BRANDWASHED PAZARLAMA VE REKLAMCILIK SEKTÖRÜNÜN UYGULADIĞI HİLELERE ÇARPICI BİR BAKIŞ?

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BRANDWASHED PAZARLAMA VE REKLAMCILIK SEKTÖRÜNÜN UYGULADIĞI HİLELERE ÇARPICI BİR BAKIŞ?"

Transkript

1 PAZARLAMA VE REKLAMCILIK SEKTÖRÜNÜN UYGULADIĞI HİLELERE ÇARPICI BİR BAKIŞ? M A R T I N L I N D S T R O M İngiltere de anti-tüketimciliği savunan bir hareket var. Adı Yeter ( Enough ). Hareketin öncüleri, toplum olarak aşırı miktarda mal tükettiğimize ve bu aşırı tüketim odaklı kültürün, gezegenimizin başına musallat olan yoksulluk, çevre kirliliği ve bireyin yalnızlaşması gibi sosyal belaların kısmen sorumlusu olduğuna inanıyor. Yeter, insanların kendilerine şunları sormasını istiyor: Ne kadar yeter? Daha az şeyle ve daha hafif bir hayat nasıl yaşanır? ve Kendimizi iyi hissetmek için alışverişe nasıl daha az bağımlı olabiliriz? Yeter ile hemfikirim. Profesyonel bir pazarlamacı olabilirim ama sonuçta ben de tüketiciyim. Yirmi yıldan uzun süredir marka savaşlarının en ön cephesinde vuruşan biri olarak kapalı kapılar ardında dünyanın en büyük şirketlerinin CEO ları, reklam müdürleri ve pazarlama üstatları ile sayısız saatler geçirdim. Şirketler ve onların cingöz pazarlamacı ve reklamcılarının, ruhumuzun derinliklerindeki korku, rüya ve arzularımızı oltaya getirmek için uyguladıkları, markalarını ve ürünlerini satın almaya bizi yönlendirmeyi hedefleyen o psikolojik hile ve entrikaların hepsini gördüm ve kimi zaman bunlardan son derece rahatsız oldum. Evet, ben de bu işin bir parçası oldum. Hayır, bundan o kadar çok gurur duymuyorum. Geçen yıl, bir marka detoksuna girmeye karar verdim. Bir tür tüketici orucu yani. Daha açık konuşmam gerekirse, bir yıl boyunca hiçbir markayı satın almayacaktım. Halen elimde olanlarla idare edecektim. Aynı kıyafetler, aynı telefon vs. Ama hiçbir markanın yanına yanaşmayacaktım. Marka sözüyle ne kastediyorum? Yaptığım işte dünyaya belli bir gözlükle bakıyorum. Bu gözlük, dünyadaki her şeyi, kullandığımız cep telefonları, bilgisayarlar, taktığımız saatler, giydiğimiz kıyafetler, gittiğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar, yediğimiz yiyecekler, hastası olduğumuz futbol takımları ve ünlü kişilere kadar her şeyi bir marka olarak gösteriyor. Bir tür kimlik. Dünyaya kim olduğumuzu veya kim olmak istediğimizi ilan eden bir beyanname. Uzun sözün kısası, günümüzün pazarlama ve reklam kokulu dünyasında markalardan kaçış yok. Tüketim kültürümüzün önümüze yığdığı tüm baştan çıkarmalara karşı koymanın mümkün olduğunu kanıtlamak konusunda kesin kararlıydım. Evet, bunun çetin bir sınav olacağını biliyordum. Hele hele yılda üç yüz gece yolda olan biri için. Artık Pepsi veya Fiji su içemeyecektim. Güzel Fransız şarapları olmayacaktı. Hakkında iyi eleştiriler duyduğum o yeni albümü alamayacaktım. Yapacak bir şey yoktu. Peki ya o sevdiğim Amerikan malı sakız? Maalesef o da olmayacaktı. Hayat tarzım başka ne şekilde değişebilirdi acaba? Sabahları, markalı yiyecek, mesela Cheerios veya İngiliz usulü muffin yiyemeyecektim. Onun yerine kahvaltıda elma tüketmeye başladım. Tıraş olmak için Gillette in Fusion Power modeli- 1

2 ni kullanırım ama tıraş kremi alamayacağımdan, duşta tıraş olma yoluna gittim. Şarjlı diş fırçam ve Colgate diş macununu da terk ettim ve onların yerine uçaklarda bedava verilen minik boy ürünlere geçtim. Uçak ve otellerde bedava verilen diğer ürünlerden de kullanmaya başladıklarım oldu. Hayatım daha farklı olsaydı, markalara bulaşmadan sonsuza kadar yaşayabilirdim. Ama deli gibi seyahat etmesi gereken biri olduğumdan bazı istisnalara izin vermem kaçınılmazdı. O nedenle marka detoksuma başlamadan evvel, bazı temel kurallar belirledim. Daha önce satın almış bulunduğum ürünleri kullanabilecektim. Ayrıca uçak bileti, konaklama, ulaşım hizmetleri ve açlıktan ölmemek için markasız olmak kaydıyla yiyecek alabilecektim. Yeni hiçbir marka satın almayacak veya istemeyecektim. Örneğin, uçuş sırasında içecek arabası koridorda dolaşmaya başladığında, Pepsi ya da Diet Cola istemem mümkün değildi. Onun yerine herhangi bir meşrubat istemeye izin vardı. Restoranlara gitmeyi bırakmadım ama sipariş verirken özel imalatınız olan şaraptan diye özellikle belirtiyordum. Ne zaman sokağa çıksam, posterlerin, billboardların saldırısına uğruyordum adeta. Yeni çıkan seksi bir parfüm, yeni bir markanın kol saatleri hepsi de indirimdeydi elbette. Ne zaman televizyonu açsam, hep reklamlarla karşılaşıyordum. İnce ve zarif vücutlu gençler, havuz başında toplanmış belli bir markanın birasından yudumluyor, yanaklarından kan damlayan çocuklar, güneşli bir sabah, kahvaltı masasında bir markanın tahıl gevreğiyle dolu kâseyi neşeyle kaşıklıyor, daha önce hiç fark etmediğim meyve suları, patates cipsleri ve çikolatalı gofretler bile süpermarketlerin raflarından sanki adımı çağırıyordu ve bu durum, garip ama bana çok baştan çıkarıcı geliyordu. Ama ipleri elimden bırakmadım. Derken altıncı ayda her şey tepetaklak oldu. Marka orucumun sadece altı ay sürmesi ve daha dirayetli olması gereken birinin kendi mesleği tarafından alt edilmesi bize şirketlerin insan arzularını yönetmede ne kadar cin fikirli olduklarını gösteriyor. Orucu bozduktan sonra yaşadıklarım da bunu destekliyor. Çöküş Her şey Kıbrıs tayken oldu. O gece, bir konferansta ana konuşmayı yapacaktım. Ama uçağım indiğinde havayolu şirketinin bavulumu kaybettiğini fark ettim. Bavul ortada yoktu. Konuşma sırasında üstüme giyecek bir şeyim kalmamıştı yani. Üstümdeki pantolonla idare etsem bile, uçağa binerken sırtıma geçirdiğim siyah renkli, terli tişörtten başka giyecek bir şeyim yoktu. Yıkamaya kalksam bu sefer de zaman yoktu. İşte Harvard Business School da öğretmedikleri bir şey: Belden üstünüz çıplak halde asla topluluk önünde konuşma yapmayın. Biraz şehri dolaşıp insanlarla tanışacak bir durum da söz konusu değildi. Önemli bir konuşmaydı ve bana iyi para ödemişlerdi. Büyük bir kalabalığın gelmesini bekliyorlardı. Ne yalan söyleyeyim, korkmuştum. Otele girdikten yarım saat sonra kendimi, yerel bir turist tuzağının yazarkasası önünde dikilirken buldum. Elimde beyaz bir tişört vardı. Ellerindeki tek renk buydu. Tişörtün önünde ise I Cyprus yazıyordu. Orucu resmen bitirmiştim. Üstelik de o saçma sapan tişört için. Sadece oruç değildi bozduğum. O güne kadar uyguladığım baştan aşağı siyah kuralını da bozmak zorunda kaldım ve konuşmamı siyah bir pantolon ve o aptal beyaz tişörtle tamamladım. O tartışmalı kıyafetime rağmen akşam her şey güzel gitti ama önemli olan bu değildi. Baraj artık yıkılmıştı. Biraz moralim bozuktu. Yirmi dört saat sonra İtalya nın Milano şehrine indim. Burası dünyanın moda başkentidir. Markalardan uzak duracaksanız, buraya gelmemeniz daha hayırlıdır. Onu da belirtmeden geçmeyeyim. Otelimin hemen dibindeki bir mobilyacıda büyük bir indirim vardı! El işçiliğiyle üretilmiş muhteşem ürünler de indirimdeydi! Tişörtünün üstünde I Cyprus yazan sarı saçlı, ufak tefek adama satıldı! O andan itibaren San Pellegrino su da alabiliyordum, avuç avuç Wrigley sakız da, kasa kasa mini bar M&M leri de. New York ta ise siyah renkli, Cole Haan marka kabanı aldım. Liste uzayıp gidiyor. Sonraki birkaç hafta ve birkaç ay içinde kendimi durdurmam mümkün olmadı. Üstünde bir etiket ve logo olması kaydıyla bana araba altında ezilmiş bir kedi bile satabilirdiniz. Tüm bunların nedeni ise kaybedilen o bavul ve mecburiyetten alınan basit bir tişörttü. 2

3 Evet, hayatımı şirketlere markalarını güçlendirmede yardımcı olarak kazanan biriyim ve finalde ben bile kendi ilacıma dayanamadım. İşte o an brandwashed olduğumu fark ettim. Yen Nes l G zl İknacılar Şirketler, pazarlama uzmanları, reklamcılar ve perakendeciler artık daha tilki, daha akıllı ve daha kötü niyetliler. Ellerinin altındaki o son derece sofistike araç ve teknolojilerle ve tüketici davranışları, bilişsel psikoloji ve nöroloji alanlarında yapılan yeni araştırmalarla şirketler, insanları nasıl etkileyeceklerini Vance Packard ın hayal edebileceğinden bile daha iyi biliyorlar. Beynimizi tarıyorlar ve en derinlerde yatan bilinçaltı korkularımızı, rüyalarımızı, zaaf ve arzularımızı buluyorlar. Bir mağaza kartını kullandığımızda, kredi kartıyla harcama yaptığımızda veya internette bir ürüne baktığımızda bıraktığımız dijital ayak izlerimizi takip ediyor ve o bilgilerle, psikolojik profilimize göre düzenlenmiş teklifler sunuyorlar. Bizi nelerin korkuttuğunu, rahatlattığını, baştan çıkardığını, nelerin ilham verdiğini her zamankinden daha iyi biliyorlar. Suçluluk duygumuzu neyin azalttığını, kendimizi yalnız hissetmemize nelerin yol açtığını, oraya buraya dağılmış insan kavmine bizi nelerin yaklaştırdığını, özgüvenimizin nelerle arttığını, kendimizi daha güvenli, ruhsal anlamda daha tatminkâr, daha nostaljik hissetmemizi, insanların bizi daha çok sevdiğine inanmamızı sağlayan şeylerin neler olduğunu çok iyi biliyorlar artık. Ve daha iyi bildikleri bir şey daha var ki o da bütün bu enformasyonla hakikatin üstünün nasıl örtülebileceği, zihnimizin nasıl manipüle edilebileceği ve insanların alışverişe nasıl ikna edilebileceği. Bu kitabı yazmaktaki amacım, günümüzün en yeni nesil gizli iknacılarının ne gibi entrikalar çevirdiğini, insanların markalarını satın almasını sağlamak için ne gibi taktiklere başvurduklarını saptayarak tüketiciler olarak buna karşı bir direniş hareketi oluşturmaktır. Kitabın hedefi, alışveriş yapmanızı engellemek değildir. Bunun olanaksızlığını bizzat deneyip gördüm. Ne satın alıyorsunuz ve neden? İşte esas hedefim, bu konuda sizi bilgilendirmek, daha akıllı, makul, enformasyona dayalı karar almanızı sağlamaktır. Her şey b z daha anamızın karnındayken başladığında Yiyecek, içecek, kıyafet, ayakkabı, kozmetik, şampuan veya diğer her şeyle ilgili tercihlerimizin tohumları çocukluğumuzun erken dönemlerinde atılıyor. Araştırmalara göre, marka ve ürün tercihlerimizin çoğu (bazı durumlarda bu marka ve ürünlerin temsil ettikleri değerler de bu kapsamda değerlendiriliyor) yedi yaşımıza geldiğimizde beynimizin derinliklerine işlemiş oluyor. Ancak mesleğimde gördüklerime dayanarak diyebilirim ki sondaj meraklısı pazarlamacıların, karda yürüyüp izini belli etmeyen reklamcıların ve işleri güçleri kâr etmek olan şirketlerin yaptığı, bu kitabı okuyarak öğreneceğiniz hile ve manipülasyonlar sayesinde marka tercihlerimiz, aslında dört-beş yaşlarımızdayken beynimize çok sağlam şekilde kazınmış oluyor. Geçenlerde okuduğum bir araştırmaya dayanarak bunu daha da ileri götürebilir ve dünyanın en kurnaz bazı üreticilerinin zevk ve tercihlerimizi daha da erken bir çağda manipüle etmeye başladıklarını söyleyebilirim. Bir hayli önce hem de. Mesela, daha biz dünyaya gelmeden önce. Alışver ş Yapmak İç n Doğmak Annen Ne Yed yse Sen O sun Dünyanın her yerinde hamile kadınlar, yiyip içtiklerinin doğmamış çocukları üzerinde ciddi bir etki yaptığını bilirler. Her müstakbel anne, doktordan mutlu haberi aldığı anda hamilelik diyetine başlar. O andan itibaren akşam yemeklerinden şarap kaldırılır. Ara sıra sigara içiyorsa, onunla vedalaşılır. Ama birçok hamile kadının bilmediği bir şey var ki o da tükettikleri şeylerin bebeklerinin sadece rahimdeki gelişimini değil, yetişkinliğindeki alışkanlıklarını da etkilediğidir. Hamileyken sigara içen annelerin çocuklarının, yirmi iki yaşına gelinceye kadar sigaraya başlama olasılığının daha fazla olduğu biliniyor. Aynı şekilde anneler, hamileyken çok fazla abur cubur yemişse, çocuklarının da abur cubura eğilimli olma olasılığı daha fazla yılında British Journal of Nutrition da yayınlanan bir araştırmada Stephanie Bayol ve Londra daki Kraliyet Veterinerlik Okulu nda birlikte çalıştığı ekibi, bir grup hamile ve emziren sıçanı iki farklı diyetle besledi. Bunlardan biri normal, diğeri ise çok miktarda abur cubur niteliğindeki besinden oluşan bir diyetti. Çörekler, börekler, patates cipsleri, katmerler, kremalı tatlılar aklınıza 3

4 ne gelirse. Anneleri abur cuburla beslenen yavru sıçanların, normal diyetle beslenen sıçanlara göre aşırı yemek yiyen bireyler olma ihtimalinin yüzde 95 daha fazla olduğu görüldü. (Ve tabii diğer sıçan yavrularına göre yüzde 25 daha kilolu oldular.) Sadece sıçanlarda görülen bir durum değildi bu. Harvard Tıp Fakültesi nde 1044 anne ve çocukları üzerinde yapılan 2007 tarihli bir araştırmanın sonucunda, hamileyken aşırı kilo alan annelerin çocuklarının, ilk çocukluk dönemlerinde aşırı kilolu olma ihtimalinin, yetersiz kilo almış annelerin çocuklarına göre dört kat daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bunun biyolojik bir kanıtı da var. Araştırmalar, sarımsak gibi kuvvetli tat ve aromaların, annenin amniyotik sıvısından geçerek cenine ulaştığı ve cenin tarafından tadıldığını gösteriyor. Minna Huotilainen, bu olguyu şöyle açıklıyor: Bütün koku ve tatlar, burun ve ağız boşluğunda dolaşan amniyotik sıvı tarafından iletilir. Annenin yediği yiyeceklerin kokularının yoğun bir şekilde amniyotik sıvıda bulunduğu uzun süredir biliniyor. İster inanın ister inanmayın ama şirketler bu konuya ilgi göstermekle kalmıyor, kendi çıkarları için kullanıyor da. Nasıl mı? Örneğin, Filipinler deki en küçük aile bakkalında bile bulunabilen Kopiko adlı çok satan bir şekerlemeyi ele alalım. Kopiko, annesinin karnında vaktini bekleyen bebeğin tat alma cisimciklerinin beğenisini kazanmanın bir yolunu bulmuş. Manila ya yaptığım bir ziyarette Kopiko distribütörlerinin, kadın doğum servislerinde yatan anne adaylarına dağıtması için pediyatristlere Kopiko şekerlerinden verdiğini öğrendim. Sebebini merak ettim ve konuyu araştırdım. Gördüm ki müstakbel annelerin ağzı tatlansın diye yaptıkları bir şey değildi bu. Hamileyken Kopiko şekerlerinden yemiş olan annelerle görüştüğümde çoğu bana, yeni doğmuş bebeklerine ciyak ciyak ağladıkları sırada küçük bir miktar Kopiko kahvesi verdiklerinde bebeklerin mucizevi bir şekilde susuverdiğini söylediler (bu çocuk büyütme şeklini pek kimseye tavsiye etmem mümkün değil elbette). Bugün, piyasaya çıkalı daha henüz dört yıl olan Kopiko kahvesi, Filipinler de pazardaki en büyük üçüncü marka konumundadır. Bebekler n İlk Markaları Şirketlerin ve o şirketler için çalışan pazarlama ekiplerinin gençlere ve çocuklara yönelik aktif pazarlama faaliyeti yürütmediğini sanıyorsanız, bir daha düşünün derim. Kitabın çeşitli bölümlerinde rastlayacağınız gibi pazarlamacı ve reklamcıların, bu genç (ve etkiye açık) tüketicilere yönelik, onları ömür boyu müşterileri yapmayı amaçlayan bir yığın numarası var. Üç yaş altı çocukların, reklamcılar için neden yaklaşık 20 milyar dolarlık bir pazarı temsil ettiğini anlamakta bu bilgi işe yarayabilir. Evet, bunlar yılda yaklaşık kırk bin TV reklamı seyreden, yaptığım araştırmalara göre bildikleri markalı karakterlerin sayısı, bildikleri hayvanlardan fazla olan çocuklarımızdır. Ebeveynlerin pek anlamadığı şey ise daha on sekiz ayını bile doldurmamış bebeklerin, çevrelerindeki, marka ve ürünlere dair belirgin ya da belirsiz ipuçlarını nasıl takip ettikleridir. Dünyanın her yerinde çocukların ilk anladığı sözcük hangisidir? Hayır. Anne değil. Baba da değil. İngiltere nin Middlesex şehrindeki Tüketici Bilgi Merkezi CEO su Bryan Urbick e göre o sözcük McDonald s tır. On sekiz aylık bebeklerin çoğu McDonald s diyemez, doğru. Ama fast-food zincirinin kırmızı ve sarı renklerdeki logosunu, çatısını, sarı kemerlerini tanıyabilirler. Böylece minik, tombul parmaklarını, arabanın arka koltuğundan McDonald s a doğru uzatabilirler. Bu noktada baba, park yerine girer ve herkes karnını doyurur, mutlu olur. Bebeğin McDonald s ı tanıması, duygusal ödül, aşinalık ve tabii lezzet, ses ve koku unsurlarıyla çok katmanlıdır. On sekiz aylık bebelerin McDonald s ve Camel gibi markaları tanımasının ana sebebi, günümüzün medya ağırlıklı kültüründe reklamların sayıca artması ve reklama maruz kalan çocukların yaşlarının giderek küçülmesidir. Daha üç aylıkken bebeklerin yüzde kırkı düzenli olarak TV izler hale geliyor ve aynı çocuklar, iki yaşlarına geldiklerinde bu oran yüzde 90 lara çıkıyor. Tabii bu çocukların internet, cep telefonu, bilgisayar oyunları ve billboardlar yoluyla maruz kaldıkları reklam bombardımanını da unutmamak lazım. Tüm bunların yarattığı etki, sandığınızdan çok daha güçlüdür. Altı aylıkken bebekler, kurumsal logo ve maskotların zihinsel imgelerini kafalarında oluşturabiliyorlar. Bunda 4

5 şaşılacak bir şey de yok aslında. Düşünsenize, mama önlüğünden bebek arabasına her şeyin üstünde Elmo dan Sünger Bob a, Tigger dan, Oyuncak Hikâyesi ne hep lisanslı karakterler var. Aynı ikonik figürler, bu çocuklara sonraki yıllarda yiyecek, oyuncak ve daha bir sürü şey satmaya devam edecek. Kaliforniya Berkeley Üniversitesi Wright Enstitüsü nde görevli tanınmış çocuk psikoloğu Dr. Allen Kanner şöyle diyor: Yeni araştırmalarda gördük ki 36 aylık olduklarında Amerikan çocukları, ortalama 100 marka logosunu ayırt edebiliyor. Yet şk nl ğe Hoş Geld n Araştırmalara göre oğlanlar da kızlar da ergenliğe artık ortalama bir yıl erken giriyorlar. Pazarlama çevrelerinde buna erken ergenlik deniyor. Ee, ne var bunda? Mesele şu: Ergenlik demek, satış demek. Tıraş bıçak ve kremleri, yüz yıkama ve akne jelleri, deodorantlar, makyaj malzemeleri vs. Şirketlerin bu durumdan da yararlandığına inansanız iyi olur. NPD Group adlı tüketicilere yönelik araştırmalar yürüten bir şirke tin raporunda şöyle deniyor: arasında, düzenli olarak göz kalemi ve maskara kullanan 8-12 yaşlarındaki kızların oranı neredeyse iki kat artış göstermiş, maskara kullanım oranı yüzde 10 dan yüzde 18 e, göz kalemi kullananların oranı yüzde 9 dan yüzde 15 e yükselmiştir. Cinderella Ate My Daughter adlı kitabında gazeteci Peggy Orenstein ın dediği gibi, altı ila dokuz yaş arasındaki kız çocuklarının yaklaşık yarısı, düzenli olarak ruj ve dudak parlatıcı kullanıyor. Ayrıca sekiz on iki yaş grubundaki kızlar bugün kozmetik mamullerine ayda kırk milyon doların üstünde bir para harcıyor. Daha beteri de var. Huffington Post geçenlerde yazdı. Ünlü bir kıyafet mağazası olan Abercrombie and Fitch, sekiz on iki yaş grubundaki kızlara alttan destekli (!) bikini üstleri satmaya başlamış. Yumurta mı Tavuk mu? Bir markayı ne kadar erken kullanmaya başlarsak sonraki yıllarda ona devam etme olasılığımız da o kadar artar. Ancak şirketlerin, pazarlama ve reklam faaliyetleriyle ulaşmayı hedeflediği kitlenin yaş sınırının günden güne azalmasının tek nedeni bu değil. Nedenlerden bir diğeri, çocukların kendi başlarına da bir pazarlama aracı olabilmesi. Ben buna musallat olma gücü diyorum. Çocuklar, anne babalarının alışverişlerini etkileme gücüne sahipler. Texas A&M Üniversitesi nden pazarlama bölümü hocası James U. McNeal şöyle diyor: Spontane yapılan gıda alışverişlerinin yüzde 75 inin arkasında anne babasının eteğine yapışan bir çocuk bulunuyor. Gıda maddesi alan annelerin yarısı, bunu sırf çocuğu istediği için yapıyor. Bir çocuğun içinde bir isteği tetiklemek, bütün ailede aynı şeye yol açıyor. Gözlem ve incelemelerim sonucunda çocukların ikna tekniklerinin evrensel nitelikte olduğunu belirledim: pazarlık ( Bana çikolata alırsan, odamı temizlerim ); markette rezalet çıkarmak (adı üstünde); anne ile babayı birbirine karşı kışkırtmak ki özellikle boşanmış çiftlerin çocuklarında işe yarıyor ( Babam bana şunu alıyor sen niye almıyorsun? ); market arabasına annesi görmeden ürün atmak ki anne bunu ancak kasada görür ve o noktada çocuğun yaratabileceğ bir rezaletten ya da baskıcı veya cimri bir kadın olarak görülmekten çekineceği için sesini çıkaramaz. Bir de, eğer son zamanlarda bir Apple mağazasına girdiyseniz dikkat ettiniz mi, mağazayı uluslararası bir çocuk yuvasına benzetmişler. Bunun sebebi Apple gibi çocukların çok sevdiği bir markanın sunduğu her çeşit uygulama: Toddler Teasers, Baby Fun!, Infant Arcade, Peek-ABoo, Pocket Zoo vs. (New York Times gazetesinin 2010 da yazdığı gibi Apple ın iphone ürünü insanlık tarihinde, huysuz bir bebeği susturmayı başaran en etkili araç.) Söz konusu iphone uygulamaları, birçok bezgin anne baba için bir lütuf. Çocuklarını bunlarla oyalayıp bir parça kafa dinleyebiliyorlar. Ama bir dizi sinsi strateji yürüten Apple ın, yeni nesil müşterileri şimdiden kazanmaya yönelik bir girişimini de görüyoruz. Apple ın yeni bir MacBook un yanında ipod Touch ı okulların açılış döneminde çocuklara hediye etmesi de benzer bir taktikti. Çok cömertçe gibi görünüyor, ama aslında perde arkasında ince hesaplar var. Anne ya da baba, ipod Touch ürününü çocuğuna verdiğinde, çocuğun bu aleti çok seveceğini ve eninde sonunda kendine ait, pahalı bir Apple bilgisayarı olmasını isteyeceğini Apple ın pazarlama yöneticileri çok ama çok iyi biliyor. Korku satışları nasıl artırır? Biri el jeli mi dedi, pardon? Küresel ölçekte yaşanan iki salgın hastalık paniği (domuz gribi ve SARS) sayesinde antibakteriyel el jelleri artık hayatımızın 5

6 sıradan, ucuz ve vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sadece beş yıl içinde bıraktığı kârın 402 milyon dolar olması beklenen (bu rakam sadece ABD için geçerli) antibakteriyel el jelleri ve sabunlar artık her havaalanında, otel, restoran, umumi tuvalet, gazete bayii, markette, mutfak ve banyo lavabosunun üstünde bulunuyor. Milyonlarca kadın, erkek, genç ve çocuk, yanına, çantasına küçük bir kutu almadan dışarı çıkmıyor. Ne var ki antibakteriyel temizlik jelleri bizi ne SARS a ne de domuz gribine karşı koruyabilir. Her iki hastalığın da virüsleri, hasta kişilerin aksırması ya da öksürmesi sonucunda havaya dağılan minik damlacıklarla (veya çok nadir görülse de enfekte olmuş bir yüzeye elinizle dokunmanız ve sonra elinizi burnunuza ya da gözünüze götürmenizle) yayılıyor. Ama ölümcül, görünmez bir düşmanla karşı karşıya olduğumuz fikri bizi en basit tanımıyla bir antibakteriyel ürün manyaklığına sürüklemiş bulunuyor. Öyle ki, 2009 paniğinden sonra, günümüzün en çok satan antibakteriyel jeli olan Purell in satışları yüzde 50 ve ıslak mendillerinin satışları yüzde 23 artmış bulunuyor. Bu paranoya şebekesinde bazı gıda şirketleri bile yer aldı. Birkaç domuz gribi vakası manşetlerde kendine yer bulduktan birkaç ay sonraydı. Sağlıklı bir bağışıklık sisteminin, domuz gribine yakalanmamanın asli şartı olduğu şeklindeki yanlış kanılardan yararlanmak isteyen (ağırlıklı olarak hedef kâr elde etmekti tabii) Kellogg s, ürünlerinin yeni bir çeşidini piyasaya çıkardı. Ürünlerin paketlerinde vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren antioksidan ve besin maddeleri içerir yazılıydı. Fakat ne yazık ki ürünün yüzde 40 ı şekerdi. Sadece birkaç ay sonra sağlık konusundaki iddiaları nedeniyle şirket, şiddetli eleştirilere maruz kalıp sahtekârlıkla suçlanınca çocuklarınızın bağışıklığının güçlenmesine yardımcı olur ibaresini ambalajdan kaldırmak zorunda kaldı. (Şunu da belirtmek gerekir ki bağışıklık sözcüğünü öylesine iri ve kalın harflerle yazmışlardı ki Jüpiter den bile baksanız, görebilirdiniz.) Bir gazeteci şöyle yazmıştı: Kasırga vurduktan günlerce sonra harekete geçebilen yerel ve federal hükümetle eyaletin tersine Walmart, daha Katrina vurmadan önce yirmi dört saatlik mesai esasına göre çalışmaya başlamış, mağazalarını ağzına kadar su, fener, pil, konserve çorba ve etle doldurmuştu. Ancak şu da bir gerçek ki azıcık bir ihtimal de olsa felaket düzeyinde bir hava durumu yaşanma ihtimalinde bu marketler, ışık hızıyla hareket edebiliyor, şişe sudan jeneratöre, kürekten sinek teline kadar her şeyi hazırlıyor ve bunları dev panolarla duyurabiliyor, bu sayede de ciddi bir kâr elde edebiliyorlar. Korkmamız Gereken Tek Şey, Gelecektek B zler z Hepimizin kendimizi sakınmaya çabaladığımız bir gelecek zaman hali vardır. Spor salonlarına, sağlıklı olmak için mi gidiyoruz yoksa vücudumuz sarkmasın, şeklimiz ş imiz bozulmasın diye mi? Banyo yapmamız, saçlarımızı yıkamamız, dişlerimizi fırçalamamız, diş ipiyle temizlememiz acaba hijyen kurallarına uymak için mi, yoksa korktuğumuz bir ben mi var? Kötü kokmaktan, saçımızın yağlı ve pis, dişlerimizin çürük ve sarı görünmesinden mi çekiniyoruz acaba? Aklıma eski bir L Oréal reklamı geldi. Reklamda yaşlı bir adam sokakta yürüyor. Düzgün giyimli, asil bir görünüşü var. Derken kamera, genç ve güzel bir kadına dönüyor. Onun gözlerinden baktığımızda adamı yaşlı, beli bükük ve itici bir tip olarak görüyoruz. Bu da adamın gelecekte dönüşmekten en çok korktuğu şey. Bizi bu aralar neler korkutuyor başka? Bir sürü şey. Birçoğumuz ekonomik krizden, işimizi kaybetmekten, konut kredimizi ödeyememekten korkuyoruz. Eşimizin ya da sevgilimizin bizi terk etmesinden korkuyoruz. Yalnızlıktan, arkadaşsız kalmaktan korkuyoruz. Cinsel anlamda yetersizlikten korkuyoruz. Kanser olmaktan korkuyoruz. Yaşlanıp kalçamızı kırmaktan Ölmekten Uçağa binmekten, araba kullanmaktan korkuyoruz. Teröristlerden, küresel ısınmadan korkuyoruz. Yediğimiz etteki E.coli bakterisinden, sütümüzdeki hormonlardan, balıktaki cıvadan Virüslerin bilgisayarımıza ve suyumuza bulaşmasından korkuyoruz. Depremlerin, bastığımız toprağı altüst etmesinden, çocuğumuzun bir yabancı tarafından arabaya atılıp kaçırılmasından korkuyoruz. Çok az ya da çok fazla konuşmaktan, kötü giyinmekten, tırnaklarımızın pis, saçlarımızın dağınık olmasından korkuyoruz. Dişimize yapışmış maydanoz hakkında kimsenin bizi uyarmamasından, neşeli ve esprili olmaya çalışırken aslında fena halde sıkıcı olmaktan ve bunu bizden başka herkesin bilmesinden korkuyoruz. İşte bizi üç kat fazla nemlendirici krem, duştan sonra kullanılan saç kremi, diş beyazlatıcı şerit ve vitamin kompleksi sa- 6

7 tın almaya sevk eden şey, bazıları pazarlamacı ve reklamcılar tarafından beynimize kazınan, bazıları beynimizde mevcut olup yine aynı kesim tarafından abartıldıkça abartılan, bitmek tükenmek bilmez bu korkular. Spor salonu üyeliklerini ve organik gıdaları ve şişe suları ve hava nemlendiricileri ve tasarımcı imzası taşıyan kıyafetleri ve Viagra yı ve su arıtma sistemlerini ve estetik ameliyatlarını ve bisiklet kilitlerini hırsız alarmlarını hiç saymıyorum bile. Bir defasında bu korkulardan beslenen bir reklamın hazırlanmasına ben de katkıda bulunmuştum ama bundan gurur duymuyorum. Reklamda baba iş seyahatine gitmek üzere son hazırlıklarını yaparken kızı da üzüntü içindeydi. Kamera, üzgün kızdan siyah limuziniyle uzaklaşmakta olan babaya dönüyordu. Sonraki sahnede babayı uçakta görüyordunuz. Ve kızı da özlemle gökyüzüne bakıyordu. Takip eden sahnede baba, yabancı bir ülkede toplantıya giriyor, kız da evde oturuyordu. Derken telefon çalıyor, kız, gözleri sulanmış halde ahizeyi kaldırıyordu. Arayan babasıydı. Ararım demiştim, değil mi? diyordu kızına. Reklamı, çok tanınan sigorta şirketi Allianz için çekmiştik. Evet, babalara, düşünmeleri gereken bir aileleri olduğu mesajını onları korkutarak veriyorduk. Açık açık söylemesek de ima ettiğimiz şey, Size bir şey olursa, ailenizi maddi bakımdan kim güvence altına alacak? fikriydi. Daha sonra en etkili ve ikna edici sahnenin hangisi olduğunu belirlemek için insanların beynini taradık. Vurucu sahne, kızın gökyüzünü seyrettiği sahneydi. Bu tür reklamların tercih edilmesinin nedeni, bizi iki hassas noktamızdan vurmaları. Korku ve onun kardeşi olan suçluluk duygusu. Bana göre suçluluk duygusu, küresel bir virüs. Ve bu virüsü yaymakta kimse pazarlamacı ve reklamcılardan daha başarılı olamaz da Journal of Consumer Research te çıkan bir yazıda da belirtildiği gibi korku ile yüksek doz utanç, pişmanlık, suçluluk duygusu ve hatta cesaret bir araya geldi mi sonuçta duyguların eyleme dökülmesi işten bile değildir. İçgüdüsel olarak bu anlamlı olabilir. Hem zaten sigara yerine nikotin sakızı çiğnemenizin, kızartılmış yerine fırınlanmış Cheetos u tercih etmenizin nedeni de korku ve suçluluk duygularının birleşimi değil mi? (Kızartılmış çerezlerin ambalajlarına dikkat ederseniz tasarımda sağlık kaygısı taşıyan günümüz kadınlarının korktukları ben ler dikkate alınmıştır. Fırınlanmış cipslerin ambalajları mat, ışıltısız ama yağda kızartılmış cipslerin ambalajları parlak ve kaygan. Bu da bilinçaltımıza yağlı cildi hatırlatıyor.) Uzun sözün kısası, korku ve suçluluk duygusu, pazarlama uzmanlarının bize attığı çiftedir. Zekice uygulanan pazarlama faaliyetleri, beynimize bir ürünün, sandığımız kadar temiz ya da kirli olmadığına dair tohumlar bilinçaltımıza elbette ekiyor bana kalırsa. Ne demek istediğimi daha açık anlatmak için marmelat örneğini vermek istiyorum. Marmelat, herkesin bildiği gibi tatlı, koyu kıvamlı bir tür meyve konservesidir. İskoçya da ortaya çıkan marmelat, ezelden beri ekose desenli kapakları olan cam kavanozlarda satılır. Böylece ürünün ithal edildiği anlatılmak istenir; egzotik bir hava yaratılır. Çoğumuz bu ürünün binlerce kilometre uzaktan geldiğine inandığından, kimbilir kaç kişinin pis ellerinden geçmiştir diye düşünerek, satın almadan önce dikkatlice kavanozu inceliyor ve para verip almak üzere olduğu şeyin güvenilir, taze ve kirlenmemiş olduğundan emin olmak istiyor. Ancak dünyada hiçbir marmelat üreticisi yok ki ürününün tazeliğini garanti edebilsin. Marmelat, kesinlikle taze bir ürün değildir. Tazelik ile marmelat bir arada olamaz. O cam kavanozlar, o süpermarket reyonunda sekiz aydan daha uzun bir süredir duruyordur. Ama pazarlamacılar bunu bilmemizi istemezler! Peki, ne yaparlar? Marmeladın kapağından kavanoza uzanan yapışkanlı beyaz bir kâğıt şeritle tazelik ilüzyonu yaratmaya çalışırlar. O kâğıdın orada durması, o kavanozu daha önce kimsenin açmamış olduğunu söyleyen bir mesajdır. Müşteriye der ki Hey, merak etme. Marmeladın taze. Oteller de klozetlerin üstüne koydukları kâğıt şeritler ve minibarın yanındaki bardakların üstüne koydukları karton kapaklarla aynı taktiği uygularlar aslında. Basit bir kâğıt parçasının o klozetin ya da bardağın daha önce kimse tarafından kullanılmadığı ilüzyonunu nasıl yarattığına hep şaşırmışımdır ama bir şekilde bunu gerçekten de başarır. (Ve aslında bir defasında bir otel çalışanı bana, o bardakların aslında hiç yıkanmadığını, sadece bir bezle silindiğini, bu şekilde tekrar tekrar kullanıldığını itiraf etmişti. Yine de o bardağın üstündeki karton kapak bize bir temizlik ilüzyonu vermeyi başarıyor işte.) Pazarlamacılar buna taze şerit diye bir ad takmış. Yakın akrabası olan plastik şeritle birlikte bu kâğıt şerit, bugün birçok gıdada ve yoğurt, fıstık ezmesi, kahve, ketçap, buzlu çay, hardal, meyve suyu, vitamin ve reçetesiz ilaç gibi birçok ürün kategorisinde bir sektör standardı haline gelmiş durumda. O 7

8 kavanozda, pakette, ambalajda her ne varsa onun mikropsuz, başkalarınca ellenmemiş olduğuna dair (çoğu zaman yanlış) bir izlenim yaratıyor. Dahası, o marmeladı evde açtığımızda içimiz biraz daha rahat etsin, aldığımız şeyin taze, temiz ve güvenilir olduğunu düşünelim diye kapağın, açıldığı sırada blob diye bir ses çıkarmasını da sağlamışlar. O sesin, bir ses laboratuvarında yaratılıp patentinin alındığına, böylece bizi o kavanozun market rafına daha o sabah konduğuna inandırmaya çalıştıklarına filan boş verin, kafaya takmayın. Saf olmayın. İşin gerçeği şu: O kavanoz büyük ihtimalle o rafta aylardır el değmeden duruyordur. Ara sıra da bir çocuk gelip tozunu alıyordur. Muz, Sadece Muz Olmadığında Dünyanın çeşitli ülkelerinde tüketici davranışları üzerine deneyler yaparken insanlara pek münasebetsiz bir şey yaptırırım. Buzdolaplarında ve dondurucularında sakladıkları ürünleri mutfak masasına koymalarını ve sonra bunlara, algıladıkları tazelik derecesini esas alarak tek tek puan verip geri koymalarını isterim. Reklamların insanların tazelik algısı üzerindeki olağanüstü ikna gücüne, emin olun çok şaşardınız. İnsanların taze olduğunu düşündüğü ürünlerin başında ne var, biliyor musunuz? Ketçap. Tüketiciler, plastik şişe içinde sunulan ketçabı maruldan, domatesten, soğandan ve diğer sebzelerden daha taze görüyor. Ürünün taş çatlasa altı ay daha ömrü kaldığını gösterip Neden Ketçap? diye sorduğumda çoğunluk, bir an düşündükten sonra Haklısınız. Onu neden başa koyduğumu ben de bilmiyorum diyor. Ketçabın taze olduğuna dair bu tuhaf izlenimin ardında ne yatıyor? Tamamen pazarlanma şekliyle alakalı bir şey. Heinz, ketçabın domates vasfı üzerine incelikle gidiyor. Ambalajın rengi koyu kırmızı. Dalından yeni koparılmış iri ve lezzetli domates renginde. Oysa ketçap, domates konsantresinden yapılıyor. Ayrıca Heinz ketçabı, açıldıktan sonra, bize söylediklerinin tersine buzdolabında saklamak gerekmiyor. Ürünün taze olduğuna inanmamıza yönelik bir başka ilüzyondan başka bir şey değil bu. McDonald s için yürüttüğüm kapsamlı çalışmalarda buna benzer semboliklerin tazelikten tutun da değer ve hatta kalite algılarına kadar her şeyi değiştirebileceğini gördüm. McDonald s şirketinin Avrupa daki restoranlarına tazelik semboliklerinin entegre edilmesinde kendilerine yardımcı olmuştum. Lambaların iç taraflarına yeşil yaprak resimleri yaptık. Hatta cam vitrinlerin arkasına taze domates ve sebzeler yerleştirecek kadar ileri gittik. Yetmedi, McDonald s, Fransa daki restoranlarda o efsanevi logonun kırmızı zeminini yaprak rengini andıran koyu bir yeşille değiştirdi. Ve inanın, bu işe yaradı. Tazelik ve saflığı çağrıştıran bir başka güçlü sembolik mi? Meyve. Meyve suyu dünyasında değişmez bir kural vardır. Karton ambalajın üstünde ne kadar çok meyve gösterirseniz insanların tazelik algısını o kadar güçlendirirsiniz. Birçok meyve suyu kutusunun üstü, kivi, portakal, mango, çilek ve ahududu görselleriyle kaplıdır. Peki, bu karışımların birçoğunun içinde kivi ve mango gibi o pahalı ve egzotik meyvelerin eser miktarda bulunduğunu, meyve suyu diye içtiğiniz o şeylerin aslında bolca şeker ve su karışımından ibaret olduğunu öğrenmek sizi şaşırtır mı? (Bu arada aklınızda doğal meyve suyu üre-ticisi olarak yer etmiş markalar Coca-Cola ya ve Pepsi ye aittir. Peki, meyve suları kategorisinin tamamının ve süt, tereyağı ve limonata kategorisinin kimin tekelinde olduğunu biliyor musunuz? Tetra Pak adında İsveçli bir holding. Meyve suyu ve sütlerin içine konulduğu dikdörtgen şeklindeki karton ambalajların küresel üreticisi.) Meyve demişken, siz muzun, sadece muz olduğuna inananlardansınız, değil mi? Ama işin aslı hiç öyle değil. Dole ve diğer muz yetiştiricileri, kısmen tazelik algısını manipüle etmek amacıyla muzu adeta bir bilim objesine dönüştürdüler. Sebze meyve satıcılarına yönelik bir muz rehberi yayınlayarak bir muzun, yaşamı boyunca büründüğü renk aşamalarını gösterdiler. Her bir renk, muzun satış potansiyelini belirtiyor. Mesela, satış kayıtlarına göre Pantone rengine (yani Canlı Sarı) sahip olan muzların satışı, bir kademe daha sıcak görünüşlü Pantone renge sahip (yani düğünçiçeği) muzlara kıyasla daha zayıf. Bu renk, muzlara daha olgun, daha taze bir meyve görüntüsü kazandırıyor. Dole gibi bazı şirketler, tüm renk varyasyonlarının satışları nasıl etkilediğini incelemişler ve doğru rengi yaratmak için elde ettikleri sonuçları esas alarak üretim yapıyorlar. Gelelim elmaya. İnanmayacaksınız ama araştırmalarıma dayanarak söyleyebilirim ki, istediği kadar taze görünsün, bugün süpermarket rafında gördüğünüz o elma, aslında ortalama olarak on dört ay önce toplanmıştır. 8

9 Meyvenin adının bile geçmesinin, sağlık, tazelik ve temizlik kavramlarını güçlü bir şekilde çağrıştırdığını iyi bilen her kategoriden markalar, bizi meyve yağmuruna tutuyorlar. Şampuandan saç kremine, bebek sabunundan şişe suyuna, dudak nemlendiricisine, çaya, vitaminden kozmetiğe ve hatta ananas, portakal, şeftali, ve muz kokusuyla cilalanmış (tabii ki hepsi kimya laboratuvarlarında üretilen kokular bunlar) mobilyalara kadar uzanan bir meyve yağmuruna maruz bırakılıyoruz. Mango ve papayalı saç kremi kullananlar? El kaldırın. Limonlu dudak parlatıcısı kullananlar? Portakal kokulu Peki bütün bu ürünler, saçınızı ya da yerleri diğer normal kokulu ürünlere kıyasla daha mı temiz yapıyor? Tabii ki hayır. Ama meyve kokusu, mikrop fobisi olan tüketiciler için güçlü bir temizlik çağrışımı yapıyor ve en önemlisi de bu. Şampuanlar öyle meyveli bir hal aldılar ki artık onları lıkır lıkır kafaya dikmemize az kaldı. Çok ilginçtir, tüketiciler, dondurulmuş gıdaların, taze sebze ve meyvelerden daha taze olduğuna inanıyor. Dondurulmuş gıda sektörü, reklam ve pazarlama faaliyetlerinde büyük bir kurnazlık yaparak, taze ürünlerin çiftlikten üretim tesisine ve oradan süpermarkete ve tüketicinin buzdolabına ulaşıncaya kadar geçen sürenin uzunluğunu vurguluyor. Yani o taze ıspanak demeti aslında bir haftalık olabilir! Öte yandan bu şirketler, tüketicileri, dondurulmuş gıdanın, üretim noktasında dondurulup paketlendiğine inandırıyorlar. Tutkunun Gücü Şimdi size dünyanın en büyük yiyecek, içecek ve kozmetik markalarının başarısının ardındaki gizli bir unsuru tanıtacağım: tutkulu arzu unsuru. Sektör, bunu yaratmak istediğini itiraf etmese de bugün çok tutulan çoğu marka ve ürün, onsuz sadece bir hiç olurdu. İtiraf edin, hepimiz şöyle ya da böyle bir tutkulu arzu yaşamışızdır. İşte geçen zor ve uzun bir günün ardından bir fastfood için, spor salonundan eve dönerken çikolata için ya da sabah kahvemizle birlikte tüttürülecek bir sigara için. Gecenin ikisinde buzdolabının o solgun ışığıyla yüzleşmemizin, Doritos veya Cheetos un tamamını yemeden paketi elimizden bırakamayışımızın, süpermarkette şekerleme reyonundan her geçişimizde kendimizi zaptetmeye çalışmamızın nedeni işte bu tutkulu arzudur. Ancak bu gibi tutkulu arzular hiç nedensiz ortaya çıkıyor gibi görünse de aslında onları tetikleyen varlıklarını fark etmesek de etrafımızdaki çeşitli fiziksel ve duygusal unsurlardır. İşin doğrusu şu: Biz istediğimiz kadar kontrolün elimizde olduğuna inanalım, bahsettiğim bu tetikleyiciler karşısında çoğu zaman aciz kalırız. Şirketler de bunu bilir ve işte bu yüzden ürün ambalajlarına ve reklamlarına bilinçaltı işaretler gizlerler. Bu unsurlar, bilinçli farkındalığımızın hemen dibinde ve tutkulu arzunun tam vuracağı o anlarda dururlar. Mesela Coca-Cola nın pazarlamadan sorumlu yöneticileri, ilanlarda ve marketlerdeki soğutucuların üzerinde ne kadar köpük gösterilmesi gerektiğine dair saatlerce tartışırlar. Köpüklerin insanlarda nasıl Coca-Cola içme isteği yarattığını gören yöneticiler bana, insanlarda Coca-Cola içme arzusu yaratmak için ne kadar köpük gerektiğine dair güvenilir bir model geliştirdiklerini anlattı. Görsel olarak kullanılan bardak, teneke kutu veya şişenin dışındaki su damlacıklarına dikkat ettiniz mi hiç? Hani meşrubat şirketi yöneticilerinin ter olarak adlandırdığı, kenardan aşağıya süzülen damlacıklara? Belki bilinçli olarak fark etmemişsinizdir ama o damlacıklar bilinçaltımıza o meşrubatın sadece soğuk değil, buz gibi soğuk olduğu işaretini verir ve herkes, gazlı bir içeceğin buz gibi soğuk olduğunda katbekat lezzetli ve ferahlık verici olduğunu gayet iyi bilir. Birkaç yıl önce, seslerin bilinçaltımız üzerindeki güçlü etkisine dair bir araştırma yapmıştım. Dünyanın çeşitli ülkelerinden elli tüketicinin beyinlerini taramaya tabi tutmuş ve çağrışım yaratma anlamında en güçlü ve aynı zamanda en fazla bağımlılık yaratıcı on sesi belirlemiştim. En güçlü ses, bir bebeğin gülme sesiydi. Ama işin ilginci ilk on ses arasında, ızgarada kızartılan bir bifteğin cızırdaması ile bir meşrubatın içi buz dolu bir bardağa boşaltılırken çıkardığı fışırtı ve takırtı da vardı. Seslerin böylesi güçlü arzular tetikleme gücü inanılmazdır. İster inanın ister inanmayın ama çok meşrubat tüketen kişiler, bir markanın ürününü açarken çıkan sesle başka bir markaya ait ürünün açılma sesini birbirinden ayırt edebiliyor. Her İdd asına Varım k Sadece B r Tane Y yerek El nden Bırakamazsın Çikolata, peynirli toplar, kurabiyeler Yağlı gıdaların, en fazla bağımlılık yaratan ürünler arasında yer aldığını bilmek için 9

10 pazarlama dehası olmak gerekmiyor (içki ve sigaradan sonra muhtemelen bol yağlı gıdalar gelir). Ancak bu ürünleri satan şirketlerin tesadüfen yağlı gıda işine girmediğini bilmiyor olabilirsiniz. Bu tür ürünlerin böylesine bağımlılık yaratmasının sebebi, onları satan şirketlerin bilerek tariflere MSG, kafein, mısır şurubu ve şeker gibi bağımlılık yaratıcı maddeler katmasıdır. (Ha bu arada, eskiden Philip Morris olarak bilinen, şimdiki adı Altria Group olan sigara şirketinin işlenmiş gıda sektörüne girmesi de kesinlikle tesadüf değildir.) Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan yeni tarihli bir araştırmaya göre, bol yağlı, yüksek kalorili gıdalar beyni aynen kokain ve eroin gibi etkiliyor. Florida daki Scripps Araştırma Enstitüsü bünyesinde çalışan iki araştırmacı, fareleri cheesecake, çikolata ve hatta jambon gibi çok yağlı gıdalarla beslemiş. Bu gıdaların her biri, tıpkı uyuşturucu maddeler gibi beyinde dopamin salgılanmasına yol açar. Dahası da var. Nasıl ki uyuşturucu bağımlısı aynı seviyede kafa bulmak için zaman içinde dozu artırmak zorunda kalıyorsa, farelerde de aynı durum görülmüş. Araştırmacılar, farelerin aynı miktar dopamini salgılamak için abur cubur gıdalardan daha büyük miktarlarda tüketmesi gerektiğini saptamış. Araştırmacıların vardığı sonuç, farelerin bu gıdalardan büyük miktarlarda yemeleri durumunda uyuşturucu bağımlılığına benzeyen kompülsif beslenme alışkanlıkları geliştirdikleri yönünde. Bulgular arasında en rahatsız edici olan ne peki? Araştırmacılar, abur cubur gıdalara bağımlı farelerle eroin ve kokaine bağımlı hale getirilmiş farelerin beyinlerini karşılaştırdıklarında, abur cubur gıdanın bağımlılık yapıcı etkisinin yedi kat daha uzun sürdüğünü tespit etmişler. Araştırma raporunda belirtildiğine göre, kokain ve eroin bağımlısı farelerin dopamin reseptörlerinin zirveden normal düzeye inmesi sadece iki gün alırken, obez farelerde dopaminin normal düzeye inmesi için iki hafta geçmesi gerekmiş. Yağlı gıdaların sadece psikolojik olarak değil, kimyasal olarak da bağımlılık yarattığı çok açık. Peki, yirmi birinci yüzyılın belalı gıdalarının en yenisi olan tuzu ne yapmalı? Tuzun zararlı olduğunu herkes biliyor. Tansiyonu yükseltiyor. Tansiyon ise kalp hastalıklarına yol açıyor falan filan. Hem Doğu hem Batı mutfaklarında bolca kullanılan, firmaların cömertçe ürünlerine boca ettiği lezzet artırıcı MSG, yani monosodyum glutamat maddesi yüzünden insan vücudunun tuza karşı ciddi bir bağımlılık geliştirmekte olduğunu biliyor musunuz peki? İşlenmiş, paketlenmiş hatta bazı restoranlarca ambalajlı olarak sunulan gıda ürünlerindeki MSG miktarı, çeşitli kaynaklara göre her yıl iki kat artıyor. Baharat, tahıl, hatta yağ gibi gerçek lezzet artırıcılardan çok daha ucuz olması bir yana, o gıdayı yeniden tüketmemizi sağladığı için de üreticiler, MSG yi tercih ediyor. Sonuç olarak vücudumuz, diğer tüm bağımlılık yaratıcı maddelerde olduğu gibi sağlıksız bir tolerans oluşturuyor. Araştırmalara göre, gıdalara MSG katmak, kişide o gıda ürününü tüketim aşamasındayken daha fazla tüketme isteği yaratmakla kalmıyor, ondan sonraki süreçte canımızın daha fazla tuzlu gıda tüketmek istemesine de yol açıyor. Annals of the New York Academy of Sciences ta yayınlanan bir araştırmaya göre, gençler MSG eklenmiş yeni bir gıdadan daha fazla tat alıyor. Başka bir araştırmaya göre de yaşlılar veya şeker hastaları, ekstra MSG li bir gıda tattıklarında onu daha fazla tüketmek istiyorlar. Ayrıca daha sonraki süreçte de içinde MSG olmayan gıdalara daha az ilgi gösteriyorlar. (Bunun nedeni MSG siz gıdalardan artık tat almamaları olabilir.) Tuz üstüne bunca konuştuktan sonra susadıysanız gelin Red Bull kutusundaki İçindekiler bölümünü okuyalım da bizi tekrar tekrar Red Bull içmeye sevk eden şey neymiş öğrenelim. Kimine göre o madde kokain. Alman makamları, bu çok sevilen enerji içeceğinde kokain izine rastladıklarını açıkladılar ve Almanya nın altı eyaletinde Red Bull u yasakladılar. Ancak bu, ABD de ispatlanmadı. Red Bull un içindeki asıl suçlu, beyaz, toz şeklinde, aynı derecede bağımlılık yaratan bir başka madde, yani şeker. 170 ml lik tek bir Red Bull kutusunda yirmi yedi gram toz şeker var. Bu yaklaşık altı tatlı kaşığı veya bir kalem çikolata içinde bulunan şekere eşit. Çoğu uyuşturucu gibi şeker de o eski dostumuzun, kendimizi iyi hissetmememizi sağlayan dopaminin ve ona benzer diğer nörotransmitterlerin salgılanmasına yol açıyor. Princeton Üniversitesi nde yapılan bir araştırmada Profesör Bart Hoebel, gün içinde fareleri saatlerce aç ve susuz bıraktı. Daha sonra onlara çok yüksek miktarda şekerli sıvılar verdi. Araştırma ekibi, şekerli sıvıları aldıktan sonra farelerin dopamin düzeyinin tavana vurduğunu kaydetti. Ayrıca bağımlılık yaratma etkisi son derece yüksek bir madde olan morfine tepki veren opioid reseptörlerinin de uyarıldığını saptadılar. Birkaç gün sonra fareler, hem daha fazla şekerli sıvı istemeye başladılar hem de beyinlerinde yeni dopamin reseptörleri oluştu. Araştırmacılar, daha sonra şekeri azalttı. Farelerde gözlemledikleri geri çekilme semptomları, dişlerinin sesli bir şekilde takırdamasına kadar gidiyordu. 10

11 Gelelim kafeine. Kafein meselesi basit bir alışkanlık mı, yoksa gerçek bir bağımlılık mı? Bilim insanları, kafeinin, dopamin geri emilim sürecini yavaşlattığını, böylece beyindeki haz merkezlerini uyardığını ve kendimizi iyi ve enerjik hissetmemizi sağladığını buldular. (Kokain ve eroin aynı şeyi yapıyor ama onlar kafeinden katbekat etkili.) Kafein, bir doz adrenalin de salgılatıyor vücuda. Adenozin adı verilen ve uyku hissiyle ilgili olduğuna inanılan bir başka nörotransmitteri baskılayarak kendimizi enerjik ve uyanık hissetmemize yardım ediyor. Salgıladığımız o adrenalin azaldığında ne oluyor peki? Kahve içmeyi seven herkesin de bildiği gibi kendimizi yorgun, gergin, sinirli, melankolik hissetmeye başlıyoruz. Başımız ağrıyor. Çünkü kafein, beynimizdeki kan damarlarını daraltıyor ve adrenalin seviyemizi vücudun alıştığı düzeye geri getirmek için kahve içme ihtiyacı duyuyoruz. Uyuşturucuyu hemen, şu dakikada bırakma isteği duymuş olabilir misiniz? Mahalle Baskısı Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki tüketici olarak bizler tıpkı kuşlar ve termitler gibi kolektif bir bilince sahibiz. Etrafımızdakilerin neler yaptığına bakıyor ve kendi hal ve hareket tarzımızı ona göre değiştiriyoruz de Leed Üniversitesi nde görevli araştırmacıların yaptığı bir deneyde, gruplara ayrılan deneklere büyük bir salonda amaçsızca yürümeleri ve etraflarındaki insanlarla kesinlikle konuşmamaları söylendi. Ama araştırmacılar, küçük bir gruba tam olarak nerede yürümeleri gerektiğine dair ayrıntılı talimat verdi. Deney sonucunda herkesin, nereye gittiğini biliyor gibi görünen bir avuç deneği nedensizce takip ettiği gözlemlendi. Bilim insanları bu durumu, Araştırma, insan sürülerinin tıpkı kuş ve koyun sürülerinde olduğu gibi bir grup azınlığı bilinçsiz bir şekilde izlediğini ortaya koyuyor şeklinde özetledi. Elde edilen verilere göre iki yüz kişilik bir kitleyi etkilemek için bilinçli bireylerin oranının yüzde 5 olması yetiyor. Geri kalan yüzde 95, farkında olmadan onların peşinden gidiyor. Araştırmayı yöneten kişi olan Profesör Jens Krause şöyle diyor: Bu araştırmanın en ilginç tarafı, katılımcıların birbirleriyle konuşmasına ve işaretleşmesine izin vermediğimiz halde ortak bir karar almayı başarmaları oldu. Çoğu durumda katılımcılar, başkaları tarafından yönlendirildiklerini fark etmediler. Pazarlama dünyasındaki bunca yıldan sonra kesin olarak öğrendiğim bir şey var ki o da dünyanın, beyni markalar tarafından en kolay yıkanabilen insanlarının Asya da yaşadığıdır. Asya ülkelerinde bir erkeğin yarım düzine pahalı İsviçre saatine sahip olması, bir kadının bütün bir aylığını bir çift Prada ayakkabı için kenara ayırması sıradan şeylerdir. Asya da insan, ne giyiyorsa odur ve bu açıdan Amerikalıları bile geride bırakırlar. Asya da marka tercihlerinin toplumda bulaşıcı bir salgın gibi yayılması insanı hayrete düşürecek boyutlardadır. Louis Vuitton marka çanta taşıyan bir kadın bunu markanın hastası olduğu için yapmaz. Bir uzmanın da açıkladığı gibi Uyum sağlama ihtiyacı veya becerisi çok güçlü bir etkendir. Asyalılar, kolektivist toplumlarda yaşarlar ve grup kimliği orada çok önemlidir. Bu nedenle Japonya da ofis çalışanı bir kadının elinde Louis Vuitton çanta varsa bunun anlamı, ayak uydurmak için herkesin aynı şekilde hareket etmesi gerektiğidir. Louis Vuitton, Asya kültüründeki sürü psikolojisi üzerinden para kazanmayı çok iyi beceriyor. Bunun için Japon kadınlarının yüzde 78 inin ortak hayalini kullanıyor: Paris te evlenmek. Nasıl mı? Pazarlamasında, reklamlarında ve mağazalarında Fransızlığını vurguluyor. Japonya daki mağazaların tasarımı, hiçbir yerde olmadığı kadar Fransız. Göz alıcı, eski tarz Paris sokak görüntüleri ve Eyfel Kulesi, Zafer Takı gibi önemli eserlerin resimleri mağazaları süslüyor. Japonya daki mağazaların müdürleri genellikle Fransa da doğmuş kişiler (Maurice Chevalier den bile iyi aksanları var). Markanın bavulları ya da valizleri üzerinde Fransızca isim etiketleri bulunuyor. Valizler, şirketin amiral gemisi konumundaki mağazalarının girişlerine dikkat çekecek şekilde yerleştirilmiş. (Bu mağazalarda en iyi müşterilere Fransız yapımı Moët & Chandon şampanyası bile ikram ediliyor.) Louis Vuitton kataloglarındaki fotoğraflarda bile arka plan olarak Paris kullanılıyor. Japonya da bile modeller kesinlikle Japon değil. Ya etnik kökenleri belirgin olmayan ya da belirgin bir şekilde Fransız görünen modellerden seçiliyorlar. İnternete hangi ülkeden girerseniz girin, Louis Vuitton un sitesine girdiğinizde siteyi Fransızca gezmek isteyip istemediğiniz sorulur. Aslına bakarsanız Fransız tüketicisinin yaptığı alışveriş, şirketin cirosu içinde çok cüzi bir orana karşılık geliyor. (Hatta Fransız seçkinleri, bu markayı genellikle hor görür.) Louis 11

12 Vuitton, üretiminin büyük kısmını Hindistan da yaptırsa bile Japon pazarına gönderdiği valizleri Fransa da ürettirmeyi sürdürüyor. Sırf Fransız imajını korumak için. Nostalj Pazarlaması Bir şeyden büyük zevki, o şeyi ilk kez yaşadığımızda aldığımıza hiç dikkat ettiniz mi? Bir şarkının ya da filmin en iyi versiyonunun orijinali olduğuna; çocukluğumuzun geçtiği evin, daha sonraki bütün evlerden daha güzel ve daha iyi olduğuna; bir hikâyeden en fazla keyfi, onu ikinci ya da üçüncü kez dinleyişimizde değil, ilk dinleyişimizde aldığımıza? Nesnel olarak daha iyi olup olmadıkları bir kenara, geriye dönüp baktığınızda ilk deneyimler hep daha iyiymiş gibi görünürler. Çünkü biz insanlar (yani tüketiciler) geçmişin mükemmel olduğuna inandırılmışız. Kendi beynimiz de bunda pay sahibidir. Suçlu kim mi? Adına nostalji denen basit ama çok güçlü bir psikolojik ikna aracı. Pazarlamacılar onu çok iyi tanır. Mesele şu: Geçmişte (ve bir yere kadar da gelecekte) yaşamaya eğilimliyiz ve beynimiz de bundan hoşlanıyor. İnsanların kronolojik yaşlarında olduklarına inanmama sebepleri de bana göre kısmen budur. Aslında benim bir teorim var. Çoğu insanın psikolojik yaşı yetişkinlik döneminde hep aynı kalıyor. Doğum günü pastasının üzerinde kaç mum yandığının hiçbir önemi yok. Bir bankanın ellili yaşlardaki CEO suna ruh yaşınız kaç diye sormuştum. Hiç tereddütsüz on dokuz demişti. Bir oda dolusu insana bu soruyu sorun. Her iddiasına varım ki kimse gerçek yaşını söylemeyecektir. Sanki her birimiz iki kişiyiz. İçimizdeki kişi ve başkalarının gördüğü (daha yaşlı olan) kişi. Bu noktada şunu sorabilirsiniz: Tamam, mantıklı görünüyor ama şirketlerin bize mal satmasıyla bağlantısı nedir? Aslına bakarsanız aralarında çok yakın bir bağlantı var. Şirketler ve pazarlama uzmanları, algılanan yaşımızın alışveriş alışkanlıklarımızı belirleyen faktörlerin başında geldiğini iyi biliyorlar. Elli yaşında bir kadın neden saç boyası ya da kırışıklık kremi alır? Kırk yaşında bir adam neden RayBan gözlük ya da üstü açık Ferrari (orta yaş krizi arabası da deniyor buna) alır? Genç görünmek için değil. Oldukları yaş ile hissettikleri yaş arasındaki uçurumu kapatmak için. Yetişkin kadın ve erkeklerin gençliklerinde sevdikleri (ya da sevdiklerini hatırladıkları) onca şeyi, dar kotlar, hızlı arabalar, Converse All-Star ayakkabılar, Pink Floyd CD leri vs almalarının nedeni de işte budur. Kendimizi tekrar hissetmek için, daha doğrusu içten içe kaç yaşımızda olduğumuza inanıyorsak o yaşta hissetmek için aldığımız ürünlerdir bunlar. Oscar Levant ın dediği gibi Mutluluk, yaşadığınız değil hatırladığınız bir şeydir. Bahsettiğim tüm marka ve şirketler, çoğumuzun gözünde geçmişin şimdiki zamandan hep daha iyi olduğunu çok iyi bilirler. Sebebi çok basittir. Çünkü beynimiz böyle düşünmeye programlanmıştır. Beynimizin bize oynadığı en hoş oyunlardan biridir bu. Bizi, geçmişin acı dolu hatıralarından uzaklaştırır ve içimizi her şeyin daha iyi olacağına dair bir iyimserlikle doldurur. Ün ve Şöhret n G zl Güçler Ülkenin birindeki kraliyet ailesinin popülerliği yapılan anketlere göre yerlerde sürünüyordu. Halk, her birkaç senede bir yaptığı gibi, kraliyet ailesini yaşatmanın bir faydası olup olmadığını sorguluyordu. Ödedikleri vergilerin saraylara, muhafızlara, lüks ve ihtişama gitmesi kabul edilebilir bir şey miydi? Kraliyet ailesi mensupları, geçimlerini sağlamak için tam olarak ne yapıyorlardı? Kraliyet ailesi, bir halkla ilişkiler krizi içindeydi ve danışmanları çaresiz durumdaydı. İşte tam bu aşamada telefonum çaldı. Kraliyet ailesinin imajını düzeltmemi, eski parlak günlerine geri döndürmemi, bir başka deyişle, kraliyet ailesinin markasını yeniden yaratıp ayağa kaldırmamı istiyorlardı. Birkaç görüşmenin ardından, kendimi dünyanın en tanınmış ailelerinden birinin maiyetinde çalışırken buldum. Kraliyet dendi mi çoğu kişinin hayal gücü ve tutkuları harekete geçer. Ayrıca kraliyet ailesi mensubu olmayı, şaşaalı balolarla, şık kıyafetlerle, mükellef sofralarla, ışıl ışıl pırlantalarla ve emrinize amade hizmetkârlarla dolu bir hayat sürüp gününü gün etmeyi kim istemez? Kraliyet ailesi mensupları, çocukların (ve bir dolu yetişkinin) okuduğu her masalda, seyrettiği her filmde rol sahibidir yılında İngiliz Daily Mirror gazetesinin bir muhabiri, Buckingham Sarayı na uşak kılığında girip kraliyet kahvaltı sofrasını süsleyen Tupperware saklama kabının fotoğrafını çekince halk şoke olmuştu. Kraliyet ailesi mensuplarının Tupperware kullanmasını istemiyorlardı! Onlar, altın yaldızlı 12

13 kâselerden, antik gümüş kaşıklarla yiyip içmeliydiler! Ama şu da var ki fazla yüksekten uçarlarsa bu durumda da faturalarını ödemek zorunda olan halkta, açgözlü, tepeden bakan ve ulaşılmaz olduklarına dair bir algı oluşabilir. Sektörde biz buna peri tozu fenomeni diyoruz. Çıkış noktası şu: Ünlüler, halkla her etkileşime girdiklerinde bundan sihirlerinin yani peri tozlarının miktarı da etkilenir. Halka çok yakınlaşırlarsa, kolay erişilebilir olurlarsa peri tozları azalır. Şöhretli kişilerle bir hayli zaman geçiren biriyim ve şunu söyleyebilirim ki onlarla ne kadar çok zaman geçirirseniz o kadar normal biri oluyorlar. Gizem, sihir ve otoriteleri uçup gidiyor. Yani bir markadan soğuma söz konusu oluyor. Doğru miktarda peri tozuna sahip olmak, şöhret dediğimiz marka için her gün uğraşmak zorunda olduğu ince bir denge meselesidir. Şöhretler gerçek hayranları ile bir araya geldiklerinde menajer ve halkla ilişkiler danışmanları görüşmenin süresini işte bu nedenle otuz dakikayla sınırlı tutarlar. Ve şunu çok insan bilmez. Kraliyet ailesi mensupları o uzun eldivenleri sadece şık olmak için değil, halkla araya psikolojik bir mesafe koymak için de takarlar. Onlar, nefes alan canlı birer turist bürosu gibi çalışıyorlar ve bunun sonucunda da ülkelerine muazzam miktarda iş, sermaye ve kazanç getiriyorlar. Kısacası, onlar birer markadır. Üstelik de çok kârlı markalar. Ama şimdi benim kraliyet ailemi ve bu ailenin markasını anlatmaya devam edelim. İki yıl kadar önce büyük bir sıkıntı içinde olan bu aile, bir doz peri tozuna ihtiyaç duyuyordu. O ülkenin (kusura bakmayın ama adını veremem) ulusal sorumluluk duygularına hitap eden bir kampanya başlattım ve halka her büyük monarşinin, kendi kraliyet ailesine güvenmek ve inanmak durumunda olduğunu hatırlattım. Birbiri peşi sıra yapılan araştırmalar, halkın herhangi bir şeye inanç beslemesi durumunda ulusal ölüm oranlarının azaldığını, mutluluk seviyesinin yükseldiğini, ömür ortalamalarının uzadığını ve sosyal hizmetlerden daha az yararlandığını gösteriyor. Bütün bu bilgileri kamuoyuna anlatmak için çok uğraştım. Ayrıca o ülkenin vatandaşlarına kraliyet ailesinin vatandaşlık, sorumluluk ve kamu hizmetinin zirvesi olduğunu, kraliyet yemekleri ve şampanya brunch larının artık işe yaramadığını da hatırlatmamız gerekti. Buna paralel olarak, ailenin üyelerinin, kamuoyunca iyi bilinen hayır kurumlarına yönelik olarak üstleneceği yeni birtakım görev ve sorumluluklar belirledik. Kraliyet ailesi için çalıştığım sırada, birçok gizli ritüel ve geleneği öğrendim. Açıklamama izin yok ama size şu kadarını söyleyeyim, dünyadaki tüm kraliyet aileleri, popülerliklerini artırmanın en iyi ve en hızlı yolunun bir kraliyet düğünü yapmak olduğunu biliyor. (Prens William ile Kate Middleton ın düğünü etrafında süregiden tartışmaları düşünürseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız.) İkinci etkili yöntem hangisi, peki? Bir kraliyet bebeğinin doğuşu. Bir sürü ama bir sürü kraliyet bebeği yapın. Kraliyet golü atmak mı istiyorsunuz? O zaman ikiz yapın! Kend m Çok Güzel H ssed yorum Başarılı kişisel markalar yaratma örnekleri arasında Madonna nın da müstesna bir yeri vardır. Çoğumuz, yıllar içinde görünüşünün bir hayli değiştiğinin farkında olsak da her yeni albümle birlikte planlı ve titiz bir çalışma sonucunda yeni bir marka imajı yarattığını pek azımız fark etmiştir. Bazen tohuma kaçmış kız kurusu olur, bazen beyazlar içinde bir bakire, bazen Kabala tespihleriyle dolaşan ruhani bir karakter, bazen Marilyn Monroe nun Michigan da doğmuş soluk tenli taklidi, bazen koni göğüslü bir robot, bazen de yogayla kafayı bozmuş, İngiltere de yaşayan bir göçmen. Fakat hangi görünüme bürünürse bürünsün, bu dönüşümlerin arkasında müthiş bir pazarlama dehasının bulunduğu su götürmez. Walt Disney Studios şirketinin eski başkanlarından Jeffrey Katzenberg in de dediği gibi O, sürekli dönüşüm halinde. Asla olduğu yerde durmaz. Her iki yılda bir yepyeni bir imajla ortaya çıkar. Kendini yepyeni bir şekilde sunar. Yeni bir tavır, yeni bir aksiyon, yeni bir tasarım. Ve her seferinde de başarır. Şimdi size bunu nasıl başardığını anlatacağım. Madonna, yeni çıkardığı her CD için günümüzün ve yarının kültüründeki en yeni ve en yaygın trendlere dair haberleri, dergilerde çıkan fotoğraf ve illüstrasyonları keserek bir kolaj yapar. Dediklerine göre Madonna, kreatif ve prodüksiyon ekibi hep birlikte bir karakter yaratırlar ve CD kutusundan giyilecek kıyafetlere ve müziğin ritmine kadar her unsuru bu karakteri esas alarak belirlerler. Madonna, güncel kültürel trendleri yakından takip etmek, hatta oyunda bir adım önde yürümek 13

14 ve markasının gücünü korumak için bu taktiği uygular. Dinleyici kitlesinin Madonna yı hiçbir zaman yaşlanmayan biri olarak görmesinin de sebebi bu. (Kitlesinin çoğunluğunu, anneleri olabileceği yaştaki gençlerin oluşturması bunun kanıtı.) Bazı bakımlardan zamanlar üstü kalabilmesinin arkasında yatan faktör de aynı. Onca başarılı marka da işte tamı tamına böyle yaratılıyor. Bana inanın. Bu tekniklerin aynılarını yüzlerce kez kullandım. Müşterinin markasına katmak istediği duygu, anlam veya değer i bulmak için dergilerden kestiğim fotoğraf ve manşetleri geniş bir tüketici kitlesine gösteriyorum. Ortaya bir kolaj çıkıyor. Bunu da bir tasarım şirketine sunuyorum. Aslında iş ve pazarlama becerisine hayran oldukları, kendisinden feyz aldıkları kişiyi sorduğum zaman CEO ve CFO ların onundan dokuzunun cevabı Madonna oluyor. Neden peki? Çünkü Madonna, kendini yeni baştan yaratabilen ve yeni trendlere anında ayak uydurabilen birisi. Bu sayede de hayranları onun sadece müziğiyle değil, Madonna markasıyla da aralarında bir bağ kuruyor. Bunu ispatlamak için tüm deneylerim arasında müstesna yeri olan bir deney yaptım. Bir düzine insana iki seçenek sundum. Şöyle ki, otuz farklı çikolatanın olduğu bir kutudan veya sadece altı çeşidin olduğu bir başka kutudan bir çikolata alıp yemelerini istedim. Bilin bakalım ne oldu? Çoğunluk, altı çeşit çikolatanın olduğu kutudan aldı. Bu, daha az seçenek sunulduğunda tercih ve alışveriş yapma ihtimalimizin arttığına dair bir başka kanıttır. Geçenlerde tanınmış bir kitap zincirinin yöneticileriyle uzun bir sohbet fırsatım oldu. Ayrılırken çalışanlardan benim için benzer bir deney yapmalarını rica ettim. Girişte ve mağazanın ortasında bulunan yedi sekiz sergi masasından biri hariç hepsini kaldıracaklardı. O tek masaya da en fazla on ya da on beş kitap koyacaklardı. (Kitapçılarda her masada ortalama kırk kitap bulunur.) Bir hafta sonra, mağazanın gelirlerine baktık. Sadece yedi günde kitap satışları yüzde 2 artmıştı. (Çok gibi görünmeyebilir ama bir kitapçı için muazzam bir marjdır bu.) Uzun sözün kısası, okurlar, onca seçenek arasında boğuşmak zorunda kalmadıklarında ellerine bir kitap alarak mağazadan ayrılmışlardı. Pek, Ya Tavs ye Almak? 2002 yılında Today programının sunucuları aylık bir kitap köşesi yayınlamaya karar verdiler. Seçtikleri kitapları tanıttıkları gün, o kitaplar anında Amazon da zirveye fırladı ve ertesi hafta New York Times en çok satanlar listesinde de üst sıralarda yer aldı. Satış rakamlarının daha da artmasının tek bir yolu vardı, o da Oprah tarafından tavsiye edilmeleriydi. Barnes & Noble veya Borders ın süper mağazalarına girdiyseniz veya öyle ya da böyle Target, Best Buy veya Walmart gibi aşırı büyük herhangi bir mağazaya gittiyseniz tüketicilerin, dipsiz bir havuzu andıran kitaplar dünyasında, okuyabilecekleri iyi bir kitap bulabilmek konusunda kendilerine yol gösterilmesinden neden memnuniyet duyduklarını anlamanız kolaydır. İlginç bir gerçek var. İnsanların önüne ne kadar çok seçenek koyarsanız, onlar ters orantılı olarak o kadar az memnun olacak ve alışveriş yapma ihtimalleri de o kadar azalacaktır. Yanlış duymadınız. Konu alışveriş olduğunda, az, daima çoktur. (On sayfalık menüsü olan restorandan apar topar çıkıp kendinizi neden en yakındaki McDonald s a attığınızı hiç düşünmediniz mi?) Çok basit. Yanlış ve hatalı bir tercih yapma korkusu elimizi kolumuzu bağlıyor. Sağlık ve Manev yat Pazarlaması Sağlık satmak ( sağlık hayali satmak da denilebilir) müthiş kârlı bir iştir. Bunda şaşılacak bir taraf yok. Aslında o kadar kârlı bir iştir ki işlevsel gıda olarak adlandırılan ürünlerden oluşan bir pazar ortaya çıktı ve bu pazar inanılmaz bir hızla büyüyor. Bu pazarın büyüklüğü 2009 yılında ABD de 37,3 milyar dolardı. Şirketler, doğal olarak son derece kârlı (ve biraz da aldatıcı nitelikteki) bu pazardan pay alabilmek için çok çeşitli taktiklere başvuruyor. Mesela yüz kalorilik paket adı altında bir şey var. Üreticiler, gıdaları yüz kalori veren küçük porsiyonlar halinde ve genellikle de normal fiyatın iki katına satarak büyük kârlar elde ediyorlar. Sektörde çok yaygın olan bu stratejiye kendi aralarında algılanan sağlık ve iyilik adını vermişler. Burada önemli olan sözcük, algılanan. Şirketler, doğal olanın sağlıklı olduğuna inanalım diye her çareye başvuruyorlar. Ama bunun hakikatle uzaktan yakından ilgisi yok. İster inanın, ister inanmayın ama doğal terimi Gıda ve İlaç Dairesi tarafından tanımlanmamış bir ibare. Bu nedenle bir şirket isterse her ürününe doğal damgası vurabilir. Patates tozundan değil de gerçek patatesten yapılan cipsler, teknik açıdan doğal olabilir ama yine de işlenmiş, çok yağlı, çok tuzlu, besleyici yönü çok zayıf bir üründür. 14

15 Tüm bu laf cambazlıkları orta yerde dururken, gerçekte ne yediğimizi bilmiyor olmamıza şaşırmalı mıyız sizce? En sevdiğim cingözlük, bir yiyecek veya içeceğin onu tüketene enerji vereceğini söylemeleri. Oysa enerji, kalori demenin bir başka yolu. Yani bir sağlık ürünü için ölüm öpücüğü olabilecek bir hususu çok zekice olumlu bir şeye dönüştürüyorlar. Ürününde çok fazla kalori olduğunu bağıra çağıra yayacak bir şirket düşünebiliyor musunuz? Meyve suyu, meşrubat, tahıl gevreği, bisküvi ve çocuklara (veya çocukların suçluluk duygusunun ağırlığı altında ezilen anne babalarına) pazarlanan hemen hemen tüm ürünlerin ambalajlarında, gerçek meyvelerden üretildi veya hakiki meyve suyu içerir türünden ibareler olmasına ne demeli? Bir içecek ya da yiyecekte ne kadar gerçek meyve olmalı? Bunu net bir şekilde belirleyen bir yasa yok. Dolayısıyla çilek tadındaki o meyve rulolarının içinde sadece yarım damla meyve suyu ve parça başına sekiz gram şeker olduğunu öğrenirseniz sakın şaşırmayın. (Gıda firmalarının hem çocukları hem de anne babalarını nasıl hedef aldığını gösteren iyi bir örnektir bu.) Meyve suyu demişken, besin değeri yüksek unsurlarla güçlendirilmiş diye reklamı yapılan gıdalara ne demeli? Mesela kalsiyumla güçlendirilmiş meyve suyuna? Pazarlamacıların bayıldığı iddialardan biri de ürünlerinin düşük trans yağ oranına sahip olduğudur. Hatırlar mısınız, yıllar önce Gıda ve İlaç Dairesi, trans yağların yani gıdalar işlemden geçirilirken yağın hidrojene edilmesi neticesinde ortaya çıkan yağların kalp hastalıklarına yol açtığını duyurmuştu. Kalp hastalıkları, Amerikalıların bir numaralı can düşmanıdır. Doğal olarak gezegendeki tüm gıdalar, anında sıfır trans yağ ibaresiyle süslendi gururla. Sorun şu ki sıfır trans yağ etiketini taşıyan ürünler (bu arada etiket kuralları gereği, bu ürünlerde gerçekten de porsiyon başına maksimum 0,5 gram trans yağ bulunuyor) aslında ağzına kadar doymuş yağ dolu. Bu da trans yağlar kadar kalbimize zararlı. Yanında el bombası veya çakı taşıyan birinin Üzerimde tabanca yok! demesine benziyor bu. Ş şedek C n Bunların dışında kalan ürünlerde, mesela kozmetikte pazarlamacı ve reklamcılar akıllarına gelen her şeyi rahatça söyleyebiliyorlar (bunlar ilaç olarak görülmüyor, böylece dairenin şart koştuğu birçok klinik deneyden yakayı sıyırıyorlar). Mesela yüz kremi üreticileri, her türlü kurnaz ve genellikle ispat edilmemiş iddiayı bağıra bağıra söyleyebiliyorlar. Mesela, La Prairie markası (ürünlerini, iksir şişesini andıran bir kavanozda sunarak dilekleri gerçekleştiren sihirli bir güce sahip olduğunu düşündürmeye çalışıyor) insanların stres düzeyini düşürmeyi vaat ediyor. Konuştuğum bir doktor, bunun tıbben olanaksız olduğuna yemin ediyor. Cerrah dermatolog Eric Finzi nin ise Kozmetik sektörünün yüzde 98 i pazarlamadır dolarlık bir krem aldığınızda bunun 50 dolarlık kremlerden daha iyi olduğunu beklemenin hiçbir mantığı yoktur. Daha bile kötü olabilir dediği aktarılıyor. La Prairie nin Cellular Serum Platinum Rare adıyla satışa sunulan ürünü, cildinizin elektrik dengesini korurken, kirleticilerin de etkisini azaltmayı vaat ediyor. Givenchy nin Le Soin Noir adlı ürününde siyah deniz yosunları bulunuyor. Ürünün ilanında yazanlara bakılırsa bu yosunlar, yaşlanmanın cilt üzerindeki izlerini ortadan kaldıracak bir katalizörü yeniden yapılandırıyor. Bunu tam olarak nasıl başardığını sormaya kalktığınızda Givenchy yetkilileri size, şirketin yaptırdığı klinik testlerle bunun ispatlandığını söylemek dışında hiçbir açıklamada bulunamayacaktır. Çok popüler ve aşırı pahalı bir yoga ürün ve aksesuarları üreticisi olan Lululemon ın başı, New York Times ın 2007 de yayınladığı bir yazı sonrasında fena ağrımıştı. Şirketin satışa sunduğu VitaSea adlı ürünün deniz yosunundan üretilen ve Seacell olarak bilinen stres azaltıcı ve iyileştirici bir kumaştan yapıldığı iddia ediliyordu. Oysa etikette yazanın tersine, laboratuvar analizlerinde VitaSea içinde ne yosun, ne denizlere has aminoasitler ne mineraller ne de vitaminler bulundu. Lululemon, en azından bilimsel olarak ispat edinceye kadar iddialarını ivedilikle geri çekmeyi kabul etti. Bütün dünya, hâlâ o bilimsel araştırmanın sonucunu bekliyor. Son olarak La Prairie nin Skin Caviar Crystalline Concentre adı ile otuz mililitresi 375 dolara satılan ürününe bakalım. Markanın iddiasına göre (şaka yaptığımı sanmayın sakın) üründe dünyada sadece üç adet kalan Uttweiler Spatlauber türü, İsviçre ya has elma ağacının meyvelerinden elde edilen kök hücreler bulunuyor. Finzi, bu akıl almaz iddianın çürük yönlerini şöyle açıklıyor: Birincisi, hiçbir hücre kremin içinde canlı kalamaz. Hücre o kadar narin bir canlı yapıdır ki doğru ortamda değilse yaşayamaz. Elmayı ağaçtan kopardınız mı ölmeye başlar. İkincisi, bir bitkinin kök hücresi, insan cildine hiçbir şey yapmaz. 15

16 Ne yazık ki yaşlanmayı önleme vaadinde bulunan çoğu yüz kremi kullanıcıya neredeyse hiçbir fayda sağlamıyor. İngiliz Daily Mail gazetesinde adı geçen ünlü bir araştırmacı şöyle diyor: Genç kalmak isteyen insanlar, vitamin yüklü iksir ve haplara para harcamak yerine sağlıklı gıdalardan makul miktarda yemeli ve spor yapmalılar. Madem ki yanıltıcı pazarlama iddialarından gidiyoruz, artık GNC gibi zincirlerin ötesine yayılan ve birçok sağlıklı gıda mağazası ve eczanenin reyon ve raflarını tıka basa işgal eden milyarlarca dolarlık besin desteği sektörüne de bir bakalım. Köpekbalığı kıkırdağı, eklem iltihabına ve kansere iyi gelebilir ; arı poleni doğal tüm vitamin, mineral, protein, aminoasit, hormon ve enzimlerini içinde barındıran bir depo gibidir; gingko biloba zihinsel canlılık sağlar. En sevdiğim ise azgın teke otu. Çin ve Japonya da erkekler tarafından asırlardır kullanılan geleneksel bir bitki olduğundan başka bir şey bilmiyoruz (neye yaradığını anlamışsınızdır herhalde). Daha devam edebilirim. Bu ifadeler, Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylanmamış ve bu ürünler, hastalıkları teşhis, tedavi ve önlemek amacıyla üretilmemiş olsa da (kanunun okumamızı emrettiği etiketlerinde öyle diyor) bunları satın almaya devam ediyoruz. Mahrem yet n Sonu Evde bilgisayarınızın başında oturmuş, vakit geçiriyorsunuz. Derken bir e-posta geliyor. Hayır. Gönderen ne arkadaşınız ne de patronunuz. Şu caddedeki, sık sık uğradığınız, kozmetik ürünleri de satan eczaneden geliyor. Joanne, bizden Neutrogena nemlendirici aldığında 5 dolar indirimin var! diyor. Bu kampanya üç hafta sürecek diye de ekliyor. Bu eczane, sizin Neutrogena kullandığınızı nereden biliyor diye merak ediyorsunuz. Tesadüf olabilir diyerek üstünde durmuyorsunuz. Derken, bir hafta sonra mektuplarınıza bakarken aynı eczaneden gelen broşürü görüyorsunuz. Kullandığınız deterjanda, diş macununda ve suçluluk duyarak ama aynı zamanda büyük bir keyifle yediğiniz atıştırmalıkta başlayan indirimleri haber veriyor. Bu tesadüf olma boyutunu çoktan aştı. Oraya son gidişinizi hatırlayınca parçalar birleşmeye başlıyor. Hayatından bezmiş kasiyer, Mağaza kartınızı kullanacak mısınız? diye soruyor aldıklarınızın (yukarıda saydığım ürünler haricinde yara bandı, vitamin, kocanızın Head & Shoulder ı ve çeşitli reçeteli ilaçlar da dahil) ödemesini yaparken. Kırmızı plastik kartı, her zamanki gibi, düşünmeden kasiyere veriyorsunuz. Kasiyer, kartın üzerindeki minik barkodu cihaza okuturken sabırsızlıkla onu izliyorsunuz. Ödemeyi yaptıktan sonra kasiyer, altmış santimlik kocaman bir fiş çıkarıyor kasadan ve donuk bir sesle Bugün dört indirim kuponunuz var diyor. Bir paket Venus tıraş makinesi için yüzde 50 indirim (işe bakın ki bir başka markadan Venus e yeni geçiş yapmıştınız o sıralarda); Purell marka antibakteriyel jelde yine aynı oranda indirim (çok garip; daha yeni bitmişti); bir sonraki D vitamini alışverişinizde yüzde 10 indirim (D vitaminiyle ilgili bir sürü yazı okuduğunuzu nereden biliyorlar ki?); bir sonraki fotoğraf baskısı işleminizde kullanmanız için bir dolar değerinde hediye çeki (tam da yakınlarda ailecek bir araya gelecekken). Dışarı çıkarken mağaza içi ses sisteminden gelen müzik kulağınıza takılıyor. James Taylor, Fire and Rain şarkısını söylüyor. Şarkıyı hayatınız boyunca belki milyon kere dinlemişsinizdir ama gönültelinizi titreten, bebek patlaması günlerinin bu tatlı ninnisine hasta olduğunuzu bilmeleri, acaba bir tesadüf mü diye düşünmeden de edemiyorsunuz. Bunlar benim beynime mikroçip filan mı taktı acaba diye merak ediyorsunuz. Eh, onun gibi bir şey. Günümüzün ileri teknolojileri sayesinde şirketler, her hareketinizi takip edebiliyor. Bu eczane de, alışveriş yaptığınız diğer mağazalar da sizin istek, ihtiyaç, hayal ve alışkanlıklarınızı muhtemelen sizden iyi biliyordur. Bu enformasyonu kullanarak tahmin bile edemeyeceğiniz paralar kazanıyorlar. 100 milyar dolarlık veri madenciliği dünyasına hoş geldiniz. Ver ler Saklamak Veri madenciliği perdelemek için buna pazarlamada bilgi keşfi veya tüketici içgörüleri de deniyor tüketici davranışlarını takip ve analiz edip daha sonra elde edilen verilerin sınıflandırılması, özetlenmesi, derlenip toparlanması ve insanları alışveriş yapmaya ikna etmek için kullanılması anlamına geliyor. Veri madenciliği sayesinde şirketler sadece alışveriş alışkanlıklarınızı değil, ırk, cinsiyet, adres, tele- 16

17 fon numarası, eğitim düzeyi, ortalama gelir, aile bireylerinin sayısı, evcil hayvanınızın adı, en sevdiğiniz film gibi birçok bilgiyi de öğreniyor ve bir uzmanın deyişiyle, bizim bir ayna dünya mızı yaratıyorlar. Müşterileri arasında P&G, Macy s, PepsiCo, Coca-Cola, Kellogg s, Kraft Foods ve Home depo gibi şirketlerin yer aldığı Ohio merkezli veri madenciliği şirketi dunnhumbyusa nın CEO su Stuart Aitken e göre tüketici içgörülerini toplamanın asıl amacı, tüketicinin hangi gerekçelerle alışveriş yaptığını belirlemek. Müşterinin bir sonraki alışverişinde neler alacağını tahmin etmek ve ona özel teklifler sunan ilk şirket olmak her sektörden şirket için çok büyük önem taşır. Çünkü pazarlama verilerine göre yeni bir ürünü deneyen tüketici, o ürüne ortalama bir buçuk yıl sadık kalıyor. Yani bir mağaza, hangi yeni üründen memnun kalacağınızı belirleyebilirse ve o ürünü denemenizi sağlayacak numuneyi, hediye kuponunu ya da indirimi size sunabilirse, sonraki on sekiz ay süresince sizden para kazanacak demektir. Sizi bilmem ama ben ufaktan ufaktan tırsmaya başlıyorum galiba. Kred Kartını Kullanırsan Sonucuna Katlanırsın Dünyanın en büyük ve kârlılığı en yüksek perakende mağaza zinciri Walmart ın dünyanın en büyük veri bankalarından birini işlettiğini duymak sizi şaşırtmayabilir. Altı ülkede yaklaşık üç bin mağazası olan Walmart, bu mağazalarda kredi kartıyla yapılan işlemler sırasında müşterilerine dair veri topluyor ve bu verileri 7,5 terabayt saklama kapasitesi olan Teradata deposunda tutuyor. Walmart ın veri bankası, Amerikan devletininkinden katbekat büyük. Muazzam sayıda insana dair hiç akla hayale gelmeyecek veriler, Walmart ın elinde bulunuyor. İşte bu veriler sayesinde Walmart, belli bir zaman diliminde en çok hangi ürünlerin talep gördüğünü, hangilerinin satışlarının azaldığını, hangi ürünün hangi müşteri tarafından satın alındığını hep biliyor. (Walmart, sahip olduğu verileri hayli takıntılı şekilde saklamasıyla ünlü zaten.) Ve Walmart, bu verileri kullanarak bize nasıl para harcatacağı konusunda ustalaşmış bir şirket. Walmart gibi perakende mağaza zincirlerinin, deprem ve karakış gibi durumlarda gelirlerini en üst düzeye çıkarması için bazı şirketlerden nasıl destek aldıklarını daha önce anlatmıştım. Anlaşılan, geçmişte yaşanan aşırı iklim olaylarında toplanan verileri, hangi ürünlerin (herkesin aklına gelebilecekler dışındakileri kastediyorum) stoklanacağını belirlemek için de kullanıyorlar. Örneğin, birkaç yıl önce Amerika nın Atlas Okyanusu kıyısına bir kasırga yaklaşırken Walmart, bir önceki kasırga sırasında toplanan verileri inceledi ve o kasırgayı yaşayan insanların en çok hangi ürünleri satın aldığını saptadı. Hayır. En çok alınan ürün fener değildi. Kasırga öncesinde Walmart a gelenlerin en çok satın aldıkları ürün bira oldu. Ne gariptir ki satışı en çok artan şeylerden biri de Pop- Tarts oldu. Kasırga öncesinde çilekli Pop-Tarts satışları tam yedi kat artmıştı. Bunun belirlenmesiyle Pop-Tarts çeşitlerini yükleyen kamyonlar, yaklaşmakta olan kasırganın önündeki Walmartlara doğru hızla yola çıktılar. Ancak işin en ürkütücü tarafı, bu perakende devinin bir sürü para kazanıyor olması değil. Sıradan bir müşterinin, nasıl bir takip altında olduğuna dair en ufak fikri olmaması, işin en ürkütücü tarafı. Walmart ta mağaza kartı, kupon gibi şeyler yok. Sadece her gün indirimli fiyatlar var. Peki ortada bir müşteri sadakati programı yoksa, Walmart nasıl enformasyon topluyor? Kredi ve banka kartlarımız aracılığıyla. İşinin ehli bir veri madencisinin bir kredi kartından neler öğrenebileceğini bilseniz şaşardınız yılında Canadian Tire (lastiğin yanı sıra araba aksesuarları, elektronik cihazlar, sportif ürünler ve mutfak araç gereçleri de satan bir şirket) adlı firmanın yöneticilerinden J.P. Martin şirketin bir yıl önceki kredi kartı işlemlerinden elde edilen verileri analiz etmeye başladı. Martin in bulduklarından bazıları şöyleydi: Karbonmonoksit alarmı alanlar ve parke çizilmesin diye mobilyalarının ayaklarına koymak için yapışkanlı keçe alanlar, asla ödemelerini geciktirmemektedir. Ucuz, markasız motor yağı alanların, pahalı, markalı ürün alanlara kıyasla kredi kartı ödemelerini aksatma ihtimali daha yüksektir. Müşteri, arabası için kromdan bir kafatası aksesuarı almışsa o müşterinin faturasını ödememe ihtimali yüksektir. Martin, yaptığı analiz sonucunda elde ettiği bu veriler ışığında şu sonuca vardı. Ürünlerini satın aldığımız markalar, ruhlarımıza ya da en azından borçlarımızı ödeme niyetimize açılan birer penceredir. Bu, münferit bir örnek değildir. Martin in metotları aslında son derece yaygındır. Çoğu kredi kartı şirketinin, ödemelerinizi aksatıp aksatmayacağınızı belirlemek için ipuçlarını analiz etmekte kullandığı sistemleri vardır. (Aslında bu sistemler öteden beri hep vardı ama teknolojisi bu kadar geliş- 17

18 miş değildi.) Peki, hangi ipuçlarına bakıyorlar? Mesela gecenin bir yarısında online hesabınıza giriyorsanız bu, finansal durumunuzla ilgili endişeleriniz olduğuna işaret edebilir. İlaç veya market alışverişlerinde kredi kartınızı kullanıyorsanız, gelir gider dengenizin bozulduğu düşünülebilir. Nadiren kullandığınız kredi kartına bir anda yüklendiniz mi? Bir sonraki ayın borcunu ödeyemeyebileceğinize dair bir uyarı hatta kişisel iflasınızın habercisi bile olabilir bu. American Express, bir keresinde bir itirafta bulunmuş ve üye lerinin alışveriş yaptıkları yerlere bakarak kredi kartı limitlerini ona göre belirlediğini, üyenin parasal sorunları olduğuna dair belirtiler gördüğünde kart limitini düşürdüğünü açıklamıştı. Şirket, bu uygulamaya son verdiyse de benzer uygulamalardan yararlanan başka şirketler var de kişisel kredi kartı reytingleri düşük kişilere kart veren bir şirket, tefeci, masaj salonu, araba lastik tamircisi, evlilik danışmanı, bar ve gece kulüpleri ne sık sık giden üyelerin kredi limitlerini düşürdüğünü duyurmuştu. Veri madenciliği uygulamaları sayesinde bankalar ve kredi kuruluşları, finansal durumumuzu net bir şekilde öğreniyor ve durumumuza en uygun koşulları içeren, cümleleri bire bir bize hitap eden mektupları kapımıza gönderiyor. Hatta çok zaman, onların teklifini kabul etmemiz halinde mortgage veya kredi kartı ödemelerimizden ne kadar tasarruf edeceğimizi bile kuruşu kuruşuna hesaplıyorlar. Birkaç yıl önce bir banka, bu kişiye özel teklif işini fena halde abartmıştı. Banka, belli bir semtin uydu fotoğraflarını, kişiye özel kredi teklifini koyup gönderdiği zarflara bastırmış ve hangi evin kime ait olduğunu da bir bir işaretlemişti. İnsanlar gördükleri karşısında dehşete düşünce de doğal olarak kampanyaya son verilmişti. Tam olarak hangi yöntemleri ne şekilde uyguladıklarını ne bankalar ne de kredi kartı şirketleri açıklıyor. Alışver ş Arabanız S ze Da r Neler Söylüyor? Marketin kasasına geldiğinizde, önünüzdeki müşterinin neler satın aldığına bakarak nasıl biri olduğunu tahmin etmeye çalıştınız mı hiç? Mesela önünüzde bir kadın müşteri var. Düşük kalorili, dondurulmuş sarımsaklı piliç ve altılı diyet kola almış. Herhalde yalnız yaşıyor ve diyet yapıyor diye düşünüyorsunuz. Bu ürünlerden sonra kasaya bir şişe pahalı şampuan ve saç kremi koyduğunu görünce ise Marka ve güzellik kaygısı olan biri. Muhtemelen maddi durumu iyi diye geçiriyorsunuz aklınızdan. Sepetindeki bir kutu çamaşır suyu ilaveli antibakteriyel sıvı yüzey temizleyici ve bir şişe Purell sıvı sabun dikkatinizi çekiyor. Mikroplara karşı duyarlı biri diye tahmin ediyorsunuz. Son olarak tansiyon ölçme kitini kasaya bıraktığında ise Acaba evde yaşlı anne ya da babası mı var diye meraklanıyorsunuz. Kendisi rahatsızdır belki diye de ekliyorsunuz içinizden. Bu son gözlemi bir kenara koyuyor ve daha sonra doğrulanmasını bekliyorsunuz. Veri madencileri de bu tür tahminler yapıyorlar. Ama onların elinde son derece karmaşık veri takip teknolojileri ve bilgisayar modelleri var. Bunları kullanarak o kadının satın aldığı üç beş şeyden yola çıkıp sçok daha kapsamlı bir portre çizebiliyorlar. Nasıl mı? Mağaza kartınızı kasada kullandığınızda hangi ürünlerden, günün hangi saatinde ne miktarda ve hangi fiyattan aldığımıza dair bir kayıt oluşturuluyor. Bu kayıt bir veri merkezine gönderiliyor ve oradaki dijital klasörümüze ekleniyor. Çoğu şirket ve perakende satış mağazası, sadakat programları yoluyla sürekli veri topluyor. Daha sonra bu verileri küçük parçalara ayırıp haftalık, aylık ve yıllık tüketici davranışlarını belirliyor. Ardından bir matematik profesörünü bile afallatacak derecede karmaşık algoritmalar kullanarak ve bizim alışveriş alışkanlıklarımıza ve bizimle benzerlikler taşıyan milyonlarca başka müşterinin alışkanlıklarına bakarak kim olduğumuza ve neler satın alabileceğimize dair tahmin ve yorumlar yapıyorlar. Mesela, bakkaliye kategorisinde sayılan ürünler alırken mağaza kartımızı kullanırsak, en az bir süpermarket zinciri tarafından altı farklı müşteri profilinden birine sokuluruz: Zamanı Kısıtlı Et Yiyici, Doğaya Dönüşçü Müşteri, Seçici ve Keyif İçin Alışveriş Eden Müşteri, Mantıklı Müşteri, Bir Kereliğine Alışveriş Eden Sosyetik Sima veya Yoldan Alışveriş Eden Müşteri. Bu kategorilerin kapsamına giren özel indirim ve teklifler bize sunulmaya başlar. Bu verilerin, neler satın alabileceğimize dair şirketlere anlatabileceklerinin sınırı yok. Yoğurt ve vitamin mi aldım? Algoritmalar, mahallede yeni açılan spor salonu için bana bir davetiye gönderilmesinin iyi olabileceğini söyler. Hazır yemek almışsam veriler, benim meşgul bir adam olduğumu ve gazeteden kesmem veya yazıcıdan bastırmam gereken kuponlar yerine doğrudan cebime gelen kuponları tercih ede- 18

19 bileceğimi gösterir. Birdenbire bebek bezi ve ıslak mendil almaya başlamışsam, demek ki hayatımda radikal bir değişim yaşamışımdır ve çok yorgun ve bezgin bir haldeyimdir. İstatistiksel olarak da bir günlük bir spa terapisi teklifine atlama ihtimalim yüksektir. Veri madenciliği sektörü, bu verileri inceleyerek çok şaşırtıcı gerçeklere ulaştı. Mesela Walmart a gelen bir müşterinin Barbie bebek alması durumunda üç tür çikolatalı bardan birini satın alma ihtimalinin yüzde 60 daha fazla olduğunu duymuş muydunuz? Diş macunu alan birinin yanı sıra konserve ton balığı aldığını? Hatırı sayılır miktarda et alan bir müşterinin sağlıklı gıdalar satan bir mağazaya gittiğinde, et yemeyen birine kıyasla daha fazla para harcadığını? Peki, Kanadalı süpermarket zincirinin şu saptamasına ne dersiniz? Bu süpermarket zincirinin müşterileri, hindistancevizi aldılar mı yanında genellikle telefon kartı da alıyorlarmış. Mağaza yönetimi başta bunu nasıl yorumlayacaklarını bilememişler. Hindistancevizi ile telefon kartının ne alakası olabilir diye düşünmüşler. Ancak düşününce Karayip Adaları ve Asya dan gelen nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hizmet verdiklerini, o coğrafyalarda hindistancevizinin yemeklerde bolca kullanıldığını, Karayipli ve Asyalı müşterilerin hindistancevizi alırken memleketteki yakınlarını aramak için ayrıca telefon kartı aldıklarını anlamışlar. Şimdi diyebilirsiniz ki İyi, tamam, öyle olsun ama bu süpermarket bu bilgiyi kullanarak paramızı nasıl alacak? Her şeyden önce, perakendecilerin tabiriyle yanındalık diye bir şey vardır. Bu, temel olarak mağazanın, ilk bakışta birbirleriyle alakasız fakat aynı müşteri kitlesine hitap eden iki ve daha fazla sayıda ürünü birbirinin yanına koymasını ifade ediyor. Böylece, o Jamaikalı müşteri hindistancevizini aldığında, başını azıcık sağa ya da sola çevirdiğinde çok stratejik bir şekilde yerleştirilmiş telefon kartını görüyor ve anneciğini ne zamandır aramadığını hatırlıyor. Pes! Attığın Her Adımda Kişisel gizlilik konusunun ateşli savunucularının patisindeki en büyük diken, hiç kuşkusuz internetin kralı, dünyanın bilgisini düzenlemeyi şirket misyonu edinmiş olan Google dır. İnternet üzerindeki en karmaşık algoritmalara ve veri izleme becerisine sahip olan Google, ne aradığımızı bildiği gibi genel arama kalıplarımızı kullandığımız bilgisayarlarla eşleştirir. Google ayrıca izlediğimiz online videoları, dinlediğimiz müzikleri, okuduğumuz yazıları, indirdiğimiz dosyaları ve daha fazlasını da bilir. E-postalarınızda bahsi geçen konularla ilişkili kavramsal reklamlar sunmak adına yazışmalarınızı bile tarar. Ve tabii ki Google Maps sayesinde nerede oturduğunuzu, kitaplığınızda hangi kitaplar olduğunu, kapınızın önünde park ettiğiniz arabanın markasını ve bacanızdan duman çıkıp çıkmadığını bile bilir Google. Eğer bunun çok kötü bir şey olduğunu düşünüyorsanız acele etmeyin. Reklamcılarla veri madencilerinin, sosyal medyayı kullanarak gelecekte beyninizi nasıl yıkayacaklarını daha anlatmadık. Yazılım şirketi SAS, geçenlerde Facebook ve Twitter gibi sosyal medya sitelerinde dönen muhabbeti analiz edebilen bir ürün çıkardı. En etkili yorumların kimler tarafından yapıldığı, dolayısıyla pazarlama anlamında en iyi hedeflerin kimler olduğu bu ürünle belirlenebiliyor. Amazon un da aralarında olduğu çok sayıda şirket, 2010 yılı içinde Facebook ile işbirliği yaptı. Eskiden Amazon, hangi kitap ve müzikleri takip ettiğinizi bilir ve ona göre ürün pazarlardı. İki sitenin de üyesiyseniz ve Amazon un sitesinde bir kitap ya da albümü beğenirseniz, küçük bir simge, Facebook arkadaşlarınızın kaçının aynı ürünü beğendiğini size gösterir. Veri madenciliği ile mahalle baskısının bundan güzel örneği olur mu? Şirketlerin ve pazarlamacıların bize mal satmak için her türlü sinsi taktiği uyguladığı doğrudur. Ama markalarla beynimizi yıkayanlar sadece şirketler değildir. Aslında markayla beyin yıkama işini biz birbirimize de (bazen olumlu anlamda üstelik) yapıyoruz. Size son olarak şunu söyleyeceğim: Öyle ya da böyle, bugün Marka Detoksumdan bir yıl sonra, sevdiğim ve kullandığım markaların ne kadar bağımlısı olduğumu kabullenmekte zorlanıyorum (hâlâ da öyleyim). Gillette Fusion tıraş bıçağından uzun uçak yolculuklarından sonra yüzüme sürdüğüm Clarins nemlendiriciye ve evimdeki Pepsi kutularına kadar ben bir bağımlıyım. Öte yandan, hüsranla sonuçlanan detoks maceram, benim sadece bir pazarlamacı değil aynı zamanda herkes gibi bir tü- 19

20 ketici olduğumu anlamamı da sağladı. Onlarsız yapamayacağım, kim olduğumu ve gelecekte nasıl biri olmak istediğimi tanımlayan sadece birkaç marka olduğunu anladım. Umarım bu kitap, sizin de markalarla aranızdaki karmaşık ilişkiyi ve markalar tarafından ne zaman ve nasıl maniple edildiğinizi anlamanıza yardımcı olmuştur. (Kitapta konu edilen etik meselelere dair tartışmaları sürdürmek veya markanızın veya şirketinizin nasıl tüketici dostu olabileceğine dair ayrıntıları isteyen reklamcı ve pazarlamacıları ise web siteme bekliyorum: Ha bu arada, Kıbrıs ı hâlâ seviyorum. Martin Lindstrom: 2009 yılında TIME Dergisi nin Dünyanın En Etkili 100 İnsanı listesine girdi. Yazar, Konuşmacı, Danışman ve usta Marka Yaratıcısı Martin Lindstrom, tüketim, pazarlama, markalar ve son olarak da nöro-bilimsel araştırma alanlarında dünya çapında bir uzman olarak benzersiz bir yer edindi. Amacı, satın almak denen hiç bitmeyen oyuna bir anlam kazandırmak olan Lindstrom, New York Times ve Wall Street Journal ın çok satanlar listesine giren Buyology- Satın Almak Hakkında Bildiğimiz Her Şey Neden Yanlış? adlı kitabın yanı sıra markalar ve pazarlama üzerine 4 önemli çalışmanın yazarı. Buyology kitabının devamı olan Brandwashed Eylül 2011 de piyasaya sürüldü. Fast Company ve TIME ın köşe yazarlarından biri olan Martin Lindstrom, Wall Street Journal, Newsweek, The Economist, New York Times, BusinessWeek, The Washington Post, USA Today ve diğer bir çok yayın için de yazılar yazmaya devam etmektedir. Martin Lindstrom u twitter adresinden takip edebilirsiniz. Brandwashed, 2012, Optimist Yayınları. 20

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2013

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2013 ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2013 ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 10 Ιουνίου 2013 ΩΡΑ: 11.00 14.15 ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi? Alkollü İçecek: 18.12.2011 Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? -Akşam yemeğinden sonra saat 20:00 civarında. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? -Kendim satın almadım. Kız

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙ ΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2006

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙ ΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2006 ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙ ΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2006 Μάθηµα: Τουρκικά Ηµεροµηνία και ώρα εξέτασης: Πέµπτη, 1 Ιουνίου 2006 11:00 13:00

Detaylı

Böbrek Hastalıklarında BESLENME. TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir. BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ

Böbrek Hastalıklarında BESLENME. TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir. BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ Böbrek Hastalıklarında BESLENME TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ Böbrek Hastalıklarında BESLENME Diyetiniz günlük enerji gereksiniminize

Detaylı

SAĞLIKLI YAŞAM VE BESLENME ALIŞKANLIKLARI BİLGİ FORMU

SAĞLIKLI YAŞAM VE BESLENME ALIŞKANLIKLARI BİLGİ FORMU SAĞLIKLI YAŞAM VE BESLENME ALIŞKANLIKLARI BİLGİ FORMU KİŞİSEL BİLGİLER Adınız: Soyadınız: Doğum Tarihi: Doğum Yeri: Adres: (Ev) (İş) Telefon:(Ev): (İş) (Cep) E-mail: Eğitim Durumunuz: Mesleğiniz: KİLO

Detaylı

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı çeken sigara vücuda birçok zarar vermekte ve uzun süre

Detaylı

Kari m ve eşi Kelly alti sonra çocuk sahi bi olmak i sti yor

Kari m ve eşi Kelly alti sonra çocuk sahi bi olmak i sti yor Kari m ve eşi Kelly alti sonra çocuk sahi bi olmak i sti yor Karim in eşi Kelly altı ay sonra hamile olmak istiyor 1. Karim in eşi Kelly altı ay sonra hamile olmak istiyor Karim in eşi Kelly hamile olmak

Detaylı

Bebeğinizin Beslenme Sağlığı ve Zeytin Yağı

Bebeğinizin Beslenme Sağlığı ve Zeytin Yağı Bebeğinizin Beslenme Sağlığı ve Zeytin Yağı Bebek beslenmesinde 0-3 yaş arası kritik bir dönemdir. Bu dönemde annelerin her konuda olduğu gibi beslenme konusunda bebekleri için mümkün olan en 1 / 7 iyi

Detaylı

Doğum Yeri 2,2 4,4 2,2 4,4 4,4 2,2 2,2 2,2 28,8 2,2 6,6 17,7 4,4 4,4 2,2

Doğum Yeri 2,2 4,4 2,2 4,4 4,4 2,2 2,2 2,2 28,8 2,2 6,6 17,7 4,4 4,4 2,2 Doğum Yeri Katılımcıların doğum yerlerine bakıldığında üçte birine yakınının (%28,8) İzmir doğumlu olduğu görülmüştür. İzmirlileri, Kars doğumlular (%17,7) ve Kütahya doğumlular (6,6) izlerken diğer katılımcıların

Detaylı

Sağlıklı besleniyoruz Sağlıkla büyüyoruz. Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sağlıklı besleniyoruz Sağlıkla büyüyoruz. Diyetisyen Serap Orak Tufan Sağlıklı besleniyoruz Sağlıkla büyüyoruz Diyetisyen Serap Orak Tufan İstanbul 2015 NEDEN OKULA GİDERİZ? PEKİ NEDEN YEMEK YERİZ? Hastalanmamak için Daha Güçlü olmak için Daha çabuk büyümek için Karnımızı

Detaylı

Pazarlama Otomasyonu Kullanırken Unutulmaması Gereken 5 Nokta

Pazarlama Otomasyonu Kullanırken Unutulmaması Gereken 5 Nokta f Pazarlama Otomasyonu Kullanırken Unutulmaması Gereken 5 Nokta Reklamın satmadığı dönemlere çoktan girdik. Markalar satış ve pazarlama stratejilerini bunun üzerine kurduğu, odaklandırdığı devirler de

Detaylı

KAMERUN A SATILABİLECEKLER

KAMERUN A SATILABİLECEKLER KAMERUN A SATILABİLECEKLER GIDA SEKTÖRÜ: - Makarna - Un - Bisküvi - Şekerleme - Maya ve kabartma tozları - Unlu mamul katkı malzemeleri - Konserveler - Salça ve turşular - Margarin ve sıvı yağlar - Yoğurt

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal: Yardımlaşalım adlı hikayemizi biz hazırladık. Tekerlemeler:

Detaylı

TÜRKÇE. NOT: 1. 2. 3. soruları yukarıdaki metne göre cevaplayınız. cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti konmalıdır?

TÜRKÇE. NOT: 1. 2. 3. soruları yukarıdaki metne göre cevaplayınız. cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti konmalıdır? TÜRKÇE Hiçbir zaman elinde sapan olan bir arkadaşım olmadı. Daha doğrusu, öyleleri ile arkadaşlık yapmadım. Çünkü minicik bir kuşun canına kıyarken acıma duygusu olmayan kişi, zor duruma düşene elini uzatmaz.

Detaylı

EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ. Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin

EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ. Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin Bu yayın, FSA nın (Food Standards Agency) izniyle tercüme edilmiştir. Bu kitapçık, bir GAV yayınıdır. GAV Yayın No:

Detaylı

5. Sınıf Fen ve Teknoloji

5. Sınıf Fen ve Teknoloji KONU: Besinler ve Dengeli Beslenme Besinlerin gerekliliği Bütün canlılar büyümek, gelişmek, ve yaşamını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için beslenmeye ihtiyaç vardır. Canlılar koşmak, yürümek

Detaylı

Devamı4. - portakal,mandalina vb.. narenciye çeşitlerinin gece

Devamı4. - portakal,mandalina vb.. narenciye çeşitlerinin gece - portakal,mandalina vb.. narenciye çeşitlerinin gece tüketilmemesi tafsiye ediliyor. Sebebi gece tüketildiği zaman dişleri sararttığı yönünde,eğer yiyecekseniz üzerinden bir elma yemenizi tafsiye ediyorum.

Detaylı

19 22 ŞUBAT 2014 ANTALYA

19 22 ŞUBAT 2014 ANTALYA ANFAŞ FOOD PRODUCT GIDA İHTİSAS FUARI ŞEMSİYE STAND ORGANİZASYONU RAPORU 19 22 ŞUBAT 2014 ANTALYA Ahmet SABUNCU Dış Ekonomik İlişkiler ve Uluslararası Organizasyonlar Müdürlüğü Fuarcılık Masası Uzmanı

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

İngiliz doktorlar daha sağlıklı olmak isteyenler için 30 öneri getiriyor.

İngiliz doktorlar daha sağlıklı olmak isteyenler için 30 öneri getiriyor. İngiliz doktorlar daha sağlıklı olmak isteyenler için 30 öneri getiriyor. The Independent gazetesinde yayınlanan sağlık ipuçları listesinde günde bir diş sarımsak yemek, sık sık balık tüketmek, kansere

Detaylı

1- Süt ve Sütten Yapılan Besinler

1- Süt ve Sütten Yapılan Besinler Besin Grupları Doğada çok çeşitli besinler bulunmakta ve her besinin besin öğesi bileşimi farklılık göstermektedir. Besin öğelerini tek bir besinle vücudumuza almamız imkansızdır. Besin öğelerinin dengeli

Detaylı

Besin Gidaların Yararı ve Zararı

Besin Gidaların Yararı ve Zararı Besin Gidaların Yararı ve Zararı Yiyip içtiklerinizin sağlığınızı nasıl etkilediğini, ömrünüzü uzatıp uzatmadığını ya da sizi yavaş yavaş öldürüp öldürmediğini merak ediyormusunuz. Yiyeceklerin eksi ve

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynıdır. Her gün çeşitli gıdalar yemeniz gerekir.

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynıdır. Her gün çeşitli gıdalar yemeniz gerekir. KANSER HASTALARINDA BESLENME DESTEĞİ Dengeli ve sağlıklı beslenme sadece tedavi gören kanser hastaları için değil tedavi sonrası süreçte de sağlıklı yaşamı oluşturan önemli unsurlardan biridir. Kanser

Detaylı

SAĞLIKLI BESLENME TABAĞI

SAĞLIKLI BESLENME TABAĞI SAĞLIKLI BESLENME TABAĞI Ekmek, diğer tahıllar ve patates Meyve ve sebzeler Et, balık ve alternatifleri Yağ ve şeker oranı yüksek yiyecek ve içecekler Süt ve süt ürünleri Sağlıklı beslenme tabağı insanların

Detaylı

DiYABET VE BESLENME N M.-

DiYABET VE BESLENME N M.- DiYABET VE BESLENME Diyabet tedavisinin amacı;kan şekeri kontrolünü sağlayarak diyabetin seyrinde gelişebilecek bozuklukları (komplikasyonları) önlemek veya geciktirmek; böylece yaşam kalitenizi yükseltmektir.

Detaylı

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ ΙV ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70013 Γ) HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK Sağlıklı bir

Detaylı

n lf o o d p l a Bu metnin Türkçeye çevirisi Pınar Enstitüsü'nün desteği ile gerçekleştirilmiştir.

n lf o o d p l a Bu metnin Türkçeye çevirisi Pınar Enstitüsü'nün desteği ile gerçekleştirilmiştir. g olf or w. coo n lf o o d p l a et. g or co w w et. ww w.efa d.o rg.eufic.org w ww Bu metnin Türkçeye çevirisi Pınar Enstitüsü'nün desteği ile gerçekleştirilmiştir. Bisiklet sürmeyi öğrendiğin zamanı hatırlıyor

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ:

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: 1. Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? (Hangi saatlerde) 2. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? 3. Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını

Detaylı

VÜCUT BAKIMI VE TEMĠZLĠĞĠ

VÜCUT BAKIMI VE TEMĠZLĠĞĠ VÜCUT BAKIMI VE TEMĠZLĠĞĠ Sağlıklı bir yaşam için vücudun deri, saç, el ayak, ağız ve diş gibi kısımlarının bakımı ve temizliğine önem verilmesi gerekir. Derinin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi ve vücuda

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ OKULA UYUM OKULUM, BEN VE ARKADAŞLARIM Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 2 YAŞ MİNİK ARILAR SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal: Paylaşalım bunları adlı hikâyemizi biz hazırladık. Tekerlemeler:

Detaylı

Okul günüm. Anne-babalar ve çocuklar için için okula başlama rehberi. Niedersächsisches Kultusministerium

Okul günüm. Anne-babalar ve çocuklar için için okula başlama rehberi. Niedersächsisches Kultusministerium Derste biraz önce resim yaptık. Şimdi öğretmen resimlere bakıp neyi daha iyi yapabiliriz diye bize öneride bulunuyor. Öğlenleri okulumuzun yemekhanesinde yemek yiyorum. Yemekler çoğunlukla lezzetli ve

Detaylı

Gençlerin Kozmetik Kullanma Davranışları

Gençlerin Kozmetik Kullanma Davranışları Gençlerin Kozmetik Kullanma Davranışları Prof. Dr. Gülsen DEMİR Adnan Menderes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Selahattin YAMAN Adnan Menderes Üniversitesi Fen Edebiyat

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

İçindekiler. HSG Tarım... 3 Elma... 5 Appy... 7 Üretim Tesisimiz... 9 Üretim... 13 Soğuk Zincir... 17 Satış ve Pazarlama... 19

İçindekiler. HSG Tarım... 3 Elma... 5 Appy... 7 Üretim Tesisimiz... 9 Üretim... 13 Soğuk Zincir... 17 Satış ve Pazarlama... 19 İçindekiler HSG Tarım... 3 Elma... 5 Appy... 7 Üretim Tesisimiz... 9 Üretim... 13 Soğuk Zincir... 17 Satış ve Pazarlama... 19 1 2 HSG Tarım Adını 1969 da üretilen ilk yerli traktörden alan HSG Tarım, tarımda

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

ŞİKAYETİNİZ Mİ VAR??? Yemek sonrası şişkinlik hissediyorum... Yemeklerden sonra hazımsızlık hissediyorum...

ŞİKAYETİNİZ Mİ VAR??? Yemek sonrası şişkinlik hissediyorum... Yemeklerden sonra hazımsızlık hissediyorum... ŞİKAYETİNİZ Mİ VAR??? Yemek sonrası şişkinlik hissediyorum... Yemeklerden sonra hazımsızlık hissediyorum... ŞİKAYETİNİZ Mİ VAR??? Ha4ada 2-3 defa kabızlığım oluyor... Kabız olduğumda fissür/hemoroid şikayetlerim

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

neden az yağlı az kolesterollü diyet?

neden az yağlı az kolesterollü diyet? neden az yağlı az kolesterollü diyet? DYT-YRD07 Rev / 2 Yürürlük Tarihi / 30.12.2005 Rev Tarihi / 17.18.2012 neden az yağlı az kolesterollü diyet? Kolesterol insan vücudunda doğal olarak bulunan yağa benzer

Detaylı

EKMEKSİZ DİYET OLUR MU? ŞİŞMANLIĞIN TEK SUÇLUSU EKMEK Mİ? Dilara Koçak Beslenme ve Diyet Uzmanı 8 Mart 2013 www.dilarakocak.com.tr

EKMEKSİZ DİYET OLUR MU? ŞİŞMANLIĞIN TEK SUÇLUSU EKMEK Mİ? Dilara Koçak Beslenme ve Diyet Uzmanı 8 Mart 2013 www.dilarakocak.com.tr EKMEKSİZ DİYET OLUR MU? ŞİŞMANLIĞIN TEK SUÇLUSU EKMEK Mİ? Dilara Koçak Beslenme ve Diyet Uzmanı 8 Mart 2013 www.dilarakocak.com.tr Ağacın kökü toprak İnsanın kökü EKMEK tir. 2 BİR AYDA 7-12 KG. VERMEK

Detaylı

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi pişirdik. Topla tanışma oyunları oynadık. Heykel ol, adını

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI. Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum.

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI. Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum. FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum. Bilmeceler:

Detaylı

ÖZEL EFDAL ANAOKULU YILDIZ GRUBU MART AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ANAOKULU YILDIZ GRUBU MART AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ANAOKULU YILDIZ GRUBU MART AYI BÜLTENİ BU AY ÖĞRENDİKLERİMİZ SU- BİTKİLER Su ile ilgili bildiklerimiz kavram haritası oluşturduk. Su çeşitlerini listeledik. Suyu kullandığımız yerlere göre grupladık.

Detaylı

Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım

Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım http:www.babycentre.co.uk/midwives 10 steps to a healthy pregnancy (Turkish) Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım 1. Hamilelik sürecini erkenden planlayın ve organize edin! 2. Sağlıklı

Detaylı

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU 173 Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU Hiçbir canlının beslenmeden yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bu, her yaşta olmak üzere, insanlar için de geçerlidir. Özellikle bebekler ve

Detaylı

Çocukların Medya Tüketimleri ve Yaşam Tarzları. Nobody s Unpredictable

Çocukların Medya Tüketimleri ve Yaşam Tarzları. Nobody s Unpredictable Çocukların Medya Tüketimleri ve Yaşam Tarzları 1 Nobody s Unpredictable Çocukluk Affan Dede ye para saydım,. Havuzda su şırıl şırıldır Zıpzıplarım pırıl pırıldır. Ne güzel güzel dönüyor çemberim; Hiç bitmese

Detaylı

Güncel Gıda Araştırması - I

Güncel Gıda Araştırması - I Güncel Gıda Araştırması - I Tavuk, Yumurta, Sebze-Meyve 23 Haziran 2014 2 Dörtok Hakkında Dörtok İletişim, Türkiye de halkla ilişkiler ve iletişim sektöründe oluşan uzmanlaşma ihtiyacı üzerine, sağlık

Detaylı

Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı

Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı ...ZEDE Bir adam... Bel Plan (Görüntü adama doğru yaklaşıyor) Bir şehir... Geniş Açı Şehirde hayat akıyor... Ve insanlar... Geniş Açı Düşme görüntüsü Yüksek bir yerden düşme hissi, aşağıya doğru tilt...

Detaylı

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ?

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? Kalsiyum bir çok kişinin bildiği gibi kemik ve dişlerin yapı, oluşum ve sürdürülmesinde temel bir gereksinimdir. Kemik erimesini azaltmada yardımcı

Detaylı

Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree Aşşk Kahve ve Laduree Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum.

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Tip 2 Diyabet Hastaları için. Beslenme Kılavuzu*

Tip 2 Diyabet Hastaları için. Beslenme Kılavuzu* Tip 2 Diyabet Hastaları için Beslenme Kılavuzu* Değerli hastalar, Hazırladığımız bu kısa kılavuz ile size günlük hayatınızda tüketeceğiniz gıda maddelerini seçerken, yönünüzü daha iyi belirleyebilmenize

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

ZAYIFLAMA DiYETi. TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir. BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ

ZAYIFLAMA DiYETi. TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir. BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ ZAYIFLAMA DiYETi TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ ZAYIFLAMA DiYETi Diyetiniz günlük enerji gereksiniminize göre size özgü planlanmıştır.

Detaylı

EKOZ KOZMETİK. Farklı ve Kaliteli Ürünler. ekozkozmetik.com facebook.com/ekozkozmetik

EKOZ KOZMETİK. Farklı ve Kaliteli Ürünler. ekozkozmetik.com facebook.com/ekozkozmetik EKOZ KOZMETİK Farklı ve Kaliteli Ürünler ekozkozmetik.com facebook.com/ekozkozmetik 2 Hakkımızda Günümüz modern tüketici ihtiyaçları doğrultusunda dünya genelindeki yeni trendleri takip etmek suretiyle

Detaylı

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN Biraz düşünelim... Alışverişe gittiniz; her zaman akıllı ve anlayışlı olan oğlunuz istediği oyuncağı alamayacağınızı söylediğinizde

Detaylı

SEMT PAZARLARINA BAKIŞ. Hazırlayan: Cem Emre ÇALIŞKAN DORA ARAŞTIRMA Eylül 2009

SEMT PAZARLARINA BAKIŞ. Hazırlayan: Cem Emre ÇALIŞKAN DORA ARAŞTIRMA Eylül 2009 SEMT PAZARLARINA BAKIŞ Hazırlayan: Cem Emre ÇALIŞKAN DORA ARAŞTIRMA Eylül 2009 İÇERİK Giriş Demografi Bulgular Semt pazarlarından alışveriş sıklığı Semt pazarlarının tercih edilme nedenleri Semt pazarlarından

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Başarıda İç Disiplin Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. İÇ DİSİPLİN NEDİR? Her zaman yaptığınız veya yapmak zorunda olduğunuz işleri iki şekilde yaparsınız:

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

TEOG ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİMİZE VE VELİLERİMİZE KÜÇÜK TAVSİYELER

TEOG ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİMİZE VE VELİLERİMİZE KÜÇÜK TAVSİYELER TEOG ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİMİZE VE VELİLERİMİZE KÜÇÜK TAVSİYELER Sınava sayılı günlerin kaldığı bu süreçte öğrencilerimizde ve velilerimizde kaygıyla heyecanın iç içe olduğunu biliyoruz.bu nedenle TEOG öncesinde

Detaylı

Sağlıklı nesiller için, sağlıklı balıklar büyütmek gerek

Sağlıklı nesiller için, sağlıklı balıklar büyütmek gerek Sağlıklı nesiller için, sağlıklı balıklar büyütmek gerek Çamlı, sağlıklı nesiller için, sağlıklı balıklar büyütür! Her eve, her aileye, özellikle de çocuklara sağlıklı beslenmeyi aşılamak, balığı sevdirmek

Detaylı

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR!

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR! Acıbadem Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile, çocuğun doğumundan itibaren vücudunda hangi hormonların ne gibi işlevleri olduğunu, ilk 3 yılın önemini ve ergenlik

Detaylı

REM - Derin Demografi Konferansları

REM - Derin Demografi Konferansları TÜKETİCİ İHANET HANET VE SADAKAT ÜZERİNE REM - Derin Demografi Konferansları Mayıs -2006t Tüketici kral değildir İhtiyaçlarını farketmez; farketse de kolay kolay söylemez Rasyonel değildir, bir çok duygusal

Detaylı

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI 1 31 MART TEMA ÇALIŞMALARIMIZ Merakla ve sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyoruz..gelir umuduyla.. Bu ay temamız İlkbahar.. Kışı gördük, iliklerimize kadar yaşadık aylardır..

Detaylı

Gazlı İçecekler Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?

Gazlı İçecekler Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor? Son yıllarda özellikle sofralarımıza hakim olmuş gazlı içecekleri içmeden önce bir kez daha düşünmek de yarar var. Gazlı içecekler hakkındaki gerçekleri anlatan Judith Valentine'in makalesi, bu yabancıyı

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Daha şimdiden sigara içebilir miyim?

Daha şimdiden sigara içebilir miyim? Daha şimdiden sigara içebilir miyim? www.rauchfrei-dabei.at RAUCHFREI D BEI Ich zieh mit! Gesundheit und Kultur Leo Daha şimdiden sigara içebilirim. Çocuklar, sigara içilen bir odada bir saat içinde bizzat

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

Özgüven Nedir? Özgüven Eksikliği Nedir?

Özgüven Nedir? Özgüven Eksikliği Nedir? Özgüven Nedir? Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik,

Detaylı

Halkın sofrasındaki pahalanma TÜİK enflasyonunu üçe katlıyor HALKIN ENFLASYONU ALDI BAŞINI GİTTİ

Halkın sofrasındaki pahalanma TÜİK enflasyonunu üçe katlıyor HALKIN ENFLASYONU ALDI BAŞINI GİTTİ Umut Oran Basın Açıklaması 09.11.2013 Halkın sofrasındaki pahalanma TÜİK enflasyonunu üçe katlıyor HALKIN ENFLASYONU ALDI BAŞINI GİTTİ Ekim sonu itibariyle TÜFE bazında yıllık enflasyon yüzde 7.71 olarak

Detaylı

Yazarla ilgili detaylı bilgiye www.sayasa.com adresinden erişilebilir.

Yazarla ilgili detaylı bilgiye www.sayasa.com adresinden erişilebilir. Didem Kanca Üstay, 1977 yılında İstanbul da doğdu. Lisans diplomasını 1998 yılında Amerika da Georgetown Üniversitesi nden aldı. 1998-2000 seneleri arasında tıp fakültesi lisans ders lerini tamamladı.

Detaylı

GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME

GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME NEDEN ÖNEMLİDİR? Hayat sağlıkla güzeldir BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ Gebelik öncesi ideal ağırlığında olan yetişkin kadınların ortalama 9-14 kg arasında (ayda 1-1,5kg)

Detaylı

Atıklarınızı lütfen ayırınız!

Atıklarınızı lütfen ayırınız! Atıklarınızı lütfen ayırınız! Aşağıdaki atıklar çöp konteynerine ait değillerdir. Bunları ayrışmış şekilde biriktirmek için varolan düzenekleri kullanınız! Atık madde ayrışımı = Çevre sağlığı Atık kağıt,

Detaylı

ÖNEMLİ ANLARI KAZANMAK: Her zaman doğru zamanda doğru mesajla doğru insana ulaşmak.

ÖNEMLİ ANLARI KAZANMAK: Her zaman doğru zamanda doğru mesajla doğru insana ulaşmak. ÖNEMLİ ANLARI KAZANMAK: Her zaman doğru zamanda doğru mesajla doğru insana ulaşmak. Bugün bildiğimiz anlamıyla online olma dönemi sona erdi. Artık online olmuyoruz, online yaşıyoruz ; her zaman açığız,

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız:

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΔΙΕΤΘΤΝΗ ΜΕΗ ΕΚΠΑΙΔΕΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Δ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ½ ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı 30 Kasım 2008 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Beypazarı Köyleri fotoğraf

Detaylı

ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI

ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI 16 EKİM DÜNYA GIDA GÜNÜ Dünya da bir yanda obeziteyle mücadele yapılırken diğer tarafta açlıktan ölme noktasına gelen insanlara

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı