BİR İNSAN HAKKı OLARAK

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BİR İNSAN HAKKı OLARAK"

Transkript

1 BİR İNSAN HAKKı OLARAK 'KALKıNMA HAKKı' BerdalARAL * Özet: Yeryüzündeki birkaç milyar insanın bugün düçar olduğu sıkıntıların en önemli kaynağı, yoksulluk ve bununla ilintili sorunlardır. Kuşkusuz, küresel düzlemde yaşanan çarpıklıkların çözümüne normatif düzenlemelerle katkıda bulunma gayretinde olan çağcıl uluslararası hukukun ve daha spesifik olarak, insan hakları doktrininin bu duruma bigane kalması düşünülemez 'U yıllarda "Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen" talepleriyle somutluk kazanan ve fakat anlam ve kapsamının muğlaklığı nedeniyle "siyasi ve ahlaki bir program" olmaktan öteye geçemeyen bu tür düzenlemeler, 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren "kalkınma hakkı" gibi daha somut bir hukuk normuna dönüşmüştür. Kalkınmanın kollektif bir "insan hakkı" olarak düzenlenmesi, bu hakka karşılık gelen belli "yükümlülükler" toplamını da ifade etmiş olmaktadır. Kalkınma hakkını "katı hukuk" olarak tavsif etmenin güçlüğü, onun uluslararası toplumun büyük çoğunluğunca adeta bağlayıcı bir hukuk normu gibi algılandığı gerçeğini değiştirmemektedir. Anahtar Kelime/er: Kalkınma hakkı, kollektifinsan hakkı, Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen, pozitif ayrımcılık. GİRİş Geçen yüzyılda bilimsel, teknolojik, iktisadi ve ticari sahalarda gerçek anlamda bir "patlama" yaşanmış olmasına rağmen, bugün dahi yoksulluk ve ondan kaynaklanan kötü yaşam şartları, dünyadaki yüz milyonlarca insanın adeta "kaderi" haline gelmiştir. Yoksulluğun belirgin vasıfları şunlardır: Alım gücünün düşüklüğü, temel gıda ihtiyacının giderilememesi, çocuk ölüm oranlarının yüksekliği, temizlsıhhi su kullanım imkanının düşük oluşu, yeterli eğitim olanaklarından mahrumiyet, kurulu düzen karşısında etkili bir güç oluşturarnama, düşük kalitedeki meskenlerde yaşama, sağlıklı çevre şartlarından yoksun olm~ vs. Bütün bunların insanlık adına kabul edilebilir olmadığını belirtmek gerekir. Dünyadaki hakim uluslararası ekonomik düzenin "zalimane" bir yapılanma gösterdiği aşikardır. Örneğin, zengin ve fakir ülkeler arasında uzun yıllardır mevcut olan gelir uçurumu son yıllarda, azalmak bir yana, daha da artmıştır. Zengin ülkelerde yaşayan ve dünya nüfusunun altıda birini teşkil eden yaklaşık 1 milyar insan, dünya gelirinin yüzde 60'ını elde etmektedir. Buna karşılık, yoksul ülkelerde yaşayan 3,5 milyar insan, dünya gelirinin sadece yüzde 20'si Yrd. Doç. Dr., Fatih Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler FakUltesi, Uluslararası İlişkiler BölUmU Öğretim Üyesi. İnsan Hakları Yıllığı, Ci/ı 23-24,

2 ı 30 İnsan Hakları Yıllığı ile yetinmek zorundadır. Gelişmekte olan ülkelerin ulusal gelir dağılımlan da, uluslararası düzeyde olduğu gibi, adaletsiz bir şekilde dağılmıştır. Şiddetli eşitsizlik içeren bu durumun, özellikle Latin Amerika, kara Afrika ve eskikomünist ülkelerde daha da kötüye gittiği açıkça gözlenmektedir (Annan, "We the Peoples", 2000: 19). O halde açıktır ki, Soğuk Savaş'ın çoktan sona erdiği içinde bulunduğumuz şu zaman diliminde, savaş ve kutuplaşmadan ve aldatıcı ideolojilerin "sahte cennet vaadlerinden" nutkunu sıyırması beklenen "Yeni Dünya Düzeni", beklenenin aksine, daha güzel, daha yaşanası ve daha adil bir dünyanın temellerini atmaktan bugün çok uzak görünmektedir. 1990'lı yılların başlangıcından bu yana, uluslararası ve ulusal ölçekte yapılan savaşların sayısında büyük bir artış olmuş, bu arada dünya ölçüsünde sefalet ve sefaletin mağduru olan bireyler, birey grupları ve toplumlann sayısı da artmıştır. Yoksulluk ve elverişsiz yaşam şartlan, bireyin öncelendiği bu "insan hakları ve demokrasi" çağında, ironik bir çığlık olarak her an kulağımızı tırmalamaktadır. Bu nedenle, i 990'ların başlanndan itibaren, hem sosyalizme ve diğer ekonomik ve siyasi sistemlere karşı "nihai bir zafer kazandığı" ilan edilen piyasa ekonomisi ve buna dayalı liberal ekonomik politikalar, hem de bu politikaların doğal sonucu sayılan liberal demokratik siyasi model, küresel düzeyde önemli bir krizle karşı karşıya kalmış bulunmaktadır. Dünya halklannın kahir ekseriyetinin, kendi hayatlannı şekillendiren siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel dinamikler üzerinde hiçbir etkide bulunamadığı bilinen bir vakıadır. Mağduriyeti apaçık gözlenen bu kesimler içinde, şu gruplar özellikle dikkat çekici bir ağırlığı oluşturmaktadır: Bir kısım etnik ve dini azınlıklar; işsizler, tanm işçileri ve bazı mavi yakalı işçilerden müteşekkil yoksul kitleler; kadınlar; özürlüler. Kuşkusuz bu mağduriyetin giderilmesi yolunda verilecek örgütlü mücadele, tabandan tavana yayılan bir demokrasi anlayışını, siyasal ve kültürel çoğulculuğu, hukuka dayanan bir devlet modelini ve insan haklannı en etkili bir şekilde korumayı benimsemiş toplumlarda daha etkili olabilecektir. Yoksulluktan varsıllığa uzanan "uzun ince yolda" uluslararası hukukun oynayabileceği yapıcı rol görmezlikten gelinemez. "İktisaden geri kalmışlık sorunu"nun, değişik kavram ve formülasyonlar altında, tüm uluslararası toplumu ilgilendirdiği gerçeğinden hareketle "uluslararası" düzeyde ele alınması olgusuyla, ilk kez İkinci Dünya Savaşı'nın hemen akabinde karşılaşılmıştır. Bir insan hakkı olarak "kalkınma hakkı", bu ilginin "hukuksal" bir çerçevede tanımlanması olarak anlaşılmalıdır. Bu sunuşta önce "kalkınma hakkı"nın oluşumuna doğrudan ya da dolayıt o larak katkıda bulunan normatif gelişmeler ele alınacaktır. Bu sürece katkıda bulunan ve kalkınma hakkının içinde yer aldığı çerçeve olarak, ilk önce, İkinci

3 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' ı 3 ı Dünya Savaşı sonrasında gündeme gelen "yeni uluslararası ekonomik düzen" arayışları incelenecektir. Bunun ardından, kalkınma kavramının anlamı, içeriği ve kapsadığı haklar irdelenecektir. Son bölümde ise, kalkınma hakkının bağlayıcı bir insan hakkı haline gelip gelmediği tartışılacaktır. YENİ ULUSLARARASI EKONOMİK DÜZEN ARAyıŞLARı Kuşkusuz, burada tartışmaya gerek görülmeyen pek çok gelişmenin etkisiyle, İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, yoksul (ya da gelişmekte olan) ülkelerin iktisadi kalkınma çabalarına zengin ülkelerce destek sağlanması gerektiği fikri geniş bir destek bulmuştur. Böylece başta BM organları ve uzmanlık kuruluşları olmak üzere, çeşitli uluslararası aktörlerin belli gayretler içine girdikleri gözlenmiştir. Yeni uluslararası ekonomik düzen arayışlarına ilişkin bu süreci dört ayrı döneme ayırarak incelemek, en mantıklı yol gibi görünmektedir. a) 'h yılların başlarını kapsayan ilk dönem: Bu dönemde zengin ülkelerce gelişmekte olan ülkelere mali ve teknik yardım yapılmıştır. b) 1960'h yılların başlarından 1973'e kadar süren ikinci dönem: İlk dönemde yoksul ülkelere sağlanan desteğin onların çapraşık sorunlarının halli için yetersiz olduğu anlaşılınca, yardımların çeşitlenmesi ve arttırılması zarureti hasılolmuştur. Başta tarım ürünleri ve hammadde olmak üzere birincil malların fiyatları, sanayi mallarına nispetle birinci dönemde önemli bir düşme göstermiş, bu ise yoksul ülkelerin dış ödemeler dengesini bozarak, yeni yatırımlar için ihtiyaç duydukları sermaye miktarını azaltmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin ilk dönemde karşı karşıya kaldıkları vahim kriz, onları, bu ikinci dönemde birbirleriyle daha sıkı bir işbirliği yapmaya ve daha sistematik talepler formüle etmeye yöneltmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin bu yeni "aktif' duruşlarının da katkısıyla, ı 964 yılında, asli görevi yoksul ülkelerin kalkınma sorunlarına eğilmek olan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (llnctad) adlı bir forum ihdas edilmiştir. Bundan böyle, dünya zenginlerinin dünya yoksullarına yapacağı kalkınma yardımı, yoksul ülkelerce, bir "iyi niyet" girişimi ya da "ödün" olmaktan çok, ikincilerin sahip olduğu bir "hak" olarak görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde zengin ülkelerce gelişmekte olan ülkelere yapılan mali ve teknik yardımların yanısıra, ticari sahada onların lehine belli ayrıcalıklar içeren "pozitif ayrımcılık" ilkesi yaygın bir uygulama sahası bulmuştur. Böylece, sanayi mallarında düşük gümrük tarifeleri, birincil mallarda ise minimum fiyat garantisi yoluyla, yoksul ülkelerin gelişmiş ülkelere olan ihracatları arttırılmaya çalışılmıştır. c) 1974'ten 1980'lerin sonunu kapsayan üçüncü dönem: Bu dönemin şekillenmesinde, ı 973 Arap-İsrail savaşı sonunda OPEC'in (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) girişimi sonucu, petrol fiyatlarında ortaya çıkan astronomik artışın ve gelişmekte olan diğer ülkelerin, sahip oldukları doğal kaynakların po

4 132 İnsan Hakları Yıllığı tansiyel gücünü "keşfetmelerinin" öncelikli bir etkisi vardır. Bu yeni durum, onların, zengin ülkelerin karşısına daha "cesur" ve "uzun vadeli" taleplerle çıkmalarına yol açmıştır. Bu yeni perspektifin belki de en önemli ürünü, BM Genel Kurulunca 12 Aralık 1974 tarihinde kabul edilen Devletlerin Hakları ve Sorumlulukları Yasası olmuştur" Gelişmiş devletlerin bu karara ya olumsuz oy vermesi ya da çekimser kalması, bu belgede kullanılan dilin bir anlaşma metnine benzediği gerçeğini değiştirmemektedir. Yine de kabul etmek gerekir ki, gelişmiş Batı ülkelerinin itirazları, bu kararın içeriğinin tam anlamıyla hayata geçirilmesini zorlaştırmıştır. Devletlerin Hakları ve Sorumlulukları Yasası'nda, özetle, şu hususlar belirtilmektedir: Gelişmekte olan ülkelerin kendi doğal kaynakları üzerinde sürekli egemenlik hakkı vardır; yoksul ülkeler, doğal bir hak olarak, çokuluslu şirketlerin kendi topraklarındaki faaliyetlerini denetleyebilmelidirler; ulusal çıkarları gerektirdiği ve "uygun bir tazminat" ödedikleri takdirde, yoksul ülkelerin yabancı şirketleri millileştirme hakları vardır; birincil mal ihracatına bağımlı olan ülkeler, OPEC örneğinde olduğu gibi, fiyat belirleyici konumda olabilecek kartel türü örgütlenmelere gidebilmelidirler; uluslararası ticaretin hakkaniyete daha uygun şartlarda yapılması gerekir. Bunun için yoksul ülkeler lehine "pozitif ayrımcılık" yapılmalıdır; gelişmekte olan ülkelere mali ve teknolojik yardım yapılmalıdır. Bütün bu talep ve beklentiler, bir bakıma, uzun süredir oluşturulmak istenen "yeni uluslararası ekonomik düzenin" kilometre taşlarına tekabül etmekteydi (Cassese, 1988: ). d) 1990 sonrasını kapsayan son dönem: 1990'ların başlarında Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte, Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen arayışları önemli bir ivme kaybına uğramıştır. Bunun en önemli nedeni, eski "komünist" ülkelerde geçerli olan planlı kalkınma modelinin artık önemli ölçüde terkedilmiş bulunması ve piyasa ekonomisinin tüm dünyada yaygınlık kazanmasıdır (Malanczuk, 1997: 239). Ne var ki, yine de, bu süre içinde "kalkınma sorunu" yeni kavram ve söylemlerle karşımıza çıkmakta gecikmemiştir. Bu "yeni" süreçteki anahtar kavram, "sürdürülebilir kalkınma "dır. Bu kavramın ihsas ettiği yeni anlayışa göre, kalkınma stratejileri hayata geçirilirken çevrenin korunması öncelenmeli ve ayrıca gelecek kuşakların ihtiyaçları dikkate alınmalıdır. Burada sözü edilen, "mütevazı" bir kalkınma modelidir. "Sürdürülebilir kalkınma" modeliyle birlikte, "şeffaf yönetim", "demokratik karar verme süreçleri", "sağduyulu iktisadi ve toplumsal politikalar", "rekabetçi piyasa ekonomisi", "halka her an hesap vermeye hazır yönetim anlayışı", "rüşvet, yolsuzluk ve kayıt-dışı ekonomiyle savaş", "hukuka ve insan haklarına saygı" gibi kavram ve ilkeler de önem ve öncelik kazanmıştır (Malanczuk, 1997: 240). Bu anlamda, kalkınmanın, her şeyden önce toplumsal ve siyasal bir dönüşümle birlikte anlamlı olabii Charter of Economic Rights and Duties of States, 1974, Resolution 3281, Yearbook ofthe United Nations, s

5 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' 133 leceği noktasına gelinmiş olduğu söylenebilir. Başka bir deyişle, "azgelişmişlik" sorununun "çok boyutlu" bir karaktere sahip olduğu anlaşılmış ve bu yüzden de gelişmekte olan ülkelerdeki yönetici seçkinlerle geniş halk yığınlarının "sorumlu işbirliği" kaçınılmaz bir öncelik haline gelmiştir. O nedenle, azgelişmişliğin sorumluluğunu, geçmişte olduğu gibi, sadece sömürgeciliğe ve emperyalist sömürü ağlarına bağlamak, bugün artık inandırıcı olmaktan çıkmıştır. Son yıllarda yayınlanan BM raporlarında, kalkınmanın yukarıda sözü edilen çoğul boyutları üzerinde ısrarla durulmaktadır (Annan, "We the Peoples", 2000: 22 23). KALKıNMA HAKKıNA DAİR NORMATİF GELİşMELER Uluslararası hukukça düzenlenen bir kavram olarak, kalkınma hakkının oluşum sürecini 1945 tarihli BM Kurucu Andlaşması'nın 1 Önsöz'ündeki şu satırlarla başlatmak mümkündür: BM'nin temel amaçlarından birisi, tüm dünyada "daha geniş bir özgürlük içinde daha iyi yaşama koşulları sağlanmasının ve sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaktır". Bağlayıcı olduğu kuşku götürmeyen bu andıaşmanın 1(3). maddesinde, BM'nin amaçlarından birisinin de "iktisadi, sosyal, kültürel ya da insanı nitelikteki uluslararası sorunların çözümü için uluslararası işbirliğini gerçekleştirmek" olduğu ifade edilmektedir. 55. maddede ise, BM'nin tüm dünyada "daha yüksek bir yaşam standardını" hedeflediği ve bunun için gereken gayreti göstereceği beyan edilmektedir. Son olarak, 56. madde, 55. maddede belirlenen hedeflere ulaşılması için, devletlerin BM ile işbirliği halinde teker teker ve beraberce gereken gayreti göstermelerini talep etmektedir yılında BM Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin l ön sözünde belirtildiği üzere, BM üyeleri, tüm dünyada "daha geniş bir özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama" çabasında olacaklardır. 22. maddeye göre, "uluslararası işbirliği yoluyla" herkes "ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleşmesi hakkına sahiptir." 28. maddeye göre ise, "Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzende yaşama hakkı vardır." Açıkça görülmektedir ki, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bireylerin refahının uluslararası işbirliği yoluyla daha fazla iyileştirilebileceğini kabul etmektedir. Kalkınma hakkıyla ilişkilendirilebilecek önemli hususları düzenleyen ve evrensel düzeyde geçerliliği olan bir başka belge ise, 1966 yılında imzalanıp 1976 yılında yürürlüğe giren Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesfdir. 4 Bu sözleşmenin ll. maddesine göre, taraf devletler, (vatandaş 1 Charter ofthe United Nations, 26 Haziran i 945, (United Nations, New York). J Universal Declaration of Human Rights, i O Aralık 1948, (Brownlie, 1992: 2 i -27)... International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights, UN General Assembly Resolution 2200, i 6 Aralık 1966, Yearbook ofthe United Nations, 1966, s

6 ı 34 İnsan Hakları Yıllığı lan olan) "herkese, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam standardılını sağlamakla mükelleftir. Bu standart, en azından şu hususlan içermelidir: Yeterli beslenme, giyinme, bannma ve genelolarak yaşama koşullannın sürekli olarak geliştirilmesi. Bu hakkın layıkıyla hayata geçirilebilmesi için, taraf devletler "kendi serbest iradelerine dayalı uluslararası işbirliğinin esas olduğunu kabul ederek, uygun tedbirleri alırlar." Yine bu Sözleşmeye göre, vatandaşlann çalışma ve sosyal güvenlik hakkı, eğitim hakkı ve sağlıklı bir hayat sürme hakkı devletlerce güvence altına alınmalıdır yılında BM Genel Kurulu, Kalkınma Hakkına İlişkin Bi/dirge'yi 5 kabul etmiştir.' Bu metin, spesifik olarak "kalkınma hakkı"ndan söz eden ilk uluslararası hukuk belgesidir. Bu bildirgenin Önsöz'ünde "kalkınma" kavramına açıklık getirilmektedir. Buna göre, "kalkınma, tüm toplumun refah düzeyinin düzenli bir şekilde yükseltilmesini" amaçlayan, "geniş kapsamlı bir ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal süreçtir". 7. maddeye göre, kalkınma hakkının önemli şartlarından birisi, uluslararası banş ve güvenliğin tesisidir; silahsızlanma bu açıdan büyük önem arzetmektedir. Silahsızlanmayla birlikte açığa çıkan kaynakların, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, tüm insanlığın ekonomik ve toplumsal kalkınması için kullanılması gerekmektedir. 2. maddede ise, kalkınma sürecinin, her şeyden önce bireyin öncelik ve ihtiyaçlannı dikkate alması gerektiği ifade edilerek, bireyin bu sürece hem aktif olarak katkıda bulunma, hem de kalkınmanın sağladığı imkanlardan gereği gibi istiflıde etme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. 1. maddeye göre, "kalkınma hakkı devredilemez bir insan hakkıdır". 3 (ı). maddeye göre ise, "devletler, kalkınma hakkının hayata geçirilmesine uygun bir zemin hazırlayacak ulusal ve uluslararası koşullan oluşturmakta birinci derecede sorumludur." 3 (3). maddeye göre, "Devletler, sahip olduklan haklardan yararlanır ve yükümlülüklerini yerine getirirken, tüm devletler arasında egemen eşitlik, karşılıklı bağımlılık, karşılıklı çıkar ve işbirliğine dayanan yeni bir uluslararası ekonomik düzenin inşası için gayret gösterecekler ve aynca insan haklannın gözetilmesini ve hayata geçirilmesini teşvik edeceklerdir." 10. maddeye göre ise, "ulusal ve uluslararası düzeylerde alınacak idari, yasal ve diğer tedbirlerin hazırlanması, kabulü ve icrası da dahil olmak üzere, kalkınma hakkının tam anlamıyla hayata geçirilmesi ve geliştirilmesi için gereken tedbirler alınacaktır." Bu tedbirleri alacak olan kurumlar ise, bir yandan devletler, bir yandan da uluslararası ve uluslarüstü siyası ve ekonomik kurumlardır. 5 Deciaration on the Right to Development, UN General Assembly Resolution , 4 Aralık 1986, Yearbook ofthe United Nations, 1986, s \ Bu bildirge, yalnızca ABD 'nin olumsuz oyu ve 7 Batllı devletin (Almanya, Japonya, İngiltere, Danimarka, Finlandiya, İsrail ve İzlanda) çekimser oyuna karşılık, 146 evet oyuyla kabul edilmiştir. Bu kadar büyük bir çoğunlukla kabul edilmiş olması, kuşkusuz bu bildirgenin hukuksal ağırlığını arttıran bir unsurdur.

7 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' ı 35 Hiç şüphe yok ki, 1986 yılında kabul edilen Kalkınma Hakkına İlişkin Bildirge, kalkınma hakkının bağlayıcı bir uluslararası hukuk normu haline geldiğini teyit etmiş olmamaktaydı. Ne var ki, bu bildirge, en azından kalkınma hakkının uluslararası hukukun yerleşik bir normu haline gelme sürecine katkıda bulunmuş, deyim yerindeyse onun "hukuki kredibilitesini" arttırmıştır (Rich, 1992: 39). Bildirgenin yalnızca bir devletin itirazı ve çok az sayıda devletin çekincesiyle karşılaşması, kalkınma hakkının zaman içinde bir uluslararası hukuk normu haline geleceğine işaret etmektedir (Rich, 1992: 53) yılında yapılan Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı sırasında, ABD, Kanada ve Avrupa Topluluğu'nun itirazlarına rağmen kabul edilen ve fakat "bildirge" olması hasebiyle bağlayıcı bir karakter taşımayan Rio Bildirgesi'nin' 3. İlkesi kalkınma hakkına hasredilmiştir: "Bugünkü ve gelecek kuşakların kalkınma ve sağlıklı bir çevre gereksinimlerinin hakkaniyete uygun bir şekilde karşılanması için, kalkınma hakkının hayata geçirilmesi elzemdir". Son olarak, 1993 yılında Viyana'da düzenlenen İnsan Hakları Konferansı sırasında kabul edilen Bildirge'de,8 "kalkınma hakkı"ndan da söz edilmiştir. Bildirgede kalkınma hakkının evrensel ve devredilemez bir "insan hakkı" olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bu bildirgede şu ifadelere yer verilmiştir: "Demokrasi, kalkınma ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı birbirine bağlı olduğu gibi, bunların her birinin varlığı diğerlerini güçlendirir." Bildirge'nin 12. paragrafında ise, gelişmekte olan ülkelerin borç yükünün azaltılması için, uluslararası toplumun (ki burada özellikle zengin ülkeler kastedilmektedir) gayret göstermesi istenmektedir. 14. paragrafta ise yaygın yoksullukla insan hakları arasındaki kaçınılmaz ilişkiye dikkat çekilmektedir: "Yaygın bir aşırı yoksulluk olgusu insan haklarının tam anlamıyla ve etkili bir biçimde uygulanmasını engeller." O nedenle yoksulluğun azaltılmasının ve zaman içinde bertaraf edilmesinin uluslararası toplumun önemli bir önceliği olduğu ifade edilmektedir. KALKıNMA HAKKININ ANLAMı VE İÇERİGİ Bir ülkede yaşayan halkın bir bütün olarak daha iyi yaşam şartlarına sahip olması fikrinin bir "insan hakkı" olarak tanımlanması neticesinde, "kalkınma hakkı" dediğimiz kavram ortaya çıkmıştır. Böyle bir "insan hakkı kategorisini" ortaya çıkaran pek çok neden olduğu görülmektedir. Birincisi, bu formülasyon, bir yandan "kalkınma" sorununu daha fazla dramatize etmekte, bir yandan da bu 7 Rio Declaration on Environment and Development, 1992, paragraf74, (http://sedac.ciesin.org/pidb/texts/rio. declaration.1992.html). 8 Vienna DeCıaration and Programme of Action, World Conference on Human Rights, Haziran 1993, (http://www.unhchr.ch/huridocda/huridoca.nst).

8 136 İnsan Hak/arı Yıllığı yolla zengin ülkelere, mevcut uluslararası ekonomik sistemi yeniden yapılandırma konusundaki "sorumlulukları" hatırlatılmaktadır. İkincisi, Batı dünyasının pek "hassas" olduğu "insan hakları doktrini" gündeme getirilerek, onların kalkınma "hakkı"na karşı çekingen davranmalarının önüne geçilmek istenmektedir (Cassese, 1988: 369). Zaten amaçları itibariyle "kalkınma" ile "insan hakları" arasında önemli benzerlikler vardır: Her ikisi de insanın hayatta kalmasını, adaletin tesisini ve insanca yaşama şartlarını hedeflemektedir. "Kollektif' bir insan hakkı olarak kalkınma hakkının "halkların kendi kaderlerini tayin hakkı" ilkesinden neş'et ettiğini de bu arada belirtmek gerekir (Malanczuk, 1997: 239). Kalkınma, başlangıçta yalnızca iktisadi büyüme olarak anlaşılmaktaydı. Ne var ki, bir süre sonra görüldü ki, salt "iktisadi ve istatistiki göstergelerin" başarı ölçüsü olarak alındığı durumlarda, toplumsal adaletin gözetilmesi zorlaşmaktadır. Toplumsal refahın çok dengesiz dağıldığı toplumlarda, ciddi insan hakları ihlallerinin gözlenmesi kaçınılmaz olmaktadır. O nedenle, "kalkınma"nın geniş kapsamlı bir tanımının yapılması zaruret arzetmektedir. BM'ce yayınlanan bir kitapçıkta bu hususa dikkat çekilmektedir: "Bugün, 'kalkınmanın " karar-verme süreçlerine katılımı, fırsat eşitliğini, kaynaklardan eşit şartlarda yararlanmayı ve uluslararası insan hakları standartlarına uygun davranma yı ihtiva etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Aynı şekilde, yalnızca belli bir kalkınma modelinin evrensel düzeyde tüm kültürlere ve insanlara uygulanamayacağı da anlaşılmış bulunmaktadır" (United Nations, 1993: 30). O halde, en geniş anlamıyla, kalkınma ile insan hakları arasında doğrusal bir İlişki olması tabiidir: "Kalkınma, tüm insan haklarının hayata geçirilebileceği bir süreç olarak görülebilir" (United Nations, 1993: 29). Bu bakımdan, insan haklarının kalkınma ile varılmak istenen önemli bir hedef olduğu açıktır. Kapsadığı Haklar 1990 yılında bir grup BM danışmanı, hazırladıkları bir raporda, kalkınma hakkının şu dört grup hakkı kapsadığını ifade etmişlerdir: Yaşam şartlarına ilişkin olanlar: Yiyecek, sağlık, konut, eğitim, boş zaman faaliyetleri ve sağlıklı bir çevre. Çalışma şartlarına ilişkin olanlar: İş, makül bir gelir ve işyerinde yönetime katılım. Kaynaklara eşit şartlarda ulaşma imkanı: Toprak, su, mali sermaye, mesleki eğitim ve teknoloji. Katılım: Yerel, ulusal ve uluslararası düzeydeki süreç, mekanizma ve kurumların demokratik biçimde yapılanması ve bu mekanizmaların etkili olması (United Nations, 1993: 34).

9 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' ı 37 KALKıNMA BİR "HAK" MIDIR? Kalkınma, ilk kez i 970'li yılların ikinci yarısında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından bir "insan hakkı" olarak gündeme getirilmiştir. Ne var ki, daha başlangıçta Batılı devletler gnıbu böyle bir kavrama karşı çıkmıştır. Batılı devletlerin görüşlerine dayanak teşkil eden başlıca gerekçeler şunlardır: Birincisi, böyle bir yükümlülüğün yol açacağı mali baskılar kendi ekonomileri üzerinde olumsuz etki yapabilecektir. İkincisi, bu türden bir yükümlülük, Batı 'nın pozitivist hukuk anlayışına uygun düşmemektedir (Malanczuk, 1997: 239). Bu "uyuşmazlık" çeşitli biçimlerde kendini göstermektedir. Bir kere, bu hakkın karşılığı olan "yükümlülük" belli değildir. Öte yandan, bir hakkın kendilerine ne gibi somut haklar sağladığı konusunda bireylerin sarih fikirlerinin olması gerekir. Oysa kalkınma hakkı, bu koşulları yerine getirmekten uzaktır (Alston, 1979: 99). Batı'daki yaygın kanaate göre, "kalkınma"nm, hukukun tanımladığı anlamda bir hak olması için, bunun bireye içkin olması, yükümlülük sahibi muhatabın belli olması, fiiliyata aktarıldığının rahatça gözlenebilir olması ve sorumluların cezalandırılabilir olması gerekir. Bu ve benzeri nedenlerle, Batılı devletler "kollektif' bir mahiyete sahip olan "kalkınma hakkı"nın zengin devletlere "hukuksal bir yükümlülük" getirebileceğini, istisnalar bir yana, genellikle kabul etmemişler ve bugün de kabul etmemektedirler. Onlara göre, kalkınma hakkı, en iyi olasılıkla, "sert hukukun" (/ex lata) değil ve fakat gelişme sürecinde olan "yumuşak hukukun" (/exferenda) sahasına girmektedir. Kalkınma hakkı konusuna en mesafeli yaklaşan devletin ABD olduğu gözlenmektedir. ABD 'ye göre, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, hukuksal bir "hak" ya da "garanti" değil, sadece ve yalnızca gerçekleştirilmesi istenen "hedeflerdir". Bu hedefler, ancak, mülkiyet hakkı ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle desteklenen serbest piyasa ekonomisi yoluyla gerçekleşebilir. ABD'ye göre, kalkınmadan bir "hak" olarak söz edilmesi halinde, gelişmekte olan ülkelerin vatandaşları, kalkınmanın, kendi mukadderatlarını kendi ellerinde tutan öznesi değil ve fakat nesnesi olacaklardır. Kalkınmanın gerçekleşebileceği ülke-içi şartları ihdas etmek her devletin kendisine ait bir görevdir (Raghavan, 200 i). Bu perspektifine uygun olarak ABD, i 992 yılında kabul edilen Rio Bildirgesİ'nin kalkınma hakkına ilişkin hükümleriyle kendisini bağlı saymadığını ifade etmiştir: "ABD, Rio Bildirgesinin konsensusla kabulüne iştirak ederken, "kalkınma hakkı" denen kavrama uzun bir süredir yönelttiği itirazdan vazgeçmiş olmamaktadır. Kalkınma bir hak değildir. Aksine, kalkınma, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 'nde belirtildiği üzere hayata geçirilmesi önemli ölçüde insan haklarının yaygınlaştırılmasını ve korunmasını gerektiren, hepimizce benimsenen bir amaçtır" (Malanczuk, 1997: 239). (Vurgular yazara aittir.)

10 138 İnsan Hak/arı Yıllığı Aşağıda, kalkınma hakkının uluslararası hukuk karşısındaki iki farklı boyutu üzerinde durulacaktır: Ahlaki bir ilke olarak kalkınma hakkı ve bağlayıcı bir hukuk kuralı olarak kalkınma hakkı. AHLAKİ BİR İLKE OLARAK KALKıNMA HAKKI Pek çok Batılı devlet gibi, birçok yazar da ahlakın uluslararası hukukta yeri olmadığını iddia etmektedir. Bu görüşü kabul etmek mümkün değildir, çünkü bu çevreler bu hukuk sisteminin yarım asır önceki durumuna bakarak karar vermektedirler. Unutulan nokta ise, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu yönde önemli değişiklikler olduğu gerçeğidir. Örneğin BM Kurucu Andıaşması, devletlerin uluslararası ilişkilerinde kuvvet kullanmalarını ve hatta kuvvet kullanma tehdidinde bulunmalarını yasaklamaktadır (2/4. Madde). Ahlaki kaygıların da uluslararası hukukun oluşumunda belli ölçüde roloynamaya başladığının bir başka delili ise, jus cogens ilkesine (en başta ahlaki kaygılar esas alınarak formüle edilmiş olan uluslararası hukukun amir hükümleri) aykırı uluslararası andıaşmaların ı 969 yılında imzalanan Viyana Andıaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre (53. Madde) bundan böyle geçersiz olmasıdır. Roland Richlin de vurguladığı gibi, BM Kurucu Andıaşması 'nın ı 945' de imzalanmasıyla birlikte, u luslararası hukukun iki önemli değişiklik geçirdiği gözlenmiştir. Bunlardan birincisi, bu hukuk sisteminin yalnızca devletlerin "barış içinde bir arada yaşamalarını" sağlamakla yetinmeyip, aynı zamanda onların işbirliğini de teşvik etmeye başlaması ve bunun altyapısını hazırlamasıdır. İkincisi ise, bir bütün olarak insanlığın, uluslararası hukukun kişileri (subject) arasına katılmasıdır (Rich, ı 992: ). Kalkınma hakkının neden ahlaki bir gereklilik olarak kabul edilmesi gerektiği, BM Genel Sekreterinin hazırladığı ı 979 tarihli bir raporda (Alston, ı 979: ı 03'den E/CN.4/1334, paragraflar), altı madde halinde açıklanmıştır: Birincisi, kalkınma, insanların bu dünyadaki çaba, gayret ve emeklerinin ö nemli bir gayesidir; ikincisi, BM Kurucu Andıaşması'nda da belirtildiği gibi, uluslararası toplumun dayanışma içinde olması kaçınılmaz bir zorunluluktur; üçüncüsü, toplumlar arasındaki karşılıklı bağımlılığın artması, kalkınma konusunda da sorumluluğun paylaşılmasını gerektirmektedir; dördüncüsü, kalkınma hakkının küresel düzeyde başarıya ulaşması tüm insanlığın yararınadır; beşincisi, şu andaki iktisadi ve diğer eşitsizlik ve dengesizlikler, uluslararası barış ve istikrarı tehdit etmektedir; son olarak, geçmişte dünyanın birçok bölgesinde sömürgeler edinmiş ve bunun sonucunda buralarda bir sömürü düzeni kurmuş o lan zengin ülkelerin, bugün, neden oldukları zararı telafi etme yükümlülükleri vardır. Uluslararası toplumun bugün bir tür "küresel topluluk" haline geldiği söylenebilir. İşte kalkınma hakkı, böyle bir "topluluğun", üyelerinin mağduriyetini gidermekle yükümlü olduğunu ifade etmiş olmaktadır. Bu bağlamda, hakkani

11 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' ı 39 yet ve adalet ilkeleri ekseninde, mevcut uluslararası düzen içinde yoksul ülkelerin yararına kalkınmış ülkelerce "pozitif ayrımcılık" yapılması, artık olağan bir uygulama haline gelmiştir. Yoksul ülkelerin zengin ülkelerden karşılıksız olarak ya da düşük faizle kredi alması, onların uluslararası mali kuruluşlarca sağlanan imkanlardan özellikle istifade ettirilmesi ve zengin ülkelerle olan iktisadi ilişkilerinde belli gümrük ayrıcalıklarından ve benzeri ticari tavizlerden yararlanması, bir bakıma, kalkınma hakkının esaslarının belirginleştiğini göstermektedir (Rich, ı 992: ). BAGLAyıeı BİR HUKUK KURALı OLARAK KALKıNMA HAKKı Günümüzde, kalkınma konusunda "hak-merkezli" bir yaklaşımın giderek evrensel düzeyde kabul görmeye başladığı söylenebilir (Bissio, 200 ı). ı 998'deki yıllık faaliyet raporunda, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kalkınmanın "hakmerkezli" oluşunun ne anlama geldiğini şu sözlerle açıklamıştır: "Kalkınmaya hak-merkezli yaklaşım, durnm ve şartları, yalnızca insanın ihtiyacı veya kalkınma gereksinimi açısından değil ve fakat toplumun, bireylerin devredilemez haklarını karşılama yükümlülüğü açısından değerlendirir. Bu yaklaşım, adaleti, hayırseveriik beklentisiyle değil, bir hak olarak talep etmesi için halka güç aşılar ve farklı toplulukların ihtiyaç duydukları uluslararası yardımlar hususunda talepte bulunmaları için onlara ahlaki bir tutamak sağlar" (Annan, ı 998). Bu noktadan itibaren, kalkınmanın bir "insan hakkı" olamayacağını iddia edenlerin bu husustaki itirazları birer birer yanıtlanmaya çalışılacaktır. Bağlayıcı bir uluslararası andıaşma ya da sözleşme olmadan, kalkınmadan bir "hak" olarak söz edilebilir mi? Devletlerin belli bir davranışı zornnluluk addetmeleri halinde, böyle bir davranışı açık seçik tanımlayan bağlayıcı bir uluslararası hukuk belgesinin mevcudiyeti zaruret arzetmez. Devletler belli bir konuda aynı şekilde davranarak, o konuda konsensusa varabilirler. O nedenle, BM Genel Kurul kararlarının bağlayıcı olmayışından yola çıkarak, "kalkınma hakkı"na İlişkin kabul edilen bildiri ve kararların hukuksal değerlerini azımsamak doğru değildir. Bazen bu tür bildiri ve kararlar, yerleşmiş bir yapılageliş kuralının tedvin edilmesinden başka bir şey değildir, ki, bu durumda bunların içeriğinin bağlayıcı olduğunu kabul etmek gerekir. O nedenle herhangi bir Genel Kurul kararına olumsuz oy veren bir devletin, fiilen nasıl davrandığına da bakmak gerekir. Belli bir hukuk normuna karşı sözleri ve davranışlarıyla sürekli olarak karşı çıkmayan bir devlet, yapılageliş haline gelmiş olan bir Genel Kurul kararıyla kendisini bağlı saymadığını ileri süremez. Zengin ülkelerce yoksul ülkelere yapılan kalkınma amaçlı mali yardımlar, bugün adeta standart bir uygulama haline gelmiştir. Bu durum,

12 140 İnsan Hakları Yıllığı bu tür yardımların bir "hukuksal yükümlülük" olarak anlaşılabileceğini ortaya koymaktadır (Rich, 1992: ). Nasıl ki, 1960 tarihli Sömürge Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildirge,' teknik olarak bağlayıcı olmadığı halde, sömürge yönetimi altında yaşayan, özellikle Afrika'daki pek çok topluluğun "kendi kaderlerini tayin hakkını" hayata geçirmek suretiyle bağımsızlaşma sürecine ö nemli bir ivme kazandırmışsa, benzer şekilde, kalkınma hakkı da yoksul ülkelerin ve halkların iktisadi, sosyal ve kültürelolarak sahil-i selamete çıkması yolunda önemli bir dönemeci temsil etmektedir (Alston, 1979: 111). Kalkınma hakkının "toplumsal" nitelikli olması ve hattazaman zaman devletin de sahip olduğu bir hak kabul edilmesi, onun (yalnızca bireylere ait olduğu varsayılan) bir "insan hakkı" olmasının önünde bir engel midir? Kalkınma hakkının yarar sağlayacağı düşünülen öznenin kimliği konusunda açıklık olmadığı söylenebilir. Bu konuda, şu soru meşru olarak sorulabilmektedir: Kalkınma hakkının muhatabı, bir ülkede yaşayan halkın tümü ya da bir kesimi midir (yoksullar), devlet midir, birey grupları mıdır, yoksa bireyler midir? Donnelly'e göre, bir "haklıtan söz edebilmek için, ortada en azından şu unsurların bulunması gerekir: Hakkın kaynağının tanımlanmış olması; hakkın içeriğinin açıkça belirtilmiş olması; hak sahibinin kimliğinin belli olması; yükümlülük sahibinin kimliğinin belli olması; hakkın karşılığı olan yükümlülüğün neleri i çerdiğinin açık seçik ortaya konması. Ona göre, "kalkınma hakkı" bu şartları yerine getirmekten uzaktır (Donnelly, 1992: 174). Öte yandan, toplumun ya da bir ülkede yaşayan halkın tümünün kalkınma hakkına sahip olduğu varsayıldığı takdirde, onlar adına ancak devletin hak sahibi olacağı kabul edilmelidir. Oysa devlet, insan hakları hususunda "hak sahibi" olamaz; ancak devlete karşı hak sahibi olunur (Donnelly, 1992: ). Kalkınma hakkının aynı anda bireye, topluma ve devlete ait bir hak olarak telakki edilmesi, en doğru yol gibi görünmektedir. Zaten konunun pek çok uzmanının da bu görüşte olduğu görülmektedir (Bu hususta bkz. örneğin Garcia Amador, 1990: 52-59). Bireysel bir hak olarak kalkınma hakkı, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan ve (kişinin kendisini beşeri, kültürel ve manevı olarak gerçek anlamda geliştirebileceği sağlıklı bir ortam içinde anlam kazanan) yaşama hakkından neş'et etmektedir. Bu anlamda bireysel kalkınma hakkı, pek çok insan hakkının bir sentezi durumundadır. Kol/ektifbir hak olarak kalkınma hakkı, bir bütün olarak insan topluluklarına ait olduğu düşünülen şu haklardan o luşmaktadır: Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı; halkların kendi doğal kaynakları üzerinde sürekli egemenlik hakkı; Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen ilkesi çerçevesinde formüle edilen diğer haklar (yoksul ülkelere zengin ülkeler 9 Dec1aration on the Granting of Independence to Colonial Countries and Peoples, ı 4 Aralık ı 960, Yearbook ofthe United Nations, ı 960, s

13 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' 141 ce belli ticari, mali ve teknolojik yardımlar sağlanması ve onlara tercihli ticaret yapma hakkının tanınması; gelişmekte olan ülkelere uluslararası ekonomik örgütlerde ve forumlarda daha etkili bir rol verilmesi) (Garcia-Amador, 1990: 57 59). İnsan hakları alanına girdiğinden şüphe edilemeyecek olan birçok hak ve özgürlük, hem bireysel, hem de toplumsal bir karaktere sahiptir. Basın özgürlüğü, sendikal haklar, dernek kurma hakkı, siyasi parti kurma hakkı, toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı, din, vicdan ve ifade özgürlükleri, bu "ikiliği" bünyelerinde taşımaktadır. Ne var ki, bu durum, bu hak ve özgürlüklerin birer insan hakkı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Doğrudan doğruya toplumsal gruplara yönelik bağlayıcı düzenlemeler getiren en az iki insan hakkı sözleşmesi vardır: 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına ilişkin Sözleşme,ı ve 1974 tarihli Sistematik Irk Ayrımcılığı Suçunun (Apartheid) Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme. ii Her iki sözleşme de, hak sahiplerinin, bir bütün olarak grubun kendisi olduğunu ifade etmektedir. Öte yandan, BM Kurucu Andıaşmasında da ifadesini bulan "halkların kendi kaderlerini tayin hakkı" ilkesinin de, en azından sömürge yönetimleri altında yaşayan halkların bağımsızhğa kavuşmasında bağlayıcı denebilecek bir işlev gördüğü söylenebilir. O halde, bireysel değil toplumsal bir hak niteliğinde olması itibariyle, kalkınma hakkının bağlayıcı bir hukuk normu sayılamayacağını söylemek anlamsızdır. Demek ki, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen akabinde lex lata niteliğinde kollektif nitelikli bazı insan hakları normları kabul edilmiştir. O halde kalkınma hakkının "yumuşak hukuk"un ötesinde bağlayıcı bir karaktere sahip olabileceğini söylemek, yeni bir görüş değildir. Devletin belli insan hakları normlarının muhatabı olamayacağını söylemek de, aynı şekilde gerçeği ifade etmemektedir yılında kabul edilen Doğal Kaynaklar Üzerinde Sürekli Egemenliğe ilişkin BM Genel Kurul Kararı, bu e gemenlikten yararlanacak olan birimlerin "halklar" ve "uluslar" olduğunu belirtmektedir. Bu durumda, elbette, ki bu iki birimin siyaseten örgütlenmiş biçimi olarak, devlet de hak sahibi olabilir (Rich, 1992: 44-45). Üstelik, "halkların kendi kaderlerini tayin hakkı" ile "kalkınma hakkı" arasındaki ilginç benzerlik dikkate alındığında, devletin insan hakkından "faydalanan" bir konumda olması o kadar da "yeni" bir gelişme sayılamaz. Bilindiği gibi, "kendi kaderini tayin hakkı" bir insan hakkı olarak "halklar"a ait bir haktır. Ne var ki, bir halk, "kendi kaderini tayin etmeyi" başardığı takdirde, devlet haline gelebilecektir. Kalkınma hakkının da "kendi kaderini tayin hakkı"na benzer bir uygulama pratiğine sahip ıo Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, 9 Aralık i 948, United Nations Treaty Series, Cilt: 78, s II International Convention on the Suppression and Punishment of the Crime of Apartheid, 30 Kasım 1974, (Brownlie, 1992: ).

14 ı 42 İnsan Hakları Yıllığı olduğu söylenebilir. Kalkınma hakkı, bir tür halkların "ekonomik olarak kendi kaderlerini tayin hakkı" olarak görülebilir. Ne var ki, kalkınma hakkı "kendi kaderini tayin hakkı"ndan bir adım öteye gitmektedir, çünkü buradaki nihai hedef, bireyin maddi ve beşen olarak kendisini geliştirdiği bir düzenin oluşturulmasıdır. Birey için insan hakkı ne ise, halk için de kalkınma hakkı odur. Kalkınma hakkı kapsamında, devlet bir yandan ülkede yaşayan vatandaşlarının hayat şartlarını iyileştirmekle mükellejken, bir yandan da uluslararası toplumun sağlayacağı mali ve iktisadi desteğin yararlanıclsl konumundadır (Rich,I 992: ). Aslında tarihsel tecrübe de, kalkınma hakkının bağlayıcı bir norm haline dönüşmekte olduğunu göstermektedir. Bugün zengin devletler gelişmekte olan ülkelere kalkınma amaçlı mali yardım yaparken, bunu adeta hukuksal bir zorunluluk olarak algılamaktadırlar. Öngörülen hedeflerin altında kalmakla birlikte, 1990'lı yıllar boyunca yoksul ülkelere yapılan yıllık mali yardım miktarının milyar dolar civarında olduğu görülmektedir. Bu yardımı yapan ülkelerin hepsi OECD (İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından kurulmuş bulunan Kalkınma Yardımı Komitesi'nin üyesidir. Bu yardımlar istikrarlı bir şekilde her yıl yapılmaktadır. İlgili devletler, bunu, hukuksal zorunluluktan değil de ahlaki kaygılarla yaptıklarını söyleseler de, bu konuya verdikleri önem ve yardımların sürekliliği dikkate alınınca, bunu, en azından de /acto olarak uluslararası hukuktan kaynaklanan bir yükümlülük olarak kabul ettiklerini belirtmek gerekir. BM Genel Sekreteri "Ortak Kader, Daha Fazla Kararlılık" başlıklı 2000 yılı faaliyet raporunda, gelişmiş Batı ülkeleri ile Japonya'dan müteşekkil G-8 ülkelerinin, gayri safi milli hasılalarının yüzde O,7'lik bir kısmını gelişmekte olan ülkelere yardım olarak dağıtma taahhütlerini savsakladıklarını belirterek, onları sorumluluklarını yerine getirmeye çağırmaktadır (Annan, "Common Destiny", 2000: 61 ). Üstelik, başta BM organları ve uzmanlık kuruluşları olmak üzere, birçok u luslararası örgüt, kurucu anlaşmalarında en temel faaliyet alanlarından birisinin yoksul ülkelerin kalkınma sürecine katkıda bulunmak olduğunu belirtmişlerdir (Rich, 1992: 46-48). "Gelişmekte olan ülkeler", pek çok uluslararası hukuk metninde, belli hak ve ayrıcalıkların muhatabı olarak özelolarak belirtilmiştir tarihli Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 2 (3). maddesinde, özel şartları nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerin "bu Sözleşmede tanınan ekonomik hakları vatandaşları olmayan kişilere hangi ölçüde tanıyacaklarına karar verebilecekleri 11 ifade edilmektedir yılında imzalanan Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde 11 ise, gelişmekte olan ülkelerin özel öncelik il United Nations Convention on the Law ofthe Sea, Montego Bay, LO Aralık 1982, Official Records ofthe Third United Nations Conference on the Law ofthe Sea, (United Nations, New York, 1984). Bu sözleşme çerçevesinde, örneğin, deniz diplerinden maden çıkarmak için kullanılan teknolojiden gelişmekte olan ülkelerin de yararlandınıması gerekmektedir. Bunun yanısıra, hiçbir devletin egemenliğinde bulunmayan açık

15 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' ı 43 ve ihtiyaçlarını dikkate alan, "pozitif aynmcılık" olarak nitelenebilecek özel hükümler vardır. 13 Yukanda belirtilen hususlar dikkate alındığında, kalkınma hakkını, diğer ü çüncü kuşak haklar gibi, hem tek tek bireylerin, hem de bir bütün olarak toplulukların sahip olduğu haklar olarak değerlendirmek en doğru yol gibi görünmektedir. SONUÇ Bu çalışma boyunca ileri sürülen argümanlar, kalkınma hakkının üçüncü kuşak insan haklarından sayılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu hakkın kollektif bir nitelik taşıması ve hayata geçirilmek için uluslararası dayanışmayı zorunlu kılması, onun "insan hakkı" kimliğini ortadan kaldırmamaktadır. Kuşkusuz kalkınma hakkı hem bireysel, hem de kollektif bir haktır. Bu hakkın bu "ikili" niteliği, bir yandan kalkınmanın salt iktisadi büyüme ile özdeşleştirilmesini önleyerek bireyin toplumsal ve kültürel gelişimini birincil hedef haline getirirken, bir yandan da kalkınmanın birey, toplum, devlet ve uluslararası toplum arasındaki yapıcı işbirliğinin ve dayanışmanın bir ürünü olduğunu ihsas etmektedir. Bugün uluslararası hukukun başlıca amaçlarını, yalnızca, devletlerin birbirlerinin egemenlik alanlarına müdahale etmesini önlemek ve uluslararası uyuşmazlıkları barışçı yol ve yöntemlerle çözmek olarak ortaya koymak anlamlı olmaktan çıkmıştır. Böyle bir anlayış, en belirgin vasfı hemen hemen her sahada "karşılıklı bağımlılık" olan bugünkü uluslararası düzenin gerçekleriyle de örtüşmemektedir. Bugün yalnızca bir kısım devletin sahip olduğu iktisadi zenginlik, sadece onlann kendi beceriklilikleri ve çalışkanlıklarıyla izah edilemez; başkalarının kaynakları, gayretleri ve fedakarlıkları da belki bu faktörler kadar önemlidir (Castaneda, 1991: 593). Bu gerçeğin, kısmen de olsa, zengin devletlerce de kabul edildiği söylenebilir. Yoksul ülkelere karşılıksız iktisadi, mali ve ticari destek öngören pek çok uluslararası hukuk metni, bunun önemli bir delilidif. Devletlerce ve uzmanlarca üzerinde uzlaşmaya varılamayan konu ise, kalkınma hakkının "yumuşak hukukun mu", yoksa "bağlayıcılkatı hukukun mu lt sahasına girdiği hususundan ibarettir. Onların bu husustaki konumları, aynı zamanda, kalkınmanın bir "insan hakkı" olup olmadığı noktasındaki farklı görüşlerin de ana kaynağını teşkil etmektedir. deniz alanlannın altındaki uluslararası deniz yatağı "insanlığın ortak Mirası" ilan edilmiş ve buralardan gelişmekte olan ülkelerin çıkarlan da gözetilerek hakkaniyete uygun bir şekilde yararlanılması öngörülmüştür. 13 GAIT (Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması) çerçevesinde yapılan pek çok anlaşmada da gelişmekte olan ülkeler lehine özel düzenlemeler yapılmıştır.

16 ı 44 İnsan Hakları Yıllığı Sonuçta şu görüşü seslendinnek, herhalde bir abartma sayılmamalıdır: Mevcut uluslararası ekonomik düzenin devamından yana olan bir kısım çevrelerin iddia ettiğinin aksine, kalkınma hakkı, uluslararası hukukun yerleşik bir kuralı olma yolunda önemli mesafeler katetmiş bulunmaktadır. Bu sürecin tersine çevrilebileceği düşüncesi ise, insan haklarının devinim sürecinin doğasına aykırı olduğundan, anlamlı ve gerçekçi değildir. KAYNAKÇA Alston, Philip (1979), "The Right to Development at the International Level", Hague Academy ofinternational Law, United Nations University, s Annan, Kofi (1998), Annual Report on the Work ofthe Organization, Secretary-General of the United Nations. Annan, Kofi (2000), We the Peoples: The Role ofthe United Nations in the 2F ' Century, New York, United Nations. Annan, Kofi (2000), Annual Report ofthe Work ofthe United Nations, "Common Destiny, New Resolve", New York, United Nations. Bissio, Roberto (2001), "The Right Not to be Poor", 13 Şubat 2001, (http://www.twnside.org.sg/title/moving.htm ). Cassese, Antonio (1998), International Law in a Divided World, Oxford, Clarendon Press. Castaneda, Jorge (1991), "Introduction to the Law of Economic Relations", Muhammed Bedjaoui (derl.), International Law: Achievements and Prospects, Netherlands, UNESCO, s Charter of the United Nations, 26 Haziran 1945, United Nations, New York. Charter of Economic Rights and Duties of States, 1974, Resolution 3281, Yearbook of the United Nations, s Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, 9 Aralık 1948, United Nations Treaty Series, Cilt 78, s Dec1aration on the Granting of Independence to Colonial Countries and Peoples, ı 4 Aralık 1960, Yearbook ofthe United Nations, 1960, s Dec1aration on the Right to Development, UN General Assembly Resolution 41/128,4 Aralık 1986, Yearbook ofthe United Nations, 1986, s Donnelly, Jack (1992), "In Search of the Unicom: The Jurisprudence and Politics of the Right to Development", Anthony Carty (derl.), Law and Development, Dartmouth, Dartmouth Publishing, s Garcia-Amador, F. V. (1990), The Emerging International Law ofdevelopment, New Y orkilondonirome, Oceana Publications. International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights, UN General Assembly Resolution 2200, 16 Aralık 1966, Yearbook ofthe United Nations, 1966, s

17 Bir İnsan Hakkı Olarak 'Kalkınma Hakkı' ı 45 International Convention on the Suppression and Punishment ofthe Crime of Apartheid, 30 Kasım 1974, Ian Brownlie (derl.), Basic Documents on Human Rights, üçüncü baskı, Oxford, Clarendon Press, 1992, s Malanczuk, Peter (1997), Akehurst's Modern Introduction to International Law, yedinci baskı, London and New York, Routledge. Notes for Speakers: Human Rights, United Nations document, Raghavan, Chakravarthi, (http://www.twnside.org.sgltitle/cultural.htm). (30 Mart 2001). Rich, Roland (1992), "The Right to Development: A Right of Peoples?", James Crawford (derl.), The Rights o/peoples, Oxford, Clarendon Press, s Rio Declaration on Environment and Development, 1992, (http://sedac.ciesin.orglpidb/texts/rio.declaration.1992.html). United Nations Convention on the Law of the Sea, Montego Bay, 10 Aralık 1982, Official Records o/the Third United Nations Con/erence on the Law o/the Sea, United Nations, New York, Universal Declaration of Human Rights, 10 Aralık 1948, Ian Brownlie (der1.), Basic Documents on Human Rights, üçüncü baskı, Oxford, Clarendon Press, 1992, s Vienna Declaration and Programme of Action, World Conference on Human Rights, Haziran 1993, (http://www.unhchr.chlhuridocda/huridoca.nsf).

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER Bülent KARA Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü Doktora Tezi230 sayfa, Aralık 2008 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Yüksel METİN Bu tezin

Detaylı

DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI TÜRKİYE'NİN ÜYELİĞİNİN AB'YE MUHTEMEL ETKİLERİ

DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI TÜRKİYE'NİN ÜYELİĞİNİN AB'YE MUHTEMEL ETKİLERİ DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI TÜRKİYE'NİN ÜYELİĞİNİN AB'YE MUHTEMEL ETKİLERİ Kasım 2004 İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1 A- HUKUKİ DURUM 4 1. Türkiye-AB İlişkileri 4 B- SİYASİ KONULAR 7 1. Siyasi Kriterlere

Detaylı

DÜNYA BİLGİ TOPLUMU ZİRVESİ NİHAİ DOKÜMANLARI

DÜNYA BİLGİ TOPLUMU ZİRVESİ NİHAİ DOKÜMANLARI DÜNYA BİLGİ TOPLUMU ZİRVESİ NİHAİ DOKÜMANLARI Cenevre Zirvesi Aralık 2003 Tunus Zirvesi - Kasım 2005 DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI Bilgi Toplumu Dairesi Ocak 2008 DÜNYA BİLGİ TOPLUMU ZİRVESİ NİHAİ DOKÜMANLARI

Detaylı

S A Ğ L I K V E İ N S A N H A K L A R I Ü Z E R İ N E 2 5 S O R U - 2 5 C E V A P

S A Ğ L I K V E İ N S A N H A K L A R I Ü Z E R İ N E 2 5 S O R U - 2 5 C E V A P Sağlık ve İnsan Hakları üzerine 25 Soru 25 Cevap Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi World Health Organization TEŞEKKÜR Norveç Hükümeti nin desteğiyle gerçekleştirilen Sağlık ve İnsan Hakları

Detaylı

TÜRKİYE DE EN KÖTÜ BİÇİMLERDEKİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN SONLANDIRILMASI: 2014 HEDEFİNE DOĞRU YOL HARİTASI

TÜRKİYE DE EN KÖTÜ BİÇİMLERDEKİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN SONLANDIRILMASI: 2014 HEDEFİNE DOĞRU YOL HARİTASI TÜRKİYE DE EN KÖTÜ BİÇİMLERDEKİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN SONLANDIRILMASI: 2014 HEDEFİNE DOĞRU YOL HARİTASI Dr. Şule Çağlar KISALTMALAR...4 ÖNSÖZ...5 GİRİŞ...6 ULUSLARARASI ÇERÇEVE...8 ULUSAL ÇERÇEVE... 12 ELDE

Detaylı

Kıbrıs ta yerinden olmak

Kıbrıs ta yerinden olmak Kıbrıs ta yerinden olmak Sivil ve Askeri Çatışmanın sonuçları Rapor 4 Kıbrıslı Türklerin Yarattığı Yasal Çerçeve Ayla Gürel Yazar hakkında Ayla Gürel Lefkoşa daki PRIO Cyprus Centre de kıdemli araştırma

Detaylı

ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME (SELF-DETERMINATION) HAKKI

ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME (SELF-DETERMINATION) HAKKI T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU (MİLLETLERARASI HUKUK) ANABİLİM DALI ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME (SELF-DETERMINATION) HAKKI Yüksek Lisans Tezi Ali Hüseyin

Detaylı

[3] Yeni Anayasa Sürecini İzleme Raporu: Nasıl Bir Anayasaya Doğru Gidiyoruz? Mart 2013 TESEV DEMOKRATİKLEŞME PROGRAMI

[3] Yeni Anayasa Sürecini İzleme Raporu: Nasıl Bir Anayasaya Doğru Gidiyoruz? Mart 2013 TESEV DEMOKRATİKLEŞME PROGRAMI TESEV DEMOKRATİKLEŞME PROGRAMI Yeni Anayasa Sürecini İzleme Raporu: Nasıl Bir Anayasaya Doğru Gidiyoruz? Mart 2013 [3] Yazarlar: Etyen Mahçupyan, Mehmet Uçum, Özge Genç www.anayasaizleme.org Sunuş Özge

Detaylı

KOLLEKTİF BİR İNSAN HAKKı OLARAK 'HALKLARıN KENDİ. KADERLERİNİ TAYİN HAKKı'

KOLLEKTİF BİR İNSAN HAKKı OLARAK 'HALKLARıN KENDİ. KADERLERİNİ TAYİN HAKKı' KOLLEKTİF BİR İNSAN HAKKı OLARAK 'HALKLARıN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKı' BerdalARAL Özet: Halklarm kendi kader/erini tayin hakkınm, farkli insan grupları için ne!lade ettiği bugün de tam anlamıyla aydmlığa

Detaylı

ULUSLARARASI ÇALISMA ÖRGÜTÜ AMAÇLARI, İŞLEVLERİ VE POLİTİK ETKİLERİ. Werner Sengenberger

ULUSLARARASI ÇALISMA ÖRGÜTÜ AMAÇLARI, İŞLEVLERİ VE POLİTİK ETKİLERİ. Werner Sengenberger ULUSLARARASI ÇALISMA ÖRGÜTÜ AMAÇLARI, İŞLEVLERİ VE POLİTİK ETKİLERİ Werner Sengenberger 3 İÇİNDEKİLER Önsöz, FES Başkanı 4 Önsöz, DGB Başkanı 6 1 Kısaca ILO 9 2 ILO nun Kökenleri ve Gelişimi 13 3 Tarihsel

Detaylı

T.C. TEKİRDAĞ VALİLİĞİ STRATEJİK VİZYON GELİŞTİRME KONFERANSLARI

T.C. TEKİRDAĞ VALİLİĞİ STRATEJİK VİZYON GELİŞTİRME KONFERANSLARI STRATEJİK RAPOR NO: 1, AĞUSTOS 2008 T.C. TEKİRDAĞ VALİLİĞİ STRATEJİK VİZYON GELİŞTİRME KONFERANSLARI STRATEJİK RAPOR - 1 KÜRESELLEŞME VE KÜRESELLEŞMENİN TÜRKİYE'YE ETKİLERİ ED TÖR Caner SANCAKTAR Ç NDEK

Detaylı

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ NİN TARAF DEVLETLERE YÜKLEDİĞİ POZİTİF YÜKÜMLÜLÜKLER

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ NİN TARAF DEVLETLERE YÜKLEDİĞİ POZİTİF YÜKÜMLÜLÜKLER T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ ANA BİLİM DALI AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ NİN TARAF DEVLETLERE YÜKLEDİĞİ POZİTİF YÜKÜMLÜLÜKLER YÜKSEK LİSANS TEZİ Sadık KOCABAŞ

Detaylı

Türkiye de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu

Türkiye de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu Türkiye nin 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansına (Rio+20) Hazırlıklarının Desteklenmesi Rio dan Rio ya: Türkiye de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu -2012- Rio dan Rio ya: Türkiye de Sürdürülebilir

Detaylı

5355 SAYILI MAHALLİ İDARE BİRLİKLERİ KANUNU VE KÖY BİRLİKLERİ - TOPLUM KALKINMASI İLİŞKİSİ

5355 SAYILI MAHALLİ İDARE BİRLİKLERİ KANUNU VE KÖY BİRLİKLERİ - TOPLUM KALKINMASI İLİŞKİSİ Çalışmanın yayınlanmış son hali için lütfen bkz. Palabıyık, H., Kara, M., 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu ve Köy Birlikleri-Toplum Kalkınması İlişkisi, Yerel Yönetimler Üzerine Güncel Yazılar-2:

Detaylı

OECD Çok Uluslu Şirketler Rehberi

OECD Çok Uluslu Şirketler Rehberi OECD Çok Uluslu Şirketler Rehberi 1 Önsöz 1. OECD Çok Uluslu Şirketler Rehberi (Rehber), hükümetler tarafından çok uluslu şirketlere yapılan tavsiyelerdir. Rehber, çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin

Detaylı

c d W CEDAW nedir? Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Kadınların İnsan Hakları ve Önemi

c d W CEDAW nedir? Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Kadınların İnsan Hakları ve Önemi c d W CEDAW nedir? Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Kadınların İnsan Hakları ve Önemi c d W CEDAW nedir? Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Karşı Her

Detaylı

TÜSÜ AVRUPA TOPLULUKLARI ( HUKUK ) ANAB

TÜSÜ AVRUPA TOPLULUKLARI ( HUKUK ) ANAB T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ AVRUPA TOPLULUKLARI ( HUKUK ) ANABİLİM DALI AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNDA ÇALIŞMA SÜRELERİNİN DÜZENLENMESİ YÜKSEK LİSANS TEZİ EBRU YEŞİM SARGICI ANKARA 2006

Detaylı

TÜRKİYE DE GELİR EŞİTSİZLİĞİ VE YOKSULLUK

TÜRKİYE DE GELİR EŞİTSİZLİĞİ VE YOKSULLUK Sosyal Siyaset Konferansları, Sayı: 59, 2010/2, s. 89 132. 90 ŞADAN ÇALIŞKAN ABSTRACT TÜRKİYE DE GELİR EŞİTSİZLİĞİ VE YOKSULLUK Yrd. Doç. Dr. Şadan ÇALIŞKAN* ÖZET Gelir eşitsizliği ve yoksulluk, tüm dünyada

Detaylı

ÖZEL SEKTÖR MADEN İŞÇİLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARI ARAŞTIRMASI YAŞAMA DAİR VAKIF DEV MADEN SEN

ÖZEL SEKTÖR MADEN İŞÇİLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARI ARAŞTIRMASI YAŞAMA DAİR VAKIF DEV MADEN SEN ÖZEL SEKTÖR MADEN İŞÇİLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARI ARAŞTIRMASI YAŞAMA DAİR VAKIF DEV MADEN SEN ÖZEL SEKTÖR MADEN İŞÇİLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARI İÇİNDEKİLER I. GİRİŞ... 2 II. ARAŞTIRMANIN

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ NİN ORTA ASYA POLİTİKASI: İDEALİST SÖYLEMLERİN YETERSİZ EYLEMLERLE YÜRÜTÜLME ÇABASI

AVRUPA BİRLİĞİ NİN ORTA ASYA POLİTİKASI: İDEALİST SÖYLEMLERİN YETERSİZ EYLEMLERLE YÜRÜTÜLME ÇABASI OAKA Cilt:7, Sayı: 13, ss. 1-29, 2012 AVRUPA BİRLİĞİ NİN ORTA ASYA POLİTİKASI: İDEALİST SÖYLEMLERİN YETERSİZ EYLEMLERLE YÜRÜTÜLME ÇABASI INSUFFICIENT POLICY TOOLS AND IDEALIST DISCOURSE OF THE EU IN CENTRAL

Detaylı

Kafkas Dernekleri Federasyonu. YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU

Kafkas Dernekleri Federasyonu. YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Kafkas Dernekleri Federasyonu YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Ankara, 2006 YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Kafkas Dernekleri Federasyonu

Detaylı

Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Bildirgesi 1,2

Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Bildirgesi 1,2 Temel Belgeler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Bildirgesi 1,2 7 Kasım 1967 tarihli ve 2263 (XXII) sayılı Genel Kurul kararıyla ilan edilmiştir. Genel Kurul, Birleşmiş Milletler e mensup halkların,

Detaylı

NO 02 AB YE GENEL BAKIŞ T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI. www.ab.gov.tr

NO 02 AB YE GENEL BAKIŞ T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI. www.ab.gov.tr NO 02 T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI NO 02 İçindekiler 1 Avrupa Birliği Nedir? 1 AVRUPA BİRLİĞİ NİN KURUMLARI 6 Avrupa Parlamentosu 6 Avrupa Birliği Zirvesi 8 Konsey ( Bakanlar Konseyi ya da AB Konseyi

Detaylı

YEREL GÜNDEM 21 ELKİTABI

YEREL GÜNDEM 21 ELKİTABI TÜRKİYE YEREL GÜNDEM 21 PROGRAMI YEREL GÜNDEM 21 UYGULAMALARINA YÖNELİK KOLAYLAŞTIRICI BİLGİLER ELKİTABI Hazırlayan: Sadun EMREALP TÜRKİYE YEREL GÜNDEM 21 PROGRAMI YEREL GÜNDEM 21 UYGULAMALARINA YÖNELİK

Detaylı

TÜRKİYE KALKINMA BANKASI A.Ş. KÜRESEL EKONOMİDE KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTE İŞLETMELER VE REKABET SORUNLARI A. HAKAN ATİK Kd. Uzman GA-03-3-4 ARAŞTIRMA MÜDÜRLÜĞÜ Mart 2003 ANKARA İ Ç İ N D E K İ L E R Sayfa

Detaylı

İNSAN HAKKI OLARAK ÇEVRE VE ÇEVRE HUKUKUNA HAKİM OLAN BAZI İLKELER ENVIRONMENT AS A HUMAN RIGHT AND SOME PRINCIPLES DOMINATING THE ENVIRONMENTAL LAW

İNSAN HAKKI OLARAK ÇEVRE VE ÇEVRE HUKUKUNA HAKİM OLAN BAZI İLKELER ENVIRONMENT AS A HUMAN RIGHT AND SOME PRINCIPLES DOMINATING THE ENVIRONMENTAL LAW İNSAN HAKKI OLARAK ÇEVRE VE ÇEVRE HUKUKUNA HAKİM OLAN BAZI İLKELER ENVIRONMENT AS A HUMAN RIGHT AND SOME PRINCIPLES DOMINATING THE ENVIRONMENTAL LAW Erol ÇİÇEK * Özet: Bu makalede çevre hakkının insan

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ NE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ MEVZUAT UYUMUNDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

AVRUPA BİRLİĞİ NE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ MEVZUAT UYUMUNDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ KOORDİNASYON DAİRESİ BAŞKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ NE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ MEVZUAT UYUMUNDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ BEŞİNCİ GENİŞLEME

Detaylı

ÖZEL İLGİ TURİZMİ: KAPSAMI, ÇEŞİTLERİ VE TÜRKİYE DE UYGULANABİLİRLİĞİ

ÖZEL İLGİ TURİZMİ: KAPSAMI, ÇEŞİTLERİ VE TÜRKİYE DE UYGULANABİLİRLİĞİ T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI DIŞ İLİŞKİLER VE AVRUPA BİRLİĞİ KOORDİNASYON DAİRESİ BAŞKANLIĞI ÖZEL İLGİ TURİZMİ: KAPSAMI, ÇEŞİTLERİ VE TÜRKİYE DE UYGULANABİLİRLİĞİ UZMANLIK TEZİ TOLGA HAN ULUÇEÇEN MAYIS

Detaylı

Analiz. seta TÜRKİYE DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ: MEVCUT DURUM, SORUNLAR VE ÖNERİLER ERDAL GÜMÜŞ

Analiz. seta TÜRKİYE DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ: MEVCUT DURUM, SORUNLAR VE ÖNERİLER ERDAL GÜMÜŞ seta Analiz. S E T A S i y a s e t, E k o n o m i v e T o p l u m A r a ş t ı r m a l a r ı V a k f ı w w w. s e t a v. o r g A ğ u s t o s 2 0 1 0 TÜRKİYE DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ: MEVCUT DURUM, SORUNLAR

Detaylı