Onur Öymen. Ülkemizin düşmanlarını asıl korkutan laiklik. TÜSAK a HAYIR SANAT a EVET. Bu yöntemi iyi biliriz! Dermansız Dert Dinleme Uzmanı

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Onur Öymen. Ülkemizin düşmanlarını asıl korkutan laiklik. TÜSAK a HAYIR SANAT a EVET. Bu yöntemi iyi biliriz! Dermansız Dert Dinleme Uzmanı"

Transkript

1 Aydınlık TÜSAK a HAYIR SANAT a EVET 6 Haziran 2014 Cuma Yıl: 2 Sayı: 119 Onur Öymen Ülkemizin düşmanlarını asıl korkutan laiklik Beyazıt Kahraman s.12 4 Bu yöntemi iyi biliriz! 6 Azerbaycan edebiyatı toplantısından notlar 11 Dermansız Dert Dinleme Uzmanı Ülkü Tamer Ahmet Yıldız Pınar Akkoç

2

3 Aydınlık HALDUN ÇUBUKÇU 6 Haziran 2014 Cuma 3 TÜSAK a hayır, sanata evet Bugün Ankara'da Türkiye'nin ışık yaratan, ışık götüren yüzü; sanatçıları bir araya geliyor. Tüsak'a hayır! demek için. İktidarın TÜSAK projesi öyle görünse de, aslında olumlu ya da olumsuz kültür ve sanat yaşamını devlete ya da yerel yönetimlere bağlı kurumlar açısından düzenleme amacı içermiyor. Sanat yaşamını sonlandırmayı amaçlıyor. Ümmet ideolojisinin iktidarı için sanat, kendilerine bir zulümdür. Yedi temel zulüm alanı Ümmetçi ideoloji sanat alanlarının içinde en çok heykel ve resme tahammülsüzdür. Çünkü heykel sanatının az gelişmiş zihinlerindeki algısı putperestliktir. Heykel eşittir puttur. Haliyle, heykeltraş da put yapıcısı. Hani, sanatseverlerin kendilerini tutamayarak heykellerin önünde secdeye varabileceklerinden korktuklarını düşünmek aykırı olmaz. Korku ve korkmak; dolayısıyla korkutmak iliklerine işlemiştir. Algı düzeyleri şöyledir: Yaradan, heykel ve resimlerinde canlı figürü yapanlara yarın öteki dünyada hadi buna ruh ver, canlandır dediğinde zavallı ressam ve heykeltraşlar olanca çaresizlikleriyle, karanlık dehlizlerde uzayan kaynar katran kazanlarından yer beğenmek durumunda kalacaklardır. Sağdan ilk çukurdan başlayarak heykeltıraşlar Michelangelo, yanında Rodin... İlhan Koman'dan Mehmet Aksoy'a uzanan çukurlar dizisini doldurmaları yüksek olasılıktır. Solda ise ressamlar, ilk çukurda Leonardo usta, yanında Van Gogh, Picasso... derken Osman Hamdi Bey, Avni Lifij, tabii Bedri Baykam uzar gider... Fokur fokur fokurdayarak... İnim inim inleyerek. Dolayısıyla anlarız ki ümmetçi, belki de sanatçıya cehennem ateşlerinde yanmaması için iyilik yapmaktadır. Tüsak da bir iyilik projesidir. Haklarını da yemeyelim, bu netameli heykel işi konusunda ellerinden geleni yapıp, örnek olmayı denemişlerdir. Öyle ki; Alibeyköy meydanına diktikleri beş metrelik, başından su fışkıran sarı darılı mısır heykeliyle sanatsa, böylesini yapın mesajını dünyanın en 'kitsch' en pornografik abidesi üzerinden artık farkına vararak mı, farkında olmadan mı dikivermişlerdir. Ama nerede... En çok gadre uğrayan Mehmet Aksoy başta olmak üzere, heykeltraşlarda bu inceliği anlayacak kafa! Ankara'da da bir zamanlar Tandoğan Meydanı'nda çok güzel heykelli bir havuz vardı. Böyle sanatın içine tüküren öyle bir belediye başkanı tarafından yok edildi. Onun yerine ve sağa sola Kütahyalı bir şirketin zevksizlik, kabalık, hödüklük ürünü ibrikler dikildi. Anlaşılmayan şudur ki; bir şeyin önünde secdeye varmak için o yontunun ille de hayvan ya da insan biçimli olması gerekmez. Ruhunda tapınma olan, kendini tutamayıp Ulu yaratıcı Kütahya ibriği bizden şefkatini esirgeme diye ünleyip pekala ibriğin önünde de secdeye varabilir bununla da yetinmeyip, başta baleciler olmak üzere zikir de çekebilirler. Ne ritüel olur ama! Bundan daha da ilginci ümmetçinin zihniyetidir. Hâlâ puta tapınma korkusu olan bir zihin aslında kendisinin tapınma olasılığından korkuyor olsa gerek. Dolayısıyla yaşamın bir anında Alibeyköy'deki darıları sarı sarı, tepesinden köpük köpük su fışkırtan mısır heykelinin önünde bu tiplerin secdeye varması şaşırtıcı gelir mi? Yine aslında, secdeyle ve tapınmayla pek ilgisi olmayan sanatçılar ve sanatseverleri puta tapmaktan korumaya çalışmak çok hislendiren bir çaba. Nelerle muhatap oluyoruz şu çağda! Ama bilmeliler, çok da uzakta olmayan günlerde başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük küçük yerleşimlerimizde birbirinden güzel heykellerle süslenmiş yaşam alanlarında insanlarımızın ufku ve estetik anlayışı çiçeklenecektir. Heykel ve resmin özgürlüğü için Tüsak'a hayır, sanata evet... Bale, opera, senfoni, tiyatro İkinci tahammül edemedikleri sanat kapsamıysa sahne sanatlarıdır. Şehir Tiyatroları, Osmanlı'nın son döneminde kurulan ve Darülbedayi yani 'güzellikler evi' olarak adlandırılmış tiyatro, Cumhuriyet'le bir aydınlanma örgütlenmesi halini aldığında, sanatın ışığını en kuytu yurt köşelerine taşıma adanmışlığında neyi sahnelerse bu zihniyete kıvrandırıcı darbeler vurmuş oluyor. İster dünya repertuvarından seçkin örneklerle ister Türk tiyatro toplamından... Kendileri bir şey üretmeye muktedir değildir. Sanatın özü olan soyutlama ve yaratma birikiminden, donanımından, yeteneğinden yoksun oldukları gibi, ayrıca bir 'şirk' olarak gördükleri yaratıcılık kavramından da nefret ederler. Yaratma, tasarlama sürecidir. İnsanı hayvandan ayıran en temel özellik. Paralarını sakladıkları ayakkabı kutuları bile bir tasarımdır, hatta binlerce liralık ayakkabılarını aldıkları lüks mağazalarda o kutular daha da sanatsal tasarımdır. Anlayamazlar. Anlayamadıkları her şeye düşmanlardır. Parayla dostlukları da bundan. Estetiğe, estetik deyince kadına, sahnede kadınların dar elbiselerle dans etmesine tahammül edemezler. Yani baleden bahsediyoruz. İnsan bunların algı düzeyine düştüğünde tanımlama düzeyi de düşüyor. Bağışlana. Tiyatro adapları görgüsüzlüğün bütün haşmetiyle cakcak ciklet çiğneyerek oyun izlemek olan bedbahtlar, oyun anlayışı ABD'nin projelerinde ikinci sınıf aktör olmaktan öteye geçemeyen, 'ideolojik' sanatlarını Masonkomünist-Yahudi lerden faşist nefretleriyle ve olabilecek en ilkel müsamerecilikten gelenlerin bedbahtlığıyla birleştiğinde sanattan neden bu kadar korktuklarının gizini de çözüyoruz. Tiyatronun, balenin, müziğin, operanın özgürlüğü için Tüsak'a hayır, sanata evet... İş şiire ve edebiyata gelince Hani edebiyat gericinin de propaganda amaçlı hezeyanlarına açık olduğu için görünür bir sorun teşkil etmiyor. Hele şiire bayılırlar. Olur olmadık yerde hamasi ve ilkel dizeleri kahredici bir tonla çemkirerek okumayı hitabet sanatı sanan hödükler aslında çok büyük bir açmazla karşı karşıyadır. Tıpkı sanatlarını dine adamış bayıldıkları şairler kadar. Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. Şuara Suresi, 224. Ayet böyle der. İster burada imam Eşari, Gazali yoluna uyup lafzın lafza bağlı yorumuna itaat etsinler, ister içrek (batıni) tevillerle durumu kurtarmaya çalışsınlar, derin bir sorunları vardır. Sorunları onlara kalsın, sanat bize. Şiirin, edebiyatın özgürlüğü için Tüsak'a hayır, sanata evet... HHH Bugün Ankara'da Türkiye'nin ışık yaratan, ışık götüren yüzü sanatçıları bir araya geliyor. Tüsak'a hayır demek için. Bu hayır büyüyecek ve hayırlara vesile olacak. Yedi temel sanat alanında bütün olarak sinema Alibeyköy deki mısır heykeli ve mimari de dahil olmak üzere Sanata evet, Tüsak'a hayır! Belli ki dövüşeceğiz. İnsanlık tarihinde sanatın yitirdiği sonuç olarak hiç görülmedi. Güzel dövüş olacak. Aydınlık Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar Görsel Tasarım Hakan Uğurluay İrem Halıç, Elif Korkut, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Gurup Başkanı Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Reklam Servisi Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 6 Haziran 2014 Cuma ÜLKÜ TAMER Aydınlık Bu yöntemi iyi biliriz! Lekelemek için yazarların, sanatçıların seçilmesi şaşırtıcı değildir. Yazarlar, sanatçılar, bilim adamları ve eğitimciler, demokrasiden nefret edenlerin ilk hedefleridir. Yazarın demokrasilerde özel bir sorumluluğu vardır, düşünce alışverişini geliştirir. Düşüncelere sınır çizmek ve haberleşmeye sansür koymak amacını güden, bu amaçlarını tutanaklarda da belirten kimselerin saldırısına uğramaktan onur duyuyorum Amerika ya Karşı Eylemleri Araştırma Komitesi nin sorgularından bazı bölümleri geçen hafta vermiştik. Bu hafta da onurlarını koruyarak direnenlerden söz edelim, kısa kısa örnekler sunalım. Yalnız iki sanatçı var ki, onlara ayrı bir bölüm açmak gerek. Pete Seeger ile Paul Robeson un unutulmaz direnişlerini önümüzdeki haftaya bırakalım, sonra bu soruşturmaları bırakıp başka konulara değinelim. HANNS EISLER HHH Komite, 1947 de üç kardeşi sorguya çekti: adını Ruth Fischer olarak değiştiren Elfriede Eisler ( ), Gerhart Eisler ( ) ve Hanns Eisler ( ). Hanns Eisler, Komite karşısında Gerhart Eisler in Amerika da Komünist çalışmaları yürüten kişi olduğu ileri sürülüyordu. Sorgusundan sonra tutuklandı Gerhart Eisler, ama kefaletle serbest bırakıldı. 7 Mayıs 1949 da New York tan kalkan Polonya bandıralı bir gemiye gizlice girerek Amerika'dan kaçtı. Gemi Southampton'a varınca, bu kere de İngilizler tarafından tutuklandı. Londra'da yargılandı. Mahkeme Amerika'ya gönderilmesine izin vermedi; Alman Demokratik Cumhuriyeti'ne gitmesine izin verdi. Ruth Fischer, kardeşlerini ağır biçimde suçladı. Yalnız Hanns Eisler'in değil, ünlü yazar Bertolt Brecht'in de sorguya çekilmelerine yol açtı. Hanns Eisler, karısıyla birlikte 1948'de sınır dışı edildi. Sanatçı, Alman Demokratik Cumhuriyeti'ne gitti; orada büyük coşkuyla karşılandı. Bu yeni devletin ulusal marşını besteledi. Son yıllarını başarı içinde geçirdi. Hanns Eisler in sorgusundan kısa bir bölüm: HHH STRIPLING: Mr. Eisler, 1933 te Moskova da yayımlanan Büyük Sovyet Ansiklopedisi nde sizin Komünist olduğunuz yazılı. EISLER: Kendi saflarında gördükleri herkese komünist derler. Alman komünistleri son on beş yıl içinde büyük bir savaş verdiler. Kendimi onlar arasına katmaya hakkım yok. Komünistler kahraman olduklarını gösterdiler. Kahraman değilim ben. Müzikçiyim. STRIPLING: Sovyetler Birliği nde çıkan bütün yazılarda sizden hep Yoldaş Eisler diye söz ediliyor. EISLER: Evet. Sovyetlerde Yoldaş derler insana, Mister demezler. HHH John Howard Lawson, Komite karşısında Senaryo yazarı John Howard Lawson un duruşmada okutulmayan bildirisi Bu Komite, lekelemek, yıkmak istediği Amerikan yurttaşlarını, yasaların dışına çıkarak, dürüst olmayan bir biçimde, bir haftadır suçlamaktadır. Ben buraya kendimi savunmak ya da avukatlarımın hafif bir deyimle hiçbir temele dayanmayan kanıtlar olarak nitelendirdikleri uydurmaları cevaplandırmak için gelmedim. Kanıt dedikleri şeyleri, satılmışlardan, akıl hastalarından, reklam peşindeki soytarılardan, Gestapo ajanlarından, muhbirlerden, karacahil ve korkak birkaç Hollywood sanatçısından elde etmişler. Ülkelerinin en kutsal ilkelerini zedeleyen o insanları kendi vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum. O insanlar, birey olarak önemli değildirler. Birey olarak ben de önemli değilim. Bu komitenin beni yıkmaya, çalışmamı engellemeye, daha da kötüsü, bir Amerikan yurttaşı olarak beni onurumdan etmeye çalışması, bunu herhangi birine yapabildiklerini göstermek bakımından önemlidir. Bu arada, anayasanın hiçe sayılması konusuna dokunmayacağım. Durum o kadar ortadadır ki, ayrıntılara girmeye gerek yoktur. Bu Komite, Amerikan halkının gözünde suçlu duruma düşmüştür. Burada bir yazar ve bir yurttaş olarak konuşmak istiyorum. Lekelemek için yazarların, sanatçıların seçilmesi şaşırtıcı değildir. Yazarlar, sanatçılar, bilim adamları ve eğitimciler, demokrasiden nefret edenlerin ilk hedefleridir. Yazarın demokrasilerde özel bir sorumluluğu vardır, düşünce alışverişini geliştirir. Düşüncelere sınır çizmek ve haberleşmeye sansür koymak amacını güden, bu amaçlarını tutanaklarda da belirten kimselerin saldırısına uğramaktan onur duyuyorum... Siyasal ve toplumsal görüşlerim çok iyi bilinmektedir. Yaygın bir sanat olarak sinemaya inancım da çok iyi bilinmektedir. Hiçbir zaman, kendilerini diktatör ilan edenlerin, düşünceye sansür koymaya kalkışan gestapoların ve bu çeşit komitelerin buyruğuna göre yazı yazacak değilim. Söz özgürlüğüm satılık değildir; sizin vereceğiniz tavsiye kartlarıyla iş bulacak kadar alçalmadım. Komite Başkanı J. Parnell Thomas küçük bir politikacıdır; daha büyük güçlere hizmet etmektedir. O güçler, ülkemize faşizmi getirmeye çalışmaktadırlar. Amerikan halkının özgürlüğünü ve haklarını elinden almak için uydurma bir tehlike yaratmaya çalışmaktadırlar. İn- ALBERT EINSTEIN'IN MEKTUBU New York Times ın 12 Haziran 1953 tarihli sayısında Albert Einstein ın bir mektubu yayımlandı. Einstein, kendisine başvurarak Komitenin soruşturmalarına karşı nasıl davranılması gerektiğini soran öğretmen William Frauenglass a şunları yazıyordu: Bu ülke aydınlarının karşı karşıya bulunduğu sorun, son derece ciddidir. Gerici politikacılar, bütün aydınlara kuşkuyla bakılmasını sağlamakta başarılı olmuşlardır. Bu başarıdan sonra, şimdi öğretme özgürlüğünü baskı altına alma ve kendilerine boyun eğmeyenleri aç bırakma çabalarına girişeceklerdir. Aydınlar azınlığı buna karşı ne yapmalıdır? Gandhi nin yolunu izlemek, onlarla işbirliği etmemek doğru olur kanısındayım. Tanıklık etmek için çağrılanlar, Komitenin önüne çıkmamalı, gerekirse cezaevine girmeyi, parasız kalmayı, ülkenin çıkarları uğruna kendi çıkarlarından olmayı göze almalıdırlar. Bunu yaparken Anayasaya sığınmamalı, onurlu bir yurttaşın böyle bir soruşturmaya katılamayacağını haykırmalıdırlar. Yeterli sayıda kimse bunu yapabilirse başarı kazanılır. Başarı kazanılamazsa, bu ulus zaten köle olarak yaşamayı kabullenmiş demektir.

