BIR TAHAYYÜL OLARAK KÜLTÜREL TRAVMA VE SOYKIRIM RETORIĞI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BIR TAHAYYÜL OLARAK KÜLTÜREL TRAVMA VE SOYKIRIM RETORIĞI"

Transkript

1 Tesam Akademi Meşdi İSMAİLOV Dergisi - Turkish / Bir Journal Tahayyül of TESAM Olarak Academy Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği Ocak - January (1) ISSN: BIR TAHAYYÜL OLARAK KÜLTÜREL TRAVMA VE SOYKIRIM RETORIĞI Özet Meşdi İSMAYILOV 1 Son dönemlerde soykırım iddiaları Diaspora nın öncülüğü ve Ermenistan devletinin büyük katkılarıyla ciddi bir uluslararası kamuoyu oluşturma retoriğine dönüştürülmüştür. Bir tarafıyla soykırım iddiaları tarih ve ulusal kimliğin belirleyici unsuru olarak görülmekte, diğer tarafıyla ise küresel siyaset açısından etkin bir propaganda aracı şeklinde kullanılmaktadır. Makale kapsamında yapılan analiz, bu genel görünümü içerisinde soykırım söyleminin sosyolojik arka planına ışık tutmaya çalışmaktadır. Çünkü ortak hafıza ve kolektif kimlikle ilgili herhangi bir büyük söylem, olayın temsil sürecine aktarılmasıyla kazandığı toplumsal anlamla alakadar bir meseledir. Olaylar değil, onların toplumsal temsile yansıyan görünümleri anlam üretirler. Bu ilişkisellikte soykırım retoriği, Ermeni topluluğu üyelerinin 1915 olayları nedeniyle maruz kaldıklarını düşündükleri travmatik etkilerin anlamının sosyolojik inşa sürecine yansıtılmasıdır. Retorikle ilgili toplumsal algıların oluşmasına etki gösteren sosyo-kültürel etkenler irdelenmelidir. Bu perspektiften ele alınan konu kültürel travma kavramsallaştırması çerçevesinde çözümlenecektir. Anahtar Kelimeler: Kültürel Travma, Retorik, Ulusal Kimlik, Taşıyıcı Gruplar, Temsil Anlam İlişkiselliği. Abstract Cultural Trauma and Genocide Rhetoric as an İmagination Alleged genocide claims, backed by the leadership of Armenian Diaspora and government, have recently become an increasingly significant rhetoric in international public opinion. Such claims constitutes a major determinant of history and ethnic identity nexus on one hand, while on the other hand serve as an effective propaganda in global politics. This study provides an analysis of genocide discourse thereby shedding light on its sociological background. Grand narratives about common memory and collective identity impose a social importance and meaning to events at representation phase. In this context, the study implies that the rhetoric of genocide is a product of reflection of the traumatic effects supposedly experienced by Armenian community during 1915 events. It is encouraged to conduct more studies on determination of socio-cultural impacts forming collective perceptions about the rhetoric concerned. Scientific approach on the subject of the study is based on the concept of cultural trauma. Keywords: Cultural Trauma, Rhetoric, National Identity, Carrier Groups, Representation Meaning Work Relationship. 1 Dr. Bakü Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Fakültesi Politikbilim Bölümü Öğretim Üyesi,

2 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy Giriş Henüz ilk günlerini yaşadığımız 2015 yılında ister ulusal isterse de uluslararası çapta üzerinde en çok konuşulacak mevzularından birinin 1915 olayları olacağı aşikârdır. Büyük ihtimalle Ermeni diasporası, Ermenistan devletini ve çok boyutlu lobicilik ağını da yanına alarak geniş çaplı uluslararası propaganda ve eylemler gerçekleştirecektir. Bu bağlamda 2015 i onlar için önemli kılan özellik, soykırım iddialarının 100. yıldönümüne girmiş olmamızdır. Etki tepki ilkesini esas alacak olursak suçlamaların baş muhatabı konumunda kalan Türkiye de de tartışmalar siyaset adamlarından devlet kurumlarına, gazetecilerden sivil toplum örgütlerine, akademisyenlerden sıradan vatandaşlara kadar geniş bir eksende yürütülecektir. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse hem Türkiye de hem de dünyada bu tartışmalardan yeni bir sonuç elde etmek zordur. Çünkü söz konusu herhangi bir suçlama olmayıp, oldukça ciddi hukuki, siyasi, sosyolojik ve insani sonuçları olan soykırım iddialarıdır. Dünya kamuoyunda meseleye bu veya diğer şekilde müdahil olacak olan üçüncü tarafların konjoktürel davranmaları ve politik amaçları doğrultusunda bir söylem ve tutum benimsemeleri de muhtemeldir. Ancak meseleyi karmaşıklaştıran ve daha derin de olan özelliği soykırım retoriğinin gündelik hayat içerisinde özgül etkileşimlerle anlamlı toplumsal bir gerçeklik kazanmasıdır. Savaşlar ve katliamlar gibi kitlesel olaylar büyük acılara, mağduriyet ve psikolojik çöküntülere sebebiyet veren ciddi toplumsal travmalardır. Ancak sosyolojik çözümleme perspektifinden baktığımızda modern tarihte gözlemlenen büyük travmatik olayların a priori o travmayı yaşayan topluluğun nezdinde zorunlu bir şekilde ortak hafıza ve soykırım bilinci oluşturmadığıdır. Peki, o zaman neden Ermeni soykırımı örneğinde olduğu gibi bir durumda iddialar (claims) özgül bir iletişim kümesi içerisinde belli bir dili, sembol ve ritüelleri olan büyük bir anlatıya dönüşürken, başka bir durumda kolektif kimliğin ve ortak hafızanın önemli bir bileşeni olmayı başaramazlar? Bunun başlıca nedeni, acı ve yıkıntıyı doğuran etkenlerin hiçte orijinal olayın doğasında değil, olaydan sonra yaşanan travma sürecinde yatıyor olmasıdır. Bu sebeple işaret ettiğimiz paradoksu anlamamız açısından travma olgusunu, daha doğrusu ünlü sosyolog Jeffrey C. Alexander den mülhem kültürel travma kavramlaştırmasını çözümleme perspektifi olarak benimsemekteyiz. Alexander in kültürel travma kavramsallaştırmasını soykırım retoriklerinin çözümlenmesinde ciddi bir kuramsal araç olarak görmekteyiz. Onun perspektifi doğrultusunda 108

3 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği bu yazıda dikkatimizi soykırımla ilişkilendirilen olayın sebepleri üzerine değil, bu olayın sonraki toplumsal etkileri, sosyolojik inşası sürecine yönelteceğiz. Travma ve Kolektif Hafıza Antropolog Marshall Sahlins Amerikan toplumunun gıda alışkanlıklarını ele aldığı çok ilgi çekici bir yazısında insan toplumunda hiçbir nesnenin, hiçbir şeyin, insanların ona verdiği anlamın dışında bir varlığa sahip olamayacağına işaret eder (Sahlins, 2013, s. 116). Benzer doğrultuda sosyolog Stuart Hall, anlamın dünyadaki insanlar, nesneler ve olaylar arasındaki hayali ve gerçek ilişkilere ve bunların zihinsel temsilleri şeklinde işlem gören kavramsal bir sisteme bağlı olduğunu ifade etmektedir (Hall, 2003, s. 18). Diğer bir ifade ile anlayış şeklimiz, olguları kendi doğasından ziyade belli bir simgesel sistem (anlamlar kümesi) içerisindeki bağlantılarına yönelerek idrak etme üzerine kuruludur. Dilin nesnelerle (olaylarla) anlamları (kavramları) birbirine bağladığı sürece ise temsil (representation) demekteyiz. Tersinden bir ifadeyle temsil, dil aracılığıyla anlam üretme edimimizdir. Bu bakış açısıyla soykırım olayları, kavramlar ve göstergeler aracılığıyla bir bütünsellik içerisinde sunan dilsel bir anlatıdır. Burada temsilin sunduğu anlamlandırma süreciyle (meaning work) anlatı arasındaki ilişki doğrudandır. Bu ilişkiselliğin en önemli halkası ise daha önce de ifade edildiği üzere kültürel travmadır. Kültürel travmanın tetiklediği söz konusu sürecin nihai ürünleri ise bu temelde kolektif bir hafıza ve ulusal bir bilinç inşasıdır. Örneğin, neden tarihsel zaman ve olaylar çizelgesinden ancak belli bir kesitin ve olayın ( 1915 yılı ve soykırım olayı) kolektif hafızanın inşası sürecinin merkezine alınıyor olması, aslında olayın kendisinden ziyade anlatının gücü ve etkinliği ile ilgili meselelerdir. Bu süreçte dikkat etmemiz gereken bir diğer hususta anlatının geniş kitlelere, onların zihinlerinde kuvvetli etkiler bırakacak şekilde ulaştırılmasıdır. Kolektif hafızanın inşasında önemli tesiri olan bu sonuncu etken, neden yaşanmış facianın bir durumda soykırıma tekabül edip başka bir durumda etmediğinin izahını da vermektedir. Hal böyle olunca teorik bir kavramsallaştırma aracı olarak kültürel travma toplumsal hayatımızın hangi gerçeklik ve dinamikleriyle örtüşmektedir? Başka bir şekilde soruyu ifade edecek olursak kültürel travma yı gündelik hayatta nasıl deneyimleriz? Tahayyülümüzde hayali olarak şöyle bir olayı canlandırarak, yukarıdaki soruların cevaplarının ipuçlarını arayabiliriz. Bir anlığına daha önce 109

