EKİM Allah, Kâinat, İnsan ve Nübüvvet

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "EKİM 2010. Allah, Kâinat, İnsan ve Nübüvvet"

Transkript

1 EKİM 2010 YIL 32 SAYI 381 ISSN Tarih boyu peşi peşine gelen bütün nebiler bir rehberlik misyonuyla gelmiş; insanlığın geçeceği yollara ışıklar saçmış; yoldakilerin gözlerinden perdeyi kaldırmış; Allah, kâinat ve eşyanın hakikati adına arkalarındakilerin ufuklarını aydınlatmışlardır. Allah, Kâinat, İnsan ve Nübüvvet İnterdisipliner Araştırmalar Neden Önemli? Kudüs te Birlikte Yaşamak Ağız Kokusu Osmanlı Yargı Sisteminde Şuhûdu l-hâl

2 Varlık ve hâdiseleri iyi okuyup isabetli yorumlayarak insan, kâinat ve ulûhiyet hakikati arasındaki dengeyi koruma, peygamberlerin en önemli derinliklerinden biridir ve en aşkın yanlarıdır. Evet varlığın bir küll hâlinde duyulup sezilmesi, eşyanın birbirinin modeli olarak umumî şekildeki tecellisi ve mevcudat çapındaki evrensel vahdet kanunlarının tam kavranması sadece enbiyâ-yı izâm a müyesser olmuştur.. ve onların, hususiyle de Hazreti Ruh-u Seyyidi l- Enâm ın (aleyhi ekmelüttehâyâ) en bâhir bir mucizesidir. Günümüzde insanoğlu, onca ilmî inkişaf ve teknolojik gelişmelere rağmen, insan, kâinat ve maverâ-i tabiatla (tabiat ötesi âlemlerle) alâkalı hakikatleri hâlâ heceleyedursun, peygamberler, o fevkalâde donanımları, Hak nezdindeki özel konumları ve sürekli ötelerden bilgilendirilmeleri sayesinde, kimisi icmâlen, kimisi de tafsîlen, hem de binlerce yıl önce bu konular üzerinde ciddî ciddî durmuş ve her şeyi Sahibine bağlama çerçevesinde, söylenmesi gerekli olanların hemen bütününü ümmetlerine duyurmuşlardır. Peygamberler, şimdilerde oldukça yaygın olan ilmî araştırma yolları ve tecrübî metotlarla bu hakikatlere ulaşmadılar; onlar, bu ilim ve mârifete insanoğlunun idrak ufkunu çok çok aşkın akıl, his, şuur ve idrak mükemmeliyetlerinin yanında, kalblerinin vüs ati ve Allah la özel münasebetleri sayesinde ulaştılar; ulaştı ve bütün varlığın kahir bir kudretin tasarrufunda bulunduğunu gördü.. her yerde ve her şeyde hâkim bir ilim ve iradenin vahdetini temâşâ etti.. her nesne ve her hâdisenin çehresinde Hazreti Vâhid ü Ehad i haykıran şahid, emare ve işaretleri okuyup yorumladı; sonra da duyguda, düşüncede, inançta birer tevhid dellâlı olduklarını ortaya koydular. Onların, yüzlerce-binlerce yıl önce haber verdikleri insan-kâinat-ulûhiyet hakikati ile alâkalı konularda bilimin, henüz kayda değer bir tespitte bulunmuş olduğunu söylemek oldukça zordur. Şöyle ki ilim, pek çok mevzuda hâlâ bir emekleme yaşamakta ve bugün doğru dediklerini yarın tashihe tâbi tutmakta, muhakkak yanılmalarını yine muhtemel yanlışlarla düzeltmeye EKİM 2010

3 çalışmakta, dahası sürekli kendi kendini sorgulamakta, nisbî doğrularını değişik faraziyelerle sıyanet etmekte ve bir türlü cüz iyatı tahlil sınırları dışına çıkamamaktadır. Diyebiliriz ki bugüne kadar o, yukarıdaki konularla alâkalı değiştirme mecburiyetini duymadığı tek bir hüküm ortaya koyamamış ve hiçbir zaman mutlak hakikati ifadeye muvaffak olamamıştır. Onun bulup tespit ettiği şeyler, yoldakilere sırf bir zâd u zahîre ve araştırmacılara da birer avans türünden şeylerdir. Şunu da hemen arz etmeliyim ki, bunları ifadeden maksadımız, ne bilimi ve onun ürünlerini hafife alma ne de ilmî araştırmaların kayda değer bir şey olmadığını vurgulamadır. Aksine, bize göre bilim de, onun ürünleri de çok önemli ve saygı duyulması gerekli olan bir değerler mecmuasıdır; dolayısıyla da, mutlaka takdirle karşılanmalıdır. Bizim maksadımız, insan, varlık ve yaratılış hakikatini ifadede en doğru, en mükemmel, en muhît ve yanıltmayan, ama günümüzde hep gözardı edilen önemli bir bilgi kaynağını hatırlatmaya mâtuftur. İşte bu kaynak, geçmişte tahrife uğramış bazı kitaplar müstesna, her zaman taze kalabilmiş nübüvvet kaynağıdır. Şimdilerde modern ilimler, bir kısım küllî görüş ve genel değerlendirmelere bağlayarak varlık ve hâdiselerdeki düzen, ahenk ve işleyişle alâkalı önemli şeyler keşfedip ortaya koymuş olabilirler. Biz bunların bütününü takdirle karşılarız; ama, çağın en ileri teknolojilerini kullanarak ulaşılan bu bilgi ve yorumları, icmâlen dahi olsa, bir kısım özel donanımlı kimseler, hem de çok erken bir dönemde ortaya atmışlar ve bazı ilim çevreleri de bunlara karşı lâkayt kalmış veya kadirnâşinas davranmışsa; işte o zaman biz, edebimiz çerçevesinde böylelerine karşı sesimizi yükseltir ve mutlaka doğru bildiklerimizi haykırırız. Evet, bugün modern bilimlerin ortaya koyduğu nice gerçekler var ki, çok önceleri, icmâlî birer fezleke hâlinde de olsa, peygamberler, bunların hemen hepsini vahye açık o engin ledünniyâtlarına ve müstesna fetanet derinliklerine dayanarak küllî (bütüncül) bir nazarla, değişik şekillerde ortaya koymuşlardı. Günümüzün modern laboratuvarları ve çok ileri teknolojilerle çalışan araştırma merkezleri, onların ortaya koydukları gerçeklerin neresinde bulunurlarsa bulunsunlar, hâlâ bugün milyonlarca insan her şeyi onların mesaj ve yorumları çerçevesinde değerlendiriyor; hususiyle de insan-kâinat-allah konusunda bilâkayd ü şart onları takip ediyor ve onların arkasından gidiyor. Buna mukabil, bilim ve felsefe adına ortaya atılan en yeni faraziyeler ise, her gün farklı bir kısım nazariyelerle yer değiştiriyor; yani şimdilerin ilim adamları dünkü meslektaşlarını sorguluyor ve tabiî bu arada yıkılmaz ve sarsılmaz gibi görülen pek çok hipotez yerlerini bir bir daha farklı görüşlere bırakıyor ve bilim adına başlarda gezen en sağlam tespitler birer birer geldikleri gibi birer birer de yıkılıp gidiyorlar. Nebilerin getirdikleri gerçekler ise bir kısım dar idrakli müntesiplerin tâli siz yorumları müstesna her zaman müracaat edilegelen sabit esaslar olarak dünkü kıymetlerini şimdilerde dahi devam ettiriyorlar; devam ettiriyorlar çünkü, onların ortaya koydukları esaslar, bütünüyle varlığı bir meşher gibi tanzim eden, bir kitap gibi yazan, bir saray gibi düzenleyen Yüceler Yücesi bir Zât ın mesajlarına dayanıyor. Bu sebepledir ki, insan, varlık ve Yaratıcı hakkında bilgilendirme vazifesi, söz söyleme salâhiyeti, özel donanımlı ve Kudreti Sonsuz la hususî münasebetleri bulunan bu zatlara bırakılmalı ve varlığın perde önü, perde arkası mânâ ve mahiyetiyle alâkalı açıklamaları da sadece onlar yapmalıdırlar. Hiç şüphesiz bu zatların en önemli vazifelerinden biri de, kâinat ve hâdiselerle, insan hayatı ve onun davranışları arasındaki münasebeti, ahengi ve bu ahengin bağlı bulunduğu biricik kuvvet kaynağı Zât ı ve insanların o Zât a karşı sorumluluklarını tayin ve tespit edip ortaya koymaktır. Evet, bütün varlığın, hususiyle de insanoğlunun nereden gelip nereye gittiğini/gideceğini, neden geldiğini, neden gittiğini en doğru şekilde ve inandırıcı bir üslûpla sadece onlar ifade edebilmişlerdir. Bu itibarladır ki bizler, dünyaya gönderilişimizdeki gâye ve hikmeti, yürüdüğümüz yolda uymamız gerekli olan yol kurallarını ve bu yolculuğun sonuyla alâkalı en sağlam bilgileri sadece ve sadece Hak elçilerinin sundukları mesajlarda arama mecburiyetindeyiz. Bunu yapabildiğimiz takdirde, o genişlerden geniş kâinat dairesinin işleyişini, varlığın perde arkası ve muhtevasını, yeryüzündeki bu baş döndürücü gelip gitmelerin gâye ve hedefini tam kavrayabilir, duyguda, düşüncede huzur, esenlik ve selâmete ermiş oluruz; varlığın içini-dışını, önünü-arkasını bilip değerlendirmeye EKİM

4 bağlı bir esenlik ve selâmete.. kâinatın önemli bir parçası olarak yeryüzündeki konumumuzu kavrayıp eşya ve hâdiselerin tâbi bulunduğu umumî ahenge uyma selâmetine.. dünyevî ve uhrevî mutluluğumuzun zemin ve sebeplerini hazırlayan Zât a yönelme ve bağlanma selâmetine.. ebediyet arzularımızın yerine getirileceği inancıyla hiçbir zaman inkisar yaşamama selâmetine... İnsan olarak bize bahşedilen bütün bilgi yolları, bilgi vasıtaları belli ve sınırlıdır. Böyle sınırlı imkânlarla elde edeceğimiz bilginin mahdut olduğu/olacağı da açıktır. Zannediyorum, bu ölçüdeki bilgi ve mârifetle değil yaratılışımızın gâyesini, dünyada bulunuşumuzun hikmetini ve kâinatla münasebetlerimizin temel esprisini idrak etmek; yeryüzündeki genel ahengi ve ekosistemin ruhunu kavramamız dahi mümkün değildir. Oysaki insan, kendi hayatını, varlık içindeki konumuna göre düzenleyip yaşama mecburiyetinde olduğu gibi, bütün varlığa hâkim görünen nizâm-ı âlem kanunlarına ve yaratılış seviyesinin gereği bir kısım ulvî gâyelere göre tanzim etme sorumluluğunu da taşımaktadır. Eğer o, bu çok inişli çıkışlı, rampalı virajlı ve bir hayli de belirsiz yanları bulunan hayat yolculuğunda, kendi için meçhul bir seyahatin dününü bugününü, önünü arkasını iyi bilen bir rehbere teslim olmazsa çok yanılır ve ciddî sıkıntılara maruz kalır; ihtimal hiçbir zaman da yaratılışıyla hedeflenen gâyeye ulaşamaz. Evet, yürüdüğümüz bu hayat yolunu ve yolculuk süresince karşılaşmamız muhtemel sürprizleri hiçbir zaman tam kestiremeyen bizler; eğer insanoğlunu ötelerden alıp buraya getiren, buradan da başka bir diyara sevk eden o çok merhametli Yaratıcı nın elçi ve rehberlerine uymazsak dökülüp yollarda kalır, zikzaklar çizmeden kurtulamaz, varlık kitabını doğru okuyamaz, bu kâinat meşherini bereketlendirici bir nazarla temâşâ edemez, dünya sarayının mânâ, muhteva ve içyüzündeki esrârı kavrayamaz; dahası, her biri başlı başına birer kudret harikası olan eşya ve hâdiseleri, hâdiselerin farklı tezâhürlerini bir kısım tabiat kanunlarına bağlayarak bütün o fevkalâdelikleri alelâde şeyler gibi görmeye başlar ve kendi ufkumuzu karartmış oluruz. Hak rehberleri ve onlara uyan tâli lilerdir ki, her zaman varlık ve hâdiseleri doğru okumuş, şekil ve sureti aşarak her şeyin ruhuna yürümüş; maddede mânâyı görüp, müşâhede ettikleri her şeyin özüne nüfuzla her nesnenin zâhirî ve dış yüzü yanında içini ve özünü de mütalaa edebilmişlerdir. Değişik bir ifadeyle onlar, varlığı yorumlamalarında sürekli muhtevayı öne çıkarmış ve her eserde, müessiri gösteren değişik tecelli dalga boyundaki şualardan mesajlar almışlardır. Ayrıca, bu ruhî seyahat ve tefekkür yolculuğunu Yüce Yaratıcı ya bağlı götürdüklerinden, elde ettikleri bütün bilgi parçacıklarını mârifete çevirip, erdikleri irfan ufku seviyesine göre Hazreti Mâruf la sımsıkı bir kalbî alâka ve münasebete geçmiş ve bu cennet-âsâ atmosferde her şeye yetebilecek bir ünsiyete ulaşarak kendilerini her lâhza derin bir muhabbet ve zevk-i ruhânî çağlayanında hissetme heyecanıyla O na yürümüşlerdir. Evet, bu kutluların varlığa, varlık ötesine bakışları çok farklıdır; onlar her şeyi basiretlerinin aydınlığında temâşâ eder; eşya ve hâdiseleri Yaratıcı Kudret in vaz ettiği çerçevede değerlendirir; neyin ne olduğunu, onun hakikat-i nefsü l-emriyesi (her nesnenin hakikati) açısından ele alır; cüz-küll bütün varlığı yorumlamada her şeyin birbiriyle muvazenesini, tenâsübünü, Hâlık la münasebetini gözetir ve kat iyen iç çelişkiye düşmezler. Bu itibarla da denebilir ki, dünden bugüne insan, kâinat ve ulûhiyet hakikati konusunda, doğru görmek, doğru düşünmek ve doğru ifade etmek sadece onlara müyesser olmuştur: Tevhidi, bütün gerek ve lâzımlarıyla sadece onlar seslendirebilmiş, esmâ-i ilâhiye, sıfât-ı sübhâniye, şuûnât-ı zâtiye ile Zât-ı Ulûhiyet arasındaki en sağlam muvazeneyi de ancak onlar kurabilmişlerdir.. evet, ulûhiyet ve rubûbiyet dairelerine ait hususiyetler, aynı menbaın farklı tecellileri olarak en doğru şekilde yine sadece onlar tarafından ifade edilebilmiştir. Eğer irade-i ilâhiyenin peygamber gönderme gibi ihsan buudlu böyle bir tecellisi olmasaydı, en velûd dimağlar dahi asırlar ve asırlar boyu onca gayret ve himmetlerine rağmen kat iyen böyle bir sonuç elde edemezlerdi; zaten edemedikleri de meydanda... Önümüzdeki günlerde bilimlerin daha bir inkişafı ve bir kısım farklı bakış açılarının gelişmesi sayesinde onların şimdiki yorumları değişir mi, değişmez mi onu kestiremeyeceğim ama, hiçbir şeyin bugünkü haliyle sürüp gitmeyeceği açıktır. Keşke, bugüne kadar büyük ölçüde şaşkınlık yaşayan insanoğlu, varlığın hakikati ve ötesi gibi beşerî idraki aşan derin konularda biraz da ilâhî mesajlara ve peygamberlerin yorumlarına yönelerek, şimdiye kadar içinde bocalayıp durdu EKİM 2010

5 ğu yanıltıcı bilgilerin sisli-dumanlı atmosferinden sıyrılıp peygamberâne ilhamların esip durduğu semavîliklere açılabilseydi.! İhtimal, işte o zaman, varlığın hakikatini, kâinat içindeki kendi konum ve sorumluluğunu, eşya ve hâdiselerin perde arkasını, eşyanın birbiriyle münasebetini, tekvinî emirler arasındaki umumî tenasüp ve genel ahengi daha net görecek, daha iyi anlayacak; anlayacak ve bir taraftan Yaratıcısıyla münasebete geçme vetiresi yaşarken, diğer yandan da, kâinat çapındaki umumî nizama zıt tavırlar almayacak ve hiçbir zaman varlıkla müsâdeme yaşamayacaktı. Ne var ki insanoğlu, hususiyle de günümüzdeki bir kısım âsî ruhlar bu genel yönelişi gerçekleştiremedi ve çok defa Allah a başkaldırmanın yanında, eşya ve hâdiselere karşı da sürekli çelişki yaşadı; yaşadı ve bir türlü ızdıraptan kurtulamadılar. Kurtulamazlardı da; zira onlara bahşedilen bilgi vasıtaları sınırlı, sahip oldukları imkânlar da, karşılarına çıkacak problemleri çözmeye yeterli değildi. Onlar, ilmin sebepleri de diyebileceğimiz, ellerindeki vasıta ve imkânlarla varlığın çok az bir kısmını o da sürekli yanılma ve tashih etme çerçevesinde ancak keşfedebilirlerdi ve öyle de oldu. Oysaki insan, kendini kuşatan bütün kâinatlara, içinde yaşadığı dünyaya, ekosisteme, umum eşyanın birbiriyle münasebetlerine kendi ufkunun darlığı, bilgisinin sınırlılığı, düşüncelerinin değişkenliği çerçevesinde değil; kâinatın vüs ati, hâdiselerin iç içeliği; sonra kendi arzu, istek ve emellerinin genişliğine göre bakmalıydı; bakmalıydı ki, yaşadığı hayatta, yürüdüğü yolda ve yolun sonu itibarıyla da tabiatının gereği beklentileriyle alâkalı ümitlerinde herhangi bir inkisara düşmesin. Ama o, yığın yığın inkisar yaşadı, yaşıyor; yürüdüğü yol ve kendi akıbetine karşı lâkayt kaldığı sürece de bu kırılıp dökülmelerden kurtulamayacaktır. Evet, ruhlar âleminden kalkıp dünyaya, oradan berzaha ve berzahtan da ebediyete yürüyen insanoğlunun, bu upuzun ve her bölümüyle ayrı bir hususiyet arz eden yolculuğunu şaşırmadan, sarsılmadan, paniklemeden ve herhangi bir endişeye kapılmadan emniyet ve güven içinde devam ettirebilmesi, insanüstü, hatta zaman ve mekânüstü bir mârifet ister. Hâlbuki o, çok defa, iyi bildiğini iddia ettiği şu âlemde dahi, iki adım ötede nelerle karşılaşacağından habersiz âcizlerden âciz bir zavallıdır.. ve böyle birinin ciddî bir program ve plan isteyen bu upuzun yolu kat edip gönlünce bir noktaya ulaşmasıysa tamamen imkânsızdır. Evet, yolculuk uzunlardan uzun, konulup kalkılan menziller oldukça fazla, geçilecek yollarda ise bir hayli aşılmaz tepeler ve azgın dereler var. Bu kadar problemli bir yolun aşılıp gerçek menzile ulaşılması için yol âdâb ve erkânını bilen rehberlere ihtiyaç olduğu izahtan vârestedir. İşte tarih boyu peşi peşine gelen bütün nebiler böyle bir rehberlik misyonuyla gelmiş; insanlığın geçeceği yollara ışıklar saçmış; yoldakilerin gözlerinden perdeyi kaldırmış; Allah, kâinat ve eşyanın hakikati adına arkalarındakilerin ufuklarını aydınlatmış ve onları yalnızlık tasasından, kederinden ve akıbetleri itibarıyla da belirsizlik endişelerinden kurtarmışlardır. İlk insan ve ilk nebiden itibaren her nübüvvet hareketi, temel konularda müşterek bir yol takip etmiş: sürekli, tevhid, haşr ü neşir, peygamberlik, kulluk ve adalet gibi esasları nazara vermiş; füruata ait meselelerde de zaman, umumî şartlar ve insanlığın ulaşabildiği seviyeye bağlı irşad, tenbih ve değişik ikazlar televvünüyle yoluna devam etmiş; etmiş ve müntesiplerine hep yüksek hedefler göstermiştir. Böylece her zaman dinî hayatta temel konular açısından hep aynı çizgi takip edilmiş, onlara nispeten teferruat sayılan mevzularda ise, belli ölçüde bir kısım farklılıklar yaşanagelmiştir ki, aslında bunun böyle olmasında da zaruret vardır. Kur ân, rüşdünü idrak etmiş insanlığa son mesaj ve son çağrıdır. En son gelen bu ilâhî risalet, bütün dinlerde aynı olan değişmez muhkem esasları hatırlatmanın yanında, inkişaf buudlu füruattaki emirleriyle de, bütün zaman ve mekânların ihtiyacını karşılama vaadiyle gelmiş ve dinî düşünceye son noktayı koymuştur. Bundan sonra artık insanlık, bu son mesajın ışığı altında yoluna devam edecek; gelişme ve değişme enerjisini bu yeni nizama bağlı kullanacak ve mutlak hakikate ulaşma cehdini de onun vesâyeti altında gerçekleştirmeye çalışacaktır. Evet, artık bundan sonraki çağlar Kur ân çağı ve bundan sonraki devran da İnsanlığın İftihar Tablosu nun devranıdır. Kulak verilecek mesaj O nun mesajı ve önümüzdeki upuzun yollarda hep par par yanacak çerağ da O nun çerağıdır. Evet, şimdi ferman, her şeyi halis tevhide ircâ eden bu En Büyük Muvahhid de... * Yeni Ümit dergisinin Ekim - Kasım - Aralık 2002 de yayımlanan 58. sayısından alınmıştır. EKİM

6 Makama, mansıba ümit bağlamış; servete, sâmâna gönül vermiş ve gelip geçici, yıkılıp gidici şeylerle avunup durmuş kimselerin, er geç hüsrana maruz kalacakları muhakkaktır. Ağız kokusu tedavisinin ilk adımı, kokunun sebebinin tespitidir. Geniz eti, bademcik ve sinüs iltihapları gibi hastalıkların sebep olduğu ağız kokuları için tıbbî veya cerrahî müdahaleyle tedavi yapılmalıdır. Dr. Ahmet MERCAN Ağız kokusu (halitozis), nefeste kötü bir koku hissedilmesidir. Kötü ağız kokusu umumiyetle ağız içinden kaynaklanmasına rağmen, diş ve ağız kaynaklı olmayabilir. Ağız ve diş temizliği doğru ve tam yapılmadığında, ağız kokusu kaçınılmazdır. Ağız ve diş hastalıkları, ağız kokusunun temel müsebbibiyken, şeker hastalığı gibi bütün vücuda tesir eden sistemik hastalıklar, burun hastalıkları ve sinüs rahatsızlıkları da kötü ağız kokusunun sebeplerindendir. Ağız kokusu kişinin çevresine verdiği rahatsızlık sebebiyle insanlarda tiksinti ve kaçınma duygusu hâsıl edeceğinden, şahısta aşağılık kompleksine sebep olur. Ayrıca evlilik ve iş hayatında sosyal ve psikolojik problemlere yol açar. Kötü ağız kokusu, ağızdaki bakterilerin hidrojen sülfür ihtiva eden ürünlerinden meydana gelmektedir ki, ağız sağlığına ihtimam göstermeyenlerde bu tip bakterilerin sayısı artar. Oldukça pürüzlü bir yapıya sahip olan dil sathı bakterilerin yaşamasına elverişlidir. Diş yüzeyleri, diş eti ve dil temizlenmediğinde, buralar bakterilerin yaşamasına uygun bir duruma gelir. Ayrıca ileri derecede diş eti hastalığı olanlarda, kişinin kendisinin temizlemesinin mümkün olmadığı alanlar vardır. Meselâ derin diş eti cepleri vb. alanlar kötü kokunun sebeplerindendir. Ağız kokusunu fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırabiliriz. Fizyolojik ağız kokusu, sağlıklı her insanın uyandığında hissettiği, sindirim kanalında biriken gazlar veya dil sırtında üreyen bakterilerin sebep olduğu ağız kokusudur ve tedavi gerektirmez. Patolojik ağız kokusu (gerçek halitozis) ise ağız içi veya ağız dışından kaynaklanabilir. Ağız kokusunun sebeplerinin % ı ağız içi kaynaklıdır, bu tip ağız kokularının sebebi ilk muayenede tespit edilebilir. Ağız kokusuna yol açan sebepler: Ağız hijyeni eksikliği, Ağız içi enfeksiyonlar ve apseler, Diş eti hastalıkları, Çürük dişler, pulpa iltihapları, Ağız kanserleri, Ağız kuruluğu, Allerjik reaksiyonlar, Hatalı yapılmış dolgu ve protezler, Tükürüğün biyokimyevî yapısının bozulması. Ağız dışı sebeplerle ortaya çıkan ağız kokusunun görülme sıklığı % tir; bunların % 5 i kulak-burun-boğaz, % 4 ü hem ağız, hem de kulak-burun-boğaz, % 1 i de sindirim kanalı kaynaklıdır. En sık rastlanan sebepler: Alt ve üst solunum yolu hastalıkları, Kulak-burun-boğaz enfeksiyonları (sinüzit, tonsillit, farenjit, geniz eti iltihabı ve larenjit), Sindirim sistemi hastalıkları (özofagus divertikülleri, reflü, ülser, gastrit gibi), Karaciğer yetmezliği, Kronik böbrek yetmezliği, EKİM 2010

7 Diyabet (şeker hastalığı), Psikojenik faktörler (depresyon, anksiyete, psikozlar gibi), Bazı ilâçlar (antihistaminik, antidepresan, antihipertansif, dekonjestan, antipsikotik ve antikolinerjik ilâçlar), Lösemi ve diğer bazı kan hastalıkları, Alkol, sigara ve bazı gıdalar. Ağız kokusu tedavisinin ilk adımı, kokunun sebebinin tespitidir. Geniz eti, bademcik ve sinüs iltihapları gibi hastalıkların sebep olduğu ağız kokuları için tıbbî veya cerrahî müdahaleyle tedavi yapılmalıdır. Kokuya sebep olan diğer organlara bağlı hastalıkların (karaciğer, mide, böbrek vd.) tedavisiyle, bu kaynaklara bağlı ortaya çıkan ağız kokusu ortadan kalkar. Ağız içi kaynaklı kokuların % 90 ı başarıyla tedavi edilebilmektedir. Tedavinin temelinde ise uygun ağız-diş bakımı yatmaktadır. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları kötü ağız kokusuna yol açan mühim sebeplerdendir. Ağızdaki bir enfeksiyon odağı bakteri üremesini artıracak ve dâima ağız kokusuna sebep olacaktır. Ağız ve diş sağlığına birçok faydası olan ve asırlardan beri kullanılan misvak, Hazret-i Allah ın kullarına ikram ettiği, macunu içinde olan mükemmel bir fırçadır. Ayrıca muteber fıkıh kitaplarımızdan Merakü l-felâh ta misvakın elliden fazla faydasından söz edilmektedir. Bundandır ki, diş ve diş eti kaynaklı problemler tedavi edilmeli, ağızdaki protez ve dolgular kontrol edilmelidir. Umumî mânâda ağız kokusunu oluşturan faktörlerin ilk alanı dildir. Dilin 2/3 lik arka kısmında bulunan tat tomurcukları ve dil papillaları arasında biriken bakteriler tükürüğün yıkayıcı tesirinden gizlenebilir. Bu noktada Peygamber Efendimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) tarihte dilini fırçalayan ilk insan olduğunu söyleyebiliriz. Ebû Davud (ra) hâdiseyi mealen şöyle anlatıyor: Kendisinden binek istemek maksadıyla Resülullah ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gittim. O -misvakın bir ucu dilinin üzerinde idi- dilini misvaklıyordu. (Buhari, Müslim, Müsned.) Modern tıp, son on yıldır dilin de fırçalanmasını gerektiğinden bahsetmektedir. Ağız hijyeninin düzeltilmesiyle kötü ağız kokusu umumiyetle ortadan kalkar. Bilinmelidir ki, diş fırçalama % 25, dil temizliği % 75, ikisinin birlikte yapılması ise % 85 nispetinde ağız kokusunu azaltmaktadır. Bilhassa sarımsak, soğan ve baharat tüketiminden sonra ağız temizliğine dikkat edilmesi, alkol ve sigaradan uzak durulması gerekir. Zîrâ sigara kullanımı diş eti hastalıkları için mühim bir risk faktörüdür. Sigaranın ağız boşluğu, gırtlak, yemek borusu kanserlerinin gelişmesine yol açtığı da bir hakikattir. Dolayısıyla böyle bir ağız ortamında diş çürümeleri ve kötü ağız kokusunun olması kaçınılmazdır. Alkol ise zaten tek başına ağız kokusu sebebi olduğu gibi, vücutta bütün sistemlere zararlı tesirleri vardır. Alkol alımının ağız ve diş sağlığına bakan yönüyle en mühim tesiri (sigara kullananlarda olduğu gibi) ağız kanserine yakalanma riskini artırmasıdır. İyi bir ağız ve diş sağlığı için; dişler ve dil yüzeyi her yemekten sonra, gece yatmadan önce mutlaka temizlenmelidir. Bununla birlikte günde bir kere diş araları ve (varsa) protezler uygun şekilde temizlenmelidir. Ağız ve dişlere yapılan müdahaleden sonra kötü ağız kokusunun devam etmesi hâlinde ağız dışı sebeplerin de araştırılması ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Hattâ ağız kokusunun sebebi bazen ciddi hastalıklar olabilmektedir. Belki de Hakîm-i Mutlak, böylesi ciddi hastalıkları ağız kokusuyla bize bildirmekte ve tedbirimizi almamız konusunda bizi ikaz etmektedir. Ağız kokusuna tarihî bakış Tıp tarihinde ağız kokusuna ait ilk belgeler MÖ 1550 li yıllara aittir. O dönemde ağzı kokan insanlardan bahsedilirken herhangi bir tedavi tanımlanmamıştır. Antik çağda bir kişinin nefesinin temiz kokması ruhunun temizliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. Ağız kokusu, ferdin sosyolojik ve psikolojik hayatında problemlere sebep olabildiği gibi evliliğinde de bazı olumsuzluklara yol açabilir. İbranilerin kanun kitabı Talmud daki bir maddeye göre eşlerden herhangi birinde ağız kokusu olması şer î olarak evliliğin sona ermesine sebep teşkil etmekteydi. Hipokrat döneminde insanların ağızlarının güzel kokması için sürekli gargara yapmaları, anason ve bitki tohumu çiğnemeleri tavsiye edilmiştir. Romalılar ağız kokusunu güzel kokular ile maskelemeye çalışmışlar, bitki sapları veya çeşitli yaprakları çiğnemişlerdir. Hristiyanlığın ortaya çıktığı dönemde ise ağız kokusu şeytanın kokusu olarak düşünülmüş, günahların ağız kokusuna sebep olduğu zannedilmiştir. Osmanlı döneminin tercüme eseri olan Tıbb-ı Nebevi isimli kitapta ise ağız kokusu için hilâlleme ve misvaktan bahsedilmiştir. Eşref bin Muhammed in Hazainüsseadat isimli eseri de (1460) ağız kokusu için dil sağlığından bahseden belki de ilk eserdir. 15. yüzyılda İbn-i Şerif e ait Yadigâr isimli kitapta, diş eti çekilmesi, diş aşınması ve ağız kokularına reçeteler verilmiştir. Hadîs ve Sünnet te ağız ve diş sağlığı Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına bakıldığında ağız ve diş sağlığına ne kadar büyük bir ehemmiyet verdiği anlaşılmaktadır. Sahabeler, Peygamberimiz i (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatırken onun dişlerinin inci gibi parladığını, tertemiz, bembeyaz ve ışıl ışıl olduğunu söylerler. O nun (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud Savaşı nda kırılan dişinden başka hiçbir dişi çürümemiş ve düşmemiştir. Bir hadîs-i şerîfte mealen; Hilâl eylemek dişleri arı- EKİM

8 Ağız içi kaynaklı kokuların % 90 ı başarıyla tedavi edilebilmektedir. Tedavinin temelinde ise uygun ağız-diş bakımı yatmaktadır. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları kötü ağız kokusuna yol açan mühim sebeplerdendir. tır, pâk eyler, diplerini sağlamlaştırır ve ağız kokusunu güzel eyler. buyrulmaktadır. Hadîs-i şerîfte belirtilen mühim ayrıntılardan biri de, dişlerin nasıl fırçalanacağına dâirdir. Hilâllemek diye tarif edilen metot, dişlerin yarım ay şeklinde, dairevi olarak fırçalanmasıdır. Bu metot diş minelerine zarar veren ve dişin yıpranmasına sebep olan, sağa-sola fırçalama tekniğinden farklıdır. Günümüz diş hekimliğinde de hadîs-i şerîfte buyrulduğu gibi dairevî fırçalama tekniği tavsiye edilmekte ve diş aralarında biriken besin artıklarının en iyi bu metotla önüne geçilebileceği belirtilmektedir. Başka bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem); Diş etlerini yemek kırıntılarından temizleyiniz. Misvak kullanınız, sararmış dişle, kokar ağızla yanıma gelmeyiniz. (Tirmizi) buyurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte ise; Eğer ümmetime zorluk vermeyeceğini bilseydim, her namaz vakti (abdest diye de rivayet var) dişlerini misvakla temizlemelerini emrederdim. buyurarak, ağız ve diş sağlığına verdiği ehemmiyeti vurgulamıştır. Sonsuz Nur adlı eserinde Fethullah Gülen Hocaefendi, Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) ağız ve diş sağlığıyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: Şimdi, bir din düşünün ki, o din günde beş on defa misvak kullanmayı, hem de bir sünnet olarak misvak kullanmayı emretmektedir. Bu itibarla diyebiliriz ki, bu din; günümüzün diş temizliği, diş hijyeni anlayışını çok gerilerde bırakmaktadır. Halk yığınları bir yana, ben, diş hekimlerinin dahi, günde beşon defa dişlerini fırçalayacağını zannetmiyorum. Hâlbuki Efendimiz in -en azından- günlük diş temizliği, bu adedi buluyordu. Gece birkaç defa kalkar; namaz kılar ve her namazdan evvel mutlaka misvak kullanırdı. Sabah namazında, işrâk ve kuşluk namazlarında, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında; namaza durmadan ve abdest alırken sürekli misvak kullandığı gibi, bir şey yiyip içtikten sonra da dişlerini temizlemeyi ihmal etmezlerdi. Şimdi bütün bunları sayacak olursak, zannediyorum verdiğimiz rakamdan daha fazla Allah Resûlü nün misvak kullandığına yani, dişlerini temizlediğine şahit oluruz. Ağız kokusunun Rabbimizin katında makbul olanı, oruçlunun ağız kokusudur. Bir hadîs-i şerîfte mealen; Muhammed in canı dest-i kudretinde olan Allah a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. (Müslim, Sıyâm 163) buyrulmaktadır. Efendimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) bilhassa üzerinde durduğu misvak 1400 yılı aşkın bir süredir ağız ve diş sağlığı için kullanılmaktadır. Misvakın dişlerin temizlenmesi ve onlara parlaklık vermesinin yanında tükürük salgılanmasına da sebep olan hoş bir tadı vardır Yapısında diş eti enfeksiyonlarına karşı koruyucu tesiri olan maddeler bulunmaktadır Sodyum bikarbonat bunlardan birisidir ki; dişlerin temizlenmesinde ve dişlere parlaklık vermede diş hekimleri tarafından tavsiye edilen kimyevî bir maddedir. Misvak ile tükürüğün ph derecesi aynı olduğundan yabancı cisim reaksiyonu göstermez Ayrıca misvak liflerinin yutulmasının sağlık açısından bir sakıncasının olmadığı da bilinmektedir. Ağız ve diş sağlığına birçok faydası olan ve asırlardan beri kullanılan misvak, Hazret-i Allah ın kullarına ikram ettiği, macunu içinde olan mükemmel bir fırçadır. Ayrıca muteber fıkıh kitaplarımızdan Merakü l-felâh ta misvakın elliden fazla faydasından söz edilmektedir. Yapılan araştırmalarla, tıp otoriteleri misvakın sun î diş fırçalarına nispetle üstünlüğünün tartışılmaz olduğunu kabul etmişlerdir. Bütün bunlar göstermektedir ki, dinimiz ağız ve diş sağlığına büyük bir önem vermektedir. Efendimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiyelerine uyularak ağız ve diş sağlığına gerekli ehemmiyet verildiğinde ve doğru sebebin tespit edilebilmesi için zamanında hekime başvurulduğunda hem oluşabilecek sistemik problemlere karşı tedbir alınabilmekte hem de ağız kokusuna mâni olunabilmektedir. Kaynaklar - Sanz M, Roldan S, Herrera D. Fundamentals of breath malodour. J Contemp Dent Pract, 2001, 2(4): Christensen GJ. Why clean your tongue? J Am Dent Assoc. 1998, 129(11): Us Department of Health and Human Services: The Health smoking: 25 years of Progress. -Office on Smoking and Health. DHHS Publication No CDC 1389; Alan Ş. Alkol ve Alkolün Neticeleri, Sızıntı, Sayı: 21, Ekim Enes Ş. Diş Eti Deyip Geçmeyin. Sızıntı, Sayı:310, Kasım Çağıran Ö. Tıbb-ı Nebevî, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul EKİM 2010

9 Yusuf KARAOSMANOĞLU Nizamü l-mülk ün Farsça kaleme aldığı ve daha sonra birçok dile tercüme edilen eseri Siyasetnâme, dönemin sultanı Melikşah a, devletin ileri gelenlerine ve bu vazifeleri üstlenecek kişilere tavsiyelerde bulunmakta, yol göstermektedir. Bir devlet adamı bu kitapta, devleti daha âdil ve güçlü bir şekilde nasıl yöneteceğine dâir cevaplar bulacaktır. Sultan Melikşah, Nizamü l-mülk le birlikte diğer vezirlerinden ve bazı ilim adamlarından ülkesinin durumu hakkındaki düşüncelerini, daha önceki sultanlar tarafından takip edilen ve kendisinin de uygulayabileceği kâidelerin tespitini istemiştir. İşte Siyasetnâme adlı muhteşem eser bu şekilde ortaya çıkmıştır. Peki, eserin müellifi olan Nizamü l-mülk kimdir? Nizamü l-mülk ün hayatı ve eğitimi Asıl Adı Hasan bin Ali bin İshak Tusi olan fakat Nizamü l-mülk olarak bilinen meşhur Selçuklu veziri, 1018 yılında Horasan ın eski kültür merkezlerinden Nukan kasabasında dünyaya gelmiştir. Yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devleti ne önemli hizmetlerde bulunmuş, yazdığı eserle gelecek yüzyıllara mühür basmış, 1092 de Nihavent te uğradığı bir suikast neticesinde vefat etmiştir. Nizamü l-mülk, ailesinin maddî durumunun iyi olmasından dolayı kardeşi ile birlikte çok iyi bir eğitim almıştır. Daha onlu yaşlarda Kur ân-ı Kerîm i ezberlemiş; fıkıh, hadîs, edebiyat ve diğer ilimlerde kendisini yetiştirmiştir. Gençliğinde dönemin ilim adamları ve edipleriyle tanışıp görüşmeye başlamış ve bu görüşmeleri çok faydalı bulduğu için hiç aksatmamıştır. Bu süreçte iyi yazma ve güzel konuşma hususunda büyük mesafe almış, bu durum, onun idarecilik hayatındaki kabiliyet ve başarısında önemli bir rol oynamıştır. Başarılarına zamanın Halifesi Kâim bi-emrillâh kayıtsız kalmamış ve kendisini Nizamü l-mülk unvanıyla taltif etmiştir. Bu unvan onun ayrılmaz bir parçası olmuştur. Şahsiyeti Nizamü l-mülk; âdil, âlim, fâzıl, dirayetli, basiret sahibi, kadirşinas, emniyet ve güven ka zanmış bir şahsiyettir. Devlet idaresinde kararlı, yenilikçi ve farklı unsurlara karşı hoşgörülüdür. Devletin bir müessese hâline gelmesinde büyük payı olmuştur. Nizamü l-mülk ün makamı ve meclisi ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yerdir. İlim, din ve fazilet sahibi insanlar bu dönemde çok hürmet görmüştür. Kişilerde görü len kabiliyet ve fazilete göre hak ettikleri makamı vermesi onun çok önemli bir vasfı olmuştur. EKİM

10 Melikşah diyor ki; Her biriniz memleketimiz hakkında düşününüz. Zamanımızda neyin iyi olduğuna, sarayımızda, meclisimizde ve kapımızda onun yerine getirilmemesi veya bizden gizlenmesi sebeplerini, bizden önceki padişahların yapıp da bizim yapmadığımız işleri araştırınız. Geçmiş emirlerin, Selçuklu Sultanlarının ve diğerlerinin merasim ve an anelerini araştırıp açıkça yazdıktan sonra bizim görüşümüze sunun. Bundan sonra din ve dünya işlerimizin kendi kanunları içerisinde nasıl yürütülmesi gerektiğini düşünüp, emredelim. Bilinmesi gerekenleri bilelim ki her iş kendi kanun çerçevesi içinde yapılsın. Çünkü bize dünya padişahlığını bağışlayan Allah-u Teala, üzerimizdeki nimetleri tamamlayıp düşmanlarımızı da kahretti. Bundan sonra memleketimizde Allah ın fermanına veya kanunlarına aykırı, onlara halel ve noksanlık ulaştıracak bir hadise olmamalı ve yürümemelidir. Faaliyetleri Siyaset ilminde çok önemli bir yere sahip olan ve yirmi dokuz yıl aralıksız Alparslan ve Melikşah ın vezirliğini yapan Nizamü l-mülk, bu süre içinde kurduğu teşkilâtlarla devletin sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamıştır. Sarayı, merkezî hükümet teşkilâtını, divânı, hukuk ve toprak sistemini yeniden düzenlemiş, sonraki Türk-İslâm devletlerine güzel örnek olmuştur. Nizamü l-mülk, üniversiteler kurmak suretiyle ilmin yayılmasına katkıda bulunmuştur. Hindistan dan Ortadoğu ya kadar kurdurduğu Nizamiye Medreseleri (Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Merv, Taberistan, Rey, Fusenc, Halep ve Musul Medreseleri) dünya nın ilk üniversiteleri kabul edilmiştir. Bu kurumlarda Arapça, edebiyat, kelâm, ta rih, hendese, mantık, astronomi, riyazat, fıkıh, hadîs, usûl ve tefsir dersleri verilmiştir. Buralarda ilmî, mülkî, adlî ve idarî kadrolar yetişmiş, bunları büyük tabipler, dil bilimciler ve belagatçilerin yetiştirilmesi takip etmiştir. İslâm tarihindeki ilk çekirdek üniversite kabul edilen Nizamiye Medreselerinde İmam-ı Gazali hocalık ve idarecilik yapmıştır. Nizamü l-mülk, milletin dinini yaşaması için birçok vakıf kurdurmuş, cami ve mescitler yaptırmıştır. Açılan medreseler ve diğer kurumların faaliyetleri için bütçeden yılda dinar gibi çok yüksek bir meblağ harcanmıştır. Malazgirt Meydan Muharebesi hâriç, bütün Selçuklu fetih hareketlerinde bulunmuştur. Sultan Melikşah, çok isabetli kararlar almasını bilen Nizamü l-mülk e devlet idaresinde çok geniş yetkiler vermiş, o da bunları yerli yerinde kullanmış; adaletli, tedbirli ve akıllı idaresi sayesinde Melikşah döneminin Selçuklu Devleti nin en parlak dönemi hâline gelmesine katkıda bulunmuştur. En önemli eseri Siyasetnâme dir. Siyasetnâme Selçuklu Devleti ndeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddi şekilde inceleyen bu eser; nasihatlerden, darb-ı mesellerden, âyet tefsirlerinden, hadîslerden, Peygamberlerin (as) hayatlarından, âdil padişahların hikâyelerinden, sultanların ve büyük zâtların hayatlarına ait bilgilerden müteşekkildir. Eserde hükümdarlara ve devlet adamlarına yol gösterilmekte ve devlet idaresi çeşitli yönleriyle ele alınmaktadır. Müellif, eserde yalnızca nasihat vermekle kalmamış, hâdiseleri nakletmiş, Selçuklu Devleti nin işleyişi, aksayan tarafları ve alınması gereken tedbirlerle ilgili bilgiler vermiş, müesseselere işlerlik kazandırmak için yapılması gereken düzenlemeleri yazmıştır. Siyasetnâme ye Göre: 1- Sultan nasıl olmalıdır? Allah ın padişaha, liyâkati ve imanının sağlamlığı ölçüsünde devlet ve millet verdiğinden, onun heybet ve siyasetini bütün ülkelere ulaştırdığından bahisle, bir sultanda bulunması gereken temel özellikler Siyasetnâme de şöyle açıklanmıştır: Sultan; güzel yüzlü, iyi huylu, mert, cesur, ata iyi binen, her türlü silâhı kullanabilen, sanattan anlayan, Allah ın kullarına merhamet edip şefkat gösteren, verdiği sözleri yerine getiren, dindar, tam imanlı, ibadeti seven, namaz kılan, oruç tutan, din büyüklerine saygı gösteren, ilme tâlip olan, nasihatler ve sadakalar veren, fakirlere, emri altındakilere ve hizmetkarlarına iyi muamele eden, halkın üzerinden zalimlerin zulmünü kaldıran bir kişi olmalıdır. Hükümdar, cemiyetin haklarına riayet etmeli ve halkını asla mağdur etmemelidir. Dinî hükümlerden ayrılmamalı, ilim ehline saygıda kusur etmemelidir. Hükümdar Allah ın nimetini tanırsa Allah kendisinden razı olur. Hakk ın rızasında, halkıyla birlik olma ve adaletini yayma vardır. Çünkü halkın hayır ve duası günden güne artarsa onu ebedî kılar. Sultan mazlumların ve adalet isteyenlerin şikâyetini dinlemeli, suçlulara ceza vermekten kaçınmamalıdır ki, zalimler ve müstebitler ellerini halkın malından çeksinler EKİM 2010

11 2- Sultanlar devlet yönetiminde nelere dikkat etmelidir? Sultanlar memleket işleri için âlimlerle meşveret yapmalı, ihtisas sahiplerinin o konuda görüşlerini açıklamasına, her âlimin farklı da olsa düşüncelerini beyan etmesine fırsat vermelidir. Sultan ordunun ve halkın durumunu bizzat yakından tetkik etmeli, ne olup bittiğini bilmelidir. Böyle yapmazsa hata ve gaflete düşüp halka hakaret ve zulüm kapısı açılmasına, memlekette fesat ve adaletsizliğin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bir sultanın halkına vereceği en büyük ihsan adalettir. Halk âdil bir idare görürse, o memleket yaşar, her gün güç kazanır. Memleket zulümle yaşayamaz. Sultan, zulüm görmüş olanların şikâyetlerini bizzat dinlemeli, zalimden hakkı alıp mazluma vermelidir. Sultan, aklı ve bilgisi ile elinin altındaki fertlerden her birine kendi ölçüsünde bir iş ve yer vermelidir. İçlerinden liyakatlileri seçip rütbe ve makam vererek, din ve dünya işlerinde onlara itimat etmelidir. Böylece itaat etmekten sorumlu olan halk, kendi işlerini yapıp onun adaletinin gölgesinde dünya hayatını rahat ve huzur içinde geçirmelidir. Sultanlar ülkenin imarı için her türlü yatırımı yapmalıdır. Buna dikkat ederlerse, halk kendilerini sürekli hayırla yâd edecektir. 3-Sultanın memurları nasıl olmalıdır? Kadı, emniyet müdürü, belediye reisi ve vergi memuru seçilirken o şehirde din işlerinde hassas, Allah tan korkan, kin ve garazı olmayan kimseler bulunmalı, onlara Şehir ve nahiyeyi sana emanet ediyoruz, Allah öbür dünyada bizden neyi sorarsa, biz de senden onu sorarız. denmelidir. Memleketteki kadıların durumlarının teker teker bilinmesi gerekir. Onlardan ancak âlim ve zahit olanlara vazife verilmelidir. Valiler halka nasıl muamele edeceklerini bilmelidirler. Onlar halkın başında emniyet müdürü gibidirler. Yaptıkları iyi muameleyle halk padişahtan memnun olursa, onun ceza ve azabından emin olurlar. Vergi memurları vergi ve öşür toplarken iyi muamelede bulunmalı, iyi sözler söyleyerek bu işleri yapmalıdırlar. Sipahi ve vergi memurları çok zengin olmamalıdır. Kendilerine özel bir kale yaptırmamalıdır. Bulundukları şehri onarmaları için iki senede bir yer değiştirilmeleri gerekmektedir. Siyasetnâme ye Göre: 1- Devletin varlık gâyesi Hukukun hayata geçirilmesi için devletin varlığı olmazsa olmaz dır. Devletin varlık gayesi dini korumak, dünyevî maslahatları ve toplumun idaresini üstlenmektir. Nizamü l-mülk, devlet idaresinde temiz yönetim ve temiz toplum anlayışını, toplumun huzur ve saadeti için herkesi kuşatan bir adaletin sağlanmasını esas alır. Cemiyette sultanın yerine getirmesi gereken en önemli vazifenin, kargaşayı önleyip nizamı hâkim kılmak, barış ve adaleti sağlamak olduğunu belirtir. 2- Kamu düzeni ve adalet Nizamü l-mülk, devlet idaresinde temiz yönetim ve temiz toplum anlayışını, toplumun huzur ve saadeti için herkesi kuşatan bir adaletin sağlanmasını esas alır. Cemiyette sultanın yerine getirmesi gereken en önemli vazifenin, kargaşayı önleyip nizamı hâkim kılmak, barış ve adaleti sağlamak olduğunu belirtir. Nihâî gâyenin de halkın refah içinde ve onun adaletinin gölgesinde yaşayabileceği şartları gerçekleştirmek olduğunu söyler. Geçmişte Siyasetnâme nin muhteva zenginliği anlaşılınca hem medeniyet ve müesseseler tarihi, hem de devlet teşkilâtı ve devletler hukuku ile uğraşanlar için önemli bir kaynak olarak kabul edilmiş ve eser canlılığını bugüne kadar muhafaza etmiştir. Acaba Siyasetnâme, bugün siyaset ilmiyle uğraşanların dünyasında ne kadar yer almaktadır? Temennimiz, günümüz dünyasında bu makamlara cesaretle talip olanların, daha doğrusu lâyık görülenlerin, Siyasetnâme nin tercüman olduğu evrensel hakikatleri hayata geçirme konusunda da cesur ve kararlı olması, daha da önemlisi, Hak rızasından ayrılmamasıdır. Kaynaklar - Siyasetnâme, Nizamü l-mülk, Derleyen: Sadık Yalsızuçanlar, Timaş yay., İstanbul Siyasetnâme, Nizamü l-mülk, Türkçesi Nurettin Bayburtlugil, Dergâh yay., Ömer Dinçer, Osmanlı Medeniyeti, s , Klasik yay., İstanbul Abdullah Necib, Nizam ül-mülk, Sızıntı, Sayı:31, Ağustos Ömer Menekşe, İslâm Düşünce Tarihinde Devlet Anlayışı, Maverdi ve Nizamülmülk Örneği - EKİM

12 Müslümanlar, Kur ân da emredilen adalet ve hoşgörü ilkelerini Kudüs te en güzel şekilde uygulayarak insanlık tarihine güzel sayfalar yazmıştır. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Musevîler, bu tarihî tecrübeden ders alarak din ve ırk farkı gözetmeksizin barış içinde bir arada yaşamanın güzelliğini anlamalı ve içlerine sindirmelidir. Dr. Hüseyin ÖZDEMİR Gökyüzüne en yakın belde olarak tasvir edilen Kudüs; Hz. İbrahim, Hz. Davud, Hz. Yahya, Hz. Zekeriya, Hz. Yusuf, Hz. İsa (a.s) gibi birçok peygamberin Allah ın nuruna mazhar oldukları mukaddes bir beldedir. Son Peygamber Hz. Muhammed de (sallallahu aleyhi ve sellem) Mirac a çıkarken Mescid-i Haram dan Kudüs teki Mescidü l- Aksa ya yolculuk yapmış, sonra Kubbetüssahra daki Muallak Taşı üzerinden Burak a binerek Mirac a yükselmiştir. Bu açıdan Kudüs, Müslümanlar, Hrıstiyanlar ve Yahudiler için ortak mukaddes bir beldedir. Yahudiler, Filistin i Allah tarafından İsrailoğulları na vaadedilmiş topraklar ve evrenin merkezi olarak kabul eder. Hz. Musa tarafından Mısır dan getirilen Yahudiler, Yaşua döneminde Filistin de devletlerini kurmayı başarmışlar; ancak isyanları sebebiyle önce Asur ve Babil krallıkları, sonra Roma İmparatorluğu tarafından Kudüs ten sürgün edilerek göç ettikleri şehirlerde, kendilerine has kenar mahallelerde yaşamaya mecbur bırakılmışlardır. Kendilerini Allah ın seçkin kulları olarak gören Yahudiler, millî ve dinî kimliklerini, ideallerini inatla yaşatarak vaadedilen topraklarda Kral Davud un altı köşeli yıldızı altında toplanacaklarına inanmışlardır. 1 Romalıların yıktığı Hz. Süleyman Mâbedi nden geriye kalan Ağlama Duvarı, Yahudilerin önünde dua ettikleri en mukaddes mekândır. Roma döneminde Filistin in Nâsıra kasabasında doğan Hz. İsâ nın Hrıstiyanlığı tebliğ etmesi ve İmparator Konstantinos un M.S. 312 de Hristiyanlığı kabul etmesiyle Kudüs bir defa daha kutsiyet kazanmıştır. Hz. İsa nın doğduğu, göğe yükseltildiği, Meryem Ana nın defnolunduğu yer olması ve Merkad-i İsâ Kilisesi, Kamame Kilisesi gibi önemli Hristiyan mabetlerinin bulunması hasebiyle, Hristiyanlar da Kudüs ü mukaddes kabul etmiştir. Yahudiler gibi Hristiyanların da Kudüs te iyi bir EKİM 2010

13 tarihi geçmişleri yoktur. M.S. 70 yılında Kudüs e hâkim olan Romalılar, Hz. Süleyman Tapınağı nı yıkmışlar, şehirdeki Yahudilerin büyük bölümünü katletmişler, kalanlarını da sürmüşlerdir da Kudüs e saldıran Haçlı orduları, orada binlerce Müslüman ı katletmiştir. İslâm ve Kudüs Kudüs te bulunan Mescid-i Aksa, Müslümanların on altı-on yedi ay kadar ilk kıblesi olmuş ve Kur ân ın övgüsüne mazhar olmuştur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de ibadet ve ziyaret maksadıyla gidilmesi gereken üç mescidden birinin Mescid-i Aksa (diğerleri Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî) olduğunu, bu mescitlerde kılınan namazın, kişinin evde tek başına kılacağı namazlardan elli bin kat daha faziletli olduğunu bildirmiştir. 2 Müslümanlar için Mekke ve Medine den sonra üçüncü mukaddes şehir kabul edilmiş olan Kudüs e huzur, ancak Hz. Ömer in şehri fethiyle gelmiştir. Amr b. As ın kuşattığı Kudüs, kan dökülmeden teslim alındıktan sonra Halife Hz. Ömer Kudüs e gelerek gayrimüslimlere ahidnâmeyle bazı imtiyazlar vermiştir. Asırlarca Kudüs te bütün din mensuplarının, Müslümanların adaletli ve hoşgörülü idaresi altında huzur ve sükûn içerisinde yaşamalarına zemin hazırlayan ahidnâme şöyledir: Ya Allah Ömer bin Hattab Bismillahirrahmanirrahim Bizi İslâm la yüceltene, imanla üstün kılana, Peygamberi Muhammed i göndererek rahmetini gösterene, bizi dalâletten hidayete çıkararak ayrılıklardan sonra hidayette birleştirene, kalblerimizi birbirine ısındırana, düşmanlarımıza karşı bize yardım edene, bizi bu beldelerde oturtup birbirini seven dostlar ve kardeşler kılana -Allah a- hamdolsun. Ey Allah ın kulları! Bu nimetten dolayı O na hamdedin. Bu ahidnâme, Ömer İbnü l-hattab dan değerli Patrik Safronbos a verilmiş ahd u misaktır. O; bulundukları yerlerdeki keşişler, rahipler, rahibeler, raiyyeti olan Kudüs-i Şerif teki Tûr ez-zeytun da bulunanların patriğidir. Üzerlerinde eman bulunur ve zımmîlik hükümlerine de uyarlarsa, biz bütün müminler ve bizden sonrakiler, daha evvel olduğu gibi, onları zarar görmekten korusunlar. Şu kadar ki; onlar da itaat ve saygı üzere bulunmalıdırlar... Müminlerden her kim; bizim bu emanımız okunur da ona aykırı hareket ederse, şu andan kıyamete kadar Allah ın ahdini bozmuş, Resulü nü de hoş karşılamamış olur. (Fi Rebiülevvel 15) 3 Bu antlaşmadan sonra Kudüs teki Kamame Kilisesi ne giden Hz. Ömer, namaz vakti gelince patriğe namaz kılabileceği bir yer göstermesini istemiştir. Patriğin: Kilisenin herhangi bir yerinde kılabilirsiniz. demesi üzerine Hz. Ömer, kilisenin içinde namaz kılmak istemeyerek kapıya yakın bir yerde namazını kılmıştır. Namazını kıldıktan sonra Hz. Ömer, patriğe şunu söylemiştir: Eğer ben içerde kılsaydım, öteki Müslümanlar da orada kılarlar, orayı mescit hâline getirirlerdi. Bunun üzerine ahidnâmeye Müslümanların namaz için kilisede toplanmaması ve orada ezan okumaması ilâve edilmiştir. Hz. Ömer, patrikten mescit yapılacak bir yer göstermesini isteyince o da Allah ın Hz. Yakub a vahyettiği tepeyi göstermiştir. Hz. Ömer oraya bir mescit yapılmasını emretmiştir. 4 Uzun bir dönem Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Fatimi idarelerinde kalan Kudüs, 1099 da Haçlı ordularının saldırısına uğramıştır. Hrıstiyanlar Kudüs te binlerce Müslüman ı katletmiştir. Selâhaddîn-i Eyyubî nin 1187 de Kudüs ü fethine kadar devam eden Haçlı hâkimiyeti sırasında Filistin de büyük karışıklıklar yaşanmıştır. Selâhaddîn Eyyübi, 1187 tarihinde Kudüs ü uzun süren mücadelelerden sonra Haçlılardan aldığında, şehirde bulunan Haçlılara, bilhassa kadınlara, çocuklara ve Hrıstiyan din adamlarına her türlü kolaylığı göstermiştir. Birçoklarını fidye almadan gidecekleri yere göndermiştir. Bu konuda Batılı tarihçiler bile, Selahaddin Eyyubi ye övgülerde bulunmuşlardır. 5 Osmanlı devrinde Kudüs Kudüs te gayrimüslimlere önceki Müslüman yöneticiler tarafından gösterilen hoşgörü Osmanlı zamanında da devam etmiştir. Osmanlıların başta Yahudi ve Hrıstiyanlar olmak üzere, farklı dinlerden insanları barış içinde bir arada yaşatabilmek için astırdığı Lâilâhe illallah İbrahim Halilullah yazılı levha, bugün hâlâ Kudüs şehrinin ana girişi olan El-Halil kapısı üzerinde durmaktadır. Çünkü Hz. İbrahim üç dinin kabul ettiği ortak peygamberdir. 6 Osmanlı padişahları Hz. Ömer in a hitnâmesine bağlı kalarak bu çok farklı etnik ve dinî yapıya sahip bölgeyi huzur içinde yönetmişlerdir. Osmanlı Arşivi nde Hz. Ömer den itibaren verilen ahitnâme ile fermân ve hatt-ı hümâyûnlar Kamame Kilisesi Defteri nde kayıtlıdır. EKİM

14 Hz. Ömer in Patrik Safranbos a verdiği ahitname Kamame Kilisesi ve Beytüllahm Kilisesi gibi külliye tarzındaki dini müesseselerin Rum Patrikliği gözetiminde müşterek kullanılmasına dair Nisan 1688 tarihli ferman. Fatih-i Kudüs-i Şerif Sultan Selim Han Hazretleri nin hatt-ı hümâyûnu ile Rum patriğine eskiden beri kullanmakta oldukları kilise ve manastırların tasarruf hakkı verilmiş, Hz. Ömer in ahitnâmesi ve geçmiş sultanların emirleri doğrultusunda bu kilise ve manastırlar bütün vergilerden muaf tutulmuştur. Diğer padişahların da ferman veya hatt-ı hümâyunlarında; Hazreti Ömer in (ra) ve önceki sultanların ihsanı olan hatt-ı hümayunları gereğince hareket edilmesi, ibadetlerinde serbest ve ibadethanelerinin tasarrufunda hür ve vergiden muaf tutulmaları, can ve mallarının emniyet içinde olması hükmü hemen hemen aynen tekrar etmiştir. 7 Osmanlı idaresinde Kudüs; kubbe, minare ve çan kulelerinin yanısıra, sokaklarda dinî kisvelerle Dominikan mensuplarının açık renkli, Fransiskan tarikatı mensuplarının kahverengi, Etyopyalı ve Rumların koyu renkli kıyafetlerinin, ulemanın renkli kıyafet ve türbanlarının, dinlerinin libaslarına sadık hahamlarla, Sefarad Yahudilerinin pırıltılı kaftanlarının, Aşkenazların mantoları, siyah pantolon ve kürklü şapkalarının yan yana bulunduğu tek yer olmuştur yüzyıl Kudüs ü hakkında araştırmalar yapan Dror Ze evi, Amnon Cohen in araştırmalarına dayanarak şu tespiti yapar: İmparatorluğun diğer sancaklarında olduğu gibi Kudüs te de Yahudi ve Hrıstiyanlar ekonomik sistemle bütünleşmişlerdi. Osmanlı nın bu azınlıklara yaklaşımı, Müslüman nüfusa karşı davranışından çok da farklı değildi. Hrıstiyan ve Yahudilerin yeni kurulan yerel şer i mahkemeye besledikleri güven ve zorunlu olmadıklarında bile kadı nın yargısına başvurmak istemeleri bunun bir göstergesidir. 9 Her kemâlin zevali olduğu gibi Osmanlı da iç ve dış sebeplere Osmanlı padişahları Hz. Ömer in ahitnâmesine bağlı kalarak bu çok farklı etnik ve dinî yapıya sahip bölgeyi huzur içinde yönetmişlerdir. Osmanlı Arşivi nde Hz. Ömer den itibaren verilen ahitnâme ile fermân ve hatt-ı hümâyûnlar Kamame Kilisesi Defteri nde kayıtlıdır. bağlı olarak sona yaklaştığı 1880 lerden itibaren birçok gâile arasında Filistin e Yahudi göçü meselesiyle karşı karşıya kalmıştır. Sultan Abdülhamid, Ecdâd-ı izâmımın kan karşılığında memâlik-i şahânemize ithal ettiği bir karış toprağı dünya altınına vermem, veremem Zîrâ bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. 10 diyerek Filistin e Yahudi göçüne karşı büyük hassasiyet göstermesine rağmen, bu göçü önleyememiştir. 1. Cihan Harbi başladığında Yahudileri Avrupa dan uzaklaştırmak isteyen Batılı devletler, Osmanlı yı bölüşme ve Kudüs ü Müslümanlardan alarak Yahudilere teslim etme konusunda anlaşmışlardır yılında Papalık temsilcisi, Katolik siyasetinin Filistin i tekrar Muhammedîlerin boyunduruğunda bırakmaya müsaadesi yoktur. diye açıklama yapmış 11, aynı yıl İngilizler ve müttefikleri, dinî müesseselerin ve tarihî mekânların varlığına aldırmadan Kudüs e sekiz uçakla yirmiden fazla bomba atmıştır. 12 Bu tarihî ve mukaddes beldenin savaş alanına dönmesine gönlü razı olmayan Osmanlı yönetimi, savaşmadan Kudüs ü teslim etmiştir. Böylece İngilizlerin mandası altında Yahudilerin devlet kurmalarının önü açılarak Kudüs te kan ve gözyaşının EKİM 2010

15 hiç dinmeyeceği bir kaos ortamı oluşturulmuştur. Kudüs, Yahudilerin, Hrıstiyanların ve Müslümanların ortak tarihî mirasıdır. Yahudilerin Ağlama Duvarı nda, Hz. Peygamber in Mirac gecesinde Burak adlı bineğini bıraktığı yer bulunmaktadır. Onun için Kudüs ün sadece Yahudilerin hâkimiyetine bırakılması mümkün değildir. Bölgenin barış ve huzuru, Kudüs ün adaletli bir şekilde statüsünün belirlenmesine bağlıdır. Müslümanlar, Kur ân da emredilen adalet ve hoşgörü ilkelerini Kudüs te en güzel şekilde uygulayarak insanlık tarihine güzel sayfalar yazmıştır. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Musevîler, bu tarihî tecrübeden ders alarak din ve ırk farkı gözetmeksizin barış içinde bir arada yaşamanın güzelliğini anlamalı ve içlerine sindirmelidir. Çünkü zulüm bâki olmaz, kan ve gözyaşı arasında galipler de huzurlu bir hayat yaşayamaz. Hiç durma yürü ki önünde ziyâ, Dinle kalbini o Hakk a âşinâ, Çok yakınında aradığın mânâ, İrmelisin O na dilinde senâ... Dipnotlar 1. Işıl Işık Bostancı, XIX. Yüzyılda Filistin (İdarî ve Sosyo-Ekonomik Vaziyet) Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi 2006, s Buhari, Fazilü s salat fi Mescidi Mekke ve l Medine, 1,6; İbn Mace, İkâme, BOA. A. DVN. KLS. d.08, s.5 4. Doğuştan Günümüze İslam Tarihi, C.II, Çağ Yay, İstanbul-1986, s A.g.e, C. VI. s, Kerim BALCI; Mutlu Günlerini Arayan Şehir: Kudüs, Vizyon Dergisi, Mart 2009, s BOA. A. DVN. KLS. d. 08/s.6 8. Feyza Betül Köse, Osmanlı Yönetiminde Kudüs, Yüksek Lisans Tezi Atatürk Üniversitesi, 2003, s Dror Ze evi, Kudüs, s Mim Kemal Öke, Siyonizm den Uygarlıklar Çatışmasına Filistin Sorunu, Ufuk Kitapları, İstanbul- 2002, s BOA. HR. SYS, 2333/1 12. BOA. DH. EUM, 4.Şb.11/32 EKİM

16 Sonsuza bağlanmış ve ümitle dolu bu gönüller, bahar demez, yaz demez; hazan demez, kış demez, kucak kucak meyvelerle gelir ve o görkemli kametten bekleneni mutlaka yerine getirirler. İhsan KÖSE Bir gece vakti hem bizden hem de birbirlerinden çok uzakta olan yıldızların kendilerine çizilen yörüngelerde muntazam bir şekilde hareket etmelerini teleskopla seyretme imkânınız oldu mu? Gökyüzündeki hâdiselerin hikmetle icra edilişi üzerinde tefekkür edebildiniz mi? Akıl sahibi bir insanın göklerde her daim icra edilen hâdiseler karşısında hayran olmaması mümkün müdür? Yıldızlar, süpernovalar, yıldızlar arası ortam (uzay) ile alâkalı araştırmalarda son yıllarda ciddi artış gözlenmektedir. Bundan dolayıdır ki, yıldızlar ve galaksilerle şenlendirilmiş fezada icra edilen fizikî hâdiseler, tefekküre açık, merakı gökleri de içine alan bilim insanları için cazip bir araştırma konusudur. Göklerle alâkalı malûmatlar arttıkça, kâinat tasavvurumuz da değişmektedir. Nasıl ki insan vücudunun fonksiyonel yapıtaşı hücre ise, kâinatın temel yapıtaşları da galaksilerdir. Her varlık gibi, galaksiler de sonsuza kadar yaşamaz; Cenâb-ı Hakk ın (celle celâlühü) koyduğu kanunlar çerçevesinde doğar, gelişir ve ölür. Son tahminler, kâinatın gözlenebilir bölgesi içinde yaklaşık (100 milyar) adet galaksi olduğunu ve büyüklüğü yaklaşık ışık yılı olan galaksiler bulunduğunu söylemektedir. 1 Işık yılı, ışığın 365 günde aldığı yoldur. Bir yıl saniyedir. Işık saniyede kilometre yol aldığına göre, bir ışık yılı, kilometredir. Dolayısıyla bir galaksinin ortalama büyüklüğü (katrilyon) kilometredir. Yıldızlardan farklı olarak, galaksiler arasındaki uzaklık, galaksilerin kendi büyüklüklerinden çok fazla değildir. Meselâ bize en yakın ve büyük bir galaksi olan Andromeda, gökyüzünde Güneş veya Ay kadar bir yer doldurur ve bazen çıplak gözle bile fark edilebilir. Astrofizikteki son araştırmalar, yıldızların uzay içinde düzgün olarak dağıtılmadıklarını, galaksiler içinde toplandıklarını, çevresiyle madde ve enerji alışverişi yapan açık sistemler olduğunu or EKİM 2010

17 Göklerdeki sistemlerde (galaksilerde, yıldızlarda, yıldızlar arası ortamda) hikmetle icra edilen hâdiseler, kendi dilleriyle Hakîm ve Kerim olan, her şeye gücü yeten bir Sanatkâr ı (celle celâlühü) anlatmaktadır. Galaksiler de âdeta birer canlı gibi davranmakta, insanlar gibi doğmakta ve ölmektedir. Andromeda taya çıkarmıştır. Galaksinin büyük kısmı, gaz ve toz bulutları ile dolu olup, madde ve enerji alışverişlerinin yapılmasına uygundur. Yıldızların doğup öldükleri bu yıldızlar arası ortam, galaksinin varlığının devam ettirilmesi noktasında son derece önemlidir. 2 Galaksilerin bazı çarpıcı hususiyetleri Bir galaksi içinde, kütleleri farklı yıldızlar bulunur. En küçüğünün kütlesi Güneş in kütlesinin onda biri kadarken, en büyüğünün kütlesi, Güneş in yüz katı büyüklüğünde olabilir. Bir galaksi sistemindeki yıldızın en önemli özelliği kütlesidir. Yıldızların parlaklığı, kütleleriyle artmaktadır ve artış hızı yaklaşık olarak kütlenin küpü kadardır (M 3 ). Dolayısıyla bir yıldızın kütlesi diğer bir yıldıza göre iki kat büyükse, sekiz kat daha fazla bir parlaklığa sahiptir. Diğer bir önemli özellik, yıldızların yaşıyla kütleleri arasındaki bağlantıdır. Bir yıldızın kütlesi ne kadar büyükse, o kadar az ömre sahiptir. Çünkü büyük yıldızlar, daha büyük yakıt rezervine sahip olsalar da, çok hızlı bir şekilde yakıt tükettiklerinden küçük kütleli yıldızlara nispeten daha kısa yaşarlar. Benzer bir münasebet, kâinatın bir fihristesi olan insanda da gözlenir; fazla kilolu ve fazla kalori alan insanlar normal kilolu ve daha az kalori alan insanlara göre daha fazla enerji harcadıklarından kolay yıpranarak hızlı yaşlanırlar. Yıldızların ömrü, kütlelerinin karesi ile ters orantılıdır (1/M 2 ). Meselâ bir yıldızın kütlesi bir diğerine göre iki kat daha fazla ise, küçük kütleliye göre dörtte bir nispetinde yaşar. Yapılan hesaplar, Güneş in ömrünün yaklaşık 10 milyar yıl olduğunu göstermektedir. Buna göre, Güneş ten 30 kat daha büyük kütleye sahip bir yıldız, yaklaşık olarak 10 milyon yıl yaşayacaktır. Galaksilerde gerçekleştirilen hâdiselerin süresi, binlerce yıldan on milyonlarca yıla kadar değişebilir. Bir yıldızın yaratılması için geçen süre, galaksi ölçeğinde bir gün sayılabilir. Bu uzun zaman dilimi, galaksilerin yaşlarına kıyasla oldukça küçüktür. Nitekim Kur ân-ı Kerîm de, Allah katında farklı nispet ve ölçülere göre zamanın değiştiğini, bir günün 1000 ile yıl gibi farklı uzunluklarda olabileceğini ifade eden âyetler de (Mearic-4) bu mevzuda ufuk açmaktadır. Galaksilerin hareket ve davranışları oldukça komplekstir. Zîrâ galaksinin yaratılma süreci tamamlansa da, o galaksi içindeki yıldızların yaratılma ve yok edilme süreçleri devam eder. Normal şartlar altında, bir gaz bulutunun, kendi gravitasyon (kütle çekimi) alanı altında içe doğru çökmesi ve bir yıldız hâline getirilmesi on binlerce yıl almaktadır. Bir galaksi yaratıldıktan beş-on milyar yıl sonra bile, bazı galaksilerde yeni yıldızların yaratılması için yıldızlar arası ortamda hâlâ bol miktarda gazın kalması, bilim insanlarını hayretler içinde bırakmaktadır. Diğer yandan bir yıldızın yaratılmasının Samanyolu galaksisindekinden daha hızlı olduğu galaksiler de mevcuttur. Bu galaksilere star-burst (yıldız-patlaması) galaksi denir ve EKİM

18 çok uzun bir zaman periyodu içinde, değişken hızlarla yeni yıldızlar yaratılır. Her hayvan ve bitki türünün kendine has özelliklerle donatılmasını gösteren ehadiyyetin bir tecellisi de yıldızların farklı farklı hızlarda yaratılışlarında müşahede edilir. Bu tür galaksilerin bulunması, spiral galaksilerin sırrını daha da artırmaktadır. Çünkü spiral galaksilerde yeni yıldızların kararlı ve dengeli bir hızla yaratılmalarına devam edilirken, diğer galaksilerdeki yıldızların yaratılmasında mevcut toz ve gazın tamamı kullanılmaktadır. Yıldızların yaratılmaya hâlâ devam edildiği bir galakside, büyük kütleli yıldızların yaratıldığı bölgeler, karanlık bir gecede diğer bölgelerden daha fazla dikkat çeker. Spiral galaksiler Galaksiler kendi içinde genel olarak kaotik şekilli, eliptik ve spiral olmak üzere üç gruba ayrılır. Kaotik şekilli galaksiler, çok sayıda genç yıldız, toz ve gazdan müteşekkil olup, kararlı bir şekle sahip değildir. Eliptik galaksiler, yaşlı yıldızlardan ve çok az gaz ve tozdan müteşekkildir. Yuvarlak, düz ve beyzbol topu gibi çok değişik şekillerde yaratılırlar. Spiral galaksiler, galaksi dönerken merkezinden dışarıya doğru spiral kolların oluşturulduğu bir disk şeklindedir. Güneş sistemi, spiral tipteki Samanyolu galaksisi içinde yer alır. Bu tip galaksilerde, yıldızlar spiral desenler ihtiva ederler. Galaksilerin birçok resminde görülen parlak spiral kollar, genellikle yıldızların bulundukları yerleri değil, yıldızların yaratılmaya başladığı bölgeleri göstermektedir. Bundan dolayı, spiral galaksilerin ayırt edici özelliği, yıldızların yaratılma ve yok edilme işlemlerinin hâlâ devam ediyor olmasıdır. Yıldızların yaratıldığı bölgeleri gösteren spiral yapı, galaksideki yıldızlarla beraber dönmez. Ancak spiral galaksiler, hususi bir dönme hareketi sergilerler. Yapılan gözlemler, spiral desenlerin galaksi içinde gittikçe bozulduğunu ve galaksinin dönme hızından daha yavaş bir hızla şekil değiştirdiğini göstermektedir. Bu bilgiler ışığında, bir galaksiye statik bir sistem olarak değil, zaman içinde değişen bir sistem olarak bakılmasının daha uygun olduğunu söylemek mümkündür. Diğer bir tabirle kudreti ve ilmi sonsuz Allah (celle celâlühü) bu dinamik sistemlerin her birine her ân müdahale etmekte, onları kabza-ı tasarrufunda kontrol etmektedir Spiral galaksilerle alâkalı en hayret verici hususlardan birisi, yıldızların yaratıldığı bölgelerin ana spiral içinde yeni alt spiral desen çeşitlerini barındırmalarıdır. Aynen bulutlar gibi, farklı tipte spiral yapıların yaratılması söz konusudur. Bazen, son derece simetrik spiral kollar, bazen de spiral kolların çıkıntılarıyla dikdörtgen çubuk şeklinde bir bölge oluşturulurken, zaman zaman da spirali andıran yapılar inşa edilmektedir. Spiral yapıdaki bu çeşitliliğe rağmen, galaksiye dışarıdan bakıldığında, resimlerde gördüğümüz gibi, yıldızların düz bir diskin etrafını çevreleyerek küre şeklinde büyük bir hâle (nur) oluşturduğu görülür. Bu hâle, milyarlarca yıl önce küçük ve uzun ömürlü yıldızlardan teşkil edilmiştir. Galaksinin en düşük parlaklığa sahip kısmı olsa da, galaksideki maddenin büyük kısmının bu hâlenin içinde olduğu düşünülmektedir. Yıldızlar, gaz ve tozdan oluşan hâlenin içine, bir diski andıracak şekilde yerleştirilir. Toz tabakası, hâlenin merkezinden geçen bir eksen etrafında yavaş bir şekilde döner. Bu dönme hareketi rasgele değildir; diskin herhangi bir bölgesinde, yakın mesafedeki yıldızların hızları, diskin bir bütün olarak döndüğü hızdan yüzde ondan daha farklı olmayacak şekilde kontrol edilir. Başka bir deyişle, disk değişmez bir hızda dönmemektedir. Kendi içinde değişmeler ve esneklikler gösterir. Yıldızlar ve gaz bulutları, merkezden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar ortalama olarak yakın hızlarda döndürülürler. Bu düşünceler, Newton un tespit ettiği ve onun ismiyle anılan hareket kanunlarının kullanılmasıyla doğrulanmıştır. Farklı yaş gruplarından ve farklı kütlelere sahip çok sayıda yıldız türleri, galaksinin disk kısmında yer alır. Yıldızların yaşları, yaymış oldukları ışığın spektrumu analiz edilerek belirlenebilmektedir. Bu analizlerden elde edilen neticelere göre, yıldızların yaratılma hızının bir spiral galaksinin disk kısmında, aşağı yukarı sabit olduğu bulunmuştur. Çoğu galakside diskteki maddenin en az % 10 unun gaz ve toz olduğu, yüzde 80 ile 90 arasındaki kısmının diskin dışında kaldığı ve bunların da görülebilir yıldız ve gazlar şeklinde olmadığı bulunmuştur. Bunun sebebi, üzerine gelen ışığın büyük kısmını geri yansıtmamasıdır (soğurmasıdır). Böyle bir maddeye karanlık madde denmektedir. Oldukça yaşlı, sönmüş yıldızlardan oluşan bir kara deliğin, çok soğuk toz veya bunların bir kombinasyonu olabilecekleri düşünülmektedir. Bunun yanında, nötrinolardan veya günümüze kadar keşfedilememiş parçacıklardan yaratılmış olabileceklerini söyleyenler de mevcuttur. Yaygın görüşe göre, galaksi içinde sönmüş yıldızların oluşturduğu karanlık maddenin, spiral galaksilerin hareket ve davranış mekanizmalarıyla alâkalarının EKİM 2010

19 olmadığı, sadece gravitasyonel (kütle çekimi) tesire sahip olduğu düşünülmektedir. Diskteki gaz bulutu, düzgün bir şekilde dağılmamış, bunun yerine ince bir tabakanın içinde toplanmıştır. Ayrıca, bu toz bulutunun başta karbon, silikon ve demir olmak üzere birçok elementten teşkil edildiği ve bu tozların bir kısmının yıldız rüzgârlarıyla yüzeyden koparılarak havada uçuştuğu veya yıldızlar arası ortama doğru fırlatıldıkları anlaşılmıştır. Yıldızlar arası ortam, şaşırtıcı bir şekilde seyreltilmiş hâldedir. Boş olarak düşünülen bölgelerde bile cm 3 içinde bir tane atom bulunmakla birlikte, yoğun olan kısımlarda bir cm 3 içinde birkaç yüzden bir milyona kadar atom bulunabilmektedir. En yoğunundan en seyreltilmiş bölgelere kadar, yıldızlar arası ortamın yoğunluğu, bir milyarlık bir çarpan ölçeğinde değişiklik arz edebilmektedir. Bu oran ise, hava ile bir taş arasındaki yoğunluk farkından çok daha büyüktür. Termal dengeden uzakta kurulan düzen Yıldızlar arası ortam, termodinamik denge durumunda değildir. Çok büyük moleküler bulutlara sürekli olarak bir şekil verilmekte ve ortama dağıtılmaktadır. Böylece küçük ölçeklerde, farklı fazlar arasında madde alışverişleri yapılır. Farklı bileşenler kararlı bir hâl içinde tutulurken bu düzenin, denge kurulmamış iken nasıl devam ettirildiği hususu başlı başına bir sırdır. Bu sırlı fenomen, hem fizikçiler ve hem de kimyagerler tarafından özellikle son yıldır çalışılmaktadır. Elde edilen veriler, özellikle iki işlemin, denge durumundan uzakta iken kararlı yapıların tesis ettirilmesinde ve bunun devamlılık arz etmesinde kullanıldığını göstermektedir: Birincisi, böyle bir sistem, farklı bileşenler arasında madde devir dâimini sağlayan mekanizmalar ihtiva etmelidir. İkincisi, bu işlemlerin hızı, geri bildirimlerle ayarlanmalıdır. Bu iki işlemin birbirleriyle dengeli olarak icra edilmesi gerekir ki, böylece her bileşendeki madde miktarı zamanla değişmesin. İşte, spiral galaksilerde bu iki işlem birbiriyle dengeli bir şekilde icra edilmektedir ve tesadüfün kör gözünden bu dengeyi sağlamasını beklemek, aklen ve ilmen mümkün gözükmemektedir. Maddenin fazlarından birisi olan Plâzma, birkaç milyon o C lik sıcaklığa sahiptir. Fakat oldukça seyrek bir fazdır; cm 3 hacim içinde sadece bir tane atom bulunur. Ortamın bu kadar yüksek sıcaklıklara kadar çıkarılması, süpernovalardan gelen enerjiyle sağlanır. Bir süpernova patlaması, ortama o kadar çok miktarda enerji verir ki, hemen sıcak bir gaz bulutu oluşturulur ve bu gaz bulutu genleştirilmeye başlar. Ortamın içinde yayılmaya başlayan gaz bulutu, elektronlarını ortama bırakır. Bu işlemin neticesinde, gaz bulutunun maddenin her bölgesine hızlı bir şekilde genleşmesiyle, kabarcık şeklinde çok seyrek ve sıcak bir plâzma faz oluşturulur. Yıldızlar arası ortamın keşfedilmesinin çok uzun zaman almasının sebeplerinden birisi, hâlen sıcak bir kabarcığın içinde bulunuyor olmamızdır. Bu kabarcığın büyüklüğü, yaklaşık 300 ışık yılıdır. Yapılan araştırmalarla bu kabarcığın haritası çıkarılmış ve oldukça dağınık bir şekle sahip olduğu bulunmuştur. Bunun yanında, yakın bir geçmişte yeni bir nötron yıldızı keşfedilmiştir ve bu nötron yıldızının, kabarcığın yaratılmasına vesile kılınmış olan bir süpernova patlamasının kalıntısı olabileceği düşünülmektedir. Sıcak bir kabarcığın içinde bulunuyor olmamız aslında çok şaşırtıcı olmamalıdır. Çünkü bu kabarcık, galaksimizin disk hacminin yaklaşık yüzde 70 lik bir kısmını doldurmaktadır. Galaksimizde her 30 veya 40 yılda bir süpernova yaratılmaktadır. Süpernovaların, bütün yıldızlar arası ortamı sabit bir basınç altında tutabilmek için gerekli olan enerjiyi sağlamak gibi bir vazifeleri de vardır. Soğuk bir uzayın derinliklerinde yaşanabilir bir yerkürenin bulunması ise, üzerinde hayretle düşünülmesi gereken bir fenomendir. Netice olarak, yıldızlar arası ortam, içinde sergilenen hâdiseler açısından bakıldığında bir ekosistemi andırmaktadır. Her galaksiye, içinde sürekli olarak yıldızların yaratıldığı ve yok edildiği, kararlı bir enerji ve madde devir dâiminin olduğu dinamik bir sistem olarak bakılabilir. Göklerdeki sistemlerde (galaksilerde, yıldızlarda, yıldızlar arası ortamda) hikmetle icra edilen hâdiseler, kendi dilleriyle Hakîm ve Kerim olan, her şeye gücü yeten bir Sanatkâr ı (celle celâlühü) anlatmaktadır. Galaksiler de âdeta birer canlı gibi davranmakta, insanlar gibi doğmakta ve ölmektedir. Galaksilerin içindekilerle birlikte sürekli var edilmeleri ve yok edilmeleri, varlık ve yokluk âlemlerine de önemli bir delil olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeryüzü kadar sema da galaksilerin ve içindeki yıldızların kün fe yekün tezgâhında yaratılıp yok edildiği, her dem tazelenen İlâhî bir sanat tablosudur. * Bu makale, Batı dünyasının önde gelen ateistlerinden Lee Smolin tarafından kaleme alınan Kozmostaki Hayat adlı kitapta materyalist gözlükle yorumlanan bazı bilgilerin, tefekkürî okuma neticesinde iman dürbünüyle yeniden yorumlanmasına dayanmaktadır. Dipnotlar 1. Ibrahim B. Syed, Understanding String Theory, The Fountain, Issue 41, January-March Lee Smolin, The Life of The Cosmos, Oxford University Press, New York, EKİM

20 Arif KOÇİNALİ Gösterişten uzak yapısı ve kullanım şekli ile fazla detaya sahip olmayan sadaka taşları, ecdadımızın yardım konusunda ihtiyaç sahibini rencide etmemek adına ne derece hassas olduğunun bir delilidir. Içimizdeki iyilik duygusunun bir semeresi olan yardımlaşma, içtimaî hayatta insanların birbiri ile kaynaşmasında harç görevi görmektedir. Bununla birlikte yardımlaşma, kişiye dinî bir emri îfâ etmenin huzurunu yaşatır. Yardımlaşma vesilesiyle zenginle fakir arasında sağlam köprüler kurulur, muhabbetin artması sağlanır; kişiler arasında maddî unsurlar sebebiyle oluşmuş uçurumlar azalır. Yardımlaşma kadar, yardım edilirken takınılan tavır ve üslûp da son derece önemlidir. Zîrâ yanlış bir davranış, karşı tarafın hislerini rencide edebilir. İnsan, gururuyla, yaptığı hayrın önüne geçmemelidir. Aksi hâlde sağlanmaya çalışılan fayda, enaniyet duygusunun kabarmasıyla mahvolacaktır. Veren elin, alan elden üstün olduğunu ifade buyuran Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), aynı zamanda sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması gerektiğini belirtmiştir. Tarihimizde pek çok misâlleri olan bu konuya günümüzde Askıda Ekmek uygulaması oldukça güzel bir örnektir. Gebze de bir fırının önünden geçerken camdaki Askıda Bedava Ekmek yazısını gördüğümde, Askıda Kahve (İtalyan kültürünün bir parçası olan kahve ısmarlama geleneği) aklıma geldi. Yazıyı okuyunca, İtalya daki uygulama ile benzerliği olabileceğini düşünerek fırına girdim. İçeride büyükçe bir ekran ve üzerinde Askıda Ekmek yazısı Işıklı ekrandaki rakamlar, o ân askıda kaç ekmek olduğunu gösteriyor. Kasadaki görevlinin söylediğine göre, uygulama oldukça ilgi görmüş ve tahminlerinden fazla fayda sağlamış. Hayır işlerinde yarışınız. (Bakara, 2/148) mealindeki İlâhî beyanı düşündüğümüzde, bu güzel uygulamayı başlatanları takdir et EKİM 2010

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal Ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları hakkında bilgi verdi.

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal Ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları hakkında bilgi verdi. Ağız Kokusuna Karşı Dilinizi de Fırçalayın Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal Ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları hakkında bilgi verdi. İSTANBUL - Sağlıklı

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

Batıda yayılan milliyetçilik akımı bizde olduğu gibi İslâm dünyasını da etkisi altına almıştır.

Batıda yayılan milliyetçilik akımı bizde olduğu gibi İslâm dünyasını da etkisi altına almıştır. ASRIN ÜÇ HASTALIĞI *1789 Fransız ihtilali kebiri batıdaki Katolikliğin katılığını kırmak ve özgürlüklere kapı açarak dünyayı değiştirmekle beraber,geriye ırkçılık gibi eskilerin seretan dediği bir kanser

Detaylı

ALLAH IN EVLERİNDE MİSAFİRLİK: İTİKAF MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR

ALLAH IN EVLERİNDE MİSAFİRLİK: İTİKAF MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR Şüphesiz ki (bütün) secde edilen yerler/mescidler Allah( a yaklaşmak ve O na teslimiyeti göstermek) içindir. O halde Allah ile beraber (başka) birine (sığınıp) yalvarmayın.

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Özellikle uzman olduğumuz bir alanımız var. Umre ve hac

Özellikle uzman olduğumuz bir alanımız var. Umre ve hac UMRE PROGRAMI 1993 yılının sonbaharında Türkiye de Umre ve Hac yapmak isteyenlere daha kaliteli hizmet sunmak maksadıyla dört ortak tarafından, İstanbul'da kurulmuş ve faaliyetine başlamıştır. O yıllarda,

Detaylı

Risale-i Nuru Samsat-ta Lise öğrencisi iken Teyzem oğlu vasıtasıyla tanıdım.

Risale-i Nuru Samsat-ta Lise öğrencisi iken Teyzem oğlu vasıtasıyla tanıdım. ABUZER KARA 1.Kendinizi tanıtırımsınız. Ben Abuzer Kara 1961 Samsat doğumluyum.ilk ve orta öğrenimimi Samsat ta bitirdim.19 82 yılında evlendim.1983-1984 Yılları arasında askerlik görevimi ifa ettim.1987

Detaylı

TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER

TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER - Allah'a İman ( 22 Öğeler ) - Allah'a Verilen Dilekçe ( 1 Makale ) - Oruç ve Ramazan ( 7 Öğeler ) - Sorular ve Cevaplar ( 1 Makale ) - Hz.Muhammed ( 13 Öğeler

Detaylı

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23) Dedikodu (Gıybet) Gıybet Dedikodu (gıybet), birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu gıybet, yapmamış ise iftira olur (Hadis,

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

SEÇİM VE GEÇİM Perşembe, 31 Ekim 2013 09:31

SEÇİM VE GEÇİM Perşembe, 31 Ekim 2013 09:31 Tarih boyunca hayatın her alanında özellikle de evlilik-aile hayatı ve yönetim-iktidar alanında seçim ve geçim çok önemli unsurlardır. Seçim ile geçim iç içedir, geçim seçime bağlıdır. Geçim yani nasıl

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

Şeyh den meded istemek caizmidir?

Şeyh den meded istemek caizmidir? Eusubillahi-mineş-şeytanirrajim Bismillahirr-rahmanirrahim Şeyh den meded istemek caizmidir? Şeyh Eşref Efendi Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna

Detaylı

Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar

Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar Mikat Sınırları Kâbe (Beytullah) Makam-ı İbrahim Safa ve Merve Tepeleri Zemzem Kuyusu Arafat Müzdelife Mina 1 Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar Mekke deki Önemli Ziyaret Mekânları

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada yaygın ve önemli bir sorundur. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir.

Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada yaygın ve önemli bir sorundur. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir. Ağız ve Diş Sağlığı Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada yaygın ve önemli bir sorundur. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir. Ağız sağlığı: Dişler ve onları

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,

Detaylı

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır.

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır. Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı nın belirlediği ve uyguladığı imsak vakti, oruca başlama ve sabah ezanın okunması ile Müslümanların sabah namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli

Detaylı

UMRE YAPMANIN FAZİLETİ

UMRE YAPMANIN FAZİLETİ UMRENİN FAZİLETİ UMRE YAPMANIN FAZİLETİ İbn Mâce deki rivayet şöyledir: Hz. Aişe (r.a) der ki: Ey Allah ın Resulü, kadınlara da cihad var mıdır? Efendimiz (s.a.v): Evet, içinde savaş olmayan bir cihad

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

Faiz Parasıyla Yapılan Evde Namazın Hükmü

Faiz Parasıyla Yapılan Evde Namazın Hükmü Faiz Parasıyla Yapılan Evde Namazın Hükmü Soru: Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu. Benim sorum şudur: Faizden kazanılan para ile yapılan evde kılınan namazın hükmü nedir? Cevap: Aleykum selam

Detaylı

Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İlahiyat Atatürk Üniversitesi 1979 Y. Lisans Tarih Atatürk Üniversitesi 1981 Doktora Tarih Atatürk Üniversitesi 1985

Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İlahiyat Atatürk Üniversitesi 1979 Y. Lisans Tarih Atatürk Üniversitesi 1981 Doktora Tarih Atatürk Üniversitesi 1985 1. Adı Soyadı : MEHMET ÇELİK 2. Doğum Tarihi: 05 Haziran 195. Unvanı : Prof.Dr.. Öğrenim Durumu Derece Alan Üniversite Lisans İlahiyat Atatürk Üniversitesi 1979 Y. Lisans Tarih Atatürk Üniversitesi 1981

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11 İslâm Dini nin Bazı Özellikleri...

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11 İslâm Dini nin Bazı Özellikleri... IGMG Islamische Gemeinschaft Millî Görüş e. V. İslam Toplumu Millî Görüş Eğitim Başkanlığı İÇİNDEKİLER Ders Kitapları Serisi Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11

Detaylı

TEMEL İSLAM BİLİMLERİ

TEMEL İSLAM BİLİMLERİ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ARAB DİLİ VE BELAGATİ Arap Dili ve Belagati Anabilim Dalı, İslâm dininin temel kaynaklarını doğrudan anlayabilmek, temel İslâm bilimleri ve kültür tarihi alanlarında yazılmış olan

Detaylı

Asiye Türkan MÜ MİNLERİN ANNESİ HZ. AİŞE

Asiye Türkan MÜ MİNLERİN ANNESİ HZ. AİŞE Asiye Türkan MÜ MİNLERİN ANNESİ HZ. AİŞE Ümmü'l-mü'minîn Âişe bint Ebî Bekr es-sıddîk el-kureşiyye (ö. 58/678) Hz. Ebû Bekir'in kızı ve Hz. Peygamberin hanımı. Babası Ebû Bekir b. Ebû Kuhâfe, es-sıddîk

Detaylı

2014 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU HZ. PEYGAMBER VE İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİMİZ

2014 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU HZ. PEYGAMBER VE İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİMİZ 1 2014 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU HZ. PEYGAMBER VE İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİMİZ DÜZENLEYEN Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü SEMPOZYUMUN GEREKÇESİ Yüce Allah, tekamül ve gelişime

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE SADAKA-I FITR İbni Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur:

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE SADAKA-I FITR İbni Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur: ATEŞTEN KORUNMANIN YOLU: SADAKA Arınmak için, malını (sırf Allah rızası için) veren en takvâlı (Allah ın emirlerine en uygun yaşayan) kimse ise, o (ateşin azabı)ndan uzaklaştırılacaktır. Leyl/17-18 Sevdiğiniz

Detaylı

Güzel Bir Kitap: 'İslam Estetiği'

Güzel Bir Kitap: 'İslam Estetiği' On5yirmi5.com Güzel Bir Kitap: 'İslam Estetiği' Sanat ve edebiyat çevresinin yakından tanıdığı Turan Koç, 'İslam Estetiği' adlı kitabını çıkardı. Kitap, meraklılarına yön gösteriyor... Yayın Tarihi : 8

Detaylı

İçindekiler. Kısaltmalar... 11 Sunuş...13

İçindekiler. Kısaltmalar... 11 Sunuş...13 İçindekiler Kısaltmalar... 11 Sunuş...13 Amacımız... 15 Peygamberimiz in Muhteşem Zarafeti... 17 Ramazan da Aile Hayatı ve Çocuk Terbiyesi... 19 Evladınızı Böyle Yetiştiriniz!... 22 Çifte Kültür...24 Arslanm

Detaylı

AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE

AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE AİLE: HAYATA AÇILAN PENCERE Aile, tek başına olmaktan kurtulup, can yoldaşına kavuşmaktır Aynı çatı altında yalnızlık ve yabancılık değil! Ve O, iki eşi, erkeği ve kadını yarattı. (Necm, 53/45) Kadınlar,

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? Muhammed Salih el-muneccid

Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? Muhammed Salih el-muneccid Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? حكم تكر لعمر م يكو بينهما ] تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza

Detaylı

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ DANIŞMAN:Özer YILMAZ HAZIRLAYAN: Erşad TAN,Tacettin TOPTAŞ İÇİNDEKİLER GİRİŞ I-İNANÇ TURİZMİ A- İnanç Kavramı

Detaylı

Hz. Mehdinin (A.S.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken bir konu daha vardır.

Hz. Mehdinin (A.S.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken bir konu daha vardır. Hz. Mehdinin (A.S.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken bir konu daha vardır. Bilindiği gibi bugün Müslümanların çoğu Hazret-i İsa nın (A.S.) hâla yaşamakta olduğuna ve gökte bulunduğuna

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü

Detaylı

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.

Detaylı

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 24.07.2012 23.07.2012 TESİ 22.07.2012 21.07.2012 RTESİ 20.07.2012 19.07.2012 RAMAZAN TARİH GÜN VAKİT VAİZİN ADI VE SOYADI VA ZIN KONUSU NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

Detaylı

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir? Besmele Kitapcığı Besmelenin Anlamı Besmele, bütün varlıkların hal diliyle ve iradeli varlık olan insanın lisanıyla ve haliyle meşru olan her işine Allah ın ismiyle başlamasıdır. En önemli dua ve zikirlerdendir.

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık

Detaylı

TARİH BOYUNCA ANADOLU

TARİH BOYUNCA ANADOLU TARİH BOYUNCA ANADOLU Anadolu, Asya yı Avrupa ya bağlayan bir köprü konumundadır. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklara sahiptir. Dört mevsimi yaşayan iklimi, akarsuları, ormanları, madenleriyle

Detaylı

sizin yıldızınız kim?

sizin yıldızınız kim? Sunuş Bir okulu, en iyi, öğrencileri tanıtır. Ağacı da, meyveleri Dolayısıyla, Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamı, sahabilerine bakarak da tanımak mümkündür. Ashâb-ı Kirâm, hem bir topluluk, hem de

Detaylı

IGMG Gençlik Teşkilatı

IGMG Gençlik Teşkilatı IGMG Gençlik Teşkilatı Sosyal Hizmetler Birimi Okul Çantası Kampanyası Gençlerden gençlere, eğitimle geleceğe... Biz kimiz? IGMG Gençlik Teşkilatı (GT), Müslüman gençlerin islami bir kimlik ve toplumsal

Detaylı

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Tarihi Öğretim Yılı Dönemi Sırası 2014-2015 2 1 B GRUBU SORULARI 12.Sınıflar Öğrencinin Ad Soyad No Sınıf Soru 1: Aşağıdaki yer alan ifadelerde boşluklara

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği BİRİ MATEMATİK Mİ DEDİ? BİZ KİMİZ? Yüce Rabbimiz dünya hayatını insanoğluna imtihan yeri kılmış, sırat-ı müstakim olarak göndermiş olduğu dinin yaşanabilmesi ve birbirlerine ulaştırılabilmesi için Müslümanları

Detaylı

BEDİÜZZAMAN IN TABİATÇILARA KARŞI MÜDAFAA STRATEJİSİ

BEDİÜZZAMAN IN TABİATÇILARA KARŞI MÜDAFAA STRATEJİSİ 2. ULUSLARARASI BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ SEMPOZYUMU İslâm Düşüncesinin 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî 27-29 Eylül, 1992, İstanbul BEDİÜZZAMAN IN TABİATÇILARA KARŞI MÜDAFAA STRATEJİSİ

Detaylı

Kur an ın Bazı Hikmetleri

Kur an ın Bazı Hikmetleri Kur an ın Bazı Hikmetleri Allah Teala kıble hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı,

Detaylı

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:

Detaylı

Yahya Kemal Beyatlı, 30 Mart 1922 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesinde Ezan ve Kur an başlığıyla neşrettiği bir yazısında diyor ki:

Yahya Kemal Beyatlı, 30 Mart 1922 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesinde Ezan ve Kur an başlığıyla neşrettiği bir yazısında diyor ki: Yahya Kemal Beyatlı, 30 Mart 1922 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesinde Ezan ve Kur an başlığıyla neşrettiği bir yazısında diyor ki: Yine bir gün padişahlarımızın Topkapı Sarayı nda Revan Köşkü nü ziyaret

Detaylı

[Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine)

[Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine) [Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine) ONDALIK-SUNU-SADAKA Kurbanlarımızı şükran ve dua ile sunarız. Bu kurbanları dua ve tapınmanın bir parçası olarak, övgü ve şükran sunusu olarak Tanrı ya sunarız.

Detaylı

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK İLK TÜRK { DEVLETLERİNDE HUKUK Hukuk Anlayışı Hukuk fertlerin bir arada barış ve güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla oluşturulan hak ve kanunların bütünüdür. Bir devletin uzun ömürlü olabilmesi için

Detaylı

YENİDEN YAPILANMANIN EŞİĞİNDE KUR AN KURSLARI

YENİDEN YAPILANMANIN EŞİĞİNDE KUR AN KURSLARI YECDER KİTAPLARI 4 YENİDEN YAPILANMANIN EŞİĞİNDE KUR AN KURSLARI YECDER IV. ULUSAL DİN GÖREVLİLERİ SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ (27 NİSAN 2013 - İSTANBUL) YECDER / YENİDEN YAPILANMANIN EŞİĞİNDE KUR AN KURSLARI

Detaylı

SİGARA VE GENÇLİK. Doç.Dr.Hacer Kuzu OKUR. Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Göğüs Hastalıkları Bölümü. 01.Nisan.

SİGARA VE GENÇLİK. Doç.Dr.Hacer Kuzu OKUR. Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Göğüs Hastalıkları Bölümü. 01.Nisan. SİGARA VE GENÇLİK Doç.Dr.Hacer Kuzu OKUR Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü 01.Nisan. 2015 TÜTÜN ZEHİRLİ BİR BİTKİDİR VE İSTER ELDE İSTER FABRİKADA İŞLENSİN BU

Detaylı

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir.

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir. Evlilik öncesi cinsel ilişki, bir mesele olarak, pek çok insan açısından spesifik bir önem taşımamaktadır. Ancak, konuyla ilgili bana gelen sorular, psikolojik danışma seanslarında karşılaştığım hikâyeler,

Detaylı

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Prof. Dr. Köse: Organ Bağışının Dinen Sakıncası Yoktur İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, İzmir İl Müftülüğü ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

Detaylı

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ BAKİ SARISAKAL RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ Türk tarihinin, matemli bir sahnesi daha kapandı. Karasudan, Teselya Ovasına, Alasonya Geçitlerinden, Kayalar

Detaylı

1)Verilen bilgiler, Hz. Muhammed'in (SAV) özellikleri ile aşağıdaki seçeneklerin hangisinde doğru olarak eşleştirilmiştir?

1)Verilen bilgiler, Hz. Muhammed'in (SAV) özellikleri ile aşağıdaki seçeneklerin hangisinde doğru olarak eşleştirilmiştir? I. İnsanların rahatını kendi rahatına tercih ederdi. II. Yapılacak olan bir işte arkadaşlarının görüşünü alırdı. III. Hristiyanlık ve Musevilik dinlerinde ahir zamanda geleceği müjdelenen bir kişidir.

Detaylı

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi

Detaylı

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray 1-MERKEZ TEŞKİLATI A- Hükümdar B- Saray MERKEZ TEŞKİLATI Önceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti nde daha merkezi bir yönetim oluşturulmuştu.hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan

Detaylı

HİTİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 2007 VE SONRASI MÜFREDAT PROGRAMI AKTS KODU

HİTİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 2007 VE SONRASI MÜFREDAT PROGRAMI AKTS KODU HİTİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAÜLTESİ 2007 VE SONRASI MÜFREDAT PROGRAMI T U : Teorik ders saati : Uygulamalı ders saati : Dersin redisi : Avrupa redi Transfer Sistemi 1.SINIF 1.SINIF ODU I. YARIYIL/GÜZ

Detaylı

İslamiyet in dirilmesi bizden fidye ister. Cenab-ı Hak:

İslamiyet in dirilmesi bizden fidye ister. Cenab-ı Hak: Cenab-ı Hak: En iyi işleri yaparak kendini büsbütün Allah a teslim eden ve daima doğru yoldan giden İbrahim in dinine uyan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim i kendine dost

Detaylı

SELANİK AYASOFYA CAMİSİ

SELANİK AYASOFYA CAMİSİ SELANİK AYASOFYA CAMİSİ BAKİ SARI SAKAL SELANİK AYASOFYA CAMİSİ Aya Sofya (Azize Sofya) tapınağı Selanik in merkezinde, Ayasofya ve Ermou sokaklarının kesiştiği noktadadır. Kutsal İsa ya, Tanrının gerçek

Detaylı

215) Misvak Kullanmak (Misvak Kullanmanın Ve Yaratılış Özelliklerinin Faydası)

215) Misvak Kullanmak (Misvak Kullanmanın Ve Yaratılış Özelliklerinin Faydası) 215) Misvak Kullanmak (Misvak Kullanmanın Ve Yaratılış Özelliklerinin Faydası) Buradaki 10 hadis-i şeriften, müslümanlara zor gelmeseydi peygamberimizin (s.a.v.) ağız ve diş sağlığı konusunda kesin emirler

Detaylı

HASTA HAKLARI VE SORUMLULUKLARI. Bir Sağlık Kuruluşuna, Sağlık Hizmeti Almak İçin Başvurduğunuzda;

HASTA HAKLARI VE SORUMLULUKLARI. Bir Sağlık Kuruluşuna, Sağlık Hizmeti Almak İçin Başvurduğunuzda; HASTA HAKLARI VE SORUMLULUKLARI Bir Sağlık Kuruluşuna, Sağlık Hizmeti Almak İçin Başvurduğunuzda; HAKLARINIZ İnsan, sadece insan olmasından dolayı doğuştan bazı hakları kazanarak dünyaya adımını atmaktadır.

Detaylı

TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME

TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih

Detaylı

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03 Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03 Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Remzi Güzel, Alevilerin 1400 yıllık gelenekleri olan Ğadir Hum Bayramı nın bir sevgi günü olduğunu

Detaylı

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

İşçi Sayısı : Erkek Kadın Genç Çocuk Özürlü. Kaza Tarihi :... Kaza Gününde İşbaşı Saati :... Kazanın olduğu saat :...

İşçi Sayısı : Erkek Kadın Genç Çocuk Özürlü. Kaza Tarihi :... Kaza Gününde İşbaşı Saati :... Kazanın olduğu saat :... EK-2 İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI BİLDİRİM FORMU Düzenlenme tarihi... 1 İ şy eri ni n Unvanı : SGK/Bölge Müdürlüğü Sicil No : Adresi : Tel No. ve E-mail : İşçi Sayısı : Erkek Kadın Genç Çocuk Özürlü Toplam

Detaylı

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere,

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, COĞRAFİ KEŞİFLER 1)YENİ ÇAĞ AVRUPASI AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, Türklerden Müslüman

Detaylı

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453 ÖZEL EGE LİSESİ (ORTAOKULU) DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ KAZA VE KADER (Allah, herkesin ne yapacağını bilip yazdığına göre, insanların hayır işlemesinin bir anlamı var mı? İslam da İnsanın İradeli Fiilleri

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

1.Aşama (Cüzdanını doldurmaya başla) Para kazanmanın birçok yolu var. Bu yolların hepsi birer altın kaynağıdır ve işçiler bu kaynaktan

1.Aşama (Cüzdanını doldurmaya başla) Para kazanmanın birçok yolu var. Bu yolların hepsi birer altın kaynağıdır ve işçiler bu kaynaktan Nasıl daha çok para kazanabiliriz? Nasıl para sorunlarımızı çözeriz. Bunun herkes için yöntemi farklıdır. Gelin George S.Clason Babil in en zengin adamı adlı kitabında para kazanmak için önerdiği yedi

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma

11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ (DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) 50-KAF SURESİ Mekke'de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır. Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. 1.

Detaylı