Globalleşmeye Ahlâkî Bir Yaklaşım

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Globalleşmeye Ahlâkî Bir Yaklaşım"

Transkript

1 Globalleşmeye Ahlâkî Bir Yaklaşım Doç. Dr. Đbrahim Hakkı AYDIN 1 Öncelikle bu Sempozyumu düzenleyen Đstanbul Đlim ve Kültür Vakfına teşekkür eder, hepinizi saygıyla selamlarım. Global Đngilizce bir kelime olup; küre, top, yuvarlak, dünya; dünya küresi modeli anlamlarına gelen globe kelimesiyle aynı kökten gelmektedir. Anlamı ise tüm dünyayı kapsayan, küresel, evrensel, dünya çapında, cihan şümul anlamlarına gelir. Küreselleşme ya da globalleşme ise, dünyanın ekonomik ve siyasi sisteminin bütünleşmesi ve tek bir elden yönetilmesidir. Başka bir ifadeyle globalleşme, ülkelerin sahip oldukları maddi ve manevi değerlerin ve bu değerler çerçevesinde oluşmuş birikimlerin milli sınırları aşarak dünya çapında yayılması, farklılıkların bir bütünlük ve uyum sağlamasının gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu kelime literatürümüze dünya küçüldü, her ülkenin bağımsızlığı ve sınırları izafi hale geldi, hiç bir mesele dünyadan soyutlanarak ele alınamaz., ülkeleri demir perdelerle tecrit etmek mümkün değildir gibi ifadelerle dile getirilmektedir. Bu şekilde tanımlanan globalleşmeyle dünyanın evrensel bir site halinde bütünleştirilmesi fikri, teorik planda yeni bir olgu değildir. Öteden beri değişik inanç grupları ve felsefî akımlarda da bu düşünceyi görmemiz mümkündür. Bu düşünce ilk kez fikir bazında, Stoacılık ta ortaya çıkmıştır. Zenon (m.ö ) evrensel mantık (logos) a bağlı ve bütün insanlığın kardeşliği esasına dayalı evrensel bir dünya devleti kurulabileceğini savunmuştur. Ayrıca ilkel kabile dinleri hariç, bütün dünya dinlerinde de bu düşünceyi görebiliriz. Çünkü onlar tek bir milletin değil, bütün insanlığın dini olma peşindedirler. Bu dinlerin başında Đslam gelmektedir. Đslam`a göre globalleşme eşyanın tabiatında mevcuttur. Yerde ve gökte ne varsa Allah (cc.)`ı zikreder. 2 mealindeki ayet bunun örneklerinden biridir. Yine Kur`an`da ki ey insanlar hitabı ve Hz. Muhammed (s.a.v.) in bütün insanların ve cinlerin peygamberi olduğu 3 inanışı da, bunun örneklerindendir. Bu anlamda Bediuzzaman Said Nursi, Peygamberimizin sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için bir ahlak örneği ve eğitimcisi olduğunu belirtmekte ve onun insanların akıllarını, ruhlarını, kalplerini ve nefislerini güzel ahlaka yönelten birisi olduğuna işaret etmektedir. 4 Gerçek manada küresellik ya da evrensellik Đslam ın en temel özelliğidir. Bu bağlamda, Đslamiyet in globalleşmeyi emretmekte olduğu söylenebilir. Başka bir açıdan ise, Đslamiyet in daima birlik ve beraberlik içinde olmayı teşvik etmiş, bölünmeyi, parçalanıp ayrılmayı kesin bir dil ile yasaklamış olduğunu düşünürsek, onun öncelikle Müslümanlar ve sonra da bütün insanlığın birlik ve beraberlik içinde olmalarını tavsiye etmiş olduğunu görürüz. Ayrıca en güzel ifadesiyle Đnsanların en hayırlısı insanlara en hayırlı olandır. 5 hadisinin gereğince, insanlığa hizmet etmek de Đslam ın emri olduğunu kabul edersek konu daha iyi anlaşılacaktır. Diğer dinlerde de, bazı farklılıklarla, aynı gayeyi görmek mümkündür. Yahudilikteki Yehova, anlayışı, Hıristiyanlıktaki evrensel sorumluluk anlamına gelen Katolik kelimesi papayı tüm dünyanın lideri hali getirmek düşüncesi, onlardaki cihanşümul olma hedefini gösteren bazı örneklerdir. Toplumların birbirlerinden etkilenmelerinde iletişim teknolojisi önemli bir fonksiyona sahiptir. Özellikle çağımızda küreselleşme, en önemli araç olarak teknolojiyi kullanmaktadır. Sözlü ve yazılı iletişim araçları vasıtasıyla günümüz insanları bulundukları bölgelerden çok uzaklardaki, -dün varlıklarından bile haberdar olmadıkları- kişilerle her gün-her an fiziki ya da manen bir arada bulunma olanağına sahiptirler. Bu yolla her şey kitlelere çok hızlı bir şekilde sunulmakta ve toplumlar arasındaki farklılıklar azalmaktadır. Teknolojik gelişmelerin sağlamış olduğu imkânlardan dolayı, günümüzün toplumsal değişiklikleri o denli hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir ki, önceleri bir kaç asırda olabilen değişiklikler artık bir insan ömrüne çok rahat sığabilmektedir. Đşte bunun sonucunda da globalleşme hızla gerçekleşmektedir. Buna bağlı olarak da kültürler arasındaki sınırlar-mesafeler azalmakta ve ortak bir kültür oluşmaktadır. Bu olgu ilk bakışta çok normal karşılanabilir, ya da moda denilip geçiştirilebilir. Ancak kanaatimce yaşanılan bu hızlı değişimler, dünya egemenlerinin zihin dünyalarının bir ürünüdür. Bu ise bilerek ya da bilmeyerek, bir kültürün ve ahlakın yerine başka bir kültürü ve ahlakı yerleştirme, tek düzelik yaratma çabasıdır. Dünyanın globalleşme yolunda hızlı bir şekilde ilerlediği inkâr edilemez bir gerçektir. Bu noktada sorulması gereken belki de en önemli soru şudur: Globalleşmenin öznesi var mıdır, varsa kimdir? Bu olayda inisiyatif kimin elindedir? Genelde küreselleşme ya da globalleşmenin kendiliğinden, öznesiz oluşan bir süreç olduğu ifade edilmektedir. Eğer küreselleşme kendiliğinden oluşan bir süreç ise ve kontrol edilemiyorsa, durdurulması gerekiyorsa, o zaman buna kim nasıl dur diyecek? Yoksa dünya durdukça bu süreç hep devam mı edecek? Bana göre Dünya kendi iç dinamikleriyle bir değişim süreci içinde değil, büyük oranda bir değiştirilme süreci içindedir. Bunun neticesinde de değerlerimiz arasında olan kuşaklar arasındaki köprüler gittikçe zayıflamaktadır. Her ne kadar globalleşmenin kendiliğinden, öznesiz olarak gerçekleştiği ileri sürülse de, Bizim kanaatimize göre, gerçekte ex nihilo (yoktan var olmuş) değildir. Küreselleşmenin arkasında, bu süreci elinde tutan birtakım güçlerin olduğunu düşünmeden edemiyorum. Dünyayı etkisi altına alan küreselleşme süreci dünya üzerinde yaşayan her ulusun, her toplumun ve her insanın hep beraber gerçekleştirmekte karar kıldığı bir olgu olmasa gerek. Belki de küreselleşme, düşünsel, kültürel ve ekonomik bir proje olarak tasarlanıp, uygulamaya yönelenlerin olayıdır. Yani bütünüyle özneden bağımsız düşünülemez. Hiç kuşkusuz bu özne tarihsel, düşünsel ve ekonomik olarak bugünün şartlarıyla, batının uygarlığının kendisidir. Bugünün şartlarıyla dedim, çünkü bence eylem olarak globalleşme, bugünden az olsa da, tarihte de vardır. Tarihte doğunun, doğu uygarlığının dünyaya yayılması, hâkimiyeti yani küreselleşmesiydi. O dönemde doğu, ilim fen, medeniyet ve düşüncenin kaynağı olduğu gibi, gücün kuvvetin kaynağı da olmuştur. Bu anlamda dünyaya hükmetmiştir. Bugün ise küreselleşme, batı merkezli insan ve evren anlayışının kendini ekonomik, sosyal, toplumsal ve politik alanda kurmasının ve yaratmasının önemli bir anını ifade eder. Bu noktada şu da ifade edilmelidir ki, günümüzde globalleşme daha ziyade, iktisadi, siyasi ve kültürel alanda gündeme gelmektedir. Onun temellerini, makro düzeyde ülkelerin ticari, mali ve siyasi politikaları ile daha pek çok alanda birbirlerine ileri derecede bağımlı hale gelmeleri oluşturmaktadır. Zaten küreselleşmenin asıl çıkış noktası da bir anlamda materyalizmi kurtarmaktır. Nitekim büyük kapitalist güçler, ekonomik çıkarlarını korumak ve güçlendirmek için, kendi ulus devlet yapıları yeterli gelmeyince, yeni çareler aramışlar ve daha başka pazarlara ve kitlelere ulaşmaya çalışmışlardır. Bu ihtiyaçlarını gidermenin en rasyonel yolu da globalleşme olsa gerek. 6 Đşte bundan dolayı büyük sermaye sahipleri, düşen kâr hadlerini yükseltmek için çok uluslu şirketlerin önündeki siyasi sınırları aşmak amacıyla, globalleşme düşüncesini ortaya atmış olduklarını düşünüyorum. 1 Doç. Dr. Đbrahim Hakkı Aydın: 1960'ta Trabzon'da doğdu. Đlk, orta ve lise tahsilini Trabzon'da, yüksek öğrenimini Atatürk Üniversitesi Đlahiyat Fakültesinde tamamladı. Diyanet Đşleri Başkanlığının çeşitli kademelerinde ve Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü bünyesinde öğretmen olarak görev yaptı. Fransa, Mısır ve Avusturya'da bulunan üniversite ve kütüphanelerde sahası ile ilgili araştırma ve incelemelerde bulunup konferanslar vermiştir. Halen Atatürk Üniversitesi Đlahiyat Fakültesi Đslâm Felsefesi Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktadır. 2 Kur'ân-ı Kerîm, Teğâbün Sûresi, 64/1. 3 Bkz. Kur'ân-ı Kerîm, En'âm Sûresi, 6/ Said-i Nursi, Sözler, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995, s Aclunî, Keşfu'l-Hafâ, Daru'l-Kutubu'l-Đlmiyye, Beyrut 1988, I/393, Hadis No: Bkz. H. N. Erkızan, "Küreselleşmenin Tarihsel ve Düşünsel Temelleri Üzerine," Doğu Batı, yıl 5, sy. 18, 2002, s. 69, 70. 1

2 Her ne kadar globalleşmenin esas vurgusu ve arkasındaki asıl güç ekonomi olduğu kabul edilir. Ancak her ne kadar pek dile getirilmiyorsa da, konunu kültürle, ahlakla, dini hayat ve inançla ilgili boyutu gözden uzak tutulamaz. Çünkü küreselleşme olgusu tek bir yönlü, salt ekonomik ya da salt sosyolojik boyutlu değildir. Nitekim ekonomik küreselleşme beraberinde ahlaki değerler alanında küreselleşmeyi de zorunlu olarak getirmiştir. 7 Zira genel anlamda küreselleşme iki temel açıdan ele alınabilir. Bunların biri, Fizikî nesnelerin yaygınlaşmasıdır. Giysiler, takılar, yiyecek ve içecekler, elektronik cihazlar, Đnternet, doları ya da Euro gibi. Bu daha çok, bilim ve teknolojiye doğrudan bağlı olan yöndür. Diğeri ise, değerlerin yaygınlaşmasıdır. Đnsanî, kültürel, dinî, siyasî değerler, çevre şuuru gibi. Bu anlamda ki globalleşme dolaylı olarak teknolojinin tesirindedir, fakat eylemi değerler alanında gerçekleşir. Biz burada daha çok değerlerin yaygınlaşması bölümünün ahlâkî boyutu üzerinde durmaya çalışacağız. Đnsanın var olanlar hakkında, hangi yolla olursa olsun, edindiği bilgiler ve bu bilgilere dayanarak ortaya koyduğu eser ve davranışlar kültürü oluşturmaktadır. 8 Ayrıca kültür, insan toplumunun, biyolojik olarak değil de, sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve maddi olmayan ürünler bütünü, sembolik ve öğrenilmiş ürünler ya da özellikler toplamı olmaktadır. 9 Yine, kültür ahlâkın önemli bir kaynağı kabul edilir. Buradan da anlaşılacağı gibi kültür ve o kültürün doğurduğu ahlak bir milleti diğer milletlerden ayıran bir kimlik niteliğindedir. Buna özgün veya milli kültür de denir. Dolayısıyla her milletin kendine özgü bir kültürü, ahlakı vardır ve o ahlak söz konusu milletin izlerini taşır. Milli kültür, dolayısıyla milli ahlak, milleti millet yapan unsurlarındandır. Bunun için de herhangi bir milletin millet olarak var olabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için, özgün kültürünü, ahlakını koruması, bir başka ifadeyle, globalleşme sürecinde vazgeçemeyeceği ilkelerini gözetmesi gerekir. Çünkü ahlakî alandaki globalleşme milli ahlakın yok olmasına neden olursa, bu ciddi anlamda problemler doğuracaktır. Bu noktada şunu da belirtmeliyim ki, ahlakın bir kısmı özgünse, diğer bir kısmı da bütün insanlığa aittir. Bütün insanlığa ait olan ahlak yaygındır, globaldir. Bu anlamdaki ortak ahlak kitle ahlakı veya popüler ahlak diye ifade edilen ahlak, insanlığın malıdır. 10 Ortak ahlak paylaşmaya müsaittir. Paylaşılmasında her hangi bir sakınca yoktur. Đşte bu ahlak çerçevesinde globalleşmeye olumlu bakılabileceğini düşünüyorum Kültürel ve ahlakî globalleşme önemli oranda basın yayın organları vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Moda adı altında büyük kitleler hedef alınmaktadır. Batının hedeflediği globalleşme, eski globalleşmenin aksine, öncelikle bütün insanlığın kendileri gibi yaşaması, yemesi-içmesi, giyinmesi ve kendilerine hizmet eden gönüllü hizmetçiler haline gelmesidir. Bu globalleşmenin temelinde ekonomik, fiziki etkenler vardır. Ancak bu fiziki nesnelerin globalleşmesi, beraberinde değerler alanında da globalleşmeyi getirmektedir. Çünkü her fiziki nesnenin bir değer alanı, kültürel ve ahlakî boyutu vardır. Đşte bu noktada önemli olan, yaşanan değişiklikler süreci içinde özellikle kimlik değerlerin korunmasıdır. Zira bu değişim sürecinden uzak durmanın pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Đnsanın fıtratında tekâmül duygusu mevcuttur. Đnsan, eşyaya şekil ve düzen veren, değerler yaratan, yaşadığı çevreyi değiştiren ve kendini devamlı yenileyen üstün bir varlıktır. Akıl gücü sayesinde insan organik ve inorganik tün kâinata hükmetme, irade gücü ile de eşyaya dilediği şekli verme yeteneğini Allah tan almıştır. Nitekim Allah And olsun ki, Biz insanı en güzel kıvam üzere yarattık. 11 ayeti ile kendi eserini övmüş ve onu en üstün yeteneklerle donattığını vurgulamıştır. Bu bağlamda, globalleşmenin önümüze koyduğu problemleri sahip olduğumuz bütün ahlakî birikimlere dayanarak, kültürel ve ahlakî devamlılık içerisinde değişerek ele alınmalıdır. Bunun ihmal edilmesi halinde, tarihsel birikim ile ilişkinin son derece zayıflayacağı bir gerçektir. Global olma, sahip olduğumuz değerlerin değişmesi anlamına gelmeyebilir. Değerler muhafaza edilerek gerçekleştirilebilir. Yani Biz kalarak Globalleşmek olmalıdır. Đnsan, bütün eşyaya hükmetmekle onu düzenlemekle geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç boyutlu bir zaman içinde değerlendirmeler yapan bir varlıktır. Đşte bu bağlamda, insan ve insanın oluşturduğu toplumlar bir anlamda globalleşmek durumundadır. Nitekim tarih boyunca çeşitli toplumlarda görülen sosyal, dini alanlardaki kavgaların temelinde, değişmeyen yüksek değerler ile değişebilen iğreti/alt değerler bulunmaktadır. Bu çerçevede tarih şuuruna sahip olan insan değişmeye uygun yaratılmıştır. Nitekim değişime uğramayan hiçbir insan ve toplum yoktur. Bu noktada önemli olan, ahlakî devamlılık içerisinde kalmak kaydıyla, yüksek ve sabit değerlerin örselenmeden globalleşmenin sağlanabilmesidir. Yani kimliğimiz niteliğinde olan değerlerimizi ahlakımızı kaybetmeden, globalleşme gerek fiziki gerekse manevi çevre şartlarına uygun yaşamak için gerekli olan yenilenmeyi ya da tekâmülü sağlamak anlamında olmalıdır. Aynen yılan derisini değiştirirken yeni derisini yine kendinden edindiği gibi bir değişim. Bunun bir adım ötesi de, benimsediğimiz ve tüm insanlığın iyiliğini gözeten, evrensel olabilen kendi değerlerimizin daha geniş kitlelere ulaşması için her türlü çaba içinde olmaktır. Bu bence insanlığa önemli bir hizmet olacaktır. Teknolojik açıdan ilerleyen ve küçülen dünya insanı, sadece medeniyetin nimetlerinden istifade etmemekteler, birtakım ahlaki yozlaşmalarla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Said-i Nursi de bu ahlaki yozlaşmaya dikkat çekmiş, onun beraberinde diğer alanlarda da çöküşler, gerilemeler getirdiğini belirtmiş ve ondan korunmanın Kur an ın emirlerine sarılmakla olabileceğini belirtmiştir. 12 Nitekim K. Kerim in bütün insanlığa indiğini, inanan, inanmayan hiçbir insanın aleyhine bir hüküm içermediğini 13 ve her milleti kendi değerleri içerisinde korumayı emrettiğini 14 düşünürsek onun bu probleme çözüm olacağı daha iyi anlaşılacaktır. Kısacası teknolojik gelişmeler neticesinde, yüzyılımızda dünya toplumları birbirlerine o denli yaklaşmışlar ki ulusal eğilimler, giderek sınır tanımaz eğilimler ve kollektif tepkilere dönüşmüş ve milletlerin bağımsız hareket etme yetenekleri giderek azalmıştır. 15 Öyle ki devletlerarası sınırlar sadece coğrafi olarak hissedilmektedir. Dolayısıyla bu süreç milli devletlerin geleceğini de tartışmaya açmıştır. Böylece günümüzdeki bir hareket, ülkeler hatta kıtalar bazında kalmamakta, bütün dünyayı sarabilmektedir. Bunların neticesinde, birlikte yaşamak zorunda olduğumuz dünyanın problemlerinin de arttığı bilinen bir gerçektir. Gittikçe artan bir ölçüde toplumlar birbirlerini etkilemektedir. Bu gidişin pluralist, yani çok kültürlü, çok ahlaklı, çok hukuklu, çok dilli ve çok dinli toplumları oluşturması kaçınılmazdır. Birbirine yaklaşan toplumlar ve kültürler, değerler mozaiği meydana getirmektedirler. Başka bir ifadeyle günümüz insanı, farklı bir dine ve kültüre mensup insanlarla bir arada yaşamak zorunda kalmaktadır. Bu zorunluluk bazı değer problemlerini beraberinde getirmektedir. Bu problemleri de birlikte çözüp, her kesimin asgari mutluluğunu sağlayacak genel geçerliliği olan ortak değerlerin tespiti, kaçınılmaz ve en iyi alternatif olsa gerek. Sosyal hayat durgun bir yapı değildir. Her anı şartlara bağlı olarak ağır, ya da hızlı bir şekilde değişime maruz kalmaktadır. Bu yeni dünya düzeninde yeni fikirlerin ve yeni değerlerin oluşumu da tabii bir şeydir. Bu yeni oluşum içinde bizim kültürümüz ve dolayısıyla ahlakımız da kendi payına düşeni almaktadır. 16 Bu değişikliklerden kaçınmamız mümkün değildir. Her an yeniden oluşmakta olan ahlakî değerlerimize mümkün olduğunca olumlu müdahaleler yapmalıyız. Başka medeniyetlerin etkisinden kaçınmak mümkün değilse, etkilenme sonucu oluşacak yeni ahlakın içinde kendi değerlerimizi hissettirmeliyiz. Nitekim farklı ahlakî değerlerin çatışmasıyla ortaya çıkacak olan yeni ahlak, çatışan değerlerin izlerini taşır. Bunun için biz de ahlakımızla bu çatışmanın içinde olmalıyız. Kültürde ve ahlakta bu değişim ve millilik özelliğini kaybetme tehlikesini fark eden Bediuzzaman, 7 Taşkın Takış, "Fantastik Bir Festival: Küreselleşme," Doğu Batı, yıl 5, sy. 18, 2002, s. 5; H. N. Erkızan, "Küreselleşmenin Tarihsel ve Düşünsel Temelleri Üzerine," Doğu Batı, yıl 5, sy. 18, 2002, s Bkz. Necati Öner, Felsefe Yolunda Düşünceler, Đstanbul 1995, s Bkz. Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, Đstanbul 2000, s Bkz. N. Öner, Felsefe Yolunda Düşünceler, s K. Kerim, et-tin 95/4. 12 Said-i Nursi, Emirdağ Lahikası, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995, s. 1, 21; Said-i Nursi, Tarihçe-i Hayat, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995, s Bkz. K. Kerim, Âl-i Đmrân, 3/75-76; Nisâ, 4/ Bkz. K. Kerim, Hucurat, 49/ Zbigniew Brzezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, çev. Haluk Menemencioğlu, Đş Bankası Yay. 1994, s Sadık Tural, Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler, Ankara 1992, s. 35,

3 evrensel ilkelerin oluşturulabileceğini kabul etmekle birlikte, örf ve adetler konusunda başka milletleri taklit etmeye karşı çıkmıştır. 17 Hemen burada yanlış anlaşılmamak için şunu da belirtmeliyim. Oluşmakta olan yeni değerler bütünü içinde bizim değerlerimizin yer alması isteği, diğer milletlerin değerlerini asimle etmek isteği değildir. Asıl amaç globalleşme sürecinde insanımızın öksüzleşmemesi, kimliğini kaybetmemesidir. Aynı hakka diğer milletler de sahip olmalıdırlar. Bu yapılırken tek vazgeçilmez şart, benimsetilen her değerin bir milletin değil, bütün insanlığın menfaatine olmasının gözetilmesidir. Ahlâki değerlerin kaynaklarından biri olan kültür; örf, adet, gelenek ve göreneklerden beslenir. Yukarıda da değindiğimiz üzere, kültür; tarih bakımından mevcudiyeti kesin olarak bilinen bir toplumun sosyal etkileşim yoluyla nesilden nesile gelişerek aktarılan maddi ve manevi yaşam tarzlarının belirlenmesinde etkili rol oynar. Bu suretle, insanlarda benlik ve mensubiyet duygusu, kimlik şuurunun kazanılmasına yardımcı olur. Böylelikle kültür, bütünleşmeyi sağlar ve yaşanan çevreyi ve şartları toplumun hedefleri yönünde değiştirme isteği ve iradesi veren değer, norm ve sosyal kontrol unsurlarının belirlediği bir sistem olur. 18 Daha önce de ifade etmiş olduğumuz gibi, bu kültürün genel tanımı içinde milletlere has olan ve onları birbirinden ayıran özgün kültürün yanında, bütün insanlığın ortak olduğu ortak kültür de vardır. Đşte her gün biraz daha globalleşen dünyamızda, özgün kültürün sınırları gittikçe daralırken, ortak kültürel değerlerin sınırları genişlemektedir. Genişleyen ortak kültürel değerlerin yeniden oluşumunda, her millete kendi kimliğini ve vazgeçilmez değerlerini erozyona uğratılmadan muhafaza etme fırsatı verilmeli. Yoksa globalleşme uğruna milletlerin vazgeçilemez değerleri korunamaz hale gelir. Vazgeçilmez değerlerini kaybeden milletler aslında kendi öz varlığını kaybetmiş olur. Böyle olunca da küresel kraliyet kurulmuş olur. Dolayısıyla da Dünya demokrasi ile değil krallıkla yönetilmeye başlanacaktır. Kral da şüphesiz en güçlü olan olacaktır. Diğerleri ise kraliyet ailesine hizmet etmekle sorumlu olacaklardır. Kültürlerin bir parçası olan dil meselesinde de aynı şekilde duyarlı olmalıyız. Dildeki giderek yabancılaşma kültürel ve ahlâki bir problem haline gelmektedir. Düşüncenin temel kaynağı olan dil, Yusuf Has Hacip in de belirttiği gibi, insanî kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur. 19 Yetersiz olan ve öz benliğine uygun olmayan dil ile meydana gelecek olan düşünce eksik olacaktır. Yeni yeni düşüncelerin-fikirlerin üretimi anadil ile olur. Örneğin Türkçe dün doğu dillerinin etkisindeyken, bugün batı dillerinin etkisinde kalmıştır. Bu, belki globalleşen dünyada kaçınılmaz olabilir. Ancak bunun bir sınırı olmalı. Küreselleşen dünyada bazı değerlerin değişmesi, yok olması ve yerlerini yeni değerlere bırakması kaçınılmaz olabilir. Ancak bu yeni oluşum kimlik problemi yaratmayacak şekilde olmalıdır. Daha fazlasına kendimiz için müsaade edilmemesi gibi, diğer milletler için de müsaade edilmemelidir. Gittikçe daha çok küreselleşen dünya, ahlakî anlamda öz eleştiri yapmalı. Görsel bir hedonizmin insanların hayatında artık sağlam bir dayanak olamayacağı anlaşılmalıdır. Ortak paydaları olmayan ve herkesin kendi gereksinimlerini karşılamayı düşündüğü bir toplum, eninde sonunda mutlu ve mutsuz, bütün fertleri ile yok olmaya mahkûm olacaktır. Bu gerçeği genel anlamda pek çok bilim adamı kabul etmektedir. Hatta bir Amerikalı siyaset bilimcisi, Amerikanın bugünkü tutumunu bu açıdan eleştirerek, yöneticilerinin dikkatini çekmektedir. 20 Çağımızın bütün değerlerinin şablonları, yeniden gözden geçirilerek evrensel değerler bulunmadıkça, globalleşen dünyamızın bunalımları devam edecektir. Bu yapılırken, maddeye ve niceliklere, duyuların boyutlarına sıkışıp kalınmamalı. Sübjektif sınırlar aşılıp, insanın ulviliğine-şerefine yaraşacak, yüce ve evrensel çaplı hedefler belirlenmelidir. Bütün insanları kucaklayıcı tipte olmalıdır. Yukarıda zikrettiğimiz üzere, Đnsanların en hayırlısı, insanlara en hayırlı olandır. hadisine uygun bir şekilde hareket ederek soylu, hayırlı, mutlu bir çağ yakalamayı hedeflemeliyiz. Bu noktada Said-i Nursi, çözümün Kur an da ve Hz. Peygamberin uygulamalarında olduğunu belirtmektedir. Çünkü ona göre inançsızlık, vatana, millete ve ahlaka zararlı bir hastalıktır. 21 Bediuzzaman, Kur an ın insanları mutluluğa ulaştıracak evrensel ahlak ilkelerini içerisinde bulunduran bir kitap olduğunu ifade etmektedir. 22 Ayrıca o şu sözleriyle hem Peygamberin, hem de onun koymuş olduğu ahlak ilkelerinin evrenselliğine işaret etmektedir. Madem zatında, vazifesinde ve dininde, en yüksek ve en güzel ahlaklar, en ulvi, en mükemmel seciyeler, ve en kıymettar ve makbul hasletler bulunuyor. Elbette o zat, mevcudattaki kemalâtın ahlâk-ı âliyenin misali, mümessili, timsali ve üstadıdır. 23 Görülüyor ki, Said-i Nursi insanlığın bunalımlardan kurtulmasının ve mutluluğa ulaşmasının Kur an a ve Hz. Peygamber in ortaya koyduklarına uymakla, onları pratik hayata yansıtmakla mümkün olabileceği görüşündedir. Çünkü Đslam da, pozitif anlamda, sistemlerin en globali ve tüm insanlığın menfaati vardır. Đslam da hiçbir insanın aleyhine hiçbir şey yoktur. Zaten onun evrenselliği de buradan gelmektedir. Milli sınırların belirsizleştiği çağımızda, problemler de milli sınırlar içinde kalmıyor. Adi suçlar, uyuşturucu, tecavüz, terör gibi aykırılıklar her ülkenin ortak problemi haline gelmiştir. Diğer taraftan bir diğer sıkıntı yalnızlık, ruhsal soğukluk, herkesçe paylaşılabilecek ortak noktaların pek çok olmasına karşın hedonist anlayışın ön plana çıkması insanları karamsarlığa itmektedir. Belki bu yalnızlığı, hedonizmi, biraz olsun azaltabilmek için, ortaya çıkan göz alıcı bir terim olan globalleşme olumlu yönde etkili rol oynayabilecek mi? Modern çağın insanımızdan alıp götürdüğü ve yokluğunu derinden hissettiğimiz egoizmin ve bencilliğin zıddı olan diğergâmlığı ifade eden altrüvizme 24 ulaşmak için bir vasıta olur düşüncesiyle evrensel ahlâkın oluşturulması çözüm olabilir mi? Biçimsel ya da nesnel, niceliksel bazı ilerlemelerin ötesinde biz insanların birleşebileceği manevi bir ortak payda bulunabilir mi? Kanaatimizce bir ortak payda bulunabilir. Bu ortak paydanın da ahlâk olması gerekir. Ortak bir dinin olması, hiç bir dindar için düşünülemez. Çünkü inanılan bir değer olarak din, insanın dünyadaki yegâne değerlerinden biridir. Bunun için kimse kimseden dinini değiştirmeyi istemek hakkına sahip değildir. Dolayısıyla en doğru ortak payda ahlâk olabilir. Ahlâk, hem dinden hem de kültürden beslenen değerler topluluğudur. Gerçi ahlâkın ortak payda olması konusunda da bir takım zorluklar olabilir. Ancak bu zorlukların aşılamayacak türden zorluklar olmadığı kanaatindeyiz. Hangi ülke ve hangi millet olursa olsun toplumların meselelerinde ve olanaklarında birbirlerinden farklı oldukları bir gerçektir. Nitekim bu gerçeği Đslam, Biz bütün insanları farklı milletlere, ırklara ayırdık. 25 mealindeki ayet ile desteklemektedir. Örneğin aralarındaki bazı benzerliklere rağmen, Đsrail, Yunanistan, Suriye, Đran gibi komşuları olan Türkiye, komşularından farklıdır. Her ülkenin insan kaynağı, yeraltı yerüstü zenginlikleri birbirlerinden farklıdırlar. Bununla birlikte bu farklılıkları hazırlayan çevre, din, tarih, turizm ve jeopolitik şartlar gibi pek çok faktörler de vardır. Bunların ışığında konuya bakılacak olursa, toplumların bugünkü problemlerini çözmedeki yolları birbirinden farklı ise de problemler aynıdır. Ayrıca ahlâkın yaptırım ve kontrol etme gücüne sahip olabilmesi için bir yönden de eğitimle ilgili olmasının böyle bir evrensel ahlâkın 17 Said-i Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995, s S. Tural, Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler, s. 109, Has Hacip, Kutadgu Bilig II, çev. Raşid Rahmeti Arat, 6. baskı, Ankara 1994, s Z. Brzezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, s Said-i Nursi, Şualar, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995, s Bkz. Said-i Nursi, Sözler, ; Said-i Nursi, Mektubat, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995, s Said-i Nursi, Mektubat, s Altrüvizm (=özgecilik, diğer gamlık): A. Comte tarafından ilk olarak ortaya atılan bu terim, ahlâkta, başkalarına karşı samimiyette ve teslimiyette ahlâklılığın üstün değerlerini esas alan mesleği karşılar. Bu anlayışla hedonizme, ferdiyetçiliğe ve egoizme karşıdır. 25 Kur'ân-ı Kerîm, Hucurat Sûresi, 49/13. 3

4 oluşmasını biraz daha zorlaştırdığının farkındayız. Burada da eğitim bilimcilerine iş düşmektedir. Evrensel bir ahlâkı benimsetmek için yine evrensel bir eğitim metodu geliştirilmelidir. Bu metodun içinde evrensel ahlâki değerler yer alırsa bu zorluk da aşılmış olur. Bir diğer zorluk ise objektiflik konusudur. Objektiflik yalnızca objeyi olduğu gibi görmek değil, aynı zamanda, insanın kendisini de olduğu gibi görmüş olmasını, yani gözlem objesine ilgi duyan bir gözlemci olmak bakımından, içinde bulunduğu özel durumun bilincine varmış olmak gerekir. 26 Çünkü evrensel ahlâk için mutlak manada herkes iyiyi bulmak için tam bir objektiflik yakalayabilmelidir. Mutlak manada niyetin iyi olması da yetmez. Eylemin sonucu herkes için iyi olmalıdır. Örneğin, Avrupa nın karanlık döneminde, Đspanyollar Müslümanları ve Yahudileri ruhlarını kurtarmak gerekçesi ile diri diri ateşe atıp yakmışlardır. 27 Burada yakanlara göre iyiyi niyetle yapılmış bir eylem var. Fakat yanan insanlar için aynı şeyi söyleyemeyiz. Đşte bütün insanlar için sonuçları iyi olan ve herkes için geçerli olan ahlâki davranış örnekleri bulmak zordur. Bütün bu zorluklara rağmen özellikle dünya barışını sağlamak için ortak değerler bulunması gerekir. Bu değerlerden biri de ahlâkta evrensel değerlerin bulunması olmalıdır. Bunun temelinde iki önemli unsur yer almaktadır. Bu unsurlar da kültür ve dindir. Globalleşen dünyamızda milletler arasında bir ortak kültür oluşmaktadır. Oluşan bu ortak kültürden doğacak olan ahlak da global bir ahlak olacaktır. Bu oluşumun dışında kalmak mümkün değil ise, o zamanda bu oluşuma kendi değerlerimizi katmak için azami çaba gösterilmelidir. Sonuç: Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, istesek de istemesek de gerçek olan şu ki, dünya hızla globalleşmektedir. Mademki bu kaçınılmaz bir realitedir, o halde biz de, diğer milletler de, bu süreçte yerimizi almalıyız. Söz konusu durum bugünkü haliyle bizim ve pek çok milletin aleyhine gibi görünse de, ondan uzak duramayız. Öyleyse her millet BĐZ kalarak bu süreçte kültürüyle, diniyle, ahlakıyla, kısacası milli ve manevi değerleriyle yerini almalıdır. Özellikle Müslüman olarak öteden beri, dinimizin evrensel boyutlu, bütün insanlığı kucaklayabilecek, herkes tarafından kabul edilebilecek nitelikte olduğunu savunmaktayız. Bunu en güzel örneğini şu ayet, özellikle temel hak ve hürriyetler konusunda hiçbir ayırım yapmadan, herkese aynı mesafede olduğunu vurguluyor. Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa da, Allah için şahit olarak adaleti gözetin. 28 Ayrıca şu ayet de inanmayanlara dahi iyi davranmayı emreder ve Đslam ın evrenselliğini açıkça ortaya koyar. Đnanmayanlara karşı bir sorumluluk yoktur.-diyenler bir suç işlemekte, yalan söylemektedirler. 29 Đşte, bu inancımızı uygulamaya koymak için gerekli çabaları göstermeliyiz. Bunun da en güzel yolu, ahlaki ilkelerden yola çıkmakla olacağı kanaatindeyim. Ahlaki değerlerimizi koruyup evrensel nitelikte olan bu ilkeleri gerektiği gibi sunmak gerekir. Bu açıdan baktığımızda da özellikle Đslam ın diğer milletlere nazaran daha avantajlı olduğu ortaya çıkacaktır. Bunun için ilahiyatçılar, felsefeciler, sosyologlar, psikologlar ve eğitimciler kısaca, gerek sosyal gerekse fen bilimciler olarak, bu konuya eğilmeliyiz. Bu yapılırken ana temadan sapmadan, yeni yorumlar getirilmeli ve en batıl kabul edilen bir din bile hor görülmeyecek derecede objektif olmaya çalışılmalı, görüşler indi fikirlerle olarak değil, mantık zemininde yargılayarak ortaya konulmalıdır. Yine ilim ve teknolojinin ürünü olan ve hemen hemen herkesin takip ettiği iletişim araçlarını Đslam ın sevgi, kardeşlik ve barış mesajlarını taşımak için kullanılmalı. Bunu Batıda kilise son derece yaygın bir şekilde yapmaktadır. Örneğin Amerika da 1300 den fazla radyo ve televizyon istasyonu dini yayın yapmaktadır. Ayrıca dinimizin ve ahlakımızın evrensel boyutlarını tespit ederken, inanan ya da inanmayan ayrımı yapmadan verilmiş mesajlardan hareket edilmeli. Đslam`da bu tür mesajlar o kadar çoktur ki, Đslam ahlâkı o denli hümanisttir ki, bütün dünyanın ahlâkı olabilecek niteliktedir. Dini metinlerde geçen Ey insanlar şeklindeki hitaplar ile Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma, Đnsanların size karşı nasıl bir tavır takınacakları büyük ölçüde sizin onlara karşı nasıl davranacağınıza bağlıdır, Benim için istediğinin iki misli senin olsun şeklindeki ifadeler bizim önemli hareket noktalarımız olabilir. Şunu da unutmamalıyız ki, globalleşme teknolojinin, ekonominin, siyasetin dayatması olarak değil, meşru diyaloglar çerçevesinde gerçekleşmesi halinde, insanlığa faydalı olacaktır. Dolayısıyla eğer globalleşmenin insanlığın faydasına işleyen bir süreç olmasını istiyorsak, o zaman onu insanlığın temel dinamikleri olan kültür, din, ahlak, medeniyet, eğitim ve adalet gibi değerlere dayandırmalıyız. Sabrınız için teşekkür eder, hepinizi saygıyla selamlar, teşekkür ederim. Kaynakça Aclunî, Keşfü l-hafâ, Daru l-kutubu l-đlmiyye, Beyrut Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, Đstanbul Erich Fromm, Erdem ve Mutluluk, Đş Bankası Yay., Erol Güngör, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, Đstanbul H. N. Erkızan, Küreselleşmenin Tarihsel ve Düşünsel Temelleri Üzerine, Doğu Batı, yıl. 5, sy. 18, Necati Öner, Felsefe Yolunda Düşünceler, Đstanbul Erich Fromm, Erdem ve Mutluluk, Đş Bankası Yay., 1994, s Erol Güngör, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, Đstanbul 1997, s. 98, Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi, 4/ Kur'ân-ı Kerîm, Âl-i Đmrân Sûresi, 3/

5 Sadık Tural, Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler, Ankara Said-i Nursi, Emirdağ Lahikası, Envar Neşriyat, Đstanbul 1995 Said-i Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, Đstanbul Said-i Nursi, Mektubat, Envar Neşriyat, Đstanbul Said-i Nursi, Sözler, Envar Neşriyat, Đstanbul Said-i Nursi, Şualar, Envar Neşriyat, Đstanbul Said-i Nursi, Tarihçe-i Hayat, Envar neşriyat, Đstanbul Taşkın Takış, Fantastik Bir Festival: Küreselleşme, Doğu Batı, yıl. 5, sy. 18, Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig II, çev. Raşid Rahmeti Arat, 6. baskı, Ankara Zbigniew Brzezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, çev. Haluk Menemencioğlu, Đş Bankası yay

6 Küreselleşmenin Eşiğinde Đslâm-Hıristiyan Diyaloğu Doç. Dr. Hüdaverdi Adam 30 Sakarya Üniversitesi, Đlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Geçen yüzyılın sonundan bu yana, popüler ve entelektüel tartışmalar içerisinde, üzerinde en çok durulan konulardan biri olma özelliğini koruyan Küreselleşmenin üzerinde ittifak edilmiş bir tanımını yapmak hala mümkün olamamaktadır. Batı kaynaklı bir kavram olan "küreselleşme" Batı dillerinde -kelime olarak- globalization; mondialization; globalizacion, globalisierung olarak adlandırılmıştır. Kelime lügatte "bütün dünyayı içine alan" ya da "bütün dünya için geçerli olan" anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamda bu gün Küreselleşme, hayatın hemen her alanıyla ilgili dikkate alınması gereken, bir kavram olarak önümüzde durmaktadır. Bu çalışmada yapmak istediğimiz şey, Đslam-Hristiyan diyaloğu bağlamında Bediüzzaman Said Nursi'nin küreselleşmeye dair görüşlerini anlamaya ve bu çerçeve de Đslam-Hristiyan diyaloğunu irdelemeye çalışmaktır. *** Đslâmiyet, kişilerin hak ve hürriyetleri ile topluluğun dirlik ve düzenini dengeye oturtan ve koruyan bir düzendir. Đslâm kelimesinin kökü "silm"dir. Silm çobanların azıklarını hayvanların yemesinden korumaları için koydukları yüksek kayadır ve insanlar oraya merdivenlerle çıkabilirler. Süllem de bu kayalığa çıkmak için ağaçları bağlayarak yaptıkları merdivendir. Sonraları selamette olmak anlamında bu kelime selamlaşmak için kullanılmaya başlandı. Đki bedevi karşı karşıya gelir de birbirleri ile selâmlaşırlarsa, artık aralarında kan da olsa birbirlerine dokunmazlar. Kur'ân herkese selâm verilmesini ve verilen selâmın alınmasını emrederek tüm insanları genel barış içine sokmuştur. Eskiden savaş asıl barış istisna idi. Đslâmiyet barışı asıl, savaşı istisna haline getirdi. Yani eskiden insanlar sebep varsa barışır, yoksa savaşırlardı. Đslâmiyet'te ise, sebep varsa savaşılır, yoksa barış içinde yaşanılır. Bilindiği gibi canlılar arasında iki temel kanun vardır: Bunlardan biri çatışma kanunu dur. Buna göre canlılar devamlı olarak birbirleri ile çatışma halindedir. Kim zayıf ise o yenilir. Yenen ise yenilenin bedeninden beslenir, semirir ve yaşar. Burada denge çıkar çatışması üzerine kurulmuştur. Buna "kuvvet düzeni" denir. Diğer taraftan birçok canlı arasında dayanışma vardır. Mesela, insanın hücreleri ayrı ayrı canlı oldukları halde birbirleriyle çekişmezler, tam tersine birbirlerine dayanarak hayatlarını sürdürürler. Buna "hak düzeni" diyoruz. Yani çatışmadan herkes kendi hakkını alır. Ortaklaşa yaşama ise gelişmeye ve korunmaya sebep olur. Bunlar arasında "çıkar paralelliği" ilkesi geçerlidir. Đslâmiyet tüm insanların dayanışma içine girmelerini, çıkar çatışması içinde olmamalarını; ancak bu düzeni kabul etmeyip çatışma içinde olanlara karşı da kuvvetli olunmasını ve misli ile mukabele edilmesini ister. Đslâmiyet kişilerin hak ve hürriyetleri ile topluluğun dirlik ve düzeni arasındaki dengenin sağlanabilmesi için dört mekanizma getirmiştir: Bunlar içtihat, akit, hakemlik ve emirlik müesseseleridir. Diğer canlılar ya kendilerini tamamen topluluklarına adamışlardır. -Topluluk da onların tüm ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır. Arılarda durum böyledir. Marks insanlar için bu tür bir düzen önermiştir.- Ya da her canlı tek başına kendi hayatını kendi insiyakları ile düzenler ve kendi yaşamının çaresine kendisi bakar. Adam Smith de insanlara bu hayatı önermiştir. Đslâmiyet ise bu iki hayatın uygun bir sentezi olan bir düzeni önermektedir. Yani bir taraftan ayrı ve hür yaşayan hayvanlarda olduğu gibi kişinin hak ve hürriyetlerini korumakta, diğer taraftan topluca yaşayan hayvanlar gibi topluluğun dirlik ve düzenini sağlamaktadır. Bu şekilde yaşayan başka canlı da yoktur. Bunu sağlayabilmek için Đslâmiyet içtihat müessesesi, serbest sözleşme müessesesi, hakemlik müessesesi ve başkanlık müessesesi olmak üzere dört temel müessese getirmiştir. Hayvanlarda içtihat, sözleşme ve hakemlik yoktur. Hayvan topluluklarında gerçi bir başkan vardır. Ancak onların başkanı ile insanların başkanları arasında fark vardır. Đnsan başkanını değiştirebilmektedir. Başkanın kararlarından zarara uğrarsa, hakemlere giderek zararlarını telafi etmektedir. 30 Doç. Dr. Hüdaverdi Adam: 1960 yılında Denizli ili Tavas ilçesi Balkıca köyünde dünyaya geldi. Balkıca köyü ilkokulu, Antalya Đmam- Hatip Lisesi ve 9 Eylül Üniversitesi Đlahiyat Fakültesinde normal eğitimini tamamladı. Bir süre öğretmenlik (Muş Bulanık Đ.H.L) ve gazetecilik (Yeni Meram) yaptıktan sonra Selçuk Üniversitesi Đlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalına araştırma görevlisi olarak atandı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisans (1987) ve doktorasını (1991) tamamladı. Halen Sakarya Üniversitesi Đlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 6

7 Đnsana "sen hürsün" demekle insan hür olmaz, tam tersine onu fiilen hür kılmakla hür olur. Bunun için de ona hürriyetini yaşama imkânı verilmelidir. Bunu da topluluk sağlar. Yani Đslâmiyet'te topluluk kişinin hürriyetini kısmak için değil, hürriyetini yaşayabilecek imkânları sağlamak için vardır. Bundan dolayıdır ki devlet "hâkim" değil "hâdim"dir. Đçtihat düzeninde kişiler kendi çalışma ve yaşamaları ile ilgili kuralları kendileri koyarak hak ve hürriyetlerini korumuş olurlar. Bu kurallara topluluk karışmaz. Ancak kendilerinin koydukları bu kurallara sonra yine kendileri uymak zorundadırlar. Böylece topluluğun düzeni korunmuş olur. Đnsanlar kimin ne zaman ne iş yapacağını ve nasıl davranacağını bilirler. Ona göre onun zararlarından korunur, yararlı yönlerinden de yararlanırlar. Allah sünnetullah denilen tabiat kanunlarını da bunun için var etmiştir. Biz çevremizden ancak bu sayede yararlanabilir ve zararlarından korunabiliriz. Yoksa ateş bazen yaksa bazen ısıtsa, o zaman biz ne ısınabilir ne de yanmaktan kendimizi koruyabiliriz. Aynı şekilde kişilerin de karakteri olmazsa, belli kurallarla hareket etmezlerse, biz onlardan yararlanamaz ve kötülüklerinden korunamayız. Batılılar bu sisteme halkın kendi kendisini yönetmesi anlamında "demokrasi" diyorlar. Đslâmiyet'in getirdiği içtihatlarda kitap, sünnet, icma ve kıyas olmak üzere "dört delil" vardır. Ancak bunlara uyup uymama, samimi olup olmama sorumluluğu kişinin kendisine ait olup hesabını Allah'a verecektir. Kişi, "ben böyle içtihat ediyorum" dediğinde topluluk ona karışmamakta ve ondan delil istememektedir. Bu husus insanın tüm hayatı için çok önemli bir husustur. Kurallı hareketler sayesinde daha iyi bir düzen oluşur. Mesela, haftada bir sistemli olarak yıkanan kimsenin bedeni, yıkanma zamanı gelince kaşınmaya başlar. Belli saatte yemeğe alışmış kimse, o saatler gelince acıkır. Sigara içerek kendilerini zehirleyenler için de vücut bu tür bir düzenleme içine girer. Demek ki kötü davranışlar bile kurallı olmalıdır ki vücut ona karşı tedbirlerini alabilsin. Kurallı hareket etme yalnız topluluk içinde barışçı hareket etmek için gerekmiyor. Đnsanı oluşturan tüm vücudun hücreleri de kurallı hareket etmektedirler. Birbirlerine benzeyen ama aralarında işbölümü ve dayanışma olmayan halden, birbirine benzemeyen ama birbirlerine daha muhtaç ve işbirliği ile dayanışma haline geçmeye "evrim" denmektedir. Đnsan nesli oluştuktan sonra sosyal evrim başlamıştır. Bu sosyal evrim kişilerin birbirinden kopuk ayrı ayrı yaşamaları yerine, birbirleri ile dayanışma ve yardımlaşma içinde birlikte yaşamaya doğru gitmedir. Bunu sağlayan tek araç ise "serbest sözleşme"dir. Serbest sözleşme kuralı da insanlara mahsus bir kuraldır. Serbest sözleşmelerle her gün değişik birliktelik ve ortaklıklar kurulur. Bu denemelerin sonunda başarıya ulaşanlar diğerlerine örnek olur ve daha çok kimse tarafından uygulanır. Zamanla eskiyerek ihtiyaçlara cevap veremez hale gelince onun yerine yeni denemeler yeni birliktelikler gelişir. Đnsanlardan başka sosyal evrim yapan başka canlı türü olmadığı için onlarda serbest sözleşme de yoktur. Serbest sözleşme kuralı Đslâmiyet'te içtihat müessesesi ile beraber getirilmiştir. Đnsanlar ayrı ayrı yaşarken ihtiyaçları da ayrı ayrı ve farklı idi. Oysa birlikte yaşamaya başladıklarında ihtiyaçları da çoğalmaya başlamıştır. Yeni yeni sağlık ve çevre kirliliği gibi problemler ortaya çıkmış ve tüm insanlığı tehdit eder hale gelmiştir. Bu ve benzeri ortak problemlere ancak ortaklaşa yardımlaşma ve dayanışma içinde çözüm bulabiliriz. Bu çözümler de içtihatla aranacak ve sözleşmelerle uygulama alanını bulacaktır. Bu sebeple çevreyi kirletmeme istikametinde yasaklar koymak bir şey ifade etmez. Bu yolla sonuca varmak mümkün değildir. Serbest sözleşmeler sayesinde dayanışma ve yardımlaşma vakıfları kurulacak ve bu sayede en uygun çözümler bulunacaktır. Đslâmiyet sözleşmeler için de bazı kurallar koymuştur. Bir toplulukta icma ile sabit olan kurallara aykırı sözleşmeleri topluluk korumaz. Bunun dışındaki serbest sözleşmeler topluluk tarafından dayanışma içinde korunur. Dayanışma, bir toplulukta birine yapılan her hangi bir haksızlığın hepsine yapılmış kabul edilerek birlikte mağduriyetin giderilmesidir. Bu mağduriyet, ortaklaşa yapılan tazminatla ve birlikte karşı koymakla giderilir. Böylece sözleşmeler hükmeden olur. Topluluğu kişiler değil sözleşmeler yönetir. Sözleşme yapılırken taraflar tamamen serbesttirler. Sözleşme yapıldıktan sonra artık söz sözleşmenindir. Sözleşme ne derse, tarafların ona uyma zorunluluğu vardır. Ancak sözleşmenin delalet ettiği mânâ da kesin değildir. O da içtihada bağlıdır. Uygularken her uygulayıcı sözleşmeleri kendine göre yorumlayıp uygular. Burada da içtihat kuralı geçerlidir. Kimse kimsenin amiri değildir ve kimse başka birinin anlayışına uymak zorunda değildir. Yalnız bu yorum ve anlayıştan mağdur olanlar olmaktadır. Ayrıca insanın sözleşme dışında da hakları ve görevleri vardır ve bunlar sözleşmeden doğan hakların yanında var olan tabii haklardır. Yakınlıktan doğan haklar, komşuluktan doğan haklar, emekten doğan haklar vardır. Bunların da sınırı belirlenmelidir. Çıkacak her türlü nizalarda taraflar birer hakem seçerler. Bunların verdikleri kararlara taraflar uyarlar. Hakemleri taraflar seçtikleri için kişinin hak ve hürriyetleri korunmuş olmaktadır. Hakem kararlarına uyma zorunlu olduğu için de topluluğun dirlik ve düzeni korunmaktadır. Batılılar buna yargı üstünlüğü diyorlar. Onlar da esasta yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiği kanaatindedirler. Ancak bunun mekanizmasını hâkimlerin vicdanlarına bırakmaktadırlar. Đslâmiyet ise bunu hakemler sistemi ile çözmüştür. Nihayet, gerek kişilerin hak ve hürriyetlerini korumak, gerekse topluluğun dirlik ve düzenini sağlamak için de birtakım ortak işlerin yapılması gerekmektedir. Bu işlerin başında, hakem kararlarına uymayanları hakem kararlarına uymağa zorlama gelmektedir. Bunun için halk ocakta (aşirette), bucakta (kabilede) birer başkan seçerler. Bu aşiret ve bucakta kalanlar buranın icması ile sabit olan ortak sözleşmelere uymak zorundadırlar. Burada kalanlar, kaldıkları müddetçe başkanın verdiği kararlara uyarlar. Başkan gelecekle ilgili uygulama kararlarını alır. Hakemler geçmişle ilgili mağduriyetleri gideren kararları alırlar. Kişiler aşiret ve kabilelerini kendileri seçerler. Yani hiçbir mağduriyete uğramadan ocak veya bucaklarını her zaman değiştirirler. Ama orada oturduklarında oranın dirlik ve düzenine uyarlar ve başkanlarının verdiği kararları dinlerler. Gerek hakemlerin gerekse başkanların kararlarını adil bulmayanlar o yerden göç ederler. Demokrasi böylece oluşur. Bu başkanlık kurallarında yeni sitelerin oluşması, halkın kendi istedikleri siteleri kurması veya kişinin istediği sitelere taşınması hakkı bulunmaktadır. Böylece demokrasi beş yılda yapılan seçimle değil, istendiği zaman yer değiştirmekle sağlanacaktır. Đman, sorumluluk duygusudur. Kişinin kendisini yaptıklarından sorumlu hissetmesi ve tüm davranışları ile hesap gününe hazırlanmasıdır. Bu sorumluluk duygusu kendisini var eden Allah'a karşıdır. O'na yani Allah'a er geç hesap verecektir. Ancak Allah kendi haklarını topluluğa bırakmıştır. Kişiler topluluğa karşı yükümlü ve sorumlu olurlar. Bu Allah'a karşı yükümlü ve sorumlu olmak demektir. Bununla beraber herkes Allah'a karşı sorumlu olup kişilere karşı sorumlu değildir. Bunun başka mânâsı, herkes topluluğa karşı sorumlu olup, başkan da olsa kişilere karşı sorumlu değildir. Đslâm, diğer insanlarla barış içinde yaşamaktır. Çıkacak ihtilafları hakemler yoluyla çözmektir. "Çıkar çatışması" yerine "çıkar paralelliği" içine girmektir. Kişilerin birbirine karışmamasıdır. Đnsanlar ayrı ayrı yaşayacak şekilde yaratılmış olsalardı bu yeterli olurdu. Oysa insanlar kişiliklerini koruyarak topluluk içinde yaşayacak şekilde yaratılmışlardır. Kişi topluluk içinde doğar ve topluluk içinde yaşar. Anne babası olmasa, kişinin varlığı da söz konusu olmaz. Bitkilerde, birçok hayvanlarda ve insanlarda çiftleşme vardır. Yavru kendisi yumurtadan çıkar ve kendisi büyür. Ancak kuşlarda ve memelilerde yavrularına bakma ve büyütme mekanizması çalışmaktadır. Đnsanlar için bu tamamen farklıdır. Bir defa anne ve baba on beş - yirmi yıl çocuklarına birlikte bakar ve büyütürler. Erginlik çağlarında ve hastalık gibi durumlarda birbirlerine yardım ederler. Yaşlanınca da çocukları tarafından bakılırlar. Tüm hayatları boyunca yakınları ile yardımlaşma ve dayanışma içindedirler. Toplu bir durumda yaşamak zorunda olan insanlar için birçok hallerde birbirleri ile yardımlaşma zorunluluğu vardır. Ayrıca korunmak için de bir arada yaşama ihtiyacı vardır. Dayanışma, birine gelecek olan bir sıkıntıyı yardımlaşarak tümünün def etmesidir. Biri hasta olursa onun kalan işlerini diğer ortaklar yaparlar. Böylece hasta olan sigortalanmış olur. Primli sigorta yerine dayanışma sigortası. Bu hastalıkta böyle olduğu gibi savaş gibi afetlerin karşılanması da bu ilkeye dayanır. Bugün seni öldüren yarın beni de öldürür. O halde bugün ben bu mağdura yardım etmeliyim ki yarın da başkası bana yardım etsin. Bu dayanışma mantığı topluluğu ayakta tutacaktır. 7

8 Toplulukta dirlik ve düzen olması için topluluk içinde kişilerin adil davranması gerekmektedir. Adalette herkese ehliyetine göre görev, göreve göre yetki, yetkiye göre sorumluluk ve sorumluluğa göre de hak verilir. Görülüyor ki burada hak emeğe göre değil, sorumluluğa göre doğmaktadır. Kamu hizmetleri emeğe değil sorumluluğa dayanır. Đslâm, barış içinde bulunmadır. Đman ise dayanışma içinde olmaktır. Tasavvufta iman, kişinin Allah'a teslim olarak hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine inanıp olayların sonuçlarından dolayı fazla üzülmemek ve olayların sonuçlarından dolayı fazla sevinmemektir. Tüm sevinci ve üzüntüyü, Allah rızasını kazanıp kazanamamış olmada bulmaktır. Sıkıntıları sabır imtihanını vermiş olarak değerlendirip sevinçle karşılamaktır. Bu imanın sağlık üzerinde ne kadar etkili olduğu iyi değerlendirilmemektedir. Aşırı duygular insanı bedenen ve ruhen yıpratmaktadır. Đnsan sağlığı mutedil hallere göre düzenlenmiştir. Kelamda ise Allah ve ahiret inancı, müsbet ilmin verileri içinde ele alınması ve hakka iman edilmesi şeklinde anlaşılır. Yani kelama göre müsbet ilmin verilerini benimseme ve onun tarafı olma haktır. Doğru, yararlı, adil ve iyi olanı benimseyip onun için ölümü bile göze alma imandır. Đyilik için de kriterler konmuştur. Varlık yokluktan iyidir. Sadelik karışıklıktan iyidir. Denge bozukluktan iyidir. Siyasette iman tamamen vatandaşlık hukuku ile ilgilidir. Bir topluluğa girmek, o topluluğa güvenmek yani ona iman etmekle olur. Đslâmiyet'in kabul ettiği vatandaşlık ise tamamen beyana dayanmaktadır. Kim ben neyim derse o olur. "Türküm" derse Türk, "Ermeniyim" derse Ermeni olur. "Ben Müslümanım" diyen Müslüman olur, "Budistim" diyen Budist olur. Đnsan olarak herkesin kişiliği vardır. Hukuku korunur. Muhatap alınır ve davalı ve davacı olur. Sosyal grupların içinde haklardan yararlanması için kendi beyanı yeterlidir. Davranışları aksini gösteriyorsa bunu yargı belirler. Geçici olarak da başkanlar belirlerler. Asıl olan kendi beyanıdır. Aksini iddia eden ispatlamak zorundadır. Sağlık bakımından kişi hangi topluluğa katılırsa oradaki sağlık haklarından yararlanır ve yükümlülüğü yüklenmiş olur. Yeryüzünü imar karşılığında yeryüzü insanlığın mülkü olmuştur. Đmar demek, daha çok sayıdaki insanın daha uzun ömür içinde yaşama imkanının sağlanması demektir. Đmar sayesinde insanlar toprağa yerleşmişler ve medeni olmuşlardır. Medeniyet beşeri olup ilim, din, ekonomi ve yönetim müesseselerinden oluşur. Bugün yeryüzünde altı milyar insan yaşıyor. Bu ancak insanlığın tarih boyunca yaptığı imar sayesinde mümkün olmaktadır. Yeryüzü yüze yakın ülkeye ayrılmıştır. Her ülkede aynı kültüre sahip insanlar bir arada yaşarlar. Dayanışma içinde ülkelerini dış düşmanlardan ve başka kavimlerin saldırılarından korurlar. Canlılar arasında bir taraftan dayanışma, diğer taraftan çatışma vardır. Hayat dengesi böyle kurulur. Diğer canlılarda ayrı türler arasında çatışma, aynı tür içinde dayanışma vardır. Varlık dengesi böyle korunur. Bundan dolayı aynı tür varlıklar arasında daha çok dayanışma vardır. Oysa insan türü çok güçlü olduğu için onu dengede tutan başka canlı yoktur. Đnsanlar uluslara ayrılmıştır. Uluslar arasında çatışma vardır. Ulus içinde ise dayanışma vardır. Bununla beraber eğer uluslar hukuk düzenine uyarlarsa, yargı üstünlüğünü kabul ederlerse, yeryüzü ve kâinat geniştir. Aralarında çatışmaya gerek kalmadan da yaşayabilirler. Çünkü yeryüzü ve kâinat geniştir. Oraları doldurmaya neslin ömrü yetmez. Đşte uluslar dış savunmayı sağladıkları için ülkeler onlara temlik edilmiştir. *** Küreselleşme, bu gün temel tartışma konularından birini teşkil etmekte ve yeni 'bin yıl'ın arifesinde bugünü ve geleceği açıklama iddiasına sahip tartışmalarda küresellik, küreselcilik ve küreselleşme kavramları birbirine karıştırılmaktadır. 31 Halbuki konunun öncelikle kelimeler dünyasında doğru bir zemine oturtulması gerekmektedir. 32 Küreselleşme, son yıllarda içinde yaşadığımız devri ifade etmek için bolca kullanılan post, turbo, ultra, ileri, geç, gelişmiş, ötesi gibi kavramlardan 33 farklı olarak mevcut toplumsal tanımlamalara atıfta bulunmayan yeni bir kavramdır. Aslını söylemek gerekirse üzerinde herkesin mutabık olduğu bir tarifi de yoktur. Bu durum, kavramın hem mevcut durumu hem de belli bir süreci ifade etme iddiasında olmasından kaynaklanmaktadır. Küreselleşmenin değil ama Küreselleşme "kavramı"nın tarihi 20 Haziran 1969'dan başlatılabilir. 34 Bilindiği gibi o tarihte Neil Armstrong yeryüzüne, bir bütün (globus) olarak bakmıştı. Yetmişli yıllarda başlayan nükleer silâhlarla ilgili tartışmalar ve Çernobil gibi olaylar dünyanın tehdit ve tehlikeler bakımından küreselleştiğine dair sinyaller verirken enformasyon devrimi ve televizyonun yaygınlaşmasıyla dünya küçülerek tek bir mekân hâline gelmiştir. Bunu teknolojide (özellikle bilgisayar) ve haberleşmedeki (özellikle de telefon ve internet) gelişmeler izledi. Bunların pazar, piyasa ve finans çevrelerinde ve insanların yaşantısı üzerindeki etkileri ise sürecin son halkalarını oluşturmuştur. Küreselleşmeden genellikle ekonomik faaliyetlerin dünya çapında birbirine bağlanması, bağlantılı hâle gelmesi anlaşılmaktadır. Bu bağlamda düşünülürse küreselleşmenin sermaye, yönetim, istihdam, bilgi, doğal kaynaklar ve organizasyonun ulusallıktan çıktığı ve tam anlamıyla birbirine bağımlı hale geldiği 35 bir ekonomik ve siyasal yapılanma olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında küreselleşme kavramı kredi araçlarının temini, dağıtımı ve kullanımının merkezileşmesi ve buna bağlı olarak finansmanın üretim üzerindeki hâkimiyetinin artması; Bilgi yapısının ve uzmanlık sistemlerinin öneminin artması; Global oligopollerin öneminin gittikçe artması; Transnasyonel bir işadamı sınıfının ortaya çıkması ve Millî devlet gücünün küreselleşmesi ve transnasyonal bir ekonomik diplomasinin ortaya çıkması gibi beş süreçle ifade edilebilir. 36 Bu nedenle küreselleşmeyi, "dünya insanlarının tek bir dünya toplumunda bütünleştirilme süreçleriyle ilgili" görenler yanında "Tüm dünyanın tek bir mekân olarak kristalleşmesi, global insan şartlarının açığa çıkışı ve dünya bilinçliliği" ile izaha çalışanlar da vardır. 37 Sosyolojik anlamda ise küreselleşme mahallî kültürlerin ve geleneksel sosyal bağların çözüldüğü, millî devletlerin belirleyiciliğinin azaldığı, gruplar ve kişiler arasındaki her türlü ilişkinin kolaylaşıp yaygınlaştığı, üretimin ve bölüşümün yeni bir dönüşüm içine girdiği, gerek toplumlar arasında gerekse aynı toplum içindeki sürtüşmelerin yayılma tehlikesinin her zamankinden daha çok olduğu, sınırların ve geleneksel aktörlerin öneminin azaldığı, farklı bir bireyselciliğin geçerli olduğu, geleneksel sosyal kurumların fonksiyonlarını yitirdiği, dayanışmanın azaldığı, değerler sistemi henüz ortaya konulamamış bir süreç olarak tanımlanabilir Ulrich Beck, Die Eröffnung des Welthorizontes: Zur Soziologie der Globalisierung, Soziale Welt, 5, (4:3-16) Cemil Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferanslar, , Đstanbul, Ulrich Beck, Politik in der Risikogesellschaft, 55, Suhrkamp, Frankfurt/Main, Ralf Dahrendorf, "Die Globalisierung und ihre sozialen Folgen werden zur nächsten Herausforderung einer Politik der Freiheit," Die Zeit, ( ) 35 Zbigniew Brzezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya: Yirmi Birinci Yüzyılın Arefesinde Dünya Çapında Karmaşa, 155, 2. Baskı, Đstanbul, 1996; Ali Mohammadi, "Kültür Emperyalizmi ve Kimlik Sorunu" Yusuf Kaplan, Enformasyon Devrimi Efsanesi, 323, Kayseri, Friedrichs Jürgen, "Globalisierung-Begriff und grundlegende Annahmen" Aus Politik und Zeitgeschichte, 3-5, Habibul Haque Khonder, "Globalleşme Teorisi: Eleştirel Bir Değerlendirme," Türkiye Günlüğü, 44: (The Journal of Scuau Studies, Sayı: 73, Haziran 1996'dan çeviren: Betül Duman). 38 Mustafa Özel, Değişim ve Kriz, s. 32, Đstanbul

9 Varlığını kabullendiğimiz bir olgu olan küreselleşmenin ayırt edici özellikleri olarak ticaretin, yabancı yatırımların ve uluslararası şirketlerin etkinliklerinin artması, ulaşım ve iletişimin baş döndürücü gelişimi, insanlar, mallar, hizmetler ve sermayenin önündeki sınırların ortadan kalkması, teknolojinin dünyanın her yerinde üretime ve pazarlamaya imkân vermesi, Batı kültürünün dünyaya hakim olması, aynılaşma ve tektipleşmenin yaşanması gibi hususlar gösterilebilir. Küreselleşme, dünyayı global bir köy hâline getirmekte; bu "köy"de tüketim kalıpları, kurumlar ve gruplar birbirine benzeşmektedir. Bu anlamda küreselleşme büyük bir aynılaştırıcı/aynileştirici olarak görülmektedir. 39 Bir başka ifadeyle, farklı hayat tarzları zorlaşmaktadır. Yemekten giyime, eğlenceden dinlenmeye kadar bir çok alanda "tektipleşme" süreci yaşanmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte çok kültürlü toplumlar ortaya çıkmakta, sosyal hayata müsamaha ve anlayış egemen olmakta ancak etnik ve kültürel çatışmalar ile birlikte şiddet artmaktadır. Radikalleşen modernliğin toplumu çözülmeye doğru götürmesi karşısında 40 bunların yaşanılan sürecin istisnasını teşkil ettiği, müsebbibinin de başta Đslâm olmak üzere fundamentalizm olduğu söylenmektedir. Mümkün olan bütün formlarıyla yeni bir cemaat yapılanması arayışı (lokalizm-integrizm), yeni bir dindarlık ve fundamentalizm de yaşadığımız devrin özellikleri arasındadır. Batıda kurumlara olan itimadın kaybolmasıyla birlikte kiliseden ayrı bir Hıristiyanlık, 41 scientology), 42 Moon gibi "modern" tarikatlar, Đslâm dünyasında siyasî yanı ağır basan bir din anlayışı veya kendine özgü bir "particilik" ilk akla gelen modern cemaat örnekleridir. Küreselleşme, aşırı bir ferdiyetçiliği öngörmektedir. Ferdin dayanışma içinde bulunduğu aile, köy, grup gibi kurumların parçalanması, ahlakî referansların geçersiz hâle gelmesiyle ferd kimseden yardım ve dayanışma bekleyemez hâle gelmektedir. Bu ortam içinde modern sosyal hayat, yabancılaşma, güvensizlik, yüz yüze olmayan ilişkiler gibi özellikleriyle mekân ve zaman kombinasyonlarının yeniden düzenlenmesine yol açmaktadır. 43 Sosyal ilişkilerin geleneksel çerçevesinden ayrılması ise, bireysel düzeyde güvensizlik ve korkunun ortaya çıkması bakımından büyük bir tehlike anlamına gelmektedir. 44 Gelişen ulaşım ve iletişim imkânları ile artan mobilizasyon, fertlerin birbirlerine, aile ve akrabaya, toprak ve vatana olan bağlılıklarını azaltmaktadır. Önemli olan evrensel homojen kültürün değerleridir. Millî kültürlerle ilgili saplantılar, tek pazar hâline gelen dünyada anlaşılmayı zorlaştırmaktadır. Sosyal sistemlerin sınırları millî devletlerin sınırları ile örtüşmemektedir. Bu durumda sosyolojik analizlerde Türk toplumu denildiğinde Türkiye sınırları içindeki insanların oluşturdukları sosyal yapının kastedilmesi artık mümkün olmamaktadır. 45 Küreselleşme, beraberinde getirdiği bireyselcilik ve sosyal normlara bağlı olmama özellikleriyle bireylerin toplumsal kurumlara olan inanç ve bağlılığının kopmasına yol açmaktadır. Bütün toplumsal kurumların ağırlıkları azalmaktadır. Çünkü küreselleşme kurumların yerine atomize bireylerin ikame edilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle de gelecekte otoriter düzenlerin toplumsal birliği koruyup, devam ettirme şanslarının daha fazla olacağı öngörülmektedir. 46 Erol Güngör'ün "bir cemiyetin kendi problemlerini çözmenin bir tarzı olarak benimsemiş olup kullandığı her türlü davranış sistemleri ve maddi vasıtaların bir terkibi" 47 olarak gördüğü kültürü en basit bir şekilde "toplumların tarihlerinden devraldıkları maddi ve manevi mirasların toplamı" olarak tarif etmek mümkündür. Küreselleşmenin, hayat tarzları ve hedeflerde aynılaşma sağlayarak, millî kültürleri aşındırıp yok edeceği, bu kültürlerin "yüksek değerler"i temelinde yeni bir "dünya kültürünün" ortaya çıkacağı ve bu kültürün de dünya barışının garantisi olacağı ileri sürülmektedir. 48 Eldeki bazı veriler farklı dünyaların kültürel difüzyon boyutlarını çok aşan bir benzeşme süreciyle karşı karşıya olduklarına dair, açık ipuçları vermektedir. Kitle haberleşme araçları, turizm hareketleri, dünya ticaretindeki hareketlilik, kültür taşıyıcılarının sirkülasyonu, batı kültürü temelinde bir evrensel homojen kültür yapısına gidişe işaret etmektedir. Bu süreç içinde insaniyetçilik, ırk ayrımına muhalefet, temel hak ve hürriyetler, siyasî katılım, demokrasi gibi Batının ürettiği ve genel kabul gören ortak değerler ortaya çıkmıştır. 49 Bu süreçte dayatmacı, değerlerden bağımsız yeni bir kültürün, hatta dinin empoze edilmek istendiği hissedilmektedir. Yedeğine kitle iletişim araçlarını, teknolojiyi ve sermayenin imkânlarını alarak milli kültürleri yerle bir etme niyetinde olan, üstelik bu niyetinin insanlığın hayrına olduğunu, insanlığın böyle bir dönüşüme, tektipleşmeye ve aynılaşmaya mahkûm olduğunu söyleyen bu kültür (global mono-kültür), tüketimin artırılması esasına dayanmaktadır. Teknolojideki gelişmeler sayesinde kültür yeni vasıtalar kazanmakta; bu vasıtalar bir taraftan kültürün ifade gücünü artırırken bir taraftan da kültürün daha geniş kitlelere yayılmasını sağlamaktadır. Eğer bu durum dengelenemezse gayelerin yerine vasıtalar geçmekte, hatta gerçek kültürde gaye olan birçok şey vasıtaların vasıtası hâline dönüşmektedir. 50 Modern birey, bilgiyi bizzat kendi tecrübelerinden ve iç serüveninden değil aktarma yoluyla elde etmektedir. Bu aktarım işi, kitle iletişim araçlarının şekillendirmesiyle gerçekleşmektedir. Küresel kültürün özelliklerinden birisi de bilimin ve kültürün sponsorlar eliyle yayılmasıdır. Sponsorluk gücünü elinde tutan uluslararası sermaye, tabii olarak tüketimin artırılmasına ve Batı kültürünün yayılmasına yönelik faaliyetleri desteklemektedir. Bilim ve kültür alanında çalışanlar bu şirketlerin proje, program, yayın, ödül, teşvik vb. isimler altında aktardıkları kaynaklara bağımlı hâle gelmektedir. Bu duruma gönüllü intibak edenlerle, bu durumdan istifade etmek isteyenler bir müddet sonra birbirlerinden farksız hâle gelmektedir. Đnsanlar inandıkları gibi yaşamazlarsa, yaşadıkları gibi inanmaya başlamaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde düzenlenen pek çok büyük organizasyonun altından Coca-Cola veya Camel gibi kökleri dışarıda birçok dev şirketin çıkmasına şaşırmamak gerekir. Bu sebeple de ülkemizdeki mevcut sponsorluk faaliyetlerinin yakından takip edilmesi, devletin ve Türk insanının meydana getirdiği ekonomik müesseselerin Türk kültür unsurlarının işlenmesi ve yaşatılmasına destek vermeleri gerekmektedir. Türk kültürüne gönül verenlerin de yapacakları faaliyetlerde esas sâikleri sponsorlardan alacakları maddî ve manevî ödüller değil, kendi millî duyguları olmalıdır. 39 Ralf Dahrendorf, "Die Globalisierung und ihre sozialen Folgen werden zur nächsten Herausforderung einer Politik der Freiheit," Die Zeit, Gunter Hofmann, "Ein Mann macht sich unbeliebt," Die Zeit, Der Spiegel, Jesus, allein zu Haus, Glauben ohne Kirche, 52: 58-73, Der Spiegel,"Scientology", 45 ( ): 65-67, Dirk Richter, "Weltgesellschaft" Georg Kneer (Ed.), Soziologische Gesellschaftsbegriffe, München, , Antony, Giddens, Modernity and Self-Identity. Self and Society in the Late Modern Age, Cambridge Niklas Luhmann, Soziale Systeme, Grundriß einer allgemeinen Theorie, 571vd. Frankfurt/Main Ralf Dahrendorf, "Die Globalisierung und ihre sozialen Folgen werden zur nächsten Herausforderung einer Politik der Freiheit," Die Zeit, Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 31, Đstanbul, Panajotis Kondylis, "Globalisierung, Politik, Verteilung," Die Zeit, M. Naci Bostancı, Kültür ve Değişme, 31-36, Đstanbul, Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, s. 23, Ankara

10 Küreselleşme konusunda ülkemiz insanının genel bir kabulünün var olduğu gözlenmektedir. Yaygın kanaate göre, izolasyon, kervana katılma ya da batılılaşmadan modernleşmeye çalışmak şeklinde özetlenebilecek üç yol vardır. Bazı istisnalar dışında ikinci yolun öne çıktığı görülmektedir. Halbuki tarihe bakıldığında doğrusal ve determinist tarih anlayışının aksine horizontal bir tarih anlayışının daha geçerli olduğu ortaya çıkmaktadır. O bakımdan tarihin iyi analiz edilmesi hâlinde belki de birden fazla yol mümkün olacaktır. Diğer batılı toplumların yaşadıkları bazı süreçleri hiç, bazı süreçleri ise aynı uzunluk ve yoğunlukta yaşamayan ülkemizin küreselleşmeden nasıl etkileneceği alınacak önlemlere bağlı olacaktır. Burada asıl hedef, küreselleşme sürecinde ekonomik bakımdan pasif bir rol oynayarak ülkeyi ucuz iş gücü ya da hammaddeler sebebiyle yabancı uluslararası "devler" için ideal hâle getirmenin, kültürel açıdan ise bir kültür erozyonuna uğramak değil, aktif olarak bu süreci etkilemenin yollarının araştırılması olmalıdır. Bu noktada, tarihî dinamiklerimizi ve kültürel kökenlerimizin yanında günümüz şartlarını da dikkate alarak, sadece bizim için değil, insanlık ve yukarıda işaret edildiği manasıyla "alem" için de hayırlı olacak çözümlere gidilmelidir. Küreselleşme, hem konu hem de kavram olarak yapılan bütün tartışmalara, yayınlara rağmen henüz sistematik olarak geliştirilmiş bir teoriye kavuşturulabilmiş değildir. Gerçek olan şu ki, hayat her zaman teorilerin birkaç adım önünde yürüyor. Küreselleşme sürecinden Amerika, Đngiltere, Hollanda ve hatta Çin gibi geçmişte "dünya imparatorluğu" tecrübesine sahip olanların kazançlı çıkacaklarını, Almanya ve Balkan ülkeleri gibi sadece ulus devlet olarak var olmuş, ya da yakın geçmişte dünya sahnesine çıkan devletlerin ise bu yeni sürece intibak etmelerinin zor olacağı anlaşılmaktadır. Türk toplumu "imparatorluk" değil "dünya devleti" tecrübesiyle bu sayılanlardan daha avantajlıdır. Đnsanlığın ortak kıymetleri sayılmaya layık beşerî hasletleri, Türk kültürü kadar geliştirmiş ve yaymış başka bir kültürün olmadığı tezinden 51 hareketle dünyanın bizim kültürümüzün teşkilatçılık, idarecilik, hakimiyet duygusu, adalet, şefkat, vakar, yiğitlik, fedakârlık, feragat ve manevî derinlik gibi mümeyyiz vasıflarına 52 muhtaç olduğu düşünülebilir. Mesela, yeni dönemin en önemli özelliklerinden birisi de dünyanın ekolojik tahribat sebebiyle intihar noktasına yaklaşması ve bu konudaki tehdit ve tehlikelerin global bir mahiyet kazanmasıdır. Bu tehlikenin azaltılması için yeni değerler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ancak, zorlama, suni programlar başarıya ulaşmamaktadır. Türk kültürü göçebe-çadır yaşantısı, Đslâm dini, dünya görüşü gibi kaynaklardan ve bizzat kendisinde mevcut (tasarruf, sadelik, az tüketim, kalıcı olmayan mimari, tabiatla iç içelik, dünya telâkkisi gibi...) özellikleriyle ekolojik tehdide en güzel cevaplara sahip bir kültürdür. Küreselleşme, kapitalizmin toplumu kutuplaşmaya ve kamplaşmaya götüren etkilerinin "sosyalleştirilmesi" için getirilen kurumsal düzenlemeleri geçersiz hâle getirmektedir. Sosyal güvenlik kurumları ve sosyal devlet yük olarak telâkki edilmektedir. Batı toplumları bu gidişat karşısında yeni çözümler bulamazken, Türk kültürü yardımlaşma, hayır duygusu, ana-baba hakkı, vakıf müessesesi, intibak kabiliyeti ve böylesine kurumların etkin olmamasından kaynaklanan yeni durumlara hazırlıklı olma özelliğiyle toplumun devamını sağlayacak unsurlarla doludur. Türk kültürünün küreselleşme bakımından önem taşıyan bu özelliklerini belirttikten sonra yaşanılan süreçle ilgili şu tespitler yapılabilir: Aydınlarla halk arasındaki kopukluk Türk kültürünün küreselleşme bakımından üzerinde durulması gerekli en hayatî meselelerinden birisidir. Kılık kıyafet, sanat, gıda, yemek gibi hususlarda yabancı kültür unsurlarının Türk kültürü içine girme hızı ve miktarı fazla olsa da, halkın temsil ettiği yerli kültür büyük ölçüde ayaktadır. Türk insanı kültürünü koruma ve devam ettirme konusunda şaşırtıcı reflekslere sahiptir. O, bilmese bile sezerek bir çok tahribata müsaade etmemektedir. Dışarıya giden işçilerimizde bile yabancıya karşı bir üstünlük duygusu vardır. Buna mukabil aydın geçinen elitlerimiz tıpkı A'raf sakinleri gibi yerli kültür ile batılı kültür arasında marjinal bir varlık durumundadırlar. 53 Hem Türk kültürünün evrenselleştirilmesi, hem de evrensel değerlerin içselleştirilmesi konusunda aydınlarımız maalesef sade vatandaşlarımızın gerisinde kalmıştır. Çünkü adalet, insan hakları ve eşitlik gibi kavramlar aydınların kendi pozisyonlarına hizmet ettiği müddetle ve ölçüde benimsedikleri değerlerdir. Bu açıdan evrensel değerler ve kültür unsurlarının neler olduğunun iyi tespit edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki, kültür ve medeniyet birbirinden ayrı hadiseler değildir. Millî kültürler bir medeniyetin çeşitli manzaralarından ibarettir. 54 Kültür konusunda şekilde kalan, Türk insanının kabul ve takdirine mazhar olmayan uygulamalar neticesiz kalmaya mahkûmdur. "Bir odanın sıcaklığı artınca termometrenin ibresi yükselir, fakat termometreyi ısıtarak ibreyi yükselttiğimiz takdirde odanın hararetinin hiç değişmeyeceği" 55 gerçeğinden hareketle günümüzde moda olan yabancı dille eğitim, bilgisayar seferberlikleri gibi "çağdaşlık" adına getirilen düzenlemeleri bu açıdan değerlendirmekte fayda vardır. Diğer taraftan bu evrensel kültür unsurlarının layıkıyla içselleştirilmesi için Müslüman-Türk kültürünün canlı ve diri bir biçimde mevcudiyetini devam ettiriyor olması şarttır. Müslüman-Türk kültürü açısından bakıldığı zaman, global düşünmenin bize yabancı ve uzak olmadığı görülecektir. Allah son peygamberi Hz. Muhammed'i sadece Müslümanlar değil, "bütün insanlara sırf bir rahmet vesilesi olması için" göndermiştir. 56 Dolayısı ile O'nun getirdiği mesaj yeryüzündeki tüm insanlara yöneliktir. O cesedi ve maddesi ile fiilen vefat ettiğine göre O'nun evrensel mesajını diğer insanlarla diyalog içinde olan ümmeti, ümmetinden de kendilerine peygamberin varisleri olma vasfı ve ünvanı verilen ulema yerine ve muhataplarına ulaştıracaklardır. Bu iş sadece köşesinde oturarak yapılamayacağına göre onlara gidilecek ve onlarla kültürel temas yolları denenecektir. Aslında veda haccında Hz. Peygamberin son hitabını (Veda Hutbesi) dinleyen 100 binlik Sahabe topluluğunun yaptığı da bundan farklı bir şey olmamıştır. Bu Sahabelerin çok azı bu gün Mekke ve Medine'de medfundur. Diğerleri fetih, irşad, talim ve tebliğ amacıyla dünyanın dört bir yanına dağılmış ve yayılmış vaziyettedirler. Ebu Eyyub el-ensari Anadolu'da, Ümmü Haram Kıbrıs'ta bu amaçla bulunmaktadırlar. Bu gün Sahabenin bu amaçlarla "bütün milletler için bir ders 57, bir öğüt olan Kur'anı" 58 ve evrensel mesajını iletmek için dar ve kıt imkanlarla dünyanın en uzak kesimlerinden Çin'e kadar gittikleri bilinmektedir. Dünyayı tek bir bütün olarak kabul eden Osmanlı padişah-hâlifelerinin "Zıllullâh-i fi'l arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) olmaları Türklere has bir inançtır. Uygur Kağanı da 1027'de Gazneli Mahmud'a gönderdiği bir mektupta "Tanrı yeryüzü ülkelerinin hâkimiyetini bize verdi" demektedir. Selçuklu Sultanı Sancar da aynı şekilde "Allah dünyayı bizim tasarrufumuza tevdi ve emanet etmiştir. Bütün emirler ve hükümdarlar bizim memurlarımızdır." demiştir 59 Karacaoğlan ise bunu: "Ben dünyayı sonsuz evren belledim / Meğer dünya bir sultanlık yer imiş" şeklinde ifade etmiştir. Başka bir ifadeyle Türk kültürü, diğer yakın zaman içinde ortaya çıkan kültürlerden farklı olarak küresel bir kültürdür. Sorumluluk, bakış, planlama, kavrayış gibi kavramların hepsi küresel düzeydedir. 51 Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 78, Đstanbul, Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 79, Đstanbul, Erol Güngör, Dünden Bugünden, Tarih-Kültür-Milliyetçilik, s. 149, Đstanbul Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 101, Đstanbul Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 104, Đstanbul, Enbiya Sûresi, 21/ Kalem Sûresi, 68/ Sad Sûresi, 38/ Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, s , Ankara,

11 Çağımızda Đslam Dini'nin en büyük şanssızlıklarından biri, bugün yaşamakta olan insanlar, dünya milletleri arasında çok az tanınmış olması, yahut yeterince tanınmamış olması, başka bir ifade ile olduğundan farklı tanıtılmış olmasıdır. Đnsanların kafasında oluşan yanlış imajları silmek ve katıksız olarak Đslam Dini'ni bütün yönleriyle tanıtmak en önemli hizmetlerden biridir. Đslam'ın dünya görüşü son zamanlarda iyice ihmal edilerek, temeli yabancılara uzanan düşünceler hâkim kılınmaya çalışılmıştır. Đslam'ın dünya görüşünün aynası, en önemli sorunlardan olan düşünce ve inanç özgürlüğüne getirmiş olduğu yaklaşımlardır. Uygar dünya uzayı fethetmekle insanı fethetmiş olmadı. Oysaki evrendeki en önemli unsur insanoğludur. Đslam'ın insanlığa vermiş olduğu üstün mesajlar, ona sağladığı geniş haklar ne yazık ki hala çağdaş insanlara verilmemiş durumdadır ve hala insanlar dinlerinden, ırklarından, düşünce ve inançlarından ötürü boğazlanmakta, kılık ve kıyafetleriyle uğraşılmakta, her gün biraz daha baskılar artmakta, işkence ve ızdıraplar dinmek bilmemektedir. Her vesileyle çarenin demokrasi olduğu vurgulanmaktaysa da bunun dertlere çare olmadığı apaçık görülmektedir. Đslam, yaratılışının gereği insana tüm hakları vermiştir. Đnsanlar arasında mal-mülk, kabile, renk, cins ayrımı yoktur. Bunlar insanı insan olarak değerlendirmede ölçü olarak kabul edilmemiştir. Đnsana verilen bu değer Kur'an'da ifadesini "Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Millet ve kabileler halinde topluluklar kıldık ki birbirinizi tanıyasınız. Allah katında en üstün olanınız ondan en çok sakınanınızdır." şeklinde bulmuştur. Günümüzde dünyaya tek bir medeniyetin hâkim olduğunu söylemek mümkündür. 60 Bazılarının, tek bir coğrafi bölgeyle adlandırmaktan kaçınmalarına ve tek bir bölgeye izafe etmek yerine bütün insanlığın ortak bir medeniyeti olarak kabul etme temayülüne rağmen 61, genel olarak kabul edilen isimlendirmeyle bu medeniyet, "Batı medeniyeti"dir. Ancak tarihte var olan her medeniyetin kendine özgü bir paradigmaya ve bir hard core sahip olduğu söylenebilir. Bu da, başkalarının o medeniyetin oluşumunda bir etkisinin var olma gerçeğine rağmen, bu hard core'un genel yapıya rengini verdini söylemek mümkündür. Mesele, modern Batı medeniyetine kadar tarihte oluşmuş olan medeniyetin tamamı din merkezli medeniyetlerdir. Bunlar ortak noktalarına rağmen, zahiri şekillenmelerinde birbirinden farklıdırlar. Modern Batı medeniyetinin kendisini din dışı bir medeniyet olarak takdim etmesine rağmen, alt yapısını oluşturan iki esastan birinin din olduğu bugün genel olarak kabul edilir: Bu yüzden, dinin toplum hayatından uzaklaşacağı ve insanların vicdanlarında olması gereken yerini alacağı şeklindeki çağdaş kehanetlerin aksine, dinin kendisini sürekli olarak toplumda hissettirdiği ve onsuz bir gelecek düşünülemeyeceği özellikle 70'li yıllardan sonra net bir şekilde hissedildi. Bu hissediş, Doğu'da, Batı'da ve Uzak Doğu'da da vurgu farkları olmakla birlikte hissedilmeye başlandı. Din-medeniyet-farklı kültürler ve kültür-din ilişkisinden dolayı, barışın hakim olması beklenen bir dünyada, bu barışın temel unsurlarından biri ve belki de en önemlisi din olduğundan, medeniyetler ve kültürler, zorunlu olarak dinler arası bir diyalogdur. Bu diyalog bir zorunluluk olmakla birlikte, ilk olarak ortak bir kökene sahip olan, benzer kavramları kullanan dinler/kültürler/medeniyetler arasında bir diyaloğun başlaması, bunun arkasından yine ortak kavram çerçevesine sahip olan konular bazında diğerleriyle diyaloğa girmek daha faydalı gibi görünmektedir. Bu diyaloğun önce tarihsel ve köken itibariyle ortak noktaları diğerlerine kıyasla oldukça fazla olan ve semitik kökenli ya da Đbrahimi dinler diye ifade edilenler arasında olması daha uygundur. Aynı yaklaşımın aynı tarihsel kökenlere sahip, aynı kavramsal çerçeveyi kullanan uzak doğu dinlerinden Hinduizm, Budizm, Konfüçyanizm, Taoizm, Zen Budizm ve Şintoizm için de geçerli olduğu söylenebilir. Kur'an inerken tek düze bir toplum bağlamında inmemiştir. Đlahi kitapları Yaratıcının tenezzülen insanlarla konuşması olarak kabul edersek, onu bir monologdan öte bir diyalog olarak görebiliriz. Diyalogdan kastımız, Müslümanların içinde yaşadıkları problemlerin yukarıya arz edilmesidir. Kur'an'ı, böyle bir diyalog sonunda gerçekleşen bir metin olarak düşünebiliriz. Đslam tefsir geleneğinde bazı ayetlerin sebeb-i nüzulünden söz edilirken, bir anlamda kastedilen şey bizim anlatmak istediğimiz meseledir. Bu diyaloğun bir sonucu olarak Kur'an kendisinin ve Hz. Peygamberin muhatap olduğu insanları inanan ve inanmayan olmak üzere önce ikiye ayırır. Sonra inananları da Müslümanlar, ehl-i kitap ve müşrikler olmak üzere üçe ayırır. Ehl-i kitap içine ilahi kökene sahip olduklarını zikrettiği grupları dahil eder: Bu gruplar içinde en açık bir şekilde yer alanlar; Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Bunlara hitap ederken, onları ifade etmek için Nasarâ, Yehûd gibi isimleri kullanmakla birlikte ikisine birden özellikle "ehl-i kitab" olarak seslenir. Sabileri de bu gruplarla birlikte andığından 62 onu da bu grubun içine katmak mümkündür. Müşrikleri ise Allah'a inanıyor olmalarına rağmen, yukarıdakilerden farklı bir gruba yerleştirir. Đnanmayanlar grubu içinde ise, günümüzün materyalistleri olarak isimlendirilebilecek olan dehriyyun yer alır. 63 Đslam'ın çok kısa bir sürede Arap yarımadasının ve orta doğunun tamamına yayılmasının temel sebeplerinden biri, Đslam'ın inanlarına kazandırdığı dini coşku ve Allah'ın dini insanlara ulaştırma isteği ise diğeri de, Bizans ve Sasaniler arasındaki mücadele ve Đslam'ın yayıldığı alanlarda bulunan gayr-i Müslimlerin çabaları olmuştur. Hıristiyanların kendi dindaşlarının aleyhine olarak, Müslümanlara yardım etmelerinin sebebi, inançlarından taviz vermedikleri için onlar tarafından dini baskıya maruz kalmaları olduğu, bizatihi bu kişiler tarafından kaleme alınan eserlerde ifade edilmiştir. Đslam toplumu çok dinli ve çok kültürlü bir özelliği sahipti. Bu toplumun içinde orta doğuda bulunan bütün dini gruplar yer almaktaydı. Devletin hâkim unsuru Müslümanlar olmasına rağmen, can, mal, din ve vicdan hürriyeti açısından Müslümanlarla aralarında bir fark yoktu. Zaman zaman yaşanan ve gayr-i Müslimlerin konumlarından kaynaklanan tepkiler dikkate alınmazsa, genel olarak Đslam toplumundaki Đslam dışı unsurların konumları itibariyle muadil uygulamalara nazaran oldukça iyi durumda olduğu, hem batılılar hem de Müslümanlar tarafından ifade edilir. 64 Ancak bütün bunlara rağmen, özellikle Hıristiyanlık ve Đslam, misyoner bir özelliğe sahip olmalarından dolayı, aralarındaki tartışma kaçılmazdır. Bu yüzden de, iki din arasında, erken bir dönemden başlamak üzere, tarihi günümüze kadar uzanan bir reddiye geleneği oluşturacak 60 Bundan önceki medeniyetler belirli bir coğrafyaya hakim olmuşlardır. Batı medeniyeti ise, alem-şümul bir medeniyet haline gelmektedir. Mete Tunçay, "Moderniteyle Birleşmenin Yolları Olabilir mi?" Teorinin Aynasından Görülen Pratik: Sosyal Bilimler, Yapı Kredi Yayınları, Đstanbul, Binnaz Toprak, "Medeniyet, Din ve Çatışma", Medeniyetlerarası Diyalog, Uluslararası Sempozyum, Eylül 1998, Diyarbakır, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yayınları, yersiz, tarihsiz, s "Đnananlar, Yahudiler, Sâbiler ve Hıristiyanlar (dan), Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." Maide Sûresi 5/69. Yusuf Ali, Hac 22/17'de ki, "Đnananlar, Yahudiler, Sâbiler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve (Allah'a) ortak koşanlar... Allah, Kıyamet Günü bunlar arasında hüküm verecektir. Şüphesiz, Allah her şeye kâdirdir", bütün inanç gruplarını zikir olarak görür. Burada aralarında herhangi bir tercihte bulunmaksızın nötr olarak zikreder ve Allah'ın onların aralarında Kıyamet Günü hüküm vereceği zikredilir. A. Yusuf Ali, The Holy Quran, translation and commentary, daru'l-kur'ani'l-kerim, Beyrut s nolu dipnot. 63 Dehrî dışındaki gruplar hakkında kullanılan diğer kelimeleri ve onların hadislerdeki yansımaları için bkz. Ahmet Özel, "Gayr-i Müslim," DĐA, s Abbasiler dönemi de dahil, Hıristiyanların Đslam dünyasındaki durumları hakkında bkz. Levent Öztürk, a.g.e.; Yahudiler için bkz. Bernard Lewis, Đslam Dünyasında Yahudiler (The Jews of Islam), terc. Bahadır Sina Şener, Đmge Kitabevi, Ankara, 1996; Adam Mez, Onuncu Yüzyılda Đslâm Medeniyeti, trc. Salih Şaban, Đnsan Yayınları, Đstanbul, 2000, s ; Yahudilerin Đslam ve Hıristiyan dünyasındaki durumlarını incelemeye yönelik karşılaştırmalı bir çalışma için bkz. Mark R. Cohen, Under The Crescent and Cross, The Jews in the Middle Ages, Princeton Univesity Press, Princeton, New Jersy, 1994; aynı eserin Türkçesi için, Hilal ve Haç Altında, Sarmal Yayınları. 11

12 nitelikte bir edebi tür ortaya çıkmıştır. Bu geleneğin en eski belgeleri Hıristiyanlar tarafından kaleme alınanlardır. Müslümanlar tarafından yazılanlar ise, onuncu yüzyılla başlar. 65 Müslümanların diğer dini unsurlara özellikle de ehl-i kitaba yönelik eleştirilerinin ilk örneğini bizatihi Kur'an'da görmek mümkündür. Kur'an'da hem onların bir takım inançlarını eleştiren hem de müşrikler ve dehrîlere karşı onların tarafını tutar mahiyette ifadeler de bulunmaktaydı. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki dini anlamdaki ilk birliktelik, Hz. Peygamberin kendilerini Medine mescidinde ağırladığı ve kendileriyle dini anlamda tartışmaya girdiği, kendilerini Đslam'a davet ettiği Necran heyetiyle olan birlikteliktir. Necran heyeti, Đslam'ı kabul etmemiş ancak, cizye vermeyi kabul ederek Mekke'den ayrılmıştı. Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki dini tartışmalar daha sonra da bu ilk örneği çağrıştıracak bir tarzda, karşılıklı sohbetler şeklinde olmuştur. Müslümanlar tarafından Hıristiyanlara yönelik olarak kaleme alınan reddiyelerden günümüze kadar gelen en eski metin Ali Rabben et- Taberî'nin er-red ale'n-nasarâ ve ed-dîn ve'd-devle adlı eserleridir. 66 Ali b. Rabben'e kadar farklı metinlerde bulunan Hıristiyanlıkla ilgili bilgiler, orijinal olanların yanı sıra çoğunlukla, halk arasında yaygın olarak bulunanlardan alınmış olma görüntüsünü vermektedir. Ali b. Rabben ve diğer mühtedilerle birlikte Müslümanların Kitab-ı Mukaddes hakkındaki bilgi noksanlığı da giderilmeye başlanmıştır. Ancak bu, kaleme alınan Hıristiyanlığa yönelik metinlerin hepsinin bu özelliğe sahip olduğu anlamına gelmemelidir. Đster kitap şeklinde (monolog), isterse karşılıklı konuşma şeklinde yapılmış olsun, Müslüman-Hıristiyan diyaloğunda, Müslümanların Hıristiyanlığa ve Hıristiyanlara yönelik olarak ileri sürdükleri, onları tenkit ettikleri ya da onlardan cevap bekledikleri konular genel olarak: Teslis ve doktrini ve onun reddi; Teslisten kaynaklanan Hıristiyan mezhepleri; Hz. Đsa'nın bir insan ve peygamber oluşunun ispatlanması; kefaret ve çarmıh; Tahrifat meselesi ve Hz. Muhammed'in Kitab-ı Mukaddes'te müjdelenmesi meselesi 67 gibi konulardır. Aydınlanmayla birlikte Hıristiyanlığa yönelik düşmanca düşünceler bütün dinleri içine alacak şekilde genişletilmiştir. XIX. yüzyıl misyonerliğin yaygın bir şekilde uygulandığı bir dönem olmasından dolayı, diğer dinlere bu arada Đslam'a yönelik oldukça olumsuz bir bakış hakimdir. XIX. yüzyılda başlayan Đslam çalışmaları Đslam hakkında batıdaki bilgi birikimine büyük bir katkıda bulunmuş Avrupa'nın her tarafında misyonerlik ve sömürge hareketiyle eş zamanlı olarak Đslam'ı bir araştırma konusu olarak ele alan birimler çoğalmış ve bunun sonunda oryantalizm denen müstakil bir akademik birim ve oryantalistler diye ifade edilen bir bilim adamı grubu ortaya çıkmıştır. Ancak, Đslam'ın her alanı, tarihi, sanatı, akidesi ve ruhi hayatını alacak kadar geniş bir alanda çok ciddi çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, Descartes'in araştırma konusunu en küçük parçalara ayırma metodunun bir yansıması olarak Đslam parçalanmış ancak yeni bir anlayışın oluşturması için gereken sentez çalışması kasti olarak yapılmamıştır. Ya da yapıldığında da anlamaya yönelik olmaktan ziyade, çarpıtmaya yönelik olduğundan yine ortaya objektif bir imaj çıkmamıştır. "Yüzyıllar boyunca, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında çekişmeler ve düşmanlıklar hiç de az olmamışsa da, Kutsal Konsil, herkesi, geçmişi unutmaya, karşılıklı anlayış içinde içtenlikle çabalamaya, tüm insanlar için sosyal adaleti ahlaki değerleri, barış ve özgürlüğü beraberce savunmaya ve sağlamaya çağırmaktadır." 68 Bu iki metin Hıristiyan dışı dinlerle iyi ilişkiler kurmayı amir bir özelliğe sahip olduğundan bunun bir gereği olarak, "Hıristiyanlık Dışı Dinler Sekretaryası" adında bir birim kurulmuştur (1964). Üst seviyede bir Kardinalin başkanlık ettiği bu Sekretarya, Roma'da bulunmakta ve kendisine bağlı çalışanları ve bölgesel piskoposlar ve konuyla ilgili uzmanlarla işbirliği yaparak faaliyetlerini devam ettirmektedir. Đlk başkanlığını Kardinal Marella'nın ( ) yaptığı Sekretaryaya daha sonra Kardinal Pignedoli ( ) ve Monsenyör Jean Jadot ( ) başkanlık görevinde bulunmuştur. Daha sonra Papalık Dinlerarası Diyalog Konsili olan Sekretarya'nın bugünkü başkanı, Kardinal Arinzi'dir. 69 Bu Sekretarya'nın kuruluşundan itibaren Đslam'la ilgili bir bölüm bulunmaktadır (22 Ekim 1974). Bu bölümün ilk başkanlığını, on yıl Afrika Misyonerler Topluluğu'ndan Fr. Coug yapmıştır. Ondan sonra sırayla, Suriyeli Abou Mukh'un başkanlığını yaptığı bölüme Thomas Michael bakmaktadır. Diyalog kararının alındığı 1964 yılından 1969 yılına kadar bu eyleme yönelik hiçbir faaliyet yapılmamış ve Papalık ifade edilen ve diyaloğun alt yapısını oluşturan kurumları oluşturduktan sonra, ancak 1969'dan itibaren fiili olarak diyalog sürecine başlamıştır. Katolik Kilisenin yanı sıra Kotolik olmayan Hıristiyanlardan oluşan 1948'de Hollanda'da Kurulan Dünya Kiliseler Birliği de, en son 1971'de Etiopya Adis Ababa'da yapılan toplantısında diyalog sürecinin alt yapısını tamamlayarak, bu faaliyetteki yerini almaya başlamıştır. 1964'de kabul edilen ve 1969 yılından itibaren başlayan Müslüman-Hıristiyan diyaloğu çalışmaları karşılıklı ziyaretleşmeler, ortak toplantılar, bu ilişkiler ve ya da bu ilişkilerle ilgili kanaatlerin ifade edildiği dergiler çıkarmak ve farklı alanlarda işbirliği yapmanın yollarını arama şeklinde devam etmektedir. Ancak bugün devam eden diyalog çalışmaları, sıkıntısız ve problemsiz değildir. Diyalog çalışmalarının kendi içinde bir takım çıkmazları vardır ve bu çıkmazlar diyalog sürecinin sağlıklı bir şekilde devamını engellemektedir. Müslümanların Diyalogdan Beklentileri Müslümanlar, diğer dinlerle, özellikle de Hıristiyanlarla diyaloğa girmek için hem tarihsel tecrübeleri hem de bizatihi kutsal metinlerinden kaynaklanan uygun bir atmosferde bulunmaktadırlar. Çünkü, Kur'an-ı Kerim, insanların birbirinden ayrı gruplar halinde yaratıldıklarını, bundan maksadın da birbirleriyle tearüf olduğunu ifade eder. 70 Đnsanların, zorla Müslüman yapılmaların yasaklayan metinler; onlarla en güzel şekilde konuşmayı ve tartışmayı tavsiye ederken 71 Đslam'ı bir din olarak benimsemeyenlere, "sizin dininiz size 72 ; benim dinim bana" diyerek, zimmet ahdi ile Đslam toplumunun bir ferdi olarak varlıklarını devam etmelerine izin verir. Bu Kur'anî temeller, tarihsel uygulamaya da yansımış ve Đslam toplumlarında, Müslümanlar hep gayr-i Müslimlerle beraber yaşamışlar ve belki de, -modern anlamda olmasa da- diyaloğun ilk örneklerinin (Timotheus'un Halife Mehdi olan karşılıklı konuşmaları) bu toplumlarda meydana geldiğini söylemek mümkündür. Đki din arasındaki ilişkilere bakıldığında, bu iki dinin tarih boyunca birbirlerine karşı hem teolojik anlamda hem de siyasi anlamda karşı karşıya bulunmalarını sağlayacak bir ortam bulunduğunu söylemek mümkündür. Ancak, Đslam dünyası yapı itibariyle kültürel ve dinsel çoğulculuğu 65 Harman, a.g.e, s Ali b. Rabben et-taberî'nin bu kitapları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Fuat Aydın, a.g.e.; Necip Taylan, "Ali b. Rabben et-taberi;" Mahmut Kaya, "er-red ala'n-nasârâ" ve "ed-dîn ve'd-devle," DĐA. 67 Bu konulara ve onlara Müslüman reddiyecilerin yaklaşımları hakkında bkz. Mehmet Aydın, a.g.e., s Bu iki metnin tercümesi de Lütfullah Göktaş, II. Vatikan Konsili Belgelerinde Müslümanlara Đlişkin Đbarelerin Çevirisi Üzerine, Đslamiyat, Ankara, 3/ 4, s. 186, 189'dan alınmıştır. 69 Abdurrahman Küçük, a.g.e., s Hucurât Sûresi, 49/ Ankebût Sûresi, 69/ Kâfirûn Sûresi, 109/

13 reddedemeyeceği bir ortamı miras almıştır. Bu yüzden de, diğer din ve inanç sahiplerine dini, hukuki özgürlük vermiş ve adalet esası üzerine bir sosyal yapı tesis etmeye çalışmıştır. Hıristiyanlık başlangıçta gerçekten çok büyük zulümler görmüş ancak, işin garip tarafı, kendisi devlet dini ilan edildikten sonra, aynı şeyi kendi dışındaki bütün inanç sahiplerine ve tarihinin büyük bir kısmında da kendi içinde ve heretik saydıklarına yapmaktan çekinmemiştir. Bu yüzden hakim olduğu bölgelerde, kendisinin dışında din ve inanç sahibi bulunmasına izin vermemiştir. Bu yüzden Hıristiyanlığın diyaloğa yönelik tavrı, bu tarihi geçmiş göz önünde bulundurulduğu zaman insanlık adına bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Gerekçesi her ne olursa olsun bu tür bir dinler arası diyalogdan kaçınmak mümkün değildir. Din adına diyalogdan kaçınmanın insanlık adına çok büyük bir vebali vardır. Çünkü din gittikçe daha çok gündeme gelmekte ve insanlar globalleşen dünyada, benliklerini muhafaza etmeye gayret etmektedirler. Kimlik, tarih ve kültürden oluştuğu; tarihin büyük bir kısmı ve kültürü oluşturan unsurlar da ağırlıklı olarak dini olduğundan, din belirleyici özelliğini arttırmaktadır. Bu olgunun altyapısını nelerin oluşturduğuna dair bir çok şey söylemek mümkün: Modern dünyanın insanları bütünüyle maddi şeylerle doyurmaya çalışması; insanları tek düze bir hayat, tek düze bir birey; bireysel farklılıkları ortadan kaldıran bir anlayışı hâkim kılmaya yönelik eğitim, eğlence, tüketim malzemeleri üretimi gibi şeyler insanların tarihten gelen ve kaşiflik kökenlerini oluşturan farklılıklarının ortadan kalması anlamına gelmektedir. Diyalogdan kaçınmak Müslümanlara gerçekten büyük bir vebal yükler. Çünkü, siyasi ortamın hazırlayıcılarının, insanlığın geleceğini kana ve savaşa boğmak maksadıyla, diyaloğa değil de savaşa, çatışmaya yönelik, medeniyetler çatışması gibi teoriler ürettiği bir ortamda, çok zayıf bir ışık da olsa gelecekte aydınlığın ve barışın hakim olmasına yönelik bu tür çağrılar karşılıksız kalmayacaktır. Bu diyaloğun alt yapısı hazırlanmaz ve gereken önlemler alınmazsa, o zaman Hungtington'un teorisi, meşruluk kazanmış olur. Diyalog, Müslümanlar Đçin Kaçırılmaması Gereken Bir Fırsattır Bütün bu yaklaşımların temel hareket noktası -Müslüman muadillerinde de olduğu gibi-, oluşturulan imajın sahibinin bu imajın oluşmasında hiçbir katkısının olmamasıdır. Yani, oluşturulan imajlar, nesneller temelleri olmayan, kurgusal imajlardır. Bu imaj oluşturma sürecinde, dini ve siyasi kaygılar da işin içine dahil olduğunda, ortaya çıkan, çarpıtılmış, acayip bir şeye dönüşmektedir. Bu yüzden, -aynı şey Hıristiyanlar için de geçerli olmakla birlikte-, Müslümanların kendilerini, olduklarını düşündükleri şekilde anlatmalarını sağlayacak bir ortamın olması, aranan ancak bu zamana kadar bulunması mümkün olmayan bir imkan ve fırsattır. Böyle bir fırsatın, her ne gerekçe ile olursa olsun elden kaçırılması, sonradan ortaya çıkabilecek olan pişmanlıklara yol açabilir. Đnsanların birbirlerini, dinlemek ve öğrenmek maksadına yönelik böyle bir ortamın oluşturulması, oluşturulan imajların ya hepten ortadan kalkmasına ya değiştirilmesine ya da aralıklarındaki farklıkların daha belirgin hale gelmesine yol açar ki, bu sonuçların her biri kendi içinde ayrı bir değere sahiptir. Hıristiyan dünyanın, bu faaliyeti bir Hıristiyanlaştırma faaliyeti olarak görmeleri de, vurgulamaya çalıştığımız gibi, zikredilen gerçeği değiştirmez. Gerçek niyet, Đslam'ı tebliğ etmek olmasa bile, zımnen bir tebliğin varlığını düşünmekte mümkündür. Çünkü, Đslam'ın tebliği çerçevesinde meseleye bakıldığı zaman bile, zaten Müslümanların diğer insanlara dini tebliğ yapma görevleri bundan daha fazla bir şeyi içermez. Kur'an-ı Kerimde "Ey iman edenler!" diye başlayan ayetler iman edenler için hükümler ifade ederken, Allah Teala bazı ayetlerde topyekün insanlara seslenir. "Ey insanlar!" şeklinde başlayan bu ayetlerde inansın inanmasın bütün insanları ilgilendiren konular ele alınır ve bütün insanlığı ilgilendiren hükümlere varılır. Bunlara örnek olarak aşağıdaki hükümler gösterilebilir. 1- Bütün insanlar doğuştan günahsızdır. Suç ve ceza mefhumları ergenlikten itibaren söz konusudur. 2- Đnsanlar Hz. Adem'in çocuklarıdırlar ve eşit haklara sahip olarak doğarlar. 3- Her doğan canlı yaşama ve özgürlük hakkına sahiptir. 4- Đnsanların canları, malları ve ırzları koruma altında olup kutsaldır. 5- Adalet dünya hayatinin temelidir. Herkes adaletten pay alma hakkına sahiptir. 6- Đnsanların meskenleri koruma altındadır. Đzinsiz girmek yasaktır. 7- Başkalarına zarar vermedikçe insanların neyle uğraştıklarıyla ilgilenmek (tecessüs) yasaktır. 8- Ferdi sorumluluk esastır. Kimse kimsenin yaptığından dolayı sorumlu tutulamaz. 9- Herkes, istediği gibi düşünme ve düşündüğünü açıklama hakkına sahiptir. (Kur'an kendisine karşı çıkanlara her türlü yolu denemeleri için meydan okur) 10- Đnsanlar, inanç özgürlüğüne sahiptirler. 11- Hiç kimsenin malı haksız yollarla gasp edilemez. 12- Herkes kazanma hakkına sahiptir. Rantiyecilik yoktur. 13- Herkes siyaset yapma hakkına sahiptir. 14- Zulmün, işkencenin ve haksızlığın her çeşidi yasaklanmıştır. Zulüm yasak olduğu gibi, zulme karşı çıkmamak ta yasaktır. 15- Her insan eğitim ve öğretim özgürlüğüne sahiptir. Öğrendiklerini başkalarına öğretme hakkına da sahiptir. 16- Hakların korunması için şahitlik yapma ve isteme hakkı vardır. 13

14 17- Ailede ana-babaya itaat esastır. 18- Devlet hizmetinde çalışan ya da özel işlerde çalışanların devlet ya da işverenleri üzerinde günün koşullarında normal şartlarda geçinebilecekleri bir ücret alma hakları vardır. Önemli olan, Globalleşen dünyada nelerin olacağı ve olanların ülkemiz ve inançlarımız açısından ne getirip ne götüreceği ise bu konuda fikir üretmek gerekecektir. Bilişim sektörünün gelişmesi neticesinde dünya alabildiğine küçülecek ve toplumlar, inançlar ve kültürler birbirine daha fazla yaklaşacaksa; Tutarlı, mantıklı ve sağlam kültürler diğerlerini etkileyecekse; dayatmacı ideolojilerin sonu gelecek ve hoşgörüyü ve daha fazla özgürlüğü esas alan sistemler tutacaksa; Maneviyat ağırlıklı bir sistem hayat bulacak ve insanlar tabii şeylere, fıtri olana yönelecek, tabiat eczanesine dönüş yaşanacak, beden sağlığı ile birlikte ruh sağlığı gündemde kalacaksa; Đnsan hakları konusunda çifte standartlar azalacak, sivil inisiyatif canlanacak, demokrasi gerçek ve en geniş boyutlarıyla uygulanacaksa; Hıristiyanlık tasaffi edip Đslam'a yaklaşacak, Đslamiyet en yükselen değer olacak, Đslam hakikatleri, ilmin ve fennin doğruları haline gelecekse; Đnsanların dini inançlarıyla, mukaddesatlarıyla uğraşanlar hüsrana uğrayacaklar, metafizik konulara ilgi artacak, uzaya taşınma ebediyet iştiyakını kamçılayacaksa; okuyanlar bilim ve teknolojide ilerleyecek, cahillerin payına sürünmek, ezilmek ve horlanmak düşecekse küreselleşmeden biz neden ürkelim ki. Bize düşen hazırlıklı olabilmek ve ayakta kalabilmektir. Ayakta kalmakta endişemiz varsa yapılacak tek şey "Çöl Kaplanı" filminde Ömer Muhtar'ın dile getirdiği tavsiyeye sarılmak: Neremiz zayıf ise orayı güçlendirmek. Bu gözle baktığımızda küreselleşen dünyada inançlarımız ve ülkemiz açısından hayırlı şeylerin olacağını varsayabiliriz. ***** Bediüzzaman'ın eserlerinde, ulaşım ve iletişimdeki gelişmelere dikkat çekilerek dünyanın tek bir şehir haline geldiği belirtilmekte, ve "Şimdi tekemmül-ü vesait-i nakliye [ulaşım vasıtalarının gelişmesi] ile, âlem bir şehr-i vahid [tek şehir] hükmüne geçtiği gibi, matbuat ve telgraf gibi vesait-i muhabere ve müdavele [iletişim ve ulaşım vasıtaları] ile, ehl-i dünya, bir meclisin ehli hükmündedir." 73 denilmektedir. Ulaşımın yerküreyi nasıl küçülttüğü meselesine bu şekilde dikkatlerimizi çeken Bediüzzaman böylece "küre-i arzın bir köy" şekline dönüşmesinden söz eder. 74 Bediüzzaman burada bir durum tespiti yapmakta ve bir olgudan bahsetmektedir. Zira Đletişim araçlarının akıl almaz gelişmeler göstermesi sonucunda önce telgraf bulunmuş, Bugün ise, televizyon, telefon, internet ve diğer telekomünikasyon araçları ile gündelik hayatımız alt üst olmuş; baş döndürücü bir şekilde değişmiştir. Bu şekilde dünya tarihinde (adına küreselleşme dediğimiz) yeni bir dönem başlamıştır. 75 Dışında kalma imkanımızın olmadığı bu olgunun, nimetleri olduğu kadar külfetleri de vardır. Aynı dünyayı paylaşan insanlar olarak, bunu görmezlikten gelmemiz ve sonuçlarından etkilenmemiz imkansızdır. Bu sebeple yaşadığımız bu fiili durumu analiz etmemiz, sonuçları görebilmemiz ve inançlarımıza uygun bir tavır alabilmemiz gerekecektir. Pek çok konuda olduğu gibi konu etrafında düşünce üreten entelektüellerden bir kısmı bu sürecin yanında yer alırken bir kısmı da karşısında yer almaktadır. Çünkü herkes olaya bulunduğu yerden ve elindeki gözlükle bakıyor ve hakikatin bir ucundan tutuyor. Bediüzzaman ise keskin bir tarafta yer almadan göreceli olarak eserlerinde her iki bakış açısına ve düşünce tarzına yer veriyor. O na göre Avrupa kaynaklı ortaya çıkan cereyanın biri müsbet, diğeri menfi olmak üzere iki tür sonucu gelişir. Zira kendi benliğiyle uygunluk arz etmeyen, irade kullanımı mümkün olmayan hatta niyetin iyi olmasının bile yararlı sonuçları ortaya çıkarmayan durumlarda Müslümanlar taklitçilik yaparak Batının elinde akılsız malzeme olurlar ki bu meselenin menfi yönüdür. Ya da "dahilden muvafık şeklini giyerek" teknoloji gibi Đslam'ın temel ilkeleriyle çatışmayan pratikleri alıp uygulamaktır ki bu da meselenin müsbet yönüdür. Bu durumda Batının, Đslam toplumlarını dönüştürecek bir şuuru yoktur. Bunlar zaten Đslam'ın men ettiği şeyler de değildir. 76 Bu ikili bakış açısıyla olaylara bakılabilirse batı karşısında dengeli değerlendirmeler yapma imkanı bulunmuş olur. Buna göre küreselleşmenin nimetleri niteliğindeki teknoloji alınırken ahlaksızlık, inançsızlık ve hegemonyacı tutumlara karşı da uyanık bulunma imkanı elde edilebilir. Bu ölçüden hareketle Avrupa medeniyetini tek bir bütün olarak ele almayan, iyi ve kötü yönlerini analiz eden Bediüzzaman,"Đsevilik din-i hakikisinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nafi sanatları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden birinci Avrupa" ve "Felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zannederek, beşeri sefahete ve dalalete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa"7 şeklinde ikili, dengeli, ihatalı bir bakış açısına ulaşır. Dikkat edilirse o, "Birinci Avrupa" tanımlamasında "Đsevilik din-i hakikisinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nafi sanatları" [yani teknolojiyi], "adaleti" ve "hakkaniyete hizmet eden fünunları" [yani ilmi araştırma ve çalışmaları] öne çıkarır. 77 Bunlar ise zaten Đslam'ın özünde var olan değerlerdir. Bunların kimin elinde ortaya çıktığı ise önemli değildir. Çünkü bunlar bizatihi güzel olan değerlerdir. Güzel olan bir şey her yerde güzeldir; Đslam dünyasında ya da Batıda olması bu değerlerin hakikatini değiştirmez. Bediüzzaman burada bir değerler sistemi getirir. Bu değerlerin Đslam dünyasında ya da Batı'da olması önemli değildir. Kaldı ki Hz. Peygamber Đlahi mesajı belirli bir millete ya da belli bir coğrafyada yaşayan insanlara değil, bütün insanlara getirmiş ve bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısıyla bütün insanlık onun ümmeti olmuştur. Ancak davetini, mesajını ve tebliğini kabul edenler ümmet-icabet, reddedip kabul etmeyenler ise ümmet-i davet olarak adlandırılmışlardır. Bu açıdan bakılınca küreselleşmenin müsbet sonuçları olarak değerlendirilmesi gereken nimet ve araçları, Nebevi tebliğin hizmetinde iş gören vesileleri olarak ele alınabilir. Hz. Peygamberin yaşadığı dönemde tebliğinin karakteri yani alemşumul olması gereğince, yerküre üzerinde yaşayan önemli insan topluluklarına, mesajını ulaştırabilmek için elçiler gönderdiği, sahabe-i kiramın da aynı yoldan giderek cihanın dört bir tarafına yayıldıkları dikkate alınırsa Müslümanların bu anlamda küreselleşmeden yararlanmalarının ne kadar elzem olduğu açıkça anlaşılabilecektir. Bizans kayserine (Heraklius), Habeşistan necaşisine (Ashame), Đran kisrasına (Hüsrev Perviz), Mısır firavununa (Mukavkıs), Yemame reisine (Hevze b. Ali) ve Gassani melikine (Münzir b. Haris b. Ebi Şemir) gönderilen elçiler Allah Resulünün mesajını ilettikleri gibi Hz.Peygamberin vefatını müteakip gelişen fetih hareketlerinde en temel amaç tebliğin en uzak insan topluluklarına taşınması olduğu görülür. Bu düşünce Müslümanları öylesine motive etmiştir ki veda haccında Hz.Peygamber 100 bin civarında bir topluluğa hitap ettiği halde bu gün mukaddes topraklarda kabri bilinen sa habe sayısı en iyimser rakamlarla 5 bini geçmemektedir. 5 binin dışındaki sahabe topluluğu tebliğ faaliyetlerinin itici gücü oluşturduğu fetih hareketlerinde dünyanın her tarafına dağılmış ve oralarda kalmışlardır. Bunları günümüze taşırsak, küreselleşmenin sağladığı ulaşım ve iletişim araçlarının Đslamî tebliğ açısından ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Müslümanlar gelinen bu süreçte el-emru bi l-ma ruf ve n-nehyü ani l-münker papmak yani iyiliği yaymak ve kötülükleri engellemek için, tarihi bir fırsat yakalamışlardır. Đslamî değerlerin, yaşadığımız dönem ve şartlar dikkate alınarak, günümüz formlarıyla sunulması, daha da önemlisi bütün unsurlarıyla halen ve fiilen yaşanması halinde kitlelerin bu evrensel değerlere sahip çıkarak Đnsanların Allah ın dinine bölük bölük girmesi 78 müjdesinin bir daha gerçekleşeceği muhakkaktır. Zira Hz. Peygamberin, kısıtlayıcı şartlarla gerçekleştirdiği rolüne rağmen oluşturmaya 73 Bediüzzaman Said Nursi, Muhakemat, Sözler Yayınevi, Đstanbul 1990, s Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Germany 1994, s Anthony Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, Alfa, Đstanbul 2000, s Bediüzzaman Said Nursi, Sünühat, Rüyada Bir Hitabe, Yeni Asya Neşriyat, Đstanbul, 1995, s Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Beşinci Nota, Yeni Asya Neşriyat, Đstanbul, 2000, s Nasr Sûresi, 110/2. 14

15 çalıştığı küresel değerleri yaygınlaştırmak, gelinen noktada elimizde bulunan, basın-yayın, bilişim-iletişim imkanları ile bugün daha kolay görünmektedir. Đnsanlığın peygamber ve onun getirdiği mesaja olan ihtiyacının önemini sık sık eserlerinde vurgulayan Bediüzzaman, son peygamber (Hatemü l-enbiya) Hz. Muhammed in mesajının küreselliğini insanlığın ilk günden bu güne kadar kazandığı kazandığı ortak birikimiyle açıklar: Geçmiş peygamberler döneminde insanlık birbirinden uzak ve kültürel seviyeleri farklı olduğundan ayrı ayrı şeriatler gönderilmişti; fakat Hz. Peygamber zamanında insanlar "iptidai derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden" bütün insanlık bir tek muallimden ders alacak şekle geldiğinden ayrı ayrı şeriatlere ihtiyaç kalmamıştır. 79 Bu ise ilahi hikmetin bir gereğidir. "Elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya mânevî bir kıyâmet başlarına kopmazsa, Đsveç, Norveç, Finlandiya ve Đngiltere'nin Kur'ân'ı kabul etmeye çalışan meşhur hatipleri ve Amerika'nın Din-i Hakkı arayan ehemmiyetli cemiyeti gibi, rûy-i zeminin geniş kıtaları ve büyük hükümetleri, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü, bu hakikat noktasında, katiyen Kur'ân'ın misli yoktur ve olamaz; ve hiçbir şey bu Mu'cize-i Ekberin yerini tutamaz." 80 Burada bütün Müslümanlara düşen temel misyon küreselleşmenin sağladığı imkan ve araçlarından en güzel ve verimli bir şekilde yararlanarak, günümüz formlarına uygun bir Đslamî yaşama biçimi oluşturmak ve bununla insanlara muhatap olmaktır. Bunu yapamazlarsa yani güzelliklere sahip olarak bunlarla etraflarına tesir edemezlerse etrafta bulunan şeylerin tesirinde kalırlar. Bu ise küreselleşmenin menfi ve arzu edilmeyen yanıdır. Bu şekilde bir küreselleşme olgusunu değerlerimiz bağlamında olumu-müspet bulmak ta mümkün değildir. Zaten eserlerinde bir çok yerde pek çok defa dinden bağımsız felsefenin Đslam toplumları için açtığı yaralara işaret eden Bediüzzaman hassas ve titiz bir şekilde dikkatlerimizi çekerek "Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefiheyle gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır." 81 der. Bunlardan yola çıkarak küreselleşmeyi karşı konulması mümkün olmayan bir süreç ve fiili bir olgu olarak gördüğünü düşündüğümüz Bediüzzaman'ın bunu kabul etmesine karşılık, değerlerimiz doğrultusunda onunla yüzleşmenin dolayı ile parola sorularak bünyemize alınması, iyi ve kötü yönlerinin ciddi ve tutarlı bir şekilde analiz edilerek iyiliklerinden faydalanılması ama kötülüklerinden de uzak kalınması, ama mutlaka uyanık olunması gerektiğini vurguladığı sonucuna gidilebilir. 79 Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Đstanbul 2000, s Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Đstanbul 2000, s Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Germany 1994, s

16 Müspet Küreselleşme Üzerine Risale-i Nur'dan Bazı Tespitler Prof. Dr. Yunus A. Çengel 82 KÜRESELLEŞME GERÇEĞĐ VE SÜRECĐ Küreselleşme veya globalleşme, bir yirminci asır kavramı gibi algılanmasına rağmen, bu kavramın varlığı yerkürenin varlığı kadar eskidir denebilir. Aynı küre üzerinde yaşayanlar zaten tabii olarak küreseldir, çünkü aynı kürenin mensupları ve parçalarıdır. Yani dünyalı olmak, hepimizin ortak bir vasfıdır. O yüzden küresellikten asıl maksat, küreselliğin boyutu ve vasıflarıdır ve şahısların ve toplumların özel kürelerini etkileme oranıdır. Đlk çağlardaki insanların ilgi alanlarının sınırı, yürüyerek veya hayvanlarla gidebilecekleri yerlerdi ve esas meşguliyetleri günlük temel ihtiyaçlarını tedarik etmekti. O yüzden kabile halinde yaşamak o zamanın basit hayat şartlarına tam uygundu ve her kabile tek başına bir küre gibi idi. Zamanla insanların tekâmülü ve artan ortak ihtiyaçlar, daha geniş çerçevede işbirliğine ve milletlerin ve devletlerin teşekkülüne sebebiyet verdi. Bugün ise ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmeler, hayat standardındaki hızlı yükselme ve insanlardaki medenileşme ve sosyalleşme, milletler ve hatta kıt'alar arası yakın işbirliğini ve dolayısı ile küreselleşmenin son merhalesi olan yerküre boyutunda bütünleşmeyi gündeme getirmiştir. Teknolojideki gelişmeler, her evin oturma odasına bir yerküreyi sığdırdı ve bir yerdeki bir olay herkesi ve her yeri etkileyebiliyor. Görüntüleri TV ekranlarımıza ulaşan insanların ızdırapları ile hüzünlenip saadetleri ile mesud oluyoruz. Hatta olimpiyat gibi genel ilgiyi çeken bir olay, tüm insanları bir aileye ve yerküreyi bir oturma odasına çevirebiliyor. Son yıllarda kullanımı yaygın hale gelen internet, bilgi akışını hızlandırdı ve küreselleşme sürecine de ivme kazandırdı. Artık herkes gerçek anlamda "dünyalı" oluyor ve dünyada bir ülkeden olmak, bir ülkede belli bir şehirden olmaktan çok fazla bir şey ifade etmiyor. Kişilerin değeri milliyetleri ile değil, bilgi ve becerileri ile ölçülüyor. Said Nursi, bu süreci ve dünyanın bir köy gibi olmasını şöyle ifade eder: "Zaman-ı saadetten evvel insan âleminin ihtiva ettiği ümmetler, milletler arasında maddeten ve manen, istidâden ve terbiyeten pek muhtelif ve geniş mesafeler vardı. Bunun içindir ki, terbiye-i vâhide ve davet-i münferide kâfi gelmiyordu. Vakta ki, âlem-i insaniyet zaman-ı saadetin şems-i saadetiyle uyandı ve müdavele-i efkâr ile, an'anelerinin terkiyle, tebdiliyle ve kavimlerin birbirine ihtilatlarıyla ittihada meyil gösterdi ve aralarında münakale ve muhabere başladı; hattâ Küre-i Arz bir memleket, belki bir vilayet, belki bir köy gibi oldu; bir davet ve bir nübüvvet umum insanlara kâfi görüldü." (Đşaratü'l Î'caz, s. 52). Sporda küreselleşmeye zaten alışığız. Küreselleşmekte olan yerküremizin en küreselleşmiş örneği herhalde futboldur. Kadrolarında yerliden çok yabancı sporcu bulunduran takımlar pek yadırganmıyor; tersine, başarılı yabancı sporcuları kendine çekebilen takımlar takdir ediliyor. Neticede başarı, şeref ve her türlü getiri -oyuncuların veya antrenörlerin milliyeti ne olursa olsun- takım ve takımın ülkesine ait oluyor Dünya Kupasının Fransa ile Senegal arasındaki açılış maçı, bunu gözler önüne serdi: Senegal takımının 11 oyuncusunun hepsi Fransa liglerinde futbol oynuyordu. Buna karşılık, Fransa takımının ilk 11'inde sadece bir oyuncu Fransa liginden, diğer 10'u Đtalya ve Đngiltere liglerinden oyunculardı ve bunların da 7'si zenci idi. Bu, bilim dünyasında da böyledir. Bilimin nasıl milliyeti yoksa ilim meyvesi veren ağaçlar olan bilim adamlarının da gerçek değeri onların milliyetlerinden ziyade bilimsel kişilikleri ve bilime katkıları ile ölçülür. Bilim adamları en büyük faydayı, bulundukları kurum ve ülkeye sağlarlar. Bu tür kişileri cezb edebilen kurum ve ülkeler bu bilim çağında büyük bir avantaja sahiptirler. Bünyesine hiçbir yabancı futbolcu ve antrenör alamayan ve kendi iyi oyuncularını da başka takımlara kaptıran bir futbol takımının ulusal ve uluslararası müsabakalarda başarılı olması mümkün olmadığı gibi, dışarıdan bilim adamı çekemeyen ve hatta kendi bilim adamlarını dahi tutamayıp onları dışarıya kaptıran bir ülkenin de dünya bilim liginde başarılı olamayıp küme düşeceği açıktır. Bugün bile hâlâ kendi milliyetlerinin üstünlüğüne inanan ve başkalarına tepeden bakan, gücünü ilim yerine milliyetlerinde arayan ülkelerin içinde kaldığı geri kalmışlık ve zillet, tarihten ders alınmadığını gösteriyor. Akıl, mantık ve bilimi kenara itip milliyeti (aslında milliyetçilik maskesi altında kendi bağnazlıklarını) ön plana çıkaranlar, o millete bilerek ve bilmeyerek en büyük düşmanlığı yapıyorlar ve milletin izzetini ayağa düşürüyorlar. Dünya ekonomisi büyük ölçüde küreselleşmiştir ve küreselleşmeye hızla devam etmektedir. Gümrük vergileri anlaşmalarla kaldırılmakta, ülke sınırları ekonomik mal ve hizmet giriş ve çıkışı için artık sadece sembolik bir değer ifade etmektedir. Bunun sonucu olarak, eskiden gümrük surları ile korunmuş ülkelerindeki ürünleri almak zorunda kalan insanlar, bugün dünyanın muhtelif yerlerinde üretilmiş birçok ürün arasından seçim yapma imkânına sahiptir. Rekabetin etkisiyle, yerel firmalar ya modernize olup kaliteyi yükselterek maliyeti düşürmekte veya yok olmaktadır. Dünya çapındaki bu kalite yarışı neticesinde teknoloji hizla gelişmekte, insanlar çok daha kaliteli ürünleri çok daha ucuza almakta ve hayat standardı yükselmektedir. Tekelleşme ve haksız rekabeti önleyici tedbirlerle teçhiz edilmiş küresel bir ekonominin nimetlerinden tüm insanlık istifade etmektedir. Her hayvan bütün dünyayı kendi mülkü gibi görebilir ve diğer hayvanlara da kendi mülkünün süsleri gibi bakabilir. Mesela bir balık, koca bir okyanusu özel akvaryumu olarak görebilir. Hayvanlar, istedikleri şeyleri yapar, istedikleri yerlerde yuva kurar ve istedikleri yerlere göçebilirler. Yiyecek paylaşımı dışında, aralarında bir müzâhemet yaşanmaz. O yüzden diyebiliriz ki hayvanlar, yerkürenin tüm nimetlerinden yararlanan ve dolayısı ile küreselleşmiş varlıklardır. 82 Prof. Dr. Yunus A. Çengel: Nevada Üniversitesi, Reno/ABD de Makine Mühendisliği Bölümünde 1984 ten beri öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Genel ilgi alanları jeotermal enerji, güneş enerjisi ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları, desalinasyon, ekserji analizi ve enerji tasarrufudur. University of Nevada da, yılları arasında Endüstriyel Etüt Merkezi (Industrial Assessment Center) nde direktör olarak görev yaptı. McGraw-Hill tarafından yayınlanan ve dünyada yaygın olarak kullanılan Isı Transferi: Pratik Bir Yaklaşım (2002), Mühendislik Yaklaşımıyla Termodinamik (2002), Isıl-Akışkan Bilimlerin Esasları (2001) ve Termodinamik ve Isı Transferine Giriş (1997) isimli kitabların yazarıdır. Bu kitapların bir kısmı Çince, Japonca, Korece, Đspanyolca, Türkçe, Farsça ve Yunanca ya çevrilmiştir. Profesör Çengel, birçok defa mükemmel öğretim üyesi seçilmiştir ve ASEE (Amerikan Mühendislik Eğitimi Birliği) tarafından, Mükemmel Mühendislik Kitabı Yazımı nedeniyle verilen Seçkin Yazar Ödülü nü, 1992 ve 2000 yıllarında almıştır. Nevada eyaletinde kayıtlı profesyonel mühendis olup, ASME (Amerikan Makine Mühendisleri Birliği) ve ASEE (Amerikan Mühendislik Eğitimi Birliği) nin üyesidir. 16

17 Đnsanlar için ise durum çok farklıdır. Çünkü insan, madde itibarıyla belki aciz bir hayvandır; fakat hisleri, arzuları ve sair manevî cihazlarınca tüm yerküre, elinde bir top gibidir. Beka arzusu gibi, tüm dünya verilse doymayacak hisleri vardır. Bir hastayı ve hastalığını tam olarak tanımadan ona çare bulmak mümkün olmadığı gibi, insanın mahiyetini bilmeden de ona mutluluk reçeteleri yazmak mümkün değildir. Küreselleşmenin nimetlerinden azami istifade etmek ve mahzurlarından sakınmak için, insanın mahiyetini anlamak şarttır. Çünkü neticede, yerküre de, küreselleşme de insan içindir. Đnsanlar birbiri içine girmiş daireler içinde yaşarlar. Şahsî daireden sonra en küçük daire ailedir, sonra kişinin beldesi, sonra şehri, daha sonra ülkesi ve en nihayet yerküre gelir. Bireylerin her dairede değişik konumları ve vazifeleri vardır ve en büyük vazife, en küçük dairededir. Bir beldeye ait olmak, ailenin inkârını gerektirmez ve aile için bir tehdit değildir. Hatta belde, ailelerin muhafazası ve gelişmesine katkı sağlar, ona destek olur. Belde olmadan bir eve elektrik, su, kanalizasyon, telefon, yol gibi alt yapıların gelmesi ve onların bakımı, insanların büyük çoğunluğu için imkânsızdır. Belde sakinlerinin genel menfaat ve emniyetini temin için konulmuş belde kurallarını hürriyeti tahdit olarak görüp onlara uymamak için belde sınırları dışına çıkan yarı-medeniler az kazanır, çok kaybeder. Kaldı ki doğru kurulmuş bir belediye, aile yapısını bozmaz, aksine daha da kuvvetlendirir. Benzer şeyler aile için de söylenebilir ve aileye "en küçük boyuttaki küreselleşme" olarak bakılabilir. Evlilikle, bekârlıktaki birçok hürriyet kaybedilir ve yeni sorumluluklar altına girilir. Ama evli çiftler, şimdi daha büyük bir kürenin parçası olmakla, aslında küçülmüş değil büyümüşlerdir. Aileler daha büyük vazifelere namzettirler ve toplumların yapı taşlarıdırlar. Yeter ki bireyler aile küresi içinde öz yapılarını karşılıklı hürmet ve sevgi içinde muhafaza edebilsinler ve beraberce aynı istikamette gidebilsinler. Bekârlığın bazı avantajlarına ve boşanma ile biten birçok evlilik tecrübesine rağmen, insanların büyük çoğunluğunu evlilikle küreselleşmeye ilk adımlarını atmaya devam etmesi anlamlıdır. Küreselleşme, herkesin kimlik ve karakterinden sıyrılıp tek bir tipin kopyaları haline gelmesi değildir. Böyle bir değişim, uyum ve dayanışmayı değil, zıtlaşmayı netice verir. Nursi'nin ifadesi ile: "Temâsül [benzeme], tezadın [zıt olma, terslik] sebebidir. Tenâsüb [uygunluk, uyum], tesânüdün [karşılıklı yardımlaşma, dayanışma] esasıdır." (Sünuhat, s. 56) Küreselleşme kavramı cansız maddelerde de geçerlidir. Küreselleşme olmasaydı kâinat da olmazdı, olsaydı da bir toz bulutundan ibaret kalırdı. Maddenin temel yapı taşı, aslen enerji dalgası olan, tüm kâinatı dolduran ve çok zor gözlenebilen nötrino parçacıklarıdır. Nötrinolardan oluşan elektron, proton ve nötronların bir düzen içınde bir araya gelmesinden atomlar, atomların birleşmesinden moleküller, moleküllerden parçalar ve parçalardan da anlamlı varlıklar oluşur. Eğer hidrojen ve oksijen atomları bağımsızlıklarından biraz fedakârlık edip birleşmeseler idi, su olmayacaktı ve hayat olmayacaktı ve insan olmayacaktı. Daha büyük bir kürenin parçası olmakla hidrojen ve oksijen, çekirdeklerinde saklı olan öz kimliklerinden hiçbir şey kaybetmediler -mesela su kolayca tekrar hidrojen ve oksijene ayrışabilir. Ama küreselleşip su olmakla "aziz" ve "mübarek" seviyesine yükseldiler ve hayata mazhariyetin esasını teşkil ettiler. Böylelikle çok büyük vazifelere liyakat kesbedip, çok büyük makamlara ve şereflere nail oldular. Eğer bağımsızlıkta ısrar edip tek başlarına kalsalardı, ortalıkta gayesizce avare avare gezinip duran serseri küreciklerden ibaret kalacaklardı. Atomlarda şuur olsaydı, herhalde bencil, dar görüşlü ve cahil olan atomlar kısmen bağımsızlıklarını kaybetmeye ve hep yabancı atomlarla beraber olmak zorunda kalmaya şiddetle itiraz edeceklerdi. Küreselleşmeye ancak yüksek görüşlü ve büyük vazifelere namzet atomlar talip olacaklardı. Hidrojen ve oksijen küreselleşip su oluştururken sadece en dış halkalarındaki elektronlarıyla bir bağ teşkil ederler ve çekirdeklerinde saklı öz kimliklerinden bir şey kaybetmezler. Bu, uyumlu ve sıhhatli bir birliktelik için şarttır. Yoksa, oksijen ve hidrojeni bir araya getireceğiz diye onların çekirdeklerini parçalayıp açığa çıkan parçacıkları ve enerjiyi zorla bir arada tutmaya kalkarsak, kabımızda su değil sadece bir toz bulutu olur. Demek büyük vazifeler ve meydana gelecek büyük neticeler, büyük kürelerin varlığını gerektiriyor. O yüzden uzay filmlerinde gördüğümüz gezegenler (ve hatta galaksiler) arası serüvenler, ancak dünya gerçek anlamda küreselleştikten sonra mümkün olabilir. Yoksa değişik parçaları arasında didişmelerle uğraşan ve başını yukarıya kaldıramayan bir dünyanın galaksimizde ciddi bir varlık göstermesi söz konusu olamaz. Hasıl olacak şeref, itibar ve menfaatler tüm insanlığa ait olacaktır - aynen 1960'lı yıllarda birkaç kişinin şahsında tüm insanlığın Ay'a inmesi ve herkesin kendini Ay'a inmiş hissetmesi gibi. Güneşin ışığı her saydam şeyde yansıdığı ve her saydam şey bir küçük güneşi içine aldığı gibi, bireylerin iyi veya kötü hareketleri de ait oldukları kürenin üyelerine yansır ve bir hareket, kürenin büyüklüğüne göre binler hatta milyonlar olur. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Nasıl ki bir aşiretin bir ferdi bir cinayet işlese, o aşiretin bütün efradı, o aşiretin düşmanı olan başka aşiretin nazarında müttehem olur. Güya her bir fert o cinayeti işlemiş gibi, o düşman aşiret onlara düşman olur. O tek cinayet, binler cinayet hükmüne geçer. Eğer o aşiretin bir ferdi o aşiretin mahiyetine temas eden medar-ı iftihar bir iyilik yapsa, o aşiretin bütün efradı onunla iftihar eder. Güya her bir adam, aşirette o iyiliği yapmış gibi iftihar eder." (Hutbe-i Şamiye, s. 53) Said Nursi, kâinat ve insanlarda bir tekemmül ve terakki süreci olduğuna dikkati çeker ve bunu şöyle ifade eder: "Beşerde meyl-i teceddüd var." (Sünuhat, s. 21) "Şecere-i âlemde, meyl-ül istikmal vardır. Yani kâinatın, bir ağaç gibi bütün zerratı ve eczası kemale meyleder ve kemale doğru yürümektedirler. O umumî meyl-ül istikmalden ayrı olarak, insanda da meyl-üt terakki vardır." (Đşaratü'l- Îcaz, s. 117) Kâinat ve insanlık daimi şekilde değişmektedir ve değişmeye devam edecektir. Değişim rüzgarlarına sırtını dönüp durumu muhafaza etmeye çalışanlar, zaman dilimleri arasında bir fosil gibi kalıp silinmeye mahkumdurlar. Mesele değişip değişmemek değil, ne şekilde ve neye değişmektir. Bu kararda değişim rüzgarlarının hangi yönde ve ne şiddette estiğinin büyük rolü vardır. Sürekli ve kuvvetli akıntılara karşı kürek çekmekle bir yere varılmaz. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Ve keza heyet-i içtimaiyede, umumî cereyana muhalefet etmemek lâzımdır. Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır." (Đşaratü'l-Î'caz s. 110) DOZAJ VE HAYIR-ŞER MUVAZENESĐ Küreselleşme hakkında müspet ve menfi çok şeyler söylenip yazılıyor. Küreselleşme kimileri tarafından tekâmülün tabii bir neticesi ve medeniyetin yeni bir merhalesi olarak görülürken kimileri de küreselleşmeyi kuvvetlilerin elinde zayıfları ezmek için kullanacakları modern bir zulüm makinesi olarak takdim ediyor. Bu tür yaklaşımlar kafaları iyice karıştırıp globalleşme sürecini yavaşlatıyor. Burada bilinmesi gereken şudur ki "ilaç ile zehir arasındaki fark, dozajıdır." Yani birçok derde ve kişilere şifa olan bir madde, yanlış miktarlarda ve durumlarda zehir etkisi yapmaktadır ve ölümlere bile sebep olmaktadır. Böyle bir maddeyi hiçbir sınırlama getirmeden "şifa" olarak takdim etmek ne kadar zararlı ve suiistimale davetiye ise bu maddeye karşı çıkmak da o kadar zararlı ve onun faydalarından mahrumiyettir. Burada uygun olan, iyi niyetli bir yaklaşım ile bu maddenin bilim ışığında incelenmesi ve ondan zararlarından sakınarak en iyi şekilde nasıl istifade edilebileceğinin araştırılmasıdır. Ateş ve bıçaktan çok kişi zarar gördü, ancak bunlardan vazgeçmeyi hiç kimse teklif etmedi. Bediüzzaman'ın dediği gibi "bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Bir derman, haddinden geçse, dert getirir." (Mektubat, s. 475) Keza, "muhakkak maslahat [faydalar], mevhum mazarrata [zararlar] feda edilmez" (Mektubat, s. 474) ve "hayr-ı kesîr için, şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesîri intac eden bir şer terk edilse o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur." (Mektubat, s. 43) Hayırlı işlerde en büyük bir engel, evhamı tahrik, insafsız tenkit ve menfi tarafın cerbeze ile abartılarak müspet tarafına baskın çıkarılmasıdır. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Hem de büyük işlerde yalnız kusurları gören, cerbezelik ile aldanır veya aldatır. Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galip etmektir....đşte şu cerbezenin tavr-ı acibi, zaman ve mekânda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah 17

18 perde ile her şeyi temaşa eder" (Münazarat, s. 34) "En müthiş maraz ve musibetimiz, cerbeze ve gurura istinad eden tenkiddir. Tenkidi eğer insaf işletirse, hakikati rendeçler [pürüzlerini gidermek, rende ile düzlemek]. Eğer gurur istihdam etse tahrip eder, parçalar." (Sünuhat, s. 75) "Bir câni yüzünden, çok masumları ihtiva eden bir gemi batırılmaz. Bir câni sıfat yüzünden, çok evsaf-ı masumeyi muhtevi bir mü'mine adavet edilmez." (Hutbe-i Şamiye, s. 144) Benzer şekilde, bazı muhtemel mahzurlar yüzünden, çok hayırlara vesile olabilecek küreselleşmeye cephe alınması çok daha büyük bir mahzurdur. Bediüzzaman, faydalı işlere teşebbüs etmeye teşvik etmekte, evhama karşı bizi uyarmaktadır: "Vehham olmamalıyız....muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez." (Sünuhat, s. 36) ĐTTĐHAD-ĐHTĐLAF: Kuvvetin ittihadda olması Birlik, herkesin menfaatinedir. En büyük ortak menfaatler de en büyük birliklerden doğar. Küreselleşme, çök büyük işlere ve faydalara vesile olabilir. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Cemaatte olan kuvvet, ferdde yoktur. Meselâ çok iplerin heyet-i mecmuasının teşkil ettiği urgandaki kuvvet, ipler birbirinden ayrı olduğu zaman bulunmaz." (Đşaratü'l-Î'caz, s. 107) "Malûmdur ki iki kahraman birbiriyle boğuşurken bir çocuk, ikisini de döğebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa bir küçük taş, müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. Đşte ey ehl-i iman! Đhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz." (Mektubat, s. 269) "Sebeb-i ihtilaf-ı muzır: Bu haktır düsturu yerine; yalnız hak budur ve en güzeli budur hükmü yerine, güzeli budur hükmü ikame edilmiştir. 'El hubbu fillah' esas-ı merhametkârı yerine 'El buğzu fillah' ikame edilmiştir. Kendi mesleğinin muhabbeti yerine, başka meslekten nefret, harekâtında hâkim kılınmıştır. Hakikate muhabbet yerine, ene tarafgirliği müdahale etmiştir. Vesail [vesileler] ve delail [deliller], makasıd ve gayat yerine ikame edilmiştir." (Sünuhat, s. 74) Said Nursi, "Đhtilâfü ümmetî rahmetün (ümmetimin ihtilafı rahmettir)" hadisini de şöyle izah eder: "Hadîsteki ihtilaf ise müspet ihtilaftır. Yani: Her biri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa'yeder. Başkasının tahrib ve iptaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfî ihtilaf ise ki: Garazkârane, adavetkârane birbirinin tahribine çalışmaktır; hadîsin nazarında merduddur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar, müspet hareket edemezler." "Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise maksadda ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilaf eder. Hakikatin her köşesini izhar edip, hakka ve hakikate hizmet eder. Fakat tarafgirane ve garazkârane, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfüruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan barika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor." (Mektubat, s. 268) "Lâkin ittihad, cehl ile olmaz. Đttihad, imtizac-ı efkârdır. Đmtizac-ı efkâr, marifetin şua'-ı elektrikiyle olur." (Münazarat, s. 72) ĐNSANIN MAHĐYETĐ: Beden kabuğu içindeki kalp ve ruh özü Küreselleşme ile alakalı tedirginliğin menşei, Batı felsefesinin insana materyalizme dayalı bakış açısıdır. Bu felsefede insan "konuşan hayvan," "ekonomik hayvan" veya "düşünen hayvan" olarak vasıflandırılmıştır. Đnsanın gayesi, hayvan gibi arzularını tatmin ve rahatça yaşamak olarak ifade edilmiş, hak kuvvette görülmüşe, ve hayat bir menfaatler çatışması olarak takdim edilmiştir. Bu da insanlar ve toplumlar arasındaki emniyet ve itimadı sarsmış ve rekabet, düşmanlık, ve korku hislerini ön plana çıkarmıştır. Bu yaklaşımın bedelini insanlık iki dünya savaşı ile ağır bir şekilde ödemiştir. Nursi, insanı madde ve manasıyla beraber analiz etmiş ve insanlığın hakiki ve daimi saadetinin maddede değil, insanın ulviyetine layık bir fazilette olduğuna işaret etmiştir. Ve fazilette de sınır ve rekabet olmadığından, insanlara kavga etmeden sınırsız bir terakki ve ebedî bir saadetin yolunu göstermiştir: "Evet, zahire bakılırsa insan bir zerre hükmündedir. Fakat insanın taşıdığı ruha, kafasına taktığı akla, kalbinde beslediği istidadlara nazaran bu âlem-i şehadet dardır, istiab edemez. Ancak o ruhun arzularını ve o aklın fikirlerini ve o istidatların meyillerini tatmin ve temin edecek, âlem-i âhirettir." (Đşaratü'l-Îcaz s. 101) "Đnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada mâliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-ı mütenahî emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gazabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enva' ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır." (Đşaratü'l-Îcaz, s. 85) "Ve keza insanın hayat-ı hayvaniyeden aldığı lezzet, bir serçe kuşunun lezzeti kadar değildir. Çünkü insanda hüzün, keder, korku var, onda yoktur. Fakat cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar itibariyle hayvanların en a'lâsından fazla lezzet alır." (Mesnevî-i Nuriye, s. 222) Đnsanın zulüm, hırs, korku, ve menfaatperestlik gibi hisleri ve hayır ve şer işleme kabiliyetleri sınırsızdır. Küreselleşmenin geniş oranda destek bulması ve tahakkuk etmesi, insanın gerçek menfaatinin, emniyetinin ve terakkisinin bu çatı altında olduğunun gösterilmesine bağlıdır. "Đnsan hırs ile, bütün dünya ona verilse 'Hel min mezîd (Daha var mı?)' diyecek. Hem hodgâmlığıyla, kendi menfaatine binler adamın zararını kabul eder. Ve hâkeza... Ahlâk-ı seyyiede hadsiz derecede inkişafları olduğu ve Nemrud'lar ve Firavun'lar derecesine kadar gittikleri ve sîga-i mübalağa [kat kat mübalağa, pek çok] ile zalim olduğu gibi, ahlâk-ı hasenede dahi hadsiz bir terakkiyata mazhar olur, enbiya ve sıddıkîn derecesine terakki eder." (Mektubat, s. 331) "Evet, insan, yaratılışında kendi nefsine muhib olarak yaratılmıştır. Hattâ bizzât nefsi kadar bir şeye sevgisi yoktur. Kendisini, ancak mabuda lâyık senalar ile medhediyor. Nefsini bütün ayıplardan, kusurlardan tenzih etmekle, -haklı olsun haksız olsun- kemal-i şiddetle müdafaa ediyor." (Mesnevî-i Nuriye, s. 207) "Đnsanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş efkârları ve ebedî saadetlerinin enva'ına yayılmış arzuları gösterir ki bu insan ebed için halkedilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar salonudur." (Sözler, s. 87) "Kalbin sadefinde din-i hakkın cevheri bulunmazsa beşerin başında maddî manevî kıyametler kopacak ve hayvanatın en bedbahtı, en perişanı olacak." (Hutbe-i Şamiye, s. 22) 18

19 Đnsanın Hususî Dünyası Yerküre bir olmasına rağmen, insanlar adedince hususî küreler birbiri içine girmiştir. Hatta denebilir ki, müspet küreselleşme, bu hususî küreler arasında bir uyum, bir dayanışma, bir birlik sağlanmasıdır ve muhtemel zıtlaşma ve tahribin önlenmesidir. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Âdeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır; kıyameti kopar." (Lem'alar, s. 233) Ancak hususi alemler, gerçek alemin kişilerin hayat aynalarındaki tezahürleridir ve bu tezahürler renk ve şekillerini aynaların ve dolayısı ile kişilerin, hususiyetleri ve nokta-i nazarlarından alır. Genel alem de bu hususi alemlerin bir bileşkesidir denebilir. Bediüzzaman'in ifadesi ile: "Evet, herkes âyinesinin müşahedatına tâbi'dir. Demek sizin siyah ve yalancı âyineniz size öyle göstermiştir." (Münazarat, s. 45) "Herkes, istediği ve haline münasip gördüğü meyveyi koparır." (Sünuhat, s. 76) ZEKAT ve YARDIMLAŞMA: Đnsanlık hayatının devamı için en mühim bir köprü Bediüzzaman, insanlar ve insan tabakaları arasında barış ve huzurun şartını yardımlaşma olarak görmektedir. Sağlıklı bir küreselleşme ancak yardımlaşma kanallarının geniş bir şekilde açık olmasına bağlıdır: "Evet, heyet-i içtimaiyedeki intizamın şartı, tabakat-ı beşer birbirinden uzaklaşmamak; tabaka-yı havas tabaka-yı avamdan, taife-i ağniya taife-i fukaradan ayrılmasın ki, sıla-i rahm kopmasın. Halbuki ribanın hayatı ve zekatın mevti ile, geniş bir mesafe açılmış; öyle bir uzaklık olmuş ki, hayt-ı vasl [kavuşma-ulaşma ipi, bağı] kopmuş. "Tabaka-yı süflâdan [düşük-alçak-sefil tabaka], tabaka-yı ulyâya [pek büyük, yüksek tabaka] karşı ihtiram, itaat, tahabbüb yerine; yalnız ihtilal sadâsı, hased sayhası [bağırış], kin enîni [inleme], nefret velvelesi [gürültü, patırtı], intikam feryadı yükselip işitilir. "Tabaka-yı ulyâdan, tabaka-yı süflâya merhamet, ihsan ve taltife bedel, yalnız zulmün ateşi, tahakkümün saikası [yıldırım], tahkirin ra'dı [gök gürültüsü] iniyor. "Đşte bu halet-i ruhiyedendir ki, sebeb-i tevazu ve terahhum olan havastaki meziyet, tekebbür ve gurura sebep olmuştur. Şefkate, acımaya ve yardıma sebeb olan fukara aczi, avamın fakrı esaretlerine, sefaletlerine sebep olmuştur." (Sünuhat, s. 99) "Hem değil yalnız eşhasta ve hususî cemaatlerde, belki umum nev'-i beşerin saadet-i hayatı için en mühim bir rükün belki devam-ı hayatı insaniye için en mühim bir direk, zekattır. Çünki beşerde, havas ve avam iki tabaka var. Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havassa karşı hürmet ve itaati temin edecek, zekattır. Yoksa yukarıdan avamın başına zulüm ve tahakküm iner, avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. Đki tabaka-i beşer daimî bir mücadele-i maneviyede, bir keşmekeş-i ihtilafta bulunur. Gele gele tâ Rusya'da olduğu gibi, sa'y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar." (Mektubat, s. 274) ĐŞBĐRLĐĞĐ: Đnsanların sınırsız ihtiyaçlarını verimli olarak karşılama yolu Đnsanlar, arzu ve ihtiyaçları sınırsız, zaman, imkan ve kabiliyetleri sınırlı olduğundan, toplum halinde yaşamaya ve işbirliği yapmaya mecburdurlar. Aksi takdirde, karnını doyurmayı güçlükle becerebilen zayıf bir hayvan seviyesinde kalmaktan kurtulamazlar. Đnsaniyetin ulviyetine layık bir izzet ile yaşamak, medeniyette terakki etmek ve yerkürenin ve tüm diğer canlıların sultanı olmak ancak toplu halde yaşamak ve işbirliği yapmakla mümkün olur. Topluluk ne kadar büyük ve uyumlu olursa, meyveleri de o kadar büyük ve tatlı olacaktır. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Đnsan, bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acib ve latif bir mizaç ile yaratılmıştır. O mizaç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ: Đnsan en müntehab şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, zînetli şeyleri arzu eder, insaniyete lâyık bir maişet ve bir şerefle yaşamak ister. "Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri, iştirak-i emval [mal birliği, sermaye ortaklığı] düsturunu kendilerine rehber etmişler. Bütün sû'-i istimalat ve zararlarıyla beraber, hârika bir kuvvet, bir menfaat elde ediyorlar. Halbuki iştirak-i emvalin çok zararlarıyla beraber, iştirakle mahiyeti değişmez. Her birisi umuma -gerçi bir cihette ve nezarette- mâlik hükmündedir, fakat istifade edemez. Her ne ise... bu iştirak-i emval düsturu a'mal-i uhreviyeye girse zararsız azîm menfaate medardır. Çünki bütün emval, o iştirak eden her bir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünki nasıl ki dört-beş adamdan iştirak niyetiyle biri gaz yağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Her biri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin her birinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, her birinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer." (Lem'alar, s. 165) "Ehl-i san'at, netice-i san'atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san'at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan 10 adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın her günde yalnız üç iğne, o ferdî san'atın meyvesi olmuş. Sonra teşrik-ül mesaî düsturuyla 10 adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir ve hâkeza her birisi iğne yapmak san'atında yalnız cüz'î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi' olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür'atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesaî [işbirliği] ve taksim-i a'mal [iş bölümü] düsturuyla olan san'atın semeresini taksim etmişler. Her birisine bir günde üç iğneye bedel 300 iğne düştüğünü görmüşler. Bu hâdise ehl-i dünyanın san'atkârları arasında, onları teşrik-i mesaîye sevketmek için dillerinde destan olmuştur." (Lem'alar, s. 165) Bu, paylaştıkça azalan maddî şeylerde böyle olursa, sevgi, şefkat gibi paylaşıldıkça artan manevî şeylerde çok daha harika bir surette tezahür edecektir ve mutluluk yayıldıkça kişi başına düşen miktar artacaktır. ADALET: Kanun önünde tam eşitlik Đnsan toplulukları arasında asayişi muhafaza ve adavetten sakınmak ancak adalet ile olur ve sağlıklı bir küreselleşmenin ilk şartı, global bir adaletin sağlanmasıdır. Bediüzzaman'ın ifadesi ile: "Müsavat ise fazilet ve şerefte değildir; hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba bir şeriat, karıncaya bilerek ayak basmayınız dese, tazibinden men etse nasıl benî âdem'in hukukunu ihmal eder? Kellâ... Biz imtisal etmedik. Evet, Đmam-ı Ali'nin (R.A.) âdi bir Yahudi ile muhakemesi ve medar-ı fahriniz olan Selahaddin-i Eyyubî'nin miskin bir Hristiyan ile mürafaası [karşılıklı hak iddia ederek konuşmak, yüzleşerek muhakeme olunmak], sizin şu yanlışınızı tashih eder zannederim." (Münazarat, s. 30) 19

20 "Ve lâ teziru vâziratün vizra uhrâ (Hiç bir günahkar, başkasının günahını yüklenmez, En'am-164)....Acaba bir adam, kardeşinin günahıyla hak nazarında mes'ul olmadığı halde, nasıl oluyor ki, bir karyenin veya bir cemaatin binlerle masumları, hiçbir zaman fena tabiatlı ihtilalciden hâlî kalmayan bir şehirde veya bir mahallede bulunan bir serkeş adamın isyanıyla, hiç münasebet olmadığı halde, o masumlar mes'ul, belki ifna ediliyor." (Sünuhat, s. 23) Bediüzzaman, imanı, zulmü önlemenin garantisi ve hürriyetin de muhafızı olarak görür: "Đman bunu iktiza ediyor ki; tahakküm ve istibdat ile başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek ve zalimlere tezellül etmemek!" (Hutbe-i Şamiye, s. 60) HAKKANĐYET: Hata ve kusur muhasebesinde insaflı olmak Toplumsal barış ve huzurun sağlanması ve muhafaza edilmesi, insan ilişkilerinde insaf ve hakkaniyetin esas alınmasına bağlıdır: "Đnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsat eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü'minin bir tek seyyiesiyle, bütün hasenatını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, mü'mine adavet ederler. Halbuki Cenab-ı Hakk, haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a'mal-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti, mağlubiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiatın esbabı çok ve vücutları kolay olduğundan, bazan bir tek hasene ile çok seyyiatını örter. Demek, bu dünyada, o adalet-i Đlahiye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstahaktır. Belki kıymettar bir tek hasene ile, çok seyyiatına nazar-ı afv ile bakmak lâzımdır. Halbuki insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın 100 hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adavet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa; bir dağı setreder, göstermez. Öyle de insan garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur; mü'min kardeşine adavet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesad âleti olur." (Lem'alar, s. 88) Böyle yapıcı bir anlayış yerleşmeden sağlıklı bir küreselleşme olması çok zordur. ÖN YARGI ve TAASSUP: Siyah bir gözlük takan, her şeyi siyah görür Đnsanların ve insanlığın terakki etmesi ve dolayısı ile küreselleşmenin önündeki en büyük engel, kişilerin bakış açısını daraltan ve her şeye kuşku ve düşmanlıkla baktıran taassuptur. Taassubun sebebi cehalettir ve onun da ilacı marifettir. Bediüzzaman, taassup engelinin medeniyetle kalktığını ifade etmektedir: "Siyah bir gözlüğü takan adam, her şeyi siyah ve çirkin görür. Kezalik, basîret gözü de nifak ile perdelenirse ve kalb küfür ile peçelenirse bütün eşya çirkin ve kötü görünür ve bütün insanlara, belki kainata karşı bir buğz ve bir adavete sebep olur. Hem de küçük bir dişlinin kırılmasıyla büyük bir makine müteessir olduğu gibi, bir şahsın nifakıyla hey'et-i beşeriyenin intizamı müteessir olur." (Đşaratü'l-Îcaz, 95, 96) "Ve zaman-ı medeniyette ecnebiler medenî ve kuvvetli olduklarından, zararlı olan husumet ve taassup zâil olmuştur. Zira din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Ve Đslâmiyeti, mahbub ve ulvî olduğunu evamirine imtisalen ef'al ve ahlâk ile göstermek iledir. Đcbar ve husumet, vahşilerin vahşetine karşıdır." (Hutbe-i Şamiye, s. 95) Dünya 100 yıldır kabuk değiştiriyor. Kişilere özgü cehalet ve taassup, yerini insanların ortak malı olan ilim ve akla bırakıyor. Neticede ortak değerlerle bağlanmaktan doğan bir birlik oluşuyor ve insanlar daha medeni oluyor. Đnsanlık, vahşet ve cehalet devrinden medeniyet ve ilim devrine geçiyor. Medenileşme sürecini tamamlamış dünyada savaşlar silahlarla değil, ancak kelimelerle olur. Belaat ve delil ile akılları fetheden, insanları ve dünyayı fetheder. HUZUR: Kin ve adavetin kalbe girmesini önlemekle kazanılan hazine Küreselleşen dünyada kalıcı huzurun sağlanması, düşmanlıkların giderilmesine ve barış ve yardımlaşmanın tesisine bağlıdır: "Đşte, hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adavete ve fikr-i intikama, -eğer şahsını seversen- yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmiş ise onun sözünü dinleme. Bak, hakikatbîn olan Hâfız-ı Şirazî'yi dinle: (...) 'Dünya öyle bir meta' değil ki, bir nizaa değsin.' Çünki fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın! Hem demiş: (...)'Đki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir.'" (Mektubat, s. 267) Bediüzzaman, sosyal barışı tahrip eden ve toplum huzurunu bozan hasletlerden olan hırs, kin ve hasede karşı insanları uyarmakta ve bu sosyal hastalıklarla etkin tedavi için zekat müessesesinin hayata geçirilmesini ısrarla istemektedir: "Cemiyetteki tesanüt, durgun şeyleri harekete geçirmek için yaratılmış bir vasıtadır. Cemaatteki haset ise harekette olanları durdurmaya yarayan bir vasıtadır." (Mektubat, s. 475) Bu prensipler, küreselleşen dünyada herkes için geçerlidir. MUHABBET, FAZĐLET, ĐHSAN: Sosyal hayatın temel taşları Bediüzzaman, insan fıtratında dercedilen muhabbet, kemalat, ihsan gibi müspet kavramlara dikkat çeker ve küreselleşmenin temel taşları olabilecek bu genel kavramları şöyle izah eder: "Heyet-i içtimaiyenin kemaline ve terakkisine ilk ve en birinci basamaklar, uhuvvet ile muhabbettir." (Đşaratü'l-Îcaz, s. 85) "Fıtrat-ı beşeriyede cemale karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır. Cemal ve kemal ve ihsan derecatına göre, o muhabbet tezayüd eder. (...) Malûmdur ki, insan kendi saadetiyle mütelezziz olduğu gibi, alâkadar olduğu zâtların saadetleriyle dahi mütelezziz oluyor. Ve kendini beladan kurtaranı sevdiği gibi, sevdiklerini de kurtaranı öyle sever." (Lem'alar, s. 57) "Evet, meşhurdur ki: 'En kat'î fazilet odur ki, düşmanları dahi o faziletin tasdikine şehadet etsin.'" (Hutbe-i Şamiye, s. 94) Bediüzzaman, kin ve adaveti izale etmek ve muhabbeti artırmanın reçetesini, kötülüğe karşı iyilikle mukabele olarak vermektedir: "Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünki eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zahiren mağlub bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder....evet, fena bir adama 'Đyisin iyisin' desen, iyileşmesi ve iyi adama 'Fenasın fenasın' desen, fenalaşması çok vuku bulur." (Mektubat, s. 265) "Medeniyet, hubb-u insaniyeti [insanlık sevgisi] tevlid eder." (Münazarat, s. 27) 20

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği BİRİ MATEMATİK Mİ DEDİ? BİZ KİMİZ? Yüce Rabbimiz dünya hayatını insanoğluna imtihan yeri kılmış, sırat-ı müstakim olarak göndermiş olduğu dinin yaşanabilmesi ve birbirlerine ulaştırılabilmesi için Müslümanları

Detaylı

MİT VE DİN İLİŞKİSİ. (Kutsal Metinlerle İlişkisi) DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

MİT VE DİN İLİŞKİSİ. (Kutsal Metinlerle İlişkisi) DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 MİT VE DİN İLİŞKİSİ (Kutsal Metinlerle İlişkisi) DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Mit ve Din Mitolojiler genel olarak dinsel, ruhani ve evrenin ya da halkların oluşumu gibi yaratılış veya türeyiş gibi temaları içerirler.

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

Bilmek Bizler uzmanız. Müşterilerimizi, şirketlerini, adaylarımızı ve işimizi biliriz. Bizim işimizde detaylar çoğu zaman çok önemlidir.

Bilmek Bizler uzmanız. Müşterilerimizi, şirketlerini, adaylarımızı ve işimizi biliriz. Bizim işimizde detaylar çoğu zaman çok önemlidir. Randstad Group İlkesi Başlık Business Principles (Randstad iş ilkeleri) Yürürlük Tarihi 27-11 -2009 Birim Grup Hukuk Belge No BP_version1_27112009 Randstad, çalışma dünyasını şekillendirmek isteyen bir

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi

1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi SOSYOLOJİ (TOPLUM BİLİMİ) 1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi Sosyoloji (Toplum Bilimi) Toplumsal grupları, örgütlenmeleri, kurumları, kurumlar arası ilişkileri,

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Bu bildiri UNESCO Genel Konferansı nın 35. oturumunda onaylanmıştır. IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Çok Kültürlü Kütüphane Hizmetleri: Kültürler Arasında İletişime Açılan Kapı İçinde yaşadığımız

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

YÖNETİM Sistem Yaklaşımı

YÖNETİM Sistem Yaklaşımı YÖNETİM Sistem Yaklaşımı Prof.Dr.A.Barış BARAZ 1 Modern Yönetim Yaklaşımı Yönetim biliminin geçirdiği aşamalar: v İlk dönem (bilimsel yönetim öncesi dönem). v Klasik Yönetim dönemi (bilimsel yönetim, yönetim

Detaylı

YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU

YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU Halkla İlişkiler Başkanlığı TA K D İ M Değerli; Ana Kademe, Kadın Kolları, Gençlik Kolları MKYK üyemiz, Bakan Yardımcımız, Milletvekilimiz, Ana Kademe, Kadın Kolları,

Detaylı

BİRLİKTE YAŞAMA(KASIM-ARALIK)

BİRLİKTE YAŞAMA(KASIM-ARALIK) BİRLİKTE YAŞAMA(KASIM-ARALIK) Özel Ata Anadolu Lisesi Müdürü Bahriye Aksoy un başkanlığında Sosyal ve Fransızca Bölüm öğretmenleri Değerler Eğitimi nde yapacakları görevleri ve kendilerine yardımcı olacak

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013. Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013. Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013 Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi K. Ahmet Sevimli Kimdir? 1972 yılında İstanbul da doğdu. 1990 yılında Bursa

Detaylı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı 6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(ISSA) işbirliği ile Stratejik İnsan Kaynakları Politikaları ve İyi Yönetişim

Detaylı

T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET

T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET PROJE KOORDİNATÖRÜ: Mustafa TOPAL İlçe Müftüsü PROJE SORUMLUSU: Mesut ÖZDEMİR Vaiz PROJE GÖREVLİLERİ:

Detaylı

T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü GENELGE NO: 2007/02....VALİLİĞİNE (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü)

T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü GENELGE NO: 2007/02....VALİLİĞİNE (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü) IV- KREDİ KARTI ÜYELİK ÜCRETİ İLE İLGİLİ GENELGELER 1. GENELGE NO: 2007/02 Tüketicinin ve Rekabetin Korunması lüğü GENELGE NO: 2007/02...VALİLİĞİNE Tüketiciler tarafından Bakanlığımıza ve Tüketici Sorunları

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

Bilgi Toplumunda Sürekli Eğitim ve Yenilikçi Eğitimci Eğitimi

Bilgi Toplumunda Sürekli Eğitim ve Yenilikçi Eğitimci Eğitimi Bilgi Toplumunda Sürekli Eğitim ve Yenilikçi Eğitimci Eğitimi Bilgi toplumunda, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yarattığı hız ve etkileşim ağı içinde, rekabet ve kalite anlayışının değiştiği bir kültür

Detaylı

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ KISA ÖZET

Detaylı

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ ------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ İslam Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (İSTTP); TASAM öncülüğünde İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi devletlerin temsilcileri ile dünyanın

Detaylı

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 İNCE GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI TÜRKİYE NİN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ PROGRAMLARI

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

Giresun/Bulancak Sarayburnu Camii

Giresun/Bulancak Sarayburnu Camii GİRESUN 2014 İslami İlimler Fakültesi; 08 Eylül 2012 tarih ve 28405 Sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu nun 25 Temmuz 2012 tarih ve 2012/3527 Sayılı Kararı ile Giresun Üniversitesi

Detaylı

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi 80 EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi Sayın İnşaat Mühendisi Adayı, İnşaat Mühendisliği Eğitimi Kurulu, İMO 40. Dönem Çalışma Programı çerçevesinde İMO Yönetim Kurulu nca İnşaat Mühendisliği Eğitimi

Detaylı

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Güneş GÜRSELER * Hiçbir planlama yapılmadan birbiri ardına açılan hukuk fakültelerinin yılda ortalama

Detaylı

14 12 Bu ifadenin ne zaman kaba olduğu ne zaman gerekli olduğu konusunda onunla konuşabilirsiniz. Annebaba yanındayken ona nazikçe teklif edilen bir şeyi istemediğini Hayır diye bağırarak ifade etmek doğru

Detaylı

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI HOŞGELDİNİZ DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN Marmara Üniversitesi EMAİL:mza@mehmetzekiaydin.com TEL:0506.3446620 Problem Türkiye de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta

Detaylı

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK İLK TÜRK { DEVLETLERİNDE HUKUK Hukuk Anlayışı Hukuk fertlerin bir arada barış ve güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla oluşturulan hak ve kanunların bütünüdür. Bir devletin uzun ömürlü olabilmesi için

Detaylı

ÜNİVERSİTE VE SOSYAL SORUMLULUK. Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi Rektörü

ÜNİVERSİTE VE SOSYAL SORUMLULUK. Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi Rektörü ÜNİVERSİTE VE SOSYAL SORUMLULUK Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi Rektörü Küreselleşmenin etkisi Devlet bir çok sosyal alandan çekilmiştir Küresel ekonomi sürecinde özelleştirmeler ile eşitsizlik,

Detaylı

İnsanların tek başına yeteneği, gücü, zamanı ve çabası kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalmaktadır.

İnsanların tek başına yeteneği, gücü, zamanı ve çabası kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalmaktadır. DR.HASAN ERİŞ İnsanların tek başına yeteneği, gücü, zamanı ve çabası kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle yönetimin temel görevlerinden birisi, örgütü oluşturan

Detaylı

SEVİYE BELİRLEME SINAVI

SEVİYE BELİRLEME SINAVI SEVİYE BELİRLEME SINAVI SINAV MARATONUNDA VELİLERE LERE DÜŞEN D GÖREVLER SBS PUANI İLE YERLEŞİ ŞİLECEK OKULLAR FEN LİSELERİ ANADOLU ÖĞRETMEN LİSELERİ ANADOLU LİSELERİ SOSYAL BİLİMLER LİSESİ ANADOLU İMAM

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 24.07.2012 23.07.2012 TESİ 22.07.2012 21.07.2012 RTESİ 20.07.2012 19.07.2012 RAMAZAN TARİH GÜN VAKİT VAİZİN ADI VE SOYADI VA ZIN KONUSU NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON 111 1 3 + 0 3 7. Yrd. Doç. Dr. Alper ALTINANAHTAR

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON 111 1 3 + 0 3 7. Yrd. Doç. Dr. Alper ALTINANAHTAR DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON 111 1 3 + 0 3 7 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili İngilizce Dersin Seviyesi Lisans Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler

Detaylı

7.BÖLÜM MUHASEBECİLİK VE MALİ MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİNDE ÜCRETLENDİRME

7.BÖLÜM MUHASEBECİLİK VE MALİ MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİNDE ÜCRETLENDİRME 7.BÖLÜM MUHASEBECİLİK VE MALİ MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİNDE ÜCRETLENDİRME 93 94 7.Bölüm Muhasebecilik ve Mali Müşavirlik Hizmetlerinde Ücretlendirme 7. MUHASEBECİLİK VE MALİ MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİNDE ÜCRETLENDİRME

Detaylı

TOPLUMSAL TABAKALAŞMA ve HAREKETLİLİK

TOPLUMSAL TABAKALAŞMA ve HAREKETLİLİK TOPLUMSAL TABAKALAŞMA ve HAREKETLİLİK TOPLUMSAL TABAKALAŞMA Ü s t S ı n ı f Orta Sınıf Alt Sınıf TOPLUMSAL TABAKALAŞMA Toplumsal tabakalaşma dünya yüzeyindeki jeolojik katmanlara benzetilebilir. Toplumların,

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

T.C. İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DEKANLIĞI DİN VE TRAFİK SEMPOZYUM

T.C. İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DEKANLIĞI DİN VE TRAFİK SEMPOZYUM T.C. İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DEKANLIĞI DİN VE TRAFİK SEMPOZYUM BİRİNCİ DUYURU Çağımızda trafik, fert ve toplum hayatının bir parçası haline gelmiştir. Bu zorunluluktan hareketle nakil ve

Detaylı

AVCILIK. İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir.

AVCILIK. İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir. AVCILIK İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir. Avcılık İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen Avcılık eskiden; İnsanın kendisini korumak, Karnını doyurmak, Hayvan ehlileştirmek,

Detaylı

Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi. Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş

Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi. Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş Canlılar hayatta kalmak için güdülenmişlerdir İnsan hayatta kalabilmek

Detaylı

1. LİDER 2. LİDERLİK 3. YÖNETİCİ LİDER FARKI

1. LİDER 2. LİDERLİK 3. YÖNETİCİ LİDER FARKI YÖNETİCİ-LİDER FARKI VE LİDERLİĞİN YÖNETİMDEKİ ÖNEMİ Ahmet VERAL (Rapor) Eskişehir, 2011 1. LİDER Genel bir kavram olarak ele alındığında lider, bir grubun hedef oluşturma ve bu hedeflere ulaşma ve ilerleme

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012)

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) Sayın Velimiz, 22 Ekim 2012-14 Aralık 2012 tarihleri arasındaki ikinci temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ (H. Mehmet Bayraktar İlahiyat Fakültesi) TANITIM KİTAPÇIĞI (2014-2015) KAPAK İLAHİYAT FAKÜLTESİ Tarihçe 16 Aralık 1965 tarihinde Yüksek İslam Enstitüsü adıyla Milli

Detaylı

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir.

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir. Evlilik öncesi cinsel ilişki, bir mesele olarak, pek çok insan açısından spesifik bir önem taşımamaktadır. Ancak, konuyla ilgili bana gelen sorular, psikolojik danışma seanslarında karşılaştığım hikâyeler,

Detaylı

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece SİLİVRİ 2014 DÜNYA VE AVRUPA KENTİ Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte rekabetçi bir sanayi ekonomisi haline gelmiştir. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin

Detaylı

AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU

AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU DEĞERLERİMİZ 1. Dürüstlük 2. Saygı 3. Sorumluluk 4. Üretkenlik 5. Farkındalık 6. Hoşgörü EVRENSEL DEĞERLERİMİZ 1. Evrensel kültür birikimine değer veririz. 2. Evrensel ahlak

Detaylı

Somut Olmayan Kültürel Miras. İrem ALPASLAN

Somut Olmayan Kültürel Miras. İrem ALPASLAN Somut Olmayan Kültürel Miras İrem ALPASLAN Sunum Planı Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşme Öncesinde Önemli Süreçler Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi Sözleşme Madde 2: Tanımlar Listeler

Detaylı

Çocuk Hukuku. Çocuk Hukukunun Özellikleri. Çocuk Hukukunun Özellikleri 16.05.2014. Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN. 16 Mayıs 2014 2.

Çocuk Hukuku. Çocuk Hukukunun Özellikleri. Çocuk Hukukunun Özellikleri 16.05.2014. Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN. 16 Mayıs 2014 2. Ulusal Düzeyde Çocuk Hukuku Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN Çocuk Hukuku Hukukun çocuklara özgü, çocuk haklarını düzenleyen dalıdır. Çocuk hukuku, özel hukuk, kamu hukuku, sosyal hukuk ve uluslararası hukukta

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ Psikolojik Danışma ve Rehberlik RPD 201 Not II Uz. Gizem ÖNERİ UZUN Eğitimde Rehberlik *Rehberlik, bireyin en verimli bir şekilde gelişmesini ve doyum verici

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) 6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU İslam Ülkelerinde Çok Boyutlu Güvenlik İnşası ( 06-08 Mart 2015, Serena Hotel - İslamabad ) Güvenlik kavramı durağan değildir.

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek Yaklaşık Ağırlığı 1) Sözel Bölüm %50 2) Sayısal Bölüm %50 Sözel akıl yürütme (muhakeme) becerilerini, dil bilgisi ve yazım

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi İLETİŞİMLETİŞİİŞİM İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi amaçlarla iletişim kurmaya devam

Detaylı

STANDART VE STANDARDİZASYON

STANDART VE STANDARDİZASYON STANDART VE STANDARDİZASYON İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana karışıklıktan kurtulma ve belirli bir düzen tesis etme gayreti içerisinde olmuştur. Bu düzenleme sürecinin tabiî bir neticesi olarak ortaya

Detaylı

28.04.2014 SİSTEM. Sosyal Sistem Olarak Sınıf. Okulun Sosyal Sistem Özellikleri. Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN cerdogan@yildiz.edu.

28.04.2014 SİSTEM. Sosyal Sistem Olarak Sınıf. Okulun Sosyal Sistem Özellikleri. Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN cerdogan@yildiz.edu. SİSTEM SOSYAL BİR SİSTEM OLARAK SINIF Sınıfta Kültür ve İklim Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN cerdogan@yildiz.edu.tr Sistem: Aralarında anlamlı ilişkiler bulunan, bir amaç doğrultusunda bir araya getirilen

Detaylı

İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN IN KONUŞMASI

İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN IN KONUŞMASI İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN IN KONUŞMASI 2023 e 10 Kala Kamu Üniversite Sanayi İşbirliği Bölgesel Toplantısı nda konuya yönelik düşüncelerimi ifade etmeden önce sizleri, şahsım ve İstanbul

Detaylı

ANTROPOLOG TANIM A- GÖREVLER

ANTROPOLOG TANIM A- GÖREVLER TANIM Antropolog, evrenin ve dünyanın oluşumu, yaşamın başlangıcı ve gelişimi, insanın biyolojik evrimi, ırkların doğuşu, insan topluluklarının fiziki yapı, kültür ve davranış özelliklerini ve diğer topluluklarla

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek Yaklaşık Ağırlığı 1) Sözel Bölüm 0 2) Sayısal Bölüm 0 Sözel akıl yürütme (muhakeme) becerilerini, dil bilgisi ve yazım kurallarını

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Çin Halk Cumhuriyeti nde Toplum ve Siyaset PSIR 452 7-8 3 + 0 3 6. Ön Koşul Dersleri -

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Çin Halk Cumhuriyeti nde Toplum ve Siyaset PSIR 452 7-8 3 + 0 3 6. Ön Koşul Dersleri - DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Çin Halk Cumhuriyeti nde Toplum ve Siyaset PSIR 452 7-8 3 + 0 3 6 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü İngilizce Lisans Seçmeli

Detaylı

2015 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU. Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Hukuku

2015 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU. Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Hukuku 2015 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI SEMPOZYUMU Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Hukuku DÜZENLEYEN Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü SEMPOZYUMUN AMACI VE GEREKÇESİ Etnik, dini ve siyasi

Detaylı

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ DOÇ.DR. ZEHRA ALTINAY SINIF YONETIMI Bu derste, Sınıf ortamı ve grup etkileşimi Grup türleri Grup ve lider Liderlik türleri Grup içi etkileşimin hedefleri

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

Muhterem Hayrettin Karaman Hocam,evvela selam eder,saygılar sunarım. 1974 yılı İmam-Hatib talebeliğimden beri sizleri duyduk ve istifade ettik.

Muhterem Hayrettin Karaman Hocam,evvela selam eder,saygılar sunarım. 1974 yılı İmam-Hatib talebeliğimden beri sizleri duyduk ve istifade ettik. HAYRETTİN KARAMAN HOCAMA CEVAB Muhterem Hayrettin Karaman Hocam,evvela selam eder,saygılar sunarım. 1974 yılı İmam-Hatib talebeliğimden beri sizleri duyduk ve istifade ettik. Ancak sizlerin bazı noktalarda

Detaylı

Ali Kemal Yıldız Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi alikemal.yildiz@bahcesehir.edu.tr

Ali Kemal Yıldız Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi alikemal.yildiz@bahcesehir.edu.tr Ali Kemal Yıldız Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi alikemal.yildiz@bahcesehir.edu.tr ANAYASAL KURALLAR Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir (Ay. m. 56/1). Çevreyi geliştirmek,

Detaylı

OBJEKTİF TARİHİ YORUM METODU İLE OBJEKTİF ZAMANA UYGUN YORUM METODU ARASINDAKİ İLİŞKİ

OBJEKTİF TARİHİ YORUM METODU İLE OBJEKTİF ZAMANA UYGUN YORUM METODU ARASINDAKİ İLİŞKİ OBJEKTİF TARİHİ YORUM METODU İLE OBJEKTİF ZAMANA UYGUN YORUM METODU ARASINDAKİ İLİŞKİ YORUM KAVRAMI Betül CANBOLAT Kanun hükmü, yasama organının tercih ettiği çözümün yazılı olarak ifade edilmesidir. Kullanılan

Detaylı

R KARLILIK VE SÜRDÜRÜLEB

R KARLILIK VE SÜRDÜRÜLEB ÜRETİMDE İNOVASYON BİLAL AKAY Üretim ve Planlama Direktörü 1 İleri teknolojik gelişme ve otomasyon, yeni niteliklere ve yüksek düzeyde eğitim almış insan gücüne eğilimi artıyor. Mevcut iş gücü içinde bu

Detaylı

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi 6 Ağustos 2014 İÇİNDEKİLER Dönem Revizyon Notları........ 3 Derecelendirme Metodolojisi........ 5 Notların Anlamı.........

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON 367 8 3 + 0 3 6

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON 367 8 3 + 0 3 6 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON 367 8 3 + 0 3 6 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü İngilizce Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi

Detaylı

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi,

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi, BELEDİYEDE II.SELİM DÖNEMİ Merhabalar ;Bildiğiniz gibi genelde mali konularda yazılar yazarak sizleri bilgilendirmekteyim Ancak;Bu günkü konumu siyasi içerikli olarak yerel seçim sonuçlarına ayırdım, Öncelikle

Detaylı

AKRAN DOSTU OKUL MODELİ PROJESİ

AKRAN DOSTU OKUL MODELİ PROJESİ AKRAN DOSTU OKUL MODELİ PROJESİ 2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı Bu proje; okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve okul personelini kapsayan geniş katılımlı bir çalışmayı amaçlar. Bu proje; tüm

Detaylı

Değerler. www.danisnavaro.com 13 Ekim 2015. Page 2

Değerler. www.danisnavaro.com 13 Ekim 2015. Page 2 DEĞERLER Değerler 1. değerler var olan şeylerdir, var olan imkanlardır (potansiyeldir) 2. değerler, eserlerle veya kişilerin yaptıklarıyla, yaşamlarıyla gerçekleştiren insan fenomenleridir; 3. değerler,

Detaylı

Yaşam Boyu Sosyalleşme

Yaşam Boyu Sosyalleşme Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında

Detaylı

Lions un Evrensel Hedefleri nin dayandığı en temel kavramlardan birisi Lions un Evrensel Vizyonu dur.

Lions un Evrensel Hedefleri nin dayandığı en temel kavramlardan birisi Lions un Evrensel Vizyonu dur. Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği Hizmet Kavramı 1 Dayanak Lions un Evrensel Hedefleri nin dayandığı en temel kavramlardan birisi Lions un Evrensel Vizyonu dur. İşte bu vizyon Lions un hizmetlerinin

Detaylı