4 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy doğal afetlere maruz kalmayan ve bu nedenle de kolektif belleğinde bu tarz olaylarla ilgili herhangi bir anlatısal öğelere rastlanamayan bir köy tasavvur edelim. Daha sonra o bölgede hiç yaşanmamış bir olay olan sel felaketi neticesinde köye yakın bir yerden akmakta olan nehrin taşarak köydeki hayat ve insanların maddi refah düzeylerinde çok ciddi tahribatlara yol açtığını varsayalım. Sel olgusunun sebebiyet verdiyi tahribatların köydeki topluluğun bilincinde travmatik bir etki yaratacağını düşünebiliriz. O zaman travmatik etki doğrultusunda köydeki insanların gerçekleştireceği tüm eylemler farklı düzlemlerde anlam kazanacaktır. Örneğin, selin tamamen yok ettiği nehir üzerindeki köprünün daha sağlam temellerde yeniden inşası yahut da ekin sahalarının zarar görmemesi için barajların yapılması gerektiğinin anlaşılması gibi doğal sonuçlar ortaya çıkarabilir. Ancak diğer taraftan oradaki insanların kavramsal dünyaları ve dilsel anlatılarına temel teşkil eden kültürel kodlarına uygun olarak sel olgusu bir anlamlandırma sürecine tabi tutulabilir. Bu durum, olayın kendisinden ziyade onun uyandırdığı etkilerle ilgilidir ve haliyle topluluk üyelerinin aidiyet hisleri ve ortak hafızaları üzerinde de kapsayıcı (bağlayıcı) bir tesire sahip olacaktır. Nitekim gündelik hayatta bolca travmatik olarak tecrübe ettiğimiz olay ve olgularla karşılaşırız ve bunları yansıtan bir dil de kullanırız. Ancak Alexander in işaret ettiği husus, ortak tecrübelerimize dayanan bir şeyden ziyade, daha sosyolojik düşündüğümüz zaman anladığımız bir şeydir. Bu bağlamda onun ifade ettiği travma, doğal bir şekilde mevcut olan bir olgu olmasının ötesinde, toplum tarafından inşa edilen bir olgudur (Alexander, 2004, s. 1). Travma olgusunu temel çözümleme birimi olarak esas aldığımızdan, Alexander in yaptığı gibi travmatik olgunun mahiyetine yönelik naturalistik ve kültürel olmak üzere iki temel yaklaşımı ayırt ederek çözümlemelerde bulunmaya çalışacağız. Naturalistik Travma Anlayışı Bu anlayışa göre travmalar bireylerin veya toplulukların düzen ya da refahlarında bozulmalar yaratan, doğal yollardan baş gösteren olaylardır. Naturalistik perspektifinden bakıldığında travma deneyimi, travmayaratıcı olgunun insan doğası ile etkileşiminden ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki güvenlik, düzen, sevgi ve bağlılık gibi insan varlığının temel ontolojik ihtiyaçlarının karşılanmasını sekteye uğratacak keskin olaylar baş gösterdiğinde, insanların travma yaşamaları doğal bir sonuç olacaktır. Nitekim naturalistik yanaşma, insan doğasının katı rasyonel deterministiği içerisinde sebep-sonuç ilişkiselliğini yansıtmaktadır. 110

5 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği Naturalistik anlayışın ise aydınlanmacı ve psikanalitik olmak üzere iki farklı çeşitlemesi söz konusudur. Aydınlanmacı (Enlightement) Yaklaşım: Bu yaklaşıma göre travmalar ister bireysel, isterse de sosyal düzeyde ani değişimlere karşı verilen rasyonel tepkilerdir. Travmaya neden olan olay ve onu başlatan tüm olgular ona maruz kalan aktörlerce açıkça algılanmaktadır. Aktörlerin travmatik etkiye karşı cevapları da berrak, sorunu çözmeye yönelik ve mahiyetçe ilerlemecidir. Aydınlanmacı yaklaşımın ileri sürdüğü görüşlerin merkezinde şu yatar: travmatik tepkiler, travmayı oluşturan şartların değiştirilmesine yönelik çabalar olmalıdır (Alexander, 2004, s. 3). Sosyal psikolog Arthur Neal Ulusal Travma ve Kolektif Hafıza isimli çalışmasında aydınlanmacı yaklaşımı örneklendirmektedir. Neal a göre ulusal travmaların oluşma nedenleri sosyal düzenin temellerini sarsan volkana benzer (volcano-like) olaylara karşı verilen bireysel ve kolektif tepkilerdir. (Neal, 1998, s. IX). Neal in perspektifinden travma kavramı, esasen bireylerin özel hayatlarında karşılaştıkları olağanüstü deneyimlerle ilgilidir. Şöyle ki travmaya neden olan olgu beklenmedik bir anda acılı, olağandışı ve şok edici bir etkiyle bozulmaya ve radikal değişikliğe sebep olmaktadır. Travmatik etki oldukça kuvvetlidir, çünkü radikal değişiklik çok kısa bir zaman kesiminde gerçekleşmiş ve önceki emniyet ve güvenlilik hisleri yerini tehdit, kaos ve anlamın krizine bırakmıştır (Neal, 1998, s. 3). Neal travma kavramının aydınlanmacı yaklaşımını büyük grupların kolektif deneyimlerine de uygulamaktadır. Burada anlaşıldığı şekliyle travma şartları sosyal düzene karşı bir incinme, yaralanma veya saldırıdan kaynaklanmaktadır. Korkunç, acıtıcı ve anormal bir şeyler ortaya çıkmıştır ve neticede sosyal düzen öngörülebilirliğini kaybetmiştir. Travmatik olayın uyandırdığı ilk tepkiler şok, güvensizlik ve kuşkudur. Sonuç olarak kaos baş göstermekte ve insanlar artık neye inanmaları gerektiği hususunda belirsizliğe düşmektedirler. Bu şartlar altında bireyler, olaylar arasındaki bağlantıları görebilecek becerilerine olan güvenlerini de kaybetmektedirler. Neal e göre kolektif travmayı kişisel travmadan ayıran özelliği onun diğer insanlarca da paylaşılmasıdır (Neal, 1998, s. 4). Bu bağlamda kolektif travmatik deneyimin reddiyesi veyahut ona karşı alaycı (cynical) kayıtsızlık takınmak pek geçerli ve mantıklı bir seçenek olamamaktadır. Neal bu durumu, psikolojik modernlik dediği olguyla açıklamaktadır. Psikolojik modernlikten kastı, kitlesel iletişim araçlarının insanların 111

6 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy doğrudan deneyimledikleri olaylardan çok daha fazlası hakkında farkındalıklarını (awareness) genişletmiş olmasıdır (Neal, 1998, s. 16). Bu nedenle bireyler modern sosyal hayatın bütünselliğine ilişkin sıkı bağlantı arayışındadırlar ki bu durum tam da aydınlanmacı yaklaşımın ilerlemeci anlayışına tekabül etmektedir. Çünkü nihayetinde travmatik olgu, aktörlerce gelişmeye yol açan makul bir neden olarak kabul görür. Bu görüşe göre herhangi bir dağıtıcı veya bozucu olayın baş göstermesi demek, aynı zamanda yenilik ve değişim için yeni imkânların oluşması demektir (Neal, 1998, s. 18). Psikanalitik Yaklaşım: Bu yaklaşım, travmada tahrip edici dışsal olay ve aktörün (öznenin) içsel travmatik tepkisi arasında bilinçdışı duyusal korkuları ile psikolojik müdafaasının bilişsel mekanizmalarının işleyişini esas alır. Örneğin, iyi insanlar kötü bir şeyler yaşadıklarında, aşırı derecede korkacakları için gerçek travma deneyimini bastırmış olacaklardır. Burada öznenin doğrudan bilişsel ve rasyonel anlama çabalarını etkinleştirmesinden ziyade, travmatik olgunun (travmaya sebebiyet veren olayın) onun tahayyülü ve hafızası üzerinde uyandırdığı bozukluklar öncelik kazanmaktadır. Bu tarz yer değiştirme tam da travmatik olgunun etkisini iyileştirecek rasyonel tutumun geliştirilmesini önlemektedir. Psikanalitik teoride travma psikolojisinin bireysel (individual) ve kolektif (grup, toplum) çeşitlemeleri ayırt edilmektedir. Genellikle psikiyatrların klinik ortamda belirledikleri bireysel travmatik olgulara has özellikler, kolektif travmalar açısından da genel bir çerçeve olarak sunulmuştur. Özellikle Freud ve Breuer in aralığında travma-isteri ilişkisi ni esas alan araştırmaları sonucunda bireysel travmalar psikolojinin önemli bir alanı olarak gelişmiştir. Bu noktada Smelser in de ifade ettiği gibi birey psikolojisinde travma ve stres kavramları arasında bir çeşit karışıklık söz konusudur. Üstünkörü bir bakışla, eğer travma esasen aniden baş gösteren tahripkar bir olguyla ilgiliyken, stres bu durumun daha uzun süren ağırlaşmış şartlarıyla ilişkilendirilir. Çoğu zaman ise her ikisinin tanımı örtüşmekte ve iç içe geçmektedir. 2 Uzun yıllar klinik ortamda sürdürdüğü çalışmalarda Freud un psikolojik travmanın bazı özellikleriyle ilgili bilgi topladığı bilinmektedir. Onun psikanalitik modelinde travma olgusu gelişmenin henüz az tamamlandığı (erken çocukluk dönemi) bir aşamada psikolojik yapıda yerleşen (bu 2 Modern klinik psikolojinin post-travmatik stres düzensizliği (post-traumatic stress disorder) dediği kavram ise her ikisini de kapsamaktadır. Bkz. Smelser, 2004, s

7 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği aşamada esasen cinsel nitelikli) dürtülerle ilgilidir. Öznenin gelişiminin daha sonraki aşamalarında ise travmatik etkenler iç ve dış nedenlerle (temel travmatik olay, organizmanın genel sağlık durumuyla ilgili, psikolojik sağlığı tetikleyen vs.) çeşitlilik göstermektedir (Smelser, 2004, s. 35). Görüldüğü üzere birey psikolojisi, travmatik olguyu öznenin kendi hayatında bizzat deneyimlediği olayların bilinçdışı mekanizmalarıyla örülü kompleks bir süreci şeklinde algılar. Ancak kolektif travmalarda grup üyelerinin travmatik olguyu bizzat kendilerinin deneyimlemeleri gibi bir zorunluluk söz konusu değildir. Diğer bir ifade ile herhangi bir olayın travmatik etkisi onu bizzat yaşayanlarla sınırlı kaldığı durumda bu olayın hiçbir zaman travmatik olguya dönüşemeyeceği söylenebilir. Bu hususta kolektif travmanın ayırt edici özelliğinin, onu deneyimleyenlerin gerçekliği anlama tarzlarıyla ilgili olduğu ileri sürülebilir. Lacangil terminoloji ile ifade edecek olursak; kolektif travma sembolik düzenin biçimlendirici (formative) ilkesidir. Ancak kolektif travmanın sembolik düzende gerçekleşiyor olması, onun tamamen bilinçli ve şeffaf olduğuna işaret etmez. Sonuç itibariyle travmatik olgunun topluluğun gerçeklik anlayışı üzerinde kalıcı hasar oluşturması kaçınılmaz bir sonuçtur (Hadar 2013, s. 137). Yukarıda ifade edilenler ışığında kolektif travmaların özgün bir psikopolitik modelini sunan Vamik Volkan ın seçilmiş travma kavramsallaştırmasına kısaca göz atmakta fayda vardır. Buna göre seçilmiş travma kavramı, büyük bir grubun (örneğin, bir etnik grubun) başka bir grup tarafından maruz kaldığı büyük kayıplar, utançlar, küçük düşürülme ve çaresizliğe sebebiyet veren olayın paylaşılan tahayyülüne işaret eder. Volkan a göre hiçbir grup kurban edilmeyi (victimized) amaçlamaz ancak olayın akli temsiliyetini psikolojileştirmeyi ve efsaneleştirmeyi seçerler (Volkan, yt, s. 86). Bireyler gibi topluluklar da bilinçdışı seçimler yapabilirler. Bu bağlamda Volkan ın seçilmiş travma kavramsallaştırması büyük grubun geçmiş kuşakların deneyimledikleri travmatik olayın paylaşılan akli yansımasını, kendi kimliğine ekleyen bilinçdışı seçimini ifade etmektedir ( Volkan, 2012, s. 42). Şöyle ki kitlesel travmatik grup üyeleri, belli psikolojik görevleri (kayıplarından kaynaklanan acılarına yas tutma ve yahut utanç ve çaresizlik gibi duyguları tersine çevirememe hali) başarılı bir şekilde yerine getiremediğinden bu görevleri, gelecek kuşakların çözeceğine dair bilinçli veya bilinçsiz bir duygu paylaşımı ile gelecek kuşaklara yansıtırlar (transgenerational transmission). (Volkan, 2015) Nitekim seçilmiş 113

8 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy travmanın gelecek kuşaklara yansıtılması tarihin herhangi bir sonraki döneminde kitlesel travmatik grup üyelerini öç almaya mecbur bırakan bir durumla karşımıza çıkmaktadır. Tam da bu noktada Volkan, seçilmiş travmanın etkisiyle topluluğun şiddete başvurma edimlerine temel teşkil eden aşırı yetkilendirilmiş ideolojiye işaret etmektedir. Seçilmiş travma, toplumun kendi içinde tekrar harekete geçirildiğinde ve birleştirilmiş, aşırı yetkilendirilmiş ideoloji, liderlik ve politik propaganda tarafından alevlendirildiğinde, soykırım dahil mevcut düşman gruba yönelik kitlesel şiddet hareketlerini başlatabilir. (Volkan, 2015). Sonuç olarak psikanalitik yaklaşımın bu versiyonu belli bir kitlesel grubun karşılaştığı tarihsel zorluklar karşısında eski ve yeni kızgınlıkların yer değiştirerek bu kızgınlığın seçilmiş bir düşmana karşı yöneltilmesini ifade eder. Bu zaman iyi (biz) ve kötü (onlar) arasında yapılan keskin ayrımlar, ideolojik farklılıkları iyice belirginleştirir ve düşman olarak görülen gruba karşı şiddet eylemlerini her zaman en azından potansiyel olarak mümkün kılar. Seçilmiş travma kavramsallaştırması, şiddete maruz kalan eski kurbanın kendisinin şiddetin failine dönüşmesi varsayımına dayanır. Elbette, Volkan ın kolektif şiddet eylemlerinin arkasında tamamlanmamış eski bir travmatik olayı yerleştirmesi toplumbilimlerinde, özellikle de etnik çatışma ve milliyetçilik çalışmalarında popüler olan bir teorik yaklaşımdır. Ancak ne var ki bu tarz büyük grup faaliyetlerindeki saldırganlık ve şiddet olaylarını travmatik bilinçdışı süreçleriyle genellemek, bir yerde onların tarihsel mevcudiyetlerine olağanlık statüsü kazandırır. Örneğin, yakın tarihimizde yaşanan Türk diplomatlarını hedef alan terör eylemlerini ve yahut Hocalı Katliamı gibi olayları da seçilmiş travma ekseninde açıklamak mümkün mü? Söz konusu olaylardaki şiddet ve savaş olgularının onun failleri tarafından seçilmiş eski bir travma doğrultusunda (hem de bilinçdışı düzlemde) gerçekleştirilmesi şeklinde bir izah ne kadar doğru olacaktır? Nihayetinde bu bakış açısı, savaş gibi kolektif şiddet olaylarında büyük grupların travmatik dürtülerin dışında, bizzat zafer elde etmek ya da gerçekten sahip oldukları kötü içgüdüler temelinde hareket etmek istemeleri gibi etkenleri hesaba katmamaktadır. Yukarıdaki çözümlemelerden de görüleceği üzere psikanalitik yaklaşım bilinçdışının etkisini öne çıkarmaktadır. Bu modelde öznenin gerçeklik algısı bilinçdışı düzlemde gerçekleşir. Bu durum (gerçekliğin bilinç düzeyinden bilinçdışına kayması) olaya yönelik sahih (accurate) hafızayı ve sorumlu (responsible) eylemi de etkisiz kılar. Bir sonraki aşamada 114

9 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği travmatik duygu ve algılar, travmaya neden olan olaydan değil, onun bastırılmasından doğan kaygıdan, kızgınlıktan oluşmaktadır. Bu manada psikanalitik model gerçekliğin sağaltılabileceğini varsaymaktadır. Yani, olayın hayattaki (dünyadaki) etkileri ortadan kaldırılmaz, ama bunun yerine travmatik olgunun bireyin psikolojisinde yol açtığı hasarların iyileştirilmesi mümkündür (Alexander, 2004, s. 5). Kültürel Travma Anlayışı Daha önce de ifade ettiğimiz gibi hem aydınlanmacı hem de psikanalitik yaklaşımların travma anlayışları yerine Alexander den mülhem kültürel travma kavramsallaştırmasını Ermeni soykırım iddialarının sosyopolitik çözümlenmesi için en doğru yaklaşım olarak görmekteyiz. Alexander kültürel travma yı şöyle tanımlar; Kültürel travma, belli bir topluluğun üyeleri, onların grup bilinçleri üzerinde silinmez işaretler bıraktığı, onların hafızalarını sonsuza kadar şekillendiren ve onların gelecek kimliklerini kökten ve geri dönüşümsüz bir biçimde değiştiren korkunç bir olayın yaşandığını düşündükleri zaman ortaya çıkar. (Alexander, 2013, s. 1). Öncelikle, kültürel travma yaklaşımına göre olaylar kendiliğinden kolektif travma oluşturmazlar. Naturalistik yaklaşımlardan farklı olarak kültürel travma perspektifinden olayların doğasında travmatik özellikler aranmaz. Çünkü travma, toplumsallık aracılığıyla edinilen bir özelliktir. Bu, ister olayın ortaya çıktığı gerçek zamanda, ister sezgi veya ima aracılığıyla olayın öncesinde, isterse de olay sonuçlandıktan sonra post-hoc yeniden yapılandırma ile gerçekleşen bir özelliktir (Alexander, 2003, s. 8). Travmatik olayın toplumsallık aracılığıyla kazandığı bu özelliği şu anlama gelmektedir; bazen, çok kuvvetli travmatik etkilere sahip olduğunu düşündüğümüz olaylar, hakikatte gerçekleşmemiş olaylardır. Yani; hayali, tahayyül ürünü olaylar, gerçek ve yaşanmış olaylar kadar travmatik sonuçlar doğurabilmekteler. Travmanın Hayali Niteliği Travmatik etkinin gerçek olaylarla olduğu kadar hayali olaylarla olan ilişkisinden dolayı Alexander in yaklaşımı ile Benedict Anderson ün ünlü eseri Hayali Cemaatler de ortaya koyduğu yaklaşımlar arasında benzerlikler kurulabilir. Anderson a göre yüz yüze temasın geçerli olduğu ilkel köyler dışındaki bütün cemaatler (ve hatta belki onlar da) hayal edilmiştir. (Anderson, 2004, s. 21). Rusya tarihi uzmanı Hugh Seton-Watson un tespitinden hareketle Anderson uluslar gibi büyük toplulukların hayal edilmiş olduklarını düşünmektedir. Bu görüşe göre, 115

10 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy ulus üyeleri gerçeklikte birbirlerini tanımazlar, ancak her birinin zihninde topluluğun tamamına dair bir tahayyülün mevcut olmasından dolayı ulusları hayal edilmiş oluşumlar şeklinde nitelendirebiliriz (Anderson, 2004, s. 20). Gördüğümüz üzere Andeson un perspektifinden ulusun kendi kimliğini hayal edişinde ilk elden travmatik etkiler göze çarpmaz. Ancak Anderson un farklı milliyetçilik tarihlerinin biçimlenmesine eşlik eden ideolojik söylemlerin kullanılmasına dair söyledikleri, travmatik etkilere dair bir çerçeve sunmaktadır. Şöyle ki kolektif inanç sistemlerinin oluşturulması birtakım ulusal travmaların mevcutluğunu gerekli kılar. Bu hususta Anderson, tarihçi Fernand Braudel in çalışmasında II. Felipe nin saltanatı döneminde yaşanan Saint Barthelemy Katliamı nı es geçen tutumuna karşı göndermede bulunduğu pasajında şunları ifade etmektedir; ulusun yaşamöyküsü bazı örnek intiharları, dokunaklı şahadetleri, suikastları, infazları, savaşlar ve soykırımları çekip kurtarır. Anlatının amaçlarına hizmet edebilmesi için bu şiddetli ölümlerin bizim diye hatırlanması / unutulması gerekir. (Anderson, 2004, ss ). Anderson un kavramsallaştırması milliyetçiliğin saldırgan ve zararlı politik güçlerine karşı duyduğu endişelerinden dolayı ciddi bir ideolojik eleştiri şeklinde kabul görebilir. Bu bağlamda onun ileri sürdüğü kavram asıl olayın tamamen hayali ve deneysel olamayan (nonempirical) niteliklerine işaret eder. Oysa Alexander in kendisinin de ifade ettiği gibi onun düşüncesi Anderson undan ziyade Emile Durkheim in Dinsel Yaşamın İlk Biçimleri eserinde dini imgelem kavramıyla geliştirdiği tasavvurla daha fazla ilgilidir. Buna göre temsil sürecinde esas olan imgelemdir. Hayatın gelişmemiş deneyimleri imgelemin çağrışım, yoğunlaşma ve estetik yaratıcılığı sayesinde özgül biçimler kazanırlar. Temsilin tahayyül süreçleri üzerinden özneler deneyimlerine ve gerçekliğe anlam atfederler. Söylenenler ışığında Alexander in önemli tespiti şudur: Travma hakkında her bir görüş, ontolojik gerçeklik iddiasında bulunmasına rağmen, kültür sosyologları olarak bizi ne sosyal aktörlerin bu tarz iddialarının titizliği ne de bundan da daha az derecede ahlaken açıklanabilirlikleri ilgilendirir. Bizi asıl ilgilendiren mesele, bu iddiaların nasıl ve hangi koşullar altında gerçekleştiği ve bunun sonuçlarının neler olduğudur. Dolayısıyla [yaptığımız] ne ontoloji ne de ahlaki yargıdır; bizi ilgilendiren epistemolojidir. (Alexander, 2003, 9). Nitekim travmatik durum hem gerçek hem de hayali bir fenomene atfedilebilen bir özelliktir. Burada topluluk üzerinde azımsanmayacak 116

11 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği derecede etkilere sahip olan maddi ve davranışsal anlamların istikrarı asıl mesele değillerdir. Asıl olan topluluk kimliğinin eylem olarak değil, anlam olarak istikrarıdır. Örneğin, Ermenistan devletinin ekonomik başarısızlığı sebebiyle karşılaştığı maddi sorunlar ve bu bağlamda ülkeden ciddi bir göçün yaşanması gibi maddi etkenlerin topluluk kimliği üzerindeki etkisi soykırım olayının travmatik etkilerine kıyasla ikincil derecelidir. Kültürel Travmanın Sosyolojik İnşası Soykırım retoriği, sahip olduğu güçlü çağrışımlarıyla ve de çok farklı nedenlerden dolayı günümüz Ermenistan devleti ve diasporası için fazlaca işlevsel bir anlatıdır. Bağımsızlık sonrası politik iktidarlar Ermenistan ı bölge güvenliği için bir tehdit kaynağına dönüştürmekle beraber ülkeyi bir sosyo-ekonomik çıkmaza da sürüklemişlerdir. Bu bağlamda saldırgan soykırım retoriği söz konusu başarısızlıklardan sıyrılmanın ideolojik bir reçetesi olarak kullanılagelmiştir. Burada devlet seçkinlerinin bir diğer beklentileri de diasporanın tam desteğini almak istemeleridir. Diaspora ise meseleye, dünya genelinde çok farklı coğrafyalara yerleşmiş olması ve gittikçe genç kuşakların asimilasyonu endişesi karşısında etnik bilinçlenmeyi ve ulusal konsolidasyonu canlı tutacak aşırı acı yüklü ideolojik bir söyleme duyduğu ihtiyaç perspektifinden bakmaktadır. Nitekim devlet açısından ekonomi-politik, diaspora açısından ise kültürpolitik saiklerle öncelik kazanan soykırım retoriği, modern Ermeni ulusal kimliğinin sine quo non dur ten günümüze uzanan 100 yıllık bir süreçte retoriğin kullanımına bakıldığı zaman 1990 sonrası yeni bir aşama olarak karşımıza çıkmaktadır. Konu üzerine yayımlanmış yüzlerce kitap ve dergiden, her sene gerçekleştirilen sanatsal, toplumsal ve politik etkinliklerden de görüldüğü üzere 1990 lı ve 2000 li yıllar travmatik etkinin sosyolojik inşa sürecinin yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu bağlamda son yıllık bir zaman diliminde güçlü bir anlatıya dönüştürülen soykırım retoriğinin temsil etmeğe çalıştığı kolektif travmanın asıl sebebi 1915 in tarihsel ve sosyal krizi değil, olayın sosyolojik inşa sürecinin (diğer bir ifade ile 3 Soykırım retoriğini sadece kültürel ve sosyolojik boyutlarıyla sınırlamak onun jeopolitik stratejiler ekseninde kendisine yer ettiği çerçeveyi ihmal etmemize neden olabilir. Örneğin, Karabağ Sorunu nda işgalci pozisyonu BM kararları ile de sabit olan Ermenistan, soykırım retoriğini dünya kamuoyunda de facto işgalciliğini kamufle etmek için kullanmaktadır. Diğer taraftan soykırım retoriği Türkiye ile sınır meselesinde de jeopolitik bir manevra aracı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Burada retoriğin bu tarz özellikleri konumuz dışında olduğundan üzerlerinde durulmamıştır. 117

12 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy temsilin) kültürel kriz şeklinde sunulmasıdır sonrasını yeni bir dönem olarak nitelendirmemiz tam da bu noktaya inhisar etmektedir. Çünkü olay ve onun temsili yeni niteliksel ve niceliksel anlamlarla geçerlilik kazanmaktadır. Bu hususta makro sosyolojik etkenlerin de göz ardı edilmemesi gerekir. Şöyle ki global ağ toplumunun ileri iletişim araçlarıyla birbirine örülü yapısı toplumsal anlam üretim süreçleri için bereketli bir zemin sunmakta ve haliyle bu durum temsilin geniş kitlelere ulaşımını kolaylaştıran yeni olanaklar sağlamaktadır. Dikkatlerden kaçırılmaması gereken husus, diasporada herkesin kabul ettiği travmatik etkilerin, topluluğun deneyimlenmiş acılarının bir sonucu olmadığı, 4 aksine duyulan keskin rahatsızlığın grup kimliğinin merkezine yerleştirilmesinin bir sonucu olmasıdır. Grup üyeleri, paylaşılan toplumsal acıyı, onları onlar yapan olgu olarak algılamaktadırlar. Böyle bir algının vücut verdiği grup kimliğinden uzaklaşmak; grup mensuplarınca geçmişleri, bugünleri ve gelecekleri açısından en önemli tehdit olarak görülmektedir. Herhangi bir kültürel travmatik etkinin toplumsal inşa süreci birkaç aşamada ve bazı temel öğelerin bütünlüğü içerisinde sistemli bir şekilde gerçekleşir. Bu bağlamda ilk adım iddiaların (claims) ya da diğer bir ifade ile tezin ortaya çıkmasıdır. İddiaların ifade olunması anlamın üretiminde atıfta bulunulan olay ya da olaylar dizisinin eşanlı olarak retrospektif ve futuristik 5 bakışlarla sembolik inşa sürecinin başlatılmasına işaret eder. Bu sebeple anlatıdaki her bir temsil, toplumsal gerçekliğin belirli taraflarına, veçhelerine ışık tutmaktadır. Antropolojik ruhla retoriğin kültürel gelişimini şöyle ifade edebiliriz; öncelikle temsilin neyi ifade edeceği (neden bahsedileceği) iddianın muhtevasına yansıtılır. Yani iddiada anlamın ve onunla ilişkili sürecin genel bir suretini oluşturur. Daha sonra din, estetik, hukuk, bilim, medya ve 4 Ermeni akademisyen ve gazetecilerin o dönemde yaşayanların torunları ile yaptıkları söyleşilerde kullandıkları temel tematik, toplumsal hafıza merkezine travmatik acının yerleştirilmesidir. Bu konuda çok fazla yazılı kaynak bulunmaktadır. Özellikle University of California da (Berkeley) doktora tezi şeklinde sunulmasından dolayı akademik bir çalışma olarak kabul görebilecek bir kaynak olarak bkz: Azarian, 2007, s. 183 özellikle 4. ve 5. bölümler. ss Ayrıca bkz: Miller; Miller, 1993, s Retrospektif ve futuristik özelliklerinden kastettiğimiz kültürel travmatik etkinin geçmişe referansla bugüne ve geleceğe yönelik anlam üretme edimidir. Örneğin, herhangi bir tarihsel anıt sembolik olarak geçmişe ilişkin bir olay ya da fenomene işaret etmesine rağmen amaçları bakımından bugün ve gelecekle ilgilidir. 118

13 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği devlet bürokrasisi gibi kurumsal alanlarda kültürel travmanın etkin anlam oluşturma faaliyetleri yürütülür. Nihayetinde bu tarz kurumlar aracılığıyla yürütülen temsil süreci kolektif hafızada toplumsal acıyı perçinlemiş olur. Geliştirilen bazı ritüellikler anlatının grup üyeleri üzerinde kalıcı ve devamlılık gösteren etkilerini güçlendirir. Bu noktadan sonra grup kimliğinin sınırları artık kesinlikle belirlenmiştir. Grup mensubu herhangi bir üye bu sınırların dışarısında kaldığı an kimliği kendi grubu tarafından sorgulanacaktır. Sınırları ihmal etmekle yol açtığı anlamsal muğlâklık nedeniyle de grubun dışarısında tutulması muhtemeldir. Kanaatimizce bu tarz keskin kimlik yorumları geliştiren gruplar son tahlilde her türlü sınır ihmallerine karşı kendi bütünselliklerini korumak adına contra (karşı) retorik dediğimiz olguyu da retoriksel olarak kullanırlar. Karşı-retorikle kastımız, grubun kendi doğrusu ile beraber bunun aksini söylemiş olmanın yanlış seçenek şeklinde kendi temsil sürecine yansıtmasıdır. Doğru yanlış düalizminin aynı anda temsil sürecine yansıması, grup üyelerine nerede durmaları gerektiğini göstermesi bakımından önemsenir. Diaspora ve soykırım vurgusu yapan diğer kesimlerin sıkça kullandıkları inkâr retoriği (denial rhetoric) bu ilişkisellikte daha kolay anlaşılabilir. Alexander e göre travmatik anlatının etkinlik kazanmasında ve sembollerin üretiminde en büyük çaba taşıyıcı grupların (carrier groups) üzerine düşer. Burada taşıyıcı gruplar kavramını Weber in ünlü çalışması Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhundan esinlenerek kullanmaktadır. Weber e göre değer ve düşünceler her ne kadar özerk yapılar olsalar da toplumda etkinlik kazanmaları taşıyıcı grupların onları sahiplenmelerine bağlıdır.(kalberg, 2003, s. liii) Alexander ise taşıyıcı gruplar ı kamusal alanda ifade olunacak iddiaların hazırlanması ve sunulmasında, bir diğer ifade ile anlam üretiminde özgül yeteneklere sahip, sosyal yapıda belirli konumlar işgal eden idealist ve materyalist çıkarları söz konusu olan gruplar (Alexander, 2003, s. 11) şeklinde tanımlamaktadır. Bu grupların iddiaları kamusal alana taşıma faaliyetlerini herhangi bir toplantıda konuşmacı ve dinleyicileri arasındaki iletişime benzetebiliriz. Tıpkı toplantıya katılan dinleyiciler gibi taşıyıcı grupların da hitap ettikleri geniş dinleyici kitleleri mevcuttur. Soykırım retoriği açısından bakıldığı zaman taşıyıcı gruplar, tüm uluslararası kamuoyunu kapsayacak şekilde büyük bir topluluğa hitap etmekteler. Taşıyıcı gruplar ve geniş kitleler arasındaki iletişime etki eden bir diğer önemli etken de iletişimin gerçekleştiği ortam ve yahut durumdur. 119

14 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy Konuşma eylemi (iletişim) hangi tarihsel, kültürel ve kurumsal koşullar içerisinde gerçekleşmektedir? Dinleyicilerin toplantı esnasında konuşmacıyı ikna edici bulmaları ne kadar önemliyse, taşıyıcı grupların da travmatik olayı hedef kitlelerine inandırıcı gerekçelerle anlatabilmeleri bir o kadar önemlidir. Bunu yaparken taşıyıcı gruplar, tarihsel ortamın özelliklerinden faydalanırlar. Ortamın koşulları çerçevesinde sembolik etkileşim yöntemlerini olabildiğince etkili biçimde kullanmak, anlamın temsilinde başarıyı yükseltir. Bu noktada sayısız örnekler arasından bir tanesi üzerinde durmak yeterli olacaktır. Kanada nın Laval kentinde Ermeni topluluğunun internet üzerinden yürüttüğü bağış kampanyaları ile kente dikilen soykırım anıtı taşıyıcı grupla dinleyici kitle arasındaki iletişimi moda tabirle ifade edecek olursa halkla ilişkiler perspektifinden örneklendirir. 6 Soykırım retoriğinin kültürel inşa süreci özellikle diasporadaki taşıyıcı grupların bürokrasi, yerel idari yapılar, kilise örgütleri, yardım kuruluşları, internet ve diğer iletişim araçları gibi kurumlarla etkili işbirlikleri geliştirdiklerini göstermektedir. Kuşkusuz taşıyıcı grupların ikna çemberi ilk önce kendi grubunda yer alanları kapsar. Bu manada soykırım retoriğinin taşıyıcı grupları oldukça iyi örgütlenmiş ve aşırılıklara varacak derecede iddialarına inanmış grup üyelerinden oluşmaktadır. Ancak travmatik deneyimin daha öteye, yani büyük kitlelere ulaştırılması işi daha sistemli bir şekilde yürütmeyi gerektirir ki bu konuda da diasporanın bir hayli başarılı olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda son olarak anlatının kritik önem taşıyan dört öğesine işaret edeceğiz. Acının Doğası Acının doğası, anlatıda özgül bir topluluk veyahut o topluluğun belli bir grubuna yönelik ne olduğunun (gerçekleştiğinin) ifadesidir. Toplumsal acı, olayların ortak hafızada yeniden yapılandırılması için en önemli etkendir. Travmatik etkilere yönelik algılanan acılar arttığı ölçüde toplumsal hafızaya tesiri de aynı orantıda yükselmektedir. Bu manada grup kimliği üzerinde uyandırdığı şok etkiyle fiziksel (bedensel) acıdan ziyade zihinsel (mental) acıyla travmanın kültürel inşasına daha fazla katkı sağlar. Yukarıda söylenenler ışığında acı ve gözyaşı tandemi, soykırım 6 Anıtın mimari tasarımı ve açılışta cemaati temsilen kilise liderlerinin ön safta yer alması anlamın inşası sürecinde sembolik temsile katkı sağlayan diğer etkenlerdir. Bağış kampanyasının yürütüldüğü internet sitesi için bkz: en/ (e.t ). 120

15 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği retoriği için esas anlatısal öğelerdir. Her ikisi de uyandırdıkları duygusal yoğunlaşma sayesinde kitlelerin ikna olunmasını kuvvetlendirir. Konuşmacının dinleyicilerini empati yapmaya sevk etme becerisi bir yandan ikna sürecini kolaylaştırırken diğer yandan da konuşmanın arka planında olaylardan çıkarılması gereken didaktik derslere göndermede bulunulur. Bu doğrultuda sanatın özgül konumu öne çıkmaktadır. Estetik öğelerle bezeli sanat her zaman geniş insan kitlelerinin duygularına erişim sağlamanın en etkin ve doğrudan yollarından biri olmuştur. Akademik alanda olduğu gibi retoriğin sanatsal etkinliklerde de oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Müzikten edebiyata, sinemadan tiyatroya, heykeltıraşlıktan resme sanatın birçok dalında çok sayıda faaliyetler yürütülmektedir. 7 Kurbanın Doğası Buradaki mesele şudur: Olayın tetiklediği travmatik acılardan hangi insanlar ve yahut topluluklar muzdariptirler? Olayların etkisine maruz kalanlar belli şahıslar mıydı? Yoksa herhangi özgül bir grup muydu? Yahut ta genel olarak tüm bir halk mıydı? Bu bağlamda, soykırım anlatısının şematiğinde kurbanın doğasına ilişkin Hovvannisian dan yaptığımız alıntı genel bakışı yansıtmaktadır. Onlar [Türkler] katliam ve yıkımlarla Ermenileri Osmanlı İmparatorluğunun, tarihsel Ermeni toprakları da dahil olmak üzere büyük bir bölümünden çıkardılar ve böylelikle bölgenin dini ve etnik özelliklerini radikal bir şekilde değiştirdiler. (Hovvannisian, 2009, s. 19). Alıntıdan da anlaşıldığı üzere kurbanın doğası esasen onun etnik ve dini özelliklerine atıfta bulunularak belirlenmiştir. İç çatışmanın çalkantılı ve savaş ortamında Ermenilerin yanı sıra Türkler, Kürtler ve diğer etnik topluluklar da hayatlarını kaybettiler şeklindeki bir görüş ise anlatının temsil sürecinde kullandığı karşı-retoriktir. Şöyle ki taşıyıcı gruplar hitap ettikleri dinleyici grubuna herhangi bir anlamsal muğlâklığa yer bırakmayacak şekilde doğru ve yanlış tezleri aynı anda sunmaktalar. 8 Travmatik Kurban Dinleyici İlişkisi Alexander e göre travmatik kimliğin oluşması ve acının doğasının kristalize olmasına rağmen, kurbanla geniş dinleyici grubu arasındaki ilişki hala 7 Örnekleri için bkz:. Hovannassian, 2011, özellikle 2. Bölüm, ss Çelişki gibi görünebilecek bu durumun sosyolojik niteliğine çalışmanın önceki kısımlarında işaret edilmiştir. 121

16 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy önemli bir soru olarak kalmaktadır. Buradaki mesele, dinleyici grubun hangi derecede travmatik temsili, olayı bizzat yaşayanları (ya da öyle olduğunu düşünenlerle) paylaşmasıdır. Çünkü böyle bir travmatik etkinin sosyolojik inşasının başlangıcında dinleyici grup üyeleri ile olayı bizzat deneyimleyenler arasında pek bir bağlantı kurulamaz (Alexander, 2003, 14). Bu durumun örneklerinden birini retoriğin diaspora ve Ermenistan edebiyatlarına yansıyan örneklerinin mukayeseli çözümlemesinin yapıldığı bir çalışmada görmekteyiz. Yazar diaspora edebiyatına ilişkin şöyle bir tespitte bulunmaktadır; Soykırım hafızası kimliğin kaynağı, leytmotif veyahut da gizli bir konu olarak edebiyata yansımıştır. Diaspora yazarlarının birbirini izleyen kuşakları facia ile mücadele etmek, onu anlamak ve onunla uğraşmak çabasında olmuşlardır. Diaspora Ermeni edebiyatı bu veya diğer şekilde soykırımla ilgilidir. (Peroomian, 2011, s. 97). Ancak yazara göre, aynısı Ermenistan edebiyatı için söz konusu değildir; bağımsızlığın elde olunmasından 10 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen hala kitlelerin zihinlerinde Sovyet deneyimi ağır basmaktadır. (Peroomian, 2011, s. 113). Bu sebeple retoriğin taşıyıcı grupları, temsilin Ermenistan da yeteri düzeye varamamasından yakınırlar. Onlara göre Ermenistan da soykırımın hala sadece diasporayı ilgilendiren bir mesele olduğuna inananlar vardır. Buna göre olay sadece diasporadakiler için acı, politik tutku ve edebi esin kaynağı olmaktadır. Bu bağlamda diaspora, tarihsel hafızanın rehabilitasyonu için Ermenistan ın çağdaş entelijansiyasının (burada taşıyıcı gruplar şeklinde anlamamız gerekiyor) üzerine büyük görevler düştüğü kanaatindedir (Peroomian, 2011, ss ). Sorumluluğun İfadesi Etkili bir travma anlatısının sonuncu bileşeni antagonist ve barışmaz bir fail kimliğinin oluşturulmasıdır. Mağduriyetin sorumlusu ve travmaya sebep olan kimdir? Bu soruya yanıt her zaman sembolik ve sosyal inşacılığın meselesi olmuştur (Alexander, 2003, 15). İlgili literatür ve retorik incelemelerimizden görebildiğimiz kadarıyla failin belirlenmesinde taşıyıcı gruplar Holocaust örneğinde olduğu gibi benzer bir yöntemsel epistemoloji kullanılmaktadır. Buna göre soykırım ın başlıca nedenleri devrim, ideoloji ve büyük savaşla ilgilidir (Melson, 1996, s. 12). Anlatının bazı örneklerinde olayın tarihsel kökleri 19. yüzyıl sonlarına kadar geri götürülse de ortodoks anlatı esasen 1908 tarihini temel alır. 122

17 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği Örneğin, Melson a göre 1908 İhtilali Genç Türkleri iktidara taşımakla imparatorluğu milliyetçi devrim, savaş ve soykırım ortamına sokmuştur. (Melson, 1996, s. 142). Bu görüşe göre gerçekleşen milliyetçi devrim, Türk milliyetçiliğinin Osmanlıcılık ve Panislamcılık üzerinde zaferine yol açmıştır. Dolayısıyla da İmparatorluk nüfusunun çoğunlukla Türk kimliğine geçmesi, azınlıklar üzerinde kaçınılmaz sonuçlar doğurmuştur. Daha sonra anlatıda İttihat ve Terakki hükümetinin coşkuyla Birinci Dünya Savaşı na katılması ve savaş ortamında Ermenileri bir iç tehdit olarak görmesi onlara karşı aldığı karar ve uygulamalara yol açmıştır şeklinde tamamlanmaktadır (Melson, 1996, s. 11). Kısaca resmetmeğe çalıştığımız bu genel anlatı şeması içerisinde soykırım retoriği, ister akademik isterse de gündelik hayattaki temsilleriyle Osmanlı Devletini, İttihat ve Terakki hükümetini (özellikle de onun Talat Paşa ve Enver Paşa gibi figürlerini), kültürel ve yasal mirasçısı olmasından dolayı Türkiye Cumhuriyetini, Türk milliyetçilerini ve bazen de tüm Türkleri sorumluluğun failleri olarak nitelendirmektedir. Son olarak ifade edilmesi gereken husus, taşıyıcı grupların işledikleri temada karşı-retoriğe de sıkça başvurduklarıdır. İddialarının tehlike altında ya da sorgulanabilir olduğu durumlarda alternatif tezleri ya da karşı-iddiaları olumsuzlamak anlatımın genel amaçları içerisinde yer alır. Bu durum, ister doğrudan isterse de dolaylı olarak söylemin esas hassas tarafına işaret eder. Örneğin, film yönetmeni Fatih Akın ın bir söyleşide kendimizle hesaplaşmalıyız manasındaki bir ifadesi bu tarz bir göndermede bulunmaktadır. 9 Ya da akademik perspektiften sunulacak bir örnek görüş olarak 1915 olayları Ermeni milliyetçiliğine karşı bir tepkiydi içerikli herhangi bir tarih tezi, kışkırtıcı tez (provocativethesis) (Melson, 1996, s. 10) şeklinde nitelendirilmektedir. Ancak böyle bir olumsuzlama bu tarz bir tezin olamayacağından öte alternatif tezleri peşinen itibarsızlaştırmak ve kendi görüşünün anlamını kuvvetlendirmek için kullanılmaktadır. Sonuç Önemle vurgulamak gerekirse bu çalışmanın temel sorunsalına ışık tutan tespit şöyle formüle edilebilir: 20. yüzyıl savaş ve katliamlar gibi büyük travmatik olaylarına bolca sahne olurken, neden bu olayların sosyolojik 9 Yönetmenin Keskin adlı yapıtı sanat alanda anlamın temsiline yönelik tipik örnektir. Uğur Vardan ın Fatih Akın la gerçekleştirdiği söyleşi için bkz: kelebek/keyif/ asp, (e.t. 10 Aralık 2014). 123

18 Tesam Akademi Dergisi / Turkish Journal of Tesam Academy sonuçları farklılıklar göstermiştir? Bu bağlamda sormamız gereken soru ise şudur: Travmatik olayların bazı durumlarda tarih ve kimlik ekseninde büyük ulusal anlatılara dönüşüp bazı durumlarda ise böyle sonuçlar doğur(a)mamasının bilimsel bir açıklaması mümkün müdür? Soruya, sosyolog Jeffrey C. Alexander in kültürel travma kavramından esinlenerek Ermeni soykırım retoriği ekseninde bir açıklama çerçevesi sunulmaya çalışılmıştır. Modern Ermeni ulusal kimliğinin bel kemiğini teşkil eden soykırım retoriği diğer tüm toplumsal kimliklerde olduğu gibi kültürel referanslar içermektedir. Buradaki çözümlemelerimizden de görüldüğü üzere, olaylar kendi başlarına kolektif kimlikler ve toplumsal anlamlar üretemezler. Aksine, kalıplaşmış anlamların bir anda altüst olduğu ve rahatsızlıkların belirdiği durumlarda anlamlara, travmatik statüler atfedilir. Bu manada anlam yapılarının destabilzasyonu olayın sonucu değil, fakat sosyo-kültürel sürecin toplumsal belleğe ve psikolojiye yansıtılmasıdır. Dolayısıyla şok, üzüntü ve korku gibi travmatik (psikolojik) etkenler anlamların sebebi değil, (sosyolojik) sonuçlarıdır. Sonuç olarak, toplumsal hafızanın ve grup kimliğinin merkezine yerleşen soykırım retoriğinin kendiliğinden beliren bir sürecin değil, dört başı mamur sosyo-kültürel anlam üretiminin sonucu olduğunu iddia edebiliriz. Bu bağlamda Ermeni meselesini tüm boyutlarıyla anlamaya çalışan bilimsel bir perspektif açısından, retoriksel arkaplanın ve buradaki sosyal aktörlerin rolünün görmezden gelineceği herhangi bir çalışma hiç şüphesiz eksik kalacaktır. Kaynakça / References Alexander, J. C. (2004). Toward a Theory of Cultural Trauma, (ed.) Jeffrey C. Alexander, Ron Eyerman, Cultural Trauma and Collective Identity, University of California Pres. Alexander, J. C. (2013). Trauma: A Social Theory, John Wiley & Sons. Anderson, B. (2004). Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması, çev. İskender Savaşır, İstanbul: Metis. Azarian, N. M, (2007). The Seeds of Memory: Narrative Renditions of the Armenian Genocide Across Generations, Yayımlanmamış Doktora Tezi. Hadar, U. (2013). Psychoanalysis and Social Involvement: Interpretation and Action, The Palgrave Macmillan. Hall, S. (2003). The Work of Representation, Stuart Hall (ed.) Representation: Cultural Representations and Signifying Practices, The Open University, Milton Keynes. Hovannasian, R. G. (2009). Armenian Genocide in Perspective, Transaction Publishers. 124

19 Meşdi İSMAİLOV / Bir Tahayyül Olarak Kültürel Travma ve Soykırım Retoriği Hovannasian, R. G. (2011). (ed.), Armenian Genocide: Cultural and Ethical Legacies, Transaction Publishers, (e.t ). Kalberg, S. (2003). Önsöz, (içinde) Max Weber, The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism, Routledge. Melson, R. (1996). Revolution and Genocide: On the Origins of the Armenian Genocide and the Holocaust, University of Chicago Pres. Miller, D. E.; Miller, L. T, (1993). Survivors: An Oral History of Armenian Genocide, University of California Press. Neal, A. G. (1998). National Trauma and Collective Memory: Major Events in the American Century, New York: M.E. Sharpe. Permomian, R. (2011). Historical Memory: Threading the Contemporary Literature of Armenia, (ed.) Richard G. Hovannassian, The Armenian Genocide: Cultural and Ethical Legacies, Transaction Publishers, Sahlins, M. (2013). Simgesel Bir Kod Olarak Gıda, (der.) Jeffrey C. Alexander, Steven Seidman, Kültür ve Toplum, Çev. Nuran Yavuz, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi. Smelser, N. J. (2004). Psychological Trauma and Cultural Trauma, (ed.) Jeffrey C. Alexander, Ron Eyerman, Cultural Trauma and Collective Identity, University of California Pres. Vardan, U. (2014), Uğur Vardan ın Fatih Akın la gerçekleştirdiği söyleşi için bkz: (e.t. 10 Aralık 2014). Volkan, V. D. (2012). AST G., GREER W. F. Jr., Third Reich in the Unconscious, Routledge, Volkan, V. D. (2015). Seçilmiş Travma, Yetkinin Politik İdeolojisi ve Şiddet, %DEiddet.php, (e.t ). Volkan, V. D. (t.y.). Bosnia-Herzogovina: Chosen Trauma and Its Transgenrational Transmission, (ed.) Maya Shatzmiller, Islam and Bosnia: Conflict Resolution and Foriegn Policy in Multi-ethnic States, McGill-Queen s Pres. 125

DOSYA. Değişen Dünyayı Anlamak İçin Önemli Bir Kavram: Yönetişim. Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü

DOSYA. Değişen Dünyayı Anlamak İçin Önemli Bir Kavram: Yönetişim. Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü Değişen Dünyayı Anlamak İçin Önemli Bir Kavram: Yönetişim Doç. Dr. Murat Okçu Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü GİRİŞ 1999 Marmara depremi hayatımızda çok ciddi acılar bıraktı. Ama bir

Detaylı

SMILEY Öğrenme Toplumunda Sosyal Bilinç Formatör Öğretmen Kursu 2.0

SMILEY Öğrenme Toplumunda Sosyal Bilinç Formatör Öğretmen Kursu 2.0 SMILEY Öğrenme Toplumunda Sosyal Bilinç Formatör Öğretmen Kursu 2.0 Bu proje Avrupa Komisyonu desteği ile fonlanmıştır. Bu doküman sadece düzenleyenlerin görüşünü yansıtmakta olup, burada bulunan bilgilerin

Detaylı

TOPLUMSAL AİDİYET VE GENÇLİK: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN AİDİYETİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA

TOPLUMSAL AİDİYET VE GENÇLİK: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN AİDİYETİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI SOSYOLOJİ BİLİM DALI TOPLUMSAL AİDİYET VE GENÇLİK: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN AİDİYETİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA Duygu ALPTEKİN

Detaylı

Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 yıl, 10 Örnek Sosyal Değişim Derneği

Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 yıl, 10 Örnek Sosyal Değişim Derneği Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 yıl, 10 Örnek Sosyal Değişim Derneği Nisan 2010 1 Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek Sosyal Değişim Derneği 1. Baskı Nisan 2010, İstanbul İstiklal Caddesi,

Detaylı

TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ:

TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ: STGM tarafından yürütülen Sivil Toplumun Geliştirilmesi İçin Örgütlenme Özgürlüğünün Güçlendirilmesi Projesi, AB Komisyonu tarafından desteklenmektedir. TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ: İMKÂNSIZLIKLAR

Detaylı

Ortadoğu Uluslararası İlişkilerine Sistemik Yaklaşımlar 10 Yıl Sonra

Ortadoğu Uluslararası İlişkilerine Sistemik Yaklaşımlar 10 Yıl Sonra Ortadoğu Uluslararası İlişkilerine Sistemik Yaklaşımlar 10 Yıl Sonra F. Gregory GAUSE III * Çeviren: Nihal YAĞCIBAŞI Öz Pek çok gözlemci Ortadoğu nun kendine has dinamikleriyle özgün bir bölgesel sistem

Detaylı

Kültürel Farklılıkların Yönetimi ve Alternatif Bir Strateji: Kültürel Zeka

Kültürel Farklılıkların Yönetimi ve Alternatif Bir Strateji: Kültürel Zeka KMU İİBF Dergisi Yıl:11 Sayı:16 Haziran/2009 Kültürel Farklılıkların Yönetimi ve Alternatif Bir Strateji: Kültürel Zeka Salih Yeşil Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, İİBF, İşletme Bölümü Özet Farklı

Detaylı

BİR MODERN YÖNETİM TEKNİĞİ OLARAK ALGILAMA YÖNETİMİ VE İÇ GÜVENLİK HİZMETLERİ. Mehmet Akif Özer

BİR MODERN YÖNETİM TEKNİĞİ OLARAK ALGILAMA YÖNETİMİ VE İÇ GÜVENLİK HİZMETLERİ. Mehmet Akif Özer BİR MODERN YÖNETİM TEKNİĞİ OLARAK ALGILAMA YÖNETİMİ VE İÇ GÜVENLİK HİZMETLERİ Mehmet Akif Özer Özet Algılama yönetimi daha çok fayda sağlayan ve belirsizliği daha az olan bilgileri sağlayabilmek için dış

Detaylı

YEREL YÖNETİMLERİN VARLIK NEDENİ OLARAK HALKLA İLİŞKİLER

YEREL YÖNETİMLERİN VARLIK NEDENİ OLARAK HALKLA İLİŞKİLER YEREL YÖNETİMLERİN VARLIK NEDENİ OLARAK HALKLA İLİŞKİLER Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Cilt 4, Sayı 5, 2013 ISSN : 1309-4289 M. Akif ÖZER Doç. Dr., Gazi Üniversitesi,

Detaylı

SOSYAL HAKLAR VE ÖZÜRLÜLER: ÖZÜRLÜLÜK MODELLERİ BAĞLAMINDA TARİHSEL BİR DEĞERLENDİRME

SOSYAL HAKLAR VE ÖZÜRLÜLER: ÖZÜRLÜLÜK MODELLERİ BAĞLAMINDA TARİHSEL BİR DEĞERLENDİRME SOSYAL HAKLAR VE ÖZÜRLÜLER: ÖZÜRLÜLÜK MODELLERİ BAĞLAMINDA TARİHSEL BİR DEĞERLENDİRME Nejla Okur * Özürlüler İdaresi Başkanlığı Fatma Erbil Erdugan * Özürlüler İdaresi Başkanlığı ÖZET Biz bu bildiride,

Detaylı

AVRUPA YÖNETSEL ALANINA DOĞRU TÜRK KAMU YÖNETİMİ: ÇOK DÜZLEMLİ YÖNETİŞİM 1

AVRUPA YÖNETSEL ALANINA DOĞRU TÜRK KAMU YÖNETİMİ: ÇOK DÜZLEMLİ YÖNETİŞİM 1 AVRUPA YÖNETSEL ALANINA DOĞRU TÜRK KAMU YÖNETİMİ: ÇOK DÜZLEMLİ YÖNETİŞİM 1 [Avrupa] Birliği, yetkilerin Birlik ve Üye Devletler arasında nasıl paylaşılacağını gösteren açık ve kesin ilkelere ihtiyaç duymaktadır.

Detaylı

Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi, sosyal bilimler alanında 2002 yılından beri kurumsal faaliyetler yürüten İlmi Etüdler Derneği (İLEM) nin

Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi, sosyal bilimler alanında 2002 yılından beri kurumsal faaliyetler yürüten İlmi Etüdler Derneği (İLEM) nin , sosyal bilimler alanında 2002 yılından beri kurumsal faaliyetler yürüten İlmi Etüdler Derneği (İLEM) nin disiplinlerarası sosyal bilim çalışmalarını teşvik etmek üzere düzenlediği çalışmalardan birisi

Detaylı

Örgütsel Seçimlerde Küme Modeli : İnsan İlişkileri, Bilgi Yönetimi ve Örgütsel Öğrenmenin Ara Kesitinde İnsan

Örgütsel Seçimlerde Küme Modeli : İnsan İlişkileri, Bilgi Yönetimi ve Örgütsel Öğrenmenin Ara Kesitinde İnsan 1 Örgütsel Seçimlerde Küme Modeli : İnsan İlişkileri, Bilgi Yönetimi ve Örgütsel Öğrenmenin Ara Kesitinde İnsan Set Model by Organizational Choice: Human Relations, Knowledge Management and Human Element

Detaylı

DEMOKRATİK VE YENİ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK SOSYAL MEDYA SOCIAL MEDIA AS DEMOCRATIC AND A NEW PUBLIC AREA

DEMOKRATİK VE YENİ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK SOSYAL MEDYA SOCIAL MEDIA AS DEMOCRATIC AND A NEW PUBLIC AREA ANEMON Muş Alparslan Üni versi tesi Sosyal Bi li mler Dergisi ISSN: 2147-7655 Cilt:1 Sayı:2 Aralık: 2013 DEMOKRATİK VE YENİ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK SOSYAL MEDYA SOCIAL MEDIA AS DEMOCRATIC AND A NEW PUBLIC

Detaylı

Süryani Cemaatinde Toplumsal Dönüşüm ve Siyasete Dâhil Olma

Süryani Cemaatinde Toplumsal Dönüşüm ve Siyasete Dâhil Olma İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ Cilt: 3, Sayı: 4, 2014 Sayfa: 739-760 Süryani Cemaatinde Toplumsal Dönüşüm ve Siyasete Dâhil Olma Öz Ayşe GÜÇ IŞIK Dr. gucayse@gmail.com Mardin in içinde

Detaylı

EĞİTİMDE VE ÖĞRETİMDE BİR ARAÇ OLARAK GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI KATKILAR

EĞİTİMDE VE ÖĞRETİMDE BİR ARAÇ OLARAK GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI KATKILAR T. C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI RESİM-İŞ ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI EĞİTİMDE VE ÖĞRETİMDE BİR ARAÇ OLARAK GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI

Detaylı

BİR SOSYAL POLİTİKA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ

BİR SOSYAL POLİTİKA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ Alternatif Politika, Cilt. 1, Sayı. 2, 194-226, Eylül 2009 194 BİR SOSYAL POLİTİKA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ Ali BABAHAN * ÖZET Bu çalışma, temel olarak, erken Cumhuriyet döneminde hayata geçirilen

Detaylı

Güvenlik Kültürü ve Türk Dış Politikası

Güvenlik Kültürü ve Türk Dış Politikası 223-250 Güvenlik Kültürü ve Türk Dış Politikası Tarık Oğuzlu Öz Bu makale Türk dış politikasında güvenlik kültürünün etkilerini inceliyor. Bunu yaparken güvenlik kültürünü dış politika yapıcılarının tercih

Detaylı

GÖÇ VE ULUS İNŞASI RUSYA-ORTA ASYA ARASINDA

GÖÇ VE ULUS İNŞASI RUSYA-ORTA ASYA ARASINDA GÖÇ VE ULUS İNŞASI RUSYA-ORTA ASYA ARASINDA ERI YAYINLARI 4 (2013) Sergey Abashin Sankt Peterburg'taki Avrupa Üniversitesinin Profesörü (BP Profesörlük) Figure 1 RHA Federal Basın RUSYA-ORTA ASYA ARASINDA

Detaylı

BÜYÜME, KALİTE, ULUSLARARASILAŞMA: TÜRKİYE YÜKSEKÖĞRETİMİ İÇİN BİR YOL HARİTASI GÖKHAN ÇETİNSAYA

BÜYÜME, KALİTE, ULUSLARARASILAŞMA: TÜRKİYE YÜKSEKÖĞRETİMİ İÇİN BİR YOL HARİTASI GÖKHAN ÇETİNSAYA BÜYÜME, KALİTE, ULUSLARARASILAŞMA: TÜRKİYE YÜKSEKÖĞRETİMİ İÇİN BİR YOL HARİTASI GÖKHAN ÇETİNSAYA Yükseköğretim Kurulu Yayın No: 2014/2 BÜYÜME, KALİTE, ULUSLARARASILAŞMA: TÜRKİYE YÜKSEKÖĞRETİMİ İÇİN BİR

Detaylı

TÜRKİYE DE ULUSALCILIĞIN DEĞİŞMEYEN SİMGESİ: ONUNCU YIL MARŞI. THE UNCHANGING SYMBOL OF NATIONALISM IN TURKEY: 10 th ANNUAL MARCH

TÜRKİYE DE ULUSALCILIĞIN DEĞİŞMEYEN SİMGESİ: ONUNCU YIL MARŞI. THE UNCHANGING SYMBOL OF NATIONALISM IN TURKEY: 10 th ANNUAL MARCH ANADOLU ÜNİVERS İTES İ S OS YAL BİLİMLER DERGİS İ ANADOLU UNIVERSITY JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES Cilt/Vol. : 9 - S ayı/no: 2 : 199 208 (2009) TÜRKİYE DE ULUSALCILIĞIN DEĞİŞMEYEN SİMGESİ: ONUNCU YIL MARŞI

Detaylı

10. YIL. Bilgi Edinme Hakkı Çalıştayı Sonuç Raporları

10. YIL. Bilgi Edinme Hakkı Çalıştayı Sonuç Raporları 10. YIL Bilgi Edinme Hakkı Çalıştayı Sonuç Raporları 27 Mayıs 2013 ÖNSÖZ Demokrasinin ve Anayasamızın en temel prensiplerinden biri olan bilgi edinme hakkı, kamu yönetiminde açıklığın ve şeffaflığın sağlanması

Detaylı

Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var

Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var 477 Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var Fatih Altuğ, Mehmet Fatih Uslu, Ömer Faruk Yekdeş Sorular: Hazel Melek Akdik Monograf

Detaylı

Kafkas Dernekleri Federasyonu. YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU

Kafkas Dernekleri Federasyonu. YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Kafkas Dernekleri Federasyonu YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Ankara, 2006 YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Kafkas Dernekleri Federasyonu

Detaylı

ALTHUSSER, İDEOLOJİ VE İDEOLOJİ İLE İLGİLİ SON SÖZ

ALTHUSSER, İDEOLOJİ VE İDEOLOJİ İLE İLGİLİ SON SÖZ ALTHUSSER, İDEOLOJİ VE İDEOLOJİ İLE İLGİLİ SON SÖZ Prof. Dr. Metin KAZANCI Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ÖZET Son yıllarda ideoloji ile ilgili çalışma sayısı oldukça artmıştır. İdeolojiyle ilgili

Detaylı

TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ ARALIK 2012. mimarlığı sosyolojik olarak anlamak

TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ ARALIK 2012. mimarlığı sosyolojik olarak anlamak dosya 30 TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ ARALIK 2012 mimarlığı sosyolojik olarak anlamak Mimarlığı sosyolojik Olarak Anlamak Dosya Editörü: Nilgün Fehim Kennedy, Dr, Bilkent Üniversitesi, Siyaset Bilimi

Detaylı

Orta Doğu daki Son Gelişmeler ve Jeostratejik Manzara

Orta Doğu daki Son Gelişmeler ve Jeostratejik Manzara Orta Doğu daki Son Gelişmeler ve Jeostratejik Manzara Özet Özetle, Orta Doğu kendi bünyesinde çok büyük zıtlıkları, çok büyük fırsatları ve tehditleri barındıran ve 21. yy güç merkezi olmaya aday bir coğrafyadır.

Detaylı

TOPLUMSAL BİR OLGU OLARAK ŞİDDET. Necmettin ÖZERKMEN 1

TOPLUMSAL BİR OLGU OLARAK ŞİDDET. Necmettin ÖZERKMEN 1 TOPLUMSAL BİR OLGU OLARAK ŞİDDET Öz Necmettin ÖZERKMEN 1 Bu çalışma temel olarak beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, şiddet olgusunun nasıl bir olgu olduğu; neden evrensel ve toplumsal bir olgu

Detaylı

HER DEM YENİDEN DOĞMAK: ONLINE SOSYAL AĞLAR VE KİMLİK

HER DEM YENİDEN DOĞMAK: ONLINE SOSYAL AĞLAR VE KİMLİK HER DEM YENİDEN DOĞMAK: ONLINE SOSYAL AĞLAR VE KİMLİK To Born Fresh Every Moment: Online Social Networks and Identity Doç. Dr. Ramazan ACUN* ÖZ Kimlik arayışı ve buna paralel olarak kimlik araştırmaları,

Detaylı

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER Bülent KARA Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü Doktora Tezi230 sayfa, Aralık 2008 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Yüksel METİN Bu tezin

Detaylı