T.C. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI HARP AKADEMİLERİ KOMUTANLIĞI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ YENİLEVENT/İSTANBUL

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "T.C. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI HARP AKADEMİLERİ KOMUTANLIĞI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ YENİLEVENT/İSTANBUL"

Transkript

1 T.C. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI HARP AKADEMİLERİ KOMUTANLIĞI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ YENİLEVENT/İSTANBUL ENERJİ NAKİL HATLARI GÜVENLİĞİ PANELİ (21-22 EKİM 2010) Harp Akademileri Basımevi Yenilevent İstanbul 2012

2 ENERJİ NAKİL HATLARI GÜVENLİĞİ PANELİ (21-22 EKİM 2010) GENEL YAYIN YÖNETMENİ Kur. Alb. Hasip SAYGILI YAYIN KURULU Hv.Svn.Kur.Alb.Cemal CANDAN Öğ.Alb. Abdurrahman ÜLKER Dilek KARABACAK Fatma Şerife DUMAN DANIŞMA KURULU Dz. Alb. Abdullah KÖKTÜRK EDİTÖR Topçu Albay Atahan Birol KARTAL BASKI Harp Akademileri Basımevi YAZIŞMA ADRESİ Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Yenilevent/İstanbul Telefon: Faks: e-posta: Kitapta yer alan bildiri/makalelerdeki düşünce, görüş, varsayım, sav veya tezler eser sahiplerine aittir. Harp Akademileri Komutanlığı ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü sorumlu tutulamaz.

3 İÇİNDEKİLER İçindekiler... 3 Sunuş... 5 BİRİNCİ OTURUM Enerji Güvenliği ve İstikrarsızlık... 7 Bölgemiz ve Ülkemiz İtibariyle, Enerjinin Görünmeyen Yüzü, ya da Görünenlerin Enerji Arka Yüzü Enerji Arz Güvenliği: Tehditler, Kırılganlıklar, Fırsatlar ve Çözümler Enerji Nakil Hatları Güvenliğinin Hukuki Boyutu Türkiye ye Uzanan Doğalgaz Boru Hattı Projelerinin Arz Yönlü Özellikleri İKİNCİ OTURUM Yükselen Güç Hindistan ın Enerji Güvenliği Anlayışı Çin in Enerji Politikalarının Uluslararası Enerji Politikalarına Etkileri Toplumsal Düzen (Sizlik) ve Enerji Nakil Hatlarının Güvenliği ÜÇÜNCÜ OTURUM Bakü-Ceyhan Boru Hattının Güvenliği Boru Hatlarına Yönelik Tehdit Durumu ve Alınan Tedbirler

4 Özel Enerji Dağıtım Şirketlerinde Enerji Nakil Hatları Güvenliği Enerji İletim Hatlarına Karşı Tehditler ve Alınan Tedbirler Nükleer Reaktör ve Enerji Tesislerinin Güvenliği DÖRDÜNCÜ OTURUM Global Bir Güç Olma Yolunda Enerji İletim Hatlarının Odak Olarak Değerlendirilmesi Türk Deniz Kuvvetlerinin Deniz Yetki ve İlgi Alanlarımızda Enerji ve Deniz Güvenliğinin Tesisine Yönelik Faaliyetleri Sahil Güvenlik Komutanlığının Enerji Nakil Hatları Güvenliği Konusundaki Rolü ve Önemi

5 SUNUŞ Enerji, ekonomilerin can damarı olarak ifade edilebilecek niteliği ile küresel ekonomi politikte gün geçtikçe daha önemli bir yer kazanmaktadır. Enerjinin nakli ve enerji nakil hatlarının güvenliği konusu ise enerji jeopolitiğini belirleyen temel alan olarak tartışılmaya ihtiyaç duymaktadır. Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından, enerji nakil hatları güvenliği çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla yapılan Enerji Nakil Hatları Güvenliği paneli, toplam on yedi bildiriden oluşan dört oturum halinde icra edilmiştir. Panelin ilk oturumunda enerji güvenliği kavramı arz, nakil ve talep güvenliklerini içerecek şekilde ele alınmıştır. Enerji güvenliğini çerçeveleyen konu ve sorunlar hakkında yapılan bildiriler ile oturum dâhilinde kavrama açıklık getirilmiştir. İkinci oturumda ise küresel ve bölgesel enerji güvenliği, konuşmacılar tarafından Çin, Hindistan ve NATO yu da içerecek şekilde aktarılmıştır. Ayrıca, enerji güvenliği süreçlerinin yaratabileceği istikrarsızlıklara da değinilmiştir. Üçüncü oturumda boru ve elektrik iletim hatlarının güvenliği konusu ele alınmıştır. Oturum dâhilinde, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı özelinde olmak üzere, boru hatlarına yönelik tehdit ve önlemler tartışılmıştır. Bunun dışında, elektrik hatları ve elektriğin dağıtımında özel sektörün işlevine de değinmek üzere, enerji iletim hatlarına yönelik tehditler ve alınan önlemler incelenmiştir. Bu bağlamda Türkiye nin gündemindeki bir diğer önemli alan olan nükleer santrallerin güvenliği konusunun da üzerinde durulmuştur. Dördüncü oturumun konusu ise, denizde enerji nakil hatlarının güvenliği olmuştur. Oturumda Türk denizlerinde enerji güvenliği konusu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı çalışmaları çerçevesinde ele alınmıştır. Ayrıca enerji güvenliğinin bölgesel ve küresel bir güç olma yolunda ne denli bir öneme sahip olduğu vurgulanmıştır. Panelde ortaya koyulan görüş ve değerlendirmelerin, bilimsel çalışma yapan araştırmacı, akademisyen ve öğrencilere katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Hasip SAYGILI Kurmay Albay Enstitü Müdürü 5

6 6

7 BİRİNCİ OTURUM ENERJİ GÜVENLİĞİ VE İSTİKRARSIZLIK Sayın Komutanım, Değerli Konuklar; Yrd. Doç. Dr. Itır TOKSÖZ 1 Özellikle petrol ve doğalgaz enerji kaynakları ve istikrarsızlık konularında daha çok kavramsal çerçeve çizecek olan bir sunum olacak benimki. Özellikle de Soğuk Savaş sonrası dönemde önemli bir uluslararası ilişkiler kavramı olarak ortaya çıkan istikrarsızlığın nakil hatları ile olan ilişkisi irdelenecektir. Yalnızca nakil hatlarının değil kaynak sahibi ülkelerin durumunu ilgilendiren hususlara da değinilecektir. Soğuk Savaş sonrası dönemde istikrarsızlık önemli bir uluslararası ilişkiler kavramı olarak ortaya çıkmıştır. Yine aynı dönemde özellikle dağılan eski Sovyetler Birliği ülkelerinde bulunan kaynaklar, Sovyetlerin etkisinin ortadan kalkması ile birlikte dünya gündemine oturmuştur. Bu çerçevede enerji güvenliği de sıkça tartışılan konulardan biri haline gelmiştir. Bu çalışma enerji güvenliği ve istikrarsızlık arasındaki ilişkiyi kavramsal bir çerçevede ortaya koymaya çalışacaktır. Uluslararası ilişkiler alanında araştırmalar yapan birisi olarak istikrarsızlık kavramı benim karşıma ilk kez doktora tezim için okumalar yaptığım bir dönemde ortaya çıkmıştı. Bu konuya nasıl ilgi duyduğumu sizlere aktarmaya çalışıyorum ki iki konuyu nasıl bağdaştırdığımı anlatabileyim. Tehdit algılamalarını araştırdığım bir dönemde istikrarsızlığın özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde bir tehdit olarak algılanabildiğini keşfetmek benim için pek de şaşırtıcı olmadı. Şaşırtıcı olan istikrarsızlığın farklı konulardaki etkilerini inceleyen çalışmaların ne kadar az olduğunu görmek oldu. Soğuk Savaş sonrası dönemde pek çok konuşmanın, pek çok analizin içinde bu kavramın sıklıkla geçtiğine tanıklık ediyorken konu ile ilgili çok az sayıda çalışmanın bulunması ilginçtir. Literatürdeki bu boşluk beni konu üzerinde eğilmeye ve istikrarsızlık konusunu ciddi bir biçimde 1 Doğuş Üniversitesi Öğretim Üyesi 7

8 düşünmeye itti. Doktora tezi okumalarım sırasında ilgimi çeken bu olgu sonraki çalışmalarımda önemli bir yer tuttu. Bir yıl kadar önce Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi tarafından yayınlanan Defence Against Terrorism Review dergisinde, Turkish Military s Perceptions Instability as an External Threat and Terrorism konulu yayınlanan makalem, daha sonra bu yaz Avustralya nın Sidney kentinde Uluslararası Barış Araştırmaları Derneği nin Güvenlik ve Silahsızlanma Komisyonu nda sunduğum Devlet Güvenliği, İnsan Güvenliği ve İstikrarsızlık konulu bildirime de temel teşkil etmiştir. Bugünkü sunumumun ikinci ayağını oluşturan enerji güvenliğine karşı ilgim ise 1999 yılında Paris 1 Pantheon-Sorbonne Üniversitesi nde yazdığım Avrasya Koridoru ve Türk Boğazları konulu yüksek Lisans tezimde daha sonra doktora dersleri aldığım sırada enerji boru hatlarının karşılaştırmalı değerlendirilmesi ve Petro dolarların demokratikleşme üzerine etkileri konularında yazdığım ödevler ile gelişti. Enerji güvenliği ve istikrarsızlık hakkındaki bu çalışmam, istikrarsızlık üzerine olan araştırmalarım benim kariyerim içinde üçüncü ayağı oluşturuyor. Gitgide istikrarsızlığın güvenlik alanına daha fazla etkisi bulunduğunu keşfediyorum. Uluslararası ilişkiler alanındaki istikrarsızlık kavramını üç analiz seviyesinde ele almak mümkündür. İstikrarsızlığın uluslararası ilişkilere olan etkisinin anlaşılabilmesi için bu üç seviyede istikrarsızlığı anlamak gereklidir. İstikrarsızlık bir olgu olarak hem sistemik, hem bölgesel hem de devlet seviyelerinde karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak sistemik seviye, küresel ölçekteki güç ekseni değişimleri esnasında karşımıza çıkan istikrarsızlıktır. İkinci olarak iki ya da daha fazla devletin arasındaki ilişkilerin kötüye gitmesi ile oluşan bölgesel istikrarsızlıklardan bahsedilebilir. Son olarak ekonomisinde dalgalanmalar ve/veya sosyal çalkantı yaşayan, meşru olmayan ya da zayıf yönetimden muzdarip devlet düzeyindeki istikrarsızlıklardan bahsetmek mümkündür. Bu üç tip istikrarsızlık karşılıklı etkileşim içindedir. Sistemin istikrarsızlığı özellikle stratejik önemi yüksek olan bölgelerde istikrarsızlığı artırabilir. Belli bir ülkedeki istikrarsızlık diğer bölge ülkelerindeki istikrarsızlık sorunlarını beraberinde getirebilir. Ya da tam tersi olarak bir bölgedeki istikrarsızlık bölgede istikrara sahip olan diğer ülkeleri etkileyebilir. 8

9 Enerji güvenliği ve istikrarsızlık konularında bir şeyler söyleyebilmek için öncelikle istikrarsızlığı bir kavram olarak iyice açmak gerektiğine inanıyorum. Literatürde bu konuda çalışmalar çok fazla değil. Ben burada size bir özetini vermeye çalışacağım. İstikrarsızlık her dönemde aynı anlamda kullanılan bir kavram olmamıştır. İstikrar ve istikrarsızlık kavramları ile sözü edilmek istenen şey Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş sonrası dönemde farklılık göstermektedir. Soğuk Savaş Döneminde istikrarsızlık sistem teorisi çerçevesinde değerlendirilmiş ve istikrarsızlıktan çok istikrar kavramına vurgu yapılmıştır. 2 İstikrar bu durumda güç dengesi yani Çift Kutuplu İstikrar olarak anlaşılmıştır. Karl Deutsch ve David Singer, istikrarı sistemin tüm gerekli özelliklerini koruması, tek bir milletin baskın hale gelmemesi, sistemin çoğunluk üyesinin varlıklarını devam ettirmeleri ve geniş çaplı savaşın ortaya çıkmaması olasılığı olarak tanımlamışlardır. 3 Bu durumun tersi istikrarsızlık olacaktır. Bu dönemde istikrarsızlık sistemik olarak ele alınış ve güç dengesinin olmadığı durum olarak anlaşılmıştır. İstikrarı tehdit eden unsurlar da bu dönemde daha tanımlanabilir durumdadır. İdeolojik olarak ayrışan dünyada tehditler daha elle tutulur, gözle görülür bir haldedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise gerek devlet adamları, gerek akademisyenler, gerekse askeri yetkililer ortaya çıkan istikrarsız ortamdan bahseder olmuşlardır. Yeni dünya düzeninde istikrarsızlıktan nâhoş bir durum olarak sıklıkla bahseder olmuşlardır. Bu dönemde istikrarsızlık sistemik seviyeden bölgesel ve yerel seviyeye inmiştir. Kavram gitgide daha çok kullanılır olmuş ancak anlam değiştirmiştir. Bugün uluslararası sistemin istikrarsızlığından çok, belli bölgeler ya da belli ülkeler içindeki istikrarsızlık bir güvenlik problemi olarak algılanmaktadır. Devlet seviyesindeki istikrarsızlıkla ilgili çalışmalara bakacak olursak; Blanco ve Grier isimli iki akademisyen, 18 Latin Amerikan ülkesinde yılları arasındaki dönemde istikrarsızlığı belirleyen 2 John Lewis Gaddis, The Long Peace: Elements of Stability in the Postwar International System, Karen Mingst and Jack Synder, Essential Readings in World Politics, New York, W.W.Norton & Company, 2001, p Ibid. 9

10 faktörlere bakmışlardır. 4 Bu çalışmalarında rejim tipi, rejim sürekliliği, hizipçilik, gelir eşitliği/eşitsizliği, etnik çeşitlilik, etik ayrımcılık, bölgesel dökülme ya da yayılma etkisi, şehirleşme ve makro ekonomik değişkenleri mercek altına almışlarıdır. Çalışmaları sonucunda demokrasi ve ticarete açıklığın istikrarsızlık üzerinde ters orantılı bir etkisi olduğunu bulmuşlardır. Yani demokrasi ve ticarete açıklık arttıkça istikrarsızlık azalmaktadır. Ayrıca hizipleşmiş siyasi sistemlerin daha çok istikrarsızlığa maruz kaldıklarını ve istikrarsızlığın gelir eşitsizliği, etnik bölünme ve şehirleşme ile de doğru orantılı olduğunu bulmuşlardır. Yine yılları arasında nüfusu 500,000 den fazla olan ülkelerdeki iç savaşlara ve yönetim bozukluklarına bakan Political Instability Task Force adlı bir proje bulunmaktadır. 5 Bu proje devletin başarısızlığa uğramasındaki faktörleri incelemiştir. Projede incelenen devrimsel savaşlar, etnik savaşlar, toplu öldürmeler ve rejim değişiklikleri dört tip devlet başarısızlığı veya siyasi kriz için devlet başarısızlığı ile ilgi değişkenler tayin edilmiştir. Bu dört alan demografik ve toplumsal ölçütler, ekonomik ölçütler, küresel ölçütler ve siyasi liderlik ölçütleridir. Bölgesel seviyedeki istikrarsızlıklar konusunda yapılan bir takım çalışmalar vardır. Örneğin, Ades ve Chua 1997 yılında yaptıkları bir çalışmada bölgesel istikrarsızlıkların ticaret akışını kestiğini, askeri harcamaları artırdığını, böylece bir ülkenin ekonomik performansını negatif yönde etkilediğini keşfetmişlerdir. 6 Bu durum siyasi istikrarsızlık gösteren komşu ülkeler arasında da bir negatif yayılmaya sebep olmaktadır. Goldstone ve arkadaşları 2005 yılında yaptıkları bir çalışmada eğer bir ülkenin 4 ya da daha fazla çatışma içinde komşusu varsa, kriz başlangıcına maruz kalabilmesinin daha olası hale 4 Louisa Blanco and Robert Grier, Long Live Democracy: The Determinants of Political Instability in Latin America, Journal of Development Studies, 45:1, 2009, p Daniel C. Esty et al., State Failure Task Force Report, 30 November 1995, p. 7, available at 6 Alberto Ades & Hak B. Chua, Thy Neighbor s Curse: Regional Instability and Economic Growth, Journal of Economic Growth, Vol. 2, No: 3, September 1997, p

11 gelebileceğini bulmuşlardır. 7 Yine Gurr ve arkadaşları 2005 yılında yaptıkları bir çalışmada, komşuları iç ya da etnik çatışma geçirmekte olan ülkelerin bir etnik savaşa karşı daha korunmasız olduğunu, sınır komşuları iç savaş ya da uluslararası savaş içinde olan Müslüman ülkelerin istikrarsızlığa daha açık olduklarını keşfetmişlerdir. 8 Yine Blanco & Grier 2009 yılında yaptıkları az önce bahsedilen çalışmada kötü mahalle kavramını kullanmışlardır. Kötü mahalle lerde bulunan ülkeler mülteci akımına uğrayarak ya da komşu ülkelerdeki gerillaların kendi ülkelerine saldırmak için bir üs olarak kullanılması ile istikrarsızlığa itilmektedirler. 9 Marshall 2005 yılında yaptığı bir çalışmasında istikrarsızlılığı ardışık bir olaylar dizisi olarak görmektedir. 10 İlk istikrarsızlık olayının başlaması ile son istikrarsızlık olayı arasında geçen zaman zarfı olarak tayin edilmiştir. İstikrarsızlık dönemleri istikrarsızlık olaylarının özgün kombinasyonu olarak karakterize edilmiştir. Bir olayın başlangıcı ardışık ve örtüşen başka olaylar ile de çakışmaktadır. Marshall a göre istikrarsız bir bölgede bulunmak ilk istikrarsızlık olayının ortaya çıkmasını kolaylaştıran bir etkendir. Bu çalışmadan devletlerin bölgesel istikrarsızlıklar konusunda neden hassas oldukları sorusu da daha kolay cevap bulabilir. Bu çerçevede; krizlerin daha çok istikrarsız bölgelerde ortaya çıktığı, istikrarsızlığın aktörlerin davranışlarını öngörülemez hale getirdiği, aktörlerin niyet ve kabiliyetlerini etkileyebildiği, istikrarsızlığa belirsizliğin eşlik ettiği göz önünde bulundurulması gereken noktalardır. 7 Jack A. Goldstone et al. A Global Forecasting Model for Political Instability, paper prepared for presentation at the Annual Meeting of the American Political Science Association, Washington, DC, September 1-4, 2005, p. 22, available at 8 Ted Robert Gurr, Mark Woodward and Monty G. Marshall, Forecasting Instability: Are Ethnic Wars and Muslim Countries Different?, Prepared for delivery at the 2005 Annual Meeting of the American Political Science Association, September 1-4, p. 3.& p Louisa Blanco and Robert Grier, Long Live Democracy p Monty G. Marshall, Conflict Trends in Africa, : A Macro Comparative Perspective, Center for Systemic Peace, report prepared fort he Africa Conflict Prevention Pool, Government of the United Kingdom, October, , p

12 Soğuk Savaş dönemindeki tehditlerin Soğuk Savaş sonrası dönemde farklılaştıkları da bir gerçektir. Soğuk Savaş sonrası dönemde çöken ve yeni ortaya çıkan devletler, başarısız devletler, etnik çatışmalar, ayrılıkçı hareketler, bölgesel gerilimler, ekonomik rekabet, bölgeselcilik, milliyetçilik ve küreselleşme arasındaki çekişmeler, ortaya çıkan yeni güçler, terörizm, kutupluluk değişiklikleri, yeni uluslararası aktörler, istikrarsızlıkla birlikte anılan unsurlar olmuşlardır. Daha fazla çeşitlenen tehdit yelpazesi için de terörizm, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, göç, yapısal şiddet, kimlik konuları ayrılıkçılık, nüfus artışı, kökten dincilik, ekonomik resesyon, küreselleşme ve hatta olası su kıtlığı ya da enerji kaynaklarına erişim konuları da bu tehditler ile anılır hale gelmişlerdir. Bu tablo içinde şimdi de enerji güvenliği, nakil hatları güvenliği ve istikrarsızlık arasındaki ilişkileri değerlendirmek yerinde olacaktır. Sistemik seviyeden bakıldığında büyük güçler arasındaki enerji nakil hatları üzerine olan çekişmeleri göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Soğuk Savaş dönemi gibi iki kutuplu olmasa da tek kutupluluk ya da çok kutupluluk tartışmalarının olduğu bir dönemde, özellikle AB nin 90 lı yılların başında eski SSCB nin doğalgaz ve petrol zengini bölgelerinden olan Hazar Bölgesinde etkin bir rol oynaması, Rusya Federasyonu nun yakın çevre olarak adlandırdığı bu bölgede 2000 li yıllardan itibaren kendini daha fazla topladığı bir dönemde yeniden etki kurmaya çalışması, Çin in de Orta Doğu kaynaklarına oranla kendisine daha yakın Orta Asya ve Hazar kaynaklarının nakli için boru hatları projelerine ilgi göstermeye başlaması, enerji ihtiyacındaki Avrupa nın etkisi, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin de konuya olan ilgisi ve etkinliğini artırma çabaları uluslararası ilişkileri son derece etkiler hale gelmektedir. Enerji kaynaklarına erişim ve bu kaynakların naklinin kontrolü elbette büyük devletlerin güçlerini önemli oranda etkileyecektir. Elinde daha çok enerji kaynağı erişimi bulunduran ve müttefiklerini bu erişimden faydalandırabilen devlet dünyanın lideri olmaya daha yakın duracaktır. Bu durumda enerji kaynakları ve boru hatlarının güvenliği büyük güçle arasındaki güç mücadelesindeki önemli bir yeri dolayısıyla istikrarsızlık yaratma potansiyeline sistemik düzeyde sahiptirler denebilir. 12

13 2008 yazındaki Gürcistan Harekâtı sırasında ortay çıktığı üzere enerji nakil hatları sorunu eski iki süper gücün sistem içerisinde birbirlerine rakip olarak tekrar ortaya çıktıkları bir tablo yaratmıştır. Sistemik istikrarsızlığa daha önce belirtildiği gibi, güç eksenindeki değişimlerin yarattığı değişikliklerin bir sonucu olarak bakacak olursak enerji güvenliği ve istikrarsızlık konusu arasındaki ilişki kolayca göze çarpar hale gelmektedir. Eğer uluslararası ilişkilerde halen devletlerin yanında ikincil düzeyde kalmalarına rağmen son dönemde etkilerini gitgide artıran devlet dışı aktörleri de göz önünde bulunduracak olursak, petrol şirketlerinin yatırım yapılacak ülkelerdeki ya da boru hatlarının geçeceği ülkelerdeki istikrarsızlıklara karşı diğer sektörlerdeki çokuluslu şirketlerden daha az duyarlı olmaları da 11 enerji güvenliği ve istikrarsızlık çerçevesinde değerlendirilmesi gereken, sistemik düzeyde ele alınması gereken bir olgudur. Uluslararası sermayenin istikrarsızlık üzerindeki etkisi, bu sistemik analiz düzeyinden bakılarak değerlendirilmelidir. Bugün enerji kaynağına sahip ülkelerin de bu kaynakların naklinin gerçekleştirileceği ülkelerin büyük çoğunluğu ya ulusal, ya da bölgesel istikrarsızlıklara maruz kalmaktadırlar. Doğal enerji kaynaklarının siyasi sistem ve sistemin performansı üzerindeki etkileri konusu son yıllarda sıklıkla araştırılan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmalarda ortaya konan şudur ki; doğal enerji kaynaklarına sahip olan ülkeler genelde siyasi kaos ve/veya aşırı otoriterlik ile karakterize edilirler. Örneğin 2008 yılı Economist Intelligence Unit in demokrasi endeksi sonuçlarına göre petrol zenginliğine bağlılık demokrasi üzerinde negatif etkiler de doğurmaktadır. 12 Petrolden kazanılan servetin siyasi istikrar, milli güvenlik ve demokrasi ile negatif korelasyon içinde bulunduğunu öne süren pek çok çalışma bulunmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse Terry Lynn Carl petrolden kazanılan servetin bir ülkenin kurumlarının nasıl kurumsallaştığını bile etkilediğini söylüyor. 13 Petrol zengini ülkelerin askeri harcamalar için 11 The Economist, Oil Drums Calling: A Nasty Case of Resource Fever, Feb , accessed at 12 EIU, The Economist Intelligence Unit s Democracy Index 2008, p Karl, Terry Lynn, The Paradox of Plenty: Oil Booms and Petro-States, University of California Press, Berkeley,1997, CA, p. 7 13

14 daha fazla parası olacağından bu ülkelerin silahlanma yarışına girerek bölgesel güvensizlikleri körüklemeleri ve dolayısıyla istikrarsızlıklara yol açmaları da mevcuttur. Ayrıca fiyatların kontrolü de hem devlet seviyesinde hem de uluslararası alanda kaynağa sahip ülke ya da bölge içindeki istikrarsızlığı artıracak bir çekişme ortamı yaratabilir. Bir taraftan enerji kaynaklarının ülkeleri ve bölgeleri istikrarsızlığa sürükleyebileceği göz önünde bulundurulurken bir diğer taraftan da istikrarsız bölgelerde bulunan kaynakların ya da transit rotalarının güvenliğine çok uluslu şirketlere ve uluslararası ilişkilere olan etkisi göze çarpmaktadır. Enerji nakil hatlarının gündeme geldiği 90 lı yıllarda görüşlerden bir tanesi, nakil hatlarının ve bu nakil hatlarının kaynaklarından ve transit ülkelerin kazanacakları ücretlerden yaratılan servetin karşılıklı bağımlılık sayesinde bölgesel çatışmaları azaltabileceği yönünde idi. Geçen 20 yılda bu durumu doğrulayan gelişmeler ortaya çıkmamıştır. Aksine nakil hatlarının geçebileceği ülkelerdeki çatışmalar ya daha da kızışmış, çözülemez hal almış ya da donmuş anlaşmazlıklar olarak potansiyellerini korumaktadırlar. Nakil hatlarının pek çoğu halen proje aşamasında kaldığından bu görüşün tamamıyla saf dışı kaldığı söylenemese de, nakil hatlarının kurulmasına yönelik çabaların yarattığı rekabet ortamının da bölgesel istikrarsızlıkları negatif yönde etkiliyor olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Özetle; sonuç olarak şu denebilir ki hem enerji kaynaklarına sahip ülkeler, hem de enerji nakil hatlarına ev sahipliği yapmaya aday ülkeler, Soğuk Savaş sonrası dönemde istikrarsızlık içinde bulunmaktadırlar. Bu istikrarsızlık özellikle devlet ve bölgesel bazda göze çarparken, sistemik açıdan bakıldığında da büyük güçlerin enerji kaynaklarına olan erişimi ve bu erişimin büyük gücün diğer büyük güçlerin erişimine oranla ne ölçüde artıp azalacağı da; özelde enerji güvenliği genelde de uluslararası güvenlik açısından önem arz etmektedir. Enerji nakil hatlarının geçiş bölgesinde bulunan ve enerji ihtiyacı gitgide artan Türkiye için enerji güvenliği ve istikrarsızlık arasındaki ilişkinin son derece önem taşıdığını düşünüyorum. Enerji güvenliği ve enerji nakil hatları güvenliği konusu çalışılırken bu kaynakların varlığının istikrarı nasıl etkilediği ya da mevcut istikrarsızlığın enerjinin 14

15 özellikle taşınması konusunu nasıl etkilediği üzerinde hem kavramsal düşüncelerin geliştirilmesine hem de daha fazla ampirik çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Kaynakça Ades, Alberto and Chua, Hak B., 1997, Thy Neighbor s Curse: Regional Instability and Economic Growth, Journal of Economic Growth, Vol. 2, No: 3, September 1997, p Blanco, Louisa & Grier, Robert, Long Live Democracy: The Determinants of Political Instability in Latin America, Journal of Development Studies, 45:1, 2009, p EIU, The Economist Intelligence Unit s Democracy Index 2008, Esty, Daniel C. et al., State Failure Task Force Report, 30 November 1995, SFTF%20Phase%20I%20Report.pdf Gaddis, John Lewis. The Long Peace: Elements of Stability in the Postwar International System, Karen Mingst and Jack Synder, Essential Readings in World Politics, New York, W.W.Norton & Company, 2001, p Goldstone et al. Jack A. A Global Forecasting Model for Political Instability, paper prepared for presentation at the Annual Meeting of the American Political Science Association, Washington, DC, September 1-4, 2005, available at Gurr, Ted Robert, Woodward, Mark and Marshall Monty G., Forecasting Instability: Are Ethnic Wars and Muslim Countries Different?, Prepared for delivery at the 2005 Annual Meeting of the American Political Science Association, September 1-4, 2005, Karl, Terry Lynn, The Paradox of Plenty: Oil Booms and Petro-States, University of California Press, Berkeley,1997, CA 15

16 Marshall, Monty G., Conflict Trends in Africa, : A Macro Comparative Perspective, Center for Systemic Peace, report prepared for the Africa Conflict Prevention Pool, Government of the United Kingdom, October, The Economist, Oil Drums Calling: A Nasty Case of Resource Fever, Feb accessed at 16

17 BÖLGEMİZ VE ÜLKEMİZ İTİBARİYLE, ENERJİNİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ, YA DA GÖRÜNENLERİN ENERJİ ARKA YÜZÜ 1 *Prof. Dr. Tolga YARMAN 2 Orta Doğu da ve Orta Asya da Enerji Üretimi ve Enerji Gizilleri Dünya petrol üretiminin yaklaşık yarısı, gizillerinin ise yaklaşık üçte ikisi, Orta Doğu dadır. Bu tabloya, ayrıca, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, keza Özbekistan doğalgazı ve petrolü, eklenmek durumundadır. Kuzey, doğu ve güney doğu çevremiz, yani en az üç tarafımız, hemen baştan aşağı petrol ve doğalgaz doludur; aynı zamanda faal bulunan petrol ve doğal gaz üretim alanlarıyla kaplıdır. Bir bakıma, dünya petrol ve doğal gaz, gizilleri ile üretiminin hemen neredeyse tümü, Orta Doğu ve Asya da, demek ki yanıbaşımızda, ya da işte biraz daha ötemizde yer almaktadır. Çevremizdeki ya da Bünyemizdeki Enerji Nakil Hatları Ve Yolları Kuzeyimizde, Sibirya dan, Avrupa ya, keza Trakya mızdan yurdumuza, şimdilerde ise, Karadeniz altından Anadolu ya verilmektedir. Irak tan, Doğu Akdeniz deki kapımız olan Yumurtalık a, petrol verilmektedir. Bakü Tiflis - Ceyhan boru hattı, Haziran 2006 da işletmeye geçmiştir. İran dan gelip, Anadolu içlerine kadar sokulan bir doğal gaz boru hattı söz konusudur. Topraklarımız üzerinden Türkmenistan doğal gazının, Kazakistan petrolünün, o arada Katar doğal gazının, keza Suriye ve Mısır doğal gazlarının, Avrupa ya verilmesi gündemdedir. Ülkemiz üzerinden gerçekleşecek Orta Asya kaynaklı enerjinin nakline alternatif yol, Karadeniz in kuzeyinden geçirilebilecek yoldur. Başka bir alternatif ise, enerjinin boru hattıyla 1 Bu Sunum, Harp Akademileri Komutanlığı nda, Ocak 2006 Tarihleri Arasında Düzenlenen Türkiye nin Enerji Stratejisi Ne Olmalıdır?, temalı Sempozyum a, Yazar ın, Türkiye nin, Küresel Enerji Stratejileri Karşısında, Jeostratejik ve Jeopolitik Konumu Başlıklı Olarak Sunduğu Cağrili Tebliğden Hareketle Hazırlanmıştır. Tebliğin Kısa Bir Özeti, Sempozyum Kitabı nda Yayınlanmıştır. 2 Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi 17

18 doğu Karadeniz ağzına kadar nakledildikten sonra, Batı ya; buradan, deniz taşımacığıyla nakledilmesini kapsayan yoldur. Bu yol mecburen işaret ettiği tüm tehlikeler ortada olarak, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ndan geçmek durumundadır. Ülkemiz üzerinden gerçekleşecek Orta Asya kaynaklı enerjinin nakline, bir diğer alternatif güneyden Akdeniz kapımıza kadar boruyla uzanıp, batıya, buradan, yine deniz taşımacılığıyla devam edecek yoldur. Bu son yol, bizim açımızdan boğazlarımızdan geçirilmesi düşünülen yola oranla aşikâr, çok daha uygundur. Söz konusu her bir seçenek ayrı ayrı kimine daha uygun gelirken, kimilerine daha az menfaat bahşetmektedir. Hatta kimilerinin menfaatini ciddi olarak baltalayabilmektedir. Ya da tersten bakarsak, kimine menfaat sağlarken, kimilerine daha az menfaat bahşetmekte, hatta kimilerine, tehlikeler musallat edebiliyor olmaktadır. Ülkemiz her halükarda, çeşit çeşit enerji kervanlarının seyrine zemin olacak, yeni bir ipek yolu olma özelliğini kesbedegitmektedir. Doğu Anadolu daki Su Gizilimiz Ülkemizin su gizillerinin, o arada hidroelektrik üretim imkânlarının, önemli bir bölümü, doğumuzdaki ve güney doğumuzdaki petrol ve doğal gaz havzalarıyla kol kola gibidir. Doğu Anadolu daki suyumuz, yalnız bizim için değil, bilhassa güney komşularımız için de hayatidir. Orta Doğu ve Orta Asya dan, Enerjiyi, Batı ya Elektrik Enerjisi Olarak Nakletme Fikri Avrupa ya topraklarımız üzerinden Orta Doğu ve Orta Asya kaynaklı enerjiyi kara ya da deniz taşımacılığıyla nakletmek yerine, tüketim mevkilerinde, özellikle elektrik enerjisi üretmek için kullanılacak ham enerji yerine, elektriği doğrudan enerji havzalarının yanıbaşında kurulacak elektrik santrallerinde üretip, ülkemiz üzerinden Avrupa ya, yüksek gerilim hatlarıyla nakletmek de söz konusudur. Bu yaklaşım, ülkemiz odaklı sayılabilecek, Orta Doğu ve Kuzey Afrika yı kapsayıp, Avrupa ya uzanacak bir yüksek gerilim şebekesinin tesisini beraberinde getirmektedir. 18

19 Türkiye de Güneş Enerjisi ve Ülkemizden Avrupa ya Güneş Enerjisi İhracı Fikri Diğer yandan, Türkiye toprakları, bütün Akdeniz ülkelerinin aldığından iki kat daha fazla güneş enerjisi almaktadır. Türkiye bu açıdan bir güneş cenneti olup, ileride bu yolla, örneğin hidrojen gazı üretebilecek ve bunu borularla Avrupa ya sevkedebilecektir. Avrupa ya dönük olarak, Türkiye ye alternatif güneş enerjisi kaynağı bir tek Kuzey Afrika dır. Türkiye de güneş enerjisinden hareketle hidrojen gazı üretip, bunu elektrik ihtiyacına dönük olarak, Avrupa ya sevketmenin bir alternatifi; elektriği burada, Orta Doğu ve Orta Asya enerji havzalarına dönük olarak ifade ettiğimiz gibi, yine doğrudan, bu sefer, hidrojen gazından hareketle üretip, Avrupa ya, yüksek gerilim hatlarıyla taşımaktır. Bu açıdan Türkiye, şimdiki petrol zengini ülkelerden çok farklı olmayabilecek bir çizgide, güneş zengini bir ülke olabilecektir. Arap ülkeleri de elbette güneş enerjisi açısından zengindirler; ancak bu alanda, aşikâr, Batı ya yakınlığı itibariyle coğrafî ayrıcalık en önce, Türkiye nindir. Kaldı ki, ileride Arap ülkelerinde güneş enerjisinden hareketle üretilebilecek hidrojen gazı ya da hidrojen elektriği, Batı ya, en öndeki bir seçenek olarak, yine ülkemiz üzerinden verilmek durumundadır. Fosil Kaynaklar Yakında Bitecektir Petrol ve doğal gaz kaynakları sonludur ve muhakkak bitecektir. Ne zaman bitecektir? Çeşitli kestirimler bulunmasına rağmen, sorunun cevabı tam bilinemeyecektir lerin sonlarından bugünlere bakıldığında, söz konusu kaynakların tükenmeye yakın gelmesi gerekmektedir. Ama öyle olmamıştır. Yine de içinde olduğumuz yüzyılın ortalarında petrol ve doğal gazdan yana beklentilerin önemli ölçüde tavsamış olacağı kestirilebilir. Kestirim ne kadar doğruysa, aşağıda ayrıntılandırılacak olduğu şekliyle, enerji kaynaklarının bize ve bölgemize neredeyse çepeçevre havzalar kuruyuncaya kadar, ne yazık ki hemen hiç rahat vermeyeceği yazgısını beraberinde getirdiği de o kadar doğrudur. 19

20 Mevcut Tüketim Alışkanlıkları, Dünya İklimini Tehdit Etmektedir. Petrol tüketimi de, doğal gaz tüketimi de, başta ise kömür tüketimi atmosferin fevkalade kırılgan dengelerini hırpalamakta, dünya üstündeki yaşamı son toplamda tehdit etmektedir. Ne hazindir ki, bu olgu, ABD başta olmak üzere, egemenleri, şimdilik olsun, çok fazla ırgalıyor görünmemektedir. Yine de petrol ve doğal gaz tükendikten sonra, başvurulabileceği öngörülen dünya kömür gizilleri, bu çerçevede, demek ki ilk bakışta sanıldığının tersine, çok rağbette olmayabilecektir. Bu demek değildir ki, bizimki gibi ülkeler, eğer kömür gizilleri varsa, buralardan, imkân nispetinde yaralanmamalıdırlar (tersine yararlanmalıdırlar). Her halükarda kömür tüketimi, karbondioksit ifrazatı sebebiyle iklim değişikliğine yol açması bir tarafa, katiyen sorunsuz değildir. Kömür madenciliği bir defa gayet meşakkatlidir. yanma, karbondioksit yanı sıra, azot ve kükürt gazlarını beraberinde getirmektedir. Bu gazlar ise, atmosferde suyla birleşince, başımıza asit yağmurları olarak inmektedir. Yanma süreci ayrıca çevreye çok zarar vermektedir. Söz gelişi Yatağan Santrali nin yaklaşık on kilometrelik çevresi tanınmaz haldedir. Atmosfer dengelerinin hırpalanması açısından doğal gaz da, karbondioksit ifrazatı sebebiyle, kömürle tamamen aynı olumsuzluk kefesindedir ve belki iş, kaynakların tamamıyla tükenmesi raddesine dahi varmadan devre dışı bırakılmak zorunda olacaktır. Atmosferin Isınagitmesi, Türkiye yi Bir Yandan Olumlu, Öbür Yandan İse Olumsuz Etkileyebilecektir. Bu çerçevede atmosfer ısınmakta, sıcak kuşak kuzeye kaymaktadır. Buna bağlı olarak, Akdeniz Bölgesi kuraklaşabilecektir. Bu durumda Türkiye, bir anlamda daha fazla güneş enerjisi alabilecek, bundan, açıklaya geldiğimiz doğrultuda, ilâve bir yarar sağlayabilecek, ama aynı bir ölçüde, doğudaki su gizilimiz, bilhassa güney çevremizde, daha da çok iştah kabartabilecektir. Türkiye nin Jeostratejik Konumu Açıklana gelinenlerin ışığında, Türkiye nin küresel enerji stratejileri itibariyle, jeostratejik konumu, aşağıdaki gibi 20

21 değerlendirilebilir. Jeostrateji: güncel enerji meselesine dönük olarak, Türkiye nin jeostratejik konumu, başlıca şu öğelerle karşımıza gelmektedir: a. Çepeçevre petrol ve doğal gaz kaynaklarına yakın olmak; bu bağlamda, kaynaklara erişimin bir zeminini oluşturmak. b. Aynı doğrultuda, söz konusu kaynakların, karadan, denizden, ya da havadan, Batı ya nakline dönük tesis edilecek başlıca yolların üzerinde olmak, ya da alternatif yolların dibinde bulunmak. c. Kaynakların tükene yazması çerçevesinde ortaya çıkacak, esasen çoktan çıkmış olduğu teslim edilebilecek çatışmaların, sıcak savaş sahnesine biteviye çekilmek istenecek olmak. d. Aynı bağlamda, kaynaklar üzerindeki müessiriyetimizin azaltılmak istenecek olmasına dönük olarak, ülkemizin daraltılacak, hatta parçalanmak istenecek olması yönündeki saldırılara muhatap olmak. e. Doğu daki su gizilimiz ve hidroelektrik üretim imkânlarımıza dönük, zaten mevcut, kabul edilebilir, ya da şer heveslere, hedef bulunmak. f. Bilhassa dünyanın ısınmasına bağlı olarak, söz konusu su imkânlarımızın, üzerindeki şer heveslerin şiddetlenebilecek olmasına ister istemez muhatap durmak. g. Güneş enerjisi deposu olmak, bu çerçevede ileride hidrojen gazı üretebilecek olup, bunu ham olarak yahut burada elektriğe çevirerek, sevk edebilecek bir ihraç merkezi olmak. Bu tablo, haliyle, üzerimizde dönen ve dönecek, o arada dönebilecek olan enva-i cins dolabı yani Türkiye nin jeopolitik konumunu oldukça berrak işaret ediyor. Yine de o noktaya gelmeden, yarınların bizi nasıl beklediğine bakalım ve Türkiye nin küresel enerji stratejileri karşısındaki jeopolitik konumunu, olabilecek en geniş bir çerçevede çözümlemeye çalışalım. 21

22 Gelecek: Bilhassa Avrupa nın, Enerji Açısından Kurak Olmasına Bağlı Olarak Gelişen Stratejiler 1973 ve 1979 petrol krizleri sonucunda, Batı, dört ayaklı bir strateji izledi. Bu durumu kısaca çerçeveleyelim. Strateji 1: Bilhassa Avrupa ve Japonya enerji açısından kuraktır ve enerji ithal etmek zorundadır. Buralara enerji özelikle Orta Doğu dan gelir. Ama burası bilhassa Soğuk Savaş sırasında hiç tekin bir yer değildir. Onun için başta Avrupa nın kendisini buradan çözmek istemesi, temel bir stratejik yöneliş olmuştur. Strateji 2: Batılı, bilhassa enerji fakiri ülkeler, Orta Doğu ya bağımlılıklarını azaltmak üzere, 1970 lerde, özellikle 1973 ve 1979 petrol krizlerinden sonra, nükleer enerji üretimine başvurmuşlardır. Bu yönde ayrıca elektrik üretimi payında, bir çeyreğe varacak oranlarda çok yol almışlardır. Strateji 3: Aynı şekilde sağlanacak katkı ne kadar cuzzi olursa olsun, başta güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi olmak üzere, çeşitli alışılmamış enerji seçeneklerini gündeme almışlar, bunların uygulanmasına dönük teşvikleri yürürlüğe koymuşlardır. Strateji 4: O arada teknoloji zemininde, enerji verimliliği tedbirlerine yüklenmişlerdir. Enerji verimliliği: dünya, enerjiyi meğer yaklaşık bire iki, israf etmekteymiş! Bu çerçevededir ki, dolaylı olarak olsun, dünya, yapagitmekte olduğu her şeyi, o güne kadar kullandığı enerjinin hepsi hepsi, yarısını kullanmak suretiyle, gerçekleştirebileceğini idrak etmiştir. Demek ki o aşamaya kadar meğer ayı, balı bol bulduğunda, nasıl orasına burasına sürerse, aynen öyle, israf edegitmektedir. Başka bir deyişle, enerji verimliliği çalışmaları, mevcut enerji olanaklarını, bire karşı, pratikçe ikiyle çarparken, o evreye kadar yapılan tüm enerji talep tahminlerini alt üst etmiştir lerden bugünlere dönük olarak bakıldığında, dünya nın üstelik koca koca uluslararası kurumlar tarafından öngörüldüğü kadar çok enerjiye ihtiyacı olmadığı ortaya çıkmıştır. 22

23 21. Yüzyıl da, Hafsala Dışı Sayılacak Kadar, İptidaî ve Vahşi Bir Enerji Savaşı Böylesi bir ferahlamaya karşın, asrın beyefendi egemenleri sözde medeniyetin insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün doruk değerler kılındığı düzleme yükseldiği bir çağda, her halde hafsala dışı sayılacak kadar iptidaî ve vahşi bir enerji savaşının girdabında, kendi aralarında da, başkalarıyla da, boğuşmaya gömüle gitmektedirler. Gerçekte, örneğin ABD nin egemenlerinin 2003 te, Irak a yaptığı müdahale, keza dünya nın Vietnam dan başlayarak başka yerlerinde sergiledikleri onların gerçek hevesleriyle ilgili ipuçlarını kesin çizgileriyle belirginleştirmiştir. Durum, Avrupa dan başlayarak, diğer güç odakları açısından pek farklı değildir. Hayatın İçinden Gelen Teoremler Bu itibarla, hayatın içinden gelen şu teoremler dikkat çekici sayılacaktır. Teorem: Enerjinin ya da diğer can alıcı herhangi bir metanın olduğu yerde muhakkak siyaset vardır. Hatta kirli siyaset vardır. Hatta hatta, kanlı siyaset vardır. Teorem: Demek ki enerji meselesi, bir tek alan verilerinden, laboratuar deneylerinden, matematiksel modellerden, o arada talep tahminlerinden, kısaca teknik ve teknolojiden hiç mi hiç ibaret değildir. Teorem: Birilerinin derdi yalnızca kendi meselelerini çözmek değildir. Aynı zamanda, öteki herkesi mümkün mertebe çözümsüz bırakmak, bu çerçevede kendine olabildiğince tâbi kılmaktır. Teorem: Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için hiç bir biçimde değildir. Hepimiz sadece ve sadece, birimiz içindir. Böyle olmazsa, kıyamet kapıda demektir. Teorem: Benim olan onundur. Onun olansa şaşırmayalım lütfen yine onundur. Teorem: Çeşit çeşit ideolojik söylemler özlerinde hangi yüce değerleri bulunduruyor olurlarsa olsunlar, arkalarından hangi samimi kitleleleri sürüklüyor bulunurlarsa bulunsunlar, bunlar egemenlerin ağızlarında, son toplamda palavradır. 23

24 Teorem: Esas olan üstelik devletler katında örgütlü haydutluktur. ( Emperyalizmin, Türkçesi budur!) Teorem: Yakın ya da uzak tarihteki mazlumlara yapılmış her saldırı tam da böyledir. Teorem: Bu çerçevede Saddam elbette bir felakettir; ne ki onu besleyip büyüten batılı felâket mimarlarının yanında, minyatür bir felâket kalmaktadır. Bu aşamada, günümüzde dünya sahnesindeki baş bir aktör sayılacak olan ABD nin dinamiklerine eğilmek yerinde olacaktır. ABD ABD nin enerji kaynakları vardır. Teknolojik olanakları ayrıca üst bir düzeydedir. Bununla beraber ABD egemenleri, Orta Doğu nun enerji kaynaklarına tebelleş olmuştur. Çünkü olayların arkasında, önemli bir ölçüde, ancak hiç bir biçimde telaffuz edilmeyen, aşağıda çerçevelediğimiz temel strateji bulunmaktadır. ABD nin stratejisi: en önce, opel petrolü bitirilmelidir ve dışarıda koz bırakılmamalıdır. Strateji: ABD şöyle bir çeyrek yüzyıldır, en önce OPEC (Organızatıon Of Petroleum Exportıng Countrıes) petrolünü tüketmeyi istemektedir. Bu stratejinin kurgusu, görülebildiği kadarıyla şöyledir; a. ABD, kendi kaynaklarının önemli bir bölümünü ileriye saklamaktadır. b. Bu arada dünya kaynaklarının tasarrufunda, yalnızca en büyük payı almayı istememekte, bu kaynaklardan, rakiplerine, özellikle de Avrupa ya ve Japonya ya yönelecek payları, azami derecede kontrol altında tutmayı istemektedir. Mübah olsun olmasın, mümkün her yolu deneyerek, emeline ulaşabilirse, bu, ABD açısından aşikâr bir üstünlük unsurudur. c. Dünya kaynakları tükenmiş olarak, kendi kaynaklarını tasarruf edebilecek olması da, ABD açısından tabiatıyla bir üstünlük unsurudur. d. ABD, yeni teknolojileri, dünya kaynakları belirgin ölçüde tükenmeden harekete geçirmek istememektedir. Böylelikle, dışarıda 24

25 onun, bunun elinde koz olarak kalmış olabilecek, dişe dokunur, hiç bir meta bırakmamış olabilecektir. e. Aynı zamanda dışarıda kalmış, ama iyice seyrelmiş klasik kaynakların fiyatı zaten yükselmiş olacaktır. Bu suretle yeni teknolojiler rakipsiz bir biçimde, pazar hâkimiyeti tesis edebileceklerdir. ABD nin 2003 teki Irak Müdahalesi, Müthiş Bir Stratejiyi İşaret Etmektedir! Bu bağlamda, ABD nin 2003 teki Irak müdahalesi, gayrı insanî boyutu kuşkusuz saklı olarak, müthiş bir stratejiyi işaret etmektedir; Orta Avrupa, enerji açısından kuraktır. ADB Irak a yerleşmekle Orta Avrupa nın enerji can damarını eline alıvermektedir. Japonya da, enerji açısından kuraktır. ABD, Irak a yerleşmekle Japonya nın enerji can damarını ayrıca eline alıvermektedir. Aynı şey Kuzey Amerika, yani Kanada için geçerlidir. ABD Irak a yerleşmekle Kanada nın da petrol can damarını eline alıvermektedir. Bu çerçevede ABD; petrolü, varili kısa bir süre önce 140 $ dan fazlaya (şimdilerde 80 $ a) satanlar arasında yer almaktadır. Öyleyse ABD, söz edilen dünya ülkelerinden kendine, daha doğrusu kendi iktidar odaklarına fahiş bir kaynak transfer etmiştir, ayrıca etmeye devam etmektedir. Aynı çerçevede ABD de, görünür görünmez iktidar odakları, petrol ABD de de bu fiyattan satıldığından kendi halkları üzerinden de çarpıcı bir kâr sağlamaktadırlar. ABD aynı bağlamda, dışarıdaki kaynakların tüketimine yüklenmekte kendi özkaynaklarını ileriye dönük olarak saklayabilmektedir. ABD aynı çerçevede, dediğimiz gibi, dışarıda, örneğin işte Saddam gibi olanların hükümranlığında koz bırakmamaktadır. Bölgede Rusya sesini hemen hiç çıkartmamaktadır, çünkü o da petrolü, varili yüz dolardan fazlaya satanlardandır. Dolayısıyla ABD, 25

26 Rusya ya, bir anlamda sus payı vermektedir. Bu durumdan Rusya çok memnundur, çünkü hemen neredeyse tüm dış borçlarını ödemiştir de, petrol fiyatları, varili 35 $ a çıkınca, yeri göğü birbirine katanlar, şimdilerde seslerini neden hiç çıkartmamaktadırlar acaba? Çıkartmamaktadırlar, çünkü o zaman seslerini çıkartanlar, bugün petrolü, üstelik dört kat daha fazla fiyata satanlardır! Buradan çıkan temel bir sonuç ( girişim özgürlüğü, yarışmacı piyasa ekonomisi, böylesi bir yapıda ise, serbest fiyat teşekkülü, gibi), temel öğeleri kulağa hoş gelen, liberal ekonomi söyleminin, son toplamda, bir palavra olduğudur. Esas olan, örgütlü haydutluktur. Egemenler, bu bağlamda işte, yalnızca, sattıklarının değil, aynı zamanda, satın aldıklarının da fiyatını belirlemek istemektedirler. Her halükarda Avrupa nın ABD ye karşı sesi çıkmamakta, petrole haracı, hemen tüm dünya gibi, OPEC ülkelerine, şimdilerde ise petrol ihraç eden bir ülke olmuş ABD ye ödemektedir. Öyleyse savaş; getirisi en yüksek yatırım alanı olmaktadır. ABD egemenleri onun için bölgededir. İnsan hakları ve saire laf-ı güzaftır. Aslında tam değil; insan hakları savunucusu çoğu batılı ülke, bu hakları, kendi cinayetlerini örtmek için savunmaktadırlar; o kadar çok vahşi, ama böyledir. Korkarız ki, emperyaller açısından, yenmek yenilmek, hiç önemli değildir. Son toplamda, ne kadar kâr, hükümet olanlarının arkalarında bulunanlara transfer olmaktadır, önemli olan budur. Vietnam da da budur. Irak ta da budur. Vietnam da bir milyon ton bomba atılmıştır. Bir milyon insan ölmüştür. Demek ki, ölen insan başına bir ton bomba atılmıştır. Tek bir kurşunun insanı öldürmeye yettiği hatırlanırsa, insan başına fazladan bir ton bombayı atanlar niye atmışlardır? ABD Vietnam da yenilmiştir. Ancak, süreçten son toplamda, bomba yapımcıları kârlı çıkmaktadırlar! Öyleyse, yenmek yenilmek hiç önemli değildir. İnsan hayatı ise, katiyen önemli değildir. Savaş, kârı en yüksek sanayidir. Ayrıca kârlar, ne kadar kan dökülürse, o kadar yüksek olmaktadır. 26

27 Böyle bir bağlamda, bölgede, tam da Birinci Dünya Savaşı zemininde olduğu gibi, emperyaller kendi aralarında savaşmaktadırlar. Şubat 2008 de silahlı kuvvetlerimizin Kuzey Irak a müdahalesi, ABD ye karşı, PKK yı güçlendirip, bölgede güç sahibi olmak isteyen Batı Avrupa nın, başta da pek muhtemelen Almanya nın geliştirmek istediği - ucu ne yazık ki, yine bize dokunduğu için son toplamda kahraman ordumuz tarafından bertaraf edilmesi gerekmiş olan - terörü yandan kaşıma gibi çok tuhaf ve acımasız denklemleri işaret emektedir. Yeri gelmişken söyleyeyim: Birinci Dünya Savaşı ( ), Birinci Dünya Enerji Savaşı olmaktadır. Çanakkale Savaşları ( ), (bir boyutuyla olsun) = Berlin - Bağdat demiryolunun, Sirkeci Haydarpaşa bağlantısı kesilmek suretiyle, akamete uğratılmak istenmesi anlamındadır. Ermeni çetelerinin tam bu sırada, doğuda silahlandırılmalarını ise, Osmanlı kuvvetlerini Çanakkale savunmasında zayıflatmak üzere, Londra, Paris ve Moskova hariciyelerinin ve genelkurmaylarının geliştirdiği olağan bir stratejisi saymamak için kör olmak gerekir. Söz konusu belgeler, hala daha kozmik gizlilik derecesi ile muhafaza ediliyor olmalıdır. Ayrıca, hem Çanakkale ye yüklenilmek, hem de Anadolu nun doğusu karıştırılmak suretiyle, Osmanlı kuvvetleri Orta Doğu da rahatlıkla etkisiz hale getirilmiştir. Bu bağlamda Birinci Dünya Savaşı nın (hiç bir yerde telaffuz edilmeyen) üç temel stratejisi gerçekleştirilmiştir: 1) Petrol bulunduran toprakları İstanbul dan çöz. 2) Müslüman toplumları İstanbul dan çöz. 3) Almanya yı Orta Doğu dan kov. 27

28 ABD, Tek Bir Kapalı Kutudan İbaret Olarak Düşünülmemelidir Avrupa Birliği de... Bu noktada, aşağıdaki temel olguları anımsamak, yerinde olur. ABD tek bir kapalı kutudan ibaret değildir. Oradaki iç dinamiklerin çıkarları tek bir ABD mefkûresinde kesişiyor değildir. Bilhassa büyük bir servete sahip küçük bir kitle ile küçük servete sahip ama büyük kitle, birbirlerini siyasî olarak tartagitmektedirler. Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki iktidar dönüşümleri tam da işte böyle, tahlil olunmak yerinde olur. Şu da var ki, büyük servete sahip, küçük kitle, egemenliğini, gitgide arttırmaktadır. Bu kitle çoğunlukla, enerji şirketleri, silâh şirketleri, üst düzeyde medya şirketleri, ileri teknoloji şirketleri ve inşaat şirketlerinin sahiplerinden oluşmaktadır. Söz konusu küçük kitle, medya organları vasıtasıyla, içeride kamuoyunu, giderek sandığı ve seçim sonuçlarını kontrol edebilmektedir. Dünya üzerinde, her ne pahasına olursa olsun, hükümranlık kurmak isteyen kitle, işte bu kitledir. Bu gelişme, aynı derecede olmasa bile, AB için de geçerlidir. Evvelce kendi aralarında egemenlik savaşına tutuşmuş bulunan Avrupa nın efendileri, ancak güçlerini bir araya getirebilirlerse, kendi üzerlerindeki ABD egemenlerinin hegemonya eğilimiyle baş edebileceklerini idrak etmişlerdir. Aynı çerçevede, dünya nın paylaşımında ABD ile rekabet edebilmenin yolu, bugün artık kendi aralarında birleşmekten geçmektedir. Şu da var ki, işte Avrupa Birliği nin egemenleri, tıpkı ABD de olduğu gibi, ne yazık ki geniş halk yığınları değildir. AB deki yapı, süratle, ABD deki yapıya dönüşebilecektir. Bu durumda Avrupa Birliği içinde de, büyük servet küçük bir kitlenin eline geçecek gibi, durmaktadır. Daha bugün zaten durum az çok budur. Bu alanda İsveç ve Danimarka dan başlayarak işçi Sendikaları nın tepkileri epeydir gündemdedir. Böylesi bir gelişme Avrupa da, beklenenin tersine, ama tam da ABD deki gibi, gelir dağılımındaki bozukluğu azdırarak, demokrasiyi zaafa uğratabilecektir. 28

29 ABD ve AB Arasında Nihai Egemenlik Kavgası Söz konusu gelişme, tıpkı işte örneğin, yakın geçmişe kadar fiili olarak var olan Fransa ile Almanya nın düşmanlığı gibi, son toplamda, ABD ve AB arasında, nihai egemenlik kavgalarına yol açabilecek gibi durmaktadır. O kadar böyledir ki nasıl ki, daha Birinci Dünya Savaşı, ana bir veçhesi itibariyle önemi daha o zaman çoktan anlaşılmış olan Orta Doğu ya uzanmada, Osmanlı Devleti üzerinden, Almanya ile Fransa ve İngiltere nin, Rusya destekli kapışmaları demek olarak yorumlanmak yerinde olacaksa, bugün Orta Doğu kaynaklarına dönük olarak, ABD ve AB, işte tam da böyle saflaşmaktadırlar. Bu bağlamda, Birinci Dünya Savaşı, gerçekte, Birinci Dünya Enerji Savaşı dır. Müttefikler bu çerçevede, Çanakkale ye yüklenirken, bugüne kadar hiç telaffuz edilemeyen bir açılım olarak, esas, Berlin Bağdat tren yolunu, makaslamak, giderek kendilerine katmak istemektedirler. Bu bağlamda, hatırlansa yeridir: Haydarpaşa Garı, 1908 de Almanlar tarafından inşa edilmiştir. Çanakkale Savaşları sürecinde gündeme gelen Ermeni meselesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Batılılar açısından maksat hâsıl olmuştur. Vurgulayalım: 1) Almanya bölgeden kovulmuştur. 2) Petrol bulunduran topraklar İstanbul dan çözülmüştür. 3) Aynı bağlamda, Müslüman topraklar İstanbul dan çözülmüştür. Günümüzde yaşanan hiç bir şey, bölgede yüzyıl önce yaşananlardan, bağımsız sayılamaz. Örneğin, bünyemizde yaşanan PKK olayını, iyice soyutlayarak, tek bir cümlede tasvir etmeye sıkışsak, denecek olan şudur; ABD ve AB, bilhassa da ABD ile Almanya, biraz da Fransa, ayrıca İngiltere yi karşılarında bularak, PKK üzerinden, bizimle ve kendi aralarında, kıyasıya, kapışmışlardır. Sözde müttefiklerimiz bize helikopter verirken, PKK yı, ayrıca pek muhtemelen çift kaynaklı silahlarla, roketatarlar ve mayınlarla donatmışlardır. Bu noktada bilhassa ABD nin, bize karşı, eşyanın tabiatında olarak, ikili oynadığını ifade etmek, hiç abartılı sayılmamalıdır. Bu tespite bir ve yalnızca bir cümle daha ekleyecek olursak, o da şudur; ABD Orta Doğu dan, 29

30 Avrupa Birliği ni kovmuştur. Avrupa Birliği nin, ABD nin, Irak a müdahalesine karşı çıkması esas bundandır; yoksa müdahalenin uluslararası tabandaki gayrı meşruiyeti, AB nin müdahaleye muhalefetinde bahanedir. Çekiç Güç ve Irak tan Başlayarak, Kürt Devleti Tasavvuru Çekiç gücün, gayet dostane bir yaklaşımla PKK yı sindirmek için tesis edildiğini düşünenlerimiz çokça olsa da, bu fevkalâde ilginç konseptin, işte 1991 de, güney doğu sınırımıza yerleştirilmesi, daha o günlerden bugünlere dönük derin bir planlamanın ürünüdür. Bölgedeki mutasavver Kürt devletini de hiç kuşku yok, 1991 deki Körfez Savaşı da, sonraki müdahaleler de son 2003 teki Irak çıkartması da bütün bu olayların gerisinde derin bir planlamanın bulunduğu artık iyice belirginleşmiş olmalıdır. Planlamalar var demek, bunlar yüzde yüz başarıya ulaşacaktır, demek tabii değildir. Yer yer başarısızlıkla sonuçlanan planlar oluyor demek ise, uzun vadeli planlar yapılmamakta demek hiç değildir. Konuya bir parça daha ayrıntılı yaklaşmak, bizim açımızdan hayatidir. Dünya güç odaklarının ikili ya da çoklu, kendi aralarındaki çatışmaları, bir biçimde, ama muhakkak bölgemizde, daha da özelde ülkemiz üzerinde, izdüşümler vermektedir. Avrupa da, Fransa-İngiltere-Almanya üçgeninin her üç kenarı da; bu üç ülke, AB çatısının temel direğini oluşturmakla birlikte, bilinen tarihi nedenlerle, keza, AB içinde son toplamda, kimin lider olarak öne çıkacağına ilişkin çekişmelerin meydan verdiği rüzgârlarla hâlâ daha gerginlikler sergilemektedir. Diğer bir yandan ABD nin, bu ülkelerden bilhassa Fransa ve Almanya ile başta Avrupa üzerinde oluşan ticaret gerginlikleri ortaya çıkmaktadır. Başka bir yandan, başta Japonya, öndeki Uzak Doğu üreticileri ile Avrupa devlerinin öncelikle Avrupa üzerinde oluşan, ticaret gerginliklerinden söz etmek, yerinde olur. Son olarak ise, ABD ile yine başta Japonya, öndeki Uzak Doğu üreticilerinin, bilhassa Avrupa pazarları üzerindeki rekabet çatışmaları, çözümlememizde anılmak yerinde olacaktır. Bir defa bütün bu zıtlıkların, öyle ya da böyle, ülkemiz üzerindeki izdüşümlerini hissetmemek, mümkün görünmemektedir. 30

31 Batı Dünyası, Orta Doğu ve Biz: Temel Teorem Öyleyse, ülkemize dönük hemen her çözümlemede, şu temel teorem hatırlanmak yerinde olacaktır: Teorem: Yerel özelliklerimiz saklı olarak, Japonya dâhil, Batılıların bilhassa Avrupa zemininde yaşadıkları gerginliler ve çekişmeler, bölgemize ve bize, bire bir, örtülü örtüsüz, daha şiddetli ya da daha az şiddetli, ama muhakkak, yansımaktadır. İşte dediğimiz gibi, ilginç bir örnek PKK olayıdır. ABD nin bölgeye dönük kademeli stratejisi, siyaseti ve harekâtı itibariyle, maksat şimdilik olsun, önemli ölçüde hâsıl olmuştur. ABD nin bölgemize dönük ana hedefi, her ne pahasına olursa olsun, buradaki enerji kaynaklarına vaziyet etmektir. Bağıl siyaset ve eylem, önemli ölçüde başarılmıştır. Bunun için bölgenin gereğince istikrarsızlaştırılması istenir. Güçlü, güçsüzleştirilmelidir. Halk mümkün mertebe yandaş kılınmalıdır. Güçlü, öncelikle Türkiye dir; her halde, epey bir güçsüzleştirilmiştir; acılarla dolu muhasebemiz ortadadır. (bu satırlar, 2006 da yazılmıştır.) halk, bilhassa yöre Kürtleri dir; önemli bir ölçüde ABD tarafına çekilmiştir. Bu açıdan PKK (bu bağlamdaki sosyal sorunlar ve tarafımıza düşen tefekkür ve bağıl sorumluluklar saklı olarak), bir araçtır. Kürtler e oynayan, bir tek, ABD değildir. Başta Almanya, sonra Fransa olmak üzere sırada AB de vardır. Çekiç güç, güney doğumuzu; Kuzey Irak taa o zamandan, Saddam ın şirretinden kopartılarak, asıl bugünlere dönük olarak biçimlendirmek üzere kurulmuş olmalıdır. Çekiç güç kurulurken, korkulur ki, Türkiye ye, bu konsept, kökte, Kuzey Irak taki PKK faaliyetine müsaade etmemek üzere hayata geçirilmektedir şeklinde bir izlenim, verilmek, el ak, ama bizim açımızdan maatteessüf başarılmıştır. Oysa hal işte hiç böyle görünmemektedir. Çekiç gücün ana misyonu adına ister Kuzey Irak ta bir Kürt devleti kurma girişimi densin, ister Irak ı dilimleme girişimi densin, ne denirse densin, şu var 31

32 ki esas olarak, Kuzey Irak ın bir defa, enerji kaynakları itibariyle, ileriye (bugünlere) dönük olarak, zapt-u rapt altına alınmasına baz olmaktır. ABD nin yahut herhangi bir güç odağının, stratejisini uygularken ana fikri gizlemek üzere ( ikircikli olduğu için, bir büyük devlete yakışıyor olmamakla birlikte, ancak) askeri strateji ışığında, elbette anlaşılır bir çizgide olarak, kukla, ne ki gayet ikna edici olabilecek bir takım maksatları ileriye sürdüğü hatırlansa çok yeridir. Bu açıdan örneğin karanlıklar prensi adıyla maruf ABD savunma eski bakanı yardımcısının, 2003 te Türkiye yi Irak a, oraya demokrasi ve özgürlük götürmek üzere müdahaleye azmettirmeye çalışırken, ana haber bültenlerimize kadar uzanıp, müdahaleye dönük direncimizi kırmak üzere ve gayet sakin, aynı zamanda ürperti salıp zihinlerimize kıvrım kıvrım girmeyi amaçlayan, hiç kuşku yok, fevkalâde usta, ama konuyu bir parça bilen açısından, buram buram kandırmaca kokan bir üslupla, iyi ama ya Irak taki, en başta da ülkenizi tehdit eden, kitle imha silâhları, onları yok etmek üzere, bizimle beraber olmanız gerekmez mi?, türünden tafralarla, sözüm ona dost ve hamiyet yüklü söylevler vererek, bizi çoktan kurulmuş olacak tezgâha getirmek için, dil üstüne dil döktüğü, hatırlardan uzak tutulmamalıdır. Aynı üsluba, 2003 te de, bize alenî olarak taşeronluk görevi biçen ve öneren, pentagon temsilcisi, danışman profesör ün jack kangal -ağzından tanık olduğumuz, hususu da, hatırlardan uzak tutulmamalıdır. Başka bir deyişle çekiç güç, PKK için değil, işte çok başka bir sebeple kurulmuştur. PKK motifi kukla, kandırmaca bir motiftir. PKK üzerinden Batılıların bize karşı ve kendi aralarında sürdürdükleri çatışma, sonuçta ABD nin, AB yi özellikle kıt a Avrupası nı, Orta Doğu dan kovmasıyla (şimdilik), son bulmuştur. İngiltere ise, bu harekâtta ABD nin yanındaki, tek Avrupa ülkesidir. Şu gelişme dahi, ABD ile AB nin, esas itibariyle kıt a Avrupası nın, kendi aralarında sürdürdükleri çatışmanın hangi boyuta vardığını göstermeye yetmektedir. Söz konusu stratejinin bir bacağı çekiç güç marifetiyle Kuzey Irak ın kontrol edilip iyice vaziyet altına alınması, öteki bir bacağı ise, neticede, Irak ın öyle ya da böyle, bölünmesi ve işgal edilmesidir ki, maksat, bugünkü aşamada önemli bir ölçüde hâsıl olmuştur. 32

33 Stratejinin öteki bacakları elbette, yürürlükte olmalıdır. Bunların başında Suriye ye ve İran a vaziyet edilmesine ilişkin eylem planları gelmelidir. Türkiye nin kontrol altında tutulması ise, stratejinin kaçınılmaz bir parçası olmalıdır. Bu alanda PKK ya ilâve roller biçilebilir. ABD, bölge petrolleri üzerinde kuracağı kontrolü devam ettirebilmek üzere, burada, ister istemez önlemler geliştirmek zorundadır. ABD nin, bölgede yaptığını yapabilmedeki en önemli etken, şüphe yok ki, Rusya Federasyonu nun güçsüz düşmesi olmalıdır. Nedir ki, aynı bağlamda, Rusya Federasyonu, ABD yi, Orta Doğu da bataklığa çekmek, en hafifinden, onu burada tartmak istemiş olmalıdır. İran ın nükleer girişimleri çerçevesinde, Rusya Federasyonu nun, hafiften olsun dişlerini göstermesi hem meydanın boş olmadığını, hem de ABD nin çok ileriye gittiğini ifade ediyor olması itibariyle çarpıcı sayılacaktır. Olaya dönük, Çin Halk Cumhuriyeti nin duruşu, daha uzaktan olmakla beraber dikkat çekici aynı bir tavırlı çizgide seyretmektedir. ABD bölgede, Rusya Federasyonu nun ve Çin Halk Cumhuriyeti nin kaşlarının çatıldığını görmüş olmaktadır. Buna bağlı olarak, zaten stratejik hedef planlamasında mevcut olacak bir çerçevede iki stratejik açılım gerçekleştirecektir. Birincisi, Irak taki hükümranlık alanını, Kuzey e, Rusya ya doğru genişletecektir ki, ABD bunun gereğini zaten, öteden beri ince ince yapmaktadır. Şimdilerde, Kafkaslarda, bilhassa da Gürcistan da, Azerbaycan da, Çeçenistan da, Ermenistan da, örtülü ya da örtüsüz, her halükarda belirgin ölçüde dahli ya da varlığı vardır. Yetmez; İran ı kuşatması gerekir. Bu çerçevede İsrail, Kuzey Irak, giderek (adı konsun, ya da konmasın, ne fark eder), burada yer alacak Kürt devleti ve Kafkasya taşları sağlamlaştırılarak, o arada belki yeni çekiç güçlerin tesisi suretiyle, bunların arasında, gerekli köprünün kurulması gündeme getirilecek olmalıdır. Türkiye, bu alanda ne yazık ki, çok yönlü, çok baskı altındadır. ABD egemenlerinin bölgemizdeki şehvetlerini tatmin etmede, gündemindeki ikinci stratejik açılım, Çin Halk Cumhuriyeti nin muhalefetini ve tepkisini (bu ülkedeki menfaatlerine olabildiğince halel getirmeden), etkisiz kılmak üzere gerçekleştireceği harekâtı içermektedir 33

34 ki, bunun da gereğini Afganistan ı işgalinden bu yana yapagelmektedir. Ana fikir, Çin Halk Cumhuriyeti nin batısına bir duvar çekmek olmalıdır. Böylelikle hem bu ülke - Orta Doğu daki etkisi - azaltılıp iyice kontrol altına alınmış olunabilecek, hem de İran doğudan da kuşatılmış olabilecektir. İran ın nükleer faaliyet sürdürdüğü varittir. Ancak, ABD nin İran a müdahale etmek istemedeki temel sebebi bu değildir, nükleer faaliyet bahanedir. Çünkü ne olmuş yani, evvelce İsrail e Batılı eller tarafından plütonyum nasıl verildiyse, İran a da, Rusya Federasyonu yahut da Çin Halk Cumhuriyeti tarafından hepsi birkaç on kilo plütonyum pekâlâ verilebilir. İsrail in inşa halindeyken üstüne bomba yağdırdığı küçük nükleer reaktör, Irak a Fransa tarafından verilmiştir. Ayrıca Irak nükleer bombaya sahip olmaya o evrede hiç yakın değildi. Ancak, söz konusu gelişme Irak ı bombalayıp tedip etmek ve güçsüzleştirmek için, harika bir bahanedir ve Irak bombalanmıştır. Gak demiştir bombalanmıştır, guk demiştir, bombalanmıştır. Şimdi İran bu durumdadır. Buraya, havadan, her fırsatta döşeme yapılmak üzere, çok muhtemelen fırsatlar kollanmaktadır. İran cebren ne kadar hırpalansa, rejim o kadar sarsılacaktır; İran daha rahat kontrol altına alınabilecektir; hatta belki Şah lı günler geri gelebilecektir. Hedef budur! Bütün bunlar böyledir de, ABD açısından muhakkak başarılı olacak mıdır? Tabii bilinmez; ayrıca sonunda akamet kesin olsa gerektir. Ancak o zamana kadar, yakın geçmişteki örneklerin işaret ettiği gibi, alınmak istenenler, bilhassa (demin açıkladığımız şekliyle), ABD deki büyük servete sahip küçük kitle tarafından, fazlasıyla, alınmış olabilecektir. Meselenin özü de budur zaten. Sonuç Ülkemiz enerji açısından çok yönlü yeni bir ipek yolu özelliklerini, gitgide daha belirgin olarak kesbetmektedir. Bu gelişme hem iyidir, hem kötüdür. İyidir, çünkü karadan, denizden, ya da havadan, öyle ya da böyle ülkemizden geçecek, boy boy, enva-i cins enerji kervanları, geçmişteki ipek yolu kervanlarından pek farklı olmayacak biçimde, topraklarımıza zenginlikler getirmek durumundadırlar. Kötüdür, çünkü ülkemiz üzerinde bugüne kadar oynanan oyunlar bu kez, enerji zemininde olarak, bunaltıcı derecede pekişebilecektir. 34

35 Türkiye; böyle bir gelişme sürecinde en önce topraklarında sosyal adaletle toplumsal barışı zedelenemeyecek biçimde tesis edebilmelidir. Sosyal adalet ve toplumsal barış, asla vazgeçemeyeceğimiz en temel hedeflerimiz olmalıdır. Bölgedeki her türlü güvenliğin o arada enerji güvenliğinin baş koşulu budur. Globalleşme, bir boyutu itibariyle, ne yazık ki, devletler boyunda, hatta uluslararası, örgütlü bir eşkıyalık olarak karşımıza gelebilmektedir. Lamı cimi yok, bu savı ne yazık ki destekleyen gelişmeler ortada, hatta yanı başımızdadır. Türkiye, en çok kendi içindeki huzurdan, bu çerçevede kökleşecek ulusal dayanışmasından destek alarak, bölgemize, keza dünyaya, gerçekçi ve kişilikli bakabilmeli, ona göre davranabilmelidir. Bizim, bizden başka dayanağımız yoktur. Bu çerçevede millilik vasfımızı, dünya ne kadar globalleşirse globalleşsin, güçlendirmemiz gereği öne çıkmaktadır. Türkiye nin, ABD ya da AB, ya da başkaca global bir güç odağından birini, bir diğerine yeğlemek için bir sebebi yoktur. Hepsine eşit mesafede durmamız, özellikle cumhuriyet tarihimizin pırıltılı sayfalarının bize öğrettiği bir düsturdur. Başka bir deyişle, Türkiye; Bugüne kadar kendisine sadece bir ileri karakol, bir gözetleme ve dinleme mevkii, bir üs, bir zıplama platformu olarak bakmış bir ABD ile Kendisine hep ikircikli yaklaşmış bir AB ye, Keza, Soğuk Savaş yıllarında ne yaşanmış olursa olsun bugünkü Rusya Federasyonu na, O arada, irili ufaklı öteki odaklara, belli bir kararlılık ve ahenk içinde eşit uzaklıkta durmayı, akılcılık, O arada bölgede ve dünyada mazlumlarla dayanışma açılımları geliştirmeyi başarabilmelidir. Çünkü bağımsızlık bizim karakterimizdir. Başka türlü davranmak, bize hiç yakışmıyor. Hatırımızda, bu takdimden kısaca ne kalmalı? 35

36 Enerjinin görünmeyen yüzü, Siyaset, Hatta kirli siyaset, Hatta hatta, kanlı siyasettir. Pekiyi görünenlerden, Çekiç güç (1991), Bitmeyen PKK olayı, Türkiye de terörün 1980 e doğru tırmandırılması, 1980 de, Irak ın İran a saldırtılması, giderek 1988 e kadar süren İran Irak Savaşı, Irak ın işgali (2003), Şimdilerdeki ne olduğu hala daha tam belli olmayan demokratik açılım, çıkartma, Mutasavver Kürt devleti, Ondan önce Afganistan ın bombalanması ve buraya yapılan Ermeni sorunu diye habire kaşınan sorun, İran ın nükleer faaliyeti bahanesiyle devamlı taciz edilmesi, Sevgili Uğur Mumcu nun cinayetinin, İran tarafından işletildiği izlenimi verilmek suretiyle Türkiye ile İran ın arasına girilmek istenmesi, Hatta açık söyleyeyim, türban sorunu çerçevesinde, Türkiye de, şekil zemininde olsun, sünnî koyulukların yerleştirilmesi suretiyle, Türkiye nin Şii İran la karşıtlaştırılmak istenmesine dönük gayretler, Bugünlerde Türkiye ye yerleştirilmek istenen, aslında, bayağı bir cemazi-ül evveli olan füze kalkanı projesi, Bundan önce Türk Silahlı Kuvvetleri ne dönük sistemli olarak tırmandırılan tacizat. 36

37 Bütün bunların, arka yüzü nedir? Enerji! Yeni konfeksiyon giysi. Bu çerçevede bölgeye o arada Türkiye ye yeni bir elbise giydirilmek isteniyor olacaktır. Ya da o elbiseyi çoktan giymiş bulunmaktayızdır. Buna göre: Kurum ve kuralları, maalesef çoğunlukla ıskalanmış bir demokrasi hükümran olsa; bu, dış bir bakışla, memnuniyet kaynağı olur. Partiler yasası, seçim yasası, buna göre dikilmelidir. Vaziyet, yapay gündemlerle idare edilmelidir. Uyduruk, kıytırık televizyon programlarıyla beyinler iğdiş edilmelidir. Siyaset, üç bilemediniz dört adam, milyonların önünde takoz gibi tutularak, kontrol altında bulundurulmalıdır. Bu adamlar dünya egemenlerine biat etmelidirler. Bunların yönetimindeki iç siyaset ise yalaka kültürüne irca olmalıdır. Silahlı kuvvetler milli olmaktan çıkarılmalıdır. Bilhassa uluslararası sermayenin fedaisi olmalıdır İnanç, şekle indirilmelidir. Özünden uzaklaştırılmış inanç olmalıdır. Fakir, zengin, sorgulanmamalıdır. Bu Allah ın emridir çünkü herkes kaderine razı olmalıdır. Fakirlik, Allah ın fakiri imtihanı dır. Böyle algılatılmalıdır. Komşun açken sen tok yatabilirsin. Fakire sadaka verirsin, olur biter. Eğitim, anlamaya, düşünmeye, aydınlanmaya dayanmamalıdır. Ezberci olmalıdır. Efendilere maiyet memuru tornalamalıdır. Haa, tabii bir de yargı var. İşte bu da halledilmelidir. Adalet mülkün temelidir. Ama buradaki mülk, bildiğimiz devlet değil, egemenin mülküdür! Adalet, onu korumak üzere biçimlenmelidir. Son bir söz, Kürt devletine sempati ile bakan, Kürt kardeşlerimize bir şey diyeyim: Emperyalizmin kucağında milli kurtuluş savaşı olmaz! 37

38 Liberal ekonomi, demokrasi, temel haklar ve özgürlükler söylemi, içindeki şu saygıdeğer kavramlara rağmen, egemenlerin ağızlarında riya ve laf-ı güzaftır. Esas olan devletler katında örgütlü kabadayılıktır. Bize bu bölgede rahat yok. Olsun. İdmanlıyızdır. İsmet Paşa nın Kurtuluş Savaşı sırasında bir ara dediği gibi; Soğukkanlılıkla mücadele etmeye devam ederiz! Haa, bir de Gazi nin dediği gibi; Geldikleri gibi giderler! 38

39 ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ: TEHDİTLER, KIRILGANLIKLAR, FIRSATLAR VE ÇÖZÜMLER Prof. Dr. Hasan SAYGIN 1 Bütün bu konuşmalardan sonra aslında belki yarınki konuşmalara da ışık tutar diye global bir perspektif çizmeye çalışacağım. Bu perspektifi çizerken bazı varsayımlarım var ve bir örneklemem olacak. Örneklemem AB olacak. AB deyince de Türkiye yi bir geçiş ülkesi olarak da hesaba katmak gerekiyor. Her şeyden önce uluslararası ilişkiler sisteminde ekonomik ve politik gelişmeye yön veren stratejik unsurların başında enerji gelmektedir. Hatta ben biraz daha ileri gidiyorum, bugün dünyayı şekillendirmek isteyenler enerji, terör ve finans operasyonları ile dünyayı yeniden şekillendirebilmektedirler. Dolayısıyla bu üçünün çok dikkatli takip edilmesi gerektiği inancındayım. Bu sunumda kullandığım haritaların bazılarını ben SAREN de doktora öğrencilerimle oluşturdum. Bunlar olmayan şeyler değildir ama burada yeniden ürettik. Enerji var olan dünyanın ekonomik, sosyal ve politik olarak oluşturulmasında ve yeniden şekillendirilmesinde önemli bir girdi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu girdinin üzerinde dolaylı veya dolaysız hâkimiyet kurma girişimleri beraberinde izlenmesi gereken uluslararası dinamik politikalar gerektirmektedir. Bu dinamik politikalar ülkelerin enerji güvenliği üzerinde olduğu kadar daha genel anlamdaki güvenliklerine de etki etmektedir. Bu politikaların oluşum süreçleri ve bu süreçleri etkileyen faktörler hakkında yeterli donanıma sahip olmadan enerji güvenliğini doğru algılamak mümkün değildir. Maalesef ülkemizde enerji politikası yok diyorum ben. Bunu yılardır söylüyorum. Yok dememin nedeni hiç bir şey yapılmıyor demek değildir. Bu anlamda bir enerji politikamız yok. Biz bu dinamiklerin farkında olmadan biraz savrularak politikalar oluşturuyoruz. Bunu da laf olarak söylemiyorum. İspatlıyorum bunu. 1 Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi 39

40 Her şeyden önce karar vericiler bazı kavramları karıştırıyorlar. Birincil enerji ile ikincil enerji birbirine karıştırılıyor ki bazı politikacılar bizim yıllık petrol giderimiz, ithal ettiğimiz petrole verdiğimiz para 16 milyar dolar, bu yüzden mutlaka nükleer santral kurmalıyız diyorlar. Çok doğru gibi geliyor ama biri ulaşımda ya da petro-kimya sanayinde kullanılıyor, diğeri elektrik üretiminde kullanılıyor. Karar verici daha birincil enerji ile ikincil enerjiyi karıştırma seviyesinde. Bütün yollarınız metrolarla, tramvaylar ile dolu ise tabii ki elektrik enerjisi de ulaşımda kullanılır. Ama bugün nükleer enerjide ciddi bir birikime sahip olan Fransa da petrol ithal ediyor. Yani petrol ile nükleer santrali birbirine karıştırarak kamuoyuna gerekçelendirmek bence dramatik bir hata. O yüzden terminolojinin iyi bilinmesi lazım ki herkes birbirinin ne söylediğini anlasın. Ortak bir tartışma zemini oluşsun. Bir başka konu, enerjinin akış etapları var ve bunların her birinde de güvenlik sorunları var. Emniyet sorunu da var. Bu ikisi birbirine karıştırılıyor bazen. Enerji kaynaklarına sahip olan ülkenin konumu, politik durumu, oradaki mevsimsel durumlar, kasırgalar, oradaki terör eylemleri, bu eylemlere karşı alınacak tedbirler, bunların hepsi bu etapların her birinde var. Enerji kaynaklarında, ulaştırılmasında, dönüştürülmesinde, iletimi ve dağıtımında, enerjinin kullanımında bütün etaplarda var. Bunları detaylandıracak olursan enerji kaynakları; doğal gaz, petrol, kömür, nükleer... Orada bir yerde kömü yazmışım yanlışlıkla olmuş o yeni bir enerji kaynağı değil yanlış anlamayın. Ülkemizde böyle efsaneler de var çünkü. Bor var neden boru kullanmıyoruz deniyor mesela. Ya da petrol var bizde neden çıkarmıyoruz deniyor. Duble yollar yapıyoruz, milyarlar harcıyoruz. Bu kadar uğraşacağımıza bir kısmını var olduğu iddia edilen petrolü çıkarmaya uğraşsak ya? Demek ki yok. Biz konvansiyonel enerji kaynakları bakımından fakiriz. Kompleks yapmaya gerek yok. Avrupa da fakir, Japonya da fakir. Fakir olmak bir aşağılık kompleksi değil. Fakir olduğunuzun bilincinde olursanız onu gidermeye yönelik aktif politikalar oluşturursanız sorun yok demektir. Öte yandan Türkmenistan doğalgaz zengini, Suudi Arabistan petrol ve doğal gaz zengini... Sahip olup olmama ikilemine sıkışıp kalmamalı tartışma. Biz konvansiyonel enerji kaynaklarına sahip bir ülke değiliz. İyi ki de değiliz bir sürü başka zenginliğimiz var. 40

41 Çünkü plaka teorisi gereği petrol düz arazilerde çok olur. Var olan ülkeleri gözünüzün önüne getirin. Arap plakası Anadolu plakası altına girdiği için de biz yükselmişiz bu yüzden bizde petrol yok. Bazı düz yerlerde var. Ama bunun getirdiği başka zenginlik var. Biz su ve yeşillik bakımında çok zengin bir ülkeyiz. Bu yükselme bize vadiler kuracak, nehirler oluşturacak bir atmosfer oluşturmuş durumda. Bu yüzyıl ne yaparsak yapalım petrol, doğalgaz ve kömür yüzyılı. Dolayısıyla enerji politikalarını, stratejileri bunlar üzerine kurmak zorundayız. Bunları hesaba katmadan bir strateji yapamazsınız. Aksi takdirde patinaj yaparız. Petrolün dağılımına bakalım Orta Doğu diğer bölgelerden dört kat daha fazla. Bir özelliği daha var, petrol yüzeye yakın ve çok kaliteli. Petrol çıkarım maliyeti çok az. Petrolün en üst noktaya çıktığı bir yüzyıla giriyoruz. Yani artık azalmaya başladı. Artık eski ivmelenmesinin olmadığı bir döneme giriyoruz. Petrolün pik yaptığı bir yüzyılda petrol çıkan bölgelere hâkim olursanız başka ülkelerin kalkınma hızlarını siz belirlersiniz. Hele Rusya gibi Hollanda hastalığına sahip olan, Çin gibi enerjiyi yutan ülkeler varken çok rahatlıkla kontrol edebilirsiniz bu ülkeleri. Rusya 80 sonrası ordusu dağılmış bir şekildeyken petrol fiyatları dolardı. Pek akademik bir söylem olmayacak ama Tolga Hocam dan esinlenerek ben de söyleyeyim; Amerika nın kıyağı ile petrolün varil fiyatları dolarlara geldi ve o dönemde Rusya nın ekstra geliri 350 milyar dolar oldu. Ondan sonra ordusunu yeniden düzenledi Rusya. Zaten Putin in gelmesi ile birlikte ki Putin enerji doktorası olan biridir, olay aldı başını yürüdü. Rusya doğal gaz ve petrolden başka satacak bir şeyi olmadığı için oynanabilir bir ülke. Dolayısıyla eğer emperyal bir yapınız varsa ve bu yüzyılda hala dominant olmak istiyorsanız Orta Doğu da olmak zorundasınız. Orta Doğu ya hâkim olmayan; bazı hocalar, bazı akademisyenler, bazı karar vericiler, Amerika Orta Doğu dan petrol alıyor oraya bağımlı falan diye iddialar ortaya atıyorlar da. Bunların hepsi palavra çünkü Orta Doğu dan ABD nin aldığı petrol toplam ithalatının %13 ü. Bu da önemsenecek bir miktar değil. Çünkü Alaska sı var Meksika sı var, ya da biraz tasarrufla halledebileceği bir durum. Asıl orada olmasının nedeni başka ülkelerin gelişme hızlarını etkileyebilmek, kontrol edebilmek. 41

42 Yeni teknolojiler, o teknolojilerin kullanım biçimleri ile petrolü daha çok çıkarabiliyorsunuz, yeni alanlar bulunuyor ama buna rağmen petrol en fazla üretim noktasına ulaştı. Yani bundan sonraki yüzyıl biz petrolden bahsetmeyeceğiz. Ancak bizim önümüzde daha bir yüzyıl var neredeyse. Çok önemli bir süre bu. Şu tabloya bakarsanız dünyada petrolün ortalama ömrü yıl ama Orta Doğu da 80 yıl. Dolayısıyla hem en kaliteli, hem en ucuz hem de en çok petrol hem de en uzun süreli miktar Orta Doğu da. Orada olmak zorundasınız dolayısıyla. Amerika demek her şeyin üçte biri demektir. Ekonominin üçte biri, ihracatın üçte biri, ithalatın üçte biri, enerji kullanımının üçte biri... Dolayısıyla Amerika bir gün yok olursa ki bu eşyanın tabiatına aykırı ama olur da bir gün sistemden düşerse büyük bir vakum olur ve pek çok şeyi de beraberinde götürür. Bazı şeyleri irdelerken göstergelerinize hâkim olmanız lazım. Kişi başına düşen petrol kullanımına baktığınızda Kuzey-Güney ayrımı çok açıktır. Güneyde bir tek Suudi Arabistan var o da ayrı bir örnek zaten. Afrika koca bir kıta, 850 milyon nüfus, enerji tüketimi yok gibi. Bu Afrika yok demek. Diğerlerinin bu kadar büyük enerji tüketmeleri pahasına yok edilmiş. Kuzeydeki ülkelerden herhangi birisine gittiğiniz zaman gökdelenlerin üzerindeki hid bomb ların 24 saat çalıştığını görürüsünüz. Bunlar biraz abartılı olsa bile dramatik tablolardır. Ben enerjiyi bu kadar önemli hale getirirken indirgemiyorum. Bazıları beni indirgemecilik ile suçluyor ama bu indirgemecilik değil. Var olanın altının çizilmesi. Bu harita da ulaştırma yolları. Petrol doğal gazın tersine ağırlıklı olarak denizde taşınır. Doğal gaz ise boru hatları ile taşınır. Petrol baktığınız zaman Malakka Boğazı nda olmak zorundasınız. Hürmüz Boğazı kapanmamalı. Yoksa geçen seferki gibi krizlere maruz kalırsınız. Geçen seferki emlak fiyatları nedeniyle yaşanmış bir krizdi ama enerji krizinden doğan bir kriz yaşarız aksi takdirde. Türk boğazları, Cebeli Tarık, Süveyş Kanalı açık olmalı. Buralarda da Amerikanın filoları var. O filoların her biri, yıllık maliyeti milyar dolarlık olan filolar. ABD enerji arz güvenliğini sağlamak için milyarlarca dolar harcıyor. Demek ki enerji bu anlamda emperyal olmanın, bu yüzyıla hâkim olmanın en önemli koşulu. 42

43 Var olan olaylar ile enerji fiyatları arasındaki ilişkiyi çok hızlı geçeğim. Dünyada istikrarsızlık arttığı zaman, bir bölgede terör olayları arttığı zaman fiyatlar da artıyor. Fiyatların artması demek enerjiye bağımlı ülkelerin bedelini fazla ödemesi ya da ürettikleri mallarla ilgili sıkıntılar yaşaması demek. AB örneklemesine bakalım petrolde. AB petrol bakımından fakir bir ülke. AB ihtiyaç duyduğu petrolün %84 ünü ithal ediyor. Tıpkı bizim gibi. Ama ben AB den bir tane vatandaş ile konuştuğum zaman Alp Dağları nın altında petrol var ama işte bize çıkarttırmıyorlar diye bir şey söylediğini bilmiyorum. Bu tür palavralardan karar vericilerin bir an önce vazgeçmeleri gerekiyor. Bizde petrol yok, AB de de yok. Ama bakın AB ne yapıyor? RF ye ciddi bağımlılığı var. RF bağımlılığını AB nin nasıl yönettiğini Almanya örneğinden çıkarabiliriz. RF çok önemli AB için. Çünkü petrol ihracatının %55 ine yakın kısmını Avrupa ya yapıyor RF. Strateji oluştururken bu dengeyi hesaba katmadan RF ya da AB ile hareket ederseniz birbirinin aleyhine başka bir noktada bulursunuz kendinizi. RF nin Batı Sibirya daki sahaları çok önemli. Buradaki güvenlik sorunları ne? Buradaki teknolojilerin eski olması. Rusların petrolden elde ettikleri paraları buralara yatırmamaları, buraların hatlarının eski olması, mevsimsel koşullar... Rusya ile AB arasında geçiş ülkeleri var: Ukrayna ve Belarus. Türkiye çok stratejik ülke, biz olmazsak dünya batar düşüncesinin ne kadar yanlış bir düşünce olduğunun ispatıdır. Biz bir kaç boru hattı projesi ile boru bekçiliğine soyunmuş bir ülkeyiz politika geliştiremediğimiz için. Rusya ile AB arasında Ukrayna ve Belarus çok önemli, RF-Almanya arasında ise o gördüğünüz deniz çok önemli. Çünkü Almanya, AB ye rağmen Rusya ile anlaşmalar yapıyor kendi enerji güvenliğini sağlamak için. Hatta eski başbakanlarından bir tanesi de şu anda Rusya nın çok önemli bir şirketinin yönetim kurulu başkanı. Boru hatlarının en önemli sorunu şu; ne kadar çok ülkeden geçerse o kadar çok ülkenin politik, ekonomik kaprisini karşılamak zorundasınız. Bu konuda en rahat ülke Türkiye. Mesela ben diyorum ki Nabucco boru hattı olmaz. Olur olmaz diye tartışmalar sürüyor. Ama ben ne pahasına olursa olsun olmaz demiyorum. Adamlara istedikleri her şeyi verirsen olur. Mavi Akım da olduğu gibi. Re-Export hakkı olmadan o anlaşmayı yapıyorsun, sonra Türkiye nin Antalya sınırına 43

44 kadar doğal gazı gömüyorsun sonra da güneş ülkesi Antalya ya doğalgaz geldi diye biz seviniyoruz. Neden çünkü Rusya dan aldığınız gazı al ya da öde şeklinde yapabiliyorsunuz. Yani ben o anlaşmaya bakıyorum, biz değil de sadece Ruslar yapsaymış ancak bu kadar kendi yararlarına yapabilirlermiş. Biz ondan sonra dünyanın bütün eğilimlerinin tersine (dünyada %20-30 arasındadır) %60 ile doğalgazdan elektrik üretimi yapıyoruz. Şu anda Elektrik Üretim A.Ş. bütün o parçalanmış yapının içerisindeki şirketler arasında o zarar döndürülüyor. Arada bir zam yapılıyor tekrar zarar döndürülüyor. Sonuçta Karadeniz e gelen yapı da bizim için önemli. Çünkü bu yapı boğazlardan geçiyor. Boğazlar tehdit altında oluyor. Biz dişimizi göstermek için bazen bekleme süresini uzatıyoruz ama o da fiyatları oynatıyor. O zaman da başka tür baskılar yiyoruz. Boğaz geçişine alternatif olarak Pan Avrupa, Arnavutluk, Bulgaristan-Makedonya hattı gibi boru hatları, Samsun-Ceyhan ve de... içinden petrol geçemeyen boru hattı. Biz inşaatla o kadar meşgulüz ki kaynağını nereden bulacağımızı bilmiyoruz ama bu tür yatırımlar yapıyoruz. Bizde teşvik, kayırmaya dönüşüyor. Buranın maliyeti 3-4 milyar dolardır. Rusya nın oyuncağı durumundayız. Petrol veririm vermem diye oyalıyor. Protokol imzalanır petrol vereceğim diye, ama biz protokol ile anlaşmayı da karıştırdığımız için petrolü bulduk diye bütün gazeteler manşet atar. Ama onun protokol olduğunu sonradan anlarız. Çünkü bunun karşılığında Rusya ya, Akkuyu ya, şu anda Ermenistan depreminden sonra bela olana benzer şeklinde teknolojiye sahip olan bir santral yaptırıyoruz. Burada bir politikadan bahsetmek mümkün mü? Konvansiyonel olan bir şey ile konvansiyonel olmayan bir şeyin pazarlığını yapıyorsun. Boru hattını inşa ediyorsun. Biz sıralı düşünüyoruz. Sıralı düşünmek çok tehlikelidir. Mesela Ruslar paralel düşünüyor. Mesela diyor ki BTC yi benim engellemem lazım. Engellemeye çalışıyor. Engelleyemezsem bu adamlar kaynağı nereden bulacak? Gidiyor Türkmenistan ile, Azerbaycan ile, yada Kazakistan ile otuz yıllık anlaşmalar yapıyor. Kaynakları kapatıyor. Biz BTC de zarar ediyoruz. Neden? Kazak petrolü oraya gelmediği sürece BTC nin anlamı yok. Ya da hazar geçişi halledilmediği sürece Türkmen gazının bize bir anlamı yok. Türkmen gazı Rusya ya, Çin e kaçıyor. Ucuza kaçıyor, biz aynı gazı sonra Mavi Akımla gene pahalıya alıyoruz. Hazar Denizi 44

45 problemi çok önemlidir. Bizim işimizi gücümüzü bırakıp, Afrika da bilmem ne ile ya da İran ın bilmem nesi ile uğraştığımız kadar Hazar ın statüsü ile de uğraşmamız lazım. Ya da İran ın şimdi yaptığı gibi, füze kalkanları Türkiye ye konacak dediğinde adam gazı tak diye kesiyor 15 gün teknik neden diyor. Arz güvenliğiniz ne oluyor? Buna karşı tedbiriniz ne? (sessizlik) AB ye baktığınız zaman AB çeşitlendiriyor. Afrika, Orta Doğu, Rusya, Norveç... Bakın Norveç çok ilginç bir ülke. Petrolde pik yaptı gerçi ama AB den bağımsız kalıyor ama AB ile aynı model içinde. Liberal bir ortamda işlerini hallediyorlar. Geçiş ülkeleri ve üretici ülkeleri ile ilgili her yerde olmaya çalışıyor AB. Süveyş kanalı tıkanırsa etkilenmemek için SUMED petrol boru hattı yapılıyor. Hazar ve Orta Doğu için de Türkiye nin dışında bulunduğu bir yapı çıkıyor karşımıza. Bu bölgenin en büyük rakibi Çin ve Uzak Doğu dur. Kaynaklar sınırlı olduğu için bu bölgeden Doğu ya giden her şey Batı için sorun demek. Arz güvenliği açısından sıkıntı yaratıyor. Türkiye bir geçiş ülkesi olarak ne durumda? Türkiye nin toplam 38 milyon ton petrol rezervi var. Ancak bir yılda harcadığı 36 milyon ton. Yani biz bütün kaynaklarımızı kullansak sadece bir yıllık kaynağımız var. O zaman gerçekçi olacağız. Biz petrol bakımından fakir olduğumuzu kabul edip ona göre bir strateji geliştirmemiz lazım. İran a, RF ye, Suudi Arabistan a bağımlıyız. Biz stratejik bir ülke değiliz arkadaşlar bunu kabul etmeliyiz. Ancak potansiyelimiz var. Buna uygun politikalar geliştirirsek oluruz. Var olan toprakları kullanamayan insanlar konumundayız. Hazar geçişi halledilmediği sürece BTC nin de pek bir anlamı yok. Doğalgazda da petrole benzer bir durum var dünya genelinde. Kuzey tüketiyor. LNG ler var. Katar öncü bu konuda. Stratejik bir şeydir depolama bakımından. Mesela biz bir anlaşma yapıyoruz, re-export hakkımız yok, depolarımız yok, bir şeyi depolayamıyorsan karşı tarafın oyuncağısın anlamına gelir. Bunları bilmeden masallar okuyarak bir yere gidemeyiz. AB ye bakıyorum yine ve çeşitlendirdiğini görüyoruz. İstediği fiyata istediği biçimde kaynağa ulaşabiliyor. Son söz yerine Türkiye nin stratejik ülke olması vesaire, Bunlar hikâye. Çizgiler gerçektir, noktalı olanlar ise hayaldir. Bizde kabaca üç 45

46 tane hat var. İstanbul metrosu gibi. Stratejik ülke Ukrayna dır. Bu iş çok da pahalı bir iştir. Ciddi oynanması gereken bir oyundur. Biz enerji politikamız olmadığı için acınacak durumdayız. Emniyet konusunda benden sonraki arkadaşlar anlatacak ama bu konuda bir kanunumuz yok. Terörle özdeşleştiriliyor bizde olaylar çünkü. Ne yapmalı sorusu artık başka bir panelin sorusu olsun. Sabrınız için teşekkür ederim. 46

47 ENERJİ NAKİL HATLARI GÜVENLİĞİNİN HUKUKİ BOYUTU Giriş Sıddık TORTÇU 1 Dünya da enerjinin kullanımı arz ve talep merkezlerinin çeşitli taşıma türleri ile birbirine bağlanmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu açıdan Türkiye, başta Orta Doğu ve Hazar Havzası olmak üzere, dünyanın ispatlanmış gaz rezervlerinin % 71,8 inin ve ispatlanmış petrol rezervlerinin %72,7 sinin bulunduğu Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri ile Avrupa nın ham petrol ve doğalgaz ithal eden ülkeleri arasında köprü konumu ile coğrafi ve jeopolitik açıdan önemli bir yere sahiptir. Türkiye, tamamlanmış transit boru hatları ve gelecekte tamamlamayı planladığı Nabucco dâhil olmak üzere petrol ve doğalgaz boru hattı projeleri nedeniyle, terör amaçlı saldırıların da hedefi olmaktadır. Bunun yanında, boru hatlarından çeşitli yöntemlerle petrol hırsızlığı suçları da yaygın olarak görülmektedir. Enerji hatları güvenliğinin diğer bir boyutunu elektrik enerjisi hatları ile üretim ve trafo tesislerinde yaşanan benzer güvenlik sorunları oluşturmaktadır. Elektrik enerjisi hatlarına yönelik gerçekleşen suçların büyük bölümünü elektrik hırsızlığı suçları oluşturmaktadır. Her iki alanda da gerçekleşen saldırı ve hırsızlık suçlarına yönelik olarak, son yıllarda mahkemeler nezdinde görülen davalarda verilen cezalara ve suç miktarlarına bakıldığında belirli oranda ilerleme kaydedildiği görülmektedir. Türkiye nin gerek elektrik enerjisi, gerekse petrol ve doğalgaz boru hatlarının güvenliğinin sağlanmasına yönelik, iç hukuk ve uluslararası hukuk kuralları ile güvenliğin ne şekilde sağlanacağı, maliyetin nasıl ve kim tarafından karşılanacağı hususları zaman zaman tartışma konusu olabilmektedir. Bu nedenle enerji hatlarının güvenliğinin sağlanmasında uygulanacak hukuk kurallarını; 1 Enerji Bakanı Hukuk Müşaviri 47

48 Güvenlik bölgelerinin tespitine ilişkin yasal düzenlemeler, Güvenliğin sağlanmasında yetkili ve görevli birimler ve tâbi oldukları yasal düzenlemeler, Enerji hatlarına yönelik suçlar, bu suçların kovuşturulmasına ve suçluların cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler, Enerji hatlarının uluslararası boyutu olmasından dolayı enerji hatları güvenliğinin uluslararası hukuk boyutu, olarak dört başlık altında değerlendirmekte yarar vardır. Güvenlik bölgelerinin tespitine ilişkin yasal düzenlemeler: Enerji hatlarının güvenliğinin sağlanmasına yönelik en önemli unsurlardan biri de güvenlik bölgelerinin tespiti ile ilgilidir Sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunun 19 uncu maddesi; güvenlik bölgelerini, özel güvenlik bölgeleri ve askeri güvenlik bölgeleri olmak üzere iki gruba ayırmaktadır. Aynı kanunun 20 nci maddesinin (a) bendinde, Kamu veya özel kuruluşlara ait stratejik değeri haiz her türlü yer ve tesislerin çevresinde 2565 sayılı Kanun hükümlerine göre özel güvenlik bölgeleri kurulabileceği belirtilmiştir. Yine 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yönetmeliğinde askeri yasak bölgelerin ve özel güvenlik bölgelerinin ilan edilmesine yönelik prosedür ayrıntılı olarak gösterilmektedir. Söz konusu Yönetmeliğin 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, tanımlanan özel güvenlik bölgeleri tanımı içerisinde; Kamu veya özel kuruluşlara ait rafineriler, petrol, doğalgaz ve içme suyu boru hatları ile arıtma tesisleri, bu boru hatları üzerinde kurulu sabit tesisler ile sıvılaştırılmış doğalgaz tesisleri ve depoları, petrol kuyuları, büyük pompa istasyonları, barajlar, önemli elektrik santralleri, trafo merkezleri de sayılmaktadır sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendinde ve Yönetmeliğin 21 inci maddesinin 2 nci fıkrasında Genelkurmay Başkanlığının lüzum görmesi veya Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin veya İçişleri Bakanlığının göstereceği lüzum üzerine Genelkurmay Başkanlığının uygun görmesi kaydıyla Bakanlar Kurulunca özel güvenlik bölgeleri kurulabileceği ve kaldırılabileceği belirtilmiştir. 48

49 Enerji Hatlarının Güvenliğinin Sağlanmasında Yetkili ve Görevli Birimler ve Tabi Oldukları Yasal Düzenlemeler: Enerji hatlarının güvenliğinin sağlanmasında yetkili ve görevli birimleri; genel kolluk (polis ve jandarma), özel kolluk (gümrük ve orman muhafaza memurları, belediye zabıtaları, köy korucuları vs.) ve 5188 sayılı Kanuna göre kurulan özel güvenlik birimleri şeklinde ayırmak gerekir sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu 1 inci maddesi, ülkenin genel emniyet ve asayişini sağlama görevini İçişleri Bakanına ve İçişleri Bakanlığı na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı na vermiştir. Yine kanunun aynı maddesi bu birimlerin kendi kanunları çerçevesinde ülkenin emniyet ve asayişini sağlayacakları ve lüzumu halinde diğer askeri birimlerden ve zabıtalardan destek istenebileceği belirtilmiştir. Polisin sorumluluk sınırı ve görev alanı 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanununun 2 nci maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanı ise 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunun 8 inci maddesinde belirtilmiştir sayılı Kanunun 8 inci maddesi Jandarmanın görev ve sorumluluk alanının sınırını Polis görev sahası dışı olup, bu alanlar il ve ilçe belediye hudutları haricinde kalan veya polis teşkilatı bulunmayan yerler olarak tanımlamıştır. Bu maddeden polisin, emniyet ve asayişin sağlanması açısından görev alanının halkın yoğun olarak yaşadığı kentsel alanlar olduğu anlaşılmaktadır. Yine Jandarmanın görev alanının sınırları ile sorumluluk ve yetki sınırları Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinde ayrıntılı olarak yer almaktadır. Enerji hatları güvenliği ile ilgili olarak Polisin görev alanına giren yerlerde genel olarak karşılaşılan güvenlik sorunu, elektrik hırsızlığı ve boru hatlarından petrol hırsızlığı suçlarıdır. Boru hatlarından petrol hırsızlığı suçları yapısı gereği organize suç olarak kabul edilmesi gereken ve Jandarma ile Polisin ve Milli İstihbarat Teşkilatının birlikte çalışmasını gerektiren suçlardandır. Ülkemiz üzerindeki transit boru hatlarının güvenliğinin sağlanması ile ilgili olarak, 4586 sayılı Petrolün Boru Hatları İle Transit Geçişine Dair Kanun un 6 ncı maddesinde güvenliğin 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması 49

50 Hakkında Kanun a göre sağlanacağı, boru hattı ve tesislerin ilave güvenlik ihtiyacının ise, gerekli bina, tesis, malzeme, araç, teçhizat vb. bedeli ilgili kamu kurumu tarafından karşılanmak suretiyle devletin ilgili güvenlik kuvvetince sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kanun 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun un 27 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmasına rağmen bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliği halen yürürlüktedir. Transit petrol ve gaz boru hatlarının güvenliğinin, Türkiye ile, ilgili devletlerarasında yapılan Ev Sahibi Ülke Anlaşmaları ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Türkiye tarafından sağlanması taahhüt edilmiştir. Bu kapsamda yer alan boru hatlarının güvenliği 4586 sayılı Kanun un 6 ncı maddesine göre, emniyet güçleri ile BOTAŞ arasında yapılan protokol ile sağlanmaktadır. Bu protokoller ile güvenliğin risk taşıdığı bölgeler ve bu bölgelerde kurulacak karakollar ve karakolların inşaat, malzeme ve teçhizat ihtiyaçlarının kim tarafından ve ne şekilde karşılanacağı hususları kararlaştırılmaktadır. Enerji hatları ile enerji tesis ve trafolarının güvenliğinin sağlanmasında 5188 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren özel güvenlik birimlerinden de faydalanılmaktadır sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 1 inci maddesi kanunun amacını,..kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemek olarak tanımlamıştır. Buradan özel güvenlik birimlerinin polis ve jandarmanın görev alanına girmeyen, doğrudan kurum ve tesislerin yakın güvenliğinin sağlanması amacıyla görevlendirilebileceği anlaşılmaktadır. Enerji hatlarına yönelik suçlar, bu suçların kovuşturulmasına ve suçluların cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler: Enerji nakil hatlarına yönelik suçlar arasında ilk sırayı hırsızlık suçu almaktadır. Elektrik hatlarından ve binalarda elektriğin değişik yöntemlerle kaçak kullanılmasından dolayı yıllar itibariyle değişiklik gösterse de her yıl oldukça yüksek sayıda kaçak elektrik kullanımı tespit edilmekte ve savcılığa bildirilmektedir. TEDAŞ verilerine göre 2010 yılı içerisinde adet kaçak kullanım taraması yapılmış ve adet kaçak kullanım tahakkuka bağlanmıştır. Bunlardan yine adedi hakkında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda 50

51 bulunulmuştur. Bu sayı 2009 yılında adet, 2008 yılında adet olarak tespit edilmiştir. Daha önceki yıllarla kıyaslandığında elektrik hırsızlığı nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulan dosya sayısında bir azalma görülse de istenilen boyuta henüz ulaşılamamıştır sayılı Türk Ceza Kanununda elektrik hırsızlığı suçları nitelikli hırsızlık olarak tanımlanmış ve Kanunun 142 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (f) bentinde elektrik hırsızlığı suçlarının iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir Sayılı Terörle Mücadele Kanunu 4 üncü maddesinin (a) bendi Türk Ceza Kanunun 142 ve 152 nci maddelerine giren suçların 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılacağını belirtmektedir. TCK nın 143 üncü maddesinde ise suçun gece vakti işlenmesi halinde cezanın 1/3 oranında artırılması hükme bağlanmıştır. Elektrik hırsızlığı suçlarının gece ya da gündüz yapıldığının tespiti ise oldukça zordur. Elektrik hırsızlığı nedeniyle savcılığa intikal eden ve yargılaması yapılan davalarda verilen kararlara bakıldığında genel olarak verilen cezaların caydırıcılıktan uzak olduğu söylenebilir. Diğer yandan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nda sabotajlarda saldırıyı gerçekleştiren kişinin yakalanması halinde uygulanacak ceza konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak TCK nın 152 nci maddesinin kıyasen bu tür suçlar için de uygulanabileceği ve saldırıyı gerçekleştiren kişiye 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası uygulanabileceği kabul edilmeli ve TCK nın 152 nci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre verilecek ceza iki katına kadar artırılmalıdır. Petrol ve doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotajlarda ve boru hatlarından petrol hırsızlığı suçlarına bakıldığında ise, son yıllarda bu yönde alınan güvenlik tedbirlerinin artırılması ve cezaların daha caydırıcı hale gelmesi nedeniyle önemli oranda azalma olduğu tespit edilmiştir yılından itibaren bir önceki yıl esas alındığında takip eden yıllarda; 2006 yılında %30, 2007 yılında %48, 2008 yılında %15 ve 2009 yılında %40 oranında hırsızlık olaylarında azalma görülmüştür. Yakalanan sanıklar hakkındaki davalar kısa sürede sonuçlanmaya başlamış ve hırsızlık suçundan dolayı son yıllarda çeşitli mahkemeler 51

52 tarafından sanıklar hakkında 16 yıl ile 22 yıl arasında çeşitli hapis cezaları verilmiştir. Petrol ve doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotajlarda ve boru hatlarından petrol hırsızlığı suçlarında, elektrik hırsızlığı ve elektrik hatlarına yönelik saldırı ve sabotajlara oranla cezaların daha ağır olduğu görülmektedir sayılı Türk Ceza Kanunun 142 nci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası verileceği belirtilmiştir. Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde yine aynı fıkraya göre verilecek ceza 15 yıla kadar hapis ve on bin günden az olmamak üzere adli para cezası olarak belirtilmiştir. Ayrıca, TCK nın 143 üncü maddesinde ise suçun gece vakti işlenmesi halinde cezanın 1/3 oranında artırılması gerekmektedir. Ayrıca, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu, enerji hatlarına yönelik suçların bir terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde, ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezalarının yarı oranında artırılarak hükmolunacağını, bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırının aşılabileceğini hükme bağlamıştır. Enerji hatları güvenliğinin uluslararası hukuk boyutu: AB Komisyonunun hazırlamış olduğu 2004 tarihli, 702 sayılı ve Terörizmle Mücadele Kapsamında Kritik Altyapıların Korunması başlıklı tebliğinde, insanların hayati sosyal fonksiyonlarının, sağlıklarının, emniyetlerinin, güvenliklerinin, ekonomik ve toplumsal refahlarının devamı için gerekli olan ve aksama veya yok edilmesi bu fonksiyonları sürdürmede yetersiz kalma sonucunda bir üye ülkede belirgin etki gösterecek varlık, sistem veya ilgili parçalar; kritik alt yapı olarak tanımlanmıştır. ABD mevzuatında kritik altyapı; ABD için hayati fiziksel veya sanal sistemler ve varlıklar öyle ki böyle sistemlerin ve varlıkların kapasitesiz bırakılması veya yok edilmesi güvenlik, ulusal ekonomik güvenlik, ulusal kamu sağlığı veya emniyeti veya bütün bu sayılanların bir birleşimi üzerinde zayıflatıcı etkiye sahip olacaktır. biçiminde ifade edilmiştir. ABD de dâhil olmak üzere pek çok ülkede enerji tesisleri kritik altyapılar arasında sayılmıştır. Avrupa Birliği nde kritik altyapı anlayışı, 52

53 ABD den biraz farklılık gösterse de AB Konseyi tarafından enerji, yani elektrik, gaz, rafineriler ve bunların dağıtımına yönelik tesis ve hatlar kritik altyapı olarak kabul edilmektedir. Başta AB ve ABD olmak üzere kritik alt yapıların korunmasına yönelik özel yasal düzenlemeler yapılmış ve direktifler kabul edilmiştir. Örneğin; ABD nin 2002 tarihli Yurt Güvenliği Yasası (Patriot Act) bu tür kritik altyapıların güvenliğini sağlamak üzere Yurt Güvenliği Teşkilatını kurmuştur. Ayrıca ABD, 2003 Tarihli Başkanlık Direktifi 7 (HSPD 7) ile kritik altyapıların korunmasından sorumlu Federal kurumları belirlemiştir. Avrupa Birliği nde de kritik altyapıların korunmasına yönelik olarak, Avrupa Konseyi nin istemi doğrultusunda, AB Komisyonu tarafından kritik altyapıların korunmasına yönelik genel stratejiyi belirlemek üzere COM (2004) 702 sayılı Terörizmle Mücadele Kapsamında Kritik Altyapıların Korunması konulu tebliğ hazırlanmıştır. Bu tebliğe ek olarak AB de kritik altyapıların korunması konusunda, Konsey Direktifi ve Komisyon Tebliğlerinden oluşan düzenleyici bir çerçeve oluşturulmuştur. Konsey Direktiflerinden 2008/114/EC sayılı direktif genel olarak enerji ve ulaşım sektörlerine yönelik olarak hazırlanmış ve; direktife göre Avrupa kritik altyapılarını koruma sorumluluğu bu altyapıların bulunduğu ülkelere ve bunların işletmecilerine verilmiştir. Direktifin 12 Haziran 2011 tarihine kadar üye devletlerde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Enerji hatları güvenliğinin diğer bir uluslararası boyutu da güvenliğin sağlanmasında NATO nun rolü üzerinde odaklanmaktadır. Bu bağlamda NATO nun müttefiklere güvenlik yardımı sağlama rolü, NATO nun müttefiklerine ihtiyaç anında enerji ile ilgili hassas altyapıyı güvence altına almaya yönelik destek sağlamayı da kapsar. NATO Antlaşmasının 4 üncü maddesi, bir veya daha fazla müttefike destek sağlamak için Güvenlik Yardım Paketleri oluşturma imkânı vermektedir. Sonuç: Bütün bu açıklamalardan sonra ülkemizin, başta Orta Doğu ve Hazar Havzası olmak üzere, Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri ile Avrupa nın ham petrol ve doğal gaz ithal eden ülkeleri arasında köprü konumu ile coğrafi ve jeopolitik konumun bilincinde olarak bu güne kadar 53

54 gerçekleştirdiği petrol ve doğalgaz boru hatları projeleri ile, gelecekte gerçekleştirmeyi planladığı Nabucco gibi önemli projeler, enerji hatlarının güvenliği konusunu daha da önemli hale getirmektedir. Enerji hatlarına yönelik sabotajların ve hırsızlık suçlarının yaygın olduğu güvensiz ülke görüntüsü, ülkemizin Asya ile Avrupa arasında enerji köprüsü olma çabalarını olumsuz etkileyebilecektir. Diğer yandan gerek dünyanın pek çok ülkesinde, gerekse üyesi olmaya çalıştığımız AB ülkelerinde kritik altyapı olarak kabul edilen enerji hatları güvenliği gün geçtikçe daha büyük bir önem arz etmektedir. Bu ülkelerin birçoğunda bu tür kritik altyapılar için özel yasal düzenlemeler yapılmakta ve özel sorumlu birimler görevlendirmektedir. Türkiye nin enerji hatları güvenliği konusunda kapsamlı bir çalışma yapması ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Bu açıdan bakıldığına, enerji hatlarının güvenliğinin sağlanmasında, özellikle boru hatlarının güvenliğinin sağlanmasında teknolojik yeniliklerle donanımlı, ayrı ve sadece enerji nakil hatlarının güvenliğinden sorumlu güvenlik biriminin oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Diğer yandan mevcut yasal düzenlemeler içerisinde birbiri ile uyumlu olmayan hükümler uyumlu hale getirilmeli ve yasal karmaşa görüntüsü sona erdirilmelidir. Örneğin, 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun 5188 sayılı Kanun ile yürürlükten kalkmış olmasına rağmen, hala pek çok kanunda bu kanuna göndermeler yapılan hükümler bulunmaktadır. Ayrıca, mevcut 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun ilgili maddelerinde değişiklikler yapılmalı ve enerji hatlarına yönelik zarar verme amaçlı saldırılara uygulanacak ceza miktarları artırılmalıdır sayılı Petrolün Boru Hatları İle Transit Geçişine Dair Kanun un 6 ncı maddesi 5188 sayılı Kanun ile uyumlu hale getirilmeli, bu alanda fiber optik erken uyarı sitemi, mayına dayanıklı araç, termal gece görüş sistemleri gibi teknolojik yeniliklerden faydalanılmalıdır. 54

55 TÜRKİYE YE UZANAN DOĞALGAZ BORU HATTI PROJELERİNİN ARZ YÖNLÜ ÖZELLİKLERİ Doç Dr. Mert BİLGİN 1 Çok yoğun ve aktif bir biçimde enerji sektöründe ve dünya konjonktüründe meydana gelen gelişmeleri takip ediyoruz. Bunları direk birincil ağızlardan duyma imkânımız oluyor. Örneğin geçen hafta Dünya Gaz Birliği nin Genel Sekreteri ile bu konuları konuşma ve küresel gazdaki gelişmelerin ne olacağına dair bir fikir alışverişi yapma imkânımız oldu. Ben de hem yazdıklarımdan, hem araştırdıklarımdan elde ettiğim bilgi ve bulguları sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle dünyada neler oluyor bunu çok net ortaya koymamız gerekiyor. Bu bir yöntemdir belki ama bu yöntem son 3-4 senedir çok önemli hale geldi. Çünkü küresel konjonktürde öyle radikal değişiklikler oluyor ki, bunları hem takip etmesi hem de geleceğe yönelik projeksiyonlar yapması çok zor. Örneğin, biz AB nin enerji talebi ile ilgili bir projeksiyon yaptığımızda 3-4 senaryolu bir tablo ortaya çıkartırdık. Şu an benim bir iki arkadaşımla yaptığım bir çalışmada 16 tane senaryo ortaya çıkıyor. Neden bu şekilde oluyor? Doğalgaz tüketimini çok yakından ilişkilendirilecek hususlarda muazzam belirsizlikler var de başlayan kriz hala belli ölçülerde devam ediyor ve biz bunun ancak tüm ülkelerde lerde 2006 düzeylerine döneceğini düşünüyoruz. Büyüme ile ilgili hedefler son derece radikal şekilde yeniden gözden geçiriliyor. Tüketim alışkanlıkları radikal bir biçimde değişti, bunların eski alışkanlıklara dönüp dönmeyeceği belli değil. Çevre normları bir yandan daha ivedi hale gelirken bir yandan da, biliyorsunuz Kyoto sonrası Kopanhag da bir gevşeme söz konusu oldu. Her ülke kendi iradesi ile belli taahhütlerde bulundu. BRIC dediğimiz Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin den gelen talep artışına baktığımızda OECD ülkeleri ile OECD ülkeleri dışındaki ülkelerde muazzam bir büyüme farklılığı olduğunu görüyoruz. Bu parametreleri çoğalttığımızda, sadece AB nin 27 ülkesinin doğalgaz talebi ne olacak dediğimizde tam 16 tane senaryo ortaya çıkıyor. 1 Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi 55

56 Peki neden bu kadar belirsiz? Neden projeksiyon yapmak bu kadar zorlaştı? Doğalgaz piyasalarının yanında enerji piyasalarında da muazzam değişiklikler oluyor. Jeopolitikten de bahsettik, Rusya nın konumundan da bahsettik. Rusya nın doğalgazdaki monopol konumu 40 yıllık bir yatırımın sonucudur. Orada gördüğümüz, Türkiye nin büyük eksiklikleri vardır. Ama bu eksikliklerinin olması son derece doğaldır, çünkü Türkiye de doğalgaz yoktur. Türkiye, yaptığı her bir işlemde en azından üç tarafı bir araya getirmek zorundadır, ki buna talep boyutunu katmıyorum. Kontrat koşullarında ise fiyat konusunda herhangi bir söz söylemeye hakkı yoktur. Rusya nın AB ye doğalgaz satışı ise 1946 da başlamıştır de ise ilk boru hattından geçiş başlamıştır. Bu biraz da manidardır. Soğuk Savaş ın tavan yaptığı dönemde, SSCB nin batı nezdinde en az istenen ülke olduğu dönemlerde, birbirleri ile doğalgaz ticareti yapmışlardır. Bunun, şu an gündemde olan Füze Kalkanı vesaire projelerini direk ilgilendiren İran ın konumunu saptamamız, Libya nın şu an için değişken konumunu saptamamız ve bu iş nereye gidiyor onu anlamamız açısından faydası olacağını düşünüyorum. ABD ne yaptı peki? Biz ABD li meslektaşlarımıza siz enerji jeopolitiği konusunda neler yaptınız diye sorduğumuzda son dönemlerde pek göremiyoruz. Fakat ABD önceki sene muazzam bir teknolojik karşılık verdi. Bir kil gazını piyasaya sürdü. Bunun sonuçları çok radikal oldu. Düşünün artık kemikleşmiş bir doğalgaz yapısı var. Rusya nın Avrupa ile ticareti belli, diğer ülkelerin belli. Bunun yanında gelişen bir LNG piyasası var. Libya, Katar gibi ülkelerin girmek istediği bir piyasa. Bunların yanında doğalgaz ve LNG fiyatları belli bir trende oturmuş. Baktığınız zaman gelecek yıl ne olacak az çok görebiliyorsunuz. Herkes son derece bu işten memnun. Türkiye ve belli ölçüde ABD hariç. Sonra bir bakıyorsunuz ABD de bambaşka bir teknoloji ile karşınıza çıkıyor. Bunun etkileri geçtiğimiz sene LNG fiyatlarında muazzam düşüşlerde ortaya çıktı. Rusya nın AB nin tarihinde ilk defa tüketimi düştü. RF deki iç piyasada beklenenden daha az bir talep oldu. Ortalık LNG kaynadı tabiri caizse. Birçok ülkede depolama maliyetleri fazla olduğu için ve bunun lojistiği maliyetli olduğu için, gemileri depo olarak kullanma gibi işin kolayına kaçmış pek çok üretici var. Böyle bir ortam oluştu ve hakikaten Akdeniz de 56

57 sürekli dolaşan dolu LNG gemilerini görmeniz mümkün oldu. Bunlar önemli gelişmelerdir. Aynı dönemde Rusya nın ABD ye yapmayı düşündüğü LNG satışı anlamını yitirdi. Bütün bu gelişmelerden sonra Avrupa devletleri bu doğalgaz işinde sürekli jeopolitiği körüklüyor. O zaman LNG alalım olsun bitsin diye düşünmeye başladılar. Fakat LNG de bu düşük fiyatlar ve bollukla ilk defa boru gazına bir alternatif haline geldi. Çünkü şu ana kadar boru gazı hem süreklilik hem de fiyatları açısından daha cazipti. Bu da Rusya yı, uzun dönemli kontratları, belli tüketicilerle yeniden değerlendirmesi yoluna itti ki Türkiye, ile de bu koşulları belli ölçülerde iyileştirmeye çalıştı. Daha da muvaffak olabilir mi göreceğiz ama hem fiyat hem de bu miktar farklarından kaynaklanan almadığımız gazın ödediğimiz parasında belli indirimler alma konusunda bir nevi mesafe kat etmeye muvaffak oldu. Bunlar belki Rusya nın, ABD nin, Türkiye nin ve diğer üreticilerin temel hamlelerini ve stratejilerini değiştirmelerini sağlayacak gelişmelerdi. Bu gelişmeler olurken Türkiye nin konumunu nereye koymamız lazım? Özellikle doğalgaz ve enerji piyasaları açısından? Avrupa piyasalarında bir belirsizlik var. Türkiye den geçmesini düşündüğümüz projelerde, her girişiminde başarılı oldu ve sene sonra 60 bcm lik bir satış yapma pozisyonuna geldi. En kötü projeksiyonlu bir doğalgaz senaryosunda bile bcm lik bir pazar mevcut orada. Rusya nın satışı 180 bcm. Norveç in mevcut satışı 100 bcm. Her ikisinin de belli oranlarda pazar kaybetmek ancak satışlarını yükseltmek istediği senaryosu ortaya çıkabiliyor. Bu en iyi senaryoda Türkiye den geçen gaz; toplam pazar iken 60 oluyor. Bunun bir jeostratejik önemi var mı? Hiç yok. Neden yok? Çünkü siz 60 bcm gazı göndermeseniz, AB bu işi tek başına çözebilecek altyapıya sahiptir. Bunun detaylarını başka mecralarda da tartışmak lazım çünkü AB nin enerji güvenliği bu konuda hem çok çeşitlenmiştir, hem de nükleerin, yenilenebilirin ve bio kaynakların etkisi ile sıkıntısını çözebilecek konumdadır. Peki bu Türkiye den geçecek boru hatlarının ve bu 60 bcm lik gazın ne anlamı var? Bu kadar uğraşmaya değer mi? Çünkü siz buraya enerjinizi harcadıkça başka yerlerden yapacağınız pazarlık gücünüzden oluyorsunuz, buradan pazarlık gücü yaratmaya çalışırken de enerjinizi sarf ediyorsunuz. Türkiye nin bu girişimleri talep boyutunda değil de 57

58 arz boyutunda anlamlıdır. Çünkü talep boyutunda biz AB yetkilileriyle görüştüğümüzde, Türkiye bunu silah olarak kullanacak (ki bu gerçekçi bir endişe de değil). Böyle bir şey mümkün değil çünkü öyle bir imkân yok, anlamı da yok. Ancak bu gerçeklikten kopup bir söylem haline geldi ve herkes de buna inanmaya başladı. Bunu bizim AB ye çok iyi ifade etmemiz lâzım. Kullanmak isteseniz de kullanacak durumda değilsiniz. Ancak arz boyutuna baktığımızda Türkiye nin önemli avantajlarını görüyoruz. Nedir bu arz boyutu? Bu esnada şunu da belirtmek istiyorum. Rusya ile Türkiye belli projeler bazında birbirine rakip gibi görünür ama değildir. İşbirliği imkânları çoktur doğalgazda. Ve bu işbirlikleri de yapılmaktadır. Örneğin Güney Akım Projesi dediğimiz, Karadeniz i geçecek, Bulgaristan a varacak, Avrupa ya ulaşacak, Türkiye nin boru hatlarını ekarte edecek. Bu hattın anlamı aslında Rusya nezdinde talep güvenliğinin pekiştirilmesidir. Biz nasıl alıcılar anlamında arz güvenliğinden bahsediyorsak satıcılar için de talep güvenliği söz konusudur. Rusya dan Avrupa ya giden doğalgazın %80 i Ukrayna, kalanı da Beyaz Rusya üzerinden gitmektedir. Böyle baktığımızda 2009 da başka bir ilk daha yaşadık. Avrupa ile Rusya nın arasındaki gaz ticareti tarihinde, ilk defa gaz akışında bir kesiklik oldu. Bunun detaylarını hep birlikte takip ettik. Timoşenko nun kendisinin planlayarak ve muazzam bir biçimde yöneterek, Rusya nın başına bir ay uykusuzluk verdiler ki bu onların alışık olmadığı bir durumdur. Bu sorun tarihte ilk defa Rus gazının akışının kesilmesi olarak not düşüldü. Rusya nın önceliği nedir? Ukrayna ya olan transit bağımlılığını azaltmaktır. Rusya ne yaptı? Kuzey Akım projesini öne sürdü. Ki Stockman dan üretilecek doğalgazı aşağıya indirip Finlandiya açıklarından Almanya ya ulaştırma projesidir. Bunda ulaştırma konusunda başarılıdır ancak, üretim konusunda çok başarılı olamamıştır finanssal sorunlar nedeni ile. Çünkü Stockman daki üretimde Norveç ve Fransız firmaları ile ortaklık kurdular. İlk defa %50 verdiler. Ancak her iki Avrupalı firma da küresel finanssal krizin belirsizliğinde bunu askıya aldılar. Ancak bu boru hattı şu an ilerlemektedir. Finlandiya açıklarını aşmıştır ve günde 2,5-3 km hızla borular döşenmektedir. Yakın zamanda da Almanya ya ulaşacaktır. Ne anlamı vardır bunun? Stockman dan gaz gelmese de Yaman dan gelecek 58

59 gazı Ukrayna yı es geçerek buraya belli ölçülerde kanalize etme imkânı vardır. Diğer bir ikinci projesi yine direk olarak Türkiye yi hedef almamaktadır. Ukrayna ya olan gaz bağımlılığını azaltmak içindir. Güney akım projesinde Türkiye nin jeostratejik önemi olup olmadığını anlıyoruz. Bu projenin Karadeniz den geçmesi için ya Türkiye nin ya da Ukrayna nın onay vermesi gerekmektedir. Boru hatlarının hayata geçirilebilmesi 200 millik münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı konuları Karadeniz deki gibi son derece iyi tanımlanmışsa hukuki olarak kıyıdaş ülkenin iznini almak zorundasınız. Türkiye bu izni vermeyebilirdi, ama verdi. Aynı dönemde şöyle bir gelişme oldu Ukrayna da, rejim değişti. Rusya için son derce ılımlı bir rejime doğru gidildi. Bu koşullarda Güney Akım a bu kadar para yatırmanın anlamı var mı? Rusya şu anda bunu tartışıyor. Gelelim biraz aşağıya Hazar Bölgesi, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Afrika ya. Buradaki doğalgaz piyasalarına baktığımızda Türkiye için en önemli ülke Azerbaycan dır. Neden? Çünkü mevcut bir anlaşmanız vardır, Şah Deniz 1, bunun üzerine ikincisini yapmışsınızdır, Şah Deniz 2. BOTAŞ yetkilileri ve TPAO yetkilileri şu anda üçüncüsünü yapmış olduklarını düşünüyorlar bunu da yakında açıklarlarsa biz de inanacağız. Bu üçünün toplamı en az 6 bcm den başlar 15 bcm e kadar çıkacaktır. Bu da Türkiye den geçecek (ki bu Nabucco ise) bunun yarısıdır ki önümüzdeki 8-10 senelik gaz ihtiyacıdır bu Nabucco nun. Eğer ki bunu siz Türkiye-Yunanistan-İtalya hattına verecekseniz tam kapasiteyi verebilirisiniz. Bu anlamda başlangıç gazı açısından büyük bir sorununuz yoktur Azerbaycan ile büyük bir sorun yaşamadığınız sürece. Onun dışında Türkiye deki arz odaklı bakış açısı özellikle İran, Kuzey Irak ta ve alternatif tedarikçilerde (Mısır ve Katar) ortaya çıkıyor. Hasan bey in söylediği bir husus vardı, Hazar ın statü sorunu ile ilgili. Bu seçeneklerden sadece bir tanesidir, önemlidir fakat çözülemez. Çünkü Hazar ın statü sorununun çözülmesi iki şekilde mümkündür: ya bu sorun uluslararası arbitraja gidecek ve beş ülke diyecekler ki biz üst mahkemenin verdiği kararı tanıyacağız, ya da beş ülke anlaşarak kendi aralarında bir paylaşım yapacaktır. Her iki durumda beş ülkenin de anlaşması gerekiyor ise, bu beş ülkeden biri Rusya diğeri de İran ise, kendi içinde önemli sorunlar yaşayan Azerbaycan ve Türkmenistan ise 59

60 anlaşmanın mümkün olmadığını görüyoruz. O zaman ikinci seçenek Orta Doğu, Avrasya ve Afrika bölgelerinde jeopolitik önemi en yüksek ülke İran dır. Çünkü İran a baktığınızda İran bir körfez ülkesidir, Hazar Denizi ne kıyısı vardır, Türkiye eğer Avrupalı ise Avrupa komşusudur, İran aynı zamanda Türkmenistan üzerinden Çin e uzanabilir, aynı şekilde Pakistan ve Afganistan üzerinden uzak piyasalara ulaşabilir. İran ın bundan öte sunduğu anlam, İran size Hazar ın statü probleminin çözülmesini beklemeden Türkmen gazının Türkiye ye gelmesini sağlar. Bunu da yapmaktadır. Türkmenistan dan İran a uzanan bir doğalgaz boru hattı vardır, şu günlerde ikincisini inşa etmektedirler. Aynı zamanda Ermenistan ile bir doğalgaz boru hattı yapmıştır. Bu hat çalışmaktadır. Aynı dönemde de Türkmenistan gazı Tebriz-Erzurum hattına bağlanarak Bakü hattı ile de birleşebilmektedir. Buradaki ticaretin artmamasının sebebi İran ın 2009 a kadar yaşadığı üretim sorunudur. İran petrol üretiminde OPEC kotasını tutturmak için doğalgaz enjekte eder. Doğalgaz altyapısı çok gelişmemiştir. Bu da hepimizin kabul ettiği bir şeydir. Bu da 2009 dan itibaren gelişmektedir. Bütün boru hatları tamamlanmaktadır. Bombalanmadığı sürece de çalışmaya hazırdır. Bu hatları tamamlandığında ise Türkmenistan gazının Türkiye ye uzanması da mümkündür. İran ın doğalgaz üretimini artırması mümkündür. Firmalar inanılmaz gelişmeler kaydetmişlerdir. Gelelim Irak a. Kuzey Irak ta önemli gelişmeler oldu. Türk firmaları Norveçli ve diğer firmalar ile iyi üretim yataklarında iyi paylar ile anlaşma sağlamışlardır. En basitinden Kuzey Irak taki Akkas bölgesinden 6-8 bcm gaz çıkması ve bunun taşınması çok olasıdır. Burada üretim yapacak firmalardan iki tanesi Nabucco nun aynı zamanda ortağıdır. Böyle baktığınızda 6 bcm çok olası görünüyor. Bunlara baktığınızda, Türkiye Orta Doğu da çok önemli açılımlar yapıyor. Bunların enerji boyutu var mıdır? Tabii ki vardır. Suriye ve Lübnan ile belli ilişkileri düzgün tutar ise bu iki ülkeyi Kuzey ırak ve İran daki doğalgaz boru hattı ile birleştirir ise bugün için Mısır dan İsrail e uzanan Arap doğalgaz boru hattının bu saydığımız ülkelerden gelerek Akkas gazı ile birleşerek Türkiye üzerinden geçmesi söz konusudur. Burada gaz var ya da yok, Mısır bunları verir mi vermez mi bunlar ayrı tartışmalardır. Ancak doğalgaz boru hatlarından bu noktada 60

61 baktığımız tablo karşımızda bu şekilde belirmektedir. Bu tabloyu çizdikten sonra toparlamak istiyorum. Buradaki riskler nelerdir? İran önemli bir risktir. Çünkü İran ın bugün 300 kg lık uranyum dışında da sorunları vardır. Türkiye için İran sız bu tabloyu tamamlamak çok kolay değildir. Kuzey Irak ta, Irak ta hükümet kuruldu-kurulmadı, enerji yasası çıktı-çıkmadı bu gelişmeler risktir. Saldırılar bir risktir. Ama siz enerjide petrol ve doğalgaza baktığınızda bu riskin her yerde çok çok daha yüksek olduğunu görüyorsunuz. Örnek; Nijerya ve Sudan. Buradan petrol de çıkıyor, satılıyor da. Burada Türkiye nin bu girişimlerinin sonuç verip veremeyeceğini önümüzdeki 10 yıl içerisinde göreceğiz. Ama tekrar altını çiziyorum; en önemli sıkıntı talep boyutunda ortaya çıkabilir. Çünkü AB de bu tablonun ve gaz piyasalarının yarattığı tedirginlik bir nevi gazdan kaçsak mı sorusunu her kurumda uyandırmaktadır. Şu an için bunlar tartışılmaktadır. Eğer talep boyutunda büyük artışlar olmayacak ise bütün bu projeleri belki de çok gevşek boyutta değerlendirmek lazım. Ya da bu projelerin yaratacağı mücadeleleri Türkiye-Rusya-İran ilişkileri açısından ve Türkiye-İran-Katar, çünkü Katar, İran ve Suudi Arabistan LNG piyasalarında çok daha fazla rekabet edecekler. Bunların daha da yoğunlaşacağını varsayabiliriz. Çok teşekkür ediyorum ilginiz için. 61

62 62

63 İKİNCİ OTURUM YÜKSELEN GÜÇ HİNDİSTAN IN ENERJİ GÜVENLİĞİ ANLAYIŞI Yrd.Doç.Dr. Mert GÖKIRMAK 1 Rudyard Kipling, henüz Hindistan bir İngiliz kolonisiyken uzun yıllar bulunduğu bu ülke hakkında pek çok eser vermiş, onu tanımaya çalışmış ve Britanya İmparatorluğu nun son dönemlerinde yaşanan politik gelişmeleri romanlarına bir biçimde aksettirmiştir. Kipling in, bu konudaki en ünlü eserlerinden olan Kim adlı romanında, İngilizler adına çalışan Bengalli bir istihbarat görevlisinin ağzından (Hurree Chunder Mookherjee -Hurree Babu-) söylettikleri belki de Hindistan ın dün ve bugün içinde bulunduğu gerçeği en net yansıtan cümlelerdir. Babu kod adıyla tanınan bu karakter, Büyük Oyun herkes öldüğünde sona erecek, daha önce değil demektedir. Aradan geçen bir yüzyılı aşkın süre, bu sözleri haklı çıkartmış görünmektedir. Bugün Orta ve Güney Asya coğrafyasında yaşanan gelişmeler, 19. yy.daki büyük oyunun farklı gerekçelerle, daha da çeşitlenmiş bir oyuncu kadrosuyla ve daha geniş bir sahnede halen devam ettiğini açık bir biçimde göstermektedir. Afganistan da yaşanan savaş, Sovyetler Birliği nin mirası üzerinde süren rekabet, Çin ve Hindistan gibi yükselen güçlerin uluslararası sistem içinde yeni arayışları, Rusya nın yeniden güç kazanmaya başlaması, İran ın ihtiraslı politikaları ve Hint Okyanusu nda yaşanan hegemonya mücadelesi, 21. yüzyıla damgasını vuracak gibi görünmektedir. Enerji kaynakları üzerindeki rekabetin arka planı oluşturduğu bu ortamda, görünür olan dini ve etnik gerilimler ile askeri konuşlanmalardır. Kuşkusuz bu sahneyi yalnızca çatışma üreten bir yapı olarak okumak yerine; yeni işbirlikleri oluşturan, yapıcı diyalogları mümkün kılan, küresel boyutta ticari ortaklıkların ve fırsatların ortaya çıktığı yepyeni bir süreç olarak görmek de tercih edilebilir, ancak bu yaklaşım maalesef oldukça naif ve iyimser kalmaya mahkûm görünmektedir. Nitekim yalnızca Asya da değil, politik ilişkilerin daha itidalli sürdürüldüğü Avrupa da dahi enerji kaynaklarıyla ilişkili gerilimler artmaktadır. Örneğin; Rusya ve Ukrayna 1 Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi 63

64 arasında gaz fiyatları üzerinden yaşanan anlaşmazlık, Alman basını tarafından derhal 21. Yüzyılın İlk Savaş İlanı olarak yorumlanabilmektedir. Aynı şekilde Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski nin, 2006 yılında savunma bakanlığını yürüttüğü esnada, Kuzey Akım boru hattı projesini İkinci Dünya Savaşı nın başlangıcındaki (1939) Molotov-Ribbentrop Sözleşmesi ne benzetmesi, bu konudaki algılamaları açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumda göstermektedir ki, ülkelerin ticaret yapmasının, diğer devletlerin topraklarına el koymaktan daha karlı olabileceğine ilişkin görüşler giderek kırılgan bir hal almaktadır. Savaşın, dış etkilere açık ve demokratik ülkeler açısından, gerçekleşme olasılığının giderek azaldığına ilişkin görüşler giderek daha fazla sorgulanmaktadır. Dolayısıyla, dünyanın en kalabalık demokrasisi kabul edilen Hindistan ı liberal şablonlar üzerinden okumanın gerçekçi olup olmadığı tartışılmak durumundadır. Ayrıca yukarıda dile getirilen idealist yaklaşımın üçüncü dünya ülkelerini demokratik ülkeler içinde kabul etmemesi (Bkz. şeffaflık endeksleri, başarısız devlet endeksleri, vb.), Güney Asya coğrafyasını ve Hindistan ı realist bir bakış açısıyla okumayı zorunlu hale getirmektedir. Bu bağlamda, dünya nüfusunun hızla yükseldiği, demografik yoğunlaşmanın Hindistan ve Çin ekseninde arttığı ve kaynakların giderek azaldığı bir dünyada, ekonomik işbirliklerinin bir süre sonra rekabete ve politik sürtüşmelere dönüşme ihtimali oldukça yüksek görünmektedir. Bu tabloya eski dünyanın büyük güçlerinin (ABD, AB ve Rusya), uluslararası sistemdeki konumlarını terk etmemek için gösterecekleri direnç de eklendiğinde, önümüzdeki süreç büyük ölçüde kendini belli etmektedir. Karl Von Clausewitz in, Savaş Üzerine adlı yapıtında dile getirdiği Savaş, politikanın farklı araçlarla sürdürülmesidir tanımlaması akılda tutulmak zorundadır. Savaşın, yalnızca siyasî bir evre değil, aksine gerçek bir politika aracı ve siyasal ilişkilerin devamı olarak görülmesi, enerji güvenliği konusunda da geçerlidir. Bu şartlar altında yükselen bir güç olarak Hindistan, hızla büyüyen ekonomisini ve nüfusunu, keskinleşen rekabet koşulları içinde ayakta tutmaya çalışmaktadır. Ekonomik gücünün kaynağını ve askeri kabiliyetlerinin imkânlarını ise güvenle elde edebileceği enerji 64

65 kaynakları oluşturmaktadır. Başka bir deyişle Hindistan ın ucuz, sürekliliği olan, çeşitliliği sağlanmış, güvenli, yeterli ve temiz enerji kaynaklarına ulaşabilmesi hayati önemdedir. Hindistan ın enerji tüketim miktarlarını değerlendirdiğimizde oldukça etkileyici bir resimle karşı karşıya kalırız. Son yıllarda Hindistan ın enerji tüketimi dünyadaki diğer devletler ile karşılaştırıldığında, çok daha hızlı bir artış göstermiştir. Rakamsal olarak ticari enerji kaynakların tüketimi, son kırk yılda %700 oranında artmıştır. Nüfus artışı, büyüyen bir ekonomi ve yaşam kalitesindeki iyileşme ile beraber, Hindistan ın enerji kullanım oranlarının gelecekte daha da hızlı bir şekilde artması beklenmektedir. Yeni bir %700 lük artışın 40 yıl değil, önümüzdeki 25 yıl içinde olacağı öngörülmektedir. Ancak, enerji talebindeki büyük artışa rağmen, kişi başına tüketim halen gelişmekte olan diğer ülkeler ile kıyaslandığında Hindistan için oldukça düşüktür. Şu an için kişi başına enerji tüketimi yılda 400 KW saattir. Bununla beraber başta kömür olmak üzere Hindistan temel enerji kaynaklarında üretici olarak büyük gelişme göstermektedir. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda önemli bir potansiyele sahiptir. Danimarka, Almanya, İspanya ve ABD den sonra dünyanın beşinci büyük rüzgâr enerjisi üreticisidir. Ayrıca küçük hidroelektrik barajlar, biokütle ve güneş enerjisi gibi farklı kaynaklar kullanarak, yenilenebilir enerji elde etme konusundaki bilgi birikimini ve deneyimini her geçen gün arttırmaktadır. Ülkenin sadece küçük barajlar kurarak oluşturabileceği MW lık bir potansiyelinin olduğu tahmin edilmektedir. Hindistan, bugün dünya nüfusunun %15 inden fazlasını barındıran ve yüksek büyüme oranıyla enerji ihtiyacı giderek artan bir ülke durumundadır yılı itibariyle ABD, Çin ve Japonya dan sonra dünyanın dördüncü büyük petrol tüketicisidir. Küresel ekonomik krize rağmen Hindistan ın enerji talebi yükselmeye devam etmiştir. Önümüzdeki yıllarda Hindistan da talep patlaması beklenen otomobil sektörü nedeniyle, enerji ihtiyacının yalnız sanayi de değil, son kullanıcı oranları dikkate alındığında, ulaşım sektöründe de hızla artacağı öngörülmektedir. 65

66 Bununla birlikte Hindistan, artan talebin hepsini karşılayacak miktarda enerji kaynağından yoksundur. Enerji açığını bir yandan gerekli enerjiyi ithal ederek karşılamaya çalışmakta, özellikle LNG (Likit Doğalgaz) temini için anlaşmalar ve tesisler yapmakta, diğer yandan da ülkede geniş çapta petrol ve doğalgaz arama ve üretim projeleri yürütmektedir. ABD Enerji Bakanlığı na (EIA) göre Hindistan, enerji tüketiminin büyük bir kısmını (%40) kömürden karşılamaktadır. Yanıcı yenilenebilir kaynaklar (Katı Biokütleler, odun kömürü, bio-gaz, likit bio-yakıtlar) ve atıklar %27 ile ikinci büyük kaynağı oluşturmakta, petrol ise toplam enerji tüketiminin %24 üne yakın kısmına karşılık gelmektedir. Doğalgaz %5,5 un biraz üzerinde bir oran ile küçük miktarda yer tutmakta, aynı şekilde hidroelektrik %2 ye varan ve nükleer enerji %1 e yaklaşan oranları ile Hindistan ın enerji ihtiyacını karşılamada henüz belirleyici olamamaktadır. Güneş, rüzgar, jeotermal ve dalga enerjisi gibi diğer yenilenebilir kaynaklar ise, Hindistan ın enerji kullanım kaynakları içinde %0.5 den daha az yer almaktadır. Bununla birlikte söz konusu kaynakların geliştirilmesi konusunda ciddi projeler üretilmektedir. Bugün nükleer güç Hindistan ın enerji kaynakları arasında küçük bir yer tutsa da, önümüzdeki yıllarda bu enerji kaynağının kullanım oranı giderek artacaktır. Uluslararası ortaklıklar ile Hindistan, yeni nükleer santraller inşa etme kararı almıştır. Sivil alanda nükleer enerjinin kullanımına yönelik bu tür kararların alınması bir zorunluluk halini almıştır. Bu durum Hindistan ın karşı karşıya olduğu enerji sorununu anlamak açısından önemlidir, çünkü bugün Hindistan enerji ihtiyacının %30 unu ithal etmek zorundadır. Yeni kaynaklar bulunmadığı takdirde, kısa bir sürede ithalat oranlarının yüksek seviyelere çıkma riski bulunmaktadır. EIA nın verilerine göre, günümüzde Hindistan ın yalnızca %65 lik bir kısmı elektriğe ulaşmış durumdadır. Şehirlerde bu oran %93 e çıkmakla beraber, kırsal kesimde %50 lerde kalmaktadır. Başka bir deyişle, Hindistan da kabaca 400 milyon insan elektriğe ulaşamamaktadır. 66

67 Hindistan ın Petrol Kaynaklarını Temini ve Kullanımı Petrol ve Gaz dergisi (Oil & Gas Journal) verilerine göre, Ocak 2010 tarihi itibariyle Hindistan ın yaklaşık 5.6 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervi bulunmaktadır. Bu rezerv miktarı ile Hindistan, Asya- Pasifik bölgesinde, Çin den sonra gelen ikinci büyük petrol kaynağına sahiptir yılı rakamlarıyla, ülkede bulunan 3600 kuyudan, günde ortalama 880 bin varil petrol çıkartılmakta, 680 bin varili ham petrol olarak tüketime sunulmakta, kalan kısım diğer sıvılar ve petrokimyasal ürünlerin üretimi için kullanılmaktadır. Hindistan dünyanın dördüncü büyük petrol tüketicisi olarak, 2009 yılı rakamlarıyla günde 3 milyon varil petrol tüketmektedir. EIA nın beklentilerine göre, 2011 yılına kadar bu miktara her yıl, günlük varil daha eklenecektir. Hindistan da giderek artan petrol tüketimine karşın, düz bir seyir izleyen üretim artışı, enerji ithalatını arttırmaktadır. Belli başlı petrol ürünlerinde Hindistan ın dışa bağımlılığı giderek yükselmektedir yılı rakamlarıyla Hindistan, dünyanın altıncı büyük petrol ithalatçısı durumundadır. Günde 2.1 milyon varil petrolü, başka bir deyişle petrol tüketiminin yaklaşık %70 ini ithal etmektedir. EIA nın tahminlerine göre Hindistan 2025 yılına kadar, ABD, Çin ve Japonya nın ardından dünyanın en büyük dördüncü petrol ithalatçısı olacaktır. Hindistan ın ham petrol ithalatının yaklaşık %70 i Ortadoğu dan, ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve İran dan gelmektedir. Hindistan hükümeti Ortadoğu kaynaklarına yönelik bu coğrafi bağımlılıktan 67

68 memnun değildir, ancak petroldeki sınırlı iç üretim nedeniyle bu bağımlılığın artması beklenmektedir. Hindistan ın petrol ithalatındaki kaynak ülke ve oranlarına bakacak olursak; S.Arabistan %18, İran %16, Kuveyt %10, Irak %9, BAE %8, Nijerya %8, Angola %5, Venezüella %4, diğerleri %22 şeklindedir. Hindistan daki petrol sektörü ve piyasası daha yakından analiz edildiğinde, son yıllarda yapılan yasal düzenlemelere ve yabancı yatırımları teşvik eden kanunlara rağmen, ağırlıklı olarak devlet mülkiyetindeki şirketlerin kontrolünde olduğu görülmektedir. Hint Petrol ve Doğalgaz İşletmesi (ONGC) ülkedeki en büyük petrol şirketi konumundadır. Bu şirket Hindistan daki petrol arama ve üretim (upstream) çalışmalarını büyük oranda kontrolünde tutmaktadır. Yine bir devlet işletmesi olan Oil India Limited (OIL) ise ondan sonra gelen ikinci büyük petrol üreticisi durumundadır. Diğer büyük devlet şirketleri ise Indian Oil Corporation (IOC) ve Gas Authority of Indian Limited (GAIL) dir. Devlet şirketleri dışında özel sektörde gelişme gösteren ve petrol sektöründe önemli bir oyuncu olmaya başlayan şirketler ise başta Reliance Industries Limited olmak üzere, İngiltere deki Cairn Energy nin Hindistan daki şirketi olan Cairn India ve BG Exploration dır. Petrol ithalatçısı bir ülke olarak Hint hükümetinin en önemli hedefi iç petrol arama ve üretim faaliyetlerini arttırmak olmaktadır. Bu nedenle Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı, derin deniz petrol ve gaz araştırma girişimlerine destek vermekte ve 2000 yılında çıkardığı Yeni Keşif Lisans Politikası yasası ile yabancı firmalara mülkiyet hakkı olarak (en azından ilk dönemler için) %100 e varan izinler düzenlemektedir. Buna rağmen bugün için yabancı yatırım halen istenen seviyede değildir ve uluslararası petrol ve gaz şirketleri şu an için küçük bir sahada faaliyet göstermektedir. Benzer bir durum petrol dağıtım ve pazarlama (downstream) alanında da görülmektedir. Burada da devlet mülkiyetli şirketler hâkim konumdadır. IOC bu faaliyetlerde en büyük kamu şirketi olarak öne çıkmaktadır. Hindistan daki 18 rafinerinin 10 u IOC a ait durumdadır. Ülke içindeki petrol boru hattı (dağıtım) ağının ise %75 ini kontrol etmektedir. Özel sektörde ise Reliance Industries Limited şirketi,

69 yılında Hindistan ın ilk özel mülkiyete sahip rafinerisini açmış ve petrol sektöründe giderek artan bir pay elde etmeye başlamıştır. Hindistan ın petrol arama ve üretim potansiyeli bağlamında bir değerlendirme yapıldığında, ülkenin petrol rezervlerinin ülkenin batısında yer alan off-shore alanlar ve kuzey doğusunda bulunan onshore alanlar olarak dağıldığı görülmektedir. Bununla beraber, ülkenin gerçek anlamda en zengin rezervlerinin bulunduğu bölge, Bengal Körfezi ve Rajasthan eyaletidir. Üretim faaliyetleri ise bugün Mumbai High (Bombay) off-shore petrol üretim alanında yoğunlaşmaktadır. Mumbai nin kuzey batısındaki bu üretim alanı ONGC tarafından işletilmektedir. Hindistan ın diğer büyük petrol üretim alanı ise, Bengal Körfezi nde yer alan Krishna-Godovari dir. Bu bölgede Reliance Industries Limited tarafından işletilen D6 no lu alan faal durumdadır. Bu alan 2008 Eylül ayından itibaren işletilmeye alınmıştır. Hindistan hükümetinin arama ve üretim projelerini geliştirmek için kullandığı temel mekanizma, NELP programlardır. NELP VIII, Nisan 2009 da uygulamaya geçirilmiş ve yaklaşık 1.1 milyar $ lık bir yatırım çekilmesi mümkün olabilmiştir. NELP IX ise 2010 un üçüncü çeyreğinde başlatılmıştır. Hindistan daki devlet şirketlerinin ve uluslararası şirketlerin ülkenin egemenlik sahası altındaki bölgelerde petrol ve doğalgaz bulması ve üretmesi önemli gelişmeler olmak birlikte, Hindistan ın enerji ihtiyacının karşılanması için ülke dışında da bu faaliyetlerin yürütülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, ONGC Videsh Limited (OVL), ONGC nin denizaşırı yatırım kolu olarak ortaya çıkmakta ve 13 ülkede petrol ve doğalgaz arama ve üretim işlemlerini yönetmektedir. Bu ülkeler arasında; Vietnam, Myanmar, Rusya (Sakhalin Adası), İran, Irak, Sudan, Brezilya ve Kolombiya yer almaktadır. OVL nin en büyük yatırımlarından biri, 1997 den beri Sudan da petrol arama ve üretim faaliyeti yürüten Greater Nile Petroleum Operating Company (GNPOC) daki ortaklığıdır. OVL, 2003 yılında %25 lik bir hisse ile bu şirkete dâhil olmuştur. Böylece China Petroleum Company (CNPC) nin %40 lık ve Petronas Şirketinin %30 luk payı yanında, dengeleri etkileyebilecek önemli bir paya sahip olmuştur. Şirkette Sudan National Oil Company (SUDAPET) nin ise %5 lik bir hissesi bulunmaktadır. GNPOC bugün Sudan da 10 petrol sahasından günlük kabaca

70 varil petrol çıkaran ve 1 milyar varilden fazla ispatlanmış rezerve sahip bir şirket durumundadır. Arama ve üretim (upstream) faaliyetlerine ek olarak, aynı zamanda 935 mil uzunluğunda bir petrol boru hattı işleterek, üretilen petrolü ihraç etmek için Port Sudan a pompalamaktadır. OVL ayni zamanda Rusya da Sakhalin-1 projesinde üretim yapan Exxon-Mobil konsorsiyumunda da %20 lik bir hisseye sahiptir. Bununla birlikte, ONGC dışındaki diğer Hint petrol şirketleri de aktif biçimde ülke dışındaki petrol arama ve üretim projelerinde yer almaktadırlar. Örneğin, OIL şirketi, Libya, Gabon; Nijerya ve Sudan gibi pek çok ülkede yatırım yapmaktadır. Hindistan daki arama ve üretim (upstream) faaliyetleri yanında dağıtım ve pazarlama (downstream) ile petrol işleme (rafineri) faaliyetlerine bakıldığında, Petrol ve Gaz dergisi (Oil & Gas Journal) verilerine göre, 18 rafinerisi ile Hindistan günde 2.8 milyon varil ham petrolü işleyebilmektedir. Bu rafineri kapasitesi ile Hindistan dünyada beşinci sıradadır yılında, özel sektör işletmesi olan Reliance Industries Limited, ABD den Bechtel Şirketi ortaklığı ile Jamnagar daki petrol işleme tesislerine ek olarak yeni bir rafineri kurmuş ve günlük varillik rafineri kapasitesini, 1.24 milyon varile çıkartmıştır. Jamnagar daki rafineri ve depolama tesisleri, dünyada tek bir bölgede inşa edilmiş en büyük rafineri tesisleri olarak bilinmektedir. Tek bir yerde bu miktarda petrol işlenmesi muazzam bir endüstriyel girişim olmuştur. Ayrıca, Rajasthan ın Barmer bölgesinde çıkartılan ham petrolün de bir boru hattı inşa edilerek Jamnagar a getirilmesi planlanmaktadır. Bu gerçekleştirildiği takdirde, ileride rafinerinin ham petrol işleme kapasitesinin daha da arttırılacağı ve ilave tesisler inşa edileceği öngörülmektedir. Ancak şirket bu yatırımlarının konumlandırılması ile ilgili olarak Hindistan medyasında ciddi eleştirilere de uğramaktadır. Jamnagar tesislerinin Pakistan sınırına çok yakın olması ve olası bir savaş durumunda Hindistan ın en büyük ve hayati rafineri tesisinin kolaylıkla devre dışı bırakılabilmesi, ulusal güvenlik açısından son derece tehlikeli görülmektedir. 70

71 Bununla birlikte, Hindistan da projelendirilen tek rafineri tesisi Reliance Industries Limited-Bechtel ortaklığına ait olan değildir. Diğer önemli rafineri projelerine bakıldığında, Esso Oil in Vadinar rafinerisinin günlük varil işleyebilecek bir kapasiteye çıkartılmakta olduğu, Bharat Petroleum Company ve Oman Oil Company Limited Ortaklığı ile 2011 e kadar Bina da günde varil ham petrol işleyebilecek çevreci bir rafineri (greenfield refinery) inşa edilmekte olduğu görülmektedir. Benzer şekilde India Petroleum Corporation Limited şirketi de, 2014 de tamamlanması planlanan ve günde varil ham petrol işleyecek yeni bir rafineri kurmaktadır. IOC nin Paradeep rafinerisi ise 2015, yılında tamamlandığında günde varil ham petrolü işleyebilecek bir büyüklükte olacaktır. Tüm bu projeler bir araya getirildiğinde, Hindistan ın 2015, yılında bugünkü kapasitesine ek olarak günde varil daha petrol işlemesi planlanmaktadır. Hindistan, bulunduğu bölge itibariyle işlenmiş petrole ve petrol ürünlerine yönelik talebin giderek artacağını öngörmektedir. Bu nedenle rafineri yatırımlarına hız vermiştir ve gelecekte yeni rafineri projelerinin de gündeme gelmesi söz konusudur arasını hedef alan 11. beş yıllık kalkınma planlarına bakıldığında, Hindistan ın rekabetçi ve hırslı bir rafineri programı olduğu görülmektedir. Bir başka deyişle, ülkenin bir rafinaj güzergâhı haline getirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Petrol endüstrisi uzmanları Hindistan ın, yakın bir gelecekte Asya ya rafine edilmiş petrol ihraç eden en önemli merkez haline geleceğini iddia etmektedirler. Rafine edilmiş ham petrol ve ürünleri ile ihracat merkezi olmayı hedefleyen Hindistan, ülke içinde de sübvansiyonlar ve birtakım idari kararlar ile iç piyasayı koruma ve düzenlemeye çalışmaktadır. Uluslararası petrol fiyatları pazar temelli fiyat mekanizmaları ile belirlenmesine rağmen Hindistan, dizel, benzin, karosen ve diğer birçok petrol ürününü yüksek düzeyde sübvanse ederek ülke içi fiyatları yönlendirmektedir. Buna ek olarak, uygulanan vergi sistemi ile ham petrol ve petrol ürünlerinin farklı düzeylerde fiyatlanması yapılmaktadır. Petrol endüstrisini analiz eden uzmanlara göre, bu politikalar esas olarak Hindistan da tüketiciyi ekonomik yönden korumak amacıyla yapılıyor olsa da, bunu aşan sonuçlar ortaya 71

72 çıkmaktadır. Hindistan ın devlet mülkiyetindeki petrol şirketlerinin belli kayıplara, dolayısıyla zarara razı edilmesi, özel şirketlerin maliyetler nedeniyle iç piyasada varlık gösterememesine ve özel şirketlerin ürünlerinin uluslararası piyasaya satılmaya zorlanmasına sebep olmaktadır. Bu durum, uluslararası ekonomi uzmanları tarafından Hindistan ın iç piyasasını korumak amacıyla ticareti saptırıcı politikalar izlediği şeklinde yorumlanmaktadır. Örneğin, vergilendirme sistemi nedeniyle dizel fiyatları diğer benzin türlerinden belirgin bir biçimde aşağıya düştüğü için, yılları arasında dizel tüketiminin %20 oranında arttığı tespit edilmiştir. EIA raporlarına göre, bunun Hindistan a yüklediği ciddi bir maliyet de söz konusudur mali yılında, yakıt fiyatlarındaki sübvansiyonlar nedeniyle Hindistan maliyesinin uğrayacağı zararın 23 milyar $ olacağı tahmin edilmektedir. Ancak bu zarara karşın Hindistan, ulusal güvenliği açısından tüketici ve sanayisini korumayı daha ön planda tutmaktadır. Hindistan ın ulusal enerji güvenliğinin sağlanmasında, petrol sektöründe alınan önemli kararlardan biri de, devletin Stratejik Petrol Rezervi (SPR) oluşturmasıdır. İlk depolama tesisi olarak kurulan ve 2011 yılı sonunda bitirilmesi beklenen Visakhapatnam daki tesis, yaklaşık 9.8 milyon varil, başka bir deyişle 1.33 milyon ton ham petrol depolayabilecek kapasitede olacaktır. İkinci bir tesis Mangalore de inşa edilecektir. Kapasitesi 11 milyon varil (1.5 milyon ton civarı) olan bu tesisin, 2012 sonunda bitirilmesi planlanmaktadır. Üçüncü bir tesis ise Padur da inşa edilecek ve o da 2012 sonunda bitirilmiş olacaktır. Kapasitesi yaklaşık 18.3 milyon varil (2.5 milyon ton) olan bu tesis ile Hindistan ın stratejik petrol rezervi önemli ölçüde depolanmış olacaktır. Şu anda ülkenin bu amaçla sahip olduğu herhangi bir ham petrol depolama tesisi olmadığı düşünülecek olursa, bu tesislerin Hindistan ekonomisi ve dolayısıyla ulusal güvenliği açısından ne kadar önemli olacağı anlaşılabilir. Bu durum aynı zamanda, Hindistan ın bölgesel ve küresel bir güç olarak önümüzdeki dönemde giderek daha ön plana çıkacak hamleler yapacağına ilişkin ipuçları da vermektedir. SPR projesinin uygulanma süreci ve ana aktörlerine bakıldığında, operasyonun devlet kontrolündeki bir teşkilat olan Oil Industry Development Board (OIDB) in bir parçası olarak faaliyet gösteren 72

73 Indian Strategic Petroleum Reserves Limited (ISPRL) tarafından yürütüldüğü görülmektedir. Hindistan ın Doğalgaz Kaynaklarını Temini ve Kullanımı Petrol ve Gaz dergisi (Oil & Gas Journal) verilerine göre Hindistan, Ocak 2010 itibariyle yaklaşık olarak 38 Tcf (trilyon cubic feet) ispatlanmış doğalgaz rezervine sahiptir. EIA ya göre, Hindistan ın 2009 yılındaki üretimi ise 1.4 Tcf düzeyindedir ve bu miktar 2008 yılı üretim düzeyine göre %20 lik bir artışı ifade etmektedir. Hindistan ın Bengal Körfezi nde, özellikle Krishna-Godovari (KG) doğalgaz alanında büyük bir potansiyel olmasına karşın, ülkenin doğalgazının büyük bir kısmı Batı bölgesindeki off-shore sahalardan, özellikle Mumbai High daki yataklardan temin edilmektedir. Karada öne çıkan (on-shore) kaynaklar olarak ise, Assam, Andra Pradesh ve Gujarat eyaletlerinde yer almaktadır. Tüketim oranlarına bakıldığında ise, Hindistan ın 2009 yılı içindeki doğalgaz tüketimi kabaca 1.8 Tcf düzeyinde olmuştur ve bu miktar 2008 yılına göre, tüketimde 300 Bcf (billion cubic feet) lik bir artışı göstermektedir. Elektrik ihtiyacı, makine ve gübre sanayindeki hızlı büyüme nedeniyle önümüzdeki yıllarda gaz talebinde önemli artışlar öngörülmektedir, çünkü bu üç sektör Hindistan daki doğalgaz tüketiminin ¾ ünü oluşturmaktadır. Ayrıca Hindistan enerji güvenliğini güçlendirmek amacıyla enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışmakta, bu bağlamda doğalgaz tüketimi giderek artmaktadır. Başka bir deyişle doğalgaz, Hindistan ın enerji güvenliğinin daha önemli bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Hindistan ın doğalgaz üretiminin yıllar içindeki gelişimine baktığımızda istikrarlı bir seyir izlediğini söyleyebiliriz. Ancak bu artışa karşın talepteki artışın arzdaki artıştan yüksek olması, Hindistan ı 2004 yılından beri doğalgaz ithalatçısı bir ülke haline getirmiştir yılı itibariyle Hindistan ın toplam doğalgaz ithalatı 445 Bcf ye kadar çıkmıştır. Petrol sektöründe olduğu gibi, doğalgaz alanında da devlet şirketlerinin ağırlığı ve kontrolü vardır. Devlet şirketleri olan Oil and Natural Gas Corporation (ONGC) ve Oil India (OIL), ülkedeki ana doğalgaz üreticileridir. İstatistiklere göre, 2007 yılı verileriyle ONGC, 73

74 Hindistan da üretilen gazın %69 unu tek başına sağlamaktadır. Bununla birlikte, bazı yabancı şirketler, ortaklıklar (joint ventures) veya üretim paylaşım sözleşmeleri (PSC-Production share Contracts) vasıtasıyla doğalgaz arama ve üretim (upstream) faaliyetlerine katılmaktadır. Özel bir şirket olarak enerji alanında giderek yükselen Reliance Industries Limited in gelecek yıllarda doğalgaz sektöründe de büyük roller üstleneceği tahmin edilmektedir. Bunun sebebi, söz konusu şirketin 2002 yılında dünyada keşfedilmiş en büyük gaz yatağı olan Krishna Godovari deki (KG) işletme tesisleridir. Hindistan doğalgaz sektöründeki (downstream) uygulamalar, başka bir deyişle dağıtım ve pazarlama faaliyetleri de, yine devlet tarafından düzenlenmektedir. Belirlenmiş Fiyatlama Mekanizması (APM) adı altında yapılan fiyat ayarlamaları, ONGC ve OIL e ait sahalardan çıkarılan gazın düşük fiyatla halka arz edilmesini mümkün kılmaktadır. Ancak 2010 yılı Mayıs ayından itibaren fiyatlar bir düzenlemeyle iki katına çıkartılmış ve Hindistan ın en ucuz gazı, KG-D6 bölgesindeki gaz fiyatları ile aynı seviyeye getirilmiştir. Bu merkezi fiyat ayarlamaları ile Hindistan, iç enerji piyasasına belli bir istikrar getirmeye çalışmaktadır. Doğalgazın iletim ve dağıtım süreci üzerinde etkili olan kurum ise Hindistan Gaz Otoritesi Şirketi (GAIL) dir ve bu alanda neredeyse tekel durumundadır. Bununla birlikte, 2006 yılı Aralık ayında Hindistan petrol ve doğalgaz bakanı, yabancı yatırımcılara, özel yerli şirketlere ve ulusal petrol şirketlerine, boru hatları projelerinde %100 pay sahibi olabilecekleri şekilde izin verilebileceğini açıklamıştır. Ancak her ne kadar GAIL in doğalgaz iletim ve dağıtım sistemi üzerinde yasal uygulamalar ve zorlamalar ile bir tekel oluşturma niyeti olmasa da, şirketin mevcut doğalgaz altyapısında sahip olduğu üstünlüğü, bir başka şirket ya da konsorsiyumun bu alanda söz sahibi olmasını engellemektedir. GAIL in şu anki doğalgaz boru hattı ağı kabaca 4100 mil uzunluğundadır ve günlük iletim kapasitesi 5.2 Bcf (Billion cubic feet) düzeyindedir. Buna ek olarak GAIL, 3800 millik ek bir boru hattı sistemini 2012 ye kadar inşa etmeyi planlamaktadır. Bu gerçekleştiği takdirde şirketin iletim ve dağıtım kapasitesi günlük 10.6 Bcf düzeyine çıkacaktır. 74

75 Hindistan da doğalgaz üretiminin zirve noktasına arasında ulaşılabileceği öngörülmesine rağmen, ülkenin doğalgaz alanındaki arama ve üretim düzeyi, petrol çalışmaları ile karşılaştırıldığında daha olumlu ve yüksek seviyededir. Geçtiğimiz yıllar içinde Hindistan da pek çok büyük doğalgaz alanı bulunmakla birlikte başlıca doğalgaz rezervleri, Bengal Körfezindeki off-shore doğalgaz yataklarıdır. Bu bağlamda Oil and Natural Gas Corporation (ONGC) 2006 sonlarında Orissa eyaletinin kıyısındaki Mahanadi yatağında tahmini 3-4 Tcf lik bir doğalgaz rezervi, yine Aralık 2006 da Andra Pradesh eyaletinin kıyısındaki Krishna Godovari (KG) yatağında, KG-DOWN-98/2 bloğunda tahmini Tcf lik bir başka doğalgaz rezervi bulduğunu açıklamıştır. Diğer bir devlet şirketi olan Gujarat State Petroleum Corporation ise, KG yatağındaki KG-OSN-2001/3 bloğu olarak adlandırılan alanda tahmini olarak 1.8 Tcf lik bir doğalgaz rezervini ortaya çıkartmıştır. Devlet şirketlerinin kontrolündeki bu çalışmalar yanında özel sektör de Bengal Körfezi nde arama ve üretim faaliyetlerine katılmaktadır. Reliance Industries Limited (RIL) in idaresindeki KG-6 bloğu Nisan 2009 itibariyle tahmini olarak 11.5 Tcf lik bir rezerve sahip görünmektedir. KG-6 bloğunda başlangıç üretimi olarak günde 1.4 Bcf miktarında çıkartılan gazın yarısı elektrik santrallerine, kalanı da gübre ve LPG fabrikaları ile ülke gaz dağıtım ağına aktarılmıştır. Üstelik kısa bir sürede, yani Aralık 2009 da üretim miktarı günde 2.8 Bcf seviyesine kadar da çıkarılabilmiştir. Görüldüğü gibi, bugün itibariyle Hindistan ın doğalgaz üretiminden büyük pay, elektrik sektörüne gitmektedir ve Bengal Körfezi nde yer alan Krishna Godovari (KG) yatağında yapılacak üretim ile önümüzdeki yıllarda Hindistan ın doğalgaz üretiminin ikiye katlanacağı tahmin edilmektedir. Bununla birlikte Hindistan ın tüketim yönlü doğalgaz performansı çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Dolayısıyla doğalgaz ithalat talebinin gelecekte yükselmesi beklenmektedir. Ulusal üretim ile karşılanamayan kısım, büyümeyi sürdürmek için hem LNG olarak gemilerle, hem de doğalgaz olarak boru hatları ile ithal edilmek zorundadır. Bu çerçevede Hindistan da çeşitli ithalat projeleri uygulanmaya konmakta ya da planlanmaktadır: 75

76 1- İran-Pakistan-Hindistan Boru Hattı Projesi (IPI) Hindistan çeşitli ülkelerle uluslararası boru hattı bağlantıları kurmak için farklı projeleri değerlendirmektedir. Bunlardan birisi de 1994 ten beri üzerinde çalışılan İran-Pakistan-Hindistan (IPI) boru hattı projesidir. Kabaca 1700 mil uzunluğunda olması planlanan boru hattı ile günde 5.4 Bcf lik bir gazın, İran ın Güney Pars bölgesindeki yataklardan çıkartılarak, Hindistan ın Gujarat eyaletine getirilmesi düşünülmektedir. Ancak boru hattı konusunda halen anlaşmazlıklar vardır. Aslında İran bol miktarda sahip olduğu doğalgazı ihraç etmeye oldukça isteklidir. Hindistan da büyüyen ekonomisinin ihtiyacını karşılamak için bu projeyi desteklemektedir. Fakat ekonomik ve politik sorunlar projeyi geciktirmektedir. Hint yetkililer Pakistan dan geçecek herhangi bir boru hattı için mutlak surette İslamabad ın güvenlik garantisi vermesini istemektedirler. Bu yüzden Hindistan hükümeti, en son yapılan 11. beş yıllık kalkınma planı içinde, bu rotadan geçecek herhangi bir boru hattı projesine izin vermemiştir. 2- Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan Boru Hattı Projesi (TAPI) Bu proje ilk başta Türkmenistan-Afganistan ve Pakistan arasında (TAP) ya da Trans-Afgan Boru Hattı Projesi olarak planlanmış, daha sonra Hindistan da bu projenin içinde yer almak için çok istekli olmuş ve 2008 yılında projeye taraf ülkelerin onayı ile Hindistan da dâhil edilerek, proje (TAPI) adını almıştır. Hindistan ın da katılması ile 1050 millik bir hat olarak planlanan boru hattı, Türkmenistan ın Dauletabad bölgesindeki doğalgaz yataklarından Afganistan, Pakistan ve Hindistan a günde toplam 3.2 Bcf doğalgaz taşıyacaktır. Fakat proje özellikle güzergâhı üzerindeki Afganistan ve Pakistan ın kimi bölgelerindeki güvenlik sorunları nedeniyle hayata geçirilememektedir. Bundan da öte, Türkmenistan ın doğalgazda vaat ettiği miktarı, yani boru hattını dolduracak miktarı sağlayıp, sağlayamayacağına ilişkin belirsizlikler de projeye ilişkin kuşkuları arttırmaktadır. 76

77 3- Myanmar-Hindistan Boru Hattı Projesi Hindistan ın düşündüğü üçüncü proje, Myanmar ve Hindistan arasında kurulması planlanan boru hattıdır yılı Mart ayında Myanmar ve Hindistan arasında, Myanmar dan doğalgaz temini için bir doğalgaz anlaşması yapılmıştır. Başlangıçta bu boru hattının Bangladeş üzerinden inşa edilmesi düşünülmüş, fakat Bangladeş li yetkililerin bu konuda gösterdiği tereddütler ve olumsuz yaklaşım, planların değişmesine neden olmuştur. Daha sonra Myanmar ve Hindistan arasında kurulacak boru hattının Myanmar dan Hindistan ın doğu eyaleti olan Tripura ya kadar yapılması, böylelikle Bangladeş topraklarından geçmeyen bir boru hattının inşası konusunda anlaşılmıştır. Ancak 2009 yılı Mart ayında Myanmar Çin le, üstelik de daha önceden GAIL ve ONGC nin yatırım yaptığı bir doğalgaz alanı için anlaşma imzaladığında, Hindistan ve Myanmar arasında planlanan proje iyice kuşkulu hale gelmiştir. 4- LNG (Liquefied Natural Gas) Projeleri Hindistan ilk olarak LNG ithal etmeye 2004 yılında başlamıştır yılında ise, %75 i Katar dan olmak üzere ithal ettiği LNG miktarı 372 Bcf dir. Bu miktarla Hindistan dünyanın altıncı büyük LNG ithalatçısıdır. Hindistan LNG ithalatını hem uzun dönemli kontratlar, hem de ihtiyaç anında, peşin para ile gerçekleşen, hemen teslim yüklemeler (spot shipments) yoluyla yapmaktadır. Şu anda Hindistan da biri Dahej de, diğeri Hazira da olmak üzere iki LNG terminali faaliyet 77

78 göstermektedir. Hindistan ilk ithal LNG yi 2004 yılı Ocak ayında Gujaret eyaletindeki Dahej terminalinden almaya başlamıştır. Yıllık kapasitesi 5 milyon ton (975 Bcf) olan Dahej LNG tesisleri, Hindistan devlet şirketleri ve uluslararası yatırımcılar tarafından oluşturulmuş, Petronet LNG şirketi mülkiyetinde ve işletiminde faaliyet göstermektedir. Hindistan ın ikinci LNG terminali olan Hazira ise, 2005 yılının Nisan ayında işletime alınmış ve Shell-Total ortaklığında ve mülkiyetinde yıllık 2.5 milyon ton (488 Bcf) kapasite ile çalıştırılmaktadır. Gelecekte bu tesisin yıllık 5 milyon tona (975 Bcf) çıkartılması düşünülmektedir. Bununla birlikte, Dabhol de yer alan ve yıllık 5 milyon ton (975 Bcf) LNG işleme kapasitesi ile üçüncü bir tesis gecikmeler yüzünden açılamamaktadır. Halen elektrik santrali kısmı işletilen tesisin bulunduğu limanın derinleştirilmesi, temizlenmesi ve bir dalgakıran yapıldıktan sonra 2011 de işlevsel hale getirilmesi beklenmektedir. Bunlara ek olarak Petronet LNG şirketi, Kochi de yıllık 2.5 milyon ton (488 Bcf) kapasiteli yeni bir LNG ithal terminali inşasını başlatmıştır. Bu tesisin 2012 yılının ilk çeyreğinde hizmete girmesi beklenmektedir. Avusturalya nın Gorgon LNG projesi kapsamında sağladığı yıllık 1.5 milyon ton (293 Bcf) LNG yi şimdiden garantileyen tesisin, Hindistan ın artan enerji ihtiyacına ek bir katkı sağlamasına çalışılmaktadır. Hindistan ın büyüyen talebini karşılamak ve gerekli doğalgaz arzını güvence altına alabilmek için, aynı zamanda yurt dışındaki doğalgaz sıvılaştırma faaliyetlerine yatırım yapılmaktadır. Örneğin; ONGC ve İngiltere merkezli Hinduja Grup birlikte İran dan Hindistan a yıllık 5 milyon ton (975 Bcf) LNG sağlamak için çalışmakta ve bu ülke ile hizmet sözleşmeleri imzalamaktadırlar. Hindistan ayrıca Sakhalin-I projesinde yeni yataklar keşfetmek ve daha fazla gaz elde etmek için yatırımlarını arttırmaktadır. LNG konusunda yapılan bu yatırım ve çalışmalara rağmen, Hindistan da LNG ye yönelik uzun dönemli talebin nasıl bir seyir izleyeceği halen çok belirgin değildir. LNG fiyatlarındaki oynaklık ve yükselmelerin Hindistan da yarattığı kaygılar ve doğudaki off-shore alanlarda giderek artması beklenen ulusal doğalgaz üretiminin, LNG ye yönelik talebi etkileyebileceği düşünülmektedir. Analizler, Hindistan ın 78

79 LNG alım kontratlarını yaparken, uluslararası fiyatlar üzerinden uzun dönemli bağlantılara girmediklerini göstermektedir. Halen devam etmekte olan pek çok uzun dönemli kontrat görüşmelerinde ise, Hindistan ın teklif ettiği düşük alım fiyatlarının kabul görmesi beklenmemektedir. Dolayısıyla, Hindistan ın spot LNG alımları açısından önemli bir merkez olacağı öngörülmektedir. Hindistan da Elektrik Enerjisi Üretimi ve Kömürün Rolü Hindistan ın petrol, doğalgaz ve kömür gibi temel enerji kaynaklarının ciddi bir kısmının elektrik üretimine gittiği düşünülecek olursa, ülkedeki elektrik kullanımının bugününü ve geleceğini anlamak önem taşımaktadır yılı verileriyle Hindistan yaklaşık 159 Gigawatt (GW) kurulu gücüyle, 761 milyar kilowatt saat elektrik enerjisi üretmiştir. Elektrik üretiminin neredeyse tamamı kömür, petrol ve doğalgazdan elde edilmiştir. Konvansiyonel termal kaynaklar 2007 yılında elde edilen elektriğin %80 inden fazlasını üretmişlerdir. Hidroelektrik kaynaklar ise mevsimsel değişiklere bağlı olarak yaklaşık %16 lık kısmı sağlarken, nükleer enerji kabaca %2 sini ve jeotermal kaynaklar ile diğer yenilenebilir kaynaklar ise kalan %2 yi üretmiştir. Hindistan ayrıca elektriği ithal de etmektedir. Bhutan ve Nepal ile elektrik ithal anlaşmaları vardır yılı Temmuz ayında imzalanan bir anlaşma ile 2012 yılından itibaren, Bangladeş ten de 35 yıl boyunca yılda 500 MW a varan oranlarda elektrik ithal edecektir. Ancak her şeye rağmen, ithal elektrik de Hindistan ın elektrik açığını kapatmaya yetmemektedir. Dolayısıyla Hindistan da nüfusun önemli bir kısmı elektrikten yoksundur. Dünya bankası verilerine göre, Hindistan da nüfusun %40 nın elektriği bulunmamaktadır. Bunun yanında ülkenin önemli kentlerinde sıklıkla elektrik kesintileri yaşanmaktadır. Ayrıca Hindistan büyük bir güç olarak yükselmekte, ülkede talep giderek artmakta ve üretim artışlarındaki hızı geçmektedir. Pazarı düzenlemeye yönelik girişimler, yetersiz yatırımlar, hidroelektrik santralleri için gerekli çevresel onay ve finansman ile yukarıda değinilen talep artış hızı, ek kapasite yaratmanın imkânsız hale geldiği bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Bunlara bir de kömür kaynaklarının yetersiz kalması eklendiğinde ülkenin elektrik üretmesi daha da zorlanmaktadır. 79

80 Bu eksikleri gidermek için Hindistan hükümeti hızla elektrik kapasitesini arttırmaya çalışmaktadır. Hindistan ın 11. beş yıllık kalkınma planına bakıldığında 2012 ye kadar ülkede mevcut kapasiteye ek olarak MW lık bir artış hedeflendiği görülmektedir. Bunun yanında ülkedeki enerji verimliliğini yükseltmek ve bu konudaki standartları belirlemek için 2002 yılında Enerji Koruma Yasası çıkartılmış, bu yasayla Enerji Verimlilik Bürosu kurulmuş ve enerji kullanımındaki etkinliğin denetlenerek, enerji yoğun çalışan ürünlerin tespit edildiği düzenlemeler yapılmıştır. Hindistan da elektrik enerjisinin üretiminde %80 lik paya sahip olan konvansiyonel termal kaynaklar içinde en önemlisi kömürdür. Elektriğin %70 i kömür yakan termik santrallerden sağlanmaktadır. Hindistan 70 milyar tonu aşan kömür rezerviyle dünya maden kömürü rezervlerinde ABD den sonra ikinci, 300 milyon tona yaklaşan üretim miktarıyla da Çin ve ABD nin ardından üçüncü sırada gelmektedir. Hindistan hem dünyanın üçüncü en büyük kömür üreticisi hem de yine dünyanın en büyük üçüncü kömür tüketicisidir. Ülkenin başlıca büyük rezervleri kuzeydoğuda işletilmektedir. En önemli rezervleri Damador Havzası, Madhya-Pradesh Havzası, Orisa Havzaları nda yer almaktadır. Bunlardan en önemlisi Damador kömür havzasıdır. Bu havzada yılda 100 milyon tonun üzerinde kömür üretilmektedir. Bu havzadaki kömürler yüksek oranda kül bırakması nedeniyle kalite bakımından düşüktür. Havzadaki kömür damarları kalındır ve yüzeye yakındır. Bununla birlikte, ülke üretiminin yaklaşık % 60 ı bu havzadan sağlanır. Üretilen kömür daha çok çevredeki demir-çelik tesislerinde kullanılır. Ülkedeki maden kömürü üretimi 1820 li yıllarda başlamış, ancak asıl gelişmeyi 20. yüzyıldan itibaren göstermiştir. Ülke üretimi 1948 de 31 milyon ton civarındayken 1998 de bu üretim 297 milyon tona ulaşmıştır. Ülke kömür yataklarının kuzeydoğu havzalarda yer alması, yani birbirlerine komşu ve yakın kesimlerde yer alması, oldukça geniş olan ülkedeki diğer ihtiyaç bölgelerine kömür göndermeyi masraflı kılmaktadır. Bu nedenle ülke güneydeki topraklarında kullandığı maden kömürünü daha çok Güney Afrika Cumhuriyetinden ithal etmektedir. Dolayısıyla, Hindistan büyük oranda kendi iç tüketimini kendi kaynaklarından sağlamakla birlikte, şu anda kömür ithalatçısı durumundadır. Elektrik sektörü ağırlıklı olarak kömüre dayanmakla 80

81 birlikte, doğalgaz kullanımı da giderek artmaktadır. Çevresel faktörler, çelik endüstrisi için uygun kaliteyi sağlaması ve kömürün arzında karşılaşılan gerilimler, doğalgaz kullanımını teşvik etmiştir. Hindistan ın Nükleer Enerji Programı ve Geleceğe İlişkin Planlamaları 1 milyarı aşan nüfusuyla dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi olan Hindistan'ın ekonomisi ve enerji ihtiyacı hızla büyürken, Hint yetkililer nükleer enerji alanına da yatırım yapmak istemektedir. Nükleer enerji, şu an için ülkedeki elektrik tüketiminin çok küçük bir bölümünü karşılamakla birlikte Hindistan enerjide bağımsız davranabilmek için 2050 yılına kadar bu oranı yüzde 25'e çıkarmayı hedeflemektedir. Özellikle, dünya toplamının yüzde 25'ine karşılık gelen zengin toryum rezervlerinin uzun dönemde Hindistan'ın nükleer enerji programına kaynaklık etmesi beklenmektedir. Ancak toryum ile çalışan nükleer santral teknolojisi halen tüm dünyada geliştirilmeye muhtaçtır ve alınması gereken çok mesafe vardır. Dolayısıyla, Hindistan şu an için uranyum kaynaklı nükleer teknolojileri kullanmaya ve geliştirmeye çalışmakta, pek çok ülke ile işbirliğine gitmektedir. Bu çerçevede 2008 yılında, Hindistan ve Fransa, Fransız nükleer reaktörlerinin Yeni Delhi yönetimine satılmasına zemin hazırlayan bir iş birliği anlaşması imzalamıştır. Anlaşma, Fransa Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre "enerji ve araştırma alanlarında, genişletilmiş ve çift taraflı bir iş birliğinin zeminini oluşturacaktır." Fransa, sivil amaçlı nükleer teknoloji konusunda dünyanın önde gelen ihracatçısı konumunda olduğu için Hindistan bu antlaşma ile yalnızca hükümetler arası değil, bir sonraki adımda sanayicilerin de kendi aralarında iş birliğine başlayacakları bir sürecin doğmasını hedeflemektedir. Hindistan'a diğer sivil amaçlı nükleer malzemelerin yanında Fransa'nın geliştirdiği "Avrupa Basınçlı Reaktörü"nün en son modeli de sağlanmıştır. Hızla büyüyen ekonomisi için enerji açığı bulunan Hindistan bu gelişme ile artık sarsılmaz bir biçimde nükleer bir güç haline gelmektedir. Varılan anlaşmalarla Hindistan'ın diğer ülkelerle sivil amaçlı nükleer alışverişe girmesini yasaklayan uygulamanın da fiilen sona erdiği görülmektedir. Bu yasak 1974 yılında, Hindistan'ın 81

82 sivil nükleer programını bir atom bombası üretmek ve bunun başarılı bir şekilde denenmesi amacıyla kullanması sonrasında yürürlüğe girmiştir. Fransa, ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük nükleer enerji üreticisi konumundadır ve bu konumuyla ABD ile birlikte Hindistan ın nükleer programında ön planda yer almaktadır. 45 ülkeden oluşan Nükleer Tedarikçiler Grubunun Eylül 2008 de Hindistan'a yönelik yasağı kaldırmasından bu yana, Rusya da Hindistan'a nükleer teknoloji ihraç etmek istemektedir. Fransa'nın vardığı anlaşma ve ABD'nin de bir anlaşma önerisi hazırlaması, Hindistan'ın artık uluslararası nükleer reaktör piyasasında yer almaya başladığını göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan nükleer teknoloji alanında işbirliği öngören bir anlaşma, Hindistan'ın nükleer alandaki uluslararası tecridine son verilmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Anlaşmaya göre Hindistan askeri ve sivil tesislerini birbirinden tamamen ayıracaktır. Sivil enerji amaçlı nükleer tesislerinin tümünü uluslararası denetçilere açması karşılığında, bu tesislerde Amerika'nın nükleer yakıt desteğinden, teknoloji birikiminden faydalanabilecektir. İkili görüşmeler ABD ve Hindistan ticaret ilişkilerini geliştirme ve terörle mücadelede işbirliği konularını da ele almıştır. Hindistan'la yeni bir stratejik ilişki kurmayı amaçlayan ABD, bu antlaşmalarla Hindistan'ı Washington'un doğal bir müttefiki olarak nitelemiştir. (Başkan Bush un ziyareti, çeyrek yüzyıldır Hindistan'ı ziyaret eden ikinci ABD Başkanlık ziyareti olmuştur.) ABD ile Hindistan arasında imzalanan sivil nükleer işbirliği anlaşması, Hindistan'ın büyüyen ekonomisinin enerji ihtiyacını karşılayabilmek için ABD nükleer teknolojisine ulaşmasını sağlayacaktır. Bunun karşılığında da Yeni Delhi yönetimi sivil ve askeri nükleer programlarını birbirinden ayırma konusunda güvence vermiş ve bazı nükleer tesislerini uluslararası denetime açmıştır. Hindistan da elektrik enerjisi tüketiminin önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde %700 oranında, yani şu andaki düzeyinin yedi misli, artması beklenmektedir. Hindistan hükümeti, enerji talebindeki bu olağanüstü artışı karşılayabilmek için bir dizi yeni nükleer enerji santrali açmak istemektedir. Bunun için de en son nükleer teknolojiye ve nükleer yakıtlara daha serbestçe ulaşmaya ihtiyaç duymaktadır. ABD ile 82

83 imzalanan işbirliği anlaşması bu iki soruna da çözüm getirmeyi hedeflemiştir. Hindistan ın halen çalışmakta olan, inşa edilen ve planlanan nükleer santralleri şu şekildedir: Mevcut (Çalışan) Nükleer Santraller İnşa Halindeki Nükleer Enerji Projeleri (Bitiş: ) 83

84 Planlanan Nükleer Enerji Projeleri (Başlama: , Bitiş: ) Görüldüğü gibi inşa halinde olan ve planlanan santraller bittiğinde, Hindistan bugünkü nükleer kapasitesini, yaklaşık altı kat arttırmış olacaktır. Bununla birlikte, nükleer enerji ülkenin toplam enerji denklemi içinde bir süre daha hala küçük bir oran oluşturmaya devam edecektir. Ülkenin enerji ihtiyacının büyük bir bölümü, bugün olduğu gibi, görülebilir gelecekte de kömürden elde edilecektir. Fakat kömür atmosferi kirleten bir yakıt ve küresel ısınmaya neden olan sera gazı salımlarının ana kaynaklarından biri olarak görüldüğünden, Hindistan bu kaygıları gidermek için, en yeni temiz kömür teknolojilerine de sahip olmak istemektedir. ABD ile imzalanan işbirliği anlaşmasının ayrıntılarında bu soruna da çözüm getirildiği görülmektedir. Uluslararası medya dikkatini Hindistan'ın nükleer hedeflerine çevirmiş durumdadır, fakat işbirliği anlaşmasının temiz kömür teknolojilerinin transferine izin veren maddeleri, nükleer teknoloji işbirliği kadar önemli olabilir. 84

85 Hindistan ın Enerji Güvenliğini Etkileyen Politik, Ekonomik ve Askeri Sorunlar: Günümüz dünyasında enerjinin tüm ekonomik ve askeri operasyonlarda kilit rol oynaması, enerji güvenliği olarak adlandırılan spesifik başlığın artık kolaylıkla ulusal güvenliğin temel yapısından kopartılamayacağını göstermektedir. Dolayısıyla ulusal güvenliğe tehdit olarak değerlendirilebilecek hemen her konu, bugün enerji güvenliğini de etkiler hale gelmiştir. Hindistan ın boru hatları projelerinden, LNG terminallerine, nükleer santrallerinden, hidro-elektrik kaynaklarına kadar her konuda, ülkenin tarihi ilişkileri, etnik ve dini faktörleri ile dış politika kararları belirleyici bir rol oynamaktadır. Örneğin, Hindistan ile Pakistan arasında uzun yıllardır yaşanan Keşmir sorunu ve su kaynaklarının kullanımına ilişkin anlaşmazlıklar, kaçınılmaz bir biçimde Hindistan daki hidro-elektrik projelerini aksatmakta ve barajların inşasını geciktirmektedir. Ayni şekilde Pakistan ve Bangladeş üzerinden geçecek boru hatlarının güvenliği konusunda dile getirilen kuşkular, Hindistan ın uluslararası boru hatları sistemine entegrasyonunu ve özellikle Ortadoğu ve Orta Asya enerji kaynaklarına erişiminde engel olarak görülmektedir. Hindistan ın Bengal Körfezi nde giderek artan doğalgaz ve petrol kaynaklarına erişimi ise Çin ile yaşadığı ekonomik rekabet ve deniz üstünlüğü mücadelesi ile şekillenmektedir. Çin in hem Mynmar (Burma), Tayland, Kamboçya ve Sri Lanka (Seylan) gibi ülkelerde giriştiği rejim manipülasyonları, hem bu ülkelerde inci tanelerini andırır şekilde oluşturduğu stratejik limanlar ağı, Hindistan tarafından enerji politikalarını oluştururken dikkate alınmaktadır. Benzer biçimde komşusu Nepal de gerçekleşen siyasi iktidar mücadelesi ve Hindistan daki radikal sol grupların desteklenmesi konusunda Çin e duyulan güvensizlik, ulusal sorunlar ve enerji politikalarını iç içe geçirmektedir. Bu konular temel başlıklar halinde değerlendirildiğinde, Hindistan ın enerji güvenliğini olumsuz yönde etkileyen ya da olumlu tesirleri olan eşanlı gelişmelerden bahsedilebilir: 85

86 Sorunlar 1- Pakistan ile sorunlu ilişkiler (Afganistan + Keşmir + Belucistan + Taliban) Pakistan ın ABD ile giderek gerginleşen ilişkileri ve ABD- Hindistan arası yakınlaşma, Hindistan ve Pakistan arasındaki ilişkilere de yansımaktadır. ABD destekli Hindistan ile Afganistan hükümetinin işbirliği oluşturması, Pakistan tarafından dikkatle izlenmektedir. Ayrıca, Hindistan ve Pakistan arasındaki sınırları saptayan Britanya İmparatorluğunun, bu sınırları tıpkı Ortadoğu da olduğu gibi çatışma zemini oluşturacak şekilde düzenlemesi, önemli tarihsel sorunlar bırakmıştır. Örneğin; Hindistan ve Pakistan olarak ayırımın yapıldığı 1947 yılından beri Keşmir bölgesi bu iki ülke arasında defalarca savaşa neden olacak bir anlaşmazlık kaynağı olmuştur. Bugün ise, Hindistan'ın nükleer silah üretimini yasaklayan (Nuclear Non-proliferation Treaty) anlaşmayı imzalamamasına karşın, nükleer enerji konusunda ABD ve Fransa ile yakın işbirliğine girmesi, Afganistan Silahlı Kuvvetleri'nin eğitimini yüklenmesi, Kabil'de parlamento binasının yapılmasını sağlaması, Afganistan'ı boydan boya kat edip, İran'ın Chabahar limanına bağlayan yolları inşa etmesi ve Afganistan da etkinliğini arttırmak istemesi, Pakistan-Hindistan ilişkilerini etkilemektedir. Ayrıca, Pakistan tarafından resmi olarak yönlendirildiği iddia edilen radikal dini eylemcilerin Mumbai de gerçekleştirdikleri saldırının yarattığı atmosfer ve Afganistan ın Pakistan etkisi altında kalma tehlikesi ile Orta Asya bağlantısının kopmasından endişe eden Hindistan ın kaygıları, iki ülke arasındaki krizi daha da derinleştirmiştir. Bu arada Hindistan, Taliban ve radikal Müslüman grupların Pakistan tarafından desteklendiğini iddia ederken, Pakistan da Hindistan ın Pakistan toprakları üzerinde yaşayan Belucileri ayrılıkçılığa teşvik ettiğini ileri sürmektedir. 2- Çin ile Denizalanı Rekabeti Çin in Hint Okyanusu nda etkisini arttırması ve kendisine alternatif deniz ve ticaret koridorları oluşturması hem Hindistan ı, hem de Batı yı endişelendirmektedir. Bu nedenle Hindistan ve Çin arasında deniz gücü ve denizalanı rekabeti yaşanmaktadır. Çin in ticaret yollarına paralel şekilde oluşturduğu limanlar zinciri, Sri Lanka ve 86

87 Pakistan a kadar uzanınca, Hindistan da bu konuda harekete geçmiş, kimi noktalarda (Örn; Chabahar Limanı) İran ile işbirliğine girmiştir. 87

88 3- Pakistan-Çin Dayanışması: Gwadar Limanı 88

89 4- Myanmar (Burma ya da Birmanya) ile ilgili olarak Hindistan ın Kaygıları Myanmar, yaklaşık 46 yıldır Askeri Rejim ile yönetilmektedir. Myanmar Yönetimi, uzun yıllar boyunca Çin ile Hindistan arasında yer alan ülkede tarafsız bir dış politika yürütmeye çalışmıştır. Ancak, son yıllarda Çin ile ilişkileri sıkılaştıran Yönetim, bu denge politikasından vazgeçmiş gibi görünmektedir. Çin-Myanmar ilişkilerinin gelişmesinin en önemli sebepleri olarak; Çin in yanı başındaki bu ülkeyi stratejik konumu nedeniyle kontrol altında tutmak istemesi ve yine enerji politikaları çerçevesinde Myanmar ı kullanmayı hedeflemesidir. Ortadoğu dan ve Afrika dan petrol ve doğalgaz alan Çin, aldığı petrolü ve doğalgazı gemilerle taşımak zorunda kalmaktadır. Bu gemilerin özellikle Tayvan Boğazı ndan geçişi çok sorunlu olmaktadır. Çünkü Çin Tayvan ı bir devlet olarak tanımamakta ve bu adanın kendisine bağlı olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle Çin, ileride çıkabilecek herhangi bir ciddi sorunda petrol taşıyan gemileri Tayvan Boğazı ndan geçemeyecek duruma gelirse, enerji konusunda büyük sıkıntı yaşayabilecektir. İşte Çin, ileride böyle bir duruma düşmemek için yeni bir proje geliştirmiştir. Buna göre, Ortadoğu dan ve Afrika dan gelen tankerler Bengal Körfezi ndeki Myanmar a gelecek ve bu ülke ile Çin arasında oluşturulacak boru hatları ile gerekli olan enerji Çin e daha güvenli yollardan geçerek ulaşabilecektir. 89

90 Myanmar daki Askeri Yönetim ile Çin Yöneticileri arasında bu konudaki görüşmeler devam etmektedir. Ayrıca Myanmar kıyılarında ve Bengal Körfezinde bulunan zengin petrol ve doğalgaz yataklarından Çin yararlanmak istemektedir. Çin, Batı ile ilişkisi pek iyi olmayan Myanmar ile önemli ticari anlaşmalar yapmakta ve silah satışları da gerçekleştirmektedir. Myanmar a 3 milyar dolarlık alt yapı yatırımları yapılmış ve askeri destek sağlanmıştır. Çin in Myanmar a yakınlaşması ABD-Hindistan yakınlaşmasını da arttırmaktadır. 90

91 91

92 5- Nepal ile ilgili olarak Hindistan ın Kaygıları Çin-Hint İlişkileri nin en çok etkilediği ülkelerden birisi, sınırları itibariyle Nepal dir. Yüzyıllarca daha çok Hindistan ın etkisinde kalmış, kültür ve inanışları birbirine daha yakın olan iki ülke ilişkileri, Çin in oynadığı aktif dış politikalar ve ekonomik atağı sebebiyle eski seyrinde değildir. Hindistan ın doğal partner olarak gördüğü Nepal in başkentinde den fazla Tibetli nin yaşaması ve seslerini Nepal den duyurmaya çalışmaları, Çin in çok hassas olduğu bir konudaki açığı olduğundan, Çin Nepal i daha fazla önemser hale gelmiştir. Nepal deki Maoist hareketi destekleyen Çin, Pakistanlı Hint karşıtı (terörist diye adlandırılan) grupların Nepal den geçmelerini desteklemiştir. İki büyük gücün arasında kalan Nepal in ekseni 2003 ten itibaren ülkeye ciddi yatırımlar yapan ve Hindistan a alternatif olan Çin yönüne kaymaktadır. 6- Bangladeş ile ilgili olarak Hindistan ın Kaygıları Çin ve Bangladeş 1984 yılında birbirlerini ticarette ayrıcalıklı ülkeler olarak ilan etmiştir. Bangladeş Barakpuria Bölgesi nde Çin e petrol arama izni vermiştir. Çin in aynı zamanda Chittagong limanında donanma faaliyetleri de bulunmaktadır. Bu sayede Myanmar ın petrol alanlarına ve Hindistan ın deniz sahasına Çin çok daha yakın olmaktadır. Çin Bangladeş e 60 milyon yuan (yaklaşık 9 milyon USD) direk yardım yapmış, bunun yanında altyapı harcamaları için de 100 milyon yuan (yaklaşık 15 milyon USD) kredi vermiştir. 7- Sri Lanka ile ilgili olarak Hindistan ın Kaygıları Sri Lanka ve Çin 2005 te MFN yani ayrıcalıklı ülke anlaşması imzalamış, Çin Sri Lanka da liman yapımlarına ve petrol aramalarına hız vermiştir. Hanbantota Limanı nda Çin çok büyük hacimlerde petrol depolama sahaları yapmıştır. Çin, Sri Lanka daki altyapı çalışmalarından Puttalam Termik Santraline 150 milyon USD, Hambantota Limanı projesine 2007 de 306 milyon USD, demiryolu yolcu taşımacılığı projelerine de 74 milyon USD vermiştir. Çin, Sri Lanka daki liman işletmeciği için planlanan 1 milyar doların üzerindeki projelerin %85 inin Çin Ex-Im Bank tarafından karşılamaktadır. Çin, tüm Sri Lanka da 6 milyar USD nin üzerinde proje alarak bölgede en büyük yatırımları olan Hindistan ve Japonya yı geride bırakmıştır. 92

93 8- Kızıl Koridor: Hindistan daki Maocu Naxal (Naxalite) direniş hareketi. Hindistan da Nakşalit (Naxalite) Hareket adıyla bilinen gerilla hareketi, adını 1957 de Naxalbari ilçesindeki ilk gerilla eyleminden aldı. Bu eylemi gerçekleştiren örgütten yıllar içerisinde sayısız kopuş ve bölünme yaşandı. Dolayısıyla Nakşalitler adıyla anılan hareket 50 ye yakın irili ufaklı Maocu örgütü kapsadı. Bu örgütlerin her biri önemli vuruş gücüne sahip güçlü örgütlenmeler olsa da, her biri esasta sınırlı sayıda eyalet devletinin dışına pek çıkamadı te belli başlı Nakşalit güçleri HKP(ML)-Halk Savaşı ve Maoist Komünist Merkez birleşerek HKP (Maoist) i kurdu. Bu süreçten sonra gerilla savaşı ciddi bir ivme kazandı. Kuruluşundan sonra hızla güçlenen HKP(M), özellikle 2008 ve 2009 yılında gerek silahlı saldırılarını, gerekse de kitle bağlarını ciddi ölçüde büyüttü. Bu büyümenin temel iddiası, Hindistan merkezi hükümetinin, yoksul köylülerin ve yerli halkların topraklarının elinden alınması temelinde, yer altı ve yerüstü kaynakları bakımından oldukça zengin bölgelerde çokuluslu tekellere peşkeş çekilmesiydi. Hindistan ın, bu amaçla devasa sanayi bölgeleri kurmaya yönelirken yoksul köylülere ve yerli halklara da baskı yapmaya başladığı öne sürülmekteydi. Hindistan da nüfusunun yüzde 77 sinin, yani yaklaşık 800 milyon kişinin günde 20 rupiden az gelirle yoksulluk sınırının altında yaşadığı düşünüldüğünde, bu hareket yoksul halk arasında hızla gelişmiştir. Tasfiyesi hedeflenen köylüler Adivasi ortak adıyla bilinen aborjin kökenli çok sayıda yerli topluluktan oluşmaktadır. Bu da bölgedeki çelişkileri daha da sert ve çetrefilli kılan bir diğer unsur olarak ortaya çıkmaktadır. HKP (Maoist) bugün itibariyle Hindistan ın 600 yönetim bölgesinin 200 ünde etki sahibi duruma ulaştığını iddia etmektedir. Daha da önemlisi, 9 eyalet devletinden oluşan etki alanıyla Hindistan ın kuzeydoğusundan güneyine uzanan bir Kızıl Koridor oluşturmuş durumdadır. Bu koridorun merkez üssünü ise Chattisgarh, Orissa, Bihar, Jharkhand ve Batı Bengal eyaletleri oluşturmaktadır. Buralarda HKP(Maoist) kurtarılmış bölgeler de dâhil etki sahibi görünmektedir. Bu koridor aynı zamanda zengin doğal kaynaklara sahip Bengal 93

94 Körfezine kıyısı olan bir bölgedir ve bu hat üzerinde Hindistan da yaşanacak bir ayrışma Çin in bölgedeki hâkimiyetini perçinleyecektir. Hindistan yapmak istediklerini, bölgenin ilkel üretim tekniklerinden ve aşiretlerin elinden kurtarılarak modernize edilmesi ve sanayileştirilmesi olarak açıklamaktadır. Yetkililer, böylece yoksulların yiyecek yemeği ve giyecek elbisesi olacağını iddia etmektedirler. HKP (Maoist) ve etkisi altında bulunan yüzlerce direniş komitesi ve örgütlenmesi ise, bunun bölge nüfusunun mülksüzleştirilerek uluslararası tekellerin elindeki serbest sömürü bölgeleri nde en vahşi koşullar altında çalışacak, ucuzun da ucuzu işgücü haline getirilmesi anlamına geldiğini ifade etmektedirler. Bu sürecin kapitalizmin uluslararası iş bölümü kapsamında Güney Asya daki devasa sanayi bölgelerinin oluşturulmasıyla ilgili olduğunu iddia etmektedirler. Hindistan devletinin sanayileştirme ve modernizasyon hamlelerini, ABD emperyalizmi ile yakın işbirliği temelinde gerçekleştirdiğini söylemektedirler. 94

95 95

96 96

97 ÇİN İN ENERJİ POLİTİKALARININ ULUSLARARASI ENERJİ POLİTİKALARINA ETKİLERİ Dr.Yb. Kutay KARACA 1 Çin Halk Cumhuriyeti ni anlatırken iki temel noktaya değinmek gerekmektedir. Birincisi 1999 yılında ÇHC çalışmaya başladım. O yüzden 2009 rakamları ile 1999 rakamlarının karşılaştırmasını size sunmak istiyorum. Günümüzde iktisadi gücün doğal kaynaklar ve enerji üzerinde odaklandığı görülmektedir. Kaynak bölgenin doğrudan fethi, satın alımı, çok uluslu şirketler yoluyla kullanımı gibi faktörler bölgesel güç hatta küresel güç olmayı belirleyen değişkenler içerisinde karşımıza çıkmaktadır. Ancak başat gücü belirleyen tek nedenin yalnızca enerji olduğunu iddia etmek yanlış olacaktır. Hiçbir jeopolitik meselenin küresel bütünlük içerisinde ele alınmadan değerlendirilemeyeceğini düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında enerji ve güvenliğinin, Çin için de giderek dış siyaset belirleyicisi olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Çin kurulduğu 1949 yılından ekonomik kalkınma hamlesinin başladığı 1978 yılına kadar, uluslararası bir enerji politikasına ihtiyaç duymamıştır. Bu zaman diliminde yıllık dünya petrol üretiminin yaklaşık % 5.5 ini gerçekleştiren 2 ülke; enerji açısından kendi kendine yeterli olmuştur. Ancak 1990 ların başından itibaren meyveleri toplanmaya başlayan kalkınma hamlesi neticesinde ulaşılan ortalama % 9 luk büyüme petrol ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Ülke 1996 yılından itibaren petrol ithal eder hale gelmiştir yılında yaşanan krize rağmen % 9 a yakın bir büyüme sağlaması dikkat çekicidir. Bu noktada Çin niye bu kadar enerjiye aç bir ülke haline geldi sorusu sorulabilir. Bunun için Mao nun ölümünden sonra iktidara gelen Deng ile başlayan yenileşme hareketinin amaçladığı stratejiye bakmak gerekir. 1 SAREN Öğretim Üyesi 2 GALLOWAY C., Çin in ekonomik ihtiyaç ve politik çıkarlar sağlama yönündeki yatırımları, Jeo ekonomi Dergisi, cilt 1, sayı 1, İlkbahar 1999, s aspo-usa.com/chinas_oil_reserve_forecast_full.pdf 97

98 Bu stratejide; Gerçekleşmeye başlayan ilk safha, ekonomiyi güçlendirmektir. İkinci safha, Uzakdoğu Asya da bölgesel güç olmak, buradaki enerji kaynaklarını elinde tutabilmek ve Tayvan ı ana kıtaya katabilmektir. Son safhayı ise ilk iki safhada elde edilen askeri ve ekonomik gücü daha da ileriye götürerek süper güç olma oluşturmaktadır. 4 Bu stratejinin ilk hedefi ekonomik üstünlüğü elde etmektir. Bizi burada ilgilendiren izlenen ekonomi politikaları sonrasında elde edilen inanılmaz büyümenin, enerjiyle doğrudan ilişkisidir yılında iktidara gelen Deng Siaoping uyguladığı siyah ve beyaz kedi teorisi (siyah ya da beyaz fark etmez. Eğer kedi fareyi yakalayabiliyorsa iyi kedidir.) ve zengin olmak muhteşemdir sloganı bu ekonomik gücün temelini oluşturmuştur. Bu noktada ülkenin enerji ihtiyacını anlayabilmek için çok kısa olarak ekonomik verilere bakmak gerekebilir. Endüstriyel verimlilik yıllık ortalama % 11 büyümektedir. 5 Endüstriyel çıktı ve girdilerin neredeyse % 85 i deniz yoluyla taşınmaktadır. Havacılık sektörünün 2010 yılının sonunda yaklaşık milyon ton jet yakıtı kullanacağı açıklanmıştır. 6 Diğer bir unsur ise büyüyen ekonomiyle birlikte artan satın alma gücüdür. Satın alma gücü paritesi cinsinden milli hâsılayı ölçersek Çin ekonomisinin, Almanya, Japonya, Hindistan ve Rusya ekonomilerinden büyük olduğu ve neredeyse Amerika Birleşik Devletleri nin ekonomisine eşit olduğu tespit edilecektir. Şu andaki satın alma gücü 6628 $ dır yılında bu rakam 2720$ idi. 10 yıllık bir periyotta satın alma gücünün neredeyse üç kat arttığı görülmüştür. Bu parite, ülke içinde kullanılan enerji ihtiyacının sürekli artışına neden olan temel faktördür. Özellikle enerji tüketimi yüksek olan arası yaş grubunun toplam nüfusa oranı % 69 dır. Bu nüfus yeni teknolojileri 4 R. Kutay KARACA, Dünyadaki Yeni Güç Çin Tek Kutuptan Çift Kutuba, IQ Yayınları, İstanbul 2003, s An Overview of China s Transport Sector-2007, World Bank East Working Paper No.15, s

99 kullanmakta ısrarcıdır. Küçük bazı rakamlar vereceğim yılı Temmuz ayı baz alındığında 420 milyon internet, milyon kablolu tv ve milyon dijital tv abonesine ulaşıldığı görülmektedir. Bunun yanında; 2009 yılında trafikte 297,7 milyon kişi, 278,8 milyon ton yük taşınmıştır yılında en çok araç Çin de üretilmiştir. Üretim bir önceki yıla göre % 48 artarak yaklaşık 14 milyona ulaşmıştır. (dünya toplamı yaklaşık 62 milyondur. % 22,5) (1999 yılında dünya üretimi 56 milyonken Çin yaklaşık 2 milyon araba üretmiştir. % 3,6) yılı sonunda sivil amaçlı kullanılan motorlu araç sayısı % 17,8 artarak milyona (including million tri-wheel motor vehicles and low-speed trucks), Özel motorlu araç sayısı % 25 artarak milyona, Sivil amaçlı kullanılan araba sayısı % 28.6 artarak milyona, Özel araba sayısı % 33.8 artarak milyona ulaşmıştır. Bütün bunların yanında her yıl ortalama 1,2 milyar m² inşaat yapılmaktadır ki bu Avrupa nın altı katıdır. 8 Bu verilere baktığımızda Çin in enerji ihtiyacının önümüzdeki dönemde artacağı aşikârdır yılında dünyadaki enerjinin % 9.6 sını tüketen Çin in, 2020 yılında % 16.1 ini tüketmesi beklenmektedir. Bu tüketim 2025 yılında, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin toplam tüketimine eşit hale gelecektir. 9 IEA nın verilerine baktığımızda 2009 yılında Çin, 2,252 milyon (2.2 milyar) ton petrol eşidi bir enerji tüketmiştir ki bu rakam ABD nin tükettiği enerjinin (2,170) kabaca % 4 fazlasıdır. Çin in elektrik ihtiyacı 7 8 China Business Intelligence 9 SOLIGO, R. and JAFFE, A., China s Growing Energy Dependence: The Costs and Policy Implications of Supply Alternatives, working paper, Houston, Rice University, Nisan 1999, 99

100 önümüzdeki 15 yıl zarfında 1000 gigavat artacak ve ABD nin ürettiği toplam elektriğe eşit hale gelecektir. Sanayinin ihtiyacı olan petrolün gelecekte sağlanamaması büyük problem teşkil edecektir. Petrol açığı dışa bağımlılık yaratmaktadır. Çin in petrol üretim seviyesinin son senelerde olduğu gibi durgun bir seyir izlemeyi sürdürmesi halinde, petrol ithalatı seviyesinin önümüzdeki on yılda günlük 2-4 milyon varil artış göstereceği tahmin edilmektedir. 10 Uluslararası enerji ajansı ise, Çin in 2020 yılındaki petrol talebinin günlük 10,1 milyon, petrol ithalatının ise günlük 8 milyon varil olacağını iddia etmektedir. Bu tahminlere istinaden, Çin in 2020 li yıllarda petrolde % 80 ithalata bağımlı hale geleceği görülmektedir. Bu bağımlılık 2009 rakamlarına göre şimdiden güvenlik sıkıntısı yaratmaktadır. Çin ulusal enerji yönetimine göre Çin, 189 milyon ton ham petrol üretirken, 199 milyon ton ithal etmiştir yılında ithalat 59,69 milyon ton ithalata bağımlılık % 24,8 olurken, 2009 yılındaki bağımlılık % 50 güvenlik sınırını aşarak % 51,29 a çıkmıştır. 11 Bu bağımlılık Çin in petrol ve doğal gaz üreticisi ülkeler üzerinde geliştireceği politikaların en önemli parametresi haline gelmiştir. Göz ardı edilmemesi gereken husus büyüyen bu ekonominin kaynak ülkelerle ilişki kurmada çok önemli bir işlevde bulunduğudur. Bu ülkeler ucuz Çin mallarıyla halkın satın alma gücünü artırmakla kalmamakta ayrıca Çin e gümrüksüz mal satışı imkânı bulmaktadırlar. Bir de silah satmada Çin in herhangi bir ön şart sürmemesi ucuz mal+silah satışına karşılık enerjiyi elde etme amacı taşımaktadır. Diğer sanayi devlerinden farksız olarak Çin için de enerji güvenliği enerji kaynaklarına yeterli erişim ve enerjiyi sorunsuz elde etme anlamına gelmektedir. Ancak diğerlerinden farklı olarak enerjiyi elde etme; 10 SOLIGO, R. and JAFFE, A., China s Growing Energy Dependence Global Times, 29 March,

101 Ekonomik büyümenin sürdürülmesini, Ordunun güçlendirilmesini, dolayısıyla Tayvan politikasının tavizsiz yürütülmesini, Komünist Parti nin devamlılığını sağlayacaktır. Bu bağlamda Çin enerji güvenliği için altı temel unsuru risk veya tehdit olarak görmektedir. Bunlar; İthal ettiği enerjinin % 80 inin ABD donanması tarafından kontrol edilen denizyolları kanalıyla sağlanması, Enerji kaynağını çeşitlendirme ve enerjiyi kaynağından elde etme sıkıntısı, Enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerin her türlü istikrarsızlığa açık oluşu, ihtimali, Enerji fiyatlarının diğer güçler tarafından speküle edilme Küresel ısınma, hava kirliliği vb. konularda üzerinden oluşturulabilecek baskı, Güney ve Doğu Çin denizindeki sorunların büyümesi olarak açıklanabilir. Bu unsurlar içerisinde öncelikli görülen sorun; Çin in enerjisinin neredeyse % 80 ini deniz yoluyla ithal etmesi ve bu deniz yolunun da ABD donanması tarafından kontrol edilmesidir. Çin, kendi açısından bu güvensizliği iki yolla çözmeye çalışmaktadır. Bunlardan ilki, enerjiyi boru hatlarıyla ülkesine taşıma stratejisidir. Bu kapsamda kaynak ülkelerle anlaşmalar imzalamakta ve yüksek yatırımlar yapmaktadır. Bu yolla enerjiyi kaynağından elde etme ve kaynakları çeşitlendirme olanağı da bulmaktadır. Bu konuda verilecek örnek sayısı gün geçtikçe fazlalaşmaktadır. Bu nedenle burada ilişkilerin yoğunlaştığı ülkeleri baz alacağım. Çin in hâlihazırda enerji ihtiyacını boru hattıyla karşılayacak üç ana projesi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi hazar enerji kaynaklarının boru hattı ile Doğu Türkistan bölgesinden Çin in sanayileşmiş güney bölümlerine transfer edilmesidir. Buradaki temel iki 101

102 ülke İran ve Türkmenistan dır yılı sonunda Çin, İran la 70 milyar dolarlık bir enerji anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşma bugüne kadar petrol ihraç eden ülkeler teşkilatındaki en büyük enerji anlaşmasıdır. Çin devlet şirketi Sinopec, İran dan 30 yıllığına 250 milyon ton sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) almayı taahhüt etmiştir. Yıllık yaklaşık 10 milyon ton doğal gazın Çin e taşınmasını öngörmektedir. İran-Çin stratejik enerji iş birliğindeki diğer aşama ise 386 kilometre kadar yol kat edilerek hazar denizine petrol götürmek ve bu hattı Çin-Kazak boru hattına bağlamaktır. Türkmenistan dan Çin e uzanan boru hattı ise faaliyete geçmiştir km lik orta Asya doğal gaz boru hattı projesi Türkmenistan dan başlamakta ve diğer Türk cumhuriyetlerini projeye dahil etmektedir. Proje yıllık 30 milyon m 3 doğal gaz taşınmasını sağlamaktadır. Türkmen-İran boru hattının Türkmen-Çin boru hattıyla birleştirilmesi yönündeki proje çalışmaları ise devam etmektedir. İkinci proje Kazakistan dan boru hattı aracılığıyla petrolü güneye indirmektir yılında faaliyete geçen km lik petrol boru hattı 2011 yılında tam kapasite çalışmaya başlayacak ve yıllık 20 milyon ton petrol Çin e akıtılacaktır. Bunun yanında 1997 de Çin ulusal petrol şirketi (CNPC), Batı Kazakistan daki Uzen petrol yataklarının işletim hakkını 20 yıl süreyle alarak, 4 milyar dolarlık bir anlaşmayla, kazak şirketi olan Aktobemunaygaz ın % 60 ına sahip olmuştur. Karadan enerjiyi elde etmeye yönelik temel projelerinin sonuncusu ise Doğu Sibirya-Pasifik okyanus boru hattını Çin e uzatan hattır. Bu hattın parasal desteği Çin Kalkınma Bankası tarafından 25 milyar dolarla karşılanmıştır. Rusya nın Skovorodino şehrine kadar tamamlanan ve 26 Eylül 2010 tarihinde açılışı yapılan hattın 2015 yılına kadar Çin in Daking şehrine olan 2400 km lik kalan bölümü tamamlanacaktır. Bu konuda Japonya ile kıyasıya bir rekabet yaşanmaktadır. Çin, hattın kendi üzerinden Japonya ya uzatılmasını sağlayarak Japonya ya karşı stratejik bir üstünlük kurmak istemektedir. Rusya ise bölgenin iki gücüne karşı da olumlu politika izlemektedir. Ancak Japonya ya 102

103 uzatılacak hattın maliyeti yüksektir. Bu bağlamda finansal desteği fazlasıyla sağlayan Çin in projeleri öne çıkmaktadır. Çin 14 adet nükleer reaktör yaptıracakdı. Bunu Rusya ile yaptıkları anlaşmada boru hatları buradan geçerse reaktörlerin yapımını Rus şirketlerine veririz şeklinde taahhütlerde bulunmuşlardı. Ve Rus şirketlerine vererek bu hatların yapılmasını sağladılar. Japonlara da bu bölümden sonraki finansı karşılayın, biz de size kısa yollu olarak bu hattı ulaştıralım diyorlar. Ancak Japonya da bu konuda çok büyük tartışmalar var. Rusya da bu hatlarla Batı ya bağlı olan tek unsur olmaktan da kurtulmuş oluyor. Daha düzgün bir ifade ile Batı nın doğalgaz ve petrolü almam demesi ile Doğu ya yönelebilecek hatlar elde etmiş oluyor. Bunların yanında Çin önemli bir enerji kaynağı olarak görülmeyen Burma ile petrol ve doğal gaz hattı konusunda Eylül 2010 da anlaşma imzalamıştır. Ayrıca Pakistan ile planlanan bir boru hattı anlaşması gündemdedir. Belirtilen bu hatlar dünyanın en önemli altı petrol geçiş bölgesi içerisinde neredeyse Hürmüz Boğazı kadar önemli olan Malakka Boğazını bypas etme amaçlıdır. Bu arada belirtilen tüm hatların Afganistan ile sınır olması Afganistan ın istikrarının Çin açısından önemini ortaya çıkarmaktadır. Bu noktada ABD ve NATO nun Afganistan da olmasından rahatsızlık duyarken diğer yandan kökten dinci hareketlerin Afganistan ve Pakistan daki gelişiminin durdurulması ve istikrarlı bir Afganistan ile Pakistan ın yaratılmasından mutluluk duymaktadır. Denizyollarının güvensizliğini daha doğrusu bu sulardaki ABD gücünün dengelenmesi için ikinci stratejik yaklaşım inci stratejisidir. Bu strateji Pakistan daki Gvadar limanından güney Çin Denizi ne uzanan stratejik limanlar inşa ederek ABD nin enerji koridoru egemenliğine alternatif bir rota geliştirmeyi ve enerji sevkiyatını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ancak amacı yalnızca enerji güvenliğiyle bağdaşlaştırmamak gerekir. Keza Hindistan ın da çevrelenmeye çalışıldığı görülmektedir. Çin için enerji ithalatın çeşitlendirilmesi hayati önem atfetmektedir. Çin enerji güvenliği açısında Orta Doğu ve Orta Asya ya olan bağımlılığını Afrika ve Güney Amerika ile çeşitlendirmek 103

104 istemektedir. Dikkat çekici nokta 2009 un ilk altı ayındaki toplam ithalat, 2008 in toplam ithalatına denk gelmesidir. Burada en dikkat çeken ülkeler Afrika ülkeleridir. ÇHC Orta Doğu ve Orta Asya enerji kaynaklarını Afrika ile çeşitlendirmek istemektedir. Afrika da şimdilik Angola, Sudan ve Kongo ön plana çıkmaktadır. Angola, Çin ile olan karşılık ticarette Afrika daki ülkeler içerisinde ilk sırayı almaktadır. Burada dikkat çeken nokta ise ülkenin 2010 yılının ilk yarısında Çin in ham petrol ithalatında ilk sıraya yerleşmesidir. Sudan ise Angola ya göre daha sıkıntılı bir konumdadır. Darfur da yaşananlar Hartum yönetiminin batı tarafından suçlanmasına ve devlet başkanı El Beşir in uluslararası suçlu ilan edilmesine neden olmuştur. Sudan a yönelik bu politika Çin in Sudan a nüfus etmesini kolaylaştırmıştır. Ayrıca Sudan da kaynağı yerinde çıkarma ve ortak olma stratejisinin de mükemmel işlediği görülmektedir. Çin, 1994 yılında sudan dan ayrılan ABD enerji şirketi Chevron un yerini devlet şirketleriyle doldurmuştur. Çin ulusal petrol şirketi CNPC kurulan Büyük Nil petrol işletme şirketinin % 40 ını almış, (% 30 Malezya devlet şirketi, % 25 Hindistan devlet şirketi, sudan devlet şirketi % 5), Üst Nil havzası için kurulan konsorsiyuma da % 41 ile ortak olmuştur. Bu konsorsiyuma diğer Çin şirketi Sinopec de % 6 ile dâhil olmuştur. Son olarak CNPC Kırmızı Deniz de yer alan iki blok petrol sahasının % 40 ına sahip olmuştur. Çin in sudan daki yatırımlarının toplamı 5 milyar dolar seviyesindedir. 12 Bu yatırımlar kimya sanayinde de etkindir. Çin şirketleri Hartum kimya endüstrisi şirketinin % 50 sine, petrokimya ticaret şirketinin ise tümüne sahiptir. 13 En dikkat çekici nokta ise ABD tarafından sakıncalı ilan edilen Sudan ve İran ın, Çin in petrol ithalatındaki toplam paylarının % 25 lere ulaşmasıdır. Dolayısıyla ABD nin uluslararası güvenlik için çizdiği rota, 12 David H. SHIIN, China and The Conflict in Darfur, Journal of World Affairs, Fall/Winter 2009, v. XVI, pp Jonathan HOLSLAG, China s Diplomatic Manoevuring on the Question of Darfur, Journal of Contemporary China, 2008, 17 (54), February, p

105 sistemin devamlılığında çok büyük önem atfeden enerji ihtiyacı nedeniyle Çin tarafından pek umursanmamaktadır. Çin için daha önce belirttiğimiz güvenlik sorunlarından biri de kaynak ülkelerin istikrar sorunudur. Çin farklı bir argümanla, dışarıdan ülkelere yönelik girişimleri, uygulanan müdahaleci anlayışı bu ülkelerin iç işlerine karışma olarak algılamakta, bu ülkelerin bağımsızlığına tehdit olarak görmekte ve daha da önemlisi istikrarın engellendiğini düşünmektedir. Bu noktada sorulacak soru yıllardır İran a uygulanmak istenen ambargoya karşı çıkarken son oylamada neden evet dediği olabilir. Buradaki temel politika Kuzey Kore sorununa benzer bir diplomasi manevrasıdır. Çin, Kuzey Kore ye yapılabilecek bir ABD askeri müdahalesinin bölgeyi bir anda istikrarlaştıracağını ve kendi ticari ilişkilerinin zedeleneceğini düşünmüştür. Bunun yanında hemen sınırına yerleşebilecek bir ABD askeri varlığıyla, sonrasında birleşik bir Kore nin ortaya çıkma ihtimali, Çin i diplomasi uygulamaya yönlendirmiş ve bu diplomasi de başarılı olmuştur. Bugün bu durum İran için de geçerlidir. Çin İran ı uluslararası denetimi kabul etmesi için muhtelif zamanlar uyarmıştır. İran a yapılacak bir ABD askeri müdahalesi; Irak ta yaşananlar gibi, bir istikrarsızlığın temeli olabilecek, olaya bir de Afganistan boyutu eklendiğinde Çin in enerji ithalatı sıkıntıya girecektir. Bunun yanında ABD nin Irak ve Afganistan dan sonra İran da da konuşlanma ihtimali orta doğu da bulunan kaynak ülkelerin ABD politikalarıyla hareket etmesiyle sonuçlanabilecektir. Bir de ABD donanmasının bölgedeki etkisi düşünüldüğünde Çin in ambargoya neden evet dediği anlaşılmış olacaktır. Bütün bu değerlendirmelerin yanında özellikle kaynak bölgelerde çıkan krizlerin petrol fiyatlarını artırdığı görülmektedir. Enerji fiyatlarındaki değişimler Çin, tarafından risk olarak 105

106 görülmektedir. Petrol fiyatlarındaki artış sanayi üretiminde maliyetleri artıracak ve ucuz Çin mallarının cazibesini azaltacaktır. Tersi maliyetleri düşürecek ve Çin ticari rekabete girdiği ülkelere karşı avantaj sağlayacaktır. Çin enerjisinin % 70 inden fazlasını kömürden karşılamaktadır. Dünyanın üçüncü büyük kömür üreticisidir. 14 Hem üretilen hem de tüketilen kömürün kalitesi düşüktür. 15 Bu kalitesi düşük kömür kullanımı sera salınımında Çin i ilk sıraya oturtmaktadır. Bu durum Çin üzerinde uluslararası bir baskı oluşturmaktadır. Çin ve ABD sera gazı salınımının % 35 inden sorumludur. ABD nin bu konuda anlaşmaya yanaşmaması şimdilik Çin i rahatlatmaktadır. Ancak ülke şimdiden yenilenebilir enerji (rüzgâr ve güneş) alanlarına büyük yatırımlar yapmaktadır. Bu yatırımların fazlalaşması Çin ekonomisini daha fazla harcamaya zorlayabilecektir. Bunun yanında yenilenebilir enerjiler ve su gücü, kömürün yerini tutmayacak ve Çin daha fazla doğal gaz ve petrol ithalatına bağımlı hale gelebilecektir. Güney Çin Denizi iki yönden etkilidir. Birincisi, deniz altı rezervlerine olan talep Asya nın enerji ihtiyacı arttıkça önem kazanacaktır. İkincisi, Doğu Asya ülkesi Japonya ve Güney Kore gibi devletler enerji koridorları olan bölgeye yönelik serbest akışı kesecek bir girişimi tehdit sayacaklardır. 16 Sorun Spraty adaları 17 üzerinde odaklanmaktadır. Japonya nın 1951 yılında San Fransisko anlaşmasıyla adalardaki hakimiyetini 14 ABD ve Rusya dan sonra en fazla kömür rezervlerine sahip üçüncü ülke olan Çin, dünya kömür üretiminin % 45,6 sı karşılamaktadır. Tüketim ise Hong Kong ile birlikte dünya tüketiminin % 48 idir. 15 BP Statistical Review of World Energy, June 2010, pp Michael T. CLARE, Kaynak Savaşları, Devin Yayınları, 2004, s Çin 9, Vietnam 21, Malezya 3, Filipinler 8, Brunei 1,Tayvan sadece en büyük ada olan Taiping Dao yu, denetiminde tutmaktadır. Konu ile daha detaylı bilgi için bknz. Erdem 106

107 tamamen devretmesinden tam 18 yıl sonra adalar üzerinde hakim olmak için ciddi girişimlerinnin başladığı görülmektedir. Bunun temel nedeni ise 18 yıl sonra 1969 yılında adalar çevresinde petrol rezervlerinin bulunabileceğinin gündeme gelmesidir. Sorun Spraty adaları olarak lanse edilse de temelinde adalara sahip olmanın etrafındaki sularda hak talep etmeyi meşrulaştırması yatmaktadır. Bu noktada gelecekte bir çatışma ihtimali sürekli yüksek seviyededir. Doğu Çin Denizindeki sorun da benzerdir. Diaouyu/Senkaku Adaları sorunu da 1970 lerin hemen başında bölgede geniş petrol yataklarının olduğunu ileri süren BM raporunun yayınlanmasından sonra ortaya çıkmıştır. Ancak her iki bölge için söz konusu durumun sürdürülmesi şimdilik Çin tarafından kabul edilebilir niteliktedir. Bölgede çıkabilecek sorun; Petrol taşımacılığını olumsuz etkileyecek, Çin in dünyada kendisini kabul ettirmesinde önemli rol oynayan barışçıl yükseliş teorisini bir anda yok edebilecek, Özellikle ABD nin bu sorunu öne sürüp bölgede daha fazla yerleşmesine neden olabilecektir. Sonuç olarak homojen nüfusu, devamlı gelişmekte olan ekonomisi ve değiştiğinde dünyadaki bütün kıtaları pozitif ya da negatif etkileyecek rejimi ile Çin, 2000 li yıllarda tekrardan bir dünya devi olacak potansiyele sahiptir. Çin in bu gelişiminin önündeki en büyük engel ise enerji ihtiyacıdır. Çin enerji savaşlarının yeni oyuncusu sayılabilir. Bu bağlamda izlediği politikanın ihracatı teşvik yoluyla enerjiyi elde ederek ülkenin serveti ile gücünü artırmayı amaçladığı söylenebilir. DENK, Egemenliği Tartışmalı Adalar; Kardak, Spratly, Senkaku/Diaouyu, Hawar, Abu Musa ve Tunb Örnekleri, Mülkiye Dergisi, Cilt XXIV, Sayı 224, ss

108 Dolayısıyla merkantilist 18 bir anlayıştan söz edebiliriz. Ancak merkantilizmin dış politikada saldırgan olma, savaş ve çatışmayı ön planda tutma anlayışının şimdilik, Çin için mevzu bahis olmadığı görülmektedir. Bunun yanında ekonomik büyümenin özellikle refahı sağlama ve modern ordu yaratmada başarılı olması, gelecekte kaynak sıkıntısının yoğunlaşacağı dünyamızda Çin i gerektiğinde diplomatik gerektiğinde ise saldırgan bir politikaya yönlendirebileceği de unutulmamalıdır. 18 Merkantilizm, 16. ve 17. yüzyıllarla 18. yüzyılın başında ticaret yapan ulusların büyük bir kısmında uygulanan bir iktisat politikasıdır. Politikanın ana amacı, ihracatı teşvik yoluyla altın birikimini sağlamak ve ulusun servetini ve gücünü artırmaktı. Merkantilizm, savaş ve çatışmadan başka hiçbir şeyin ön planda olmadığı bir dönem anlamına da gelmektedir. Ticarî anlaşmalar her zaman siyasîydi ve iktisadî rekabet aynı zamanda siyasî rekabet oluyordu. Merkantilizmin gelişme sürecinde iç ve dış siyaset kavramlarında da bir takım değişiklikler meydana gelmişti. İç siyasette, ücret ve fiyatların düzenlenmesi ön plandaydı. Bununla birlikte; iş gücü haklarına yönelik kanunî düzenlemeler zayıf kalırken, tüketim konusunda ayrıntılı yasalar hazırlanıyordu. Dış siyasette ise; dış ticaret fazlası, deniz ticareti ve sömürge sistemi en fazla önem verilen konu başlıklarıydı. 108

109 TOPLUMSAL DÜZEN (SİZLİK) VE ENERJİ NAKİL HATLARININ GÜVENLİĞİ Dr. Şükrü YAZĞAN 1 Enerji akışı, karmaşık birer sosyo-politik-kültürel sistem olan toplumsal düzenlerin sürekli yeniden kurulma süreçlerini etkileyen ve toplumların enerji ithalini ve belirli sosyo-politik ve teknolojik kısıtlamalar altında, kullanımını şekillendiren sözkonusu süreçleri belirleyen en önemli unsurdur. Herhangi bir toplumsal düzenin kuruluşu ve ulaşabileceği karmaşıklaşma düzeyi, çevreden ithal edebildiği enerjinin miktarı ve akış hızı ile bu enerjinin kullanılma verimliliğinin bir fonksiyonudur. Bu nedenle, toplumsal düzenlere enerji akışını düzenleyen enerji nakil hatları ve bu hatların güvenliği ile toplumsal düzenlerin sürdürülebilirliği arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu çalışmada toplumsal düzen (sizlik) ile enerji nakil hatları arasındaki ilişki düzenlerin kurulmasında enerji akış(lar)ının rolü çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. 1. Toplumsal Düzen-Enerji İlişkisi: Toplumsal Düzenlerin Kurulması ve Korunmasında Enerjinin Rolü: Tüm canlı sistemler gibi insan toplumları da kendi düzenlerini sürekli olarak yeniden kurmak ve hayatiyetlerini korumak için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Termodinamiğin ikinci yasası çerçevesinde ele alındıklarında sosyal alandaki varlık ve olguların zaman ve mekanda yapısal-işlevsel örgütlenme/tertiplenme kalıpları olarak tanımlanabilecek toplumsal düzenler de tüm diğer düzenler gibi varoluşlarını korumak için kendilerini besleyen enerji akışlarına bağımlı birer çözülgen yapı; çevreden madde-enerji akışı ile istikrar kazanan birer dengesizlik sistemidir. Bireylerin ve bu bireylerden oluşan insan toplumlarının artma eğilimindeki entropinin işaret ettiği çözülmeden kurtulabilmeleri ve varlıklarını sürdürüp gelişebilmeleri, kendilerini yeniden inşa etmekte kullanmak için sürekli olarak çevreden daha fazla kullanılabilir serbest enerji ithal edebilmelerine bağlıdır. Bu nedenle insan toplumlarının düzenlerinin kurulmasında, sistem için elde 1 Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi 109

110 edilebilir/kullanılabilir olan enerjinin miktarı, sistemin dış sınırlarını belirleyen temel değişkenlerden birisidir. İnsan toplumlarının enerjiye olan bağımlılığı hem biyolojik hem de toplumsal düzeydedir. Öncelikle insan toplumlarını oluşturan bireyler birer biyolojik organizma olduklarından, diğer tüm canlılar gibi hayatiyetlerini korumak için çevrelerinden kendi bünyelerine enerji akışına (besin) bağımlıdırlar ve bu akışın kesilmesi durumunda kısa sürede yok olurlar. 2 İhtiyaç duydukları enerjiyi ekolojik açıdan temel enerji kaynağı olarak değerlendirilen güneşten fotosentez yoluyla üreten yeşil bitkilerin aksine her hangi bir ekosistemdeki tüm diğer tüketiciler (hazır yiyiciler) gibi insanlar da kendi dokularını üretmek ve hayatlarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları enerjiyi tükettikleri çevrelerindeki besinlerden kemosentez yoluyla elde etmek zorundadırlar. 3 Bu nedenle birer biyolojik organizma olarak insanların enerji ihtiyaçlarının karşılanabilmesi, diğer bir değişle tüm çevresel kısıtlamalara ve kuraklık ve/veya sel gibi tüm olumsuz çevresel etkenlere rağmen varolan nüfusu miktar, kalite ve çeşitlilik açısından besleyebilecek besinlerin bulunması ya da üretilmesi, son yüzyıllık dönem hariç, insanlık tarihi boyunca insan toplumlarının enerji muhasebesi açısından en önemli sorun olmuştur. Enerjiyi elde etmek amacıyla gerçekleştirilen iş ler tarihsel süreçte insanların bireysel ve toplumsal faaliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturmuştur. Uzun bir dönem boyunca avcı-toplayıcı olarak faaliyet gösteren ve doğanın ürettiklerini tüketmekle yetinen insan toplumları tarım devrimi sonrasında birincil enerji açısından üretici konuma gelmiştir. İnsanın fizyolojik enerji ihtiyacını karşılayan birincil üretimin denetim altına alınmasını ve insan toplumlarının evriminin çevresel kaynaklardaki dalgalanmalardan görece bağımsızlaşmasını sağlayan tarım devrimi, bu nedenle insan uygarlıklarının tarihinde önemli bir kırılma noktası olarak kabul edilir. Tarım devrimi ile insan toplumlarının elde ettiği kullanılabilir enerji miktarı iki açıdan artmıştır. Öncelikle tarım üretime geçerek insan toplumları, avcı toplayıcı 2 Jeremy Rifkin ve Ted Howard, Entropi: Dünyaya Yeni Bir Bakış 3. Baskı, (çev.) Hakan Okay (İstanbul: İz Yayıncılık, 2003), s İnsanların ekosistemlerdeki enerji akışı içindeki konumu ve için bkz., Mine Kışlalıoğlu ve Fikret Berkes, Çevre ve Ekoloji 9. Baskı (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2005), s

111 toplumlara kıyasla besin zincirini kısaltmış ve bu sayede birincil üretimin kendilerine ulaşan miktarını artırmıştır. 4 Buna ek olarak tarımsal üretim çerçevesinde doğal çevrenin denetim altına alınarak yabani bitkilerin ve haşaratların ortadan kaldırılması ile basitleştirilmesini takiben tek tip üretim ile birincil net üretim miktarında da bir artış sağlanmıştır. 5 Tarım devrimi insan toplumları için elde edilebilir olan enerji miktarını artırarak insan nüfusunun daha fazla artması için uygun ortamı hazırlamakla kalmamış; bir insanın tükettiğinden daha fazla üretebilmesini de mümkün kılarak daha karmaşık toplumsal yapıların oluşumunun ve bugün uygarlık ile özdeşleştirilen insan yapısı tüm kurumsal ve kültürel gelişmelerin önünü açmıştır. Tarım devrimi aynı zamanda, ekosistemlerdeki diğer tüketicilerden farklı olarak, insanların enerji gereksinimini besinlerden elde edilen enerjinin ötesine taşınmış olmasının da nedenidir. İnsanlar, ekosistem içinde kendi besin düzeylerine ulaşan enerjiyi arttırmak ve çevrelerini denetim altına almak için tarımsal üretimden başlayarak birçok alanda kendi kas güçleri dışında odun ve/veya kömür gibi farklı enerji formlarını da destek enerjiler olarak kullanmaya başlamışlar ve bu süreç içerisinde insanların enerji ihtiyacının toplumsal boyutu oluşmuştur. Debeir, Deléage ve Hémery in de açıkladığı üzere; iş üretmek için çok yavaş oluşan yararlı mutasyonlar ile ortaya çıkan ve gelişen endo-somatik organlara bağımlı olan diğer canlı organizmaların aksine insanoğlu, yaratıcılığı sayesinde aletler ve makineler gibi 4 Beslenme zincirinin her adımında enerjinin büyük bir kısmı bir sonraki aşamaya aktarılamadan kaybedildiğinden besin zinciri ne kadar uzunsa güneşten elde edilen enerjinin o kadar büyük bir oranı kaybedilir. Örneğin alabalık avlayan bir insan beş basamaklı bir beslenme zincirinin son halkası olarak güneşten elde edilen her 1000 kcal lik enerjinin ancak 0,01 kcal lik bölümünü kullanılabilir enerji olarak elde edebilmektedir. Pirinç tarımı yapan bir insan ise iki basamaklı özel olarak sınırlanmış bir besin zincirinin son halkası olarak güneşten elde edilen her 1000 kcal lik enerjinin 10 kcal lik bölümünü elde etmektedir. Bu 1000 kat fazla enerji üretimi demektir. İnsanın beslenme düzeyindeki yeri ve besin zincirinin uzunluğu arasındaki ilişki için bkz. Mine Kışlalıoğlu ve Fikret Berkes, Ekoloji ve Çevre Bilimleri 4. Baskı (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2003), s Yalnızca doğal olarak yetişeni devşiren avcı toplayıcı toplumlar, hektar başına yıllık 0,4-20 kg arası kuru biyolojik kütleye denk düşen hasat elde ederken tarımsal üretimde hektar başına yıllık hasat miktarı kg arasındadır. Bkz. Ibid., s

112 çevresini daha etkin dönüştürmesine imkân sağlayan ekso-somatik aletler geliştirdiği için insanların enerji ihtiyacının ekso-somatik bir boyutu da vardır. Tarih boyunca insan toplulukları, kullandıkları eksosomatik araçları harekete geçirmek için sürekli daha fazla serbest enerji arayışı içinde olmuştur. Bu arayışın sonucu olarak tarihsel gelişim sürecinde bulunan çözümler diğer insanların kas gücünün araçsallaştırılmasından birçok hayvan türünün kas gücünün kullanımına, su ve rüzgâr gibi doğa güçlerinden faydalanmaktadır. Maddenin içindeki kimyasal ve nükleer enerjiden yararlanmaya kadar her biri süreç ve teknik açıdan kendinden öncekinden daha karmaşık birçok enerji sisteminin oluşumuna yol açmıştır. 6 Bu yönüyle insan uygarlıklarının tarihi, aynı zamanda eksosomatik enerji kaynaklarının ve akışlarının denetim altına alınıp kullanıma sunulmasının tarihi olarak da görülebilir. Kışlalıoğlu ve Berkes in de açıkladığı üzere; insan topluluklarının oluşturduğu tüm uygarlıklarda nüfus artışı ve de ekonomik, siyasi ve toplumsal yapıların gelişmesi insanların giderek daha çeşitli enerji kaynağını keşfederek daha fazla enerjiyi denetim altına almaları ile bağlantılıdır. 7 Debeir, Deléage ve Hémery göre; evrende varolan enerji miktarı insanlık ölçeğinde düşünüldüğünde sonsuz olsa da ham enerjinin kullanılabilir şekle ekonomik olarak dönüştürülmesi gerekir. Odun, kömür, petrol ve benzeri maddelerde bulunan elde edilebilir enerji su değirmeni, buhar kazanı veya nükleer güç istasyonları gibi yapay dönüştürücüler kullanılarak iş üretebilen serbest enerjiye dönüştürülür. Bu bağlamda Debeir, Deléage ve Hémery e göre; verimli dönüştürücü sistemler, kendi bakım ve işletme ihtiyacları dışındaki amaçlar için kullanılabilecek enerji fazlası ortaya koyabilen sistemlerdir. 8 6 Jean Claude Debeir, Jean-Paul Deléage, and Daniel Hemery, In the Servitude of Power: Energy and Civilization Through the Ages, (çev.) John Barzman (London: Zed Books, 1991), s Kışlalıoğlu ve Berkes, Ekoloji ve Çevre Bilimleri s Bu nedenle, insanların bireysel ve toplumsal faaliyetlerinin önemli bir kısmının çevrede varolan enerjinin elde edilmesi ve kullanılması ile ilgili olduğunu söylemek ve Odum ve Odum un yaptığı gibi, tüm insan faaliyetlerini enerjinin ekosistem içinde akışı olarak kurgulamak mümkündür. Ibid., s Debeir, Deléage ve Hémery e göre enerji dönüştürme zincirleri belirli bir miktardaki güneş ışınları, kömür ve odun gibi doğal enerjiyi besin, ısınma, ve bir makineyi harekete 112

113 Bu dönüştürücü sistemlerden elde edilen enerji, insanların doğrudan tükettiği birincil enerji kaynaklarının (besinlerin) daha etkin ve verimli elde edilip kullanılabilmesi için gerekli ekso-somatik aletlerin üretilmesi ve yapıların inşası, çalışması ve bakımı için kullanılır. İnsan toplumlarının giderek karmaşıklaşan düzenlerini kurmak ve hem birincil enerji üretimine hem de türev enerji 9 kullanımına olan bu bağımlılık insan toplumlarında düzenin kuruluşunun termodinamik çerçevesini oluşturur. Bir sistemin elde edebileceği serbest/kullanılabilir enerji, sistem içinde inşa edilip sürdürülebilecek ekso-somatik aletlerin sınırını; bir sistem içindeki ekso-somatik aletlerin sınırı da söz konusu sistem içinde oluşabilecek düzenin sınırını belirler. 10 Toplumsal düzen ile enerji akışı arasındaki bu ilişki, düzen olarak adlandırılan zaman-mekânsal ve işlevsel sürekliliklerin enerji kullanılarak sınırlanan/dışsallaştırılan olasılıklar üzerinden oluşturulmasına dayanır. Herhangi bir sistemi oluşturan unsurların sistem içindeki dağılım olasılıkları üzerindeki sınırlamalar, düzeni oluşturur. 11 Uygulamada bu işlem, bazı mekanizmalar aracılığıyla geçirme gibi belirli ihtiyaçları karşılayan ısı ve elektrik gibi kullanılabilir enerjiye dönüştürür. Debeir, Deléage ve Hémery, s İnsan toplumlarının sistemsel karmaşıklaşma sürecinde oluşan yapıların ve bu yapıların inşasında ve korunmasında kullanılan ekso-somatik aletlerin belirli enerji formlarını kullanmakta uzmanlaşması, insan toplumlarının enerji çevresini daha da karmaşıklaştırır ve sınırlandırır. Toplumların enerji bütçesinin sadece ihtiyaç duyulan miktarda enerjiyi karşılaması yeterli değildir, ihtiyaç duyulan çeşitli enerji formlarını ihtiyaç duyulan miktar ve kalitede içermesi gerekir. Miller ın da vurguladığı gibi; canlı sistemler, madde-enerjinin ısı, ışık, su, mineraller, vitaminler, yiyecekler, yakıtlar ve çeşitli ham maddeler gibi farklı türlerine yeterli miktarda ihtiyaç duyarlar. Miller, s Enerji formları kavramı potansiyel veya kinetik enerjinin herhangi bir çeşidine atıfla kullanılır. Bu yönüyle enerji formları kömür, petrol, insanlar, insan davranışları, toplumsal gruplar ve toplumsal etkileşim kümeleri gibi maddi bir şekli olan ve iş üretebilen herşeyi içerir. Enerji formları için bkz. Richard Newbold Adams, The Eight Day: Social Evolution as the Self Organization of Energy (Austin, Texas: University of Texas Press, 1988), s Debeir, Deléage ve Hémery nin de belirttiği gibi [i]nsan toplumları ile biyosfer arasındaki ilişkiler... insanlığın bir biyolojik tür olarak hususi yaşam tarzını da içerir. İnsan türü de dahil olmak üzere hiçbir tür, doğa bilimlerinin yasalarından kaçamaz. İnsanlığın üretim, mübadele ve tüketim faaliyetleri de biyosfere aittir ve onun kurallarına uyar. Debeir, Deléage ve Hémery, s Valery Chalidze, Entropy Demystified: Potential Order, Life and Money, (USA: Universal Publishers, 2000), s Bu sınırlamalar, bir kabın dış çeperlerinin gazı sınırlaması, atomlarası kuvvetlerin atomların hareketini sınırlaması veya dış manyetik alanın 113

114 sistem için elde edilebilir olan enerji kullanılarak sistemsel olasılıkların evrimsel yörüngesinin faz uzayının belirli bir alanını sınırlanmasıyla gerçekleştirilir 12 (Bkz. Şekil 1). Mikro düzeyde sistem içinde tekil durumların gerçekleşme olasılıklarının (probability) ve bunun sonucunda da makro düzeyde sistemin kendi değişim-dönüşüm süreci içinde gerçekleştirebileceği olası durumların (contingency) sistem içindeki enerji düzeyinin ve akışının düzenlenmesi yoluyla sınırlanması ile düzen kurulur. 13 Sistemsel olasılıkların sınırlanması, uygulamada sistemsel değişkenlerin zaman içindeki dalgalanmalarının 14 bir düzen kalıbı oluşturacak şekilde faz uzayında daha dar bir banda sınırlanması ve orada tutulması ile gerçekleştirilir (Bkz. Şekil 2). Bir sistemin enerji düzeyi ile sınırlayabildiği olasılıklar arasında birebir olmasa da doğrusal bir ilişki vardır. Herhangi sistemin içinde var olan ve/veya çevresinden ithal edebileceği elde edilebilir serbest enerjinin miktarı, sistemin içinde gerçekleşebilecek ve gerçekleşemeyecek olasılıkların yani sınırlanabilecek olasılıkların düzeyini belirler. Bu nendenle bir atomun parçacıklarını sınırlanmasına benzer şekilde fizik yasalarına konu olan fiziksel olabileceği gibi bireylerin davranış seçeneklerini ortaya koyan toplumsal düzensizliği azaltan tabular, gelenekler veya yasalar gibi toplumsal olabilir. Bkz. Ibid., s Enerji ile olasılıkların sınırlanması arasındaki bağlantıyı kuran husus, kuantum mekaniğine göre faz uzayında bir kutu içine hapsedilen ve enerji seviyesi sınırlanan herhangi bir sistemin ancak sonlu bir sayıda farklı durumu bulunabileceği için herhangi bir sistemin belirli bir enerji düzeyinde faz uzayında kaplayabileceği alanın ve dolayısıyla söz konusu enerji düzeyinde gerçekleştirebileceği olasılıkların sınırlı olmasıdır. Bkz. David Ruelle, Rastlantı ve Kaos 13. Baskı (çev.) Deniz Yurtören (İstanbul: TÜBİTAK, 1999) s Bir sistem içinde gerçekleşebilecek bu farklı durumların sayısındaki basamakların sayısı aynı zamanda istatistiksel termodinamik çerçevesinde sistemin entropisinin de bir ölçüsü olarak kabul edildiğinden elde edilebilir enerjiyi kullanarak olasılıkları sınırlama faaliyeti aynı zamanda sistemsel entropi düzeyini de düşürme faaliyetidir. Ibid., s Dalgalanma, bir sistem içindeki değişkenlerin zaman-mekânsal evriminin ortaya koyduğu düzensiz değişim ve dönüşümleri tanımlayan nicel ifadelerin zaman serilerindeki değişiminin görünümünü tasvir eden bir kavramdır. Dengeden uzaklıklarına göre sırasıyla homojen durağan durum, sinüzoid salınımlar, karışık modlu periyodik salınımlar, karışık modlu kaotik salınımlar, karmaşık periyodik durumlar, ve kaos gibi türleri vardır. Bkz. Şekil 16 Ilya Prigogine ve Isabella Stengers, Kaostan Düzene: İnsanın Tabiatla Yeni Diyaloğu 2. Baskı (İstanbul: İz Yayıncılık, 1998), s

115 toplumun karmaşıklık düzeyi çevreden ithal edebildiği enerji/enerji akışı ile sınırlıdır. Düzen kurma faaliyetinin amacı: enerji akışını yönlendirerek enerjinin ve enerji üzerinden sistemsel olasılıkların belirli bir düzeni kuracak şekilde faz uzayının belirli bir alanına öbekleşmesini 15 sağlamaya çalışmaktır. Sistemin olasılıklarının faz uzayının belirli bölgesinde/bölgelerinde öbekleşmesi, enerjinin de bu olasılıkları gerçekleştirebilecek şekilde öbekleşmesini gerektirir. Bu nedenle düzen, enerji akışının belirli zaman-mekânsal nokta ya da noktalarda yoğunlaş(tırıl)masının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve kendi kendini sürdürebilen bir öbekleşmeye denk gelir. Belirli bir alan içinde yoğunlaş(tırıl)an enerji akışı, olasılıkların öbekleşmesini tetikleyerek düzenin bir tekillik olarak ortaya çıkışına neden olur. Enerji akışının tetiklediği öbekleşmeler sonucunda bir tekillik olarak ortaya çıkan düzenin oluşumu, çevresel şartlar ve enerji akışı uygun olduğunda kendi kendini besleyen bir oto-kataliz süreci başlatarak düzenin yeniden kurulabilmesi için çevreden daha fazla enerji elde edilmesini sağlayan yeteneklerin gelişip kurumsallaşmasına ve çevredeki enerji akışının daha büyük bir kısmının oluşan düzene yönlendirilmesi ile daha karmaşık bir düzenin ortaya çıkmasına yol açar. Düzenin karmaşıklaşması, varolan öbekleşme içinde, sistemsel olasılıkların öbekleşmesinin kapsamını genişleten ve/veya yoğunluğunu arttıran yeni öbekleşmeler yaratılması sürecidir. Karmaşıklaşma sürecinde ortaya çıkan ve sistemsel karmaşıklaşmayı üreten varolan öbekleşme(ler) içindeki (yeni) öbekleşmeler, daha kapsamlı, daha 15 Öbekleşme, bir sistemin tüm sistemsel alana yayılmış homojen bir dağılımdan giderek sistem alanının belirli bölgelerinde toplanan heterojen bir dağılıma dönüşüm sürecini ve bu sürecin sonucunu niteleyen bir kavramdır. Hem gerçek hayatta belirli unsurların bir araya toplanma süreçlerini hem de belirli bir fonksiyona ait matematiksel değerlerin faz uzayının belirli bir bölgesinde toplanmasının garfiksel görünümünü içerir. Canlılar dünyasında öbekleşme, belirli tetikleyici değişkenlere bağlı olarak ortaya çıkan otokatalitik süreçlerin (arttıran geri besleme döngüsü) sonucunda oluşur. Örneğin deneyin başlangıcında deney alanına rastgele dağılmış termit larvaların beslenme durumlarına göre salgıladıkları özel bir feremon un yoğunluğuna bağlı olarak giderek belirli bölgelerde toplanmaya başlarlar. Belirli bir alandaki organizma sayısı arttıkça o bölgeye doğru daha yoğun bir hareketlilik görülür. Larva popülasyonunun büyüklüğü hem toplanma sürecinin hızını hem de etkinliğini belirler. Bkz. Ibid. s

116 karmaşık ve dolayısı ile daha fazla enerji-kaynak akışına ihtiyaç duyan daha üst düzeydeki bir düzenin kurucu unsurları olarak işlev gören alt düzenler oluşturur. İnsan toplumlarında tarih içinde gelişen toplumsal bölünme, uzmanlaşma ve bunlara bağlı heterojenleşme öbekleşme içinde gerçekleşen öbekleşmelerin ekso-somatik aletler ve siyasi, toplumsal ve ekonomik kurumsallaşmalar gibi düzen kurucu mekanizmalar ürettiği bir karmaşıklaşma süreci örneğidir. 16 Öbekleşme içindeki öbekleşmelerin ürettiği toplumsal karmaşıklaşma süreci, temelde enerji akışının belirli bir zaman-mekânsal noktada öbekleşmesine dayandığından, toplumsal karmaşıklaşma süreci ile toplumların enerji ihtiyacı arasında bire bir olmasa da doğrudan bir ilişki vardır. Toplumsal karmaşıklaşma sürecinde sayısı gittikçe artan sistem olasılıklarını faz uzayının daha dar bir alanı içinde sınırlamak zorunda kalan insan toplumlarının enerji ihtiyacı ve kullanımı, bu süreç içinde artar Örneğin insan toplumlarının karmaşıklaşma ölçeği açısından bir dönüm noktası oluşturan tarım devrim, besin sağlama işlemi esnasında çevre koşullarına bağlı olarak ortaya çıkan dalgalanmaları denetim altına almayı amaçlayan düzen kurucu bir mekanizmanın oluşum sürecidir. Desplancques in Mısır uygarlığının gelişim süreci çerçevesinde vurguladığı gibi; bitkilerin ve hayvanların ehlileştirilmesi, iklimsel değişimlere bağlı olarak Nil nehrinin akış rejiminde gerçekleşen değişimlerinin neden olduğu kaynak belirsizliği karşısında avcı-toplayıcı toplulukların güvenliğini tamamlayan bir unsur olmuştur. Sophie Desplancques, Antik Mısır, (çev.) İsmail Yerguz (Ankara: Dost, 2006), s Tarımsal üretim, sistemsel olasılıkların insanların ve insan toplumlarının hayatiyetini sürdürme açısından daha uygun bir kalıba sınırlanmasını ve enerji-kaynak akışında düzeni bozabilecek düzensizliklerin (geniş bantlı ve öngörülemez dalgalanmaların, bir dereceye kadar kontrol altına alınmasını mümkün kılmış ve bu yolla daha karmaşık toplumların oluşumunun önünü açmıştır. 17 Sanayileşme sürecinde insan toplumlarının hem toplam hem de kişi başına enerji kullanımı hızla artmıştır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri nin (ABD) 1850 yılında 24 milyonluk nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için tükettiği toplam enerji 2, BTU (British Thermal Unit) olarak tahmin edilirken 1979 yılında 218 milyonluk nüfusunun tükettiği enerji miktarının 79, BTU olduğu hesaplanmıştır. Aynı dönemde kişi başına toplam yıllık enerji tüketiminin 105 milyon BTU dan 361 milyon BTU ya çıktığı görülmüştür. Bkz. Energy Consumption in the United States Tablosu, Richard C. Dorf, The Energy Factbook, (New York: McGraw-Hill, 1981), s. 13. Veriler, enerji kullanımındaki artışın toplumsal karmaşıklaşma ile birlikte giderek hız kazandığını gösterir. Bir birim sanayi üretimi için kullanılan enerji miktarı azalmasına; diğer bir değişle sanayinin enerji 116

117 Toplumsal düzenin karmaşıklaşması ile enerji kullanımı arasındaki bu ilişkiyi, söz konusu düzenlerin olasılık sınırlama/düzen kalıplarında görmek mümkündür. Enerji akışındaki farklılaşmalar, sistemlerin mekânsal ve zamansal düzlemlerde farklılaşan teknoloji ve sosyo-politik örgütlenme düzeylerine bağlı olarak düzen kalıplarında da farklılaşmaya yol açar. Daha fazla enerjinin daha dar bir alanda yoğunlaşması, yani daha fazla enerji kullanılarak daha fazla sayıda sistemsel olasılığın sınırlanması sonucunda ortaya daha karmaşık bir düzen çıkar. 2. Enerji Nakil Hatlarının Güvenliği ve Toplumsal Düzen(sizlik) Kuramsal ve soyut bir düzlemde ele alındığında enerji nakil hatları; petrol boru hatları, doğalgaz boru hatları, elektrik iletim ve dağıtım şebekesi gibi günümüzde kurulu olan türleri ile sınırlandırılamaz. Enerji nakil hatları, enerjinin toplumsal üretim, dağıtım ve tüketimini içeren belirli bir enerji sisteminin parçasıdır ve enerjinin toplumsal sistem içinde üretildiği mekândan ihtiyaç duyulan mekânlara genellikle de toplumsal düzenin çevre bölgelerinden merkezine iletilmesini sağlar. Bu nedenle enerji nakil hatları sorunu, varolan enerji sistemini ve içinde varolduğu enerji çevresinin sınırlamalarını dikkate alan daha geniş bir çerçevede ele alınmalıdır. Belirli teknoloji ve sosyo-politik örgütlenme düzeyinde sahip olunan enerji dönüştürme sistemleri, o toplumun enerji çevresini oluşturur. Debeir, Deléage ve Hémery e göre; enerji dönüştürme sistemleri enerji dönüştürücü zincirlerinin ekolojik ve teknolojik niteliklerinden (kaynakların, dönüştürücülerin ve verimliliklerinin evrimi) ve bu kaynaklar ile dönüştürücülerin elde edilmesi ve yönetimini sağlayan toplumsal yapılar dan oluşur. 18 Dorf a göre; bir enerji çevresinin iç içe geçmiş ve birbirinden ayrılamaz üç boyutu vardır. Bu üç boyut; petrol, gaz, kömür, su, nükleer fizyon, nükleer füzyon gibi enerji kaynaklarından; arama, çıkarma, toplama, taşıma, rafine etme, depolama, dönüştürme, dağıtım, tüketim gibi enerji işleme verimliliği artmasına karşın enerji tüketiminin nüfuza oranla daha hızlı arttığı ve aradaki artış hızı farkının giderek büyüdüğü görülür. Ibid., s Debeir, Deléage ve Hémery, s

118 süreçlerinden ve de araştırma-geliştirme, çevre, fiyatlama, ulusal güvenlik, dış ticaret gibi politika konularından oluşur. 19 Örneğin Ortaçağ da, Avrupa nın enerji çevresi dönemin temel enerji kaynakları olan su ve daha sonra rüzgar gücü ile odundan (sanayide odun kömürü); bu enerji kaynaklarını kullanılabilir hale dönüştüren yüzer fabrikalar, bentler ve demir endüstrisinin ocaklarından ve de bu kaynakların mülkiyetini ve kullanımı düzenleyen yasal ve kurumsal çerçeveden oluşuyordu. 20 Aynı şekilde Roma İmparatorluğu başkenti ve tüm idari-askeri yapıyı besleyen ve kırsal enerji kaynaklarının sömürülmesine dayanan büyük enerji sistemi, karayolları temelinde işleyen gelişmiş bir iletişim ve ulaşım/taşımacılık ağından, büyük çiftliklerde çalıştırılan yüz binlerce kölenin kol gücünden, bu yağma sisteminin sürekliliğini garanti eden ve mallar ile kölelerin taşınma hatlarını koruyan büyük bir ordudan ve de bu kaynakların mülkiyetini ve kullanımı düzenleyen yasal ve kurumsal çerçeveden oluşuyordu. 21 Farklı enerji sistemlerinde enerji nakil hatları mimarisinin yapısal farklılıklar göstermesi kaçınılmazdır. Örneğin; nükleer enerjiye dayalı bir enerji sisteminin enerji nakil hatları enerji üretimini sağlayan nükleer hammaddenin yanında sözkonusu sistemin işleyişi için gerekli tüm hammadde, makine, teknoloji ve işgücünün üretim bölgelerinden ihtiyaç duyulan bölgelere akışını mümkün kılan ve taşıyan tüm fiziksel ve toplumsal altyapıları içerir. Aynı şekilde, kölelik rejimi çerçevesinde temelde insan kol gücüne dayalı bir enerji sisteminde enerji nakil hatları, kölelerin toplanması ve taşınması için oluşturulmuş olan fiziki ile, bu fiziki altyapının ile idamesini sağlayan ve onu destekleyen köle 19 Dorf, s Bu konuda bkz. Jean Gimpel, Ortaçağda Endüstri Devrimi 6. Basım (çev.) Nazım Özüaydın (İstanbul: TÜBİTAK, 2004), s Debeir, Deléage ve Hémery in aktardığına göre; Roma İmparatorluğu nun enerji sistemi içinde köleler, birlikte çalıştıkları makinenin ya da hayvanın bir uzantısı olarak kabul ediliyor ve birer biyolojik enerji dönüştürücüsü işlevi görüyorlardı. Özellikle de geç Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde, askeri zaferlerle artan köle sayısı ve küçük özgür çiftçilerin lejyonlarda zorunlu askerliğe tabi tutulmasıyla sahipsiz kalan toprakların şehirli aristokrasinin elinde toplanmıştır. Sonrasında MS. 28 yılında sayıları 3 milyona ulaşan köleler büyük çiftliklerde, zanaatçı olarak şehirlerde, değirmen taşını döndüren birer hayvan olarak un değirmenlerinde ve biyolojik enerji dönüştürücüsü olarak madenlerde yaygın şekilde kullanıldılar. Bu konuda bkz. Debeir, Deléage ve Hémery, s

119 ticareti, toplumsal denetim sistemi ve hukuk gibi toplumsal altyapılardan oluşur. Tüm enerji sistemlerinde toplumsal düzenin karmaşıklaşması, enerji nakil hatlarının niceliksel ve niteliksel olarak genişlemesine neden olarak enerji nakil hatları mimarisinin de karmaşıklaşmasına yol açar. Toplumsal düzenin karmaşıklığı belirli bir düzeyi aştığında, yerel enerji havzası içindeki enerji kaynakları daha da karmaşık bir düzenin kurulması için nicelik ve/veya nitelik bakımından yetersiz kalır. Yakın bölgelerdeki kaynaklar azaldıkça ve/veya düzenin olasılık sınırlama kalıbını sürdürmek için yetersizleştikçe, düzenin yeni enerji kaynakları elde etmek için coğrafi ve niteliksel olarak daha uzak bölgelere genişlemesi ve sınırların ötesindeki kaynakları ele geçirmeye çalışması gerekir. 22 Enerji nakil hatları mimarisinin karmaşıklaşması, toplumsal düzenin beslendiği enerji havzasının genişlemesine koşut olarak bu yapının daha geniş bir coğrafi alana yayılmasından ve de farklı formlardaki enerjinin çevreden toplumsal düzeni beslemek üzere 22 İnsan toplumları, karmaşıklaştıkça varlıklarını sürdürebilmelerini sağlayan süreçleri sürekli olarak yeniden üretebilmek için giderek artan oranlarda dış kaynak akışına bağımlı hale gelirler. Günümüzdeki sanayileşmiş toplumların ekonomilerini ve toplumsal yapılarını koruyabilmek için yakıt ve mineral ithalatına olan bağımlılığı, bu duruma güzel bir örnek oluşturur. (ABD) gibi göreceli olarak mineraller ve enerji kaynakları açısından zengin bir ülke dahi varolan sanayi üretimini sürdürebilmek ve toplumsal karmaşıklığını koruyabilmek için diğer ülkelerden enerji ve mineral ithal etmek zorundadır. Örneğin; 1984 yılında ABD jet motorundan otomobile, trenden rafinerilere ve güç santrallerinden bilgisayarlara kadar modern bir toplumun varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu birçok şeyin üretiminde kullanılan krom ve kobaltın tamamına yakın bir kısmını ithal yoluyla karşılamıştır. ABD nin 1984 yılı ithalatı için bkz. Mark W. Parratt ve Margaret E. Parratt, A Spaceship Called Earth:Our Living Environment (Dubuque, Iowa: Kendall-Hunt, 1985), s. 36. Bu yüksek ithalat oranları, daha sonraki yıllarda da sanayi için önemli tüm mineraller için küçük değişiklikler ile korunmuştur yılı için bkz. Minerals Imported by the United States, Mineral Information Institute (1996), ( ); 2006 yılı için bkz U.S. Net Import Reliance For Selected Nonfuel Mineral Materials, Northwest Mining Association (2006), 2006%20Import%20Reliance%20flyer.pdf ( ) yılları arasındaki değişim için bkz. Net U.S. Imports of Selected Nonfuel Minerals and Metals as Percent of Apparent Consumption, US Census 2000 on (2006), ( ). 119

120 taşınmasını sağlayacak çok daha karmaşık bir enerji nakil hatları altyapısının oluşturulması zorunluluğundan kaynaklanır. Bu genişleme süreci, bir yandan enerji çevresinin küreselleşmesine bağlı olarak toplumsal düzenlerin beslendiği enerji havzalarının genişlemesiyle yerel enerji akışının kurulabilecek toplumsal düzenler üzerindeki zamansal ve hacimsel kısıtlamalarının aşılmasına imkân verir. Diğer yandan çevreden merkeze farklı türlerdeki enerji ithaline ve uzun erimli enerji nakil hatlarına olan bağımlılığı arttırır. Karmaşıklaşan toplumsal düzenin enerji ihtiyaçlarını karşılamak için küresel enerji nakil hatlarına artan bağımlılık, gereken türde enerjinin gereksinim duyulan zamanda, miktarda ve coğrafi mekana ulaştırılmasının sağlanmasının yanı sıra farklı formdaki enerji akışlarının bir enerji sistemi içinde uyumlulaştırılması gibi sorunlara yol açar. Bu sorunlar, toplumsal düzen(ler)in sürdürülmesi için hayati olan enerjinin taşındığı enerji nakil hatlarının güvenliğinin sağlanmasını ve düzenin en azından enerjinin istikrarlı üretim ve iletimini güvenceye alacak asgari bir düzenin söz konusu enerji havzasına ve enerji nakil hatlarına doğru genişletilmesini gerektirir. Bu süreç, toplumsal düzen(ler) açısından sistemsel yayılma ve işlevsel derinleşme, yani sistemin yatay ve dikey olarak genişlemesi anlamına gelir. Toplumsal düzen bu süreçte asıl sınırları ötesine ulaşan yeni işlevsel bağlantılar kurmak zorunda kalır. Rifkin ve Howard a göre, bu süreç, insan toplumlarının anavatana daha fazla enerji akışını sağlamak amacıyla daha uzak denizaşırı geniş coğrafi alanlar üzerinde daha fazla kurumsal kontrol ve merkeziyetçilik yönünde ilerlediği sömürgeleşme dönemine giriş sürecidir. 23 Bu zorunlu genişleme süreci, pozitif geri besleme döngülerine neden olan bir süreçtir. Toplumsal düzenin daha geniş bir coğrafi alanda ve kaçınılmaz olarak daha farklılaşmış niteliklerin, yani daha fazla olasılığın, sınırlanmaya çalışılarak kurulmasına ve bu çerçevede daha karmaşık düzen kalıplarının üretilmesine yol açar. Bu durum ise varolan toplumsal düzenin daha karmaşık, daha geniş ve dolasıyla ile daha çok enerjiye ihtiyaç duymasına neden olur. Düzenin çevreye genişlemesi, daha etkin ve/veya daha güçlü düzen kurucu mekanizmaların oluşturulması 23 Rifkin ve Howard, s

121 zorunluluğunu beraberinde getirir. Daha etkin ve/veya güçlü mekanizmalar ise sorunu çözmek yerine sorunu bir üst düzeye taşırlar; çünkü yukarıda da anlatıldığı üzere, daha güçlü ve/veya etkin mekanizmalar çevreden daha çok enerji aktarımına ihtiyaç duydukları için geçici olarak sorununu çözerken orta ve uzun vadede daha da güçlendiren bir pozitif geri besleme döngüsüne neden olurlar. 24 Bu pozitif geri besleme döngüsü içinde toplumsal düzen(ler) ve toplumsal düzen(ler)i besleyen enerji nakil hatları mimarisi karmaşıklaştıkça, hem toplumsal düzen(ler)in hem de enerji nakil hatlarının dengeden uzaklaştığı gözlemlenir. Bu durumda ise enerji akışındaki kısa veya uzun vadeli kesinti ya da daralma nedeniyle oluşan kararsız dalgalanmalar, toplumsal düzen(ler)in sürekli yeniden inşasını zorlaştırarak toplumsal düzensizlikte artışa neden olma olasılığı artar. Tüm bu kuramsal çerçevede ele alındığında, toplumsal düzen(ler)i besleyen enerji akışını ve bu akışı taşıyan enerji nakil hatlarının sürdürülebilirliğini etkileyen her unsur toplumsal düzenlerin hayatiyetini ve söz konusu düzen(ler)in sürdürülebilirliğini etkilediğinden, enerji nakil hatlarının güvenliğinin sağlanması toplumsal, düzenlerin sürdürülebilirliği açısından hayati bir meseledir. Ancak enerji nakil hatlarının güvenliği, enerjinin bir yerden diğerine iletildiği teknomekanik hizmetlerin güvenliğine indirgenemez. Enerji nakil hatlarının güvenliği, varolan enerji nakil hatları altyapısının fiziksel emniyetinin sağlanmasının ötesinde varolan enerji çevresinin sınırlamaları içinde enerji nakil hatları mimarisinin/sisteminin toplumsal düzen(ler)in bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sürdürülebilirliğinin güvence altına alınmasını içerir. 24 Küreselleşme, bu tür bir sürece iyi bir örnektir. İnsan toplumlarının küreselleşme olarak adlandırılan sistemsel birleşme-bütünleşme süreci, daha çok sayıda birbiri ile ilintili işlevsel olasılığın daha uzak coğrafi mesafelerde, yani daha geniş bir kapsama alanında, sınırlandırılmasını gerektirdiği için çok daha karmaşık bir düzen kalıbına ve dolayısı ile çok daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulmasına yol açar. Bunun nedeni küreselleşmenin sistemsel hızı ve karmaşıklığı arttırarak olasılıkların sınırlanması için çok daha güçlü ve/veya etkin olasılık sınırlama mekanizmalarına ihtiyaç duyulmasına neden olmasıdır. Bugün küresel sistemin kontrol edilemez olmasının ve belirsizliğinin arkasında yatan neden varolan olasılık sınırlama mekanizmalarının gereksinim duyulan olasılık sınırlama kapasitesine sahip olmamasıdır. 121

122 Enerji üretim, dağıtım ve kullanımının her aşamasında, enerji nakil hatlarının güvenliğini olumsuz etkileyen ve dolayısıyla bu hatlar üzerinden gerçekleşen enerji akışına bağımlı olan toplumsal düzenleri kararsızlaştıran ve sözkonusu düzenlerin sürdürülebilirliğini tehdit eden unsurlar doğadan kaynaklananlar, insanların bireysel ve grupsal faaliyetlerinden kaynaklananlar ve varolan enerji nakil hatları mimarisinden kaynaklananlar olmak üzere üç ana başlık altında sınıflandırılabilir Doğa Kaynaklı Tehditler: Toplumsal düzen(ler), her zaman çevresel enerji akışlarının oluşturduğu belirli bir doğal düzenin olasılık sınırlama kümesi (D-olasılık sınırlama kümesi) içinde ve onun sınırlamalarına uygun olarak kurulur. Toplumsal düzen(ler)in içinde kurulduğu ve uyum sağladığı üst-olasılık sınırlama kümesinde (doğal şartlarda) çevresel enerji akışındaki değişim tarafından tetiklenen ani veya süreğen değişimlerin yol açtığı tektonik kaymalar, düzen kurucu mekanizmalarının etkin ve verimli çalıştığı koşullarda dahi, düzenin olasılık sınırlama kümelerini ve düzenin hayatiyetini olumsuz yönde etkiler. Bunun nedeni; üst olasılık sınırlama kümesindeki kaymaya bağlı olarak varolan toplumsal düzen(ler)in, başta düzen kurucu mekanizmalar olmak üzere, bazı işlevsel bölgelerinin üst olasılık sınırlama kümesindeki değişime bağlı olarak işlevsizleşmesidir. Varolan enerji nakil hatlarının güvenliğini tehdit eden doğal unsurlar, depremler, orman yangınları, fırtınalar veya güneşten kaynaklanan elektro-manyetik fırtınalar gibi, enerji nakil hatları mimarisinin uyum gösterdiği D-olasılık sınırlama kümesinde varolan sistemin içsel esnekliğini aşan ve onu kısmen ya da tamamen işlevsizleştirme potansiyeline sahip kısa veya uzun vadeli kaymalara yol açan etkenlerdir. Bu tür kaymaların enerji nakil hatları üzerindeki etkisinin büyüklüğü, D-olasılık sınırlama kümesinde meydana gelen ani veya süreğen değişimlerin büyüklüğü kadar varolan altyapının bu kaymalara olan içsel esnekliğine ve dayanıklılığına bağlıdır. D-olasılık sınırlama kümesindeki sözkonusu sistemin içsel esneklik ve dayanıklılığını aşan tektonik kaymalar, enerji nakil hatlarının işlevselliğini ve dolayısıyla hayatiyetini korumak için söz konusu enerji nakil hatlarına bağımlı olan toplumsal düzenin işleyişini bozacaktır. 122

123 Sorun, sadece enerji nakil hatlarının fiziksel altyapısının doğal güçler tarafından zarar uğratılması değildir. Sorun, üst olasılık sınırlama kümesindeki bu türden kaymaların toplumsal düzenin birçok alanını aynı anda işlevsizleştirerek enerji nakil hatları altyapısını idame ettiren ve işleten toplumsal hizmetlerin genellikle belirsiz bir süre için devre dışı kalmasına yol açmasıdır. Büyük çaplı doğa olayları, enerji nakil hatları ile düzen arasındaki ilişkide bir kısır döngü yaratır. Karmaşık toplumsal sistemler işleyişleri için enerji nakil hatları üzerinden düzenli ve yeterli enerji akışına ihtiyaç duyarken, enerji nakil hatları da bu tür bir doğal felaketten sonra gördükleri fiziksel zararın tamiri ve işletilebilmeleri için toplumsal düzenin düzgün işleyişine ihtiyaç duyar. ÖRNEK 1: Şiddetli sağanak yağmur, aşırı kar yağışı, soğuk hava dalgası gibi aşırı hava olaylarının veya sözkonusu aşırı hava olaylarının yol açtığı sel veya çığ gibi doğal felaketlerin, başta enerjiyi son tüketiciye ulaştıran fiziksel altyapılar olmak üzere tüm enerji nakil hatlarına zarar vermesi ve/veya bu hatlarda meydana gelen bir bozulmanın tamirini geciktirmesi veya engellemesi günümüzde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Somut Olay: kışında ABD ve Almanya da kar fırtınası ve aşırı soğuklar nedeniyle elektrik ve doğalgaz dağıtım hizmetlerinin kesintiye uğraması. ÖRNEK 2: Orman yangınları elektrik nakil hatları, petrol boru hatları, doğalgaz boru hatları ve enerji üretim tesislerine tehdit oluşturur. Somut Olay: 2010 yazında Rusya daki büyük orman yangınlarının nükleer santrali tehdit etmesi. ÖRNEK 3: Güçlü yer sarsıntıları enerji nakil hatları için bir tehdittir. Somut Olay: 1999 Marmara depremi sonrasında depremden etkilenen bölgelerde enerji üretim tesislerinin ve nakil hatlarının zarar görmesi. ÖRNEK 4: Güneşte meydana gelen aşırı hareketlilik sonucunda oluşabilecek eletro-manyetik fırtınalar tüm elektrik üretim ve iletim altyapısına zarar verme potansiyeline sahiptir İnsan Kaynaklı Tehditler Enerji nakil hatlarının güvenliğini tehdit eden insan kaynaklı unsurların en fazla görünürlüğe sahip olanı insanların planlama, inşa ve 123

124 kullanım hatalarından kaynaklanan (antropojenik) kazalardır. Kusursuz bir makine olmayan insan tarafından planlanan, inşa ve tamir edilen ve kullanılan her sistem gibi günümüzde varolan enerji nakil hatları altyapısı da insan hatasından kaynaklanan ve genellikle toplumsal düzen üzerindeki etkisi, sistemin yapısal özelliklerince güçlendirilen kazalara ve bu kazaların yol açtığı bozulmalara karşı vurulgandır. Enerji sistemindeki karmaşıklaşmaya bağlı olarak enerji nakil hatları altyapısının karmaşıklaşması ve enerji çevresine yaklaşılmış olmasının ürettiği lojistik ve teknolojik sorunlar 25 bir yandan insan hatasından kaynaklanabilecek kazaların olasılığını ve yıkıcılığını artırırken diğer yandan bu tür kazaların tüm enerji sistemi ve toplumsal düzen(ler)in sürdürülebilirliği üzerindeki olası olumsuz etkilerini güçlendirir. ÖRNEK 1: Three Miles Island ve Çernobilde nükleer santrallerinde yapısal hata ve insan hatası nedeniyle meydana gelen kazalar. ÖRNEK 2: Meksika Körfezinde British Petroleum a ait Deep Horizon adlı açık deniz petrol platformunun bir patlama sonrası geride denize sızan petrolün yol açtığı büyük bir çevre kirliliği bırakarak batması. ÖRNEK 3: 2003 yılında ABD nin doğu kıyısında ve Avrupa da gerçekleşen büyük çaplı elektrik kesintileri ve buna bağlı olarak toplumsal hizmetlerde oluşan kesintiler. İnsan kaynaklı tehditlerden ikincisi devletlerarasındaki ve devletlerin içindeki sosyo-politik sorunların yolaçtığı yıkımlardır. Devletlerarasındaki stratejik çatışmalar, farklı olasılık sınırlama kümelerine sahip yerel H-düzenler (Hegemon/Hâkim düzenler) 25 Günümüzde hakim olan petrole dayalı enerji çevresinin sınırlarına yaklaşılmış olması nedeni ile enerjinin giderek derin deniz yatakları veya kutup bölgeleri gibi daha uzak ve marjinal bölgelerden daha yüksek enerji ve para maliyetiyle ve daha karmaşık teknolojiler kullanılarak üretilmesi ve de pahalı ve karmaşık bir enerji nakil hatları altyapısı üzerinden uzun mesafelerde taşınması gerekmektedir. Tüm bu gereklilikleri kaçınılmaz olarak enerji sistemini karmaşıklaştırmakta ve insan hatasından kaynaklanan kaza olasılığını ve bu kazaların toplumsal düzen(ler) üzerindeki olası olumsuz etkilerini artırmaktadır. 124

125 arasındaki çatışmalardır. 26 Küresel ölçekte ele alındığında bu çatışmalar, farklı olasılık sınırlama kümelerine sahip Alternatif Düzenler (A-düzenler) arasında nihai küresel düzenin şeklini belirlemek için süregelen birer mücadeledir. A-düzenler arasındaki bu rekabet, her canlı sistemin çevresel kaynakların sınırlı olduğu bir çevrede diğer canlı sistemlere karşı verdiği kendi kendini yeniden üretme mücadelesinin bir yansımasıdır. Farklı düzenler arasındaki bu kendini yeniden üretme mücadelesinin şekillendirdiği ilişkinin niteliği, sahip oldukları olasılık sınırlama kümelerinin bir birleri ile ne kadar uyumlu olduğu ile alakalıdır. Eğer A-düzenler faz uzayında benzer ya da yakın olasılıkları sınırlamaya çalışıyorlarsa; yani düzen kalıpları kesişiyorsa, daha karmaşık ve daha üst düzey bir düzenin oluşturmada işbirliği yapabilirler. Ancak, eğer bir sistem içindeki A-düzenler faz uzayında farklı ya da bir birinden tamamen uzak olasılıkları sınırlamaya çalışıyorlarsa, yani düzen kalıpları arasında bir çatışma varsa, süreç içinde kendi düzenlerini kurmak için birbirleri ile sonucu yıkıcı olan bir mücadele içine girmek zorunda kalırlar. Düzenin karmaşıklaşmasının sonucunda, sistemin coğrafi ve işlevsel açıdan zorunlu olarak genişlemesi bu mücadelenin coğrafi alanını genişleterek ve mücadelenin taraflarının sayısını artırarak bu mücadeleyi daha da sertleştirir. 26 Herhangi bir karmaşık sosyal sistemin düzen kalıbı, tek bir düzenden ve bu düzenin düzen kurucu mekanizmalarından oluşmaz. Başta insan toplumlarının düzenleri olmak üzere tüm karmaşık düzenler, aslında birbirleri ile örtüşen ve/veya çatışan olasılıkları sınırlamaya çalışan birden fazla düzenin oluşturduğu bir düzen alanı tarafından belirlenen bir düzen kalıbına sahiptir. Karmaşık bir sistemin içindeki görünen düzenin altında birden fazla alt-düzen vardır. Bu alt-düzenlerin tümü belirli bir düzen kalıbını oluşturmak için birlikte çalışabilecekleri gibi düzenlerden bir tanesi diğer düzenlerin olasıklarını da sınırlayarak/baskılayarak kendi düzen kalıbını tüm düzene kabul ettirmeye çalışabilir. Karmaşık düzenlerde, nihai düzen kalıbını oluşturan bu ilişki, düzen alanı üzerindeki etkilerinin belirleyiciliğine, göre düzenleri sınıflandırmayı mümkün kılar. Düzen alanı/birleşik düzen kalıbı üzerindeki etkilerine göre incelendiğinde üç tür düzen olduğu görülür: Potansiyel Düzen (P-düzen), Alternatif Düzen (A-düzen) ve Hegemonik Düzen (H-düzen). Hegemonik düzen, görünür olan ve düzen kavramının yaygın kullanımına karşılık gelen düzendir. H-düzen, olumlu ya da olumsuz karmaşık yerel etkileşimlerden doğan küresel bir düzendir. Bu yönüyle H- düzen, makro ölçekte göründüğü gibi sabit ve durağan bir yapı değil, çok sayıdaki altdüzenin (P ve A-düzenlerin) etkisi ile sürekli olarak değişim halinde olan ve mikro düzeyde sürekli olarak yıkılıp yeniden kurulan bir düzendir. 125

126 Bu nedenle devletlerarasındaki stratejik boyutlu rekabet ve bu süreçte ortaya çıkan düşük yoğunluklu ve/veya topyekun askeri çatışmalar, doğaları gereği enerji üretim ve dağıtım altyapılarının zarar görmesine ve enerji akışının kesintiye uğramasına neden olur. Bir yandan bu rekabetin ve askeri çatışmaların ürettiği düzensizlikler ve çatışma sürecindeki bilinçli saldırılar, enerji nakil hatlarının fiziksel altyapısının zarar görmesine neden olurken diğer yandan rekabet ve çatışma ortamında enerji nakil hatları altyapısının sürekli yeniden üretimi için gereken enerji-kaynak akışının sağlanamaması söz konusu altyapının ve bu altyapıyı idame ettiren toplumsal hizmetlerin süreğen bir çözülme sürecine girip bozulmasına yol açar. ÖRNEK 1: İran ile Irak arasındaki I. Körfez Savaşı nda tarafların birbirlerinin enerji üretim tesislerine ve enerji nakil hatlarına yönelik saldırıları ve savaşın sonuna doğru Basra Körfezi nde diğer taraftan başka ülkelere petrol taşıyan tankerlere yönelik düzenledikleri saldırılar. ÖRNEK 2: Irak ın 1990 yılında Kuveyti işgali ile başlayan II. Körfez Savaşı nın Kuveyt in enerji üretim ve iletim altyapısının gördüğü zarar. ÖRNEK 3: 2003 yılındaki savaşın sonunda Irak ın uzun yıllar süren uluslararası yaptırımlar rejimi altında gerileyen enerji üretim ve iletimini sağlayan fiziksel ve toplumsal altyapısının çökmesi. Ulus devletler içinde süregelen siyasi, toplumsal ve ekonomik kaynaklı istikrarsızlık ve iç çatışmalar, farklı olasılık sınırlama kümelerine sahip A-düzenler arasında veya H-düzen ile baskıladığı A- düzen veya P-düzenler 27 arasında olasılık sınırlama kümelerindeki 27 Öbekleşmeyi tetikleyen bir başlangıç öbekleşmesi olan P-düzen, düzenin nüvesini oluşturur. Chalidze, potansiyel düzen kavramını düzenin kendiliğinden ortaya çıkışını açıklamak için kullanır. Chalidze ye göre; potansiyel düzen kavramı atomaltı parçacıklar alanı, canlı hücrelerdeki karmaşık moleküller, insan iradesi ve ekonomik girişim gibi bir açık sistemin daha düzenli hale gelebilme veya başka sistemlerde düzen üretebilme yeteneğini tanımlar. Chalidze, s. iv. Potansiyel kavramı bir nesnenin doğru koşullar oluştuğunda düzenleme yeteneğini gerçekleştirmek için beklediğine işaret eder. Ibid. s P-düzenler birer kendi kendine örgütlenme potansiyelidirler. Tüm düzenler P- düzenlerden doğar. Tüm A-düzen ve H-düzenler başlangıçta birer P-düzendir. Her türlü yeni ideoloji, insanın evrendeki varoluşunu yeniden tanımlamasına yol açan her yeni 126

127 uyumsuzluklardan kaynaklanan nihai düzen kalıbının şekillendirilmesi için sürdürülen çatışmalardır. Devletlerin içindeki çatışmalarda enerji üretim ve dağıtım altyapıları, hem söz konusu çatışmaların ortaya çıkmasına ya da artmasına yol açan bir neden hem de çatışma süreci içinde tarafların saldırıları ile zarar gören bir hedeftir. Nijerya daki MEND örneğinde olduğu gibi enerji kaynaklarının üretim ve iletiminden elde edilen zenginliğin paylaşılması sorunu ulus devletler içinde var olan etnik, dinsel veya sosyal nedenlere bağlı siyasal sorunları artırmakta ve silahlı çatışma ortamının gelişmesine neden olmaktadır. Silahlı çatışma ortamında ise enerjinin üretimini ve iletimini sağlayan fiziksel altyapı ulus devlet ile çatışan yerel güçlerin saldırılarının hedefi haline gelmektedir. Aynı şekilde 2003 Irak Savaşı nın ardından Amerikan işgal kuvvetlerine ve Amerikan işgal yönetimince oluşturulan Irak hükümetlerine karşı mücadele eden direnişçilerin en başından beri başlıca hedeflerinden biri başta petrol kuyuları, petrol rafinerileri, petrol boru hatları ve elektrik dağıtım şebekesi olmak üzere enerjinin üretim ve dağıtımını sağlayan fiziksel altyapılar olmuştur. Ekonomik sorunlar enerji nakil hatlarının ve genel olarak enerji sisteminin güvenliğini tehdit eden insan kaynaklı üçüncü unsurdur. Ekonomik yapı ve süreçler ki kendi içinde bir alt-toplumsal düzen oluşturur bir toplumsal düzende enerji-kaynak akışını düzenleyen ve varolan sistem içinde enerji-kaynak akışını farklı işlevler ve farklı alt sistemler arasında dağıtan temel düzen kurucu mekanizmalardan biridir. Bu yönüyle ekonomik sistem enerji, nakil hatları altyapısının sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Bu etki, belirli bir toplumsal düzende varolan ekonomik alt-düzenin verimli ve etkin çalıştığı durumlarda dahi sistemin özellikleri nedeniyle makro düzeyde enerji-kaynak akışını toplumsal düzenin başka alanlarına felsefi akım, yeni mezhepsel ya da dini düşünce sistemi ve bu düşünce sistemlerini oluşturan ve yayan çekirdek örgütlenmeler, işlevsel açıdan birer P-düzendir. Doğaları gereği P-düzenler, soyut düşünceler ile somut gerçekliğin arasındaki bir alanda varolurlar. Bir insanın düşüncelerinin öznelliğinden doğan düşünce sistemleri, kendilerini yeni bir ideoloji, felsefe ve din olarak fiziksel gerçekliğe aktarır ve insanları ve toplumları etkiledikleri ölçüde, özellikle uzun vadede, insan toplumlarının düzen(ler)ini ve bu düzen(ler)in zaman mekânsal değişimini etkiler. 127

128 dağıtma/aktarma eğiliminde olması durumunda enerji nakil hatlarının sürekli yeniden inşasını sağlayacak şekilde çalış(a)maması durumunda olumsuz bir etki olacaktır. Ekonomik sistemin etkin ve verimli işleyişinin kesintiye uğradığı kriz dönemlerinde, söz konusu dönemde enerji-kaynajk akışının da daralması veya işleviszleşmesi nedeniyle, enerji sistemi ve enerji nakil hatları üzerindeki söz konusu olumsuz etki daha da güçlenir Enerji Nakil Hatları Mimarisinden Kaynaklanan Tehditler. Enerji nakil hatlarının güvenliğini tehdit eden bir diğer unsur da varolan enerji sisteminin ve enerji nakil hatları mimarisinin kırılganlık (içten ve/ya dıştan gelen bozucu etkiler hassasiyet/dayanıklılık) ve vurulganlık (sistemin kazalara ve saldırılara ne kadar açık olma) düzeyi gibi sistemsel özellikleridir. Her sistem gibi enerji nakil hatları altyapısının da belirli bir sistemsel taşıma kapasitesi, yani iç ve dış etkilerden kaynaklanan sistemsel olasılıklardaki dalgalanmaları soğurma ve işleyişine devam edebilme gücü, vardır. Söz konusu sistemsel taşıma kapasitesi, enerji nakil hatları inşasında kullanılan teknolojinin, sistemsel karmaşıklık düzeyinin ve ekonomik maliyetin bir fonksiyonu olarak ortaya çıkar. Günümüzde artan enerji talebine ve küreselleşen enerji çevresine bağlı olarak genişleyen ve karmaşıklaşan enerji nakil hatları mimarisinin kırılganlığı artmaktadır. Enerji nakil hatları altyapısının karmaşıklaşması, çevreden kaynak akışının miktar ve hızındaki salınımların da etkisiyle düzen(ler)in kurulmasının ve sistemin dengeye yakın tutulmasının giderek zorlaşmasına ve her an düzensizliğe kayabilecek sınırda bir düzenin oluşmasına neden olmaktadır. Gelişen sınırda düzen durumu ise düzenin dış etkilere (üst-olasılık sınırlama kümelerindeki kaymalara) ve iç etkilere (kendi içindeki alt-düzenlerde oluşan ve/veya gelişen mikro düzensizliklerin yayılmasına) olan kırılganlık ve vurulganlığını arttırmaktadır. Kendisini besleyen kaynak akışının ve bu akışı düzenleyen mekanizmaların etkinlik ve verimliliğinin sınırına yaklaştığı için düzen sistemin yedek kapasitesinin (redundancy) 28 azalmasına neden olmaktadır. Bunun anlamı çevreden 28 Kapasite fazlası, sistemin çevresel şartlardaki dalgalanmalara ve ani gelişen beklenmedik durumlara dayanabilmesi ve hayatiyetini sağlayan süreçleri devam 128

129 sistem içine enerji-kaynak akışı, sistemin anlık ihtiyaçlarının karşılanmasına ancak yettiğinden sistemin acil durumlarda ihtiyaç duyabileceği fazladan enerjiye ve/veya bu enerjiye ulaşmasını sağlayacak kapasiteye sahip ol(a)mamasıdır. Özellikle kargaşa durumlarında, istikrarın korunması için hassas kaynaklarda kapasite fazlası gerekli olduğundan, 29 bu durum enerji nakil hatlarının iç ve dış etkilere karşı dayanıklılığının azalmasına bağlı olarak sistemin güvenilirliği (reliability) azalmakta 30 ve bir kriz durumunda sistemin kendi gücünün kendi üzerine dönmesi sonucunda krizi büyüten sistemsel bir kısa devrenin, şelale çöküşlerinin (cascade failures) ortaya çıkma olasılığını artırmaktadır. 31. Tekil enerji nakil hatları mimarilerindeki bu karmaşıklaşmanın etkisi, sözkonusu altyapıların giderek büyüyen oranda küresel bir toplumsal düzenin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde küresel bir enerji sistemi çerçevesinde birleştirilmesi ile artmaktadır. Bir yandan farklı enerji nakil hatları altyapıları arasındaki olası uyumsuzluklar, diğer yandan sistemsel entegrasyon sonucunda alt sistemlerin giderek artan oranda işleyiş açısından birbirlerine bağlı hale gelmesi, özellikle elektrik dağıtım hatları sözkonusu olduğunda, sistemin kırılganlık ve vurulganlığı artırmaktadır. Daha önce ayrık olan sistemler arasında işlevsel ve fiziksel yeni bağlantıların oluşması, bir veya daha çok alt ettirebilmesi için gereklidir. Bir elektrik şebekesinde kapasite fazlasına sahip olmanın gerekliliği için bkz. Mohan Munasinghe, The Economics of Power System Reliability and Planning: Theory and Case Study (Baltimore: John Hopkins University Press, 1979), s Skyttner, s Bir sistemin güvenilirliği, söz konusu sistemin veya bileşenlerinden birinin belirli bir süre boyunca fiili çalışma şartları altında tasarlanılan işlevini tatmin edici şekilde yerine getirme olasılığı olarak tanımlanır. Karmaşık sistemlerde sistemin görevini tatmin edici şekilde yerine getirebilmesi, sistemin bir çok bileşeninin işlevini yerine getirmesine bağlı olduğundan, güvenilirlik, sistemin bazı bileşenleri çalışmadığı ya da arızalı çalıştığı durumlarda sistemin bütününün çalışmaya devam edebilmesi için sistemin fazladan kapasiteye sahip olmasını gerektirir. Munasinghe, s Bu durum özellikle, nodlar arasında yüksek derecede farklılaşmış yük dağılımına sahip ve sistemsel yükün nodlar arasında gerektiğinde yeniden dağıtılabildiği ağlar şeklinde örgütlenmiş sistemler için geçerlidir. Şelale çöküşleri için bkz. Adilson E. Motter ve Ying-Cheng Lai, Cascade-Based Attacks on Complex Networks, Physical Review E (R) (2002), s

130 sistemde oluşacabilecek dalgalanmaların sistem içinde yayılmasını ve tüm sistemi içeren bir kriz oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Varolan enerji sisteminin ve enerji nakil hatları mimarisinin sistemsel özelliklerinden kaynaklanan sorunlar petrole, dayalı enerji çevresinin sınırına ulaşılmış olması ve özellikle de yeni bir enerji çevresine geçiş sürecinin tetikleyebileceği sistemsel kararsızlıklar nedeniyle artmaktadır. Toplumsal düzenlerin karmaşıklaşması sınırsız, ve kısıtsız ilerleyen bir süreç değildir. Düzenin genişleme ve karmaşıklaşması, sistemin içinde bulunduğu belirli bir tür enerji üzerine kurulu enerji çevresi nden elde edebileceği enerjinin sınırı olan entropi sınırı na ulaşılmasına kadar devam eder. 32 Tarihsel değişim-dönüşüm süreçlerinde farklı enerji çevrelerinin gözlemlenmiş olması, insan toplumlarının düzenlerinin içinde kurulduğu enerji çevrelerinin sabit olmadığını ve zaman içinde sürekli değiştiğini gösterir. Bazı enerji kaynakları mutlak veya göreceli olarak gerilerken yeni enerji kaynakları ön plana çıkmaya başlar. 33 Enerji çevresinin değişmesinin temelde iki 32 Rifkin ve Howard ın tanımıyla entropi sınırı; insan toplumlarının tarihsel gelişim sürecinde belirli bir enerji çevresinde elde edilebilir olan enerjinin azalmasına işaret eder. Rifkin ve Howard, s. 68. Varolan enerji çevresinin temelini oluşturan enerji kaynağının miktar ve kalite olarak gerilemesi ve toplumsal düzenin kurulması için yetersiz kalarak, entropi sınırına ulaşılması, tarihsel bir örneği 13. ve 16. yüzyıllar arasında Batı Avrupa da yaşanmıştır. Hem enerji kaynağı hemde alet, makine ve ev eşyası imalatında ana hammadde olarak söz konusu dönemdeki yaşam tarzının temelini teşkil eden odunun aşırı tüketimi ve tarım alanları açmak için ormanların yok edilmesi nedeniyle giderek azalması, toplumsal yaşamı etkileyen bir kıtlığa sebep olmuştur. Bu kıtlığın yol açtığı kriz kömüre dayalı yeni bir enerji çevresine geçilmesi ve kömür merkezli yeni bir enerji dönüştürme sisteminin kurulması ile çözülmüştür. Odun krizi ve Batı Avrupa enerji çevresinin değişimi için bkz. Ibid., s yılları arasında ABD nin enerji çevresindeki değişim buna güzel bir örnektir. İnsanlık tarihi boyunca insan toplumları için ısınma ve üretimde kullanılan temel enerji kaynağı olarak görülen odun kullanımı, 1890 lardan itibaren devam eden bir gerileme sürecine girmiştir. Sanayi Devrimi ile kullanımı hız kazanan kömür kullanımı ise 1900 lü yıllara değin hızla artmış ve o tarihten itibaren durağan bir döneme girmiştir lı yıllardan itibaren artan tüketimin her yıl artan oranda petrol, doğalgaz ve daha küçük oranda hidroelektrik gücünden karşılandığı görülür arasında ABD nin enerji kulanımındaki değişim için bkz. The History of U.S. Energy Resources Since 1850 grafiği Dorf, s. 20. Benzer bir değişim sürecini, dünya enerji çevresinde de görmek mümkündür yılları arasında farklı enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimi 130

131 nedeni vardır: varolan enerji çevresinde yaşanan kriz ya da azami güç çıktısı daha fazla olan güç cihazlarını besleyen yeni bazı enerji kaynaklarının keşfedilmesi. Rifkin ve Howard a göre; Ortaçağ da ormansızlaşma sonucunda, odun temelli enerji çevresinde karşılaşılan krizin insan toplumları daha önce tercih etmedikleri ve kirli bir yakıt olarak gördükleri kömüre yönlendirmesi enerji çevresi değişimine yol açan ilk nedene örnektir. 34 İçten yanmalı motorların yaygınlaşması sonrasında petrolün de önemli bir unsur olduğu yeni enerji çevresinin oluşumu da ikinci türe örnektir. 35 Varolan enerji çevresinde entropi sınırına ulaşan bir sistem, entropisini düşük tutmaya devam edebilmek, diğer bir ifade ile düzenini kurabilmek ve çözülmeden kaçınabilmek için sürekli olarak yeni bir teknoloji türü yaratarak ve yeni toplumsal, ekonomik ve politik kurumlar şekillendirerek başka bir enerji türü üzerine kurulu yeni bir enerji çevresi ne geçmek zorundadır. 36 Ancak insan toplumlarının içinde bulundukları enerji çevrelerini değiştirebilmeleri, kolay ve sorunsuz gerçekleşebilen bir süreç değildir. Enerji sistemleriniz, değişime karşı içsel bir direniş göstermeleri nedeniyle enerji içindeki paylarını gösteren bir grafik incelendiğinde geleneksel yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam tüketim içindeki payının hızla gerileyerek yüzde 80 den yüzde 10 a düştüğü; 1860 yılında toplam tüketimin yüzde 20 sini sağlayan kömürün 1900 lü yılların başında yüzde 60 ın üzerine çıktıktan gerileyerek tüketimin yaklaşık yüzde 20 sini karşıladığı görülür. Aynı dönemde başlangıçta hiç tüketilmeyen petrol, doğalgaz ve nükleer enerjinin toplam içindeki payları hızla artarak dönemin sonunda sırasıyla ~ yüzde 35, ~ yüzde 20 ve ~ yüzde 7-8 değerlerine ulaşmıştır. Bu konuda bkz. Şekil 2: Dünya Enerji Tüketiminde Enerji Kaynaklarının Payı İbrahim Öztürk ve Sohbet Karbuz (ed.), Türkiye nin Enerji Ekonomisi ve Petrol ün Geleceği MÜSİAD Araştırma Raporları 49 (Şubat 2006), s Rifkin e göre; nüfus artışının ve tarımsal genişlemenin bir sonucu olan ormansızlaşma, yakıt olmasının yanında Ortaçağ Avrupa sı endüstrisinin baskın hammaddesi olan ve alet ve makine üretiminden inşaata dek bir çok alanda kullanılan odunun kıtlaşmasına yol açmıştır. Kıtlaşan ve pahalanan bu kaynağın endüstride ve konutlarda yakıt olarak kullanılması giderek imkansızlaştığından, oduna alternatif bir enerji kaynağı olan kömür ön plana çıkmaya başlamıştır. Rifkin ve Howard, s Bu konuda ayrıca bkz. Debeir, Deléage ve Hémery, s Güç üretme cihazlarının azami çıktılarındaki farklılıklar ve zaman içindeki gelişimleri için bkz. The Maximum Power Output of Selected Power Devices Over The Period 1700 to 1970 Grafiği Dorf, s Ibid., s

132 dönüştürme sistemlerinde ani değişimler görülmez. Debeir, Deléage ve Hemery ye göre; bu direnişin teknik ve toplumsal olmak üzere iki temel nedeni vardır. İlk neden; enerji üretmek için toplumun yapması gereken yatırımın büyüklüğüdür. Enerji sistemleri, kurulmalarından sonra dahi uzun bir dönem için var olan toplumsal artık-ürünün çok büyük bir kısmını tüketir. Yeni tür enerji dönüştürücülerine dayanan yeni bir enerji sistemini inşa etmek için kaynak ayırmak yavaş ve zor bir girişimdir. İkinci neden ise müktesep hakların ve var olan enerji üretim sistemine dahil olan toplumsal grupların oluşturduğu ölü ağırlığın engelleyici etkisidir. Enerji çevreleri, toplumsal el koyma ve hâkimiyet ilişkilerini, yönetici sınıfın konumunu, yönetici ağların örgütlenmesini de içerdiklerinden birçok farklı çıkar bir araya gelir ve varolan enerji sisteminin değişmemesi için çalışmaya başlar. Toplumsal düzenlerin zorunlu hallerde dahi var olan enerji çevresini değiştirmeye olan bu direnci nedeniyle enerji sorunlarına çözüm, genelde var olan enerji dönüştürme mantığını daha derinlemesine kullanmakta aranır. 37 Bu direniş yeni bir enerji çevresine geçilip geçilemeyeceğininin, enerji çevresi sınırına ulaşan bir toplumsal düzenin teknolojik altyapısı ve sosyo-politik örgütlenmesi ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösterir. Bir enerji çevresinden diğerine geçişin başarısı, varolan toplumsal düzenin mikro düzeydeki olasılık sınırlama kalıpları/kümelerince belirlenir. Teknolojik altyapı uygun olsa da yeni bir enerji sistemi kurularak bir enerji çevresinden diğerine geçilmesi, toplumsal sistemin mikro düzey dalgalanma bantlarına bağlıdır. Bazı durumlarda yeni alternatifler tamamen engellenebilir. Örneğin; Debeir, Deléage ve Hemery nin aktardığına göre; ucuz ve bol insan işgücünün varlığı nedeni ile Çin de hayvan gücüne veya fosil yakıtlara dayalı enerji sistemlerinin gelişmesi engellenmiştir. 38 Benzer bir sürecin günümüzdeki fosil yakıtlara dayalı enerji sisteminden yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan yeni bir enerji sistemine geçişte de etkili olduğu görülebilmektedir. Günümüzde 37 Debeir, Deléage ve Hemery, s İnsan sayısının çok olması, tüm ekilebilir toprağın insanların ihtiyaçlarına ayrılmasına neden olmuş ve hayvan gücünün kullanımını engellemiştir. İnsan gücünün görece ucuzluğu ise biyolojik olmayan motorların karlılık sınırının altında kalması sonucu doğurmuştur. Ibid., s

133 toplumsal düzen(ler)in artan enerji talebi, giderek azalan stok, zorlaşan üretim ve hidrokarbona dayalı enerji sisteminin yol açtığı çevresel sorunların arttığının düşünülmesi nedeniyle hidrokarbonlara özellikle de petrole dayalı enerji çevresinin sınırlarına yaklaşılmış olması, orta vadede enerji sisteminin büyük çaplı bir yeniden düzenlemeden geçirilerek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yeni bir enerji sisteminin oluşturularak yeni bir enerji çevresine geçilmesini gerektirmektedir. Ancak hâlihazırda petrolün hala ucuz ve bol bir enerji kaynağı olarak varlığı, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji dönüştürücülerin geliştirilmesini ve yeni bir enerji çevresinin inşası sürecini engellemektedir. Her petrol ve/veya enerji krizi sonrası yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilgi artsa da konjektürel enerji krizinin güç kaybetmesi ile birlikte karar alıcıların yenilenebilir enerji teknolojilerine, olan ilgisi hızla kaybolmaktadır petrol krizi sonrası büyük ilgi duyulan ve büyük umutlar beslenen yenilenebilir enerji teknolojileri petrol fiyatlarındaki görece gerileme ile birlikte enerji sektörünün marjinal bir alanına sürgün edilmiştir yılından sonra çok ciddi oranlarda artan petrol fiyatlarıyla yeniden gündeme gelen ve ciddi yatırımlar yapılan yenilenebilir enerji projelerinin de 2008 yılındaki finansal kriz ile birlikte ham petrol fiyatlarının hızla gerilemesi sonucunda bir kez daha ciddi bir dönüşümün nüvesi olma olasılığını yitirdiği düşüncesi yaygınlık kazanmaktadır lerin aksine ciddi bir yatırıma ve pazar payına ulaşmış olsalar da yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir enerji çevresinin oluşturulmasını sağlayabilecek teknolojilerin hala devletin finansal desteğine ihtiyaç duyan ve ekonomik rasyonalite içinde kendi kendini sürdüremeyecek deneysel girişimler düzeyinde kaldığı görülmektedir. Her yeniden yapılanma gibi tüm enerji altyapısının yeniden düzenlenmesini ve bu çerçevede enerji sistemini oluşturan fiziki ve toplumsal birçok altyapının yeniden oluşturulmasını gerektiren yeni bir enerji çevresine geçiş süreci de oluşan geçiş dönemi belirsizliklerinin de etkisiyle sistemsel istikrarsızlıklara yol açarak sistemsel kırılganlığı artırır. 39 Bunun nedeni geçiş dönemlerinde oluşan dengeden uzak 39 Denge durumları içsel ve dışsal değişimler karşısındaki kalıcılıklarına (diğer bir değişle sürdürülebilirliklerine) göre kararlı ve kararsız denge durumları olarak sınıflandırılır. Kararlı durumda denge kural; denge dışı durum ise istisnadır. Kararsız 133

134 koşullarda sistem içinde oluşan çok küçük karışıklıkların veya dengesiz değişimler, otokataliz/pozitif geri besleme süreçlerine yol açarak ya da sistem içinde var olan bu tür süreçleri daha da hızlandırıp kuvvetlendirerek sistem açısından yapı/düzen bozan dalgalara dönüşebilmesidir. Dengeden uzak sistemlerde nadir fakat önemli ani değişimler gibi istisnaların ortaya çıkışı, süreklilik kazanabilir. 40 Daha önce istisnai olarak görülen ve tanımlanan durumlar/olaylar, sistemsel işleyişin bir parçası haline gelebilir. Sistemsel düzende ani değişimler, dönüşümler, kopuşlar ve çöküşler yaşanabilir. Özellikle yenilenebilir enerji kaynakları üzerine inşa edilecek yeni bir enerji çevresi oluşturulması, toplumsal düzenlerin kuruluşu açısından bir enerji akış sorunu ortaya çıkarabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı teknolojilerin halihazırda büyük oranda yerel ölçekli olması, enerji akışlarının yeniden yerelleşmesini ve küresel ölçekte enerji havzasından beslenen bir karmaşıklığa göre kurulmuş toplumsal düzen(ler)in yeniden yerel enerji üretiminin/enerji akışının zamansal ve miktarsal sınırlamalarına uyum sağlamasını gerektirecektir. Yeni teknolojiler ve sosyo-politik örgütlenmeler oluşturularak uzun mesafeler arasında enerji akışını mümkün kılacak yenilenebilir enerji durumda ise denge dışı durum kural, denge durumu istisna halini alır. Kararlı denge durumlarında, düzeni besleyen akışta ve/veya düzeni kuran mekanizmalarda bir sorun yaşanmadığından, sistemin evrimsel yörüngesi makro düzeydeki değişkenler tarafından belirlenir. Olasılık sınırlama kümelerinin ve düzen kalıplarının sürdürülebilirliğinde yaşanan sorunlar, kararsız denge durumlarında ise mikro düzey değişkenler önemli hale gelir. Bu tür sistemlerde klasik determinizm geçerliliğini yitirir ve doğrusal olmayan ilişkiler ile karşılaşma olasılığı artar Klasik determinizm, fiziksel bir sistemin başlangıç zamanı olarak adlandırılan belirli bir zamandaki durumunun bilinmesi halinde diğer her hangi bir zamandaki durumunun da bilinebileceği varsayımı üzerine kuruludur. Klasik determinist yaklaşımda rastlantı ve belirsizliklerin rolü kısıtlıdır. Bu konuda bkz. Ruelle, s İstisnai olanın matematiksel açıklaması, felaket (catastrophe) kuramı çerçevesinde yapılmaya çalışılır. Felaket kuramı, hangi şartlar altında sistemsel süreksizliklerin ortaya çıkacağını gösteren nitel bir kuramdır ve sosyal bilimlerde savaş dönemi politikası, devrimler, müfredat değişim dinamikleri, cezaevi isyanlarını öngörme ve denetleme ve yerleşim kalıplarındaki değişimler gibi çok farklı alanlara uygulanmıştır. Kurt W. Back, Chaos and Complexity: Necessary Myths, Chaos, Complexity and Sociology: Myths, Models, and Theories, (ed.) Raymond A. Eve, Sara Horsfall ve Mary E. Lee, (California: SAGE, 1997), s felaket kuramı için bkz. V. I. Arnold, Catastrophe Theory, (çev.) G.S. Wasserman, 2. Revised and Expanded Edition (Berlin: Springer-Verlag, 1986). 134

135 kaynaklarına dayalı bir enerji sisteminin oluşturulmaması durumunda bu uyum sağlama süreci, toplumsal karmaşıklıkta bir gerilemeyi kaçınılmaz kılmaktadır Sonuç Enerji (akışı) toplumsal düzenlerin kurulmasının temel unsurlarından birisi olduğundan, toplumsal düzenlere enerji akışını düzenleyen enerji nakil hatları ve bu hatların güvenliği ile toplumsal düzenlerin sürdürülebilirliği arasında doğrudan bir ilişki vardır. Enerji nakil hatlarının güvenliği; enerjinin toplumsal üretim, dağıtım ve tüketimini içeren belirli bir enerji sisteminin parçası olarak ele alınmalıdır. Enerji nakil hatlarının güvenliği varolan enerji nakil hatları altyapısının fiziksel emniyetinin sağlanmasının ötesinde varolan enerji çevresinin sınırlamaları içinde enerji nakil hatları mimarisinin/sisteminin toplumsal düzen(ler)in bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sürdürülebilirliğinin güvence altına alınmasını içerir. Bu çerçevede enerji nakil hatlarının güvenliğini olumsuz etkileyen ve dolayısıyla bu hatlar üzerinden gerçekleşen enerji akışına bağımlı olan toplumsal düzenleri kararsızlaştıran ve sözkonusu düzenlerin sürdürülebilirliğini tehdit eden unsurlar; doğadan kaynaklananlar, insanların bireysel ve grupsal faaliyetlerinden kaynaklananlar ve varolan enerji nakil hatları mimarisinden kaynaklananlar olmak üzere üç ana başlık altında sınıflandırılabilir. Enerji nakil hatlarının güvenliği ve toplumsal düzenlerin sürdürülebilirliğini tehdit eden asıl sorun bu tekil tehditlerin varlığından ziyade, birden çok unsurun karmaşık bir sistem içinde eşzamanlı etkileşiminden doğan güvenliksizlik sistematiğidir. Karmaşıklaşan ve küreselleşen enerji sistemi içinde güvenliksizlik tek bir unsurun sonucu değil; bir kriz sistematiği içerisinde pozitif geri besleme döngülerine yol açarak birlerinin etkisi artırabilme potansiyeli taşıyan kriz unsurlarının çok yönlü etkileşiminden doğan ve toplumsal düzenlerin içsel özelliklerince etkileri artırılabilen dalgalanmalardır. Bu nedenle, enerji nakil hatları çerçevesinde tüm toplumsal düzenler için önemli olan sorun, anlık jeo-stratejik ve/veya ekonomik 41 Yenilenebilir enerji çerçevesinde kurgulanan bir küresel enerji havzası için bkz. 135

136 kaygılar çerçevesinde kendi önemini arttıracağı varsayımıyla başka toplumsal düzenleri besleyecek enerji nakil hatlarına geçiş yolu sağlayıp sağlamamak değil; enerji çevresinde meydana gelebilecek değişimleri de dikkate alarak kendisinin bugünkü ve gelecekteki toplumsal düzenini sürdürmesini sağlayacak bir enerji nakil hatları mimarisi oluşturmaktır. 136

137 ÜÇÜNCÜ OTURUM BAKÜ- CEYHAN BORU HATTININ GÜVENLİĞİ Tarkan RESULOĞLU 1 Güvenlik, insanın doğumundan itibaren aile içinde başlayarak bireysel ve toplumsal hayatına doğrudan etki eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu etkinin temelinde ise; varlığını koruma ve sürdürme bulunmaktadır. En temelinde kişinin kendisi olmak üzere dini, dili, ailesi gibi tüm maddi ve manevi varlıklarını bu kapsama dâhil etmemiz mümkündür. Güvenlik, hayatın her alanında temel dinamiği oluşturmaktadır. Her ne kadar temelleri Soğuk Savaş yıllarına da ortaya atılsalda enerji güvenliğinin kavramı güvenliğin yeni bir boyutu olarak 1990 lı yıllar ile birlikte literatürdeki yerini almıştır. Enerji kaynaklarına ulaşmak, bu kaynaklara sahip olmak, bu kaynakları muhafaza edebilmek ve enerji kaynaklarına ulaşan yolların güvenliğini sağlamak, enerji güvenliğinin temel parametreleri haline gelmiştir. Bu kavram, zamanla enerjiye olan ihtiyacın artması ve enerji kaynaklarının hızlı tüketime bağlı olarak azalmasıyla devletlerin dış politika önceliklerinde ilk sıraya yerleşmiştir. Yalnızca devlet i merkez alan güvenlik politikaları devlet dışı aktörler in ortaya çıkışıyla önemli ölçüde değişiklik göstermiştir. Bunun yanında küresel ölçekte ekonomi alanında yaşanan gelişmeler, çevre kirliliği, küresel ısınma ve siber terör gibi kavramların yeni bin yıl ile birlikte dünya gündemine oturması, güvenlik kavramında çok farklı açılımları da beraberinde getirmiştir. Genel olarak enerji güvenliği denildiği zaman bugünkü yaklaşımların iki boyutu olduğu görülecektir. Bunlardan birincisi; enerji kısmına ağırlık veren yaklaşım, ikincisi ise güvenlik kısmına ağırlık veren yaklaşımdır. Bunlardan ikincisi, daha çok arama, geliştirme, üretim, dağıtım ve pazarlama gibi konularda karşılaşılacak olası problemlere karşı (terörist saldırlar vb.) alınması gereken önlemlerden bahsetmektedir. 1 BOTAŞ Temsilcisi 137

138 İlkine, yani enerji kısmına ağırlık veren ve güncel anlamda kavramı açıklayan yaklaşım ise bulunabilirlik (availability), erişilebilirlik (accessiblity) ve kabul edilebilirlik (acceptibility) prensiplerini içermektedir. Bu noktadan hareketle kavrama bir tanım verilecek olursa en geniş haliyle enerji güvenliği; yeterli miktarda, kaliteli ve çevre dostu enerjinin makul fiyatlarla ve kesintisiz olarak temin edilmesi anlamına gelmektedir. Bu tanıma kaynakların çeşitlendirilmesini de eklersek yanlış yapmayız. Kaynakları çeşitlendirmek, bugün enerji bağımlısı ülkeler için oldukça önemlidir. Günümüzde milyonlarca insan, boru hatlarından geçen enerji kaynaklarına bağımlı olarak yaşamaktadır. Stratejik boyutta, konu üzerine çok sayıda değerlendirme yapılmakla birlikte boru hatlarının fiziki güvenliği konusu, genellikle geri planda kalmaktadır. Boru hatlarının fiziki güvenliğinin ne türde bir mekanizmayla sağlanacağı üzerinde dikkat ve titizlikle durulması gereken bir konudur. Türkiye, üretici ve tüketici ülkeler arasında yer alan coğrafi konumuyla özel jeostratejik bir konuma sahiptir. Dünya toplam petrol ve gaz rezervinin yaklaşık yüzde 70'i Türkiye'nin kuzey, güney ve doğusunda, alternatif kaynaklara ihtiyaç duyan ana tüketiciler de batısında bulunmaktadır. Türkiye'nin Asya ve Avrupa arasında alternatif ve güvenilir boru hatları geçiş yolu haline gelme ve bu hatların erim noktası olarak Ceyhan Limanı'nı ana terminal haline getirme hedefinin, güvenlik konusu dikkate alınmadan sağlanması mümkün değildir. Türkiye de hassas alt yapı olarak nitelenen boru hatlarının güvenliğinin sağlanması, en üst düzeyde çıkarlar bağlamında değerlendirilmesi gereken unsurlar arasındadır. Türkiye'deki hassas altyapının tanımlanması, belirlenmesi ve güvenliğinin sağlanması konusu, genel yasal idari ve güvenlik sisteminin bir alt parçası olarak görülmektedir. Sürece yerel belediyeler, itfaiye, çevre güvenliği ve sağlık hizmetleri gibi birimlerin sorumlulukları katıldığında mesele daha da karmaşık bir hal almaktadır. Boru hatlarının güvenliği, 4586 sayılı "Petrolün Boru Hatları ile Transit Geçişine Dair Kanun" çerçevesinde sağlanmaktadır. Buna göre boru hatlarının güvenliği "devletin ilgili güvenlik kuvvetlerini", yani Jandarma Genel Komutanlığı (JGK) ve BOTAŞ'a verilmiştir. BOTAŞ Türkiye'deki boru hatlarının işletilmesinden sorumlu kamu kuruluşudur. Türkiye'de boru hatları 138

139 güvenlik sistemi BOTAŞ ve Jandarma tarafından tesis edilen gözetleme ve müdahale karakolları ağı üzerine kurulmuştur. Alt yapısı BOTAŞ tarafından oluşturulan bu karakolların işletilmesi, jandarma birlikleri tarafından yapılmaktadır. Boru hatları ve hat üzerindeki tesislerin tesis güvenliği BOTAŞ tarafından sağlanırken, tesis dışı güvenlik ve boru hattı koruması Jandarma tarafından sağlanmaktadır. BOTAŞ ile Jandarma arasında ilk protokol 1986 yılında Kerkük-Yumurtalık hattı için yapılmıştır. Karakolların yanı sıra jandarma timleri, mobil güvenlik timi olarak görev yapmaktadır. Daha sonra 2003 yılında, Bakü-Tiflis- Ceyhan (BTC) hattının inşası sonrasında benzer bir protokol daha yapılmıştır. Kurulan karakollar sadece bu hattı değil, çapraz olarak aynı güzergâh içinde yer alan diğer hatları da korumaktadırlar. Örneğin BTC için kurulan bir karakol aynı bölge içinde yer alan Iran-Türkiye doğalgaz hattını da korumaktadır. Boru hatlarının güvenliği için yararlanılan bir diğer unsur, hatların geçtiği bölgelerde yaşayan ve ilgili yasayla görevlendirilmiş köy korucularıdır. Köy korucuları da boru hatları güzergâhında devriye ve gözetleme görevleri yapmaktadır. Sivas'ın batısında kalan diğer bölgelerde bulunan boru hatlarının güvenliğinin, genel asayiş tedbirleri kapsamında, Jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne (EGM) bağlı güvenlik güçlerince sağlanıyor olması bu değerlendirmeyi desteklemekledir. Bu bölgelerde özel bir boru hattı emniyet karakolu ağı bulunmamaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de boru hatlarının güvenliği konusunun, terör ve terörle mücadele yaklaşımı çerçevesinde ele alınarak, değerlendirildiği ileri sürülebilir. Terör tehdidi dışında kalan tehditler ise daha ziyade ikincil unsurlar olarak algılanarak genel güvenlik ve asayiş önlemleri çerçevesinde cevaplanmaya çalışılmaktadır. Doğu bölgelerde oluşturulan ağ kapsamında yer alan karakolların asli görevi, boru hatlarının korunmasıdır. Fakat zamanla bu karakollardaki birlikler, asayiş görevleri de yapmak durumunda kalmaktadırlar. Bu durum boru hatlarının güvenliğinin sağlanması konusunu biraz daha karmaşıklaştırmaktadır. Zira boru hatlarının güvenliğinin genel asayiş ve güvenlik konularından ayrı bir başlık olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, üzerinde tartışılması gereken bir konu haline dönüşmektedir. İnşa edilecek yeni hatların yaratacağı yük, bahse konu 139

140 birliklerin diğer asayiş ve güvenlik görevlerine olumsuz etki etme ihtimalini, ya da tersi bir durumu akla getirmektedir. Yeni projelerin varlığı Türkiye'nin boru hatlarının güvenliği konusun daha kapsamlı çerçevede ele almasını zorunlu kılmaktadır. Üzerinde çalışılan NABUCCO Projesi boru hatlarının güvenliği konusunun müzakere masasında gündeme gelmesine neden olmuştur. Projede özelinde bu konu hakkında bir sonuca varılamamış olmakla birlikte AB tarafının, güvenliğin AB denetiminde özel bir kuruluş tarafından sağlanmasını talep etmesi dikkat çekmektedir. Bu istek, Türkiye tarafından, topraklarında yer alacak hatların güvenliğinin sadece Türk güvenlik kuruluşları ile gerçekleştirilebileceği ifadesiyle reddedilmiştir. Fakat başlı başına bu tartışmanın dahi konunun önümüzdeki dönemde gündeme geleceğinin bilinmesi anlamında önemi bulunmaktadır. Mevcut durumda Türkiye deki boru hatlarına yapılan saldırı, hırsızlık, kaza vb. olayları biraz incelersek, son 10 yılda petrol boru hatlarına yapılan saldırı, hırsızlık ve kaza neticesinde yaklaşık 7 milyon 750 bin dolarlık bir hasar meydana gelmiştir. Bu meblanın içinde yitirilen ham petrolün ve hasar onarımlarının maliyeti dâhildir. Doğalgaz hatlarında ise bu güne kadar yapılan sabotajlar neticesinde 700 bin dolara yakın bir onarım gideri olmuş ve 26 milyon metreküp gaz kaybedilmiştir. Bu gazın mevcut piyasa değeri 7 milyon dolardan fazladır. BTC hattı üzerinde bu güne kadar 23 hırsızlık girişimi olmuş ve onarım çalışmaları için BTC hattı 1 aya yakın durdurulmuştur. BTC durumunda günde bir milyon varil ham petrol geçiren bir boru hattının durmasının maliyeti, bugün ham petrolün varilinin 80 dolar olduğunu kabul edersek 80 milyon dolardır. Elbette hat durunca sevkiyat durmamaktadır, Ceyhan terminalindeki depolama tankları birkaç günlük sevkiyatı karşılayacak durumdadır, ancak uzun süreli duruşlarda günlük zararın ulaşabileceği mertebe 80 milyon doları bulabilir. 140

141 var: Boru hatlarına neden saldırı oluyor? Bu sorunun üç temel cevabı 1- Ekonomik nedenler: Doğalgaz boru hatlarında hırsızlık olmamaktadır, hatların yüksek basınçta çalışması ve çalıntı doğalgazın müşteri bulma ihtimalinin olmaması bu hatlarda hırsızlık yapılmasını engellemektedir. Çalıntı ham petrol ise halen ülkemizde ticari bir emtiadır, yasadışı ilkel rafineriler, sürdürülebilir ve ucuz yakıtın halen tüm yurda yaygınlaştırılmış olarak dağıtılamaması sonucu çalıntı ham petrol müşteri bulabilmektedir. 2- Dikkatsizlik ve yetersiz eğitim: Boru hatlarının üzerinde veya yakınında çalışırken alınması gereken önlemlerin yeterince alınmaması, iş ve işçi sağlığı ile ilgili uzmanların henüz yetersiz sayıda olması, teknik eğitimleri az veya yetersiz olan makine operatörleri ile çalışma vb. sebepler ile boru hatlarımızda kazalar meydana gelmektedir. 3- Sabotaj: İç ve dış destekler sağlayan teröristlerin saldırıları bu sınıfa girmektedir. Her ne şekilde olursa olsun düzgün bir yapılanma ile tüm bu sebepler en aza indirilebilir. Öncelikle kurumlar arasında koordinasyon çok önemlidir. İkinci olarak ihtisaslaşma ve profesyonel yaklaşım şarttır. Boru hatlarına yapılan saldırıların adi suç olarak görülmemesi, cezaların caydırıcı olması, gerekli ekipman ve eğitim ile donatılmış olan güvenlik kuvvetlerinin hatları daha sık ve ciddi olarak kontrol etmesi, teknolojik gelişmeleri yerinde ve zamanında anlayıp kendi ihtiyaçlarımız neticesinde uyarlamak ve en önemlisi bu tip saldırıların etkenleri, önleme yöntemleri ve kriz yönetimi konusunda çok iyi eğitim almış personelin tüm ilgili kurumlarda görev almasını sağlamak ile boru hatlarımızı daha güvenilir hale getirebiliriz. Boru hatlarımızın güvenilir olması, uluslararası arenada rekabet eden projelerimizin de önünü açacaktır. 141

142 142

143 BORU HATLARINA YÖNELİK TEHDİT DURUMU VE ALINAN TEDBİRLER J. Kur. Alb. İzzet CURAL 2 Boru Hatlarına Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Dünya ekonomisinin en önemli unsurlarından biri olan enerji, gelecek yıllarda da ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimlerinin itici gücü ve temel direği olacaktır. Avrupa ve Asya pazarlarının artan ihtiyacının karşılanması maksadıyla Orta Doğu ve Kafkasya da bulunan petrol ve doğalgazın boru hatları ile Batı ya aktarılması, ekonomik ve güvenli yöntemlerden biri olarak görülmektedir. Türkiye nin enerji nakil güzergâhlarındaki stratejik önemi haiz olan konumunu koruyabilmesi için güvenilir, sürdürülebilir ve istikrarlı güvenlik politikaları oluşturması ve uygulaması gerekmektedir. Bu maksatla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında etkin bir işbirliği ve koordinasyonun sağlanmasına, ileri teknoloji ürünü silah, araç ve malzemenin temini ve koruma birimlerince verimli bir şekilde kullanılmasına ve boru hatlarına yönelik tehdidin zamanında ve doğru olarak tespit ve değerlendirilmesine ve gerekli tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. 2 Jandarma Genel Komutanlığı Temsilcisi 143

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL Title of Presentation Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL İçindekiler 1- Yeni Büyük Oyun 2- Coğrafyanın Mahkumları 3- Hazar ın Statüsü Sorunu 4- Boru Hatları Rekabeti 5- Hazar

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

Amerikan Stratejik Yazımından...

Amerikan Stratejik Yazımından... Amerikan Stratejik Yazımından... DR. IAN LESSER Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Jeopolitik Aldatma veya bağımsız bir Kürt Devletinden yana olmadığını ve NATO müttefiklerinin bağımsızlığını

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 GELECEK İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 SARIKONAKLAR İŞ TÜRKĠYE MERKEZİ C. BLOK ĠÇĠN D.16 BÜYÜME AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE ÖNGÖRÜLERĠ 02123528795-02123528796 2025 www.turksae.com Nüfus,

Detaylı

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ 1. "Azerbaycan Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi", Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Detaylı

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR Prof. Dr. Ýlter TURAN 63 TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR GÝRÝÞ Prof. Dr. Ýlter TURAN Türk-Rus iliþkileri tarih boyunca rekabetçi bir zeminde geliþmiþ,

Detaylı

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir Yalnız z ufku görmek g kafi değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir 1 Günümüz bilgi çağıdır. Bilgisiz mücadele mümkün değildir. 2 Türkiye nin Jeopolitiği ; Yani Yerinin Önemi, Gücünü, Hedeflerini

Detaylı

Enerji Ülkeleri.Rusya En Zengin..! 26 Ocak 2015

Enerji Ülkeleri.Rusya En Zengin..! 26 Ocak 2015 Enerji Ülkeleri.Rusya En Zengin..! 26 Ocak 2015 Dünyanın Enerji Kaynakları Konusunda En Zengin Ülkeleri A1 Capital Yorumu Coğrafya ve tarih kitaplarında ülkemiz için jeopolitik öneme sahip kilit ve kritik

Detaylı

RÜZGAR ENERJĐSĐ. Erdinç TEZCAN FNSS

RÜZGAR ENERJĐSĐ. Erdinç TEZCAN FNSS RÜZGAR ENERJĐSĐ Erdinç TEZCAN FNSS Günümüzün ve geleceğimizin ekmek kadar su kadar önemli bir gereği; enerji. Son yıllarda artan dünya nüfusu, modern hayatın getirdiği yenilikler, teknolojinin gelişimi

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme. Tablo 1. En hızlı daralan ve büyüyen ekonomiler 3. 2009'da En Hızlı Daralan İlk 10 Ekonomi

Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme. Tablo 1. En hızlı daralan ve büyüyen ekonomiler 3. 2009'da En Hızlı Daralan İlk 10 Ekonomi POLİTİKANOTU Mart2011 N201126 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Sarp Kalkan 1 Politika Analisti, Ekonomi Etütleri Ayşegül Dinççağ 2 Araştırmacı, Ekonomi Etütleri Büyüme Rakamları Üzerine

Detaylı

Dünyada Enerji Görünümü

Dünyada Enerji Görünümü 09 Nisan 2014 Çarşamba Dünyada Enerji Görünümü Dünyada, artan gelir ve nüfus artışına paralel olarak birincil enerji talebindeki yükseliş hız kazanmaktadır. Nüfus artışının özellikle OECD Dışı ülkelerden

Detaylı

ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI

ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE Türkiye önümüzdeki yıllarda artan oranda enerji ihtiyacı daha da hissedecektir. Çünkü,ekonomik kriz dönemleri

Detaylı

CEYHAN DA SANAYİ KURULUŞLARI BOTAŞ

CEYHAN DA SANAYİ KURULUŞLARI BOTAŞ CEYHAN DA SANAYİ KURULUŞLARI BOTAŞ AYLAR İTİBARIYLA TAŞINAN HAM PETROL MİKTARLARI (BİN VARİL) "Son 12 Ay" YIL AY IRAK- TÜRKİYE CEYHAN- KIRIKKALE BATMAN- DÖRTYOL 2011 Aralık 12.653 1.739 1.232 17.743 2011

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI Sayın Âli Meclis Başkanı, Sayın Bakan, Sayın Oda Başkanları, Değerli İş Adamları,

Detaylı

Yakın n Gelecekte Enerji

Yakın n Gelecekte Enerji Yakın n Gelecekte Enerji Doç.Dr.Mustafa TIRIS Enerji Enstitüsü Müdürü Akademik Forum 15 Ocak 2005 Kalyon Otel, İstanbul 1 Doç.Dr.Mustafa TIRIS 1965 Yılı nda İzmir de doğdu. 1987 Yılı nda İTÜ den Petrol

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 VİZYON BELGESİ(TASLAK) ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 (03-05 Aralık 2015, İstanbul) BÖLÜM 1 Nükleer Güç Programı (NGP) Geliştirilmesinde Önemli Ulusal Politika Adımları Temel

Detaylı

Tarım & gıda alanlarında küreselleşme düzeyi. Hareket planları / çözüm önerileri. Uluslararası yatırımlar ve Türkiye

Tarım & gıda alanlarında küreselleşme düzeyi. Hareket planları / çözüm önerileri. Uluslararası yatırımlar ve Türkiye Fırsatlar Ülkesi Türkiye Yatırımcılar için Güvenli bir Liman Tarım ve Gıda Sektöründe Uluslararası Yatırımlar Dr Mehmet AKTAŞ Yaşar Holding A.Ş. 11-12 Şubat 2009, İstanbul sunuş planı... I. Küresel gerçekler,

Detaylı

Türkiye nin Enerji Teknolojileri Vizyonu

Türkiye nin Enerji Teknolojileri Vizyonu Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 26. Toplantısı Türkiye nin Enerji Teknolojileri Vizyonu Prof. Dr. Yücel ALTUNBAŞAK Başkanı Enerji İhtiyacımız Katlanarak Artıyor Enerji ihtiyacımız ABD, Çin ve Hindistan

Detaylı

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ?

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? Dr. Fatih Macit, Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi, HASEN Bilim ve Uzmanlar Kurulu Üyesi Giriş Türk Konseyi nin temelleri 3 Ekim 2009 da imzalanan Nahçivan

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

Dünya Enerji Görünümü 2012. Dr. Fatih BİROL Uluslararası Enerji Ajansı Baş Ekonomisti Ankara, 25 Aralık 2012

Dünya Enerji Görünümü 2012. Dr. Fatih BİROL Uluslararası Enerji Ajansı Baş Ekonomisti Ankara, 25 Aralık 2012 Dünya Enerji Görünümü 2012 Dr. Fatih BİROL Uluslararası Enerji Ajansı Baş Ekonomisti Ankara, 25 Aralık 2012 Genel Durum Küresel enerji sisteminin temelleri değişiyor Bazı ülkelerde petrol ve doğalgaz üretimi

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org Azerbaycan Enerji GÖRÜNÜMÜ Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi EKİM 214 www.hazar.org 1 HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi, Geniş Hazar Bölgesi ne yönelik enerji,

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı Mikroekonomik Analiz I IKT751 1 3 + 0 8 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih,

Detaylı

Ülkemizde Elektrik Enerjisi:

Ülkemizde Elektrik Enerjisi: Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik-Bilgisayar Bilim Kolu Eğitim Seminerleri Dizisi 6 Mart 8 Mayıs 22 Destekleyen Kuruluşlar: Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği

Detaylı

RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015

RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015 RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015 RUSYA FEDERASYONU ÜLKE RAPORU 14.04.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Rusya Federasyonu na ihracat yapan 623 firma

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

Aylık Dış Ticaret Analizi

Aylık Dış Ticaret Analizi EKİM YÖNETİCİ ÖZETİ Bu çalışmada, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından her ayın ilk günü açıklanan ihracat rakamları temel alınarak Türkiye nin aylık dış ticaret analizi yapılmaktadır. Aşağıdaki analiz,

Detaylı

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ,

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, Araştırma grubumuza destek amacıyla 2000-2015 seneleri arasındaki konuları içeren bir ARŞİV DVD si çıkardık. Bu ARŞİV ve VİDEO DVD lerini aldığınız takdirde daha önce takip edemediğiniz

Detaylı

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Avrupa kıtasından Amerika kıtasına, Orta Doğu Ülkelerinden Afrika ülkelerine kadar geniş yelpazeyi kapsayan 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren

Detaylı

Kasım. Günlük Araştırma Bülteni Sabah RAPORU

Kasım. Günlük Araştırma Bülteni Sabah RAPORU 03 Kasım Günlük Araştırma Bülteni Sabah RAPORU Uluslararası kuruluşlar seçim sonuçlarından memnun 1 Kasım erken genel seçiminden tek parti iktidarı sonucunun çıkması yabancı kuruluşlar tarafından olumlu

Detaylı

KÜRESELLEŞEN DÜNYA GERÇEKLERİ TÜRKİYE NİN ENERJİ GÖRÜNÜMÜ VE TEMİZ TEKNOLOJİLER

KÜRESELLEŞEN DÜNYA GERÇEKLERİ TÜRKİYE NİN ENERJİ GÖRÜNÜMÜ VE TEMİZ TEKNOLOJİLER KÜRESELLEŞEN DÜNYA GERÇEKLERİ TÜRKİYE NİN ENERJİ GÖRÜNÜMÜ VE TEMİZ TEKNOLOJİLER Prof.Dr. Hasancan OKUTAN İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü okutan@itu.edu.tr 18 Haziran 2014 İTÜDER SOMA dan Sonra: Türkiye de

Detaylı

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası STRATEJİK VİZYON BELGESİ SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası Yakın geçmişte yaşanan küresel durgunluklar ve ekonomik krizlerden dünyanın birçok ülkesi ve bölgesi etkilenmiştir. Bu süreçlerde zarar

Detaylı

Dünyada Enerji Görünümü

Dünyada Enerji Görünümü 22 Ocak 2015 Dünyada Enerji Görünümü Gelir ve nüfus artışına paralel olarak dünyada birincil enerji talebi hız kazanmaktadır. Özellikle OECD dışı ülkelerdeki artan nüfusun yanı sıra, bu ülkelerde kentleşme

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Dönemi Zorunlu Dersler Uluslararası İlişkilerde Araştırma

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ÇERÇEVE SUNU Gülçiçek ÖZKORKMAZ Başkanlık Baş Danışmanı Mukim Özel Temsilciler Direktörü ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI ve TÜRKİYE ÜZERİNE

Detaylı

Yenilebilir Enerji Kaynağı Olarak Rüzgar Enerjisi

Yenilebilir Enerji Kaynağı Olarak Rüzgar Enerjisi Yenilebilir Enerji Kaynağı Olarak Rüzgar Enerjisi İbrahim M. Yağlı* Enerji üretiminde Rüzgar Enerjisinin Üstünlükleri Rüzgar enerjisinin, diğer enerji üretim alanlarına göre, önemli üstünlükleri bulunmaktadır:

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015 Sayın YÖK Başkanı, Üniversitelerimizin Saygıdeğer Rektörleri, Kıymetli Bürokratlar ve Değerli Konuklar, Kalkınma Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanan Yükseköğretimin Uluslararasılaşması Çerçevesinde

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

Soru Sınıf ve Nu: Müfredat 18. 9.sınıf YGS Harita Bilgisi-Arazi Rehberimiz: İzohipsler

Soru Sınıf ve Nu: Müfredat 18. 9.sınıf YGS Harita Bilgisi-Arazi Rehberimiz: İzohipsler 2010 YGS SOS.BİL. TESTİNDEKİ / COĞRAFYA SORULARININ MÜFREDAT AÇISINDAN ANALİZİ Soru Sınıf ve Nu: Müfredat 18. Harita Bilgisi-Arazi Rehberimiz: İzohipsler 19. Hayali Rehberler: Paraleller ve Meridyenler

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ (Taslak Rapor Özeti) Faruk Aydın Hülya Saygılı Mesut Saygılı Gökhan Yılmaz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü

Detaylı

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI (2015) GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İran ın nükleer programı üzerine dünya güçleri diye

Detaylı

5.5. BORU HATLARI 5.5-1

5.5. BORU HATLARI 5.5-1 5.5. BORU HATLARI Türkiye coğrafi ve jeopolitik açıdan çok önemli bir konumda yer almaktadır. Ülkemiz, dünyanın en büyük ham petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri ile

Detaylı

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu DÜNYA EKONOMİSİ Teknoloji, nüfus ve fikir hareketlerini içeren itici güce birinci derecede itici güç denir. Global işbirliği ağıgünümüzde küreselleşmişyeni ekonomik yapının belirleyicisidir. ASEAN ekonomik

Detaylı

Petrol Piyasası Temel/Teknik Görünüm

Petrol Piyasası Temel/Teknik Görünüm 13 Ekim 2014 Petrol Piyasası Temel/Teknik Görünüm Küresel çapta düşük büyüme beklentileri petrol talebinde düşüklüğü beraberinde getiriyorken üretimin ise hem OPEC ülkelerinde hem de Amerika da yüksek

Detaylı

Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UNESCAP)

Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UNESCAP) Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UNESCAP) Kurtuluş Aykan* Küresel mali krizin ortaya çıkardığı en önemli gerçek, ekonomik sorunların bundan böyle artık tek tek ülkelerin

Detaylı

7. Orta Vadeli Öngörüler

7. Orta Vadeli Öngörüler 7. Orta Vadeli Öngörüler Bu bölümde tahminlere temel oluşturan varsayımlar özetlenmekte, bu çerçevede üretilen orta vadeli enflasyon ve çıktı açığı tahminleri ile para politikası görünümü önümüzdeki üç

Detaylı

Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü. Enerjinin Önemi? Enerji Sistemleri Mühendisi Kimdir?

Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü. Enerjinin Önemi? Enerji Sistemleri Mühendisi Kimdir? Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Enerjinin Önemi? Enerji, ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel unsurlarından biri olması yanısıra, yaşamın sürdürülebilmesi

Detaylı

DÜNYA SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ İHRACATI. Genel Değerlendirme

DÜNYA SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ İHRACATI. Genel Değerlendirme DÜNYA SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ İHRACATI Genel Değerlendirme Haziran 2014 2012 yılı dünya seramik sağlık gereçleri ihracat rakamlarına bakıldığında, 2011 yılı rakamlarına nazaran daha az dalgalanma gösterdiği

Detaylı

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası FĐNANSAL EĞĐTĐM VE FĐNANSAL FARKINDALIK: ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Durmuş YILMAZ Başkan Mart 2011 Đstanbul Sayın Bakanım, Saygıdeğer Katılımcılar, Değerli Konuklar

Detaylı

Global Ekonomi ve Yurtdışı Piyasalar. Temmuz 2011

Global Ekonomi ve Yurtdışı Piyasalar. Temmuz 2011 Global Ekonomi ve Yurtdışı Piyasalar Temmuz 2011 Görünüm Küresel ekonomide toparlanma sürüyor: Gelişmiş ülkelerdeki borç yükünün yarattığı kırılganlık sebebiyle toparlanma yavaş seyrederken, gelişmekte

Detaylı

ÖZGEÇMĐŞ. 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

ÖZGEÇMĐŞ. 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi: 20.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: 1. Adı Soyadı: Sait YILMAZ 2. Doğum Tarihi:.12.1961 3. Ünvanı: Yard.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMĐŞ Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Đşletme Kara Harp Okulu 1978-1982 YÜKSEK LĐSANS Strateji-Savunma

Detaylı

İBRAHİM ARAP. e-posta: ibrahim.arap@deu.edu.tr Tel: +0. 232. 420 41 80 / 20620. 2004-2009 : Dokuz Eylül Üni. Sosyal Bilimler Enst.

İBRAHİM ARAP. e-posta: ibrahim.arap@deu.edu.tr Tel: +0. 232. 420 41 80 / 20620. 2004-2009 : Dokuz Eylül Üni. Sosyal Bilimler Enst. İBRAHİM ARAP e-posta: ibrahim.arap@deu.edu.tr Tel: +0. 232. 420 41 80 / 20620 KİŞİSEL BİLGİLER Uyruğu : T.C Doğum Tarihi : 01.02.1972 Doğum Yeri : Mersin Medeni Durumu : Evli ÖĞRENİM 2004-2009 : Dokuz

Detaylı

T.C. ZİRAAT BANKASI A.Ş. DÜNYA TÜRK GİRİŞİMCİLER KURULTAYI 10-11 NİSAN 2009 Boğazdan Körfeze Fırsatlar 1 SUNUM PLANI KÖRFEZ BÖLGE PROFİLİ KÖRFEZ ÜLKELERİ İLE İLİŞKİLER SONUÇ VE ÖNERİLER 2 Bölge Profili

Detaylı

AR&GE BÜLTEN 2014 EKİM SEKTÖREL

AR&GE BÜLTEN 2014 EKİM SEKTÖREL ENERJİ SEKTÖRÜNDE FIRSATLAR VE TÜRKİYE NİN DURUMU Övgü PINAR Günümüzde enerji kavramı, gelişme ve kalkınmanın temel ölçüsü olarak kullanılmaktadır. Bir ülkenin, kendi kendine yetebilecek düzeyde enerji

Detaylı

2000-2006 yılları arası Tekstil Makineleri Yatırım Durumu

2000-2006 yılları arası Tekstil Makineleri Yatırım Durumu 2000-2006 yılları arası Tekstil Makineleri Yatırım Durumu Entegre bir dünyada tekstilin rekabet gücü 2007 ITMF Yıllık Konferansının genel temasıydı. Global tekstil endüstrisi geçen on yılda özellikle (1)

Detaylı

ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI NIN 2012 DÜNYA ENERJİ GÖRÜNÜMÜ RAPORU

ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI NIN 2012 DÜNYA ENERJİ GÖRÜNÜMÜ RAPORU ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI NIN 2012 DÜNYA ENERJİ GÖRÜNÜMÜ RAPORU Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet gösteren ve merkezi Paris te bulunan Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) nın

Detaylı

Doğudan Batıya...Batıdan Doğuya...İPEK YOLU 2 İPEK YOLU

Doğudan Batıya...Batıdan Doğuya...İPEK YOLU 2 İPEK YOLU Avrasya için Yeni Bir Fırsat: Tarihi İpek Yolu nun Yeniden Canlandırılması Hüseyin Erdem Avrasya Ticaret ve Sanayi Odaları 2. Zirve Toplantısı 28 Mayıs 2006 Doğudan Batıya...Batıdan Doğuya...İPEK YOLU

Detaylı

RIO+20 ışığında KOBİ ler için yenilikçi alternatifler. Tolga YAKAR UNDP Turkey

RIO+20 ışığında KOBİ ler için yenilikçi alternatifler. Tolga YAKAR UNDP Turkey RIO+20 ışığında KOBİ ler için yenilikçi alternatifler Tolga YAKAR UNDP Turkey Billion people 10 World 8 6 4 2 Africa Asia Europe Latin America and Caribbean Northern America 2050 yılında dünya nüfusunun

Detaylı

T.C. EKONOMİ BAKANLIĞI İhracat Genel Müdürlüğü PAZARA GİRİŞ KOORDİNASYON YAPISI VE HEDEF ÜLKELER

T.C. EKONOMİ BAKANLIĞI İhracat Genel Müdürlüğü PAZARA GİRİŞ KOORDİNASYON YAPISI VE HEDEF ÜLKELER T.C. EKONOMİ BAKANLIĞI İhracat Genel Müdürlüğü PAZARA GİRİŞ KOORDİNASYON YAPISI VE HEDEF ÜLKELER 4 Haziran 2012 SUNUŞ GÜNDEMİ Pazara Giriş Koordinasyon Yapısı Yeni Yaklaşım Pazara Giriş Komitesi Ülke Masaları

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

Dr. Zerrin Ayşe Bakan

Dr. Zerrin Ayşe Bakan Dr. Zerrin Ayşe Bakan I. Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Yeni Güvenlik Teorilerine Bir Bakış: Soğuk Savaş'ın bitimiyle değişen Avrupa ve dünya coğrafyası beraberinde pek çok yeni olgu ve sorunların doğmasına

Detaylı

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Ortadoğu'da su ve petrol (*) Dursun YILDIZ İnş Müh Su Politikaları Uzmanı Petrol zengini Ortadoğu'nun su gereksinmesini gidermek amacıyla üretilen projelerden

Detaylı

TÜRKİYE ENERJİ STRATEJİLERİ & POLİTİKALARI ARAŞTIRMA MERKEZİ İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK ENERJİ VE TASARRUF KONULU EĞİTİM PROGRAMI

TÜRKİYE ENERJİ STRATEJİLERİ & POLİTİKALARI ARAŞTIRMA MERKEZİ İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK ENERJİ VE TASARRUF KONULU EĞİTİM PROGRAMI TÜRKİYE ENERJİ STRATEJİLERİ & POLİTİKALARI ARAŞTIRMA MERKEZİ İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK ENERJİ VE TASARRUF KONULU EĞİTİM PROGRAMI Adres: GMK Bulvarı 36/11 Kızılay Çankaya/Ankara TÜRKİYE Tel: +90

Detaylı

Doç. Dr. Aylin GÜNEY Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Doç. Dr. Aylin GÜNEY Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doç. Dr. Aylin GÜNEY Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Raporun Anahatları Megatrends: Küresel ana eğilimler Game-Changers: Ana Eğilimlerde değişime yol açabilecek etkenler Senaryolar Ana

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

MECLİS TOPLANTISI. Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı

MECLİS TOPLANTISI. Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı MECLİS TOPLANTISI Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı 28 Nisan 2014 MALEZYA-TÜRKİYE STA VE VİZE ANLAŞMASI MALEZYA-TÜRKİYE İHRACAT KOMPOZİSYONU TÜRKİYE İHRACATI (2013) % MALEZYA İTHALATI (2013) 1 Motorlu

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Volkan TATAR 2. Doğum Tarihi : 08.04.1977 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Doktora Derece Alan Üniversite Lisans Kamu Yönetimi Trakya Üniversitesi 2001 Y.Lisans Uluslararası

Detaylı

ENERJİ SİSTEMLERİ MÜHENDİSLİĞİ PROF. DR. EMİN TACER BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ

ENERJİ SİSTEMLERİ MÜHENDİSLİĞİ PROF. DR. EMİN TACER BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ ENERJİ SİSTEMLERİ MÜHENDİSLİĞİ PROF. DR. EMİN TACER BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ 1 Ekonomik - Sosyal - Teknolojik - Politik Ekolojik DÜNYA Siyasi ve Ekonomik Birliktelik Çok Uluslu Şirketler Uluslararsı Sivil

Detaylı

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL 24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü «UNCTAD» ın Uluslararası Doğrudan Yatırımlara ilişkin olarak hazırladığı Dünya Yatırım

Detaylı

Güneş Enerjisi nde Lider

Güneş Enerjisi nde Lider Güneş Enerjisi nde Lider GO Enerji, 2003 yılından itibaren, Güneş enerjisinden elektrik üretimi teknolojilerinde uzmanlaşmış ekibiyle faaliyet göstermektedir. Kendi markaları ile ABD den Avustralya ya

Detaylı

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU 0 1 Dünya buğday üretimi, üretim devlerinden biri olan ABD nin yaklaşık 4 milyon tonluk üretim azalmasına rağmen bu sene ekili alanların ve verimin artmasıyla paralel olarak Ağustos ayı verilerine göre

Detaylı

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi HALI SEKTÖRÜ 2014 EYLÜL AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ EKİİM 2014 1 2014 YILI EYLÜL AYINDA HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ Ülkemizin halı ihracatı

Detaylı

TÜRKİYE ELEKTRİK SİSTEMİ (ENTERKONNEKTE SİSTEM)

TÜRKİYE ELEKTRİK SİSTEMİ (ENTERKONNEKTE SİSTEM) TÜRKİYE ELEKTRİK SİSTEMİ (ENTERKONNEKTE SİSTEM) 8. İLETİM TESİS VE İŞLETME GRUP MÜDÜRLÜĞÜ (İŞLETME VE BAKIM MÜDÜRLÜĞÜ) HAZIRLAYAN TEMMUZ 2008 Ankara 1 Gönderen: Recep BAKIR recepbakir38@mynet.com ENTERKONNEKTE

Detaylı

Terör Olayları ve Enerji Zinciri : İstatistiksel bir İnceleme

Terör Olayları ve Enerji Zinciri : İstatistiksel bir İnceleme Terör Olayları ve Enerji Zinciri : İstatistiksel bir İnceleme Giriş Dünyadaki terör olaylarının ne kadarının enerji kaynaklarına yönelik olduğu veya bu olayların temelinde kaynak kontrol etme kaygılarının

Detaylı

Su ayak izi ve turizm sektöründe uygulaması. Prof.Dr.Bülent Topkaya Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü

Su ayak izi ve turizm sektöründe uygulaması. Prof.Dr.Bülent Topkaya Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Su ayak izi ve turizm sektöründe uygulaması Prof.Dr.Bülent Topkaya Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Kapsam Ayak izi kavramı Türkiye de su yönetimi Sanal su Su ayak izi ve turizm Karbon ayak

Detaylı

DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ

DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ Hazırlayan ve Derleyen: Zehra N.ÖZBİLGİN Ar-Ge Şube Müdürlüğü Kasım 2012 DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİNDE ÜRETİM VE TÜKETİM yılında 9.546 milyon

Detaylı

Araştırma Notu 15/179

Araştırma Notu 15/179 Araştırma Notu 15/179 27.03.2015 2014 ihracatını AB kurtardı Barış Soybilgen* Yönetici Özeti 2014 yılında Türkiye'nin ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 152 milyar dolardan 158 milyar dolara

Detaylı

Güneşten Elektrik Üretme Zamanı! Etik Olarak Doğru, Finansal Olarak Akılcı, Çocuklarımızın Geleceği için Kritik Bu Yatırımı Yapmalıyız!

Güneşten Elektrik Üretme Zamanı! Etik Olarak Doğru, Finansal Olarak Akılcı, Çocuklarımızın Geleceği için Kritik Bu Yatırımı Yapmalıyız! Güneşten Elektrik Üretme Zamanı! Etik Olarak Doğru, Finansal Olarak Akılcı, Çocuklarımızın Geleceği için Kritik Bu Yatırımı Yapmalıyız! Ocak 2014 te Durum: Son dönemde PV panel fiyatlarında büyük düşüş:

Detaylı

BMİDÇS -COP16 SONRASI DEĞERLENDİRMELER

BMİDÇS -COP16 SONRASI DEĞERLENDİRMELER BMİDÇS -COP16 SONRASI DEĞERLENDİRMELER AYŞE YASEMİN ÖRÜCÜ ODTÜ Mezunları Derneği Ankara, 2011 Tespitler Kopenhag-Cancun: İD BM kapsamında çözülebilecek bir konu mu? Kopenhag maliyeti: 1 trilyon $;belirsizlik

Detaylı

PİYASAYA BAKIŞ 24 Temmuz 2013

PİYASAYA BAKIŞ 24 Temmuz 2013 PİYASAYA BAKIŞ 24 Temmuz 2013 RİSKİN İŞTAHI KAÇARSA Bernanke nin Mayıs ayı içerisinde yaptığı açıklama ile başlayan riskten kaçınma eğilimi 19 20 Haziran FED toplantısı ile doruğa ulaştı. FED in 85 milyar

Detaylı

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi. Uluslar arası İlişkiler Bölümü

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi. Uluslar arası İlişkiler Bölümü TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü Avrasya da Ekonomik İşbirliği İmkanları: Riskler ve Fırsatların Konsolidasyonu Mustafa Aydın Ankara, 30 Mayıs 2006 Avrasya Ekonomik

Detaylı

11-16 ŞUBAT DEMİR CEVHERİ PİYASA FİYATLARI

11-16 ŞUBAT DEMİR CEVHERİ PİYASA FİYATLARI 11-16 ŞUBAT DEMİR CEVHERİ PİYASA FİYATLARI MADEN DERECE MENŞEİ CFR(USD/MT) DEMİR %65 TÜRKİYE 152-154 DEMİR %60/59 TÜRKİYE 131-133 DEMİR %55/54 TÜRKİYE 112-114 11-16 ŞUBAT CEVHERİ PİYASA FİYATLARI MADEN

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

7. Yayınlar 7.1 Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities)

7. Yayınlar 7.1 Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Veli Yılmaz 2. Doğum Tarihi : 25.11.1948 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğretim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Subay Kara Harp Okulu 1969 Y. Lisans Kurmaylık Kara Harp

Detaylı

Yrd.Doç.Dr. BÜLENT ŞENER

Yrd.Doç.Dr. BÜLENT ŞENER Yrd.Doç.Dr. BÜLENT ŞENER ÖZGEÇMİŞ DOSYASI KİŞİSEL BİLGİLER Doğum Yılı : Doğum Yeri : Sabit Telefon : Faks : E-Posta Adresi : Web Adresi : Posta Adresi : 1976 DİYARBAKIR - MERKEZ T: 46237730003227 F: bulentsener@ktu.edu.tr

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Uluslararası Yönetim UYÖ406 8 3+0 3 5

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Uluslararası Yönetim UYÖ406 8 3+0 3 5 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Uluslararası Yönetim UYÖ406 8 3+0 3 5 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Lisans Yüz Yüze / Seçmeli Dersin Koordinatörü

Detaylı

KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI

KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI Berna ERKAN Sunuş ASOSAI (Asya Sayıştayları Birliği) ve

Detaylı

MONİTÖR MONİTOR 05/02/2015

MONİTÖR MONİTOR 05/02/2015 FX BİST MONİTÖR MONİTOR 05/02/2015 21/10/2015 Halk Yatırım Yurtiçi Satış Destek Bölümü tarafından hazırlanmıştır. Halk Yatırım Satış ve Pazarlama Birimi tarafından hazırlanmıştır FOREX GÖRÜNÜM TÜRKİYE

Detaylı

Enerji Dışı İthalatımızın Petrol Fiyatları ile İlişkisi

Enerji Dışı İthalatımızın Petrol Fiyatları ile İlişkisi Enerji Dışı İthalatımızın Petrol Fiyatları ile İlişkisi Türkiye ithalatının en çok tartışılan kalemi şüphesiz enerjidir. Enerji ithalatı dış ticaret açığının en önemli sorumlusu olarak tanımlanırken, enerji

Detaylı