5 Aydınlık 5 sanları korkutarak özgürlükleri kısıtlayıcı yasalar getirmeye çalışmaktadırlar. Biraz tarih bilgisi olanlar, bu yöntemi iyi bilirler. Yüzyıllar boyunca kızıllar dan, komünistler den, yasa ve düzen düşmanları ndan söz edilerek birçok ülkede diktatörlüklerin kurulması sağlanmıştır. Söz özgürlüğüyle düşüncelere zincir vurma çabası arasındaki savaş, halkla bir azınlığın, halktan korkan bir azınlığın arasındaki savaştır aslında. Haberleşme özgürlüğüne saldırı, halkımıza saldırıdır. Ama halkımız o saldırıyı nasıl karşılayacağın bilmektedir. Bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da haklar korunacaktır. HHH Lionel Stander. Onu bir zamanlar TRT nin unutulmaz dizilerinden Tehlike Çemberi nde izlemiştik LIONEL STANDER STANDER: Sorulara başlamadan önce ışıkları söndürüp televizyon kameralarını durdurursanız... Profesyonel bir oyuncuyum ben, televizyona da sadece komedilerde çıkarım. Burada komedi oynamıyoruz, değil mi, ciddi bir iş yapıyoruz... BAŞKAN: Peki, peki. Işıkları söndürün lütfen. Televizyon kameralarını da durdurun. Sorguya başlayabilirsiniz, Mr. Tavenner. TAVENNER: Adınız? STANDER: Lionel Stander. TAVENNER: 1940 ta Komitemiz önünde tanıklık etmiş ve Komünist Parti ye üye olmadığınızı söylemiştiniz de tanık olarak dinlenen Mr. Marc Lawrence, sizin de birtakım sol çalışmalara katıldığınızı ileri sürdü. Bunun üzerine 10 Mayıs 1951 de bize bir mektup yazarak yine tanıklık etmek istediğinizi belirttiniz. BAŞKAN: İki yıl önce mi? TAVENNER: Evet. Bunun bir yarar sağlayacağını düşünmedik. STANDER: İki yıldır canım çıkıyor. Tanıklık etmek için çalmadığım kapı kalmadı. Kara listeye alındım. Ne sinemada, ne radyoda, ne de televizyonda iş bulabiliyorum. Beni çağırmanız iki yıl sürdü. CLARDY: Sorularımıza cevap vereceksiniz, değil mi? STANDER: Tabii, her sorunuzu cevaplandıracağım. Doğruyu söyleyeceğime yemin ettim. Etmesem bile doğruyu söylerim ben. TAVENNER: Doğum yeriniz ve tarihiniz, Mr. Stander? STANDER: 11 Ocak 1908 de New York City de doğdum, TAVENNER: Mesleğiniz? STANDER: Oyuncuyum. Kara listeye alınıncaya kadar film çeviriyordum. Sonra Marc Lawrence burada benden söz etti. İnsanın adı burada geçmeye görsün, yandı demektir. İspanyol Engizisyonu gibi bir şey bu. TAVENNER: Bakın, Mr. Stander STANDER: Cayır cayır yanmıyorsunuz belki, ama azıcık haşlanmadan da kurtulamıyorsunuz. BAŞKAN: Mr. Stander STANDER: Beni komünistlikle mi suçluyorsunuz yoksa? BAŞKAN: Birazcık susarsanız, komünistlikle suçlanıp suçlanmadığınızı öğrenirsiniz. STANDER: Susayım da öğreneyim bari. BAŞKAN: Biz Amerika daki yıkıcı çalışmaları araştırıyoruz. Bize bu konuda bilgi vermenizi istiyoruz. STANDER: Veririm tabii, niye vermeyeyim. BAŞKAN: Bir dakika STANDER: Kimlerin yıkıcı çalışmalarda bulunduğunu biliyorum. BAŞKAN: Biz şunu öğrenmek istiyoruz STANDER: Neyi öğrenmek istiyorsunuz? BAŞKAN: Sizden bilgi almak -- STANDER: Vereyim... İstediğiniz bilgileri vereyim. Kimlerin yıkıcı çalışmalarda bulunduğunu söyleyeyim. BAŞKAN: Hükümeti zor kullanarak devirmek isteyenlerin kimler olduklarım öğrenmek istiyoruz. STANDER: Bakın bu konuda hiç bilgim yok. On beş yıldır araştırıyorsunuz, siz bile bilmiyorsunuz, ben mi bileceğim? BAŞKAN: Mr. Stander STANDER: Ama yıkıcı çalışmalarda bulunanların kimler olduğunu öğrenmek istiyorsanız, söyleyeyim BAŞKAN: Mr. Stander STANDER: Birtakım fanatikler var. Amerikan Anayasasını hiçe sayıyorlar. Sanatçıları özgürlüklerinden ediyorlar. Yasa tanımıyorlar. Adlarını vereyim mi? Hepsi ırkçı. Zencilerden tiksiniyorlar. Bu herifler BAŞKAN: Mr. Stander, bırakın da STANDER: Bu herifler BAŞKAN: Komitemize kimse hakaret edemez. STANDER: Hakaret mi bu? Ben bildiğim yıkıcı çalışmaları anlatıyorum. Bakın, bir sürü tanık dinlediniz. Hepsi başlarını döve döve Ah, ben bir zamanlar komünisttim, ama ne yaptığımı bilmiyordum, pişman oldum diye sızlandılar. Beni o muhbirlerle, o aşağılık heriflerle, o psikopatlarla bir tutmayın. BAŞKAN: Soruyu cevaplandırmayacak mısınız? STANDER: Anayasanın bana verdiği hakkı kullanacağım... ve cevaplandırmayacağım. Kara listeler düzenleyerek yıkıcı çalışmalarda bulunan, sanata sansür koymaya çalışan fanatiklere yardımcı oluyorsunuz. Ben. düşünce özgürlüğüne inanırım. Anayasaya inanırım Anayasa sorularınıza cevap vermem için zorlamıyor beni. TAVENNER: Başka bir şey sormak STANDER: Hiç zahmet etmeyin, cevap vermeyeceğim.

6 6 Haziran 2014 Cuma 6 Aydınlık AHMET YILDIZ Azerbaycan edebiyatı toplantısından notlar Azerbaycan ı ne kadar tanıyoruz? Emperyalizmin dört bir yanımızda bizzat ülkeler yıkıp, memleketler parçaladığı, halklar arasında eski kavgaların körüklenip yabancılaşmanın yaşandığı bu günlerde durum can pazarı na dönüşmeden hepimiz kendimize bu soruyu sormalıyız; soyut bir Ortadoğu halkları dayanışması bu durumu kurtarmaz. Birbirimizi tanımak zorundayız. Öncelikle de edebiyatımızı tanımak zorundayız 7Mayıs 2014 Çarşamba günü Ankara Üniversitesi Rektörlüğü salonunda 14. Uluslararası Ankara Öykü Günleri nin ilk gününde Erciyes Üniversitesi nden Prof. Dr. Sevinç Özer in yönettiği Azerbaycan da Öykü Edebiyatı açık oturumunda (panel) heyecan verici konular konuşuldu. Konuşmacılar, aslında matematikçi ama aynı zamanda yazar ve Bakü Hazar Üniversitesi nin rektörü Hamlet İsayev, Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar (Rızayev), Türk dünyası yazarlarıyla ve dilleriyle yakın ilişkide olduğunu öğrendiğim çevirmen İmdat Avşar dı. Azerbaycan da öykü edebiyatı Yazar Özcan Karabulut un özveriyle yarattığı ve inatla sürdürdüğü Ankara Öykü Günleri nin böyle bir toplantı düzenlemesi önemli bir olaydı. Ancak bir avuç öyküsever dışında bırakalım basını, rektörün açılış konuşması yapmasına karşın Türk dili ve edebiyatı bölümü öğrencileri gelmemişti, bırakalım öğrencileri hocaları bile gelmemişti. (Türkiye de ne yazık ki manzara bu ve bu cahillik başka bir yazı konusu.) Oturumda, Azerbaycan Türkçesi edebiyatıyla Anadolu Türkçesi edebiyatının birbirini tanıması ve nasıl ilişki kurması gerektiğinin tartışılması için bir fırsat yaratılmışken Prof. Dr. İsayev, Çehov öykücülüğünü, romanla öykü ayırımını, Çehov un hep roman yazmak istediğini ama beceremediğini anlattı. Anar Rızayev önemli bir yazar olmasının yanında aynı zamanda Türk Dünyası Yazarlar Birliği Başkanı. Bir Türk dünyası Dil Kurumu kurulması, Türkçenin tek bir ağız da karar verip Türkçe konuşan ülkelerde yayınlanan bir kitabın 150 milyonluk okur kesimine anında ulaşabilmesinin sağlanması, İspanyol edebiyatının dünyadaki gücünün biraz da bundan ileri geldiği gibi yorumlara sıcak bakmadı. Azerbaycanlı yazarların kendi dilinde Türkiye deki yazarların kendi dilinde var gücüyle edebiyat yapmasını ama Türk dünyası yazarları ve politikacılarının yazışma ve ilişkilerinde günlük konuşma dili olarak Anadolu Türkçesinin kullanılması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu belirtti. Azerbaycan edebiyatını ne kadar tanıyoruz Azerbaycan ı ne kadar tanıyoruz? Emperyalizmin dört bir yanımızda bizzat ülkeler yıkıp, Balerin Pervin Nuraliyeva Akçağ Yayınları 159 s. memleketler parçaladığı, halklar arasında eski kavgaların körüklenip yabancılaşmanın yaşandığı bu günlerde durum can pazarı na dönüşmeden hepimiz kendimize bu soruyu sormalıyız; soyut bir Ortadoğu halkları dayanışması bu durumu kurtarmaz. Birbirimizi tanımak zorundayız. Birkaç on yıl içinde, her an, İran, Rusya ve AB-ABD emperyalizminin dolaplarıyla hepimiz küçük kent devletçiklerinde kimliksiz kişiliksiz ve düşman içinde yaşıyor hale gelebiliriz. Türk dünyası federasyonu düşüncesine kadar uzanacak beyin fırtınası eğer gerçekleşirse düşünce olarak bile emperyalist barbarlık için en önemli caydırıcı güç olarak görülüyor benim için. Ancak edebiyatın akademik çevrelerinden, böyle stratejik düşünen bir politik tavır beklemek işin doğasına aykırı. Yine de Atatürk ün müthiş bir öngörüyle yıllar önce işaret ettiği bu büyük federasyonun altyapısının ancak edebiyatla kurulabileceğine inanıyorum. Bir Ermeni Gencin Hatıra Defteri Pervin Nuraliyeva Azerbaycan emperyalist güçler tarafından bölünmüş ülkeler kategorisinde Kore, Latin Amerika, Balkan ülkeleri örneklerine eklenecek en acıklı durumda olan bir ülke. Önce 1800 lerin başlarında Rusya ve İran tarafından Güney ve Kuzey olarak ikiye bölünmüş. Neredeyse iki yüz yıldır birbirlerine hasretler. Ama daha da önemlisi, -ikinci acıklı durum- Anadolu Türkleriyle olan ayrılma. Çünkü Azerbaycanlı diye bir halk yok. Bu ismi onlara işgalciler vermiş. Onlar Azeri değilem, Türkem! diyorlar. Bu durum(lar) karşısındaki buz gibi aymazlığımız, Ömer Seyfettin in Balkan Harbi nden hemen sonra 1913 yılında Ashab-ı Kehfimiz (Bir Ermeni Gencinin Hatıra Defteri) adıyla yazdığı -bugünlerde mutlaka okunması gereken- çok ilginç romanındaki bir sahneyi anımsattı bana. Kahramanımız Ermeni genç, bugün egemen ideoloji haline gelmiş olan Türkiyelilik ideolojisi gibi, milliyetlerin silindiği ütopik bir Osmanlılık görüşünü savunan Osmanlı Kaynaşma Cemiyeti nin üyesidir. Bir gün Cemiyet e üye Hoca Bilal Efendi nin, İstanbul da, Anadolu da epey Acem vardır. Bunlar Osmanlılar dan kız alır kız verirler diye konuşmasına Ermeni kahramanımız, Zavallı Hoca Bilal Efendi Azerbaycanlı Türk oğlu Türkler e giyimlerine bakarak Acem diyor!.. diye şaşkınlığını dile getirir. Bugün, Hoca Bilal Efendilerin aymaz durumuna düşmek istemiyorsak özgürce ve cesurca düşünebilmeliyiz. Azerbaycan alfabesi Toplantıda tartışılan bir konu da bu birlikteliği sağlayacak en önemli araç olan alfabenin çeşitlilik sorunuydu. Azerbaycan ın yeniden Latin alfabesine geçmesine sevinirken, nüfus olarak büyüklüğün yanında bu alfabeyi kullanmada önemli edebiyat yapıtları yaratarak de-

7 7 Aydınlık Anar Rızayev neyim kazanmış Türkiye nin alfabesiyle bir ilişki kurma kaygısı taşımamış olması üzücüydü. İki kardeş halkı bu kez Latin alfabeyle birbirinden uzaklaştırmak gibi bir şeydi bu bence! Bin yıllık Arapça alfabeden kurtulmayı Mirza Fetali Ahundov un ve Neriman Nerimanov un mücadelesiyle 1929 da kabul ettiler. Yeniden Latin harflerine geçtikleri 1991 den günümüze kadar ə, x, ve q harfleri bizim alfabemizden değişik harflerdir. Bunlar basit üç harf gibi görünüyor ancak yazılı dilde anlaşmada sorun çıkaran epey kılçık harfler durumunda. Olmasaydı da olurdu. Bunu savunmak Karadeniz bölgesinde, Doğu Anadolu da, Ege de vs. konuşulan her Türkçe için ayrı harfler kullanmaya karar vermek gibi bir şey. Hamlet Çevirmen İmdat Avşar ın yerinde saptamaları gibi bu harfler yüzünden Nitelikli çeviri konusunda sorun yaşıyoruz. Azerbaycan Türkçesinden çeviri yapılmasına zarar veriyor Bu anlamda bu tür kararlarda resmi devlet kurumları değil edebiyatçılar ilişki kurmalıdır Bu sorun, en kısa zamanda üç bölünmüş kardeşin bir şeyler istemesinin yaratacağı güç karşısında yıkılıp toz olur gider inancındayım. Türk cumhuriyetlerindeki yazar ve şair dostlarımızla ilişki gibi önemli bir işi, Hikmet Kıvılcımlı ve Doğan Avcıoğlu nun izinden giderek, her türlü dinsel/hamasi milliyetçi çıkar gruplarının elinde heba et- tirmemek gerekir. Pervin Nuraliyeva nın öyküleri Toplantı sonrasında Azerbaycanlı yazarlarla tanışma olanağı buldum. Pervin Nuraliyeva adlı genç bir yazar kitabını tutuşturdu elime. İmdat Avşar ın çevirdiği ve Akçağ Yayınları nın bu yıl yayınladığı öykü kitabı beni şaşırttı. Çok iyi bir yazarla karşı karşıyaydım. Hareketli, dinamik öyküler, yetenekli bir insanın beş duyusunun inanılmaz gözlem gücünü yansıtıyordu. Kar Yağacak, Samir İçin, Çaresiz Yalan gibi 13 öykü müthiş bir iç dünyaya, değişik ama tanıdık mekanlara, sorunlara sürükledi beni. Hep Anar ın yanındaydı Pervin. Kitabın girişinde de Pervin in Dünyası adlı bir önsöz yazmıştı Anar. Pervin gibi yetenekte yeni İsayev yazarlar çok yoktur. Onun üzerinde hepimizin durması, ilgilenmesi gerekiyor. Gerçekedebiyat.com da yayınladığım Azerbaycan ın önemli yazarlarından Azad Karadereli (Azad Qaradereli!) nin Süt Gölü adlı öyküsü büyük ilgi gördü. Yetenek, sonradan hiç kimsenin kazanamayacağı, yazarlığın birinci ve olmazsa olmaz şartıdır. Cinayet derecesinde acı şey de yeteneği yeteneksize boğdurmaktır! Bizdeki son dönem yeni yayınlayan yazarlara bakıyorum da okuru, eleştirmenleri homurdatan eksikliği buldum galiba: Yeteneksizlik! Bir Ermeni Gencin Hatıra Defteri Ömer Seyfettin İlgi Kültür Sanat Yayınları 123 s.

8 6 Haziran 2014 Cuma 8 Aydınlık VEYSEL ÇOLAK Kedilere Şiir, Kedilere Ağıt, Kedilere Hüzün Bir kedinin doğadan, diğer kedilerin hayatından sökülüp alınması; bu olayın içselleştirilmesi, ister istemez, derin bir hüzne dönüşüyor. Ezilerek öldürülen bir kedinin yerine koyun kendinizi. Bir düşünün. Sanırım değişiriniz, yepyeni bir insan olursunuz O milyonluk kentler kedilerin, kuşların; kısaca bütün canlıların mezarı gibi. Oralarda durmadan gelişen asfalt ve betondur. İnsanların üstüne devrilmek üzeredir blok apartmanlar. Mantar gibi çoğalan fiyakalı otomobiller sokakları bir tabuta çevirir insanlar ve sokak hayvanları için. İnsanoğlu fark etmeli bu gerçeği. İnsanlara, hayvanlara, doğaya karşı olan güçler karşısında örgütlenmeli bana kalırsa. O zaman bütün yalnızlıklarından kurtulacağımıza eminim Kedi Şiirleri Antolojisi Kolektif Komşu Yayınları 144 s. Uzun zamandır adını Gece koyduğum bir kediyle yaşıyorum. Onu gözleyerek kedilere ilişkin bir kitap yazmanın peşindeyim. Bu nedenle öznesi, nesnesi kedi olan hikâyeler, şiirler, denemeler okuyorum durmadan. Görüyorum ki kedilerin dünya edebiyatında ağırlıklı bir yeri olmuş; ama Türk edebiyatı bu konuda pek zengin değil. Şiirlerde, hikâyelerde, denemelerde, anılarda; biraz da romanlarda anlatılmış kediler. Onların doğal derinliğini irdeleyen, anlayan ve anlatan bir aranışa girilmemiş pek. Ahmet Rasim, Samipaşazade Sezai, Kedilerimi iyi doyurun diye vasiyet eden Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halit Karay, Memduh Şevket Esendal, Osman Cemal Kaygılı, Samet Ağaoğlu, Erhan Bener, Bilge Karasu, Yusuf Atılgan, Orhan Duru, Tomris Uyar, Oya Baydar, Zülfü Livaneli, Nurullah Ataç, Salah Birsel, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar; Ben kedimi hiçbir şeye benzetmem. Kedi kedidir diyen Asaf Halet Çelebi, Oktay Rifat, Orhan Veli, Behçet Necatigil, Turgut Uyar, Ülkü Tamer, Haydar Ergülen, Veysel Çolak ın yazdıklarına bakarak; kedilerle yaşanan bireysel ilişkilerin yansıtılmasıyla yetinildiği görülüyor. Yaşamın bir parçası, tamamlayıcı bir öznesi ve etkeni olduğu ortaya konmuyor pek. Bu eksikliği görmüş olacak ki Saime Akat, Türk şairlerden Kedi Şiirleri Antolojisi hazırlamış. İyi bir derleme olmuş bu çalışma. Şairlerin kedilere ilgisiz kalmaması güzel; neredeyse her şairin bir kedisi olması daha da güzel. Egemen Berköz in Ağıt adlı minik şiiri, sanırım kimsenin dilimden düşmeyecek. İç burkan bir şiir bu: Yatıyordu yolun kıyısında kımıltısız fırlamış gözünün biri görmek istercesine kim o insanoğlu insan diye çarpıp giden Canım sarman! Yastadır şimdi bütün o kara, ak, kırçıl, alaca kızlar arka bahçelerde Yepyeni bir insan olmak Egemen Berköz ün şiirinde anlattığı ezilen kedinin fırlayan gözü, bu kedi katillerini izlemeye devam ediyor. Hiç eskimeyecektir o gözün tanıklığı. Duygusal bir boyut da katıyor şiirine Egemen Berköz. kara, ak, kırçıl, alaca kızlar ın arka bahçelerde beklediği, yas içerisinde oldukları söylenerek ezilen sarman kedinin erkek olduğu da belirtiliyor. Ayrıca kedilerin çok eşliliği de verilmek istenmiş. Bir kedinin doğadan, diğer kedilerin hayatından sökülüp alınması; bu olayın içselleştirilmesi, ister istemez, derin bir hüzne dönüşüyor. Anlaşılır mı bilmem, ama insanî bir gönderme bu. Empati yapmayı dayatan bir gönderme. Ne olur? Ezilerek öldürülen bir kedinin yerine koyun kendinizi. Bir düşünün. Sanırım değişiriniz, yepyeni bir insan olursunuz. Hülya Deniz Ünal de Gecede Kedi İzi adlı şiirinde Gece can çekişiyor! Umut kara, ay kara / Sokağım çıkmaz, kedi mırıltıları kara / Ya bu tekerlek izi ne, kedinin üzerinde diye soruyor. Bütün kentlerde yankılanıp duruyor bu soru. O milyonluk kentler kedilerin, kuşların; kısaca bütün canlıların mezarı gibi. Uzundur kentlerin kızgın yazları ve kışları. Oralarda durmadan gelişen asfalt ve betondur. İnsanların üstüne devrilmek üzeredir blok apartmanlar. Mantar gibi çoğalan fiyakalı otomobiller sokakları bir tabuta çevirir insanlar ve sokak hayvanları için. Sonra fabrikalar, kol koparan dişliler Bombalarıyla, zehirli gazlarıyla yok edici uygarlık bu işte. Sokaklarda tek tük aç, susuz yılgın kedi ve köpekler. Umut kalmamış hiç. Umut bulunmaz o kedilerin ve köpeklerin hanesinde. Metin Demirtaş ın Kediler adlı şiirindeki dizeleri de bu konuda yeterince açıklayıcı ve iç burkucu: Kediler / Çileli çocukları sokaklarımızın / Benekli güzellikleri. / Sırtlarından geçer yazların sıcağı, ayazı kışların. / Döner dururlar çevresini çöp bidonlarının. Bu dizeler, kedilerin çöp bidonlarından yiyecek buldukları günlerde yazılmış olmalı. Kaç zamandır yiyecek atıkları naylon torbalara konulup sıkıcı bağlanıyor. Evet, uygarlık gereği yapılıyor bu. Bir kedinin, bir köpeğin çöplüklerden yiyecek bulma olanağı yok artık. Bu nedenle sokaklara mama ve su bırakıyor bazı insanlar. Cılız bir çaba bu, sözü edilen barınakların da çok işe yaradığı söylenemez. Ölümüne bir yalnızlaştırma bu. İnsan yalnızlaştıkça Oysa kedilerin yalnızlaşması, bir bakıma insanın yalnızlaşmasıdır. Kedisiyle kendisi arasında bir özdeşlik kuran İsmail Uyaroğlu, Kedileri Severken Ağlayınız adlı şiirinde Bazen ben onun kucağında / Bezen o benim / Avutuyoruz birbirimizi dizeleriyle betimliyor bu yalnızlığı. Tarkan Yeşilyurt Kedi kokar yalnızlar diyor bir şiirinde. Arife Kalender de benzer bir kavrayışla yazmış Kedisever Yalnızlık şiirindeki şu dizeleri: sürtünür ayaklarıma gece / kedim yalnızlığımdır / odalardan gölgesi geçer / sıcak ve derin mırıltısı duvarların / Mısırdan mı geldi, ıssızlığımdan mı / gözlerim kocaman karanlığı delerken Kedi ile yalnızlığın ilişkilendirilmesini anlamaya çalışıyorum. Kapitalizmin, bu çiğ çağ ın getirdiği bireysel ve toplumsal bir yabancılaşma değil mi yalnızlık? Böyle düşünüyorum, ama insandan umudumu kesmiş değilim. İnsanoğlu fark etmeli bu gerçeği. İnsanlara, hayvanlara, doğaya karşı olan güçler karşısında örgütlenmeli bana kalırsa. O zaman bütün yalnızlıklarından kurtulacağımıza eminim. Bu açıdan bakıldığında Kedi Şiirleri Antolojisi daha bir önem kazanıyor. İnsanı insan kılmaya yönelik şiirler var antolojide. Birçok kedi şiiri yazmasına karşın Oktay Rifat tan, nedense şiir seçilmemiş. Keşke gözden kaçmasaydı. Tamamlayıcı olsun diye onun mini bir şiirini aktarmakta yarar var: Kedi Hısım akraba karşıda gece yatısına gitse ya gidemiyor konu komşuya bile zor kedisi var kediye bakıyor Kedi Şiirleri Antolojisi Hazırlayan: Saime Akat Yasakmeyve Yayınları, Ocak 2014

9 Aydınlık ERCAN DOLAPÇI ERDEM GEZGİNCİ 6 Haziran 2014 Cuma 9 İçimizdeki Yeşilçam Şu Ege'nin Efeleri Etem Oruç Berfin Yayınları 200 s. Ege'nin kadın Efeleri! Araştırmacı yazar Etem Oruç'un, Ege efeleri üzerine hazırladığı üçüncü kitabı Şu Ege'nin Efeleri yayımlandı. Berfin Yayınları'ndan çıkan kitapta, Kurtuluş Savaşı sırasında milli mücadeleye omuz veren; aralarında çok sayıda kadının da bulunduğu efelerin hikâyelerine yer veriliyor. Akıcı bir dille yazılan ve bir solukta okunan kitapta şu şahsiyetlerin hikâyelerine bulunuyor: Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çete Ayşe, Çiftlikli Kübra Efe, Ayşe Çavuş Efe, Gördesli Makbule, Fatma Nine, Sökeli Cafer Efe, Gökçen Efe, Ese Efe, Dokuzun Mehmet Efe, Tekeli İsmail Efe, Sancaktarın Ali Efe ve Mahmut Esat Bozkurt. Ayrıca bu dönemde meydana gelen ilginç olaylara da yer verilmiş. Gerçekçilikten uzaklaşmadan Efelerin yakınında bulunan kişilerin de anlatımıyla yazılan hikâyeler belge niteliğinde. Tarihçiler için de ayrı bir değerde. Oruç'un beşinci kitabı Etem Oruç'un aynı yayınevinden daha önce de "Gizemli Kadın Efe, Nazilli Cumhuriyeti, Çakıcı Dağdan İnmem Diyor, Atçalı Kel ve Yağdereli Sinanoğlu Efe" isimli hikâye kitapları çıkmıştı. Nazilli'li olan ve Demirci Mehmet Efe ile de aileden yakınlığı bulunan Oruç, uzun yıllar içinde yaptığı birebir görüşmeler ve derlemelerden oluşuyor. Kitaplar, efe kültürü ve milli tarihimize de katkı sunuyor. Cumhuriyet Devrimimizle tarihe karışan efelik, son demde halkla birlikte düşmana silahını çevirerek halkın gözünde daha da büyüdü. Kahramanlaştı... 'Çalıkakıcı' olarak nitelendirilen eşkıyadan ayrı olan efeler ve efelik, zenginden alıp yoksula veren bir role sahipti. Derebeylik dönemi sosyal altyapının ürünü olan bu kültür, kuşkusuz Yörük Türkmen geleneğinin de izlerini taşıyor. Osmanlı'nın son döneminde kapitülasyonlarla Batı'nın etkisine girerek yarı sömürge durumuna düşen İmparatorluğun ekonomik ve sosyal düzeni hızla bozulmuş ve özellikle yoksul köylülük büyük sıkıntı çekmişti. Bu dönemde Ege dağlarında neredeyse her tepenin bir efesi vardı. Bunları kahramanlıkları da efsane olarak dilden dile aktarıldı. Yakın zamanda da kitaplaştırılmaya başlandı. Yunan ordusunu durdurdular Oruç'un çalışması Efe kültürü ve geçmişinin izini sürmekten ziyade, Kurtuluş Savaşı sırasında ordusu dağılmış bir milletin öncüleri olarak tarih sahnesine çıkışlarını anlatıyor. Bu öncüler Aydın'da Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe ve Söke'de Cafer Efe ile Ödemiş'te Gökçen Efe'den oluşuyor. Efeler, Yunan işgaline karşı bölgede bir buçuk yıl gerilla savaşı vererek işgal ordusunun Ankara kapılarına dayanmasını geciktirdi ve bu sırada Atatürk önderliğindeki Milli Mücadele hareketinin toparlanarak düzenli orduya geçişini sağladı. Bu altın süre içind,e Ankara güçlendi ve efeler de düzenli ordunun emrine girdi. Bu sırada, Balıkesir bölgesinde Çerkez Ethem'in sıkıntı yaratarak isyan edişini görüyoruz. Ethem daha sonra Yunan ordusuna iltihak ederek halkın gözünden de silindi gitti. Onun kandırmaya çalıştığı Nazillili Demirci Mehmet Efe ise buna uymadı ve kenara çekilerek Milis Albay rütbesiyle emekli oldu yılında hayatını kaybetti. Torunları okuyarak bilim insanı oldu. Yörük Ali Efe ise içlerinde en istikrarlı liderdi. 300 büyük çatışmaya katılan ve yara almayan bu Efe, Aydın bölgesinin de komutanıydı. Mücadeleye atıldığında ise yaşı 24 idi! O da Mili Albay rütbesiyle emekli oldu ve 1951 yılında hayata veda etti. Torunu Kayhan Kavas ise yıllar sonra okuyarak vali oldu. Kadın kahramanlar Kurtuluş Savaşı'na omuz veren efelerden Sökeli Cafer Efe, Aydın Savaşı'nda şehre geri dönen Yunan Ordusu'nu Germencik yakınlarında durdurmak için girdiği çatışmada 3 Temmuz 1919 günü şehit oldu. İkinci şehit efe ise Ödemiş bölgesinin komutanı Gökten Efe'ydi. O da Yunan ordusuyla giriştiği büyük bir çatışmada 17 Kasım 1919 günü şehit oldu. Bu efelere katılan kadın efelerden; Çete Ayşe, Çiftlikli Kübra Efe, Ayşe Çavuş Efe, Gördesli Makbule de destansı özelliklere sahip. Eşini kaybeden ve boynundaki altınları satarak silah alıp dağa çıkan Çete Ayşe Efe'nin şu sözleri unutulmaz: "Beşik sallayan eller el ele verirse; dünyayı yerinden sallar." Aydınlık kadın efeler yaralansalar da savaş içinde sağ kurtulanlardandır. Gördesli Makbule ise yeni evlidir ve Yunan ordusunun Balıkesir'i işgali üzerine silah kuşanarak eşinin peşine takılarak dağa çıkmıştır. Yunanlılarla girdikleri bir çatışmada şehit olur. Eşi de aynı akıbetten kaçamaz ve o da bir çatışmada şehit olur. Bu ve buna benzer hüzünlü olayın ayrıntıları Oruç'un kitabında. Bazen hislerimiz bizi bir kitaba götürür. Ömer Ayhan'ın İletişim Yayınları'ndan çıkan son romanı Şehrazat hislerimin bana getirdiği kitaplardan. Yazar hakkında bilgim yoktu (bu belki benim ayıbım), kitabın adını da duymamıştım ve kitabın kapağı da albenili değildi. Kitabı üst raftan, saklandığı yerden elime aldım ve Bu kitabı okumalıyım dedim. Okudum da. Gerçekliğimin dışında algımı yönlendiren hisler - ki siz buna beynimin oyunu da diyebilirsiniz.- beni yanıltmadı. Okuyucu olarak kitap seçerken tesadüfleri gözardı etmememiz anlatmak istediğim aslında. Nadir başınıza gelir ama geldiği zaman sizi kitapların ruhu olduğuna inandırır bu tip olaylar. Şehrazat ın büyüsü elime aldığımda başladı benim için ve zeka dolu gerçeğe yol aldı sayfaları çevirdikçe. Romanın dilindeki dehşete düşürme yetisinden bahsetmek istiyorum önce. Olayların dışında kelimelerin ve cümlelerin art arda dizilmesiyle zihnime sızan tedirginlik beni şaşırttı. Mekanın, olayın veya karakterin halinden bağımsız yaşadığım bu duygu için ayrı bir parantez açmak istedim. Osmanlıca kelimelerin yeni akım edebiyatın etkisiyle mi metine sızdığını bilemiyorum. Ömer Ayhan'ın diğer Şehrazat Ömer Ayhan İletişim Yayınları 141 s. kitaplarını okuduğumda bu konu hakkında da aydınlanacağıma eminim ancak sızma algısının hissedilmesi özellikle çağdaş (çağımızın adamı anlamında) Nedim karakterinin bu kelimeleri kullanmasından kaynaklanıyor olabilir. Nedim için bir dede dayanağı oluşturulsa da yazarın kendini öne sürdüğünü düşündüğüm metinlerde de bu kelimelerin serpiştirilmiş olması bahsettiğim sızma algısını besliyor. Ancak okuma eylemi açısından engel ve aksaklık oluşturmuyor bu durum ve hatta keyif verdiği de oluyor. Yeşilçam'ı ele alırken içinde kendimizi bulmamızı sağlayan ve okudukça içinde olduğumuz hikayeyi sorgulamamıza neden olacak olan Şehrazat Türk sinemasına kıyısından köşesinden dokunmuş kimseleri bile içine çekmeyi başarabilir. Kayıp filmler, kayıp filmlerin günümüzdeki akıbeti, şaheserler, aktörler ve antimilitarist köprüden geçerek ulaştığımız 27 Mayıs, generaller, darbeler, 12 Eylül ve olayların geçtiği sırada arka plandaki Gezi Direnişi. Sırasıyla okunduğunda küçük ama dev bir romanla karşılaşacağınızı zaten anlıyorsunuz. Jön filmin başında ölmez, ölürse film olmaz fikrine karşı bir devrimle başlıyor bence roman. Kayıp film Şehrazat bazen bir hayalet, bazen bir metafor olarak sis gibi dolaşıyor sayfaların arasında. Yazar geçmişi koleksiyoncu ve pişmanlıklarıyla yüzleşen Asaf Onur karakterine, şimdiki zamanı ise Nedim'e vermiş. İlginç olan kendisine biçtiği rolün bunun tam arasında olması. Bana göre yazarın belli belirsizliği ve sürpriz çıkışı belki de romanın omurgasını oluşturuyor. Yeşilçam ve Türk sineması dediğimiz zaman romanın içinde aşkın ele alınmamış olması imkansız. Aşkı hem kadınlar hem erkekler tarafından çarpıcı açılarıyla ele almış yazar. Duygularla dürtülerin kesişmesini ve mutlak galibin kim olduğunu öğreniyoruz böylece. Şehrazat karakterleri, sinemayı, bizi ve kitabı saran bir delilik hali. Okunası, güzel bir delilik.

10 6 Haziran 2014 Cuma 10 Aydınlık DAĞHAN DÖNMEZ Tramvay ın kanlı yolu Taksim Toplumsal belleğimizde daima su üzerine çıkan, yaşanan hayatın küçük parçacığını ihtiva eden bir yer olagelmiştir Taksim. Bu yüzden iktidar sahiplerince önem atfedilir, bu yüzdendir ki; bu yazıyı yazdığım günün öncesinde binlerce polis, Taksim ve çevresini yasak bölge ilan etmiştir Taksim den Tünel e Adım Adım Beyoğlu Turgay Tuna E Yayınları 382 s. Kapadım balkonumu, duymak istemiyorum çünkü ağıtları, ama külrengi duvarlar arkasından, bir şey duyulmuyor ağıttan başka (Türkçesi: Erdal Alova) Bu satırların sahibi, İspanya İç Savaşı nın başlarında General Franco nun faşist askerleri tarafından kurşuna dizilen şair Federico Garcia Lorca dır. Yüzlerce haneye ateş düşüren, binlerce insanın ölümüne sebep olan savaşın, su üstünde kalan kısmıdır Lorca. Zihinlerimiz suya benzer çünkü. Her anı, her yüz yavaşça dibi boylar. Geriye yalnızca algılarımız ve onlara dair aldatıcı şekiller kalır. Milan Kundera, Türkçeye Bilmemek olarak çevrilen kitabında bellek ile ilgili şunları yazar: Bellek de matematik bir yaklaşımla anlaşılamaz. Temel veri, yaşanan hayat zamanı ile bellekte stoklanan hayat zamanı arasındaki sayısal ilişkidir. Bu ilişki asla hesaplanmaya kalkışılmamıştır ve zaten bunu yapmanın teknik bir yolu da yoktur; gene de, büyük bir yanılma riskine girmeden, belleğin yaşanan hayatın sadece milyonda birini, milyarda birini, kısaca son derece küçük bir parçacığını sakladığını ileri sürebilirim. Bu da insanın özüne ait bir şeydir. (Bilmemek, Can Yayınları, Çev: Aysel Bora, s.86) Toplumsal belleğimizde daima su üzerine çıkan, yaşanan hayatın küçük parçacığını ihtiva eden bir yer olagelmiştir Taksim. Bu yüzden iktidar sahiplerince önem atfedilir, bu yüzdendir ki; bu yazıyı yazdığım günün öncesinde binlerce polis, Taksim ve çevresini yasak bölge ilan etmiştir. Belki Surdibi nde bir cinayet işlenmektedir; Ümraniye nin arka sokaklarından birinde, bir kadının yolu kesilmektedir belki Ama asıl suç Taksim e yürümektir; belleğin izlerini ortaya çıkarmak Dilimizde sayısız karşılığı da vardır meydanın. Olan biten kötü bir olayın, ibreti alem niteliğinde cezalandırılması namına bunları Taksim meydanında sallandıracaksın! tümcesi bunlardan biridir. Zira, ibreti alemlik bir yerdir Taksim! Tinercisinden berduşuna, zengininden küçük burjuvasına, öğrencisinden işçisine, şairinden memuruna, sokak şarkıcılarından eşcinseline bir kozmopolit.. Bir masal başkenti Size de öyle olmaz mı? Ne zaman İstiklal Caddesinin o eski taş binalarının gölgesinde yürüsem, bir akordeon sesinin keman sesine karıştığını işitsem, ne zaman üzerimden; sabunlu suyu ağzıyla halka halka köpürten adamın baloncukları geçse, bir masalın içinde olduğuma inanırım. Gelgelelim her masalın bir kötü cadısı vardır. Turgay Tuna, Taksim den Tünel e Adım Adım Beyoğlu kitabında, mekanlarıyla ve sokaklarıyla anlatır Taksim i. Meyhaneleri, eski yapıları, pastaneleri, okulları, kiliseleri ve camiiyle tarihi bir yolculuktur bu. Genç okurun zihninde Ayhan Işık lı, Sadri Alışık lı filmlerden aşina olduğu siyah-beyaz kareler canlanır. Kitap, Beyoğlu nun, Sıraselviler in, Tünel in kültürel yapısının, sakinlerinin ve köklü levantenlerinin zaman içerisinde nasıl değiştiğini, buna karşın muhitin çok kültürlülüğünü her devirde muhafaza ettiğini belgeler. Bununla beraber, semtin tarihine ilişkin ilginç bilgiler de sunar: Pietro Canonica nın ellerinden çıkmış Cumhuriyet Anıtı nın İstiklal Caddesi ne bakan yüzünde Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları dik, uzun bakarlar uzaklarda bir yerlere Tunç yüzünde sanki bir burukluk, bir hüzün vardır yüce önderin. Sağında Başvekil İsmet İnönü, solunda Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak yer alırlar. Ama Fevzi Paşa nın arkasında duran iki kişi vardır ki, bu heykeller grubu içinde yer alan en ilginç, aykırı kişilerdir onlar. İki Sovyet subayı, General Voroşinof ve General Firunze, Atatürk ün arzusu üzerine bu anıt üzerindeki yerlerini almışlardır. Zira, Kurtuluş Savaşı nda Ankara Hükümeti ne silah ve para yardımı yapan Sovyet Rusya nın iki büyük Türk dostu subayına gösterilen ve unutulmayan bir şükran ifadesidir bu. (s.24) Kitapta, Taksim adının etimolojik kökeni de irdelenir. İstiklal Caddesi nin girişinde yer alan ve bugün sergi olarak kullanılan eski yapının, Osmanlı döneminde suyu şehre taksim eden dağıtım şebekesi olduğu ve asıl adının Arapçada su dağıtım şebekesi anlamına gelen Maksem den geldiği konu edilir. (s.32) Taksim den Tünel e Adım Adım Beyoğlu E Yayınları ndan çıktı. Hatırlayacağınız üzere, yine bu sayfalarda E Yayınları ndan basılan Ahmet Faik Özbilge ye ait İstanbul Kadim Dost adlı kitaba yer vermiştim. Turgay Tuna nın kitabı, en az Özbilge nin kitabı kadar takdiri hak ediyor. Yayınevi, gezi kitaplarına verdiği önemle; hem edebiyatımıza hem de bu büyülü kentin layık olduğu değeri görmeyen tarihine katkı sağlıyor. Zira kitap, Beyoğlu nun yıkılmış binalarına da tanıklık ediyor. Turgay Tuna nın çalışmasına yönelteceğim eleştirilerin başında ise, kitapta mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm sokak adları fihristinin eksikliği geliyor. Okur, kitapta özellikle bir sokağı incelemek isterse; bunu fihriste bakarak bulamıyor. İkincisi, bir çok lisenin adı geçmesine rağmen; Beyoğlu nun en köklü liselerinden biri olan eski adıyla Taksim Atatürk yeni adıyla İstanbul Atatürk Lisesi nden bahsedilmemesi, bir diğeri ve belki de en önemlisi; edebiyatımız için köşe başlarından biri olan, başta Attila İlhan olmak üzere kendisine maviciler diyen şairlerin uğrak yeri Baylan Pastanesi nden söz edilmemesi Saygıdeğer okur, noktayı Martin Luther King in Bir hayalim var sözünden esinlenerek koymak istiyorum. Benim hayalimse, Gezi Parkı nın yanında atıl olarak duran gri ve çirkin düzlüğe; Özgürlük Meydanı adı verilmesi ve o meydana Gezi Şehitleri nin heykellerinin dikilmesi Hayaldi; gerçek olur mu dersiniz?

11 Aydınlık PINAR AKKOÇ 6 Haziran 2014 Cuma 11 Dermansız Dert Dinleme Uzmanı etmeyeceksek içelim bari! diyordu Tezel "Bir Düğün Gecesi"nde ve Türk romanının belki de en bilindik giriş cümlelerinden İntihar birini söylüyordu bize. Çok konuşuldu, çok yazıldı ve işte o yazar on sekiz yıl aradan sonra 85 yaşında Dert Dinleme Uzmanı adlı romanıyla tekrar kendinden söz ettiriyor. Adalet Ağaoğlu nun yeni romanı, Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi ve Hayır dan oluşan Dar Zamanlar adlı üçlemenin devam kitabı niteliğinde. Ne var ki romandaki karakterler aynı değil. Yine de Adalet Ağaoğlu nun gördüğü toplum gerçeğini yansıtması bakımından diğer üç romanla ortak noktada buluşuyor. Adalet Ağaoğlu nun "gördüğü gerçek dedik. Bu ifade başlı başına bir tartışmanın kapısını aralıyor aslında. Yazar kimi zaman kendi gördüğü toplum gerçeğini anlatırken mesaj vermek çabasıyla yarattığı yapıtın estetik değerini düşürebiliyor. Toplumcu yazarlar çoğu zaman bu yönde eleştirilir. Toplumculuk adına romancıların kendi dünya görüşünü dayattığı ve sanatını bu uğurda feda ettikleri ciddiye alınır bir iddia olarak duruyor. Adalet Ağaoğlu toplumcu mudur değil midir, buralara giremeyeceğiz ama Adalet Ağaoğlu nun Dar Zamanlar üçlemesi bu tartışmaya çok fazla malzeme veriyordu ve son romanı da yine veriyor. 18. ve 19. yüzyılda Batı da ortaya çıkan roman esasen burjuvazinin ortaya çıkışıyla gelişen bir anlatım türüydü. Feodalizme kafa tutan burjuva toplumunda birey ön plandaydı. İşte roman bu bireyi anlatır. Bireyin iç dünyasına dair bitmek tükenmek bilmez ayrıntılarla doludur. Peki, bu iç dünyayı belirleyen nedir? Kişinin iç dünyasını yaratan salt bireysel deneyim değildir şüphesiz. Toplumsal olaylar bireyin gelişiminde yön vericidir. Bu nedenledir ki roman ve roman kahramanları anlattığı dönemden bağımsız düşünülemez. Adalet Ağaoğlu da böyle kabul ediyor. Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok. Asıl önemli olan bitmez tükenmez ayrıntılar dediğimiz şeyin ne derece dikkate alındığı. Çünkü buradan ödün verilirse roman derinliğinden kaybedebiliyor. Adalet Ağaoğlu nun özellikle Ölmeye Yatmak romanında bu hataya düştüğü birçok eleştirmen tarafından söylenir. Her ne kadar Adalet Ağaoğlu gibi yılların deneyimini yansıtan bir kalemden beklenmese de Dert Dinleme Uzmanı nda da bu hisse kapıldığımızı belirtelim. 12 Mart'ın edebiyatı Öncelikle Adalet Ağaoğlu neden önemlidir. Gerek işlediği konular gerekse bunları işlerken başvurduğu yöntem itibariyle her daim yenilikçi olmuş bir yazarla karşı karşıyayız. Kalemi kuvvetli, mizah yönü güçlü ve yazarken kalıpların dışına çıkarak cesur olduğunu ispatlamış bir yazar Ağaoğlu. 12 Mart dönemi romanları arasında fark yaratan Bir Düğün Gecesi onun bu cesaretinin başlıca göstergesidir. Bir Düğün Gecesi de 12 Mart romanları arasında sayılır fakat biçem olarak diğerlerinden ayrışır ve özgündür. Daha önemlisi içerik olarak da diğer 12 Mart romanlarından farklıdır. 12 Mart romanları Çağdaş Türk edebiyatının önemli bir bileşeni. 12 Mart darbesinin toplumda yarattığı büyük sarsıntı, dönemin romanlarının konusu oldu kaçınılmaz olarak. Çetin Altan, Tarık Dursun K., Sevgi Soysal, ve Erdal Öz gibi isimler romanlarında kontrgerillayı, cezaevlerini, sıkıyönetimi anlattılar sonraki kuşaklara. 12 Mart romanı karamsardır. Hakim sınıfların zorbalığını anlatayım derken karakterlerini edilgin kılar. Anlatılan hikayede devrimci gençlerin elinden gelen katlanmaktır; devrimciler bu romanlarda çaresizdir. Yazarların neredeyse tamamının 12 Mart koşullarında büyük zorbalıklara maruz kaldıklarını ve yaşadıklarının hemen ardından bu romanları kaleme aldıklarını düşünürsek, 12 Mart romanının niteliklerini anlamak çok da zor olmayacak. Ancak Adalet Ağaoğlu nun Bir Düğün Gecesi nde yarattığı karakterler darbenin getirdiği duygusallıklardan kurtulmuş toplumsal gerçeğe daha nesnel bakabilen karakterler. Bir Düğün Gecesi nde aynı masada buluşan ama toplumun çok farklı katmanlarından olan insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan manzara aslında dönemin Türkiye sidir. Kurgu küçük ölçekli bir ülke manzarası vermeye oldukça elverişlidir. Adalet Ağaoğlu nun Bir Düğün Gecesi nde sergilediği anlatım Türk edebiyatının unutulmazlarındandır. Karakter yaratımı mı, figür mü? Dert Dinleme Uzmanı da belli ki günümüz Türkiye sine ait birçok şeyi masaya yatırma amaçlı kurgulanmış. Romanda ana karakter yayınevinde çalışan bir editör. Sır değil, daha ilk sayfalarda intihar ettiğini öğreniyoruz. Okur onun dertlerini ardında bıraktığı bir defterden dinliyor. Söz konusu editör bu deftere temas ettiği insanların hikayelerini dinleyerek kendi hayatına dair bulunduğu çıkarımları not ediyor. İnsanların onunla paylaştığı dertler onun kendi hayatındaki dertlerini idrak etmesini sağlıyor. Romanda tek bir karakter var aslında ama onunla temas eden figürler de doğal olarak anlatının bir parçası haline geliyor. Peki, Adalet Ağaoğlu bu figürlerden birer karakter yaratmak yerine neden sadece figür olarak kalmalarını tercih ediyor? Adalet Ağaoğlu bundan önceki eserlerinde toplumsal gerçekliği yarattığı roman karakterleriyle yansıtmaya çalışıyor. Bunu yaparken bazen, değinmek istediği toplumsal koşullara fazla odaklanıp onların altını çizmek uğruna roman kurgusundan ödün verebiliyor. Karakterleri yaşayan karakterler haline getirmek bir romancının en büyük başarılarından olsa gerek. Onların yaşayabilmesi içinse bireysel deneyimlerini kıyasıya aktarmak gerek. Ağaoğlu bunun yerine durumlar yaratıyor ve durumlar aracılığıyla vurgulamak istediği şeyleri öne çıkarıyor. Bir örnek; ana karakter olan dert dinleme uzmanı bir taksicinin derdini dinlerken birden bizi kendi ailesinin başından geçen hikayeye götürür çünkü kendisi de taksicinin derdini dinlerken oraya sürüklenir. Taksici ailesini kaybetmiştir. Bu esnada editör kendi ailesini düşünür. Karakterimiz bir trafik kazasında annesini, babasını ve kardeşlerini kaybetmiştir. Ölümle sonuçlanan kazaya sebep olan araç ise TSK ya aittir. Bu hikayede ne taksicinin yaşam koşullarına dair ayrıntılı bilgi edinebiliyoruz ne de dert dinleme uzmanının aile yapısına dair ayrıntı. Kitabın geri kalanında da kahramanımızın aile bağlarıyla ilgili çok şey anlatıldığı söylenemez. Elbette bu kazanın onun hayatında bir dönüm noktası olduğu okur tarafından sezilir fakat ne denli derin izler bıraktığını her yönüyle anlamak mümkün değildir. Akılda kalan ise çarpan aracın TSK ya ait olduğudur. Güncel siyaset ile ezilen roman Bu noktada başa dönecek olursak gerçekçi anlatımın tartışmalı olan kısmı başlıyor. Yazar bir gerçekliğe sapkınlık derecesinde bağlıysa kurguladığı tüm hikayeyi ve yarattığı karakterleri bu uğurda feda edebilir. Yaşayan, hisseden ve hissettiren karakterler yerini iletilmek istenen mesajı ileten figürlere bırakabilir. Bu romanda Adalet Ağaoğlu nu bu duygu esir almış hissine kapılmamak elde değil. Yine yazarın satır aralarında yaptığı atıfların güncel siyasete ilişkin olması ve Ergenekon davası gibi güncel siyasi olaylara alaycı göndermeler yapması da romanın bütünlüğü içerisinde sırıtıyor. Ağaoğlu güncel siyasi tartışmaların ağırlığı altında romanını ezdiriyor. Aydın eleştirisi değil, arabesk Dert dinleme uzmanı bir editör dedik. Yani okuyan yazan ve bir de yazılanları düzeltebilen nitelikte bir insan. Metin boyunca çok açık seçik bir şekilde olmasa da karakterin gelişimine tanık oluyoruz. Saf ve iyi niyetli, aydın bir insan tanık oldukları karşısında kendisinin de olumsuz bir noktaya geldiğini görünce çaresizliğe kapılır. İyi niyetli aydının dramı burada başlar. Ve daha önce söyledik, içinde yaşadığı dünyada kapıldığı çaresizlik intiharla son bulur. Fakat bir aydın eleştirisi romanı olmaya aday olarak görebileceğimiz bu eserde söz konusu karakterin yaşadıklarındaki dram tam olarak bir nedensellik içerisinde verilebilmiş değil. Okur açısından dert dinleme uzmanı nın boğulduğu dertler silsilesi dram olarak algılanmaktan ziyade bir arabesk düzleminde kalıyor. İntiharla son bulacak kadar ağır bir trajedinin izlerini bulamayan okur daha çok bir kendine acıma haliyle karşı karşıyadır. Madem bu kitap üçlemenin devamı ve madem yine bir aydın tipiyle karşı karşıyayız o zaman Bir Düğün Gecesi nde İntihar etmeyeceksek içelim bari diyebilen karakterler varken, (aynı karakter olmasa bile) bu kitabın başkişisi neden intihar eder? Kuşkusuz Adalet Ağaoğlu nun Türkiye ve Türkiye de yaşayan aydınlara biçtiği rol devreye girer burada. Adalet Ağaoğlu na göre yapılacak bir şey kalmamış mıdır? Önüne gelen abuk subuk metinleri düzeltip oralardan bir kitap çıkarmayı başaran bu editör, içinde yaşadığı çarpık düzene fiilen olmasa da fikirsel düzlemde bir çözüm getirememekte midir? 12 Mart döneminde bile karakterlerini yılgınlıktan kurtarmayı başaran Adalet Ağaoğlu bu kitapta neden karakterlerine ölümü yakıştırmıştır? Bu soruların yanıtını okura bırakırken yazarın dilini; yani mizahi üslubunu, geri dönüşlerle bezeli anlatımını, okuru içine alan anlatım tekniğini bir kez daha anmadan geçmeyelim. Adalet Ağaoğlu Türk edebiyatının birikimini yansıtır. Ancak Dert Dinleme Uzmanı, bu birikimin roman yazmakla siyasi metin yazmak arasındaki dengeyi tutturmak gibi çok büyük bir meziyetinden yoksundur. Dert Dinleme Uzmanı Adalet Ağaoğlu Everest Yayınları 256 s. Adalet Ağaoğlu Türk edebiyatının birikimini yansıtır. Ancak Dert Dinleme Uzmanı, bu birikimin roman yazmakla siyasi metin yazmak arasındaki dengeyi tutturmak gibi çok büyük bir meziyetinden yoksundur. Yazar bir gerçekliğe sapkınlık derecesinde bağlıysa kurguladığı tüm hikayeyi ve yarattığı karakterleri bu uğurda feda edebilir. Ağaoğlu güncel siyasi tartışmaların ağırlığı altında romanını ezdiriyor

12 12 6 Haziran 2014 Cuma 13 Aydınlık BEYAZIT KAHRAMAN BİR PROPAGANDA SİLAHI OLARAK BASIN Ülkemizin düşmanlarını asıl korkutan laiklik Dünyanın en iyi saklanan, gizlenen toplantıları Bilderberg toplantılarıdır. Buraya hem önemli siyasetçiler davet ediliyor hem bazı gazeteciler. Bunun özü şu: Oraya katılan gazeteciler oradaki genel görüşü özümsüyor ve sonra, Bilderberg de şu görüş ileri sürülüyor diye yazmıyor; orada sergilenen görüşleri kendi görüşüymüş gibi yazıyor. Oyun bu. Bizim bunları anlamamız ve kamuoyuna anlatmamız gerek Basın dördüncü kuvvet derler ama her zaman değil. Bazen birinci ya da ikinci kuvvet olabiliyor. Daha da önemlisi, siyasetçiler basını, kendi siyasi hedeflerine ulaşabilmek için, nasıl silah gibi kullanmaya çalışıyorlar? Basından nasıl yararlanıyorlar? mekli Büyükelçi, önceki Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve CHP Milletvekili Onur Öymen in Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan son kitabı Bir Propaganda Silahı Olarak Basın Dünyada ve Türkiye de Sansür, Baskı ve Yönlendirme üzerine söyleştik, bu bağlamda son siyasal tartışmalara da değindik. Sayın Büyükelçim, çok deneyimli bir devlet adamısınız. Devletin çeşitli kademelerinde çok önemli görevleri başarıyla tamamladınız. Dolayısıyla, kamuoyu sizi yakından tanıyor. Son kitabınızı dikkatle okudum ve çok yararlandım. Bu kitabı biraz tartışalım. Okurlarımız da bilmek isteyeceklerdir: Böyle bir kitap yazma gereğini neden duydunuz? n Hem meslek hayatımda hem siyasi hayatımda basının oynadığı rolün sanılandan daha önemli olduğunu saptama olanağını buldum. Basın dördüncü kuvvet derler ama her zaman öyle değil. Bazen birinci ya da ikinci kuvvet olabiliyor. Daha da önemlisi, siyasetçiler savaş zamanında ve sonrasında basını nasıl kullanıyorlar? Basını, kendi siyasi hedeflerine ulaşabilmek için, nasıl silah gibi kullanmaya çalışıyorlar? Basından nasıl yararlanıyorlar? Bunların geçmişine baktığımızda, Türkiye nin bugün yaşadığı sorunların kökeninde de bunun olduğunu görüyoruz. Mesela I. Dünya Savaşı nda İngilizler Türkiye ye ve Almanya ya karşı savaşıyorlar. Her iki ülkeye karşı çok yoğun bir medya propagandasına girişiyorlar. Almanlar için çeşitli asılsız iddialar ortaya atmışlar, Almanlar Belçika da bebeklerin ellerini kestiler diye yazmışlar. Türkler için de Ermeni Meselesini ele almışlar. Bu konuda somut delillere dayanmayan, sadece kamuoyunu Türkiye ye karşı şartlandırmak için çalışmaya girişmişler. İngiliz Propaganda Bakanlığı bu yayınları özellikle ABD de yapmış. Böylece, ABD yi savaşa sokmak için uğraşmışlar. İngiltere nin bu amaçla çıkardığı Mavi Kitap hâlâ Türkiye ye karşı propaganda aracı olarak kullanılıyor. Başka örnekler de var. İkinci Dünya Savaşı yıllarında başka ülkelerle... Buradan hareketle, bu işin gerçek boyutunu araştırmak istedim. İlki; dünyada ve Türkiye de, basın üzerinde baskı uygulayarak, iktidarların istemediği fikirlerin toplumda yayılması nasıl önlenmeye çalışılıyor, ikincisi; basından nasıl propaganda aracı gibi yararlanılıyor? Bunları incelediğimde, dünyada ve Türkiye de farklı örnekleriyle karşılaştım. Basında yazılanların hepsinin gerçek olmayabileceğini, bazı yazı ve haberlerin maksatlı olduğunu ve bu haberlerin arkasında çeşitli siyasi unsurların olabileceğini görüyoruz. E Bağnaz hukukçuların maliyeti Türk basınının bugünkü durumuna bakınca, bunları araştırmayı ve basının nasıl kullanıldığını yazmayı çok gerekli gördüğünüz anlaşılıyor. Kitabın, basının tarihsel gelişimini de incelemişsiniz ve ayrıntılarını da yazmışsınız. Osmanlı İmparatorluğu nun son dönemindeki basınla, Mütareke Basını yla şimdiki basını nasıl karşılaştırırsınız? n Atatürk ün çok ilginç bir fikri var. Kitapta da değindim. Hukuk Mektebi nin açılışında diyor ki Atatürk; İstanbul u fethetme gücüne sahip olan Osmanlı, son- Onur Öymen, Beyazıt Kahraman ile raki yıllarda matbaanın ülkemize getirilme gücünü gösterememiştir. Üç yüz yıl gecikmiştir matbaanın getirilmesinde. Bunun sebebi de bağnaz, geri fikirli hukukçulardır. Bazı hukukçuların ne kadar tutucu ve devletin ilerlemesini engelleyici tutum içinde olduklarını söylüyor. Bugünün Türkiye sinde de, ülkenin gelişmesini, çağdaşlaşmasını engelleyen güçler olduğunu görüyoruz. Sadece hukuk alanında değil, başka alanlarda da var. Osmanlı da padişahın iki yöntemi vardı: Birincisi baskı, sansür, jurnalcilik yoluyla basını sindirmek. İkinci yöntem; basını satın almak. Kitabımda örnekleri var: Hangi gazeteye ayda kaç para veriliyor? Bunun belgeleri var. Bazılarına Hazine-i Hassa dan yani padişahın kasasından para veriliyor, bazılarına da Bakanlar Kurulu nun kararıyla ödemeler yapılıyor. Yani, devletin ihsanıyla yaşayan ve padişahın istediği gibi yazan basın n Bu da yetmiyor. Yurtdışındaki bazı gazetelere de, aleyhte yazmasınlar diye onlara da para veriliyor. Paris Büyükelçiliğimizin o yıllarda hükümete telgrafı var: Burada gazeteleri elde etmek için önemli insanlara para vermek gerekir. Bu konuda bize yetki verirseniz, onları ele geçirme imkânımız olur; aleyhimizde yazmazlar diye Yalnız Türkler yapmıyor bunu; Yunanların da etkilediği bir kısım basın var. Ahmet Emin Yalman, gazetelerin bu türden para alması, reklam geliri gibi bir şeydi diyor. Hemen hemen her gazete böyle paralar alırdı diyor. Demek ki böyle yöntemlerle gazeteleri ve yazarları elde ediyorlar. İstanbul daki Alman bankası basını yönlendirmek için mali kaynaklarını kullanmıştır. Bugünkü araştırmalara göre, basın mensuplarının yüzde 26 sı para karşılığında yönlendirildiğini kabul ediyor. Cumhuriyet in ilk yıllarında, Atatürk ün cumhurbaşkanlığı yaptığı ilk on beş yıl içinde durum nasıldı acaba? Fotoğraflar: Fahriye Ürkmez n Atatürk e muhalif olanlardan biri, Zekeriya Sertel, Atatürk ün cenaze törenini Yeni Cami nin minaresine çıkıp izliyormuş. Bütün o dönemler gözümün önünden geçti, biz o dönemde Atatürk e karşı mücadele etmiştik. Yeterince özgürlük olmadığını düşünüyorduk. Şimdi Atatürk ün ne kadar büyük işler yaptığını anlayabiliyorum. O yıllarda bunları idrak edememiştik. Şimdi düşünüyorum da, Atatürk o zaman da büyük adamdı, bugün de büyük adamdır, yarın da büyük adam olacaktır, diyor. Müthiş bir değerlendirme. Aynı şeyi Aziz Nesin de söylemiş. O yıllarda Atatürk e karşı düşündüklerimden utanç duyuyorum demiş. O yıllarda Avrupa da yedi ülkede demokrasi var. Bunlardan biri de hızla faşizme kayıyordu. Zekeriya Sertel, Nâzım Hikmet in en devrimci şiirlerini Atatürk ün zamanında yazdığını söylüyor. Ama onun hapis yılları da Atatürk ün sağlığının çok bozulduğu yıllara denk geldi. Demokrat olduğunu savlayan hatta başka ülkelere demokrasi ve uygarlık götüreceğini söyleyen ülkelerde de basının durumunun iyi olmadığını gördük. Örneğin ABD de bir Watergate skandalı yaşandı. n İkinci Dünya Savaşı yıllarında Wisconsin senatörü Mc Carty nin komünizm karşıtı çalışmaları var ki, hoşlanmadığı herkesi komünist olarak suçlayabiliyor ve basını tehdit ediyor. Her kurumu suçluyor. Dışişleri Bakanlığını bile Orduyu suçluyor. Kütüphanelerdeki kitapları. Sanatçıları Fakat bu havayı fiilen ortadan kaldıran, McCarthy nin ipliğini pazara çıkaran da bir gazeteci. Watergate skandalını da bir gazeteci ortaya çıkardı. Oyun burada başlıyor Ülkemizde son on iki yılda birçok antidemokratik uygulama yaşanıyor. Bizdeki basının önemli bir bölümü yazmıyor, yazamıyor. Peki yabancı basın? On- ların da ülkemizde muhabirleri, büroları var. Onlar burada yaşananları görmüyorlar mı? Yazamıyorlar mı? n Onlar bu durumlarda kendi ülkelerinin dış politikalarına uygun davranıyorlar. Kendi ülkelerinde böyle insan haklarına aykırı uygulamalar yaşanınca bizdeki gibi davranmazlar. Basın ajanslarının hemen hepsi yabancı. Haberleri de onlar yönlendiriyor. Yabancı dilde o ülkelere yayın yapmak için TV kanalları bile kuruyorlar. Otaklıklar kuruyorlar. Bu da yetmiyor, o ülkelerin gazetecilerini elde etmeye çalışıyorlar. Davetler, ağırlamalar, geziler, başka yöntemler Oyun burada başlıyor. Büyük devletler, etki altına almak istedikleri ülkeleri halkında istedikleri düşünceleri oluşturmak için medyayı kullanıyor. Ya kendi medyalarını doğrudan doğruya ya hedefledikleri ülkelerin medyasını satın alarak, gazetecileri teker teker kazanarak Bunu en iyi örneklerinden biri Bilderberg toplantıları. Dünyanın en iyi saklanan, gizlenen toplantıları Bilderberg toplantılarıdır. Buraya hem önemli siyasetçiler davet ediliyor hem bazı gazeteciler. Bunun özü şu: Oraya katılan gazeteciler oradaki genel görüşü özümsüyor ve sonra, Bilderberg de şu görüş ileri sürülüyor diye yazmıyor; orada sergilenen görüşleri kendi görüşüymüş gibi yazıyor. Oyun bu. Bizim bunları anlamamız ve kamuoyuna anlatmamız gerek. Kitap da bunun da örnekleri var. Basının bir bölümüne çok ağır para cezaları uygulandı ve böylece AKP nin dümen suyuna çekildi. Buna ne diyorsunuz? n DP döneminde de yapılmıştı. İsmet İnönü nün damadı hapse atılmıştı. Metin Toker yıldı mı? Pes etti mi? Hükümete karşı mücadele ettiler. Sütunlarını beyaz çıkarttılar. Şimdi de basından beklenen bu. Şimdi ABD'de böyle sansür ve baskı var. Son zamanlarda yayımlanan bir kitap; Cencor 25 Sansürlenen en önemli 25 haberin ne olduğu hükümetler ya da başbakan sorumluluk duygusuyla istifa ediyor. Peki, üniversitelerimiz, bilimcilerimiz. Onlar görmüyorlar mı yaşadığımız olumsuzlukları? n Görüyorlar ama biz onları göremiyoruz çünkü düşüncelerini açıklayamıyorlar. Bir çıkış yolu? n Hepimize düşen görevler var. Üniversite öğretim üyeleri olarak da gereken tepkiyi göstermek gerek. Türkiye nin kimliği değiştirilmek isteniyor. Bu tehlikenin farkına varmak, ulusal çıkarlarımızı korumak ve savunmak gerekir. Ülkemizin düşmanlarını asıl korkutan laiklik. Laikliğe özellikle sahip çıkmak gerekiyor. Goebbels tarzı memnuniyetsizlik Peki, Bitaraf olan bertaraf olur! söylemine ne diyorsunuz? n Buna Almanya dan bir örnek vereyim. İktidarların gazetelerden beklentisi hep kendi istedikleri gibi yayın yapması olmuştur. Hatta bu da yetmiyor. Faşizmin propaganda açısından simgesi olan Goebbels bir gazetelerin genel yayın müdürlerini toplantıya çağırıyor ve diyor ki; Sizden hiç memnun değiliz. Siz fino köpeği gibisiniz. Her söylediğimizi yazıyorsunuz. Böyle gazetecilik olmaz diyor. Peki, ne yapacaktık? diye soruyorlar. Bizim görüşlerimizi yazmakla kalmayacaksınız, benimseyeceksiniz, özümseyeceksiniz, inançla savunacaksınız. Bizim her dediğimizi yazmak yetmez. Bizde de şimdi benzer durumları görüyoruz. Yıllarca bu hükümeti savunanlar bazen ufak bir farklı yazıda yerden yere vuruluyor. Neden? Bir makalesinde hükümeti eleştirmiş. O gazete ya da gazeteci birdenbire boy hedefi oluveriyor. Oysa yıllarca bu hükümeti kollamış. Kendilerinin dümensuyundaki gazetelerden ve gazetecilerden beklenen, büyük bir yalanı defalarca söylemek. Goebbels in taktiği. Büyük bir yalanı defalarca söylerseniz halk buna inanır. Bizdeki yandaş basın bu görevi yapıyor. Hiçbir zaman bir konuda bile yanlış iş yaptığınızı kabul etmeyeceksiniz. İşte Soma olayında Hükümetin hiçbir sorumluluğu olmadığını tekrar tekrar yazacaksınız. Demokrasini yerleştiğini gördüğümüz ülkelerde bu durumlarda Bir Propaganda Silahı Olarak Basın Onur Öymen Remzi Kitabevi 496 s.

13 6 Haziran 2014 Cuma 14 Aydınlık AYÇA GÜZEL Sistemden kaçarken daha da kötüsünü götürmek Yetenekli ama aynı zamanda paranoyak bir bilim insanının Amerikan toplumunun kimi yönlerine dayanamayarak, ailecek balta girmemiş bir coğrafyaya göç etmesini ve orada farkında olmadan kendi küçük Amerikasını oluşturmaya çalışmasını konu alan kitap, insanın, karşı koyduğu kimi kurallarla aslında farkında olmadan zehirlenmiş mi olduğu sorusunu gündeme taşıyor Sivrisinek Sahili Paul Theroux Çev: Şeyda Öztürk Yapı Kredi Yayınları 500 s. İnsan, yaşadığı toplumun bir minyatürü olabilir mi? Ya da içinde doğduğu, büyüdüğü ve ürettiği toplumun küçük bir örneği? Baba toprağının sosyolojik iklimini onaylayanlar, bu iklimi kendi kişisel iklimiyle bilinçli olarak bağdaştıranlar için normal olabilir bu. Ama bu iklime karşı olanların; nefret ettiği, karşı olduğu, en azından onaylamadığı sosyal kodların minik bir biblosu haline gelmesine ne demeli? Baba-oğul Sendromu? Ya da Kürkçü Dükkânı Sendromu mu? Yapı Kredi Yayınları ndan Nisan 2014 te ilk basımı yapılan Sivrisinek Sahili, yukarıda yönelttiğimiz sorulara etkileyici yanıtlar veriyor. Allie Fox adında yetenekli ama aynı zamanda paranoyak bir bilim insanının Amerikan toplumunun kimi yönlerine dayanamayarak, ailecek balta girmemiş bir coğrafyaya göç etmesini ve orada farkında olmadan kendi küçük Amerikasını oluşturmaya çalışmasını konu alan kitap, insanın, karşı koyduğu kimi kurallarla aslında farkında olmadan zehirlenmiş mi olduğu sorusunu gündeme taşıyor ve tartıştırmayı amaçlıyor. Dahası, insanın sosyolojik bir varlık olmasının alt metinlerini de bu tartışma kapsamı içine alıyor. Akademisyen, gezgin ve yazar Paul Theroux nun orijinal ismi The Mosquito Coast olan Sivrisinek Sahili adlı romanı Şeyda Öztürk ün çevirisiyle dilimize kazandırıldı. Roman, Harrison Ford un başrolünü üstlendiği yine aynı addaki senaryoyla 1986 da sinemaya da uyarlanmıştı. Orta Amerika ülkesi Belize topraklarında keşfedilmemiş bir orman alanında çekilen film, romanla paralel olarak Amerikan toplumunun içe işlemiş kodlarından bahisle bir sorgulama çabasına giriyor. Kitap, kapitalist-emperyalist toplumun kimi değerlerinden sürekli şikayet eden Allie Fox ve ailesini anlatarak başlıyor. Dört çocuk babası Allie, Amerika nın kısa süre içinde yok olacağına ve kendisini bu kaostan kurtarması gerektiğine inanmaktadır. Bu paranoyasını öyle bir noktaya vardırır ki sonunda ailesini de buna inandırır. Peki nasıl kurtulacaktır? Pılıyı pırtıyı bile toplamadan ülkeyi terk ederek ve uygarlığın ilkel olduğu bir yerde bambaşka bir 'uygarlığı' yeniden kurarak. Ve tabii ki kendini kral ilan etmeyi de unutmadan! Allie Fox, Belize ormanında, karşılaştığı yerlileri ve ailesini kontrol ederek, kaçtığı unsurların paralelinde son derece baskıcı bir yaşam kurar. Kafasında oluşturduğu hikâyeye kendini öyle kaptırır ki bu amacın dışına çıkan herkesi uyarır, cezalandırır ya da öldürür. Önceleri bir bilim adamının son derece saf ve masum görünen yön gösterme biçimi, sonradan ilkele medeniyet getirme olarak adlandırabilen klasik Amerikan propaganda ve projelerinden birine evrilir. Allie Fox, ne kadar nefret etse de baba Amerika nın asi bir oğlu olarak kürkçü dükkânına gelmiştir dönüp dolaşıp. 'Amerika Büyük Bir Şaka Sevgili Frank' Tıpkı Enis Batur un New York seyahatlerini anlattığı yapıtı Amerika Büyük Bir Şaka Sevgili Frank, Ama Biz Ona Ne Kadar Gülebiliriz? kitabının adında vurgulandığı gibi, Amerika büyük bir şaka, olumlu yönleri yok değil; ancak benimsediği emperyalist düzen hem kendinin hem de başka toplumların insanlarına, titizlikle hazırlayıp sunduğu kodlar, simgeler ve alt metinlerle sızıyor; peşlerini, peşimizi bırakmıyor. Zafer, gelecek, özgürlük, mükemmellik ve yol göstericilik hem Amerika Birleşik Devletleri nde hem de romanda açık ya da kapalı kodlar, simgeler ve alt metinler. Özgürlük, bu kodlardan belki de en göze çarpanı. Özgürlükler Diyarı olarak adlandırılan bir uygarlık, aslında özgürlükleri en çok kısıtlayan sistemlerin egemeni ve belirleyicisi değil mi? Özgürlük adı altında zorbalığın ve zalimliğin, toplumun bu kavramlara isyan eden bir bireyine dahi etki etmesi Sivrisinek Sahili romanında dolu dolu okunabilir. Romanın baş karakteri Allie Fox un hemen harekete geçen bir ütopistten özgürlükleri kısıtlayan bir zalime evrilmesini soluk soluğa izliyoruz. Robinson Crusoe dan farklı Sivrisinek Sahili, ıssız adaya düşen bir Robinson Crusoe hikayesi değil. Bu trajik bir hikaye ki Robinson Crusoe trajik bir hikaye değildir. Robinson Crusoe 'uygarlığın' uzağına sadece kazayla düşer, ama Allie Fox bilinçle gider. Bir de Robinson, içinde yaşadığı İngiliz toplumunun değerlerinden Allie kadar ayrıksı değildir. Adada kazandığı yaşam deneyimini kendine bir katkı olarak düşünür, ama kendi ortamına geri döndüğünde bu ortamı yadırgamaz. Bu doğrultuda bilinçli olarak toplumunun bir örneğidir. Ancak Allie bilinçaltı bir itkiyle davranır. İnsanın sosyolojik bir varlık olarak yaşadığı iklimden etkilendiğine önemli bir örnek Sivrisinek Sahili. Peki içinde yaşadığımız uygarlığın olumsuz özelliklerinden bilinçaltımızı nasıl soyutlayacağız? Bu da mümkün, ama başka bir yazının konusu

14 Aydınlık NURİYE BİLİCİ 6 Haziran 2014 Cuma 15 İslamiyetten sıçrayan Avrupa Genç İspanyol yazar Aleix Saló, ilk kitabı 80 lerin Çocukları: Sabun Köpüğü Kuşağı isimli kitabını 2009 yılında yayınladığında şaşırtıcı bir ilgiyle karşılandı. Aynı zamanda bir çizer olan Saló, ertesi yıl Madrid ve Barselona arasındaki çelişkileri hicvettiği Madrilona isimli kitabının yanı sıra bir de kişisel sergiyle sanatseverlerin karşına çıktı. Bir yandan önemli gazete ve dergilerde karikatürleri yer alırken 2011 yılında İspanistan: Bu Ülke Boku Yiyecek ve 2012 yılında Simiokrasi: Büyük Ekonomik Mahmurluk Raporu isimli kitapları yayınlandı. Satış rekorları kıran ve birer fenomen olan bu kitaplar sayesinde uluslararası yayın kuruluşlarının da dikkatini çekti. Saló, yaptığı animasyon filmlerle de adından söz ettirdi. Bu filmler çeşitli video sitelerinde milyonlarca kez izlendi. Ünlü İspanyol oyuncu Javier Bardem in Büyük Sahra daki göçmen ve yurtsuz kişilerle ilgili olarak çektiği Bulutların Çocukları: Son Koloni isimli belgeselin gerçekleştirilmesinde rol oynadı. Birliği anlamak Sınıflar ve ülkeler arası eşitsizlikler üzerine özellikle kafa yoran Saló, 2001 yılından başlayarak etkileri günümüzde de süren ve Avrupa Birliği ülkelerini derinden sarsan ekonomik bunalımı ele aldığı Euro Kâbusu: Biri Orta Sınıfı Yedi adını verdiği kitabını yayınladı. Avrupa nın şu anki halini anlamak için Avrupa nın kendisini anlamak gerektiğini düşünen Saló, eserinde öncelikli olarak kıtanın kimliğine odaklanıyor. Dört bin yıl öncesinden başlayarak hızlı bir özet geçen Saló, Avrupa nın aslında ne olduğunu, bir milletler ve devletler topluluğu olmanın dışında bir Avrupalılık ruhu taşıyıp taşımadığını tartışmaya açıyor. Bunun çok doğru bir tartışma olduğunu belirtmek gerek, zira kıtanın tarihine bakıldığında sayısız yağma, işgal ve sonu gelmez kuşatmalarla damgalanmış olduğunu görüyoruz. Milyonlarca insanı yerinden eden, yine milyonlarcasının ölümüne neden olan son savaşın üzerinden şunun şurasında yetmiş yıla yakın bir zaman geçti. Yine de tarihsel ve kültürel gelişimine Asya ve Afrika nın oldukça gerisinden başlayan Avrupa nın geçen bin yıllar içinde gelişimini tamamlayarak dünyanın gidişatı üzerinde uzun dönemler boyunca neredeyse tek söz sahibi olan kıtası olduğunu söyleyebiliriz. Saló bu egemenliği özellikle İslam kültürüne borçlu olduklarını düşünüyor. Hıristiyan krallıkların geçmişin grekoromen yazılı eserlerini unuttukları ve manastırların gözetiminde canlılıklarını yitirdikleri yıllarda Müslüman krallıkların bu eserleri temize çektiklerini ve geliştirdiklerini, Avrupa nın bu eserleri çok daha sonra Müslümanlardan aldıklarını, buna ilaveten eğer bir Avrupalılık bilincinden bahsedilecekse bunun da İslam ve Hıristiyanlık arasında yaşanan sürekli gerilimin sonucunda doğduğunu ifade ediyor. Esenlik baloncuğu 2001 yılının sonuna geldiğimizde uzun yıllardır tesis edilmeye çalışılan Avrupa Birliği yeni bir aşamaya geçti ve on beş kadar Avrupa ülkesi tek bir para birimini kabul ederek ulusal para birimlerini resmen reddetti. Bu durum Avrupa Birliği nin uzun zamandır beklediği bir aşamaydı ve somut, elle tutulabilen bir adım oldu. Aynı yıl başka önemli bir olay, dünyanın en güçlü ülkesinin en güvenli şehrine yapılan 11 Eylül saldırısı, sadece Amerika nın değil, Avrupa nın da içine gömüldüğü bir çeşit güvenlik ve esenlik baloncuğunu patlattı. Bu durum özgürlüklerin azalması pahasına, kendi güvenliklerini sağlayabilmek adına halkın denetimini artırma yolunu açtı. Saló ya göre gerçek tehlike hiçbir zaman terörizm değildi. Bu saldırıların sebebi, Avrupa nın ve Kuzey Amerika nın dünyanın geri kalanıyla sürdürdüğü ilişkilerde ve bakış açılarında aranmalıydı. Ve elbette NATO, IMF gibi kurumlar ve izlenen mali politikalarda... Avrupa Birliği bir yandan içerideki bariyerleri kaldırırken, birlik üyeleri de dış sınırlarını daha katı hale getirmeye ve birlik dışındakilerin içeri girmesini engellemeye çalışıyorlardı. İdari yapısını bir şekilde kuran birliğin, mali konularda pek çok açmazı vardı. Euro bölgesi oluşturulmuştu oluşturulmasına da, birbirinden farklı ihtiyaçlara ve buna ek olarak da itirazlara sahip çok çeşitli ulusal ekonomiden oluşan bir grup için para politikaları oluşturmak hiç de kolay değildi. Avrupa Merkez Bankası'nda biriken paraların üretim ve rekabetin iyileştirilmesi yerine ucuz sermaye olarak ülkelere akıtılması, bu sermayenin üye ülkeler tarafından özellikle inşaat gibi sektörlere yönlendirilmesi borçların tehlikeli bir biçimde artışına neden oldu. Euro bölgesi bir felakete doğru tam gaz gidiyordu... Euro krizini esprili, yer yer ironik bir dille ele alan Saló soruyor: Acaba geniş özgürlükler ve yüksek toplumsal harcamalarla dolu bir Avrupa ya yer kalacak mı? Yoksa bütün Avrupa küresel pazarın talepleri karşısında boyun mu eğecek? Bu soruların cevabını şimdiden veremiyorsa bile, biz okuyucularına Avrupa Birliği dediğimiz ve bir gün içine dahil olma hayaliyle yaşadığımız oluşumun aslında ne olup ne olmadığına dair sağlam ipuçları sunuyor. Akıcı dili ve bütün kitabı süsleyen son derece başarılı çizimleri de cabası. Son olarak ilgi duyabilecekler için kitabın kısa film versiyonunu internette izleyebileceklerini belirtelim. Euro Kabusu Biri Orta Sınıfı Yedi Aleix Saló Çev: Arda Koval Say Yayınları 192 s. Hıristiyan krallıkların geçmişin grekoromen yazılı eserlerini unuttukları ve manastırların gözetiminde canlılıklarını yitirdikleri yıllarda Müslüman krallıkların bu eserleri temize çektiklerini ve geliştirdiklerini, Avrupa nın bu eserleri çok daha sonra Müslümanlardan aldıklarını, buna ilaveten eğer bir Avrupalılık bilincinden bahsedilecekse bunun da İslam ve Hıristiyanlık arasında yaşanan sürekli gerilimin sonucunda doğduğunu ifade ediyor.

15 6 Haziran 2014 Cuma Aydınlık 16 CÜNEYT AKALIN EMİNE SUPÇİN Bir ucu yanık mektuptur aşk Sümbül Dağı ndan günümüze Sümbül Dağı'nın Karları Cahit Kayra Tarihçi Kitabevi 160 s. Kadıköy in Simavi ödüllü delikanlısı Cahit Kayra yeni kitabında 1946 yılında yaptığı Hakkari/Güneydoğu Anadolu gezisini anlatıyor. Kapağında karlı dağ görüntüsünün yer aldığı kitabın adı Sümbül Dağı nın Karları. Neredeyse her ay yeni bir kitabı piyasaya süren Simavi ödüllü delikanlı sanki bir yarış atı: Hızlandıkça açılıyor da Doğu dan görüntüler -ara- Bir çırpıda okunan kitap aslında birkaç boyutlu: 1946 yılının Türkiye'sinin özellikle Güneydoğu nun havasını veriyor, Anadolu da görev yapan bürokratları bize tanıtıyor, başta Hakkari olmak üzere, Ahlat, Tatvan, Diyarbakır da geçirdiği ayları, oranın insanların yaşam koşullarını anlatıyor. Anlattıklarının yanına o yörenin hem 1946 da hem günümüzde çekilmiş fotoğraflarını eklemiş. İyi de etmiş. O yılların Hakkari'si ile Şemdinli'si ile Van'ı ile günümüz Hakkari'si vb. arasında o kadar büyük uçurumlar var ki, bilmeyen, tanımayan Cahit Kayra nın abarttığını sanır. Kitap aslında büyük bir muhasebenin ipuçlarını veriyor. Bu toplum, bu ülke 60 yıl içinde nasıl bu kadar gelişti, bu kadar değişti? Bu gelişme sağlıklı oldu mu? Kayra nın anlattıklarından, her güçlüğe göğüs geren, gık demeden uğraşıp didinen cumhuriyetin bürokratlarının tarihe karıştığı anlaşılıyor. Madalyonun öteki yüzüne gelince: yeni bir ülkenin kurulduğunu anlatıyor yazar. En iyisi Kayra ya kulak verelim: Elli hanelik çamurdan yapılı Tatvan ın yerinde bugün elli bin nüfuslu bir mamure varsa... Soru burada: Bu nasıl oldu? Kayra nın yanıtı kısa ve özlü: Bu Mustafa Kemal in kurduğu Cumhuriyet in eseridir. Mustafa Kemal le birlikte bugünlerin temellerini atan idealist insanların, bütün inkılapçı kadronun eseridir. Ve Kayra çıkardığı sonuçları şu cümlecikle bağlıyor: Atatürk ideallerinin Türkiye Cumhuriyeti nin kazandırdıklarının mutluluk olduğunu anlamak zorundayız. İşte böyle da Hakkari ye yaptığı mesleki gezinin izlerinden yola çıkan bir cumhuriyet aydınının, Hakkari de Sümbül Dağı nın eteklerinde, Van Gölü kıyılarında, Diyarbakır da, Urfa da Gaziantep te yaptığı gözlemlerin, oluşturduğu izlenimlerin yıllar sonra kağıda dökülmesinden, duygulu, heyecan verici bir muhasebe, yoksulluğun altından bir başarı öyküsü çıkıyor. Kayra nın 1946 daki Hakkari seyahatini anlatan Sümbül Dağı nın Karları kitabını mümkün olsa da, okullarda gençlere okutsak. Kavuşmalı özlemlerden daha şen ne vardır? derdi ustam. Mektubun ister bir ucu yanık, ister ala yanık olsun, sonunda kavuşmak varsa; gir oyna, çık oyna Günümüz yüksek teknolojisinin alçakça yıprattığı ilişkiler bağlamında baktığımızda ne mektup var ucu yakılası, ne de özlem yürek yangısı Hiçbiri yok artık. Eski zamanların efsanevi masalları gibi geride kaldılar. Şimdi elektronik posta ve kısa mesaj dönemi. Adı gibi elektrik alıp almamaya indirgenen banal bakış ve sadece Nbr kısalığında yaşanan sıradan ilişkiler Neresini yaksın çocuk, içi yanmıyor ki!... İçi yanmak mı dedim?... Kavuşmalı özlem mi? Ya kavuşmasızı? Ya toprak altından cenazesi bile çıkarılamayan baba, koca, oğul olanlar?... Ya polis kurşunuyla orta yerde vurulup tertemiz alnından Oyyy Hangi sözcük, hangi kalemle nasıl bir kağıda yazılsın da o gidenlere ulaşsın mektuplar? Hem nasıl bir mektup olacak yazdığı kalanların? Üç yaşındaki çocuk, üç tekerlekli bisiklet mi isteyecek mezar başında? Hangi üç tekerlekli bisiklet giderecek baba hasretini? Bayramlık fistanı kime ısmarlayacak genç kız? Bayramlık fistan giyecek mi? Bayram onların ocağına gelecek mi? Bayram dediğin bu memlekete gelir mi? Fakirliği taçlandırırcasına oraya buraya kurdukları ramazan çadırlarında mı doyuracaklar baba, eş, oğul, sevgili hasretini? Hangi kazanlarda pişmiş, hangi yemek doyurur bir babanın boşluğunu? Sahi neydi oruç? Dünya nimetlerinden belli bir süre yoksun olmak ve bu yolla nefsini terbiye etmek miydi? Hı hı öyleydi Şimdi düşün ey din taciri! Düşün, nasıl bir terbiye bekliyor geride kalanları? Bir ömür sürecek oruçtan söz ediyorum size! Kavuşmasız özlemleri diyorum! Kavuşmasız, kömür karası, kurşun yarası, kan kızılı oruç bu! Zengin sofralarında, kaşık şakırtıları içinde bozduğunuz orucunuz nire, ömürlük oruç nire?... Hay ben sizin gelmişinize, geçmişinize Mektuplar Okuduğum kitap Jane Austen den "Aşk ve Arkadaşlık". Mektuplardan ibaret. O ona yazmış, öteki buna. Başkalarının, başkalarına yazdığı mektuplar hiç ilgimi çekmez ama bilim ve sanat insanlarının yazdıkları mektuplar başka. Oysa bu kitapta geçen mektuplar öyle değil. Arkadaşlar arası mektuplaşmalar. Sıradan, çok sıradan. Hani başlıkta kullandığım ucu yanık mektup derinliği filan da yok. Öylesine mektuplar işte. Bir adaya düşseniz ve orada sadece bu kitabı bulsanız ve de okumak ihtiyacından geberiyor olsanız ancak o zaman okunur. Jane Austen klasik kabul edilmiş bir yazar. (Bunları klasik diye kakalayanlara da bir çift söz edeceğim ama sevenlerine ayıp Aşk ve Arkadaşlık Jane Austen Çev: Ayşem Dur Alakarga Yayınları 197 s. olmasın diye şimdilik susuyorum.) Daha evvel de İkna adlı romanını okumuştum. Ne yalan söyleyeyim, açmadı beni. Evet, kahramanları tasvir edişi güzel. Evet akıcı da. Ama içerik? Hani, ne desem bilmem ki durumu. Belki yanılmışımdır, hem bir yazarın tüm eserleri aynı lezzette olmaz, bir de bunu deneyeyim diyerek, kendimi ikna edip okudum "Aşk ve Arkadaşlık"ı. Cık Yine aynı, tatsız. Bazen şunu düşünüyorum. Bazı klasikler dönemlere ayrılmalı. Mesela 19.yy. veya 20. yy. klasikleri gibi. Ve ben bilmeliyim ki o klasiği okuduğumda o döneme dair bir hissiyatım olur. Jane Austen bunu yapıyor. Soyluluk üzerine bina edilmiş İngiliz soğukluğu. O kadar.

16 Aydınlık MEHMET ÖZÇATALOĞLU Çocuk / Genç 6 Haziran 2014 Cuma 17 Pera dan fantastik çağrı Yıllar yılı Bizde neden fantastik edebiyat eseri çıkmıyor? tartışmalarını yaşadıktan sonra şimdilerde ise bunun patlamasını yaşıyoruz. Fakat fantastik edebiyat üzerinde tartışma bitmedi. Yeni tartışma konumuz kitapta yer alan ögelerin, mekânların yerelliği karşılayamadığı. Bu ögelerin ne kadarının öz kültürümüze ait olduğu. Bu tartışmalar ışığında üç kitaptan oluşan bir diziden söz edeceğim. Can Çocuk Yayınları kitabı heyecanlı kitaplar/serüven başlığı altında yayınlasa da bu kitapları fantastik türe dâhil edebiliriz. Çünkü içerisindeki ögeler gerçekte var olmayanı da kapsıyor, masalsı olanı da ve mitolojik olanı da. Sözün özü bir fantastik kitapta olması gereken her ne varsa bu kitapta var. Yerele uzak olmasını tartıştığımız türden de değil. Bununla birlikte kitap, Fantastik çocuk edebiyatı metninin en önemli figürü çocuktur sözüne da uygun. Sözünü ettiğim kitaplar Delal Arya nın Pera Günlükleri dizisi. İlk kitap Körler Ülkesi, ikinci kitap Sırlar Oteli ve üçüncü kitap Mühürlerin Muhafızı. Dizi üç kitaptan oluşsa da konu bütünlüğü açısından tek kitap olarak sayılabilir. Her kitap farklı bir serüveni işlemiyor, olaylar birbirine bağlı. Öyle ki ilk kitap bitince hemen ikincisini, ikinci kitap bitince de hemen üçüncüsünü okumak isteyeceksiniz. Çünkü heyecan bitmiyor, olaylar bir sonraki kitaba devrediliyor. İlk kitap Körler Ülkesi. Peki neresi bu Körler Ülkesi? Ran 12 yaşında bir çocuk. İkiz kardeşinin adı Lusin. Anne ve babası arkeolog. Fakat kitapta var-yok karakterler. Ran unutulmaya yüz tutmuş bir kulenin dibinde gizli bir oda keşfeder. İçerisi paha biçilmez hazinelerle doludur. Fakat gizem papirüste, piramit resminde, mumyada. Ve bir adres: Körler Ülkesi! Ran ve Lusin öyle bir serüvene dalıyorlar ki, kitap elinizde yaşamak durumunda kalıyorsunuz. Acaba ne olacak diyerek sayfaları çeviriyorsunuz. Ama sonu gelmiyor ve duraklamadan ikinci kitaba dalış yapmak zorundasınız. İkinci kitap Sırlar Oteli. İlk kitapta sırların peşinde Pera Palas oteline gelen Ran ve Lusin onları geçmişin derinliklerine çekecek olayların beklediğini de bilmiyorlardı. Ünlü yazar Agatha Christie Pera Palas oteline bir sır saklamıştır. Bu sır belki de tarihin akışını değiştirecektir. Sırlarla dolu Pera Palas otelinde ipucunu ipucuna ekleyerek soluksuz bir serüvende yol alacaksınız. Bir anahtar, şifreli bir kutu ve hızla akıp giden bir zaman. Niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen düşmanlar da cabası. Acaba Ran ve Lusin düşmanlardan önce gerçeğe ulaşabilecekler mi dersiniz? Üçüncü kitaba gelince; işler daha da karışıyor. Körler Ülkesi nde bir piramit! Ran piramidin içine girer ve orada da bir kehanet kendisini beklemekte. Bu kehanete göre İstanbul u koruyan mühürler kırılmakta ve şehrin yeni bir Mühür Muhafızına ihtiyacı var. İyi de nerede bu mühürler? Agatha Christie den sonra Osman Hamdi Bey in odasındaki bir haritada gizlenmiş olan şifre nedir? Tüm bunların peşinde iken Haydarpaşa açıklarındaki deniz canavarı da nereden çıktı? Çocuklar mühürleri bulup şehri felaketten kurtarabilecekler mi? Tüm bu soruların yanıtları bu üç kitaplık dizide. Pera Günlükleri soluksuz okunacak bir dizi. Aradığınız fantastik edebiyatsa doğru adres Pera Günlükleri! Pera Günlükleri-3 Delal Arya Resimleyen: Sedat Girgin Can Çocuk Yayınları 200 s. Keçi edebiyat e-dergisinin ilk sayısı inadına edebiyat sloganıyla çıktı! ılda iki kez yayımlanacak e-dergide, YGünışığı Kitaplığı nın yıllardır düzenlediği edebiyat ve yayıncılık konferanslarının içerikleri, ülke ve dünya çapında düzenlenen kitap fuarlarından yansımalar ve edebiyatın usta kalemlerinden değerlendirmeler yer alacak. Çağdaş çocuk ve gençlik edebiyatının uzman yayınevi Günışığı Kitaplığı tarafından, uzun yıllardır düzenlenen konferans ve seminerlerin içeriklerini yayımlamak amacıyla yayın hayatına başlayan Keçi, 6 aylık ücretsiz bir elektronik edebiyat dergisi. Her sayısında kapsamlı bir dosyaya yer verecek olan Keçi nin yaz sayısında, her ilkbaharda eğitimciler ve kütüphaneciler için düzenlenen Eğitimde Edebiyat Seminerleri nin; kış sayısında ise her sonbaharda düzenlenen edebiyat ve yayıncılık konferansı olan Zeynep Cemali Edebiyat Günü nün içerikleri yayımlanacak. Odağına edebiyatı ve insanı alacak dergide, konferans içeriklerinin yanı sıra ülke ve dünya çapında düzenlenen kitap fuarlarından yansımalar, edebiyatın usta kalemlerinin değerlendirmeleri gibi özellikle yayıncılık sektörü, üniversiteler ve kütüphaneler için kaynak niteliğinde içerikler yer alacak. Okuma kültürümüzü geliştirecek özgün içeriklere de sıklıkla yer verecek olan Keçi, Günışığı Kitaplığı ve genç edebiyat markası ON8 in edebiyat yayıncılığına kazandırdığı nitelikleri ve kazanımları paylaşacak. Ayrıntılı bilgi Zeynep - Benim Güzel Hayvanlarım Filiz Özdem, Res: Emine Bora, Yapı Kredi Yayınları 38 s. Hayvanları sevdikçe güzelleşir dünya... Zeynep hayvanları çok sever. Evinde zürafa, kaplan, zebra olsun ister. Ama günün birinde, bu hayvanların yaban hayatın içinde yaşayabileceğini, onları olsa olsa hayvanat bahçesinde görebileceğini kabul eder. Hep hayvanlarla birlikte yaşamak isteyen Zeynep'in hayatında bir gün çok güzel bir şey olur. Utku Ağabeyi evlerinin bahçesine iki köpek getirir: Pestil ile Püskül. Zeynep bu kurt köpeklerini yakından tanıdıkça, onların sevgi ve bağlılık duygularını gördükçe, hayvan sevgisinin boşuna olmadığını anlar. Zeynep - Benim Güzel Hayvanlarım, çevresini, insanları, hayvanları, dünyayı anlamaya ve büyümeye dair bir kitap. Bu sıcak bir hikâyeyi Filiz Özdem yazdı, Emine Bora resimledi. Şahmaran Sennur Sezer, Res: Cem Kızıltuğ, Kırmızı Kedi Yayınları 112 s. Şahmaran, başı insan, gövdesi yılan olan bir söylence yaratığıdır. Eskiden evlerin duvarına, göz alıcı Şahmaran resimleri asılırdı. Resimlerde, uzun saçları, kapkara gözleriyle Şahmaran'ın yüzü daha çok kadını andırır. O güzel yüzün altındaki gövdeden, el kol yerine, kıvrımlı yılanlar fırlar. Aradan yıllar geçer, kuşaklar değişse de o resimler yerinden kaldırılmazdı. Yalnız duvarlar mı, kahve tepsilerinin camı da Şahmaran resimleriyle renklendirilirdi. Sıradan çizimler değildir bu resimler, bir sanat eseridir. İnsanımız, Şahmaran'ı neden bir güzellik simgesi olarak böyle yüceltmiştir? İnsan soyu her şeyi bağışlar da ihaneti bağışlamaz; ondan! İhanete uğrayan, soktu mu ânında öldüren yılan, ihanet eden ise, insandır. Buna karşın, halkın vicdanı, kendi soyundan yana çıkmamış, binlerce yıl, ihanete uğrayan bir yılanı yüreğinde barındırmıştır. Sennur Sezer bu kitapta, yalın dili, ilginç ve usta işi yorumuyla Şahmaran'ın öyküsünü anlatıyor... Bisiklet Yarışçıları Ferda İzbudak Akıncı, Tudem Yayınları 160 s. Sur ve arkadaşları bisiklet yarışlarına hazırlanmaya karar verip çalışmaya başlarlar. Daha ilk sürüşlerde şaşırtıcı biçimde kural tanımayan birine dönüşen Sur, bu yarışmada birinci olma fikrine kendini kaptırır. Başka bir şey düşünemez olduğunda bu durum onun bütün yaşamını etkilemeye başlar. Bisiklet yarışları romandaki çocukların hayatlarındaki tek yarış değildir. Derslerden alınacak notlar, kazanmaları gereken sınavlar da yarışmalarını gerektirmektedir. Çocukların, önlerine hedefler koyarak, hayal kurarak ve bunların olmasını istemekle yetinmeyip çalışarak gelişebileceklerini gösteren; doğanın, sporun, ortaklaşa yapılan çalışmaların güzelliği ve değeri üzerine bir kitap.

17 18 6 Haziran 2014 Cuma Aydınlık Yeni çıkanlar Ragtime Sarkaç Zeplin Yirmi 5 Halkın İradesi Veda Oyunu E.L.Doctorow, Çev: Tomris Uyar, Yapı Kredi Yayınları, 272 s. Bu sürükleyici hikâyenin içinde Henry Ford ve Sigmund Freud da var, anarşist Emma Goldman ve sihirbaz Houdini de. Ama sadece onlar da değil: Orta sınıf Amerikan aileleri, gangsterler, müzisyenler, fabrika patronları ve işçileri, Doğu Avrupalı göçmenler... Amerika'nın çeşitli çevrelerinden kişilerin hayatlarından kesitlerle başlayan hikâye, Doctorow'un dönemin gözde müziği ragtime'ın hızlı anlatımıyla hayat buluyor. Halise Baydar, Aya Kitap, 112 s. Sarkaç, evrende var olan ama bizim bilincimizde olmayan frekansları bilinç düzeyine aktaran bir alettir. Sarkacı doğru kullanmaya başladığınızda, tıpkı psikanalizdeki serbest çağrışım gibi bilinçaltınızla, yüksek benliğinizle ve yüksek bilgeliğinizle bağlantı kurarsınız. Eğer bunun olabileceğine güvenirseniz sarkaç size her zaman yol gösteren bir arkadaş, bir dost olacaktır. Karin Tidbeck, Çev: Tülin Er, Aylak Kitap, 160 s. İskandinav kültürünün alacakaranlığından ve melankolisinden doğan bu öyküler, güneşin dönmeyi bıraktığı bir dünyanın büyülü atmosferine sahip: Fantazyadan, büyülü gerçekliğe, bilimkurguya ve hayalî bir yaratığın Borgesvari taksonomisine kadar uzanıyor. Bu öyküler rahatsız edici; bir o kadar da kara mizahın engin zekâsını içeriyor. Tidbeck, akla hayale sığmaz çok sayıda şeyin ortaya çıkabildiği bir yarığa yönlendiriyor bizi. Selcan Aydın, Destek Yayınları, 192 s. Babam gitti. Babası giden her kız gibi yarım kaldım. Ben bu kitabı yazarken, orta dereceli depresyon şüphesiyle tedavi olmaya başladım. Her zaman her durumda güçlü olmaya çalıştım ve elbette bunu da atlatmak istiyorum. Birilerine yalnız değilsin hissiyatını yaşattıysam ne âlâ. Bana bunu yaşatan tek bir kişi bile olmadı çünkü hayatım boyunca. Bu yüzden Yirmi 5. İçimde hem 5 yaşında bir çocuk, hem 20 yaşında bir genç kız var ve hiç büyümüyorlar. Jasper Kent, Çev: Samim Sakacı, Can Yayınları, 512 s. 1812'de Rus tarihinin en kara dönemi sayılan Napoléon işgali sırasındaki gerçekleri çarpıcı bir vampir öyküsüyle harmanlayarak başlayan "Danilov Beşlisi", bir yandan Danilov ailesinin, diğer yandan Romanov Hanedanı'nın korkulu rüyası olarak tam yüz elli yıl sürüyor ve çarlığın düşmesi, Danilov ailesinin son üyesinin de o korkulu rüyayı bitirmesiyle sona eriyor. Beşlemenin dördüncü kitabı olan Halkın İradesi sürükleyici bir roman. Erhan Sunar, Alakarga Yayınları, 363 s. Erhan Sunar'ın ilk romanı Veda Oyunu, akıcı ve kusursuz dili, karakterlerinin inandırıcılığı ve ele aldığı konunun can yakıcılığı ile dikkat çekiyor... Romanın anlatıcısı, bir oyun yazarı... Anlatıcı kahramanın öyküsü, yazılan öyküyle birlikte anlatılıyor. Böylece Diyarbakır'ın, Mezopotamya kültürünün, Kürt tarihinin efsaneleri bir bir canlanıyor ve okur kadim Mem u Zin öyküsünün içinde buluyor kendini... İnsanın iktidar tutkusu, şiddet, aşkın insanı baştan çıkaran gizemi... Elli Belirsiz Küçük İskender, Sel Yayıncılık, 160 s. "50 yıldır yeryüzündeyim. Sırtüstü uzanıp bir binanın düz çatısına 50 milyon yıldız saydığım ergenlik çağımdan 50 milyondan fazla acısı, kaybı, hüznü, mutsuzluğu olan bir coğrafyanın merkezine doğru sürüklendim. Ama istedim ki gülerek durayım kurşuna dizilirken, idam sehpasına yürürken dönüp arkama arkadaşlarıma açık saçık bir fıkra anlatabileyim Becerdiğimi düşünüyorum bu ironiyi. Ne tek satır yazdığımı gördü yakınlarım ne de özelime ağladığımı. Başka Dünyalar Margaret Atwood, Çev: Selin Siral, Kolektif Kitap, 264 s. Margaret Atwood Başka Dünyalar da bilimkurguyla önce çocuk, sonra öğrenci ve akademisyen, ardından eleştirmen ve yazar olarak kurduğu ilişkisini aktarırken, bir yandan da bu edebi türün varsayımsal kurgu ve fantastik kurguyla iç içe geçmiş sınırlarının bir haritasını çıkarıyor okurlara. İnsanların başka dünyalar yaratma arzusunun ne kadar eskiye dayandığını örneklerle açıklayarak, Ursula K. Le Guin, Kazuo Ishigoro gibi usta yazarlara ait önemli yapıtları inceliyor. Kızılmaske-Cilt 11 Lee Falk, Çev: Çetin Şan, Büyülü Dükkan, 304 s. Lee Falk, Kızılmaske yi bir gazetedeki birkaç karelik çizgi roman şeridi olarak okurların karşısına ilk kez çıkarttığında, maskenin toplum düşmanlarının ya da balo müdavimlerinin bir aracı olmadığını herkese kanıtlamış ve bununla yetinmeyip "bedeni sıkıca saran" özel kostümle çizgi romanlarda yeni bir gelenek başlatmıştır. Kendine has bu unsurlarla Kızılmaske günümüzün en popüler kahramanlarının atası ve bir çizgi roman klasiği olmuştur. Gazetecinin Ölümü Elçin Poyrazlar, İthaki Yayınları, 176 s. Ucu Amerikan devleti içindeki iktidar savaşlarına dokunan akıl almaz bir siyasi komplo... Bu komployu ortaya çıkarmaya çalışan Türk gazetecinin ölümü... Ülke gazetesinin Washington muhabiri Selin Uygar'ın çözmeye çalıştığı bir cinayet onu, Amerikan devleti içinde oynanan oyunlarla tanıştıracak... Uzun yıllar yurtdışında gazetecilik yapan Elçin Poyrazlar, ritmini ve heyecanını hiç yitirmeyen bir kurguyla karşımızda. Zafer Sorhoşluğu Ian Robertson, Çev: Samet Öksüz, Say Yayınları, 328 s. Geçtiğimiz milenyumda insanlığın zekâsı, gücün liderler üzerindeki bu olumsuz etkilerine gem vurabilmek için yöntemler yaratmıştır: serbest seçimler, liderler için sınırlı görev süresi, özgür bir basın ve bağımsız yargı gibi demokrasi araçları. Profesör Ian Robertson, siyasi iktidarlardan şirket yöneticilerine kadar tüm erk sahiplerinin ellerinde tuttukları gücü zamanla anlamsız yönde kullandıklarından yola çıkıyor ve gücün sarhoş edici özelliğini bilimsel açıdan ele alıyor. Odamda Yolculuk Xavier de Maistre, Çev: Işık Ergüden, Kırmızı Kedi Yayınevi, 120 s. İnsanın kendi bedeniyle ruhunu birbirinden ayrıştırmasının mümkün olduğunu öne sürer Maistre; ruhunu görmeyi arzuladığı her türlü güzelliğe gönderebilmekle birlikte, bedeninin bu yolculukta karşılaştığı yataktan koltuğa, masadan duvarlarda asılı tablolara kadar odanın topografyasını da ayrıntılı biçimde anlatmaktan geri kalmaz. Bir yolcunun özgürlüğünü esaret altında bile hissedebilenlerin gayet iyi anlayacağı metinlerden biridir Odamda Yolculuk.

18 Aydınlık 6 Haziran 2014 Cuma 19 Yeni çıkanlar Mutluluk Varsayımı Shakespeare'i Öpmek Kendine Ait Bir Oda İmparatorluk ve Diplomasi Dehşetler ve Uzmanlar Markalar ve Markalaşma Jonathan Haidt, Çev: Özcan Özgür, Hil Yayınları, 336 s. Yeryüzündeki her birey mutlu ve anlam dolu bir yaşam ister, ancak kimin böyle bir yaşam sürdüğünü kestirmek düşündüğümüz kadar kolay olmayabilir. Mutluluk konusunu çağlar boyunca hem felsefi hem de dini boyutuyla ele alan tartışmalar, "Neden yaşıyoruz? Nasıl bir yaşam sürmeliyiz? Mutluluğu getiren şeyler nelerdir?" gibi önemli soruların yanıtlarını aramakla başlıyor... Pamela Mingle, Çev: Burcu Bingül, Altın Kitaplar, 336 s. Miranda, zamanda yolculuk yapabilen Stephen adlı genç yüzünden, kendini bir anda 1581 yılının İngiltere'sinde bulur. Tüm hayatı altüst olan Miranda'nın geldiği çağa ayak uydurması gerekmektedir. Artık bir sahne oyuncusu değil, Tudor döneminin gerçek bir karakteridir. Üstelik yüzyıllar öncesine çekildiği bu yerde çok önemli bir görevi vardır: Genç William Shakespeare'i baştan çıkarmak! Virginia Woolf, Remzi Kitabevi, 128 s. Kadının sadece edebiyatta değil, hayatta da yok sayıldığı dönemlerden geçti insanlık. Virginia Woolf, feminist düşüncenin başucu kitaplarından olan Kendine Ait Bir Oda'da işte bu düşünce yapısını ele alıyor. Kadınlar, yaratıcı ürünler ortaya koyamaz mı, yoksa tek sorun bunun için kendilerine fırsat verilmemesi midir? Shakespeare'in yazar bir kız kardeşi olsaydı neler yaşardı? Kadının yaratıcı yazın üretmesi için neye ihtiyacı vardır? Namık Sinan Turan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 569 s. Bugün Rönesans'tan itibaren 19. yüzyıldaki kriz dönemine kadar Osmanlıların diplomatik olarak Avrupa kimliğinin şekillenmesinde rolünün olduğu akademik çalışmalarla ortaya konmaktadır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Namık Sinan Turan'ın çalışması bütünsel bir yaklaşımla Osmanlı diplomasisi ile kurumlarının ve siyasi gelişmelerin izini sürüyor. Adam Phillips, Çev: Tuna Erdem, Metis Yayıncılık, 118 s. Adam Philips, psikanalizi bir yandan toplumla uyum sağlamayı hedefleyen yönüyle, bir yandan da dönüştürücü kimliğiyle değerlendirerek, iki ayrı Freud sunuyor bize: Birincisi her şeyin bilinebileceğine, bilginin bizi ruhsal bozukluklarımızdan arındıracağına iman eden Aydınlanmacı Freud, diğeri ise bilme fetişizminin yeni bir kölelik biçimi olduğunu kavrayan, psikanalizin bileceğini düşünen Freud-sonrası Freud... Rita Clifton, Çev: Meyal Çiyan Şenerdi, İş Bankası Kültür Yayınları, 374 s. Financial Times'ın "marka guru'su", Daily Telegraph'ın da "markalara yol gösteren marka" diye niteledikleri Rita Clifton yönetiminde bir ekip tarafından hazırlanan Markalar ve Markalaşma, her tür kurum ve kuruluşun markasını, kendi merkezi organizasyon prensibi olarak görmesi gerektiğini, her karar ve adıma markanın yön vermesi gerektiği görüşünü savunuyor. Düşlerime Kuşlar Konuyor Mehmet Güler, Doğan Kitap, 152 s. Dilber'le Kuzgun, ilkgençlik dönemlerinde birbirlerine delicesine sevdalanırlar. Dilber, arkadaşını hemen her gün yeni baştan kendisine bağlayacak, şaşırtacak kadar çılgın bir kızdır. Sevgilerini ölümsüzleştirmek için Cevizli Bahçe'ye birlikte ceviz dikerler. Onun büyümesini sabırla beklerler. Diktikleri ceviz sevda sevda büyür. Ceviz ağaçlarının, önünden geçenlerin fotoğraflarını çektiklerini, o fotoğrafı gövdelerinde sakladıklarını biliyorlardır. Barış Ne Oldu Bilmiyorum Namık Kemal Behramoğlu, Yitik Ülke Yayınları, 92 s. Bu yazılanlar, genç yaşta noktalanan bir insan hayatının hikâyesidir... Uzun süre düşündüm: Bir kısmına tanık olduğum, bir kısmını bu insandan ve yakınlarından dinlediğim bu acı dolu, kahır dolu, ihanet dolu, sevgi ve özveri dolu kısacık hayatı yazmalı mıyım diye!.. Hayata bakışımı zaman zaman altüst eden bu insanın hayatını yazmakla ona haksızlık eder miyim diye düşündüm. Çünkü o yaşamıyor artık... Bir Gün Seni Öpeceğim Fatoş Salman, Kuledibi Yayınları, 96 s. "Mücadele azmi bazen ilkbahardaki nehirler gibi coşkun, bazen sert rüzgarlar gibi hırçın, bazen bir yaz gölgesi gibi serin mısralarla anlatılır. Eşit, adil ve daha yaşanabilir bir dünya yaratmak için hayatı dönüştürmek gerektiğini dillendirir. Şatafatlı imgelerden uzak, sade, anlaşılır ve samimi dizelerle yormadan düşündürür. Özgürlük tutkusu, lirizm ve mücadele ruhu her yönüyle sinmiştir şiirlere. " -Kerim Hanedan- Tarlabaşılıyım Ali Rıza Dizdar, Chiviyazıları Yayınevi, 200 s. Semtin kültürüyle anlatılır insanlar. Öylece de hikâye edilir hayatlar. Tarlabaşı öyle her semte benzemez. Gözükaralar vardır bu semtin kitabında. Tarlabaşı yaşanmışlıklarını yalın çıplaklığı ile taşırken; siyasetten aşka, aşktan ihanete, geçmişten günümüze... Bu kez bir Tarlabaşılı anlatıyor. Yıllarını, İstanbul'un orta yerinde olduğu halde bambaşka bir dünyanın içinden süzüp getirdikleriyle Dizdar'dan bir Tarlabaşı hikâyesi. Berfin Bahar Dergisi Sayı: 195 Kolektif, Berfin Yayınları, 81 s. Mehmet Ergün / Sait Faik ve "Yazınsal" - "Siyasal" Erk M. Utku Şentürk / Rüzgârın sürüklediği şair: Füruğ Ferruhzad Erol Bilbilik / Rasih Nuri İleri'ye selam Turhan Feyizoğlu / Hüseyin İnan: "İnsanları görmemek unutmak anlamına gelmez" Ceyhun Balcı / Garcia Marquez ( ) Ali Rıza Özkan / Bu dünyadan bir Hasan Hüseyin Demirel geçti H. Hüseyin Yalvaç / Hasan Hüseyin Demirel'i yitirmek Mustafa Suphi / Hasan Hüseyin Demirel'le Müzik ve Sanatçı Tavrı Üzerine... Ayhan Aydın / H. Nedim Şahhüseyinoğlu: "Bir toplumun etnik gruplara göre bölünmesi daima faşizm getirir" Halit Payza / Marks'a kadar diyalektik Arif Tekin / Kur'an'a göre cariye-başörtüsü ilişkisi Cazim Gürbüz / Ağrı Dağı şiirleri

19 6 Haziran 2014 Cuma 20 Aydınlık HALİT PAYZA Osman Hamdi Bey'e borçlu olduklarımız Osman Hamdi resminde, Edward Sait in tanımı içinde kalan emperyalist bakış açısı ve Batıyı Doğudan üstün tutan küçümseme yoktur. Aksine Osman Hamdi, Doğu yu Doğulu bir bakış biçemiyle bir yaşam biçimi olarak resimlerine yansıtmıştır Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ Kaya Özsezgin Kaynak Yayınları, 61 s. Türk resim sanatının temelleri 1795 de, II. Selim döneminde açılan Mühendishane-i Beri-i Hümayun dan yetişen asker ressamlarla atılmıştır. Resme karşı dinsel önyargıların kırılması ilk kez II. Mahmut un girişimiyle olur. II. Mahmut 19. yüzyıl başlarında portresini yaptırır ve devlet dairelerine astırır de Askerî Tıbbiye, 1834 te Mekteb-i Harbiye ye de resim dersleri konulur. Yine ilk kez II. Mahmut resim öğrenimi için Avrupa ya öğrenci gönderir da açılan Mekteb-i Mülkiye, 1868 de açılan Galatasaray İdadisi ve 1872 de açılan Darüşşafaka İdadisi ne de resim dersleri konulur. 19. yüzyılda bu okullardan yetişen Osmanlı ressamlarının neredeyse büyük bir çoğunluğu asker kökenlidir. Bu ressamlar arasında; Beşiktaşlı Tevfik, Giritli Hüseyin, Karagümrüklü Hüseyin, Darüşşafakalı Hüseyin, Mirliva Osman Nuri, Servili Ahmet Emin, Kaymakam Ahmet Şekür, Üsküdarlı Osman ve Bedri Kulları nın adı sayılabilir. Avrupa da eğitim gören ressamlar figürsüz Türk resim sanatının gelişmesinde katkısı olan asker kökenli ressamlardır. Tanzimat la birlikte 1860 da Fransa ya resim öğrenimi için gönderilen Türk ressamları için Paris te Mekteb-i Sultani kurulur. Özellikle Gèrome, Boulanger ve Cabanel atölyelerinde yetişen sanatçılar arasında Süleyman Seyyid ve Ahmet Ali Paşa öne çıkacaktır. Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde gelenek tersine döner ve bu kez yabancı ressamlar Osmanlı topraklarına gelerek oryantalist bakış açısıyla çok sayıda gravür ve tablo yapar, atölyelerini kurarlar de ilk kez Fransız Guillement atölyesinden M. Civanyan ve S. Diranyan gibi Osmanlı vatandaşı ressamlar yetişir de II. Abdülhamit, Osman Hamdi Bey i, Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âli'sinin kurulması için görevlendirir. Bu tarihten sonra Türk ressamları bu okuldan yetişeceklerdir. Buradan yetişen ilk ressamlar arasında; Ömer Adil, Osman Asaf, Tekezâde Sait, Mehmet Muazzez Özduygu, İsmail Hakkı Atunbezer ve Şevket Dağ vardır. Yanlış bir algıyla bu dönemden sonra yetişen sivil ve asker kökenli Türk ressamları Primitifler-ilkler, özgünler olarak anılmaya başlar. Devrim Erbil bu ressamları İlk yağlıboya ressamları, Ferit Edgü batılılaşma sürecindeki ilk örnekler olarak nitelendirir, kısa süren bu sürecin Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa ve Osman Hamdi ile aşıldığını ekler. Ne var ki bu saptamalar erkendir. Çünkü primitif olarak nitelendirilen ressamlar arasında, Edgü nün bu ekolu kırdığını söylediği Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa ve Osman Hamdi Paşa gibi ressamlardan sonra doğan ve resim yapmaya başlayan ressamlar da vardır. Bu ressamların aynı kuşaktan olmaları bu gerekçeyle sakatlanmıştır. Örneğin Ahmet Ali nin Fransa da eğitim gördükten sonra yaptığı resimler, Osman Nuri nin resimlerinden farklılaşmasına karşın her ikisi de aynı ekol içinde anılır. Çağdaş sanatımızda son Osmanlı Aydınlık Gazetesi yazarı Prof. Dr. Kaya Özsezgin, Kaynak Yayınları nın Resmin Ustaları Dizisi başlığı altında ilkini yayımladığı Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı Osman Hamdi kitabında; Çağdaş Türk Sanatı nın Osmanlı nın geç döneminden cumhuriyet sonrasına uzanan oluşum ve gelişim aşamaları nı asker ressamlardan, sivil ressamlara doğru olduğunu belirtir; Bu aşamalar, asker ressamlardan, sivil ressamlara, amatör sanatçılardan profesyonel isimlere, tarihsel sürecin bütünüyle kendine özgü yapı taşları örüntüsü içinde birbirlerini tamamlar. Devletin yeniliklere açık ve yönlendirici kültür politikaları paralellinde giderek de tabana doğru açılım gösteren sanatsal bir olgu halinde biçimlenir diye yazar. Bu gelişim için sanatçı yetiştiren kurumlardan bağımsız ama aynı zamanda da ancak o kurumlarla izahı mümkün olabilen yönleri vardır diyerek, Bu tür yapısallık, sanatçıların, kendi kimlikleri ve kişilikleri bağlamında ele alınmalarını gerekli kılar. Bir başka deyişle, mesleksel yetişme koşulları sanatçıları dayanışmaya itiyor olsa da, beğeni kapasiteleri, onları kendi yönlerinde çalışarak kendi yollarını açmakta serbest bırakmıştır. O nedenle her sanatçının doğa ve insan gerçekliğini algılayıp yansıtma gücü, o sanatçının birikim ve değerlendirme gücüyle doğru orantılı olmuştur. Böylece aynı dönemde ortak guruplar içinde yer alan sanatçılar arsında birbirinden görece farklı olanlar çıkabilmiştir. Bunda geleneğin uzun bir tarihsel dönemi kapsamış olmasının da payı vardır kuşkusuz çıkarsamasını yapar. Osman Hamdi nin yitik resimleri Osman Hamdi 30 Aralık 1842 de İstanbul da, ilk maden mühendislerinden olan ve 1877 de Sadrazamlığa kadar yükselen İbrahim Ethem Bey in en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Hukuk öğrenimi için Paris e gönderildi. Orada kaldığı 12 yıl boyunca bir yandan hukuk öğrenimini sürdürürken, dönemin ünlü ressamlarından Jean-Léon Gérôme ve Boulanger atölyelerinde resim eğitimi aldı. Çingenelerin Molası, Pusuda Zeybek ve Zeybeğin Ölümü adlı üç resimle katıldı. Ne yazık ki bu resimlerin bugün nerede olduğu bilinmemektedir. Yurda döndüğünde Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğü görevini üstlendi. Mithat Paşa ve Ahmet Mithat Efendi ile burada tanışır ve kentin resimlerini yapar. Tarih ve arkeolojiye ilişkin ilgisinin de burada geliştiği söylenebilir. İstanbul a döndüğünde Saray Protokol Müdür yardımcısı olarak atanır. Viyana da bir sergi düzenlenmişti ve bu kez uluslararası sergiye sanat komiseri olarak gönderilir de Kadıköy ün ilk belediye başkanı da Osman Hamdi'dir de Müze-i Hümayun müdürü Anton Dethier in ölümü üzerine boş kalan müzeye müdür olur. İlk işi arkeolojik eserlerin yurtdışına kaçırılmalarını yasaklayan bir tüzük hazırlamak ve ilk Türk kazalarını başlatmak olur. Çağdaş müzeciliğin kurucusudur. II. Abdülhamit in onu Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürlüğü ataması bundan sonradır. Osman Hamdi Bey 24 Şubat 1910 da İstanbul da Kuruçeşme deki yalısında yaşamını yitirir. Kaplumbağa Terbiyecisi Kaplumbağa Terbiyecisi Osman Hamdi Bey in 1906 ve 1907 yıllarında çizdiği iki farklı çizimi olan tablosudur. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti nin yayın organında adı Kaplumbağalar ve Adam olarak geçer. Kaplumbağa Terbiyecisi sonradan bilinen yaygın adı olarak bugüne gelmiştir. Çağdaş Türk Resim Sanatı içinde müzayedelerde satılan en pahalı tablodur. Erol Aksoy koleksiyonundan TMSF ye geçen ve müzayede ile İnan-Suna Kıraç tarafından on trilyon liraya satın alınmıştır. Osman Hamdi nin resimlerine ilişkin olarak, oryantalist bir resim anlayışına sahip olduğu kanısı oluşmuştur. Ancak Kaya Özsezgin, Osman Hamdi için Batı jargonunda sık kullanılan bir terim olarak oryantalist gelenekle bütünleşen bir sanatçı kategorisi içinde düşünmek doğru mudur? Edward Said in benimsemiş olduğu görüşten yola çıkarak oryantalizmi, Avrupa sömürgeciliğinin ileri karakolu olarak yorumlamak, bu terimi, Batı dünyasından Doğu dünyasına bakışın ürünü olması bakımından tanımlamaya götürür bizi saptamasıyla uyarma gereksinimi duyuyor. Osman Hamdi oryantalist değildir, çünkü Osman Hamdi resminde, Edward Sait in tanımladığı bakış açısı ve Batıyı Doğudan üstün tutan küçümseme yoktur. Aksine Osman Hamdi, Doğu yu Doğulu bir bakış biçemiyle bir yaşam biçimi olarak resimlerine yansıtmıştır. Şeker Ahmet Paşa ya davam edecek Resmin Ustaları Dizisi nin kapak tasarımı ve baskı kalitesi ile de ilgiye değer.

20 Aydınlık KAYA ÖZSEZGİN 6 Haziran 2014 Cuma 21 Ortaçağ düşüncesi ve Gotik mimarlık Tarihin akışı içinde çağları, siyasal, sosyal ve kültürel açıdan yorumlarken, örneğin Ortaçağ a biçilen değerler, genellikle onun arkasından gelen Rönesans ile kıyaslanır ve Antik Yunan-Roma uygarlığından aldığı güçle yeniden doğuşun ışıklarını yakan ikincisi yüceltilirken, Ortaçağ ın karanlık dünyası yerilir. Böyle bir yerginin tartışma götürmez ölçütleri vardır var olmasına ama özellikle kültürel açıdan geç Ortaçağ la erken Rönesans ın birbiri içine geçen, o nedenle de kesin sınırların söz konusu olmadığı bir aşamada, tarihsel akışın seyri uyarınca birbirini tamamlayan, etkileşimi meşru kılacak değerlerin her iki çağ için de geçerli olduğu gerçeğini gözden uzak tutmak yanlış olur. İkonografik yöntemin babası Son yıllarda birbiri arkasına dilimize çevrilen, böylece bilinmezlikten çıkan ve özellikle de sanatı insan eylemlerinin bütünü içinde ele alarak dış görünüşlerin ötesinde, sanatın anlamsal yanına ağırlık tanıyan ikonografik yöntemin babası Alman düşünür Erwin Panofsky de Ortaçağ ın skolastik felsefesiyle Gotik mimarlık anlayışı arasındaki organik bağı açımladığı kitabının girişinde, bu soruna değiniyor, bir çağı dönemlere ayırmadan incelemenin yanlışlığı üzerinde duruyor. Ona göre adına dönem dediğimiz bu tarih dilimlerinin her biri, kendi içinde bir bütünlüğe sahiptir. Eğer tarihçi, bu bütünlüğü sadece varsaymakla yetinmeyip, onun varlığını da kanıtlamayı isterse, o dönemin sanat, edebiyat dalları, felsefe, sosyal ve politik akımları, dinsel hareketleri v.b gibi birbirinden oldukça farklı olgular arasında öze ilişkin benzerlikler keşfetmeye çalışmak zorunda kalacaktır ki, gene Panofsky ye göre, övgüye değer bir çaba olacaktır bu. İşte yazarın Ortaçağ ın Gotik mimarlığı ile Skolastik felsefesi arasında kurduğu bağ, bu tür bir çabadan kaynaklanmaktadır. Sanattaki Karolenj canlanışla bu felsefenin örtüşen yanlarına tanık olmak, örneğin Hıristiyanlığın yayıldığı Skolastik dönemde (9. yüzyıl) düşünce yaşamının dinsel kökenli gizil güç ten kaynaklanan yönlerine rastlamak, daha ilerideki yüzyıllarda Avrupa ülkelerinde görkemli bir mimarlığın doğuşuna götürecektir bizi. Karşılaştırmalı yöntem Metafizikle dönemin teolojik yaklaşımları arasında pekişen bağlar, mimarlıkta giderek uluslararası bir akıma dönüşür. Dikey ve sivri üslup olarak da tanımlanan Gotik mimarlık tarzı, giderek hemen bütün Avrupa ülkelerinde yaygınlaşır ve Fransa da Saint Denis manastırından başlayarak Hıristiyanlığın gelişme dönemine paralel bir olgu halinde sanat tarihindeki seçkin yerini alır. Erken dönemin arkasından gelen klasik ya da olgun evreyle katedral mimarlığı, en gözde eserlerini birbiri arkasına vermeye başlar. Albertus Magnus, Bonaventura ve Thomas Aquinas gibi Skolastik dönem düşünürlerinin ağırlıklarını duyurdukları bu dönem, aynı zamanda Gotik mimarlığın parlak dönemdir. Erwin Panofsky, kitabında bu tarzın önde gelen yapıları üzerinde, karşılaştırmalı yönteme ağırlık vererek duruyor, yapıdan yapıya geçerek Roma dönemi bazilikal binaların transept plana göre yeniden ele alındığı eserleri, sanat tarihçisi titizliğiyle yorumluyor. Aslında Ortaçağ, aklı bütünüyle inancın içine iten Mistisizm ile akıl ve inancı birbirinden ayıran Adcılık ın (Nominalizm) karşı karşıya geldiği bir çağ olarak bilinir. Yüksek Gotik sistem, yüksek skolastik Summa nın sonucu olarak mimarlıkta mükemmel nihai sonuca ulaşmayı amaçladığından, Romanesk üsluptan Gotik e geçiş süreci, bu çağa özgü değerlerin içinden süzülerek ortaya çıkar. Panofsy, söz konusu gelişme ve arınma aşamasını böyle bir görüş altında inceliyor ve bu yoğun evre boyunca neden-sonuç ilişkilerine göre biçimlenen ve diyalektik bir şema çevresinde gelişen Gotik mimarlığın ayrıntılı dökümünü veriyor. Bu döküm ülkeden ülkeye farklılıklar içerse de Gotik in Summa lara dayalı kendi düşünce düzeni ve mantığı ortaktır. Örneğin İspanya da Arap kültürüyle kaynaşarak Mudejar üslup karakterine bürünmesi ya da İtalya da erken Rönesans tarzının egemenliği altında fazla yaygınlık göstermemiş olması, ortaçağın bu evrensel mimarlığını gölgelememiştir. Sentezin estetik duyuma önceliği Bu çağın etkin düşünürleri arasında Thomas Aquinas ın Summa Theologiae sı Skolastik felsefenin mimarlığa yön veren kurallarını çizmiş ve bütün sanatları etkileyici yönde bütünlük ü hedeflemişti. Kısaca benzeşirlik ve özdeşlik, Gotik mimarlığı ortak bir payda altında birleştirerek, kaburgalar ve uçan payandalarıyla, renkli camlar ve cepheyi süsleyen gül pencereleriyle bu çağa özgü bir mimarlık sentezi yaratmıştı. Panofsky, bu sentezin estetik duyuma öncelik tanıdığına işaret ediyor ve duyumun, bilmenin kesin aracı olduğuna dair Aquinas ın bu çağı özetleyen görüşüne vurgu yapıyor. Ne var ki Vasari, Gotik teki bu kusursuz oranlar ı görememişti. Oysa Skolastik akıl, tıpkı düşüncenin dil yoluyla açık-seçik ifade edilmesini istediği gibi, mimarlıkta işlevin gerekli olsun ya da olmasın, biçim aracılığıyla açıklanması konusunda ısrarlı olmuştu. Birinci ilke buydu. Karşılıklı uyumun sağlanmış olmasına dayalı ikinci ilke de Gotik i kavramamıza yardımcı olacaktır. Suger nin St. Denis katedralinden başlayarak erken Rönesans a kadar uzanan tarih dilimi içinde inşa edilen bütün yapılar, Gotik e özgü ayrıntılarla süslenmiştir. Erwin Panofsky, böylece Gotik le Ortaçağ düşüncesi arasındaki paralelliğin altını çizerek vurgu yaptığı özdeşlik açısından bakıldığında, bütün öteki sanat dallarında olduğu gibi mimarlıkta da işlevsellik başta olmak üzere, ait olduğu dönemin sosyal yapısı kadar düşüncesinin de yön çizici bir değer içerdiği gerçeğini gündeme getirmiş oluyor. Kitabın arkasına eklenen Gotik mimarlık örnekleriyle ilgili görsel malzeme, plan ve şemalar, kuşkusuz bu konuyu kavramak isteyenler için önemli. Ama hiç değilse bu sayfaların iyi bir kâğıda basılması, kitabın içeriğini daha olumlu bir yönde etkileyebilirdi. Kitapta gözden kaçtığına inandığımız dizgi yanlışları da yok değil. Ama çevirinin başarılı olduğunu belirtmeliyiz. Gotik Mimarlık ve Skolastik Felsefe Erwin Panofsky Çev: Engin Akyürek Kabalcı Yayınevi Alman düşünür Erwin Panofsky e göre adına dönem dediğimiz tarih dilimlerinin her biri, kendi içinde bir bütünlüğe sahiptir. Eğer tarihçi, bu bütünlüğü sadece varsaymakla yetinmeyip, onun varlığını da kanıtlamayı isterse, o dönemin sanat, edebiyat dalları, felsefe, sosyal ve politik akımları, dinsel hareketleri vb. gibi birbirinden oldukça farklı olgular arasında öze ilişkin benzerlikler keşfetmeye çalışmak zorunda kalacaktır

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

2013 Kış Etkinlikleri

2013 Kış Etkinlikleri KARTAL ANADOLU İMAM-HATİP LİSESİ Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi 2013 Kış Etkinlikleri İlk Dönem Sonu Eğitim sistemimizde seçkin bir yere sahip olan İmam Hatip Liseleri içerisinde ayrı bir konumda bulunan

Detaylı

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık İslam Coğrafyasının en batısı ile en doğusunu bir araya getiren Asya- Afrika- Balkan- Ortadoğu Üniversiteler Konseyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde resmen kuruldu.

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1

Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1 Türkiye 2011 Uluslararası Buluşma/ Türkiye 21 Ekim 30 Ekim Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1 Alman Türk Buluşması Bizi bekleyen gezi nedeniyle hepimiz heyecanlıydık. Uçuş öncesi, bekleme

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ VELİ BÜLTENİ MAYIS -2012 ÇOCUK VE KİTAP "EĞİTİM YAŞAM İÇİNDİR" 2 ÇOCUK VE KİTAP Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.

Detaylı

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ. Dokuz Eylül Üniversitesi 1990

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ. Dokuz Eylül Üniversitesi 1990 AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Önder PAKER 2. Doğum Tarihi: 27.05.1960 3. Ünvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tiyatro Dokuz Eylül Üniversitesi 1982 Yüksek Lisans

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler 11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Akademik Düşünce Konferansları

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

İLERİ DÜZEY SENARYO YAZARLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI

İLERİ DÜZEY SENARYO YAZARLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI İLERİ DÜZEY SENARYO YAZARLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ ile ARDEV Vakfı nın birlikte düzen-lediği ileri düzey senaryo yazarlığı atölyesi 10 hafta sürecektir. Program hafta içi yapılacaktır.

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayatın kendisi müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan

Detaylı

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz,

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz, Sevgili Velilerimiz, Bizler çocuklarımızla birlikte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nı okulumuzda coşkuyla kutladık. Onlara vatan, millet sevgisini birliği, bütünlüğü yaşlarının alabildiği ölçüde aktarmaya

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede Yaz Sanat Kulübü 2010 Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Fener-Balat bölgesinde yaşayan çocuklar ve kadınlar için eğitim, kişisel gelişim ve sağlık gibi konularda projeler yürütüp kültürel

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 6+1 Analitik Yazma Modeli ile Düşlerimin Peşinde Selda AKTAŞ Nergiz İLİMEN ÇALIŞMANIN AMACI Öğrencilerin sıkıcı, kendini tekrarlayan, monoton yazılar yazmak yerine özgün, akıcı,

Detaylı

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız ve hangi okulları

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı. Mehmet Güler Türkiye de yetişen resim sanatının önemli isimlerinden Mehmet Güler ile Malatya dan Almanya ya uzanan yolculuğunu, resim kariyerinde rol oynayan isimleri, Almanya yı tercih etmesinde etkili

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ!

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! EĞİTİMİN ALTIN MARKASINDA BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! %100 ÖĞRENİM BURSU FIRSATI ANADOLU LİSESİ TEOG PUANINLA SÜRESİZ BURS KAZAN! GELECEĞE GÜÇLÜ BAŞLA! EN İYİSİNİ SEÇ, DOĞRU KARAR VER ŞANSA İHTİYACIN YOK EĞİTİME

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK 5.sınıf öğrencileriyle Karşılıksız İyilik Yapmak ne demektir? sorusu üzerine sınıfta beyin

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 4. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (19 Ekim - 04 Aralık 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

Küçük Yaşar ın Öyküsü. Alucura Çayevi

Küçük Yaşar ın Öyküsü. Alucura Çayevi Küçük Yaşar ın Öyküsü Alucura Çayevi Yalvaç Ural (1945, Konya) Kitaplarının sayısı 100 ü aşan yazarın yurtiçinde ve yurtdışında pek çok ödülü bulunmaktadır. Kitapları Almanca, İngilizce, Sırpça, Hırvatça,

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

ALİ ARTUN Sanatın İktidarı

ALİ ARTUN Sanatın İktidarı ALİ ARTUN Sanatın İktidarı ALİ ARTUN 1972 de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü nden mezun oldu. Mimarlar Odası nda bilim ve teknoloji konuları ile mimar ve mühendislerin toplumsal konumları

Detaylı

Sonrası. Jewett, Keman. Özcan Ulucan, Keman. Tuba Özkan, Viyola. Ozan Tunca, Cello. Program ile ilgili detaylar ise

Sonrası. Jewett, Keman. Özcan Ulucan, Keman. Tuba Özkan, Viyola. Ozan Tunca, Cello. Program ile ilgili detaylar ise Işık Tünelinin Sonrası Fulya SanatMerkezinde birbirinden güzel etkinlikler sanatseverler ile buluşuyor. Aralıkayının ilk haftası yine yoğun programlarıyla FulyaSanat Merkezi odak noktasıydı. Bu etkinliklerden

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır.

Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır. Panel Nedir? Özellikleri Nelerdir? Nasıl Yapılır? Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafında n tartışıldığı konuşmalara panel denir. Açık oturum ile

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (08Aralık 2014-23 Ocak 2015)

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (08Aralık 2014-23 Ocak 2015) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (08Aralık 2014-23 Ocak 2015) Sayın Velimiz, Sizlerle daha önce paylaştığımız gibi okulumuzda PYP çalışmaları yürütülmektedir. Bu kapsamda; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları...

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... Hatta Tarsuslular. Dünyanın öbür ucundan gelen Japonlar,Koreliler,Almanlar

Detaylı

TED KAYSERİ KOLEJİ VAKFI VELİ VE ÖĞRETMENLERİNDEN SOMA YA EL VER KAMPANYASINA BÜYÜK DESTEK

TED KAYSERİ KOLEJİ VAKFI VELİ VE ÖĞRETMENLERİNDEN SOMA YA EL VER KAMPANYASINA BÜYÜK DESTEK TED KAYSERİ KOLEJİ VAKFI VELİ VE ÖĞRETMENLERİNDEN SOMA YA EL VER KAMPANYASINA BÜYÜK DESTEK Türk Eğitim Derneği Genel Merkezi nin Soma nın Evlatları Artık Hepimizin Evladı başlığı ile başlatılan Soma ya

Detaylı

II) Hikâye Dışı düzlemi

II) Hikâye Dışı düzlemi HİKÂYE ETME DÜZLEMLERİ Prof. Dr. Rıza FİLİZOK Günümüz edebiyat araştırmalarında yeni bir bilim anlayışının derin izleri vardır. Özellikle yapısal metin analizinde artık temel kavramlar görecelilik ve fonksiyon

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013).

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013). Takdim Biliyor musunuz? Bir televizyon haberine göre Türkiye de 2014 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla birlikte 830 bin kişinin aday olması bekleniyordu. Bu, Türkiye de yaklaşık her 90 kişiden birinin

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Çeviren: Saadet Özen ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 5. basım Resimleyen: Mustafa Delioğlu Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Resimleyen: Mustafa

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

GAZETECİ YAZAR BÜLENT AKKURT BODRUM DA DEFNEDİLDİ

GAZETECİ YAZAR BÜLENT AKKURT BODRUM DA DEFNEDİLDİ GAZETECİ YAZAR BÜLENT AKKURT BODRUM DA DEFNEDİLDİ Önceki gün vefat eden gazeteci yazar Bülent Akkurt Bodrum da dostları, yakınlarının kollarında son yolculuğuna defnedildi. Bülent Akkurt un yazıları bir

Detaylı

DiJiTAL TÜRKÇE ANSiKLOPEDi

DiJiTAL TÜRKÇE ANSiKLOPEDi DiJiTAL TÜRKÇE ANSiKLOPEDi E N Z E N G İ N D İ J İ T A L T Ü R K Ç E K A Y N A K Okulpedia, Türkiye için özel olarak hazırlanmış en zengin dijital okul ansiklopedisidir. Binlerce sayfadan oluşan Okulpedia

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF

KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF 1. Bir hikaye veya masalda geçen karakterleri öğrenir. 2.Tahminde bulunur. 3.Dinleme alışkanlığı kazanır. 4.Dinlediği hikaye/masalın özelliklerini

Detaylı