ekinsanat ekinsanat ekinsanat ekinsanat 1

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ekinsanat ekinsanat ekinsanat ekinsanat 1"

Transkript

1 Gülsün Işıldar İdris Köylü Nuriya Koçak Soner Gülsün Işıldar Mehmet Özgür Ersan Hasibe Ayten Perihan Baykal Ali Ozanemre Dilruba Nuray Erenler Ayşe Kaygusuz Harika Ufuk Harika Ufuk Mira Koldaş Hüsniye Yıldız İnci Gürbüzatik Murat Demirkol Bircan Çelik Gevrekçi Turgut Koçak Mehmet Özgür Ersan Hürdoğan Aydoğdu Mustafa Emre Bekir Koçak Ayten Ekici Nihan Kaya Niyazi Mete Gürcan Mavi Tuğba Ateş Sevilay Yücedağ Maksut Koto Ayhan Hüseyin Ülgenay Meriç Yoldaş Hiçyılmaz Burcu Yalkın Ayhan Hüseyin Ülgenay Gülderen Gürcan Osman Akyol Süleyman Yağız Özcan Özkan Abdullah Şevki Mithat Önal H. Tuğrul Atasoy Şerif Temurtaş Oktay Coşar Meryem Uçar Mert Öztürk Ceyda Sevgi Ünal Cafer Doğanay Coşkun Büyükgökmen Özlem Tüm Ayşegül Erkaymaz Cemal Öztürk ekinsanat ekinsanat ekinsanat ekinsanat Yürek Simyacısı Endişe/2 Emanet Halime Yıldız la Söyleşi Menekşeler Açsın/Gözlerinin Kuytuluğunda Gözü Dönmüş Beşerin Bir Varmış Bir Yokmuş Beni Bekle Çiçeği nde Kişiler Bekleriz Osman Bolulu İle Söyleşi Yılbaşı Çocukları ve İnternet Eskitilmiş İki Damla Gözyaşı Gültekin Serbest le Söyleşi Üşüyorum Ciğerdelen Otuzaltıncı Senfoni Tırnağın Ucunda İsli Su Damlası Gül Yaprağı Yırtılan Zaman Yelda Karataş la Söyleşi O na Yazılan Şiir Güz İkindisi nde Gezintiler Savrukluğun Zamanı Değil Seviyorum Sembolik Düzen e Yarım Kalan Bir Yolculuk Frankenstein Kürek Mahkumu Gizli Özne/Nihan Kaya Kısık Ses Devrim Doğuran Eller Gecelerin Vardı Hatırlananlar Nehir Hanım Kıyamet Bekçisi Çay İçerken Gülümse Bıyık Sendromu Abi Çekimdeyim Sonra Arayın Sevdamın Savaşı Bir Sevgi Hikayesi Ayrılaştırmanın Güzelliğine Övgü İdamlık Yalnızlık Elde Kalan Umudun Firarında Aşk Eğiren Kadınlar Başka Şehrin Yağmurunda Islanmak Bir İçimlik Hiçlik Kır Çiçekleri Yeniden Ben Olmak İstiyorum Ali Rıza Sessizliğin Çığlığı Ne Kadar Pürüzsüzdü Her Şey Şirket Hesapları Aşka Şirk Koşmaktır (Ön kapak) Halime Yıldız Arka Kapak) Gültekin Serbest in bir Tablosu (Ön İç Kapak) Kitap tanıtım (Arka İç Kapak) Yazın Kursları 1

2 TSİP Behİce Boran Bilim Sanat ve Araştırma Merkezi Ekin Sanat Edebiyat ve Düşün Dergisi Adına Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Celal Fil Ayda Bir Yayınlanır Yaygın süreli yayın 1 Mart 2012 Sayı: 73 ISSN Genel Yayın Yönetmeni: Turgut KOÇAK Editörler Nihan Kaya Mehmet Özgür Ersan Temsilcilikler Harika Ufuk Adana Gonca Aydemir Antalya Gülsün Işıldar Bursa Mavi Tuğba Ateş Denizli Hatice Polat Bafra Gülçin Sahilli İzmir Mehmet Özgür Ersan İstanbul Nihan Kaya Londra Temsilcisi Yazışma ve İletişim Adresi: Konur Sk.No: 10 Kat 4 Daire: Kızılay/ANKARA Tel: Tasarım ve Teknik Hazırlık: Ekin Sanat Baskı Öztepe Mat. San. Ltd. Şti Kazım Karabekir Cad. Özer Han No: 31/107 Tel: Ankara Genel Dağıtım: Konur Sk.No: 10 Kat 4 Daire: 15 Kızılay/ANKARA Tel: Sürdürüm Koşulları: Yıllık (12 sayı): 50 YTL posta gideriyle birlikte Yurtdışı 50 euro. Celal Fil Kızılay PTT Şubesi hesabına Celal Fil ekinsanat tan Okura ve Dostlarına; Dergimizin yeni sayısı ile birlikte bir kez daha size merhaba diyoruz. Bu arada çeşitli sanat çevrelerinde sayısız etkinliklere tanık olduk. Dünya Öykü Günleri düzenlendi. Sayısız sanatçı öykülerini dostları ile paylaşıp mutlu anlar yaşadı. Sayısız sanatçı günün coşkusuyla yeni bir öyküye başladı. Doğal olarak etkinliklerle birlikte olup bitenleri sorgulama fırsatı da bulduk. Sanat, yine de kendisinden bekleneni veriyor mu, doğrusu çok da emin değiliz. Belki de sanatı ortaya koyanlarda bir sorun olsa gerek ki, bir kuytuya saklanıp oradan seslenme yolu seçiliyor. Çoğu kez, ya bir kafe, ya loş ışıklı bir bar; etkinlik için seçim yeri oluyor. Oysa sanatın dizginlenemez, ket vurulamaz bir coşkusu her zaman olmuştur olacaktır da. Bu yüzden de yığınlarla buluşmasının önü sakınmalara karşın olanaklı değil. Sanatın su gibi tüm engelleri aşma ve ulaşacağı yere ulaşma yetisi vardır. Bu bağlamda dergimiz önemli bir işlev üstlenmiş bulunuyor. Sanatı salt dergi sayfalarına kilitleyip alıcılarını beklemiyoruz. Dergimizin salonunda; sanatla ilgili pek çok etkinlik yaparak yığınlarla buluşma yollarını ararken bir yandan da okul işlevini üstlenen çalışmalar yapıyoruz. Yazınla, resimle, müzikle, tiyatroyla, fotoğrafla ve felsefe ile ilgili atolye çalışmalarımız kesintisiz sürüyor. Mart ayında da Dünya Şiir Günü dolayısıyla dergimizde etkinlikler düzenlenecek. Ankaralı tüm sanatçılarımıza açık olan etkinliğimize yolu Ankara ya düşen tüm diğer illerdeki sanatçılarımızda katılabilecektir. Etkinlik boyunca katkı koymalarının da önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bir yandan şiirle ilgili her türlü açımlamalar ve sunumlar yapılırken bir yandan da şair dostlarımızın çalışmalarını sunmalarına olanak sağlanacaktır. Görüldüğü gibi dergimiz üzerine düşen görevi elinden geldiğince yerine getirmeye çalışmakta olup ilk yayınlanmaya başladığı günden bugüne kadar çizgisinden ödün vermeksizin yoluna devam etmektedir. Doğal olarak kendimizi sosyalist olarak nitelememiz kimi sanatçıların bizden uzak durmasına neden olsa da, bu durum asla bizi üzmemekte, aksine daha da çelikleştirmektedir. Dolayısı ile bütün kaygılardan sıyrılmış olarak sosyalist bağlamda sanat yapmanın gerekliliğini yaygınlaştırmaya çalışmaktayız. Dergimizin okura gerektiği gibi ulaşması konusunda sıkıntımız olsa da, bu sıkıntıyı büyük ölçüde kendi örgütlülüğümüz bağlamında aşarak okurlarımıza ulaşmaya çalışmaktayız. Giderek yaygın bir okura sahip olan dergimize artan ilgi yoğunluğu nedeniyle örgütlenme ağımız da genişlemekte, Dergimizi okuyan ve bilenlerin sayısı hızla artmaktadır. Sonuç olarak bütün zorluklara karşın yolumuza kararlı adımlarla yürümekte ve yeni yeni arkadaşlarla buluşmaktan çok büyük mutluluk duymaktayız. Bahar geldi, su dallara yürüdü. Akıp giden yaşamı durdurmanın olanağı yok. ekin sanat dergisi ise yaşamla sarmal yoluna devam ediyor 2 ekin sanat Dergimizin bulunduğu yerler: Ankara: İmge Kitabevi Tel.: / Turhan Kitabevi Yüksel Cad. Ankara Bilim ve Sanat Kitabevi Konur Sk. İlhan İlhan Kitabevi Karanfil II Sk. Dipnot Kitabevi Selanik Cad. Ankara Antalya: Mavi Kitabevi Tel.: / Ofis Kitap Kırtasiye Antalya / Mersin Kitap Kulübü Tel: / İstanbul: Nazım Kültürevi/ Kadıköy/ Mephisto Kitabevi Beyoğlu/İstanbul/ Semerkant Kitabevi Beyoğlu Mis Sokak Kehalkedon Sakız Sokak Kadıköy- Mephisto Kitabevi Kadıköy - Konak Kitabevi Belediye Pasajı Konak/İzmir

3 YÜREK SİMYACISI Dökülür suya girince Harfleriniz Yıkanınca şiir, Sızdıkça Yükselir yer altı suları Fısılda Değişsin suyun yatağı Kırık gülleri onaran Yürek simyacısı Alnımın kanıyla Geldim sana Gövdem boydan boya Yara Ne çok ayak izi Koynunda Masalları eksik Emeğin çocuğuyum Gölgem sıyrık Yer kabukta, Derinim elmas Yontucu çakma, Bilirim kinini yontar Cam traşlayan bıçakla Düşlere asar Pörsümüş maskesini Başka hayatları Öldürerek çoğalan Sabrını ufalar mermerin Zamanın burgacında Aldandım say İnanmak aldanmaksa Kuş ömrü eylül Kadife imzasını atsın Gül takvimine Yeni bir yüz ütüle barbi lere Köşelerini kes seslerin Tınılarını yuvarla, Bir tek sus işareti kalsın Gözlerinde kanasın Ağzımdaki temmuz Gülsün Işıldar 3

4 ENDİŞE/2 İdris Köylü Endişe nin birinci bölümünün okurlarının, yazının girişinde çırılçıplak ortaya serdiğim kişiliğin kendilerine iyi örnek olmadığımın, devam eden bölümünde ise haa şöyle, bak adam olmaya başladın dediklerinin elbette farkındayım. Hani size mideniz bulandıysa biraz ara verelim demiştim ya, vazgeçtim, mide bulantısı beklemek boşunaymış, biraz geç de olsa fark ettim. İki yazı arasında öğrendim ki, adam olma yolundaki mide bulantıları bir tuzak, sizi bu yoldan alıkoymaya çalışanların beyhude çırpınışlarıdır. Belki başlangıçta gerçekten mideniz bulanmıştır, ama siz bu yolda istikbale yürüdükçe bu bulantılar geçecektir, yeter ki rüştünüzü ispat edin. Hatta ben eminim ki siz bu tür oyunlara düşmeyecek kadar cin, bulantıya meydan vermeyecek kadar da pişkin ve midesizsiniz. Yoo, yo öyle hemen saldırıya geçmeyin, sakın aklınızdan size hakaret ettiğimi de düşünmeyin. Eşya adıyla çağrılır ve ben sizi adınızla çağırıyorum Mesele adam olmak değil miydi?. Bakın şu çevrenizdekilere, bu yolda nice mesafe kat etmiş adamların hangisinde mide var, kimin midesi bulanıyor Bir düşünün lütfen, özellikle gençliklerinde bir hırka bir lokmaya devrimcilik yapanların adam olmayı keşfetmelerinden sonra cansiperane çırpınışlarını Düşmedikleri baca, öpmedikleri etek, yalamadıkları kıç kalmış mıdır?.. Hangi teraziye kefe olacağınızı, hangi değirmene su taşıyacağınızı iyi bileceksiniz Önünüzde yeterince örnek var, ders çıkarmak için cin gibi olacaksınız. Öyle hamhalat zıpçıktılık yapıp sakın sol a sosyalizm e lanetler yağdırmaya, küfürler savurmaya kalkmayın. İpliğiniz çabuk pazara çıkar Çünkü bu türler gereğinden çok varlar ve size ihtiyaç duymazlar, atıverirler bir köşeye Gothe nin Mephistosu kadar cin, Homerosun Akhilleusundan atak,gonçerovun Oblomovundan pişkin olmalısınız. Gerçi bütün bu aşamaları kat eden siz arslan parçaları için bütün bunlar, birileri giderken sizin geldiğiniz yoldur ama biz yine de tembihleyelim, nemize lazım, olmadık olmaz. Şöyle, görünür yerlerde kendinizi fark ettireceksiniz, ağır abi takılacaksınız Sofranın iyisi kötüsü olmaz, bulduğunuz sofraya çörekleneceksiniz, gözünüzü dört açarak. Her sofrada avlayacağınız bir av, çengel atacağınız birçok saf dirik olacağını unutmayın. Nasılsa bir dönemi yaşamışsınızdır, nasılsa her attığınız yemi yutacak sürüyle civciv olacaktır. Tezgâhınızda engin tecrübelerinizin öngörüsüyle epeyce yem istif etmişsinizdir En değerli malınız, vazgeçilmez sermayeniz budur, iyi kullanabilirseniz Bütün mesele pazarlayabilmenizde Tezgâhınızı pazarın en görünür yerine kurup, kendiniz de en fark edildiğiniz platforma çıktığınızda işe iyi başlamışsınız demektir Sallayın yemlerinizi Gün öylesine bereketli olacaktır ki, hedef kitleniz bu yemleri yutarken, siz gönül rahatlığı ile follukta yumurta hesabı yapabileceksiniz Hangi civciv ne kadar yumurtlarsa verimine göre siz de ona göre yem atacaksınız Yutmayacak civcivlere yem atmayın sakın, heder olur sonra Bir de maazallah o yemleri size yedirtebilirler sonra Ola ki böyle bir durumla karşılaşırsanız-ki zaten yüzünüz kızarmayacak kadar pişkin olduğunuzdan eminim- hemen çıkınınızı açın önünüze, yeteri kadar azık bulacaksınız orada En okkalı ısırığınızı alın ve ağzınızı tavanına kadar açarak beeennn diye başlayın. Arkası gelecektir merak etmeyin. Nasılsa dağarcığınızda kalan bir gösteri, bir yürüyüş ya da ne bileyim şanınıza gölge düşürmeyecek bir eylemde bulunmuşsunuzdur. Bu tür handikaplardan kurtulmak için bulunmaz bir nimete sahip olduğunuzu unutmayın. Sizin vazgeçilmez hazineniz budur. Gösteri zamanı Bulunduğunuz platformda çakalları kıskandırır görüntüler vermelisiniz Ahali breh, breh, breh demeli Malınızı pazarlamanızdaki bütün maharet platformdaki görüntünüzdür Ağzınızdan çıkan her lafın kitlenin maşallahına mazhar olması şart bir kere Size o tezgahta iş verenler, sizin kime, nerde, nasıl ve ne konuşacağınızı da beyninize chip leyeceklerdir. Siz sadece play back yapacaksınız. Yani mış gibi yapacaksınız. Ağız sizin olacak ama diliniz ödünç Sahnede görünen siz olacaksınız bütün ihtişamınızla Nikah üzerinizde olacak ama dilber meşgul Dedik ya siz boku ambalajlayıp pazarı ele geçirebilecek kadar işini bilenler için bu da mesele olmayacak, buna da alışacaksınız Bunca mesafe kat etmişsiniz, bu mu mesele olacak yani sizin için Pazarladığınız değerlerin yanında bir dilberi pazara sürmüşsünüz çok mu yani Siz bu gösterinin seçilmiş oyuncularısınız Oynadığınız oyunun senaryosunu yazanlar her hareketinizi puanlamaktadırlar İzleyicilerinize damardan gireceksiniz Merak etmeyin numaranızı yutmayacak pek az izleyici çıkacaktır ki, onların da olası bir itirazı sizin büyülediğiniz kitlenin öfke seli karşısında uçup gidecektir Falso yapıp açık vermeyin Kimin neresini kaşıyacağınızı iyice irdeleyin. Herkes her yerinden kaşınmaz Kaşıma imalathaneleri toplumu kaşınacak yerlerine göre kümelendirmiştir Hangi grubu etnik kökeninden, hangi grubu dinsel kökeninden, kimi ideolojik-politik yanından kaşıyacağınız konusunda bir uzman gibi kılı kırk yarmalısınız Hangi lafın neresinden tutacaksınız, kimi nasıl hipnotize edeceksiniz, bunlar zaten sizin günlük uzmanlık alanınız içerisinde yer almaktadır. Az da olsa bir yerlerini kavratmayacak birilerinin de çıkabileceğini gözden kaçırmayın. Herkes her yerinden kavranmaz Tuttuğunuz elinizde kalabilir Bu iş şakaya gelmez Etkisi daha epeyce süreceğe benzeyen, senaristlerin ürettiği modanın demokrasi ve insan hakları üzerine felsefi, politik ve kültürel derinliği olan zat a mahsus üretimler olduğu ve pazarlarda her daim alıcılarının bulunduğu bilinmektedir. İçine biraz da çeşni katmalısınız 4

5 Öyle cepheden zart-zurt etmeyecek kadar deneyimlisiniz elbette Yumuşata, yumuşata yedirmelisiniz Alıştıra, alıştıra Öyle ham halat laf erbaplarının yaptığı gibi sağ-sol bitti filan size yakışmaz, maazallah muhalif kimliğinize gölge düşürür. Senaryoda ne yazıyorsa o Son derece bağımsız gözükmelisiniz, bağımsız ve muhalif Mesela sık sık sosyalizme, dünya devrimlerine atıflar yapmalısınız Dedim ya damardan gireceksiniz Sizi dinleyen ahmaklar sürüsü bilgi düzeyinizin müthişliği karşısında ağzı açık ayran delisi gibi nefes almaksızın ağzınızdan çıkacak sözcüklere kendilerini ram edeceklerdir Tam bu an Bu anı mutlaka iyi yakalayın Sihirli sözcüklerinizin uçuştuğunu fark edin Demokrasi İnsan hakları Cinsellik Kadın haklarıııı Burada dikkatli olun, demokrasi ve insan haklarının elde edilişinin işçi sınıfının ağır ve meşakkatli, yüzyıllara varan yıpratıcı, ölümlü-kalımlı mücadeleleri sonucu kazanılan sınıfsal kazanımlar olduğu Sakının ha Sınıf mücadelesi gibi bir kabustan söz etmeyin Avrupa nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Komünizm Ödümüzü patlatmayın, sonra hepimiz altında kalırız, yemlendiğimiz fonları da bir daha göremeyiz Şöyle başlayabilirsiniz: Marksizm-Leninizm denendi, tutmadı Bir sınıfın iktidarı diye bir şeyin olamayacağını yaşayarak gördük Sovyetlerde halk diktatörlüğe başkaldırdı, Demokrasi mücadelesi verdi Lenin: I-ııhhh Stalin: Maazallah Mao: Köylü, Che: Delikanlı adam valla Oyun alanınız geniş. Açık oturumlar, konferanslar, sivil toplum kuruluşları, tv, dergi, gazete Bütün medyatik araçlar sizin için seferber edilmiştir Bu müthiş iletişim aygıtı babanızın malı değildir, seçilmiş olmanızın hakkını vermelisiniz.. Halkın beyinsizleştirilmesi için otuz küsur yıldan beri çok merhaleler kat edildi, beklenmedik başarılar elde edildi, yemeye hazır bir kitle yaratıldı. Bütün mesele sizin maharetinizde, yedirebilmenizde Basit, herkesin anlayacağı derinliğinize gölge düşüren anlaşılır laflar sizi sıradanlaştırır, aman dikkat. Haa, bu arada hatırlatmadan geçmeyelim: Her işin bir meşakkati olacak elbette Mesela kendini bilmezin biri çıkıp, siz tam da rüştünüzü ispatın eşiğindeyken olmadık bir yerde olmadık bir laf edip size siktir çekebilir Bu durumda nasıl hareket etmeniz gerektiği de kulağınıza fısıldanacaktır. Size siktir çeken haddini bilmeze şöyle yukarıdan bakıp hoşgörü örneği mi sergileyeceksiniz, yoksa arkanıza aldığınız herkesi hemen hizaya getiren medyatik mekanizmaları devreye sokarak meşrebinize yaraşır, alçaklıkta eşi menendi görülmeyen, lağım çukurundan devşirdiğiniz dilinizle üzerine bok mu püskürteceksiniz Yoksa gerçekten hiçbir bok olmadığınızı bile bile kendinizi bir bok yerine mi koyacaksınız Nerde nasıl davranacağınız konusunda programlanmış olduğunuzdan bu vartayı da kolaylıkla atlatacağınızdan hiç şüphem yok. Yani entele yatacaksınız uzun sözün kısası Kılık kıyafet, yürüyüş çalım Yedi dağın arkasından kükrediğinizde bulvarlarda sizinle titriyor olacaktır Gün sizin gününüz, haydi kolay gelsin, Endişe-3 te görüşürüz. EMANET fareli bir diyarın çocuklarıydık, çoşkulu, özgürlük kokulu. bağıra, çağıra şöylerken ezgilerimizi, eserdi başımızda özgürlük rüzgarı deli deli yoksulluğun kara duvarlarına cizerdik cenneti... fareli köyün kavalcısı bir gün geldi. anaları babaları götürdü ilkin umuda gider gibi gittiler. dağ kapandı. gelmedi kimse geri öyle baktık gidenlerin ardından. sonra çocukları astı bir bir çicekten geçmiş dallara kavalcı, resmini çizmekte hâlâ çicekli dallara asılı çocukların, bir denizin kıyısında. Günse; çekildi penceremizden coktan. sisli bir geçmişten bakar acılar unutulmuş masalların çocuklarıyız şimdi emanet yazılmamış hikayeler anlatan, kayıp bir nesilden bir ağlayanımız yok, gizlice içimizde taşıdığımız cesetlerimize... Nuriye Koçak Soner 5

6 derneğinin kurucu üyelerinden olmama rağmen yönetimle ilgili sorunlar yaşadığım için ayrıldım. -Sosyalist ortamda yetişmiş bir ailenin kızı olmak, sana hangi özellikleri kattı, hangi sosyalist sanatçıları beğenirsin? HALİME YILDIZ LA SÖYLEŞİ Gülsüm Işıldar -Sevgili Halime, merhaba! Kadın kadına bir sohbet yapalım mı, seni tanımayan okurlar için kendini tanıtır mısın? -Merhaba Gülsün!.. Bulgaristan da doğdum. İlkokul dördüncü sınıfta Türkiye ye geldim. Hayatımı tam orta yerinden bölen bu göç, beni çok etkiledi. On yaşımda kendi kendime Türkçe öğrendim, hayata gösterilen açının dışına çıkıp bakmayı öğrendim. İki farklı kültürün kendimce sentezini yapmak zorundaydım. O günleri düşündüğümde bana Bulgar diyenlere, kendimi adeta çırpınarak anlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Kayseri deki çocuklar için uzaylı gibi bir şeydim Kıyafetlerimle ve konuşmamla dalga geçtikleri günlerde karar verdim Türkçeyi çok iyi öğrenmeye. Bu kararla ya da bu inatla Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni oldum. İlkokul 5. sınıftan beri şiir yazıyorum. Düz yazıya sonra sevdalandım, ilk aşkım şiirdir. Şu anda üstün yetenekli çocukların eğitim gördüğü bir merkezde, Bursa Bilim ve Sanat Merkezinde çalışıyorum. Bir taraftan da kitap çalışmalarım devam ediyor. -Ödüllerin, kitapların, üyesi olduğun örgütler hakkında bilgi verir misin? -Çeşitli kurum ve dergilerin şiir yarışmalarından aldığım ödüller var. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesiyim. Bursa daki Buyaz -İnsanı çocukluğunda aramak gerekir. Annem ve babam çalışıyordu, küçük yaşlarda anaokuluna başladım. Bulgaristan da küçük yaşlardan itibaren her çocuk anaokuluna giderdi. Her köyde anaokulu vardı ve ilkokul gibi anaokulun da sınıfları daha doğrusu grupları bulunurdu. Sosyalist sistemde büyümüş bir çocuk olarak sınıf ayrımını hiç hissetmedim. Çalışmayı öğrendim, çocukluk arkadaşlarımla ilkbaharda papatya toplayıp satardık, kazandığım parayı dondurma, yaş pasta ve boza almak için harcardım. Okuldan da öğrencileri çalışmaya götürürlerdi. Belki bu yüzden çalışmayı sevdim hep, tembellikten nefret ederim. Disiplini öğrendim, kendi işimi kendim yapmayı öğrendim, sanat ve spor etkinliklerine ilgi duydum. Nazım Hikmet, ilk tanıdığım şairdir. Annem anlatırdı, Bulgaristan daki köyümüze yakın bir yerde konuşma yapmış. İlk ezberlediğim şiir onun şiiriydi. Sonraki yıllarda Nikola Vaptsarov, Pablo Neruda, Vladimir Mayakovski beni etkileyen şairlerden olmuştur. Ahmet Arif i, Turgut Uyar ı çok severim. -Seni yakından tanıyan biri olarak, özel yaşamını, işini, dostluklarını bir sanatçı duyarlılığı ve erdemiyle, daha doğrusu yazdığın gibi yaşadığını biliyorum. Bazı yazarlar var ki, onlara sosyopat demek daha doğru olur, samimiyetlerinden şüphe ederiz, yazdıklarıyla, yaptıkları arasında uçurumlar vardır. Sadece yazmak için yazarlar. Onlar için önemli olan kendi promosyonlarıdır, bunun için her ortama atlamaya hazırdırlar. Özgeçmişlerine, kendilerinde hiç olmayan değerler yüklerler. Zamanla bu yalanlara kendilerini de inandırıp, bir sanatçı edasıyla aynada narsistliklerini izlemeye koyulurlar. Sence gerçek sanatçının yeryüzündeki misyonu ne olmalı? -Yazanla yazılan arasında tezat olmaması gerektiğine inanıyorum. Hani Mevlana der ya, Bir söze bakarım söz mü diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye! Elbette söyleyen ölür, söz kalır geriye. Ama sözün gücüne güç katar söyleyenin kişisel özellikleri. Herkes yazabilir, hatta verdiği emek ölçüsünde herkesin şair olacağına da inanırım. Emek, yeteneğin önüne geçer!.. Fakat herkes şair olmak zorunda değil, bu kadar da basite alınmamalı şiir. 6

7 Bir arkadaşım şöyle demişti, Roman yazmak zor, insanın çok zamanını alıyor. Şiir yazmak çok kolay, cebimde kâğıt kalem olması yeterli. Bu düşünceyle yazılan şeylere (!) şiir dememek lazım. Ortalıkta bir de şair seviciler var. Bunlar facebook üzerinden dizeler paylaşıp, dizeler beğeniyorlar. Yalanlar dolaşıyor şiirin ve şairin damarında. Yalan, acemi olursa insanın zekâsını aşağılar. Sanatçının sorumlulukları vardır. Fildişi kulelerde yaşayıp, dürbünle halkın sorunlarına bakan şair ne ölçüde sahici olabilir? İsterse orada yaşayıp aşk şiirleri yazabilir, sevgilinin tek tel saçı için hayatını feda edebilir. Evet, böyle de şiir yazılabilir. Ama bu şiir benim şiirim değil. Şair, ipek yorganda uyuyamaz. Uyursa da uyur kalır!.. -Üstün zekâlı çocukların eğitildiği bir merkezde öğretmensin, onlara rahatça ulaşabilen bir zekâ ve yüreğe sahip olduğunu biliyorum, yazdığın şiirler ve çocuk kitapları da bunu doğruluyor. Örneğin, Uçurtmayla Balık Tutmak nasıl bir kitap? -Üstün yetenekli öğrencilerle çalışmak apayrı bir tecrübe oldu benim için. Yedi öğrencimin çalışmaları kitaplaştı. Bazı öğrencilerim Tüyaplarda kitaplarını imzaladı. Şu anda Türkiye nin en küçük şair ve yazarları Bilim ve Sanat Merkezlerinde eğitim görüyor. Uçurtmayla Balık Tutmak kitabıma gelince Çok önemsediğim bir kitap bu. Çünkü edebiyatımızdaki ilk çocuk deneme kitabı. Çocuklar için masal, roman, hikâye, şiir kitaplarımız var. Ne yazık ki çok önemli olduğuna inandığım, düşünce yazılarını içeren kitaplar yok. Düşünce yazılarından deneme, tür olarak çocukların ve gençlerin seveceği bir anlatımla yazılırsa okunur diye düşündüm. Deneme türünü çok önemsiyorum. Bu amaçla çocuklar ve gençler için bir deneme serisi hazırlamaya karar verdim. Evrensel Yayınevi dosyamla ilgilendi ve ilk kitabı yayınladı. Kitap çok ilgi gördü, üçüncü haftasında 2. baskı yapıldı. Şu anda serinin ikinci kitabı olan Kertenkelime baskıya girecek. -Yayınlanmış ve yayına hazırlanan kaç eseriniz olduğundan da bahseder misiniz? -İlk kitabım Sensizlik Yüreğimin Deprem Kuşağı. Ardından ikinci şiir kitabım olan Kadın Suretleri yayınlandı. Gezi ve deneme yazılarımın toplandığı Yorgun Atlar Tekkesi çok sevildi. Deneme türündeki ilk gençlik kitabım Uçurtmayla Balık Tutmak. Udumbara adlı şiir kitabım da iki hafta önce okuyucuyla buluştu. Udumbara daki şiirler 14 dile çevrildi. Kertenkelime ile Ve adlı kitaplarım da şu anda Evrensel Yayınevi nde basım aşamasında. -Bir anne olarak dünyada ve ülkemizde pek çok kimsesiz çocuk itilip kakılıp, aç bırakılıp, şiddete maruz kalıp, yeterli eğitimi alamayarak, topluma bir suç makinesi olarak geri döndüğü halde, ille de kendi çocuğumu doğuracağım diye, yumurta nakli veya tüplere bir servet harcayarak, kendi üstün genlerini dünyaya bırakmakta israr eden, yani temelde gerçek bir sevgiye sahip olamayan, sadece kendi benlerini seven, benmerkezci anneler mi? Bakabileceğinden fazla çocuk yaparak, onları büyütürken çektiklerini, çocuklara ve topluma karşı duygu sömürüsü olarak kullanan anneler mi? Yoksa başkasının bebeğini kendi bebeği gibi sevebilme yetisine sahip hakiki anneler mi, desem, neler söylerdin? -Doğursun veya doğurmasın fark etmez. Kadında doğuştan gelen bir annelik şefkati var. Ve dünyanın bütün çocukları yalnızca çocuk. Kim doğurmuş olursa olsun hepimizin onları sevebilme gücü var. Hepimizin onları saracak sıcaklığı var. Bazı annelerde, sanırım insanlaşma sürecinde sorun olanlarda, çocuklara karşı acımasızca davranışlar var, bunları anlamak mümkün değil. Doğuda çalışırken çok çocuklu ailelerdeki durumu üzülerek yakından gözlemleme imkânım oldu. On onbeş çocuklu bu aileler iki çocuk sahibi olsalardı yaşam şartları daha kolay olurdu ama onlara bu kadar çocuğu Allah veriyormuş, bazıları öyle söyledi. Anlatmaya çalıştım, anlamayanları da Allah a havale ettim. Akgün Akova nın dizelerini anımsadım sık sık, Çocuklar biriktirilir dokuz ay on gün, ömür boyu harcanmak için. -Bir göçmen çocuğu olarak, Yorgun Atlar Tekkesi isimli kitabını yazarken neler hissettin? -Kendimi iyi hissetmediğim günlerdi, sırt çantamı alıp Balkanları gezmeye karar verdim. Gezimin son durağı doğduğum kent Şumnu olacaktı. Makedonya da Harabati Baba Tekkesi ni hayranlıkla gezerken atların bağlandığı yeri gösterip bana eşlik eden Üsküplü şair Leyla Şerif e Leyla, bu atlar Orta Asya dan geliyorlardı kim bilir ne kadar yorgundular, dedim. O an kitabımın adı Yorgun Atlar Tekkesi oldu. Ben, kendimi nerede kaybedersem kaybedeyim Balkanlarda buluyorum. Ve Balkanlarla ilgili yazmayı seviyorum, Balkanlarla ilgili konuşmayı seviyorum. Balkanlar beni acıtıyor, Balkanlar beni tedavi ediyor. İnsanın genetik kodu doğduğu topraklardaymış. Dünyayı gezmek için yola çıktım ama dönüp dönüp bu küçük Balkan köyüne gidiyorum. Çünkü bir tek ona yaramı gösterebiliyorum. -Bir şiirinizi bizimle paylaşır mısınız? 7

8 ÇÖMLEK USTASI benim ellerim kavuşamıyor enheduanna* içindeki kayaları dağa yama dağ yamasını sevdiği için büyür toprak terini magmaya sağarsa çömlektir hırlıyım hırsızım maske takıp hüzün soyarım elinin çamuruyla ağzı sıvalı çömlek ustasıyım -yüreğimdeki köpekler susunca uyuyacağım söz enheduanna parmaklarımı onardı e?) sırıtıyor. Öneri: ilk bir'lara)ze yapıp perçinle istersen)a aykırı kalkınca da dizge bozulmuyor) ne âlâ özüme sarı sabır kâğıt katlama sanatını bilmeyen anne olamaz avucu kapalı adam ya tilkidir ya kurt destuuur! ustam sus dedi su en kılçıksız balığından vuruldu -çok akıllısın sevgili oysa tecrübe dâhi! insanoğlu çiğ süt emmiş çiğ topraktan yaratılmış çiğ laf söylemeyi öğrenmiş insan çiğğğ pişmiş topraktan insan olur mu hiç olur diyenleri tutuklayın bayım ben yasal bir çömlek ustasıyım -oyuncakları kırmızı ışıkta duran çocuk balyozu geç tanır! dünyanın ceplerine taş virginia wolf geçti yanımdan bahçeme bahşiş bıraksaydı bahar orhan veli olurdum ama asma yaprakları hile yapmaz üzümün arızalı kızıyım avucumun avlusunda yüzünü yıkayan kim -yamalı bohçam sevgili ülkem sen mi geldin MENEKŞELER -Teşekkür ederim AÇSIN sayın / Yıldız! GÖZLERİNİN KUYTULUĞUNDA soluk rengini bırakmış efkarla sarılan tütün göğünü arayan beslenen... sorularla Sendin geldim en tutar yanım; En tatlı, en güzel yarım... düğümlenen sesimde Yıldız yağmurum, dizginsiz sözcükler Başıma taç ettiğim Samanyolu'm... anlatacaklarımı Uçsuz bucaksız gökyüzümsün. hangi suskunluk bozabilir Ba ıslanmış bir bekleyişin daralan soluğundan son umut bu acıdıkça tazelenen kaldırımlara düşen gölgem/ kadar yalnızken menekşeler açsın gözlerinin kuytuluğunda çiğnenmiş bir mevsimin göğüne düşen güz dönümü/ burukluğunda sinsi bir elin hoyratça sildiği izde pus düştü/ geceden gözlerime mora çaldı/ usumun heceleri aynı yorgun/ kıvrımında ömrün/ ey esrik gülüşleri yorgun/ hüzünle ağıyor kirpiklerime bir şeyler eksiliyor her yüz kendi yalnızlığına zen hırçınlaşan, gömülürken köpüren, buğulu Bazen munis camların/ munis ardından uyuyan kucağımda, dalgın Masmavi denizimsin! kırık Gözlerinde bir şeyler/ kaybolduğum yitirmişliğin ormanımsın; acısıyla Yeşilin bin bir tonunu taşıyan... yıkar Nice umutlarla kirpiklerini/ büyüttüğüm tenhalarda fidanımsın. sessiz sessiz/ zaman tohumun toprağa düştüğü Kapatma andır gözlerini, Yazlarım kışa, Mehmet Kışlarım Özgür borana Ersan döner yoksa... 8

9 BİR VARMIŞ İKİ YOKMUŞ GÖZÜ DÖNMÜŞ BEŞERİN zilli tef sesleri geliyor aylı geceden Harun El Reşitle Cafer El Barmeki çıkmışlar binbir gece masallarından lacivert gökyüzünün altında sefa sürüyorlar arap güzelleri yılankavi endamlarıyla yüzyıllardır raks ediyorlar doğunun onurlu dilencileri bakışları yere çakılı el açıyorlar petrol şeyhleri onüçlük kızları cariye yapıyorlar çocuk ticareti bebe tacizleri kanatırken içimizi filipin kadınları seks fantezileri zemheri olmuş yolumuza gözü dönmüş beşerin kaç para eder şairin yürek depremi Hasibe Ayten ışık hızıyla geçtim, ışkın hızıyla, aşkın gecenin gör noktasını, kehribarı gür dizilipti inceden inceden işte böyle başladım eğirmeye bir büküm ipi ejderhalar bekleşirdi allı pullu çengiler kırlangıçlar göç ederdi sevdalılar ağlaşır bir yerlerde varmış gibi hep bir yol tutunacağımız bir kol kendine açık bir kuytu deniz herkes için kan lekesiz bir dilim zaman! kırdım sapanları tanrım bir kuş! tanrım bir kuş soyundum dillerimden gökyüzü bu kadarmış, martılar bu kadar bu kadarmış süngüsü aşkın çoktan yel almış adımızı, sesimizi yâdel ya heyy! kavli ne ki ovanın, orkidenin, zağarın dağ dağa ne vakit ne vakit gök! savruluptu inceden inceden duvarları vurdum şafağın kunduzuyla buz bağladım, tuz bağladım, ah giz! ne kalır benden ne kalır kocaman bir biz oyarken özümüzü iki üvey dize kalır gelin ağzında muratsız -sökül ey ilmek sökül, yıkıl ey babel yıkıl! 9

10 Perihan Baykal BENİ BEKLE ÇİÇEĞİ NDE KİŞİLER Ali Ozanemre Benibekle çiçeğini bilir misiniz? / Arılar, kuşlar bilir onu en çok. Bir de rüzgârlar / Uçurumun üstünde biter bu çiçek. İnceciktir kökü. Mor yaprakları vardır. Ateş kırmızısı açarlar. En durgun havada bile rüzgârlıdırlar Renkleri kendi içlerine kanar, kokuları dışarıya (s 7) Bu tümcelerle başlıyor Mehmet Güler in Benibekle Çiçeği adlı romanı ( 1 ). Bu roman öncesinde yazdıklarıyla Türk öykücülüğünün görkemli duvarına sağlam ve güzel tuğlalar koyan Güler, usta bir yazar olduğunu gençlere yönelik romanlarında da göstermişti. Yazarın bu yapıtı, büyükler in de tat alarak okuyacakları bir roman; bir, Adana romanı. Adana il merkezi, biraz da çevresi, romandaki olayların coğrafyasını oluşturuyor; doğaldır ki kişiler de Adanalı. Bu romanda, romanı roman yapan öğelerden zaman, ki aşağı yukarı 20. yy ın son çeyreğidir, önem sıralamasında öbür öğelere göre öncelikli: Onlarca, belki yüzlerce yıl kent içi ulaşımı sağlayan faytonların yerlerini murat taksi lerin aldığı, taksiciliğin, faytona, faytonculuğa yaşama hakkı bırakmadığı bir sürecin yaşandığı zaman dilimi. Faytoncuları, kaçınılmaz yenilgilerinin önüne geçmek için örgütlemeye ve direnmeye yönelten öncü, faytonculardan Ali İhsan dır. Yazar onu, şu kısa paragrafta şöyle betimlemiş: Yakasına ateş kırmızısı benibekle çiçeği takmıştı. Bu çiçeği taktı mı on yedi yaşında bıçkın bir delikanlı kesilirdi. Susuz içerdi rakıları. Ölümüne sever, ölümüne kavga ederdi. Hayatın en çavlan yerinde yüzer, en uçurumunda at koştururdu. Fayton tekerlerinin ne tarafa döndüğüne bakmaz, zamanının hangi yöne aktığına aldırmazdı (s 8). Bir murat edinip taksiciliğe geçen faytonculara diş gıcırdatan Ali İhsan kendi kendine mırıldanır: -Koduğumun taksicileri. Daha üç gün geçmeden Allah ın cebinden peygamberi çalıyorlar, sonra da ekmeklerini kapıp kaçan bizlermişiz gibi şurada duruşumuzdan rahatsız oluyorlar. Çoğunuz bizim yakadaydınız düne kadar. Şimdi karşı yakaya geçtiniz. Dizgin yerine direksiyon tutunca başınız göğe değdi sanki (s 52). Faytoncuların yenileceği daha baştan belli gibidir ama onlar bunu açıkça dile getirmekten kaçınırlar. Oysa bir zamanların, -herkesin binemediği, binenlerin de asaletin, onurun hakkını verdiği- sessizce müşteri bekleyen Şevrolelerin, Fordların, bıyık marka Limuzinlerin gururlu hallerini anımsamaktadır Ali İhsan ve ayrımındadır gelmekte olan belanın: ( 1 ) BENİBEKLE ÇİÇEĞİ, Roman, Mehmet Güler, Cumhuriyet Kitapları y. 1. b Nisan 2011, 237 s. -Taksilerin de veled-i zinalarını, piç kurularını yapmış bunlar. Adını Murat koyup o güzelim kelimeyi de kirletmişler. Ne demişti Köroğlu; Tüfek icat oldu mertlik bozuldu (s 52) diyerek içlenir. Buyruk, baskı, dayatma.. Belediye nin zabıtasından ya da Vilayet in polisinden.. kimden gelirse gelsin, direneceklerdir ama benzer her durumda olduğu gibi faytoncular arasında da yılgınlık gösterenler, yenilgiyi kabullenip teslim olanlar olur. Faytoncular grevinin yaklaştığı günlerde Ali İhsan ın en yakın birkaç arkadaşından biri olan faytoncu Yunus, durumu şöyle yorumlar: -Ömürleri atlarla birlikte geçtiği için at kadar ürkektir onlar Oturdukları zaman lafla koca Çukurova kadar alanı kirletirler. Sen onların çoğunu dava arkadaşı mı sanıyorsun Abi? Küçük esnaf takımı ve iş adamları hep böyle korkak olurlar. Ustalar küçük burjuva korkaklığı ve dönekliği diyor bu tür hareketlere (s 194). Yunus un bu yorumuna karşı Ben o laflardan fazla anlamam dese de Adana nın Kürt ünü, Arap ını, Çerkez ini, Roman ını yanında göremeyen Ali İhsan, halk bilgesi tavrıyla şöyle der: -Çukurova nın uşağı mert, cesur olurdu. Tuhaf. Kürt ün kavgacılığı, Arap ın kurnazlığı, Çerkez in aklı, Roman ın kıvrak zekası yok olup gitti birden (s 195). Faytoncu Çapar Zihni, yaşanan acıklı hali, bir avuç kalsalar da eylemlerini koyacak olan grevciler e, tanığı olduğu bir durumla şöyle anlatır: -Duydunuz mu ağabeyler Biraz önce birkaç kişi götürüp atını da faytonunu da belediyeye teslim etti. Gözlerimle gördüm, paralını peşin aldılar. Sıcak parayı görünce Allahıma güle oynaya evlerine dağıldılar (s 195). Buraya dek kimi alıntılarla kısa bir tanıtımını yapmaya çalıştığımız bu roman, birçok yönüyle ele alınıp irdelenmeye değer doğrusu. Bunlardan, yalnız, dil ve anlatım özellikleri düzleminde olmak üzere; romanda geçen deyimler, atasözleri, söylenceler.. olabilir(di). Yine bu bağlamda - yazarın dersine iyi çalıştığını belirtmek bakımından datoplumsal yaşamdan çekilen ya da çekilmekte olanlarla birlikte unutulmaya yüz tutan bazı varlıklar (onların adı olan kavramlar) üzerinde de durulabilir. Örneğin hepsi de faytonla, faytonculukla ilgili şu terimler: alınlık, boncuk, fener, konkurdak, kapitone, püskül, zil (s 50); at gözlüğü, cirit, çılbır, çıngırak, eyer, gem, gerdanlık, keçe, nakış, toynak, üzengi, yamçı (s 113); muska (s 126); kadana, kısrak, kula, kunnatmak; alnı akıtmalı, Arap kırması, doru, safkan İngiliz, ayağı sekili (atlar) (s 113). Yine dil kanalından, fayton ve faytonculukla ilgi olmayan, ama toplumsal yaşamdan çekilen, çekilmekte olan başka şeyler üzerinde de durulabilir: aktar, bakkaliye, balyoz, çekiç, ip, körük, semer, soba/borusu, sunduraç, urgan, yonca tohumu (s 49, 141). Yeni sayılabilir zamanlarda tanıştıklarımız üzerinde de durulabilir: butik, cafe, centır, hamburger, hiper market, kuaför, pup, süper market, şarküteri (s 49). Post-modernist arayışlar la yeri, zamanı ve kişisi, hatta konusu belirsiz romanlar da yazılmış olmakla birlikte bir romanı roman yapan önemli öğelerden birinin de olay kahramanı/kahramanları denilen kişi ve kişiler olduğu bilinen bir şey. Romanda kişi 10

11 kavramının önemi göz ardı edilemez. Dünya edebiyatına silinmez damgalar vurmuş romanları düşünelim: Gonçarov un Oblomov u, Standhal ın Madam Bovari si, Orhan Kemal in Murtaza sı, Aziz Nesin in Zübük ü ve daha yüzlerce, binlerce tip örneği kişilerin yaratıldığı romanlar için geçiniz efendim denilebilir mi? Mehmet Güler in romanında da başta Ali İhsan olmak üzere karakteristik tip ler vardır. Ancak biz bu çalışmamızda, hem bilinen bir roman incelemesi dışına çıkacağız, hem de bir tip kişi üzerinde durmayıp adı geçen bütün kişilerinin kısa tanıtılarını vermekle yetineceğiz. * Benibekle Çiçeği romanda adı geçen kişiler ( 2 ): Ali İhsan: Koray ın, Tülin in, Aykut un babası; Seniha nın kocası olup soylu atları ilk koşan, cıncık gibi faytonları ilk kullanan faytoncu bir babanın oğlu, çocukluğundan beri faytonculuk eden usta faytoncu; caddelerin faytonlara kilitlenmesi karşında direnen faytoncuların lideri ve Gülizar ın sevgilisi. Ne var ki derdini anlatabileceği ne Kasım Gülek kalmıştır ne de Çörçil i ta Adana ya, ayağına getiren İsmet Paşa. Bu nedenle hep öfkelidir. Birçok faytoncunun katıldığı faytoncular grevi nin öncüsüdür. Grev nedeniyle grevciler başı Ali İhsan, Remzi, İskenderunlu Yunus, Atçatlatan Hamza karakola çağrılıp ifade verirler. Murat taksiciliğin, faytonculuğu öldürdüğüne kendisi de inandıktan sonra Adana dan gider; nereye gittiği konusunda değişik öyküler anlatılırsa da bunların hepsi söylentidir; Foytoncular Kralı diye namı yürümüştür, romanın başkişisidir (s 146, 192, 221 vd). Atçatlatan Hayri: Taksiciliğe geçemeyip faytonculuğu sürdüren, önceleri girip çıktığı caddelere sokulmayan, durak yerlerinden kovulan faytonculardan biridir; kızgınlığını, Karılarımızın koynunu da yasaklasınlar bari diyerek dile getirir. Ali İhsan öncülüğünde yapılan faytoncular grevi ne katıldığı için karakola çağrılıp ifadesi alınır (s 147, 192). Arap Azmi: Taksiciliğe geçemeyen, yıllardır fayton sürdüğü caddelere sokulmayan, durak yerlerinden kovulan ve bu gelişmeler karşısında isyan edenler faytonculardan. İsyanını, Öz şehrimizden kovuluyoruz. diye yakınarak dile getirir (s 147). benibekle çiçeği: (Sevgilisi Gülizar la uzun, yoğun, yorucu bir sevişmenin ardından Ali İhsan ın soluk soluğa anlattığına göre) Toroslarda benibekle çiçeği vardır. Çok az kişi bilir onu. Uçurumlar üstünde açar. Kan kırmızıdır rengi. İki, üç kez derinden koklarsan kendinden geçersin. Gülizar a benzer (s 57). Benibekle Çiçeği: Enver Ağa nın soylu kısraklarının, Doru ve Kula adlı atlardan döllenerek doğurduğu iki taydan birinin adı (öbür tayın adı Yelesi Rüzgâr) (s 223). Civan: Faytonculuktan taksiciliğe geçememiş bir başka faytoncu. Ali İhsan onu, yapma diye birçok kez ( 2 ) Roman kişilerinin adları, abacesel sırayla. Ayraç içindeki sayılar, adların geçtiği sayfa sayıları. Ayrıca, roman başkişisinin atları ve romana adını veren benibekle çiçeği de kişiler den sayılmış ancak bunlar, eğik (italik) yazılmıştır. uyarmış olmasına karşın arabasına lastik tekerlek takmıştır; söz dinlemezliği nedeniyle Ali İhsan ona kızmaktadır; buna karşın o da grev e katılır (s 109). Deli Süreyya: Söylendiğine göre, yıllar önce nişanlısı Gülbeyaz ı Adana Garı ndan trene bindirmiş; Gülbeyaz bu gidişle gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir. İşte ona olan tutkusu nedeniyle o günden beri Süreyya, deli sıfatını almış; bekleme salonlarında, boş vagonlarda yatıp kalkan kirli, çürük dişli biridir. Bütün zamanını, Adana Gar ında nişanlısı Gülbeyaz ı bekleyerek geçirir. Ali İhsan ın sevgilisi Gülizar, Kızı Nihal i, okumakta olduğu İstanbul a yolculadığı yağmurlu bir günde Süreyya nın, tren raylarında iki parçaya bölünerek ölmüş olduğunu görür (s 14, 88, 154). Doru: Ali İhsan ın faytona koştuğu iki attan biri; öbürü, Kula (s 19). Ali İhsan, faytona koştuğu bu iki atı, has tay seçmek için günlerce kaldığı Uzunyayla dan, Çerkezlerden almış, binlerce tayın içinden seçtiği taylarını, kendi zevkine göre yetiştirmiş, onları kuru üzümle, kuş sütüyle beslemiştir (s 127). Kâhya Durdu: Romanda adı, Durdu Efendi olarak da geçer. Enver Ağa nın atlarının bakıcısıdır. Enver Ağa nın çiftliğinde, Ali İhsan la İskenderunlu Yunus u o karşılar. Sonra, Ali İhsan la Yunus a, Doru ve Kula nın aşıladığı soylu atların doğurmak üzere olduğu, Enver Ağa nın, kendilerini çiftliğe çağırdığı haberini iletir (s 95, 211). Enver Ağa: İskenderun yöresinde çiftliği, çiftliğinde cins atları olan kişi. Faytoncu Ali İhsan la arkadaşı Yunus, Enver Ağa nın cins atlarından tay almak için onun çiftliğine gidip Doru ile Kula yı, çiftlikteki soylu atlara çekerler. (Enver Ağa nın, Ali İhsan ın eşi Seniha nın eski nişanlısı, Gülizar ın da boşandığı kocası, yani Nihal in babası olduğunu öğreniyoruz s 228 vd). Enver Ağa konuklarını iyi karşılar ve isteklerini geri çevirmez (s 95). Gülizar: Adana ya incecik bir yağmurun yağdığı bir gün trenle (çok uzaklardan=almanya dan) gelen, Adana da Ali İhsan ın sevgilisi olan kadın. Kendisinden uzaklarda yaşayan Nihal in annesi. Sonlara doğru anlarız ki Enver Ağa nın boşandığı kadındır. Ali İhsan a geri döneceğini söyleyerek Adana dan ayrılıp Almanya ya geri gider (s 45, 178 vd). İskenderunlu Yunus: Ali İhsan ın en yakın iki arkadaşından, yoldaşından birdir. Atsız kalınca Ali İhsan onu, yılkıdan at yakalayabilmek umuduyla, Torosların arasında bir dağ köyünde oturan arkadaşı Rıfat a götürür. Oradan elleri boş dönünce o da artık yaşlandığı için faytonculuk yapamaz olan Fellah İsmet in faytonunu yarı yarıya çalıştırmaya başlar. Ali İhsan öncülüğünde yapılan faytoncular grevi ne katılır ve karakolda ifadesi alınır (s 37, 147, 192). Kerem Ali: Taksiciliğe geçmeden önce Ali İhsan ın yanında yer alan bir faytoncuyken bir günün sabahında kızgınlığın içinde debelenen Ali İhsan ı görünce Şaşı Hasan a eğilip Yine at osuruğu zehirlemiş seninkini. diyen faytoncu. Sonra o da taksiciliğe geçmiş, faytoncuların kızgınlığını peşinde sürekler olmuştur (s 53). Kula: Ali İhsan ın faytona koştuğu iki attan biri; öbürü, Doru. Ali İhsan, birlikte faytona koştuğu bu iki atı, has tay seçmek için günlerce kaldığı Uzunyayla dan, Çerkezlerden almış, binlerce tayın 11

12 içinden seçtiği taylarını, kendi zevkine göre yetiştirmiş, onları kuru üzümle, kuş sütüyle beslemiştir (s 19, 127). Pala Üzeyir: Yılların at arabacısıyken yakın zamanlarda taksiciliğe geçenlerden. Ali İhsan, ölmekte olan faytonculuğun ve sevgilisi Gülizar ın derdine düştüğü, ardından da kimseye bilgi vermeden Adana dan gittiği sıralarda Üzeyir, Ali İhsan ın eşi Seniha yla üç beş kez ilişki ye girer (s 36, 123, 132, 133). Rıfat: Ali İhsan ın asker arkadaşı. Ovada (Çukurova da) değil dağlarda (Toroslar da) bir köyde yaşar. Yörüklerdendir. Ona Avcı Rıfat da denir. Ali İhsan ve arkadaşı İskenderunlu Yunus, Toroslardaki yılkılardan at yakalamak amacıyla onun yanına giderler; birlikte Melendiz Dağı nın arkalarında, Cehennem Deresi nin koyaklarında günlerce taban teperler yılkı peşinde (s 64, 72). Sefer Usta (Nalcı Sefer): Faytoncuların atlarını nallayan nalbant. Murat taksilerin ortaya çıkıp yaygınlaşmasıyla faytonculuğun ölmeye başladığını, buna bağlı olarak faytonculuk, arabacılık, bunlarla birlikte nalbantlığın da ortadan kalmakta olduğunu herkesten önce değil ama Ali İhsan dan önce kavrayan kişi. Aletlerine özlemle bakar, baktıkça onları boynu bükük, şaşkın, dilsiz ve paslanmış görmeye başlar. Kıvılcımlar saça saça körüğünü yakmayı, çekicinin, balyozunun, keskisinin, sunduracının sapına tüküre tüküre çalışmayı, terini oluk oluk akıtmayı, işini bitirirken de o kızgın demire çekicinin götüyle kendi mührünü vurmayı özlemiştir (s 30, 141). Seniha: Ali ihsan ın eşi; lisede okumakta olan Tülin in, Tülin in büyüğü Koray ın ve küçük Aykut un annesi. Ali İhsan ın, iyice bihoş olup kimseye de bilgi vermeden Adana dan gitmesi üzerine eski faytoncu Pala Üzeyir den yardım almaya çalışırken ona, kendisini birkaç kez sunmak durumunda kalmıştır (s 44). Yelesi Rüzgâr: Enver Ağa nın soylu kısraklarının, Doru ve Kula adlı atlardan döllenerek doğurduğu iki taydan birinin adı (öbür tayın adı: Benibekle Çiçeği) (s 223). Ayrıca; yukarıda kısaca tanıtımı yapılan 19 olay kahramanı ndan başka romanda adı geçen 24 kişi daha vardır. Bunlar: Ali İhsan la Seniha nın çocukları Koray, Tülin ve Aykut; Ali İhsan ın sevgilisi Gülizar ın (ve Enver Ağa nın) kızı Nihal; faytonculukta direnip greve katılanlardan Çapar Zihni, Çılbır Ali, Yamuk Hayri, Katır Osman, Remzi, Şaşı Hasan; yaşlandığı için faytonculuk yapamaz olunca atlarını ve faytonunu atsız kalan İskenderunlu Yunus a kârı yarıya işletilmek üzere veren Fellah İsmet; bir yolunu bularak faytonculuğu bırakıp taksiciliğe geçen Hamza, Hüsnü, Jilet Kemal, Kara Selim, Kör Recep, Parlak Osman, Tulum Rahmi; faytonculuktan kamyonetçiliğe geçen Sümüklü Hüsnü; Ali İhsan ın arkadaşı Rıfat ın eşi Senem; roman kişisi olarak okuyucu önüne çıkmadıkları halde romanda bir biçimde adları geçenlerden Gurbet Kadın (Ali İhsan onu yıllar öncesinde sevmiştir; gece gündüz sevişmelerinin ardından birlikte trene binip bilmedikleri yerlere gitmişlerdir; Ali İhsan, adını bile bilmediği bu kadını Gurbet Kadın diye anar), Gülbeyaz (Süreyya nın, Deli Süreyya olmadan önce nişanlısı olan, yıllar önce Adana Garı ndan hareketle bir tren yolculuğuna çıkıp bir daha geri dönmeyerek Süreyya nın deli olmasına neden olan kadın), İdris Usta ( Faytoncular piri diye anılan, Adana nın efsaneleşmiş eski faytoncularından) ve Zeyrek Usta (Ali İhsan ın faytonunu yapmış olan Erzurumlu Kırım göçmeni). * Olup biten her şeye karşın Seniha, hiçbir ipucu bırakmadan Adana dan çekip giden Ali İhsan dan bir haber almak için çok çabalar. Onun, nereye gittiği, nerede olduğu konusunda türlü söylentiler dolaşır ortalıkta. Yazar, romanı, her söylentide bir umuda kapılan Seniha nın düşüngüsü içinden şöyle bitirmiş: Ali İhsan ın artık unutulacağını sanıyordu ki onu İzmir de gördüğünü söyleyenler de çıktı.... Bu habere göre Ali İhsan faytonunu benibekle çiçekleriyle bir cıncık gibi süslemişti. Konak ta İçini küçük bir dükkâna çevirmişti Büfe gibi kullandığı faytonunda çocuklara sakız, çiklet, balon, oyuncak satıyordu Yanına varan eski dostlarını, yakınlarını bilmezlikten geliyor, hiç kimseye yüz vermiyordu. Geçmişe ait ne varsa tümünü unutmuş, belleğinden silmişti. / Bir başka söylentiye göre (s 237). BEKLERİZ geceler sokağına yön durup beklerim orda bulutlar yeni renkler ararken şehrine kapıda güvercin sevdaya gidilecek zaman imleri gül ağzı kızlar öper düşten sevgililerini yalnızlığı çizer sayfasına aşkı öğrenmeyen yetim kalır ölümsüz bir şarkı orta yerinde neşter vurulur kar(delen) umutlara aşkın da aşktan öğreneceği yok mu su mitosları biriktirirken yürek küplerinde yağmur anaforu nereye gitsek deniz yatağı dolusu gürültü saman alevi söze loş kalabalık dal eğrisi gün kasnağında nakışı yarım yeryüzü bekleriz sabra kayıtlı gemilerin uzun yol dönüş düdüklerini 12

13 Dilruba Nuray Erenler ottan, ağaçtan, hayvandan ayıran, dirimi sürdüren, güzelleştiren ve her şeye karşın canlıları, yaşamın zorluklarına ve engellerine katlandıran aşk. Aşkı tapınmaya, sanata dönüştürenler; birbirlerini yeniden eğitirler, insanlaştırırlar. Hesapsız kitapsız, sorgusuz sualsiz birbirine katkılanır, birbirlerini korurlar. Dostluğu aşan insanlık aşamasıdır aşk. Devrimleri evrimleştiremezseniz o devrim olmaz, aşk ve evlilik içindeki rolü nedir bu sözün. OSMAN BOLULU İLE SÖYLEŞİ Ayşe Kaygusuz Aynı zamanda, Köy Enstitülerinden Biri Ocak 2012 de yayınlanan anılar kitabının adı. Köy enstitülü olmak, onuru ve keyfiyle başka bir duygu elbette. O yıllardaki yaşamın zorluklarının yanı sıra, öğrenme, üretme ve paylaşmanın verdiği haz. Arkadaş ilişkileri, Aile içi ilişkiler ve okul İstekli ve kararlı olmanın getirdiği başarı. Sevmek, insan doğasına yakışan en güzel duygu ve daha birçok duyguyu içinde barındıran, anılar toplamı bir kitap. Anlatılmaz ancak okunur diyorum ve herkese öneriyorum. Temmuz 2011 de baskıdan çıkan kitabınız, Bir Gülün Aydınlığında, Taşova, Tokat, Turhal üçgeninde başlayan, ölümsüz bir aşkın anılarla anlatımı Tam da, evlilik aşkı tüketiyor, söylemine karşın bir yaşam Evlilik aşkı tüketiyor görüşü, yalın kat görüş. Leyla ile Mecnun Arap ın aşk öyküsü. Leyla ile Mecnun yıllarca birbirlerini arar, kavuşunca birbirlerini tanımazlar. Olur mu öyle şey? İnsanın doğasına, aklına aykırıdır böylesi görüş. Aşk yoktur demek mi istiyorlar? Sanırım, bizim Divan Edebiyatında aşk örneği sayılan Leyla ile Mecnun dan kurtulamayanların anlayışıdır bu! Ya da döl döküp soyunu devam ettirmek için evlenenlerin durumundan çıkarılan bir sonuç da olabilir böylesi. Sözümona çağıncıl görüşlülerden kimi; Aşk, keşfedilince biter. diyor. Keşif, ortaya çıkarılamamış bir şeyi ortaya çıkarmak. Petrol mü aşk? Yaşama uygulayarak onu kullanarak rahat edeceksiniz. Nesne mi aşk Erkekle dişinin birbirine karşı duydukları cinsel istek (kösnü, şehvet) doğaldır: Temel içgüdüdür; insanı Sorunuza t emel hazırlamak için önce, adı geçen iki kavrama bakalım: Devrim; yerleşik toplumsal düzeni köklü, hızlı ve geniş kapsamlı olarak niteliksel ve niceliksel değiştirme ve yeniden biçimlendirme süreci. Yazgıcılık; her şeyin, alınyazısına göre önceden belirlenmiş olduğuna, insanın önceden belirlenmiş olan alınyazısını değiştiremeyeceğine inanan dünya görüşü. Kadercilik. Ne doğa olayları ne sosyokültürel olaylar kendiliğinden oluşmaz. Değişim ve dönüşümün bir nedeni ve sonucu olmak gerekir. Neden sonuç ilişkisi: Diyalektik! Aklı, bilimi kılavuz edinmiş, laik, sosyal adaletçi, hukuka saygılı bir toplumsal düzen kurma girişimi evrimleşseydi dersiniz. Evrim; zaman içinde doğal olarak kendiliğinden evre evre gelişme, dönüşme, niteliksel ve niceliksel gelişme süreci. Kendiliğindenlikle devrim çatışır. Biri öte dünya devletinden yanadır, ötekisi bu dünya devletinden yana. Kendisini ahrete adamakla insanın mutluluğuna adamak. Devrimlerin yumuşayarak evrime dönüşmesi, yüz yıllar ister. Dünya tarihi buna tanıktır. Toplumun alışkanlık ve anlayışı, birden bire değiştirilemez, uzun yıllar ister. Devrim amaç ve ilkelerinden vazgeçmeden halkı, nasiplendirmek zorundadır: Halkın yaşamını kolaylaştırmalı. Ona yeni olanaklar sunmalıdır. Yoksa zamanla halkın devrime bağlılığı azalır. Her devrim karnında karşı saklar. Başını karanlığına gömen karşı devrim fırsatını, olanağı yakalandığında, çukurundan başını kaldırır. Halkı arkasına alarak iktidar olabilir. O nedenle kimi devrimler başlamış ama yarım kalmıştır. Bundan yararlanan karşı devrim, çağdaşlığa yönelmişlerin yönünü tersine çevirebilir. Aşk ve evlilikle devrim ilişkisini soruyorsunuz Evlenerek yeni bir düzen kurmak, kökten değişme, dönüşme, özelinizde bir devrim. Ataerkil geleneğinizi, evlendiğiniz kişiye uygarlarsanız, ancak kendinize bir tutsak bulmuş olursunuz. Egemenlik sizde ise feodal yapıya işleyen çarkın dişlilerinden biri olacaksınız. Öyleyse hem sizin hem toplumunuzun uyumlu, mutlu yaşam sürmesi için, sizin devriminiz de yumuşama evrilme zorundasınız. Ben de Turhal lıyım ve son yazdığım bir öyküde, Bedenimde ve belleğimde izler bırakan 13

14 şehir, dedim Turhal için. Gördüm ki, sizde de izler bırakan bir şehir Turhal... Yaşamış/ yaşadığımız mekânlar kenti, köyü; bir yeri niçin görmek isteriz. Onun özleminden niçin kurtulamayız? İnsanın dünyaya gözünü açtığı yer, yaşamından oluşumların ve geçtiği yerlerde mayalanmışız ya da yeniden biçimlenmişizdir. O yerlerin izi, kokusu, rengi ve oralardan alışkanlıklardan kimi biz de sürüp gitmektedir. Oraları özlüyorken, aynı zamanda kendimizden kalan ön sayfaları arıyoruz. Yalnızca sıla özlemi değildir bu! Bir yerde kendimizi arıyoruzdur. Benim belleğimde kalan şehir diyorsunuz Turhal için. Turhal ın bende de iz bıraktığını söylüyorsunuz. Biricik ve değişmeyen, bana 60 yıllık bir mutluluğu yaşatan aşkımın koşudur, beni Turhal a ilmikleyen. Orada nişanlandık, orada evlendik. Bizden kalan yaşam parçaları Turhal ın gökyüzünde dalgalanıyordur belki. Şiir, öykü, anı, masal, inceleme, biyoğrafi ve deneme türü birçok eseriniz var ama benim, Osman Bolulu deyince ilk aklıma gelen DENEME metinler, bir de Montaigne oluyor Deneme Türü Montaigne de mi Kalmalıdır? Montaigne in çağı ile o çağda işlenip geliştirilen düşüncenin biçimleyip yön verdiği yapı ve dünyaya bakışla bizim çağımız, ülkemiz, sosyokültürel iklimimiz aynı değil ki Montaigne, nasıl çağının, içinde bulunduğu konum ve koşulların gereğine, açılım isterlerine göre deneme yazdıysa, bizim de çağımızın, ülkemizin sosyal yapısı, kültür, birikim, konum ve koşullarına göre, onun izleğine eklemeler yapmak özgürlüğümüz olmayacak mı? Hatta böylesi, sorumluluğumuzun ve bilincimizin gereği değil mi? Montaigne, nasıl çağının düşüncesini ileriye sıçratarak düşünüş açılımına koşulduysa, ardıllarının da öyle yapması gerekmez mi? Onu yinelemek Montaigne e karşı ayıp olmaz mı? Şiir denemenin teyzesinin delişmen oğludur, diyorsunuz. Açar mısınız? Yazın türleri içinde şiir, deneme, öykü akraba çocuklarına benziyor: Şiir, Öykünün kızkardeşiymiş; öykü şiirin oğlan kardeşi; deneme teyzesinin delişmen oğluymuş gibi gelir bana: her birinin kendine özgü yapısı, söyleyiş biçemi yolu yöntemi vardır: * Dil işçiliği, * Yoğun ve sıkı anlatış, *Doku örgütlülüğü, *Karmaca, * İmgenin kanadında uçuşa çıkmak, *Okurunun düşlerini genişletmek, *Anlağı kamçılamak, *Okurunu, okuma öncesindeki taşımak daha üst konuma bakımdan birbirine teğet ve aynı işleve koşulduklarını sanırsınız da odan kardeş diyorum, onlara. Ama her biri kendi kişiliğine tizdir. Deneme, başkasının diktiği kaftanı giymez. Çıplak gezmekten çekinmez. Hiçbir kurala takılmaz. İçinden geldiği gibi konuşur. Yöntemi, yolunu kendisi kurar, kendisi değiştirir. Özgürdür. Yıkar da yapar da. Yeni düşünüş, çevreni açar. Özgürlük susamışı insanoğlunu da özgür kılar. Dil bir matematiktir, bir söyleşinizde not almıştım Dil yalnızca anlaşma aracı değildir. Duyduklarımızı, düşündüklerimizi, tasarladıklarımız birbirimize eksiksiz aktararak anlayış, duyuşta ortaklaşmaktır. Ulusların asıl vatanı dilidir. Beyninizin, düşüncenizin çapı diliniz çapı kadardır. Dil, düşünüşe, bilime ön açar. Matematikten önce dil vardı. Matematiğin temeli geometridir. Geometrik çizimde bir açının, milyarda bir milim saptırmışsanız, öldüm billah, doğruyu yakalayamaz. Bir daha öldüm billah, iki ucunu birleştiremez. Yanlıştan kurtulamazsınız. Bir toplumun, bir ulusun ne düşündüğü, hayata nasıl baktığı hayatı nasıl algıladığı, nasıl değerlendirdiği dil ürünlerine yansır. Matematik bilgisi demiyorum, dil, düşün matematiği diyorum. Dil matematiği olmayan kişi ya da toplum birbiri ile anlaşamaz. Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim Hocam. Ben de size teşekkür ederim. Osman Bolulu Amasya Taşova Akınoğlu doğumlu. Akınoğlu ilköğretim (1942), Samsun Ladik Akpınar Köy Enstitüsü (1947), Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü (1954), Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (1964). İlk ve orta dereceli okullarda öğretmenlik, yöneticilik yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı Müşavir Müfettişliğinden emekli oldu. (1981). Eserleri; Şiir; Dalların Ucundaki (1955), Bileşim Çizgisi(1963), Yurt Boyu Sevişmek ( ), Taşın İyisi ( ,2009), Uzun Koşu (1994), Güle Yolculuk (1994). Deneme; Antilaikliğin Önlenemeyen Yükselişi (1994), Belleksiz Toplum(1995), Korkacaksan Kitapsızlardan Kork (1998), İnsan İnsana Eklene Eklene ( ), Haritasız Yüzler (2007) Öykü; Yağmur Sonrası ( ) 14

15 Anı; İnsanlığın Solmaz Gülleri ( ), Bir Gülün Aydınlığında (2011), Köy Enstitülerinden Biri(2012). YILBAŞI ÇOCUKLAR VE İNTERNET Harika Ufuk Kadın söylenip duruyordu. Son günlerde oldukça mutsuzdu. Kocasının ilgisizliği, çocukların vurdumduymazlıkları üstüne üstlük bir de zamlar onu iyice bunaltmıştı. Sorunun farkındaydı ama yine de öfke nöbetlerine engel olamıyordu. Gerçi böyle davranması onu daha da mutsuzlaştırıyordu. Oğlu Gürkan kendine sandviç yapmış; peyniri, salamı, domatesi kısaca her şeyi ortada bırakmıştı. Ekmek kesilmiş, kırıntıları ekmek tahtasının üzerinde bırakılmıştı. Mutfak tezgâhı berbat görünüyordu. - Allah ım ne kadersizmişim! Neydi benim günahım neden geldim ki bu dünyaya! Ah çocuklar ah! A kızım mutfağa gelip bana yardım etsen Pelin! -Geliyorum anne! -Son geliyorum lafının üstünden yarım saat geçti be kızım! - Anne bak face de ne yazmış arkadaşım? Yüzde ısrar etme, doksanda olur. İnsan dediğinde noksan da olur. Sakın büyüklenme, elde neler var! Bir ben varım deme, yoksan da olur. - Gel mutfağa da bağırma deli danalar gibi - Anne, bizim sınıftan imamın oğlu ne yazmış duysan gülmekten ölürsün ya! -Çatlatma artık, söyle ne yazmışsa - Kim ki eder bu dünyada yılbaşını baş tacı, Ahrette etine batar süslenen çam ağacı. -A çok ayıp! -İmamın oğlu Recep in yanında oturan Ramazan da az değil ha! -Eeee O, ne yazmış? -Sıkı dur bak! Yedi Hıristiyan birleşip danaya girmedikçe ben de çam ağacı süslemem. Çok komik... Birbirlerinin durumlarını da beğenmişler. Anne, bu çocuklar sınıfta en arka sırada vallahi üç aylar gibi yan yana oturuyorlar. Recep ile Ramazan ın ortasında oturan çocuğun adını bil bakalım! -Üç aylar dediğine göre Şaban olmalı ortadaki çocuğun adı. Şaka gibi ya! Neyse bırak gevezeliği de sofrayı kurmamda yardımcı ol veya salatayı sen yap. Annesinin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu Pelin. Böyle anlarda yumuşatırdı onu sıcak tavırlarıyla Aslında ana- kız güzel anlaşırlardı. Zaman zaman ters düştükleri konular olsa bile sonunu tatlıya bağlamayı becerebilirlerdi. Zaten Pelin de sorunlu bir çocuk değildi. Derslerinde de oldukça başarılıydı. Ancak mutfak işlerinden pek hoşlanmıyordu. Annesini kırmamak için gerektiğinde ister istemez yardım ederdi. -Anne ya oğluna dedim Annem yemek hazırlıyor, birazcık sabret! Bak sandviç yaptı, ortalığı dağıttı. Şimdi de Aç değilim. Diyor. Of ya! Anne ya! İnternete de onun izniyle girebiliyorum. Çok acıkmışım. Mis gibi koktu tereyağlı pirinç pilavı -Afiyet olsun yavrum! Kadın mutfaktan oğluna seslendi: -Sofra hazır! -Ben yemeyeceğim! Şimdi internette Burcu ile yazışıyorum, bölme sohbetimi! -Bıktım internetinizden, Facebook unuzdan Facebookun da b.kunu çıkardınız be! -En azından telefonla konuşmaktan ucuz, bırak yazışalım gönlümüzce! Zaten harçlıklar da yetmiyor. Kızı haftada bir sinemaya götürmek de lüks artık. -Halinize şükredin. Sabancı nın torunu değilsiniz. Kapıcımızın çocuğu olsaydınız ne yapardınız? Adını Feriha Koydum adlı dizi izleyin de ders alın. Biraz sonra Gürkan, internetten düştüm diye sızlanarak mutfağa geldi. Annesi son sözcüğü duydu. -Ne? Düştün mü? Bir yerin acıdı mı? Çocuklar kahkahalarla güldüler. -İnternetten düşünce canımız acımaz da ruhumuz acır bazen Kız, şimdi yanlış anlayacak. Of ya of! -Çocuklar, yemeğinizi yiyin, akşama muhteşem bir sofra hazırlayacağım. Akşam yeni yılı her zamanki gibi ailece evde kutlayacağız. Babanız bugün bile çalışıyor. Bazen acıyorum ona Siz sıcak sıcak evde oturup şikâyet ederken o, sizleri rahat yaşatmak için gecesini gündüzüne katıyor. -Ya anne çalışıyor sanıyorsun, ne zaman baksam babam internette online Bir de faceden bizim Cemil e arkadaşlık yollamış. Çocuk da ayıp olmasın diye kabul etmiş. Ama senin kocan ne yapmış, iki de bir çocuğun sayfasında yorum yapıyormuş. Geçen gün Cemil de Aşkım diye bir albüm eklemiş facedeki sayfasına Cansu ile olan fotoğraflarına sevgili babam yorum yapmış. Bu çirkin kızı çok mu aradın? Olacak iş mi anne? Söyle kocana arkadaşlarımızı eklemesin sayfasına Eklediklerine de yorum yazmasın lütfen! Pelin, içinden Babamı iyi ki eklememişim! diye dua ediyordu. Zaten ağabeyi Gürkan da engellemişti babasını. Duvarını da kapatarak onun yorum yapma ihtimalini de ortadan kaldırmıştı. Gürkan, gerçekten akıllı biriydi. Anneleri Rahşan Hanım, aslında güzel bir kadındı ama süslemezdi. Kendiyle ilgilenmektense eviyle ilgilenmeyi tercih eden titiz biriydi. Ev kadınlığını biraz abartan, ailesi için saçını süpürge eden bir tipti. Teknolojiye de biraz uzaktı. Gerçi çocuklardan fırsat bulamazdı internete girmek istese de Eşi Abidin Bey diz üstü bilgisayar kullanıyordu da çocuklarla internete girme sorunu olmuyordu. İki kardeşten erkek olanı bu hakkı kendine verilmiş sayıyordu. Pelin arada bir facedeki sayfasına bakıp çıkabiliyordu ağabeyi izin verdiği ölçüde tabii ki! Bu gece yılbaşı gecesiydi, Pelin in hayali sevdiği arkadaşlarıyla kız kıza bir yılbaşı gecesiydi. Böyle bir izni asla alamazdı. Annesi izin verse babası vermezdi. O nedenle hiçbir zaman gündeme getirmemişti bu konuyu Öğle yemeği sonrası annesi mutfaktan çıkmamış, akşam için yemekler hazırlamayı sürdürmüştü. Akşama doğru telefon çaldı. Arayan Abidin Bey idi. Eşine akşam için yeni yılı dışarıda baş başa kutlayacaklarını söyledi. Rahşan Hanım, bütçelerini sarsacağını ve buna hiç gerek olmadığını söyleyerek itiraz ettiyse de kocası onu ikna etti. Abidin Bey in patronu Samet Bey, önceden beş yıldızlı bir otelde yer ayırtarak parasını da yatırmıştı. Üstelik o gece hayranı olduğu sanatçı da o otelde sahne alacaktı. Son anda dünürleri yemeğe 15

16 davet edince zaten limoni olan araları açılmasın, ilişkileri gerilmesin diye rezervasyonu iptal ettirmek istemiş ama başarılı olamamıştı. Çalışmasını çok beğendiği müdürlerinden Abidin Bey in adına çevirmişti rezervasyonu ve ona sürpriz yapmıştı. Abidin Bey de uzun zamandır eşine hediye alamamanın, dışarıda yemeğe götürememenin üzüntüsünü yaşıyordu. Bu teklife çok sıcak bakmıştı. Diğer müdürler Abidin Bey e Hadi yine iyisin! diye gülerek takılıyorlardı ama içten içe de kıskandıkları seziliyordu. Bu müjdeyi zaman geçirmeden eşine iletmişti. İşten de erken çıkacaktı. Akşam için hazırlıklarını yapacaktı. Eve gelmeden Berber Ali ye uğradı. Rahşan Hanım da yemekleri pişirdikten sonra banyosunu yapıp kuaförüne gitti. Pelin le Gürkan birbirlerine baktılar. Akıllarından aynı şey mi geçiyordu acaba? -Ağabey, ikimiz de yalnızız bu gece. Aklımdan bir şey geçiyor ama -Pelin, Burcu yu arar mısın? Başka kız arkadaşlarını da ara. Yemekler de hazır zaten. Bu geceyi sen arkadaşlarınla ben de en azından Burcu yla beraber geçiririm. Pelin samimi olduğu birkaç arkadaşını davet etti, Burcu da ailesinden izin aldı. Akşam yedi sularında Pelin lerde toplanılacaktı. Pelin de Gürkan da o kadar mutlu oldular ki kelimeler sevinçlerini anlatmakta yetersiz kalır. Rahşan Hanım, kuaförden döndüğünde saçı, makyajı harika görünüyordu. Kardeşinin nişanında giydiği tarçın rengi giysisini de giyince muhteşem bir kadın oldu. Abidin Bey, eve geldiğinde oldukça neşeliydi. Karısına iltifatlarda bulundu. Çocuklarını öptü ve onlardan özür diledi. Eğer patronu iki kişilik davetiye vermeseydi asla böyle bir bütçe ayıramayacaklarını, çocuklarıyla olmak istediğini ancak eşini de uzun süredir işlerinin yoğunluğu yüzünden ihmal ettiğini anlattı. Abidin Bey, çocuklarının üzüldüğünü sanıyordu. Oysa onların plânları çoktan hazırdı. Sonuçta herkes mutluydu. Anneleri ve babalarını yolcu ettikten sonra iki kardeş gece için bütün hazırlıkları gözden geçirdiler. İlk gelen Burcu ydu. Zaten sonraki gelecek olanlar Gürkan ın umurunda değildi. Burcu ya bebeklik albümünü göstermeye başlamıştı bile İkiz kardeşler Hülya ve Selma geldiler az sonra Arkasından da sınıfın en uçarı kızı Gülçin gelince muhteşem beşli tamamlanmıştı. Hazırlanan mükellef sofrada karınlarını neşe içinde doyurmuşlardı. Pelin bu gece çok hamarattı, mutfakla salon arasında mekik dokurken hiç de şikâyetçi değildi. Arkadaşları da gelirken pasta getirmişlerdi. Saat tam 24 olduğunda pastalarını kestiler. Hepsi birden Hoş geldin yeni yıl! Diye bağırdılar, kahkahalar atarak yeni yılı karşıladılar. Pelin, Sertap Erener i taklit ederek onun Yeni Bir Aşk şarkısına playback yaptı: Bu sene iyi geçmedi söylemem lazım Kader beni seçmedi ama görmemem lazım Belki birden bire yeniden başlamam gerek Eskiden taptığımı bugün taşlamam gerek Yeni bir aşk, yeni bir iş, Yine gülecek bir neden lazım! Yeni bir haber, yeni bir kader, Bunlar için bana şans lazım! Yeni bir duruş, yeni dokunuş, Tek tek keşfetmem lazım! Yeni bir hayat, gerisi bayat, Kendime yeni bir ben lazım! Günler güzel geçmedi unutmam lazım Asıp yüzümü kalmışım, azıcık kırıtmam lazım Hep içime atmışım anlatmam gerek! Hepsini bir kazana atıp toptan kaynatmam gerek! Arkadaşları Pelin i yürekten alkışladılar. Çocuklar arkadaşlarıyla sevdikleri şarkıcıların parçalarını dinlerken gece iki sularında anne ve babaları geldi eve. Annelerini uzun zamandır böyle mutlu görmemişlerdi. Kadıncağız ilk kez iki kadeh şarap içince sarhoş olmuştu. Elindeki kırmızı goncayı okşarken Rahşan Hanım ın dilinde de geceden kalma şarkı vardı: Bu akşam hüzünleri evde bıraktım, körkütük sarhoş oldum elimde değil ESKİTİLMİŞ İKİ DAMLA GÖZYAŞI Siyah- beyaz fotoğrafla Ahizenin diğer ucundaki sesten ibaret Renklendirdiğin hayaller Donmuş bir gülüşe, Nereye baktığını bilmediğin Göl durgunu bakışlara âşıksın. Gözlerinde oynaşan pırıltılardan, Teninin sıcaklığından uzak Gizemli resimdir ıssızlığında tutulduğun Ne sadece mekanik ses, Ne ışıltıdan yoksun nazar, Ne de rüzgâra küs gülümseme Etten kemiktendir oysa Gülen çizgileri İnlemeler taşır içinde O soğuk resmin ardında Dört mevsim sıcak bir kalp, Ayazda üşümüş eller. Bahardan yaza dönüşler, Gizli gizli hıçkırıklar Duyamadığın gülüşler var. Eskitilmiş iki damla gözyaşı Göremediğin! 16

17 Harika Ufuk sanatçılardan bir kaçı, tabi daha birçok sanatçı var. Sanat tarihi, bu konuda çok zengin. Bunlar ekspresif, dışavurumcu renkçi ve soyut anlayışla resim üreten sanatçılar. Ben de bugün bu anlamda resimler üretiyorum ama benim resimlerimde daha farklı şeylerde söz konusu; ben daha fantastik ve belki daha sürrealist bir yorumla uyguladığım değişik simgelerde kullanıyorum resimlerimde. Bunlarda benim resim anlayışımın temellerini oluşturuyor, bu da bugün benim geldiğim nokta. Resim ciddi ve uzun soluklu bir serüven; bundan sonra da nerelere varacağımızı tabi şimdiden kestirmemiz kolay değil. Resim öyle sonsuz ve üretime ve yaratıma o kadar açık bir sanat dalıdır ki; büyük bir heyecanla, hiç durmadan yeniden bir şeyler yapmak için çalışıyoruz. Yani bu inanılmaz bir şey; bu enerjiyi, bu üretimi başka bir şeyde hissetmek çok zor olsa gerek. Onun için ben resimle uğraştığım için çok keyif alıyorum. Resminiz özgün simgeler üstüne kurulu, simgeler bütününde gelişen resminizi biraz ayrıntılayabilir misiniz? GÜLTEKİN SERBEST LE SÖYLEŞİ Mira Koldaş 1955 yılında Yugoslavya'nın Prizren kentinde doğdu.1978 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre İtalya ve Yugoslavya'da galeri ve müzelerde araştırma inceleme yaptı. Çalışmalarını New York'ta sürdüren sanatçı onyedi kişisel sergi açmış ve çok sayıda karma sergiye katılmıştır. Özel ve resmi koleksiyonlar ile ABD'de eserleri bulunan sanatçı Çağdaş Sanatlar Vakfı kurucularındandır ve halen bu vakfın genel sekreterliğini yapmaktadır. Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği'nin de üyesi olan sanatçı, çalışmalarını Ankara'daki atölyesinde sürdürmektedir Sanat uğraşınızda sizi etkileyen kimlerdir ve hangi düşünce ve sanat akımları sanatınızın gelişiminde öne çıkmıştır. Ve Gültekin Serbest sanata nereden ve nasıl bakıyor? Beni sanatçı olarak ilk günden itibaren etkileyen birçok sanatçı ve akım var. Tabi sanat tarihi zenginliklerle dolu, sanatçılar çok değişik akımlara öncülük etmişler, ilginç eserler oluşturmuşlar. Tüm bunlar, bize tüm yaşayan günümüz sanatçılarına birer yol gösterici ve örnektir. Tabi bu akımlardan etkilenmek bütün sanatçılar için mümkün. Bu akımlar bize yol gösterici, bu akımlardan etkilenmek dışında bugün kendi varlığımız ve yarattığımız, kendi ulaştığımız yol da çok önemli. Bu akımlardan ne kadar sıyrılırsak o kadar kendimiz oluruz. Bu bağlamda; beni etkileyen bazı sanatçıları sayabilirim; Van Goah benim için çok önemli bir sanatçı, Gauguin, Gustav Climt yine beni etkileyen Her sanatçının resim yapmak için bir bahaneye ihtiyacı vardır. Çevresinde bütün yaşayan varlıklar, insanlar gibi işte sanatçılar da çevresinden ve gördüklerinden etkilenir; bu çok doğaldır, böyle de olması gerekir. Ben de uzun resim serüvenimde; 30 yıla yakındır devam eden profesyonel resim hayatımda çevremden ve gördüklerimden etkilendim ve bunlar resimlerime yansıdı. Dediğim gibi; resim yapmak için bir bahaneye ihtiyaç var. Bu bahaneyi sanatçı kendi çevresinden, kendi gördüklerinden bulmak ve çıkarmak zorundadır. Ben profesyonel resim yapmaya başladığım zaman; ilk olarak belki Türkiyede de ilk defa muz ağaçlarını, muz yapraklarını resme konu aldım. Onlar beni çok etkiledi. Alanyada bizim yazlık evimiz vardı. Muz ağacı ve muz çiçeği görüyordum. İnanılmaz etkilendim ve onlarla başladım. Yani profesyonel anlamda onlar çok ilginç şeyler yaratıyor bende. Muz yaprakları; çok hoş ve estetik bir kadın biçiminde, o köklerden çıkan muz meyveleri erotik çağrışımlar yapıyor ve böylece muz ağaçlarını incelemeye başladım. Bir sanatçı; çizdiği biçimin, formun detaylarına girmeli ve onu anlamalıdır; ve bu sebepten dolayı da bu konuda eksper oldum diyebilirim. Ne zaman, nerde, nasıl yetişirler... öyle enteresan şeylerle karşılaştım ki, mesela her muz ağacının bir yıllık bir ömrü olduğunu, ertesi yıl dibinden çıkan filizinin o filizin yerini aldığını öğrendim. Bu tarz şeyler beni daha da çok heyecanlandırdı. İşte o anlamda resimlerimi ürettim. Muz meyveleri de resimlerimde yer aldı. Muz meyvesinin kabuğunun o kavisli formu beni daha sonra kayıklara yöneltti. Böyle ilginç serüvenlerle resim hayatım devam ediyor. Daha sonra beni biçim ve form olarak çok etkileyen bir bitki olan ayçiçeklerine ciddi bir dönüş yaptım ve ayçiçekleri ile ilgili araştırmalar yaptım. Ayçiçeği bana inanılmaz heyecanlar verdi; çünkü biçim ve form olarak muzdan sonra beni çok etkiledi. Üretken, doğurgan inanılmaz safhaları olan yani çiçek olmasından tutunda kuruyup o çekirdeğini verdiği safhaya kadar sekiz on safhası olan ve her safhasında çok güzel, çok estetik form yaratan bir bitki. Onlardan etkilendim, uzun süre onları çizdim hala da 17

18 çalışıyorum. Tabi bu ayçiçekleri resimlerimde yine soyut ve dışavurumcu bir anlayışla çalışırken daha sonraları bu ayçiçekleri değişik formların ve değişik hastalanırsın dedi ve bana bu sanatçıların yanlarında taşıdıkları portatif sehpalardan verdi. Ben oraya oturdum ve sohbet ettik. Bana en son o sehpayı, mukavvayı, resim eşyalarını nereden bulabileceğimi anlattı ve ben o heyecanla eve gelip her şeyi anlattım, o eşyalar bana alındı ve ben o bütün yaz boyunca resim yaptım. Ve hala o ilk sehpam ve o yaz yaptığım 1960 imzalı resimlerden bir kaçı şu an hala atölyemde durur. O yaşlı amca beni resme iten en önemli insanlardan biriydi ve kendisi Eşref Üren di. Sanat hayatınız sonra nasıl devam etti? yapıların içinde kullanmaya, onları birer canlı portre gibi kullanmaya başladım. Onlar, kendi topraklarımızdan yani bizden kaynaklanıyor, bizden bir sanatçının kendi topraklarından beslenmesi düşüncesi bende çok hâkim bir görüş olarak vardı zaten. Yine kendi tarihimizi, kendi topraklarımızda yaşayan uygarlıkları, ülkeleri de araştırdım. İşte bu süreç içinde biçim ve form olarak Osmanlı ve Selçuklu kemer biçimi pencere, kapı ve daha değişik şeylerde kullanılan biçimler beni çok etkiledi. Onlar resimlerime girmeye başladı. Onlar girdikten sonra resimlerimde iki boyutluktan üç boyutluğa değişik derinlikler ve değişik kapılar açıldı diyebilirim. İlk serginizi ve ilk heyecanlarınızı paylaşır mısınız? Ben ilkokuldan beri resimle ilgileniyorum. Ben şanslı bir sanatçıyım ilkokul ortaokul ve lise süresince hocalarım hep benim resme olan ilgimi ve yeteneğimi fark ettiler ve beni hep teşvik ettiler. Bu çok hoş ve teşvik ediciydi tabii ki. Ben ilkokulda sürekli resim derslerini iple çekiyordum ve bol bol resim yapıyordum. Ben Kurtuluş İlkokulu, Kurtuluş Ortaokulu ve Kurtuluş Lisesin de okudum. İşte ilkokul 4. sınıfı bitirip 5. sınıfa geçtim ve o sene beden hocamız bizi yeni kurulan tam okulumuzun karşısındaki Kurtuluş Parkına götürüp koşturuyordu. Bir gün gittik ben bir iki koşuyorum ama orada şövalesinde resim yapan yaşlı amcayı gördüm ve çarpıldım o an, neyse bir kaç tur attım ve sonra kendimi bir köşede yaşlı amcayı izlerken buldum. O mukavva üzerine Hacettepe Üniversitesi ve Hastanesinin resimini yapıyor ben de çıldırıyorum heyecandan. Bu böyle bir kaç sefer daha devam etti ben bu beden dersleri gelsin diye sabırsızlanıyordum, neyse bir gün gene koşuya gittik gene yaşlı amca orada oturuyordu, ben gene üçüncü turdan sonra gittim yanında bir taşa oturdum onu izlemeye başladım. Yaşlı amca bana döndü ve Sen resmi seviyor musun çocuk? diye sordu, ben tabi bir cevap vermişimdir, sonra tekrar dönüp; Taşa oturma, Sonra bir süre eşimle birlikte İtalya ya gittik. Orası beni çok etkiledi, müzeler falan orası beni çıldırttı. Hatta orada oka dar etkilendim ki büyük ustaların eserlerinden vs... ben bir süre şok geçirdim. Türkiye ye döndüm ve resim yapamadım 6 ay kadar. Çok iyi işler yapılmış, biz ne yapacağız bundan sonra diye ama meğersem çok insan kapılırmış bu duyguya. Ama tabi onun öyle olmadığını anladım, daha yapacak çok işler vardı. Sonra Amerika da New York ta bulundum bir süre. Benim için İtalya dan sonra ikinci bir okul gibi oldu. Bir sanat kenti. Orada çok çalıştım ve bir de sergi açtım. O sergiden sonra diyebilirim ki Türkiye ye dönüşüm benim sanat hayatımda çok önemli bir dönüşüm ve profesyonel olarak işler üretmemin başlangıcı oldu. Eşiniz de sanatçı, aile içi dengelerin sanatınıza katkıları ve engelleri neler acaba? Eşim sanatçı ve önemli bir sanatçı; Ankara Devlet Operası Baş Piyanisti. Onun da çok yoğun bir çalışma temposu var, yurtiçinde ve yurtdışında sürekli konserleri oluyor. Tabi kolay bir yaşam değil. Ama eşim bir sanatçı olarak beni çok iyi anlıyor, çok ciddi anlamda destek oluyor. Yani o anlamda hiç bir problem yaşamıyoruz. Ama gerçekten kolay bir şey değil; ben atölyemde çok yoğun bir şekilde çalışıyorum o da aynı şekilde çok yoğun oluyor falan ama problem olmuyor, bu konuda çok bir düşünüyoruz. Hatta oğlumuzda şimdi Hacettepe Devlet Konservatuarı nda Viola Sanatçısı. Şimdi Üniversite 3.ü sınıfta ve o da çok yoğun bir tempo içinde bizimle beraber. Zor ama keyifli bir hayat bizimkisi. Sanatçı bir aileyiz, yaptığımız işler çok güzel olduğu için, ürettiğimiz için birbirimize destek oluyoruz ve bundan da keyif alıyoruz. Cumhuriyet in Türk Sanat ına etkileri sizce neler? Cumhuriyet bizim için çok önemli. Bizim resim üretimimiz Cumhuriyet le başladı. Öncesi Osmanlı ya dayanır. Meşrutiyet ten sonra yer yer padişahların sanata ilgisinden dolayı bir şeyler yapılmıştı. Osmanlı sadrazamları, bazı sanatçılar; Osman Hamdi ler, başka sanatçılar daha önce Fransa ya gitmişler ve Avrupa resim sanat geleneğini Osmanlı ya getirmişlerdir. Resim üretmişlerdir, resim yapan padişahlar vardır. Burada asıl konu şu; İslam geleneğimizin bir takım yanlış yorumlanma biçimleri, resim sanatımızın çok daha önce başlamasını engellemiştir. Ondan sonra 18

19 bizim ivme kazanmamız Atatürk Devrimleri yle birlikte olmuştur. Onun için bizim resim geleneğimiz yenidir. 80 yıllık Cumhuriyet le eşdeğerdir diyebiliriz. Bir yıl, 20 yıl geriye atabilirsiniz o da serpiştirilmiş şekilde. Asıl biz devrimlerle birlikte ivme kazandık. Bizim için Atatürk ve Cumhuriyet çok önemlidir; bütün sanatçılar ve Türk insanı için bu böyledir. Avrupa resim sanatı ile geç tanışmamız belki olumsuz gibi görülüyor ama ben bunun bir olumlu olduğunu düşünüyorum. Bu gecikmeyle; bence Türk Resim Sanatının, Avrupa Sanatı nın direk etkilerinden kurtulma ve sıyrılma şansına sahip olduk. Benim resim anlayışımda; kendi özgün tavrımı ve Çağdaş Türk Resminde bir Türk sanatçının kendi stilini, tavrını bir Türk sanatçı olarak yürütme tavrım vardı. Yani o anlamda da bir uğraş veriyorum. Bunu da bizim kendi özgün Çağdaş Türk Resmini, Türk Sanatı nı yaratmada bir şans olarak değerlendirmek gerekiyor; çünkü Avrupa Resim Sanatı nın direk etkisinde kalma, onları taklit etme aşamasında tabi bir anlamda kalıyoruz; ama bu konuda en azından onların resim geleneğini birebir sürdürme anlamında daha az yaralarla kurtulduğumuzu düşünüyorum. Cumhuriyet ve devrimlerle birlikte bunu bir avantaj haline getirdik. Bir sanatçı olarak Ankara da yaşamak nasıl ve Ankara nın Türkiye genelinde sanatın neresinde durduğunu ve sizin sanatınızı nasıl etkilediğini anlatır mısınız? Ben bir defa Ankara da yaşamaktan Ankara da bir sanatçı olmaktan son derece gururluyum. Ve şunu da kesinlikle söyleyebilirim; Ankara Türk Sanatın da hem sanat için hem de sanatçı için çok önemli bir kenttir. Ankara yı özellikle çok seviyorum. Bugüne kadar ne kazandıysak, ne aldıysak, ne üretiyorsak Ankara da yaşamaktan dolayı olduğunu ve de Ankara ya borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Onun için Ankara nın Türk Sanatın da ve Türk Sanatçısın da Cumhuriyet ten ve Atatürk devrimlerinde sonra çok önemli bir yeri vardır. Ve gururla söyleyebilirim ki ben Gazi Eğitim Enstitülü bir sanatçıyım ve şunu da söyleyeyim Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü bugünkü adıyla Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Türk Sanatın da önemli bir yer teşkil ediyor. Hatta diyebilirim ki şuan birincidir; çünkü ilk olarak İstanbul da Sanayi-i Nefise Mektebi şimdiki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi vardı, oda Osmanlı mirasından bize kalmıştı. Onun dışında Cumhuriyet le birlikte kurulan ilk sanat kurumu Gazi Eğitim Enstitüsü dür ve ciddi anlamda bugün isimlerini saymaktan gurur duyduğum hocalarımız; Türk Resim Sanatı na imzalarını koyan sanatçı hocalarımızı, arkadaşlarımızı ve önemli isimleri yetiştirmiştir. Bu bizim için bir gurur kaynağıdır. Dediğim gibi Ankara nın Türkiye deki resim sanatına katkısı çok önemlidir. Sanatsal örgütlenmeler konusundaki çalışmalarınızı biraz açıklayabilir misiniz? Ben; Ankara nın Türk Sanatı nda önemli bir yeri olduğunu belirleyecek mücadeleyi sanatçılığımın yanında diğer örgütlerde de veriyorum. Ben uzun süre Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği'nin Başkanlığı nı yaptım. Türkiye de ve Ankara da önemli bir girişiminde öncü kuruluşu olan; Çağdaş Sanatlar Vakfı nın kurucusu ve başından beri de yönetim kurulu genel sekreteriyim. Bu anlamda da Cumhuriyet in başkenti Ankara ya ciddi anlamda eksikliğini hissettiğimiz Çağdaş Sanatlar Müzesi ni kazandırmak için çalışıyoruz. Buda Ankara nın önemli bir kent olduğunu ispatlamaktan başka bir şey değil ve zaten böyle de olması gerekiyor. Çok ciddi olarakta bunun mücadelesini veriyorum. Onun dışında da Ankara da Ankara nın ciddi bir sanatçı ve sanat potansiyeli olduğunu ispatlamak için bu sene 12.sını düzenleyeceğimiz Ankara Sanat Fuarı nı ÇAĞSAV olarak AnkArt 2012 yi Nisan 2012 de açacağız. Bunlarda Ankara nın sanat ve sanatçı kenti olduğunu gösteriyor. mi? Bir Prizrenli olarak Prizrene hiç geldiniz Prizren e birkaç kez geldim. Biz orayı her zaman büyük bir özlem ve sevgiyle anıyoruz. Ve o duygumuzu hiç kaybetmedik. Prizren, hem Balkan sanatına, hem Türk sanatına çok önemli şairler, edebiyatçılar ve ressamlar kazandırmıştır. Türkiye deki insanların gözünde çok önemli bir Türk şehridir; Prizren. Prizrende sergi açmayı düşünüyor musunuz? En çok düşündüğüm şeylerden bir tanesi Prizren de sergi açmaktır. Ama bugüne kadar hiç kısmet olmadı. Ancak en kısa zamanda Prizren de memleketimde böyle bir sergi açmayı düşünüyorum. Çünkü orada hala hem dostlarım hem akrabalarım var. Orayla bağlantımı hiçbir zaman kesmedim. Bir tablomda Prizren i çizmeyi çok istiyorum; şöyle ortasından ak derenin geçtiği, onun üzerinde taş köprü ve Sinan Paşa caminin bulunduğu bir resim. Prizrenli ressamların resimlerini nasıl buluyorsunuz? Prizrenli ressamları yakından takip etmeye çalışıyorum. Özellikle Türkiye ye gelip sergi açan ressamlarımızı. En beğendiğim ressam Ethem Baymak tır, diğerlerinin de katıldım ancak pek beğendiğimi söyleyemem. ÜŞÜYORUM Tut yüreğimden hadi Sarıl sıcacık sıkıca sarıl Bir elinle yüreğime dokunurken Boynuma dokunan kollarınla göğsüne sar Üşüyorum bırakma beni Kartalın rüzgara yüreğini bıraktığında Sonsuzluğa kanat çırparak kucaklar ya Diken gülle bir bütün olup Bırakmamacasına sarar ya 19

20 İşte öyle sarıl Üşüyorum bırakma beni Hüsniye Yıldız İnci Gürbüzatik CİĞERDELEN Tombul, kirli kollarını pervaza dayamış, boyun eğmiş başı ellerinin arasında, evlerinin sokağa bakan penceresinden, amaçsız, öylesine suskun, boş boş bakıyordu yola. Öğle uykusuna mahkum, içine tıkıldığı bu sıcak, sevimsiz odada uyumayacağı kesindi. Hüzünle bakan gözleriyle sokaktan hiç olmazsa bir satıcı, tanıdık biri, bir komşu, bir arkadaş, bir kuş, bir kelebek olsun geçer belki diye bekliyordu. Ağustosböceklerinin bahçelerdeki canhıraş curcunasından başka bir ses duyulmayan sokaktan inadına bir tek canlı geçmiyordu işte. Hava sıcaktı. Beyin pişiren sıcaktan. Annesinin ekmeğin içine doldurup eline tutuşturduğu ciğer kavurmasını üç-beş ısırıktan sonra yiyememiş koltuğun döşemesinin üstüne bırakmış, sonra da pis pis bakmıştı ciğere. "Aptalkafa" deyip, vurmuştu güneşten sararmış kafasına."aptalkafa." "Ne vardı acıkacak, ne vardı eve gelecek? İşte böyle kapana girersin. Bok ye ciğer kavurması yerine, bok ye. Zıkkımın kökünü ye! Şimdi bu rezil saatleri nasıl geçireceksen geçir bakalım." Kokuyu alan aç bir kedi, ya da fare gibi kendi ayağıyla tıpış tıpış gelmişti. Annesinin yemekten sonra o'nu dışarıya o haylaz, arsız, baştan çıkartıcı, terbiyesiz, kendisine kötü şeyler öğreten arkadaşlarının yanına salmayacağını söyleyişini, ekmek arası ciğer kavurması elinde, sessizce dinledi. Hiç cevap vermedi. Vermedi, çünkü bağırmanın ağlayıp yalvarmanın çare olmadığını, annesini, öğlenin bu sıcağında, sokak izni konusunda kandıramayacağını biliyordu. "O", Nuh dedi mi peygamber demezdi. Yaltaklanması ya da sevimli görünmesi daha tehlikeliydi. O zaman annesi onun şımardığını anlayıp sevimli bulursa birden atılıp yakalar, kucaklar, yanaklarından öpüp, koklayarak mıncıklar, bağrına basar, sıkar, sıkardı. Bu kadarla da kalmaz, o gün de, ertesi gün de, evden dışarı salmaz, gözünü üstünden hiç ayırmazdı. Annesine sevimli görünme aptallığını pek çok kez yaptığından artık akıllanmıştı. Onunla ilişkilerinde şimdi biraz daha ciddiydi. O yüzden mahkumiyetini de olgunlukla kabullenmiş, boyun eğmiş ama odaya başı dik, karşı koymadan, onurlu bir tutsak gibi elinde ekmek arası ciğeriyle girmişti. İştahı çoktan kaçmıştı. "Annem'den, bu sıcaktan, bu kapana kısıldığım öğleden sonra saatlerinden, ciğerden, bu odadan,bu pencereden, yolun tenhalığından, geçenden de, geçmeyenden de nefret ediyorum" diye söylene söylene bakmaktaydı özgürlüğe açılamayan penceresinden Hava sıcaktı. Vıcık vıcık, buram buram sıcaktı, bir o kadar da durgun. Yakıcı da olsa yel esmiyor, bir tek dal, yaprak kıpırdamıyordu. Evlerinin duvarından mucizevi bir biçimde çıkıp da büyümüş bodur incir ağacının, yapışkan, tatlı kokusunu belli belirsiz duyumsadığında, dere altındaki gölgelikte balık avlamakta olan arkadaşlarını hatırladı. İçi "cizz" etti."cızzzz." Duvarlarının çivit boyalı badanası ile uyuşuk bir uyum içinde olan tütün renkli kadife koltuklarla, içinde annesinin çeyizlik renkli su takımlarının, sürahilerin, fincanların, pembe lokumlukların olduğu büfesi ile her şeye karşı soylu bir oda, bir evdi burası. Ama o' nun için hiç bir anlam taşımıyordu. O, şimdi kendi kendisiyle de hiç konuşmadan, bir tek söz söylemeden yalnızca arkadaşlarının yanında olmaktan başka bir şey istemiyordu. Tembel tembel, köprü altındaki duvarın üstüne uzanmak, hatta burnunun, başının üstünde ısrarla döneleyip vızıldayarak dolanan, yüzüne gözüne konmaya çalışan yeşil gözlü at sineklerine bile aldırıp elini kaldırmadan, öylece yatıp uzanmak istiyordu. Uyumak istediği yer burası değil orasıydı. "İncir üzüm errrrr errrr errrr er, İncir üzüm, eeer eeeeer eeeeer eeeeer," diyerek, bütün gün öten, incirleri üzümleri -sankierdirip olgunlaştıran ağustosböceği seslerinin, orada kendisine ninni gibi geleceğini de biliyordu. Derenin serin sularında balık tutmanın zevki ürpertti bedenini. Misinanın ucundaki kancaya geçirilen sineklerle, tutulan balıkların keyfi, pencereden neredeyse atlatacaktı onu. "Keşke kanatlarım olsaydı. Ne güzel uçardım" diye mırıldandı umutsuzca Baktı aşağıya, çok yüksekteydi. En iyisi örümcek adam olmak, duvara vantuzlu elleri, ayaklarıyla yapışıp inmekti. Kapının kilidini hiç denemedi zira anahtar yuvasına girdikten sonra iki kere dönmüştü ya. Ahhh, derede balık tutuyor olsaydı. Köprü altında arkadaşlarıyla. O pis kokulu izbe köprü altında. Köprü altı açık hava helasındaki insan boklarının üstünde kendilerinden geçmiş, mest bir biçimde vızıldaşıp, keman çalan yarı sarhoş, iri, yeşil fosforlu kurt sineklerini avlamak öyle kolaydı ki. Önce eller yan tutulmuş bir kepçe gibi hafifçe çukurlaştırılarak sineklerin yuvalandığı," vınnn vınnn" öterek konup kalktığı pisliklerin yanına sinsice yaklaşılır, avuç, sineklere hakim bir noktada tutularak soluksuz biraz beklenir, sonra bir mermi hızıyl, bir kapan gibi yumulup kendilerini bekleyen tehlikeden habersiz vızıldaşıp vıngıldayan sinekler avlanırdı. El çabukluğu, yetenek, beceri, deneyim, ustalık isteyen önemli bir işti orada sinek avlamak. Zira sineği avlayacağım diye elini, elin bokuna batırmak da vardı işin ucunda. Yeşil fosforlu sinekler boku teğet geçerek hızla, çabukça yakalanmalıdır. İşin özü budur orada. Yavaşça yaklaşacak hızla kapacaksın. Artık Allah ne verdiyse. Onları bir kere yakaladın mı avucun içinde tek tek, tespih gibi yuvarlayıp kafasından, iki gözünün üstünden hafifçe bastırıp çıtlattıktan sonra kancaya geçirmek de ayrı bir zevktir hani. Eğer sineği gözünden 20

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz.

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı Mutfak Etkinliği Sohbetler Yaşayan değerlerimizden Doğruluk ile ilgili sohbet ediyorum. Sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız konulu sohbet

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz Son harflerini vurgulayarak okuyunuz. bak çak fak gak hak kak pak sak şak tak yak bek dek kek pek sek tek yek bık çık sık tık yık cik bas has kas mas pas tas yas kes ses pes fıs kıs his kis pis sis pus

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

AYLIK BÜLTEN MAYIS 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN MAYIS 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN MAYIS 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ HAZIRLIK SINIFI ÖĞRETMENİ : TÜLAY DÖNMEZ 5 YAŞ SINIFI ÖĞRETMENİ : GÜLAY ÇELİKOK

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

KIRMIZI KANATLI KARTAL

KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Şiir 1. basım Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

İLKÖĞRETİM OKULU 2-/A SINIFI TÜRKÇE DERSİ İLKOKUMA YAZMA ÖĞRETİMİ KURSU PLANI

İLKÖĞRETİM OKULU 2-/A SINIFI TÜRKÇE DERSİ İLKOKUMA YAZMA ÖĞRETİMİ KURSU PLANI Ekim İLKÖĞRETİM OKULU 2-/A SINIFI TÜRKÇE DERSİ İLKOKUMA YAZMA ÖĞRETİMİ KURSU PLANI AY GÜN SÜRE/dk KAZANIMLAR KONU / Yapılacak Çalışma Yazma Kurallarını Uygulama: e sesini öğreniyorum. 1. Yazmaya hazırlık

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican

Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican Bilim Çocuk dergisinin 158. sayısının ekidir. Yalnızca Fotoğrafları Kullanarak Bir Öykü Anlatın Yalnızca fotoğrafları kullanarak bir öykü anlatmaya ne dersiniz? Söz gelimi

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan,

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan, Yücel Terkanlýoðlu Onaylayan Administrator Cumartesi, 23 Þubat 2008 Son Güncelleme Pazartesi, 27 Ekim 2008 Besteciler.org HTML clipboard Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Tuğrul Tanyol Beyaz at Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Karanlık avlularda oturdum İçimde vahşi tamtamları inlerken ölümün Tüm putların

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý.

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Aðaçlar gördüm yeryüzü yaþýnda; Gölgesinde yaz uyur, kýþ uðuldar baþýnda.

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı Resimleyen: Ferit Avcı Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Bilmece DEYİM VE ATASÖZLERİ 2. basım Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 DEYİM VE ATASÖZLERİ Resimleyen: Ferit Avcı www.cancocuk.com

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

PAPATYALAR ve PARLAK YILDIZLAR SINIFLARI ŞUBAT AYI BÜLTENİ

PAPATYALAR ve PARLAK YILDIZLAR SINIFLARI ŞUBAT AYI BÜLTENİ PAPATYALAR ve PARLAK YILDIZLAR SINIFLARI ŞUBAT AYI BÜLTENİ KAVRAMLAR *Büyük küçük orta *Sivri-küt *Önünde-arkasında *Alt-üst-orta *Altında-üstünde-ortasında *Arasında *Renk kavramı: Kahverengi, gri *Sayı

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MART AYI 3. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MART AYI 3. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MART AYI 3. HAFTASINDA NELER YAPTIK? SERBEST ZAMAN Çocuklara sporun önemi anlattık ve her sabah spor yaptık. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmenenimizin rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri. Sohbetler

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri. Sohbetler Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *19-22 Nisan Dünya Kitap Günü hakkında sohbet ediyoruz. *Kitap nedir? *Kitap ne işe yarar? Faydaları nelerdir? *23 Nisan tarihi

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış Resimleyen: Reha Barış Koray Avcı Çakman FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 1. basım Koray Avcı Çakman FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ Resimleyen: Reha Barış 2010 yılında İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Özel gereksinimli çocuklar

Özel gereksinimli çocuklar Özel gereksinimli çocuklar Spor becerileri yolu ile toplumsal yaşama uyum ve katılımlarını sağlamak Mutlu ve üretken bireyler olmalarına yardımcı olmak. Programımıza yaklaşık 70 sporcu devam etmektedir.

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI 23NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI Bitkileri tanıdık. Bitkileri gözlemledik. Bitki türlerini isimlendirdik. Bitkilerin

Detaylı

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 NİSAN AYINDA NELER ÖĞRENDİK? Çiçekleri tanıdık. Çiçekleri gözlemledik. Çiçek türlerini isimlendirdik. Çiçeklerin birer canlı olduğunu öğrendik. Farklı çiçeklerin

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU BULUTLAR SINIFI EYLÜL AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU BULUTLAR SINIFI EYLÜL AYI KAVRAM VE ŞARKILAR YAŞASIN OKULUMUZ Daha dün annemizin kollarında yaşarken Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken Şimdi okullu olduk Sınıfları doldurduk Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz. ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI

Detaylı

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır?

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır? İSTEK ÖZEL KEMAL ATATÜRK ANAOKULU MARTILAR SINIFI Mevsimler Geçtikçe Doğadaki Canlıların Yaşam Biçimleri de Değişir Konusu İle İlgili Neler Biliyoruz? Ece S. : Yaz mevsimi olunca hayvanlar daha da heyecanlanır.

Detaylı

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI 1 31 MART TEMA ÇALIŞMALARIMIZ Merakla ve sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyoruz..gelir umuduyla.. Bu ay temamız İlkbahar.. Kışı gördük, iliklerimize kadar yaşadık aylardır..

Detaylı

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen SEVGİ BAŞMAN: 1986 da Tokat ta doğdu. 2008 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü bitirdi ve ardından İngiltere ye yerleşip üç yıl öğretmenlik yaptı. 2012 yılında Keele Üniversitesi

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız ve hangi okulları

Detaylı

İhmal Amca DESTANLAR VE MASALLAR BOYALI KIRLANGIÇ. Masal. Resimleyen: Turgut Keskin

İhmal Amca DESTANLAR VE MASALLAR BOYALI KIRLANGIÇ. Masal. Resimleyen: Turgut Keskin İhmal Amca BOYALI KIRLANGIÇ Resimleyen: Turgut Keskin DESTANLAR VE MASALLAR Masal ihmal amca BOYALI KIRLANGIÇ Resimleyen: Turgut Keskin Yayın Yönetmeni: Samiye Öz Yayın Koordinatörü: Ali Ünal Kapak ve

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI

SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI ULAŞIM VE TRAFİK HAFTASI * Trafiğin tanımı yapıyoruz(yayalar,taşıtlar vb.) *Trafik işaretlerini öğreniyoruz. Trafik polisinin görevlerini öğreniyoruz.

Detaylı

AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ HAZIRLIK SINIFI ÖĞRETMENİ : TÜLAY DÖNMEZ 5 YAŞ SINIFI ÖĞRETMENİ : GÜLAY ÇELİKOK

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ ANAOKULU ÖĞRETMENLERİMİZ : TÜLAY DÖNMEZ : NURCAN SAYIN : FATMA ŞAHAP BRANŞ

Detaylı

İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI NİSAN AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI NİSAN AYI KAVRAM VE ŞARKILAR . BİR DİNAZORUM OLSAYDI Dili buzdolabına sığsaydı Burnu bacanın içinde Arkadaşlarımı çağırırdım Kek, kurabiye yapardım Hepsini dinazorum yiyince Buna hiç mi hiç şaşırmazdım Onunla birlikte yatardım Göbeğine

Detaylı

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Gökyüzü Hakkında Neler Biliyorum? Sorusuna arkadaşlarımızın verdiği cevaplar.

Gökyüzü Hakkında Neler Biliyorum? Sorusuna arkadaşlarımızın verdiği cevaplar. 04.12.2015 Denizyıldızı Sınıfı ndan Merhaba; Bu hafta, Gökyüzü ve Uzay konusuna giriş yaptık. Konumuzu Gökyüzü ve Uzay olarak iki başlığa ayırdık, bu hafta Gökyüzü konusunu işledik. İlk olarak gökyüzü

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK Resimleyen: Vaghar Aghaei cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri İç ve Kapak Tasarım: Gözde Bitir Tasarım Uygulama: Güldal

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı