Yeni toplumun yeni insanı: Dolandırıcı Felix PINAR AKKOÇ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Yeni toplumun yeni insanı: Dolandırıcı Felix PINAR AKKOÇ"

Transkript

1 Yıl: 3 Sayı: 135 THOMAS MANN Yeni toplumun yeni insanı: Dolandırıcı Felix PINAR AKKOÇ ÜLKÜ TAMER MECİT ÜNAL ERDEM GEZGİNCİ Yeni bir dile doğru 4 Mürekkep Zaman da hafızaya seyahat 6 Romandan ideale Don Kişot 10

2

3 HALDUN ÇUBUKÇU 3 Edebiyata eedp değil, edep lazım İlgilileri anımsayacaktır, Fethi Naci Türkiye de ne kadar futbol varsa, o kadar da edebiyat var! demişti de bir zamanlar yer yerinden oynamıştı. Bu türden laflar biraz da gündemin ortasına pimi çekilmiş el bombası atmak işlevini görür, çoğunlukla da tartışmanın gürültüsünde bombayı patlatacak fünyenin olup olmadığı pek anlaşılmadan kalır. Oysa tartışılması gereken, o gün de bugün de bu türden ölçüsü ölçüsüzlüğüne denk laflar değildir. Ölçülüler daha önemlidir. Örneğin Metin Celâl in 10 Eylül tarihli Cumhuriyet teki köşesinde yazdığı Devlet edebiyatı teşvik etmesin! mi? başlıklı yazsında olduğu gibi. Olay şöyle: Kültür Ve Turizm Bakanlığı, Edebiyat Eserlerini Destek Projesi (EEDP) oluşturuyor. Ve desteğe mazhar bulunan yazarın ve yapıtın/projenin adının sıkı sıkıya gizlendiği sayıları 40 kadar olduğu ifade edilen yazarlara 463 bin liralık destekte bulunuyor. Bu uygulama, elbette kişinin mizacına ve konumuna göre eleştiriler alıyor. En düzeylilerden birini Gürsel Korat Edebiyatçıya para yardımı olmaz yazısıyla blogspot.com.tr/ sayfasında gündeme getirdi. Mecit Ünal da bu görüştedir. Kuşkusuz çok değerli diğer kimi yazarlar da Yani bu iş alabildiğine kişisel görünür. Az sayıda edebiyatçı zaten devletin en yüksek katlarında ve uluslararası pazarda en oligarşik devletler tarafından desteklenip, yedi sülalelerine yeter teşviklere gark edildikleri için çok açgözlü olanlarının dışında bu tür desteklere pek gönül indirmez. Bir kısım edebiyatçı ise, madem böyle bir olanak var, bizden çıkan vergilerle oluşturulmuş bu desteklere başvuru yapılması makuldür düşüncesinde olabilir. Bir kesim ise toptan reddiyecidir. Pek bir zevkle reddediş vakarını yaşarlar. Bu da sonuna kadar haklarıdır. Saygın bir tutumdur. Bir bölük edebiyatçı da uyruğu oldukları devletin; politik toplumun bütün teşviklerini külyutmazlık içinde reddederken; aslında hiçte sivil olmayan sivil toplum a değer yükleyerek ve onun iki dakikalığına bile ayrılmaz parçası liberalizmin; isterse liberterlik maydanozuyla süslensin, değişmez; Avrupa devletlerinin ve ABD kurumlarının, devlet dışı örgütlerinin (NGO) bu tür ve çok sayıda ve çeşitli biçimlerde farklılaşan teşviklerini mutlulukla ve ölçüsüz bir değişkenlikte kabul etmeyi becerir. Örtülü ödenek mi teşvik mi? İşin garibi pek sivil toplumcu olduğunu bildiğimiz Metin Celâl doluya koysan almıyor, boşa koysan dolmuyor umarsızlıkta bu teşvikleri alanların kimliklerinin ve projelerin gizli kalmasını savunuyor. Niye ki? Gizlilik genelde utanç verici durumlar için geçerlidir, özelde de devlet operasyonlarının en gizli örgütleri tarafından yapılanları kapsar. Edebiyatçının teşvik görmesi niçin gizli kalması gereken bir şeydir? Bilelim ama; kimlere, hangi eser projelerini ortaya koydukları için ne kadar miktar ödenmiş? Yoksa gizli tutulan hak eden birkaç kişinin desteklenmesinden çok cemaat, parti, her türden sivil toplumculuk dergâhları ve iktidar ilişkileri içinde olanlara ulufe dağıtımı mıdır, yoğun biçimde eleştirildiği gibi! Necip Fazıl, gericisi Menderes in örtülü ödeneğinden bu tür ulufelerle beslenip, palazlandırılıyordu. Edebiyatçı (sanatçı) bu tür bir zilleti onuruna yedirmemeli. Örtülü ödenek beslemesi olmamalı. Hiç değilse kurallar gereğince oynanmalı oyun. Sinemaya, tiyatroya (ki kolektif ve gerçekleştirilmesi büyük maliyetler içeren sanatlardır) yapılan desteklerde alanların adı ve destek gören projeler, ne miktarda desteklendikleriyle birlikte açıklanırken edebiyattaki bu giz, bu örtü, bu kapalılık neyin sakınması, endişesi acaba? Bir de, üstüne üstlük Metin Celâl bu alanlardaki bürokrat sayısıyla, edebiyat desteği veren seçicileri kıyaslarken EEDP nin çoğunluk üyesinin sivil olduğunu belirterek güven yaratmaya çalışmaz mı! İnsan merak ediyor, kendisi bu mekanizmanın neresindedir? Sivil toplumcu liberalizm yazara devlet fonundan teşvik talep ederken ve üstelik en gizlisini talep ederken derin sanat kültür oligarşisinin illegalitesine sığınışı görünüşte bir paradoksal tuhaflık, aslında tam bir uyumun koyusunda mevzileniş olarak bu kokuşmanın derkenarı oluyor. Saniyeler içinde yüzlerce telefonu bir cep telefonuna sehven yükleyerek delil oluşturulmuş bir ülkede, açıklık sağlanmazsa, kimin projesine; daha doğrusu cebine neler yüklenmiştir kim bilir, bilmemiz istenmiyor demektir. Hayır, bilmek durumundayız. Edebiyat yapıtı projelendirildiği anda, ürün para kaynağının arzu, beklenti ve ideolojisine göre evrilmekte demektir. Çökmüş, çürümüş ve kıymet yüklemeyip, etki yaratmaktan uzaklaşmış ödül mekanizmalarıyla, büyük pazarlamalar ve reklamlarla oluşturulan zahiri edebiyat olayı oluşturmalarla, amacın para ve ünle yeterlilik kazandığı hedeflerle, siyasal iktidar yanaşmalarından, cemaatçi masonik çevre aidiyetlerinde öne çıkarılmalar ve teşviklerle yeterinden de fazla kirlenmiş edebiyat ( sanat) dünyası ilişkileriyle ancak teşvik alanların kimliğinin gizli kalmasındaki erdemleri sayma noktasına gelinirdi. HHH Fethi Naci o zaman da okumak istediklerinin dışında pek okumuyordu; sadece oynadığı atlarda yanılmış bahisçinin kızgınlığı içindeydi. Yoksa Türkiye de çok iyi roman yazılmıştı, yazılıyordu ve yazıldı; yazılacak da Ama asıl saptanması gereken şuydu: Türkiye de futbol ne kadar kirliyse, edebiyat (sanat) ilişkileri de o kadar kirliydi. Bugün çok daha kirli. Onun için edebiyata (sanata) EEDP değil, edep gerek. Bir an önce. Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar Görsel Tasarım Hakan Uğurluay İrem Halıç, Elif Korkut, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Grup Başkanı Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Reklam Servisi Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 ÜLKÜ TAMER Yeni bir dile doğru Şimdi bakıyorum da, Osmanlıcanın hortlatılmaya çalışıldığını görüyorum. Çoğu kimse bunu bilinçli olarak yapmıyor. Eskiye dönme amacı gütmüyor. Amaç, bilgili görünmek, değişik görünmek. TEBESSÜM MOLASI Tanrı nın Elçisi Akıl Çağı kitabıyla bağnaz Hristiyanların boy hedefi haline gelen Thomas Paine, her gün öğle yemeğinden sonra mutlaka biraz kestirirdi. Bir gün yine uyuklarken kapısı çalındı. Uşağı Jarvis açtı kapıyı. Gelen, kırmızı pelerinli yaşlı bir kadındı. Ne istiyorsunuz? diye sordu Jarvis. Mr. Paine i görmek istiyorum. Uyuyor. Rahatsız edemem. Mutlaka kaldırın, dedi kadın. Çok önemli. Jarvis salona aldı onu. Paine i uyandırdı. Paine, uyandırıldığı için öfkeli, salona daldı. Ne var? dedi kadına. Siz Thomas Paine misiniz? Evet. Beni elçi olarak Tanrı gönderdi. Nedamet gösterip tövbe etmezseniz, yüce İsa ya... Bağırarak uşağına seslendi Paine: Jarvis! At şu karıyı dışarıya! Yalan söylüyor! Tanrı nın işi yok da elçi olarak bu cadalozu mu görevlendirecek! Tahtelbahir Bugünün gençlerine tahtelbahir desem, neredeyse hepsi şaşkın şaşkın yüzüme bakar; hiçbiri bu kelimenin anlamını bilmez. Öyle ya, benim çocukluğumda bile tahtelbahir in yerini denizaltı almıştı. Teşrinievvel i, Teşrinisani yi, Kanunuevvel i, Kanunusani yi hatırlamıyorum. Ama Birinci Teşrin in Ekim e, İkinci Teşrin in Kasım a, Birinci Kanun un Aralık a, İkinci Kanun un Ocak a çevrilişi dönemini yaşadım. Dilde özleşmeye, sadeleşmeye gidiliyordu. Önerilen kimi sözcükler benimsenmedi. Kamutay, Şarbay gibi sözcükler ders kitaplarından çıkıp yaşam bulamadı. Özleşme akımının unutulmaz öncüsü Ataç ın önerdiği Yır, Betik gibi sözcükler de. Kimi sözcükler ise, yerlerine önerilenlerle birlikte dilimizde yerlerini korudu. Sözcük ün yanısıra Kelime yi, Dize nin yanısıra Mısra yı, Uyak ın yanısıra Kafiye yi, Öykü nün yanısıra Hikâye yi, Anımsamak ın yanı sıra Hatırlamak ı kullanmayı sürdürdük. Deyimlere, atasözlerine pek dokunmadık. Sözgelimi, Hikmetinden sual olunmaz yerine Hikmetinden soru olunmaz demek aklımızın ucundan bile geçmedi. Ama dilin güzelliğini, doğruluğunu sadece sözcüklerin yeniliğinde arayanlar, Hislerine hâkim olamadı yerine Duygularına yargıç olamadı gibi saçmalıklar ürettiler. HHH Evet, Ataç bir önderdi. Önerdiği sözcüklerin büyük bölümünün benimsenmeyeceğini, yaşamayacağını cin gibi biliyordu. Kendisi 100 metre koşarsa, arkasındakilerin hiç değilse 10 metre ilerleyeceklerini de biliyordu. Onun çabaları olmasa, dilimiz bu kadar çabuk arınmazdı. Cemiyet yerine Toplum sözcüğünün önerildiği zamanları hatırlıyorum. Bu sözcüğü kullananlarla ne kadar çok dalga geçilmişti. O arada Hostes yerine Gökkonuksal avrat denilecekmiş! diyerek kahkahalar atanlara da rastlanıyordu. Oysa kimsenin Gökkonuksal avrat diye bir şey önerdiği yoktu. Bunları kendileri uyduruyor, sonra da eleştiri kılıçlarını çekiyorlardı. Onları okuyanlar da, Vay canına! Bu öztürkçeciler de gerçekten saçmalıyor! diye düşünüyorlardı. Toplum sözcüğünü bir zamanlar yadırgayanlar Cemiyet i çoktan unuttular bile. Yazılarında toplum dan geçilmiyor. HHH Şimdi bakıyorum da, Osmanlıcanın hortlatılmaya çalışıldığını görüyorum. Çoğu kimse bunu bilinçli olarak yapmıyor. Eskiye dönme amacı gütmüyor. Amaç, bilgili görünmek, değişik görünmek. Kimi genç şairlerimizde zaten vardı bu. Tedavül den çoktan kalkmış Osmanlıca sözcükleri yan yana getirerek şiirlerinde değişik, özgün bir hava estirme çabası içinde olanlar görüldü. Neyse ki, çok yaygın bir sanat dalı değildi şiir, bu çaba toplumu pek etkilemedi. Ayrıca modası da çabucak geçiverdi. Ama toplumu etkileyen bir araç var: Televizyon. HHH Televizyonda bir şarkı dinliyoruz: Aşk-ı Kıyamet. Kısa sürede çok kişinin diline yerleşmiş. Bir aşk-ı kıyamet tir gidiyor. Artık ne demekse. Konuşmacıları dinliyoruz. Şu sıralarda pek gündemde olan bir sözü tekrarlıyorlar boyuna: Aklı selim insanlar Aklı selim insan olmaz, aklı selim sahibi insan olur. Sağduyu insan denir mi! Sağduyu sahibi insan ya da sağduyulu insan denir. Hiç önemi yok Aşk-ı kıyamet diyeceksin, Aklı selim insan diyeceksin; dinleyen de Vay canına! Ne bilgili adam! diyecek. HHH Bu akımın fevkaladenin fevkinde örneği elbette bir hanım şarkıcımız. Her hafta sonu Seçiciler Kurulu koltuğunda oturup, Ben çok güzel Türkçe konuşurum, sonra da arkadaşlarını gösterip Heyet-i umumiye diyordu. Heyet-i umumiye. Seçiciler Kurulu ya da Jüri yerine. Kimse Sayın hocam, Heyet-i umumiye, Genel Kurul demektir diye parmağını kaldırmıyordu. Hanım şarkıcı seyircileri gösteriyordu: Efkârı umumiye Bir yanlış daha. Zaten kullandığı on Osmanlıca sözcükten dokuzu yanlış. Hangisini düzelteceksin? Diş macunu reklamlarından ötürü artık çocukların bile bildiği misvak ı miskal sanan o değil miydi? Bir daha söyleyeyim: Amaç, bilgili görünmek, üstün görünmek. Onun için, Arapça değil mi, uydur uydur söyle Nasılsa değerlendiren, eleştiren yok. Yalan yanlış bir dil üretilmekte Osmanlıcayı anladık, ama bu dile ne demeli? Asrî Osmanlıca mı, Neo-Osmanlıca mı?

5 5 DAMLA YAZICI Öldürmeseydim, süründürürdüm esmi kayıtlara göre, kadın cinayetleri sayısı son 7 yılda %1400 arttı. Her dört kadından biri fiziksel, ekonomik, ruhsal, sosyal ve cinsel şiddet mağduru. Hakkını aramak isteyen kadını devlet yeterince koruyamıyor. Namus cinayetleri 21. yüzyıl Türkiye sinin hala gerçeği. Her gün gazetelerde kocası, sevgilisi, kardeşi, babası tarafından bilmem kaç yerinden bıçaklanmış, bilmem kaç yerinden kurşunlanmış kadınlarımızın 3. sayfadan ölüm haberlerini okuyoruz. Gelişen muhafazakarlaşma ve devlet erkanının kadını toplumdaki konumlandırışı ile paralel ilerleyen bir artış bu elbette. Biz hala tartışaduralım kadının türbanını, oysa ölmekte kadın, öldürülmekte. Ve bir haber başlığında, kadını öldüren adam, bu toplumda kadının durduğu yeri hepimizin yüzüne, hepimizin gözünün içine baka baka söylüyor. Öldürmeseydim süründürürdüm! Kadınımız ölmekle sürünmek arasına sıkışmıştır bu ülkede ve kadın hakları, kadına karşı şiddet platformları, kadın örgütlenmesi, feminizm bütün eksikliğini sergiliyor günümüzde. Ve muhalefet de dahil. Neredesiniz? Onca kadın ölürken bu sokaklar neden boş? Geçtiğimiz günlerde elime geçen bir kitap ve hemen ardından internette gördüğüm bir kadın cinayeti Kadınım ve Katilimi Sevmişim adlı ki- R Kadınım ve Katilimi Sevmişim Mine Engin Tekay Netus Kitap 138 s. tap Netus Kitap tan çıktı. Zamanında sevdikleri insanlar tarafından ölüme giden 376 kadına ithaf edilmiş. Ve başlık çarpıyor suratına insanın bir tokat gibi. Cinsel istismar, namus, tecavüz, dayak, baskı Aşk ile başlayan ilişkilerin sonunda kan akıtacak noktaya gelmesi, ya da düzenin insanı aşkın olmadığı yerlere sürüklediği, açlığın ve işsizliğin insanları körleştirerek canavarlaştırması, ya da her gün değişen eğitim sistemlerinde sağlıksız bireyler yetiştirme, kadının cinsel bir meta olarak her gün erkeklerin tabaklarına konması Bütün bunların olduğu bir sistemde işte tam da Mine Engin Tekay ın öyküleri çıkar. Akıcı bir dille yazılmış öyküler. Herbiri insanı derinden sarsan, sorgulatan, acıtan öyküler dökülmüş Tekay ın kaleminden. İnsanın sevgi ve nefret çizgisinde nasıl ilerlediğini, sıkışmışlıkların kadınları nelere mecbur bıraktığını gözler önüne seriyor ve Türkiye de gerçeklerin giderek toprakla örtüldüğü, toza dumana bulandığı günümüzde öykülerindeki cesaretle dikkat çekiyor. Kadına karşı şiddetin duyarsızlaşmaya kurban gittiği günümüzde, güçlülerin adaleti hem devlet ve halk nezdinde eşitsiz ilerlerken, kadın ve erkek arasında da eşitsiz ilerlemekte. Güç, insanlığı alıp götürmekte, geriye tacize uğramış, kurşunlanmış, dövülmüş kadınlar bırakmakta. Ve maalesef biliyoruz ki, hak aramanın işçiye, fakire, kadına, gence, köylüye haram olduğu bu memlekette her şey sermaye için sevgilim!

6 6 MECİT ÜNAL ALZHEİMERLİ ŞEHİR VE BAKILDIKÇA BÜYÜYEN FOTOĞAFLAR Mürekkep Zaman da hafızaya seyahat Herkesin aklına gelmeyen konuların hallacı Enis Batur, Mürekkep Zaman da, çocukluğunun geçtiği Eskişehir den -ve kendisindenbaşlayarak güncelden tarihsele, öznelden nesnele, bireyselden toplumsala sonsuz genişlikteki bir hafıza toprağında seyahate çıkarken, bizleri de kendi yaşadığımız sokak, mahalle, semt, şehir ve ülke üzerinde düşünmeye yöneltiyor. Mürekkep Zaman Enis Batur Kırmızı Kedi 196 s. İstanbul top yekûn şantiye haline gelmiş. Hem nasıl? Gerçi, son on-on iki yıldan beri tüm Türkiye öyle; ama, ne var ki İstanbul başta geliyor ve bu büyük şantiyenin en yoğun ve en ağırlıklı kısmını oluşturuyor. Birbiri ardı sıra hızla yükselen gökdelenlerin ki sayısı yüzlerle ölçülüyor,- yarattığı ses, görüntü ve çevre kirliliğini destekleyen metro, yol ve kavşak inşaatlarının İstanbul u, içine girilmez ve içinden çıkılmaz bir çetrefil. Şehre biraz uzaktan bakılınca görülebilen onlarca büyük inşaat vincinin her biri devasa boylarıyla korku salan birer canavar. Seçimlerden hemen önce ve hemen sonra belediyelerin yaptıkları kaldırım ve yaya yolu düzenleme işleri yüzünden neredeyse adım atacak yer yok sokaklarda. Kapkara ve açık bir yara gibi uzanan banliyö hattının Pendik ten Haydarpaşa ya kadar olan kısmının durumu hâlâ içler acısı. Hat üzerindeki tarihi istasyon binalarını da yıkıyorlar. Bütün bir tarihi yıkıp yok eden belediye, arsızlığını, oraya buraya verdiği tarihi isimlerle gizlemeye çalışsa da nafile; tarihle birlikte bir şehir ve o şehirle birlikte bir yaşama kültürünü de tarumar ediyor. Restorasyonda ilk kazma Dubai ye özenen bir şehirle karşı karşıyayız. Salt mimari yönden değil bu özeniş; giyim kuşam, yeme içme, kısaca şehir, yaşam biçimi olarak da yoğun bir başkalaşma, yozlaşma, mutantlaşma içinde. Ülkenin ve şehrin yöneticileri halka, hayatın her köşesinde kendilerinin iktidarından önceki geçmişe ait hatırlanacak hiçbir şey bırakmamakta kararlılar. Tüm Türkiye de olduğu gibi İstanbul da da doğal hayatı örneğin Kuzey Ormanları nı,- mahvedenlerin halkı suyu tasarruflu kullanmaya çağırmalarındaki arsızlığı ancak ikiyüzlülükle açıklayabiliriz. Yeni Başbakan Davutoğlu, daha ilk konuşmasında 2023 ü kerteriz alarak boşuna restorasyon demiyor. Restorasyon kavramı, siyasal literatürde sözlük anlamından çok daha geniş bir anlama gelmektedir çünkü ve Davutoğlu da bunu bilerek kullanıyor. İşte İstanbul bu açıdan da şantiyenin esasını oluşturuyor. Restorasyonda ilk kazmanın 1994 yerel seçimleriyle birlikte İstanbul da vurulduğunu ileri sürmek, belki hayli cüretkâr bir iddiadır ama, gerçektir de. Ahalisiyle birlikte kaybolan şehir Bugün İstanbul başta olmak üzere tüm ülke büyük bir unutma ve unutturmayla, hafıza kaybıyla, toplumsal bir alzheimerle şekilleniyor. Kaybolan cennet/şehir/mu, Atlantis gibi söylencelerin de -Sodom ve Gomore gibi- tarihsel ve toplumsal hafıza ile bir ilgisi mutlaka olmalı. Tarih, edebiyat ve sanat hatta felsefe- bu konuda zengin bir kitaplığa sahip. Kendinde kaybolan insanın tarihi ise, ele alınmak için bir ucu toplumsal düzene, bir ucu tıbba uzanan oldukça geniş ve engebeli bir coğrafyada dolaşmayı göze almayı gerektiriyor. Böyle herkesin aklına gelmeyen konuların hallacı Enis Batur, Kırmızı Kedi den çıkan kitabı Mürekkep Zaman da, çocukluğunun geçtiği Eskişehir den -ve kendisinden- başlayarak güncelden tarihsele, öznelden nesnele, bireyselden toplumsala sonsuz genişlikteki bir hafıza toprağında seyahate çıkarken, bizleri de kendi yaşadığımız sokak, mahalle, semt, Enis Batur şehir ve ülke üzerinde düşünmeye yöneltiyor. Eğer yazarın çocukluğunun geçtiği sokaklar bu denli değişmişse, kimbilir bizim çocukluğumuzun geçtiği, halen içinde yaşadığımız mahalle ve sokaklar kim bilir nasıl değişmiş ve değişmektedir. Toplumsal kendini yitiriş Eskişehir de ne çok şey, ne çok yer değişmiş! Şehri, yıllar sonra geçen yıl bir söyleşi vesilesiyle ziyaret ettiğimde sadece Odunpazarı ndan tanıyabilmiştim. Porsuk kıyısında eğli bisikletlerden hatırladım biraz, biraz da tren garı hatırlattı 70 lerin Eskişehir ini. Daha fazlasına ve bilmediklerime ise Mürekkep Zaman la Enis Batur yol gösterdi. Nedir ki, bir şeyin çok şeyi hatırlattığı, soba, tren ve bisiklet ve Cumhuriyet şehri Eskişehir sokaklarından geçen yol, Mürekkep Zaman la eninde sonunda çağın en önemli hastalıklarından birine varacaktır. Enis Batur, alzheimeri, hastalığın kâşifi Alois Alzheimer e ilişkin bir anekdotta hemen hemen yukardaki sözlerle anlatıyor. Yüz yıl önce, 50 yaşlarında, sağlıklı görünen ama davranışları oldukça tuhaf bir kadın giriyor hekimin odasına. Kadın, adını dahi bilmediğini söylüyor Alzheimer e. Sorununu ise şu cümleye sığdırmış; Ben kendimi yitirdim! Müthiş! Bu, sıradan bir kayboluş hikayesi, kaybolan da bir çocuk değildir. Hatta amnesia/hafıza kaybı da değildir. Hafızasını kaybeden sadece geçmişini kaybetmiştir ve başka, yeni bir hafıza oluşturabilir zamanla. Buna ilişkin sayısız örnek bulunabilir hayattan. Kendisini yitirmek ve bir daha asla bulamayacak olmak büyük bir hastalık/dramdır. Üstelik bu top yekün unutmanın farkında olmamak, dramı büyüttükçe trajike yaklaştıran bir özelliği alzheimerin. Yine de tekildir, bireyseldir bu, baş edilebilir. Bilim insanları, süreci uzatmaya, çaresini bulmaya ne kadar uğraşsalar da çok daha büyüğü ve korkuncu var; savaşların, iktidarların baskı ve şiddetiyle top yekûn toplumsal kendini yitiriş... Bizi, özellikle bizi, toplumumuzu bekleyen asıl büyük tehlike/hastalık/dram da bana kalırsa budur. Meçhul askerlerin meçhul nüfusu Mürekkep Zaman ın altını usul usul çizdiği de bu bir yönüyle. ABD nin Irak ı işgal ettiği günlerde yazdığı metinlerde Enis Batur, geçen yüzyılın büyük savaşlarının geride bıraktığı Auschwitz, Hiroşima, Vietnam gibi travmalara eklenen yeni travmalara, bu yeni travmaların açtığı büyük akıl yırtılma ve yaralanmalarına karşı salt yazdıklarıyla değil, çeşitli kaynaklardan, gazetelerden seçip kesip biriktirdiği fotoğraflarla da aklımızı, hafızamızı zorlayan, bizi sessiz, tavırsız kalmamaya çağıran bir tutum içinde: Bakılan fotoğraf büyür. Bakılan fotoğraf büyür se, Çanakkale den sağ dönen bir Anzak askerinin torununun, dedesinin ganimet olarak götürdüğü Türk askerine ait kafatasını 88 yıl sonra şehit düştüğü topraklara geri getirmesinin, beyaz bayrak salladıkları, yani teslim olmak istedikleri sırada ABD askerlerince öldürülmüş iki Irak askerinin bir çukurda iki büklüm yatan cesetleri karşısında nasıl bir açıklaması olabilir? Ne çeşitten bir özür dilemedir ki bu, aynı günlerde Irak yağma ve talan edilmekte, binlerce Iraklı asker-sivil, yaşlı-çocuk-genç, kadın-erkek demeden bombalanmakta, kurşuna dizilmektedir. İki Iraklı askerin cesetleri, belki de ölümleriyle buluştukları o sığınağa gömülmüştür; Amerikalılar, İngilizler bütün ölülerini geri götürebilmek için olağanüstü önhazırlıklar yapmışlardı harekât öncesinde, bir televizyon programında ayrıntılarıyla üzerine durulmuştu konunun, herhalde asker ailelerine bir tür teminat veriyorlardı; Iraklı askerler için düşünülmesi, gerçekleştirilmesi olanaksız işlemlerdi bunlar, hangisinin nerede nasıl öldüğü, gömüldüğü bile bilinemeyecekti, kaldı ki toplam kaç Iraklı askerin öldüğünü de öğrenemeyecektik hiçbir zaman, biribirleriyle çelişen sayılar uçuşacaktı yıllar geçse de, meçhul askerlerin nüfusunun meçhul olmasından doğal ne vardı. (99). 464, Amnesia ve Zenon başlıklı birbiriyle zamansallık yönünden de ilintili üç bölüm ve üç metinden oluşan, yazarın hem kendisiyle, kendi geçmişiyle hem dışında olup bitenlerle uğraşısının bire bir yansıdığı Mürekkep Zaman da okuyucu, satır aralarında Enis Batur un sigarayı bırakma eyleminin de tanığı oluyor ki, hallaç bu konuda hiç de ketum değil. Zaafına zaaf, bağımlılığına bağımlılık diyecek kadar açık sözlü. Bu da bir yazarı içtenlikli, gerçekçi ve güvenilir yapan en önemli niteliklerden biri elbette.

7 HASAN CÜNEYT BOZKURT 7 EMRAH SERBES'TEN 'DELİDUMAN' İki çürük domates Emrah Serbes karakter yaratmış yazarlardan biri. Sevelim ya da sevmeyelim Behsat Ç yi hepimiz biliyoruz. Fakat "Deliduman", yazarın polisiye çizgisinin dışında bir roman olmuş. Bu seferki karakterimiz Çağlar İyice. Romanın anlatıcısı da bizzat kendisi. On yedi yaşında. Kıyıdere Katip Çelebi Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Öğrencisi. Yaşı ve üslubu açısından Çavdar Tarlasında Çocuklar ın Holden Caulfield ına benziyor. Sistemin içinden dışına doğru yükselen öfkeli bir ses Çağlar İyice. Özsaygının kendisini topa tutmuş. Gerçekten saygı duyulası bir yaratık mıdır insan, böyle bir düzende hangimiz masum olabiliriz ya da kalabiliriz, gibi sorular etrafında dönüyor ve herkesin biraz suçlu olduğunu üzerine basa basa vurguluyor. En yakınlarıyla bile büyük bir hesaplaşma içinde. Bunu çok iyi anlatan bir bölümü (belki de bu yazı için uzunca denebilecek bir bölümü) alıntılamam gerekiyor: Rahmetli dedem ben çocukken derdi ki hep, Çağlar, derdi. Artık kocaman adam oldun. Şu tas ü tarağını siktiğimin dünyasında sakın ha, yosmalar içinde kepaze olmayasın. İşte bu dayım olacak it de, şu tas ü tarağını siktiğimin dünyasında, siyaset içinde kepaze olmuş biridir. Siyasete girmeden önce o kadar kepaze biri değildi aslında, kendi halinde bir emlakçıydı. Hiçbiri kendisine ait olmayan evleri arsaları alıp satar, arada iki sakal atarlarsa memnun kalır, ertesi gün de beni Çınarcık a Esenköy e falan götürür, her istediğimi ısmarlardı. Keyfimize de diyecek olmazdı o günlerde. Siyaset, onun mayasındaki kepazeliği açığa çıkaran bir transistör vazifesi gördü. Yoksa kız kardeşim hariç her insanın mayasında bir parça kepazelik vardır, mühim olan, o kepazeliği ortaya çıkaracak işlerden uzak durmaktır. Hayvanoğluhayvanı! Emrah Serbes Örneğin; baktın manavlık seni kepaze ediyor, çünkü domates tartarken araya iki tane çürük domates sokuşturmadan edemiyorsun, o zaman neden böyle bir şey yapıyorum diye sormalısın kendine. Derin bir nefes alıp o iki tane kodumun çürük domatesini araya sokuşturamadan niçin duramadığını düşünmelisin. O iki tane çürük domatesi araya sokuşturamayınca kendini çok mu çaresiz hissediyorsun? Uykuların mı kaçıyor, boğulacak gibi mi oluyorsun, tükenmişlik sendromuna mı giriyorsun o iki tane çürük domates araya sokuşmayınca? Bütün dünyayı önüne de serseler o iki tane çürük domatesi araya sokuşturamadıktan sonra bir anlamı yok mu? Yeter artık bu dünyanın kahrını cefasını çektiğin, al sana gidiş-dönüş uçak bileti, 6500 dolar da nakit, Singapur daki bütün kerhaneleri gez gel, deseler, yine de o iki tane çürük domatesi araya sokuşturmanın verdiği zevki hiçbir şeye değişmez misin? Dünya yerinden oynasa, taş üstünde taş kalmasa, kıyamet kopsa, uzaylılar gelse bütün sülalene tecavüz etse, yok arkadaş, ben o iki tane çürük domatesi ilk fırsatta araya sokuşturmaya yine de devam ederim mi diyorsun? Herkesin bu hayatta iyi kötü bir pusulası vardır, hedefi vardır, hedefi olmasa bile bir tarzı, duruşu, şekli şemali vardır, senin de bu hayattaki pusulan, hedefin, tarzın, duruşun, şeklin şemalin o iki tane çürük domatesi araya sokuşturmak mı? Yarın öbür gün torun torba sahibi olup bir köşeye çekilip emekliliğin keyfini sürmeye başladığında, geçmişi özlemle yâd ettiğin anlarda, aklına gelecek ilk şey o araya sokuşturuverdiğin iki tane kodumun çürük domates mi olacak OÇ! Merhametsiz şerefsiz! Al o zaman bu yazıyı manav dükkânının girişine as, sonra da dükkânı başkasına devredip siktir ol git! Başka bir iş bul kendine. Ne bileyim, git veznedar ol! Uçaksavar bataryası teknisyeni ol! Ne olursan ol siktir git onu ol, ama artık manavlık yapma! Yapma manavlık! Belki de veznedar olursan, şu paralardan birazını da cebime sokuşturayım demezsin de, seni kepaze eden şeyin o araya sokuşturduğun iki tane çürük domates olduğunu anlarsın. Belki de uçaksavar bataryası teknisyeni olursan, şuradan cebime iki tane uçaksavar mermisi sokuşturayım demezsin de, seni kepaze eden şeyin o iki tane çürük domatesin araya sokuşması olduğunu anlarsın. İt herife bak ya! Zibidiye bak! Dangoza bak! Elim ayağım titredi yemin ediyorum sinirden. İçim daraldı. Her neyse, unutalım Off! Hayvanoğluhayvan! İlk sahne Çağlar İyice nin dokuz yaşındaki kız kardeşine olan tutkusuyla açılıyor. Aralarında çok güçlü bir bağ var. Taşrada (Kıyıdere) anneleriyle yaşıyorlar. Babaları evi terk etmiş ve ona karşı ailece büyük bir öfke duyuyorlar. Aslında bu bir aile dramı. Çağlar İyice kız kardeşini bütün bu sarsıntılardan korumaya çalışıyor. Hemen hemen bütün akrabalarıyla bir hesaplaşma içinde. Dayısı başka bir partiden belediye başkanı seçildiği halde, iktidar partisine (Çağlar ın deyişiyle Dedemi Kanser Eden Parti ye) geçiş yapmıştır. Çağlar bir yandan bu ilkesizliği nedeniyle dayısına kızarken bir yandan da onun olanaklarından yararlanmaktadır. Kız kardeşinin hayallerini gerçekleştirmek için ciddi bir mücadeleye girişir. Bir yetenek yarışması için İstanbul a gelirler. Ağabeyi yaşanan aksaklıkları gidermeye, kardeşini motive etmeye çalışır. Hatta salon görevlileriyle kavga etmeye kadar götürür işi. Roman boyunca o küçük kız çoğunun incinen gururunu onarmak için büyük bir mücadele verir ve okur olarak ilerleyen sayfalarda kendimizi Gezi Ayaklanması nın içinde buluruz. Bir yetenek yarışmasından yola çıkıp toplumsal bir olaya, Serbes in kentleşme protestosuna uzanırız: Peki, sen bu insanlara ne yaptığının farkında mısın? Sen bizim hayatımıza ne yaptığının farkında mısın? Sen benim çocukluğuma ne yaptığının farkında mısın? Hani nerede Eski TİGEM? Babam arkadaşlarıyla otururdu bahçesinde, muhabbet ederlerdi, bira içerlerdi, ben taso oynardım küçük havuzun önünde, şimdi otel inşaatı. Hani nerede Eski Aydın Sineması? Dedemle patlamış mısır yerdik en festival filminde bile, şimdi kapalı otopark. Edebiyatın önemli damarı Okur, her zaman geçekle kurmaca arasındaki açıyı merak etmiştir. Biri nerede bitmekte, diğeri nerede başlamaktadır? Bu yüzden hep sorulur: Falanca kişi siz miydiniz, diye. Emrah Serbes in kendisini de o süreçte eylemlerin içinde görmüştük. İşe de yaramış. Yaşananların aktarıldığı sahneler kendini hissettiriyor. Peşi sıra o meşhur meseleyle karşılaşıyoruz: "Deliduman"la ilgili yapılan yorumlarda hep sanat-toplum ikiliği ön plana çıkarılıyor. Hâlbuki toplumdan soyutlanmış bir sanat mümkün mü? İnsanı anlatan bir uğraş, onu, içinde bulunduğu toplumsal koşullardan ne kadar soyutlayabilir? Bence sanatın ancak başarılısı/başarısızı olabilir. Sanat için olan toplum içindir, toplum için olan sanat içindir. Bu ikisini birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Emrah Serbes de böyle bir girişimde bulunmuş. Çağlar İyice, kız kardeşini ararken bir anda kendini Gezi Ayaklanması nın içinde buluyor. Fakat birçok marka, işletme adı geçiyor kitapta. Reklam mı almış, diye düşünen de çoktur. Murakami nin kitaplarında da aynı durum var. Bunun gerçekçilik hissi için yapılan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. "Deliduman" üslubu açısından edebiyatımızda önemli bir damarı temsil ediyor. Deliduman Emrah Serbes İletişim Yayınları 350 s. Bu seferki karakterimiz Çağlar İyice. Romanın anlatıcısı da bizzat kendisi. On yedi yaşında. Kıyıdere Katip Çelebi Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Öğrencisi. Yaşı ve üslubu açısından Çavdar Tarlasında Çocuklar ın Holden Caulfield ına benziyor. Sistemin içinden dışına doğru yükselen öfkeli bir ses Çağlar İyice.

8 8 9 PINAR AKKOÇ EDE Ç K R Ü T Z E K K İL U L L U R K İX L THOMAS MANN IN FE x i l e F ı c ı r ı d n a l o D : ı n a s n i i n e y n u m u l p o t i n Ye Thomas Mann anlatım dilinin en güçlü silahını ironiyi kullanarak içinde yaşadığı toplumsal düzene ağır eleştiriler yaparken aynı zamanda çok keyifli bir okuma sunuyor. Türkçede ilk kez yayımlanan bu romanında bir dolandırıcının hikayesini anlatarak aslında toplumun zaaflarını gözler önüne seriyor. uşkusuz yaptığım şeyin adi bir hırsızlık olduğu söylenecektir bana. Bu durum karşısında sesimi çıkarmam ve geri çekilirim; eğer biri bu sevimsiz sözcüğü kullanmaktan mutlu olacaksa, tabii kimseyi engelleyemem ve engellemeyeceğim de. Ama bu sözcük bir yandan ucuz, eskimiş ve yaşamın kıyısından teğet geçen bir sözcük, diğer yandan da canlı, hep genç kalan, yenilikle dolu, tek ve başka bir şeyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel bir eylem sözcüğü. [ ] Benim burada yaptığım şey, mükemmelliyetçiliğe varan bir ölçüde, benim tek başıma gerçekleştirdiğim bir eylemdi. Üstün yeteneklere sahip dolandırıcı Felix Krull hırsızlığı işte böyle tanımlıyor. Thomas Mann ın Dolandırıcı Felix Krull un İtirafları adlı tamamlanmamış son romanı adından da anlaşılacağı üzere bir dolandırıcının hayatını anlatıyor. Çocukluk yıllarından başlayarak 20 li yaşların sonlarına kadar Felix in başından geçenlerin anlatıldığı eser Bildungsroman türünün örneği olmaya aday. Ancak bu roman Thomas Mann ın ustalığı sayesinde türün yüksek dozajlı bir parodisi niteliğinde. K Burjuvazinin yozlaşması Bireyin gelişimini konu alan Bildungsroman, oluşum romanı, 18. ve 19. yüzyıl Batı edebiyatına damgasını vuran roman türüdür. Bu romanlarda modernizme geçiş sürecinde bireyin yaşadığı sancılar irdelenir. Ana karakter hikaye boyunca yalpalasa da nihayetinde gelişimini tamamlar ve bir şekilde yolunu bulur. Dolandırıcı Felix Krull un İtirafları nda da ana karakter yolunu bulur. Üstelik bu kez bu ifadenin argoda kullanılan anlamı boşa çıkmaz. Felix gerçekten yolunu bulmuştur. Thomas Mann ın farkı tam da burada gün yüzüne çıkar. Çünkü Bildungsroman aynı zamanda Künstlerroman olarak da anılır. Türkçeye sanatçının romanı olarak aktarılabilecek bu ifadenin gösterdiği gibi adı geçen roman türü çıraklık döneminden başlayarak sanatçının hikayesini içerir. Felix in sanatı dolandırıcılıktır. Böylece Thomas Mann bu eserinde suç sayılanı dolandırıcılığı - ulvi sayılanla sanatla - bağdaştırarak toplumsal düzen içerisindeki çarpıklığı en net şekilde ortaya koyar. Dolayısıyla Mann hep yaptığı gibi burjuvazinin yozlaşmasını işler. Ancak bu kez yılların kalemine kattığı güçle kendince en ağır darbeyi indirir. Felix Krull varlıklı bir ailenin çocuğudur ancak şarap üreticisi olan babasının işleri kötüye gitmektedir. Sonunda borç batağına saplanan babası hiçbir çıkış yolu göremeyince intihar eder. Ardında hiçbir şey bırakmamıştır. Felix bu ko- Dolandırıcı Felix Krull'un İtirafları Thomas Mann Can Yayınları Çev: Kasım Eğit Yadigar Eğit 480 s. şullarda hayata atılırken toplumsal statü açısından en alttadır. Sıfır noktasındadır. Buna karşın ciddi bir sermayeye sahiptir. Sermaye Felix in ta kendisidir. Felix, üstün yeteneklerle dünyaya geldiğini düşünmektedir. Herkesten daha zeki ve daha çekici olduğuna inanır. Kısmen doğrudur da. Bir cazibesi olduğu başından geçenler sayesinde tescillenir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Felix in kendini bu denli özel insan sayması sanatçı psikolojisine bir göndermedir. Kitap bu yüzden kimi incelemelerde Narsizm eksenli ele alınır fakat romanın asıl amacının narsist bir kişiliği enine boyuna anlatmak olduğunu söylemek bu esere haksızlık sayılır kuşkusuz. İlk kez Türkçede Thomas Mann Türkçede ilk kez yayımlanan bu romanında bir dolandırıcının hikayesini anlatarak aslında toplumun zaaflarını gözler önüne seriyor. Felix dolandırıcıdır ama hikaye boyunca başkaları tarafından hiç dolandırıcı damgası yemez. Hikayede Felix, zekasıyla, hayalgücüyle ve mükemmelliyetçiliğe varan görev aşkıyla diğer tüm karakterlerden daha onurlu bir duruşa sahiptir. Dolandırıcı dahi olsa yaptıklarında bir tutarsızlık yoktur. Felix Krull, babasının ona sağladığı tüm imkanları yitirince kendisine bir sosyal statü edinmeyi görev sayar. Bunun için her yol mübahtır. Karşısına birçok fırsat çıkar. Gar- son olarak çalıştığı Paris in en lüks otellerinden birinde temas ettiği zenginler arasında ona farklı bir hayat vaad edenler çoktur. Ancak Felix ince eleyip sık dokur. Sonunda fırsatlardan fırsat beğenirken yapacağı tercih okuru şaşırtmaz. Felix soylu bir aileden gelen birinin yerine geçme, oymuş gibi yaşama teklifi aldığında kabul edecektir. Çünkü onun için mühim olan sadece sınıf atlama değil, dolandırıcılığı, yani sanatını sürdürebilmektir aslında. Böylece yaşam kaynağı olan ve Bildungsroman türünün de temelini oluşturan sanatını icra etme olgusu sürecektir. Dolandırıcılık bir sınıf atlama aracı değildir. Kaldı ki Felix kendisi olarak sınıf atlayamayacağının da bilincindedir. Ancak şimdi bir başkası olmuştur. Thomas Mann anlatım dilinin en güçlü silahını ironiyi kullanarak içinde yaşadığı toplumsal düzene ağır eleştiriler yaparken aynı zamanda çok keyifli bir okuma sunuyor. Felix, başından geçenler sayesinde Avrupa nın üç ilgi çekici kenti Frankfurt, Paris ve Lizbon dan geçerken okur da bu şehirler hakkında bir izlenim edinme fırsatı buluyor. Kitabın burada sayamayacağımız birçok farklı özelliğinden biri de anlatımın bir macera kitabı tadında olması. Böylece Felix Krull un yaşadıkları heyecan verici nitelik kazanıyor. Daha birçok zenginliği içerisinde barındıran bu büyük eserin Türkçeye kazandırılmış olması kuşkusuz bu yılın en önemli edebiyat olaylarından biridir. Thomas Mann ve dönemin Avrupası yılları arasında yaşayan Alman yazar Thomas Mann anlattığı hikayeleri içinde yaşadığı toplumsal düzene dayalı kurar. Bu hikayelerde dönemin Avrupasında yaşanan toplumsal gelişmelerin izlerini bulmak mümkün. Modern toplumun Avrupa da oluşmaya başladığı bu geçiş döneminde eserler veren Thomas Mann döneme damgasını vuran olguyu aristokrasinin düşüşü, buna karşın burjuvazinin yükselişi ni - hikayelerinin merkezine koyar. Yüzyıllar boyu ritüelleri ve gelenekleriyle toplumsal değerlerini sürdüren aristokrasinin, burjuva devrimleriyle kamusal alandan düşüşü ve yerine burjuvazinin kendi değerlerini kamusal alana taşıma kavgası dönemin edebiyatında yankı bulur. Balzac, Mann gibi yazarlar burjuvazi tarafından yaratılmaya çalışılan bu yeni değerlerin sığ ve iğreti yönlerini ironik üsluplarıyla kıyasıya eleştirir. Bu yazarların seçtiği karakterlerin fahişeler ya da dolandırıcılar olması burjuva toplumunun ne denli yoz olduğunu gözler önüne serer. Dolandırıcı Felix Krull un İtirafları nda ana karakter Felix in kitabın sonlarına doğru Lizbon a giderken karşılaştığı Profesör Kuckuck Almanya da oluşan yeni toplumun değerlerinin bir temsilcisidir adeta. O dönem yeni toplumun oluşumundaki felsefi taşları döşeyen düşünürler Nietzsche ve Schopenhauer Kuckuck un kendine kılavuz edindiği isimlerdir. Bilge kişilik Kuckuck, Felix e yol boyunca Nietzsche den etkilenerek oluşturduğu varoluş düşüncelerini aktarır. O zamana dek kitap boyunca hemen hiç kimseyi yeterince dinlememiş ve dikkate almamış olan Felix, Kuckuck u gözünü bile kırpmadan saatler boyu dinleyecektir. Ancak profesörun isminin Kuckuck olması, Mann ın bu karakterle vermek istediği mesajı apaçık ortaya koyar. Kuckuck, guguk kuşu anlamına gelmektedir. Mann, profesöre bu ismi vererek onun söylediklerinde hiçbir ciddiyet bırakmaz. Böylece Mann dönemi yorumlamaya çalışan Alman idealizminin burjuva değerlerini oluşturmaktaki sancıların ve açmazların bir kez daha altını çizer.

9 10 ERDEM GEZGİNCİ Romandan ideale Don Kişot o kitabın filmini seyretmekle eş değer bir duygu. Bazı sayfalar çizen veya yönetenle aynı şekilde kafanızda şekillenebilir, bazı bölümler ise sizleri hayal kırıklığına uğratır. Konuşma balonlarında karakterlerin sözleri varken arka planda çizerin romanda gördüğü tasvir şekillenir. Bu durum okuyucuyu aynı zamanda seyirci yapar, fakat okuyucu aynı zamanda seyirci olmak istiyor mudur? On yedinci yüzyılda "Don Kişot" okuyucusuna yazınsal devrimi sundu. Metin katmanları arası geçiş çağdaş romanı müjdelerken karakter,kurgu ve konu çerçeveleri de genişledi. Kalın bir çizgi ile eski-yeni ayrımı yapıldı ve insan davranışları da edebiyat da bir daha eskisi gibi olmadı. Yaklaşık dört yüz yıl önce yazılmış bir roman için okuyucu tepkilerinin aynı olduğu söylenemez ama insanın ilerlerken kazandıkları ve yitirdiklerine dair evrensel duruşunu "Don Kişot" ortaya çıkardı. Bir de sürekli Don Kişot diyorum, diyoruz. Bu, karakterin yazarın önüne geçmesi midir yoksa Cervantes in istediği bir durum mu? Her iki ciltin önsözünde de Cervantes buna dair işaretler veriyor. Don Kişot un deliliği Cervantes e bu konuda geniş bir oyun alanı bırakıyor aslında. Kimi zaman deneyimlediği savaşları sokuyor karakterine kimi zamansa karakterinin yaşadıklarını düşünüyor. Hikaye anlatıcılığı için bulunmaz bir nimet olan bu hamleler bugün okuduğumuz her yaratıcı metnin özü. Beş Don Kişot omanın babası Cervantes tir ve ilk modern roman Don Kişot tur. Bu bilindik tanımlar yüz yıllardır yapılır, Don Kişot ve Cervantes üzerine sözler söylenir. Söylenir söylenmesine de tekrar Don Kişot tan söz açmak için de fırsat gözlenir aynı zamanda. NTV Yayınları'nın Çizgi Roman Dünya Klasikleri serisinden "Don Kişot" kitabı çıktığında bu fırsatı bulduğumu anladım. Çizgi roman kavramının nitelikli kitap okuyucusuna hafif gelmesi ve hatta okuyucunun çizgi romanları küçümsemesi benim nacizane gözlemlerim arasında. Peki çizgi roman gerçekten hafif midir, sanata sızmaya çalışan kolaycılık mıdır? Açıkçası bu soruların cevabını bilmiyorum. Çünkü ben bir çizgi roman okuyucusu değilim. Belki de Don Kişot un çizgi roman versiyonu, okuduğum bir iki çizgi romandan biridir. Yine de sevdiğiniz bir kitabın çizgi roman halini okumak R Don Kişot 1. ve 2. Cilt Miguel De Cervantes NTV 152, 132 s. "Don Kişot" modern karmaşayı yansıtan ilk romandır. Kurmacanın ve tekniğin özgürce hareket etmesi "Don Kişot" tarafından çağımızın metinlerine sunulmuş bir yoldur. Rönesans döneminden günümüze roman sanatı üzerindeki etkisi artarak devam eden Don Kişot klasik olmasının yanında hep yeni kalmayı başaran nadir kitaplardandır da. Roman yazımı konusunda öğretici ve yol gösterici olması "Don Kişot"un ilk sayılmasına, aynı zamanda usta işi bir roman olduğunun göstergesidir. Türkiye romancılığının ustalarından Yaşar Kemal Don Kişot ile genç yaşta tanışmasını şöyle anlatır: On yedi yaşındaydım, bir gün Arif Dino yla karşılaştık "Hadi gel, bir çay içelim," dedi. Gittik oturduk. "Kemal oğlum," dedi, "sana hayatının en güzel hediyesini veriyorum. Git kitapçıdan al, hepsini oku." Kitapçıya gittim önüme yüzden fazla kitap koydu. "Çiftlikten biraz para gelmiş, bunları sana aldı," dedi. Koştum kahveye girdim, teşekkür ettim. "Haydi köye mi gideceksin, kasabaya mı? Git bu kitapları oku," dedi. Kitaplarımı alıp Kadirli'ye gittim. Okumaya başladım ki, aralarından beş tane Don Kişot çıktı. Adana'ya gittiğimde dördünü alıp Arif Beye gittim. "Kitapçı yanlışlıkla bunları fazla vermiş. Gidip başka kitaplarla değiştireceğim," dedim. "Yok, yok. Ben özellikle koydum. Bu kitabı ömür boyu tekrar tekrar okuman için," dedi. Kısa bir süre sonra Kozan'da hapishaneye girmiştim. Çantamda bir tane 'Don Kişot' kalmış. Tekrar tekrar okumaya o zaman başladım de Doğan Kardeş tarafından basılan Reşat Nuri Güntekin in çevirdiği "Don Kişot"un çocuk versiyonu hayalleri ve düşünceleri güç- lendirmiş olacak ki Türk romancılığını derinden etkileyen "Don Kişot" 1980 darbesinde korkulan ve yasaklanan üçüncü kitap olmuştur. Don Kişot'un değiştirdikleri Yapı Kredi Yayınları'nın Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar serisi tarafından basılan "Don Kişot"un önsözünde Jale Parla nın da dediği gibi, Cervantes modern romanı yaratırken aynı zamanda modern okuyucuyu yaratmayı amaçlıyordu. Okuduğu şövalye romanlarına kendini fazlasıyla kaptıran Don Kişot çağının gerisinde, komik, saf, öfkeli, hüzünlü ve ele avuca sığmaz bir karakter olarak karşımıza çıksa da aslında evrensel anlamda insanlığın yüz yıllar sonra ortaya çıkacak olan yabancılaşma hissini ve değişimini önceden haber veriyordu. Edebiyat açısından tekniklerin devinimini harekete geçirmesi, felsefe açısından adaletin ve erdemin vurgusu, sosyoloji açısından devrime dair umutlar içermesi, psikoloji açısından deliliğin öğrettikleri, hepsi ve daha fazlası "Don Kişot"u vazgeçilmez bir baş yapıt yapan öğelerdir. TDK sözlüğünde Donkişotluk ; gereği yokken kahramanlık gösterme durumu olarak tanımlanmış. Gereklilik durumlarını sorgulamak da yine Don Kişot romanı ile mümkün olmuştur. Çünkü değirmenler tepede faydalı birer üretim aracı olarak çalışırken sistem insanlığın üretime kurban edilmesini dikte ediyordu. Tabi ki değirmenler dev olarak görünecekti adaleti arayan Don Kişot un gözüne ve tabi ki onlarla savaşacaktı. Yense de yenilse de ciddiye alınmayan, hem kahraman hem de antikahraman olan Don Kişot son şövalye oldu. Şövalyelik ruhunu sanata ve insanlığa özümsetti Cervantes. Cervantes İstanbul'da Cervantes Haçlı donanmasında askerdi. İnebahtı Savaşı nda Osmanlı Donanması ile İspanya Donanması karşı karşıya geldi ve Cervantes Kılıç Ali Paşa ya esir düştü. Buraya kadar herkes hemfikir ancak hikaye burada ikiye ayrılıyor. Batılı kaynaklara göre Cervantes Cezayir de dört yıl esir kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Fakat geçtiğimiz yıllarda daha dikkat çekici bir bilgiye ulaşıldı. Kılıç Ali Paşa Cami Vakıf defterinde Miguel Cervantes in tam ismi görüldü. Kayıtlara göre Cervantes İstanbul a getirilmiş ve Kılıç Ali Paşa Cami yapımında yaklaşık iki yıl işçi olarak çalışmıştı. Don Kişot romanındaki Türklerle ilgili olan değerlendirmeler göz önüne alındığında esir düşme olayı şüphe götürmüyor ama İstanbul da mı ya da başka bir yerde mi geçirdi bu esirliği kesin değil. Tophane İskelesi mevkiinde olan ve güzel mimarisiyle dikkat çeken bu eseri gördüğünüzde kan ter içinde bir yazar ve kafasında doğmak üzere Don Kişot u hayal edebiliriz. "Don Kişot" üzerine yazmaya çizgi roman konusu ile başlamıştım. Büyük yazar Cervantes ve büyük romanı Don Kişot adına birkaç söz etmek için bahanemdi bu. İki cilt halinde basılan "Don Kişot" çizgi romanı Don Kişot ile tanışmak için yeterli olmayabilir ama hayatının bir yerinde Don Kişot la tanışanlar için içlerindeki şövalyeyi uyandırıp zihinlerini güzelleştirecektir.

10 M. SALİH KURT 11 BABİL BALIĞI Yeldeğirmenlerine bir adım daha "Açıkça bir başyapıt olmasına karşın Don Kişot, çok ciddi bir kusura sahiptir: bir seferde bütünüyle okunulamamak." - Martin Amis, The War against Cliché: Essays and Reviews İngiliz romancı ve eleştirmen Martin Amis'in yukarıdaki alıntısı, Cervantes'in ölümsüz eseri hakkında en cesur eleştirilerden biridir. Amis'in özellikle edebiyat üzerine yazılarında edebiyat eleştirilerinin günümüzde hangi ilkelliklerin içerisinde hapsolduğuna dair tespitlerine, ülkemizde edebi metinler üzerine kalem oynatan eleştirmenlerin bir göz atmalarını dilerim. Bir hayli yanağın kızarmasına neden olacağı şüphe götürmez yüzyılın başlarında ilk yayınlandığı tarihten bu yana İncil'den sonra en fazla dile tercüme edilen kitap özelliğindeki Don Kişot un kesinliği henüz tartışmalı olsa da ilk modern roman kabul edildiğini de biliyoruz. Amis'in öz ve net eleştirisi aslında romanın yapısı bakımından pek çok şeyi izah etmeye de muktedirdir. Pek çok yazarın da tarihte yazılmış en iyi roman olduğu görüşünü belirttiği Don Kişot, roman olarak günümüze dek süren şöhretini, bütünsel yapısıyla değil yıllardır en belirgin şekilde imge edildiği "gerçek dünyaya karşı fantezinin zaferi" nosyonuna borçludur. Ressamlardan yazarlara, müzisyenlerden düşünürlere kadar tesir ederek ilham olduğu bütün akıllarda arı halde, ortak lisanda buluşturduğu tek şey de budur. Romanın mevzubahis diğer konuları üzerine sayısız yorum ve açıklamanın olması da elbette bu kanımızı güçlendiriyor. Okuruna özel anlatı Bu yorumlama ve metin okumalarında, Don Kişot u ulusalcılığın, Ortodoksluğun bir hicvi statüsüne yerleştirildiği yazılara da hayalciliğin, ben merkezli inanç sistemlerine övgüyle dolu bir bireyselciliğin kutsandığı bir metin mertebesine yerleştirildiği açıklamalara da rastlayabilirsiniz. Bu yönüyle esasında en fazla bilinen eserler arasında bulunmasına karşın Don Kişot un tarihte en fazla haksızlığa ve tecavüze uğrayan metin olduğunu da söylememiz mümkün. Şöyle ki; bir manipülasyon aracı olarak kullanılan metin tanımlamalarında ziyadesiyle Don Kişot un eleştirmenin ve yazarın metni irdelemekten çok kendi düşüncesini kurguya onaylatma yolunu tercih ettiğini görürüz. 16. yy ın sonları ve 17. yy ın başlarında bir hayli yaygın bulunan pikaresk yazım tarzının Cervantes'i de etkilediği ve Don Kişot un genel yazım tarzının pikaresk olduğunu söyleyebiliriz. Pikaresk kurguların genel özelliklerini göz önünde bulundurunca farklı yorumlamaların ortaya çıkmasının doğal bir şey olacağı anlaşılacaktır. Cervantes'in asıl imzasının da burada yattığını söyleyebiliriz. Don Kişot ta metin boyunca katmanlarda tam bir şeyleri kavradığınızı hissettiğiniz anda Cervantes kurguya yeni bir hareket ekleyerek, varsayımınızın hatalı olduğunu yüzünüze vurur. Bu yönüyle, dönemin macera ve serüveni dolu dolu taşıyan pikaresk kurgularını, okur zihnindeki öngörü ve varsayımları da pikaresk bir mecrada başka bir maceraya taşır. Trajedi ve komedi iç içedir. Aynı pasajları farklı zamanlarda farklı ruh halleriyle okuyarak hem hüzünlenmek hem gülmek mümkündür. Bu bakımdan denilebilir ki ilk modern roman kabul edilen, öncül bir eser olan Don Kişot (proto- değil, öncül), takip eden zamanda öncülü olduğu eserlerin pek çoğundan hala üstündür. Metin tanımlaması ve yorumlarınınsa sonunun geleceğini düşünmüyorum. "Don Kişot, akıllara kazınan imgeleriyle okuruna özel bir eserdir," demek ve onu okuyucusuyla baş başa bırakmak, en doğru olmasa da doğruya en yakın tutum olacaktır. Cervantes Sokağı Herhangi bir eseri daha iyi anlayabilmek için sıkça kullanılan araçlardan biri de yazarın yaşam öyküsüdür. Yazarın nelerden etkilendiği ve neleri düşünerek kurgularını oluşturduğu üzerine derin (bazen tuzak) izler taşımaktadır. Daha nadir olarak da bir kurgu, bir başka kurgunun içinde daha iyi anlam kazanmaktadır. Bu umutları taşıyarak okuduğum bir kitabı ele alacağız: İthaki Yayınları'ndan tercümesi çıkan "Cervantes Sokağı." Spekülatif kurgu kapsamında değerlendirilebilecek romanın yazarı Kolombiya asıllı Amerikalı Jaime Manrique. Yazar, edebiyat tarihinde esrarını koruyan bir verinin üzerine kurgusunu inşa etmiş. Şöyle ki; Don Kişot'un ilk cildi yayınlanıp olağanüstü bir başarı yakalayınca, Alonso Fernandez de Avellaneda mahlasıyla biri, kitabın ikinci cildini yazıp yayınlar. Bu Cervantes'i ikinci gerçek cildi yazmak üzere ateşleyen şeydir. Avellaneda'nın gerçek kimliği günümüzde de bilinmemektedir. Burada yazar spekülasyona girerek bir edebiyat çekişmesinin serüvenini, macera dolu bir kurgunun içerisinde eritir. Roman, Cervantes'in sıra dışı ve macera dolu hayatından kesitleri de sunar. Cervantes'in hayatı çevresindeki dönem tarihi hakkında bilgiler ve izlenimler ışığında, Cervantes'in kurgusundan birebir alıntılar (bu alıntılar Don Kişot'la sınırlı değil, yazarın başka yazılarından da alıntılar mevcut) kurgunun içerisine dahil edilir. Gelgelelim Manrique'nin kurgusu, akıcılık, detaylandırma gibi bir serüven hikayesini üst mertebeye taşıyan doneleri hakkıyla yerine getirmesine karşın, bir yazarı, yaşadığı dönemin içinde çeşitli yönleriyle kurgusunu izah etme bakımından başarısızdır. Cervantes'e dair bilgileri, sanki elinde sıralı liste oluşturmuş ve kurgunun içine serpiştirmekte aceleci davranmış izlenimi hakimdir (örneğin bkz. kurguda Cervantes, beğendiği şairlerle aynı kaderi paylaşacak olmaktan bahsediyor ve hemen aynı cümle içinde Garcilaso de la Vega örneğini, araya hiçbir edebi önerme ve çıkarım sokmadan veriyor.) Bu açıdan yazarın, Cervantes'in hayatıyla yaratımı arasında özel bir bağı yansıtmakta pek de başarılı olamadığını, yüzeysel bilgi parçacıklarını zorla bir araya getirdiğini gözlemleriz. Cervantes'in iç dünyasına ve çelişkilerine dair verilerinse halihazırda yazarın yaratımlarından alınma birebir pasajlarla bağlanmaya çalışılması, yapısının sökülüp yeniden inşa edilmesinden kaçınılması ise bir açıdan nostaljik heveslerle okuma yapmaya elverişli bir zemin hazırlıyor ve okuma lezzeti de katıyorken diğer yandan kaçamak olarak algılanabilecek bir yazar tembelliğinin de sinyallerini veriyor (tembellik belki ağır, metni yapısökücü metotla tekrar hakkıyla ele almaya yönelik bir tereddüt de diyebiliriz). Burada yazarın edebi bir rekabet ve kıskançlık duygusunu karikatürize etmemek için fazladan bir çaba içerisine girdiğini de duyumsarız. Avellaneda'yı (romanda Luis Lara olarak kurgulanmış) kartonlaştırmamak için kullandığı olay örgülerini -kendi kurgusunu hafife almayı reddeden yazarların genel tutumuna yakın bir tuzak olarak- kurgunun içine fazlaca hapsettiğini görürüz. Fakat romanın, Cervantes'in hayatı, yaratımı ve Don Kişot u anlamaya yönelik, ancak giriş niteliğinde güzel veriler barındırdığını, akıcı bir üslupla tam da yazarının hayatına yakışır bir serüvenin aksettirilebildiğini belirtelim. Çok da beklentiye girmeden (özellikle Don Kişot ve Cervantes hakkında yeni bir şey öğrenme hevesinden uzak durabilirseniz) eğlenceli, kısmen eğitici bir okuma serüveni yaşamak isterseniz tavsiye olunur. Sinan Okan'ın tercümesi de bir hayli güzel olmuş. Ancak kitabın çok da özenli bir son okumadan geçtiğini söyleyemeyiz. Belirli hatalar zaman zaman okumanızı baltalayabiliyor (bkz. sf.14:...arzum bir an da... - "-da" bitişik olmalı, sf.220:...bir kumluk bir alana... - "bir" iki kere tekrar etmemeliydi, vb. hatalar). Bunlar da nazar boncuğu olsun. Haftaya görüşmek dileğiyle... Cervantes Sokağı Jaime Manrique Çev: Sinan Okan İthaki Yayınları 352 s. Jaime Manrique Don Kişot, roman olarak günümüze dek süren şöhretini, bütünsel yapısıyla değil yıllardır en belirgin şekilde imge edildiği "gerçek dünyaya karşı fantezinin zaferi" nosyonuna borçludur.

11 12 ERDEM ATAY Taşeronların bahar ı gül değil kan kokuyor Can Ertuna Bu kitapta ölüler üzerinden yapılan bir siyaset yok. Bu kitapta ölen insanların fotoğrafı var. Evet, kabul ediyorum kötü bir cümle. Ama doğru: Ölü insanların fotoğrafı Gerçekler Arap İsyanları Güncesi Can Ertuna Ayrıntı Yayınları 192 s. Son yüzyılda en kolay ölen toplumlar hep Ortadoğu coğrafyasından olmuştur. Bazen bir kimyasal silahla ciğerleri zehir soluyarak, bazen uçaklardan atılan ateş toplarıyla paramparça olarak, bazen kurbanlık koyun gibi doğranarak ve çok kez de nerede savaştığını bile bilmeyen bir Amerikan askerinin kendisine doğrulttuğu kurşunlarla yere yığılarak Ölümü de hiçe sayılır Ortadoğulu nun. 3 vatandaşına karşılık yüzlercesi çocuk olan 2 bin kişiyi gözünü kırpmadan öldüren emperyalist zihniyetin hala 3 vatandaşına ağlaması ibretliktir. 11 Eylül de 3 bin kişinin ölümüne saygı duruşunda bulunan ve ölenleri her yıl gözyaşlarıyla anan Batı toplumu, Filistin de, Libya da, Irak ta, Somali de ölen yüz binlerce insanı bir kez olsun anmamışlardır. Bir gün saygı duruşunda bulunmamışlardır. Sadece haberlerde okumuşlar, bir devlet yetkilisi tarafından kınanan açıklamalarla saniyelerini harcamışlardır. Savaş muhabirliği İşte o ölenleri insan değil de rakamlardan ibaret sayan zihniyetin ürünü savaşlardan bu acı haberler yapan bir gazeteci vardır. Savaşın içindedir. Her an her yerde ölüm korkusu Geride bırakacaklarına vereceği acı hep aklına olan bu muhabir, fotoğraf makinesiyle çekeceği bir kareyi aramaktadır. Tek amacı gerçeği dünyaya aktarmak olan gazeteciler, onların rakamlar olarak gördüğünüz körpecik çocukların yere düşerkenki her anını hafızlarına kazımışlardır. O yüzdendir ki, orada yaşadıklarının dünyada yankısını görünce isyan etmekten başka çareleri kalmaz. O hep gerçeği aramak için mücadele eder, kurşunlara göğüs geren, bombalardan koşarak kaçan, teröristlerle aynı masada yemek yiyen bu gazeteciler öyle bir dönemde gazetecilik yapar ki, bir tek merkezdeki haber müdürlerine, genel yayın yönetmenlerine göğüs geremez. Bunu geçelim. Biz bugün merkezde değiştirilmiş haberleri değil, kurşunlara göğüs germiş, gerçeğin peşindeki bir savaş muhabirinin yaşadıklarına dönelim. Can Ertuna. Haziran Ayaklanması nda canlı yayın aracı devrilen, Suriye de hunharca katledilen Suriye askerlerine yer vermeden bültenlerini bitiren bir televizyonda savaş muhabiri. Geçen aylarda Ayrıntı Yayınları ndan Arap İsyanları Güncesi adlı kitabı çıktı Ertuna nın. Bazen Tunus ta ve Mısır daki halk ayaklanmasında bazen Suriye ve Libya daki savaşın tam göbeğinde yaşadığı olayları toplamış kitabında. Yaşananlar bahar değil Kitabın küçük bölümlerinde siyasi yorumlarda bulunan Ertuna mümkün olduğu kadar siyasi çatışmalardan uzak kalmış. O sadece yaşadıklarını anlatmış. Batı dünyasının bu coğrafyalarda yaşadığı şeyin Bahar olmadığını gözleriyle görmüş bir muhabir. Yanmış cesetler, yerlerde yatan yüzlerce ölü beden bunun bir bahar olmadığını Ertuna nın yüzüne çarpmış. Bu kitapta ölüler üzerinden yapılan bir siyaset yok. Bu kitapta ölen insanların fotoğrafı var. Evet, kabul ediyorum kötü bir cümle. Ama doğru: Ölü insanların fotoğrafı Gerçekler Tunus tan Mısır a, Libya dan Suriye ye Tunus olmuş ilk durağı muhabirin. Zorluklar oradan başlamış sanıyorken, Mısır, Libya ve daha sonra Suriye ye gidince Tunus ta yaşadıklarının çok daha basit olduğunun farkına varmış. Bu farkındalığı da Libya da yaşamış. Batı nın bizlere özgürlük savaşçısı diye yere göğe sığdıramadığı sonunda NATO ile ortak operasyonlarla özgürlüklerine kavuşmuş Libyalılarla. Libya da patlayan tanklar, paramparça edilmiş bedenler arasında gazetecilik yapmak yetmemiş NATO bombaları uçuşmuş baktığı gökyüzünde. On binlere ölüm yağdıran uçakları çekmiş kameraman arkadaşı. Nihayetinde Libya da Kaddafi öldü, devrim oldu haberleri yapılmış ajanslardan. Hatta mazlumların korkulu rüyası güzel yüzlü bir cadı kahkahalarla Geldik, gördük, öldü diyerek daha ne kadar alçaklaşılabilir göstermiş kendini kameralara. Ölümlere kahkaha atanların yeni kahkahalara yelken açmak için başka coğrafyada yeni bir oyun sürmüşler. Oralara da gitmiş kitabın yazarı Ertuna. Hiçbir annenin çocuğunu gönderemeyeceği savaş alanlarında gerçeği göstermek için çatışma ortamlarında çalışmış. Fakat ölümü göze alarak çalıştığı Suriye den yıllarca konuşacak malzeme bulunduran gazeteci, Türkiye ye 3 dakikada bir şeyler anlatmaya zorlanmış. Normaldir. Televizyonculuk başka bir şey. O nedenle bitmemiş cümleleri Yaşadıklarını kaleme almış ve bir eser çıkarmış. Savaş muhabiri olmanın ne demek olduğunu anlamasak bile hissetmek bile bir ders veriyor bizlere. Hem gazeteci olarak hem de toplumların savaşla yok olmasını dışarıdan izleyen ve içinden hisseden bir yurttaş olarak. Kimler okumalı? Kitabın özellikle bazı yerlerinde siz de yaşıyor gibi oluyorsunuz. Keşke bir film gibi devam etse dediğiniz çok oluyor. Biraz aceleyle yazılmış anlaşılan. Fakat bu kitabın okunmaya değmediği anlamına gelmiyor. Okunmalı Özellikle muhabirler ve haber merkezinde muhabirlerin nasıl çalıştığını anlayamayanlar için güzel bir kaynak Can Ertuna umarım bir daha böyle bir kitap yazmak zorunda kalmaz. Umarım savaşlar olmaz ve o da savaş muhabirliği yapmaz. Bu coğrafya için zor bir temenni. Hatta imkansız. Temenni Biz o zaman şöyle diyelim: Savaş alanlarından sağlıkla çıksın ve bizlere hep doğru haberleri getirsin. Kazananın haklı taraf olduğu bir savaşın film gibi anlatışını bizlere de yaşatsın cümleler içinde. Son temenni: Bir daha yaşanacak savaşlarda canilerin kahkahaları olmasın kulaklarımızda çınlayan sesler. Annesinin kucağında uçurtmalara el sallayan çocukların sevinç çığlıkları olsun duyacaklarımız. Bir daha silahların değil de fikirlerin savaşacağı bir dünyada son sözü o çocuklar söylesin, insan öldürmek için saraylarından taşeronlarına emir yağdıranlar değil "

12 NİHAT ZİYALAN 13 KANGURUCA AYDINLIK GÜNLER Gölgeyi ışıtan İbram Ibrahim Karaoğlu Çoksatan yazar olacağım derken yüzkızartan durumlara düşen az değil piyasada. Fakat Karaoğlu, dürüst, samimi bir yazar. Edebiyatla, yaratıcı dille anıyı dillendiriyor. Gölgeler ve Yelkovan Ibrahim Karaoğlu Noktürn Kitapları 88 s. Trt 1 Televizyonu nda bir zamanlar Uzaktaki Yakınlarımız diye bir program vardı. Arada bir dostlarımın sesini duyar onlara sesimi duyururdum Sydney den. Türkiye ye tatile gittiğimde de mutlaka Ankara ya uğrar, bu kez görüntülü olarak sesleşirdim seyircilerle. Uzaktaki Yakınlarımız var mı şimdi bilmiyorum. Her güzel iş gibi AKP Hükümeti tarafından çoktan biçilmiş, düzgün program yapmaktan başka suçu olmayan yapımcıları belki de Sibirya ya sürülmüştür. Diz çöküp, yandaş olan kurtulmuştur kuşkusuz! Geçen yıl bir hanım aramıştı Ankara dan, Trt Radyosu, Bavulum Dolu Sanatla programı için telefonla söyleşi yapmak istiyormuş. Aranmak güzel bir şey. Sevinerek kabul ettim. Sonra da acaba dalga mı geçtiler diye düşünmeye başladım. Türkiye için denilen saatte aradıklarında burada gece yarısını iki saat geçmişti. Kadın sunucuyla birlikte İbrahim Karaoğlu nun tok sesiyle de tanışmış oldum. Edebiyat dünyasının içinden biri olduğu konuşmasından belliydi. Çok keyifli bir söyleşi oldu. On beş dakikanın nasıl geçtiğini bilmedim. Umarım Bavulum Dolu Sanatla da sürgüne yollanmamıştır! O zamandan mimlemiştim İbrahim Karaoğlu nu. Öykü kitabı çıktığını duyunca göndermesini rica ettim. Gurbette çoğunca öksüz muamelesi görüp, korunuyorum. Sağ olsunlar. Gölgeler ve Yelkovan adlı kitabını şöyle imzalamış: En güzel öyküleri yaşaman dileğimle. Daha başından, öyküleri okumadan ipucu veren bir adama. Öyküleri yaşamak... Daha doğrusu yaşanmışlıktan hareketle öyküyü kurmak. Beş öykü var Gölgeler ve Yelkovan da. İlk öyküsü Ölü Deniz Mezarlığı nda, yaşanmışlığı anı dilinde kalmadan kotarmayı başarmış. Anı dili bence yaratıcı bir dil değildir. Yapıntı yoktur, olanı tekrarlayıp, nakletmek vardır. Anı yazmak pazara iplik dökmek değildir! Hangi pazarsa artık? Çoksatan yazar olacağım derken yüzkızartan durumlara düşen az değil piyasada. Fakat Karaoğlu, dürüst, samimi bir yazar. Edebiyatla, yaratıcı dille anıyı dillendiriyor. Asansör semtinde geçen Ölü Deniz Mezarlığı nı okurken güzelim İzmir in tütün ve harnup depolarından yayılan kokusu tüttü burnuma. Güzelyalı semtinde askerlik yaptığım dönemi yeniden yaşadım: Bir arkadaşımla tramvaya atlayıp Asansör de inmiştik. Birkaç gündür yağan kar tutmuştu. Asansörle yukarı çıkarken, inleyip sızlamasından, ipi birileri mi çekiyor diye bakınmıştım. Arkadaşım asansörü tutmuş, geri yollamamıştı. Tam ortasına acele tarafından kar yığmaya başladım. Bu sırada Asansör ün çocukları (aralarında Rumca veya Ermenice konuşan vardı) koşturup el verdi. Heyecanla uyduruk bir kardan adam yaptık. Evine gidip havuç ve kömür getiren kızı hepimiz alkışladık. Asker elbisemizi hor görmeyip gülümseyerek bize Rumca laf atan kızı unutamamıştım bir türlü. Öyküdeki delikanlının ilkgençlik sevdası Rum kızı ve onun 6-7 Eylül olaylarındaki çırpınışı... Eli kolu bağlı sevdalı... Hiçbir zaman silinmeyecek olan alnımıza sürülmüş 6-7 Eylül lekesinden yaşamım boyunca utanacağım. Büyükada dan arkadaşım Lefter den de tekrar özür dilerim bu arada. (Sağlığında yüzüne karşı dilemiştim Lalahatun da.) 2. öykü Uzaklar Sonbahar ı çarpıcı bir biçimde kotarmış Karaoğlu. Açlık grevinin 55. gününde ölen devrimci bir gencin morg raporuyla başlıyor: Dış muayene, otopsi, histopatoloji, sonuç. Gözüm nemlenerek okurken acaba yazarda doktorluk var mı diye düşündüm. Bu rapor, giysi dolu bir bavul, iki poşete doldurulmuş kitaplar ve bir tutam kağıda yazılmış günceler teslim edildi yaşlı kadına. Güncelerin yazıldığı kağıtları düşürdü kadın. Genç doktor kız, kadının yere düşürdüğü günceleri okudu gece nöbetinde. Sayıklamayı andıran günceleri annesine yazmış delikanlı. Güncenin son bölümüyse bir can çekişme sanki. Yakıcı, kavurucu öyküden altını çizdiğim bir tümce: Görmediğim kuşların üşüyen ötüşleri, yapraksız ağaçların kimsesizliğine tünemiş sanki. Guillemins İstasyonu nda kendini bekliyor adam. Boverie Parkı ndaki yaşlı kediler gibi yorulduğu yerde bekliyor kendini. İkindi sessizliğinde akrebin gölgesine dokunuyor yelkovan. Her ikindi treninde tanıdık yüzler arayan bir bekleyiş... Kitaba adını veren 3. öykü böyle başlıyor. Üçüncü şahsın ağzından kuruyor öyküyü. Her öyküsünde değişik bir biçim deniyor. Deneysel değil, yaşamın içinden geçen. Bekleyen, koynunda sevdiği kadının mektubuyla Belçika da yaşayan bir ressamdır. Buruk bir ayrılık anında sevdiğine Resimlerimden okuduğun her şeyi yaz bana diyor. Belki de yüzlerce kez okuduğu mektubu bir de bizimle paylaşıyor. (kullandığı resim terimlerinden ötürü acaba ressamlıkla ilgisi var mı diye düşündüm) Öteki öykülerinde olduğu gibi şiirin pınarından fışkıran bir dili var Karaoğlu nun. Bu kısa öykü şöyle bitiyor: Yarın yine gelecek Guillemins İstasyonu na Jeanne Elisabeth in gittiği yoldan gelen yalnızlığı beklemek için. 4. öykü Güz Sokağı, geçmişteki güzel günleri özleyen, gençlik yıllarına sığınmak isteyeni işliyor. Bazı insanlar için AKP Hükümeti sayesinde günü yaşamak cehennem azabı oldu. Şöyle diyor: yıllar önce okuldan bir grup arkadaşla gelmiştik bu kasabaya. Küçük limandaki dalgakıranın kıyısında çadır kurup on gün kalmıştık. Akşamları kasabanın çarşısına gider salaş meyhanelerden birine çökerdik. Gece yarılarına dek içer, sabaha doğru dönerdik çadırımıza. Şule yle sevgiliydik o zamanlar. Arada bir gruptan ayrılır, kaçamak yapardık. İzbe bir meyhanede alkole belenir kasabanın dar sokaklarında dolanır dururduk. Ah be İbrahim Karaoğlu, geçmişte böyle şeyler yapılıyordu, gel de şimdi yap bakalım. Sanattan, sanatçıdan nefret eden, hayallerimize bile karışmak isteyen bir hükümet var başımızda. Geçmişte sansürsüzdü yaşanan. İşte bu sansürsüz yaşam üstünden yapılan kurmaca, Karaoğlu gibi yazarlar sayesinde umarım kazınmaz yaşamımızdan. Daha ilk öyküde bu öykücüyü izlemeye karar verdim. 5. öykü Düşbozumu nda bu perçinlendi. Vurgun yemiş duygularını diğer insanların vurgun yemiş duygularıyla kaynaştırmayı çok iyi beceriyor. Bu da onu muhalif bir yazar yapıp, önemli kılıyor. Düşbozumu nda; gözaltındaki kızına götürdüğü portakalı gardiyanlar içeri almayınca, onları ezerek ellerini kokutan bir anne... Görüşte annesinin portakal kokulu ellerini koklayıp, öperek, umut yüklenen tutuklu... İbrahim Karaoğlu beş öykülük incecik kitabıyla kalın bir tuğla gibi indi duygularıma. Harun Atak ın Noktürn yayınları nı izlemeye devam. Sydney 2014 SEÇTİĞİM ŞİİRLER: KİMSE KIMILDAMASIN!.. Şiirimin horozunu kaldıran / en çok da edebiyatın sesi / elim korkak değil Allah tan / ha kuru sıkı şiir / ne fark eder / ha iğdiş keyfi / yerde boş dört kovan / şarjörde iki mermi Kalp kırmak istemem ama / her şiir sahibine benzer / kimi daha yazılırken / teslim eder ruhunu / kimi ölü bile / geçirilmez ele Bu yüzden / her şair kitabına uymaz / kapak dört renk / kağıt kuşe / iyi de / karakteri zayıf kalır / puntosu tutmaz Ne o? / iki lafın ucunu bağlayalım dedik / kaldınız öyle / elleriniz havada / yasakmeyve ye de lafım yok ama / yine de 7.65 ten çıksın isterim şiirlerim ENVER ERCAN TÜKÇENİN DUDAKLARISIN SEN

13 14 Ateşin ve Sürgünün Gölgesinde Gülşen İşeri Nota Bene Yayınları 224 s. Gazeteci Gülşen İşeri kentsel dönüşümün asıl mağdurlarının izini sürmeye devam ediyor. İlk kitabı 'Metropol Sürgünleri'nde kentsel dönüşümle yıkılmış ve yıkılmakta olan mahallelerin izini süren İşeri, ikinci kitabı 'Ateşin ve Sürgünün Gölgesinde-Kentsel Dönüşüm kitabında aynasını yine yoksul mahallelere tutuyor. Bu kitap kentin asıl sahipleri, yoksulları, hiç unutulmasın diye yazıldı! Benito Cereno Herman Melville Dedalus 134 s. Adı Benito Cereno olmayan geminin kaptanı Alaso, Cereno'nun güvertesine geçer kendi gemisinden.kaptanı soruşturur. Ama bir türlü ulaşamaz ona. Roman tarihindeki psikolojik betimlerin en güzel örneklerinden biri olarak gösterilen bu romanda, Kaptan Alaso en başından beri olup bitenin kendi zihninde gerçekleştiğine inanmaya başlar. Sürpriz bir son beklemektedir kendini. Denizin tam ortasında. Yeni çıkanlar Varlık ve Piçlik Mahmud Şevket Paşa'nın Sadaret Günlüğü Hakan Akdoğan Aylak Adam 169 s. Kendi varoluşundan dehşete düşmüş bir radyo programı sunucusu. Kayıtsız bir yabancılaşmadan mustarip ve ruhsal tükenmişliğin batağında debelenen bir 21. yüzyıl anti-kahramanı. Alegorik bir hikâyenin gücüyle gerilim türünün heyecan verici öğelerini bünyesinde toplayan Varlık ve Piçlik, Hakan Akdoğan'ın beşinci romanı. Günümüz tüketim toplumunun konformizmine ve insanlık durumundan kaynaklı "bulantı"ya tokat gibi bir yanıt. Murat Bardakçı İş Bankası Kültür Yayınları, 362 s. Mahmud Şevket Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun günlük tutmuş ve hayatı bir suikast ile noktalanmış tek sadrazamıdır. Paşa'nın 1913'te 4 ay 19 gün devam eden sadareti sırasında tuttuğu günlük, çökmek üzere olan imparatorluğun dertlerini, aczini ve çaresizliğini mükemmel şekilde aksettiren bir aynadır. Günlüğün orijinal elyazması, tam metin olarak ilk defa yayınlanıyor. Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı Batı Asya Birliği Beş Ülke Beş Deniz Enver Aysever Doğan Kitap, 296 s. Mehmet Bedri Gültekin Kaynak Yayınları, 248 s. Dans eden hayaline bakıyorum penceremde/ Yıldızlara bulandım, yaralı sözler bu gece/ Ses vermek için sana çırpınır bir haldeyim/ Nefesim tükendi artık, aşk için acemiyim./ Ayrılık sözleri yakışmaz/ İstanbullu aşka /Seni bana getirdi dizelerle Cemal Süreya Bu mektup o kız okusun diye yazıldı /Bu şarkı o kız söylesin diye yapıldı. Batı Asya ülkelerinin birliğini zorunlu kılan nedenlerin başında emperyalist güçlerin bölgeye yönelik emellerinin bir parçası olan etnik ve dini bölücülük sorunu gelmektedir. Batı Asya Birliği'ne giden yolda atılması gereken ilk adım, Türkiye'nin AB'ye üyelik başvurusunu geri çekmesidir. En önemli adım ise ortak bir askeri gücün oluşturulmasıdır. Fırtına Kuşları L. Ostrover Evrensel Basım Yayın Çev: Özgür Metin Demirel, 212 s. L. Ostrover bir Rus işçisidir. O bu kitabın dizelerinde kendi sınıf tarihini biçimlendirmektedir. Ostrover'in yaşam hikâyelerini kaleme aldığı dört Fırtına Kuşu, Rus işçi sınıfı ile başlayan ve dönemimiz tarihine yeni bir yön verecek olan şiddetli fırtınanın habercileridir. İşçi yazar L. Ostrover'in bu kitapta tanıttığı Alekseyev, Çarlık Rusyası'nda büyüyüp, gelişen Ekim Devrimi'nin ön habercisi 'Fırtına Kuşları'ndan birisidir. Kanatsız Uçmak Edip Başer Remzi Kitabevi 352 s. Kanatsız Uçmak, bir anı kitabı olarak özellikle yakın tarih konusunda önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Dönemin çalkantılı siyasal yaşamına tarafsız bir gözle bakan emekli orgeneral Başer, bu anıları ülkemizin aydınlık ve mutlu geleceğine adamaktadır. Lastik ayakkabılı çocukluktan, general üniformasına Menderes'in İç İşleri Bakanı'nın Harp Okulu'nda intiharına tanıklık Kitap, çok zor sayılabilecek koşullarda başlayan bir yaşamdan ilginç kesitler sunuyor. Tanpınar'a Biraz Huzur Verelim Oğuz Demiralp Yapı Kredi Yayınları 180 s. Tanpınar duvarına Oğuz Demiralp'ten ikinci köşe taşı: Tanpınar, bugüne dek üzerine belki de en çok çalışılmış yazarlarımızdan. Demiralp, Tanpınar üzerine düşünce üretmeyi hep sürdürdü. Tanpınar'a Biraz Huzur Verelim'deki yazılarında tarih, sanat, felsefe, yazın, müzik ve resim var. Demiralp, Tanpınar söz konusu olduğunda her zaman yeni şeyler söylenebileceğini gösteriyor. On Binlerin Yürüyüşü Ali Soysal Tarihçi Kitabevi, 176 s. 29 Ağustos 1922 günü, saat 09.15'de verilen tarihî bir emirle, Eskişehir'e bağlı Seyitgazi'de konuşlanmış bulunan Müstakil Tümen'in Anadolu'daki büyük kaçış harekâtı başlamıştı. Türklerle meskûn ve Türk süvarilerinin cirit attığı bir araziye çıkıyorlardı. Bu emir aynı zamanda heyecanlı, büyük bir serüvenin de başlangıcıydı. Stalin'in Baş Celladı Halk Komiseri Nikolay Yezhov Marc Jansen, Nikita Petrov, Kalkedon, 336 s yıllarında "Büyük Temizlik" olarak adlandırılan ve on beş ay süren tasfiye operasyonunda yaklaşık 1,5 milyon insan tutuklandı ve bunun neredeyse yarısı idam edildi. Bu dev operasyonun baş icracısı Yezhov'du. Bu kitap Sovyet arşivlerindeki bu yeni belgeler araştırılarak yazılmıştır ve Yezhov hakkındaki tek kapsamlı biyografidir. Peter Schlemihl'in Olağanüstü Öyküsü Adelbert Von Chamisso Kolektif Kitap Çev: Murat Özbank, 94 s. "Modern insanın çaresizliğinin masallara özgü bir üslupla aktarıldığı Peter Schlemihl'in Olağanüstü Öyküsü, sonsuz bir servet elde etmek adına Şeytan'a gölgesini satan Peter Schlemihl'in diğer insanlar tarafından aşağılanıp dışlanmasını anlatır. Adelbert von Chamisso'nun edebiyat tarihine damgasını vuran bu eşsiz hikayesi, aradan geçen iki yüzyıla rağmen hâlâ geçerliliğini koruyor.

14

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

2016 YAZ DÖNEMİ. zeytinburnu.bel.tr 444 1984 ATÖLYE ÇALIŞMALARI

2016 YAZ DÖNEMİ. zeytinburnu.bel.tr 444 1984 ATÖLYE ÇALIŞMALARI 2016 YAZ DÖNEMİ zeytinburnu.bel.tr 444 1984 ATÖLYE ÇALIŞMALARI Sevgili çocuklar, Tarih boyunca pek çok farklı tanım yapılmış olsa da en genel haliyle sanat, insanın, dünyadaki varlığını, kendini anlama

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu 3. Yazma 3. SAYFA HABERİNDEN ŞİİRE 3. Sayfa Haberinden Haydar ERGÜLEN İN «Elmanın E si» Adlı Şiire SERDAR SOLKUN GALATASARAY LİSESİ TDE ÖĞRETMENİ Grup: Ortaöğretim öğrencileri ( Hazırlık sınıfları ve 9.

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK 5.sınıf öğrencileriyle Karşılıksız İyilik Yapmak ne demektir? sorusu üzerine sınıfta beyin

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

'Yaşam, seçimler üzerine kurulu'

'Yaşam, seçimler üzerine kurulu' 'Yaşam, seçimler üzerine kurulu' Yeni yıl için yeni kararlar almak, yeni seçimler yapmak zorunda olanlar, Prof. Dr. Kemal Sayar'ın önerilerini okumadan adım atmasın. Psikiyatr olan Prof. Dr. Kemal Sayar

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi? Alkollü İçecek: 18.12.2011 Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? -Akşam yemeğinden sonra saat 20:00 civarında. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? -Kendim satın almadım. Kız

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Başarıda İç Disiplin Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. İÇ DİSİPLİN NEDİR? Her zaman yaptığınız veya yapmak zorunda olduğunuz işleri iki şekilde yaparsınız:

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

zeytinburnu.bel.tr 444 1984 ATÖLYE ÇALIŞMALARI

zeytinburnu.bel.tr 444 1984 ATÖLYE ÇALIŞMALARI zeytinburnu.bel.tr 444 1984 ATÖLYE ÇALIŞMALARI Sevgili çocuklar, İnsan eşref-i mahlukattır. İnsanı başka canlılardan ayıran, onu canlıların en kıymetlisi ya da en zelili yapacak olan temel bilgiyi, kadim

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 6+1 Analitik Yazma Modeli ile Düşlerimin Peşinde Selda AKTAŞ Nergiz İLİMEN ÇALIŞMANIN AMACI Öğrencilerin sıkıcı, kendini tekrarlayan, monoton yazılar yazmak yerine özgün, akıcı,

Detaylı

İhtiyaç ve Tutum Analizi Anketi. Sevgili Öğrenciler,

İhtiyaç ve Tutum Analizi Anketi. Sevgili Öğrenciler, İhtiyaç ve Tutum Analizi Anketi Sevgili Öğrenciler, Bu anket MLARG: risk grubundaki gençler için cep telefonu üzerinden İngilizce öğrenme (Proje Numarası: 2009-TR1-LEO05-08674) adında bir Avrupa Birliği

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Bekar Evli Boşanmış Eşi ölmüş Diğer. İlkokul Ortaokul Lise Yüksekokul Fakülte Yüksek Lisans

Bekar Evli Boşanmış Eşi ölmüş Diğer. İlkokul Ortaokul Lise Yüksekokul Fakülte Yüksek Lisans Form no : Tarih : Bu anket hastalığınızı daha iyi anlayabilmek ve sizlere daha yararlı olabilmek için düzenlenmiştir. Lütfen olabildiğince nesnel (objektif) yanıtlamaya özen gösterin. Ankete kimliğinizi

Detaylı

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yabancı dil öğreniminde kelime ve anlamını ezberleme oldukça önemli bir yere sahiptir. En sık kelime ezberleme yöntemi ise tekrardır. Yani sık sık kelimenin ve anlamının tekrar edilmesidir. Bu kelimelerin

Detaylı

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ OKULA UYUM OKULUM, BEN VE ARKADAŞLARIM Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Nasıl Daha İyi Öğrenirim?

Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Farklı Öğrenme Yöntemleri Öğrenciler farklı yöntemlerle öğrenirler. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir: okuyarak ve okuduğunu hatırlayarak, önemli bölümlerin altlarını çizerek,

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği 13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL A.A Nursel Gürdilek İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği Türkiye ile İsrail arasında bir yılı aşkın süredir devam eden "işitme engelli çocuklara daha iyi bir

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

Yeryüzünde Çocuklar. Sınıfa girmeden önce çocuk fotoğraflarını yerküre üzerinde farklı yerlere yerleştiriniz.

Yeryüzünde Çocuklar. Sınıfa girmeden önce çocuk fotoğraflarını yerküre üzerinde farklı yerlere yerleştiriniz. UYGULAMA REHBERI Yeryüzünde Çocuklar Okul Öncesi ve İlkokul 1. Sınıf Malzemeler Yerküre, çocuk fotoğrafları Zihinsel Hazırlık Sınıfa girmeden önce çocuk fotoğraflarını yerküre üzerinde farklı yerlere yerleştiriniz.

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI Türk ve dünya edebiyatında ortaya konan eserler, amaçları ve içerikleri açısından farklı özellikler taşırlar. Bu eserler genel olarak üç ana başlıkta toplanır. Ancak son dönemde bu sınıflandırmaların sınırları

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

Senenin Son Yenilikleri

Senenin Son Yenilikleri Senenin Son Yenilikleri 000 Genel Bilgiler Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın Bilimcilerin böylesi gerçekleri ortaya çıkarması sizce de şahane değil mi? Yazar: Rik Kuiper 150: Psikoloji Başarıya Götüren Aile

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Medyada Riskler Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Plan Tarihsel arka plan: Çocukların medya kullanımı Günümüzde medya ve çocuk Medyada çocukları

Detaylı

Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1

Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1 Türkiye 2011 Uluslararası Buluşma/ Türkiye 21 Ekim 30 Ekim Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1 Alman Türk Buluşması Bizi bekleyen gezi nedeniyle hepimiz heyecanlıydık. Uçuş öncesi, bekleme

Detaylı

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın?

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Çözüm Analizi Araştırma Hakkında 2 Kadın ve Erkeğin Eşit Olduğu Bir Toplum Dünyada ve ülkemizde hemen hemen tüm kurumsal

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı Ana Başlık Alt Başlık Sayfa Soru Düzeltme Olayları Ad Aktarması 6 - Ad Aktarması (Mecazı Mürsel) Kinaye 8 - Kinaye

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin (kısa adı ile SAM-DER in) davetlisi olarak 2010 yılında kurulduğu dönemde Sam-der e geldim ve büyük

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK. #dogrusozluk

SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK. #dogrusozluk SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK Merhaba, Neredeyse her gün gazete ve TV lerde karşılaştığımız manşetler, haberler, diziler ve sinema filmleri bizi bu kitapçığı hazırlamaya yönlendirdi. Türkiye de

Detaylı

Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı

Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı ...ZEDE Bir adam... Bel Plan (Görüntü adama doğru yaklaşıyor) Bir şehir... Geniş Açı Şehirde hayat akıyor... Ve insanlar... Geniş Açı Düşme görüntüsü Yüksek bir yerden düşme hissi, aşağıya doğru tilt...

Detaylı

Kekemelik, konuşmanın akıcılığıyla ilgili bir iletişim bozukluğudur. Ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklamalarla

Kekemelik, konuşmanın akıcılığıyla ilgili bir iletişim bozukluğudur. Ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklamalarla Kekemelik Nedir? Kekemelik, konuşmanın akıcılığıyla ilgili bir iletişim bozukluğudur. Ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklamalarla ortaya çıkan konuşmanın akıcılığının bozulduğu durum

Detaylı

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir.

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere bağlaç denir. BAĞLAÇ Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir. Bağlaçlar da edatlar gibi tek başlarına anlamı olmayan sözcüklerdir. Bağlaçlar her

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) DİNLEME İSTEKLER (9) Metinleri dinleyelim

Detaylı

Konu: Turizmin gelişmesinde doğal güzellikler ve tarihi eserler mi yoksa tesisler mi daha etkilidir.

Konu: Turizmin gelişmesinde doğal güzellikler ve tarihi eserler mi yoksa tesisler mi daha etkilidir. Konu: Turizmin gelişmesinde doğal güzellikler ve tarihi eserler mi yoksa tesisler mi daha etkilidir. A Grubu: Turizmin gelişmesinde doğal güzelliklerin daha etkili olduğunu savunuyor. Birinci Konuşmacı:

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER TEMA 1. Anlam Bilgisi. Yazým Bilgisi. Dil Bilgisi. SÖZCÜK ANLAMI...15 Gerçek, Yan ve Mecaz Anlam...15 Deyim...15

ÝÇÝNDEKÝLER TEMA 1. Anlam Bilgisi. Yazým Bilgisi. Dil Bilgisi. SÖZCÜK ANLAMI...15 Gerçek, Yan ve Mecaz Anlam...15 Deyim...15 ÝÇÝNDEKÝLER TEMA 1 Anlam Bilgisi SÖZCÜK ANLAMI...15 Gerçek, Yan ve Mecaz Anlam...15 Deyim...15 CÜMLE ANLAMI...16 Öznel ve Nesnel Anlatým...16 Neden - Sonuç Ýliþkisi...16 Amaç - Sonuç Ýliþkisi...16 Koþula

Detaylı

BENİM BAŞARI HİKAYEM. 0850 221 10 10 Müşteri veya Satış Temsilcisi olmak için lütfen Avon Danışma Hattı nı arayınız. avon.com.tr

BENİM BAŞARI HİKAYEM. 0850 221 10 10 Müşteri veya Satış Temsilcisi olmak için lütfen Avon Danışma Hattı nı arayınız. avon.com.tr BENİM BAŞARI HİKAYEM 0850 221 10 10 Müşteri veya Satış Temsilcisi mak için lütfen Avon Danışma Hattı nı arayınız. avon.com.tr AVON KOZMETİK ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş. TEKFEN KAĞITHANE OFİSPARK A BLOK

Detaylı