Wisconsin (ABD) Prof.Dr. Richard BAUMAN Indiana University (ABD) Prof.Dr. Halil BUTTANRI Osmangazi Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Mustafa CEMİLOĞLU Uludağ Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Hakan CEVHER Ege Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Ömür CEYLAN Kültür Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Ali ÇELİK Karadeniz Teknik Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Özkul ÇOBANOĞLU Hacettepe Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Fikret DEĞERLİ Yeditepe Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Ali DUYMAZ Balıkesir Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Metin EKİCİ Ege Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Mehdi ERGÜZEL Sakarya Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Suat GEZGİN İstanbul Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Henry GLASSIE Indiana University (ABD) Prof.Dr. İsmail GÖRKEM Erciyes Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Nevzat GÖZAYDIN Ankara Üniversitesi/Emekli (Türkiye) Prof.Dr. Tuncer GÜLENSOY Erciyes Üniversitesi/Emekli (Türkiye) Prof.Dr. Umay GÜNAY Hacettepe Üniversitesi/Emekli (KKTC) Prof.Dr. Emine GÜRSOY-NASKALİ Marmara Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Abdurrahman GÜZEL Başkent Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Alimcan İNAYET - Ege Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Kemal KARPAT University of Wisconsin (ABD) Danışma Kurulu / Advisory Board Prof.Dr. Süleyman KAYIPOV Kırgızistan-Türkiye Manas Ünv. (Kırgızistan) Prof.Dr. Muhtar KAZIMOĞLU - Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi (Azerbaycan) Prof.Dr. M. Zeki KUŞOĞLU Marmara Üniversitesi/Emekli (Türkiye) Prof.Dr. İrfan MORİNA Piriştine Üniversitesi (Kosova) Prof.Dr. Öcal OĞUZ Gazi Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Taciser ONUK Gazi Üniversitesi/Emekli (Türkiye) Prof.Dr. Mustafa ORAL Giresun Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Tuba ÖKSE Kocaeli Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Can ETİLİ ÖKTEN İstanbul Teknik Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Nebi ÖZDEMİR Hacettepe Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Karl REICHL Universität Bonn (Almanya) Prof.Dr. Saim SAKAOĞLU Selçuk Üniversitesi/Emekli (Türkiye) Prof.Dr. Uli SCHAMILOGLU University of Wisconsin Madison (ABD) Prof.Dr. Bilge SEYİDOĞLU Atatürk Üniversitesi/Emekli (Türkiye) Prof.Dr. Elfine SIBGATULLINA Moskova (Rusya) Prof.Dr. Kemal SILAY Indiana University (ABD) Prof.Dr. Esma ŞİMŞEK Fırat Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Münevver TEKCAN Kocaeli Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Ali TORUN Dumlupınar Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Fikret TÜRKMEN Ege Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Tülay UĞUZMAN Başkent Üniversitesi (Türkiye) Prof. Ülo VALK - University of Tartu (Estonya) Prof.Dr. Kemal YAVUZ İstanbul Üniversitesi (Türkiye) Prof.Dr. Dursun YILDIRIM Hacettepe Üniversitesi (Türkiye) Dr. Deniz BALGAMIŞ University of Wisconsin (ABD) Bu Sayının Hakemleri / Referees Of This Issue Prof.Dr. Feriha AKPINARLI Gazi Üniversitesi (Türkiye) Doç.Dr. Işıl ALTUN Kocaeli Üniversitesi (Türkiye) Yrd.Doç.Dr. Celile Eren ÖKTEN Yıldız Teknik Üniversitesi (Türkiye) Yazışma Adresi: Motif Akademi Halkbilimi Dergisi yılda iki defa çıkar. Yayımlanan yazıların dil ve imlâ sorumluluğu yazarlarına aittir. Gönderilen yazılar iade edilmez. Yayın ilkelerine uymayan yazılar yayımlanmaz.

3 İÇİNDEKİLER EDİTÖRDEN... 1 KIBRIS TÜRK EDEBİYATINI OKUMAK... 3 Reading the Turkish Cypriot Literature Celile Eren ÖKTEN FRANSIZ DİLİ TOPLUMSAL TARİHİ ÜZERİNE About the Social History of French Language Zeynep Gökçe AKGÜR BİLGE İPEK TÜRK AĞZINDA SES OLAYLARI Phonetic Changes in Peja Turkish Dialect Ergin JABLE AZƏRBAYCAN ALİMLƏRİ VƏ QUMUQ FOLKLORUNUN TOPLANMASI The Collection the Folk-Lore of Kumuk and Scholarships of Azerbaijan Aynur QƏZƏNFƏRQIZI OĞUZ-NAMELERİN ŞİİRSEL YAPISI VE EMSAL-İ MUHAMMED ALİ EL-YAZISI Poetic Structure of Oghuzname and Manuscript of Emasl-i-Mahammad Ali Efzeleddin ASKER ANADOLU İNANÇLARI EKSENİNDE TÜRKÜLERİMİZDE RENKLERİN VE SAYILARIN GİZEMİ Mystery of Colors and Numbers in Folksongs With in the Context of Anatolian Beliefs Mustafa Öner UZUN AYAKKABI MODASI PERSPEKTİFİNDE KAHRAMANMARAŞ ÇARIK VE YEMENİLERİNİN YAŞAM SEYRİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Review of Kahramanmaraş Sandal s and Flat-Heeled Shoes s Progress Through the Perspective of Shoe Fashion Songül KURU, A. Candan PAKSOY KOLAN DOKUMANIN GİYSİ TASARIMINDA KULLANILMASI Using Girth Texture at Cloth Design Halime YÜCEER ARSLAN III

4 IV

5 EDİTÖRDEN Değerli Motif Akademi okurları, Geçtiğimiz iki sayıyı (2013/1-2) Kıbrıs konulu özel sayılar olarak sizlerle buluşturmuştuk. Kıbrıs konusunda özveri ile çalışan ve katkılarını esirgemeyen kıymetli yazarlarımıza ve büyük ilgi gösteren siz okurlarımıza teşekkür ederiz. Azerbaycan ile başlayıp Balkanlar dosyası ile devam eden ve son olarak Kıbrıs başlığında çıkan özel sayı geleneğinimizin bir sonraki sayıda da Özbekistan ile süreceğini bu vesile ile ilan ediyoruz. Bu aynı zamanda bütün yazarlara çağrı niteliğindedir. Özbekistan konulu halkbilimi çalışmalarınızı bizimle ve okurlarımızla paylaşmanızı temenni ederiz. Bu sayımızda öncelikle çok büyük bir coğrafyadan farklı başlıklarda yazılara yer verdik. Anadolu'dan Azerbaycan'a, Kosova'dan Kıbrıs'a kadar yelpazesi geniş bir yazı seçkisi, bize Türk dünyasının ne kadar büyük bir sahada yer aldığını göstermekle kalmayıp aynı zamanda farklı Türk boyları hakkında yeni halkbilimsel bilgiler edinmemizi sağlıyor. Benzer şekilde bu sayıda halkbilimi temel başlığının çok farklı alt başlıklarına ait yazılar bulacaksınız. Tarih, dil ve edebiyat çalışmalarından inanç, giyim ve dokuma üzerine pek çok nitelikli yazı sizlerle buluşacak. Değerli katkılarını bizimle paylaşan bütün yazarlara çok teşekkür ederiz. Dergimiz bu yıl itibari ile elektronik sisteme geçmiş olup yazı gönderme, hakem incelemeleri, raporlar ve benzeri her türlü işlem artık internet sayfamızdan yapılmaktadır. Bu sayımızdan itibaren bütün yazı işlemleri sitesinden yürütülecektir. Sizi de bir an önce siteye üye olup aramızda görmeyi umarak bu önemli duyuruyu da paylaşmak istiyoruz. Son olarak bu yılın ikinci sayısının Özbekistan özel sayısı olacağını yeniden hatırlatıp, o sayıda buluşmayı dileriz. 1

6 2

7 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN KIBRIS TÜRK EDEBİYATINI OKUMAK Reading the Turkish Cypriot Literature Celile Eren ÖKTEN * Özet: Bu çalışmada edebiyat ders kitaplarının milli kültürü aktarmadaki önemi ve aynı zamanda milli kültür ile çok kültürlülüğün kaynaşmasındaki rolü üzerinde durulmuştur. Bugün ile geçmiş arasında bağ kuran edebi eserler, mili kimliği yapılandırmada ve ortak toplumsal hafızayı canlı tutmada önem taşıdıklarından edebiyat eğitimi için daha özenle seçilmektedirler. Bu çerçevede araştırmamızda Kıbrıs ta liselerde okutulan Kıbrıs Türk Edebiyatı I-II (2013) kitapları içerik bakımından incelenmiştir. Kronolojik sırayla verilen edebi toplulukları, edebi dönemlerle gelişen edebi türleri, toplumsal dinamiklerin ve buna bağlı değerlerin, kabullerin nasıl değiştiğini Kıbrıs Türk halkının toplumsal gerçeği üzerinden tespit ettik. Kıbrıs Türk Edebiyatının, ülke coğrafyasından kaynaklanan çok kültürlü ve yerel ortamına, Türkiye ile olan ilişkisine göre zaman içerisinde nasıl bir yol kat ettiğini sergilemek istedik. Sonuç olarak edebiyat ders kitapları, gençlere dil ve edebiyat eğitimi ile Kıbrıs Türk kültürünü keşfederek hem müşterek kimliklerini hem de öz-yerli kimliklerini ortaya çıkarmada yardım etmektedir. Bu süreçte milli kimlik, bireyin kendini tanımlamasını, dünyadaki konumunu belirlemesini desteklemektedir. Anahtar kelimeler: edebiyat ders kitapları, milli kimlik, çok kültürlülük, dil ve edebiyat eğitimi Abstract: The significance of literature course books in conveying national culture and their role in the integration of national culture and multiculturalism have been emphasized in this study. Since the literary works which bridge today to the past, are significant to the construction of a national identity, and revival of common societal memory, therefore they should be chosen elaborately for literature education. Within this framework, Cyprus Turkish Literature Course Books I-II, which arestudied at high schools in Cyprus, have been examined in terms of content in our research. We determined that how the changes have been occurred over the values and approvals interrelated to societal dynamics, and chronologically given literary communities and literary genres developing through literary periods, with regard to Cyprus Turkish People s social reality. We aimed to exhibit how Cyprus Turkish Literature took the lead in time with its multicultural and local atmosphere arising from the geography, and also its relation to Turkey. Consequently, literature course books provide young people with language and literature instruction in order to uncover their both collective and self-local culture with the help of exploring Cyprus Turkish culture. National identity supports an individual so that he/she can define him/herself and determine his/her status in the world. Key words: literature course books, national identity, multiculturalism, language and literature education * Yrd.Doç.Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü 3

8 Bir metnin, kendi bütünlüğünün dışında bulunan bazı edebi ve sosyal yerleşik eğilimlere de gönderme yaptığı bilinmektedir. Bu çerçevede metin, okuyucuyu sosyal ve tarihsel bakış açılarıyla zenginleştirir, anlamın yapılandırılması sürecini olgunlaştırır. Anlamın yapılanmasına, özneler arası edebi, sosyal ve geleneksel eğilimler de aracılık etmektedir. Esasında okuyucu tarafından üretilen anlam hem değerli hem de işlevseldir. Zira okuyucunun zihnindeki sosyokültürel süzgeçten geçip şekillenmektedir. Paylaşılan değerlerin, kuralların ve inançların belirlediği bu süzgeç, okunan metne bir daha yorum katmakla birlikte okuyucuya ve metne yeni roller biçmektedir. Böylelikle edebiyat hem belli bir kültürün içinden çıkmakta hem de o kültüre şekil vermektedir. Bu kültürel dokunuşların en belirgin örneğini, edebiyat ders kitaplarında görmek mümkündür. Gençliğin ruh ve fikir dünyasına yön veren edebiyat ders kitapları, hâkim ideolojiye hizmet etmekle birlikte toplumun öngördüğü ahlâkî ve siyasi farkındalığı da geliştirmek amacını taşımaktadır (Hohendahl, 1989: 8-25). Böylece milli ruhu işlemek, milli edebiyata katkıda bulunmaktan daha ziyade gençler ile milleti arasında aydın bir ilişki kurmak esastır (a.g.e ). Bu süreçteki yapılanma, edebiyat tarihini, toplumun edebi beğenisi ile bu beğeninin tetiklediği eser üretme arasındaki uzlaşı süreci olarak görmemizi sağlar. Bu çerçevede toplumun ortak beğenilerini, kabullerini, değerlerini, ürünlerini şekillendiren millet tanımını yapmamız gerekmektedir. Anthony Smith in tanımına göre millet tarihsel bir alanı, ortak mitleri, tarihsel hatıraları, toplumsal kültürü, ortak bir ekonomiyi, ortak yasal hakları, herkes için geçerli olan görevleri paylaşan insan topluluğudur (1991:14). Ayrıca millet bireyler ve topluluklar arasında paylaşılan değerler, semboller ve gelenekler dağarcığını oluşturan sosyal bir bağdır. Ortak kültürü ve diğer ortak sembolleri kuvvetlendirerek ortak kimlik ve aidiyet duygusunu yücelten, bütün engel ve zorlukların üstesinden gelebilen bir inanç başarı grubudur (a.g.e.16, 25). Bu tanıma göre milli kimliği oluşturan ögeler; bireysel kimlik, cinsiyet, yer, sosyal sınıf, dini kimlik ve dildir. Milli kimlik ister gelenek, görenek, âdetlerle açıklansın ister kültürel ödünçlemelere, benzetmelere dayandırılsın sonuçta ulus devlet için önemli bir olgudur ve belli bir döngü içinde tekrar tekrar yapılanmakta ve bir bütünlüğü temsil etmektedir (Czimbalmos,2004). Milli kimlik ile ortak hafıza arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir. Bireyin kendini ait hissetmesi için zaman ve yer içindeki paylaşım sınırlarının belirlenmesi lâzımdır. Bu paylaşımın oluşturulmasında ortak hafızanın payı büyüktür. Zira hafıza, tarihsel söyleme karşı iyileştirici bir seçenektir. Tarih anlatımının yapılandırılması da diyebileceğimiz hafıza, milli kimliğin oluşumundaki dinamikleri belirlediği gibi geçmişi, bugünü ve geleceği birbirine bağlayan hikâye anlatımına da katkıda bulunur. Bugünü şekillendirmek için geçmişi sergilemek gerekmektedir. Bunun sonucunda milli anlatılar tekrar tekrar yazılmakta ve bellek sürekli değişikliğe uğramaktadır (Bell, 2003:63-66). 4

9 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN Paylaşılan hatıraları işlemek, geliştirmek ortak kimliklerin geleceği ve hayatiyeti açısından önemlidir (Smith, 1999:10, aktaran Bell, 2003:70). Bireyin çoklu kimlikleri mevcuttur ve bu tanımlamalar, milli kimlikleri güçlendirir veya çapraz keser. Her nesilde törenlerle, siyasi mit ve sembollerle, sanatla ve tarih ders kitaplarıyla kollektif bir kişilik yaratma çabası içinde olunduğu gözlemlenmiştir (Smith,1992:59, 62). Milli kimliği oluşturan, yukarıda bahsi geçen unsurların devamlılığını göstermek, bugün ile geçmiş arasında bağlarını kurmak, topluma aksettirmek, uygulamak ve farkındalığını arttırmak ancak eğitimle olur. Bu açıdan baktığımızda, tarih boyunca yaşanılan kültürdeki devamlılık ve farklılıkların şekillendirdiği kimliklerin sınırlarının çizilmesinde edebi eserler önemli roller oynamaktadır. Kültürü yaşarken ve sonraki kuşaklara aktarırken bireyin kendini tanımlaması ve toplumla nasıl ilişkilendirdiği eğitim için önem taşımaktadır. Özellikle edebiyat eğitimi, kültürel mirası korumak ve muhafaza etmek açısından önemli bir görev üstlenmektedir. Modernizmin baskılarına rağmen kaybolmaya yüz tutmuş değerlerin, estetik duygusunun, milli ve dini hassasiyetlerin farkındalığını geliştirir ve besler (Kuli, 2012). Değişen eğitim politikaları ve anlayışları karşısında milli kültüre devamlı şekil verilse de öze dönüş ve özü arayış hep sürmektedir. Bu arayış içerisinde kendi kimliğini diğerlerinden farklı kılan unsurlar arasında ilk önce dil, daha sonra kültürel coğrafya ve yerel sembolizm gelmektedir. Bununla beraber hangi coğrafya, hangi yerellik gerçekte merkezdedir sorusu zihinleri hep kurcalamaktadır. Aslında kültürel bir kimliği şekillendirirken hem ayırt edici hem kapsayıcı özelliklere sahip olmak; farklılaşmaktan ziyade kendine benzetmektir. Bunun canlı örneğini, etnik geçmişlerinden uzakta kendini yaratmaya çalışan Avrupa da görmek mümkündür. Kucaklayıcı olması düşünülen Avrupalı kimliği ile farklı, özgün, yerel kimlikler günümüzde halen çatışmaktadır (Smith, 1992:68-69, 76). Temelde coğrafyadan, kültürden yola çıkarak üzerinde duracağımız Kıbrıslı kimliğini ele almadan önce Bhabha ve arkadaşlarının (2000) millet etrafında şekillenen anlatılarla, ada toplumlarıyla ilgili yaptığı tespitlere yer vermek istiyoruz: GillianBeer, adayı korunaklı, güvenli, tertipli, cennete benzer bir yer olarak tarif eder. Adada su ve toprak arasında özel ve yoğun bir ilişki olmasına rağmen ada, bireyi simgelemektedir. Adada her şey, toprak ve deniz gibi bir oluşumun içindedir. Kültür ve birey de bu oluşumun bir parçası olarak değişimlere maruz kalırlar (2000:269, 273). Esasında adanın bu varoluş çabası içinde sergilediği milliyetçilik, ekonomik ve kültürel emperyalizme karşı bir duruş olarak da algılanabilir (During,2000:139). Yaşayan kültürün yerelliği, günümüzle bağdaştırılarak sembollerle, mitolojik ögelerle, çeşitliliklerle, ortak çağrışımlarla kültürel farklılıklar ve tanımlamalarda yer almaktadır. Başka bir deyişle bireye ait bir hikâye anlatılırken toplum da işin içine katılmakta ve milli bilinç oluşturulmaktadır. Milletin modern bütüncül özellikleri olarak görülen türdeşlik, anonimlik, okuryazarlık, edebi kültür eğitimle belli bir çerçeveye oturtulmaktadır (Bhabha,2000: ). 5

10 Bu bağlamda edebiyat eğitiminin hedefleri tarih içinde farklı şekillerde tezahür edebilir. Bir milletin edebiyatının milletin ruhunu, tarihini ve geleneklerini yansıtması gerektiği görüşü genelde hâkimdir. Jean Paul Sartre hayatlarımızı kitaba ödünç verdiğimizi söyler. Bu açıdan ders kitapları da öz değerlerin iyi birer göstergesidir. Örneğin, eserlerdeki kahramanlar, öğrencileri kendi topluluk, ülke ve milletleriyle tanımlamalarına yardımcı olurlar (Koross, 2012:545, 548). Okumalarımızla tecrübelerimizi birleştirip anlamlar ürettikçe daha çok görür, duyar, hisseder, daha ileriye bakarız. Edebiyat tarihi ile geçmişi ve bugünü bir arada okurken hem birey olarak hem vatandaş olarak kendimizin çok çeşitli yönlerinin farkına varırız. İngiliz edebiyatını okutmak nasıl yerli halkı medenileştirmek (Johnston, 2001) olarak görüldüyse Kıbrıs Türk Edebiyatını da okutmak toprağı, bayrağı, dili ve kültürü ile bir varlık ispatıdır. Bu araştırmanın temelinin oluşturan, Kıbrıs ta liselerde okutulan Kıbrıs Türk Edebiyatı I-II (2013) ders kitaplarının birincisi anonim halk edebiyatı ile başlar. Kendi içinde anonim halk şiiri, düz yazı, ortak türler ve âşık tarzı halk edebiyatı şeklinde bir sınıflandırma yapılır. Önce anonim halk şiirinin biçimleri olan Kıbrıs a özgü mâniler, ninniler, türküler sırasıyla ele alınır. Daha sonra düz yazı kısmında Kıbrıs Türk masal, efsane, halk hikâyeleri, fıkraları, atasözleri ve deyimleri, halk tiyatrosu işlenir. Ortak türler bölümünde ise Kıbrıs ta söylenilen bilmeceler, tekerlemeler ve yakılan ağıtlardan örnekler verilir. Âşık tarzı halk edebiyatında âşık şiiri kapsamındaki koşma (güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt), semai, varsağı tanıtılırken özellikle Kıbrıs destanları vurgulanır. Ders kitabının işleniş plânına baktığımızda çalışılacak olan edebi tür önce biçim, konu ve anlam özellikleri ile tanıtılır; Kıbrıs ve dünyadaki tarihi geçmişi verilir. Daha sonra örnek metinler üzerinden bilinmeyen sözcükler açıklanır; edebi tür ve ele aldığı konu üzerinden yapılan açıklamalarla, sorularla çözümleme ve yorumlama çalışmaları yapılır. Bu içerik çerçevesindeki kitabın sunuş kısmında yerel kültürlerin evrenselliğe ve ortak değerlere yaptıkları katkılar vurgulanır. Hiçbir kültürün yok sayılamayacağı; her bir kültürün özel ve tekil olduğu ifade edilir. Modernleşmenin sonucu olan tek tipleşme, toplumlarda ara renklerin yok sayılmasına yol açsa da çokkültürlülük ve farklılıkların birlikteliği günümüzde gittikçe önem kazanmaktadır. Bu görüşe dayanarak Kıbrıs ağzına özgü söyleyişler, deyimler ve atasözleri,incelediğimiz ders kitaplarında verilmeye çalışılmış; yazarın imlâ ve üslubuna sadık kalınmıştır. Türk Halk Edebiyatının dünyanın en zengin edebiyatlarından biri olduğu, bu zenginliğin uzantısı olan Kıbrıs Türk Halk Edebiyatının ise dar coğrafyasına, farklı kültürel etkileşimlere maruz kalmasına, merkezden uzak olmasına ve bunların sonucunda Anadolu halkı ile farklılaşan dünya algısına rağmen varlığını sürdürdüğü vurgulanmaktadır. Toplumların duyuş, düşünüş ve evreni algılamalarında halk edebiyatının en güvenilir tutanak olduğu belirtilerek önemine de dikkat çekilir. 6

11 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN Kıbrıs a özgü hayvan, bitki, meyve, yemeklerden örnekler verilerek Kıbrıs Türk halkının hayat anlayışı, yaşadığı coğrafyaya bağlılığı, ulusal konulardaki duyarlılığı pekiştirilir. Türk topluluklarında mâniye verilen isimler sıralanır. Özellikle mânilerden verilen örneklere baktığımızda dünürcülük, askerlik, esnaflık, anadiline sahip çıkma, Mısır meselesi gibi milli-yerel motiflerle karşılaşırız. Bu örneklerle Kıbrıslıların aileye, vatana, milli değerlere verdiği önem belirtilmekle birlikte kendine güvenen, ruhen güçlü ve huzurlu, cesur, itaatkâr bir bireyin portresi de çizilir. Ninnilerin de çeşitli dillerdeki karşılıkları verilir. Kıbrıs Türk ninnilerinde çocuğun iyi bir öğrenim görmesi, evlenmesi gibi iyi dilekler dile getirilir. Ninninin çocuk ruhu üzerindeki olumlu etkisinden bahsedilir. Daha sonra diğer bir edebi tür olarak türkü ele alınır. Türkü ise Türk e ait demektir. Anadolu ya göre Kıbrıs ın az türküsü vardır; ama konu çeşitliliği bakımından zengindir. Türküler, Kıbrıs ın tarihi geçmişini, toplumsal olaylar karşısında halkın yaşadığı acıları, hüzünleri, mutlulukları vermesi açısından önemlidir. Masallar ise Kıbrıs Türk halkının hayal gücünü, dünya görüşünü, düşünüş ve yaşayış biçimini, âdet ve göreneklerini aktarır. Masal ve efsanelerde aşklar, doğaüstü güçler, ahlâkî öğütler ile birlikte kahramanların örnek alınması gereken özelliklerive aile hayatının önemi daha da belirgin hale getirilir. Efsanelerin de çeşitli dillerdeki karşılıkları verildikten sonra yaratılış, tarihi, doğaüstü ve dini olmak üzere gruplara ayrılırlar. Sonrasında bir inanış efsanesi olarak adlandırılan, kötü bir yılandan kurtulma mücadelesini anlatan, Pandaşino Yılanı Efsanesi ; gözlere şifa olan ApostolosAndreas Manastırı nın kaynağından bahseden ve günümüzde de tesirini görebileceğimiz ApostolosAndreas Efsanesi tanıtılır. Kıbrıs efsanelerinde sıkça rastlanan şekil değiştirme motifini işleyen, devin taşa dönüşmesi Dev Taşı ; utancından keklik olmak isteyen, Keklik Olan Gelin efsaneleri de anlatılır. Bu dönüşüm efsanelerinin yanında renge dönme nin Kıbrıs efsanelerine özgü bir özellik olduğu dile getirilir. Kırmızı karanfillere dönüşen kötü kalpli kraliçeyi anlatan Kanlı Karanfiller Efsanesi buna örnek gösterilir. Ayrıca Kıbrıs ın coğrafyasından kaynaklanan, Anadolu dan farklı olarak ırmağa dönme efsanesinin olmadığı belirtilir. Çünkü Kıbrıs ta akan ırmak yoktur. Buyday Tepesi ve Beş Barmağ Dağı efsaneleri okuma parçaları olarak verilir. BuydayTepesi nde Hızır Peygamberin kerametiyle açgözlü çiftçiye ders verir ve bunun sonucunda buğday toprak olur. Beş Barmağ Dağı efsanesi ise sevdası için ölen bir delikanlının hikâyesidir. Kıbrıs halk hikâyeleri de Anadolu dan esintiler taşır. Ahlâkî ve öğretici yönleri ağır basar. Sıradan halk tiplemeleri anlatan fıkralar da çok çeşitlidir. Nasreddin Hoca fıkrasının yanında Anibal fıkralarından örnekler verilir. Atasözleri ve deyimler ise Anadolu dan taşınanlar, Anadolu dan bağımsız Kıbrıs ta üretilenler diye sınıflandırılır. 7

12 Kıbrıs a özgü öğeler yanında Rumca ve İngilizce sözcüklere de yer verilir 1. Burada dikkat çekmek istediğimiz bir husus;ders kitabına özenle seçilerek konmuş bu Kıbrıs a aitmâni, türkü, ninni, masal, efsane, halk hikâyesi, fıkra, atasözü ve deyimlerin çok renkli bir kurgu ve hayal dünyasını, zengin bir anlatım dili ile yansıttığı muhakkaktır. Kıbrıs Türk Halk Edebiyatına verilen bu önem, yaşanılan topraklarla bütünleşme ve bu topraklarda iz bırakma isteğinin en belirgin ifadesidir. Zaman zaman edebi örnekler üzerinden Anadolu ile karşılaştırmalar yapılarak sanki bir yavrunun, annesine layık olmak için ne kadar çabaladığı izlenimini uyandırmaktadır. Gölge oyunu Hacivat ile Karagöz, Hz. Hamza ve Battal Gazi gibi meddah hikâyeleri, Nasreddin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa fıkraları gibi birçok eserlerle, Osmanlıya yapılan atıflarla Anadolu ile bağ hep güçlü tutulmak istenmiştir. Bu çabanın bazen sonuçsuz kalması, anavatana bu kadar yakın olup bir o kadar da uzak olmak çok acıdır. Bu acının belirgin izlerini Mısır ile ilgili yazılan eserlerde görmek mümkündür. Kendi mücadelesi olmamasına rağmen ekonomik zorluklarla hayatı pahasına İngiltere komutasındaki Kıbrıs Alayına katılan gençlerin hazin öyküsü dile getirilmektedir. Coğrafi açıdan mesafelerin önemi, hem Kıbrıs Adasının Akdeniz deki konumu ve anavatana uzaklığı hem de milliyetçilik ile gösterilmektedir. Örneğin, Âşık Kenzi nin Kıbrıs Destanı adlı uzun şiirinde Kıbrıs ın, Akdeniz deki dört büyük adadan biri olduğundan bahsedilir ve bu adalardan ikisinin gayrı müslimlere ait olmasından duyulan üzüntü dile getirilir (s. 130). Fiziki şartların yanında iç içe geçmiş stratejik ve milli şartlar da Kıbrıs ın gerçeğidir.anibal in Bu haritada Kıbrıs Yoktur fıkrasında, harita, Kıbrıs ı göstermekte yetersiz kalmaktadır (s.63). Her ne kadar Türkiye ye yakın olsa da, Akdeniz de büyük bir ada olarak görünse de Kıbrıs Türk halkı için adadaki hayat şartları zordur. Bütün bunlarla birlikte çok kültürlülüğün de Kıbrıs ın bir gerçeği olduğunu dile getirmiştik. Çok kültürlülüğün bir parçası olarak İngilizce ve Rumcanın Türkçeye etkilerini görmek mümkündür. Rumca yer ve şahıs adlarına, tâbirlere, Rumca ve İngilizcenin Türkçe ile beraber kullanımına rastlanılmaktadır. 2 Burada şunu belirtmek de fayda vardır: Dilde ve edebiyatta Rum ve İngiliz etkilerinin yanı sıra özellikle tiyatroda görülen Batı tesirini 3 basit bir taklitten ziyade kendi kültür ve medeniyetinin içine yerleştirmek, kendi renklerinden katmak ve sonuçta da kendi sentezini oluşturmaktır. Bir bilmece olarak sunulan ve cevabı Kıbrıs olan Küçük baggal dünyayı yutar sözü bu küçük adanın ne kadar çok unsuru bünyesinde barındırdığına, 1 Anadolu da İti, öldürene sürükletirler, Kıbrıs ta Eşeği, gebertene sürükletirler ; Kıbrıs a özgü Türk sözü ver, İngiliz saati kullan ; Rumca ve İngilizce sözcüklerle kurulanlar Total lost olmak (çürüğe çıkmak), Mangos olmak (sersemlemek) (66-69). 2 Kyremia Limanı, Larnaka Tuz Gölü, Pendaşina yılanı, ApostolosAndreas, laos olmak (korkmak) 3 İspanya dan Yahudilerin İstanbul a getirdiği Comedia de l arte. 8

13 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN çok kültürlülüğeve milli paylaşıma ne kadar çok zenginlik kattığına işarettir. Eski Türk tarihinden başlayarak günümüze kadar getirilen bilmeceler, ağıtlar ve bunların diğer Türk toplulukları ile olan ilişkileri, yabancı kelimelerle yapılan tekerlemeler bu konuya güzel bir örnek teşkil etmektedir 4. Ayrıca destanlar kısmında da çok kültürlülüğün izleri görülmektedir. İngiliz yönetimine başkaldırılar, Rumların zulmüne direnişler sıkça konu edilir. Bir destan kahramanı olan Köroğlu ile RobinHood karşılaştırılır. Aslında dönemlerin ekonomik, siyasi ve sosyal şartları insanları isyana sevk etmiştir diye açıklanır. Yazarı tam olarak bilinmeyen Hasan Bulli Destanı 1900 lü yıllara kadar İngilizleri uğraştıran Kıbrıslı Türk üç kardeşin hikâyesidir. Haksızlığa uğradıklarından ve zor hayat şartlarından dolayı dağa çıkmışlardır. Birinci kitabın son bölümü olan Âşık tarzı halk edebiyatında destan ve koşma incelenir. Bilinen tek Kıbrıs halk şâiri,âşık Kenzi nin Dâsitan-ı Kıbrıs (1833) adlı destanı, adada biri Gavur İmam, diğeri Rum Papaz tarafından çıkarılan iki isyanı konu alır. İyi birer gözlemci olan halk şâirleri, yazdıkları destanlarla, toplumsal yapıyı daha iyi anlamamızı sağlarlar. Destanların temaları arasında savaş, eşkıya, Ramazan, kurumlar, toplumsal taşlama, aşk gibi konuların yanı sıra Osmanlı ve İngiliz dönemlerindeki saka, tütüncü, diş sökücü, pazubant (gece bekçisi) gibi değişik meslek gruplarınında belirtilmesi dikkat çekicidir. Birinci kitap, okuma parçalarından sonra, eserlerinden faydalanılmış Kıbrıs Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru araştırmacılarının hayatlarını ve eserlerini tanıtan bir bölüm, sözlük ve kaynakça ile sona erer. İkinci kitap, Kıbrıs Türk Şiiri ile başlar. Eski Kıbrıs Türk Şiiri başlığı ile divan şiiri ve tasavvuf geleneğinden bahsedilir. Kıbrıs Türk Şiirinin, Tanzimat tan sonraki edebi dönemler olan Servet-i Fünûn, Fecr-Âti, Milli Edebiyattan izler taşımadığı belirtilir. Bunun sebepleri olarak İngiliz sömürge yönetimi, Osmanlı istibdat yönetimi, Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı gösterilir ve bunların sonucunda Anadolu ile bağın koptuğu ifade edilir. Daha sonra Yeni Kıbrıs Türk Şiiri ne geçilir ve dönemlere ayrılarak incelenir: Yenileşme Dönemi ( ), Geç Tanzimatçılar ( ), Gelenekçiler/Hececiler ( ). Kıbrıs Türk Edebiyatıtarihine baktığımızda Tanzimat ın genelinde ele alınmış olan vatan sevgisi, milletin yükselmesi, hürriyet aşkı, fedakârlık, adalet, birlik ve beraberlik, uygarlık gibi konuların işlenmiş olduğu belirtilmektedir. Diğer bir deyişle Türkiye deki Tanzimat Edebiyatı ile eş bir yapı izlenmiş; toplumsal konulara Namık Kemal ve Ziya Paşa nın önderliğinde genişçe yer verilmiştir. Kıbrıs, Osmanlı mülkü olduğu için vatan kabul edilmekte ve Anadolu ya olan derinden bağlılığı her seferinde 4 En eski Türk bilmece örneğinin CodexCumanicus ta mevcut olduğu söylenir. Ballıca baggal ne versen yudar bilmecesinin cevabı, Azerbaycan dır; İngiliz Kraliçesi cellada sör ünvanı verirse ne olur?, cevap, Asansör dür; İngilizce sözcüklerin Türkçe tekerlemesi Yulayf mi maydarling (99-102). 9

14 dile getirilmektedir ten sonra baskıcı İngiliz yönetimine karşı Osmanlı-İslâm kimliği ön plâna çıkarılmış; Namık Kemal in Osmanlıcılık düşüncesine karşı Ziya Gökalp in Türkçülük anlayışı benimsenmiştir. Daha sonraki yıllarda edebi eserlerde Kıbrıs, artık Türkiye Cumhuriyeti nin ve Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olarak görülmüştür. Özellikle gazeteler, bu konuda halkı eğitici ve bilinçlendirici bir görev üstlenmiştir. Kıbrıs ı vatan yapmak için el birliği ile çalışılmaktadır. Milli duygu ve düşüncelerin yanında geleneklere sahip çıkma endişesi, toplumsal sorunlara karşı duyarlılığın arttırılması, sade ve temiz Türkçe kullanımı bu çalışmanın itici güçleridir. Aksi takdirde bir taraftan İngilizlerin aşırı baskısı, diğer taraftan Rum isyanları Kıbrıs ı, Türk halkı için dört tarafı denizle çevrili bir hapishane haline dönüştürmektedir yılı, Kıbrıs Türkleri için bir dönüm noktasıdır. Bu tarihte Kıbrıs, Misâk-ı Milli sınırları dışında bırakılarak resmen İngiliz sömürgesi ilân edilmiştir. Toplumun her kesimine hayal kırıklığı ve umutsuzluk hâkim olduğu için 1940 a kadar edebiyatta verimsiz bir dönem söz konusudur. Artık Kıbrıs Türk toplumu kendini bir İslâm cemaati yerine Türk olarak ifade etmekte ve halkı bilinçlendirme görevi üstlenen Ulusalcı Şiir,tarihteki yerini almaktadır. Anavatan-yavru vatan tanımlamaları sıkça yapılmaktadır. Türkiye de kutlanan ulusal günler yavru vatanda da kutlanmaktadır. Milli duygu ve düşünceleri geliştirmek çerçevesinde özgürce yaşanan çocukluklara duyulan özlemler, doğdukları topraklardan ayrılmak zorunda bırakılan insanların vatan özlemleri, vatanın artık bir masal ülkesi olması, yalnızlık acısı, hayatın değeri, yaşama tutunma, Türkiye ye gitme arzusu, Anıtkabiri ziyaret gibi konular sıkça işlenir. Erken modern dönem 1950 ile 1960 arası olarak gösterilir. Bu dönemde Garip Hareketi etkisinde gelişen Serbest Şiir ve Ulusalcı Şiir anlatılır tan sonra serbest şiirin hız kazandığı ifade edilir. Kıbrıs Türk şâirleri tarafından Garipçiler Hareketi ve Nazım Hikmet örnek alınmaktadır. Türkiye ile bağları daha da kuvvetlendirmek, Atatürk sevgisini aşılamak, savaş karşıtlığı, barış, insan sevgisi, yerel değerlerin ön plâna çıkarılması üzerinde durulan konulardır. Özellikle Türkiye ile edebi bağ kurma, edebi uyarlama hem milli hem de çokkültürlülük boyutunda göze çarpmaktadır. Orhan Veli adeta Kıbrıs a taşınır; Kıbrıs ta yaşayanbir garip adam şahsiyetine bürünür ve kaderine ağlar. Öte yandan Osman Türkay ın Beşparmak Melodileri (1959) şiirinin dizelerinde Taymis süs mavi sisleri arasında dinlediği Bethoven in 9. senfonisi, vatan özlemini daha da arttırmaktadır (s ) ten sonra Türk kimliği, bayrak sevgisi, Anavatana özlem gibi temalarda artış gözlemlenmektedir. Türk ve Rum çatışmaları sonucu Ulusalcı Şiir daha da önem kazanmıştır. Sömürgelikten kurtulmak, Türkçülük düşüncesini yaymak, Kıbrıs ile Türkiye nin ayrılmaz bir bütün ve tek bir vatan olduğu fikrini aşılamak en temel 10

15 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN ülküdür. Özellikle ÖzkerYaşın ın şiirlerinde bayrak töreni, Atatürk heykeli, İstilâl Marşı, mücahitler 5 gibi sembollerle Türkiye ye duyulan bağlılık ve güven sağlamlaştırılmaktadır. Örneğin, bayrak törenlerinin halkın moralini yüksek tutmak için çok önemli olduğu belirtilir. Anadolu halkının işgalcilere direnişi ile Cezayir halkının Fransızlara direnişi karşılaştırılır. Başka bir şâir, Orbay Deliceırmak ise çocukken Meryem Ana kuşağı ile oyunlar oynadıklarını söylerken şimdi ise mücahit olmak zamanıdır 6, der. Süleyman Uluçamgil in Çoban şiirinde İngilizler tarafından sömürülen bir Türk halkı vardır. Oktay Öksüzoğlu, Beşparmak Dağlarını kahramanlaştırarak Kıbrıs ın küskün yazgısını aydınlatacak, yarınlar için umut olacak bir el olarak kabul eder; şehitleri anıtlaştırır 7. Bener Hakkı Hakeri de şehitleri yâd eder ve unutulmamalarını salık verir 8. Oğuz Kusetoğlu, Kıbrıs ı Anavatanın bahtsız kızı olarak görür 9 ; Türkiye ye kavuşma ümidiyle yaşamaktadır. Ulusalcı Şiirin sonrasında soyut, imgeci şiir gelişmektedir. Daha özgün, insancıl, barışçı,antişovenist bir şiir kimliği arayışları başlamıştır. Bu dönemin edebiyatçılarına göre halkın kendini yönetmesi, çok seslilik ve yeni bir toplumsal yapı, bu arayışları mutlu sona götürecektir sonrasında ise Çağdaş (Modern) Kıbrıs Türk Şiiri; İkinci Yeni etkisinde gelişen Soyut Şiir ( ), Toplumcu Gerçekçi Şiir ( ) ve 1974 sonrası İdeolojik Şiir ile varlığını gösterir. İkinci Yeni etkisinde gelişen Soyut Şiir insanın iç dünyasını anlattığı gibi mitoloji, tarih, coğrafya, kültür, toplumsal çatışmaların getirdiği yıkımlar, göç, barışa özlem gibi konuları da işler 10. Milli kimlik ile çokkültürlülüğün birleşimi diyebileceğimiz Doğu Akdenizli Türk kimliği şekillenmektedir. Toplumcu Gerçekçi şiirde ise Atatürk devrimleri, Marksist ideoloji, Kıbrıs ta yaşanan göçler, yozlaşan değerler gibi temalar ağırlık kazanır 11. Şener Levent, Büyüdüğüm Topraklar, Park taki Resim (1982) şiirlerinde çocukluk hatıralarına yer verirken İngiliz validen, sarhoş İngiliz askerinden, örf ve âdetlerden bahseder; 1930 lu yılların Kıbrıs ının panoramasını çizmeye çalışır. Toplumcu Gerçekçi şiirin diğer temsilcileri; Yaşar Altay ın Zavallı Adam ı köylünün alın terine; Neriman Cahit in Çocuklar Ölüyor u (1964), savaşın acılarını en fazla çocukların çektiğine; Orbay Deliceırmak ın Kolokas ı (1967), göçmen çocukların salyangoza benzediğine değinerek, toplu yaşanmışacı tecrübeleri açık bir şekilde dile getirirler sonrası Kıbrıs Türk şiirine baktığımızda ideoloji merkezli şiir ile karşılaşırız Barış Harekâtından sonra oluşan siyasal, sosyal ve kültürel ortamdan 5 Lefkoşa da Bayrak Töreni 6 Bıçağa Yumruk 7 Beşparmak Dağlarında 8 Yiğitler Unutulur mu? 9 Kıbrıs ım, Bahtsız Kızım 10 Fikret Demirağ Ötme Keklik Ölürüm, Mehmet Kansu Salgın Oyun Hastaları, Kaya Çanca Y. Sokağında Bir Başka Kral, Yılmaz Hakkı Hakeri Solucan, Zeki Ali Bahar Ağacı. 11

16 duyulan rahatsızlık ve kimlik çatışması gün yüzüne çıkmıştır. Doğduğu topraklardan göç etmeye zorlanan insanların yeni hayat şartlarına uyumu, çekilen zorluklar, beklentilerin, umutların karşılıksız kalması, yönetimdeki adaletsizlikler, ada halklarının birbirinden ayrılması, 74 kuşağını red cephesi kurmaya sevk etmiştir. Ulus, vatan, kimlik, Kıbrıslılık kavramları yeniden tanımlanmaktadır. Kıbrıs ile Türkiye ilişkisi sorgulanır. Militarizme, savaşa, emperyalizme ve şovenizme başkaldırı vardır. Kıbrıs ta ortak değerleri paylaşan tek bir halkın varlığı söz konusudur. Bu bağlamda kimlik bunalımı, eserlerde kurgulanan ana temadır 12. Esasında bu başkaldırıyı, Kıbrıs halkının milli ve çokkültürlü özellikleri ile birlikte ele almak daha doğru olur. Yüzyıllardır denizin ortasındaki bir kaya parçasına tutunmaya, kendi köklerini salmaya çalışan, diğer taraftan maruz kaldığı değişimlere, etkilere uyum için çabalayan, bünyesine uyarlayan, bunların sonucunda da devamlı mücadele ve devinim içinde olan bir toplumdan söz etmekteyiz. Vatanının geleceği için hem her alanda savaş vermesi gereken hem de barışı koruması gereken bir toplum! Bütün bu fiziki ve ruhsal yoğunluğu en derinden yaşayan aydınların, sanatçıların ve yazarların kimlik bunalımını yapıcı olarak değerlendirmemiz gerekmektedir. Bu bakımdan Mehmet Yaşın ın şiiri, Sığınaktan Çıkınca (1990) yıllardır verilen özgürlük mücadelelerinin yorgunluğunu, bitkinliğini, barışın getirdiği mutlulukla beraber yarınlara dair bocalamayı çok güzel anlatır. Savaş bitti, sığınaktan çıktık; peki, evi nasıl bulacağız? Eski evler yok olmuştur; yeni evlerde ise onlardan bir parça olmadığı için ruhsuz cesetler gibidir. Esasında sorulan soru şudur: Bunca yıkımdan sonra nasıl yeşerecek umutlar? Göçmen kuşun artık konması gerekmektedir. Kıbrıslı kimliği ile dünyada bir vatan sahibi olmalıdır. Hakkı Yücel, Akan Su (1986) şiiri ile geçmişin acılarını, yaşanan ayrılıkları, çatışmaları akan suda silmek ister gibidir. Nice Zeytinoğlu nun Zeytin Dalı şiiri ile adeta Akdeniz den uzatılan barış dalıdır; bu dal,sanki Feriha Altınok un Çıktım Balkona Oturdum (1987) şiirindeki Rum ile Türkü ayıran Yeşil Hattan geçer; oradan Filiz Naldöven in Yaşamak (1994) şiiri ile sanki Afrika ya uzanır ve yarınlar için birlikte insanca yaşamak umudunu besler. Bu eserlerde geçmişin bilinci ile hissedilen yaşama sevinci, yarınlar için umut besleme ve sevgi dolu olma, ötekini yadsımadan değerlerine, özellikle diline sahip çıkma, Kıbrıslının yeni kimliğini oluşturacaktır. Kitapta şiir kısmı tamamlandıktan sonra Kıbrıs Türk Edebiyatı nda düzyazı kısmı ile Kıbrıs Türk Gazeteciliği ne geçilir ve Kıbrıs ta çıkan ilk Türk gazeteleri hakkında bilgiler verilir. Kıbrıs, Osmanlı ülkesi olduğundan batılılaşmanın etkisiyle gelen edebiyattaki yenilikleri takip etmişlerdir. Gazetelerin, bu yenilikleri takip ve uygulamadaki rolü büyüktür. Sırasıyla ayrı ayrı başlıklar halinde Kıbrıs Türk Edebiyatında roman, öykü ve 12 Kâmil Özay En Büyük Kusurum, İlkay Adalı Artık, Bülent Fevzioğlu Sancılı Kan Yumağı, Ahmet Okan Adalıyız Maviye, Barış burcu Gün Doğumu Neriman Cahit Yok Edin, Neşe Yaşın Hangi Yarısını 12

17 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN tiyatro ele alınır. Kıbrıs ta önceleri tefrika halinde yayınlanan romanların, öykülerin ve tiyatroların daha sonra zaman içerisinde nasıl gelişmeler sergilediği belirtilir. Diğer eserler olarak da gezi notlarına, tarihe, hatıratlara, folklora yer verilir. Gazetelerde tefrika halinde yayımlanan roman, önceleri Fransızca çevirilerden ibarettir. Kıbrıs ta ilk bilinen roman, Muzaffereddin Galip 13 in Zaman gazetesinde yayımlanan, genç bir şâirin çevresinde gelişen sanat ve edebiyat tartışmalarının işlendiği Bir Bakış (1891) adlı eseridir. Bununla birlikte roman türünde 1930 lu yıllardan sonra daha verimli hale gelindiği belirtilir. Aşk ve tarihi romanlarla başlayan romanın yolculuğu, ileriki yıllarda cereyan eden toplumsal olaylarla daha yerel bir renk alacaktır. Özellikle 1970 ten sonra yayımlanan ulusal direniş romanlarının konuları, 1963 te başlayan Rum saldırıları, Türklerin onlara karşı yaptığı kahramanca direnişler ve var olma savaşlarıdır. ÖzkerYaşın ın Mücahitler-Kıbrıs ta Vuruşanlar (1970), Girne de Yol Bağladık (1976), Ahmet Gazioğlu nun Kıbrıs ta Aşk ve Savaş (1975), Numan Ali Levent in Sen de Direneceksin (yazım 1966, basım 1977) adlı eserleri, bu direnişleri anlatır. 80 li yıllardan günümüze değin yayımlanmış romanların konularını genellikle 74 öncesinde yaşananlar, Barış Harekâtı sonrasında Kıbrıs ın toplumsal, siyasal ve ekonomik yaşamında meydana gelen değişimler, Güneyden Kuzeye yapılan göçler oluşturur. Kıbrıs Türk Edebiyatında ilk öykü, Ahmet Tevfik Efendi ye ait Bir Manzara-i Dil-Gûşâ (İç açıcı bir manzara-1897) adlı eserdir. İki genç arasındaki aşkın anlatıldığı eserde olay, Kıbrıs dışında, İstanbul da geçer; kahramanları ise tepki çekmemek içinlevantenlerdendir. Zaman içerisinde gülünç, mizahi, ibret verici öykülerden toplumsal olayların işlendiği öykülere geçilir. Diğer eserlerde olduğu gibi öykülerde de mücahitlerin anılarına, Türklerin direnişlerine, köy hayatına, hayata tutunma çabasına, gençlerin kimlik arayışına yer verilir. Kıbrıs Türk Tiyatro Edebiyatı bölümünde batılı anlamda ilk tiyatro ile tanışmanın 1890 lı yıllara denk geldiği söylenir. Yazılan ilk oyun, Ahmet Tevfik Efendi nin Hicran-ı Ebedi (1895) adlı milli dramıdır yılında ancak sahnelenebilen ilk oyun ise Namık Kemal in Vatan Yahut Silistre adlı eseridir. Önceleri daha çok öğretici bir karakteri bulunan ve gazetelerde tefrika halinde basılan tiyatro eserlerinin, 1920 li yılların sonuna doğru daha canlı sahne eserleri haline geldiği görülür. Tiyatro oyunlarının toplumsal bir işlevi olduğu bilinen bir gerçektir. Levantenler, istibdat İstanbul u, Rumlarla yaşanan huzursuzluklar, ulusal bilinci geliştirmek, halkın direnme gücünü canlı tutmak gibi verilmek istenen mesajlar, bu işlevi desteklemektedir. 13 Ders kitabında yer alan diğer bir eseri de Üzüntü (1892) adlı düşünce yazısı, fıkra türüne örnek verilmiştir. Siyaset, edebiyat ve fen konularına ağırlık veren Yeni Zaman gazetesinde yayımlanmıştır. 13

18 Yukarıda bahsedilen edebi eserlerin dışında kalan diğer eserler hatıratlar, gezi notları, folklor, tarih kitapları, köy raporları, vs. dir. Bu bölümde amaç, 1974 öncesindeki trajik olayları ya da onlara tanıklık etmiş kişilerin tecrübelerini aktarmak; tarihe, gelenek ve göreneklere sahip çıkmak; Türklük bilincini pekiştirmek; köylünün ve çalışanın emeğini yüceltmektir. Böylece Kıbrıs Türk Edebiyatında eser verilen türlerin ve örneklerinin tanıtılmasından sonra dönemlere geçilir: İlk dönem (1890 ile 1900), geçiş dönemi ( ), yerelleşme dönemi ( ), ulusal direniş dönemi ( ), son dönem (1974- ). Dönemler işlenirken ağırlıklı olarak roman ve öykülerden alıntılar yapılır. İlk döneme ait Kaytazzâde Mehmet Nâzım ın Yâdigâr-ı Muhabbet adlı romanı, kitap halinde ilk basılan, Servet-i Fünûncularıntesiriyle ağır bir Osmanlıcayla yazılmış, İstanbul da geçen acıklı bir aşk hikâyesidir. Bu dönemde İstanbul un sanat çevrelerinden kabul görmek, yazarların için önemlidir. Ayrıca eserlerde ele alınan konuların basit ve sade olmasının, istibdat yönetiminin baskılarından kaynaklandığı ve yazarların toplumsal ve siyasal konulardan uzak durduğu açıklanır. Yine aynı dönem ait Ahmet Tevfik in Bir Manzara-i Dil-Gûşâ (1897) adlı uzun öyküsünde, L. Şişmanyan ın Namus İntikamı Yahut Dilenci (1898) adlı tiyatro oyununda kahramanların tepki çekmesin diye Levanten olması, değişen değer yargılarını ve toplumsal anlayışları tanımamıza yardımcı olmaktadır. Geçiş Döneminde ise Müsevvidzâde Osman Cemal in Zenginlerimiz makalesi, vatan bilincine sahip, eğitimli ve topluma yararlı olmak açısından incelenir. Rumların eğitime daha çok önem verdiği, Türklerin önceliğinin ise para kazanmak olduğu vurgulanır. Diğer incelenen önemli bir eser de Ahmet Raik Çağlar ın Mektuplar ıdır. Ulusal düşünceyi yaymak, dilbirliğini sağlamak için Rusya daki soydaşlara seslenilir. Nâzım Ali İleri nin, Molière etkisiyle yazdığı Otel Tercümanı adlı komedisi de eğitimin ve yabancı dil bilmenin önemine dikkat çeker. Dr. Hâfız Cemal Lokmanhekim in Kıbrıs Osmanlılarına Son Acizâne Hediyem adlı söylevi ise halkı ve ülkesi adına yararlı hizmetlerde bulunmak isteyenlerin engellemesine karşı duyulan bir sitemdir. Yerelleşme Döneminde tarih boyunca çekilen sıkıntıların milletin ruhunda bıraktığı izler, Halit Ziya Uşaklıgil gibi mensur şiirin usta yazarlarının etkileriyle incelikle sanatkârane dile getirilir. Reşat Kâzım Işınay ın Kızıllıklara Serenad adlı parçası, günbatımının kızıllığını tasvir ederken Türkün alev alev yanan muhteşem sancağını gönüllere düşürür. Mahatma Gandi gibi bir direniş kahramanından bahsedilir. Hemen sonrasında İngilizlerin Kıbrıs a ayak basışının ellinci yılı anısına bastırılan köknal adlı paradan yola çıkarak toplumun çektiği sosyal ve ekonomik sıkıntılar gözler önüne serilir. Hikmet Afif Mapolar ınkök Nal (1953) adlı romanında milliyetçilik ön plânda tutularak yerli halkın yaşamı bir iç hesaplaşma ile verilir. İsmail Alptekin Karagözlü nün Sarı Mektuplar (1945) adlı uzun öyküsü Mısır ı ve orada yaşayan bir İngiliz ailesinin evlilik dramını anlatır. Diğer bir dikkat çeken eser, Semih 14

19 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN Sait Umar ın Geriliğimizin Sebepleri (1946) adlı yazı dizisinden aktarılan Memur Zihniyeti adlı makalesidir. II.Dünya savaşından büyük bir mağlubiyetle çıkan Almanya ve Japonya nın kendilerini kısa sürede toparlamaları ve başarıyla ilerlemeleri örnek gösterilir. Kıbrıs için de ortak idealler, kuvvetli bir dayanışma lâzımdır; ekonomik durumu düzeltmek için memur zihniyetinden vazgeçmek, ticarete önem vermek gerekmektedir. Büyük bir imparatorluğun kalıntısı olmak yeterli değildir; çünkü gözümüzü yumup rahatlıkla arkamızı dayayacağımız bir kaya artık mevcut değildir. Yine aynı döneme ait Samet Mart ın Çare-i Halâs (1954) adlı mektup tarzı öyküsü, Peyami Safa nın Matmazel Noralya nın Koltuğu adlı romanından izler taşır. Bir genç kızın güzellik uğruna başvurduğu çarelerin eleştirisi yapılırken arka plânda milliyetçilik mesajı verilir. Genç kız sahip olduğu milliyetçi ruhtan dolayı çareyi Rum manastırında aramamıştır li yıllarda hem Türkiye yi hem de Kıbrıs ı yakından etkilemiş olan Kore savaşından yola çıkılarak yazılan, Argun F. Korkut un Kore Yollarında (1951) adlı gezi romanı, yurt dışında yaşayan bir Türkün vatan özlemini ve Kore savaşında yaralanan Türklere nasıl yardım ettiğini anlatır. Şinasi Tekman ın Haydan Gelen Huya Gider (1956), komedya türündeki eseri, emek harcamadan başarı elde edilemeyeceği üzerine ahlâkî ders vermektedir. Ahmet Gazioğlu nun 1950 li yılların başında Bursa ya yaptığı bir geziden aktardığı izlenimlerini içeren Anavatandaki Bir Geziden Notlar başlıklı gezi kitabı Tanpınar ın Beş Şehir ini hatırlatmaktadır. Bu kitaptan İlk Görüşte Bursa ve Muradiye başlıklı parçalara yer verilmiştir. Yazar bize Osmanlının başkentlerinden olan Bursa yı, tarihi ve doğal güzellikleriyle gezdirmektedir. Bu tarihi ve tabiat dokusu içinde Türkiye ile Kıbrıs arasında bağlantılar kurmakta ve Pınarbaşı denilen bir su kaynağını, Kıbrıs ta şimdi kurumuş olan Değirmenlik Başpınar ına benzetmektedir. Yerelleşme Döneminin sonrasındaki yılları arası Ulusal Direniş Dönemi olarak adlandırılır. Bir köy gezi-röportajı niteliğini taşıyan Kutlu Adalı'nın Dağarcık (1963) adlı eserinden bir parça olan Caba 14 köylünün misafirperverliği, fedakârlığı, cömertliği üzerine kurgulanmıştır. Eğitimli, gönüllü gençler, köyleri dolaşarak, köylüleri bilinçlendirerek ulusal direniş hareketine destek toplamaktadırlar. Toplumun çekirdeği olan ailenin önemini vurgulayan, Numan Ali Levent in Bir Kız Kaçtı (1961) adlı öyküsüne yer verilir. Konur Alp in Aşkıma İthaf (1960) adlı romanında bir aşk hikâyesiyle birlikte Türkiye nin tabiat güzellikleri, şehirleri, yaşayan kültürleri, gelişmiş ve geri kalmış yönleri, Kıbrıslı Üniversitelilerin problemleri, sosyalizmin eleştirisi, ülkedeki sosyal ve ekonomik farklılıklar panaromik bir anlatımla verilir. Bu arada 1963 olaylarının yarattığı iç savaş ortamından bunalan halka moral vermek amacıyla radyoda skeçler oynanmaktadır. Kıbrıs Türk halkının milli 14 Bedava vermek, hediye etmek 15

20 duygularını canlı tutmak, direnişi güçlendirmek için radyoda bütün ulusa seslenen bu tiyatro oyunları çok önem taşımaktadır. Türk-Rum iç savaşında çekilen acıları, yapılan fedakârlıkları, bir ananın kahramanlığını dile getirmek açısından Üner Ulutuğ un Ana (1974) adlı tiyatro eseri dikkat çekicidir. Kıbrıs Ulusal Edebiyatı nın önde gelen isimlerinden olan ÖzkerYaşın ın Mücahitler (1970) adlı belgesel romanı, EOKA nın 1963 te başlattığı çatışmalar sonucunda göç etmek zorunda kalan Kıbrıslıların dramını, Türkiye den gelecek yardımların nasıl büyük umutlarla beklendiğini anlatır. Son Dönem olarak da 1974 ten günümüze kadar olan dönem verilir. Bu döneme ait ilk eser, Mustafa Gökçeoğlu nun Ne Bileyim Canlarım (1985) adlı durum öyküsüdür. Kuşak çatışması, zamanla değişen anlayışlar ve değerler, çekirdek aile yapısının olumlu ve olumsuz yönleri ifade edilir. Arkasından ele alınan eser, İsmail Bozkurt un Yusufçuklar Oldu Mu? (1993) adlı gerçekçi romanıdır sonrası Kıbrıs Türk halkının siyasi ve toplumsal hayatına ışık tutmaktadır. Savaş sonrası yaşanan karışıklıklar, yapılan hesaplaşmalar, göçler, sağlıklı ve barışçıl bir ortam sağlayabilmek için çıkarılacak dersler kaleme alınır. Kıbrıs kökenli tanınmış sosyolog Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar (1997) adlı anı kitabında Kıbrıs ın mahalli havası içinde çocukluk ve aile anılarına, Kıbrıs Türk toplumunu derinden etkileyen siyasi ve toplumsal olaylara yer verir. Bu parçanın başında Nâzım Hikmet in bir dizesi vardır ki çok anlamlıdır: İki şey ancak ölümle unutulur: Anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü (s.280). Hayatının çoğunu yurt dışında geçirmiş ve çeşitli kültürlerle beraber yaşamış biri olarak Niyazi Berkes, Kıbrıslı olmayı hem bir vatandaş hem de bir akademisyen olarak şu şekilde değerlendirir: Kıbrıslı ne Türk ne Rum ne de İngiliz dir. Osmanlının dağılışı ile ortada kalmış, arada sıkışmış bir toplumdur. Değişen zamanı, değerleri, zevkleri ve tatları daha da belirginleştirmek istercesine Niyazi Berkes in anılarını takip eden eser, Özden Selenge nin Arasta Potini (1993) adlı öyküsüdür. Gençlik, artık tarihi Arasta çarşısından alışveriş yapmamakta ve şiş kebap yerine hamburgeri tercih etmektedir. Ders kitabında son incelenen eser, Mehmet Levent in Folklorik Skeçler (1987) kitabında yer alan Kız Sana Nişan Geliyor adlı oyunudur. Folklorik özellikler taşımaktadır; eski düğün geleneklerinden bahsedilir; Kıbrıs ağzına özgü deyim ve atasözlerine yer verilir. Modernleşmenin doğal bir sonucu olarak değişen toplumsal değerlerin karşısında kültürel değerlerin aktarılması önemlidir. Bu oyunla eski geleneklere göre yapılmış bir düğün anlatılırken esasında Kıbrıs Türk halkına ait kültürel motifler, gençlere aktarılmak istenmektedir. Birinci kitaba göre ikinci kitabın işlenişinde daha farklı bir yöntem izlenmiştir. Öncelikle Kıbrıs Türk şiiri dönem dönem incelenmiştir. Tarihi geçmişi verildikten sonra metinlerle ilgili sorular sorulmuş; bilinmeyen sözcükler gösterilmiş; şiirin türü ve biçimi ile ilgili açıklamalar yapılmış; şâirin kısa bir geçmişi de eklenmiştir. İkinci bölüm olan düzyazı kısmında da türlerin Kıbrıs taki tarihi gelişimi öncelikle anlatılmış; metinlerle ilgili sorular, bilinmeyen sözcükler, tür ile ilgili açıklamalar, yazarının hayatı verilmiştir. 16

21 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN Şunu da belirtmeliyiz ki Kıbrıs Türk Edebiyatı derslerinde MEB in Türk Edebiyatı Ders Programı da takip edilmektedir. Programa göre edebiyat öncelikle güzel sanatlar çerçevesinde değerlendirilerek bireyin düşünme, yorumlama, çözümleme becerilerini, estetik duygusunu, ulusal ve evrensel değerlere olan farkındalığını geliştirecektir. Programın çerçevesinde de edebiyat kronolojik olarak ele alınır. Programın öngördüğü edebiyat tarihi, edebi topluluklar, edebi dönemlerle gelişen edebi türler, toplumsal dinamiklerin ve buna bağlı değerlerin, kabullerin nasıl değiştiğini bize gösterir. Bu bağlamda kültür taşıyıcısı ve kültürü besleyen edebi eserlerin toplumun geçmişinin aktarılmasında ve geleceğinin yapılanmasındaki payı büyüktür. Bunu da edebiyatla birlikte dil, zevk ve zihniyet eğitimi sağlamaktadır (MEB, 2013). Edebiyat eğitiminin şekillenmesinde toplumsal değerlerin rolü büyüktür. Terry Eagleton, edebiyatın ahlâkî ve öğretici yönünü ele alırken insani değerleri, nitelikleri ve anlamlandırmaları vurgular. Modernist biçimle birleşen edebiyatın bu öğretici yönünün bizi, birçok yönden daha bilinçli, esnek ve açık görüşlü yaptığını söyler (Eagleton, 2012). Fakat diğer taraftan da birey, bu süreçte modern dünyanın belirsizlikleri ve hızlı değişimleriyle başa çıkmaya çalışır; bölünmüş ve karışık kimlikleriyle mücadele verir. Edebiyat eğitimi ile kültürünü tekrar keşfeder; hem kollektif kimliğini hem de öz kimliğini ortaya çıkarmaya çalışır. Bu süreçte milli kimlik, bireyin kendini tanımlamasını, dünyadaki konumunu belirlemesini sağlar (Smith, 1991). Kıbrıslı kimliğinin de tarih içerisinde bu süreçten defalarca geçtiği gözlemlenir. Kıbrıs Türk Edebiyatının çeşitli türlerinin incelendiği bu ders kitaplarında öncelikle üzerinde durulan husus, Kıbrıs Türk kültürünü tarihiyle, diliyle, sanatıyla, örf ve âdetleriyle yaşatmak, genç nesillere aktarmaktır. Bu aktarımın sonucunda hem yerel hem de küresel boyutta bilinçlendirmektir. Bir ada toplumu olarak tarih içerisinde yaşadıkları tecrübelerden yola çıkarak dünyaya açık, iletişime açık, çok kültürlülüğe alışkın bir toplum olmalarına rağmen sıkışmışlık duygusu edebi eserlere de yansımıştır. Bununla birlikte Kıbrıslı, kendi gerçeği olan, bünyesindeki çoklu kimliklerle milli kimliğini yapılandırmak zorundadır. Bu oluşum, kimi zaman kimlik çatışması, taklit, özden kopuş gibi çeşitli şekillerde yorumlansa da edebiyat eğitimiyle hem geçmişe ve geleceğe yeni bir yorum getirme olanağını vermekte hem de aidiyet duygusunu aslında pekiştirmektedir. 17

22 KAYNAKLAR Bell, Duncan S.A. (2003). Mythscapes: memory, mythology, and national identity, British Journal of Sociology, 54 (1), pp Beer, G. (2000). The island and the aeroplane: the case of Virginia Woolf. Bhabha, H. K. (ed.), Nation and Narration Bhabha, H. K. (2000). Dissemination: time, narrative, and the margins of the modern nation. Bhabha, H. (ed.), Nation and Narration Czimbalmos, C. (2004). Using Literature as a Strategy for Nation building: A Case Study from Nigeria. Journal for the Study of Religions and Ideologies. Vol 3, No 9, During, S. (2000). Literature-Nationalism sother: thecase of revision. Bhabha, H. K.(ed.), Nationand Narration Eagleton, T. (2012). TheEvent of Literature. Yale University Press. Hohendahl, P. U. (1989). Building a nationalliterature: Thecase of Germany, Ithaca: Cornell University Press. Johnston, Ingrid. (Spring 2001). English Language Arts, CitizenshipandNational Identity, Canada s National Social Studies Journal, Volume 35, No.3, ualberta.ca/css/css_35_3/arenglish_language_arts.htm Kıbrıs Türk Edebiyatı I. Kitap, 2013, 7. Baskı, K.T.Eğitim Vakfı Yayınları, 151 s. Kıbrıs Türk Edebiyatı II. Kitap, 2013, 7. Baskı, K.T.Eğitim Vakfı Yayınları, 300 s. Koross, R. (2012). National Identity and Unity in Kiswahili Textbooks for Secondary School Students in Kenya: A Content Analysis. Journal of Emerging Trends in Educational Research and Policy Studies (JETERAPS) 3(4): Kuli, Helen Christine (2012). Literature Preserves Papua New Guinea (PNG) Cultural Heritage, Milli Eğitim Bakanlığı Türk Edebiyatı Dersi Programı (9-12. Sınıflar). program2.aspx Smith, Anthony D. (1991). National Identity. London:Penguin Books. Smith, Anthony D. (1992). National Identity and the Idea of European Unity. International Affairs (Royal Institute of International Affairs 1944-), vol. 68, No. 1, pp Smith, Anthony D. (1999). Myths and Memories of the Nation. Oxford: Oxford University Press. 18

23 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE FRANSIZ DİLİ TOPLUMSAL TARİHİ ÜZERİNE About the Social History of French Language Zeynep Gökçe AKGÜR BİLGE * Özet: Dil ulusları ulus yapan en önemli öğelerden birisidir. Bugün dünya üzerinde yer alan uluslardan her birinin kendisine ait bir ulusal dili ve bu dillerin de ulusların geçmişinde belli bir toplumsal tarihi bulunmaktadır. Fransız dili de günümüzde önemli bir uygarlık dili durumundadır. Dil hem sürekli biçimde kullanılan, insanlar arasında anlaşma ve iletişim işlevini yerine getiren kendine özgü bir yapı hem de yüzyılların ürünü olan, durmaksızın değişen, yeni durum ve gereksinimlere uyum gösteren dinamik bir birikimdir. Böylelikle de toplumlara, kendilerinden önceki toplumların deneyim ve birikimlerini aktarmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde Latinceden başlayarak Fransızca da Fransızların ulusal dilleri olarak bu ulusun gelenek ve deneyimlerini günümüze taşımış, böylelikle de ulusal bütünlüklerini korumayı başarabilmişler ve tarih sahnesinde kendilerine önemli bir yer edinebilmişlerdir. Anahtar kelimeler: Dil, toplum, tarih, ulus, kültür, uygarlık Abstract: Language is one of the most fundamental element for the formation of a nation. Every single nation on earth has a national language which has a substantial effect on the history of the nation. The French language is one of the most recognized language on the stage of human civilization. Language is both a highly utilized unique medium for communication and a continuously evolving, dynamically changing heritage of centuries long experiences. Throughout the historical progress, the French language -rooting from Latin- played a vital role in helping the French people to sustain their national sovereignty and to become an important actor in the historical arena by passing on the acquired experiences and traditions from generation to generation. Key words: Language, social, history, nation, culture, civilization * Yrd. Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi Sakarya Meslek Yüksekokulu, 19

24 GİRİŞ Milli duygu ve dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Mustafa Kemal Atatürk bu sözünde dilin bir ulus için ne denli önemli olduğunu ve ulusal duygular üzerindeki güçlü etkisini vurgulamıştır. Dil bir ulusu ulus yapan en önemli öğelerden birisidir. Günümüzde dünya üzerinde birçok ulus vardır. Bu uluslardan her birinin kendine ait bir ulusal dili ve bu dillerin ulusların geçmişinde belli bir tarihi bulunmaktadır. Fransız dilinin köklü bir geçmişe sahip olması yanında Fransız topraklarında nasıl organize oldukları konusunda pek fazla bilgi sahibi olmadığımız ilk Kelt topluluklarıyla başlayıp Fransızların efsanevi ataları Galyalılardan günümüz Fransa sına kadarki süreçte bu ulusun, dili aracılığıyla kurup geliştirdiği büyük Fransız uygarlığı ve kültürünü bugünlere taşımış olması Fransa tarihini oluşturan gerçeklerdir. Yunanlıların Kelt dedikleri, Romalıların ise daha sonra Galyalı diye adlandıracakları gruplar belki de bir boylar ya da kabileler federasyonuydu. 1 Ancak dilleri ve kültürleriyle uygarlıklarını geliştirip yaydılar. Fransızlar bugün tarihlerini Galyalılarla başlatmaktadır. 2 Fustel de Coulanges a göre Tarih, geçmişte meydana gelmiş her türden olayın bir yığılması değil insan toplumlarının bilimidir. 3 Dolayısıyla Fransız dilini tarihsel boyutu içersinde değerlendirirken dilin kökeni, gelişmesi, geçirdiği aşamalar, toplumsal dönüşümlerin etki ve katkıları ve toplumsal özellikler bir bütünlük oluşturacaktır. TOPLUMSAL YANIYLA DİL OLGUSU Bir toplum oluşturmanın öncelikle dile bağlı olduğu düşünüldüğünde dil ve toplum arasındaki etkileşimin önemi ortaya çıkmaktadır. Toplumu oluşturan bireyleri bir arada tutan ve aralarında anlaşmalarını sağlayan dil toplumsal nitelikli bir olgudur. İnsanlar arası bir iletişim aracı olarak da tanımlanabilecek dil, simge düzeyinde toplum yaşantısını anlatır. Başka bir deyişle dil toplumu, toplumsal varlığı simgesel yolla anlatır. 4 Demek oluyor ki dil toplumu yansıtan, insanlar arası ilişkileri belirleyip düzenleyen, simgeleşmiş yaşantıyı 5 ya da 1 Miquel, Pierre, Histoire de la France, Des Gaulois a Nàpoléon, Tome 1, Editions Marabout, Belgique, 1976, s A.e., s Hobsbawm, E.J., Toplumsal Tarihten Toplumun Tarihine,Tarih ve Tarihçi, Derleyen Ali Boratav, 1. Baskı, Kırmızı Yayınları, İstanbul, Eylül 2007, s Saussure, Ferdinand de, Cours de Linguistique Générale, Editions Payot, Paris, 1972, s Ergun, Doğan, 100 Soruda Sosyoloji El Kitabı, 5. Baskı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1990, s

25 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE kültür ve uygarlığı anlatan ve aktaran dolayısıyla toplumu oluşturan insanların tarihsel ve toplumsal evrimini gösteren toplumsal bir olgudur. Toplumsal kültür ve insanlığın ulaştığı uygarlık düzeyi yüzyılların birikimini taşır ve yansıtır. Bu bağlamda taşıyıcı öğelerden en önemlisi de dildir. Toplumsal niteliğiyle dilin birincil işlevi iletişimdir. Dilin insanlar arası iletişimi sağlamak açısından toplum içerisinde olmazsa olmaz bir görevi vardır. Ancak bir imgeler, bir kurallar sistemi olarak dil konuşanların işi, görevi ya da yükümlülüğü değildir. Konuşanlar toplumsal yaşayışın bir gereği olarak bu olguyu edilgen (pasif) olarak kabullenip üstlenmişlerdir. 6 Toplum üyeleri arasında iletişimin eksiksiz sağlanabilmesi için dilin, dolayısıyla iletişimin sözlü içeriğinin taşıdığı anlamın konuşanlarca anlaşılması gerekmektedir. Bu nedenle dilin toplumsal bir anlaşmaya ya da bireyler arasında varılmış olduğu varsayılan (saymaca) bir sözleşmeye dayandığı söylenebilir. 7 Diğer bir anlatımla dilin toplum içerisinde bireyler arasında bağlayıcı, birleştirici bir işlevi olduğundan söz etmek gerekir. Dil toplumsal bir anlaşmaya dayandığına göre dilin içeriği, içinde geliştiği toplumsal çevreye ya da toplumun yaşantısına göre belirlenmiştir. Dil toplumsal yaşamın çeşitli görünümlerini yansıtır. Bu bağlamda da dil ve toplum etkileşimi söz konusu olmaktadır. Ancak bilgi, deneyim, duygu, düşünce ortaklığı içinde olan, aynı toplumun bireyleri arasında bir anlaşma ve uyum söz konusu olabilmektedir. Tersi bir durumda ise iletişim engellenir. Demek oluyor ki dil içinde oluşup geliştiği toplumsal bütünlüğün ve uygarlık düzeyinin kültür birikimini oluşturan bir ortak payda durumundadır. Dil hem sürekli biçimde kullanılan, insanlar arasında anlaşma, bildirişim, iletişim işlevini yerine getiren kendine özgü bir yapı hem de yüzyılların ürünü olan, durmaksızın değişen, yeni durum ve gereksinimlere uyum gösteren dinamik bir birikimdir. Böylelikle de toplumlara kendilerinden önceki toplumların deneyim ve birikimlerini aktarmaktadır. Bir dilin sözcük dağarcığı ve ardındaki kavramlar insanlığın öyküsünü, tek tek dil topluluklarının ve toplumsal grupların ve bunları oluşturan bireylerin kültürünü yansıtır. 8 6 Saussure, a.g.e., s A.e., s Akgür, Zeynep Gökçe, Özer, Emine Nilüfer, Dil Kullanımına Göre Toplumsal Farklılaşma, Sosyoloji Yazıları 1, 1. Basım, Kızılelma Yayınları, İstanbul, Mart 2007, s

26 DİL TÜREYİŞİ VE KURAMLARI İlerleyen toplum ve toplumun artan gereksinimlerine yanıt verecek biçimde gelişen uygarlık düzeyi ve sosyokültürel değerlerin etki ve katkısının yanı sıra dinamik yapısı ve özelliği dolayısıyla dilin zaman içersinde değiştiği bilinmektedir. Toplumu oluşturan bireylerin geçmişten aktardıkları birikim ve deneyimler de yine dillerin değişmesinde, gelişmesinde ve zenginleşmesinde etkili olmaktadır. Her toplum kendisinden öncekilerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak yaşam koşullarını, kültür ve uygarlık düzeyini daha ileriye götürme çabası içindeyken dil de dinamik bir yapı olarak toplumsal kitlenin ağzında kuşaktan kuşağa, toplumdan topluma, coğrafyadan coğrafyaya sürekli bir değişme ve yenilenme süreci içersindedir. Geçmişten gelen birikim ve deneyimleri, bilgi ve kazanımları geleceğe aktarırken bu değişim ve dönüşüm sürecinde geçmişten beslenerek her geçen gün daha da gelişip yetkinleşmektedir. Dünya var olup insanoğlu ortaya çıktığından buyana insanların anlaşmalarını sağlayacak dillerin nasıl oluştuğu, ilkel dillerin ya da ilk dillerin nasıl olduğu, dildeki çeşitlenmelerin nasıl gerçekleştiğine ilişkin soruların yanıtlarını bulma konusunda bilim ve felsefe adamları daima kafa yormuşlar, yüzyıllar boyu insanoğlu hep bu çabada olmuştur. Bu amaçla tarih süreci içersinde çeşitli dönemlerde düşün ve bilim adamları dilin türeyişini açıklamaya yönelik birçok kuram geliştirmişlerdir. Eski Çağ Kuramları Eski Çağ kuramları içinde ilk anılması gereken Hint kuramlarıdır. Hintlilerde dil biliminin ve felsefesinin gelişmesi Veda metinlerinin açıklamasıyla (tefsir) ilgilidir. Önceleri söz konusu metinlerin açıklanmasıyla (şerhi) ortaya konulan kuramlar ilk aşamada daha çok dinsel, mistik içerikte olmakla birlikte giderek doğrudan doğruya felsefi yani akli, metafizik bir içerik kazanmıştır. Hintlilerce söz de doğadaki başka güçler gibi Tanrısallaştırılmış böylelikle de kutsallaştırılmıştır. En eski dinlerden olan Veda dininde sözün tinsel gücü ana motiflerden biridir. Rigveda da sözün gücü Tanrı nın gücüne yakındır. Çünkü doğan ve yok olan insan sözünün temelinde başsız, sonsuz ve gelip geçmez olan Tanrısal söz bulunur. 9 Rigveda nın aktardığı biçimde Hint mitolojisine göre (X. Kitap, 71. İlahi) doğa Tanrılarından olan Vâc (lat.vox,fr.voix<ses>) aslında yıldırımın sesidir, doğrudan doğruya doğanın sesidir ve onun örneği, simgesi durumundadır. 10 Bu bakımdan söz ya da ses sonsuzdur. Sözler ile anlamları ve bu iki öğenin birbirine bağlanışı sonsuzdur. 11 Bu dönemde geçerli olan dil felsefesiydi. 9 Akarsu, Bedia, Wilhelm Von Humboldt da Dil-Kültür Bağlantısı, Remzi Kitabevi, İstanbul, s Özdem, Ragıp, Dil Türeyişi Teorilerine Toplu bir Bakış, Alâeddin Kıral Basımevi, Ankara, 1944, s A.e., s

27 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE Yine Eski Çağ kuramlarından olan Yunan kuramları çerçevesinde Eflatun ve bir kısım filozof dilin doğal bir olgu olduğunu, insanların ya da konuşucuların onu doğuştan getirdiklerini savunmaktaydı. Bu kuramcılar doğalcılar olarak bilinmektedir. Sözcük ile simgelediği şey yani anlam arasında doğal ve dolayısıyla değişmez bir bağlantı olduğu görüşündedirler. Eflatun sözlerin doğal olduğunu göstermek için bir benzetme yaparak her iş için özel bir alet vardır. Örneğin delmek için burgu, dokumak için mekik, isimlemek için de isim demektedir. 12 Aristoteles, Demokritos gibi diğer kuramcılar ise dilin insanlar arasındaki bir anlaşmadan bir sözleşmeden kaynaklandığı görüşündedir. Bir başka deyişle sözcükler anlamlarını bir uzlaşma sonucunda kazanmıştır. Bu kuramcılar da uzlaşmacılar adıyla bilinmektedir. Uzlaşmacılara göre sözcük ile anlam arasındaki uzlaşımsal, anlaşmayla oluşmuş bağlantı değişebilir niteliktedir. Bu durum da dilin değişebilirliğini açıklamaktadır. Rigveda daki Tanrısal söz Yunanlılarda Logos tur. Burada da söz gelip geçici değil sonsuzdur, varlıkla ayrılmaz bir birliği vardır. Herakleitos için Logos Kosmos un güdücüsüdür. Evrene egemen olan logos ne bir Tanrı tarafından yaratılmış ne de bir insan tarafından oluşturulmuştur. Her zaman var olmuştur, hâlâ da vardır ve daima da var olacaktır. 13 Dilin türeyişi ve çeşitlenmesi ile ilgili en önemli ikinci tezi Yunan dil filozofu Epikür e bağlı okul ortaya koymuştur. Bu okul dili tarihsel bir olgu biçiminde ele alıp psikolojik koşullara bağlı olarak açıklamaktaydı. Bu görüşe göre diller insan topluluklarına ve ortama göre çeşitlilik göstermektedir. İlk dil insanın doğasından gelmiş ancak daha sonra gereksinimlerin etkisi ya da zorlamasıyla uzlaşma söz konusu olmuştur. Köken ve gramer (dilbilgisi) çalışmaları bu dönemde başlamış (M.Ö. IV. yy.) ve giderek gelişmiştir. 14 Üçüncü olarak yine Eski Çağa ait Roman ya da Latin kuramlarına göre insanı dilin türlü seslerini çıkarmaya yönelten doğadır, nesneleri adlandıran ise gereksinimlerdir. Başka bir anlatımla belirli bir kültür aşamasında gereksinimleri karşılamak amacıyla dil olmuştur. Latinlerde dil çalışmaları Yunan taklitçiliğinden pek öteye gidememiştir. Romalılarda paleo linguistik kuramlarına ilişkin en önemli ve tek andaç şair Lucretius Carus un De Rerum Natura (Eşyanın Tabiatı Üzerine) adlı felsefi şiirinin dil türeyişine ilişkin bölümüdür. Çeşitli Latin dilcileri de dil konusunda insanların doğada hayvanlar gibi yaşarken birbirleriyle işaretleşerek, daha sonra birtakım sesler çıkararak sonunda da konuşup anlaşmaya başladıklarını ve belirli bir kültür evresinde de dili oluşturduklarını öne sürmektedir. Böylelikle dünyanın her yerinde sözcükler bu biçimde rastlantı sonucu doğduğu için diller çeşitlenmiştir A.e., s Akarsu, a.g.e., s A.e., s A.e., s

28 Doğuda ise Arap-İslam toplumlarında Kur an metni ebedi kelam (sonsuz söz) olması bakımından önemli ve ince, ayrıntılı araştırmalara konu olmuştur. Bu toplumlarda dil felsefesi ile ilişkili kuramlar özellikle Kur an daki Bakara suresinin 31. ayeti ile Rum suresinin 21. ayetinin tefsiri ile ilişkilidir. Bundan sonra İslam dininin yayılmaya başladığı ilk yüzyıllarda Kur an ın Allah kelamı olması dolayısıyla yaratılıp yaratılmadığı sorunu çevresindeki tartışmalar sonucunda -bilindiği üzere- Kelam denilen dini-felsefi bir bilim alanı ortaya çıkmıştır. Bu konuda iki başvuru kaynağını belirtmek gerekir. İlki, Arap bilgini Suyutlu Celaleddin e ait El-Müzhir fî ulûm-il lûga(t), Mısır, 1325, diğeri Hint-İslam hükümdarlarından Sıddık Hasan Mahmut Han a ait El- Bülga(t) fî usul-il lûga(t), İstanbul, 1296 dır. 16 Adı anılan sözlükte Suyutlu Celaleddin dil ve leksikoloji (sözlükbilim) ile ilgili kuramlarını on altı soru etrafında toplamıştır. Bunlardan bazıları doğrudan dil türeyişi yani paleo-linguistik ile ilişkilidir. Hasan Mahmut Han ın yapıtı ise diğerinin bir özeti biçimindedir. Bu yapıtlardaki ana görüşe göre her şey Allah ın dileğine göre belirli zamanda olmuş ve insanların payına kelam-söz düşmüştür. Kuşaklar türlü iklimlere dağılınca Allah ın takdiriyle isimler ve sözler ortaya çıkmış ve Allah insana yazıyı öğretmiştir. Bu yazı Süryanice idi. Dil felsefesi İslam- Doğu dünyasında giderek metafizik ve mistik bir nitelik kazanmıştır. 17 Orta Çağ Hıristiyan Kuramları Aziz Augustinus (Saint-Augustin) dillerin kaynağı insanların hayalciliğine bağlıdır biçiminde fantastik bir açıklama getirmiştir. Akinolu Aziz Thomasius (Saint Thomas d Aquin) a göre Hıristiyanlığı açıklamak için ortaya atılan dinsel-metafizik kuramlar geçerliydi. 18 Bu dönemde dil türeyişi konusu tarihsel bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Yeniçağ Kuramları Bu kuramlar yüzyıllar Rönesans dönemi tarihsel etimoloji kuramlarıdır. Bu kuramlara göre akıl ve mantık sahibi olan insan kendisini anlatmaya çalışırken sözlü işaretler kullanarak dilin oluşumunu sağlamıştır. Tanrı vergisi olan söz söyleme yeteneği yani dil insan toplulukları arasındaki ilişkiyi sağlamakta ve insanı toplumsal bir varlık kılmaktadır. Descartes ( ) akılcılık (rasyonalizm) çerçevesinde dilin düşünceden kaynaklandığını savunmaktadır. 16 A.e., s A.e., s A.e., s

29 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE İnsanın kendi irade ve isteğiyle kumanda ettiği bedenine bağlı bir ruhu vardır. Hayvanların ise otomatik olarak işlev gören yalnızca bir bedenleri bulunur. Dilleri olmadığı için akılları da yoktur. Buna karşılık sağır ve dilsizler bile kendilerini anlatabilmeyi başarabilmektedir. 19 Descartes ın öğrencilerinden olan Port-Royal Okulunun (1660) temsilcilerinden Arnauld ve Lancelot yayımladıkları Grammaire Générale et Raisonnée (Genel ve Açıklamalı Dilbilgisi)sinde bir genel dil kuramı tasarlamaktadır. İnsanlarda mantık ve düşünce tek olduğuna göre dil yetisi de aynı olacaktır görüşünü savunmaktadır. Bu kuram çağdaş dilbilim akımlarından yapısalcılığa (structuralisme) kaynaklık etmiştir. Çünkü ilk olarak dillerin iki ayrı yapı düzeyleri bulunduğunu ortaya koymuşlardır. Derin yapı-yüzeysel yapı ikiliği bu iki kuramcıya dayanmaktadır. Dil yetisinin gerçekleşme biçimleri olan doğal diller arasındaki farklılıkların yüzeysel olduğu, bir görüntüden ibaret olduğu ve temelde tüm dillerin aynı olduğu görüşünü savunmaktadırlar. 18. yüzyılda ise Condillac, Jean-Jacques Rousseau gibi kuramcılar dil türeyişi konusunu dil-düşünce ilişkisi çerçevesinde incelemişlerdir. Rousseau ( ) Essai sur l Origine des Langues (Dillerin Kökeni Üzerine Deneme) da düşüncelerin gelişmesiyle dilin de zenginleşip geliştiğini öne sürmektedir. Dil ilk toplumsal kurum olduğundan ancak doğal nedenlerin etkisiyle oluşmuştur. Dillerin farklılığı ve çeşitliliği iklimlerle ilişkilidir. Güney dillerinde yaşamın göreceli olarak daha kolay olmasına bağlı olarak gereksinimden çok zevkler önemsendiği için bu bölgelerde diller canlı, tınılı ve aksanlıdır. Yaşamın daha güç, haşin, acımasız olduğu kuzey bölgelerindeki diller ise daha sert, pürüzlü ve boğumsuzdur. 19. Yüzyıl Kuramları Bu kuramları kaynağını akıldan alan dil, onu konuşan topluluğun manevi birliğinden doğmuş olup onu yansıtır biçiminde özetlemek mümkündür. Yüzyılı belirleyen karşılaştırmalı tarihsel dilbilgisi çalışmalarıdır. Bu alandaki çalışmalar çağdaş anlamdaki karşılaştırmalı dilbilim ve tarihsel dilbilimin temellerini oluşturmuştur. Yüzyılın önemli dilbilimcilerinden Wilhelm Von Humboldt ( ) dilin düşünceyle ilişkisine değinerek dili ulusların dünya görüşünü ve ruhunu anlatan, düşünceyi biçimlendiren dinamik bir yapı olarak tanımlamıştır. Ona göre dil, toplumsal kitlenin ağzında yaşadığı sürece sürekli bir değişim, dönüşüm ve yeniden değişim sürecindedir ve olacaktır. Dil tarih içinde gelişmiştir, onu insan kuşakları işlemişlerdir Lagarde, André, Michard, Laurent, XVII. Siècle, Editions Bordas, Paris, 1970, s Akarsu, a.g.e., s

30 Jacob Grimm ( ) dil sisteminin yapısal evriminden söz etmiştir. 21 Genel Dilbilim profesörü Ragıp Özdem in aktardığına göre Fransız bilimcisi Ernest Renan ( ) ın De l Origine du Langage (Dilin Kökeni Üzerine) da ortaya koyduğu teze göre dillerin kökeni tek değil çoktur. Çeşitli dil ailelerini oluşturan ana diller birbirlerine dönüşmesi olanaksız olan türlerdir. İnsan doğası gereği düşünücü olduğu gibi aynı zamanda da söz söyleyicidir. Dil düşüncenin anlatım ya da dışa vurma biçimi olduğuna göre bu iki eylem zamandaş olarak gerçekleşmektedir. Renan a göre her dil ailesi bir ön uğraşı gerektirmeden her ırkın ruhsal benliğinden, dehasından doğmuştur. 22 Tüm dış varlıkların tek parça bir kitle olarak algılandığı bir ortamda ilk insanların kullanabileceği tek gramer kategorisi ya da sözcük işaret zamiri olabilirdi. Dil oluşumuna ilişkin olarak bu yüzyılın ürettiği kurama göre ilkel dil önce genel olarak nesneleri, daha sonra tek bir nesneyi göstermiş, ardından da nitelemiştir. Demek oluyor ki sırasıyla işaret zamirleri, sıfatlar ve cins isimler kullanılmıştır. Böylelikle Hint-Avrupa dillerinde bu birimler en eski öğelerdir. Bu süreçte de söz dili hareket diliyle birlikte kullanılmıştır. Fransa da Michel Bréal ( ) 1870 li yıllara dayanan karşılaştırmalı tarihsel dilbilimin kurucularından olmuştur. Geliştirdiği kurama göre sözcükler konuşucu kitle tarafından benimsenerek dile yerleştikten sonraki gelişme aşamasında çeşitli fonetik ve psikolojik etkilerle değişikliğe uğrar. Dolayısıyla sözcüklerin ilk zamanlardaki ses biçimleriyle anlamları arasındaki doğal ilişkilerin izleri silinip gider. 23 Aynı yıllarda Almanya da Yeni Gramerciler Okulu nun kurucularından August Leskien ( ) ve Hermann Paul ( ) tarihsel dilbilimin kuramsal ilkelerini belirlemişlerdir. Dili, konuşuculardan bağımsız olarak gelişen, büyüyen ve ölen canlı bir varlık olarak tanımlamışlardır. İşte bu nedenle dili tarih boyutuna bağlı olarak dönüşen herhangi bir varlık gibi incelemek gerektiği görüşünü savunmaktadırlar. 20. Yüzyıl Kuramları Yüzyıl başında odak konu olarak dilin doğuşu sorunu Alman psikolog ve filozofu Wilhelm Wundt ( ) un temsil ettiği etnografik sosyolojiye dayalı sosyal psikoloji ile canlandırılmıştır. Yüzyıla damgasını vuran dilbilimciler olarak Ferdinand de Saussure ( ) ve Antoine Meillet ( ) öne çıkmaktadır. Dillerdeki değişmeler karşılaştırmalı yöntemin sağladığı sonuçların da katkısıyla uygarlık tarihi boyutunda yorumlanmaya başlanmıştır. Bu yoruma göre dilin evrimi 21 Özdem, a.g.e., s A.e., s A.e, s

31 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE onu konuşan toplumların evrimine bağlıdır. Dil hem yerleşmiş bir düzen içerir hem de evrimseldir. Güncel bir kurum olduğu kadar geçmişin de bir ürünüdür. 24 Antoine Meillet nin yanı sıra Sosyolojik Okulun en önemli temsilcilerinden biri de Joseph Vendryes ( ) dir. Sosyolojik Okula göre dil en başta gelen toplumsal olaydır yılında Lahey de yapılan I., 1931 yılında ise Cenevre deki II. Dilbilim Kongrelerinde ilkin genel dilbilime, ikinci olarak Hint-Avrupa dilbilimi konusuna, son olarak da Hint-Avrupa dilleri grubunun diğer dillerle olan ilişkisine yer verilmiştir. DİL SINIFLANDIRMASI, FRANSIZ DİLİNİN BU SINIFLANDIRMADAKİ YERİ, KÖKENİ VE GELİŞMESİ Fransızca Galya da konuşulduğu biçimiyle Latincenin uğradığı değişim ve dönüşümlerden doğmuş bir Roman dilidir. Dolayısıyla Latincenin ulaştığı son noktayı belirlemektedir. Başka bir deyişle Fransızca Roma İmparatorluğunun Galya bölgesinde konuşulmuş olan halk Latincesidir. Galya dan bugünkü Fransa ya Fransız ulusunun geçirdiği toplumsal dönüşümü Fransız dilinin evriminde görmek mümkündür. Dünya üzerinde konuşulan diller yapılarına göre ve tarihsel boyutta da kökenlerine göre olmak üzere iki yönden sınıflandırılabilir. Birinci tür sınıflandırmada alınan ölçüt dillerin aralarında akrabalık bulunmasa da dilbilgisel yapısındaki benzerliktir. Örneğin dilbilgisel yapı bakımından İngilizce Fransızcadan çok Çinceye benzemektedir. Ancak Çinceyle değil Fransızcayla akrabalığı vardır. Bu dil grubuna giren Hint-Avrupa dillerini dolayısıyla Fransızcayı bükümlü (çekimli) diller arasında saymak gerekir. Bu bağlamda dilbilgisel bağıntılar kök değişiklikleriyle ya da köke getirilen çok işlevli eklerle belirtilir: -lat.: mater; fr. mère (i): anne, matriarcat (i): anaerki, matrice (i): dölyatağı, matricide (i): anakatili, matrimonial (s):evlenmeye değgin, matrone (i): hanımefendi, ebe, yaşlıca saygıdeğer kadın, maternel (s): anaya değgin, maternellement (zf): ana gibi, maternité (i): analık, doğumevi v.b. -lat. manus; fr. main (i): el, manucure (i): el bakımı, manipulateur (i): elle işleyen, manipulation (i): el işlemi, manipule (i): Katolik papazlarının ayin sırasında sol kollarına taktıkları kumaş, manipuler (f): elle işlemek, manivelle (i): manivela, manuscrit (i ve s): el yazması, manutention ( i): bazı eşyanın elle yapılması v.b. Sözcüğün Latince kökü Fransızcaya dönüşürken konuşucuların dilinde ya değişikliğe uğramış (örneğin Lat. mater sözcüğü fr. da mère olmuş) ya da işlevsel bir 24 Saussure, a.g.e., s Özdem, a.g.e., s

32 ek almıştır (mater-nel); maternel sözcüğünde köke getirilen ek ismi sıfat yapan bir ektir. Bu türden bir etimolojik yaklaşım Fransız dilinin bükümlü ya da çekimli dillerden olduğunu doğrulamaktadır. Tarihsel boyutta dillerin kökenine inildiğinde pek çok sayıda dil grubu olduğu görülmektedir. Bu dil gruplarına ancak belirli birtakım dilleri almak mümkündür. Bunun da nedeni yeryüzünde sayıları çok fazla olan dillerin arasında yakınlık kurmanın zor hatta olanaksız olmasıdır. Öte yanda diller kaynak ya da kökenlerine göre sınıflandırıldığında ortaya çıkan dil öbeklerinden birisi Hint-Avrupa dilleridir. Bu dil ailesini oluşturan dillerin arasında da her zaman için bir yakınlık bir benzerlik olduğu söylenemez. Örneğin aynı grup içersinde yer alan dillerden Rusça ile İngilizce, Farsça ile Romence arasında yakınlık ya da benzerlik olduğu tartışılır. Genetik sınıflandırma da denilen dilin kökenine göre yapılan sınıflandırmada belirlenen Hint-Avrupa dilleri, Avrupa kolu ve Asya kolu olmak üzere iki yönden incelenmektedir. Bir başka ayrıma 26 göre ise Hititçe, Sanskritçe ve Latince gibi bugün artık konuşulmayan eski dillerin de içinde yer aldığı Hint-Avrupa dilleri kapsamındaki çağdaş dilleri dört grupta toplamak olasıdır: 1. Hint-İran grubu, 2. Baltık-Slav grubu, 3. İtalik-Kelt grubu, 4. Germen grubu. Konu çerçevesindeki İtalik-Kelt grubu da - İtalik alt grubu - Kelt alt grubu biçiminde ayrılmaktadır. Latinceden türemiş tüm Roman dilleri İtalik alt grubu içersinde ele alınmaktadır. Dolayısıyla Fransız dili de kökence yani Latinceye bağlı olarak İtalik alt grubuna ait dillerdendir. Roman dillerinden olan Latince tarihsel süreçte ömrünü tamamlayıp kullanılırlığını ve geçerliliğini zaman içersinde yitirerek çeşitli dillerin doğmasını sağlamıştır. İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Katalanca, Provansça, Rumence de bu diller arasında yer almaktadır. Saussure e göre Latince Roman dillerinin prototipidir, ilk örneğidir. 27 Kaynak dil kabul edilen Latince, önceleri Roma nın başlangıç dönemlerinde küçük bir site diliydi. Daha sonra Roma İmparatorluğu döneminde büyük bir imparatorluk dili olmuştur. Sonradan ise çeşitli diyalektlere ayrılmış, bu diyalektlerin birleşip gelişmesiyle önemli birtakım diller oluşmuştur. Fransızcanın da dâhil olduğu bu dillere Roman dilleri denilmektedir. Tarihsel süreçte, İ.Ö. 7. yüzyıla doğru Latin ağızları Latium diye anılan Alplerin ötesinde İtalya nın orta bölgesini oluşturan Tiber Irmağının aşağı havzasında Pô ovasında ve buraya komşu bölgelerde konuşulmaya başlanmıştır. İ.Ö. 500 lü 26 Kıran, Zeynel, Saussure den Günümüze Dilbilim Akımları, Erol Matbaası, 1. Baskı, Ankara, Ocak 1986, s Saussure, a.g.e., s

33 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE yıllardan başlayarak Roma nın ilerleyişine tanık olunmaktadır. Böylelikle bu yayılmaya koşut olarak imparatorluk dili durumundaki Latince de giderek yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Roma ordularının İtalyan yarımadasını ele geçirmesiyle Latince bu bölgelere değin yayılmaya başladı. Galya da konuşulan diller aynı köktendir. 28 Bundan sonra dış fetihler dönemine gelinmiştir. Sicilya, Sardunya, Korsika (İ.Ö. 238), Yukarı İtalya, İllirya (İ.Ö. 2. yy.), Makedonya İmparatorluğu ve Yunanistan (İ.Ö. 168) Roma İmparatorluğu sınırlarına katılmış oldu. Daha sonra ise İ.Ö. 146 da Kartaca nın yıkılışına, İspanya nın, Galya nın fethine (İ.Ö. 51) tanıklık etmektedir tarih. Bütün bu fetihler Latincenin iyiden iyiye yayılmasını sağlamıştır. Adı geçen bu ulusların çoğu asimilasyona uğrayarak kazananların yani Roma İmparatorluğu yurttaşlarının kültürünü kabul ederek kullandığı dili benimsemişlerdir. Romanlaştırma süreci olarak bilinen bu süreç oldukça karmaşık birtakım nedenlere bağlıdır. Örneğin galiplerin dilinin baskın ve geçerli olması, emekli asker kolonilerinin kurulması, Roman yollarının ticarete elverişli olması, çok sayıda okul açılmış olması, Roman yönetiminin etkisi, site hakkı tanınmış olmasının çekiciliği, Hıristiyanlık propagandası gibi nedenler Romanlaştırma sürecinde etkili olmuştur. Böylelikle Romalıların Fransa yı işgal edip koloniler yerleştirmesiyle yerli halkın Romalıların dil baskısına uğramaları sonucunda Romanlaştırma süreci başlamış oldu. 29 Romalılar Galya da yirmi altı kent kurmuşlardır. O dönemin Fransızları ormanlık alanlarda küçük gruplar hâlinde yaşayan barbarlardı. Bu süreçte romanlaşmış ulusların benimsedikleri dile sermo vulgaris Halk Latincesi denilmektedir. Galya nın Roma nın etki alanına girmesiyle Halk Latincesi bu ülkede iyice benimsenip yerleşmiş oldu. O zamana değin Galya da oturan Keltler Keltçe yi bırakıp yeni dili kabul ettiler. Fransızcanın özellikle tarım vokabülerinde Keltçe den kalma sözcükler günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Doğaldır ki bu sözcükler Fransızca olmadan önce Latinceleşmişti. Örneğin alouette (tarla kuşu), chemin (yol), charrue (saban), bec (gaga), ruche (kovan), caillou (çakıltaşı), lie (tortu), bruyère (fundalık) v.b. Demek oluyor ki Fransız dilinin evriminde ilk basamağı oluşturan Halk Latincesidir. Bu bağlamda başka etkilerin de varlığı unutulmamalıdır. Örneğin belli bir Fransız ırkından söz edebilmek güçtür. Çünkü farklı bölgelerden gelip de yerli halkla karışıp kaynaşmamış ulus yok gibidir. Burada da doğudan gelen denizci toplumlar, Kuzey Avrupa dan gelen uluslar (Brötanya, Normandiya), Asya dan gelenler ve diğerleri Fransızların efsanevi ataları 30 Galyalılarla kaynaşarak Fransız ulusunu oluşturmuştur. Değişik unsurların bir araya gelmesi fiziksel tip karmaşıklığına da yol açmıştır. 28 Miquel, a.g.e., s Tahir, Kemal, Dil Dosyası, 1. Baskı, Bağlam Yayınları, 1989, s Miquel, a.g.e., s

34 5. yüzyıla doğru Roman gücünün çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Bu dönemde Galya nüfusuna yönelmiş birçok akınlar baş göstermiştir. İstilacılar arasında Franklar da bulunmaktaydı. Galya nın Frank istilasına uğramış olması önemli bir olaydır. Çünkü Galya adını Fransa ya dönüştüren bu olay ve yeni bir yönetim sistemini, yeni bir toplumsal rejimi, yeni bir mimariyi, yeni bir yaşam tarzını, sivil yasalarda ve ceza yasalarında önemli bir değişimi de birlikte getirmiştir. 31 Buna karşılık sayıca kalabalık olmasalar bile Franklar da öte yandan istila ettikleri ülkenin etkisine maruz kalmışlardır. En önemli etki kendi dillerini bırakarak Roman dilini kabul edip kullanmalarıdır. Doğal olarak bu karşılıklı etkileşim uzun sürmüş, bu süreçte her iki dil de eşzamanlı olarak konuşulmuştur. O dönemde Cermenler soylu sınıfı, Romanlar ise halk sınıfını oluşturmaktaydı. Bu nedenle Fransız dilinde her iki toplumun özelliklerini yansıtan öğeler bulmak olasıdır. Sonuçta Roman uygarlığı Frankları alt etmiş, bunlar dillerini bırakarak Galloroman denilen dili benimsemişler, bu arada da bu dili derinden etkilemişlerdir. Frankların kullandığı dil Fransızcanın sözcük dağarcığına çok sayıda sözcük kazandırmış ancak bunların çoğu Orta Çağla birlikte unutulup gitmiştir. Franklardan kalma sözcükler arasında özellikle askeri terimler önemli bir yer tutmaktadır. Guerre (savaş), guetter (pusu kurmak), blesser (yaralamak), bannière (bayrak, bandra), éperon (mahmuz), gant (eldiven), haubert (zırhlı gömlek), heaume (zırh başlığı), fief (tımar), hameau (küçük köy), bannir (sürmek), garantir (garantilemek), fauteuil (koltuk), danser (dans etmek), jardin (bahçe), hareng (ringa), renard (tilki), épervier (çakır doğan), hanche (geminin kıç tarafı), honte (utanç), orgueil (gurur), hardi (gözüpek), riche (zengin), blanc (beyaz), bleu (mavi), haïr (nefret etmek) v.b. Eglise (kilise), évêque (piskopos), prêtre (papaz), moine (keşiş), baptiser (vaftiz etmek), parole (söz) gibi çoğunlukla dinsel anlamdaki birtakım Yunanca kökenli sözcük de Fransızcaya Hıristiyan Latincesi denilen dil aracılığıyla girmiştir. Bugünkü Fransızcanın temelinde Gal-Romen dilinin olduğunu belirtmiştik. Fransız ülkesine kaba ve basit Latinceyi getiren Latinler Galya da kurdukları kentlerde sonradan bir din imparatorluğu kurarak yerleşmişlerdir. Bu imparatorluk manevi gücünü eski Latince sayesinde sağlayabilmişti. İlk din adamları kilise iktidarını yaymanın ortak bir din ve ortak bir dille mümkün olabileceği düşüncesiyle yola çıkmışlar. Frank kralları istila ettikleri ülkeyi kolayca yönetebilmek için Katolikliği benimsemiş ve böylelikle de Roma kilisesinden yardım görmüşlerdir. Franklarca Hıristiyanlığın kabul edilmesi Latinceyi yeniden ön plana çıkarmıştır. Böylece dinsel bir nitelik ve anlam kazanmasının yanı sıra Latince hem bilim dili hem de yönetim dili kimliğini kazanmış oldu. 31 A.e., s

35 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE Bu dönemde biri eski Latince diğeri ise halkın konuştuğu, henüz kurallara bağlanmamış basit konuşma dili olmak üzere iki dil bir arada kullanılmaktaydı. Her iki dil de karşılıklı olarak birbirini etkilemiştir. Sonradan bu iki dil karışarak Latince konuşma dili içinde erimiştir. 19. yüzyıl başında Fransız dilcileri Fransız dilinin Latinceye karşı Roman dilinden çıktığını ileri sürmüşlerdir. Bu savdaki yanlışlık, Orta Çağın ilk dönemlerinde Fransızcaya Roman dillerinden birçok sözcük girmesi ve son yüzyıla kadar Fransa nın bazı bölgelerinde bu dile ait öğelere rastlanmasından kaynaklanmıştır. Oysa yeni bulgular, ortada bir Roman dili olmadığını, Latinceden doğma birçok Roman ve Novolatin dilinin bulunduğunu göstermektedir. Edebiyat ve sanat dili niteliği taşıyan Latince İtalya, İspanya ve Fransa da kaba halk dillerini baskılayarak bu üç ülkede ortak bir edebiyat dili oluşturmuştur. Latince bu üstünlüğü elde ederken bu üç ayrı ülkede halkın konuştuğu kaba ve basit nitelikteki, yerli halkın konuştuğu diller ayrı ayrı gelişerek bugünkü Fransa, İtalya ve İspanya nın ulusal dillerinin temellerini oluşturmuştur. Bu arada yerel lehçeler ortaya çıkmıştır. Bu değişmeler, söz konusu ulusların yaşadıkları coğrafyanın, uğraştıkları işlerin, içinde bulundukları yaşam koşullarının, toplumsal özelliklerinin sözcüklerin söyleniş ve anlamlandırılışına etki etmesiyle olagelen değişmelerdir. Bununla birlikte üç dilin kökeninde yeri olan Latince değişmeden kalmıştır. Klasik Latince aydın kesime ait sanat dili idi. Bu nedenle halkın dilinde yaşayan halk Latincesi Hıristiyan Latincesinden tümüyle ayrıdır. Fransızca, İspanyolca ve İtalyancanın yeni biçimlerini almasıyla eski ortak edebiyat dili olan Latince giderek anlaşılmaz olmuş, eskimiş, kullanımdan düşerek klasik ve ölü bir dil olup unutulup gitmiştir. Şarlman İmparatorluğundan sonra Fransa da merkezi gücün dağıldığı dönemde din giderek öne çıkmış, buna bağlı olarak Latince de önem ve öncelik kazanmıştır. Buna karşılık halk Gal-Romen lehçesini kullanmayı sürdürmekteydi. Zorunlu olarak din adamları halkla anlaşabilmek için bu dili kullanmaya başladılar. 813 yılında Şarlman bu yönde emirnameler çıkarmak durumunda kaldı. Tarihte bu emirnameler Strasburg Antları adıyla bilinmektedir. Halk Latincesi İmparatorluğun her döneminde konuşulmuş olan halk dilidir ve Roman dillerinin kaynağını oluşturmaktadır. Günümüze dek ulaşabilmiş yazıtlar, Plante komedileri, 8. yüzyıla ait Reicheneau sözlükleri aracılığıyla söz konusu dil hakkında belli bir fikir edinmek olasıdır. Bu dil klasik yazınsal Latinceden oldukça farklıdır. Yeni bir dil ortaya çıkarken feodal bölünme, halkın yaşayış tarzındaki değişimler türünden toplumsal dönüşümler dilin oluşumunda etkili olmuştur. 31

36 Fransa nın küçük derebeyliklerine bölünmesiyle prensler yeniden kendi bölgelerindeki halkın konuştuğu dili kullanmak durumunda kalınca önem kazanan yine halk dili oldu. Bu dönemde saz şairliği ve halk hikâyeciliği halk dilinin gelişmesini sağlamıştır. Bu Fransızcanın zafer kazanması anlamına geliyordu. Daha sonra ortak Latinceden ayrı kurallara tabi olan, birbirine yakın üç ayrı dil oluşmuştur. Orta Çağ Fransızcasında mevcut bulunan pek çok lehçe ayrı ayrı, birbirinden bağımsız kendi edebiyatlarına sahipti. Bu durum feodal rejimin ve sunduğu toplumsal yapının bir gereğiydi. Daha sonra siyasal rejimin de baskısıyla Paris île-de-france lehçesi diğer lehçelere galip gelmiş ve bu lehçeler de halk dili içinde eriyip gitmiştir. Yine halkın konuştuğu patois -taşra ağızları- çağdaş entelektüel Fransız dilinin halkın ve köylülerin ağzında bozulmuş biçimi değil eski bağımsız lehçelerden geriye kalıp halk diline yerleşen kalıntılardır. Günümüzde artık lehçelerde de taşra ağzından da söz edilmemekte, dil geliştikçe Fransız yazın dili bunları silmektedir. Dilbilim bağlamında 9. yüzyılın ikinci yarısından (842 yılı) 14. yüzyılın başlarına değin geçen süreye Eski Fransızca dönemi denilmektedir. Strasburg Antları 813 yılında Tours Konsili aldığı bir kararla din adamlarına verdikleri vaazlarda Rusticam linguam denilen rüstik, kırsal roman dilini kullanmalarını emretmişti. Buradaki amaç halkın anlayabileceği bir dil kullanmaktı. Bu yeni dilin ilk örneklerinden birisi 842 yılına tarihlenen Strasburg Antları (Serments de Strasbourg) dır. 32 Bu belgeler halk lehçesinin dil olma onurunu kazandığını belgeleyen resmi kanıtlardır. Böylelikle önemli bir siyasal olay aynı zamanda dilin değişme sürecinde önemli bir işlev kazanmış olmaktadır. Strasburg Antları Eski Kuzey Fransa lehçesi (langue d Oȉl) nin bilinen en eski örnekleridir ve 10. yüzyıla ait bir elyazmasında korunup bugüne ulaşabilmiştir. 14 Şubat 842 tarihinde Kel Charles ile Cermen Louis Lothaire e karşı birliklerini güçlendirmek için Strasburg ta bir araya gelerek tebaaları önünde birlik için ant içmişlerdir. Louis Roman dilini (lingua Romana), Charles Cermenceyi (lingua Teudisca) kullanmış, böylelikle bu iki kral da askerleri tarafından anlaşılmak adına dillerini değiştirmek durumunda kalmışlardı. Anlaşılmadık birşey kalmaması için andın metni hem Roman dilinde hem Cermence olarak yazılmıştır. 33 Bu metin aracılığıyla en eski Fransızcanın Latinceden doğmuş olduğu bilinmektedir. Bunun kanıtı olarak metindeki tüm anlamlı birimler istisnasız Latince 32 A.e., s A.e., s

37 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE kaynaklıdır. Sözlü dil, yazılı dil geleneğine üstün gelmiştir. Zaten dilbilimsel süreçte yazı dilini yönlendiren de her zaman için sözlü dil olmuştur. Yazı kullanılmaya başlanmadan önce insanlar konuşmakla yetiniyorlardı. Ancak temel olan sözlü dil olduğu halde yazı dili uygarlık dili söylemiyle eşitlenebilir. Çünkü insanoğlunun tarihsel gelişim sürecinde öteden beri bir uygarlık oluşturabilmiş ve sürdürebilmiş toplumların dilleri bugün vardır. 34 Strasburg Antları ndan kısa bir bölümü, otantik metinden çağdaş Fransızcaya dönüşme sürecini izleyebilmek için ve dilin gelişimini göstermesi bakımından örnek vermek gerekir. Strasburg Antları 35 Fransız Roman Dili (9. Yüzyıl, Otantik Metin) Pro deo amur et pro christian poblo et nostro commun saluament, d ist di en avant, in quant Deus savir et podir me dunat, si salvarai eo cist me on fradre Karlo, et in aiudha et in Cadhuna cosa, si cum om perdreit son fradra salvar dift, in o quid il mi altresi fazet, et ab Ludher nul plaid nunquam prindrai qui me onvol cist me on fradre Karle in damno sit. Klasik Latince Per Dei amorem et per christiani populi et nostram communem salutem, ab hac die, quantum Deus scire et posse mihi dat, servabo hunc meum fratrem Carolum, et ope mea etin quacumque re, ut quilibet fratrem suum servare jure debet, dummodo mini idem faciat, et cum clotario nullam unquam pactionem faciam, quae mea voluntate huic meo fratri Carlo damno sit. Sözlü (Konuşulan) Latince Por Deo amore et por chrestyano pob(o)lo et nostro comune salvamento de esto die en avante en quanto Deos sabere et podere me donat, sic salvarayo eo eccesto meon fradre Karlo, et en ayuda et en caduna causa, sic qomo omo per drecto son fradre salvare devet, en o qued elli me altrosic fatsyat, et ab Ludero nullo plag(i)do nonnua prendrayo, qui meon volo eccesto meon fradre Karlo en damno seat. 34 Akgür, Özer, a.g.m., s Vardar, Berke, Tarihsel Dilbilim ders notları, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Fransız ve Roman Dili ve Edebiyatları Bölümü, 1981, s

38 Eski Fransızca (11. Yüzyıl Fransızcası) Por Dieu amor et por del crestien poeple et nostre comun salvement, de cest jorn en avant, quant que Dieus saveir et podeir me donet, si salverai jo cest mien frerde Charlon, et en aiude, et en chascune chose, si come on par dreit son frerde salver deit, en ço que il me altresi façet, et a Lodher nul plait onques ne prendrai, qui mien vueil cest mien frerde Charlon en dam seit. Orta Fransızca (15. Yüzyıl Başlangıcı) Pour l amour Dieu et pour le sauvement du chrestien peuple et le nostre commun, de cest jour en avant, quant que Dieu savoir et pouvoir me done, si sauverai je cest mien frere Charle, et par mon aide et en chascune chose, si comme on doit par droit son frere sauver, en ce qu il me face autresi, et avec Lothaire nul plaid onques ne prendrai, qui, au mien veuil, a ce mien frere Charles soit a dan. Çağdaş Fransızca Pour l amour de Dieu et pour le salut commun du peuple chrétien et le nôtre, à partir de ce jour, autant que Dieu m en donne le savoir et le pouvoir, je soutiendrai mon frère Charles de mon aide et en toute (chaque) chose, comme on doit justement soutenir son frère, à condition qu il m en fasse autant, et je ne prendrai jamais aucun arrengement avec Lothaire, qui, à ma volonté, soit au détriment de mondit frère Charles. Metnin Türkçe Çevirisi Tanrı aşkına ve Hıristiyan halkının ve bizim ortak selametimiz adına, bugünden başlayarak Tanrı bana akıl ve güç verdiği ölçüde ve her konuda kardeşimi desteklemek gerektiği gibi o da bana aynı şekilde davrandığı takdirde kardeşim Charles ı yardımlarımla destekleyeceğim ve kendi arzumla Lothaire ile kardeşim Charles ın zararına olabilecek hiçbir ilişkim olmayacaktır. DİL TOPLULUĞU, DİLSEL DEĞİŞME VE NEDENLERİ İnsanların oluşturduğu kültür içinde dil topluluğunun rolü ve insan topluluklarının ulaştığı başarılar, eriştiği uygarlık düzeyi bakımından önemi yadsınamaz. İnsanlar ancak aynı dili konuştukları takdirde birlikte, birlik olarak gelecek kuşaklara aktarabilecekleri eserleri oluştururlar. Dil ulusal ve toplumsal bir kurumdur. Tek bir kişiye ait olmayıp bir toplumun ortak değeridir. Toplulukları ulus yapan birkaç öğe vardır. Ortak bir dil, ortak bir inanış 34

39 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE yani din, belli sınırlar içersindeki bir toprak, bütün ülkede dalgalanan tek bir bayrak, bir ulusal marş gibi. Ancak bunların en başta geleni ve en önemlisinin dil olduğunu tarih bize göstermektedir. Nitekim tarih içersinde binlerce yıl boyunca çok sayıda devlet kurulmuş, yıkılmış, yerlerine yenileri kurulmuş, toprakları zaman zaman büyümüş, küçülmüş, bayrakları hatta bazen dinleri bile değişmiş olduğu halde ulus adını verdiğimiz topluluklar dillerini korumuşlar ve böylelikle de ulus olma özelliklerini sürdürebilmişlerdir. Konuşma yeteneğine sahip her insan, yeryüzünde mevcut çok sayıdaki dilden belirli birini konuşur, bir başka deyişle belirli bir dil topluluğunun üyesidir. Tüm insanlık dil topluluklarına ayrılmıştır. Bir insanın bu dil topluluklarından hangisine dâhil olduğu, onun konuşabildiği dile ya da dillere bağlıdır. Bir insan yaşamı boyunca farklı diller hatta aynı zamanda birden fazla dil de kullanabilir. Ancak bunlardan yalnızca birisi tüm insanlarda özel bir yere sahiptir. İnsanın yaşamında ilk olarak öğrendiği dil onun ana dilidir. Dünyaya geldiğinde anne-babasını, çevresindeki insanları dinleyerek onlarla iletişim kurarak ana dilini öğrenir. Dil yardımıyla başardığı her şeyi insan önce bu tek dilde öğrenmiştir. Sonradan dillerle ilgili öğrendiği her şeyi ise dile zaten önceden sahip ya da vakıf olma durumundan yola çıkarak öğrenir. Yalnızca ana dili, onu henüz dil bilmeyen bir yaratık durumundan çıkarıp konuşan bir varlık durumuna getirmiştir. İnsanların çoğunluğunun yaşamları boyunca yalnızca bir tek dil konuştukları yani kendi ana dillerinin topluluğuna mensup oldukları bir gerçektir. 36 Yeryüzünde çok sayıda ve birbirinden farklı dil toplulukları bulunmakta ve dolayısıyla da insanlar arasındaki dil ilişkisi engellerle karşılaşmaktadır. Dil topluluklarının bu çokluğu tarihten kaynaklanan bir gerçek olduğu gibi yan yana varoluşları ve birbirlerini karşılıklı etkileyişleri de söz konusudur ve tarihi güçlerdir. 37 Bu nedenle dili oluşturanın ne tür bir topluluk olduğunu ve bu topluluğa mensup insanlar için ne gibi bir anlam taşıdığını bilmek önemlidir. Bir dil topluluğu dışarıdan, başka bir dil topluluğuna mensup birisinin içine giremeyeceği denli kapalı değildir. İnsan ya diğer dili az ya da çok öğrenir ya da her iki dile hâkim yani iki dil topluluğuna mensup bir konuşucunun yardımıyla bu dil topluluğuna girebilir. Yabancı bir dili öğrenmedeki güçlük, onu konuşan yabancı topluluğun farklı dil işaretleri kullanmasının yanı sıra farklı düşünüş ve görüş tarzlarına sahip olmasında, dünyayı başka türlü kavramasında yatmaktadır. Bu durumda dil topluluğunun asıl anlamı, dünya hakkında ortak bir imaj sahibi olmak, dünyaya karşı ortak bir tavır almaktır. Bilindiği gibi her dil dinamik bir yapı olarak sürekli bir değişim geçirmektedir. Söz konusu bu süreç her dil için olduğu gibi Latince için de geçerliydi. Yaşanan toplumsal ve tarihsel dönüşümler sonucunda eski Galya toprakları üzerinde konuşulan 36 Porzig, Walter, Dil Denen Mucize, II. Cilt, Çev. Vural Ülkü, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990, s A.e., s

40 Latince de Fransızcaya dönüşmüştür. Latince Roman dillerinin dolayısıyla Fransızcanın prototipidir. 38 Bir ana dilden, bir kaynaktan gelişme yoluyla ayrılmış dillerin oluşturduğu topluluğa dil ailesi denilmektedir. Hint-Avrupa dil ailesi de Hindistan dan Avrupa ya uzanan çok geniş bir alanda konuşulmuş ve konuşulmaktadır. Hint-Avrupa dil ailesinin iki büyük kolundan birisi olan Avrupa kolu Roman, Cermen ve Slav alt kollarına bölünmektedir. Roman dillerinin kaynağı, eski Roma İmparatorluğu zamanında konuşulan ve bugün artık ölü bir dil olan Latincedir. Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Romence Latinceden türemiş dillerdir. Latincenin Fransızcaya olan dönüşümünde etkili olan dilsel değişmelerdir. Dilsel değişme nedenleri mekanik, psikolojik ve toplumsal nedenler olarak gruplandırılmaktadır. Zaman içersinde insanların en az çaba yasasına uyarak kolaya kaçma istekleri ya da eğilimlerine bağlı olarak dilde oluşan değişmeler mekanik nedenlidir. Psikolojik nedenler çerçevesinde dilde var olan biçimleri örnek alarak yeni ve kurallı biçimler oluşturulmaktadır. Örneğin Fransızcada j ain - tu aimes - nous amons biçiminde çekilen aimer (sevmek) fiili sonradan j aime - tu aimes - nous aimons biçimini almıştır. Toplumsal nedenlere gelince, dilsel değişmeler üzerinde yadsınamaz bir etkileri vardır. Büyük tarihsel olaylar ve kargaşa dönemleri dilsel gelenekleri gevşeterek bir dilin kaderinde çok önemli rol oynar. Toplumsal dönüşüm ve teknolojik gelişme dilin değişmesinde etkili olmaktadır. Strasburg Antlarında görüldüğü üzere Fransızcanın bu ilk biçiminin gelişmesi izlendiğinde 10. yüzyılda francien denilen Frank lehçesinin kullanılışı, picard lehçesi, şampanya ve norman lehçeleri gibi lehçelerin aleyhine olarak yaygınlaşmış ve gelişmiştir. Adı geçen lehçeler ilk büyük yazınsal yapıtları etkilemiştir ve 11. yüzyıllara ait ilk metinleri izleyen Şövalye Destanları (Chansons de Geste), Chrétien de Troyes nın romanları, Renart romanı ve fablio denilen manzum halk hikâyeleri bu yapıtlar arasındadır yüzyıllar arasına rastlayan Eski Fransızca döneminde Fransa nın kuzeyinde konuşulan dil Fransız dilinin altın çağını oluşturur. Roland nın Şarkısı (Chanson de Roland) nın en önemli örneğini oluşturduğu lirik destan şiirleri dile kazandırılmış ve Fransa nın yanı sıra İtalya, Almanya ve İspanya da da orijinal bir şiir dönemi açılmıştır. Orta Çağın bu dönemi tıpkı ileride 18. yüzyılda olduğu gibi ulusal Fransız ruhunun edebiyat alanında en önemli ürünlerini verdiği dönemdir. Yine de Fransa ancak 14. yüzyılda analitik denilebilecek çağdaş dile geçebilmiştir. Şövalye romanları 12. yüzyıla ait olup doğrudan kuzeyden gelme ya da Latince kitaplardan alınma motifleri işleyen yapıtlardı. Yine Charlemagne henüz hayattayken çevresinde onu anlatan küçük övgü şiirleri, öyküler oluşturulmuş, günden 38 Saussure, a.g.e., s

41 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE güne bunların ağızdan ağza geliştirilmesiyle destanlar doğmuştur. Chanson de Geste adı verilen bu kahramanlık şiirleri tümüyle halka ait, toplumun sesini duyuran yapıtlardı. En önemli örneği Chanson de Roland dır. 39 Cantilène 40 denilen kısa türkü, şiir ve menkıbelerin birkaç yüzyıl sonra halkın içinde iyice yoğrulup işlendikten sonra destanlaştığı, sözlü ya da yazılı olarak bir kimlik kazandığı görülmektedir. Bu süreçte halkın dilinde olagelen değişmeler sonraki dönemlere aktarılmış olmaktadır. Destanlar 12. yüzyıl romanlarıdır ve her edebiyat ürünü gibi dönemin toplumsal, dinsel, ahlaksal koşullarıyla ilgilidir ve toplumu, toplumsal özellikleri yansıtmaktadır. Orta Çağla ilgilenen bilim adamlarına göre Fransız destanları Roman etkisine uğramış Cermen kaynaklı yapıtlardı. Latinlere ait türküler, Keltlere ait fabliau lar, eğlenceli öyküler de vardır. Dolayısıyla Fransa topraklarında yaşamış her toplumun her kültürün edebiyat dolayısıyla dil üzerinde dikkate değer bir etkisi olmuştur. Bu bağlamda dil üzerindeki sosyolojik etkilerden söz etmek doğru olacaktır yüzyıllar arasına yerleştirilen Eski Fransızca döneminde Latince den Fransızcaya belirgin bir değişme gözlenmektedir. Sözcüklerin son ekleri ve okunuşları Fransızcaya uyarlanmıştır. Orta Fransızca döneminde île-de-france ve Orléans da konuşulan bazı langue d Oïl (Eski Kuzey Fransızca lehçesi) lehçeleri öne çıkarak Fransızcanın temelinde yer almıştır. Bu dönüşümde yönetimin merkezileşmesinin belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Île-de-France diğer taşra bölgelerini kendi bünyesinde topladığında Fransızca resmi kraliyet dili durumuna gelecek, langue d Oc (Eski Güney Fransa lehçesi) lehçeleri de dâhil olmak üzere diğerleri ise taşra ağzı durumuna düşeceklerdir. Orta Fransızcanın 14. ve 16. yüzyıllarda etkili olduğu görülmektedir. 16. yüzyılda Latinceden, komşu dil ve lehçelerden alıntılar göze çarpmaktadır. Latincenin izlerini taşıyan ve dönüşüm sürecindeki Orta Fransızca 17. yüzyılda artık çağdaş Fransızcaya doğru evrilmektedir. Dante, Boccacio, Petrarka gibi İtalyan yazarlar antik yazarlardan esinlenerek ulusal bir edebiyat oluşturmuşlardı yılındaki Manifesto 41 ile Joachim du Bellay, Ronsard ve arkadaşları Fransız diline aynı parlaklığı vermeyi amaçladılar. Bu amaçla yola çıkan Pleyad (Pléiade) Okulunun ilk öğretisi Fransızcayı dili bozanlara, dejenere edenlere karşı korumaktı. Daha sonra ise dili zenginleştirmek yani İtalyanların kendi dilleri için yaptıkları gibi Antik yazarları (Virgilius, Horasius, Catulle, Ovide) taklit ederek dili zengin bir edebiyatla süslemekti. Bu akım Défense et İllustration de la Langue Française (Fransız Dilinin Korunması ve Zenginleştirilmesi) adıyla bilinmektedir. Pléiade Okulunun amacı dili, ulaştığı evrensellikten dolayı bilim ve sanat dili durumuna gelmiş olan Latincenin etkisinden kurtarmak, bilim ve sanat 39 Bayrav, Süheyla, Chanson de Roland, Edebiyat ve Üslup Tahlili, Üçler Basımevi, İstanbul, 1947, s Birkaç ırkın kaynaşarak yeni bir ulus oluşturduğu zamanlarda ortaya çıkar. Örneğin Fransa da Latinlerle Cermenlerin karıştığı 7. yüzyıl Charlemagne a adanan cantilène leri doğurmuştur. 41 Lagarde, André, Michard, Laurent, XVI. Siècle, Textes et Litératür, Editions Bordas, Paris, 1970, s

42 adamlarını Fransızcaya yönlendirerek yapıtlarını ana dillerinde oluşturmalarını sağlamaktı. Dilin zenginleştirilmesi konusunda ise yapılması gereken sözcük sayısını arttırmaktı. Bu amaçla kullanımdan düşmüş eski sözcükleri yeniden almak, Rabelais ve daha önce Montaigne in kullandıkları taşra lehçelerinden ve yalnızca uzmanlarca kullanılan teknik sözcüklerden yararlanmak, yeni sözcükler türetip kullanmak düşüncesindeydiler. 17. yüzyıl dil üzerine çalışmaların yoğunlaştığı bir dönemdir. Dili iyi kullanma ideali döneme damgasını vurmuştur. Fransız Akademisi, dönemin ünlü Salonları, Malherbe, Vaugelas gibi yazarlar dili taşra şivelerinin etkisinden kurtarmak ve arındırmak amacındaydılar. Bu da doğal olarak sözcük dağarcığında bir yoksullaşmaya yol açmıştır. Merkezileştirici eğilimleriyle büyük Fransız Devrimi (1789) nden sonra ancak Fransızca ulusal dil olma yoluna girebilmiştir. 42 Bütün bir grup insanın bir günden ötekine konuşma alışkanlıklarını değiştirmesi beklenemez. Değişiklikler birbiri ardınca ve yavaş yavaş ortaya çıkmakta ve ancak yüzyıllar içersinde tamamen ayrı bir şekil oluşacak biçimde yığılmaktadır. 43 Latince her zaman söylendiği gibi bir ölü dil değildir. Günümüze değin kuşaktan kuşağa aktarılmış ve konuşulmuştur. İki bin yıldan fazla bir zaman önce Batı ve Orta Avrupa da oturan insanların büyük bir bölümü Keltçe konuşuyordu. 5. yüzyılda Yunanlı gezgin Herodot Keltlerin İspanya nın güneyinde yerleşmiş olduklarını söyler. Avrupa yı işgal etmişler ve bu dönemde bütün Galya Keltleşmişti. 44 Ancak birkaç yüzyıl içinde Roma egemenliğinin etkisiyle Latin dilini aldılar ve Keltçe tamamen silindi. Latince de o bölgelerde söz konusu süre içersinde çok büyük değişikliklere uğradı. 45 Bu arada ağızları gelişip bağımsız diller olmuşlardır. Dolayısıyla İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce ve Romence Latincenin Roman dilleri denilen bugünkü çağdaş biçimlerinden başka bir şey değildir. 46 Roman dilleri aslında Latince halk dilinin geliştirilmiş lehçeleridir. 47 Böylelikle dil değişmelerinde başlıca nedenlerden birisi olarak dilin yabancı bir halka aktarılması görülmektedir. Bu süreçte insanlar yeni dili benimseyip eski dillerini unutmaktadır. Örneğin yüzyıllarda Kavimler Göçü sırasında Avrupa nın birçok ülkesi Germanlar tarafından istila edilmiş ve bu ülkelerden bir kısmında insanlar Latinceyi bırakıp Germanca, buna karşılık başka bazı bölgelerde de tersine Germanlar kendi dillerini bırakıp Roman dilini öğrendiler. 42 Tahir, a.g.e., s Porzig, a.g.e., s Miquel, a.g.e., s Porzig, a.g.e, s A.e., s A.e., s

43 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE Dil yalnızca geleneği korumakla kalmayıp dilin kendisi de aynı zamanda bir halkın tarihteki bütün değişik durumlar boyunca geleneğidir, insan topluluklarını halk ya da ulus biçiminde kenetleyen en büyük güçlerden birisidir. 48 Tarihteki gelişme aşamalarıyla Latinceden Fransızcaya Fransızların ulusal dilleri de geleneklerini ve tüm birikim ve deneyimlerini bugüne taşımışlar ve ulusal bütünlüklerini korumayı başarabilmişlerdir. SONUÇ Dil insanlığın gelişmesinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Yüz binlerce yıllık insanlık tarihinin bir sonucudur. Aynı zamanda tarih içersindeki yüz binlerce yıllık insanlık serüveninin günümüze aktarılmasını sağlayan en önemli etkendir. Toplumda olan değişmeler, kültür ve düşünce alanındaki gelişmeler dilin gelişimini açıklamakta, bu çok yönlü gelişim süreci ise tarih öğesi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Geçmişi yeniden canlandırmak ve tarihsel birikimi geleceğe aktarmakla ilgili olarak uzun dönem bağlamında ortaya Braudel in kavramlaştırdığı tarihsel yapı söz konusu olmaktadır. Fransız Annales Okulunun kurucuları olan Marc Bloch ve Lucien Febvre ise toplumsal tarih i toplumla ilgili tümel bir tarih anlayışı na dönüştürmüşlerdir. Öte yandan tarihsel yapı içersinde yaşananları toplumsal tarih boyutuna taşımak söz konusu olduğunda ise dilin en önemli işlevlerinden birisi olan saptama işlevi devreye girmektedir. Çünkü ancak dil, düşünüleni ve görüleni yani soyut ve somut olanı saptayabilmekte ve bunun kuşaktan kuşağa aktarılmasına hizmet etmektedir. Böylelikle bir kuşağın başarılarından bir sonrakinin ya da çok sonraları gelen kuşakların yararlanması sağlanmaktadır. Bu aktarım sürecinde deneyimler de işin içine girmekte ve geçmişten geleceğe bir bütünlük ortaya çıkmaktadır. İnsan bilgisi ve deneyimi, dilin sözlü ve yazılı olarak saptama işlevi olmadan kuşaktan kuşağa geçemeyecek ve insan da tarihsel bir varlık olamayacaktı. Her kuşak ancak kendi zamanı içine kapanıp kalan bir varlık olacaktı. 49 Olayların saptanmasında dil ve tarih olmazsa olmaz işlevleri bulunan, birbirini bütünleyen, biri diğeri olmadan işlev göremeyen iki önemli toplumsal kurum olarak ortaya çıkmaktadır. Ziya Gökalp dili kültürün temel öğesi sayar. Çünkü dil duygu ve düşüncenin kalıbı gibidir. Bir ulusun bütün duygu ve düşünce hazinesi, tarihsel süreçteki kazanımları, deneyimleri, geçirdiği toplumsal dönüşümler bu kalıba dökülerek coğrafyadan coğrafyaya ve kuşaktan kuşağa aktarılır. 48 A.e., s Üçok, Necip, Genel Dilbilim (Lenguistik), Ankara

44 Her ulus dilini ve kültürünü yüzyıllar boyunca yoğurur. Bu sırada akan bir ırmak gibi içinden geçtiği her topraktan, yani başka toplumların kültür ve uygarlıklarından birtakım öğeleri alır, özümser. Bu bakımdan her ulusun dili, o ulusun çağlar boyunca yaşadığı tarihin adeta özeti gibidir. Dil ile tarih ve kültür arasındaki ilişkiyi bilen dili tek başına almaz. Zira dilde her sözcüğün yazılış, ses, biçim ve anlamını belirleyen tarih ve kültürdür Sonsöz olarak Galyalıların atası Keltlerden, Fransızların atası Galyalılardan, Fransa ya adını veren Franklardan başlayarak dünya tarihini derinden etkileyen 1789 Fransız Devrimi ve Fransızları tarih sahnesinde var eden diğer toplumsal hareket ve tarihsel olaylarda Fransız dilinin ve toplumsal tarihinin izini sürmek mümkündür. KAYNAKLAR Akarsu, Bedia, Wilhelm Von Humboldt da Dil-Kültür Bağlantısı, Remzi Kitabevi, İstanbul, Akgür, Zeynep Gökçe, Özer, Emine Nilüfer, Dil Kullanımına Göre Toplumsal Farklılaşma, Sosyoloji Yazıları I., Kızılelma Yayınları, 1. Basım, İstanbul, Mart Bayrav, Süheyla, Chanson de Roland, Edebiyat ve Üslup Tahlili, Üçler Basımevi, İstanbul, Ergun, Doğan, 100 Soruda Sosyoloji El Kitabı, 5. Baskı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, Hobsbawm, E. J., Toplumsal Tarihten Toplumun Tarihine, Tarih ve Tarihçi Annales Okulu İzinde, Derleyen Ali Boratav, 1. Baskı, Kırmızı Yayınları, İstanbul, Eylül Kaplan, Mehmet, Kültür ve Dil, Dergâh Yayınları, İstanbul, Kıran, Zeynel, Saussure den Günümüze Dilbilim Akımları, Yabancı Diller Kitap ve Yayın Merkezi, Erol Matbaası, Ankara, Ocak Lagarde, André, Michard, Laurent, XVI. Siècle Textes et Littérature, Editions Bordas, Paris, Lagarde, André, Michard, Laurent, XVII. Siècle Textes et Littérature, Editions Bordas, Paris, Miquel, Pierre, Histoire de la France, Des Gaulois à Napoléon, Tome I., Editions Marabout, Belgique, Özdem, Ragıp, Dil Türeyişi Teorilerine Toplu Bir Bakış, Alâeddin Kıral Basımevi, Ankara, Kaplan, Mehmet, Kültür ve Dil, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s

45 Fransız Dili Toplumsal Tarihi Üzerine / Z.G. AKGÜR BİLGE Porzig, Walter, Dil Denen Mucize, II. Cilt, Çeviren Vural Ülkü, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, Saussure, Ferdinand de, Cours de Linguistique Générale, Editions Payot, Paris, Tahir, Kemal, Dil Dosyası, Bağlam Yayınları, 1. Baskı, Üçok, Necip, Genel Dilbilim (Lenguistik), Ankara, Vardar, Berke, Tarihsel Dilbilim Ders Notları, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fak., Fransız ve Roman Dil ve Edebiyatları Bölümü, İstanbul,

46 42

47 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE İPEK TÜRK AĞZINDA SES OLAYLARI Phonetic Changes in Peja Turkish Dialect Ergin JABLE Özet: Bu çalışmamızı daha önce İpek te yapmış olduğumuz derleme metinlerimizden örnekler tespit ederek oluşturmaya çalıştık. Bu çalışmamızın amacı halen çok canlı bir şekilde kullanılan İpek Türk Ağzı nın ses özellikleri içerisinde önemli bir yer teşkil eden ses olaylarını özel olarak ele almak ve bu ses olaylarını oluş biçimlerine göre gözler önüne sermektir. Rumeli Ağızları içerisinde özel bir yeri olan İpek Türk Ağzı nın ses olayları bakımından da özellik arz ettiğini, ortaya çıkan ses olaylarının Türk dilinin genel karakteri ve tarihi seyri çerçevesinde diğer lehçe, şive ve Anadolu Ağızları nda meydana gelen ses olayları ile benzerlik ve farklılıklar ortaya koyduğunu görüyoruz. Bu çalışmanın kapsamını aşan bu yön bilahare başka çalışmalarda ele alınabilir; ancak biz burada sadece İpek Türk Ağzı nın ses olaylarını gözler önüne sermeye çalıştık. Katkı sağlayacak değerlendirme ve tasniflere bundan sonraki çalışmalara yönelik temennimizdir. Bu çalışma, sahada ses kayıt cihazıyla yapılan metin derlemesi, kayıtların çevriyazı alfabesiyle metne aktarılması ve metinde tespit edilen dil malzemesinin Ses Bilgisi bakımından incelemeye tabi tutulması yöntemine dayanmaktadır. Anahtar kelimeler: İpek Türk Ağzı, Ses Olayları, Dişlileşme, Damaklılaşma, Dudaklılaşma Abstract: We have tried to form this study by determining samples from our compilation texts that we did in İpek before. The aim of the study is to discuss the phonetic changes which takes an important place in phonetic properties of Peja Turkish Dialect that is still used lively today in special. We see that Peja Turkish Dialect has a unique place in Rumelian Dialect and also its phonetic changes are notable. Also, the phonetic changes in Peja Turkish dialect show similarities and differences with other dialects in Anatolia. This subject which goes beyond the scope of this study can be discussed in other studies; but we have tried to bring phonetic changes of Peja Turkish Dialect into light. We hope that this study wills contribute to future studies and classifications. This study is based on the method of text compilation done by sound recording device, converting records into text and analysis of vocabularies determined in the text in terms of Phonetics. Key words: Peja Turkish Dialect, Phonetic Changes, Dentalization, Palatalization, Labialization 43

48 GİRİŞ İpek (Arnavutça: Peja veya Pejë; Boşnakça: Peć; Sırpça: Peć/Пећ; Kosova'nın kuzeybatısında bir şehir ve belediye merkezi. Kosova nın büyük yerleşim birimlerinden birisidir. Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Misyonu nun İpek Bölgesi nde (District of Pec) bulunur. İpek, 1219 yılında Sırp Ortodoks Kilisesi nin patrikhanesinin kurulduğu yer olması bakımından Sırp tarihinde özel bir önem taşır. 6. ve 7. yüzyıllarda başlayan Sırp göçleri ile Slavlaştırılmaya başlanan bölge, 1200 lü yıllarda Ortodoksluk bakımından hatırı sayılır bir konuma ulaşmıştır. Sırplar, bölgenin o zamanki hâkimleri olan Bizans la mücadeleleri neticesinde kurmaya muvaffak oldukları devletlerinin temelinde patrikhanelerin önemli yeri olmuştur. Şekil 1: İpek şehrini gösteren bir harita Osmanlı Devleti nin 1389 senesindeki 1. Kosova Savaşı sonrasında iyice genişleyen ve kökleşen hâkimiyetiyle beraber İpek ve havalisinin Türkleşme ve Müslümanlaşması da başladı denebilir. Bölgede, Osmanlı idaresi öncesinde de (genelde Müslüman olmayan) Türk öbeklerinin bulunduğunu, çeşitli Macar ve Doğu 44

49 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE Roma kaynaklı göstermektedir. Dolayısıyla, 1. Kosova Savaşı ile beraber sözü edilen Türkleşme, Oğuz Türkleri ağırlıklı Müslüman Türk yapılanmasının yoğunlaşmasıdır. Türk şair Mehmet Âkif Ersoy'un babası İpekli Tahir Efendi, burada doğup büyümüş, daha sonra İstanbul'a gelmiş ve Fatih Medresesi'nde uzun yıllar müderrislik yapmıştır. Tahir Efendi'nin doğup büyüdüğü yıllarda Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan İpek, Balkan Savaşı'ndan sonra, 22 Mart 1913 Londra Sefirler Toplantısı sonucu Sırbistan sınırları dâhilinde kaldı. Kosova nın kuzeybatısında yer alır. Sırbistan ın Müslüman nüfusunun en yoğun olduğu bölgelerden Sancak bölgesi (Sırbistan) ile batısıyla Karadağ ile de komşudur yılında Türkiye nin Denizli/Kale Belediyesiyle kardeş şehir oldular yılında Kosova genelinde yapılan nüfus sayımında İpek in nüfusu çıkmıştır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/ipek,_kosova) İşaretlerimiz Ses Değerleri A a, e B b, p Ç ç, c I ı, i K k,g Ú ú,à T t,d U u,ü V Ünlü (vokal) # Kelimenin solunda ise kelime başını, sağında ise kelime sonunu gösterir. / Kök ünlüsünden sonra gelen sesi gösterir. // Bir kelime içindeki sesleri gösterir. Ø Şeklen değil ama fonksiyonca var olan kelime ve ekleri gösterir. () Parantez içindeki sesin ihtiyarî olduğunu gösterir. > Ok istikametinde tek aşamalı değişmeyi gösterir. >> Ok istikametinde iki veya daha fazla aşamalı değişmeyi gösterir. + İsme eklenmeyi gösterir. - Fiile eklenmeyi gösterir. A Normal a À Normalden uzun a 45

50 İşaretlerimiz C Ç D E ē F G À H I Ī İ Ì J K Ú L Ĺ Ø M N O Ï Ö P R S S T U Ÿ Ü Ǖ V Y Z Ses Değerleri Normal c Normal ç Normal d Normal e Normalden uzun e Normal f Normal g Tonlu, orta damak g ünsüzü Normal h Normal ı Normalden uzun ı Normal i Normalden uzun i Normal j Normal k Tonsuz, orta damak, patlamalı k ünsüzü Normal l Arka damak l si Ön damak l si Normal m Normal n Normal o Normalden uzun o Normal ö Normal p Normal r Normal s z s arası ünsüz Normal t Normal u Normalden uzun u Normal ü Normalden uzun ü Normal v Normal y Normal z 46

51 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE SES BİLGİSİ 1. Ses Uyumları: 1.1. Ünlü Ünlü Uyumsuzluğu: Türkçe de ünlüler, kelimedeki dizilişleri itibariyle önem derecelerine göre sıralarsak kalınlık-incelik, düzlük-yuvarlaklık, darlık-genişlik bakımlarından bir uyum arz ederler. İpek Türk ağzında aykırı bir durum olarak ünlülerin kelimedeki dizilişleri bakımından uyumsuzluk had safhadadır. Uyumsuzluk, daha çok ünlülerin artlığı ve önlüğü bakımından kendini gösterir. Ünlü-ünlü uyumsuzluğunu kelime kök veya gövdesinde görebiliriz: alti < altı (CL), ayni < aynı (RÇ), dogri << doğru (CL), ema < ama (YS), üldi << öldü (CL), üle << öyle (CL) İpek Türk ağzında, kalın sıradan ünlü dizisine sahip kelimelere ince ünlülü eklerin getirilmesi veya ince sıradan ünlü dizisine sahip kelimelere kalın ünlülü eklerin getirilmesi uyumsuzluk bakımından pek sık rastlanan bir durumdur: angıliymisık << anılıymışız (YS), celırlar << gelirler (YS), getorordok << getirirdik (RÇ) 1.2. Ses Olayları: Dişlileşme: Nitelik bakımından, ses organının başka bir noktasında teşekkül eden bir sesin teşekkül noktasının dişe kaymasıdır. Dişlileşmenin kelimelerde görüldüğü örnekler: #c < #K cene < gene (yine) (CL), cece << gece (CL), celdi << geldi (RÇ), cibi < gibi (CL), citti << gitti (RÇ), cüksi << göğsü (YS), cüvercinlē << güvercinler (YS), cüz << göz (RÇ) #ç < #k çeret << kere (CL), çi < ki (CL), çim < kim (CL), çimse < kimse (RÇ), çorkadi << körkadı (RÇ), çüpek << köpek (YS) /c/ < /g/ tezcà << tezgah (YS) 47

52 /ç/ < /k/ düçanda << dükkanda (RÇ), esçi < eski (YS), içi < iki (YS), şüçür << şükür (CL) Dişlileşmenin eklerde görülen örnekleri: celïçe << gelirken (CL), düşekteyçe << döşekteyken (CL) Damaklılaşma: Nitelik bakımından, ses organının başka bir noktasında teşekkül eden bir sesin teşekkül noktasının damağa kaymasıdır. y# < h# vallay << vallah (YS) y# < r# vay < var (CL) /y/ < /h/ Alıntı kelimelerde görülen bu olay, yabancı kelimenin dile katılması sırasında, iki ünlü arasındaki h lerin, ünlülere en yakın ses olan y ye dönüştürülmesi şeklinde işleme tabi tutulduğunu gösterir: vallayi < vallahi (RÇ) y/ < n/ koyşi << konşı (CL) y/ < ğ/ aldıyımda < aldığımda (YS) y/ < r/ bunlayi << bunları (RÇ), yüzükleyi < yüzükleri (YS) g/ < v/ dügey << dövüyor (YS) Dudaklılaşma: Nitelik bakımından, ses organının başka bir noktasında teşekkül eden bir sesin teşekkül noktasının dudağa kaymasıdır. 48

53 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE f/ < h/ taftali << tahtalı (RÇ) m/ < n/ kurşumli << kurşunlu (RÇ) Patlayıcılaşma: Nitelik bakımından sızıcı olan bir sesin patlayıcı hale gelmesidir. İpek Türk ağzında, patlayıcılaşma örneklerine seyrek olarak rastlanır. #p < #f payton << faeton (YS) g/ < ğ/ ogli << oğlu (RÇ), ügrenci << öğrenci (RÇ) g# < y# beg < bey (RÇ) Sızıcılaşma: Nitelik bakımından patlayıcı olan bir sesin sızıcı hale gelmesidir. j# < ç# kaj < kaç (YS) Ötümsüzleşme: Nitelik bakımından ötümlü olan bir sesin ötümsüz hale gelmesidir. İpek Türk ağzında seyrek görülen bir olaydır. Ötümsüzleşmenin kelimelerde görüldüğü örnekler: p/ < b/ papuç < pabuç (YS) #t < #d tefterli < defterli (RÇ) t# < d# ebet << ebedi (CL), mevlüt << mevlid (YS) 49

54 t/ < d/ pite < pide (CL) k/ < ğ/ cüksi << göğsü (YS) f# < v# pilaf < pilav (RÇ) t# < z# çet << kez (CL) Ötümlüleşme: Nitelik bakımından ötümsüz olan bir sesin ötümlü hale gelmesidir. #d < #t dane < tane (YS) g# < k# yog < yok (RÇ) z# < s# herçez << herkes (YS) Erime: Bir kelimede ünlüden sonra gelen ünsüzün veya ünlünün -ilk ünlünün açıklığının etkisiyle- niteliğinin silinerek ilk ünlü içinde kaybolmasıdır. /À/ < /aa/ zanàt < zanaat (RÇ) Ø < r# bi < bir (CL), bire < birer (RÇ), kadā < kadar (RÇ), ne kā << ne kadar (RÇ), obi << öbür (YS), obiley << öbürleri (YS), và < var (CL), y lÿle << yoruluyorlar (CL) Ø < n# düşekteyçe << döşekteyken (CL), celïçe << gelirken (CL), türkiyadasi << türkiyedesin (YS) 50

55 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE Ø < n/ olà << onlar (RÇ), sïra << sonra (YS) Ø < r/ celilē << geliyorlar (CL), kà << kadar (RÇ), kadà < kadar (RÇ), olà << onlar (RÇ), peşembelēde << perşembelerde (CL), satàdım < satardım (RÇ), yakà < yakar (RÇ), y lule << yoruluyorlar (CL) Ø < z# çe << kez (RÇ) Ø < y/ cidilar << gidiyorlar (YS), mive << meyve (RÇ), sülemani << süleymanı (YS), süli << söylüyor (CL) Ø > h/ màlede << mahallede (CL), māmed << muhammet (RÇ), rāttırlē << rahattırlar (CL), ràmetli < rahmetli (RÇ), taftali << tahtalı (RÇ) Ø < h# tezcà << tezgah (YS), vallà << vallah (RÇ) Ø </k/ türçe < türkçe (RÇ) Ø < l/ anadın < anladın (RÇ) Ø < r/ peşembelēde < perşembelerde (CL) Ø < t# abdesanaya << abdesthaneye (CL) Ø < /t/ arn Ø < v/ çe << arnavutça (RÇ) tübe << tövbe (CL) Ø < y# çǖ << köy (YS), şi << şey (RÇ) 51

56 Yutulma: Ekleşmeyle birlikte meydana gelen erime: alma << almaya (YS) Bir kelimedeki bir ünsüzün, kendinden sonra gelen ünlünün açıklığında erimeye fırsat bulamadan kaybolmasıdır. Ø < #h açi << kaça an (CL), ade << hadi (CL), astalanmişım << hastalanmışım (CL), ayredesın << hayır edesin (CL), eppısıni << hepsini (CL), episile << hepsiyle (RÇ) KVK > KK anadoldan < anadoludan (RÇ), ayredesın << hayır edesin (CL), satlandi << satın aldı (RÇ), İki kelimenin kaynaşmasıyla, kelimelerden birinde yutulma gerçekleşebilir: üçüz < üç yüz (RÇ), derdane << dört tane (YS) Büzülme: Kelime ortasındaki bir veya daha fazla seste gerçekleşen erime veya yutulmalarla meydana gelen ses kayıplarıdır. celilē << geliyorlar (CL), dim << diyorum (CL), sàni << sahanı (YS), üzleym << özlüyorum (YS), veridım << veriyordum (24 276), yigırmi << yirmi (YS) Derilme: Kelime sonundaki bir veya daha fazla seste gerçekleşen erime veya yutulmalarla meydana gelen ses kayıplarıdır. Metnimizde bir örneği vardır: cide << gidiyor (CL), cidi << gidiyor (YS), dà << daha (CL), oøu << oluyor (YS), oturu << oturuyor (CL), süli << söylüyor (CL) Düşme: Kelime sonundaki bir sesin, kendinden önceki sesin açıklığında erimeye fırsat bulmadan kaybolmasıdır. 52

57 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE Ø < I# İncelme: kaynanay << kaynanayı (CL), lutkay < lutkayı (YS), müferay << müferra yı (YS) Nitelik bakımından, ses organının arka tarafında teşekkül eden bir ünlünün teşekkül noktasının öne kaymasıdır. İpek Türk ağzında, art sıradan ünlü dizisine sahip birtakım kelimelerdeki ünlülerin, bazen birinin incelerek ünlü uyumunu bozduğu görülürken bazen de hepsinin incelerek incelik bakımından uyuma girdiği görülebilir: attilē << attılar (RÇ), avli < avlu (CL), çarşi < çarşı (RÇ), dolmiştır << dolmuştur (YS), kadi < kadı (RÇ), karisi << karısı (CL), koyşi << konşı (CL), mektübi << mektubu (RÇ), mürteza << murtaza (RÇ), pazi < pazı (CL), yaptile << yaptılar (CL), yokari << yukarı (CL) Kalınlaşma: Nitelik bakımından, ses organının ön tarafında teşekkül eden bir sesin teşekkül noktasının dudağa kaymasıdır: asçır << asker (CL), bizım < bizim (RÇ), cezdırilar << gezdiriyorlar (YS), dayom < dayım (CL), eppisıni << hepsini (CL), etmisok << etmişiz (YS), isĺa << ıslah (CL), ismım < ismim (RÇ), mızar < mezar (RÇ) Daha çok alıntı kelimelerde dikkat çeken ve kelimede art ünlülerin tercih edilmesi şeklinde gözlemleyebildiğimiz bir kalınlaşma vardır: celïçe << gelirken (CL), derlar < derler (YS), içıne < içine (CL), kardaşım < kardeşim (RÇ), màlesi << mahallesi (RÇ) Genişleme: Kelimede, dilin alçak konumunda seslendirilen bir sesin, dilin yüksek konumunda seslendirilir hale gelmesidir: e < i erak < ırak (RÇ), ey << iyi (RÇ), dey << diyor (YS), serpçe << sırpça (RÇ) o < u dogormiş << doğurmuş (YS), oglo << oğlu (RÇ) 53

58 Daralma: Kelimede, dilin yüksek konumunda seslendirilen bir sesin, dilin alçak konumunda seslendirilir hale gelmesidir: i < e hırbiş << her bir şey (RÇ), milàt << melahat (CL), mızar < mezar (RÇ), mìve << meyve (RÇ), niciydi < neciydi (RÇ) U < O büle << böyle (CL), çucuklari << çocukları (RÇ), sülema << söylemek (RÇ), tǖbe << tövbe (CL), ügretmen << öğretmen (RÇ), ügrenci << öğrenci (RÇ), üle << öyle (CL), ülmiştırler << ölmüştürler (RÇ), üzleym << özlüyorum (YS) i < ü avlida < avluda (CL), üşim << üşüyorum (YS) Bu ses olayı, ek almış kelimelerde ünlü uyumunu bozucu bir durum sergilemektedir: süli << söylüyor (CL), süleymiş << söylüyormuş (YS), turkyım << türküm (RÇ) Düzleşme: Nitelik bakımından yuvarlak olan bir ünlünün düz hale gelmesidir. a < u màhàrem << muharrem (RÇ), màrem << muharrem (RÇ) i < u büyüdi << büyüdü (RÇ), kodilē << kodular (CL), konuşurdi < konuşurdu (RÇ), kovdi << kovdu (RÇ), okodi << okudu (RÇ), oldi < oldu (YS), oldilar << oldular (YS), sordi < sordu (RÇ), üldi << öldü (YS), yaramaydi << yaramıyordu (YS) Yuvarlaklaşma: Nitelik bakımından düz olan bir ünlünün yuvarlak hale gelmesidir. Düzleşmeye nazaran yuvarlaklaşma daha yaygındır: U < I celÿlà << geliyorlar (CL), çülüm << kilim (YS), üpekli < ipekli (RÇ) 54

59 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE o < a açon << kaça an (RÇ), çorşiya << çarşıya (RÇ), delırmï << delirmeye (YS), kapanok << kapalı (RÇ), k << kalkmaya (YS), ïlma << elma (RÇ), onlï << onlar (YS) o < I akşamlogi << akşamlığı (CL), alï < ali (YS), alïdok << alırdık (RÇ), begenosi << beğeniyorsun (YS), celï << gelir (CL), celïdık << gelirdik (CL), celïçe << gelirken (CL), celmisok << gelmişiz (YS), cetororlē << getirirler (YS), çiktok << çıktık (RÇ), dayom < dayım 1 (CL), etmisok << etmişiz (YS), getorordok << getirirdik (RÇ), gittok < gittik (RÇ), gitmiştï << gitmiştir (RÇ), kalabalok < kalabalık (YS), kocalok < kocalık (YS), korkadok << korkardık (YS), imisok << imişiz (YS), maskaralok < maskaralık (YS), kalosi << kalıyorsun (YS), nasï << nasıl (CL), nasol < nasıl (YS), satadok << satardık (RÇ), yapadok << yapardık (YS), yerdok < yerdik (YS) o < e düvermï << söylemek (RÇ), metro < metre (RÇ), ïlma < elma (RÇ), vermï << vermeye (RÇ) ü < e muzar < mezar (RÇ) İkizleşme: Kelime içindeki bir sese (ünsüz), nitelik itibariyle tıpatıp benzeyen bir sesin türemesi olayıdır: pp/ < p/ eppımız << hepimiz (YS), eppısi << hepsi (YS), eppisıni << hepsini (CL), eppısıni << hepsini (YS) İpek Türk ağzında, vurguyla birlikte meydana gelen ikizleşmeler de vardır: doĺĺi << dolu (RÇ) Tekleşme: Kelime içinde mevcut olan ünsüz çiftlerinden birinin kaybolmasıdır: Ekleşmeyle birlikte ortaya çıkan ikizleşme örnekleri de vardır: 1 Kosova Türk Ağızlarında Sırp ve Arnavut Dilinin Etkisi, 1999 Prof.Dr.Nimetullah Hafız ın yayınladığı makalesinde belirttiği o vokatif eki değildir. Burada yuvarlaklaşma vardır. 55

60 yoladi << yolla-dı (CL) Tekleşme olayına genellikle alıntı kelimelerde rastlanır. Kosova Türk ağızları bu şekilde, ikiz ünsüz bulunduran yabancı kelimeleri Türkçeleştirme yolunu benimsemiştir: /k/ < /kk/ bakalci << bakkalcı (RÇ), düçan << dükkan (RÇ), takiyayle << takkeyle (YS) /l/ < /ll/ māledeymişto << mahalledeymiştir (CL), yoladi << yolladı (CL) /m/ < /mm/ māmed << muhammet (RÇ) /v/ < /vv/ evel < evvel (CL) /z/ < /zz/ lezetli < lezzetli (YS) Toplaşma: Bir kelimede iki ünlü yan yana gelince Türkçe bu ünlülerin arasında y yardımcı ünsüzünü türetir. İkinci ünlü vurgusuz orta hecenin dar ünlüsü olur; bu dar ünlüler kendilerini koruyamadıkları için düşerler. Böylece kelimenin hece sayısında azalma gerçekleşir. İpek Türk ağzında toplaşma olayı, sola toplaşma şeklinde ve alıntı kelimelerde görülmektedir: payton << faeton (CL) Birleşme: İkisi daima yan yana kullanılan iki kelimenin, geçirdikleri ses değişikliklerinden sonra, hem anlam hem de söyleyiş bakımından birleşip oluşan yeni kelimenin her iki kelimeden bağımsız yeni bir kavramı karşılar hale gelmesidir: badiyava << bedava (bad-ı heva) (YS) Karışma: Biri ünlüyle biten öbürü de ünlüyle başlayan iki kelimenin birlikte söylenmesi 56

61 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE esnasında gerçekleşen, ulanma ve erime olayları sonucunda meydana gelen; birinci kelimenin son, ikinci kelimenin ilk ünlüsünün birbirine karışması olayıdır: ştoyle << işte öyle (RÇ), toni << işte onu (YS) Kaynaşma: Konuşma sırasında, yan yana gelen iki kelimeden birinin son, diğerinin ilk seslerinin anlamca birleşme görülmeden bazı ses olaylarının da etkisiyle kaynaşması sonucunda, bu iki kelimenin, bir kelime gibi söylenmesidir: büle << böyle (CL), tosoydor << o şöyledir (YS) Türeme: Kelimede daha önce bulunmayan bir sesin türemesi olayıdır: a/ < Ø yalanız < yalnız (CL) #e < Ø erende < rende (RÇ) e# < Ø içıne << için (CL) I/ < Ø amicam < amcam (RÇ), eppısi << hepsi (YS), hepisi < hepsi (CL) k# < Ø kapanok << kapalı (RÇ) r/ < Ø arkardaş < arkadaş (RÇ) s/ < Ø ismisi << ismi (RÇ) t# < Ø çeret << kere (CL) 57

62 y/ < Ø benyım << benim (RÇ), türkyım << türküm (RÇ) Eklerde yığılma şeklinde görülen türemeler: kaynatırma < kaynatma (RÇ), yumuşansın < yumuşasın(rç) Ekleşmeyle birlikte meydana gelen türeme olayı, ikizleşmeye sebep olabilir: eppısınlen << hepsiyle (RÇ) Göçüşme: Kelimede yan yana bulunan iki sesin niteliklerinden hiçbir şey kaybetmeden yer değiştirmesidir: kırımzi << kırmızı (RÇ), olgum < oğlum (RÇ) Benzetme: Bir sesin, nitelikleri itibariyle, bir başka sesi kendisine benzetmesidir: Ünsüz benzetmesi: /nd/ < /md/ şindi < şimdi (RÇ) (gerilek-yandaş-yarı benzetme) Ünlü benzetmesi: /o-o/ < /o-u/ boyon < boyun (RÇ) (ilerlek-uzak-tam benzetme) Ünsüz Ayrışması: Bir ünsüzün, nitelik itibariyle kendisine benzeyen iki ünsüze ayrılmasıdır: ng/ < n/ ang- < an- (YS), angıliymisık << anılıymışız (YS) Muhafaza: İpek Türk ağzındaki kimi kelimeler, eski şekillerini muhafaza etmektedir: angıliymisık << anılıymışız (YS), yiàırmi / yigirmi : yirmi (YS) 58

63 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE Palatallaşma: Yumuşak damak aĺa < hala (YS), isĺa << ıslah (YS), konoşuĺi << konuşuluyor (RÇ), oĺi << oluyor (RÇ) Ön damak isøà << ıslah (CL), oøu << olur (RÇ), patøasın < patlasın (YS) SONUÇ Yapmış olduğumuz incelemeler sonucunda İpek Türk ağzında ünlü ünlü uyumsuzluğu sık görülmektedir. Bununla birlikte dişlileşme, damaklılaşma, ötümsüzleşme, erime, yutulma, daralma, yuvarlaklaşma ve türeme çok sık görülmektedir. Oysa dudaklılaşma, patlayıcılaşma, ötümlüleşme büzülme, derilme, düşme, incelme, kalınlaşma, genişleme, toplaşma, birleşme, karışma, kaynaşma göçüşme, benzetme ve palatallaşma daha nadir görülmektedir. Ancak muhafaza etmekte de İpek Türk ağzı eski kelimeleri korumuştur. İpek Türk ağzı bölgesel olarak farklı dillerin etkisinden kurtulamadığı için belki de bu değişiklikleri yaşamaktadır. Dil etkileşimi açısından İpek Türk Ağzı ayrıca disiplinler arası araştırma ve incelemelere de muhtaçtır. KAYNAK KİŞİLER: Kısaltması Adı ve soyadı Yaşı CL Cevahir Lipa 83 RÇ Reşat Çorkadi 56 YS Yakup Studenitsa 72 59

64 KAYNAKÇA AKALIN, Mehmet, Tarihi Türk Şiveleri Ank.1988 AKSOY, Ömer Asım, Gaziantep Ağzı İst ATALAY, Besim, Divanü Lugati t Türk Dizini IV Ankara BANGUOĞLU, Tahsin, Türkçe nin Grameri Ank CAFEROĞLU, Ahmet Anadolu ve Rumeli Ağızlarının Bugünkü Durumu VII. TD Kurultayında okunan bilimsel bildiriler-1957 Ankara TDK, 1960 CAFEROĞLU, Ahmet Anadolu ve Rumeli Ağızları Ünlü Değişmeleri, TDAY-B Ankara, TDK, 1964 CAFEROĞLU, Ahmet Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar İst Anadolu Ağızlarından Toplamalar İst Sivas ve Tokat İlleri Ağızlarından Derlemeler İst Güneydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar İst.1945 Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar İst Orta Anadolu Ağızlarından Derlemeler İst Anadolu İlleri Ağızlarından Derlemeler İst Anadolu ve Rumeli Ağızlarında Ünlü Değişmeleri TDAY, 1964 ÇABEJ, Eqrem, Studime Gjuhesore III, Rilindja Prishtine, 1987 DALLI, Hüseyin, Kuzey Doğu Bulgaristan Türk Ağızları Üzerine Araştırmalar, Ank. 1978, TDK yayınları. DALLI, Hüseyin Kuzeydoğu Bulgaristan Türk Ağızları Üzerine Araştırmalar Ank DEDOVİÇ, Suzana, Mitrovaçki Turski Govor, Belgrad Üniversisi, 1992, Belgrad DEDOVİÇ, Suzana, Morfoloşke Karakteristike Mitrovaçkog Turskog Govora, Çasopis za Duruştvene Nauke, Priştina, 1994 Fonetske Karakteristike Mitrovaçkog Turskog Govora, Zbornik Filoloşkog Fakulteta u Priştini, Kniga II, Priştina 1993 Kosova Mitroviçası Türk Halk Edebiyatından Derlemeler ÇEVREN, Özel sayı Bal- Tam, Prizren

65 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE Mitroviça Türk Ağzının Başlıca Özellikleri Bay dergisi, Prizren 2004 ERCİLASUN, Ahmet Bican, Kars İli Ağızları, Ank ERGİN, Muharrem, Türk Dil Bilgisi, İst GABAİN, A. Von, Eski Türkçe nin Grameri (çev. Prof. Dr. M. Akalın), Ank GEMALMAZ, Efrasiyab, Erzurum İli Ağızları Erzurum 1978 HAZAİ, Georges, Beitrage zur Kenntnis der Turkischen Mundarten Mazedoniens, Rocznik Orientalityczny, XXII-2, 1960 HAZAİ, Georges, Rumeli Ağızlarının Tarihi Üzerine, TDAY-B, Ankara TDK, 1960 HAZAİ, Georges Rumeli Ağızları Tarihinin İki Kaynağı Üzerine, TDAY-B, 1963, Ankara, TDK 1963 GÜLENSOY, Tuncer, Rumeli Ağızlarının Ses Bilgisi Üzerine Bir Deneme, TDKY/B, 1984, Ankara, 1987 GÜLENSOY, Tuncer, Kütahya ve Yöresi Ağızları, Ank GÜLENSOY, Tuncer, Anadolu ve Rumeli Ağızları Bibliyografyası Kültür Bakanlığı MFADY:33, Biyografiler/Bibliyografyalar Dizisi: 7, Ankara1981 GYULA, Nemeth, Zur Einleintung der Türkischen Mundarten Bulgariens, Sofia, 1956 HACIEMİNOĞLU, Necmettin Türk Dilinde Fiiller İst HASAN, Hamdi, Makedonya ve Kosova Türklerince Kullanılan Atasözleri ve Deyimler, TDKY:685, Ankara: TDKY 1997 HASAN, Hamdi, Kocacık (Makedonya) Ağzının Ses Özellikleri, SESLER,Haziran 1995, Üsküp HASAN, Hamdi, Kalkandelen Türk Ağzı SESLER,yıl XIX, S.173(Şubat-1983) Üsküp HASAN, Hamdi, Tetovkiot Turski Govor, Tetovo i Tetovsko Niz İstorijata Tetovo İBRAHİM, Nazım Cümle Bilgisi, SESLER, Eylül-Ekim 1997, Üsküp İBRAHİM, Nazım, Vrapçiş te ve Çevresi Türk Ağzı(Makedonya), Yüksek Lisans Tezi, Ankara: AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü- Türk Dili ve Edebiyatı, Ana Bilim Dalı,1997 İNALCIK, Halil, Osmanlı Imperatorluğu (Klasik devir ), Belgrad, 1974 JANOS, Eckman, Kumanova Türk Ağzı, TDKY, S-191, Nemeth Armağanı, Ankara

66 JANOS, Eckman, Dinler (Makedonya) Türk Ağzı, TDAY-B, Ankara, TDK, 1960 KALAY, Emin, Edirne İli Ağızları Ank KALEŞİ, Hasan, Prizren kao kulturni centar za vreme Turskog perioda Gjurmime Albanologjike, sayı, 1, Priştine 1962 KAKUK, Suzanne Le dialect Turc d Ohriden Macédonie, Acta Orientalia Academia e Scientarum Hungaricae, Tomus XXVI/2-3, 1972 KARAHAN, Leyla Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması Ank KATONA, K. Louis, Le dialecte turc de la Macédonie de l Ouest, TDAY-D, Ankara, TDK, 1969 KAYA, Güven, Yugoslavya Türk Halkı Yazınına Gerçekçi Bir Bakış, Tan Yayınevi, Priştine 1986 KORKMAZ, Zeynep, Güney Batı Anadolu Ağızları Ank. 19 Batı Anadolu Ağızlarında Asli Vokal Uzunlukları Hakkında TDAY 1953 KORKMAZ, Zeynep, Nevşehir ve Yöresi Ağızları, Ank KOWALSKİ, Tadeusz, Osmanisch-Turkische Volkslieder aus Mazedonien: WZKM, XXXIII (1926) KOWALSKİ, Tadeusz, Zagadki ludowe tureckie (Enigmes popularies turques): Prace Komisiji Oriental istyezny Polskiej Akademi Umeiejetnosci No. 1. Krakow, 1919 Ülküsal, Müstecip, Dobruca ve Türkler, Ankara 1987 KRASNİÇ, Ayten İpek Türk Ağzında Söylenen Maniler ve Bazı Ağız Özellikleri, ÇEVREN 51, Priştine, 1986 MANSUROĞLU, Mecdut, Edirne Ağzında Yapı, Anlam, Deyim ve Söz Dizimi Özellikleri, TDA Yıllığı, Ank MORİNA, İrfan, Mamuşa Türk Halkı Ağzı Üzerinde Dil Araştırması (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 1985 Mamuşa Ağzının Fonetik Özellikleri, ÇEVREN, XII/49, Priştine 1985 Mamuşa Ağzının Morfolojik Özellikleri, ÇEVREN, XII/50, Priştine, 1985 OLCAY, Selahattin, Erzurum Ağzı Ank Doğu Trakya Yerli Ağzı Ank OLCAY, Selahattin Doğu Trakya Yerli Ağzı Ank OLİVERA, Yaşar-Nasteva, Turskiot govor vo Gostivarskiot kraj, Gostivarskiot kraj-ii, Gostivar: Opştinsko sobranie,

67 İpek Türk Ağzında Ses Olayları / Z.G. AKGÜR BİLGE OLİVERA Yaşar-Nasteva, Za nekoi fonoloşki izmeni vo govorot na turskiotnaselenie vo Gostivarsko, Godişen Zbornik, Knjiga 21, Skopje, Filoloşki Fakultet Skopje, 1969 OKTAY, Ahmed, Resne ve Çevresi Türk Ağızların Fonetik ve Sözlük Özellikleri,Yüksek Lisans Tezi, Üsküp, Kiril ve Metodik Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2001 SEVİN, Alil, Radoviş ve Çevresi Türk Ağzı, Yüksek Lisans Tezi, Üsküp, Kiril ve Metodik Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyat Bölümü, 2000 SÜMER, Faruk, Oğuzlar, Ankara 1980 ŞANLI, Cevdet Kırklareli İli Merkez İlçe Köyleri Ağızları Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Edirne 1990 YENİBAL, Selahattin, Kırklareli Ağzı ve Hususiyetleri, İ. Ü. Edb. Fak. Mezuniyet Tezi, No: 8/ YUSUF, Süreyya, Dil Çalışmaları,Tan Yayınevi, Priştine, 1984 YUSUF, Süreyya, Arnavutçadan Prizren Türkçesine Aktarmalar ÇEVREN,IV/III,S.5, Priştine YUSUF, Süreyya, Prizren Türkçesinde Kimi Yabancı Ögeler, Çevren 1/3 (1974), Priştine TUNA, O. Nedim, Türk Dilbilgisi Fonetik ve Morfoloji Malatya, 1986 TURAN, Zikri, Fonetik ve Morfoloji Ders Notları Sakarya, 2006/

68 64

69 Azərbaycan Alimləri və Qumuq Folklorunun Toplanmasi / A. QƏZƏNFƏRQIZI AZƏRBAYCAN ALİMLƏRİ VƏ QUMUQ FOLKLORUNUN TOPLANMASI The Collection the Folk-Lore of Kumuk and Scholarships of Azerbaijan Aynur QƏZƏNFƏRQIZI * Özet: İstər Azərbaycanda, istərsə də qumuqlar arasında folklorun Avropa metodları ilə toplanması və öyrənilməsi eyni zamanda başlasa da, Azərbaycanda folklorşünaslıq elmi qumuqlara nisbətən sürətlə inkişaf etmişdir. Azərbaycan alimləri qumuq folklorunun toplanması, təbliği və araşdırılmasına da səy göstərmişlər ci illərdə bu yöndə uğurlu addımlar atılsa da, 1937-ci ilin irticası bu xeyirxah və uğurlu işi durdurmuşdur. Azərbaycan 1991-ci ildə müstəqilliyini elan etdikdən sonra yenidən türk xalqlarının folklorunun, tarixinin, dilinin, ədəbiyyatının, mədəniyyətinin öyrənilməsinə meyl artmışdır. Bəkir Çobanzadənin, Əmin Abidin, Abdulla Şərifovun və b. başladığı işi araşdırıcılarımız davam etdirməyə başlamışlar. Azərbaycanda yenidən qumuq folklorunun araşdırılması ilə ilgili məqalələr çap olunmuş, məruzələr hazırlanaraq elmi konfranslarda oxunmuşdur. Məruzədə qumuq folklor materiallarının toplanması, öyrənilməsi və təbliğində Azərbaycan alimləri ilə yanaşı, qumuq, macar, türk alimlərin də fəaliyyətindən söz açılmışdır. Açar sözlər: Qafqaz xalqları, ümum qıbçaq folkloru, qumuq folkloru, Bəkir Çobanzadə, Əmin Abid, Əli Şamil. Abstract: Though the collection and study of folklore based on European methods started at the same time both in Azerbaijan and among kumuks yet folklorism developed more rapidly in Azerbaijan than among kumuks. Azerbaijani scientists realised efforts in collection, propogation and study of kumuk folklore. Though successful steps were made in this regard during 1920 s yet this success was ceased by the repression of After Azerbaijan declared its independence in 1991 the tendency towards the study of folklore, history, language, literature and culture of turkic nations regenerated. The researchers continued the the activities in this field which had been started by Bekir Chobanzade, Emin Abidin, Abdulla Sherifov and others. The articles about the research of kumuk folklore started being republished and research papers were presented in scientific conferences in Azerbaijan. The paper deals with the activities of Azerbaijani researchers as well as kumuk, hungarian and turkish scientists regarding collection, study and propogation of kumuk folklore materials. Key words: The Caucasian folks, joint-kipchak folklore, kumuk folklore, Bekir Chobanzade, Emin Abid, Ali Shamil * 65

70 Giriş Qaynaqların verdiyi bilgiyə görə dünyada 5 minə yaxın dil var. (Dünya halkları, 1998:11). 20-ci yüzilin əvvəllərində bu rəqəm 7 mindən çox idi. Savaşlar, soyqırımlar, kütləvi xəstəliklər, imperialist dövlətlərin yeritdiyi asimilə siyasəti və elmi texniki tərəqqi nəticəsində etnik qruplar, onların danşdığı dillərin sayı azalmaqdadır. Birləşmiş Millətlər Birliyinin statistikasına görə müasir dövrdə hər il 50-ə yaxın dil yox olmaqdadır ci ili Beynəlxalq dillər ili elan edən UNESCO nun (Birləşmiş Millətlər Təhsil və Mədəniyyət Təşkilatı) 2013-cü ilin Mart ayında yenilənən Təhlükə Altındakı Dillər Atlası nda, mövcud olan 6700 dildən 2 min 474 dil, adı, danışıldığı bölgə və yox olma təhlükəsinə görə sıralanır. 231 dil isə yox olmuş olaraq qeyd edilir (http://www.jinepsgazetesi.com/dunya-dilleri-birer-birer-yok-oluyor html). Hər bir yox olan dil, xalq dunya mədəniyyətinin bir parçasıdır. Qumuqların da folkloru vaxtında toplanmadığından dunya mədəniyyətinə ağir zərbə vurmuş olur. Bu yanlışı aradan qaldırmaq üçün isə folklor materiallarının vaxtında toplanıb sistemləşdirilməsi və arxivlənməsi lazımdır. Lakin, təəssüflər olsun ki, qumuq folkloru uzun illər boyunca ağır təzyiqlərə məruz qalmış, nəticədə bir çox materiallar tamamilə unudulmuşdur ki, bu da ümumtürk folklorunun öyrənilməsinə zərbə vrurur. Qumuqlar Qüzey Qafqazda Rusiya Federativ Respublikasına bağlı Dağıstan Respublikası ərazisində yaşayır. Əhalisinin sayı 1996-cı il məlumatlarına görə 250 min nəfəri təşkil edir. Sovet dövründə 50 mindən çox qumuq Osetiya, İraq, İran, Türkiyə və Azərbaycan ərazisinə köç etmişdir. Bu gün dünyada Turan siyasi Türk birliyi qurulması yolunda olduqca ciddi addımlar atılıb. Bu bütün türklərin bir olması, yaxınlaşması deməkdir. Müstəqil bir dövlət olan Azərbaycan Respublikası öz soykökünü araşdırmaq üçün müxtəlif yönlü fəaliyyətlər göstərir. Bunlardan biri də digər türk xalqlarının folklorunun araşdırılması məsələsidir. 1. Qumuq folklorunun toplanmasında Azərbaycan alimlərinin rolu XIX əsrədək qumuq Azərbaycan əlaqələri olduqca güclü inkişaf etmişdir. Hətta dillər muzeyi sayılan Qüzey Qafqazda ortaq dil olaraq türk dili istifadə olunurdu. Qumuqlar Bakını bir növ mərkəz sayır, işləmək, təhsil almaq üçün bura gəlirdi. Lakin Rusiya özünün parçala və hökm sür siyasətini yeritmək üçün qumuqların Azərbaycanla əlaqəsini zəiflədərək onları daha çox Rusiyaya yönləndirdi. Qafqazın işğalını başa çatdırdıqdan sonra burda tədricən ortaq dil olaraq rus dili işlənməyə başladı. Yaxın keçmişə qədər iç-içə yaşayan, sıx əlaqədə olan qumuqlarla ədəbiyyat, incəsənət, tarixi, folklorik əlaqələrin araşdırılması olduqca zəif olmuşdur. Bu haqda tədqiqatları incələdikdə Mirzə Bala Məmmədzadənin 1967-ci ildə nəşr olunmuş 66

71 Azərbaycan Alimləri və Qumuq Folklorunun Toplanmasi / A. QƏZƏNFƏRQIZI Kumuklar İslam Ansiklopediyasının 6. Cildində, Bəkir Çobanzadənin Maarif və mədəniyyət 3 (23) buraxılışnda nəşr olunmuş Qumuq dili və ədəbiyyatı haqqında məqaləsində; Əmin Abidin 1930-cu ildə Azərbaycanı öyrənmə yolları dərgisində nəşr olunmuş Türk xalq ədəbiyyatında mani nevi və Azərbaycan bayatılarının xüsusiyyəti məqaləsi; Güllü Yoloğlunun 1996-cı il Press fakt qəzetində Qumuqlar məqaləsi; Afaq Ramazanlının Mərasim folkloru (2002) kitabında ötəri toxunulmuş və Əli Şamilin Uyğur, qaqauz, qüzey Qafqaz türklərinin folkloru və ədəbiyyatı (2011) kitabında bir başlıq qumuqlara həsr olunmuşdur. Azərbaycanda qumuq folklorunun toplanmasına dair ilk nümunə Əmin Abidə aiddir. Onun 1930-cu ildə Azərbaycanı öyrənmə yolları dərgisində nəşr olunmuş Türk xalq ədəbiyyatında mani nevi və Azərbaycan bayatılarının xüsusiyyəti məqaləsində beş min bayatı üzərində apardığı tədqiqin bir qismində qumuq sarınlarında örnək verilmiş və onların haqqında danışılmışdır. Cəmi 4 sarın örnəyi verən Ə.Abid bu örnəkləri də tələbəsi qusarlı Mustafa Əzəmətzadədən almışdır. Ə.Abidin verdiyi sarın bayatı örnəkləri bunlardır: Barbar gəltir, bar gəltir Bazarda satar əltir. Qaşın bulan gözünnü Arası çətir-çətir. At mindim alaşasın, O gör yegdim kaşkasın. Alsam səni alırman Alman səndən başkasın. Tar fırkırık tar sokmak Tartayım biləgindən. Tamurlangan tereksen Tapmadım yüregimden Qapqara qara yaşman, Qaralığlm yaşırman. Sən mağa gəlməsən də, Sağa gəlib baş orman (Abid Ə., 2008:134). Bu sarınlar haqqında da elə ciddi bir tədqiqat aparmayan, sadəcə örnək verməklə kifayətlənən Əmin Abid bununla qumuq folklorunun toplamış və ondan istifadə etmiş ilk alim ünvanını qazanmışdır. Daha sonra Bəkir Çobanzadə Maarif və mədəniyyət 3(23) buraxılışnda nəşr olunmuş Qumuq dili və ədəbiyyatı adlı məqaləsində qumuq folkloru haqqında 67

72 da təhlillər aparan müəllif burda qumuq folklorunda hansı mövzuların aktual olduğundan, işləkliyindən danışmış, eyni zamanda örnəklər də göstərmişdir. Lakin bu örnəklər də çox azdır və onlar haqqında məlumatlar olduqca səthidir. İlk dəfə məqalə şəklində 1925-ci ildə Maarif və mədəniyyət dərgisində nəşr olunan bu məqaləsindən sonra alim qumuqlar haqqında digər məqalələrini də toplayıb coxcildlik əsərlərinə daxil etmişdir (Çobanzadə B., 1925:24). 2. Qumuq folklorunun toplanmasında dünya alimlərinin rolu Avropa alimlərindən A.Düma qumuq folkloruna müraciət edən ilk alimdir. O, 1904-cü ildə Dağıstana gəlmiş və daha sonra öz əsərlərində burdan əldə etdiyi əsatir və rəvayətləri istifadə etmişdir. Bunların arasında məşhur qumuq rəvayəti Sarikum da var. Daha sonra qumuq folklor materiallarının toplanmasında önəmli yerlərdən birini P.İ.Qolovinskomunun topladığı matriallar təşkil edir. Onun Кумыки. Их песни и обычай (Qolovinskiy P., 1893: ) məqaləsində o artıq unudulmaqda olan bir çox folklor örnəkləri haqqında danışır. Eyni zamanda o ilk alimdir ki, qumuq mahnılarının xorla oxunan qismi haqqında tədqiqat işi aparmışdır. Kazak yırı haqqında məlumat vermiş və bu janrın artıq unudulmaqda olduğunu qeyd etmişdir cü ildə L.Lopatinskinin və M.Afanasevin Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказа dərgisində nəşr etdirdiyi mahnılar, nağıllar, epik mahnılar mahiyyətcə ən yaxşı nəşr sayıla bilər (Lopatinskiy L. 1893). Bunlardan başqa A.Qrenin İz oblasti kumıkskoy etnoqrafii əsərində də qumuq folklor materiallarının toplanması şahidi oluruq. Ancaq bütün bunlarla yanaşı, qumuq folkloruna marağı N.Semenov artırmışdır. O Xasavyurt ərazisində yaşadığı zamanlarda qumuqların məişət həyatına, eyni zamanda onların folklioruna da yaxından bələd olmuşdur. Beləliklə də o, qumuqların adət-ənənəsi haqqında mükəmməl material toplamağı bacarmışdır. O daha sonra topladığı materialları rus dilinə tərcümə edərək Pesnyu kumıkskoy devuşki adı ilə nəşr etdirmişdir. (Semenov N., 1879:154 ) Son illərdə Türkiyə tədqiqatçısı Ç.Pekaçar da qumuq folklor materiallarının toplanmasında və Türkiyədə yayımlanmasına nail olmuşdur (http://ekitap.kulturturizm. gov.tr/belge/ /qumuq-edebiyati-20cilt.html) 3. Qumuq folklorunun toplanmasında qumuq alimlərinin rolu Qumuq folklorunun toplanmasında qumuq alimi Məhəmmət Əfəndi Osmanovdur. O, 1883-cü ildə Peterburqda çap etdirdiyi kitaba noqaylardan və qumuqlardan toplanmış folklor nümunələrini və yazarı bəlli olmayan şeirlər daxil etmişdir ci illərədək Sankt-Peterburq üniversitetinin Şərqşünaslıq fakültəsində 68

73 Azərbaycan Alimləri və Qumuq Folklorunun Toplanmasi / A. QƏZƏNFƏRQIZI Türk dili dərsi deyən M.Ə.Osmanov Ногайские и кумыкские тексты (Osmanov E., 1883) kitabını dərslik kimi çap etdirmişdir. Yuxarıda yazılanları nəzərə alaraq belə bir nəticəyə gəlirik ki, qumuq folklor materiallarının toplanmasında aşağıdakı mərhələləri qeyd etmək olar. Birinci mərhələ XIX əsrin II yarısı XX əsrin başlanğıcı. Bu mərhələdə Sbornik svedeniy o Terskoy oblasti jurnalında Qafqaz xalqlarının etnoqrafiyasına və folkloruna aid materiallar nəşr edilmişdir. İkinci mərhələ XIX əsrin sonu XX əsrin əvvəlləri. Bu dövrdə M.Ə.Osmanov, A.Ömərov və s. müəlliflərin yetişdiyi dövr sayılır. Daha sonra XX əsrin 20-ci illərindən sonrakı dövr başlayır ki, artıq qumuq folkloru sistemli şəkildə toplanmağa və öyrənilməyə başlanıb. Bunda A.Aqavov, S.Aliyev, M.Xanqişiyev, K.Sultanov, A.Hacıyev, S.Hacıyev və s. alimlərin rolu böyük olmuşdur. Bütün bunlarla yanaşı, qumuq folklorunun toplanması olduqca zəif olmuşdur. İstər nağıl, istər atalar sözü, istər sarınlar və s. janrlar çox zəif toplanmışdır. Bəzi janrlarda isə demək olar ki, tamamilə toplanmamış və unudulmuşdur. Məsələn, lətifə janrını buna misal gətirə bilərik. Qumuq folklorunda demək olar ki, heç bir lətifə qəhrəmanına rast gəlmədik. Digər türk xalqlarında geniş yayılmış Molla Nəsrəddin, Bəhlul Danəndə və s. kimi lətifə qəhrəmanlarını qumuq folklorunda görə bilmədik. Bu da toplama işinin çox zəif olmasından irəli gəlir. Çünki Molla Nəsrəddin adının yırlarda çəkilməsindən aydın olur ki, bu qəhrəman qumuq xalqına tanışdır. Ola bilməz ki, digər türk xalqlarında lətifə qəhrəmanı kimi tanınan Molla Nəsrəddin qumuq folklorunda mövcud olmasın. Düşünürük ki, buna səbəb toplama işinin zəifliyidir. 4. Qumuq folklorunun araşdırılması və Əli Şamil Qumuq folklorunu Azərbaycanda sistemli şəkildə tədqiq edən Əli Şamildir. O, özünün Uyğur qaqauz, Qüzey Qafqaz türklərinin folkloru və ədəbiyyatı kitabında geniş bir başlığı qumuqlara həsr edərək onların folklorundan müasir dövr ədəbiyyatınadək tədqiqat aparmış, örnəklər vermişdir (Şamil Ə., 2011:4). Müəllif qumuq folklorunun janrlara bölünməsindən geniş danışmışdır. Demək olar ki, bütün folklor janrları haqqında sistemli şəkildə məlumat verən Əli Şamil gətirdiyi bir çox örnəklərdə gah şumer mətnləri ilə müqayisə aparmış, gah Tenqriçiliyin izlərini axtarmışdır. Bu da müəllifin tədqiqatnın ciddi akademik elmi səviyyədə olmadığını, sadəcə ideoloji xarakter daşıdığını göstərir. Əli Şamil qumuq folkloruna ümumtürk kontekstində baxmağa çalışmış, bu folklorun ümumtürk folklorunun bir qolu olduğunu sübut etmək istəmişdir. 69

74 Nəticə Məruzədən gəldiyimiz nəticə bu oldu ki, macar, Türkiyə, qumuq, Azərbaycan alimlərinin də maraq göstərdiyi, zamanla tədqiqat aparsalar da, qumuq folklor materiallarının toplanması olduqca zəif olmuşdur. Bu da bir çox folklor materiallarının unudulması ilə yanaşı, həm də ayrılıqda janrların inkişafına xələl gətirmişdir. QAYNAQLAR Abid Əmin. Seçilmiş əsərləri. (2007). Bakı, Şərq-Qərb. 288 s. Çobanzadə Bəkir. (1925). Qumuq dili və ədəbiyyatı. Maarif və mədəniyyət. 3(23) Məmmədzadə M.B. (1995). İslam ansiklopedisi, VI Səh 986 Xürrəmqızı Afaq. (2002). Azərbaycan mərasim folkloru. Bakı, 209 s. Şamil Əli. (2011).Uyğur, qaqauz, Güney Qafqaz türklərinin folkloru və ədəbiyyatı. Bakı, 412 s. Yoloğlu Güllü. (1996). Qumuqlar. Press fakt, 16 oktyabr. Dünya halkları. (1998). Tarihi ansiklopedik malumat kitabı, Azerbaycan Ansiklopedisi NPB, Bakı. Xürrəmqızı Afaq. (2002). Azərbaycan mərasim folkloru. Bakı, 209 s. Головинский П.И. (1879). Кумыки. Их песни и обычаи. Сборник сведений о Терской области. Вып. 1. Владикавказ. С Лопатинский Л. Афанасьев М. (1893). Йыр о Казанбие. Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказа. Османов М.Е. (1883) Ногайские и кумыкские тексты. (Сборник ногайских и кумыкских песен, преданий, поговорок, пословиц). СПб. Семёнов Н. (1879). Песни кумыкской девушки. Сборник сведений о Терской области. Вып. 1. Владикавказ. С 154. Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi. (2009). Ankara. 20. Cilt. Editör: Çetin Pekaçar. 70

75 Oğuz-Namelerin Şiirsel Yapısı ve Emsal-i Muhammed Ali El-Yazısı / E. ASKER OĞUZ-NAMELERİN ŞİİRSEL YAPISI VE EMSAL-İ MUHAMMED ALİ EL- YAZISI Poetic Structure of Oghuzname and Manuscript of Emasl-i-Mahammad Ali Efzeleddin ASKER * Özet: Emsal-i Muhammed Ali veya Mecmeül-emsal-i Muhammed Ali adlandırılan Oğuzname nüshası XVI. Yüzyıl sonu XVII. Yüzyıl başlarında Anadolu'da yazıya aktarılmıştır. El-yazısı, atasözlerinden ve özdeyişlerden ibarettir. Bunlar nüshada Arap alfabesi sırasıyla dizilmiştir. Destan şeklinde olan Oğuz-nameler dışında nasihat konulu Oğuz-nameler de mevcuttu. Her iki türden olan Oğuz-nameler, ritimli-sentaktik paralelizme dayanılarak kurulmuştur. Kaynaklarda bu şiir şekli ozanozon-ozmak adlandırılıyor. Emsal-i Muhammed Ali yi tertip eden kişi, ritimli sentaktik paralelizmin yapı öğelerini parçalayarak metni Arap alfabesi sırasına uygun olarak düzenlemiştir. Anahtar kelimeler: Emsal-i Muhammed Ali, Ozmak, Dede Korkut, Ali-zade Abstract: It is known that the Oghuzname manuscript called Emsal-i Mahammad Ali or Mejmeul-emsal-i Mahammad Ali was copied at the of 16 and begining of 17-th century In Anatolia. The manuscript includes proverbs, which were lined up in the manuscript in succession in Arabic alphabet. Apart from the Oghuzname,in the form of epos there were didactic Oghuzname. The Oghuzname of the both types were constructed resting uponrhytmical-syntactic paralelism. This poem was called ozan-ozon-ozmak in the sources. The person who drawn up Emsal-i Mahammad Ali lined up the text in strict conformity with the Arabic alphabet s row, breaking down the rhytmical-syntactic paralelism. Key words: Amsali-Mahammadali, Topkapi Oghuzname, proverb, Dada Gorgud, Ali-zade GİRİŞ 1987 yılında Bakü'de Oğuz-name başlıklı bir kitap yayınlandı. Kitabı, dilbilimci Samet Ali-zade St. Petersburg Üniversitesi Doğubilim Fakültesi Kütüphanesinde muhafaza edilen, üzerine Emsal-i Muhammed Ali ve Mecme ül emsal-i Muhammed Ali sözleri yazılmış olan el yazısına dayanarak yayına * Yrd.Doç.Dr., Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi, Folklor Enstitüsü, Türk Halkları Folkloru Bölümünün Başkanı, 71

76 hazırlamıştır. Muhammed Ali, müstensihin ismidir. Yayınlanan kitap önsöz, açıklama ve sözlükten ibaretti. Kitabı bastıran S. Ali-zade, eserin el yazısındaki nüshaya ebcetle düşürülmüş tarihe dayanarak onun 16. yy. sonu ve ya 17. yy. başlangıcına ait eski bir el yazısından aktarıldığı kanaatine varmıştır (Oğuz-name, 1987: 4). Bu nüshanın yazıldığı yer, istinsah tarihi ve müstensih hakkında el yazısında birkaç not bulunmaktadır. Bu notlar yayıncının da vurguladığı gibi Anadolu Türkçesindedir (Oğuz-name, 1987: 5). El-yazısının Anadolu'da yazıya alındığı varsayılabilir. Atasözlerinden oluşan el-yazısının Oğuz-name adlandırılması S. Alizade'nin sübjektif yaklaşımını ifade etmemektedir; zira el-yazısında Farsça olarak: Bu, Oğuz-name kitabıdır kaydı düşülmüştür (Oğuz-name, 1987: 3). El-yazısı genellikle atasözlerinden oluşmaktadır. Ayrıca S. Ali-zade'nin belirttiği gibi kaynakta başka türlü deyimler de bulunmaktadır. Atasözleri, ortaçağ geleneklerine uygun biçimde Arap alfabe sırasına göre düzenlenmiş. Burada yer alan atasözlerinin bazıları Dede Korkut destanlarında, Atasözü adıyla bilinen el-yazısında ve Topkapı Oğuz-namesi olarak bilinen metinde de görülmektedir. Ayrıca bu el-yazısının dil özellikleri de diğer Oğuznameler'in dil özelliklerine benzemektedir. S. Ali-zade, yayına hazırladığı el-yazısının diğer Oğuz-nameler'den daha eski olduğunu varsayarak şunları yazmaktadır: Edebî-tarihî varislik bağı açısından Oğuzname nin (yazarın yayına hazırladığı el-yazısı kastediliyor E.A.) Yazıcıoğlu'nun eserinden (Topkapı Oğuz-namesi'nden E.A.), Dits'in yayınlatdığı örneklerin alındığı derlemeden ( Ata sözü nden E.A.), hatta Dede Korkut Kitabı nın el-yazısı nüshalarından daha eski olması gerekir. Çünkü bu kaynaklarda rastladığımız deyim örnekleri bütünün (burada Oğuz-name nin) küçük bir parçasıdır (Oğuz-name, 1987: 8). Anlaşıldığı üzere, S. Ali-zade el-yazısının tarihini belirlerken, yayına hazırladığı nüshada diğer Oğuz-nameler'le mukayesede daha fazla deyim örneği bulunmasına dayanmaktadır. S. Ali-zade konuyu bir kadar da ileri götürerek Emsal-i Muhammed Ali derlemesindeki deyimlerin formalite bakımından arkaik olması fikrini savunarak: Dits'in yayınlattığı örneklerin kâtibi... Bir kadar farklı yol takip etmiştir. Oğuz-name deki (o, yayına hazırladığı el yazısını kastediyor E.A.) paremilere (toplam 25 örnek) yer verirken, düzyazı örneklerini aynen tekrarlayarak bazı eklemeler de yapmış, nazım şeklindeki örneklerin ise şiirsel yapısını değiştirmeye, dil ve üslup bakımından tamamlamaya çalışmıştır. Örneğin, Ata sözini tutmayin yabana atılur, Ahirette tamu ehline katılur, Halayike ton geyürsen kadın olmaz, Çalıyıla kahar diken odun olmaz, Dövlengece günde (?) toğsan (?) toğan olmaz, Gülbeşeker içinde soğan olmaz vb. Oğuz-name de bu örneklerin ikinci mısraları bulunmamaktadır. Anonim katibin imitasyona, üslup taklidine yol açarak paremik parodiler oluşturduğu açıkça görülmektedir. Belki de yazarın eline Oğuz-name den perakende şekilde yalnızca bazı sayfalar veya tamamen bir başka kaynak aracılığıyla birkaç örnek geçmiştir. Dolayısıyla belirtilen örneklerde karavaş kelimesinin yerine halayık kelimesinin kullanılması, künde taksan ifadesinin günde doğsan şeklinde okunarak ele alınan parçada anlaşmazlığa yol açması birer raslantı olarak değerlendirilmemelidir (Oğuz-name, 1987: 72

77 Oğuz-Namelerin Şiirsel Yapısı ve Emsal-i Muhammed Ali El-Yazısı / E. ASKER 8). Böylece S. Ali-zade Emsal-i Muhammed Ali el yazmasını tüm yazılı Oğuznameler'in kaynağı olduğunu düşünmektedir. Anılan el-yazısındaki paremiler şekil bakımından ilk örnek olarak kabul ediliyor. Bu nedenle de Ata sözü ndeki (aynı zamanda diğer Oğuz-nameler'deki) paremilerde görülen sentaktik paralelizm, müstensih müdahalesinin bir ürünü olarak nitelendiriliyor. Konunun bu şekilde ele alınışı Oğuz-nameler'in sözlü veya yazılı yaratıcılık ürünü olmasının kesinleşmemesinden kaynaklanmaktadır. Oğuz-nameler'in sözlü yaratıcılık ürünü olmasını ve ozanlar tarafından seslendirilmesini bir daha ispatlamaya gerek duymuyoruz. Bu meseleye araştırmacılar tarafından yeterince açıklık getirilmiştir. Buna rağmen birçok araştırma yazılarında Oğuzlar hakkında yazılı şiirsel metinlerin herhangi bir hususu değerlendirilirken sözlü yaratıcılığın kuralları ihmal ediliyor. Bunun sonucunda Oğuzlar hakkında yazılı şiirsel metinlerin sözlü şiirsel yaratıcılığın bir ürünü olmasının belirtilmesi boş itiraftan başka bir şey değildir. Metinbilimcinin el-yazısının ilk ve buradaki paremilerin arkaik olduğunu belirtmesi, böyle bir yaklaşımın belirgin bir ifadesidir. Aksi takdirde, el yazmasındaki paremiler değerlendirilirken Oğuz-nameler'in doğal şekli, yani sözlü gelenekte mevcut olan durumu esas alınıyordu. Bu durumda katibin sözlü geleneğe ne kadar sadık kaldığını veya el-yazısının sözlü geleneği ne ölçüde yansıttığını, ayrıca paremik parodi adlandırılan sentaktik paralelizmin ozan yaratıcılığının, veya katip kaleminin ürünü olduğunu görmek mümkün olabilirdi. Şunu da belirtelim ki, folklor metninden oluşan el-yazısının birinciliğini, bunun diğer el yazmaları için kaynak olduğunu (veya olup-olmadığını) sözlü epik/şiirsel metnin mahiyetinden yola çıkarak açığa kavuşturması mümkündür. Oğuz-nameler'in şiirsel şekli hakkında elimizde bulunan bilgiler, Emsal-i Muhammed Ali derlemesinin nasıl düzenlendiği meselesine açıklık getirmektedir. Bu yüzden de meselenin açıklamasına Oğuz-nameler'in şiirsel şeklinden başlamayı uygun saymaktayız. OĞUZ-NAMELER'İN SUNUMU VE ŞİİRSEL YAPISI Tarihi kaynaklarda Oğuz-nameler'in müzik aleti eşliğinde ve söylenerek seslendirildiği bildiriliyor. Örneğin, Şeyh Süleyman Buhari'nin (XVII. yy.) Lüğat-i Çağatay-i ve Türki-Osmani eserinde Oğuz Han hakkında destanın ozan adlandırılan vezinsiz ve nağmesiz bir terane ile seslendirildiği bildiriliyor (Köprülü F., 1966: 141). A. Nevai'nin Mizan-ül Evzan eserinde ozan ezgisi ozanların ozmağı adlandırılıyor ve hiç bir vezne uymuyor şeklinde nitelendiriliyor (Mollaev, 1974: 73). Budapeşte Akademi Kütüphanesinde muhafaza edilen Çağatayca-Farsça eski bir sözlükte ozan Oğuz Han ve Kara Han hikayesini okuma tarzının adı olarak veriliyor (Köprülü, 1966: 141). Emsal-i Muhammed Ali derlemesinde geçen bir deyimde ozon demek 73

78 deyimiyle karşılaşıyoruz: Kim ozon der, kim kıssa der, eyle kim yıralar (Oğuz-name, 1987: 52). Burada bahsettiğimiz olaydan söz edildiğini açıkça görüyoruz. Kaynaklarda ozmak-ozon-ozan varyantları şeklinde ifade edilen terim, yalnızca Oğuz-nameler'in sunumu sırasında okunan ezgiyi değil, aynı zamanda metnin şiirsel şeklini ifade etmiştir. Benzer epik olay, Altay epik geleneğinde kay, Kazak epik geleneğinde jir olarak geçiyor. Terimin sesteşliği epik olayın senkretik doğasından kaynaklanıyor. Ozmak şiir şeklini V. M. Jirmunski hecelerin nispi serbestliğiyle ritimlisentaktik paralelizm adlandırarak bunun eski Türk epik şiirinin temelinde durduğunu gösteriyor (Jirmunskiy V. M., 1974: 632). Buna rağmen, müellif, ritimli sentaktik paralelizmi Dede Korkut destanlarının soylama kısmıyla sınırlandırıyor. Dede Korkut Oğuz-namelerinde sentaktik paralelizmin sınırları tartışmalı olsa da, destanların metninde düzyazı kısımlarının varlığı inkar olunmaz bir gerçek. Bu nedenle de V.M.Jirmunski Oğuz-namelerin okumak ve anlatmak şeklinde söylenildiğini kaydeder (Jirmunskiy V. M., 1974: ). Buna rağmen didaktik Oğuz-nameler yalnız sentaktik paralelizmler biçiminde oluşturulmaktadır. Didaktik Oğuz-namelerin sentaktik paralelizmler şeklinde oluşu onların kopuz eşliğinde söylendiğini göstermektedir. Ata sözü adlanan el-yazısında Dede Korkut'a ait edilen sözler alkış anlamındaki girişle başlar. Burada metnin müzik aletinin eşliğinde seslendirilmesi açıkça görülüyor: Evvel sağlığa çalalum, sağlık gelsün, Esenliğe çalalum, esenlik gelsün, Devlete çalalum, devletinüz kayim olsun, Dostluğa çalalum, düşmanınız nayim olsun, Uğura çalalum, uğurunuz hayır olsun, İşinüz, gücinüz dayim seyr olsun (Hacıyev T. İ., 1983: 84). Belli olduğu üzere, çağdaş aşıklar, destanın ifasına üstat-nameyle başlarlar. Bu üstat-nameler Hakka kavuşmuş aşıkların öğüt verici şiirlerinden oluşmaktadır. Oğuznamede de biz aynı durumla karşılaşıyoruz: meddah-ozan Dede Korkut Oğuznamelerini söylemeden önce, ulu ozanı hatırlar ve onun kişiliğinden ve müdrik sözlerinden bahseder. Dede Korkut kitabının giriş kısmı anlatıcı ozanın ulu ozanı Dede Korkut`u anma geleneğiyle bağlı olarak ortaya çıkmış. Böylece, Ata sözü adı alan öğüt içerikli Oğuz-namelerin Oğuzlar hakkında destanların anlatılmasına giriş niteliğinde kopuz eşliğinde okunduğunu ihtimal edebiliriz. Atasözü Konulu Oğuz-Nameler ve Atasözü Türü Halk bilimimizde bir tür adı olarak kullanılan atasözleri, halktan kaynaklanan folklor terimidir. Bu terim folklor geleneğinde farklı yapıya sahip paremileri ifade eder. 74

79 Oğuz-Namelerin Şiirsel Yapısı ve Emsal-i Muhammed Ali El-Yazısı / E. ASKER Bunun aksine olarak halkbilimde atasözü terimi belli bir yapıya sahip olan ve özellikleri farklılık arz eden paremilere ait edilir (Permyakov, 1988: 13-18). Biz formalite bakımından ritimli-sentaktik paralelizmler şeklinde kurulan ve içerik bakımından özlü sözler, değerlendirmeler, nasihatler, takdirler ve öngörülerden oluşan ozan ozmaklarının atasözü adlandırılmasının sözlü gelenekten kaynaklandığını biliyoruz. Bu tip metinlerde bunların Ataa ait olması hakkında imalar bulunmaktadır. Örneğin, Dede Korkut destanlarının mukaddeme kısmındaki soylamalar ve Ata sözü ndeki örneklerin bir kısmı Dede Korkut'a ait edilir. Ayrıca Atasözünde olan bir ozmak Ataın dilinden söylenir: Ataın sözü Kuran'a girmez... Bir ozmak ise Oğuz Ata nın dilinden söylenir (Hacıyev, 86, 87). Görüldüğü gibi bu ozmaklar tabir yerindeyse Ataın sözü olarak söylenmiş ve icra edilmiştir. Demek, Dits'in yayınlattığı el yazmasının üzerindeki Ata sözü ifadesi geleneklerden kaynaklanıyor. Atasözü konulu Oğuz-nameler, hem geleneksel, hem de bilimsel anlamda kullandığımız atasözlerinden farklıdır. Ozmağın parçaları janr olarak atasözlerinden ve aforizmlerden oluşsa bile diğer Oğuz-nameler gibi ozmağın-ritimli sentaktik paralelizmin kurallarına tabi olur. Diğer şiirsel usulleri bir tarafa bırakalım, ozmak biçiminde olan atasözleri ritim, sentaktik paralelizm ve değişik biçimlerde kendini gösteren redif gibi alametlerin taşıyıcısıdır. Bununla birlikte atasözü içerikli Oğuzname, tamamen bir başka usulle de yapılabilir. Bu zaman ozmağın ögeleri arasında paremilere rastlanmamaktadır. Örneğin, Ata Sözleri nde Dede Korkut dilinden söylenen bir ozmakta gelecekte kültürel değerlerin kaybolacağı belirtiliyor: Eğrice, büğrüce ağac-uğac olmaya, saban ola, Çoluk-çulak kalmaya, çoban ola, Kavukca, savukca ağac kalmaya, boyunduruğ ola, At, eşek kalmaya, öküz ola, Dere-tepe kalmaya, tarla ola, Tana-dolabı kalmaya, güvlek ola, Ulu-kiçi kalmaya, mülük ola, Yigitler, kocalar, avratlar gibi çavlağı yüzlük ola, Kimsenün kimse yanında ödüncden, görüncden haceti bitmeye... Ataı turırken oğullar söyleye, Analar turırken kızlar buyruğ eyleye. Bu şekilde sayılan öğeler her defasında aşağıdaki şekilde tamamlanıyor: Ol günleri görmeden söyledüm men Dede Korkut. Gormişce inanun mene, Oğuz kovmi derler. Ol günlere gomağil, Menim canım alğıl, Kadir Tanrum! (Hacıyev, 1983: 83-84) 75

80 Bu Oğuz-name'de öğelerin sayısı değişik olan 6 bu tip zincir bulunmaktadır ve bunların her biri belirtilen sonlukla tamamlanıyor. Metinde Oğuz bilgini Dede Korkut gelecekte kültürel değerlerin mahvolacağını bildiriyor ve o günleri görmemek için Tanrıdan ölüm diliyor. Bu fikir, ozmağın şiiriyatına uygun şekilde ve paremiyoloji olmayan usulle sunuluyor. Bu yüzden de Ata sözleri adıyla sunulan örnekleri, bunun bilimsel anlamına (janr olarak) uygun şekilde değil, leksik anlamına uygun olarak Ataın nasihatleri, kelamları, buyrukları şeklinde anlamak gerekir. Atasözü İçerikli Oğuz-nameler ve Emsal-i Muhammed Ali Oğuz-nameler'de tiradlarda bir araya gelen ritimli sentaktik paralelizmler şeklinde gördüğümüz atasözleri Emsal-i Muhammed Ali de bunun düzenlenme ilkesine uygun şekilde (Arap alfabesi sırasıyla) sunulur. Örneğin, Ata sözü nde (varyantı Dede Korkut destanlarının mukaddemesinde) tiradda bir araya gelen sentaktik paralelizmin ögeleri parçalanarak ögenin ilk kelimesinin baş harfine göre veriliyor. Aynı harfle başlayan ögeler ise özel işarelerle birbirinden ayrılıyor. Örneğin, Allah, Allah demeyince işler onmaz, Kadir Tanrı vermeyincek er bayımaz, Kara eşeğe yular ursan katır olmaz, Karavaşa ton geyürsen, kadın olmaz, Dölengice künde taksan, toğan olmaz, Güyeğü oğul olmaz, Kül tepecik olmaz gibi paremiler, belirtilen kaynaklarda tiradın unsurları olarak ortaya çıkıyor. Emsal-i Muhammed Ali derlemesinde ise elif, dal, kaf harfleri altında sunulmuştur (Oğuzname, 1987: 19, 106, 145, 149, 169). Yine de Ata sözü nde karşılaştığımız bir tiradın variyantı Emsal-i Muhammed Ali de elif işareti altında ve sırayla sunulsa da, işaretle birbirinden ayrı belirtilmiştir. 1) Ataın sözi Kur'ana girmez, amma Kur'an yanınca yalın-yalın yalışur. 2) Ata sözin dutmıyan yabana atılur. 3) Ata ayıtmış: Hak Teala Müslümanları gurbette hastalıktan ve yiğitlikte ölümden ve pirlikte yoksulluktan saklasın. 4) Ata: Babam öldi, iş başına düşmüş demişler; anam öldi, öksüz olmuşsan demişler; Oğlum öldi, yüregine ok tokunmuş demişler; amma kızım öldi, harçdan kurtulmuşsan demişler; avratım öldi, döşegin yenilenmiş demişler. 5) Ata At kaldı demişler, kolaydı ola demişler. At uçdu demişler, turıydı ola demişler. Er kaldı demişler, tul avrat oğlıydı ola demişler. Ata düşman geldi demişler, al atlu alnında sagaru kılınclaşsun demiş (Oğuz-name, 1987: 18). Emsal-i Muhammed Ali de yukarıda belirtildiği şekilde verilen metin Atasözünde tek tirad halindedir. Bu tiradın bazı unsurları Emsal-i Muhammed Ali de bulunmamaktadır. Örneğin, Ata sözini tutmayan yabana atılur, Ahirette tamu ehline 76

81 Oğuz-Namelerin Şiirsel Yapısı ve Emsal-i Muhammed Ali El-Yazısı / E. ASKER katulur paralelizminin ikinci unsuru ve Karındaşım öldi..., Konşum öldi..., Hısımım, kavmum öldi ifadeleriyle başlayan unsurlara burada rastlamıyoruz. Bunun aksine olarak (3) rakamıyla işaretlediğimiz alkış ve (5) rakamıyla işaretlediğimiz parçanın ilk unsuru ( Ata, At kaldı demişler...) Ata sözü ndeki tiradda bulunmamaktadır. Yukarıda Atasözü adlandırılan el-yazısında manevi değerlerin gelecekte mahvolacağı hakkında Dede Korkut dilinden söylenen Oğuz-name'ye değindik. Bu Oğuz-name'nin 15 unsurundan oluşan bir tiradın 5 unsuruna Emsal-i Muhammed Ali derlemesinde de rastlıyoruz: Ahır zamanda egri ağac kalmaya, saban ola; tana-tolubı kalmaya, öküz ola; dere-depe kalmaya, tarla ola (Oğuz-name, 1987: 32). *** Ahır zamanda Ata dururken oğullar söyleye, analar dururken kızlar söyleye (Oğuz-name, 1987: 32). Bu parçaların sözü edilen tiradın varyantından fark edilmesi şüpe götürmemektedir. Müstensih el yazmasının düzenlenme ilkesine sadık kalarak tiradın çeşitli unsurlarını kendi zevkine uygun şekilde seçerek metni düzenlemiştir. Yukarıdaki örnekler dışında Emsal-i Muhammed Ali de karşılaştığımız çok sayda ozmak parçaları ileri sürülen kanaati güçlendirmektedir. Bu parçalar yukarıdaki örneklerde olduğu gibi tiradlardan koparılmıştır. Örneğin: At düşürdüği zaman timar gerektir. Köşek düşürdüği vakit timar gerektir. Eşek düşürdüği vakit kazma gerektir (Oğuz-name, 1987: 26). *** Öküz boynuzlu inek sütsüz olur. İnek boynuzlu öküz güçsüz olur (Oğuz-name, 1987: 28). *** Işıklarla irişenin adıyla sanı yeter; danışmendlerle irişenin dini ile imanı yeter; beglerle irişenin başıyla malı yeter (Oğuz-name, 1987: 51). 77

82 Sevgil seni seveni, iki dişlü karısa, Sevme seni sevmeyeni, gökden enen hurise (Oğuz-name, 1987: 117). *** Kölen yoğ ise, güyeğün de mi yok? Güyeğün yoğ ise, kopegin de mi yok? Köpegin yoğ ise, şagirdin de mi yok! (Oğuz-name, 1987: 157). *** Kişi görmedügin görse, aklı sevinür, geymedügin geyse, teni sevinür, yemedügin yese, nefsi sevinür (Oğuz-name, 1987: 160). Kebap tuzlu gerek, tuzsuz gerekmez! Güzel yüzlü gerek, yüzsüz gerekmez! Ulular uslu gerek, ussuz gerekmez! Sular buzlu gerek, buzsuz gerekmez! Güzel benlü gerek, bensiz gerekmez! Yiğit donlu gerek, donsuz gerekmez! (Oğuz-name, 1987: 172). Bu tip örneklerin sayısını yeterince çoğaltabiliriz. Ne yazık ki, bu ozmak parçalarını Atasözündeki ozmaklarla karşılaştırma imkanına sahib değiliz. Bilindiği gibi bu kaynak bugüne kadar yayınlanmamıştır. Biz, yalnızca Dits'in yayınlattığı 400 örneğin O.Ş. Gökyay tarafından verilen kısmını biliyoruz. Şunu belirtelim ki, yukarıda belirttiğimiz ozmak parçalarının Atasözünde yer alabileceği muhtemeldir. Emsal-i Muhammed Ali derlemesinde tiradların parçalanarak yayılmasından bahsederken bir hususa da değinmek isterdik. Dede Korkut destanlarının mukaddemesinde ve Topkapı Oğuz-namesi'nde bilür redifli bir tirad bulunmaktadır. Bu tirad, sözü edilen kaynaklarda variyantlıdır. Bunun bir unsuru mukaddemede Gittikçe yerin otlakların keyik bilür şeklindedir (Kitabi-Dede Qorqud, 1988: 32). Topkapı Oğuz-namesi'nde ise bu unsurun Gen yerler otlağın keyik bilür varyantıyla karşılaşıyoruz (Hacıyev, 1983: 77). Emsal-i Muhammed Ali de bunun iki varyantını görüyoruz: Issız yerleri keyikler bilür, Ulu-ulu tağları keyikler bilür (Oğuz-name, 1987: 31, 32). Bu unsurun iki varyantının kullanılması Emsal-i Muhammed Ali katibinin iki farklı icranın ürünü olan kaynaktan yararlanmasıyla ilgili olabilir. Ancak sözü edilen unsurun burada kullanılması bizi tamamen bir başka açıdan ilgilendiriyor. Derlemede sık sık karşılaştığımız bilür kelimesiyle tamamlanan paremiler dikkat 78

83 Oğuz-Namelerin Şiirsel Yapısı ve Emsal-i Muhammed Ali El-Yazısı / E. ASKER çekiyor ve bunların tiradın unsurları olması akla geliyor. Bilür kelimesiyle biten paremilere tiradın redifi gibi baksak, aşağıdaki manzarayla karşılaşabiliriz: Uzağ-uzağ yer salımın yollar bilür (30). İş kolayın issi bilür, anınçün assı bulur (40). Şeker dadın yeyen bilür (120). Yer kolayın yerlü bilür (202). Derlemede bilür kelimesiyle biten çok sayıda paremiler bulunmaktadır. Bunların büyük çoğunluğunda ritim bozulduğu için yukarıdaki sıraya almadık. Örneğin, Yerin alçağın su bilür (Oğuz-name, 1987: 201) paremisinde ilk kelimenin durum ekini atsak, ritm geri gelir. Bu tip tashihler katip tarafından da yapılabilirdi. Dede Korkut destanlarının mukaddemesinde kullanılan yeğ redifli tirad da ele aldığımız konu bakımından çok ilginçtir. Emsal-i Muhammed Ali de sonu yeğdir şeklinde biten ve ritmin korunduğu çok sayıda paremi mevcuttur. Yeğdir kelimesindeki -dir yüklem ekini katip ilavesi olarak kabul edip metinden çıkarsak, o zaman aşağıdaki manzara karşımıza çıkar: Oğlı-kızı olmaz avrattan eski hasır yeğ (20). Nakese el açmaktan ac olmak yeğ (49). Bir selam-eleykten bir eleyke-es selam yeğ (69). Bir karga ötmekten bir şahin ötdüği yeğ (70). Bir haramdan bir helal yeğ (73). Bir tanıktan bir ikrar yeğ (73). Bin yıl yerde yatmaktan bir kez peygambere salavat getirmek yeğ (82). Haramzade oğuldan helal-zade kul yeğ (93) vb. Emsal-i Muhammed Ali yazarı hazırladığı el yazmasını Oğuz-name adlandırıyorsa, bizim yukarıdaki paremileri tiradın unsurları olarak nitelendirmekten başka çaremiz kalmıyor. Şunu hemen belirtelim ki, Emsal-i Muhammed Ali nin bu açıdan araştırılması ilginç sonuçlara götürebilirdi. Bundan başka el yazmasındaki paremilerin ozmak (ritimli sentaktik paralelizm) açısından incelenmesi ve burada da bunların el yazmasında belirtilmesi prensiplerinin somut hale getirilmesi, varyantlı paremilerin belirlenmesi ve bu bağlamda el yazmasının sözlü ve yazılı kaynaklarının değerlendirilmesi ve katip tashisleri meselesi gelecek araştırmaların konusudur. 79

84 Emsal-i Muhammed Ali nin Kaynağı Meselesi Emsal-i Muhammed Ali, doğrudan doğruya sözlü icradan yazıya aktarılmış bir metin değildir. El yazması, sözlü icradan yazıya aktarılmış ozmaklar esas alınarak hazırlanmıştır. İster istemez karşımıza şöyle bir soru çıkıyor: Dede Korkut destanının mukaddemesinde ve Atasözlerinde yer alan atasözü konulu ozmakları Emsal-i Muhammed Ali nin yazılı kaynakları sırasına almak mümkün müdür? Allah Allah dimeyince işler onmaz parçasıyla başlayan ozmak, hem Dede Korkut destanlarının mukaddemesinde, hem de Atasözlerinde bulunmaktadır. Bu kaynaklarda ozmağın yeterince varyantlarda olduğunu görüyoruz. Ozmağın mukaddeme de yer alan çok sayıda unsurları Ata sözü nde, Atasözü nde geçen bazı unsurlar mukaddeme de yer almamaktadır. Bazı unsurlar ise varyantlaşmış haldedir. Örneğin, Atasözü nde Gök yapağulu çemen güze kalmaz unsuru, mukaddeme de Yapağulu gökçe çemen güze kalmaz veya Atasözü nde Kar ne denlü çok yağsa, yaza kalmaz unsuru mukaddeme de Yapa yapa karlar yağsa, yaza kalmaz vb. şeklindedir (Hacıyev, 1983: 87; Kitabi-Dede Qorqud, 1988: 31). Bu tür farklılıklar, yalnızca folklor düzeyinde varyantlaşma şeklinde izah edilebilir. Bu, ozmağın ayrı ayrı ozanların dilinden yazıya alındığı anlamına gelmektedir. Bu gerçekten böyleyse, el yazmalarından birisinin bir başkası için kaynak olması imkânsızdır. Sözü edilen ozmağın yedi unsuru, Emsal-i Muhammed Ali derlemesinde de yer almaktadır. Bu unsurlar yukarıda belirtildiği için bir daha tekrara ihtiyaç duymuyoruz. Bunlar ozmağın Atasözündeki varyantına hemen hemen benzemektedir. Tek fark, karavaş kelimesinin Ata sözü nde halayık, Tanrı kelimesinin iyelik ekiyle Tanrum, -ince ekinin -incek vb. şeklinde kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Emsal-i Muhammed Ali nin bu açıdan mukaddemeye benzediğini hatırlamakta fayda vardır. Bir başka tabirle mukaddemede olduğu gibi burada da unsurların karavaş ve Tanrı şeklinde kullanılan varyantı yer almıştır. Biz, bu tip farklılıkları katip tashihi olarak nitelendirip sözü edilen unsurun Atasözünden kaynaklandığını kabul etmeye hazırdık. Ancak Atasözlerinde kullanılan bir başka ozmağın varyantının Emsal-i Muhammed Ali de yer alması, bizi bu işten vazgeçmeye mecbur etti. Atasözlerinde Bir at uçtu, - demişler, Al atdur ola, demiş örneği Emsali Muhammed Ali de At uçdı demişler, Turıydı ola demişler şeklindedir (Hacıyev, 1983: 87; Oğuz-name, 1987: 13). Görüldüğü gibi al ve turı, sözü metnin varyantları olarak kendisini gösteriyor veya Ata sözü nde bulunmayan Ataa at kaldı, demişler, kolayda ola, demişler unsurunun katip tarafından eklenmesini düşünmek zordur. Ritimli sentaktik parelelizmin ozmağın tüm şartlarına uyan bu unsurun ozan yaratıcılığının ürünü olması şüphelerine yol açacak bir husus görmemekteyiz. Bu tür variyant farklılıkları Dede Korkut dilinden söylenen ozmağın 80

85 Oğuz-Namelerin Şiirsel Yapısı ve Emsal-i Muhammed Ali El-Yazısı / E. ASKER Emsal-i Muhammed Ali ye alınmış unsurlarında da kendini gösteriyor. Bu ozmağın bir başka kaynaktan aktarıldığını düşünerek Atasözünün Emsal-i Muhammed Ali nin kaynaklarından biri olduğu ihtimal edilebilir. Atasözünün tam şekilde yayınlanması, meseleye açıklık getirilmesine katkı sağlayabilirdi. Benzer karşılaştırma, Dede Korkut destanlarıyla Topkapı Oğuz-namesi ve Emsal-i Muhammed Ali arasında da yapılabilir. Yukarıda bilür redifli ozmağın Dede Korkut destanlarında ve Topkapı Oğuz- namesinde varyantlı olduğunu ve bunun bir unsurunun Emsal-i Muhammed Ali de iki varyantının yer aldığını belirttik. Bu varyantlardan hiçbirisi bunların sözü edilen kaynaklardaki varyantını tutmamaktadır. Burada Emsal-i Muhammed Ali de yer alan varyantların diğer kaynaklardan alındığı belli olur. Dede Korkut destanlarının mukaddemesindeki atasözü konulu 4 ozmak, Ata sözü adlanan derlemedeki ozmaklar ve Emsal-i Muhammed Ali deki çok sayıda ozmak parçaları atasözü konulu çok sayıda Oğuz-nameler'in mevcut olduğunu göstermektedir. Emsal-i Muhammed Ali de yazıya alınan bu tip Oğuz-nameler esas alınarak hazırlanmıştır. SONUÇ 1. Oğuz-namelerin şiirsel şeklinin ritimli sentaktik paralelizm ozmak olmasının tespiti Emsal-i Muhammed Ali adlanan Oğuz-name yazısının nasıl tertip edildiğini ortaya çıkarmaktadır. 2. Bu yazı nüshası öğütleme içerikli Oğuz-namelere dayanılarak düzenlenmiş. Müstensih ozan dilinden yazıya aktarılan atasözü (öğütleme) içerikli Oğuznamelerde ritimli sentaktik paralelizm öğelerini parçalayarak Arap alfabesine göre sıralamış ve yazma nüshayı bu şekilde düzenlemiştir. KAYNAKÇA 1. ƏSGƏR Əfzələddin. (2003). Ozmaq nəğməsi və poetik forması haqqında. Dədə Qorqud jurnalı, 1, 2. HACIYEV Tofiq, VƏLIYEV Kamil. (1983). Azərbaycan dili tarixi. Bakı: Maarif 3. ЖИРМУНСКИЙ Виктор Максимович. (1974). Тюркский героический эпос. Ленинград: Наука 4. Kitabi-Dədə Qorqud. (1988). Bakı: Yazıçı 81

86 5. КОРОГЛУ Халид. (1976). Огузский героический эпос. Москва: Наука 6. KÖPRÜLÜ Fuad. (1966). Edebiyat araştırmaları. Ankara: Türk Tarih Kurumu 7. MOLLAYEV Natan. (1974). Alişir Navoiy va xalk ijotiyoti. Тoшкент: Adabiyot va Sanat Naşriyati 8. Oğuznamə. (1987). Bakı: Yazıçı 9. ПЕРМЯКОВ Григорий Лвовьич (1988). Основы структурной паремиологии. Москва: Наука 82

87 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN ANADOLU İNANÇLARI EKSENİNDE TÜRKÜLERİMİZDE RENKLERİN VE SAYILARIN GİZEMİ Mystery of Colors and Numbers in Folksongs With in the Context of Anatolian Beliefs Mustafa Öner UZUN * Özet: İnanç, insanların başkalarından öğrenme yoluyla belleklerinde oluşturdukları bir düşünce sistemidir. Anadolu inançları ise, Anadolu insanının yaşamı boyunca karşılaştığı olaylar hakkında doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulama ihtiyacı duymadan birbirlerine aktardıkları kabullenmelerdir. İnsanlarımızın günlük yaşamlarında ortaya koydukları davranışlara yön veren bu inanmalar, doğal olarak onların yarattıkları kültürü de derinden etkilemişlerdir. Somut olmayan kültürel miraslarımız içinde yer alan Türkülerimiz, Anadolu insanının yaşamını yansıtan sözlü gelenek ürünleri olarak özellikle müzik eşliğinde dile getirilir ve adeta ortak bir kültürel bilinci de nesilden nesle taşırlar. Bu noktadan hareketle, Anadolu nun çeşitli yörelerinden seçilmiş olan Türkü isimlerinde en sık yer alan ak, kara ve yeşil renkleri ile yine Türkülerde en sık yer alan bir, iki, üç, dört, beş, yedi, sekiz, dokuz, on ve kırk sayılarının Anadolu inançlarındaki ifadeleri, önce durum belirleyici, daha sonra ise ilişki arayıcı bir bakış açısıyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Anadolu, İnanç, Türkü, Renk, Sayı. Abstract: Belief is a system of thinking which are created by people in their memories by way of learning from the others. As for Anatolian beliefs are the espousings which are transmitted by Anatolian people to each other through all their life without needing questioning if they are true or false about the events to be faced. These beliefs direct behaviors of our people in their daily lives, naturally influenced deeply the culture which was created by them. Our Folksongs that are cultural inheritance which are not concrete, are given voice to especially with music as oral traditional products that are represented life of Anatolian people and transmitted a common cultural awareness from generation to generation. From this point of view, expressions in Anatolian beliefs of the colors of white, black and green which are often used in the Folksongs that are chosen from different vicinities of Anatolia and most often used numbers in Folksongs one, two, three, four, five, seven, eight, nine, ten and forty, are tried to be presented first in point of status indicator and then searching for relation. Key words: Anatolia, Belief, Folksong, Color, Number. * Yrd.Doç.Dr., Afyon Kocatepe Üniversitesi, Devlet Konservatuarı, Türk Halk Müziği Bölüm Başkanı, 83

88 GİRİŞ Anadolu kavramı, sadece tarihsel süreç içerisinde farklı toplulukların hüküm sürdüğü bir coğrafyayı değil, aynı zamanda bu toplulukların ortaya koydukları kültürlerin birbirleri ile etkileşimi sonucu oluşan bir uygarlığı da ifade etmektedir.toplumların kültürel birikimini oluşturan Adet, örf, gelenek, töre gibi sosyal normlar, çeşitli inanç pratikleriyle birlikte nesilden nesle aktarılarak toplumsal yaşamı etkilerler. Anadolu İnançları. (Anadolu) Anadolu yarımadasının Avrupa uygarlığının ve bundan ötürü de Avrupa inançlarının yaratıcısı olduğu savı Bu sav ilk olarak Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) tarafından ileri sürülmüş, Azra Erhat ve İsmet Zeki Eyüboğlu tarafından desteklenmiştir. Bu sava göre, tüm Akdeniz uygarlıklarının beşiği Anadolu dur. Avrupa uygarlığı da Akdeniz uygarlıklarından doğduğuna göre Anadolu, XX. yüzyıl uygarlığının beşiği olmaktadır. Pek çok tanrıların Anadolu kaynaklı olduklarını belirtme açısından bu üç Türk yazarının yalnız olmadıklarını, Batı nın bir çok incelemelerinin de bu sava dolaylı olarak katıldıklarını belirtebiliriz (Hançerlioğlu, 2000:39-41). Hançerlioğlu, bu konuda Eyüboğlu nun şunları söylediğini ifade etmektedir: Anadolu dan Batı ya düşünce varlıkları, sanat yaratmaları gibi yer adları, dinler, inançlarla ilgili kavramlar, görüşler,yaşama anlayışları gitmiş yeni yeni biçimler almıştır (a.g.e., s.42) Eyüboğlu, bu makalenin odak noktasını oluşturan yaklaşımında ise inanç ile ilgili şu ifadeyi kullanmaktadır: İnanç, bir kimsenin günlük yaşamını, davranışlarını etkileyen, başkalarından öğrenme yoluyla kazanılan düşünce varlığıdır. (1998:37) İnanç kavramının Türk Dil Kurumunun yayımlamış olduğu Türkçe Sözlükte yer alan karşılıkları şunlardır: 1. Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma. 2. Birine duyulan güven, inanma duygusu. 3. İnanılan şey, görüş, öğreti. 4. Tanrı'ya bir dine inanma, iman itikat. (2009: 965) Türk Dil Kurumunun yayımlamış olduğu diğer bir kaynak Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğünde ise inanç; sözüne güvenilir, inanılır (kimse) olarak ifade edilmektedir. (2009:2538) Türkülerde sıkça kullanılmış olan çeşitli kalıp ifadelerin kaynağı da kuşkusuz bu inançlardır. İnançlar genellikle iki türlüdür. Somut varlıklarla ilgili olan inançlar, soyut varlıklara bağlanan inançlar. Somut varlıklara dayananlar doğa olayları ile ilgili inançlardır. Bunlar ekin ekip biçmek, ev yapmak, insan yaşamına karışan, günlük yaşama olaylarına yön veren, evlenme, komşuluk, karşılıklı yardım, çalışma gibi toplum olaylarına dayanan inançlardır. Bu tür inançlar doğa olaylarını izler. Güneşin, ayın, yıldızların yörüngeleri üzerindeki devinimlerine, yellerin esişine, hava değişimlerine mevsimlere uyarak yaşamı düzenlemeye yarayan inançlar kaynak olarak genellikle somut niteliktedir. Soyut varlıklarla ilgili inançlar ise insan düşüncesinin yarattığı, doğadan kopuk inançlardır. (Eyüboğlu, 1998:40-41) Yukarıdaki bilgilerin ışığında bu makalede, TRT Repertuarında yer alan 4200 türkünün isimlerinde en sık geçen renklerin ve yine Türkülerin sözlerinde en sık geçen sayıların ifadeleri, Anadolu insanının yaşamında önemli bir yer tutan inanç ekseninde ortaya konulmaya çalışılacaktır. 84

89 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN RENKLERLE İLGİLİ İNANMALAR AĞ AK: Beyaz Ak (beyaz) saflığı, temizliği, arılığı ve duruluğu ifade eder..tasavvufta gül İslam ı temsil eder. Bu nedenle Hz. Muhammed e beyaz gül uygun görülmüştür. Ayrıca Ak sözcüğü, Asya Türkçesinde Güney yönünün simgesidir (Eyüboğlu, 1998:37). TRT Repertuarında yer alan ak ile ilgili Türkü örnekleri şunlardır: EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No AK BUĞDAYIM BUĞDAYIM UŞAK/Eşme 3553 AK ÇALININ DİBİNDE KAVAĞA BAK KAVAĞA ERZİNCAN 1418 AK ÇEŞMENİN TAŞLARI İZMİR/Bergama 234 AK DEVEM DÜZDEN GELİR İÇEL/Silifke/Anamur 910 AK FASULLE OLDU MU BURDUR/Altınyayla (Dirmil) 1349 AK GÜVERCİN OLAYDIM RUMELİ/Deliorman 2787 AK KOYUNUM YÜZ OLSA BURDUR/Aziziye Köyü 3593 AK KOYUNUN AKLIĞI DENİZLİ/Çivril 3132 AK PINAR YAPISINA GÜN DOĞMUŞ KAPISINA BALIKESİ /Sındırgı 576 AK ÜZÜMÜ ÜZÜMÜ ANKARA/Çubuk 2980 AK ÜZÜMÜN SALKIMI MANİSA 3538 AKÇA FERİKLER İNCE FERİKLER ERZURUM 938 AĞ ELİME MOR KINALAR YAKTILAR DENİZLİ/Acıpayam 7 AĞ KEÇİ GELMİŞ OĞLAĞIN İSTER YOZGAT/Akdağmadeni 1412 AK BAKIRLAR SUSUZ KALDI RUMELİ/Silistre/Aşağıbağva 3371 AK BAKRAÇLAR SUSUZ GALDI SİNOP 3515 AK ÇEŞMEDEN SULAR İÇTİM KANMADIM ANTALYA/Elmalı 925 AK ENTERİ GEYME DEDİM DENİZLİ/Acıpayam/Gümüş Köyü 3811 AK SİNNE'YE VARDIM KOYUN YAYMAYA NİĞDE 2253 AK TAŞ DİYE BELEDİĞİM GÜNEYDOĞU ANADOLU 1530 BEYAZ FESLİ ESMER AKSARAY/Baymış Köyü 448 BEYAZ GEYME TOZ OLUR BOLU 1422 BEYAZ GÜL KIRMIZI GÜL KERKÜK

90 KARA GARA: Siyah Kara sözcüğü, Asya Türkçesinde, kuzey yönünü gösterir.ancak Anadolu insanında karaya karşı olumsuz bir tutum, yıkıcı bir inanç vardır. Kara, bir renk, bir boya olarak genellikle uğursuz sayılır, yerici bir anlamda söylenir. Bunun kökeni, karanlığın bilinmeyen, ürkütücü bir nitelik taşıması, ölenlerin karanlık bir evrende türlü acılarla karşılaşacağıdır. Halk inançlarında karayılan, kara kedi, karasinek, kara domuz, kara köpek genellikle uğurlu sayılmaz. Halk sevilen, uğurlu olduğuna inanılan hayvanların çoğunun kara olmadığı kanısındadır (Eyüboğlu, 1998:124) Kara renk, çirkinliği ve sevimsizliği simgelediği gibi, kaba gücü ve bundan ötürü yiğitliği de simgeler (Hançerlioğlu, 2000:240). Bu bağlamda, kara rengin halk arasında kullanıldığı şekliyle kara yağız (esmer yiğit), gözü kara (korkusuz) deyimlerinde olduğu gibi olumlu anlamları da bulunmaktadır. Kara ile ilgili TRT Repertuarında yer alan Türkü örnekleri aşağıda belirtilmiştir: EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No GARA GABAK KÖKENİ DENİZLİ/Çivril/Çapak Köyü 3421 GARA CAMIŞLARI VURDUM BAYIRA ERZURUM 1516 GARA GUŞ YUVA YAPMIŞ ERZURUM/Aşkale 1217 GARA GUŞUN HAVADA OLUR OYUNU ANKARA/Şereflikoçhisar 2719 GARA TİREN GAY DA GEL SİVAS/Kangal/Acıyurt Köyü 4017 GARA YAYLANIN ÇAMLARI DENİZLİ/Tavas 3258 KARA KOYUN GÜDERSİN BURDUR/Bucak 2060 KARA KUŞUN YÜKSEKTEDİR OYUNU EDİRNE 1800 KARA TİREN GELMEZ M'OLA MALATYA 3486 KARA YER KARA YERDE VAN/Erciş 2198 KARADAĞ'DA DÜŞMAN TOPU PATLIYOR KARS 1142 KARADAĞ'DA DÜŞMAN TOPU PATLIYOR KARS 1142 KARADENİZ GÜMBÜR GÜMBÜR GÜMELER KOCAELİ/Kandıra 93 KARA BÜBER AŞ OLMAZ ORTA ANADOLU 1723 KARA ÇADIRIMDA VARDIR ÜÇ DİREK UŞAK/Banaz 3315 KARA ÇADIRIN KIZI ŞANLIURFA 2045 KARA ÇADIR DÜZDEDİR KAHRAMANMARAŞ 767 KARA DA GOÇUN BOYNUZU AFYON/ Bolvadin

91 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN Halk arasında yârin kara kaşı, kara gözü, siyah saçı aranılan beğenilen özellikler olarak Türkülerimizde yer almışlardır. Bu Türkülerle ilgili örnekler şunlardır: EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No KARA KAŞ ALTINA ÇEKMİŞ SÜRMELER ANKARA/Şereflikoçhisar 847 KARA KAŞ BOYANIR MI ISPARTA/Eğirdir 682 KARA KAŞLAR KARA GÖZLER SENDE VAR ÇORUM/Sungurlu 2307 KARADIR KAŞLARIN FERMAN YAZDIRIR ZONGULDAK 2610 KARA KAŞLAR KARA GÖZLER SENDE VAR ÇORUM/Sungurlu 2307 GARA GÖZÜN AY BADAM AZERBAYCAN 1493 SİYAH PERÇEMLERİN GONCA YÜZLERİN TUNCELİ/Pertek 606 SİYAH ZÜLFÜN TELLERİNE ŞANLIURFA/Siverek 581 SİYAH ZÜLFÜN DESTE DESTE ERZURUM 2092 SİYAH PERÇEMİNİ DÖKMÜŞ YÜZÜNE ERZİNCAN/Tercan 2748 YEŞİL Yeşil kelimesi, Türkçe dirilik bildiren yaş sözcüğünden türemiştir. Genelde diri, canlı anlamındadır. Kökeni çok tanrıcı dinlerdir. Özellikle sıcak günlerin başlamasıyla ortalığa bir dirlik verdiği, canlılık yaydığı varsayılan bolluk tanrıçasıyla (Ana-Tanrıça) bağlantılıdır. Tek tanrıcı dinlere sonradan girmiştir. Çorak, verimsiz yerlerde, çöllerde yaşayan insanların yeşile karşı derin bir özlemi vardır. İslâm dininde cennetin (bahçe, bağ) yeşille simgelenmesi, içinde akarsuların, geniş yeşil alanların bulunduğu izleniminin yayılması doğduğu bölgenin doğal yapısından kaynaklanmaktadır. Anadolu halk şiirinde yeşil sözcüğü en çok kullanılan bir dil varlığıdır. Karacaoğlan ın şiirlerinde yeşil, odak kavram durumundadır. Yeşil sözcüğü bolluk, verimlilik, gençlik, dirilik, süreklilik, güçlülük ve benzeri değişik anlamları içerir. Nitekim halk dilinde yeşillenmek, yeşil görmek, yeşile çıkmak, yeşile susamak, yeşil olmak vb. pek çok deyim vardır (Eyüboğlu, 1998:128). Yeşille ilgili Türkü örnekleri şunlardır: EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No YEŞİL GEY YEŞİL KUŞAN İZMİR/Ödemiş 519 YEŞİL GİY YEŞİL KUŞAN DENİZLİ/Sarayköy 3488 YEŞİL İPEK BÜKENE KARABÜK/Safranbolu 2361 YEŞİL İPEK BÜKERİM ARDAHAN/Hanak 3974 YEŞİL İPEK BÜKEYİM KAYSERİ 2362 YEŞİL KURBAĞALAR ÖTER GÖLLERDE RUMELİ

92 EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No YEŞİL OLUR SANDIKLI'NIN BİBERİ AFYON/Sandıklı 479 YEŞİL OLUR ŞU DİRMİL'İN BİBERİ BURDUR/Dirmil-Gölhisar 1401 YEŞİL ÖRDEK GİBİ DALDIM GÖLLERE SİVAS/Zara 2363 YEŞİL YAPRAK ARASINDA KIRMIZI GÜL GONCA KIRŞEHİR 2834 YEŞİLLİM YELDEN YELE ADANA/Karaisalı 3228 YEŞİL AYNA TAKINDIN MI BELİNE YOZGAT 2360 YEŞİL DAYLER KIRKLARELİ 1148 YEŞİL ÖRDEK OLSAM YARİN GÖLÜNDE ŞANLIURFA 2529 AL YEŞİL GİYMİŞ ALLANIR ERZURUM 511 AL YEŞİL DÖKÜN ANNELER ŞANLIURFA 1757 AL YEŞİL GEYİNMİŞ GELİNE BAKIN MALATYA 1410 SAYILARLA İLGİLİ İNANMALAR: Sayılar, Anadolu insanının yaşamında hep önemli yer tutmuş formel unsurlardır. Anadolu insanı için bazı sayılar bulundukları sosyo-kültürel yapıya göre kutsallık taşırlar. Bilim insanları da tarih boyunca birçok şeyi sayılarla açıklamaya çalışmışlar ve sayıların gizli bir gücü olduğu konusunda birleşmişlerdir. Bu noktadan hareketle, konuyla ilgili sayısız çalışmalar yapılarak sonuçlar elde edilmeye çalışmışlardır. Birler, üçler, beşler, yediler, kırklar vb. sayıların gerek günlük yaşantımızda gerekse dini uygulamalarda neyi çağrıştırdığı veya hangi anlamlara geldikleri irdelenmiş ve çeşitli sonuçlar elde edilmiştir. Hemen her tarikatta (dört kapı, on makam, üç sünnet, yedi farz, on iki hizmet, kırk ve bin bir günlük çile vb.) rakamlarla ilgili bir takım değerlendirmelerin yapıldığı görülür. Ayrıca Mevlevî tarikatı içinde de sayıların çok önemli olduğu, adâb ve erkân anlatılırken bazı sayıların ön plana çıktığı görülmektedir. Dört, yedi, onsekiz, kırk, bin bir gibi sayılar, Mevlevî tarikatında daha bir önem kazanmıştır. Bu noktadan hareketle Türkülerimizde en sık kullanılan sayıların inanç bağlamında karşılıkları şunlardır: Bir (1), bütün dinler için kutsaldır; çünkü yaratanı ve tekliği simgelemektedir. İslâm da bir olan, tek olan Allah tır. Allah sözcüğünün ilk harfi olan elif 1 şeklindedir ve ebced hesabındaki değeri 1 dir. Mevlevî semâsında da semâzenin semâya başlamadan önceki ellerini omuzlarına çapraz koyarak duruşu, Arapça da alfabenin ilk harfi olan elif harfini temsil eder. 88

93 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN İki (2), ayrılma (mutlak İlahi birlikten ayrı düşme) anlamına gelir. 2 tüm yaratılanları temsil eder. Kuran'ın ilk cümlesi olan besmelenin ilk harfi b ile başlar ve bu alfabenin 2. harfi olup, sayısal değeri 2'dir. Üç (3), İslâmi gizemcilere göre, insanların yolu 3 türdür; şeriat, tarikat, hakikat. Ve nefis de 3 derecelidir (kötülüğü emreden, kendini suçlayan, huzur içinde olan) 3'ler, 7'ler, 40'lar anlayışı da yücelik mertebelerini işaret eden rakamlardır. Dört (4), Dünya düzeninin simgesidir, adaleti simgeler. 4'ün bilinen diğer özellikleri; 4 elementi (su, hava, toprak, ateş) ve 4 yönü (doğu, batı, kuzey, güney), 4 mevsimi, ayın 4 şekil göstermesini, 4 büyük meleği temsil ettiği gibi 4 aynı zamanda iyi niyet, dostluk, yardım ve hoşgörüyü temsil eder. Allah isminin yazılışı da hem İslâm da hem diğer dinlerde 4 harflidir. Tarikatlarda inanılan yine dört kapı; şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapılarıdır. Beş (5), genellikle yaşadığımız dünyayı temsil eder ve insanoğlu hayatı 5 duyu ile algılar. El ve ayaklarımızda bulunan parmak sayıları beştir. Ayrıca İslâm dininde Namaz ibadeti beş vakit için emredilmiştir. Yedi (7) sayısının kutsallığı birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. Eskiden dünyanın sabit durduğu ve etrafında da yedi gezegenin döndüğü inancı vardı. Bu gezegenler Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Ay ve Güneş tir. İnsanoğlu her gezegenin bir gök katında olduğu düşündüğü için Göğün yedi katı deyimi belleklere yer etmiştir. Bu nedenle de her gezegenin kutsal bir gün olduğu düşüncesi, bir haftayı yediye bölmüştür. Haftanın günlerinden Pazartesi Ay, Salı Mars, Çarşamba Merkür, Perşembe Jüpiter, Cuma Venüs, Cumartesi Satürn, Pazar ise Güneş ile alakalıdır. Bununla birlikte Tevrat ta Tanrı nın dünyayı altı günde yarattığı, yedinci günde dinlendiğini yazması, yedi rakamını uğurlu bir sayı yapmıştır. İnsanın yüzünde yedi delik (2 göz, 2 kulak, 2 burun, 1 ağız) vardır. Arapçada seba olarak adlandırılan yedi sayısının kutsallığına inanılmıştır. Yedi sayısı Mevlevîlikte de kullanılmıştır. Zikir olarak kabul edilen semâ töreni yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, Na t ile başlar; ikinci bölüm, kudüme vurulan darbedir yani ol emrini temsil eder; üçüncü bölüm, ney taksimidir; dördüncü bölüm, Sultan Veled devridir; beşinci bölüm, semâ törenidir ve dört selamdır: altıncı bölüm, Kur an-ı Kerim in okunmasıdır; Yedinci bölüm ise, bütün insanların ruhu için okunan Fatiha ve ardından yapılan duadır. Sekiz (8), fazilet, ahlak, kararlılık ve aklı simgeler. Sağlamlık, mutluluk, zıtlık ve gizli tarafları bildirir. 7 cehennem, 8 cennet, 8 melek inancı vardır. Bektâşilikte 8 uçmak deyimi mevcuttur ki; uçmak cennet demektir. Dokuz (9), doğruluk, yüceliğin, bağımsızlığın işaretidir. Sayıların özüdür çünkü içinde 3 tane 3 vardır. İslâm anlayışına göre evren 9 felek (göksel küre)den oluşmuştur 89

94 vardır. On (10), tamlık, mükemmelliktir. İslâm'da cennetle müjdelenen 10 sahabe Kırk (40) sayısı da birçok kültürde önemli ve mistik bir sayı olarak karşımıza çıkmıştır. Kırk ayısı ile ilgili halk arasında söylenen birçok deyim vardır. Kırklara karışmak, kırk gün kırk gece, kırk parçaya bölünmek, kırk yiğitler, kırk dereden su getirmek, kırk tarakta bezi bulunmak, kırk akşamın delisi, kırk çarşamba bir arada, kırk evin nankör kedisi, kırk gün düşünsem aklıma gelmez, kılı kırk yarmak, kırk bir kere maşallah, kırklanmak gibi. Hz. Muhammed in isminin (Arap alfabesiyle yazılışında) başında ve ortasında bulunan mim harfinin sayısal değeri 40 tır. İsminden mim harfi çıkarıldığı zaman Ahad kelimesi kalır ki bu da ALLAH ın isimlerinden olup, tek demektir 40 sayısı, hazırlık ve tamlık, olgunluğa erişme, dualitenin bitip ve bütün olan anlayışın başlaması demektir. Peygambere 40 yaşında peygamberliğin verilmesi, 40 kişinin peygambere bağlanması, kadınlarda hamileliğin 40 hafta sürmesi yani bir bebeğin oluşum sürecini 40 haftada tamamlaması, 40 yaşından sonra insanın olgunluk devresinin başladığı inancı vb. şeyler, bu sayının kutsallığını sağlayan nedenlerdir. Zamana işaret eden 4 ün ve bilgi demek olan 10 un çarpımıdır. Kutsal metinlerde 40 gün veya 40 yıl arınma bekleme veya hazırlanma süresidir. İslâm Mistisizmine göre Sufinin 40 günlük inzivaya katlanması şarttır. Muhammed in Miraç tan dönerken Ali ile karşılaşması, başlarının Ali olduğu bir toplantıda kırk kişinin bulunması.. Biz kırk kişiyiz birbirimizi bilir sözü bu dönemden kalmadır. Anadolu inançlarında yedi sayısı, onun yansıttığı anlayış üçle, kırkla yan yana gider. (Eyüboğlu, 1998:223) Mevlevîlerin 40 gün süreli ve düzenli olarak çektikleri çile kelimesi, Farsçada ve Arapçada da kırk anlamlarına karşılık gelen kelimelerdir. Farsçada çihl, Arapçada da erbain kelimeleri kırk anlamına gelmektedir. Bundan dolayı Mevlevî adâb ve erkânında dervişler, 40 günlük çileye girerek tasavvuf yolunda olgunlaşma eğitimini alırlar. Mevlevîlikte çile çekmek, Tanrı da razı olmak anlamındadır ve bu yol rıza pazarıdır sözü, atasözü olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda rıza kelimesinin ebcet hesabına göre karşılığı 1001 dir (Gölpınarlı 2006: 50). Bütün bu açıklamaların ışığında, inanç ekseninde Türkülerimizde yer alan belli başlı sayılara ait Türkü örnekleri aşağıda belirtilmiştir: 90

95 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN BİR EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No BİR DARACIK PENCERE ŞANLIURFA 1423 BİR EVLER YAPTIRDIM (ALAYBEY) TEKİRDAĞ/Şarköy 2797 BİR GÜL EKTİM DUVARA ERZURUM 2270 BİR TAŞ ATTIM ALICA KONYA/Bozkır 2462 BİR DURNA UÇURDUM HUBLAR GÖLÜNDEN KAHRAMANMARAŞ/Elbistan 2795 BİR OF ÇEKSEM KARŞIKİ DAĞLAR YIKILIR ORTA ANADOLU 208 BİR SANDIĞIM VARDIR SIRMADAN TELDEN ERZURUM - BAYBURT 2079 BİR YİĞİT GURBETE GİTSE KIRIKKALE/Keskin 647 BİR YILDIZ DOĞDU YÜCEDEN NİĞDE 3300 BİR BÖLÜK AĞCA KIZLAR VAN/Erciş 286 BİR GEMİM VAR ADALARA YASLANIR ANKARA 1359 BİR GÖMLEK GİYER KISARAK ÇANKIRI 978 BİR OK ATTIM VIZILADI KIRŞEHİR/Mucur 423 BİR SİGARA VER BANA SİVAS 413 BİR TÜRKÜ DİYECEĞİM RİZE 387 BİR TAŞ ATTIM ÇAYA DÜŞTÜ ELAZIĞ 979 BİR TEL ÇEKTİM MARDİN'DEN (SABİHA) MARDİN 3399 BİR KELME SÖZÜN DEYDİ HATRİME AZERBAYCAN 3897 İKİ EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No İKİ ASLAN BİR KAYADA YASLANIR BURSA/Karacabey 1153 İKİ BACI ÇIKMIŞ TAKKADAN BAKAR ŞANLIURFA 3690 İKİ BÜLBÜL DERELERDE ÜN EDER KÜTAHYA 1303 İKİ BÜLBÜL GELDİ KONDU ÇİMENE ANKARA 1437 İKİ DAĞIN ARASINDA KALMIŞAM ŞANLIURFA 32 İKİ DAĞIN ARASINDA KALMIŞAM ERZURUM 1152 İKİ DE BÜLBÜL BİR DEREDE ÖTÜŞÜR TRABZON 2814 İKİ DE DERVİŞ GELİR POSDU POSDUNDAN AFYON 2815 İKİ DİLBER SÖYLEŞİRLER RUMELİ 1436 İKİ DÖNE BİR KUŞ İDİ KARS/Sarıkamış

96 EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No İKİ DURNAM GELİR AŞEDEN AKLI KARELİ RUMELİ 2946 İKİ DURNAM GELMİŞ AKLI KARELİ KONYA 731 İKİ DURNAM GELMİŞ YOLDA YORULMUŞ ORDU/Mesudiye 1151 İKİ DURNAM VARDIR AKLI KARELİ NİĞDE 1780 İKİ KEKLİK BİR KAYADA ÖTÜYOR BALIKESİR 1171 İKİ BÜLBÜL KONMUŞ DAĞLAR BAŞINA ISPARTA/Senirkent 3561 İKİ DURNAM GELİR DE BAĞDAT ELİNDEN MANİSA/Gördes 3458 İKİ KIZ GİDER DÜĞÜNE ADIYAMAN 2945 ÜÇ EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No ÜÇ ÇINAR ALTINDA LAMBALAR YANAR RUMELİ 4081 ÜÇ DERVİŞ GELİYOR CİVANIM ŞAMDAN O YANI ESKİŞEHİR/Çifteler Han 3577 ÜÇ GUŞUDUK DA UÇARIDIK HAVADA AFYON/Felelli Köyü 3696 ÜÇ GÜN EVVEL GELDİ GELİN ALICI SİNOP 146 ÜÇ GÜZEL OTURMUŞ GERGEFİN İŞLER KOCAELİ/Kandıra 1141 ÜÇ GÜZEL OTURMUŞ İSKAMBİL OYNAR KASTAMONU 1851 ÜÇ GÜZELLER ALLARI GEYMİŞ RUMELİ 2689 ÜÇ KARDEŞTİK GETTİK GEYİK AVINA DİYARBAKIR 2194 ÜÇ KUŞ İDİK UÇAR İDİK HAVADA KASTAMONU 3468 ÜÇ BEŞ AŞIK BİR ARAYA GELMİŞLER SİVAS/Tokuş Köyü 2750 DÖRT EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No DEĞİRMEN DÖRT DOLANIR SİVAS/Bostankaya 2800 DİYARBAKIR DÖRT KÖŞE DİYARBAKIR 2184 KİRAZ DALDA DÖRT OLUR ISPARTA 2167 BİNGÖL DÖRT DAĞ İÇİNDE (DELİLEY) BİNGÖL 3555 DERSİM DÖRT DAĞ İÇİNDE TUNCELİ 1274 EFELER GELİYOR DÖRT ATLI MANİSA/Akhisar 3449 FERACE'M DE DÖRT DUVARDA AFYON

97 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No IĞIKİ'NİN DÖRT ETRAFI BAHÇALAR ELAZIĞ 2247 IĞIKİ'NİN DÖRT ETRAFI BAHÇALAR ELAZIĞ 2247 MENDİLİMİN DÖRT UCU BURSA 3709 SEVDİĞİM ÜSTÜNE DÖRT LİBAS GEYMİŞ KAYSERİ/Bünyan 2634 URFA'NIN DÖRT ETRAFI BAHÇALAR ŞANLIURFA 3962 GEZSEM DE DÜNYANIN DÖRT BUCAĞINI ÇORUM 3225 BEŞ EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No BİTLİS'TE BEŞ MİNARE BİTLİS 2226 BEŞ ATAR DA TABANCAMIN ŞERİDİ BURDUR 3720 BEŞPARMAK DAĞI SIRA KIBRIS 976 BEŞPARMAKTAN İNMEM BEN MUĞLA/Fethiye 985 BİR GİDER DE BEŞ ARDIMA BAKARIM KÜTAHYA 98 BİR GİDERİM BEŞ ARDIMA BAKARIM KARABÜK/Safranbolu 1055 ÜÇ BEŞ AŞIK BİR ARAYA GELMİŞLER SİVAS/Tokuş Köyü 2750 YEDİ EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No AĞLAMA KAZİBEM SIZLAMA KAZİBEM Söz- YEDİ SENEYE VARMADAN KÂZİBE'M BEN YİNE DÖNERİM EDİRNE 1798 ALLI DA YEMENİM Söz-YEDİ MENDİL ÇÜRÜTTÜM GAZİANTEP 94 BAŞIMDA TÜLBENDİM AĞLADIM GÜLMEDİM Söz- YEDİ SENE OKUDUM YOZGAT / Boğazlıyan 49 BİR GARİP BAŞINAN GALDIM ARADA Söz- DERVİŞ OLSAM GEZSEM YEDİ OBAYI BOYAKÇI'NIN GELİNİ Söz- YEDİ GARDAŞA DEĞER BU DAĞIN KARI MENEM Söz- YEDİ YIL YERDE YATSAM MALATYA 2400 VAN/Erciş 712 ŞANLIURFA

98 EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No BÜLBÜLÜMÜN KAFESİ Söz- YEDİ GAT BÜKE BÜKE ERZURUM 1928 CİGARA ATTIM YARA Söz- YEDİ YIL SENİ SEVDİM ÇAYIR DEĞİL ÇİMENLİKTE EVİM VAR Söz- YEDİ SENE OLDU YÂR SEVDANA DÜŞELİ ERZURUM 3498 AFYON/Dinar 1887 ÇAYIRDA BULDUM SENİ Söz- YEDİ GÜVERCİN VURDUM DABANCAM KARADAĞLI Söz-YEDİ YERDE YAREM VAR KASTAMONU/ İnebolu BİLECİK / Bozüyük SEKİZ EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No AKÇEŞMEDEN SULAR İÇTİM KANMADIM Söz- SEKİZ DOKUZ YERİMDEN KURŞUN YEDİM ÖLMEDİM AK GÜVERCİN OLAYDIM Söz- KETEN GÖMLEK SEKİZ KAT ANTALYA / Elmalı 925 RUMELİ / Deliorman 2787 GÖLE GİDELİM GÖLE (CİMDALLI) Söz- ELMAYI SEKİZ DİLDİM ANKARA 2890 HAMAM YAPTIM TAŞINA Söz- TEREKTE SEKİZ ELMA TOKAT / Reşadiye/Bereketli 2941 KIRCAALİ'YLE ARDA ARASI (DERYALAR) Söz- SAAT SEKİZ SIRASI RUMELİ 2221 DOKUZ EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No AÇIL EY ÖMRÜMÜN VARI BAD-I SABAH OLMADAN Söz- DOKUZ TELLİ SAZINAN ORTA ANADOLU 3375 AKÇEŞMEDEN SULAR İÇTİM KANMADIM Söz- SEKİZ DOKUZ YERİMDEN KURŞUN YEDİM ÖLMEDİM AYŞE DEDİM ADINA Söz- İSTANBUL UN GIZLARI DOKUZ KÖŞELİ ANTALYA/Elmalı 925 UŞAK/Bağbaşı Köyü

99 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No AYVA DİBİ SERİN OLUR Söz- DOKUZ YERİMDEN KURŞUN YEDİM ÖLMEDİM BURDUR/Kozağacı 3463 EKİNLER EKİLİRKEN Söz- DOKUZ DESTE GÜL ALDIM EVİMİZİN ÖNÜ ÇAYDIR Söz- ÜÇ GÜNÜM DOKUZ AYDIR YOZGAT IN MAHLESİNDE GÖREMEDİM Söz- BUGÜN TAM DOKUZ GÜNDÜR YÖRÜ GÜZEL YÖRÜ YOLUNDAN KALMA Söz- YÂRIN GERDANINDA DOKUZ KAT DÜĞME UŞAK 688 BURSA/Orhaneli 3357 YOZGAT 747 TOKAT/Artova/Tozanlı 3446 ON EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No ARG ALTINDA BENDİM VAR Söz- ON GOÇTAN GURBANIM VAR ÇANKIRI 1867 AŞAĞIDAN GELİYOR FADİMEM Söz- AŞAĞIDAN GELİYOR ON KADAR AŞKINLA PERİŞAN YARİ GÖRÜNCE Söz- ELİNE ALINCA ON TELLİ SAZI BAĞLAMAM ALTIN TELDEN Söz- ÇALARIM ON ZİLDEN BAHÇALARDA KUM DARI Söz- ON PARMAĞI KINALI BEN YARE YOLLADIM BİR ELMAS KUTU Söz- KUTUNUN İÇİNDE ON TÜRLÜ KOKU ÇIKSAM A URUMELİN DÜZÜNE Söz- ON PARMAĞI ELİNE ÇİFTE KONAĞIN GELİNİ Söz- İSTER OLSUN ON GARDAŞIN DAM ÜSTÜNDE ÇUL SERER Söz- GÜNDE ON ÇEŞİT GİYER DUR YERİNDE HANIM DUR YERİNDE Söz- ON YIL BEKLEDİM YOLLARINDA UŞAK 553 ÇANKIRI 935 GİRESUN 3387 MUĞLA/Fethiye 72 BİLECİK/Kendirli Köyü 1340 RUMELİ/Deliorman 4071 ERZİNCAN 3413 SİVAS/Divriği 646 BAYBURT

100 EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No EVLERİNİN ÖNÜ YALDIZ PİYADE Söz- ON YÜK ŞEFTALİYE KIZLAR ÇANKIRI/Çerkeş 1574 HEKİMOĞLU DERLER BENİM ASLIMA Söz- BİR OMUZDAN BİR OMUZA ON ARMA FİŞEK MENDİLİ OYALADIM Söz- ON ADIMDIR ARASI OY KEMENÇE KEMENÇE Söz- ON PARMAKTAN OLAMAM SARI GIZIN AYAĞINDA YEMENİ Söz- ON LİRALIK KEMER BELİNE AZDIR SARILI YAZMAMI YIRTAR EKLERİM Söz- ON YIL OLSA YÂR YOLLARIN BEKLERİM ORDU/Fatsa 110 BALIKESİR/Türkali Köyü 144 ORDU 2044 GİRESUN/Görele/Çavuşlu Köyü 1834 KÜTAHYA/Tavşanlı/Yörgüç Köyü 884 KIRK EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No ADIM ADIM HAK YOLUNA VARAYIM Söz- KIRK KAPININ KİLİDİYİM ASMALI MENCERE Söz- MERDİVANIM KIRK AYAK BADE İÇERLER NAZINAN Söz- KIRK İNCE BELLİ KIZININ BEN BİR YAKUP İDİM KENDİ HALIMDA Söz- YUSUF'U ÇIKARDI KIRK ARŞIN KUYUDAN DAM BAŞINDA DURAN KIZ Söz- KIRK AYAK MERDİVENDEN DARBUKA ÇALA ÇALA Söz- KIRK TEPENİN TEPESİ ELA GÖZLÜ PİRİM GELDİ Söz- DÖRT KAPIYI KIRK MAKAMI HANGİ BAĞIN BAĞBANISAN GÜLÜSEN Söz- KIRK YIL KALSA YİNE KENDİ MALIMSAN İZMİR/Karaburun 490 ERZURUM 1495 ŞANLIURFA 2466 ELAZIĞ 4036 KOCAELİ/Kandıra 2488 ERZİNCAN/Tercan 3404 DİYARBAKIR 2846 HOZURDAYOR AŞAĞI İMARET ARISI Söz- KIRK ÇEŞMEDEN SULAR İÇTİM KANMADIM KASTAMONU

101 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN EZGİ ADI YÖRESİ Rep.No KIRKLAR BİATINA VARDIM Söz- KIRK YIL KAZANDA DUR KAYNA MANİSA/Kula 2952 KURBANLAR TIĞLANIP GÜLBENK ÇEKİLDİ Söz- ERENLER YOLUNDA KIRK SAVAŞIMI MERDİVANIM KIRK AYAK Söz- KIRKINA VURDUM DAYAK ÖTME BÜLBÜL ÖTME ŞEN DEĞİL BAĞIM Söz- KIRK YIL DAĞDA GEZDİM GEYİKLERİNEN GEYİKLERİNEN SARI GIZI ALDIM ÇIKTIM YAYLAYA Söz- KIRK PARÇADAN SARİ DA GIZIN BOHÇASI SİVAS/Divriği 3052 KIRŞEHİR/Çiçekdağı 1116 SİVAS/Divriği/Mursal Köyü 203 ERZURUM 1402 SONUÇLAR Anadolu İnançları, Anadolu insanının günlük yaşamına yön veren ve sorgulamasız olarak birbirine aktardığı kabullenmelerdir. İnançların somut varlıklarla ile ilgili olanları doğa olaylarını, soyut varlıklar ile ilgili olanları ise insanlarımızın kendi belleğinde oluşturduklarını içerir. Anadolu inançlarında renklerin ifadeleri şunlardır: Ak saflığı, temizliği, arılığı ve duruluğu temsil eder ve güneyin simgesidir. Kara, genellikle kötülüğü ve uğursuzluğu ifade eder. Ancak kara yağız ve gözü kara deyimleri yiğitliği ve gücü, yârin kara kaşı, kara gözü, siyah saçı ise bir beğeniyi ifade eder. Asya Türkçesinde yön olarak kuzeyi gösterir. Yeşil, bolluk, verimlilik, gençlik, dirilik, süreklilik, güçlülük ve benzeri değişik anlamları içerir. Anadolu inançlarında ifadesini bulan ak, kara ve yeşil renklerinin Türkü isimlerinde sıklıkla kullanıldığı tespit edilmiştir. Anadolu inançlarında sayıların ifadeleri şunlardır: Bir, bütün dinler için kutsaldır; çünkü yaratanı ve tekliği simgelemektedir. İki, ayrılma (mutlak İlahi birlikten ayrı düşme) anlamına gelir. 2 tüm yaratılanları temsil eder. 97

102 Üç, İslâmi gizemcilere göre, insanların yolu 3 türdür; şeriat, tarikat, hakikat. Nefis de 3 derecelidir (kötülüğü emreden, kendini suçlayan, huzur içinde olan) Dört, dünya düzeninin simgesidir, adaleti simgeler. Beş, genellikle yaşadığımız dünyayı temsil eder ve insanoğlu hayatı 5 duyu ile algılar. El ve ayaklarımızda bulunan parmak sayıları beştir. Ayrıca İslâm dininde Namaz ibadeti beş vakit için emredilmiştir. Yedi sayısının kutsallığı birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. Eskiden dünyanın sabit durduğu ve etrafında da yedi gezegenin döndüğü inancı vardı. Bu gezegenler Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Ay ve Güneş tir. İnsanoğlu her gezegenin bir gök katında olduğu düşündüğü için Göğün yedi katı deyimi belleklere yer etmiştir. Tevrat ta Tanrı nın dünyayı altı günde yarattığı, yedinci günde dinlendiğini yazması, yedi rakamını uğurlu bir sayı yapmıştır. Arapçada seba olarak adlandırılan yedi sayısının kutsallığına inanılmıştır. Yedi sayısı Mevlevîlikte de kullanılmıştır. Zikir olarak kabul edilen semâ töreni yedi bölümden oluşmaktadır. Sekiz, fazilet, ahlak, kararlılık ve aklı simgeler. Dokuz, doğruluk, yüceliğin, bağımsızlığın işaretidir. Sayıların özüdür çünkü içinde 3 tane 3 vardır. İslâm anlayışına göre evren 9 felek (göksel küre)den oluşmuştur. On, tamlık, mükemmelliktir. İslâm'da cennetle müjdelenen 10 sahabe vardır. Kırk sayısı, hazırlık ve tamlık, olgunluğa erişme, dualitenin bitip ve bütün olan anlayışın başlaması demektir. Anadolu inançlarında ifadesini bulan bir, iki, üç,dört, beş, yedi, sekiz, dokuz, on ve kırk sayılarının Türkü sözlerinde sıklıkla kullanıldığı tespit edilmiştir. Yukarıda yer alan Türkülere ilişkin tespitlere, TRT'nin 2006 yılında yayımladığı 4200 Türküden oluşan Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisi 1-2 adlı eserin incelenmesi sonucunda ulaşılmıştır. Bu araştırma, Anadolu halkının yaşamına yön veren inançların renkler ve sayılar örneklerinde Türkülere yansımasının ortaya konulduğu bir durum tespitini içermektedir. Elde edilen verilerin sosyolojik açıdan irdelenmesinin, çalışmanın daha işlevsel hale gelmesini sağlayacağı, bu yolla halk kültürüne ve dolayısıyla halk bilimine önemli bir katkı sağlayacağı öngörülmektedir. 98

103 Anadolu İnançları Ekseninde Türkülerimizde Renklerin ve Sayıların Gizemi / M. Ö. UZUN KAYNAKÇA BAŞGÖZ, İlhan. (2008). Türkü. İstanbul: Pan Yayıncılık ERHAT, Azra.(2010). Mitoloji Sözlüğü. İstanbul:Remzi Kitabevi A.Ş. EYUBOĞLU, İsmet Zeki.(1998 ). Anadolu İnançları,Anadolu Üçlemesi 1-2. İstanbul:Gökkuşağı Matbaacılık. GÖLPINARLI, Abdülbaki. (2006). Mevlevî Adâb ve Erkânı. İstanbul: İnkılâp Yayınevi, İkinci Basım, HANÇERLİOĞLU, Orhan. (2000). Dünya İnançları Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi KARASAR, Niyazi. (1999). Bilimsel Araştırma Yöntemi.İstanbul: Nobel Yayınları. ÖGEL, Bahaeddin. (1993). Türk Mitolojisi.Ankara:Türk Tarih Kurumu Basımevi. TÜRKÇE SÖZLÜK. (2009). Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. TÜRK HALK MÜZİĞİ SÖZLÜ ESERLER ANTOLOJİSİ 1-2 (2006). Ankara: TRT Müzik Dairesi Yayınları. TÜRKİYE'DE HALK AĞZINDAN DERLEME SÖZLÜĞÜ IV. (2009). Ankara:Türk Dil Kurumu Yayınları. 99

104 100

105 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY AYAKKABI MODASI PERSPEKTİFİNDE KAHRAMANMARAŞ ÇARIK VE YEMENİLERİNİN YAŞAM SEYRİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Review of Kahramanmaraş Sandal s and Flat-Heeled Shoes s Progress Through the Perspective of Shoe Fashion Songül KURU *, A. Candan PAKSOY ** Özet: Kültürler arası etkileşimlerden birisi de ülkelerin geleneksel el sanatları kültürleridir. Anadolu da çok zengin bir el sanatı kültürüne sahiptir. Anadolu kültüründe yer alan Osmanlı çarıkları ve yemenileri 1800 lü yıllarda başlayan Köşkerlik mesleğinin ürünleri olup 670 Yıllık geleneğe dayanır. Osmanlı çarığının sürdürülebilirliği, Avrupa Birliğinin desteklediği çok kültürlülüğün korunmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde gerek kamu gerekse sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen çeşitli projeler ile moda, ev tekstili ve ayakkabı tasarımı ve benzeri alanlarda aranmaktadır. Bu bildirinin amacı; Osmanlı çarıkları ve yemenilerini form ve diğer detay özellikleri açısından geçmişten günümüze yaşam seyrindeki değişimi incelemektir. Geleneksel Türk el sanatlarından birisi olan çarıklar ve yemenilerin; korunması, yaşatılması ve kültürel devamlılığının sürdürülmesine, bölgesellikten evrenselliğe taşınmasına, ayakkabı endüstrisindeki kullanımının yaygınlaştırılmasına, çarık ve yemeni yapımı ile geçimini sağlayan zanaatkârların yaşatılmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Çalışmanın temel dayanağı basılı ve online literatür kaynaklar ile Kahramanmaraş ilinde çarık ve yemeni yapan ustalarla görüşmelerden elde edilen verilerdir ve veriler yalnız Kahramanmaraş ili ile sınırlıdır. Bildiride sırasıyla, Türklerde ayakkabı kültürü ve Kahramanmaraş ta köşkerlik ürünleri hakkında bilgi verilerek geçmişten günümüze kullanım amaçlarından bahsedilmiştir. Devamında ayakkabı modası perspektifinde çarığın yaşatılması ve gelecekteki yaşam seyrinin devamlılığı için uygun görülen öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Ayakkabı modası, Kahramanmaraş, Çarık, Yemeni, Osmanlı Abstract: One of the significant intercultural interactions is the traditional handcraft cultures of countries. Anatolian is a very rich land in terms of handcraft culture. Ottoman sandals that constitute a significant place in Anatolian culture are the products of a profession called * Yrd. Doç. Atılım Üniversitesi, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü, Ankara, ** Öğretmen, Altındağ Atatürk Kız Teknik ve Meslek Lisesi Ayakkabı Saraciye Teknolojisi Alanı, Ankara, 101

106 köşgerlik and goes back to a 670 years old tradition. Maintainability of Ottoman sandal and flat-heeled shoe depends on various projects such as fashion, home textile, shoe design that are carried out by public and non-governmental organizations as part of the European Union s studies aimed at protecting multiculturalism. The aim of this paper is to analyze the change of Ottoman sandal and flat-heeled shoe from past to present in terms of form and other details. In this way, the aim is to help the protection of sandals, which is one of the Turkish handicrafts, and ensuring their cultural continuity besides carrying them from a regional level to a global one, to disseminate the use of them in shoe industry and to support craftsman who continue their living through making sandals. The basic foundation of this study is the data that are gathered through online literature resources and meetings with Sandal and flat-heeled shoe craftsman in Kahramanmaraş and the data is only limited with Kahramanmaraş. In the paper, the short history of sandal and flat-heeled shoe are presented and the intended purpose of their use from past to present in Kahramanmaraş are mentioned. Afterwards, in order to ensure the continuity of sandals are presented in the details and proper advices are given for ensuring the future of sandals. Key words: Shoe fashion, Kahramanmaraş, Sandal, Flat-Heeled Shoe, Ottoman. 1. GİRİŞ Ayakkabı; eski çağlardan bu yana, insanların doğa koşullarından korunma ihtiyacından ortaya çıkmış bir ayak giysisidir. Öncelikle ayağı dış etkilerden korumak amacıyla yapılmış, tarihin farklı dönemlerinde kullanım amaçlarına uygun, teknolojiyle birlikte değişen malzeme çeşitliliği ve farklı tasarımlarda ayakkabı kendi modasını yaratmıştır. Günümüz modasında ayakkabı; aksesuar olma niteliği de taşıyarak hızlı tüketim anlayışını destekleyen, dış giyimle bütünlük sağlayan bir giysi olmuştur. İnsanların kültürel ve sosyal durumlarını da belirleyen ayakkabı, bot, çizme, mest, sandalet, nalın, takunya, terlik, çedik, potin, iskarpin ve benzeri isimler alarak, Türk kültürünün bir parçası olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Başlangıçta doğal deri kullanılarak yapım aşamaları gerçekleştirilen ayakkabının günümüz modasındaki şeklini ve değişen yerini alıncaya kadar birçok aşamadan geçtiği görülmektedir. Ayakkabı, tüketime dayalı ekonomik gelişmeler ve şehir yaşamının gereklilikleri, insanların kendilerini ifade etmede sosyal ve statü göstergesi saydıkları çok önemli bir araç olmuştur. Ayakkabı modasının kendini yenilemekten doğan ihtiyacı geçmiş yılların ihtiyacı ile bugünün beğenilerini birleştirmiştir. Türk kültüründe yer alan kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarından köşkerlik ürünlerinin günümüze uyarlanarak kullanılması yeni bir moda yaratmıştır. 102

107 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY 2. TÜRKLERDE AYAKKABI KÜLTÜRÜ VE MARAŞ TA KÖŞKERLİK ÜRÜNLERİ Orta Asya dan Anadolu ya göç eden Türkler, kültürlerini de beraberlerinde taşıyarak her türlü alışkanlık ve geleneklerini sürdürmüşlerdir. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesim, Anadolu nun hemen her yerinde hayvan yetiştiriciliğine bağlı olarak dericilik ve ayakkabıcıkla uğraşmışlardır. Orta Asya da yapılan kazılarda bulunan çizme ve çarıklar eski Türklerde deri işleme ve ayakkabı yapımının gelişmiş olduğunun göstermektedir (Kuru, Paksoy, 2008: 2). Türklerdeki tarım ile hayvancılığın birlikte yürütülmesini kolaylaştırmak amacıyla dağlık ve ovalık arazilerde kurulan Osmanlı şehirleri, çevre ile olduğu kadar kendi köyleri ve kasabaları arasında canlı bir ticarete sahip, kültürel ve idarî merkezlerdi. Maraş şehri de bu özellikleri ile her zaman önemli bir dinî, idarî ve ticari bir merkez olmuştur. Aksu, Erkenez, Ceyhan ırmaklarının suladığı bir ovaya sahip olan Kahramanmaraş, yazları rüzgârlı ve serin, baharda yağışlı, kışları ise soğuk iklime sahiptir. Tarım, bahçe ve bağcılık merkezinde kurulmuş olan Kahramanmaraş zengin dağları ve yaylaları ile de hayvancılığa elverişli bir yerdir. Maraş konar-göçerlerin, çiftçilerin, dağ köylülerinin ve tüccarların buluşma yeri haline gelmiştir. Osmanlının son döneminde bir yandan azınlıkların önemli varlığı nedeniyle azınlık ayaklanmalarına maruz kalırken, diğer yandan hem Kafkasya göçmenlerinin ve hem de yerli konargöçerlerin yerleştirildiği bir bölge olmuştur (Yetişkin 2007: 3). Osmanlının son döneminde Halep eyaletine bağlı Maraş sancağı, Ermeniler için her zaman önemli bir yerleşim yeri olmuş ve Ermeniler orada oldukça iyi ekonomik koşullara sahip bir azınlık olarak yaşamışlardır. Şehirdeki ticaret, esnaflık, tıp, kuyumculuk ve diğer birçok zanaat kolları ve para getiren işler ve uğraşlar büyük ölçüde Ermenilerin kontrolü altında kalmıştır (Yetişkin 2005: 2). Maraş ta özellikle Ermeniler, XVI. Yüzyılda Anadolu, Akdeniz, Hindistan ve İran ın ticari faaliyetlerinde önemli rol oynamışlardır. Maraş ta Ermeniler, ticari şirketler kurarak halkın yaptığı ürünleri başta İngiltere, Fransa ve Almanya, İtalya olmak üzere birçok ülkeye pazarlayarak ticaretten büyük bir zenginlik elde etmişlerdir. Aynı zamanda el sanatlarının her bir alanında zanaatkâr olarak da yer almışlardır. Maraş tarihinde Mezopotamya ve Kuzey Suriye ye giden kervanların güzergâhında olmasından dolayı, her zaman önemli bir merkez olmuştur. Kentin bu konumu, ekonomik faaliyetlerini yönlendiren faktörlerden birisidir (Günay 2010: ). Maraş Osmanlı ordularının Suriye, Mısır, Arabistan, Irak ve İran a yaptığı seferlerde büyük bir üs ve ulaştırma merkezi olarak görev yapmış ve ordunun 103

108 ihtiyaçları ise şehrin çarşılarından karşılanmıştır. Osmanlı ordusu saraçlık ve köşkerlik gibi deri ürünleri ihtiyacının tamamına yakınını Maraş tan karşılamaktaydı. Maraş ı çeşitli zamanlarda ziyaret eden Evliya Çelebi (1648), Ch. Texier (1832) ve V. Cuinet (1892) gibi seyyahlar şehrin ticari potansiyelinden övgüyle bahsederek, el sanatlarının çok gelişmiş olduğunu belirtmişlerdir (Özkarcı 2012: 1-2). Maraş dokuma, ayakkabıcılık, bakırcılık, dericilik ve oymacılık gibi küçük çaplı sanayi kollarında önemli gelişmeler göstermiştir. Burada üretilen mobilyalar, ayakkabılar ve diğer mallar tüm ülke içerisine satıldığı gibi, yurt dışına da ihraç edilmekteydi (Özkarcı 2012: 17). Besim Atalay a göre, Maraş ta en gelişmiş sanat kolu dericiliktir. Şehirde 350 debbağhane ve 170 usta, papuccu (ayakkabıcı) vardır (Yetişkin 2007: 10). Kahramanmaraş ta geleneksel yöntemle elde tabaklanan sığır derilerine gön, modern deri fabrikalarında kimyasal maddelerle işlenen sığır derilerine de kösele denilmektedir. Kahramanmaraş taki köşker ve saraçlar gönlerin, köseleye göre hem daha sağlam, hem de daha sağlıklı olduğunu belirterek ürünlerinin tamamında gön kullanmaktadırlar (Özkarcı 2012: 6). Kahramanmaraş ın Türk El sanatları tarihinde müstesna bir yeri vardır. El sanatları geniş ve derin tarihi sebebiyle zengin bir muhtevaya sahiptir. Bu zenginlik Orta Asya Türk kültür ve sanat kaynağına varan bir bağlantıyı gösterir. Kahramanmaraşlı ustaların büyük emek ve sabırla sürdürdükleri el sanatları, Türk el sanatlarının binlerce yıllık sürekliliğini de ortaya koymaktadır (Özkarcı 2012: 1-2). Maraş ta üretilen ürünlerin kaliteli ve düzgün üretimi için 1800 lü yıllarda Maraş ta köşker esnafının bir teşkilatı ve bu teşkilatın yasalarının olduğu da bilinmektedir. Ahi Evran toplantısı da dedikleri toplantılarında ayakkabıcı esnafları hakkında çeşitli kararlar aldıkları açıklanmaktadır. Kahramanmaraş ta yapılan ayakkabıların kökeni Orta Asya da Hun sanatına kadar dayanmaktadır. Köşkerlerin yaptığı bu ürünler çok çeşitli olup edik, başmak, yemeni, çarık, çedik, sokman, oguk (çizme), isimleri ile günümüze kadar ulaşmıştır. Ayakkabılara renklerine göre farklı farklı anlamlarda yüklenmiştir. Orta Asya Türk tarihinde kırmızı çizme ile kırmızı kemer hükümdarlık sembolü sayılmıştır. Avrupalı seyyahlara göre, Anadolu daki Türklerin sarı çizme giydiği kayıtlarda geçmektedir. Batılı kaynaklarda sarı çizme giymek deyişinin Türkçede, dünyada en üst mertebeye erişmek manasına geldiği ifade edilmiştir. (Özkarcı 2012: 5). Evliya Çelebi 17. Yüzyılın Maraş ını anlatırken kadınların ayaklarına Sarı çizme giydiklerinden bahseder (Karlıklı 2001: 53). Kahramanmaraş ta bu zanaatla uğraşan ustalardan Alaaddin Kopar; Maraş ta üretilen pabuçlarda beş renk kullanılırdı. Bu renkler tesadüfen değil kullanım alanlarına göre seçilirdi. Yeni yetişen gençler (kız-erkek) 104

109 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY portakal ya da narçiçeği kırmızısı, daha olgun gençlere kırmızı pabuçlar yapılırdı. Evli olanlar; sarı, hardal rengi pabuç giyerlerdi. Hatta annemin anlattığına göre; yeni evlenen genç kızlar, hardal rengi edik gelmezse baba evinden çıkmak istemezmiş. Çünkü hediye gelen dörtlük ya da sekizlik mecidiyeler ağzı geniş bir pabuç olan edikten sığarmış. Gelin çocuk sahibi olduktan sonra artık siyah pabuç giymeye başlardı. Dul kadınlar ise yeşil pabuç giyerlerdi. Hatta anlatılana göre dul kadınların talipleri onları ayaklarındaki yeşil pabuçtan anlar, evlerini öğrenmek için takip ederlerdi. diye anlatmaktadır (Günay 2010: 169). Naksali ye göre; basit bir ayakkabı çeşidi hatta önemsiz bir ayrıntı olarak düşündüğümüz çarık günlük hayatımızda, adetlerimizde, gelenek, göreneklerimizde ve dilimizde küçümsenemeyecek bir yer tutmakta ve kültür zenginliğimize zenginlik katmaktadır Kahramanmaraş ta Yapılan Köşkerlik Ürünleri Hakkında Genel Bilgi Kahramanmaraş ta dericiliğin önemli bir kolu olarak yer alan köşkerlik, Türklerin 1085 yılında bu bölgeye yerleşimleri ile başlayan bir sürece dayanır. Orta Asya'da doğmuş, Anadolu Selçukluları Döneminde örgütlenerek gelişmiş, Dulkadiroğluları ve Osmanlı imparatorluğu Döneminde işlenmiş deri ve deri ürünlerinin kalitesiyle zirveye ulaşmış olduğu kaynaklarda geçmektedir. Kahramanmaraş ta köşkerlik sanatı 1940 lı yıllara kadar en parlak dönemini yaşamış ve imal edilen ürünlerin geneli ihraç edilmiştir (Özkarcı 2012: 5). Fotoğraf 1-2: Karadağ çarığı (Kuru ve Paksoy, 2013) 105

110 Fotoğraf 3: Yemeni (Kuru ve Paksoy, 2013) Günümüzde imalatı tek olan Kahramanmaraş çarıkları 1800'lü yıllarda köşker diye adlandırdığımız ayakkabı yapım ustalarından Salman Kopar, ondan sonrada oğlu Mehmet Kopar, 1944 yılında Mehmet oğlu Allaatin Kopar, 1975 yılında Allaatin oğlu Hüseyin Kopar, 1998 yılında Allaatin oğlu Mehmet Kopar ve 2000 yılında Hüseyin oğlu Fatih Kopar dedelerinden bu yana gelen sanatı yaşatmaya çalışmaktadırlar (Özdemir, Kayabaşı 2005: 76). İnsan ihtiyaçlarının farklılaşması ile birlikte ayakkabının fabrikasyon üretimi köşkerliğin kaybolmaya aday meslekler arasında yer almasına sebep olmuştur. Kahramanmaraş ta Kopar ailesi bu sanatı dedelerinden bu yana sürdürerek bugüne taşımışlardır. Günümüze uyarlayarak modernize ettikleri ürün modelleri dikkat çekici özellikte olup, turizme ve Maraş ekonomisine de katkı sağlamaktadır. Çarık: Uygurlardan beri bilinmekte olan çarık kelimesi; eski Türkçe, orta Türkçe ve eski Anadolu Türkçesinde çaruk şeklinde idi. Osmanlı Türkçesinde hem çaruk hem de çarık şekli kullanılmıştır (Naskali 2003: 39). Sağol, Ayakkabı Kelimelerinde Anlam Değişmeleri adlı makalesinde çarık kelimesinin Arapça ve Farsça karşılıklarına ve lehçelerdeki durumuna göre çarığın karşılıklarını maddeleyerek izah etmiştir. 1. Çarık (kelimeye bir yerde keçe çorabın üzerine giyilen karda kullanılan deriden yapılma olarak, diğer bir yerde ise deri tabanlı ve üst kısmı sicimli olarak açıklama getirilmiştir. 2. Çizme 3. Kundura 4. Postal 5. Terlik (Sağol 2003: 24). 106

111 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Koçu (1996: 64), çarığı, Türk Giyim Kuşam Süslenme Sözlüğünde (H. Kazım, Büyük Türk Lugatı) köylümüzün en yaygın ve en makbul ayakkabısı; aslı Farsça çaruğ ismidir şeklinde tanımlamıştır Çarık, Osmanlıdan cumhuriyetin ilk yıllarına kadar köylünün giydiği kullanımı en yaygın ayakkabıdır. Çarık, ayağın tabanının dan parmak üstlerine kadar, ayağın etrafı ile topuğu kapatacak şekilde tek parça gönden, sırımla bağlanarak ayağa giyilecek şekilde yapılır. Çarığın en makbulü, tuzla terbiye edilerek gölgede kurutulmuş deriden (gönden) tek parça olarak yapılanıdır. Başmak ve Yemeni: Kısa kenarlı, kırmızı ve sair renkte (sarı yahut siyah) sahtiyandan yapılır. Kaba pabuç ki avam giyer (Şemseddin Sami, Kaamusu Türki). Bir erkek ayakkabısıdır (Koçu 1996: 246). Şen (2003: 5), Ayakkabı ile ilgili kelimeler üzerine adlı makalesinde Osmanlı Türkçesinde başmak genel olarak ayakkabı anlamına gelen bir kelime olduğundan bahsederek Yemeniyi; sahtiyandan yapılan, avam tabakasına mensup erkeklerin giydiği, üstü ayak parmakları ve incik kemiği görünecek kadar açık, ökçeli ve kaba bir ayakkabı olarak tanımlar. Başmak ise üstü yemeniye göre daha kapalı, burnu küt ve yuvarlak, arka kısmı sert bir ayakkabıydı. Yine Osmanlılarda ayakkabı imal edip satan ve tamir eden kimselere de başmakçı denmekteydi. Göçebe Türklerde ayakkabı kültürü makalesinde Yüce (2003: ), Yemeninin en çok kadınların giydiği bir ayakkabı türü olduğundan bahsetmektedir. Bunun düz yemeni, tokalı yemeni veya güllü yemeni denen türleri olduğundan da bahsetmektedir. Aynı zamanda yemeninin ökçeli olması, yürürken ayağın kaymamasına yardımcı olacağı için pek çok kimse tarafından tercih edildiğini de anlatır. Yemenilerde renkli iplerden oluşan toka veya gül süs unsuru olup, tamamen isteğe göre sadece kadınların giydikleri yemenilerde olduğunu da söylemektedir Fotoğraf 4-5-6: Süsleme teknikleri kullanilarak yapilan yemeniler (Hüseyin-Mehmet Kopar) (Kuru ve Paksoy, 2013) 107

112 Kahramanmaraş kervan yollarının geçiş güzergâhı, konar göçerlerin yaşadığı ve Osmanlının son döneminde Kafkasya göçmenlerinin yerleştirildiği bir bölge olmuştur. Bu nedenle farklı toplulukların yaşam biçimleri, kültürleri ve benzeri özellikleri Kahramanmaraş ta yapılan yemenilerin ürün çeşitliliğinin çok olmasında önemli bir etken olmuştur Yemeninin Yapım Aşamaları Tabaklanarak ve kök boya ile istenilen renkte boyanan derilerden yapılan yemeninin tabanında camız ve manda köselesi kullanılarak astarda koyun derisi kullanılmaktadır. Taban kalıba uygun şablon (ıstampa) ile kesilir. Sayanın dikiminde kenar kıyı ve biyeleri keçi derisi kıyılık dönme dikişi yapılır. Yemeninin, taban ile yüzün birleştirilmesi bizle açılan deliklerden ters dikiş ile yapılır. Bu işlemler sırasında kesinlikle yapıştırıcı kullanılmadığı gibi dikimde kullanılan pamuklu ipliğin sağlamlaştırılması balmumu ile yapılmaktadır. Fotoğraf 7-8: Saya ile taban birleştirme (Kuru ve Paksoy, 2013) Taban ile yüzün tersten birleştirilmesinden sonra, yemeninin ıslatma işlemi ile derinin yumuşatılması sağlanır. 108

113 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Fotoğraf : Ters dikiş ile birleştirilmiş yemeni ve ıslatma işlemi (Kuru ve Paksoy, 2013) Elde dikilerek çevrilen yemeni, su içerisinde bekletilerek yumuşatıldıktan sonra, ayağın şeklini alabilmesi için kalıba giydirilerek kurumaya bırakılır. 109

114 Fotoğraf : Kalıba giydirme ve boyanmış yemeni (Kuru ve Paksoy, 2013) Kalıpta son şeklini alan yemeni, derinin doğal rengi ya da toprak ve ağaç köklerinden elde edilen boyalarla boyanır. En çok kullanılan renkler siyah, kırmızı, yeşil, portakal ve sarıdır. İsteğe göre mor, pembe, mavi ve benzeri renklerde kullanılmaktadır. Saya da yapılan model değişiklikleri yemeninin farklı isimler almasına sağlamaktadır. Tokalı Osmanlı yemenisi: Yemeninin yapım aşamaları ile aynı malzemelerin kullanıldığı tokalı Osmanlı yemenisinin farkı bağlamak için kullanılan tokasıdır. Modaya uygun farklı renklerde yapılan Tokalı Osmanlı yemenisi geçmişten bugüne yapım tekniği değişmeden günümüze kadar gelmiştir. 110

115 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Fotoğraf : Tokalı Osmanlı yemenileri (Kuru ve Paksoy, 2013) Saray Yemenisi: Yemeninin sayasının iki parça halinde farklı dikiş teknikleri kullanılarak birleştirildiği ayakkabı modelidir. Özkarcı, saray yemenisinin Osmanlı döneminde devlet adamlarının sarayda terlik olarak kullandıklarını söylemektedir. Yemeninin yapılış esasına dayalı olarak yapılan bu model, iki parça halinde yapılan sayanın farklı malzemeler, saraç dikişi süsleme teknikleri ile model değişimleri yapılmaktadır (Özkarcı 2012: 10). Fotoğraf 19: Saray Yemenileri (Hüseyin Kopar) 111

116 Fotoğraf : Saray Yemenileri (Mehmet Kambur) (Kuru ve Paksoy, 2013) Kelik: Koncu incik kemikleri üzerine çıkan, önden deri bağcıkla kapanan, postalın kısa olanı da diyebileceğimiz ayakkabı türüdür. Tabanda manda derisi, saya kısmında dana derisi kullanılır. Ağız kenarında ve bağcık altında kalan (kepez) kısmın kenarlarında yüz ile farklı renk de koyun derisi ile kıyılık ile temizleme yapılır. Kahramanmaraş halk ağzında kullanılan Kelik Hayati Vasfi Taşyürek in Lügatçemiz şiirinde yer almaktadır. Yemeniye kelik, yoğurda katık, Bulgur pilavına aş derler bizde. Genç horoza celfin, pilice ferik, Kümese yollarken kış derler bizde. Kelik, Osmanlı döneminde çok giyilen postala göre daha sade ve yazlık olarak yapılmış bir ayakkabı türü olarak da kaynaklarda geçmektedir. Kelik, günümüz ayakkabı modasında en çok kullanılan kısa bot modellerinden olup, modernize edilerek farklı malzemeler de kullanılarak üretilmektedir. 112

117 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Fotoğraf 23-24: Kelik (Hüseyin Kopar) Fotoğraf 25-26: Kelik (Mehmet Kambur Koleksiyonu) (Kuru ve Paksoy, 2013) Postal: Yüce, Göçebe Türklerde Ayakkabı Kültürü makalesinde Postal (Farsça>Postgal) tanımlar; konç denen üst kısmı keçi derisinden, topukları örtecek uzunlukta tabanı sığır dersi köseleden ökçesiz ve tabanın uç kısmı sivri, kayık burnu gibi yukarı kıvrık, çok kayan ve bu yüzden giyeni sık sık düşüren bir ayakkabı türüdür (Bu postal denen ayakkabı türünün, bugün askerlerin giydiği potin veya bot cinsinden olan ayakkabı türüyle karıştırmamak gerekir. Bunlar birbirinden farklı ayakkabıdır). Postalın koncunun ön kısmı açık olur, bu açıklığın arasında kulak veya dil denen bir meşin parça bulunurdu. Postal da tıpkı yemeni gibi elde dikilen, fakat sadece erkeklerin giydiği bir ayakkabı türüydü (Yüce 2003: 325). Koçu (1996: 193), amele, işçi ve askerde nefer ayakları için yapılan kaba potinlere de Postal denilir, demektedir. Genel olarak yapım tekniği ve aynı malzemelerin kullanıldığı postal, 113

118 Kahramanmaraşlı köşkerlerimizin yaptığı Nakışlı postal, Osmanlı döneminde yapılan ürünlerin kalitesi ile köşkerlerin işlerine verdikleri önem ve zanaatkarlıklarının göstergesi olarak günümüze ulaşmıştır. Yapılan ürünlerin farklılık yaratan özellikleri Kahramanmaraş ta el sanatlarına verilen değeri de ortaya koymaktadır. Günümüzde Kopar ailesinin yaptığı ürünlerde görülen farklı tasarımlar da, dededen toruna kadar uzanan bu zanaatın devamı görülmektedir. Fotoğraf 27: Postal (Mehmet Kopar) Fotoğraf 28-29:Postal (Mehmet Kambur Koleksiyonu) (Kuru ve Paksoy, 2013) 114

119 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Fotoğraf : Nakışlı postal (Mehmet Kambur Koleksiyonu) (Kuru ve Paksoy, 2013) Fotoğraf : Yemeni (Mehmet Kambur Koleksiyonu) (Kuru ve Paksoy, 2013) Fotoğraf 39-40: Sim sırma süslemeli yemeni ve edik (Mehmet Kopar) (Kuru ve Paksoy, 2013) 115

120 Edik: Sağol (2003: 24), ediğin çizme anlamında kullanılan ilk kelime olduğunu söylemektedir. Ayakkabı Kelimelerindeki Anlam Değişmeleri adlı makalesinde, kelimeyi Pakalın ın tanımından vermektedir. Sefere gidilirken çedik üzerine giyilen çizmenin öteki ismi idi, çekme de denilirdi demektedir. Kahramanmaraş ta daha çok kadınlar tarafından giyilen ediğin topuk kısmına nalça çakılarak erkek ediklerinden farklı yapılmıştır. Özkarcı, önceden düğünlerde gelinlerin edik giydiklerinden bahsederek, edik giymenin belli bir olgunluk, liyakat ve yetişkinlik gibi derin manaları da olduğu ve sosyal hayattaki öneminden bahsetmektedir (Özkarcı 2012: 8). Kahramanmaraş ta çok farklı şekillerde yapılan edikler günümüzde de farklı malzemeler kullanılarak yapılmaktadır. Fotoğraf : Edik (Hüseyin Mehmet Kopar) (Kuru ve Paksoy, 2013) Fotoğraf : Edik (Hüseyin Mehmet Kopar) (Kuru ve Paksoy, 2013) 116

121 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY 3. AMAÇ Osmanlı çarıkları ve yemenilerinin form ve diğer detay özellikleri açısından geçmişten günümüze yaşam seyrindeki değişimini incelemektir. Çalışma ile geleneksel Türk el sanatlarından birisi olan çarıklar ve yemenilerinin, korunması yaşatılması ve kültürel devamlılığının sürdürülebilmesi, bölgesellikten evrenselliğe taşınması, ayakkabı endüstrisindeki kullanımının yaygınlaştırılması ve çarık ve yemeni yapımı ile geçimini sağlayan zanaatkârların yaşatılmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir. 4. YÖNTEM Araştırmada betimsel yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın temel dayanağı basılı ve online literatür kaynaklar ile Kahramanmaraş ilinde çarık ve yemeni yapan ustalarla görüşmelerden elde edilen verilerdir. Veriler yalnız Kahramanmaraş ili ile sınırlıdır. 5. BULGULAR VE YORUM Osmanlı döneminde altın çağını yaşayan köşkerlik mesleği, birçok el zanaatı mesleğinde olduğu gibi, günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer almıştır. Osmanlı döneminde köşkerlik mesleğini yapan çok sayıda zanaatkâr olmasına rağmen, Anadolu nun birçok yerinde olduğu gibi Kahramanmaraş ta da bu mesleği yapan çok az sayıda usta kalmıştır. Önemli bir kültür mirasımız olan köşkerlik mesleği ile ilgili önlemler alınmadığı takdirde, Alaadin Kopar ve oğulları Hüseyin, Mehmet ve Fatih Kopar bu mesleği sürdüren Kahramanmaraş taki son ustalar olabilir. Bu ustalarla tarihinde yapılan görüşmeden elde edilen veriler tablolaştırılarak yorumlanmıştır. Tablo 1: Kahramanmaraş ta çarık/yemeni yapımının başlama yılı Çarık yapımının başlama yılı Kahramanmaraş, Dulkadiroğlu ve Osmanlı dönemlerinde kervanların geçtiği konaklama yeri olmuştur. Yapımı Dulkadiroğlu Beyliğine kadar dayanan Kahramanmaraş çarıkları/ yemenileri, göçebe kervanlarının ticareti ile varlığını sürdürmüştür. Şehir Dulkadiroğlu ve Osmanlı döneminde gelişmiş bir sosyal görünüm arz etmektedir. Tablo 1 de görüldüğü gibi Kahramanmaraş ta çarığın ve yemeninin yapımı çok eski yıllara dayanmaktadır. Kervan yollarının Kahramanmaraş tan geçmesi şehrin 117

122 ticaretini her bakımdan etkilemiştir. Kervanların dinlenmek için konaklaması şehirde alışverişi hareketlendirerek konar-göçerlerin yiyecek, giyim, ayakkabı ve benzeri ihtiyaçlarını karşılayan bir şehir olmuştur. Buda şehrin ekonomisine önemli bir katkı sağlamıştır. Tablo 2: Kahramanmaraş ta Osmanlı döneminde üretilen çarık ve yemenilerde Türk Kültürünün izleri Üretilen çarıklarda Türk kültürünün izleri Osmanlı döneminde üretilen çarıklarda Türk kültürü ve Arap kültürünün izlerini görmek mümkündür. Tablo 2 de görüldüğü gibi, çarık ustaları Kahramanmaraş ta çarık ve yemenilerin yapımında Türk kültürünün izleri ile birlikte Arap kültürünün izlerinin de görüldüğünü ifade etmişlerdir. Bununla birlikte kaynaklara göre, Maraş ta Osmanlı döneminde Ermenilerin, ticari şirketler kurarak halkın yaptığı ürünleri başta İngiltere, Fransa ve Almanya, İtalya olmak üzere birçok ülkeye pazarlayarak ticarette önemli rol oynadıkları ifade edilmektedir. Tablo 3: Kahramanmaraş ta Osmanlı Döneminde Çarık/Yemeni Yapan Usta Sayısı Çarık yapan usta sayısı Osmanlı döneminde Kahramanmaraş ta 170 usta 350 debbağhanenin var olduğu bilinmektedir. Kahramanmaraş, Dulkadiroğlu ve Osmanlı dönemlerinde kervanların geçtiği konaklama yeri olmuştur. Yapımı Orta Asya dan başlayarak Dulkadiroğlu Beyliği ve Osmanlı ya dayanan Kahramanmaraş çarık ve yemenileri, göçebe kervanlarının ticareti ile varlığını sürdürmüştür. Kaynaklara göre; Osmanlı ordusunun çarık, yemeni ve çizme ihtiyacının Maraşlı ustalar tarafından karşılandığı ifade edilmektedir. Osmanlı döneminde Kahramanmaraş ta 170 civarında çarık ustası ve 350 var debbağhanenin olduğu düşünüldüğünde, köşkerlik mesleğin şehrin ticaretine önemli katkı sağladığı görülebilir. 118

123 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Tablo 4: Osmanlı dönemi çarık ve yemenileri ile günümüz çarık ve yemenilerinin model farklılıkları Model farklılıkları Kahramanmaraş ta Osmanlı döneminde yapılan çarıklar ile günümüzde yapılan çarıklar arasında model özellikleri açısından fark vardır. Osmanlıda döneminde 7 çarık modeli yapılmıştır. Günümüzde ise modanın etkisiyle değişime uğramıştır. Günümüzde 36 çeşit çarık modeli yapılmaktadır. Modaya ve müşteri ihtiyacına göre daha fazla model de çalışılabilir. Görüşmede, Osmanlı döneminde Kahramanmaraş ta yapılan çarık ve yemenilerin model sayısının çok az olduğu günümüzde ise, çarık/yemeni modeli sayısının 36 olduğu ifade edilmiştir. Model sayısındaki artışın moda trendleri müşteri istekleri ile şekillendiği ifade edilebilir. Tablo 5: Osmanlı döneminde çarık ve yemeni yapımında kullanılan hayvan derileri Kullanılan hayvan derileri O dönemde yetiştirilen deve, keçi, sığır ve manda derisi kullanılmıştır. Osmanlı döneminde Maraş ta dericilik önemli bir sektördür. Bu sektörde yer alan debbağlar, sığır ve manda derisini işleyerek kösele, keçi ve koyun derisinden sahtiyan ve meşin yapmışlardır. Kahramanmaraş taki köşker ve saraçlar gönlerin, köseleye göre hem daha sağlam, hem de daha sağlıklı olduğunu belirterek ürünlerinin tamamında gön kullanmışlardır (Özkarcı 2012: 6). Tablo 6: Osmanlı döneminde Kahramanmaraş çarıkları ve yemenilerinin ticaretteki yeri Kahramanmaraş Çarıklarının Ticaretteki Yeri Osmanlı döneminde Anadolu nun en fazla çarık/yemeni imalatı Kahramanmaraş ta yapılmıştır. Bunun nedeni ise konargöçerler ve kervanların geçiş güzergâhında olmasıdır. Çarık/yemeni ustaları, Osmanlı döneminde en fazla ayakkabı imalatının Kahramanmaraş ta yapıldığını ifade etmişlerdir. Bunun nedenini ise kervanların geçiş ve konaklama güzergâhında olmasına bağlamışlardır. Şehrin geçiş noktası ve 119

124 konaklama güzergâhında olması ile birlikte kaynaklara göre, Osmanlı ordusunun ihtiyaçlarının karşılaması da etkili olmuştur. Tablo 7: Osmanlı döneminde Kahramanmaraş çarıkları ve yemenilerinin ihracat durumu Çarıkların ihracat durumu Osmanlı döneminde Kahramanmaraş çarıkları ve yemenileri batı Trakya, Mısır ve Arabistan gibi birçok ülkeye gönderiliyordu. Çeşitli kaynaklarda belirtildiği gibi Osmanlıda en parlak dönemini yaşayan çarık ve yemeniler halkın, kervanların ve ordunun ihtiyaçlarını karşılamıştır. Bununla birlikte dışarıya da ihracat yapılmıştır. Hem iç talepleri karşılayan hem de dış ülkelere satışı yapılan çarık ve yemeninin Maraş ekonomisine önemli katkı verdiği anlaşılmaktadır. Özkarcı, Maraş çarşılarının zengin, bedestenlerinin işlek olduğunu belirterek, çeşitli yerlerden gelen kervanların mallarını indirip, şehirde üretilen ürünleri yükledikten sonra devletin dört bucağına dağıldıklarını belirtir (Özkarcı 2012: 1). Tablo 8: Günümüzde çarık ve yemeni yapımında kullanılan hayvan derileri Çarık yapımında kullanılan deriler Manda, sığır, dana, keçi ve koyun derisi kullanılmaktadır. Kahramanmaraş ta günümüzde üretilen çarık ve yemenilerde manda, sığır, dana, keçi ve koyun derisinin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ülkemizde manda üretimi azaldığı için kemik tarakçılık ve benzeri birçok meslek yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle manda derisi çarık ve yemeni üretiminde tercih edilmesine rağmen günümüzde üretimi az olduğu için fazla kullanılamadığı bilinmektedir. Tablo 9: Çarık ve yemeni yapımında deri seçerken öncelikleriniz Deri seçerken öncelikler Çarık yapımında deri seçimi en önemli bir konudur. Çarığın kalitesini etkiler. Deri seçimi yaparken moda, mevsimsel farklılıkları ve modelini dikkate alırız. 120

125 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Çarık ve yemeni yapımında deri seçiminin önemli olduğunu ifade eden dört ustanın da, deri seçimi yaparken modayı dikkate aldıklarını ve bununla birlikte mevsim ve modeli de göz önünde bulundurarak hangi deriyi kullanacaklarına karar verdiklerini ifade etmişlerdir. Tablo 10: Osmanlı dönemi ve günümüz çarık ve yemenilerinde yapım farkları Çarık yapım farkları Tamamen Osmanlı dönemindeki çarık ve yemeni yapımına sadık kalarak çalışıyoruz. Çarığın yapım aşamaları Osmanlı döneminde olduğu gibi, (dikim, boyama ve benzeri) tamamen elde yapılmaktadır. Ustalar, Osmanlı döneminde olduğu gibi çarık ve yemeni yapımının her aşamasını el işçiliği ile gerçekleştirdiklerini ifade etmişlerdir. Osmanlıda olduğu gibi tüm aşamaları el işçiliğine dayanan çarık yapımı zanaatında, yozlaşma olmadan bu mesleğin halen aynı usullerle icra edildiği anlaşılmaktadır. Tablo 11: Çarık ve yemeni yapımında yaş gruplarını ve cinsiyeti dikkate alma Yaş grupları ve cinsiyet Çarık ve yemeni yapımında yaş gruplarını ve cinsiyeti dikkate alıyoruz. Çarıkları kadın ve erkeklere yapıyoruz. Son dönemde öncelikle ergen çağdakilere daha çok önem veriyoruz. Dört çarık ve yemeni ustası da her iki cinsiyete göre çarık yaptıklarını fakat son dönemde ergen çağdakilere daha çok önem verdiklerini ifade etmişlerdir. Buda çarık ve yemeninin genç yaştakiler tarafından da beğenilerek kullanıldığı şeklinde yorumlanabilir. Tablo 12:Çarık ve yemeni yapım süresi ve en çok zaman alan aşama Yapım süresi ve zaman alan aşaması Bir çift çarık ve yemeninin bir usta tarafından yapım süresi yaklaşık 6 saattir. Çarık ve yemeninin yapımında en çok şablon ve montaj aşaması zaman almaktadır. 121

126 Bir ustanın yaklaşık 6 saatte yapabildiği çarık veya yemeni yapımında en fazla süreyi şablon (ıstampa çıkarma) hazırlamanın aldığını söyleyen ustalar, montaj aşamasının da zahmetli ve uzun olduğunu ifade etmişlerdir. El emeği göz nuru ile yapılan bu mesleğin zor ve zahmetli bir iş olduğunu ve bu nedenle de değerinin bilinmesi gerektiğini ifade edebiliriz. Tablo 13: Çarık ve yemeni yapımının Kahramanmaraş ticaretine katkısı Çarığın Kahramanmaraş ticaretine katkısı Kahramanmaraş ta yapılan çarık ve yemenilerinin Kahramanmaraş ticaretine katkısı çok büyük olduğu gibi aynı zamanda ülke ekonomisine de katkısı çok büyüktür. El yapımı çarık ve yemenileri 2011 yılında ihracat birincisi olmuştur Kahramanmaraş çarık ve yemenilerinin 2011 yılı ihracatına önemli bir katkı sağladığı görülmektedir. Çok farklı modelleri ve renkleri ile albenisi olan bu çarıkların, her yaş grubunun beğeni ile kullanabileceği özelliklerde olduğu söylenebilir. 6. SONUÇ VE ÖNERİLER İnsanların ayaklarını koruma içgüdüsüyle doğal ihtiyaçlarından biri olarak kullandığı çarık, günümüzün değişen yaşam koşulları ve tüketime dayalı ekonomik gelişmeler sonucunda kendini ayakkabıya çevirmiştir. Ayakkabının kullanım alanı artmış, sınıflanmış ve ayakkabı kendi modasını yaratmıştır. Şehir yaşamının yaygınlaşması ve ihtiyaçların bu yönde gelişmesi sonucu ayakkabı kendini giyim kuşamın merkezinde bulmuş ve insanların kendilerini ifade etmek için kullandıkları çok önemli bir araç haline gelmiştir. Modanın kendini yenilemekten doğan ihtiyacı geçmiş yılların ihtiyacı ile bugünün beğenilerini birleştirmiştir. Türk kültüründe yer alan kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarının günümüze uyarlanarak kullanılması yeni bir moda yaratmıştır. Bu sayede geleneksel el zanaatı ürünler yozlaşmaya başlamıştır. Osmanlının doğu seferlerinde Maraş durak ve konaklama merkezi olmuştur. Aynı zamanda Maraş, konar-göçerlerin, çiftçilerin, dağ köylülerinin ve tüccarların buluşma yeri haline gelmiş ve kervanların konaklama ve ihtiyaçlarını karşılama merkezi olmuştur. Şehirdeki ticaret, esnaflık, tıp, kuyumculuk ve diğer birçok zanaat kolları ve para getiren işler şehrin ekonomisini önemli ölçüde etkilemiştir. Osmanlı döneminde 122

127 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY altın çağını yaşayan çarık ve yemeni yapımı cumhuriyet döneminde ayakkabı fabrikalarının açılması ile debbağlık ve köşkerlik, kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer almıştır. Osmanlı döneminde Maraş ta 350 debbağhane ve 170 usta ile köşkerlik ve debbağlık mesleği, varlığını sürdürmüştür. Günümüzde ise geleneksel Türk el sanatları içinde yer alan bu meslekler kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Günümüzde değişen yaşam şartları ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak el sanatları işçiliği zayıflamış, gerilemiş, eski önemini kaybetmiş ve yok olma sınırına dayanmıştır. Köşkerlik mesleğinin kaybolmadan yaşam seyrini sürdürebilmesi için geliştirilen öneriler; Köşkerlik mesleğinde geleneksel ile çağdaş olanın sınırları çok iyi belirlenmelidir. Geleneksel el sanatları içinde önemli bir yere sahip olan köşkerlik mesleğinin yaşam seyrinin sürdürülebilmesi için AB, DPT destekli projelerle yurt dışı pazarlama kanalları takip edilmelidir. Kültür Bakanlığı kapsamında, Geleneksel El Sanatları ve Mağazalar İşletmeler Müdürlüğü GESİM ile iletişime geçilerek turizme yönelik satış yapan kurumlarla bağlantılar kurulmalıdır. Fuarlarda, yurt içi ve dışındaki hava limanlarında, elçiliklerde, gümrük kapılarında açılacak stantlar ile tanıtım, reklam ve satış potansiyeli artırılarak bölgesellikten evrenselliğe taşınmalıdır. Köşkerlik sanatının yaşam seyrini devam ettirebilmesi için, halk eğitim merkezleri, yerel yönetimler, üniversiteler ve benzeri kurumlar tarafından öğretici kurslar ve seminerler düzenlenmelidir. Köşkerlik mesleği ile ilgili yerel yönetimler üniversiteler ve benzeri kurumlar tarafından kongre ve sempozyumlar düzenlenmelidir. Üretim, pazarlama ve dağıtım tekniklerinin geliştirilmesi ile çarığın sürdürülebilirliğini destekleyecek araştırma ve çalışmalar yapılmalıdır. 123

128 KAYNAKLAR Bilecik Fahrünisa (2003), Çarık Kelimesi, Ayakkabı Kitabı,, İstanbul: Kitabevi, Editör: Naskali Gürsoy Emine. Günay Nejla (2010), XIX. Yüzyıldan Günümüze Maraş taki Ekonomik ve Sosyal Değişikliklerin Şehirdeki Bazı Geleneksel Meslekler Üzerindeki Olumsuz Etkileri, Yaz, S. 86, Millî Folklor Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi, /tr/sayfalar/86%20pdf/14.pdf Erişim Tarihi: Karlıklı Şaziye (2001), Değişimin Simgelendiği Kent: Kahramanmaraş, İstanbul: Garanti Bankası Yayınları Creative Yayıncılık ve Tanıtım Ltd. Şti. Koçu Reşat Ekrem (1996), Türk Giyim, Kuşam Süslenme Sözlüğü, s.246, İstanbul: Güncel yayıncılık. Kuru Songül, Paksoy Adviye Candan (2008), Anadolu da Ayakkabı Kültürü Ve Cumhuriyet Dönemi Ayakkabı Kültürü, C. 2, s , 38. ICANAS Bildiriler II, Ankara, Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu. Sağol Gülden (2003), Ayakkabı Kelimelerinde Anlam Değişmeleri, Ayakkabı Kitabı, s. 24, İstanbul: Kitabevi, Editör: Naskali Gürsoy Emine. Şen Mesut (2003), Ayakkabı İle İlgili Kelimeler Üzerine, Ayakkabı Kitabı, s. 5, İstanbul: Kitabevi, Editör: Naskali Gürsoy Emine. Özkarcı Mehmet (2012), Kahramanmaraş'ta Kaybolmaya Başlayan Sanatlarımız: Köşgerlik ve Saraçlık, s. 1-6, VII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gaziantep: Erişim Tarihi: Özdemir Melda, Kayabaşı Nuran (2005), Kahramanmaraş ta Ayakkabı Yapımı, Millî Folklor Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi. /66/66.pdf Erişim Tarihi: Yetişkin Mehmet (2007), Osmanlının Son Döneminde Maraş, Atatürk Araştırma Merkezi.http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/mehmet_yetiskin_osmanl i_maras.pdf Erişim Tarihi: Yetişkin Mehmet (2005), Maraş ta Ermeni Nüfusu: Osmanlı Son Dönemi, Mütareke Ve Milli Mücadele Yılları, Erişim Tarihi: Yüce Nuri (2003), Göçebe Türklerde Ayakkabı Kültürü Ayakkabı Kitabı, s. 325, İstanbul: Kitabevi, Editör: Naskali Gürsoy Emine. 124

129 Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi / S. KURU, A.C. PAKSOY Görüşme Formu Uygulanan Ustalar: Aladdin Kopar (çarık ustası), Hüseyin Kopar (çarık ustası) ve eşi Serap Kopar, Mehmet kopar (çarık ustası), Fatih Kopar (çarık ustası). Görüşülen Kişiler: Abdullah Paksoy, Mehmet Kambur, Ziver Tekerek Açıklama: Çalışmanın her aşamasında bize katkı veren Sayın Serdar Paksoy ve Sayın Hakan Paksoy a teşekkür ederiz. 125

130 126

131 Kolan Dokumanın Giysi Tasarımında Kullanılması / H. YÜCEER ARSLAN KOLAN DOKUMANIN GİYSİ TASARIMINDA KULLANILMASI Using Girth Texture at Cloth Design Halime YÜCEER ARSLAN * Özet: Köklü bir geçmişin ürünü olan ve çok zengin çeşitliliğe sahip olan Türk El Sanatları, maddi kültür varlığımızın en değerli belgeleridir. İnsanların çağlar boyunca yaratıp ürettiği kültür varlıkları, gelişim ve değişim süreci içinde sürekli olarak geleceğe aktarılmış ve aktarılmaya da devam edilmektedir. Maddi kültür varlıkları arasında el dokuma ürünleri (halı, kilim, kumaş, kolan vb. dokumalar), zengin bir mirastır. Türkiye geneline baktığımızda, bu dokuma örneklerini hemen hemen tüm yörelerde görmekteyiz. Bu durumda Türklerin tarih boyunca el dokuma sanatına ne kadar önem verdiğini ve bu sanatı az da olsa bazı yörelerde hâlâ devam ettirdiğini ortaya konulan eserlerde görmekteyiz. Günümüzde, bir sanat eseri olan ve elde dokunan kolanın, artık eskisi gibi dokunmadığı veya çok az miktarda dokunduğu görülmektedir. İnsanlar kolanı eskiden hayvan koşumlarında çuval taşımalarda çocuk bağlamada, giysilerde bel kuşağı olarak kullanmaktaydı. Günümüzde ise artık bu işlerin yerine farklı araçlar veya fabrikasyon olarak çeşitli materyallerden üretilen kolanlar tercih edilmektedirler. Bu durum da zamanla kolan dokuma sanatının yok olmasına neden olmuştur. Elde dokuma kolanların yeniden canlandırılması ve kadın işgücüne maddi katkı sağlaması amacı ile kolanın yeniden giysi tasarımlarında kullanılarak bu sanatın yeniden canlanması, modacılara, genç tasarımcılara, hazır giyim sanayine, otantik tasarım yapanlara ve giyenlere ışık tutması, bu el sanatının gelecek nesillere aktarılması ve yaygınlaştırması için bu araştırma planlanmıştır. Çalışmada, çeşitli amaçlarda kullanılan ve yok olmaya başlamış elde dokunan kumaşlar üzerine farklı yörelere ait kolan dokumalar uygulanarak giysi tasarımları yapılmıştır. Bu tasarımlar içinden bir tane örnek giysi detayları ile hazırlanmıştır. Anahtar kelimeler: Kolon, Çarpana, Dokuma, Giysi, El Dokuması Abstract: Turkish Handicrafts which are the products of a long standing background and which have a rich variety are the most valuable documents of our physical cultural assets. Cultural assets which have been designed and produced by humans during many ages have been continuously and uninterruptedly forwarded to the future in such a manner regarding recent developments and changes. Hand woven products (carpet, rug, cloth, girth, etc) which are considered among physical cultural assets are a rich heritage. Whenever we look at whole Turkey, we can see such textiles almost all over the regions. In this case it is understood that Turkey gives importance to art of handicraft during ages and this art is still continued in the least at some regions. * Yrd.Doç.Dr., Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Moda Tasarımı Bölümü, halime 127

132 In the present, it is seen that handmade girth which is a work of art is not woven any more or it is woven at very small amounts. At past, people had used girth at making their tents and also at animal harnesses, while carrying bags or children and as belly bands for their cloths. At present, people prefer the fabricated girths and other tools which can be used instead of girths. This case has caused the art of girth woven to get disappeared. This research has been planned to boost handmade girths and so to provide financial contribution to woman workforce. The plan is to make fashion designers to use girths at their cloth designs and to help young designers and the ones who make authentic designs for readymade clothing industry to learn this and to present this art to everybody and another plan is to forward this art to next generations and to popularize the usage of girths. At the study, costume designs have been made and hand woven clothes which are used for different purposes and which almost extinct have been used for these costumes and girth textiles that belong to various regions have been used over these cloths. One sample costume among these designs have been prepared with all details. Key words: Girth, Textile, Cloth, Handicraft 1. GİRİŞ Türklerde çok eski çağlardan beri dokuma sanatının gelişmiş olduğu yapılan tarihsel ve arkeolojik çalışmalardan anlaşılmaktadır. Orta Asya nın çeşitli yerlerinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında bulunan kumaşlardan, ipeklilerin Çin'den getirildiği ileri sürülmekteyse de yünlü ve özellikle üzeri yün ipliğiyle aplike edilmiş keçe parçalarının Türklere ait olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Kurganlardan çıkan eyer takımlarının üzerindeki kolan, kuşak ve kordonlar da çarpana dokumacılığının varlığını göstermektedir. Ayrıca çadır yapımı ve donanımında kullanılan dokumalar, Türk dokuma sanatında önemli bir yer tutmaktadır. Anadolu'nun hemen hemen her yöresinde dokunan halı ve kilimler büyük bir gelişim göstermiş, Türk el dokuma sanatının seçkin örneklerini oluşturmuştur. Türk insanı ince sanat zevkini, estetiğini duygusallığını, hoşgörüsünü, pratikliğini üretmiş olduğu el sanatları ürünleri ile ortaya koymuştur. Böylece çok zengin ve değerli sanat eserlerine sahip olmuştur. Sahip olduğu bu sanat eserlerini her geçen gün özenle geliştirerek zenginleştirmeye devam etmiştir. (Yazıcıoğlu,Y. Zeynep T s.1). Söz konusu zengin el sanatları içerisinde el dokuması kumaşlar, halı, kilim ve kolan dokumalar önemli bir yer tutar. El sanatları, toplumların yapılarına, geleneklerine, beğenilerine ve kültürlerine göre değişik özellikler gösteren, maddi ve manevi değerlerini yansıtan çalışmaların bir bölümüdür. Aynı zamanda, bireylerin bilgi ve becerilerine dayanan, özellikle doğal ham maddelerin kullanıldığı, elle ve basit araçlarla yapılan ve içinde yaşanılan toplumun yaşam biçimini, gelenek ve göreneklerini taşıyan, duygularını yansıtan en eski sanat 128

133 Kolan Dokumanın Giysi Tasarımında Kullanılması / H. YÜCEER ARSLAN dalıdır. Tarımsal üretimin yanı sıra gelişimini sürdüren el sanatları, milletlerin kültürünü ve folklorik dokusunu karakterize eden önemli bir unsurdur. Daha önemlisi, toplumların gelenek ve göreneklerini, yaşam biçimini kuşaktan kuşağa aktaran ve gelişmesini devam ettiren belgelerdir. Bugün Türkiye çapında baktığımızda el sanatları olarak, hâlâ devam eden ve değeri gittikçe artan halı, kilim ve kumaş dokumaları verebiliriz. Farklı yörelerde dokunan bu el sanatlarının yanında yok olmuş veya çok azda olsa hâlâ kolan dokumaları da görmekteyiz Kolan ve Çarpanalı Dokumalar Kolanın Tanımı: Halk dilinde kolan olarak isimlendirilen yün ya da yün-kıl bileşimi ile dokunmuş 3-7 cm arası genişlikte olan ince uzun yassı şerit dokumalardır (Barıştan H.Ö. s. 221) Aslı Kolangdır. Çadır bezlerinin birleşim yerlerinin yırtılmaması için kumaşların kenarlarına dikilen enli ip veya deri şerit olarak tanımlanmaktadır (Arseven,C.E.1966 s.1108). Hayvanlara vurulan eğer veya semerleri sırtlarına bağlayan ve birer uçları semer veya eyere sabitlenen (merbut) ipten veya kayıştan enlice yassı kuşak (Bağırdak da denilmektedir). (Arseven, C. E.1966 s. 1108). Kolan; Doğu ve Orta Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz gibi Türkiye nin hemen hemen her bölgesinde dokunmaktadır. Bitkisel boyalarla boyanan atkı ve çözgü iplikleri yündür. Genelde halı ve kilim dokunan yerlerde kolan dokunduğu da görülür. Halı ve kilimden artan iplerin, değerlendirme amaçlı olarak kolan dokumada kullanıldığı söylenebilir. Kolanlarda genelikle kilim motifleri kullanıldığı görülmektedir. Kompozisyonları geometrik süslemelerden oluşturulur. Kolan dokumalarda uygulanan desenler, tekrarlanan ince uzun desenlerdir. Bazı kolanda aynı desenin kullanıldığı, bazılarında ise bölüm bölüm farklı ve tekrarlanan desenlerin kullanıldığı görülmüştür. Kolan dokumalarda çengel, su yolu, muhabbet, sitilize denilmiş hayvan ve kuş motifleri yaygın olarak kullanılmıştır. 129

134 Çengel Motifi Su Yolu Sarhoş Bacağı Şekil 1: Kolan dokumalarda kullanılan bazı motifler ve isimleri Kolan Dokuma Çeşitleri: Kolan dokumalar, kullanılan araca ve tekniğe göre kartsız ya da kartlı olarak iki türde dokunmaktadır. Kartlı olan dokuma daha çok çarpana olarak bilinmektedir (Halide Sarıoğlu s.14). Kolan ve çarpana dokumalar, gücü yerine kartların ve gücü çubuğunun kullanılması, atkı ipinin mekikle geçirilmesi nedeniyle mekikli dokumalar içinde de değerlendirilmektedir Kartsız Dokuma: Her türlü yük taşıma işlerinde kullandığımız kolan ı (ip) genellikle insanlar ihtiyaçlarına göre kendisi dokurlar. Bunun için üç adet, bir metre kadar boyunda çıtanın uçları bağlanır. Çadır direği şeklinde yere dikilir. İki adet kazık, yaklaşık üç metre kadar mesafeye çakılır. Kolanın enine göre iki kazık boyunca ip gerilir(ıyılır). Üç ayaklı sehpa orta yere kurulur. İpleri aşağı yukarı ayıracak sistem de iplerin tek-tek bağlanmasıyla oluşturulur. Dokuma ipi bir sağa, bir sola geçirilerek kolan dokuma işi başlar (Resim1-2). Tahtadan yapılmış, kılıç denilen bir aletle ipe vurularak sıkışması sağlanır. Dokuma işi bitince uçları saç örgüsü gibi örülür veya uçlarına püskül, saçak, boncuklarla süslemeler yapılır. Böylece dokumanın sökülmesi engellenir ve kullanılacak yere göre süslemeler değişebilir (Resim 3). 130

135 Kolan Dokumanın Giysi Tasarımında Kullanılması / H. YÜCEER ARSLAN Resim 1: Kartsız kolan dokuma ve örneği (http://www.giresunum.com/myalbum+photo) Resim 2: Kolan uçlarının saç örgüsü veya püsküllerle süslenmesi Kartlı Kolan Dokumalar (Çarpanalı-Plakalı Dokumalar) Çarpana dokuma en basit dokuma tekniğidir. Deri, ince levha, karton vb. sert malzemelerden üçgen, dörtgen veya altıgen şeklinde kesilmiş ve köşeleri delikli çarpana araçlarına, renk dağılım tablosuna göre hazırlanan çözgü iplikleri, çarpanların deliklerinde geçirilip, kartların 90 derece veya 180 derece döndürülerek atkı ipliği atılması ile elde edilen ince dokumaya çarpana dokuma denir (Onur, T. ve Arkadaşları 131

136 1998 s.21). Çarpanaların köşelerinde bulunan deliklerden geçirilen çözgü ipliklerinin, çarpanların belli sayılarda ileri geri, sağa sola çevrilmesi ile oluşan ağızlıktan atkı ipliğinin atılması sonucu gerçekleştirilen dokumalardır (Ergenekon ve Başaran 2004). Farklı yörelerde dikdörtgen iki ve altı delikli dörtgen, dört delikli üçgen, dört delikli altıgen, altı ve yedi delikli kartlarla yapılan çarpana dokumalara rastlanmaktadır. Şekil 3 te kart formları, Şekil 4 te dörtgen dört delikli kartla yapılan bir çarpana dokuma örneği görülmektedir. Şekil 3: Çarpanalı dokumalarda kullanılan kart formları Şekil 4: Çarpanalı dokuma örneği (Dört köşe, Dört delikli kart) (Barıştan H.Ö s.224) 132

KIBRIS TÜRK EDEBİYATINI OKUMAK

KIBRIS TÜRK EDEBİYATINI OKUMAK Motif Akademi Halkbilimi Dergisi / 2014-1 (Ocak-Haziran), s.3-18 Kıbrıs Türk Edebiyatını Okumak / C.E. ÖKTEN KIBRIS TÜRK EDEBİYATINI OKUMAK Reading the Turkish Cypriot Literature Celile Eren ÖKTEN* Öz:

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III Bölüm I Çocuk Edebiyatı ve Gelişimle İlgili Temel Kavramlar 15 Fiziksel (Bedensel)Gelişim 20 İlk Çocukluk Döneminde(2-6)Fiziksel Gelişim 21 6-12 Yaş Arası Fiziksel Gelişim 23 12-18

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012)

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) Sayın Velimiz, 22 Ekim 2012-14 Aralık 2012 tarihleri arasındaki ikinci temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 4. Öğrenim Durumu :Üniversite Derece Alan Üniversite Yıl Türk Lisans. Halk Atatürk Üniversitesi 1970. Türk Halk Hacettepe Üniversitesi 1971

ÖZGEÇMİŞ. 4. Öğrenim Durumu :Üniversite Derece Alan Üniversite Yıl Türk Lisans. Halk Atatürk Üniversitesi 1970. Türk Halk Hacettepe Üniversitesi 1971 Resim ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Prof. Dr. Ensar ASLAN İletişim Bilgileri :Ahi Evran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Adres Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığı Telefon : Mail : 2. Doğum Tarihi : 3. Unvanı

Detaylı

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER 1 1789 da gerçekleşen Fransız İhtilali ile hürriyet, eşitlik, adalet, milliyetçilik gibi akımlar yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. İmparatorluklar yıkılmış, meşruti yönetimler kurulmaya başlamıştır.

Detaylı

TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1

TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1 TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1 Çeşitli Türk topluluklarının mitolojileriyle ilgili malzemelerin bir çoğunu bilim adamları, misyonerler, seyyahlar ya da bazı yabancı araştırmacılar tarafından derlenmiştir.

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ Adı ve Soyadı : Cengiz ALYILMAZ : Prof. Dr. Bölüm/ Anabilim Dalı : Türkçe Eğitimi Bölümü Doğum Tarihi : 11.4.1966 Doğum Yeri : Kars Çalışma Konusu : Eski Türk Dili, Türkçe Eğitimi,

Detaylı

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: 1975 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: 1975 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: ÖZ GEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: 1975 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Erciyes Üniversitesi 1998 Y. Lisans Yeni

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ

İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ DİN PSİKOLOJİSİ ÖZEL SAYISI Prof. Dr. Kerim Yavuz Armağanı Çukurova University Journal of Faculty of Divinity Cilt 12 Sayı 2 Temmuz-Aralık 2012 ÇUKUROVA

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Ekim 2014. Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Mimar Sinan Üniversitesi 1991 Marmara Üniversitesi 1994

ÖZGEÇMİŞ. Ekim 2014. Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Mimar Sinan Üniversitesi 1991 Marmara Üniversitesi 1994 ÖZGEÇMİŞ Ekim 014 1. Adı Soyadı: Muharrem Kaya. Doğum Tarihi: 01.04.1969 3. Unvanı: Prof. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Mimar Sinan Üniversitesi

Detaylı

S A I15 NUMBER Y I L08

S A I15 NUMBER Y I L08 S A I15 Y NUMBER Y I L08 Y E A R Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi Divan Edebiyatı Vakfı (DEV) yayınıdır. Yayın Türü Dizgi-Mizanpaj Baskı-Cilt Kapak Tasarım İlmî ve Edebî Divan Edebiyatı Vakfı Dizgi

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 KONULAR Avrupa da Folklor sözcüğünün kullanımı ile ilgili çalışmalar Folklorun ilk derneği Folklorun tanımı DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 AVRUPA DA FOLKLOR SÖZCÜĞÜNÜN

Detaylı

ŞANLIURFA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI. Konusu: Urfa Üzerine Yazılmış Şiir Seçkisi

ŞANLIURFA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI. Konusu: Urfa Üzerine Yazılmış Şiir Seçkisi ŞANLIURFA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI ŞEHİR TANITIM YAYINLARI 1 Yayın Adı: Şiir Şehir Urfa Konusu: Urfa Üzerine Yazılmış Şiir Seçkisi Hazırlayan: Mehmet KURTOĞLU Sayfa Sayısı: 160 Toplam Baskı

Detaylı

YERELYÖNETİM TARKANOKTAY

YERELYÖNETİM TARKANOKTAY YERELYÖNETİM REFORMUSONRASINDA İLÖZELİDARELERİ Dünyadayaşananküreseleşme,sanayitoplumundanbilgitoplumuna geçiş,şehirleşmeninartışı,ekonomikvesosyaldeğişimleryönetim paradigmalarınıveyapılarınıdaetkilemektedir.çevrefaktörlerinde

Detaylı

2011 ÖSYS LİSANS PROGRAMLARININ TABAN PUAN VE BAŞARI SIRALARI DİL-1. www.dogrutercih.com

2011 ÖSYS LİSANS PROGRAMLARININ TABAN PUAN VE BAŞARI SIRALARI DİL-1. www.dogrutercih.com LİSANS PROGRAMLARININ TABAN PUAN VE BAŞARI SIRALARI DİL-1 Dosya : 1112/01 KASIM 2011 Bu dosyada yer alan yükseköğretim programları : Alman Dili ve Edebiyatı Almanca Öğretmenliği Amerikan Kültürü ve Edebiyatı

Detaylı

DERS BİLGİLERİ TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2

DERS BİLGİLERİ TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2 Ön Koşul Dersleri Yok Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Dersin

Detaylı

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: BEP HAZIRLAMA :07.10.2011 BEP Birimi Üyeleri: - ÖĞRENCİNİN ŞU ANKİ PERFORMANS DÜZEYİ:.. öz bakım becerilerini yerine getirir... okuma yazmayı

Detaylı

Yeni Türk Edebiyatında Kadıköy. 1. Adı Soyadı: Haluk ÖNER. 2. Doğum Tarihi: 11.10.1979. 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr.

Yeni Türk Edebiyatında Kadıköy. 1. Adı Soyadı: Haluk ÖNER. 2. Doğum Tarihi: 11.10.1979. 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 1. Adı Soyadı: Haluk ÖNER 2. Doğum Tarihi: 11.10.1979 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili Ve Edebiyatı Marmara 2000 Y. Lisans Yeni Türk Edebiyatı Marmara

Detaylı

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Bu bildiri UNESCO Genel Konferansı nın 35. oturumunda onaylanmıştır. IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Çok Kültürlü Kütüphane Hizmetleri: Kültürler Arasında İletişime Açılan Kapı İçinde yaşadığımız

Detaylı

UniversiteTuru FakulteYuksekOkulAdi ProgramAdi PuanTuru TabanPuanKontenjanOgretimTuruOgretimTuru BasariSirasi Ankara Üniversitesi Devlet Dil ve Tarih

UniversiteTuru FakulteYuksekOkulAdi ProgramAdi PuanTuru TabanPuanKontenjanOgretimTuruOgretimTuru BasariSirasi Ankara Üniversitesi Devlet Dil ve Tarih UniversiteAdi UniversiteTuru FakulteYuksekOkulAdi ProgramAdi PuanTuru TabanPuanKontenjanOgretimTuruOgretimTuru BasariSirasi Ankara Üniversitesi Devlet Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı

Detaylı

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI Türk ve dünya edebiyatında ortaya konan eserler, amaçları ve içerikleri açısından farklı özellikler taşırlar. Bu eserler genel olarak üç ana başlıkta toplanır. Ancak son dönemde bu sınıflandırmaların sınırları

Detaylı

RumeliDE. Uluslararası Hakemli. rumelide.com. ISSN: 2148-7782 (page) / 2148-9599 (online) Yıl 2015, sayı 3 (Ekim) / Year 2015, issue 3 (October)

RumeliDE. Uluslararası Hakemli. rumelide.com. ISSN: 2148-7782 (page) / 2148-9599 (online) Yıl 2015, sayı 3 (Ekim) / Year 2015, issue 3 (October) RumeliDE Uluslararası Hakemli DİL VE EDEBİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ rumelide.com ISSN: 2148-7782 (page) / 2148-9599 (online) Yıl 2015, sayı 3 (Ekim) / Year 2015, issue 3 (October) RumeliDE International

Detaylı

4 DİL-1 1 2560 515 455,69566. Burslu) 2014-ÖSYS EK PUANLI BAŞARI SIRASI 2014-ÖSYS EN KÜÇÜK PUAN 2014-ÖSYS BAŞARI SIRASI GENEL KONT.

4 DİL-1 1 2560 515 455,69566. Burslu) 2014-ÖSYS EK PUANLI BAŞARI SIRASI 2014-ÖSYS EN KÜÇÜK PUAN 2014-ÖSYS BAŞARI SIRASI GENEL KONT. Öğrencilerin tercihlerine yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Buradan elde edilen bilgileri, ÖSYM'nin resmi bilgileri ile karşılaştırmadan KESİNLİKLE KULLANMAYINIZ. Bilgiler arasında farklılık olması

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 NİSAN AYINDA NELER ÖĞRENDİK? Çiçekleri tanıdık. Çiçekleri gözlemledik. Çiçek türlerini isimlendirdik. Çiçeklerin birer canlı olduğunu öğrendik. Farklı çiçeklerin

Detaylı

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) İngilizce Öğretmenliği DİL-1 62 62 420,91 491,13 280,62 338,84 ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (AYDIN) Fransız Dili ve Edebiyatı DİL-1 52 52 244,77 351,51 ADNAN MENDERES

Detaylı

RumeliDE. Uluslararası Hakemli. rumelide.com. ISSN: 2148-7782 (page) / 2148-9599 (online) Yıl 2015, sayı 2 (Nisan) / Year 2015, issue 2 (April)

RumeliDE. Uluslararası Hakemli. rumelide.com. ISSN: 2148-7782 (page) / 2148-9599 (online) Yıl 2015, sayı 2 (Nisan) / Year 2015, issue 2 (April) RumeliDE Uluslararası Hakemli DİL VE EDEBİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ rumelide.com ISSN: 2148-7782 (page) / 2148-9599 (online) Yıl 2015, sayı 2 (Nisan) / Year 2015, issue 2 (April) RumeliDE International

Detaylı

KAZANIMLAR OKUMA KONUŞMA YAZMA DİL BİLGİSİ

KAZANIMLAR OKUMA KONUŞMA YAZMA DİL BİLGİSİ EYLÜL 1-2 (16-27-EYLÜL 2013) DOĞA VE EVREN İSTİKAL MARŞI-İKİNDİLER Türkçe Dersine Yönelik Tutum Ölçeği İLKÖĞRETİM SI 1. Okuma kurallarını uygulama:1.5 Okuma yöntem ve tekniklerini kullanır.2. Okuduğu metni

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. 4 KOÇ ÜNİVERSİTESİ Vakıf İSTANBUL İnsani Bilimler ve Edebiyat Fak. Arkeoloji ve Sanat Tarihi İNG TS-1 449,145 446,594 8 3.550 4 ANADOLU ÜNİVERSİTESİ Devlet ESKİŞEHİR İletişim Bilimleri Fak. Basın ve Yayın

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. TABLO ÜNİVERSİTE Tür ŞEHİR FAKÜLTE/YÜKSOKUL PROGRAM ADI AÇIKLAMA DİL 4 BAKÜ DEVLET ÜNİVERSİTESİ YDevlet BAKU Filoloji Fak. Azerbaycan Dili ve Edebiyatı TS-2 273,082 232,896 10 301.000 4 BAKÜ SLAVYAN ÜNİVERSİTESİ

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

FIRAT ÜNİVERSİTESİ HARPUT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ

FIRAT ÜNİVERSİTESİ HARPUT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ T.C. FIRAT ÜNİVERSİTESİ HARPUT UYGULAMA ve ARAŞTIRMA MERKEZİ FIRAT ÜNİVERSİTESİ HARPUT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ JOURNAL OF HARPUT STUDIES Cilt/Volume: I Sayı/Number: 2 Eylül/September 2014 Harput Araştırmaları

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri

Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ TDE729 1 3 + 0 6 Sosyal bilimlerle ilişkili

Detaylı

7. Yayınlar 7.1 Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities)

7. Yayınlar 7.1 Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Veli Yılmaz 2. Doğum Tarihi : 25.11.1948 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğretim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Subay Kara Harp Okulu 1969 Y. Lisans Kurmaylık Kara Harp

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5)

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri Projesi İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLÂL OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ

Detaylı

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Sosyal Bilgiler Öğretmenliği TS-1 72 72 371,81 385,86 335,47 342,30 ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilgiler Öğretmenliği TS-1 62 62 368,74 393,23 272,37 279,22 ADNAN

Detaylı

3. Ulusal Aile Fotoğrafları Yarışması. Katalog 2013-58

3. Ulusal Aile Fotoğrafları Yarışması. Katalog 2013-58 Katalog 3. Ulusal Aile Fotoğrafları Yarışması Katalog 2013-58 AİLE VE TOPLUM HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI Fotoğraflarla Aile 3. Ulusal Aile Fotoğrafları Yarışması ISBN 978-605-4628-46-9 Kasım,

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz,

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz, Sevgili Velilerimiz, Bizler çocuklarımızla birlikte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nı okulumuzda coşkuyla kutladık. Onlara vatan, millet sevgisini birliği, bütünlüğü yaşlarının alabildiği ölçüde aktarmaya

Detaylı

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa.

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Elveda Rumeli Merhaba Rumeli İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Hamdi Fırat BÜYÜK* Balkan Savaşları nın 100. yılı anısına Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan Elveda Rumeli Merhaba

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TÜRKÇE DERSİ 2. SINIF ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI ATATÜRKÇÜLÜK, ARA DİSİPLİNLER VE DİĞER DERSLERLE İLİŞKİLENDİRME

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TÜRKÇE DERSİ 2. SINIF ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI ATATÜRKÇÜLÜK, ARA DİSİPLİNLER VE DİĞER DERSLERLE İLİŞKİLENDİRME AFFETMEK BÜYÜKLÜK- TÜR (Dinleme Metni) TRAFİK BİREY TOPLUM 5 EYLÜL - 0 EKİM 6 ders saati MİSAFİR AĞIRLAMAK UĞURLAMAK ÖĞRETMENİM N ADI 0-05 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TÜRKÇE DERSİ. SINIF ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK

Detaylı

KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) Radyo, Tv ve Sinema (Tam Burslu) 4 TS-1 483,980 423

KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) Radyo, Tv ve Sinema (Tam Burslu) 4 TS-1 483,980 423 KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) Radyo, Tv ve Sinema (Tam Burslu) 4 TS-1 483,980 423 KOÇ ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) Medya ve Görsel Sanatlar (İng.) (Tam Burslu) 8 TS-1 465,251 1.030 KOÇ ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)

Detaylı

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Erken Dönem Halkbilimi Kuram ve Yöntemleri DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 KONULAR Mitolojik Teori Mitlerin Meteorolojik Gelişimi Teorisi Güneş Mitolojist Okul ve Güneş

Detaylı

İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ

İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Çukurova University Journal of Faculty of Divinity Cilt 12 Sayı 1 Ocak-Haziran 2012 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ 2012 (12/1) Ocak-Haziran

Detaylı

Yaşam Boyu Sosyalleşme

Yaşam Boyu Sosyalleşme Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında

Detaylı

ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? IS IT PARENT LANGUAGE OR OR MOTHER TONGUE?

ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? IS IT PARENT LANGUAGE OR OR MOTHER TONGUE? ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? Prof. Dr. Mukim SAĞIR ÖZET Bu makalede ana dil ve ana dili terimlerinin kullanımları üzerinde durulacaktır. Aralarında nüans olan bu iki terimin Türkçe ve Türk Dili öğretiminde

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Secaattin Tural 2. Doğum Tarihi : 15.07.1966 3. Unvanı : Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Kırklareli Üniversitesi Derece Alan Üniversite Lisans Türk Dili

Detaylı

T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET

T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET PROJE KOORDİNATÖRÜ: Mustafa TOPAL İlçe Müftüsü PROJE SORUMLUSU: Mesut ÖZDEMİR Vaiz PROJE GÖREVLİLERİ:

Detaylı

HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ

HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Cilt:15-16, Sayı:22-23-24-25, Yıl:2010-2011 Vol:15-16, No:22-23-24-25, Year:2010-2011 ISSN: 1303-9105 DİCLE ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Journal of the Faculty of Law of Dicle University DİCLE

Detaylı

Ankara 1996 PUAN TÜRÜ TABAN PUAN SIRALAMA ÜNİVERSİTE ADI BÖLÜM ADI KONTENJAN

Ankara 1996 PUAN TÜRÜ TABAN PUAN SIRALAMA ÜNİVERSİTE ADI BÖLÜM ADI KONTENJAN KOÇ ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) İngiliz Dili ve Karş. Edebiyat (İngilizce) (Tam Burslu) 3 DİL-1 507,023 229 BİLKENT ÜNİVERSİTESİ (ANKARA) Mütercim-Terc. (İng-Fra-Türkçe) (Tam Burslu) 5 DİL-1 496,128 414 BOĞAZİÇİ

Detaylı

SÖZ-2 52 2 54 53 53 ADIYAMAN Ü. FEN-EDEBİYAT F.

SÖZ-2 52 2 54 53 53 ADIYAMAN Ü. FEN-EDEBİYAT F. 369 YABANCI ÜNİVERSİTELER TOPLAMI 323058 3210 15041 341309 302480 3101 204 305785 DİL VE EDEBİYAT 17690 91 1189 18970 14688 73 21 14782 TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 7896 63 229 8188 7658 62 15 7735 TÜRK DİLİ

Detaylı

Kübra YILMAZ, Yudum HACIOĞLU, Kadri ŞAHİN, Abdülkadir Arslan

Kübra YILMAZ, Yudum HACIOĞLU, Kadri ŞAHİN, Abdülkadir Arslan YAYIN KURULU Hazırlayanlar Kübra YILMAZ, Yudum HACIOĞLU, Kadri ŞAHİN, Abdülkadir Arslan YAYINA HAZIRLAYANLAR KURULU Kurumsal Yayınlar Yönetmeni Saime YILDIRIM Kurumsal Yayınlar Birimi Dizgi & Grafik Mustafa

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ AVRASYA ARAŞTIRMALARI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2015 BAHAR DÖNEMİ DERS İÇERİKLERİ

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ AVRASYA ARAŞTIRMALARI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2015 BAHAR DÖNEMİ DERS İÇERİKLERİ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ AVRASYA ARAŞTIRMALARI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2015 BAHAR DÖNEMİ DERS İÇERİKLERİ AVAR7045 TÜRKİYE'NİN AVRASYA POLİTİKALARI (zorunlu ders) Doç. Dr. Bekir Günay

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

İÇİNDEKİLER. AtakanSeniz. Türk medyasını Üniversite Medya Birliği şekillendirecek. HAKKIMIZDA YÖNETİM KURULU EKİPLERİMİZ

İÇİNDEKİLER. AtakanSeniz. Türk medyasını Üniversite Medya Birliği şekillendirecek. HAKKIMIZDA YÖNETİM KURULU EKİPLERİMİZ 03 04 06 08 09 10 12 13 HAKKIMIZDA YÖNETİM KURULU EKİPLERİMİZ DESTEKÇİLERİMİZ ve İŞ ORTAKLARIMIZ İSTATİSTİKLERİMİZ NERELERDEYİZ? ETKİNLİKLERİMİZDEN BASINDA BİZ İÇİNDEKİLER Türk medyasını Üniversite Medya

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ II. Akademik ve Mesleki Geçmiş

ÖZGEÇMİŞ II. Akademik ve Mesleki Geçmiş ÖZGEÇMİŞ I. Adı Soyadı (Unvanı) Muammer Mete Taşlıova (Doç. Dr.) Doktora: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006 E-posta: (kurum/özel) metetasliova@gmail.com Web sayfası Santral No: 0312-4667533

Detaylı

3.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (10 EYLÜL-19 EKİM 2012)

3.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (10 EYLÜL-19 EKİM 2012) 3.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (10 EYLÜL-19 EKİM 2012) Sayın Velimiz, Sizlerle daha önce paylaştığımız gibi okulumuzda PYP çalışmaları yürütülmektedir. Bu kapsamda 6 PYP disiplinler üstü teması ile ilgili

Detaylı

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Tarih geçmiş hakkında eleştirel olarak fikir üreten bir alandır. Tarih; geçmişteki insanların yaşamlarını, duygularını, savaşlarını, yönetim

Detaylı

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz.

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz. fırsatlara erişmek, barış ve Aile ilişkileri kimliğimizin oluşmasına katkıda bulunur. Binaların içindeki ve çevresindeki alanlar ve tesisler, insanlarin bu binaları nasıl kullanacağını belirler. Oyun aracılığıyla

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

ÇİÇEK GRUBU 2013-2014 HAZİRAN AYI BÜLTENİ YAZ MEVSİMİ BABALAR GÜNÜ DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TATİL Yaz mevsiminde havada meydana gelen değişiklikler neler? Yaz mevsiminde hayvanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Detaylı

2015BAŞARISIRALARIDEĞİŞİMİTAHMİNLERİ

2015BAŞARISIRALARIDEĞİŞİMİTAHMİNLERİ 2015BAŞARISIRALARIDEĞİŞİMİTAHMİNLERİ YÖNTEM Buçalışma,DoğruTercihAnalizEkibitarafındanhazırlanmışveKariyerPlanlamaDerneğiÜyelerilebirlikteyorumlanmıştır. Geçtiğimizyılardakontenjanartışveazalmalarınabakıldığında,çoğunluklaazalmanınbaşarısırasınınyükselmesine,artışlarındabaşarısırasındadüşüşe

Detaylı

Uluslararası Dede Korkut Konferansı

Uluslararası Dede Korkut Konferansı HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Geleneksel Müzik Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi (HÜGEM) ve Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi (YTSAM) Uluslararası Dede Korkut Konferansı 12-14 Ekim, 2015, Ankara, Türkiye

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Büyüme Romanı (Bildungsroman) Kavramı Etrafında Aşk-ı Memnu ve Roman Kişisi Nihal

İÇİNDEKİLER. Büyüme Romanı (Bildungsroman) Kavramı Etrafında Aşk-ı Memnu ve Roman Kişisi Nihal MİLLÎ EĞİTİM EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT 3 AYDA BİR YAYINLANIR BAHAR 2004 Sayı:162 ISSN 1302-5600 Milli Eğitim Bakanlığı Adına Sahibi Yayımlar Dairesi Başkan V. Şadi KESKİN Yazı İşleri Müdürü Ali KARAÇALI Süreli

Detaylı

HARRAN ÜNİVERSİTESİ - HALİLİYE BELEDİYESİ VE MOTİF VAKFI İŞBİRLİĞİYLE HALK KÜLTÜRÜNDE KADIN ULUSLARARASI SEMPOZYUMU

HARRAN ÜNİVERSİTESİ - HALİLİYE BELEDİYESİ VE MOTİF VAKFI İŞBİRLİĞİYLE HALK KÜLTÜRÜNDE KADIN ULUSLARARASI SEMPOZYUMU HARRAN ÜNİVERSİTESİ - HALİLİYE BELEDİYESİ VE MOTİF VAKFI İŞBİRLİĞİYLE HALK KÜLTÜRÜNDE KADIN ULUSLARARASI SEMPOZYUMU 13-15 MART 2015 Harran Üniversitesi Osmanbey Yerleşkesi / ŞANLIURFA HARRAN ÜNİVERSİTESİ,

Detaylı

ALTINCI SINIF TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ METİN TÜRLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

ALTINCI SINIF TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ METİN TÜRLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME ALTINCI SINIF TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ Özet METİN TÜRLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Arş. Gör. Bayram BAŞ * Bu yazıda biri Millî Eğitim Bakanlığı biri de özel bir yayın evince hazırlanmış 6. sınıf türkçe ders

Detaylı

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI T.C. MALTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İNSAN HAKLARI ANABİLİM DALI TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN VE İNSAN HAKLARI Mehmet Ali UZUN Prof. Dr. Betül ÇOTUKSÖKEN İstanbul, Aralık 2011 GİRİŞ

Detaylı

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI 1 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Tıp Fakültesi MF-3 103 103 490,69 504,86 483,72 485,47 ACIBADEM ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon MF-3 36 36 397,16 444,53 ACIBADEM ÜNİVERSİTESİ

Detaylı

Ankara Ü. 67 Atatürk Ü.(Erzurum) 41 Başkent Ü.(Ankara) 41 Beykent Ü.(İstanbul) 11 Bilecik Ü. 36 Bilkent Ü.(Ankara) 90 Boğaziçi Ü.

Ankara Ü. 67 Atatürk Ü.(Erzurum) 41 Başkent Ü.(Ankara) 41 Beykent Ü.(İstanbul) 11 Bilecik Ü. 36 Bilkent Ü.(Ankara) 90 Boğaziçi Ü. Üni.Adı Kont. Ankara Ü. 67 Atatürk Ü.(Erzurum) 41 Başkent Ü.(Ankara) 41 Beykent Ü.(İstanbul) 11 Bilecik Ü. 36 Bilkent Ü.(Ankara) 90 Boğaziçi Ü.(İstanbul) 72 Çanakkale Onsekiz Mart Ü. 57 Çukurova Ü.(Adana)

Detaylı

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 NO ADI SOYADI GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 3 SELMAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Bölüm/Program Üniversite

ÖZGEÇMİŞ. Derece Bölüm/Program Üniversite ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: Alsu KAMALIEVA Unvanı: Doç. Dr. Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Lisans (Uzmanlık) Tatar Dili ve Edebiyatı Öğretmeni/Filolog KAZAN DEVLET ÜNIVERSITESI Doktora Yeni Türk

Detaylı

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 KONULAR Halkbiliminin İçeriği Halkbiliminin diğer bilimlerle ilişkisi Halkbiliminin sınıflandırılması DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 Halkbiliminin İçeriği Prof. Dr. Dursun

Detaylı

Türkiye deki yenilikçi okulları belirlemek, buluşturmak ve desteklemek için yeni bir program...

Türkiye deki yenilikçi okulları belirlemek, buluşturmak ve desteklemek için yeni bir program... Türkiye deki yenilikçi okulları belirlemek, buluşturmak ve desteklemek için yeni bir program... DeGiSen DUnyada GeliSmek Her Cocuk Fark yaratabilir Empati, Yaratıcılık, Liderlik, Ekip CalıSması Ashoka

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. TABLO ÜNİVERSİTE Tür ŞEHİR FAKÜLTE/YÜKSOKUL PROGRAM ADI AÇIKLAMA DİL 4 GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ Devlet ANKARA Askeri Tıp Fak. Askeri Tıp Fakültesi Sivil Lise-Erkek MF-3 491,589 470,441 221 17.400 4

Detaylı

I. BÖLÜM I. DİL. xiii

I. BÖLÜM I. DİL. xiii I. BÖLÜM I. DİL DİL NEDİR?... 1 İNSAN HAYATINDA DİLİN ÖNEMİ... 3 ÇOCUĞUN İNSAN OLMA SÜRECİNDE DİLİN ÖNEMİ... 5 ANA DİLİNİN ÖNEMİ... 6 DİL VE DÜŞÜNCE... 7 DİL, SEMBOL VE İŞARET İLİŞKİSİ... 12 DİL, KÜLTÜREL

Detaylı

TABLO-1 Tercih Edilebilecek Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programları

TABLO-1 Tercih Edilebilecek Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programları 100150077 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ 5007 Biyoloji 50 SAY 100150110 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ 5011 Çocuk Gelişimi ve Eğitimi 10 EA 100150137 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ 5013 Din Kültürü

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. 4 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA Fen Fak. Aktüerya Bilimleri MF-1 411,216 337,320 72 66.100 4 ANKARA ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA Fen Fak. Astronomi ve Uzay Bilimleri MF-1 241,591 197,251 72 315.000

Detaylı

TÜRKÇE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ GÜNDÜZ PROGRAMI 1. SINIF D

TÜRKÇE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ GÜNDÜZ PROGRAMI 1. SINIF D TÜRKÇE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ GÜNDÜZ PROGRAMI TRO 101 Türk Dil Bilgisi I: Ses Bilgisi YRD. DOÇ. DR. AZİZ GÖKÇE 03.01.2012 10:00 B/101 Murat Genç- Cem Büyükekşi 03.02.2012 12:00 B/101 Murat

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

Liderlikte Güncel Eğilimler. Konuşan Değil, Dinleyen Lider. Şeffaf Dünyada Otantik Lider. Bahçevan İlkesi. Anlam Duygusu Veren Liderlik

Liderlikte Güncel Eğilimler. Konuşan Değil, Dinleyen Lider. Şeffaf Dünyada Otantik Lider. Bahçevan İlkesi. Anlam Duygusu Veren Liderlik Video Başlığı Açıklamalar Süresi Yetkinlikler Liderlikte Güncel Eğilimler Konuşan Değil, Dinleyen Lider Son on yıl içinde liderlik ve yöneticilik konusunda dört önemli değişiklik oldu. Bu videoda liderlik

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Ahmet Vefik Paşa nın Çevirilerinde Osmanlılaşan Molière, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Haziran 2004.

ÖZGEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Ahmet Vefik Paşa nın Çevirilerinde Osmanlılaşan Molière, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Haziran 2004. ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: M. Gül Uluğtekin Unvanı: Okutman, Dr. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Sosyoloji ODTÜ 1999 Y. Lisans Sosyoloji ODTÜ 2002 Y. Lisans Türk Edebiyatı Bilkent 2004 Doktora Türk Edebiyatı

Detaylı

ÖZEL ÖĞRETİM KURSU TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-I ÇERÇEVE PROGRAMI. :Tercih Özel Öğretim Kursu :Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No.

ÖZEL ÖĞRETİM KURSU TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-I ÇERÇEVE PROGRAMI. :Tercih Özel Öğretim Kursu :Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No. ÖZEL ÖĞRETİM KURSU TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-I ÇERÇEVE PROGRAMI 1.KURUMUN ADI 2.KURUMUN ADRESİ 3.KURUCU TEMSİLCİSİ ADI :Tercih Özel Öğretim Kursu :Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No.79 Fethiye /MUĞLA :ARTI ÖZEL

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Yrd. Doç. Dr. Unvanı. 05. 09. 1969 (Resmi), Ardahan. Doğum Tarihi ve Yeri

ÖZGEÇMİŞ. Yrd. Doç. Dr. Unvanı. 05. 09. 1969 (Resmi), Ardahan. Doğum Tarihi ve Yeri ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı Ayvaz MORKOÇ Unvanı Doğum Tarihi ve Yeri Görevi Görev Yeri İdari Görevi Yrd. Doç. Dr. 05. 09. 1969 (Resmi), Ardahan Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı

Detaylı

Çocuğunuz ne kadar zeki?

Çocuğunuz ne kadar zeki? On5yirmi5.com Çocuğunuz ne kadar zeki? Psikolojik Danışman Yusuf Menki ile zeka testi konusunu konuştuk. Yayın Tarihi : 20 Aralık 2012 Perşembe (oluşturma : 1/4/2016) Gizem Gül'ün röportajı Hepimiz zeki

Detaylı

Sonbaharda Açan İlkbahar Çiçekleri - Spring FlowersBlooming in Autumn

Sonbaharda Açan İlkbahar Çiçekleri - Spring FlowersBlooming in Autumn Sonbaharda Açan İlkbahar Çiçekleri - Spring FlowersBlooming in Autumn Sayfa 1 Projemizin Hedefleri Bu projeyle gençlerimizin sosyal sorumluluk projelerinde aktif olarak yer alabilmelerini, sosyal ortamlara

Detaylı

SANAT YAZILARI 21 2009 Güz, yılda iki kez yayımlanır.

SANAT YAZILARI 21 2009 Güz, yılda iki kez yayımlanır. SANAT YAZILARI 21 SANAT YAZILARI 21 2009 Güz, yılda iki kez yayımlanır. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları No: 36 Sahibi Prof.Dr. Uğurcan Akyüz Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı