DUYARSIZLIK VE BENCİLLİK AŞILMALIDIR

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "DUYARSIZLIK VE BENCİLLİK AŞILMALIDIR"

Transkript

1

2

3 UNUTMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ, HESAP SORACAĞIZ! Onyıllardır kaybediyorlar. Kaybetmeye çalıştıkları bir insan değil yalnızca. İnsanlığın zulme karşı direnişi, yarınlar için beslediği umuttur kaybetmeye çalıştıkları. Direniş ve umut, kayıplar gibi karanlıkta görünmez olsun istiyorlar. Yoketmek istedikleri halk kurtuluş savaşıdır. Sömürü üzerine kurulmuş düzenleri, yeryüzünde alternatifsiz tek düzen olarak ilelebet sürsün istiyorlar. Kaybetmeyi sistemli bir politika haline getiren, dünyanın gelmiş geçmiş en vahşi, en insanlık dışı rejimi olan Hitler faşizmidir. "Gece ve Sis" kararıyla uygulamaya konur bu politika. Herşey gecenin karanlığında olup bitecek, herşey kalın bir sis perdesi ardında saklanacaktır. Karanlığın ve sisin içinden dalga dalga korku yayılacaktır. Esas olarak amaçlanan da budur. Hitler faşizminin mirasını ilk önce Dört devrimcinin kaybedilmek istendiğinin öğrenilmesinden sonra, başta Halkın Hukuk Bürosu avukatları, aileleri, HÖP ve Halk Meclisleri "Dört Devrimciyi Sağ Aldınız, Sağ İstiyoruz!" şiarı doğrultusunda çok çeşitli girişimlerde bulundular. Faşist devletin yetkilileri, bütün başvurulara ve girişimlere rağmen dört Cepheli'yi gözaltına aldıklarını kabul etmemektedirler. Ancak girişimler, eylemler sürmektedir. Dört devrimcinin kaybedilmek istenmesine karşı çeşitli eylemlerin gerçekleştirildiği bu dönemde solun gösterdiği duyarsızlık ise dikkat çekicidir. Genel olarak sahiplenmeme ve kanıksama içindedirler. Oysa Susurluk Devleti'nin halka karşı topyekün saldırısında önemli bir yeri olan kaybetme ve katletme politikası, yalnız Cephe'yi, Cepheli'leri değil, herkesi ilgilendirmektedir. Onların bu yaklaşımı sadece dört devrimcinin kaybedilmesine karşı ortaya çıkan bir durum değildir. Benzer yaklaşımlarla geçmişte kaybetme politikasının sistemli olarak başladığı yıllardan itibaren karşılaşılmıştır. Cepheliler birer ikişer kaybedilirken birkaç istisna dışında seyretmiş, hiçbir şey yapmamışlardır. Birşey yaptıklarında ise bunda da dar grup çıkarları çerçevesinde davranmışlardır. Özü ve adı i- tibarıyla en geniş kapsayıcılığa sahip olması gereken bir Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı bile dar grup çıkarlarının aracı haline getirilmiştir. Kayıplar gibi herkesin birlikte davranması gere- CIA aracılığıyla Latin Amerika'nın faşist diktatörlükleri aldılar. Onbinlerce insanı çeşitli şekillerde iz bırakmadan katlettiler. Bu insanlık dışı yöntemi yeni-sömürgelerin hepsi devralmakta gecikmedi. Artık faşizmin olduğu her yerde kayıplar da vardı. Türkiye oligarşisi halk kurtuluş savaşının gelişmesi, yaygınlaşması karşısında zor durumda kaldığında, CIA uzmanları, bu politikayı ülkemiz topraklarında da uygulatmaya başladılar. Ülkemizde de yüzlerce devrimcinin, yurtseverin adı "Kayıp" listelerine eklendi. Ama ne Hitler faşizmi, ne Latin Amerika'nın faşist diktatörlükleri ve ne de Türkiye oligarşisi kayıplarla umduğunu bulamadı. Bulamayacak. Hayrettin Eren yıldır kayıp. 18 yıldır Hayrettin'in annesi Elmas Eren onu bekliyor, onunla yaşıyor. Yoldaşları O'nu unutmuyor, O'nu yaşatıyor... Yani faşizm onları kaybetti, ama anaların, yoldaşlarının, halkının yüreğinden, bilincinden koparamadı. İsmail Bahçeci, Düzgün Tekin, Ali ve Ayhan Efeoğlu, Lütfiye Kaçar ve daha niceleri... Faşizm onları koparamadı bizden... Aksine yüreğimizde, beynimizde büyüdüler, büyüdüler hiç kaybolmayacak bir yerin sahibi oldular... Bugün de dört Cepheli'yi daha kaybetmek istiyorlar. Hayır kaybedemezler onları. Metin Andaç; '80 öncesinde TARİŞ Direnişi'nin militanlarındandır. Bir devrimci sendikacıdır. '90'dan sonra İzmir İşçi Hareketi Gazetesi'nin temsilcisidir... Yaşı 40'ı geçmiştir, ama onun mücadelesi 20'lik gencin coşkusuyla sürer. Bergama Köylülerinin "Metin Abi"sidir... Siyanürcü şirkete karşı 17 köyün direnişinin önderlerinden biridir şimdi... Bedrettinler'in, Çakırcalılar'ın soyundan bir halk DUYARSIZLIK VE BENCİLLİK AŞILMALIDIR ken bir konuda, gösterilen bencillik, bugün kaybedilmek istenen dört devrimciye karşı gösterilen ilgisizliğin de nedenidir. Doğru tutum, kayıplar politikasını subjektif kaygılarla belirlemek değil, kaybedilen her insanın kendi geleceğimiz olduğu gerçeğinden hareketle belirlemektir. Bu yapılmadığı ölçüde, etkisizleşme kaçınılmazdır. Halk Meclisleri ve Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun çağrılarına, eylemlerine katılmama bu yanıyla anlaşılır değildir. Duyarsızlık öylesine boyutludur ki, Açlık Grevi yapılmakta olan kurumları ziyaret etmek gibi en basit, sıradan bir dayanışma tavrı görülmemektedir. Sahiplenmemek, dayanışma içinde olmamak ö- zünde susmaktır. Sol, işkence ve infaz davalarında olduğu gibi, kayıplara karşı gösterdiği bu duyarsızlığıyla özünde susmaktadır. Katliamları, işkenceleri, kayıpları dergi sayfalarında yazmak da bir duyarlılıktır, ama yetmez, herkes bizzat eylemlilikler içinde yeralarak yükselen sese sesini katmalıdır. Unutmamalıdırlar ki, kaybetmeye çalışanların en çok güç aldığı da bu duyarsızlık ve sessizliktir. Sorumluların kimliği açıktır. Bunlar, kontrgerilla devletinin bütün kurum ve kuruluşlarıdır. Yakaları- önderidir yaşındadır. Çoluk çocuk ve torun sahibidir. O "40'ından sonra" devrimciliği bırakanlardan değildir. "Bizden geçti, artık gençler bu işi yürütsün" diyenlerden hiç değildir. Aksine o yaşına, çoluk çocuk ve torun sahibi olmasına, ev bark sahibi olmasına rağmen, mücadeleye devam diyenlerdendir... Hayır, kaybedemezler onları. Neslihan Uslu; Dev-Genç mücadelesinin, örgütlenmesinin emekçilerindendir. İYÖ-DER kurucu üyesidir. Boykotların, kitle gösterilerinin en önündedir, işgallerin içindedir. Emektardır... Bu özelliğini devrim için, görev aldığı her yerde, Devrimci Gençlik Dergisi'nde, Kurtuluş Gazetesi'nde de göstermiştir. Emekçidir, devrim için, insanları mücadeleye katmak ve mücadele içindeki yoldaşlarını devrimcileştirmek için çok emek na yapışmak, politikalarını bozmak için, yaptıkları, yapmak istedikleri herşeye tavır almak gerekiyor. Devrimciliğin, yurtseverliğin ölçütü de böylesine bir sorumluluğu gösterip-göstermemekte yatar. 15 Mayıs'ta İzmir Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun kaybedilmek istenen dört Cepheli ile ilgili Konak Meydanı'nda yapacağı açıklama öncesi yaşananlar bu konuda çarpıcı bir örnektir. İHD'lilerin aynı tarihte bir etkinliğinin olduğunu öğrenen İzmir Haklar ve Özgürlükler Platformu, İHD'lilerle görüşüp ortak etkinlik önerisi götürür. İHD'liler yasakçı bir mantıkla HÖP imzası kullanılmaması ve kaybedilen dört Cephelinin öne çıkartılmamasını dayatırlar. Bu yasakçı tutumlarının kabul edilmediğini ve HÖP'ün 15 Mayıs'ta Konak Meydanı'nda eylem yapacağını gören İHD, radyolardan "Kayıplar için basın açıklaması iptal edildi, ertelendi!" anonsu yaptırır. Tutum vahimdir. Dört Cephelinin kaybedilmesini görmezden gelmeleri yetmezmiş gibi, onlar için yapılacak eylemi baltalamaktan da çekinilmemektedir. Bu ülkenin devrimci, ilerici, demokrat, yurtsever tüm güçleri, küçük hesaplardan, grup çıkarlarından, subjektif kaygılardan çıkıp, oligarşinin kayıp politikasının karşısına dikilmelidir. Küçük hesaplar, korkular, kaygılar, kaybettirir. Susmayın. Susmak kaybettirir. Bu duyarsızlık, bu bencillik aşılmalıdır.

4 HAYATIN ARINTILARINI DEVRİMCİLEŞTİREN BİR CEPHELİ: M.ALİ MANDAL kitapları onarır, ciltler ve bizi de bu konuda uyarırdın. Kitaplara olan ilgin ve özenin hep aklımızdadır. Bazen hep birlikte dergi dağıtımına çıkardık. Gideceğimiz yere giderken sen en önde hızla yürürdün, biz arkanda koştururduk. Oysa sen hepimizden daha yaşlı, biraz toplu ve kısa boylu olmana rağmen hepimizden ataktın. Bu hızlılığını sorduğumuzda "her dakikayı değerlendirmek lazım" demiştin. Biz yorulduk dinlenelim deyinceye kadar sen bir oraya bir buraya koştururdun. Önce dört kayıbımızın adını Cephe'nin paralarının öğrendik. harcanmasına kıyamazdın. Senin de kayıplarımızın Tutumluydun. Bu nedenle her arasında olabileceğin hiç aklıma dergi dağıtımından önce bürodan gelmemişti. Sonra resimleriniz çıkmadan "bol bol su için" diye yayınlandı. Seni Maksut olarak tanımıştım. Atina Cephe tembihlerdin. Yolda su almayalım bürosundaki adın buydu. dönene kadar idare edelim diye Resminin altında da gerçek ismin açıklardın sonra. Buna rağmen biz yazılıydı: Mehmet Ali Mandal... Atina'nın sıcağında susardık. Ama adının Maksut ya da Susuzluğumuzu sana da belli Mehmet Ali olması önemli etmemek için elimizden geleni değildi. Çünkü sen hayata yapardık. El mahkum su alırdın bakışınla ve bize devrimciliği bize. Ama hemen eklerdin "her su öğreten bir YOLDAŞ'tın bizim için bir otobüs bileti daha gitti". için. Kimi kez çeşitli ailelerin evlerinde Devrimciliğin, hayatın küçük kalırdık. Yaşının büyüklüğüne ve bazen önemsiz görülebilen ayrıntılarında somutlandığını rağmen evdeki çocuklarla kurduğun öğrenmiştik senden. diyalog görülmeye değerdi. Seni Seni tanıdığımızda ilk hemen severlerdi çocuklar. Anneleri dikkatimizi çeken yanlarından çalışan çocukları sabah okullarına biri, bizimle hemen kurduğun kadar bırakırdın. sıcak ilişki ve mütevazılığındı. Kaldığın evden ayrılırken evi Tanışmamızın üzerinden çok kesinlikle dağınık bırakmaz, mutlaka geçmeden yoldaşlığının toplar, hatta kahvaltı bulaşıklarını sıcaklığın ve samimiyetinle yıkardın. hepimizin güvenini ve saygısını Maksut yoldaş, sen tüm yaşam kazanmıştın. biçiminle örnek, eğitici bir Yaşça bizden epeyce yoldaşımızdın. Senden büyüktün. Ama hepimizden devrimciliğin sessiz sedasız sıra enerjik ve ataktın. Yaptığın işleri neferi olmak olduğunu öğrendik. yarım bırakmayı sevmezdin. Çok Bazen oturur sohbet ederdik. basit bir iş bile olsa mutlaka tam Şehit düşen yoldaşlarımızdan yapardın. Elindeki iş bitmeden sözedip "hesabını tek tek soracağız" rahat etmezdin. deyişini hiç unutmuyorum. Günlük yaşamda bize Şimdi seni, sizleri kaybetmeye "sıradan" gelen işlerde bu kadar çalışıyorlar. Ama senin de söylediğin titizlenmen önceleri garip gibi hesabınızı tek tek soracağız gelmişti. Zamanla hayatın her Maksut yoldaş. Sizleri ayrıntısını devrimcileştirmeden kaybedebilirler ama asla Parti kişiliğine ulaşılamayacağını yokedemezler. Hafızamızı yok kavramaya, görmeye başladık. edemezler çünkü. Kinimizi, Önüne koyduğun hedef, "Partili Kişilik'ti. Bu kişiliğin küçük öfkemizi yokedemezler. Sizleri büyük iş ayrımı yapmadan her sıktığımız kurşunlarla, patlattığımız işini özenle yapması bombalarla, haykırdığımız gerektiğinden sözederdin. sloganlarla daima selaml Sen, en yoğun işlerin arasında ayacağız.* bile bir fırsatını bulur, yıpranmış

5 Kadın erkek farketmez birçok yoldaşımız, tabii kadınlar ağırlık olmak üzere çok sık kullanırız bu cümleyi... Özeleştirilerde özellikle çok karşımıza çıkar... Duygusalımdır... aileme karşı, özellikle anneme karşı duygusalımdır... çabuk duygulanırım... bu duygusallık beni çok etkiler... Ne anlama geldiğini aslında çok iyi biliriz bu cümlenin ama itiraf etmek "işimize gelmez" Hatta masum bile göstermeye çalışırız. Sekterliğe göre liberalizm daha masum gelir, "daha anlaşılır daha hoşgörülür" bir durumdur. Ne de olsa liberal bir kişilik kavgacı değildir birçok insanla da iyi geçinir. Duygusallık da hep öyle düşünülür... Oldukça yumuşak masum bir durumdur. "... Üstelik bir insanın annesini sevmesi ve özlemesi kadar, yolda gördüğü üstü başı yırtık bir simitçi çocuğa acıması kadar masum ne olabilir ki... Yoldaşları katledildiğinde üzülüp ağlaması ne kadar doğal bir durumdur. Aksi ise insanlık dışıdır, mekanik-liktir ayrıca ağlamak da, üzülmek de, özlemek de, sevmek de hep insana has duygulardır Elbette birçok şeyden soyutlayıp tek başına ele alındığında bunlar açıklanabilir, anlaşılabilir ve doğal bir durumdur kimse aksini iddia edemez. Ama bu kavramlar öylesine süslenmiş ve masumlaştırılmış ki olumsuz değil de sanki çok olumlu, her insanda mutlaka bu anlatıldığı şekilde kavranması gereken bir durum halini almıştır. Hayır öyle değil, öyle olmadığı da yaşam içinde onlarca kez ispatlanmış bir durumdur. Tam tersine kaçışın, kendini ve gerçeği inkarın, inançsızlığın teorisi haline getirilmiştir. Kendisini bu şekilde masum göstermeye çalışanları acımasızca eleştirmek ise en belli başlı görevimiz olmalıdır. İki DUYGU- SAL KADIN anlatmak istiyorum; birisi HAYAT, diğerinin ise ismi lazım değil zaten o şimdi, "insani" dediği, "insana has" dediği herşeye ihanet etmiş bir zavallı olarak "yaşıyor", nerede yaşıyor ne yapıyor bilmiyorum, çok da önemli değil artık. Ama içinde o çokça sözünü ettiği "insana has" şeylerden bir parca da kalmışsa Neslihan onu etkilemiştir. Hareket özel geçici bir iş için uyanık, dinamik ve işbitirici birisini istemişti. Ve bu işin sonunda illegal çalışmaya da hazır bir insan olması gerekiyordu. Tüm alanlara sorduk. Gençlik Neslihan'ı gönderdi. Görevin ne olduğunu bilmiyordum sadece kalacağı yere onu götürecek ve tanıştıracaktım. Gençlik onunla konuşup bana gönderdi. Kısa bir süre sonra 17 Nisan operasyonunu yaşadık. Operasyondan birkaç gün sonra Hayat'ı bıraktığım ev sahibi geldi "... Hayat dün evi terketti, giderken çocuklarla konuşmuş onların kumbaralarındaki bütün parayı almış ve çocuklara borç olarak aldığını, mutlaka ödeyeceğini söylemiş ve çocuklarda vermiş..." dedi. Durumu gençlikteki arkadaşa ilettik, ilk yaptığımız yorum "... kaçmış olabilir, operasyon nedeniyle kendince güvenlik almış olabilir..." oldu. O arada bir alan sorumlusu başka bir arkadaşı daha arıyorduk. Yoktu... gidebileceği birçok yere ulaşıp sorduk. Kendine bağlı temel bir ilişki ile birlikte yoktu, bulamıyorduk, gözaltına alınmış olabileceğini düşündük. Aradan üç gün geçtikten sonra HAYAT'ı bulduk, gözaltından çıkan birisi şubede olduğunu söyledi. Bir süre sonra Hayat savcılığa çıkarıldı ve bırakıldı. Gençlik onu hemen sorguladı ve sorgulama sonucunda DSG'nin karşısına çıkarma, orada özeleştiri verme kararı çıktığını söyledi. Her alan ve birimden birkaç arkadaşın katıldığı bir toplantıya Hayat getirildi. Gençlik her yaptığı iş gibi Hayat'ın DSG karşısına çıkarılmasını çok ciddiye almıştı. Mahkeme salonu gibi düzenlenmişti toplantı yeri. Gençlik sorumlusu arkadaş Hayat'ın suçlarını söyledi, Hayat'ın suçları HABER VERMEKSİZİN GÖ- REV YERİNİ TERKETMEK, HALK İLİŞKİSİNE YALAN SÖYLEMEK, ONU KULLANMAK, İZİN ALMAK- SIZIN EYLEM YAPMAK... O her za- BEN ÇOK DUYGUSALIM! manki espri yapan yüzünde sürekli tebessüm olan Hayat yoktu o gün salonda. Bütün yüzü damar damar olmuştu, kıpkırmızıydı. Son suçu kabul etmiyordu "ilişkimize yalan söylemedim, çocuklara söz verdim borcumu ödeyeceğim dedim ve onları ikna ettim kandırarak almadım paralarını" diyordu... diğer suçlamalar için ise "... televizyonda 17 Nisan direnişini izledim, bayrağımızı gördüm camda, 11 kişi katledilmişti, bir anda karar verdim, beklemek zor geldi, üstelik daha ne kadar bekleyeceğimi de bilmiyordum, görevime başlamamıştım, yapmayı ve kullanmayı bildiğim tek silahtı molotof... param yoktu... Çocukları ikna ettim, kandırmadım, borç olarak aldım kumbaralarındaki parayı. Sonuç olarak DUYGUSAL DAVRANDIM... Hayat beş molotof yapmış, üçü patlamamış ikisini ise kullanmıştı. Hepimizi etkilemişti söyledikleri. Kimse birşey söyleyemiyordu. Aslında herkes bir parça hak veriyordu Hayat'a... Ama sonuçta bir ay ilişkileri donduruldu. O zaman düşündüm bu karar doğru mu, en azından eksik olduğunu düşündüm. Suç, ceza, tüzük, kural bunlar elbette bir örgütün temel taşlarıdır. Ama bugün eminim bir örgüt asla sadece tüzükle, kuralla, suç ve ceza ile varlığını sürdüremez, belki kurulur bir adı da olur ama ancak bu duygular bu duygusallıklar üzerinde büyür. Ve bugün eminim hiçbir kural, hiçbir tüzük yaşamın her ayrıntısını asla düzenleyemez. Diğer kayıp olan bulamadığımız duygusal kadın Mayıs ayının ortasında çıktı geldi. O da aynı şeyi söylüyordu. "... Duygusallaştım, 11 yoldaşımın birden öldüğünü duyduğumda çok kötü oldum... üstelik biliyorsun ben çok hastayım... hassaslaştığım dönemlerde daha da artıyor hastalıklarım... ve başladı hastalıklarını anlatmaya. O çok büyük bir sır gibi anlatılan, bir türlü teşhisi konulamayan ve bu nedenle de tedavisi mümkün olmayan kadın hastalıkları vardı. Hele birde duygusal bir atmosfere girdiğinde bir türlü kendinde ayağa kalkacak gücü bulamıyordu. Tansiyonu bir iniyor bir çıkıyordu, yüksek tansiyon desen değildi, düşük tansiyon desen o da değildi, bu nedenle alanın tüm ilişkilerini terkedip yanına bir de alandan bir arkadaşını alarak bir sahil kasabasına gitmişti... hem de bu duygusallık yüzünden hiç kimseye haber vermek gelmemişti içinden... Hastalıklarını uzun uzun an- lattı... bu anlatıma inanırsak vücunda hiçbir organın çalışmaması gerekirdi, saçının telinden ayağının tırnağına kadar her yeri anlaşılmaz bir biçimde ağrıyordu, hele belini hiç doğrultamıyordu, bir de şehit olanların onun üzerindeki emeğini düşündüğünde iyice duygusallaşmış ve bunalıma girmişti. Hiç doktora gitmedin mi, tedavisi yok mu bu hastalıklarının diye sordum, hayır bir türlü teşhis konulamamıştı hastalıklarına. Raporunu yazmasını istedim başka da birşey ne sordum, ne konuştum o duygusal kadına. Ama emindim tıp mucizeler bile yaratsa bu kadının duygusallığının tedavisini bulamazdı. Bilim çaresizdi bu duygusallık karşısında. O bir ölüydü, duyguları olmayan bir ölü. Ölüyü diriltmek ise en azından şimdilik bilimin başaramadığı bir iştir. Duygusal olmak ne demek diye düşünürüm sık sık. Herkes çok kolay söyleyiveriyor bunu. Aileme karşı, özellikle anneme karşı duygusalımdır deniyor. Herşeyden soyutladığında kim annesini, babasını, kardeşlerini sevmez... durduk yerde hiçbir neden olmaksınız aksini söylemek çok dengeli bir ruh hali olmasa gerek. Ama ne zaman ki iki güç çatışmaya başlar, ne zaman ki düzen ve devrim tercihi karşı karşıya gelir o zaman ilk karşımıza çıkan olur aile. Bizim zayıflıklarımız ise bunu görmemizi engeller tabii. Kimin hoşuna gitmez buğday tarlasının eteklerindeki gelincikleri seyretmek, üzerine onlarca türkü yakılan turnaları kim beğenmez, portakal çiçeği kokusunu, iğde kokusunu kim duymak istemez ya da bir yaz akşamında bulutsuz bir gecede parlayan yıldızlar. Samanyolu kimin hoşuna gitmez. Fırat Türküsü kimi alıp götürmez Fırat'ın kenarına... Bunlar mı duygusallık acaba? Neden 18'inde delik deşik edilmiş bir genç kızın bedeni duygusallaştırmaz insanı da "aman oğlum gitme, kızım gitme, senden başkası yok mu..." deyip sızlanan ana duygulandırır. Çok basit aslında cevap... Hiçbirimizin 18'indeki genç kızı Nazım'ın Tanya'yı anlattığı gibi anlatabilme becerisini göstermesini beklemiyoruz elbette. Ama duygu ve duygusallığında bu olmadığından eminim. 18'indeki Sibel'e karşı duygusal olmak, öfke duymak, hesap sormak, intikamını almaktır. Bunu yapma cüreti olanlar ancak ben duygusalım diyebilirler... Aksi yalandır, riyakarlıktır, zavallılıktır. Elbette herkes bu duygusallığını Neslihan gibi gösteremez. Ama en azından Neslihan nezdinde duygusallığını sorgulayabilir. Duygusal olunacaksa Neslihan gibi duygusal olunmalıdır. Duygusallık budur deme cüretini gösterebilmelidir. En azından duygularımızı kirletmemelidirler. Buna izin vermemeliyiz. BİRYOLDAŞI *

