Bir Egeli'nin Portresi Erkuter Leblebici Söyleşi: Demet Altuntaş Gamze Karademir Erol

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Bir Egeli'nin Portresi Erkuter Leblebici Söyleşi: Demet Altuntaş Gamze Karademir Erol"

Transkript

1

2 Bazı kavramlar ve konular vardır ki, toplumun her kesimini ilgilendirir. O kavram ve konu hakkında herkesin görüşü ve kanaati vardır. Ama hepimizin görüşleri, kanaatleri olduğu halde bu kavram ve konular üzerinde anlaşmakta zorlanabiliriz. Cumhuriyet de bu kavramlar arasındadır. Cumhuriyet ve Atatürk hakkındaki bildiklerimiz ve yorumlarımızın önemli ölçüde ülkemizdeki kutuplaşma ve ötekileştirme kültürü üzerinden değerlendirilmesi, bu konuyu yeterince sağlıklı ve sağduyulu bir şekilde ele almamızı zorlaştırıyor. Üniversitemizde gelenek haline gelen Cumhuriyet ve Atatürk Günleri etkinliklerinde bu yıl Atatürk ve Cumhuriyet in daha farklı bir şekilde ele alındığına tanık olduk. Çeşitli sergiler ve sanatsal etkinliklerin yanı sıra 90. Yılında Cumhuriyet Sempozyumu gerçekleştirildi. Bu Sempozyumda, Cumhuriyet felsefeciler, sosyologlar ve siyaset bilimcilerin yanı sıra tarihçiler tarafından da farklı bakış açılarında ele alınıp tartışıldı. Üniversitemizin ve ülkemizin önde gelen akademisyenlerinin bir kısmının bildirilerinden belli bölümlerin yanında çeşitli röportajları bir dosya şeklinde sunmaya çalıştık. İzmir in en kapsamlı sanat etkinliklerinden biri olan EgeArt ın beşincisi de dergimizin sizlere ulaştığı günlerde gerçekleşmiş olacak. Ulusal ve uluslararası katılımla düzenlenen Sanat Günlerinde hem üniversitemiz hem de İzmirliler pek çok sanatçı ve sanat eseri ile buluşma fırsatını yakalama şansı buluyor. Etkinliğin küratörü Tüzüm Kızılcan ile yaptığımız röportajda Kıyıda temasını ve EgeArt ın ruhunu okuyabilirsiniz. Kıyısından ele aldığımız bu önemli sanat etkinliğine bir sonraki sayımızda daha geniş yer vereceğiz. Bir Egelinin Portresi bölümümüzde ise çok yönlü bir bilim insanının, Erkuter Leblebici nin üniversitenin tarihine de ışık tutan öyküsünü bulacaksanız. Kısacası, bu sayımızda yine üniversitemiz, şehrimiz, ülkemiz ve insan var. Egeden ekibi olarak, Üniversitemizin Hem geçmiş hem gelecek: Ege Üniversitesi söyleminin paralelinde, hem geçmişimizi sahiplenip hatırlatmaya hem yeni olan ne varsa onu yakalamaya devam edeceğiz. İlgi ve desteğinizin sürmesi umuduyla

3 Ege Üniversitesi Adına İmtiyaz Sahibi Prof. Dr. Candeğer Yılmaz Yayın Kurulu Başkanı Prof. Dr. Atilla Silkü Sorumlu Müdür Prof. Dr. M. Bülent Özkan Genel Yayın Yönetmenleri Yrd. Doç. Dr. Engin Önen Yrd. Doç. Dr. A. Oğuzhan Kavaklı Yayın Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Şevket Toker, Özlem Arınık Topuz, Ali İhsan Mimtaş, Demet Altuntaş, Gamze Karademir Erol Muhabir ve Fotoğrafçılar Demet Altuntaş, Gamze Karademir Erol, Ümit Mutlu Konuk Yazarlar Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Nuri Azbar, Prof. Dr. Nuri Bilgin, Prof. Dr. Salih Özbaran, Prof. Dr. Zeki Arıkan, Redaksiyon Prof. Dr. Şevket Toker Arş. Gör. Ebru Kabakçı, Arş. Gör. Göksu Çiçekli Koç Tasarım Gamze Karademir Erol, Ümit Mutlu Kapak Görseli Etem Çalışkan Reklam Sorumlusu EÜ Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Reklam Rezervasyon Ege Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü ne (0 232) numaralı telefon numarasından veya e-posta adresinden ulaşabilirsiniz. Yönetim Yeri Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bornova/İzmir Tel: (0 232) Basım Yeri Umur Basım San. ve Tic. A.Ş. Esenkent Mah. Dudullu Org. San. Böl. 2. Cad. No:5 Ümraniye / İstanbul Tel: Basım Tarihi: 17 Aralık 2013 Yayın Türü Yerel, Süreli, Üç Aylık Egeden Dergisi, Ege Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yayınlanır Bir Egeli'nin Portresi Erkuter Leblebici Söyleşi: Demet Altuntaş Gamze Karademir Erol Makale Yeşil üniversite, yeşil kent Nuri Azbar Söyleşi Ödülleri çocuk gülümsemesi Söyleşi: Demet Altuntaş Gündem Ege Cumhuriyet ve Atatürk Günleri Cumhuriyet ve modernleşme serüveni Makale: İlhan Tekeli Her şeyde güzellik arar insan Etem Çalışkan Söyleşi: Gamze Karademir Erol Cumhuriyeti anlamak Makale: Nuri Bilgin Kül olmuş kasabadan Cumhuriyet kentine Makale: Salih Özbaran Cumhuriyetin doksan yılında halkevi dergileri Makale: Zeki Arıkan Cumhuriyet fikri Makale: Ali Yaşar Sarıbay Ataol Behramoğlu: Edebiyat insan olmaktır Söyleşi: Demet Altuntaş Gündem Ege 5. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri Ege nin kıyı sında, sanatın merkezinde yıllık bir serüvenin fikir babası: Tüzüm Kızılcan Söyleşi: Gamze Karademir Erol Üniversiteden Kısa Kısa Ege Burada Kulis Söyleşileri Mehmet Erdem in şehirli akustik müziği Söyleşi: Demet Altuntaş Sinema Gravity: Bilimkurgunun bilim destekli postmodern zaferi Ümit Mutlu Söyleşi Vampir dünyasına akademik ve edebi bir bakış Söyleşi: Gamze Karademir Erol Üniversiteden Kısa Kısa Ege Ajans, Ege Burada Ayın Fotoğrafı Ümit Mutlu

4 Bilimden sanata uzanan başarıların öyküsü BİR EGELİNİN PORTRESİ e # Demet ALTUNTAŞ Gamze KARADEMİR EROL Erkuter Leblebici Ege Üniversitesinin ilk yıllarında gördüğü bir laborant ilanıyla Egeli olmuş. 33 yıl boyunca botanik alanında gerek tek başına gerek meslektaşlarıyla literatüre pek çok türü kaydetmiş bir uzman. EÜ Herbaryum Merkezi nin kurulmasında dönemin Rektörü Prof. Dr. Yusuf Vardar ın görevlendirmesiyle önemli bir rol oynamış. Emekliliğin ardından seramik çalışmalarına başlayan Leblebici, kısa sürede botanikte olduğu gibi seramik alanında da adından söz ettiren biri haline gelmiş. Sanatçı, yirmi yılı aşkın bir süredir şehir hayatından uzakta, Tire nin Küçükkale köyünde kendi yaptığı 2 odalı kerpiç evde ilk göz ağrısı bitkilerle iç içe bir hayat geçiriyor. Hocam, 2012 yılında botanik alanında yaptığınız çalışmalar dolayısıyla Ege Üniversitesi Senatosu tarafından Üstün Hizmet Madalyası na layık görüldünüz. Bildiğimiz kadarıyla biyoloji mezunu değilsiniz. Ancak bu alanda oldukça önemli çalışmalar yapmış, literatüre yeni türler kazandırmışsınız. Hatta literatüre sizin adınızla giren türler de var. Öykünüze en baştan başlayalım; Ege Üniversitesine girişiniz nasıl oldu? Akademik titrim uzmanlık, yüksek lisans doktora yapmadım. Esasında biyoloji eğitimi almış birisi de değilim. Makina tekniker okulu mezunuyum. 63 yılında üniversitede laborant aranıyordu, ben de başvurdum ve girdim. Beş çocuklu bir ailenin en büyük evladıyım. Baktım ki bu iş güzel, doğa, bitkiler falan... Botanik Enstitüsünde beraber çalıştığım hoca Regel adında birisiydi. O zaman Yusuf Vardar da bizim bölüm başkanı. Yusuf Hoca, Prof. Regel ile araziye git diyor, gidiyordum. Ama ben doğru dürüst İngilizce bilmiyorum, o da Türkçe bilmiyor. O bir bitki ismi söylüyor, ben hemen kafama yazıyordum. Baktım olmuyor İngilizce kursuna gittim, onunla çalıştığım için İngilizce öğrendim. İşi de çok sevdim, araziye gidip bitkileri topluyor, istifliyorduk. Sene 65 oldu, işe başladıktan 2 yıl sonra, Yusuf Vardar Sen bu işi devamlı yapacak mısın diye sordu; yapacağımı söyledim. Üniversiteye herbaryum merkezi ve botanik bahçesi kuracaklarını söyledi ve beni Alman hükümetinin bursu olan DAAD Bursu ile Hamburg Üniversitesine gönderdi. Hamburg Üniversitesi Herbaryumunda senesinde 12 ay süre ile herbaryum kurulma çalışmaları için araştırmalar yaptım. Orada kara yosunları üzerine çalışmalar yapan Prof.Dr.K. Walther ile beraber çalışmaya başladım. Bana kara yosunlarının nasıl tayin edileceğini öğretti. O yıllarda Türkiye de henüz kara yosunları çalışan yoktu. Türkiye ye döndüğümde herbaryum merkezi çalışmalarına başladım. Şu an halen var olan merkezin planını hatta dolap ve raf sistemini bile ben çizdim. Hatta ihale sırasında dönemin Üniversite Genel Sekreteri Nurettin Aşıkhan ile birlikte kampüs projesini yapan mimara gittim. Projenin gerçekleşebilmesi için o mimarın imzası gerekiyordu. Ben projeyi anlatırken kendisi benim de mimar olduğumu zannetti. Bu arada Aşıkhan işaret ederek, ses çıkarma diye uyarmıştı. Benim çizdiğim projenin yapılmasını uygun buldu. Botanik Bahçesi, eski bina, Mayıs 1964 Bir taraftan herbaryum merkezi çalışmaları sürerken diğer yandan botanik alanındaki saha çalışmalarına da başladınız galiba... Evet, Prof. Dr. Walther Türkiye de Karagöl kara yosunlarını çalışabilirsin. Tayin edemediklerini bana gönder demişti. Yamanlar-Karagöl de tek başıma çalışmaya başladım. Uyku tulumuyla yatıp kalkıp karayosunu topladım. O çalışmaların sonunda Türkiye de Karayosunları üzerinde çalışan ilk araştırıcı olmanın yanında, Prof. Walther ile Türkiye de ilk karayosunları hakkındaki kitabı yayınladık. Ama çalışmalarınız kara yosunlarıyla sınırlı kalmadı... O günlerde Necmettin Zeybek Avrupa dan döndü ve üniversiteye geldi. Biz sistematik bölümüydük, Yusuf Vardar fizyoloji bölümünde idi. Necmettin Hoca ile deniz algleri çalışmaya başladık. Ben yüzme biliyorum, dalıyorum çıkıyorum falan... Yapar mıyız? Yaparız dedik ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ndan (TÜBİTAK) proje desteği alarak Bodrum dan Finike ye kadar dalmalı çıkmalı yosun topladık. Yosunları topluyoruz ben tayin ediyorum. Sonra Enez, Saros Körfezi, Şile İğneada projesi de yaptık. Erkuter Leblebici, botanik literatürüne 16 bitki kazandırmış. Bunlardan biri de kendisine botanik alanında ilerlenin yolunu açan hocası Yusuf Vardar ın ismini verdiği vardaranus. 4 GÜZ

5 1977 Temmuz, Murat Dağı 2 bin metrelerde bitki topluyoruz. Üstümüzdeki bulutlar süratle batıya doğru gidiyorlar, elimizi uzatsak takılıp beraber gideceğiz sanki. Biraz uzağımızda yörük çadırları, ellerimizde çapa, topladığımız bitkiler dolanıp duruyoruz. Bir ara bize ünleyip çay içmeye çağırdılar. Gittik. O güzelim insanlar, kıl çadırları içinde tertemiz yazgılar ve içten davranışları. Çok hoş bir ortamdayız. Hiç çekinme yok, ellerimizi sıkıp hatır soruyorlar kadınlı erkekli. Dereden tepeden konuşuyoruz, ne kadar zaman geçti bilemiyorum. Bir ara yaşlı olan, bulutlar çok hareketli bir an önce yola koyulmalısınız diye bizi uyardı. Toparlandık ve yola düştük dakika sonra bir yağmura yakalandık ki, ortalık toz-duman. Doğa ile bu kadar iç içe olunca ve iyi gözlemleyince öğreneceğimiz çok şey vardır diyorum kendi kendime. Daha iyi gözlem yapabilmeli, yorumlamalı, doğadaki her varlığın davranışını ve yapısını iyi bilmeli ve anlamaya çalışmalıyız ki doğa ile iyi geçinebilelim ve ondan en yüksek verimi alabilelim. Bunu bilimde, sanatta, yaratıcılıkta, müzikte birçok alanda kullanabiliriz ve kullanıyoruz da. Benim yapmak istediğim de bu ve yapmaya gayret ediyorum. Ve sonunda neler çıkıyor ortaya ben de hayret ediyorum. Doğa tutkunları, gezginler, kaşifler, araştırıcılar, denizciler çok cesur oldukları için değil doğa hakkında ve konularında çok bilgili oldukları için bu etkinliklerde bulunabiliyor. Ege Üniversitesinin eğitim öğretim yılı açılış töreninde üstün hizmet madalyası verilen 6 öğretim üyesi arasında Erkuter Leblebici (en sağda) de vardı. Bu arada Türkiye Florası nın yazımı gerçekleştiriliyordu. Türkiye Florası nı yazan yazar Edinburg Üniversitesinden Peter Davis İzmir e Ege Üniversitesine geldi. Yusuf Hoca benden Davis e kılavuzluk yapmamı istedi. Bir ara Yusuf Hoca, Sen Türkiye florasına çok meraklısın, iyi de çalışmalar yapıyorsun, seni Edinburg a Peter Davis in yanına gönderelim, orada çalışır mısın diye sordu. Yine İngilizce kurs aldım ve yeterliliği hakettim. İngiliz hükümeti 6 ay burs verdi Edinburg a gittim Davis in yanına. Yeni bir hocayla çalışmak size yeni ufuklar açmış olsa gerek... Evet, Peter Davis flora çalışmaları yapıyordu. Onunla birlikte çalışıp bu alanda çok şeyler öğrendim. Türkiye ye dönerken bana adaların çalışılmadığını söyledi. Bu bana yeni bir yol çizdi. Sene 1977 idi. O zaman doçent olan Özcan Seçmen ile TÜBİTAK a Adalar Florası projesi verdik. Gökçeada ve Bozcaada florasını araştırmaya başladık. Devamlı adalara gidiyoruz geliyoruz bitkiler topluyoruz, tayin ediyoruz. Bu arada bir sürü iş yaptığımı fark ettim: kara yosunları, deniz algleri ve adalar florası çalışmalarının yanında laboratuvarlara giriyorum, yüksek lisans öğrencilerine bitki tayin prensiplerini anlatıyorum, tabii henüz uzman kadrosuna atanmadığım için ders benim adıma bile değil. Uzmanlık kadrosu ne zaman geldi? İşte tam bu dönemde Yusuf Hoca, Biz seni uzman kadrosuna atayalım dedi. Müracat ettim, tabii özgeçmişimi, burslarımı, işlerimi, kitaplarımı, bildiğim dilleri hep yazdım. Fakat senato ilk başvurumu kabul etmedi. Yusuf Hoca, senatörlere gidip kendimi tanıtmamı, dikkatlerini çekmemi istedi. Bunun üzerine bir sonraki başvurum onaylanmış, 2547 uzman kadrosuna atanmıştım. Oldukça yoğun bir tempoyla geçirmişsiniz o yılları... Peki adalar projesini ne takip etti? Adalar projesinin ardından 1984 yılında bir kez daha bursla Edinburg a gittim. Elimdeki bitkilerin tayini için gitmem şarttı çünkü. Yine çalışmalarımı yaptım, geldim. Bu kez de Toroslar ın çalışılmamış olduğunu konuştuk Davis ile. Dönüşümde yine bir TÜBİTAK projesi olarak Yusuf Gemici ile Toroslar da çalışmalar yaptık ve pek çok yeni bitki bulduk. Bu çalışmalar sürerken göllerle ilgili araştırmaların yapılmamış olduğunu gördük. Çünkü göl çalışması biraz zordur, özel kıyafet ister. Bataklıktıktır, suya girince hemen çıkamazsın bütün gününü alır. Yine Özcan Seçmen ile Türkiye Gölleri projesi yaptık. Artık sistem oturmuştu. Kim bitki topluyor- sa, benim uzmanlık alanım olduğu için bana göndermeye başlamıştı. 36 aylık projelerle yaklaşık 16 yılda 3 proje yaptık. Türkiye de 228 sulak alanda çalışmalar yaptık. Biten projenin ardından hemen yeni projeyi veriyorduk TÜBİTAK a. Bilim dünyasına pek çok yeni tür tanıtmış oldunuz... Güzel bir his olsa gerek. Tüm yapılan bu çalışmalar sonucunda bir kısmı tek başıma bir kısmı ortak çalışma sonucu 16 bitki adlandırılarak bilim dünyasına tanıtıldı, 3 tanesi yeniden sınıflandırıldı, 1 yeni bitki birliği saptandı ve 6 bitki Türkiye Florasına yeni olarak kaydedildi. Bu tabii çok hoş bir duygu. Ancak literatüre tarafımızdan kaydedilen türler kadar benim ismimle giren türler de oldu. Meslektaşlarım tarafından bu alana verdiğim hizmetlerden dolayı 3 bitkiye adım verildi. Bazıları diyor ki alana pek çok katkısı bulunmuş, biz de onun ismini verelim. İnternete girdiğimde sistematikçilerin arasında ismimin geçtiğini görünce de memnun oluyorum tabii. Açıkçası hoşuna gidiyor insanın. Bu gerçekten onur verici bir şey benim için. Ben de alana bir şeyler kattıysam mutluyum. Hâlâ da devam ediyorum çalışmalara. Yeni yılın başında iki yıldır çalışmakta olduğumuz Tire Güme Dağı bitkilerinin renkli kitabını Tire Belediyesi nin katkılarıyla çıkarıyoruz. Fırsat olsa daha yapacak çok proje var aklımda. Hocam, siz eğitimi botanik olmadığı halde aşkla bu alana hizmet veren bir kişisiniz. Dünyada sizin gibi başka botanikçiler var mı? Var tabii. Örneğin dünyanın en önemli orkidecisi bir makina mühendisi. Böyle örnekler var. Bazı kişiler alanda başarılı olur. Ben onlardanım. Ben devamlı araziye çıkıyordum, bitki toplayıp tayin ediyordum. Şimdi çıktığım seyahatlare bakıyorum da kendi kendime ben ne zaman evde oturdum acaba diye soruyorum. Bitkiler dünyasına olan ilgi ve sevginiz ile bitki sistematiği alanında kendinizi yetiştirmiş olmanız, yılları arasında çalıştığınız Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Sistematik Botanik Kursüsü nde yaptığınız hizmetler, Türkiye de Botanik Tarihi Araştırmaları adlı eserde ülkemiz florası için tek temel kaynak olan Flora of Turkey adlı eserin yazımında amatör bir botanikçi olarak yer almanız nedeniyle Ege Üniversitesi Senatosu tarafından, Ege Üniversitesi Üstün Hizmet Madalyası na layık görüldünüz yılında girdiğim Ege Üniversitesinden 1996 yılında emekli oldum, 33 yıl boyunca çalıştım. Üniversitede Emekli olduktan sonra hobi olarak seramikle ilgilenmeye başlayan Leblebici kısa süre bu alan ustalığa erişmiş. Teması çaydanlık olan uluslararası bir seramik yarışmasında Türkiye den kataloğa giren tek sanatçı olan Leblebici, başarı kazanan bu eserin kara yosunlarında bulunan peristom denen kısımların yorumlanarak çaydanlık formuna dönüştürülmesi yoluyla oluştuğunu söylüyor. yapmış olduğu hizmetlerden ötürü böyle bir madalya ile ödüllendirilmek, çalışmalarımın fark edilmiş olması beni çok gururlandırdı. Yurt dışında eğitim ve yurt içinde saha çalışmalarının yoğunluklu olduğu yıllar içinde özel hayatınızı nasıl sürdürdünüz? İşim aslında benim için hep hobi gibi oldu. Çok severek yaptım. Aksi takdirde böyle bir tempoyla çalışmanın çok mümkün olacağını zannetmiyorum. Ama eşimin desteklerini de göz ardı edemem. Şu örnekle anlatabilirim diye düşünüyorum: 1965 yılının 22 Haziran ında evlendik. Bense 1 hafta bile geçmeden 27 Haziran da 1 yıl süreyle Hamburg a gittim. Hocam, biyoloji alanındaki üstün hizmetlerinizin yanı sıra önemli bir seramik sanatçısısınız. Seramik çalışmalarına ne zaman başladınız? 1996 yılında emekli oldum. Kadim bir dostumun önerisi ile 1997 yılında uluslararası seramik sanatçısı Bingül Başarır ın yanında seramik çalışmalarına başladım. Şunu yapın, bunu yapın demiyor, elinize bir çamur veriyor, size tekniği anlatıyor ve sizi özgür bırakıyor. Bana da bir çamur verdi, üç ayaklı bir form yaptım, bir günde. Devam et dedi. Sonra bir form daha yaptım; 85 cm boyunda 10 cm çapında üç ayaklı ve katlı halkalardan oluşan bir form. Baktı baktı, 6 GÜZ

6 Biz bunu devlet yarışmasına gönderelim. Bu eser ses getirir dedi. Sene 98. Türkiye nin en prestijli yarışması. Bizim atölyede herkes yarışma için bir şeyler yapıyor. Ben de eserimi götürdüm yarışmaya. Sonra eserin Ankara ya gönderildiğini öğrendim. Bu kataloğa girecek demekti. Çok mutlu oldum tabii. Ardından bir mektup geldi, yarışmada 5 kişiye başarı ödülü veriliyor, biri de benmişim. Ülkemizin en prestijli yarışması. Çıtayı çok yüksekte tuttun, kolay gelsin dedi Bingül Hoca. Belleğinde çok zengin bir form çeşitliliği var, bir şey yaparken yeni yorumlar getirip yaratıyorsun formunu diye ekledi. Ödül, İstemihan Talay tarafından takdim edildi. Bu başarının ardından kendime bir seramik fırını aldım. Ve daha çok çalışmaya başladım çamurla... Bir de çaydanlık çalışmanız var. Dünyada 500 Çaydanlık adlı bir katalogta sizin çaydanlığınız da yer alıyor. Evet, 1999 da teması çaydanlık olan uluslararası bir seramik yarışmasına katıldım. Yarışma, İsviçre de bir müze tarafından düzenleniyordu. Bingül Hanım ın atölyesinde yapılmıştı duyurusu. Çaydanlık önemli bir formdur. Çünkü vazo dümdüz gider ama çaydanlıkta çok varyasyon vardır. Fonksiyoneldir de aynı zamanda. Her seramikçi bir çaydanlık yapmıştır. Ben de yarışmayı duyunca, Bingül Hocamın da teşvikiyle hayatımda ilk kez bir çaydanlık yaptım. Kara yosunlarında bulunan peristom denilen kısımları yorumlayarak çaydanlık formuna dönüştürmüştüm, kısacası biyoloji ile seramiği bir araya getirmiştim. Çaydanlığım, 1109 yarışmacının katıldığı yarışmada ilk 45 e girerek kataloglandı ve 2 ay Cenevre, Carouge Seramik Müzesi nde sergilendi. Aynı çaydanlık Lark Kitabevinin 2002 yılında yayınladığı Dünyada 500 Çaydanlık adlı eserde 1680 seramikçinin eserleri arasından seçildi. Her iki yarışmada da ülkemizden kataloğa giren tek seramikçi idim. Sonra çaydanlık sergileri açtım. Her alanda başarılara imza attığınızı görüyoruz. Hırslı biri misinizdir? Ben devamlı soru sorarım, devamlı kurcalarım. Bir şeyin olmayacağını bilmek de insanı bir sonuca götürür. Dolayısıyla olmayacağını görmek beni yıldırmaz. Bir sonuca vardığınız zaman o sonucunu irdeleyip başka bir sonuca gidebilirsiniz. Bir düşünür şöyle diyor; Düşünce ve düşünme birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir. Düşünce duruk (durağan, statik), düşünme ise devimsel (hareketli, dinamik) şeydir. Evimizin verandasında sallanan koltuğumuza oturmuş bir tekne yapayım, okyanusları dolaşayım güzel yerler göreyim diye düşünceye dalabiliriz. Eğer tekne yapımı ile bir bilgimiz, deniz ile en ufak bir ilişkimiz olmamış ise bu düşünce olarak kalır. Eğer yeterli bilgiye sahipseniz, tekne tipi ve alacağınız malzemeler hakkında düşünmeye başlarsınız. Hareket başlamıştır ve sonunda ürün ortaya çıkar, bu bir bilgi birikimi veya bir objede olabilir. Düşünür şöyle diyor; düşünerek bir şey bulamazsınız, eğer belleğinize o konu ile ilgili bir bilgi yüklenmemiş ise neyi düşüneceksiniz, neyi yaratacaksınız. İşte üretim böyle bir şey, o konuda belirli bir algı birikmesi lazım. Devamlı sorgulamak lazım. Seramikten örnek verirsem, seramik kırılabilir ama onun ne zaman kırılacağını test etmek sonuca varmanızı sağlar. Örneğin seramik eserin içine çivi yerleştirirseniz seramiğin çatlamasına neden olur. Fakat benim çivili eserlerim de var. Seramik pişme esnasında yüzde 7 küçülür. Ben de küçülürken çatlamasını önlemek için belirli aralıklarla çiviyi hareket ettirerek yuvasını bollaştırıyorum. Artık öyle bir yere geliyor ki kırılmadan kuruyabileceği bir boşluk yaratmış oluyorum. Tabii ki bunlar denemelerle mümkün oluyor. Botanik ve seramik hayatınızda önemli bir yer kaplamış ama başka uğraşlarınız da oldu mu? Okumak benim için hayatın vazgeçilmez bir parçası. Bazılarına, kitap okunmasa da olur gibi geliyor. Ben onu bir türlü kabullenemiyorum. Çoğu sahaflardan alınmış 3 binden fazla kitabım var. Seyahat, bilim, felsefe... Yıllarca üniversiteye Karşıyaka dan gittim geldim, serviste hep kitap okudum. Okumak çok ayrı bir şey. Her kitap ayrı bir pencere açıyor insana. Bizde maalesef okuma alışkanlığı yaygın değildir. 35 yıllık arazi çalışmalarımda bitki sistematikçisi bir bilim adamı olarak dağcılık ve dalgıçlık yaptım. Ülkemizin her köşesinde günlerce bilimsel geziler için uzun yürüyüşleri çok keyif alarak tutku ile gerçekleştirdim. Bu çalışmalarım sırasında bilim dünyası için yeni bitkiler buldum. Deniz Algleri çalışmasında sualtındaki güzelliklerin içinde ayakta olmadan, yürümeden dolaşmak yani yatay olarak onların içinde gezmek nasıl anlatılır bilemem. Bu güzelliklerin de başkaları tarafından görülebilmesi amacıyla 1982 Ağustos ayında 12 gün süren Aladağlar Ekspedisyonu sonunda İzmir Dağcılık Ajanı Adnan Kayatepe nin girişimleri ile birkaç doğasever birleşerek İzmir Dağcılık ve Doğa Sporları İhtisas Kulübünü (İDADİK) kurduk. Kurucu üyelerinden olduğum İDADİK halen etkili bir kulüp olarak varlığını sürdürmekte ve birçok başarıya imza atmış durumdadır. Başarılarını gördükçe çok mutlu oluyorum. Emekler yabana gitmemiş demek. Bunlara ek olarak koleksiyonerlik de yapıyorum. Tarihi eser mermer ve seramik koleksiyonum var. Etna-botanik eserlerim var, fosillerim var. Değişik halı ve kilimler ile bakır objeler toplarım. Hiç bir anını boşa geçirmediğiniz oldukça zengin bir hayatınız var. Zenginlik demek para demek değildir, biz de 2 emekli aylığıyla geçiniyoruz. Zaten bence mutlu olmak satın alınabilecek her şeye sahip olabilmek değildir. Ne istediğini bilirsen mutlu olursun. Yat alamayacağın halde yat istiyorsan mutsuz olmaya mahkumsundur. Mutlu olmak kendi elinde. Ben bardağın her zaman dolu tarafını görürüm. Tabii ki her şeyin eksik tarafı vardır, ama ben eksiğin üzerine gitmem. Hayatı ıskalamamaya çalışırım. 70 imden sonra Likya Yolu nun 2 etabını yürüdüm. İlk isim verdiğim ve benim ismimi taşıyan bitkilerin dövmelerini yaptırdım kollarıma. Yüzyıllardır yaşamlarını isimsiz olarak sürdüren bir bitkiyi bulup ailesine, kardeşlerine ve bilim dünyasına tanıtıyorsunuz ve onlara kimlik veriyorsunuz. Ben de o bitkileri vücuduma dövme yaptırarak içselleştiriyorum, onlarla yaşamlarımız bir an tesadüfen karşılaştı hepsi bu. Bir de profesyonel olarak ne iş yaparsa yapsın herkese mutlaka sevdiği bir uğraşı, bir hobisi olmasını tavsiye ederim. Bizde çok lüzumsuz görülmesine rağmen, hobi hayatımıza anlam katmak için çok büyük önem taşır. Hani Ne yapıyorsun diye sorunca, Vakit öldürüyorum derler ya aslında fark etmiyorlar vakit onları öldürüyor. Sabır gerekli her işte. Okumak, farklı pencereler açmanın en kolay biçimi. İlgi, sorgulama önemli. Biz sentez yapamıyoruz. Sebep-sonuç ilişkisi bizde çok kurulmaz. Oysa her olayda, bilimde de, gündelik hayatta da önemlidir sebep-sonuç ilişkisi. Başarınızın sırrı olumlu bakmak mı yoksa araştırıcı, sorgulayıcı, meraklı biri olmak mı sizce? Hepsi ama bir de sevmek. Ben teknikerim ama hiç tekniker gibi çalışmadım. Ben fabrikarlarda tekniker olarak çalışmayı sevmedim. Yaz tatillerinde doğa içinde çadır kurardım. Doğayı hep sevdim. Bu sevgi de beni bu işe getirdi diye düşünüyorum. Buraya girmem büyük bir şans. Doğada dağlarda dolaşıyorum tam bana göre. Ama mutlaka sebatla sabırla çalışak lazım. Benim de zor günlerim oldu, başarı bir günde gelmiyor. Ama önümü açan başarı oldu. Tabii ki hayatıma yön veren kişileri de atlamamak lazım. İki kişinin hayatımda çok etkisi var bir tanesi Yusuf Vardar, beni keşfedip önümü açtı, yurt dışına gönderdi. Türkiye Florası kitabında çalışan 8 Türk ten biri oldum. Ege Üniversitesi Herbaryum Merkezi nin kurulmasında önemli bir role sahip oldum. Diğeri de Bingül Başarır oldu, seramik çalışmalarım konusunda beni yüreklendirdi, ilk eserimle Devlet Yarışmasına katılamamı sağladı. 8 GÜZ

7 MAKALE Prof. Dr. Nuri AZBAR EÜ Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yeşil üniversite yeşil kent 1952 yılında Londra da meydana gelen ve Great Smog adı verilen büyük hava kirliliği felaketi belki de dünyanın gözlerini çevre olgusu üzerine çeken ilk felaketlerden bir tanesidir. Günümüzü tehdit eden ve geleceği tehdit altına alacağı öngörülen bu konu hakkında kafa yoran ülkeler ilk kez 1972 yılında Stokholm da düzenlenen İnsan ve Çevre Konferansı ile bir araya gelmişlerdir. Kullanılan doğal kaynaklar, artan insan nüfusu ve ihtiyaçları her geçen gün çevre üzerine daha büyük baskılar oluşturmuştur. Bununla birlikte insanın, gelişen teknoloji ile birlikte elde ettiği konfordan vazgeçmesi olanaksız bir hale gelmektedir. Bu çelişkinin çözümü ise sürdürülebilirlik kavramında yatmaktadır. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından sürdürülebilirlik; Gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, insanlığın günlük ihtiyaçlarının temin edilmesi, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahip olması olarak tanımlanmıştır. Bu kavram, ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarda ele alınmalıdır. TÜBİTAK ın 2003 yılında düzenlenen Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Tematik Paneli Vizyon ve Öngörü Raporu nda; Türkiye nin ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik yarışı içinde yerini aldığını fakat sürdürülebilir kalkınmanın çevre boyutunda yeterli dikkati göstermediği belirtilmiştir. Yine aynı raporda; hedeflenen bu olgulara ulaşmada başarı esaslarından birisini eğitim olarak belirlemişlerdir. Üniversitelerin sürdürülebilir gelişme konusunda eğitim, öğretim, araştırma ve bilgi transferi sağlamada innovasyon merkezleri olmaları ve itici güç rolünü üstlenmeleri beklenmektedir. İklim değişikliği ve diğer sürdürülebilir gelişme konularında giderek artan bir sorumluluk yükü altına girmektedir. Üniversitelerin eğitimdeki rolleri sadece lisans ve lisansüstü eğitim ile sınırlı olmayıp toplumun üniversitesi olmak ve rehberlik etmekle de sorumludurlar. Bu bağlamda, diğer birçok konuda olduğu gibi Ege Üniversitesi bir ilke daha imza atıp Yeşil Üniversite hareketine öncülük etmek istemektedir. Ön planda çevre ve insan sağlığı Yeşil Üniversite; yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını destekleyen ve uygulayan, atık yönetim sistemlerinin kurulmuş olduğu, sıfır karbon emisyonunu hedefleyen, sürdürülebilirlik kavramını çevreyi temel alarak uygulayan ve çevre ve insan sağlığını ön planda tutan üniversite anlamına gelmektedir. Genel olarak sürdürülebilir gelişme yolunu seçmiş ve Yeşil Hareket başlatmış bir üniversite; Üniversitenin vizyon, misyon ve yönetim dökümanlarında açıkça sosyal, etik ve çevre sorumluluklarını bütünleşik halde yazılı hale getirir. Ders programlarında sosyal, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği entegre eder, disiplinler arası düşünce ve iş birliğini benimser. Sürdürülebilirlik konularında araştırma ve geliştirmeye üniversite çapında kendini adar Okullar, yerel yönetim, sivil toplum örgütleri ve sanayi dahil olmak üzere daha geniş toplumsal kitlelere ulaşır. Kampüs planlarında, tasarım ve geliştirme projelerinde Sıfır Deşarj, Sıfır Atık, Sıfır Karbon Emisyonu nu ilke edinir. Sıfır Deşarj ilkesi doğrultusunda çevre hedefleri koyar ve bunları etkin olarak ölçer, raporlar ve sürekli geliştirir. Öğrencilerin yaşam kalitesi, çeşitliliği ve eşitliğe yönelik politika ve uygulamaları sağlar. Kampüsü canlı bir laboratuvar olarak görüp öğrencilerin çevresel öğrenimde yer almalarını sağlayarak çevresel öğrenimden çevreyi öğrenmeye geçişi sağlar. Kültürel çeşitliliğin kutsanmasını ve kültürel dahil edilebilirliğin hayata geçirilmesini sağlar. Ulusal ve uluslararası seviyede üniversitelerle iş birliği çerçevesinin oluşturulmasını sağlar. Oslo Üniversitesinin 2010 yılında hazırladığı en iyi Yeşil Üniversite Uygulamaları Raporu nda yeşil üniversite aktivitelerini iki grupta incelenmiştir. Bunlardan bir tanesi teknik konulardır. 15 başlık altında incelenen bu teknik konulardan bazıları; enerji, karbon emisyonları, atık geri dönüşümü, organik atıklardan biyogaz ve kompost elde edilmesi, çevreci ulaşım-egsozsuz üniversite, çevre dostu yeşil binalar, yeşil satın alma uygulamaları, su kullanımında tasarruf, atık suların tekrar kullanımı, yazışmaların elektronik ortamda yapılıp kağıt israfına son verilmesi, çevre dostu kimyasal kullanımı gibi konulardır. Diğer başlık ise; sosyal ve kültürel konulardan oluşmaktadır. Bu konular altındaki başlıklar ise; Yeşil Üniversite ile ilgili olarak konferanslar, seminerler düzenlenmesi ve bir farkındalık oluşturulması, kongreler, öğrenci grupları faaliyetleri, toplum projeleri, çevre organizasyonları gibi başlıklardır. Ege Üniversitesi ise 2011 yılında Entegre Atık Yönetimi Sistemini kurarak Yeşil Üniversite hedefine ulaşmak amacıyla önemli bir adım atmış bulunmaktadır. Üniversitemiz bünyesinde, tüm fakülte, meslek yüksekokulu ve merkezler bazında atık koordinatörleri belirlenmiştir. Yaprak-Dal-Gövde modeli temelinde yönetilen sistem sayesinde, atığın üretildiği başlangıç noktasından itibaren atığın takibi yapılıp çevre ile dost bir şekilde uzaklaştırılmasına kadar olan süreçler yerine getirilmektedir. Bu amaçla tüm birimlerde atık toplama istasyonları önemli oranda tamamlanmış ve tehlikeli atıkların evsel çöplerle karıştırılmasının önüne geçilerek akredite firmalarla çevre ile dost bir şekilde bertarafı sağlanmaktadır. Tehlikeli atıklarla ilgili farkındalık ve eğitim çalışmaları düzenli olarak yapılmaktadır. Tehlikeli atıkların yanında üniversite bünyesinde meydan çıkan ambalaj atıklarının da çöpe atılmasını engellemek ve ekonomiye geriye kazandırılmasını sağlamak üzere farkındalık ve eğitim çalışmaları yapılmaktadır. Üniversite bünyesinde ambalaj atıklarının ayrı toplanmasına olanak tanıyacak kumbaraların sayısı hızla artırılmaktadır. Ambalaj atıkları için hazırlanan broşürler, üniversitemizin tüm birimlerine dağıtılmıştır. Üniversiteler, toplumun en yüksek bilgi üretiminin ve topluma bilgi akışının olduğu eğitim kurumlarıdır. Ayrıca sadece eğitim merkezleri değil aynı zamanda sosyal ve politik hareketleri katalizleyen kurumlardır. Bu kurumlar birçok büyük lideri, öğretmeni, karar vericileri yetiştirmekle kalmamış fakat aynı zamanda ulusal ve küresel ekonomik dinamiklerde de önemli roller almıştır. Bu bağlamda üniversitelere en iyi uygulamaları tanımlamak ve yerine getirmek konusunda büyük sorumluluklar düşmektedir. Üniversitemizin Yeşil Adımlar atabilmesi ancak yöneticilerin, öğrencilerin, akademisyenlerin ve tüm personelin bu konuya gönül vermesi ve harekete sahip çıkması ile mümkündür. Yeşil Üniversite hedefinde bir adım: Atık ve Sanat Geri Dönüşüm Yarışması Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Yeşil Üniversite ve Yeşil Kent hedefimizi gerçekleştirebilme yolunda değerli bir katkı olduğunu düşünerek Atık ve Sanat başlıklı bir geri dönüşüm yarışması düzenlemiştir. Bu yarışma ile çağdaş atık yönetimi bilincini toplumumuzda yerleştirmek, bu bilinci sanat vurgusu ile güçlendirmek, atık konusuna estetik bir duyarlılıkla yaklaşılmasını sağlamak ve farkındalık yaratmak hedeflenmiştir. Yarışma, tasarım, fotoğraf ve kısa film kategorilerinde gerçekleştirilmiştir. 10 GÜZ

8 Ödülleri çocuk gülümsemesi SÖYLEŞİ e # Demet ALTUNTAŞ İzmir de bir grup gönüllü her Salı günü Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesini, her Çarşamba günü de Behçet Uz Çocuk Hastanesini ziyaret ediyor ve hastanede tedavi gören çocuklara yönelik eğlence faaliyetleri düzenliyor. Mutlu Olalım isimli projenin gönüllüleri, doktor ve hemşirelerin oyuna katılmasına izin verdiği çocuklara bir-iki saatliğine hastanede olduğunu unutturuyor. Çocukları güldürme konusunda uzmanlaşmış Mutlu Olalım ekibi, hasta odasından oyun için ayrılması sakıncalı olan çocuklara da ulaşıyor bir şekilde İğneli, ilaçlı, serumlu dünya; şarkılı, balonlu, oyunlu, neşeli bir çocuk dünyasına dönüşüveriyor sayelerinde. Kâr amacı gütmeyen Mutlu Olalım projesi, gönüllülerin ve yardımseverlerin destekleriyle 13 yıldır aralıksız olarak sürdürülüyor. Projenin 40 aktif gönüllüsü bugüne kadar yaklaşık 40 bin çocuğun hastanede yatarken mutlu olması için çaba gösterdi. Etkinlikler sayesinde çocukların hem morali yükseliyor, hem de hastaneye bakışlarında olumlu bir değişim gözlemleniyor. Bu projenin kurucusu Özlem Arman, haftalık düzenli etkinliklerin yanında, 23 Nisan, 29 Ekim, yılbaşı, Şeker ve Kurban Bayramı gibi özel günlerde de çocukları yalnız bırakmadıklarını söylüyor. Bayramı hastaneye taşıyan Mutlu Olalım ekibini biraraya getiren Arman ile mutluluk u konuştuk. Hastanede tedavi gören çocuklara gitme fikri nasıl ortaya çıktı? Üniversite öğrenciliği zamanlarımda yazları çocuk animatörlüğü yapmıştım. Orada öğrendiklerimin daha sonra bir işe yaramasını istedim. Hastaneye gittiğimde zaten birilerinin çocuklara gidip, sürekli ziyaretlerde bulunduğunu düşünmüştüm. Sorduğumda senden başka gelen yok ki abla dediklerinde bir daha bırakamadım. Acıklı bir hikayem yok, yani herkesin zaten yapıyor olduğunu düşündüğüm şeyi yaptım. İlk olarak Ege Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Bölümüne gidip çocuklara oyun oynatmaya başladım, 2001 de. Yanımda bir top, bir paket makarnayla gidiyordum. Tek başıma... Bir süre polikliniklere gitmeye çalıştım, tabii başta hemen tüm kapılar açılmıyor. Bu durumu anlattığım bir arkadaşım babasının hastanede yönetici olduğunu söyledi. Sabah 6 buçukta evden çıkar evin önüne gel dedi, gittim, hoca koşuyor hastaneye, ben de arkasından. Konuyu anlattım kaç para istiyorsun diye sordu, ben de bir şey istemiyorum dedim, e gel o zaman çok iyi dedi. Öyle de başladım işte. Hasta çocuklarla ilişki kurmak duygusal açıdan zor olmuyor muydu? Cerrahiye giderken, her şey yeniydi, her gördüğüm çocuk beynime kazınıyordu. Bir gün 3-4 yaşlarında bir kız vardı, sıcak-soğuk oynarken gel dedim senin pijamanın içine koyalım bulamasın, açtığımda torbasını gördüm, göz göze geldik. Hep pembe ruj sürerdi. Gülümsedi bana ben de gülümsedim, ama o bir anlık duraksamayı hiç unutamamam. Artık hiç duraksamamaya çalışıyorum, hep yola devam Bu işe devam etmeyi, güçlü durmayı çocuklardan öğrendim, o anlarda gülümsemeyi o kızdan öğrendim... Bir kızım vardı, yaşında, sindirim sistemi gelişmemişti. Uzun süre hastanede kaldığı için her hafta görüşüyorduk. Benim asistanım olmuştu, ben gitmeden çocuklarla konuşurdu. Ameliyat olacağı zaman bana söz verdirdi, yoğun bakıma geleceksin diye, söz verdim diye gittim. Ama sonra oradan çıkıp diğer çocuklara oyun faaliyeti yapmam gerekirken ters yöne dönüp hastaneden çıktım, aylarca gidemedim. Sonra? Bir gün Behçet Uz dan bir doktorla tanıştım, Türkay Sarıtaş. O ön ayak oldu ve arkadaşım Seçil Amrağ ile tekrar başladık. Yakın arkadaşlarımdan başlayarak yeni gönüllüler geldi, sayımız arttıkça çocuklarımız için daha güzel işler yapmaya başladık. Tek başına gönüllü olarak gidiyordun, sonra gönüllüler arttı. Bu gönüllülük meselesini anlatır mısın? Hiçbir çıkar beklemeden vakit ve enerji ayırmak bunun ötesinde bunu başkalarından beklemek kolay bir şey değil... Gönüllülerimiz, canı gönülden gönüllü... Bizim projemiz her hafta çocukların hastanedeki odalarının kapılarında sizleri dört gözle, tüm gün bekledikleri bir iş, o yüzden bizim gönüllülerimiz ayran gönüllü değil, olamaz. Süreklilik bu işin olmazsa olmaz bir sorumluluğu. Gönüllü arkadaşlarımız her hafta bir akşamlarını ayırmalarının yanında, çocuklarımızı mutlu edecek tüm faaliyetlerin içinde yer alıyorlar, ve bunu da çok isteyerek yapıyorlar çünkü biliyorlar ki o çocuğun yüzündeki gülümsenin sebebi kendileri. Çocuklarımız bizim onlara harcadığımız enerjinin kat kat fazlasını, mutluluklarıyla bizleri ödüllendirerek veriyorlar ve bunu hastanedeki ilk oyununuzda anlıyorsunuz. Mutlu olalım mottosu biz e vurgu yapan, hep birlikte mutlu olunabileceğini işaret eden bir yaklaşım sanki. Bunu bize anlatır mısınız? Mutlu Olalım ismi; mutlu etmeden, mutlu olamayız düşüncesinden çıktı. Bir arkadaşım en başlarda bu işin felsefesi üzerine düşünürken, bu cümleyi kurmuştu. Her zaman aklımdadır... Tam tersi de doğru aslında, mutlu olmadan da mutlu edemeyiz.. 12 GÜZ

9 Özlem Arman, tek başına başladığı Mutlu Olalım projesini şu anda 40 gönüllü ile birlikte yürütüyor. Hastanede gerçekleştirdiğimiz her faaliyet bizim için de büyük mutluluk, derdimizi o çocukların gülümseyişleriyle unutuyoruz. Hastanelerde çocuklarımızı ziyaret ettiğim bu 13 yıl içerisinde mutlu insan olmayı öğrendim. Hastanede neler yapıyorsunuz? Her Salı akşamı Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi, her Çarşamba akşamı Behçet Uz Çocuk Hastanesindeki çocuklarımız için faaliyetler düzenliyoruz. Amacımız çocukluklarını hastanede de olsa yaşatmak. Gelen tepkiler nasıl? Ailelerin ve sağlık personelinin yaklaşımları çok pozitif Çocuklar mutlu olunca onlar da mutlu oluyorlar. Tabi asıl meselemiz her zaman çocuklar Onlar için yaptığımız faaliyetlerin değerli ve faydalı olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz. Çocuklarımız bizi kapıda karşılıyor, nerede kaldınız bütün gün sizi bekledik diyorlar. O gün oyun günü olunca; oyunlar, faaliyetler sadece etkinliği yapıldığı akşam saatleri için değil o günün tamamı için moral kaynağı oluyor. Taburcu olup evine giden çocuklarımız hastaneye hiçbir şekilde geri dönmek istemeseler de, bazen oyunlara geliyorlar. Çocukların neşesi, morali, iyileşmeleri açısından ne kadar önemli sizce? Kemoterapi tedavisi devam eden bir çocuğun kan değerleri düşerse, tedavi durmak zorunda kalır ve morali kötüyse değerleri de düşebiliyor. Faaliyetlerin ölçülebilir bir pozitif etkisi var. Ağır tedavi koşullarında, babasından kardeşlerinden okulundan ayrı kalmak zorunda olan çocuklarımız için tedavinin yanında moral de zaruri bir ihtiyaç... Gelecek için planlarınız, projeleriniz var mı? Hastalıkları nedeniyle çocukluklarını hastane odalarında yaşamak durumunda olan çocuklar için tüm Türkiye deki hastanelerde bu faaliyetlerin gerçekleşmesi esas amacımız. Bir gün gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Gönüllü olarak size katılmak için ne gibi şartlar gerekiyor? İsteyen herkesin gönüllü olabileceği bir projemiz var. Sadece gönülden istemek gerekiyor. Her hafta bir akşam hastaneye gelmek ve dış destek görevlerinde mesela elişi faaliyeti yapılacaksa malzemelerini hazırlamak gibi işlerde- yer almak yeterli. Düzenli devam şartı arıyoruz ki çocuklarımızın gözleri yolda kalmasın... Fark yaratanlar gibi bir ünvana layık görüldünüz. Ne düşünüyorsunuz? Tabii ki ödüller motive edici, ve güzel sözler duymak da Bizi bu ödüle layık gören vakfın yapmaya çalıştığı bizim gibi kısıtlı imkanlarla çalışıp, sürdürülebilir projeler yaratan STK lara destek olmak. Uzun vadede eğitimler ve destekleriyle, ayrıca diğer fark yaratan kişilerle çok daha fazla çocuğumuzu mutlu edeceğimize eminim. Melis için İzmir den başlayıp tüm Türkiye ye yayılan bir kampanya gerçekleşti. İnsanlar Melis ile bir kez daha ilik donörü olmanın önemini hatırladı. Bu konuda duyarlılığın gelişmesi için neler yapılabilir? Türkiye deki durum açısından sizin gözlemlerinizi öğrenmek isteriz. Melis imiz lösemisi ikinci defa nükseden bir çocuğumuz, o yüzden acilen nakil olması gerekiyor. Çünkü planlanan üç kemoterapi almasıydı, şimdi dördüncüyü aldı. Umarım Amerika daki donörün son uyum testleri de uygun çıkar ve nakil gerçekleşir. Eğer olursa nakil Melis in doğum gününde olacak, ona en güzel hediye... Donör olmak aslında basit bir süreçken, toplumdaki bilgi eksikliği nedeniyle donörlerin az olduğunu düşünüyorum. Almanya da 81 milyon nüfusun 5 milyonu ilik donörü, Türkiye de bu sayı 35 bin Tamamen bilinçlendirmeyle ilgili bence. Bu amaçla iyilik Donörleri isminde bir alt proje kurduk, üniversitelerde ve çeşitli topluluklarda ilik donörü olmaya ilişkin bilgiler verip, insanları teşvik ediyoruz. Ege Üniversitesinde de pek çok bölüme gittik. Melisle ilgili kampanya döneminde 7 bin kişi kan bankalarına gitti, şu anda Melis e donör bulunduğu öğrenilince artık kan bankalarına başvuruların sayısında ciddi azalma oldu. Melisimiz gibi ilik bekleyen daha çok çocuğumuz ve hastamız var. Kan örneği vermekten kimse vazgeçmesin, kanların 10 yıl bekleme süresi var, verilen kanlar er ya da geç test edilerek ilik bankalarının veri tabanına kaydediliyor. EÜ Çocuk Hastanesine dair gözlemleriniz neler? Sağlık personeli işini severek yapıyor ve her zaman bizlere destek oluyorlar. Hemşire ablalarımızın çocuklarımıza ve bizlere yaklaşımı çok iyi. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesindeki Mutlu Olalım etkinliklerinde çocuklarına refakat eden aileler de çocuklarının gülümsemesini paylaşıyor. Çocuklar da bir arada eğlenmenin, toplu halde etkinlikler yapmanın keyfini sürüyor. 14 GÜZ

10 GÜNDEM EGE Bir modernleşme serüveni olarak Cumhuriyet Cumhuriyetin 90 ıncı yılı Ege Üniversitesinde beşinci kez gerçekleştirilen Cumhuriyet ve Atatürk Günleri ile kutlandı. Yaklaşık 20 gün süren etkinlikler çerçevesinde Cumhuriyeti anlamak için farklı bakış açılarına sahip birçok akademisyen ve sanatçı, kampüste Ege Üniversitelilerle buluştu # Ahmet Gürel ve Ege Üniversitesi Rektörlüğü Grafik Tasarım Biriminin katkılarıyla. GÜZ

11 MAKALE Prof. Dr. İlhan TEKELİ Cumhuriyet ve modernleşme serüveni Ege Üniversitesi tarafından düzenlenen Cumhuriyet ve Atatürk Günleri kapsamında gerçekleştirilen 90 ıncı Yılında Cumhuriyet Sempozyumunun açılış panelini Prof. Dr. İlhan Tekeli verdi. Bu metin paneldeki konuşmasından alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, bir iddianın adıdır. Bu iddia çağdaşlaşma projesi olarak bir imparatorluktan ulus devlet çıkarmayı, tebaadan özgür yurttaş yaratmayı amaçlamaktadır. Bu niteliği ile geçmişten bir kopuştur. Ama bu projenin amaçları zengin bir kültürel birikimi olan bir toplumun katılım ve seçimleriyle gerçekleşeceği için aynı zamanda, bir sürekliliği de içermektedir. Bu 90 yıl içinde ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlar hepimizin çabalarının ve dünyadaki gelişmelerin karşılıklı etkileşmesi ile ortaya çıkan sonuçlardır. Aslında bu başarı yahut başarısızlıkta hepimiz ortağız. Yani bu başarının bir kısmını alıp diğer kısmını başkalarına havale ederek bir muhasebe yapmak 90 yıl sonrasında çok anlamlı değil. Ama ne yazık ki siyasetimizin içinde ötekileştirme gibi önemli bir kültürel öğe var. Siyaset ötekileştirme üstünden yapılıyor. Toplumda buna karşı olanlar ve yandaş olanlar mevcut. Tarihi bu kutuplaşma içinde anlamaya başladığımızda da, şöyle ciddi bir soru ile karşı karşıya kalıyoruz: Biz uluslaştık mı? Eğer biz 90 yılda uluslaştıksa böyle bir ötekileştirme üstünden siyaset yapmakta olmamamız gerekir. Ötekileştirme üstünden siyaseti sürdürüyor olmamız, bir anlamda uluslaşmanın tam gerçekleşmediğini ortaya koyuyor. Denilebilir ki, modernleşme kavramı içinde yaklaştığımız zaman cumhuriyet çok yönlü bir olay. Sanayisi, eğitimi, kültürü gibi pek çok alanı kapsıyor. Bu alanların tümünde bir muhasebe yapmak zor ve dağıtıcı bir şey. Bugün biliyoruz ki 90 yıl sonunda bizim demokrasi konusunda bir sorunumuz var. Ben, kişisel olarak, gözlemlediğim her toplumsal olayın altında bir demokrasi krizi görüyorum. Bu nedenle de muhasebemi, modernleşmenin kendisi ile çok yakından ilgili olan bu demokrasi problemi üstünden yapmaya çalışacağım. Genel olarak baktığımızda dörtlü bir dönemlemenin böyle bir analiz için yeterli bir çerçeve vereceğini düşünüyorum. Birinci dönemi çeşitli tarihlerden başlatabiliriz, mesela Tanzimatla başlatabiliriz. Cumhuriyete kadar geçen bu dönemde ciddi modernleşme, çağdaşlaşma çalışmaları var. Ben bu döneme utangaç modernite dönemi diyorum, ikinci dönem, 1925 ile 1946 arası. Cumhuriyetin bu ilk dönemine ben köktenci modernite diyorum arasına üçüncü dönemi, popülist modernite, 80 sonrasını da dünyadaki gelişimle de paralel olarak modernitenin aşınması olarak adlandırıyorum. Dikkat ederseniz 80 sonrası dönem için moderniteden postmoderniteye geçiş tanımını kullanmadım. Öyle bir geçiş ancak modernitenin kavramları içinde kurgulanabilir. Halbuki bu dönemde olan, modernitenin içinden modern sonrasının doğmasıdır ve bu aşama aşama gerçekleşmiştir. Lozan Antlaşması ndan, 14 Ekim de Ankara nın başkent ilan edilmesine ve 29 Ekim de Cumhuriyetin ilan edilmesine kadar geçen sürecin öyküsünü biraz okursanız, tüm olanların çok küçük bir grubun emrivakisi gibi göründüğünü fark edersiniz. Örneğin Ankara başkent olacak, Başbakanın haberi yok. Acaba bu olaya bakarak 6-7 kişilik grubun uyguladığı bir şey diye düşünebilir miyiz? Hayır, bu görünüş bizi yanıltmamalı. Bu aniden karar verilerek gerçekleştirilmiş bir şey değil. Bunun arkasında uzun bir hazırlık var. O uzun hazırlık sürecini tanımazsak bunu emrivaki gibi görebilir, yanlış bir değerlendirme yapmış olabiliriz. Biliyorsunuz, Cumhuriyeti kuran bir kuşak var. Bunların çoğu 1880 lerde doğmuşlar ler kuşağının askeri eğitim görmüş kısmı, yeni kuruluşta önemli bir rol oynamıştır. İlginç olan nokta, modernleşme projesinin, özellikle Cumhuriyetin ilanı ile uygulanan köktenci modernite projesinin, dıştan eğitilmiş bir proje olmamasıdır. Cumhuriyet kuşağı, yurt dışında değil, Türkiye de okumuş ve Osmanlı nın utangaç aydınlanması içinde bu köktenci modernite projesini geliştirmiştir. Bu içte olan bir projedir. Zaten Mustafa Kemal, Nutuk un sonunda da bunu şu sözlerle dile getirmiştir: Kurtuluş Savaşı nın başında bu milli sırdı ve yavaş yavaş açıklandı. Cumhuriyet projesi, II. Meşrutiyet ten itibaren Kurtuluş Savaşı önderlerinin hepsinin değil ama bir kısmının benimsediği bir proje olarak varlığını sürdürmüştür. Tabii Vahdettin in ülkeyi terk etmesi ve Saltanatın ortadan kalkması böyle bir projenin oluşmasını kolaylaştıran etkenler olmuştur. Cumhuriyetin ilanından önceki son bir yılda kamuoyunda Cumhuriyet kelimesi oldukça sık kullanılmış, Saltanatın ve Hilafetin devamını isteyenlere rağmen Cumhuriyet hakkında daha çok konuşulmuş ve hazırlıklar yapılmıştır. Şöyle bir fikir denemesi yapsak: Mustafa Kemal, Cumhuriyeti ilan etmeyip ne yapabilirdi? Gayet açık padişah olabilirdi. Düşünebiliyor musunuz, Mustafa Kemal in tarihini Padişah Mustafa Kemal olarak yazabilir miydik? Yahut Mustafa Kemal in tarihsel rolü o alternatifte nerede kalırdı? Aslında Mustafa Kemal cumhuriyeti kurma atılımıyla çok önemli ve kendisinden beklenen bir şeyi gerçekleştirmiştir. Cumhuriyeti ilan eden ya da gerçekleştiren kadro Osmanlı Aydınlanması içinde yetişmiş, Fransız İhtilalini de okulda okumuştur. Benim anladığım kadarıyla Cumhuriyet içeriden yetişen ve gelişen bir proje ler sonrası Abdülhamit döneminde daha önce yalnızca İstanbul da olan eğitim modernleşmesi, bütün Anadolu da yaygınlaşmıştır. Burada ilginç olan nokta şu: Acaba Abdülhamit, bu eğitimin sonunda kendisini devireceğinin farkında mıdır? Zira onun programının sonunda yetişen kadrolar onu devirmiştir. Son zamanlarda yazılmış doktora tezlerinde önemli bir ayrıntı gördüm. Abdülhamit özellikle bürokraside yer alacakların, diyelim ki Mülkiye yi, mühendis mektebini, tıbbiyeyi okuyanların hem modern eğitim almasını hem de kendisine sadakat içinde kalmasını sağlayacak bir mekanizma kurmak istemiştir. Bir çoğu burslu okuyan öğrencilerden her gün bir tanesinin okulda iki öğün pişen yemeklerin hepsini bir tepsi ile saraya götürmesi istenmiştir. Sarayda o yemekler tadılırken, getiren öğrenciye de Sarayda hazırlanan yemeklerden ikram edilmiş ve ayrıca bir altın verilmiştir. O zaman mülkiyede kişi okuyor. Saraya giden öğrenci her gün değiştiğine göre demek ki her öğrenci yılda ortalama beş kez Saraya gitmiştir. Abdülhamit bu gibi yöntemlerle bir çeşit kişisel sadakat bağı kurmak istemiştir. Eğitimin içinde böyle usuller, adaplar oluşturulmuş, ancak bunlar Abdülhamit in bu kuşak 18 GÜZ

12 tarafından tahttan indirilmesinin önüne geçememiştir. Cumhuriyet in kurulması ile beraber modernitenin değişik konuları gündeme gelmiştir. Bir boyutu ekonomi, diğeri kültürel. Şu soruları sormamızda yarar var: Cumhuriyet in başlangıçtan beri bir programı var mıydı? Bu program zaman içinde nasıl oluştu? Bu program içinde demokrasinin yeri neydi? Aslında buradaki dönüşümün kırılma noktası ler. Çünkü Mustafa Kemal, ideolojisini başkasına yaptırmak istemiyor, ideolojisini de kendisi yapıyor. Eski modele, İttihat ve Terakki ile I. Meşrutiyet modeline baktığımızda burada açıkça bir ideolog olduğunu görüyoruz: Ziya Gökalp. Göklap, İttihat ve Terakki nin gerçekleştirdiği eylemlerin ideolojik çerçevesini ve tutarlılığını oluşturmaya çalışıyor. Mustafa Kemal ise, yeni kurduğu Cumhuriyet in ideolojisinin başkaları tarafından yapılmasına müdahale etmiyor. Ziya Gökalp sentezci bir tavra sahip, İslamcılık, Türkçülük ve medenileşmeyi üçlü sentez halinde görüyor. Bu bakış açısının en uç eseri olarak Türkçülüğün Esasları nı yazıyor. Bir anlamda Mustafa Kemal e ideologluk rolünü yüklemek istiyor. Ancak bu kabul görmüyor. Daha sonraki tarihlerde de, gerek Kadrocularla ilişkilerinde gerek Reşit Galip in üniversite reformundan sonraki tutumunda gayet net olarak görüyoruz ki, bir başka grubun ideolojiyi kullanarak siyasal güç sahibi olmasını engelliyor dan itibaren ideolojide çok önemli değişmeler olmaya başlıyor. Artık sentezci bir yaklaşım değil, muasır medeniyeti tüm olarak ele alan köktenci bir modernist proje doğuyor. Bu köktenci modernist projenin içinde demokrasi yok. Takrir-i Sükûn Kanunu ndan sonra ortaya çıkmış olan bir tek parti rejimi var ve 1946 ya kadar da bu tek parti rejimi hakim oluyor. Burada karşımıza çıkan soru şu: Niye demokrasi kavramı, bu ilk program içinde yer almıyor?. Benim aklıma yatan yaklaşım şöyle: Cumhuriyet in ilk kuşağı yani kurucularının geç aydınlanan bir ülkenin erken aydınlanan grubunda olma problematiği söz konusu. Osmanlı Aydınlanması içinde yetiştirilmiş bir grup erken aydınlanıyor ama toplumun genelinde aydınlanma oldukça sınırlı. Böyle bir toplum yapısı içinde demokrasi sorununa çözüm olarak halka rağmen halk için terimi kullanılmaya başlanıyor. Bu temel çerçeve, bir diktatörlük çerçevesi de olabilir, bir iyi niyet çerçevesi de. Çünkü toplumda yüzde 6 eğitim, okur-yazarlık düzeyi varken, doğruyu ve iyiyi öğrendiklerini sananlar kendilerinde iktidar olmak ve bunu hayata geçirmek misyonunu görüyor. Bunun için kullandıkları slogan da halka rağmen halk için. Peki, halka rağmen halk için tavrının bir diktatörlük tercihi mi yoksa iyi niyetli bir tercih mi olduğuna nasıl karar verilecek? Samimiyetin nihai testi demokrasiye geçip demokrasi içinde bir seçim kazanmak yahut seçimle iktidarı devretmektir. 2. Dünya Savaşı sırasında çok partili rejime geçiş, halka rağmen halk için programının mantıksal bir sonucu olarak görülebilir. Halka rağmen halk için programı, büyük bir dünya krizi ve büyük bir dünya savaşının olduğu yılları arasında uygulanıyor. Arkasında büyük bir ekonomi başarısı ve sanayileşme var. Bu sanayileşmenin milli savunma ile ilgili önemli bir boyutu var. Ben bunların dışındaki bir boyuta, kültürel boyuta dikkatinizi çekmek istiyorum. Mustafa Kemal in kültür politikalarının en önemli yansıması, Hasan Âli Yücel döneminde ki Atatürk öldükten sonra Milli Eğitim Bakanı olmuştur- yapılan bir uygulama ile hayat buluyor. Kültür politikaları en üst noktasına o dönemde ulaşıyor da Hasan Ali Yücel in Pazartesi Konuşmaları diye bir kitabı yayınlanır. Türkleşmek nedir tartışmalarına cevaben orada der ki: Biz bir şeyleşmeyeceğiz, yaşayarak Türk olacağız. Bu olmak fiili üzerinden bakış, Ziya Gökalp e cevap niteliği taşımaktadır, Türkleşmeyeceğiz, İslamlaşmayacağız, medenileşmeyeceğiz, biz akla uygun olarak yaşayarak Türk olacağız diyor. Türk olmayı akla uygun olarak yaşama biçiminde ortaya koyuyor. Hasan Âli Yücel in İçten Dıştan diye bir deneme kitabı var. Bu kitapta her olaya içten ve dıştan baktıktan sonra toplum için dışı mimarlık, içi kültürdür değerlendirmesinde bulunuyor. Mustafa Kemal in 30 lar sonrasında oluşturduğu yaklaşım içinde kültür çok önemli bir model olarak duruyor. Kültürde çağdaşlaşma... Türkiye nin akıl üstüne dayanan bir gelişimi sağlaması... Malche ın üniversite reformu için yazdığı raporu okuduktan sonra el yazısı ile aldığı notlar var. O notlarda şunu söylüyor: Bizimkiler diyor Reşit Galip i filan kastederek Malche ne istediğimizi anlatamamışlar. Bizim problemimiz İstanbul Darülfûnunu nu üniversite yapmak değildir; bizim problemimiz yeni kültür oluşumunu bilimsel olarak sağlamaktır, bunu anlatamamışlar diyor. Onun kafasındaki üniversite modeli 1935 te kurulmasını emrettiği Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesidir. Mustafa Kemal in programı, kafasındaki modernleşmenin kültür boyutuyla ilgili yönünü içermektedir. Bence bizim demokrasi problematiğimizi anlamak için en önemli nokta çok partili rejime geçiş noktasıdır yılında Türkiye tek parti rejiminden çok partili rejime geçiyor. Bu dönüşüm aslında demokrasinin gelişmesi ve sağlıklı gelişmesi için en önemli kırılma noktalarından biri. Bu dönüşümde bazı zafiyetler var ve kanımca bugünkü siyaset problematiğinde karşılaştığımız sorunların çoğunun altında bu sorunların çözümünü ele alınış biçimi yatıyor. Türkiye neden 2. Dünya Savaşı sonrasında çok partili rejime geçti? Bu olaya baktığımızda tarihi ötekileştirme ve belirli siyasal akımların destekleyici malzemesi olarak yazmaya başladığınızda ortaya çıkan sorunu burada da görüyoruz. Deniliyor ki dış konjonktür, yani 2. Dünya Savaşı sonrasında yeni kurulan dünya düzeni Türkiye yi böyle bir geçişe zorladı. Oysa Nihat Erim in her gün olan biteni anlattığı günlüklerini okuduğumuzda görüyoruz ki İsmet İnönü nün bu geçişte samimi bir isteği var. Eğer bu istek olmasaydı bu sürecin tamamlanması zor olurdu. İsmet Paşa çok partili rejime geçme güdüsünü kendi hatıratında şu sözlerle ifade ediyor: Ben tek partili bir rejimin başı olarak Türkiye de bulunan Sefirlerle konuştuğumda başım hep öne eğikti. İsmet Paşa, böylesine radikal bir modernleşme uygulayan bir ülkenin tek parti rejimi içinde olmasını bir ayıp gibi görüyor. İnönü, yaşlandığı dönemde katarakt ameliyatı için Fransa ya gidiyor. Orada Türk Sefiri Hasan Esat Işık. Kendisi de Sefarette kalıyor Şimdi anlatacağım anektodu Işık tan öğreniyoruz: De Gaulle ün Cumhurbaşkanlığı döneminde İnönü Fransa ya geliyor. İnönü geldiğinde muhalefetten de parti başkanlığından da uzaklaşmış olduğu halde müthiş bir karşılama yapılıyor ve bu karşılama törenleri içinde devletin televizyonundan birisi gelip İnönü ile söyleşi yapıyor. Muhabir İnönü ye kibar kibar sormaya çalışıyor. Siz tek parti döneminde Milli Şeftiniz. Ama siz bir iyi niyetli diktatördünüz gibi sözler söylüyor. İnönü genç muhabire, Evladım diktatörün iyisi olmaz. Sen hiç diktatörlükte yaşadın mı diye soruyor. Biliyorsunuz 1937 yılında Başbakanlıktan uzaklaşıp yerine Celal Bayar göreve gelince, İnönü İngilizce dersi almaya ve İngilizce öğrenirken de İngiliz Parlamenter sistemini incelemeye başlıyor. Kafasında İngiliz Parlamenter sistemine benzer bir sistemin kurulması fikri oluşuyor. Bir partinin gidip diğerinin geleceği ikili parti sistemine geçmek istiyor. Bu iki partili sistem için Cumhuriyetin iki önemli yasağının uygulanmasını düşünüyor: Birincisi sistem komünizme kapalı olacak, ikincisi de Atatürk aleyhtarlığı ve irticaya kapalı olacak. Partilerin kurulması serbest bırakıldığı zaman karşıda oluşacak gruplardan güvenilir olanı seçmesi gerektiği için İnönü Demokrat Parti yi seçer. Çünkü başında Celal Bayar bulunmaktadır. Atatürk Dönemi nin adamı olduğu için ona karşı gelmeyeceği gibi komünizm karşıtlığı da ortadadır. Çok partili yaşama geçiş sürecinde pek çok kriz yaşanıyor. Bir 12 Temmuz Beyannamesi vardır. İnönü nün Cumhurbaşkanı olarak iki tarafa karşı eşit davranacağına söz verdiği ve 14 Mayıs 1950 seçimlerinin yolunu açan bir beyannamedir. Bu 20 GÜZ

13 beyanname yayınlandığı sırada Demokrat Parti nin bir talebi var. İnönü ye Siz parti başkanlığından ayrılın Cumhurbaşkanlığı nı tarafsız olarak yapın, önümüzdeki seçim sonrasında iki partinin adayı olarak Cumhurbaşkanlığı yürütün diyorlar. İnönü bunu kabul etmiyor. Ben başkanlıktan ayrılırsam, biz seçimi kaybettiğimizde bakın iktidardayken seçimi kaybetmeyi göze almış durumda- bizim parti dağılır diyor. Seçimi kazanan partinin karşısında ikinci partinin olabilmesi için benim başkan kalmam gerekli. Çok ilginç bir tespit, kurmay subay değerlendirmesi gibi bir değerlendirme. Bu sırada çok partili rejime geçme sürecini değerlendirirseniz ve o zaman yapılan demokrasi ile ilgili konuşmaları değerlendirirseniz bunların çok sığ olduğunu görürsünüz. Bugün bizim demokrasi olarak konuştuğumuz hemen hemen hiç bir şey konuşulmuyor. İdarenin tarafsız kalması konusunda konuşuluyor. Tabii demokrat partinin getirdiği çok önemli bir şey var, halkla siyasetçiler arasındaki mesafeyi daraltıyorlar, yakın ilişki kuruyorlar. CHP nin burada önemli bir açığı var, bu mesafeyi kısaltamıyor. Ama fikir özgürlüğü diye bir şey konuşulmuyor o dönemde. Onun için ben kendi yazılarımda 1950 den sonra demokrasiye geçildi demekten çok; çok partili rejime geçildi ifadesini kullanıyorum. Ve nihayet 1950 de kansız beyaz devrim yapılıyor. Şunu saptamamız gerekiyor: Sistemin içinde demokrasinin kalitesini geliştirecek yaratıcı bir talep yok. Yeni seçimlerde hile yapılmadan nasıl seçim yapılır meseleleri konuşuluyor. Ama fikir özgürlüğüne ilişkin bir talep tok. Demokrat Parti aslında iktidara geldiği zaman çok önemli bir fırsatı kaçırıyor. Türkiye ye bir yeni demokrasi programı getirmiyor. Türkiye de ilk defa ciddi demokrasi programının tartışılması 1958 yılında CHP nin ilk hedefler beyannamesi ile oluyor. Bir anlamda DP iktidara geliyor ama demokrasi üstünde bir şey yapmıyor. O zamanki bütün konuşmalar dikkat ederseniz hızlı kalkınıyoruz, nurlu ufuklar söylemleri üstünden demokrasi tartışmasını yapmayarak gerçekleştiriliyor. Şu sorulabilir: Niye DP bu fırsatı kaçırdı? Kadrosu mu yoktu? DP tek partili rejimden gelen kadrolarla kurulduğu için böyle bir imkanı yok muydu? Bu doğru değil, çünkü DP nin içinde demokrasi programı inşa edebilecek kadroların olduğunu biliyoruz te kurulan Hürriyet Partisi böyle bir potansiyelin olduğunu gösteriyor. O kadro yeni bir demokrasi programı geliştirebilirdi. Bizde tarih yazarken genellikle bir kırılma noktası geçilince gelişmelerin o noktadan sonra gerçekleşmeye başladığı varsayılıyor. Örneğin 1951 kırılma noktası, tabii bu çok önemli, mevcut iktidar, iktidarı seçimle bir başkasına devrediyor. Olayların bundan sonra değiştiği düşünülüyor. Türkçe ezandan Arapça ezana geçildiği, İmam Hatip Okulları gibi pek çok şey bu duruma örnek olarak sayılabilir. Oysa, CHP nin 1947 de yaptığı bir Kurultay var. O kurultayın içeriğini incelerseniz, DP nin yaptığı herşeyin 47 Kurultayında CHP tarafından kabul edilmiş ve uygulanmaya konmuş olduğunu göreceksiniz. Bir anlamda döneminin radikal modernite projesinin halkın tercihlerine göre yeniden şekillenmesi yani bir popülist moderniteye geçiş 1948 de CHP içinde de gerçekleşmiş oluyor. Bu iki geçişin çok ilginç detayları var. Anadolucular grubunun CHP içinde örgütlenmesi ve demokrasiye geçişin öncülüğünü yapması, Anadolucu grubun öbür parçasını da DP içinde hemen hemen aynı noktaya getiriyor. Yani Türkiye radikal modernite projesinin fikri dayanaklarını 1946 sonrasında iki parti içinde de üretemiyor. Hasan Ali Yücel in elenmesi ve Dil-Tarih te yapılan temizlikler gibi Türkiye nin genel entellektüel yapısının radikal moderniteyi artık taşıyamadığını gösteriyor. Öyküyü sürdürecek olursak karşımıza 1961 Anayasası geliyor. Bir askeri müdahale sonrasında, yeni bir anayasa ve bu süreçte Türkiye nin fikir hayatında da sola açılma ortaya çıkıyor. Bu sola açılma genellikle yazılan, kullanılan bir şey. Ben onu sola açılmadan çok, solun sızmasına müsade etme olarak yorumlama eğilimindeyim. Çünkü 141 ve 142 sayılı ceza yasasının maddeleri sürerken, sola açılmadan çok, ancak bu tür bir sızmaya olanak veriyor. Özetle, bir Osmanlı utangaç aydınlanması var. Yeni bazı kadrolar yetiştiriyor, onlar belirli bir noktada iktidara geliyor ve köktenci bir modernite uyguluyorlar. Ama köktenci modernite demokrasiyi içermediği zaman kendisini yeniden üretemiyor, demokrasiyi içererek ürettiği de popülist bir modernite oluyor. Onun ortaya çıkarttığı siyasal kültür içinde demokrasi derinleşemiyor. Derinleşememesi dediğim zaman şu 4 özellikten söz ediyorum. 1. Demokrasi bir ahlak meselesidir önce. Demokrat olmayan adamlar demokrat bir rejim kuramazlar. Bu gayet basit. Ama demokrat olmak ne demek? Bu belirli değer yargılarına sahip olmak ve özellikle karşısındaki insanın onurlu yaşamına saygı duymak ve gerekirse kendi doğru bildiklerini başkalarının doğru bildikleri karşısında geriye çekip uygulamaktan vazgeçebilmektir. Böyle bir kültür oluşmuyor. 2. Demokrasi karar verme sürecine ilişkin bir niteliktir. Halbuki bizde iktidar el değiştirmesine dayanan demokrasi şöyle çalışıyor: Ben kimin diktatör gibi karar vereceğini seçiyorum. Benim kararlarım demokratikleşmiyor. Araçsal demokrasi olayı bu hale getiriyor. Birisi diyor ki ben çoğunluğun oyunu aldım artık benim her verdiğim karar demokratiktir. Hayır. Sen diktatör gibi karar verirsin. Demek ki benim demokrasinin varlığı üstünde test yapacağım şey şudur: Karar süreçleri demokratik mi? Karar süreçlerinin demokratikleşmesi nedir? Siz çoğunluk olabilirsiniz. Çoğunluk olmanız sizin karar vermenizi değil, o çoğunluğun katıldığı karar süreçlerinin işleyişiyle ilgili bir olaydır. 3. Kamusal özne olma yolunu insanlara açıyor mu? İzin verici bir rejim haline gelebiliyor mu? Bir sistem içinde bir adam çok başarılı olup zengin olabilir bugün. Peki bu adam kendi doyumunu sağlamak için ne yapacak? Tüketim yapacak. Yat alacak, kat alacak, uçak alacak. Ama kamusal özne olma yolu yalnız siyasetçilere açık. Böyle bir şey olur mu? İnsanların da bir kamusal özne olma talebi var. Son günlerde biz bir kamusal özne olma talebini yaşadık hep beraber. Bir adam çıktı, merdivenleri boyadı. Bu bir kamusal özne olma talebidir ve pıtrak gibi yayıldı etrafa. Demek ki demokrasinin böyle bir boyutu var. 4. Temsili demokrasi kaçınılmaz olarak demokrasi açığı yaratır ve demokrasi sürekli olarak yeni keşfedilecek pratiklere açık kalmalıdır ki bu demokrasi açığını kapatsın. Demokrasiyi bilinen bir rejim değil, sürekli olarak ilerisi için keşfedilen bir rejim halinde düşünmek gerekir. İşte böyle bir çerçeve içinde bir noktaya geldik: Gezi diye bir olay çıktı. Gezi nedir? Bizim demokrasi öykümüzün geliştiği noktada yeni bir taleptir. Ve dikkat ederseniz genellikle eski siyaset kalıpları içinde yer almamış genç kuşakların, eski siyasi kültür tarafından kirletilmemiş düşüncelerini ortaya koyduğu bir taleptir. Ve bu demokrasiyi, demin söz ettiğim 4 noktada derinleştirme talebidir. Çok ilginç bir özelliği var Gezinin: Gezi araçsallaştırılmış eski demokrasi pratiğinin iflasını çok iyi gösterdi. Gezide ne oldu? Genellikle yapılan analizlerde deniliyor ki, Elektronik medya kanalıyla çok iyi etkileştiler ve bu kitleler mobilize oldu. Bu doğru ama yalnız bu yetmez. Eğer yeni bir kamusal siyaset yapma alanı olarak park olmasaydı gezi olmazdı. Parkta ne oldu? Bizim eski siyasetimizin kamu alanı miting meydanlarıdır. Miting meydanlarında bir kürsü var, bir senaryo var, kim, ne zaman, nereden, gelecek, hangi bayrağı kaldıracak belirlenmiş, hangi sloganı söyleyecek belli, katılanların bir kısmı yasaklı bir kısmı değil... Kontrol altında bir senaryonun oynanmasıdır, eski siyasetin aynen üretilmesinin senaryosunun oynanmasıdır bu. Ötekileştirmeye dayanan araçsal demokrasinin yeniden üretildiği bir alandır miting alanı. Oysa Gezide ne oldu? Kürsü yok, insanlar bir araya geldiler ve gece geçirdiler. Ve ötekileştirmeye dayanan siyasetin toplum hakkında verdiği gerçekliğin yanlış olduğunu gördüler. Onların her birinin bir öteki değil, bir araya gelen, yeni bir şey üretebilen bir potansiyel olduğunu gördüler. Dikkat ederseniz gezi olayı mevcut siyasi kadrolar tarafından bir türlü içlerinden çıkartılamıyor. Dönüp dönüp cevap veriyorlar Geziye. Çünkü Gezi başka bir şey. Gezi eski siyasetin çöküşünün ipuçlarını veriyor. Bu bir yeni kamusal alan talebi. Bir yaratıcılık alanı ve yeni bir demokrasi talebi olarak çıktı nasıl bir dönüm noktasıysa Gezinin de o önemde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Gezi nasıl yankı yapabilir? Şimdi Geziyi ben hemen siyasi partiye dönüşecek bir olay olarak görmüyorum, çünkü Gezinin kendisini hemen bir siyasi harekete dönüştürecek mekanizmalar yok ve o mekanizmaları dışarıdan birilerinin kurarak kendisiyle entegreye etmeye çalışması boş çabadır. Gezinin getirdiği en önemli şey, bizim mevcut demokrasimizin artık doyurmadığı, hiç olmazsa yeni nesilleri doyurmadığıdır. Başbakanın ilk günkü konuşmalarını hatırlarsanız, Benim muhatabım kim diyordu. Eski siyasetin sorularını soruyor. Gezi çıktı, yeni bir talep var, bir şaşkınlık var; ve o sırada bu olayı eski siyasetçiler kapıp kaçırmak istediler. Bir kısmı eski militan siyasi kadrolar ki bunlar Geziye eklemlenerek gezinin ilk çıkışının algılanmasını bulanıklaştırdılar ve bu da eski siyasi söyleme dönmek isteyen mevcut iktidara çok iyi bir destek verdi. İki taraf da eski siyaseti yeniden üretmeye çalıştı ve kısmen ürettiler de. Ama orada bir soru soruldu, o soruyu kimse çıkartamadı. O soru taş gibi duruyor orada, dönüp dönüp o soruya cevap vermeye çalışıyorlar ama cevap veremiyorlar, çünkü araçsal demokrasi içinde o soruya yanıt verilemez. Gezi kendisinin dönüşmesinden çok Türk toplumuna getirdiği derin hayal kırıklığını göstermesi bakımından önemli. 22 GÜZ

14 Her şeyde güzellik arar insan Aslında hepimizin bildiği bir isim. Mustafa Kemal Atatürk ün imzasını yeniden yorumlayarak bugün bardaklardan, dövmelere her yerde görmeye alıştığımız biçimini veren, kaligraf, hattat günümüz Türkçesiyle ve kendi deyişiyle söylemek gerekirse güzel yazı sanatçısı... Bu kadarla sınırlı değil tabii eserleri... Hat sanatını konuşturduğu, ilk ve orta öğretimde tüm sınıflarda görmeye alışık olduğımız Atatürk ün Gençliğe Hitabesi ile İstiklâl Marşı ve pek çok yerde görmeye alıştığımız Mustafa Kemal Atatürk portreleri de çalışmaları arasında yer alıyor. Çalışkan, güzel yazıya sevdasının nasıl başladığını şu sözlerle anlatıyor: İlkokula başladığımda öğretmenimin kara tahtaya çizdiği harflerin seslenebildiğini gördüm. Ses veren harfler beni çok etkiledi. Öğretmenimiz ilk a harfini kara tahtaya çizip bu çizgiyi okuyun dediği an hâlâ beni aydınlatır. Tarsus ta tamamladığı ilk ve orta öğreniminin ardından Güzel Sanatlar Akademisi ni kazanarak İstanbul a giden sanatçı, öğrenciliği sürerken hocası Emin Barın ile Anıtkabir in duvarlarındaki yazıları yazar. Akademi yıllarında gazeteciliğe başlayan Etem Çalışkan, Yeni Sabah, Dünya, Akşam, Milliyet ve Hürriyet gibi gazetelerde çalışmış ve 1982 yılına kadar aktif gazetecilik yapmıştır. Güzel yazı sanatına gönül vermiş Çalışkan, üretmekten vazgeçmiyor ve öğrenci yetiştirmeyi sürdürüyor. Ege Üniversitesi tarafından bu yıl beşincisi gerçekleştirilen Cumhuriyet ve Atatürk Günleri etkinlikleri kapsamında Prof.Dr. Yusuf Vardar MÖTBE- Kültür Merkezi nde Atatürk portreleri ve yazılarından oluşan karma bir sergi açan Çalışkan ile sohbet etme imkanı bulduk. Güzel yazı neden sizin için bu kadar önemli? Her şeyde güzellik arar insan. Doğada güzellik aranmıyor mu? Bahçede bile güzellik aranıyor. Efendim, bizim bahçede o kadar güzel güller açtı ki... derken başına bir güzellik kelimesi getiriliyor. Demek ki güzele ulaşma bir duygu, bir amaç. Amaç da demeyelim ama doğrudan doğruya yaradılışta var güzele ulaşma çabası. Güzele ulaşmak istemeyen biraz yoksundur, isterse kasasında milyarları bulunsun, isterse ellişer katlı gökdelenleri, yalıları olsun. Zenginlik için neleri olursa olsun ama güzellik duygusundan, güzelliği anlama, yaşama duygusundan yoksunsa, çok noksandır o kişi. Bir sözümüzü söylerken, birisine bir sözü yazı ile ulaştırırken onu herhangi bir şekilde, okunacak bir biçimde yazmak var; bir de onu güzel yazmak var. Güzel yazdığımız zaman ne oluyor? Yolumuz sanata açılıyor. Sanat ne ise güzel yazı da o sanatın yolundadır. Ben güzel yazı yazarak ve herkese de yazısının güzel olmasını söyleyerek, onları yönlendirerek, hem yazarak hem de öğreterek hizmet veriyorum. Sözümüz ne kadar güzel olursa olsun eğer yazı ile ulaştırıyorsak güzel yazı ile, sözlü olarak ulaştırıyorsak onu da güzel sözler ile güzel söyleyerek ulaştırmalıyız. Güzel sanatlar içinde resim sanatı önemli biryer tutyor biliyorsunuz. Resim sanatı ile yazı birbirinden ayrı değildir KAMPÜSTE SÖYLEŞİ e Gamze KARADEMİR EROL 24 GÜZ

15 aslında. Ben hem resim yapıyorum hem de harflerin resmini yapıyor yani güzel yazı yazıyorum. Yani güzel yazı, güzel sanatların bir dalıdır. Öğreten için bir hizmettir, insanlık hizmetidir. Yazan içinse ayrı bir şey, bir kutsallıktır. Bence her güzel işle uğraşan, kutsal bir iş yapmıştır. İsterse bu kişi son baharda dökülen yaprakları, elinde çalı süpürgesiyle, kaldırımlardan süpüren bir işçi olsun. Onun süpürgesiyle ahenkle yaprakları toplayışını izlediğiniz zaman, zannedersiniz ki yapraklar incinmesin için öyle toplanıyor. Sözün özü güzellik her şeyde aranmalı. Peki hocam, hat sanatı, Türkçe karşılığı ile güzel yazı yazma sanatından söz edilince neden akla önce Arap alfabesi geliyor? Bilgi eksikliğinden diyelim. Çünkü aşağı yukarı Türkler İslamiyet i kabul ettiğinden beri Arap harfleri ile yazmaya başlamışlardır. Sonra Osmanlı döneminde Osmanlıca adı altında Arap harflerinden oluşan bir Osmanlı alfabesi çıkmıştır. Osmanlı dili, Türkçe konuşulan ama Arap yazısı ile yazılan bir alfabedir. Bunda bir terslik yok mu? Var tabii. Dinimiz İslamiyet. Yazılan yazı İslam dili. Dolayısıyla hat sanatı deyince yalnız İslami sözler yazılabilir, Kur an yazılabilir, ayet yazılabilir, dua yazılabilir gibi şeyler akla geliyor. Zaten hattatlarımız konularını genellikle inanç dünyasından seçmişlerdir. Öyle olunca da hattatlar, Arapça harfleri ile yazdıkları için hat sanatı denince Arapça yazılan güzel yazılar akla gelir olmuş. Ben biraz araştırdım, hat Arapça da değilmiş aslında, belki de Farsçadan geliyor: Hat çizgi demek. Hudut da çizgi değil mi, bir ülkenin hududu deriz hani. Haddini bil azarlamasında çizgini bil, sen buraya kadarsın deniyor. Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi hat çizgi demek, Hüsn-i Hat olunca, güzel çizgi anlaşılıyor yani güzel yazı. 600 yıllık bir Osmanlı İmparatorluğu dönemi ve ondan öncesinde Türkler Arap harflerini kullandıkları için, güzel yazıya da onunla ulaştıkları için, hat deyince eski yazı yani Arap harfleri ile yazılan yazıyı akla getiriyor. Ben diyorum ki hattatım. Olmaz diyorlar bana, sen hattat değilsin. Neyim ben peki? Kaligrafsın diyorlar. Kaligrafi biliyorsunuz latince, kali güzel, graf çizgi, yazı, grafik sanatları manasına geliyor. Böyle olunca kaligrafi yi ya da hüsn-i hat ı, Türkçeye tercüme edersek, güzel yazı çıkıyor. Bu nedenle de ben diyorum ki güzel yazı. Ben güzel yazıyı yeni harflerle yani Latin harfleriyle Türk alfabesiyle, bu ayrımı mutlaka yapmak lazım, yazıyorum. Sen Latin yazısı kullanıyorsun diyorlar. Hayır, ben Türk alfabesi kullanıyorum, ama Latin harfleri ile. Zaten Osmanlı dönemi hattatları da Arap harfi kullanıyor ama Osmanlı alfabesi ile. Sonuçta her iki durumda da alfabeler farklı. Arap Alafbesi ile güzel yazı yazmayı denediniz mi? Güzel Sanatlar Akademisi nde Arap harfleri ile ders veren hocalar da vardı. Ama ben afiş atölyesindeydim. Biz biliyorsunuz 1928 den beri yeni yazıyı kullanıyoruz, Latin harfleriyle, Türk alfabesiyle. Dolayısıyla afişlerimizdeki yazı yeni alfabe ile. Benim atölyemde kullanılmayan bir yazı olduğu için eski yazıyı denemedim. Aslında okuldaki diğer hocalardan da ders alabilirdim hatta akademi dışındaki hocalardan da. Öyle yapanlar da oldu. Kısacası eski yazıyı da öğrenebilirdim. Benim hocam Emin Barın, bana sordu: Etem, sen belli ki yazıya devam edeceksin, eski yazı mı yazacaksın, yeni yazı mı? Hocam dedim gördüğünüz gibi atölyemiz afiş atölyesi ve ben yeni yazı ile yazıyorum. Hem eskiyi hem yeniyi yazabilir miyim diye sordum. Olabilir. Ama birisi soldan sağa yazılıyor, birisi sağdan sola. Bilek için ters hareketler. Eğer ikisini de yazmak istersen ikisini de güzel yazabilirsin ama sanatçısı olamayabilirsin dedi, Ona göre birine karar ver. Siz de Latin Alfabesi ile yeni Türk harflerinin kabul edildiği yılda doğduğunuz için bunu bir işaret kabul ettiniz ve Türk harflerini kullanmayı tercih ettiniz sanıyorum. Ben doğduğumda elbetteki yazının da doğduğunu bilmiyordum. Devrim olduğunu bilmiyordum. Ancak sonradan övünme payı olarak kullanıyorum ben bunu kendime. Atatürk ün resimlerini çizmek, imzasını stilize etmek çok önemli işler. Ama Anıtkabir in duvarlarındaki yazıtların yazılmasında görev alışınız belki de erken yaşınızda böyle bir şansa eriştiğiniz için hayatınızın en önemli anlarından biri olmuş olsa gerek. Tabii ki. Ben 1951 yılında İstanbul a geldim, Güzel Sanatlar Akademisi ne öğrenimimim birinci yılı ise ikinci yılı. Birinci yıl Sabri Berkel Hocamın desen çalışmalarıyla geçer. Ona galeri denir. Desen atölyesinde başarılı olanlar ikinci yıl atölyesini seçme hakkı kazanır. Afiş atölyesi var, kumaş desenleri var, resim var, heykel var, iç mimari var Ben afiş istiyordum, onda yazı olduğu için. Kaydımı oraya yaptırdım. Emin Barın Hocam afiş atölyesinde yazı hocasıydı. Bizim dönemimizde Güzel Sanatlar Akademisi nde ayrıca yazı dersi yoktu. Yazı dersini biz afiş atölyesinde görüyorduk, yazıyı orada öğreniyorduk, o da haftada bir-iki saat. Ne kadar öğrenilirse. Ama yeteneğinde yazı var ise, içinde sevgisi var ise yani bendeniz gibi, yöneliyorsun yazıya tabii. Hoca ile benim tanışmam ayrı bir tesadüftür, bir rastlantıdır, güzel bir rastlantıdır. Burada onun hikayesine girmeyelim. Öğrenimimim ikinci yılına başladım, 1952 nin ayları bitti. 53 geldi, Haziran da okul tatile girdi. Hocam, Etem yazın memlekete ya da başka bir yere gitme burada kal. Seninle beraber çalışacağız dedi. Hocam benim de gittiğim yok zaten dedim. Anıtkabir kitabeleri yarışmasını ben kazandım dedi, Sen de yardım edeceksin, beraber yazacağız. O andaki duygumu hiç sormayın ben de hatırlayamıyorum ne olduğunu. Ama 25 yaşında sanata yeni başlamış biri olarak gerçekten çok önemli ve tarifsiz bir his olmalı. O bir. İkincisi, İstanbul Anadolu dan gelenler için başka bir dünya. İstanbul a, hâlâ şaşkınlığım geçmemiş ki benim... Birden bire ders veren hocanın asistanı gibi oldum. Yardım edeceksin kelimesi ne demek, yanında duracaksın. Çok güzel bir şey. Heyecanlandırdı beni. Heyecanımın da ne olduğunu anlamadım Şaşkınlık Ve öylece her biri bulunacakları kulelere göre nutuktan seçme cümleler olan Anıtkabir kitabelerini yazma işine başladık. Hocam eskizlerini yaptı. Oturduk beraber harflerini yaptık. 60 yıl geçti aradan, hâlâ bende durur Anıtkabir harfleri. Kokluyorum, 60 yıl öncesi kokuyor. Ve bütün yaz ben o yazıları, Güzel Sanatlar Akademisi nin uzun, geniş koridorlarında yazdım. İlk hocam Sabri Berkel de oradaydı. Onun gravür atölyesi vardı, orada gravür çalışırdı yazları, bir yere gitmezdi. Onunla beraber, o gravür atölyesinde salonda bazen çay içerek bazen sohbet ederek geçirdik yazı. Bunlar güzel şeylerdi. Anıtkabir gibi devletin temeli olan bir yapının içinde emeği olabilmek, sanata ulaşabilmek güzel şey. Benim ilk kez sanatla, duvarla karşı karşıya gelmem de orası. Ama hâlâ Anıtkabir e her ziyaretimde daha öğrenciyken hocamın söylediklerini çok iyi kavradığımı fark ediyorum. Tarihi bir olay bununla da övünüyorum. Hocamın bile benim için onur diye tarif ettiği ve çalışmaları içinde en öne koyduğu böylesi önemli bir projede daha öğrencilik yıllarımda görev alabilmiş olmak benim için tarifsiz bir onur ve gurur kaynağı. Mutlaka... Sergi açılışınız öncesinde Atatürk ün harflerinden yeni bir yazı örneği çıkarmaya çalıştığınızı, ancak hâlâ üzerinde çalıştığınızı söylediniz. Tam olarak nedir yapmaya çalıştığınız, Atatürk ün harfleriyle bir font (belirli bir tip ve boydaki harf takımı) yaratmak mı? Hayır, Atatürk ün el yazısına benzer yeni bir stil yaratmaya çalışıyorum. Ama hâlâ başaramadım. Onun yazısının aynısını yazabiliyorum da ona benzer yeni bir yazı yaratmak işini henüz başaramadım. Onun yazısında hissedebilene bambaşka izler var, örneğin müthiş bir kararlılık var. Sözlerindeki kararlılığı ve keskinliği yazısında da bulabiliyorsunuz. O izleri taşıyabilecek başka bir alfabe henüz yaratamadım. Bugün pek çok yerde karşımıza çıkan Atatürk ün imzasını Çalışkan stilize etti. Çalışkan ın kaleminden çıkan K. Atatürk imzası ilk olarak yine kendisi tarafından çizilen bir Atatürk portresi ile birlikte 1969 yılında Hürriyet Gazetesi nde yayınlandı. Çalışkan:...Güzellik duygusundan, güzelliği anlama, yaşama duygusundan yoksunsa, çok noksandır o kişi. Bir sözümüzü söylerken, birisine bir sözü yazı ile ulaştırırken onu herhangi, okunacak bir şekilde yazmak var, bir de onu güzel yazmak var 26 GÜZ

16 İmzasını stilize ederken imzaya taşıyabildim o kararlılığı. O bugün her yerde gördüğünüz Atatürk imzası, 1969 da Hürriyet Gazetesi nde birlikte çizdiğim Atatürk portresi ile birlikte yayınlandı. O günden beri, özellikle son yıllarda beni en çok sevindiren şeydir, her yerde görüyorum, seyahatlerimde kollarda görüyorum. Evet dövme yaptırıyorlar. Atatürk ün imzası daha önce de vardı. Eğer onu güzel bir biçimde aslını yitirmeden ama biraz daha kaligrafik diyelim hadi, ya da güzel yazı ile yazarsanız, biraz daha özenli hale getirirseniz, özentili değil özenli hale getirirseniz, daha etkili oluyor. Etkileyicilik kendiliğinden geliyor. Evet hiç kimse bilmez o imzanın, benim 1969 yılında Atatürk ün portresi ile birlikte stilize ettiğim Atatürk ün imzası olduğunu. Son bir soru. Bilgisayar kullanımı biliyorsunuz artık çok yaygınlaştı. Yazılarımızı daha çok bilgisayarda yazmaya başladık. İlerlemenin karşısında olan bir kişiliğim yok benim. İlerlemede karşı durduklarım var. Nerede karşı dururum. Eğer sanatı oraya bağlarlarsa, ben teknolojiye karşı dururum. Bir çok yerlerde geleneksel el sanatlarımız diye kuruluşlar var. O zaman onun karşısına futbolu koymak lazım, ayak sanatı olarak. El sanatı diye bir şey olmaz. Geleneksel diye bir şey olmaz. Sanat sanattır. Onun için bilgisayarın karşısına sanatı koyamayız. Bilgisayar rüya görür mü? Tabii ki görmez. Demek ki bilgisayar düşünmez de. Düşünmeyen bir aletin yazdığına nasıl sanat diye bakarız. Bir alfabeyi aktarıyorlar. Bakıyorsun alfabe güzel. Onu kelime haline getirdiğinde o uzantılar, gereksiz yerde, birleşmemesi gereken yerde birleşiyor, ne oluyor o zaman? Efendim güzel yazı mı? Hayır olmadı. Ben ve hattatlar ve güzel yazı sanatçıları ve kaligraflar bir noktayı bile sonucunda okutucu bir işarettir, ı yı i ye çeviren işarettir, ama o noktanın yerini güzellik arayarak değiştirebilir, ölçüsünü değiştirebiliriz. Bir nokta için bile arayış içinde bulunarak yazı yazanla bilgisayar bir olur mu? Yeter mi bilgisayara bu kadar karşı durmak? Ama bilgisayardan çok şey öğreniyoruz, bu gerçeği unutmamak lazım. Bazen de yanlış öğreniyoruz, bilgileri doğrulamak lazım. Güzel Sanatlar öğreniminin ikinci yılı bittiğinde, hocası Emin Barın Anıtkabir Kitabeleri yarışmasını ben kazandım. Sen de yardım edeceksin beraber yazacağız der Çalışkan a. O yaz memlekete gitmeyip o yazıları yazan Çalışkan, daha öğrencilik yıllarında böyle dev bir projede yer almış olmanın tarifsiz bir onur ve gurur kaynağı olduğunu söylüyor. 28 GÜZ

17 MAKALE Prof. Dr. Nuri BİLGİN Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Cumhuriyeti anlamak Toplumumuzun temel siyasal sorunlarını, düşünce piyasasına egemen olan düşüncelerin dışında yeniden düşünebilmek çok zor. Konformite olgusu nedeniyle, fikirlerin sosyal olarak nasıl göründüğü büyük önem taşıyor. Bu yüzden doğru gibi görünen yanlış fikirlerle birlikte yaşamaya alışkınız. Zor değil bunlara kapılmak. Çünkü psiko- sosyal risk ve pahaları karşılaştırıldığında tek başına haklı olmaktansa, birlikte yanılmak çok daha rahat. Belki de bu nedenle yanlış gibi görünen doğru fikirler olabileceğini hiç aklımıza getirmiyoruz. Cumhuriyet, hayatımızın hemen hemen her alanında ve sıklıkla karşılaştığımız, iyi tanımlanmamış, muğlak kavramlardan, sosyal bilimler literatüründeki teknik terimiyle belirsiz kavramlar dan (fuzzy concept) biri. Siyasal tartışmalarımızın anahtar kavramlarından olmakla birlikte, çeşitli kullanımları dikkate alındığında büyük bir belirsizlik taşımaktadır. Felsefi, sosyolojik, siyasal, antropolojik, sosyal psikolojik yanları var. Cumhuriyet konusunda birbirinden az çok farklı analizler yapan çeşitli yazarlar, Cumhuriyet fikrinin birkaç temel boyutunu öne çıkarmaktadır: 1. Kamusal alanın hukuk kurallarıyla yapılandırılması 2. Politikanın önemi ve politik alanın özerkliği fikri 3. Yurttaşlığın tesisi ya da yurttaş olarak insan fikri 4. İnsanın gelişebilir bir varlık olduğu fikri 5. Politik topluluğun ya da ulusun kavramsallaştırılması 6. Entegrasyon ilkesi 7. Ortak iyi ve genel çıkara önem verme 8. Kamusal alana katılımın yüceltilmesi 1. Kamusal Alanın Hukuk Kurallarıyla Yapılandırılması Hukuk temelli bir kamusal alan fikri, cumhuriyetçi anlayışın çeşitli düşünceler tarafından (Spinoza, Rousseau, vb) vurgulanan önemli bir niteliğidir. Cumhuriyet, özgürlüklerin birlikte varoluşunu sağlayarak bireysel özgürlüğü garanti eden bir kurumsal alanın oluşturulmasını gerektirir. Bu, her bireyin kendinin evrensel bilincine ulaştığı, kendi özel çıkarını herkesin çıkarından ayırmamayı öğrendiği bir yurttaşlık alanıdır. (Moscovici, 1994; s.146) Bu kamusal alan, hem birlikte yaşamayı (ortak- yaşamsallık), hem de bireysel özgürlükleri mümkün kılar. Bu anlayışta kurumsal alan, her bir insanın kendi özel dünyasında, herhangi bir sorgulayıcı gücün baskısını hissetmeden, kendi öz amaçlarını izlemesinin koşuludur. Bu nokta demokrasi ile cumhuriyetin birbirine eklemlenme eksenini oluşturur. Literatürde, Aristoteles e dayandırılarak irdelenen bu ilişkiyi, Kriegel (1994) şu şekilde analiz etmektedir: Aristoteles, iki tip otorite ayırt etmektedir; birincisi, Efendi nin köleler üzerinde olan otoritesi olan despotes, diğeri devlet adamının özgür insanlar üzerindeki otoritesi olan politikos. Ona göre, babanın çocuklar üstündeki otoritesi birincisine, kocanın karısı üzerindeki ikincisine örnektir. Bunlardan birincisini monarşik, diğerini cumhuriyetçi olarak adlandıran Aristoteles, bu doğrultuda, iki tip toplumdan söz etmektedir: Kişisel çıkara göre örgütlenen despotik toplumlar ile ortak çıkara göre örgütlenen cumhuriyetçi toplumlar. Bu ortak çıkarı kimin yöneteceği, kimin savunacağı sorusu, yönetimin tarzını gündeme getirmektedir. Yönetim tarzı, ortak çıkarı yönetecek olan kişi ise otokrasi, bir grup ise aristokrasi, halk ya da en büyük sayı ise demokrasi olacaktır. Buna göre, ortak çıkarları savunan tüm yönetimler cumhuriyetçi olabilir. Kriegel e göre demokrasi, iktidarı kimin icra edeceği, cumhuriyet ise iktidarın ya da politikanın objesini, yani neyin yönetileceği sorusuna göndermekte ve bunu kamusal alan (ortak çıkar) olarak belirlemektedir. Cumhuriyet, ortak çıkarı amaçlayan ve otoritenin özgür insanlar üzerine yasalar yoluyla icra edildiği bir toplum tipini tanımlamaktadır. Nasıl ki demokrasi, egemenliğin ayrımsız olarak tüm yurttaşlara ait olduğu bir egemenlik tarzı olarak otokrasi ve aristokrasiden farklı bir egemenlik biçiminin ifadesiyse, cumhuriyet de despotizme karşı bir yönetim tarzının ifadesidir. Bu açıdan despotik demokrasi olabileceği gibi, aristokratik veya otokratik cumhuriyetler de olabilir. İki boyutun birbiriyle çaprazlanması, hiç değilse teorik planda, birbirinden farklı tipler doğurmaktadır. Ancak genel olarak bir despotun kendi kendine saptadığı yasaları uyguladığı, genel iradenin, hükümran olanın özel iradesi gibi icra edildiği despotik yönetim biçiminden farklı olarak cumhuriyet, yasama ve yürütme güçlerinin ayrıldığı, yasamanın ön planda olduğu bir yönetim tarzıdır. Özetle belirtmek gerekirse, modern anlamda Cumhuriyet büyük ölçüde hukuk devleti anlamına gelmektedir. Nitekim Rousseau, cumhuriyeti, yasalarla yönetilen devlet olarak nitelendirirken; Spinoza da tüm modern cumhuriyetlerin hukuk devleti, tüm hukuk devletlerinin de cumhuriyet olduğunu belirtmektedir. (Kriegel- 1994). Cumhuriyetin bu boyutu, özgürlüklerin birlikte varoluşunu sağlayarak bireysel özgürlüğü garanti etmektedir. 2. Politikanın Önemi ve Politik Alanın Özerkliği Fikri Cumhuriyet politikaya özel bir önem verir. Politikanın özerkliği, esas olarak XVII. yüzyıl kökenli rasyonel düşünceye paraleldir. Politika bir başka alana (moral, ekonomi, bilim, din) indirgenemez. Cumhuriyetçi anlayışa göre kendi imkanlarıyla ve olabildiğince akıl ve iradeyle kendi tarihlerini yapmak ve ortak varoluşlarının tarzlarını bulmak, sadece insanın işidir; insanlara düşer; politik otorite veya sitenin organizasyonu, bir başka temele dayanmaz; yasayı yapan şey, ne doğa, ne doğa üstü, ne töredir. Yasa insanlar tarafından, insanlar için yapılmalıdır; yani yasayı yasaya itaat edecek olanlar yapmalıdır. Bu noktadan itibaren, madem ki herkes yasaya itaat edecektir, ırk, servet ve hatta yetenek ayrımı olmaksızın herkesin yapması gerekir yasayı (Moscovici, 1994). Politika Moscovici nin de belirttiği gibi, iktidarın sevilmeyi aramaksızın uygulanmasını ve itaat edilmesini öngörür. Bunun da temelinde politikanın niyetlere göre değil, edimlere göre yargılanması gerektiği ilkesi vardır. Cumhuriyet, iradi olanı uygulaması dolayısıyla, politikayı bir kader gibi, geçmişin ürünü gibi değil, bir icat gibi ya da proje ürünü olarak görür (Rouquette, 1988). İnsanlık tarihinde, bu her iki anlayışında geçerli olduğu örnekler vardır. Ama cumhuriyetçi fikir, tarihin cereyan edişini, daha önceden kazanılmış zorunlulukların sonucu olarak görmek yerine, toplumların kendi kaderlerinin hakimi ve yenilik, devrim, reform yapma kapasitesine sahip oldukları sayıltısını taşır. Cumhuriyetçi anlayışın politikaya yaklaşımında, hakikate sahip olma iddiası yoktur. Politika genel olarak hakikatin değil, kanaatlerin alanıdır; burada ulaşılamaz mutlak hakikat değil, insani doğru gibiler önem taşır. İnsanlar tarafından kabul edilebilir veya onlara doğru görünen önemli olunca, bunun yolu da bellidir; bunlara, Beauvois nın (1994) deyişiyle, kamu önünde argümantasyonla ulaşılır. Hakikate değil, doğru gibiye ulaşma sanatı olan argümantasyon, yurttaşın birinci yetkinliğidir (kompetans); herkes onu başarabilmelidir; zira hakikat kendini dayatır (silahla, vs) kabul edilebilir olan ise argümente edilir. Bu anlamda cumhuriyet, çeşitli söz almaların ve farklılıkların varlığını sürdürmelerinin sağlayan bir aygıt, bir çerçeve gibi düşünülebilir. Herkesin, kendini diğerleri önünde, herkesin çıkarı için makul varlık olarak ifade etmesi, bu sayede mümkün olabilir. Nihayet bu boyut, cumhuriyet ile laiklik arasındaki sıkı ilişkinin teorik zeminine işaret eder. Cumhuriyet toplumu düzenlemeyi ve kamu otoritesini ele geçirmeyi hedefleyen din ya da mezheplerle bağdaşmaz. 30 GÜZ

18 Her türden ayrımcılık ve dışlamaya karşı olan cumhuriyet, bütünleşmeyi ilke edinir... Bu nedenledir ki cumhuriyetin okulu, ilkesel olarak otoriteyi, akıl ve deneyime dayandırır, özgür incelemeyi ve gelişmeyi hedefler. Böylece çocukları, aidiyetlerinin baskısından ve cemaatçi taleplerden korumaya çalışır. Moscovici ye (1994) göre, özü itibariyle bir otorite anlayışı olan ve bu anlamda, politik otoriteyi de kapsayan laiklik, toplumsal güçlerin birbirine göre ilişkisini ve organizasyonunu düzenler ; laiklik, aklın yasamasına sığmayan, onun dışında kalan bir alanın (inanç alanı) varlığını kabulü yasaklamaz, ama şu koşulla: Bu alandaki tercihlerimiz diğerlerinin başka tercihler yapmasını engellememeli ve tercihlerimiz aklın, kendi alanındaki yasamasına karşı olmamalı. Bu temel koşul, kamusal alanın akıl tarafından yönetilmesini talep eder: Burada akıl Dekart ın herkeste ortak olan şey olarak nitelediği bir melekedir. Cumhuriyet, politika, inanç özgürlüğünü korumak için herkeste ortak olan akıldan hareket etmeli düşüncesini taşır. Politikanın özerkliği boyutunun, pratikteki hedefi ve/veya sonucu, laikliğin tesisidir. 3. Yurttaşlığın Tesisi ya da Yurttaş Olarak İnsan Fikri Yurttaşlığa dayanmayan cumhuriyet yoktur. Cumhuriyetin yurttaşı, aklın idealine, serbest araştırmaya, özerk yargıya bağlı bir insandır, sürekli olarak dünyayı anlamaya, bilgi edinmeye çalışır. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir sözü, bu anlayışın ifadesidir. Yurttaşlığın, salt anayasal anlayışı ile belirli bir yaşama ve düşünme biçimine katılma anlayışı gibi iki uç arasında yer alan pek çok versiyonu mevcuttur. Son yıllarda yurttaşlığa dayalı cumhuriyetçilik anlayışının yükseldiğini öne süren Mouffe a (1998) göre, yurttaşlığı salt yasal bir statüyle, pasif bir durumla ya da Devlete karşı bireysel hakların savunulmasıyla sınırlandıran anlayış gerilerken aktif yurttaş anlayışı güçlenmektedir. Pratikte yurttaşlık, sadece yasal veya anayasal bir sorun değildir; bireyin topluluk içinde yer alma tarzı ve politik iktidarla ilişki tarzını da içerir. Devlet ile toplum arasında karşıtlık gören, yani Devleti topluma dışsal ve ona dayatılan bir güç gibi gören anlayış bir yana bırakılırsa, yurttaşlık belirli bir yaşama, düşünme ve inanma biçimine katılmayı içerir. Yurttaşlık kavramı, hem bir kamu alanını ve bunun dışını, hem de bu alanın içerisinde, çizgisi sürekli değişen iç sınırları ayırt etmekle düzenlenir (Balibar, 1987). Buna paralel olarak Cumhuriyetin yurttaşlığı sadece haklarıyla tanımlanan bir insan değil, yükümlülükleri de bulunan bir insan tasarımına sahiptir. Pek çok yazar (Zolo, Habermas, vb), yurttaşlığın en makul anlamının, cumhuriyetçi bir anlam olduğu görüşündedir. Yurttaşlığın cumhuriyetçi boyutu, Habermas ın terimleriyle ifade edilirse, siyasal- öncesi topluluk (ki bu toplulukta bütünleşme, gelenek, kuşaktan kuşağa geçiş ve ortak dil ile başarılır) üyeliğinden ayrılır. Yurttaşlardan oluşmuş bir ulusun kimliği, etnik veya kültürel benzerliklerden değil, iletişim ve katılım hakları gibi haklarını uygulayan yurttaşların kendi pratiğinden oluşur (Zolo, 1993). Moscovici nin (1994) işaret ettiği üzere, cumhuriyetin yurttaşlığı, ulus- devletin yurttaşlığıyla örtüşmez. Burada yurttaşlık, insanların, karar, değerlendirme, danışma ve icra mekanizmalarına daha fazla katılım iradesi göstermelerini, karşıiktidarlar oluşturmalarını gerektirir. Bunlar, insanın azınlık konumundan çıkmasının koşullarıdır. Bu anlayış AB sürecinin de önemli bir boyutudur. Zira AB de çocuklarda geliştirilmek istenen yurttaşlık duygusu, a) tüm hakları ve görevleri yanı sıra bunlardan kaynaklanan sorumluluklarıyla birlikte bir yurttaşlar topluluğuna ait olma bilincini taşımak; b) bu hak ve görevlere saygı gösterme istek ve iradesini taşımak, c) sorumluluklarını üstlenmek, d) tolerans, adalet, kamu yararına saygı, işbirliği yapma ve sorumluluk duygusu taşıma gibi nitelikleri varsaymaktadır (European Association of Teachers, 2003). 4. İnsanın Gelişebilir Bir Varlık Olduğu Fikri İnsanın gelişimine inan, sivil toplumdaki dinamiklerin, insani değerlerin dışına doğru gitmesine karşı bir emniyet supabı oluşturur. Durkheim ın insanın özü ideali tasarlamak ve gerçeğe eklemektir sözü, cumhuriyetçi yaklaşımın özünü yansıtan bir ifade olarak görülmektedir. İnsan, en azından eğitim ve sosyalleşme sürecinin başında, dolayımsız çevresine bağlı bir varlıktır. Coğrafî ve psiko- sosyal mesafe kurallarına bağlı olarak, yakın olana, burada ve şimdi olana daha çok önem verir. İnsan, günlük yaşamında, yakın düzene teslim olmaksızın uzak düzene de geçebilen, yakın düzende hapsolup kalmaksızın uzak düzene de açılabilen bir varlık gibi tasarlanmaktadır. Örneğin, kentsel ortamda cumhuriyetçi anlayış, yakın düzene teslim olmayıp uzak düzenle de ilgili olmak, yani salt sokağına, mahallesine hapsolmak yerine, diğer mahallelere de duyarlı olmak demektir. Kültürel planda da aynı şey söz konusudur. Konumuz açısından kültürün belli başlı üç tanımı (Grosser, 2003) esas alınabilir. Birincisi, kültürel ve sanatsal zenginliklerin ve ürünlerin bütünü olan kültürdür. İkincisi, etnolog ve antropologların kültürü, üçüncüsü, 18. yüzyılda ortaya çıkan Aydınlanmanın kültürü, yani ikinci kültürle aramıza mesafe koymamızı, onu sorgulamamızı ve başka aidiyet kültürlerini de değer vermeyi sağlayan kültür anlayışıdır. Burada yakın düzenden uzak düzene geçebilmek, dünyayı, ikinci kültürün sınırları dışında da görmeyi içermektedir. Cumhuriyetçi fikrin özü, şu tür sorularda yansımaktadır: Kopmadan kendimi nasıl özgürleştirebilir, nasıl aidiyetlerime zarar vermeden aidiyetlerime mesafeli durabilirim? Kökensel kimliklerimden kazanılmış kimliklere nasıl geçebilirim? Cumhuriyetin cemaatlere karşı tavrı, bu ayrımda görülmektedir. Cemaatçiliğe kaymadan da cemaatler korunabilir. İnsan, aynı anda bir geleneğin ve cumhuriyetin üyesi olabilir. Bu, modern demokratik özneyi ifade eden aynı anda hem kendisi, hem de bir başkası olma durumudur (Tenzer, 1995). Üstelik cumhuriyetçi anlayış, bir bakıma cemaatçilikten daha çoğulcu bir nitelik taşır, çünkü cemaatçilikn cemaatçilerin çoğunda görüldüğü gibi, insan, bir tek cemaatin üyesi olarak görürken, gerçekte insanlar, birbiriyle çelişkili de olabilen birden çok cemaatin üyesi durumunda bulunmakta, çoğul bir özne portresi çizmektedir (Mouffe, 1994). Cumhuriyetin insanı, aynı zamanda insan haklarının da insanıdır. Çünkü Taguieff in (1988) işaret ettiği gibi insan haklarında, bir yandan, insanın kendisine neyi hak görebileceğinin ifadesi, öte yandan kendi kendini belirleme melekesi anlamında kişinin özgürlüğü fikri vardır. Ama bu ikisinden de derinde, insan haklarının talep edilmesinde, modern anlamda insanın mükemmelleştirilebilirlik imtiyazına sahip olduğu fikri vardır. Bu yaklaşım insan koşulunun iyileştirilmesi talebini ve inancını içermektedir. Taguieff e (1988, 1996) göre insan haklarının derin anlamı şudur: İnsanlar bir takım davranışları sonsuza dek tekrarlamayacaklardır. İnsanların kaderi ne onları belirleyen içgüdüsel programlarında, ne de onları ayıran kültürel kodlardadır. Bunlar aşılabilir ve aşılmalıdır. İnsanlığın hayvanlığa hakim olması esastır. Bu boyut, pratikte, cumhuriyet ve demokrasi terimleri altında zaman zaman yürütülen polemiklerin de esasını oluşturmaktadır. Demokrasinin polemik anlayışlarına egemen olan, sivil topluma karşı çıkmamak veya halkın istediğini her zaman doğru saymak gibi kaba anlayışlar, cumhuriyetçi anlayışla bazen karşıtlık göstermektedir. Örneğin, basında son zamanlarda geniş yer bulan haberlerden AİDS li çocuğun diğer çocukların ana babaları tarafındanokuldan dışlanması (bkz. S. 22; 28 Eylül 2003 tarihli gazeteler) veya bazı sorumluların, tecavüze uğrayan kadınların tecavüz edenle evlenmesini salık vermesi cumhuriyetçi fikirlerle taban tabana zıt görünmektedir. İnsanın gelişebilirliğine ve gelişmesi gerektiğine inanç, pratikte, tüm cumhuriyetçi toplumlarda, eğitimin önem kazanması ve okulun toplumun temel bir kurumu olması sonucunu doğurmaktadır. 5. Politik Topluluğun Kavramsallaştırılması ya da Ulusun İnşası Cumhuriyetçi anlayışta politik topluluk ya da halk, yasaların genelliğine dayalı bir tarihsel ve politik bir topluluk olarak, bir başka deyişle özneler topluluğu veya sitesi şeklinde kavramlaştırılır. Bunu Kintzler in (1996) analiziyle şu şekilde açabiliriz: Çeşitli genel fikirler gibi halk kavramı da, ya benzerleri birleştirme yöntemiyle ya da soyutlama yöntemiyle oluşturulabilir: Birinci halde, etnik, ırksal veya kültürel bir anlayışla, bir takım gözlenebilir özelliklerden (davranışlar, ritler, alışkanlıklar, töreler, inançlar) hareketle bazı insanlar birleştirilir: Camiye gidenler veya camiye gitmeyenler, çok eşliler veya tek eşliler, falanca bölgede oturanlar veya oturmayanlar, bir tarikatın (ya da bir etnik grubun) üyesi olanlar 32 GÜZ

19 veya olmayanlar, vb. Bu tarz birleştirmeler daima bir dışlama varsayarlar. Bu tür kavram oluşturma, uzun bir dönem boyunca, ırkçı kategorilendirmelerin temeli olmuştur. Burada, kendi kendimize oluşturmadığımız bir dış ilkeye, tartışmasız kabul edilen ve inanılan bir şeye göre toplanılır ve meşruiyet sorunu yoktur. İkincisi, politik birleşme tarzıdır. Burada halk kavramı, olgusal cevaplara göre veya inançlara dayandırılarak doğrulanmaz. İnsanların bir halk olarak toplanması, doğal bir veri gibi düşünülmez. Bu, köklerden kopmayı gerektirmez, hal, kendini, temellendirilmesi gerekli bir inşa olarak temsil eder. Bu temeller konusunda, bir geleneğe veya kutsal bir güce değil, kendine hesap vermek durumundadır. Politik, inşacı yaklaşımda, hiç kimse, bir aidiyet zorunluluğuna tabi değildir ve hiçbir cemaat, kendi dünya görüşü adına hüküm süremez. Cumhuriyetin inanca değil, yasaya ihtiyacı vardır. Yasa, herkesi herkesten ve herkesi kendi cemaatinden korur (Taguieff, 1996). Bu anlayış, pratikte, yurttaşlığı soydaşlığa üstün tutan, inşacı, sözleşmeci bir ulus anlayışına yol açmıştır (Bilgin, 1995). Farklı etnik kökenlerden insanların aynı ulus veya siyasal toplulukta birleşmesi, bu tür bir anlayışta mümkün olabilmektedir. Ancak Moscovici nin de (1994) özenle vurguladığı gibi, burada zorunlu olarak, bir ulus- devlet anlayışı söz konusu değildir. 6. Entegrasyon İlkesi Cumhuriyetçi fikrin bir diğer özelliği, her türden dışlamanın karşısında olmasıdır. Bu ilke, yukarıdaki boyutun doğal bir uzantısı gibi düşünülebilir. İki halk anlayışından birincisi, Kintzler in (1996) belirttiği üzere, kendi kendini sunan bir şeye gönderdiğinden her türlü entegrasyon fikrini dışlar; eğer bir başkası kendini sunarsa, başkası olarak sunacaktır; burada iki şey mümkün; bu başkası ya dışlanır, ya benzer kılınarak yutulur. Irk, kan, dinsel veya etnik aidiyet terimleriyle düşünüldüğünde hedef, dışarıda genişleme, içeride tek biçimlileşmedir. Entegrasyon kavramı, ancak politik toplanma tarzında anlamlıdır. Çünkü bu tarz, ancak entegrasyonla meydana gelebilir. Burada insanın kendini kendi varlığından koparıp yurttaş olarak düşünmesi gerekir. Bu anlamda hiç kimse, politik bir topluluğun doğal üyesi değildir; ama herkes üye haline gelebilir. Kintzler e göre cumhuriyetçi anlayış, herkesin kendisini, entegrasyon çerçevesinde düşünmesini öne çıkarır. İnsanların ortak yasalara razı oluşuna dayalı bir bütünde örgütlenmesini içeren entegrasyon, hem parçalanmaya hem de tek bir biçimde erimeye aykırıdır. Bu anlamda cumhuriyetçi fikir, cemaatlere değil, cemaatçiliğe karşıdır. Yurttaşlık basit bir hukuk ilişkisinin ötesinde bir anlam taşıdığı ölçüde, birleştirici ve bütünleştiricidir. Cumhuriyetin yurttaşlık anlayışı, topluluğa entegrasyonun belirli bir tarzını öne çıkarır. Yurttaşlar, topluluğa, onun geleneksel değerlerini ve tarihini benimseyerek entegre olur. Ancak Canivez in (1995) belirttiği gibi, hiçbir politik topluluk, her toplulukta hakim gelenekler olsa da bir tek geleneğe dayanmaz. Öyleyse topluluğun kültürüne entegrasyon, bu geleneklerin birlikte var olması veya bazılarının çok bilinçli bir kültür olarak birbirinde kaynaşması imkanını sağlayan ilke ve değerlere katılımı varsayar. Entegrasyon ilkesi, bundan sonra ele alacağımız üzere (Cumhuriyetin kamu yararına verdiği önem), pratikte sosyal adalet ve sosyal dayanışma çabalarında somutlaşmaktadır. Debray ın (1989) deyişiyle gelirler arasında 1 e 50 oran bulunan yerde, cumhuriyetten bahsedilemez. Cumhuriyetçi entegrasyon marjinalleşme, sosyal dışlanma, gelir farkları, vb. dikkate alınmadan sağlanamaz. Cumhuriyetçi fikrin kapsadığı entegrasyon ilkesi, sosyal adalet anlayışını da beslemektedir. Cumhuriyetçi entegrasyonun, tarihsel olarak üç temel kurumu, okul, askerlik hizmeti ve istihdamdır. 7. Ortak İyi ve Genel Çıkara Önem Verme Etimolojik kökeninden de (Respublica) anlaşılacağı üzerine Cumhuriyet, ortak iyiyi ve genel çıkarı öne çıkarır. Bu ister istemez yurttaşlar arasında örtük bir ahlak kontratının varlığını, Moscovici nin (1991) deyişiyle, dürüstlüğü ve sosyal morale uymayı içeren erdem fikrini gerektirir. Bir takım değerlerin kabulüne dayalı bu tür bir erdem anlayışı, farklı bakış açılarının birlikte bulunmasını ve diğerine saygıyı, günlük yaşama taşır. Kamusal saygı ve politik sürece katılım önem kazanır. Cumhuriyet kavramının en uygun eşdeğerinin, 16. yy. Almancasındaki gemeinwolh (genel refah) sözcüğüyle aynı kökten gelen, İngilizce commonwealth, yani common weal (kamu yararı) olduğunu vurgulayan Berman a (1998) göre, cumhuriyet fikri, belirli bir yöneten biçimiyle özdeşleştirilerek tüketilemez. Bu boyut, liberaller ve komünoteryenler arası tartışmalarda da gündeme gelmekte ve cumhuriyetçi anlayışın bu ikisi arasındaki konumu sorgulanmaktadır (bkz. Spitz, 1993; 1995; Petitt, 1998; Bilgin 1998). Cumhuriyetçilik insanın doğasının sosyal olduğunu varsayar. Bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen hakkaniyetli bir kuralın bulunmasının, iyi düzenlenmiş bir toplum oluşturmaya yeterli olmayacağı ve her toplumda insanların belirli bir iyi yaşam anlayışını (politik katılıma dayalı yaşam) izledikleri görüşündedir. Spitz in (1995) ifadesiyle, insanın kimliğinde, içinde yaşadığı topluluğun amaçlarına katılmak esastır; cumhuriyetçi ideal, bu anlamada toplulukçudur (komünoter). Cumhuriyetçilik, belirli bir cemaatin hayat tarzına sıkıca bağlı kalacak bir siyasal yapı (devlet) arayan cemaatçilikten (komünotarizm) farklı olarak, herhangi bir tikel iyi kavrayışına bağlı değildir (liberalizme yakın), yani özsel bir iyi yaşam anlayışını savunmaktadır. Bireysel özgürlüğü temel alması dolayısıyla cumhuriyet, ilke olarak liberaldir ve bireycidir (Moscovici, 1994). Cumhuriyet bireyselciliğe bir karşıtlık içermemekle birlikte, birey anlayışı Dekartçıdır (tüm bireylerde ortak olan aklın varlığıyla tanımlanır). Ancak Cumhuriyetçilik açısından mutlak bireycilik savunulamaz, çünkü insan koşulunun sınırlılığıyla uyuşmamaktadır. İnsan, yetenekleri ve performansları ne olursa olsun, kuşaklar zincirinde sadece bir halkadır. Aşırı bireyleşmenin karşılığı cemaatçi gerilemedir (Kriegel, 1997, s.12) Öte yandan cumhuriye, bireyin özgürlüğünün, diğer bireylerinkine bağlı olduğunu savunmakla (geniş anlamda) cemaatçi anlayışa kaymaktadır, çünkü tarafsızlığın çoğulcu bir toplumda herkesçe istenen bir iyi olduğu, bir davranışın veya hak talebinin değerlendirilmesinde, bunun herkesin özgürlüğüyle uyuşup uyuşmamasının temel ölçüt olduğu fikrini içermektedir. Pettit in deyişiyle iyi, hem sosyal bir iyi (gerçekleşmesi, çok sayıda insanın varlığını varsayan iyi), hem de ortak bir iyi (aynı zamanda, grubun diğer üyeleri için artırılamadıkça grubun bir tek üyesi için de artırılamayan iyi) olduğu taktirde cemaatçi bir ideal (Pettit, 1998; s. 165) sayılabilir. Pettit e göre bu tür bir değer ya da iyi, esas itibariyle toplumundan soyutlanmamış yurttaşın özgürlüğüdür. Bu bakımlardan, bazı yazarlar (Pettit, Walzer, Spitz, vb) Cumhuriyeti, liberalizm ile komünotarizm arasında üçüncü bir yol gibi düşünme eğilimdedirler. 8. Kamusal Alana Katılımın Gerekliliği Cumhuriyetçi anlayışı nitelendiren bir diğer özellik, kamusal alana katılımın yüceltilmesidir. Bu önem, son yıllarda yurttaşlığın tanımında, insanın kamusal alana katıldığı ölçüde yurttaş sayıldığı anlayışına kadar varmaktadır. Kamusal alana katılı, daha derinde, insanın aktör ya da özne olarak konumlanmasıyla ilişkilidir. Katılım, eylemleriyle eylemlerinin sonuçları arasında bağ kuran, kendini bir aktör olarak konumlayan, kontrol duygusu veya illüzyonu taşıyan bireyler gerektirmektedir. Küreselleşme sürecinde, sorunların çapının genişlemesi ve buna bağlı olarak insanın sosyal nedenselliği kurduğu alanın daralması sonucunda politika yerelliğe mahkum olmaktadır. Bu yapılamadığında ise kamusal yaşamdan geri çekilme ve kamu işlerine katılmama davranışı yaygınlaşmaktadır. Modern demokrasiler için de önemli bir sorun oluşturan bu durum, cumhuriyetçiliğin üzerinde önemle durduğu bir husustur. Cumhuriyetçi yazarların (Beauvois, Taguieff, Kriegel, Moscovici, vb) önemle üzerinde durdukları gibi, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması, insanların kendi işidir, başkalarına havale edilemez. İnsanların politikaya ilgi duymaması ve kamu işlerine katılmamaları, oligarşilere zemin hazırlamaktadır. Politika herkesin ve her bir kişinin işidir. Bireysel kanaatlere kesinlikle saygı gösterilmesi, kamuoyunun yaratılmasının bir gereğidir, bu ise demokrasiye geçişin. Bu sayede politikanın sadece dikey yanı (Devlet düzeyinde politika, kurumsal politika) değil, Sartori nin önemle vurguladığı yatay yanı da (insan ile site ilişkisi veya kişiler arası ilişki düzeyindeki politika) gelişir. Cumhuriyet, bazılarının iddia ettiği gibi, sivil topluma karşı değildir; yatay politika ve sivil toplum anlayışına sahiptir. Siyaset psikolojisi açısından önem taşıyan bu yatay politika anlayışı, cumhuriyetçi anlayışın zirveden buyrulmuş veya tebliğ edilmiş peşin hakikatlere mesafeli durmasıyla da yakından ilişkilidir. Cumhuriyetçi anlayışta hakikat vaazetme yerine, objektif düşünebilme ve argümantasyon önem taşır. Burada objektiflik, çeşitli sorunlara yaklaşımda kendisininkinden başka ve mümkün tüm bakış açılarını dikkate alabilme, çocuk gibi kendini dünyanın merkezine koymadan bakabilme anlamındadır. Argümantasyon ise diğerlerinin önünde söz alma ve kendini makul bir varlık olarak ifade etmeyi içerir. Dorna nın (1994) ifadesiyle cumhuriyetin örtük postülası, çok çeşitli söz almaların varlığını yaşanabilir kılacak ve bir tek söylemin egemen olmasını engelleyecek bir tartışma ya da müzakere aygıtının gerekliliğidir. Çünkü mümkün dünya üretimi, çok zorlu bir kolektif imajinasyon işidir; bu iş kognitif niteliktedir. Cumhuriyet bu ideolojik etkinliğe herkesin katılımını sağlamak için devrededir. Öyleyse, cumhuriyetin meşruiyeti, çoğunluk oylamasına değil, bu aygıta dayanır. Sonuç olarak cumhuriyet, değerlere ve karşıt bakış açılarının kabulünü temel alır (Dorna, 1994). Cumhuriyetçi anlayışın bu boyutu, pratikte, katılımcılık ve sivil toplum hareketleri olarak kendini gösterir. Örgütlü toplumun gerçekleşmesi, büyük ölçüde bu anlayışın gelişmesine bağlıdır. Toplumumuzda, yaygın bir şekilde gözlenen politika karşıtı hareketler, aslında öğrenilmiş çaresizliğin bir ifadesi olarak yorumlanabilir. Zavallı Türkiye, akbabaların elinde kaldı, bize adam gibi bir adam lazım veya Türkiye ye Atatürk gibi biri gerek veya Ben çok soğudum politikadan. Artık ben ve politika ak ve karayız gibi ifadeler, politika konusunda, başarısız olmuş, bir başka deyişle olumlu bir şekilde pekiştirilmemiş deneyimlerin sonucu gibi görünmektedir. 34 GÜZ

20 Kül olmuş kasabadan Cumhuriyet kentine Salihli den iyi ihtisasla ayrıldık. Tren bizi iki saat sonra Kasaba ya ulaştırdı. Mağaza ve dükkanlar hariç sekiz fabrika ve altı bin beş yüz haneyi ihtiva eden bu zengin ve şirin kaza, bugün bir yığın topraktır. Faciadan sonra öteye beriye dağılmış olan halkın nısfı [yarısı] avdet edememiş, bu yüzden bağlar bakılamamıştır. Saruhan livası içinde en bedbaht ve en muhtac-ı muavenet [yardım bekleyen] kazalardan birini de burası teşkil ediyor. İzmir gazetelerinden 17 Temmuz 1923 tarihli Türk Sesi nde dile getirilmişti bu tümceler, A. Refik imzasıyla. Değerli dostum, meslektaşım Zeki Arıkan İzmir e ilişkin çalışmalarından birinde yansıtmıştı. Bu haberden bir süre önce 26 Ocak 1923 günü Mustafa Kemal Paşa nın Turgutlu ya (Kasaba ya) gelişinde yaptığı konuşmada Tanin ve Hakimiyet-i Milliye gibi gazetelerde yansıtıldığı biçimde Kasabalılara şöyle seslenmişti: Evleriniz yıkıldı, hemşehrilerinizden birçoğu şehit edildi. Fakat bütün bu cenk sizin için, heyetimiz için bir ders-i intibah ve tayakkuz (uyanış) olmuştur... Kalbimize ümit veren şu karşımızdaki hanımlar ve binlerlerden fazla ahalimiz, ordularımızı bunlar temin edeceklerdir (öğrencileri de işaret ederek). Küllerinden doğan bir kasaba İzmir de Ahenk gazetesine 31 Aralık 1925 tarihli sayısında şu haberleri bildirirken bir bakıma Turgutlu da kentleşmesine giden yolların da ipucunu vermişti: Kasaba da umran (bayındırlaşma) Kasaba dan bildiriliyor: Kasaba da umran faaliyetine kemâl-i ehemmiyetle [tam bir duyarlılıkla] devam olunmakdadır. Kaimmakam bey ve Belediye heyeti son derece çalışmaktadırlar. Hükümet cıvarında yeniden pek güzel bir mekteb inşa olunmuştur. [Bu 1926 yılında açılan Cumhuriyet İlkokulu dur]. Çarşularda yeni ve vâsi [geniş] yollar açılmışdır. Pek yakın bir atide [gelecekte] Kasaba nın pek şirin bir memleket olacağı hummalı faaliyetten istidlal edilmektedir [anlaşılmaktadır]. Kasaba kalkı çok faziletli ve çalışkan olduklarından ve Kasaba da milli tesanüd [birlik] dahi çok kuvvetli bulundığından bir cihetten ziraata diğer cihetten ticarete ehemmiyet veriyorlar. Öyle zan ediyorum ki: bu Kasaba her halde her itibarla diğer kasabalarımıza numûne imtisal [örnek] olacakdır. Gerçekten, 29 Ekim 1933 tarihinde, Cumhutriyet in ilanından 10 yıl sonra, kutlama hazırlıklarını saptamaya çalışan muhabir Hasan Şevki nin betimlemelerinde Cumhuriyet Memleketi nin muştusu veriliyordu. Muhabirin gördüğü değişimin şaşkınlığıyla yazdığı sayfalardan birkaç satırla, yeniden doğuş a götüren zorlu, yoksul, ama azimli bir yolculuğun özeti sayılabilecek şu cümleleri sıralıyordu: Yakın bir zamanda dumanları üstünde tüten ve tamamiyle yanmış ve yıkılmış olan kasabanın bugünkü varlığını gören herkes Ege mıntıkasının bu sevimli parçasının bu kadar az zaman içerisinde nasıl yeniden ihya edildiğine hayret etmekten kendini alamaz. Yeniden yapılan şehirlerde resm-i küşat [açılış] merasimi teamül halinde olmuş olsa idi kasabamızın da küşadı bu Cumhuriyet bayramında yapılmış olurdu. Çünkü ancak Cumhuriyet in ilanından sonradır ki hâne ve dükkanlarımızın inşaatına başlanmış ve Cumhuriyet in on yılı içinde mütemadi bir surette inşaat devam etmiş ve bugün tam manasıyla bir Cumhuriyet memleketi olarak meydana gelmiştir. Şaşkınlık yaratabilecek gelişmenin sembolü olan bir kasabanın yerlisi ve benim çok yakından tanıdığım, Hulki Amca dediğim ve çarşının Manifaturacı Hulki olarak bildiği Hulki Moralıgil in anılarından sevinç dolu gözlemlerini betimleyen coşkulu ifadesi ise şöyleydi: Cumhuriyetin onuncu yılını 3 gün kutladık. Bütün dükkanlar kapatıldı. Her yere fenerler ve bayraklar asıldı. Bayram törenlerinde Yaşasın Gazi Mustafa Kemal diye bağırdık. Kasaba Cumhuriyet Yolunda Kasaba, Cumhuriyet yolunda yapılmış ve yapılabilecek devrimlerin arkasından gitmeye kararlıydı. Dış ülkelerden gelen ve özellikle dini kullanma gayretleri içinde olanların kışkırtmalarına karşı İstiklal meydanında (Koza Pazarı nda) toplanmış on binleri bulan insan kalabalığıyla genç Cumhuriyeti ni koruma amacındaydı. Urla, Çeşme, Kuşadası, Karaburun, Seferhisar dan fışkıran tepkilere paralel olarak Kasaba dan Ankara ya çekilen bir telgraf yaşanan duyarlılığın tam bir ifadesiydi. Kaza müftüsü Hasan Basri, Türk Ocağı Reisi namına Ziya, Cumhuriyet Halk Fırkası mutemedi Mustafa, Belediye Reisi Cemal Sururi, İskân ve Teavün [Yardımlaşma] Cemiyeti [reisi] Hasan Basri, Harikzede [yangına uğramışların] Cemiyeti reis vekili Refet, İdman Yurdu Reisi Cevdet, Çiftçiler Birliği Reisi Süleyman ın imzalarını taşıyan 1925 tarihli metin şöyleydi: İslamiyetin esas rey-i umdesine [ilkesine] istinaden Türk milletinin yegâne gayesi olan ve insanlığın asri ihtiyaclarını teminden ibaret bulunan teceddüd [yenilik] ve inkılâbımıza karşı ecnebi düşman paralarına tamaen bazı müfsidlerin [karışıklık çıkaranların] şark vilayetlerimizde saf ahalimizi din perdesi altında ihtilâl ve isyanlarını bütün mevcudiyetimizle tel in ve nefretle yâd ederiz. Bu melânetin imhâsı uğrunda muhterem vekillerimizin emir ve iradelerine kemal-i tazimle inkıyad [derin saygıyla bağlı] ve her 36 GÜZ

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

Hürriyet Ege 31 Ağustos 2013

Hürriyet Ege 31 Ağustos 2013 Hürriyet Ege 31 Ağustos 2013 Sabah Egeli - 31 Ağustos 2013 Yeni Asır 31 Ağustos 2013 22 Kasım 2013 Sabah 18 Aralık 2013 Milliyet Ege 18 Aralık 2013 Sabah Egeli 18 Aralık 2013 Yeni Asır 19 Aralık 2013 Milliyet

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

Çevre ve sürdürülebilirlik koordinatörlüğü

Çevre ve sürdürülebilirlik koordinatörlüğü Çevre ve sürdürülebilirlik koordinatörlüğü Hakkımızda: İstanbul Aydın Üniversitesi Çevre ve Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü, çevre kirliliğinin önlenmesi alanında sosyo-ekonomik faktörleri de ele alarak;

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

GELECEGIN MUCITLERI ROBOT YAPMAYI ÖGRENIYOR

GELECEGIN MUCITLERI ROBOT YAPMAYI ÖGRENIYOR GELECEGIN MUCITLERI ROBOT YAPMAYI ÖGRENIYOR Portal : www.haberinozu.com İçeriği : Gündem Tarih : 03.01.2016 Adres : http://www.haberinozu.com/genel/gelecegin-mucitleri-robot-yapmayi-ogreniyor-h303269.html

Detaylı

KKTC de EĞİTİM ve ÖĞRENİM. GÖRÜŞLER ve ÖNERİLER

KKTC de EĞİTİM ve ÖĞRENİM. GÖRÜŞLER ve ÖNERİLER KKTC de EĞİTİM ve ÖĞRENİM GÖRÜŞLER ve ÖNERİLER Prof.Dr. Ufuk TANERİ, IOM, HE 2003-03-14 Eğitim-Öğrenim Doğuş anı ndan başlayıp Ömür Boyu süren bir Süreç, yüzyılımız ve gelecek nesiller beklentilerinin

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

http://www.haber18.com

http://www.haber18.com http://www.haber18.com Haberin Ayrıntıları: 5 Haziran Dünya Çevre Günü Karatekin Parkı nda Çankırı Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen programla kutlandı. Programa Valimiz Vahdettin

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

OSNABRÜCK KARDEŞ KENT ELÇİMİZ VE ÇANAKKALE BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT BİRİMİ TEMSİLCİMİZ RESMİ TOPLANTIMIZDA KONUĞUMUZ OLDU

OSNABRÜCK KARDEŞ KENT ELÇİMİZ VE ÇANAKKALE BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT BİRİMİ TEMSİLCİMİZ RESMİ TOPLANTIMIZDA KONUĞUMUZ OLDU OSNABRÜCK KARDEŞ KENT ELÇİMİZ VE ÇANAKKALE BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT BİRİMİ TEMSİLCİMİZ RESMİ TOPLANTIMIZDA KONUĞUMUZ OLDU Osnabrückte bulunan Rotary Kulüplerimiz ile iletişimimizi güçlendirme programı hazırlayan

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Page 1 of 6. Öncelikle, Edirne de yaşanan sel felaketi için çok üzgünüz. Tüm Edirne halkına, şahsım ve üniversitem adına geçmiş olsun demek istiyorum.

Page 1 of 6. Öncelikle, Edirne de yaşanan sel felaketi için çok üzgünüz. Tüm Edirne halkına, şahsım ve üniversitem adına geçmiş olsun demek istiyorum. Page 1 of 6 Edirne Valisi Sayın Dursun Ali Şahin, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Recep Zıpkınkurt, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası nın değerli üyeleri ve temsilcileri, Bilgi birikimi ve üslubunu,

Detaylı

ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ YÖNERGESİ BİRİNCİ KISIM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ YÖNERGESİ BİRİNCİ KISIM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER OFİSİ YÖNERGESİ BİRİNCİ KISIM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1- Bu Yönergenin amacı, Rektörlüğe bağlı olarak görev yapan ve Rektör Yardımcısı

Detaylı

Çocuk Gündüz Bakımevi Evangelisch-lutherische Petrigemeinde

Çocuk Gündüz Bakımevi Evangelisch-lutherische Petrigemeinde - PDF Flyer - Çocuk Gündüz Bakımevi Evangelisch-lutherische Petrigemeinde Çocuk Gündüz Bakımevimiz, Hannover-Kleefeld Evangelisch-lutherische Petrigemeinde ye aittir ve Aşağı Saksonya nın en eski kuruluşlarından

Detaylı

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu.

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Capital ve Ekonomist Dergileri ile LeasePlan Türkiye Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Yılın Filo

Detaylı

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz.

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz. Aşağıda Emek vererek Yazmış olduğumuz yazı ve bilgileri 5 dakika ayırıp okur inceler ve bizden ücretsiz bir örnek kayıt dosyası talep ederseniz. Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim

Detaylı

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ÇEVRE KULÜBÜ YEŞİL SEKTÖR TANITIM DOSYASI HAKKIMIZDA Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Kulübü (YTÜÇEV); sürdürülebilir gelişim sürecinde sanayi, sosyal yaşam ve çevre boyutlarının

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Handan ÖZSIRKINTI KASAP 2. İletişim: 1230 3. Ünvanı: Yrd. Doç. 4. Öğrenim Durumu: Sanatta Yeterlik (Doktora) Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Yüksek Lisans Güzel Sanatlar Fakültesi

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

Geleceğin Mühendislerine Petkim den Tam Destek

Geleceğin Mühendislerine Petkim den Tam Destek Geleceğin Mühendislerine Petkim den Tam Destek İzmir in en genç üniversitesi olan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi olarak sektörün önde gelen sanayi kuruluşlarıyla işbirliği çalışmalarına

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMü BİLGİ FORMU

TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMü BİLGİ FORMU TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİRESUN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMü BİLGİ FORMU Bölüm Bölüm Başkanı TARİH PROF.DR. AYGÜN ATTAR Bölümün amacı Tarih Bölümünün amacı; tarih bilimi ile ilgili meslek

Detaylı

12. Araştırmacılar Zirvesi nin açılış konuşmasını yapmak için beni davet etmenizden, bana bu fırsatı vermenizden dolayı sizlere teşekkür ederim.

12. Araştırmacılar Zirvesi nin açılış konuşmasını yapmak için beni davet etmenizden, bana bu fırsatı vermenizden dolayı sizlere teşekkür ederim. 1 GÜLER SABANCI KONUŞMA METNİ 12. ARAŞTIRMACILAR ZİRVESİ 12. Araştırmacılar Zirvesi nin açılış konuşmasını yapmak için beni davet etmenizden, bana bu fırsatı vermenizden dolayı sizlere teşekkür ederim.

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 5. ORYANTASYON PROGRAMI

EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 5. ORYANTASYON PROGRAMI EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 5. ORYANTASYON PROGRAMI Üniversitemizin en önemli amaçlarından biri lisansüstü öğrencilerimizin araştırma süreçlerini etkin bir şekilde yürütmeleri

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 6. ORYANTASYON PROGRAMI LOOPEGE

EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 6. ORYANTASYON PROGRAMI LOOPEGE EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 6. ORYANTASYON PROGRAMI LOOPEGE Üniversitemizin en önemli amaçlarından biri lisansüstü öğrencilerimizin araştırma süreçlerini etkin bir şekilde

Detaylı

Kayıt, https://tr.surveymonkey.com/r/loopege_2015 adresinden online yapılacaktır.

Kayıt, https://tr.surveymonkey.com/r/loopege_2015 adresinden online yapılacaktır. EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ LİSANSÜSTÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK 7. ORYANTASYON PROGRAMI LOOPEGE Üniversitemizin en önemli amaçlarından biri lisansüstü öğrencilerimizin araştırma süreçlerini etkin bir şekilde

Detaylı

20.10.2014 PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ

20.10.2014 PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ 20.10.2014 PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ 4 Yılda 40 Kat Öğrenci Kuruluşundan bu yana geçen dört senede öğrenci sayısını kırka katlayan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Türkiye nin ilk on üniversitesi

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

2. Ekolojik yapı uygulama atölyesi

2. Ekolojik yapı uygulama atölyesi 5-12 Temmuz 2015 Yapı Biyolojisi ve Ekolojisi Enstitüsü ada art art & culture içerik Asırlar boyu göç toprakları olmuş bereketli Anadolu coğrafyasında hem yerine aitliğin hem de yerine ait yapının bir

Detaylı

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Çankaya Üniversitesi Bilgi İşlem Departmanı nda çalışan ve 2007 Bilgisayar Mühendisliği Bölümümüzden mezun olan Hakan Yurduseven ile bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik. ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM

Detaylı

4. Mavi Yakalılarda İK Yönetimi Zirvesi www.hrdergi.com

4. Mavi Yakalılarda İK Yönetimi Zirvesi www.hrdergi.com Örme, boyama, ev tekstili ve hazır giyim konularında üretim yapmaktadır. Birlikte çalıştığı fason firmalarla birlikte yaklaşık 10.000 kişiye istihdam imkanı yaratan Yeşim Tekstil, kendi alanında dünyanın

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ Onur BİÇER Yüksekokulumuza 2006 yılında görevime başlamış olup 2008 yılında kazanmış olduğum muhasebe ve vergi uygulamaları (İÖ) Programını okuyup 2010 yılında

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ!

BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! EĞİTİMİN ALTIN MARKASINDA BAŞARI ÖDÜLSÜZ KALMAZ! %100 ÖĞRENİM BURSU FIRSATI ANADOLU LİSESİ TEOG PUANINLA SÜRESİZ BURS KAZAN! GELECEĞE GÜÇLÜ BAŞLA! EN İYİSİNİ SEÇ, DOĞRU KARAR VER ŞANSA İHTİYACIN YOK EĞİTİME

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı Yeni Nesil Devlet Üniversitesi SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı 2015-2016 Tanıtım Broşürü Bölüm Hakkında Genel Bilgiler Kamu Yönetimi, işlevsel anlamda kamu politikaları

Detaylı

Uluslararası Sempozyum Duyurusu KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ VE BİLGİ MERKEZİ VAKFI VE YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ

Uluslararası Sempozyum Duyurusu KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ VE BİLGİ MERKEZİ VAKFI VE YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ Uluslararası Sempozyum Duyurusu KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ VE BİLGİ MERKEZİ VAKFI VE YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ 19 20 Nisan 2014/İstanbul /Yeditepe Üniversitesi KADIN HAYATLARINI YAZMAK: OTO/BİYOGRAFİ,

Detaylı

Duyurunun başlangıç tarihi: 25 Ağustos 2015 Son Başvuru Tarihi: 08 Eylül 2015

Duyurunun başlangıç tarihi: 25 Ağustos 2015 Son Başvuru Tarihi: 08 Eylül 2015 Duyurunun başlangıç tarihi: 25 Ağustos 2015 Son Başvuru Tarihi: 08 Eylül 2015 T.C. BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ NDEN Üniversitemiz aşağıda belirtilen birimlerine 2547 Sayılı Kanun ile Öğretim Üyeliğine

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

29.06.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

29.06.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 29.06.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Rektör Prof.Dr. Galip Akhan, 29-Haziran-14 Temmuz 2015 tarihleri arasında Hafta içi Her gün Saat: 09.30-17.00 saatleri arasında aday öğrenci ve ebeveynlerine açık

Detaylı

Yüzyüze Dersler Video Konferans Danışmanlık E - Öğrenme Sanal Sınıf E - Öğrenme İçeriği Doğru Meslek Seçimine Destek Bursu Tüm programlarda, Plato MYO tarafından hazırlanan Mesleki Eğilim Testi ni uygulayan

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü Dersi

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR!

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! 11.11.2014 Salı İzmir Basın Gündemi O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! Kazım Erkmen Daha dün gibi hatırlıyorum, İzmirlilerin Yeşilyurt Devlet Hastanesi diye bildikleri o Hatay daki hastanenin Başhekimliği ne

Detaylı

SPONSORLUK DOSYASI 14 Ocak 2015 / Sabancı Center

SPONSORLUK DOSYASI 14 Ocak 2015 / Sabancı Center SPONSORLUK DOSYASI 14 Ocak 2015 / Sabancı Center Kurumsal yönetime inancınızı paylaşmak, sürdürülebilir kalkınma hedefiyle ilerlemek için VIII. Uluslararası Kurumsal Yönetim Zirvesi nde yerinizi alın!

Detaylı

EÜ ZİRAAT FAKÜLTESİ TARIM TOPLULUĞU 2011 FAALİYET RAPORU

EÜ ZİRAAT FAKÜLTESİ TARIM TOPLULUĞU 2011 FAALİYET RAPORU EÜ ZİRAAT FAKÜLTESİ TARIM TOPLULUĞU 2011 FAALİYET RAPORU Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde 2011 Şubat ayında kurulan Tarım Topluluğu, Ziraat Mühendisliği eğitimi alan öğrencilerin her alanda

Detaylı

Tekfen Filar Mini Resim Yarışması Sonuçlandı 2013 / 2014 SAYI: 19. Haftanın Bazı Başlıkları

Tekfen Filar Mini Resim Yarışması Sonuçlandı 2013 / 2014 SAYI: 19. Haftanın Bazı Başlıkları 2013 / 2014 SAYI: 19 İklim Değişikliği Konferansı Haftanın Bazı Başlıkları Tekfen Filar Mini Resim Yarışması Sonuçlandı Hayatın İçinde Öğreniyoruz İklim Değişikliği Konferansı Tanıdık ve Tanıttık Uludağ

Detaylı

İçindekiler. Hakkımızda Misyon Vizyon TKYD Üyelik Ayrıcalıkları Faaliyetler

İçindekiler. Hakkımızda Misyon Vizyon TKYD Üyelik Ayrıcalıkları Faaliyetler w İçindekiler Hakkımızda Misyon Vizyon TKYD Üyelik Ayrıcalıkları Faaliyetler Çalışma Grupları Eğitim Programları İhtisas Programları Anadolu Seminerleri Kurumsal Yönetim Kütüphanesi Yayınlar Zirve ve Paneller

Detaylı

Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi

Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI YADİGAR GÖKALP İLHAN: -KAYIT DIŞI İSTİHDAMLA İLGİLİ HER BİREYİN VE TOPLUMUN BİR TAKIM ÇALIŞMALARDA BULUNMASI

Detaylı

18-24 Mart Yaşlılar Haftası münasebetiyle Üniversitemiz Tıp Fakültesi ve Karabük Alzheimer Derneği organizasyonluğunda üniversitemiz ev sahipliğinde Yaşlılık-Bunama ve Alzheimer Hastalığı Tanıtım ve Bilinçlendirme

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

SPONSORLUK DOSYASI 14 Ocak 2016 / Sabancı Center

SPONSORLUK DOSYASI 14 Ocak 2016 / Sabancı Center SPONSORLUK DOSYASI 14 Ocak 2016 / Sabancı Center Kurumsal yönetime inancınızı paylaşmak, sürdürülebilir kalkınma hedefiyle ilerlemek için IX. Uluslararası Kurumsal Yönetim Zirvesi nde yerinizi alın! Uluslararası

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013).

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013). Takdim Biliyor musunuz? Bir televizyon haberine göre Türkiye de 2014 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla birlikte 830 bin kişinin aday olması bekleniyordu. Bu, Türkiye de yaklaşık her 90 kişiden birinin

Detaylı

2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri? 3. En başarısız olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?...

2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri? 3. En başarısız olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?... ANKET-1 (LİSE) Türk İşaret Dilinde izlemek için tıklayınız. Ad Soyad:. Okul -Sınıfı:. 1. Okul başarınızı nasıl yorumluyorsunuz? Kötü Orta İyi Çok iyi 2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?

Detaylı

YGS-LYS de. 20 Yıllık ÇINAR Tecrübesi. www.cinarkoleji.com.tr

YGS-LYS de. 20 Yıllık ÇINAR Tecrübesi. www.cinarkoleji.com.tr YGS-LYS de 20 Yıllık ÇINAR Tecrübesi www.cinarkoleji.com.tr Çınar Koleji nde güne her sabah mutlulukla başlarsınız. 20 yıllık eğitim tecrübesiyle geliştirilen Sınavlara Hazırlık Sistemi ile sınav endişesi

Detaylı

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın?

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Çözüm Analizi Araştırma Hakkında 2 Kadın ve Erkeğin Eşit Olduğu Bir Toplum Dünyada ve ülkemizde hemen hemen tüm kurumsal

Detaylı

T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ UYGULADIĞI EĞİTİM, ULUSAL TIP EĞİTİMİ AKREDİTASYON KURULU (UTEAK) TARAFINDAN AKREDİTE EDİLEN ÜLKEMİZDEKİ SAYILI TIP FAKÜLTELERİNDEN BİRİSİ http://tip.marmara.edu.tr

Detaylı

81 İl Müdürü Ankara da (1)

81 İl Müdürü Ankara da (1) 81 İl Müdürü Ankara da (1) SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI YADİGAR GÖKALP İLHAN: -PERSONELİMİZ OLMADAN BİZİM GERÇEK BİR BAŞARIYA ULAŞMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL. PERSONELİMİZE DEĞER VERMEMİZ GEREKİYOR -CEZALANDIRMA,

Detaylı

YABANCI DİL ULUSLAR ARASI MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR?

YABANCI DİL ULUSLAR ARASI MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR? YABANCI DİL ULUSLAR ARASI HAREKETLİLİKTE OLMAZSA OLMAZ MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR? DOÇ.DR.DİLEK KARAASLAN Süleyman Demirel Üniversitesi it i Erasmus Kurum Koordinatörü 05 Kasım

Detaylı

Yaşamımızı sürdürebilmemiz için kullanıp attığımız bazı

Yaşamımızı sürdürebilmemiz için kullanıp attığımız bazı ANA SINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Emekliler her gün 1 4 saatlerini internette geçiriyor. Emekliler günde 1 4 saat bilgisayar başında. Emekliler bilgisayar ve interneti seviyor

Emekliler her gün 1 4 saatlerini internette geçiriyor. Emekliler günde 1 4 saat bilgisayar başında. Emekliler bilgisayar ve interneti seviyor Basın Bülteni Banu Sürüel, Capitol Halkla İlişkiler Gaye Kökten, Intel Türkiye Tel: 212 339 83 83 Tel: 212 349 15 00 banu.suruel@ogilvy.com Gaye.Kokten@intel.com Emekliler her gün 1 4 saatlerini internette

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Festivalin Tarihçesi

Festivalin Tarihçesi Festivalin Tarihçesi Uluslararası İzmir Film Festivali ilk kez 1990 yılında düzenlenmeye başladı. 11 kez düzenlenen Festivale 2000 yılında ara verildi. İzmir Film Festivali, 11 yıl boyunca dünyadan ve

Detaylı

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 İNCE GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI TÜRKİYE NİN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ PROGRAMLARI

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

Önümüzdeki aylarda hizmete açılacak olan Türkiye Cumhuriyeti Kamu Hastaneleri Kurumu Karabük İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Karabük Üniversitesi Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi ne

Detaylı

T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ UYGULADIĞI EĞİTİM ULUSAL TIP EĞİTİMİ AKREDİTASYON KURULU TARAFINDAN AKREDİTE EDİLEN ÜLKEMİZDEKİ SAYILI TIP FAKÜLTELERİNDEN BİRİSİ İSTANBUL DA TEK TIP FAKÜLTESİ http://tip.marmara.edu.tr

Detaylı

Diğer: Diğer:... Diğer:...

Diğer: Diğer:... Diğer:... Anket Üniversite Bu anket formu, işitme engellilerin üniversite eğitimlerini desteklemeyi amaçlayan bir proje çerçevesinde sizlerin sorunlarını değerlendirmek için hazırlanmıştır. Ad Soyad: Devam ettiğiniz

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN IN KONUŞMASI

İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN IN KONUŞMASI İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN IN KONUŞMASI 2023 e 10 Kala Kamu Üniversite Sanayi İşbirliği Bölgesel Toplantısı nda konuya yönelik düşüncelerimi ifade etmeden önce sizleri, şahsım ve İstanbul

Detaylı

EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA

EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA 1-PROJENİN ADI: HAYDİ HALİL İBRAHİM SOFRASINA EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ 2-PROJENİN ÖZETİ: 2013-2014 eğitim- öğretim yılında okulumuz da gerçekleştireceğimiz

Detaylı

1. Yerine ait mimari tasarım atölyesi

1. Yerine ait mimari tasarım atölyesi 27 Haziran-4 Temmuz 2015 ada art art & culture içerik Günümüzde çoğunlukla toplum mühendisliğinin bir parçasına dönüşen mimari tasarım ve projelendirme süreçleri, ancak sürdürülebilir yerel mimarlık perspektifi

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı

BAKA BULUŞMALARI -I-

BAKA BULUŞMALARI -I- BAKA BULUŞMALARI -I- Onur Konuğu Isparta Belediye Başkanı Y. Mimar Yusuf Ziya GÜNAYDIN Tarih 01 Ekim 2010 Cuma Saat 10:00 Katılımcılar Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri ve Uzmanları Batı Akdeniz

Detaylı

JCI Antalya. Nisan-Mayıs-Haziran 2010 Haber Bülteni. Antalya

JCI Antalya. Nisan-Mayıs-Haziran 2010 Haber Bülteni. Antalya Etkinlik: Networking Performansınızı Geliştirin Tarih: Nisan 2010 Yer: Dedeman Otel JCI Salonu Network (iş ağı) kavramını daha iyi tanımak ve iş ağı performansımızı geliştirmek üzere üyelerimiz ve iş dünyasındaki

Detaylı

MÜHENDİSLİK KARİYERİ Mühendislik Kariyeri Mezun olduktan sonra çalışmak için seçtiğiniz şirket ne olursa olsun genelde işe basit projelerle başlayacaksınız. Mühendis olmak için üniversitede 4 yıl harcamanıza

Detaylı

TBD Antalya Şube Başkanı Akyelli: Özellikle yazılımcıların yatırımlarını Antalya da yapmamaları için hiçbir neden yok

TBD Antalya Şube Başkanı Akyelli: Özellikle yazılımcıların yatırımlarını Antalya da yapmamaları için hiçbir neden yok TBD Antalya Şube Başkanı Akyelli: Özellikle yazılımcıların yatırımlarını Antalya da yapmamaları için hiçbir neden yok Antalya daki 4 üniversitenin sektör için gerekli eğitimleri verdiği, Akdeniz Üniversitesi

Detaylı