Marksist Teori. 7 Temmuz/Ağustos [2012]

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Marksist Teori. 7 Temmuz/Ağustos [2012]"

Transkript

1 Marksist Teori 7 Temmuz/Ağustos [2012]

2 Marksist Teori - Yaygın Süreli Yayın Varyos Yay. San ve Tic. Ltd. Şti. Adına İmtiyaz Sahibi: Deniz Doğruer Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Deniz Doğruer Yönetim Yeri: Çakırağa Mah. Çakırağa Cami Sokak Birlik Apt. No: 8/10 Aksaray/İstanbul Tel: (0212) Faks: (0212) e-posta: Web sitesi: Baskı: Ceylan Matbaacılık Tel: (0212) Abonelik: Yıllık 40 TL (Posta çekini yatırdıktan sonra bilgilerinizi e-posta veya faksla iletiniz.) Posta Çeki: Songül Akbay

3 İçindekiler [4] MARKSİST TEORİ DEN [6] AKP NİN KİBİRİ YA DA KUYRUĞUNU SOKAN AKREP [12] İKTİDARIN YENİ BİLEŞİMİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİN YÖNÜ Haydar Özkan [23] TÜRKİYE DE İSLAMCILIK VE DİNDARLIĞIN GELİŞİMİNDE AKP NİN TARİHİ YERİ Osman Tiftikçi [41] KADIN BEDENİ üzerinde YENİ BİR TASARRUF GİRİŞİMİ Sezin Uçar [48] YIKIM VE SERMAYEYE KENTSEL RANT YASASI Av. İlknur Balcan [56] ÖYM DEN TMM YE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK Av. Özlem Gümüştaş [69] TARİH UNUTMAZ VE AFFETMEZ! Seyfi Polat [75] [83] YUNANİSTAN: BİR ŞEYE KARŞI DEĞİL BİR ŞEY İÇİN MÜCADELE Evren Ekinler TÜRKİYE DE İŞÇİ SINIFININ YAPISI, BİLEŞİMİ VE KAPSAMI(II) Dr.İbrahim Okçuoğlu [100] Emekçinin tarihinden: DGM DİRENİŞİ*

4 MARKSİST TEORİ DEN Sevgili okur, Bu sayımıza AKP nin Kibiri ya da Kuyruğunu Sokan Akrep yazımızla başlıyoruz. Yazımız son aylardaki güncel gelişmelere eğiliyor. Onu İktidarın Yeni Bileşimi ve Devrimci Taktiğin Yönü yazısı takip ediyor. AKP hükümetinin devlet iktidarı bileşimi içinde üstünlüğü ele geçirme sürecinin analizini yapıyor ve mücadele taktiğinin yönünü ele alıyor. Üçüncü metnimiz Türkiye de İslamcılık ve Dindarlığın Gelişiminde AKP nin Tarihi Yeri nde yazarımız, Osmanlı dan bu yana İslamcılığın gelişimini kısa bir şekilde özetledikten sonra, Cemaat dindarlığı ile İslamcılık arasındaki farkı ortaya koyup AKP nin tarihini ortaya koyuyor... Değişik biçimlerde kadın düşmanlığını ortaya seren Erdoğan ve kurmayları, en son olarak, kürtaj ve sezaryen cinayettir, her kürtaj bir Uludere dir diyerek kadınları katil olarak nitelendirip, kadınların kendi bedenleri üzerinde söz söyleme hakkını ellerinden almaya kalkıştı. Kadınlar alanlarda Erdoğan a Kürtaj haktır, Uludere katliamdır diyerek cevap verdi. Bir cevapta dördüncü yazımızdan...

5 Marksist Teori 7 Kadının kendi bedeni üzerinde söz söyleme hakkını ele alan, kapitalizmin nüfus politikalarının işlendiği, sezaryen yasağı ve çıkarılmak istenen üreme yasa sı hakkında bilgi veren yazı, kadınların alanlardan çekilmeyeceklerini, mücadelelerini daha da büyüterek devam edeceklerini söylüyor.. Depreme karşı alınması gereken önlemleri yine emekçi halkın sırtına yükleyen devlet bir taşla iki kuş vuruyor. Bir yandan depreme dayanıklı olmayan binaların yıkımını ve yerine yenisinin yapımını emekçilerin sırtına yıkarken diğer yandan uzun bir süredir gerçekleştiremediği kentsel dönüşümü bu yolla gerçekleştirmeye çalışıyor. Yıkım ve Sermayeye Kentsel Rant Yasası yazısı bunun nasıl gerçekleştirildiğini ve bu yasanın sermayeye nasıl rant yarattığını inceliyor Yargı Paketi olarak bilinen Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun, alelacele pakete dâhil edilen Özel Yetkili Mahkemeler düzenlemesini de içererek, çıkarıldı.. AKP ve yandaşlarının devrim niteliğinde ilan ettikleri bu yasanın kimin için devrim olduğu ve neler getirdiği, aslında da hiçbir şey değişmediği gibi bazı hakların da geri alındığını gözler önüne seren yazımız ÖYM den TMM ye Değişen Birşey Yok da. Tarih Unutmaz ve Affetmez! adlı metnimiz komünist tutsak Seyfi Polat ın 29 Mayıs 2012 tarihinde görülen duruşmada yaptığı savunmadır. Egemenlerin komünist harekete karşı yürüttüğü karalama kampanyasına gurbet adlı bir düşkünü eklemesi, bu unsurun Komünist Komutan Hasan Ocak ve Gazi Ayaklanması hakkındaki iftiralarına karşı verilen yanıttır. Yunanistan da halk sokaklarda. Kendilerine dayatılan kemer sıkma politikalarına ve açlığa karşı savaşım veriyor. Yunanistan: Bir şeye Karşı Değil, Bir şey İçin Mücadele son yıllardaki durum, son seçimler ve solun başarısı, radikal toplumsal dönüşüm olasılıkları üzerine kimi gözlem ve analizlere yer veriyor. Geçen sayı ilk bölümünü yayınladığımız Türkiye de İşçi Sınıfının Yapısı, Bileşimi ve Kapsamı(II) ile devam ediyoruz. Kırıklar 1 Nolu F tipindeki Komünist tutsaklar tarafından hazırlanan Emekçinin Tarihinden: DGM Direnişi bir döneme ışık tutarken, yeniden işçi hareketini geliştirirken DGM direnişi örnek alınmalı, ancak o dönem yapılan hatalara düşürmemeli diyor. Gelecek sayıda buluşmak üzere... [ 5 ]

6 AKP NİN KİBRİ YA DA KUYRUĞUNU SOKAN AKREP AKP iktidarının yoğunlaştırdığı kirli savaşa ve kitlesel tutuklamalarda ifadesini bulan siyasi kırıma karşı KUDH nin (Kürt Ulusal Demokratik Hareketi) son aylarda çetin direnişi ile savaş sertleşti. AKP iktidarı kış koşulları boyunca kirli savaş saldırılarını yoğunlaştırdı. Yüzlerce Kürt gerillasını kimyasal silah da kullanarak topluca katletti. Yetinmedi, Roboski toplu sivil katliamıyla Kürt halkına ağır bir ders, dehşetli korku vermeye çalıştı. Kısmi Sri Lanka yöntemini uyguladı. Bu yolla KUDH ne boyun eğdireceğini hesap etti. ABD yle AB li emperyalistler ve bölge gerici devletlerini KUDH ne karşı birleştirerek kirli savaşında destek aldı. Dahası ABD den Heron un yanı sıra Predatör alarak daha etkili imha savaşı yürütmeyi amaçladı. KUDH nin Oremar bölgesinde Şitazin, Serpil, Rubarok,Girane, Bezeli ile Derecik eş zamanlı eylemleri sömürgeci imhaya verilen yanıtlardı. Daha küçük çaplı [ 6 ]

7 Marksist Teori 7 [ 7 ] ama yaygın gerilla eylemleri devam ediyor. Dağda savaş sertleşirken, AKP iktidarı, kentlerde kitlesel tutuklama kırımını hızlandırarak sürdürüyor. Diğer bir ifadeyle kirli savaşı yoğunlaştırma ve kentlerde kitlesel tutuklama kırımı aynı stratejinin iki yönüdür. Bu kırım en son BDP nin Van Büyükşehir belediye başkanı ve KESK yöneticilerine değin uzandı. Tutuklanan BDP li sayısı 8 bini aştı. Üç yıl önce başlayan tutuklama kırımı Kürt yurtseverlere ve devrimcilere onlarca yıla varan cezalarla el ele gidiyor. AKP, Newroz yasağından sonra 14 Temmuz Amed Özgürlük mitingine yasak ve polis şiddeti uygulayarak faşist politikasının kalıcılığını gösteriyor, kentlerdeki stratejisinin zindancı bir faşizmin stratejisi olduğunu daha net sergiliyor. AKP iktidarı riyakârlığı yükselterek demokrasi demagojisini sürdürmekten de geri durmuyor. Kürt hareketine karşı barış masasını deviren başbakan, Barzani den etkilenen değişik Kürt şahsiyetlerini kullanarak Kürt halkımızda beklenti yaratma ve Kürtlerin birlikte hareketini bölme taktiğini terk etmediğini gösteriyor. Burkay ın etkisiz kalacağı baştan belli olan girişimi unutulmuşken BDP milletvekili Zana yla görüşmeyi bu yönde kullanmaya yelteniyor. Ayrıca CHP nin ürkek bir tarzda önerisini de beklenti yaratmada değerlendirmekten kaçınmıyor. Fakat kirli savaşta ısrar eden, Roboski sivil katliamını emreden kendisi değilmiş gibi KUDH ni şiddette ısrar eden taraf olmakla suçlayan psikolojik savaş söylemini Zana yla görüşmesinin ardından Van da tekrarlayarak, 14 Temmuz Diyarbakır mitingini yasaklayıp on binlere karşı polis terörünü uygulatarak, Öcalan a tecriti süreklileştirerek, kirli savaş saldırılarına devam ederek, Suriye ye savaş planında Kürtlerin statü kazanma olasılığını nasıl ezmek istediğini göstererek, gerçekte adil bir barışa karşı olduğunu kanıtlıyor. Yalnızca halklarımızın mücadelesiyle AKP iktidarına boyun eğdirilebileceğini daha geniş Kürt emekçi kitleleri kendi deneyleriyle öğreniyorlar. AKP, emperyalistlerin politikaskeri desteğinde kirli savaşı yoğunlaştırarak, siyasi kırım ve kitle eylemlerine yasak ve polis terörü uygulayarak, KUDH ne boyun eğdirmek ile kitle desteğini daraltma ve boşluğu politik İslamcı güçlerle doldurarak ulusal demokratik mücadeleye kalıcı darbeler indirmek istedi. Sömürgeci diktatörlüğün dümenindeki Erdoğan, bu stratejisiyle, Demirel, Çiller gibi kirli savaşçı seleflerinden farklı olarak başarı kazanacağını hesap etti. Kitlelerden aldığı seçim desteğinin genişliğinden ve iktidar bileşimini kendi lehine değiştiren kazanımından kibirlenerek karşıdevrimi saldırganca ve tavizsiz tahkim edeceğini umdu. Fakat başbakanın umduğunun aksine, dağda zorlu mücadeleyi sürdüren KUDH, kentlerde de ısrarlı direnişine devam ediyor. Newroz ser-

8 hıldanından sonra 14 Temmuz Diyarbakır özgürlük mitinginde de yasağa ve polis terörüne meydan okuyor. Sömürgeciliğin faşist kıyım makinesi mahkemelerini ulusal demokratik taleplerin mücadele alanına dönüştürüyor. Zindanlardaki Kürtler isyanla bu mücadeleye omuz veriyorlar. KUDH ne sömürgeci diktatörlüğün kirli savaşına boyun eğiyor ne de siyasal tutuklama kırımıyla moral zayıflığına düşerek halkı sömürgeci İslamcı parti ve cemaatlere bırakıyor. AKP iktidarının Suriye ye savaş planında ezmeyi hesapladığı Suriye Kürtleri bölgelerinde demokratik özerkliği ilan eden devrimci gelişmeyle Kuzey in ulusal demokratik hareketine taze kan ve yeni olanaklar sunuyorlar. AKP iktidarının Kürt düşmanı stratejisine bir darbe de onlardan geliyor. AKP emekçi sola da saldırıyor 1 Mayıs kitleselliğinin her günkü çalışmada devrimci partileri enerjik ve moralli kılacağını hesap eden AKP hükümeti karşıdevrimci saldırılarını iki yönde eşzamanlı olarak sürdürdü. Devrimci hareketin güçlerine tutuklama kırımını yöneltirken, işçi sınıfı ve emekçilere hak gaspları ve grev yasağıyla yöneliyor. Devrimci hareketin güç zayıflığına ve kitle hareketinin geri düzeyine rağmen, kriz koşullarında olası sıçramalı büyümeye ve devrimci hareketi güçlendirme olasılığına karşı önceden karşıdevrimi tahkim ediyor. Marksist Teori 7 [ 8 ] Hava işkoluna AKP nin getirdiği grev yasağı, tekil işçi grevlerine, yaşam alanlarını sermayeye karşı savunan Karadeniz köylüleri ile kentsel yıkıma direnen kent emekçilerine polis saldırısı, ESP, Halk Cephesi ve Partizan a ve emekçi solun diğer bölüklerine yönelik tutuklamalar, öğrencilere tutuklama ve cezalar ile okuldan atmalar bu saldırının son aylardaki örnekleridir. Demokrasi demagojisini cemaatle arsındaki güç dalaşında da sergileyen AKP, TMY na dokunmazken ÖYM lerin adını değiştirerek (TMM yaparak) sürdürme oyununa başvurmaktan çekinmedi. Basın cezalarını düşüren veya erteleyen ama demoklesin kılıcı olarak kullanacağı biat ettirme amaçlı kırıntı dışında, işkenceciler dahil bürokratları koruma anlamına gelen izin şartını netleştirerek, askeri-sivil bürokrasiyi korumaya aldı. Yetinmedi MHP li katillere özel affı ekledi. Bunu demokrasi diye yutturmaya çalışıyor. Kentsel dönüşüm adıyla sermayeye rant alanı açan ama kent yoksullarına yıkım getiren AKP hükümeti, yalnızca kentte değil kırda da toprağa ve suya enerji için el koymanın yasal mevzuatını çıkararak ekonomik saldırganlığında daha pervasızlaşacağını Erdoğan ın meydan okumasıyla hissettirdi. Ayrıca nükleer enerji konusunda da, kurulacak olan alanlardaki halkın direnişine rağmen nükleer santral ihalelerine devam ediyor. AKP, kıdem tazminatının gaspıyla ilgili yasa tasarısıyla nabız yokladıktan

9 sonra tasarıyı gerçekleştirmenin hazırlığı içinde uygun anı bekliyor. Paralı sağlık uygulaması, halkın sağlığa kolay erişmesi hilesinden sonra bu yıl pratikte sonuçlarını göstermeye başladı. Sonuçları pratikte kendini gösterdikçe AKP nin paralı sağlık politikasına karşı emekçilerin hoşnutsuzluk ve öfkesi büyüyecektir. Erdoğan, paralı sağlık saldırısına karşı direnişin genelleşememesinden cesaret alarak dersanelerin kaldırılması hilesiyle örterek paralı eğitime geçiş kararını, üstelik öğrenci başına 1500 tl devlet bütçesinden özel okul patronlarına ödeneceğini açıklayarak deklare etti yasasıyla çocuk işçi çalıştırma olanağını hukukileştiren ve İHL nin orta bölümü ile kuran okuma ve peygamberin hayatı dersine yasal dayanak sağlayan AKP, eğitimde burjuvazinin ihtiyacıyla siyasal İslamcı gençlik, tevekkülcü kuşaklar yetiştirme politikasını birleştirdi. Alevi halkımızın inancına demokratik hak tanımayacağını daha kesin gösterdi. Erdoğan bundan sonraki süreçte muhafazakâr-islamcı toplumsal taban genişletme niyetini Kürtaj yasağı getireceklerini açıklayarak ifade etti. Ancak kürtajı Roboski katliamına benzeterek ve üzerini örtmenin aracı yaparak zalimane bir manevranın parçası yapmaktan çekinmedi. Siyasal İslamcı kalemler aynı zalim kampanyanın söz süvarileri olarak harekete geçtiler. AKP ve Gülen cemaati ellerindeki yargı bürokrasisi yoluyla 28 Şubatçı Marksist Teori 7 [ 9 ] generallere karşı da harekete geçtiler. Bu, karşıdevrim içindeki it dalaşı yanı sıra olası darbe heveslilerine gözdağını da ifade ediyor. Tuhaf olan it dalaşını AKP iktidarı yanlısı kalemlerin demokrasi kavgası olarak propaganda etmeleri. Üstelik TMY-Terör Mahkemeleri-F tipi zindan ile diğer faşist baskıları sürdürmede pervasız bir saldırganlık içindeki iktidarın it dalaşını demokrasi olarak yutturmak ancak faşist ve liberal demagoglara has ikiyüzlülüktür. Dışta boşa düşen saldırganlık Suriye gerici iç savaşına elebaşılık yapan Erdoğan, ABD ve Avrupalı emperyalistlerden daha heveskârca adeta siyonistlerin istediği bir biçimde emperyalist saldırıyı gündeme getirdi. Özel olarak Suriye Kürt bölgesinde tampon bölge kurma planına sahip olan iktidar bu yolla olası Kürt özerk bölgesini önleme niyetini dile getirmekten çekinmedi. Ancak emperyalistlerin şartları yetersiz görmeleri ve Rusya yı Esad ı destekleme politikasından vazgeçirme ihtiyacı duymaları savaşı ertelemelerine yol açınca bu durum Erdoğan ın savaş tasarısını boşa düşürdü. AKP iktidarının düşürülen askeri uçak provokasyonunu savaş bahanesi yapma girişimi de aynı nedenle boşta kalınca emperyal efelenme ve büyük devlet şovenizmi darbe aldı, Erdoğan ve tayfası savaş hevesini bir süre daha kursağında tutmak zorunda kalacağını anladı. Sonuç bununla kalmadı,

10 AKP nin savaş planında umduğunun tersine, Suriye Kürt bölgesi halkı demokratik özerkliği ilan eden devrimci bir gelişmeyi gerçekleştirdi. Hem Erdoğan nın emperyal büyük devlet şovenizmine darbe indirdi, hem de Kuzey in ulusal özgürlük mücadelesine moral verdi, yeni bir dayanak üssü yarattı. AKP iktidarı Esad rejimine savaş nedeni saydığı zalimliği içte Kürt halkımıza karşı uygulama ikiyüzlülüğünü, dışta yüz binlerin katili askeri darbeci Sudan diktatörü El Beşir le askeri anlaşma imzalayarak da sergiledi. Davutoğlu Sudan pazarından Türk burjuvazisine daha çok pay elde etmek için askeri anlaşma yaptıklarını söyleyerek bu ikiyüzlülüğü mazur göstermeye çalıştı. Bu temel nedenlerden birisidir elbette. Ama aynı zamanda El Beşir in politik İslamcı bir darbeci olması da AKP nin yakınlık duymasını sağlıyor ve AKP bunu emperyalistlerden ayrı özgün gerici çıkarlarının politikasını güttüğünün propagandasını parti tabanında yapacağını hesaplıyor. Fakat Esad zalimliğini savaş bahanesi yaparken, zalimlerle işbirliği ve içte zalimlik yapmak AKP kurmaylarının hesabının tersine halklarımızın hoşnutsuzluğunu büyütecek iktidarın kitle desteğini eriten önemli bir faktör olacaktır. Çanlar AKP için çalıyor AKP iktidarı 2011 seçimlerindeki desteğine güvenerek kibirli bir saldırganlıkla faşizmi sürdürüyor ve Marksist Teori 7 [ 10 ] hırslı kapitalist ekonomik saldırganlıkla burjuvazinin kolektif çıkarlarının en iyi temsilciliğini yapıyor. Bu çizgide yeni dönemde karşıdevrimi tahkim edecek egemen politikaları pragmatist eklektik biçimde oluşturmaya çalışıyor. Muhafazakâr burjuva çizgisini generallerle iktidar dalaşında açıklayan AKP dalaşı kazandığı bu dönemde faşist bir çizgide karşıdevrimi kibirlilikle ve adeta kuyruğunu sokan akrep tarzında tahkim ve restore ediyor. Mirasına sahip çıktığı DP, AP, Özal dönemleri nasıl ki onların bitişiyle sonuçlandıysa AKP de bitişe varacaktır. Devrimci ve sosyalist hareket için önemli olan bu bitişi hızlandırmak ve kitlelerin devrimci hareketini örgütleyerek gerçekleştirmektir. İşçi sınıfı hareketini, kent yoksullarının mücadelesini, gençliğin ve kadınların hareketini, yaşam alanlarını savunan direnişleri, küçük üretici köylülerin mücadelesini büyüterek, Kürt halkımızın direnişiyle kol kola birleşik devrimci süreci büyütmek günün devrimci görevi ve çizgisidir. Son aylarda gerçekleşen sağlık emekçilerinin işkolu çapında, THY işçilerinin, metal ve tekstil işçilerinin tekil direnişlerine yeni işçi direnişleri eklemek, kent ve kırda diğer emekçilerin eylemlerini çoğaltmak, öğrenci gençliğin talepleriyle mücadelesini geliştirmek, demokratik alevi hareketinin direnişine omuz vermek, Kürt hareketinin demokratik taleplerini tanıyan barış eylemlerini geliştirmek, mücadele ırmağını bes-

11 Marksist Teori 7 leyen dereleri çoğaltacak ve büyütecektir. AKP iktidarının kibirle uyguladığı saldırı stratejisini bozacak, KUDH ile yan yana, işçi, sınıfımız ve Türk emekçilerinin mücadele cephesini güçlendirecektir. Bu mücadele içinde kitlelerin ve devrimci hareketin örgütlenmesini geliştirmek, gelişmeyi kalıcı kılacağı gibi, daha büyük mücadelelerin dayanağı olacaktır. Yunanistan dan İspanya ya yükselen ve devrimci özellikleri gelişen kitle hareketi rüzgarının ülkemizdeki etkisi bu devrimci çabayla değerlendirebilir, değerlendirecektir. AKP karşıdevrimci başarı kibiriyle uyguladığı saldırılarılarının bozgununu, çanların kendisi için çaldığını görecektir. AKP iktidarının saldırganlığına boyun eğmeden, liberal aldatmalara taviz vermeden ve yeniden CHP yle uzlaştırma aldatmacasına kararlılıkla karşı durarak, devrimci çizgide süreci değerlendirmek izlenmesi gereken tek yoldur. [ 11 ]

12 İKTİDARIN YENİ BİLEŞİMİ VE DEVRİMCİ TAKTİĞİN YÖNÜ Haydar Özkan AKP nin devlet iktidarının belirleyici kesimini ellerine geçirmesi olgusu, emekçi sol hareketin başlıca tartışma konularından birisidir. Bu durumun nasıl gerçekleşebilmiş olduğunun analizi kadar, devrimci strateji ve taktikler bakımından yarattığı sonuçlar da önemlidir. Bu yazıda bu tartışmaya katkı yapmayı amaçlayacağız. Kimin partisi? AKP, hükümete geldiği andan itibaren emperyalist tekellerin, ABD ve AB nin, keza onların işbirlikçisi Türk tekellerinin politikalarının başlıca savunucusu ve uygulayıcısı olmuştur. Ancak onun dolaysız dayanağı olan sosyal güç, tekelleşmeye yönelen orta burjuva gruplarıdır. Bunlar yaygın olarak İslami sermaye ya da Anadolu kaplanları gibi isimlerle anılırlar. Geleneksel İstanbul sermayesinden ayrı ve farklı bir kategori oluştururlar. Zira hem, henüz tekelleşememiş olmakla birlikte bu yoldadırlar; hem de cemaatsel bağlara dayanan ticari-ekonomik bağlar geliştirmişlerdir. [ 12 ]

13 Marksist Teori 7 [ 13 ] Ticari işlemleri mümkün olduğunca kendi aralarında yapmak gibi tekelci bir yönteme sahiptirler ve bu onları bir nevi büyük kartel haline getirir. Tekelleşme yöneliminde onlara bir iç örgütlülük ve piyasada onları koruyan görünmez bir ağ oluşturur. Bu ekonomik ağ, aynı zamanda büyük sermaye gücüne sahip cemaat ve tarikatların varlığıyla da pekişir ve büyür. Bu orta burjuva grupların İslami sermaye olarak adlandırılması birçok Marksist tarafından sermayenin dini olmaz formülüyle eleştirilmektedir. Ancak, gerek kendi aralarında kurdukları cemaatsel ticari bağlar, hem de bu patronların işçileriyle kurdukları ilişkide dini etkin bir sömürü aracı olarak kullanması itibariyle; bu gruplar açısından din, sermaye birikiminin temel bir unsuru halindedir. 1 Orta burjuvazi, feodal ve yarı feodal ülkelerde milli burjuvazi olarak rol oynar. Emperyalistlerin ithalatçısı konumundaki komprador burjuvaziyle ilerici bir çelişme içindedir. Türkiye gibi tekelci kapitalizmin hakim olduğu ülkelerde ise orta burjuvazi emperyalizm işbirlikçisi, gerici ve karşıdevrimci bir sınıftır. Burada orta burjuvazi, tekelci sisteme dahildir. Tekellerin küçük ortağı konumundadır. Tekelleşmek istemektedir. Tekellerle yegane çelişkisi, onların pazar üzerindeki hakimiyetiyle ilgilidir. Kayseri-Konya merkezli bu orta burjuva gruplar da, daha 90 lardan başlayarak emperyalist tekellerle dolaysız bağlar kurmuş, onlara entegre olmuştur. Bu gruplar ilk olarak 12 Eylül yıllarında ve 1983 Özal hükümeti döneminde palazlanmaya başladılar. 28 Şubat öncesinde Refah Partisi yle ilk hükümet deneyimini yaşayan bu gruplar, bu darbe sürecinden dersler çıkardılar. Türk burjuva devlet iktidarında sınırlı da olsa bir pay sahibi olabilmeleri için İslam Birliği, D- 8, AB gavurların birliğidir gibi tezlerin terk edilmesi gerektiği, tersine dünyayla (emperyalist dünya pazarıyla) en sıkı entegrasyon ve Avrupa Birliği ne giriş tezlerinin savunulması gerektiği noktasına geldiler. Henüz sınırlı olmakla birlikte belli bir sermaye birikimi düzeyine ulaşmış, İstanbul, Konya gibi belediyecilik deneyimleri içinde uhrevi maneviyatın dünyevi maddiyatla nasıl kaynaştırılacağı, yoksul Müslüman tabanın nasıl avutulup kapitalist değerlere razı edileceği konusunda deneyim biriktirmiş olan bu kesim, 28 Şubat ın ardından ılımlı bir politik çizgiye yöneldi. İşte AKP, politik islamcı bayrak altında buluşan ve tekelleşmek isteyen orta burjuva kesimlerin 28 Şubat sonrası koşullarda oluşmuş bu yeni bilincinin ifadesidir. 2 Bu yeni bilinç; büyümek için emperyalist dünya pazarıyla bütünleşmek, bunun için de hükümetdevlet olanaklarından en geniş ölçüde faydalanmak, şeklinde özetlenebilir. Bu amaçla, 28 Şubat ın iktidardan dışladığı bu sermaye grupları, kendilerine ve politik islamcı harekete dev-

14 lette yer açabilmek için TÜSİAD ın değişim programıyla bağlantı kurdular ve AKP yi bu programın siyasi partisi olmaya yönlendirdiler. Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, tekelleşmeye yönelen orta sermaye gruplarının siyasal figürleri olarak önce Fazilet Partisi nde muhalefet hareketini, sonra da AKP yi örgütlediler. Fettullah Gülen cemaati ise daha darbenin ertesi gününde 28 Şubatçıların kurduğu hükümeti alkışlamaya başlamıştı. Dolayısıyla bu yeni hareket, Gülen cemaatinin siyasi pragmatizmiyle de örtüşüyordu ve onun açık desteğini aldı. 10 yıllık hükümeti boyunca AKP TÜSİAD ın ve emperyalist dünya tekellerinin programını uyguladı, ancak dolaysızca dayandığı sosyal güç MÜ- SİAD ve TUSKON da örgütlenmiş, tekelleşmeye yönelen orta burjuva grupları oldu genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimleri generaller partisi ile sermaye oligarşisi arasındaki güç dengesini ikincilerden yana çevirdi. Marksist Teori 7 [ 14 ] Burjuva devlette çift başlılık ( ) 2001 Türkiye ekonomik krizinin yarattığı ortamda, AKP, hem dindar ve yoksul halk kitlelerinin düzen partilerine öfkesini emen bir mıknatıs, hem de sermaye güçlerinin yaşadığı ağır istikrarsızlığın çaresi olarak başgösterdi. TÜSİAD 2002 seçimlerinde neredeyse tümüyle CHP ye destek vermişti. Generaller partisi tehditler yöneltti. Sivil bürokrasi, Erdoğan a verilen hapis cezasıyla önünü kesmeye yöneldi. Ancak nihayetinde AKP, krizin yarattığı yıkım ortamında büyük bir yığın desteğini arkalayarak galip geldi. Seçim sonuçlarının açıklandığı 3 Kasım akşamı, Erdoğan İlk hedefimiz Avrupa Birliği dedi. AKP, hükümetteki varlığının generaller partisinin 28 Şubatçı müdahaleleriyle etkisizleştirileceğinin ve giderek imkansız kılınacağının bilinciyle hareket etti. Hükümetinin ilk gününden itibaren ABD nin ve Avrupa Birliği nin himayesine girdi. TÜSİAD ın programının uygulayıcısı oldu. Kıbrıs ta, AB ci çözümün bayraktarı oldu. Irak işgali hazırlıklarına etkince katıldı. Politik rejimin 28 Şubat la ileri derecede yoğunlaşmış krizi ortamında kendisine nefes alanı açmak için AB reformlarını hayata geçirdi. Yeni bir iş yasası çıkararak sermayenin taleplerini yanıtladı. (Hiç kuşkusuz bu yasa aynı zamanda tekelleşmeye yönelen orta sermaye kesimlerinin açgözlü sömürü hırsını da tatmin ediyordu.)

15 1990 ların başlarından itibaren Değişim programını uygulayacak bir siyasal parti örgütlemeye çalışan (YDH vb.) TÜSİAD ve bu dernekte somutlaşan geleneksel İstanbul tekelci burjuvazisi, bu programı uygulayacak dinamizmden ve siyasal yetenekten yoksundu. Bu bakımdan Erdoğan ın burjuva-liberal değişim programına sarılması, TÜSİAD a da ilaç gibi geldi. Onda, aradıkları lideri buldular ve CHP ye yüz çevirdiler. AKP atına bindiler. Açığa çıkan veriler, 2002 Kasımından itibaren, generaller partisinin ve onun etrafında kümelenen ulusalcı-faşist-gerici güruhların hükümete karşı darbe girişimleri hazırladığını ortaya koyuyor. Ancak ABD böyle bir darbeyi desteklemedi. Aksine, emperyalist tekellerin kılıcını sallayan bir AKP nin tek başına hükümette olmasının ve kendisine muhtaç olmasının tadını çıkarttı. 28 Şubatçı Ecevit hükümetinin Irak işgaline destek vermeyen politikasındansa, Erdoğan hükümetini tercih etti. Irak işgal tezkeresi krizi bu ilişkileri kısmen sarstı, ancak ABD hükümeti tezkerenin geçmemesinden esas olarak generalleri sorumlu tuttu. Faturayı generallere kesti döneminin politik konjonktürü bu temelde oluştu. 28 Şubat ın egemenleri laik-islamcı çelişkisi temelinde AKP hükümetini bertaraf etmeye çalıştılar. AKP hükümeti ise ABD, AB ve TÜSİAD a dayanarak, onların değişim programını uygulayarak bu girişimleri boşa çıkarttı. Marksist Teori 7 [ 15 ] 28 Şubat ın dışladığı bu burjuva politik kuvvet, siyasal alanda kendisine yer açabilmek için kendi çıkarlarını bütün dışlananların çıkarı gibi göstermek zorundaydı. Ezenler cephesinde ortaya çıkan iki başlılık ve güç mücadelesi koşullarında her iki kesim kitleleri kazanmak ve yedeklemek için çalıştı. AKP, bu koşullarda siyasal iktidar mücadelesini rejimin yarı-askeri karakterini hedefe oturtan sivil egemenliği parolasıyla yürüttü ve TÜSİAD la bu temelde bir bağlaşma kurdu. Generaller partisi ise ulusal egemenlik ve laiklik temelinde gerici propagandasıyla yığınları 28 Şubat ve MGSB çizgisinde tutmaya çalıştı. Cumhuriyet mitingleri generaller partisinin kitle atağıydı. AKP nin cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül ü aday göstermesinin yarattığı kriz ortamında ulusalcı-kentli orta sınıf kitlelerini Batıcı değerler etrafında seferber ettiler. Bunu 27 Nisan e-muhtırası izledi. Burjuva meclis 367 şartıyla kilitlendi. AKP seçimler sürecini başlatarak generaller partisini yenilgiye uğrattı ve yarı askeri faşist rejimin en kilit kurumu olan Cumhurbaşkanlığı mevzisini elde etti. Böylece 12 Eylülcü rejimin YÖK gibi belli başlı kurumlarına, kendi atayacağı kadroları yerleştirme imkanına kavuştu genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimleri generaller partisi ile sermaye oligarşisi arasındaki güç dengesini ikincilerden yana çevirdi. Bu yeni durumda AKP başörtü

16 serbestisini içeren anayasa değişikliğini MHP yle işbirliği yaparak meclisten geçirdi. Bir güç denemesi yaptı. Generaller partisinin buna yanıtı Anayasa Mahkemesinin açtığı kapatma davası oldu. Her ne kadar dava sonucunda AKP kapatılamamışsa da laikliğe karşı eylemlerin odağı olmak kararı ile her an kapatılma tehdidi altına sokuldu. AKP nin karşı hamlesi, önce Ocak 2008 de başlatılan Ergenekon gözaltı ve tutuklamalarıyla generaller partisinin etrafında kümelenen ve Avrasyacı çizgide darbe hazırlığı yürüten odağı ezmek oldu. Ardından ise Eylül 2010 referandumu ile Anayasa Mahkemesi ve kapatma davaları AKP bakımından tehdit olmaktan Bu belli an da, Batı da canlanmakta olan politik kitle hareketiyle Kürdistan da halen gürbüz bir varlık sergileyen Kürt ulusal savaşımının buluşması, zalimlerin hükümetinin yenilgiye uğratılmasının önkoşuludur. Marksist Teori 7 [ 16 ] çıkartıldı. Böylece AKP nin sivilleşme programının sınırına varıldı. 12 Eylül 2010 referandumu, AKP nin ve dayandığı tekelleşmeye yönelen orta burjuva kesimlerin iktidar gücü bakımından bir dönüm noktası oldu. Evet tavrı takınarak bu hamleye destek olanlar kadar, Hayır diyerek, bu hamlenin burjuvazinin ulusalcı kanadıyla birlikte hareket ederek durdurulabileceğine inananlar da referandumda kaybetmiştir. Boykot tutumu takınarak radikal devrimci demokratik bir değişim talebini yükselten güçler yeni sürece doğru bir tavırla girmişlerdir. 12 Eylül 2010 referandumunda TÜSİAD ın mesafeli duruşu ve Erdoğan ın taraf olmaya zorlayıcı konuşmaları hatırlarda. Türk tekelci burjuvazisinin (sermaye oligarşisi olarak tanımlanan) en üst tabakasını temsil eden TÜSİAD, gelişmekte ve devlet olanaklarından aslan payını almakta olan orta burjuva kesimlerle çıkar çatışmasını, kendi sivilleşme programına denk düşen bir paket karşısında çekimser kalarak göstermiştir. AKP nin iktidar payını büyütmesine paralel olarak, bu sermaye grupları içinde de bazı unsurlar sivrilerek tekel konumunu kazanmış ya da buna yaklaşmıştır (Ülker, Çalık, Albayrak, İpek-Koza grubu vb.) Diğer yandan, TÜSİAD la bu gruplar ve hükümet arasında kentli burjuva yaşam tarzının korunup sürdürülmesi konusunda da bir çatışma vardır.

17 Salt İslami gruptaki şirketlerle ekonomik ilişki kurmak gibi tekelci davranış modelleri, bu sermaye gruplarının büyümesinde belli bir avantaj sağlasa da, büyümenin esas motoru devlet olanaklarının bu gruplara tahsis edilmesidir. Bir bütün olarak ele alındığında bu grupların ekonomik gücü TÜSİAD a kıyasla hala çok küçüktür. 4 Ancak büyüme hızı, geleneksel İstanbul burjuvazisinden yüksektir. Devlet olanaklarından yararlanmakta da TÜSİAD dan ileridedir. Devlet-halk çelişkisinde keskinleşme döneminde oluşan politik konjonktürün ana hatları böyleydi. Bu konjonktür bir geçiş dönemiydi. 28 Şubat fiili politik-askeri müdahalesiyle burjuva politik yaşamdan dışlanan burjuva islamcı katmanlar, bu geçiş süreci boyunca generaller partisini adım adım gerileterek devlet iktidarında kendilerine bir yer açtılar. Bu iktidar dalaşında kendi özel çıkarlarını Avrupa standartlarında demokrasi, sivil egemenliği, askeri vesayete son sloganlarının arkasına gizlediler. Faşist rejimin 1990 larla birlikte kriz içine yuvarlandığı konu ve alanlar onlar için hareket sahasına dönüştü. Devletin kanlı tarihinden ve rejimin baskılarından bunalan kitleleri arkalarına aldılar. Bu dönem, ezilenlerin politik saflarında ulusalcı ve sivil toplumcu Marksist Teori 7 [ 17 ] ideolojik etkilenmenin yoğun etkisi görüldü. Politik islamcı AKP nin egemenleşmesinden ürken ve bunu gericiulusalcı güçlerle birlikte göğüslemeye yönelen kesimlerde ulusalcı etkilenmeler baş gösterdi. Keza, AKP, döneminde rejim krizinin düğümlendiği konu ve sorunlarda düzen içi çözüm vaat etti. Demokrasi mücadelesinde düzen içi formüllere güç verdi. Avrupa Birliği ni antifaşist mücadelenin hedefi ve ufku kılmaya çalıştı. Bu yönleriyle de AKP dönemi solda sivil toplumculuğun, liberalizmin etkilerinin hissedildiği bir dönem oldu. AKP bu dönemde demokrasi mücadelesi bakımından uzlaştırıcı güç rolünü oynadı. Halk kitlelerinin 12 Eylülcü faşist düzene ve resmi ideolojiye karşı birikmiş tepki ve öfkelerini düzen içi vaatlerle oyaladı, çürüttü. Rejim krizinin devrimci çözümünü engelleme, erteleme, rejime soluk aldırma, zaman kazandırma hattında yürüdü. Belirli bir rejimin ayakta kalması için sadece iktidarı yürütecek güçlü bir politik kuvvet yetmez; aynı zamanda halk kitlelerini devlet düzenine razı edecek, yönetilmeye devam etmelerini sağlayacak bir uzlaştırıcı güç de gereklidir. Devrimci strateji bakımından iktidar gücü ana hedef, uzlaştırıcı güç ise ana darbenin doğrultusu nitelemesiyle anılır. Zira devrimci hareket, kitlelerin düzenden kopuşmasını sağlamadan başkaldırı oluşmaz ve uzlaştırıcı güç kitlelerden

18 Marksist Teori 7 yalıtılmadan da sorunların devrimci çözümü gündeme girmez. AKP, vaatlerinin aksine, otoritesi altına aldığı devlet organlarında yapısal herhangi bir demokratik değişikliğe gitmedi. Çankaya, YÖK vb. örneklerde devlet biçimi nde bir demokratik dönüşüme gitmeksizin, bu mevzileri inisiyatifi altına almakla yetindi. Dolayısıyla liberal yanılsamanın merkezinde duran, sivilleşmenin demokratikleşme getireceği fikri yanlışlandı referandumu ve 2011 seçimlerinin ardından burjuva devlette iki başlılığın ortadan kalktı. AKP Ezenlerin iradesinin tekleşmesi, ezilenlerin mücadeleleri ve politik oluşumları arasında nesnel bir yakınlaşmaya yol açtı. Burjuva devletteki iki başlılığın ezilenler cephesinde yarattığı suni bölünmelerin nesnel zemini ortadan kalktı. AKP hükümetine kalkan her yumruk bütün ezilen kesimleri ilgilendiriyor. devletleşti. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay da generaller partisinin gücünü kırdı. YAŞ kriziyle Genelkurmay üzerinde de hakimiyet sağladı. Ne var ki, bu aynı zamanda, 20 yılı aşkın bir süredir ağır bir krizle boğuşan bir rejimin hakimiyetini devralmak anlamına geldi. AKP bu pozisyonu sürdürmek için, ezenlerin birinci temsilcisi haline geldi. Generalleri kendi hegemonyası altında bir uzlaşmaya razı etti. Bunun karşılığında militarist-faşist politikaların esas yürütücüsü rolünü üstlendi. Kürt ulusuna karşı yeni Türkiye adına savaş ilan etti. Geçmişteki hezimetleri Ergenekon a mal ederek Kürt ulusal demokratik hareketine dağda ve şehirde saldırdı. Bu savaş politikasını Suriye ye yönelik saldırganlığa doğru genişletti. AKP nin uzlaştırıcı güç rolünü terk ederek, faşist politikaların birincil uygulayıcısı rolüne geçişi, bu rolü oynayabilecek başka bir partinin de olmayışı, devlet-halk çelişkisinde ani bir keskinleşmeye yol açtı. Böylece, demokrasi sorununun ele alınışında düzen içi formül, dönemsel dayanaklarını yitirdi. Antifaşist halk devrimi fikri güncellendi ve giderek genişleyen toplumsal kesimlerin ilgisini çekmeye başladı. Halk kitlelerine, sokağın gücüne, fiili meşru mücadeleye, devrimci zor yöntemlerine inanç, ilgi ve yönelim gelişmeye başladı. Devrimci ve ilerici harekette de buradan beslenen yeni bir özgüven ve canlanma gelişmeye başladı. [ 18 ]

19 Yasal Kürt siyasetini boğmaya yönelen KCK operasyonları, Hrant Dink davasında çıkan karar, Sivas katillerinin zaman aşımıyla aklanması, Uludere katliamı, formülüyle eğitimde burjuva islamcı düzenlemeler yapılması, kürtaj yasağı girişimi gibi kilit önemde gelişmeler yaşandı. AKP nin rejim krizinin birikmiş sorunlarına dair esasen hiçbir çözüm gücünün olmadığı ya da kalmadığı geniş yığınlar nezdinde açığa çıktı. Kemalist bürokrasinin partisi CHP de bu koşullardan yararlanmak için yeni başkanı Kılıçdaroğlu liderliğinde ortanın solu çizgisine doğru kontrollü ve sancılı bir salınım yapmaktadır. CHP bir kez daha o lanetli tarihsel rolünü oynamak ise çamurlu gövdesiyle sol siyaset sahnesine doğru ilerlemektedir da Hayır cephesinde yer alan kimi kuvvetlerin bir kez daha benzer bir yanılgıya meylederek CHP deki bu değişime pozitif anlamlar yüklediğine tanık oluyoruz. (Örneğin: ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ın Parti Kongresi sonrasında verdiği röportaj 5.) CHP nin sola yönelişi kemalist bürokrasinin iktidardan devrilişinin idrakine varmasıyla ilgilidir. ABD büyükelçisinin bu ülkeye sol lazım söylemiyle dile getirdiği üzere, canlanan halk muhalefetini emecek ve düzen içinde tutacak uzlaştırıcı güç sorunu egemen sınıfların gündemindedir. Yeni CHP egemenlerin bu ihtiyacının ürünüdür. Tıpkı 28 Şubat la hükümetten devrilen politik islamcıların AKP yle Marksist Teori 7 [ 19 ] siyaset sahnesine dönüşü gibi, Yeni CHP de, muhalefete itilen kemalist elitlerin TÜSİAD, AB ve ABD yle işbirliği temelinde yeniden iktidara aday oluşunun partisidir. AKP den sonra? AKP nin kendi hegemonyası altına aldığı faşist rejimi yoğunlaştırma hamlesinin sınırlarına yaklaştığı görülüyor. Ezenlerin iradesinin tekleşmesi, ezilenlerin mücadeleleri ve politik oluşumları arasında nesnel bir yakınlaşmaya yol açtı. Burjuva devletteki iki başlılığın ezilenler cephesinde yarattığı suni bölünmelerin nesnel zemini ortadan kalktı. AKP hükümetine kalkan her yumruk bütün ezilen kesimleri ilgilendiriyor. AKP nin burjuvazi bakımından alternatifsiz hükümetine karşı giderek genişleyen halk kesimlerinde öfke ve tepki birikiyor. Yeni bir mücadele enerjisi uyanıyor. Bir toplumsal kaynaşma hali yaşanıyor. Ezilenlerin siyasal akımları düzen partileriyle bağlarını zayıflatmaya, birbirleriyle bağlarını güçlendirmeye yöneliyorlar. Hrant Dink davası, Sivas ta zaman aşımı kararı, Newroz, 1 Mayıs gibi gündemlerde devasa bir halk enerjisi sokaklara akıyor. Politik davalar büyük yığınları bilinçlendiriyor, uyandırıyor. Bu hareketlerin tümünü birleştirecek ve zalimlerin hükümetine karşı seferber edecek bir birleşik politik irade ise henüz oluşturulabilmiş değil.

20 Türkiye, 2000 lerin başlarında Latin Amerika da ya da 2008 de Yunanistan da halkların muhafazakar sağ hükümetleri demokratik yoldan devirdikleri süreçlere benzer bir atmosferde. Bu ülkelerde de seçimlerde paranın gücüyle halktan oy alan başkanlar ve hükümetler büyük emekçi kitlelerinin sokakta politikaya katıldığı başkaldırılarla devrildi. Ancak benzerlikler kadar farklılıklar da hesaba katılmalı: Hükümet hala hatırı sayılır bir halk desteğini arkalıyor ve Kürdistan da süren ulusal savaş, bütün politik yaşamı belirliyor. Dolayısıyla bu belli an da, Batı da canlanmakta olan politik kitle hareketiyle Kürdistan da halen gürbüz bir varlık sergileyen Kürt ulusal savaşımının buluşması, zalimlerin hükümetinin yenilgiye uğratılmasının önkoşuludur. Bunun somut bir ifadesi olarak Batı da sol-sosyalist hareketle Kürt ulusal hareketinin kitle güçlerinin buluşturulması, birleştirilmesi kilidin anahtarıdır. Hükümetin halk mücadeleleri yolundan devrilmesi, sınıf mücadelesinin gündemine girmiş bir konudur. AKP hükümetinin burjuvazi bakımından alternatifsizliği koşullarında, bu yöndeki gelişme burjuvaziyi ürkütmekte, panikletmektedir. Zira, halkçı-demokratik güçlerin bu yönlü inisiyatifi, faşist rejimin krizi koşullarında anlamlı bir özgürlük atılımına yol açabilir. Her kritik konuda AKP yle aynı çizgide duran CHP nin halk güçlerindeki politikleşmeyi emme ve çürütme Marksist Teori 7 [ 20 ] yöneliminin yenilgiye uğratılması da ezilenlerin birliğinin sağlanması bakımından temeldir. Kendisini uzlaştırıcı güç rolüne hazırlayan CHP nin, son seçimlerde olduğu gibi, ilerici halk güçlerinin enerjisini emerek posalaştırmasına izin verilmemelidir. Halkların Demokratik Kongresi söz konusu olduğunda orada bağımsızlığımızı korumayamayız gerekçesini öne süren bazı dostlarımızın CHP yle işbirliği söz konusu olduğunda bu kaygıyı hızla bir kenara bıraktığı görülmektedir. Devrimci demokratik merkez ihtiyacından bahseden bu dostlarımız, CHP yle ittifak önerisini bu merkez in neresine koyduklarını açıklamalıdır. Oysa, ezilenlerin siyasi bağımsızlığının sağlanması, CHP ve tüm düzen partilerinden tam ve kesin kopuş yolundan mümkündür. Ancak işçi-emekçilerin politik kuvvetlerinin Kürt ulusal hareketiyle etkin birliği yolundan ezilenlerin cepheleşmesi sağlanabilir. CHP yle ittifak gerçekte CHP nin peşine takılmak, halkların eylem gücünü egemen sınıfların bir kanadına yedeklemek demektir. Halk mücadelesinin rotasını Kemalist elitlerin partisi CHP nin yörüngesine sokmak, onun etki alanını ve gücünü kırmak, sınırlamak demektir. Halkların devrimci demokratik mücadelesiyle sarsılan ve gerilemeye başlayan AKP hükümetinin alternatifi konumuna, generaller partisini ve kemalist bürokrasiyi TÜSİAD, AB ve ABD yle işbirliği temelinde yeniden iktidara taşımaya çalışan

21 Marksist Teori 7 CHP yi geçirmek ezilenler bakımından tam bir siyasal intihardır. AKP iktidarının alternatifi, devrimci demokratik halk iktidarı olarak formüle edilmelidir. AKP nin kırılgan politik gücünün geriletilmesiyle açılacak alanı kemalist gericiliğin partisi CHP değil, devrimci demokratik halk güçleri doldurmalıdır. Mücadelenin ilerleyen aşamalarında, AKP nin kimi bağımsız hamlelerinden rahatsız olan emperyalist çevreler ve TÜSİAD, onun gücünü sınırlamaya, yerine CHP yi geçirmeye de yönelebilirler. Daha bugünden, halk mücadelesini egemenlerin her iki kanadından bağımsız bir temelde geliştirmek AKP den sonra oluşacak siyasal koşullara hazırlık bakımından da elzemdir. Dolayısıyla, CHP ye ve CHP ciliğe karşı etkin ideolojik-politik mücadele, zalimlerin hükümetinin yenilgiye uğratılması mücadelesinden asla kopartılamaz, onun temel bir unsurudur. Halk güçleri arasında ortaya çıkan yakınlaşma eğilimini bir ezilenler cephesi yönünde büyütüp güçlendirmek, birleşik halk direnişini örgütlemek, zalimlerin hükümetini yenilgiye uğratmak ve devrimci demokratik halk iktidarı hedefine yürümek; önümüzdeki dönemin politik yönüne işaret etmektedir. Dipnotlar: 1 Konya da işçi-patron ilişkilerini inceleyen Emeğin Tevekkülü (Yasin Durak, İletişim Yayınları) kitabında, işçilerin beyanları, patronların İslam inancını işçileri aşırı artı değer sömürüsüne razı etmek için kullandığını açıkça göstermektedir. Hem patronun hem de işçilerin dindar olduğu Konya, Kayseri vb. kentlerde geleneksel İstanbul burjuvazisinden biraz farklı olarak, işçi-patron ilişkisi İslami tonda bir abi-kardeş ilişkisi formuna bürünmektedir. Çoğu işyerinde işçilerin sınıf olarak çıkarlarını savunmak için sendikal vb. örgütlenmeye gitmedikleri, patronların onlara bir hami-kollayıcı gibi davrandığı babacan bir ilişki biçimi dinin gereği olarak sunulur ve ideolojik olarak meşrulaştırılır. Bu ilişkide çoğunlukla basit jestler ve armağanlar işçinin maruz kaldığı ağır sömürüyü perdeleyen rol oynar. Keza İslam ın gereği olarak sunulan çalışma ahlakı işçiyi işyerini sahiplenmeye ve patron başında yokken dahi Allah ın denetimi altında çalışmaya sevk eder. Yine, İslamcı burjuvaların tarikat-cemaat ve dindarlık bağlarıyla ekonomik bağları birleştirerek bir tür alt-ekonomi yarattığı, pek çok kaynakta işlenen bir olgudur. Örneğin: Altekonomi oluşumu (işlerini mümkün olduğunca kendileri gibi İslamcı olan şirketler ve bankalarla yürütmek, müşteri kitlesi ve çalışanlarının çekirdeğini yine böylesi insanların oluşturması)... bu sermayeye, birikim sağlama açısından diğer sermaye fraksiyonları karşısında ek avantajlar sağladığı için önemlidir. (A. Ekber Doğan, Mülkiye dergisi, cilt XXX, sayı 252) 2 Yasin Aktay şöyle diyor: AKP, Türkiye nin yürüyen sistemi içinde istediği zaman çekip gidemeyecek kadar eklemlenmiş yeni sosyal ve sınıfsal tabakaların rasyonalitesini temsil ediyor (Akt: A. Ekber Doğan, age.) 3 MÜSİAD (esasen Nakşibendi tarikatının ilişkileri çerçevesinde) 1990 yılında kuruldu. Nur cemaati (Fettullah Gülen) çevresi ise 1993 te İŞHAD ve HÜRSİAD ı kurarak ayrı bir patron örgütlenmesi gerçekleştirdi. Gülen cemaati, MÜSİAD ı RP ye angaje olduğu ve AB ye karşı çıktığı için eleştiriyor, daha pragmatik bir çizgi izliyordu. İŞHAD ve HÜRSİAD ın etrafındaki ilişki ve örgütlenmenin büyüyüp gelişmesi sonucunda 2005 te TUSKON kuruldu. TUSKON a bağlı 80 ilde 172 dernek bulunmakta, kendi verilerine göre TUSKON 40,000 girişimciyi temsil etmektedir. [ 21 ]

22 Marksist Teori 7 MÜSİAD 1997 ye kadar büyüyerek 2825 üyeye ulaştı. Ancak 28 Şubat ın ardından MÜSİ- AD üye sayısı düştü ye gelindiğinde 1800 e gerilemişti. Ancak AKP li yıllarda yeniden yükselişe geçen MÜSİAD ın üye sayısı 3300 e çıktı. MÜSİAD ın 21. Genel Kurulu na katılan Başbakan Erdoğan 28 Şubat, MÜSİAD a, MÜSİAD ın üyelerine karşı... yapılmış bir müdahaledir dedi. ( ) 4 Kendi verilerine göre MÜSİAD; Türkiye genelinde 33 ye ulaşan şube sayısı, 45 farklı ülkede yaklaşık 105 irtibat noktasıyla den fazla üyeyi ve GSMH nın %15 ini karşılayan, ihracata ise yaklaşık 17 milyar dolar katkısı olan, yaklaşık kişiye istihdam sağlayan ve yıllık ortalama 5 milyar dolara yakın yatırım yapan işletmeyi temsil etmektedir. (musiad.org.tr) TÜSİAD; MÜSİAD ve TUSKON un tersine üye sayısını mümkün olduğunca az tutmaya çalışan bir dernektir. Nisan 1971 de kurulduğunda üye sayısı 12 ydi itibariyle ise 600 üyesi vardır, bunların sadece 20 si İstanbul dışındandır. (Oğuzhan Erdoğan, Star gazetesi, ) Kendi verilerine göre TÜSİAD üyeleri, sanayi üretiminin %65 ini gerçekleştirmektedir, ayrıca: TÜSİAD, Türkiye nin başlıca endüstri ve hizmet kuruluşlarını temsilen, yaklaşık 600 üye ve bu üyelerin temsil ettiği yaklaşık 3,500 şirketten oluşmaktadır. Bu kuruluşların yarattığı katma değer, kamu faaliyetleri dışarıda bırakıldığı zaman, Türkiye de yaratılan katma değerin yaklaşık yarısına denk gelmektedir. Enerji ithalatının dışarıda bırakılması durumunda, TÜSİAD üye kuruluşları toplam dış ticaretin %80 ini gerçekleştirmektedir. Tarım ve kamu dışı kayıtlı çalışanların yaklaşık %50 si TÜSİAD üyelerine bağlı kuruluşlar tarafından istihdam edilmektedir. (tusiad.org.tr) 5 Örneğin, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş: AKP nin gittikçe despotikleşen bir tek adam rejimi kurma sürecinin karşısına geniş bir muhalefet hattıyla karşı durulabilir. CHP nin böyle bir mücadele içinde alacağı pozisyon önemli. Asgari düzeyde de olsa eşitlikçi ve özgürlükçü bir yerde durursa, Kürt muhalefetini dışlamayan bir tavır alabilirse, en azından Ankara ve İstanbul da üzerinde anlaşılan adaylarla yerel seçime gidilebilir. Bu nedenle, biz CHP yi eleştirmiyor, hedef almıyoruz. Çünkü şimdi asıl sorunumuz bu iktidar ve onun uygulamaları diyor Alper Taş. (Birgün Gazetesi, 8 Haziran 2012.) [ 22 ]

23 TÜRKİYE DE İSLAMCILIK VE DİNDARLIĞIN GELİŞİMİNDE AKP NİN TARİHİ YERİ Osman Tiftikçi İslamcılığın Genel Özellikleri İslamcılık, 19. yüzyılın ikinci yarılarında, Müslüman ülke burjuvazilerinin bir ideolojisi olarak ortaya çıktı. Avrupa burjuvalarından farklı olarak, İslam ülkelerinin burjuvazisi laik değil, dinci, İslamcı bir tavırla siyaset sahnesine çıktı. Orta Asya, Kafkaslar, Hindistan, Kuzey Afrika, Orta Doğu vs. tüm İslam ülkelerinde böyle oldu. Ama Müslüman ülke burjuvazisi bunu yaparken İslamı da kendi çıkarlarına uygun bir hale getirdi. Elinde, belli bir elit kesime hitap eden medrese eğitiminden başka bir sistem bulunmayan, siyasi sistemi, hukuk sistemi, günlük yaşamı dine göre biçimlenmiş bir topluma sahip olan ve ulema dışında aydınları olmayan burjuvazi için başka bir alternatif de yoktu. Avrupa da burjuvazinin geliştirdiği ideolojileri ithal etmek, ülkesini zorla işgal etmiş, ulusal ve dini kimliğini aşağılayan, onu asimile etmeye çalışan bir gücün önünde onursuzca [ 23 ]

24 dize gelmek olacaktı. Böyle bir tavrın, burjuvazinin ihtiyacını duyduğu kitle desteğini bir yana iteceği ortada idi. Özetle Müslüman ülke burjuvazisinin Batı daki gibi laik olarak siyaset sahnesine çıkma yerine, İslamı kendi çıkarlarına uygun hale getirip dini temelde biçimlenmiş ideolojiyle ortaya çıkması, o dönemin nesnel ve öznel şartlarının bir ürünüydü. Sadece ideolojik olarak değil, ekonomik ve siyasi olarak da güçsüz bulunan Müslüman burjuvazi için başka bir yol yoktu. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında İslam dünyası içinde evrensel bir özellik kazanan İslamcılığın, belli başlı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: Batı sömürgeciliğine ve emperyalizme karşıydı. Siyasi olarak parlamenter biçimleri, örneğin meşrutiyeti savunuyordu. Şeyhlik, emirlik, sultanlık, şahlık gibi yönetim biçimlerini İslam a uygun bulmuyordu. İslam birliğini (İttihad-ı İslam, Panislamizm) savunmasının yanı sıra, ulusal birliğe ve ulusal ekonomiye de sahip çıkıyordu. Dinsel, ulusal bütünleşmenin önünde engel olarak gördüğü, mezhepsel bölünmelere, tarikatlara karşı çıkıyordu. Batı dan modern eğitimin, bilim ve tekniğin alınmasını, ilerleme için şart olarak görüyordu. Kadın konusunda daha özgürleştirici reformlardan yanaydı. Bu saydığımız özellikler, Müslüman dünyasında sözünü ettiğimiz Marksist Teori 7 [ 24 ] dönemde var olan İslamcı akımların soyutlanmış genel özellikleridir. Bu özellikler her ülkenin somut durumuna göre farklı biçimler almışlardı. Yani bu genel özelliklerin yanı sıra her Müslüman ülkenin kendine göre İslamcılığı vardı. Örneğin Tatar Türkçü-İslamcılığı ile, Osmanlı İslamcılığı, Mısır daki İslamcılıkla Hindistan daki, İran ve Ortadoğu daki İslamcılık bire bir aynı değildi. İslamcılık Birinci Dünya Savaşı ndan sonra önemini yitirdi. İslamcılığın içinden ortaya çıkan milliyetçilik öne geçti. Milliyetçiliğin içinden de sol ideolojiler çıktılar. İslamcılık ise genel bir eğilim olarak, burjuva demokratik niteliklerini geri plana itip, dindarlığa evrildi. Ama bu süreç konumuzun dışında kalır. Osmanlı da İslamcılık Osmanlı İmparatorluğu tıpkı Türkçülük gibi İslamcılığın da en son geliştiği ülke oldu İkinci Meşrutiyet le birlikte belirgin bir akım olarak ortaya çıkan Osmanlı İslamcılığı, imparatorluğun yıkılıp ulusal bir devletin kurulmasıyla birlikte tasfiye oldu. Osmanlı İslamcılığı, 1900 lerin başlarında var olan burjuva ideolojilerden biriydi. Batıcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük ve bunların yanında İslamcılık aynı amaçlara hizmet ediyorlardı. Bunlar partileşmemiş burjuva fraksiyonlar durumundaydılar ve çoğu yerde de iç içe geçmiş bir haldeydiler. Örneğin İslamcılar, Batıcılar, Türkçüler Osmanlıcı idiler. Veya

25 Türkçüler aynı zamanda İslamcıydılar, İslamcılar aynı zamanda Batıcıydılar vs. Osmanlı İslamcılığı ifadesini; Sırat-ı Müstakim, Beyanü l-hak gibi yayın organlarında, Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi nin çıkardığı dergilerde, Musa Kazım, Mehmet Akif, Sait Halim Paşa gibi kişilerde ifadesini buldu. Osmanlı İslamcılığı: İmparatorluğun yarı-sömürge durumuna, kapitülasyonlara, gümrüklerin yabancı güçlerin inisiyatifi altında olmasına karşı çıkıyordu. Batı dan bilimi ve tekniği alıp hızla sanayileşmeyi savunuyordu. Osmanlı İslamcılığı Hanedanlığa yani II. Abdülhamid yönetimine karşıydı. Abdülhamid in Panislamizmini, kendi çıkarlarını korumak için dini istismar etmek olarak görüyorlardı. İslamcılar Meşrutiyet istiyorlardı ve İttihat Terakki yanlısıydılar. Osmanlı İslamcıları, Osmanlı İmparatorluğu nun bütünlüğünün korunmasından yanaydılar. Bu nedenle ulusal kurtuluş mücadelelerine, genel olarak milliyetçiliğe karşıydılar. Onların savunduğu İslam Birliği anlayışı, esas olarak, Müslüman toplulukları (Araplar, Kürtler, Arnavutlar, Çerkesler, Türkler gibi) Osmanlı devlet yönetimi altında tutmayı hedefliyordu. Osmanlı İslamcılığı örgütlü bir güce, örneğin bir siyasi örgüte dönüşmedi. Osmanlı İslamcıları dergiler etrafında bir araya gelmiş olan, kendi aralarında da önemli görüş farkları bulunan, genel olarak da devlet memurluğu yapan kişiler olarak kaldılar. Marksist Teori 7 [ 25 ] Abdülhamid e karşı örgütlü, çerçevesi belli bir muhalif güç haline gelemeyen İslamcılar, 1908 devriminden sonra İttihat ve Terakki nin, devletin bir parçası haline geldiler. Osmanlı İslamcıları muhalif bir güç olarak değil, tersine muhalefete karşı İttihatçı iktidardan yana olan, bazı dini itirazları olmakla birlikte genel olarak İttihatçıların burjuva reformlarını ve uyguladıkları dış politikayı destekleyen bir güç olarak var oldular. Bunlar İttihatçılarla aynı sınıfsal temele dayanıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı Osmanlı İslamcılığının da ideolojik tezlerini çökertti. En başta İslam kardeşliği, Halife nin liderliği ve otoritesi, dinin insanlar arasında en kuvvetli bağ olduğu tezleri doğrulanmadı. Osmanlı içindeki Müslüman uluslar, başta Araplar olmak üzere, Arnavutlar, Kürtler isyan ettiler. Bu kadar da değil Arapların yanı sıra örneğin Hintli Müslümanlar din kardeşlerinin boğazına sarıldılar. Arabistan da, Orta Doğu da ve İngilizlerle savaşılan yerlerde (örneğin Çanakkale de) böyle oldu. Kurtuluş Savaşı süreci Osmanlı İslamcılığını prestij olarak daha da geriletti. Bu mücadele, İslamı da kullanmakla birlikte, ulusal temelde bir mücadele oldu. Ama dini kullananlar sadece burjuva ulusalcılar değildi. İngilizler başta olmak üzere işgalci güçler ve İngilizlerle işbirliği yapılarak sorunların çözüleceğine inanan Vahdettin ve Osmanlı yönetimi de dini kullandılar. Bu süreçte Osmanlı

26 Marksist Teori 7 Laiklik adı altında, Sünni İslam devlet dinine, din adamları da devlet memurlarına dönüştürüldüler. İslamcıları, Anadolu daki direnişten yana olanlar ve İngiliz işbirlikçileri biçiminde bölündüler. Direnişe karşı iç ayaklanmalar dini duygular kışkırtılarak gerçekleştirildi. Kurtuluş Savaşı süreci Ankara ile İstanbul arasında din adamlarının karşılıklı fetva savaşı biçiminde geçti. Kurtuluş Savaşı nın başarıya ulaşmasından sonra da 1924 yılında çıkarılan yasalarla Osmanlı İslamcılığı tümüyle tasfiye edildi. Bu tasfiye karşısında cevap verilmesi gereken iki soru vardır: Birincisi neden daha düne kadar İslamcılarla birlikte yürüyen, dini kullanmaya çalışan burjuvazi böyle keskin bir tavır aldı? İkincisi, medreselerin kapatılıp dini eğitim veren bir tek kurumun bırakılmaması, tekke ve zaviye gibi toplumsal dini örgütlenmelerin yasaklanması, eğitim, hukuk, siyaset alanından İslamın kovulması, hatta Arapça nın, Kur an kurslarının bile yasaklanması gibi keskin tedbirler karşısında İslamcılar neden direnemediler? Birinci sorunun cevabı, imparatorluğun yıkılıp yerine ulusal bir devletin kurulması sürecinin getirdiği değişikliklerde aranmalıdır. İmparatorluğun ayakta tutulmasına, hatta Birinci Dünya Savaşı fırsat bilinerek genişletilmesine yönelik politikalar, savaş sonunda egemen sınıflar tarafından tümüyle tasfiye edilmek zorunda kalınmıştır. İttihat ve Terakki imparatorluk döneminin bir kurumuydu, iç ve dış politikalar buna göre biçimlenmişti ve Kurtuluş Savaşı sürecinde tümüyle tasfiye edildi. İttihatçılığa son darbe 1926 yılında İzmir Suikastı bahane edilerek vuruldu. Osmanlı İslamcılığı da bir imparatorluk projesiydi ve imparatorluk yaşarsa ayakta kalabilirdi. Ama Osmanlı imparatorluğu, yukarıda değindiğimiz gibi İslamcı birçok temel tezi de yok ederek yıkıldı. Egemen sınıflarda özellikle Araplara ve Arapların dini olarak ortaya çıkan İslama karşı ciddi bir tepki oluştu. İslamcılık Dünya Savaşı sırasında Osmanlı egemen sınıflarının (iktidarda bulunan İttihat ve Terakki de birleşmiş egemen sınıflar bloğunun) bir işine yaramamış, başkalarına yardımcı olmuştu. Kurtuluş savaşı sırasında da din, gene büyük problemler çıkarmıştı. Bütün bunlara ek olarak yeniden yükselişe geçen Kürt ayaklanmalarına önderlik edenler aynı zamanda din adamlarıydı. Bu saydıklarımız dinin o dönem için burjuvazinin başına açtığı sorunlardı. Türkiye burjuvazisi geleceğe yönelik planları açısından da İslamcılığı artık faydalı değil zararlı buluyordu. Burjuvazi kendi geleceğini Batı ile yani emperyalizmle bütünleşmede, savaş sırasında ve Kurtuluş [ 26 ]

27 Marksist Teori 7 [ 27 ] Savaşı sürecinde zorla tasfiye ettiği azınlık burjuvazisinin boşluğunu doldurmakta görüyordu. Bu nedenle örneğin İslamcılığın temel tezlerinden olan İslam Birliği artık burjuvazi için hem boş bir hayal, hem de emperyalizmle ilişkilerde pürüz çıkartabilecek bir söylemdi. Çünkü imparatorluk döneminde Müslüman toplulukları Osmanlı devletine bağlı tutmaya yarayan bu tez, şimdi ifade edildiğinde emperyalistlerin işgali altındaki bu bölgeleri onlardan geri almayı istemek anlamına gelecekti. Sonuç olarak Türkiye egemen sınıfları dünya savaşı sırasında ve Kurtuluş Savaşı sürecinde pek faydasını görmedikleri, tersine zararını gördükleri, gelecek açısından da astarı yüzünden pahalı görünen İslamcılığı tümüyle tasfiye ettiler. Öyle ki devlet (yani kendileri) dışında dini hiçbir otorite, hiçbir örgütlenme bırakmak istemediler. Öyle de yaptılar. Laiklik adı altında, Sünni İslam devlet dinine, din adamları da devlet memurlarına dönüştürüldüler. İkinci sorunun, yani İslamcıların ve dindar çevrelerin, tekke ve tarikat çevrelerinin, bu tasfiyeye karşı neden direnemediklerinin cevabı ise, burjuvazinin geçmiş süreçte sağladığı birikim ve kurumlaşmaların gücünde aranmalıdır. Osmanlı özellikle III. Selim le birlikte, devlet kurumlarından başlayarak bir modernleşme çabasına girmişti. II. Mahmut ve ardından gelen Tanzimat dönemi, bu süreci daha da ileri götürdü. Bu süreç aynı zamanda devlet kurumlarının ve eğitimin dinden arındırılma süreciydi. II. Abdülhamit dönemi bu sürecin zirvesi oldu. Bu dönemde ordu, devlet bürokrasisi, hukuksal alan, eğitim, dindar ama dini eğitimle değil, modern eğitimle yetiştirilmiş kadrolardan oluşuyordu. Ulemanın etkinliği ve kurum olarak medreseler tükenmiş durumdaydılar. II. Meşrutiyet döneminde her dini söylemi ve eylemi irtica olarak damgalayıp, toplumun gözünde mahkûm edebilen ortamın alt yapısı Abdülhamid döneminde oluşturulmuştu. İttihatçılar ve Meşrutiyet aydınları, Abdülhamid in yetiştirmeleriydiler. Cumhuriyet ilan edildiğinde gençlik, öğrenci, aydın kesimler ve ordu başta olmak üzere devlet bürokrasisi dinci, İslamcı olmayan kadroların egemenliği altındaydı. Üstelik Kurtuluş Savaşı bu unsurların toplum gözündeki prestijini daha da artırırken, İslamcı ve dindar kesimleri daha da gözden düşürmüştü (sebeplerini yukarıda anlattık). Osmanlı saltanatının yanı sıra, dini liderliği de (Halifeliği) şahsında birleştiren Vahdettin, vatan haini ilan edilmişti. Özetle İslamcı kesimlerin, tekke ve tarikat çevrelerinin direniş oluşturacak ne moralleri ne de arkalarında mücadeleye hazır ciddi bir kitle vardı. Kemalistlerin laiklik adı altında attıkları adımlar, daha önceki tarihsel sürecin bir devamıydı ve bunların tepkisiz kabul ettirilebilmesinin altında bu tarihi birikim yatıyordu. Bu adımlara karşı ciddi bir tepki oluşmadı. Ama Kemalistler yılgınlığı daha da derinleştirmek için, keyfi

28 Marksist Teori 7 diyebileceğimiz bir şiddet uygulamaktan çekinmediler. Örneğin şapka devrimine karşı çıktılar diye onlarca insan asıldı, İskilipli Atıf Hoca gibi bir Osmanlı İslamcısı, uyduruk gerekçelerle idam edildi. Cemaatlerin ve Cemaat Dindarlığının Doğuşu Sadece İslam ın siyasal ve toplumsal örgütlenmesine değil, bunların yanı sıra insanların dini inançlarını devlet dayatması dışında kendi imkânlarıyla öğrenme ve öğretmelerine konulan yasaklar, süreç içinde kendi karşıtını doğurdu. Bugün Cemaat diye adlandırılan kurumlar, tek parti döneminde ortaya çıktılar. Nurcular, Süleymancılar, Işıkçılar, Nakşî örgütlenmeler, dini yasaklara karşı tepki olarak biçimlendiler. Tek parti döneminde oluşmaya başlayan cemaatler, II. Dünya Savaşı ndan sonra kendilerini açığa vurabilecek bir örgütlenmeye ve güce erişebildiler. Cemaatlerin savunduğu din ve İslam anlayışı, Osmanlı İslamcılarından çok farklıydı. Bu nedenle biz bunları İslamcılıktan ayırt etmek için, din anlayışlarını Cemaat Dindarlığı ya da kısaca Dindarlık olarak isimlendireceğiz. 1 Cemaat Dindarlığı ile Osmanlı İslamcılığı arasındaki önemli farkları şöyle sayabiliriz: İki anlayış, sınıfsal olarak farklı temellere dayanıyordu. Osmanlı İslamcıları Abdülhamid i devirip iktidara ortak olmak için mücadele eden burjuvazinin temsilcileriydiler ve 1908 le birlikte iktidar olmuşlardı. Cemaat Dindarları ise tek parti yönetiminin dini yasaklarına ve ekonomik ezilmeye karşı küçük ve orta burjuva kesimlerin, küçük tüccar ve sanayicilerin tepkilerini ifade ediyordu. Bunlar iktidarda değillerdi ve iktidarın nimetlerinden yararlanmak bir yana, eziliyorlar, göz ardı ediliyorlardı. Cemaat Dindarlığı, Osmanlı İslamcılığının ve genel olarak İslam dünyasındaki İslamcı hareketin bir devamı değildi. O birikim üzerinde yükselmemişti. Hatta Cemaatler, genel olarak İslamcılara ve İslamcılığa düşman olarak ortaya çıktılar. Bu nedenle Dindarlığın, İslami anlayışı ve kavrayışı, Türkiye ye bakışı Osmanlı İslamcılarıyla çoğu yerde zıttı. İslamcılar için İslam, sadece dini bir inanç değil aynı zamanda siyasi, ekonomik ve toplumsal bir proje idi. Dindarlar için ise İslam ya da Müslümanlık İslam ın beş şartını yerine getirmeye çalışmaktan ibaret, ibadet biçimine indirgenmiş bir dindi. Namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, tesettüre uygun giyinmek, kadın vücudunun basın yayın or- 1 İslamcılığın Doğuşu, Osmanlı dan Günümüze Türkiye de Gelişimi isimli çalışmamızda, bu akımı Dincilik olarak isimlendirmiştik. Kitap yayınlandıktan sonra Dincilik nitelendirmesinin, İslamcı çevreler tarafından tepkiyle karşılandığını öğrendik. Bu nedenle Dincilik yerine Cemaat Dindarlığı, Dindarlık kavramını kullanmayı uygun bulduk. İslamcılıkla Dindarlık arasında böyle bir ayırımın, Türkiye deki İslamcı çevreler tarafından da yapıldığını not edelim. Örneğin Türkiye deki İslamcı hareketin öne çıkmış isimlerinden Hamza Türkmen bu anlayışı Milli Dindarlık olarak isimlendirmektedir. [ 28 ]

29 ganlarında sergilenmesine karşı çıkmak, sanata karşıtlık, içki karşıtlığı, Ayasofya nın cami yapılmasını istemek, Türkiye deki Cemaat Dindarlığının çerçevesini ve içeriğini belirliyordu. Bu anlayış pratik olarak da cami, Kur an kursu yaptırma, devlet eğitimini dinselleştirmeye çalışma işleriyle uğraşıyordu. Osmanlı İslamcıları mezhepçiliğe, tarikatlara karşıydılar. Buna karşılık Dindarların tümü mezhepçi ve tarikatçıydı. Osmanlı İslamcılığı döneminin aydın, ideolojik olarak otorite sayılabilecek kafalarını içinde barındırıyordu. Dindarlık ise ideolojik düzey açısından acınacak bir düzeydeydi. Dindarlık, Osmanlı İslamcılığından ve genel olarak İslamcılıktan kopuk, köksüz bir hareket olarak doğdu. Bu nedenle Cemaat önderleri, kendi yapılanmalarının geçmişini hiçbir tarihi birikime bağlayamadılar. Her şeyi kendileriyle başlattılar ve örgütleri kendi adlarıyla (Nurcu, Süleymancı gibi) anılır oldu. Cuntayı hararetle destekleyenler kadar (Gülen çevresi, Necip Fazıl gibi), mesafeli duranlar da (Nurcu Yeni Asya çevresi, Nakşîler gibi) oldu. Marksist Teori 7 [ 29 ] Osmanlı İslamcıları kendilerini genel İslamcı hareketin bir parçası olarak görüyor, bu harekete sahipleniyorlardı. Örneğin Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Musa Carullah gibi İslamcılar, bunların yayın organlarından eksik olmuyordu. Cemaatler ve Dindarlık ise 1970 lere kadar bu İslamcılardan habersizdi li yıllarda bu İslamcıların ismi Türkiye de de konuşulmaya başlandığında en sert tepkiyi Dindarlardan aldılar. Osmanlı İslamcıları Abdülhamid in muhalifi ve İttihatçıydılar, Tanzimat a ve Meşrutiyete sahip çıkıyorlardı. Dindarlık ise Abdülhamit hayranı ve İttihatçı düşmanıydı. Cemaat Dindarlığı, Tanzimat ı ve Meşrutiyeti Osmanlı ya, Müslümanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyor, hakaretsiz anmıyordu. Osmanlı İslamcıları burjuva demokratik bir siyasi görüşün savunucusuydular, hanedanlığa karşı parlamenter demokrasi için mücadele ettiler. Devrim sürecinde, azınlıklar da dâhil tüm demokratik güçlerle birlikte davrandılar. Cemaatler ise Osmanlı padişahlığı şahsında tek kişi, otoriter, faşizan bir rejim rüyası görüyorlardı. Bu nedenle Türkiye deki tüm faşist darbelerin genel olarak destekleyicisi oldular. Demokratik güçlerle işbirliği şöyle dursun, bu güçlerin can düşmanı idiler. Osmanlı İslamcıları, burjuva temelde de olsa emperyalizme karşıydılar. Osmanlının yarı sömürge durumuna karşı çıkıyorlardı. Dindarlık ise

30 kraldan çok kralcı bir emperyalizm işbirlikçisi olarak ortaya çıktı. Osmanlı İslamcılığı genel olarak Türk milliyetçiliği de dahil olmak üzere milliyetçiliğe karşıydı. Dindarlık ise azınlık düşmanlığı temelinde, ırkçılığa varan bir milliyetçi anlayışa sahipti. Osmanlı İslamcılığı ile tek parti döneminde biçimlenmeye başlayan Türkiye Dindarlığı arasındaki farklar böyle özetlenebilir li Yıllar Marksist Teori 7 [ 30 ] Cemaat Dindarlığı 1970 li yıllara kadar Türkiye de önemli bir siyasi güç haline gelemedi. Hatta dindarlık bu yıllara kadar Türkiye deki milliyetçi-faşist hareketin bir parçası durumundaydı li yıllarda Dindar hareket önemli değişimler yaşadı. Cemaat Dindarlığının tarihi gelişimi açısından 1970 li yıllarda meydana gelen en önemli iki değişiklik şunlardır: Birincisi bu anlayış bu yıllarda siyasi bir örgütlenmeye dönüştü ve ortaya Milli Görüş olarak ifade edilen yeni bir çizgi ortaya çıktı. İkincisi, hem Mısır ve Pakistan daki deneyimlerden (özellikle Seyyid Kutub, Mevdudi ve Orta Doğu daki Hizbu t-tahrir den), hem de Türkiye deki antiemperyalist, antifaşist sol hareketin gelişiminden etkilenen Dindar gençler, İslamcılığı yaklaşık 50 yıl aradan sonra tekrar Türkiye nin gündemine soktular. a) Milli Görüş 1960 lı yıllar sadece sol hareket açısından değil, Dindar hareket açısından da gelişme, kitleselleşme yılları oldu. Birçok yayın organı çıkarıldı, İslamcı düşünürlerin eserleri Türkçeye çevrildi, yeni aydın kadrolar yetişti. Bu yıllarda Dindar hareket gençlik, özellikle de öğrenci gençlik içinde tabanını genişletti. Örneğin MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) 1970 li yıllarda Dindar gençlerin denetimine geçti ve derneğin amblemindeki Bozkurt un yerini Kitap aldı. Bu hareketlilik ve kitleselleşme siyasi bir partiyi, MNP yi (sonra MSP) de doğurdu. Sol çevrelerde MNP nin emperyalizmin bir tezgâhı olduğu görüşü yaygındır. Hatta benzer görüş, Türkiye de İslamcı hareketin yeniden başlatıcısı sayılan Ercüment Özkan da da vardır. MNP kurucularının emperyalizmin desteğini aradıkları, MNP ve MSP nin hem emperyalist güçlerden hem de işbirlikçi egemen sınıflardan bağımsız değerlendirilmemesi gerektiği doğrudur. Ama bunlara bakarak MNP ve MSP yi doğrudan emperyalizmin, dış güçlerin bir tezgâhı olarak görmek yüzeyselliktir ve yanlıştır. Bu partiler ve Milli Görüş uzun bir tarihi birikimin ve Cemaat Dindarlığının sağladığı gelişimlerin, Türkiye sınıflar mücadelesinde 1960 lı yıllarda meydana gelen değişimlerin ve bunların Dindar hareket üzerindeki etkilerinin yani birçok iç etkenin de ürünüydü. Cemaatler DP döneminden beri siyasi partiler içinde çalışıyorlardı. Sağ partiler içinde Cemaatlerin milletvekilleri de vardı. Bunlar örneğin YTP (Yeni Türkiye Partisi), MP (Millet

31 Partisi), AP (Adalet Partisi) gibi partilerde siyaset yapıyorlardı. Bu milletvekillerinin bir kısmı partilerinden istifa ederek önce MNP yi, sonra da MSP yi kurdular. Böylece tarihimizde ilk defa Cemaatler siyasi örgüte de dönüştüler. Türkiye sağında Dindar bir siyasi çizgi ortaya çıktı lı yıllarda da dini referans gösteren partiler kurulmuştu. Ama bunlar Cemaatlere dayanmıyorlardı ve ciddi bir taban bulamadılar, dağılıp gitmişlerdi. O dönemde Cemaatler henüz ciddi bir güç durumunda değillerdi. Milli Görüş bu partilerin tekrarı, ya da yeniden doğuşu anlamında bir devamı değildi. Ama elbette bu deneyimler ve birikimler MNP ve MSP nin ortaya çıkmasında etkili oldular. MSP, bir yandan Cemaatleri partileştirirken, aynı zamanda Cemaatleri siyasi olarak da böldü. Örneğin Yeni Asya gazetesini çıkaran Nurcuların Okuyucular kanadı ve Sabah gazetesini çıkaran Süleymancılar, Işıkçılar Demirel in AP sini desteklemeye devam ediyorlardı. MSP daha çok Nakşî Cemaatlere ve Nurcuların Yazıcılar kanadına dayanıyordu. MSP ile birlikte o zamana kadar Cemaatlerde ve Türkiye de olmayan bir siyasi çizgi de ortaya çıktı: Milli Görüş. Milli Görüş çok çeşitli ideolojik etkilenmelerin ve çeşitli siyasi güçlerin etkisi ve baskısı altında biçimlendi. Örneğin Milli Görüş ideolojik olarak, esasta temsilcisi olduğu Cemaatlerin Dindarlığını temsil ediyordu. Bu Dindarlığın özelliklerini yukarıda Marksist Teori 7 [ 31 ] saymıştık. Milli Görüş bu anlayışı siyasete taşıdı. Ama Milli Görüş Cemaat Dindarlığının yanı sıra, İslamcı görüşlerden de etkilendi. Örneğin İslam Birliği, Batıya karşı geliştirilen söylemler, ekonomik kalkınma projeleri bu etkilenmenin ürünüydü. Fakat Milli Görüş hiçbir zaman açıktan İslamcılığı savunmadığı gibi, Cemaatlerin İslamcılık karşıtı dindarlığını devam ettirdi. Örneğin İslamcılığın mezhepçiliğe, tarikatlara yönelttiği eleştiriler, gene İslamcılığın Arap rejimleri başta olmak üzere İslam ülkelerindeki devlet yönetimlerine yönelik eleştirileri Milli Görüş te yoktu. Tersine Milli Görüş Suudi sermayesi ile ilişki içindeydi ve İslam dünyasına yönelik çağrılar halka değil, mevcut devlet yönetimlerine yapılıyordu. Milli Görüş resmi ideolojiden de kendisini kurtaramamıştı. Resmi ideoloji, Cemaatler yoluyla Milli Görüş e girmişti. Örneğin Türk milliyetçiliği temelinde ifade edilen Rum ve Ermeni düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı, Kürt düşmanlığı, solu en baş hasım olarak belleme, Osmanlının fetihlerine sahiplenme, orduya düşkünlük bu etkilenmenin ürünüdür. Ayrıca Milli Görüş uzlaşmacılığından dolayı, devletçi olan hiçbir görüşle tümüyle ters düşmemeye dikkat ediyordu. Milli Görüşün siyasi çizgisi sadece bu saydığımız ideolojik etkilenmelerle belirlenmedi. Siyasi parti olmak en başta siyasi bir program demekti. Bu program N. Erbakan gibi eğitimi, yetişme tarzı, kişiliği, bir Cemaat mensubundan epeyce farklı olan

32 Marksist Teori 7 kadrolar tarafından yazılmıştı. Bu siyasi kadrolar, sahip oldukları kişisel eğilimlerinin yanı sıra, başka siyasi etkenleri de hesaba katmak zorundaydılar. Özellikle koalisyon ortağı olma koşulları ortaya çıktığında, bu siyasi etkenler daha da öne çıktılar. Örneğin bu parti sadece Cemaat kitlesini değil, bunların dışındaki oy sahiplerini de dikkate almak zorundaydı. Ayrıca Türkiye deki egemen sınıfların ve emperyalist çevrelerin olurunu almadan, onların istemlerine cevap vermeden ne hükümet ortağı olunabilirdi, ne de orada kalınabilirdi. Ayrıca Milli Görüş ün ve parlamentonun dışında kurulu bir devlet çarkı da vardı. Dolayısıyla devletin emperyalist kurularlarla iç içe geçmiş ordu, polis, bürokrasi gibi unsurlarının dediklerine de kulak vermek gerekiyordu. 2 Sonuçta parti belirli bir güce eriştikten sonra, tüm bu güç dengelerinin etkisi altında görece bir bağımsızlık da kazandı, Cemaatlerin ilk baştaki etkisi azaldı, parti kadroları partiyi ve kendilerini hesaba katan politikalar da geliştirmek zorunda kaldılar. Çıkarları birbiriyle çelişen çeşitli kesimlerin tümüne hoş görünme, tümünü memnun etme çabası ortaya, eklektik ama esas olarak faydacı ve tutarsız bir çizgi çıkardı. Öyle ki MSP yöneticileri, başta Erbakan olmak üzere iktidara ortak olabilmek ve iktidarda kalabilmek için her tür gösterişi, ilkesizliği yapmaktan çekinmediler li yılların öne çıkan sloganı Milli kalkınma hamlesi ve bunun ardından gelecek olan Manevi kalkınma, İslam dünyasının birliğini sağlama, birer demagoji olmaktan ileri gidemedi. Sonuç olarak, içinde barındırdığı bütün karmaşık unsurlara, Cemaatlerin tümünü kendi çatısı altında toplayamamasına rağmen Milli Görüş, esas olarak Cemaat Dindarlığının partileşmesini temsil ediyordu. b) İslamcılık Önce Ercüment Özkan ın Hizbu t- Tahrir deneyimi, ardından çıkarılan birçok dergi ile İslamcılık bu yıllarda tekrar gündeme getirildi. Ama çıkışını; kendiliğinden biçimde, yeterli hazırlığa sahip olmadan, Cemaat Dindarlığından tam kopuşu sağlayamadan, Türkiye de üzerinde yükselecek ciddi mücadele ve örgütlenme birikimlerine sahip olmadan yapan İslamcı akım, başarılı olamadı. Bu akım bir yandan Cemaatlerin ve Milli Görüşün, diğer yandan devletin ve Ülkücülerin fiili ve ideolojik saldırıları altında, kendini toparlayamadı, bağımsız bir örgütlenmeye bile kavuşamadı. Bu akıma yönelik saldırılar, özellikle İran devrimi ile birlikte, önder kadroların öldürülmesine kadar vardı. Örneğin Akıncılar 2 Erbakan 28 Şubat 97 muhtırasıyla düşürüldükten sonra, bu gerçeği Ali Bulaç a şöyle itiraf etmişti: Böyle bir ülkede sağlıklı, adil, deklare edilmiş kurallara uygun siyaset yapmak mümkün değildir. Demokrasinin tam olarak işlemediği Türkiye de % 80 oy alıp iktidara gelip hükümet olsanız da bir faydası yok. (Ali Bulaç/ Göçün ve Kentin Siyaseti (MNP den SP ye Milli Görüş Partileri) Çıra yayınları Mart Basım s. 577) [ 32 ]

33 Derneği eski başkanı Metin Yüksel, Abdi İpekçi nin öldürülmesinin ardından 23 Şubat 1979 da Ülkücüler tarafından öldürüldü. İslamcı gençlik hareketinin parlak isimlerinden Sedat Yenigün 5 Temmuz 1980 günü Fatih te faili meçhul biçimde öldürüldü. Bu akımın belki de en yetenekli lideri Şeyhmus Durgun, 1979 yılında yazdığı bir yazıdan dolayı tutuklandı ve 1985 yılında cezaevinde katledildi. 12 Eylül Cuntası Dönemi Türkiye de genel olarak dindar hareket, 12 Eylül öncesinde karmakarışık bir durumdaydı yılında gerçekleşen İran Devrimi bu karmaşıklığı daha da arttırmıştı. Nurcu, Süleymancı, Nakşî gibi bölünmelere ek olarak, Cemaatler kendi içinde de bölünmüştü. Bölünmüşlük MSP yanlıları, AP yanlıları biçiminde siyasi alana da yansımıştı. İslamcı akım Emperyalizm 1990 lı yıllarda, İslamı bir ideolojik silah olarak kullanarak, İslam dünyasını yeniden fethe çıkmıştı. Türkiye kökenli ama uluslar arası bir örgüte dönüştürülmüş olan Gülen Cemaati bu işin öncü kollarından biriydi. Marksist Teori 7 [ 33 ] kendi başına bir güç olabilme çabasındaydı. Milli Görüş, Cemaatler ve İslamcı eğilimler 12 Eylül cuntasını bu karmaşa içinde karşıladılar. Bunların cuntaya karşı tavırları da homojen olmadı. Cuntayı hararetle destekleyenler kadar (Gülen çevresi, Necip Fazıl gibi), mesafeli duranlar da (Nurcu Yeni Asya çevresi, Nakşîler gibi) oldu. Ama ne Cemaatlerden, ne Milli Görüşten ne de İslamcılardan hiç kimse, cuntayı açıkça karşısına alan (örneğin devrimcilerin yaptığı gibi), halkı bu cuntaya karşı mücadeleye çağıran bir tavır almadı. Cuntayı açıkça destekleyenlerin dışında kalan Dindar kesimin tavrı şöyle yorumlanabilir: Cuntanın hışmını üzerimize çekecek hiçbir davranışta bulunmayalım. Üstelik cunta solu, demokratik hareketi eziyor, hatta milliyetçi hareketi de dağıttı. Dolayısıyla bu bir fırsat da olabilir. Bu nedenle sessiz duralım, cuntayı kızdırmayalım. Üstelik solu, demokratik hareketi (işçi hareketini, küçük üretici örgütlenmelerini, kadın hareketini, gençlik hareketini, Barış Derneği türünden demokratik kurumları vs.) ezen, milliyetçi hareketi de geri çekip dağıtan cunta Dindar kesime, Cemaatlere hoş gelen mesajlar da veriyordu. Anayasaya zorunlu din dersi konulmuş, bilimsel öğretim Üniversitelerde bile terkedilmiş, cunta lideri ayetleri kaynak gösteren konuşmalar yapmaya başlamıştı. İslam Birliği toplantılarına artık devlet düzeyinde katılınıyordu.

34 Marksist Teori 7 [ 34 ] Ayrıca demokratik kurumlar, muhalif olan her örgütlenme acımasızca yok edilirken Cemaatlere dokunulmamıştı. Gazete kapatma, gözdağı verme türünden uygulamalarla, bunların çizgi dışına çıkma ihtimalleri yok edilmeye çalışılmış ama üstlerine gidilmemişti. Ve ANAP la birlikte Cemaatlerin, Dindarlığın altın çağı da başlamış oldu lı yıllara kadar Cemaat Dindarlığı genelde ANAP içinde temsil edildi ve gelişti. ANAP iktidarları, başta Nakşîler olmak üzere (Özallar da Nakşî idi), Cemaat çevrelerinin hükümete ortak olduğu, Suudi sermayesi ile işbirliği içinde ekonomik olarak epeyce palazlandığı bir dönem oldu. El Baraka, Faysal Finans gibi kurumlara olağanüstü ayrıcalıklar tanındı. Birçok şirket, finans kurumu, vakıf kuruldu. Milli Görüş bu dönemde sönüktü yılında kurulan Refah Partisi seçime sokulmamış, 1987 yılında yapılan seçimde de yüzde 7.16 oy alabilmişti. Doğu Bloğunun dağılmasıyla ve birinci Körfez Savaşı ile birlikte dünya genelinde İslamcı bir hava esmeye başladı. Bu süreçte Irakla savaştan başarıyla çıkan İran da, en azından kendi yakın çevresinde etkisini daha da artırmıştı. Bu dış etkenler Türkiye de önü sonuna kadar açılmış, karşısında rakip bırakılmamış olan, devlet destekli Dindarlığı iyice geliştirdi. Bu hava içinde RP oy oranını yüzde 16,8 e yükseltti seçimlerinde bu oran yüzde 21,4 e çıktı ve Erbakan 1996 yılında kurulan DYP-RP koalisyonunun Başbakanı oldu. 28 Şubat 1997 muhtırası ile de siyasi yaşamı bitirildi. Bu muhtıra ile birlikte Milli Görüş de tasfiye edildi. AKP ve Cemaat Dindarlığında Yeni Aşama: Muhafazakâr Demokratlık Bütün cunta ve muhtıralarda olduğu gibi 28 Şubat ın hedefinde de önce Türkiye devrimci hareketi ve Kürt hareketi vardı yılında A. Öcalan uluslar arası bir komployla yakalanıp Türkiye ye teslim edildi. Cezaevlerinde F-Tipi uygulamaya geçildi ve bu süreçte yüzlerce devrimci katledildi. Ama burada konumuz bunlar değil. 28 Şubat, 1970 li yıllarda ortaya çıkan ve o yıllara damgasını vuran iki oluşumu, Milli Görüş ü ve İslamcılığı tasfiye etti. Bu muhtıra ve AKP ile birlikte, geleneksel Cemaat Dindarlığı hem rakipsiz hale getirildi hem de yeni bir aşamaya girdi. İslamcılıktan başlayalım. Hamza Türkmen; yılları, Türkiye deki İslami uyanış ve tevhidi bilinçlenme sürecinin en güçlü olduğu dönem oldu. (Türkiye de İslamcılık ve Özeleştiri, Ekin yayınları, 2. baskı, 2008, s. 103) diye yazıyor. Türkiye de devlet zoru ile yaratılan ortamın ve dünyadaki genel havanın etkisi ile İslamcılık yeniden canlandı. Bu canlanış Türkiye de bazı ilklerin yaşanmasını da beraberinde getirdi. Türkiyeli Müslümanlar Platformu oluşturuldu. Bu plat-

35 form 1991 yılındaki Körfez savaşı sırasında Cuma namazı çıkışlarında Amerikan ve İsrail karşıtı gösteriler düzenledi. Savaşa karşı Türkiye tarihinde İlk kez İslamcı kesim devrimci örgütlerle birlikte gösterilere katıldı. 28 Şubat sonrasında bu kesim AKP ve Gülen Cemaati içinde eritilip etkisiz hale getirildi. Yani Türkiye İslamcılığının 1970 li yıllardaki ilk çıkışının ardından, 1980 lerin sonlarındaki ikinci çıkışı da başarısızlıkla sonuçlandı lı yılların sonlarına doğru Milli Görüş çizgisi de, emperyalizm ve Türkiyeli egemen sınıflar açısından, bu arada iyice palazlanmış Cemaat burjuvazisi açısından da miadını doldurmuştu. Ne dünya ne de Türkiye artık 1960 ların 70 lerin dünyası ve Türkiye si değildi. Aradaki farkları anlatmaya kalkmak bu yazının çerçevesini aşar. Konumuz açısından şunları söyleyebiliriz: Emperyalizm 1990 lı yıllarda, İslamı bir ideolojik silah olarak kullanarak, İslam dünyasını yeniden fethe çıkmıştı. Türkiye kökenli ama uluslar arası bir örgüte dönüştürülmüş olan Gülen Cemaati bu işin öncü kollarından biriydi. Emperyalizm İslamı Ilımlı İslam ve Köktenci İslam diye kabaca ikiye ayırmış, kendisine hizmet etmeyen, işbirliği yapmayan bütün Müslümanları düşman ilan etmişti. Örneğin Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Suriye deki Müslüman Kardeşler hiç de ılımlı değillerdi ama emperyalizmin can dostuydular. Marksist Teori 7 [ 35 ] Kendi varlıklarının güvencesini ve geleceklerini emperyalizmle işbirliğinde, bu sistemin dünyada varlığını sağlamlaştırmasında gören Türkiyeli egemen sınıflar ve onların devleti, itirazsız bu sistemin yanındaydılar. Milli Görüş çizgisi, Irak, İran, Suriye, Libya gibi Müslüman ülkeleri de hedef tahtasına koymuş olan emperyalizm için kullanıma çok müsait olmadığı gibi, bazı bakımlardan ayak bağı durumundaydı. Örneğin Siyonizm düşmanlığı İsrail le güç birliğine, geleneksel Ortak Pazar (AB) karşıtlığı Avrupa emperyalizmi ile işbirliğine güçlükler çıkartıyordu. Batı karşıtı söylemler, İran, Libya gibi ülkelerle kurulan ilişkiler, İslam Ortak Pazarı, İslam Dinarı, D-8 kurulması gibi söylemler rahatsızlık vericiydi. Böyle bir anlayış temelinde Türkiye de gelişecek Dindar hareket emperyalizme güçlükler çıkarabilirdi. Bu nedenle kaldırılması daha uygun olurdu lı ve 70 li yıllarda yükselen sol dalgaya ve Sovyet Bloğuna karşı mücadelede işe yaramış olan bu anlayış, artık ayak bağı durumundaydı. Topun ağzına konulduğunu ilk anlayan da herhalde Erbakan ve etrafındakiler oldu. Erbakan her zamanki pragmatizmi ile bu yeni çizgi için de aday olduğunu, değişmeye hazır bulunduğunu gösteren davranışlar geliştirdi. Örneğin 1996 yılında yapılan RP nin 5. Kongresinde Özal ın liberal 83 ruhuna sahip çıkıldı. Böylece Erbakan 1970 li yılların temel argümanı olan Milli kalkınma hamlesi nden

36 Marksist Teori 7 [ 36 ] vazgeçmeye hazır olduğunu ima ediyordu. Aynı kongre de Mustafa Kemal yaşasaydı RP ye üye olurdu görüşü ifade edildi. Bu da orduya yollanan bir mesajdı. Avrupa Birliği karşıtlığı yerini AB yandaşlığına bırakmaya başladı. IMF karşıtı söylemler terk edildi. Siyonizmi birinci düşman bilen Erbakan, İsrail le stratejik anlaşmalar imzaladı. Susurlukta ortaya saçılan pisliğe sahip çıktı. Koalisyon ortağı Çiller in bütün kirli işlerini aklamaya çalıştı. Ama bütün bunlar bir işe yaramadı. Çünkü Erbakan ın geliştirdiği iç ve dış ilişkiler, arkasında yatan tarihi birikim, fırsatçılığı ve faydacılığı egemen sınıflara ve emperyalizme güven vermiyordu. Yeni başlangıcı yeni ve güvenilir, Milli Görüş gömleğini çıkarmış, Siyonist lobilerin taktığı madalyalarla dolaşmaya hazır kadrolarla yapmak daha garantili idi. Daha bir yılını bile doldurmamış olan AKP 2002 de yapılan seçimlerde yüzde 34 oyla tek başına iktidar oldu. AKP oy oranın daha sonraki seçimlerde daha da arttırdı. AKP oyları, 2007 seçimlerinde yüzde 47 yi, 2011 seçimlerinde de yüzde 50 yi buldu. AKP nin bu seçim başarılarının altında güdümlü, yönlendirilmiş seçim sistemi yatıyordu. AKP nin aldığı yüksek oylar nitelik olarak, örneğin 1982 Anayasasının aldığı yüzde 92 oydan, ya da Mısır daki ve benzeri rejimlerdeki tek adamların aldığı yüzde 80 den aşağı düşmeyen oylardan farklı değildi. Bu başarı, güdümlü, halka, seçtirilmek istenilenlerden başka alternatif bırakmayan seçim sisteminin bir ürünüydü. Şöyle ki: Parlamento devrimci demokratik güçlere, işçi hareketine, gençliğin, kadınların temsilcilerine zaten kapalıydı. Yüzde 10 barajı vardı. Yani parlamentoya birkaç büyük düzen partisi dışında başkasının girmesi yasaklanmıştı. Bu barajlarla da yetinilmiyor, demokratik güçler ağır bir baskı altında tutuluyordu. Bu güçlere dergi bile çıkarttırılmıyordu. Dernekleri, dergi büroları sürekli basılıyor, çalışanlar tutuklanıyordu. Sol bir dergiyi açıkta taşımak bile gözaltına alınmak için sebep olabiliyordu. İşçi sınıfının sendikal örgütlenmesi bile darmadağın edilmişti. Evlere giren onlarca televizyon kanalı, toplam tirajı milyonları bulan gazeteler, dergiler bu güçlerin aleyhine çalışıyorlardı. Özetle düzene gerçekten muhalif olan, ezilen kesimlerin istemlerini dile getirmeye çalışan güçlerin seslerini kitlelere duyurmamaları, onlara ulaşamamaları için elden gelen her şey yapılıyordu. Örneğin Kürtlerin sahip olduğu tek televizyon kanalına bile tahammül edilemiyor, bu kanalın yayını uluslar arası bir sorun haline getiriliyordu. Sol güçler, Kürtler böylesine bir baskı altında tutulurken, sağ ve muhafazakâr alan da AKP için temizlendi. RP ve onun ardından kurulan Fazilet Partisi kapatıldı. Erbakan a siyaset yasağı konuldu. AİHM ve emperyalistler de bunu onayladılar. FP den birçok milletvekili AKP ye geçti. Özetle Milli Görüş kadroları zorla tasfiye edildiler ve Tayyip

37 Erdoğan ın karşısında ciddi bir rakip bırakılmadı. Bu kadar da değil, sağda AKP den başka oy alabilecek parti de kalmadı. ANAP tasfiye edildi ve işe yarar kadroları AKP ye aktarıldı. Aynı durum DYP nin başına geldi. Milli Görüş, ANAP ve DYP arasında bölünmüş olan Cemaatlerin tümü, değişik yöntemlerle (tehditler de dâhil), AKP ye yönlendirildi. Cunta destekçiliği, Amerikan işbirlikçiliği, Türki Cumhuriyetlerde CIA nın bir kolu olarak çalışması sayesinde büyüyen ve önemli bir güç haline gelen Gülen Cemaati, bu süreçte önemli işler gördü. Devrimci, demokratik güçlerin baskı altında tutulması, Milli Görüşün zorla siyaset dışına sürülmesi, sağ partilerin içinin boşaltılıp etkisizleştirilmesi sayesinde AKP ve Tayip Erdoğan rakipsiz hale getirildi. AKP kurulalı daha bir yıl bile olmamıştı. Ama AKP öyle yeni kurulan partiler gibi, maddi açıdan güçsüz, doğru dürüst bir gazetesi bile olmayan, beş on dakikalık seçim konuşması için televizyonlarda sıra bekleyen, bir çok şehre, ilçeye ulaşamayan, türlü bahanelerle mitingleri, seçim gezileri engellenen bir parti değildi. Bütün büyük gazeteler, bütün adı sanı bilinen televizyon kanalları, haftalık, aylık yayın organları, hatta yabancı basın T. Erdoğan ve AKP propagandası yapıyordu. Basında, televizyonlarda sesi en çok duyulan liberal aydınlar, Erdoğan ve AKP yi parlatan teoriler oluşturuyorlardı. Basının, yazarların bütün bunları Allah rızası için, hayır Marksist Teori 7 [ 37 ] olsun diye yapmadığını, bu alana hatırı sayılır paralar akıtıldığını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok her halde. Bütün bunların olduğu bir yerde seçimlerin demokratikliğinden, adayların ve partilerin eşit koşullara sahip olduğundan söz etmek mümkün mü? Bu kadar da değil, AKP nin oylarının önemli bir kısmı rüşvetle satın alınan oylardır. Dünyanın ve ülkemizin sorunlarından habersiz, yaşama bakışı günlük geçim derdiyle sınırlandırılmış, dini ön yargıların ve her yandan pompalanan milliyetçi görüşlerin ağır etkisi altında bulunan yığınlar, bir torba kömür, yiyecek paketi, ev eşyası rüşvet verilerek kolayca kandırılabildiler. Hele bir de bu rüşvetin dini referanslarla, dini söylem ve ritüellerle verilmesi, hem rüşvetin meşru görülmesini sağladı hem de etkisini arttırdı. AKP yi tek başına iktidar yapan, Milli Görüş ün oylarını yüzde 2,5 e düşüren işte bu, arkasında devlet zorunun bulunduğu, güdümlü seçim sistemiydi. AKP nin Tarihi Yeri Tarihi gelişime Cemaat Dindarlığı açısından baktığımızda görünen şudur: Tek parti döneminde ortaya çıkan ve İkinci Dünya Savaşı ndan sonra serpilip gelişen Cemaat Dindarlığı 1970 li yıllarda hem kitleselleşti hem de bölündü. Bu ortamda sahneye Milli Görüş ve İslamcılık çıktı. Cunta sonrası süreçte, Milli Görüş ve İslamcılık geçici bir canlanma yaşadı ve AKP ile birlikte tasfiye edildiler. Ama

38 Marksist Teori 7 bu döneme esas damgasını vuran Gülen Cemaati oldu. Cunta sonrasının en önemli olgularından biri, Gülen Cemaati diye bilinen dindarlığın ayrı ve en önemli güç haline gelmesiydi. 12 Eylül öncesinde Fethullah Gülen vardı ama Gülen Cemaati diye ciddiye alınan bir oluşum yoktu. Gülen Cemaati 12 Eylül cuntasının, ANAP iktidarlarının ve Doğu Bloku nun dağılmasıyla birlikte dünya genelinde azgınlaşan emperyalist saldırganlığın Türkiye ye bir hediyesidir. Gülen Cemaati emperyalist kurumlarla ve devlet kurumlarıyla sahip olduğu organik ilişkilerle, 12 Eylül cuntasını, emperyalizmin İslam ülkelerine yönelik operasyonlarını desteklemesiyle, İran devrimine ve emperyalizmin köktenci dediği İslami anlayışa açıktan karşı olmasıyla, İsrail e yakınlığıyla, dinler arası diyalogu (bunu emperyalist merkezlerle iyi ilişkiler içinde olmayı biçiminde tercüme etmek gerekir) savunmasıyla, geleneksel Cemaat Dindarlığından ayrı bir yer edindi. Milli Görüş ve 1970 lerin etkili Cemaatlerinden Süleymancılar, Işıkçılar gerilerken, Gülen Cemaati öne çıktı. Örneğin cunta sonrasında bir dönem en önde yayın organı olan, esnafa bedava dağıtılan Işıkçıların Türkiye gazetesi, yerini Zaman gazetesine bıraktı. Gülen Cemaati yeni yeni TV kanalları açarken Işıkçı TGRT Amerikalılara satıldı. Benzer şekilde, Kur an kurslarına dayalı bir çalışma içinde olan Süleymancılar da gerilediler. Devlet eliyle yapılan sayısız cami, sayısı artan ve yeni imkanlar sağlanan imam hatipler, yeni ilahiyat fakülteleri, Gülen in dershaneleri ve mahalle okulları Kur an kurslarını geri plana itti. Nakşîler, İskenderpaşa Camii Cemaati, İsmail Ağa Camii Cemaati gibi isimler altında zaman zaman popüler olsalar da, onlar da Gülen Cemaati nin gerisine düştüler. AKP ve onun Muhafazakâr Demokratlığı, Gülen Cemaati nin anlayışıyla uyum halindeydi. Hatta bazı ihtiyat kayıtları koyarak AKP ye Gülen Cemaati anlayışının iktidar olması olarak da bakabiliriz. 3 AKP ile birlikte bu anlayış, devletin resmi dini haline getirilmiştir. AKP nin AB ve Amerikan işbirlikçiliği, görünürdeki farklarına rağmen Cemaat Dindarlığından kopuşu değil, bu anlayışın gelişiminde yeni bir aşamayı temsil eder. Bu anlayış 1960 lı ve 70 li yılları, demokratik harekete karşı devletin ve emperyalizmin yanında savaşarak geçirmişti li ve 1990 lı yıllarda da gene Balkanlar da, Kafkaslar da, Afganistan da Batılı emperyalist güçlerle birlikte olmuştu. Yani Ortak Pazar ve IMF karşıt- 3 AKP kadroları Gülen çevresinden değil, Milli Görüş ten ve sağ partilerden devşirilen kadrolardan geliyordu. Hatta içlerinde Ertuğrul Günay gibi keskin CHP liler de vardı. Gülen Cemaati örneğin Pakistan daki Cemaat-i İslami ya da Mısır daki İhvan-ı Müslimin gibi doğrudan bir siyasi örgüte dönüşmedi, partileşmedi. AKP kadroları, cemaatten daha çok düzene, devlete, emperyalizme bağlı olan kadrolardan oluştu. Bu nedenle aralarındaki anlayış ortaklığına rağmen AKP ve Gülen Cemaati iki farklı yapı durumundadır lerde Erbakan ve MSP nin Cemaatler üstü Milli Görüş isimli bir siyaset geliştirmesine neden olan etkenler, AKP ve T. Erdoğan için de geçerlidir. [ 38 ]

39 Marksist Teori 7 lığı, Batı aleyhtarlığı, İslam Birliği söylemleri emperyalizmle birlikte davranmaya engel olmamıştı. Cemaat Dindarlığı ve onun bir biçimi olan Milli Görüş tarihi, emperyalizme karşı mücadele değil, emperyalizmle işbirliği tarihiydi. AKP ile birlikte söylemdeki Batı karşıtlığı yerini açıktan savunulan emperyalizm işbirliğine bıraktı. Tayip Erdoğan Milli Görüş gömleğini çıkardığını söyleyerek işe başladı. Bundan kastedilen en önemli özellik Batı karşıtlığının, emperyalizme karşı söylemlerin terk edildiği, Amerika nın bir dediğinin iki edilmeyeceği idi. Erdoğan Avrupa Birliği ne karşı olmak şöyle dursun, buna, medeniyet projesi diyordu. Erdoğan IMF ve Amerika ya sahip çıkıyor, savunuyordu. T. Erdoğan ayrıca, Amerika nın 2004 yılında ilan ettiği Büyük Orta Doğu Projesi nin eş başkanı olduğunu da ilan etti. Batı ya karşı sadece tavırda değil, söylemde de meydana gelen bu değişikliğin, ekonomik bir boyutu da vardı li yılların Cemaatleri artık 1960 ve 70 lerin, kendi bulunduğu bölgeye ve Türkiye ye hapsolmuş, küçük ve orta işyeri sahipleri değildi. Bunlar Arabistan, Libya, Orta Doğu ülkelerinin yanı sıra, Balkanlara, Avrupa pazarına, Orta Asya cumhuriyetlerine, Kafkaslara, hatta Çin e açılmış durumdaydılar. Onlara bu imkânı sağlayan ise başta Amerika olmak üzere, emperyalist saldırganlığın sağladığı imkânlar ve destekten başkası değildi. Tıpkı Türkiye nin geleneksel işbirlikçi tekelci sermayesi gibi, Cemaat sermayesi de geleceğini emperyalist sistemle daha ileri düzeyde işbirliğinde görüyordu. Dolayısıyla artık Cemaatler açısından, zaten esas olarak biçimsel olan Avrupa Birliği karşıtlığının, Amerikan düşmanlığının modası geçmişti. Yenilenmek gerekiyordu. Erbakan ve etrafındakileri değil, T. Erdoğan ve Abdullah Gül ün başını çektiği yenilikçi kanadı desteklemek daha uygundu. Bu nedenle AKP ile formüle edilen Ilımlı İslam genel olarak Cemaatlerin de çıkarlarına uygundu. Sonuç olarak: Küçük burjuva yoksul yığınların düzene karşı tepkilerinin dini biçimde dışa vurumu olarak ortaya çıkan Cemaat Dindarlığı, süreç içinde devletin emperyalizmin işbirlikçisi bir güce dönüştü. Kendileri de küçük ve orta burjuvalar olan Cemaat ileri gelenleri, küçük burjuva yığınların tepkilerini, emperyalizme ve düzene hiçbir zararı olmayan dini biçimlere soktular. Böylece bu muhalefeti düzen partilerinin oy potansiyeline çevirdiler. Hatta bu anlayışla örgütledikleri gençliği, devrimci, demokrat harekete karşı savaşan bir güce dönüştürebildiler. Gelinen noktada Cemaatler genel olarak emperyalizmle ve devletle, Türkiye deki emperyalizme bağımlı sömürü düzeniyle bütünleşmiş, muhalif olma niteliklerini yitirmiş bir duruma gelmişlerdir. Bu durum Cemaatler açısından fena bir başarı sayılmazsa da, Türkiye deki düzenin geleceği açısından pek sağlıklı sayılmaz. Çün- [ 39 ]

40 Marksist Teori 7 kü emperyalizm ve Türkiye nin işbirlikçi sınıfları, Cemaatleri kendilerine ortak ederek, özellikle küçük burjuva yığınların tepkilerini düzene kanalize edebilecek önemli bir araçtan da yoksun kalmışlardır. Artık yoksul dindar kitleler, işçiler, gençler sorunlarının çözümü için ve tepkilerini dışa vurmak için Cemaatlerin dışında başka kapıları çalmak zorunda kalacaklardır. Ananı da al da git diyen bir Başbakan ın, özürlü bir işçiye, sana iş vermişler daha ne istiyorsun diyen bakanların, adı daha şimdiden abdestli kapitalist e çıkmış patronlaşmış Cemaatlerin, sendikacılığı, hükümetle işbirliği içinde bürokraside yükselmek ve milletvekili olmak için bir araç olarak gören anlayışın, işçileri ve yoksul yığınları uzun müddet oyalayabilmesi mümkün değildir. Burada da her yerde olduğu gibi, kapitalizmin sorunlarını çözebilmek için ancak geçici çareler bulabildiğini ama bu geçici çarelerin yeni ve daha büyük sorunlara kapı açtığını görüyoruz. Cemaatlerin ve dinin bu düzeyde kullanılması, sistemin günlük sıkıntılarına ilaç olmuştur ama ilerisi için daha büyük sorunlara gebe bir durum da yaratmıştır. Mayıs 2012 [ 40 ]

41 KADIN BEDENİ üzerinde YENİ BİR TASARRUF GİRİŞİMİ Sezin Uçar Tayyip Erdoğan ın, Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı nın uygulanmasına ilişkin 2012 Uluslararası Parlamenterler Konferansı kapanış oturumunda yaptığı konuşmada başlattığı kürtaj yasağı gündemi, bir gün sonra AKP Genel Merkez Kadın Kolları 3. Kongresi nde Sezaryen ve kürtaja karşıyım. Bunu söylediğimde bana karşı çıkan basın mensupları, yatıyorsunuz kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz! Ben de diyorum ki, her kürtaj bir Uludere dir! açıklaması ile devam etti. Bir yanda her gün yeni bir açıklama ile kadın düşmanlığını körükleyen AKP kurmayları, karşısında ise hızla örgütlenen, kürtaj yasağına karşı her türlü eylem biçimi ile alanları boş bırakmamaya kararlı ve güçlü kadın kamuoyu bulunmakta. AKP nin kadın politikalarında en başından itibaren almış olduğu tutum ve şimdiye kadar kat etmiş olduğu yol düşünüldüğünde, kürtaj yasağı ile ilgili yapılan ve arkası kesilmeyen açıklamaların şaşırtıcı ya da beklenmedik olduğunu söylemek zor. [ 41 ]

42 Kürtaj yasağı neo-liberal AKP nin muhafazakâr toplum projesinin bir devamı esasında. En az üç çocuk söylemi ile hedeflenen nüfus politikası, kadınlara doğum kontrol konusunda yardımcı olan ve doğum kontrol araçlarını sağlayan Ana Çocuk Sağlığı merkezlerinin kapatılması, ile yaratılmak istenen eğitim sistemi ve bu sistemin sonucu çocuk işçi ve gelinler, dindar gençlik, ucuz iş gücü kadınlar vs AKP nin muhafazakâr kitle temeli geliştirme çalışmalarının son projesi ise kürtaj yasağı oldu. Nüfus Politikaları Tüm dünyada nüfus politikaları ataerkil kapitalist sistemin ihtiyaçlarına uygun biçimde kadın bedenleri üzerinden, kadın cinselliği ve doğurganlığı denetlenerek sürdürülür. Gerçekte burjuvazi hızlı nüfus artışından ucuz genç ve çocuk işgücü sağlamak ve kitlesel işsizliği işçi ücretlerini sürekli aşağıya çekmek için yararlanır. Ama aynı zamanda yoksulluk, açlık ve kitlesel işsizliğin nedeninin kapitalist sistem olduğunu gizlemek için nüfus hızlı artıyor, işsizliğin ve yoksulluğun nedeni bu hızlı nüfus artışıdır, o halde artışı frenleyelim Malthusvari teorileri teşvik eder. Bu amaçla dönem dönem nüfus planlamalarına destek verir. Burjuvazi bu ikiyüzlülüğü tarih boyunca sürdürdü, bundan sonra da sürdürecek. AKP ise kapitalizme ucuz genç işgücü sağlamak amacıyla nüfus artışını hızlandırmayı açık argümanlarla, şovenist amaçla nüfus artış hedefini Marksist Teori 7 [ 42 ] örtülü söylemle savunduğu gibi, dünyanın hemen tüm muhafazakârları gibi tutucu kitle temeli geliştirmek için de kürtaj yasağı getirmek istiyor. Tarih boyunca erkek egemenliğinin tahakküm nesnesi kadın bedeni olmuştur. Kadınların doğurganlıklarını kontrol altına almak, ailede her zaman cinsiyetçi iş bölümü, hiyerarşi ve baskıyı gerekli kılmıştır. Kadınların ev içinde harcadıkları karşılıksız emek, hem erkek egemenliği, hem sermaye açısından gerekli olduğu kadar, doğurganlıklarının kontrolü de nüfus politikalarının vazgeçilmez aracıdır. Kürtajın serbest olması ya da kısıtlanması politikaları nüfusu azaltma veya arttırma politikaları bağlantılıdır. Özellikle faşist devlet anlayışlarında, nüfus politikaları, en fazla doğurganlık üzerine kurulmaktadır. Doğurganlık ile ulus nüfusunun artışı kutsanırken, kürtaj hakkı da hep yasaklanmıştır. Türk burjuvazisi cumhuriyetin ilk on yıllarında genç ucuz işgücünü çoğaltmak için nüfus artışını hızlandırma politikasına sahip olduğu gibi ırkçı ve cinsiyetçi anlayış ve kurallar da geliştirdi de İstatistik Genel Müdürlüğü, Mussolini nin nüfus politikasını (politicademografica) açıklayan, İstatistik Konseyi üyesi Gaetano Zingali nin yazdığı bir kitabı, Nüfus Kemiyet ve Kemiyetçe İnkişafı İçin İtalya da Alınan Tedbirler başlığı ile çevirir. Örnek alınan çalışma, doğumların maksimizasyonunu temel almayı; bekârlığı ve düşük doğurganlığı

43 lanetlemeyi; evlilik kurumunu güçlendirmeyi ve sözümona toplumu sağlıklı kılmayı nüfusun doğal hareketi için esas alıyordu. Bu aşırı milliyetçi görüş sömürgelerde ve aşağı gördüğü ırklarda ise nüfusu azaltmayı öngörüyordu. Örneğin Hitler Almanyası nda daha başlangıçta Temmuz 1933 te çıkarılan bir yasayla ırka dayalı kıstaslara dayanarak Alman olmayanlara mecburi kısırlaştırma mümkün hale getirildi. Yaklaşık kişi zorla kısırlaştırıldı. Kemalist burjuvazi tarafından 1929 da 1529 sayılı Şose ve Köprüler Kanunu ile beşten fazla çocuğu olan ailelerin yol vergisinden istisna edilmeleri kabul edildi yılında doğumları artırma ve kolaylaştırma görevi 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile Sağlık Bakanlığı na verildi ve aynı kanunun ilkaha mani veya çocuk düşürmeye vasıta olup sıhhat ve içtimai muavenet vekaletince tayin olunacak alat ve levazımın ithal ve satışı yasak edildi. Aynı kanun ile geniş ailelere (altı ve daha fazla çocuk sahibi) bir madalya verilmesi kararlaştırıldı tarihli Türk Ceza Kanunu, kasten çocuk düşürmek ve düşürtmeyi suç olarak belirledi. Bu fiillerin cezaları 1936 ve 1953 yıllarında çıkarılan yeni yasaklarla daha da artırılmıştır. Ayrıca söz konusu maddeleri kapsamına alan Ceza Kanunu nun ilgili faslının adı Kasden Çocuk Düşürmek ve Düşürtmek Cürümleri iken, 1936 da bu faslın adı Irkın Tümlüğü ve Sağlığı Aleyhine Cürümler olarak değiştirilmiştir. Marksist Teori 7 [ 43 ] Bugün ise kadınlar uzun mücadeleler sonucu kürtaj hakkını kazanmış durumdalar. Ancak bazı hukuki ve fiili engeller hâlâ mevcut. Tecavüz sonucu oluşan gebeliklerde ve evli olmayan kadının gebeliğinin sonlandırmasında kimsenin onayı istenmiyor. Fakat evli kadınlar için aynı durum söz konusu değil te yürürlüğe giren 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun a göre, evli kadınların kürtaj olabilmesi için kocanın rızası aranıyor. Evli kadının bedeni üzerinde devletten önce bir de kocası söz hakkına sahip. Ne de olsa kutsal aile kurumunun reisi koca, evlilik birliğinde her şeye karar verdiği gibi kadının gebeliğinin sonlandırıp sonlandırmayacağına da karar veriyor. Kürtaj ın cinayet olarak nitelendirilip yasaklanmaya çalışılması, hükümetlerin uzun yıllardır şaşmadan izlediği nüfus politikası bağlamında kadınların bedenleri ve yaşamları üzerinden siyaset yapma anlayışının bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak AKP nin bu yeni hamlesini tek başına erkek egemen ve cinsiyetçi politik tutumla açıklamak pek de yeterli olmayacaktır. AKP hükümeti, 2023 te en iyi 10 ekonomi arasında olmayı hedefliyor. Türkiye de bugünkü nüfus öngörülerine göre 2023 ü yaşlı bir nüfusla karşılıyoruz. Ancak AKP ve burjuvazinin bu amaçlarına ulaşması için yüksek oranı oluşturan genç ucuz işgücünü sürdürme ihtiyacı vardır. Bu da dayatılan en az 3 çocuk ve kürtaj yasağının başta gelen temel nedenidir.

44 AKP iktidarının endişe duyduğu bir diğer konu da artan genç Kürt nüfusu. Yakın geçmişe bakıldığında, Tayyip Erdoğan ın bu çıkışlarında, Türk nüfusunu arttırma isteği ve Kürtler karşısında sayısal olarak güçsüz kalma şovenist tedirginliğinin payı azımsanamaz tarihinde MGK nın bir raporunda, Kürtler in nüfusunun Türkleri aşacağı tespiti yapılmış ve üçten fazla çocuk yapana ceza önerisi yer almıştı. Raporun içinde Kürtlerin çoğalması en büyük tehlike olarak gösterilmiş böyle giderse 2010 yılında nüfusun yüzde 40 ı, 2025 yılında ise yarısı Kürt olacak, 2025 ten sonra ise Kürtler mecliste anayasayı değiştirecek çoğunluğu ele geçirecekler abartılı bir tarzda dile getirilmişti. Görüldüğü üzere burada da devletin bir kurumu olan MGK Kürt nüfusundan kaynaklı korkusunu açıkça dile getiriyor ve buna da cezai yaptırımlar öneriyor. Bu süreçte özgüven tazeleyen ve mücadelenin gücüne inanan kadınlar, erkek egemenliğine karşı sokakları terk etmeyeceklerinin ve yeni kazanımlar için yollarına devam edeceklerinin mesajını çoktan verdiler. Marksist Teori 7 [ 44 ] Tüm dünyada olduğu gibi ırkçılık ve cinsiyetçilik kavramları kürtaj yasağı gündeminde de yan yana geliyor. AKP nin cinsiyetçi ve ırkçı yüzü bir kez daha kadın bedeni üzerinden yaptığı politikayla su yüzüne çıkıyor. Kürt coğrafyasında eğitim ve sağlıktan esirgenen yatırımlar doğum kontrolüne ve aile planlamasına yapılıyor hatta halk gizli kısırlaştırma uygulamaları ile karşı karşıya kalıyor. Batıda ise kadınlara en az üç çocuk yapması buyruluyor, kürtaj hakkı elinden alınmak isteniyor. Zaten Erdoğan ın en az üç çocuk yapılması ve kürtaj yasağı hamlesi esasında Türkleri hedef almaktadır. Sosyolojik olarak incelendiğinde Kürt coğrafyasında kürtaj istatistiği oldukça düşüktür. Erdoğan ın yasak çağrısı esasında Türk kadınlarınadır. Sezaryen Yasağı Erdoğan ın kürtaj yasağı bağlamında dillendirdiği sezaryenle doğuma karşı olduğu sözleri AKP kurmayları tarafından emir olarak telakki edildi ve hızlıca Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname de değişiklik yapılmasına ilişkin kanun yasalaştı. Bu kanuna göre artık yalnızca anne veya çocuğun risk altında olduğu hallerde anne ve çocuğun sağlığını korumak ve gözetmek adına ameliyat (sezaryen) ile doğuma müdahale edilebilecek. Çok açık ki sezaryen bir doğum yöntemidir. Doğumun ne yolla yapılacağı annenin ve çocuğun sağlığı göz önünde

45 tutularak planlanır. Bu konuda dahi devletin müdahalesi kadın bedeni üzerinden yapılan politikanın en abartılı ve en ayyuka çıkmış halidir. Sezaryen konusunda devletin bir başka iki yüzlü politikasını da belirtmek gerekir. Türkiye de sezaryenle doğum gerekli-gereksiz, kadının tercihine bağlı olarak ya da olmayarak en çok ve en yaygın olarak AKP hükümetinin aşırı teşviklerle palazlandırdığı sermaye hastanelerinde yapıldı. Sırf daha çok para kazanabilmek adına ameliyatla doğum bu özel hastanelerde özellikle teşvik edildi kadınlar için cazip hale getirildi. Devlet hastanelerinde ise AKP hükümetinin sağlığı metalaştırma politikasının sonucu olarak uygulamaya soktuğu performans denilen doktorları yarıştırma ve hasta ile karşı karşıya getirme sistemi sezaryenle doğumun artmasına yol açtı. Erdoğan ın açıklamalarının ardından yetkili ağızlardan aynı minvalde açıklamalar geldi. En çarpıcı ve belki de en rahatsız edici olanı ise Sağlık Bakanı Recep Akdağ ın tecavüz mağduru kadınlara hitaben yaptığı doğursunlar, gerekirse devlet bakar söylemi oldu. Kadına yönelik cinsel işkence devlet eliyle değişik biçimlerde meşrulaştırılmıştı. Kadının tecavüzcüsü ile evlendirilmesi, hayat kadınlarına yapılan tecavüzün hak görülmesi gibi anlayış ve uygulamalara bir yenisini daha eklemiş oldular. Hem de çok adi ve ikiyüzlü bir politika ile. Üstelik devletin baktığını iddia ettiği çocukların durumu ortada. Yetiştirme yurtlarında her daim tecavüz Marksist Teori 7 [ 45 ] ve şiddet gündemden düşmüyor. Sokakta yaşayan, açlıktan ve soğuktan ölen çocukları koruyamayan devlet, tecavüz sonucu dünyaya gelen çocuğa mı bakacak, koruyacak! Akdağ ın bu gerekçesi kadına psikolojik şiddeti de öngörüyor. Tecavüz mağduru olan kadına, bu anı daima hatırlatacak bir çocuğunun olması, bir ömür boyunca sürecek psikolojik bir şiddettir. Bunun bir yanı bireysel bir şiddetken diğer yanıysa toplumsal bir şiddettir. Aynı zamanda çocuk açısından bu yolla dünyaya gelmiş olmakta psikolojik bir şiddettir. Bu sorunun diğer bir yanı da Erdoğan ın Uludere katliamının sorumlusu olarak hesap verilmesini isteyen anti-faşist güçlere karşı saldırganca dillendirdiği her kürtaj bir Uludere dir söylemidir. Erdoğan bu adi demagojiyle kadınları cinayetle suçlarken, diğer yandan bu yolla Uludere katliamına tepki duyan ve hesap soran kitleleri bölmeye, dini duyarlılığı olup Uludere katliamına karşı olan kesimleri mücadeleden vazgeçirmeye çalışıyor. Kadınlar kitleler halinde alanlara çıkarak Kürtaj haktır, Uludere katliamdır sloganını yükselterek Erdoğan a en doğru yanıtı verdiler, vermeye devam edecekler. Erkeklere doğum kontrolü Bu konuda pek de tartışılmayan ve su yüzüne çıkmayan diğer bir erkek hegemonyasına değinelim: Erkeklerin cinsel iktidar algıları ile doğrudan bağlantılı olan doğum kontrol yöntemleri.

46 Marksist Teori 7 [ 46 ] Erkeğin iktidar alanlarının başında gelen cinsellik toplumsal olarak erkeğin haz (hizmet) aldığı, kadının da erkeğe haz (hizmet) verdiği bir iş bölümü üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla hizmeti gören kişi olarak bu hizmetin istenmeyen sonuçlarını bertaraf etme görevi de kadındadır. Doğum kontrolü toplumun hemen hemen her kesiminde kadının sorumluluk alanına girmiş ve erkekler bu konuda sorumluluk almaktan kaçınmışlardır. İstenmeyen gebeliğin tüm psikolojik ve fizyolojik sorunları ile kadın muhatap olurken, erkekler bu duruma yol açmamak için doğum kontrolünü kendi işleri olarak görüp sorumluluk almazlar. Neden erkeklerin tek korunma yöntemi kondomdur? Kaldı ki bu yöntem erkekler tarafından istenmeyerek kullanılır ve partnerine karşı yapılmış bir lütuf olarak görülür. Erkekler için de aslında cerrahi kısırlaştırma yöntemi pek ala uygulanabilir ancak toplumun cinsellik algısı, tıbben mümkün ve sonuçları açısından son derece başarılı bu yöntemin uygulanmasına müsaade etmez yılında Sağlık Bakanı Recep Akdağ 6. çocuğunun da dünyaya gelmesinin ardından artık yeter demiş ve eşi Fatma Şeyma Akdağ ın ameliyatla tüplerinin bağlandığını kamuoyuna duyurmuş ve bu yöntemi teşvik etmişti. AKP bakanının sağlık ve aile politikaları özellikle evli ve çocuk sahibi olmuş kadınlar için cerrahi yöntemlerle kadınların tüplerini bağlatmayı doğum kontrol yöntemi olarak salık vererek kadının kendi bedeni üzerinde başka bir tahakküm kurmakta sakınca görmemektedir. Sağlık Bakanlığı, aile planlaması çalışmalarında, kadının tüplerini bağlatmanın erkek üzerinde uygulaması olan vasektominin halk arasında bilinenin aksine erkeklik kaybı olmadığını meninin tahliyesinin geçici olarak engellendiğini ve bağlanan yolların istenildiğinde kolaylıkla açılabileceğini anlatabilir, doğum kontrolü yükünü kadının sırtından atmak için vasektomini teşvik edebilir. Ancak bu yöntem, bırakın Recep Akdağ ı, kadın haklarına saygılı olduğunu ileri süren ve destekleyen kaç erkek tarafından dile getirilmiş ve gerçekleştirilmiştir? Üreme Sağlık Hizmetleri Kanun tasarısı Sonuç olarak kürtaj yasağı ve devamındaki söylemlere karşı gelişen kadın hareketi hükümetin kürtaj yasağı fikrini geri püskürtmüş oldu. Çok açık ki hükümet kürtajı tüm tepkiler karşısında yasaklamayı göze alamadı. Bu nedenle de yasaklamadan nasıl buna engel olabiliriz diye tartışıyorlar. Bakanlar kurulunda görüşülen Üreme Sağlığı Hizmetleri Kanun Tasarısı Taslağı nda kürtaj için 10 hafta sınırını korumasına karşın, bunu zorlaştıran şartlara bağlıyor.. Vicdani red hakkını askerlikte tanımayan devlet, sağlık personeline kürtaj yapma konusunda vicdani red hakkı tanıyor. Yani sağlık personeli kürtaj yapmama hakkına sahip olacak. Bir çeşit mahalle baskısını da içeren bu hak hastanelere, doktorlara kürtaj yapmama baskısını da getirecektir. Ki bazı devlet hastaneleri daha

47 bu yasa çıkmadan gebelik 10 haftalık olsa da hastanelerinde kürtaj yapmadıklarını belirtiyorlar. O zaman gidip özel sektörde yüksek paralarla kürtaj yaptırmanız gerekecek. Yani fakir ve parasızsanız çocuğu doğuracaksınız. Sağlıkta ikna odaları, gebeliği sonlandırmak isteyen çiftler veya anne adayının hizmetine girecek.. Evlenmeme, geç evlenme, çocuk sahibi olmama ve az çocuk sahibi olma ya karşı toplumsal çalışmalar yürütülecek ikna odalarına ek olarak... Anne adaylarına esnek çalışma imkanı sağlayacağız diye daha fazla sömürü hizmete girecek. Yanında göz boyama için 2 ay daha fazla ücretli izin... Çalışan annelerin çocuklarını güvenle bıraktıkları, sadece beslenme için ücret ödedikleri, etüdlü ve beslenmeli okulların kaldırıldığı bir dönemde annelere çocuk için kreş yardımı ve çocuk yardımı sağlama iddiası ne kadar inandırıcıdır... Ana ve çocuk sağlığı merkezlerini Toplumsal sağlık merkezlerine dönüştürek ücretsiz doğum kontrol hapına ulaşmayı zorlaştıran devlet, ertesi günü hapı denen bir hapı ücretsiz dağıtacakmış(!) 10 Haftalık süreyi geçirmişseniz gebeliği sonlandırma işlemi için ancak üniversite hastaneleri, sağlık bakanlığı ve eğitim araştırma hastanelerine gitmeniz gerekiyor. İzini onlar verebilecekmiş? Tecavüze uğradığınızı da onlara anlatıp ikna ederseniz kürtaj olabilirsiniz yaşından küçükseniz ve tecavüze uğramış bunun sonucunda gebe Marksist Teori 7 [ 47 ] kalmışsanız kürtaj olmak için önünüzde epey uzun bir süreç var.. Çünkü artık velinizin iznini almak gibi nispeten kısa olan bir süreç yerini mahkemeye ve hakim kararının alınmasına bırakıyor. Bu sürecin ne kadar zorlu ve uzun sürdüğü herkesce malumdur. Bununla uğraşacak vaktiniz ve paranız varsa tabii ki. Ve bu arada çocuk doğmadıysa... Yani kısaca ve özetce size kürtaj olabilirsin ama işte hendek işte deve diyorlar! Olmamanız için ellerinden geleni yapıyorlar.. Kadınların mücadelesi Meydanlarda açığa çıkan söylemler ve harekete geçen kadın kitleleri çok somut olarak iktidarın kadın bedeni üzerindeki tahakküm hedefini iyi okumuş doğru mücadele ve eylem yöntemleri geliştirmiş ve son kertede kürtaj hakkından taviz vermemiştir. Bu süreçte AKP iktidarının cinsiyetçiliği ve ırkçılığı kadınların gözünde bir kez daha teşhir olmuştur. Onlarca kadın örgütü, siyasi parti, dernek ve diğer oluşumlar yan yana gelmiş hemcinslerinin yıllar önce mücadelesi ile kazandıkları haklarına sahip çıkmış, devletin katliamcı yüzünü teşhir etmiş ve Uludere katliamının sorumlularının yargılanmasını da talep etmiştir. Bu süreçte özgüven tazeleyen ve mücadelenin gücüne inanan kadınlar, erkek egemenliğine karşı sokakları terk etmeyeceklerinin ve yeni kazanımlar için yollarına devam edeceklerinin mesajını çoktan verdiler.

48 YIKIM VE SERMAYEYE KENTSEL RANT YASASI Av. İlknur Balcan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi yılından beri kentsel dönüşüm zaman zaman gündeme getirildi ve birçok yasa taslağı hazırlandı. Son seçim sürecinde, başbakanın İstanbul Boğazı nda üzerinden tren hattı geçen 3. köprü, Kanal İstanbul, Taksim projesi gibi projeleriyle birlikte kentsel dönüşüm yasasına da hız verilmiştir. Özellikle İstanbul un küresel bir kent olma iddiası, kentsel dönüşüm alanı ilan edilecek arazilerin bir zamanlar kentin dışında kalan ancak şu an merkezde, kentin değerli ve önemli arazileri haline gelmeleri, küresel finans kuruluşlarının ve çeşitli rant odaklarının ilgisini artırmaktadır. Geçmiş yıllarda, önceki hükümetlere olduğu gibi, AKP hükümetlerinin yıkım saldırılarına karşı da kitleler direnişler sergilediler. Direnişler karşısında amacına ulaşmada zorlanan AKP hükümeti, depreme önlem gibi haklı bir gerekçenin arkasına sığınarak bu yasayı çıkarmıştır. [ 48 ]

49 Marksist Teori 7 [ 49 ] Siyasal iktidar tarafından radyo ve televizyonlardan yayınlanan kamu spotlarıyla yasaya meşruiyet kazandırılmaya ve toplumsal muhalefet azaltılmaya çalışılmaktadır. Kadıköy Fikirtepe de kentsel dönüşüm alanı ilan edilen bölgenin emsal hakkının yükseltilmesinden sonra burada yaşayan insanların inşaat şirketleriyle anlaşmaları ve televizyona çıkarılarak ne kadar mutlu oldukları ve kendilerine piyango vurduğu yolunda haberler verilerek bu insanlar tüm İstanbullulara örnek olarak gösterilmektedir. Halkta Fikirtepe de yaşananların tüm kentsel dönüşüm alanlarında da yaşanacağı izlenimi yaratılmaya çalışılmaktadır. Yasa, yargı ve yasama denetiminden muaf tutarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ yi emlak piyasasında tek yetkili yapmıştır. Bu keyfi yetkiyle, özellikle inşaat sektöründe krizde bile büyümenin durmadığı ancak satılamayan bina stokunun yüksek olduğu, 10 ilin yoksul semtlerinde yaşayan halkın küçük mülkiyeti yağmalanacak. Bu yasayla aynı dönemde çıkarılan 2B Yasasıyla orman arazilerinin satışa sunulması olanağı yaratıldı, Tapu Kadastro Yasasında değişiklikle yabancılara arazi satışında azami sınır 2,5 hektardan 30 hektara çıkarıldı. Bu yasalar birlikte değerlendirildiğinde kent merkezleri ve kıyı arazileri sermayenin rant alanları haline getirilmektedir. Yasanın 1. maddesinde amaç afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek olarak belirtilmiştir. Ancak yasanın bütününden, afet riski ile kastedilenin asıl olarak deprem olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında diğer afetlere ilişkin hiçbir düzenlemeye yer verilmediği de görülmektedir. Yasanın 1. maddesinde riskli alan ve riskli yapıların bulunduğu arsa ve araziler de iyileştirme, tasfiye ve yenilemelerin amaçlandığı belirtilmiş. Ancak yasanın geneline bakıldığında asıl amaçlananın kentsel dönüşüm olduğu açıktır. Bu dönüşüm yapılırken de afet olgusunun kullanılacağı görülmektedir. Yasanın 2. Maddesinde tanımlar düzenlenmiştir. İdare tanımı yapılırken ilçe belediyelerinin Belediye Kanunu ndan kaynaklı yetkilerinin sınırlandırıldığını ancak büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyelerinin, Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi halinde, sürece dahil olacağı belirlenmiştir. Bu maddeyle de asıl amaçlananın AKP li belediyeler dışındaki belediyelerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında yaşanacak sorun ve engelleri kaldırmaktır. 2. maddede yer alan tanımlardan rezerv yapı alanı nın TOKİ nin talebiyle veya re sen Bakanlıkça belirlenebileceği belirtilmiş olup yerel yönetimlerin yetkileri yine bertaraf edilmektedir. Ancak bu alanların han-

50 Marksist Teori 7 [ 50 ] gi kriterlerin gözetileceği belirtilmemekte, bu iki kuruma verilen yetki tekeli kriter açısından da keyfice kullanılabilir hale getirilmektedir. Riskli alan tanımında da yetki tamamen bakanlığa verilmiş olup yerel yönetimler dışarda tutulmuştur. Yine bu alanların belirlenmesinde hangi kriterlerin kullanılacağı, bilimsel verilere dayanılıp dayanılmayacağı da belirtilmemiş. Riskli yapı tanımında ilmi ve teknik verilere dayanılarak tespit yapılacağı belirtilse de kullanılacak bilimsel ve teknik verilerin ne olacağı konusunda herhangi bir açıklama söz konusu değil. Yasanın 3. maddesinde ise tespit, taşınamaz devri ve tescili düzenlenmektedir. Bakanlık ve İdare yapı maliklerine süre vererek yapılarının riskli olup olmadığının tespitini isteyebilecektir. Yapı malikleri tespiti, masrafları kendilerine ait olmak üzere bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılacaktır. Bu kurum ve kuruluşların hangi kriterlere göre oluşturulacağı ve niteliğinin ne olacağı belirtilmemektedir. Eğer verilen süre içinde tespit yaptırılmadığı takdirde bakanlık veya idare tarafından yaptırılacak, yapılan masraflar için taşınmazın tapu kaydına ipotek konulacaktır. Yapılan tespite 15 gün içinde itiraz hakkı tanınmış ancak itirazı inceleyecek olan heyetin dördü bakanlığın talebi üzerine üniversitelerce görevlendirilen kişilerden, üçü ise Bakanlıktaki görevlilerden oluşturulacaktır. Bilimsel ölçütlere ve şehircilik planlamasına önem veren, iktidardan bağımsız ve halkın yararını gözeten TMMOB tamamen devre dışı tutulmaktadır. 3. maddenin 3. fıkrasında ise, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların bakanlığa tahsis edileceği ve bakanlığın talebi üzerine yerel yönetimlere ya da TOKİ ye bedelsiz olarak devredilebileceği düzenlenmiştir. Yasanın 3. maddesinin 4. fıkrasında, riskli alanda bulunma koşulu aranmaksızın hazine dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların Şehircilik Bakanlığı na tahsisine olanak sağlanmıştır. Bu alanlar bedelsiz olarak TOKİ ve bakanlığa devredilecektir. TOKİ nin bu alanları özel şirketlere proje kapsamında satacağı düşünüldüğünde kamu mülkiyetindeki alanların bedelsiz özelleştirilmesinin önü açılacak ve bu alanlar yapılaşmaya açılacaktır. Yasanın 3. maddesinin 6. fıkrasında, meralar yapılaşmaya açılmaktadır. Bu maddeyle meraların talanına olanak sağlanacaktır. Yasanın 3. maddesinin 7. fıkrasında ise risk taşımayan yapıların da uygulama bütünlüğü gerekçesiyle kanun hükümlerine tabi olacağı belirtilmiştir. Kentsel dönüşüm alanı ilan edilen bölgede kalan risk taşımayan taşınmazlar da bu düzenleme ile yıkılabilecektir. Bu fıkra ile uygulama bütünlüğü kavramı gerekçe gösterilerek risk taşımayan yapılarda oturan kişilerin hukuki güvencele-

51 Marksist Teori 7 Yasanın geneline bakıldığında asıl amaçlananın kentsel dönüşüm olduğu açıktır. Bu dönüşüm yapılırken de afet olgusunun kullanılacağı görülmektedir. ri, barınma hakları, konut dokunulmazlıkları ve mülkiyet hakları ihlal edilmektedir. Bu durum Anayasanın 21. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığı ve 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının açık ihlalidir. Burjuva hukukunda en kutsal hak olarak kabul edilen mülkiyet hakkı söz konusu yoksul halk olunca AKP iktidarı tarafından görmezden gelinmektedir. Yine Yasanın 4. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen tasarrufların kısıtlanması ise, yoksulların küçük mülkiyet hakkının kullanılmasını önlemektedir. Fıkrada söz konusu alanlarda uygulama süresince her türlü imar ve yapılaşma faaliyetini geçici olarak durdurabilir denmektedir. Yasanın 4 üncü maddesinin 3. fıkrasında de bu kanunun uygulanma sırasında, bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından talep edilmesi hâlinde, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğalgaz hizmetleri verilmez ve verilen hizmetler ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulur denilmektedir. Bu hüküm ile yanlıca bu yapılarda yaşayan yoksul halk ve kiracıların barınma hakkı, barınma hakkının tasfiyesiyle kalınmamakta, en zorunlu yaşam ihtiyaçlarına ulaşabilme hakkı da gasp edilmektedir. Yasanın 5. maddesinin 1. fıkrasında anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine, kiracılarına veya bu yapılarda işyeri bulunanlara geçici konut veya işyeri tahsisi ya da kira yardımı yapılabilir. cümlesindeki yapılabilir belirsizliği ile direnmeyenlere bile teşvik edici yardım keyfiyete bırakılmaktadır. Yine belirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Halkın evi yıktırıldığında yerine bir ev verileceğinin veya ev verilinceye kadar kira yardımı yapılacağının hiçbir garantisi yok. Bu durumda kimlere ev ve kira yardımı yapılıp yapılmayacağı tamamen idarenin keyfiyetine bırakılmıştır. Anlaşmayı kabul etmeyenler ise ileri sürülen hakların dışında tutulmuştur. Yasanın bu maddesi Anayasa nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırıdır. Yasa aynı hukuksal durumda bulunanlar arasında farklı düzenlemeye gitmeyi amaçlamaktadır. [ 51 ]

52 Marksist Teori 7 [ 52 ] Yasanın 5 inci maddesinin 3, 4 ve 5. fıkraları ile bu yapıların yıkım masrafları halktan talep edilmekte ve halk borçlandırılmaktadır. Yıkım masraflarının halktan talep edilmesi Anayasa nın hukuk devleti ve sosyal devlet ilkelerine aykırıdır. Düzenlemede gönüllülük esas değil, zor kullanma söz konusudur. Yine Yasanın 6. maddesinin 2. fıkrasında binası yıkılan malikler kendilerine yapılan tebligatı takip eden 30 gün içinde anlaşma sağlayamazlarsa acele kamulaştırma ile taşınmazlarına el konulacaktır. Bu fıkra ile de Anayasa da düzenlenen mülkiyet hakkı söz konusu yoksullar ve alt sınıflar olunca yok sayılmaktadır. Yasanın, 6 ncı maddenin 4. fıkrasıyla gerekli görüldüğünde Bakanlar Kurulu kararıyla sosyal donatı ve altyapı harcamaları uygulama maliyetine dahil edilmeyebilir cümlesiyle yıktırma masrafları dışında altyapı ve sosyal donatı alanlarının maliyetinin de halka ödetilmesi amaçlanmaktadır. dahil edilmeyebilir ifadesi de yasanın neredeyse tamamı gibi muğlak kalmaktadır. Sosyal donatı ve altyapı maliyetinin konutlarını yıktıranlara ödetilmesi Anayasa nın hem hukuk devleti ve sosyal devlet hem de belirlilik ilkelerine aykırıdır. Yasanın 6. maddesinin 6. fıkrasında bakanlık, riskli alanlardaki ve rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda faydalanılmak üzere; özel kanunlar ile öngörülen alanlara ilişkin olanlar da dâhil, her tür ve ölçekteki planlama işlemlerine esas teşkil edecek standartları belirlemeye ve gerek görülmesi hâlinde bu standartları plan kararları ile tayin etmeye veya özel standartlar ihtiva eden planlar yapmaya, onaylamaya ve kent tasarımları hazırlamaya yetkilidir. denilmektedir. Bu durumda Bakanlığa bu alanlarda plan yaparken özel standart belirleme yetkisi verilmiştir. Yine yasada bu yasa ile diğer yasaların çelişmesi durumunda bu yasanın hükümlerinin uygulanacağını belirterek; bakanlığa imar yasası ve yönetmeliğine aykırı plan yapma yetkisi tanınmıştır. Zira, İmar Yasasında plan yapımına ilişkin yer alan düzenlemeler sağlıklı yaşam çevrelerinin oluşturulması amacıyla belirlenmiş standartlardır. Yasanın 6. maddesindeki düzenleme insanların planlı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını ihlal etmektedir. Zira, bu fıkra Anayasa nın 56. maddesinde devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır hükmünü ihlal etmektedir. Bu madde ile hukuksuz uygulamalara karşı yargıya başvurma hakkı otuz güne düşürülerek, İdare karşısında eşit güçte olmayan halkın dava açma süresinin kısıtlanması ve açılan davalarda da yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğinin belirtilmesi hak arama hürriyetinin ihlali sonucunu doğurmaktadır. Yasa ile 1984 yılında yürürlüğe giren gecekondulara tapu tahsis belgelerinin verildiği İmar Affı Kanunu ortadan kaldırmaktadır.

53 Yasanın 9. maddesinin 2. fıkrasında 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun, 6831 sayılı Orman Kanununun, 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun, 189 sayılı Millî Savunma Bakanlığı İskân İhtiyaçları İçin Sarfiyat İcrası ve Bu Bakanlıkça Kullanılan Gayrimenkullerden Lüzumu Kalmıyanların Satılmasına Salâhiyet Verilmesi Hakkında Kanunun, 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununun, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun, 3621 sayılı Kıyı Kanununun, 4342 sayılı Mera Kanununun, 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanunun, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun, 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun, bu Kanun un uygulanmasını engelleyici hükümleri ve diğer kanunların bu Kanun a aykırı hükümleri uygulanmaz. denilmiştir. Bu madde ile orman alanları, kıyılar, tarım alanları, meralar, zeytinlikler ve sit alanları imara açılmakta ve bu alanların talanının önü açılmaktadır. Bu yasayla kazanılmış birçok hak yok sayılarak yürürlükte bulunan 27 yasanın da Afet Yasasına aykırı hükümlerini ortadan kaldırmaktadır. Bu yasayla Anayasa nın 2 nci maddesinde yer alan olan sosyal ve hukuk devleti ilkesi, 10. maddesinde yer Marksist Teori 7 [ 53 ] alan eşitlik ilkesi, 21. maddesinde yer alan konut dokunulmazlığı, 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkı, 36 ncı maddesinde yer alan hak arama hürriyeti, 56 ve 57 nci maddelerinde yer alan sağlık, çevre ve konut ilkeleri,125. maddesinde yer alan idarenin her türlü işlem ve eylemlerinden dolayı karşı yargı yolunun açık olması ilkesi ihlal edilmektedir. AKP iktidarı halkın deprem korkusunu kullanarak dönüşümü amaçlamaktadır. Halkın elinden değerli araziler bu yasanın yaptırım gücü kullanılarak alınacak ve halk şehir dışına sürülecektir. Asıl amaçlanan budur. Ayazma örneği ortadadır. Küçükçekmece Ayazma da kentsel dönüşüm projesi uygulayacağız diyerek, halkın elinden evleri alındı. Burada yaşayan insanlar bir yıl çadırlarda yaşamak zorunda bırakıldı. Sonrasında TOKİ nin Bezirganbahçe de yaptığı konutlara senetler imzalatılarak, borçlandırılarak yerleştirildiler. TOKİ konutlarının alt yapısı bir yılı geçmeden çöktü ve birçok insanda borçlandıkları senetleri ödeyemediğinden bu evlerden çıkarıldılar. Şu an Ayazma da ise Ağaoğlu nun gökdelenleri yükselmekte, AKP iktidarının kentsel dönüşüm projelerinin kime ve neye hizmet ettiğine kanıt olarak. Yine Sulukule örneği var. Sulukule de yaşayan halk bu alanın kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesiyle borçlandırılarak şehrin dışına Taşoluk a yerleştirilmeye çalışıldı. Birçok kişi gitmedi, gidenler ise bu konutlarda yaşayamadığından şehre geri dön-

54 Marksist Teori 7 Bu TOKİ mi afetlere dayanıklı konutlar üretecek? Samsun da meydana gelen sel felaketi de gösterdi ki TOKİ hiçbir bilimsel veriye dayanmadan hiçbir şehircilik ilkesini dikkate almadan binalarını gelişigüzel yerlere yapmaktadır. [ 54 ] düler. İnsanlar sosyal ve kültürel olarak bu binalarda yaşayamadılar. Sulukule de kentsel dönüşüm ilan edilen alanın ise kimi milletvekili çocuklarına ve cemaat üyelerine satıldığı ortaya çıktı. Mahkeme projeyi tarihi dokuya uymadığından iptal etmesine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı projeden vazgeçmeyeceklerini belirtmekte. Bu iki örnek dahi AKP iktidarının asıl amacını göstermektedir. Van depremi de AKP iktidarının halkı afetten korumaya ya da afet sonrasına yönelik hiçbir çalışmasının olmadığı hatta 1999 yılından bugüne toplanan deprem vergilerinin dahi bu amaçlarla kullanılmadığı ortaya çıktı. Şimdi bu iktidar mı afet riskinden korumak amacıyla çalışma yapacak? Bu TOKİ mi afetlere dayanıklı konutlar üretecek? Samsun da meydana gelen sel felaketi de gösterdi ki TOKİ hiçbir bilimsel veriye dayanmadan hiçbir şehircilik ilkesini dikkate almadan binalarını gelişigüzel yerlere yapmaktadır. Bu yasayla birlikte insanların sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı görmezden gelinerek, halk yaşadığı sosyal ve kültürel çevreden koparılarak bu alanlar rant odaklarına açılmaktadır. Elbette AKP iktidarının 12 Eylül anayasasının bu konudaki lafızlarına bile aykırı hareket ettiğine ilişkin yorumları, onun kentsel dönüşümle sermayeye yeni rant alanları sağlamak için, tabi olmakla yükümlü olduğu anayasa ve yasaları çiğneyen pratiğini ve yasal değişiklik yapma pervasızlığını göstermek için yaptık. Burjuvazi, AKP ve anayasanın dokunulmaz kıldığı mülkiyet hakkı, üretim araçları ve sermayenin mülkiyeti hakkıdır. Onlar için yoksul halkın konutu üzerindeki mülkiyetini korumanın, sıra sermaye için rant alanları yaratmaya gelince, fazla bir önemi yoktur. Sermaye genellikle iktisaden ranttan kırıntılar vererek yoksulların kentsel ranttan yararlanan yerleşim alanlarını ellerinden alır. Ama yoksulların direnişi varsa, hükümetler ya kitlesel taban kaybetmeme kaygısıyla tavizler vermek ve dolayısıyla anayasa-yasalarındaki lafızları kısmen de olsa dikkate almak zorunda kalırlar ya da fiili ve yeni yasal değişiklikle daha sert bir saldırıya girişirler. Şimdi AKP bu ikinci yolu seçimlerde aldığı geniş oy desteğine güvenerek tutuyor. Diğer yandan egemenler ve AKP özellikle İstanbul da antifaşist semt-

55 Marksist Teori 7 leri dağıtma isteği nedeniyle de kentsel dönüşümde gözü dönük bir saldırganlığa girişiyorlar. Ayrıca burjuva hükümetler kent ve turizm rantına konu olan hazine ve diğer devlet kurumlarının arazilerini, eğer halkın mücadelesi engelleyemiyorsa, sermayeye ucuza vererek peşkeş çekerler. AKP nin bu konudaki aç gözlü hırsla saldırganlığını belirtmeye gerek yok. Anayasadaki sosyal devlet, barınma hakkı, iktisadi anlaşmazlıklarda devlete karşı yargıya başvurma haklarına gelince. Faşist 12 Eylül anayasası bunlara daha çok önceleyen dönemlerde sosyalizm ve emekçilerin mücadelesi karşısında lafzen ve biçimsel olarak bunlara yer vermek zorunda kalmıştı. Özellikle siyasal alanda faşizmi kurumlaştırmaya ağırlık verirken, ikincil planda tuttuğu bu konularda kitleleri aldatabilme ihtiyacı nedeniyle de bu tip lafızlara yer vermeyi önemsedi. Ancak önceki hükümetler gibi, hatta onlardan daha fazla, kapitalist hegemonyanın güçlü olduğu dönemde anayasadan ve yasalardan bu alandaki lafızları silebilecek bir saldırganlığı uygulayan AKP, bu lafızları çiğnemede bir sakınca görmüyor. Adeta %100 kâr için sermayenin işlemeyeceği cinayet yoktur özdeyişindeki gibi yoksulların spekülatif rant alanları haline gelen mahallelerine ve konutlarına saldırıyor. Bu saldırıya karşı zafere ulaşsın ya da ulaşmasın mutlaka önemli mücadele deneyimi yaratacak olan emekçi semtlerin mücadelesi sürecek, önemli bir bilinç ve birikim yaratacaktır. [ 55 ]

56 ÖYM DEN TMM YE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK Av. Özlem Gümüştaş Düzen kölelik ve zulüm anlamına geldiğinde, düzensizlik adaletin ve özgürlüğün başlangıcıdır. Carlyle 3. Yargı Paketi olarak bilinen Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun, alelacele pakete dâhil edilen Özel Yetkili Mahkemeler düzenlemesini de içererek, 1 Temmuz da Meclis Genel Kurulu nda kabul edildi ve 5 Temmuz tarihli Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Hükümet erkânı paketi, devrim niteliğinde bir düzenleme olarak kamuoyuna sundu. Paketteki düzenlemeler ile çok sayıda kişinin tahliye olacağı yönünde haberler yapılırken, uzun tutukluluğun kalkacağı, infaza dönüşen tutukluluk sistemi yerine tutuksuz yargılama ve adli kontrol uygulanması yoluna gidileceği, tutuklama kararlarının mutlaka gerekçeli olacağı, somut olgulara dayandırılacağı, kararlarda uluslararası [ 56 ]

57 sözleşmeler ve AİHM kriterlerinin dikkate alınacağı, basının sansür edilemeyeceği, yayınların toplatılamayacağı, infazın durdurulacağı, soruşturma ve kovuşturmaların erteleneceği, denetimli serbestlik hükümlerinin uygulamaya geçirileceği şeklinde açıklamalar yapıldı. Elbette pakete devrim niteliğini kazandıran da Ceza Mevzuatı Kanunu nun (CMK) 250, 251 ve 252. Maddelerinin yani Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılması oldu. Yasalaşan 3. Yargı Paketi ve Ekim ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen 4. Yargı Paketi etrafında yürütülen tartışmalar başlı başına -özellikle ceza mevzuatı yönünden- Türk hukuk sistemine ve yargı krizine ayna tutuyor. AKP, iktidarının ilk döneminde imza atarak yasalaştırdığı kanunlarda yeniden düzenlemeye girişiyor. Yargı paketleri konu alanları itibariyle Türkiye de adalet ve yargı sorunlarının boyutları ile ilgili gerçek olgular içermekle birlikte; herkesin birbiri ile Özel Yetkili Mahkemeler, özel yetkili soruşturma ve yargılamalar üzerinden hesaplaştığı politik rejim krizine de ayna tutuyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ın İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmekte olan KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrılması ile tepe noktasına ulaşan bu kriz, bizzat Başbakan nezdinde hükümeti de devlet içinde devlet haline gelmiş bu mahkemeler konusunda düzenleme yapmaya yöneltti. Marksist Teori 7 [ 57 ] Bugün gelinen aşamada yapılan değişikliğin bir yanı; ÖYM lerin hükümetin yönettiği organ olmaktan çıkıp, giderek özerkleşen ve iktidarı tehdit eden yapısıyla ilgiliyken, diğer yanı; işçi sınıfı, emekçiler, Kürt halkı ve değişik kesimlerden mücadele dinamikleri ve bunların birleşik öznelerinin sokaklarda yükselttiği TMY, ÖYM kaldırılsın talebi; tutuklama ve terörist sıfatı ile tutuklu/tutuksuz yargılama kırımından geçirilen sosyalistler, yurtseverler, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler, hukukçular, sendikacılar, insan hakları savunucuları, öğrenciler ve kadınların zindanlarda ve mahkemelerde bu yargı sistemini mahkûm eden duruşları ile ilgilidir. Egemenlerin bizzat kendi unsurlarını dahi tutukladığı çatışma sahası haline gelen yargı alanı içerisinde, mücadele dinamikleri özgürlükler için sürekli eylem halinde oldular. ÖYM lerin faşist, şovenist niteliği toplum kesimleri nezdinde açığa çıktı, terör suçlaması ve tutuklama durumu caydırıcı etkisini yitirdi. AKP, yeni yargı paketinde yaptığı revizyon ile özel yetkileri kendi durumunu sağlama almak yönünde sınırlarken, adalet talebi etrafında birleşen milyonların mücadele gücü karşısında da ÖYM ler kaldırıldı makyajına girişti. Özel yetkili mahkemelerden TMY mahkemelerine AKP nin ÖYM lerin kaldırılması nı içeren değişiklik önergesi yasanın 105. Maddesinde; CMK 250,

58 251 ve 252. Maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır şeklinde yer alırken, aynı yasanın 75. Maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası nın (TMY) 10. Maddesi Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü şeklinde değiştirilmiştir. 75. madde, TMY ve Türk Ceza Kanunu nun devlet ve hükümet aleyhine işlenen suçları düzenleyen bölümleri kapsamına giren suçlara bakmakla görevlendirilecek ağır ceza mahkemeleri ve bunların kullanacağı soruşturma usullerini belirliyor. Yine Kanun un Geçici 2. Maddesinin 7. Bendi; Mevzuatta CMK nun 250. Maddesinin 1. Fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerine yapılmış olan atıflar, TMY nın 10. Maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış sayılır demektedir. Madde lafızlarının Türkçe meali tam olarak şu; yeni yasa ile yürürlükten kaldırılan CMK 250, 251 ve 252. Maddeleri Terörle Mücadele Kanunu na aktarıldı. Tıpkı Devlet Güvenlik Mahkemeleri nin kaldırılarak, 2004 yılında değiştirilen CMK nun Maddelerine aktarılması gibi. Şimdi yeni özel yetkili tabela; bölgesel terör mahkemeleri. Bu kanun kapsamına giren suçlarla ilgili açılan davalar HSYK tarafından belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülecek. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri, başka mahkemelerde görevlendirilmeyecek. Soruşturmalar, şu anda olduğu gibi HSYK tarafın- Marksist Teori 7 [ 58 ] dan görevlendirilen özel yetkili savcılarca yapılacak. HSYK Kanun un yürürlüğe girmesinin ardından Adalet Bakanlığı nın teklifiyle 11 şehirde 13 Bölgesel Ağır Ceza Mahkemesi (BACM) kurdu. Daha önce İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Diyarbakır, Malatya, Erzurum ve Van da bulunan 8 özel yetkili mahkeme bölgesi, Antalya, Bursa ve Samsun a da Bölgesel Ağır Ceza Mahkemeleri (BACM) kurularak, 11 e çıkarıldı. Ankara da iki tane ÖYM varken yeni sistemde BACM sayısı bire indi. İstanbul ve Diyarbakır da ise sadece ikişer ihtisas mahkemesi kuruldu. Diğer bölgelerdeki mahkemeler ise birer tane. Bu mahkemelerin soruşturma ve yargılama usullerinin ceza mevzuatının genel kanun ve ilkeleri dışında TMY gibi özel bir kanun içerisinde düzenlenmiş olması kişi güvenliği ve özgürlüğü yönündeki temel, evrensel ilkelere aykırıdır. Hukuk ve ceza yargılamasında kabul gören gerçeklik; yargılamanın kişi güvenliği ve özgürlüğü yönündeki teminat ilkelerini gözeterek, maddi gerçeğe ulaşma ilkesidir. Mahkemelere; geçmiş dönemde eleştiri konusu olan devletin güvenliği mahkemeleri olma görevi yüklenemeyeceği gibi, terörle mücadele etmek şeklinde bir görev de yüklenemez. Fakat yeni düzenleme özel soruşturma ve yargılama usullerini ve mahkemeleri doğrudan TMY nın içine alarak, herkesin peşinen terörist sayılacağı bir düzenlemeye kapı açmaktadır. Yetkileri kaldırılan Özel yetkili mahkemeler, Ergenekon, Balyoz,

59 KCK gibi açılmış davalarda kesin hükme kadar görev yapmaya, TMY 10. Madde kapsamındaki özel yargılama usullerini kullanmaya devam edecek. Yeni düzenleme ile özel tipte mahkemeler ezilenler ve politik özgürlükler mücadelesi karşısında baskı aracı olarak varlığını sürdürürken; organize suçlar, çıkar amaçlı suç örgütleri, bakan, bürokrat ve belediyelerce yapılan yolsuzlukların tamamı bu mahkemelerin yargılama kapsamından çıkarıldı. Başbakan bu düzenleme ile yolsuzlukların soruşturmasını kendi iznine bağlayarak, bakan, bürokrat ve AKP li bazı belediyelerce yapılan yolsuzlukların soruşturulmasının önüne geçmiş oldu. Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını kapsayan TCK nun 313., 314. Maddeleri ve bazı maddelerde görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır demek suretiyle asker yargılamalarının süreceği işareti verilirken, Devlet İstihbarat Özgürlüğü düşman, güvenliği her şey gören anlayış yeni yasada da varlığını korumaktadır. Marksist Teori 7 [ 59 ] Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu nun 26. Maddesi hükmü saklıdır düzenlemesiyle MİT yetkililerine dönük soruşturmalarda izin şartı getirdi. Terörle Mücadele Kanununun l0 uncu maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla açılmış olan davalarda, sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez diyerek bir yandan devam eden mahkemelerin durmayacağını söylerken diğer yandan da kamu görevlilerinin (ki buna sivil ve askeri görevliler girmekte) hakkında soruşturma açılması izin veya karara bağlanmıştır, demekteler. Bunun sonucu, en güncelde yaşanacak ve genelkurmay, hükümet, asker-sivil bürokratları Uludere katliamının, Kazan kimyasal katliamının ve bundan sonra gerçekleştirecek benzer katliamların hesabını vermeyecek demektir. AKP yeni düzenleme ile devlet içinde devlet tanımını yaptığı, Gülen cemaatinin elindeki ÖYM leri yeniden biçimlendirirken, Hakan Fidan olayında yaşandığı gibi hükümete karşı tehdit oluşturmasının önüne geçmiş oldu. Bir ileri iki geri Yasa değişikliği bazı noktalarda iyileştirmeler içerirken, iyileştirme olarak sunulan pek çok düzenlemede somut ölçüler koymak yerine hâkim

60 Marksist Teori 7 [ 60 ] takdiri ne yollama yaparak, yorumlama ve kıyas yöntemini yasal düzenleme ve gerekçe haline getiriyor. Diğer yandan Ceza Muhakemesi Kanununun 91.maddesinin birinci fıkrasındaki yirmidört saat olan gözaltı süresi kırksekiz saat olarak uygulanır diyerek daha önce kazanılmış olan bir hak geri alınıyor. Yine aynı maddenin 3. fıkrasında toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir denmektedir. Gözaltı süresi bu durumlarda 4 günden 5 güne çıkmıştır. Avukatların dosyadan soruşturma süresince hazır bulunduğu işlemlerle ilgili tutanakları alamayacağını düzenleyen TMY 10. madde değişti. Yeni düzenlemeye göre kısıtlama kararını düzenleyen CMK 153. Madde kapsamında hakkında kısıtlama kararı verilemeyecek emniyet, savcılık, hakimlik ifadeleri, arama, el koyma tutanakları, bilirkişi raporları gibi evraklar savunmadan gizlenemeyecek. Yine yasa, önceki tasarıda bulunan...kabul edilebilir bir mazereti olmayan zorunlu müdafi yokluğunda karar verilebilir şeklindeki düzenlemeyi içermeyerek, sanığın ve müdafinin yokluğunda yargılamaya devam edilemeyeceğini düzenliyor. Mahkemenin düzeni bozduğu gerekçesiyle avukatsız ve sanıksız yargılama yolunu açan CMK 252. Madde hükümleri de yeni yasada yok. Yasanın tutuklamayı düzenleyen 97. Maddesi, tutuklamayı kuvvetli suç şüphesinin varlığına ve tutuklamayı gerektirecek delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesine bağlıyor. 98. Madde ise CMK nun adli kontrol uygulamasını düzenleyen 109. Maddesinde düzenleme yaparak, adli kontrolün üst sınırını kaldırıyor, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınması nı hükme bağlıyor. Öte yandan TMY 10. Madde, eski CMK Maddelerinin darbe ve terör suçlarında tutukluluk süresi kanunda gösterilenin 2 katı uygulanır hükmünü koruyor, uzun tutuklulukda değişiklik yapmıyor. Yasa, 7 yıllık özel yetkili yargı pratiği içerisinde en çok eleştirilen uygulama alanlarından olan TCK nin 220/6-7 ve TMY nın 2/2 maddelerinde de düzenleme içeriyor. Demokratik kamuoyunun taş atan çocuklar adı verilen davalar ve Ahmet Şık, Nedim Şener yargılamasında daha yakından tanıdığı ve sorgulanır halde getirdiği, her kesimden ve her türden hak arama eylemini terör suçu sayan ve örgüt üyesi gibi cezalandırma ile karşı karşıya bırakan bu maddeler karşısında Kanun, verilecek örgüt üyeliği cezasının yarı oranında veya üçte bire kadar indirilebileceğini öngörüyor. Yasada bu düzenlemenin gerekçesi, eski TCK nın örgüt üyesi olmak

61 Marksist Teori 7 [ 61 ] ve yardım etmek fiillerini ayıran ve farklı cezalar öngören düzenlemesine yaklaşmak olarak konuluyor. Oysaki paket bu suçları örgüt üyeliği suç tipinden ayıran bir düzenleme içermiyor. Bu suçlar karşısında yine örgüt üyeliğinin karşılığı olan cezai yaptırımı düzenliyor. Cezaya uygulanacak indirimi ise emredici, kesin hüküm olarak düzenlemek yerine takdirini yargıca bırakıyor. Bu durumun uygulamada nasıl sonuçlar yaratacağını, yargıçların indirim için hangi kriterleri arayacağını izleyip göreceğiz. Fakat daha önemlisi bu düzenlemenin yeni açılacak kovuşturmalarda gerçek karşılığını bulabilmesi için soruşturma savcılarının önlerine gelen bir dosyada fiilin hangi suç tipinde kaldığı konusunda titiz bir araştırma ve hukuk kriterlerine uygun bir yorumlama ile iddianamelerini hazırlamaları gerektiğidir. Son bir kaç yılın verileri bize davaların TCK 220. madde yerine örgüt üyeliği ni düzenleyen TCK 314/2. maddeden açıldığını gösteriyor. Özel yetkili yargı makamları son 3 yıllık pratik içerisinde dosyaları daha baştan itibaren örgüt üyeliği kapsamında ele alarak pakette yer alan indirim koşullarını tartışma olanağını ortadan kaldırmış bulunuyor. Varlığını zaten terörle mücadeleden alacak olan bölgesel ağır ceza mahkemelerinin de aynı yolu izleyeceği açıktır. Kanun, TMY nın açıklama ve yayınlama başlığını taşıyan 6. maddesinin gazetelerin basımını 15 günden 1 aya kadar durdurmayı içeren 5. fıkrasını kaldırıyor. TMY nın 13. maddesi kaldırılarak, TMY kapsamındaki suçlarda hapis cezasının ertelenmesi ve paraya çevirme gibi seçenek yaptırımların önü açılıyor. Yasa geçici bir madde ile tarihine kadar açılan soruşturma ve süren yargılamalarda da erteleme getiriyor. Yasa bu anlamıyla basın için özgürlük değil, soruşturma ve kovuşturmanın ertelenmesi, cezai erteleme yasasıdır. Temel hak ve özgürlüklerin korunması yönünde, basın ve ifade özgürlüğü yönünde bir düzenleme, özgürlükçü bir yorum içermemektedir. Yasa haberleşmenin gizliliğini, özel hayatın gizliliğini ihlal edenler hakkında verilen hapis cezalarında artırım öngörerek, caydırıcılık hedefliyor. Fakat CMK da en önemli sorun olarak karşımıza çıkan 135. maddenin 3. fıkrasıyla 140. maddenin 3. fıkrasında düzenlenen ve soruşturma boyunca iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve teknik takip yapılabilmesiyle ilgili özel hayata ve haberleşme özgürlüğüne yapılan ağır müdahaleye son vermiyor. Aynı tas, aynı hamam 3. Yargı Paketi yürürlüğe girmesinin ardından geçen kısa bir zaman diliminde yaşananlar dahi uygulamaya, yeni yargı pratiğine dair sonuçlar elde etmeye yetti. Yeni yasanın sistematik tutuklama rejimi ne ve uzun tutukluluk uygulaması na son vereceği şeklinde

62 sunulan, takdiri hakime bırakan, içeriği İçişleri ve Adalet Bakanları nın mahkemeler bu kararı umarız doğru okur şeklinde yorumlanan 97 ve 98. Maddeleri kapsamında yapılan başvurular incelemeye dahi alınmadı. Emniyet in Gaye adını verdiği yasadışı MLKP örgütüne karşı 2006 yılında gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak açılan ve tutukluluk süresinde 6 yılı doldurmak üzere olan yargılamada savunma makamının tahliye istemleri incelemeye dahi alınmadı. Yasanın hemen öngünlerinde tutuklanan KESK üyelerinin tutukluluk durumlarına yapılan itirazlar hiçbir gerekçe gösterilmeksizin reddedildi. Şike davasından yargılanan Aziz Yıldırım yerel mahkeme hükmü ile tutuklu kaldığı 1 yıllık süre gözetilerek serbest bırakılırken, üniversite öğrencisi Uğur Ok yargılandığı davada, yerel mahkeme hükmü karşısında 3 yıllık tutukluluk yeterli görülmeyerek, tutukluluğunun devamına karar verildi. Yasa adli kontrolde üst sınırı kaldırıp, tutuklama yerine adli kontrol hükümleri ile tahliye kararı verilebilir şeklinde düzenleme getirirken, yetkileri alınmış fakat TMY 10. Madde kapsamındaki yetkilerle yargılamaları sürdürecek olan Diyarbakır özel yetkili mahkemeleri tutuklu milletvekilleri için yapılan tahliye başvurularında, örgüt üyeliği suçundan yargılanıyorlar gerekçesi ile red kararı verdi. Yasa adli kontrol uygulamasında örgüt üyeliği suçlamalarını da kapsayacak şekilde üst sınırı kaldırma Marksist Teori 7 [ 62 ] yoluna gitmişken, uygulamada takdiri yargıca bırakılan bu maddenin siyasi davalar bakımından geçerli olmayacağı böylelikle ortaya çıkmış oldu. Yasayla, soruşturma evresinde mahkemelerce verilen yakalama, gözaltı, iletişimin tespiti, teknik araçlarla izleme gibi kararlara itiraz yolu açılarak, bu itirazlara bakacak özgürlük hâkimleri ataması yapılırken, ESP Genel Başkan Danışmanları hakkında verilen yakalama kararına karşı avukatların yapmış olduğu itiraz; yakalama kararına karşı itiraz yolu olmadığından gerekçesi ile reddedildi. Yasa ile uzun tutukluluk işkencesi, tutuklama kırımı sürerken; 7 TİP li genci katleden Ünal Osmanağaoğlu ve Bünyamin Adanalı serbest bırakıldı. Pakete AKP ve MHP tarafından son anda sunulan ortak önerge ile giren, 12 Eylül 1980 tarihinden önce işlenen suçlardan dolayı verilen cezalar, lehe hükümler içeren kanuna göre infaz edilecek şeklindeki geçici madde ile katliam sanıklarının tahliyesinin önü açıldı. Ankara Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılamasına devam edilmekte olan 12 Eylül davasında darbecileri sanık sandalyesine dahi getirme zahmeti göstermeyen, Sivas davasında katliam sanıkları kamu görevlisi olmadığı gerekçesi ile verilen zamanaşımı kararını hayırlı olsun şeklinde karşılayan, Roboski katliamı için bugüne kadar hiçbir soruşturma adımı atmamış olan siyasi iktidar ve yargı mekanizması, darbe kıyımlarını ceza-

63 Marksist Teori 7 Mahkemeler ve yasalar, devletin ezilenlere karşı savaş aracıdır. Tüm iktidarların egemenliklerini test ettikleri alanların başında yargı kurumları ve hukuk alanı gelir. larda eşitlik tartışmasına indirgedi ve katliam sanıklarına af yolunu açtı. 3. Yargı Paketi nde yargı krizi ni aşacak, yargı reformu anlamına gelecek hiçbir olumlu düzenleme söz konusu değildir. Lehe düzenleme olarak yer bulan kimi düzenlemeler ise kandırmaca, makyajdan, mış gibi yapmaktan ibarettir. Tutuklamayı kaldırmış gibi, uzun tutukluluğa son vermiş gibi, dosyada gizliliği kaldırmış gibi yapmak vb. Özgürlüğü düşman, güvenliği her şey gören anlayış yeni yasada da varlığını korumaktadır. CMK içerisinde düzenlenmiş özel yetkili mahkemeleri TMY içerisine alan anlayış ilerleyen günlerde yine aynı eleştirilerin ve mücadelenin konusu olmayı sürdürecektir. Uyum yasaları demokrasisinden özel yetkili yargı krizine Ezilenlerin rejimden kopuş yaşadığı, yönetememe krizinin derinleştiği koşullarda değişim argümanını yükselten AKP, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinden 2/3 çoğunluk elde ederek çıktı. Acil Eylem Planı ndan başlayan AKP hükümetinin önceliği emperyalizme ve işbirlikçi sermayeye güven vermek oldu. Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükümet faiz ve savaş bütçesini hazırlamakla işe başladı. Yabancı sermayenin önünü açan Doğrudan Yabancı Yatırım Yasası çıkarılırken, 4857 sayılı kölelik yasası burjuva parlamentodan geçirildi. İşçi sınıfı ve emekçilerin haklarını gasp etmeyi hedefleyen Kamu Yönetimi Temel Kanunu da bu hükümet döneminde sıraya kondu. Susurluk asfaltından AB yoluna çıkarak, yönetememe krizini aşmaya çalışan rejim, AB uyum paketlerini sırasıyla yasalaştırdı. Gül başkanlığındaki 58. Hükümet ve Tayyip Erdoğan ın parlamentoya girmesinin ardından Başkanlığında oluşturulan 59. Hükümet in ilk icraatları Uyum Paketleri oldu. Egemen güçlerin çatışma halinin sürdüğü, MGK nın siyasetteki yeri ve rolü, Kürt sorununa bağlı kültürel haklar kapsamındaki değişiklikler, idam cezasının kaldırılması konularında düğümlenen paketlerde hak ve özgürlükler konusunda sınırlı da olsa kimi adımlar atıldı. İdam cezası kaldırıldı, TCK 159, 312. Madde gibi düşünce özgürlüğünü suç olarak düzenleyen maddeler yerini korumakla birlikte cezai yaptırımlar değişti, TMY nin propaganda maddesi değiştirildi. Gözaltı süreleri kısaltıldı, gözaltında bulunan kişinin avukatla görüşme ve yakınlarına ha- [ 63 ]

64 ber verme hakkı kanuna yerleştirildi, avukat olmaksızın işkence ile alınan ifadelerin mahkemede delil olarak kullanılmayacağı düzenlendi. İşkence davalarının acele işlerden sayılması ve zamanaşımına uğratılmadan sonuçlanması da düzenleme içerisinde yer aldı. Kısmi düzenlemelere rağmen ilerici-devrimci politik kuvvetleri hedefleyen maddeler olduğu gibi korundu. AB uyum yasaları ile demokrasi havarisi kesilen AKP hükümetinin siciline yazılanlar ise; ezilenlerin eylemlerine saldırı ve insanca yaşam isteyen emekçi memurların terörist ilan edilmesi, Ali Suat Ertosun gibi faşist katillerin 19 Aralık 2000 zindan katliamında oynadığı rolden dolayı Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirilmesi oldu. AKP, AB Uyum Yasaları kapsamında ceza mevzuatında yapılan değişikliklerle düzenlenen hakları 2004 yılında geri aldı tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, tarihinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, tarihinde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun yürürlüğe girdi. Ceza mevzuatında yapılan değişikliklerin hemen ardından 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 5532 sayılı kanunla yeniden düzenlendi ve tarihinde yürürlüğe girdi. Ceza yasalarında düzenlenen 55 ayrı suç tipini ve verilecek cezaların artırımını terörle mücadelede yeterli görmeyen bir anlayışın ürünü olan bu yasa, kapsamı, yasal/ Marksist Teori 7 [ 64 ] hukuksal çerçevesi belli olmayan bir terör tanımı yaratarak, terör suçu olarak cezalandırılabilecek suçların yelpazesini çarpıcı biçimde genişletti. Terör tehdidine karşı güvenlik ilkesini esas alan Terörle Mücadele Kanunu, devlet görevlilerine terörle mücadele adına her türlü işlemi yapabilme yetkisi vererek, adli mekanizmaları da bu sürecin bir parçası haline getirdi sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 250, 251 ve 252. maddelerindeki Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme düzenlemesi ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) yürürlükten kaldırıldı. 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri göreve başladı. DGM leri kaldıran 5190 sayılı Kanun un geçici 1., 2., 3. ve 5. maddelerinde DGM lerde görev yapmakta olan hakimlerin kurulacak Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri nde görev yapmaya başlayacakları; DGM lerde görülmekte olan davaların kurulacak Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri nde görülmeye devam edileceği; DGM lerin arşiv, kalem, emanet gibi birimlerinin kurulacak Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri ne devredileceği; diğer kanunlarda DGM lere yapılan atıfların Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri ne yapılmış olarak kabul edileceği yönünde hükümler konuldu. Bu yanıyla DGM lerin sadece isim olarak kaldırıldığı, Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri nin DGM lerin ardılı olduğu yönlü eleşti-

65 riler yapıldı. Bu eleştiri sadece muhalifler tarafından dile getirilmedi; Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemelerini düzenleyen 5271 Sayılı CMK nın Resmi Gazetede yayımlandığı tarih olan tarihinden önce işlendiği iddia olunan suçları yargılamasının Kanuni Hakim Güvencesi ne aykırı olduğu yolundaki bir itirazı İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi, Atılı suç tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri mevcut idi. Biz Devlet Güvenlik Mahkemeleri nin devamıyız şeklinde karara bağladı. Adalet, hukuk ancak özgürlük ve demokrasi temelinde gelişebileceğine göre; adalet, hukuk, yargı; özgürlüğü savunup, korumaya mı yöneldi, yoksa sözde terörle mücadeleye, yani güvenliğe feda mı edildi? Aradan geçen 8 yıl içinde ne oldu? Adalet ve yargı mekanizması nasıl işledi? Hukuk hangi yolu seçti? İşte Türk yargı pratiğinden kesitler; KESK binaları ve yöneticilerinin evleri bir sabah vakti arandı. Sendikacılar yakalandı, yasadışı örgüte üye oldukları, mali destek sundukları gerekçeleri ile sorgulandı, tutuklandı. Demokratik Toplum Partili belediye başkanları, parti yöneticileri sabaha karşı evlerinde yakalandı, plastik kelepçelerle adliyeye sevk edildi, sorgulandı, tutuklandı. Polis, Savcılık denetimi ve mahkeme izni ile parti binalarını, belediye binalarını dinledi, izledi. Aynı oyun geçtiğimiz sene de Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) üye Marksist Teori 7 [ 65 ] ve yöneticilerine, akademisyenleri ve öğrencilerine karşı sahneye kondu. Anayasa Referandumu na 2 gün kala Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üye ve yöneticileri gözaltına alındı. Boykotun aktifleşeceği gerekçesiyle Emniyet güçleri düğmeye basmışlar dı. Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) üyeleri evlerinde yakalandı, parti binalarında aramalar yapıldı, çeşitli dokümanlar ele geçirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü bir video hazırlamıştı, bunu tüm ulusal basınla paylaşmayı görev bildi. SDP ve TÖP üyeleri saatlerce sorgulandı, örgüt üyesi oldukları gerekçesi ile tutuklandı. Hopa da çayına, deresine sahip çıkan halkın demokratik eylemine gaz bombaları ile saldırıldı. Metin Lokumcu yu gaz bombası ile katledenler, katliama ve saldırıya karşı çıkan halkı gözaltına aldı. Hopalılar, özel yetkili operasyonla Erzurum adliyesine sevk edildi, tutuklandı, örgüt adına propaganda yapmak gerekçesi ile yargılandı. Erzurum daki özel yetkili savcı, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner i gözaltına almak üzere adliyeye geldi. Savcıyı yakaladı, odasında arama yaptı ve gözaltına aldı. Erzurum özel yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi Başsavcı hakkında tutuklama kararı verdi. HSYK Erzurum özel yetkili savcısı Osman Şanal ve diğer üç savcının özel yetkileri ni kaldırdı. Yargıtay ve Danıştay, HSYK

66 Marksist Teori 7 [ 66 ] kararının hukuka uygun olduğunu açıkladı. Adalet Bakanı çok kızdı. Cami ve cemevlerine dönük bombalamalar ve yargısız infaz planlarının olduğu Balyoz soruşturmasında emekli ve muvazzaf askerler gözaltına alındı, tutuklama istemi ile sevk edildikleri özel yetkili mahkeme eylemlerin düşünce aşamasında kaldığı gerekçesi ile tutuklama istemini reddetti. Soruşturma sırasında İstanbul özel yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi; 102 şüpheli hakkında yakalama kararı verdi. Karara itirazları değerlendiren üst mahkeme, tutuklama tedbirdir, esas olan tutuksuz yargılamadır... Şüphelilerin tamamı sabit ikametgah sahibidir ve kaçma, delilleri karartma şüphesi altında değildir dedi, yakalama kararını kaldırdı. Devrimci Karargah militanı Orhan Yılmazkaya; yargısız infazla katledildi. Olay yerinde hiçbir güvenlik emniyeti almayan kolluk güçleri, operasyon sırasında caddeden geçen bir gencinde ölümüne sebep oldu. Yargısız infaz ve ölüm hakkında, olayın yasadışı örgüt operasyonu sırasında cereyan etmesi nedeniyle hiçbir işlem yapılmadı. Ergenekon yargılaması kapsamında tutuklu bulunan Arif Doğan hakkında; kalp yetmezliği, şeker hastalığı, görme bozukluğu, yürüyememe ve anksiyete bozukluğu bulunduğu belirtilerek, şüphelinin cezaevi koşullarında tedavi ile şifa bulamayacağı kaydedilen hastane raporu verildi. Arif Doğan rapor üzerine tahliye edildi. Aynı yargı mekanizması DHKP-C davasından tutuklu ve kanser hastası Güler Zere için tahliye yolunu seçmedi. Tutukluluk koşullarında kanserle mücadele eden ve yaşamın kıyısına gelen Zere, bir hastane odasında hayata gözlerini kapamak üzere tahliye edildi. Ergenekon yargılaması kapsamında tutuklu bulunan Ahmet Hurşit Tolon hakkında delil yetersizliği nden tahliye kararı verildi. Mahkeme tahliye kararında, tutuklama kararına esas alınan 29 sayfalık Ergenekon yapılanmasını içeren kitap fotokopisinin gizliliğinin bulunmaması Bu belgenin fotokopisinin şüphelide bulunmasının tek başına şüphelinin suç örgütüne üye olduğuna veya yönetici olduğuna dair bir delil niteliğinde bulunmadığı gibi şüphelinin yaptığı telefon görüşmelerinin örgütle bağını gösterecek unsur içermediği ayrıca örgütün gerçekleştirdiği iddia edilen eylemlerle şüphelinin bir bağının kurulamadığı gözetlenmiştir ifadesi kullanıldı. İrticayla Mücadele Eylem Planı isimli darbe planının altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek tutuklandı. TSK ya karşı asimetrik psikolojik savaş sürdürüldüğünü söyleyen Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Belge kâğıt parçası dedi. Albay Çiçek tutuklanmasının ertesinde serbest bırakıldı. İstanbul Özel Yetkili Savcılık makamı MLKP operasyonu ile 7 farklı ilde izleme yaptı, arama ve gözaltılara karar verdi. Kolluk, Kongre yapılacağı iddiası ile arama yaptığı bir evde naylon poşet içerisinde bilgisa-

67 Marksist Teori 7 [ 67 ] yar çıktısı ve altlarında şüphelilerin isimlerinin bulunduğu belgeler buldu. Örgütsel rapor olduğu iddia edilen ve birden bire çıkıp gelen bu belge ler iddianamenin temel argümanı olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının konusu ve uzun tutukluluğun gerekçesi yapıldı. Artık kimse Olabilir mi? diye sormuyor, biliyoruz. Bunların hepsi rutin hale geldi ve hatta kanıksatıldı. Yasalar buna elverişli mi? Herkes birbiriyle kavga ediyor ama mevcut ceza mevzuatı yapmak istedikleri her şeye elverişli. Elverişli çünkü yorumlanabilen ve yoruma göre uygulanabilen yasalar yazdılar, yaptılar. Şimdi 60 bin 175 kişi tutuklu. Hatta siyasi partiler, sendikalar, dernekler tutuklu. Yargı ve ceza sistemi, rejimin kırmızı çizgilerine dokunan, rejim krizini derinleştiren bütün unsurlara karşı egemenlerin elindeki kılıç oldu. TMY ile iç içe geçmiş ÖYM ler her türlü demokratik tepki eylemini ve örgütlenmeyi terör olarak değerlendiren bir yargı sistemi geliştirdi, saldırıları sistematikleştirdi. TMY ve ÖYM ler hükümetin işçi sınıfı ve emekçileri, Kürt halkını sürgit hapiste tutmak, ordunun denetimini sınırlandırmak ve yıpratmak stratejisine uygun olarak işledi. Ta ki bizzat kendini tehdit edene kadar. AKP, saldırının politik özgürlükler mücadelesinin dinamiklerine dönük boyutunu değiştirmeksizin yeni bir revizyon yapıyor ve yine demokrasi, insan hakları, olağan yargılama söylemlerine sarılıyor. İşte derin demokrasi üzerine oturtulan derin yargı klasiği. Adalet mücadelesinin zemini ve kaldıracı: TMY Kaldırılsın! Mahkemeler ve yasalar, devletin ezilenlere karşı savaş aracıdır. Tüm iktidarların egemenliklerini test ettikleri alanların başında yargı kurumları ve hukuk alanı gelir. Her ne kadar yönetilenler, ezilenlerin yüzyıllar boyu süren mücadeleleri hak ve özgürlükler temelinde kimi ilkeleri hukuk mevzuatına yerleştirmiş olsa da bu ilkeler, rejim karşıtı görülen güçlerin yargılandığı tüm politik yargılamalarda rafa kalkar. Bu tüm devletler de, burjuva özünü gerçekleştirmiş olsun olmasın tüm rejimlerde böyledir. Ortada devletin hassas noktalarına sıkı sıkıya bağlı yargılama, devlet memuru gibi çalışan yargıçlar, sermayenin ya da silahın gölgesindeki adalet, devletin sınıfsal karakterini korumak için her türlü hakkı yok sayan yargılamalar vardır. Burjuva Türk devleti kuruluşundan bu yana hep özel tipte mahkemelere ve bunlar eliyle yürütülen yargılamalara ihtiyaç duydu. İstiklal Mahkemeleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler Kendi hukuk sistemine bile ayrı olarak örgütlenmiş bu mahkemeler olağanüstü yargılamayı sürekli ve sistematik hale getirirler. 11 Eylül de ABD deki ikiz kuleler saldırısının ardından geliştirilen

68 Marksist Teori 7 önleyici savaş doktrini, hemen hemen her ülkeyi yeni terörle mücadele yasaları oluşturmaya yöneltti. Ülkeler genel bir terör tanımında ortaklaşamasalar da olağanüstü yargılama, düşmanla savaş hukuku olarak genel kabul gören, özgürlüğü düşman şey, güvenliği ise her şey haline getiren bir anlayış inşa ettiler. Düşünen, hareket eden, sorgulayan her şeyi terör olarak gören bu anlayış, her türlü hakkı devlet lehine yok sayıyor. Aynı dönemde yapılan değişiklikle yeniden şekillendirilen Terörle Mücadele Yasası geniş ve muğlak bir terör tanımı yaparak, demokratik ve yasal mevzileri de terör kapsamına alan bir uygulama alanı yarattı. ÖYM ler eliyle ortaya konan düşman yargı pratiğinin kaynağı, terörle mücadele yasasıdır. Şimdi ÖYM leri kaldırarak yargı krizini çözmek adına devreye sokulan yeni yasa paketi, TMY nin yargı sistemi içerisindeki yerini korumakla birlikte özel yetkili yargı düzenlemesini de bu yasanın zırhına büründürüyor. Yine olağan mahkemeler içerisinde özel mahkemeler, olağan yargı içerisinde özel yetkili yargılama. Devrimciler, yurtseverler, politik özgürlük mücadelesinin tüm dinamikleri 12 Eylül rejiminin yarattığı yasalar, terörle mücadele anlayışı ve mahkemelere karşı sokaklarda oldular. Yargılamalar savunmanın olduğu kadar sokağında eylem alanı oldu. Yargılananlar yargıladı de DGM lerin kaldırılmasını bayrak edinen DİSK ten, bu öğretim yılını puşiler ve Tutuklu öğrencilere özgürlük pankartı ile kapatan Galatasaray Üniversitesi öğrencilerine kadar bu yelpazede herkes yer aldı. Şimdi yıllar boyu süren ve rejimi her defasında yeni koruma mekanizmaları inşa etmeye zorlayan mücadelenin tüm dinamikleri Toplumla Mücadele Yasası adını verdikleri TMY ye karşı seferber olmak durumundadır. Terör mahkemelerinin ve olağanüstü yargılamaların kaldırılması talebi TMY nin kaldırılması talebi ile iç içe geçmiştir. [ 68 ]

69 TARİH UNUTMAZ VE AFFETMEZ! Seyfi Polat Geçtiğimiz günlerde burjuva basın yayın organlarından geniş yer tutan bir haber yayınlandı. Benzerlerine alışık olduğumuz ve ilgilenen herkese tanıdık gelen yeni bir dezenformasyon ve karalama, çamur at izi kalsın türünde iftira ve itibarsızlaştırma senaryosu sergilendi. Sömürgeci Türk devleti kendi içinde restorasyona giderken, bunun Ergenekon operasyonları ayağında ağır tarihi suçlarının ortaya dökülmesini önleyemedi. Faşist Demirel in meşrulaştırdığı biçimiyle rutin dışına çıkan birkaç failin üstüne yıkarak kendisini aklaması da mümkün değildi. Bu suçlara yeni failler bulmak, resmi devlet görevlileri yanı sıra sivil uzantılarla bir taşla iki kuş vurmak üzere masa başı senaryolar hazırlandı, fabrikasyon failler üretildi. Devrimci komünist partilerle rutin dışında hareket eden bu tescilli devlet katilleri arasında ilişki ve bağlantılar icat edildi. Kim zaman çatışsalar da bu iki zıt kutup arasında bir çıkar birliği olduğu fikri işlendi, kamuoyu bu alçakça yalanlarla manipüle edildi. Devrimcilerin, komünistlerin yıllardır anlatmaya çalıştıkları, öne sürdükleri iddiaların gerçek [ 69 ]

70 olduğu ortaya çıkınca toplumun yüz akı bu devrimcilerin saygınlıkları artacak, inandırıcılıkları yükselecek daha önemlisi geniş kitleler nezdinde devrimci mücadelenin meşruiyeti güçlenecekti. Bu noktada dezenformasyon, manipülasyon, karalama operasyonları devreye sokuldu. Devrimci ve komünistler, Kürt yurtsever hareketi bu kirli ve lanetli Ergenekoncuların işbirlikçisidir, suç ortağıdır tezi geliştirildi. AKP ve Gülenci klikler bu psikolojik savaş argümanlarında başrolü oynadılar. Psikoloji savaş karargâhlarında üretilen son senaryo, partimiz MLKP yi onun onurlu mücadele tarihini ve en değerli kadrolarından Hasan OCAK yoldaşımızı karalama üzerine kuruldu. Polisin elinde oyuncağa dönüştüğü belli olan Gurbet isimli bir düşkün, Ergenekon davasında gizli tanık diye mahkemeye çıkarıldı. Sözüm ona Ergenekon sanıkları aleyhine ve işledikleri suçların tanığı olarak konuşturuluyordu. Ama açıklamaları Ergenekoncular, sivil ve resmi katiller, onların işkence, infaz kaybetme-katletmek, toplu katliam vb. suçları ile ilgili değildi. Partimizi karalamaya dönük yoldaşlarımıza iftira atan, kayıplar mücadelesinin sembolü olmuş Hasan OCAK yoldaşımız hakkında şaibe yayan açıklamalar yaptı. Söylediklerinin hiçbir yeniliği yoktu. Devlet kimseyi kaçırıp yok etmez/ kaybetmez, olsa olsa, kendi arkadaşların yapmıştır! Devlet, yargısız infaz yapmaz, Örgüt içi infazlar yapılır! Bu Marksist Teori 7 [ 70 ] dil ve söylem bütün işkence, infaz ve kaçırma olaylarının failleri olan siyasi polise, bunlardan sorumlu olan savcılara ve devlete aittir. Gurbet denilen düşkünün de kime hizmet ettiği, kimlerin aleti olduğu, kimler adına konuştuğu bellidir. Sömürgeci rejim 1995 yıllarına doğru yeni bir Alevi-Sünni kışkırtmasına ihtiyaç duyuyor hale gelmişti. Gazi mahallesi bilinçli olarak seçildi. Birkaç alevi kahvesi silahla taranacak, bazı alevi önde gelenleri katledilecek, aleviler öfke ile sokaklara dökülecekler, başta camiler olmak üzere Sünni esnaf ve mahallerle saldıracaklardı! Üstelik bu öyle bir hedefti ki, Gazi mahallesiyle sınırlı kalmayacak ve diğer pek çok mahalle ve kentte Alevi-Sünni çatışmaları patlayacaktı. Gazi mahallesindeki devrimciler ve komünistler bu planı boşa çıkardı. Alevi halkın haklı öfkesini doğru hedefe yönlendirdiler, kontrgerillacıkatliamcı devletin Gazi deki işkence ve infaz karargâhı Gazi polis karakoluydu. Halk devrimcilerin önderliğinde Katilleri istiyoruz, Katilleri bize teslim edin diyerek karakola yürüdü. Polis barikatları yarıldı, panzerler halk tarafından kuşatıldı. Gazi halkı baştan ayağa cüret, feda ruhu ve isyanla donanmıştı. Gazi nin barikat ateşi içinden yeni bir örgütün silueti yükseliyordu. Gazete ve televizyonlar hep bir ağızdan soruyor, merak ediyor ama aynı zamanda hedef gösteriyorlardı. Gazi ayaklanması ile öne çıkan örgüt 10

71 Eylül 1994 de kurulan MLKP den başkası değildi. Partimiz Gazi ayaklanmasında çok özel bir rol oynadı. Hasan OCAK Gazi Ayaklanmasına önderlik eden devrimcilerden ve yoldaşlarımızdandı. Partimizin devrimci karakterinin Gazi barikatlarında biçimlenmesinde Komutan Hasan olarak oynadığı rol ve bıraktığı miras ile büyük pay sahibidir. Parti tarzının Gazi deki ruhu Hasan OCAK şahsında vücut bulmuştur. O nedenle itirafçı ve polis işbirlikçisi gizli tanığın Hasan OCAK ile partisini karşı karşıya getirme çabası boşunadır. Partimiz MLKP diğer bazı devrimci örgütlerin aksine kuvvetlerini Gazi ye toplama değil, ayaklanmayı diğer mahalle ve kentlere yayma taktiği izledi. Gazi de ise ayaklanma ruhuna uygun biçimde barikatların en önünde çarpıştı. Gazi halkına önderlik etme görev ve bilinci ile hareket etti. Gerek Gazi provokasyonunu boşa çıkarmada oynadığı etkin rol nedeniyle, gerekse bir işkence merkezi haline gelmiş olan Bağcılar 100. yıl Karakolu na yönelik lavlı saldırısıyla MLKP devletin hedefi haline geldi. Hasan OCAK yoldaşımızın kaçırılarak kaybedilmesi, eş zamanlı olarak bir başka yoldaşımızı kaçırıp kaybetme girişimi, yine peşi sıra aralıksız süren gözaltı ve tutuklamalar kontrgerilla devletinin partimize karşı intikam ve misilleme saldırıları olarak planlandı. Hasan OCAK nasıl ve kimler tarafından kaçırıldı, nasıl sorgulanıp öldürüldü bunlar kamuoyuna açıklandı. Bedenindeki işkence izleri, Marksist Teori 7 [ 71 ] telle boğulmuş olması, kemerinin ve ayakkabı bağlarının olmayışı faillerin kimliğine işaret ediyordu. Keza Hasan OCAK kaybolduğu andan itibaren ailesi, arkadaşları ve demokratik kurumlar tarafından yaygın ve çok etkili bir kampanya yürütüldü. Burjuva basın ve televizyonlara konu edildi, sokaklar, meydanlar, duvarlar Hasan OCAK ın adı ve fotoğraflarıyla donatıldı. Onlarca şehirde Hasan OCAK kaçılırdı, kaybedilmek isteniyor!, Hasan ı sağ aldınız sağ istiyoruz kampanyaları yürütüldü. Kampanya ülke sınırlarını aştı. Avrupa ya taşındı. Buna rağmen, polis her nasıl olduysa, Hasan yoldaşımızın kimliğini tespit edemiyor, ormanda bulunan bir cesedi kimsesizler mezarlığına gömüyor. İşkence edilmiş ve telle boğulmuş olması bile şüphe uyandırmıyor polise. Her şey bir yana Hasan OCAK daha önce 80 li yıllarda gözaltına alınmış ve parmak izlerine kadar kimlik bilgileri ile polis arşivinde kayıtlıdır. Tüm bu veriler Hasan yoldaşımızı kaçıranların ve alçakça katledenleri ele veriyor. Bunlar dönemin siyasi polis biriminde MLKP masasına bakan TİM 3 polisleri ve şefleridir. Hiçbir şüpheye yer yoktur, failler bellidir. Bu devlet ayan beyan ortada olan bu gerçeğe rağmen isimleri bilenen katilleri yargılamayarak kayıplar olgusunun resmi politika olarak uygulandığını kabullenmektedir. Bugün birkaç general ve asker eskisi ile onların oyuncağı birkaç katilin yargılanmakta olmasının, devleti tüm bu ağır suçlarından aklamaya yetme-

72 Marksist Teori 7 [ 72 ] yeceği elbette biliniyor, o nedenle Gurbet gibi devşirme alçaklar gizli tanık sıfatı ile devreye sokuluyor ve Ergenekon davasına tanıklık etme maskesi ile partimizle kontrgerilla artıkları arasında bağ kurmaya çalışıyor, partimiz MLKP nin ismini ölümle cezalandırılmaya hak eden bu halk düşmanı katiller sürüsü ile birlikte anarak lekelemek istiyor. 40 yıldır aynı nakarat: 71 devrimci hareketinin sembol isimleri Deniz, Mahir, İbrahim ve dönemin önde gelen devrimcileri 12 Mart Faşist cuntacıları ile anılarak lekelenmek istendiler. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi sol ve devrimci hareket silah kullanılmaya itildi, sabah sağcıyı vuran silahla akşam solcu vuruldu uydurmalarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldı. Kardeş kardeşi vuruyordu iddialarıyla antifaşist mücadele çarpıtıldı ların yargısız infaz, kaçırma-kaybetme, faili meçhul cinayetler için de örgüt içi infazlar, kendi arkadaşları kaçırıp kaybetmiştir iftira ve karalamalarıyla kontrgerilla devleti aklanmak istenir, bu tarihi suçlar devrimcilerin üzerine atılırdı. Devrimcileri, komünistleri örgüt içi infaz iddialarıyla karalayan faşist devletin iç infazlardaki mahareti bütün kamuoyu tarafından biliniyor. Osmanlı ya ya da Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluş yıllarına kadar gitmeye gerek yok. Yakın tarih tanıktır devletin kendi kadrolarını nasıl infaz ettiğine. Bu infazlarda o kadar gözü karadır ki, Jandarma Genel Komutanı düzeyinde, generaller, albaylar rütbesinde askeri tereddütsüzce ortadan kaldırılmıştır. Eşref Bitlis olayı, devlet infazlarındaki fütursuzluğu gösterir. Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da keza general sınıfından askerlerin rahatlıkla infaz edilebildiğine örnektir. Albay Kazım Çillioğlu nun infazında ise o kadar rahat hareket etmektedir ki, ortaya çıkmayacağından emindirler, kaba saba hazırlanmış düzmece intihar süsü ile olayı kapatırlar. Bugün ortaya çıkan gerçeklerden öğreniyoruz ki, Kazım Çillioğlu, intihar etmemiş, bulunan intihar notundaki el yazısı kendisine ait değil, öldürülmeden önce işkence görmüş -darp edilmiş, kaburgaları kırılmış, kürek kemiğinde kurşun yarası var, vurulduktan sonra yerde sürüklenmiş vs. Kazım Çillioğlu nun infazı daha kaç intihar vakasının düzmece olduğunu düşündürmeye yetiyor. Kışlalarda intihar ya da kaza kurşunu ile ölen askerlerin cinayet kurbanı olduklarına dair örnekler de az değil. Şimdi bu devlet kalkıyor devrimcilere örgüt içi infaz ettiğini söylüyor. İtirafçılar, işbirlikçiler, devşirme hainler de tüm bu iftira ve karalama kampanyalarının gönüllü borazanlığını yaparak ortak olurlar yargısız infazlara, kaçırma ve kaybetme operasyonlarına. Gurbet denilen düşkün, sıfatı ne olursa olsun, gizli tanık vb. denilerek meşrulaştırılamaz. Her sözü ve iddiası ile siyasi polisin yazdığı senaryonun basit bir figüranıdır, o kadar! Gözaltında kaybetme politikası bu devletin en aciz, korkak ve

73 Marksist Teori 7 [ 73 ] alçakça uyguladığı yöntemdir. Yüzlerce kayıp, hala akıbeti belirsiz, Cumartesi meydanlarında aranıyor. Anneler, eşler, çocuklar ve torunları ile ikinci-üçüncü kuşak kayıp yakınları kayıplarının akıbetinin açıklanmasını bekliyorlar te Hasan OCAK kampanyası ile başlayıp yüzlerce haftadan beri gerçekleştirilen Cumartesi eylemleri kaybedenlerin yakasını bırakmayacak. Bir değil, düzinelerce Gurbet çıkarabilirsiniz, ama suçlarınız o kadar ağırdır ki, Gurbet ler sürüsü bile aklanmanıza yardım edemez Mayıs Uluslar arası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası içinde olduğumuz bugün kayıp yakınlarının talepleri ilk günkü kadar güncel, haklı ve acil taleplerdir. AKP Hükümeti bu talepleri duymuyor, cumartesi eylemlerini görmüyor, kayıplar gerçeğinden habersiz gibi davranıyor. Kayıp yakınlarının mücadelesi karşısında kör-sağır-dilsiz rolü oynarken kayıplardan birinci derecede sorumlu katillerin elebaşısı rahat etsin diye konforlu cezaevi restore ediyor. Kayıp yakınları ve bizler için çok açık bir gerçektir; AKP bu gayretkeşliği ile katillere diyet borcunu ödüyor. İstanbul da Galatasaray Lisesi önü, Amed de Dağkapı meydanı ise kayıplar mücadelesinin onur abideleri analar, eşler ve çocukları ile kayıp yakınları ve dostları için adeta, ikinci adres haline gelmiş durumda. Hayrettin EREN, Cemil KIRBAYIR, Yusuf ERİŞTİ, Fehmi TOSUN, Hüseyin TORAMAN, Neslihan UNCU, Ayhan EFEOĞLU, Serdar TANIŞ, Ebubekir DENİZ, Kenan BİLGİN, Talat TÜRKOĞLU, Hasan GÜLÜNAY ve gözaltında kaybedilen ismini sayamadığımız yüzlerce devrimci, sosyalist, yurtsever, dostları yoldaşları ve yakınlarının ellerinden bırakmadıkları fotoğrafları ile Cumartesi meydanlarında kayıplarının hesabını sormaya devam ediyor. Talepler değişmiyor, iç burkuyor, vicdanları kanatıyor, öylesine Kayıpların akıbeti açıklansın, mezarlarımızı istiyoruz! Kaybedenleri istiyoruz! Failleri bellidir, yargı önüne çıkarılsın! Adli Tıp arşivlerindeki kimliği belirsiz ölümlerin fotoğrafları kamuoyuna açıklansın! Kimsesizler mezarlığına gömülen cesetlerin fotoğrafları, parmak izi bilgileri, doku örnekleri, DNA kayıtları açıklanarak kayıp yakınlarınınkilerle karşılaştırılsın. Kayıp yakınları, İHD, THİV ve İCAD temsilcilerinden oluşturulacak bir komisyona kayıpların araştırılması doğrultusunda ilgili kurumlar ve resmi tüm arşivlerde inceleme yapma izni verilsin! Kaçırma ve gözaltında kaybetme, politikası zincirleme bir süreçtir. Karar vericiler, uygulayıcılar, başvuruları geri çevirenler, üzerini örtmeye kalkışanlar, çarpıtanlar, kamuoyunu aldatanlar, açığa çıkarma ve yargılamayı önleyenler bu zincirin halkalarıdır. Gurbet adlı itirafçı-işbirlikçi unsur da bu organizasyonun parçasıdır. Kayıplar mücadelesinde yeni bir

74 Marksist Teori 7 karartma ve karalama saldırısıyla yüz yüzeyiz. Tam da bu dönemde ortaya çıkan Gurbet ile onu sahneye süren polis-savcı, işbirliği ile kirli ve karanlık yeni senaryolar peşinde olduklarına kuşku yoktur. Duyarlı demokrat kamuoyunu buradan uyarıyor, provokatif her türlü baskı ve faşist saldırıya karşı kararlılıkla direnme çağrısı yapıyorum. İrin halini almış bürokrasisi ve yönetim tarzı ile ortalığa saçılan pislik sömürgeci faşist Türk devletinin makyajsız halini gösteriyor. Ne yaparsa yapsın, hangi yönteme başvurursa vursun kendi pisliğine bulaştıramayacak bizleri; Devrimciler, komünistler, yurtseverler Türk ve Kürt halkının, ezilen emekçi sınıfların yüz akıdırlar. Halklarımız bizi iyi tanıdığı gibi onlarca yıldır kendilerini ezen sömüren her türlü zorbalık ve aşağılamaya maruz bırakan kan emici asalakları da tanır. Bu devran böyle gitmez! Tarih unutmaz ve affetmez! Halka ve devrimcilere karşı işlenen suçlar karşılıksız kalmaz. Ergeç bu suçların hesabı sorulacak. Büyük hesaplaşmanın sonucu Türk-Kürt halkları ve her kesimden ezilenlerin özgürlük, eşitlik, adalet mücadelesi ile tarihe yazılacak.. 29/05/2012 [ 74 ]

75 YUNANİSTAN: BİR ŞEYE KARŞI DEĞİL BİR ŞEY İÇİN MÜCADELE Evren Ekinler Son dört yıldır tarihi mücadelelere sahne olan Yunanistan da sol, sokak mücadelelerinin yarattığı düzey ile 6 Mayıs ve 17 Haziran seçimlerindeki desteğini 1950 den beri en yüksek noktasına ulaştırmış olsa da işçi ve emekçiler için sorun henüz çözülmüş değil. 17 Haziran seçimlerinde sürpriz bir çıkışla yüzde 27 oy alan SYRIZA nın bileşeni olan Yunanistan Komünist Örgütü nün Direniş (Resistance) Festivali kampı için bulunduğumuz Atina daki gözlemlere ve yaptığımız görüşmelere dayanarak ele alacağımız bu yazıda son yıllardaki durum, son seçimler ve solun başarısı, sosyalizme geçiş ve radikal toplumsal dönüşüm olasılıkları üzerine kimi gözlem ve analizlere yer vermeye çalışacağız. Öncelikle ülkedeki gelişmeleri anlayabilmek için biraz geriye doğru bakarsak: 2008 yılında Alexis isimli bir gencin polis kurşunuyla katledilmesi ve arkasından gelen sokak isyanları; ekonomik krizle daha fazla göze batan işsizlik, göçmen sorunu, Alexis in katledilmesiy- [ 75 ]

76 le ayağa kalkan toplumsal muhalefetin baskısı, yönetim ve eğitimde bir çok sorun Eylül ayında Yeni Demokrasi nin Başbakanı Kostas Karamanlis in erken seçim kararını açıklaması ve PASOK Başkanı George Papandreou nun seçilmesi... Sosyal yıkım ve savaş Papandreou nun Başbakanlığa gelmesinden birkaç ay sonra da Yunanistan ın iflasın eşiğinde olduğu itirafı geldi. Papandreou burjuva ekonominin küresel bir oyunu olan şişirme bütçe planlarının ülke gelirinde 300 milyar Euro gedik açtığını açıkladı. Bütçe açığı yüzde 3 olması gerekirken yüzde 12.7 ye çıktı. Ve arkasından IMF, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası üçlüsünün bitmek bilmeyen sosyal yıkım paketleri ve anlaşma dayatmaları gelmeye başladı. Diğer yandan 2011, krizin sosyal yaşama en ağır biçimde yansıdığı yıl oldu. Gayrı Safi Milli Hasıla %7 dolayında küçüldü. (2008: -%0.2, 2009: -%3.3, 2010: -%3.5) Borcun GSYİH ya oranı %165 e çıktı. (Kaynak: Eurostat ve Avrupa Komisyonu verileri) Resmi işsizlik oranı Eylül 2008 de % 7,5 iken Kasım 2011 de % 20 ye vardı. Genç işsizlik oranı ise aynı dönemde % 22 den % 48,1 e çıktı. Toplamda bir milyon insan işsiz kaldı ve bütün maaşlarda en az yüzde 30 düşüş gerçekleşti. Sosyal dışlanma veya yoksulluk riski altında yaşayan nüfus oranı krizin ilk iki yılında ( ) Marksist Teori 7 [ 76 ] % 27 düzeyinde kalırken, 2011 de bu oran % 33 e yükseldi. (Kaynak: Eurostat ve Avrupa Komisyonu verileri) Ve böylece son üç yıldır neredeyse her gün eylemlere, genel grevlere, çatışmalara sahne olan sokak hareketliliği de başlamış oldu. Direnişin boyutları katılım oranı yüzde 90 lara çıkan genel grevlerle sistemin ekonomik ve siyasal işleyişini neredeyse tamamen sekteye uğratacak düzeylere ulaştı. Atina nın Syntagma Meydanı 500 bin kişinin katıldığı dev gösterilere sahne oldu. (Selanik gibi illerde de onbinlerin sokaklara indiği düşünüldüğünde 11 milyonluk bir ülke için gerçekten kitlesel gösterilerdi bunlar.) Polis şiddeti ve eylemlere müdahalelerdeki vahşet düzeyi de aynı şekilde doruk noktasına çıktı. ANTARSYA temsilcisi Giorgos Kreasidis in sözleriyle, Her bir sokak eylemi kimyasal gaz savaşına dönüştü Burjuva demokrasisi askıya alındı. 1 Kriz sonrasında PASOK memorandum u (sosyal yıkım paketini) gündeme getirdi ve siyasal merkezlerce yönetilen ve hızlandırılan derin bir krizle karşı karşıya kaldı. PASOK Avrupa Merkez Bankası, IMF ve Avrupa Birliği tarafından dayatılan memorandumu oylatmaya zorlandı. Memorandumun içeriğine gelecek olursak, Avrupa mali oligarşisi Yunanistan ın ulusal bağımsızlığını kısmen ortadan kaldırıyordu. Bu durum açıkça bu belgelerde kaydedildi. Devlet Ulusal bağımsızlığımızı vermek durumundayız açıklamasını

77 yaptı. Ve bu Yunan emekçi sınıflarına karşı açık bir saldırıydı yılındaki Arap isyanlarının rüzgarı Wall Street işgal eylemleri gibi Atina daki Syntagma Meydanına da uğradı. Meydanı işgal eden halk açık bir şekilde mevcut siyasal sistemin ortadan kaldırılmasını istiyordu. En çok atılan slogan Hemen istifa edin oldu. Yunanistan Komünist Örgütü KOE nin sözcüsü Kostas Dimiatris, işgal hareketinin SYRIZA nın halkla bütünleşmesinde önemli bir faktör olduğunu dile getiriyor: SYRIZA aslında en çok da bu meydan hareketi ile bağlantılıdır. SYRIZA nın bileşenleri bu halk meclislerine katılım sağladılar. Bir yıl sonra böyle büyük bir ilgi çekmesinin temeli de budur. Papandreou, 2009 yılında ülke yönetimine geldiğinde Ya kredi borçları bizi bitirecek, ya da biz onları bitireceğiz diyordu, birincisi oldu. Sokağın baskısına dayanamayan PA- SOK hükümeti 2011 Ekim ayında istifa etmek zorunda kaldı. Yerine geçen Lucas Papademos başkanlığındaki teknokratlardan oluşan sağ koalisyon hükümeti de Şubat 2012 de erken seçim kararı aldı ve 6 Mayıs ta seçimler gerçekleştirildi. Seçimler öncesinde teknokrat Başbakan Lucas Papademos, seçime giren tüm partilere hitaben bir açık mektup yayımladı: 6 Mayıs ta yapılacak seçimleri kim kazanırsa kazansın önümüzdeki ay bütçesinden yapılacak 11 milyar Euroluk kesintileri kabul etmek zorunda kalacak. Marksist Teori 7 [ 77 ] Bu açıkça seçimler üzerinde mali sermaye vesayeti kurulduğunun ilanıydı. Ancak halk, bu vesayeti tanımadı. Yunan halkı sosyal yıkım paketlerine ve onları uygulayan partilere ağır bir bedel ödetti. Seçim sonuçları, sosyal ve siyasal yaşamda hüküm süren devrimci koşulların sandıklara yansımasından ibaretti. Açık bir şekilde ülkedeki siyasal denklemler alt-üst oldu, iki partili hegemonya yerle bir edildi. Merkez partiler (PASOK ve Yeni Demokrasi) toplamda % 80 den % 30 a düştüler den bu yana sokak mücadeleleriyle olumlu bir ilişki kuran Radikal Sol Koalisyon SYRIZA % 16,7 oy alarak ikinci parti oldu. SYRIZA nın AB ile yapılan anlaşmaları, yükümlülükleri uygulamayacak sol bir hükümet vaadi, oylardaki bu ani sıçramanın önemli bir nedenidir. Halk kitleleri kriz koşullarında aniden omuzlarında buldukları ve kurtulmaya çalıştıkları boyunduruğu söküp atması için SYRIZA ya oy verdi. Hükümet kurma görüşmeleri esnasında da sürekli anketlerde oy oranı yükseldi. Avrupa Birliği burjuvazisinden şantaj Birinci turda hükümet kurulamamasının ardından 17 Haziran da ikinci tur seçimlerin yapılması kararlaştırıldı. Bu süreçte başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa Birliği, IMF, Avrupa Merkez bankası gibi burjuvazinin hizmetinde olan odaklar SYRIZA ya karşı açıktan bir savaşa giriştiler. Avrupa Birliği nin siyasal

78 ve ideolojik hegemonyası kullanılarak, halka SYRIZA sizleri Avrupa Birliği nden çıkarmak istiyor, SYRIZA seçilirse burjuvazi Yunanistan bankalarındaki bütün sermayesini çekecek ve daha da yoksullaşacaksınız, Avrupa Birliği SYRIZA seçilirse yardımı kesecek şeklindeki türlü propagandalarla halkın alternatifini boşa düşürmeye çalıştılar. Beğenelim ya da beğenmeyelim, yıkım karşısında halk için alternatif SYRIZA nın burjuvaziyi bu denli paniğe uğratması bile bazı gerçekleri anlamanın yolunu açıyor. Bu yüzdendir ki Almanya Başbakanı Merkel, 17 Haziran seçimleri Euro ve AB üzerine bir referandumdur. Yunanlı seçmenler bunu böyle algılamalı tehdidini savuruyordu. Mali sermayenin medyadaki en güçlü seslerinden biri olan Financial Times in (FT) Almanya baskısı (FT Deutschland) SYRIZA nın demagojilerine kanmayın. Verdikleri vaatlere, sözleşmelerin, hiçbir sonuca Seçim sonuçları karşılaştırmalı tablo Siyasi Parti 17 Haziran Oy Oranı Marksist Teori 7 Vekil Sayısı [ 78 ] yol açmadan feshedilebileceği sözlerine güvenmeyin. şeklindeki yazısıyla sermaye-medya ilişkisini en açık biçimde ortaya koyarken, Alman Bild gazetesi açık bir küstahlıkla Yunanistan ın parasını Almanların verdiğini söyleyip Milyarlarımızı istemiyorsanız, solcu veya sağcı bir soytarıya/şaklabana oy vermeniz bizim tarafımızdan olumlu karşılanacaktır Acı reçeteli akılcı bir yol ile tamamen felakete gidecek bir yol arasında seçim yapacaksınız şeklinde Yunanistan halkına hakaret etmekten geri durmadı. Görüştüğümüz sol siyasi parti temsilcilerinin ifadesiyle burjuvazi, 6 Mayıs seçimlerin deki Sosyal yıkıma evet mi hayır mı sorusunu, arkasındaki küresel sermaye ve medyanın güçlü desteğiyle Avrupa Birliği ne evet mi hayır mı sorusuna dönüştürmeyi başardı. Karşılaştırmalı seçim sonuçları incelendiğinde 17 Haziran seçimlerinde 40 gün içinde siyasal haritanın ne denli değiştiği görülebi- 6 Mayıs Oy Oranı Vekil Sayısı 2009 seçimleri 1 Yeni Demokrasi % % SYRIZA % % PASOK % % Bağımsız Yunanlar % da PASOK+YD 5 Altın Şafak % % Demokratik Sol % da SYRIZA ile 7 KKE % % LAOS % % Eko-Yeşiller % % ANTARSYA % % Diğerleri % % Vekil sayısı

79 lir. SYRIZA oylarını yüzde 16 dan yüzde 27 ye çıkarırken ilk seçimlerde Yüzde 8.5 olan Yunanistan Komünist Partisi(KKE) yüzde 4.5 e düştü. Anti- Kapitalist sol cephe ANTARSYA yüzde 1.2 den yüzde 0.3 e düştü. Oy dağılımını gösteren veriler SYRIZA nın ülkenin en yoksul bölgelerinde birinci parti olduğunu gözler önüne seriyor. KKE nin SYRIZA yı PASOK ve Yeni Demokrasi yle aynı kefeye koyarak saldırmasını, seçim sürecinde hiçbir işbirliği ve koalisyon çağrısına olumlu yanıt vermeyerek açıktan SYRIZA ya güvenmeyin şiarıyla propagandasını afiş ve pankartlarına bile taşımış olmasını not etmek gerekiyor. İç savaştan bu yana köklü bir geleneği olan bu partinin sol hükümet olasılığını getirecek koalisyondan uzak durması tarihsel bir sorumluluktan da kaçılması anlamına geliyor. Seçimlerde yüzde 7 ye yakın kemik oyu olan KKE nin yüzde 4.5 e düşmesi ve oylarını kaptırması SYRIZA ya olan düşmanca tavırlarının bir açıklaması olsa da bizce asıl neden sekter bir yaklaşım içinde olan KKE nin halka gösteremediği çıkış yolunu SYRIZA nın sunmuş olmasıdır. Altın Şafak faktörü 6 Mayıs ve 17 Haziran seçimleri için vurgulanması gereken bir diğer nokta da her iki seçimde de yüzde 7 ye yakın oy alan neo-nazi Altın Şafak Partisi dir. Açıkça kirliliği ülkeden temizleyecek yeni bir Holokost 2 yazılamaları yapmaktan geri durmayan bu faşist partinin oy oranını Marksist Teori 7 [ 79 ] küçümsememek gerekiyor. Bild gazetesi örneğinde olduğu gibi ekonomik yıkımın toplumun kimi kesimlerinde yarattığı duygusal ve siyasal çöküşten faydalanan bu parti insanca bir yaşam kurma yolunda ilerleyen Yunan işçi ve emekçileri için bir tehdittir. Nazi faşizminin yükseldiği yıllarda enflasyon yüzde 300 leri buluyor, Hitler faşizmi milyonlarca insanın işsiz kalmasından Yahudileri sorumlu tutuyordu. Benzer bir söylemin Altın Şafak tarafından Avrupa nın diğer ülkelerine geçme umuduyla Yunanistan da tıkılı kalan yaklaşık bir milyon göçmene karşı yöneltiliyor. Saf Yunan kanından olanlara ücretsiz dağıtılmak üzere bu parti tarafından açılan kamu marketleri sefalete sürüklenmeye çalışılan halka karşı bir kara propagandadır. Bu sebepten solun bu tehdit karşısında güçlü bir anti-faşist mücadeleye hazırlanması kaçınılmazdır. SYRIZA ve toplumsal hareket geleceği: bir şey için Ege nin öteki kıyısında üç yıldır canla başla verilen mücadele kuşkusuz yeni bir eşikte ancak nereye ulaşabileceği devrimcilerin yeni bir siyaset tarzının yollarını açabilmesi ve halkı buna dahil edebilmesine bağlı. Bugüne kadarki mücadele IMF ye, AB ye, Yunan burjuvazine, Avrupa Merkez Bankasına, Alman Başbakan Merkel e yahut Fransa Eski Başkanı Sarkozy e karşıydı. Yani aslında mücadelenin neredeyse bütün eksenleri

80 bir karşı olma/muhalefet üzerinden kurulmuştu. Oysa sokak hareketlerini arkasına alan bu güçlerin bir an için durup ne için mücadele ettiklerini söylemeleri gerekiyordu. KOE de dahil, sol hareketlerinin hepsi bu son yıllarda Yıkım paketini getiren bu sistem gayrımeşrudur algısının toplumun geniş kesimlerine yerleşmesini başarmış olsa da sosyalizmin bu çürümüş sistem karşısında güçlü bir alternatif olduğu gerçeğini yeterince anlatamadığını söylemek durumundayız. Diğer bir kritik mesele de SYRIZA nın AB den çıkma konusundaki kararsız tutumudur. AB nin sadece bir para birliği olmadığı, ekonomiden eğitime, sağlığa toplumun her alanını düzenlediği gerçeği karşısında SYRIZA nın gerçek bir halk hükümeti için bu burjuva birlikten acilen çıkılmasını savunması gerekmektedir. SYRIZA lideri Tsipras ın bu reddedişi geri çevirmek için kullandığı Hedefimiz tüm AB yi dönüştürmek, tüm Avrupa nın dönüşmesi gerekiyor savunması kabul edilemez. Seçmen den sosyalizmin örgütlü öznelerine Bugün, SYRIZA nın ana muhalefette kalıp muhalefet sorumluluğunu üstlenmesi bir şeye karşı mücadele etme durumunun devamını getirebilir. Ancak, 1950 lerden sonra ilk kez bu denli geniş bir desteği arkalayan devrimciler için bugünün acil görevi kurucu/örgütleyici siyasete sarılmak. Neden mi? Marksist Teori 7 [ 80 ] Bundan bir önceki seçimde yüzde 4-5 alan bir siyasal ittifak bir anda yüzde 30 lara dayanıyorsa ve kitlesinin ana gövdesini daha dün sol sosuna batırılmış PASOK a ya da muhafazakar, neo-liberal Yeni Demokrasi ye veren kitleler oluşturuyorsa üç yıllık mücadele sonucu gelen -burjuva terminolojisi ile- bu seçmenlerin sosyalizm yolunda örgütlü öznelere dönüştürülmesi gerekiyor. Kadroları bir kenara bırakalım, bütün seçmenlerinin 6-7 katı oy almış bir koalisyon gücü olarak SYRIZA nasıl başarabilir bunu? Avrupa solunda ve özellikle de Avro-Komünizm i savunan ve SYRIZA nın içinde en büyük güç olan Synaspismos da güçlü bir parlamenterizm yöneliminin olduğunu düşünürsek son yılların büyük sokak mücadelelerini arkasına alan milletvekillerinin temsiliyeti halkın temsiliyetini hiçbir şekilde karşılayamaz. Sosyalizm mücadelesinde meclisin bir araç olduğunu unutmamak gerekiyor. Lenin, Rusya Komünist Partisi nin 11. Kongresi ni şu sözlerle bitiriyordu: Politika mekanik bir biçimde örgütlenmeden ayrıştırılamaz. Ana muhalefet olmak, bütün bir sokak mücadelesinin yükünü 71 milletvekiline yüklemek yerine SYRIZA nın yapması gereken geniş halk kitlelerine radikal siyaseti ve örgütlülüğü yaymaktır. Bu durumda Yunanistan ın mevcut güç dengeleri içinde radikal bir dönüşüm için en işlevli aracın parlamento dışı, karar alma mekanizmalarına da-

81 yalı, siyasal, ekonomik ve eylem birliktelikleri olarak kurulabilecek halk meclisleri olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda SYRIZA yoksulluk paketini/troykayı yırtıp atmak için kendisini buraya getiren sokak hareketinin içinde var olmaya ve onu daha da tırmandırmaya devam etmelidir. Tarihten öğrenmek: kolektif ekonomi Tarih devrimciler için aylaklık ederek dolaşılabilecek bir arşivler yığını değil, gereken yer ve zamanda, gerekli tecrübelerin çekilip çıkarılabileceği bir kılavuz, geçmiş mücadeleleri içinde bulunduran ve her bir saniyesinde binlerce olasılık bulunduran anın kılavuzu olarak okunmalıdır. Halk kitlelerinin bu denli geniş bir desteğini almış olmak konformizm ve parlamentarizm yönelimlerini güçlendirebilir. Geleceği, geleneği ve tarihi konformizmin elinden çekip çıkarmak gerekiyor. Şüphesiz dönemin ve mevcut ihtiyaçların şekillendireceği örgütlenmeler, taktikler kaçınılmaz bir araç olacaktır ancak tarih halkın ve işçi sınıfının kendi yönetim biçimlerine örnek teşkil edecek yeterli deneyimleri bağrında taşımaktadır. SSCB nin kuruluşunda ve sosyalizme geçişte önemli rol oynayan sovyet tipi örgütlenmeler temsiliyetin emekçilere dağıtılması bakımından kayda değerdir. Sovyetlerdeki Kolletivnoye khozyaistvo (kolektif ekonomi/kolhoz) örneklerinden kolektif çiftlikler, işletmeler Marksist Teori 7 [ 81 ] Yunanistan için düşünülebilir. Tüm bu örneklerde işletmeleri ve kolektif çiftlikleri köylüler ve işçilerin kendileri yönetmekteydi. Tunus dan Kahire ye, Syntagma meydanı ndan Wall Street e uzanan işgal hareketlerindeki Halk Meclisleri, Çalışma Grupları gibi konsey tipi örgütlenmelerdeki yenilikler (Örneğin canlı yayına kadar uzanan basın ayağı, acil tıbbi müdahale ekipleri, özgün ekonomik modellemeler) sovyet örgütlenmelerine eklemlenebilir. Macar Marksist entellektüeli Georg Lukacs, sovyetleri geçiş döneminde sosyalizmin ön koşullarını yaratmanın temel silahı 3 olarak değerlendiriyordu. SYRIZA başkanı Tsipras ın KOE festivalinde aktardığı, birçok KOE yöneticisinin dillendirdiği radikal bir geçiş dönemini örgütleme perspektifi göz önüne alındığında Lukacs ın vurgusu daha da anlaşılır olur. Diğer bir güçlü örnek de geçtiğimiz on yıllarda ekonomik yıkım ve sefalete sürüklenen Latin Amerika ülkelerinden Arjantin deki fabrika işgalleri krizinden sonra büyük bir dış borç batağına sürüklenen ülkede işçiler Fabrikalar halkındır sloganıyla kapatılan fabrikaları yeniden işletmeye başladılar. Ülkenin en zengin sermayedarlarından Zanon un seramik fabrikası başta olmak üzere tekstil, dondurma, tersane, oto-yedek parça gibi 200 e yakın fabrikayı işçiler patronsuz işletmelere dönüştürdü. Gelirin işçiler arasındaki eşit dağıtıldığı bu fabrikaları örgütleyen

82 Marksist Teori 7 İşgal İşletmeleri Ulusal Hareketi nin temel sloganı İşgal et, Diren, Üret Yunan emekçileri için de yol gösterici olabilir. Kararların meclislerde alındığı bu işletmelerdeki işçiler 2003 te neo-liberal adaylar arasında seçim yapmaya zorlandıklarında seçimleri boykot ettiler. O dönem duvarlarda yazan Hayallerimiz seçim sandıklarına sığmaz 4 sloganı da mücadelenin Atina daki parlamentonun dışına taşması gerektiğinin bir işaretidir. Yunanistan da devrimci krizde CİA nın askeri darbeyi alternatif göstermesi ve AB nin atadığı teknokratlar hükümetinin ikinci bileşimindeki emekli generaller ve polis şeflerinin çokluğu, iç ve dış karşıdevrim güçlerinin ne düşündüğünü gösteriyor. Devrimci güçleri, halkın gücünü, bu olasılıklara karşı hazırlamaları için uyarıyor. Bir koalisyon olarak SYRIZA nın yerel yönetim, siyasal önderlik ve siyasal birlik üçlüsü temelinde bir siyasal hat oluşturması elzemdir. Daha açık bir ifade ile; ülkedeki çıkmazda sorumluluk alacak bir komünist öncü güç, halk meclisleri (veya sovyetler) temelinde yerel örgütlülükler ve SYRIZA içindeki bileşenlerin birliğinin korunması, daha da genişletilmesi (elbette aynı zamanda bu güçlerle uzlaşı temelinde değil, eylemde birlik, ideolojik ve teorik mücadelenin sürdürülmesi kaydıyla) toplumun sosyalizme doğru, işçi-emekçi halk meclislerine dayalı radikal bir dönüşümünün anahtarları olabilir. Ve ileride kurulabilecek bir SYRIZA hükümeti sosyalizme geçiş hükümeti olma rolünü üstlenebilir. İşgal hareketlerinin, Arap isyanlarının getirdiği birikimleri de kucaklayarak 21. Yüzyıl sosyalizmi yolunda ilk nüveleri oluşturmaya aday bir Avrupa var karşımızda. İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkelerin de bu duruma eklenme olasılığını düşünürsek, Hepimiz Yunanlıyız sloganı hem enternasyonal dayanışmanın, hem kapitalizmin herkesi vurduğunun ifşasının hem de onlardan öğrenmenin şiarı olabilir. Değerlendirmemizi KOE yöneticilerinden Rudi Rinaldi nin ifadeleri ile bitirecek olursak: Değişim birdenbire olmayacaktır. Göreceli adımlarla daha büyük bir değişim için güç biriktirilmelidir. Biz direniş geleneğine sahip bir ulusuz. Ve şimdi Yunanistan ın bu direniş yüzü yeniden sahneye çıkmalıdır. Artık bir şeye karşı çıkan, bir şeye daha iyi muhalefet eden bir toplum olmamalıyız. Biz bir şeye karşı değil, bir şey için varız. DİPNOT: (3) Georg Lukacs (1976), History And Class Consciousness (Tarih ve Sınıf Bilinci), sayfa 280. MIT Press. (4) Avi Lewis ve Naomi Klein in The Take Filminden. [ 82 ]

83 TÜRKİYE DE İŞÇİ SINIFININ YAPISI, BİLEŞİMİ VE KAPSAMI(II) Dr.İbrahim Okçuoğlu İşçi sınıfı ve devlet sektöründe çalışanlar Kapitalizmin gelişmesine, daha doğrusu makineli üretimin gelişmesine paralel olarak doğan bu kavram, doğrudan üretim dışında kalan emekçileri; yönetme, hesaplama, örgütleme, üretimin gerçekleşmesi işlevlerini üstlenmiş olanları kapsamına alır. Bu kavram, aynı zamanda mevcut rejimin üst yapı kurumlarında çalışanları da kapsamına alır. Doğuş koşullarıyla karşılaştırdığımızda bu kavramın bugün açısından içeriklendirilmesi zorlaşmıştır. Bu kavram, artık belli bir olguyu gerçek anlamıyla tanımlayacak özellikte değildir. Bugün açısından bu kavramın belirleyici ölçeği, gelirin, iş ücreti biçiminde değil, maaş biçiminde olmasıdır. Kavramın içeriğinin genişliği, bu kavramı bugün açısından kullanılabilir olmaktan çıkartmaktadır. Ücretli memur veya memur veya genel anlamda hizmet sektörü dendiğinde çalışanların çok farklı sınıfsal ve [ 83 ]

84 sosyal kategorileri bir potada toplanmış oluyor. Örnek: Burjuva düzende; kapitalist ekonomide en tepedeki yönetici olan da, en altta büro işlerinde çalışan da aynı kategoride ele alınıyor. Bunların hepsine ücretli, memur, hizmet sektöründe çalışanlar vs. deniyor. Gelişen; derinleşen ve kapsamlaşan, toplumsal yaşam ve üretimin seyrini belirleyen kapitalizm koşullarında işçi sınıfı ile orta ve üst tabakaları hariç ücretli memurlar arasındaki farklar giderek yok olmaktadır. Ücretliler yığını, aynen işçi sınıfı gibi, aynı sosyal ve ekonomik koşullar içindeler. Ücretliler yığını, aynen proletarya gibi, sömürü koşullarında çalışıyorlar. Bu kesimin proletaryadan farklılığı, genel olarak, doğrudan maddi değerlerin üretim sürecinde faal olmamasıdır. Aşağıda ele alacağımız gibi, ücretli memurların önemli bir kesimi; alt-orta tabakaları arasında kalan kesimi, proletaryanın bir bileşeni olarak görülmelidir. Hizmet sektörü çalışanları, daha dar anlamda da olsa ücretli memurlar, farklı gruplardan oluşan emekçi yığınların bir kavram altında tanımlanması anlamına gelir. Bundan dolayı bu emekçi yığınların toplumdaki sosyal konumunu götürü karakterize etmek ilkesel olarak mümkün değildir. Bu kesimi somut ve ayrıntılı ele almak gerekir. Bunu yapabilmek için bazı temel ölçekler esas alınmalıdır. -Yeniden üretimdeki konumuna göre (idari alanda, teknik alanda, ticaret, nakliyat, ulaşım, komünikasyon, sağlık, eğitim vb. alanlarda). Marksist Teori 7 [ 84 ] -Yönlendirme ve planlama sistemindeki konumuna göre (yönetici konumda olmayanlar, yönetici konumunda olanlar). -Vasıflılık durumuna göre (eğitim durumu). Öyleyse, işçi sınıfının bileşenlerinin tasnifinde veya ücretli memurların sınıfsal tasnifinde esas olan, ücretli memurların, değer veya artı değer yaratıp yaratmadıkları değildir. Veya soru, proletarya ile ücretli memur arasında farklılıkların olup olmadığı da değildir. Marks, farklılığın olduğunu söylüyor, ama bundan dolayı da ücretli memurları, ticaret sektörü örneğinde olduğu gibi, işçi sınıfının bir bileşeni olmaktan çıkartmıyor. Marks, değer veya artı değer yaratmadıkları için ücretlileri, işçi sınıfının dışında görmeye hakkımız yok diyor. Soruna, değer veya artı değer yaratılıp yaratılmadığı açısından ve proletarya ile ücretli memur arasındaki fark ön plana çıkartılarak yaklaşıldığında saçma sonuçlarla karşı karşıya kalırız. Birkaç örnek: Bir kadın işçiyi göz önüne getirelim. Fabrikada çalışan bu kadının işsiz kaldığını ve belli bir zaman sonra bir markette tezgahtar, satıcı veya kasiyer olarak iş bulduğunu, bu arada hamile kaldığını, çocuk sorunu nedeniyle işten ayrıldığını, doğumdan sonra da yeniden iş aradığını ve bir sinema veya tiyatro gişesinde bilet satıcısı olarak iş bulduğunu, belli bir zaman sonra belli bir zaman için bir temizlik firmasında çalıştığını ve daha sonra da yeniden bir fabrikada

85 Marksist Teori 7 [ 85 ] iş bulduğunu düşünelim. Soruna salt değer veya artı değer üretimi açısından baktığımızda bu kadının fabrikada çalışırken işçi olduğunu, sonra markette, sinema gişesinde ve temizlik firmasında çalışırken işçi olmadığını, çocuk nedeniyle evde kaldığı için ev kadını olduğunu ve yeniden fabrikaya girdiğinde de yeniden işçi olduğunu söylememiz gerekir. Veya bir gün yolcu treni ikinci gün yük katarı kullanan bir makinisti düşünelim. Soruna salt değer veya artı değer üretimi açısından bakıldığında bu makinist, yolcu taşıyan trende makinistlik yaptığı gün, değer veya artı değer üretmediği için proleter sayılmaz, ama yük treninde makinistlik yaptığı gün -nakliyat faaliyeti nedeniyle metanın değerine değer kattığı için- proleter olur. Bu durumda bizim makinist bir gün proleter, ertesi gün küçük burjuva, ertesi gün yeniden proleter ve daha ertesi gün de yeniden küçük burjuva mı olacak? Demek oluyor ki, ücretlilerin sınıfsal tasnifini yaparken çıkış noktamız, değer veya artı değer üretilip üretilmediği olmamalıdır. Çıkış noktası, ücretlilerin çalışma ve yaşam koşullarının hangi ölçüde sanayi proletaryasınınkine yakınlaştığı olmalıdır. Öncelikle sendikalaşmanın engellenmesi için devlet sektörü işletmelerinde, fabrikalarında çalışan işçilerin memur statüsüne alındıkları bilinmektedir. Ama bu, bu işletmelerde çalışan işçilerin sınıfsal karakterinde bir şey değiştirmez. Devlet, kolektif kapitalist olarak burada çalışan işçileri sömürür; aralarında sermaye- emek ilişkisi vardır Bunların özel sektörde çalışan işçilerden hiçbir farkı yoktur. Bu nedenle devlet işletmelerinde çalışan işçilerin işçi konumu üzerinde durmanın gereği yoktur. Aynı durum devletin ticari işletmelerinde, bankalarında, posta, ulaştırma işlerinde, tarım çiftliklerinde vb. çalışan işçiler için de geçerlidir. En fazlasıyla, tartışmalı olabilecek kesimi devlet bürokrasisi oluşturmaktadır. Merkezi ve yerel bürokrasi içinde yer alan memurlar, vatandaşa devlet adına mali, adli, idari, belediye, sağlık, eğitim vb. hizmet sunarlar. Bunlar resmi hizmetlerdir ve bu hizmetlerin bir kısmını vatandaş gönüllü olarak satın almaz; vatandaşa dayatılmış olan, zorla satılan hizmetlerdir. Memurlar devlet adına sundukları hizmet için devletten belli bir ücret alırlar. Maaş denen bu ücret, devlet geliriyle ödenir. Hizmet sektöründe olduğu gibi devlet memuru da toptancı bir anlayışla -memur memurdur diye- değerlendirilemez. Burada devlet yönetiminin her bir kurumunun yöneticisi konumunda olan, stratejik işleri örgütleyen bürokratlarla, devlet işlerinin (genel eğitim, adliye işleri, hesap işleri, kamu sağlık işleri, ulaştırma, posta işleri, telekomünikasyon işleri vb.) doğrudan icracısı olan memurlar arasında fark vardır. Bu hizmetlerinden dolayı devletin gelirleri artmaz. Tam tersine, bu hizmetler kar amaçlı olmadığı için,

86 oralarda çalışanlara yapılan ödeme ile devlet, gelirini harcar. Ama bu memurlar a maaş adı altında yapılan ödeme, piyasada geçerli olan ortalama işçi ücretlerinden pek farklı değildir. Bu durum, yaşam düzeylerinin işçi yaşam düzeyinden pek farklı olmaması onların da sömüren, baskı altında tutan kapitalist sistemle karşı karşıya olduğunu gösterir. Devlet bürokrasisinde yer alanların ezici çoğunluğu maaşlı işçi konumundadır. Marks, devlet hizmetlilerini de üretken olmayanlar kategorisinden sayar. İstisna olan, demiryollarında, telekomünikasyonda çalışanlardır. Sanayide üretkenliğin artmasıyla doğrudan maddi değerlerin üretiminde çalışan işçilerin sayısı çalışabilir nüfusa oranla azalır ve çalışabilir nüfusun giderek daha büyük kısmı devlet de dahil hizmet sektöründe çalışır 1. Marks ın üretken olmayan alanlarda çalışanların sayısı giderek artmaktadır tespiti bugün hemen bütün ülkelerde bir gerçekliktir. Buradan hareketle üretken olan; sadece artı değer üreten ve sermayenin çoğalmasına katkıda bulunan işçidir anlayışında olursak, o zaman toplumun çalışabilen nüfusunun büyük bir kısmının işçi olmadığı sonucuna varırız. Dar anlamda işçi sınıfı tanımıyla geniş anlamda işçi sınıfı tanımını dışlamış oluruz. Oysa devlet hizmetinde çalışanların ezici çoğunluğu aldığı ücret bakımından ve bu ücretin dayattığı yaşam koşulları bakımından işçi konumunda olan çalışanlardır. Marksist Teori 7 [ 86 ] Üretken olmayı veya olmamayı işçi sınıfı tanımlamasında tek kıstas olarak alırsak örneğin bir öğretmeni, hemşireyi, bir gün yolcu taşıyan tren makinistini, ertesi gün yük taşıyan tren makinistini sınıfsal bakımdan değerlendiremeyiz, bir yerlere koyamayız. Bir örnek: Devletin eğitim, sağlık vb. bazı hizmetleri artı değer amaçlı değildir. Bu alanlarda çalışan örneğin bir öğretmen veya hemşire üretken olmayan işçi konumundadır. Ama bu alanların özelleştirildiğini düşünelim. Bu sefer söz konusu öğretmen veya hemşire kapitalistin sermayesini çoğaltma koşullarında çalışan üretken işçi konumunda olur 2. Devlete ideolojik ve yönetsel hizmet sunan bürokrasi tabii ki burjuva sınıfın bir parçasını oluşturur 3. Marks, hükümet unsurlarını, parlamenterleri, subayları, özellikle üst düzeyde bürokrasiyi (üst seviye idarecileri, müsteşarları, müdürler vs.) rahipleri kesinkes işçi sınıfı dışında tutar: Çalışmak için yaşları çok küçük olanlarla ihtiyarları; üretken olmayan bütün kadınları, gençleri ve çocukları; devlet memurları ile rahipleri, hukukçuları, askerleri vb. gibi, ideolojik sınıfları; daha sonra başkalarının emeğini rant, faiz vb. şekillerinde sömürerek çalışmadan geçinenler... çıkartıldığında geriye...bu sayıya, herhangi bir şekilde, sanayi, ticaret ve mali işlerle uğraşan kapitalistler de dahildir 4.

87 İşçi Sınıfı Seksiyonlarının Gelişme Eğilimi Yukarıda anlattıklarımızdan çıkartılması gereken sonuç şudur: İşçi sınıfı, dar anlamda işçi sınıfı ve geniş anlamda işçi sınıfı olarak tanımlanmalıdır. Dar anlamda işçi sınıfı, doğrudan değer ve maddi değer üreten bileşenlerinden oluşurken (üretken işçi), geniş anlamda işçi sınıfına değer ve artı değer üretmeyen (üretken olmayan işçi) bileşenleri de eklenmek gerekir. Dar anlamda işçi sınıfı, sanayi, enerji, maden, tarım, inşaat, ulaştırma-komünikasyon sektörlerinde, ticaretin (dolaşımın) bir kısmında çalışan işçilerden oluşur. Değer ve artı değerin üretilmediği diğer bütün sektörlerde ve çalışma alanlarındaki işçiler de geniş anlamda işçi sınıfının bileşenlerini oluştururlar. Dar ve geniş anlamda işçi sınıfı ayrımını yapmadan, işçi sınıfını sadece ve sadece artı değer üretme ve sermayeyi çoğaltma kıstasıyla ele aldığımız durumda, artı değer üretmeyen ve sermayeyi çoğaltan iş yapmayan işçi sınıfı bileşenleri, kaçınılmaz olarak, küçük burjuva unsurlar olarak, küçük İşçi sınıfının İşteki durumuna göre istihdam edilen nüfus içindeki payı 1990 da yüzde 39; 2000 de yüzde 48,6; 2005 te yüzde 57 ve 2009 da da yüzde 60. Marksist Teori 7 [ 87 ] burjuva emekçi ler olarak veya ücretliler, memurlar olarak görülecektir. Böyle görüldüğü için de, bu kesimlerin giderek işçi sınıfına yakınlaştıkları veya onun bir parçası oldukları anlayışı ortaya çıkmaktadır. Oysa işçi sınıfına yakınlaşan veya artık onun bir parçası olarak görülen kesimler, zaten işçi sınıfının birer bileşenidirler. Engels in ticaret proletaryası tanımlaması, Marks tan aktardığımız ve işçi sınıfını tanımlamada dikkat edilmesi gereken noktalar üzerine anlayışlar bunun böyle olduğunu göstermektedir. Engels in tanımlamasından hareketle, işçi sınıfına dahil ettiklerimizi; geniş anlamda işçi sınıfının unsurlarını, ücretli memur olarak değil de, ücretli proleter veya maaşlı işçi, maaşlı proleter olarak tanımlamamız daha doğru olur. Türkiye de dar anlamda işçi sınıfının sayısal gelişme eğilimi: Gönül isterdi ki Türkiye de proletarya, küçük üreticiler, emekçiler ve burjuvazi hakkında kapsamlı bir sosyolojik araştırmayı özet olarak da olsa verelim. Kapsamlı bir araştırma bu yazının boyutlarını aşar. Burada yaptığımız da konuyu genel hatlarıyla belirlemekten başka bir şey değildir. Bunun için burada genel eğilimleri, genel tanımlamaları içeren bazı verileri ele almakla yetineceğiz. Konuyu ele alışımıza göre hareket edersek, yıllara göre sanayi, maden ve tarım proletaryasının sayısal gelişimi şöyledir:

88 Marksist Teori 7 Yıllar Sanayi Proletaryası (1000) Maden Proletaryası (1000) Tarım proletaryası (1000) Toplam * * ** *** İstatistik Göstergeler, ; 12 yaş ve daha yukarı. *)İstatistik Göstergeler , 155; **) Hanehalkı İşgücü İstatistikleri 2006, s. 81; ***) Hanehalkı İşgücü İstatistikleri 2010, s. 61; Burada, Türkiye de işçi sınıfının, Engels in yukarıya aktardığımız anlayışına göre bir ayrımını -sınıfın sosyal yapısında var olan ana sosyal tabakaları- yaptık. Tablonun da gösterdiği gibi gelişmenin seyri şöyledir: İmalat sanayinde çalışan proleterlerin sayısı 54 sene içinde, yani 1955 ten 2009 a yaklaşık 6 misli, diğer bir deyişle 1955 e göre 1990 da %592 oranında artarak sayısal anlamda 667 bin 386 dan 3 milyon 949 bine yükselmiştir. Aynı dönem içinde maden proletaryasının sayısı %30, tarım proletaryasının sayısı da %116 oranında artmıştır. Toplamda ise verili dönemde büyüme 4,6 misli olmuştur. İşçi sınıfının bu ana bölümleri, doğrudan üretimde olan, artı değer üreten proletaryayı kapsar. Bir de işçi sınıfının sadece bu ana bölümlerden oluşmadığını, onun kısmen doğrudan artı değer üreten ama daha ziyade doğrudan üretim dışında kalan, ister devlet sektöründe olsun isterse de özel sektörde olsun sermayeyi çoğaltan işlerde çalışan veya üretken işçi-üretken işçi olmayan kesimlerinin ayrımının oldukça zor/ karmaşık olduğu sosyal tabakalarının yıllara göre sayısal gelişmesine bakalım. Sanayi, maden ve tarım dışında işçi sınıfı (1000 kişi) Sektörler Elektrik, su, gaz İnşaat Toptan ve perakende ticaret, lokanta ve oteller Ulaştırma, haberleşme ve depolama- a Mali kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler ve kurumları, yardımcı iş hizmetleri-b Toplum hizmetleri, sosyal ve kişisel hizmetler-c Genel toplam İstatistik Göstergeler, , s. 137; 12 Yaş ve daha yukarı. [ 88 ]

89 Marksist Teori 7 Tabloya göre işçi sınıfının bu sosyal tabakalarındaki artış daha hızlı olmuştur. Bu artış, arasında inşatta yaklaşık 3,1; elektrik, su ve gazda 9,7; toptan ve perakende ticaret, lokanta ve otellerde 8,7; ulaştırma, haberleşme ve depolamada 13,8; mali kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler ve kurumları ve yardımcı iş hizmetlerinde 22,7 ve toplum hizmetleri, sosyal ve kişisel hizmetler ise 6,8 misli olmuştur. Bu alandaki genel artış da 7,4 mislidir. Dar ve geniş anlamda işçi sınıfının bileşenlerini araştırmak için göz önünde tutulması gereken noktalar şunlardır: 1- Sınıfın, yeniden üretim sürecideki konumu. 2- Sınıfın, kapitalist çalışmanın örgütlenmesindeki konumu. 3- Sınıfın yaşam koşullarındaki farklılaşma. 4- Sınıfın, somut sermaye ilişkileri formundaki veya sermaye ilişkilerinin her bir gelişme aşamasındaki konumu. Bu noktaları tek tek kısaca ele alalım. 1- Sınıfın, yeniden üretim sürecindeki konumu Burada söz konusu olan, işçi sınıfının ekonomik sektörlere; sanayi-tarım-ticaret ve sektörler içinde alt bölümlere -örneğin sanayi içinde kağıt, makine yapımı vb.- ayrılmasıdır. Bu, işçi sınıfının ekonomik yapılanmasıdır ve bu yapılanmayı kaba hatlarıyla şöyle ayrıştırabiliriz: - Doğrudan ve dolaylı maddi üretimde olan işçiler: Sanayi, maden, tarım inşaat, nakliyat ve ticaretin bazı bölümleri. Bu sektörlerde sınıfın sayısal gelişmesi yukarıda verilmiştir. - Ticaret ve dolaşım sürecinde olan işçiler: Dolaşım sürecini, diğerlerinden ayrıştırmak mümkün olmadığı için dikkate almazsak, ticaret alanında çalışan işçilerin sayısı da yukarıdaki tablolarda verilmiştir. - Hizmet sektörü (kamu+özel sektörde hizmetler, oteller, lokantalar vs.): Bu alanda çalışan işçilerin sayısı da yukarıda verilmiştir. 2- Sınıfın, kapitalist çalışmanın örgütlenmesindeki konumu Burada esas olan, her bir çalışma alanında sınıfın hiyerarşik yapısıdır. Düz işçi, usta, ustabaşı, kontrolcü vs.. Tabii, bütün bu ayrımlar, alınan ücrette de ifadesini bulmaktadır. Böyle bir ayrıştırma çok detaylı ampirik bir araştırmanın sonucu olabilir ve yapılması da gerekir. Çünkü böylelikle işçi sınıfı, bir taraftan diğer ücretlilerden ve diğer taraftan da bürokratlaşmış, yozlaşmış kesimlerinden ayrıştırılmış olur. 3- Sınıfın yaşam koşullarındaki farklılaşma Sınıfın yaşam koşulları sadece ülkedeki genel ekonomik-politik durumla açıklanamaz. Bu, genel olanı ele verir. Ama işçi sınıfı kendi içinde de, yukarıda belirttiğim gibi, farklılıklar arz ediyor ve bu farklılıklar, ister istemez onun yaşam koşullarını da etkiliyor. Örneğin sınıfın, kapi- [ 89 ]

90 Marksist Teori 7 talist çalışmanın örgütlenmesindeki konumundan doğan farklılıklar, buna bağlı olarak vasıflı ve vasıflı olmayan işçiler, kırsal alandan gelerek sınıfa yeni katılan işçiler, henüz daha köylü olma özelliğini kaybetmemiş olanlar vb. bütün bu farklılıklar, işçi sınıfının mücadelesini etkiler. 4-Sınıfın, somut sermaye ilişkileri biçiminki veya sermaye ilişkilerinin her bir gelişme aşamasındaki durumu Burada söz konusu olan, işçi sınıfının farklı sosyo-ekonomik faaliyet sektörlerine göre ayrımının yapılmasıdır. Bu ayrım şöyledir: - Özel hizmetler: Şoför, berber, temizlikçiler vs. - Kapitalist olmayan işletmeler (küçük üreticiler). - Devlet sektöründe çalışanlar. Aslında burada elde edilen sonuç çok önemlidir. Çünkü bu verilere bakarak kapitalizmin doğrudan hakimiyet ve baskı sisteminin çalışanlar üzerinde ne denli gelişip gelişmediğini çıkartabiliriz. Yukarıdaki ayrıma göre, örneğin tarımsal alanda, doğrudan kapitalist işveren baskı ve hakimiyeti hemen hemen yok gibidir. Nihayetinde, tarlada tarım üreticisi kendi aile işletmesinde çalışmaktadır. Tabii bu durumda olan bireyle, özel sektörde çalışan birisi arasında kapitalist baskı ve hakimiyeti yaşamak, açıktır ki, çok farklı olur. Bu anlamda Türkiye de kapitalizmin gelişmesini her alanda vartikal (derinlemesine) bir gelişme olarak göremeyiz. [ 90 ] İşçi sınıfının başka kriterlere göre tasnifi - İşçi sınıfının içsel tabakalaşması: Marks şöyle diyor: Öyleyse manifaktür, iş ücretinin basamaklarına tekabül eden işgücünün bir hiyerarşisini geliştirmektedir... Bunun için manifaktür, sızdığı her zanaatta... beceriksiz işçiler denen bir sınıfı doğurur... Hiyerarşik tabakalaşmanın yanı sıra işçilerin becerikli ve beceriksiz diye ayrışması gündeme gelir. Gerçek manifaktür sadece, önceleri bağımsız olan işçileri sermayenin kumandasına ve disiplinine tabi kılmaz, bilakis ayrıca işçiler arasında da hiyerarşik bir tasnifleşme yaratır 5. Kapitalizmde tarımın sanayiye nazaran daha geri seviyede geliştiği ve buna bağlı olarak kır proletaryasının da sanayi proletaryasına göre daha geri olduğu gerçeğini bir kenara bırakırsak, işçi sınıfının içsel tabakalaşması aşağıdaki şekilde olur: 1- Vasıflık durumu. 2- Eğitim durumu (Üretimdeki teknik eğitim). 3- Genel eğitim durumu. 4- Beceriklilik durumu. 5- Ücret farklılığından doğan durum vs. Bu noktalara göre işçi sınıfının içsel tabakalaşması şöyle olur: En üst tabaka: Burjuvalaşmış işçiler. Üst tabaka: Eğitimli-kalifiye işçiler.

91 Marksist Teori 7 Orta tabaka: Genel eğitimli, mesleki eğitim görmüş işçiler. Alt tabaka: Genel eğitimli, teknik eğitimi olmayan, çıraklıktan yetişme işçiler. En alt tabaka: Genel eğitimi olmayan (okuma yazma bilmeyen), mesleki eğitimi, becerisi olmayan işçiler. Yeri gelmişken şunu da belirtelim: Lenin, Rusya da kapitalizmin gelişmesini incelerken köylülüğün sosyal çözülüşünü detaylı bir şekilde anlatır ve bu sınıfın en üst, orta ve en alt tabakalarından bahseder. Lenin in bu tasnifleştirmesiyle tarafımızdan yapılan tasnifleştirme aynı değildir. Lenin, İşçi sınıfının toplam işgücüne ve istihdam edilen nüfusa oranı sürekli artıyor; toplam işgücüne oranı 1980 de 32,1 den 2000 de yüzde 39,6 ya ve toplam istihdamdaki payı da aynı yıllarda yüzde 33,3 ten yüzde 46,1 e çıkıyor. sınıf olarak köylülüğün çözülmesiyle, bu sınıfın farklı sınıflara ayrıştığını (burjuvazi - proletarya - küçük burjuvazi) gösterirken, biz, bir sınıf içindeki katmanları belirtiyoruz. İşçi sınıfını, yaş ortalamasına, cinsiyete (erkek - kadın), ulusal - geleneksel kökene göre de tasnif edebiliriz. Ama bu da ayrı bir ampirik, ayrıntılı araştırmaları ön koşul yapıyor. İşletme büyüklüğüne göre işçi sınıfının tasnifiyle sınıfın çekirdek kısmını, merkezileşme derecesini; daha çok hangi büyüklükteki işletmelerde toplanmış olduklarını açışa çıkartırız. İşçi sınıfını işyeri büyüklüğü bazında işyeri sayısına, ücretle çalışanların toplamına ve üretim değerine göre de tasnif edebiliriz. Sanayide çalışan işçiler açısından yapılan bu tespiti genel anlamda işçi sınıfı açısından da yapabiliriz. Böylelikle toplam işçi sınıfı içinde sanayide çalışan işçilerin; sanayi işçilerinin payını tespit etmiş oluruz. Bu türden bir ayrıştırma yukarıda kısmen yapılmıştır. İşçi sınıfını, doğrudan maddi üretimde olan ve olmayan diye de ayrıştırdığımızda, Marks ın deyimiyle memleketin ne kadar zenginleşmiş olduğunu ta tespit etmiş oluruz 5a. Yukarıdaki veriler, Türkiye işçi sınıfının yarısından azının maddi değerlerin üretildiği sektörlerde çalıştığını gösterdiğine göre memleket bayağı zenginleşmiş demektir. Türkiye de toplam istihdam içinde işçi sınıfının payı önemli boyutlarda artmıştır. [ 91 ]

92 Marksist Teori 7 Ekonomik faaliyet koluna göre istihdam edilenlerin toplamı içinde işçi sınıfının payı Sektörler Elektrik, su,gaz İnşaat Toptan ve perakende ticaret, lokanta ve oteller Ulaştırma, haberleşme ve depolama- a Mali kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler ve kurumları, yardımcı iş hizmetleri-b Toplum hizmetleri, sosyal ve kişisel hizmetler-c Toplam (a+b+c) Sanayi, maden ve tarım proletaryası toplamı Genel toplam Ekonomik faaliyet koluna göre istihdam edilenlerin toplamı İşçi sınıfının istihdam edilenlerin toplama oranı ,8 29,9 39,2 48,1 56, ,8 Toplam faal nüfus İşçi sınıfının toplam işgücüne oranı ,7 61,7 68,8 66,9 İstatistik Göstergeler , s. 133, 136/137. Bu verilere göre toplam işçi sınıfının istihdam edilen nüfus içindeki payı, 1955 te %24,8 den 1990 da %56,2 e ve 2009 da da %77,8 e çıkıyor. Türkiye de toplam işçi sınıfının istihdam edilen nüfus içinde payının 50 senede 53 puan artması veya 2 misli artması kapitalizmin gelişmişlik ve hızlı gelişme durumunun açık ifadesidir ten 2009 a istihdam edilen nüfus 2 misli artarken işçi sınıfı 6,4 misli artmıştır. İşçi sınıfının toplam işgücü içindeki payına bakalım. Bu durumda işçi sınıfının toplam işgücü içindeki payı 1990 da yüzde 51,7, 2000 de yüzde 61,7; 2005 te yüzde 68,8 ve 2009 da da yüzde 66,9 a varıyordu. DPT ve şimdi de Tuik in verilerine ne denli güvenilir sorusuna bir cevap olsun diye resmi veri olarak açıklanan rakamların ne kadar farklı olduğunu da gösterelim Genel Nüfus Sayımı nda veriler şöyle: İşgücü: 1980= ; 1990= ; 2000= İstihdam: 1980= ; 1990= ; 2000= (s. 54). Bu verilere göre de hesaplansa, sonuç değişmiyor; oranlar farklı oluyor, ama eğilim değişmiyor. Şimdi bir de toplumun burjuva yakasına bakalım Kapitalist toplumda burjuvazi, her ne kadar bütünsellik ifade etse de, işçi sınıfının yanı sıra diğer ve hakim ana sınıfı oluştursa da mülkiyet karşısındaki ve yönetimdeki konumundan dolayı (ideolojik olarak da) kendi arasında bölüklere ayrılır. Bizi burada ilgilendiren -aynı zamanda işçi sınıfının toplum içinde yaklaşık sayısal [ 92 ]

93 ağırlığını tespit etmek için de- bu sınıfın bileşenlerinin ayrıntılı ele alınması değildir. Burada burjuvaziyi işbirlikçi büyük burjuvazi ve orta sınıf burjuvazi olarak ele alacağız. Önce orta sınıf burjuvaziyle başlayalım. Türkiye toplumunda orta sınıf burjuvazinin, nam-ı diğer küçük burjuvazinin yeri Tartışmasına girmeyeceğiz ama şu kadarını da belirtmeden geçmeyeceğiz. Marksizmde orta sınıf diye bir tanımlama yoktur, en fazlasıyla orta tabakalar tanımlaması vardır. Ama Marksizmde yeri yoktur, tanımlaması yapılmamıştır diye de var olan bir şeyi inkar etme durumumuz olamaz. Şayet kapitalist toplumda orta sınıf diye bir sınıf varsa, onun hal ve gidişine bakarak bir değerlendirmesini yaparız. Ama aslında önemli olan bu da değil. Aslında önemli olan, orta sınıfı, güçlenen orta tabakaları öne sürerek işçi sınıfının -varlığını demeyelim de- tarihsel misyonunu, gücünü yok saymaktır. Bunu yapanları; Elveda proletarya diyenleri, sanayi devrimi yle kapitalizmi bitirenleri -böylelikle işçi sınıfını da bitirenleri, işçi sınıfının yaşam koşullarındaki değişime bakarak ve Marks döneminden kalma proleter arayarak hani işçi sınıfı diyerek onu yok sayanları; Gorz ları, Negri leri, yerli malı Belge leri, akıllara durgunluk verecek pişkinlikle önce işçi sınıfının var oluş koşullarını ortadan kaldırıp sonra da Marksist Teori 7 [ 93 ] sosyalizmden bahsedenleri bu yazımızda bir kenara koyuyoruz. Büyüyen orta sınıf veya orta tabaka rezaleti ve gerçekler: Görmüş olduğumuz gibi, kapitalist üretim tarzının sürekli eğilimi ve gelişme yasası, üretim araçlarını gitgide emekten ayırarak, dağınık üretim araçlarını büyük kitleler halinde bir araya toplar ve böylece işi, ücretli işe, üretim araçlarını sermayeye dönüştürür. Ve bu eğilime, öte yandan, toprak mülkiyetinin sermaye ve emekten bağımsız hale gelerek ayrılması ya da bütün toprak mülkiyetinin, kapitalist üretim tarzına uygun düşen bir toprak mülkiyetine dönüşmesi tekabül eder 6. Marks ın bu tespitleri günümüz kapitalist toplumunun yapısına ışık tutmaktadır. Kapitalist toplum üretim araçları mülkiyeti temelinde; üretim ilişkileri temelinde kesin hatlarla ikiye ayrılmış durumdadır; bir taraftan üretim araçlarını elinde tutan azınlık ve diğer taraftan da bu araçlardan mahrum olan ve yaşamını sürdürebilmek için iş gücünden başka satacağı bir şeyi olmayan ezici çoğunluk. Bu ezici çoğunluğun varlığı toptancı bir tarzda reddedilmiyor, kırk dereden su getirilerek reddediliyor. Her ret, orta tabakaların hanesine yazılan bir çoğalma oluyor. Şimdi bunun nasıl yapıldığına bakalım. Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan sınıf, kaybedeceği bir şeyleri olan sınıf konumuna getiriliyor: Yaşam koşulları değişmiş, işçi sınıfı düne nazaran bugün

94 daha çok tüketim imkanına sahip; bir kısmının evi, otomobili var. Ev eşyası olarak buzdolabı televizyon, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi artık gösterge olmaktan çıkmış. Şimdi dünyanın dört bucağında kendi kendine Marksist olanlar, işçi sınıfının kaybedecek bir şeyleri var. Bunları kaybetmek istemeyecek, artık Marks ın tanımladığı işçi yok. Ya ne var? Kaybedecek bir şeyleri olanlar var; yani orta tabakalaşmış olanlar var. Bu kendi kendine Marksistler, genel anlamda mülkiyetle üretim araçlarının özel mülkiyetini birbirine karıştırıyorlar. Bu konuda Marks ve Engels: Komünizmin ayırıcı özelliği, genel olarak mülkiyetin kaldırılması değil, burjuva mülkiyetinin ortadan kaldırılmasıdır... Peki ücretli iş, proleterin işi ona bir mülkiyet yaratır mı? Asla. Bu, sermaye, sadece, yani ücretli işi sömüren ve yeni sömürü için yeni bir ücretli iş arzı doğuran koşullarda çoğalan mülkiyeti yaratır. Mevcut biçimi içinde mülkiyet, sermaye ile ücretli iş karşıtlığı içinde hareket eder... Ücretli işin ortalama fiyatı, asgari ücret, yani işçinin işçi olarak hayatta kalması için zorunlu olan geçim araçlarının toplam miktarıdır. Demek ki, ücretli işçinin faaliyetiyle sahip olduğu şey sadece onun çıplak hayatını yeniden üretmesine yeter. İnsan yaşamının devamı ve yeniden üretimi için yapılan ve geriye başkalarının işine komuta edecek hiç bir fazlalık bırakmayan iş ürünlerinin Marksist Teori 7 [ 94 ] bu kişisel mülk edinilmesini, hiç bir biçimde kaldırmak niyetinde değiliz. Ortadan kaldırmak istediğimiz tek şey, sadece, işçinin sırf sermayeyi artırmak için yaşadığı, egemen sınıfın çıkarının gerektirdiği kadar yaşadığı mülkiyetin bu rezil karakteridir 7. Burjuvazinin ideologları, sol içindeki uzmanları, kapitalizmi alternatifsiz kılmak için, onu yıkacak ve sosyalizmi kuracak sınıfı yok saymanın ve orta tabakayı güçlendirmenin yolunu işçinin kişisel kazançla edindiği otomobil ve evi, orta tabakalaşan işçi sınıfı için gösterge olarak ele alacak derecede düşkünleşmiştir. Beyaz yakalı - mavi yakalı esprisi: Bu konuyu yukarıda ele aldık. Beyaz yakalılar (memurlar, hizmet sektörü çalışanları, bir bütün olarak aydınlar vs.) işçi sınıfı statüsünden çıkartılarak orta tabaka statüsüne konuyor ve böylece işçi sınıfı sayısal olarak azalırken ve toplumsal misyonu eritilirken orta tabaka güçlendirilmiş oluyor. Azalan üretken iş - üretken olmayan iş esprisi: Bu konuyu da yukarıda ele aldık. Üretkenliği maddi değerlerin (çoğunlukla da sanayi) üretimiyle sınırlandıran burjuva ideologlar ve onların izinde yürüyen sol lar, sayısal olarak işçi sınıfının eridiği görüşündedirler. Gerçekten de sanayide çalışan proletaryanın sayısı giderek azalmaktadır. Ama bu, üretken işin, dolayısıyla işçi sınıfının yok olduğu anlamına asla gelmez. Bu süreç gelişen kapitalizmin

95 kaçınılmaz bir sonucudur ve gelişmenin böyle olacağını Marks şu sözleriyle ifade ediyordu: Bir ülke, üretken gücü, toplam ürüne göre ne kadar küçük olursa o kadar daha zengindir, tıpkı kapitalist birey için olduğu gibi: Aynı fazlayı üretmek için ne kadar daha az işçiye gereksinim duyarsa onun için o kadar iyidir. Ürün miktarı aynı kalmak üzere, üretken nüfus, üretken olmayan nüfusa göre ne kadar küçük olursa, o ülke o kadar daha zengindir. Çünkü üretken nüfusun rakam olarak göreli azlığı, emeğin üretkenliğinin göreli derecesini bir başka biçimde ifade etmektedir 8. Burjuva ideologların, toplum bilimcilerinin ve onların sol uzantılarının bütün çabası, kapitalist sistemde yaşanmakta olan hemen her değişimi, gelişmeyi işçi sınıfının yok oluşu biçiminde yorumlamaktır. Güçlenen orta sınıf veya zayıflayan orta sınıf, sosyal devletçilerden neoliberallere varana kadar burjuva toplum bilimcileri tarafından sürekli işlenmekte, sistemin bel kemiği olarak gösterilmektedir. Güçlü bir orta sınıf kapitalizmin geleceğidir. Bütün espri bu. Bu nedenle alım gücü biraz artan, birtakım tüketim maddesi edinme olanağına sahip olan her işçi veya memur statüsündeki işçi, mühendis, öğretmen vs. güçlenen orta sınıfın bileşenlerinden sayılmaktadır. Hal böyle olunca ortaya gerçekten de güçlü bir orta sınıf çıkmaktadır. Orta sınıf veya orta tabakalar, kapitalizmde sürekli ayrışmak zorunda olan, giderek cılızlaşan, beslenme Marksist Teori 7 [ 95 ] kaynakları sürekli kuruyan, ama kapitalizmin nesnel gerçekliğinden dolayı da bitmeyen bir ara tabakadır. Marks, üretken sınıfları oluşturanların eski parçaları giderek proletaryanın saflarına katılır. Küçük bir kısmı da orta sınıfa yükselir derken bu ayrışmadan bahsediyordu 9. Bu tabaka, Marksist literatürde küçük burjuva diye tanımladığımız tabakadır. Marks, üretimle bağlamı içinde bu tabakanın zanaatçılar ve köylüler kesimiyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapar: Kendi üretim araçlarıyla çalışan bu üreticilerin, yalnızca kendi iş güçlerini yeniden üretmekle kalmayıp bir artı değer yaratıyor olmaları olasıdır; konumları, onların kendi artı değerlerini ya da (bir bölümü, vergi vb. ile onlardan alındığı için) artı değerlerinin bir bölümünü kendilerinin sahiplenmelerine olanak verir. Ve burada, belirli bir üretim biçiminin başat üretim biçimi olduğu, ancak üretim ilişkilerinin tümünün buna bağımlı hale girmemiş olduğu topluma özgü bir durumla karşı karşıya kalırız. Feodal toplumda, örneğin feodalizmin özünden çok uzaklaşmış olan ilişkilere feodal bir biçim verilmişti; örneğin lord ile vasal arasında karşılıklı kişisel hizmet ilişkisinin izlerini taşımayan basit para ilişkilerine, feodal bir biçim iliştirilmişti... Kapitalist üretim biçiminde de durum tamamen aynıdır... Bağımsız köylü ve zanaatçı iki kişiye bölünmüştür. Üretim araçlarının sahibi olarak kapitalisttir; işçi olarak ise kendisinin ücretli işçisidir.

96 Bu nedenle, kapitalist olarak kendisine ücret öder ve sermayesinden kâr elde eder; yani ücretli işçi olarak kendini sömürür ve artı değeri, işçinin sermayeye borçlu olduğu haracı, kendine öder (10). Buradan hareketle kır proletaryası ve yoksul köylülük dışında bütün köylü katmanlarını; küçük köylülükten büyük toprak sahiplerine kadar bütün köylüleri küçük burjuva ve burjuva olarak görmek gerekir. Bunların küçük köylülük, orta köylülüğün alt kesimi küçük burjuva konumundayken, zengin köylülüğün üst kesimi ve büyük toprak beyleri doğrudan hakim burjuva konumundadır. Bunun ötesinde kendi üretim araçlarıyla üreten, kendi mülkiyetinde olan araçlarla ticaret yapan zanatkarlar ve ticaret erbabı da bu kategoride ele alınmalıdır. Sonuç itibariyle: Marks ın dediği gibi kapitalizm, kaskatı bir kristal olmayıp, değişebilen ve sürekli olarak değişen bir organizmadır (11). Bu değişim içinde kapitalist üretim biçimi, sadece meta ve Marksist Teori 7 artı değer üretmez, aynı zamanda bir yanda kapitalist, diğer yandan da ücretli işçi olmak üzere kapitalist ilişkiyi de üretir ve yeniden üretir (Marks). Bu anlamda kapitalizm bu iki ana sınıf arasında kalan küçük burjuvaziyi de üretir. Sayısal olarak ne kadar üretir sorusuna yukarıda birtakım verilerle cevap vermeye çalıştık. Gerçek bir sayı peşinde değiliz. Ama en azından gerçeğe yakın bir oransal sonuç hiç de fena olmaz. Diğer taraftan unutmamak gerekir ki, kaskatı bir kristal olmayıp, değişebilen ve sürekli olarak değişen bir organizma olan kapitalizm, aynı zamanda gelişmesinin en yüksek olduğu ülkelerde bile toplumu safi olarak iki ana sınıfa ayıramamıştır; onun diyalektiği iki ana sınıfın yanı sıra ara tabakaları da üretmeyi beraberinde getirir. Ama en önemlisi, gelişen kapitalizmin kaçınılmaz olarak işçi sınıfının çoğalmasını, büyümesini beraberinde getirmesidir (12). Aşağıdaki veriler bu gelişmenin sayısal bir sonucu olarak görülmelidir. Nüfusun, üretimin toplumsal yapısındaki yerine göre dağılımı: İşteki duruma göre istihdam edilenler, 15+ yaş Çalışan nüfusun işteki durumuna göre sosyal bileşimi İşçi sınıfı Ücretli ve Yevmiyeli Burjuvazi İşveren Küçük burjuvazi Kendi Hesabına Küçük burjuvazi Ücretsiz Aile İşçisi Kendi Hesabına + Ücretsiz Aile İşçisi Toplam Toplam İşçi sınıfı Ücretli ve Yevmiyeli, % 39 48, Burjuvazi İşveren, % 4,5 5,1 5,5 5,7 Küçük burjuvazi Kendi Hesabına, % 26,4 24,7 23,4 20,8 Küçük burjuvazi Ücretsiz Aile İşçisi, % 30 21,6 14,2 13,5 Kendi Hesabına + Ücretsiz Aile İşçisi % 56,6 46,3 37,5 34,3 İstatistik Göstergeler , s [ 96 ]

97 Marksist Teori 7 Yukarıdaki veriler de en fazlasıyla genel bir eğilimi göstermeye uygundur. Ücretli ve Yevmiyeli leri bir bütün olarak işçi sınıfı olarak aldık. İşveren kavramına dahil olanları burjuvazi olarak kabul ettik. Kendi Hesabına + Ücretsiz Aile İşçisi kavramı altında kastedilenleri küçük burjuvazi olarak değerlendirdik. Bunların hepsi tartışmaya açık, birkaç örneği daha verilmeden tek başına alındığında yanlış değerlendirmeye yönlendirebilecek verilerdir. Bu durumun bilincinde olarak yukarıdaki verilerden hareket ederek Türkiye de nüfusu işteki durumuna göre sınıflara ayırdık. Bu durumda: İşçi sınıfının İşteki durumuna göre istihdam edilen nüfus içindeki payı 1990 da yüzde 39; 2000 de yüzde 48,6; 2005 te yüzde 57 ve 2009 da da yüzde 60. Burjuvazinin İşteki durumuna göre istihdam edilen nüfus içindeki payı 1990 da yüzde 4,5; 2000 de yüzde 5,1; 2005 te yüzde 5,5 ve 2009 da da yüzde 5,7. Küçük burjuvazinin/orta tabakaların İşteki durumuna göre istihdam edilen nüfus içindeki payı 1990 da yüzde 56,6; 2000 de yüzde 46,3; 2005 te yüzde 37,5 ve 2009 da da yüzde 34,3. Bu verilerin grafiği de şöyle: Veya şöyle de hesap edebiliriz: Bu durumda yukarıdakinden farklı bir sonuca varıyoruz. İşçi sınıfının toplam işgücüne ve istihdam edilen nüfusa oranı sürekli artıyor; toplam işgücüne oranı 1980 de 32,1 den 2000 de yüzde 39,6 ya ve toplam istihdamdaki payı da aynı yıllarda yüzde 33,3 ten yüzde 46,1 e çıkıyor. [ 97 ]

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli

Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli www.ekrempakdemirli.com 21.05.2014 1923 sonlarında Cumhuriyet Kurulduğunda Savaşlardan yorgun Eğitim-öğrenim seviyesi oldukça düşük bir toplum Savaşlar sonrası ülke harap ve

Detaylı

MEDYA ENTELEKTÜEL PAYLAŞIM PROGRAMI

MEDYA ENTELEKTÜEL PAYLAŞIM PROGRAMI MEDYA ENTELEKTÜEL PAYLAŞIM PROGRAMI İstanbul Enstitüsü Hakkında İstanbul Enstitüsü, toplumsal, iktisadi ve siyasal alanlarda yenilikçi bilgi ve fikirler üretmek amacıyla yüksek kaliteli, nesnel ve derinlemesine

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI Türkiye nin gündemine damgasına vuran önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul

Detaylı

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR Türkiye 7 Haziran 2015'te yapılacak milletvekili genel seçimlerine hazırlanırken araştırma şirketleri de seçmenlerin nabzını tutmaya devam ediyor. Genel seçim öncesi Politic's Araştırma Şirketi'nce yapılan

Detaylı

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve 04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ!

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! Silahlý Propaganda ve Gerilla Savaþý Nikaragua da Devrim ve Seçim Proletarya ve Sosyalist Siyasal Bilinç Demokratik Muhalefette Demokrat! Türkiye Devriminde Kürt

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız

Detaylı

Kerkük, Telafer, Kerkük...

Kerkük, Telafer, Kerkük... Kerkük, Telafer, Kerkük... P R O F. D R. Ü M İ T Ö Z D A Ğ A L A E D D İ N PA R M A K S I Z BAĞIMSIZ TÜRKMENELİ CUMHURİYETİ Kerkük Krizi ve Türkiye'nin Irak Politikası gerekçelerden vazgeçerek konuyu

Detaylı

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması İçindekiler 44. Dönem Genel Kurul Gündemi... 11 43. Dönem Organları... 12 43. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 16 44. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 18 İnşaat Mühendisleri Odası Temsilcilikleri... 20 18

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL A N A L İ Z 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi Furkan BEŞEL Ekim 2015 7 HAZİRAN DAN 1 KASIM A 7 Haziran 2015 te yapılan 25. Dönem milletvekili genel seçiminde 53.741.838 kayıtlı

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Hasankeyf ve Dicle Vadisi Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

Hasankeyf ve Dicle Vadisi Sempozyumu Sonuç Bildirgesi Hasankeyf ve Dicle Vadisi Sempozyumu Sonuç Bildirgesi 07-08 Mayıs 2016, Batman ve Hasankeyf En az 12 bin yıllık sürekliliği olan, doğa, kültür ve insanın bütünleştiği, dünyada eşi benzeri olmayan bir kültürel

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 6 Kitabın Adı Türkiye de Dış Politika Editör İbrahim KALIN Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-27-3 BBaskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015 R A P O R 1 Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL Mayıs 2015 Sunuş 4.264 kişi ile yüz yüze görüşme şeklinde yapılan anket bulgularına dayanan bu rapor, Mart- Nisan 2015 tarihinde Sakarya ilinin

Detaylı

İş Yeri Hakları Politikası

İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası Çalışanlarımızla olan ilişkilerimize değer veririz. İşimizin başarısı, küresel işletmemizdeki her bir çalışana bağlıdır. İş yerinde insan haklarının

Detaylı

Kadın Dostu Kentler Projesi. Proje Hedefleri. Genel Hedef: Amaçlar:

Kadın Dostu Kentler Projesi. Proje Hedefleri. Genel Hedef: Amaçlar: Kadın Dostu Kentler Projesi İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün ulusal ortağı ve temel paydaşı olduğu Kadın Dostu Kentler Projesi, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu-UNFPA ve Birleşmiş Milletler

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

2 Ekim 2013, Rönesans Otel

2 Ekim 2013, Rönesans Otel 1 MÜSİAD Brüksel Temsilciliği Açı çılışı ışı 2 Ekim 2013, Rönesans Otel T.C. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,.... T. C. ve Belçika Krallığının Saygıdeğer Temsilcileri, 1 2 STK ların Çok Kıymetli

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

İşletmelerin Büyüme Şekilleri

İşletmelerin Büyüme Şekilleri Yrd.Doç.Dr. Gaye Açıkdilli Yrd.Doç.Dr. Erdem Kırkbeşoğlu İŞLETMELERİN BÜYÜMESİ İşletmelerin Büyüme Nedenleri Optimum büyüklüğe ulaşma Piyasalarda etkinliği arttırarak kar elde etme olanaklarını arttırma

Detaylı

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015 ARGETUS ARAŞTIRMA, DANIŞMANLIK, EĞİTİM, PROJE VE ORGANİZASYON AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI 25 AĞUSTOS 2015 Mehmet Akif Mah.Recep Ayan Cad. Günaydın Sok. No:6 Kat:3 Çekmeköy

Detaylı

Amerikan Siyasal ve Secim Sistemi Isiginda 2012 A.B.D. Baskanlik Secimleri

Amerikan Siyasal ve Secim Sistemi Isiginda 2012 A.B.D. Baskanlik Secimleri Siyasal Siyasal ve Isiginda 2012 A.B.D. Baskanlik Secimleri Dr. Kerem Ozan Kalkan Ankara Yeminli Mali Musavirler Odasi Ankara, Turkiye 15 Nisan, 2011 Siyasal 1 Siyasal 1 Cok yeni bir ornek 2 A.B.D. Baskanlik

Detaylı

Metodoloji Türkiye Ne Diyor?

Metodoloji Türkiye Ne Diyor? HAZİRAN 2013 Metodoloji Türkiye Ne Diyor? Araştırması İNC Araştırma ve İletişim Danışmanlığı tarafından 24-29 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın alan uygulaması NUTS 2 sınıflamasına

Detaylı

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600 Faks: (312) 441 7490

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600 Faks: (312) 441 7490 MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600 Faks: (312) 441 7490 www.metropoll.com.tr Yerel seçimlerden sonra ülke gündeminde

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadýnlar

Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadýnlar Tarihte, Günümüzde ve ERÝÞ YAYINLARI Bu broþüre yer alan yazýlardan "Tarihte ve Günümüzde Emekçi " yazýsý, Kurtuluþ Cephesi'nin Mart-Nisan 1997 tarihli 36. Sayýsýnda; " " yazýsý, Kurtuluþ Cephesi'nin Mart-Nisan

Detaylı

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları 1. Almanya ve İtalya'nın; XIX. yüzyıl sonlarından itibaren İngiltere ve Fransa'ya karşı birlikte hareket etmelerinin en önemli nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilebilir? A) Siyasi birliklerini

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

MECLİS TOPLANTISI. Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı

MECLİS TOPLANTISI. Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı MECLİS TOPLANTISI Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı 23 Aralık 2013 DÜNYA EKONOMİSİNDE 2013 ÜN EN LERİ 1. FED Başkanı Bernanke nin piyasaları dalgalandıran açıklamaları 2. Gelişmekte olan ülke risklerinin

Detaylı

Makale. AKP İktidarı, Yeni Bir Torba Yasa Tasarısı ile Kamusal Alanlara El Koyma ve Rant Süreçlerinin Önündeki Son Engelleri Kaldırma Hazırlığında.

Makale. AKP İktidarı, Yeni Bir Torba Yasa Tasarısı ile Kamusal Alanlara El Koyma ve Rant Süreçlerinin Önündeki Son Engelleri Kaldırma Hazırlığında. Makale AKP İktidarı, Yeni Bir Torba Yasa Tasarısı ile Kamusal Alanlara El Koyma ve Rant Süreçlerinin Önündeki Son Engelleri Kaldırma Hazırlığında. TMMOB ve Odalarımızın Ülkemizin Kentsel ve Doğal Değerlerinin

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

SURİYE, IŞİD VE ASKERİ OPERASYONLA İLGİLİ SEÇMEN DÜŞÜNCELERİ

SURİYE, IŞİD VE ASKERİ OPERASYONLA İLGİLİ SEÇMEN DÜŞÜNCELERİ SURİYE, IŞİD VE ASKERİ OPERASYONLA İLGİLİ SEÇMEN DÜŞÜNCELERİ ŞUBAT 2015 www.perspektifs.com info@perspektifs.com Perspektif Strateji Araştırma objektif, doğru ve nitelikli bilginin üretildiği bir merkez

Detaylı

işçiokulu FASİKÜL 22:

işçiokulu FASİKÜL 22: Emperyalizm nedir? Emperyalizm dünya üzerinde uluslararası sermayenin tek tek ülkelerdeki emekçileri sömürmesi ve baskı altına almasının adıdır. Bütün yeraltı ve üstü zenginliklere el koyma, pazarı ele

Detaylı

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy daşı Türk entelijansiyasının ana söylemidir. Bu gruplar birkaç yıl evvel ABD'nin Irak'ı işgali öncesinde savaş söylemlerinin en ateşli taraftarı idiler. II. Körfez Savaşı öncesi

Detaylı

MACARİSTAN SUNUMU Dr. Csaba UJKERY

MACARİSTAN SUNUMU Dr. Csaba UJKERY VII. ULUSLARARASI BALKAN BÖLGESİ DÜZENLEYİCİ YARGI OTORİTELERİ KONFERANSI 28-30 MAYIS 2012, İSTANBUL Yargının Bağımsızlığı ve Yasama ve Yürütme Güçleriyle İşbirliği Türkiye Cumhuriyeti Hâkimler ve Savcılar

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ,

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, Araştırma grubumuza destek amacıyla 2000-2015 seneleri arasındaki konuları içeren bir ARŞİV DVD si çıkardık. Bu ARŞİV ve VİDEO DVD lerini aldığınız takdirde daha önce takip edemediğiniz

Detaylı

10 Ağustos. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması. 18 Ağustos 2014. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yazılı Medya Araştırması

10 Ağustos. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması. 18 Ağustos 2014. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yazılı Medya Araştırması 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması 18 Ağustos 2014 İÇİNDEKİLER 1. SUNUŞ... 3 2. ADAYLAR HAKKINDA ÇIKAN HABERLER NASIL SUNULDU?... 3-4 2.1 HABERLERİN ADAYLARA GÖRE DAĞILIMI...

Detaylı

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Demokrasi konusunda hep Batı demokrasilerini örnek gösterir ve bu ülkelerde demokrasinin gerçekten işler olduğundan sözederiz.

Detaylı

İÇİNDEKİLER I. ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ 3 II. GENEL DEĞERLENDİRME 6 III. BULGULAR.12 IV. DEMOGRAFİK SONUÇLAR 37 V. REFERANSLARIMIZDAN BAZILARI..

İÇİNDEKİLER I. ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ 3 II. GENEL DEĞERLENDİRME 6 III. BULGULAR.12 IV. DEMOGRAFİK SONUÇLAR 37 V. REFERANSLARIMIZDAN BAZILARI.. İÇİNDEKİLER I. ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ 3 II. GENEL DEĞERLENDİRME 6 III. BULGULAR.12 IV. DEMOGRAFİK SONUÇLAR 37 V. REFERANSLARIMIZDAN BAZILARI..40 2 I. ARAŞTIRMANIN METODOLOJİSİ 3 ARAŞTIRMANIN ADI: Türkiye

Detaylı

MİLLİ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİMİZ 07-01-2013

MİLLİ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİMİZ 07-01-2013 MİLLİ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİMİZ 07-01-2013 Cumhuriyeti kuran iradenin başında bulunan Mustafa Kemal Atatürk, kurduğu devletin kendi döneminde ve kendisinden sonraki devamını bir çok temel

Detaylı

TAMFA İNŞAAT YÖNETİM SİSTEMLERİ ÖNSÖZ

TAMFA İNŞAAT YÖNETİM SİSTEMLERİ ÖNSÖZ TAMFA İNŞAAT YÖNETİM SİSTEMLERİ ÖNSÖZ ÖNSÖZ Her kuruluş faaliyet gösterme şeklini geliştirmek ister. Bu, pazar payını büyütmek veya maliyetleri azaltmak anlamına gelebileceği gibi riski daha etkili bir

Detaylı

Amerikan Stratejik Yazımından...

Amerikan Stratejik Yazımından... Amerikan Stratejik Yazımından... DR. IAN LESSER Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Jeopolitik Aldatma veya bağımsız bir Kürt Devletinden yana olmadığını ve NATO müttefiklerinin bağımsızlığını

Detaylı

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman SEÇİMİ BOYKOT ET! SOSYALİST DEVRİMİ ÖRGÜTLE! [B SÖMÜRÜ DÜZENİNE KARŞI ÇIKMAYAN HİÇ BİR PARTİYE VE KİŞİYE OY YOK 7 Haziran da genel seçimler

Detaylı

Chp siyaseti muhalefet üzerine bina edilmiştir.ondan olsa gerek ki 60 yıldır tek şeflik despot yönetiminden beridir iktidarsızlık hırsını

Chp siyaseti muhalefet üzerine bina edilmiştir.ondan olsa gerek ki 60 yıldır tek şeflik despot yönetiminden beridir iktidarsızlık hırsını CHP SİYASETİ Chp siyaseti muhalefet üzerine bina edilmiştir.ondan olsa gerek ki 60 yıldır tek şeflik despot yönetiminden beridir iktidarsızlık hırsını ve arzusunu bu günlerde fazlasıyla arzulamaktadır.

Detaylı

ÜNİVERS ALIST TARİH. Prof. Dr. Karam Khella. Tarihin Yeniden Keşfi. Avrupa Merkezci Tarihsel Bilincin Yıkımı. Çeviren: İsmail KAYGUSUZ.

ÜNİVERS ALIST TARİH. Prof. Dr. Karam Khella. Tarihin Yeniden Keşfi. Avrupa Merkezci Tarihsel Bilincin Yıkımı. Çeviren: İsmail KAYGUSUZ. SUB Hamburg A/612838 Prof. Dr. Karam Khella Tarihin Yeniden Keşfi ÜNİVERS ALIST TARİH Avrupa Merkezci Tarihsel Bilincin Yıkımı Çeviren: İsmail KAYGUSUZ İÇİNDEKİLER SUNUŞ ; r.r. 10 YAZARIN TÜRKÇE BASIMA

Detaylı

Sanayide Durum, Ekonomik ve Siyasi Krizin Neresindeyiz?

Sanayide Durum, Ekonomik ve Siyasi Krizin Neresindeyiz? tmmob makina mühendisleri odası ankara şubesi Sanayide Durum, Ekonomik ve Siyasi Krizin Neresindeyiz? İktisatçı Yazar Mustafa SÖNMEZ Türkiye Ekonomisi ve Kriz Dinamikleri Prof. Dr. Hayri KOZANOĞLU Ekonomide

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Amaç MADDE 1 KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun

Detaylı

www.novusens.com 2012, Novusens

www.novusens.com 2012, Novusens www.novusens.com İNOVASYON VE GİRİŞİMCİLİK ENSTİTÜSÜ Vizyon... Ulusal ve uluslararası paydaşları ile sürdürülebilir büyüme ve rekabeti amaçlayan, ekonomiye ve toplumsal kalkınmaya katma değer yaratacak

Detaylı

NIELSEN TÜKETİCİ GÜVENİ DÖRDÜNCÜ ÇEYREKTE İŞSİZLİK VE ENFLASYON KAYGILARINDA 52 ÜLKEDEN 25 İNDE DÜŞÜŞ GÖSTERDİ

NIELSEN TÜKETİCİ GÜVENİ DÖRDÜNCÜ ÇEYREKTE İŞSİZLİK VE ENFLASYON KAYGILARINDA 52 ÜLKEDEN 25 İNDE DÜŞÜŞ GÖSTERDİ The Nielsen Company www.nielsen.com Yeni Duyuru İletişim: Bahar Kurt, 216-5387114, bahar.kurt@nielsen.com NIELSEN TÜKETİCİ GÜVENİ DÖRDÜNCÜ ÇEYREKTE İŞSİZLİK VE ENFLASYON KAYGILARINDA 52 ÜLKEDEN 25 İNDE

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

SURİYE SORUNU VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA TOPLUMSAL BAKIŞ *

SURİYE SORUNU VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA TOPLUMSAL BAKIŞ * SURİYE SORUNU VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA TOPLUMSAL BAKIŞ * Salih AKYÜREK ** Cengiz YILMAZ *** Türkiye-Suriye ilişkileri Cumhuriyet döneminde ve özellikle son 30 yılda iniş çıkışları ve gerginlikleri çok

Detaylı