6 Neslihan'ları kaybetmek, Akın Birdal'ı katletmek isteyen ÇETELERİN BAŞI MGK'DIR HÜKÜMETTEKİ VE MUHALEFETTEKİ TÜM BURJUVA PARTİLERİ SUÇ ORTAKLARIDIR - BİR KEZ DAHA GÖRÜLMÜŞTÜR Kİ; SUSURLUK DEVLETİ İŞBAŞINDADIR - SUSURLUK, KATLEDEN, KAYBEDEN KONTRGERİLIA DEVLETİDİR. - KONTRGERİLIANIN MAHKEMELERİ, MGK'NIN KUKLASI PARLAMENTO SUSURLUK 'U ÇÖZEMEZ - SUSURLUK'UN HESABINI ANCAK HALKIN ADALETİ SORABİLİR, - SUSURLUK DEVLETİNE ANCAK HALKIN İKTİDARI SON VEREBİLİR - HALKIN İKTİDARI İÇİN TEK YOL DEVRİMDİR Akın Birdal'a silahlı saldırıda bulunanların yakalanmasıyla unutulmaya yüz tutmuş olan Susurluk tekrar gündeme çıktı. Ancak bu sefer çok daha dar biçime sokularak. Sanki Susurluk sadece Yeşil'den ibaret. Daha önce de bütün çete faaliyetleri Çatlı, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve birkaç özel timci, Çiller ve sonrasında bunlara eklenen Yeşil çerçevesine sıkıştırılmaya çalışılmıştı. Çiller hükümetten gitti, Ağar da bakanlıktan, İbrahim Şahin ve birkaç özel timci de şimdilik kızağa çekilmiş durumda. Çatlı yok. Mehmet Eymür, Korkut Eken gibi kontra şefleri de eski görevlerinin başında değiller. Ama çetelerin icraatı durmuyor. İnfazlar, kayıplar sürüyor. Gözaltına alınan Neslihan Uslu, Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal, Metin Andaş'tan 31 Mart'tan bu yana haber alınamazken Akın Birdal'a katletmek amacıyla saldırı gerçekleştiriliyor. Devrimcilerin kaybedilmek istenmesine hemen her zaman olduğu gibi burjuva medya, reformizm, İHD, hatta genel olarak sol pek bir ilgi göstermeyip vurdumduymaz tavrını sürdürürken, Akın Birdal'a saldırıyla ortalık epeyce hareketlendi. Burjuva medya ve başta başbakan olmak üzere tüm hedef saptırma gayretleri işe yaramayıp, devlet "töhmet" altında kalınca saldırıyı gerçekleştirenler yakalandı. Ve fail de bulundu: Yeşil. Ardından başbakan Yılmaz açıklama yaptı; "Devlet töhmet altında kalmaktan kurtulmuştur." Sanki Yeşil bu devlete çalışmıyormuş, sanki bu güne kadar yaptıklarını devletten habersiz yapmış gibi herşeyi Yeşil'in sırtına yıkıp kontrgerilla devleti aklanmaya çalışılıyor. Geriye sanki bir o kaldı. O da yakalandı mı, ya da öldü mü Susurluk'un da işi bitecek, defter kapatılacak! Peki gerçekten öyle mi? Bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Çetelerin Yeşil'den ibaret olmadığını, Susurluk devletinin aynen yerinde durduğunu devrimciler ve dolaylı da olsa birkaç burjuva yazar ve aydının dışında yüksek sesle söyleme cesaretini gösterebilen de yok. Akın Birdal'ın katledilmesinin emrini Yeşil'in verip vermediği, katliamı gerçekleştirmek isteyen çetenin neden yakalandığı çeşitli spekülatif yorumların konusu olabilir. Gerçek olan Susurluk devletinin yerli yerinde durduğu, çetelerin korunduğu, küçük bir kısmı şimdilik dinlenmede olsa da faaliyetlerini sürdürdüğü ve Susurluk devletinin başında da MGK'nın olduğudur. Bir biçimiyle Yeşil'in tasfiye edilmesi bile bu gerçeği değiştirmez. Hedefin saptırılmak ve daraltılmak istenmesi oyunlarına gelinmemelidir. Tüm karakollarından şubelerine kadar ülkenin her köşesinde süren işkencenin emrini Yeşil mi veriyor? Yüzlerce işkenceci Yeşil'in adamı mı? Adana'da İstanbul'da gerçekleştirilen infazlar Yeşil'den emir alınarak mı gerçekleştirildi? İnfazları yapanlar da yine Yeşil'in adamları mıydı? Neslihan'ları gözaltına alıp kaybetmek isteyen Yeşil mi? Hemen her ilde insanları kaçırıp, gözaltına alıp tehdit ederek işbirliğine zorlayan polis, MİT çeteleri hep Yeşil'in adamları mı? Eğer öyleyse aferin ona MGK'sı, parlamentosu, ordusu, polisi de halt etmiş, bu ülkeyi tek başına Yeşil yönetiyor demektir? Ama bu bir bakıma doğru. Evet ülkeyi Yeşil yönetiyor ama bu bildiğimiz Yeşil yani Mahmut Yıldırım değil başka ve asıl Yeşil'dir: Uzun yıllardır onun da emrinde çalıştığı kontrgerilla ve onun başı MGK'dır. İNKAR VE YALANLAR ORDUNUN ÇETELERLE İLİŞKİSİNİ GİZLEMEYE YETMİYOR Şu son bir ay içinde olup bitenler bile ordunun çetelerle olan ilişkisini çok açık biçimde bir kez daha gözler önüne sermiştir. Birdal'a yapılan saldırının arkasından Astsubay uzman çavuş Cengiz Ersever'in çıkması, Yeşil'le ilişkileri ve Yeşil'in MGK'dan Jandarma Genel Komutanlığı'na, çeşitli il jandarma komutanlıklarına kadar pek çok yerle ilişkisinin telefon kayıtlarıyla ortaya serilmesi üzerine Genelkurmay'ın açıklamalar yapmak zorunda kalması suçüstü yakalanmasının ve teşhir olmuşluğunun bir sonucudur. Ama bunların asılsız olduğunu söyleyen Genelkurmay telefon ilişkilerini yayınlayanlar hakkında dava açmıyor, açamıyor. Çünkü, ortada inkar edilemeyecek belgeler var. Aynı Genelkurmay daha önce de kayıtlara geçen Çatlı ile Tuğgeneral Veli Küçük arasındaki telefon ilişkisini inkar etmiş ama daha sonra birkaç kısa telefon görüşmesinin çete ilişkisine kanıt oluşturamayacağı açıklaması yaparak Veli Küçük'ü aklamaya çalışırken bu ilişkiyi itiraf etmişti.

7 Hüsnü Dağ Genelkurmay adına yaptığı açıklamada, "TSK bugüne kadar her türlü yasadışı organizasyonların dışında ve karşısında olmuş, bundan sonra da olmaya devam edecektir. TSK, her türlü suç örgütünün üzerine sonuna kadar gidilerek, toplumda huzur ve güvenin sağlanmasına destek vermektedir" diyor. Göz göre göre hala yalan söyleyip halkı kandırmaya çalışıyorlar. Madem TSK her türlü yasadışı organizasyona karşıydı aylar boyunca Susurluk'la ülke çalkalanırken, MGK neden bir kez olsun gündemine Susurluk'u almadı? Öğrenci olayları MGK'nın gündemine alınacak kadar "ülkenin güvenliği" için önemli bulunuyordu da çetelerin ülke güvenliğiyle hiç mi ilgisi yoktu? Tabii MGK Susurluk'u gündem yapmak istemez. Çetelerin başı, binlerce insanın katledilmesinden, yüzlerce insanın kaybedilmesinden birinci dereceden sorumlu olan generaller kendi kendilerinin yakalatılmasını, halka karşı işledikleri suçların ortaya çıkarılmasını mı isteyecekler? Madem, ordu "huzur ve güvenin sağlanmasına destek vermektedir" de o zaman Yüksekova çetesini ortaya çıkaran, Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu'na çeteler hakkında sınırlı da olsa bilgi veren jandarma istihbaratçısı Astsubay Hüseyin Oğuz neden görevinden alınıp önce sürgün, sonra emekli edildi ve susturuldu?... Yüksekova çetesiyle ilişkisi apaçık ortaya çıkan subaylar hakkında, Veli küçük hakkında ne yapıldı? Hiçbir şey. Görevlerini sürdürüyorlar, üstelik rütbeleri terfi ettirilerek. Susurluk devletine yıllarca hizmet etmiş Emniyet istihbaratçısı Hanefi Avcı diyor ki, "Yesil in MiT'e ait telefon numaralarıyla yaptığı konuşmaların kayıtlarına bakıldığında Yesil'in... Ersever, Tufan ve Fulin'le telefon görüşmeleri yaptığı görülecek. Zamanında benim söylediklerim dinlenseydi... bu kişiler yakalanacak ve belki de Birdal'a yönelik silahlı saldırı olmayacaktı." Yani astsubay Cengiz Ersever'in kim olduğu, Yeşil'le bağlantıları aylar öncesinden MGK tarafından da, devletin bütün kurumları tarafından da biliniyordu. Daha önce çetelerle ilgili olarak basında adı da çıkmıştı. Peki buna rağmen ne yapılmış? Ordudan açıklama yapılıyor: "Hakkında soruşturma açıldı, ama mahkeme beraat kararı verdi, ne yapalım?" Görüyor musunuz, mahkeme (o da doğruysa) kararlarına ne kadar saygılılar(!) Peki aynı ordu değil mi her sene yüzlerce subayı hiçbir mahkeme, yargılama yapmadan ordudan atan? Ama konu çeteler, ölüm mangaları olunca koruyucu zırh hemen devreye giriyor. Kaldı ki sorun çetelerle ilişkisi belgelenmiş birkaç subayın tasfiyesi de değildir. Çok zorda kalsalar onu da yapabilirlerdi ama yapmadılar. Bir Veli Küçük'ü hatta bir astsubayı bile gözden çıkarmadılar. Çıkarsalardı bir şey mi değişirdi? Hayır. Üç-beş özel timciye, Ağar'a, Eymür'e şimdilik bir kenarda durun dediler birşey değişti mi? Baş, gövde duruyor. Birkaç parmak kaybedilmiş bu bir şeyi değiştirmez. Yerine yenileri bulunur. Nasıl ki Birdal olayında olduğu gibi yeni çeteler, ölüm mangaları kuruluyor, Susurluk devleti olduğu yerde durdukça çeteler de her zaman varolur. İnfazlar, kaybetmeler, işkence, katliamlar sürer. Susurluk sürecinde olduğu gibi icraatlarına bazen belki bir süre dur denir, daha ağırdan gidin denir ama bu hep böyle sürmez. Faşizm iktidarda olduğu sürece, halk faşizme teslim olmadığı, hak, adalet aradığı sürece, devrimci mücadeleyi bitiremedikleri sürece kontrgerilla da, çeteler de olacaktır. Çünkü oligarşi onlarsız ayakta kalamaz. HALKLA ALAY EDİYORLAR Bir başbakan var, zavallı mı zavallı. Ama kendi zavallı durumuna bakmadan, oynanan oyunun figüranı olmaya devam ediyor. Önce "örgüt içi hesaplaşma" dedi. Ardından kontra çetesi yakalanıp Yeşil'le ilişkisi ortaya çıkınca, pişkin pişkin "Benim öyle beyanat vermem saldırganların rahat davranmasını ve daha kolay yakalanmasını sağladı" demeye başladı. Yüzsüzlük bu kadar olur. Mesut Yılmaz'a daha önce Yesil'in öldürüldüğünü açıkladığı hatırlatılıyor, cevap olarak "yanıltıldığını" söylüyor. Koca başbakan sorumlusu olduğu devletin kurumları, istihbarat örgütleri tarafından yanıltılıyor. Hadi burası Türkiye, herşey olur. Ancak Yılmaz'ın "Sizi Yeşil konusunda yanıltanlar için ne yaptınız?" sorusuna verdiği cevaba bir bakın: "Yurtdışına gönderdik işte." Cezalandırmıyor, ödüllendiriyor. Şimdilik biraz gözden ırak olun diyor. Yeşil bir orada bir burada görülüyor. Şu baskından kurtuldu, şurada elimizden kaçırdık deniyor. Adam elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Yılmaz "diğer kurumlar yardımcı olursa yakalanır" diyor. Demek ki diğer kurumlar yardımcı olmuyor, Yeşil'i koruyorlar. Kim bu kurumlar? Malum: Ordu, MİT, JİTEM, polis. Daha önce Yesil'in nerede olduğunu bildiklerini, denetim altında olduğunu söyleyen Eyüp Aşık'a Yeşil'i soruyorlar. Başıyla ağaçları gösteriyor. Ukala, saygısız, şerefsiz. Adalet Bakanı Oltan Sungurlu'nun açıklaması ise klasik: "Devlet adına işlendiğini icap ettirecek şüphe de ortada yok." Bitti. Mehmet Ağar'dan Oral Çelik'e kadar kontrgerilla şefleri ve çete artıkları "Ne yaptıysak devlet adına yaptık" diyor. Cengiz Ersever "Yeşilden talimat aldım" diyor. Yesil'in devlete çalıştığı ayan beyan ortada, Sungurlu hala kalkıp "Devlet adına işlendiğini icap ettirecek şüphe de ortada yok" diyor. Bu devlet kim? Bilinmeyen, hiçbir suç işlemeyen, çetelerle falan bir ilişkisi olmayan, süt kadar ak şu devleti bir gösterseler de herkes tanısa. Ersever'e sorgusunda Akın Birdal'a saldırı dışında hiçbir şey sorulmuyor. Bunun nedenini soran gazetecilere üst düzey emniyet yetkilisinin verdiği cevap gerçekten kargaların güleceği cinsten: "Birgün alıp geldik. İkinci gün gözaltı müzekkeresi düzenledik. Üçüncü gün savcılık işlemlerini yaptık. Birgün yer gösterdik. Sorgulamaya vaktimiz kalmadı." Hani şu gözaltına aldığı yüzlerce kişiyi üç günde sorgulayan emniyeti tanımasak, bilmesek üç tane adamın sorgusunu yapamadıklarına inandıracaklar milleti. Cengiz Ersever'in sorgulattırılmadığı iddialarının olduğunu söyleyen gazetecilere İçişleri Bakam Murat Başesgioğlu ise "Emniyet güçleri sorgu konusunda hassastır. Sorgu da yapılmıştır... Hiç kimseden saklayacak, gizleyecek, örtecek birşey imiz yoktur... Bu olay aydınlatılacaktır dedik ve olay aydınlatıldı" diyor. Aslında bu cevapla iddiaları doğruluyor. Başka olaylara ne oldu? 88'den beri Yeşil'le ilişkisi olan Ersever'in yaptığı bütün iş topu topu Akın Birdal'a saldırıyı organize etmek miydi? Polisin sorguda sormadığı, içişleri Bakanı'nın sözünü etmediği bazı sorular ise burjuva basının sayfalarında soruluyor: "- 5 kasım 1993'te cesedi bulunan JlTEM'in kurucularından Binbaşı Cem Ersever ile Çavuş Ersever'in ilişkisi neydi? yılından beri sağ kolu olarak çalıştığı Yeşil'le birlikte başka hangi olaylara katıldı? - Güneydoğu Haydar, İstanbul'da Fırat kod adlarını niçin kullandı? - Dört yıldır birlikte yaşadığı Cihan Tanzim adlı kadının üzerine kayıtlı 5 ev, Ersever ve yakınlarının mal varlığı araştırıldı mı? - Tetikçilerin ifadelerinde geçen Silivri'deki kampta 20 kişiye eğitim veren "Kubilay" isimli kişi kimdir?" Mesele fazla kurcalanmak istenmeyip, amaç üzerini örtmek olunca tabii bu kadar basit soruları sormak ne polisin işine geliyor, ne de İçişleri Bakanı'nın. Velhasıl halkın gözleri önünde alay edercesine oyun oynanmaya devam ediliyor. YEŞİL YAKALANIRSA NE OLUR? Yeşil öldürülse de, sağ yakalansa da bu devletin işine gelir. Çünkü öyle bir hava yaratıldı ki sanki bütün pis işlerin, faili meçhullerin sorumlusu Yeşil. Bütün işler onun başının altından çıkmış. O öldü mü ya da yakalandı mı herşey bitmiş olacak. Artık çeteler falan olmayacak. Mesut Yılmaz "Yeşil yakalanmazsa Susurluk karanlıkta kalır" diyor. Hadi yakalandı, konuşmadı ne olacak? Bir şey olmaz. Kendi konuşmak isterse de konuşturmazlar. En çok üç beş olayı aydınlattık diyerek Susurluk dosyasını kapatırlar. Hepsi o. Öldürülmüş olduğu "anlaşılırsa" ya da ölü ele geçerse de sonuç pek değişmez. Onlara göre devlet aklanmış olur. SUSURLUK'UN ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNE İZİN VERMEYELİM, CEPHE'DE BİRLEŞELİM, İNFAZLARIN, KAYIPLARIN, FAŞİST SALDIRILARIN HESABINI SORALIM Başta hükümet olmak üzere Yeşil'in Antalya'daki villasında kalırken 1995-'96 yıllarında kullandığı numaralı telefondan görüşme yaptığı yerler: Cumhurbaşkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu, jandarma Genel Komutanlığı, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Antalya İl Jandarma Komutanlığı, İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı, Zırhlı Birlikler Okul Komutanlığı, Beşiri İlçe Jandarma Komutanlığı. Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığı, Gebze İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı, Tekirdağ Topçu Taburu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Başbakanlık MİT Müsteşarlığı, İstanbul Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü, Iğdır Emniyet Müdürlüğü, YEŞİLİN (MAHMUT YILDIRIM) TELEFONLA GÖRÜŞTÜĞÜ YERLER Kadıköy Emniyet Amirliği, Kozyatağı Polis Karakolu, Savaştepe Kaymakamlığı. Viranşehir Belediye Başkanlığı, Atalar Ağır Nakliyat, Ersin Zorluer, Münir Teoman Kıdem, Ahmet Oğuz Ata, Hüseyin Özalp, Murat Çekli, Senam Keieşabdioğlu, Kamil Atağ, Yeşil'i Telefonla arayanlar: Başbakanlık MİT Müsteşarlığı, Ankara MİT Merkezi, Viranşehir Belediyesi, Antalya Valiliği Sağlık Müdürlüğü, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, İslanbul Telefon Başmüdürlüğü. Yeşil'i Antalya'daki telefon numarasından, en çok arayan da MİT olmuş. Yeşil'in Ankara'daki evinde bulunan numaralı telefonundan yıllarında görüşme yaptığı yerler: Jandarma Genel Komutanlığı, Jandarma Asayiş Komutanlığı, Bingöl Jandarma Komutanlığı, Duran Fırat (MİT çi), DYP Bingöl İl Başkanlığı, ANAP Bingöl İl Başkanlığı, RP Ankara İl Başkanlığı, Elazığ Belediyesi, Viranşehir Belediyesi, Gümrük Başmüdürlüğü, Hasan Eryılmaz, Kamil Atağ, İ. Halil Keleşabdioğlu, Mehmet Çubuk.

8 KURTULUŞ 0 parlamentodaki tüm partiler Susurluk'u unutmuşlar ve halka da unutturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Mahkemeler çeteleri aklama görevini üstlenmiş, çeteleri serbest bırakmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Göstermelik için olsa bile tek kurban verilmek istenmiyor. Öte yandan infazlar, katliamlar, kayıplar sürüyor. Demokratik kurumlar, evler basılıyor. Yüzlerce insan gözaltına alınıyor, işkenceden geçiriliyor. Halkın en meşru örgütlenmelerine, hak talebine, gösteri yapmasına tahammül edilemiyor. Kayıplarını arayan, hesap soran kayıp yakınlarına saldırılıyor. Onyıllarca çalışıp, sömürülen insanlara emekli olup ne yapacaksınız, öldükten sonra sizi emekli yaparız denip emeklilik yaşı yükseltiliyor. YÖK üniversitelerden devrimci-demokrat öğrencileri temizlemek için polisin görevini de üstleniyor. Üniversite dışında eylemlere katılan öğrencilerin bile okuldan atılabilmesi için yasal düzenlemeler yapılıyor. Herşey emperyalizm ve işbirlikçilerinin sömürünün ve zulmün sürmesi, halkın hak, adalet ve özgürlük arayışını engellemek içindir. Halka yapılan tüm saldırılardan, zulümden MGK kadar, MGK'nın aldığı saldırı kararlarını onaylamaktan, kendi çıkar ve koltuklarını düşünmekten, halkı aldatmaktan başka bir şey düşünmeyen hükümeti, muhalefetiyle tüm burjuva partileri de sorumludur. Bu parlamento, bu partiler halkın hiçbir sorununu çözemez, çözmek istemez. Çünkü onlar halkın bu zulüm düzeninden kopmasını, devrim saflarında yer almasını engellemek, halkı oyalamak ve kandırmak için vitrine konulmuş figüranlardır. Hiçbirinin Susurluk çetelerini temizlemek gibi bir derdi yoktur. Çünkü Susurluk bu düzenin kendisidir, devletin kendisidir. Parlamento, burjuva partileri bu düzenin devamını sağlamak için vardır. Bu düzen, bu Susurluk devleti yıkılmadan, Susurluk çeteleri ortadan kaldırılamaz. Sömürü ve zulüm düzenini yıkmak istemeyenler, devamı için çalışanlar halkın yanında olamazlar, halkın çıkarlarının savunucusu olamazlar. Susurluk devletinden hesap soracak olan da, Susurluk iktidarını yıkacak olan da halktır. Halkın örgütlü gücüdür. Cephe, HALKTIR, halkın örgütlü gücüdür. Örgütlenmek, hesap sormak ve Susurluk iktidarını yıkıp, halkın iktidarını kurmak için vardır. Kayıpların, katliamların, faşist saldırıların hesabını sormak için, CEPHE SAFLARINDA BİRLEŞELİM, HESAP SORALIM. Susurluk iktidarını yıkıp halkın iktidarını kurmak için, CEPHE SAFLARINDA BİRLEŞELİM, SAVAŞALIM, KAZANALIM. * Dört Kayıp ile İlgili Tepkiler Devam Ediyor KAYBEDENLER KAYBEDECEK Neslihan USLU, Metin ANDAŞ, M. Ali MANDAL, Hasan AYDOĞAN'ın kontrgerilla tarafından kaybedilmesine karşı ülkenin birçok yerinde tepkiler artarak devam İSTANBUL Çevre Radyo'nun Genel Yayın Yönetmeni Şair Ruhan Mavruk basına yazılı açıklama yaparak "Gözaltında kayıplara, katliamlara karşı mücadele vermek, hepimizin insanlık görevidir. Çok geçmeden ve sıra bize gelmeden bu onurlu mücadeleye katılmalıyız" dedi. Kartal Meydanı'nda kayıplarla ilgili 31 Mayıs Cumartesi günü saat 15.00'de Eğtim-Sen 5 Nolu Şube ile EMEP Kartal İlçe örgütü üyelerinin de katıldığı yaklaşık 150 kişi bir basın açıklaması yaptı Kayıpların resimlerinin taşındığı açıklamada şunlara değinildi; "Kayıpların devletin düzene muhalif insanlar için yıllardır uyguladığı bilinçli bir politika olduğu, ülkemizde bugüne kadar yaklaşık 1500 insanın kaybedildiği, en son olarakta 31 Mart'ta İzmir'de kaçırılarak kaybedilmeye çalışılan Metin Andaş, M. Ali Mandal, Hasan Aydoğan'ında bu listeye eklenmek istendiği söylendi. Son olarak daha fazla kayıp olmasını istemiyorsak bu konuda herkesin daha duyarlı olması gerekir denilerek açıklama 15.20'de bitirildi. Gülsuyu Heykel durağına kaybedilen dört devrimci için "Kayıpların Hesabını Soracağız" yazılı ve DHKC imzalı bomba süsü verilmiş bir pankart asıldı. Bahçelievler'de bir sivil faşiste ait kuaför DHG tarafından molotoflanarak tahrip edildi. Saat 24.00'te gerçekleştirilen eylemde "Kayıpların Hesabını Soracağız- DHG" yazılı pankart asıldı. İkitelli; Polisle işbirliği halinde olan bir faşiste ait dükkan ve araba İkitelli, Devrimci Halk Güçleri tarafından tahrip edildi. Eylem Dersim'de şehit düşen DHKC gerillaları Zeynep Korkmaz ve Hüseyin Kılıç ile İzmir'de kaybedilen Neslihan Uslu, Metin Andaş, M. Ali Mandal, Hasan Aydoğan'ın hesabını sormak için yapıldı. AYDINLARDAN KAYIPLAR İÇİN BASIN AÇIKLAMASI Türkiye Opera ve Bale Araştırma Vakfı'nda (TOBAV) 1 Haziran günü 31 Mart'tan beri kendilerinden haber alınamayan Neslihan Uslu, Metin Andaş, Hasan Aydoğan ve Mehmet Ali Mandal'ın akıbetlerinin açıklanması için basın açıklaması yapıldı. Saat 14.00'de başlayan basın açıklamasında 110 sanatçı ve aydının adına konuşan şair Ruhan Mavruk "Bergamalı Metin Andaş'ın siyanürle altın arayan Eurogold Şirketi'ne karşı eylemlikler içinde defalarca gözaltına alınmış olması, diğer üç kişinin de çeşitli dönemlerde tehditlere maruz kalmış ve gözaltına alınmış olmaları ve bugüne kadar ülkemizde yaşanan yüzlerce kayıp olayı endişemizi daha da arttırmaktadır. Tarih boyunca dünyada bu tür vahşet örnekleri yaşanmıştır. Ama tarihsel süreç içinde bunların failleri bir insanlık suçlusu olarak hatırlanmaktan kurtulamamışlardır." dedi. Konuşmanın ardından saat 16.00'da TOBAV'da yapılan basın açıklaması sona erdi. ADANA Kayıplar ile ilgili DLMK'lı öğrenciler basın açıklaması yaptılar. 31 Mayıs günü Adana temsilciliğimizin bulunduğu bina önünde yapılan basın açıklamasında kaybedilmek istenilen dört devrimcinin açıklanması istendi. Yapılan açıklamada "bu insanları sağ aldılar, sağ istiyoruz. Türkiye'de insanlar gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyor, yargılıyargısız infazlar pervasızca sürüyor" denildi. "Onlar Hala Kayıp", "Kayıpların Sorumlusu Susurluk Devleti", "Soruyoruz Neredeler. Soruyoruz Cevap Verin" dövizleri ve kayıpların resimlerinin taşındığı basın açıklamasında "Kayıpların Hesabını Soracağız", "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek", "Yaşasın Demokratik Lise Mücadelemiz" sloganlarını attılar. Adana Ceyhan'da 29 Mayıs günü kaybedilen dört devrimci ile ilgili yapılan basın açıklamasında "Kayıpları Bulacağız, Sorumlularından Hesap Soracağız" dendi. Adana Türkmen Gazetesi, Alınteri, Atılım, Kızılbayrak Gazeteleri, Ceyhan ÖDP, EMEP ve HADEP Partileri ve Genel-İş Sendikası ortak bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya yirmibeş kişi katıldı. Susurluk devletinin kayıp, katliam politikasını devam ettirdiği, kaybedilen yüzlerce devrimcinin yanma dört kişinin daha eklendiği vurgulandı. Adana Yumurtalık Kapalı

9 hapishanesi'nde bulunan DHKP-C tutsakları Adalet Bakanlığına bir faks çekerek dört kayıptan devletin sorumlu olduğunu belirterek, kaybedilen dört devrimcinin akıbetinin derhal açıklanmasını istedi. MERSİN Gazetemiz Mersin temsilciliği tarafından 30 Mayıs günü Genel- İş'te yapılan basın açıklamasında devletin saldırılarının tırmandığı vurgulandı. Neslihan Uslu, Metin Andaş, Mehmet Ali Mandal ve Hasan Aydoğan'ın 30 Mart gününden bu yana kayıp oldukları belirterek, kayıpların sorumlusunun Susurluk devleti olduğu vurgulandı. 50 kişinin katıldığı basın açıklamasında "Kaybetmekle Katletmekle Tükenmeyiz", "Susurluk Devleti Kaybetmeye Devam Ediyor" dövizleri açıldı. Açıklamaya HADEP, MKM, Liman-İş Genel Başkanı Hasan Biber, Atılım Gazetesi ve DİSK imzaları ile destek verdiler SAMANDAĞ İzmir'de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Neslihan Uslu, Metin Andaş, M. Ali Mandal, Hasan Aydoğan için Samandağ'da basın açıklaması yapıldı. Belediye işçilerinin ve Atılım okurlarının da destek verdiği basın açıklamasına 50 kişi katıldı. 3 Haziran Çarşamba günü saat 12.30'da Genel-İş binasında yapılan basın açıklamasında "Daha dün Ali Efeoğlu, Ayhan Efeoğlu, Yusuf Erişti, Düzgün Tekin, Ayşenur Şimşek ve onlarca devrimciyi kaybettiler. Bugün dört devrimci daha kaybedildi. Kendine insanım diyen herkesi bulundukları her yerde devletin kayıp politikasına tepki göstermeye çağırıyoruz" denildi. ANKARA Yüksel Caddesi'nde her hafta Cumartesi günü yapılan oturma eyleminin 28. haftasında Haklar ve Özgürlükler Platformu adına konuşan Betül Gökoğlu, "ülkemizde devlet politikası haline gelmiştir. Neslihan USLU, Hasan AYDOĞAN, Mehmet Ali MANDAL ve Metin ANDAŞ'tan 31 Mart'tan beri haber alınamıyor. (..) Susurluk devletinin kaybetme-katletme politikalarına karşı geleceğimize umudumuza sahip çıkalım. Saldırılara karşı sesimizi yükseltelim" dedi. TiYAD'lı aileleri kaybedilen dört devrimcinin resimlerini ve "Kayıplarla, Katliamlarla Bizi Tüketemezsiniz", "Kaybeden Susurluk Devletidir Hesap Soralım", "Soruyoruz Neredeler" yazılı dövizleri taşıdılar. 100 kişi katıldığı eylem Kızılay postanesine gidilip İçişleri Bakanlığına kayıplarla ilgili telgrafların çekilmesinden sonra saat 13.10'da sona erdi. AYDIN TÖDEF'li öğrenciler 31 Mart tarihinden itibaren kendilerinden haber alınamayan, Neslihan Uslu, Kayıp ve tutsak ailelerinin her hafta, Galatasaray Lisesi önünde yaptığı oturma eylemi üçüncü yılını dordurdu. Üç yıl boyunca birçok saldırıya maruz kalan, insanlık dışı davranışlarla karşılaşan kayıp ve tutsak yakınları 159 hafta boyunca yılmadan kayıpların hesabını sormaya devam ettiler. Günü geldi coplandılar, günü geldi yerlerde sürüklendiler, gözaltına alındılar, işkencelerden geçirildiler. Ama yılmadılar. Haklarında spekülasyonlar yapıldı, komplo kuruldu, fakat hiçbiri kayıp ve tutsak yakınlarının kararlı Metin Andaş, Mehmet Ali Mandal ve Hasan Aydoğan için bir basın açıklaması yaptı. 27 Mayıs Cuma günü saat 12.30'da İHD'de yapılan basın açıklamasına devrimci-yurtsever öğrencilerin yanısıra demokratik kitle örgütleriyle birlikte yaklaşık 30 kişi katıldı. Basın açıklamasında; "Susurluk devletinin kayıp ve katliam politikaları devam ediyor. Halkın öncüsü dört devrimci kaybedilmeye çalışılıyor. Bu dört devrimci bağımsız ve demokratik bir ülke, onurlu ve namuslu bir yaşam istedikleri için Susurluk devletinin hedefi oldular. Kaybetmelerin, katliamların, gözaltı terörünün karşısına dikilelim, kaybetmelerine izin vermeyelim, hesap soralım" denildi. Öğrenciler kamuoyunu kayıpları sahiplenmeye ve hesap sormaya çağırarak basın açıklaması bitirildi. KONYA Ermenek Hapishanesi: Ermenek Kapalı Hapishanesi'ndeki DHKP-C Tutsakları Devletin kayıp politikasını protesto etmek için yazılı bir basın açıklaması yaparak kamuoyunu kayıplara karşı duyarlı olmaya çağırdı. Son süreçte Susurluk devletini halka yönelik savaşında önemli bir uygulama olan kayıpları da yeniden gündeme getirdi. 31 Mart'ta İzmir'de mücadelesinin önüne geçemedi. Kayıpların hesabını sormasını engelleyemedi. Son haftalarda kayıp ve tutsak ailelerinin eylemine yönelik saldırılar artmıştı. Polisin saldırıları yılgınlık değil eylemin daha fazla sahiplenilmesini sağladı. 30 Mayıs Cumartesi günü 159. kez Galatasaray Lisesi önüne gelen kayıp ve tutsak yakınları yine yoğun bir polis yığınağıyla karşılaştılar. Birçok demokratik kitle örgütünün de katılımıyla alkışlarla biraraya gelen yaklaşık 300 kişi, kayıp resimlerini polis tarafından gözaltına alınırken görülen Neslihan Uslu, Metin Andaş, M. Ali Mandal ve Hasan Aydoğan'dan iki aydır haber alınamıyor. Bu ilk kez yaşanmıyor. Faşist devlet insanları kaçırıp kaybetme taktiğini uzun zamandır uyguluyor. Dört insanımız kayıplar zincirinin ne ilk, ne de son halkası olacaktır. Devlet toplumu suskunluğa boğmak için kaybediyor. Kendi geleceğimize sahip çıkmanın, özgürlükte ısrarcı olmanın yolu kaybetme politikasına karşı durmaktan geçiyor. Sessiz kalmak kayıpları onaylamaktır, devam etmesine olanak sağlamaktır. Dört devrimcinin devletin elinde olduğunu biliyoruz. Geleceğimizi yoketmeye çalışan devletin bu çabasını boşa çıkartalım. Onlara sahip çıkmak, katledilmelerine izin vermemek, kendine insanım diyen herkesin görevidir. Ve birlikte "sağ aldınız, sağ istiyoruz" diye haykıralım, isteyelim. "ONLARI SAĞ ALDINIZ, SAĞ İSTİYORUZ" "KATLEDENLER KAYBEDENLER KAYBEDECEK" "KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ" Ermenek Hapishanesi DHKP/C Tutsakları ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ MANHEİM açarak eyleme başladılar. Bu haftaki eyleme Arjantin'den gelen Plaza Del Mayo (Mayıs Meydanı) Anneleri de katılarak destek verdiler. Arjantinli Annelerin Organizasyon Başkanı Estela Bernas De Carlotto ve Başkan Yardımcısı Rosa Tarlovsky De Roisinblit birer konuşma yaparak Arjantin'de yapılan eylemlerle ilgili bilgi verdiler. Arjantinli analar diktatörlük döneminde Arjantin'de 3000 kişinin gözaltında kaybedildiğini belirttiler. Yaklaşık 21 yıldır kayıplarla ilgili mücadele ettiklerini belirterek sık sık birlikte mücadele etmenin önemine değindiler. Ayrıca her hafta Perşemde günleri biraraya gelerek kararlılıklarını sürdürdüklerini söylediler. Arjantinli anneler sözlerini "Umudunuzu kaybetmeyin, mücadelenize devam edin" diyerek bitirdiler. Eyleme Diyarbakır'dan katılan Ali Tekdağ'ın eşide bir konuşma yaparak eşinin yanından gözaltına alındığını ve hala haber alamadığını söyledi. Konuşmalardan sonra basın açıklamasının okunmasına geçildi. Açıklamada Arjantinli Annelerin katılımına değinilerek, onların vermiş olduğu mücadele sonucu elde ettikleri kazanımlar anlatıldı. Açıklamanın ardından alkışlarla eylem sona erdi.* BÜROSU İŞGAL EDİLDİ İzmir'de gözaltına alınan ve 31 Mart'tan bu yana kendilerinden haber alınamayan Neslihan Uslu, Metin Andaş, Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal ın akıbetlerinin açıklanması için Uluslarası Af Örgütü Manheim Bürosu Frankurt Kayıplara Son Komitesi tarafından 4 Haziran Perşembe günü işgal edildi. İşgal sürerken gazetemize gönderilen açıklamada "Bizler Frankfurt Kayıplara Son Komitesi olarak 31 Mart 1998 günü İzmir'de gözaltına alınan ve tüm başvurulara rağmen nerede oldukları öğrenilemeyen Metin Andaş, Neslihan Uslu, M. Ali Mandal, Hasan Aydoğan'ın akıbetlerini öğrenmek ve işkenceci Türkiye devletinden hesap soracağımızı söylüyor ve bu amaçla Amnesty İnternational Manheim bürosunu işgal etmiş bulunuyoruz. Devrimci, demokrat, kendine insanım diyen herkesi bu vahşetin sorumlularından hesap sormaya çağırıyoruz. Baskılar, katliamlar, kayıplar boşuna, kaybeden ve yenilen zulüm, sömürü düzeni olacaktır. Kaybetmek Katletmekle Tüketemezler.. Kaybedenler Kaybedecek... Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz... Faşist Katillerden Hesap Soracağız" denildi.*

10 GALATASARAY LİSESİ KAZANILMIŞ MEVZİDİR, BU MEVZİYİ DAHA DA İLERİYE TAŞIYACAĞIZ Kayıp ve tutsak ailelerinin oturma eylemi üçüncü yılını da doldurdu. Tam üç senedir, "Evlatlarımızı sağ aldınız sağ istiyoruz" diyen aileler tüm engellemelere, saldırılara rağmen her hafta Galatasaray Lisesi'nin önündeydiler. Gün oldu katliamları protesto ettiler, gün oldu tutsakların direnişlerine ses oldular. Onlar kayıp, tutsak ve şehit aileleriydi. Galatasaray ö- nünde mevzi savaşı verdiler, adım adım bedeller ödeyerek, çatışa çatışa bu mevziyi kazandılar. İlk olarak her Çarşamba günü Kadıköy Altıyol'da biraraya geldiler. "Analar katilleri istiyor" sloganıyla çıktılar alanlara. Kayıplar anısına yakılan mumlar, anaların öfkesinin, evlatlarının sahiplenmenin ateşi oldu. Ateş güçlendi, büyüdü. Kayıplar unutulmamalıydı. Kanıksanmamalıydı. Kızlarının, oğullarının fotoğrafları hergün katillerin karşılarına çıkmalıydı... Biraraya gelmek ve kamuoyunu duyarlı kılmak, kayıpların önünde set o- luşturmak önemliydi. Tek tek yapılan girişimler evlatlarını kaybeden devlete karşı mücadele etmek ve sonuç almak zordu. Kayıplar unutulmamalı, hesap sorulmalıydı. 27 Mayıs '95 tarihinde, Galatasaray lisesi önünde mevzi savaşına başladılar. Her hafta Galatasaray Lisesi önünde biraraya gelerek sırayla kayıpları tanıtmaya başladılar. "Kaybedilenler, bazılarımızın yakınları, bazılarımızın değil. Ama hepimiz kendimizi kayıplar ailesinin bir üyesi olarak görüyoruz. Kaybolanlara ne olduğu açıklanana kadar ve gözaltında kayıplar devam ettiği sürece her hafta burada olacağız" açıklamasının yapıldığı 20 hafta artık sadece kayıp yakınları yoktu Galatasaray ın önünde... Sanatçılar, sendikacılar, aydınlar, kayıp ailelerinin yarımdaydılar. Ve aileler kararlıydılar artık, Galatasaray Lisesi kayıpların halka seslendiği yer olacaktı. Her hafta bu mevzide kayıplara sahip çıkacaklardı. Her hafta ailelerle birlikte Galatasaray Lisesi'nin önünde yeraldı kayıplar. A- ilelerin yaptığı oturma eylemine karşın devlet her defasında kayıpların olmadığını, kayıp diye tanıtılanların ya cezaevinde ya da dağda olduğunu söyledi. Kayıp ailelerinin meşruluğunu kırabilmek için her türlü engeli çıkardı. 70 yaşında a- nalar yerlerde sürüklendi. Her hafta polisin engellerine ve tehditlerine rağmen, yapılan polis yığınağına inat oturdular. Kayıp evlatları için. Çünkü burası seslerini tüm ülkeye, hatta dünyaya duyurdukları mevzileriydi. Habitat döneminde kayıpları dünyanın gözünden gizlemek için saldırdı ailelere, Galatasaray'ın önünü işgal etti. Kayıp aileleri sayıları azken de tüm dünyaya haykırdılar. Vazgeçmek, kayıpların u- nutulması anlamına geliyordu. Devletin saldırılarında gerilemek, işkencecilerin, katilleri güçlendirmek anlamına geliyordu. Bu yüzden, vazgeçmediler, gerilemediler. Artık herkes onları tanıyor, biliyordu. Baskıyla, gözaltılarla yıldıramadığı, bir adım dahi gerilemediği ailelere karşı saldırı demagojiye-yalana, kamuoyunu yanıltmaya yöneldi. Daha önce kapı kapı evlatlarım arayan ailelere tek bir cevap vermeyen devlet kurumları, peş peşe a- çıklamalar yapmaya, halkı yanıltmaya, kayıp ailelerinin sesini boğmaya, eylemlerini bulanıklaştırmaya çalıştı. Burjuva basın kontra kalemlerini devlet politikasına göre kağıda döküyor. Kayıpların cezaevinde veya dağda olduğu açıklanıyor ve Türkiye'deki kayıpların üstü örtülmeye çalışılıyor. 89. hafta" 16 aydır kayıp olan Düzgün Tekin'in, Yunanistan'dan Türkiye'ye geçerken yakalanan PKK'li olduğu açıklandı". "Devlet benimle alay etmesin" diye haykıran Elif Ana'nın sesi yalanların demagojilerin karşısında set oluşturdu. Saldırılara kayıp aileleri "buradan duyuruyoruz ki biz güçlüyüz. Bu ne kol gücü, ne silah gücü. Bu haklı olmanın gücü. Burada ve her yerde yaşamı ve adaleti savunan insanların desteğinin gücü. Bu güçle her hafta yine burada olacağız" açıklamasıyla kararlılıklarını bir kez daha gösterdiler. Ve Galatasaray mevzisinin engellenemeyeceği bir kez daha vurgulandı. 93. hafta Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde polisin yeni bir oyunu ile karşılaştılar. Kayıpları araştırma otobüsünden anonslar yapılıyordu, "kayıplar sadece sizin değil, kayıplar hepimizin. Kayıplar kanayan yaramızdır, kayıplar hakkında yeni gelişmeleri otobüsümüze gelerek bildirebilirsiniz..." kayıp ve tutsak ailelerinin cevabı ise netti: "Biz kayıpların mücadelesini devlete karşı veriyoruz." Ve haftalarca süren irade savaşının, devletin yalanlarının teşhir edilmesinin ve kayıpların sorumlusunun devlet olduğunun tekrar tekrar haykırılmasının sonucunda devlet getirdiği otobüsünü geri çekmek zorunda kaldı. Her hafta devletin katliamcı yüzü, kayıpların devletin bir politikası olduğu ısrarla, inatla anlatıldı. Haziran '96'da birinci yılım dolduran oturma eylemine devletin saldırısı yoğunlaştı. Kayıp aileleri, tutsak ailelerin de desteğiyle daha güçlü ve daha da kalabalıktırlar. Kayıpların sesine tutsakların direnişi de katılmıştı. Oligarşi halkı tüm kesimlerine yönelttiği saldırısını ailelere de yöneltti. Haftalarca sürecek olan bir savaşın da başlangıcı oldu bu saldırılar. Ve yüzlerce kayıp ve tutsak yakını gözaltına alınarak, Vatan Caddesi'ndeki işkence- haneye götürüldü. Galatasaray önünü kaybetmeyecek kazanacaklardı. 21 Haziran '96; haftalardır polis panzeri, copu, postalıyla işgal altına alınan Galatasaray'ın önündeki mevzi savaşı her geçen gün kalabalıklaşarak sürüyor. Gelen hemen herkes vahşice dövülerek, yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmasına rağmen, hep birlikte bağırıyorlar. Haftaya yine buradayız... Galatasaray Lisesi'nin önü, artık toplumun, halkın sesiydi. Bu mevziyi kaybetmek, halkın suskunluğu, saldırıların daha da boyutlanması anlamına gelecekti. 12 Temmuz '96 Cumartesi... "Galatasaray Lisesi mevzisi kazanıldı. Analara saldırının baş sorumlusu işkenceci eski polis şefi Mehmet Ağar anaların kararlılıkları karşısında yenilgiyi kabul ettiğini açıkladı. Saldırıyı göze alamıyordu. Çünkü, analar kararlıydı. Herşeye rağmen oraya yine geliyorlar, seslerini eskisine göre daha fazla duyuruyorlar ve gittikçe halkın daha geniş kesimlerinden destek alıyorlardı. Saldırıyı başlatırken düşündükleri gibi olmamış, evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Anaların kararlılığı, polisin saldırıp yıldırma ve Galatasaray önündeki mevziyi ele geçirme, suskunluğa boğma planını bozuyordu. Analar karşısında yenilmişlerdi. Ama bu yenilgiyi en hafif zararla atlatmak için Ağar, sanki saldırıların sorumluları kendileri değilmiş gibi sevimli görünmeye çalışarak emrindeki işkencecilere saldırmayın emrini verdi. Devlet, kayıp ve tutsak ailelerini geriletmek için her türlü saldırı yöntemini denemiş ama başarılı olamamıştır. Mevzi Haline Gelen Galatasaray Lisesi Önünde Reformizmin Saldırıları da Aileleri Geriletemedi 111. Hafta: Kayıp ve şehit resimleriyle Galatasaray önünde yerlerini aldılar. "Kayıplar Bulunsun, Hesap Sorulsun", "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak", "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek" sloganlarıyla halka mesajlarım iletirken, öfkelerini, acılarını dile getiriyorlardı. Mevzi savaşında eylemleri geri noktada tutma çabalarını elden bırakmayan İHD'liler de "slogan atmayalım, sessiz çığlığımızı sürdürelim" çağrıları yapıyorlardı. Aynı zamanda ÖO şehitlerinin resimlerinin indirilmesini söyleyen İHD'lilere aileler onların şehit olduğunu hatırlattı. Kayıp ve tutsak aileleri biliyor ki öfkelerini, haykırdıkları sloganları "sessiz çığlıklara" dönüştürdüğünde hep daha geriye gitmek zorunda kalacaktı. Bu nedenle, kayıp ve tutsak ailelerin üzerinden politika yapılmasına, gelenekselleşen Galatasaray eylemlerinin düzenin istediği noktaya çekilmesine izin ve- rilmedi. Aileler bedeller ödenerek kazanılan mevzide ödenen bedelleri yok sayılma ve kayıp-tutsak ailelerinin eylemlerine müdahale etmek hakkını İHD'ye vermedi. Haftalardır devletin istediği de bu değil miydi? Susmadılar... Aksine seslerini daha da gür çıkararak mevzilerini evlatlarına yakışır şekilde korudular. Kaygılara-korkulara yer vermediler. Cüretle attıkları adımlarla, ödedikleri bedellerle, hapsedilmeye çalışıldıkları statükoları parçaladılar. Bugün oturma eyleminin üçüncü yılında Susurluk'taki devlet kayıp ailelerine saldırmaya devam ediyor. Saldırı zeminini yaratma çabaları haftalar öncesinden başladı. Yaratılan spekülasyonlar 155. haftada saldırıya dönüşerek, eylem engellenmeye çalışıldı. Devlet halkın her kesimine saldırıyı boyutlandırarak sürdürüyor. İlk dört kayıp haberi geldi. Daha sonra sivil faşist saldırılar peş peşe ülkenin pek çok yerinde gündeme geldi ve 9 Mayıs günü Galatasaray Lisesi önünde kayıp ailelerine yönelen saldırı, devletin tahammülsüzlüğünü ve pervasızlığını sergiliyordu. Ailelerin saldırıların ilk hedeflerinden olması, üç yıldır sürdürdükleri mücadelenin, hesap soran seslerinin bir sonucudur. Çünkü katiller, anaların yaratmış olduğu etkiden ve kazanılmış olan Galatasaray mevzisinden korkuyor. Galatasaray Lisesi önündeki kayıp a- ilelerine saldırı, kontrgerillanın Susurluk sonrasında güç topladığının ve yeniden tüm halka yönelen saldırılarına başlayacağının mesajıydı... Üç yıldır kayıp ailelerini söküp atamadıkları ve devlet eliyle gerçekleştirilen saldırıların püskürtülmesinin hazımsızlığıyla, Galatasaray mevzisini bir kez daha ailelerin elinden almaya çalışıyor. Ama başaramayacaklar. Kayıp aileleri mevzilerini koruyacak ve daha ileriye taşıyacaklar. Kanla kazanılan Galatasaray mevzisinden adım attırmaya mı çalışıyorlar. Mevziler terkedilmeyecek, her yer Galatasaray olacak. Kovmaya mı çalışıyorlar, oturulacak. Yarım saatle mi sınırlandırmak istiyorlar, daha uzun oturulacak. Sloganları mı susturmak istiyorlar, daha güçlü haykırılacak. Düşmanın çizdiği sınırlarda değil, o mevziyi kazananların çizdiği sınır belirleyici olacaktır. Bunun için de kayıp ve tutsak aileleri 156. hafta daha da kalabalık geldiler Galatasaray ö- nüne... Polis oturma eyleminin yapıldığı alanı işgal etmişti. Ama işgal kayıp ailelerinin eylemini engelleyemedi... Kayıpların akıbetini öğrenene kadar, kayıpların hesabı sorulana kadar eylemlere devam edilecek...*

11 Bir Yoldaş'ı Zeynep'i Anlatıyor; "GÖZLERİ ATEŞ PARÇASI, YÜREĞİ SEVGİ YUMAĞI YOLDAŞIM" Bir kez daha onurlandırdınız bizleri. Yüreğimizi harmanlayıp isyan ateşiyle. Öyle bir ateş ki yanar yanar canevimizde... Zeynep'le 1994 yılında Elbistan Hapishanesi'nde birlikte kalmıştık. 2-2,5 aylık bir sürecimiz oldu. Elbistan Hapishanesi yeni açılmış ve yeni tutuklananlar oraya götürülüyordu. Bizler de tutuklanınca oraya gittik. Bizden kısa bir süre sonra da Zeynepler gelmişti. Hapishaneye geldiklerinde müdür hakkımızda ileri geri konuşuyordu. Zeynep'te "kontra mısın", "kontraların sonunu biliyorsun anlatmama gerek yok herhalde" deyip susturmuştu müdürü. Müdür bir daha ağzını açamamıştı. İ- ki yeni tutuklunun geldiğini öğrenmiştik gardiyanlardan. Heyecanla bekliyorduk. Kapı açılınca Zeynep ve yanındaki bir bayanla sessiz sakin haliyle girmişti koğuşa. Devrimci Sol davasından olduğunu söyledi. Söyleyişinde gurur, onur vardı. Bu hali ile ailemize sevgisini, bağlılığını, ailemizin büyüklüğünü anlatır gibiydi. Kısa bir sürede yaşama alışmış, dört elle Dersim'de iki şehidimiz var diye geldi haberiniz. İlk aklıma gelen "acaba tanıyor muyum" oldu. Nedense hep böyle oluyor. Tanışan da, tanımasan da fark etmez ama düşünüyorsun işte. Belki iki laf etmiş, birer çay içmişizdir birlikte. Belki de sanki hiç ayrılmayacakmışız gibi düşündüğümüz ve bir gün göremediğimizde ardından buruk bir gülümseme ile kimseye göstermeden güle güle dediğimiz, yanıbaşımızdaki bir yoldaştır. Sonra Zeynep dediler. Bu sefer hiç şaşırmadım, Zeynep. Nasıl olur demedim. Hatta ağlamadım. Oysa ben mutlaka ağlardım değil mi. Sen de ağlardın. Niye ağlamadım diye sordum sarılmıştı. Hapishane yaşamını bir yakınının görüşlerine gittiğinde öğrenmişti. Yaşam içinde emekçiliği, çalışkanlığı, sakin hal ve davranışları ilk göze çarpan özellikleriydi. Artık her işte Zeynep'i görmek mümkündü. Bulaşıkta, yemekte, temizlikte, eğitim çalışmalarına hazırlanırken... Zeynep yoldaşlarına bağlı, sevgi ve saygı duyan bir insanımızdı. Kısa bir süre sonra Malatya Hapishanesi'ne sevk için Süresiz Açlık Grevine başlayacaktık. Eylemimizi ciddiyetli düşünmüş, düşündükten sonra "İlk kez u- zun bir AG'ye giriyorum, bu benim için bir sınav, bu sınava hazırım" demişti. Kafasında herhangi bir tereddüt yoktu. Malatya'ya gideceğimiz için çok seviniyordu. Tutsaklıktan önce oradaki yoldaşlarımızın görüşüne gidip geliyormuş. Elbistan'da düşman ilk kez ciddi bir eylemle yüz yüze geliyordu. Siyasi olarak hiçbir hakkın olmadığı bir hapishaneydi. Korkuyordu düşman, psikolojik savaşa sarılmıştı dört elle. "Malatya'da yer yok, göndermeyeceğiz, öleceksiniz, ancak diğer tarafa gidersiniz" gibi şeyler söylüyorlardı. Zeynep bunları duyduğunda öfkeyle dolardı. Sevgiyle yanan gözleri öfkeyle, kinle büyürdü. "Görecek alçaklar" derdi. Süresiz Açlık Grevinin ilerleyen günleriydi. Bir yoldaşımızı tahliye etmiştik o gün. Tahliye törenimiz karşısındaki hazımsızlığını düşman tahliyeden birkaç saat sonra koridorda PKK'li bayan tutsaklardan birine saldırarak göstermişti. Zeynep'le koğuştaydık, aşağıdan yemekhaneden gelen gürültüyle aşağıya koştuk. Bayan, erkek gardiyanlar saldırıyordu PKK'li bayan tutsaklara. Zeynep "alçaklar" diye haykırdı. Ve tereddütsüz saldırdı düşmana. Zeynep'in bu kararlı tav- AKDENİZ'İN SICAK RÜZGARINI DERSİM DAĞLARINA ALIP GİTMİŞSİN sonra kendime. Savaş. Artık böyle diyorum. Büyük ve adaletsiz bir savaşın içinde ille zafer diyebiliyorsak, omuzumuzun dibinden düşenleri de, kanıksamasak da alışıyoruz. Omuzumuzun dibinden kimler düşmedi ki. Yaşar'ı hatırlarsın bizim A- rap oğlu. Muziplikleri ile seni de az kızdırmamıştır. Yaşar'ı duyduğunda sen de inanamamıştın. Belki Hayat'ı da duymuşundur. Şimdi dehlizlere atmak istiyorlar, unutturmak istiyorlar varlığını. Unuturmuyuz. Yanımda gibisin. Gözlerin öfkeyle açılır "alçaklar" derdin bu durumda. Seni ardından arada bir acılı Antep yemeklerinle anardım. Ben bayılırdım mutfağa girme- ne ama bazı arkadaşların korkulu rüyası olmuştun "midemizden alev çıkarıyor" derlerdi. Son günlerimiz geliyor aklıma, ikide birde "sen daha yerine yurduna gitmedin mi yahu" derdim. Öfkeyle bakardın bana. Emekçiydin. Anadolu kadınının çalışkan, tertipli, fedakar ve şefkatli tüm izlerini taşırdın. İliç üşenmez köşe bucak döker, sağı solu temizlerdin. "Ne bu dağınıklık" diyerek kızardın bize. Evet tam bir Anadolu kadınıydın Zeynep. Giyimin kuşamın da öyleydi. Kızardın bize "erkek gibisiniz biraz hanımefendi olmayı öğrenin" derdin. Birgün döpyes ile gelmiştin büroya ben gülmüştüm sana. "Antep'te halka kot pantolonla gidersen kovulursun" demiştin. Sen de güldün mü ortalığı ayağa kaldıranlardandın. Sağlık durumun çok kötüydü. Sürekli ağrıların olurdu uyuyamazdın. Elin yüzün şişerdi bazen. Arada isyan ederdin bu duruma. Fakat hepsini yenip çıkmışın Dersim dağlarına. Kavgacı bir kızdın, halkımızın deyimiyle "gözü kara". Antep'teki bir rından sonra geri çekildi düşman. Bu o- laydan sonra gerek PKK'lilerin, gerekse adli tutukluların yaklaşımları daha sıcak ve saygılıydı Zeynep'e. O bunu devrimci olgunlukla, mütevazılığı ile karşılıyordu hep. Olaydan kısa bir süre sonra hepimiz yataklarda oturmuş sohbet ediyorduk. O gün yaşadıklarımızı değerlendiriyor, bundan sonraki tavrımızı belirtiyoruz. Nöbetçi olan yoldaşımız yanımıza yanaşıp mazgaldan izlendiğimizi ve ara maltadan sesler geldiğini iletti. Sessizce kalktık yerimizden. Koğuştan çıkar gibi yapıp görünmeden mazgallara yanaştık. Bekliyoruz, gözlerini dayayınca mazgala elimizdeki malzemeyle bam... indiriyoruz mazgala. Zeynep tüm kiniyle mazgala vurduktan sonra bağırıyor. "Ahlaksızlar, insan düşkünleri" diyor. Burada da bozguna uğrayan düşman tamamen geri çekiliyor. Birlikte kaldığımız yoldaşlarımızdan biri Dersimin Pertek ilçesinden. Bize gerillalarımızı anlatıyor. Zeynep ışıl ışıl gözlerle dinliyor yoldaşımızı. Her haliyle gerillaya özlemeni belli ediyor. Yoldaşımız bize "Şu Dersim'in dağları" ile "Dersim dağlarında ot kucak kucak" parçalarını öğretiyor. Her sabah havalandırmada söylüyor bu parçaları. Gün içerisinde Zeynep "hadi bir daha söyleyelim deyip başlıyordu yüksek sesle söylemeye. SAG süresince coşkusu, canlılığı, emekçiliği ve yoldaşları sahiplenişiyle örnekti bizlere. Sabah erkenden kalkar, çayı hazırlar uyandırırdı bizi. Uyandığımızda o hep gülen yüzü ve ışıl ışıl gözleriyle karşılardı bizi. SAG'nin ilerleyen günleriydi. Zeynep koğuşta yatıyordu. Bizler yemekhanede oturuyorduk. Bu sırada Zeynep fenalaşmış, yataktan düşmüştü. İdareye haber verdik. "Herhangi bir olumsuzluktan siz gözaltında mahkemeye çıkarılacakken üzerinde Grup Yorum işlemesi bulunan tişörtünü vermedikleri için kıyametleri kopardığını anlatmışlardı. Tişörtünü zorla çıkarıp, üzerine başka bir tişört giydiriyorlar. Sen de o- nu çıkarıp atıyorsun ve "ya verin tişörtümü ya da savcıya böyle çıkarın" diyorsun. Yeniden giydiriyorlar tişörtü yırtıyorsun. Sana "utanmaz" diyorlar sen de "siz utanın, verin tişörtümü" diyorsun. Epey dayak attıktan sonra soruyorlar "savcıya çıkacak mısın" cevabın hazır "önce tişörtümü verin" acizliklerini tişörtün resimli bölümünü boyayıp öyle vererek gösteriyorlar, imrenmiştim sana ve sormuştum "Zeynep gerçekten tişörtü yanlarında çıkarıp attın mı?" Gülmüş "evet" demiştin sonra kafamı açmak isteyerek "onların yaptırımlarına uymaktansa çıplak çıkmayı yeğlerim, hiç utanmadım" demiştin. Böyleydin işte sen. Genelde titiz, hanımefendi. Sırası gelince de kinini, öfkesini göstermekten hiç korkmayan. En son İstanbul'da Va- sorumlusunuz" diye. Düşman alçaklığını gösteriyor yine. "Hastahaneye götürelim. Bunları dinleme öldürecekler seni" diyor müdüre savcı. Zeynep anında veriyor cevaplarını. "Benimle değil temsilcimizle konuşacaksınız. Sizin nasıl bir işleyişiniz varsa bizim de var." Düşmanın yaptığı i- hanete, teslimiyete çağrıydı bu. Zeynep bunun bilincindeydi, bir kez daha düşmanı rezil etmişti. Bir süre sonra artık gece uyuyamıyorduk. Sabahlara kadar gerillalarımızı anlattırıp bıkmadan usanmadan tüm dikkati ve sevgisiyle dinlerdi bizleri. SAG'nin 30. günü tahliye ettik Zeynep'i..Tahliye konuşmasında "Aileme, şehiterimize layık olacak, yüzünüzü kara çıkarmayacağım" demişti. Yükleyip umutlarımızı o- muzlarına uğurladık özgürlüğe. Bir hafta sonra Malatya Hapishanesi'ne sevk olduk. Aynı hafta Zeynep görüşe geldi. Bizi orada görünce kabinleri coşku ve sevinciyle boğdu adeta. Her zamanki gibi coşkulu, kabına sığmazdı. Yine Antep'i anlatıyordu bize. İki yıl aradan sonra İstanbul'da karşılaşıyoruz Zeynep'le. Tüm sıcaklığıyla sarılıyor yine. Daha bir olgun ve sakin. Antep'i anlatıyor. Antep'teki gelişimi, düşmanın saldırılarını. "Eee gerillalarımızı anlatmayacak mısın?" diye soruyor bana. Birlikte kaldığımız zaman içerisinde defalarca anlattırıyordu gerillalarımızı. Bir de Dersim şehitlerimizi. Sorular soruyor, her cevabı dikkatle dinleyip kavramaya çalışıyor gerillayı. Yani öylesine bağlı, öylesine seviyor ki bu hali görülmeye değer. Dersim sevdadır, düşmeye görsün gönüle, duramaz, durduramazsın onsuz kendini. İllede illede dağların dorukları. Çekip çağırır seni... Çoktandır gönlüne düşmüştür Zeynep'in. Maya tutmuş yolu yok, yolu yok can. İki karanfil daha düştü Dersim'in doğurgan, bereketli toprağına. 12'ler gibi, 3'ler, 5'ler, 9'lar gibi. Yerlerini boş bırakmadıklarımız gibi yeriniz boş kalmayacak. And olsun yoldaşım, yükselttiğiniz direniş geleneğiniz yolumuza ışık, yüreğimize bilinç olacak. And olsun şart olsun ki kanınız yerde kalmayacak.* tan Caddesi'nde alınmıştın. Sanırım hapishanenin önünden almışlar, başından beri gözaltına tavır göstermenden ötürüde epey üzerine gelmişlerdi. Geldiğinde elbiselerin hala ıslaktı. O zaman da onurunla çıkmıştın. Sağlığın daha da kötüleşmişti. Çok severdin Antep'i, Anadolu'yu. Geldiğin zaman gözün yo-. la bakardı. Kızardım sana. "Biz can değilmiyiz ne var bu Anadolu'da gözün başka yeri görmüyor" derdik. Anadolu başka derdin o zaman. Anadolu ve Kürdistan. Dersim. Dersim tam sana göreydi Zeynep. Akdeniz'in sıcak rüzgarlarını, Dersim dağlarına alıp gitmişsin. Emekçi ellerin, sıkı sıkı tutmuştur kleşi; tahmin edebiliyorum. Acı duysakta acınızı gözyaşlarımızla dile getirmeyeceğiz Zeynep. Acımız bıraktığınız silahı kavramakla olacak. Daha pek çoğumuzu alacak sevdalı Dersim. O bizden biz ondan ayrılamayız çünkü. Birer ikişer bağrına alsada, birer ikişer doruklarına çıkarız. Gözün arkada kalmasın Zeynep. Yerini alacağız.*

12 K ara.. Kara kız derdik Zeynep'e. Simsiyah saçlarından, kömür gözlerinden öte insanlarla ilişkilerinde sıcaklığının ve sempatikliğinin ifadesiydi O'na kara kız denmesi. Duyduk ki, kara kız Dersim dağlannda şehit düşmüş. Hem de 15 saat çatışarak, düşmana birçok kayıp verdirerek. Cephe'nin teslim olmama geleneğinin sürdürücüsü olmuşlar. Ne mutlu ki O'na; çok istediği gerillaya, dağlara kavuşmuş. Zeynep dağlara ve gerillaya olan özlemini her zaman dile getirirdi. Anadolu büro toplantılarının en önemli özelliklerinden biri de her bölgeden ve ilden gelen büro temsilcileri, kendi aralarındaki sohbetlerinde bölgelerini ve özellikle de bölgelerinin kırını öne çıkarırlardı. Bu konuda açık olmasa da bir rekabet vardı. Kimse kendi bölgesine söz söyletmek istemezdi. Zeynep de bu sohbetlerde hep Toroslan anlatırdı. Toroslara çıkacağını söylerdi. Antep'ten Gavurdağları'na, Bolkarlar'a, Taşeli Platosu'na oradan Muğla'ya, Ege'ye; diğer taraftan da Nurhaklar, Malatya, Sivas, Karadeniz, Dersim'e geçilebileceğini söyler, adeta herkese Torosların önemini göstermeye çalışırdı. En büyük hayallerinden biriydi Toroslar'da gerilla olmak, ama O Dersim'de dağa çıkmış. Belki de oradan Toroslara yürümeyi hayal etmiştir. Ama Zeynep'in düşü gerçekleşti. Toroslarda da CEPHE gerillalarının bayrakları dalgalanıyor artık. Tanklardan, Mustafalardan sonra Besatlar ve Bülentler de kanlarıyla suladılar Torosları. Zeynep çalışkan, özverili bir yoldaşımızdı. Büro toplantılarına geldiğinde boş durmaz, Merkez büronun işlerine yardım ederdi. O'nu Merkez büroda yemek yaparken, bulaşık yıkarken görürdük. Bazen çeşitli işlerden dolayı kalmak zorunda olduğu dönemlerde de Merkez büronun her işine koşardı. Yazı yazar, habere gider, telefonlara bakardı... Kısaca "bunlar benim işim değil, ben misafirim" diye düşünmezdi. Gazetemizin büroları düşmanla irade savaşının dişe diş sürdüğü yerlerden biridir. Büro baskınları, gözaltılar, işkenceler, tehdit telefonları hep bize geri adım attırmak içindir. Düşman bundan sonuç alamasa da bu yöntemi sürdürür. Merkez büromuza sık sık özellikle de şehitlerimiz olduğu dönemlerde işkenceciler telefon eder, psikolojik savaş yürütürlerdi. Zey- nep'in merkez büroda telefona baktığı bir gün işkenceciler yine böyle bir telefon ederler ve i- leri geri konuşmaya başlarlar; Zeynep ise telefondaki işkencecilere öyle bir cevap verir ki bu kez işkenceci telefonu kapatmak zorunda kalır. Zeynep'e "ne dedin de işkenceci telefonu kapatmak zorunda kaldı" diye sorduğumuzda cevap vermez, gülerdi. Ama biz işkencecilerin ağzının payını verdiğini anlardık. Zeynep'in Kurtuluş temsilcisi olduğu dönemde Anadolu bürolarından dergi paralarının ödenmesi sorunu yaşanıyordu. Ama O her toplantıya gelişinde derginin paralarım da birlikte getirirdi. Sahiplenme açısından da örnek bir yoldaşımızdı. Antep temsilciliği yaptığı dönemde defalarca gözaltına alındı. Antep büromuzun basılması ve Zeynep'in gözaltına alınması o dönem neredeyse her sayımızda haber konusuydu. Antep polisi işkencelerle yıldıramayınca gazetemizin halka ulaşmasını engellemek için daha gazete büroya gelmeden el koymaya başladı. Zeynep bu duruma çok sinirleniyordu. Ama hemen çözümünü de buldu. O'nun bulduğu çözümle polis artık gazeteye el koyamıyor ve gazetemiz Antep halkına ulaşıyordu. Polis bu durumu çözmek için her hafta büroyu basıyor, kargoları denetimi altına alıyor ama gazetenin dağıtımını engelleyemiyordu. Bu durumu gördükçe Zeynep keyifleniyordu. Artık bir süre sonra Antep'ten Kara kızımız gelmemeye başladı. Ama biz onun mücadele içinde olduğunu biliyorduk. Şimdi öğrendik ki Dersim dağlarında gerillaymış... Zeynep'in son katıldığı toplantılarda Cihan Gürz yoldaş da Malatya büro temsilcisi olarak geliyordu. Dağda gerilla olarak buluştuklarında belki de birlikte o günleri yaadettiler. Kara kız, o günlerden geriye aynı yüzler kalmadı sayılır. O toplantılara katılan arkadaşlarımızın birçoğu tutsak düştü. Kimisi başka alanlarda mücadele ediyor, az da olsa kimisi de içindeki düşmana yenik düşüp geçici yol arkadaşları oldular. Cihan'la sen ise tereddütsüz en ön saflarda mevzilenip halkımıza ve bize örnek oldunuz. İşkenceler, tutsaklıklar, şehitlik, kaybedilmek... Tüm bunların bu savaşın bir parçası olduğunu sen de biliyorsun Zeynep yoldaş. Ama ödenen bedellerle savaşımız büyüyor, gelişiyor, boş kalan yerler yeni yoldaşlarla dolduruluyor. Nasıl ki, Antep büroda yeni Zeynepler mücadeleyi sırtladıysa, nasıl ki Dersim'de verdiğimiz onlarca şehidin yerini Cihanlar, Hüseyinler, Zeynepler doldurduysa, yeni Cihanlar, Hüseyinler ve Zeynepler de sizin yerinizi dolduracaktır. Emin olun, savaşımızı her geçen gün daha da yaygınlaştırarak, büyüterek sürdüreceğiz ve o büyük günü size ve halkımıza armağan edeceğiz.* T uncay'ı tanıma ve onunla gerilla mücadelesinde bir sürede olsa bulunma fırsatı yakalamıştım. Tuncay yoldaşla ilk kez bir bahar akşamı bir köy evinde karşılaştım. Daha bir ayını bile doldurmamış bir gerillaydı. Fakat babayiğit görünüşüyle sanki hep bu dağlarda dolaşmış gibiydi. Ona ilişkin ilk izlenimler ise herkeste aynıydı. Gözüpek, cesur, girişkendi. İlerleyen günlerde onu tanıdıkça ilk izlenimlerimizin kişiliğinde nasıl oluştuğunu daha iyi görüyorduk. Uzun süre aynı müfrezede kalmıyorduk. Zaman zaman biraraya geldiğimizde i-se sohbetlerimiz, başka memleketlere başka dağlara dair olurdu. Hep aynı özlem ve tutkuyla, kendi memleketinin -Malatya'nın- dağlarına gitmek istediğini söylerdi. Gür ama çocuk kadar şen sesiyle "bizim oraların dağlarına Cephe gerillası olarak gideceğim" derdi. Sürekli memleketine o- lan özlemini dile getirirdi. Disiplinliydi, ilkeliydi. Hem kendi hatalarına, hem de yoldaşlarının hatalarına karşı hoşgörü göstermezdi. Gördüğü yanlışların üzerine acımasızca giderdi. Bu titizliğine rağmen zaman zaman eksikliklere düştüğü olurdu. Fakat yine kendi eksiklikliğine ilk tavır a- landa kendisi olurdu. Bir keresinde nöbette dikkatsizlik göstermiş, kural ihlaline düşmüştü. Sonrasında ise "bu birliğin imhası demektir bunun utancını yaşıyorum" demiş ve kendi kendine ceza vermişti. Gün boyu gülmemiş, konuşmamıştı. Çünkü yanlışlık ve eksikliklerini çabuk ayırt edebiliyor ve hemen tavır alabiliyordu. Bir devrimcide, hele de bir Cephe gerillasında olması gereken birçok erdemi onda görmek mümkündü. Cepheli olmanın onurunu her yerde gösterirdi. Çünkü ona göre köylüler, gençler veya herhangi bir insan bize baktığında bizimle konuştuğunda herşeyimizle Cepheli olduğumuzu anlamalıydı. Bir gün dost bir hareketle ilk kez karşılaşmışlardı. Onlar bizimkileri tanımamış: "Cepheli olduğunuzu nereden bilelim" demişler. Tuncay'ın cevabı hazır: "Cephelilerden başka kim bu dağlarda bu cüretle dolaşabilir" deyince diğerleri bir cevap verememişti. Tuncay şakacıydı, sıcakkanlı, canayakındı. İlk gittiği evlerde ilk kez gördüğü insanlarla bile hemen kaynaşır, kendini sevdirirdi. Tuncay'ın gerillaya ilk geldiği günlerdi. Köylüler 12 İmam orucunu tutuyorlardı. Köylülerle bu konuda sohbet ettiğimizde onların inancına duyduğumuz saygıyı anlatırdık. Köylüler bu durum karşısında hayrete düşer "devrimcileri din düşmanı bilirdik, inanca saygısız bilirdik, siz farklısınız" der şaşkınlıklarını dile getirirlerdi. Yine bu süreçte Tuncay'ın faaliyet sürdürdüğü müfreze, bu orucun bittiği günlerde kendi bölgesinde aşure tatlısı yapıp BİR YOLDAŞI HÜSEYİN KILIÇ'I (TUNCAY) ANLATIYOR köylülere dağıtmıştı. Aşure dağıtılan köyler hayranlık duyardı. "Bugüne kadar bu kadar lezzetli aşure yemedik" demişlerdi. Tuncay hemen yanıtlamıştı: "Ee aşureyi nede olsa Cepheliler yapmış." Ve günlerce bize köylülerin Cephe'ye duyduğu saygıyı anlatmıştı. Tuncay'ın faaliyet alanı geçmişte bize sempati duyan fakat uzun süre bağ kurulmayan bir bölgeydi. Ancak onların bütün yaz harcadıkları emekle, köylüler safını Cephe'den yana belirlemişti. Bu son derece gururlandırmıştı. "... köye gitsek bize açılmayacak kapı yoktur" diyerek bu gururunu dile getirirdi. Birçok kez kuşatmada kalmıştı. A- ma hep serinkanlıydı. Çünkü o Cephe gerillasıydı ve Cephe'ye layık olma bilinciyle yaşıyordu. Savaş ortamında bir gerillanın yapması gereken herşeyi yapıyordu, yapamadıklarını öğrenmek için çaba harcıyordu. Bu siyasi, askeri eğitiminden günlük yaşamdaki en ufak işe kadar böyleydi. Gelir gelmez kendi kütüklüğünün dikimine katılmıştı. Tedarikliydi; ateş yakmak için kullanılacak en ufak naylon parçasını bile kütüklüğüne koyardı. İyi bir öncüydü. Çünkü dağlan ilk kez görmüyordu. Kendide köyde büyümüştü. Bu durum onun iyi bir öncü ve yön tayin etmesini sağlıyordu. Yeni araziyi çabuk tanıyor, hakimiyetini nasıl kullanacağını kestiriyordu. Silahına hakimiyeti vardı. Çocukluğundan beri silahla haşır neşirdi. Mavzeri tanımış, dinlemişti. Çünkü dedeside zamanında bu dağlarda dolaşmıştı. Çağının egemenlerine karşı ayaklanmalarda yeralmıştı. Kürt ayaklanmalarıyla dağlara çıkmıştı. Tuncay da dedesi gibi mavzerini iyi kullanırdı. Kendi deyimiyle düzene kinini ve iyi silah kullanma özelliğini "savaşçı bir dededen" alıyordu. İşte bundan da kaynaklı silaha sevdasını, dağlara yakınlığını çocukluğundan almıştı. 1938'lerde dedesi bu dağlarda bir ayaklanmacıydı. 1998'de o yine bu dağlardaydı. Cepheli'ydi. Kısaca Tuncay yoldaş yeri geldiğinde iyi bir berber, yeri geldiğinde ustaca dikiş diken biri, yeri geldiğinde iyi bir savaşçı olurdu. Cepheli gibi yaşadı, Dersim'de Cephe'yi yaşattı. Cephe'nin savaşını büyütmek için tereddütsüz dağlan tercih etti. Çok sevdiği dağlardan bize selam gönderdi Mayıs günlerinde. Anısını halk kurtuluş savaşımızda yaşatıyoruz. Sen rahat uyu Tuncay yoldaş. Devrim ateşimiz ülkemizin her dağında tutuşuyor.*

13 Parti-Cephe Gerillası Zeynep Korkmaz Kilis'te Toprağa Verildi SAHİPLENDİĞİMİZ ONURUMUZ, GELECEĞİMİZ, DEĞERLERİMİZDİR Dersim'de 20 Mayıs 1998 tarihinde düşman ile girdikleri çatışmada şehit düşen DHKP-C gerillaları Hüseyin Kılıç ve Zeynep Korkmaz'ın cenazeleri Malatya'ya bağlı Akçadağın Kürecik Köyü'nde toprağa verilmişti. Önce Malatya'nın Akçadağ İlçesi Kürecik köyünde toprağa verilen Zeynep Korkmaz daha sonra ailesi tarafından alınarak memleketi Kilis'in Polateli İlçesi, Söğütlü Köyü'ne götürüldü. 3 Haziran günü memleketine getirilen Zeynep Korkmaz'ın cenazesine katılmak üzere yola çıkan dört otobüsteki 200' e yakın insan jandarma ve polisin saldırısına uğrayarak gözaltına alındılar. Antep- Kilis girişini tamamen kesen jandarma Zeynep'in cenazesini kaçırdı. Adana, Osmaniye ve Mersin den gelerek tüm engellemelere rağmen Söğütlü köyüne girebilen diğer bir grup köy muhtarının işbirliği ile jandarma tarafından gözaltına alınırken, Antep'ten gelen başka bir grup ise köy girişinde gözaltına alınacak Polateli Jandarma Karakolu'na götürüldü. Daha sonra Kilis Merkez Jandarma Komutanlığı'na götürülen kitleye jandarma ve polislerin kışkırtmasıyla sivil faşistler saldırdı. Saldırıda bütün araçların camlan kırılırken dört kişide yaralandı. Jandarma Karakolu'nda araçlardan inmemekte direnen kitleye cop ve dipçiklerle saldıran jandarma bir çok insanı yaraladı. Saldırıya "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek" sıloganları ile karşılık verildi. Yaralıların hastaneye götürülmesinden sonra Antep girişine kadar getirilen kitle Antep polisine teslim edildi. Polis kitleyi Antep dışına kadar götürerek serbest bıraktı. Zeynep'i memleketi olan Antep'e götürmek için Malatya'dayız. Şehidimizin ailesi, İHD yöneticileri ve Halkın Hukuk Bürosu'ndan Av. Metin Narin ve köylülerle birlikte savcının gelmesini bekliyoruz. Saat 09.30'da işlemler tamamlanıyor. Mezarın başına gitmek için savcıyı bekliyoruz. Saat oldu savcı ortalıkta görünmüyor, bu sırada jandarma komutanı avukatımızı çağırıyor ve diyor ki "sizin hakkınızda araştırma yaptık tutuklu aileleri derneğinden geliyormuşsunuz" diyor hakkınızda herşeyi biliyorum edasıyla ve ekliyor "araştırmalarımızı sürdüreceğiz birazdan MİT'e de soracağım". Avukatımız Jandarma Komutanının yanından geliyor, savcı halen ortada yok. Avukatımız Savcılık Kaleminin kapısını açıyor savcının kafası iki elinin arasında düşünüyor, kendisine "hadi gidelim" deniyor. Savcı da "bana olay çıkmayacağına garanti verebilir misiniz" diyor. Anlaşılan savcı cenazenin gömülü olduğu yöreyi iyi tanıyor. On dakika savcıyı teskin ediyoruz birşey olmaz diyoruz. Bunun üzerine savcı "bak en ufak birşey olursa hemen çekip geri gelirim" diyor. Binbir zorlukla ikna ettiğimiz savcıyı yanımıza alıp Gürkaynak'a geçiyoruz. Mezar hemen yolun altında dik bir bayırın ortasında. İlk dikkatimizi çeken arabamızın durduğu yerde mevzilenmiş Betere dedikleri askeri bir panzer. Üstündeki asker mezarın olduğu yere nişan almış halde bekliyor. Mezarın çevresi onlarca asker tarafından sarılmış, suratlarda şaşkınlık var. Olan bitene bir anlam veremiyoruz. Mezarın hemen yanı başında ellerinde rengarenk taze çiçekler bulunan genç-ihtiyar, kadınerkek köy halkı var. Olan biteni öğrenmişler, mezarın başında bizi bekliyorlar. Savcının ayakları bir türlü mezarın başına gitmiyor. Bunu farkeden avukatımız önden giderek ona cesaret vermeye çalışıyor. Avukatımız önde arkasında savcı ve onların arkasında bizler aşağıya doğru iniyoruz. Köydekiler kazma küreği hemen hazırlamışlar. Gelmemizle birlikte açmaya başladılar mezarı. Zeynep'in ağabeyi Ahmet küreği düşürmedi hiç elinden, kardeşi mezardan çıkana kadar. O sıra tabutun altına serilen kefen bezinin başucunda bulunan bir demet taze kır çiçeğini farkettik. Ahmet ve babası Mehmet Korkmaz teşhis ettiler cenazeyi. Tabuta koyup yukarıya yola çıkarttık Zeynep'i. Bizi Kilis'e götürecek arabayı beklemeye başladık yol kenarında. Çevremizi askerler sarmış öylece bekliyor. Biri ayaklı makineli tüfeği az ötedeki tümseğe kuruyor ve üzerimize doğrultuyor. Arabayı beklerken köylülerden biri tabutun üstünü örtmek için bez getiriyor. Az ötede Uzman Çavuşun yanında oturan işbirlikçi köylü askerlerin sorması üzerine köylünün adını söylüyor onlara, uzman çavuş defterine kaydediyor bu ismi. Köylüler su getiriyor bize, kırmızı bez getirelim, çay getirelim size diyorlar. Nedenini anlamıyorlar, biraz alınıyorlar bize. Arabamız geliyor vedalaşıp Kilis Söğütlü'ye yola çıkıyoruz. İmam Özharat kısa bir konuşma yapıyor köylülere, alkışlarla uğurlanıyoruz. Biz giderken arabanın arkasından baktığımızda sahiplenmeye tahammül edemeyen jandarmanın köylülerle tartıştıklarına tanık oluyoruz. Adıyaman, K.Maraş üzerinden geçerek Gaziantep'e varıyoruz. Burada yolumuzu sivil polisler kesiyor. "Bizim eşliğimizde yola devam edeceksiniz, hiçbir yere sapmayacaksınız diyorlar" bize. Önde ve arkada onlar Kilis'in girişine kadar geliyoruz. Burada aracımızı durduran polisler şoförümüzü kenara çekerek birşeyler anlatıyorlar. Sonradan öğreniyoruz. Demişler ki "aman bunlara dikkat et, bayrak falan açmasınlar senin başın belaya girer". Bu şekilde geliyoruz Söğütlü köyünün girişine. Yüzlerce asker ellerinde otomatik silahlarla karşılıyor bizi. Başlarında Kilis Alay komutanı var. Yaklaşık on gün önce çatışma bölgesinden bir askerin cenazesi hemen yan taraftaki Polateli'ne getirilmişti. Söylenene göre asker Zeynep ile girdiği çatışmada ölmüştü. Arabadan indiriyorlar bizi, kimliklerimizi istiyorlar ve telsizle bildiriyorlar merkeze. Alay Komutanı soruyor; "Sen nesi oluyorsun", "babası oluyorum", "ya sen", "ağabeyiyim" "peki sen nesisin", "ben İHD yöneticisiyim" "Öyle mi Akın Birdal'ın tayfasındansın demek", "evet öyleyim" sıra avukatımıza geliyor. "Sen nesi oluyorsun" avukatımız cevap veriyor "ben de avukatlarıyım" alay komutanı iyice sinirleniyor, köpürüyor, yerinde duramıyor. "Bu nasıl olur, bir teröristin cenazesinden sanane" kimliğe bakıyor. "Malatyalıymış". O sırada arkamızdan cenazeye katılmak için Adana'dan gelen bir otobüs beliriyor. Onun yolunu kesiyorlar, bizi de kimliklerimizi vermeden apar topar otobüsten uzaklaştırmak için köye yolluyorlar. Cenaze evine yaklaşırken yol boyunca dizilmiş askerler bizi durdurup bekletiyorlar. O sırada Zeynep'in evinin kapısında beliren askerleri görüyoruz. Sivil polislerle birlikte onlarca asker ellerinde otomatik tüfeklerle içeriden çıkıyor, evde bulunan ve başsağlığına gelen herkesi zorla geldikleri otobüse bindiriyorlardı. Ayaklarındaki postalları dahi çıkarmamışlardı. Öylece cenaze evini basarak insanları gözaltına alıyorlardı. Hiçbir köylüyü cenaze evinin yanına yaklaştırmamışlar, herkesi zorla evlerine hapsetmişlerdi. O an telsizden anons geliyordu; "Otobüstekiler aşağıya inmiyor ne yapalım". Bu köye girerken arkamızdan gelen otobüstü. "İndirmeye çalışın olmuyorsa bekleyin biz geliyoruz", anlaşılan otobüstekiler direniyorlardı. Gözaltılar tamamlandıktan sonra evin önüne geldiğimizde sadece Zeynep'in ailesi kalmıştı geride. Zeynep'in cenazesi önce eve oradan da hazırlanmış mezarına götürüldü. Orada gömülürken mezarlığın çevresinde onlarca asker dizilmişti. İşbirlikçi yerel gazete ve televizyonlar, polis ve jandarma kameralarıyla birlikte çekim yapıyordu. Dört otobüs insan O BAHÇIVAN YENİ FİLİZLER, YENİ ZEYNEPLER İÇİN İŞLİYORDU TOPRAĞI Kardeşinin gömülü olduğu mezarı açmak için elinden hiç düşürmemişti küreği Ahmet. Kürek darbeleriyle havalandırıyor toprağı, taşları ayıklıyor, çevresini düzenliyor, sağı solu düzlüyor. O kadar sakin, o kadar rahat, o kadar dikkatli ve özenli ve bir o kadar sabırlıydı. Toprağı okşuyor, kokluyordu. Bilmeyenler Zeynep'in mezarını Ahmet'in çiçek tarlası sanabilirdi. Dört elle sarılmıştı işine. Görenler nadide çiçeklerin yetiştirildiği bir tarla ve onu işleyen bir bahçıvanın varlığı dışında hiçbir şey düşünemezdi o an. Fazla dayanamadı Ahmet daha işin yarısında bayılıp yığıldı Zeynep'in mezarına. Görenler düşünemezdi ama biz biliyorduk: O bahçıvan ülkenin dört bir yanına dağılacak yeni çiçekler, yeni Zeynepler için işliyordu toprağı. Ekilen umut büyüyordu Zeynep'in toprağında. Özgür vatana, bağımsız ve demokratik bir ülkeye uzanıyordu kökleri.

14 cenazeye katılamadan gözaltına alınmış onu görmezden gelip, gerçeği ters yüz ederek "Teröristin cenazesinde sadece ailesi vardı" haberini yaratmak için çabalıyorlardı. Babasına sorular sorup "Hayırsız evlat" hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istiyorlardı. Ertesi günkü gazeteler için "Babası bile kabul etmedi" haberini hazırlamaya çalışıyorlardı. Efendilerine yaranmak için bu zorunluydu. Yüzlerce insan dövülerek, horlanarak gözaltına alınmıştı. Ölü evi jandarma tarafından basılmış, köylülere sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Bu manzaraya dayanamayan baba cenaze gömülürken yığıldı mezarın başına. Zeynep'in cenazesi gömüldükten sonra evin etrafını saran jandarma kimseyi eve yaklaştırmıyordu. Eve gelen askerler kimliklerini geri vereceğiz bahanesiyle İHD'li yönetici ile avukatın adını soruyorlardı. Bir kağıda yazıp gittiler adlarını: İmam Özharat, Metin Narin. Evdeki kuşatma ise gece saat 03.00'e kadar sürdü. Gözaltındakilerin akıbetini araştırmak için İmam Özharat ve avukatımız ile birlikte dört kişi daha evden dışarı çıkıyor; asker telsizden anons ediyor "İHD Başkanı ile avukat gidiyorlar izin verelim mi?" Beş dakika sonra cevap geliyor "gitsinler". Ancak bu konuşmadan sonra evden ayrılabiliyoruz. Kimliklerimize el koymuş durumdalar. Adım başı asker var. Arabayla köyün girişine geldiğimizde askerleri bizim geldiğimiz yönün aksi istikamete yönlendiriyorlar. O sırada onlara kimliklerimizi nereden alacağımızı soruyoruz. İlerideki karakoldan deyip ölen askerin bulunduğu Polateli Jandarma Karakolu'nu gösteriyorlar. Jandarma karakoluna geldiğimizde askerlerle birlikte sivil faşistlerin ellerinde taş ve sopalarla bize yaklaştığını görüyoruz. Biri burnumuzun dibine kadar geliyor ve kendi kendine bağırıyor. "Bunlarda mı onlardan". Önce anlamıyoruz meseleyi. Sonradan öğreniyoruz. Gözaltına alınan yüzlerce insan bilerek bu karakolun önüne getirilmiş ve taşlı sopalı saldırıya uğramışlardı. Sivil faşistlerce organize edilen bu saldırıya askerlerde destek vermiş ve otobüslerin camları kırılmış insanlar yaralanmışlardı. Aynı kalabalık bu sefer bizim arabanın etrafını çevirmişlerdi. O sırada bizi tanıyan asker her nedense "yok yok bunlar değil" diyerek bizi oradan uzaklaştırdı. Saldırıdan kılpayı kurtulmuştuk. Tekrar bizi o yöne sevkeden askerlerin yanlarından geçerken kıs kıs güldüklerine tanık olduk. Kimliklerimizi almak ve gözaltındakilerin akıbetini öğrenmek için iki kişi Kilis Alay Komutanlığı'na girdi. Biz dışarıda beklemeye başladık. Ancak bu arkadaşlarda geri gelmedi. Bu sefer durumu öğrenmek için Alay Komutanlığına giden İmam Özharat da eli boş döndü. Yaptığımız girişimler sonucu herkesin kimliğinin geri verildiğini öğrendik. O sırada Gaziantep İHD Başkanı Nail Ulutaş'ta Kilis'e gelerek Alay Komutanlığı'nın önünde beklemeye başladı. Dört otobüsün alay komutanlığından saat sıralarında çıkmasından itibaren onları takip ederek Antep'e vardık. Antep, Mersin, Osmaniye ve çevre yörelerden gelen insanlar burada birbirinden ayrılarak evlerine doğru yol aldılar. Bütün otobüslerin camları kırılmıştı. Gaziantep İHD Başkanı Nail Ulutaş ve birkaç arkadaşı herhangi bir gözaltı olasılığına karşı konvoyu Antep çıkışına kadar takip etti. Otobüstekilerden öğrenildiği kadarıyla Selahattin Çete dövülerek gözaltına alınmış ve bırakılmamıştı. Ayrıca Doğan Tolu, Nurettin Kalkan ve Birol Deniz otobüslerden jandarma tarafından zorla alınmak istediklerinden direnmişler ve Kilis Hastanesi'nden Antep Hastanesi'ne nakledilmişlerdi. Kilis Hastanesi'nde ise Şule Sakoğlu ve Hacer Topaloğlu kalmıştı. Yaralılarda ertesi gün tedavileri yapıldıktan sonra hastaneden ayrıldılar. İmam Özharat cenazeyi almak için bizimle Malatya'ya kadar gelmiş ve gerilla cenazesini sahiplenme konusunda tereddüt bile göstermemişti. Başından sonuna kadar tecrübesiyle, davranışlarıyla ve yerinde müdahaleleriyle bizi destekledi. Antep İHD Başkanı da olayı duyar duymaz Kilis'e gelmiş bizi de bularak gözaltındakilerle ve hastanedekilerle ilgilenmişti. Kendilerine samimi yaklaşımları nedeniyle teşekkür etme fırsatı bulamadan Antep'ten ayrıldık. Cenaze DHKP-C'nin cenazesiydi. Düşman DHKP-C'nin cenazelerini hangi koşullarda olursa olsun sahiplenme geleneğinin farkındaydı. Bunun onlarca, yüzlerce örneği yaşanmıştı. Nitekim cenazeyi almak için gittiğimiz Gürkaynak'ın Jandarma Komutanı'nın avukatımıza "teşhis ederseniz cenazeyi lütfen alın götürün burada kalırsa olay çıkıyor, anmaya geliyorlar" dediğini öğrendik. Düşmanın tahammülsüzlüğü işte bu noktadaydı. Ayrıca Kilis Alay Komutanlığı'nın da halka karşı savaşın önemli bir karargahı olduğu da gözlerimizden kaçmadı. Daha yeni il olmuş Kilis'in Alay Komutanlığı kocaman onlarca bloktan oluşuyordu. Sadece bir ilin alay komutanlığı için abartılı görüntüsü vardı. Nitekim buradaki askerler ile komutanların yaklaşımları, davranış biçimleri buranın JİTEM'in önemli bir üssü olduğunu farkettiriyordu. Tüm saldırılara rağmen Zeynep'in cenazesinin sahiplenilmesi konusunda gösterilen çaba ve dayanışma, değişik yörelerden gelen yüzlerce insan oynanmak istenen oyunu boşa çıkartmıştı. * Cansız Bedenlere Saldırmakla Korkularından Kurtulamayacaklar Cenazelerimiz, oligarşiye korku veriyor. Bundan böyle de korkmaya devam edecekler, çünkü o törenlerde halkın evlatlarına, gerillaya sahip çıktığını haykıran sloganlar yükseliyor, öfke büyüyor. Halkın gerillalarını sahipleneceğini bildiklerinden, mezarlığın her tarafını kuşatmışlar. Cenazeye gelen herkes nasibini alıyor. Gerillaların cenazeleri bile düşmanın uykularını kaçırtıyor, ona kabuslar gördürüyor. Cenaze geldiği andan itibaren jandarma terör estiriyor Antep'te. Şehitlerimizin korkusu, halkın gerillayı sahiplenmesinin korkusu... Antep'in her karışı, jandarma tarafından işgal ediliyor, giriş-çıkışlar tutuluyor. Cenaze törenine katılmak için gelen 200'e yakın insan gözaltına alınıyor, tartaklanıyor, hastanelik ediliyor. Mezarlık halkın gerillaya sahip çıkmasını engellemek için ablukaya alınıyor ve terör estiriliyor. Jandamasından polisine oradalar. Tahammülsüzlükten kudurmuş bir hale geliyorlar, "terörist" diyorlar, "vatan haini" diyorlar ama sahiplenmeyi engelleyemiyorlar. Yoksul halk kimin terörist, kimin vatan haini olduğunun cevabını gerillayı sahiplenerek veriyor. Cenaze törenleri halkımızın en önemli değerleri ve gelenekleri arasındadır. Cenaze törenleri yasalarda da "suç" değildir ve açıkça belirtilir suç olmadığı. Ama onlar kendi yasalarını bile çiğneyecek kadar pervasızlaşmışlardır. Halka karşı açılan savaşın kirli yüzü, şehitlerin cesetlerine ve cenazelerine yapılan saldırılarda tüm çıplaklığıyla açığa çıkıyor. Cesetlere ve cenazelere saldırı her yerde yaygın, sistemli bir politika haline dönüştürülüyor. Zeynep'in cansız bedeni de işkence izleriyle dolu. İşkenceci katillerin sahip olduğu hiçbir değer yok. Saldırılarıyla halkın tüm değer ve geleneklerini ayaklar altına alıyorlar. Güçsüzlüklerini ve korkularını insanlıkdışı yöntemlerle bastırmaya çalışıyorlar. Onların yaptığı gerilla karşısındaki çaresizliklerinin itirafıdır. Korkuyla psikolojik bozuklukları birbirine karışıyor. Ellerinde her türlü araç, iletişim ve propaganda olanakları olmasına rağmen halkı bir türlü yanlarında göstermeyi - başaramıyorlar. Halk gerillaya yine sahip çıkıyor, büyütüyor. Bugün egemenlerin halka karşı saldırıları hangi yöntemlere bürünürse bürünsün, korku ve zorla örülü hiçbir duvar sonsuza dek ayakta kalamaz. Zulme karşı direnmeyi savaşmayı, iyiye ve güzele ulaşmayı temsil eden gerillalar bu duvarlarda delikler açıyor, sarsıyorlar. Kitleler korkunun eşiğinden geçiyorlar. Gerillaya kucak açıyorlar. Düşman düşmanlığına devam ediyor. Hem de en aşağılık yöntemlerle. Hayata düşmanlık cenazelere düşmanlığa ulaştı. Kimi yerde mezar taşlarını kırdılar, kimi yerde şehitlerimizin, resimlerini parçaladılar ve şehitlerimizin cansız bedenlerine işkence yaparak insanlıktan tümüyle çıkmış olduklarını ortaya koydular. Alçaklığın en derin çukurlarına yuvarlanıyorlar. Kurşunlarla, bombalarla yok edemedikleri cansız bedenlere saldırarak yok edebileceklerini sanıyorlar. Onların dünyası pisliğin, kokuşmuşluğun dünyasıdır. Onur yoktur onların dünyasında Ahlak, namus, adalet yoktur. Bir kere bile görmedikleri ama aynı zafer için yan yana ölüme gidebilecek dostları yoktur onların. Onlar alçaklıkta sınır da tanımazlar ve alçaldıkça korkuları da büyüyor. Korku beyinlerine öylesine sinmiş ki, korkudan kurtulamıyorlar. Gerillaların cesetlerine boşalttıkları silahlarıyla korkularından kurtulmaya çalışıyorlar. Ölülere işkence yapıyor, beyinlerini kemiren korku cansız bedenlerde cisimleşiyor, cansız bedenlere saldırmakla aslında korkularına saldırıyorlar, ama yine de korkudan kurtulamıyorlar... *

15 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AVCILAR KAMPÜSÜ 6. BAHAR ŞENLİĞİ İstanbul Üniversitesi Avcılar kampüsü 6. geleneksel Bahar Şenliği 3 Haziran Çarşamba günü başladı. Saat 12.30'da şenliğe açılış konuşması yapılarak ve genel program açıklanarak başlandı. Nazım Hikmet, Ahmet Arif'in yaşamlarını anlatan söyleşinin ardından şiirleri okundu. Şenliğe katılan Sennur Sezer, Suna Aras da kayıplarla ilgili bir konuşma yaptılar. Daha sonra öğrenciler bahçeye çıkarak programa devam ettiler. Dört kayıp için masalar açılarak imza kampanyası başlatıldı. Kitap stantları açıldı. Yaklaşık ikiyüz öğrencinin katıldığı şenlikte "Soruyoruz Neslihan Uslu, Metin Andaş, M.Ali Mandal, Hasan Aydoğan, Neredeler", "Gözaltında kayıpların son bulması için bir imzada sen at! Kaybedenler kaybedecek", "Kaybetmelerine Katletmelerine izin Vermeyeceğiz" yazılı dövizler ve "İstanbul Üniversitesi Kampüsü 6. Bahar Şenliği'nde "'68'den '98'e Bu Memleket Bizim" pankartları açıldı. Özgürlük Türküsü "Sivas dağlan" adlı parçasını söyledikten sonra İzmir'de 31 Mart'tan bu yana kayıp olan dört devrimci ve son dönemde artan faşist saldırıları protesto eden bir yazı okundu. Grup Özgürlük Türküsü tüm kayıplar için "Onurumsun" adlı parçayı söyledi. Özgürlük Türküsü kitle tarafından coşkuyla karşılandı. Ardından Beksav'da faaliyet gösteren Tiyatro İmge bir oyun sergiledi. Tiyatrodan sonra Grup Vardiya sahne aldı. Çekilen halaylar eşliğinde şenliğin birinci günü coşkuyla bitirildi. Şenliğin 2. günü olan 4 Haziran Perşembe günü öğrenciler ilk olarak son günlerde artan faşist saldırılar için hazırladıkları metni okudular. Metinde; "Susurluk devletinin Güneydoğu'daki operasyonlarına, kayıp ve katliamlarına değinildi. Okunan metnin ardından Grup Yeni Gün sahneye çıkarak bir dinleti verdi. Ardından Ozan Haydar Türkülerini seslendirdi. Türküler hep bir ağızdan söylendi halay ve semah çekildi. Daha sonra Kültür ve Bilim Kulübü Müzik Topluluğu sahneye çıktı. Şenliğin ikinci günkü programı coşkulu bir şekilde bitirildi. Etkinlikler bir hafta boyunca devam edecek.* "AMACIMIZ ÖĞRENCİ MECLİSİNİ HER KESİME TANITMAK" İLHAMİ DAYLAN (Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi, Öğrenci Meclisi Girişimcisi) Mimar Sinan Üniversitesi Öğrencisi Meclis Girişimcisi İlhami Daylan'la kapanış şenliği ile ilgili yaptığımız röportajı yayınlıyoruz. - Öncelikle böyle bir şenlik gereksiniminin neden doğduğunu söyleyebilir misiniz? Bu sene yaptığımız faaliyetlerden sonra insanların aklında daha çok şeyin kalabilmesi, meclislerle yakınlaşılması için, meclisin tanıtımını yapmak ve insanlarla daha iyi dialog kurmak açısından bu şenliğin iyi olabileğini düşündük. Okulumuz bir sanat okulu olduğu için şiir gruplarının ve müziğin daha fazla etkisinin olacağını düşündük. Çünkü duyarlılık noktası sanat okulu olması nedeniyle daha fazla. - Şenlik hazırlıklarınızdan bahsedebilir misiniz? Şenliğin adının "Eflatun Bahar" olmasının nedeni bahara bu sene eflatun renginin hakim olmasından kaynaklanıyor. Önce arkadaşlarla oturup neler yapabileceğimizi konuştuk. Kimleri şenliğe konuk olarak çağırabileceğimizi tespit etmeye çalıştık. Bundan sonra aramızda bir görev bölüşümü yaptık. Bazı arkadaşlar sanatçılarla ilgilendi, bazı arkadaşlar teknik sorunlarla ilgilendi. Şenliğin ekonomik sorunlarını giderebilmek için boncuklar yaptık ve bunları sattık. Buradan biraz gelir elde ettik. Ayrıca açtığımız kitap standından kitap kiralayarak gelir elde etmeye çalıştık. Elde ettiğimiz gelirleri ses düzeni gibi teknik işlere harcadık. Şenlik hazırlıkları sürecinde şenliğe yer ayarlayabilmek için ve diğer faaliyetlerimizi yapabilmek için Mimar Sinan Üniversitesi Öğrenci Meclisi Girişimi olarak "Kültür Kulübünü" kurduk. Bu şekilde bir kulüp bizim çalışmalarımıza destek olacak, diğer kulüplerden ayrı olacak ama onlarla bağlantı kurmak için iyi olacak. - Bu şenliğin okulunuza etkisi ne oldu. Meclis çalışmanıza katkısı ne oldu? -Okula kattıkları şöyle; biz belirli insanların geleceğini tahmin ediyorduk. Çünkü okulumuz politik bir okul değil. Fakat umduğumuzun dışında insanlar da geldi. Bu da insanları daha farklı değerlendirme imkanı verdi. Tanımadığımız insanlar da bizim faaliyetlerimize katılabiliyor. Bunu anlamış olduk. Böylece daha fazla insanla ilgilenmemiz gerektiğini görmüş olduk. Bu tür bir şenliği ilk defa yaptık. Gerek organizasyon açısından olsun, gerekse hazırlık çalışmaları açısından olsun çok şey öğretti bize. Bundan sonra yapacağımız ikinci bir şenlik daha düzenli ve daha iyi organize edilmiş olacaktır. Şenlikle öğrenci meclisini daha iyi tanıtmış olduk. Yapılan söyleşiler de, konser de çizgisini insanlara daha iyi anlatmış oldu. İnsanlar meclisin ne olduğunu gördü, iyi oldu. - Okul yönetiminin öğretim görevlilerinin şenliğe yaklaşımı nasıldı? Hocalardan gelen olmadı. Fakülte dekanımız şenliğe ve diğer faaliyetlerimize sıcak bakıyor. Yaptığımız panellerde ve bu şenlikte yeralarak bize yardımcı oldu. Bu anlamda destekliyorlar. Ters düştüğümüz pek birşey olmadı. - Okulunuzda daha önceden bir sanat şenliği yapıldı. Siz buna katılmadınız ve ayrı bir şenlik yaptınız bunun nedenleri neydi? Yapılmış olan o şenliğin insanlara verebileceği pek birşey yoktu. Çünkü kültürel hiçbir şey içermiyordu. Çünkü yapılan şenlik kendilerinden geçmek için, kendilerini eğlendirmek için yapılmış bir şenlikti. Ki şenlik sonrasında yaşanan ortamdan da bu anlaşılıyordu. Gerek yaptıkları faaliyetlerden, gerekse çağırdıkları insanlardan belli oluyordu. Rock konserleri, içkili balolar yaptılar. Ama bizim yaptığımız şenliğin amacı insanlara birşeyler verebilmek, onlarla bir şekilde bağ kurabilmek, onları faaliyetlerimizin içine çekebilmek, bizlerle beraber olmalarını sağlamak oduğu için biz o şenliğe katılmadık. Biz şenliğimizi alternatif olarak görmüyoruz. Onlarla hiçbir dialoğa girmeden kendi şenliğimizi yaptık. Bundan sonrası için Öğrenci Meclisi Girişimi olarak neler yapmayı düşünüyorsunuz? Biz şenliğin gelenekselleşmesini düşünüyoruz. Seneye tekrar yapmayı düşünüyoruz. Ayrıca meclis için bir tüzük hazırlamayı ve açtığımız kitap masasının devamını düşünüyoruz. Bunun yanında seneye daha renkli, daha farklı faaliyetler yapılabilir. Öğrenci Meclisi Girişimi çalışmalarına devam edecektir.*

16 MSÜ'DE "EFLATUN BAHAR ŞENLİĞİ" YAPILDI Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü'nde "Eflatun Bahar" isimli kapanış şenliği yapıldı. Bu yıl ilk defa Öğrenci Meclisi Girişimi tarafından gerçekleştirilen şenlik iki gün sürdü. Şenliğin ilk günü olan 3 Haziran'da yapılan söyleşiye Tiyatro Sanatçısı ve İdil Kültür Merkezi Halk Sahnesi Tiyatro Atölyesi kurucusu Yiğit Tuncay katıldı. Söyleşide, sanatın ve sanatçının mücadeledeki yeri üzerine tartışıldı. Söyleşi, katılan öğrencilerin sorularıyla şekillendi. Yiğit Tuncay, sanatçının toplumsal pratikle bağlarının bulunması gerektiğini vurgulayarak, toplumsal pratikte bağları olmayan sanatçılar misyonlarını yerine getirmiyordur dedi. Karşılıklı sıcak bir ortamda gerçekleşen söyleşi 1,5 saat sürdü. Daha sonra ertesi günkü etkinliğe kadar şenliğe ara verildi. 4 Haziran Perşembe günü şenlik saat 14.00'de başladı. Etkinlikler Oditoryum'da gerçekleştirildi. Etkinlik Mimar Sinan Üniversitesi Öğrenci Meclisi Girişimi'nden öğrencilerin konuşmasıyla başladı. Açılışta Nazım Hikmet'in şiirlerinin okunması öğrenciler tarafındanbüyük bir beğeni topladı. Açılış konuşmasının ardından Nevzat Çelik şiir dinletisi sundu. Ve Grup Yorum dinleyicilerin alkışları ve "Türküler Susmaz Halaylar Sürer" sloganlarıyla sahneye çıktı. Grup Yorum sahneye çıktıktan sonra kayıplara ilişkin bir konuşma yaptı. Konuşmada İzmir'de gözaltında kaybedilen, Neslihan Uslu, Metin Andaş, Mehmet Ali Mandal ve Hasan Aydoğan'ı kendisine aydınım, demokratım diyen herkesin sahiplenmesi ve kayıplara karşı duyarlı olması gerektiği vurgulandı. Konuşmanın ardından Grup Yorum "Onurumsun Oğul" şarkısıyla başladı konserine. Türküler Oditoryum'u dolduran yüzlerce öğrencinin katılımıyla söylendi. Öğrencilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan Grup Yorum programını bitirmek istedi fakat öğrencilerin yoğun isteği sonucu sahneden ayrılmadı. Tekrar coşkulu halaylara devam edildi. Grup Yorum "Türküler Susmaz Halaylar Sürer" sloganları ve alkışlarla sahneden ayrıldı. Kapanış konuşması yapan öğrenciler konuklara şenliğe katıldıklarından dolayı teşekkür ederek şenliği sona erdirdiler.* AMASYA TÖDEF'İN İMZA KAMPANYASINA POLİS SALDIRISI İzmir'de 31 Mart'ta gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Neslihan Uslu, Hasan Aydoğan. Metin Andaş, M. Ali Mandal için imza kampanyası başlatan Amasya "TÖDEF'li öğlenciler polis terörü ile karşılaştı. Polis "size imza toplattırmayız" diyerek iki TÖDEF'li öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan arkadaşları için açıklama yapan Amasya TÖDEF'li öğrenciler polisin imza kampanyasına dahi saldırdığını, baskıların kendilerini yıldıramayacağını, katliamların ve kayıpların her Devletin Gençlik Korkusu Gençliğin örgütlenmesinin ve örgütlü bir şekilde mücadele etmesinin önüne geçmek için devletin saldırıları bitmiyor. Bu bazen ÖSS-ÖYS sınavları, bazen eğitimin özelleştirilmesi, bazen de disiplin yönetmelikleri oluyor. Devlet, zaten kıskaç altında olan gençliği daha fazla denetimi altına almayı hedefliyor. 31 Mayıs günü Resmi Gazete'de YÖK Disiplin Yönetmeliği'ndeki yeni değişiklikler yayınlandı. Bu haber ertesi gün hemen hemen tüm gazetelerde yeraldı. Değişikliklerin şu an uygulanandan farkı ise üniversite gençliğinin eylemlerini engellemek için daha kapsamlı programların uygulanmaya konulması ve bunları uygulayacak kurumları oluşturmasıdır. Bugüne kadar gençliğin haklı talepleri için yaptığı eylemler gözaltılarla, tutuklamalarla, soruşturmalarla, sonu ölüme varan sivil faşist saldırılarla engellenmeye çalışıldı. Anlaşılan bunlarında yeterli olmadığı düşünülüyor ki daha farklı yöntemler aranıyor. YÖK Disiplin Yönetmeliği'ndeki değişikliklere göre toplu ve süreklilik arzeden öğrenci eylemlerine katılanlar hakkında rektör veya rektör yardımcılarının başkanlığında "İnceleme ve Soruşturma Kurulu" oluşturulacak. Bu kurul sadece üniversite içindeki eylemleri değil okul dışındaki eylemleride takibe alacak. Eyleme katılan öğrencileri sorgulayıp toplu ve sürekli olarak eylem yaptıklarını keşfettikleri (!) öğrenciler hakkında uyarıdan, yükseköğretim kurumlarından atılmaya kadar çeşitli cezalar verilmesini talep edecek. Bugün hemen hemen tüm üniversitelerde coplu, silahlı, kalkanlı polisler bekliyor, yine birçok üniversitede kimlik kontrolleri ve üst aramaları polisler tarafından yapılıyor. Kampüs içinde bir fakülteden diğerine geçmek mümkün değil, yine polis engeli çıkıyor. Üniversite kapılarından öğrencilerin gözaltına alınması ve insanlık dışı uygulamalara maruz kalması sıklıkla yaşanıyor. Öğrenci gençliğin taleplerinin önemli bir kısmını da polisin üniversiteden çekilmesi oluşturuyor. Zaten birçok üniversitede öğrencileri katıldıkları eylemler nedeniyle emniyet tarafından fişlenmiş durumda. YÖK yönetmeliğine eklenen yeni kararlarla polis ve idare arasındaki işbirliği de meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Rektörler ve yardımcıları soruşturmayı kendileri yapabilecekleri gibi soruşturmacılar da tayin edebilecekler. Bu noktada emniyetin "bilgilerinden", "deneyimlerinden" epeyce yararlanacaklar. Uzaklaştırma cezaları, okuldan ve yurttan atılmalar gençliğin uzak kaldığı, hiç rastlamadığı durumlar değil. Anadolu'da ve İstanbul'da yüzlerce öğrenci davaları bile sonuçlanmadan üniversitelerden, yurtlardan atıldılar, uzaklaştırma cezaları aldılar. Geçtiğimiz yıl Vezneciler Kız Öğrenci Yurdu'nda Susurluk devletini protesto için ışık söndürme eylemlerine katıldıkları iç.in yurttan atılanlar oldu. Bu yıl içinde Kırşehir'de Gazi Üniversitesi'ne bağlı Eğitim Fakültesi öğrencileri uzaklaştırma cezaları aldı. Son olarak Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde de uzaklaştırma cezalarının kaldırılması talebiyle öğrenciler tarafından açlık grevi başlatıldı ve rektörün sorunu çözece- ğini bildirmesiyle açlık grevine son verildi. Sadece yukarıda sayılanlarla sınırlı değil üniversite gençliği hakkında açılan soruşturmalar. Yönetmelikle hali hazırda uygulanan cezalar usulüne uygun hale getiriliyor, yasallaştırılıyor. MGK'nın direktifleriyle uygulamaya konulan Kılık Kıyafet Yönetmeliğine karşı yapılan eylemlerden işçi memur eylemlerine, yine Galatarasay Lisesi önünde kayıplar için yapılan oturma eylemine, mahallede Halk Meclislerinin yaptığı basın açıklamalarına katılmak öğrencilerin üniversiteden atılması için yeterli olabilecek. Gençliğin sadece kendi hakları için değil halkın en geniş kesiminin talepleri için tüm saflığıyla, temizliğiyle hareket etmesi de faşist devleti rahatsız ediyor. Üniversite gençliği içinde bir çekim merkezi oluşturmak ve gençliğin mücadelesini birleştirmek yıllardır tartışılan konular olma özelliğini korurken varolan gençlik örgütlülüklerini de kapsayacak Öğrenci Meclisleri'nin çalışmaları yine birçok yerde sürdürülüyor. Yönetmeliğin burjuva basında manşetten verilmesi de bir yanıyla gençlik üzerinde yıllardır eskite eskite tüketemedikleri örgüt fobisini yaratma çabalarının bir parçası oluyor. Daha üniversiteye girilmeden "aman örgütlenme", "haklarını alana kadar eylem yapma, yapanlara destek olma" deniliyor. YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün gazetelere yaptığı açıklamada yönetmeliğin asıl olarak neyi hedeflediğini ortaya koyuyor. "Üniversite içinde ve dışında meydana gelen ögivnci olaylarının yüzde 99'u suni olaylardır. Yani öğrenci/ilde ilgisi olmayan olaylardır. Bugüne kadar hiçbir üniversitede 'Niçin bilgisayar eksik?', 'Niçin bize daha iyi İngilizce öğretmiyorsunuz?' ya da 'Kütüphanemiz neden yetersiz?' diye eylem olduğunu ne gördüm, ne duydum. Üniversitede hoşgörü havası vardır. Katı bir disiplin yoktur. Öyle de olmalı. O yüzden öğrenciler yıllardır hep istismar edilmiş ve kışkırtılmıştır. Yönetmelikle, militan gruplar temizlenecek. Militanlar da cezalandırılacak." (1 Haziran 1998-Sabah) Hedefi cunta sonrası pasifıkasyon ortamını kırıp gençliği yeniden örgütleyen ve haklarını kazanmaları için mücadele etmeye çağıran gençliğin önderleri, gençlik örgütlenmeleridir. Gürüz açıklamasında aynı zamanda bu örgütlülüklerin gençliğin iradesini yansıtmadığını ve militan grupların öğrencileri kışkırttığını, eylemlerin öğrencilikle ilgisinin olmadığını söylüyor. Üniversitelerden polisin çekilmesi ÖSS-ÖYS'nin kaldırılması Eğitimde özelleştirilmenin durdurul- Haraçların kaldırılması Halk için bilim, halk için eğitim Bu taleplerin hangisinin öğrencilikle ilgisi yok. Gürüz ne kadar gençliğin sorunlarıyla içice ki bu kadar konuşuyor. Gençliğin talepleri haklı ve meşrudur. Gençliği hareket edemez hale getirmeye çalışan YÖK'e karşı, bu eğitim sistemine karşı, akademik demokratik talepler için gençliğin eylemleri sürecektir*

17 EKONOMİDE DÜZELME YOK, KRİZ DEVAM EDİYOR Basında çıkan son günlerdeki haberlere bakılırsa, Türkiye ekonomisi dev gibi büyümekte, enflasyon düşerken işsizlik azalmakta herşey yolunda gitmektedir. Bir anlık bu haberleri doğru kabul etsek, bahsedilen ülkenin Türkiye olup olmadığını dahi unutmamak elde değildir. Ancak aşağıdaki devletin içinde bulunduğu ve büyük ölçüde gerçekleri anlatan rakamları sıraladığımızda durumun hiç de son günlerde gösterildiği gibi iyimser psikolojiyle değerlendirilemeyeceği bir gerçektir Enflasyon %84 İç borç 24 Milyar dolar Dolar İhracat 26.5 Milyar dolar İthalat 45.7 Milyar dolar Dış Tic. Açığı 19.2 Milyar dolar 1998 Enflasyon %92 İç borç 25 Milyar dolar Dolar İhracat 30.7 Milyar dolar İthalat 50.3 Milyar dolar Dış Tic. Açığı 19.5 Milyar dolar (Radikal Gazetesi) Tablodaki göstergeleri tek tek ele alırsak, tabloda görüldüğü gibi enflasyon oranı geçen yıla oranla daha da yükselecektir. Son üç ayda yalnızca %3 oranında düşen enflasyondan yola çıkarak yapılmış olan bu çığırtkanlıkların üzerindeki görüntüyü kaldırdığımızda kriz yaşayan ekonominin içler acısı sefil halini tüm açıklığıyla görürüz. Dünya petrolün variline ödenen fiyatın 20 dolardan 12 dolara düşmesi, KİT ürünlerine yapılacak zamların hükümet tarafından kısmen durdurulması ve mevsimlik koşulların etkisiyle özellikle tarımsal tüketim ürünlerindeki fiyat düşüşleriyle ancak dört ay öncesine göre topu topu üç puan "gerileyen" enflasyondan yola çıkarak büyük bir sahtekarlıkla "enflasyon düşüyor" demek pişkinlik değil de nedir? Kaldı ki bu tesadüfü koşulların varlığı sona erdiğinde enflasyon oranı yine eski seviyesinden de öteye yükselecektir. KİT ürünlerine yapılan zamların kısmen geçici bir süre için tamamen halkın gözünü boyamak için durdurulmasında olduğu gibi bu ürünlere zam yapılmayan aylardaki oranlar toplanarak zam yapıldığında fiyatlar ve ona paralel olarak enflasyonun tırmanacağı açıktır. Bütün bu gerçekler yaşanırken enflasyonu %85'lerden alıp daha aradan bir yıl geçmeden %100 oranına taşıma başarısını gösteren ANASOL-D hükümetinin %3 oranındaki düşüşün ardından zafer çığlıkları atması burjuva ahlakının çürümüşlüğüne ve kokuşmuşluğuna en iyi örnek olsa gerek. Aslında bu hükümette enflasyonun düşmeyeceğini, aksine hiperenflasyon tehlikesinin kendilerinden hiç de uzak olmadığını çok iyi biliyor. Ancak günü kurtarma çabası, biraz daha idare edip iktidar olmanın olanaklarından sonuna kadar yararlanmak istediklerinden, gerçekleri saklamak işlerine geliyor, bunun içinde yaşananları itiraf etmek istemiyorlar. Öte yandan iç borcu 25 milyar dolar. Dış borcu ise 83 milyar dolara ulaşan ekonominin sunduğu görüntü övünülecek değil utanılacak bir görüntüdür. Sürekli piyasadan faiz verip ancak borç alabilen devlet hazinesine hiç kimse bir yıllık süreden daha uzun zaman dilimi için borç vermiyor. Bu yönde devlete herhangi bir güven de duymuyor. Devlete verilen paranın ana taksitleri ve faiz yükünü ödemekte zorlanan devlet kaynak ihtiyacını içerden karşılamak isteğinde daha kısa vadelerle ve yüksek faizle borçlanmaya razı olmaktır. Bu durum devlet açıklarının büyümesine neden olmaktır. Devlet maaş ödemelerini bile zamanında yapmamakta ya sermayadarlardan borçlanarak ya da havadan para basarak enflasyonu azdırma pahasına ücretleri ödeyebilmektedir. Devletin bu durumundan faydalanan bir avuç rantiyeci yüksek faizlerle servetini daha büyütmekte, vurgunlar yapmakta oturduğu yerden para kazanarak ülkeyi soymaktadır. Ülkelerin kredi notunu belirleyen şirketler Türkiye'yi riskli ülke sınıflandırmasına koymakta sürekli mevcut planı da aşağılara çekmektedir. Bu durum bile başlı başına yaşanan çöküşün en sağlam işaretlerini vermeye yetiyor da artıyor bile. ithalat, ihracat oranlarını da kıyasladığımızda olumlu herhangi bir gelişmeyle karşılaşmak mümkün değildir. Türkiye ekonomisi (bavul ticareti de dahil) toplam 30.7 milyar dolar tutarında rakamlarıyla dış ülkelere mal satması beklenirken, dış ülkelerden 50.3 milyar dolar mal satın alması öngörülmektedir. Dış açığı 20 milyar doları aşmış vaziyette. Zaten bu ülkedeki %7'lik ekonomik büyüme iddia edildiği gibi üretim artışlarından kaynaklı olarak sağlanan bir büyüme değil tamamen ithalata, dayalı ithalattaki artış oranına paralel seyir izleyen yapay, geçici olduğu gibi şişirme bir büyümedir. İthalata dayalı bir büyüme sağlayan ülkelerin yaşadıkları durum gözönüne getirilirse Türkiye ekonomisinin saçtığı büyük tehlike sinyallerinin boyutları daha da iyi anlaşılır. Türkiye ekonomisi rakamlarında gösterdiği üzere sermayenin ihracı gibi meta ihracı yönünden de bulunmaz bir pazardır. Gümrük birliği anlaşmasına imza koyduğu günlerde anlaşmanın Türkiye'nin ihracatında patlama sağlayacağını, mallarımızın Avrupa'da serbestçe dolaşacağını, kendi ürünlerimizin Avrupa ürünleriyle tam "rekabet" etme şansını yakalayacağını iddia eden o zamanın bu günün anlaşmadan yana tavır alan sahtekar devlet görevlileri anlaşmanın üzerinden kısa bir süre geçmesine karşın sonucun fiyasko olduğu gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyor. Ne Türkiye'nin gümrük birliği anlaşmasından sonra ihracatı artmıştır ne de ürettiği ürünler Avrupa mallarıyla veya Dünya mallarıyla rekabet içerisinde girebilmiştir. Gümrük birliği anlaşması tek taraflı olarak Türkiye'nin pazarını Avrupa'ya açmasına vesile olmuş, bu durum ülke pazarının Avrupa mallarıyla daha fazla dolmasına neden olmuştur. Gümrük birliği anlaşması Türkiye ekonomisinin dış ticaret açığını, dolayısıyla da süren krizini büyütmüştür. Kriz öyle bir boyut kazanmıştır ki, devletin resmi parası ücret ödemeleri dışında neredeyse kullanılmamakta, ülke sınırları içerisinde yapılan alışverişlerin, ülke sınırlarının içerisinde yapılan ticaretin tamamına yakına başta dolar olmak üzere Mark vb. yabancı paralara yapılmaktadır. TC'nin resmi parası pul olmuştur. TL yabancı paralar karşısında günlük yapılan devalüasyonlarla gün geçtikçe artan oranlarla değer yitirmekte zaten itibari olmayan ülke parası sıfırlanmaktadır. Eğer bugün 1 Amerikan doları alabilmek için karşılığında TL ödemek gerekiyorsa en hafif ifadeyle o ülkenin çivisi" çıkmıştır. İşte pembe tablonun safsataları. İşte devletin yaşadığı ekonomik krizi boyutları... Buradan yola çıkarak övgüler düzülen hayali ekonomik tablo ile yoksul emekçi halkın gerçek yaşamda sürekli karşılaştığı tablo arasında en iyimser kıyaslamayla bile uçurumların olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer, bir ülke ekonomisinin içine giren uyuşturucu parasından elde ettiği gelir 50 milyar doların üzerinde ise, bu ülkenin resmi bayrağı yabancı TV kanallarında, yazılı basında uyuşturucu iğnesiyle yan yana görüntüleniyor, kara paranın gücü ekonomik sistemin yasalarını belirliyor, yıllık bütçeye eş değer rakamlarla ölçülebiliyorsa bütün bu yapılan övgüler mafya ekonomisini aklamak için yapılan iltifatlardan öteye gidilmez. Bugün TV'yi yönetenler, bütün OECD ülkeleri içinde sözde dahi olsa "kara parayı önleme anlaşmasına" imza atmayan tek ülkedir. Devlet bu anlaşmaya imza atmaktan çekiniyorsa bu durum tek bir şeyle açıklanabilir. O da Türkiye Cumhuriyeti ekonomik sisteminin tümünün kara para (gayri meşru olan her türden kazanç) üzerine kurulu olduğu gerçeğidir. 80 milyar dolar dış borcu, 25 milyar dolar iç borcu olan bir ülkede bağımsızlıktan ve ulusal onurdan nasıl bahsedilebilir? Eğer bir ülkede halka karşı açılan iç savaş için bütçenin yarısına denk düşecek oranda askeri harcamalar yapılıyorsa o ülkenin halk düşmanlığında tescilli bir ülke olduğu açıktır. Sadece ücretli işçi ve emekçilerden vergilerin toplanabildiği, halkın ücretlerinden alınan vergilerin dışında, enflasyon vergisiylede defalarca soyulduğu, en yoksul ile en zengin arasındaki gelir farkından dolayı işbirlikçi tekelci burjuvazinin temsilcilerinin dahi "Varoşlardan

18 gelip gırtlağımızı kesecekler" diye ürktüğü derecede adaletsizliklerin yaşandığı, insanların açlıktan ölüp, çöplüklerden ekmek topladığı, devlet hastaneleri bahsedilebilir. İşsiz sayısının milyonlarla ifade edildiği, köylünün kredi faizleriyle sömürüldüğü ve borçlarından dolayı daha tarlasındayken ürününe el koyulduğu, insanların sokaklarda yatıp kalktığı, kiraların devlet tarafından ödenen ücretlerle aynı oranda seyrettiği, zeytin, peynir, et, süt, en temel tüketim maddelerini halkın satın alabilmek bir yana vitrinlerden ancak seyredebildiği, çocukların ücretli köle olarak kurulan pazarlarda alınıp satıldığı bir ülkede hangi iyimserlikten bahsediliyor. Yok yere haraç mezat satılan, 65 milyon insanın birikimlerinden oluşan KiT'lerin nasıl yabancı ve işbirlikçi sermayeye peşkeş çekildiğini bilmiyor muyuz? Daha dün posta işletmesini en fazla kar eden kısmı olan TELEKOM'un nasıl yerli işbirlikçilere gülünç bir miktarda satıldığına tanık olduk? Ya ihale yolsuzlukları, özelleştirme kamuflajı altında yapılan hırsızlıkları, ve bizzat başbakanlık yapan ÇİLLER'in vurgunları... burada saymakla bitmeyecek kadar büyük soygunlar bütün Susurluk devletiyle özdeşleşmiş gerçek görüntülerdir. Artık yolun sonuna gelmiştir Susurluk devleti. Susurluk devletinin başını çekenlerde aslında bu gerçeği herkesten daha iyi görüyor. Gördüğü içinde; bu ülkede halk kitlelerinin umudu olan devrimcilere işkence yapıyor, katlediyor. Yetmeyince on yıllara varan hapis cezasıyla cezalandırıp teslim almaya çalışıyor. Uyuşturucu tacirleriyle kol kola girmiş, bizzat devletin kurumlarının uyuşturucu satmanın yanlış bir durum olmadığını savunduğu bir devletten başka bir şey beklenemez. Türk, Kürt, Gürcü, Laz, Arap vb. bütün ulus ve milliyetlerden halklarımıza karşı her türden zulüm ve baskının yanında ekonomik politikalarının aracılığıyla da sömürüyü tırmandıran Susurluk devleti IMF'nin dikte ettirdiği acı ilacı halk kitlelerine içirmek için hareket ederek fırsatını yakaladığında ekonomik terörüne hız vermektedir. Bugün bizlere düşen görev; ekonomik, siyasal her alanda büyük bir krizi yaşayan bu devlete karşı halk kitlelerini örgütleyerek daha büyük darbeler vurmaktır. Bu yollar gerçek anlamda düzene karşı her alanda alternatif olduğumuzu daha da güçlü bir biçimde gösterecek zafere bir adım daha yaklaşmış olacağız. İşten atılmalara, ekonomik teröre verecek cevabımız halk kitlelerinin örgütleyebildiğimiz oranda somutlanacaktır. Bunun için sayısız deneyimimiz ve birikimimiz mevcuttur. * IMF HEYETİNİN RUTİN ZİYARETİNİN, RUTİN OLMAYAN RAPORU IMF tüm bağımlı ülkelerde olduğu gibi ülkemize de her yıl düzenli aralıklarla ziyaretler düzenleyerek, ekonominin gidişatını kontrol eder, bir önceki talimatlarına uyulup uyulmadığını denetler. Ve ayrılırken gözlemlerinin sonucu raporlar hazırlar. Bu raporlarda yeni talimatlarını da bildirir. Olağan kontrollerinden birini yapmak üzere IMF heyeti yine Türkiye'deydi. Artık herkes çok iyi biliyor ki IMF'nin her ziyareti, IMF ile yapılan her görüşme ekonomik ve sosyal haklarda yapılacak yeni gasplarla sonuçlanacaktır. Ekonomik sömürü artacak, yoksulluk büyüyecek, hayat emekçiler için daha çekilmez hale gelecektir. IMF heyeti kontrollerini tamamlayıp dönerken, ANASOL-D hükümetine vermek üzere hazırladığı 19 sayfası analiz, yedi sayfası mali tablolar bölümünden oluşan raporuna bu kez, Çalışma Bakanı Naim Çağan'a hitaben yazdıkları iki sayfalık mektubu da eklediler. Mektupta "önlem alın, yoksa batarsınız" diyor IMF. Elbetteki IMF halkın ve ülkenin çıkarları, geleceği için böylesi bir kaygıyı dile getirmiyor. IMF'nin kaygısı verdiği borçların ve bunların faiz tutarlarını geri alabilmesinin riske girmesinden, emperyalist tekellerin çıkarlarının zedelenmesinden kaynaklanmaktadır. Ve bu kaygılarını gidermek için önlem alın diye uyarıyor. Peşi sırada bu önlemlerin ne olması gerektiğini sıralıyor. Öncekilerden de farklı olmayan talimatlar şöyle; İşe yeni başlayan kadın ve erkekler için emeklilik yaşını 62 yapın. En az prim ödeme limitini 30 yıla çıkarın. Halen prim ödeyenler için emeklilik yaşını beş yıllık bir geçiş dönemi içinde 58/60 yaşa yükseltin. Sistem bulunanların emekliliği aylığını 20 yıl prim ödeyenler için maaşının %45'i, 25 yıl için %57,5'i, 30 yıl için %70 ile sınırlayın. Prim ödeme tavanını asgari ücretin beş katına çıkartın. Ücretleri ve emekli aylıklarının kamu ücretlerindeki artışa endekslemek yerine, hedef enflasyona göre belirleyin. Kurumlarda yönetimi iyileştirin. Masrafları kısın, kaçak işçi çalıştırılmasını engelleyin. Sağlık hizmetlerinde katkı payı uygulamasına başlayın. Sosyal yardım zammının ödenilmesinin süresiz dondurulmasına devam edin. Düşünülen işsizlik sigortası bütçeye yeni yükler getirmemelidir. Söylenenler açık. İnsanları ölene kadar çalıştırın, çalışmayana para vermeyin diyor IMF patronları. Yaş ortalamasının olduğu ülkemizde emeklilik yaşının 60 üzerine çıkarılmasının başka bir anlamı yoktur çünkü. Enflasyonun %100'ün üzerinde seyrettiği, herşeyin hemen hergün zamlandığı günümüzde sosyal yardım zammı ödemelerinin süresiz dondurulmaya devam edilmesi talimatını veren IMF sağlık hizmetlerinde katkı payının artırılması, sağlık hizmetlerinin bir hizmet olmaktan çıkarılıp tamamıyla sömürü çarkının dişlilerinden biri haline getirilmesini istemektedir. Bütçeye "yük" olmayacak işsizlik sigortası ise halkı aldatmaya yönelik söylenen yalandan başka birşey değildir. Kaldı ki, sağlık hizmetlerinin, sosyal harcamaları kısan, hergün onlarca, yüzlerce işçiyi kapı dışarı ederek, emeklilik parası ve maaşı ödememek için emeklilik yaşını 62'ye çıkarmaya çalışan bir hükümet işsizlik sigortası verir mi? Vermez. İşsizlik sigortası söylemleriyle halkımızla alay edilmektedir. Bütçeye yük olmayacak olan işsizlik sigortası nereden ödenecek? İşsizlik sigortası diye birşey olmayacağını, bunun halkı oyalamak için söylenen bir yalan olduğunu IMF'de biliyor. Bu nedenle bütçeye "yük olmasın gibi boş bir laf ediyor. IMF devlet bütçesinden emekçiye, çalışana, halka para gitmesin istiyor. Tek isteği de budur. Alınmasını istediği önlemlerin verdiği talimatların tümü buna yöneliktir. Peki halka gitmeyen para nereye gidecektir. Tabii ki IMF'nin ve diğer uluslararası kuruluşların kasasına gidecektir. Sözde iç borç faizi, teşvik, prim adı altında, yerli ve yabancı sermayenin kasalarını dolduracaktır. Sabancılar, Koçlar, Eczacıbaşılar ve onların ortakları emperyalist tekeller trilyonluk servetlerini büyütmeye devam ederken, ülkemizde çöplükten ekmek arayanların, sokakta yaşayanların, hastane kapılarında ölenlerin, parasızlıktan okula gidemeyenlerin, işsizlerin, iş bulupta aç dolaşanların, bunalıma girip de intihar edenlerin sayısı arttıkça artacaktır. IMF yönlendirmesi altında; devlet eliyle halkımız açlığa, sürünmeye, ölüme mahkum edilmiştir. ANASOL-D hükümeti dün olduğu gibi bugün de IMF'nin talimatlarını yerine getirmek için elinden geleni yapacaktır. Örneğin son haftalarda açıklanmaya başlanan tarım ürünleri taban fiyatlarının enflasyonunun çok altında tutulması, meclisten geçirilmeye çalışılan sahte memur sendikası yasası da IMF talimatları üzerinedir. Kendinden önceki diğer hükümetler gibi ANASOL-D'nin de görevi halka ve vatana değil, yerli işbirlikçi tekellere hizmet etmektir. ANASOL-D hükümeti bu görevini bugüne kadar başarıyla yerine getirmiştir. Son zamanlarda yoğunlaşan faşist saldırı ve baskılar, kayıplar, katliamlar ise IMF'nin talimatlarından, devletin IMF patentli ekonomi politikalarından kesinlikle bağımsız değildir. Devletin ekonomik ve sosyal haklar olarak halka verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Vermek bir yana halktan almaya devam edeceklerdir. Bu politikalar sonucunda artan açlık, yoksulluk ölümler karşısında ise kendi deyimleriyle "sosyal patlamalar" olması en büyük korkularıdır. Bu korkunun gerçeğe dönüşmemesi için devlet bir yandan ekonomik terörünü sürdürürken diğer yandan askeri terörünü artırıyor. Halka korku salmaya, örgütlemesini engellemeye çalışıyor. İşçiye, köylüye, memura kısaca tüm emekçilerin ücret ve maaşlarına sözde "enflasyon hedefini" gözeterek, enflasyonun çok altında zamlar verirken, polis, özel tim, askerin maaşlarının, mesai ücretlerinin artırılması, devletin en çok kime ihtiyaç duyduğunun, gelecekte de en çok kime ihtiyaç duyacağının açık göstergesidir. Tüm bunlardan çıkan sonuç şudur; Tam bağımsız, demokratik bir Türkiye kurulmadan ülkemizde emekçilere kurtuluş yoktur. Olmayacaktır. Bu düzende açlık, yoksulluk, zulüm vardır. MGK'dan TBMM'ne, polis teşkilatına, orduya, cumhurbaşkanından başbakana, bugünkü devletin tüm kurum ve kuruluşları, tüm yöneticileri emperyalizmin hizmetindedir. Emperyalizmin boynumuza taktığı IMF zincirinden, açlık ve yoksulluktan, zulümden ve tüm bunların sorumlularından kurtuluşun tek yolu, Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi saflarında örgütlenip, mücadele etmek ve halkın iktidarını kurmaktır. Öyle ise Cephe saflarında örgütlenip, halkın iktidarını kuralım.*

19 MERSİN'DE TOPLUSÖZLEŞMEYE ÇAĞRI OKMEYDANI'NDA MİTİNGİ YAPILDI ÜÇ FAŞİST Mersin'de KESK 30 Mart Cumartesi günü "toplu sözleşmeye çağrı" mitingi düzenledi. DÖVÜLEREK Mitinge 1000 kişi katıldı. Yürüyüşe KESK Mersin Şubeler Platformu, Eğitim-Sen, Yargı- Sen, Haber-Sen, Tüm Maliye- en, Enerji Yapı Yol-Sen ve tüm Emekli-Sen katıldılar. CEZALANDIRILDI Devrimci Memur Hareketi'nin kayıplar ile ilgili hazırlamış olduğu dövizler yürüyüşün Emekçi mahallelerinde saldırıları yoğunlaştıran faşistler başlayacağı istasyon meydanına alınmadı. Saat 12.30'da alanda yerini alan Devrimci Memur Hareketi eyleme 150 kişi ile katıldı. Dövizleri, pankartları, sloganları ile Cumhuriyet karşılarında devrimci şiddeti alanına doğru yürüyüşe geçen Devrimci Memur Hareketi sık sık "Kayıpları Bulacak, Hesap buluyorlar. Soracağız", "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak", "Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız" Okmeydanı Devrimci Halk sloganlarını attı. Güçleri 31 Mayıs Pazar akşamı Yürüyüş boyunca bir an bile Devrimci Memur Hareketi kortejinin etrafından ayrılmayan polise rağmen kortej tüm coşkusu ile alana girdi. Alana düzenli, disiplinli korteji ve üç faşist döverek cezalandırdı. Emekçi mahallelerinde faşistlere yer yoktur. Her zaman kar- "Titre Oligarşi Emekçiler Geliyor" sloganları ile giren DMH korteji izleyenlerden büyük alkış aldı. Devrim şehitleri için yapılan saygı duruşu ile başlayan miting, devletin emekçilere karşı ikiyüzlü ve soyguncu politikalarını teşhir eden konuşmaların yapılmasından şılarında devrimci şiddeti sonra sona erdi. bulacaklardır. SİVAS KÖYLERİNDE OPERASYONLAR SÜRÜYOR Sivas'ın Hafik ilçesi, Tozanlı Deresi köylerinde pusu kuran Özel Tim ve Jandarma Komando timleri yaklaşık 15 gündür operasyonlarına devam ediyor. Tokat-Sivas sınırına pusu kuran komando timleri Beydağı, Adamlı, Bayramtepe, Olukbaşı Asarcık, Çatılı köylerine yerleşmiş durumda. Beykonağı köyü ilkokulu ve lojmanına yerleşmiş olan askeri birlikler, gece ve gündüz dönüşümlü olarak ormanlık alanlara pusu kuruyor. Aynı şekilde diğer köylerdeki birlikler de gece araziye pusuya çıkıyorlar. Devlet köylülere, "gerillayı barındırıyorsunuz", "yiyecek veriyorsunuz" diyerek baskısını sürdürüyor. Bayramtepe Köyü'nden beş kişi gerillaya silah temin ediyor diye gözaltına alındı, bunlardan iki kişi yardım yataklık ettiği gerekçesiyle tutuklandılar. Köylüler "köye gerilla gelirse bize haber vereceksiniz" diye muhbirliğe zorlanmaktadır. Hafik Jandarma Komutanı; "köye gerilla gelipte bize söylemezseniz o zaman görüşürüz" diyerek köylüleri tehdit etmektedirler. Otmanalan ve Esenli Köyü dağında bir ay önce bulunan yiyecek sığınağı bahane edilerek, bu iki köyün insanları sık sık karakola götürülüp; "bu yiyecekleri siz verdiniz bir daha gelirse hesap vereceksiniz" denilerek köylüler muhbirliğe zorlanmaktadır. Baskıların amacı; köyleri boşaltıp halkı yıllarca üzerinde yaşadıkları topraklarından sürgün etmekte ve halkın gerilla ile bağlarını koparmaktadır. Fakat gerilla silahlanmış halktır. Hiçbir güç gerilla ile halkın bağını kopartamaz. Antakya Büromuzu Basmak İsteyen İşkenceciler Barikatla Karşılaştılar MEVZİLERİMİZE İSTE- DİKLERİ GİBİ GİREME- YECEKLER Susurluk devletinin gazetemiz üzerindeki terörüne karşı direniş geleneğimiz Anadolu temsilciliklerimizde de sürdürülüyor. 29 Mayıs tarihinde Antakya temsilciliğimize baskın amacı ile gelen işkenceciler sayıları 20 olan çalışanlarımız ve okurlarımız tarafından kapıya barikat kurularak içeriye alınmadılar. Kayıplar ile ilgili gazetemizin bulunduğu işhanının önünde yapılan basın açıklamasını bahane ederek saldıran işkenceciler bu sefer amaçlarına ulaşamadılar. Yaklaşık yüz kişinin katıldığı basın açıklaması sonrası başlatılan imza kampanyası için büroya çıkılarak, açıklamaya katılanlardan imza alındı. Halkın dağılmasından sonra sivil, resmi ve yunuslardan oluşan işkenceciler büromuza baskına geldiler. Gayri meşru bu baskın karşısında kapıyı açmayan arkadaşlarımız, saldırıya karşı barikat kurarak baskını protesto ettiler. Kapıyı açmamakta kararlı olan arkadaşlarımızın direnişi üzerine tehditler savuran işkenceciler başaramayınca pencereden girmek istediler. Bunun üzerine pencerelere de barikatlar kuruldu. Saldırılarının geri püskürtülmesinin hazımsızlığı ile önce küfürler eden, daha sonra da "konuşarak halledelim" vb. sözlerle papazlığa soyunan işkenceciler, gazetemizin önüne desteğe gelen bir okurumuzu gözaltına aldılar. Okurumuza "içerideki arkadaşlarına kapıyı açtır" diyerek uzun süre baskı yapan işkenceciler başarılı olamadılar. Baskını tüm kamuoyuna duyurarak, polisin gazetemizi canının istediği gibi talan edemeyeceğini, yapılan baskının yasadışı ve gayri meşru olduğunu belirten çalışanlarımız bu tür pervasız saldırılar karşısında direnmenin en meşru hak olduğunu belirterek, geleneklerimizi her yerde aynı coşku ve kararlılıkla sürdürdüğümüzü gösterdiler. Daha sonra gazetemize gelen CHP il Başkanı ve avukat Hatice Can'a gözaltına alınan okurumuz bırakılmadan barikatın kaldırılmayacağı ve polisin hiçbir koşulda içeriye alınmayacağı belirtildi. Polis şefleri ile konuşan CHP İl Başkanı gazetedeki arkadaşlarımıza polisin hiçbir şekilde gazeteye girmeyeceğine ve büronun etrafını boşaltacağına dair söz verdi. Gözaltındaki okurumuzun bırakılması ve polisin gazetemiz çevresinden ayrılması sonucu barikat arkadaşlarımız tarafından kaldırıldı. BAYRAMPAŞA HAPİSHANESİ'NDE TUTSAKLARIN HASTAHANE VE MAHKEMEYE GİTMEME EYLEMLERİ SÜRÜYOR Bayrampaşa Hapishanesi'nde siyasi tutsaklara yönelik dış güvenlikten kaynaklı keyfi hak gaspları ve baskılar sürüyor. Daha önce de tutsaklara yönelik çeşitli biçimlerde uygulanan hak gaspları, bugün de mahkeme gidiş gelişleri, hastahane sevkleri ve ziyaret günleri ailelere yönelik keyfi yaptırımlarla sürüyor. Özellikle kontrgerilla devletinin sessiz imha politikasıyla gündeme getirdiği tedavi engeli, durumu ağır olan, hapishane koşullarında yaşayamaz duruma gelen tutsaklara yönelik de uygulanıyor. Tutsakların ya hastahane sevkleri yapılmıyor ya da sevki çıkarılan tutsaklardan sadece bir kişi hastahaneye götürülüyor. Dış güvenlikten sorumlu asker ve subayların muayene odasına gitmeye çalışması gibi keyfi yaptırımlarla tedavi hakkı engelleniyor. Tutsaklar, mahkemeye gidiş gelişlerde askerin keyfi arama dayatması, dayak vb. uygulamalarla karşı karşıya kalıyorlar. Yine ziyaret günleri aileler keyfi bir şekilde kapıda uzun süre bekletiliyor, tek tek ziyarete alınmaya çalışılan aileler de onur kırıcı aramayla karşı karşıya geliyorlar. Ailelerin getirdikleri eşyalar her hafta askerlerin keyfine göre ya geri çevriliyor ya da alınan eşyalar kullanılamaz hale getiriliyor. Bu şekilde siyasi tutsakların tedavi, savunma ve ziyaret haklarına yönelik keyfi uygulamalar nedeniyle Bayrampaşa Hapishanesi'ndeki tutsaklar 19 Mayıs 1998 tarihinden itibaren mahkeme ve hastahanelere gitmeme eylemi başlatmış, dört günlük sayım vermeme eylemi yapmıştır. Sorunların çözümü için 20 Mayıs günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici ve siyasi tutsaklar arasında bir görüşme yapıldı. Tutsaklar sorunlar çözülene kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirttiler. Aynı günlerde tutsak ailelerinin hapishane idaresi ve Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici ile yaptıkları görüşmelerde de aynı vaatler, aynı sözler verildi. Fakat aynı uygulamalar ve hak gaspları devam etmektedir. Bayrampaşa Hapishanesi'nde bulunan siyasi tutsaklar, keyfi uygulamalar ve hak gasplarına son verilene, sorunlar çözülene kadar haklı ve meşru eylemlerine devam edeceklerini bildirdiler.*

20 FAŞİST DEVLETİN KARARGAHI MGK KATLİAMLARINA DEVAM EDİYOR Onyıllardır Türkiye ve Kürdistan'da estirilen terörün, katliamların, zulmün, işkencelerin, kayıpların sorumlusunun devlet olduğu gerçeği hergün, her katliamda, her olayda açığa çıkmaktadır. Faşist devletin zulmüne boyun eğmeyen, karşı koyan devrimciler ve düzene muhalif tüm kesimler kaybedilmeye, katledilmeye devam ediliyor. Faşist devlet, bugün çok daha pervasızca devrimcilere, demokratlara ve halkın tüm kesimine saldırmaya devam ediyor. MGK, kendisini desteklemeyen, icazetine sığınmayan, halktan yana herkese yönelik zorbalığını sürdürüyor. Halkın mücadelesini kanla, zulümle boğamayan, teslim alamayan devlet, en alçakça yöntemlere başvurmaktan çekinmiyor. Dört devrimci daha kaybedilmek isteniyor. 31 Mart 1998 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan; Neslihan Uslu, Metin Andaş, Hasan Aydoğan, Mehmet Ali Mandal isimli dört devrimciden iki ayı aşkındır haber alınamıyor. Faşist devlet, dört insanımızı daha kaybederek devrimcilere, demokratlara, tüm halka bundan sonraki imha saldırılarının mesajını veriyor. BAŞARAMAYACAKLAR. Kaybedenler Kaybedecekler. Kaybedilmek istenen milyonlarca emekçinin geleceğidir. Geleceğimize sahip çıkmak, sömürüye, baskıya, ezilmeye son vermek için; sömürücülerin düzenine son vermek için kaybedenlerin karşısına dikilelim. Öfkemizi haykıralım. Bizler, tüm hapishanelerdeki DHKP-C ve TKEP-L tutsakları olarak kayıpların sorumlusu olan faşist devleti uyarmak amacıyla 9 Haziran 1998 Salı gününden itibaren üç günlük açlık grevine başlıyoruz. Kayıpların sorumlusu faşist devlettir, hesap soralım. Tüm hapishanelerdeki, DHKP-C ve TKEP-L tutsakları adına Sadi Özbolat, Şerif Kartoğlu KAYIPLAR NEREDE Susurluk devletinin. Parti- Cephemize ve halka yönelik saldırıları artarak devam ediyor. Kaybederek, katlederek, tutsak ederek savaşımızı yok etmek istiyor. Oligarşinin halk kurtuluş savaşımızı engellemek için uyguladığı politikalardan biri de kayıp politikasıdır. '80'lerden itibaren başlayan kayıp politikası '90'lı yıllardan sonra artmış, '90'lı yıllara kadar kaybedilen insan sayısı 10'larla ifade edilirken, '90'lardan sonra kayıp sayısı yüzlerle ifade edilmeye başlanmıştır. Bugüne kadar tek tek gözaltına alıp kaybeden Susurluk Devleti bugün kitlesel kayıplara başladı. Yoldaşlarımız Neslihan Uslu, Hasan Aydoğan, Metin Andaş ve M. Ali Mandal'dan 31 Mart tarihinden itibaren hiçbir haber alınamıyor. Susurluk Devleti dört yoldaşımızı kaybetmek istiyor. Tıpkı Hayrettin Eren, Ayhan Ali Efeoğlu, Hüsamettin, Soner, İsmail, Lütfıye, Düzgün Tekin... ve daha niceleri gibi. Neslihan'ı, Hasan'ı, Metin'i, M. Ali'yi kayıplar listesine eklemek istiyor. Kendisine devrimci, demokrat, yurtsever ve insanım diyen herkes, mutlaka birşeyler yapmalıdır. Kaybedilmek istenen yoldaşlarımızın nerede olduğunu sormak için ülkemizin dört bir yanında ve yurtdışında basın açıklamalarından işgallere, açlık grevlerinden şiddet eylemlerine birçok eylemlerle yoldaşlarımızın nerede olduğunun açıklanmasını istiyoruz. Herkes bu kampanyaya katılarak, destek vererek kayıpların nerede olduğunu sormalıdır. Bu insanlık görevidir. Kayıplar konusunda susmak ise, kaybedenlerin yanında yeralmaktır. Kaybeden Susurluk Devleti'ne destek vermektir. Ülkemizde hergün kaybedilen, katledilen insanlar var. Halka yönelik saldırı hergün daha da şiddetlenerek sürüyor. Bu saldırılara sessiz kalmak insan olduğunu unutmaktır. Yoldaşlarımızın kaybedilmesine izin vermeyelim. Neslihan, Hasan, Metin, M. Ali halkın yanında olan, halkın kurtuluş mücadelesini veren Parti- Cepheliler. Onlara sahip çıkarsak, sesimizi daha gür haykırırsak kaybedemezler. Bugün "bizde yok" diyenler, eylemlerimiz karşısında cevap vermek zorunda kalacaklar. Susarsak Susurluk Devleti kaybetmeye, katletmeye devam edecek. Ve yarın kaybedilecek olanın kendimizin, yanı başımızdakilerin, en sevdiklerimizin olmayacağının garantisini kimse veremez. Biz tüm hapishanelerdeki Parti-Cepheli tutsaklar olarak yoldaşlarımız Neslihan Uslu, Metin Andaş, Hasan Aydoğan ve Mehmet Ali Mandal'ın kaybedilmek istenmesini protesto için 9 Haziran Salı günü akşamından itibaren üç günlük açlık grevine başlıyoruz. Yoldaşlarımızın katledilmek istenmesine sessiz kalmayacağız. Ve Susurluk Devleti yoldaşlarımızın nerede olduğunu açıklayana kadar da eylemlerimiz devam edecektir. Halk kurtuluş savaşımızı yok etmek çabaları boşunadır. Kaybetmekle, katletmekle bizi tüketemezler. Susmayacağız ve yoldaşlarımızın hesabını soracağız. Bir kez daha haykırıyoruz: SORUYORUZ: YOLDAŞLARIMIZ NEREDELER SORUYORUZ: CEVAP VERİN DHKP-C Tutsaklar Örgütlenmesi

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01. Günlük Haber Bülteni 01.02.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih:

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net 1 / 6 07.04.2015 16:07 ANASAYFA YAZARLAR GÜNDEM İŞÇİ-SENDİKA POLİTİKA DÜNYA DERGİLER 2014'te dünyada ve Türkiye'de ne oldu? Yemen'de ne oldu, bugün ne oluyor? ANASAYFA / GÜNCEL Polis Ve 'Adın elbet çocuk

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01. Günlük Haber Bülteni 19.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.şanlıurfa.com Tarih:

Detaylı

Meclis'te sık sık. Babası yoksa

Meclis'te sık sık. Babası yoksa 4 NİSAN 2013 www.reisgida.com.tr Babası yoksa CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan a yönelik sözleri TBMM Genel Kurulu'nda gerginliğe neden oldu. Genç, eleştirileriyle

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir.

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir. DİRENİŞİN 109. GÜNÜ 26 Ekim 2010 Bugünlerde çok sık misafirim var. Gün uzadıkça gelenler artıyor. İlk defa bir arkeolog ziyaretçim vardı. O da işsizdi. Uzun zamandır gelmek istiyormuş. Nasıl giderim diye

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR

KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR Bodrum Gümüşlükte olaysız ve şenlik gibi yapılan sembolik tabela dikimini yapan Bodrum Kaymakamı Dr.Mehmet Gödekmerdan ikinci durağı Kadıkalesi Ormancılar Sitesinde

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :8. Syf Sayfası :11. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Meslekdaşlardan Selvitopu na Ziyaret Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yönetimi, Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin/Mezitli Gençlik Kolları ile TBMM de bir

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.aktifhaber.com Tarih: 22.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.aktifhaber.com Tarih: 22.01. Günlük Haber Bülteni 23.01.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.aktifhaber.com Tarih: 22.01.2015 1 2 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 22.01.2015 İNTERNET

Detaylı

Özel gereksinimli çocuklar

Özel gereksinimli çocuklar Özel gereksinimli çocuklar Spor becerileri yolu ile toplumsal yaşama uyum ve katılımlarını sağlamak Mutlu ve üretken bireyler olmalarına yardımcı olmak. Programımıza yaklaşık 70 sporcu devam etmektedir.

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşi Emine Erdoğan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EKİM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık İlçesi nde meydana gelen dolu yağışı

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

ÖZEL SPORCULAR ŞAMPİYONASI BODRUM'DA

ÖZEL SPORCULAR ŞAMPİYONASI BODRUM'DA ÖZEL SPORCULAR ŞAMPİYONASI BODRUM'DA 10-14 Nisan 2014 Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu Türkiye Voleybol Şampiyonası Bodrum Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonunun düzenleyeceği Türkiye Voleybol

Detaylı

Tek Rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe

Tek Rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe Tek Rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe Bodrum Yüzme İhtisas Kulübü nün 4 sporcusu İstanbul da düzenlenen 13+ yaş milli takım seçmelerinde Galatasaray ve Fenerbahçe gibi yüzmede birinciliği bırakmayan

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

İstanbul ve Denizli'de sahte araç muayene çetesi çökertildi

İstanbul ve Denizli'de sahte araç muayene çetesi çökertildi İSTANBUL, DENİZLİ VE ANKARADA SAHTE ARAÇ MUAYENE ÇETELERİ ÇÖKETİLDİ İstanbul ve Denizli'de sahte araç muayene çetesi çökertildi Denizli ve İstanbul'da gerçekleştirilen operasyonlarda sahte araç muayenesi

Detaylı

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Danışma Kurulu Toplantısına

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-7. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Son Dakika KARABAĞLAR BELEDİYE BAŞKANI MUHİTTİN SELVİTOPU: Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, belediye tarafından

Detaylı

TARSUS BELEDİYESİ NE ZİYARET

TARSUS BELEDİYESİ NE ZİYARET TARSUS BELEDİYESİ NE ZİYARET Toplum Projesi etkinliği olarak İngilizce öğretmenimiz, rehberlik öğretmenimiz ve biz, yani beş Tarsus lu öğrenci, belediyenin Tarsus ta yürüttüğü sosyal hizmetlerin neler

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.haberturk.com Tarih: 16.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.haberturk.com Tarih: 16.01. Günlük Haber Bülteni 17.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberturk.com Tarih: 16.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sondakika.com Tarih: 16.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 16.01.2015

Detaylı

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5)

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri Projesi İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLÂL OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ

Detaylı

Genel-İş Sendikası İstanbul 3 Numaralı Şube (Şişli) Başkanı Savaş Doğan Şişli Belediyesi Önünde Oturma Eylemine Başladı

Genel-İş Sendikası İstanbul 3 Numaralı Şube (Şişli) Başkanı Savaş Doğan Şişli Belediyesi Önünde Oturma Eylemine Başladı Genel-İş Sendikası İstanbul 3 Numaralı Şube (Şişli) Başkanı Savaş Doğan Şişli Belediyesi Önünde Oturma Eylemine Başladı Genel-İş Sendikası maalesef sınıf sendikacılığının, işçi sendikacılığının nasıl yapılmayacağının

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 04.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 04.02. Günlük Haber Bülteni 05.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 04.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 04.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRE. Nezir KÜNKÜL/TÜRKİYE (Başvuru no. 57177/00) KARAR STRAZBURG

COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRE. Nezir KÜNKÜL/TÜRKİYE (Başvuru no. 57177/00) KARAR STRAZBURG COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRE Nezir KÜNKÜL/TÜRKİYE (Başvuru no. 57177/00) KARAR STRAZBURG 30 Kasım 2006 OLAYLAR Başvuran Nezir Künkül 1949 doğumlu bir Türk

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü On5yirmi5.com KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü Kaç gündür bir 'vitamin' sorusudur gidiyor. İşte geçtiğimiz günlerde yapılan KPSS sorularında yer alan 'vitamin' sorusu ve çözümü... Yayın

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :6. Syf Sayfası :1-3. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :1. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :1-3. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar da

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması I

Şiddete Karşı Kadın Buluşması I Şiddete Karşı Kadın Buluşması I Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 10-11 Aralık 2005, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 1 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

Örselenebilir Gruplar Hekim Tutumu. Doç.Dr. Aysun Balseven Odabaşı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Örselenebilir Gruplar Hekim Tutumu. Doç.Dr. Aysun Balseven Odabaşı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD Örselenebilir Gruplar Hekim Tutumu Doç.Dr. Aysun Balseven Odabaşı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD Sunum Planı Olgu örnekleri Örselenebilirlik, incinebilirlik, savunmasızlık Tartışma Öneriler

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz?

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? On5yirmi5.com İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? İmam Hatip Liseleri Son günlerin en gözde hedefi Katsayı, Danıştay, ÖSS ve başörtüsüyle oluşan okun saplandığı tam 12 noktası. Kimilerinin ötekileri Yayın Tarihi

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın

Detaylı

Blogger bunu uyguluyor!

Blogger bunu uyguluyor! Giriş Merhaba backlinkagi.com projemizin ilk adımını atmış bulunmaktasınız. Aramıza hoş geldiniz diyorum. Öncelikle sizlere bu projenin nasıl geliştiğini ve neye dayanarak oluşturulduğunu anlatacağım.

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

7-10 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON DA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ ALT KOMİSYON RAPORU

7-10 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON DA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ ALT KOMİSYON RAPORU 7-10 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON DA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ ALT KOMİSYON RAPORU Alt Komisyon Raporu, 14 Mart 2002 Perşembe günü yapõlan Komisyon toplantõsõnda oy birliği ile kabul edilmiştir.

Detaylı

- IŞIK GÜNGÖRDÜYE UZANAN ELLER TÜM KADINLARA KALKMIŞTIR. - SANDIKLAR AÇILDI. YEREL SEÇİMLERDEN YİNE ERKEKLER GALİP ÇIKTI

- IŞIK GÜNGÖRDÜYE UZANAN ELLER TÜM KADINLARA KALKMIŞTIR. - SANDIKLAR AÇILDI. YEREL SEÇİMLERDEN YİNE ERKEKLER GALİP ÇIKTI ÜLKEMİZDEN KADIN GÜNDEMİ HAZIRLAYAN: ZEYNEP YILDIRICI Değerli dinleyicilerimiz. Bu sayımızda yine şiddet, muhafazakârlaşmanın ön plana çıktığını görüyoruz. Bunlara ek olarak birde seçim gündemimiz var.

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :4. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :1-8. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Meclisi Sivas şehitlerin unutmadı Karabağlar Belediye

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 2 TEMMUZ 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Beşiktaş'ta kutlandı 1 TEMMUZ Kabotaj Bayramı kapsamında İstanbul Boğazı nda gerçekleştirilen gösteriler, renkli görüntülere sahne

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

Bakanımız, Çocuk Bakım Kuruluşları Öz Değerlendirme Toplantısında

Bakanımız, Çocuk Bakım Kuruluşları Öz Değerlendirme Toplantısında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Yayın Organı Mart 2014 Yıl: 1 Sayı: 10 Bakanımız, Çocuk Bakım Kuruluşları Öz Değerlendirme Toplantısında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Çocuk Hizmetleri

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mezitli Belediye Başkanı nı makamında ziyaret ederek

Detaylı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı - Ekonomik krizin şiddeti devam ederken, krize borçlu yakalanan aileler, bu dönemde artan işsizliğin de etkisi ile

Detaylı

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Leyla Tavflano lu Çok sıklıkla Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan a gittiğim için olsa gerek beni bu oturuma konuşmacı koydular. Oraların koşullarını

Detaylı

SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı. SPoD Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nun Basın Açıklamasındaydı

SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı. SPoD Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nun Basın Açıklamasındaydı SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Af Örgütü ve Hakikat Adalet Hafıza Derneği'nin her ay düzenledikleri

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

Aile içi şiddeti ihbar edin ve mahkemede yardımcı olun

Aile içi şiddeti ihbar edin ve mahkemede yardımcı olun DOMESTIC VIOLENCE HELP AT COURT Turkish AİLE İÇİ ŞİDDET Artık şiddetin sona ermesini istiyorsunuz Aile içi şiddeti ihbar edin ve mahkemede yardımcı olun Kadınlar İçin Aile İçi Şiddet Mahkemesi Savunma

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :8. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :14. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar'da söz yine halkın!

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 5 NİSAN 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Nasıl bir İstanbul? Belediyesi, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde nasıl bir İstanbul düşlüyorsunuz? Peki; düşlerinizin gerçekleşmesini

Detaylı

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması sonuçlarına göre, ülkemizde yaklaşık 8,4 milyon

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı