hayatlar Politik Duvarlara sığmayan İlkbaharım SAYI: Mart 2012 Cumartesi 15 GÜNLÜK EDEBİYAT SANAT VE DÜŞÜN DERGİSİ Süleyman EROL

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "hayatlar Politik Duvarlara sığmayan İlkbaharım SAYI: 86 17 Mart 2012 Cumartesi 15 GÜNLÜK EDEBİYAT SANAT VE DÜŞÜN DERGİSİ Süleyman EROL"

Transkript

1 Foto: MUSTAFA ÇAĞAN Politik 15 GÜNLÜK EDEBİYAT SANAT VE DÜŞÜN DERGİSİ 17 Mart 2012 Cumartesi SAYI: 86 İlkbaharım Şangırtıyla kırıvermektir Bahar Mayıs a gebedir Mayıs ayların gülü Çünkü yeniyi doğuran Genç sürgünler direnir Önümüze seriliveren Kılavuz yıldızlar Düşüverirken aklımıza Gözlerimiz ufukta Sızım sızım sızlarken Yosunlarla işlenmiş Göğüs duvarımız Baharla yeniden kazanılan Çıraklık hakkımız Bu çıraklık ki Doğuracak yarının ustalığını Püfür püfür esen meltem Taşıyor uzaklardan Can dostumun selamını Takalar çatanalar zırhlılar Selamlıyor kalyonumuzun yolcularını Anlıyorlar asiliğin anlamını Duyumsuyorlar bizimle birlikte Sürgünlerin ve baharın sevincini Hey gidi hey Yaban gülleriyle Hıdrellez ateşlerinin Habercisi gülen yüzler Hepinize birer tutam Müjdeci ve yıldızlı geceler Sürgünler baharda uç verir Nedir bahar Sürgün nedir Zorla yerinden edilen Ve bir daha Ardına bakmamak üzere Güneşe uzanandır Sürgün Sadece kendisidir Yeşil ışıltılı ve ilktir Göçebedir Çünkü bahar göçebedir Bahar Kendini yeniden hissetmektir Yeniyi doğurmak Ve yenilenmenin Hazla karışık zevki Yaratmanın ayrıcalığıdır Bahar Tüm limanların Sevinçle okyanuslara açılan kapısıdır Hiç hesapta yokken İsyankâr bir tekne Sabaha karşı uyanır Yavaşça burnunu kaldırır Utangaç ve asi Koklar limanın kapısını Seren gözcüsünün komutu kesin Millerce sürse de yolculuk Yürünecek bu yoldan Aşılacak koca okyanuslar Yitirme umudunu Kırma boynunu Keşifler çağı kapanmadı daha Bahar var ya bahar Tüm zamanların En serdengeçtisi Boynuna dolanan çelik zincirleri Süleyman EROL Kırıklar F Tipi Cezaevi Duvarlara sığmayan hayatlar

2 içindekiler... Mehmet BOĞATEKİN/Bolu F Tipi Cezaevi Acının sürgün yüzü/ Ruşen TUTKU... Sayfa 5 te Zindan Anaforları/ Ramazan KIZILDAĞ Amed/ Resul BALTACI... Sayfa 6 da Antov/ A. Halim ÖZDEMİR... Sayfa 7 de Unutulan kulaklar/ A. Rezak Gülmez... Sayfa 8 de Yıldız ırmağı/ Hayati KAYTAN... Sayfa 9 da Senin için.../ Kadri ALKOÇ... Sayfa 10 da Kanayan toprak/ Hamdin DEMİRKIRAN... Sayfa 11 de Ekstrem tenakuzlar/ Sadık ASLAN... Sayfa 12 de 3 şiir/helbest Ercan DOĞAN - Hasan KARADENİZ - H. KAÇMAZ...Sayfa 13 te Sedir ağaçları/ Zülfikar BAYRAM...Sayfa 14 te Roboskî ve üç maymunlar/ Ahmet AKKURT... Sayfa 15 te Herausgeber: Medya Presse-und Werbeagentur GmbH Hans-Böckler-Str Neu-Isenburg Geschäftsführer: İzzet Akcin Ver. Redakteur: Özgür Reçberlik editörden 18 Mart, Paris Komünü nün ilan edildiği gün yılında o gün, işçi ve emekçiler kendi yönetimlerini kurdu. Bugün de komünalist hareketlere büyük bir ilham kaynağı olan Paris Komünü ne yazık ki uzun ömürlü olamadı, devlet alabildiğine şiddetle saldırdı, kan döktü. Komünün 72. ve son gününe gelindiğinde 25 bin insan katledilmişti, 13 bin 700 ü - çoğunlukla müebbet - hapse mahkum edildi yılında, Komünist Enternasyonal in kurduğu Uluslararası Kızıl Yardım (RHI), 18 Mart ı Uluslararası Siyasi Tutsaklarla Dayanışma Günü ilan etti. Neredeyse 90 yıl geçti. Ama siyasi tutsaklar için mücadele gerekçeleri hiç azalmadı. Bunun en somut örneğini Türkiye de görmek mümkün. Zira Türkiye de cezaevlerinden söz edildiğinde nedense akıllara hemen darbe dönemi gelir. Oysa bugünkü cezaevi gerçeği 12 Eylül ü hiç de aratmıyor. 12 Eylül de Türkiye devleti sınırları içinde hükümlü sayısı 79 bin iken, Mart 2010 da bu sayı 119 bine çıktı. AKP nin iktidara geldiği 2002 yılında ise tutuklu ve hükümlülerin sayısı 59 bin 187 iken, Aralık 2011 itibariyle bu rakam 127 bin 831 e yükseldi. Yine hükümlü sayısı 2002 ye kadar tutuklularınkinden yüksek iken, mevcut durumda tutuklular hükümlülerden sayıca fazla. 14 Nisan 2009 da startı verilen KCK operasyonları kapsamında siyasi tutukluların sayısı giderek artıyor. Bugün T.C. cezaevlerinde 10 binin üzerine siyasi tutsak var. Bunların yaklaşık 8 bini tutuklulardan oluşurken, 2 binden fazlası hükümlü. Ayrıca 2005 te 17 olan siyasi hükümlü çocuk sayısı 2010 da yüzde bin artarak bin 23 e yükseldi. Kendi başına siyasi tutsakların varlığı çok büyük bir hak ve özgürlük ihlali. Bunun yanı sıra Türk cezaevleri hukuksuzluk, hak ihlali, psikolojik ve fiziki işkence, tecrit merkezleri olmuş durumda. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ın Temmuz 2011 den bu yana tamamen tecrit edildiği, dış dünya ile bütün bağlarının koparıldığı İmralı Sistemi bunun en somut örneği iken, en son Pozantı Cezaevi nde açığa çıkan insanlık suçunu kelimelerle ifade etmek imkansız. Yüzlerce hasta tutsak ise ölüme mahkum ediliyor. En son Mehmet Aras ın cansız bedeni cezaevi kapısından dışarı çıkarken, 300 e yakın tutsağın sağlık durumunun ciddi olduğu belirtiliyor. PolitikART olarak 18 Mart Dünya Siyasi Tutsaklar Günü vesilesiyle bir özel sayı çıkarmak istedik. Bu sayımızda bulacağınız bütün yazı ve şiirler, şu an cezaevinde bulunan siyasi tutsaklar tarafından kaleme alındı. Büyük bir kısmı ise KCK adı altında sürdürülen siyasi kırım operasyonlarından çok önce tutuklanıp, uzun yıllardan beri cezaevinde. Zira 1990 lı yılların başında tutuklanıp hala içeride olan hükümlülerin sayısı hiç de düşük değil. Çok kısa bir sürede hazırlıklarını yürüttüğümüz bu özel sayıda, Özgür Gündem gazetesinden Hüseyin Aykol un katkısı çok büyük. Onun yardımıyla bize yazı ve şiirlerini ulaştıran bütün özgürlük tutsaklarına çok teşekkür ediyoruz. Beklediğimizin çok üstünde yazı gelince, hepsini bu sayıya sığdırmamız mümkün olmadı. Ancak PolitikART için gönderilip, bu sayıda yayınlanamayan bütün çalışmalar, önümüzdeki sayılarda okurlarla buluşacak. Bir mücadele günü olan 18 Mart vesilesiyle, dünyanın dört bir yanındaki siyasi tutsakların özgürlüğe kavuşmasını, aramızdaki kalın duvarların parçalanmasını diler, bütün Kürt ve devrimci tutsakları özlemle, umutla selamlarız. 2

3 Oryantalizm: Zihniyet hegemonyası Gizem cambazı iktidar, bütünü parçalara ayırdıkça iyiden-güzelden yana ne kaldıysa paralize edilir. Bu veçhede duvarlar örerler, toplumsal uçurumları daha bir derinleştiren cinsinden. Pratik politikaları işlevselleştikçe, dünya sistemi atının terkisinde dörtnala giden süvariye döner. DR. AYHAN KAVAK Her şey inkârla başladı. Toplumun özgür zihniyetini kirleten kötülüğün adıdır inkâr. Çarpıtma onunla başlar, onunla katmerleşir. Hiyerarşikdevletçi sistemin kurulumunda inkârın imzası vardır. İnkâr ataerkillikle girizgâh yapar. Sümer uygarlığının, bağrından çıktığı neolitik kültürü yadsımasıyla boy atan inkârın tarihsel akışta, toplumun nüfuz etmedik dokusunu bırakmadı. Günümüzde ise "Tarihin Sonu", "Medeniyetler Çatışması" diye izahata kavuşturulan bilinç çarpıklığı ekseninde yaygınlaştırılan yine inkârdır. İnkârın temelinde dünya sistemi denilen kötülük vardır. "Biz" ve "onlar" şeklindeki ayrımlandırma onun eseridir. "Biz" özneyken "onlar" nesne olur. Nesneleştirmenin diğer adıdır ötekileştirme. Ve inkârın mesafe kat etmesinin katalizatörü olmakta. Sınıflı-devletli kurulum, insanlığa ıstıraplı yaşam dayatan zulmün başlangıcıydı. İnkâr ve karşılaştırma temelinde yitirilen toplumsal hakikatte, eşitsizliğe, boyunduruk altına alınmayı olağanmışçasına telakki ettirilerek gölgeye döndürülen insanlıktı. Kurulan formülasyonda tehdit diye addedilenler "ötekileştirme" anlayışı çerçevesinde sınıflandırıldı. Ötekileştirme söylemi her dem bio-iktidarın kullana geldiği toplumsal placebo'ların başında geldi. Ötekileştirilen insan varlığından azade kılınıyordu. Antik gerçeklikten sıyrılma, sömürme ve her türden kırım uygulanmasının yolunu açmakta. Zihniyette, statülendirmeyle paryalaştırma gerçekleştirilir ki, kötülük abad olsun yeryüzünde. Merkezi uygarlık oluşumunda karşıtlaştırma ve ötekileştirme elzemdir. Bunu içe ve dışa yönelik uygulamakta beis görmezler. Toplumlara sirayet ettirdikçe iktidar sağlamlaşır. Sağlamlaşan iktidar, insan denen varlığa bakmaz. Orada acı, keder, kırım, ölüm olmuş umurunda değildir. Asıl olan "kâr"a kâr katan sermaye birikiminin kesintiye uğramamasıdır. Mevcudiyetlerine halel gelmemesi için tehdit diye algılananlar kapsam dışına alınmayı "hak eder". İmgelemlerde kendisinden gayrısına yaşam hakkı tanınmaz. Bütün bu uygulamalar fiziki olduğu kadar, şekilsizleştirmeyle hallaç pamuğuna dönüştürmeyle de gerçekleştirilir. Zihinlerde korku yaratılır ve mütemadiyen körüklenir. İkircikli zihniyetlere kendi hakikat algılarını tek alternatif diye sunarlar. Birey ve toplumun belleği deforme edilip karşıtlaştırma ve ötekileştirmeyle meşreplerince meşru zemine taşırlar. Gizem cambazı iktidar, bütünü parçalara ayırdıkça iyiden-güzelden yana ne kaldıysa paralize edilir. Bu veçhede duvarlar örerler, toplumsal uçurumları daha bir derinleştiren cinsinden. Pratik politikaları işlevselleştikçe, dünya sistemi atının terkisinde dörtnala giden süvariye döner. Kapitalist modernite ve oryantalizm Gök kubbede eliptik yörüngesinde dönenip duran bir gezegenden farklı dünyalar diye söylemler yaratılması anlam yitiminden başka bir şey olmasa gerek. "Daha fazla kâr, daha fazla zenginlik" hırsıyla toplumsal dokuların paramparça edilmesidir gerçek trajedi. "Doğu" ve "Batı" gibi farklı dünyalar kurmaları, dengelerin toplum ve doğanın aleyhine döndürülmesine hizmet eder. "Dünyalar" arasında farklılıkları ötekileştirerek söyleme kavuşturan anlağın işgali oryantalist imgelemle somutlaşır. Oryantalizm denilen ideolojik hegemonya kapitalist moderniteden ayrı ele alındığında karanlık dehlizlerden ışığa çıkmayı başaramamakla yüz yüze kalınmış olunur. Oryantalist kuşatılmanın hegemonik muhtevasının vahameti yakıcıdır. İfadelendirmelerde başlangıçlara haklarını teslim edelim. İlk 1978'de Edward Said'in kavrama kavuşturduğu "Orientalism" adlı eserle akademik disiplinlerde yoğun tartışmalar ve çıkarsamalar diz boyu gelişti. Zaten dillendirilmese de, var olanın kimliğe büründürülmesiydi yapılan. Buna rağmen oryantal girdaptan arınmayı gerçekleştiremedi. Kavramsal ifade de zihniyet hegemonyasının kirli yüzünü görünür kılmaya çalışması tarihe not düşürdü. Rudyard Kipling'in "Doğu Doğudur, Batı da Batı!" söyleminin epigraflaştığı bir ortamda 'seçilmişlerin' kökenini antik çağla ilişkilendirilmesi cazip hale getirildi. Oysa özünde tahakküm kurma vardı. Kurulumunu Persler ve Helenlerle ya da Miken-Troya çelişki-çatışmasıyla inşa ederler. Aristoteles, "Politika"sında Doğuluları köleliğe daha uygun insanlar olarak betimledi. Ortaçağ Hristiyanlık dönemi ve çok sonradan oluşuma kavuşturulan Avrupa kimliği bu düşünceleri güçlendirdi. Montesquieu de Aristoteles'i takip ederek; Avrupa'nın "özgürlük için olağanüstü yeteneği" ile Asya'nın "köleliğe yatkın ruhu"nun iklimsel karşılaştırmalarla yaygınlaştırdı. Batı'nın neredeyse "başka türden varlıklar" olduğu fikri, savunmacı bir narsizmin açığa çıkardığı basit bir Hristiyanlık değildir. Bu fikriyatın dayanakları, Greko-Romen, Ortaçağ Hristiyanlık Avrupa'sı, Rönesans, Reformasyon, Bilimsel Devrim, Denizlerin Fethi, Aydınlanma, Endüstriyalizm ve Kapitalist Modernitenin başarılarına dayanır. Burada Foucault'yan izlekte analiz etme kolaylaştırıcı olacaktır. Bu yüzden bilgi-söylem ve güç perspektifi önem arz etmektedir. Zira bilgi, söylem, akıl, güç ve sermaye birikiminin katlanarak zirve yaptırılması zihinsel hegemonyanın maddi temellerini kuvvetlendirdi. Bilgi, söylem ve gücün bileşkesinde iktidar olgusunun kurumlaştırılması vardır. İktidar da ideolojik, kültürel, ekonomik, atomize edici ve tarihsel-toplumsal hegemonyayı yerleştirerek zihinleri esir almıştır. Burada Batı, kendisine çizgisel bir anlayışla bakar ve logosun hakimiyetinde kadir-i mutlak bir hakikat olduğunu empoze eder. 3

4 Avrupa'nın tarihsel gelişim seyri Ortadoğu uygarlığıyla çatışmalı pozisyonla şekillendi. Özellikle haçlı seferleri, ilk Hristiyan Avrupalılık bilinci açısından da önemli bir zihniyet bütünselliğine yol açtı. Bir diğer bütünsellik de daha sistemli ve doyumsuz saldırganlıktaki kapitalist modernitenin düşünsel fethinin yükselişiyle gerçekleşti. Doğu'nun muazzam maddi ve manevi kültür değerleri gasp edildi. Batı bunu kendini çözdükçe hakikat algısını güçlendirerek yaptı ve sistemini egemen kıldı. Kapitalist modernizm, oryantalist uygulamalarla yönelime geçmişti. Oysa 18. yüzyıla değin kendinden farklı bir öteki yaratmak ve öteki kültürü öğrenmek için didişmekteydi. 18. yüzyılın sonlarında artık başat konumundaydı. Ötekileştirdiğine karşı havariliğe soyundu. Üstünlüğü tescil oldukça, merkezden çevreye yayılımın zorunlu olduğu algısını ikame etti. Zihniyet hegemonyasıyla gelecekti. Endüstriyalizmle merhale kazanan Batı Avrupa, hakikat algısındaki üstün konumunu da arkasına alarak oryantalist düşünceleri egemen kıldı. 19. yüzyıldan itibaren de doğunun zihniyet bağımsızlığı ağustos güneşi altında kalan buza benzedi. Bu erime de işbirlikçi kesimleri yanında acentesi biçiminde konumlandırmasıyla daha hızlı mesafe kat etmesini sağladı. Kuşatılmışlık içte ve dışta uyum içerisinde yürütüldü. Genelde doğu, özelde ise Ortadoğu kültürü son iki yüz yılda halen nasıl fethedilmiş olduğunu kavramdan uzaktır. Başkaldırı her zaman olur ama her kıyamda kapitalizmin oryantal zihniyet hegemonyasına yenik düşmedeki trajik tablo ibretlik derslerle doludur. 4 Kolonyal ırkçılığın doğuş kaynağı Kolonyalist gözü dönmüşlükte sınır tanımıyorlardı. Teknolojik üstünlükte ateş gücü yüksek askeri varlığıyla geldi. İlk fiili adım, 1798'de Napoleon'un İskenderiye'ye ayak basmasıyla start aldı. Askerleri, filologları, bilim adamları, tarihçileri, mühendisleriyle istilaya gelmişlerdi. Doğu için "Dönülmez akşamın ufku" başlamıştı. "Militarizm, kapitalizmin zalim infazcısı ve kanlı çelikten duvarıdır" der Karl Liebknecht. Kapitalizm militarist gücüyle arzı endam eylemişti. Öte yandan dünya sisteminin baş aktörlüğünü kapma savaşı da eksik değildi. İngiltere dişlerini göstermişti. Mısır'dan Fransa'yı sökmesi zor olmadı. Başat rolü tartışmasızdı. 1815'te Waterloo savaşından da utkuyla çıktığında taşları yerine oturmuş, gözler Doğuya dönmüştü. Dört bir yandan "mal bulmuş mağribi" misali saldırıya geçtiler. Merkez çevreyi fethetmeye gelmişti. Damarlarda kan değil "kâr" akmalıydı. Bu saikten kapitalizm oryantalizmle tutsak etmeyi esas aldı. Oryantalizmin 19. yüzyılda erdiği düzey, Doğu imgesini daha sistemli ve analitik perspektiften üretmekti. Doğu önlerinde boylu boyunca uzanan deneysel bir alandı. Bu alan kolonyalist istila ve kuşatma uzamıydı. Freud, kadını "eksik erkek" olarak niteler. Doğu da batı nazarında "eksik erkek" tahayyülüyle idrak edilmiştir. "Binbir Gece Masalları"nın yaşandığı Doğu imgeleminde şehevi bakışlarla kadınlaştırma anlayışı, Batı'nın eril zihniyetinin sonucudur. "Doğu eksiktir. Kendi kendini yönetmekten acizdir" denilerek kapitalist modernizmin oryantalist hegemonyasını özelleştiriyorlardı. Özellikle 19. yüzyılda, bilginin kullanımı, yorumlanması ve uygulanması çarpıcıdır. Zihinlerin fethinin doruğu olurken, 20. yüzyılın ilke çeyreğine de son rötuşları kalmıştı. Avrupa merkezi uygarlığı 19. yüzyılda doğu ile arasına "bilimsel" argümanları kullanarak, ideolojik sınırlarla ayrımlanmayı-ötekileştirmeyi derinleştirdi. Toplumsal sorun ve bunalımların derinleşmesine sebebiyet veren kavram ve imgelemlerin çıkışı bu yüzyılda boy attı. Etnosentrik kültür yayılımını gerçekleştirdiler. Bundandır ki, 19. yüzyılın başından itibaren kolonyal ırkçılığın doğuş kaynağı alazlandı. Dilbilimciler, Modern Avrupa'daki dillerin Grekçe'yle aynı dil grubuna ait olduğunu ispatladıklarında dayanaklarını yaygınlaştırdılar. Greklerden başlayıp "üstün arî ırkı" söylemi zihinlere nakşedildi. Sömürgecileştirmede manivela rolü gören böylesi nitelendirmeler çok katmerlidir. Doğu "Barbar"dı onlara göre! "Barbar" kavramını ilk kullananlar Greklerdi ve "dilsiz" anlamında kullanılıyordu. Dolayısıyla Grekçe konuşmayanlar dilsiz tabir ediliyordu. Kapitalist oryantalist zihniyette de Batılı olmayanlar dilsizdi. Eksiktiler ve güdülmeyi bekliyorlardı. Başlarındaki çoban Batılı olmalıydı. Bu oluş zihinleri paralize ediciydi. Doğu'nun zihniyet bağımsızlığını "mazide kalan hoş bir seda"ya dönüştürdüler. Bunda, gücünü eski zihniyet kalıplarına oranla hakikate daha yakın bir algıyla yönelmelerinden alıyorlardı. Yetmiyordu! Ortadoğu'yu şekillendirirken kendi elleriyle ulus devletler de inşa ettiler. Ereği homojen coğrafi yapılanmalarla sömürgeleştirmeyi kolaylaştırmaydı. Kusursuz kuşatmasıyla omurgasızlaşan Doğu gerçekliği yaratıldı. Oysa Doğu, Batı'da yaratılan bir imgelemdir. Oryantalizm denilen illetlik kuşatma olmadan kapitalizmin fiziki hakimiyeti bir başına anlamlandırılamaz. Çünkü son iki yüzyıllık hegemonik zihniyetin kodları oryantalizm ile belirlenip kalıba döküldü. Batının logosu, Doğunun miti Bu imgelem Batı'nın hegemon söylemini oluşturdu. Bilginin öncülüğü tekelleştirildiğinden, iktidarın saldırgan yüzü sömürü ve talanı yöntem haline dönüştürdü. Tarihsel-toplumsal gelişimde, batı, üstünlüğünü karşıtlaştırma esamesiyle şekillendirdi. "Biz-onlar" düalizminin bilimsel donelerle izahını "logos" ve "mitsel" kavramsallaştırılmasında bulmak mümkün. Logos, batıya tekabül ederken, mit de doğuya yakışırdı. Nitekim mitik evrede kaldığından bitik farz edildi. Bu yüzden tarihi misyon dışında rol paylaşımına gidilemezdi. Şimdisi ve yarını insanlarıyla birlikte ipotek altına alınmalıydı. Zira mitik söylem, karanlık, cahillik, vahşet, batıl inanç, despotizm, değişmezlik, stratejik yapı, tarih öncesinden gelen donmuş zihniyet ve bilcümle irrasyonalizme tekabül ediyordu. Batıya atfedilen logos ise, aydınlık, bilgi, rasyonalizm, pozitivist ilerlemecilik, gelişim, dinamizm, kurtarıcı ruh ve gelecek demekti. Bu mantık çerçevesinde, eskiden yana olan her düşünüş, toplum -mitsel oluştan- ve insan "yaratıcı aklın sentezine" boyun eğmeliydi. Olacaksa şayet, karşıtının haklarını lütfedecek, haddini bildirecek olan bu logic batı zihniyeti olacaktır. İşte kurulan böylesi permütasyonla yaygın kabulleniş sağlanır. Ötekidir onlar. Ve "az gelişmiş bir zihne sahip" olduklarından kendi yaşamlarını idame ettirmede acizdir teraneleriyle toplumun istencini yok ederler. 'Hep despotlarla yönetilirler'. Kul kalma genlerinde vardır' söylemiyle bilinçler çarpıtılır hep ve dönemler içerisinde bio-iktidarın sürdürülmesi yolunda armağanlarını zenginleştirip karmaşıklaştırmaktan geri durmazlar. Kapitalist modernitenin Ortadoğu'yu fethetmesi son tahlilde kendi toplumsallığının Ortadoğu'daki toplumsallıklar karşısında ihtiva ettiği hakikat temsilinin üstünlüğünden ileri gelmektedir. Batılı hakikat karşısında Doğulu hakikat zayıftı ve yenilmeye mahkumdu. Yenilgi tüm topluma mal edilemezdi. Yenik düşenler hakikatin resmi temsilcileri yani iktidar ve devlet sahipleriydi. Çünkü hakim hakikat onların temsil ettiği hakikatti" diye tespit edilmiştir, Bilgelik Kitabesi'nde. Oryantalizm denilen illetlik kuşatma olmadan kapitalizmin fiziki hakimiyeti bir başına anlamlandırılamaz. Çünkü son iki yüzyıllık hegemonik zihniyetin kodları oryantalizm ile belirlenip kalıba döküldü. Yüzyıllarca bir arada-çeşitli gerilimler olsa da yaşamış halklar bahçesi kapitalist modernitenin oryantalist dayatmaları neticesinde boğazlaşmalar, kıyım-katliam ve soykırımlardan nasibini alarak kadim coğrafyayı mezarlığa dönüştürdü. Sosyo-biyolojik düşünceler ve öjenik doktrinlerle Doğu'nun genetiğini değiştirmeye gelmişlerdi! Teşrih masasında kadavraymışçasına organlarını kesmedeydiler. Açığa çıkan Frankenştaynlaşma oldu. Lakin bu Frankenştayn, bio-iktidarın sadık kuluyken, kendi toplumunun cellatı olacaktı. Böylelikle tarihsel gerçekliğinden kopartılan, parçalanan toplumsal yaşamdaki bunalım derinleşerek sürekli hale geldi. Ortadoğu cendereye alınmıştı. Çıkış yolunun bulunamaması hayal kırıklığını daha bir körüklemekteydi. Olay ve olgular tespit edilebiliyor ama çözüm alternatifi zihni ablukayı yaracak pozisyondan uzaktı. İnkârın temel argümanı olan ötekileştirme üstten alta doğru hücrelerine değin etkide bulunması, toplumsal belleksizleştirmede bilinç çarpıklığının vardığı düzeye işaret eder. Batının ötekisi Doğu idi. Arap'ın Bedeviler, Sünni'nin Şii, Türk'ün Kürt En alta da yerleştirilecek öteki de Kürt kadınıdır. Ötekileştirilenlerin ötekileştirmesi ne yaman bir çelişkidir! Etnik-mezhepsel-cinsel ötekileştirmeler, ayrımlandırmalar musibetin beslendiği kaynak olmakta. 'Medeniyetler Çatışması' 11 Eylül 2001'in ardından dünya sisteminin baş aktörleri "Haçlı Seferleri"ni yeniden dillendirmiş olmaları bilinçaltlarındaki oryantalizm ile nasıl da derin zehirlenilmiş olduğunu bir kez daha açığa çıkardı. "Biz ve onlar" düalizmi keskin sınırlarla yeniden çizilmekte. Faşist Hitler'in 'akil adamlarından' Carl Schmitt'in siyaset anlayışında ifadeye kavuşan "Dost-düşman ayrımı" düzlemindeki söylemsel kurulum hortlatıldı yine! "Bizden olanlarla düşman ötekiler" formülasyonuyla çözümlerini gösterdiklerini sanan kalın kültürel çizgi, "Medeniyetler Çatışması" biçimindeki ideolojik hegemon zihniyetle bir kez daha uluslararası arenada, kapitalist modernizmin oryantalist kuşatılmışlığının katmerleşmesine eksen yaratılmakta. Gelinen aşama tahayyül edilemez boyutlara erdirildi. Merkezi uygarlığın karşısındaki her yere yaklaşım oryantalist artık. Dünyaya hakim kıldırılan oryantalizm, Dünya Sisteminin sermaye ve iktidar birikiminin sekteye uğramaması ve tıkırında işlemesi için çevreye empoze ettikleri zihni hegemonyaya dönüştürüldü. Bilinir elbet, iktidar giz ustasıdır! Gizler ve hakikatleri çarpıtır. Ama ulaştığı zirvenin ötesi yok. İndirmeli zirvesinden. Kaybedilecek zaman da kalmadı. Zihinlerin fethine karşı oryantalizme karşı çıkılmalı! Anti-oryantalist olmak için yaratıcısı-tasarlayıcısı kapitalist moderniteye de karşı durulmalı. İkisi bir elmanın iki yarısıdır. Bu dünya sisteminin vardığı düzey, insan-doğa ve toplumu yenilenemez, geri dönüşümsüz uçurumun kıyısına getirdiği unutulmamalıdır. Fikir, zikir ve eylemsel triatta akışa geçilmeli ki insanlığa can suyu taşınabilsin! "İnanna'nın Me"leri gaspçılardan kurtarılmayı bekler. Tüm bunları yaparken yanlış sapaklardan da kaçınılmalı. Dünya Sistemi Janus'tur. Janus'un iki yüzü vardır. Biri oryantalizm ise diğeri de Garpçılık yani oksidentalizm'dir. İkisi birbirinin alternatifi değildir, aksine dünya sisteminin elindeki oyuncaklardır. Oksidentalizmin götürebileceği yer ancak milliyetçilik ve fundamentalizm batağıdır. Onlar için hava hoş nasıl olsa! Janus'un hangi yüzü olursa olsun, sermaye ve iktidar birikimi açısından 'her şey kontrol altında anlamına gelir. Sistemi aşmak demokratik modernist paradigmayı yaşamsallaştırmakla gerçekleşir. "Doğu Doğu'dur, Batı da Batı"ya inat; Doğu da, Batı da bir ve bütünün parçalarıdır diyerek, doğa ve toplumun armonik ahengini yakalamada inkâr, ötekileştirme, köleleştirme ve her türlü boğazlaşmayı zihinlerden-yaşamdan arındıralım ki "Yeryüzü Aşkın Yüzü" olabilsin! Kaynakça: Şarkiyatçılık, Edward Said, (Metis Yayınları); Bilgelik Kitabesi 4-5. Ciltler; Modernlik ve Müphemlik, Zygmunt Bauman (Ayrıntı Yayınları); Doğu Batı-Oryantalizm 1-2 (sayı ); Batıdaki Doğu, Jack Goody (Dost Yayınları). Diyarbakır D Tipi Cezaevi

5 Ya sonrası... Geceydi. Yıldızın gözyaşlarında Gökkuşağını seçtim ıslanırken gözlerinde hayat Bir türküydü, mırıldanılan boşlukta. Toprağın rengine anlat Yağan hüzün damlarını Geçtiğin tüm yollarda kayıp bir şehrin izleridir Gülüşünde aranan. Dolunayın dicleden battığı geceydi Yüreğinin vuruşlarında. Yapraklar örtüyordu ağlayan yalnızlıkta ismini bilmediğim bu coğrafyada ölüm hatıralarda saklı... Geceydi. Kalbine işlenen harflerin içinde saklıdır ayrılık. sessiz harflere kor düştü intihar gibi damlıyordu gözyaşların. sular öldüğünde ölüm uzaklaşıyordu şehirde Ya sonrası... A. Rahim Akalp Bolu F Tipi Cezaevi Yeniden yollara düşüp uzaklaşma düşüncesi düşlerini süslüyordu. Yeni bir sürgünün tünelinde çıkış ışığı arayacaktı. Veda etmeden ve belki de ölüm damlayan istasyona son kez dahi bakmadan uzaklaşacaktı. Atacağı her bakışın çıkmazlarını büyüteceğinden korkuyordu. RUŞEN TUTKU Tren istasyonuna her gelişinde hüzünle doluyordu gözleri. İstasyonda karşılaşmıştı onunla. Taranmamış saçlarının gölgesi altında parlayan mavi gözleri takılmıştı bakışlarına. Küçücük yüreğinin telaşıyla minik ellerindeki mendilleri satma derdindeydi. Yaralı ve yağmur yemiş serçe misali tedirgindi yorgun bedeni. Utanıyor olmalıydı ki, "selpak mendil" dediğinde kısık sesi ancak duyulabiliyordu. Solgun yüz hatlarıyla hayata tutunmanın çabasındaydı. Savrulsa, kentin karanlık dehlizinde yok olma yaşındaydı Şilan. Sarı saçlarıyla karışmıştı kalabalığın dalgasına. Kentin yoksulluğuyla kader birliği yapan, aynı kaderi paylaşan ailesine katkıda bulunmak için küçük yaşına aldırmadan sokakların tozuna karışarak mendil satıyordu. Bir yandan mendil satma heyecanındayken diğer yandan polislere yakalanmama korkusundaydı. Ona doğru gelen polisten kaçarken istasyona yanaşan trenin altına girmiş, parçalanmıştı bedeni. Her şey bir anda olmuştu. Acı, trenin uzun uzun çalan düdüğünün sesine karışınca, istasyondaki insanların bakışları hüzünle akmıştı. Yüzler gergin, soluk alış-verişler hızlıydı. Rıza, apansız gelişen bu acı yok oluşun tanığıydı. Bu kente sürgün gelirken aynı istasyonda inmiş, tanımadığı insanların arasına karışmıştı. Kentin sıkıntılı akışından daraldığı zaman istasyona gelip bekleme yerindeki banka oturup uzaktan gelenlerin ve uzağa yol alacak olanların yüzlerine bakıp yaşananlara anlam vermeye çalışıyordu. Mimiklerin yüzeyinde ve mimiklerin derinliğindeydi bakışları. Sürgün yaralamıştı Rıza'yı. Sürgünün dayanaklarına yaslanma takati kalmamıştı. Gurbet elleri soğuktu, yıldızlar sönüktü gecelerde. Güneş yüzlere aynı doğsa da griydi yaşam. Parlak bir gecenin ay ışığına dalmak, gölgesine tekme sallamanın hasretindeydi. Dolup dolup taşan istasyon, yılgın acıların pençesinde kıvranan yolcuların bilinmezliklerini çoğaltıyordu. Her yol ve her yolcu biraz da bilinmezliğe doğru akıyordu. Şilan'ın ölümü, ağır bir uyku gibi Rıza'nın gözlerine oturmuştu. Hiçbir uyku dindiremiyordu acısını. Düşleri ölümün suskunluğunda parçalanıyordu. İstasyondaki ölüm sessizliğine kemanın sesi karışmıştı o an. Bu ses belleğinin köşesine yapışmıştı adeta. Aynı istasyonda bir dilencinin keman tellerine dokunuşuydu ölüme eşlik eden ses. Şilan yok olmuştu, ama ölüm ve keman sesi istasyonun demir direklerine asılı kalmıştı öylece. Kentin cinayetlerine anlam veremiyordu Rıza. Mesela korkudan kaçanların son avazları raylara sindiğinde kime yazılacaktı? Kim sorumlusu olacaktı bu ölümlerin? Caddelerin ortasında boylu boyunca uzananların kanlı cesetlerini hangi gazete parçaları saklayabilirdi ki? Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri katillerin eşkâllerini yayınlarken, yeni ölümleri örtmekten başka neye yarayabiliyordu ki? Geçip giden yılların geride bıraktığı onca tortu kentin korkularını çoğaltmıştı. Kentin çıkmazları Rıza'yı yeni çıkışlara sevk ediyordu. Kaçıp kurtulmak, hiçbir yağmura yakalanmamak istiyordu. Sokaklarda gece sarhoşlarına ve köşe başı erkek avına çıkan fahişelere rastlamak kirletiyordu beynindeki keman sesini. Şilan'ın ölümü, kemanın sesi sürgün hayatını ağırlaştırmıştı Rıza'nın. Hiçbir zaman kendisini bu kadar ölüme yakın hissetmemişti. Yaralarına biçilen kefenlere dikiş atmıştı. Yeniden yollara düşüp uzaklaşma düşüncesi düşlerini süslüyordu. Yeni bir sürgünün tünelinde çıkış ışığı arayacaktı. Veda etmeden ve belki de ölüm damlayan istasyona son kez dahi bakmadan uzaklaşacaktı. Atacağı her bakışın çıkmazlarını büyüteceğinden korkuyordu. Çekip gitme kararı gece boyunca kabus olup düşmüştü yüreğine. Şafakla soluğu istasyonda aldı. Etrafı açık, üstü kapalı Acının sürgün yüzü bekleme yerinin demirden direkleri yanlarda diziliydi. Işığın sızdığı yer parlaktı gözlerde. Rıza istasyonu adımlarken Şilan'ın mavi gözleri takıldı bakışlarına. Keman sesi kulaklarını doldururken ölün ona daha da yakınlaşmıştı. Sanki ona el sallıyor, yardım bekliyordu. Daralan bir kentin son saatlerinde istasyondan hayata bakmak istemiyordu Rıza. İstasyon bomboştu. Kendisinin ayrılık fırtınasından başka sessizliğe karışan savruluş yoktu. Ayağından çıkan sese yarenlik ediyordu. Birazdan kente gelenler ve kenti terk edecek olanlarla hareketlenecekti burası. Bilinmezlik daha bir büyüyecekti. Fırtına öncesi sessizliği andırıyordu şimdi. Bu istasyonda kente merhaba derken, yine aynı yerden hoşça kal diyecekti. Yol alacak olanlar birer birer trene bindiler. Boyun eğdikleri kaderlerinin ağırlığının altında eziktiler. Kimileri yeni düşlere dalarken, kimileri de eski düşlerin hızında kaybolacaklardı. Bile bile, ama çaresizlikten lades diyorlardı kendilerine. Rıza trenin penceresinden etrafı seyrederken küçük bir kızın tatlı gülüşü takıldı gözlerine. Acılı bir masumiyet vardı kızın gülüşünde. Uzun uzun baktı, Kollarının arasına alıp korumak isteğiyle doldu yüreği. Şilan öyle uzayıp gitmişti avuçlarından. Uzanabilseydi, belki yırtık kazağının ucundan yakalayabilirdi Şilan'ı. Korku kaçışında savrulurken bir nefeslik yanından uzaklaşmıştı. Tanımadığı Şilan duygularına yağmur olmuş, ıslatmıştı kirpiklerini. Etrafa son kez bakarken dilencinin kemanın tellerini gözden geçirdiğini gördü Rıza. Gözlerini yumup daldı. Kemanın sesi okşadı ruhunu. Elini ceketin cebine atıp selpak mendilinin paketinden bir mendil çıkarıp gözyaşlarını sildi. Şilan'ların birinden aldığı mendil şimdi onlar için akıttığı gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Acı ve sürgün kokuyordu. Gaziantep H Tipi Cezaevi 5

6 Zindan Anaforları Zindan Bir anafor gibi Çeker her devrimciyi yörüngesine Zaman gaspçısı diktatörler Pervane olur ömrümüzün hasatlarına Yağmalamak ister bedenimizi Ve Yüreğimizi. Zindanda zaman Beş harf bir kelimedir, gün Sabahlar, YASAK la başlar YASAK la biter gece Sığmaz yasaklar bir şiire Kaldırmaz imgeler hacmin kuvvetini Firari boşluklar kalır yüklemlerde. Konuşmak, selamlaşmak, sağa-sola bakmak yasak. Temas kurmak, el sallamak, işaretleşmek yasak. Sessiz kalmak, ıslık çalmak ve gülmek yasak. Slogan atmak, türkü söylemek yasak. Keyfi uygulamalar serbest, soru sormak yasak Anadilde konuşmak ise iki defa yasak... Gece devriyelerinin sismik sesleri Sabotaj düzenliyor seslerimize Oysa bizler; 14 Temmuz un çocuklarıydık. Yüksek rakımlı bakışların İrtifası düşer ayaklarımıza Bir bukalemun gibi astarların yüzleri Solar alacalı sopalar Yağmalanmış takvim yapraklarında Bir şerh düşerim Sistemin kanlı burgaçlarına Ve Zindanın anaforlarına Ne boğucu yasaklardan ürktük Ne de Cellat oluşlarından Ben bir tutsağım, tutsak! Eksik kalmış tarihi Ömrümün harcıyla karıyorum Şairin imgesiyle Zamanları mayalıyorum çocuklara. Ramazan Kızıldağ Adıyaman F Tipi Cezaevi Amed Sırtlan ve yarasa takımı Kahkaha eyler zamanı. Karadan bir pranga Vurulmuş zamanın boğazına. Pas tutmuş pençeler. Dört bir yandan iner üstüme. Tapınaklardan ferman eylenir. Vahşet hayat ile sarmalanır Pencereler kapalı. Cehennem karası İner Aramıza Sevdamıza Umudumuza Keder ve hüzün kesiliriz... Kadim zamanlardan beri Kara yazgının gözbağı Cellatın elinde... Sonra bir hawar yükselir. Alev Umut Ve Onurdan. Amed hawar olur. Hawar Amed! Resul Baltacı Siirt E Tipi Cezaevi Yasaklara dil çıkarmak... Bir aydan başlar zamanın gramı Katlanır günler kantara vurulur yıllar Zindanlar arası sürgünler başlar Sonrası, isyancıya çıkar adımız Hayata dönüş operasyonları... Beni benden çalıp kurtaran yasaklar ın Nüshaları kalır talan edilmiş tenimizde. Yasaklar Güçlünün güçsüze simetrik savaşları Güçsüzün güçlüye asimetrik taktiği Her anı farklı bir icat Ve Gerilla duruşu... Alacalı akşamın firari bakışlarına Salıyorum bakışları Ve Yüreğimin baraj kapılarını açıyorum Rengarenk çiçek kokularını soluyor Topluyor yüreğimin mahzenine. Düşler Panayır yeri gibi coşkulu Heyecanlı bakışlarım Usulca bayramlaşıyor gözlerle. Her üniformalının hülyası Ve Rüyasıydı Sopalarında kavaflı anlar kurmak 6

7 Antov Dükkanlar ve evler yağmalandığında, aile albümünü vermemek için ölümü bile göze alan annesinin elbiseleri parçalandığında oradaydı Antov. Hayatı boyunca unutamayacağı bu görüntüler, bir kabus gibi cereyan ediyordu gözlerinin önünde. Sokağa çıktığında evlerden alınan eşyaları taşıyan kalabalığı hiç unutmayacaktı Antov... A.HALİM ÖZDEMİR Çay ister misin Bekir dayı? dedi kahvehanenin sahibi, kibar bir sesle. Okunan gazeteye pür dikkat kesilen Bekir, kahvecinin sesini duyamamıştı. İkinci seslenişte ancak duyabilmişti. Kulakları da ağırlaşmış, iyi duymuyordu. Ama Bekir in duymamasına sebep olan, gazetede okunan bir haberin hayli ilgisini çekmiş olmasıydı. Sıvası dökük, kirli duvar taşları ve duvarda çerçeveye alınmış bir Kuran yazısı altındaki masanın etrafına oturmuşlardı. Gazeteyi yakın dostu Hasan okuyordu. Okuması pek iyi olmadığından sık sık tekrarlatıyorlardı etrafındakiler. Masanın diğer ucunda oturan Rüstem; Orası tam anlaşılmadı Hasan, tekrarla. Bu kez ses tonunu biraz yükselten Hasan, daha vurgulu okumaya başladı. Heybeliada daki Ruhban Okulu kısa bir süre içinde açılabilir Gerisini duyamaz olmuştu Bekir. Açılabilir sözü beyninde dolaşıp duruyordu. Yüreğinin sıkıştığını hissediyordu. Hafiften ter basmıştı vücudunu. Cebinden çıkardığı mendille, boynunda biriken teri sildi usulca. Hiçbir şey yapamazlar, açtıramazlar bu okulu. Şu gavurların yaptığına bak hele, nasıl da ortalığı karıştırıyorlar? Her bir şeyi yaptırmıyorlar mı, göreceksiniz bunu da yaptıracaklar. Biri dışında hepsi öfkeliydi bu habere. O da Bekir di. Pek belli etmemeye çalışsa da sevincini, ışıl ışıl olmaya başlamıştı gözleri. Mimiklerinden korkmaya başlamıştı sevincini ele verecekler diye. Dışarı çıkmaya karar verdi. Yerinden kıpırdanıp kalkmaya hazırlanıyordu ki, dostu Hasan; Hayrola Bekir, nereye? dedi şaşkınlıkla. Hiç, canım biraz hava almak istiyor diye cevap verdi. Daha önce hiç böyle yapmazdın. Canını sıkan bir şey mi var? Hasan ın dediği gibi daha önce pek böyle yapmamıştı. Zamanın bir bölümünü kahvede geçirirdi. Sıkıntı ne kelime, içindeki fırtınayı nereden bilebilirdi yanındakiler? Hayır, hayır, canımı sıkan bir şey yok dedi ve ekledi. Biraz temiz hava alacağım. Sevinç gözyaşları sokağa çıktığında akmaya başlamıştı Bekir in. İnanamıyordu bu habere. Hemen bir sigara çıkarıp yakmaya çalıştı. Elleri titriyordu. Öyle ki paketteki bir-iki sigara yere düşmüştü. Vazgeçti sigara içmekten. Nasıl yürüdüğünün farkında değildi. On beş yaşındaki bir genç gibi sekiyordu. İçinde sevinç fırtınaları esiyordu. Bazen volkan oluyor tüm damarlarında geziniyordu. Demek ki açılacak diyordu kısık ses tonuyla yürürken. Mutluluktan sokağın başına nasıl vardığını anlayamadı. Soluklanmak için kaldırıma oturdu. Ve elli yıl önce öğrencisi olduğu Heybeliada Ruhban Okulu ndaki öğrencilik günlerini anımsadı. Bir hüzün bulutu buğulu gözlerine aksetti. Film seyreder gibi geçmişi gözlerinin önünden aktı gitti Adı Antov du. Ve hikayesi şöyle başlıyordu... Bak oğlum, şu gördüğün tüm güzelliklerin yapımında bizim hünerli ellerimizin payı vardır. Tüm bunları biz yarattık diyen Rum bir baba ve annenin tek evladıydı Antov. Varlıklı bir adamdı Antov un babası. Kuyumculuğun yanında mimarlık da yapıyordu. İki katlı evlerinin avlusuna güzel bir havuz, havuzun içine de bir kadın heykeli yapmıştı. Antov zamanının çoğunu bu havuzun başında geçirir, babasının yaptığı heykele saatlerce bakardı. Annesine benzerdi kadın heykeli. Zaten babası da Antov un annesi için yaptırmıştı. Daha küçük yaşlarda okuması için Ruhban Okulu na gönderilmişti Antov. En güzel günleri bu okulda geçmişti. Daha on birindeydi Antov, kara bulutlar İstanbul un göğünde toplandığında. Dükkanlar ve evler yağmalandığında, aile albümünü vermemek için ölümü bile göze alan annesinin elbiseleri parçalandığında oradaydı Antov. Hayatı boyunca unutamayacağı bu görüntüler, bir kabus gibi cereyan ediyordu gözlerinin önünde. Sokağa çıktığında evlerden alınan eşyaları taşıyan kalabalığı hiç unutmayacaktı Antov. Tüm bu yapılanları kaldırmamıştı babası. Bir süre sonra kahırdan ölmüştü. Bir başlarına kalmışlardı annesiyle. Kocasının ölümünden sonra yavaş yavaş akıl sağlığını yitiren annesi ölümü seçmişti. Bu kadar küçük yaşta, bu büyük acılar ağır gelmişti Antov a. Artık yalnız başınaydı. Ve bir süre sonra onu yatılı okula vermişti devlet. Adını da Bekir diye değiştirmişti. Gel zaman git zaman, büyüyen Antov, bir türlü doğup büyüdüğü semtini terk edememişti. İki katlı, eski ahşap bir evde yaşıyordu Antov. Ayakkabı tamirciliği yaparak geçimini sağlıyordu. Zamanının çoğunu ya annesinin tüm eşyaları arasından kurtardığı aile albümüne bakarak ya çocukluğunun geçtiği sokakları gezerek ya da kahvehanede geçiriyordu. Bir gün arkadaşı Hasan; Ne buluyorsun bu sokakları her gün defalarca gezmekte? Hem kendini hem de beni yoruyorsun demişti. O da şöyle cevap vermişti; Huzur buluyorum Cevabı kısaydı. Anlamlıydı. Dediği gibi huzuru ya albüme bakarak ya da anılarının sokaklarını gezmekte buluyordu. Doğup büyüdüğü ev yerli yerindeydi. Her gün evlerinin önünden geçiyordu. Kapısı açık olsa da içerisini görebilsem diye dua ediyordu. Bir gün açık halde bulmuştu evin kapısını. Kısa bir tereddütten sonra kapı aralığından içeriye baktı. Ortalıkta kimseler görünmüyordu. Her adım atışında yüreği daha hızlı çarpıyordu. Beynindeki ses ona Dur! diye emretti. Durdu. İçeriye girip girmeme arasında bir hayli bocaladı. O korkunç olaylardan sonra ilk kez görecekti evlerinin içini, avlusunu Neden sonra ayakları yavaş yavaş içeri çekti onu. Gözlerini kapadı ve avluya girdi yavaşça. Durdu. Gözlerini açmaya korkuyordu. Bilmiyordu da neden korktuğunu. Bir hüzün sağanağı gelip yüreğinin kıyılarını dövmeye başladı. Açtı gözlerini. Bir süre gözlerini avlunun çevresinde dolaştırdı. Haraptı avlunun hali. Hiç bakım yapılmamıştı. Gene de nemli gözlerle avlunun her bir tarafına dokundu. Annesinin onu yemeğe çağıran sesini duyar gibi oldu. Kalp atışları hızlandı. Az sonra havuz ve kadın heykeli girdi görüş mesafesine. Avlunun her taşına sinen çocukluğunun anıları, en çok havuz ve kadın heykeline sirayet etmişti. Ağır adımlarla havuza yöneldi. Sanki bir çocuk gibi havuzun taşlarına dokunarak dolanmaya başladı. Dokunduğu anılarıydı. Her dokunuş bir parça koparıyordu yüreğinden. Dokunsan ağlayacak gibiydi. Az sonra, çocukluğunda yaptığı gibi, heykelin karşısına geçince durdu. İzlemeye başladı. İzlediği annesiydi. Gözleri doldu. Bir yumru gelip boğazına dayandı. Annesini ne kadar özlediğini fark etti. Annesi kendisini boşluğa bıraktığında ellerini tutamadığı için yıllarca suçlamıştı kendisini. Annesinin sokak ortasında cansız duran bedeni geldi gözlerinin önüne. Birkaç damla gözyaşı havuzun suyuyla birleşti. Çevresine toplanan ev sahiplerinin gürültüsü onu şimdiki zamana getirmişti. Şaşkındı ev sahipleri. O ise soğukkanlıydı. Hikayesini anlattı onlara. Kızmadılar ona, ama bir daha buraya gelmemesi için de uyarmayı ihmal etmediler. Arkadaşlarının hiçbiri onun Rum olduğunu bilmiyordu. Sırrını kimseye söylememişti. Bazen kahvedeki tartışmalara kızar, Ulan ne atıp tutuyorsunuz? Tüm bu güzelliklerin gerçek sahibi bizdik. Tüm bunları dedelerim yaptı. Siz ne yaptınız? Gelip el koydunuz, çaldınız demek isterdi. Söyleyemezdi. Korkardı. Daha iki yıl önce öldürülen gazeteci gelirdi gözlerinin önüne. Konuşsam, haykırsam gerçekleri, komazlar beni burada, söküp atarlar çocukluğumun sokaklarından derdi. Altmışlarındaydı Antov. Kırlaşmıştı saçları. Hiç evlenmemişti. Ona hayata bağlayan sokaklarıydı. Buradan ayrılsa bir gün dahi yaşayamayacağını biliyordu. Hayat sadece çocukluğunun sokaklarıyla güzel ve anlamlıydı Antov için, acıları hala dün gibi taptazeyken bile Kahvehaneden içeri girdiğinde tekrar Bekir olmuştu Antov. Sandalyeye yerleşirken aklındaki tek şey, Ruhban Okulu nu tekrar görmekti. Gaziantep H Tipi Cezaevi 7

8 Geceydi. Bir kapı hızla açıldı. Bir kadın karanlığa çarparak koşmaya başladı. Birilerinden kaçıyor gibiydi. Bir zaman koşuyor, sonra dönüp arkasına bakıyordu. Sessiz olmaya çalışsa da nefesi Onu her an ele verebilirdi. Derken davudi bir erkek sesi geceyi doldurdu. Kadın uyuyan bir canlıya basmış gibi ürperdi. Nice sonra kendine geldi, ses çok uzaktaydı. Saçları uzun kadın sarışındı bu gece. Önünden geçtiği her ev derin bir uykuya dalıyor, içindeki insanlar kulaklarını unutuyordu. Sokak sessiz, dünya ıssızdı. Kadın tökezledi. Durur gibi oldu. Uzaktan ayak sesleri duydu. Duydu mu? Kestiremedi. Ancak peşindekilerle arasındaki mesafeyi aldığı seslerle tahmin edebilirdi. Öyle de olsa peşindekiler her yerde olabilirlerdi: sokağın sonunda olabilecekleri gibi önünden geçtiği evlerin kapılarından birinin arkasında da olabilirlerdi. Koşarken kafası buradan en uzağa gitme fikriyle doluydu. Yanı başında bir kapı aralandı; bir el sahibinin fısıltısına uyarak onu çağırdı. İçeri girdi, kapı kapandı. İçeri alan uzun sarı saçlı kadın telaşlı gözlerle baktı. Baktı ve gözlerindeki telaş bir anda siliniverdi. Bakışları yumuşadı. Kadın tek kelime etmeden köşede ters çevrili hasır sepete yaklaştı, altında kundağa sarılmış bir bebek çıkarttı; uzatırken saklamalısın bunu... dedi. O hiçbir şey sormadan aldı kundağı. Bebek uyuyordu. Kadın kapıya yaklaşarak kulak kesildi. Dışarıda çıt yoktu. O araladığı kapıdan sokağa şöyle bir göz attı. Kimse yoktu. Sanki ayak sesi duydu ama emin olamadı. Fakat bu sefer daha bir itinalıydı. Kucağında uyuyan bir bebek vardı. Baktı, bebek uyuyordu. Durdu. Sesleri yakalamak ister gibi sokağı dinledi. Sesler gitgide Unutulan kulaklar yaklaşıyordu. Aralarında mesafe azalıyordu. Belki de farkına varmadan gürültü yapmıştı. Gürültü çıkaracak bir şeyi yoktu. Ayakları çıplaktı. Uzun beyaz elbisesinin etekleri bacaklarına dolansa da bir nefesin dalgalandırabileceği kadar sessizdi kumaş. Ama işte, artık havayı titreten iki nefestiler. Geçtiği sokağı evlerin pencereleri aydınlatıyordu. Önüne geldiği pencerelerin ışığı ansızın sönüyordu. O geçerken ışık yeniden yanıyordu. Belki de geçtiğini sandığı bütün pencereler birdi. Ya da hep aynı pencerenin yanından geçiyordu. İleride bir karartı gözüne çarptı. Bir an için saklanmaya, geri dönmeye yeltendi. Fakat o karaltıda Onu kendisine çeken bir şey vardı. Karaltıya yaklaştıkça kucağındaki bebek uyandı, kundağını topuklamaya başladı. Bebek bir anda büyüdü sanki. Büyüdü ve saçları uzadı. Bebeğin sarı saçları Onun yeldirmesinden karanlığa bir şelale gibi döküldü. Saçlar uzadıkça beyazlaşıyor, beyazlaştıkça uzuyorlardı. O, bebeğin yüzüne baktı. Gördüğü kırışmış bir yüzdü. Annesine ne çok benziyordu! Bir an bebeği kucağından düşürür gibi oldu. Neden sonra yüze bir daha baktı. İşte, bildiği bebekti. Mışıl mışıl uyuyordu. İlerledi. Karaltıya yaklaştı. Karaltının sırtı Ona dönüktü. İşte, annesiydi bu. Sessizce annesine seslenmek, her şeyi anlatmak istedi. Vazgeçti. Onu annesinden başkaları da duyabilirdi. Ve sesini yuttu. Karaltının omzuna dokunmak için elini uzattı. Bebek hala uyuyordu. Yaklaştı. Bebek gerildi. Şimdi dokunacak. Bebek gözlerini açtı. Dokundu: annesiydi. Onun dokunuşuyla karaltı bir anda dağılıp döküldü. Onun eli havada kaldı. Bir adım geriye çekildi korkuyla. Uzaklaştı. Adımlarını hızlandırırken arkasına baktı: kocaman bir boşluk... Sonu mezarlıkta duran bir sokağa saptı. Ayla aydınlanan mezarlığa doğru yollanmaktan bir an tereddüt etse de kaçmanın tek yoluydu bu. Karanlığa alışmış gözleri kamaştı bir andan. Bebek ışığın altında kımıldadı. Uyanmasın diye göğsüne bastırdı kundağın bir ucunu. Onu görecek biri var mı diye sağa sola bakındı. Kimse yok. Yukarıya baktı, yok. Ama onu aşağıda görecek birileri vardı. Onlara doğru usulca yaklaştı. İşte karaltılar hareket ediyordu. Bunlar iskeletti. Bir çukur kazıyorlardı. Halka şeklinde dizilmiş iskeletler sırayla kazıyor ve kürekle toprakları atıyorlardı. O her şeyi unuttu. Bir zaman onları seyre koyuldu. Gözü bir kürekten diğerine sıçradı. Taşlı toprağın demir kürek ağızlarının ince ince çizdiğini duyuyordu. Neden sonra iskeletlerden biri öksürdü. Bu öksürüğü tanıyordu: babasıydı. Babasına odaklandı. Odaklandı ve babası göz kırpımı bir anda elbise giyer gibi derisini giydi. Derisini giymesiyle iskeletlere komut vermesi bir oldu. Davudi bir sesi vardı. İskeletlere çukuru daha derin kazmalarını buyuruyordu. Telaşla oradan uzaklaştı. Gittiği yön silme karanlıktı. Kapatılınca gözlerin ardı gibi... El yordamıyla bulduğu bir ağacın dibine uzandı. Daha önceki alışkanlığıyla uykusunda alevlere yakın yürüdü. Saçlarının uçları alevlerle tutuştu. Saçlarından bir tutam alevle dans eder gibi etrafında dönmeye başladı. Yanan saç kokusu havayı doldurdu. Yaklaşan ayak sesleri duydu. Bu onun kokusu... dedi biri. Sesler çoğaldı. Seslerin bedenleri etrafını sardılar. Küçük bir rüzgar saçlardaki alevi aldı. Ay parladı. Gölgesi dönüyordu. O durdu. Etrafına baktı. Baktı ve iri bedenlerin başları var, yüzleri yoktu. Çok baktı, ayrıntılı baktı ne ki yüze benzer bir hat dahi görmedi. Bu bedenleri, bedenlerin üstündeki elbiseleri tanıyordu. Yüzleri yoktu ve sessizlerdi. Derken gözüne tam karşısında duran bedende bir görünüp bir kaybolan bir yüz çarptı. Tanıdı, babasıydı bu. Babasının bir adım önünde küçük erkek kardeşi duruyordu. Kardeşinin iri gözleri vardı. Şimdi yüzü bütün gözdü. Kardeşinin titreyen nefesini duyuyordu. Çocuğun bir tek kulakları yoktu. Geçtiği sokağı evlerin pencereleri aydınlatıyordu. Önüne geldiği pencerelerin ışığı ansızın sönüyordu. O geçerken ışık yeniden yanıyordu. Belki de geçtiğini sandığı bütün pencereler birdi. Ya da hep aynı pencerenin Onları annesinin fısıltısına asılı unutmuştu. Göz göze geldiler. Kardeşine sarılmak için hamle yaptı. Çocuk, elindeki silahı Ona doğrulttu. Kardeşi Ona bakıyor, O ise kendi boşluğundan babasına... Derken çıt..! Tetik düştü! Kulaklar beklediği sesi alamadı. O yalnızca kendisine doğru uzanıp gelen namluyu gördü. Namlu uzadı, uzadı, gelip Onun omzunun üstünde durdu. Şaşkın gözlerle kardeşine baktı. Çocuk sanki toprak tarafından çekiliyormuş gibi titriyordu. Elindeki kabza ahşabından çatırtılar geliyordu. Yeşeren kabza kardeşinin kolundan bütün bedenine yürüyen dallarını bu dünyaya ait olmayan bir hayretle seyrederken dibine uzandığı ağaçtan kırılan dal sesiyle yerinden sıçradığında kucağında bebek mırıldanıyordu. Bebeğin uyuması için usulca salladı. Bebek gözlerini ağır ağır kapadı. O kalkış yoluna devam etmek istedi ama kalkamadı. Ayakları kan revan içindeydi. Daha fazla yol alamayacağını anladı. Çaresizlik içinde beklerken önünde bir duvar gibi yükselen karanlıktan bir kapı aralandı. İçeri girdi. Ürkekçe etrafa bir göz gezdirdi. Boş bir oda... Kapıyı usulca kapatıp sedire oturdu. Yanı başındaki sepet de odanın içinde boştu. Boş gözlerle sepete baktı. Uyku bastırıyor, gözleri kayıyordu. Önce dışarıda bir ayak sesi duydu. Sonra da kapı sesini... Bebeği sepetin içine bırakıp kapıyı açtı. Kapıda nefes nefese bir kadın duruyordu. Korku içindeydi. Yanık saç kokuyordu. O kadını içeri çekti. Bebeği Ona uzattı ve saklamalısın bunu... dedi. Kadın bebeği kucağını aldığı gibi kapıya yöneldi. Sokağa çıkıp koşmaya başladı. O, kapı aralığından koşan, aniden durup arkasına bakan uzun sarı saçlı kadına bakıyordu... yanından geçiyordu... A. REZAK GÜLMEZ Bolu F Tipi Cezaevi Yıldız ırmağı HAYATİ KAYTAN Artık gökyüzünden değil Dağlardan yıldızlar düşüyor / ülkemin ırmaklarına. Ben de yüreğimi bırakıyorum O yıldızlardan akan nehirlere Ey ırmak! Al kalbimi de götür aktığın masmavi denizine yıldızların. Selam söyle bir halkın en güzel kadınlarının ve oğullarının bedeninden o yıldız ırmağına o mavi denize... Ruhumuzun bazen ızdıraplar yaşadığı zamanlardan geçiyoruz. Özgür esaslarda bir arada yaşamanın sınırsız çabasında her defasında kanasa da yüreğimiz. Bizi özgür bir geleceğe götüren yaşamın yollarını açmaya çalışıyoruz; Biz kardeşiz diyen zebanilere inat. Özgür ve eşit birliğe dayalı yaşam ve düşlerimizi gerçek kılacak anlamsallığın gücü yaman ürkütüyor. Muktedirlerin yalanlarının topraklarımızda bir geçerliliği yoktur. En önemli çabalarından biri, bizi kendi topraklarımızla sınırlı tutma çabasıdır. Çünkü yalan, manipülasyon ve aldatma halen batıda geçer akçedir. Yalanın ve zorbalığın üstündeki örtüyü kaldırıp tarihsel ve toplumsal hakikati açığa çıkarma gücümüz sonsuza kadar dedikleri iktidarlarının berhava olduğunu açığa çıkaracak... Özgür bir gelecek ve aydınlanmış toplumsal gerçekliğe dair en küçük bir meseleyle dahi çılgına dönenler, bırakalım özgür bir yaşama dair düşlerimizin sınırlar aşmasını, kendi toplumumuzda özgür bir yaşam kurma çabamıza bile soykırım tehdidiyle yanıt veriyorlar. Tarihte mezar karanlığına çevrilmiş gökyüzümüzün, bugündeki yıldız aydınlığını yeniden betona çevirmeye çalışıyorlar. Dirilip ayağa kalktığımız o mezar karanlığına muktedirlerin tanrısı bile bizi geri koyamaz. Anadolu ve Mezopotamya nın ortak yaşam idealinin yanında; uzun yıllardır dikkatimi çeken ırmaklarımızın bile hep aynı yöne akışıdır. Işığın ülkesinde birçok ırmak gidip Dicle ve Fırat a karışır. Kuzeye akanların güzergahı farksızdır. Aras ve Kura aynı kaynaktan doğup ters yöne aksalar da, yine de sonuçta buluşup aynı maviye kavuşurlar. Irmaklarımızın bu yazgısının aksine ortak bir yaşamı kendi çocuklarının bedeninden akan kanlardan bir ırmak yaratarak, Mezopotamya yı Anadolu ile buluşturmaya çalışıyoruz. Analarımızın dinmeyen gözyaşından ve civan bedenlerimizden akan hayat suyundan bir özgür buluşmanın arayışındayız. Bunca bedele rağmen muktedirler hayır, yazgınız ırmaklarınız yazgısıdır, bizim sizinle yaşanacak bir hayatımız olmaz diyorlar. Halkların kardeşliğine dayalı özgür birliğe sultanlar karar veremez elbet. Ama bedenlerimizden akan kan ve gözyaşların gereken karşılığı bulmadığında, bir arada yaşama istencimizde ciddi kırılmalar yarattığını da söylemek gerekir. Üstü beton ile örtülmüş bir halkın o mezar karanlığında kendine yabancılaşmayı, unutuşu, bilinç yitimini yaşadığını biliyoruz. Koyu bir mezar karanlığında insan kendini nasıl bilebilir. Karanlığın insan ruhuna sindiği; hakikatin, bilincin örtüldüğü, kendini unutuşun yoğunlaştığı o mezar karanlığında tanrılardan ateşi çalan bir çocuk, kendi ruhunu aydınlatıp o karanlığa bir meşale ile döndü. Karanlıkta yaşayanların ruhuna ve yüreğine dokundu o ilk ışık. Aynı düşü ve yüreği taşıyorlar, omzuna omuz, sevdasına sevda, yüreğine yürek oldular. Her can kendi yüreğinin meşalesini tutuşturup bir ışık denizi oluşturdular. Sonra karanlığın tanrılarına karşı ışığın savaşına giriştiler. Işığın ve arayışın yolculuğunda her düşen can karanlığın gökyüzünde birer yıldız oldular. Yıldızlaşan her can kendi bedeninden bir baraj oluşturdu, yabancılaşmayı ve yok oluşu durduran... Her ışığa kavuşan, ruh kendi yüreğinin meşalesiyle başka yürekleri tutuşturdu. Kendini bilme-tanıma yolunda aydınlanan bilincin bedeli hep can yitimiydi. Kendine yabancılaşmanın ağır oluşu, kendini yeniden varedip yaratmada hep acı çoğalttı. En fazla ışığı karanlık gökyüzümüzü aydınlatan yıldızlar yarattılar. Doğal gelişiminden alıkonulan insan, devletçi uygarlıkta reflekslerini önemli oranda yitirdi. Bu yabancılaşma ve kendinden uzaklaşmanın toplumsallığımızdaki yansıması fazlasıyla yoğun... Yıldızlaşanların yarattığı aydınlanma, kendini bilme ve sahiplenme çok etkin bir tarzda gelişmiyor. Ya da oluşan sahiplenme düzeyi karanlığın tanrısının ABD patentli müminlerinin fırtınalarını erken savurmuyor. Oysa kendini bilmeyi başaranların fiili pratik tavrı, ömrümüze-katlimize ferman düşünenlerin buna cüret etmelerine bile izin vermemelidir. İnkarımız ve yokoluşumuz üzerine kimse kendi geleceğinivarlığını inşa etmemeli, buna cesaret bile etmemelidir. İlk toplumsallaşmanın anayurdu olan coğrafyamızda özgür bir yaşam hakikate yeniden oluşturuluyorken, karanlığın soysuzlaşmış tanrıları katlimize fetva veriyorlar. Yıldızlar öylesine çoğalmış ve yoğunlaşmışlar ki, artık o ışığın çocuklarının ruhunu ve yüreğini taşıyan yıldızlar birer ırmağa dönüşmüşlerdir. Bir yıldız ırmağına... Canımızdan düşen her can o yıldızlardan oluşmuş ırmağa bırakıyorlar bir şeylerini. Burada ayrı bir gerçeğe vurgu yapmak gerekiyor. Egemen tayfanın yaşadığı korku salt bir halkın özgür yaşam istemi değildir. Özgür yaşamak isteyenin ortaya koyduğu devletçi uygarlığın alternatif bir sistem inşası ve iddiasıdır. İnkar ve imha siyasetinin sınırları aşıp uluslararası bir nitelik taşımasının ana nedeni bu alternatif olma gerçeğidir. Yaşadığımız zamanda mezar karanlığına dönüştürülmüş gökyüzümüzün bütün enginliği yıldızlarla donatılmıştır. İlk toplumsallığı yaratan kadim kavmimizin, halkımızın en güzel kızları ve oğullarının yüreklerinden ve ruhlarından oluşmuş yıldızlar pırıl pırıl aydınlatıyor hayatımızı. Yıldızlar öylesine çoğalmış ve yoğunlaşmışlar ki, artık o ışığın çocuklarının ruhunu ve yüreğini taşıyan yıldızlar birer ırmağa dönüşmüşlerdir. Bir yıldız ırmağına... Canımızdan düşen her can o yıldızlardan oluşmuş ırmağa bırakıyorlar bir şeylerini. Gülümseyişleri, sevdaları, düşleri ve param parça olmuş bedenleriyle o ırmakta akıyorlar. Ve yıldızlardan ırmağın aktığı her yerde yepyeni bir hayat yeşeriyor. Baharlarımız, dağlarımız ve kır çiçeklerimiz kadar güzel. Yıldız ırmağının kıyısında sıra sıra dizilmiş analar, kendi kızları ve oğullarının ruhu ve yüreğinden akan o ırmağa ağıt yakıp, gözyaşı bırakıyorlar. Sadece biz arayışçılar yıldızlaşan her can ın düşünü, sevdasını, idealini devralmıyoruz. Her ana kendi genç kızının, oğlunun yüreğini alıp kendi yüreğine, sevdasına alıp kendi sevdasına, düşünü alıp kendi düşüne katıyor. Bir ana dipsiz bir uçurumun başında; yüzünü dönerken sabahın şafağına, o hayatın kaynağına; uğurlar olsun cigera min, yüreğin yüreğimde, düşün düşümde, sevdan bende, gözün arkada kalmasın diyor. Binlerce ses katılıyor o sese... Toplumsallığın ana nehrinin kendi doğal akışından saptırıldığı yerde özgür bir gelecek sevdasını taşıyan o yıldızlardan oluşmuş özgür yaşam ırmağımız. Doğal toplumsal akışı yeniden kendi mecrasına kavuşturuyor. Ve ilk toplumsal yaşamın yaratıcı gücü Ana ya kendisinden çalınan itibarını yeniden kendisine iade etmesinin onurlu çabasını yürütüyor. İnsan doğası -günümüzde çarpıtılmış olsa da - özünde iyi ve güzel olana eğilimlidir. Şimdi bir halk karanlığını aydınlatan, kendisine can ve ruh veren çocuklarının yıldız gerçeğinden yaratılan ırmağı, o görkemli yıldız topluluğunu kendi yüreğine katıp o ana ırmağın yön değiştirdiği zamana götürüyor. İşte o yıldız ırmağı tarihin tüm zamanlarında yitirdiğimiz her güzelliği kendi akışına katıp bize getiriyor. Karanlığa mahkum edildiğimiz mezarın betonu paramparça edilmiş. yeniden ışığa kavuşanlar ruhunu-yüreğini aydınlatmış ve hiçbir duvarın önüne baraj olmayacağı bir özgürlüğe akış başlamıştır. ölümün, korkunun yenildiği ve özgür bir yaşam sevdasının aşka dönüştüğü günlerdeyiz. Tarih artık tekerrür etmeyecektir. Anadolu ve Mezopotamya da da kazanan barış, özgürlük ve yaşam olacaktır. Denizli D Tipi Cezaevi 8 9

9 Senin için... KADRİ ALKOÇ Dün geceden beri penceredeydi. Ona hikâye anlatan, onun tüm söylediklerini dinleyen kızla o pencerenin altında vedalaşmış, kız gittikten sonra içeri girip pencerede oturmuş, karanlıkta kaybolup giden en sevdiği kızın arkasından gözlerini geceye bırakıp öylece bakmıştı. Kız, gözlerindeki tüm sevinçleri ona bakan çocuğun avuçlarına bırakmış, yüzünü dağlara göndermişti. Çocuk gülüşüne ve kokusuna alıştığı kıza bakmıştı. Saçları siyahtı kızın, gecenin tüm renklerini saçlarına asmış gibi. Parlak siyahî saçlarının arasından geceler süzülüyordu. Adsız, karanlığı kayıp, uzun, kara, derin, sahipsiz geceler. Çocuk, kızın saçlarına doğru uzatmıştı ellerini. Ardından ellerini açmıştı. Avucundaki sevinçlerin bir bölümünü kızın gece yüklü saçlarına serpmişti. Kız çocuğa dönmüş, gülmüştü. Onları sana vermiştim demişti. O ise, gece gözlü kızın yüzüne bakmıştı. Bana yüzünde gördüğüm gülüşler yeter. Bir de gözlerindeki ışık. Sen bunları göreceğin diğer çocukların rüyalarına bırak, korkusuz uykulara kapasınlar gözlerini Biliyorum, şimdi gideceksin. Ninemin masallarındaki umut dolu, acı dolu, sevgi dolu dağlarına gideceksin. Ama merak etme, bıraktığın tüm sevinçleri, gülüşleri büyüdüğümde ben dağıtacağım demişti gülerek. Ve sonra! Hadi git, seni bekler bizim sevinçlerimizi koruyanlar Kız, onun yanaklarına dokunmuştu. Onun kirpiklerinden dökülen birer damla yaş kızın ellerine düşmüştü. Kız dökülen, avucunda dağılan yaşı öpmüştü. Gülüşlerime, sevinçlerime iyi bak. Döndüğümde onları kirpiklerinden koparıp, kendi gözlerime asacağım dedikten sonra dağlara yürümüştü. Saçları gibi karanlık bir gecenin, karanlık bir zamanında. O arkasından bakmıştı, yıldızlar dökülmüştü kızın saçlarına, onun avuçlarına. Yıldızlara bakmıştı, yıldızlar onun gözlerinde ışıldamıştı. Gülmüştü, el sallayıp bağırmıştı kızın arkasından: Tüm yıldızları senin için biriktireceğim gözlerimde. Ve sana söz, ağlamayacağım, yıldızlar dökülmesin gözlerimden diye demişti en son. Ve şimdi ağlamamak için verdiği sözü ve ona öyküler anlatan kızın yüzünü hayal ediyordu. Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevi Hişê Dil Pêlên devgêle û lorînên te yên zirav bûn, nîgariyên şevê Kesî nedizanî... Li ber kêleka mirinê, te çiya pişt dikir. Dibe ku xaf û bêdengiya bajaran Wekî dilopek bihar li ser rûyê hevaltiya te be. Kesî nedizanî... Dema ku tu nedihatî baranê dest ji xwe berdida Tiliyên şevê dilerizîn û şev vedigeriya weneyekî dûr... Di efsaneyên Mayayên de Şeytanok, jiyan e... Deriyê aqil, dil û zanebûnê ye. Şînbûyîna asîmanan ji ku tê, nizanim Dibe ku tu şîn difikirî Kesî nedizanî... Nivîs tunebûn e. Tunebûna êvar û mirinê... Evdalê Zeynikê gotiye: Tu ku da bêbend bî ew dera hişê dilê te ye. Min bi evînan girêbidin. Ramazan Besili Girtîgeha Tîpa F a Boluyê 10

10 Kanayan toprak Kayıp Ayna - Medine Memi ve çocuk kadınlar için - Toprak cinnet geçirdi asırların asabiyet sonucuna isyan bir kadın/ bir çocuk debeleniyor umarsız bir kadın ki daha çocuktur anne olabilir de nasıl yazsam ki ezberler mahçup olsun bir çocuk bir kadın henüz nefes alıyor toprağın cinneti soluğa şahit zaman erkleri şaşkın, buruşamıyor kaygıdan. HAMDİN DEMİRKIRAN Kanamamıştı henüz bedenim. Bir gün kanayacağını biliyordum ve o günü korkuyla bekliyordum. Kan, acı ve ölümdü. Her sabah korkuyla kalkardım yatağımdan. Anneme, babama, dedeme hissettirmeden kontrol ederdim... Ellerimde ılık ıslaklığı, kan ıslaklığını hissetmediğimde rahat bir nefes alırdım. Bugün de günahkâr olmamıştım, kanamamıştım çünkü. Oysa annem daha önce anlatmıştı bunun doğal olduğunu, korkmamam gerektiğini, "ayıp" olmadığını. Ama mahremimin kanayacağından ürküyordum... Kanın "hayat" olduğundan bihaberdim. Adaklar ve sunaklar kanın akıtılması içindi. Akıtılan kanın bu kanların "hayır"lara vesile olacağını bilmiyordum. Kan, ölüm ve acı olduğu kadar yaşamdı da oysa. Ama ya bedenden akacak olanı... Annemle bahçede toprağı çapalıyorduk. Toprağa zararlı olan otları ayıklamaya çalışıyordum. Güneş dolaşıyordu göklerimizde. Doğum sancıları tutmamıştı, toprağı henüz şişmemişti karnı. Zevkle çalışıyordum toprağın yüzeyini. Şişmemişti toprağın karnı ama benim karnıma bir sancı saplanmıştı. İki elimle karnımı iyice sıktım. Karnımı iyice bastırarak yere çömeldim. kaşlarımı çatarak karşılık verdim. Sıcaklığı hissettim. Renkten renge girdim. Kızarmış mıydım, sararmış mıydım bilmiyorum. Akan ılıklığı daha fazla hissetmeye başladım. Elimle yokladım. Elim kanlanmıştı, kanlı elimden utandım. Başımı kaldırıp etrafıma baktım. Annem az ilerideydi. Karnımı tuta tuta ona doğru gittim. Annem anlamıştı galiba, tebessümle bana doğru geldi. Tebessümüne sinir oldum. Kaşlarımı çatarak karşılık verdim. Bedenimden akan bir iki damla kan toprağa düştü. Toprak kanımla buluştu. Toprakla örttüm hemen kan damlalarımı, ayıp örtercesine. "Git eve..." dedi annem sanki; tam duymamıştım. Benden damlayan kanı örtmekle meşguldüm. Kızım korkma, bir şey olmaz, bitti zaten Kalk eve git. Kendini temizle, dinlen, ben de birazdan gelirim dedi. Ama ben korkuyordum, anneme inanmak istiyordum. Annemin gözlerinin içine baktım. Bana güven vermişti ama korkuyordum. Bacaklarımdan aşağı doğru sızan kanı hissettikçe korkuyordum. Korkuyordum Korkulu adımlarla evin yolunu tuttum, söylene söylene eve vardım. Arkamdan kapıyı kapatıp oturdum odada. Elimdeki ıslak bez parçasıyla kendimi temizlerken, "Yarabbi kimseler görmesin beni, bu halde beni kimselere gösterme" derken, diğer yandan da acele acele kendimi temizliyordum, ellerim titreye titreye. O an üzerime gölge düştü. Gölge, bedenimde dağ ağırlığı yarattı. Ve kanımım kokusu, çığlığımın çaresizliğine karıştı. Keskindi bedenime dokunan el ve gözler, kanım gibi, çığlığım gibi. Suskun kaldım. Tüm acımı bedenimle gizledim. Annem bendeki gariplikleri hissetmişti. Çok uğraştı ama tek kelime edemedim. Benden sonra, onun huzurlu olmasını istedim belki de. Dilim dönmedi zaten anlatmaya. Neyi, nasıl anlatacaktım ki? İhanet ediyor tarih, Medine Adıyaman a göçtü Şimdi bir peygamber mi lazım, olmak mı lazım hangi vahiye sığınsam da yargılansın evrimsiz insan bir çağın yanılgısında masumiyet kayıp var mıydı bilmem, rivayeti mutlu bir masal bir kız çocuğunun masalı yarıda kesilir. Ve yine yanıldı birçok bilmiş tekerrür etti tarih ve cinnet dirildi bir çocuk büyüdüğünün farkında değil bir elinde şeker diğerinde kına bir çocuk büyürken anne oluyor gölgesini yitiriyor yarının oyununda! Yarım kalan masalı hayal oluyor hayalleri masaldır bebeğine mırıldandığı ninnidir. Saçlarını okşayın günahlarınızla ben size saklanmam gizlemiştim şekerimi ve masalımı anlatırım sessiz siz yine de sayın beni çocuk halimle büyürken bakmam aynaya söz toprak kendine küstü! Ahmet Güneş Erzurum H Tipi Cezaevi Bedenime acı çektiren yüzü görünce "Yapma dede... Ne olursun yapma..." dedim. Feryadım sadece içimi acıtmıştı. Ben ve çaresizliğim odanın derinliğinde boğulmuştu. Ama gözü dönmüştü dedemin. Yuvadan düşmüş, kanadı kırılmış bir kuştum sanki. Ama korkudan titreyen bedenimi görmez olmuştu dedem. Göğüs kafesimden fırlarcasına aran, yalvaran, acıyan yüreğimi görmüyordu. Belim kırılmıştı sanki, yerimden kıpırdayamaz durumundaydım. Temizlediğim kanımın yerine yeni kan akmıştı. Beni ben yapan ve beni "günahkâr" yapan kan, şimdi bacaklarımdan yere damlıyordu. Şalvarın ipini bağlarken, yüzüme bakmadan "birilerine söylediğini duyursam, seni öldürürüm, haberin olsun" dedi. Söylesem de söylemesem de öldürüleceğimi biliyordum. Bu bir yasaydı, boynumuza taş levhalarla asılmıştı. Titriyordum, titreyen ellerimle eteğimi bacaklarımdan aşağılara çekiştirip çıplaklığımı örttüm bilinçsizce. Söylesem kim inanır ki bana; hacı olan dedemin, böyle bir şey yapacağını... Günün yarısını camide geçiren dedemin. Başında külahı, elinde tespihi düşmeyen dedemin... Suskun kaldım. Tüm acımı bedenimle gizledim. Annem bendeki gariplikleri hissetmişti. Çok uğraştı ama tek kelime edemedim. Benden sonra, onun huzurlu olmasını istedim belki de. Dilim dönmedi zaten anlatmaya. Neyi, nasıl anlatacaktım ki? Yaşayan bir ölü gibi, evden bahçeye, bahçeden eve. Öncesi çok mu farklıydı acaba? Karnım iyice şişmişti artık. Gizleyemiyordum, saklayamıyordum karnımı. Bu durumu da ilk fark eden annem oldu. Eskisi gibi merhametli değildi artık. Sormadı da. Biliyor muydu acaba? Her gördüğüm erkeğin sureti dedemin sureti oluyordu. Gecenin ve gündüzün ağırlığı birdi benim için. O gün gece miydi, gündüz müydü, bilmiyorum. Kaldığım kümes gibi "oda"nın derme çatma kapısı açıktı. Babamın siluetini zor seçebildim karanlıkta. Kolumdan tuttuğu gibi, arkasından çekiştirdi. Sürüklercesine evden çıkarttı beni. Bahçelere doğru götürüldüğümü biliyordum. Alaca bir karanlıktı. Güneşin doğuşu yakındı. Ceviz ağacının altında dedemi fark ettim. Evet, oradaydı. Ona doğru adım attım. Gözlerinin içine içine baktım, karanlık olsa da. Babamın elinden kurtulamadım. Çukura fırlattı beni. Toprak nem kokuyordu. Çukur yeni kazılmıştı. Oradan çıkmaya hiç yeltenmedim. Çünkü kurtulmayacağımı biliyordum. Çukurda sırtüstü uzanmış, üzerime düşen toprağın arasından dedemin gözlerini aradım. Son kez de olsa gözlerinin içine bakmak istiyordum. Onunla göz göze gelmek istiyordum. Ama toprak tabakası gitgide kalınlaştı. Birden bilinmeyenin ötesinde bir titreşim yayıldı, toprağın derinliğinden. Toprağın doğum sancılarının avazı mı, yoksa bağrından atmaya çalışmanın isyanı mıydı bu? Toprak kanamaya başlamıştı. Benim gibi. Usulca sızıyordu kan, toprak çatlaklarından. Ve kendinden sızan kanı geri emerdi, toprak... Adıyaman E Tipi Cezaevi 11

11 Yaptığının geçer akçe olmayacağından habersiz, kollarını kurtarmak için sinirle debeleniyor. Ezilenlerin gümbür gümbür öfkesiyle değil, kendinden aşağı gördüklerine karşı, tiksinti katılmış bir sinirlilikle... Debelendikçe domuz bağıyla bağlanan biri gibi daha da kıstırıldığını farkediyor. Kıstırıldıkça gözleri büyüyor. Ekstrem tenakuzlar SADIK ASLAN Haber programlarından birinde ekranlara yansıyan, İstiklal Caddesi ndeki bir kitlesel gösteri. Gösteriden çok, orada gösteriyle alakalı olup olmadığı anlaşılmayan genç bir kadına odaklanmış kamera. Asıl konudan sapmak için, bu durumlarda konu dışı ayrıntıları yakalamaya pek teşne kameramanlar. Esmer göstericilerin kenarında, beyaz lığıyla onlara uyumsuz duran genç kadın, başına geleceklerden habersiz. Yirmili yaşlarda, ufak, bıcır bıcır, narin. Ama kendinden emin, vakur, küçük dağları ben yarattım havalarında. Ufak tefekliğiyle tezat havası, başına geleceklerinin nedeni belki de. Sahibine meydan okur bir eda veren, eski solcularınkini çağrıştıran parkası da işin cabası. O bunun farkında mı bilinmez. Dağılalım lütfen. Dağılmasanız gözaltı yapacağım diyor genç polis amiri. Kibar, diksiyonu temiz. Sözcükleri incitmeden dilinin ucuna alıp sarfettiğine bakılırsa, bunun hayatında kimseyi incitmediği sanılabilir. Polis birazdan göstericilere kafa göz giriştiğinde, bunun emrini kendisinin verdiğini unutup inen darbeleri görmemek için koluyla gözlerini bile kapatabilir. Nobranlığı estetize etmeden sınır tanımayan zamane polisleri... Amirin hisliliği nin aksine, mekanik bir aygıt gibi, gelecek komutu bekliyor polisler. Hangi komutla, hangi hamleyi, ne ölçüde yapacakları tasarımlanmış, taviz vermez bir disiplinle. Evet, başlayın almaya. Komutun koparacağı gürültüden uzak, sinir edici düzeyde bir sakinlikle. Karışıyor ortalık. Cılız gövdesi ve kısa boyuna rağmen herkese üstten bakmayı becerebilen genç kadın hengamenin ortasında buluyor kendini. Amirin gözleri ona takılıyor. Komutlarıyla oranın tek hakimiyken egosu üzerine ego tanımıyor o an. Genç kadının lakayt, havalı halini sindiremiyor içine. Aynı kibarlıkla söylüyor yine: Alın, şunu da alın gözaltına. Da sı, artık topuzu kaçan kantarın, boyuna, posuna, kilosuna, endamına, profesörüne, ressamına, yazarına bakmadan herkesi tartabileceğinin gizli vurgusu. Beyaz lığına aldırılmayan incecik genç kadın dahil. Kollarına mengene gibi yapışan koca elleri hissettiğinde, aynı anda yanında beliren iki zebella gibi adamı da farkediyor genç kadın. Ne olduğunu anlamıyor ilkin. Kollarına yapışan koca adamların aynısından, hemen önünde göstericilerin kollarına da yapışanlar olduğunu görünce şaşırıyor. Kendisiyle önündeki insanlar arasında bir benzerlik kuramıyor. Başka zamanlar, uzaktan slogan seslerini duyduğu bu uzak insanlara, suratını ekşiterek hep ıyy çekmiş. İlk şaşkınlığını üzerinden atınca, aynı akıbete maruz kaldığı için, kendisini o uzak insanlarla yakın kılan yanındaki koca adamlara veryansın etmeye başlıyor: Ya bidakka, ne yapıyorsunuz, ne oluyor?! Aynı anda kollarını kurtarmaya çalışıyor. Kollarına daha güçlü yapışıyor koca eller. Daha önce hissetmediği, yabancısı olduğu, ama üste daha çıkmayan karmakarışık duygular geçiyor içinden. Karakola gideceğiz bayan. İnanamıyor. Az önce hissettiği duygular daha üste çıkmaya başlıyor. Hırsız, tinerci, kapkaççı, katil, tecavüzcü, teröristlerle hep özdeş bilmiş karakol lafını. Şimdi tesadüfen şu huzur bozucular ın kenarından geçerken, onlarla ilgili bir mekana götürüleceğine hayatta inanamazdı önceden. Şaşkınlığı tedirginliğe dönüşüyor. Karakolluk olmayı çevresine nasıl izah edeceğini düşününce, tedirginliği kaygı, kaygıyı da korku takip ediyor. İçinden geçenleri kontrol altına almaya çalışıyor. Bildiği tek bir dünya var, o da onun etrafında dönüyor. (Hemen yanında gözaltına alınmaya çalışılanlar, sürekli televizyon ekranlarında rastladığı başka bir gezegenin varlıkları.) Sahibi olduğu kendi dünyasında kimse dokunamaz ona, diye zannediyor. Polisler ise onu başka varlıklardan korumak için, dünyasının sınırlarında kalmak koşuluyla var. Bunları düşünürken yaşadığı ilk şok anından dolayı yitirdiği cesaretini topluyor hemen. Ya bidakka diyorum size! Niye karakola gideceğiz, ne işim var karakolda benim?! Güvende olduğu arkadaş grubuyla iken şımarıklıkla desteklenmiş şekilde başka gruptan birine diklenir gibi. Etkisiz bulduğu, kendi dünyasından bir arkadaşını azarlar gibi. Yaptığının geçer akçe olmayacağından habersiz, kollarını kurtarmak için sinirle debeleniyor. Ezilenlerin gümbür gümbür öfkesiyle değil, kendinden aşağı gördüklerine karşı, tiksinti katılmış bir sinirlilikle... Debelendikçe domuz bağıyla bağlanan biri gibi daha da kıstırıldığını farkediyor. Kıstırıldıkça gözleri büyüyor. Genç kadının diklenmesi gözüne iyice battığı için, kibar amir komutunu aynı sakinlikle tekrarlama ihtiyacı hissediyor: Evet, alın. Alın şunu. Zebellalardan biri, genç kadının kolunu arkaya doğru büküyor. Bıcır bıcır bir genç kıza kabalık olur diye, üzerinde çalışılmış ama o an da zarifçe yapması gerektiğini bildiği bir hareketle. (Hakkari de kıra kıra kol büktüklerini büyük ihtimalle bilmediğinden dolayı şimdi şanslı olduğunu da bilmiyor genç kadın.) Ya ne oluyor, durun ya, delirdi mi bunlar?! (Yanlış kelime, bilemedin. Delirmemişler, kudurmuşlar nicedir. Aslında hep kuduruktular. Sen göremedin.) Ya bırak, kıracaksın kolumu. Olayla ilgim yok diyorum sizlere! (Olayla ilgisi olanlar zaten her şeye müstahak!) Şirince çırpınışlarla bu yapılı adamları niye ikna edemediğini bilemiyor. Koca gövdeli adamlar arasında ufak tefek bir kadın değil, küçücük bir böcek olduğu hissine kapılıyor birden.,şu ana dek sakınmadığı öfkesinin, kızgınlığının getirisi olmayacağını o an anlıyor. Dikbaşlılıktan, özgüvenden gelen hiddetinin işe yaramadığını görüp belki de ilk kez, silahlarından soyunmuşluğun verdiği çaresizlikle hayretler içinde kalıyor. Yaşamın, yabancısı olduğu başka bir yüzünde, ödün vermezliğinin kar etmediğini görerek çarpılıyor. Tamam. Sakin ol, tamam. Kadının bir kolunu arkadan büken adam, çırpınırken bağırmaması için bir eliyle de ağzını kapıyor onun. Nefes alamıyorum, boğacaksın beni! Acziyetin tonlarına düşüyor sesi. Ağlamaklılığı tutuyor. Tamam, salacağım seni, tamam. (Salınacak kişi aslında insan. Ya da küçük bir böcek olduğu için tercihen bir ifade)... Asiliği, gençliğinin zaman zaman kabaran şımarıklıkları olarak yaşamış belki sadece. O an İstiklal Caddesi ni dolduran esmer gençlerin, beyaz leçekli kadınların, gür bakışlı erkeklerin, mağrur genç kızların asil isyancılıklarını tanımamış Onların kolları zarifçe bükülmeyecek, kırılacak; kafaları yarılacak, yerlerde sürüklenecekler... Yaralarını sarıp yılmadan yarın başka bir yerde görülecekler. Kolu bükülen genç kadın, başka bir şanssızlık yaşayıp yanlarından tekrar geçmezse, onları yarın da göremeyecek... Burdur E Tipi Kapalı Cezaevi 12

12 Şeveqeke zû, berbang! bi dengê dîkan re bêhna pûngê dikeve hundir. Tu, gulek ji xwîna dilê me yî SOLÎNA haaa li wê çola hanê gundekî nîv kavil. Di bihara dilên me de bêhna hinarikên te SOLÎN, wisa xweşik nekene, delalê Jiyana me (jî) ew siya li ser rûyên te ye (lê me vê delaliyê ji xezeba dilê neyaran neparast wê ew kul me bikuje Gulpiçûkê) SOLÎNA, me bibexşîne Sêdarên bextên me tim ji piya ne. Loma em newêrin vî kenî têr hembêz bikin. Pêşiyên me çibin, em ji ew in. Xweziyên me jî ker û lal in SOLÎN û kom bi kom didin pey biharên bê kulîlk. Me bibexşîne SOLÎNA! em yeko yeko nizanin bimirin em yeko yeko nizanin bimirin... Ercan Doğan Girtîgeha Tîpa F a Boluyê Özgürlük kapısı Aynı kapılarda giden zaman Yüreklerin labirentli sığınağında Tutsak edilen ayrı seslerin Çığlığıdır; Özgürlük kapısına dayanan Karanlık dönemeçlerde Nefessiz bırakılan ömrün Uzun soluklu tartışmasında Adımlarıdır; Aydınlığa yürüyen Ve umut ışığıyla ayaklanan tarih Zaman dehlizinde tökezlenen yüreğin Labirentli sokaklarda Göçük altında bırakılan kırılgan ruh gibiydi Acıların cenderesinde Yalnızlığa terk edilen yitik ufkun hazin feryadı Kaderin alınyazısına Gömülmüş sır zamanın hakikati Hayallerin yaratıldığı yollarda Gölgelerle örtülen yarının tek çıkış vadisi Ketum bırakılan farklılıkların hakikati Kapılarında günah azaplarıydı; hayat Şimdi Bir bir sesleridir Özgürlük altında ıslanan nesil Hafzullah Kaçmaz Tokat T Tipi Cezaevi Voltalara yem oldu ayaklarım Hükmü onaylanmış bir infaz dosyasının Ağrısı çoğalmış infaz saatlerindeyim Tedirgin kuş(ku)lar havalanıyor yüreğimden Gece yüzünü dönerken gündüzün telaşlı kalabalığına Yine soluğu kurşunlanmış bahçelere açılıyor adımlarım Yürüdükçe uzun, döndükçe sonu hüzün tutsaklığımın Arada bir yüzümdeki gülüşleri ziyarete gelen Sevinçlerim de olmasa Unuturum ezberimdeki insancıl sözleri Çünkü burada bir başınalık kalın giydirir adama Keskin bıçak ağzı ayazlardır sayımlarda Kulağımı tırmalayan sevimsiz koğuş kalkışlar Her sabah sığınaklarımı kundakladı Kör ve cahil yarasalar Provoke edilmiş kalabalıkların kuşatmasında kayboldu sağduyum... Öfkeyle bilendim, Halden bilmez kahpe yalancıların, Onurumu zedeleyen sözlerine Küstü uykularım Uyuyamadım Voltalara yem oldu ayaklarım Azaldım parmakuçlarımdan Hasan Karadeniz 13

13 Sedir ağaçları ZÜLFİKAR BAYRAM Sedir ağaçlarını bilir misin, Remzê? Remzê, Vahap ın sorusuna şaşırdı. Ne anlama geldiğini bilmiyordu. Tuhaf, tuhaf Vahap ın yüzüne baktı. Bu da nereden çıktı? diye içinden geçirdi. Abdullah ın saflara katılmasıyla düşmanın aileye yönelik baskıları da artmıştı. Baskılara dayanmayıp Adana ya taşınmışlardır. O günden bu yana Vahap ı ilk defa yakından görmüştü Remzê. Vahap, Remzê yi ilk defa odasına çağırmıştı. Bu ilkin şaşkınlığını yaşarken Vahap ın sorusuyla karşılaşmıştı. Soruya anlam yükleyemediği için vereceği bir cevabı da yoktu. Sadece omzunu silkti ve kısık bir sesle Çınar ağacına benziyordu herhalde deyip, soruyu kendince cevapladı. Vahap ın sessiz kaldığını görünce Neden sordun bunu? dedi. Vahap, aldırmaz bir şekilde boş ver dedi, sonra da kendi kendine Bunu neden Remzê ye soruyorum ki? Ona açarsam gider anama anlatır deyip, önce anlatmaktan vazgeçer gibi oldu. Ama Remzê ye anlatmak da istiyordu, fakat anneme anlatır kaygısı anlatmasını engelliyordu. Yıllarca bu köy benim, bu dağ senin demeden Abdullah ın izini sürmüştü annesi. Remzê ye Abdullah ın nerede olduğunu anlatsa, o da annesine anlatır. Annesi de ne yapar eder gider Abdullah ı getirirdi. Vahap bir süre sessiz kaldı. Remzê Neden bu soruyu bana sordun? diyerek sessizliği bozdu. Sonra devamla Ben soruna bir anlam yükleyemedim. Söyleyeceğin bir şey olmalı. Anlatamayacaksan neden odana çağırdın? Doğrusu çok merak ediyorum demesi üzerine gözgöze geldiler. Kısa bir zaman bakıştılar. Vahap, sert bir ses tonuyla ve vurgulayarak Sedir ağacı dedi ve dondu. Abdullah ın saflara katıldığı günkü gibi sessizliğe gömüldü yine. Remzê, Vahap ın yüzüne baktı. Vahap ın suretinde Abdullah ı görür gibi oldu. Remzê aniden irkildi, Abdullah tan haber mi var? Bir şey mi oldu yoksa? diye sordu, sonra dudakları titremeye başladı, sözü yarım kaldı. Ama Vahap ın sakin, rahat, biraz da muzip duruşu bir nebze de olsa Remzê nin yüreğine su serpmişti. Tekrardan kendini toparlayıp Vahap, niye sustun? Konuşmayacak mısın? diye sordu. Vahap ın yanıtı ise Doğrudur, sedir ağacı çınara benzer. Dağları daha bir güzelleştirir. Gökyüzüne başkaldırır adeta. Ben de bugün gördüm dedi. Remzê kaygılı gözlerle Vahap a baktı. Nerede gördün? Bizim burada böylesi ağaç yok, ilk defa senden duyuyorum. Bir yere gittiğin de yok dedi, durdu. Amed de iken her çeşitten ağaç görmüşlerdi. Annesiyle dedelerinin köyüne misafirliğe giderken sadece armut, ayva, kayısı ve meşe ağaçları, bağ ve bostan görmüştü. Bunlar hayatına bir anlam katarken, Çukurova portakal,limon, mandalina ve az sayıda elma ağaçlarıyla farklı bir mekan sunuyordu. Bunlarla kendini teselli etmeye çalışsa da beceremiyordu. Bir türlü adapte olamıyordu. Gülümseyerek Su var dedi. Vahap sonra ses tonuna ciddiyet yüklemeye çalışarak Yani senin için sedir ağaları bir anlam ifade etmiyor mu? diye sordu. Remzê Yok ya, herhalde çınar ağaçlarına benziyorlar dedi. Vahap Helal olsun! Ben sana sedir ağaçlarının dağlara daha bir anlam yüklediğini, gökyüzüne başkaldırdığını söylüyorum, sense bana hiçbir anlam ifade etmediğini söylüyorsun diyerek yanıt verdi. Remzê, Vahap ın yaklaşımlarından utandı biraz. Ne de olsa erkek kardeşiydi, yaşça ondan küçüktü ama büyümüş, delikanlı olmuştu. Remzê bunu yeni fark etmişti, kendi kendine hayıflandı, sıkıldı, başını önüne eğdi. Remzê nin bu hali Vahap ın gözünden kaçmamıştı, odayı göz uçlarıyla taradı bir süre, cebindeki paketten bir sigara aldı ve yaktı, üstüste bir kaç nefes çekti, tekrardan odanın içini kolaçan etti gözleriyle.ta ki gözü Abdullah ın duvara asılı fotoğrafına takılana kadar. Yerinden kalktı, pencereye doğru yürüdü, alnını cama dayayıp Remzê yi odada yalnız bırakarak maziye daldı. Abdullah ile Amed in küçelerine dalıyordu. Şehitlik, Ben û Sen, Ali Paşa küçelerinin içinde kayboldu. Remzê nin sıkıntılı sesiyle hayallerinden uyanır gibi oldu. Ama Amed sokaklarını doyasıya dolaşmak istiyordu hayal de olsa. Remzê Yapma öyle, Vahap. Ne anlatacaksan anlat artık, seni dinliyorum. Sedir ağaçlarının gizemi nedir, anlatmanı istiyorum dedi. Vahap, hayallerinden tamamen koptu. Omuzları üzerinden Remzê ye baktı, sonra odanın boşluğuna bıraktı gözlerini. Remzê yerinden kalkacak gibi oldu ama ya kötü bir şey anlatsa kaygısı ile tekrar oturdu. Kısık bir sesle Bu çocuk bu gece beni deli edecek diye söyleniyordu içinden. Sonra kaygılı bir sesle Abdullah dedi ve durdu. Nefesini tuttu. Vahap da karşısında nefesi kesilmiş bir biçimde Remzê nin dudaklarına dikmişti gözlerini. Remzê nin yüz hatlarından sıkıntı okunuyordu. Remzê Anlatmayacaksan ben odama gidiyorum diyerek hareketlendi. Vahap Bekle dedi. Remzê den önce davranıp kapıya yönelip odadan çıktı. Remzê sıkıntılı haliyle beklemeye koyuldu. Vahap az sonra elinde bir zarfla içeri girdi. Remzê nin gözleri Vahap ın elindeki zarftan başka bir şeyi görmüyordu. Vahap, Acıkmadın mı? diye sordu Remzê ye. Ablası ise gözlerini zarftan ayırmadan Zarfı açsana, birlikte bir şeyler atıştırırız sonra dedi. Vahap, dolaptan kola ve bisküvi getirmesini istedi. Remzê sessizce kalıp mutfağa yöneldi. Annesi ve kardeşlerinin televizyonu açık bıraktıklarını fark edip, kapattı. Üstlerini örttü. Dolaptan kola ve bisküvi alıp odaya döndü. Vahap ın karşısına oturdu, gözlerinden merak ve kaygı okunuyordu. Kalbi duracak gibiydi. Vahap sakinliğini bozmadan Remzê ye baktı. Remzê ise sabırsız ve biraz da kızgın bir edayla bir Vahap a bir elindeki zarfa bakıyordu. Vahap, Kızma, kızma. Anlatacağım dedi, Remzê de masadaki kolaya uzanıp bir yudum aldıktan sonra kızmıyorum dedi. Vahap Abdullah dedi ve dondu. Ne olmuş Abdullah a? Vahap, Tamam anlatıyorum dedikten sonra cebindeki sigaradan bir tane daha aldı. Bir nefes çekti, gözleri doldu ve sözcükler ağır ağır dökülmeye başladı. Hatırlıyor musun, Abdullah harekete gittiğinde nereye gittiğini bilmiyorduk. Evet, günlerce, aylarca sorup soruşturmamıza rağmen haber alamamıştık. Anne yokluğuna dayanamıyordu. Babanın ise umurunda değildi, gündüz işe gider, gece ise geç saatlere kadar kahvelerde kumar masasından kalkmazdı. Biz ise onun babamızın yüzünden evi terkedip metropollere gittiğini sanmıştık. Sonra biri bize bir haber getirmişti. Abdullah ı beklemeyin, merak etmeyin, durumu iyi demişti. Anne adamın yakasına yapışıp Ha oğlum, ha oğlum diye tutturmuştu. Biz daha sakin ne söyleyeceğini beklerken Deniz ile Mino ise yaşananlara anlam veremeyip enikler gibi oradan oraya koşturuyorlardı Abi gelecek, abi gelecek diye. Adamın bunlar karşısında benzi atmıştı, geldiğine pişman olmuştu. O adamı hatırlıyorsun? İşte bu zarfı bugün o adam getirdi. İsmi Orhan imiş, Abdullah ın arkadaşıymış. Remzê, hayran ve merakla O adam harekette dedi. Vahap birden duraksadı, sustu ve içine kapandı yeniden. Remzê üstelendi: Anlat haydi! Ne duruyorsun? Abdullah tan haber getirmiş, durumu iyiymiş, şu an Zağroslardaymış. Bir de fotoğrafını getirmiş. Vahap yavaşça açtığı zarfın içinden fotoğrafı çıkarıp bir göz attıktan sonra Remzê ye uzattı. Remzê, fotoğrafı öpücüklere boğdu. Kutsal ayeti elinde tutar gibi alnına koyuyor, yüzünü gözünü sürüyordu. Bak Remzê, iyi dinle. Anlattıklarım burada kalacak, anne duymayacak. Duyunca yakamızı kurtaramayız, Oğlumu istiyorum diye bizi perişan eder. Adamın başına ne getirdiğini hatırla. Hele bir de yerini öğrenirse kimse onu durduramaz, tamam mı? Tamam. Söz mü? Söz, söylemem. Zarfın içinde bir de kuru bir yaprak vardı. Vahap ve Remzê bir fotoğrafa bir de yaprağa bakıp duruyorlardı. Remzê, o yaprağın sedir ağacına ait olduğunu tahmin etti. Fotoğrafta inanılmaz bir doğa vardı. Elindeki silahıyla Abdullah a baktı ve dönüp Vahap a Ağaçlara bak dedi. Vahap ın söylediği doğruydu. Remzê nin bilmeden tahmin ettiği ağaçlar, sedir ağaçlarına benziyordu. İskender e meydan vermeyen heybetli dağlar meydan okuyordu, tüm haşmetleriyle duruyorlardı. Remzê sonra kuşkuyla Vahap a bakıp, içinden geçeni biraz korku, biraz da sessizce söyledi: Bak Vahap, bizden biri gitti. Sakın sen de öyle bir şey yapmayasın. Anne ölür. Zaten Abdullah tan dolayı başına gelmeyen kalmadı. Polisten, devletten kaçıp buralara geldik. Sen de gidersen bizim gidecek yerimiz kalmaz. Bu sözlere tebessüm ile cevap veren Vahap, Olabilir. Neden olmasın deyince Remzê, Ne demek olabilir? diye tepki gösterdi hemen. Ne demek istediğim gayet açık, anlaşılmayan bir şey yok. Nereye kadar kaçacağız? Bu zulme nereye ve ne zamana kadar boyun eğeceğiz? Başımıza neler geldiğini kendin söyledin. Burada da bize yaşam yok. Yaşamımıza yaşam mı diyorsun, Remzê? Öfkeyle elini cebindeki pakete attı, bir sigara yaktı. Zamanın nasıl ilerlediğinden habersizdiler. Remzê yarı ağlamakla bir sesle Niyetini anladım dedi. Vahap da Evet, doğru anlamışsın. Dağlarla buluşma dışında kurtuluşumuz yok deyip sigarasından bir nefes daha aldı. Vahap, Abdullah a nazaran hırçın ve inatçıydı. Remzê de bu huyunu çok iyi bildiğinden, Vahap ın kafasına koyduğunu yapacağından kuşku duymuyordu hiç. Başını kaldırdı ve Vahap a baktı. Birlikte geçirdikleri günler film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Remzê, istediği cevabı almamış olmalı ki soruyu yenileme gereği duydu. Yani gitmekte kararlısın?! Neden olmasın? Gidenlerden neyim eksik? Baksana Abdullah a, elinde silahı ile özgürlüğümüz için savaşıyor. Onlar bizim için savaşırken ben burada nasıl durabilirim ki? Sen gidersen ben de gelirim, tamam mı? Şartlar el verirse neden olmasın? Odaya derin bir sessizlik çöktü. Remzê, yavaşça kalkıp masayı temizledi. Abdullah ın fotoğrafını alıp öptükten sonra zarfa koydu ve mutfağa yöneldi. Sonra birden kapının eşiğinde duraksadı ve Vahap a dönüp Sabah oldu, gün aydınlandı. Nasıl kalkıp işe gitmeyi düşünüyorsun? diye sordu. Vahap Boşver, gitmem dedi. Ertesi gün Vahap ortadan kayboldu. Ailesi kolu komşudan, işyerinden sorup soruşturdu. Ama yok, sanki yer yarıldı, Vahap içine düşmüştü. Remzê eve dönüp odasına geçti. Dolabı kolaçan etti. Ceplerine baktı, aradığı zarfı buldu. Zarftan fotoğrafı çıkardı. Daha önce fotoğrafın arkasında yazı yoktu, kuşkulandı. Annesinin korkusundan kardeşlerine yazıyı okutmadı. Gizliden komşunun çocuğunu çağırıp yazıyı okuttu. Remzê, kusura bakma. Yolum sedirler ülkesinedir. Beni sakın aramayın. Vahap Diyarbakır D Tipi Cezaevi 14

14 Roboskî ve üç maymunlar AHMET AKKURT Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi. (Adorno) Sanırsınız ki sirk gösterisidir sergilenen. Ana akım medya başta olmak üzere basını-yayını, yazarı-çizeri, aydınıstratejisti vs. si her biri ayrı bir ipte oynayan bir cambaz, her köşeye çöreklenmiş ayrı bir sihirbaz. Avcılık oynuyorlar, bir tür ölüsevicilik oyunu. Bütün dertleri, uğraşları ölülerimiz üzerinden rant devşirmek, halktan gerçekleri gizlemek, yalanı gerçek diye sunmak. Bunun için yapmadıkları cambazlık, girmedikleri kılık yok. Bukalemun gibi her ortama uyum sağlamada mahirdirler. Renkten renge giriyorlar. Yaptıkları soytarılık, cambazlık, ebelik parmak ısırtacak cinsten. Muazullah bu ne hünermaharet! Ustalık dönemine nasıl da çok yakışıyor. Vatana-millete hayırlı olsun. Ustanın arzuladığı gibi her şey tam tıkırında işliyor. Asker, polis, yargı cemaate güdümleniyor. Ustanın ağzından çıkanı kulağı duymasa da, senkronize olmuş devlet kurum ve birimleri eksik olmasın, her dediğini eksiksiz yerine getiriyor. Ve buyurduğu gibi kadın da olsa, çocuk da olsa gereği kusursuz yerine getiriliyor: Daha on ikisinde Uğur a on üç kurşun sıkılıyor, Ceylan ın körpecik bedeni askerin havan topluyla paramparça ediliyor, beş yaşındaki Mizgîn kurşun yağmuruna tutuluyor, Solîn bebek ile birlikte kadın ve çocuk yedi kişilik aile katlediliyor... Kürt kadınlarına yapmadıkları hakaret, zulüm kalmıyor; her fırsatta dil uzatılıyor, tartaklanıyor, iğrenç muamelelerine maruz kalıyor. Hitler faşizminin önce kadınları vurun zihniyeti cemaatçi yeşil faşizminin zikri ve fikri olarak 21. yüzyıl Türkiye sinde Kürtlere uygulanıyor. Sadist ruhluların bile yapamayacağı alçaklık, düşkünlük gerilla cenazelerine yapılıyor. Bir halk siyasal, kültürel, fiziki soykırımdan geçirilmek isteniyor. Fakat Kürtlerden ve bir avuç dostlarından başka kimseden ses çıkmıyor. Kör gözler, sağır kulaklar, taşlaşmış yürekler üç maymunu oynamaya devam ediyor. Toplumun vicdanı olan sözde aydınları, gözü-kulağı olan basını-yayını olup-bitenlere karşı sessiz ve bigane kalmakla kalmıyor, bu vahşete kılıf bulmak için adeta yırtınıyor; gerçekler katlediliyor, hakikat öldürülüyor, insanlık ayağa düşürülüyor. Cumhuriyet cumhuriyet olalı böyle bir senkronizasyon ve tabii ki organizasyon görmedi. (Asker, polis, yargı, medya, imam, aydın, yazar, çizerleri vs. siyle hepsi el ele, daha ne olsun!) Cemaat ruhunda vücuda gelen bu nasyonal birlik ve de gösteriş gerçeğe o kadar uygun düşünülmüş ki tek kelimeyle mükemmel! Bakanı-temaşa edeni bile çarpıyor, iktidar sofrasının soysuzlaştırıcılığına çekiyor. Fırsat bu fırsat diyen kemik yalayıcılarına gün doğuyor. Gösteriye katılmak ve rol kapmak (ya da çalmak) için adeta maraton koşusuna giriyorlar. Ne ki halk deyiminde dile gelen hızlı koşan atın boku seyrek düşermiş misali daha ilk adımda nefesleri kesiliveriyor. Fakat bu bayların alameti tarikatı haşmetmah ustaları tarafından doğru okunmuyor. Gösterinin büyüsü haşmetlerin gözlerini kamaştırmış, saltanatın sefahatı içinde başı dönmüş ve dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanmıştır. Dedik ya, gösteri mükemmel düşünülmüş, düzenlenmiş; oyuncular papağan gibi rollerini ezberlemiş, ileri demokrasiden tutalım her türden açılım a ve hatta Kürtlerle barışa kadar... hepsi en ince ayrıntısına kadar planlanmıştır. Haşmetmah ustaları o kadar rolüne kaptırmış ki kendini, açılım üstüne açılım yapıyor: Alevi açılımı - Roman açılımı - Kürt açılımı... derken geriye sadece kulakları tırmalayan kakafonik bir ses kalıyor. Ve tabii ki toplumsal parçalanmışlık, umutsuzluk ve yükselen milliyetçi, faşist histeri... Haşmetmahların açılımlar perdesi böylece kapanıyor. Her şey yeniden başa sarılıyor. Cambazların timsah gözyaşları eşliğinde aynı merkezden yükselen ah-vah larının nedeni çok açıkta sırıtıyor, kendilerini ele veriyor. Ve gösteri sona eriyor. Acı gerçekler can almaya devam ediyor. Kürt-Türk anaları ağlıyor, cambazlar ise yeni bir gösteriye hazırlanıyor. Yandaş medya zehirini akıtmakta ölçü tanımıyor. Bilgi kirliliği alabildiğine yayılıyor. Toplum büyük bir kara propagandayla psikolojik bombardımana tutuluyor. Puslu havayı seven Pensilvanyalı koyun postuna bürünmüş, kurt ise tam zamanıdır deyip Asena nın has yavrusunu olduğunu ta Atlantik in ötesinden haykırıyor. Vaaz verilmiştir!.. Evleri başlarına yıkılacak, kökleri kurutulacak!.. Oyun artık planlanmış, hazırlıklar tamamlanmış, emir verilmiştir. Ve imamın ordusu haşmetmahların komutasında ikinci perdeyi açıyor: Bundan sonra hiç kimse merhamet dilemeyecek! (Nasıl bir merhametse...) Bilmeyen de yedi düvele nam salmış muhteşem Süleyman ın Viyana kuşatmasına çıkıyor sanacak. Beyaz adamın kibiri ve tipik oyunu. Önce müzakere masasını deviriyor, muhatabı ağır tecride alıyor. Sonra kükreyip duruyor, ya da acılardan acı-ölümlerden ölüm beğenirsiniz diyor. Açıkça oyun bozanlık yapıyor. Fakat bunu diyemiyor, cambazlığa başvuruyor. Bu yetmiyor, elindeki iktidar gücü ve kurumlarını birer öç alma aracına dönüştürüyor. Halkın seçtiği belediye başkanlarını, milletvekillerini, siyasetçileri, profesörleri, yayıncıları, avukatları, özgür basın emekçilerini, kısacası haşmetmahlarının kanlı gösterisine sesini yükseltecek, bunun bir felaket olacağını haykıracak ve karşısında duracak ne kadar toplumsal grup, çevre, vicdanlı aydın ve şahsiyet varsa, hepsini tutukluyor, cezaevlerine atıyor. Aslında zulüm ile abad olunmadığını biliyor, fakat inanmıyor. Dolayısıyla münafıkları oynuyor, Çelê de zulmün en büyüğünü yaptırıyor. Yediden yemişe Kürtler bu zulmü durdurun diye feryat-figan ediyor, o ise pişkinliğe vuruyor. Bir halka uygulanan vahşeti demagojik sözlerle meşrulaştırmaya çalışıyor. Polis kolejli üçüncü sınıf Pentagon patentli derin stratejistler ve diğer cambazlar ise, Padişahım çok yaşa diye tempo tutuyor. Ama bu derin stratejistlerin üç aylık zamana ayarlanmış hesap-kitaplarının açık bir bahar sendromu olduğuna bahse girerim. Haksız da sayılmazlar aslında. Zira dağ baharının Arap baharına hiç mi hiç benzemediğini en iyi yine bu cambaz stratejistler bilir. Ancak korkunun ecele faydası yok. Halk ariftir ve arife tarif gerekmez. Boşuna mı denilmiş, gecenin en karanlık anı şafak sökmeden önceki andır diye. Hayır! Roboskî katliamı bir karakıştır bu anlamda. Şafak sökmeden önceki andır. Ve çok açıktır ki üç aylık zamana ayarlanmış derin hesapların sonucudur. Dolayısıyla da bilinçli, maksatlı ve planlıdır. Katliam sonrası derin sessizlik bunun açık kanıtıdır. Çelê, Roboskî vb. katliamlarla bu halkı korkutacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sizden öncekiler de bu yolu çok denediler ama yanıldılar. Siz de yanılıyorsunuz. Daha da önemlisi, bu ülkeyi çok tehlikeli bir çukura sürüklediğini görmüyorsunuz. Belki de kendinizi Sultan Süleyman sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz... Ve diğer kalem cambazlarına, özellikle de tatlı su aydınları ile oryantalistlere, son Roboskî katliamından sonra söyleyecek laf bulamıyorum. Sadece şu kadarını söyleyeyim: Yere göğe sığdıramayacağınız haşmetmah ustalarınızın eseri olan Çelê ve Roboskî katliamları birer utanç aynasıdır. Artık istediğiniz kadar övünebilirsiniz! Bolu F Tipi Cezaevi 15

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Tuğrul Tanyol Beyaz at Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Karanlık avlularda oturdum İçimde vahşi tamtamları inlerken ölümün Tüm putların

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. DESTANLAR VE MASALLAR Tarihsel Öykü Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. Bir Anadolu Masalı... Yayın

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

Yaşama Hakkı Nerede?

Yaşama Hakkı Nerede? Sayı:3 Ocak 2009 Yaşama Hakkı Nerede? T K TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ TIP ÖĞRENCİLERİ KOLU FAKÜLTE DOKU muza Sahip Çıkalım Erdem Erkoyun Akdeniz TÖK görevlendirildiği; hiçbir tanımı olmayan konumu

Detaylı

ilk yar'larımızın sevgili dostları

ilk yar'larımızın sevgili dostları ilk yar'larımızın sevgili dostları Bu akşam da Mersin üniversitesinden sevgili İbrahim'in izlenimini paylaşıyoruz... Daha önce Mersin ekibinin her projemize gelişi ile verdiği eşsiz katkıya değinmiştik...

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR...

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... Bütün insanlığı sevgiyle kucaklayabilecek hoşgörüye sahip, geleceğin dünyasına şekil verecek, çalışkan, ufku geniş, sahip olduğu değerleri paylaşabilen, huzurun ve güvenin teminatı

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM ÜNİTE 1 VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - 1 Ad :... Soyad :... Vücudumuzu ayakta tutan, hareket etmemizi sağlayan ve bazı önemli organları koruyan sert yapıya iskelet denir. İskelet

Detaylı

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp.

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp. Sezen Aksu 2 Onaylayan Administrator Pazar, 20 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org Çok Ayýp Söz - Müzik: Sezen Aksu Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Alt Üst Modern Sanat Enstalasyonu

Alt Üst Modern Sanat Enstalasyonu Alt Üst Modern Sanat Enstalasyonu Bir Varmış Dünya Yokmuş İnsan. Onun deyimiyle dünyanın en akıllı canlısı. Dünyanın fiziki varlığından bu yana hiçlikten üretilen onca iğne ipliğin, teknolojinin ve tanımların,

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi 22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU! Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tancan Uysal, Soma daki kömür faciası hakkında çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Detaylı

NADOL. yaşam evleri. www.anadoluyasamevleri.com

NADOL. yaşam evleri. www.anadoluyasamevleri.com A yaşam evleri. www.anadoluyasamevleri.com A yaşam evleri. ... SEHIRCILIK VE KONT ALGISINI YENIDEN TANIMLIYORZ Safranbolu nun en değerli ve en büyük arazileri üzerinde hayata geçireceğimiz Anadolu Yaşam

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

İLK OK UMA KİT APLARI

İLK OK UMA KİT APLARI İLK OKUMA KİTAPLARI Bu kitabın sahibi:... Altı yaşındaki Ugo bir sabah uyanmış ve bir de bakmış ki karnının üzerinde yeşil bir aslan oturuyor! Aslan şişman değilmiş ama pek ufak tefek de sayılmazmış.

Detaylı

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý.

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Aðaçlar gördüm yeryüzü yaþýnda; Gölgesinde yaz uyur, kýþ uðuldar baþýnda.

Detaylı

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Mustafa ŞAHİN 29 Eylül 2015 Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Geçtiğimiz hafta İngiltere de Londra nın güneydoğusunda şirin bir kasaba ve üniversite şehri olan Greenwich teydik. Kasabadan adını

Detaylı

3 YAŞ EKİM AYI TEMASI

3 YAŞ EKİM AYI TEMASI 3 YAŞ EKİM AYI TEMASI Mevsimlerden sonbaharı öğreniyoruz. Çiftlikte yaşayan hayvanları öğreniyoruz. Sebze ve meyvelerin bize faydalarını öğreniyoruz. Cumhuriyet nedir? Öğreniyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı

Detaylı

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Kırgınlığım anlatılmaz On üç yaģında görücü kesti sözü Karanlıklar doğurdu içime, çürüttü özü.

Kırgınlığım anlatılmaz On üç yaģında görücü kesti sözü Karanlıklar doğurdu içime, çürüttü özü. BEN RODĠNA Aciz bir damla kan pıhtısı! Asırlardır dinmeyen sızı. Çöllerde beģinci yüzyıl uykusu ; Ġblisle eģdeğer diģilerin, Ruhunu kemiren kabusu, Toprağa, diri diri gömülüģ KORKUSU!... Bir bozkır tecavüzünden

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Yönler ve Yön Bulma. Yönler ikiye ayrılır.

Yönler ve Yön Bulma. Yönler ikiye ayrılır. Yönler ve Yön Bulma Nerede olduğumuzu anlatmak, bir yeri bulmak veya bulunduğu yeri tarif edebilmek için yönleri kullanırız. Yön, belli bir noktaya göre, bir yerin bulunduğu taraftır. Evimizin, okulumuzun,

Detaylı

Degerli ILK YAR'larimizin Degerli Dostlari, Hepimizin yuregini yakan Soma faciasindan sonra cesitli teklifler ve sorular geldi...

Degerli ILK YAR'larimizin Degerli Dostlari, Hepimizin yuregini yakan Soma faciasindan sonra cesitli teklifler ve sorular geldi... Degerli ILK YAR'larimizin Degerli Dostlari, Hepimizin yuregini yakan Soma faciasindan sonra cesitli teklifler ve sorular geldi... ILKYAR olarak Soma'daki guzel cocuklar icin cesitli dusuncelerimiz var.

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

Mitosta, arkaik anaerkil yapı Ay tanrıçalığı ile Selene figürüyle sürerken, söylencenin logosu bunun tersini savunur. Yunan monarşi-oligarşi ve tiran

Mitosta, arkaik anaerkil yapı Ay tanrıçalığı ile Selene figürüyle sürerken, söylencenin logosu bunun tersini savunur. Yunan monarşi-oligarşi ve tiran Ay tanrıçası Selene, Yunan mitolojisinde, Güneş tanrısı Helios un kız kardeşidir. Ay ı simgeler. Selene de Helios gibi bir arabayla dolaşırdı. Selene nin arabasını iki at, katır ya da boğa çekerdi. Zeus

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

AKDENİZ İN KUCAĞINDAKİ TARİH ;MAMURE Kapıdaki gişeye yaklaşıp kaleye girmek için ücret ödemek istedim. O sırada gişede oturan hanım görevlinin

AKDENİZ İN KUCAĞINDAKİ TARİH ;MAMURE Kapıdaki gişeye yaklaşıp kaleye girmek için ücret ödemek istedim. O sırada gişede oturan hanım görevlinin AKDENİZ İN KUCAĞINDAKİ TARİH ;MAMURE Kapıdaki gişeye yaklaşıp kaleye girmek için ücret ödemek istedim. O sırada gişede oturan hanım görevlinin elindeki Posta Gazetesi ne takıldı gözüm.görevli hanımın gözü

Detaylı

Nazlı Yürekler için!lk Adımım

Nazlı Yürekler için!lk Adımım Bu akşam Boğaziçi Üniversitesinden ilk projesine katılan Merve yazmış, Nazlı Yüreklere İlk Adim... Gönüllüler nasıl anlatılır... Gönüllülerin çocuklara sevgisi... Ve onların çocuklara ulaşma gayretleri...

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız:

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΔΙΕΤΘΤΝΗ ΜΕΗ ΕΚΠΑΙΔΕΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Δ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ½ ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı

Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı ...ZEDE Bir adam... Bel Plan (Görüntü adama doğru yaklaşıyor) Bir şehir... Geniş Açı Şehirde hayat akıyor... Ve insanlar... Geniş Açı Düşme görüntüsü Yüksek bir yerden düşme hissi, aşağıya doğru tilt...

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI?

DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI? DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI? Bireyin iç ve dış dünyasını algılayıp, yorumlamasında etkili olan tüm faktörlere paradigma yani algı düzeneği denilmektedir. Bizim iç ve dış dünyamızı algılamamız,

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 index Mira Avangarde Trend Combo Angel 4-7 8-13 14-19 20-27 28-35 Nazar Eslem Ottoman 36-41 42-47 48-53 Chester Dilara Lady 54-61 62-67 68-73 4 5 Hayal kurmak önemlidir.

Detaylı

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. İSTİKLÂL MARŞI'MIZ Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona. Küçümsemem ama, benzetirim

Detaylı

Öykü Yarışması Cafer ve İmkansız Diye Bir Şey Yoktur

Öykü Yarışması Cafer ve İmkansız Diye Bir Şey Yoktur Öykü Yarışması Cafer ve İmkansız Diye Bir Şey Yoktur Ahmet KATIKSIZ CAFER VE İMKANSIZ DİYE BİR ŞEY YOKTUR Nizipli Cafer, Bazı insanlar vardır tarihe geçmeye layıktırlar... Yaşama geldikleri gün belirli

Detaylı

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 Düzenleyen Administrator Salý, 15 Haziran 2010 Mersin Gazetesi KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 YAZIK Abidin GÜNEYLÝ-Mersin Küfürün adýný günah koymuþlar Etsem bana yazýk etmesem

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı